PDA

View Full Version : Evrim



Pages : 1 [2] 3

mondas
31-10-2006, 20:15
Apandis, kalınbağırsağın baş tarafında, körbağırsakta bulunur. İçi boş solucanımsı bir uzantıdır; ortalama uzunluğu 8 santimetredir. Görevi bademciklerin ve lenf düğümlerinin görevine benzer;antikor üretir , kalınbağırsakta bulunan , mikropları yok ederek hastalık yapmalarını önlemeğe çalışır.

JoNaThAn
31-10-2006, 20:34
Vücudumuzdaki körelmiş ya da iz halinde kalmış yapılar şunlar:
1. Körbağırsak (apandisit, apandiks)
2. Kulak kası (toynaklıların ve yırtıcı etoburların kulak kepçelerini hareket ettirmelerine yarayan kas)
3. Kulaktaki Darwin çıkıntısı (kulağın üst kıkırdak kısmında bulunan küçük çıkıntı, şimdiye kadar ne işe yaradığı tam olarak kanıtlanmamıştır)
4. Kuyruk (kuyruk sokumu kemiklerimiz de körelmiştir)
5. Deri-kas bağlantısı (alın derisi dışında, deriyi hareket ettirmeye yarayan kaslarımız körelmiştir)
6. Vücut kılları (doğal ısı yalıtımına gereksinim azaldıkça, kıllarda da azalma görülür)
7. Gözdeki yarımay kalıntısı (çeşitli canlılarda, gözü kapatan üçüncü bir gözkapağı niteliğindeki bu zar, insanlarda gözün bir yanında ufak bir çıkıntı haline indirgenmiştir)
Bunlara ek olarak, yirmi yaş dişleri de, herhangi bir görevleri olmaması nedeniyle iz organlar arasında sayılmaktadır.

mondas
31-10-2006, 20:47
Vücudumuzdaki körelmiş ya da iz halinde kalmış yapılar şunlar:
1. Körbağırsak (apandisit, apandiks)
2. Kulak kası (toynaklıların ve yırtıcı etoburların kulak kepçelerini hareket ettirmelerine yarayan kas)
3. Kulaktaki Darwin çıkıntısı (kulağın üst kıkırdak kısmında bulunan küçük çıkıntı, şimdiye kadar ne işe yaradığı tam olarak kanıtlanmamıştır)
4. Kuyruk (kuyruk sokumu kemiklerimiz de körelmiştir)
5. Deri-kas bağlantısı (alın derisi dışında, deriyi hareket ettirmeye yarayan kaslarımız körelmiştir)
6. Vücut kılları (doğal ısı yalıtımına gereksinim azaldıkça, kıllarda da azalma görülür)
7. Gözdeki yarımay kalıntısı (çeşitli canlılarda, gözü kapatan üçüncü bir gözkapağı niteliğindeki bu zar, insanlarda gözün bir yanında ufak bir çıkıntı haline indirgenmiştir)
Bunlara ek olarak, yirmi yaş dişleri de, herhangi bir görevleri olmaması nedeniyle iz organlar arasında sayılmaktadır.

Eh bunlardan da evrim çıkarması yapılıyorsa daha ne diyeyim. Ben de birkaç madde ekleyeyim:

Saç: Hayatı devam ettirmek için gerekli olmayan bu kalıntıların bir takım doktorlar tarafından kafa derisini koruduğu düşünülse de ne işe yaradığı pek bilinmemektedir :gulen: .

Kaşlar: Yaşamı devam ettimekle ilgisi yok.

Koltuk altı kılları : Bunların da ne işe yaradığı çözülememiştir bazıları galiba bu da evrimle alakalı.

Başka yerdeki kıllar: NO COMMENT :gulen:

(şakayla karışık yazdım üsttekileri)

Yapmayın yahu

aldırın o zaman bademciklerinizi, aldırın amelliyatla apandisinizi ve aldırın kuyruk sokumunuzu ve daha diğer işe yaramayan uzuvlarınız varsa aldırın madem...

Seyfullah
31-10-2006, 21:29
Hatta ispat arıyorsanız evrimleşmesi yarım kalmış insanlar da var, istanbul trafiğinde bol bol görebilirsiniz...
ama konunun özünü anlayamıyorum, muhafazakar insanların buna karşı çıkmasını da anlayamıyorum...

Kitap'da sizi çamurdan yarattık yazıyor. Nasıl yarattığının reçetesi mi yazıyor?... Çamurdan hoppadanak insan çıkardık demiyor mesela...

Bunda evrim teorisine ters ne var ben anlayamıyorum.

Evrim diyelim ki var, yada diyelim ki yok, Netice?

Savunan niye savunur karşı çıkan niye karşı çıkar?

mondas
31-10-2006, 21:56
Hatta ispat arıyorsanız evrimleşmesi yarım kalmış insanlar da var, istanbul trafiğinde bol bol görebilirsiniz...
ama konunun özünü anlayamıyorum, muhafazakar insanların buna karşı çıkmasını da anlayamıyorum...

Kitap'da sizi çamurdan yarattık yazıyor. Nasıl yarattığının reçetesi mi yazıyor?... Çamurdan hoppadanak insan çıkardık demiyor mesela...

Bunda evrim teorisine ters ne var ben anlayamıyorum.

Evrim diyelim ki var, yada diyelim ki yok, Netice?

Savunan niye savunur karşı çıkan niye karşı çıkar?

Birileri karşı çıksın birileri de savunsun ki fikirler dökülsün ortaya. Yoksa gazete, dergi ve diğer tek taraflı yayın organlarını okuyup dinleyebiliriz. Evrim ve diğer konularda binlerce döküman bulmak mümkün rahatlıkla. Gidip onları okuyup fikirlerimizi kendimize de saklayabiliriz.

Forum interaktiftir bu nedenler fikirlerin çatışması normal.

istanbul 000
01-11-2006, 00:19
Eh bunlardan da evrim çıkarması yapılıyorsa daha ne diyeyim. Ben de birkaç madde ekleyeyim:

Saç: Hayatı devam ettirmek için gerekli olmayan bu kalıntıların bir takım doktorlar tarafından kafa derisini koruduğu düşünülse de ne işe yaradığı pek bilinmemektedir :gulen: .

Kaşlar: Yaşamı devam ettimekle ilgisi yok.

Koltuk altı kılları : Bunların da ne işe yaradığı çözülememiştir bazıları galiba bu da evrimle alakalı.

Başka yerdeki kıllar: NO COMMENT :gulen:

(şakayla karışık yazdım üsttekileri)

Yapmayın yahu

aldırın o zaman bademciklerinizi, aldırın amelliyatla apandisinizi ve aldırın kuyruk sokumunuzu ve daha diğer işe yaramayan uzuvlarınız varsa aldırın madem...

Kusura bakmayın ama Sayın Mondas eğer bu sözünü ettiğiniz kılların vücut ısısını korumakla ilgili olduğunu bilmiyorsanız söylenecek başka bir söz yok... Koltukaltı derinin en ince olduğu yerdir ve akciğerlerinize çok yakındır... Beyinin sıcak tutulmasının gerekliliği ile ilgili birşey yazma ihtiyacı hissetmeme gerek var mı acaba? ??????????????????? (Adetten olsun diye ondokuz soru işareti koydum ;) )

Ek: Peki ya kaşlar diyecek olanlar vardır. Hiç terlediğinizde gözünüze kaçtı mı teriniz? Ter vücudun deşarj olmasıdır ve tuzludur. Tuz gözü yakar. Acıtır. Kaşlar gözünüzü terden korur, bir nebze de olsa...

istanbul 000
01-11-2006, 00:49
İlginç olan şey tartışmalar bilimsel bir düzeyde olmuyor. Evrim bilimi kendine taban alan bir konu. Buna karşı çıkanlar ise ne yazık ki bilimsel bir noktadan çıakmıyorlar. Bilimsel bir tartışma da basit bir izlek vardır: biri çıkıp birşey iddia eder. Diğeri o iddiayı alır ve karşı bilgiler sunarak ve iddialar ileri sürerek çürütür. Sonra ilk başta birşey ileri sürmüş kişi ona karşı birşey ileri sürer. Burada olan ise sadece tek taraflı. Sn. Jonathan birşey ileri sürüyor. Ona karşı birşeyler yazıldığında kendisi yazılanları çürütmek üzere bilgiler sunuyor. Ama karşı taraf ona cevap vermiyor. Cevap vermek "Hayır işte, o öyle değildir, böyledir. Siz bilmiyorsunuz, ben biliyorum!" demektir.

Kuru kelime ile boğmaya çalışarak sadece kendinizi aldatırsınız. Konu statik olsa ya da deprem olsa ya da kanser olsa ya da dizel motorun neden Amerika'da yaygınlaşmadığı olsa, kimse ahkam kesemediği halde konu evrim olunca herkes bunu dine bağlayarak kişisel inançları doğrultusunda cevap verebileceğini sanıyor. Tamam, cevap verin. Sorun değil. Ama bilin ki konuyu bilen insanlar size gülüyor ve gülmeye devam edecek...

Şu ana kadar Sn. Jonathan'ın iddialarına karşı yazılmış herhangi bir kişisel karşı çıkış görmedim (kopyalamalar karşı çıkış değildir, ezberci ve cahil bir beynin kendini ifşa etmesidir!). Hepimizin kendine göre yoğunlaştığı alanlar var ve eminim biliyorsunuz ki hayat birden fazla alanda derinleşmek için gereğinden fazla kısa. Eğer ki bu konuda birşey öne süreceksiniz "Google'da aradım buldum, orada şöyle diyor..." şeklinde basit cevapların ötesine geçmelisiniz diye düşünüyorum. Çünkü Google'da aranıp bulunan şeyler bilimin konusu değil, geçmişidir.

Sözün özü: yıllarını bu konuya harcamış olabilecek kişilere, onların tecrübelerine saygısızlık etmemek için emek vermediğiniz ve bilginiz olmayan bir konuda ahkam kesmeyin...

Burada konu din değildir, konu bilimdir. Din konusu sitede yasaktır, çünkü insanların inançları sadece onları ilgilendirir. Bilim bilmekten gelir. Bilginizi paylaşmak hem sizin değerinizi arttırır hem de okuyanların bilgisini.

Bilimde içinizde duyduğunuz derin hislere bir karşılık yoktur, onlar duyana aittir ve hiç kimsenin hissettikleri bir diğeri ile aynı değildir. Kişiye özeldir. Hislerinizden, inançlarınızdan yola çıkarak bilimsel bir konuda herhangi birşey ispat edemezsiniz. Zaten inançlar herhangi bir ispata da gerek duymaz. İçinizdedir, vardır, sizindir.

mondas
01-11-2006, 00:54
Kusura bakmayın ama Sayın Mondas eğer bu sözünü ettiğiniz kıların vücut ısısını korumakla ilgili olduğunu bilmiyorsanız söylenecek başka bir söz yok... Koltukaltı derinin en ince olduğu yerdir ve akciğerlerinize çok yakındır... Beyinin sıcak tutulmasının gerekliliği ile ilgili birşey yazma ihtiyacı hissetmeme gerek var mı acaba? ??????????????????? (Adetten olsun diye ondokuz soru işareti koydum ;) )


Keller için kötü o zaman beyinleri donacak ve ölecekler :) :gulen:

Benim demek istediğim de buydu zaten Sn. İstanbul 000 , herşeyin bir faydası olduğunu savunuyorum. Apandis mikropları öldürür , bademcik de aynı işlevi görür. Ha bunlar olmadan yaşar mıyız? evet! Saçımız olmazsa yaşarız, koltuk altı kılları olmazsa yaşarız, bademcik, apandis olmazsa yaşarız! Benim üstteki mesajım şaka idi zaten, ben işe yaramadığını savunmuyorum, evrimcilerin mantığını hicvettim. Herşeyin bir faydası vardır, kimin az kiminin çok! Faydası az olan şeylere bakıp aha bu evrim demenin manası yok! Sfenks diye bir kedi cinsi var tüyleri yok, hayvan tüysüz yaşayabiliyor. Evrimcilere malzeme çıkardım, kesin tüyler işe yaramıyordur ve kedi lepistes balığından evşirmiştir :eek: Tüylü kediler ise henüz evrimini tamamlamamıştır, tamamladığında tüylelerini atacak ve sfenks gibi tüysüz olacaktır :oley: veya evrimini tamamlamayacak devam edecektir vs.... :oley: :oley: :oley: :oley: :oley: (benden 5 çıldıran yüz 19 soru işaretine bedel :D )

istanbul 000
01-11-2006, 00:57
Keller için kötü o zaman beyinleri donacak ve ölecekler :) :gulen:

Benim demek istediğim de buydu zaten Sn. İstanbul 000 , herşeyin bir faydası olduğunu savunuyorum. Apandis mikropları öldürür , bademcik de aynı işlevi görür. Ha bunlar olmadan yaşar mıyız? evet! Saçımız olmazsa yaşarız, koltuk altı kılları olmazsa yaşarız, bademcik, apandis olmazsa yaşarız! Benim üstteki mesajım şaka idi zaten, ben işe yaramadığını savunmuyorum, evrimcilerin mantığını hicvettim. Herşeyin bir faydası vardır, kimin az kiminin çok! Faydası az olan şeylere bakıp aha bu evrim demenin manası yok! Sfenks diye bir kedi cinsi var tüyleri yok, hayvan tüysüz yaşayabiliyor. Evrimcilere malzeme çıkardım, kesin tüyler işe yaramıyordur ve kedi lepistes balığından evşirmiştir :eek: Tüylü kediler ise henüz evrimini tamamlamamıştır, tamamladığında tüylelerini atacak ve sfenks gibi tüysüz olacaktır :oley: veya evrimini tamamlamayacak devam edecektir vs.... :oley: :oley: :oley: :oley: :oley: (benden 5 çıldıran yüz 19 soru işaretine bedel :D )

Keller şapka devriminden beri kurtardılar diyebiliriz... ;)

:oley: :oley: :oley: :oley: :oley:
Beş çıldıran yüzü görüyor ve ?????????????????????????????????????????????????? ??????????????????? 69 soru işareti arttıyorum... :) :) :) :)

JoNaThAn
01-11-2006, 01:25
Eh bunlardan da evrim çıkarması yapılıyorsa daha ne diyeyim. Ben de birkaç madde ekleyeyim:

Saç: Hayatı devam ettirmek için gerekli olmayan bu kalıntıların bir takım doktorlar tarafından kafa derisini koruduğu düşünülse de ne işe yaradığı pek bilinmemektedir :gulen: .

Kaşlar: Yaşamı devam ettimekle ilgisi yok.

Koltuk altı kılları : Bunların da ne işe yaradığı çözülememiştir bazıları galiba bu da evrimle alakalı.

Başka yerdeki kıllar: NO COMMENT :gulen:

(şakayla karışık yazdım üsttekileri)

Yapmayın yahu

aldırın o zaman bademciklerinizi, aldırın amelliyatla apandisinizi ve aldırın kuyruk sokumunuzu ve daha diğer işe yaramayan uzuvlarınız varsa aldırın madem...

yazıma ekleyecektim gerek olmadığını düşündüm.çünkü diğer sayfaları okuyanlar için bu anlattıklarımın evrimi tam olarak anlatmadığı belirtiliyor.

apandisit daha az kullanılıyor veya körelmiş, işte evrim..şeklindeki bir açıklamadan daha sağlam deliller var çünkü.

aids evrim ürünüdür.aidsin birçok çeşidi vardır.vücuda girer ve yapısına uyarak,kendini ona göre değiştirir.savunma mekanizmasını ona göre çökertir.bazı vücutlara ise hiçbirşey yapamaz.aidsin etkisi yoktur.vücut üstesinden gelir.

çok hijyenik hastanelerde, hiçbiryerde göremeyeceğiniz mikroplar-virüsler türemiştir.evrimdir bu.diğer mikropların yaşayamayacağı koşullarda hayatlarını sürdürebilmişlerdir.çoğalmışlardır.

son zamanlarda ortalarda dolanan grip mikrobu bile süper güçlenmiş bir biçimde ortalıkta dolaşmakta ve kendi yaşamını devam ettirmeye çalışmaktadır.buna yakalanan insan bedenleri ise içinde bulunduğu coğrafyaya göre değişik tepkiler vermektedir.her coğrafyanın insanı değişik yapıya sahiptir.vücut buna göre şekillenir.tüylerden örnek vermişler..yazın tatile gidin.benimki sabah 10dan akşam 7ye kadar çıplak dolaşın,denize girin bol bol güneşlenin..vücudunuzun tüylendiğini göreceksiniz..bilhassa bayanlarda ben bunu gözlemledim..

yada istanbuldan antalyaya gidin.hava değişiminden dolayı vücudunuzun buna uyum sağlamak için zorlandığını göreceksiniz..benim bünyem ilk gün rahatsızlık çeker.bu evrimi açıklıyor,balıktan geldiniz demiyorum.bu değişimi açıklıyor..bunlar herkesi görebileceği sıradan örnekler.vermek istedim..bi değişim var..

saygılar..

cavit
01-11-2006, 07:56
1. Körbağırsak (apandisit, apandiks)


İnce barsaklarla kalın barsakların birleştiği yerde varolan körbarsağın adı "apendiks" tir, "apandisit" onun iltihaplanması anlamına gelen hastalığının adıdır.

Yüz ve baş bölgesindeki kılların fonksiyonellikten çok insanın estetiği için varolduğunu düşünüyorum, burun içindeki kılların en büyük görevi dışarıdan gelebilecek zararlı toz zerreciklerini engellemek, kirpiklerin görevi de benzerdir, pos bıyıklar çorba ve çayı süzmeye yarar:D , bayanların sıvı gıdaları bu yüzden dikkatli tüketmeleri gerekir. Ama görünen kılların asıl amacı insanoğlunu güzelleştirmektir, bayanlar bu kıllarla niye bu kadar uğraşıyorlar dersiniz:D

deep
01-11-2006, 09:53
Vücudumuzdaki körelmiş ya da iz halinde kalmış yapılar şunlar:
1. Körbağırsak (apandisit, apandiks)
2. Kulak kası (toynaklıların ve yırtıcı etoburların kulak kepçelerini hareket ettirmelerine yarayan kas)
3. Kulaktaki Darwin çıkıntısı (kulağın üst kıkırdak kısmında bulunan küçük çıkıntı, şimdiye kadar ne işe yaradığı tam olarak kanıtlanmamıştır)
4. Kuyruk (kuyruk sokumu kemiklerimiz de körelmiştir)
5. Deri-kas bağlantısı (alın derisi dışında, deriyi hareket ettirmeye yarayan kaslarımız körelmiştir)
6. Vücut kılları (doğal ısı yalıtımına gereksinim azaldıkça, kıllarda da azalma görülür)
7. Gözdeki yarımay kalıntısı (çeşitli canlılarda, gözü kapatan üçüncü bir gözkapağı niteliğindeki bu zar, insanlarda gözün bir yanında ufak bir çıkıntı haline indirgenmiştir)
Bunlara ek olarak, yirmi yaş dişleri de, herhangi bir görevleri olmaması nedeniyle iz organlar arasında sayılmaktadır.

Kulak kasi mi varmis :D Aslinda mantikli bazi hayvanlar kulaklarini oynatabiliyor radar gibi... Ama bizim kulagimiz evrim gecirerek kivrimlari sayesinde sesi alir kulak zarina iletir...

Kuyruk sokumun olmazsa oturmazsin... Hala bir islevi var.... ;)

Alin (genel olarak yüz) kaslari dısında vucudumuzda kullanmamizi gerektiren kaslar yoktur... Yuz kaslari konusmamizi gormemizi saglar hala islevseldirler...

Gerci ben gogus kaslarimi kullanarak derimi oynatabiliyorum :oley:

Kas ve kirpikler gunes isigini cekerler (siyah renk gunes isigini ceker) ve boylelikle nesnelere carparak onlarin rengini ve seklini belirleyen isigin goze odaklanmasi saglanir... Kirpiksiz insanda gorme bozukluklari hatta korluge varan ciddi tehditler olusur... Kulak gibi goz de evrim gecirmistir...

deep
01-11-2006, 09:58
Keller için kötü o zaman beyinleri donacak ve ölecekler :) :gulen:

Benim demek istediğim de buydu zaten Sn. İstanbul 000 , herşeyin bir faydası olduğunu savunuyorum. Apandis mikropları öldürür , bademcik de aynı işlevi görür. Ha bunlar olmadan yaşar mıyız? evet! Saçımız olmazsa yaşarız, koltuk altı kılları olmazsa yaşarız, bademcik, apandis olmazsa yaşarız! Benim üstteki mesajım şaka idi zaten, ben işe yaramadığını savunmuyorum, evrimcilerin mantığını hicvettim. Herşeyin bir faydası vardır, kimin az kiminin çok! Faydası az olan şeylere bakıp aha bu evrim demenin manası yok! Sfenks diye bir kedi cinsi var tüyleri yok, hayvan tüysüz yaşayabiliyor. Evrimcilere malzeme çıkardım, kesin tüyler işe yaramıyordur ve kedi lepistes balığından evşirmiştir :eek: Tüylü kediler ise henüz evrimini tamamlamamıştır, tamamladığında tüylelerini atacak ve sfenks gibi tüysüz olacaktır :oley: veya evrimini tamamlamayacak devam edecektir vs.... :oley: :oley: :oley: :oley: :oley: (benden 5 çıldıran yüz 19 soru işaretine bedel :D )

eskiden kasli ve kilsiz insanlardik :oley: :oley: :oley: :oley:

Bunun yasanan buz devriyle bire bir alakasi vardir... insanlar giyim kusamlarini gelistirdikce killara ihtiyac duymamaya basladilar... O yuzden sicak iklimlerde yasayan insanlarda kil daha azdir...

Turk nesli yapilan arastirmalarda ilk insana daha yakindir... yani fazla evrim gecirmemistir... bu iyi mi kotu mu bilemiyorum artik...

Gene birçok insanin kilo problemi de buz devrinden kaynaklanmaktadir... besin azligi ve soguk iklim insanda enerji depolamaya sevketmistir... Boylelikle gunlerce birsey yemeden yasamislardir...

deep
01-11-2006, 10:04
İlginç olan şey tartışmalar bilimsel bir düzeyde olmuyor. Evrim bilimi kendine taban alan bir konu. Buna karşı çıkanlar ise ne yazık ki bilimsel bir noktadan çıakmıyorlar. Bilimsel bir tartışma da basit bir izlek vardır: biri çıkıp birşey iddia eder. Diğeri o iddiayı alır ve karşı bilgiler sunarak ve iddialar ileri sürerek çürütür. Sonra ilk başta birşey ileri sürmüş kişi ona karşı birşey ileri sürer. Burada olan ise sadece tek taraflı. Sn. Jonathan birşey ileri sürüyor. Ona karşı birşeyler yazıldığında kendisi yazılanları çürütmek üzere bilgiler sunuyor. Ama karşı taraf ona cevap vermiyor. Cevap vermek "Hayır işte, o öyle değildir, böyledir. Siz bilmiyorsunuz, ben biliyorum!" demektir.


Ayni fikirdeyim.. her konu tartismaya acik olmalidir... Bilim ya da degil... Sonucta bilimi icad edenlerde bizleriz... Eger gercekten bilgili bir toplum olsaydik dunya bu halde olmazdi...


Kuru kelime ile boğmaya çalışarak sadece kendinizi aldatırsınız. Konu statik olsa ya da deprem olsa ya da kanser olsa ya da dizel motorun neden Amerika'da yaygınlaşmadığı olsa, kimse ahkam kesemediği halde konu evrim olunca herkes bunu dine bağlayarak kişisel inançları doğrultusunda cevap verebileceğini sanıyor. Tamam, cevap verin. Sorun değil. Ama bilin ki konuyu bilen insanlar size gülüyor ve gülmeye devam edecek...

Tam benlik konular... her turlu konusurum :) her turlu ahkam keserim :)


Şu ana kadar Sn. Jonathan'ın iddialarına karşı yazılmış herhangi bir kişisel karşı çıkış görmedim (kopyalamalar karşı çıkış değildir, ezberci ve cahil bir beynin kendini ifşa etmesidir!). Hepimizin kendine göre yoğunlaştığı alanlar var ve eminim biliyorsunuz ki hayat birden fazla alanda derinleşmek için gereğinden fazla kısa. Eğer ki bu konuda birşey öne süreceksiniz "Google'da aradım buldum, orada şöyle diyor..." şeklinde basit cevapların ötesine geçmelisiniz diye düşünüyorum. Çünkü Google'da aranıp bulunan şeyler bilimin konusu değil, geçmişidir.


Zaten biz bilim adami degiliz... Sadece merakli bir kitleyiz.. Bilimin bulgularini tartismak istiyoruz hepsi bu... Bu konuda faydalanabilecegimiz yegane eser malese google'dır... Kim ne bulmus? Deprem nedir? statik nedir? bu bilgilere ulasabiliriz... Onemli olan bunlari algilayis seklimiz ve ne dusundugumuzdur... Gelinmis olunan noktadaki pozisyonumuzu belirlememiz icin zaten bilmeli ve arastirmaliyiz... bunun icin mucit veya bilim adami olmamiz gerekmez.. Zaten o durumda burda olmayiz... :)


Sözün özü: yıllarını bu konuya harcamış olabilecek kişilere, onların tecrübelerine saygısızlık etmemek için emek vermediğiniz ve bilginiz olmayan bir konuda ahkam kesmeyin...

Burada konu din değildir, konu bilimdir. Din konusu sitede yasaktır, çünkü insanların inançları sadece onları ilgilendirir. Bilim bilmekten gelir. Bilginizi paylaşmak hem sizin değerinizi arttırır hem de okuyanların bilgisini.


bilimi bilmek?!... Ben bilimi pek takan bir insan degilim... Tamam bilim die bir sey var.. Ama insanlarin bilim ismini vermis oldugu bu olgu bence busbutun bir sacmalik... Varligini veya yararini tartismak istemem konu baska mevzulara girer... Bilim dedigimiz sey dogada olan seylerin keşfinden gelir... O yuzden aslolan dogadir...

Kuslara bakarak ucagi, kafaniza dusen elma sayesinde yercekimini keşfedersiniz.. Bunlar bilim degil keşiflerdir... Ustelik verdigim 2 ornek gibi cok basit seylerdir... İlerde daha komplike ve daha derinlikli keşifler olacaktir.. Ama gelinen nokta budur...
Bir kus gibi ucabiliyoruz ama sinegin ucus stilini cozebilir ve bunu uygulayabilirsik istanbul ankara arasini 2-3 dakikada katederiz... :)


Bilimde içinizde duyduğunuz derin hislere bir karşılık yoktur, onlar duyana aittir ve hiç kimsenin hissettikleri bir diğeri ile aynı değildir. Kişiye özeldir. Hislerinizden, inançlarınızdan yola çıkarak bilimsel bir konuda herhangi birşey ispat edemezsiniz. Zaten inançlar herhangi bir ispata da gerek duymaz. İçinizdedir, vardır, sizindir.

Ustune soylenecek bir söz bulamiyorum.. tek kelimeyle tebrik ediyorum sizi bu satirlardan oturu... :)

deep
01-11-2006, 10:12
İnce barsaklarla kalın barsakların birleştiği yerde varolan körbarsağın adı "apendiks" tir, "apandisit" onun iltihaplanması anlamına gelen hastalığının adıdır.

Yüz ve baş bölgesindeki kılların fonksiyonellikten çok insanın estetiği için varolduğunu düşünüyorum, burun içindeki kılların en büyük görevi dışarıdan gelebilecek zararlı toz zerreciklerini engellemek, kirpiklerin görevi de benzerdir, pos bıyıklar çorba ve çayı süzmeye yarar:D , bayanların sıvı gıdaları bu yüzden dikkatli tüketmeleri gerekir. Ama görünen kılların asıl amacı insanoğlunu güzelleştirmektir, bayanlar bu kıllarla niye bu kadar uğraşıyorlar dersiniz:D

ilahi cavit... yarildim gulmekten.. Ozellikle bold kisma... :D :D :D :D :oley: :oley:

mondas
01-11-2006, 11:39
yazıma ekleyecektim gerek olmadığını düşündüm.çünkü diğer sayfaları okuyanlar için bu anlattıklarımın evrimi tam olarak anlatmadığı belirtiliyor.

apandisit daha az kullanılıyor veya körelmiş, işte evrim..şeklindeki bir açıklamadan daha sağlam deliller var çünkü.

aids evrim ürünüdür.aidsin birçok çeşidi vardır.vücuda girer ve yapısına uyarak,kendini ona göre değiştirir.savunma mekanizmasını ona göre çökertir.bazı vücutlara ise hiçbirşey yapamaz.aidsin etkisi yoktur.vücut üstesinden gelir.

çok hijyenik hastanelerde, hiçbiryerde göremeyeceğiniz mikroplar-virüsler türemiştir.evrimdir bu.diğer mikropların yaşayamayacağı koşullarda hayatlarını sürdürebilmişlerdir.çoğalmışlardır.

son zamanlarda ortalarda dolanan grip mikrobu bile süper güçlenmiş bir biçimde ortalıkta dolaşmakta ve kendi yaşamını devam ettirmeye çalışmaktadır.buna yakalanan insan bedenleri ise içinde bulunduğu coğrafyaya göre değişik tepkiler vermektedir.her coğrafyanın insanı değişik yapıya sahiptir.vücut buna göre şekillenir.tüylerden örnek vermişler..yazın tatile gidin.benimki sabah 10dan akşam 7ye kadar çıplak dolaşın,denize girin bol bol güneşlenin..vücudunuzun tüylendiğini göreceksiniz..bilhassa bayanlarda ben bunu gözlemledim..

yada istanbuldan antalyaya gidin.hava değişiminden dolayı vücudunuzun buna uyum sağlamak için zorlandığını göreceksiniz..benim bünyem ilk gün rahatsızlık çeker.bu evrimi açıklıyor,balıktan geldiniz demiyorum.bu değişimi açıklıyor..bunlar herkesi görebileceği sıradan örnekler.vermek istedim..bi değişim var..

saygılar..



Ayrıldığımız nokta bu ama büyük bir nokta. Öyle ki benim değişim/gelişim olarak adlandırdığım bu durumlardan evrime çıkarma yapılıyor. Ben başta da dediğim gibi gelişime, değişime inanırım ama başka bir canlı türüne dönüşüp evrim denilen şeyi yaşayadığımıza ve yaşayacağımıza inanmam.Belirli bir duruma karşı değişim göstermeyi evrim olarak tanımlamam ben.

Güneşte ciltteki pigmentlerin sayısında artış olup kızarıp esmerleye başlamamızı evrime çıkarma yapmam. Bu vücudun verdiği tepkidir, savunmadır. Bu ve bunun gibi değişimler vücudun değişik şartlara uyum sağlamaya çalışma özelliğidir.

Bağışıklık sistemi konusunda söyledikleriniz ve bunu da evrime çıkarma yapmanız aynı mantığın ürünü. Size göre herşeyden evrime çıkarma yapılabiliyor. Bağışılık sistemi kişiden kişiye değişmektedir, kiminde %100 kiminde %20 oranında güçlüdür. Bunu güçlendirmek kişiye bağlı olduğu gibi genlerinden de kaynaklanır.

Organ nakli sonrası kullanılan ilaçlar vardır, vücudun bağışıklık sistemi bu sırada zayıflatılır çünkü yeni organa karşı vücud savunmaya geçer, organı düşman olarak algılamaması için bu ilaçlar verilir. Bu sırada hastanın bağışıklık sistemi zayıfladığı gibi organı kabullenecek ortam oluşmaya başlar. Bağışıklık sistemi çok güçlü kişilerde organ kabulü daha zordur vücut tarafından. Hatta hamile kadınlarda kulanılması yasak olanlardan bir kısım vardır. Bunlar bağışıklık sistemini etkileyip bebeğe karşı vücudun savunmaya geçip düşük yapma ihtimalini engellemek içindir.

Şimdi sizin söylediğiniz konuya gelelim aidse bazı bünyeler savunma gösterebiliyor çoğunluk ise aidse yenik düşüyor. so what? Evrim çıkarması yapmak lazım? Yoksa bağışıklık sisteminin çalışma şeklini görüp böyle bir sistemin evrim sonucu gelişemeyeceğine inanmak daha mı mantıklıdır? Diğer yandan bağışıklık sisteminin nesilden nesile zaten gelişebileceğine inanırım çünkü bu sistemin mantığı gereği gelişime odaklıdır aşılar bu yüzdendir ama bu evrim değildir karıştırmayalım. Kaslarda gelişir, kemikler de gelişir, çalıştırınca gelişir. Vücudun belli gelişim sistemini evrim olarak nitelendirmek çok yanlış. Farklı bir canlı türüne geçmekten bahsediyorsunuz çok farklı şeyler bunlar.

Bu arada köpekbalıkları hastalanmayan tek canlı bildiğim kadarıyla, bağışıklık sistemi çok güçlüdür :)

Desperado
01-11-2006, 13:51
Evrim iyi bi seydir...

Not: Sahsi fikrimdir, al-sat tavsiyesi olarak algilanmasin...

Desperado
01-11-2006, 13:56
Insan baliktan böcükten gelmektedir... bakiniz Fatboy Slim - Right Here Right Now

http://www.youtube.com/watch?v=So63IT29HUQ

pek de severim bu klibi...

JSMill
01-11-2006, 14:52
hiçbir bilimsel dayanağı olmayan, üstelik birçok hastaneden deli raporu olan ve sırf buyüzden hapis yatmaktan kurtulan adnan oktar yani harun yahyanın linkleridir verdiğiniz linkler.hiçbirini oturup kendi yazmamaktadır o yazıların.enaz 40 kişilik bir gruba yazdırmaktadır.

açıkladığı birçok şey temelini yalanlara dayandırır.türkiyede evrim insanlara yanlış anlatılıyor.bunların en başında ne yazık ki adnan oktar geliyor.

aranızda adnan oktarı tanımayan olduğunu sanmıyorum:)

Evrim gunumuzde her ne kadar gecerliligini yitiriyormus gibi gorunsede bu bir hipotezdir,sonucta kime gore dogru ya da yanlis olacagina bilim karar verir,kimileri Darwine onyargiyla yaklasiyor olsa da o bir bilimadamiydi ve hayatini bu ise adadi,Harun Yahya denilen motorlariyla unlu olan zenginleri dolandiran ve hic bir egitimi olmayan bu sahisin bilim adina yaptigi aciklamalar ve palavralar hic ama hic hos degil,devletin bazi okul onlerinde ve 15-17 yas grubu ile 18-23 arasindaki genclere dagittiklari beyin yikayici kitaplariyla basli basina bir bolucuk yapmaktadir,buna ilaveten Adnan Oktar bir masondur,gercek amaci hristiyanlik propagandasidir.

Darwin'e gelince insan su zencilere etrafinda gore gore hakikaten orangutana benzeyen,yuzu tipatip maymun gibi olan insanlar var Londra'da,yuzeysel de olsa kimi zaman hak veriyorum :confused:

Evrim bir bilimsel olgudur ve bilim dinden bagimsiz gerceklesen olaylari sorgulama cabasidir,boyle bir hassas konuda ozellikle asiri dinci arkadaslarin kaynak gostermeden karalama yapmamalari rica olunur.

JoNaThAn
01-11-2006, 22:23
bazı düşünceler, tanrının varlığını değişik bir şekilde yorumluyorlar. tanrı bilimle nasıl ilgilidir.. sözkonusu ilk canlı oluşumun nasıl ve nerede başladığı kafalarda soru işaretidir. bunu dinle yada etnik yapı farklılıklarıyla karşılaştırarak ancak kendimizi ve zihnimizi kısırlaştırırız.konu ne islam, ne ateizm ne de hristiyanlık aslında. konu ilk varoluş, rastlantı yada yaratılış hakkındaki mantık yürütmeler ve eldeki bilimsel bulgular..

bazılarına göre, evren oluşmadan önce yalancı zerrecikler vardı.yani hiçliği oluşturan zerrecikler.düşünmesi zor belki..ama bir hayal edin.bir yalancı zerreceğin false vacuum olması sonucu evren zincirleme şekilde oluştu.

benim düşünceme göre ise, birşeylere müdahale eden bir güç vardı.ister uzaylı diyin, ister yaratıcı. farketmez. asıl konu, bilimin tıkandığı tek nokta: evrim vardır evet ama ilk hücre nasıl oluştu.ilk canlı hücre..

bazı arkadaşların sandığı gibi, tanrı ilkel bir güce sahip ve işini zorbalıkla halleden bir varlık değildir. eğer varolduğunu sayar, bu iz üzerinde gidersek ortaya şu sonuç çıkar: herşey çok ince ve büyüleyici bir şekilde matematiksel hesaplar üzerine oturtulmuştur. dünyanın dönmesi açıklanamayan bir şekilde, tanrının her saniye elinde çevirmesiyle meydana gelen bir olgu değildir.dünya döner, eğer bu iz üzerinde gitmeye devam edersek tanrının kurduğu düzen üzerinde döner..güneşin ve diğer gezegenlerin çekimi, ayın buna etkisi..dünya üzerindeki su dağılımının bile etkisi.. ama hepsinin tek tek açıklaması vardır.

inanış ve efsanalere göre insanın ilk atası ademdir.ilk insan.dolayısıyla bunu anlayamayan insanlar evrimin dini reddettiği olgusu üzerinde yoğunlaşmışlardır. peki dahada ileri gidersek, ilk Homo Sapiens in neden ilk bilinçli insan atası olabileceği düşünülmemektedir. tanrı sandığınız gibi ilkel yaratılışı kullanan bir varlık değildir demiştim. yani adem, teminatör filmindeki geçtiği üzere gelecekten geçmişe gelen robot misali biranda elleri ve dizleri üzerinde ortalıkta çırılçıplak belirmiş bir varlık değildir.bu tanrının stili değil.bunu doğaya bakarak rahatlıkla görebilirsiniz.bir başlangıcı ve sonu vardır.hiçbirzaman cevabı çözülmeyecek soru ise, ilk çizgiyi kimin nasıl çektiğidir.bilim bunu bulamamaktadır.ilk hücrenin nasıl oluştuğunu..ama evrim gittikçe büyüyen ve gelişen bir hızla varlığını kabul ettirmektedir. burada inançlar ayrılır..inceliğin farkına varamayanlar, evrim yoktur diyip diretmekte devam ederler.şüphesiz kendilerine göre haklı nedenleri vardır. diğer kesim ise, evrim vardır dolayısıyla bütün dinler ve yaratılış çökmüştür teorisinde ısrar etmektedir.evrim vardır ancak, bu ilk hücreyi kimin koyduğunu açıklamıyor.

dinlerin ırkçılığından ve ayrımcılığından sonuna kadar nefret ederim. bunları radikal şekilde, hep kendisine ait şeylerin doğru olduğunu savunarak ortaya koyan insanların; insanlık açısından büyük bir tehlike oluşturmakta olduğunu düşünürüm. bunun en güzel örnekleri, herzaman doğu ve batıyı birbirinden ayıran, sözkonusu 1 tanrı varken (hiç paylaşamadıkları) kendi inançlarına göre; yinede ayrımcılığa giderek bir hiç uğruna birbirlerinin hayatlarına ve çıkarlarına müdahale eden zihniyetin bizer sunduklarıdır.ayrımcılıktan nefret ederim ama bu bir yaratıcı veya akıllı tasarım olmayacağı anlamına gelmez.lakin şunu unutmayın, hayatınızın heranına bir müdahale yok.tamamen fizik kuralları, ince matematik hesapları dahilinde bir akıllı tasarım var. zekice bir tasarım. tanrı sandığınız gibi bilimden yoksun bir varlık değildir. (enazından benim hayalimdeki..)

bu nedenle bu topikteki yazıları okurken bu dediğimiz gözönünde bulundurunuz..tek hücreden insan oluşmayacağına, balığın karaya çıkacağına inanmayan zihniyet, nasıl olurda spermin insan olacağına inanır? benim inancıma göre ilk hayat denizde başlamıştır. gerçek ve en doğru din hangisi olursa olsun, tanrının sihirli kalemini dokundurduğu nokta burasıdır.sonra herşey film gibi kendi hızında ilerlemiştir.. doğa başlıbaşına bilinçli bir varlıktır.nedemek istediğimi herkesin anlayabileceği konusunda şüphe duyuyorum, anlaşılır sanırım. burada bilimsellikten değil, kendi felsefemin ayrıntılarından bahsettim.derinine inebilecek bir arkadaş bile olursa mutluluk duyarım..

evrimle ilgili yazılara devam edicez..

harun yahyanınkiler tamamen çarpıtma ve bilimsellikten uzak ifadelerdir. bunları bilimsel ifade olarak gözönüne almayınız.

saygılar..

TOPTANCI
01-11-2006, 23:23
Bendeniz çok samimi olarak bir rüyamı arzedeyim ...99 depreminden bir kaç gün önce işyerimin karşısında bulunan binaların üç yüz metre kadar ilersinde bulunan caminin bulunduğu yere kadar binaların yerle bir olduğunu gördüm caminin minareside yerinde yoktu..bu rüyamı çevremdekilere anlattım tabiki deprem olacağı ben dahil hiç kimsenin aklına gelmemişti 17 ağustos tarihinde büyük depremde bulunduğum yerde çatlak dahi oluşmamışken karşımdaki manzarayı siz tahmin edin ...evrim bilimcileri ,savunanları dahil bunu nasıl açıklarlar ...insan düşünen bir varlık olarak bilimsel hangi temele dayanarak ortada somut bir delil yokken evrimi savunabilir ...zamanımızda evrim geçiren herhangi bir yaratık varmıdır ..arızalı yaratılışının dışında ,kendi isteği dışında organlarında dna sı değiştirilmişse buna katılırım bunada evrim denmemeli

JoNaThAn
02-11-2006, 03:55
Bendeniz çok samimi olarak bir rüyamı arzedeyim ...99 depreminden bir kaç gün önce işyerimin karşısında bulunan binaların üç yüz metre kadar ilersinde bulunan caminin bulunduğu yere kadar binaların yerle bir olduğunu gördüm caminin minareside yerinde yoktu..bu rüyamı çevremdekilere anlattım tabiki deprem olacağı ben dahil hiç kimsenin aklına gelmemişti 17 ağustos tarihinde büyük depremde bulunduğum yerde çatlak dahi oluşmamışken karşımdaki manzarayı siz tahmin edin ...evrim bilimcileri ,savunanları dahil bunu nasıl açıklarlar ...insan düşünen bir varlık olarak bilimsel hangi temele dayanarak ortada somut bir delil yokken evrimi savunabilir ...zamanımızda evrim geçiren herhangi bir yaratık varmıdır ..arızalı yaratılışının dışında ,kendi isteği dışında organlarında dna sı değiştirilmişse buna katılırım bunada evrim denmemeli

bende ozamanki baskan clintonun türkiyeye adam yolladıgını, o adamların yeraltına cihaz yerleştirdiklerini, sonra clintonun kırmızı bir düğmeye basınca deprem gerçekleştirdiğini gördüm..bunun anlamı ne??buyrun..depremden 1-2 ay önce..şaka yapmıyorum..

herşeyi yaratıcıya yoramayız.açıklaması yok..

bilinçaltı diye bir güç var..yeryüzünde sandığınız güçlerin hepsinden çok kuvvetli..eğer onu motive ederseniz neleri başaracağınızı tahmin edemezsiniz..derinliğinin sınırı yok..tuhaf veya bir şekilde sizi rahatsız eden bir olayın, bilinçaltınızda kimbilir neyle ilgili olduğunu tahmin edemezsiniz..

geleceği görmüşsün dostum:)ermişsin..bende öle..

ANaTHeMa
02-11-2006, 07:05
Evrim üzerinde çalışılması gereken, canlı hayatın sürekliliğini sağlayan kaçınılmaz değişimin diğer adı.. ancak bu evrimi, ispatlanmaya çalışılan evrim teorisi ne kadar açıklayabiliyor, tartışılır.. türler arası geçişi imkansız kılan kromozom yapıları, türlerin başlangıçlarının da ayrı olduğunu düşündürüyor.. insandaki kromozom sayısı 46.. artı eksi 1 olduğu zaman insan mongollaşıyor ve üreme yeteneğini yitiriyor.. dolayısıyla başka bir canlıdan veya tek hücreden zincirleme olarak mevcut insan yapısına geçiş olması olanaksız.. en güçlü olasılık insanın ve diğer canlıların kendi atalarından üreyerek çoğaldığı.. evrim ancak türün kendi içerinideki değişim ve mutasyonları inceleyebilir, farklı türlerden diğer türlere geçişi değil.. başlangıç olayına gelince ise.. bu kadar organize ve mükemmel oluşum gösteren organizmaların varlığını rastgeleliğe ve zamana dayandırmak imkansız.. çok kompleks ve mükemmel yapılara sahip olan canlıların ancak mükemmel ve olağanüstü bir varoluşla hayata başladıkları düşüncesi en kabul edilebilir görüş olarak duruyor.. bu direkt görsel olarak ispatlanabilir bir durum değil tabi.. evrendeki milimetrik düzeni ve mükemmel organizmaları mevcut şekilde sistemleştiren, aklımızın hayal edemeyeceği derecede müthiş bir kudret ve bilgi sahibi bir yaratıcı gerçekten var mı, varsa onu bu mükemmelliyetçiliğinden ötürü tebrik etmek ve ona şükranlarımızı sunmak gerekir mi gerekmez mi diye düşündüm gece vakti işte bla bla yeter gaaaarii:)

insanlar önce geviş getiriyorlarmış, bir süre sonra gevirmeye başlamışlar.. gevirip dururken içlerinden bir kısmı gevirmeyi bırakıp evirmeye başlamışlar.. daha sonraları bir başka güruh da bu evirme işini devirip evrime çevirmişler.. daha sonra evrimin kendisi de değişmiş ama adı değişmemiş günümüze kadar gelmiş tartışılır olmuş.. şekil 1a'da olduğu gibi

cavit
02-11-2006, 07:35
çok ilginçtir ben de 12 eylül 1980 darbesini hissetmiştim, o zamanlar ortaokul 2. sınıf öğrencisiydim, yaşı müsait olanlar bilir, memleket o günlerde anarşinin doruğa çıktığı, belli bir saatten sonra dışarı çıkmanın mümkün olmadığı, kardeşin kardeşi vurduğu, lise öğrencilerinin belinde silahla dolaştığı bir dönemdi. O sabah yine erkenden kalktım ve o yaşımda ilk defa memleketin durumunu düşünmeye başladım çünkü okula güvenle gidip ders yapamıyorduk, çoğu kez liseli bir öğrencinin sınıfa silahla girip öğretmene bugün ders yapılmayacak dediği anlara tanık olmuşumdur. Bu ülkenin bir ordusu var askeri var, niçin bu insanlara engel olmuyorlar, memleket yaşanılmaz hale gelmiş kimse bir şey yapamıyor, ordunun bu işi çözmesi gerekir diye düşünürken babam gelip askeri darbe oldu demesi bana çok ilginç gelmişti, ben olayı "malum olma":D olarak yorumlamıştım o yaşta.

Ya da bir çoğumuzun başına gelmiştir, rüyamızda sevdiklerimizle önemli ilgili bir rüya görür, bir kaç gün sonra onunla ilgili bir olay gerçekleşir, bunları şu an bilimle açıklamak çok zor, olay rastlantımıdır, ermişlikmidir, malum olmamıdır, şu an bilmiyoruz açıkçası.

ilk canlının nasıl oluştuğu konusu bilimin hiç bir zaman açıklayamayacağı bir konudur benim görüşümce, burda inançlar devreye girmek zorunda, bir çoğumuz varolan dinlerin açıklaması olan ademe inanıp yaşamına devam ederken bazılarımız yaşamının sonuna kadar bu büyük bilmeceyi düşünmeye ve bir şeyler aramaya devam edecektir, ben arayanlar tarafındayım.

cavit
02-11-2006, 07:53
insanoğlunu inanca zorlayan en önemli şey aklının bir yerde tıkanması ve ölüm olayıdır, yaşam çok güzeldir, insan ölümü kabullenmekte zorlanmakta hele hele ölümden sonra yokolmayı hiç kabullenememektedir, günümüzde popüler olan tek tanrılı dinler insanlara ahiret kavramını getirmiş ve ölümden sonra yok olmayacaklarını söylemektedir, bu insanların içindeki en önemli manevi boşluğu doldurmaktadır, varolan tek tanrılı dinler gerçeği söyler söylemez bilmiyorum ama benim beynim ve düşüncelerim bunları incelediğimde ikna olmuyor, yaşamımın sonuna kadar ikna olacak bir şey bulurmuyum bulmazmıyım bunu da bilmiyorum ama bunları düşünmeye ve aramaya devam edeceğim, şimdilik ulaştığım nokta ölümden sonra sonsuza kadar yok olacağıma inanıyorum ve yaşam tarzımı da mecburen buna göre düzenliyorum ve yaşamın her anından büyük keyif alıyorum, din kavramına inanları da eleştirmeyip saygı duyuyorum.

özgün
02-11-2006, 08:54
valla bende rüyamda borsadan voleyi vuruyodum:oley: o gün bu gün borsadayım. bir türlü vuramadım şu voleyi yav:gulen:

cavit
02-11-2006, 09:13
valla bende rüyamda borsadan voleyi vuruyodum:oley: o gün bu gün borsadayım. bir türlü vuramadım şu voleyi yav:gulen:

o günlerde ekonomik durumunuz iyi değildi galiba, hani bir tavuk varya aç kalınca değişik rüyalar görür:D

deep
02-11-2006, 09:40
Bendeniz çok samimi olarak bir rüyamı arzedeyim ...99 depreminden bir kaç gün önce işyerimin karşısında bulunan binaların üç yüz metre kadar ilersinde bulunan caminin bulunduğu yere kadar binaların yerle bir olduğunu gördüm caminin minareside yerinde yoktu..bu rüyamı çevremdekilere anlattım tabiki deprem olacağı ben dahil hiç kimsenin aklına gelmemişti 17 ağustos tarihinde büyük depremde bulunduğum yerde çatlak dahi oluşmamışken karşımdaki manzarayı siz tahmin edin ...evrim bilimcileri ,savunanları dahil bunu nasıl açıklarlar ...insan düşünen bir varlık olarak bilimsel hangi temele dayanarak ortada somut bir delil yokken evrimi savunabilir ...zamanımızda evrim geçiren herhangi bir yaratık varmıdır ..arızalı yaratılışının dışında ,kendi isteği dışında organlarında dna sı değiştirilmişse buna katılırım bunada evrim denmemeli

Olay savunmak ya da savunmamak degil... Olay konusmak yahu... Bu kadar niye buyuyor bu konu anlamadim... Ben bu konunun konusulmasi taraftariyim..

Bu arada ben de bazen ertesi gunun olaylarini goruyordum bi donem... :rolleyes:


valla bende rüyamda borsadan voleyi vuruyodum:oley: o gün bu gün borsadayım. bir türlü vuramadım şu voleyi yav:gulen:

Cok guzel bir ozellik keşke devamlilik arz etseydi... Her gun tavan olan kagitlarin tuyolarini alirdik senden :D :oley: :p

Smyrna
02-11-2006, 09:58
darwin ile ilgili gerekli arştırmayı yaparsanız detaylı olarak yadığı bir çok yazı(yazı değeri bile yok bence sadece kendi egosunu kendi körükörüleğini kendi kendine ispatlamak adına yazdığı martavalların hani bizim borsadada vardır ynlış yapığı işleme binbirtürlü kılıf uydurur yanlış yaptığına inanmaz yok şu nedenle şöyle bekleyelim mutlaka yükselecek şöyle bir habr gelcekmiş v.s. en sonunda boğazına kadar batağa batınca yaptığı yanlışın farkına varır) görürsünüzki artık yadığı hiç bir şeyin bilimsel değeri kalmadı, hatta yanlış yazmayayım tam hatırlamıyorum ama baya bi resimler vrdı işte 1. evre 2. evre diye hayvanların insana dönüşümü ile ilgili çoğu resimlerin üzerinde oynanmış olduğu bilim çevreleri tarafından kanıtlandı, ama darwinmiydi yoksa başka bi evrimcimiydi kesin htırlayamıyorum....

ceng
02-11-2006, 11:50
insan tembeldir korkaktir cahildir.
meric derdi ki 'inanir, dusunmemek icin $ad dogmalarin golgesinde uyur da uyur; inanmaz, sorumluluktan kacmak icin inanmaz.'
herkes bu tayfin bir yerlerine savrulmus.
inanip dusunen, inanmayip sorumluluk alan arayan adamlar istisna.
dusunce kezzaptir, yakar yikar, rahatsiz eder.
hakikat, duragan degildir; ele gecirdiginizi sandiginiz anda yokolur, elinizden kayar gider, her gun her an devinir degisir degistirir her gun fatih olmanizi gerekli kilar.
adem deyince is bitmiyor adem deyip uyumak ciddi manada uyumaktir duymazliktan gelmektir; abiyogenez darwin gecis canlisi demek yol aramaktir hakikati aramaktir isterseniz tevratta arayin ama olayin dinle hicbir ilgisi yoktur, sperm ve yumurtadan, camurdan bir canli onun oncesi varligi nasilligi nedenligi arama cehdinin sonucudur Allahla 'tabiatin yaraticisi'yla tanriyla neandertaltan homo erectusa sonra homo sapiense bir baglanti aramak hakikatin izinde 'mutlak bir yanlislik' dahi olsa hakikati merak etmek ve aramaktir.
kim neyden 'mutlak' derecesinde emin?
hersey muphem.
devingen bir hayat hakikat diye yakalamaya kavramaya calistigimiz seyi esyanin mahiyetini seni beni bizi degistiriyor formdan forma kiliktan kiliga donusturuyor.
bu minvalde sayin Jonathan'in(marti jonathan livingstone mi?) cabasi/arayisi nereye varirsa varsin beni mutlu ediyor, burayi okutuyor.
ne topyekun ordayim ne topyekun burda, takdiri hakeden arama eyleminin kendisidir, gosterilen cesarettir, 'no man's land'siz bir alanda dolasma yurekliligidir.
saygilar.

Smyrna
02-11-2006, 13:35
insan tembeldir korkaktir cahildir.
meric derdi ki 'inanir, dusunmemek icin $ad dogmalarin golgesinde uyur da uyur; inanmaz, sorumluluktan kacmak icin inanmaz.'
herkes bu tayfin bir yerlerine savrulmus.
inanip dusunen, inanmayip sorumluluk alan arayan adamlar istisna.
dusunce kezzaptir, yakar yikar, rahatsiz eder.
hakikat, duragan degildir; ele gecirdiginizi sandiginiz anda yokolur, elinizden kayar gider, her gun her an devinir degisir degistirir her gun fatih olmanizi gerekli kilar.
adem deyince is bitmiyor adem deyip uyumak ciddi manada uyumaktir duymazliktan gelmektir; abiyogenez darwin gecis canlisi demek yol aramaktir hakikati aramaktir isterseniz tevratta arayin ama olayin dinle hicbir ilgisi yoktur, sperm ve yumurtadan, camurdan bir canli onun oncesi varligi nasilligi nedenligi arama cehdinin sonucudur Allahla 'tabiatin yaraticisi'yla tanriyla neandertaltan homo erectusa sonra homo sapiense bir baglanti aramak hakikatin izinde 'mutlak bir yanlislik' dahi olsa hakikati merak etmek ve aramaktir.
kim neyden 'mutlak' derecesinde emin?
hersey muphem.
devingen bir hayat hakikat diye yakalamaya kavramaya calistigimiz seyi esyanin mahiyetini seni beni bizi degistiriyor formdan forma kiliktan kiliga donusturuyor.
bu minvalde sayin Jonathan'in(marti jonathan livingstone mi?) cabasi/arayisi nereye varirsa varsin beni mutlu ediyor, burayi okutuyor.
ne topyekun ordayim ne topyekun burda, takdiri hakeden arama eyleminin kendisidir, gosterilen cesarettir, 'no man's land'siz bir alanda dolasma yurekliligidir.
saygilar.


çince eksik kalmış bu yazıda afınıza sığınarak yazıyorum ama bence laf salatasından başka bişey değil yazdıklarınız, en sonda bişey anlayabildim:) ondadada heralde ben ortadayım diyorsunuz bence kesin bi fikriniz olmadıktan sonra ve uğrunda yaşayacağınız bi fikriniz ve bu fikrin ürünü bi erdem olmadıkça yaşamanın anlamı yok!

JoNaThAn
02-11-2006, 13:38
darwin ile ilgili gerekli arştırmayı yaparsanız detaylı olarak yadığı bir çok yazı(yazı değeri bile yok bence sadece kendi egosunu kendi körükörüleğini kendi kendine ispatlamak adına yazdığı martavalların hani bizim borsadada vardır ynlış yapığı işleme binbirtürlü kılıf uydurur yanlış yaptığına inanmaz yok şu nedenle şöyle bekleyelim mutlaka yükselecek şöyle bir habr gelcekmiş v.s. en sonunda boğazına kadar batağa batınca yaptığı yanlışın farkına varır) görürsünüzki artık yadığı hiç bir şeyin bilimsel değeri kalmadı, hatta yanlış yazmayayım tam hatırlamıyorum ama baya bi resimler vrdı işte 1. evre 2. evre diye hayvanların insana dönüşümü ile ilgili çoğu resimlerin üzerinde oynanmış olduğu bilim çevreleri tarafından kanıtlandı, ama darwinmiydi yoksa başka bi evrimcimiydi kesin htırlayamıyorum....

birşeyi asla gözardı etmeyin..darwin nezaman yaşadı?tam yılı hatırlamıyorum 1900lerin başına doğruydu sanırım..o zamanki bilimsel dayanaklar, şuankilerle kıyaslanamaz.şüphesiz darwinin ortaya attığı evrim teorisi çok değişime uğramıştır. sürekli üstüne eklenmiş, yanlışlar gözönünde tutulmuş; buna göre araştırmalar yön almıştır..bilim din gibi değildir, bir noktada durmaz..doğruyu bile yeri gelir kabul etmez..işte bu, bilimin sürekli gelişmesine yol açar.yanlış çizimler genel harun yahyanın yaydığı çizimler.. buarada evrimcilerdende 1940lı yıllarda sahtekarlık yapanlar oldu..mesela bi kafa tasını çeneyle birleştirdiler ve buna isim verdiler. fakat daha sonra yine aynı sahtekarlık bilim adamlarınca ortaya çıkarıldı ve açıklandı.her inanış ve ya kategoride buna rastlamak mümkün. fakat bulunan insansılar gözardı edilemez.moleküler biyolojide ise evrim kanıtlanmıştır. bu da apayrı boyutu işin.
saygılar.

JoNaThAn
02-11-2006, 13:39
çince eksik kalmış bu yazıda afınıza sığınarak yazıyorum ama bence laf salatasından başka bişey değil yazdıklarınız, en sonda bişey anlayabildim:) ondadada heralde ben ortadayım diyorsunuz bence kesin bi fikriniz olmadıktan sonra ve uğrunda yaşayacağınız bi fikriniz ve bu fikrin ürünü bi erdem olmadıkça yaşamanın anlamı yok!

herşey din yada bilim arasındaki tercih değildir.panteizm, agnostisizm gibi görüşler mevcuttur..araştırırsanız, ortalarda bulunan çok görüş olduğunu anlarsınız.

saygılar..

JoNaThAn
02-11-2006, 13:42
bu minvalde sayin Jonathan'in(marti jonathan livingstone mi?)
.

trevanianın jonathanı..

Smyrna
02-11-2006, 13:46
herşey din yada bilim arasındaki tercih değildir.panteizm, agnostisizm gibi görüşler mevcuttur..araştırırsanız, ortalarda bulunan çok görüş olduğunu anlarsınız.

saygılar..

bilirsiniz bizim millet ortadakilere pek sıcak bakmaz sütlü kahve misali anladınız siz:oley: :oley: :eek: :eek:

ceng
02-11-2006, 13:49
çince eksik kalmış bu yazıda afınıza sığınarak yazıyorum ama bence laf salatasından başka bişey değil yazdıklarınız, en sonda bişey anlayabildim:) ondadada heralde ben ortadayım diyorsunuz bence kesin bi fikriniz olmadıktan sonra ve uğrunda yaşayacağınız bi fikriniz ve bu fikrin ürünü bi erdem olmadıkça yaşamanın anlamı yok!

sayin Smyrna,
hedefimde herhangi bir sahis yoktu siz ustunuze alinmissiniz iyi de etmissiniz tevafuk olmus. o satirlardaki hersey benim su anda dusunduklerimin yansimasidir, -salata falan degil- ve anlayan birilerinin cikacagini umudediyorum.
sizden ricam, 'kendinizle' konusup 'mutlak' dogrularinizin bir listesini yapmaniz.
mesela oluden diri forma bir gecisin olamayacagindan %100 emin misiniz?
bunun Allah'in varligiyla bir ilgisi var mi? Boyle bir olasilik onun varligini zedeler mi? balcik/kan pihtisi nedir?
maymuna takilip kalmayin:)
oysa konu bu bile degildi yazida, sanirim rahatsiz ettim, ozur dilerim.
saygilar.

