PDA

View Full Version : N'olacak bu TÜRKİYE'nin hali



Pages : 1 [2] 3

ÇAKAL
12-05-2007, 09:16
Suyu çekilen Kızılırmak'ta balıklar elle avlanıyor

Kızılırmak Nehri de küresel ısınmadan nasibini aldı. Türkiye'nin en büyük nehri Kızılırmak'ın suyu büyük ölçüde çekildi.



Yeterince yağış olmaması ve hava sıcaklıklarının artması ile oluşan kuraklık, nehirde suyun azalmasına neden oldu. Nehirdeki balıklar da ölmeye başladı. Hirfanlı, Kapulukaya ve Yamula barajlarında su tutulması sebebiyle de suyu iyice azalan ırmakta bazı vatandaşlar nehrin ortasına kadar araçlarıyla giderek piknik yapıyor. Göletlerdeki balıklar araç gereçe gerek duymadan elle avlanabiliyor.
Kızılırmak'ta daha evvel herkesin yüzemediğini ifade eden piknikçi vatandaşlardan Zeki Okuyan, artık nehirden yürüyerek bile geçtiklerini söyledi. Sait Doğan ise nehrin ortasında piknik yaparak, bir ilki gerçekleştirdiklerini anlattı. Kırıkkale Çevre ve Orman İl Müdürlüğü Şube Müdürü Veysel Bulur, yağışlar mevsim normallerinin çok altında seyrettiği için Kızılırmak'ta su oranının ciddi oranda düştüğünü söyledi. Bulur, nehir yataklarında balıkların ölmesiyle ilgili bir araştırma yaptıklarını ve sonrasında hazırlanan raporda, balık istihsal sahaları olan nehir yataklarının ve çukurlaşan ortamların azalması neticesinde balıkların oksijensiz kalarak yok olduğunun tespit edildiğini aktardı. Raporda, "Atık suyun fazla olması ve nehirde suyun azalması sonucunda yatak devamlı kirletilmektedir." denildi.

Kemal Başol, Kırıkkale


12 Mayıs 2007, Cumartesi

elektrik-çi
12-05-2007, 09:32
dogaya bu kadar müdahale edersek olcagı buyudu balıkları bırak artık içmeye bile su bulamayacagız insan oglu kadar dogaya zarar veren başka bir canlı varmı acaba

ÇAKAL
12-05-2007, 09:34
dogaya bu kadar müdahale edersek olcagı buyudu balıkları bırak artık içmeye bile su bulamayacagız insan oglu kadar dogaya zarar veren başka bir canlı varmı acaba

Pınar su mu alsak acaba?:D :p :D

mutlu
14-05-2007, 10:33
Atilla Yayla'dan Özgürlük Dersi

Prof. Dr. Atilla Yayla dan özgürlük tanımı ve tokat gibi cevap
M9uO8YAF_lg

ÇAKAL
16-05-2007, 22:28
İstanbul'da su alarmı!

İstanbul'a su sağlayan barajlarda yaklaşık 6 aylık su kalması ve uzmanların en sıcak yazın yaşanacağı uyarıları, İSKİ'yi su tasarrufu için önlemler almaya yöneltti.

İstanbul Su ve Kanalizasyon İdaresi (İSKİ) Genel Müdürlüğünden aldığı bilgiye göre, kente su sağlayan barajlardaki doluluk oranı yüzde 47'ye indi. Şu anda toplam kullanılabilir su miktarı 416 milyon metre küp. Kente günde ortalama 2 milyon metre küp su verildiği dikkate alındığında bu
rakam, kentin yaklaşık 6 aylık suyunun kaldığını gösteriyor.
http://www.sabah.com.tr/haber,31DAF9B002B54EBDA4A8C3C495C4F36E.html

ÇAKAL
17-05-2007, 22:49
Akaryakıt kaçakçılarını takip eden başkomiserin ölümünde suikast şüphesi

İzmir'de kaçak akaryakıtçılara yönelik operasyonda akaryakıt yüklü tanker uçuruma yuvarlandı. Kazada, tankerde bulunan ve operasyonu yürüten Başkomiser Erdal Akbolat (31) hayatını kaybetti.


Erdal Akbolat

Kaçakçılık ve Organize Suçlarla Mücadele Şube Müdürlüğü ekipleri, bir ihbar üzerine 35 HSK 23 plakalı tankeri takibe aldı. M.F. idaresindeki tankerin, bir havayolu şirketi adına Aliağa'daki rafineriden aldığı 'Jet A-1' uçak yakıtını, Menemen'e geldikten sonra Manisa yoluna saparak, Kemalpaşa ilçesindeki benzin istasyonuna götürdüğü belirlendi. Tanker sürücüsü ve istasyon görevlisi, tankerdeki yakıtı, istasyonun tanklarına boşaltmaya başlayınca, takipteki 3 ekip operasyonu başlattı. Ekipler M.F. ile istasyon görevlisi O.B.'yi gözaltına aldı. Olay yerine gelen tankerin sahibi M.A. tankerin arızalı olduğu idida etti. Zanlılar, sorgulanmak üzere Emniyet'e götürülürken Erdal Akbolat, tankeri kullanan M.F.'nin yanına oturdu. Önünde ve arkasında ekip bulunan tanker, İzmir'e doğru ilerlerken, Belkahve rampasında giderek hızlandı. Tanker, önündeki ekip otosunu geçtikten sonra orta refüjdeki bariyerleri aşarak karşı şeride geçti. Tanker, yol kenarındaki korkulukları yıkarak 15 metrelik uçurumdan düştü. Kazada Başkomiser Akbolat şehit olurken, M.A. yaralandı. M.A.'nın kazayla ilgili, 'frenler tutmadı' dediği ve henüz ifade vermediği bildirildi. Tankerde inceleme yapan Mercedes firmasının ekiplerinin, 'frenler de dahil, bir arızaya rastlanmadığı' yönünde rapor düzenlendiği öğrenildi.:düsün::düsün:

Tekin Gürbülak, İzmir


17 Mayıs 2007, Perşembe

ÇAKAL
17-05-2007, 23:03
Yılın doktoruna bak


hurriyet.com.tr

Şırnak'ta, performans değerlendirmesi sonucu "yılın doktoru" seçilen İsmet Besen'in Ankara'nın çeşitli semtlerinde 15 tane lüks dairesi olduğu ortaya çıkarıldı.


Garip ama gerçek. Bir yıl önce performans değerlendirmesi yapılıp Şırnak'ta "yılın doktoru" seçilen İsmet Besen'in 15 gün önce ilaç yolsuzluğundan tutuklandı. Gerek polis, gerek Sağlık Bakanlığı müfettişleri, gerekse savcılığın yürüttüğü soruşturma sırasında Besen'in yolsuzluk yaparak yüz binlerce YTL haksız kazanç elde ettiği ortaya çıktı.

Müthiş yolsuzluğa sadece Dr. İsmet Besen değil, Şırnak'ın Silopi ilçesindeki 3 sağlık ocağı ve 9 eczanenin de karıştıkları öğrenildi. Sağlık Bakanlığı'nın, 1 Temmuz 2006 Tarihli, Uzman Tabip ve Pratisyen Tabip Hizmet Puan Listesi'ndeki kayıtları dikkate alarak "Yılın doktoru" seçtiği İsmet Besen ile doktor Fevzi Kaymak ve Şefik Gökçe tutuklandı. Operasyonda, eczane sahipleri de gözaltına alındı.

HASTA REKORU KIRDI

Sağlık Bakanlığı müfettişlerinin yaptığı çalışma şöyle gelişti: Sağlık Bakanlığı'na yazılan bir ihbar mektubunda, 12 yıldır ilçede doktorluk yapan Besen'in hastalarından "bıçak parası" altında para talep ettiği, ayrıca bi kişinin bazı yolsuzluk olaylarına karıştığı belirtiliyordu.

Bakanlık, polis ve savcılıkla birlikte Dr. İsmet Besen'i takip altına aldı. Önce telefonları dinlemeye alındı ve hasta muayene ile reçete kayıtları incelendi. Yapılan araştırmada, Besen'in, 7 aylık hasta protokol defteri de incelendi. İnceleme sonucunda Besen'in, 25 bin 600 hastaya bakıp ilaç yazdığı anlaşıldı. Soruşturma derinleştirildi ve ilaç reçeteleriyle birlikte hasta kayıtları incelemeye alındı. İncelemede, reçetelerde protokol numarası yer almadığı, "RPT" olarak adlandırılan "hayali yoldan ilaç yazıldığı" iddia edildi.

15 DAİRESİ ORTAYA ÇIKTI

Yılın doktoru seçilen İsmet Besen'in Ankara'nın çeşitli semtlerinde 15 tane lüks dairesinin olduğu belirlendi. Bu arada Besen'in bir bankadan 170 bin YTL kredi aldığı ve bu krediyi 5 ayda geri ödediği kaydedildi.

gencalp
18-05-2007, 00:15
Atilla Yayla'dan Özgürlük Dersi

Prof. Dr. Atilla Yayla dan özgürlük tanımı ve tokat gibi cevap


Konuyu çok yanlış yönden alarak cevap vermiş...Yazık,karşısında ben olmak isterdim bakalım nakavt nasıl oluyormuş görürdü....

ÇAKAL
19-05-2007, 11:22
M. NEDİM HAZAR

İbretlik bir haber



Günlük hayatın aynası olan gazetede haftada iki gün yazı yazmak, bazen yazacağınız konu için sıra beklemenize neden oluyor. Ve 'aklın yolu bir' düsturunca bazen siz sıranızı beklerken bir başka 'akıl' sizden önce davranıyor ve mevzu elinizde patlayıveriyor.
Bugün size bu satırlarda Hürriyet gazetesinin ibretlik bir haberinin analizini yapacaktım. Ne ki Birgün gazetesinden Sayın Adnan Bostancıoğlu, elini ve yazı gününü bizden çabuk tutup konuyu tam da bizim düşündüğümüz bağlamda ele aldı. Açıkçası o satırlara da ekleyecek pek bir şey kalmıyor. İşte "Dezenformasyon, manipülasyon, provokasyon" başlıklı o yazı:

Hürriyet gazetesinin 16 Mayıs Çarşamba günkü nüshası, iletişim fakültelerinde ders konusu yapılabilecek kadar 'öğretici' idi. Dersimizin adı: Basında dezenformasyon, manipülasyon ve provokasyon! Manşet, "Boğaziçi'nde tuhaf şov". Hadiseyi biz kısaca özetleyelim. Aksi takdirde, Hürriyet'in spotlarına bakarak ne olduğunu anlamak kolay değil. Zaten maksat da biraz bu. Bulanık bir görüntü yaratıp Boğaziçi Üniversitesi'ni ve yönetimini zor durumda bırakmak. Boğaziçi Üniversitesi'nde kültürel bir etkinlik düzenleniyor. Meksika'dan konuk üniversiteliler gelmiş, her iki ülke karşılıklı olarak kendi kültürlerini sahneye taşıyorlar. Hürriyet'in takıldığı iki husus var. Biri, sahnede Kürtlere özgü kıyafetlerle dans gösterisinin yapılmış olması, diğeri sahnedeki orkestrada türbanlı bir kızın da yer alıp elektro-gitar çalması... Niyet belli ki, Boğaziçi gibi güzide bir eğitim kurumunda Kürtçülük ve İslamcılık mı yapılıyor kuşkusu yaratmak. Sahnede olup biteni, hani şimdilerde miting meydanlarının en hassas olduğu meseleler üzerinden sunmak. Oysa etkinliği düzenleyenlerin açıklamalarından anlıyoruz ki, sahnelenen oyun altı öbekten oluşuyor. Anadolu'nun, şimdilerde birilerinin düşman belleyip kökünü kazımak için elinden geleni ardına koymadığı kültürel zenginliğinin dansla ifade edilmesi... Söz konusu gösteride ilk iki öbek (Roman ve Kürt) sergilenmiş. Roman bölümüne çok takılmayan Hürriyet (eh, şimdilik 'esmer vatandaş' tehlikesi yok!), ilk sayfasında "Meksikalı öğrenciler için türbanlı, peşmergeli Kürtçe ilginç gösteri" ifadesini kullanmış.

Ama asıl 'bomba' iç sayfada... Haberin ayrıntıları için 18. sayfayı açtığınızda, manşet haberinin üç parça halinde sunulduğunu görüyorsunuz. Bu kez başlık değişmiş ve "Böyle tanıttılar" patlangacının yanına "Boğaziçi'nin Türkiye'si" demişler. Haberin diğer iki parçasının başlıkları da "Modernize peşmergeler" ve "Türban şov". Bir de haberin yer aldığı sayfanın görsel sunumu var. Asıl manipülasyon orada... Kürt kıyafetleriyle dans eden kızın yanında bir başka haber: "PKK mayını: 2 şehit daha". Elekrogitar çalan türbanlı kızın hemen altında da Denizli'den bir haber... Evet, tahmin ettiğiniz gibi, 'irtica haberi': "Yine Denizli... Bu kez YİBO Namaz Hocası". Denizli'de bir ilköğretim okulunda dağıtılan ve namaz bahanesiyle siyasal İslam propagandası yaptığı anlaşılan bir broşür... Böylece manzara tamamlanıyor... Güneydoğu'da PKK terörü... Denizli'de irticai faaliyet... Ve Boğaziçi Üniversitesi'nde başımızdaki bu musibetlere göz kırpan bir gösteri! Önce Hrant Dink'in katledilmesi, ardından Malatya'da misyonerlik yaptıkları gerekçesiyle üç kişinin gırtlaklarının kesilmesi üzerine, Hürriyet de dahil neredeyse tüm basında Türkiye'nin bu hoşgörüsüzlük ve şiddet ortamına nasıl sürüklendiğine dair yazılar, yorumlar yayınlandı. Medyanın da kendini sorgulaması gerektiğine ilişkin saptamalar yapıldı. Herkesin şapkasını önüne koyup düşünmesi çağrıları dile getirildi. Ama her zaman olduğu gibi, bütün o sözler yine unutkanlığın lanetli uykusuna terk edildi. Maalesef aksini ummanın saflık olacağını söylemek zorundayız. Türkiye'yi yöneten gücün, "Ne mutlu Türküm diyene!' anlayışına karşı çıkan herkes Türkiye Cumhuriyeti'nin düşmanıdır ve öyle kalacaktır" dediği yerde, varoluşunu bu anlayışı her gün yeniden üretmek, popülerleştirmek ve yaymak üzerine kuranların yeni provokasyonlara yol vermeyeceğini mi sanıyorduk? Bu defa hedefte Boğaziçi Üniversitesi var. Zaten iki gün önce Orhan Pamuk'a fahri doktora unvanı veren de onlar değil miydi?



19 Mayıs 2007, Cumartesi

ÇAKAL
21-05-2007, 17:45
Korkulu gecenin ardından Sorgun'da bugün...
YOZGAT'ın Sorgun İlçesi’nde dün öğleden sonra başlayan olaylarda 12 kişi yaralanırken, 12 kişi gözaltına alındı. Gece yarısına kadar devam eden olayların ardından ilçe merkezinde yaşam normale döndü. Ancak bugün de bin kişilik grup E- 88 karayolunu trafiğe kapatıp, eylemde bulundu.

http://www.milliyet.com.tr/2007/05/21/son/sontur27.asp

borsa78
22-05-2007, 10:14
http://www.radikal.com.tr/haber.php?haberno=133637
ne olacak bu memleketin hali,kasap et derdinde,koyun can derdinde

borsa78
22-05-2007, 10:15
http://www.stargazete.com/index.asp?haberID=120850
77 yıl öncede böyleydi,ne olacak bu memleketin hali

ÇAKAL
09-06-2007, 14:40
Tacizci doktor, tazminat kazandı

Yargıtay Hukuk Genel Kurulu, Adapazarı SSK Hastanesi'nde hastasını taciz ettiği gizli kamera çekimleri ile kesinlik kazanan genel cerrahi uzmanı Dr. H.G.'nin açtığı tazminat davasında emsal bir karar verdi.



Genel Kurul, tacize uğrayan hastanın tazminata mahkum edilmesi gerektiğine hükmetti. Yargıtay, tacize uğrayan kadının gizli kamera ile çekim yaparak doktorun kişilik haklarına saldırdığını belirtip tazminat ödemesi gerektiğine karar verdi.
Ankara, Anka



09 Haziran 2007, Cumartesi

JoNaThAn
15-06-2007, 22:40
O geliyor..

Abdurrahman Boztaş.. Adana bağımsız-bağlantısız milletvekili adayı.

eğer bu seçimler sonrasında herşeyin aynı olacağını düşünüyorsanız..bir kez daha düşünün..

0gLDlts2OZs&mode=related&search=




http://www.milliyet.com.tr/2007/06/15/son/sonsiy11.asp



"Biz fırıldak değiliz"... Bağımsız aday youtube'da...
Bağımsız vekil adayı... Öyle bir reklam filmi çekmiş ki izleyen bir daha izliyor. İşte o VİDEO...
Seçimlere 38 gün kala 'hiç şansı olmayan' bağımsız vekiller, meydanlarda değil ama videoya çekilmiş görüntüleriyle meydan okuyor!
Reklam videosu Youtube düşen Adana bağımsız adayı Abdurrahman Boztaş, Cem Yılmaz'a taş çıkartıyor. Reklamı izleyenler gülme krizine girerken, Boztaş gayet ciddi.
"Biz fırıldak değiliz" sloganına uygun düşmese de sandalyede fırıl fırıl dönüyor...

ÇAKAL
15-06-2007, 23:02
Canıtın dostum adam müziğin kralını koymuş koymasına da Obduraman olmuş bizim Abdurrahman.Kol hareketi falan ne öyle yaw.Film adamsın vesselam.Nerden de denk geliyor sana bunlar?:):)

ÇAKAL
17-06-2007, 23:53
M. Ali Erbil 'Yılın Babası'seçildi :düsün::düsün:

Yılın Babası seçilen ünlü şovmen M.Ali Erbil ödülünü Zeytinburnu Olivium'da düzenlenen bir törenle aldı. Eşi Tuğba Erbil, kızları Sezin ve Yasmin, minik oğlu Ali Sadi ve ağabeyi Mustafa Erbil'in de katıldığı ödül töreninde ünlü şovmen duygulu anlar yaşadı. M. Ali Erbil törende şu konuşmayı yaptı: 'Şimdiye kadar aldığım en anlamlı ve en büyük ödül bu. Ve benim için en büyük hediye de çocuklarımın acısını görmemek.'

ÇAKAL
20-06-2007, 04:13
Dalaman'da vahşet

Ercan KAYLI/DALAMAN (Muğla), (DHA)

MUĞLA'nın Dalaman İlçesi'nde iki işsiz genç, paralarını ve değerli eşyalarını çalmak istedikleri yaşlı çifti vahşice öldürdü. M.D. ve F.D., önce 80 yaşındaki Osman Taşgın'ı 24 bıçak darbesiyle öldürdü, 67 yaşındaki eşi Safiye Taşgın'ı da dövüp tecavüz ettikten boğdu. Bozbel Köyü'nde yaşanan vahşet bu kadarla da kalmadı. İki cani, yaşlı kadının cesedini evdeki ocakta yaktı. Dalaman jandarması zanlılardan M.D.'yi olaydan 2 gün sonra yakalayıp gözaltına aldı. F.D. ise izini kaybettirdi.
http://www.milliyet.com.tr/2007/06/19/son/sontur42.asp
Daha ne günler görecez bakalım.:cry:

ÇAKAL
22-06-2007, 07:50
Maskeli Beşler'de Özel Kuvvetler'e ait iki kimlik çıktı

Üsküdar'da kuyumcu dükanını soyduktan sonra kaçan ve helikopter takibiyle yakalanan 30 kişilik 'Maskeli 5'ler çetesinin iki üyesinin üzerinden, Özel Kuvvetler Komutanlığı kimliği çıktı


ERGÜN ÇOLAKOĞLU / İSTANBUL
İstanbul polisini son bir yıldır peşinden koşturan 5 maskeli soyguncu, son olarak önceki gün Üsküdar Bulgurlu'da, yolu kapatarak Kübra Kuyumcusu'ndan bin YTL, 5.5 kilo altın, 13 altın saat ve çok sayıda bilezik ve alyansı gasbetti. Soyguncuların bindiği aracı helikopterle takibe alan polis, Bolu yakınlarındaki Kaynaşlı tünel girişinde operasyon düzenledi. Kaynaşlı gişelerinde onlarca polis ve otobüslerle kurulmuş barikatı görünce otomobilden inerek kaçmaya çalışan 5 soyguncu kısa süren bir kovalamacanın ardından kuyumcudan çaldıkları altınların büyük bir bölümüyle ele geçirildi.
25 KİŞİ GÖZALTINDA

Zanlıların Emniyet Müdürüğü'nde yapılan sorgularının ardından Bakırköy, Ümraniye ve Kadıköy'de yapılan baskınlarda, çetenin, 2'si kadın diğer 25 üyesi de gözaltına alındı. Zanlıların, maske takıp yol kapatarak, İstanbul ve çevre illerde çok sayıda kuyumcu ve işyeri soydukları belirlendi.

'Gazeteport' adlı internet sitesinin haberine göre, gözaltındaki zanlılardan ikisinin üzerinden, Abdullah Öcalan'ı Kenya'dan Türkiye'ye getirmekle adını duyuran Özel Kuvvetler Komutanlığı'nda görev yaptığına dair kimlik çıktı. İstanbul Emniyet Müdürlüğü, Özel Kuvvetler Komutanlığı'na yazı yazarak, bu kişilerin TSK bünyesinde çalışıp çalışmadığını sordu. Yazıya henüz cevap gelmediği belirtildi.

DNA TESTİNE İLGİNÇ ÖNLEM

Kağıthane'de aynı cadde üzerinde bulunan iki kuyumcu dükkanı geçtiğimiz yıl Kalaşnikoflu ve maskeli 8 kişi tarafından soyuldu. Soyguncular aynı yöntemle yolu trafiğe kapatıp uzun namlulu silahla dükkana girdikten sonra işyeri sahibini etkisiz hale getirip, 12 kilo altını alarak kaçtı. Soyguncuların, DNA testlerinde kullanılabilecek delillerin düşmesini önlemek için beraberlerinde getirdikleri çarşafı kuyumcu dükkanına serdikleri, çıkarken de toplayıp götürdükleri belirlenmişti. Öte yandan Ankara'da yapılan benzer bir kuyumcu soygununun ardından Sakarya, Ankara ve İstanbul'un çeşitli semtlerinde yapılan maskeli kuyumcu soygunlarıyla zanlıların ilişkisinin de araştırıldığı öğrenildi.




22.06.2007

ÇAKAL
22-06-2007, 07:54
Özel Kuvvetler'deki rüşvete 25 yıl hapis



Özel Kuvvetler Komutanlığı'nda yapılan usulsüzlükler ve rüşvet iddiaları ile ilgili olarak Genelkurmay Askeri Mahkemesi'nde yargılanan işadamı Ali Osman Özmen, 25 yıl ağır hapis cezasına çarptırıldı.

28 sanığın yargılandığı davada Özmen, rüşvet vermeye teşebbüs etmek suçunu zincirleme işlediği iddiasıyla 25 yıl hapis cezasına çarptırıldı. Özmen ile birlikte yargılanan 11'i görevde 9'u emekli 20 asker ile 18 sivilin yargılandığı 38 sanıklı davanın karar duruşmasına Özmen katılmadı.

ÇAKAL
23-06-2007, 12:58
Şehitlerin sancağına raptiye...
http://www.sabah.com.tr/haber,24B5B2C43EFA4D7C840A124AA00EA0FC.html

ÇAKAL
25-06-2007, 17:39
Barkod Osman yakalandı

25 Haziran 2007




Ürünlerin üzerindeki barkodları değiştirerek çok ucuza alışveriş yapan Ali Osman Saz, süpermarketlerin sıkı takibi sonucunda yakalandı.

http://www.hurriyet.com.tr/gundem/6774634.asp?gid=180

yosun
26-06-2007, 00:06
O geliyor..

Abdurrahman Boztaş.. Adana bağımsız-bağlantısız milletvekili adayı.

eğer bu seçimler sonrasında herşeyin aynı olacağını düşünüyorsanız..bir kez daha düşünün..



Görüntüler bende bu adamın ruhsal sorunu mu var acaba sorsunu uyandırdı :)

ÇAKAL
30-06-2007, 11:21
Dalmaz'a 10. kumar baskını!





İstanbul Asayiş Şube Müdürlüğü Ahlak Büro ve Beşiktaş İlçe Emniyet Müdürlüğü ekipleri tarafından Dalmaz Center'a 10. kez kumar baskını yapıldı. Baskında 85 kişi gözaltına alınırken, 1 rulet masası ile çok sayıda oyun pulu ve kağıdı ile 1 adet bilgisayar kasasına el konuldu.

Baskın, saat 02.00 sıralarında, Etiler Nispetiye Caddesi üzerinde bulunan Dalmaz Center'da gerçekleştirildi. Daha önce defalarca baskın yapılan Dalmaz Center'da yine kumar oynatıldığı ihbarı alan Asayiş Şube Müdürlüğü ve Beşiktaş İlçe Emniyet Müdürlüğü'ne bağlı ekipler harekete geçti. 10. kez yapılan baskında aralarında kadınların da bulunduğu 85 kişi, gözaltına alındı. Gözaltına alınan şahıslar ifadeleri alınmak üzere polis merkezine götürüldü. Baskın sırasında ele geçirilen 1 adet rulet masası ile çok sayıda oyun pulu ve kağıdı ile 1 adet bilgisayar kasasına da el konuldu.