JoNaThAn
02-11-2006, 13:51
bilirsiniz bizim millet ortadakilere pek sıcak bakmaz sütlü kahve misali anladınız siz:oley: :oley: :eek: :eek:

bu milletin kendi sorunu.üstelik bilimsel açıdan görünümüde pek içaçıcı değil..görünen köy klavuz istermi..eğer klavuz isterse ben burdayım.. hemen yapıştırayım haberleri:oley: :oley:

Smyrna
02-11-2006, 14:10
http://www.hasiok.com/connect.php?id=1726&access=1,

bir zaman gelicek sayısız mahlukat doğru yanlışı görücek ama iş işten geçmiş olucak;
anlayana sivrisinek saz, anlamayana davul zurna az (yanlış yazmış olabilirim bu sözü:)...)

lütfen şunu izlemeseniz bile ortalara sarın ve kafatasını elindeki aletle kesen operatöre bakın kafataından deriyi nasıl yüzüyor naıl kırıyor o kafatasını sonrada içinden çıkan o et parçasına bakın sadece o sahneyi bi izleyin lütfen, sonra her zaman yaptığımız şeyi biraz vicdanlı yapın düşünün o kadarcık bi et parçasıyla yapabileceklerinizi düşünün ve yapamayacaklarınızı düşünün hatta izleyebilirseniz o kadavranın etine bakın kemiğine bakın kanına bakın ruh bunun neresinde...

ayrıca lütfen kimse bilimi sahiplenmesin bilim denen fenomen zaten yaratıcının bize verdiği nimetlerin bizim o ufacık beynimizdeki algılamasıdır bizim gözümüzde ve duyu organalrımızda görünen şeklidir yanlış bakıpta aldanmayın...

son bir şey düşük kaliteli müzik dosyalarında mp3 gibi çoğu zaman arkadan gelen bazı ensrumantel sesleri insanlar duyamaz ama bu yok olmadığı anlamına gelmez veya bi karıncanın haykırışını duyamaz ama buda olmadığı anlamına glmez, düşük megapikslli ve düşük optik zoomlu bi makineyle çekilen resimde bazı şeyler görünmez ama görünmeyen şeylerin olmadığı anlamına gelmez çünkü o makine ve ses dosyasının kapasitesi o kadardır....

foton
02-11-2006, 14:28
lütfen şunu izlemeseniz bile ortalara sarın ve kafatasını elindeki aletle kesen operatöre bakın kafataından deriyi nasıl yüzüyor naıl kırıyor o kafatasını sonrada içinden çıkan o et parçasına bakın sadece o sahneyi bi izleyin lütfen, sonra her zaman yaptığımız şeyi biraz vicdanlı yapın düşünün o kadarcık bi et parçasıyla yapabileceklerinizi düşünün ve yapamayacaklarınızı düşünün hatta izleyebilirseniz o kadavranın etine bakın kemiğine bakın kanına bakın ruh bunun neresinde...

ayrıca lütfen kimse bilimi sahiplenmesin bilim denen fenomen zaten yaratıcının bize verdiği nimetlerin bizim o ufacık beynimizdeki algılamasıdır bizim gözümüzde ve duyu organalrımızda görünen şeklidir yanlış bakıpta aldanmayın...

son bir şey düşük kaliteli müzik dosyalarında mp3 gibi çoğu zaman arkadan gelen bazı ensrumantel sesleri insanlar duyamaz ama bu yok olmadığı anlamına gelmez veya bi karıncanın haykırışını duyamaz ama buda olmadığı anlamına glmez, düşük megapikslli ve düşük optik zoomlu bi makineyle çekilen resimde bazı şeyler görünmez ama görünmeyen şeylerin olmadığı anlamına gelmez çünkü o makine ve ses dosyasının kapasitesi o kadardır....

İzledim tuhaf oldum:( :mad:

ceng
02-11-2006, 14:28
lütfen şunu izlemeseniz bile ortalara sarın ve kafatasını elindeki aletle kesen operatöre bakın kafataından deriyi nasıl yüzüyor naıl kırıyor o kafatasını sonrada içinden çıkan o et parçasına bakın sadece o sahneyi bi izleyin lütfen, sonra her zaman yaptığımız şeyi biraz vicdanlı yapın düşünün o kadarcık bi et parçasıyla yapabileceklerinizi düşünün ve yapamayacaklarınızı düşünün hatta izleyebilirseniz o kadavranın etine bakın kemiğine bakın kanına bakın ruh bunun neresinde...

ayrıca lütfen kimse bilimi sahiplenmesin bilim denen fenomen zaten yaratıcının bize verdiği nimetlerin bizim o ufacık beynimizdeki algılamasıdır bizim gözümüzde ve duyu organalrımızda görünen şeklidir yanlış bakıpta aldanmayın...

son bir şey düşük kaliteli müzik dosyalarında mp3 gibi çoğu zaman arkadan gelen bazı ensrumantel sesleri insanlar duyamaz ama bu yok olmadığı anlamına gelmez veya bi karıncanın haykırışını duyamaz ama buda olmadığı anlamına glmez, düşük megapikslli ve düşük optik zoomlu bi makineyle çekilen resimde bazı şeyler görünmez ama görünmeyen şeylerin olmadığı anlamına gelmez çünkü o makine ve ses dosyasının kapasitesi o kadardır....

sayin Smyrna,
yazinizdaki samimiyet beni uzdu, eziklik hissettim.
ama inanin alakasiz konularda yuruyoruz. bir onceki yazida buna atifta bulundum. benimki inkar tabanli birsey degil aksine varliga daha cok isaret eden bir tezdir. ama siz evrim denen seyle varligi taban tabana zitmis gibi algiliyor olayi bir dilemmaya irca ediyorsunuz.
saygilar.

Smyrna
02-11-2006, 14:41
sayin Smyrna,
yazinizdaki samimiyet beni uzdu, eziklik hissettim.
ama inanin alakasiz konularda yuruyoruz. bir onceki yazida buna atifta bulundum. benimki inkar tabanli birsey degil aksine varliga daha cok isaret eden bir tezdir. ama siz evrim denen seyle varligi taban tabana zitmis gibi algiliyor olayi bir dilemmaya irca ediyorsunuz.
saygilar.

saygılar benden büyüğümsünüz yaş olarak birşey daha "olayi bir dilemmaya irca ediyorsunuz."
çok hoş olmuş irca arapça dilemma ingilizce heralde:)

bide yukardaki linki eğer 18 yaşından küçükler varsa izlemesinler lütfen...

ceng
02-11-2006, 14:42
son bir şey düşük kaliteli müzik dosyalarında mp3 gibi çoğu zaman arkadan gelen bazı ensrumantel sesleri insanlar duyamaz ama bu yok olmadığı anlamına gelmez veya bi karıncanın haykırışını duyamaz ama buda olmadığı anlamına glmez, düşük megapikslli ve düşük optik zoomlu bi makineyle çekilen resimde bazı şeyler görünmez ama görünmeyen şeylerin olmadığı anlamına gelmez çünkü o makine ve ses dosyasının kapasitesi o kadardır....


insan kulagi band-pass-filter karekteri tasir. ortalama olarak 20Hz-20Khz bandinda yasar:), bunun kisiden kisiye/hw kismi farklilik gostermesi gayet dogaldir, kimi 10KHz ustunu duymaz kimi 25KHz'e kadar cikabilir. 1-2-5-10Hz'lik cok dusuk frekansli sesleri tavuk/kopek/kus/ari'nin duymasi ve algilamasi ya da cok yuksek frekansli ses dalgalarini gayet olagandir zira onlarin band araliklari farklidir. dolayisiyla siz tutar bu bandin disina tasan sesleri kayit ederseniz bunlar varliklarini surdururler ama ne yazik ki/mutlu ki bizler duymayiz.

bu kucuk teorik bilgiden hareketle denilebilir mi ki cansizdan canliya gecisin mumkun olmasi Allah'in varligina aykiridir? ya da turlerin tekamulu? ya da boyle bir tekamul/gecisin olmamasi varligini mi ispat eder? bunlar bagimsiz konulardir ve evrimin amaci Allah'in yoklugunun ispati degildir. Allah'la ilgilenmez cunku konu disidir.
saygilar.

ceng
02-11-2006, 15:49
ayrıca lütfen kimse bilimi sahiplenmesin bilim denen fenomen zaten yaratıcının bize verdiği nimetlerin bizim o ufacık beynimizdeki algılamasıdır bizim gözümüzde ve duyu organalrımızda görünen şeklidir yanlış bakıpta aldanmayın...



bilimi herkes sahiplenmelidir zira insanligin ortak mirasidir, bundan yuzcevirmek en basitinden intiharla esdegerdir.
kucuk bir tanim yapmaliyim: bilim esyayi anlama cehdidir. esyanin tabiatini/sirrini kesfeden/kesfetmeye calisan insan Allah'a aykiri birsey yapmiyordur aksine onun taninma/bilinme yoluna hizmet ediyordur birbiriyle celismezler. dolayisiyla insanlik nasil basladi boyle bir tekamul var mi gibisinden arayislar da bilime dahildir ve uzerinde calisilmalidir.
bir arkadasim mitoz bolunme uzerine doktorasini tamamladi amerikada. aynen bahsettiginiz gibi kucucuk protein sarmallarinin kunhunu bulmak icin bir suru insan seferber oluyor, o delileri:) buna iten sebep merak/ogrenme istegi ve nihayetinde bundan insanliga bir fayda/kazanim saglama cabasi. dusunun ki akliniza gelebilecek hastaliklarin sebep oldugu bozukluklari bulup onarmak/onarmaya calismak Allah'i hosnutsuz mu eder?
eder mi? onleyebilsek organlarin tam olusmasina izin vermeyen bozukluklari, sakatliklari, korlugu, kanseri ve mudahele edebilsek?

evrim de insanlik/bilim tarihinde bir soz etmistir dogru mu yanlis mi zamanla aciga cikar ama tekrarlayacagim uzre ne der ne degildir ne kadar bilimsel uzerinde kabaca kafa yormadan topyekun reddetmek/kabul etmek hele de bunu Allah'in varligiyla iliskilendirmek en basitinden tembellik olur.
saygiyla.

abdas
07-11-2006, 12:32
Forumda elle tutulur 1 mesajinizi gormus degilim simdiye kadar...
19 soru isareti soruyu daha da derinlestiriyor mu merak ettim...

bu arada JoNaThAn, depremin evrimle alakasi vardir dolayli olarak...
Yerkabugu hareketleri iklimlere ve dogal kosullara direk etki etmistir...
Bu surecde evrim sureci gibi milyonlarca yila dayanir...
Evrim'in dunyadaki her olayla alakasi vardir... :)

Mutasyon ile ilgili konusmak isterim... Hızlandırılmış evrim diyelim...
Simdi cikiyorum... yarin sabah devam ederiz...

seninde dostum abalı-sopalı hikayelerine benzemiş yazıların da.........

..evrimi geçiren geçirdi............

.......belki evrim değil deprem daha gerçektir...

.belki de başına saksı düşsün misali olacak amma.........

..evrim evrim diyenlerin başına belki deprem düşse iyi olur mu.................

...uzman ne der bı konuda.................

Jeofizik Kurumu Başkanı Prof. Dr. Ahmet Ercan, Türkiye'de deprem bekleyen 33 noktanın olduğunu söyledi. İşte deprem bekleyen 33 nokta....Jeofizik Kurumu Başkanı Prof. Dr. Ahmet Ercan, Marmara Bölgesi'nin güneyinde meydana gelen depremlerde fay üzerindeki enerjinin tam olarak boşalmadığını söyledi. Ercan, "Gemlik-İznik hattı başta olmak üzere Türkiye'nin 33 bölgesi depremi bekliyor" dedi.

Dört gün arayla meydana gelen 5.2'lik depremler "Büyük bir deprem mi gelecek?" endişesini de beraberinde getirdi. Her bölgenin her jeolojik yapının kimliğine göre deprem ürettiğini vurgulayan Prof. Dr. Ahmet Ercan, Türkiye'nin 33 bölgesinin deprem tehlikesiyle karşı karşıya olduğunu söyledi. Ercan sözlerini şöyle sürdürdü: "Son iki depremde enerjinin hepsi boşalmıştır demek yanlış olur. Anadolu'nun hangi illerinde depremlerin olacağı, yaklaşık büyüklükleri bellidir. Depremleri önleme olasılığı olmadığına göre önlemlerini tartışmalıyız"
DEPREM FIRSATTIR
Depremlerin Türkiye için bir fırsat olacağını söyleyen Ercan, "İstanbul'a 5 milyar dolar yatırarak 8 milyar dolarlık bir katma değer elde edilebilir. İstanbul'u imar için bir kaç yılımız var. İstanbul'un derhal şantiyeye çevrilmesi ile 200 kalem iş devreye girecek, işsizlik bitecektir. Yoksa ağır bir depremin maliyeti 100-150 milyar dolar olacaktır"
79 ATOM BOMBASI GÜCÜNDE
Türkiye Jeofizik Kurumu Onursal Başkanı Prof. Dr. Ahmet Ercan, Gemlik Körfezi'ndeki depremin ardından ''Armutlu, İmralı ve Mudanya üçgeninde, Gemlik Körfezi ağzında bir gerginlik birikimi vardı, bu da boşalma yaptı'' demiş ve depremin, kuzey kolla bir ilgisi olmadığını söylemişti. Manyas Kuş Cenneti ile Gemlik depremleri arasında bir ilginin bulunmadığını belirten Ercan, 1999'daki depremin 79 atom bombası gücünde boşalma yaptığını dile getirerek, “Bu olay, Marmara'nın çok gergin olduğunu gösteriyor” dedi.
İŞTE DEPREM BEKLENEN 33 NOKTA
1. Gemlik-İznik 2. Marmara, 3. Yenice- Gönen, 4. Sakarya Çukuru, 5. Çankırı, 6. Amasya, 7. Tokat, 8. Erzincan, 9. Tunceli, 10. Erzurum-Kars-Ardahan, 11. Ermenistan-Gürcistan- Türkiye sınırı 12. Bingöl (oldu), 13. Muş (Varto), 14. Ağrı-Iğdır-Çaldıran, 15. Van-Erciş, 16. Diyarbakır, 17. Hakkari, 18. Şırnak, 19. Elazığ, 20. Malatya, 21. Adıyaman, 22. Hatay, 23. Çukurova- Adana-İçel (oldu), 24. Osmaniye, 25. Elmalı yarım adası, 26. Göller bölgesi (Afyon-Isparta-Burdur), 27. Rodos-Fethiye, 28. Marmaris-Bodrum, 29. Aydın, 30. Manisa, 31. Denizli, 32. İzmir ili (oldu), 33. Balıkesir.

JoNaThAn
07-11-2006, 15:29
seninde dostum abalı-sopalı hikayelerine benzemiş yazıların da.........

..evrimi geçiren geçirdi............

.......belki evrim değil deprem daha gerçektir...

.belki de başına saksı düşsün misali olacak amma.........

..evrim evrim diyenlerin başına belki deprem düşse iyi olur mu.................

...uzman ne der bı konuda.................

Jeofizik Kurumu Başkanı Prof. Dr. Ahmet Ercan, Türkiye'de deprem bekleyen 33 noktanın olduğunu söyledi. İşte deprem bekleyen 33 nokta....Jeofizik Kurumu Başkanı Prof. Dr. Ahmet Ercan, Marmara Bölgesi'nin güneyinde meydana gelen depremlerde fay üzerindeki enerjinin tam olarak boşalmadığını söyledi. Ercan, "Gemlik-İznik hattı başta olmak üzere Türkiye'nin 33 bölgesi depremi bekliyor" dedi.

Dört gün arayla meydana gelen 5.2'lik depremler "Büyük bir deprem mi gelecek?" endişesini de beraberinde getirdi. Her bölgenin her jeolojik yapının kimliğine göre deprem ürettiğini vurgulayan Prof. Dr. Ahmet Ercan, Türkiye'nin 33 bölgesinin deprem tehlikesiyle karşı karşıya olduğunu söyledi. Ercan sözlerini şöyle sürdürdü: "Son iki depremde enerjinin hepsi boşalmıştır demek yanlış olur. Anadolu'nun hangi illerinde depremlerin olacağı, yaklaşık büyüklükleri bellidir. Depremleri önleme olasılığı olmadığına göre önlemlerini tartışmalıyız"
DEPREM FIRSATTIR
Depremlerin Türkiye için bir fırsat olacağını söyleyen Ercan, "İstanbul'a 5 milyar dolar yatırarak 8 milyar dolarlık bir katma değer elde edilebilir. İstanbul'u imar için bir kaç yılımız var. İstanbul'un derhal şantiyeye çevrilmesi ile 200 kalem iş devreye girecek, işsizlik bitecektir. Yoksa ağır bir depremin maliyeti 100-150 milyar dolar olacaktır"
79 ATOM BOMBASI GÜCÜNDE
Türkiye Jeofizik Kurumu Onursal Başkanı Prof. Dr. Ahmet Ercan, Gemlik Körfezi'ndeki depremin ardından ''Armutlu, İmralı ve Mudanya üçgeninde, Gemlik Körfezi ağzında bir gerginlik birikimi vardı, bu da boşalma yaptı'' demiş ve depremin, kuzey kolla bir ilgisi olmadığını söylemişti. Manyas Kuş Cenneti ile Gemlik depremleri arasında bir ilginin bulunmadığını belirten Ercan, 1999'daki depremin 79 atom bombası gücünde boşalma yaptığını dile getirerek, “Bu olay, Marmara'nın çok gergin olduğunu gösteriyor” dedi.
İŞTE DEPREM BEKLENEN 33 NOKTA
1. Gemlik-İznik 2. Marmara, 3. Yenice- Gönen, 4. Sakarya Çukuru, 5. Çankırı, 6. Amasya, 7. Tokat, 8. Erzincan, 9. Tunceli, 10. Erzurum-Kars-Ardahan, 11. Ermenistan-Gürcistan- Türkiye sınırı 12. Bingöl (oldu), 13. Muş (Varto), 14. Ağrı-Iğdır-Çaldıran, 15. Van-Erciş, 16. Diyarbakır, 17. Hakkari, 18. Şırnak, 19. Elazığ, 20. Malatya, 21. Adıyaman, 22. Hatay, 23. Çukurova- Adana-İçel (oldu), 24. Osmaniye, 25. Elmalı yarım adası, 26. Göller bölgesi (Afyon-Isparta-Burdur), 27. Rodos-Fethiye, 28. Marmaris-Bodrum, 29. Aydın, 30. Manisa, 31. Denizli, 32. İzmir ili (oldu), 33. Balıkesir.

kabul edenler yada etmeyenler için evrim var rahat ol..

ama deprem konusu bambaşka..doğa olayıdır deprem..evrime nasıl bağlayabiliriz..insan evrimiyle alakası yok (çook dolaylı olarak var,sadece bir bölgede gözlenebilen değişik bir canlı türü gibi) ama kıtaların evrimiyle alakası var..

1960'larda tektonik plakaların hareketi teorisi ortaya atıldı ve bu teori kanıtlandı.Resimlere bakıldığında dünyanın 225 milyon yıl önce tek bir kara parçasına sahip olduğu görülebilir.Kıtaları bir puzzle gibi yan yana getirdiğimizde tek bir kara parçası elde edilebiliyor.

Aradaki kalan bazı boşluklar ise okyanusların zamanla aşındırdığı ve denize karışmış toprak parçalarıdır.

Bu bilgiler çok önemlidir.Tektonik plakaların hareketleri depremlere yol açmaktadır,dünya sürekli değişmektedir.Ancak bir insan bunu kendi hayatı boyunca gözleyemez.

şeklinde inceleyebiliriz..kendi hayatımız boyunca gözlemlememize imkan yok.deprem olacak..depremde istanbulda 1 milyondan fazla can kaybı olacağını düşünüyorum..o eyüp taraflarında veya diğer taraflarda tepeler üzerine gelişi güzel yapılmış gece-gündüz konduları görünce 1milyon rakamıda az geliyor ama daha fazla olmamasını umut ediyoruz..

JoNaThAn
07-11-2006, 15:40
sen tektonik hareketlerden bahsettinde, bende cultureclub adlı dostumun yazısının bir bölümünü burada yayınlıyım bu konuyla ilgili..bilmiyorum hiç düşündünüzmü..ek not olarak eklicem: dinlere göre adem-havvanın yaşı 6000 ve dolaylarında hesaplanmaktadır.yani ilk insan 6bin yıl önce varolmuştur kutsal kitaplardan çıkarılan soyağacına göre.eğer sadece bu verilerle evrimi reddetmeye kalkarsanız komik olur çünkü..

1-225 milyon yıl önce dünya tek bir kara parçası ve okyanustan oluşuyordu. Yaşam sudan çıkan canlıların bu kara parçası üzerinde evrimleşmeleri ile devam etmiştir. Bunun kanıtı;

Eğer dünya başlangıcında olduğu gibi tek parça kara yerine bu günkü gibi değişik kıtalar halinde olmuş olsaydı, tek bir yerde yaratılan Adem, Havva diğer tüm canlılar kıtalara yayılamazdı. Çünkü kıtalar arası seyahati insanoğlu 14. YY'da yapabilmiştir.

Bu durumda Japonya'daki insanların, Avustralyadaki insanların,Amerika'da yaşayan insanların ayrı ayrı Adem ve Havva'da yaratılmış olması gerekliydi. Oysa dini kitaplar tek bir adem ve Havva'dan söz ediyor.

2-Ayrı kıtalardaki hayvan, bitki örtüsü diğer kıtalardakine temel yapı olarak benzemesine rağmen, evrim geçirerek farklılaşmışlardır. Bu evrim teorisinin doğruluğunun en büyük kanıtıdır. Bir zamanlar aynı kara parçasında oluşmaya başlayan canlıların ortak atalardan geldiğinin kanıtıdır.

bilim ise havvanın yaşının 10bin dolaylarında olduğunu tahmin etmektedir.havva-ademden kasıt, ilk insan.ancak insanlık ve insansı iskeletlerin tarihi 10binlerce yıldan çok önceye dayanmaktadır.ayrıca kıtaların tektonik hareketi 10bin yılda gözlenecek bir durum değildir.yüzlerce milyon yıla yayılmıştır.ve her kıtada değişik insan türü, değişik coğrafya ve birki örtüsü vardır.hatta bazı kıtalar ve adalardaki canlılar dünya üzerinde sadece o bölgede bulunmaktadırlar.kıtalar arası seyahat ise 14.yüzyılda bulunmuştur.

bir açıklıyım dedim.arada açıklıcam böyle..

saygılar;)

deep
07-11-2006, 16:23
Konu basligi deprem degil evrim... Hatirlatayim dedim... :)

selamlar...

istanbul 000
10-11-2006, 23:43
Şu Darwin çıkıntısı denen kulaktaki minicik çıkıntı çok ilginç. Nedense aklıma takıldı. Neymiş acaba bunun görevi ve sonradan neden böyle anlaşılamaz bir ayrıntı haline gelmiş? :)

Sarı
10-11-2006, 23:56
dinlere göre adem-havvanın yaşı 6000 ve dolaylarında hesaplanmaktadır.

hangi dinlere göre acaba bu hesap..birde bu rakamın kaynağını merak ettim..
(merakım hem konudan bağımsız hemde konu vesilesi ile..)

bu mevzuda yazdıklarınızın tamamı bu rakama bağlı eğer bu rakamı dinler somut bir şekilde açıklamıyorsa bi manası yoktur dediklerinizin..

Sarı
11-11-2006, 00:15
bilim ise havvanın yaşının 10bin dolaylarında olduğunu tahmin etmektedir.havva-ademden kasıt, ilk insan.ancak insanlık ve insansı iskeletlerin tarihi 10binlerce yıldan çok önceye dayanmaktadır.ayrıca kıtaların tektonik hareketi 10bin yılda gözlenecek bir durum değildir.yüzlerce milyon yıla yayılmıştır.ve her kıtada değişik insan türü, değişik coğrafya ve birki örtüsü vardır.hatta bazı kıtalar ve adalardaki canlılar dünya üzerinde sadece o bölgede bulunmaktadırlar.kıtalar arası seyahat ise 14.yüzyılda bulunmuştur.


paragraf başında denildiği gibi bu bir tahmindir, varsayımdır..

bilim bulgulara göre hesaplar ve yine bilinen mutlak kabul edilen bir şey vardır..
"bulunmayan bulguların varlığı"... ve hergün yenileri eklenir bu bulgulara..

sonuçta insanoğlu ve canlıların yaşı bilime göre de hala muğlaktır, dinlere görede..

kaleci1
11-11-2006, 00:39
Burada kıtalararası seyahatten kasıt amerika ve avustralya ya seyahat herhalde. asya avrupa ve afrika birbirleriyle bağlantılı zaten.

mitli
11-11-2006, 10:08
Bilim Tanrı’nın varlığını ispatlar mı?
Dünyanın en önemli gen uzmanı olarak tanınan eski ateist bilim adamı, "Genetik yapımızın mükemmelliği sadece Tanrı'nın eseri olabilir: Bilim bunu kanıtlayacak" dedi.
07 Kasım 2006 09:43
Yazı boyutunu büyütmek için

Batıda Kilise'nin bilime uyguladığı baskının doğal bir sonucu olarak zuhur eden ve ne yazık ki yanlış Batılılaşma manevraları yüzünden farkında olmaksızın Türkiye'ye de ihracedilen Kilise yanlısı ve Kilise karşıtı bilimcilerin kavgası Tanrı'nın varlığını ispatlama bağlamında sürüyor.

Gerçeğin özünü araştırmak dururken; Tanrı'nın varlığını ya da yokluğunu ispatlamaya koşullanan ideolojik fikirli bilim adamlarının kavgası hâlâ bu kısır döngü etrafında dönüp dolaşırken, yeni cepheler de oluşuyor.. Olan da gerçeği arayan bilim adamları ve ilahiyatçıların özverili çabalarına oluyor..

İşte konuyla ilgili kavganın son boyutunun bugün Vatan gazetesine yansıyan hali:

Bilim, Tanrı’nın varlığını kanıtlayacak

Dünyanın en önemli gen uzmanı olarak tanınan eski ateist Dr. Francis Collins, “Genetik yapımızın mükemmelliği sadece Tanrı’nın eseri olabilir. Bilimin ilerlemesi Tanrı’nın varlığının kanıtlanmasını sağlayacak. İnsanların inançlı olmasını sağlayan genlerin sadece mucizevi bir şekilde aktif hale geldiğini kanıtlayacağız” dedi

ABD’nin en önemli haber dergileri olarak gösterilen Time, Newsweek ve Wired, bu haftaki sayılarında din konusuna ayırdı. Time, “Bilim ile din rasındaki mücadelenin 21’inci yüzyıla damgasını vuracağını” belirtirken, Newsweek “Dinin siyaset üzerindeki gücü artacak. Laiklik bir çok Batılı ülkede yeniden masaya yatıralacak” yorumunu yaptı. Wired ise dini akımların güçlenmesinin yeni bir ateizm hareketi doğurduğunu ve inanan ile inanmayanlar arasında ciddi bir çatışma yaşanacağını savundu.

ARAŞTIRMA BAŞLADI
Din konusuna ilişkin en tartışma yaratcak haber dosyası Time dergisinde yayınlandı. Time’a konuşan ünlü ateist Richard Dawkins, evrim teorisini savunarak, “Bilimsel ilerlemeler, insan vücudunu hatta duygu ve davranışlarını genlerin belirlediğini gösterdi. Genetik yapımızdan milyarlarca yıllık bir süreçte değişti ve sonuçta tesadüfen modern insan ortaya çıktı” dedi. Dawkins’in iddialarına yanıt dünyanın en önemli gen uzmanlarından biri olarak gösterilen Dr. Francis Collins’ten geldi. Eskiden bir ateist olan Dr. Collins, 1993’ten bu yana Human Genome Research Institute’un direktörlüğünü yapıyor. Dr. Collins’in öncülüğündeki 2400 kişilik bir ekip 3 milyarlık bir dizilimden oluşan insanın genetik yapısını çözmüştü. Dr. Collins, Time’a yaptığı açıklamalarda, Tanrı’nın varlığını bilimsel olarak kanıtlayacak bir araştırma başlattıklarını belirterek şöyle konuştu:

* Evrimi savunanlar insanın genetik yapısının yüzde 99’unun maymunlarla aynı olduğunu vurgulayıp duruyor. Ancak farelerle ve yüzlerce farklı türle de yüzde 90 oranında aynı genetik yapıyı paylaşıyoruz.

* DNA ve genetik dizilim üzerine yaptığımız yüzlerce araştırmanın sonucunda “İnsanlar neden Tanrı’ya inanıyor?” sorusunun cevabını bulamadık. Mükkemel genetik yapımızda bizi Tanrı’ya inanmaya iten biyolojik bir yapı bulunmuyor.

* VMAT2 adlı gene sahip olanların daha inançlı olduğu ortaya çıktı. Buna “Tanrı geni” adı verildi. Bu geni aktif olmayanların ise inançsız olduğu ifade edildi. Fakat şimdiye kadar yaptığımız araştırmalarda VMAT2’nin aktif hale gelmesini sağlayan dış bir etken bulamadık. Ne çevrede olan değişiklikler ne de kalıtsal nedenler VMAT2 üzerinde etkili oluyor. Tanrı geninin mucizevi bir şekilde aktif hale gelip insanlarda inanç olgusunun meydana geldiğini düşünüyoruz. Yani ancak Tanrı’nın isteğiyle inanç geni harekete geçiyor. VMAT2’nin gizemini çözeceğiz. Böylece Tanrı’nın varlığını ilk kez bilimsel olarak kanıtlamış olacağız.

Ateistler birlik oldu
Wired dergisine konuşan Dr. Richard Dawkins, dine karşı yeni bir hareket başlattıklarını açıkladı. Dawkins “Yeni Ateistler” adı verilen oluşumun üye sayısının 30 milyonu bulduğunu belirterek, “Dinin kamusal hayat üzerindeki rolü arttıkça tepki de artıyor. Bilime dayalı yeni bir inanç sistemi kurmak istiyoruz. Dinler arasındaki çatışma radikalizmi besliyor. Dinler tüm medeniyeti yok edebilir” dedi.

Dindarlar giderek güçleniyor
Newsweek dergisi, ABD ve Avrupa’da dinin siyaset üzerindeki etkisinin giderek arttığını demokratik yapıların tehdit altında olduğunu vurguladı. Newsweek’te yayınlanan Londra Üniversitesi’nin araştırması ise dini grupların daha da güçleneceğini demografik verilerle ortaya koydu:

* Avrupa’da nüfusun yüzde 53’ü laik, yüzde 47’si dindar. İbadet edenlerin sayısı azalıyor.

* Fakat dindar ve muhafazakar aileler, daha fazla çocuk yapıyor. Muhafazakar kesimdeki doğum oranları yüzde 40 daha fazla.

* Sonuç olarak, 2045 yılında dindarların oranı laikleri geride bırakacak. Eğer trend böyle devam ederse 2075’te nüfusun yüzde 63’ü dindar, yüzde 37’si laik olacak

Achiles
11-11-2006, 10:21
Bir canlı kendi varlığının farkına vardığında(bilinç) sorular sormaya başlıyor..

Ben nerden niye geldim..beni kim yarattı..ben ölünce ne olacağım..

Filler neden kendi mezarlıklarında duygusal hareketler gösterirler..

Evcilleştirilen tilkilerin gen yapısı neden bozulur..

Neden hemen hemen tüm memelilerin dna larının %99 u aynıdır..

Bir süre anne karnında bir insan ve domuz embriyolarını ayırt etmek neden imkansızdır..(gözle)

Yeni doğum yapmış farenin yavrularını canı pahasına savunurken, birden yuvanın ele geçeceğini anladığında, daha sonra hemen tekrar yavrulamak maksadıyla kilo kazanmaya yönelik apar topar bütün yavrularını yemesi ve başka bir yere göç etmesi....nasıl bir tanrısal öngörüyle bağdaştırılabilir..

Birgün mesih gelir ve hastalıkları iyi ederse..firavunun sihirbazları gibi bizim gen proflarımız da aynı şeyi yapabiliklerini mi gösterecekler..

Günahkarlar cehennemde yanarken hala inanmıyoruz diye bağırırlarsa, ve mesele WTA2 geni meselesindeki gibi hakikaten gen olayıysa,

ve yaradan, bazılarına bu geni verir bazılarına vermezken, her halükarda cehennemi boşu boşuna yapmamış olma garantisi mi baştan getirmiş olacak::))

umarım günaha girmiyoruzdur bunları düşünmekle::))

ÖZDOĞAN77
11-11-2006, 10:48
Alıntı
Dünyanın en önemli gen uzmanı olarak tanınan eski ateist Dr. Francis Collins, “Genetik yapımızın mükemmelliği sadece Tanrı’nın eseri olabilir. Bilimin ilerlemesi Tanrı’nın varlığının kanıtlanmasını sağlayacak. İnsanların inançlı olmasını sağlayan genlerin sadece mucizevi bir şekilde aktif hale geldiğini kanıtlayacağız” dedi



Tanrı ve tanrılık kavramı yoktur bana göre.İnsanoğlu beşer gözle yani 5 duyu kaydı ile değerlendirmekte algıladığı herşeyi.
İsmine ALLAH dediğimiz,zamandan ve mekandan öte,sonsuz ve sınırsız,evren içre evrenleri oluşturan,eksiksiz ve kusursuz bir bilinç vardır.
Dünyanın da içinde bulunduğu samanyolu galaksisinde 400 milyar yıldız ve gezegenden,samanyolu galaksisi gibi milyarlarca galaksiden varolan bu evrende tanrıyı nereye ve nasıl monte edeceksiniz.
Bilim ancak, varolan ve kuralları kusursuz işleyen,ALLAH sisteminin özelliklerini ispatlamakla uğraşmaktadır.Zaten var ve mevcut olanı bulmak yeni birşey icat etmek değildir.
Amerika kıtası vardı,kolomb onu sadece buldu,yaratmadı,orası zaten vardı ve avrupalılara göre yeni keşfedilmiş oldu sadece.

''La ilahe illallah''

La= yoktur
ilahe= ilah (tanrı)
illallah=sadece,yalnızca (illaki) ALLAH

cavit
11-11-2006, 11:03
umarım günaha girmiyoruzdur bunları düşünmekle::))

için rahat olsun arkadaşım, insan olmanın gereğini yerine getiriyorsun, bu arada din konusunun böyle seviyeli ve hoşgörülü bir şekilde tartışılması hissenetin kalitesini gösteriyor.

cavit
11-11-2006, 11:30
Bilim ancak, varolan ve kuralları kusursuz işleyen,ALLAH sisteminin özelliklerini ispatlamakla uğraşmaktadır.Zaten var ve mevcut olanı bulmak yeni birşey icat etmek değildir.

Bakın siz tam olarak inanmışsınız ve bilimin bu konuda boşuna kürek çektiğini söylüyorsunuz. Sizin gibi düşünmeyen ve sizin gibi inanmayan birçok insan var bu dünyada, islamiyete inanlar olduğu gibi diğer tek tanrılı dinlere, cansız varlıklara, dinin olmadığına, tanrının olmadığına inananlar var. Burda farkımız ne? Bazıları buna inanırken bazıları çok zıt olarak şuna inanıyorsa farkımız nedir? Sizce kriter nedir, daha zeki olmak mı, daha hümanist olmak mı, daha zengin olmak mı, daha çok acı çekmiş olmak mı, farklı bir toplumda doğup büyümüş olmak mı, lanetlenmiş olmak mı, yüreği mühürlenmiş olmak mı? Peki kimin inandığı doğrudur, çünkü herkes inandığının doğru olduğunu düşünüyor, ilginç değil mi?

Daha önceki gönderilerimde de belirttim, inanç ilginç bir şeydir, sizin özgür iradenizle kabulleneceğiniz bir şey değildir, bir duygu düşünce çakışmasıdır, İstemekle ne inanabilirsiniz ne de inançtan uzaklaşabilirsiniz, bu sizin isteğinize bağlı bir şey değildir.

mitli
11-11-2006, 15:13
Evrim teorisi, bütün varlıkların plânsız ve programsız şekilde rastlantılar sonunda, ya da tesadüflerin ürünü olarak ortaya çıktığını, yaratılışçılar ise, atomlardan galaksilere kadar her şeyin şuurlu, plânlı, hikmetli ve gayeli yaratıldığını belirtir. İşte evrim teorisiyle dinlerin çatıştığı nokta budur. Bir başka deyişle, yaratılışçılarla evrimciler arasındaki düşünce farkı, ilmî metotlarla elde edilen verilerin yorumlanmasındadır. Materyal her ikisinde de kâinat içindeki varlıklardır. İnceleme metotları da aynıdır. Ancak, yorum farklıdır.

Selimiye’yi Mimar Sinan’nın eseri bilerek incelemek, bu eserin tesadüf ve tabiat ürünü olduğunu kabul ederek incelemekten çok daha akla uygundur. Dolayısıyla, bir hücreyi, ya da hücre içerisindeki bir organeli bir yaratıcının eseri olarak tetkik etmek, inceleme ve araştırmaya ket vurma değil, aksine araştırmaya teşvik eder. Çünkü araştırıcı, her şeyin mutlaka bir gayeye ve maksada ve plâna göre yapıldığını düşünür ve varlıklar arasındaki o gizli nizam ve intizamı bulmaya çalışır.

Birinci yüzyıldan 18. yüz yıla kadar, kâinattaki varlıkların yapısı din adına açıklanmaya çalışıldı ve bu konuda ifrat edildi. 19. ve yirminci yüzyıllarda da materyalist felsefe hâkimiyeti ele aldı. Bir yaratıcıyı inkâr ederek, her şeyi tesadüf ve tabiatla açıklamaya çalışarak o da tefrit etti. 21. yy, akıl, mantık ve ilmin hâkim olduğu bir asırdır. Artık bu asırda, ifrat ve tefritten uzak, her iki görüşün değerlendirme tarzlarına yer vererek, orta yolun bulunmasına gayret etmeliyiz.

Netice olarak, konu ile alâkalananların, ideolojik yaklaşımlardan ve acele yorumlardan kaçınmaları gerekir. Tamamen materyalist felsefeyle meseleleri açıklama yerine, hem materyalist felsefe taraftarlarının ve hem de bir yaratıcıyı kabul edenlerin konuya yaklaşım tarzları nazara verilmelidir.

Bu konudaki tartışmaların tamamen ortadan kalkacağını beklemek de çok büyük iyimserlik olur. Buna gerek de yoktur. Çünkü, farklı düşünce ve yaklaşım tarzları, ilmî gelişmelere yol açar. Esas olan, farklı görüş ve düşüncelere saygılı olmak ve onlara karşı tolerans göstermektir.

mitli
11-11-2006, 15:18
Darwinizm'in Kabul Görmesi, Doğru Olduğunu Göstermez

Müslüman evrimcilerin yanılgılarından biri, evrim teorisinin bilimsel ve kanıtlanmış bir gerçek olduğunu sanmalarıdır. Tempo dergisindeki yazıda bu durum gözlemlenmekte, evrim teorisini savunan sayın ilahiyatçılardan birinin "evrim teorisi günümüzde geçerli bir teoridir" sözü dikkati çekmektedir.

Oysa gerçekte, evrim teorisi günümüz bilimsel gelişmeleri karşısında tüm dayanaklarını yitirmiştir. Gerek moleküler düzeyde, gerekse biyoloji veya paleontoloji alanlarında yapılan araştırmalar canlıların evrimsel bir süreç sonunda meydana geldikleri yönündeki iddiaları tamamen geçersiz kılmıştır.

Bu gerçekleri göz ardı etmek ve bilimsel kanıtlara değil de "bilim dünyasının eğilimlerine" göre düşünmek, büyük bir hata olur.

Bu hatayı teşhis edenlerden biri, Boğaziçi Üniversitesi eski felsefe profesörü merhum Arda Denkel'di. Denkel, Türkiye'deki evrimcilerin yaratılışa karşı bilimsel cevaplar veremediklerini, sadece "bu teori bilim dünyasında yaygın kabul görüyor" dediklerini, ama bunun bir anlamı olmadığını şöyle açıklamıştı:

"Evrim kuramını, çok sayıdaki saygın kişinin, kuruluşun evrimciliği benimsemiş olması mı kanıtlayacak? Yoksa mahkeme kararlarıyla mı doğru kılınacak bu kuram? Doğruluğu sağlayan şey, saygın ve yetki sahibi kişilerce doğru bulunmak mıdır acaba? Bir tarihsel olguyu anımsatmak isterim. Galileo Galilei, döneminin bütün saygın kişilerine, hukukçularına ve özellikle de bilim adamlarına karşı tek başına karşı çıkıp doğru olanı söylüyor ve savunmuyor muydu? Engizisyon mahkemelerinin öbür eylemleri de, ortaya buna benzer görünümler koymamış mıydı? Toplumda saygın ve başat olan çevreleri arkasına almak, ne doğruluk yaratan, ne de bilimsellikle doğrudan ilgili olan bir şeydir." (Cumhuriyet Bilim Teknik Eki, 27 Şubat 1999, s.15)

Arda Denkel'in de dikkat çektiği gibi, bir teorinin yaygın kabul görmesi, onun doğruluğuna dair bir kanıt değildir. Bilim tarihi, ilk başta azınlık tarafından kabul edilen, ancak doğruluğu sonradan herkes tarafından anlaşılan gerçeklerle doludur.

Konunun bir diğer yönü ise, bugün evrim teorisinin sanıldığı gibi "tüm bilim dünyası tarafından kabul edilen bir teori" olmayışıdır. Son 20-30 yıl içinde, evrim teorisini reddeden bilim adamlarının sayısı hızla artmaktadır. Bunların çoğu evrendeki ve canlılardaki kusursuz tasarımı görerek, Darwinizm dogmasından kendilerini kurtarmaktadırlar. Bu bilim adamlarının evrimin geçersizliğini ortaya koyan sayısız çalışması vardır. Her biri başta Avrupa ve Amerika olmak üzere, dünyanın çeşitli ülkelerindeki önde gelen üniversitelere mensup olan bu kişiler, biyoloji, biyokimya, mikrobiyoloji, anatomi, paleontoloji gibi bilim dallarında uzman olup, kariyer sahibi akademisyenlerdir.

JoNaThAn
11-11-2006, 20:41
Darwinizm'in Kabul Görmesi, Doğru Olduğunu Göstermez

Müslüman evrimcilerin yanılgılarından biri, evrim teorisinin bilimsel ve kanıtlanmış bir gerçek olduğunu sanmalarıdır. Tempo dergisindeki yazıda bu durum gözlemlenmekte, evrim teorisini savunan sayın ilahiyatçılardan birinin "evrim teorisi günümüzde geçerli bir teoridir" sözü dikkati çekmektedir.

Oysa gerçekte, evrim teorisi günümüz bilimsel gelişmeleri karşısında tüm dayanaklarını yitirmiştir. Gerek moleküler düzeyde, gerekse biyoloji veya paleontoloji alanlarında yapılan araştırmalar canlıların evrimsel bir süreç sonunda meydana geldikleri yönündeki iddiaları tamamen geçersiz kılmıştır.

Bu gerçekleri göz ardı etmek ve bilimsel kanıtlara değil de "bilim dünyasının eğilimlerine" göre düşünmek, büyük bir hata olur.

Bu hatayı teşhis edenlerden biri, Boğaziçi Üniversitesi eski felsefe profesörü merhum Arda Denkel'di. Denkel, Türkiye'deki evrimcilerin yaratılışa karşı bilimsel cevaplar veremediklerini, sadece "bu teori bilim dünyasında yaygın kabul görüyor" dediklerini, ama bunun bir anlamı olmadığını şöyle açıklamıştı:

"Evrim kuramını, çok sayıdaki saygın kişinin, kuruluşun evrimciliği benimsemiş olması mı kanıtlayacak? Yoksa mahkeme kararlarıyla mı doğru kılınacak bu kuram? Doğruluğu sağlayan şey, saygın ve yetki sahibi kişilerce doğru bulunmak mıdır acaba? Bir tarihsel olguyu anımsatmak isterim. Galileo Galilei, döneminin bütün saygın kişilerine, hukukçularına ve özellikle de bilim adamlarına karşı tek başına karşı çıkıp doğru olanı söylüyor ve savunmuyor muydu? Engizisyon mahkemelerinin öbür eylemleri de, ortaya buna benzer görünümler koymamış mıydı? Toplumda saygın ve başat olan çevreleri arkasına almak, ne doğruluk yaratan, ne de bilimsellikle doğrudan ilgili olan bir şeydir." (Cumhuriyet Bilim Teknik Eki, 27 Şubat 1999, s.15)

Arda Denkel'in de dikkat çektiği gibi, bir teorinin yaygın kabul görmesi, onun doğruluğuna dair bir kanıt değildir. Bilim tarihi, ilk başta azınlık tarafından kabul edilen, ancak doğruluğu sonradan herkes tarafından anlaşılan gerçeklerle doludur.

Konunun bir diğer yönü ise, bugün evrim teorisinin sanıldığı gibi "tüm bilim dünyası tarafından kabul edilen bir teori" olmayışıdır. Son 20-30 yıl içinde, evrim teorisini reddeden bilim adamlarının sayısı hızla artmaktadır. Bunların çoğu evrendeki ve canlılardaki kusursuz tasarımı görerek, Darwinizm dogmasından kendilerini kurtarmaktadırlar. Bu bilim adamlarının evrimin geçersizliğini ortaya koyan sayısız çalışması vardır. Her biri başta Avrupa ve Amerika olmak üzere, dünyanın çeşitli ülkelerindeki önde gelen üniversitelere mensup olan bu kişiler, biyoloji, biyokimya, mikrobiyoloji, anatomi, paleontoloji gibi bilim dallarında uzman olup, kariyer sahibi akademisyenlerdir.


hy yalanları bunlar.düpedüz yalan..göz göre göre, gözün içine bakabaka yalan söylemek vardır ya, aynen o işte..


harvardlı bütün profesörlerin ve doktorların kabul ettiği bir oluşum ve düzen bu.

üstelik buradaki yazıların hepsine cevap vermeye kalksam, okadar anlamsız ve aynı tarzda karşıt görüş var ki..

evrim canlıların biranda ortaya çıktığını savunuyormuş.
evrim düzensizliği ve rastgeleliği savunuyormuş..
evrim..evrim..

fetullah gülen bile yorum yapmış, alınmış, sanki ciddi ciddi bir bilimsel dayanak gibi buraya konulmuş..

netten aldığınız kaynaklara dikkat edin. bilim araştırma vakfı diye geçinen vakıf harun yahyanın bir uzantısıdır.yazısını aldığınız sitede harun yahyanın bir uzantısıdır.bunlara cvp vermeye çalışmak çok yorucu cidden..yani burda olan birşeyi kanıtlamaya zaten gerek yok.ama yeni ve önemli bilgileri geçicem..

öte yandan, evrim komünizmin ve soykırımın destekçisidir diyen harun yahyanın (adnan oktar) radikal ve gerçekle alakası olmayan fikirlere dayalı yayınladığı yazılarına cvp vermek yorucu bi iş.ve gereksiz..he inanmak istiyorsunuzdur ona bişey diyemem..ama evrimin dünyada kabul görmediği söylemek biraz yalandır.

elindeki rantı ve hitap ettiği kesimi kaybetmemek için zamanında kilisenin bilim adamlarını yoketmesi, bilimi susturmasıda aynı olaylarla paraleldir.türkiyede bu özellikle yapılıyor..evrime enaz inanan ülkelerden birisi türkiye..nedenleride bi okadar basit..cümle kurmayı bilmeyen bi insanın evrimi anlamasıda anlatmasıda zaten mümkün değil.

saygılar.

DiSappeAr
11-11-2006, 23:39
Bakın siz tam olarak inanmışsınız ve bilimin bu konuda boşuna kürek çektiğini söylüyorsunuz. Sizin gibi düşünmeyen ve sizin gibi inanmayan birçok insan var bu dünyada, islamiyete inanlar olduğu gibi diğer tek tanrılı dinlere, cansız varlıklara, dinin olmadığına, tanrının olmadığına inananlar var. Burda farkımız ne? Bazıları buna inanırken bazıları çok zıt olarak şuna inanıyorsa farkımız nedir? Sizce kriter nedir, daha zeki olmak mı, daha hümanist olmak mı, daha zengin olmak mı, daha çok acı çekmiş olmak mı, farklı bir toplumda doğup büyümüş olmak mı, lanetlenmiş olmak mı, yüreği mühürlenmiş olmak mı? Peki kimin inandığı doğrudur, çünkü herkes inandığının doğru olduğunu düşünüyor, ilginç değil mi?

Daha önceki gönderilerimde de belirttim, inanç ilginç bir şeydir, sizin özgür iradenizle kabulleneceğiniz bir şey değildir, bir duygu düşünce çakışmasıdır, İstemekle ne inanabilirsiniz ne de inançtan uzaklaşabilirsiniz, bu sizin isteğinize bağlı bir şey değildir.

insanlar imani konularda nasıl aldanıyorlar?
İlk insan Adem (as)dan beri insanlık, birbirine zıt iki yolda yürüye gelmiştir. Bu, kıyamete kadar da böyle devam edecektir.
Bu yollardan biri, iman ve hidayet yolu; diğeri de küfür ve dalalet yoludur.

İnsaf ve vicdan ışığında bakıldığında, bütün güzelliklerin, hayır ve kemalatın, huzur ve saadetin iman yolunda; çirkinlik, şer, tahrip ve hakka tecavüzlerin de küfür yolunda olduğu açık bir şekilde görülecektir.

Dış dünyadaki bu kutuplaşma ve zıtlaşma, insanın iç dünyasında da cereyan etmekte, duygular ve hisler arasında çatışma şeklinde ortaya çıkmaktadır. Kalp, akıl, vicdan insanı iman yoluna sevk ederken, nefis, his, heva ve vehim de inkar yoluna iterler.
İnsanın iç dünyası bu zıtların çarpışmalarına her zaman sahne olur. Bunlardan hangisi ağırlık kazanırsa, insan o cephede yerini alır, o yolda yürümeye başlar.

Bu alanda, insanı küfre sevk eden, fikri sapıklığa (dalalete) düşüren sebeplerin mühimleri üzerinde duracağız.
1 — Cehalet
Geçmişte ve günümüzde insanların küfre girmesine sebep olan saiklerin başında Cehil gelir. Feza araştırmaları yapan insan da eğer Allah'a inanmıyorsa, inanmamasındaki birinci sebep Cehalettir.
Burada kastedilen cehalet, eşyanın var oluşundaki niçin ve neden'i muhakeme eksikliği,yani basit ve sathi düşünmedir.
Cehaletin bir sebebi de, taassup ve taklittir. Geçmiş Peygamberler, kavimlerini imana ve tevhide davet ederken, karşılarına çıkan en büyük engel, bu olmuştur. Onlar, kavimlerinin taassubu ve atalarının sapık inançlarına körü körüne bağlılıkları ile ciddi mücadele vermişlerdir.
Kuran'da da bu husus üzerinde önemle durulur ve yanlışlığı vurgulanır.
Amr Bin As'a, bir gün: "Sen akıllı bir adamsın, İslamiyet’i kabulde gecikmene ne sebep oldu?" diye sorulmuştu. Amr Bin As'ın cevabı düşündürücü ve konumuza ışık tutucudur:
"Biz, bizden önceki kuşaktan yaşlı-tecrübeli, bize hakim bir toplulukla bir arada bulunuyorduk. Onlar karşılıklı dağlar arasındaki bir dağ yolunu tutup gittiler. Biz de oraya çıkıncaya kadar onlara uyduk. Onlar Peygamberi (asm) inkar ettiler. Onlarla birlikte biz de inkar ettik. O zaman yaptığımız iş üzerinde hiç düşünmedik. Sadece onları taklit ettik. Onlar ölüp gidince, işler bize kaldı. Kendimiz düşünüp karar vermek zorunda kaldık. Peygamberin (asm) işine bizzat bakıp doğruluğunu anlayınca, İslamiyet sevgisi kalbimize düştü..."
Günümüzde de durum değişmiş değildir. Çağdaş inkarcılar da, kendilerine büyük tanıdıkları, üstat kabul ettikleri şahısların ilkelerine, doktrinlerine, ideolojik fikirlerine, taassupla bağlı, körü körüne sadıktırlar.

2 — Kibir ve Gurur
İnsanların iman yoluna girmelerine mani olan ikinci husus, kibir'dir. Şeytanın Hak'tan sapmasına ve rahmetten kovulmasına, bu duygu sebep olmuştur.
Kibir, büyüklenme ve kendini yüksek görme hissidir. Kibir duygusunun asıl yeri, Allah hesabına, bütün kafir ve inkarcılara karşı üstün olmak, imanın izzetini korumak uğrunda hiç kimseye baş eğmemektir. Fakat düşüncesizlik ve gaflet yüzünden bu duygu insanı yoldan çıkarır, Allah'a ve Resulüne isyan bayrağını açtırır. Nitekim Nemrut’un ve Firavun'un kibri, onları, Allah'a karşı üstünlük taslamaya sevk ederken; Ebu Cehil'in kibri de kendisini Hz. Peygamber'e karşı üstün görmeye sevk etmiştir.

3 — Duygu yanılmaları ve yanlış değerlendirmeler (İnhiraf)
İnsanı küfre atan mühim bir sebep de, inhiraf denen duyguların yanılmasıdır. Tıpkı suyun içindeki bir cismi kırılmış gibi yanlış görme, hükmü ona göre verme ve o hüküm üzerinde fikir yürütmedir.
Bu hususu Bediüzzaman Hazretleri şöyle ifade eder:
"İnsan fıtraten mükerrem olduğundan hakkı arıyor. Bazen batıl eline gelir, hak zannederek koynunda saklar. Hakikatı kazarken, ihtiyarsız dalalet başına düşer, hakikat zannederek kafasına giydiriyor."
Kişiyi inkarcılığa sürükleyen inhirafın pek çok sebepleri vardır. Mühimlerinden bazılarını şu şekilde sıralayabiliriz:
a) Maddi meselelerle devamlı meşguliyet, insanı maneviyattan uzaklaştırır. İman hakikatlerine karşı insanı anlayışsız hale getirir.
b) Allah Teala'yı yarattığı varlıklara (mahlukata) kıyas etmek de, mühim bir yanılma ve inkar sebebidir. Allah kainatın yaratıcısıdır. Her şey O'nun mahlukudur. Usta, eserine benzemeyeceği gibi Kainatın yaratıcısı da kainata benzemeyecektir.
c) İmani meselelerin yüceliği sebebiyle, aklın onların mahiyetini tamamen kavrayamayacağını düşünmemek... Bir şeyin varlığını bilmek başka, mahiyetini bilmek başkadır. Kainatta varlığını bildiğimiz halde, mahiyetlerini bilemediğimiz o kadar çok şey var ki... Mahiyetini kavrayamayışımız, o şeylerin varlığını inkar etmeyi nasıl gerektirmiyorsa Allah Teala'nın, meleklerin, Cennet ve Cehennem'in mahiyetlerini bilmememiz de onları inkar etmeyi gerektirmez.
d) Kafirlerin sayıca çokluğu, onların bazı imani meselelerin inkarında birleşmeleri de insanı dalalete atan sebeplerden biridir. Halbuki, kıymet ve ehemmiyet, sayı çokluğunda değildir. Nitekim, hayvanlar, sayıca büyük bir çoğunluğa sahipken, insan bütün hayvan türleri üstünde hakim olmuştur.
e) Maneviyatta ihtisas sahibi kimselere müracaat etmemek... Bir ilmin münakaşa konusu olmuş bir meselesinde, o ilmi bilmeyen kimselerin, başka bir ilimde ne kadar büyük ve kudretli de olsalar, sözleri geçerli değildir. Mesela, büyük bir mühendisin, bir hastalığını teşhis ve tedavisinde bir Tıp öğrencisi kadar sözü geçmez. Aynı şey manevi meselelerde de geçerlidir. Madde ile çok meşgul olduğundan maneviyattan uzaklaşmış, aklı gözüne inmiş, manevi meseleleri idraki daralmış kimselerin manevi meselelerdeki inkarları geçerli olamaz. Başta Peygamberimiz olarak umum 124 bin Peygamber ve asırlarca yetişmiş büyük alimler imani meselelerde ihtisas sahibidirler. O meselelerde onların sözleri dinlenir.

4 — Günahlara müptela olmak
İşlenen her bir günah, insanın kalp ve ruhunda yaralar açar, iman nurunu karartmaya başlar, insan günahta ısrar ettikçe kalbi, siyahlaşıp katılaşarak iman nurunu bütünüyle kaybedecek dereceye gelir. Bu bakımdan her günah içinde küfre gidecek bir yol vardır.
İşlenen günahların lekeleri tövbe ile hemen silinmezse, kalbi tamamen kaplayıp insanı küfre kadar götürebilir.


Mehmet Dikmen
http://www.sorularlaislamiyet.com

DiSappeAr
11-11-2006, 23:40
Bitkinin topraktan, meyvenin ağaçtan, yağmurun buluttan çıktığı görünen bir gerçek iken varlıkların yoktan yaratıldığı nasıl ileri sürülebilir?

Bu soruda, Allah’ı doğrudan inkâr etmek yerine, bu kâinat yoktan var edilmeyip, atomlardan oluşmuştur denilerek, önce yoktan var etme fiili inkâr edilmektedir. Yoktan var etme fiilini yani icadı yok farz ederek sonuçta Allah’ı inkâra kalkışıyorlar. Hâlbuki varlıklar, ister hiçten bir anda, ister atomlardan zaman içerisinde yaratılsın, onları bir yaratan, bir tertip eden vardır. Çünkü madem eşya (varlık) var ve sonradan oluşmuştur, hem değişkendir; elbette onu var eden, tanzim ve tertip eden, yokluktan varlık âlemine çıkaran ezelî bir yaratıcısı vardır.

Malumdur ki, hiçbir eser ustasız, hiçbir yazı kâtipsiz vücuda gelmez. Bir eser ister bir anda ister zaman içerisinde yaratılsın, kendisini var edeni gösterir. Öyleyse varlıkların yaratılması ne şekilde olursa olsun, Allah’ın varlığına, birliğine, isimlerinin ve zatının büyüklüğüne delalet eder.

Allah’ın iki şekilde yaratması vardır. Birincisi , meleklerin ve ruhların yaratılması gibi, yoktan, hiçten, zamansız, müddetsiz, maddesiz yaratmadır; buna ibda denilir. İkincisi ise şu gördüğümüz eşyanın atomların bir araya getirilmesi suretiyle yaratılmasıdır ki, buna da inşa denir. Buna göre, ibda, yoktan yaratmaktır. İnşa ise, varlıkların mevcut elementlerden toplanmak suretiyle yaratılmasıdır. İbda, tam ve kısmî olmak üzere ikiye ayrılır. Hiçbir şey yokken kâinatın yaratılması, tam ibda olarak tanımlanır. Bu yaratmada her şey, örneği, benzeri, modeli, maddesi, müddeti olmaksızın, yoktan yaratılmıştır. Zaman ve madde henüz yokken, atomların, taklitsiz ve örneksiz yaratılması tam ibda’dır.

Daha sonra Cenabı Hak, hikmeti gereği, maddî alem için tam ibda kapısını kapattı. Artık şu anda yeni atomların yaratılması söz konusu değildir. Âlemde her şeye hükmeden bir intizam ve denge söz konusudur. Bütün atomlar bir İlâhî nizam ve adalet ile yeni varlıklarda görev almakta ve onların ölümleriyle yine eski hallerine dönmektedirler.

Sonuç olarak, Allah tam ibda ile yaratmış olduğu mahlukatı bir iplik gibi kullanmakta ve bütün varlıkları kumaş gibi dokumaktadır. İşte bu ipliklerin hiç yoktan yaratılması tam ibda, onların bir araya getirilerek çeşitli varlıkların yaratılması ise inşadır. Bu inşa hadisesi ile ortaya çıkan, yeni şekiller, desenler, motifler, süslemeler, modeller ise kısmî ibdadır.

Başka bir ifadeyle kısmî ibda, ibda ve inşanın birlikte meydana gelmesiyle oluşmakta ve evrende her an cereyan etmektedir. Meselâ, saksıdaki bir çiçeğin, yaprak ve çiçeklerinin şekli hiç yoktan yaratıldığı için ibdadır. Bu plân ve programa göre atomların toplanıp çiçeğin yaratılması ise inşadır.

Başka bir örnek ile konuyu biraz daha açmaya çalışalım.
Estetik ve mimarî açıdan bir şaheser olan Selimiye camii taştan yapılmıştır. Durum böyle olduğu hâlde, hiç kimse bu sanat eseri için taş yığını tabirini kullanamaz. Zira malzemesi taşlar olan bu harika eserdeki ince sanat, estetik, dizayn, orijinallik, uyum, âhenk, denge, simetri gibi özellikler taştan yapılmış değildirler. Bunların her biri bir kısmî ibda örneğidir.

Buna göre, bu caminin, zaman içerisinde taşlardan yapılması inşa gerçeğine, onun sayısız sıfat ve nitelikleri kısaca, taşlardan başka diğer tüm özellikleri ise ibda gerçeğine güzel bir örnektir. Selimiye camii, taşlardan yapıldığı gibi, meselâ bir bülbül de atomlardan yapılmıştır. Artık bülbül atomlar yığını değildir. İlâhî kudret, zerre hamurundan bülbülü yaratmış, o hamurdan bambaşka bir mahiyet ortaya çıkarmıştır. Böylece bülbül, rengi, şekli, sesi ve güzelliği ile, hayatı ve hisleri ile apayrı bir mahiyete bürünmüştür.

Aynen bu misal gibi, şu kâinat da Allah’ın kudret eliyle yaratılan bir bülbül gibidir. Bu bülbül binler nağmeler ile, yaratıcının ibda ve inşasındaki sonsuz güzellik ve kemali ilân etmektedir. Şimdi bu harika kudret mucizesine azot, karbon, oksijen vs mi diyeceğiz? Bu yepyeni acayip ve garip mahiyetleri basit elementlere mi vereceğiz? Yahut bu harika icatları, kör kuvvete ve serseri tesadüfe mi havale edeceğiz?

Sonuç olarak, bu kâinat, ibda ve inşa örnekleriyle dolup taşmaktadır.


Mehmet Kırkıncı

Sarı
12-11-2006, 02:36
1. "HAYATIN İLKEL DÜNYADA TESADÜFEN OLUŞABİLDİĞİ İSPATLANMIŞTIR" YALANI:


Bu iddiayı öne süren evrimci kaynaklarda tek kanıt olarak 1953 yılındaki Miller Deneyi gösterilir. Oysa bu deneyde canlı bir hücre oluşturulmamış, sadece bir kaç basit aminoasit sentezlenmiştir. Aminoasitlerin tesadüfen doğru sıralamayla dizilerek proteinleri oluşturmaları, bunların da bir hücre meydana getirmeleri matematiksel olarak imkansızdır. Kaldı ki, Miller’ın sentezlediği aminoasitler dahi anlam taşımamaktadır. Çünkü Miller deneyinde ilkel dünya atmosferinde bulunmayan gazlar kullanmıştır.



2. "İNSAN EMBRİYOSUNDA SOLUNGAÇLAR VARDIR" YALANI:

Bu iddia, evrimci biyolog Ernst Haeckel tarafından 20. yüzyılın başında yapılan bir bilim sahtekarlığına dayanmaktadır. Haeckel, evrime delil oluşturmak için, insan, tavuk, balık gibi canlıların embriyolarını yanyana çizmiş, ancak bu çizimler üzerinde çarpıtmalar yapmıştır. Bugün tüm bilim dünyası bunun bir sahtekarlık olduğunu kabul etmektedir. Haeckel’in "solungaç" diye gösterdiği yapı, gerçekte insanın orta kulak kanalının, paratiroidlerinin ve timüs bezlerinin başlangıcıdır.



3. "DOĞA TARİHİ, HAYAT AĞACINI DOĞRULAMAKTADIR" YALANI:

Darwinizm, yeryüzündeki yaşamın bir ağaç gibi tek bir kökten doğup giderek geliştiğini ve dallara ayrıldığını öne sürer. Evrimciler, doğa tarihini bu iddiaya uyarlamak için 150 yıldır çabalamaktadırlar. Oysa doğa tarihi, tam aksi bir tablo ortaya koymuştur. Fosil kayıtları bir "hayat ağacı" bulunmadığını, temel canlı gruplarının yeryüzünde aynı anda ve aniden ortaya çıktığını göstermektedir. Bilinen filumların (temel canlı gruplarının) tamamına yakını, 530-520 milyon yıl önceki Kambriyen devirde ortaya çıkmıştır.



4. "ARCHAEOPTERY, SÜRÜNGENLER VE KUŞLAR ARASINDAKİ KAYIP HALKADIR" YALANI:

Archaeopteryx adlı 150 milyon yıllık kuş fosili, evrimciler tarafından 19. yüzyıldan beri "evrimin en büyük fosil kanıtı" olarak gösterilmiştir. Bu kuşun bazı sürüngen özellikleri gösterdiği ve bu yüzden sürüngenler ile kuşlar arasındaki "kayıp halka" olduğu iddia edilmiştir. Ancak 2000 yılında ortaya çıkarılan Lonqisquama adlı fosil, bu iddiayı geçersiz kılmıştır. Çünkü 220 milyon yıl yaşındaki Lonqisquama, Archaeopteryx’ten 70 milyon yıl daha eski olmasına rağmen eksiksiz bir kuştur.



5. "ATIN EVRİMİ FOSİL KAYITLARIYLA İSPATLANMIŞTIR" YALANI:

Onlarca yıldır, "atın evrimi", evrimin teorisinin en iyi belgelenmiş kanıtlarından biri olarak gösterilmiştir. Farklı devirlerde yaşamış dört ayaklı memeliler küçükten büyüğe doğru dizilmiş ve bu "at serileri" doğa tarihi müzelerinde sergilenmiştir. Oysa son yıllardaki araştırmalar, at serilerindeki canlıların birbirlerinin atası olmadığını, sıralamaların çok hatalı olduğunu, atın atası olarak gösterilen canlıların gerçekte attan daha sonra ortaya çıktıklarını ortaya koymaktadır.


6. "CANLILARDA KÖRELMİŞ ORGANLAR VARDIR" YALANI:

Uzun zamandır evrimci kaynaklarda canlılardaki bazı organların işlevsiz olduğu ileri sürülmekte ve bunların o canlıların atalarından miras kalmış evrimsel kör noktalar olduğu iddia edilmektedir. Örneğin insan vücudundaki appendiks (apandisit) veya kuyruk sokumu, yıllarca "körelmiş organ" sayılmıştır. Oysaki son yılların bilimsel araştırmaları, tüm bu organların önemli işlevleri olduğunu koymuş durumdadırlar. Evrimcilerin 20. yüzyıl başında çıkardıkları "körelmiş organlar listesi" bugün tamamen çürümüş durumdadır.



7."OMURGALILARIN 5 PARMAKLI EL YAPISI EVRİME DELİLDİR" YALANI:

Yunusun yüzgeçlerinde, yarasanın kanatlarında veya insanın ellerinde, 5 parmaklı bir kemik yapısı bulunur. Bu benzerlik, evrimci ders kitaplarında veya popüler yayınlarda, uzun zaman, bütün bu canlıların ortak bir atadan evrimleştiği iddiasına delil olarak sunulmuştur. Oysaki genetik araştırmalar, benzer gibi gözüken bu organların aslında çok farklı genler tarafından kontrol edildiğini göstermiştir. Bugün evrimciler bile "benzer organlar evrime delil oluşturmuyor" itirafında bulunmaktadır.



8. "SANAYİ DEVRİMİ KEBELEKLERİ, DOĞAL SELEKSİYONLA EVRİME DELİLDİR" YALANI:

Evrim teorisinin tüm dünya çapında en çok tekrar edilen sözde "delil"lerinin başında, 19. yüzyıl İngilteresi’nde gerçekleşen sanayi devrimi sırasındaki kelebek popülasyonu gelir. İddiaya göre sanayi devrimindeki hava kirliliği ağaç kabuklarının rengini koyulaştırmış, bu nedenle koyu renkli kelebekler daha kolay kamufle olarak avcı kuşlardan korunmuş ve sonuçta koyu renkli kelebeklerin nüfusu artmıştır. Ama bu bir evrim değildir, çünkü yeni bir kelebek türü ortaya çıkmamış, sadece zaten var olan türlerin nufüs oranı değişmiştir.



9. "MUTASYON DENEYLERİ EVRİME DELİLDİR" YALANI:

Mutasyonlar, neo-Darwinizm’in öne sürdüğü iki "evrim mekanizması"ndan biridir. DNA üzerindeki bu rastlantısal değişikliklerin canlıları evrimleştiği öne sürülür. Bu iddiaya destek oluşturabilmek için binlerce mutasyon deneyi yapılmıştır. Başta meyve sinekleri olmak üzere seçilen bazı canlı popülasyonları yoğun mutasyona uğratılmıştır. Evrimci yayınlar bu mutasyon deneylerini "evrimin laboratuvardaki kanıtı" gibi gösterirler. Oysa gerçekte bu deneyler evrimi kanıtlamak bir yana çürütmüştür. Çünkü mutasyona uğrayan hiç bir canlıda genetik bilgi artışı gözlemlenmemiştir. Aksine, mutantlar (mutasyona uğrayan canlılar) hep sakat, kısır ve hasta olmaktadır.



10. "FOSİLLER, YARI MAYMUN İNSANLARIN YAŞADIĞINI İSPATLAMAKTADIR" YALANI:

Darwinizm’in en önde gelen aldatmacası, insanların maymun benzeri canlılardan evrimleştiği iddiasıdır. Bu iddia, oluşturulan binlerce hayali çizim ve maket yoluyla kitlere empoze edilir. Oysa gerçekte "maymun-adamlar"ın yaşamış olduğuna dair hiç bir kanıt yoktur. İnsanın en eski atası olarak ileri sürülen Australopithecus, şempanzelerden pek farklı olmayan soyu tükenmiş bir maymun türüdür. Evrim şemasında Australopithecus’un sonrasına yerleştirilen Homo erectus, Homo sapiens neanderthalensis, Homo sapiens archaic gibi sınıflamalar ise, farklı insan ırklarıdır.

JoNaThAn
12-11-2006, 03:04
ben harun yahyanın yazdıkları bilimsellikten uzaktır dedikçe, bu adamla aynı kafadan olan arkadaşlar özellikle harun yahyanın yazılarını buraya asıyorlar..

farklı insan ırklarıymış.."Homo erectus, Homo sapiens neanderthalensis, Homo sapiens archaic gibi sınıflamalar ise, farklı insan ırklarıdır."

bu adamın en basit düzenbazlığı, evrimcilerin yazılarını değiştirerek, bu bilimadamlarını evrimi reddetmiş gibi göstermesidir.yazıların birebir tercümesi buradadır.

sabote etmek değilde gerçekten araştırma gereği duyanlar buraya buyurabilirler.harun yahya yanılgıları hakkında yeterli bilgi burada mevcut.
https://cevaplar.wordpress.com/2006/03/25/harun-yahyanin-sahtekarliklari-1/

güzel yiyorlar sizi..devam edin..


http://cevaplar.wordpress.com/2006/03/25/yazilarimin-listesi/
https://cevaplar.wordpress.com/2006/03/25/archaeopteryx-ve-harun-yahyanin-yanilgilari/


aksi takdirde zaten buradaki verileri okumayıp hy alıntılarına devam edeceksiniz.sayfalardır aynı yazılar farklı kişilerce tekrar tekrar yapıştırılıyor:)

ben size kaynakta veriyim, gidin ordan alın yapıştırın..bu adamın bi de BİLİM ARAŞTIRMA VAKFI diye bişeyi var (BAV)..ordanda alıntı yaparsanız işinizi baya bi görür..

ama öncelikle enazından ilkokul bilginizi kullanarak, evrim ne demekmiş anlamaya çalışın..

yoksa harun yahya ve benzerleri gibi adamlar, size evrimi çölün ortasına bırakılan bir araba örneği ile açıklamaya çalışırlar..

JoNaThAn
12-11-2006, 03:26
Subjektif İdealizmin canlandırılma çabaları

"Evrim aldatmacası" başlığıyla halka edersiz olarak dağıtılmış olan kitapcığın yazarı;Harun YAHYA (Cinci Hoca=Adnan Hoca) ve Şeriatçı vakıf = Bilim Araştırma Vakfı (B.A.V) kültür dokumuzu çökerttiğinin ayırdında değil galiba ! Aslında saldırı altında olan tek şey Darwinci evrim kuramı değil, özdekçiliktir (materyalizmdir)! Evet, yazar dış dünyanın varlığını yadsıyor ; özdeği yadsıyor ve subjektif idealizmin canlandırılmasına çalışıyor. Dinsel konulardaki araştırmasını usuyla değil inancıyla yürütüyor, yani fideizm yapıyor. İşte yazarın yazdıkları :

Çünkü algılarımızın bize tanıttığı dış dünya , aynı anda beynimize ulaşan elektrik sinyallerinin bütününden başka bir şey değildir. Beynimiz hayatımız boyunca bu sinyalleri değerlendirir. Biz de bunları maddenin dışardaki aslı sanarak yanıldığımızın farkında olmadan bir ömür süreriz.

Yanılırız, çünkü algılarımızla maddenin kendisine asla ulaşamayız. Bu yüzden de, zihnimizde dış dünya nın aslını gördüğümüzden asla emin olamayız ( Harun Yahya, Evrim Aldatmacası, Vural yay., s 115).

...Oysa gerçekte, evrende ne gördüğümüz, tanımladığımız gibi ışık, ne işittiğimiz gibi ses ve ne de algıladığımız gibi bir sıcaklık mevcuttur. Duyu organlarımız, beynimize bir takım algılar aktarmakta ve bunlar beyinde izafi yorumlara neden olmaktadır (s 117).

...Algı algılayana bağlıdır ( s 118).

... Diğer bir deyişle, varlıklara yüklediğimiz tüm nitelikler, dış dünyada değil, içimizdedir (s 118).

Peki o zaman dış dünya da geriye ne kalır ki?.. (s 118).

Oysa, eğer dış dünya nın, ki bu dış dünya ya bedenimizi de dahil ediyoruz, bir görüntüler bütünü olduğunu anlıyorsak beynimizi de bu dış dünya dan ayrı değerlendiremeyiz. Beynimiz de bu görüntüler bütününün bir parçasıdır (s 120).

...Yani beyin dediğimiz et parçasında, görüntüleri meydana getirecek, bilinci oluşturacak, kısacası ben dediğimiz şeyi yaratabilecek bir şey yoktur (s 121).

Dolayısıyla hisseden, gören, düşünen ve ben dediğimiz şeyi vücudun dışında aramamız gerekir. Din, bu ben i ruh olarak ifade eder. Dış dünya dediğimiz şey, bu ruh tarafından seyredilen bir hayaldir...Gerçek olan şey, ruhtur. Madde ise, sadece ruhun gördüğü algılardan ibarettir (s 121).

Dış dünya dediğimiz evren ise (buna kendi bedenimiz de dahildir), Allah tarafından yaratılan bir hisler ve algılar bütününden başka bir şey değildir (s 123).

Doğadaki olayları birbirinin sebepleri ve sonuçları olarak algılamamızın nedeni, Allah ın sebepleri ve sonuçları ard arda yaratmasıdır (s 125).

Fideizm son yenilgisini ondokuzuncu yüzyılın sonuyla yirminci yüzyılın başlarında almıştı. O dönemdeki objektif ve subjektif idealistlerin savları günümüzdekilerle şaşırtıcı bir benzerlik gösteriyor! Bu tartışmalara materyalistler açısından katkıda bulunan Vladimir İlich Lenin, Materialism and Empirio-critisim adlı eserinde şunları söylüyor : Duyularımızla algıladığımız nesnel gerçekliği bir kez yadsıdın mı, kuşkuculuğa(agnosticism) ve öznelciliğe (subjektivizme) kayacağından, fideizme karşı kullanacağın tüm silahlarını yitirirsin ; bu da fideizmin istediği şeydir . Aynı eserinde Lenin uyarıyor : parmağını kaptırdın mı önce kolun sonra tüm benliğin gider. Duyuları nesnel dış dünyanın bir görüntüsü olarak değil de özel bir öğe olarak aldığında, diğer bir deyişle, materyalizmden ödün verdiğinde, benliğini fideizme kaptırırsın. Sonra duyular hiçkimsenin duyuları olur ; us hiçkimsenin usu, ruh hiçkimsenin ruhu, istenç hiçkimsenin istenci olur !

Lenin yukarıdaki düşüncelerini 1908 yılında yazıyor. O yıllar Rusya nın yaşadığı ünlü gerici Stolypin dönemi. Aradan 90 yıl geçmiş. Türkiye de bir dizi karanlık dönemlerden geçiyor. Bu tür gerici dönemler her toplumun başına gelmiştir ve gelecektir de ! Ancak bu gerici dönemler geçicidir ; evrim, daima daha ileriye ve daha güzele doğrudur. Böylesi dönemlerde para, arsa, tahvil, hisse senedi spekülatörlerinin yanısıra, "bilimsel", dinsel, astrolojik spekülatörler de türer. Bir banka bir gecede yedi el değiştirir, sahneye yedi kocalı Hürmüz konur. Ancak Hürmüz rolü h ep çalışan halka verilir !

İnsanlığın tanıdığı en son bilimsel ve teknolojik devrim, 1950 li yılların sonlarına doğru geliştirilen transistör ve lazer ile olmuştur. Ondan sonra, uygarlık tarihinin hiçbir döneminde görmediğimiz bir suskunluk yaşanmaktadır. Tüm dünyada çalışan halkın refah düzeyi sürekli düşmekte, öğretim üyeleri de içerilmek üzere çalışan halk yoksulluk sınırında yaşamaktadır. Bu arada türeyen dinsel spekülatörler, tıpkı Doğu Roma imparatorluğunun çöküş döneminde umarını yitirmiş kitleleri subjektif idealizmin, dinsel doğmaların prangalarına bağlama görevi üstlenmiş Tertullian ve St. Augustine gibi fideizm yaparlar. Halka yoksulluklarının ve acılarının kaynağı olarak özdeği gösterirler ve özdeği yadsıyarak ruhu ön saflara çıkarmalarını dayatırlar.

Yazar, Darwinci evrim kuramına yükleniyormuş izlenimi bırakarak özünde özdekçiliğe saldırıyor. Yazar çok iyi biliyor ki, tüm bilim dallarının uğraş konusu özdektir. Bilim doğası gereği özdekçidir. Ancak, Realizm veya Pozitivizm adı altında idealizmle sulandırılmış biçimleri de vardır, günümüz evrenbilimi gibi. Öyle ya da böyle, özdeksiz bilim olmaz ! Yazar, algıladığımız tüm dış dünya ve de kendimizi, ve hatta algılayan beynimizi Tanrı nın yarattığı ve özdekten bağımsız algılamalar olarak betimliyor. Kendisine, subjektif idealistlere verilen klasik yanıtı vererek, Darwin in hangi bilimsel, metafizik ve yöntemsel geleneklerden türediğine ve hangi gelenekleri türettiğine değinmek istiyorum.


http://www.geocities.com/kibele2tr/paradiqma.html#

JoNaThAn
12-11-2006, 03:32
KAYNAK:Hacettepe Üniversitesi Fen Fakültesi Prof.Dr.Ali DEMIRSOY Yaşamın Temel Kuralları Cilt I / Kısım I Sayfa:660
/ Prof.Dr.Ali DEMIRSOY / KALITIM ve EVRiM / 11.BASI / Sayfa:527



HAECKEL KURAMI

Evrim için embriyonik kanıtların önemi DARWiN ve bu konunun babası sayılan ERNST HAECKEL tarafından ortaya atılmıştır.HAECKEL, 1866'da şu kuramı ortaya attı.Her canlı gelişimi sırasında evrimsel kademelerini kısa periotlarla gösterir, buna "Evrimin Tekrarı" denir.Örneğin, bütün canlılar genel olarak bir hücre görünümüne sahip gametlerin birleşmesiyle zigot, yani gerçek bir hücre meydana getirirler.Bölünme esnasında2,4,8,... blastomerli, gastrula .... evreleri meydana gelir.Kademeler ilerledikçe hayvan grupları, daha sonra türler birbirinden ayrılmaya başlar.Ama başlangıçta fevkalede bir benzerlik görülür.Örnegin gerek omurgalı embriyosunu, gerek balık gerek tavuk , gerek domuz olsun, erken evrelerinde birbirinden ayırmak olanaksızdır.Bu evrimsel öykü birkaçgün, hafta veya ay içerisinde kademe kademe tekrar edilirken , birçogu ilerleyen evrelerde kaybolmaya, onun yerine daha iyi uyum saglayacak yeni yapılar ortaya çıkmaya başlar.

Memelilerde embriyo gelişimi rahim içerisine alındıgından, yumurta içerisinde gelişenlerden temelde ayrı gibi gözüken bazı farklılıklar gösterir.Eskinin tekrarı çok defa noktası noktasına olmaz da sadece bir hatırlama şeklinde geçiştirilir.





evrimin embriyolojik yapısı.şekile dikkat ediniz.

http://www.geocities.com/kibele2tr/Embriyoloji.html

JoNaThAn
12-11-2006, 03:39
Görüldüğü üzere, evrim karşıtı iddialarda bulunanlar ne bilim adamları, ne bilimsel statüye sahip profesörler ne de bu konuda gerçek bilgileri veren şahıslardır. Ancak ve ancak tarikatların belirli çatılar altında yaptığı tamamen bilimden uzak ve zıt eylemlerdir. Gerçek şudur ki, bu zihniyet çağlar öncesinde nasıl ki dünyanın yuvarlak olduğunu ve döndüğünü kabul etmek zorunda kalmışsa; aynı şekilde evrim gerçeğinide kabul etmek zorunda kalacaktır. Çünkü gerçek birdir. Çünkü artık insanlar okuyor. Kandırabilecekleri çevreler, eğitimsiz veya kendi hakimiyetleri altında gözleri kapalı yetişmiş bireyler toplamının oluşturduğu populasyonlardır...




EVRiM KARŞITI TOPLANTILAR BiLiMDIŞI


ANKARA (Cumhuriyet Bürosu) - Bazı vakıf ve kuruluşların son dönemde evrim teorisi ile yaratılışı karşılaştıran ve bilimsel dayanağı olmayan toplantılar düzenlemeleri bilimadamlarını harekete geçirdi.

Türkiye Bilimler Akademisi'nce (TÜBA) komisyon oluşturuldu. Hacettepe Üniversitesi Tıp Fakültesi Patoloji Anabilim Dalı Öğretim Üyesi Prof. Dr. Şevket Ruacan , bu toplantıları destekleyen bazı din grupları bulunduğunu ve amaçlarının, yaratılışı Darwinizm'e alternatif olarak eğitim sistemine sokmak olduğunu söyledi. Aynı zamanda Türkiye Bilimler Akademisi (TÜBA) Konseyi üyesi ve komisyon yürütücüsü olan Ruacan, daha önce iki kez İstanbul'da ve bir kez Ankara'da düzenlenen, Türk konuşmacıların yanı sıra ABD'den konuşmacıların da katıldığı toplantıları değerlendirdi. Toplantıların hiçbir bilimsel dayanağı bulunmadığını belirten Ruacan, topluma ve özellikle de gençlere yanlış bilgiler verildiğini söyledi. 'Amaç okula sokmak' Prof. Ruacan, yaratılışın kutsal kitaplarda yer alan bir inanç olmasına karşın, evrimin bilimsel bir teori olduğuna dikkat çekerek, iki görüşün karşılaştırılmasının olanaksız olduğunu kaydetti. Ruacan, ''Bunların asıl amacı bunu okullara sokmak. Genç insanların kafasına 'Bu bilim tartışmalıdır, doğru değildir, bunun yanında bir de yaratılış vardır' diyerek okullara sokarsanız, zaman içinde bilime olan kuşkuyu artırırsınız'' diye konuştu. Yaratıcılık inancının bilimsel bir gerçek olmadığını vurgulayan Ruacan şunları söyledi:

''Yaratıcılığı ne değiştirebilirsiniz, ne üzerinde oynayabilirsiniz, ne de gözlem yapabilirsiniz. Halbuki evrim bir teori. Evrimin pek çok kısmına inanmayan bilim adamları da var. Ama tartışabiliyorsunuz, gözlemleyebiliyorsunuz. Fosilleri inceliyorsunuz, deneyler yapabiliyorsunuz. Evrimin bilimselliği buradan kaynaklanıyor. Bilimde yanlışlar bir şekilde gösterilebilir. Evrimin yanlışlarını da gösterebilirsiniz, ama yaratılış için bunu yapamazsınız. Dolayısıyla evrime alternatif bir bilim olarak görülemez.'' Bilimsel geleneğin çok güçlü olduğu ABD'de de yaratılışcıların var olduğunu anımsatan Şevket Ruacan, ABD'de farklı eyalet mahkemelerince belirlenen 7 ilke bulunduğunu ve bunlar doğrultusunda yaratılışın bilimsel bir gerçek olarak okullarda okutulmasının kabul edilmediğini söyledi. Ruacan, ''Bu bir inançtır, aynı kefeye konulamaz diyorlar. Bizim düşüncemiz de bu. Ama orada bilimsel gelenek çok güçlü olduğu için hiçbir zaman üste çıkamıyorlar. Bizim gibi bilim geleneği çok gelişmemiş olan bir ülkede hemen kandırabilirsiniz insanları''



FETTULLAH GÜLEN EVRİM KARŞITI
Ebru Toktar
ANKARA - Fethullah Gülen , bazı kasetlerinden anlaşıldığına göre, evrim teorisine yöneltilen saldırıların arkasında da yer aldı. Gülen, Nil Ses Yayınları tarafından hazırlanan ''Evrim Anaforu ve Gerçek 2'' adlı kasetinde, evrim teorisine karşı çıkarak, liselerde okutulacak biyoloji kitaplarını müritlerinin yazması için ''Allah'ın adıyla bizim adamlarımız, dinimize, kökenimize inanmış kimseler hazırlasın'' talimatında bulunuyor. ODTÜ Fen-Edebiyat Fakültesi Biyoloji Bölümü öğretim üyesi Prof. Dr. Aykut Kence , din kültürü ve ahlak bilgisi kitaplarında evrim teorisinin eleştirildiğine işaret ederek, ''Öğrenci, büyük bir ikilemde bırakılıyor. Ders kitapları laikliğe aykırı'' dedi.

Kasetinde, gençliğin ruhunun ''uyandırılması gerektiğini'' söyleyen Gülen, şu talimatta bulunuyor: ''İçimizdeki gayretkeş i-lim adamları, gayretli cesur ilim adamları, sadre şifa verecek malumat hazırlanması için gayrete geçsinler, kitaplar yazsınlar. Köke bağlılığın, milliyetçiliğin, ruha dönüklüğün az çok yaşandığı bir devirde, bir dönemde; liselerde okutulacak biyoloji kitaplarını, biyokimya kitaplarını, Allah'ın adıyla bizim adamlarımız, dinimize, kökenimize inanmış bağlı kimseler hazırlasınlar ve gençliğimizin muhtaç olduğu ruhu onlara ulaştırsınlar. Onları derbeder olmadan, yabancı ellerden, yabancı fikirlerden, sömürülmeden ve işgalden kurtarsınlar. İlim haysiyeti adına hareket edecek insanların harekete geçme zamanı geldiği kanaatindeyim. Kuran, İncil, Tevrat, evrim teorisinin tersini söylüyor.''

ODTÜ öğretim üyesi Prof. Dr. Aykut Kence, evrim teorisinin Milli Eğitim Bakanı Hikmet Uluğbay döneminde biyoloji kitaplarında Lise 1'den Lise 3'e alındığına dikkat çekerek, ''Ancak bu konu, müfredatın sonunda yer aldığı için öğrenci evrim teorisini öğrenemiyor'' dedi. Rami Ayas , Günay Tümer tarafından yazılan ve Milli Eğitim Bakanlığı Yayınevi'nden çıkan din kültürü ve ahlak bilgisi kitabında Darwin 'in evrim teorisinin sert biçimde eleştirildiğine işaret eden Kence, ''Öğrenci biyoloji dersinde evrim teorisini okuyor, din dersinde çelişkili bilgiyi. Biri dinsel, diğeri tamamen bilimsel görüş. Çocukların kafası karışacak. Bu durum tamamen laikliğe aykırı. Arkansas Anayasa Mahkemesi, yaratılış teorisinin ders kitaplarına alınmasına ilişkin kararı laikliğe aykırı bularak, iptal etti. Bu durum, Türkiye'de uygulanmalı'' dedi. Kence, kitapta yer alan bilgileri şöyle aktardı: ''Yapılan kan muayenelerinde kurbağa, fare ve yılanın kanlarının, evrimcilerin iddiasının aksine, maymununkinden insana daha yakın olduğu tespit edildi. Maymun ile insan arasındaki zincirin ana halkaları bulunamadı. Piltdown insanının, şempanze çenesi ile birleştirilmiş insan kafatası olduğu ortaya çıktı.'' Kence, insan kanının kurbağa kanına daha yakın olduğunu öne süren din kültürü ve ahlak bilgisi kitabının hiçbir literatüre dayanmadan yanlış bilgi verdiğine de dikkat çekti.

GÜLENDEN EVRİM KURAMI İÇİN UYARI
Fethullah Gülen, ders kitaplarında evrim teorisinin eleştirilerek yaratılış teorisinin öne çıkarılması için müritlerini uyardı. Gülen ''Liselerde okutulacak biyoloji kitaplarını bizim adamlarımız, dinimize, kökenimize inanmış kimseler hazırlasın'' dedi.



FAZiLET PARTiSi'NDEN EVRiM KURAMINA TEPKİ !
9 Mart 1999, Sali, Hürriyet
FP Hatay Milletvekili Mehmet Silay, ‘Evrim Teorisi’nin ders kitaplarindan cikarilmasini istedi. ‘Evrim Teorisi’nin Turkleri asagi irk ve barbar olarak gosterdigini savunan Silay, bu istegini soru onergesiyle TBMM gundemine getirdi. Silay, Milli Egitim Bakanligi'na, ‘Genclerin Turkluk dusmani fikirlerle yetismemesi’ gerektigi uyarisinda bulunarak, bu teorinin ortaogretim ders kitaplarindan cikarilmasini istedi. Silay, bu kitaplarin, kutuphanelerden de toplatilmasini istedi. Silay'in soru onergesine bakanlik tarafindan verilen yanitta, ‘Evrim Teorisi’nin, Turkleri asagi irk ve barbar olarak nitelendirdigi gorusunun dogru olmadigi vurgulandi. Yanitta, Darwin'in teorisinin, Talim Terbiye Kurulu'nun 1957'de aldigi karar ile ders kitaplarina konuldugu animsatildi.
http://www.geocities.com/kibele2tr/Saldirilar.html

JoNaThAn
12-11-2006, 04:04
Bilgiler ve açıklamalar..

Sarı
12-11-2006, 04:24
Evrim herşeyden bahdesen ama hiçbir şeyi açıklayamayan bir teoridir...
Tüm kurguda varsayımlar üzerine kuruludur...Tüm evrimcilerde bulgu eksikliğinden bahsederler bu yüzden..

Evrim bilimsel olmaktan ziyade aslında ateistlerin, nasıl var olduklarını açıklamada kendini rahatlatma modeli olarak önplana çıkmıştır hep...Gelgörki hiçbirşeyi açıklayamamış bir teoridir..Hy de Araştırılmamalı demiyor, ulaşamadığı sonuçların, ulaşılmış gibi gösterilmeye çalışılması yanlışdır diyor özetle eserlerinde..
evrim teorisinin ateizmin propagandası olarak sunulması karşısında yazılmış eserler bunlar..
Şu an hiçbir sonuca ulaşamamış, ve hiçbir gelişmeye yol açamamış bu teorinin binlerce alternatif mevzu yerine teknoloji kategorisi altında ele alınmak üzere seçilmiş olmasıda aslında bunun bir teknoloji mevzuundan ziyade bir propaganda aracı olarak görülmesinden başka birşey değildir..


Bu konuda en fazla araştırmayı ABD üniversiteleri yapmıştır,
sonuç: yeni bir teorinin kitaplara alınması durumu...

Yeni Teoriye göre yaşam, evrimle meydana gelmek için fazlasıyla karışık ve bu süreçte görünmeyen bir gücün payı olmalı...

kilisenin ve aşırı sağcı kesimin güç kazanması ile açıklanabilir ama bundaki en büyük etken şudur:evrim teori olmadan öteye gidememiştir ve hiçbir şeyi açıklayamamıştır..
bu, en yetkin araştırmayı yapan ülkenin vardığı sonuçtur..

Harun Yahya nın verdiği örnekleri ve bilgileri kişiliğinden dolayı yok saymak ahmahlıktır..
kesinlikle mükemmel önermelerde bulunmaktadır..Evrimin cevap veremediği bu sorulara googla da arayarak zaten cevap verilemez..Demek ki ne yapmalı eserlere tu kaka demeli ki sorun ortadan kalksın.Yada bulunan bi kaç yanıtı paste yapıp sonra geri kalana demeli bunu…:D

Fakat şu varki bu eserler Harun Yahya ya ait değildir, denildiği gibi en az kırk kişilik bir grub tarafından da yazılmamıştır, olsa olsa 40 kişilik ekip editlemiş olabilir...
Eserlerdeki bilgiden bu çok rahat anlaşılıyor zaten..
Amerika-kilise tarafından yaptırılan,fakat yine bilim adamları tarafından yapılan araştırmaların bir ürünüdür bu bilgi ve sorgulamalar...Ve evrim teorisinin ispatı için yapılan yalanlardan ziyade neyi açıklayamadığını çok güzel gözler önüne seren eserlerdir.ne hy nin kişiliği nede bu verilerin çarpma çırpma oluşu bilgiyi değersiz kılamaz...

Mutlaka bu eserlerde de yanlış açıklanan şeyler vardır,bu yanlışlar teorinin kendi ile kıyaslandığında oldukça azdır ama...

JoNaThAn
12-11-2006, 04:38
Amerika-kilise tarafından yaptırılan,fakat yine bilim adamları tarafından yapılan araştırmaların bir ürünüdür bu bilgi ve sorgulamalar.....

hayır bilim adamları tarafından değil, aynı şekilde islam cephesinde olduğu gibi hristiyanlık cephesinde de bulunan evrim ve bilim karşıtı insanların yayınladığı eylemlerdir.hy aynı şekilde çeviriyor ve üzerine ekleyerek yayınlanmasını sağlıyor..

peki din dünyayı nasıl açıklıyor?din bilimsel birşey değildir.bu, onu bilimsel kabul edenlerin sorunu. din eski çağlardaki kanunlar bütünüdür. bu kanunlar modern insan hakları çerçevesinde bugün kullanılmamaktadır. kullanılan ülkeler olarak, 3. ülkeleri örnek verirseniz, bende içinde bulundukları duruma bakmanızı öneririm.değişmeyen tek şey değişimin kendisidir.zamanında yunan baş tanrısı zeus vardı.deniz tanrıları, gök tanrıları ve emsalleri..insanlar başlarına gelen doğal felaketleri bunlara bağlayıp çeşitli kurbanlar verirler dua ederlerdi.fakat insanlar körü körüne inançları bir noktada bırakıp bilime yönelmek zorunda kaldılar..neden acaba???ne derseniz diyin, belirttiğim kaynaklardaki kanıt ve bilgilere hiçbir bilimsel cepheden karşılık veremezsiniz.bunun nedeni, belirttiğim kaynakların zaten bu sorularıda kapsamasıdır,kendisini eleştirmesidir..hiçbir dinin ve dincinin kendini eleştirmeye cesareti yoktur.çünkü soru sormak yasaklanmıştır.bu öyle dehşet verici bir sahnedir ki, avrupanın yüzyıllar boyu karanlıkta kalmasına neden olmuş,birçok bilim adamının hayatına kasıt edilmesiyle sonuçlanmıştır.herşeyden önce şunu anlayın:evrim ve bilim birer inanç değildir, körükörüne görmediği bilmediği birşeyi savunmaz. gerçek ve kanıtlardan yola çıkan araştırmaların sonuçlarıdır.

Sarı
12-11-2006, 05:02
Dini bir oterite(kilise), tezi çürüten bir çalışma yapmış,(her ne kadar içindeki veriyi bilimsel kabul etmesenizde(kesinlikle bilimseldir) bilimsel olması gereken kısmı atın,geri kalan sorgulama kısmıda yeterlidir.)

Evrim karşıtlığını bilim karşıtlığı ile aynı kefeye koyup yorumda bulunulmuş...
Sanırım bunda evrimin dine alternatif olarak görülmesinin etkisi var..
Konu din değil kesinlikle...
Dinlerden bahsettiğiniz kısma yanıt vermeyeceğim çünkü mesajınız zaten kurallara uymadığı için silinecektir...

Evrim çalışmalarının sonuna kadar savunurum.Buna hiçkimse birşey demiyor..
Sorun ulaşılamamış sonuçların, sırf birileri için dine alternatif görülmesi nedeniyle ulaşılmış gibi sunulması ve propaganda şeklini alması...
Eğer bilim bir gün tanrının varlığını ispatlarsa bu evrim teorisi çalışmaları sayesinde olacaktır..:D :D :D

cavit
12-11-2006, 08:31
e) Maneviyatta ihtisas sahibi kimselere müracaat etmemek... Bir ilmin münakaşa konusu olmuş bir meselesinde, o ilmi bilmeyen kimselerin, başka bir ilimde ne kadar büyük ve kudretli de olsalar, sözleri geçerli değildir. Mesela, büyük bir mühendisin, bir hastalığını teşhis ve tedavisinde bir Tıp öğrencisi kadar sözü geçmez. Aynı şey manevi meselelerde de geçerlidir. Madde ile çok meşgul olduğundan maneviyattan uzaklaşmış, aklı gözüne inmiş, manevi meseleleri idraki daralmış kimselerin manevi meselelerdeki inkarları geçerli olamaz. Başta Peygamberimiz olarak umum 124 bin Peygamber ve asırlarca yetişmiş büyük alimler imani meselelerde ihtisas sahibidirler. O meselelerde onların sözleri dinlenir.
Mehmet Dikmen
http://www.sorularlaislamiyet.com

Sn. Disappear, öncelikle yanıtınız için teşekkürler ama burada bazı şeyleri tartışırken başka insanların düşüncelerini buraya taşımaktansa konu hakkında kendi fikirlerinizi beyan etmenizi tercih ederim. Mehmet Dikmenin yazısında alıntı yaptığım bölüm en fazla dikkatimi çeken yer olduğu için öncelikle bu konudaki fikirlerimi söyliyeyim. Diğer bölümlere de zaman buldukça yanıt vermeye çalışacağım.

Din bir ilim değildir, kanıtlanmış hiç bir şey yoktur, sadece inançlar vardır. Kendini yaratanın elçisi olduğunu ilan ve iddia eden ve bir takım kurallar ve buna bağlı bir yaşam biçimi getiren insanların (peygamberlerin) yarattığı bir olgudur din, doğrudur yanlıştır, bunu bilmiyorum ve bu konuda tartışmak da istemiyorum. Bu inanç meselesidir, bu konuda ihtisas sahibi olunamaz, bu insanların (peygamberlerin) yaratanın elçisi olduğuna inanıyorsanız zaten olay sizin adınıza bitmiştir, alırsınız kitabını okursunuz, ne anlıyorsanız ona göre yaşam biçiminizi planlarsınız. Bu konuda ihtisas sahibi insanların peşinden gitmeye kalkarsanız bugünkü islamiyetin binbir şeklinden birine girersiniz, taliban olur insanları öldürürsünüz, şıhların peşinden gider hayatınız heba edersiniz, halifelerin peşinden gider mezhep çatışmasına girersiniz, Zekeriya hocanın peşinden gidersiniz millete madara olursunuz, usamenin peşinden gider birçok masum insanı öldürürsünüz vs, bunları çoğaltmak mümkündür, sizce bunlardan hangisi ihtisas sahibi, ortada ilmi olarak kanıtlanmamış ve sadece inanca dayalı bir konuda ihtisas sahibi kimdir sizce? Cevabı vermek çok zor değil mi? Çünkü doğru cevap yok! Doğru bir tanedir, kişiden kişiye değişmez.

Sizin burda yapacağınız, kişileri devre dışı bırakıp size verilen o müthiş organınızı kullanmak, az çalışır çok çalışır, olsun algılayabildiğiniz kadar, sonuna kadar zorlayın o organınızı, korkmayın, beyniniz ve yüreğiniz size doğru yolu gösterecektir.

devam edeceğim..

cavit
12-11-2006, 09:01
bir doktorun bir mühendisin yaptığı işi ölçüp biçip o konuda ihtisas sahibi olup olmadığını belirleyebilirsiniz, ama inanç ölçülebilen bir parametre değildir, kimin neye, ne kadar inandığını ölçebilecek imkanlarımız yok, o yüzden bu konuda ihtisas sahipleri belirlenemez, çünkü ortada ölçülüp kıyaslanacak bir şey yoktur.

cavit
12-11-2006, 13:41
olayı gerginleştirmeden ve düşüncelere saygı çerçevesinde tartışırsak hissenet forumdaşlarına yakışır bir tarz olacağını düşünüyorum

Red Kit
12-11-2006, 13:55
Son olarak nazikçe ve hiç bir yaptırım yapmaksızın sadece hatırlatma amacıyla yazıyorum. Bundan sonra kural ihlallerinde lütfen benden nezaket ve nalayış beklemeyin.


Vaktiniz olmayabilir diye maddeleri buraya ekliyorum :

1. hisse.net forumu kendine özgü kuralları olan, sınırsız demokrasi ve özgürlük vaat etmeyen bir ortamdır. Üye olunurken herkes kendi özgür iradesi ile ve forum kurallarını kabul ederek geldiğine göre herkes göre site kurallarına uymak durumdadırlar. hisse.net burada belirlenmiş olan kurallara uymayı reddeden kullanıcılara hizmet vermek zorunda değildir.

2. Forumda siyasi ve dini propaganda, genel ahlaka ve edep kurallarına aykırı yazılar, hakaret benzeri yazılar kabul edilmez.

3. Başka bir forum katılımcısını yada üçüncü bir şahsı küçültücü veya hakaret edici yazılar da kabul edilmeyecektir. Her türlü hakaret, aşağılama ve tehdit hiç bir şekilde tolere edilmemektedir ve forumda barındırılmamaktadır.

4. Dini konularda kurallara uyulduğu sürece görüş bildirebiliriz. Ancak hiç kimse, din adına konuşmak, kişilerin uyması gereken kuralları düzenlemek ve fikirlerini forum içerisinde kabul ettirmeye çalışmak gibi haklara sahip değildir.


Konuyu din eksenine kaydırmak isteyebileceklerin forum kuralları (http://www.hisse.net/forum.shtml)nda yer alan 1,2,3 ve 4 numaralı maddeleri acilen okumasını öneririm.

JoNaThAn
16-11-2006, 15:21
evrim teorisinde ilerlemeler milyonlarca ve yüz milyonlarca yıllarla ölçülür.

dünyanın her yerinde bu izlere rastlamak mümkündür.kurbağa iskeletiyle, insan iskeleti arasındaki benzerlikleri bile gözle görmek çokta zor bir durum değildir.çok yavaş ilerleyen evrim, o canlının genlerine kaydedilir.bu gözle görülebilecek kadar kısa zamanda olmaz..hani bazı aklı sivrilerin dediği gibi, bir maymunu alıp ömrü boyunca odaya kapatalım, eğer bigün insana dönüşürse evrim teorisi gerçektir..aksi takdirde gerçek değildir şeklindeki açıklamalarla bir sonuca varılmaz..karşı tezde oluşturulamaz:)..

fakat bazen genlerdeki anlık hatalar..izleyeceğiniz bu videodaki gibi; insanı, genlerinde kayıtlı olan önceki atalarının şekline benzetebiliyor.aslında evrimde bukadar hızlı bir oluşum sözkonusu değildir.yani biranda maymuna yakın bir atadan insana benzeyen bir doğum olmaz.ama bu oluşum genlerde kayıtlıdır..tersine evrim nadirende olsa bazı hatalar sonucu gerçekleşmektedir..

http://www.youtube.com/watch?v=3L0QFqCWr-s

JoNaThAn
16-11-2006, 17:29
buarada bunuda ekliyim yanısıra..Harun Yahya'nın (Adnan Oktar) vakfı olan bilim araştırma vakfının bilimsellikle hiç alakası olmayan, üstelik hiçbir mantıklı temele oturmayan, tek amacının evrimi ve bilimi kendi istekleri doğrultusunda sözde Atatürkçü bir portre çizerek saptırmak olan bu kurumun bazı iddialarına burada cevaplar bulabilirsiniz..

evrim gibi bilimsel bir olguyu, terörizmin nedeni olarak gösteren, ancak bilgisiz insanların düşüncelerini saptırmaya çalışan bir kurumdur kendileri..

http://www.bavacevaplar.tr.cx/

andrea
17-11-2006, 09:35
Profesörün üzüntüsü: Evrimin kanıtı mı gömüldü?
Maymun görünümlü insanları araştıran Prof. Dr. Tan, Hatay'da doğan bebeğin 'gerisingeri evrim' teorisine ışık tutabileceğini, ama hemen gömüldüğü için durumun araştırılamadığını öne sürdü.


http://img208.imageshack.us/img208/345/tepim10035dkv7.jpg (http://imageshack.us)

ADANA - Doğduktan bir saat sonra ölen ve başı maymuna benzeyen bebeğin hemen gömülmesi, maymun görünümlü insan araştırmalarıyla tanınan Prof. Dr. Üner Tan'ın tepkisine neden oldu. Tan, "Bebeğin görünümündeki sorun insansılardan insana geçişi sağlayan anne veya baba genindeki bir bozukluk olabilir. Bebek incelenebilirse insansılardan insana geçişi sağlayan geni bulabiliriz" dedi. Bebeğin anne ve babasıysa sorulara yanıt vermek istemedi.
Hatay'ın Kırıkhan ilçesinde yaşayan 24 yaşındaki D.S.'nin bebeğinin görüntüsünü izleyen Tan, yıllardır süren araştırmasına bir kanıt olacağını öne sürdü.

Kırıkhan'da ikinci vaka
Yine Kırıkhan'da yaşayan Reşit ve Hatice Ulaş çiftinin elleri ve ayakları üzerinde yürüdükleri için maymuna benzetilen dördü kız altı çocuğunu inceledikten sonra tıp literatürüne geçen 'Üner Tan sendromu'nu ortaya koyan Prof. Dr. Tan şöyle konuştu:
"10 Kasım'da doğduktan bir saat sonra hayatını kaybeden maymun görünümlü bebek 'Gerisingeri evrim teorisi' olarak da adlandırılan sendromu destekliyor. Bebek bugünkü insandan bir önceki insanı gösteriyor. İnsanın, doğmadan önce geçirdiği bütün aşamaları anne karnından büyüyene kadar devam eder. Bu gelişme bu aşamalardan birinde takılırsa bir önceki insan olan maymunlara benzer. Doğduktan sonra da bu gelişme takılı kalabilir. Bu bebeğinki anne karnında takılı kaldığı içi gerisingeri bir gelişme olmuş. Modern insana benzeyeceği yerde atalarımız olan maymunlara benzemiş. Bu bebek tıp dünyası için çok güzel bir örnek. Araştırıp tezime kanıt olarak yayımlamak istiyorum.
Prof. Dr. Tan'ın amacı evrimde kayıp geni bulmak: "Hayvanlarda maymun şempanze orangutanlarda burun kısmı öne çıkıktır, insanda düzdür. Bu bebekdeki çıkık tıpkı maymunlara benziyor. Gözler büyük, kulaklar şekilsiz, kollar bacaklardan uzun. En yakın akrabalarımız şempanzelerde de bu özellikler var. Bu bebekte büyük ihtimal gen bozukluğu söz konusu. İnsansılardan insana geçişi sağlayan gendeki bir bozukluk olabilir. O geni bulursak insansılardan insana geçişi sağlayan geni bulmuş oluruz. Aile müsaade ederse bebekten bir parça alınıp DNA analizi yapılır. Bu da bilime çok büyük katkı sağlar. Maymundan insana geçişi fosillere dayanarak inceleyebiliyoruz. Ama onlar da binlerce yıl öncesinden kalma, kemik yapısı zedelenmiştir. Ama bu canlı model olarak incelenirse bilim dünyasına ışık tutar."

Üner Tan sendromu nedir?
Üner Tan sendromu tıp literatürüne şöyle geçti. "Hatay'ın Kırıkhan ilçesinde akraba evliliğiyle oluşan genetik bozukluk sonucu beyinciğin küçük kalmasıyla el ve ayaklar üzerinde yürüme sorunu. Kardeşler yalnızca anne-babalarının anlayabildiği, 100 kelimelik bir dil kullanıyorlar. Yürüyüş ve oturuşları şempanze ve orangutanlarınki gibi. Tan bunu geriye doğru evrimin tek kanıtı olarak gösteriyor."

İngiliz medyasına konu olmuştu
'Üner Tan sendromu', İngiliz 'The Daily Mail' ve' The Times' gazeteleriyle BBC2 kanalında 17 Mart'ta yayımlanan bir belgesele de konu olmuştu.
Bu konuda İngiliz bilim adamlarının görüşlerine de yer verildi. İngiliz basını haberlerde Kırıkhan'daki elleri ve ayaklarının üzerinde yürüyen altı kardeşin anne ve babasının, yakın akraba olduklarına dikkat çekmişti.

Kaynak (http://www.radikal.com.tr/haber.php?haberno=204800)

deep
17-11-2006, 10:35
Tuylerimi diken diken etti yaf...

Brezilyada da bi kopek kedi dogurmus bu arada...

XZARA_
17-11-2006, 12:52
Kedi, köpek doğurdu



Brezilya'nın güneyindeki Passo Fundo kentinde yaşayan Cassia Aparecida de Souza, komşunun köpeğiyle çiftleşen kedisinin, köpek özellikleri taşıyan yavrular dünyaya getirdiğini iddia ediyor.

Cassia ve kocası Rogerio, kedileri Mimi’nin, köpekle çiftleştikten 3 ay sonra 6 yavru dünyaya getirdiğini, bunlardan kedi özellikleri taşıyan 3’ünün doğumdan kısa süre sonra öldüğünü anlattı. Mimi’nin, köpek özellikleri taşıyan 3 yavrusunu ise yaşadığını belirterek, fotoğraflarını çektirdiler. Çiftin bu iddialarını kanıtlayabilmek üzere Passo Fundo Üniversitesi’nden genetik bilimciler yavrulardan kan örnekleri alarak inceleyecekler.

http://img132.imageshack.us/img132/253/2455498xx1.jpg http://img183.imageshack.us/img183/5075/2455500go2.jpg

bizimkisi bır ask hıkayesi...:D

ceng
17-11-2006, 13:30
mendelinki gibi caprazlama mi olmus simdi?
kirma turler...

ardahan
17-11-2006, 13:37
Ya bu Evrimciler dedelerini (soydaş daha mı doğru acaba?) neden kafeslerin arkasında besler ??? Hayırsız bunlar :D:D:D:D

ceng
17-11-2006, 13:44
varsayalim ki bi gecis olmus olsun tarihin bi behrinde.
bu durumda dna sarmallarindaki kodun bir sekilde -en azindan cesitli mutasyonlarla- form degistirmis olmasi gerekir ki orginalinden ayrilip yeni turlere gebe olsun neandartal insani homo erectus sapiens falan gibi...
neandartaldan oncesine x diyelim. bu aynen sayin andrea'nin haberindeki gibi elleri ve ayaklari uzerinde hareket eden kollari uzun ancak cok sinirli kelime haznesi olan bir gecis formu olsun.
bu durumda neandartallarin arasinda x'lerin ilk baslarda -gecis surecinin baslarinda- cokca x cok az neandartallar olmasi ve zamanla da tersinin ikamesi gerekir yani xlerin azalip sayica neandartallarin cogalmasi...
yani bir gecis toplumu...
ve tabiatin bu gecisi desteklemesi sart olur ki degisim bu yone ilerlesin. yani neandartalin xten guclu ozelliklere sahip olmasi dogal seleksiyona daha oncelikli olmasi acisindan...
...
yine de bu olayin reversible olmasi sasirtici geliyor bana...
eger revesible oldugunu kabul edersek ilerde insani kimbilir neler bekliyor?

saygilar.

özgün
17-11-2006, 15:24
arkadaşlar evrim kesinlikle vardır. inanmıyorsanız aşağıdaki resime bakın:D



http://img80.imageshack.us/img80/2240/bushmonkeybb1.jpg (http://imageshack.us)

JoNaThAn
17-11-2006, 18:08
...
yine de bu olayin reversible olmasi sasirtici geliyor bana...
eger revesible oldugunu kabul edersek ilerde insani kimbilir neler bekliyor?

saygilar.

reversion, yani geriye, ilk haline dönüş..

evrim, canlıları daha ilkel hale değil daha gelişmiş hale getirir. canlıların ilkel halden daha gelişmiş hale gelmesinde rol oynar doğal seleksiyonla birlikte..burda gördüğümüz evrim ters evrimdir yani hata sonucu oluşmuştur.tabii ki insan genlerinde eski atalarının genlerinden izler vardır.anne karnında bu evreleri atlatır.daha önceye resim koymuştum.balıkla insanın ilk evrelerde hiçbir farkı yok.daha sonra evreler bir sonrakine geçtikçe şekillerde yavaş yavaş değişmeye başlar.canlı kendi şeklini alır.ama bazı durumlarda tersine evrim yaşanır ve bu tip durumlar ortaya çıkar. ne var ki, bu canlılar yaşamamaktadır.çünkü o doğan bebek, tam yaşayabilecek formda değildir.eksik doğmuştur.


ayrıca evrimle alakalı olarka, bir arkadaşımızın kafes espirisiyle ilgili şunu söylemek istiyorum ki..lütfen tekrar tekrar okuyun..evrim insanın maymundan geldiğini söylemiyor.çünkü insan maymundan gelmiyor.bu harun yahya gibi insanların uydurması.tabii evrim aleyhinde her ne söylenirse en baştan kabullenmeye hazır bilimden uzak bi toplum olduğumuz için çokta şaşırtıcı değil bu durum ama..evrim, maymun ve insanın atalarının ortak olduğunu izah eder.insanın ataları insansılar ve maymunsulardır.ama bugün gördüğünüz maymunlar değildir.yalnızca aynı soy ağacındadırlar.ki zaten kanıtlanmış bir teoridir kendileri.hem fosil bazında hemde moleküler biyoloji bazında..özellikle moleküler biyoloji bazında..;)
http://www.dhushara.com/book/evol/homo.jpg

evrim genlerle alakalı bir olgudur.yaratılışı açıklamaz.hatta bununla ilgisi yoktur.bu nedenle evrimi incelerken, evrim varsa yaratılış yoktur, yaratılış varsa evrim yoktur gibi bağnaz düşüncelerle ilerlerseniz sonuca varamazsınız..evrim değişimi açıklar.ilk varoluş veya oluşumun nasıl olduğu hala sırdır.ve sır olarak kalacaktır.bunu dünya olarakta,evren olarakta düşünmeyin.ilk halkanın varlığı hep soru olmuştur.bu kimilerine göre tanrı,kimilerine göre evren,kimilerine göre dünyadır.kaldı ki bilim, elindeki somut bilgilere karşı bu soruyu sormaktadır.dolayısıyla tanrının varlığı değil görünen evrenin varlığı üzerinde durulmaktadır.geri kalan sadece inançtır ve kişiye kalmıştır.kimse kendisininkinin doğru, başkasınınkinin yanlış yolda olduğunu iddia edemez.etsede kanıtlayamaz.ancak bilimde doğrular birdir.sürekli araştırma ve test etme yoluyla, deneme yoluyla yeni sonuçlara ulaşılmaktadır..
bunları kabul edip etmemek kişiye kalmıştır..ama bir söz var ya..siz ne derseniz diyin..dünya dönüyor:)
http://upload.wikimedia.org/wikipedia/en/timeline/99818c99e28acca0810c7b4502cde050.png

attached thumbnails da..timeline1 adlı dosyada, zamansal olarak türler gösterilmiştir.insan ve insansıların orangutan,goril ve maymunlardan ne kadar süre önce ayrıldığını görebilirsiniz.kısacası maymunun insana dönüştüğü evrimin savunduğu bir görüş zaten değildir.ancak birileri; evrim insanın maymundan geldiğini savunmaya çalışıyor derse..tabii ki evrimi çürütmüş olur:)kendi yarattığı evrimi çürütmüş olur..

özgün
21-11-2006, 11:58
http://www.ntvmsnbc.com/news/391216.asp .....

JoNaThAn
24-11-2006, 20:59
http://www.ntvmsnbc.com/news/391216.asp .....

çok net bi evrim örneği..teşekkürler sevgili dostum..(kısa zamanlı bi değişim olduğu için mutasyon diyebiliriz..ama evrim çatısı altında tabii ki.)



NEW YORK - Ada habitatı evrim biyolojisini sınamak için en uygun ortam. Evrim biyologları, sürüngenlerin kendilerini avlamaya çalışan hayvanlara karşı hayatta kalabilmesi için geliştirdikleri fizyolojik özellikleri inceledi. Bahamalar’da ada ortamında yapılan deneyde, sürüngenler yeni bir düşmana karşı önce ayaklarını uzatarak karşılık veriyor, ancak doğal seçilim sonrasında arka ayakları daha kısa olan canlılar hayatta kalıyor.


İncelemeye alınan Anolis sagrei türü sürüngenler, normal şartlarda toprağa yapışık halde yaşıyor. Yeni bir avcı hayvan deney ortamında konduğunda, Anolis sürüngeni düşmanından kaçmak için ağaca tırmanyı ‘akıl ediyor’ ve ağaçlar da doğal habitatı haline geliyor.

Anolis sürüngeni normal şartlar altında uzun ayakları sayesinde hızlı hareket edebilen çevik bir hayvan. Toprak üzerinde yaptığı hareketler ise denge gerektirmiyor ve uzun ayaklarıyla hızla yol alabiliyor. Ancak yeni düşmanına karşı yaşam mücadelesi vermek zorunda kalınca, ağaca çıktığında işler değişiyor, zira denge önemli bir sorun haline geliyor.

chackyy
25-11-2006, 00:40
valla komedisiniz ya :)) ne acayiplik olsa "işte evrimin kanıtı" diye kendinize pay biçiyosunuz. Evrim milyonlarca yılda oluyorsa nasıl şimdi durup dururken, birden bire, aniden ..... bir kadın evrimleşmemiş bir çocuk doğuruyor. Nasıl bir mantık hangi kafa yapısı anlamıyorum anlayamıyorum... Ortada kanıtlanmış bir şey zaten yok ama kanıtlanmamış bir teoriye karşı sunulan tezler asla evrimi çürütecek kanıtlar sunmuyo.. işte bilimsel yobazlık bu." benim dediğim doğru mantığı" tebrik ederim. adı üstünde teori ama o teori din haline gelmiş durumda bazılarına göre. evrime inananlar bilime inanan çağdaş modern, inanmayan köktendinci, yobaz, hatta terorist... Ne diyim bilmiyorum sadece tebrik ediyorum... darwin sizinle olsun..amin

JoNaThAn
25-11-2006, 00:45
komik olma.kadın evrimleşmemiş çocuğu evrimin kanıtı olarak doğurmuyor.evrim geçmişe değil geleceğe yöneliktir.kadının doğruduğu çocuk ters evrime kanıttır ve zaten hatalar sonucu doğmuştur.ancak o özellikler insanın genlerinde geçmişi nedeniyle mevcuttur.buraya dikkat çekilmekte.bir önceki ntvmnbc haberi ise evrim üzerindeki deneylerden biridir.kısa sürede ortaya çıkan küçük çaplı bir mutasyondur.

deep
25-11-2006, 01:11
valla komedisiniz ya :)) ne acayiplik olsa "işte evrimin kanıtı" diye kendinize pay biçiyosunuz. Evrim milyonlarca yılda oluyorsa nasıl şimdi durup dururken, birden bire, aniden ..... bir kadın evrimleşmemiş bir çocuk doğuruyor. Nasıl bir mantık hangi kafa yapısı anlamıyorum anlayamıyorum... Ortada kanıtlanmış bir şey zaten yok ama kanıtlanmamış bir teoriye karşı sunulan tezler asla evrimi çürütecek kanıtlar sunmuyo.. işte bilimsel yobazlık bu." benim dediğim doğru mantığı" tebrik ederim. adı üstünde teori ama o teori din haline gelmiş durumda bazılarına göre. evrime inananlar bilime inanan çağdaş modern, inanmayan köktendinci, yobaz, hatta terorist... Ne diyim bilmiyorum sadece tebrik ediyorum... darwin sizinle olsun..amin

Sen hangi gruptasin? Boyle bir gruplandirma yaptigina gore? :D

chackyy
25-11-2006, 01:16
kadının doğruduğu çocuk ters evrime kanıttır ve zaten hatalar sonucu doğmuştur.ancak o özellikler insanın genlerinde geçmişi nedeniyle mevcuttur.

Süper bir bilimsel tespit yapmışsınız.

benim tespitim de şu :
bu çocuk düpedüz genetik bozukluk zonucu ortaya çıkmış bir hilkat garibidir. zaten genetik olarak bozuk olduğu içinde yaşamamıştır. Zaten genetik olarak farklılıklar hep kötü şekilde olur ve kısa zamanda ölümler meydana gelir. Neden genetik olarak farklı doğup kanatları olan ve uçabilen süper bi çocuk dünyaya gelmiyor....

hadi çürütün bunu, bende bunu attım kafadan nasıl siz attıysanız. Ayrıca süper bir bilim adamı olmalısınız iki dakkada kadını genlerindeki hatayı ve doğan çocuğun bundan dolayı olduğunu anladınız.ayrıca bunu "ters evrim"e kanıt olması tespitinde dilim tutuldu. Bunu anlamak için iki günde baya deney gözlem falan yapmışınızdır heralde :))

chackyy
25-11-2006, 01:17
Sen hangi gruptasin? Boyle bir gruplandirma yaptigina gore? :D

bu gruplandırmayı ben yapmadım burdaki yazıları okuduysanız kimin yaptığını anlarsınız zaten (tam bu kelimeler kullanılmamış olsada)

BOZOK
25-11-2006, 01:40
kadının doğruduğu çocuk ters evrime kanıttır ve zaten hatalar sonucu doğmuştur.ancak o özellikler insanın genlerinde geçmişi nedeniyle mevcuttur.

Süper bir bilimsel tespit yapmışsınız.

benim tespitim de şu :
bu çocuk düpedüz genetik bozukluk zonucu ortaya çıkmış bir hilkat garibidir. zaten genetik olarak bozuk olduğu içinde yaşamamıştır. Zaten genetik olarak farklılıklar hep kötü şekilde olur ve kısa zamanda ölümler meydana gelir. Neden genetik olarak farklı doğup kanatları olan ve uçabilen süper bi çocuk dünyaya gelmiyor....

hadi çürütün bunu, bende bunu attım kafadan nasıl siz attıysanız. Ayrıca süper bir bilim adamı olmalısınız iki dakkada kadını genlerindeki hatayı ve doğan çocuğun bundan dolayı olduğunu anladınız.ayrıca bunu "ters evrim"e kanıt olması tespitinde dilim tutuldu. Bunu anlamak için iki günde baya deney gözlem falan yapmışınızdır heralde :))

:tamam: :tamam: :tamam: :fl::fl:
arkadasi tanistiriyim bizim guruptan :oley:

JoNaThAn
25-11-2006, 02:12
evrimcilere terörist diyen bir harun yahya aşığı.. nediyim..

JoNaThAn
25-11-2006, 02:17
evrim hergeçen gün daha net bir şekilde kanıtlanıyor..bir arka sayfadaki ntv haberindeki gibi.ve bunun gibi birçoğu..merak ediyorum dinin arkasına saklanıp evrimi yalanlayanlar ve buna dini neden gösterenler..nasıl bir yol izleyeceksiniz evrim tamamen kabul edildiğinde dünya çapında..kaldı ki bilim bunu kabul ediyor.kabul etmeyenler mantıklı olarak daha dünyanın döndüğünden bile bihaber olsan ortadoğudaki insanlar.ve bu konuda bilgisi olmayan kişiler..neyse tartışmak anlamsız.zaten gerçekten okumak ve araştırmak isteyen topiği inceler.

inorganik
25-11-2006, 07:41
valla komedisiniz ya :)) ne acayiplik olsa "işte evrimin kanıtı" diye kendinize pay biçiyosunuz. Evrim milyonlarca yılda oluyorsa nasıl şimdi durup dururken, birden bire, aniden ..... bir kadın evrimleşmemiş bir çocuk doğuruyor. Nasıl bir mantık hangi kafa yapısı anlamıyorum anlayamıyorum... Ortada kanıtlanmış bir şey zaten yok ama kanıtlanmamış bir teoriye karşı sunulan tezler asla evrimi çürütecek kanıtlar sunmuyo.. işte bilimsel yobazlık bu." benim dediğim doğru mantığı" tebrik ederim. adı üstünde teori ama o teori din haline gelmiş durumda bazılarına göre. evrime inananlar bilime inanan çağdaş modern, inanmayan köktendinci, yobaz, hatta terorist... Ne diyim bilmiyorum sadece tebrik ediyorum... darwin sizinle olsun..amin

aynen :tamam:

inorganik
25-11-2006, 07:44
evrim konusu bircok ab ulkesinde artik okutulmamaktadir. curutulmus sey neden okutulsun ki?
Darwin i biz atamadik cope, ona uzuluyorum.