CHA
Bu ne biçim iştir yaaa.Haftada bir nerede ise baskın yapılıyor hiç bi sonuç yok.Devlet içinde devlet olmuş adamlar.Hayret bişey yaaaaaa.:grrr:

ÇAKAL
04-07-2007, 19:27
Bahçeli'nin büyük sırrı

4 Temmuz 2007


Fatih ÇEKİRGE yazıyor...


Meydanlarda ağır bir tartışma var…
Erzurum Meydanı’nda “İp” atılıyor. AKP, şehit cenazelerinde elleriyle “kurt” işareti yaparak bakanlara “yuh” çekenler için soruşturma açtırıyor.
Devlet Bahçeli, meydanlarda, “şehit isimlerini tek tek sayıyor” ve AKP’ye yükleniyor.
Tayyip Erdoğan bir başka meydanda “İktidardın neden asamadın” diye soruyor…
Böylece, 1999’da hapishane meydanına kurulamayan darağacı, seçim meydanlarında müthiş bir tartışmaya sahne oluyor.
Astın, asamadın….
Peki ne oldu da Devlet Bahçeli terörist Öcalan’ın idam cezasını kaldıran yasayı imzaladı?
-Avrupa Birliği’nden mi korktu?
-ABD’den mi çekindi?
-Yoksa attığı imzanın sonucunu kestiremedi mi?
Evet, bu müthiş sırrın cevabını bulabilmek için şimdi o günlere gidelim. ..
Ve fotoğraflarla analiz edelim…

http://fotogaleri.hurriyet.com.tr/galeridetay.aspx?cid=3905&rid=153

ÇAKAL
08-07-2007, 11:34
İŞTE ÇÖLLEŞEN GÖL
Susuzluk, İstanbul'a su sağlayan Alibeyköy Barajı'ndan sonra Büyükçekmece Barajı'nı da kurutmaya başladı. Barajda doluluk oranı yüzde 31'lere indi

http://www.milliyet.com.tr/2007/07/08/guncel/agun.html

ÇAKAL
08-07-2007, 11:40
[QUOTE=cakhall;1731864]İŞTE ÇÖLLEŞEN GÖL
Susuzluk, İstanbul'a su sağlayan Alibeyköy Barajı'ndan sonra Büyükçekmece Barajı'nı da kurutmaya başladı. Barajda doluluk oranı yüzde 31'lere indi

İstanbul'u Melen kurtaracak

DSİ (Devlet Su İşleri), Büyük Melen Suyu'nu yılbaşından önce İstanbul'a akıtmaya çalışıyor. Büyük Melen Deresi'nden gelecek su İstanbul'un su sorununu çözecek. İş ki o zamana kadar İstanbul'a su veren barajlardaki su tükenmesin.
İstanbul'a İSKİ barajlardan her gün 2 milyon metreküp su veriyor. 4 Temmuz itibariyle barajlarda kalan su 302 milyon metreküp. Demek ki, idareli kullanılırsa barajların suyu kasım ayına kadar İstanbul halkına yeter.
Gelelim Büyük Melen Projesi'ne. Hükümet, 45 şehrin su ihtiyacının karşılanması için DSİ'yi görevlendirdi. DSİ de İstanbul için önce Yeşilçay Projesi'ni ele aldı. 271 milyon dolarlık bu projeyle Ömerli'ye 60 km uzaklıktaki Göksu ve Çanak derelerinden yılda 145 milyon metreküp su getiriliyor. Daha sonra İsaköy ve Sungurlu barajlarının inşasıyla 190 milyon metreküp daha su getirilmesi mümkün olacak.
11 aşamalı Büyük Melen Projesi tamamlandığında İstanbul'a yılda 1 milyar 180 milyon metreküp su akıtılacak. Bu iş için 1.8 milyar dolar para harcanacak.

Borular döşeniyor
İlk aşamada yapılması gereken iş Melen Çayı ile Yeşilçay arasındaki 155 km'lik boru hattının döşenmesi. Yerin altına 2.5- 3.0 metre çapında çelik boru döşeniyor. 115 km'lik boru döşendi. 40 kilometrelik borunun döşenme işi 2008 yılında tamamlanacaktı.
Bu yıl kuraklık sorunu ortaya çıkınca İSKİ'nin kaynaklarından DSİ'ye 180 milyon YTL para aktarıldı. İş hızlandırıldı. Kasım-aralıkta boru hattının Yeşilçay'a ulaşması bekleniyor. Melen'den gelecek su Yeşilçay'dan Ömerli arıtma tesisine getirilecek. Arıtılarak şehrin Asya yakasına dağıtılacak. Hattın kısa sürede döşenmesi için 6 şirketin 12 şantiyesinde gece gündüz faaliyet var.
İlk aşamada Melen'den yılda 268 milyon metreküp su temin edileceği hesaplanıyor.
Daha sonraki iş, Melen'den gelen suyun Boğaz'dan geçirilerek Avrupa yakasına ulaştırılması. Bunun için Boğaz'da deniz seviyesinin 135 metre altından geçecek 4 metre çapında, 5.5 km'lik bir tünel inşasına ihtiyaç var. Bu tünelin içine döşenecek borularla Melen Suyu Kâğıthane'deki su deposuna akıtılacak.

Her şey paraya bağlı
Boğaz geçişinin proje maliyetinin 170 milyon YTL olduğu bildiriliyor. Tüneli bir Türk şirketi Rus ortağıyla 4 yılda tamamlayacak. Bu yıl kuraklık nedeniyle İstanbul'un da su sorunu gündemin başına geldi oturdu.
Kuraklık olmasaydı da, hızlı şehirleşme ve çağdaş yaşamın gereği olarak insan başı su tüketiminin artması sonucu İstanbul (yakın tarihte) susuz kalacaktı. İstanbul'da uzun vadeli bir şehir planlaması olmadığı için su ihtiyacı da bugüne kadar uzun vadeli olarak ele alınamadı. Plansızlığın yanında parasızlığın rolünü de unutmamak gerekir. Parasızlıktan İstanbul'un eskiyen su nakil hatları yenilenemiyor. Suyun büyük bölümü borulardan toprağa sızıyor. Çevredeki kaynaklardan İstanbul'a su getirmenin faturası da büyük. Toplam 1.8 milyar dolar harcama gerektiren Büyük Melen Projesi için (şimdilik) Japonya'dan 900 milyon dolarlık bir kredi imkânı temin edilmiş de bu sayede kanallar kazılıyor, borular döşeniyor.
guras@milliyet.com.tr

ÇAKAL
08-07-2007, 12:34
Beach-partilerde eğlenen tatilciler, yangını uzaktan izlemekle yetindi.
Bodrum yandı umurlarında olmadı

ALP ARBAK BODRUM

Bodrum’da çıkan yangında 300 hektarlık alan kül oldu. İstifini bozmayan Türkbükü sosyetesi ise "Söndürmeye yardım edin" çağrılarına rağmen eğlenceye devam ettiler..

http://www.sabah.com.tr/haber,EEFD62EDFD8D43DE9748ECF44BD6D678.html

Yarın bi savaş çıksa ülkemi ilk bu kaymağı yiyen tabaka terk eder gider.:grrr::grrr:

ÇAKAL
09-07-2007, 12:06
Sağlıkta büyük soygun



Maliye Bakanlığı Muhasebat Kontrolörleri’nin incelemeleri, sağlık sektöründe çok sayıda suiistimal olayı yaşandığını ve bu şekilde devletten yüksek tutarlarda fazladan para alındığını ya da istendiğini ortaya koydu.

Maliye Bakanlığı Muhasebat Genel Müdürü Ömer Duman’ın verdiği bilgiye göre, sağlık sektöründe devleti zarara uğratan işlemler bir rapor haline getirildi. Bu raporda 171 değişik suiistimal olayına yer verildi.

1’E 10 FARK

Muhasebat Kontrolörleri’nin 2006’da sadece sağlık sektöründeki inceleme ve soruşturmaları sonucunda ortaya çıkan suiistimal olaylarının bir bölümü şöyle: nSadece 1 hastanın 213.16 YTL tutarındaki tedavi gideri devlete 2 bin 179 YTL olarak fatura edildi. Hasta yatış gününden fazla yatak ücreti fatura ediliyor. Sevk kağıdında memurun kadro derecesi yazılı olmadığı halde, hasta “ortopedi kliniğinde 5 gün 1. sınıf banyolu tek yataklı odada yatırıldı” gösterilerek, birinci sınıf oda farkı alındı. Bazı faturalarda, paket fiyat uygulamasına dahil işlemler de ayrıca faturalandırılıyor. Ameliyat ve benzeri yaralar bulunmamasına rağmen, pansuman işleminde küçük yara pansumanı, büyük yara pansumanı olarak gösteriliyor.

İLACA KURUM ZAMMI

İlaçlarda, ithalatçı ve eczacı indirimleri uygulanmadığı gibi, mevcut fiyat üzerinde bir fiyatla fatura ediliyor. Yatarak tedavilerde kullanılan ve hastane eczanelerinden temin edilen ilaçlar da indirim uygulanmadan fatura ediliyor. Faturalarda yer alan ilaç fiyatları, reçete tarihinde geçerli olan fiyatlardan fazla oluyor. Yoğun bakım ücretleri, fazla tahakkuk ettiriliyor. Yatılan gün sayısı ve saatini aşan faturalar düzenleniyor. Yatılan gün sayısından fazla damar yolu açılması işlemi gösteriliyor.

BEBEĞE 21 TARAMA TESTİ

Aynı gün doğum için yatan ve çıkan hastanın bebek doğduktan sonra 2’den fazla yapılmayan işitme-tarama testi 21 kez yapıldı gösterilerek, bu şekilde fiyatlandırıldı. Ayakta tedavi gören hastalarda HDL kolesterol ve trigliserid laboratuvar işlemleri, birden fazla faturalandırılarak fazla ücret alınıyor. Faturalarda, aynı hasta için aynı anda birden fazla idrar tetkiki uygulaması bulunuyor. Ortopedi ameliyatlarında paket fiyata dahil olan sarf malzemeleri ayrıca fatura ediliyor. Resmi Sağlık Kurumları Fiyat Tarifesi üzerinden yüzde 15’lik indirim uygulanmıyor.

Hırsızlık damarımıza işlemiş.:grrr::grrr:

ÇAKAL
17-07-2007, 17:14
Ünlü isimlerden çirkin ilişkiler
Üç savcı ve iki hakimin karıştığı fuhuş çetesine yönelik operasyon genişliyor. Haluk Levent ve Serdar Ortaç’ın da kredi kartı havalesiyle kadın siparişinde bulunduğu iddia edildi

Star Gazetesi’nden Özkan Tamirak’ın haberine göre; İstanbul Emniyet Müdürlüğü tarafından 13 Mayıs 2007’de yapılan ‘Gece Kuşu’ adlı operasyonda Beyoğlu’ndaki Hisar Pavyonu ve Foli Berjer Pavyonu’nda Rus kadınlara fuhuş yaptıran çete çökertildi. Operasyona çeteye maddi çıkarları doğrultusunda yardım eden adliye görevlileri, hakim, savcı ve Çalışma Bakanlığı bürokratları da takıldı. Savcılık Beyoğlu İlçe Emniyet Müdürlüğü’nün adı geçen her iki gece kulübüne de 15 kez kapatma işlemi uyguladığı belirlendi. Ancak her defasında bu kapatma engellendi. Mühürler söktürüldü. Çetenin uzantıları sanat ve spor dünyasına kadar uzandı.
Çetenin telefonları dinlemeye alın polis ünlülerin de fuhuş için bağlantıya geçtiğini tespit etti. Polisin dinlemesine takılan isimlerden bazıları şöyle: Haluk Levent, Serdar Ortaç, Necati Ateş, Sergen ve Rober Hatemo… Haluk Levent’in çeteden Irina isimli kadınla birlikte olduğu, bunun karşılığında kredi kartından 100 dolar havale yaptığı tespit edildi. Haluk Levent’in çetenin gönderdiği kadına “Seni klibimde oynatacağım'' dediği belirtildi.
Çetenin elinin altında 120 kadının bulunduğu tespit edildi. Ünlülerin kadın siparişi için çete lideriyle temasa geçtiği açıklandı.
Rober Hatemo ve Serdar Ortaç’ın klibinde oynayan kızları da bu çetenin ayarladığı ortaya çıktı.
Emniyet daha birçok ünlünün adının bulunduğu kayıtları savcılığa sundu. Savcılığın yakın zamanda şebekeden kız isteyen ünlüleri adliyeye çağırarak bilgi alacağı kaydedildi.
İddialarla ilgili olarak milliyet.com.tr'ye bir açıklama yapan Haluk Levent şunları söyledi:
"Ben klipte oynaması için başvuruda bulundum ve klibimde de oynadı. Bütün klip kızlarını da bugüne kadar bu arkadaşlardan aldım. Tahmin ediyorum ki diğer arkadaşlar da aynı şekilde klip kızı olarak kullanmışlardır. Bizim gibi sanatçıların böyle bir lüksü olamaz"

ÇAKAL
18-07-2007, 06:16
Yalan belge ile lisansa başvurmuş
EPDK'yı, akaryakıtçıları, saygın tüccarken hırsız, kaçakçı konumuna düşürmekle suçlayan Petrol Ürünleri İşverenler Sendikası Başkanı Muhsin Alkan hakkında dava açıldı.

Alkan, İzmir'deki istasyonu adına, iptal edilmiş eski belge ile lisans başvurusunda bulunduğu için suçlanıyor. Ayrıca, Alkan'ın babasına ait olan Kars'taki istasyonunda akaryakıtta standardın üzerinde su bulunduğu belirlendi. EPDK, şirketten savunma istedi.


18 Temmuz 2007, Çarşamba

ÇAKAL
18-07-2007, 06:17
'Yargıda temiz eller operasyonu şart'
Eski Adalet Bakanı Cemil Çiçek'in, 'Yargıda neler var neler. Banka suçlarına bakan 8. Ağır Ceza Reisi nasıl 5. Ağır Ceza'ya gitti?' sözleriyle alevlenen 'derin tartışma'ya Türkiye'nin önemli hukukçularından da yorumlar geldi.

http://www.zaman.com.tr/webapp-tr/haber.do?haberno=565339

ÇAKAL
26-07-2007, 07:04
Emniyet'te seks âlemi

Hassas Bölgeleri Koruma Şube Müdürlüğü'nde görev yapan 6 polis memuru, İstanbul Emniyet Müdürlüğü'nün otoparkında bir kadınla sevişirken yakalandı


Erdal Kılınç

İstanbul Emniyet Müdürlüğü, asaleten atanması yeni onaylanan bir yıllık polis memurlarının karıştığı seks skandalıyla çalkalanıyor.
Hassas Bölgeleri Koruma Şube Müdürlüğü'nde görev yapan ve İstanbul Emniyet Müdürlüğü'nün önünde nöbet tutarak, koruma hizmeti yapan yeni polis memurları, uzun süredir Emniyet binasına gelip giden bir kadınla tanıştı. İddiaya göre, polislerle sık sık sohbet eden bu kadın önceki gece, Vatan Caddesi'ndeki İstanbul Emniyet Müdürlüğü binasına geldi. Polis memurları bu kadınla bir süre sohbet etti. Ardından kadının polislerden hoşlandığını söylemesi üzerine polis memurları, ismi açıklanmayan kadına, birlikte seks yapmayı teklif etti.


Garaja baskın
Garaja inen polis memurları, bir arabanın içinde sırayla kadınla sevişmeye başladı. Bu sırada MOBESE kameraları bir kadınla birlikte garaja inen polis memurlarını tespit etti. Yetkililer de şüpheli bu durum üzerine garaja baskın yaptırınca, polislerle kadını uygunsuz şekilde yakaladı. Tutanak tutuldu ve kadının ifadesi alındı. İsmi açıklanmayan kadın, polis memurlarıyla kendi isteğiyle birlikte olduğunu söyledi.


Cerrah çok sinirlendi
İstanbul Emniyet Müdürü Celalettin Cerrah, önceki gün seks skandalına adı karışan 6 polis memurunu yanına çağırarak sert tepki gösterdi. Çok sinirli olduğu öğrenilen Cerrah'ın, polislerin açığa alınması için talimat verdiği bildirildi. Bunun üzerine polisler hakkında soruşturma başlatıldı ve açığa alma işlemi yapıldı. Açığa alınan memurlardan birinin 15 yıllık, diğer beşinin ise asaleten ataması yeni onaylanan genç polisler olduğu bildirildi.

***********************
Hoca merhum birgün evin önünde hoplayıp zıplayan buzağının yerine gider öküzü dövermiş ara ara.Biri sormuş,yaa hoca hoplayıp zıplayan,çiti kıran buzağı,sen öküzü dövüyosun,ne iş,demiş.
Hoca da,sen anlamazsın öküz kaş göz ediyo,buzağıyı yoldan çıkaran,öküz,demiş.:):)
Onun hesap dede polis mi,gençleri gaza verdi?Gençler mi dedeyi gaza getirdiler acabaaaaaaaaa?:oley::oley::oley:

ÇAKAL
01-09-2007, 23:03
'Çocuk kadın' kurtuluşu devlete sığınmakta buldu

E.G: Beni bir yurda yerleştirin.

E.G., 12 yaşında amcasının tecavüzüne uğradı. 13'ünde doğurdu, 14'ünde kendinden 31 yaş büyük biriyle yaşamaya zorlandı, 15'inde gördüğü şiddetten kaçarak polise başvurdu

01/09/2007

DHA - ANTALYA - E.G, ailesinin tek kızıydı. Üç erkek kardeşi vardı. Annesi Gülten ve babası Aydın'la Antalya'nın Kumluca İlçesi'ne bağlı Toptaş Köyü'nde yaşıyorlardı. Okula gidiyordu. Dört yıl önce ailesi belediyenin düzenlediği bir festival için kente gitmek istedi. E.G. yorgun ve rahatsız olduğunu söyleyince, onu amcası A.G.'nin evine bıraktılar. Ancak güvendikleri dağa kar yağdı. Evli ve üç çocuk babası 40 yaşındaki A.G. o gece yeğenine tecavüz etti. Amca aynı zaman da tehditkârdı: "Kimseye söylersen seni öldürürüm."


Çocuğunu göremedi
Küçük kız korkudan başına geçenleri anlatamadı. Ta ki hamile kaldığını anlayana kadar. Durumu gizleyemeyecek hale gelince annesine açıldı.
Ailenin şikâyetiyle amca A.G. tutuklandı. E.G., 13 yaşındayken Akdeniz Üniversitesi Tıp Fakültesi Hastanesi'nde bir erkek bebek dünyaya getirdi.
Ancak çocuğuna sarılamadı. Ailesi, annesine göstermediği bebeği Uşak'taki bir aileye evlatlık olarak verdi. E.G. bir süre ailesiyle birlikte yaşadı. Babası bir gün geldi. Onu, Kemer'de yaşayan 45 yaşındaki Yaşar B.'ye verdiğini söyledi. İmam nikâhı yapıldı. Kendisinden 31 yaş büyük birisiyle beraber yaşamaya başladı. Gittiği evde bir yıl boyunca şiddet gören 'çocuk kadın' sonunda dayanamayıp polise sığındı.
E.G. başına son yıl yaşadıklarını polise şöyle anlatıyordu: "Sürekli dayak yiyordum. Son olarak amcamın bana tecavüzüyle ilgili olarak duruşma için annemle birlikte Antalya'ya gidecektik. O gün sabah Yaşar B., bana 'Bir daha seni bu evde görmek istemiyorum. Senin masraflarını karşılayamam. Bundan sonra sakın bir daha bu eve gelme' dedi. Beni kabul etmeyen ve eziyet eden ailemin yanına da gitmek istemediğimden polise sığındım. Bu olaylardan dolayı kimseden şikâyetçi ve davacı değilim. Devlet himayesinde bulunan bir yurda yerleştirilmemi istiyorum."
E.G.'nin bu sözleri üzerine Yaşar B., 'cinsel istismar' suçlamasıyla tutuklanarak cezaevine gönderildi.
E.G.'nin isteğiyle cinsel ilişkiye girdiğini ileri süren Yaşar B. kendini şöyle savundu: "E.G.'yle resmi ve dini nikâh olmadan birlikte yaşıyordum. Ne dövdüm, ne de evden kovdum. Bir şeylere kızınca intihara teşebbüs ediyor ve evden kaçmaya çalışıyordu. İlaç da kullanıyormuş."


Biri tutuklu biri tutuksuz
Kızını 31 yaş büyük biriyle birlikte olmasına izin veren baba Aydın G., yetiştirme yurduna yerleştirilen kızıyla görüşemediğini söylüyordu. Baba, "Kızım, bebeğin yüzünü görmek istemediğini söyleyince evlatlık verdik. Yaşar kızımla arkadaş olmuş. Kızımın yaşı küçük olduğu için resmi nikâh kıymadılar" savunması yapıyordu.
Yaşar B.'nin tutuklu, babanınsa tutuksuz yargılandığı dava önümüzdeki günlerde Antalya 3'üncü Ağır Ceza Mahkemesi'nde görülecek.

ÇAKAL
04-09-2007, 12:24
Entellektüel Boyut
Rahim Er
04 Eylül 2007 Salı rahim.er@tg.com.tr

Bu hangi İstanbul?

Burası neresi, bu hangi İstanbul?
Rio mu, Münih mi?
Sodom mu, Gomore mi?
Bu gençlik, Lût kavmi kalıntısı mı? Burası neresi, bu hangi Türkiye, hangi İstanbul? Bu bir müzik festivali mi, Alman faşingi mi, Rio karnavalı mı?
Beş yıldır bir İstanbul havaalanı serbest, sereserpe, başıboş, havai ve haylaz... Küresel markalar, müzik markalarına sponsor olmaktalar. Bir gençliğin önce paralarını çaldılar, sonra kalbini, aklını çelip inancını yok ettiler. “Hezar-fen” elinden bin hüner gelen marifet sahibi insan demek. Havacılık öncümüzün elbette kemikleri sızlamakta. Karnavalda, faşingte nice kız kimden hamile kaldığını bilmeden çocuk peydahlamakta. Alkol su gibi akmakta, uyuşturucu rüzgârla yarışmakta. Şimdi bunlar aynen bizde de yaşanıyor. Beş yıldır aynı rezalet tekrarlanmakta. Prezervatifleri birkaç çöpçü toplamakta zorlanmış olmalı. Polis, çok sayıda üniversiteliyi uyuşturucuyla, uyuşturucu kullanma aletleriyle yakalamış. Önleyici tedbirlere rağmen alana bunlar ve kim bilir daha neler sokulmuş. İstanbul faşingi diyemiyoruz, çünkü aziz İstanbul ismiyle o kerih kelimeyi yan yana getirmeye gönlümüz elvermiyor. Bir Pazar günü İstanbul’un bir yanında bunlar yaşanırken, aynı sıralarda bir genç kız doğum gününde alkol duvarını aştığı için anadan üryan soyunarak boğazın sularına atlamış. TV’lerin paparazzi programları ortada, gazetelerin dergilerin fotoğrafları tiksindirecek raddelere geldi....
Bu gidiş nereye?
Bu uçuruma giden yolculuğa kim, nasıl, hangi cesaretle dur diyecek, diyebilecek? “Hangi cesaretle” çünkü meydana çıkana ânında saldıracaklar, ânında gerici, yobaz, laiklik düşmanı diyecekler. İşte bu hücumlara, tacizlere, hayasızca taarruzlara rağmen bir kahraman çıkamayacak mı? Bu ülkenin gençliği uluslararası oyunlarla soysuzlaştırılmakta. Bizim gençliğimiz, Irak gençliğinden beter tehlikeye maruz. Buna “dur!” diyecek kimse yok mu?
Bir avuç azınlık, bu topraklardan kopmuş, bu milletle alakası kalmamış olan bir avuç az fakat şirret zümre, bu milletin köklerine kezzap dökmekte.
Neden?
Bir hanımın başındaki örtüyü görenler, kafayı onu oradan çıkartmaya takmış olanlar, fikri sabit sahipleri, neden bir başı açmak kadar bir uyluğu örtmeye uğraşmazlar, neden namusu tarümar edilen üniversiteli kızın donunu yukarı çekmeye çalışmazlar?
Mesele...
İffetle...
Şehvetin kavgası.
Peki İstanbul buna layık mı?
Türkiye’ye yazık değil mi?
26 Ağustoslar, 30 Ağustoslar bunun için mi destan destan yazıldı? Ey kalem sahibi, sen bunu kime soruyorsun? Malazgirt’e, İstanbul’un Fethine, Çanakkale’ye, 30 Ağustos’a “destan” diyen kim? Onlara yıllar evvel “işgal” diyenler çıkabildi. “Malazgirt işgaldir” diyenlerin ektiği tohumlar işte böylesi zehirli zakkumlara dönüştü.
Mübarek şehit kanı, bekâret kanıyla kirleniyor.
Bu topraklarda her gün...
Biraz daha fazla....
“Onlar ki bakarlar fakat görmezler”.

balaban
04-09-2007, 12:36
Entellektüel Boyut
Rahim Er
26 Ağustoslar, 30 Ağustoslar bunun için mi destan destan yazıldı? Ey kalem sahibi, sen bunu kime soruyorsun? Malazgirt’e, İstanbul’un Fethine, Çanakkale’ye, 30 Ağustos’a “destan” diyen kim? Onlara yıllar evvel “işgal” diyenler çıkabildi. “Malazgirt işgaldir” diyenlerin ektiği tohumlar işte böylesi zehirli zakkumlara dönüştü.
Mübarek şehit kanı, bekâret kanıyla kirleniyor.
Bu topraklarda her gün...
Biraz daha fazla....
“Onlar ki bakarlar fakat görmezler”.