JoNaThAn
25-11-2006, 07:47
Bakteri kamçısı (bacterial flagellum) üzerine

Uzunca bir süre akıllı tasarımcıların favori moleküler yapısı olan bakteri kamçısı yeni araştırmalar sonucu elde edilen bilgilerle akıllı tasarımcıları zor durumda bırakmaya başladı. Başta Michael Behe olmak üzere William Dembski, Scott Minnich, Stephen Meyer ve Casey Luskin gibi AT (Akıllı Tasarım) hareketinin en önemli savunucularının flagellum ile ilgili bildikleri ve söyledikleri önemli şeylerin yanlış olduğu yeni araştırmalarla ortaya çıktı.

Nature Reviews Microbiology (http://www.nature.com/nrmicro/index.html)dergisinin Ekim 2006 sayısında yayımlanan, Mark Pallen ve Nicholas Matzke tarafından yazılan From The Origin of Species to the origin of bacterial flagella (http://www.nature.com/nrmicro/journal/v4/n10/abs/nrmicro1493.html) başlıklı makale (bu makalenin tam metnine buradan pdf dosyası olarak ulaşabilirsiniz) bakteri kamçısıyla ilgili önceden bilinmeyen önemli noktaları ortaya çıkarıyor. Mesela Michael Behe Darwin'in Kara Kutusu (Darwin's Black Box) kitabında bakteri kamçısının 40'tan fazla proteine gereksinim duyduğunu söylemektedir. Yani 40'tan fazla "olmazsa olmaz" protein olduğunu iddia etmektedir. Halbuki Pallen ve Matzke'nin araştırmaları sonucunda vardıkları sayı 20'dir. Yani incelenen birçok bakteri kamçısının tamamında olan 20 adet farklı protein vardır. Geri kalan proteinlerin bazıları farklı bakteri türlerinin kamçılarında bazıları daha farklı bakteri türlerinin kamçılarında bulunmaktadır fakat tüm kamçılı bakteri türlerinin kamçılarında olan toplam 20 protein vardır. Bu proteinlerin bulunduğu bir listeye buradan (http://www.nature.com/nrmicro/journal/v4/n10/fig_tab/nrmicro1493_T1.html) da ulaşabilirsiniz. Bu bilgi elbette Behe gibi diğer tüm akıllı tasarım savunucuları tarafından da kullanılmaktaydı ve yanlış olduğu ortaya çıktı. Ayrıca akıllı tasarım savunucuları 40 adet vazgeçilmez (olmazsa olmaz) proteinin 30 tanesinin hiç homologu olmadığını iddia ediyorlardı. Pallen ve Matzke yaptıkları incelemelerde farklı bakteri kamçılarında toplam 42 farklı protein buldular ve bunların 15 tanesinin bilinen bir homologu yok. Ama yukarda da belirttiğim gibi bakteri kamçısında vazgeçilmez 20 protein var ve bunların sadece 2 tanesinin homologu yok. Yani Behe, Dembski, Minnich, Meyers ve Luskin gibi en önemli AT savunucuları kitaplarında ve yazılarında 30 adet homologu olmayan proteinin bakteri kamçısı için vazgeçilmez olduğunu ve bu sebeple başka bir yapıdan evrimleşmiş olmasının mümkün olmadığını savunmaktaydı. Fakat bu bilginin dramatik bir şekilde yanlış olduğu ortaya çıktı. Aslında bakteri kamçısı hakkında pek de birşey bilmedikleri gün yüzüne çıktı. Bakteri kamçısının diğer biyolojik yapılarda bulunmayan 30 proteine gereksinim duyduğunu düşünüyorlardı ama bu sayı bir anda "2"ye düştü. Bu da akıllı tasarımcıların bu kadar ateşli bir şekilde savundukları bir konuda bile ne kadar bilgisiz olduklarını göstermesi açısından oldukça önemli diye düşünüyorum.

Bu konu oldukça uzun ve geniş onun için çok uzatmadan yazımı bitirmek istiyorum. Bu yeni gelişmelerle ilgili daha fazla bilgi edinmek isteyenlere aşağıdaki linkeri incelemelerini öneririm:


Flagellum evolution in Nature Reviews Microbiology (http://www.pandasthumb.org/archives/2006/09/flagellum_evolu.html)
Alert! Alack! I have been quote mined! (http://www.pandasthumb.org/archives/2006/09/alert_alack_i_h.html)
Luskin interviews Behe on NRM flagellum article; neither admit errors; film at 11 (http://www.pandasthumb.org/archives/2006/10/luskin_intervie.html)


posted by Da Vinci at 02:11

http://bilimvedin.blogspot.com/2006/10/bakteri-kams-bacterial-flagellum-zerine.html

JoNaThAn
25-11-2006, 07:49
evrim konusu bircok ab ulkesinde artik okutulmamaktadir. curutulmus sey neden okutulsun ki?
Darwin i biz atamadik cope, ona uzuluyorum.

yok öyle bişey:)nerden çıkardınız bunu??harun yahya sitelerindenmi??harvardda kabul görmüş birşeyden bahsediyoruz.dünyaca ünlü bilim adamlarıın yaptığı çalışmalardan bahsediyoruz.ilerlemeye kapalı radikal bağnazların elbet evrimin okutulmaması için mahkemeye başvurmaları şaşılacak birşey değil..çok korkuyorlar..ne diyeceklerini bilemiyorlar..nasıl açıklayacaklarınıda..ama elbet bu çaresiz insanların mahkemeye başvurmaları, bu bilimsel gerçeğin okutulmayacağı anlamına gelmiyor..

böyle birşey yok lütfen..

inorganik
25-11-2006, 07:58
Bir araştırmaya göre, İngilizlerin yarısından fazlası Evrim Teorisi'ni kabul etmiyor. Yüzde 40'dan fazlası ise yaradılış ve akıllı tasarımın okullarda okutulmasını istiyor. Ipsos Mori tarafından İngiliz yayın kuruluşu BBC için yapılan araştırmaya katılan 2 bin kişiye yaşamın gelişimi ve kaynağı hakkında düşündükleri soruldu. Buna göre halkın,



Yüzde 22'si yaradılış,
Yüzde 17'si akıllı tasarım,
Yüzde 48'i de Evrim Teorisi cevabını verdi.
Katılımcıların geri kalan kısmı ise cevap vermemeyi tercih etti.

Katılımcılara, okullarda ders olarak üç teoriden hangisi ya da hangilerinin okutulmasını istediği sorulduğunda ise şu cevaplar ortaya çıktı:
Yüzde 44 yaradılış,
Yüzde 41 akıllı tasarım,
Yüzde 69, bilim programı içinde Evrim Teorisi.

Anket katılımcıları arasında yaşı 55'den büyük olanlar, diğer yaş gruplarına oranla Evrim Teorisi'ni daha çok tercih etti.Akıllı tasarım, yaşayan nesnelerin belirli özelliklerinin, doğal seleksiyonla değil ancak 'akıllı bir işlem'le açıklanabilecek kadar karmaşık olduğunu ortaya atan konsept olarak ele alınıyor.

inorganik
25-11-2006, 07:59
cok fazla bilimsel ayrıntılara girmeye gerek yok sanırım... son zamanlarda yapılan calısmalarla evrenin big bang(büyük patlama) ile varoldugu gercegi her gecen gün biraz daha anlasılıyor ...
evrim teoristleri kendilerine kanıt bulmak icin cesitli zamanlarda hilelere basvurmaktan hic kacınmadılar ..özellikle Piltdown Adamı olayında teorinin en büyük gercegi olarak sunulan olayın 40 yıl sonra yapılan calısma ile insan kafatası ve orangutan cenesinin birlestirilmesi ile meydana gelen bir aldatmaca oldugu gercegi ortaya cıktı bu gelisme sonucu 40 yılı aşkın süre sergilendigi British Museum'dan alelacele kaldırıldı...
ingilizlerde yeni yeni anlamaya baslamıs ama evrenin yüce yaratıcı tarafından varedildigi gercegi her gecen gün daha net sekilde anlasılıyor...


alintidir.

JoNaThAn
25-11-2006, 08:10
cok fazla bilimsel ayrıntılara girmeye gerek yok sanırım... son zamanlarda yapılan calısmalarla evrenin big bang(büyük patlama) ile varoldugu gercegi her gecen gün biraz daha anlasılıyor ...
evrim teoristleri kendilerine kanıt bulmak icin cesitli zamanlarda hilelere basvurmaktan hic kacınmadılar ..özellikle Piltdown Adamı olayında teorinin en büyük gercegi olarak sunulan olayın 40 yıl sonra yapılan calısma ile insan kafatası ve orangutan cenesinin birlestirilmesi ile meydana gelen bir aldatmaca oldugu gercegi ortaya cıktı bu gelisme sonucu 40 yılı aşkın süre sergilendigi British Museum'dan alelacele kaldırıldı...
ingilizlerde yeni yeni anlamaya baslamıs ama evrenin yüce yaratıcı tarafından varedildigi gercegi her gecen gün daha net sekilde anlasılıyor...


alintidir.

1-big bangle dinin hiçbir alakası yok.
2-big bangin olmuş veya olmamış olması evrim gerçeğini değiştirmez.
3-ben size saygı duyduğunuz islamcıların ortaya koyduğu dünya çapındaki yalanları söylesem ağzınız bir karış açık kalır.Piltown Adamı olayı sahtekar bir bilim adamının maddi amaçlı yaptığı bir olaydır.Bunu ortaya çıkaranlar yine aynı düşüncede olan "dürüst" bilim adamlarıdır.
4-artık big bangin olduğu ortaya çıktı kabul gördü gibi düşünceleri bir kenara bırakın çünkü şuan bigbang tartışılmakta..
5-bigbang var..bu gerçek hergün biraz daha anlaşılıyor sözüyle neden bahsettiğinizi açıklayın..
6-ortada diğer cepheden okadar çok yalan var ki..bilim camiasında bir yada iki kişinin bazı gerçekleri saptırması bu gerçeği değiştirmez.ne kaptan kusto denilen bilim adamı kuranda geçtiği üzere 2 suyun birleşmediği yeri görünce müslüman olmuştur..ne de kuranda cebelitarık boğazından bahsedilmektedir.suları birbirine karıştırmayız demek sadece göl ve denizlerin ayrı ayrı bulunmasından bahseden bir gözlemdir.bunu ortaya kaptan kustonun bulduğu şekilde atmak ise ancak dolandırıcıların işidir.kaptan kusto vasiyeti üzerine öldüğü zaman hristiyan geleneklerine uygun bir şekilde pariste kilisede yapılan bir cenaze sonunda son yolculuğuna uğurlanmıştır.
7-ortada bukadar sahtekarlıklar varken..


daha da açıklama yapmaya gerek yok sanırım.

inorganik
25-11-2006, 08:16
neyse sayin jonathan , sizin dusuncelerinize de saygi duyuyorum. aslinda guzel bir fikir sunum ortami olmus burasi . ben devam edeyim biraz daha izninizle :)

JoNaThAn
25-11-2006, 08:16
bir de sevgili inorganik alıntı yaptığınız son yazınızda..alıntı yaptığınız sitede kocaman bir maymundan insana geçiş şeması üzerinde ingilizler evrimi reddediyor diye başlık atılmış..ancak haberin kaynağına gittiğimizde ortaya çıkan sonuç..ingilizler evrim teorisini kabul etmiyor diyemeyiz.sadece %22si yaradılıştan bahsediyor.akıllı tasarım ise direk olarak yaradılışla alakalı değildir.ama ilgisi vardır.evrim dünya genelinde ençok kabul gören bilimsel gerçektir.kaldı ki diğer yaradılış bilimsel bir gerçek olarak geçmemektedir.geçemezde.ancak akıllı tasarım bilimsel gerçek olarak geçebilir.o da evrim çerçevesinde.




İngilizler Evrim Teorisi'ni kabul etmiyor

27 Ocak, 2006 11:36:00 (TSİ)


Bir araştırmaya göre, İngilizlerin yarısından fazlası Evrim Teorisi'ni kabul etmiyor. Yüzde 40'dan fazlası ise yaradılış ve akıllı tasarımın okullarda okutulmasını istiyor.

Ipsos Mori tarafından İngiliz yayın kuruluşu BBC için yapılan araştırmaya katılan 2 bin kişiye yaşamın gelişimi ve kaynağı hakkında düşündükleri soruldu.

Buna göre halkın,

Yüzde 22'si yaradılış,
Yüzde 17'si akıllı tasarım,
Yüzde 48'i de Evrim Teorisi cevabını verdi.
Katılımcıların geri kalan kısmı ise cevap vermemeyi tercih etti.

Katılımcılara, okullarda ders olarak üç teoriden hangisi ya da hangilerinin okutulmasını istediği sorulduğunda ise şu cevaplar ortaya çıktı:
Yüzde 44 yaradılış,
Yüzde 41 akıllı tasarım,
Yüzde 69, bilim programı içinde Evrim Teorisi.

Anket katılımcıları arasında yaşı 55'den büyük olanlar, diğer yaş gruplarına oranla Evrim Teorisi'nşi daha çok tercih etti.

Akıllı tasarım, yaşayan nesnelerin belirli özelliklerinin, doğal seleksiyonla değil ancak 'akıllı bir işlem'le açıklanabilecek kadar karmaşık olduğunu ortaya atan konsept olarak ele alınıyor.


http://www.cnnturk.com/BILIM_TEKNOLOJI/haber_detay.asp?PID=15&HID=1&haberID=154284

inorganik
25-11-2006, 08:17
canlı türlerinin dnaları maruz kalan radoaktif ışımalar, kimyasal etkilerle bozulmuş. Evrim teorisine, uzun yıllar boyu bu etkilerin devam etmesiyle yeni türlerin oluşabileceği temel edinilmiştir. Ancak hayvanlar ve hatta insanlar üzerinde yapılan deneylerde radyasyonla dna sı bozulmuş canlılar veya yeni nesilleri, ya hiç etkilenmemmişler yada etkilendilerse bir halikat garibesi halini almışlardır. Bunlara örnek 3 bacaklı veya 5 bacaklı inek, çift kalbi olan koyun, insan elinin üzerinde mantıksız biçimlenmiş fazla parmaklar ve benzeri... Yani evrim teorisi sempatizanlığının bir hevesi daha kursağında kalmış, bu yaklaşım da sahte iddalar arasına katılmıştır. Gerçek olan, her canlının Kambriyen devri olarak bilinen jeolojik dönemde bir anda ortaya çıkmasıdır. Açıkcası, geçmişte balık özelliklerini hala taşımalarına rağmen, bir yandan da bazı amfibiyen özellikleri kazanmış olan yarı balık-yarı amfibiyen canlılar yaşamış olmalıdır. Ya da sürüngen özelliklerini taşırken, bir yandan da bazı kuş özellikleri kazanmış sürüngen-kuşlar ortaya çıkmış olmalıdır. Bunlar, bir geçiş sürecinde oldukları için, sakat, eksik, kusurlu canlılar olmalıdır. Örneğin bir sürüngenin ön ayakları her enerasyonda bir parça daha kuş kanadına benzemelidir. Yüzlerce jenerasyon boyunca bu türün ne tam ön ayakları ne de tam kanatları olacak, yani bu canlı sakat ve kusurlu olarak yaşayacaktır. Evrimcilerin geçmişte yaşamış olduklarına inandıkları bu teorik canlılara ne yazıkki hiçbir fosil kayıdında rastlanamamaktadır. Bu tür haberlerle insanları, bilimi yalamakta ve gelişimin önüne set çekmekteyiz. Olmayan, yaşanmamış bir süreci daha fazla araştırarak hiç birşey elde edemeyiz aksine zaman ve gereksiz işgücü kaybetmekteyiz.

JoNaThAn
25-11-2006, 08:18
Futuyama: "Tek bilimsel açıklama evrim"

10 Mayıs, 2006 10:22:00 (TSİ)


Futuyma: "Yaradılışın ve akıllı tasarımın bilimde yeri yoktur"


New York Üniversitesi Evrim ve Ekoloji Bölümü'nden Prof.Dr. Douglas Futuyma, ODTÜ'de verdiği konferansta, ''tatmin edici ve tek bilimsel açıklama Evrim Teorisi'dir'' dedi.

Prof.Dr. Douglas Futuyma, Orta Doğu Teknik Üniversitesi Kültür ve Kongre Merkezi'nde 'Evrim: Biyolojideki En Önemli Kuram' başlıklı bir konferans verdi.

Futuyama, biyolojik olayların tümünün fizik ve kimyaya dayandığını, bütün organizmaların da karakteristik nitelikleri, biyokimyasal süreçleri, anatomileri olduğunu ve ekolojik özellikler taşıdığını söyledi.

Bazı Evrim Teorisi verilerini anlatan Futuyma, kuramın doğal seleksiyon ve genetik sapma düşüncelerine dayandığını dile getirerek, "evrime inanmazsanız birtakım karakteristikleri anlamak imkansız olacaktır" dedi.

Tüm organizmalar aynı kaynaktan

Bütün organizmaların ortak bir kaynaktan geldiğini, daha sonra diğer türlerin ortaya çıktığını açıklayan Futuyma, biyolojik anlamda insanın en yakın akrabasının şempanzeler olduğunu söyledi.

Futuyma, özellikle insan organizmasını öğrenme ve insan sağlığına katkıları anlamında Evrim Teorisi'nin çok önemli olduğunu vurgulayarak, bunun yanı sıra birçok alanda da bu konuyla ilgili çalışmaların faydalı olacağını kaydetti.

"Yaradılış bilimsel sürecin zıddıdır"

Prof.Dr. Futuyma, ABD'de evrim konusundaki tartışmalara değinerek, bu teorinin yaradılış düşüncesine sahip kişiler tarafından eleştirildiğini söyledi.

ABD'de yaradılış düşüncesinin, akıllı tasarımla kamufle edildiğini belirten Futuyma, akıllı tasarımda yaşam formlarının tümünü dizayn eden üstün bir varlığın esas alındığını ve bu düşüncenin dini bir doktrin olduğunu belirtti.

Futuyma, "evrim bir gerçektir. Tatmin edici ve bilimsel tek açıklamadır. Yaradılış bilimsel sürecin tam zıddıdır. Yaradılışın ve akıllı tasarımın bilimde yeri yoktur" diye konuştu.

http://www.cnnturk.com/BILIM_TEKNOLOJI/haber_detay.asp?PID=15&HID=5&haberID=179114

inorganik
25-11-2006, 08:22
DARWIN'İN ZORLUKLARI

Amatör bir doğabilimci olan Charles Darwin, teorisini 1859 yılında yayınlanan Türlerin Kökeni adlı kitabında açıkladı. Darwin, açıklayamadığı pek çok konuyu kitabındaki "Teorinin Zorlukları" adlı bölümde itiraf etmiş ve bunların ileride çözüme kavuşacağını ummuştu. Bu umut, boşa çıkacaktı.

inorganik
25-11-2006, 08:23
FOSİL KAYITLARI SORUNU
Darwin teorisini ortaya attığında özellikle fosil bilimciler ona karşı çıkmışlardı. Çünkü Darwin'in varsaydığı "ara-geçiş formları"nın gerçekte hiçbir zaman yaşamadığını biliyorlardı. Darwin ise bu sorunun yeni fosil bulgularıyla aşılacağını umut ediyordu. Oysa aksine, paleontoloji, Darwin'in teorisini her geçen gün biraz daha yalanladı.
Teoriyi Lamarck'tan sonra savunan ikinci önemli isim ise, amatör bir İngiliz doğabilimci olan Charles Darwin oldu. Darwin 1856'da yayınlanan Türlerin Kökeni adlı kitabında tüm canlı türlerinin tesadüfler sonucu tek bir ortak atadan geliştiklerini öne sürdü. Örneğin Darwin'e göre, balinalar, suda avlanmak için çabalayan ayılardan evrimleşmişlerdi.1

inorganik
25-11-2006, 08:23
Darwin, teorisini herhangi bir somut deneye ya da bulguya dayandırmıyordu. Sadece bazı gözlemler yapmış ve bunlar üzerinde fikir yürütmüştü. Gözlemlerinin çoğunu, İngiltere'den uzak denizlere açılan HMS Beagle adlı gemide yapmıştı.
Darwin bu gibi iddialarını sıralarken, ciddi kuşkular yaşıyordu. Teorisinden pek emin değildi. Açıklayamadığı pek çok konuyu kitabına eklediği "Teorinin Zorlukları" başlıklı bölümde itiraf etmişti. Darwin bilimin gelişmesiyle birlikte bu zorlukların birer birer çözüleceğini ummuş ve bazı kehanetlerde bulunmuştu. Ancak 20. yüzyıl bilimi, Darwin'i desteklemek bir yana, onun iddialarını birer birer geçersiz kılacaktı.

Gerek Lamarck'ın gerekse Darwin'in teorilerinin ortak noktası, ilkel bir bilim anlayışına dayanmalarıydı. O dönemde biyokimya, mikrobiyoloji gibi bilim dalları olmadığı için, evrimciler canlıların tesadüflerle oluşabilecek kadar basit yapıda olduklarını sanmışlardı. Genetik kanunları bilinmediği için, canlı türlerinin kolaylıkla birbirlerine dönüşebilecekleri zannedilmişti.

Gelişen bilim, bu efsanelerin hepsini yıktı ve gerçekte canlıların üstün bir yaratılışın ürünü olduklarını ortaya çıkardı

JoNaThAn
25-11-2006, 08:25
canlı türlerinin dnaları maruz kalan radoaktif ışımalar, kimyasal etkilerle bozulmuş. Evrim teorisine, uzun yıllar boyu bu etkilerin devam etmesiyle yeni türlerin oluşabileceği temel edinilmiştir. Ancak hayvanlar ve hatta insanlar üzerinde yapılan deneylerde radyasyonla dna sı bozulmuş canlılar veya yeni nesilleri, ya hiç etkilenmemmişler yada etkilendilerse bir halikat garibesi halini almışlardır. Bunlara örnek 3 bacaklı veya 5 bacaklı inek, çift kalbi olan koyun, insan elinin üzerinde mantıksız biçimlenmiş fazla parmaklar ve benzeri... Yani evrim teorisi sempatizanlığının bir hevesi daha kursağında kalmış, bu yaklaşım da sahte iddalar arasına katılmıştır. .

radyoaktif ışımalardan kasıt nedir..
hayvanlar ve insanlar üzerinde yapılan deneylerin boyutları vardır.evrim doğal seleksiyon ve mutasyonlar sonucu oluşur.küçük mutasyonlar..bikaç sayfa geride ada ortamında yapılan bi deneyden bahsediyordu.. (http://www.ntvmsnbc.com/news/391216.asp)asıl örnek olması gereken deney budur.bunun dışında zoraki bir şekilde hayvan ve insanlara verilen radyoaktif ışınlar bozulmaya yol açacaktır.fakat unutmayın ki bununda yolları vardır..tıpkı şuan tükettiğiniz birçok meyvenin, botanikten önce ve insanların bu konuda çalışmalar yapmasından önce çok farklı olduğunu unutmayınız.bazı meyveler ve çeşitleri doğada kendisinden yoktu bile.tatları da farklıydı.önemli olan bu konuda nasıl bir çalışma yaptığınız..birçok cins köpeğide buna örnek verebilirim..kırma olan köpekler ve ortaya çıkan yeni cinsler..doğada birçoğu yoktu.fakat aynı şekilde birbirleriyle döllenmesi sağlanılarak değişik cinsler ortaya çıkarıldı..evrimcilerin hevesi kursağında falan kalmadı.verdiğim linkteki örnek kısa zamanlı mutasyona en güzel kanıttır.

JoNaThAn
25-11-2006, 08:28
FOSİL KAYITLARI SORUNU
Darwin teorisini ortaya attığında özellikle fosil bilimciler ona karşı çıkmışlardı. Çünkü Darwin'in varsaydığı "ara-geçiş formları"nın gerçekte hiçbir zaman yaşamadığını biliyorlardı. Darwin ise bu sorunun yeni fosil bulgularıyla aşılacağını umut ediyordu. Oysa aksine, paleontoloji, Darwin'in teorisini her geçen gün biraz daha yalanladı.
Teoriyi Lamarck'tan sonra savunan ikinci önemli isim ise, amatör bir İngiliz doğabilimci olan Charles Darwin oldu. Darwin 1856'da yayınlanan Türlerin Kökeni adlı kitabında tüm canlı türlerinin tesadüfler sonucu tek bir ortak atadan geliştiklerini öne sürdü. Örneğin Darwin'e göre, balinalar, suda avlanmak için çabalayan ayılardan evrimleşmişlerdi.1

birçok arageçiş formu vardır.ancak..şu alıntı yaptığınız veriler, bütün gerçekleri çarpıtmakla ünlü harun yahyanın (adnan oktar) sitesinden yapılmış olan alıntılardır.şimdi ortaya atılan bu saçmalığı düze çıkarmak için birsürü arageçiş forumu örneği vermek lazım ki..geçmiş sayfalarda buna değindik..buarada benden size tavsiye, bilimsel veri olarak kaynak arıyorsanız..bu harun yahya olmasın..çünkü hiçbir bilimsel statüsü bulunmayan bu insanın ortaya koyduğu aslı astarı olmayan veriler sizi yanıltır.hepsi çarpıtmalardan ibaret..

chackyy
25-11-2006, 09:10
QUOTE=JoNaThAn;1292991]evrimcilere terörist diyen bir harun yahya aşığı.. nediyim..[/QUOTE]

okudunu anlamak için bilimselliğe ne kadar gerek var bilmiyorum , ama o kelimenin geçtiği yeri biraz daha dikkatli okursanız kim tarafından kime terörist dendiğini anlamanız umarım fazla sürmez.

Ayrıca hala "gerçek nasıl olsa birgün açığa çıkacak" bilim bunu ispatlayacak derken farkındamısınız ne yaptığınızın? Bu açıkca, sadece ve inandığınız İSPATLANMAMIŞ bir TEORİ birşekilde (nasıl olacaksa) ispatlanmasını arzulamaktan ve öte birşey değil, yani sizde bilimin bunu ispatlamadını kabul etmiş oluyorsunuz aslında (ben böyle okudum yanılıyorsam düzeltin), yani sizinkide bir nevi din ve bizim inandığımızdan daha sert kuralları olan bir din. Biz bizim dinimizde "sizin dininiz size bizim dinimiz bize mantığı vardır, ama sizinkinde gördüğüm kadarıyla "benim inandığım doğru, sen inanmıyorsan şöylesin , böylesin nasıl olsa bilim ispatlayacak birgün inanmak zorunda kalacaksın" diyorsunuz.

harun yahya aşığı oldumu nerden çıkardınız onud anlamadım. evrim yoktur diyen herkez harun yahya aşığımı???? (ilginçbi mantık. birazda harun yahya fobisi göstergesi galiba :) )

Son olarak Benim bu konudaki asıl fikrim şu (inandığım şey)

Evren, galaksiler, dünya v.s. v.s. tesadüfen oluşmamış, özellikle dizayn edilmiştir (yaratılmıştır). İnsanlar BİLİMDE İLERLEDİKÇE bu dahada açık bir şekilde gözler önüne serilmektedir. Bilim ilerledikçe yeni buluşlar ortaya çıktıkça evrenin tesadüfe kesinlikle yer bırakmayacak şekilde mükemmel bir şekilde yaratıldığı gözler önündedir. İşi tamamen tesadüflere dayandırıp sürecide kişilerin gözlemleyemeyeceği MİLYONLARCA YIL a yayarsanız polemikten kafa karıştırmaktan başka bişey yapmamış olursunuz. Nasıl oluyorda tek hücreli canlılar birleşmeye karar verip milyonlarca canlı türüne dönüşebiliyo pes valla... buna inanmak bilimsellikten başka bişey olsa gerek.
Bu milyonlarca yıl beklersek yandaki boş arsada süperlüks tripleks bir bina oluşur a inanmak gibi bişey.

şen ve esen kalın

mitli
25-11-2006, 09:23
İnsan maddeden ibaret bir varlık değil. En başta hayat sahibi olmak maddesel bedene sahip olmaktan çok daha farklı bir olgu. Tamamen cansız atomlardan yaratılmış olan bir hücreciğin nasıl olup da canlı, hayat sahibi olduğu bilimsel olarak açıklanamamış bir olgudur. Hücreciklerde her saniye meydana gelen muhteşem, aklımızın alamayacağı kadar karmaşık kimyasal işlevler sadece atomların eseri değildir. ‘Hayat’ tek kelimeyle bir mucizedir ve ruhun ışığıdır. Beynimizde meydana gelen kimyasal oluşumlar ve sinyaller bizim ruhî durumumuzla ilişkilidir. Kısacası inanç da dahil davranışları sadece genetik ile açıklamaya çalışmak hiç gerçekçi değildir.

M.Işılak
25-11-2006, 12:57
4-artık big bangin olduğu ortaya çıktı kabul gördü gibi düşünceleri bir kenara bırakın çünkü şuan bigbang tartışılmakta..
.

İlahi sn Jonathan...

Size göre,
Big Bangin tartışılıyor olması "big bangin olduğu ortaya çıktı" veya "big bangin olduğu kabul gördü" demeyi engeller ama Evrim teorisinin tartışılıyor olması bırakın "kabul gördü" durumunu karşı çıkanları bilim düşmanı ilan etmeyi bile engellemez..

Sizce de "bilimsel tutarsızlık" söz konusu değil mi bu yaklaşımınızda...

Not: Madde madde yazmışsınız, bir maddeyi "olduğu gibi" aldım; cımbızla seçme değildir...

JoNaThAn
25-11-2006, 13:12
İlahi sn Jonathan...

Size göre,
Big Bangin tartışılıyor olması "big bangin olduğu ortaya çıktı" veya "big bangin olduğu kabul gördü" demeyi engeller ama Evrim teorisinin tartışılıyor olması bırakın "kabul gördü" durumunu karşı çıkanları bilim düşmanı ilan etmeyi bile engellemez..

Sizce de "bilimsel tutarsızlık" söz konusu değil mi bu yaklaşımınızda...

Not: Madde madde yazmışsınız, bir maddeyi "olduğu gibi" aldım; cımbızla seçme değildir...


yanlış anlaşılmış.bir kenara bırakın derken, evrime karşı tez sunmak için bunu kullanmayı bırakın demek istedim.çünkü biri ortaya çıkıyor evrim topiğinde..bırakın bu evrim düşüncesini,big bangin olduğu ortaya çıktı seneler önce şeklinde bir yorum yapıyor.söylemeye çalıştığım bu.ancak big bangin tartışıldığı noktalar var, bu ayrı.onları başka topiğe asarım biara..

M.Işılak
25-11-2006, 13:22
yanlış anlaşılmış.bir kenara bırakın derken, evrime karşı tez sunmak için bunu kullanmayı bırakın demek istedim.çünkü biri ortaya çıkıyor evrim topiğinde..bırakın bu evrim düşüncesini,big bangin olduğu ortaya çıktı seneler önce şeklinde bir yorum yapıyor.söylemeye çalıştığım bu.ancak big bangin tartışıldığı noktalar var, bu ayrı.onları başka topiğe asarım biara..

Aslında bence tam da doğru noktaya gelmiş konu... Ne demişsiniz yazınızın sonunda: "Ancak big bangin tartışıldığı noktalar var"... Zaten bilimsel teorinin doğası tartışılmaktır. Mutlak doğru bilimsel tanım gereği "bilimde" olmaz. Ancak eğer bilimsel teorileri "mutlak doğru" olarak ifade etmeye, karşı çıkanları aforoz etmeye başlarsanız, bilimsel değil dinsel yaklaşım içine girmiş olursunuz... Bu dinin adı İslamiyet olabilir, Hristiyanlık olabilir, Darwinizm olabilir, Jonathanizm olabilir... Önemli olan yaklaşımın bilimsel mi dini mi olduğudur...Yaklaşım dini ise "mutlak doğrular" vardır, bilimsel ise hiç bir mutlak doğru yoktur... Zaten tam da bu yüzden bilim ve dinin birlikte tartışılması birlikte ele alınması kadar saçma bir şey de yoktur bence... Kulvarları farklıdır...

JoNaThAn
25-11-2006, 13:22
okudunu anlamak için bilimselliğe ne kadar gerek var bilmiyorum , ama o kelimenin geçtiği yeri biraz daha dikkatli okursanız kim tarafından kime terörist dendiğini anlamanız umarım fazla sürmez.

Ayrıca hala "gerçek nasıl olsa birgün açığa çıkacak" bilim bunu ispatlayacak derken farkındamısınız ne yaptığınızın? Bu açıkca, sadece ve inandığınız İSPATLANMAMIŞ bir TEORİ birşekilde (nasıl olacaksa) ispatlanmasını arzulamaktan ve öte birşey değil, yani sizde bilimin bunu ispatlamadını kabul etmiş oluyorsunuz aslında (ben böyle okudum yanılıyorsam düzeltin), yani sizinkide bir nevi din ve bizim inandığımızdan daha sert kuralları olan bir din. Biz bizim dinimizde "sizin dininiz size bizim dinimiz bize mantığı vardır, ama sizinkinde gördüğüm kadarıyla "benim inandığım doğru, sen inanmıyorsan şöylesin , böylesin nasıl olsa bilim ispatlayacak birgün inanmak zorunda kalacaksın" diyorsunuz.

harun yahya aşığı oldumu nerden çıkardınız onud anlamadım. evrim yoktur diyen herkez harun yahya aşığımı???? (ilginçbi mantık. birazda harun yahya fobisi göstergesi galiba :) )

Son olarak Benim bu konudaki asıl fikrim şu (inandığım şey)

Evren, galaksiler, dünya v.s. v.s. tesadüfen oluşmamış, özellikle dizayn edilmiştir (yaratılmıştır). İnsanlar BİLİMDE İLERLEDİKÇE bu dahada açık bir şekilde gözler önüne serilmektedir. Bilim ilerledikçe yeni buluşlar ortaya çıktıkça evrenin tesadüfe kesinlikle yer bırakmayacak şekilde mükemmel bir şekilde yaratıldığı gözler önündedir. İşi tamamen tesadüflere dayandırıp sürecide kişilerin gözlemleyemeyeceği MİLYONLARCA YIL a yayarsanız polemikten kafa karıştırmaktan başka bişey yapmamış olursunuz. Nasıl oluyorda tek hücreli canlılar birleşmeye karar verip milyonlarca canlı türüne dönüşebiliyo pes valla... buna inanmak bilimsellikten başka bişey olsa gerek.
Bu milyonlarca yıl beklersek yandaki boş arsada süperlüks tripleks bir bina oluşur a inanmak gibi bişey.

şen ve esen kalın
laf çekiyorsunuz sağa sola..aslında hata bende ki her yazılana cevap yetiştiriyorum.üstelik ortaya kuran veya din sunularak karşı tez oluşturulmaya çalışıldığı halde.keşke din tartışmak yasak olmasaydıda..bende ortaya hiçbir zaman cevabı verilemeyecek olan ve üstelik şuanki toplumda asla kabul görmeyecek olan maddeleri sıralayıp konuya rahatlıkla devam edebilseydim.ama kuran denildiğinde sihirli bir sözcük söylenmiş gibi es geçiyoruz onu..kaçınız okudu ondanda şüpheliyim..bi türkçe mealini okuyun.herneyse..

evrim birgün kabul görecek derken, şuanda evrimden bahsettiğimizde okadar çok insan

-peki ozaman neden maymun insan doğurmuyor
-neden uçamıyoruz
-neden gözle görmüyoruz

şeklinde sorular soruyor.hatta fetullah gülen bir çrneğinde müslümanların 1400yıldır sünnet olduğunu ve neden sünnetli çocuk doğmadığını söyleyecek kadar cahil bir önyargıda bulunmuş.ve çevresinde bulunan, evrimin genlerle değil dış görünüşle alakalı olduğunu düşünen,"vücut çalışsak bebeğimizde kaslımı doğar" şeklinde yorumlar yapma zekasına sahip insanlara hitap etmiş o güzel aklı sıra..

şimdi ben bunlara nasıl anlatıyım bazı şeyleri..tek tek burda binlerce kişiye anlatmak mümkünmü?siz daha evrimin ne olduğunu bilmiyorsunuz.öyle bir önyargı var ki, bilimden korkan dinin ortaya koyduğu..üstelik bu konu dincilerin kendi acısı.evrimciler hiçbirzaman ortaya çıkıp, din yoktur dememiştir.ve insan birdenbire ortaya çıkmamıştır.bu dünyada doğaüstü olaylar olmamaktadır.kafanıza bunu sokun.insanoğlu, terminatör filmindeki gibi yerde çırılçıplak birşekilde belirmedi..

inancınız evrimin kanıtlanmasıyla son buluyorsa, ben size yine kurandan tavsiye vererek, insan suresinin ilk 3 ayetini okumanızı söyliyim..birgün o 3 maddeyi ortaya koymak zorunda kalacaklar,1400 yıl önceden haber veriyor diye..ama komik olacak..ben bunlarıda sizden daha iyi biliyorum merak etmeyin:)

yada kaldıramıyorsanız bu topiğe girmeyin.

Achiles
25-11-2006, 17:22
Felsefe şüphe etmektir. Dinse imandır.

Bilimdeyse -ist olmaz. O zaman bilim olmaz.

Bilimsel olarak tartışılacaksa, evrim teorisine şüpheden yola çıkarak devam ederek bakmak lazım.

Ancak burada mevzu; toplumlar için dinin gerekliliği tartışmasıysa, ya da evrim teorisi toplumsal yaşamı inanışları nasıl etkilerse o zaman da hiç evrimin teknik detaylarına, başarılarına veya başarısızlıklarına, üçkağıtlarına girmemek lazım..

Yani iki olayı birbirinden ayırmazsak burada tartışılmaz.

Evrim karşıtları; big-bang teorisine, dindeki yaratılışa ahenk gösterdiği için daha çok sahip çıkıyorlar benimsiyorlar..(ancak teorinin şu anki mevcut haline)

Evrim teorisindeyse, bu sefer insanın yaratılışı(evrimi), bir yaratan olmadığı şüphesi doğurduğundan, ya da ilahi dinlere tarihsel yaratılış motifleriyle tezatlık gösterdiğinden(-ki bence bu algı meselesi) küllüm düşman kesiliyorlar.

Aslında ilahi dinlerdeki ilk insan Adem in yaratılışı açıklaması istenirse, evrimi de kapsayacak şekilde yorumlanabilir. Yani evrim teorisi gerçekse, bu durumda pekala din bunu kapsayabilir. Şöyle ki; nasıl big-bang için bile milyonlarca yıl süren bir süre geçmişse, nasıl ki Yaradıcı katında bu süre sadece bir an ise, dünyadaki yaşam için de bir süre geçmiştir. Ancak tüm bu süre OL için geçen süre kadardır ve anlıktır.

İşte bu Yaradıcı için bir an ama diğer boyutlar için milyonlarca yılı kapsayan sürede evrim şeklinde yaradılış terennüm etmiş olabilir.

Tekrar başa dönüyorum. İslamda veya ilahi dinlerde evrim olabilir, bağdaşır. Ancak kiliseler veya ruhban sınıfları bunu bağdaştırmak için gereken tarihi felsefik izahatlarından mahrum kalırlar, hatta bu tarihi islam alimlerinin fikir akımlarını takip edenler, boşluğa düşerler.

Bu daha modern ve üst kimlikte bir din alimi anlayışı yaklaşımı gerektirir. Dolayısıyla bundan çekindiklerinden, muhafazakar çevrelerin de desteklemesi ve tetiklemesiyle, komple evrim teorisine karşı savaş açmışlardır.

Bu genetik araştırmalar için de böyledir. Korkarım çağımızda teknik, sosyalden daha hızlı ivmeye sahiptir, ele avuca sığmaz. Bu tarihin tüm devirlerinde de böyleydi. Ancak şu an aradaki ivme farkı çok daha büyük..

Yani..toplumsal yaşam ve ahlak normları teknik gelişmelere adapte olmakta zorlanmakta..kısa süreli çatışmalar yaşanmaktadır. Bu nedenle ''Henüz toplum hazır değil'' yaklaşımıyla teknik baskıyla yavaşlatılmakta veya sansürle toplumdan gizlice yapılmaktadır. Bu hem islam, hem hristiyanlık, hem de musevilik için böyledir.

Aynı genetik bilimle bugün kimse annesiz veya babasız bir nesil doğmasını istemezken, henüz anne karnında alınacak örneklerle, yedek yapay organ depolamaya sıcak bakmaktadır. Olası bir kalp yetmezliğinde, aynı dnada aynı dokuda yedek bir kalbin soğutuculu depolardan getirilip takılmasına kimse hayır demez herhalde. Burada yedek organ üretimi mevcut ahlak anlayışıyla bağdaşırken, yedek organ üretmek için anne karnından alınan örneklerle yedek bir insan (ikiz) üretmek meselesi bağaşmaz. Nüans yeni bir yaşamın nefes bulacak olmasında gizli..sadece organ üretimi ise tamam..ancak komple bir insan üretip, ondan organ kopartmaksa hayır.

Evrim kanıtlanmamış bir teori.Dinse bir bilim değil inançlar sistemi, sosyal felsefik bir mesele.

Dünyada milyonlar hristiyanlığın doğru olduğuna ve Tanrının oğlu olduğuna inanırken, yine milyonlar Allahın insanı ve kainatı yarattığına ama oğlu olamıyacağına inanıyorlar. Yani Allah istese bir dna yaratıp bir hamile kadının karnına koyamaz sanki. Mesele bu değil tabi ki..

Mesele milyonlar onun Allahın oğlu yapılması mantığını yanlış buluyor ve genel olarak Allah inancına doktrinine uymadığını ama zarar verdiğini söylüyorlar. Gelgelelim bu kadarcık bir nüans yüzünden, yüzyıllardır bu iki grup birbirlerinden milyonlarcasını öldürdüler. Peki ya gerçekten bu bir mucize ise ve Allah İsa nın doğması için bir dna yaratıp onun karnına koymuşsa, bu durumda Allah erkek mi olmuş olacak. Bazı şeyleri anlamak için, insanın herşeyden şüphe etmesi, ancak kendinden şüphe etmemesi gerekir. Korkarlar..düşüncesini bile silmek isterler...çünkü dışarıdan göründükleri gibi mantıkları sağlam değildir..mantığın yerini duygusallık almıştır.

Peki şu an Hristiyanlıkta aynı İslamda olduğu gibi tanrının oğlu olmasa, tek Tanrı ve Tek peygamber inanışı olsa...milyonlar birbirini öldürmeyecek miydi sizce..

Mesele kafaya bir inanç şapkası takmak değil ki..Dini ve Yaradanı anlamak. Peygamberler bir nur içinde parıldıyor ve parmağıyla gösteriyorlar..Bu tarafa gidin bu tarafa gidin..önlerinde ise milyonlar toplanmış, peygambere bakıyor, kimse gösterdiği yöne bakmıyor..herkes büyülenmiş peygamberine bakıyor ve tekrar ediyorlar bir ağızdan..bu tarafa gidin..bu tarafa gidin...

Lütfen Evrim teorisi iki alt başlıkta tartışılsın. Birincisi bilimsel olarak..İkincisi sosyal yönleriyle..aksi takdirde birinin, diğerinin inancına hakaret etmesine kolaylıkla yol açacaktır.

Erkal Bıyıklıoğlu
25-11-2006, 18:46
Güneş sisteminin içinde bulunduğu Samanyolu Galaksisinde yaklaşık olarak 250 milyar yıldız bulunmaktadır, tek tek saymadım ama Carl Sagan öyle söylemekte.. Dünyada 6 milyar insan yaşamakta, kutsal dinlerin dünya üzerinde belirdiği MÖ 1650'den MS 600'e kadar 750 yıllık sürede yaşayan toplam insan sayısı 1 milyarı bulmaz.

İnsan oğlu bırakın bu yıldızlardan birisine gitmeyi, en yakındaki gezegene bile gidememekte.

Ayrıca evrende bir milyarın üzerinde galaksi var. Minumum toplam yıldız sayısının 250 milyar X 1 milyar civarında olması lazım. Sayının ne olduğunu telefuz edebilen varsa yazabilir.. Yıldızların arasındaki uzaklıklar milyar ışık yolu ile ölçülmekte.

Bu kadar geniş ve büyük bir evrende insanlar kendilerini gereğinden fazla önemsediğini düşünüyorum. İnsanlığın tüm evrendeki yeri, az sonra bu cümlenin sonuna koyacağım nokta işaretinin bu forumdaki önemi kadardır.

Yani koymasaydım da olurdu, yada bu cümlenin sonuna üç tane koydum.... Koydum da ne oldu.

Diğer yandan insanoğlu bilinen canlı türleri içinde nadir ve özel bir varlıktır da. Mesela dünyanın içine edebilen tek canlı türüdür. Yaşadığı ve faydalandığı çevreyi yok eden başka canlı yoktur (kanser hariç).

İnsan düşünür ama en çok kendisini düşünür, bu yüzden de bu evrendeki yeri bir romanın içindeki nokta kadar bile değilken yaratanın bizim giyimimizi, nasıl yatıp kalktığımızı, ne söylediğimizi takip ettiğine inanır.

Bir süredir topiğ takip etmekteydim, bugün ben de birşeyler yazayım dedim. Konu başlığı evrim olduğuna göre buna da değinmeden geçmeyeyim.

Evrim teorisi, eninde sonunda insanın maymundan türediğine getirdiği için din çevrelerinin tüylerini diken diken eder. Son genetik deşifrelemeden sonra bir insan ile bir şempanzenin genlerinin benzerlik oranı %97'dir. Bu oran bir farenin (mouse) genlerinin bir sıçanın (rat) genlerine benzerliğinden bile fazladır.

Saygılar..

JAKO
25-11-2006, 19:11
sn cenkefe ne güzel yazmış. evrim teorisine karşı çıkış nedeni dinsel olmayan bir yazı yazılmaz, teoriye tepki, bilim ve din çelişkisidir. biri sabittir, öteki değişken, gelişen.

TOPTANCI
25-11-2006, 19:33
İnsan evrim geçirerek maymundan geldiyse ? zekanın evrimi mümkünmüdür Sn Jonathan ? şimdiki maymunlar akıllı olsada halen zeka yoksunu

balaban
25-11-2006, 19:43
İnsan evrim geçirerek maymundan geldiyse ? zekanın evrimi mümkünmüdür Sn Jonathan ? şimdiki maymunlar akıllı olsada halen zeka yoksunu

İnsan evrim geçirerek maymundan geldiyse merak ediyorum diğer maymunlar neden maymun olarak kaldı:confused:
Neyse topiği en baştan okuyayım belki cevabı vardır:hmm:

neuromancer
25-11-2006, 20:00
İnsan evrim geçirerek maymundan geldiyse merak ediyorum diğer maymunlar neden maymun olarak kaldı:confused:
Neyse topiği en baştan okuyayım belki cevabı vardır:hmm:

Evrime göre insan maymundan evrimleşmedi. Bu hep yanlış bilinen bir nüanstır. Bu noktayı yaşarken Darwin de özellikle vurgulardı.

Doğrusu şudur: İnsan ve şu anda maymun olarak sınıflandırılan canlıların ortak bir atası vardır. Hattı zatında insan da zaten bir maymun türüdür. 30 küsur memeli cinsi arasında olan primatlardan gelen ve milyonlarca yıllık deneme yanılma sürecinde evrimleşen ortak bir ata.. Sonrası ise lineer olmayan daha çok çalıya benzeyen bir evrimleşme süreci olarak haritalanıyor.

Erkal Bıyıklıoğlu
25-11-2006, 20:03
Şöyle düşünün isterseniz.

Şu anda dünya üzerinde bulunmayan, ama maymunla yakın akraba olan bir türden geldik diyelim. Bu türün genetik olarak farkları vardı ve milyonlarca yıl içinde gelişerek bugüne geldik.

İnsan beyni üç katmandan oluşur, en altda sürüngenlerde de bulunan Brain Stem vardır, onun üstünde memelilerde bulunan Limbic System ve En üste de Neocortex vardır. İnsanı insan yapan da bu neo-cortex'dir. İnsanda 2 yaşından itibaren gelişmeye başlar (Kimisinde az gelişir, kimisinde fazla. Genetik yapı limitleri belirlerken eğitim ve öğrenim de kullanılan kapasiteyi belirler)...

Sanırım insanın geldiği maymun-adamın farkı buradaydı..

Asıl konu maymundan gelmemiz değil. Asıl konu eğer maymundan geldiysek "yaradılış" yada "adem ile havva'nın cennetten kovulmaları" tezlerinin geçersiz kalacağıdır. Bana din buna bir çare bulacaktır mutlaka. Sonuçta tüm bir orta çağ boyunca din eliyle Tanrı adına yapılan "cadı avı" partilerini bile unutturdular.

JoNaThAn
26-11-2006, 02:28
İnsan evrim geçirerek maymundan geldiyse merak ediyorum diğer maymunlar neden maymun olarak kaldı:confused:
Neyse topiği en baştan okuyayım belki cevabı vardır:hmm:

sevgili balaban..

evrim insanların maymundan geldiğini söylemez.aksine bunu büyük bir ısrarla söyleyip kabul ettirmeye çalışanlar evrimi körükörüne yalanlamak isteyen çevrelerdir.bunda art niyet ve dalga geçme amacı vardır.."senin babanda maymundu, ya da sen aslında maymunsun" gibi gelişmemiş imalar mevcuttur.

ama evrim böyle birşey söylemez. evrim tüm canlıların ortak atadan geldiğini savunur. ve nesilden nesile gelişen türler bölgelere göre farklılıklar göstermeye başlarlar.bu türlerde zamanla evirilirler. tam bu noktada,birkaç milyon yıllık tarihe dayanan bir süreçte insan ile maymun cinsleri birbirlerinden ayrılmışlardır.bununla ilgili bilgi için verdiğim linke bakabilirsiniz.

şuanki maymunlar neden insan olmuyor gibi bir soru ise çok mantıksız.çünkü evrim süreci 1 nesilde görülebilecek gibi hızlı işlemiyor.ancak küçük mutasyonlar vardır.birkaç sayfa öncede gösterilen haber gibi, bir adaya konulan kertenkele türü ve ağaçlarda yaşamak zorunda kalmasından dolayı boyları kısalan arka ayakları..bu küçük bir mutasyondur.ancak bir canlının diğer canlı türüne dönüşmesi birkaç nesilde mümkün değildir.

ve tekrar belirtmeden geçemeyeceğim.insan bu dünyanın bikaç milyon yıllık konuğudur.bu dünya ise birkaç milyar yıldır vardır.bu birkaç milyar yıl içerisinde dünyada yaşamış canlıların %97si nesillerini tüketmişlerdir.geri kalan %3ü şuandakimidir?hayır şuandaki canlılar sadece %3 değildir.daha fazlasıdır.değişimden kaynaklanan yeni canlıların ortaya çıkışı..

kendi başına duran suda bile birsüre sonra kurtçuklar oluşmaya başlar.doğal ortamda bir hayat akışı mevcuttur.hiçbirşey biranda terminatör gibi ortaya çıkmaz:)

JoNaThAn
26-11-2006, 02:41
Asıl konu maymundan gelmemiz değil. Asıl konu eğer maymundan geldiysek "yaradılış" yada "adem ile havva'nın cennetten kovulmaları" tezlerinin geçersiz kalacağıdır. Bana din buna bir çare bulacaktır mutlaka. Sonuçta tüm bir orta çağ boyunca din eliyle Tanrı adına yapılan "cadı avı" partilerini bile unutturdular.

adem ile havva daha çok kulaktan kulağa dolaşan bir efsane niteliğinde..dinlere göre ise adem ile nuh tufanı arasında sanırım 2bin küsür yıl geçtiği belirtilmektedir.nuh tufanından ise nuhun devam eden nesli ve isaya kadar atalar verilmektedir.bunların yaşı hesaplandığında yaklaşık 7bin küsür yıl çıkmaktadır.bu veriler tevratta yer alır.konuya fazla girmek istemiyorum ama yinede arkadaşların kafaları karışmasın..insansı iskeletleri ise bikaç milyon yıldır bulunmaktadır.insanlık tarihi 10bin yılla sınırlı değildir.burada yanlışlığı nerede aramak lazım gelir bilemiyorum ama şöyle bir mantık yürütelim..ilk homo sapiens yani ilk modern insan ademdir..eğer evrim konusu çerçevesinde dini elden bırakmadan düşüneceksek bunu düşünmeli..yanısıra insan suresinin ilk ayetini gözönüne alarak konuyu düşünmeliyiz.

"İnsan anılır bir şey değilken üzerinden uzunca bir zaman geçti.1"


dinle ilgili bazı noktaları çok rahat eleştirsemde..kendime göre haklı gördüğüm yerleride es geçemem.ozaman objektiflik olmaz.evrim tanrının varlığını inkar etmiyor dikkatinizi çekerim.tanrıda zaten kendi gücünü pat diye göstermiyor..ilk hücre yaratılıyor..koşullar yaratılıyor ve ona göre bir süreç devreye sokuluyor..eğer bir yaratıcı varsa..sözkonusu durumda budur.

bu nedenle evrim kendi çerçevesinde tartışılır.inanıp inanmamak ise kişiye kalır..konuya din sokulmaması daha mantıklı.çünkü gördüğünüz gibi ademin nuhun soyuna kadar gidior iş..biz sadece yapılan deneyler, fosiller, ortaya çıkan yeni kanıtlar ve mutasyonlar-genlerin değişimiyle ilgilenelim.

Achiles
27-11-2006, 01:29
Üç Mısır piramidinin mezar odalarından gökyüzüne açılan ince koridorlu pencereler gökyüzünde bir yere bakmakta..yıllarca boşluğa bakan bu üç gözetleme deliğine anlam verilememiş..

Sonra bilgisayar ica edilip, gökyüzü yılız haritaları programlaştırılıp, geriye oğru bu üç koordinatın nereye baktığı scan edilince gerçek çözülmüş..

Üç pencere M.Ö 10400 yılında Orion takım yıldızının bulunduğu yere bakıyor her biri ayrı ayrı..ve büyük piramidin dizilişi ile orion takımyılızlarının dizilişi aralarındaki küçük açısal kaymalar birebir aynı..

Mısırlıla tanrıların orion takım yıldızında yaşadığına, ölünce oraya gidiliğine inanıyorlarmış..

Yani M.Ö.10400 yılında yapılmış piramitler..demek ki evveliyatı da var ki, bir piramit inşa edecek medeniyet seviyesine ulaşmışlar..

Dünyanın değişik yerlerindeki piramit şekilli yapılar da da enteresan bir şekilde M.Ö. 10400 yılı kesişmesi var..

Teorisyenler bunu şöyle yorumluyorlar..Büyük tufan o tarihlerde oldu..ve eski büyük medeniyetten kaçıp hayatta kalabilen öncüler gittikleri yerlere kendi medeniyetlerini taşıdılar..

Ortaoğuda ise yine bu teoriye göre M.Ö.10400 den itibaren Nuhun neslinin Tevratta kayıtları var..sonra Mısır uygarlığının bir devresinde Hz.Musa geliyor..

Büyük İskender in ölümüyle Mısır a yerleşen generali ise bu dönemin bir yerinde Mısır Hanedanını ele geçiriyor..o zamandan sonrası hiyerogliflerde yunan medeniyetinden izler var..ancak Musa dan önce mi sonra mı bilemiyorum..

Dolayısıyla, tufan öncesi bir medeniyet var..ve bunların tarihi de Romalıların Mısırı istilası esnası İskenderiye kütüphanesinin yanmasıyla büyük oranda yok oluyor..ancak o tarihlerdeki matematik bilimindeki seviye yine daha öncesi için kanıt niteliğinde..

Uygar insan kayıtları ile buluntu fosil insanlar arası kopuk bir dönem var..ilahi dinlerde bu boşluk 40.000 peygamber gönderildi açıklamasıyla geçiştiriliyor daha ayrıntılı bir anlatım yok..zaten üç ilahi dinin de kapsadığı asıl tarih tufan ve sonrası...

Tufan malum Sümer ve Hitit kayıtlarında da destan şekline anlatılıyor..ki ait olduğu tarih eş zamanlı Tevrat ile..

Ancak bu M.Ö.10400 tarihi bulunmadan önce insanlık kendi tarihini şekillendirmişti..ve bu bilimsel kıstaslara göre yazılan kaynaklar hala yeni buluşla çakışmakta..mesela şu linke bakarsanız bu tarihler gereçiz urumda şu an:

http://www.history.hacettepe.edu.tr/bilimtarihi/bilim_tarihinde_ilkler.htm

Ancak birbirinden habersiz akademisyenler kendi altyapılarındaki bu temel bilgileri update etmekte zorlanıyorlar..hacettepe.edu da bile bu böyle..

Bu arada şu linki okumanızı tavsiye ederim:

http://www.sinbad.nu/nukleer%202.htm

Yine eski Hindistan da bir Ramayana ve Muhabbarat efsanesi var ki akıllara zarar..uçaklar..lazer silahları..füzeler..gibi motifler var..her ne kadar bunların sonraan eklendiği efsaneye iddia edilebilirse de bulunan bir arkeolojik buluntudaki uçak resimlerindeki kusursuzluk hööönnk dedirten cinsten..

Yine bu efsanede bir okyanusların şahlanışı meselesi anlatılıyor..tufan olsa gerek..

Ancak ben iddia ediyorum..şu an hiçbir okul bu buluntu ve keşifleri okutmuyor ve öğretmiyor..çünkü hepsi günümüz muhafazakar paradigmanın tehlikeli düşmanları..çünkü onlar sadece son 10.000 yılı anlatabiliyor..

Başa sararsak..Büyük İskender hint seferinde doğuda yine bir medeniyet bulmuştu..ki o da ataları bulduğu anlattığı için oralara gitmişti..

Can sıkan tarafı ise korkarım biz Türklerin geçmişi en çok M.Ö.2000 li yıllara uzanıyor..ondan önceki Hun kavmine dair kaynak yok..

Toparlarsam...uygar insanlık tarihi galiba daha eski..belki de şu anki M.Ö.1000 li yıllardaki Roma medeniyeti seviyesine kadar gelebilmiş eski bir meeniyet tufanla yok oldu..sonrasında başlayan medeniyet ise sıfırdan değil, eski medeniyetin hafızalarda kalan bilgileri üzerine bindi ve devam etti..bunu şu anki koşullarda düşünecek olursak, şu an böyle birşey olsa, kafamızda taşıdığımız insanlık tarihi bilgilerinin(matematik, fizik,kimya,tarım v.b.) kaçta kaçını yeni neslimize taşıyabilir hayatta kalmayı başarabilen küçük bir insan kabilesi...

Tevrattaki Nuh un soyunun tek tek yazılmasına dair kendi yorumumsa, muhtemel kardeş evliliklerini önleme maksatlı..uzunca süre takip edilmiş..demek ki Nuh Peygamberin gemisinde en azından 8-10 farklı aile olması gerekiyor..

Evrim bir seleksiyon süreci..farklılık tüm canlılarda var..dünya koşulları zorladığında bazı türler kaybolup kalan tür nesli devam ettiriyor..biz de buna evrimleşti diyoruz..şu an bir hastalık çıksa tüm dünyayı kasıp kavuran ve sadece genlerinde X geni olanlar bu hastalığı yenebilse..diğerleri ölse..birkaç bin yıl sonra denecek ki, insanlar eskiden şöyle idi sonra evrimleşip x geni kazandı..aslında selekteye uğradı..diğer canlılar için de bu böyle..

JoNaThAn
27-11-2006, 02:26
doğal seleksiyon süreci evrimin sadece bir parçasını oluşturuyor.

birkaç sayfa geride geçen bu haberi öne alma gereği duyuyorum:

http://www.ntvmsnbc.com/news/391216.asp

hem bir mutasyon hemde doğal seleksiyon söz konusu.doğal seleksiyon, yaşama şansı olmayan türlerin yok olmasına sebep olur.bu gayet doğaldır.mutasyon ise, türlerin yaşayabilmesi için gerekli olan koşulları mutasyon sonucu elde etmesiyle oluşur. x geni olayı buna küçük bir örnektir ama işin sadece hastalığa bakan yönüdür.dışsal değişimlerde mevcuttur.

Araştırmacılar, başlangıç, 6 ay ve 12 aylık dönemlerde denek sürüngenlerin hayatta kalanlarını saydı, işaretledi ve boylarını ölçtü. İlk 6 aydan sonra, avcı sürüngenin (Leiocephalus carinatus) konduğu 6 adada denek anolis popülasyonunda yüzde 50’lilik bir düşüş gözlemlendi. Bilim insanları, ilk belirlemede hayatta kalanların uzun ayaklı olduğunu gördü ve bu bulguyu uzun ayak sayesinde daha hızlı koşmalarına bağladı.
Düşmanı Leiocephalus carinatus‘a yem olmak kurtulmak için ağaçlar çıkan anolis‘ler için artık denge unsuru, hız unsurunun önüne geçti. Böylece ayaklar da kısalmaya başladı. İkinci 6 ayın sonunda hayatta kalan anolis‘lerin çoğunluğu kısa ayaklıydı. Bu bulgu, ağaçta dengeyi sağladığı için toprağa düşmeyen sürüngenlerin evrimin nihai galibi olarak gösteriyordu. Avcı sürüngen Leiocephalus carinatus‘un hiç yerleştirilmediği diğer 6 adada ise, evrimi tetikleyecek bir süreç başlatılmadığından 12 aylık deney süresi sonunda anolis‘lerin ayaklarında bir değişim gözlemlenmedi.



dışarıdan bir odaya herangi bir sinek girmese bile..yerdeki çöp kalıntılarından,ekmek birikintilerinden sinekler oluşabilir. bir canlı ortaya çıkar.. bu en kısa süreli gözönünde olan değişimdir.küçük 1 örnek sadece.

inorganik
27-11-2006, 09:04
dışarıdan bir odaya herangi bir sinek girmese bile..yerdeki çöp kalıntılarından,ekmek birikintilerinden sinekler oluşabilir. bir canlı ortaya çıkar..

yahu arkadaşım, peki ilk insan nasıl oluştu bunu tam açıklarmısın? ben tam anlayamadım?

2. sorum da bu evrim denen fasafiso nasıl oldu da birden kesildi?

bak doğal seleksiyona kısmen katılıyorum, ancak ilk insanın nasııl oluştuğunu senden dinlemek isterim teşekkürler sn. jonathan.

ceng
27-11-2006, 09:24
doğal seleksiyon süreci evrimin sadece bir parçasını oluşturuyor.

birkaç sayfa geride geçen bu haberi öne alma gereği duyuyorum:

http://www.ntvmsnbc.com/news/391216.asp

hem bir mutasyon hemde doğal seleksiyon söz konusu.doğal seleksiyon, yaşama şansı olmayan türlerin yok olmasına sebep olur.bu gayet doğaldır.mutasyon ise, türlerin yaşayabilmesi için gerekli olan koşulları mutasyon sonucu elde etmesiyle oluşur. x geni olayı buna küçük bir örnektir ama işin sadece hastalığa bakan yönüdür.dışsal değişimlerde mevcuttur.

Araştırmacılar, başlangıç, 6 ay ve 12 aylık dönemlerde denek sürüngenlerin hayatta kalanlarını saydı, işaretledi ve boylarını ölçtü. İlk 6 aydan sonra, avcı sürüngenin (Leiocephalus carinatus) konduğu 6 adada denek anolis popülasyonunda yüzde 50’lilik bir düşüş gözlemlendi. Bilim insanları, ilk belirlemede hayatta kalanların uzun ayaklı olduğunu gördü ve bu bulguyu uzun ayak sayesinde daha hızlı koşmalarına bağladı.
Düşmanı Leiocephalus carinatus‘a yem olmak kurtulmak için ağaçlar çıkan anolis‘ler için artık denge unsuru, hız unsurunun önüne geçti. Böylece ayaklar da kısalmaya başladı. İkinci 6 ayın sonunda hayatta kalan anolis‘lerin çoğunluğu kısa ayaklıydı. Bu bulgu, ağaçta dengeyi sağladığı için toprağa düşmeyen sürüngenlerin evrimin nihai galibi olarak gösteriyordu. Avcı sürüngen Leiocephalus carinatus‘un hiç yerleştirilmediği diğer 6 adada ise, evrimi tetikleyecek bir süreç başlatılmadığından 12 aylık deney süresi sonunda anolis‘lerin ayaklarında bir değişim gözlemlenmedi.



dışarıdan bir odaya herangi bir sinek girmese bile..yerdeki çöp kalıntılarından,ekmek birikintilerinden sinekler oluşabilir. bir canlı ortaya çıkar.. bu en kısa süreli gözönünde olan değişimdir.küçük 1 örnek sadece.


sevgili jonathan,

ana konu bu degil biliyorum lakin dokunma geregi hissettim:
hicbir canli olmasa da certen copten bir mekanda sinek urer turu yaklasim gercegi biraz perdeliyor zira bahsettiginiz uremenin onkosulu var: hayat nuvesinin orda olusu. bunun illa da canli seklinde orda duruyor olmasi gerekmiyor, demek ki sinek icin gerekli besin, eril&disil'den gelme bir tohum o ortamda mevcut. birincisine pek onem atfetmiyorum lakin ikincisi olmazsa olmaz geliyor bana.
ikincisinin yoklugunda, bu kosulun yaratimindan yoksun bir ortamda nasil ureyebilir sinek? pastorun kugu boyunlu surahisini dusun.

sozun ozu, hayat nuvesi varsa hersey mumkun ama bizim sorunumuz o nuvenin nasil olustugu. diyelim ki hayatsiz kabulettigimiz atomlar/quarklar belki de bu nuveyi/infoyu/ilmi tasiyor, gerisi sadece reaksiyondan ibaret. o zaman atomlardaki bu kodun varlik sebebini sorgulamamiz gerekir.

dusunuyorum ki, varlikla evrim tamamen ayri seyler: benim kafamda kesisen birsey yok ama sokaktaki insan icin bunlar birebir iliskili konular: ikincisinin kabulu, cok kabaca -ama amiyane inanis/kabullenis bu- birincisinde inanilmaz gedikler aciyor oysa biri varligi digeri varolanlarin tekamulunu izaha calisiyor.

kafa patlatan herkese saygilar.
yeni katilimcilarla daha da guzellesmesi umidiyle.

deep
27-11-2006, 10:20
dışarıdan bir odaya herangi bir sinek girmese bile..yerdeki çöp kalıntılarından,ekmek birikintilerinden sinekler oluşabilir. bir canlı ortaya çıkar..

yahu arkadaşım, peki ilk insan nasıl oluştu bunu tam açıklarmısın? ben tam anlayamadım?

2. sorum da bu evrim denen fasafiso nasıl oldu da birden kesildi?

bak doğal seleksiyona kısmen katılıyorum, ancak ilk insanın nasııl oluştuğunu senden dinlemek isterim teşekkürler sn. jonathan.

1. O olusan sinekler nasil olusuyor bunu ogrenirsen sorunu cozersin.. Aynen insan vucudunda oldugu gibi... İnsan vucudundada kurtlar var.. senin savunma sistemin coktugunde (yani oldugunde) bu kurtlar seni yiyerek buyuyor...

Dunyada ornekleri cok var... Bilgilenmek gerek... herhangi bir enerjinin oldugu yerde canlilar vardir degisik formlarda ortaya cikarlar ve ortama muhazzam ayak uydururlar...

Hucreler organlara > organlar sistemlere > sistemler buyuk canlilara :oley:

2. Evrim devam ediyor :oley:

ceng
27-11-2006, 11:00
oncelikle kabul etmeliyim ki o hic hazetmedigimiz:) hayvancikla gen haritamizin .97 benzerliginin hesaplanis sekli bende mechul: kromozomlardaki genlerin birbirleriyle benzerliklerinden mi gelmis bu rakam? dna sarmalindaki dizilisin korrelasyonunu ifade eden netice mi?

kabul edelim ki dna sarmalindaki aminoasitlerin dizilis korrelasyonu bunu soyluyor olsun bize. bi programla iki harita arasinda hangi iliskiye bakilmis? harala gurele belirli patternler mi aranmis? bi aminoasitin yerinin farkliligi kimbilir nelere yolacabilecekken? ya da bu .03luk fark kimbilir nereye suruklerken farkliliklari? neticeyi?

benzeri hesaplamalar baska canlilar uzerinde de denenmis mi?
ne bileyim ineklerle iliskimiz nedir? yunusla?

hem yaratici belkim kardesler, akrabalar yaratmistir, object-oriented takilip inheritance'a yelken acmistir?

bu benzerlik evrimin kaniti olmayabilir.
taa ki bahsedildigi kadar uzun bir zaman onceye -evrilme icin yeterli sayilacak bir sure onceye- ait gen haritasinin bugunkuyle karsilastirilmasiyla elde edilecek sonucun gunumuz insanindan uzak ama sempanzelere/ineklere/yunuslara yakin cikmasi gerekir o da o zamanki versiyonlara...

hic bozulmamis bir fosil...
gen haritasinin cikarilmasina izin verecek kadar korunmus, bozunumu yasamamis...

saygilar.

selçuk efendi
27-11-2006, 11:36
(evrim konusu tanrı anlayışının yıkılıp Allah'ı anlama yolunda en önemli konulardan biridir kanaatimce... ben de ufak bir katkıda bulunayım bu topiğin okuyucularına...)

"İNSANSI"LAR ve "İNSAN"LAR

Burada Cenâb-ı Hak'kın bize açtığı çok önemli bir gerçeği açıklamak istiyorum.. Bu elbette bizim değerlendirmemizdir ki, kimse bunu kabul ile zorunlu değildir..

Bizim müşahedemize göre...

"Yeryüzünde kan dökücü, fesat çıkarıcı varlıklar" ifâdesi meleklerin o an için yeryüzündeki "insansı"ları ve onların yaşantılarını tesbit etmelerinden ileri geliyordu.. Çünkü o sıralar yeryüzünde ilk "insan" varolmamıştı ve yalnızca "insansı"lar yaşamaktaydı!.

Dikkat edilirse, Kur`ân-ı Kerîm’de Adem`in ilk insan türünden bir varlık olduğuna dâir hiç bir âyet yoktur!. Kur`ân ‘daki bu açıklama "yeryüzünde Halife meydana getirileceği" yolundadır..

O devirde yeryüzünde bir tekâmül sürecinden geçerek bugünkü "insan"a son derece benzeyen; fakat zihnî fonksiyonlar yönünden düşünce, muhakeme gibi insanî vasıflardan yoksun; "homo-saphien" olarak adlandırılan, insan bedeninde hayvanlığı yaşayan topluluklar vardı... Ki biz bunlara "insansı" demekteyiz..

Bunlar kişisel menfaatleri için birbirlerine her türlü zararı verebiliyorlar; kan döküp, fesat çıkarıyorlardı!.. Yaşamları yalnızca hayvansal düzeyde olup, yeme-içme, çiftleşme, olabildiğince her şeye sahibolma gibi son derece sınırlı bir şekilde devam ediyordu.

Ve elbette o zaman yeryüzünde en bilinçli varlıklar olan "CİN"ler de bunlar üzerinde istedikleri gibi tasarrufta bulunabiliyorlardı..

Melekler de kendi kapasiteleri ve gördükleri örnekler kadarıyla, "Halife" olacak "insan"ı, o ana kadar yaşayagelmekte olan "insansı"lar gibi değerlendirerek; onu "Yeryüzünde kan dökücü, fesat çıkarıcı bir varlık olarak" zannetmişlerdi!.

Oysa, "Adem" ismiyle işâret edilen "şekillenmiş çamur" yani "hücresel beden" sahibi varlığa, yani, "insansı"ya, belli bir kıvama -sevveytu- geldikten sonra Allah "ruhundan üfle"miş; böylece o, bir "mutasyon" geçirmişti!.. Bundan sonra da "insansı"lar arasında da ilk "insan" olmuştu Hazreti Adem !.

"Onu kıvama erdirip, ruhumdan üflediğim zaman" (Sad-72)

Burada dikkat edilmesi gereken husus, öncelikle insan bedeninin, "insanî" hakikatı ortaya çıkartabilecek bir "kıvama", kemâle gelmesidir... Ki bu da yukarıdaki âyette ön oluşum olarak belirtilmiş; daha sonra da "ruhum" ifadesiyle "esmâ-i ilâhi’nin mânâları" anlatılmak istenmiştir! Bilindiği gibi "ruh" kelimesinin çok önemli bir anlamı da "mânâ"dır..

"Allah, Adem`e bütün isimleri tâ`lim etmişti"!.

************************************************** ********

"Yeryüzündeki halife" kimdir?...

Adem nesli!.

"İnsansı"lar değil; yalnızca Adem ve Havva`dan gelen nesil olan "insan"lar!

"İnsansı"lar, tekâmül etmiş türlerinin en gelişmişleri olarak, en iyi şekilde dünyayı yaşamak için, ellerinden ne geliyorsa yaşamak üzere hiç çekinmeden kan döküp, fesat çıkartarak yaşamlarına devam etmektedirler günümüzde de!. Onlarda ölümötesi yaşam kavramı ve buna dayalı olarak o yaşama hazırlanma gibi bir kaygı hiç yoktur. Genlerindeki, beyinlerindeki özelliklerin sonucu olarak doğal, içgüdüsel yaşam şartlarıyla ömürlerini sürdürürler..

Öte yandan "insan"lar da öncelikle karşısındakini düşünen, maddeötesini, ölümötesini, varlığının hakikatını düşünen bir yapıya sahiptirler yine genlerinden gelen bir komutla!..

Bir de bu iki nesilden gelenlerin yaptığı birleşmeler dolayısıyla değişik genetik özelliklere sahip olup, iki yönlü hususiyetler ortaya koyan hadsiz hesapsız nesiller vardır...

"İnsan"ların sayısı, "İnsansı"lara göre bir hayli azdır...

kaynak: http://ahmedbaki.com/turkce/kitaplar/bilinc/

ceng
27-11-2006, 16:00
Üç Mısır piramidinin mezar odalarından gökyüzüne açılan ince koridorlu pencereler gökyüzünde bir yere bakmakta..yıllarca boşluğa bakan bu üç gözetleme deliğine anlam verilememiş..

Sonra bilgisayar ica edilip, gökyüzü yılız haritaları programlaştırılıp, geriye oğru bu üç koordinatın nereye baktığı scan edilince gerçek çözülmüş..

Üç pencere M.Ö 10400 yılında Orion takım yıldızının bulunduğu yere bakıyor her biri ayrı ayrı..ve büyük piramidin dizilişi ile orion takımyılızlarının dizilişi
aralarındaki küçük açısal kaymalar birebir aynı..

....

Ancak birbirinden habersiz akademisyenler kendi altyapılarındaki bu temel bilgileri update etmekte zorlanıyorlar..hacettepe.edu da bile bu böyle..

Bu arada şu linki okumanızı tavsiye ederim:

http://www.sinbad.nu/nukleer%202.htm (http://www.sinbad.nu/nukleer%202.htm)

Yine eski Hindistan da bir Ramayana ve Muhabbarat efsanesi var ki akıllara zarar..uçaklar..lazer silahları..füzeler..gibi motifler var..her ne kadar bunların sonraan eklendiği efsaneye iddia edilebilirse de bulunan bir arkeolojik buluntudaki uçak resimlerindeki kusursuzluk hööönnk dedirten cinsten..

Yine bu efsanede bir okyanusların şahlanışı meselesi anlatılıyor..tufan olsa gerek..

Ancak ben iddia ediyorum..şu an hiçbir okul bu buluntu ve keşifleri okutmuyor ve öğretmiyor..çünkü hepsi günümüz muhafazakar paradigmanın tehlikeli düşmanları..çünkü onlar sadece son 10.000 yılı anlatabiliyor..


Toparlarsam...uygar insanlık tarihi galiba daha eski..belki de şu anki M.Ö.1000 li yıllardaki Roma medeniyeti seviyesine kadar gelebilmiş eski bir meeniyet tufanla yok oldu..sonrasında başlayan medeniyet ise sıfırdan değil, eski medeniyetin hafızalarda kalan bilgileri üzerine bindi ve devam etti..bunu şu anki koşullarda düşünecek olursak, şu an böyle birşey olsa, kafamızda taşıdığımız insanlık tarihi bilgilerinin(matematik, fizik,kimya,tarım v.b.) kaçta kaçını yeni neslimize taşıyabilir hayatta kalmayı başarabilen küçük bir insan kabilesi...

Evrim bir seleksiyon süreci..farklılık tüm canlılarda var..dünya koşulları zorladığında bazı türler kaybolup kalan tür nesli devam ettiriyor..biz de buna evrimleşti diyoruz..şu an bir hastalık çıksa tüm dünyayı kasıp kavuran ve sadece genlerinde X geni olanlar bu hastalığı yenebilse..diğerleri ölse..birkaç bin yıl sonra denecek ki, insanlar eskiden şöyle idi sonra evrimleşip x geni kazandı..aslında selekteye uğradı..diğer canlılar için de bu böyle..


sayin Achiles,

linkini verdiginiz kupeli yazisi gozlerimin onunden insanligi anlatan bir fim seridi gibi gecti, herkese tavsiye ederim.
baslangictaki "bati/grek yalaninin desifresi" bana paskal lablarinda baskasinin odevini alip fonksiyonlari/degiskenleri rename ederek kendi programimizi urettigimiz kopya gunlerini hatirlatti:) elbette insanligin seruveninde bati da bisiler eklemistir ama bu kismin bilinmesi bati mitine dair bazi dogmalarin yeniden okunmasi adina benim icin onemli.(re-evaluation)
ve sonlardaki marksla baglantili aydinlanma sureci ve gunumuzun kollektif yalanlari kapitalist/emperyalist hegemonyanin devami icin uydurulagelen... dikkate deger.
insanligin nereye yolaldigini gormek adina.

evrime dair ongorunuz darwinle celisiyor.
darwin turlerin kendi iclerinde tekamulunu ve hatta turler arasi gecisleri makul buluyor. sizse sartlar geregi tarihte kopmalar, basa sarmalar, silbastanlar, afetlerle sekillenen bir akis ongoruyorsunuz tamamiyle dis etkenlerle yogrulan. turler arasi gecis ve hatta genetik olarak turler ici tekamul bile yok.
rolunu tamamlayan tarih sahnesinden cekiliyor:) yenileri geliyor.
bizim insan ne zaman vakit tamam diyecek? cinnet ne zaman? buzul cagi?

yanlis mi anliyorum?

saygilar.

JoNaThAn
27-11-2006, 17:58
sevgili jonathan,

ana konu bu degil biliyorum lakin dokunma geregi hissettim:
hicbir canli olmasa da certen copten bir mekanda sinek urer turu yaklasim gercegi biraz perdeliyor zira bahsettiginiz uremenin onkosulu var: hayat nuvesinin orda olusu. bunun illa da canli seklinde orda duruyor olmasi gerekmiyor, demek ki sinek icin gerekli besin, eril&disil'den gelme bir tohum o ortamda mevcut. birincisine pek onem atfetmiyorum lakin ikincisi olmazsa olmaz geliyor bana.
ikincisinin yoklugunda, bu kosulun yaratimindan yoksun bir ortamda nasil ureyebilir sinek? pastorun kugu boyunlu surahisini dusun.




dünyada canlılığın olmasının ve güneş sistemindeki diğer 7 gezegen dahil (plüton artık gezegen değil:)),evrendeki diğer milyarlarca gezegende yaşam olmamasının nedeni; bu koşulların dünyada varolmasıdır ve onlarda olmamasıdır. demeye çalıştığımı anladınızmı? dünyada o koşullar olduğu için canlılık var. hava olmasaydı, oksijen olmasaydı, güneşe uzaklık bu oranda olmasaydı canlılıkta olmazdı.

siz soruyorsanız ilk canlı nasıl oluştu ya da ilk canlılığı sağlayıcı etkenler..bende size şunu sorucam..o canlılığı oluşturan etkenler tek başlarına oluşmadıysa..onu oluşturan güç neden ve nasıl oluştu?bunun cevabı da yok.bu nedenle hiçbir soyut açıklama, görülen somut açıklamalardan daha açıklayıcı olamaz.

ceng
27-11-2006, 18:22
dünyada canlılığın olmasının ve güneş sistemindeki diğer 7 gezegen dahil (plüton artık gezegen değil:)),evrendeki diğer milyarlarca gezegende yaşam olmamasının nedeni; bu koşulların dünyada varolmasıdır ve onlarda olmamasıdır. demeye çalıştığımı anladınızmı? dünyada o koşullar olduğu için canlılık var. hava olmasaydı, oksijen olmasaydı, güneşe uzaklık bu oranda olmasaydı canlılıkta olmazdı.

siz soruyorsanız ilk canlı nasıl oluştu ya da ilk canlılığı sağlayıcı etkenler..bende size şunu sorucam..o canlılığı oluşturan etkenler tek başlarına oluşmadıysa..onu oluşturan güç neden ve nasıl oluştu?bunun cevabı da yok.bu nedenle hiçbir soyut açıklama, görülen somut açıklamalardan daha açıklayıcı olamaz.

yok sormuyorum. konu disi simdilik:)
konulari ayirdim: varlik ve varligin tekamulu diye.
tartistigimiz, varligin tekamulu... boyle bir tekamul var mi?
varlik ve baslangic baslibasina ayri bir konu.
en azindan benim kafamda oyle:)

JoNaThAn
27-11-2006, 18:50
varlik ve baslangic baslibasina ayri bir konu.
en azindan benim kafamda oyle:)

işte bende onu dolaylı olarak anlatmaya çalışıyorum.bunu tartışmanın bir anlamı yok.çünkü bu herkese göre değişir.

biz şuanda elimizde olanları değerlendiriyoruz..

Achiles
27-11-2006, 19:46
Öncelikle Sn Jonathan ın kapalı bir ortamda çöpten sinek üremesi yaklaşımı tamamen yanlış ve eksik bir bilgi..sinekler kurt atar, bazı sineklerse canlıyken dahi tohum bırakır. Meyvelerde de olur bu..

Hatta şu geçen senelerde bizim bazı meyvalar bir AB ülkesinden idi galiba (Rusya da olabilir.) geri dönmüştü. Çoğunluğunda sinek kurtçuklarına rastlandı. Yani meyva güzel görünümlü ve hastalıksız. Ancak bir kaba koyun çürümeye başlasın, sinekler çıkıyor içinden. Bu tarımda meşhur bir konu ya şu an tam hatırlayamadım. Henüz ilim bir varile tüm aminoasitleri öküp tüm uygun koşulları yaratsa da, bir tek hücreli doğmasını hayata getirmeyi başaramadı.

Bu arada Sn Selçukefendi nin yaklaşımı kendi yaklaşımımda izah ettiğim gibi açıkçası hoşuma gitti. Kıvama Gelmek yani evrimleşme şeklinde yaratmak. Ancak ilk cümlesine katılamıyorum. Zira İslam veya diğer ilahi dinler evrim teorisini kapsayan bir açılıma kavuşturulabilir.

Yine bu kavuşturma gayretinde en büyük sorun tarihi izahatların ortadan kalkacak olması, bazı fikir akımı temsilcilerinin boşluğa düşecek olması. Bu katolik mezhebinde korkarım islamiyetten daha fazla sansasyon yaratır. Zira İslamiyet diğerlerine nazaran akılcı çözümlere içtihatlara açık bir dindir.

Yine Sn Jonathan a,
Evrim sadece doğal bir seleksiyon sürecidir demedim, ve X geni meselesini sadece basit bir örnek olarak verdim. Bundan ibarettir demedim.

Ancak seleksiyonun gücü zannedildiğinden çok daha karmaşık ve etkili. Zira türlerin çeşitliliği zannedilenden daha fazla aslında. Mutasyon konusu ise başka bir mesele..seleksiyon mantığından ayrıldığı temel noktalar var. Onu şimdilik es geçip;

Sn Ceng e,
Ben özellikle şunu vurgulamak istedim. Bırakın insanın tarihini, uygar insanın tarihi dahi, dinlerde öngörüldüğü ve ağırlık verildiği gibi yakın değil. Daha eski.
Zaten genel olarak bakıldığında, evvele ait Hz.Nuh tan sonrasında olduğu gibi detay, anlatım, isim yok. Öncesinde Hz.İdris -ki bazıları Hz.Nuh önce der, ve onun yazıyı matematiği ve tarih yazıcılığını (vakanuvis) icat ettiği söylenir. Kuranı Kerim de olmasa da ondan önce Şit peygamber vardı.

Bu yazının ve matematiğin bulunuşuna bakarak şöyle bir tahmin yürütülebilir. İlk tespit edilen yazı M.Ö.3000 Sümerler de ve M.Ö.2500 de Hindistanda..

Ancak ilk tekerlekse M.Ö.5000 de bulunmuş. Yani tutarsızlık var.Buradan bir yere ulaşmak zor olsa da fikir cimnastiği adına, ya Hz.İdris M.Ö.3000 li yıllarda Sümer de yaşardı ve M.Ö.yine 3000 li yıllarda tufan oldu ve Gılgamış estanı olarak tarihe geçti, -ki buradan Sümer uygarlığından tek kurtulanlar Nuhun Gemisine binenler değildi gibi bir sonuç çıkar. Ya da önümüzdeki yıllarda daha eski tarihli yazı buluntularına rastgelinecektir.

Ayakları kısalıp ağaca çıkan kertenkele araştırmasını ben de okumuştum. Ancak bunun bir mutasyon olmadığını, aslında o türde varolan bir çeşitlilik olduğunu ve tekrar ortaya çıktığını düşünüyorum. Mutasyon meselesi, yani ihtiyaç nedeniyle bir canlının yeni bir organ geliştirmesini, eğer bu eskiden varolan genetik bir özelliğin ortaya çıkması değilse tam algılayamıyorum. Yani dna nın değişimi.

Algılayamıyorum derken karşı değilim.Zira bu forumda daha önceleri evrimleşen tilkilerdeki dna bozulumu ve hiçbir karışım yapılmadığı halde tilki derilerindeki lekelenmeleri (beyaz) yazmıştım. Yani evcilleşme gen değişikliği ile ortaya çıkmış, şu an Kanada da galiba evcil tilki çiftlikleri var.

Ancak bir organ üretme...algılayamıyorum..açılıma ihtiyacım var burada..belki tarihin bir döneminde yaşayan canlılarda DNA zinciri bu kadar sağlam değildi...kararsız radyoaktif elementler gibi sürekli değişim geçirmekte ve yeni canlıların doğmasına, aşırı bir çeşitliliğin ortaya çıkmasına neden oluyordu. Sonra bu aşırı çeşitlilik seleksiyona uğradı. Ve daha kararlı yapıda dna zincirleri oluştu. Dna daki aminoasitlerin bağları nasılır bilmiyorum. Belki polimerlerde plastik çeşitlerinde olduğu gibi..ama sır burda gizli olsa gerek...

Maymundan gelmek maymundan türemek fikri pek hoş değil tabi..ancak genelde şempanze canlanıyor gözümüzde. Bazı orangutan türlerindeki zeka düzeyi, sosyal yaşam, kabile anlayışı hatta bakışlar yüksek bir bilinç düzeyine sahip olduklarını açıkça gösteriyor, kelime öğrenebiliyorlar...telaffuzsuz..yazı ve şekil temelli..buraya açıkçası saplanıp kalmamak lazım..

ceng
28-11-2006, 10:22
http://ahmedbaki.com/turkce/kitaplar/bilinc/[/url]

sayin selcuk_efendi,

dun okumustum yazinizi ama oylesine okumusum sanki, kacirmisim, bugun yenileyince biraz ayilir gibi oldum.
ortaya atilan tez biraz tuylerimi urpertti.
daha once bahsi gecmisti: eger bir donusum varsa yani gecis turleri dogruysa o zaman iki neslin tarihin bir kisminda birarada yasamis olmasi gerekliligi dogar gibisinden.
http://www.hisse.net/forum/showpost.php?p=1278401&postcount=332
bu durumda ahmet baki/hulusi'nin yazisi der ki zaten insan ve insansilar icice yasiyor su anda ve hatta insanlarin sayisi oldukca az:(
sizin icin de urpertici degil mi bu durum?
ana konuya donersek, bu gecisin kabulu olmuyor gerci zira insansilar vardi, insan yaratildi ve karistilar seklinde yorumlanmis olay, bir gecis/donusum yok, ayri ayri yaratilma var.

saygilar.

selçuk efendi
28-11-2006, 10:33
ben ise dönüşümün olduğu fakat insansı türünün tümünün insani özelliklere kavuşmadığını düşünüyorum.. dolayısıyla, şu anda insani görüntüde fakat insani değerlerden yoksun olan tür de yaşamaktadır, insani özelliklere sahip tür de nispeten az da olsa yaşamaktadır... değilse, bush gibi insansıları nasıl açıklayabiliriz?:)

benim anladığım budur, elbette daha iyi anlayanlar da vardır...

selçuk efendi
28-11-2006, 10:46
yukarıdaki mesajlarda insanlık tarihinin dinler tarafından bilime uygun olmayacak şekilde kısa olmasından bahsedilmişti... buna bir alıntı yapmak isterim:

Kur`ân-ı Kerîm ‘in bahsettiği Adem, "insan"lığın başlangıcı olan Adem... Belki de yüzmilyonlarla ifade edilebilecek bir süre önce yaşamış olan Zât!..

Oysa, o Adem`den bu yana değişik sayıda Ademlerin yaşamış olduğu belirtiliyor...

Meselâ; Muhyiddin-i Arabi, "Fütühât-ı Mekkiye" isimli kitabında;

"Kâ`be ‘de tavaf sırasında bir zâta rastladığını, (tabii bu Zât, bildiğimiz maddi sûretli bir Zât değil, mânevî bir sûret olarak veya Ruh olarak diyelim), kendisine kim olduğunu sorduğunu; o zâtın da cevaben:

-Ben senin baban Adem`den kırk bin sene evvel yaşamış Adem`im" dediğini yazıyor...

Bunun gibi, Hazreti Rasûlullah Aleyhisselâm’ın torunlarından, bâtın ve zâhir ilimleri konusunda son derece vukuf sahibi çok değerli bir Zât olan İmam Cafer-i Sâdık da şöyle diyor:

"Sen sanıyorsun ki, Allah sizden başka beşer yaratmamıştır. Hayır!. Vallahi, Allah, bin kere bin Adem yaratmıştı ki, siz, o Ademlerin sonuncususunuz"!...

balaban
28-11-2006, 11:02
sevgili balaban..

evrim insanların maymundan geldiğini söylemez.aksine bunu büyük bir ısrarla söyleyip kabul ettirmeye çalışanlar evrimi körükörüne yalanlamak isteyen çevrelerdir.bunda art niyet ve dalga geçme amacı vardır.."senin babanda maymundu, ya da sen aslında maymunsun" gibi gelişmemiş imalar mevcuttur.

ama evrim böyle birşey söylemez. evrim tüm canlıların ortak atadan geldiğini savunur. ve nesilden nesile gelişen türler bölgelere göre farklılıklar göstermeye başlarlar.bu türlerde zamanla evirilirler. tam bu noktada,birkaç milyon yıllık tarihe dayanan bir süreçte insan ile maymun cinsleri birbirlerinden ayrılmışlardır.bununla ilgili bilgi için verdiğim linke bakabilirsiniz.

şuanki maymunlar neden insan olmuyor gibi bir soru ise çok mantıksız.çünkü evrim süreci 1 nesilde görülebilecek gibi hızlı işlemiyor.ancak küçük mutasyonlar vardır.birkaç sayfa öncede gösterilen haber gibi, bir adaya konulan kertenkele türü ve ağaçlarda yaşamak zorunda kalmasından dolayı boyları kısalan arka ayakları..bu küçük bir mutasyondur.ancak bir canlının diğer canlı türüne dönüşmesi birkaç nesilde mümkün değildir.

ve tekrar belirtmeden geçemeyeceğim.insan bu dünyanın bikaç milyon yıllık konuğudur.bu dünya ise birkaç milyar yıldır vardır.bu birkaç milyar yıl içerisinde dünyada yaşamış canlıların %97si nesillerini tüketmişlerdir.geri kalan %3ü şuandakimidir?hayır şuandaki canlılar sadece %3 değildir.daha fazlasıdır.değişimden kaynaklanan yeni canlıların ortaya çıkışı..

kendi başına duran suda bile birsüre sonra kurtçuklar oluşmaya başlar.doğal ortamda bir hayat akışı mevcuttur.hiçbirşey biranda terminatör gibi ortaya çıkmaz:)


Sorum: Şu anda maymun olanlar neden maymun olarak kalıyorlar değil-kaldılardı. Evrimin bir günde olmayacağını biliyorum. Soru yine mantıksız değil, eğer insanların maymundan geldiği düşünülürse ama tüm canlılar tek bir atadan geliyor diyorsunuz.

Eğer tüm canlıların atası ortaksa durum daha vahim o zaman. Fareden de gelmiş olabiliriz. Bu gidişle maymuna razı oluruz.:rolleyes:

Neyse ben yine de bir yaratıcı olduğuna, hiç bir şeyin yoktan varolmayacağına inananlardanım.

cavit
28-11-2006, 12:17
Ya şu "evrim" ve "maymundan gelme" kavramlarını birarada kullanıp durmayın, Evrim diye tanıdığım ve çok beğendiğim bir hatun var, o maymundan gelmiş olamaz, benim inancımı, beğenimi zedelemeyin lütfen, ah Evrim aahhhh, sen maymundan geldiysen ben kimbilir nerden geldim...:confused: :hmm:

JoNaThAn
28-11-2006, 18:02
Sorum: Şu anda maymun olanlar neden maymun olarak kalıyorlar değil-kaldılardı. Evrimin bir günde olmayacağını biliyorum. Soru yine mantıksız değil, eğer insanların maymundan geldiği düşünülürse ama tüm canlılar tek bir atadan geliyor diyorsunuz.

Eğer tüm canlıların atası ortaksa durum daha vahim o zaman. Fareden de gelmiş olabiliriz. Bu gidişle maymuna razı oluruz.:rolleyes:

Neyse ben yine de bir yaratıcı olduğuna, hiç bir şeyin yoktan varolmayacağına inananlardanım.

maymunlarında değişik cinsleri ve eski ataları mevcut.aynı kalmıyorlar.birkaç milyon yıl önce insanla gelişim süreçlerini ayırdıkları ortaya çıkıyor sözkonusu bulunan fosillerden.

Achiles
28-11-2006, 18:26
Sn Selçuk Efendi,

Ben :

yukarıdaki mesajlarda insanlık tarihinin dinler tarafından bilime uygun olmayacak şekilde kısa olmasından bahsedilmişti... buna bir alıntı yapmak isterim:....me yol açacak bir ifadede bulunmadım..

Biraz daha dikkat ederseniz şöyle dedim.

Uygar insan kayıtları ile buluntu fosil insanlar arası kopuk bir dönem var..ilahi dinlerde bu boşluk 40.000 peygamber gönderildi açıklamasıyla geçiştiriliyor daha ayrıntılı bir anlatım yok..zaten üç ilahi dinin de kapsadığı asıl tarih tufan ve sonrası...


Ancak ben iddia ediyorum..şu an hiçbir okul bu buluntu ve keşifleri okutmuyor ve öğretmiyor..çünkü hepsi günümüz muhafazakar paradigmanın tehlikeli düşmanları..çünkü onlar sadece son 10.000 yılı anlatabiliyor..

Bırakın insanın tarihini, uygar insanın tarihi dahi, dinlerde öngörüldüğü ve ağırlık verildiği gibi yakın değil. Daha eski.
Zaten genel olarak bakıldığında, evvele ait Hz.Nuh tan sonrasında olduğu gibi detay, anlatım, isim yok.

Yani dediğim şuydu: Hz.Adem ve Hz.İdris arasındaki, sonrasında olduğu gibi, anlatım detay tanım boşluğundan bahsediyorum. Bu arada diğer Kutsal Kitaplarda Hz.Şit var. Bizdeyse 40.000 peygamber açıklaması ve verdiğiniz örneklerde olduğu gibi Kuran da ve sünnette olmayan;

''kendisine kim olduğunu sorduğunu; o zâtın da cevaben:-Ben senin baban Adem`den kırk bin sene evvel yaşamış Adem`im" dediğini yazıyor...

Bunun dolaylı sonuçları olur ki; eski peygamberler zaman zaman Dünya ya Kabeyi tavaf için inerler, ya da dünyaya başka maksatlarla inip gezerler gibi..ki bu kaynak itibarıyla da pek güvenilir değil daha çok felsefik bir yaklaşım gibi geldi bana..

selçuk efendi
28-11-2006, 19:03
Sn. Achiles,

benimkisi kesinlikle size karşı-tez sunmak değildi... sadece sözü edilmişken şöyle birşey de var babında paylaşımdı...

dini kaynaklarda bildirilen o peygamber sayısının kesin rakam değil de çokluğu anlatmak için kullanıldığını düşünüyorum... 40binden de farklı bir rakamdı sanki... bu arada ben, şahsen dikkate aldığım bu verilerden yola çıkıp insanlığın birçok kıyamet geçirmiş olduğunu düşünüyorum... kıyamet kelimesiyle anlatılmak istenen belirli bir düzenin yok olması ise, insanlık birçok kıyamet geçirmiştir bence... bizim medeniyetimizin kıyameti sonuncusu mu olur bilemiyorum ama çok da uzak değil gibi geliyor bana...

deep
28-11-2006, 19:11
bizim medeniyetimizin kıyameti sonuncusu mu olur bilemiyorum ama çok da uzak değil gibi geliyor bana...

Hepimiz tek bir turden evrimlestiysek kendi atalarimizin da kiyamet gecirmis olmasi muhtemel :oley: Dinolar kiyamet gecirmis bunu biliyoruz.. Ondan once denizde baslayan yasam... O canlilarin hecbirisi yasamiyor diyebiliriz... Derin denizlerdeki 8 solungacli kopek baligi haric... denizlerin dinazoru deniyor cunku kendisine :oley:

Saka bi yana insan neslinin kiyametinden 2 ornek verelim... mu kitasi ve atlantis :düsün:

radyolog
28-11-2006, 19:18
pazar sabahı NG kanalında çok ilginç bir belgesel vardı:

bilimsel veriler dünya daki çağ değişiminin Mars tan gelen bir meteor un dünya ya çarpması ve bunun sonucu olarak dünya nın uzun sürecek bir karanlık ve buz çağına girdiğini gösteriyor Yapılan araştırmalar bu göktaşının bulunan parçaları içinde fosilleşmiş NANOBAKTERİ ler bulunduğunu gösteriyor

son buluşlar okyanusun binlerce metre altından çıkarılan taş parçaları için dede yine bu NANOB lerin bulunduğunu gösteriyor :

TEK FARKLA: BU NANOB LER CANLI

bildiğiniz her canlı hücre gibi çekirdek-mitokondrion-sitoplazma sı var

araştırmalar ise bu aşama da bu NANOB lerin gerçekten RNA-DNA sı var mı üzerine

EĞER GERÇEKTEN RNA-DNA VAR İSE BU NANOB LER DÜNYA DAKİ İLK YAŞAM OLABİLİR Mİ

Achiles
28-11-2006, 19:20
Ben de aslında böyle birşeyler olabiliri ifade etmek istedim. Zaten cinlere ve şeytana dair yorumlar da bu yönde..kaynağını hatırlamıyorum..Önce Cin Kavmi hüküm sürer..ve kıyametleri kopar...-ki şeytan peygamberleridir ve cennet katında yaşamaya başlar..sonradan çamurdan Adem yaratılır ve Şeytana(cinlerin peygamberi) secde etmesi buyrulunca yeni sezon sınav başlar..tabi bu durumda şeytanın peygamberliğini yaptığı cin kavmini yoldan çıkaran kendi şeytanları kimdi gibi sorular uçuşmaya ve cinlerin hala dünyada başka bir boyutta ne işi var gibi tıkanıklıklar oluşmaya başlar..

Yine cennetin de cehennemim de dünyada oluşacağı, buna insnaların karar vereceğine dair yorumlar var..bu durumda evvelden Cehennemin hususi yaratılıp hazırlanmış olması durumunun mantıksızlığının ortadan kalkacağını söylüyorlar..yani cennete de cehenneme de çevirebilme yetisi insanda..hatta Kıyametin olup olmaması da insanlığın elinde gibi bir yaklaşımları var...

Yine başka bir bilim kurgu açılımı ise..eğer birden fazla kıyamet olmuşsa, eski sezonda eski uygar yaşam dünya dışında yaşayabilecek medeniyet seviyesine ulaşabilmişse, şu an kainatta eski atalarımızdan da izler olması gerekmekte..

Achiles
28-11-2006, 19:24
Sn Deep,
Mu Kıtasını bilmiyorum ama Atlantis hikayesi en eski yunan efsanelerinde geçiyor..son yıllarda bilim adamları Yunan adalarından birinde Akdeniz de yarısı suya gömülen bir uygarlık buldular -ki çok eski...sokakları iki katlı evleri, ev içinde şu anki gibi tuvalet ve banyoları, kanalizasyon sistemleri ve parke kaplı yolları var..Atlantis hikayesine aşırı benzerlikler içinde..

selçuk efendi
28-11-2006, 20:04
Ben de aslında böyle birşeyler olabiliri ifade etmek istedim. Zaten cinlere ve şeytana dair yorumlar da bu yönde..kaynağını hatırlamıyorum..Önce Cin Kavmi hüküm sürer..ve kıyametleri kopar...-ki şeytan peygamberleridir ve cennet katında yaşamaya başlar..sonradan çamurdan Adem yaratılır ve Şeytana(cinlerin peygamberi) secde etmesi buyrulunca yeni sezon sınav başlar..tabi bu durumda şeytanın peygamberliğini yaptığı cin kavmini yoldan çıkaran kendi şeytanları kimdi gibi sorular uçuşmaya ve cinlerin hala dünyada başka bir boyutta ne işi var gibi tıkanıklıklar oluşmaya başlar..

Yine cennetin de cehennemim de dünyada oluşacağı, buna insnaların karar vereceğine dair yorumlar var..bu durumda evvelden Cehennemin hususi yaratılıp hazırlanmış olması durumunun mantıksızlığının ortadan kalkacağını söylüyorlar..yani cennete de cehenneme de çevirebilme yetisi insanda..hatta Kıyametin olup olmaması da insanlığın elinde gibi bir yaklaşımları var...

Yine başka bir bilim kurgu açılımı ise..eğer birden fazla kıyamet olmuşsa, eski sezonda eski uygar yaşam dünya dışında yaşayabilecek medeniyet seviyesine ulaşabilmişse, şu an kainatta eski atalarımızdan da izler olması gerekmekte..

konu evrim mecrasından uzaklaşıyor ama bu son nokta olsun isterseniz sn. Achilles.. gerekirse özelden yazışırız bu konuda...

belirttiğiniz hususta bana mantıklı gelen ve kaynaklarla da uyumlu olan açıklama şudur:

Melekler yeryüzünde halife olarak yaratılan insana bütün isimlerin talim edildiğini görünce secde ederken (üstünlüğünü idrak etmişken), cinlerin hakikate olan vukufu ile o devirdeki başı olan İblis (Kuran'da bu isim geçer ve kendisi de melek değil, cindir.), kibre kapılıp mukadder olanı gerçekleştirir ve isyan eder... bu yüzden de şeytan vasfını alır (şeytan bir isim değil, vasıftır... Allah'tan gafleti, tardedilmişliği, laneti (uzaklaşmışlığını) anlatır.). İblis ve kavminin insanla olan düşmanlığı kökleşmiştir... çünkü iblis, suçu Allah'a atmıştır ve sebebe de düşman olmuştur fakat insan hatayı kendinde aramıştır (bu da bir insan özelliği olsa gerek...)...

cennet - cehennem meselesine gelince... bilgilerime göre, hali hazırda mevcuttur fakat boyutu farklıdır çünkü insan öldükten sonra boyut değiştirecektir. bizim dar düşünme, herşeyi kendi şartlarımıza göre düşünme alışkanlığımızdan olsa gerek; evrende kendimiz gibi yaratıklar arıyoruz. oysa, her mekanın kendine göre şartları var ve orada meydana gelmiş canlıların da bizimle aynı özellikte olması mümkün değil... mesela, cehennem meleklerinden bahsedilir... zebani isimli bu melekler zebun edicidir (yanlış olmasın ama güçsüzlere eziyet eden anlamına gelir, tam emin değilim) ve oraya düşen insana da tabii ki kendi dünyasında, kendi şartlarında yaşadığı için istediğini yapabilecektir... dünyamızın kıyameti de vakti gelince güneş tarafından yutulmaktır çünkü bilimsel olarak, güneş çapındaki yıldızlar sönmeye yakın büyürler ve bizim sistemimizde bu mars'a kadar olan alana tekabül ediyor..

işin bir başka boyutu da, evet, herkesin kendine göre cenneti ve cehennemi var.. nasıl ki herkes, dünyayı kendi veri tabanına göre algılıyor.. birinin hoşuna giden diğerine hitap etmeyebiliyor, orası da insanının dünyada iken edindiği kadarını yansıtacaktır diye düşünüyorum...

dünyanın kıyametinin insana bağlı olması, bu anlamda, mümkün değildir çünkü güneşin kaderi budur...

Achiles
28-11-2006, 22:56
Sn Selçuk Efendi,
Ben uygar insanın tarihinin zannedilenden daha eski olabileceğini vurgulamak isterken, konu buralara kadar sarktı..

Yani tetikleniyor bazı sorular ki, ilim ve felsefe adamlarının yüzyıllardır sordukları soruları yineliyoruz aslında..son olarak bu tarz yazıyorum:

-Allah cuzi iradesi olduğu anlaşılan şeytana, insana secde etmesini buyurduğunda etmeyeceğini biliyor muydu?

-Secde etmeyen şeytanı lanetlediği halde, insana ulaşmasını kısıtlamamakla, şeytanın insana ulaşacağını ve onu tecrübesiyle kandıracağını biliyor muydu?

-Yasak meyvenin konması, paraya ihtiyacı olan bir çocuk için televizyonun üzerine mahsus bozuk para bırakmak gibi bir sınav emaresi mi, ise maksadı ne?

-Kıyamet sadece güneşin patlaması ise, bir uzay şehri inşa edip tamamen kapalı bir yaşamsal ortam oluşturup uzak yıldızlara doğru yola çıkanlar, kurtulmuş mu olacaklar? Bu uzay şehrinin kaptanının adı Nuh mu olacak?

-Bize secde etmeyerek yamuk yapan iblisse, iblis kavminin suçu ne ola ki? Bu kavimde hiç iyi iblis yok mudur?

-Cennetteki hurilerden neden bahsedilir? Bayan insanlar için erkek huri mi tahsis edilecektir.? Zebaniyi birebir eziyet edici algılarsak, huriyi de keyif verici olarak mı algılayacağız? Eğer tüm bunlar simgeselse -ki mevzu açılığında oraya bağlanır, niye felsefik tartışmalarda, simgesel olarak değil de, algılandığı anlamda kullanılır?

-Bizim kıyametimiz kopup da Hz.Muhammed diğer peygamberlerle cennetin özel katlarında yaşarken, Allah-ü Teala yeni bir canlı yaratır: -Siz üstündünüz ama sizden daha üstününü yarattım secde edin derse, bütün sınavı geçtiğimiz halde, secde etmezsek, onların düşmanı da biz mi olacağız? Yoksa biz de Hz.Peygamber de olduğu gibi, son yaratılan ırk olarak mı müjdelendik?

-Bu soruları düşünmek ve ifade etmek günah mı, şirk mi, imandaki zaafiyet mi?Yoksa bu sorular halk için günah, islam alimleri için felsefede serbest mi?

-Bu soruları düşünmeyen insan var mı?

-Tüm dinler, dünya dışı üstün ırk ve medeniyetlerin insanı ıslah ve boşlukta yalnız hissetmesini önlemek, öngörülen hedefe kazasız ilerletme maksatlı, rehber sosyal ilke enjeksiyonu iseler, ve birgün geri gelip bunu belgelediklerinde biz insanlar ilk sorumuzu sorduğumuzda, ya sizi kim yarattı dediğimizde, biz 4 milyar yıldır yaşayan bir ırkız, bize de eski bir ırk yol göstermişti, bilmiyoruz derlerse...;

-Kainatta başka yaşam olduğuna inanıyor musunuz?..Bunların uzayda yolculuk yapabilecek medeniyet seviyesine ulaşmış olma ihtimaline inanıyor musunuz?Ulaşmışlarsa dünyayı keşfetmiş olma ihtimaline inanıyor musunuz?Keşfetmişlerse, sizce insan ırkına sosyal ahlak kuralları enjekte etmek ihtiyacı duymuş olabilirler mi?

Ben, tüm bu soruları sorabilecek bilgi ve kapasiteye ulaşmışsam, ulaşmayıp soramayanlar, ya da sorma cesaretini gösteremeyenler benden daha mı sağlam imanlıdır..

Tüm bu soruları soranlar, şu ilahi kitaplarda yazan, tüm mucizeleri görüp iman ettiği halde, zırt pırt, o zaman bunu da yap, şunu da göster, deyip yeniden yoldan çıkan israiloğulları durumuna mı düşerler?

Ve eğer öyleyse, cehalet ve kendine hainlik, mutluluk ve bir şans mıdır?

JoNaThAn
28-11-2006, 23:30
Ben de aslında böyle birşeyler olabiliri ifade etmek istedim. Zaten cinlere ve şeytana dair yorumlar da bu yönde..kaynağını hatırlamıyorum..Önce Cin Kavmi hüküm sürer..ve kıyametleri kopar...-ki şeytan peygamberleridir ve cennet katında yaşamaya başlar..sonradan çamurdan Adem yaratılır ve Şeytana(cinlerin peygamberi) secde etmesi buyrulunca yeni sezon sınav başlar..tabi bu durumda şeytanın peygamberliğini yaptığı cin kavmini yoldan çıkaran kendi şeytanları kimdi gibi sorular uçuşmaya ve cinlerin hala dünyada başka bir boyutta ne işi var gibi tıkanıklıklar oluşmaya başlar..





valla karşı gelmek gibi olmasında..şu yapılan yorumlar ve inanışlar benim düşünüp hayal ettiğim tanrının olgunluğundan çok uzak gibi..yüzüklerin efendisine benziyor hikaye..

bence herşeyin başlangıcı olan bir tanrı oluşumu üzerinden düşünüyorsak,daha ciddi durumlar sözkonusudur gibi geliyor bana..

dünyada ise hayat oluşması zaten çok düşük bir ihtimaldi..daha doğrusu dünya gibi hayat oluşabilecek ve devamı gelebilecek, gelişebilecek ortamın bulunması milyarlarda bir ihtimal..birçok gezegende yaşam ve koşulları olmamasıda buna en büyük kanıt.

Achiles
28-11-2006, 23:35
Şöyle demek istiyorsunuz galiba..

Tüm bu izahatler, yakıştırmalar, çok insansı...

Zaten Kuran-ı Kerim de yazmıyor böyle birşey, daha çok eski yahudi söylenceleri ve bunlardan etkilenen bazı İslami fikir adamları açıklamaları..

selçuk efendi
29-11-2006, 00:15
Sn. Achiles, amacım böyle bir damar açmak değildi ama oldu madem; bunu özelden konuşalım göründüğü kadarıyla bir yol bulamayacak olsak bile...

cavit
29-11-2006, 08:04
Varolan dünya, uzay, kainat, yaşam bilmecesini bugünkü dinler açıklamaya yetmiyor, insan olarak düşündüğümüz ikna olamadığımız bir çok soru ve konu var. Bunları kendilerine sormayanlar, sormaktan çekinenler veya sorularının cevabını kutsal kitaplarda bulanların özelliği baştan teslim olmuş olmalarıdır, temelinde ateşte yanma korkusu verilen bir düşünce tarzına bugün iman diyoruz, sn, Achiles ve Jonathan gibi oldukça bilgi birikimi olan, bazı şeyleri aşabilmiş (gördüğüm kadarıyla) forumdaşların bile kafasında ACABA? soru işaretleri var ve olası bir ahiret kavramından çekiniyorlar. Çünkü bu konu hiç bir zaman netleşip sonlanmayacak, bu soru işaretleri siz bir şeye tam anlamıyla inanıp beyninizi ve ruhunuzu teslim etmediğiniz sürece devam edecektir.

Ben bir insanım, varolan dünyada varlığını sorgulayabilecek tek canlıyım, beni yaratan bunları düşünürsem günaha girermiyim, cehennemde yanarmıyım gibi çekincelerim yok. Çünkü bazı konularda teslimiyete ulaştım, bir orjin(yaratan, allah, tanrı adına ne derseniz deyin) var ama bugünkü dinler ve peygamberler onun uzantıları elçileri değil ve ben bu orjine ulaşmaya çalışıyorum, çünkü en büyük elçi ve dinin insanın beyni ve yüreği olduğuna inanıyorum, ve beni yaratan orjine tapmıyorum ve tapacak bir şey de görmüyorum, bu dünyaya gelirken kimse bana fikrimi sormadı çünkü. Din kavramına inanmadığım için kimse beni sorgulayamaz, yaratan dahi olsa, sorgulamaya kalkarsa da "sen de beni defolu yaratmışsın kardeşim" deyip ben de ondan hesap sorarım.

yazacaklarım daha çok da vaktim yok, bu yazdıklarım benim görüşlerimdir, kimsenin inancına saygısızlık olsun diye yazılmamıştır, her türlü inanca saygım vardır, çünkü hepiniz birer dünyasınız.

selçuk efendi
29-11-2006, 10:29
Sn Selçuk Efendi,
Ben uygar insanın tarihinin zannedilenden daha eski olabileceğini vurgulamak isterken, konu buralara kadar sarktı..

Yani tetikleniyor bazı sorular ki, ilim ve felsefe adamlarının yüzyıllardır sordukları soruları yineliyoruz aslında..son olarak bu tarz yazıyorum:
(....)
-Kıyamet sadece güneşin patlaması ise, bir uzay şehri inşa edip tamamen kapalı bir yaşamsal ortam oluşturup uzak yıldızlara doğru yola çıkanlar, kurtulmuş mu olacaklar? Bu uzay şehrinin kaptanının adı Nuh mu olacak?

-Bize secde etmeyerek yamuk yapan iblisse, iblis kavminin suçu ne ola ki? Bu kavimde hiç iyi iblis yok mudur?

-Cennetteki hurilerden neden bahsedilir? Bayan insanlar için erkek huri mi tahsis edilecektir.? Zebaniyi birebir eziyet edici algılarsak, huriyi de keyif verici olarak mı algılayacağız? Eğer tüm bunlar simgeselse -ki mevzu açılığında oraya bağlanır, niye felsefik tartışmalarda, simgesel olarak değil de, algılandığı anlamda kullanılır?

-Bizim kıyametimiz kopup da Hz.Muhammed diğer peygamberlerle cennetin özel katlarında yaşarken, Allah-ü Teala yeni bir canlı yaratır: -Siz üstündünüz ama sizden daha üstününü yarattım secde edin derse, bütün sınavı geçtiğimiz halde, secde etmezsek, onların düşmanı da biz mi olacağız? Yoksa biz de Hz.Peygamber de olduğu gibi, son yaratılan ırk olarak mı müjdelendik?

-Bu soruları düşünmek ve ifade etmek günah mı, şirk mi, imandaki zaafiyet mi?Yoksa bu sorular halk için günah, islam alimleri için felsefede serbest mi?

-Bu soruları düşünmeyen insan var mı?

-Tüm dinler, dünya dışı üstün ırk ve medeniyetlerin insanı ıslah ve boşlukta yalnız hissetmesini önlemek, öngörülen hedefe kazasız ilerletme maksatlı, rehber sosyal ilke enjeksiyonu iseler, ve birgün geri gelip bunu belgelediklerinde biz insanlar ilk sorumuzu sorduğumuzda, ya sizi kim yarattı dediğimizde, biz 4 milyar yıldır yaşayan bir ırkız, bize de eski bir ırk yol göstermişti, bilmiyoruz derlerse...;

-Kainatta başka yaşam olduğuna inanıyor musunuz?..Bunların uzayda yolculuk yapabilecek medeniyet seviyesine ulaşmış olma ihtimaline inanıyor musunuz?Ulaşmışlarsa dünyayı keşfetmiş olma ihtimaline inanıyor musunuz?Keşfetmişlerse, sizce insan ırkına sosyal ahlak kuralları enjekte etmek ihtiyacı duymuş olabilirler mi?

Ben, tüm bu soruları sorabilecek bilgi ve kapasiteye ulaşmışsam, ulaşmayıp soramayanlar, ya da sorma cesaretini gösteremeyenler benden daha mı sağlam imanlıdır..

Tüm bu soruları soranlar, şu ilahi kitaplarda yazan, tüm mucizeleri görüp iman ettiği halde, zırt pırt, o zaman bunu da yap, şunu da göster, deyip yeniden yoldan çıkan israiloğulları durumuna mı düşerler?

Ve eğer öyleyse, cehalet ve kendine hainlik, mutluluk ve bir şans mıdır?

Kuran adı verilen bilgide der ki: tahir olmayanlar el sürmesinler/süremezler.. tahir kimdir? şirk ehli olmayandır... nasıl tahir olunur? la ilahe diyerek, başarabilirsen İllAllah'ı demek de çok büyük bir iştir...

demek ki Kuran'ı ve Rasülullah'ı insanlığın genlerine işlemiş tanrı anlayışından (siz bakmayın, adına ne derlerse desinler) kurtulup okumak lazımdır, ancak o şekilde anlayacağız..

esas mesele nedir biliyor musunuz? konuları bir bütün içinde değil de parça parça ele almaktır... temel nokta Allah'ın Ahad oluşudur ki bu anlaşıldığında yukarıdaki yazdığınız yıllardır sorulan sorular bir anda geçersiz olur, gereksiz olur.

- güneşin patlaması değil, büyümesidir söz konusu olan... bu evreden sonra da, bildiğim kadarıyla, kısa bir sürede içine çöküp nötron yıldız olacaktır. başka sistemlerde koloni kurmaya, uzay şehri inşa etmeye bence insanın gücü yetmez ama denemekte fayda var:oley:

- suç ve ceza kavramları işinizi kolaylaştırıyorsa kullanın ama bilin ki 'insan için yaptığından başkası yoktur'... ne yaparsa mutlaka karşılığını bulacaktır... sistem budur... ama beni böyle yaratmış, onu da öyle diyecek, hesap soracak bir tanrı asla olmayacak karşımızda... akıllıca olan, şu niye böyle oldu, şöyle olmasaydı demek(geçmişle uğraşmak) yerine nasıl daha iyi hale getirebilirim, güzelleştirebilirim diye sorgulamaktır...

soru sormak ilmin yarısıdır demiş Rasulullah.. sürekli sormamız lazım, en azından beyni tembelliğe alıştırmamak için ama aklınıza gelen sorular da ilminizin, kapasitenizin eseri.. o yüzden kapasitemizi ve bilgimizi arttırmaya çalışmamız lazım...

kainatta başka yaşam şekilleri tabii ki var... ama başka şekillerde ve başka şartlarda, başka frekanslarda... bunun için de anahtar insan beynidir... dolayısıyla uzay araştırmalarına ayrılan paranın çoğu beyin araştırmalarına ayrılsa insanlık için daha iyi olur diye düşünüyorum..

ignorance is bliss anlayışı sorgulayan beyinlere uymaz ama böyle düşünenler çıkmıştır ve çıkacaktır da.. ben kendimden sorumluyum... bildiğim kadarıyla da etrafımla paylaşmakla yükümlüyüm ki bilgim daha da artsın (zekat)... herhangi bir kimseye bildiğimi zorla kabul ettirmek ya da uygulatmak da haddim değildir...

özgün
29-11-2006, 10:54
bence de sürekli sormalıyız. ben bir soruyla başlıyım. yaratılışı savunan arkadaşlara sormak istiyorum. neden yaratıldık? yaratılmamızın ardında yatan ne?

balaban
29-11-2006, 11:11
bence de sürekli sormalıyız. ben bir soruyla başlıyım. yaratılışı savunan arkadaşlara sormak istiyorum. neden yaratıldık? yaratılmamızın ardında yatan ne?

Bu soru konuyu dine kaydırır.

Red Kit
29-11-2006, 11:15
Ve hissenette dini kesinlikle tartışmıyoruz.

casaubon
29-11-2006, 11:18
Bu topiği yeni gördüm. Baştan sona okudum. İlginç bir tartışma olmuş.

Evrim konusu çeşitli yönlerinden ele alınmış ama benim takıldığım yer başka.

Evrim'in olmadığını savunan bazı arkadaşların referans aldığı şahıs ile ilgili.

Harun : Hz.Musa'nın kardeşi.
Yahya: Hz.İsa'nın vaftizcisi.

Neden tenezzül edip başka isim seçmemiş acaba?

Dünyada tüm önemli gelişmelerin arkasında yahudilerin olduğu söyleyen bu adamı kimin desteklediği belli de buranın konusu değil.

deep
29-11-2006, 11:41
Yine başka bir bilim kurgu açılımı ise..eğer birden fazla kıyamet olmuşsa, eski sezonda eski uygar yaşam dünya dışında yaşayabilecek medeniyet seviyesine ulaşabilmişse, şu an kainatta eski atalarımızdan da izler olması gerekmekte..

Bu konu cok derin ve olasi bir konu.. Dunyanin yasinin birakin 4-5'i, 1 milyar yil oldugu dusunulurse bu bircok canlinin gelmesi ve gitmesi icin yeterli bir zaman..

Belki daha önceki uygarliklar uzaya cikmanin yollarini buldular...

Mu kitasi efsanelerinde orda yasayan insanlarin beyinlerini kullanma gucunun %50-60'lara vardigi ifade ediliyor.. Bu da bir nesneyi beyin gucu ile hareket ettirmeyi saglayabiliyor...

Atlantisin ise beyin gucunden ziyade daha cok teknolojiye yöneldikleri cok farkli icatlari olduklari soyleniyor.. Bunlar bilinenler.

Peki ya bilinmeyenler...

Mars'taki su kanitlari... Orda daha onceden yasayanlarin oldugunu gosterebilir..

Gene mars'in kuzeyinde karbon buzu ve suyun nasil dogal yollardan bu forma girdigi merak konusu. Dunyada lab. ortaminda donusturulebiliyordu en son.. Karbon buzunun ozelligi ise ara formun olmamasi... Yani ya kati ya da gaz oluyor..

selçuk efendi
29-11-2006, 12:11
"insansı"lar arasında ilk "insan" olarak Hazreti Adem'in oluşumunun, Kur'an'daki ifadesiyle belli bir kıvama -sevveytu- geldikten sonra "Allah'ın ruhundan üflemesi" diye işaret edilen ve modern bilimde "mutasyon" kelimesiyle tanımlanan genetik değişim sonucunda gerçekleştiği açıklanmaktadır.

Aynı paralelde, Ağustos'ta İngiliz bilim dergisi Nature’da Kerri Smith imzasıyla "Homing in on the genes for humanity" başlığıyla yayımlanan makalede de, düşünen "insanı" genetik olarak kendinden önceki varlıklardan farklılaşma yoluna sokan mutasyondan ve neticede aniden ortaya çıkan ve sadece insanda varolan düşünce yetisiyle ilişkili bir genin tespitinden bahsediliyor.