Entellektüel boyutçu şuna da açıklık getirseydi.

Malazgirte işgal diyen zihniyet ile Atatürk'ü dinsiz kafir ilan eden zihniyet farklı mı?

alvardar
04-09-2007, 14:40
Balıkesirli 13 yaşındaki genç kızın, 18 yaşındaki bir gençle kaçtığı ve Mardin'in Derik ilçesinde bulunduğu ortaya çıktı.

KAAN BİNGÜL (BALIKESİR)

Balıkesir'de 29 Ağustos'ta evden kaçan 13 yaşındaki ilköğretim okulu 7. sınıf öğrencisi T., 5 gün sonra Mardin'de bulundu. T.'nin bir ay önce internette tanıştığı 18 yaşındaki Gökhan Ay ile evlenmek için kaçtığı belirtilirken, olay Gökhan Ay'ın ailesinin T.'nin yaşını öğrenmesi üzerine kızın ailesini araması ile ortaya çıktı.
Balıkesir'de Göçmen Konutları'nda oturan Edip Gürcün İlköğretim Okulu 7. sınıf öğrencisi T., evden kaçışısının 5. gününde bulundu. Merakla kızlarının yolunu gözleyen Kadriye-Şenol Ş. çiftçine sevinçli haber Mardin'den geldi. Kızlarının kaçtığı Gökhan Ay'ın ailesinin telefonla ulaştığı baba Şenol Ş., "Gece beni Gökhan Ay'ın dayısı olduğunu söyleyen bir şahıs aradı.

Birbirimizi seviyoruz
Kızlarının yanlarında olduğunu ve yeğenlerini sevdiği için kaçtığını söyledi. Evlenmeleri için kolaylık sağlamamızı istedi. Kızımın yaşının çok küçük olduğu için evliliğe asla izin vermeyeceğimi ve kızımla konuşmak istediğimi söyledim" dedi.
Kızının telefonda 'Kendi isteğim ile kaçtım. Aileler anlaşsın, biz birbirimizi çok seviyoruz' dediğini belirten baba Ş., "Ama yer olarak nerede olduğunu söylemedi. Annesi de kızıyla konuşup ikna etmeye çalıştıysa da dinlemedi. Telefonu kapattığım gibi durumu Çocuk Şube Müdürlüğü ekiplerine bildirdim" diye konuştu.
Anne ve babasnın olayı emniyete bildirmesinin ardından Çocuk Şube Müdürlüğü ekipleri, T.'nin bilgisayarında 6 MSN adresinde ekli tüm kişilerle irtibata geçti.

Baba gözaltına alındı
Yapılan incelemede T.'nin kendisini Almanya'dan gelen gurbetçi ailenin kızı olarak tanıtarak Mardin'in Derik ilçesinde oturan Gökhan Ay (18) ile tanıştığı, bir süre Gökhan Ay ile görüşmesini sürdüren T.'nin evlenmek için anlaştığı, Balıkesir'e gelen genç ile 5 gün önce buluştuğu ve daha sonra otobüsle Mardin'e kaçtıkları belirlendi.
Balıkesir Emniyet Müdürlüğü ekiplerinin Mardin Emniyet Müdürlüğü ekipleriyle yaptığı ortak çalışma sonucu, gencin babası Cumali Ay gözaltına alındı. Cumali Ay'ın sorgulaması sırasında yerlerini söylediği oğlu Gökhan Ay ve T. Ş. Derik İlçe Emniyet Müdürlüğü'ne getirildi.

Ailelere ders olsun
Balıkesir Emniyet Müdürü Celal Uzunkaya, T.'nin bulunmasının ardından aileleri uyardı. İlköğretim okulu öğrencisi T.'nin yaşadığı olayın aileler tarafından iyi irdelenmesi gerektiğini ifade eden Uzunkaya, "Çocuklarınızdan sevgiyi eksik etmeyin" dedi. Çağın iletişim aracı olan internetin, bazı kişi ya da kişiler tarafından kötü amaçlı kullanılabildiğini belirten Uzunkaya, "Özellikle çocukların internet kullanımının ailelerce kontrol altında tutulması gerekiyor. Aileler, çocuklarını kaybolduktan sonra takip etmek ve ilgilenmekten çok, evin içinde kaybolmadan önce ilgilenmeli. Çocuklarının kimlerle arkadaşlık ettiklerini, internette kimlerle sohbet ettiklerini, onları korkutmadan, ürkütmeden izlemeli. Sevgi ve şefkat göstermeli. Bunu vermeleri halinde, çocuklar başkalarından duyacakları süslü sözcüklere inanarak, kanarak Mardin yollarına düşmez" diye konuştu.

http://www.yeniasir.com.tr/ya2007/09/04/index.php3?kat=ucuncu&sayfa=ucuncu1&bolum=gunluk

ÇAKAL
10-09-2007, 21:52
Üvey kızına tecavüz eden babanın cezası 5 yıl indi

İsmail AKDUMAN/SAMSUN, (DHA)

SAMSUN'da 10 yaşındaki üvey kızına tecavüz eden 37 yaşındaki Erkal Karatekin'e eski TCK'ya göre verilen 24 yıl hapis cezası, yeni TCK'ya göre 5 yıl indirildi. Yargıtay'ın isteği üzerine yeni TCK hükümlerine göre yeniden yargılanan Karatekin, İstanbul Adli Tıp Genel Kurulu'ndan tecavüz olayından sonra kızın ruh sağlının bozulmadığı raporu üzerine sanığın cezası 18 yıl 9 aya indirildi.
İkiyüz Evler Mahallesi'nde oturan işsiz Erkal Karatekin, 2003 yılında birlikte yaşadığı 40 yaşındaki Perihan Yavşan'ın kızı H.K.'ya tecavüz etti. Yavşan'ın başka evlere temizliğe gittiği sıralardaki tecavüzlerden sonra küçük kız, karnının ağırdığını söyleyince doktora götürülünce 4 aylık hamile olduğu ortaya çıktı. Olayın polise bildirilmesi üzerine H.K. kendisine üvey babası Erkal Karatekin'in tecavüz ettiğini söyledi. Yakalanan Karatekin tutuklandı.
Samsun 1'inci Ağır Ceza Mahkemesi'ndeki duruşmalarda ifade veeren H.K., üvey babasının kendisine 1 yıl içinde birçok kez tecavüz ettiğini belirterek, “Annem evde yokken bana tecavüz ediyordu. Söylememem için beni ölümle tehdit ediyordu'' dedi. Erkal Karatekin, suçlamaları kabul etmedi. Ancak, küçük kızın dünyaya getirdiği erkek bebeğin babasının sanık olduğu adli tıp kurumunca tespit edilince, Karatekin, “İlişkiye girmedik. Sadece seviştik'' diye savunma yaptı.
Samsun Ruh Sağlığı Hastanesi küçük kızın olaydan dolayı ruh sağlının bozulduğunu belirtirken, Devlet Hastanesi'ne kızın yaşının yapılan kemik testi ile 17 olduğu belirlendi. Mahkeme nüfus kayıtlarında H.K.'nın yaşının 10 olduğunu dikkate alıp, sanığa 2005 yılında üvey kızına defalarca kez tecavüz ettiği için 24 yıl hapis cezası verdi.

ADLİ TIP: YAŞI 12, OLAYDAN ETKİLENMEMİŞ DEDİ
Yargıtay dosya içerisinde küçük kızın yaşının tam olarak tespit edilemediğini ve sanığa yürürlükten kalkan eski TCK'ya göre ceza evirildiğini, Yeni TCK'daki hükümlere göre yeniden yargılanması gerektiğini bildirdi. Mahkeme dosya ile birlikte H.K.'yı İstanbul Adli Tıp Genel Kurulu'na göndererek yaşı ve ruh sağlının tespitini istedi. 4 ay önce gelen raporda H.K.'nin olay tarihinde 10 değil 12 yaşında olduğunu, yaşadığı tecavüz olayı nedeniyle de ruh ve beden sağlının bozulmadığına ilişkin rapor verdi. H.K.'nin kızın avukatı gönderilen raporu kabul etmediklerini belirtirken, Karatekin “Söyleyecek bir şey yok'' diye konuştu.
Samsun 1'inci Ağır Ceza Mahkemesi bugün açıkladığı kararında H.K.'nin beden ve ruh sağlığının bozulmadığı için cezada indirim yaparak sanık Erkal Karatekin'e koruma ve gözetme hükümlülüğü bulunan üvey kızına tecavüz etmek suçundan 18 yıl 9 ay hapis cezası verdi.

ÇAKAL
13-09-2007, 08:17
Bursa'da ''bir garip'' dava
BÜLENT CİVANOĞLU Bursa DHA

BURSA’da ‘fuhuş çetesi’ kurdukları iddiasıyla tutuklanan 12 travestiden 6’sında frengi saptanınca, bu kişilerin ilişki kurduğu yaklaşık 300 kişinin polis zoruyla tedavi ettirilmesi gündeme geldi.
Bursa Emniyet Müdürlüğü, kentte fuhşun önlenmesi için geniş kapsamlı çalışma başlatırken, Gökkuşağı Derneği olarak bilinen Travestileri Lezbiyenleri Transeksüelleri Eşcinselleri Koruma, Yardımlaşma, Kültür ve Etkinlikleri Geliştirme Derneği'ni de yakın takibe aldı. Üç ay süren izlenen ve mahkeme kararıyla telefonları dinlenen dernek yönetici ve üyelerine yönelik operasyon için 4 Eylül günü düğmeye basıldı.
‘Fuhuş çetesi’ oluşturdukları ididasıyla gözaltına alınan Gökkuşağı Derneği Başkanı Öykü Evren Ö., bir süre önce evlendiği eşi Mehmet Ö., dernek üyeleri R.K., A.E., V.K., G.B., H.Ç., M.T., F.Y., Z.T., C.İ.D., Ş.Y., B.Ö., B.G., N.B. ve Y.Ö. sorgulanırken, dernek binası ve üyelerin evlerine baskın yapıldı. Polis, dernek binası ve fuhuş için kullanıldığı ileri sürülen evlerde porno CD'ler ele geçirdi.
Sorguda sanıklardan, kredi çekerek ameliyat olup cinsiyet değiştiren ve daha sonra Mehmet Ö. ile evlenen Gökkuşağı Derneği Başkanı Öykü Evren Ö.'nün, seks yaptırmak için 6 ayrı ev kiraladığı, evde kalanlardan kişi başı günlük 20 YTL, fuhuş yapmaları halinde ise buna ilave olarak 10’ar YTL aldığının belirlendiği kaydedildi.
12 KİŞİ TUTUKLANDI

Polis, dernek üyesi travesti sanıkların ifadelerinden, bugüne kadar yaklaşık 300 kişiyle cinsel ilişkiye girdiklerinin anlaşıldığını, bunlardan 200 kişinin adlarının saptandığını bildirdi.
Sorgularından sonra adliyeye sevkedilen 16 zanlıdan Dernek Başkanı Öykü Evren Ö. ve eşi Mehmet Ö.'nün de aralarında bulunduğu 12 kişi ‘fuhuş çetesi’ oluşturdukları iddiasıyla tutuklanırken, diğer travestiler A.E., C.İ.D, G.B, ve M.T. de tuktuksuz yargılanmak üzere serbest bırakıldı.

FRENGİ PANİĞİ

Sağlık muayenesinde, tutuklanan sanıklardan Gökkuşağı Derneği Başkanı Öykü Evren Ö. ile R.K. V.K., M.T., B.Ö. ve V.K. adlı travestilerde frengi saptanması, paniğe neden oldu.
Operasyon öncesi dinlenen telefon konuşmaları, baskın yapılan yerlerde ele geçirilen listeler ve sanıkların ifadelerinden, frengili travestilerin Bursa'da yaklaşık 300 kişiyle cinsel ilişkiye girdikleri belirlendi. Travestilerle ilişkiye girenlerden 200'ünün adları ve adresleri de tek tek saptandı. Diğerlerinin adlarının ve adreslerinin saptanması için de yoğun çalışma başlatıldı.

SAVCILIK HAREKETE GEÇTİ

Frengili travestilerin ilişkiye girdiği kişilerle ilgili Bursa Cumhuriyet Savcılığı da harekete geçti. Savcılık, travestilerle cinsel ilişkiye girdikleri anlaşılan 300 kişi hakkında, hastalığı eşlerine veya başka kişilere bulaştırdıkları iddiasıyla ‘yaralanmaya neden olmak’ suçlamasıyla yasal işlem başlattı.
Savcılık yetkilileri, frengili travestilerle cinsel ilişkiye giren kişilerin gerekirse polis zoruyla tedavi ettirilmesi için Bursa İl Sağlık Müdürlüğü’ne yazı gönderileceğini de belirtti.

ÇAKAL
17-09-2007, 17:22
'Bugün Türk demokrasi tarihinin en hazin sayfasıdır'


Eski Başbakanlardan Adnan Menderes ile Dışişleri Bakanlarından Fatin Rüştü Zorlu ve Maliye Bakanlarından Hasan Polatkan, ölümlerinin 46. yılında Topkapı'daki mezarları başında anıldı.




Topkapı'daki Anıt Mezar'da eski DYP İstanbul İl Başkanı Süleyman Soylu'nun organize ettiği anma programı, mezara çelenk konulması ve saygı duruşuyla başladı. Ardından bir konuşma yapan Soylu, her yıl burada bir anma programı gerçekleştirdiklerini dile getirerek, Menderes ve arkadaşlarının, Türkiye'yi kalkındırmak için yaklaşık 10 yıl çalıştıklarını söyledi.

Soylu, Menderes ve arkadaşlarının Yassıada mahkemelerinde haketmedikleri hakaretlerle karşı karşıya kaldıklarını ifade ederek, ''Onların tek istediği demokrasiydi ve köylünün kalkınmasıydı'' dedi.

Adnan Menderes'in idama giderken ''Vatan sağolsun'' dediğini belirten Soylu, Zorlu ve Polatkan'ın idama giderken yazdıkları mektuplardan bölümler okudu.

Soylu, daha sonra Adnan Menderes'in oğlu Aydın Menderes'in gönderdiği mesajı da okudu.

-BAYAR'IN TORUNUNUN GÖZYAŞLARI-

3. Cumhurbaşkanı Celal Bayar'ın torunu Prof. Dr. Emine Gürsoy da, ''27 Mayıs 1960 darbesinin milli iradeye karşı bir darbe olduğunu'' ifade ederek, ''Yassıada kararlarıyla milli irade cezalandırıldı ve katledildi. Bu fenalığı ve faciayı yaratan zihniyeti, gerek azmettiricilerini, gerekse tetikçilerini şiddetle kınıyorum. Bugün Türk demokrasi tarihinin en hazin günüdür'' diye konuştu.

Prof. Dr. Gürsoy, büyükbabası Bayar'ın her yıl 16-17 Eylül günlerini matem günü olarak yaşadığını da anlatarak, merhum Bayar'a bu anıtmezarı görmenin kısmet olmadığını da hatırlattı.

Konuşmasını ''Hepsini saygıyla anıyorum'' diye tamamlayan Prof. Dr. Gürsoy'un bu sırada ağladığı da görüldü.

Konuşmaların ardından bir din görevlisi tarafından Menderes, Zorlu ve Polatkan için dua edildi.

Bu arada, ''Paşalı'' lakaplı amigonun da anıtmezara ''Unutmadık Unutmayacağız'', ''Menderesler, Zorlular, Polatkanlar ölmez sevenleri için'' yazılı dövizler astığı görüldü.

''Paşalı'', gazetecilerin soruları üzerine de 1959'da Menderes'in, kendisi 9 yaşında bir çocukken başını okşadığını ifade ederek, Menderes'i çok sevdiğini ve mezara yılda bir kez değil, her 15 günde bir geldiğini söyledi.


17 Eylül 2007, Pazartesi

Allah rahmet etsin.

ÇAKAL
22-09-2007, 22:42
Türkiye'm için iyi haber.Akşam akşam iyi geldi de,yarın bunu kullanan da çıkar.Birine kızan öldürür,tecavüz edecekti öldürdüm,heyecandan diyebilir.Yok mu bunun ortası.:cry:


Tecavüzcüyü öldürene beraat



Annesine tecavüze kalkışan komşusunu öldürdü. 24 yıllık cezası ağır tahrikten 3 yıla indi. Yeni TCK'ya göre yeniden yargılan genç kız bu kez beraat etti.

Samsun’un Kavak İlçesi‘ nde Kuzalan Köyü'nde 3 yıl önce 22 yaşındaki Nuriye Örsel tarlada annesine balta tehditiyle tecavüze kalkışan komşuları Dursun Öksüz’ü av tüfeğiyle öldürdü. Ardından polise gidip olanları anlatıp teslim oldu. Samsun 1’inci Ağır Ceza Mahkemesi’nde cinayet suçundan eski TCK’ya göre 24 yıl hapis cezası istemiyle yargılanan ve 14.5 ay cezaevinde kalan Nuriye Örsel, 2004 yılının eylül ayındaki son duruşmada ağır tahrik altında cinayeti işlediği gerekçesiyle 3 yıl 4 ay hapis cezasına çarptırıldı.

AŞIRI HEYECANDAN ÖLDÜRDÜ

Nuriye Örsel, cezaevinde kaldığı süre dikkate alınarak tahliye edildi. Ancak Yargıtay 1'inci Ceza Dairesi’nin kararı bozması üzerine yerel mahkemede bir kez daha hakim karşısına çıkan Nuriye Örsel, “Namusumuz için onu öldürdüm'' dedi. Mahkeme, Nuriye Örsel'in, meşru müdafa sınırlarını aştığını ancak, olayın yeni TCK’nın “meşru savunma sınırlarının aşılması, mazur görülebilecek bir heyecan, korku veya telaştan ileri gelmiş ise faile ceza verilmez” denilen 27/2'nci maddesine göre beraatine karar verdi.

ÇAKAL
24-09-2007, 03:50
Sonunda sahte gümrük müşavirlerimiz de oldu
24 Eylül 2007


Uğur DÜNDAR-Hatice DEMİRCAN

İstanbul Gümrük Muhafaza Başmüdürlüğü, 31 gümrük müşavirinin sahte diplomalı olduğunu belirledi. Bir sahte müşavir, kendini, ilk kez 1956 yılında eğitime başlayan Yenikapı Ortaokulu’ndan 1946 yılında mezun olmuş gibi göstermiş.

http://www.hurriyet.com.tr/gundem/7345534.asp?gid=180&sz=12216

ÇAKAL
28-09-2007, 05:00
Havadayken hesabındaki paranın tamamını çektiler


Mehmet EZER (DHA)

Antakya’da bir hastanede müdürlük yapan 42 yaşındaki Nazif Yalçın Temel, Adana’dan uçakla İstanbul’a uçtuğu dakikalarda, banka hesabındaki 6 bin 100 YTL buharlaştı.

Antakya’daki yeni işine başlayan Temel, evini de bu kente taşımak için 20 Eylül’de İstanbul’a dönmek üzere karayoluyla geldiği Adana’dan saat 22.40’da THY uçağına binerek İstanbul’a uçtu. 23.55’te uçaktan inip evine giden Temel’in cep telefonuna bir süre sonra bankanın ’Alo Bankacılık’ sistemi kanalıyla saat 23.45’de fon hesabındaki 7 bin YTL’nin satıldığı, saat 23.46’da Muğla merkezden 1300 YTL, yine aynı ilden saat 23.47’de 200 YTL nakit çekildiği, saat 23.48’de bir başka hesaba 3 bin 100 YTL havale edildiği, saat 00.05’de de Ankara Aydınlıkevler’deki bir ATM’den 1500 YTL çekildiği mesajı düştü.

SUÇ DUYURUSUNDA BULUNDU: 7 bin YTL’nin 6 bin 100 YTL’sinin yok olması üzerine Temel, kartını işleme kapattırıp, sabah hesabının bulunduğu bankanın İstanbul’daki şubesine girerek durumu bildirdi. Hesabındaki paraların gittiği saatte uçakta olduğunu belirten Temel, savcılığa da suç duyurusunda bulundu.

NASIL ÇEKTİLER: Yolculuğu sırasında banka hesabındaki parasının çekildiğini öğrenince şoke olan Temel, "Uçaktan indikten bir süre sonra cep telefonuma hesabımdaki hareketliliği belirten mesajlar geldi. Şoke oldum, çünkü tüm birikimim buharlaştırılmış. ATM kartım cebimde olduğu halde bu iş nasıl yapıldı, aynı dakikalarda hesabımdan hem Muğla’da, hem de Ankara’da nasıl para çekildi anlamış değilim" dedi.

FARKLI İLLERDEN ÇEKİLMİŞ: Alo Bankacılık sistemini kullanarak önce fondaki parasının nakte çevrildiğini sandığını belirten Temel, "Ardından günlük limit olan 1500 YTL’yi Muğla’dan çekmişler saat 00.05’de de ikinci 1500 YTL’yi Ankara’dan çekmişler. 3 bin 100 YTL de başka hesaba havale edilmiş" dedi. Öte yandan banka yetkilileri, Temel’in hesabındaki paranın çekilmesiyle ilgili konuyu araştırdıklarını bildirdi. Savcılık incelemesi de sürüyor.

ÇAKAL
05-10-2007, 01:07
JR2qiW0FJcI

Bu okulda okuma yazma öğretmek yasak!




Hakkari ili Yüksekova ilçesi Aşağı Uluyol köyüne bağlı Uluyol mezrasında köylüler tarafından çocuklara okuma yazma öğretmek için yapılan okula dava açıldı.

03.10.2007

ÇAKAL
21-10-2007, 09:32
'Meslekî yeterlilik belgesi veriyoruz diyen uyanıkların tuzağına düşmeyin'


Avrupa Birliği'ne uyum yasaları çerçevesinde yük ve yolcu taşıyan sürücülere getirilen meslekî yeterlilik belgesi (SRC) zorunluluğu 'uyanıkların' gelir kapısı oldu.

http://www.zaman.com.tr/webapp-tr/haber.do?haberno=603570

ÇAKAL
28-10-2007, 07:55
Son Dakika - 00:45

Kurtlar Vadisi kumarhanesi yine basıldı

Beşiktaş'ta, kumar oynatıldığı gerekçesiyle daha önce bir çok kez yasal işlem yapılan eğlence merkezine düzenlenen baskında 15 kişi gözaltına alındı.




Etiler'de bir eğlence merkezinde kumar oynatıldığı yönünde ihbar alan Beşiktaş İlçe Emniyet Müdürlüğü ekipleri, söz konusu yere baskın düzenledi. Baskında, içerideki 15 kişi gözaltına alınırken, bir rulet masası ile oyun pullarına el konuldu.

Gözaltına alınan 15 kişinin, ifadelerinin alınmasının ardından serbest bırakıldığı öğrenildi. :düsün::düsün:

Daha önce de polis ekiplerince birçok kez baskın düzenlenen eğlence merkezi, kumar oynatıldığı iddiasıyla mühürlenmişti.



28 Ekim 2007, Pazar

http://www.zaman.com.tr/webapp-tr/haber.do?haberno=606381

Devlet içinde devlet olmuşlar.Kanun nizam kalmamış.Sürekli bu haberi okuyan bir vatandaştaki psikolojiyi düşünüyorum ki devletin kamu vicdanında büyük yara aldığını düşünüyorum.Yazık,yazık bu güzelim ülkeme,çok yazık.:cry::cry:

ÇAKAL
29-10-2007, 23:48
Köpeğe ''Türk' yazılı tişört giydirdi

Köpeğine ‘Türk’ yazılı tişört giydirip ‘Söz Konusu Vatansa’ mitingine geldi! Kaymakam yakalayın emri verdi .
http://w9.gazetevatan.com/haberdetay.asp?tarih=29.10.2007&Newsid=144191&Categoryid=1

serkanonar
30-10-2007, 08:57
TEBRİKLER...BRAVO...MÜTHİŞ...
Gazi maaşlarına 8 YTL zam geliyor
Aralarında İstiklal Savaşı gazilerinin de bulunduğu gazi maaşları, 2008 başında yüzde 3, temmuz zammıyla birlikte yıllık olarak yüzde 6.08 artacak. 2008 Bütçe Kanun Tasarısı ile gaziler ve vatani hizmet tertibinden aylık alanların halen 5.750 olan gösterge rakamı, ocakta 5.806'ya, temmuzda ise 5.862'ye çıkacak. Bu şekilde halen 278.01 YTL olan gazi maaşı, ocak ayında yüzde 2.99 zamlanarak 286.34 YTL olacak. Temmuzda ise gazilerin eline 294.92 YTL geçecek. Dul eşlerin halen 222.41 YTL olan maaşları ocakta 229.08 YTL'ye, temmuzda ise 235.95 YTL'ye yükselecek. (AA

ÇAKAL
30-10-2007, 20:48
TEBRİKLER...BRAVO...MÜTHİŞ...
Gazi maaşlarına 8 YTL zam geliyor
Aralarında İstiklal Savaşı gazilerinin de bulunduğu gazi maaşları, 2008 başında yüzde 3, temmuz zammıyla birlikte yıllık olarak yüzde 6.08 artacak. 2008 Bütçe Kanun Tasarısı ile gaziler ve vatani hizmet tertibinden aylık alanların halen 5.750 olan gösterge rakamı, ocakta 5.806'ya, temmuzda ise 5.862'ye çıkacak. Bu şekilde halen 278.01 YTL olan gazi maaşı, ocak ayında yüzde 2.99 zamlanarak 286.34 YTL olacak. Temmuzda ise gazilerin eline 294.92 YTL geçecek. Dul eşlerin halen 222.41 YTL olan maaşları ocakta 229.08 YTL'ye, temmuzda ise 235.95 YTL'ye yükselecek. (AA:super:
Ayıp ötesi bir şey.:grrr:Bizim için herşeyini ortaya koyan kişilere karşı bu yapılmamalı.En azından geçimini sağlayabileceği kadar para her ay ödenmeli.:yes:

ÇAKAL
03-11-2007, 08:14
Çete sarayı

18 üyesi yakalanan "Aslanlı Çete"nin liderinin, eroinden iki yılda 500 milyon dolar kazanıp Boğaz'da köşkte oturduğu ortaya çıktı


Emekli astsubay ve polislerin de bulunduğu 18 adamıyla yakalanan Mehmet Selahattin Merih, İstanbul Beykoz'daki bu muhteşem köşkte iki aslan ve bir kaplan besliyordu. Vahşi hayvanları beslemek için de haftada bir at kestiriyordu. Köşkün bahçesinde Atatürk büstü ve bayrak da vardı.

Mehmet Merih çetesini Boğaz'a nazır evinden yönetti. 2 yılda uyuşturucudan 500 milyon dolar kazanan:beurk::beurk: Merih 5'er bin YTL'yle özel harekâtçılardan koruma ordusu tuttu..

http://www.sabah.com.tr/haber,CE908461F3814242BB2E7B2A34CFFCD5.html

zum
03-11-2007, 09:19
Bu yalnızca bir tanesi.Bellki daha onlarca vardır ortaya çıkacak.

ÇAKAL
04-11-2007, 01:37
Bir oğlu gazi, bir oğlu asker kendisi PKK’lı


İZMİR’İN Bayındır ilçesinde PKK adına bağış toplarken yakalanan 6 zanlıdan Abdi B.’nin oğlunun 1994 yılında Hakkari’de mayına basarak sol bacağını kaybederek gazi olduğunu duyan ekipler şok oldu.

Gazi askerin 1999 yılından bu tarafa devletten gazi maaşı alarak babasıyla beraber aynı evde kaldığı ortaya çıktı. Ekipler, 8 çocuk babası örgüt üyesi babanın bir oğlunun da şu an Tekirdağ’da vatani görevini yaptığı belirledi. Babası ile ilgili soruları yanıtlamak istemeyen gazi V.B,’ Dağdaki insanlar kendilerine göre bir şeyler yapmaya çalışıyor. Bence herkes bu ülkede kardeştir. Askerlerimiz şehit oluyor, bazıları da benim gibi gazi oluyor’ diyerek Hakkari’de nasıl mayına basarak yaralandığını anlattı.



04.11.2007

ÇAKAL
05-11-2007, 19:24
Tabutta eroin!

05 Kasım 2007 Pazartesi




İstanbul narkotik polisi, üzerlerinde uyuşturucu maddelerin isimleri ile sembollerinin bulunduğu tişörtleri satan iş yerine baskın düzenledi. Almanya’ya giden bir TIR’a yapılan baskında da tabutlar içine saklanmış halde 52 kilo eroin ele geçirildi.

ÇAKAL
08-11-2007, 16:53
'Türkiye uyuşturucu üretilen ülke oldu'
TBMM'de uyuşturucuya karşı yaptığı mücadelelerle tanınan CHP İzmir Milletvekili Ahmet Ersin'e Emniyet yetkilileri uyuşturucu konusunda brifing verdi. Brifingte, uyuşturucunun yıllık cirosunun 429 milyar dolar olduğu, :beurk::beurk::beurk:PKK'nın uyuşturucudan hem pay hem haraç aldığı ortaya çıktı.

Vanessa
08-11-2007, 17:00
'Türkiye uyuşturucu üretilen ülke oldu'
TBMM'de uyuşturucuya karşı yaptığı mücadelelerle tanınan CHP İzmir Milletvekili Ahmet Ersin'e Emniyet yetkilileri uyuşturucu konusunda brifing verdi. Brifingte, uyuşturucunun yıllık cirosunun 429 milyar dolar olduğu, :beurk::beurk::beurk:PKK'nın uyuşturucudan hem pay hem haraç aldığı ortaya çıktı.

İçki, uyuşturucu, sigara.. Artık yaş sınırı da kalmadı biliyosunuz, sürekli artan satışlar ciroyu da olumlu(!) etkiliyor haliyle

ÇAKAL
10-11-2007, 23:25
Bu kaçıncı baskın!




Etiler'de bir hafta içinde iki kez Kabahatler Kanunu'na muhalefetten mühürlenen Zakkum Eğlence Merkezi, polis ekipleri tarafından tekrar basıldı. Baskında içeride kumar oynayan ve oynatan toplam 64 kişi gözaltına alındı. Baskın sırasında çevrede toplanan vatandaşlar yasaların yetersizliğinden şikayet etti.

Beşiktaş Etiler'deki Dalmaz Center'a yapılan baskınların ardından, Aytar Caddesi 3 numaradaki Zakkum Eğlence Merkezi'ne taşındıları ileri sürülen kumarhane işletmecileri, bir kez daha polis ekiplerini karşılarında buldu. Söz konusu adresi takibe alan Asayiş Şube Müdürlüğü Ahlak Büro Amirliği ekipleri, bahse konu adrese saat 01.00'de, kumar oynatıldığı gerekçesi ile 6. kez baskın düzenledi.

Kendilerine gelen ihbarı değerlendiren Asayiş Şube Müdürlüğü Kumar ve Ahlak Büro Amirliği ekipleri, yaptıkları incelemede hafta içinde iki kez mühürlenen mekanın mühürünün sökülmüş olduğunu tespit etti. Polis ekipleri, içeride bulunan 18'i bayan toplam 64 kişiyi kumar oynadıkları ve oynattıkları gerekçesiyle gözaltına aldı. Yapılan aramada, çok sayıda oyun pulu, blackjack masası ve rulet masası ele geçirildi.

Bir hafta içinde 3. kez mühürlenen Zakkum Eğlence Merkezi sorumluları hakkında mühür fekki (ihlali) ve Kabahatler Kanunu'na muhalefetten işlem yapılırken, şahıslara 116 YTL para cezası kesildi. :he::he::he::he::he::he:

Polis baskınını izleyen vatandaşlar, sık sık basılan mekanlarla ilgili caydırıcı önlemler alınması gerektiğini belirtti.

CİHAN

ÇAKAL
20-11-2007, 06:25
Doktorlar da 'İksir'e yakalandı, 63 kişi gözaltında


Mart ayında yapılan 'İksir' operasyonunun devamında dün 63 kişi daha yakalandı.

İstanbul'da geçtiğimiz mart ayında elebaşılığını eczacılık fakültesi mezunu Burç Ecza Deposu sahibi Saim Cimşit'in yaptığı çeteye yönelik düzenlenen "İksir Operasyonu" kapsamında aralarında 1 profesörün de bulunduğu 9'u doktor, 15'i eczacı 63 kişi gözaltına alındı.



Gözaltı sayısının artacağı belirtilirken, 3 kamyon ilaç ele geçti. İksir Operasyonu kapsamında teknik ve fizikî takibini sürdüren ekipler, dün sabah saatlerinde aralarında 1 profesörün de bulunduğu 9'u doktor, 15'i eczacı, 63 kişiyi, 80 adrese düzenlediği eşzamanlı operasyonla gözaltına aldı. Gözaltına alınanlar arasında İstanbul Üniversitesi Çapa Tıp Fakültesi'nde görevli profesör doktor R.Ş.D., Bahçelievler Semt Polikliniği'nde nöroloji uzmanı doktor S.Ö.'nün de bulunduğu belirtildi. Çetenin hazırladığı sahte kupürle ilaçları eczanelere verdiği, ilaçların hastanelerdeki doktorlar tarafından reçetelere yazılarak hastaların bu ilaçların bulunduğu eczanelere yönlendirildiği kaydedildi. Doktorların bu işlem karşılığında çeteden yüklü miktarda para aldıkları ileri sürüldü. Operasyonda 3 kamyon ilaç ile birlikte 1 Uzi marka tabanca ele geçti.

Mart ayında 14 kişi tutuklanmıştı

Mali Suçlarla Mücadele Şube Müdürlüğü ekipleri geçtiğimiz mart ayı başında, 5 ecza deposu, 14 eczane, 2 matbaa ve 23 eve baskın düzenlemişti. 2'si eczane sahibi kadın 43 kişi gözaltına alınmıştı. Şebekenin özellikle 1.000 ile 9.000 YTL arasında değişen kanser ilaçlarını piyasaya sürdüğü belirlenirken, 43 kişi "çete" ve "tedavi olma şansını insanların ellerinden alarak dolaylı olarak ölüme sebebiyet vermek" suçlarının da aralarında bulunduğu 10 ayrı suçtan adliyeye sevk edilmişti. Savcının "çete" ve "kişilerin sağlığını tehlikeye atmaktan" mahkemeye sevk ettiği 14 kişi ise tutuklanmıştı. Baskında lösemili çocukların tedavisinde kullanılan bir TIR dolusu bebek maması, 190 bin adet tarihi geçmiş ilaç için hazırlanmış kutu, aralarında kanser ilaçlarının da yer aldığı iki kamyon ilaç, iki tabanca, iki sahte araç basın kartı ele geçmişti.

Ufuk Köroğlu, İstanbul


20 Kasım 2007, Salı

HAŞAT
20-11-2007, 07:41
'Türkiye uyuşturucu üretilen ülke oldu'
TBMM'de uyuşturucuya karşı yaptığı mücadelelerle tanınan CHP İzmir Milletvekili Ahmet Ersin'e Emniyet yetkilileri uyuşturucu konusunda brifing verdi. Brifingte, uyuşturucunun yıllık cirosunun 429 milyar dolar olduğu, :beurk::beurk::beurk:PKK'nın uyuşturucudan hem pay hem haraç aldığı ortaya çıktı.
429 milyar dolar aslında güzel rakam tam dış borcumuz kadar. Dış borcumuzu dert etmeye gerek kalmadı:he::he::he:
Sevgiler

ÇAKAL
20-11-2007, 12:03
429 milyar dolar aslında güzel rakam tam dış borcumuz kadar. Dış borcumuzu dert etmeye gerek kalmadı:he::he::he:
SevgilerElin oğlu taaa kaç bin km uzaktan boşa gelmemiş demekki.:wink:
Musluğun başını tutmaya çalışıyorlar sanırım.:)

ÇAKAL
26-11-2007, 19:25
:grrr:26.11.2007

Ankara'yı titreten fuhuş ajandası!



Ankara polisi, yabancı kadınları iş vaadiyle getirip pazarlayan bir şebekeyi daha çökertti. Şebekeyle beraber müşterilerin ve randevu-larının bulunduğu 3 ayrı ajanda da ele geçti.

Çetenin lideri konumunda bulunan ve 6 genç kızı tehditle pazarlayan Julia S.’nin ülkesinde çocuk doktoru olduğu ifade edildi.

Rusya, Ukrayna ve Belarus'tan getirdiği kadınları pazarlayan şebekeye yönelik Ankara Emniyet Müdürlüğü Asayiş Şubesi Ahlak Büro Amirliği Manolya adını verdiği bir planlı operasyon gerçekleştirdi. Rus uyruklu çocuk doktoru çete lideri Julia S. ve tekstil mühendisi Elisa D.'nin yönettiği fuhuş şebekesiyle beraber müşterilerin ve randevularının bulunduğu 3 ayrı ajanda da ele geçti. Ajanda'da çok sayıda bürokrat ve siyasetçinin adının olduğu iddia edildi.

Özellikle Bağımsız Devletler Topluluğu'ndan iş bulma vaadiyle 2 aylık turist vize ile getirildiği belirtilen 6 kadını fuhuş bataklığına sürükleyen 8 kişilik çete çökertildi.

Türkiye’ye getirdikleri kızların pasaportlarını alarak sokağa atmakla tehdit eden çetenin, ayrıca 5 taksi şöförüyle ortak çalıştıkları anlaşıldı. Operasyon kapsamında gözaltına alınan taksi sürücüleri hakkında da fuhuşa aracılık etmek suçundan işlem yapıldığı bildirildi.

Bir Türk erkekle sahte evlilik yapan tekstil mühendisi çete lideri Elisa D. hakkında 3 ayrı fuhuş dosyası olduğunu belirten emniyet yetkilileri, bu kişi hakkında “Vatandaşlığının kaybettirilmesi için” işlem başlatıldığını ancak bu işlem tamamlanmadığı için sınır dışı edilemediği ifade edildi.

Operasyon kapsamında gözlem altına alınan Julia S., Elisa D., Rıfat D., Müjdat A., Kadir K., Murat K., Erkan B., ve Celal B. hakkında “İnsan Ticareti Yapmak, Fuhuş Yaptırmak, Yer Temin Etmek “suçlarından işlem yapılan 8 zanlı Adli Tıp’ta sağlık kontrolünün ardından Ankara Adliyesi’ne sevk edildi.




Haber: ANKA

baron11
28-11-2007, 07:53
Ata'ya şok iddia (http://w9.gazetevatan.com/haberdetay.asp?tarih=28.11.2007&Newsid=149101&Categoryid=1)

İddia: “Atatürk, Anadolu topraklarında İngiliz idaresinde bir vali olarak çalışmayı teklif etti”

Zaman Gazetesi yazarı, Daily Mail muhabirinin tartışılacak iddiasını kaleme aldı

İstanbul Üniversitesi Edebiyat Fakültesi Türk Dili ve Edebiyatı Bölümü mezunu, Yazar Mustafa Armağan dünkü Zaman Gazetesi’nde yayınlanan yorumunda, Atatürk’ün 14 Kasım 1918’de Britanya resmi makamlarına “Anadolu topraklarında İngiliz idaresinde bir vali olarak çalışmayı teklif ettiğini” yazdı. Bu bilgiyi İngiliz Daily Mail Gazetesi’nin muhabiri G. Ward Price’in hatıralarını yazdığı, “Extra-Special Correspondent” (Çok Özel Yazışmalar) adlı kitabından aldığını belirtti.

Kitapta Atatürk’le ilgili anlatımları “Kim kahraman, kim hain?” başlığıyla aktaran Armağan, Atatürk’ün Price’in hatıratındaki beyanatıyla “vatan haini” olarak görülebileceğini ima etti. Armağan “Şimdi söyleyin bakalım İngilizler’le bağlantı kurmak vatan hainliği sayılabilir miymiş?” diye de sordu. Tarihçilere bu soruyu değil ama, Atatürk’ün İngiliz mandasında bir vali olmak istediğine ilişkin “hatıratlar” da değil “belgelerde” bir kayıt olup olmadığını sorduk.

Yazıklar olsun,bile bile alet olmuşsun.Ama ne yapmaya çalıştığın belli.Senin ve senin gibilerin bu ülkede yeri yok...

ÇAKAL
29-11-2007, 05:17
4.2 milyar dolarlık hüsran!

Karadeniz sahili boyunca deniz doldurularak yapılan otoyol 4.2 milyar dolar harcanarak tam 20 yılda bitti ancak...

Ancak yolun yapımına itiraz edenler haklı çıkacak gibi gözüküyor. Çünkü Karadeniz yolunu geri alıyor. Yol her fırtınada kullanılamaz hale geliyor.

Geçen Nisan’da Erdoğan tarafından açılan Karadeniz Sahil Yolu’nda sorunlar bitmiyor. Yolun bazı kesimlerinde Karadeniz’in hırçın dalgaları dolgu alanları yerle bir ederken, kimi yerlerde ise fırtınalı havalarda dalgaların yola attığı taşlar güvenli sürüş imkanını ortadan kalkıyor. Giresun’un Espiye-Tirebolu arası deniz tarafından iki kez yutuldu. Artvin’in Hopa-Sarp arasındaki yol ise dalgalar nedeniyle 4 kez yıkıldı. Geçen hafta ise Rize Çayeli Geçişi dalgalar yüzünden 2 kez trafiğe kapatılmak zorunda kaldı.

Doğa intikamını alıyor

“Deniz dolgusuyla yol yapılırsa doğa intikamını alır” diyen Mimar Sinan Üniversitesi Mimarlık Fakültesi eski dekanı Prof. Dr. Cengiz Eruzun, denizin sahil yolunu alacağını baştan beri söylediklerini belirtti. Eruzun, “Kimse bizi dinlemedi. Bu yol ihtiyaçtan yapılmadı. Burası için en ucuz yol deniz yolu ulaşımıydı. Buraya varolan seferleri de iptal edip karayolu yapmak sömürü düzeninin parçasıdır” dedi. Cengiz Eruzun, “Yol baştan beri yanlıştı. Madem yol yapılıyor kıyıdan değil de dağ tarafından tünellerle geçsin dedik. Maliyet artıyor diye kabul etmediler. Aslında yolun uzunluğu yarıyarıya kısaldığı için maliyeti azalıyordu. Müteahitler daha çok para kazansın diye yolu uzattılar. Bilimsel veriler ışığında söylediğimiz hiçbir şeyi dikkate almadılar” ifadesini kullandı.

1995 yılından beri Karadeniz Sahil Yolu’nun yanlış olduğunu ısrarla anlatmaya çalıştıklarını belirten Prof. Dr. Eruzun, “Biz bu yolda avukat arkadaşımız Cihan Eren’i kaybettik. Bu yol için onu vurdular. :beurk:Çirkin bir yol olacak dedik, dinletemedik. O yüzden Karadenizlilere müstahaktır” diyor.

Dalganın boyu, yoldan yüksek

Karadeniz Sahil Yolu yapılırken mühendislik ilkelerinin de gözardı edildiğini söyleyen Karadeniz Teknik Üniversitesi (KTÜ) İnşaat Mühendisliği Bölümü Ulaştırma Anabilim Dalı Başkanı Prof. Dr. Fazıl Çelik ise “Karadeniz’de dalga 5-6 metre. Ama dolgunun boyu 4-5 metre. Birçok yerde dalgalar kumu ve çakılı yola savuruyor. Her şeyin ötesinde orada akıp giden yol için büyük bir tehlike. Bu yolun ne yol emniyeti var ne can ne de mal” dedi. Bazı yerlerde bunu önlemek için beton duvarlar inşa edildiğini anlatan Prof. Dr. Çelik, “Ama daha yüksek dalgalarla nasıl başedecekler. Yolun çok büyük bir bölümü Karadeniz’in büyük ve hırçın dalgalarına doğrudan maruz kalıyor” diye konuştu.

Ucube bir yol yaptılar

Doğu Karadeniz’in boydan boya ezilip geçildiğini söyleyen Prof. Dr. Çelik sözlerini şöyle sürdürdü: “Çok yüksek maliyetli çok çarpık bir yapılaşmaya gidildi. Mesela Ordu Bolaman virajları örneğinde olduğu gibi birçok yerde çok daha ekonomik ve fonksiyonel alternatifler vardı. Ama bütün mühendislik ilkeleri bir tarafa bırakıldı, bir tarafı deniz bir tarafı meskun mahal olan ucube bir transit trafik koridoru oluşturuldu. Kıyı yerleşimlerinin önüne utanç duvarı çekildi.”

Bu parayla 3-5 yol daha yapılırdı

Projeyi kucaklarında bulduklarını açıklayan Başbakan Erdoğan’ın , Samsun Ticaret ve Sanayi Odası’ndaki konuşmasında; “Sadece eskalasyon kayıplarıyla 3-5 Karadeniz Sahil Yolu yapabilirdik; ülke böyle batırıldı!” derken, Ulaştırma Bakanı Binali Yıldırım’ın, “Denize paralel yol yapmak akılsızca... Proje, Karadeniz’in eşsiz tabiatını bozmuştur... Kuzey-güney kanadını tamamen öldürüyorsunuz... Proje bittikten sonra hattın bakımını yapmak daha da büyük külfet oluşturacak... Bakım için daha büyük bir kaynağa ihtiyaç var... Karadeniz Sahil Yolu yerine, o dönemde üç farklı projenin çok daha az maliyetle hayata geçirilme imkanı vardı...” ve Çevre ve Orman Bakanı Osman Pepe’nin “Bu projeyi yapanların eli kırılsın!” açıklamalarını hatırlatan Prof. Dr. Çelik, “Artık burası Karadeniz değil Kaya-Deniz” dedi.
Aynı yolu deniz iki kere yuttu

Güzergah tespitinde devletin değil, rantiyenin sözünün geçtiğini söyleyen Prof. Dr. Çelik, “Espiye-Tirebolu arasındaki bölgede yol dağlara sapmadan üçte bir fiyatına arkadan geçirilebilecekken kumsallar doldurularak yapıldı. Ve o yol bugüne kadar iki kez deniz tarafından yutuldu. Dış kredi ile 1997’de başlatılan inşaatın 1998’de tamamlanan 8 kilometrelik Espiye tahkimatını, 20 Şubat 1999 deniz fırtınası silip süpürdü. Yenilenen tahkimat 2002’de tekrar tahrip oldu. İşletmeye açılmış bulunan yolda bugün de tahkimatın yarısı kayıp. Hopa-Sarp Sınır Kapısı arasındaki deniz tahkimatı, dalgalarla, 4 kez yıkıldı ve yol, 4 kez ihale edilerek yeniden yapıldı. 25 tonluk tahkimat taşları bile azgın karayel fırtınaları karşısında saman çöpü gibi savruldu” dedi.

Rakamlarla Karadeniz Sahil Yolu

542 kilometrelik Sahil Yolu, Samsun’dan Sarp Sınır Kapısı’na kadar uzanıyor. İlk ihalesi 1987’de yapılan yol 20 yıl sonra açılabildi. 27 kilometre uzunluğunda 263 köprü, 41 kilometre uzunluğunda 12 tek tüp tünel, 18.5 kilometre uzunluğunda 20 çift tüp tünel yer alıyor. 6 il, 63 ilçe, 17 bucak, 9 liman, 2 havaalanından geçiyor.

Bu tabloya komİk açIklama

Karadeniz’de geçen haftalarda Çayeli Geçişi dalgalar nedeniyle ikinci kez kapandı. Bununla ilgili olarak da Karayolları 10. Bölge Müdürü Murat Boydaş, inceleme başlattıklarını açıklayarak, “Mutlaka çaresini bulacağız. Dalga yüksekliği hesaplanamadığı için sorun olmuş olabilir” dedi.

Sırada su baskınları var

Bu yol yüzünden yerleşim merkezlerinin sel baskınlarına da maruz kaldığını anlatan Prof. Dr. Çelik, “En bariz örneği Sürmene ve Rize tarafından yaşanıyor. Yüksek yol dolguları baraj görevi yapıyor, yoğun yağışla birlikte gelen toprak, kum, çakıl sıfır eğimli menfezleri tıkıyor. Bu mefezlerin içine iş makineleri giremediği için de temizlenemiyor. Seller meydana geliyor. Ve bunlar yaşanacak da” dedi.

İşimiz T dalga kıranlarına kaldı

Zaman zaman fırtına nedeniyle yola zarar gelmesini beklediklerini, ancak bu sıklıkta olmasını beklemediklerini belirten Bölge Müdürü Murat Boydaş, sahil yolu boyunca denize yapılan T mahmuzlarına (dalgakıranlar) güvendiklerini belirterek, “T mahmuzların yapıldığı yerlerde zamanla kumsal oluşacak, böylece deniz derinliği azalacağı için dalgalar kıyıya varıncaya kadar etkisini kaybedecek. Ancak bu faydaların görülebilmesi için birkaç yıl geçmesi gerekiyor” diyor. Karadeniz Sahil Yolu’nun dünyanın en uzun sahil yolu olduğunu belirten Boydaş, zaman zaman sorun meydana gelmesinin de doğal olduğunu savunuyor.



Vatan
29.11.2007



Haber: Meltem GÜNAY / İSTİHBARAT

ÇAKAL
29-11-2007, 05:20
:grrr:29.11.2007

13 yaşındaki kıza MSN’de taciz



SİVAS’ta Cumhuriyet Üniversitesi Tıp Fakültesi Hastanesi’nde fizyoterapist olarak görev yapan 35 yaşındaki O.Y., iddiaya göre tedavi ettiği 13 yaşındaki ilköğretim okulu öğrencisi K.K.’ye MSN’den aşk dolu sözler yollayınca, kızın ağabeyine yakalandı. O.Y.’nin, küçük kıza “Bana küs müsün” diye yazdığını, “Sen Leyla, ben Mecnun” diye sevgi ve cinsel içerikli mesajlar gönderdiği, MSN’de ağabeyine, yakalanınca da “Yanlış yaptın, beni ağabeyine anlatmayacaktın’ diyerek tehdit ettiği iddia edildi. Gözaltına alınarak ifadesine başvurulan O.Y. suçlamaları kabul etmedi. O.Y. yazışmaların sadece şaka olduğunu iddia ederek, M.K.’nın kendisini tehdit ettiğini ileri sürdü. Olayla ilgili soruşturma başlatıldı.

abidin
29-11-2007, 05:24
:grrr:29.11.2007

13 yaşındaki kıza MSN’de taciz



SİVAS’ta Cumhuriyet Üniversitesi Tıp Fakültesi Hastanesi’nde fizyoterapist olarak görev yapan 35 yaşındaki O.Y., iddiaya göre tedavi ettiği 13 yaşındaki ilköğretim okulu öğrencisi K.K.’ye MSN’den aşk dolu sözler yollayınca, kızın ağabeyine yakalandı. O.Y.’nin, küçük kıza “Bana küs müsün” diye yazdığını, “Sen Leyla, ben Mecnun” diye sevgi ve cinsel içerikli mesajlar gönderdiği, MSN’de ağabeyine, yakalanınca da “Yanlış yaptın, beni ağabeyine anlatmayacaktın’ diyerek tehdit ettiği iddia edildi. Gözaltına alınarak ifadesine başvurulan O.Y. suçlamaları kabul etmedi. O.Y. yazışmaların sadece şaka olduğunu iddia ederek, M.K.’nın kendisini tehdit ettiğini ileri sürdü. Olayla ilgili soruşturma başlatıldı.