İnsanı düşündüren gen HAR1F

Bilim insanları, insan beyninin maymundan daha gelişmiş olmasını sağlayan kilit geni saptadıklarını açıkladı. HAR1F adlı bu gen, soyut düşünce yetisiyle ilişkilendiriliyor.

Serebral korteks, düşünce, teorik öğrenme, yaratıcılık, beş duyu, bellek ve hisler, problem çözme ve karar verme yetilerini düzenliyor.

NTV-MSNBC VE AJANSLAR
Güncelleme: 13:11 TSİ 23 Ağustos 2006 Çarşamba

İSTANBUL - İnsan beynini, kendisine en çok benzeyen canlı olan maymun beyninden ayıran en önemli unsurlar soyut ve yaratıcı düşünce, bilgi birikimi ve dil yetisi. Bu yetiler beynin serebral korteks adı verilen ön bölümünde şekilleniyor. Serebral korteksin oluşumunda kilit rol oynayan ve insanı diğer canlılardan ayıran genin adı HAR1F. Uzmanlara göre, bu gen sayesinde insan beyni primatların üç katından daha büyük. Bilim insanları, bu genin birkaç milyon yıldır tüm hayvanlarda hiçbir değişime uğramazken, sadece insanda ani ve hızlı bir değişim geçirdiğini ve bu sayede insanın bugünkü zekasına kavuştuğunu ortaya koydu. Şimdi bu gendeki ani değişimin nedenleri sorgulanıyor.

Araştırmayı yürüten University of California-Santa Cruz bünyesindeki Biyomoleküler Mühendislik Merkezi uzmanı David Haussler, söz konusu kilit genle ilgili çıkardıkları kanıtların güçlü, ancak henüz ‘dolaylı’ olduğunu ifade ediyor. Haussler ve ekibi HAR1F genine bağlı olarak, dil yetisi ve bilgi birikimi gibi beynin en karmaşık işlemlerinin gerçekleştiği serebral kortekste de, bazı önemli değişimlerin insanda çok hızlı ve aniden gerçekleştiğini keşfetti. Serebral korteks, insanda düşünce, teorik öğrenme, yaratıcılık, beş duyu, bellek ve hisler, problem çözme ve karar verme yetilerini düzenliyor.
David Haussler.

Haussler, “HAR1F geni özellikle serebral korteksteki Cajal-Retzius sinir hücrelerinde faal, bu nöronlar reelin adı verilen bir protein salgılıyor. Bu protein de insanda nöron gelişimini ve aralarındaki bağlantıları sağlıyor. Reelin proteininin faal olduğunu zamanlar HAR1F geninin de faal olduğunu gözlemledik. İkisinin dolaylı yolla bağıntılı olduğunu düşünüyoruz. Bu genin sorumlu olduğu nöron hücrelerindeki farklar insanla maymun arasındaki beyinin büyüklüğü farkını açıklıyor” diye konuşuyor.

GEN TEK DEĞİŞİMİ İNSANDA GÖSTERMİŞ
Haussler ve ekibi, insan, şempanze ve farelerin genomlarını değerlendirdi ve son 80 milyon yılda hiç değişime uğramamış olan DNA bölümlerini tespit etti. Bu değişmemiş DNA parçaları incelenerek, bunların arasında son 6 milyon yılda, maymunla insanın ayrılmaya başladığı tarihten itibaren, değişim olup olmadığına bakıldı. Bu incelemedeki amaç, kısa süre içinde gerçekleşen ani değişimleri saptamaktı. Bilim insanları, 300 milyon yıl öncesine kadar hiç var olmayan, ancak birden ortaya çıkan bir gen tespit etti. Bu gen, balıklar veya omurgasız canlılarda bulunmazken, sadece memeliler ve kuşlarda var olduğu belirlendi.

İNSANI MAYMUNDAN AYIRAN BU GEN Mİ?
Ekipten Kathrine Pollard, insan genomlarında 49 adet son derece hızlı değişim göstermiş parça buldu; bunların 12’sinde beyin gelişimiyle ilgili ipucuna rastlandı. Bu gende, hayvanlar arası tek değişimin maymunla tavuk arasında olduğunu belirlendi. Ancak, HAR1F geninde esas değişimlerin insanla maymun arasında gerçekleştiği ortaya çıktı. Bu değişimlerin de son birkaç yılda meydana geldiği düşüünülüyor. Diğer bir deyişle, insan bu gendeki değişimle, maymundan farklılaşma yoluna girdi.
HAR1F geninin diğer hayvanlarda aynı kalırken, nasıl insanda ani ve hızlı değişime uğradığı araştırılacak.

Cornell Üniversitesi’nden moleküler biyoloji profesörü Andrew Clark, genin maymundan insana çok hızlı bir değişimle evrilmesinin normalin ötesinde bir durum olduğunu, bunun ancak ‘garip bir mutasyon’la açıklanabileceğini vurguluyor. Haussler’e göre normal bir evrim sürecinin parçası olmayan böylesi bir gen mutasyonu, insanın ağaçtan yere inmesine yaşadığı strese karşı bir tepki olarak gelişmiş olabilir.

FONKSİYONEL RNA MOLEKÜLLERİ
Diğer genlerden farklı olarak HAR1F, protein üretimi yerine ‘fonksiyonel RNA molekülleri’ üretiyor, bu moleküller proteinlere benzer işlev görüyor. Proteinler amino asitlerden oluşurken, RNA molekülleri nükleik asitten müteşşekkil. Nükleik asit aynı zamanda DNA’nın da temel yapıtaşları. Brüksel Üniversitesi’nden Pierre Vanderhaegen genin insan fetüslerinde gebeliğin 7 ila 19’uncu haftaları arasında geliştiği tespit etti.

Kaynak: Makale İngiliz bilim dergisi Nature’da yayımlanmıştır.

kaynak: http://www.ntvmsnbc.com/news/382545.asp

SALESMAN
29-11-2006, 12:28
.....Ben bir insanım, varolan dünyada varlığını sorgulayabilecek tek canlıyım, beni yaratan bunları düşünürsem günaha girermiyim, cehennemde yanarmıyım gibi çekincelerim yok. Çünkü bazı konularda teslimiyete ulaştım, bir orjin(yaratan, allah, tanrı adına ne derseniz deyin) var ama bugünkü dinler ve peygamberler onun uzantıları elçileri değil ve ben bu orjine ulaşmaya çalışıyorum, çünkü en büyük elçi ve dinin insanın beyni ve yüreği olduğuna inanıyorum, ve beni yaratan orjine tapmıyorum ve tapacak bir şey de görmüyorum, bu dünyaya gelirken kimse bana fikrimi sormadı çünkü. Din kavramına inanmadığım için kimse beni sorgulayamaz, yaratan dahi olsa.....

şibumi ,japon kökenli oldukça popüler bir kavramdır ; bir fikrin yada fenaomenin sadece gerekli olan materyalle olabilecek en basit ve sade bir biçimde ortaya konulması ama basitliğine rağmen gereken herşeyi kapsıyor olup buna ilave edecek hiçbirşeyin olmaması demek; bu ifade de yazıyı yazanın zihinsel olarak bu konuda şibumiye ulaştığını gösteriyor.

düşünceyi ortaya koyuş ve fikri olarak gayet tutarlı ve net olma bakımından berraklaşmış bir zihin örneği .. tebrik ederim.

cavit
29-11-2006, 17:47
şibumi ,japon kökenli oldukça popüler bir kavramdır ; bir fikrin yada fenaomenin sadece gerekli olan materyalle olabilecek en basit ve sade bir biçimde ortaya konulması ama basitliğine rağmen gereken herşeyi kapsıyor olup buna ilave edecek hiçbirşeyin olmaması demek; bu ifade de yazıyı yazanın zihinsel olarak bu konuda şibumiye ulaştığını gösteriyor.


Teşekkürler sayenizde yaşam felsefemin bir adı olduğunu duydum, bu benim dünya görüşüm, şimdiye kadar gördüklerim, yaşadıklarım, gözlemlediklerim, düşündüklerim ve hissettiklerimin bir sentezi sonucu şimdilik ulaştığım son nokta.

Benim derdim ne kendimle ne orjinle, benim derdim yaşam felsefemin özünü oluşturan hoşgörü kavramını anlayamamış faşist beyinlerle ve özellikle de dini faşist beyinlerle ama bu da normal, herkes aynı özelliklere ve donanıma sahip değil bu dünyada, herkesin çocukluğu, yaşadığı, görebildikleri, algılayabildikleri, hissettikleri farklı bu dünyada. Onlar kendilerini peygamber sülalesinden sanıp inancı gereği dinini yaymak ve böyle yaşamı herkese enjekte etmek derdinde, ben de varolduğum sürece inancım gereği bu tür beyinlerle mücadele etmeye devam edeceğim, yaşam budur zaten, doğrularınla yaşamak.

Diyeceksiniz ki; onlar gibi düşünüp inanların suçu ne? O soruyu bana değil orjine sormak lazım, onların da benim gibi bir defoları var işte.

Bildiğim bir şey varsa o da yaşam çok güzel, gerisi yalan, her anını doyasıya keyif aldığım şeyleri yaparak geçirmeye çalışıyorum, ta ki diğer canlıları rahatsız etmediğim sürece, orjin dahil kimseden de korkmuyorum, tek korkum şu güzel yaşamın bir anını boşa geçirmiş olmak, çünkü ölüm denen en acı gerçeğin ne zaman geleceği kimseye bildirilmemiş, sevgiler.

selçuk efendi
29-11-2006, 18:12
Benim derdim ne kendimle ne orjinle, benim derdim yaşam felsefemin özünü oluşturan hoşgörü kavramını anlayamamış faşist beyinlerle ve özellikle de dini faşist beyinlerle ama bu da normal, herkes aynı özelliklere ve donanıma sahip değil bu dünyada, herkesin çocukluğu, yaşadığı, görebildikleri, algılayabildikleri, hissettikleri farklı bu dünyada. Onlar kendilerini peygamber sülalesinden sanıp inancı gereği dinini yaymak ve böyle yaşamı herkese enjekte etmek derdinde, ben de varolduğum sürece inancım gereği bu tür beyinlerle mücadele etmeye devam edeceğim, yaşam budur zaten, doğrularınla yaşamak.


her devirde bazı insanlar hükmetme duygusu ağır basınca bu duygularını kontrol edemezler ve hakim oldukları konularla insanlara tahakküm etmeye çalışırlar... din de maalesef bundan payını alır, bilim de ve başka şeyler de.. islam ise bir sistemi anlatır ve duymamış, bilmemiş insanlara bildirmekle görevi biter... din içinde zorlama yoktur çünkü işin doğasına aykırıdır.

Achiles
29-11-2006, 18:29
Tilkilerin Evcilleştirilme Hikayesi

Bahsettiğim hikayeyi aradım birkaç şey buldum..alıntı:

Son araştırmalara göre köpek, insanın en eski ev hayvanıdır. Köpekler, ilk olarak, Avrupa ve Yakın Doğu'da, daha sonra Amerika'da evcilleştirilmiştir. Bonn yakınlarındaki Oberkassel kasabasında bulunan bir köpeğin çene kemiği üzerinde yapılan incelemelerle, ilk evcil köpeğin ortalama 14.000 sene evvel yaşadığı anlaşılmıştır. Böylece insanın en eski ev hayvanının köpek olduğu ortaya konmuştur. Bazı kaynaklara göre kurtların evcilleşmeye başlaması İsrail'de M.Ö. 12.000 - 10.000, Anadolu'da ise 7000 yılarına uzanmaktadır.

Evcilleşmenin temelinde, içgüdüleri kontrol edebilme yeteneği vardır. Bir canlı (insan dahil) içgüdülerini ne denli kontrol edebiliyorsa, o kadar evcildir. Beynin prefrontal (ön alın) bölgesi bu yetenekten sorumludur ve bu bölge bakımından en gelişmiş canlı, insandır. Köpekte de insan kadar olmasa da, bu bölge oldukça gelişmiştir. Kediyle kıyaslanacak olursa, bu gelişim, köpekte daha fazladır. Maymunda ise, bu bölge köpeğinkinden daha büyüktür, ancak büyüklük tek başına yetmemekte, bu alanın kullanılma oranı da önem taşımaktadır. Bu alan kullanıldıkça sinir hücreleri arasında bağlantılar gelişmekte ve kontrol yeteneği artmaktadır. Bu bakımdan köpeklerin, içgüdülerine daha hakim hayvanlar olduğu söylenebilir. Zaten maymunun evcil olmadığın herkes bilir. Kavram kargaşası olmasın diye açıklamakta yarar var; maymun gibi, insanla anlaşan her hayvan evcil değildir, bunlar ehlileştirilmiş olan, yabani hayvanlardır. Evcilleştirme ile ehlileştirme farklı kavramlardır. Evcil bir hayvanın doğan yavruları da evcildir, oysa ehli olan yabani bir hayvanın yavrusu da yabani doğar ve bizimle anlaşabilmesi için ehlileştirilmesi gerekir.
Kaynak: Doç. Dr. Tamer Dodurka

Sibirya'daki bir kürk fabrikasının araştırmacıları, evcil tilki nesilleri yetiştirmek için 45 sene harcadıklarını ve sonuç olarak kocaman sarkık kulaklı, kıvrımlı kuyruklu ve daha yuvarlak suratlı ehlileştirilmiş tilkiler yetiştirmeyi başardıklarını açıkladılar.

Current Biology dergisindeki araştırmaya göre onlarca kuşak üzerinden yetiştirilen evcil tilkiler, evcil köpek gibi davranıyorlar. Yapılan bir seri testte vahşi kuzenlerinden daha zeki çıkan evcil tilkiler, insanların göz ve parmak işaretlerini yakalamada da daha hızlılar. Siyah-gümüş tilkilerden farklı olarak kafalarında, bacaklarında ve kuyruklarında beyazlıklar bulunan ehlileştirilmiş tilkiler, erkeklerin yeni en iyi arkadaşı olmaya adaylar.

************************************************** **************************************

Birkaç nesil boyunca ehilleştirilebilinen hayvanlar da genlerde bazı bozlulmayla beraber, içgüdüleri kontrol etmeye yönelik beyinsel değişimler yaşanıyor. Bu fiziki özelliklere ve deri rengine de yansıyor.

Burada çok kilit bir nokta var. Davranışlar ve yaşam koşulları sonucunda, dışarıdan genetik müdahale olmadan, genetik mutasyon yaşanıyor..bu bir ispat..ve bu eskiden olan bir çeşitliliğin tekrar ortaya çıkması değil..çünkü saflık ve arilik, deformasyon şeklinde zuhur ediyor.

Demek ki, dış koşullar mutasyona yol açabiliyor. Peki nasıl..bunun 45 yıl değil de 45.000 yıllık şeklini düşünmeli..DNA birkaç nesilde nasıl değişir bunun örnek alternatif bir şablonu süreci nedir..?

Achiles
29-11-2006, 18:38
Bu arada son yazımı, Sn Selçuk Efendinin üstteki 412 nolu gönderisiyle beraber okursanız...sinerjik etkiye kavuşuyor..:)

Sarı
29-11-2006, 18:50
Bu topiği yeni gördüm. Baştan sona okudum. İlginç bir tartışma olmuş.

Evrim konusu çeşitli yönlerinden ele alınmış ama benim takıldığım yer başka.

Evrim'in olmadığını savunan bazı arkadaşların referans aldığı şahıs ile ilgili.

Harun : Hz.Musa'nın kardeşi.
Yahya: Hz.İsa'nın vaftizcisi.

Neden tenezzül edip başka isim seçmemiş acaba?

Dünyada tüm önemli gelişmelerin arkasında yahudilerin olduğu söyleyen bu adamı kimin desteklediği belli de buranın konusu değil.

bu iki isim kuranda ismi zikredilen 28 peygamberden ikisinin isimleridir...Harun a.s. ve Yahya a.s peygamberdir yani...Kısacası seçtiği isimler dinine göre en güzel isimlerden...

akuarist
29-11-2006, 19:48
harun yahya denilen kişi kamuoyunda Adnan Hoca olarak bilinen kişidir.

oktar babuna , ebru şimşek gibi müritleri basında çokca tartışıldı. yaptıkları ortada.

bu kişiyi burda bilim adamıymış gibi göstermeyin!!!(beyin yıkamayı bilim adamlığı olarak saymıyorsanız eğer )

cavit
30-11-2006, 00:15
her devirde bazı insanlar hükmetme duygusu ağır basınca bu duygularını kontrol edemezler ve hakim oldukları konularla insanlara tahakküm etmeye çalışırlar... din de maalesef bundan payını alır, bilim de ve başka şeyler de.. islam ise bir sistemi anlatır ve duymamış, bilmemiş insanlara bildirmekle görevi biter... din içinde zorlama yoktur çünkü işin doğasına aykırıdır.

sn. selçuk efendi, sizin gibi düşünenler tercihim tabii ki, keşke herkes sizin gibi düşünebilse ve algılayabilse, saygılar.

kaleci1
30-11-2006, 02:45
sn. selçuk efendi, sizin gibi düşünenler tercihim tabii ki, keşke herkes sizin gibi düşünebilse ve algılayabilse, saygılar.

Aynen katılıyorum sn Selçuk efendinin bu konudaki düşüncelerine.Keşke uygulayıcılar egolarına yenilmeseler.Dünya bugünkinden çok farklı olurdu.Saygılar.

Achiles
30-11-2006, 20:26
http://upload.wikimedia.org/wikipedia/commons/8/81/ADN_animation.gif

Deoksiribonükleik asit ya da kısaca DNA, tüm hücreli canlıların ve bazı virüslerin biyolojik gelişimleri için gerekli genetik bilgiyi taşıyan bir çeşit nükleik asittir. DNA, canlının özelliklerinin soydan soya geçmesini sağladığı için bazen kalıtım molekülü olarak da adlandırılır.

Bakterilerde ve diğer basit hücreli canlılarda DNA hücrenin içinde dağınık biçimde bulunur. Hayvanları ve bitkileri oluşturan daha karmaşık hücrelerde ise DNA'nın çoğu hücre çekirdeğindeki kromozomlarda bulunur. Enerji üreten kloroplast ve mitokondri organellerinde ve pek çok virüste de bir miktar DNA bulunur.

Moleküler yapı bazen "kalıtım molekülü" olarak adlandırılsa da, DNA aslında tek bir molekül değil, bir çift moleküldür. Bu çift molekül, bir sarmaşığın dalları gibi birbiri çevresinde dönerek bir sarmal oluştururlar.

Sarmaşık dalına benzer her molekül, bir DNA "ipliği"dir. Bu iplikler birbirlerine kimyasal olarak bağlanmış nükleotidlerden oluşur. Nükleotidler ise bir şeker, bir fosfat ve bir de dört çeşit azotlu bazlardan birisinden oluşur.

Bu dört çeşit baz, adenin, timin, sitozin ve guanindir. Sırası ile A, T, C ve G harfleri ile kısaltılırlar.

Bir DNA ikili sarmalında, iki polinükleotid (çok nükleotidli) iplik hidrofobik etki ile bağlanabilirler. Hangi ipliklerin birleşik kalacağı zıt eşleşme ile belirlenir. Her baz diğer bazların yalnızca bir çeşidi ile hidrojen bağları kurabilir (A ile T, C ile ise G bağ kurabilir) böylece bir iplikteki bazın niteliği kurulan bağın gücünü belirler; zıt bazlar ne kadar çok olursa kurulan bağ da o kadar güçlü ve uzun ömürlü olur.

Hücre mekanizması DNA ikili sarmalını birbirinden ayırıp her iki DNA ipliğini de yeni birer ipliği sentezlemek için şablon olarak kullanma yeteneğine sahiptir. Yeni üretilen iplikler öncekilerle hemen hemen tamamen aynıdır, ancak mutasyon adı verilen hatalar oluşabilir. Hücrenin bu özelliğini laboratuvar ortamında taklit eden işleme de PCR (polimeraz zincirleme tepkimesi) adı verilir.

Eşleşme nedeniyle nükleotidlerdeki bazlar sarmal eksenine doğru dönüktür. Bu yüzden şeker ve fosfat grupları sarmalın dış tarafında yer alır, ve oluşturdukları iki zincir sarmalın "iskeleti" olarak adlandırılır. Gerçekte, bir nükleotidi DNA ipliğinde bir sonrakine bağlı tutan fosfat ve şekerler arasındaki kimyasal bağlardır.


DNA molekülü
Nükleotid dizisinin önemi: Bir gen içerisinde DNA ipliği üzerindeki nükleotid dizisi her canlının yaşamı boyunca üretmek ve "ifade etmek" zorunda olduğu proteinleri tanımlar. Nükleotid dizisi ile proteinlerdeki amino asit dizisi arasındaki ilişki basit çeviri kurallarıyla belirlenir, bu kurallara topluca genetik kod adı verilir. Genetik kod, kodon denilen, üç nükleotidden oluşan, üç harfli 'kelimeler'den meydana gelir (Örneğin ACT, CAG, TTT). Bu kodonlar haberci RNA (mRNA) ve taşıyıcı RNA (tRNA) aracılığıyla ribozomlarda her kodon bir amino aside denk gelmek üzere proteinlere çevrilirler. 64 değişik kodon olasılığı ve sadece 20 değişik amino asit olduğundan birçok amino asidin birden fazla belirtici kodonu vardır. DNA üzerindeki nükleotidler mRNA ve daha sonra tRNA üzerine kopyalanırken timin nükleotidi (T) urasil (U) ile değiştirilir. Ayrıca protein sentezinin başlangıcını belirten bir başlatma kodonu (AUG, metionin amino asidini kodlar) ile bitimini belirten üç olası bitiş kodonu (UAA, UAG ve UGA) bulunur.


DNA'nın çoğalması

DNA çoğalması ya da DNA sentezi, hücre bölünmesi öncesinde çift sarmallı DNA'nın kopyalanması işlemidir. Kopyalanan yeni DNA iplikleri hemen hemen tamamen aynıdır, ancak zaman zaman çoğalmadaki hatalar nedeniyle kopyalama mükemmel olmaz (bkz. mutasyon), ve sonuçtaki her iki sarmal da bir eski ve bir yeni iplikten oluşur. Buna yarı korunumlu çoğalma denir. DNA'nın çoğalması işlemi üç adımdan oluşur: başlatma, ikileşme ve sonlandırma.

Mutasyon, DNA’daki gen yapısını oluşturan nükleotid çiftlerinin sıralamasında veya yapısında oluşan, sentez edilecek olan proteinin yapısını ve işlevini saptırıcı nitelikteki değişiklik . Bireyin kalıtsal özelliklerinin ortaya çıkmasının sağlayan genetik şifre herhangi bir nedenden dolayı (X ışını, radyasyon, ultraviyole, bazı ilaç; ve kimyasal maddeler, ani sıcaklık değişimleri ) bozulabilir. Bu durumda DNA’nın sentezlediği protein veya enzim bozulur. Böylece canlının, proteinden dolayı yapısı, enzimlerinden dolayı metabolizması değişebilir.

Gen, DNA molekülünün ortalama 1500 nükleotitten oluşmuş canlının kalıtsal özelliklerinden herhangi birini taşıyan parçası.

Kalıtımın temel fiziksel ve işlevsel birimidir. Her gen, protein veya RNA molekülü gibi özel bir işlev taşıyan kromozomların belli bir noktasındaki nükleotid dizilerinden oluşur. Klasik genetikte, aynı biyolojik işlevleri yöneltip yöneltmemelerine ve karşılıklı rekombinasyon yapıp yapmamalarına göre allel ve allel olmayan genler vardır. Allel genler, aynı özellik üzerinde etkili olan genlerdir.

Klasik genetikte gen bir alt birim olarak kullanılır. Mutasyon ve kombinasyonların genlerde oluştuğu kabul edilir.

kaynak wikipedia

http://upload.wikimedia.org/wikipedia/commons/0/07/Gene.png

Achiles
30-11-2006, 20:35
‘İnsan ve Neandertal çiftleşmişlerdi’

ABD’li antropolog Erik Trinkaus, 35 bin yıllık iskeletler üzerinde yaptığı araştırmada, insanın atalarıyla Neandertaller’in çiftleştiklerini ve Avrupa halklarında Neandertal atalarından genetik kalıntılar olabileceğini öne sürüyor.

Antropologlar, insanların Neandertaller’le kültürel iletişime girdiğini savunuyor. Ancak biyolojik evrim tarihi açısından esas önemli soru, Afrika’dan gelen insanların, Avrupa’da hüküm sürmekte olan Neandertaller’le çiftleşip çiftleşmedikleri. ABD’nin önemli araştırma kurumlarından Washington University uzmanı Erik Trinkaus, Avrupa’daki insanların Neandertaller ile ilişkilerinin olduğunu savunuyor.

Trinkaus, araştırmasında Neandertaller ve insanlara ait kemik parçaları, kafatasları, çene kemiklerini karşılaştırdı. Mukayesede kullanılan insan kemiklerinin bir kısmı, Afrika’da yaşayan insanlardan seçilirken, bir kısmı da Avrupa’ya göçenlerden seçildi. Mukayesede insan kemiklerinde sadece Neandertaller’den kaynaklanabilecek bazı özelliklerin var olduğu tespit edildi.
Neandertal iskeleti 120 bin yıla ışık tutuyor

Bunların başında, Neandertaller’de olduğu gibi farklı beyin yapısının bir sonucu olarak kafatasının arkaya doğru bombe yapması geliyor. Ayrıca insanlarda çene kemiği ve kaslarının yapısı da Neandertaller ile çiftleşme belirtileri gösteriyor.
Hayat Ağacı’nda garip olan insan

‘NEANDERTALLER BİZİM KUZENİMİZ’

Trinkaus bulguları, “İki tür arasında çiftleşme olduğu, iki türün de birbirlerini sosyal olarak kabul ettiğiniz söyleyebiliriz” şeklinde yorumluyor.

Esas ilginç bulgu ise şu, Trinkaus’a göre bazı Avrupa halklarının genetiğinde Neandertal kalıntıları bulunuyor olabilir. Ancak Trinkaus bunun ne oranda belirleyici olduğunu henüz tespit edemiyor.

İnsanın ataları ve Neandertaller insanoğlunun hayat ağacının iki dalı. Birbirleriyle aralarında anatomik farklar olmasına karşın, bilim insanları iki türü ‘kuzen’ olarak niteliyor. Trinkaus her iki türün de birbirlerine diğer türlerle olduğundan çok daha yüksek ‘sosyal yakınlık’ gösterdiğini vurguluyor. İki tür arasındaki binlerce yıl yakınlıktan sonra insanlar ayakta kalırken, Neandertaller yaklaşık 30.000 yıl önce yeryüzünden silindi.

‘Tüccar’ insan, Neandertal’i tüketti

Trikaus’un araştırmasını yürüttüğü kemikler, Romanya’da Pestera Muierii mağarasında 1952’de bulunmuştu. Karbon tarihleme yöntemiyle yapılan mukayesede kemiklerin en az 35.000 yıllık olduğu tahmin ediliyor. Avrupa kıtasında şimdiye dek sadece çok az sayıda 28.000 yıldan daha eski insan kalıntısı bulunabildi.

İNSANLAR NEANDERTALLER’İ TÜKETTİ Mİ?

Avrupa’dan Özbekistan’a dek yayılan geniş bir coğrafyada yaşadıkları tahmin edilen Neandertaller’e ait en eski kalıntılarsa 400.000 yıllık. Neandertaller, fiziksel olarak oldukça güçlü olduklarından çok iyi avcılardı. Modern insanın atası ise yaklaşık 40.000 yıl önce Avrupa kıtasına güneyden giriş yaptı. Neandertaller’in soyunun ise insanların Avrupa’ya girmesinden yaklaşık 10.000 yıl sonra tükendiği tahmin ediliyor. En son Neandertaller’in İberya Yarımadası’nda 24.000 yıl önce öldüğü varsayılıyor.

Neandertaller’in soyunun nasıl tükendiği ile ilgili çeşitli varsayımlar mevcut. Kimi uzmanlar, iklim değişikliğinin açlık ve hastalıkları beraberinde getirdiğini, kimi uzmanlar ise daha zeki olan insanların Neandertaller’in sonunu hazırladığını düşünüyor. İkinci teoriye göre, zeki insanoğlu ticaret yaparak, kıtlık zamanlarında ayakta kalmayı becerirken, Neandertaller açlıktan kırıldı. Ancak, soylarının tükenme nedeni ne olursa olsun, Trinkaus Neandertaller’in modern insanın genetik havuzuna katkısı olduğunu vurguluyor.

Kaynak: Araştırma Proceedings of the National Academy of Sciences dergisinde yayımlandı

NTVMSNBC

Achiles
30-11-2006, 20:39
Şu ana kadar bulunanlar

Orta Awash'ta Australopithecus anamensis'in araştırıldığı alan, insan evriminin en uzun bölümünü yansıtan bir bölge. Burada altı milyon yıl öncesine kadar tarihlenen ve üstü üste bulunan 12 farklı tabakada tam 248 hominid insangiller- örneği bulundu.

Araştırma ekibinin daha önceleri bulmuş olduğu ve yeniden değerlendirdikleri hominidler şunlar:

Homo sapiens sapiens: Yaklaşık olarak 80.000 yıllık insan kafatası mezolitik dönem aletlerle birlikte Aduma da bulundu.

Homo sapiens idaltu: Herto'da ortaya çıkarılan üç kafatası anatomik olarak modern insana yakın insanların burada 160.000 yıl önce yaşadıklarını gösterdi.
Homo erectus: Bouri Daka'da Aşölyen taş aletlerle birlikte bulunan Homo erectus'un üç uyluk kemiği ve kafatasının üst kısmına ait bir parça bir milyon yıl öncesine tarihlendirildi.


Australopithecus garhi: Australopithecus'un 2.5 milyon yıl önceki bir türü olan bu hominid, Bouri Hata'da erken taş alet üretimi ve büyük hayvanlarının kesilip parçalanmaya başladığını gösteren kanıtlarla birlikte bulundu.

Australopithecus afarensis: "Lucy"nin de dahil olduğu bu türe ait 3.4 milyon yıllık dişler, çene ve baldır kemiği Maka'da bulundu.

Ardipithecus ramidus: Bugün artık bir düzine hominid örneğiyle temsil edilen 4.4 milyon yıllık bu tür Aramis'in ormanlık alanında ortaya çıkarıldı.

Ardipithecus kadabba: Çad ve Kenya'da bulunan örneklerle benzer zaman dilimlerine ait 5.7 milyon yıllık hominid Orta Awash'ın batı kayalıklarından çıkarıldı.

Achiles
30-11-2006, 20:41
http://www.geocities.com/palaeoanthropology/nean3.jpg

Homo neanderthalensis: İnsanoğlunun baş rakibi, Avrupa ve Önasya'da, 200.000-27.000 yılları arasında yaşadı. Homo sapiens, yani bizlerin kuzeni sayılıyor. 1.60 boyunda 80 kg ağırlığında. Tarihçiler bizlerin ortaya çıkışıyla onlarla belirli zamanlarda ortak bölgeleri ve zamanı kullandığımızı belirtiyor. Kasları güçlü, kemik yapısı iriydi. Avcı olup etle besleniyordu. Bu türün neden kayıp olduğu bilinmiyor. Bir teoriye göre, bizler daha çabuk çoğaldık ve onlara yaşam alanı kalmadı..

JoNaThAn
30-11-2006, 22:48
http://www.geocities.com/palaeoanthropology/nean3.jpg

Homo neanderthalensis: İnsanoğlunun baş rakibi, Avrupa ve Önasya'da, 200.000-27.000 yılları arasında yaşadı. Homo sapiens, yani bizlerin kuzeni sayılıyor. 1.60 boyunda 80 kg ağırlığında. Tarihçiler bizlerin ortaya çıkışıyla onlarla belirli zamanlarda ortak bölgeleri ve zamanı kullandığımızı belirtiyor. Kasları güçlü, kemik yapısı iriydi. Avcı olup etle besleniyordu. Bu türün neden kayıp olduğu bilinmiyor. Bir teoriye göre, bizler daha çabuk çoğaldık ve onlara yaşam alanı kalmadı..

daha karizma, oturaklı ve bilgili gibi duruyor..

şuanın insanları gibi sığ durmuyor..az olan özdür ya.. ya da amipler kaplanlardan daha hızlı çoğalırlar ya:) bu söz bi kitapta geçiyordu..okuyanlar bilirler..

onun gibi bişey..uzun yıllar önce..

şunuda unutmamak lazım..heryerden milyarlarca fosil çıkmayacak.dünyanın nüfusu 2.dünya savaşından sonra, sağlık ve düzenli yaşam koşullarının yerleşmesiyle milyarlara katlandı..100yıl önceki nüfus, son 3-5 yılda artan nüfusa göre hiçte orantılı gitmiyordu..canlı sayıları çok azdı.hayvanlar arasında bu dengedeydi..çünkü besin zinciri söz konusu..herkes hayvanlardan besleniyordu,insansılar hatta hayvanların kendileri bile..

şuanki dünyanın durumuyla karşılaştırılmasın..şöyle düşünün mesela..1500 yıl önceki bedir savaşı..1000 küsür kişiyle yapıldı.ozamana göre çok büyük bir savaştı elbet.yada diğer eski tarihi savaşları..bikaç yüz kişiyle yada 1000-2000..ama şuan için sadece her gün aynı anda metroya bindiğiniz kadar insandan ibaret..

anlatmaya çalıştığım,insan ve insansı nüfusunun özellikle bölgelere dağıldığında ne kadarda az olduğu..

Achiles
30-11-2006, 23:06
Evrimle ilgili şöyle genel bir bilgilerimi tazelemedim.

Objektif gözlemim ve değerlendirmem. Teoriyi savunanların içinde de, karşı çıkanların içinde de bilimden uzak, tamamen ideolojik kaygılarla yapılmış sahtekarlıklar var..

Dolayısıyla tüm bulgulara, destekler veya çürütür yönde şüpheyle bakılmalı..yıl hesaplamalarında, gözlemsel yorumlarda ideolojik kavgalar ve kaygılar sonucu tahrifatlar var..belki de bu buluntular bağımsız bilim kurullarında tekrar sil baştan ele alınmalı, yeniden tarihlendirilip, yorumlanmalı ve tasdik edilip arşivlenerek yayınlanmalı..

Bir yanda değişik formlarda, farklı zamanlara ait insan iskeletleri kuşku götürmez gerçekliğiyle duruyorken, diğer yandan inatla aynı döneme ait ama günümüz insan iskeletine birebir uyanları da var...buna açılım kazandırmak için, insan ve insansı kavramları türüyor, daha sonra da birbirine kaynaştırıp süreç izahate çalışılıyor..

Bazı bilimsel hile yöntemleriyle, karbon yaşını eskitmenin ve ait olduğı yılın çok daha eskiymiş gibi göstermenin mümkün olduğunu biliyorum. Buna karşı tedbir olarak da daha yeni yöntemler geliştirilmişti. Ancak her iki tarafında sahtekarlıkları sözkonusu..ve bunu fiilen yapanlar bilimadamı namını almış kişiler..acı birşey..

Yukarıda saydığım buluntulardan biri bile doğruysa -ki öyle tahmin ediyorum, birkaç milyon yıllık bir insan geçmişinden bahsediyoruz.

Milyon yıl öncesine ait aletler, yüzbin yıl öncesine ait dikiş iğneleri, bıçaklar, giysiler..bu sürecin sadece ve sadece son:

3000/100.000 = %3 üne,
3000/1.000.000 = % 0,3 üne vakıfız.

Bu nedenle, her ne pahasına olursa olsun, arkeolojik ve jeolojik çalışmalar ve bunlara ait yorumları da kapsayan tüm bilimsel çalışmalar, alaya alınmadan, ciddiyetle devam etmelidir.

Her ne kadar bu çalışmalar ve araştırmalar, tüm teist veya ateist söylemlerde kullanıldı ve yine kullanılacak da olsalar, bilimsel onur bunlardan soyutlanarak kendi temel değerlerine ihanet edecek uygulamalardan kaçınarak çizgisini bozmamalıdır. Çünkü malumunuz, o zaman gerçek artık erişilmez olacaktır.

Evrim teorisini savunanların fikirlerinin altında yatan gerçek, din bir afyondura dayanan materyalist diyalektikse,

veya evrime karşı olanların fikirlerinin altında yatan korku, evrimin ilahi yaradılış izahatine zarar vereceği, imanı zayıflatacağı endişesi ise,

ben iki gruba da dahil değilim.

İdrak edilemeyeni, idrak edemediğini idrak eden, idrak etmiştir. Popüler kullanımı bildiğim tek şey hiçbir şey bilmediğimdir.

bu topikteki son yazımdır..kıvılcımsız kalmayın..saygılarımla

ceng
01-12-2006, 14:16
1
Evrim teorisini savunanların fikirlerinin altında yatan gerçek, din bir afyondura dayanan materyalist diyalektikse,

veya evrime karşı olanların fikirlerinin altında yatan korku, evrimin ilahi yaradılış izahatine zarar vereceği, imanı zayıflatacağı endişesi ise,

ben iki gruba da dahil değilim.

2
İdrak edilemeyeni, idrak edemediğini idrak eden, idrak etmiştir.

3
Popüler kullanımı bildiğim tek şey hiçbir şey bilmediğimdir.

bu topikteki son yazımdır..kıvılcımsız kalmayın..saygılarımla

sayin achiles,

yazinizin alintilamadigim kismi 'gercegin pesinde' durusunun tercumesi.
hangi suur inkar edebilir?
numaralandirdigim
1.kisim 'ilimde -ist olmaz'.
2.kisim kuhafenin oglunun soyledigi/haddini bilme bilgisi. ama acilim getirilebilir.
3.kisim gercekten popular/amiyane:) -zil-zurna cuhelanin diline pelesenk- her ne kadar bilinenlerin olasi bilgi uzayinda azligi/onemsizligi anlatilmak istenmis olsa da.

saygilar.

deep
08-12-2006, 18:04
Aman nostalji yasadim resmen... Arkadaslar bu konu uzerine 2000 yilinda yazdigim bir yaziyi sans eseri buldum... Eskiden foruma post ederken cat diye gidebiliyordu yazilar.. Bu nedenle freehand'a yazip saklamisim... baska bi sey ararken buldum... Noktasina virgulune dokunmadan paste ediyorum :)

İnsan zamanla ne kadar degisiyormus yaw... :) Paylasmak istedim...



Bazi bilgilerin dogrulugu tartisilir...

"Din inanci olan ona kayitsiz sartsiz baglanmalidir" Bkz. Adem ile Havva

Ben inancli biri olaraktan ewrim teorilerinden cok Adem'in topraktan ve Havva'ninda hawadan yaratildigina inaniyorum.

O zaman iflin içine biraz daha girersek. Enerji olayina gireriz. Biz oldugumuzde bedenimiz toprak olur ama biz enerji olarak hala warizdir. bkz. Hiçbirsey yoktan war olmaz, warolan da yok olmaz... Yanlizca donusum wardir...

Bizlerin maymundan geldigini soyleyenlere... Maymun nerden geldi o zaman?

Bilim adamlari dine inanmazlar inanmamak zorundalar. Her seye mant›kl› bir sebep bulmak icin calisir dururlar. Peki ya mantiga sigmayan olaylari nasil aciklariz. Dini kitaplarda Bkz. Kuran-› Kerim... ak deniz ile buyuk okyanusun suyunun birbirine kar›smamas›, Yeryuzu hareketleri, dunya disi warliklarin olusu.. vs. vs... (6. yuzy›l)

Bilimsel aciklama: Dunyanin olusumu
1) gunefl yuzeyindeki patlamalardan sonucu olusan kuwwetli bir patlamadan sonra bir parca kopar ve dunya olusur.
2) cok buyuk bir goktafl›n›n gunese carpmasi sonucu gunesten kopan bir parca ile dunya olusur...

a) olusan bu gezegen önceleri basi bos gezmektedir (bkz. bos gezenin bos kalfasi) Bu gezintiler sirasinda icinde cok cesitli madenler ve bakterilerden olusan gok taslarinin dunyaya carpmasi.

Bkz. Herhangi bir kimyasal tekimeye kars›l›k wermeyen metaller ve bakterilerin warligi nerden gelir?

Bu çarpmalarin siddetiyle (siddete gore) bazi metallerin toprak parcalarinin ve bakterilerin bir k›sm› (hafif siddetteki carpmalar) yeryuzunde; bir k›sm› ise (siddetli carpmalar) magmaya s›k›sm›st›r. (bkz. Yanardaglardan cikan lawlar soguduktan sonra incelerin ve içlerinde yuzlerce farkl› yapiya sahip metal madenler icerdigi anlasilir)

Dunya'nin ilk olusum surecindeki yerkabugunun kalinligi az olmasi nedeniyle olusan milyonlarca yanarda€, ve magmada yanmadan s›k›san hidrojenin yeryuzune gaz olarak cikmasi ve yeryuzundeki gazlarla (yeryuzundeki gazlar bkz: dunyaya carpan goktafllari bunyelerinde cesitli gazlar icermektedir) fliddetli reaksiyona girerek f›rt›na ve ya€murlarin olusmasi (bkz. yerkürenin kalinligi artmaktadir)

Bu siddetli tepkime sonucu:

Dunya sular ile kaplanmistir ve tek bir k›ta bulunmaktadir.
Yeryuzundeki gazlar sekillenmeye baslamistir.

Simdiki awusturalya kitasinin guneyindeki bir dogal hawuzda olusan bir yosun turu ve ordaki kuma benzeyen toprak ortusu ile birleserek buyumustur ve bu birlesme sonucu oksijen aciga cikmistir. (bkz. bu kaynak hala oksijen uretmektedir. Göktafli çarpismalarindan olusan oksijenin yapisindan farklidir. )

Daha sonra buyuk bir gok tasinin denizlere carpmasi sonucunda...

Tek parca halinde olan buyuk k›ta parcalara ayrilmistir ve yerkabugu hareket etmektedir.

Bu carpisma sonucu buyuk bir yanarda€ olusmustur. (bkz. warsayim)

Bu çarpisma sonucu denisler taflmis golleri ve denizleri olusturmustur. Ve hayat bakterilerle birlikte baslamistir. O dönemdeki suyun, topragin ve gazlarin sürekli reaksiyon halinde olmasi çok farkli bir ortamin olusmasini saglamis bakteriler buyuyerek ve birleserek hucreleri> organlari>canlilari olusturmustur.. vs. vs...

‹lk etapta bu olusan canlilar denizde yasamislar ama bir k›sm› buyuyerek ve çift solunum yontemi ile (bkz. akciger ve deri solunumu) denizden cikarak karada yasam hayatlarini surdurmeye calismislardir. (bkz. kurba€a) (bkz. kurba€a.. Kurbaga yumurtadan ilk ciktiginda bir balik gibidir. Ve sadece deri solunumu yapar. Kurba€a buyudukce deri solunumu vucuda yetersiz kalir. Bu sure icinde kurbaganin bacaklari cikar ve kuyrugu duser. Ve akciger solunumu da yapmaya baslayarak karada ve suda yasayabilen bir canli olur)

Ortamin eksantirikliginden kaynaklanan hucre buyumeleri ve ewrimler, farkl› dollenmeler vs. vs... degisik canlilarin olusumuna ve bitki ortusunun gelisimine firsat tanir vs. vs. v.

Bundan sonrasi cok karisik yaw anlat anlat bitmez simdi :P Neyse kisa kesim.

Bu canlilarin gelisimi dewam etmekterir. Aradan yillar gecer. (bkz. 2 jeolojik zaman)

Dinazor dewri. Az cok biyionuz zati. Bu aradaki zamanlarda ipler kopmustur. ‹nsanlarin dinazor dewrinde yasadiklari ve varliklari fosillerle kan›tlanm›st›r. Ama tam anlamiyla bir aciklama getirilememistir. (bkz. bilim)

Bu durumda di€er varsiyamlara gidilmis. Adem ile Havva dan olusan bir toplum oldugu kabul gorulmustur (bkz. din)

Bu durumda her iki fikir ile yetinmeyen bazi insanlar arastirmalarini surdurmuslerdir. Bu da uzaydan geldigimiz fikridir???

Bu fikir mu k›tasindan esinlenilmistir.

(bkz. mu k›tasi: 1. jeolojik zamanda (dunyanin yer kabugu hareketlerini iceren zaman) K›talarin ayrilmasi ve bunlarin hareketlerinden dolayi Simdiki hindistan yarim adasinin asyadan uzak bir yarim ada oldugu fikri yaygindir ve en h›zl› hareket eden yer kabugu bolgesi oldugu dusunulur. Su anda y›lda 1.8 cm asya kitasina daha da yaklasan bu yarim adanin bu birlesmeden onceki hareket h›z› bilinmemektedir. (bkz. himalaya daglari: Himalaya daglari asya kitasi ile simdiki hindistanin birlesiminden olusmustur)

Kissadan hisse. Bu yarimada ayri bir ada iken insanlarin burda ufolara taptigi anlatilmaktadir. (Bkz. Himalayalarin icinde bir magara bulunmus. ve bu magaralarin duwarlarinda cooook eski zamanlardan kalan cizimlerin oldugu söylenmistir. Bu çizimlerden yola cikilarak ufolarin warligi ve insanlarin dunyaya ufolar wasitasiyla geldigi soylenmektedir (bkz. siyirmis bunlar ;D)

O magaranin bilinmeyen bir sebepten dolayi coktugu soylenir. Ama ayni teoriyi destekleyen ogeler wardir dunya uzerinde. (bkz. piramitler)

Bazi cevrelerce insanlarin bir enerji oldugu ve hatta cevremizdeki her nesnenin birer enerji oldugu soylenir. Dine dayali olarak topraktan hayat buldugumuz (bkz. ruh) ve toprak olduktan sonra da yasamimizin bir enerji kutlesi olarak surdurdugumuz soylenir.

Bkz obur dunya: Buna gore biz enerji halini aldigimizde dusuncelerimizle bir dunya yaratarak bu dunyada enerji olarak yasamimizi surdurebiliriz.

Bkz cennet: Gene ayni teoriye bagli bulunarak. ‹yi wasiflara ve iyi dusuncelere sahip insanlar kendi kurduklari dunyayi kusursuz guzelliklerle suslerler.

Bkz cehennem: Gene ayni teoriye bagli bulunarak. Kotu wasiflara ve dusuncelere sahip olan insanlarin enerji haline donustuklerinde kendi kurduklari dunya kotu ve kotulukleri barindiran bir ortamdir.

Yani kendi cazani kendin vereceksin. Kendi cennetini ve cehennemini kendin yaratacaksin fikri... (bkz. yorumsuz)

kisaca:
1) Dini olarak Adem ile Havva'nin olusumu ve soyun dewami.

2) Bakterilerden olusan bedenlerin ewrimleriyle...

3) Uzaylilarin wasitasiylan

4) Zaten enerji olarak war olan insanin k›l›k degistirmesiyle (bkz. Bir turu olan realkarnasyon)

Sahsi firim. Dininden sasmayacaksin abicim. (bkz. ‹nanlar sorgulamazlar. Sadece inanirlar)

bitti. (fin) yani (the end)

cavit
08-12-2006, 18:50
Bir yerde iman yani teslimiyet şart yoksa bir kere geldiğimiz şu güzel dünyada imansız yaşamak büyük sıkıntı, ömrün çatışmalarla geçer. Neye inandığın önemli değil, çünkü gerçeği kimse bilmiyor, önemli olan inandığın gibi yaşayabilmek, gerisi boş.

deep
08-12-2006, 19:03
Bir yerde iman yani teslimiyet şart yoksa bir kere geldiğimiz şu güzel dünyada imansız yaşamak büyük sıkıntı, ömrün çatışmalarla geçer. Neye inandığın önemli değil, çünkü gerçeği kimse bilmiyor, önemli olan inandığın gibi yaşayabilmek, gerisi boş.

Cok guzel bir ozet olmus :)

JoNaThAn
10-12-2006, 05:08
Yaratılışçıların iddiaları ve bilimin yanıtları -1
Yaratılışçıların "Evrim Kuramı ispatlanamadı", "Evrim, termodinamiğin 2. kanununa aykırı", "Dünyanın yaşı 10 bin yıl", "Evrim gözlenemez", "Geçiş canlıları yoktur" gibi iddialarına bilimsel veriler ışığında yanıt veriyoruz.

Dr. Ümit Sayın

Bu makalede Yaratılış Efsanesine bilimsel kılıflar bulmaya çalışan bazı grupların Evrim Kuramını çürütmek için ortaya attıkları iddialar, bilimsel veriler ışığında yanıtlanacaktır. Bu gruplara ülkemizden bir örnek Adnan Hoca ve müritleridir. Harun Yahya imzası ile birçok kitap ve broşür yayınladılar. Özellikle bu yayınlardaki iddia ve safsataları çağdaş bilimin ışığında ele almak istedik. Teker teker, önce yaratılışçıların iddiasını, sonra hemen altında bilimin konuya ilişkin yanıtını veriyoruz.
Bilimde ispat kavramı
Yaratılışçıların iddiası : Evrim Kuramı ispatlanamamıştır.


Bilimin yanıtı: Bilimde kuramlar (teoriler), matematikteki veya mantıktaki gibi ispatlanamazlar. ‹spatlama kavramı halk tarafından yanlış anlaşılmakta, yanlış kullanılmaktadır. Bilim bir konudaki gözlemlerini açıklayan teorileri öne sürerken daha önce bilinen bilgileri ve gözlenen olguları önüne koyar. Bu olaylarla ilgili bazı bilimsel kanunları ve kuralları matematik, fizik, kimya gibi bilimlerin yardımıyla çıkarır. Daha sonra, bu gözlemi açıklamak icin, bazı hipotezler ortaya koyar. Bazı hipotezlerin doğruluğunu ve tutarlılığını, gözlenen ve test edilen deneylerle destekler veya bazı hipotezlerin yanlışlığını ispatlayarak bunları çürütür. Defalarca desteklenen hipotezler "Bilimsel Gerçek" (scientific fact) haline gelirler. Sonuçta bilim, teoriyi test edilen hipotezlerle ve gözlenen olgularla güçlendirir veya zayıflatır, bilimsel gerçeklerle destekler. Bilimin hiçbir dalında, teoriler matematikte veya mantıkta görüldüğü gibi yüzde 100 ispatlanamazlar; bilimde böyle bir ispat kavramı yoktur. Ayrıca bilimde dogma, dogmatik otorite, kutsal yasalar ve katı değişmeyecek evrensel kurallar da yoktur. Geçerli nedenler, kanıtlar bulunduğunda tüm kuramlar (teoriler) değiştirilebilir, yerine yenilerini bırakabilir (Newton mekaniğinin yerini rölativite kuramına bırakması gibi).
Kaynaklar: 1) National Academy of Sciences,Teaching about evolution and the nature of science, NAS Press, Washington, D.C.1998, s.1-9. 2) Douglas Futuyma, Evolutionary Biology, Sinauer, 1998, s.1-30.

JoNaThAn
10-12-2006, 05:08
Bilim dogma kabul etmez
Yaratılışçıların iddiası: Evrim Kuramı kutsal kitaplara ve dinlere aykırıdır; kutsal kitaplar, insanların ve hayvanların birdenbire yaratıldığını söylemektedirler.


Bilimin yanıtı: Pek çok din ve din adamı artık Evrim Kuramının bir gerçek olduğunu kabul etmiştir (1). Son olarak Papa bile Evrim Kuramının doğruluğunu tanıdıklarını açıklamıştır. Kutsal kitapların söyledikleri kelimesi kelimesine alındığında, Evrim Kuramı, Yaratılış Efsanesine aykırıdır. Fakat pek çok mezhep ve din, Yaratılışı artık daha farklı yorumlamaktadır. Ayrıca bilimde gerçeklere ulaşabilmek için hiçbir kutsal kitabın dogması bir anlam taşımaz; bilim dogma kabul edemez, kutsallığın veya doğa ötesi güçlerin de bilim için bir anlamı yoktur. Bilim gözlemleyebildiğini yorumlar; bilim, tutucu ve konservatif değil, devinimsel ve devrimseldir. Kutsal kitaplar ilk milennium sırasında henüz bilimin bugünkü kadar gelişmiş olmadığı dönemlerde, insanlar tarafından kaleme alınmışlardır ve içlerindeki bilgi değistirilemez. Kutsal kitaplardaki efsaneler (göğe yükseliş, Tufan, yaratılış) bugün bilimin bulguları ile tamamen çelişmektedirler ve bilime aykırıdırlar (2). Bu nedenle din adamları kurtuluşu, bu kitaplarda verilen bilgileri farklı yorumlamakta bulmuşlardır.
Kaynaklar: 1) NCSE, edited by Moleen Matsumura, Voices for Evolution, 1995, s.83-120. 2) National Academy of Sciences, Evolution and Creationism: A view from the National Academy of Sciences, 1999.

JoNaThAn
10-12-2006, 05:09
Evrim ve termodinamiğin ikinci kanunu

Yaratılışçıların iddiası: Evrim, termodinamiğin ikinci kanununa aykırıdır. Kaosdan düzen oluşamaz ve entropi sürekli artar, enerji boşluğa yayılır. Bu nedenle evrim yanlıştır, çünkü evrimin gerçekleşmesi için, entropinin zıt yönünde hareket eden bir güç gereklidir. Öyleyse evrim gerçekleşemez, entropinin ters yönündeki bu etkiyi ancak bir "yaratıcı" gerçekleştirebilir.


Bilimin yanıtı: Evrim entropiye aykırı değildir. Bu hipotez enerji verilen sistemlerde kaostan düzen oluşabileceğini hesaba katmamaktadır. Ayrıca termodinamiğin ikinci kanunu kapalı sistemler için geçerlidir. Organizmalar, açık bir sistemde enerji alışverişi yapmaktadırlar. Ortamda sınırsız enerji vardır; bu enerji daha düzenli, stabil kimyasal yapıların oluşabilmesi için kullanılmaktadır (1). Bir bisikletin parçalarının kendi kendine bir araya gelebileceğini varsayamazsınız, ama enerji harcayarak bu parçaları birleştirebilirsiniz. Bisikletin 100 parçası olduğunu varsayın, ilk bakışta bu parçalarin 100! (100 x 99 x 98 x 97..... x 2 x 1) farklı biçimde birleştirilebileceği düşünülse de bu doğru değildir. Çünkü bir didonu bir tekere, direksiyonun bir parçasını çamurluğa vidalama şansınız yoktur. Deneye yanıla hangi parçanın hangi kısma uyabileceğini bulursunuz, yaratabileceğiniz bir kaç montaj bisiklet çeşidi olabilir sadece, bu entropinin en aza indirgendiği durumdur. Belki bu parçalar 100-200 farklı şekilde de aynı enerji harcanarak birbirine eklenebilir, ama bir tanesi varlığını sürdürebilecek bisiklet olacaktır.
Aslında, stabil hücre durumunun yanı sıra katrilyonlarca stabil olmayan protohücre ve hücre durumları da meydana gelmektedir. Ama varlığını sürdürebilen, entropiye en uyum sağlamış, artık kendi içinde akardengeye (hemostasis) erişmiş hücredir. Biz sadece kendini sürdürebildiği için onun hakkında bilgi alabilmekteyiz, halbuki diğer stabil olmayan hücreler bozunup, yokolup gitmişlerdir ve sürekli bir, iki kararlı hücreye karşın tekrar katrilyonlarca stabil olmayan ve yokolup giden pro-hücre oluşmaktadır (2).
Örneğin, içerisinde birbirleri ile reaksiyona girebilecek, A ve B gazları olan bir kutuya enerji verdiğiniz zaman bile bu kapalı sistemde, möleküllerin birbirleri ile çarpışıp, yeni ve kararlı AB gaz moleküllerini oluşturabilmesi, enerji verilen ve enerjiyi içinde saklayabilen sistemlerde kararlı yapıların oluşabileceğine bir kanıttır. Biyolojik sistemlerin oluşabildiği, okyanus, doğa gibi açık sistemler ise, organik maddenin ana yapı taşlarını içermektedir, ortamdaki enerji sürekli yeniden kullanılmaktadır; üstelik güneşten ve uzaydan sürekli yeni enerji bu açık sisteme katılmakta ve buraya moleküler enerji, ısı, radyasyon biçiminde hapsolmaktadır. Yaratılışçılar eğer uzayda enerjinin dağıldığını söylemekteyseler, zaten Evrim Kuramı, uzayda enerjinin kullanılarak, yaşam oluştuğunu iddia etmemektedir. Yaratılışçıların bu hipotezi boş ve karanlık uzay için geçerli olabilir ancak. Bir meşe palamudundan yeterli enerji sayesinde, fotosentez gerçekleşmekte ve bir meşe ağacı büyüyebilmektedir. Güneş, entropinin artışı ile enerji kaybetmekte dünya ise enerji kazanmaktadır. Canlı organizmalar öldüğü zaman ise bu canlılar için "entropinin artışı" gerçekleşir, tüm enerji "tekrar kullanılmak üzere" doğaya karışır.
Kaynaklar: 1) Douglas Futuyma, Science on Trial, Sinauer, 1995, s.223. 2) Tim Berra, Evolution and the Myth of Creationism, Stanford University Press, 1990, s.126.

JoNaThAn
10-12-2006, 05:10
Dünyanın yaşı

Yaratılışçıların iddiası: Atmosferdeki düşük helyum miktarı, dünyanın genç olduğunu gösterir. Eğer dünya 4.5 milyar yaşında olsaydı, daha fazla helyum olması gerekirdi; çünkü helyum, uranyumun bozunmasından ortaya çıkar.

Bilimin yanıtı: Helyum çok hafif bir gazdır, hidrojen gibi yükselip uzaya karışır ve hidrojen gibi, atmosferde fazla miktarlarda olamaz.


Yaratılışçıların iddiası: Uzaydan dünyaya düşen meteorit kökenli toz, yılda 14 milyon tondur. Eğer dünya ve ay 4.5 milyar yaşında olsalardı, üzerlerinde 30-50 m yüksekliğinde toz olması gerekirdi.

Bilimin yanıtı: Uzaydan gelen toz hakkındaki bilgi yanlıştır. Uzay probları bu miktarın bahsedilenden binlerce kat daha az olduğunu göstermiştir. Ayrıca bu iddiayı yapanlar ne astrofizik ne de temel yerçekimi yasalarından haberdardırlar. Bu tozun atmosferik hareketler ve gittikçe artan yerçekimi nedeniyle dünyaya yaklaştıkça kitleleşip, okyanuslara karışacağını hesaba katmamaktalar. Ayrıca 1959'da Scientific American'da bu makaleyi yazan Hans Patterson, gerçekleri çok çarpıtmıştır. NASA'nın verilerine göre, güneş sisteminde santimetre kareye, saniyede 1016 gram toz düşmektedir. 5 milyar yılda dünyaya düşmesi olası hesaplanan toz miktarı santimetre kareye 10 gramdır, bu ise kolayca okyanuslara ve atmosfere karışacaktır.

JoNaThAn
10-12-2006, 05:10
Yaratılışçıların iddiası: Dünya 10 bin yıldan daha yaşlı olamaz, bunu manyetik alanı doğrulamaktadır. Çünkü manyetik alanı her 1400 yılda bir yarılanarak azalır. Halbuki Evrim Kuramı dünyanın 4.5 milyar yaşında olduğunu söylemektedir.

Bilimin yanıtı: Bu fikri ortaya atan, Dr. Thomas Barnes'ın daha temel fizik bilgilerinden haberdar olmadığı söylenmiş; bilim ortamlarında rezil edilmiştir. Dünyadaki kayalar, oluşumları sırasında, dünyanın manyetik alanına ait izler taşımaktadır. Bu olaya paleomagnetizm denilir. Atlas okyanusunun tabanındaki kayalar analiz edildiğinde, jeolojik tarih boyunca, çok değişik manyetik fluksiasyonlarla (sistematik çevrimsel değişim) ve vektörel değişimlerle dünyanın manyetik alanının değiştiği gösterilmiştir. Bu konuda binlerce makale vardır. Sadece Yaratılışçılar, dünyanın 10 bin yaşında olduğunu kanıtlayabilmek için böylesi yöntemlerle bilimi çarpıtmaktadırlar.
Kaynak: Ashley Montagu, Science and Creationism, Oxford University Press, 1984, s.37-41 ve 43-49.

JoNaThAn
10-12-2006, 05:11
Evrim gözlenebiliyor mu?

Yaratılışçıların iddiası: Biyologlar hiçbir zaman, bir türün evrimini gözlememişlerdir.

Bilimin yanıtı: Biyologlar bir türün evrimini defalarca gözlemişlerdir. Mikrobiyolojide bunun örneklerini her gün görmekteyiz, antibiyotiklere direnç kazanan bakteriler, ortama değişim gösteren ve evrimleşen virüsler buna örnektir. Bitki moleküler biyolojisi, yeni tür bitkilerin geliştirilmesine şahit olmuştur. DDT'ye direnç geliştiren böcekler bu evrime ve doğal seleksiyona birer örnektir.

JoNaThAn
10-12-2006, 05:12
Canlı hücre oluşturmak

Yaratılışçıların iddiası: Tüpte henüz tek bir canlı hücre oluşturulamamıştır.

Bilimin yanıtı: Belki henüz yaşamsal özelliklere sahip bir hücre deney tübünde oluşturulamamıştır, ama canlının temel bileşenleri olan amino asitler, nükleik asitler, şekerler ve pek çok organik molekülün kendi kendine oluşabileceği gösterilmiştir. Ayrıca ilk hücrelerin proto hücreleri olan koaservatlar, proteinoidler deney tübünde oluşturulmuştur (1). Proteinoidler, tıpkı hücreler gibi, aksiyon potansiyellerine, membran yapısına ve bölünebilme yeteneğine sahiptirler. Ayrıca dünya başlı başına dev bir deney tüpüdür ve her gün okyanuslarda yeni organik moleküller, yeni hücreler, yeni evrimleşen yapılar oluşmaktadır (2). Sorun laboratuvarda dünyanın 4 milyar yıl önceki koşullarını oluşturup, 4 milyar yıl bekleyememekten kaynaklanmaktadır. Ayrıca bugün herhangi bir canlının DNA'sı alınıp, belirli genetik özellikler değiştirilmektedir. Yani deney tüpünde genetik yapıyla oynanabilmektedir. 1997 ve 1998 yılında klonlanan ve yeni bir tür olarak dünyaya gelen canlılar deney tübünde yaratılan yaşama ait iyi bir örnek teşkil eder. Ama tek bir hücrenin kendi kendine deney tübünde oluşturulmasını beklemek bu koşullarda biraz safdillik olur.
Kaynaklar: 1) Sidney Fox,"The Emergence of Life, Basic Books, 1988. 2) Douglas Futuyma, Evolutionary Biology, Sinauer, 1998.