Ruhsuzun nasıl bir ruh haliyle 13 yaşındaki kızdan, bir çocuktan bunu isteyebilir ki? :grrr:

ÇAKAL
29-11-2007, 05:30
69 yaşındaki kadına tecavüz etti, öldürdü

İsmet ACAR / BURSA

Bursa'da öldürülen yaşlı kadının faili dansöz komşusunun sevgilisi çıktı. Polis, zanlıyı düşürdüğü gözlükten yakaladı Yaşlı kadının tecavüz öncesi bakire olduğu tespit edildi..

Bursa'da önceki gün evinde cesedi bulunan 69 yaşındaki Cavide Kocayamaç'ı, fiili livata suçundan sabıkalı 3 çocuk babası Necdet Urumca'nın öldürdüğü ortaya çıktı. Kemancılık yaparak geçimini sağladığı öğrenilen katil zanlısı Urumca'nın (42) arasının bozuk olduğu dansöz sevgilisini görmek için sabah apartmana geldiği, kurbanının zilini çalıp, kapı açılınca da aniden içeri girdiği ortaya çıktı. Zanlının yaşlı kadına yaklaşık bir buçuk saat boyunca tecavüz ettiği, yastıkla boğduğu, boynunu kırdığı belirlendi. Polis zanlıyı evde düşürdüğü gözlük sayesinde kısa sürede buldu. Evde parmak izi ve ışıklı tarama sistemi 'Polilight' ile meni izleri bulunan zanlı suçunu itiraf etti.

CEZAEVİNE GÖNDERİLDİ
Morga kaldırılan yaşlı kadının otopsisinde, "bakireyken tecavüze uğradığı'' tespit edildi. Polis, Urumca'nın kız arkadaşı H.O. (27) ile ev arkadaşı travesti A.S. (26) ve A.S.'nin erkek arkadaşı A.G. (26)'yi de gözaltına aldı. Urumca tutuklanırken, gözaltına alınan 3 kişi ise serbest bırakıldı.

ÇAKAL
29-11-2007, 17:34
Kürtaj cinayetine 30 yıl hapis

Bahri KARATAŞ/İZMİR, (DHA)

İZMİR'in Çınarlı Semti'nde, kürtaj sonrası kızı Fatma Bozyel'i hastanede bırakıp ayrılan damadı Şükrü Bozyel ve dünürü Mehmet Bozyel'i pompalı tüfekle öldürüp, damadın kızkardeşi Dilek Yalçın'ı da yaralayan Enver İrtem, 3 kez müebbet hapis cezası istemiyle yargılandığı davada 30 yıl hapis cezasına çarptırıldı.
Kütahya Dumlupınar Üniversitesi öğrencisi Fatma Bozyel (21), ailesinin karşı çıkmasına rağmen kaçarak, Kütahya'da beyaz eşya mağazası bulunan Şükrü Bozyel'le (25) evlendi. Genç çift arasında kısa süre sonra başlayan şiddetli kavgalar ikiliyi ayrılma noktasına getirdi. Kayınvalidesi tarafından dövülen Fatma Bozyel, hastaneye kaldırılıp 5 gün tedavi gördü. Burada yapılan kontrolde genç kızın hamile olduğu ortaya çıktı. Fatma Bozyel eşini terk edip, babasının oturduğu Ödemiş İlçesi'ne geldi. Ailelerin kararının ardından Fatma Bozyel, 30 Mart 2007'de eşi Şükrü Bozyel, kayınpederi Mehmet Bozyel (54), eşinin ablası Dilek Yalçın (31), babası Enver İrtem (57) ve yakınlarıyla İzmir'in Çınarlı semtindeki Özel Çınarlı Hastanesi'ne gelerek kürtaj oldu. Kürtaj operasyonunun ardından damat Şükrü Bozyel ve yakınları hastaneden çıktı. Yaşanan kısa süreli tartışmanın ardından, dışarıya çıkıp otoparktaki araçlarına yönelen damat ve dünürünün peşinden giden emekli tekel işçisi Enver İrtem, yaptıklarının kendisine ve kızına büyük saygısızlık olduğunu söyledi. Otoparkta yaşanan ikinci tartışmada İrtem, otomobilindeki av tüfeğini çıkartarak damat Şükrü Bozyel'i ve dünürü Mehmet Bozyel'i öldürdü, Dilek Yalçın'ı da yaraladı. Olayın ardından Ödemiş'e gidip polise teslim olan Enver İrtem tutuklandı.

''KIZINI 5 AY KULLANDIM, BEDELİNİ ÖDEDİM''
Enver İrtem hakkında İzmir 6'ıncı Ağır Ceza Mahkemesi'nde, üç kez ömür boyu hapis cezası istemiyle dava açıldı. Bugün görülen üçüncü duruşmaya tutuklu sanık ile tarafların avukatları katıldı. Enver İrtem, ifadesinde damadının ve ailesinin kızına baskıyla kürtaj yaptırdığını öne sürerek şunları anlattı:

“Kızım, olaydan yaklaşık 7 ay önce bizim karşı çıkmamıza rağmen kaçarak Şükrü Bozyel'le evlendi. Kısa süre sonra aralarında şiddetli kavgalar başladı. Kızımı kayınvalidesi dövmüş. Hastanede hamile olduğunu öğrenince, kocası kürtaj olması konusunda kızıma baskı yaptı. Kızım yanımıza gelip sığındı. Olay günü zorla kürtaj yaptırdıkları için damadım ve ailesine çıkışıp, ‘Mübarek kandil günü kürtaj olmaz. Yapmayın’ dedim. Kürtajın ardından evlerimize gitmek için aşağıya indik. Damadıma ‘Hani birbirinizi deliler gibi seviyordunuz ne oldu beş ayda sevginiz bitti’ dedim. Kendisi bana ‘Beş aylık zevkin bedeli olan 750 YTL'yi ödüyorum. Mutlu ve huzurluyum. Pazartesi boşanma davası açacağım. Kızını da al git’ diye cevap verdi. Kendisine ‘Kızını beş ay kullanma karşılığında parasını ödedim’ mi demek istiyorsun diye sordum. Bana ‘Evet’ diye karşılık verdi. Bu lafları beni şoke etti. Kan beynime sıçradı. Otomobilin bagajından tüfeği alıp ateş etmeye başladım. Ablası yerde yaralı yatıyordu. Onu da öldürmek için ateş etmek istedim. Fakat fişek bittiği için öldüremedim. Tüfeğin kundağıyla vurmaya devam ettim. Tüfek parçalandı. Hangi baba olsa bunu yapardı. Böyle olmasını ben de istemezdim. Şimdi pişmanım, ama iş işten geçti.''

TAHRİK NEDENİYLE CEZADA İNDİRİM
Savcı delillerin toplandığını, dosyada eksiklik kalmadığını belirterek, sanık Enver İrtem hakkında, ‘İki insanı kasten öldürmek. Bir insanı kasten öldürmeye teşebbüs etmek’ suçlarından üç kez ömür boyu hapis cezası istedi. Mahkeme heyeti sanığı önce üç kez müebbet hapis cezasına mahkum etti. Ardından duruşmalardaki iyi hali ve suçu tahrik altında işlediği gerekçesiyle cezası toplam 30 yıl hapse indirdi.
http://www.milliyet.com.tr/2007/11/29/son/sontur30.asp
Babanın anlattıkları doğru ise ki doğrudur bence.Çünkü hiç kimse durduk yere böyle bir olaya kalkışmaz.:yes:
Çok zor kız evlat yetiştirmek,büyütmek.Sonra da hiç bilmediğin birisi ile evlendirmek.Allah herkese hayırlı evlat,hayırlı gelin ve hayırlı damat nasip etsin.Üzüldüğüm nokta git gide ortam çok bozuluyor.Sonumuz hayırlı olur inşallah.:aglayan::aglayan::aglayan:

GÜRKAN
29-11-2007, 18:09
cakhall dostum;

Uzun bir aradan sonra son iki sayfayı peşpeşe okumayı başardım..ama daha fazla dayanamadım.

Sapıklık,manyaklık almış başını gitmiş...ne eğitim ne adalet ne de sağlık kâr etmiyor.

İçim karardı,midem bulandı..

"Vestel bile düzelir,bu ülke bu kafayla düzelmez" dedirtiyor haberler.:)

Yapma bunu bize yahu..:cry:


sevgiler:)

ÇAKAL
29-11-2007, 18:34
cakhall dostum;

Uzun bir aradan sonra son iki sayfayı peşpeşe okumayı başardım..ama daha fazla dayanamadım.

Sapıklık,manyaklık almış başını gitmiş...ne eğitim ne adalet ne de sağlık kâr etmiyor.

İçim karardı,midem bulandı..

"Vestel bile düzelir,bu ülke bu kafayla düzelmez" dedirtiyor haberler.:)

Yapma bunu bize yahu..:cry:


sevgiler:):super:
Sevgi saygı bizden doktorum.:fl::fl:
Gün geçmiyor ki böyle haber olmasın!!Bunlar bilinenler,duyulanlar.Ya duyulmayanlar!:notr:
İnanın uzun süredir haber bile izlemiyorum.Ya PKK savunucusu şerefsizler baş köşeye kurulmuş ya da bu tür haberler.Bunlar değil de bana asıl koyan milletimin duyarsızlığı!
Allah kimsenin başına vermesin.Haramidere'de 2 kız kaçırıldı.Kızların biri bulundu ,çocuk perişan, aileler perişan.Bir de çevre duymasın diye utançlarından olayları da gizliyorlar.Öteki daha ortalarda yok demişlerdi Ne oldu bilmiyorum..Ateş düştüğü yeri yakarmış.
Belki diyorum bunları gündemde tutmakta fayda olur,birilerinin gözüne takılır da bi yerleri uyandırırlar da adam gibi kanun yapılır en azından bundan sonra olacakların önü kesilir diyorum ama gittikçe de artıyor bu olaylar.Allah sonumuzu hayır etsin.

ÇAKAL
02-12-2007, 20:42
Gay polis yatakta gasp edildi

ZONGULDAK Emniyet’inde görevli polis memuru A.K.’nin (36) tuvalette kaybolduğunu ileri sürdüğü tabancasının, çarpık ilişki teklif ettiği 5 erkek tarafından gasp edildiği ortaya çıktı.

İlginç olay, 10 yıllık polis memuru A.K.’nin Kozlu Beldesi’ndeki evinde 13 Kasım günü meydana geldi. A.K., internetten tanıştığı U.O.’yu (18) evine davet etti. Ereğli’de oturan U.O. da davet üzerine arkadaşları Y.K.(20) G.C. (21) C.C. (18) ve T.O’yu (19) alarak Kozlu’ya gitti. Birlikte alkol aldığı gençlerden bazılarıyla oral seks yapan A.K., cinsel ilişkiye girme teklifinde bulundu. Teklifi reddedilince de silahına sarılarak gençleri korkutmak istedi. K.’nin bir anlık dalgınlığından yaralanan gençler silahı alarak evden kaçtı. A.K., olayın ardından emniyete giderek, camii tuvaletinde unuttuğu tabancasının kaybolduğunu bildirdi. İnceleme başlatan polis, tuvaletin belirtilen saatte kapalı olduğunu tespit edince gerçek ortaya çıktı. A.K.’nın olayı itiraf etmesi üzerine, 5 genç gözaltına alındı. Polis memuru K. ve 5 genç polisteki sorgularının ardından mahkemeye sevk edildi. A.K, ilk ifadesinde, uzun süredir erkeklere karşı ilgi duyduğunu, bu duygusunu bastırabilmek için çok mücadele ettiğini ancak sonuç alamadığını anlattı. Hakim, 5 gencin nitelikli yağma, polis memuru A.K.’nin ise görevli memura yalan beyanda bulunmak suçlarından hapsine karar verdi.

Ercan AYGÜN

02.12.2007

http://www.aksam.com.tr/haber.asp?a=100366,3

latino1122
02-12-2007, 20:58
Kuzen Cakhall,

Bu tur hasta ruhlu insanlar malesef aramızdalar bunların topluca rehabilite edilmesi gerekiyor..Yuz kızartıcı ve insanlık dışı harekletler sergiliyorlar...

Kuzen son 4 haberde cinsel içerik taşıyor..dedektif gibisin alimallah hiç bir şey kaçmıyor...:D:D:D

ally_mcbeal
02-12-2007, 20:58
Kürtaj cinayetine 30 yıl hapis

Bahri KARATAŞ/İZMİR, (DHA)

İZMİR'in Çınarlı Semti'nde, kürtaj sonrası kızı Fatma Bozyel'i hastanede bırakıp ayrılan damadı Şükrü Bozyel ve dünürü Mehmet Bozyel'i pompalı tüfekle öldürüp, damadın kızkardeşi Dilek Yalçın'ı da yaralayan Enver İrtem, 3 kez müebbet hapis cezası istemiyle yargılandığı davada 30 yıl hapis cezasına çarptırıldı.
''KIZINI 5 AY KULLANDIM, BEDELİNİ ÖDEDİM''
[SIZE="3"][CENTER]“Kızım, olaydan yaklaşık 7 ay önce bizim karşı çıkmamıza rağmen kaçarak Şükrü Bozyel'le evlendi. Kısa süre sonra aralarında şiddetli kavgalar başladı. Kızımı kayınvalidesi dövmüş. Hastanede hamile olduğunu öğrenince, kocası kürtaj olması konusunda kızıma baskı yaptı. Kızım yanımıza gelip sığındı. Olay günü zorla kürtaj yaptırdıkları için damadım ve ailesine çıkışıp, ‘Mübarek kandil günü kürtaj olmaz. Yapmayın’ dedim. Kürtajın ardından evlerimize gitmek için aşağıya indik. Damadıma ‘Hani birbirinizi deliler gibi seviyordunuz ne oldu beş ayda sevginiz bitti’ dedim. Kendisi bana [FONT="Comic Sans MS"]‘Beş aylık zevkin bedeli olan 750 YTL'yi ödüyorum. Mutlu ve huzurluyum. Pazartesi boşanma davası açacağım. Kızını da al git’ diye cevap verdi. Kendisine ‘Kızını beş ay kullanma karşılığında parasını ödedim’ mi demek istiyorsun diye sordum. Bana ‘Evet’ diye karşılık verdi. :

tebrik ediyorum o babayı. adam kaşınmış ta kaşınmış, belasını da bulmuş. af denen mekanizma böyle suçlulara yönelik olsa keşke.

ÇAKAL
02-12-2007, 21:23
Kuzen Cakhall,

Bu tur hasta ruhlu insanlar malesef aramızdalar bunların topluca rehabilite edilmesi gerekiyor..Yuz kızartıcı ve insanlık dışı harekletler sergiliyorlar...

Kuzen son 4 haberde cinsel içerik taşıyor..dedektif gibisin alimallah hiç bir şey kaçmıyor...:D:D:D
Kuzen bunlar rehabilite olmaz.Anında kısasa kısas ya da hadım.:yes:Ki niyetlenenleri de niyetinden caydırsın.İnsanın başına gelmediği ve sürekli aynı olaylar basında çıktığı için bunlar artık garip gelmiyor.Ama gerçekten gidişat hiç iyi değil.:yes::cry::cry::cry:

latino1122
02-12-2007, 21:31
Kuzen bunlar rehabilite olmaz.Anında kısasa kısas ya da hadım.:yes:Ki niyetlenenleri de niyetinden caydırsın.İnsanın başına gelmediği ve sürekli aynı olaylar basında çıktığı için bunlar artık garip gelmiyor.Ama gerçekten gidişat hiç iyi değil.:yes::cry::cry::cry:

Haklısın, bunlar hasta ruhlu olduğu için bu tur cezaların caydırıcı olacağını sanmam, ama kanunlarımızın yapamadığını bu turlere cezasını diğer suçlular derektiği şekilde veriyormuş..tabii hapisane efsanesi değilse..

Ama bu tur haberler çok uzuntucu verici ve gelecek açısından çok karamsar bir tablo ciziyor..Allah çocuklarımızın yardımcısı olsun..

ÇAKAL
02-12-2007, 21:31
tebrik ediyorum o babayı. adam kaşınmış ta kaşınmış, belasını da bulmuş. af denen mekanizma böyle suçlulara yönelik olsa keşke.
Teröristi affedip meclise milletvekili yaparız,cana kastedeni vuranı,namusunu koruyanı niye zevkine bakmadın der gibi içeri atarız.:yes:Kanunların tümden ele alınması lazım.Yemişim AB sini.Bana hitap etmeyen kanunu ben neyleyim.Çeynç bi araba ittirdiler bana.Bayandan aldım:) kocası suçunu kabul etti 2 yıl önce.Benim avukat askerliğini bitirdi geldi hâlâ mahkeme sürüyor.:yes:Bilirkişiden dosya lehimize geldiği hâlde karşı tarafın avukatı rapor almış gelmemiş mahkeme yine 3 ay ertelendi.:grrr:Adamın tokatçılık yapası geliyor.:D:D:D

ÇAKAL
02-12-2007, 21:35
Allah çocuklarımızın yardımcısı olsun..:super::yes::super:

latino1122
02-12-2007, 21:37
Teröristi affedip meclise milletvekili yaparız,cana kastedeni vuranı,namusunu koruyanı niye zevkine bakmadın der gibi içeri atarız.:yes:Kanunların tümden ele alınması lazım.Yemişim AB sini.Bana hitap etmeyen kanunu ben neyleyim.Çeynç bi araba ittirdiler bana.Bayandan aldım:) kocası suçunu kabul etti 2 yıl önce.Benim avukat askerliğini bitirdi geldi hâlâ mahkeme sürüyor.:yes:Bilirkişiden dosya lehimize geldiği hâlde karşı tarafın avukatı rapor almış gelmemiş mahkeme yine 3 ay ertelendi.:grrr:Adamın tokatçılık yapası geliyor.:D:D:D

Ama kuzen sakin ol, sen formumuzun Cakhall'sın Allah muhafaza tokatçılık yapar başına bir şey gelirse biz sensiz ne yaparız:beurk::beurk:..Sakin ol sinirlerine hakim ol..D:D:D:D

ÇAKAL
02-12-2007, 21:52
Varoştan gelmişim 'gotik'im hocam!


Büyük şehrin hareketli yaşamını, yoğunluğunu, karmaşasını bire bir yansıtan kalabalık caddeyi adımlarken kulağa çalınan üç kelimelik soruyla bir anda duraklıyor insan. Aslında kelimeler tanıdık.



Cadde köşelerini, parkları mesken tutan dilencilerden ve tinercilerden duymayan yoktur 'Bir liran var mı?' sualini. Fakat bir iki adım ötede giysileriyle, takılarıyla ve fırçayla sürülmüşçesine ağır makyajıyla baştan aşağı simsiyah, 15-16 yaşlarında bir genç kızın duruyor olması şaşkınlığı da beraberinde getiriyor. 'Aynı fabrikadan çıkmışlar.' hissini uyandıran birkaç arkadaşı da hemen yanında. Garip tarzlarıyla şehrin iğne atsan yere düşmez türünden caddesinde bile dikkat çekmeyi başaran bu gençler için 'İstedikleri parayı versem mi, vermesem mi?' ikilemini aşmaya çalışırken 'Ne yapacaksınız bir lirayı?' sorusunun cevabını aramak daha akıllıca geliyor bir anda.

Gencecik ağızdan yüzsüzce 'Alkole yardım' sözünü duyduktan sonra yaşamların nasıl da daha başlamadan dibe vurduğuna ilk elden şahit oluyorsunuz. Sizden umduğunu bulamayan bu gençler, caddeden geçen diğer insanlara yöneliyor vakit kaybetmeden. 12. yüzyılda Latin sanatına tepki olarak ortaya çıkan gotik sanat akımının günümüzdeki özenti temsilcileri bu gençler. Varoşlardaki evlerinden çıkıp işlek caddelerde vakit öldürüyorlar. İçinden geldikleri kültürle uzaktan yakından ilgisi olmayan bir hayat tarzını benimsiyorlar. Bu tarza ayak uydurmak için de trajikomik hallere bürünüyorlar.

Kalabalık caddelerin dikkat çeken simaları vardır. Kimi zaman bir çalgıcı, kimi zaman bir piyangocu kimi zaman da kendilerince performanslar sergileyen amatör sanatçılar. Tabii bir de caddenin müdavimi gençler. Gruplar halinde dolaşırlar, otururlar, müzik dinlerler, kendilerince bir hayat tarzı benimserler. Son dönemde cadde köşelerinde sıkça rastladığımız simsiyah görüntülü genç grupları da aynı türden. Yaşamın bunalım halini tercih eden bu gruplaşmanın diğerlerinden ayrılan yönü daha çok özenti duygusuyla gelişmesi.

Büyüme döneminden kaynaklanan sorunlar, sosyal çevreyle sağlıklı iletişim kuramama, biraz da ilgisizlik ait olmadıkları bir kültürün peşinde koşturuyor bu gençleri. Yeni bir kimlik kazanmaya çalışıyorlar. Bunu yaparken hem taviz veriyorlar hem de trajikomik durumlara düşüyorlar. Kısaca farklılıklarıyla dikkat çekmeye çalışan gençler son dönemde gotik olma çabasında.


Fakat aileden gelen kültürü, hayat biçimini terk etmek o kadar kolay olmadığı için dikkat çeken kendileri değil de içine düştükleri garip atmosfer oluyor. Normalin çok çok dışında bir hayat için zoru seçiyorlar yani. Önce rengârenk giysilerinin hepsini çöpe atacaksın. Baştan aşağı simsiyah olacaksın. Tişörtünün üzerinde ahlaki değerlerle dalga geçen, biraz da müstehcen mesajların olsun. Mümkünse ayağına Converse geçireceksin. Orijinalini almaya paran yetmiyorsa dert etme. ‘Çakma’ diye tabir edilen taklitlerini çok rahat bulabilirsin demirbaşı olduğun cadde köşelerinde. Tenin esmer olsa da yüzünü pudrayla bembeyaz yapacaksın. En ağırından makyaj yapacaksın ki çekmek istediğin ilgiyi fazlasıyla bulasın. Deldirdiğin kaşına, dudağına, burnuna metal parçaları tutturacaksın. Eline de sigara. hiç düşürmemecesine. Ne çaldığını, ne söylendiğini anlamasan da adı sanı duyulmamış rock gruplarını dinleyeceksin. Bu arada muhakkak internetin olacak. İnsana, dünyaya, her şeye beslediğin nefreti, bütün kötü düşüncelerini üyesi olduğun karanlık sitelere boca edeceksin. Messenger, karamsar dünyanın dışa açılan penceresi olacak. ‘Kişisel bir ileti yazın’ kısmına bilmediğin İngilizcenle en koyusundan mesajlarını ekleyeceksin. Bir de tarihin en büyük felaketini yaşamış da hayata küsmüş izlenimi uyandıran fotoğrafını yerleştireceksin avatarına. İşte bu da en önemlisi. Somurtacaksın hep. Kazara gülersen hemen kendine geleceksin. Unutma ki herkes kötü. Her yer karanlık. Sen de bu karanlığın içinde kayıpsın. Bunalımdasın her an. Derslerin de kötü olacak. Ailenle aran zaten bozuk. Bin bir sıkıntıyla evini çekip çevirmeye çalışan annenle asgari ücretli baban seni hiç anlamayacak. Öyle varsayacaksın. Senin için varsa yoksa müzik ve kaldırımlarda oturup hayata boş verdiğin kırmızı saçlı arkadaşların olacak. Eh artık bunları yaptıysan sen de gotik özentisi olabilirsin. Tıpkı her akşam varoştaki evine giderken sokakları adımladığın taklit ayakkabıların gibi. Tıpkı sırf sen mutlu ol diye ailenin zar zor para biriktirip aldığı bilgisayarına taktığın korsan Amy Lee CD’si gibi.

Kimlik arayışındaki gençlere sabır göstermek gerek

Gençleri hayatın iyi yönlerini bir yana bırakıp karanlıkla, karamsarlıkla ve kötü düşüncelerle yoğrulan bir akımın peşinden koşturan sebeplerin başında fark edilme isteği yatıyor.

Psikiyatrist Doç. Dr. Erol Göka, modern toplumda yetişen gençlerin her dönemde giyimleri ve davranışlarıyla bu tür başkaldırı yolları bulduğuna dikkat çekiyor. Gençlerin farklılık arayışını şöyle anlatıyor: “Gençlik, bir kimlik arayışı dönemidir. Kimlik, farklılık demektir. Farklılıklarını ortaya koymak için yapıyorlar. Genellikle gençler sonunda anne babasının hayat görüşüne dönüp geliyorlar. Fakat burayı ararken böyle yollara sapabiliyorlar.”