JoNaThAn
10-12-2006, 05:12
Yaşam kendi kendine oluşabilir mi?

Yaratılışçıların iddiası: Hayat kendi kendine 4 milyar yılda gelişemez. Bir nörona (sinir hücresi), bir pankreas hücresine bakın, reseptörlere, biyokimyasal reaksiyonların çeşitliliğine bakın. Hiç bu kompleks sistemler kendi kendine oluşabilir mi?

Bilimin yanıtı: Evrim gelişiminde hep önceki bilgi ve stabil yapı doğal seleksiyon sonucu daha sonraki canlılarda kullanılmıştır. Vücudumuzda hem balıklara, hem ilkel bakterilere, hem sürüngenlere ait özellikleri taşımaktayız. Nöronların gelişimi yaklaşık 4 milyar yıl almıştır, nöronlar sonsuz sayıdaki hücre oluşumunun ve evriminin son basamağıdır, sinir sistemi de öyledir, nöronların kompleks yapıları onların bir Tanrı tarafından birdenbire yaratıldıklarını göstermez; üstelik sinir sisteminin evrimlerine, alt basamaklarına diğer canlı türlerinde rastlamaktayız; özellikle canlıların sinir sistemlerinin incelenmesi, canlıların evrim boyunca basamak basamak geliştiğini göstermektedir (1, 2). ‹nsan vücudundaki ve memelilerdeki benzer biyokimyasal reaksiyonları, bunların evrimsel alt basamaklarını diğer canlı türlerinde de görmekteyiz. Reseptörlerin moleküler yapılarının aslında birkaç temel reseptörün zamanla farklılaşmasından meydana geldiği konusunda güçlü kanıtlar vardır; sinir hücrelerindeki aksiyon potansiyelerinin ve nörokimyasal olguların tek hücrelilerden başlamak üzere, tüm canlı türlerinde aynı ilkelere göre oluştuğu gösterilmiştir (3, 4). Sadece evrim, canlıya verdiği yeni özelliklerle, onların adaptasyon veya doğal seleksiyon konusunda daha şanslı hale gelmelerini sağlamıştır. Örneğin ilk meydana gelen amino asitlerdir, ikinci basamakta, thermal proteinler ve mikrokürecik proteinoidleri oluşmuştur, daha sonraki basamakta, ATP amino asitleri devreye girip evrimleşmiştir. Daha sonra da daha kompleks proteinler ve protein sentezleri gelişmiştir (5). Daha sonra prototip hücreler oluşmuş ve milyonlarca yılda, doğa deneye yanıla stabil hücreleri oluşturmuştur (6).
Kaynaklar: 1) John Eccles, Evolution of the Brain, Routledge, 1989. 2) Eric Kandel, James Schwartz, Principals of Neural Sciences, 1991, Elsevier. 3) Bertil Hille, Ionic Channels of Excitable Membranes, Sinauer, 1992. 4) Tashio Narahashi, Ion Channels of Excitable Cells. 5) Sidney Fox, The Emergence of Life, Basic Books, 1988. 6) Douglas Futuyma, Evolutionary Biology, Sinauer, 1998.

JoNaThAn
10-12-2006, 05:12
Yaratılışçıların iddiası: Aminoasitlerin ilk meydana gelen yığınları proteinoidler hiçbir düzene ve belirleyici yapıya sahip değildirler. Bu nedenle yaşamsal işlevlerde de yer alamazlar.

Bilimin yanıtı: Yaratılışçılar ilk amino asitlerin birleşiminden oluşan proteoinoidlere canlı veya DNA veya RNA'nın fonksiyonları ile oluşmuş proteinler gibi yaklaşmaktadırlar. Halbuki ilk proteinoidlerin değişik dizilerde sıralanabilir olmaları yaşamın başlamasına olanak tanıması için yeterlidir. Dünyada oluşan ilk hücreyi veya milyonlarca diğer hücre çeşidini bilmiyoruz. Primordial RNA'nın oluşması için bile bir milyar yıl geçmiştir. Sonuçta bugün bildiğimiz ve gördüğümüz hücreler başlangıçta yoktu. Bir kez oksijen kullanmıyorlardı, kimyasal reaksiyonlar çok farklıydı. Fotosentez yapabilmeleri için bile 1.5-2 milyar yıl geçmiştir. 2 milyar yıl 730 000 000 000 gün demektir; günlük hayatın mantığı ile bu süreleri kavramak insanlara çok zor gelebilir. Bir gün boyunca dev okyanuslarda doğal ortamda oluşabilecek proteinoid sayısını düşünürseniz, bunca sürede, hücrelerin kullanabileceği protein zincirlerinin bir şekilde bu proto-hücreleri bulabileceğini idrak edebilirsiniz. Bir aerob (oksijen kullanan) hücrenin oluşmasına dek geçen süre 2.5 milyar yıldır. Ökaryotlar 3.5-4 milyar yılda oluşmuşlardır. Dünyanın oluşumundan bugüne kadar geçen süreyi bir saat olarak alırsanız, doğa stabil bir ökaryot hücreyi oluşturabilmek için yaklaşık 55 dakika harcamış, son beş dakikada da diğer tüm canlıları meydana getirmiştir.

JoNaThAn
10-12-2006, 05:13
Dünya nüfusu neden 102100 kişi değil!?

Yaratılışçıların iddiası: Eğer insan dünyada 1 milyon yıldır varsa, bu yaklaşık 25.000 jenerasyona denk gelir. Bugün ortalama nüfus artışı yüzde 2'dir. 1 milyon yıl önce yüzde 0.5 olduğunu varsayalım. 25.000 jenerasyonda dünya popülasyonunun 102100 olması (10'un yanında 2100 sıfır) gerekirdi. Bu imkansızdır. Evrende bile 10130 elektron vardır. Halbuki insanlığın yaşını 5000-6000 yıl kabul edersek (Tufandan beri), yüzde 0.5'lik bir nüfus artışıyla dünya popülasyonu 3.5 milyar (yani bugünkü gibi) bulunurdu. Bu dünyada tufandan beri nüfus artışı olduğunu kanıtlamaktadır.

Bilimin yanıtı: Bu yaklaşım tarzı "anti-bilim"e güzel bir örnek teşkil edebilir. Bir kez Maltus doktrinini gayri bilimsel bir biçimde kullanmakta, çıkarmak istediği sayılara göre ilk popülasyonu ve artış hızını ele almaktadır. Yani 2 kişiden başlamakta (Nuh'tan sonra) sonra katlanarak dizi halinde nüfusu hesaplamaya kalkmaktadır. Halbuki ilk ziraat M.Ö. 8000 yıllarında başlamıştır (1). Bu dönemde eldeki arkeolojik verilere göre dünyada 8 milyon insan olduğu pek çok bilim insanı tarafından tahmin edilmektedir (1, sayfa:318-320). M.S. 1. yüzyılda dünya popülasyonunun 300 milyona atladığı bilinmektedir. Bu daha kesin bir sayıdır, çünkü Çinliler'in ve Romalılar'ın kayıtları kullanılmıştır. 1. yüzyıl - 1750 arasında 500 milyonluk bir sıçrayış olmuştur. Bu ise yüzde 0.056'lık bir nüfus artışına karşılık gelmektedir. 1750-1800 arasında yüzde 0.44'lük bir artışla 1 milyar insana ulaşılmıştır. ‹nsan nüfusu, 1800 ile 1850 arasında yüzde 0.52'lik bir artışla 1.3 milyar; 1850-1900 arasında yüzde 0.54'lük bir artışla 1.7 milyar; 1900-1950 arasında, yüzde 1.7'lik bir artışla 2.5 milyar; 1974-2000 arasında da yüzde 1.9'luk bir artışla 6.4 milyar olmuştur. Bu artış oranları Yaratılışçıların hipotezlerini çürütmeye yeter, ancak son 200 yıldır, yüzde 0.5'lik bir artış hızına sahip olduğumuza göre bu artış hızını bir milyon yıl önceye götürüp de kafadan uydurma sayılarla insan nüfusunu çok daha fazla olacakmış gibi göstermek, herşeyi kutsal kitaplara uydurma hevesinden kaynaklanmaktadır.
Kaynak: Michael Ruse, Darwinism Defended, Addison-Wesley Publishing Co., 1982.

JoNaThAn
10-12-2006, 05:13
Archaeopteryx bir geçiş canlısı mı?

Yaratılışçıların iddiası: Evrimcilerin sürüngenlerden kuşlara geçiş için verdikleri örnek olan Archaeopteryx, bir geçiş canlısı değildir. Archaeopteryx kuş olarak yaratılmış bir kuştur.

Bilimin yanıtı: Yaratılışçılar Archaeopteryx ile ilgili pek çok gerçeği çarpıtmışlardır. Öncelikle Harun Yahya ve grubu, Archaeopteryx'den bahsedebilecek bir bilgi ve eğitim birikimine sahip değildir, zaten yazdıkları da bunu göstermektedir; ayrıca Archaeopteryx ile ilgili pek çok gerçeği yalan söyleyerek çarpıtmaktadırlar. Çünkü Archaeopteryx'in sürüngenlerden gelişen bir kuş olduğu hipotezini destekleyen bulgular, yaratılışçılara büyük darbeler vurmaktadır. Yaratılışçılara göre Archaeopteryx veya diğer hiçbir sürüngen kuşa evrimleşmemiştir, sadece kuş olarak Tanrı tarafından yaratılmıştır (1, 2). Oysa paleontoloji ve kuşların evrimi ile uğraşan bilim insanları için gerek Harun Yahya'nın, gerekse ABD'li yaratılışçıların söylediklerinin hiçbir bilimsel ve akılcı değeri yoktur! (3, 4, 5, 6, 7). Dünyadaki tüm biyoloji, ornitoloji ve paleontoloji otoriteleri ve bilimcilerinin birleştiği bir nokta vardır: Kuşlar, birden fazla ortak ata-sürüngenden evrimleşerek, kuş haline milyonlarca yılda gelmişlerdir; fakat bu ortak atanın Protoavis mi olduğu, Archaeopteryx mi olduğu, yoksa her ikisinin de farklı ortak atalardan mı geldiği kesinlik kazanmamıştır. Ama kesinlikle bilinen, Archaeopteryx'in sürüngenlerden kuşlara bir geçiş hayvanı olduğudur. ‹şin komik yönü, Harun Yahya, aşağıda verilen ve kendi fikirlerini çürüten bazı referansları sanki kendi fikrini kanıtlayan bilgiler gibi sunmakta, bilimde ve referans verilişinde sahtekarlık yapmaktadır. Binlerce bilimsel makaleye göre, Archaeopteryx bir sürüngen, bir dinozordur, çünkü:
- Archaeopteryx iskelet sisteminin yapısı açısından dinozorlara çok yakındır. Comsognatus (ve diğer Theropoda dinozorlar) gibi iki ayağının üzerinde, öne eğilimli durmaktadır. Tüm iskelet sistemi, kuşlardan farklıdır ve bir dinozora benzemektedir.
- Archaeopteryx'in diğer kuşların aksine ağzında dinozor dişleri mevcuttur ve çene yapısı dinozorlara benzemektedir.
- Archaeopteryx'in 23 kuyruk vertebrasından oluşan kuyruğu hiçbir kuş türünde yoktur. Bu kuyruk, Triassic ve Jurassic dönemlerde görülen kuyruklu uçan Saurianlar'da mevcuttur. Bu kuyruk hayvanın uçmaya çalışırken veya koşarken ani yön değiştirmelerine yardımcı olmaktadır. Modern kuşlarda bu kuyruk ufalmış ve tek kemiğe dönüşmüştür.
- Archaeopteryx'in ağırlık merkezi ve kanat iskelet yapısı tüm diğer kuşlardan farklıdır, bu Archaeopteryx'in bildiğimiz kuşların uçtuğu kadar rahat uçamayacağını kanıtlamaktadır.
- Bilinen altı Archaeopteryx iskeletinde (Harun Yahya'nın iddia ettiği minik bir sternuma sahip hayvanın 7. Archaeopteryx olup olmadığı tartışmalıdır) (3) sternum mevcut değildir; olsa bile çok küçük olma ihtimali vardır. Halbuki kuşlardaki furcula (lades kemiği) denen kemik yapısı onların uçmayı sağlayan güçlü kaslarının tutulmasını mümkün kılmaktadır.
- Sürüngenlerde ayaktaki metatarsal kemikler birbirinden ayrıdır, modern kuşlarda bu metatarsal kemikler tek kemik olarak kaynamıştır. Archaeopteryx'den önce oluşmuş ve anatomik olarak Archaeopteryx'e çok benzeyen, Compsognatus'da ayaktaki metatarsallar ayrıdır, Archaeopteryx'de ise bu metatarsallar kaynamıştır, yani Archaeopteryx ayak metatarsal kemikleri açısından kuş ile sürüngenler arasında bir yerdedir.
- Archaeopteryx'in ayakları Theropoda dinozor atalarına benzemektedir, uç uzun ayak parmağı, bir de geri giden kısa parmak.
- Archaeopteryx'in kanatlarında hiçbir kuşta olmayan dinozor pençeleri mevcuttur; bir tek Hoatzin kuşu isimli bir kuşun gelişim evresinde kısa bir süre için kanat pençeleri oluşur (Hoatzin kuşu için aşağıya bakınız). Kuşlarda ön kol kemikleri birleşmiş ve kaynamıştır ve bunlar kanatlara tutunur; Archaeopteryx'de ise kanatların ucunda dinozor pençeleri vardır.
- Archaeopteryx'deki pektoral kaslar, dinozorlarda, sürüngelerde olduğu gibi ince gastral kaburgalara tutunmaktadır.
- ‹yi uçucu kuşlarda hava kesecikleri, akciğerlerden kemiklere kadar uzanıp tutunurlar, böylece uçuş sırasında harcanan enerjinin sağlanması için, oksijen gereksinimini karşılanmış olur. Archaeopteryx'de hava kesecikleri olmadığı gösterilmiştir; yani Archaeopteryx iyi uçucu bir kuş değildir.
Öte yandan, Archaeopteryx'de kuşlarda olan özellikler de vardır:
- Kuşlardaki kemiklerin büyüme merkezi uçlardadır; sürüngenlerde ise bu kemiğin merkezindedir. Archaeopteryx'de boşluklu kemiğe ait bir ize rastlanmamıştır.
- Archaeopteryx'in pençeli kanadında ve kuyruğunda tüyler vardır, bu da onu sürüngenlerden ayıran ve kuşlara yaklaştıran bir özelliktir.
- Archaeopteryx'in tüyleri asimetrik ve aerodinamik bir yapı gösterir. Deve kuşu, hindi gibi uçma yeteneğini yitirmiş kuşlarda ise tüyler simetrik yapıdadır. Bu özelliği ile Archaeopteryx uçabilen kuşlara daha yakındır.
Bu özelliklere göre, bilimsel ilkeler ışığında Archaeopteryx bir sürüngendir, ama kuş özellikleri taşıyan bir geçiş sürüngenidir. Ya da şöyle de denebilir, Archaeopteryx, kendi döneminde hem kuş özellikleri hem de sürüngen özellikleri taşıyan, kuşun atalarından birisidir. Tabii, kuşların oluşumu milyonlarca yıl sürmüştür, pek çok diğer sürüngen kuş mevcuttur, bunların hepsinin birden fazla ortak atası olabilir. Kaynaklar: 1) Harun Yahya, Evrimcilerin Yanılgıları, s.13-20. 2) Harun Yahya, Evrim Aldatmacası, s.22-24. 3) Pat Shipman, Taking the Wing: Archaeopteryx and the Evolution of Bird Flight, A Touchstone Book, 1999. 4) Kevin Pedian and Luis Chiappe, The Origin of Birds and their flight, Scientific American, February 1998, s.38-47. 5) Peter Wellnhofer, Archaeopteryx, Scientific American, May 1990 s.70-77. 6) Kevin Pedian, Early Bird in Slow Motion, Nature, August 1996, 382:400-402. 7) Alan Feduccia, The origin and evolution of birds, 1996, Yale University Press

JoNaThAn
10-12-2006, 05:14
Hoatzin kuşu

Yaratılışçıların iddiası: Evrimciler Archaeopteryx'in kanatlarında pençelerinin olmasının onu dinozora benzettiğini söylemektedirler, halbuki bugün, kanatlarında pençeleri olan başka bir kuş vardır. Hoatzin kuşu buna örnektir. Öyleyse Evrimciler yanılmaktadırlar.

Bilimin yanıtı: Hoatzin kuşu hakkında söyledikleri Harun Yahya'nın ve yaratılışçıların gerek genel biyoloji konusunda gerekse Hoatzin kuşu konusunda ne kadar cahil olduklarını ve gerçekleri ne kadar çarpıttıklarını göstermektedir. Hoatzin kuşu Güney Amerika'nın yağmurlu ormanlarında yaşayan yaklaşık 50-60 cm uzunluğunda bir kuştur. Yumurtadan yeni çıkan Hoatzinler'de kanadın ucunda pençe olduğu için, uzun süre Hoatzinler belirli bir sınıflamaya konulamamıştır (1, 2). Geleneksel olarak, Galliformes grubuna konmuş olsalar da, öncelikle Archaeopteryx gibi kötü uçan bir kuş cinsidir, büyürlerken uzun süre uçamazlar; sindirim sistemleri tamamen diğer kuşlardan değişiktir. DNA analizleri, Cuculidea isimli bir çeşit guguk kuşuna daha yakın olduklarını göstermiştir. Yumurtadan çıkan yavrularda kanatlarda bulunan pençeler bir süre sonra yokolurlar ve tüylere dönüşürler. Biyologlar ve ornitologlar için Hoatzin kuşu günümüzde yaşayan ve Archaeopteryx'e gelişim süreci içinde bazı benzerlikler gösteren nadir kuşlardan birisidir ve Archaeopteryx'den sonra bazı dinozor-kuşların evrimleşmesinden gelişmiş olabilir. Özellikle kanatlardaki pençelerin yavrularda olması ve bunun erginlikle yokolması, Hoatzin'de kanatlarda -yavruyken de olsa- pençe geliştirebilme yeteneği olduğunu göstermektedir. Bu örnek Archaeopteryx'e bir açıdan yakınlığı olan tek örnektir ve Archaeopteryx'in kuşlara evrimleşmekte olan bir dinozor olma hipotezini ortadan kaldırmaz, aksine güçlendirir.
Kaynaklar: 1) Pat Shipman, Taking the Wing: Archaeopteryx and the Evolution of Bird Flight, A Touchstone Book, 1999, s.195-197. 2) Hedges SB et al, Pylogenetic relationship of the hoatzin, an enigmatic South American Bird, Proceedings of National Academy of Sciences, 92:11662-11665, 1995.

JoNaThAn
10-12-2006, 05:15
Kuşların diğer ataları

Yaratılışçıların iddiası: Evrimcilerin Archaeopteryx ile ilgili iddiaları, Archaeopteryx'ten 75 milyon yıl daha yaşlı Protoavis isimli kuş tarafından çürütülmüştür. Dolayısıyla Archaeopteryx kuşların atası değildir, çünkü kendisinden eski kuşlar da vardır.

Bilimin yanıtı: Evrimciler hiçbir zaman kuşların atası tek bir canlıdır dememişlerdir. Bu yaklaşımda da şeriatçının ya da yaratılışçının bilimsel bilgiyi kendi isteği doğrultusunda nasıl çarpıttığı görülmektedir. Kuşların birden çok atası vardır, Archaeopteryx tesadüfen bulunan atalardan birisidir. Archaeopteryx bundan 150 milyon yıl önce yaşamıştır, ama ondan önceki 100 milyon yıl içinde kuşkusuz ki, pek çok sürüngen ve dinozor türü, hem memelilere hem de kuşlara evrimleşmelerini sürdürmüşlerdir. Hiç unutulmaması gereken nokta, sürelerin milyon yıllarla ifade edilmesidir. Homo sapiens'in ve yakın atalarının 50.000-1 milyon yıl önce evrimleştiği göz önüne alınırsa ve bir milyon yıllık bir sürenin ne kadar uzun olduğu hatırlanırsa, bu evrim imkansız değildir. Protoavis, Archaeopteryx'ten 75 milyon yıl önce yaşamıştır; çok parçalı bir iskeleti vardır, ama kuşlara Archaeopteryx'ten daha fazla benzemektedir; fakat bir dinozor kuştur. Ama bu bilgi kuşların sürüngenlerden evrimleştiği hipotezini çürütmez, sadece güçlendirir. Çünkü bu demektir ki, en az 225 milyon ile 150 milyon yıl önce, kuşlara ve sürüngenlere benzeyen canlılar vardı ve 65 milyon yıl önce dinozorlar yokolana dek, en az bir 160 milyon yıl evrimleşmeyi sürdürdüler. Bu evrimleşme içinde Sinosauropteryx (sürüngenlere yakınlık), Velaciraptor ( uzun kapıcı kollar), Iberomesornis (güçlü kanatlar, omuzdan göğüse inen kemikler, yerden yükselme yeteneği), Enantiornithes (iskelette daha fazla kaynama, alula ve artmış uçuş yetenekleri), Aoalulavis (alula ve uçuş yeteneği) ve daha pek çok dinozor iskelet yapısına sahip, dinozor dişlerine, pençelerine ve başka özelliklerine sahip dinozor kuş evrimleşmesini sürdürmüştür. Kaynaklar: 1) Pat Shipman, Taking the Wing: Archaeopteryx and the Evolution of Bird Flight, A Touchstone Book, 1999. 2) Kevin Padian and Luis Chiappe, The Origin of Birds and their flight, Scientific American, February 1998, s.38-47. 3) Peter Wellnhofer, Archaeopteryx, Scientific American, May 1990 s.70-77. 4) Kevin Pedian,Early Bird in Slow Motion, Nature, August 1996, 382:400-402. 5) Alan Feduccia, The origin and evolution of birds, 1996, Yale University Press.





Yanıtlar serisi kaynak:
http://www.geocities.com/wankeragnostic/evrim_bilimcevap.htm

Genel not: Yaratılışçıdan kasıt, inanan v.s insanlar değil.bu kelime, Harun Yahya (Adnan Oktar) ve yandaşları gibi insanlar için; yani bazı verileri kasıtlı bir şekilde çarpıtanlar için kullanılmıştır.

son_azrail
10-12-2006, 08:10
herkes evrim e tabi olduğuna göre hep ileri gidecek bir adımmız olduğuna göre son gelinen noktada 13-14 yaşlarında çoçuklara tecavüz eden sayısısında artışıda bu kurama eklemek suretiyle şöyle bir kuram kurabilirmiyiz....tecavüzcü insanlık....bırakın geçmişi evrim adam yazmış zamanında oke oldu bitti günümüzün dertlerine bakıp onlara çözüm üretmek bence daha mantıklı....

JoNaThAn
10-12-2006, 11:42
hepsi ayrı kategoride.bilim ayrı,hukuk ve toplumsal sorunlar ayrı sevgili dostum azrail.bunlardan herangi birisini eksik yerine getirirsek, bu da zararlı.. herşey dengede olmalı.;)

deep
13-12-2006, 14:03
İnek sütü insan evrimine ışık tutuyor
Bazı Afrika kabilelerinin, son 3.000 yılda tarımın gelişmesine paralel sütteki laktik aside karşı genetik direnç geliştirdiği saptandı. Araştırma, kültürün insan genetiğini değiştirdiğinin ilk kanıtı.


haberin devami icin tiklayin (http://ntvmsnbc.com/news/393743.asp)

ANaTHeMa
23-12-2006, 02:04
Evrim üzerinde çalışılması gereken, canlı hayatın sürekliliğini sağlayan kaçınılmaz değişimin diğer adı.. ancak bu evrimi, ispatlanmaya çalışılan evrim teorisi ne kadar açıklayabiliyor, tartışılır.. türler arası geçişi imkansız kılan kromozom yapıları, türlerin başlangıçlarının da ayrı olduğunu düşündürüyor.. insandaki kromozom sayısı 46.. artı eksi 1 olduğu zaman insan mongollaşıyor ve üreme yeteneğini yitiriyor.. dolayısıyla başka bir canlıdan veya tek hücreden zincirleme olarak mevcut insan yapısına geçiş olması olanaksız.. en güçlü olasılık insanın ve diğer canlıların kendi atalarından üreyerek çoğaldığı.. evrim ancak türün kendi içerinideki değişim ve mutasyonları inceleyebilir, farklı türlerden diğer türlere geçişi değil.. başlangıç olayına gelince ise.. bu kadar organize ve mükemmel oluşum gösteren organizmaların varlığını rastgeleliğe ve zamana dayandırmak imkansız.. çok kompleks ve mükemmel yapılara sahip olan canlıların ancak mükemmel ve olağanüstü bir varoluşla hayata başladıkları düşüncesi en kabul edilebilir görüş olarak duruyor.. bu direkt görsel olarak ispatlanabilir bir durum değil tabi.. evrendeki milimetrik düzeni ve mükemmel organizmaları mevcut şekilde sistemleştiren, aklımızın hayal edemeyeceği derecede müthiş bir kudret ve bilgi sahibi bir yaratıcı gerçekten var mı, varsa onu bu mükemmelliyetçiliğinden ötürü tebrik etmek ve ona şükranlarımızı sunmak gerekir mi gerekmez mi diye düşündüm gece vakti işte bla bla yeter gaaaarii:)

insanlar önce geviş getiriyorlarmış, bir süre sonra gevirmeye başlamışlar.. gevirip dururken içlerinden bir kısmı gevirmeyi bırakıp evirmeye başlamışlar.. daha sonraları bir başka güruh da bu evirme işini devirip evrime çevirmişler.. daha sonra evrimin kendisi de değişmiş ama adı değişmemiş günümüze kadar gelmiş tartışılır olmuş.. şekil 1a'da olduğu gibi

klasik evrim düşüncesi (ideolojik olan veya darwincilerin ispatlamaya çalıştıkları)belki bazı değişimleri açıklayabilir ama "canlı ve cansızların ortak oluşturdukları doğadaki sistematiğin rastgelelikle veya iradesi olmayan şartların zoruyla" mükemmel tümevarımı açıklaması imkansızdır. kainattaki sistematik bir mükemmellik eseridir.. bilim bu mükemmelliğin parçalarını açıklar.. değişim de mükemelliğin bir parçasıdır, kendisi değil..

ANaTHeMa
23-12-2006, 03:43
İnsan DNA'sı ile maymun DNA'sı arasındaki farkın evrimce açıklanamayacağına dair Alman bilim adamlarının yaptıkları araştırma Time dergisinde yayınlandı 2 ay önce.. insan vücudunda 100 trilyona yakın hücre var ve her hücrenin içinde insana ait tüm özellikleri barındıran bir DNA molekülü bulunuyor.. ve her DNA molekülünde de bir milyon sayfalık bilgi kodu var.. değişim ve varsayımlarla açıklanamayacak kadar müthiş bir yapı..

Time dergisindeki 8 sayfalık "What Makes us Different?" başlıklı yazıyı okumak için;

http://www.time.com/time/magazine/article/0,9171,1541283-1,00.html

mitli
23-12-2006, 06:16
Geçen ay, Time dergisinde canlılar arasındaki genetik benzerliğin evrime işaret ettiği aldatmacasıyla ilgili bir makale yayınlandı. Zaman zaman evrim teorisiyle ilgili haberlere yer veren derginin Michael D. Lemonick ve Andrea Dorfman adlı yazarları tarafından kaleme alınan makale "Bizi Farklı Kılan Ne?" (What Makes Us Different?) başlığını taşıyor. Ne var ki evrimi çürüten gerçekler evrimci bakış açısıyla ele alınmış makalenin bizzat içinde gizli. Bu ifadelerden biri şöyle:

"Genom üzerindeki küçük değişiklikler aradaki tüm farkı ortaya çıkarmıştır. Tarım, dil, sanat, müzik, teknoloji ve felsefe gibi icraatlar bizleri şempanzelerden ayırır. Bunlar bizim genetik kodumuzda anlık fraksiyonlar içine kodlanmışlardır. Şimdiye kadar hiç kimse bunların nerede olduklarını ve nasıl çalıştıklarını bulamamıştır, fakat hücrelerimizin çekirdeği içerisinde bir yerlerde avuç dolusu amino asit vardır ve bunlar spesifik bir sıralamada düzenlenmişlerdir. Böylece şempanzelerden daha iyi düşünebilen ve daha iyi işler yapan beyin gücü ile donanmışızdır. Bunlar bize konuşma, yazma, okuma, senfoniler besteleme, şaheser resimler yapma ve moleküler biyolojiyi araştırma yeteneği vermektedirler."

Görüldüğü gibi yazarlar şempanzeyle insanı ayıran özelliklerin farkında olsalar da, bu farklılıkların yine genlerden kaynaklandığını ve hücre çekirdeğinin içerisinde henüz keşfedilemeyen bir yerlerde saklı durduklarını ileri sürmektedirler. Oysa bu farklılık moleküllerle, amino asitlerle ifade edilebilecek kadar basit değildir. O yüzden, materyalist bakış açısına sahip evrimciler tarafından hiçbir zaman hücrenin gizli saklı kalmış bir köşesinde bulanamayacaktır.

Evrim teorisini savunan bilim adamlarını bu kabil kördüğümlere götüren şey, maddî manevî her ne olursa, onu madde planında bulmayı umut eden bir bakış açısıdır. Nitekim şekerden, fosfattan ve karbon-hidrojen-azot-oksijen bileşiklerinden oluşan molekül zincirlerinin insana sevgi, saygı, sadakat, fedakârlık gibi asil duyguları, estetikten, sanattan zevk alma, sanat eserleri ortaya çıkarabilme, medeniyetler kurma, olayları analiz etme, okuma, yazma gibi yetenekleri kazandırabilecekleri, insan ruhu ve ondan da öte melekût boyutu devre dışı bırakılarak asla mantıkî bir çerçeveye oturtulamaz.

Çünkü kendisi sadece bir program olan DNA ya da genlere yapıcı bir kudret isnad edildiği zaman, bunların insan vücudunda yapıyor göründükleri şeyleri neredeyse mutlak bir şuur ile yaptıklarını kabul etmek lâzım gelir. Halbuki böyle bir şuur, sadece kendi yaptığı işler üzerinde bir bilgi ve kudret sahibi olmaktan öte, etki yaptığı tüm beden hakkında, hatta bedenin ilişki içinde bulunduğu tüm kâinat hakkında bir bilgi sahibi olmayı zorunlu kılar. Bu durumun saçmalığı apaçık belli olmasına karşılık, materyalizmin gözünü kör ettiği evrimci bakış açısı, hücrede yahut genlerde gördüğü her faaliyeti, sadece bu yapıların maddesine atfetmeye âdeta kendisini mecbur bilmektedir.

mitli
23-12-2006, 06:19
Evrimciler maymun ile insan proteinlerinin bazılarının birbirine benzemesinden de "maymunun insanın atası olduğu" yönünde çarpık bir sonuç ortaya çıkarmaktadırlar. Oysa amino asit dizilimindeki bir başka proteine bakıldığında, bu kez insan tavuğa veya solucana benzer çıkabilmektedir. Tüm bunlardan anlaşılmaktadır ki, moleküler düzeyde hiçbir organizma bir diğerinin "atası" değildir ve diğerinden daha "ilkel" ya da "gelişmiş" de değildir. Üstelik insan bedeninin diğer canlılarla moleküler benzerliklerinin olması son derece olağandır, çünkü aynı elementlerden oluşmakta, aynı moleküllerden oluşan besinleri tüketmektedir. Elbette ki metabolizmaları ve dolayısıyla genetik yapıları birbirine benzeyecektir. Bu ortak malzeme evrimin değil, ortak yaratılışın bir göstergesidir.

mitli
23-12-2006, 06:25
Önce İnsan Genomu Projesi'nin ne olduğunu ve neyi ortaya çıkardığını kısaca hatırlayalım. Bilindiği gibi evrimciler uzun bir süreden beri canlıların komplekslik düzeylerinin gen sayılarıyla orantılı olduğunu iddia ediyorlardı. Ancak genom projesi kapsamında elde edilen sonuçlar açıklandığında insan ile hiçbir evrimsel akrabalık kurulamayacak canlıların genetik yapılarının veya gen sayılarının insanınki ile büyük benzerlikler içinde olduğu anlaşıldı. Örneğin, insan gen sayısı mısır gen sayısı ile aynıydı. İnsan ile meyve sineği arasında ise çok küçük bir genetik farklılık bulunmaktaydı. Teorilerinin çok sayıdaki bilimsel açmazını genom projesi ile kapatmayı umut eden evrimciler, projenin bu çarpıcı sonuçlarıyla bir kez daha hayal kırıklığına uğramışlardı. Elde edilen bulgular hayali evrim şemalarını desteklemiyor, ne genler, ne fosiller, ne de canlıların morfolojik yapıları bu hayali şema ile hiçbir uyumlu özellik sergilemiyordu.

Ne var ki bilim dünyasına çok önemli bir bilgi kazandıran ve evrimcilerin oyunlarını altüst eden İnsan Genomu Projesi'yle birlikte, kim olduğumuzun belirlenmesinde genlerin çok önemli bir rol oynadıkları yönünde yanlış bir kanaat oluşmaya başlamıştı. Bu bilimsel keşifle beraber bazıları, insanın tüm karakter özelliklerine kadar her türlü özelliğinin genlerinde kodlu olup, insan hayatının bir formülden ibaret olduğunu düşündüler. Oysa proje üzerinde çalışan bilim adamları genlere gerçek dışı bazı roller yüklemenin yanlış olacağını belirterek bu yanlış düşünceye karşı insanları uyarmışlardı. Projeyi yürüten Ulusal İnsan Genomu Araştırma Enstitüsü'nün Başkanı olan ve geçtiğimiz aylarda Allah'a iman ettiğini açıklayan Dr. Francis Collins de 2001 yılında insanın DNA tarafından inşa edilmiş bir makine olmadığını ifade ederek yaratılışa dikkat çekenlerden biriydi:

"Birçoğumuz için DNA'nın insanlığımızın esas maddesi olduğu fikrini reddetmek için bilimin mekaniğinin dışında çok güçlü bir neden daha var. Bu, çok büyük bir gücün varlığına olan inançtır. Ama bazı bilim adamları ve yazarlar manevî eğilimi tamamen hurafe olarak kabul etmektedirler. Nitekim Richard Dawkins, “Bizler DNA tarafından inşa edilmiş ve amacı aynı DNA'nın kopyalarını üretmek olan makineleriz. Bu her canlı nesnenin yaşamak için tek nedenidir,” tespitinde bulunmuştur. Oysa gerçekten öyle mi? İnsan olmayı, bir bakteri veya böcek olmaktan ayıran bir şey yok mu?"

Francis Collins genom şifresini çözdükten sonra The Sunday Times'a yaptığı açıklamada yaptığı keşifle ilgili şöyle demiştir:

"İnsanlık hakkındaki tüm bilgileri ve sırları içinde barındıran 3.1 milyar harflik bu kitap karşınıza çıktığında ve sayfaları tek tek incelemeye başladığınızda, büyük bir hayranlığa kapılmadan edemiyorsunuz. Ben de bu sayfalara birer birer baktım ve bunlar bana Allah'ın bilgisi ile ilgili önemli ipuçları verdi."

Dr. Collins şöyle devam etmiştir:

"Bir Yaratıcı'nın varlığına inanmak için elimizde pek çok delil bulunuyor ve hiç kuşku yok bilimsel buluşlar insanı Allah'a yaklaştırıyor. Eğer bir buluşa imza atıyorsanız, bu bilim adına büyük bir coşku vesilesidir. Uzun zamandır bu iş üzerindesinizdir ve nihayet keşfediyorsunuzdur. Öte yandan bu aynı zamanda Yaratıcı'ya çok yakınlaştığınız bir andır, çünkü sizin bulduğunuz şeyi o âna kadar hiçbir insan bilmezken, Allah onu daha en başından bilmektedir."

Sonuç olarak, evrimi yerle bir eden sayısız delile rağmen evrimciler yaratılışı, dolayısıyla insan ruhunun varlığını kabul etmek istemedikleri için insanı bir madde yığınından ibaret görmekte ve bu çarpık düşünceyi insanlara kabul ettirmeye çalışmaktadırlar. Genlere şuur atfetmeye çalışmalarının ardındaki sebep budur. Bu tutarsız iddiayı ileri sürmeleri ise, ne kadar zor durumda kaldıklarının bir göstergesidir. Görülmektedir ki, eskiden taş ve tahtadan yapılma putlarda akıl ve bilinç olduğunu ileri süren putperestlerin yerini, günümüzde moleküllerde ve bu molekülleri oluşturan cansız atomlarda akıl ve bilinç olduğunu iddia eden evrimciler almıştır.

Elif KIRAL

selçuk efendi
23-12-2006, 09:45
görülüyor ki hakikat tek olsa da yüzü çoktur çünkü hakikati değerlendiren her türlü girdiden, ilişkilerden ve dolayısıyla oluşan veri tabanından etkilenen insandır... yediği yumurtanın içinden yenmeseydi çıkabilecek civcivi düşünüp hikmetine akıl erdiremeyip 'ey yumurtaya can veren rabbim,...' diyen de insan... dünyanın üzerinde bir ufacık nokta, hatta güneş sisteminde adı bile anılmayacak olan, 400 milyar yıldızdan oluşan samanyolu'nda ve dahi samanyolu gibi milyarlarca galaksiden oluşan evrende kendinden bahsedilmeyecek olan insan, bir türlü bulamıyor tanrı nerede. İslam'a gelince Allah, sonsuz sınırsız Ahad'dır... fakat veri tabanına bakınca 'yukarıda Allah var' deyip gökyüzüne işaret edenlerimiz ve gerçekten de ibadetlerini bir tanrının gözüne girmek, aman beni cehenneme atmasın cennetine soksun diye birkaç kuruş zekat verenimiz, namazı manasından bihaber kılanımız mevcut.. nasıl olmasın ki? 'bana eşyanın hakikatini göster' diye dua eden Rasülullah neyin peşindeydi? bu mecrayı kapatalım burda da asıl konuya dönelim...

sorun eğer hakikati anlamaksa, sistemin nasıl işlediğini çözmek ve dolayısıyla bağlantıları (hakim-hikmetli) bulup kendimiz için gerekli fiilleri yapmak ise hikmet nerede olursa inananın yitiğidir, nerede bulursa alır... gerçeklerden elde edilen çıkarımlar ise çoğu zaman özneldir... ve bence o çıkarımlar, ne kadar nesnel olabilirse insan o kadar gerçeğe yaklaşmıştır... tabii, yumurtaya can veren rabbim anlayışını geride bırakmış olmak gerekir kanımca...

İnsanlar dile getirmeseler de yumurtaya can veren rabbinin neresinde olduğunu düşünmüyorlar. yumurtanın kabuğunda mı, içindeki beyazda mı yoksa sarıda mı? yoksa bunlardan münezzeh de gökte bir yerde mi? neyse, asıl konuya dönelim:)

herhalde asıl konu; adına yaratılış ya da evrim diyelim, ortaya çıkışımız tesadüf mü, değil mi? konu burada kilitleniyor... bu konuda herşeyi birbirinden bağımsız ele alma, sistemli düşünme yoksunu olmak da tümüyle kavrama ihtimalimiz azaltıyor... yukarıda Elif Kıral adlı yazar, sapı samana karıştırıp atomlarda bilinç yoktura, onların oluşturduğu moleküllerde akıl bulunmaza getirmiştir lafı ki çuvalladığı yer de burasıdır... çeviride god yerine Allah kelimesini tercih etmiş olan bu arkadaş, Allah kelimesinin içerdiği kavramdan haberdar mıdır acaba? 'herşey O'nu tespih etmektedir fakat siz anlayamazsınız' ayetini de mi bilmiyormuş...

konunun özü şu: ortaya çıkışımız tesadüf mü yoksa bir tasarım mı mevcut? bunu anlamak oldukça zor... cevap ne kadar açık olsa da bazı insanlar görmekte zorluk çekiyorlar ki bu da tesadüf değildir kanımca... bilim artık yavaş yavaş akıllı tasarımdan bahsetmeye başlamıştır... böylece, İslam'da Ruh-u Azam olarak tarif edilen denizin mahiyeti anlaşılmaya başlanacaktır. derine gittikçe yüzmesi zayıf olan geri dönmek ya da boğulmka durumunda kalacaktır... o yüzden, herkes baştan kendi harcını kabul edip ona göre araştırmasını yapsın...

sonunu da Yunus emre'ye atfedilen satırlarla getireyim yazının:

Hakikat bir deniz, Şeriat onda bir gemi
Çokları denize dalmadılar...

not: hata ettiysek ya da haddi aştıysak affola...

JoNaThAn
24-12-2006, 16:01
http://www.freewebtown.com/bavacevap/01.htm

bu linkin, bazı kavramları ve izah şekillerini anlamada yardımcı olacağını düşünüyorum.sol kontrol panelinde gördüğünüz maddeler,evrimi reddeden düşüncelerin ürünü olan maddelerdir.tıkladığınızda bu görüş açılır.işin diğer yüzünden bakmak ve yanlışlıkları görmek için sağ üst köşede bulunan " yazının reddiyesi için tıklayın" butonuna basmanız yeterlidir.

söz konusu iddialar bir harun yahya (adnan oktar) vakfı olan sözde bilim araştırma vakfının iddialarıdır.

BOZOK
04-01-2007, 02:46
Sevr Mantığının Kökeni: DARWINİZM

İngiltere 19. Yüzyılın en büyük siyasi gücüydü. Britanya İmparatorluğu, dünyanın en güçlü donanmasına sahipti ve Hindistan'dan Güney Afrika'ya, Mısır'dan Avustralya'ya kadar uzanan bir cağrafyada koloniler edinmişti. İngiltere'nin 19. Yüzyıl siyaseti daha fazla sömürge elde etmek ve bu sömürgeleri olabilecek en verimli şekilde kullanmak üzerine kuruluydu. Ancak aynı bölgede benzer hedeflere Fransa, Almanya ve Rusya'da sahipti.


Darwin'in Türk Düşmanlığı

Sömürgeci ülkeler, uyguladıkları sömürüye sözde haklı bir dayanak için birtakım "kültürel" açıklamalar getirmek zorunluluğu hissetmişlerdi. İşgal edip sömürgeleştirdikleri topraklarda yaşayan insanları "ilkel, barbar, yarı insan" olarak tanımlamışlar ve böylece kendilerine dayanak bulmaya çalışmışlardı. Bu tanıma "bilimsel" bir kılıf bulmak için de çaba göstermişler ve bunun için özellikle Darwinizm'i kullanmışlardı.

Geri ırkların tarih sürecinde elenerek medeniyetin gelişmeye uğradığını iddia eden Darwin, Türk Milletini de bu geri ırklar sınıfına sokuyordu. "Düşünün ki, birkaç yüzyıl önce Avrupa, Türkler tarafından işgal edildi... Avrupa ırkları olarak bilinen medeni ırklar Türk barbırlığına karşı galip gelmişlerdir. dünyanın çok da uzak olmayan bir geleceğine baktığımda, bu tür aşağı ırklarınçoğunun medenileşmiş yüksek ırklar tarafından elimine edileceğini (yok edileceğini) görüyorum."(Francis Darwin, The Life and Letters of Charles Darwin, s.285)

Bu satırlarda Türk Milleti için söylenen sözlerin birer hezeyan oldukları, fanatıkçe bir nefretin ve Türklük hakkındaki derin cehaletin ürünü oldukları açıktır.

Kendilerini çok "medeni" ve "ileri" sayan Batı'nın ırkçı emperyalistleri, Sosyal Darwinizm safsatasıyla tecavüzlerine sözde bilimsel dayanak bulmuşlar, Türk yurdu Anadolu'yu, bölüşmeye kalkma cüreti göstermişlerdi. Çanakkale'de, Galiçya'da, Irak'ta, Suriye'de Türk evlatlarına kurşun sıkanların dayandıkları "felsefi" temel, Sosyal Darwinizm'di.

JoNaThAn
04-01-2007, 15:22
darwinin o yazdığın lafı türkçeye çevirilirken anlam kaydırmasına uğratılmış bir laftır.aslını biara yapıştırırım.

ama böyle bilimsel bir konunun ciddiyetini, saçma sapan ırksal örneklerle reddetmeye çalışan makalelere cevap vererek azaltmayı düşünmüyorum.

sevgiler.

taraftar
04-01-2007, 17:41
ATA' larının maymun olduğunu düşünenler evrime ; inansınlar ...

BEN inanmıyorum ... :tamam:

taraftar
04-01-2007, 17:42
Düz mantık şudur ; neden şu anki maymunlar bizim gibi değil ...

Bunu düşünemeyenler sözde bilim adamlarına inanabilir ...

JoNaThAn
04-01-2007, 20:52
Düz mantık şudur ; neden şu anki maymunlar bizim gibi değil ...

Bunu düşünemeyenler sözde bilim adamlarına inanabilir ...

evrim birçok konuda bilgi gerektirir sevgili dostum..enazından araştırma..

bu sorduğunun cvbı çok basit ama nasıl açıklayayım..

birincisi evrim insanın maymundan geldiğini savunmaz.atalar ortak der.maymunda kendi alanında gelişme göstermiştir.:)

bazıları senin dediğinin dahada ileri bir aşamasını düşünerek diyor ki..

"bir maymunu odaya kapatalım ömrü boyunca..eğer insana dönüşmüyorsa evrim yoktur.."bunu düşünen insanlar gerçekten var.

hatta kitaplarını birçok insanın gerçekten bilimsel verilere ve kanıtlara dayanıyormuş gibi okuduğu hoca efendi diye hitap edilen biri diyor ki..müslümanlar 1400 yıldır sünnet oluyor..öyleyse neden 1400 yıldır devam eden bu durum doğan çocuklarda gözlemlenmiyor..neden çocuklar sünnetli doğmuyor..???gerçekten evrim aksi olarak bu ortaya sürülüyor.ve insanlar bunu okuyor ve değerlendiriyor.ama bu yazının evrimle yakından uzaktan alakası olmadığını anlamak ve sağlıklı yorum yapabilmek için öncelikle evrim iyi anlaşılmalıdır.yoksa çok yanlış sonuçlara varırsınız.

ayrıca, her canlı aynı gelişmeyi gösterecek diye birşeyde yok.milyarlarca yıl aynı kalabilir bir canlı.gelişme göstermesindeki temel amaç,yaşamını koruyabilmek,devam ettirebilmek ve şartlara göre gelişebilmek.eğer şartlar yeterliyse uzun vadede de bir gelişme aranmayabilir..

gerçekten bu konunun tartışılma yeri üniversitelerdir.ama artık evrim varmı yokmu diye tatışmalar gerçekleşmiyor.evrimin aşamaları gözleniyor,bilimsel bulgular inceleniyor.neden maymunlar şuan insan değil diyerek herangi bir yere varamayız..

bu topiği açmaktaki amacım aslında evrim varmı yokmu tartışması değil temelde.istedim ki bilimsel bulgular ve veriler burada paylaşılsın,topic bilgi kaynağı olsun bu konuda..tabii sağlıklı yorumlara ihtiyaç var bunun için.harun yahya veya bilim araştırma vakfı yorumlarına değil.sonra konu evrimden çıkarılır soykırımlara kadar getirilir hatta ırkçılık düşünceleri ortaya atılır.tarihte bunu ortaya atan varsa, buna göre soykırım yaptıysa söylemekten çekinmem, hasta ruhludur.bu bukadar basit.evrim buna maledilemez.

sevgiler.

TOPTANCI
04-01-2007, 21:00
Evrim başlıbaşına kendini kandırmadır düşüncesizliktir ...bugün varsan bir zaman sonra ne ruhun ne vucutun yoksun ...hep vardın olmadan nerdeydin düşünebiliyormusun ?

ANaTHeMa
04-01-2007, 21:35
birincisi evrim insanın maymundan geldiğini savunmaz.atalar ortak der.maymunda kendi alanında gelişme göstermiştir.:)



Arkadaşlar körü körüne evrime inanmanın bir anlamı yok.. maymunların atamız olabileceği çok gülünç bir safsatadır. maymun'da 48 kromozom varken insanda bu sayı 46'dır.. iki canlı arasında geçiş olması imkansızdır.. zamana bağlı olarak da bu sayı değişmez.. artı/eksi 1 olması durumunda, insan mongol veya klinifelter olur, bu da üreme yeteneğinin kaybolmasına neden olur.. geçişi imkansız kılar..

JoNaThAn
06-01-2007, 05:09
J. Conway'in hayat oyunu.

What is the Game of Life?
by Paul Callahan The Game of Life (or simply Life) is not a game in the conventional sense. There are no players, and no winning or losing. Once the "pieces" are placed in the starting position, the rules determine everything that happens later. Nevertheless, Life is full of surprises! In most cases, it is impossible to look at a starting position (or pattern) and see what will happen in the future. The only way to find out is to follow the rules of the game.


http://www.math.com/students/wonders/life/life.html

her hücre canlı değildir.canlı olmak zorundada değildir.oluşan şartlara göre canlılık gösterir.buysa tamamen sürprizdir.daha detaylı bir şekilde sayfada şekillerle anlatılıyor.

sağ tarafta ise oyunu oynayabilirsiniz..ama şimdiden söliim amaç yok:)hücreler kıpraşıyor:)varlar sadece..bazıları kıpraşmıyor bile..işin açıkçası pekte umurlarında değil:gulen:

serdar72
06-01-2007, 21:36
Evrim teorisinin bir uydurmaca olduğu ayan beyan ortada iken bunu savunmak (bana göre) mantığa dahi sığmasa gerek.

Siz hiç insan olan maymun

yada

maymun olan insan gördünüz mü? yada göreni duydunuzmu.


Ben duymadım da görmedimde benim aslım: Hz. Allah(C.C)'ın yarattığı Adem (A.S)dır ve ben bununla gurur duyuyorum.


ABD ve Avrupa ülkeleri olmak üzere dünyanın pek çok ülkesinde onbinlerce bilim adamı evrim teorisini reddediyor, teorinin geçersizliğini ortaya koyan çok sayıda bilimsel kitap yayınlıyor. Araştırıp öğrenmek isteyen arar bulur fakat kalpleri mühürlü olanlar onuda anlayamaz.


"Senin dinin sana benim dinim banadır."

JoNaThAn
06-01-2007, 22:14
Siz hiç insan olan maymun

yada

maymun olan insan gördünüz mü? yada göreni duydunuzmu.

evrim teorisini tartışmamalısınız.





"Senin dinin sana benim dinim banadır."


buraya gelince..evrim din değildir.evrime din olarak yaklaşanlar, kaldıramayacakları gerçeklerin altına girmeyi reddeden insanlardır.

X..
06-01-2007, 22:27
Buradaki arkadaşların çoğu üniversite mezunu muhtemelen.Şu topiğe yazılanlara bakıp gerçekten üzülüyorumTürkiye için.Mistisizm doruklara çıkmış.Gerçekler kafalarda yarattırılan kurgulara yeniliyor.Toplumsal şizofreni insanları esir almış.Osmanlının çöküş dönemi 30 yıllık aradan sonra tam gaz devam ediyor.Dünyada figüran rolune daha çok devam edicez anlaşılan.

JoNaThAn
06-01-2007, 22:40
http://img.timeinc.net/time/magazine/archive/covers/2006/1101061009_400.jpg

Bizi farklı yapan nedir?

DNA'ya baktığınızda çok fazla şey değil. Ama bu küçük değişiklikler dünyadaki tüm farklılığın sebebidir. MICHAEL D. LEMONICK, ANDREA DORFMAN

Büyük maymunların- goriller, şempanzeler, bonobolar, orangutanların- bize ne kadar benzediklerini görmek için bir biyolog ya da atropolog olmanıza gerek yoktur. Bir çocuk bile, fazladan vücut kılları gibi bazı abartılı farklılıkların dışında, vücutlarının bizimkilere oldukça benzediğini görebilir. Maymunların da, bizimkiler gibi, diğer yaratıklarınkine benzemeyen çevik elleri vardır. En vurucu olanı da, yüzlerinin esrarengiz bir şekilde anlamlı olmasıdır ve oldukça tanıdık bir duygu yelpazesi gösterirler. Bu yüzden şempanzeleri smokin ceketler içinde, davul çalarken veya bisiklet sürerken görmek bizi hoşnut eder. Göbekli bir gorilin kendini kaşıması bu yüzden bize Ralph Amca'yı ya da Kuzen Vinnie'yi hatırlatır- hatta Kraliçe Victoria, Londra Hayvanat Bahçesi'nde Jenny isimli bir maymunu gördükten sonra, tedirgin olarak; "korkunç, acı verici ve kesinlikle insan" demiştir.

Bu sadece yüzeysel bir benzerlik değildir. Özellikle şempanzeler, sadece bizim gibi görünmekle kalmazlar, aynı zamanda bizlerle insancıl bazı davranışları da paylaşırlar. Bazı aletler yapar, kullanır ve bu yeteneklerini yeni nesillere aktarırlar. Başka hayvanları avlar ve bazen birbirlerini öldürürler. Karmaşık sosyal sınıflandırma sistemleri vardır, ki bunu bazı antropologlar "kült" olarak tanımlar. Kelime oluşturamazlar ama işaret dili ve sembollerle iletişim kurmayı öğrenebilir ve karmaşık kavramsal görevler yapabilirler. Bilimadamları onlarca yıl önce şempanzelerin bizim en yakın evrimsel kuzenlerimiz olduklarını, kabaca %98-99 oranında genetik benzerlik bulundurduklarını buldu. İş DNA'ya geldiğinde, bir insan şempanzeye, farenin sıçana olduğundan daha yakındır.

Lakin, genomdaki ufak farklılıklar bütün farkın sebebidir. Bizi şempanzelerden farklı yapan tüm başarılar -tarım, dil, sanat, müzik, teknoloji, felsefe veya bir şempanzenin iş takımları içinde çok saçma gözükmesi- bir şekilde genetik kodumuzun küçük bir bölümünde kodlanmıştır. Bugün kimse tam olarak hangi bölümlerde olduklarını ya da nasıl çalıştıklarını bilmiyor, ama hücrelerimizdeki nükleonlarda bol miktarda aminoasit vardır, belirli bir sıra ile düzenlenmişlerdir, ve bize soyağacındaki en yakın kuzenlerimizden daha akıllı olmamızı sağlamaktadırlar. Bize yazma, okuma ve konuşma yeteneklerini, senfoni yazmamızı, başyapıtlar çizmemizi, ve bizi biz yapan moleküler biyoloji araştırma yeteneğini bağışlarlar.

Şu ana kadar bu önemli farkları çözmemizin bir yolu yoktu. Bize tam olarak neyin karmaşık beyin, dik yürümek gibi avantajları kazandırdığı, neyin bazı hastalıklara karşı dirençsiz olmak gibi dezavantajları getirdiği sır olarak kalmıştı.

Ama bu sürekli olarak değişmekte. Daha bir sene önce, genetik uzmanları şempanzelerin genomunu kabaca sıralayabildiklerini açıkladılar, ki bu da ilk şempanze-insan genomu karşılaştırmalarını mümkün kıldı. Şimdiden, bu araştırma insan beyninin son birkaç milyon yıldaki gelişmesi ve muhtemelen atalarımızın bazı davranışlarının da keşfini sağladı.

Ve önümüzdeki birkaç hafta içinde, Max Olanck Evrim Antropolojisi Enstütüsü'nden Svante Pääbo liderliğindeki bir moleküler genetikçi ekip, daha da vurucu bir başarıyı açıklayacaklar: Neandertallerin gen dizilişlerinin çok büyük bir bölümü. (Neandertal: mağara adamı dendiğinde aklımıza gelen ilk insan şekli- ki bize genetik olarak şempanzelerden çok daha yakındırlar.) Neandertaller on bin yıl önce yokolmuş olsalar da, Pääbo uzun süre önce kaybettiğimiz bu akrabalarımızın genomlarının tamamını inşa etmekte olduğu konusunda emin, bunu yaparken de herşeye rağmen 38.000 senelik bir kemikten DNA çıkaracak.

Yanyana koyulduklarında, bu üç farklı genetik şifre dizilimi -artı gorillerin ve diğer primatların genomları ki onlar da tamamen çözülmek üzere- sadece bizi insan yapan şeylerin ne olduğunu kesin olarak açıklamakla kalmayacak, aynı zamanda insan hastalıklarını daha iyi anlamamızı sağayarak onları nasıl tedavi edeceğimiz konusunda ipuçları bulmamızı da sağlayacak.

JoNaThAn
06-01-2007, 22:41
İlk Işıklar

Bilimadamlar, tabi ki, insanlarla maymunlar arasındaki zorunlu farklılıkların ne olduklarını tartışmak için elbette şempanze genomunun çözülmesini beklemediler. DNA hakkında bir bilgilerinin olmalarına bile ihtiyaçları yoktu. Bunların bir kısmı Charles Darwin'in insan ve maymunların ortak bir ataya sahip oldukları yönünde olduğu mantığından yola çıkar.

Paleontologların eline daha ve daha çok fosil geçtikçe, vücut şekli, kafatasının ve suratın şekli, köpek dişlerinin büyüklüğü, başparmakları üzerinde verileri derleyebildiler. Bu özelliklerin karşılaştırmalı analizlerini ve bazı özelliklerin ne zaman ortaya çıkıp kayboldukları gibi verileri kullanarak gittikçe daha detaylı olan, maymun, insanımsı ve insanlar arasındaki ilişkileri gösteren soyağaçları inşa ettiler. Bu sırada, diğer şeylerin yanında, Darwin'in nerdeyse hiç bir gerçek veriye sahip olmamasına karşın, maymun ve insanın ortak bir atadan evrildiği düşüncesini büyük miktarda doğrulamaktadır, ve sürpriz olarak, dik yürüme yeteneğinin, büyük beyinlerin evrimleşmesinden milyonlarca yıl önce kazanıldığını göstermektedir.

Lakin 1960'lara kadar maymunlarla aramızdaki fiziksel yakınlık temel biyokimya seviyesinde anlaşılamamıştı. Wayne Eyaleti Üniversitesi bilimadamı Morris Goodman, mesela bir tavuğun insandan, gorilden veya şempanzeden alınmış belirli bir kan proteininin enjekte edilmesine belirli bir savunma cevabı alırken (savunma sisteminin cevabı), orangutanların ve şebeklerin proteinleri hiç bir negatif tepki vermediği gibi bazı bulgulara ulaşmıştır. Yeni moleküler genetik bilimi ile 1975 yılında insanlar ve şempanzelerin genetik malzemesinin yaklaşık olarak %98-99 oranında benzer olduğu bulundu.

JoNaThAn
06-01-2007, 22:41
GENLER ÜZERİNE EĞİLME

Şempanze genomu bulunmadan bile önce, araştırmacılar bizim genetik farklılıklarımızı çıkarmaya başladılar. 1998 gibi uzun bir süre önce, glikobiyolog Ajit Varki ve meslektaşkarı, Kaliforniya Üniversitesi'nden, insanların hücrelerinin yüzeyinde sialic asit bulunduğunu bildirdi. Bu dark insanlarda "hasarlı" olan bir gen tarafından kodlanmış. Sialic asitler pek çok patojen bakterinin üremesi için ortam oluşturur, bu da insanların hastalıklara karşı mesela şempanzelerden daha dayanıksız olduklarını açıklayabilir. Birkaç yıl sonra, Pääbo önderliğindeki bir takım FOXP2 isimli genin insan versiyonunun, ki konuşma ve dil gibi yeteneklerimizin gelişmesinde rol oynar bu gen, geride bıraktığımız 200.000 yıl içinde -anatomik olarak modern insanın ilk çıktığı zamanlarda evrimleştiğini açıkladı. Bu proteinin insandaki FOXP2 geni, aynı proteinin değişik maymun türleri ve farelerdeki hali ile kıyaslanması sonucu, aminoasit diziliminin diğer hayvanlarınki ile 715 bölgenin sadece ikisinde değişiklik gösterdiği keşfedilmiştir. Son derece küçük olan bu değişiklik insanların konuşmasının her şeklini açıklar, bir bebeğin ilk kelimelerinden Robin Williams monoloğuna kadar. Hatta, bozulmuş FOXP2 geni bulunduran insanlar kelimeleri ayırt etmekte ve grameri anlamakta sorunlar yaşarlar.

Daha sonra, 2004 yılında, Pensilvanya Üniversitesi'nde Hansell Stedman önderliğindeki bir grup kromozom 7'deki ufak bir mutasyonu tanımlamışlardır, ki bu kromozom miyozin üretimini etkiler. Miyozin, kas dokusunun kasılmasını sağlar. Mutant gen, MYH16 olarak bilinen, ısırma ve çiğnemede kullanılan çene kaslarınında bulunan, miyozin çeşidinin işlevini azaltır. Bu mutasyonun tüm insanlarda varolmasına, lakin yedi çeşit insan olmayan primatlarda varolmamasından yola çıkarak araştırmacılar MYH16'nın eksikliğinin atalarımızın daha küçük çene kaslarına sahip olacak şekilde evrilmiş olmalarına (2 milyon yıl önce) sebep olabileceği fikrini öne sürdüler. Bu kas gücündeki kayıp, beyne ayrılan yerin büyümesine, bunun da beynin büyümesine imkan sağladığını düşünüyorlar.