Doç. Dr. Göka, zararlı alışkanlıklar edinmiş bir çocuğa sahip olmanın ebeveyni de toplumu da rahatsız edeceğini ifade ediyor. Yine de bu tip akımlara kapılan gençlere karşı sabırlı ve hoşgörülü olunması gerektiğini belirterek “Biz onlara ne kadar çirkin davranırsak onları o kimliğe o kadar çok itiyoruz. Gençlik döneminde kimlik arayışının bir dışa vurumu bir gösterimi bu.” diyor.

Eğitim uzmanı Murat Kara da toplum tarafından anormal karşılanan akımlara kapılan gençlerin daha çok okullarında başarıyı tatmamış öğrencilerden oluştuğuna dikkat çekiyor. “Başarısızlığa bir de aile ve öğretmenlerin ilgisizliği eklenince gençler, ahlaki sınırları aşsa bile kendilerini gösterecek farklı yollar buluyorlar.” diyor. Kara, hayata, topluma ve ailesine küsmüş gençlere başarı hazzını tatma fırsatı verilmesi gerektiğini ifade ediyor. Ailelerin bu tür gençlere dikkatli ve sabırlı yaklaşması gerektiğini söyleyerek sözlerini şöyle sürdürüyor: “Anne baba çocuğuna ne olursa olsun onlar için özel olduğunu hissettirmeli. Herkesin bir şeylere kabiliyeti vardır. Çocuklarındaki bu yeteneği keşfetmeye çalışsınlar. Yeteneklerini gösteren ve başarıyı tadan çocuğun karamsar olmak, hayata boş vermek gibi bir derdi olmaz.”

http://genclik.zaman.com.tr/?bl=5&hn=1023

HAŞAT
05-12-2007, 07:45
Oksijen tüpü çalışmayan ambulansta ölüm

http://haber.mynet.com/detail_news/?type=Actuel&id=A0412192&date=04Aralik2007

:grrr::grrr::grrr:
Hey güzel Allah'ım...
Bu durum Avrupa'da olsa nasıl bir tepki verilirdi acaba???

Ama yok neden kızıyoruz ki kader, ecel, vadesi bu kadarmış....
Sevgiler

ÇAKAL
10-12-2007, 06:17
TEM'de 'Ferrari canavarı'


Sevan Şilikçiyan yönetimindeki Ferrari marka otomobil, TEM Otoyolu Kurtköy mevkiinde, Yakup Emre Ekinci'nin kullandığı ticarî taksiye arkadan çarptı.



Sürücüsü direksiyon hakimiyetini kaybedince 5 yolcusu bulunan ticarî oto, önce bariyerlere çarptı, takla atarak boş araziye düştü. Ferrari'nin, bir otomobille yarışa girdiği iddia edildi. Taksiden çıkartılan yaralılar, Dr. Lütfi Kırdar Eğitim ve Araştırma Hastanesi'ne kaldırıldı. Kazayı hafif yaralı olarak atlatan 6 yaşındaki Büşra Çevik ile 8 yaşındaki İrem Çelik'in, "Hasta Ömer dayımızı Göztepe'deki hastaneye götürüyorduk. Neden yarış yapıyor bu arabalar. Yarışlar için ayrı yollar düzenlensin." demesi olayın trajedisini gözler önüne serdi. Mürsel Karadeniz, İstanbul


10 Aralık 2007, Pazartesi

ÇAKAL
11-12-2007, 19:02
Öğretmene veli dayağı


Ergün AYAZ/İZMİT (Kocaeli), (DHA)

KOCAELİ’nin Körfez İlçesi’ne bağlı Hereke Beldesi Yukarı Hereke İlköğretim Okulu’nda, zil çaldığı halde sınıfa girmeyen öğrencisini kolundan tutup müdüre götüren 11 yıllık öğretmen Zafer Fidan, okula gelen öğrencinin amcasının saldırısına uğradı.


Saldırı okulun güvenlik kamerasına da yansırken, Cumhuriyet Savcılığı soruşturma başlattı. Olayı doğrulayan ve 5 gün rapor alan öğretmen, devlet memuru olduğu için olayla ilgili ayrıntılı açıklama yapmak istemezken, okulda bu tür olayların daha önce de yaşandığı öğrenildi.

Olay 7 Aralık Cuma günü sabah meydana geldi. İddialara göre, zil çaldıktan sonra sınıfa girmeyen öğrenci B.Ö.’yü koridorda gören sınıf öğretmeni Zafer Fidan onu uyararak içeri girmesini istedi. Öğrenci ise, “Sen kim oluyorsun” diyerek öğretmeni dinlemedi. Öğretmeni, “Bana karışamazsam, Ağabeylerime söylersem görürsün” diyerek tehdit ettiği de iddia edilen öğrencinin kolundan tutan öğretmen, onu okul müdürüne götürdü. Sınıfa girmemekte ısrar ettiği gibi kendisini tehdit ettiğini de bildirdi.

Öğrenci ise daha sonra eve giderek, öğretmenin kendisine ağır küfürler ettiğini ileri sürerek durumu amcası S.Ö.’ye anlattı. Taşocağında işçi olduğu belirlenen amca S.Ö. okula gelerek, okulun giriş kapısındaki öğretmenle tartışmaya başladı. Öğretmen, çocuğun iddia ettiği gibi ona küfür etmediğini söylemesine rağmen, güvenlik kamerasına yansıyan kamera kayıtlarına göre öğretmene önce kafa attı. Yumrak atmaya da başlayınca öğretmen kendisini elindeki şemsiye ile savunmaya çalıştı. Saldırgan birkaç kez de beline sarıldığı öğretmeni yere itti. Okulun müstahdemi araya girerek onları ayırmaya çalıştı. S.Ö. daha sonra okuldan ayrıldı.

Kamera görüntülerine göre öğrencilerin gözü önünde meydana gelen olayın ardından öğretmen Zafer Fidan önce okul yönetimine şikayette bulundu. Daha sonra Cumhuriyet Savcılığı’na giderek suç duyurusunda bulundu. Okulun güvenlik kamerası kayıtları da delil olarak Cumhuriyet savcılığı’na verildi.
Gelişmelerle ilgili olarak öğretmen Zafer Fidan olayı doğrularken, memur olduğu için ayrıntılı açıklama yapmak istemediğini söyledi. Öğretmenin 5 günlük rapor aldığı ve Milli Eğitim Müdürlüğü’ne de başvurarak can güvenliği olmadığı gerekçesiyle başka yere tayinini isteyeceği öğrenildi.
Bu arada okulda daha önce de müdüre ve bazı öğretmenlere de aynı tür saldırılarda bulunulduğu öğrenildi. Olayla gili olarak soruşturmayı sürdüren Körfez İlçesi Cumhuriyet savcılığı, öğretmene saldıran S.Ö.’yü ifadesini aldıktan sonra tutuksuz yargılanmak üzere serbest bıraktı.
http://www.hurriyet.com.tr/egitim/anasayfa/7848376.asp?gid=171&sz=47577

Rind
11-12-2007, 19:16
Bu ülkede öğretmenlerin işi zor...

Öğretmenlerin maddi ve manevi olarak başları dik tutulamadıkça... daha çok öğretmen döven amcalar çıkar...

Öte yandan o amcanın da öğrenci iken öğretmenden dayak yediğini duysam hiç şaşırmam..

:)

ÇAKAL
11-12-2007, 19:29
11.12.2007

Taksiye çarpan Ferrari sürücüsü alkollü çıktı

Bir taksiye hızla çarparak 3 yolcunun yaralanmasına neden olan Ferrari sürücüsünün 120 promil alkollü olduğu ortaya çıktı.

İstanbul Tem otoyolunda önceki gün bir Mercedes’le yarışırken Yakup Ekinci yönetimindeki taksiye hızla çarparak 3 yolcunun yaralanmasına neden olan Ferrari sürücüsü Sevan Şirikçiyan’ın 120 promil alkollü olduğu ortaya çıktı. İfadesinde yarıştığı iddialarını kabul etmeyen Şirikçiyan, “Cumartesi gecesi alkol aldığım için pazar günü İstanbul Park’ta düzenlenen Ferrari buluşmasına katılmayacaktım ancak arkadaşlarımın ısrarıyla gittim. Dönüşte ise yağış nedeniyle otomobilimin arkası savrulunca önümdeki taksiye çarpmaktan kurtulamadım. Çok üzgünüm” dedi. Şirikçiyan adliyeye sevk edildi.

Haber: Aziz ÖZEN

phaon
12-12-2007, 11:57
Sessiz kalmayın bir mum da siz yakın;

http://www.trafikmagandasi.com

Site ticari amaçlı değil,hedef temiz toplum. Umarım site yönetimi link koymamı mazur görür.
Bu site ile üye olmak dışında hiçbir alakam yok.

Bana gelen mail:
"
Destek olalım
SONUNDA onu yaptılar.. Allah razı olsun.. İstanbul'un trafik
magandalarının teşhir yeri artık ayda bir benim köşem değil sadece.. Bir
internet sitesi kuruldu, You Tube benzeri.. Cep telefonuyla falan bir trafik
magandasını tespit ettiniz mi, görüntüyü aynen siteye havale ediyorsunuz..
Maganda önce internette rezil oluyor. Ardından ceza makbuzu gidiyor.
Fahri Müfettiş olarak buna yetkileri var, sitenin kurucuları Kemal Aydın ve
Seçkin Şahin'in..
"

:super::super:

Bundan sonra yola fotoğraf makinesiz çıkmıyorum :)

ÇAKAL
12-12-2007, 17:45
"

:super::super:

Bundan sonra yola fotoğraf makinesiz çıkmıyorum :):super:



Yaralı ambulanstan düştü!




Yenimahalle ve Çankaya'da meydana gelen 2 ayrı trafik kazasında 1'i ağır 4 kişi ağır yaralandı. Yenimahalle Hipodrom Caddesi'nde sabaha karşı meydana gelen kazada, eski Hipodrom yönüne seyreden Emrah Uzun (22) yönetimindeki 06 TFP 21 plakalı otomobil, benzin istasyonu karşısındaki refüje savruldu. Refüjdeki ağaçlara çarptıktan sonra durabilen aracın sürücüsü Emrah Uzun ve otomobilde bulunan Mehmet Ali Kocaman yaralandı.

Yaralılardan, Gazi Üniversitesi Tıp Fakültesi Hastanesine kaldırılan Emrah Uzun'un durumunun iyi olduğu, Ankara Üniversitesi Tıp Fakültesi
İbn-i Sina Hastanesine kaldırılan Mehmet Ali Kocaman'ın ise hayati tehlikesinin sürdüğü öğrenildi.

Yaralılardan Mehmet Ali Kocaman, kaza yerinde konulduğu ambulansın hareket etmesinden kısa süre sonra aracın arka kapısının açılması
üzerine yere düştü.:beurk::beurk:Yaralının ambulanstan düştüğünü gören bazı vatandaşlar, ''Yaşayan adamı öldürdünüz. Biz, Türkiye Cumhuriyeti'nde yaşıyoruz, insan hayatı bu mu?'' diyerek tepki gösterdi. Diğer yaralı Emrah Uzun için beklenen ikinci ambulansın geç gelmesi de vatandaşların tepkisine neden oldu.

Kazanın ardından otomobile ait motor ve diğer parçaların yola dağıldığı ve hız ibresinin 200 kilometre/saatte sabitlendiği görüldü.Kaza nedeniyle kısmen trafiğe kapatılan yol, temizleme çalışmalarının ardından açıldı.

ÇANKAYA'DAKİ KAZA

Çankaya'daki trafik kazasında da 2 kişi yaralandı. Kocatepe Kültür Merkezi yönünden Mithatpaşa Caddesi yönüne seyreden Onur P. yönetimindeki 06 P 5363 plakalı otomobil, Kocatepe Nikah Salonu önündeki alt geçit girişinde refüjdeki beton direğe çarptı.Kazada, otomobilde bulunan Mücahit Gülaç (22) ve Mehmet Erdoğan (23) yaralandı.Ankara Eğitim ve Araştırma Hastanesinde tedaviye alınan yaralıların durumunun iyi olduğu öğrenilirken, sürücü Onur P. gözaltına alındı.

AA

ÇAKAL
13-12-2007, 17:29
Oyun içinde oyunlar ve gerçekler

Bir tarafa, Sayın Başbakan Recep Tayyip Erdoğan’ın son günlerde, PKK ve Güneydoğu konusundaki zik zaklı-iniş çıkışlı konuşmalarını, DTP’nin kapatılmasına, “sonra dağa çıkarlar” diye karşı koymasını ve son olarak da, “anana dön” yasası teşebbüsünü, “genel af” imalarını koyun; diğer tarafa da, Genelkurmay Başkanı Orgeneral Yaşar Büyükanıt’la, 2. Başkan Ergin Saygun’un dünkü açıklamalarını!

O zaman, Başbakanın bu konularda ne kadar yüzeysel ve de hayalperest bir “politikacı” olduğunu anlarsınız! En azından, bu alanda Türkiye üzerinde oynanan, ezeli “Büyük Oyunun” farkında olmadığını da görürsünüz.

Kısacası; Başbakan bunca gerçeğe rağmen, bu sorunun “diplomasi ve demokrasi” yle ve “anana dön” yasalarıyla çözüleceğine inanıyor! Muhtemelen, bazı iç ve dış telkinler altında!

Başbakan, yasa taslağının Genelkurmay Başkanlığı ile birlikte hazırlandığını söyledi. Ama askerler, hiç bu gaflete ve yasasına ortak olurlar mı? Nitekim Genelkurmay Başkanı Yaşar Büyükanıt Paşa ve 2. Başkan Ergin Saygun Paşa, Genelkurmay Başkanlığınca düzenlenen “PKK / KONGRA-GEL Terör Örgütüne Yönelik İdeolojik ve Ekonomik Desteğin Kesilmesi” konulu sempozyumda gerçekleri ortaya koyarak, dolaylı da olsa bunu, imadan öte, ifade ettiler...

Terörün yasallaşması
Yaşar Büyükanıt Paşa; teröre verilen iç destekle dış desteğin birbirini tetiklediğini, terör örgütü PKK’nın da siyasallaştığını ve legalleştiğini söyledi. Büyükanıt, “TBMM’yi mi kast ediyorsunuz” sorusuna da, “Evet, Meclis’i kast ediyorum” yanıtını verdi.

Genelkurmay İkinci Başkanı Orgeneral Ergin Saygun, “Aralarında müttefiklerimizin de bulunduğu bazı ülkelerin tutum ve davranışları, terör örgütünün kendisine yaşam alanları bulmasında en büyük etkendir...” dedi ve ekledi: “Terörle mücadelede başarılı olabilmek için teröristlerin başarı ümitlerinin yok edilmesi şarttır... Tüm devletlerin teröre ve teröristlere verilen desteğin engellenmesi noktasında bu mücadeleye katılımları zorunludur.”

Mim konacak iki nokta:
Erdoğan’ın yasası ve genel af imaları, PKK’ya ve bölücülere umut vermez mi? Ve teröristlere açıkça, maddi manevi destek veren ABD’den ve AB’den icazet ve “anında istihbarat paylaşımına” güvenmek ne kadar gerçekçidir? Ve bu savsaklamaları görenler ve medyada bazı yazar ve sözde aydınların yazılarını, söylediklerini okuyan hasımlar, Türkiye’de önce “politik/siyasi iradenin” ve kamuoyunun da, gevşemekte olduğuna -doğru olarak- hükmetmezler mi? Ve stratejilerini, buna ve dışaırdan aldıkları maddi ve manevi desteğe dayandırmazlar mı?

Yeni orta oyunu
Oyunlar çok... Mesut Barzani şimdi de, “Biz Irak yönetiminden yeni bir bayrak bekliyoruz” demiş. Yani öyle olursa, güya bağımsız bir devlet olmayacaklar, Irak Devleti içinde kalacaklar! Bazı gafiller bunun hayra alamet olduğunu düşünüyorlar. Anlamıyorlar ki, hele bugünkü Irak’ın, mukadder parçalanmasından sonra Irak devleti, yeni bayrağı ile “Büyük Kürdistan” devleti...

Başka bir senaryo;
-aslında “Komplo Teorisi” -“Bağımsız Kürt Devleti”, “Türkiye’ye iltihak” kararı alacakmış! Yani Kürt Devleti Türkiye’den, Güneydoğumuzu “ilhak” etmeyecek, fakat Türkiye’yi olduğu gibi yutacak! Musa Anter’in, “Niçin, Şırnak’ta, Hakkari’de sıkışıp da kalalım; Mersin de, Antalya da bizim” diyerek koyduğu hedef yani Kürdistan’ın denize çıkması gerçekleşecek! “Olmaz, olmaz” demeyin; “benzeye benzeye yaz, benzeye benzeye kış” oluyor! “Anana dön” gafletinin nerelere varabileceği beni, bu adamlara “ananınız var mı” demeye zorluyor!

“Karayılan”

ATV’de müthiş bir dizi var. Ayıntap’ın (Gaziantep) Fransızlara karşı, direnişinin ve efsane kahramanı “Karayılan” ın öyküsü...

Bu nefis dizi beni kişisel olarak, çok ilgilendiriyor. Çünkü, Karayılan ve direnişçiler, Mustafa Kemal’in mücadeleyi örgütlemek için gönderdiği babam Kılıç Ali’yi bekliyorlar... Ben de bekliyorum; bakalım nasıl gelecek... Biri, sanki yeni bir şeymiş gibi, “Karayılan Kürt idi” diye yazmış... Evet, bu kahraman adam, Pazarcık’lı ve Kürt asıllı idi... Antep savaşında babama destek veren Hurşit Ağa ve bir çok diğer savaşçı da, Kürt asıllı idiler! Bu vatanın bağımsızlığı, birliği için savaştılar ve diğer Türklerle beraber, öldüler... Şimdiye dek kimsenin aklına, “o Kürt idi, bu Türk, Çerkez veya Boşnak vb..” demek gelmemişti!

Altemur KILIÇ

fiktif
13-12-2007, 17:41
:super:



Yaralı ambulanstan düştü!




Yenimahalle ve Çankaya'da meydana gelen 2 ayrı trafik kazasında 1'i ağır 4 kişi ağır yaralandı. Yenimahalle Hipodrom Caddesi'nde sabaha karşı meydana gelen kazada, eski Hipodrom yönüne seyreden Emrah Uzun (22) yönetimindeki 06 TFP 21 plakalı otomobil, benzin istasyonu karşısındaki refüje savruldu. Refüjdeki ağaçlara çarptıktan sonra durabilen aracın sürücüsü Emrah Uzun ve otomobilde bulunan Mehmet Ali Kocaman yaralandı.

Yaralılardan, Gazi Üniversitesi Tıp Fakültesi Hastanesine kaldırılan Emrah Uzun'un durumunun iyi olduğu, Ankara Üniversitesi Tıp Fakültesi
İbn-i Sina Hastanesine kaldırılan Mehmet Ali Kocaman'ın ise hayati tehlikesinin sürdüğü öğrenildi.

Yaralılardan Mehmet Ali Kocaman, kaza yerinde konulduğu ambulansın hareket etmesinden kısa süre sonra aracın arka kapısının açılması
üzerine yere düştü.:beurk::beurk:Yaralının ambulanstan düştüğünü gören bazı vatandaşlar, ''Yaşayan adamı öldürdünüz. Biz, Türkiye Cumhuriyeti'nde yaşıyoruz, insan hayatı bu mu?'' diyerek tepki gösterdi. Diğer yaralı Emrah Uzun için beklenen ikinci ambulansın geç gelmesi de vatandaşların tepkisine neden oldu.

Kazanın ardından otomobile ait motor ve diğer parçaların yola dağıldığı ve hız ibresinin 200 kilometre/saatte sabitlendiği görüldü.Kaza nedeniyle kısmen trafiğe kapatılan yol, temizleme çalışmalarının ardından açıldı.

ÇANKAYA'DAKİ KAZA

Çankaya'daki trafik kazasında da 2 kişi yaralandı. Kocatepe Kültür Merkezi yönünden Mithatpaşa Caddesi yönüne seyreden Onur P. yönetimindeki 06 P 5363 plakalı otomobil, Kocatepe Nikah Salonu önündeki alt geçit girişinde refüjdeki beton direğe çarptı.Kazada, otomobilde bulunan Mücahit Gülaç (22) ve Mehmet Erdoğan (23) yaralandı.Ankara Eğitim ve Araştırma Hastanesinde tedaviye alınan yaralıların durumunun iyi olduğu öğrenilirken, sürücü Onur P. gözaltına alındı.

AA

bu haberi dun tv de olus aniyla gordum...... yarali icin cok kotu bir durumdu....... insallah hic kimsenin basina boyle birsey gelmez......

ÇAKAL
15-12-2007, 12:20
750 bin dolara 'Şıkıdım'




Gelirinin yüzde 78'i vatandaşın elektrik faturalarından ve TV bandrollarından alınan miktarla oluşan TRT'nin Tarkan'la yılbaşı gecesi 6 şarkı için 750 bin dolara anlaşması tartışma yarattı.
http://www.hurriyet.com.tr/magazin/anasayfa/7872991.asp?top=1

Ünsal, TRT ile ilgili çarpıcı bir iddiayı da gündeme getirdi. Ünsal, Çanakkale Savaşı’nın anlatıldığı 13 bölümlük “Kınalı Kuzular” isimli dizinin, 4 milyon 550 bin YTL’ye satın alındığını belirterek,:beurk::beurk: “Bu diziyi, kendilerine satan firmaya, -bu firma Yenilmez Sanat Merkezi- 67 bin YTL’ye geri sattılar. :beurk::beurk:4 milyon 550 bin YTL’ye malolan dizinin DVD ve VCD satış hakkı, 37 bin 800 dolara yani 67 bin YTL’ye şirkete verildi. Aradaki zararı siz hesap edin. Böyle bir mantık olur mu? Bunun hesabını kim verecek”


Yuhhh yane.:grrr::grrr:

latino1122
15-12-2007, 12:36
Baba çağrısı: Mücadele et 15 Aralık 2007


Umut ERDEM/ANKARA

’Türkiye’yi terk etmeyi düşünüyorum, çünkü İslamcılar zaten kazandı’ diyen ünlü piyanist Fazıl Say’ın babası Ahmet Say, oğluna ’’Gitme; mücadele et’’ çağrısında bulundu. Baba Say, "Ben olsam, beğenmiyorsam mücadele eder, beğenecek hale getirir ve bunun kavgasını veririm" dedi.

http://www.hurriyet.com.tr/gundem/7872190.asp?gid=180&sz=43071

Bu topiği okuyunca insanın gerçekten içi kararıyor..:cry::cry:

Uzucu olan ise Dunya'nın en guzel ulkesinde, en guzel insanların yaşadığı bu coğrafyada hala hayat kalitemizi yukseltmeyi başaramamış olmamız..

Sanal ekonomide uzay çağını yakalamışız ama yaşam standartlarımız malesef çok uzuntucu verici.... kısmı ilerleme sağlansada aynı zamanda gerileme döneminide yaşıyoruz...:cry::cry:

electrician
15-12-2007, 13:03
http://www.hurriyet.com.tr/gundem/7872190.asp?gid=180&sz=43071



haberi okudum tam olarak birşey anlamadım derdi neymiş de Türkiye yi terketmeyi düşünüyormuş? Yolu açık olsun beğenmeyen gider...

ÇAKAL
15-12-2007, 18:43
15.12.2007


Lisede inanılmaz olay
Öğrenciler okulu yakacaktı

Mersin'de bir lisenin sınıflarının öğrenciler tarafından talan edilmesi, duvarlarının kırılarak ateş yakılması cep telefonu kamerası ile görüntülendi.

Kameraya yansıyan görüntülerde öğrenciler, duvarları sıraların demirleri ile kırıyor, deldikleri duvarın içinde ateş yakıyor. Sınıfta öğretmen olmasına rağmen sınıf içinde bisiklet ile gezebiliyorlar. Sınıfın tahtasını ikiye bölerek kıran öğrencilere hiç kimse engel olamıyor.

Görüntülerin Milli Eğitim Müdürlüğü'nün eline geçmesinin ardından soruşturma başlatılırken, polisin de görüntüleri incelemeye aldığı belirtiliyor. Lisenin öğrencilerinin, daha öncede çok sayıda olaya karışması üzerine Milli Eğitim Müdürlüğü'nün liseyi kapatarak öğrencilerinin ve öğretmenlerini başka okullara kaydırdığı lisenin de başka bir isimle açıldığı ifade ediliyor.

Haber: Hürriyet
http://w9.gazetevatan.com/haberdetay.asp?tarih=15.12.2007&Newsid=152028&Categoryid=7

mme
15-12-2007, 20:13
TBMM Başkanı Köksal Toptan, "Bir gün Sarkozy gelip bize yalvaracak" dedi.

TBMM Başkanı Köksal Toptan, ''Biz öyle bir noktaya geleceğiz ki, Sarkozy ve onun arkadaşları, onun gibi düşünenler bizim kapımızı çalıp (gelin şu AB'ye sizi de üye yapalım) diyecekler'' dedi.




Emin olun derler. Emin olun, ayağımıza gelir yalvarırlar. Dabi dabi.