JoNaThAn
06-01-2007, 22:42
GENLERİN ÖTESİ

Gen-gen karşılaştırma prensibi hala güçlüdür, ve bir sene önce genetikçiler uzun süredir beklenen bütün bu karşılaştırma yığınını ele almayı başarmış olsalar da, bunun haberi, aynı hafta vuran Katrina Kasırgası haberlerinin gölgesinde kalmıştır. Nature dergisinde yayınlanan kaba taslak halindeki şempanze genomu bilimadamlarına bazı önemli şeyler açıkladı. İlk olarak, iki türü de oluşturan temel genomlar yaklaşık olarak %1.23'lük bir fark göstermekteydi - ki bunların büyük bir kısmı sadece erkeklerde bulunan Y kromozomunda bulunmaktaydı. Bu iki türün proteinleri karşılaştırıldığı zaman, proteinlerin (ki genlerdeki şifrelere göre sentezlenirler) %29'unun aynı olduğu, değişik olanların da çoğunun ortalama olarak saece iki aminoasitlik bir fark ile başka proteinler olarak tanımlandıkları bulundu.

Şempanze ve insanlar arasındaki genetik farklılıklar, göreceli olarak zor olmalıydı ve hepsi basit olarak biraz farklılık gösteren genlerden olamazdı. İnsan genomu çözülmeden önce (2000 senesinden önce) Sean Carroll'un sözlerine göre (Wisconsin Üniversitesi) "insanların100.000 genleri olduğu tahmin edilmekteydi. Genomu elde ettiğimizde tahmin 25.000'e düştü. Şimdi Toplam sayının 22.000 olduğunu biliyoruz, hatta 19.000'e bile düşebilir".

Bu şok edici şekilde az olan rakamlar bilimadamlarına şunu açıkladı: genler tek başlarına türleri arasındaki farkları yaratmıyorlar, şimdi biliyorlar ki, farklılıklar ayrıca genlere ne zaman aktif olup ne zaman kapanacaklarını söyleyen moleküllere bağlı. Lovejoy: "Elin, penisin ve omurların yapılmasında rol oynayan genleri alın. Bunlar aynı yapıda olan bazı genleri paylaşırlar. Leğen kemiği de başka bir örnektir. İnsanların legen kemiği maymunlarınkinden ciddi bir şekilde değişiktir. Bu bir çizimde iki ayrı tuğla binanın tasarımının bulunmasına benzetilebilir. Tuğlalar aynıdır, ama sonuçlar çok farklı".

Bu moleküler anahtarlar genomun karanlık maddesinde bulunmaktadır. Bu "karanlık madde", aslında, artıktır, eski evrimsel olayların unutulmuş kalıntılarıdır. Ama bu karanlık maddenin genomun %3-4'ünü içeren ve çoğunlukla genlerin içinde ve etrafında gömülü olan, işlevsel kodsuz DNA olarak bilinen bir altkümesi çok önemlidir. "Kod bölgelerinin incelenmesi çok daha kolaydır" diyor Carroll, ki kitabı "The Making of the Fittest - DNA and the Ultimate Forensic Record of Evolution" (En uyumlusunu yapmak - DNA ve Evrimin son adli kaydı) da son konuyu derinden inceler. "Gördüklerimizin çoğunu karanlık madde yönetiyor olabilir".

Kara madde ve genlerin kendisinin, bir türden başka türlere evrim geçirmesinin sebebi, tek tek baz çiftlerinde genetik alfabenin harfleri- tipografik hata gibi görünen değişimler olan, rastgele mutasyondur. Bu değişiklik seksüel çoğaltmada, DNA kopyalanır ve yeniden birleştirilirken, oluşmaktadır. Bazen, harflerden oluşan uzun dizinler, dölde (yavruda) aynı dizinden birden fazla olacak şekilde, yeni kopyaları oluşmaktadır (duplication). Bazen bir dizin tümden atıldığı gibi, sıradan çıkarılıp ters çevirildikten sonra tekrar yerleştirilebilmektedir. Toronto'da Çocuk hastanesinde Stephen Scherer'in yönlendirdiği bir grup, yaptığı çalışmada insan genomu ile şempanze genomu arasında 1,576 açıkça belli olan ters çevirmeyi tespit etmiştir. Bunların yarısından fazlası insanın evrim aşamalarında oluşmuştur.

Genom'un kullanılmayan kısımlarında oluşan ters çevirme, çıkarma veya yeniden tekrarlama, pek birşeyi değiştirmemekte ve gerçekte, insanın, şempanzenin ve diğer genomlar DNA nın böyle atıl kısımlarıyla doludur. Bu değişiklik bir gen üzerinde veya fonksiyonel kodlama yapmayan kısımlarda oluşan tersine çevirmeler veya tekrarlamalar çoğu kez zararlıdır. Ama bazen, tamamen şansa, bu değişimler organizmaya daha fazla döl yavru besleyebileceği çeşitli avantajlar da sağlayabiliyor ve bu değişiklikler sonraki nesillere aktarılmış oluyor.

JoNaThAn
06-01-2007, 22:42
MAYMUNLARIN BİZE ÖĞRETEBİLECEKLERİ ŞEYLER

Geçen ay Bilim (Science) dergisinde gen çoğaltımının (duplication) bizim maymunumsu orijinimizde ayrılmamızı nasıl yardım etmiş olabileceğini gösteren çarpıcı bir örnek vardı. James Sikela tarafından yönetilen ve Denver'daki Colerado Üniversitesi ve Auroro Colo.'daki Sağlık Bilimleri Merkezi elemanlarından oluşan bir ekip, DUFF1220, adı verilen ve beynin yüksek kavrama işlevleriyle ilgili bölgelerinde bulunan bir bir protein parçasının kodu olduğuna inanılan geni incelediler. Gen, geniş bir aralığı oluşturan primatlarda birden fazla kopya halinde bulunmaktadır-ancak, bilimadamları, insanların en fazla kopyayı taşıdıklarını buldular. Afrikalı büyük maymunlar önemli ölçüde daha az kopyaya, ve en uzaktaki akrabalar-orangutan ve eski dünya maymunları- çok daha azına sahip.

İlk kez Nature dergisi tarafından iki ay once yayınlanmış olan başka bir keşif, insane beyninin gelişiminde rol oynayan bir geni buldu. Şimdi California Universitesi'nden çalışan biyo istatikçisi Katherine Polland ve U.C Santa Cruz'dan Sofie Salama'nın liderliğini yaptığı bir ekip insan, şempanze ve diğer omurgalıların genomlarında büyük ölçüde ve ivmelenen oranlarda değişim geçiren kısımları sofistike bilgisayar programları kullanarak aradılar. Sonuç olarak 49 adet HARS (human accelerated region-insanın ivmeli bölgeleri) bulmuşlar.

Maymun'dan insana en dramatik şekilde değişen bölge, HAR1, cenin'in 7'nci ve 19'uncu haftalarında beyin dokusunda aktif olan gene ait olduğu ortaya çıkmış. Genin kesin görevinin ne olduğu bilinmese de, bu dönem,reelin proteininin insan beyinin karakteristik 6 seviyeli kortex yapısının tamamlanmasına yardımcı olduğu dönemdir. Ekibin yaptığı çalışmayı daha ilginç kılan şey, ikisi dışında diğer tüm HAR'ların, genomun anlaşılmaz ve kodlanmayan bölümlerinde bulunması, ki bu da türlr arasındaki çoğu değişikliğin buralarda olduğu düşüncesini kuvvetlendirmektedir.

JoNaThAn
06-01-2007, 22:43
ŞEMPANZELERLE SEKS

İlkel genomların karşılaştırılması, insanların orijini hakkında şaşırtıcı, tartışmalı ve biraz rahatsız edici iddalara da yol açmıştır. Cambirdge Broad Enstitüsünden David Reich birkaç arkadaşıyla, şempanze ve insane DNA'larını, goril, orangutan ve makakların genetic malzemeleriyle karşılaştırdılar. Bilimadamları genomlardaki ortalama farklılıkları bir çeşit evrimsel saat olarak kullanmışlardır, çünkü daha yakın türler değişik yönlerde gelişme için daha az zamanları olmuştur. Reich'in ekibi değişik türlerin kromozomları üzerinde evrim saatinin nasıl çalıştığını ölçmüşlerdir. Sürpriz bir şeklide, maymun ve insnanın ortak atadan en fazla 6.3 milyon ve en az da 5.4 milyon yıl once ayrıldıkları sonucuna varmışlardır. Eğer yanılmamışlarsa, şimdi en eski atalarımız olarak kabul edilen birkaç insansı tür-Sahelanrthropus tchadensis (7 milyon yıl yaşında) Orrorin tugenesis (yaklaşık 6 milyon yaşında) ve ardipithecus kadabba (5.2 ila 5.7 milyon yıl yaşında)- yeniden değerlendirilmelidir.

Ve bu en şaşırıtcı bulgu değildir. Reich'in takımı insan X kromozomunun bütününün şempanze X kromozomundan diğer kromozomlara göre yaklaşık 1.2 milyon yıl daha sonra ayrıldığını bulmuşlardır. Bir mantıklı açıklama insan ile şempanzein ilk önce ayrıldığını, ama en sonunda farklı evrimsel yollara yönelmeden önce zaman zaman çiftleştiği açıklamasıdır. Bu, neden şimdi insanın atası olduğu ileri sürülen bazı fosillerin insan ile şempanze özelliklerinin bir karışımına sahip olduğunu açıklamamın yanında bu fosillerin bir kısmının hibrid olabileceğini de gösterebilir. Veya sadece aynı zamanlarda yaşamış hatta insan ile şempanzenin en son ortak atasından önce de yaşamış olabilirler.

Tüm bunlar, fosil zamanlamasının doğruluğuna ve genetik varyasyonu saat olarak kullanmanın güvenirliğine bağlıdır. Her iki metod da büyük hata payları içermektedir. Ama genetikçiler ne kadar daha fazla primatın genomlarını yanyana koyoarkarsa o kadar çok soruyu yanıtlayabileceklerdir. "İnsanların, orangutanların, şempanzelerin ve makakların kaba dizilimlerine sahibiz" demektedir Eric Lander, Broad Enstitüsü'nün direktörü ve şempanze genomunu çözen ekibin lideri. "Ama henüz goril genomuna sahip değiliz. Lemurlar da sırada, ve gibonlar da".

JoNaThAn
06-01-2007, 22:43
NEANDERTAL'LERİ ÇÖZÜMLEMEK

Daha da devam edersek, iki birbirinden bağımsız araştırma grubuna, en yakın akrabalarımızın; Neandertal'lerin genomlarını inceledikleri için teşekkür etmeliyiz. Neandertal'lerin ataları yaklaşık 500.000 yıl önce ortaya çıkmış, ve bizim türümüzden daha uzun mu yaşayacağı, yoksa, şimdilerde bize tuhaf gelen bir şekilde, en azından Avrupa ve batı Asya'da iki türün süresiz bir şekilde hayatta kalıp kalmayacağı sorusu, uzun süre belirsizliğini korudu. Neandertal'ler yüzbinlerce yıl yaşadılar. Nature dergisinde geçen ay yayımlandığı gibi, Neandertallerin son yaşam alanı İber yarımadasının güney ucun olan Gibraltar'da 28.000 yıl öncesine kadar- veya daha uzun süre, yaşamış olabilirler.

Californya, Valnut Creek teki Energy'nin birleşik genom enstitüsü (Energy's ****t Genome Institude) direktörü Eddy Rubin'e göre Nenandertaller pekçoğunun sandığı kadar ilkel değillerdi; "Ateşleri vardı, ölü gömme törenleri, sanat dediğimiz şeyin ilk adımlarına sahiptiler. Gelişmişlerdi ama inanın son 10.000 15.000 yılda yaptığı kadar da değil". Sonuçta onları yarış dışında bıraktık ama bunu nasıl yaptığımızın anahtarı da genlerimizde yatıyor. İki yıl önce, Svante Paabo, FOXP2 yi analiz eden ve antik DNA üzerinde çalışmalar yapan adam, Neandertal genomunu yeniden yaratmak için çaba sarfetti. Aynı zamanlarda Rubin, aynı işi başka bir teknikle yapmak için uğraşıyordu.

Yapılan iş kolay değildi. Herhangibir kompleks organik molekül gibi, DNA da zaman içinde bozuluyordu ve yerde binlerce yıl yatan kemikler bakterilerin ve mantarların DNA'larıyla kötü bir şekilde bulaşmış/kirlenmiş oluyordu. Fosili alan kişi de fosilde insan DNA'sı bırakmış olabiliyordu. 400 Neandertal arasından 60 tanesinin kalıntıları üzerinde yapılan araştırmalarda sadece 2 tanesinde işe yarar malzeme bulunabildi. Üstelik, ekibinin kemiklerden çıkardığı genetik materyalin sadece %6'sının Neandertal'lere ait olduğunu tahmin etmektedir.

Sonuç olarak işlem delirtecek kadar yavaş ilerledi. Detayını ifşa edememesine rağmen, yakında önemli bir bilimsel dergide Neandertal genomunun 1 milyon baz çiftini yayınlayacağını ve çantasında 4 milyon baz çifti daha olduğunu belirtmiştir. Bu arada Rubin'de çalışmalarının sonucunu yayınlamaya hazırlanmaktadır, ancak detaylarını açığa vurmayı reddetmektdir. "Paabo'nun takımı bizim elimizdekinden önemli derecede daha fazla dizine sahip", diyor. "Bazı detaylar farklı ama sonuçlar büyük oranda benzer".

Paabo, en yakın kuzenlerimizde bizi ayıran şeyin ne olduğu hakkında çok fazla şey öğrenemediğini kabul ediyorsa da, bukadar uzun süre önce ölmüş bir varlıktan önemli bir miktarda DNA dizini yeniden yaplandırılabıleceğini göstermek bile kavramın ispatı açısından önemlidir. O ve rubin, birkaç yıl içinde tamama oldukça yakın Neandertal genomu elde edilebileceğinde hemfikir. " Bu bize, yumuşsak dokular gibi şu anda birşey diyemediğimiz konularda biyolojik bir bakış açısık kazandıracak" diyor Rubin. "Bu bize hastalıklara karşı duyarlılık ve bağışıklık hakkında birşeyler söyleyebilir. Bu bize, insanın dizinleri ile çakışan bölgelerinde, tarihöncesi bir varlığın dizini ile şempanzenin dizinini karşılaştırma olanağı verecek." Birgün neandertal ile insan DNA sının aynı parçalarını farklı fare DNA'larına ekleyip ne tür bir etki yaratacağını gözlemleyebiliriz.

JoNaThAn
06-01-2007, 22:45
TÜM BUNLARIN ANLAMI

Bu bilgilerin ne kadar yararlı olduğunu kesin bir şekilde değerlendirmek zor. Gerçekte, birkaç uzman tüm projeyi olumsuz yönde değerlendiriyor. " Kent State's Lovejoy "neandertallerin bize ne göstereceğinden emin değilim." diyor. "[İnsan evrimi açısından] gerçekten gecikmişler. Ve, en iyi durumda, Avrupa'da küçük çevresel bir izolasyonu temsil ediyorlar. Onları inceleyerek insan evrimi hakkında çok fazla şey öğrenebileceğimizi hayal edemiyorum". Lovejoy, insan ile şempanzelerin atalarının çiftleştiği konusunda çok daha olumsuz ve genomdaki mutasyon hızı ile evrimsel değişimi ölçmenin fazlasıyla kesinlikten uzak olduğunu düşünüyor.

Gerçekte, genom karşılaştırmasının en ateşli taraftarları bile hemen hemen şimdiye kadar bildiğimiz herşeyi gözönüne aldığımızda, işin ilk safhalarında olduğumuzu kabul ediyor. "Biz, bizi diğer canlılardan farklı kılan özelliklerle ilgileniyoruz" diyor Carroll Wisconsin, "hastalıklara karşı hassasiyet, büyük beyin, konuşma, dik yürüme, karşı taraftaki başparmaklar. Diğer organizmalarını biyolojik yapısına baktığımızda, bu özelliklerin çok kompleks olduğuna inanmak zorundayız. Biçimin geliştirilmesi, beyin hacminin artması, çok uzun bir sürede oldu, belki 50.000 nesil. Oldukça karmaşık bir genetik reçete".

En sert eleştiriler bile bu çalışmaların çok büyük bir potansiyeli olduğunu kabul ediyor. "Sonunda gezgende yaşayan tüm hayvanlar arasındaki tüm değişiklikleri kesinlikle belirleyebileceğiz" diyor Lovejoy. "Her defasında, göril genomu gibi, yeni bir genomu karışıma aldığımızda şansımızı çok daha fazla arttırıyoruz".

Bazı değişikliklerin çok önemli pratik sonuçları oluyor. İnsan genomu çözüldüğünde de ortaya çıkmış olan, insan hücrelerinde sialik asidin özel bir formunun olmayışı, Varki ve arkadaşlarının belirlediği gibi, sialsik asidin yönettiği 60 genden 10 tanesi şempanze ile insan arasında önemli farklılıklar göstermektedir. "Her defasında" diyor Varki, "tuhaf olanı insandaki". Bu tür keşifler, malarya, AIDS, hepatit virüsü gibi yıkıcı hastalıkların anlaşılmasında, insan genomunun tek başına incelenmesinden çok daha hızlı sonuç alınmasını sağlayabilir.

Çoğumuz için, karşılaştırmalı genom çalışmalarının bizi bu kadar cezbettirmesinin nedeni" bizi insan yapan nedir?" ana sorusu. Bilimcilerin bize hatırlattıkları gibi evrim, gelişigüzel genetik değişimlerin, raslantısal çevresel faktörlerle birlerini etkileyerek arkadaşlarından daha uygun organizmaları ortaya çıkaran raslantısal bir süreçtir. 3.5 milyar yıllık rastlantısal bir süreçten sonra, kendi kökünü merak eden ve Mozart adagio ile eğlenen bir yaratık ortaya çıktı. Birkaç kısa yıl sonra, belki de, bu nasıl ve ne zaman oldu kesin bir şekilde anlayabileceğiz.

Alice Park


Kaynak: Time Dergisi Ekim Sayısı

http://img.timeinc.net/time/magazine/archive/covers/2006/1101061009_400.jpg

Ocean
06-01-2007, 22:51
Arkadaşlar körü körüne evrime inanmanın bir anlamı yok.. maymunların atamız olabileceği çok gülünç bir safsatadır. maymun'da 48 kromozom varken insanda bu sayı 46'dır.. iki canlı arasında geçiş olması imkansızdır.. zamana bağlı olarak da bu sayı değişmez.. artı/eksi 1 olması durumunda, insan mongol veya klinifelter olur, bu da üreme yeteneğinin kaybolmasına neden olur.. geçişi imkansız kılar..

Cok guzel ozetlemissiniz ANaTHeMa,

48 ile 46'nin farkini anlayamayan cahillerin evrimi hala savunur olmasi da tezinizi destekleyen bir unsur ;)

JoNaThAn
06-01-2007, 22:55
Cok guzel ozetlemissiniz ANaTHeMa,

48 ile 46'nin farkini anlayamayan cahillerin evrimi hala savunur olmasi da tezinizi destekleyen bir unsur ;)

maymundan insana direk geçiş varmış safsatası yapılmış.yada geçiş süresinde kromozomların aniden değiştiği yanılsaması uygulanmış..ayrıca hala devam edilmiş,maymunlar insanların atası yalanına..bu harun yahyanın uydurmasıdır sevgili dostlarım.evrimciler zaten bunu söylemez.

cık cık..çok yanlış.

evrim hakkında tartışma yapacaksanız ve birşeyler söyleyecekseniz..önce bu konuda bilimsel olarak yazılmış makalelere bakınız.national geographic ve time ın bu konuda yararlı kaynakları araştırmaları vardır.

ayrıca bir zahmet bu bilimsel konuyu dinle bağdaştırmadan yapın..biliyorum sizin ve sizin gibi birçok insan için zor.hangi kanıt olursa olsun kabul etmeyecek birçok insan var,bunu kaldıramayacak olan..ama tabiki bunun temelinde anlamını yeteri kadar bilmemesi yatıyor insanların.

bu nedenle inanç ve bilim konusunu ayrı tutunuz.bilim somut verilerle ilgilenir.sürekli gelişmeye,geliştirmeye çalışır.yanılsamaları ve hataları varsa düzeltir.inanç konularında ise insanlar herangi birşeyi düzeltmez.hatta bunu düzeltemeyen toplumlar birsüre sonra çağa yenik düşüp yokolma derecesine gelir ilkelliklerinden dolayı.tamamen tarafsızlıktır bahsettiğim şey.ben burada çıkıp yaratıcı yoktur demedim.evrim varsa,din yokturda demedim.sadece evrimsel veriler koydum.

evrim konusunda bilgi edindiğiniz kaynaklara dikkat ediniz.zira göz göre göre yalan dolanla yazılmış çok kaynak var.

ve avrupa-amerikada bu konunun yalanlandığı,kimsenin inanmadığı bir platform sözkonusu değil.ancak koyu dindarların bilime ve evrime karşı oluşturduğu bir takım örgütlenmeler mevcut.harun yahyada bu kaynaklardan yararlanıyor bazı zamanlar.bunun dışında evrimin temelleri ve gelişme süreci üniversitelerde tartışılan bilimsel bir oluşumdur.harvard gibi dünyanın bir numaralı üniversitesinde yer alan bir bilimsel olgudur.bu iş ciddi bir iştir.2 satır yazıyla karalanacak basit bir konu değidir.adem-havva polemiğine indirgenecek bir konu hiç değildir..

sevgilerle..

TOPTANCI
06-01-2007, 23:01
Boşa uğraşman !

O nun düzeltmediğini sizmi düzelteceksiniz...umutsuz vaka cık cık ...

minervax
06-01-2007, 23:10
Sn Jonathan,
Bilimsel verileri ve içeriği burada bizlerle paylaştığınız için teşekkür ederiz. Önemli olan bilimsel olması apriori kabulleri içermemesi ve sorgulanabilir ve çürütülebilir, kanıtlanabilir olma özelliğini içinde barındırması.
Topik çok güzel olmuş. Başarılar.

einstein
06-01-2007, 23:12
Evrim teorisinin bir uydurmaca olduğu ayan beyan ortada iken bunu savunmak (bana göre) mantığa dahi sığmasa gerek.

Size empoze edilmiş bilgileri olduğu gibi kabul etmeyip, biraz araştırma yapsaydınız asıl evrim teorisini reddetmenin hiç bir mantığa sığmadığını görürdünüz.

Hz Muhammed 'e inmiş ilk ayeti size tekrar hatırlatırım.

Alak süresi

1.Ayet

Oku! Yaratan Rabbinin adıyla oku!

Elinizin altındaki mucize "Kur'an-ı Kerim"i okuyun ...




Siz hiç insan olan maymun

yada

maymun olan insan gördünüz mü? yada göreni duydunuzmu.
Ben duymadım da görmedimde


İnsan Suresi 1 ve 2.ayetler

İnsan (henüz) anılır bir şey değilken (yaratılmamışken) üzerinden uzunca bir zaman geçti.
Şüphesiz biz insanı, karışım halindeki az bir sudan yarattık ve onu imtihan edeceğiz..




benim aslım: Hz. Allah(C.C)'ın yarattığı Adem (A.S)dır ve ben bununla gurur duyuyorum.



Ali imran Suresi 59. Ayet

Allah katında İsa'nın durumu, Âdem'in durumu gibidir. Onu çamurdan yarattı, sonra ona "Ol!" dedi.Artık o, olur.

Çamurdan yaratılmış Hz Adem'le gurur duyuyorsunuz ama , yaşamın çamurda başladığını ve evrimi açık ve net tarif etmiş Kutsal kitabımızı yok sayıyorsunuz.




ABD ve Avrupa ülkeleri olmak üzere dünyanın pek çok ülkesinde onbinlerce bilim adamı evrim teorisini reddediyor, teorinin geçersizliğini ortaya koyan çok sayıda bilimsel kitap yayınlıyor. Araştırıp öğrenmek isteyen arar bulur fakat kalpleri mühürlü olanlar onuda anlayamaz.


"Senin dinin sana benim dinim banadır."

Evrimi işaret eden bir çok bilimsel veriyi ve Vatikanın evrimi kabul etmek için çareler aradığını araştırıp öğrenebilirsiniz.

Kalbinizin ve beyninizin mührünü Kuranı Kerim okuyarak kaldırabilirsiniz.

X..
06-01-2007, 23:13
Biraz da yaratılış teorisini !!!! sorgulayın.Adem ile havva ne zaman yaratıldılar.Hangi yüzyılda veya binyılda!!!!Yaratma işlemi bir kerede olup bitti mi hala yeni canlılar yaratılıyormu!!!Harun Yahya!! evrimi çürütmüş!!,Yaratılış teorisini de kanıtlamıştır muhtemelen.Derin bilgisinden yararlanmak lazım!!!

hanoğlu
06-01-2007, 23:15
Alanında (biyoloji) dünyadaki en saygın isimlerden Prof.Stuart Kauffman'ın "At Home in the Universe" (Evrende Evimizdeyiz) kitabını okumanızı tavsiye ederim. Kitap çok teknik ve dili biraz ağır. Ancak okumayı seven ve bu konulara ilgili arkadaşlar karmaşıklığın düzeniyle alakalı bu kitaptan ziyadesiyle memnun kalacaktır.

Bu kitapta evrim teorisine inanan da, inanmayan da kendine göre çok şey bulacaktır.

TOPTANCI
06-01-2007, 23:27
Evrimi kontrollü değişim olarak görüyorsanız sorun yoktur buradaki işlenen evrimin amacı düşüncede ateizme dönüşüyor ...insan beynide kafa yordukca her salisede evrim geçirmektedir ...

JoNaThAn
07-01-2007, 00:45
Biraz da yaratılış teorisini !!!! sorgulayın.Adem ile havva ne zaman yaratıldılar.Hangi yüzyılda veya binyılda!!!!Yaratma işlemi bir kerede olup bitti mi hala yeni canlılar yaratılıyormu!!!Harun Yahya!! evrimi çürütmüş!!,Yaratılış teorisini de kanıtlamıştır muhtemelen.Derin bilgisinden yararlanmak lazım!!!

onun sorgulandığı bir takım felsefi forumlar ve ateist forumlar mevcut.inanç konusu ortaya birtakım dini veriler,hadisler ve ayetler dökülerek incelenebiliyor.ama bu forumda dine girmek yasak olduğu için dolayısıyla dini incelememizde mümkün değil.

yaratılış teorisini ne yazık ki sorgulamıyor insanlar.nereye dayanıyor,hangi mantıkla devam ediyor..adem ve havva..dini kitaplar birleştirildiğinde 10bin yıllarla anılan bir tarih ortaya çıkıyor dine dayalı insanlık tarihiyle.çünkü dini kitaplardaki verilere göre bütün peygamberler aynı soydan geliyor.dolayısıyla,isanın yaşadığı yıllara inilip,nuha kadar gidildikçe oradanda yine eldeki verilere dayanarak adem zamanına gelerek insanlık tarihini aşağı yukarı bulabiliyoruz.ne var ki insanlık tarihi "bilimsel" gerçeklere göre çok daha eskilere dayanıyor.öyle ki, bu eskilerden kasıt milyon yıllar.insansılar ve benzerleri.vatikan bu konuyu reddedemiyor.çünkü avrupa bilime bizim inandığımızdan daha çok inanıyor.zaten ileri gitmişlikleride bu yüzden.eğer vatikan evrimi reddederse,bilimle zıt düşer..eğer bilimle zıt düşerse inandırıcılığını kaybeder.avrupa halkı zamanında bağnaz inançların kendilerine çektirdiği zorlukları çok yaşadı.kadınlar yakıldı.insanlar öldürüldü.hurafeler çıkarıldı..neden sonra reform hareketleri başladı.avrupada incile bakmadan bilimsel bir bilgi ortaya koyamazdınız.eğer koyduğunuz bilgi incille ters düşerse öldürülürdünüz.eğer ortaya bir bilgi koymak istiyorsanız ve o bilgi incilde yoksa yine ceza alırdınız.çünkü incilde olmayan bir bilginin araştırılması tanrı inancıyla tamamen zıttı o döneme göre.nezamanki toplumsal kanunlarda reformlara gidildi,işte avrupa ozamandan beri kalkınmaya başladı.insan hakları başladı.dünya yeniden şekillendi.eğer vatikan inandırıcılığını kaybederse,milyarlarca dolarlık serveti ve hakimiyetinide kaybeder.çünkü temelde hepsi hakimiyet kurma çabası içindedir.ve bu aslında kabul etmesenizde siyasi-politiktir.ama hiçbir politik-siyasi hareket bilimle zıt düşemez..


harun yahyaya gelince..tekrarlamaktan sıkılmıyorum, hepinizin bildiği gibi kendisi adnan oktardır.ve konuları çarpıtarak ortaya koymakta üstüne yoktur.bir takım fosillerin sergilendiği kendi tarikatına mensup üniversiteli öğrencilerin görev aldığı sergiler açar.bu sergilerde fosilleri evrim tersi kanıt olarak sunar.ne var ki tüm ortaya koyduğu veriler çarpıtmalardan ibarettir.milyarlarca yıl önce yaşamış olan trilobit fosilini evrim tersi kanıt olarak sunar.

kabul etsenizde etmesenizde dünyada sadece insanlar yok.insanlar sadece bir türdür.ve yine kabul etsenizde etmesenizde birgün insanlar yok olacak.bu soy ya kendi kendini yok edecek..ya da doğaya zıt düşmesinden dolayı yok olacak.eğer küresel ısınma bu hızla giderse 200-300 yıl içinde dünyada insan yaşamı bitiyor.peki siz (siz derken yazısını alıntı yaptığım arkadaş değil,genel olarak herkes)insan yaşamı bitiyor diye hayatın biteceğinimi sanıyorsunuz?dünya sadece insan içinmi var?..bu bir çok yanılgı içeren bir düşüncedir.dünyada hayat,insandan milyarlarca yıl önce vardı.insandan milyarlarca yıl sonrada olacak.ta ki, bir gök taşı veya yörüngeden çıkmış bir gezegen tarafından yok edilinceye kadar.yada güneş isimli yıldızın yaklaşık 5milyar yıl içinde enerjisini tüketip supernova patlamalarıyla karadeliğe dönüşmesiyle son bulacak.bu süre içinde insan genlerinde nasıl bir hastalık meydana gelecek ve soyları bitecek yada nasıl bir gelişme sürdürüp dünyadaki varlığını sürdürebilecek tartışma konusudur.daha çok, çok bilinmeyenli bir denklemdir.şartlara bağlıdır.buzul çağı küresel ısınmanın ardından gelecek başka bir süreçtir.dünya çok hızlı soğuyacak.karasal yaşamın hemen hemen hepsi son bulacak.yaşam deniz altında devam edecek..ve sonra tekrar dünya ısınmaya,yaşam filizlenmeye başlayacak.ağaçlar ve bitkiler buna dahil.bu süreçte varolabilen canlılar soylarını sürdürmeye devam edecek.yeni canlılar oluşacak.ama birçoğu şuana kadar olduğu gibi yok olacak.şuana kadar dünya üzerinde varolmuş,yaşamış canlıların ortalama %95i kaybolup gitmiştir.canlılar ne ilk halleriyle varolabilirler, ne de sonuna kadar dayanabilirler.

biraz dünyanın varoluşu incelenirse,yaşamsal hatlar incelenirse..daha net bir görüş açısı oluşabilir.

JoNaThAn
15-01-2007, 19:44
http://www.ntvmsnbc.com/news/257929.jpg

Bilim insanları dünyanın en büyük çiçek familyasının botanik haritasını çıkardı.



NTV-MSNBC

Güncelleme: 15:38 TSI 13 Ocak 2007 CumartesiLONDRA - Güneydoğu Asya’da bulunan 1 metre genişliğinde ve 7 kilogram ağırlığındaki kırmızı Rafflesiaceae bitkisi dünyanın en büyük çiçeklerinden biri kabul ediliyor. Çiçek yaklaşık 200 yıl önce keşfedilmesinden bu yana, farklı özellikleriyle bilim insanları için bir muammaydı. Rafflesiaceae çiçeğinin kökü, yaprağı ve dalı yok.

Güneydoğu Asya’nın yağmur ormanlarında bulunan Rafflesiaceae çiçeğinin DNA’sını çıkaran botanik bilimciler, çiçeğin 50 üyeli bir familyanın parçası olduğunu ortaya çıkardı. Araştırmaya göre, Rafflesiaceae çiçeği Euphorbiaceae familyasına ait. Bu familyaya ait bitkilerin tümü küçük çiçeklere sahip.

YAPRAKLARI MİLYONLARCA YIL İÇİNDE BÜYÜDÜ
Araştırmayı yürüten Harvard Üniversitesi uzmanı Charles Davis, Rafflesiaceae çiçeğini ‘Dünya dışından’ sözleriyle tanımlıyor. David’e göre, “Rafflesiaceae çiçeğinin üyesi olduğu familyadaki diğer bitkilerin küçük çiçek açması büyük bir sürpriz”.

http://www.ntvmsnbc.com/news/257951.jpg
Botanik uzmanları, Rafflesiaceae ilk kez 46 milyon yıl önce çiçek açmaya başladı ve çiçek evrim geçirerek hızla büyüdü. Rafflesiaceae ilk açtığında çiçeği sadece 2mm uzunluğundaydı. Milyonlarca yıl için Rafflesiaceae çiçeği büyüdü ve bundan sonra da büyümeye devam edecek.

POLENLERİ SİNEKLER TAŞIYOR
Rafflesiaceae çiçeği, tropik yağmur ormanlarında kuytu bölgelerde yaşıyor, geniş yapraklarını açarak kokusunu salıyor ve sineklerin gelip polenlerini taşımasını sağlıyor. Rafflesiaceae çiçeğinin kokusu insanlara hoş gelen bir koku salgılamıyor, diğer çiçekler gibi sinekler yoluyla polenlerini dağıtıyor.

http://www.ntvmsnbc.com/news/396587.asp

katre
16-01-2007, 01:25
cahilliğimden bi soru soracağım.. darwinin kendisinin "göz" seebiyle evrimi ispatlayamadığı söyleniyor.. bilgisi olan vardır mutlaka..
açıklanırsa sevineceğim ve ben de öğreneceğim..
ilgimi çeken bir konu olduğu iiçn de okuduğum kaynaklardan alıntılar yapacağım.. ama sadece alıntı yapabilirim. fikrimi beyan edebileceğimi sanmıyorum... cahil cahil konuşmak istemem.

JoNaThAn
16-01-2007, 03:12
cahilliğimden bi soru soracağım.. darwinin kendisinin "göz" seebiyle evrimi ispatlayamadığı söyleniyor..

sevgili dostum..evrime inanmamak veya farklı düşünmek cahillik değildir.ortada olan birşeyleri görmezden gelip incelememek ve olasılığını gözardı ederek araştırmamak cahilliktir.darwinden bu yana evrimi açıklama aynı kalmadığı gibi değişti.sözkonusu alan bilimse, herşey aynı kalmaz..sürekli bir araştırma ve geliştirme,sorgulama çabası vardır..bu yüzden bilim ilerler..bilime dayanan toplumlar ilerler..darwin sadece ortaya bir fikir attı ve bu konuda araştırmalar yaptı.ve bu fikir ortaya atıldıktan sonra, bu fikir artık darwine ait değil bilime ait olmaya başladı.bilimin sorunu ve konusu haline geldi.bu nedenle, darwinin hataları ve eksikleri yüzünden bu konuyu evrime maletmek yanlıştır.darwinin başarılarını ise ancak bir dayanağı varsa evrime maletmek kabul edilebilir.

şu alıntıyı örnekleyebilirim:

evrim karşıtı iddia: 14) Canlılar son derece karmaşık bir yapıya sahiptir -anatomik, selüler ve moleküler düzeyde-. Bu yapı daha az karmaşık olsaydı çalışamazdı. Bu da şu anlama gelmektedir. Böyle bir yapı ancak akıllı bir tasarım sonucu oluşur, evrim sonucu değil.

cevap: Bu tasarım konusu yaratılışçıların en fazla üzerinde durduğu tartışmadır ve en eskisidir. 1802 yılında teolog William Paley şöyle yazıyordu: ''Eğer tarlada bir saat bulursanız, ilk aklınıza gelen bunu birinin düşürmüş olduğu olasılığıdır; doğal güçlerin bunu orada ürettiğini düşünmezsiniz. Bu benzerlikten yola çıkarsak, canlıların karmaşık yapılarından dolayı doğrudan, kutsal bir iradenin eseri olduğunu anlarız.'' (burada şunu belirtmek istiyorum, verilen saat örneği yada ormanın ortasında kendiliğinden oluşmuş bir jeep örneği evrimi açıklamaz.zaten evrimde bunu savunmaz..evrim zaten bunun tam aksini savunur..hiçbirşey biranda oluşmamıştır.ve biranda yok olmamıştır.hemen hemen birçok şey ilk haliyle şuanki doğada yer almamakta.dünyanın başlangıcından beri yaşamış olan canlıların %97 ye yakını yokolmuş durumda.yetersiz şartlar yüzünden.sözde evrimi yalanlayanlar, evrimi;canlıların bir anda ortaya çıktığını savunan bir süreç olarak tanımlarlar.herşeyiyle mükemmel bir jeep..buna örnek olarak verilir..ama canlılar mükemmel değildir.ilk bakışta şaşırtıcı gelen,incelemeden mucize olarak algılanan yönleri vardır.ama doğadaki hiçbirşey mucize değildir.ve hala evrim sürecinde iyileşmekte olan veya süregelmekte olan rahatsızlıkları vardır.genetik kanserler,20lik diş,diş çürümeleri,doğadaki bazı bakteri türlerine göre savunmasız kalışları ve şuan aklıma gelmeyen bir çok örnek)

Paley'in bu iddiasına karşı Darwin ' 'On the Origin of Species-Türlerin Kökeni' ' isimli eserini yazarak,seçilimine doğal güçlerinin zaman içinde evrimi nasıl şekillendirdiğini açıkladı.

Yaratılışçılar onlarca yıldır Darwin'in görüşlerini çürütmek için göz örneğini öne sürüyor. Yaratılışçılara göre gözün evrimleşmesi olanaksızdır. Gözün görüntü yaratma becerisi parçalarının mükemmel düzeninden kaynaklanır. Dolayısıyla doğal seçilim gözün evrimi sırasında geçireceği ara dönemlere izin veremez. Yarım bir göz zaten işlev yapamaz.

Böyle bir eleştiriyi önceden tahmin eden Darwin, ''tamamlanmamış'' bir gözün de, tamamlanmış göz kadar olmasa da en azından yararlı olacağını iddia ediyordu; örneğin canlı ışığa doğru yol alabilir. Biyoloji Darwin'in haklılığını daha sonra ortaya çıkarttı. Bilim adamları hayvanlar aleminde ilkel gözlerin ve ışığa-duyarlı organların olduğunu kanıtladı.

Akıllı-tasarım fikrini savunanlar bugün öncekilerden daha zekice sorular soruyorlar. Ancak yine de tartışma ve hedeflerinde bir değişiklik görülmüyor.

Kaynak: Cumhuriyet Bilim Teknik - 27.07.2002

göz konusunda birşey daha eklemek isterim..kör mağara balıkları..bu şekilde yumurtadan çıkarlar,bu şekilde yaşarlar,bu şekilde çoğalırlar ve bu şekilde ölürler.gözlerini kullanmadıkları halde gözleri vardır ve kördür..nedeni basittir..mağarada yaşayan bu balıklar birsüre sonra görme yetilerini kaybetmişlerdir.buna ihtiyaçları yoktur.bu duyu gelişmek yerine,zamanla gerilemiştir.evrim ihtiyaç dahilinde gelişir veya bir süreliğine sonlanır.

diğer yandan tavukların hiçbirzaman kullanamadıkları kanatları vardır..

BOZOK
20-01-2007, 03:07
http://www.harunyahya.org/html/m_video_index.htm
harun yahya
insanlarin ama anlamak isteyenlerin dilinden anlatiyor
anlamak istemeyen zaten anlamiyor
bu adresten video lari indirip izleye bilirsiniz
anlayana sivri sinek saz anlamayana davul zuuurnaaa az
hic kimse duymak yada gormek istemediginden fazlasaini gormez duymaz

BOZOK
20-01-2007, 03:11
http://www.hisse.net/forum/showthread.php?t=14039
gozumuz

phaon
20-01-2007, 03:33
http://www.harunyahya.org/html/m_video_index.htm
harun yahya
insanlarin ama anlamak isteyenlerin dilinden anlatiyor
anlamak istemeyen zaten anlamiyor
bu adresten video lari indirip izleye bilirsiniz
anlayana sivri sinek saz anlamayana davul zuuurnaaa az
hic kimse duymak yada gormek istemediginden fazlasaini gormez duymaz

Savunduğu şeylerin iki türlü de bir ispatı yok.(aleyhte leyhte)
somut bir kanıtı yok yani.
savunduğu herşeyi ruhani birşeylere bağlamış.
sadece "o batıl bu batıl" demiş durmuş.

BOZOK
20-01-2007, 03:40
Varilci Darwin'in Yanılgıları




İnsanları, bitkileri ve hayvanları, kısacası bütün canlıları Allah yaratmıştır. Sizi, annenizi, babanızı, kardeşlerinizi, akrabalarınızı, arkadaşlarınızı, kedileri, köpekleri, güzel kokulu çiçekleri, dev ağaçları, rengarenk kelebekleri, kuşları ve balıkları, lezzetli meyveler veren bitkileri yaratan Alemlerin Rabbi olan Allah'tır. İçinde yaşadığı dünyaya samimi bir gözle bakan herkes bu apaçık gerçeği hemen fark eder.

Ancak, Allah'ın yarattığı bu güzellikler konusunda doğru söylemeyen bazı insanlar vardır. Bu insanlar, evrim teorisi denilen ve doğru olmayan bir fikri savunurlar. Çok yanlış iddialarla dolu bu fikir; tüm canlıların tesadüfen, yani kendi kendilerine meydana geldiklerini iddia eder. Bu yanlış düşünceyle insanları kandırmaya çalışan kişilere de "evrimci" denir.


Charles Darwin
Çok yanlış bir düşünce olan evrim teorisini, günümüzden 150 yıl kadar önce Charles Darwin (Çarls Darvin) adında bir kişi ortaya atmıştır. Ona göre, tüm canlılar tesadüfen ortaya çıkmıştır. Yaşadığı süre boyunca insanları yazdığı kitaplarla bu aldatmacaya inandırmaya çalışan Darwin'den sonra, günümüzde yaşayan evrimciler de insanları halen kandırmaya çalışmaktadırlar. Halbuki modern bilim, tüm canlıları Allah'ın yarattığını ispatlamaktadır. Ancak evrimciler bu gerçeklere rağmen hala evrim yalanını savunabilmektedirler.

Peki çocuklar, Allah'ın canlıları nasıl meydana getirdiğini siz hiç düşünmüş müydünüz?

İnsan da dahil olmak üzere her canlının vücudu hücrelerden meydana gelir. Hücreler çıplak gözle görülemeyecek kadar küçüktürler. Bir milyon tanesi biraraya toplansa ancak bir toplu iğne başı kadar yer kaplar. Yani onları yakından görmek ve incelemek isterseniz, çok gelişmiş mikroskoplar kullanmanız gerekir. Bu kadar küçük olan hücreler olağanüstü bir yapıya sahiptirler. Öyle ki bildiğiniz tüm teknolojik aletlerden; televizyondan, bilgisayardan, okula giderken bindiğiniz otobüsten, yolda gördüğünüz büyük bir fabrikadan çok daha mükemmel bir yapıdadırlar.

Kısaca açıklamak gerekirse; her bir hücre durmaksızın, adeta bir fabrika gibi çalışır. Dev bir fabrikada bulunan enerji santralleri, üretim merkezleri, haberleşme ve bilgisayar sistemleri, taşıma araçları, laboratuvarlar, kontrol birimleri ve daha pek çok sistemin benzerleri, sizin her bir hücrenizin içinde de bulunur.



Peki, bir fabrikanın; fırtına sonucunda, kendi kendine, tesadüfen meydana geldiğini söylemek doğru olur mu? Tabii ki hayır. İşte aynı şekilde "Doğal şartlar ve tesadüfler sonucunda canlılar oluştu" diyenler de bunun gibi akıl dışı birşey söylemiş olurlar. Darwin ve taraftarları işte böyle mantıksız bir düşünceyi savunmaktadırlar.

Madem evrimciler hala böyle birşeyin olabileceğini iddia ediyorlar o halde onlara şöyle bir deney yaptıralım. Evrimciler bir varilin içine, bir canlıyı oluşturmak için gerektiğini düşündükleri ne kadar madde varsa koysunlar. Örneğin bu varile, canlılığı oluşturan tüm amino asitleri, proteinleri, karbon, fosfor, kalsiyum, karoten gibi elementlerin hepsini koysunlar. Daha sonra bu karışıma dışarıdan ne etki vermek istiyorlarsa versinler. Örneğin varili ısıtsınlar, soğutsunlar, üzerine yıldırımlar düşürsünler, elektrik versinler...



Varile koydukları maddeleri istedikleri gelişmiş cihazlarla karıştırsınlar. Ayrıca bu karışımın başında milyarlarca hatta trilyonlarca sene, birbirlerine babadan oğula vasiyet ederek nöbet tutsunlar. Ve hiçbir şeyi tesadüflere bırakmadan, karışımın her anını kontrol ederek, birbirlerine danışıp, dünyanın en önde gelen biyologlarından, genetikçilerinden, fizikçilerinden, evrim uzmanlarından görüşler alsınlar. Bir canlının oluşması için hangi şartların var olması gerektiğine inanıyorlarsa hepsini kullanmakta serbest olsunlar...

Tüm bu bilinçli ve ciddi çabalara rağmen bu varilden canlılığa dair bir şey asla çıkaramazlar. Ne yaparlarsa yapsalar yine de bu varilin içinden, tavus kuşlarını, serçeleri, tavşanları, muhabbet kuşlarını, atları, gergedanları, karpuzları, mandalinaları, gülleri, yaseminleri, ıhlamur ağaçlarını, kirazları, çilekleri, muzları, hindistan cevizlerini, kestaneleri, mısırları, hurmaları, incirleri, zeytinleri, limonları, üzümleri, kayısıları, sincapları, baykuşları, karıncaları, balarılarını v.s. çıkaramazlar.



Ne işlem yaparlarsa yapsınlar bu varilin içindeki atomlar; Einstein, Newton gibi karmaşık problemler çözen dahi bilim adamlarını; Picasso, Michalengelo gibi sanat ve estetik yönünden harikalar meydana getiren sanatçıları; Beethoven, Mozart gibi insan ruhuna zevk veren melodiler besteleyen müzisyenleri; buluşlar yapan, kendisini meydana getiren atomları mikroskop altında inceleyen bilim adamlarını; Atatürk gibi büyük bir devlet adamını; Fevzi Çakmak, Fatih Sultan Mehmet gibi yüksek deha sahibi liderleri; Humphrey Bogart, Charlton Heston gibi rol yeteneği olan aktörleri; Britney Spears, Ricky Martin, Michael Jackson gibi sanatçıları; dans eden, şarkı söyleyen, simetriden, estetikten, renklerin uyumundan zevk alan, araba tasarımı yapan, kitap yazan, kitap okuyan, öğrenen, öğrendiklerini hafızasında tutan, düşünen, akleden, heyecanlanan, sevinen, sevgi, merhamet ve şefkat duyan, özleyen, fırındaki kekin kokusunu duyunca iştahlanan, yediği yemeğin tadından zevk alan, komik bir olaya gülen, dostları ile neşelenen veya bir fikri savunan insan zekasını kesinlikle meydana getiremezler.



Bilinçsiz atomları, her ne şekilde biraraya getirirseniz getirin, hiçbir zaman bu varlıklardan tek bir tanesini, hatta bunlardan herhangi birinin tek bir hücresini dahi oluşturamazlar.

O halde tüm insanlığın bilgi birikimi ve çabası ile asla meydana gelemeyecek canlılığı, şuursuz atomların, kör tesadüflerin yardımı ile meydana getirdiğini nasıl iddia edebilirler? Açıkça anlaşılacağı gibi aklı ve vicdanı olan bir insan, tüm canlıların ve insanların, tesadüflerin eseri olmasının mümkün olamayacağını hemen anlar. Hiçbir ön yargıya kapılmadan, aklı ve vicdanı ile düşünen her insan, tüm bu varlıkları yaratanın, üstün bir akıl, sonsuz bilgi ve benzersiz bir güç sahibi olan Allah olduğunu kesin olarak bilir.

Kitabın ilerleyen sayfalarında evrim teorisini savunanların, insanları nasıl aldattıklarını göstermek için size varilci Darwin'in başından geçen olayları anlatacağız.

Bu teorinin bir aldatmaca olduğunu anlatmamızın önemli bir nedeni daha var:

Birisi evrim teorisine inanmanızı istediğinde bu kitapta okuduğunuz gerçekleri hatırlayıp, bu kişinin sizi yanıltmaya çalıştığını anlayabilir ve ona herşeyi sonsuz ilim sahibi olan Yüce Allah'ın yarattığını anlatabilirsiniz.

Şimdi hayatını varilin başında geçiren varilci Darwin'in ve takipçilerinin durumlarını hep birlikte görelim.

http://www.harunyahya.org/cocuklar/varilci/varilci1.html

selçuk efendi
20-01-2007, 12:41
ah sevgili çocuklar ah... bu evrimciler yılan gibidirler, acayip şirrettirler... onlar ne derse, yalandır... insanları kandırmayı çok severler.. hani nerdeyse, bir günleri kandırmadan geçsin, ölürler:D:D

çocuklar için evrim diye bir topik yoktu, değil mi?:)

BOZOK
20-01-2007, 14:01
cocuklar bile anliyor da bur da bazi arkadaslar anlamak istemiyor
o yuzden ekledim
zulfu lihsan ettikse affola

einstein
20-01-2007, 14:31
cocuklar bile anliyor da bur da bazi arkadaslar anlamak istemiyor
o yuzden ekledim
zulfu lihsan ettikse affola

Sayın Bozok,

Evrim teorisini bir gün tüm dinler kabul edecek..

Bilime inanmıyorsanız , öncelikle Kuranı okumanızı öneririm..

Evrime işaret eden tek kutsal kitap Kuranı Kerimdir.

Hz Muhammed (SAV) 'a gelen ilk vahiy : OKU dur.. OKUMAK Allah'ın ilk emridir. Ama biz elimizin altındaki kutsal kitabı okumayı bilmiyoruz..

İnsan Suresi'nin ilk iki ayetini okuyun..

1.Gerçek şu ki, insanın üzerinden, daha kendisi anılmaya değer bir şey değilken, uzun zamanlardan bir süre gelip-geçti.
2.Şüphesiz Biz insanı, karmaşık olan bir damla sudan yarattık.

İnsanın yaradılışı ile ilgili en güzel ve basit açıklama "insan suresinde" özetlenmiş...

Evrim kuramı bugün bu iki ayeti kanıtlamak üzere;
2. ayetteki karmaşık bir su damlası evrim teorisinin ilk hücrenin oluştuğu ortamı aynen tarif ediyor..

ayrıca insanın kendisi anılmaya değer bir şey değilken ile kastedilen de evrim teorisinin anlattıkları ile uyuşmaktadır..


Tekrar söylüyorum, Kuranı Kerim i okursak İslamın bilimle çelişmediğini görürüz.

saygılar

BOZOK
20-01-2007, 14:57
evrim
ben evrim kelimesini hasa ALLAH sillik olarak yorumluyorum
muhakkak ki insan oglu ve tum canlilar zaman icinde degisim gelisim gosterirler
ama bunun bir yaraticisi vardir. hepimizi herseyi yaradan kutsal varlik olan ALLAH tir .
ama evrimciler hicbir seye inanmiyorlar .yada bana oyle geliyor
evrim teorisini savunan arkadaslar ALLAHIN VARLIGINI KABUL EDIYORLAR MI ,?
evrimin gorusunun sahibi davrin kabul etmiyor her seyi bir rastgelelige bagliyor

einstein
20-01-2007, 15:39
evrim
ben evrim kelimesini hasa ALLAH sillik olarak yorumluyorum
muhakkak ki insan oglu ve tum canlilar zaman icinde degisim gelisim gosterirler
ama bunun bir yaraticisi vardir. hepimizi herseyi yaradan kutsal varlik olan ALLAH tir .
ama evrimciler hicbir seye inanmiyorlar .yada bana oyle geliyor
evrim teorisini savunan arkadaslar ALLAHIN VARLIGINI KABUL EDIYORLAR MI ,?
evrimin gorusunun sahibi davrin kabul etmiyor her seyi bir rastgelelige bagliyor

Evrim teorisi ilk canlı hücrenin oluştuğu ortamı tanımlayarak başlar ve sonrasında yüzyıllar boyu süren süreci açıklar.

Adı üstünde hala bir "Teoridir". Ancak son yıllarda ortaya çıkartılan Fosil kanıtları ve aynı süreçte genetik bilmindeki gelişmeler bir çok aşamasının doğruluğunu ortaya koymaya başlamıştır.

Evrim teorisini, "İnsan maymundam gelmemiştir" gibi komik bir savla reddetmek Orta çağda, klisenin dünyanın döndüğünü kabul etmeyip sonradan bilime rezil olması kadar aptalca bir harekettir..

Evrim bilimsel bir gerçek olmak üzeredir ve bu silahı ateistlerin eline vermek çok büyük hata olacaktır. Darwinin açıklayamadığı tek nokta koeservat adı verilen ilk canlı hücrenin nasıl oluştuğudur. Bu oluşumu dünya üzerinde , ispatlayabilecek hiç bir deney düzeneği kurulamaz. Bu nedenle o yaradılış anı tartışmalara hep açık olacaktır. Ama bu bilinmezlik ne Tanrı'nın varlığını ne de yokluğunu kanıtlamaz.

Benim itirazım bu aşamadan sonraki sürece itiraz eden din adamlarınadır. Özellikle de inandığım din olan İslamiyetin en büyük mucizesi olarak insalığa armağan edilmiş Kuranı Kerim'de bu ve sonrasındaki aşamalarla ilgili verilmiş bilgilere rağmen Bilime itiraz edenleredir.

Darwin ve sonrasındaki bilim adamlarının yüz yıllık çalışmaları ve gelişmiş genetik biliminin uzun çabaları sonrası çıkartabildikleri bu karmaşık teori , "İnsan suresi" 1 ve 2. ayetlerde özetlenmiştir..

Az önceki paragrafta, dünya üzerindeki hiç bir deney düzeneğinin Koesarvat hücrenin nasıl yaratıldığını açıklayamayacağını berirtmiştim. Ancak Kuranı Kerim'in bahsettiğim 2 ayetini okuyan ve algılayabilen her canlı ; bu gücün Allah C.C. olduğuna rahatlıkla inanacaktır.

selçuk efendi
20-01-2007, 17:49
buna bir de İnfitar(82) suresinin 7 ve 8. ayetlerini ekleyelim... sonra da elmalılı tefsirinden de kullanılan kelimelerin ne anlamlarda kullanıldıklarına bakalım. sonra da isteyen istediğini düşünsün:

meal:
7- O Allah ki seni yarattı, seni düzgün yapılı kılıp ölçülü bir biçim verdi.

8- Seni dilediği her hangi bir şekilde parçalardan oluşturdu.

tefsir:
7. Yüce Allah'ın Rabliği ve kerem sahibi olduğu da en açık misali olmak üzere insanın yaratılışında herkesin kendisine görünüp duran kudret eserleri ve kerem ile şöyle hatırlatılıyor:

O Rabbin ki seni yarattı. Burada yaratma; bünye ve uzuvları düzgünleştirme, ölçülü yapma, şekil verme ve parçaları birleştirip oluşturmadan daha önce olmak karinesiyle önce var kılmak demek olduğu açıktır. Yine bilinmektedir ki her nimetin esası olan var olma, ilâhî lütuf ve keremin birincisidir.

Sonra da senin bünye ve uzuvlarını düzgünleştirdi . "Seni bir topraktan, sonra bir nutfeden yarattı. Sonra da seni bir insan şekline getirdi."(Kehf, 18/37) buyrulduğu ve daha bir çok âyette geçtiği gibi yaratılışını aşamadan aşamaya geçirerek ruh üflenecek şekilde

insanlık seviyesine getirdi; bünyeni, uzuvlarını, kuvvetlerini düzenine koydu, düzgünleştirdi de sana bir uyum ve itidal verdi. Burada biri "adl" kökünden birisi de "ta'dil" kökünden şeklinde olmak üzere iki kırâet vardır. İkisi de bir mânâya olarak denkleştirmek, norma l hale getirmek demek olduğuna göre az önce geçen "tesviye"nin mükemmel hale gelmiş olduğunu ifade etmek üzere birkaç şekilde tefsir edilmiştir.

BİRİNCİSİ, Mukatil'den rivayet edildiğine göre göz, kulak, el, ayak gibi çift uzuvların denkliği ve ayrıntıları anatomide bilindiği üzere vücudun her taraftan orantılı ve düzgünlüğü demek olup "Evet, onun parmak uçlarını bile düzeltmeye kadir olduğumuz halde"(Kıyamet, 75/4) âyetinin ifade ettiği gibi olur. Fakat bunda insanlık özelliğini ifade eden itibar v e değer açık değildir.

İKİNCİSİ, Ata'nın İbnü Abbas'tan rivayet ettiği izah şeklinde ise: "Belini doğrultu, dik ve dengeli kıldı, eğri belli hayvanlar gibi yapmadı." diye tefsir edilmiştir ki, bunun hem insanın olgunlaştığını gösteren özelliği, hem de bünye ve uzuvları düzene koyduktan ve insanı, insan denilecek şekle getirdikten sonra olması daha açıktır. Zira çocuklarda görüldüğü gibi insanın belini doğrultup da ayakta dik ve doğru olarak yürüyebilmesi de uzuvları düzene koymanın tekamülünde bir aşa m adır.

ÜÇÜNCÜSÜ, Ebu Ali Fârisî'nin yazdığına göre, "sana itidal verdi" demek, bu mânâların hepsini ifade edici olarak "Seni en güzel şekle koyup en güzel biçimde çıkardı ve bu denge ile seni akıl, fikir ve kudreti kabul etmeye yetenekli kılıp bu şekilde diğer canlı ve bitkilere hakim kıldı. Seni, bu âlemdeki diğer varlıkların ulaşamadığı bir olgunluk derecesine çıkardı." diye tefsir edilmiştir ki "Onun yaratılışını tamamladığım ve içine ruhumdan üflediğim vakit." (Hıcr, 15/29) ve "Onları, yarattıklarımızın bir çoğundan gerçekten üstün kıldık." (İsra, 17/70) mânâlarına uygundur. Bunların hepsi Allah'ın bir lütuf ve keremidir.

Bundan başka şeddesiz olarak döndürmek, eğip çevirmek mânâsına da tefsir edilmiştir ki, bunun da iki ayrı mânâya gelme ihtimali vardır.

BİRİNCİSİ, eksiklikten olgunluğa, uygun olmayan şekilden uygun olan şekle çevire çevire en güzel suret ve biçime getirdi demek olarak, yine arınma mertebelerini ifade etmiş olur ki bu da kerem sayılan şeylerdendir......

esasında evrim konusunun hikmet(neyin neden nasıl oluştuğu bilgisi) ve Allah'ı anlamak mevzusunda inananlara faydası olabileceğini düşünmesem, bu konuya vakit bile ayırmazdım...
öncelikle alemde sihirbaz değneğine yer olmadığına, herşeyin bir hikmetle(sebeple) oluştuğuna fakat yine Allah'ın dilemesi dışında birşey olmadığına inanıyorsak ve (48-23) "Allah'ın kanununda asla bir değişiklik bulamazsın." bilgisini göz önünde tutarsak; evrim konusunda bu kadar önyargılı olmamıza gerek yoktur.

gerçek olanla yorumları birbirine karıştırmayalım. gerçek olan herşeyin bir tekamül içinde olduğu, herşeyin herşeyle bağlantılı olarak yaşamın sürüp gittiğidir... fıtratında saidlik bulunan bundan kendisine faydalı olacağı alacak, şekavet ehli de kendine göre birşey çıkaracaktır... sebepler, sadece insanın içindekinin ortaya çıkmasına vesiledir...
evrim konusunda elde edilen bilgilerden insan Allah'ı anlamaya bir adım da yaklaşabilir, bir yaratıcı yoktur herşey tesadüfidir sonucuna da ulaşabilir...

özgün
20-01-2007, 20:31
Tekrar söylüyorum, Kuranı Kerim i okursak İslamın bilimle çelişmediğini görürüz.

saygılar


çelişir, güzel kardeşim çelişir. din ayrı şeydir bilim ayrı.....

selçuk efendi
20-01-2007, 21:22
çelişir, güzel kardeşim çelişir. din ayrı şeydir bilim ayrı.....

çelişmez cancağızım, çelişmez:)... şu var ki, din doğru anlat(ş)ılmıyor ve bilim de henüz yürümeye başladı...

cacar66
20-01-2007, 22:16
hayat çelişkilerle yürüyor,yaşayan bu çelişkilerin içeriği ilk bakıştan çok daha değişik zengin ve derinde........hegel

özgün
20-01-2007, 22:56
çelişmez cancağızım, çelişmez:)... şu var ki, din doğru anlat(ş)ılmıyor ve bilim de henüz yürümeye başladı...

hep aynı bahane. din doğru anlatılmıyor, doğru anlaşılmıyor! doğru anlatılmıyorsa ne zaman anlatılacak, ne zaman anlaşılacak? doğru anlatılması ve doğru anlaşılması ne zaman olacak, ne bekleniyor?

ayrıca dinin doğrusunu kim anlatacak?

semerkandi
20-01-2007, 22:58
evrim ateizmi savunmaz.

işte buna kesinlikle katılıyorum
yani evrim ateizmi savunmaz ama ateistler evrimi savunur
çünkü tutunacak başka dalları yoktur

bu evrimciler enteresan insanlardır
ısrarla dedelerinin maymun olduklarını tekrarlar dururlar
gerçi buna da şükretmeleri gerekir
çünkü dedeleri lağım faresi falan da olabilirdi

sonuç olarak ben kargadan başka kuş tanımam
eğer evrim var ise onu da benim Rabbim yaratmıştır

saygılarımla