ÇAKAL
17-12-2007, 23:36
Siyah ve Beyaz
Tuncay Önür
17 Aralık 2007 Pazartesi

Hep merak etmişimdir

Hep merak etmişimdir: Dünyada yaygın olan bütün semavi dinler; ilk insanın Adem aleyhisselam olduğunu bildirirken, bazı insanların hâlâ tesadüfler teorisine dayalı evrim masalını öne sürüp, milyarlarca dolar harcayarak kendilerinin maymun soyundan geldiğini ispat etmeye neden çalıştığını?
**
Hep merak etmişimdir: Dünya genelinde trafiğe çıkan araçların yolun sağından seyrettiği, trafik sağdan aktığı halde, bütün dünyanın aksine terslikler ülkesi İngiltere’de ve sömürgelerinde neden soldan aktığını? İngilizler, kendi soylarını 70 göbek gerilere kadar sayarken, işgal ettikleri ve sömürge olarak kullandıkları ülkelerde; öncelikle o ülkelerin soy kütüklerini neden yok ettiklerini, insanların bağlarını geçmişle koparırken dünya tarihini ilgilendiren en önemli eserleri, neden kendi müzelerinde topladıklarını?
**
Hep merak etmişimdir: İnsanlar, doğası gereği genelde sağ ellerini bütün işlerde daha rahat kullanırlar. Buna bağlı olarak bütün dünyada, doğu kültürlerinde, Türk geleneklerinde ve İslam kültüründe, yemeği sağ elle yemek yerleşik bir adap olduğu halde, özellikle modern(!) batının; bir gelişmişlik simgesi olarak masalara bıçakları sağa, çatal kaşıkları sola koyup, sol elle yemeyi neden ısrar edip dayattığını?
**
Hep merak etmişimdir: Dünya nüfusu 10 milyara doğru koşarken, şu anda bile dünyanın birçok ülkesinde açlık sıkıntısı yaşanırken, özellikle nüfusun hızla arttığı ülkelerden biri olan Türkiye’de; ileride bir metrekare tarım toprağına bile muhtaç kalacakken, şehirleşme uğruna 1. sınıf tarım arazilerinin neden hoyratça talan edilerek binalar dikildiğini?
**
Hep merak etmişimdir: Filmlerinde, resimlerinde, kitaplarında, ortak kültürlerinde cadıları kötü bir obje olarak kullanan, yeri geldiğinde aforoz edip yakan Hıristiyan Batı dünyasının; cadıların başlıklarında ve eşyalarında simge olarak (“cadılık inancının” İslam dini ve kültürü içinde yeri olmadığı halde) özellikle neden “hilal” kullandıklarını ve madem cadılık bu kadar kötü ise, neden her yıl “Cadılar bayramı” kutladıklarını?
**
Hep merak etmişimdir: Geçmişte Batı dünyasının; Orta Doğu’yu ele geçirmek için yüzyıllar boyunca düzenledikleri haçlı seferleri bilinmektedir. Müslüman ülkelere karşı düzenledikleri her seferde, Selçukluları, daha sonra da Osmanlı gücünü karşılarında bulmuşlardır. Bu sebeple tek engel olarak gördükleri Osmanlı’yı (dolayısı ile Türkleri), izi kalmamacasına dünya yüzünden silme niyeti, Batı devletlerinin en önemli ideallerinden biri olmuştur. Bugün, özellikle Hıristiyan Birliği kulübü üyeleri gibi hareket eden AB ülkelerinde “İslam dini” fobisi ve düşmanlığı hâlâ devam ederken (Yakın tarihte 300 bin Müslüman Bosnalı gözlerinin önünde katledildi, kılları kıpırdamamıştı.) Türkiye, İran, Irak ve Suriye gibi dört Müslüman ülkenin orta yerinde geçmiş tarihi bizle birlikte yaşayan Müslüman Kürt kardeşlerimize neden destek verdikleri; onlara olan bu yaklaşımın dostça olmadığını neden hâlâ anlamak istemediklerini?
**
Hep merak etmişimdir: Bir zamanlar halkın büyük bir desteğini arkasına alan sayın Süleyman Demirel’in; (halk için pek fazla önem ifade eden bir fiil olmamasına rağmen), sık sık o meşhur şapkası ile halkı selamlamasını, “gaptırdığı” onca şey varken, (içinden güvercin bile çıkmayan) melon şapkasını “gaptırmamak” için neden büyük bir ihtimam ve gayret gösterdiğini...

Hep merak etmişimdir. Nedenlerini bilen varsa söylesin!
Merak işte!

gencturk
18-12-2007, 11:11
Fazıl Say'a ilginç uyarı: "İsviçre'de 'kara koyun' durumuna düşersin"

http://www.zaman.com.tr/haber.do?haberno=626390

Ne Olacak Bu Sanatçı(!)ların Hali?? :notr:

Kanarya
18-12-2007, 12:32
http://www.hurriyet.com.tr/gundem/7872190.asp?gid=180&sz=43071



haberi okudum tam olarak birşey anlamadım derdi neymiş de Türkiye yi terketmeyi düşünüyormuş? Yolu açık olsun beğenmeyen gider...


Fazil Say gibi bir sanatci tarafindan ulkeniz terk edilme tehdidi altindaysa ve ona bu ulkede kalmasi icin gerekli kosullar saglanmamissa sorun agir demektir. Bu sorun %30'un %70'in degil %100'un sorunu olmalidir.

Insanlarin hayatlarinda olumlu degisiklikler yapabiliyorsa bir insan sayilir ve sevilir. Devletin basindakiler gelir gider ama insanlarin kalbinde yer edinenler kalicidirlar.

gencturk
18-12-2007, 12:45
Fazil Say gibi bir sanatci tarafindan ulkeniz terk edilme tehdidi altindaysa ve ona bu ulkede kalmasi icin gerekli kosullar saglanmamissa sorun agir demektir. Bu sorun %30'un %70'in degil %100'un sorunu olmalidir.

Insanlarin hayatlarinda olumlu degisiklikler yapabiliyorsa bir insan sayilir ve sevilir. Devletin basindakiler gelir gider ama insanlarin kalbinde yer edinenler kalicidirlar.

Say'ın söylediklerinin mantıklı bir tarafı yok da, üzücü olan sanatçı zannettiğimiz insanların böyle sığ düşünmeleri, insanları %30-%70 gibi sınıflandırıp bölebilecek ideolojik beyin kıtlığında bulunmaları..

Allah korusun bir savaş çıksa zaten ülkeyi terkedecek bu gibileridir. O yüzden Say gibileri saymayalım, eksik olsunlar gerekmez.. Vatanını sevenler, ülkenin sanatını da korurlar toprağını da..

ÇAKAL
18-12-2007, 15:01
İsrafil K.KUMBASAR
israfilkumbasar@yenicaggazetesi.com.tr
Yazı Tarihi: 18/12/2007



Gitme Fazıl kal,ne olur biraz daha piyano çal

Memleketin geleceğinden endişe duyan her Türk evladı gibi, sinirlerimiz alt üst oldu, günlerdir gözlerimize uyku girmiyor.
Türkiye’nin medar-ı iftiharı, seçkin insan, ender şahsiyet, büyük sanatçı, ‘dünya çapında’ ünlü besteci ve de piyanist Fazıl Say, Türkiye’yi terk edebileceğini açıkladı.
Almanya’da yayınlanan Süddeutsche Zeitung gazetesine bir röportaj veren Fazıl Say, şöyle dedi:
- “Bizim rüyalarımız öldü, İslamcılar kazandı. Tüm bakan eşleri türbanlı. Biz yüzde 30, onlar ise yüzde 70. Azınlıkta kaldık, dışlanıyoruz. Böyle giderse, kızımı da alır yurtdışına giderim.”
İyi bir gözlemci, toplum analisti ve sosyolog olan Ertuğrul Özkök, parlamasında büyük emek sahibi olduğu Fazıl kardeşinin bu sözlerini ‘satır aralarından’ çıkarıp manşete taşıdı.
Ve olanlar oldu.
* * *

Büyük sanatçımızı yalnız bırakmamak için ertesi sabah tam ‘bavulumuzu’ hazırlayıp, cebimizdeki ‘10 bin lira’ ile ülkeyi nasıl terk edeğimizi düşünürken, yine Hürriyet gazetesinde yer alan bir manşet haber yetişti imdadımıza.
Babası, Fazıl Say’a şu çağrıyı yapıyordu:
- “Ben olsam, beğenmiyorsam mücadele eder, beğenecek hale getirme kavgasını verirdim.”

‘Uzaktan kumandalı’ bazı köşe yazarları da aralarında sözleşmiş gibi, şöyle yalvarıyorlardı.
- “Gitme kal, mücadele et.”

Bir gün sonra ‘baba nasihatine’ uyan Fazıl Say, yine birinci sayfadan şu açıklamayı yaptı:

- “Sanatçı, karanlığın tehlikesini ilk hissedendir. Ortaçağ karanlığı, beni de kaygılandırıyor. Eğer, karanlık güçler Cumhuriyetimize ve ulusal değerlere hayat hakkı tanımazsa, onlara teslim olacak değiliz.”

* * *


‘Kitabına’ uydurulmuş, ne müthiş bir kurgu, ne kusursuz bir senaryo değil mi?
Küresel misyoner Ertuğrul Özkök, yine yaptı yapacağını, ülkede yeni bir gündem yaratmayı başardı.

Özkök’ün bir hafta önce ‘Coca Cola’nın başındaki müthiş Türk’ diye lanse ettiği Muhtar Kent’in, aslında ‘Yahudi’ kökenli olduğu ortaya çıkmıştı.
‘Avrupa müzik kültürünü’ temsil ettiğini söyleyen ve Avrupa Birliği tarafından ‘Kültürlerarası Diyalog Elçisi’ olarak görevlendirilen Fazıl Say’ın ‘www.kuvayimilliyegazetesi.com’da isimleri zikredilen ‘sebatayist’ kökenli sanatçılar listesinde yeralması bir tesadüf müdür?

New York’taki piyano yarışmasında ‘yedi dakikalık’ bir dinlemenin ardından aldığı ‘birincilik’ ödülünün arkasında, Paris Yahudi Lobisi’nin herhangi bir desteği var mıdır?

* * *


‘Sebatayist’ olduğunu inkâr etmeyen modacı Cemil İpekçi şöyle diyor:
- “Onlar ne demek? Onlar dediğin çoğunluk, yüzde 70 oy alıyor. Nasıl böyle bir ayrım yaparsın. Bunlar, Türkiye’yi Nişantaşı’ndan ibaret zanneden 40 bin kişinin içinde benim ailemin de olduğu beyaz Türkler. 65 milyonluk Türkiye’yi görmüyorlar. Belli bir azınlığın ve dinozorların son çığlıkları bunlar.”
Aynı zamanda ‘eşcinsel’ olan Cemil İpekçi’ye bu sözleri söyleten belki de THY’den, PTT’ye kadar AKP iktidarından aldığı ihalelerdir.

Eğer Fazıl Say da AKP tarafından ‘ihmal edilmemiş’ olsaydı aynı şeyleri söylecekti.

Nitekim, 23 Mart 2007 tarihli Sabah gazetesinde aynen şu ifadeleri kullanıyordu:

- “Başbakan’ı da, eşini de tanıyorum. Gayet makul insanlar. Emine Erdoğan, parlayan gözlere sahip. Sevgi saçan bir insan.”

* * *


Tam 300 yıl boyunca ‘Sivas, Sivas olalı böyle zulüm görmedi’ özdeyişinde vücut bulan ‘Türklüğe yabancı’ olan ne varsa, ‘çağdaş değerler’ adı altında bu millete yedirmeye çalıştınız.
‘Türk’ gibi görünüp, ‘Türkün milli kültürünü’ yoketmek için her yola başvurdunuz.
Üzerine yüklenen ‘misyonu’ tamamlamadan nerelere gidiyorsun böyle Fazıl?

Madem ki, bu toprakları ‘vatan’ olarak görmüyorsun, kendini ‘zoraki misafir’ kabul ediyorsun, o zaman en azından ‘yediğin ekmeğin’, ‘içtiğin suyun’, ‘teneffüs ettiğin havanın’ hatırına, belleklerde canlı kalan son değerlere birazcık saygı göster.

Yok eğer “İlla da gideceğim” diyorsan, o zaman kapı açık, arkanı dön ve çık, seni tutan mı var?

Yalnız giderken, hayranlarını, genetik akrabalarını ve Ertuğrul Özkök’ü de yanına almayı unutma.

* * *


‘Ekonomi’ çökünce, ‘dolar’ fırlayınca, ‘faizler’ yükselince, ‘borsa’ dibe vurunca ne olur halimiz?
Gitme Fazıl, ne olur kal.
Biraz daha piyano çal.

ÇAKAL
18-12-2007, 15:06
Şeytan bunun neresinde

Bu ne biçim iştir?
Ne biçim bir ekonomi?
TMSF Başkanı’nın, 60 milyar dolar yük bindirdi diyerek üzüntüsünü dile getirdiği Türkiye’de son 20 yılda tam 22 bankaya, batık durumda oldukları için el konuldu. Fakat aynı Türkiye’de bir yıl sonra “banka fiyatları füze oldu” göğe kadar tırmandı. Banka batışlarından önce değeri 100-150 milyon dolar bile etmeyen, el konulmaktan kıl payı, şans eseri kurtulan bankaların sahipleri, 2 yıl sonra 2-3 milyar dolara satıp, “dünya dolar milyarderleri” arasına girdi. Bu açıdan bakınca bankasına el konulanlara haksızlık edildi.
Şeytanlı tablo oluştu:
Devlet zararda.
Bankası batanlar zararda.
Faturayı ödeyen halk zararda.
Peki “şeytan bunun neresinde” gizlendi ki, bu tablodan birileri kâr etti? Kimler kâr etti? Ne yapıldı da, devlet ve faturayı ödeyen halk ile birlikte bankası elinden alınanlar zarar ederken birileri “dolar milyarderi” olacak kadar kazançlı çıktı?
Ben anlamıyorum.
Bilgim yetmiyor.
Bir nefesi keskin!
Bir bilgisi yetkin!
Bir uzmanlığı erişkin!
Çıkmalı, “şeytan bunun neresinde gizleniyor, gizlenmesine göz yumuluyor ve fatura halkın sırtına yükleniyor?” bunu bize açıklamalı.
Bekliyorum.

* Necati Doğru / Vatan

ÇAKAL
18-12-2007, 15:26
Polise MSN soruşturması



Kosava'da görevli Türk Emniyet Müdürü A.Y.'nin, Başbakan Recep Tayip Erdoğan'ın ABD Başkanı George W. Bush ile 5 Kasım'da yaptığı görüşmeyi içine sindirememesi başına dert açtı.

Emniyet Müdürü A.Y., MSN'de grup halinde görüştüğü arkadaşlarına Erdoğan- Bush zirvesini içine sindiremediğini ifade etti. Emniyet Müdürü A.Y.'nin devre arkadaşı polislere MSN'de, "Ben Başbakan Erdoğan'ın Amerikan Başkanı'nın ayağına gidip izin istemesini içime sindiremiyorum":beurk::beurk: dediği öne sürüldü.

CASUS PROGRAMI YAKALADI

Müdürün, arkadaşlarıyla yaptığı tüm görüşmeler istihbarat birimlerinin casus programına yakalandı. Kodlanan kelimelerin kullanılması ile Emniyet Genel Müdürlüğü hemen harekete geçti. Yapılan çalışmalardan sonra bu görüşmelerin geçtiği kişiler belirlendi. Aralarında İstanbul Terörle Mücadele Şubesi'nde görevli üst düzey bir yetkilinin de bulunduğu 15 kişi hakkında hemen soruşturma açıldı. Emniyet Genel Müdürlük soruşturma için polis müfettişlerini görevlendirdi. Soruşturma kapsamında biri Kosova'da 14'ü Türkiye'de görevli 15 emniyet mensubunun MSN adresleri incelemeye alındı.

BAŞBAKAN’A HAKARET SUÇU

Başbakan'a hakaret suçundan açılan soruşturma kapsamında belirlenen 15 polisin görev yaptığı yerlere yazılı talimat verilerek bilgisayarlarına el konulması istendi. Bilgisayarlarının hard disk'leri kopyalandı ve kopyalar Ankara'ya gönderildi. İncelemelerin ardından 15 emniyet mensubu hakkında idari işlem yapılacak. Ayrıca, başlatılan soruşturmanın sonucuna göre dava açılabilecek.

İSTANBUL/Bugün

ÇAKAL
18-12-2007, 15:33
Mehmet Ali Ilıcak


18.Aralık.2007

Ahmet Ertürk kızdı!

TMSF Başkanı Ahmet Ertürk geçen hafta patladı. "Batık bankacıların Türkiye'ye maliyeti 60 milyar dolar. Biz sadece 16 milyar dolarını tahsil edebildik. 44 milyar dolar daha alacağımız var" dedi.

Ertürk'ün işi gerçekten çok zor. Bir dönemin devleriyle güreşiyor. Burunlarından kıl aldırmayanlardan, millet adına tahsilat yapmaya çalışıyor.

Haksız kazanç elde etmiş, kendilerini dev aynasında gören, milletin parasıyla "Karun hayatı" yaşayanların bir şekilde cezalandırılmaları gerekir.

Bir tarafta mahkemelerin akladığı Halit Cıngıllıoğlu. Diğer tarafta Halis Toprak, Murat Demirel, Cavit Çağlar gibileri. Bir yanda ketenpereye getirilip Cıngıllıoğlu'nun elinden alınan "Demirbank". Haklı olmasına karşı, devletin kestiği faturayı ödeyen bir işadamı.

Öbür yanda, borçlarını ödemek için kollarını kıpırdatmayan hortumcular. Soruyorum!

Nasıl oluyor da hâlâ Toprak'ın, Demirel'in, Çağlar'ın üzerine gidilmiyor? Ali Balkaner hapishanede yatarken, nasıl oluyor da bu 3'lü saltanatlarını sürdürebiliyor. Doğrusu anlamakta güçlük çekiyorum. Ahmet Ertürk'ün bahsettiği 44 milyar doların tamamı tahsil edilemez. Ancak bu 3'lüden, en az 1,5 milyar dolar hazinenin kasasına girer. Çok vakit kaybedildi. Bir an evvel TMSF harekete geçmeli.

Zaten duyduğuma göre eli kulağındaymış. Yakında bir operasyon olursa, hiç şaşırmayın. Musevi işadamına satılmış gibi gözüken aslında hortumcuya ait, Maslak'ta bir otel var. Bugünki değeri en az 150 milyon dolar. Bir bakmışsınız TMSF el koymuş!
Olmaz demeyin. Olur, olur, bal gibi olur!

Bir başka yazımda, bu 3'lünün çıkınında daha nelerin olduğunu açıklarım. Siz hiç merak etmeyin. Fabrikalar, araziler, yatlar, villalar. Say, say bitmez.

Bakalım yeni yılda beklediğim olacak mı? Yoksa uyutuluyor muyuz hep birlikte anlayacağız.

gencalp
18-12-2007, 19:21
Say'ın söylediklerinin mantıklı bir tarafı yok da, üzücü olan sanatçı zannettiğimiz insanların böyle sığ düşünmeleri, insanları %30-%70 gibi sınıflandırıp bölebilecek ideolojik beyin kıtlığında bulunmaları..

Allah korusun bir savaş çıksa zaten ülkeyi terkedecek bu gibileridir. O yüzden Say gibileri saymayalım, eksik olsunlar gerekmez.. Vatanını sevenler, ülkenin sanatını da korurlar toprağını da..

Fazıl Say tam yerinden ve zamanlaması çok iyi,bir aydına yakışır biçimde uyarısını yapmıştır...

Sizce F.Say'ın herhangi bir ülkeye gitme gelme,yaşamak için normal bir vatandaş gibi zorluklarımı vardır..?..Hangi ülkeye isterse gider istediği gibi yaşar...Kendisine gerekli değeride verirler...

Bu açıklamayı okuduğunuz şekliyle algılamak ''Hadi oradan istediğin yere git zaten senin gibiler zoru gördümü kaçarlar'' demek,konuya esas olan sığ görüşün taa kendisidir...

F.Say gerekli uyarısını yapmış,bu gün ülkenin içinde olduğu ve gelecekte çok daha vahim sonuçlar doğuracak gidişata tekrar dikkati çekmeyi başarmıştır...Bugün itibariyle ülkenin geleceğine ortaçağ zihniyeti el koymuş gözüküyor,demokrasi özgürlük derken,ülkemizin 80 yılda elde ettiği bütün kazanımlar bir kenara itilerek esas olarak,sözde dinsel dogmalar,her alanda tek referans olmuştur....Tartışılması gereken konu bu iken gidermisin kalırmısın gibi şeylerin konuşulması abesle iştigal etmektir...

gencalp
18-12-2007, 19:33
Aşağıya kopyaladığım yaşananlar Türkiye ile hiçbir bağlantısı yok...

Yine her yaşanan bir tecrübedir...



Bahman’ın tecrübesini paylaşmak istedim sadece sizinle...
“Merhaba. Benim adım Bahman Nirumand. İranlı bir gazeteci-yazarım.
Şah’ın devrilmesinde aktif rol oynayanlardanım.

Ve aynı zamanda mollaların, demokrasi ve özgürlük getireceğine inanan milyonlarca solcu, demokrat, liberal ve milliyetçi insandan biriyim.
Evet, Humeyni yeryüzünde cenneti vaat etti bize. Demokrasi gelecek, kimse fikirleri ve siyasal görüşleri yüzünden tutuklanmayacak, işkence yapılmayacak, kadınlara eşit haklar verilecek, giyim serbest olacaktı.

ÜZERİNDE DURMADIK

Her şey 14 Ocak 1979 tarihinde değişti. Şah, İran’ı terk etti. Ardından İran tarihinin en büyük yürüyüşü Tahran’da yapıldı. Sansür, yasak yoktu, istediğimiz gibi bağırıyorduk.
Ertesi gün gazetede, bir hırsızın genç mollalar tarafından yakalanıp, adına “İslam Mahkemesi” denilen bir mahalli heyet tarafından 35 kamçı cezasına çarptırıldığı haberini okuduk.
Haberi ciddiye almadık; “Üç beş sapsızın işi” dedik.
Bu arada bira-şarap fabrikalarının yakılması, sinemaların tahrip edilip filmlerin sokaklara atılması gibi olayların üzerinde hiç durmadık. “Ufak tefek şeylerin” toplumun demokrasi ve ulusal bağımsızlık yolundaki çabaları etkilemesini istemiyorduk.
Biz bunları söylerken, mollalar tarafından, kadın ve erkeklerin yan yana yüzemeyecekleri; okullarda aynı sınıflarda olamayacakları; birlikte spor yapamayacakları gibi gerici kararlar ardıardına alınmaya başlandı.
“Müslüman kadınların yanında fahişelerin yeri yoktur” denilerek kadınlara örtünme zorunluluğu getirildi. Özellikle üniversitelerde bu yüzden çatışmalar çıktı.

Bu çatışmalardan rahatsız olduk; kadın sorununun güncelleşip ön plana geçmesini istemiyorduk!
Peçesiz, başörtüsüz sokağa çıkan kadınlar artık açıkça, gözümüzün önünde dövülüyordu. Bazı kadınların yüzüne kezzap atılıyordu.
Biz ise hala büyük laflar ediyorduk; bu tür olayları devrimin kaçınılmaz sancıları olarak görüp umursamıyorduk! “İttifak” “Eylem Birliği” gibi terimlerin peşinden koşup duruyorduk.
GEÇİŞ SANCILARI SANDIK
Humeyni, “Bütün sorunlarımızın sebebi, cemiyetimizdeki ahlaksızlıklardır. Bunların kökünü kazımalıyız” diyor; genç mollalar terör estiriyordu. Kitabevleri yağmalanıyor; gazete bayileri ateşe veriliyordu.
Şiraz’da “İslam Mahkemesi” eşcinsel ve fahişe olduğu gerekçesiyle dört kişiyi idam ediyordu. Benzer olay Tahran’da da gerçekleşiyor, üç fahişe ve üç eşcinsel kurşuna diziliyordu.

Şimdi düşünüyorum da, insan zamanla her türlü aşağılanmaya alışıyor galiba. Hiçbirini görmüyorduk; basmakalıp analizlerimizin doğru olduğuna o kadar inanıyorduk ki!..
Oysa toplum hızla dincileştiriliyordu. Alınan her kararda “Tamam bu sonuncusu” diyorduk. Ama arkası hep geliyordu.

Kızların evlenme yaşı 18’den 13’e düşürüldü. Parfüm, ruj, saç boyası, mücevher gibi kadın malzemelerinin yurda girişi yasaklandı. Kadın çamaşırı satan mağazaların vitrinlerine sutyen, kombinezon vs. koymasına bile izin yoktu.
Kamu dairelerinde kadın memurlara tesettüre girme emri çıkarıldı.
Biz aydınlar hep aynı düşüncedeydik: Demokrasi ve özgürlüğe geçiş sancılarıydı bu tür vakalar! Abartmaya gerek yoktu.

REFERANDUM OYUNU!

Üç ay önce Humeyni, Paris’te komünistler de dahil olmak üzere her görüşün rahatça örgütleneceği bir demokrasiden, özgürlükten bahsederken, şimdi tüm solcu, milliyetçi ve liberalleri İslam düşmanı ilan etmişti.
Mollaların en iyi siyasi stratejileriydi; işlerine gelmediği zaman hemen gündemi değiştiriyorlardı.
Referandum meselesini gündeme getirdiler. Halka soracaklardı: “İslam Cumhuriyeti’ni istiyor musunuz, istemiyor musunuz?”
Kuşkusuz bu bir oyundu...
Yapılan propaganda belliydi; dediler ki: “İslam’a evet mi, hayır mı diyorsunuz?”
Biz bu oyunu biliyorduk ama şöyle düşünüyorduk: “Önemli olan Cumhuriyet’tir; serbest seçimlerdir; demokratik haklardır; özgürlüklerdir. İslam Cumhuriyeti bunu sağlayacaksa neden karşı çıkalım?”
Sonuçta, “evet” diyen 20 milyon, “hayır” diyen ise sadece 140 bindi.
Mollalar bu referandum sonucunu çok iyi kullandılar. Güya tüm ülke yaptıklarını onaylıyordu. Artık televizyondan sonra basın da ellerine geçmişti. Sanki tüm muhaliflerin sayısı 140 bin kişi gibi gösterdiler. Halbuki 20 milyon içinde bizim oyumuz da vardı. Ama artık bizim sesimizin çıkmasına izin verilmiyordu.

HALKI ANLAYAMADIK

Mollalar güçlendikçe saldırganlaştılar.
Örneğin, tirajı bir milyon olan liberal “Ayendegan” Gazetesi’ni kapattırdılar. Sıra sonra “Keyhan” Gazetesi’ne geldi; muhalif yazarların işten çıkarılmasını sağladılar.
Özgürlük, demokrasi ve bağımsızlık için ayaklanan halkın, bu kadar kısa sürede değişeceğini düşünememiştik.
Sanmıştık ki, mollaların gerici yasalarına/kurallarına halk karşı çıkacak. Halbuki tersi oldu; mollalar yasak, sansür getirdikçe arkalarından gidenlerin sayısı arttı.
Örtünmek moda oldu!

Tüm bunlara “gelip geçici bir fırtına” diye bakmak ne büyük yanılgıydı.
Komünistlerden, solculardan, demokratlardan, milliyetçilerden sonra liberal İslamcılar da zamanla mollaların hedefi oldu.
Şah döneminden daha çok insan cezaevlerine konuldu; idam edildi.
Milyonlarca insan canını kurtarmak için yurtdışına kaçtı.
Kaçanlardan biri de bendim.
Umarım bizim hatalarımızdan birileri ders çıkarır.

VATAN

Kanarya
19-12-2007, 00:43
Fazil Say gibi bir sanatci tarafindan ulkeniz terk edilme tehdidi altindaysa ve ona bu ulkede kalmasi icin gerekli kosullar saglanmamissa sorun agir demektir. Bu sorun %30'un %70'in degil %100'un sorunu olmalidir.

Insanlarin hayatlarinda olumlu degisiklikler yapabiliyorsa bir insan sayilir ve sevilir. Devletin basindakiler gelir gider ama insanlarin kalbinde yer edinenler kalicidirlar.


Say'ın söylediklerinin mantıklı bir tarafı yok da, üzücü olan sanatçı zannettiğimiz insanların böyle sığ düşünmeleri, insanları %30-%70 gibi sınıflandırıp bölebilecek ideolojik beyin kıtlığında bulunmaları..

Allah korusun bir savaş çıksa zaten ülkeyi terkedecek bu gibileridir. O yüzden Say gibileri saymayalım, eksik olsunlar gerekmez.. Vatanını sevenler, ülkenin sanatını da korurlar toprağını da..


100 kisilik bir grupta 99 kisi ayni seyi soylese, bu o kisilerin dogruyu soyledigi anlamina gelmez. Sadece 99 kisinin sozde ayni fikirde oldugu anlamina gelir. Cogunlugun dedigi dogru olsaydi haydi buyrun kiliseye :)

Hiristiyanlar: 2.1 billion
Muslumanlar: 1.5 billion



Bu açıklamayı okuduğunuz şekliyle algılamak ''Hadi oradan istediğin yere git zaten senin gibiler zoru gördümü kaçarlar'' demek,konuya esas olan sığ görüşün taa kendisidir...


Sn. Gencalp tam isabet etmis.

Fazil Say soylediklerini tenkid edilmek, mahkemelere dusmek icin mi soylemistir yoksa sadece kendince tepki vermek icin mi? Bu tepki acaba ses getirmis midir? Icimize kapanip konustuklarimiz yazdiklarimiz mi daha faydali olmaktadir yoksa herbirimizin onayini almadan yapilan tepkiler mi? Bu tepkiler nacizanedir. Herkes yapamaz, cunku sindirilmistir. Cogu kiside simdiden hukumet korkusu var, mahkemelere dusme korkusu var. Cunku bu ulkede Fasizm var.

Bu ulkeden gidecek varsa bunu soylemeden de gider. Sn. Gencturk gibilerin "ya sev ya terk et" demesine meydan vermeye gerek yok. Zaten yillardir gider dururlar doktorlar, muhendisler, sanatcilar. Ne yazik ki ulkem zekasini yitiriyor yavas yavas. Sebep politik olur, mali olur, ask olur, egitim olur her ne olursa.

Ama gidecegi olmadan sadece eski bir kultur bakanini tenkid amaciyla baslayan bir reaksiyonu bazilari bir o tarafa bir bu tarafa ceker. "Uzerinde yorum yapilabilecek" davranislar sinifina sokulmasi gereken bu hareketin sonucunda kultur bakaninin verdigi cevaptir!!

Belki birey olarak her birini tek tek suclayabilirsiniz neden kalip ugras vermedikleri icin ve belki her birinin tek tek cok hakli gerekceleri vardir, ama hic biri bu erozyona dur diyemememizin bedelini tek baslarina ve kimi zaman yasamlari ile odemek zorunda degiller. Kalanlar icin ise bedel cok yuksek, giderek aklini yitiren bir toplum oluyoruz.

gencturk
19-12-2007, 03:58
Fazıl Say tam yerinden ve zamanlaması çok iyi,bir aydına yakışır biçimde uyarısını yapmıştır...

Sizce F.Say'ın herhangi bir ülkeye gitme gelme,yaşamak için normal bir vatandaş gibi zorluklarımı vardır..?..Hangi ülkeye isterse gider istediği gibi yaşar...Kendisine gerekli değeride verirler...


Açıklamaları ideolojiktir ve 30-70 gibi oranlar kullanarak rasyonel davranamayacağını, hangi medyatik baskılardan etkilenerek bu demeçleri verdiğini açıkça belli etmekte Say. Eminim bu açıklamalardan sonra Avrupalılar ona daha fazla sahip çıkarlar, çünkü kendilerinden biri olduğunu daha iyi anlamışlardır. Bir faşist, kapitalist Avrupalı için bulunmaz bir dost oldu Say..

Anlaşılan o ki, Say fikir üretebilecek zihni yapıya sahip değil, ideolojisine hapsolmuş biri. Tam Avrupalıların istediği tarzda.. Peşin yargı, dogmatik düşünce, nezaketsizlik ne ararsan var demeçlerinde.. Avrupa basınına Türkiye'yi kötülemeye devam etsin Say.. Bizdeki bazıları da onu alkışlamaya..

SeVGiLeRLe..

ÇAKAL
19-12-2007, 07:06
19.12.2007

Sınıfta içki alemi

Sınıflarında içki alemi yapan öğrencilerin bu anı kameraya kaydedildi.

Gebze'de bir lisede okuyan bir grup öğrenci, gece sınıflarına girerek içki içti. Sarhoş olan öğrenciler okulun kapı ve pencerelerini sınıflardaki tahtalara küfürlü yazılar yazdı.

Bir internet paylaşım sitesindede yer alan görünütüler üzerine ilçe milli eğitim müdürlüğü soruşturma başlattı.
http://www9.gazetevatan.com/haberdetay.asp?tarih=15.05.2006&Newsid=152520&Categoryid=1

gencalp
19-12-2007, 12:56
Açıklamaları ideolojiktir ve 30-70 gibi oranlar kullanarak rasyonel davranamayacağını, hangi medyatik baskılardan etkilenerek bu demeçleri verdiğini açıkça belli etmekte Say. Eminim bu açıklamalardan sonra Avrupalılar ona daha fazla sahip çıkarlar, çünkü kendilerinden biri olduğunu daha iyi anlamışlardır. Bir faşist, kapitalist Avrupalı için bulunmaz bir dost oldu Say..

Anlaşılan o ki, Say fikir üretebilecek zihni yapıya sahip değil, ideolojisine hapsolmuş biri. Tam Avrupalıların istediği tarzda.. Peşin yargı, dogmatik düşünce, nezaketsizlik ne ararsan var demeçlerinde.. Avrupa basınına Türkiye'yi kötülemeye devam etsin Say.. Bizdeki bazıları da onu alkışlamaya..

SeVGiLeRLe..

Sn Gencturk,F.Say'ın söylediklerini özümsemek için herhangi bir medyatik baskıdan etkilenmeye gerek varmı...

Bu ülkede yaşayan,normal standartlarda bir cumhuriyet sevdalısı,zaten olan biteni çok rahat algılayabilir ve yorum yapabilir...

Oysaki,tek taraflı olarak malum zihniyetin temsilciliğini yapan,günlük trajının %90'nını propaganda amaçlı parasız dağıtılan,tarikat gazetesinden,yine malum zihniyetin bir milletvekilinin gerçek dışı beyanatlarını buraya asan sizsiniz...

Bakın aşağıda sizden alıntı yaptım...



Fazıl Say'a ilginç uyarı: "İsviçre'de 'kara koyun' durumuna düşersin"

http://www.zaman.com.tr/haber.do?haberno=626390

Ne Olacak Bu Sanatçı(!)ların Hali?? :notr:


Ne yaman çelişkidir sizin yaptığınız...

Bir insanı anlamadan,haksız yere karalamaya çalışırken,kendi yazdığınız referans yazıyı es geçiyorsunuz...

Daha fazla söze hacet yok sanırım,ben zaten bu konu ile söylemem gerekenleri yukarıda söyledim..

gencturk
19-12-2007, 13:32
malum zihniyetin bir milletvekilinin gerçek dışı beyanatlarını buraya asan sizsiniz...



Gerçek dışı beyanat olduğunu, malum zihniyetten olduğunu nereden çıkarıyorsunuz ki! Say resmen yüzde 30 yüzde 70 gibi ibareler kullanarak toplumsal bölücülük yapmış. Bunun savunulacak hiçbir tarafı yok. DSP ve CHP'de yöneticilik yapmış şu an AKP'de olan bir milletvekili yorum yapmış. Yoruma gerçek dışı diyerek başka görüşleri dışlarsanız yorumlarınız belli bir seviyede kalmaya mahkum olur. Özdalga nelerden bahsetmiş;

Türkiye'nin ortaçağ karanlığına sürüklendiğine ilişkin iddiayı "abes olduğu kadar ülkenin gerçeklerinden uzak" olarak gören Ankara Milletvekili Özdalga, Türkiye'nin hiçbir dönemde olmadığı kadar güçlü bir demokrasiye sahip olduğunu vurguladı. Özdalga, "Her şeyden önce Fazıl Say'ın bütün aydınlar adına konuşma yetkisini kendinde görmesi ne kadar ölçüsüz olabileceğinin bir göstergesidir." derken, Say gibi bir sanatçının Türkiye'yi terk etmesinin üzücü olduğunu, ancak bunun küreselleşen dünyada çok da olağan dışı bir olay olmadığını kaydetti. Özdalga, "Fakat Say, öyle bir karar aldıysa bunu, Türkiye'ye zarar vermeden, Avrupa'daki ırkçı ve Türkiye düşmanı çevrelere malzeme olmadan yapması her şekilde daha doğru olur." diye konuştu

Ayrıca Fazıl Say sadece kendi ideolojisine paralel kounşuyor, düşünsel bir derinlik veya bir toplum sanatçısı özelliğiyle konuşmuyor. Bir başka değerli piyanist Tuluyhan Uğurlu bakın neler demiş;


PİYANİST Fazıl Say’ın ‘Türkiye’den gitmek istiyorum’ sözlerine tepkiler sürüyor. Kendisi gibi piyanist olan Tuluyhan Uğurlu, Say’ın röportajında Türkiye’nin Orta Çağ karalığına sürüklendiği iddialarına yanıt verdi. ‘Bırakın bir sanatçı olmayı, insan bir ideolojiye inanıyorsa terkedip gitmesi, sanatçılığa, sığar mı?’ diye soran Uğurlu, ‘Erkek adam, savaş varsa meydanda kalır’ dedi. Cumhurbaşkanlığı Köşkü’nden hiçbir davet almadığını belirten Tuluyhan Uğurlu, ‘Sanatçı ‘Nereden davet alacağım diye beklemez. Sanatçı siyaset üstüdür. Trendin adamı olmaz’ dedi. Uğurlu ‘ Bana ‘Şu davete gel de bir tanışalım. Türkiye’yi tanıtıyorsun’ demedi. Üzülmedim. Bir gün davet verdiğimde, onlar gelmezse üzülürüm’ dedi. Say’ın Türkiye’yi, Orta Çağ’a benzetmesine, ‘Hangi Orta Çağ? Engizasyon Mahkemeleri mi? Biz tarihin hiçbir döneminde karanlığa gömülmedik. Türkiye’de sanatçıya düşen, dik durmaktır’ şeklinde yanıt verdi.

http://www.stargazete.com/index.asp?haberID=134480

yosun
19-12-2007, 13:50
100 kisilik bir grupta 99 kisi ayni seyi soylese, bu o kisilerin dogruyu soyledigi anlamina gelmez. Sadece 99 kisinin sozde ayni fikirde oldugu anlamina gelir. Cogunlugun dedigi dogru olsaydi haydi buyrun kiliseye :)

Sizi bu tespitinizden dolayı kutluyorum.. :)

Şu anda Ülkemiz için de çok geçerli bir durum tespiti bu aynı zamanda...
Halkın % 47 lik bir kesminin belli bir partiye oy vermesi bunun, doğru bir seçim olduğu anlamını taşımıyor. Zaten yaşananlara bakılınca sonuç kendiliğinden ortaya çıkıyor... :)
Ama gelin bunu iktidar partisine ve yandaşlarına anlatın işte... İşlerine gelince çoğunluk olduklarını iddia edip neredeyse dikdatörlük taslarlar. İşlerine gelmeyince de sizin buyurduğunuz gibi sözler serfederler...
Ahhh ne yaman çelişkidir bu. Ahh nasıl bir çifte standarttır bu... :wink:

KUTERO
19-12-2007, 20:18
Asıl soru bu: Türkiye PKK'yı çözerse dünyada nereye gelir?


Türkiye'nin en acı yarası, bütün birikimlerini tüketen, kanını akıtan, kaynaklarını yok eden, zihinsel birikimi boşa çıkaran en acı gerçeği, terör... Peki, terörün çözüldüğü, aynı acıların yaşanmadığı bir Türkiye, aynı kaynakları terör için değil, yatırım için kullanan bir Türkiye nereye gelir? Asıl soru bu...

İbrahim Karagül/ Yeni Şafak

“Hiçbir güç Türkiye'siz bu oyunu oynayamaz!”

http://www.iyibilgi.com/haber.php?haber_id=47327

gencalp
20-12-2007, 00:03
Gerçek dışı beyanat olduğunu, malum zihniyetten olduğunu nereden çıkarıyorsunuz ki! Say resmen yüzde 30 yüzde 70 gibi ibareler kullanarak toplumsal bölücülük yapmış. Bunun savunulacak hiçbir tarafı yok. DSP ve CHP'de yöneticilik yapmış şu an AKP'de olan bir milletvekili yorum yapmış. Yoruma gerçek dışı diyerek başka görüşleri dışlarsanız yorumlarınız belli bir seviyede kalmaya mahkum olur. Özdalga nelerden bahsetmiş;

Türkiye'nin ortaçağ karanlığına sürüklendiğine ilişkin iddiayı "abes olduğu kadar ülkenin gerçeklerinden uzak" olarak gören Ankara Milletvekili Özdalga, Türkiye'nin hiçbir dönemde olmadığı kadar güçlü bir demokrasiye sahip olduğunu vurguladı. Özdalga, "Her şeyden önce Fazıl Say'ın bütün aydınlar adına konuşma yetkisini kendinde görmesi ne kadar ölçüsüz olabileceğinin bir göstergesidir." derken, Say gibi bir sanatçının Türkiye'yi terk etmesinin üzücü olduğunu, ancak bunun küreselleşen dünyada çok da olağan dışı bir olay olmadığını kaydetti. Özdalga, "Fakat Say, öyle bir karar aldıysa bunu, Türkiye'ye zarar vermeden, Avrupa'daki ırkçı ve Türkiye düşmanı çevrelere malzeme olmadan yapması her şekilde daha doğru olur." diye konuştu

Ayrıca Fazıl Say sadece kendi ideolojisine paralel kounşuyor, düşünsel bir derinlik veya bir toplum sanatçısı özelliğiyle konuşmuyor. Bir başka değerli piyanist Tuluyhan Uğurlu bakın neler demiş;


PİYANİST Fazıl Say’ın ‘Türkiye’den gitmek istiyorum’ sözlerine tepkiler sürüyor. Kendisi gibi piyanist olan Tuluyhan Uğurlu, Say’ın röportajında Türkiye’nin Orta Çağ karalığına sürüklendiği iddialarına yanıt verdi. ‘Bırakın bir sanatçı olmayı, insan bir ideolojiye inanıyorsa terkedip gitmesi, sanatçılığa, sığar mı?’ diye soran Uğurlu, ‘Erkek adam, savaş varsa meydanda kalır’ dedi. Cumhurbaşkanlığı Köşkü’nden hiçbir davet almadığını belirten Tuluyhan Uğurlu, ‘Sanatçı ‘Nereden davet alacağım diye beklemez. Sanatçı siyaset üstüdür. Trendin adamı olmaz’ dedi. Uğurlu ‘ Bana ‘Şu davete gel de bir tanışalım. Türkiye’yi tanıtıyorsun’ demedi. Üzülmedim. Bir gün davet verdiğimde, onlar gelmezse üzülürüm’ dedi. Say’ın Türkiye’yi, Orta Çağ’a benzetmesine, ‘Hangi Orta Çağ? Engizasyon Mahkemeleri mi? Biz tarihin hiçbir döneminde karanlığa gömülmedik. Türkiye’de sanatçıya düşen, dik durmaktır’ şeklinde yanıt verdi.

http://www.stargazete.com/index.asp?haberID=134480

Bakın asıl siz konuya ideolojik gözlükle bakıyorsunuz...

Ülkedeki mevcut uygulamaları yapan ve cumhuriyet değerleriyle barışık olmayan bir hükümetin milletvekilinin ne demesini bekliyorsunuz..?..Bizim parti ülkeyi dine dayalı devlet düzenine geçirmek için elinden geleni yapıyor F.Say gerçekleri söylüyor demesini beklemiyorsunuz herhalde...Hal böyle iken bu milletvelinin yorumunu baş üstüne koyacak halimiz yok...Bunun adı bir dışlama değil,karşı duruşdur...

Bunun yanında F.Say'ın ben Türkiye'nin bütün aydınları adına konuşuyorum diye bir ifadesi yoktur... Buda sizin kendi eklemenizdir...

Bu ülkede ermenileri kestik,kürtleri asimile ettik gibi yalanları su içer gibi söyleyen sözde aydınlar gerçekte hainler dışında da insanlar yaşıyor...Yoksa sizin için cumhuriyet değerlerine saygılı insanlar,ya gerici yada faşist gibi çirkin yakıştırmalarla kirletilmeyemi çalışılmalı..?..

Bu gün F.Say'ın kendi ağzından dinledim,ülkeyi terketmek gibi bir düşüncesi olmadığını bunuda tamamiyle röportajı verdiği medya kuruluşunun eklemesi olduğunu da ayrıca ifade etti...

Kanarya
21-12-2007, 05:03
Insanlar dusuncelerini ozgurce ifade ederler.

Terk edip etmeme kararı bireyin kendisine aittir. Haber vermeden çekip gitmek veya terketmek bir yontem olabilir ve terkedeni (Fazil Say) hic yormaz.

Fazil Say gibi bir insandan boyle bir aciklama varsa, terk ederim demek bir sorun oldugunu baskalariyla paylasma yontemidir.

Toplumumuzda % bilmem kac "Sn. Gencturk zihniyetinde" olmasaydi eger; Baykal yeni cumhurbaskani'na laf ettiginde, lutfen kurumlari yipratmayalim diye aciklamalar yapan basbakana insanlar gulerdi.

Cunku basbakan Fazil Say'in terkederim uyarisindan ote seyler demisti zamaninda:

- "Minareler sungu, Kubbeler migfer, Camiler kislamiz, Muminler asker"
- azinlik cogunluk abdullah gul,
- azinlik cogunluk arinc
- azinlik cogunluk erdogan
- Demokrasi tramvay gibi bir aractir, istedigimiz durakta ineriz
- Demokrasi bizim icin bir amac degil aractir. Amacimiza ulasana kadar demokrasiye bagliyiz
- elhamdulillah seriatciyiz
- Turkiyeyi eyaletlere bolmek lazim merkezi yonetimin bir takim yetkileri bunlara verilmelidir. Belediye baskanlarida bu konuda en yetkili olmalidir. O bolgedeki her turlu egitim bunlara birakilmalidir.

Dolayisiyla;

Terkederim uyarisinda bulunan bir sanatciya bir siyasetci "ya sev ya terk et" diyebiliyor ve "gencturk" gibi bir vatandas bu fikri destekliyorsa; "elhamdulillah seriatciyiz" diyen hukumetin zirvesinde bir siyasetciyide mutlaka destekliyor olmalidir.

gencturk
21-12-2007, 08:04
Fazil Say gibi bir insandan boyle bir aciklama varsa, terk ederim demek bir sorun oldugunu baskalariyla paylasma yontemidir.

Toplumumuzda % bilmem kac "Sn. Gencturk zihniyetinde" olmasaydi eger; Baykal yeni cumhurbaskani'na laf ettiginde, lutfen kurumlari yipratmayalim diye aciklamalar yapan basbakana insanlar gulerdi.

Cunku basbakan Fazil Say'in terkederim uyarisindan ote seyler demisti zamaninda:

- "Minareler sungu, Kubbeler migfer, Camiler kislamiz, Muminler asker"
- azinlik cogunluk abdullah gul,
- azinlik cogunluk arinc
- azinlik cogunluk erdogan


Bence asıl zihniyet sorununu Fazıl Say ismini büyük harflerle yazarken T.C. Cumhurbaşkanı'nın ismini küçük harflerle "abdullah gül" olarak yazan insanlar yaşıyor. Fazıl Say'ın biz ve onlar diye bahsederek yaptığı bölücülüğe bizim arkadaşlarımız da düşmesinler. Cumhuriyete saygı, insanlarımıza saygı! Önce saygı, sonra yorum.. Lütfen..

gencalp
21-12-2007, 09:46
Cumhuriyete saygı, insanlarımıza saygı! Önce saygı, sonra yorum.. Lütfen..

Harfiyen katılıyorum dediklerinize...

Cumhuriyete saygı göstermek vazifemizdir...

10.C.Başkanı Sn.Sezer'e şimdiki C.Başkanımızın ve Başbakanımızın referans gazetelerinde sayfa safya,8 sütuna manşet hakaret edilirken ses çıkarmayanlar,şimdi karanlık zihniyetlerinin temsilcisi olan ve hasbel kader devlet kurumlarını şimdilik ele geçirmiş olanlara,saygı gösterilmesini istiyorlar...

Bir çelişkide burada yatıyor...

Benim yedi ceddime saygı göstermeyen,bütün değerlerimle alay eden,tek düşüncesi cumhuriyet rejimini sulandırıp,faşizan baskılarla hurafelere dayalı devlet düzeni kurmak isteyenlere,cumhuriyetcilerden ve gerçek dindarlardan boşuna kimse saygı beklemesin,sevgi zaten yok...

gencalp
21-12-2007, 12:19
C.Başkanımızın ve Başbakanımızın referans gazetelerinde sayfa safya,8 sütuna manşet hakaret edilirken

Vakit'ten 'Say'gısız bulmaca

Soru: "Başörtü düşmanı müzisyen kim?" Şifre: "Fazıl Saygısız"

Vakit Gazetesi’nin dünkü sayısının 14’üncü sayfasında yer alan “Bayram Bulmacası”nda, Fazıl Say’ın büyük boy bir fotoğrafına yer verilerek, “Başörtüsü düşmanı müzisiyen” sorusu yöneltildi. Akşam Gazetesi'nde yer alan habere göre, vakit Gazetesi'nin editörü Fatih Uğurlu tarafından hazırlanan çengel bulmacadaki ikinci sürpriz ise bulmaca tamamlandığında çözülen şifrede çıktı. Vakit’in dünkü bulmacasını çözenler, şifre sözcükte “Fazıl Saygısız” ifadesiyle karşılaştılar.

yosun
21-12-2007, 13:07
[B][I]Vakit'ten 'Say'gısız bulmaca

Soru: "Başörtü düşmanı müzisyen kim?" Şifre: "Fazıl Saygısız"



Her zamanki gibi hedef göstermeye yönelik, bölücü dangalaklıklarını yapmışlar işte...
Dikkate almaya bile değmez...

gizemliduygular
21-12-2007, 13:48
Her zamanki gibi hedef göstermeye yönelik, bölücü dangalaklıklarını yapmışlar işte...
Dikkate almaya bile değmez...
Saygıdeğer yosun arkadaşım.
Bu gibi bölücü ve yobaz dangalaklar dediğiniz Vatan hainleri hedef göstermek suretiyle Kemalist hukuk adamımız Mustafa Yücel Özbilgin'in şehit edilmesinde rol oynamışlardı. Aynı şeyin Türkiye'mizin yetiştirdiği değerli müzik adamımızın başına gelmeyeceğine garanti verebilirminiz?
Böyle emperyalist uşağı gerici basının her zamankinden daha çok dikkatle ve yakından takip edilmesi gerekir.

yosun
21-12-2007, 13:55
Saygıdeğer yosun arkadaşım.
Bu gibi bölücü ve yobaz dangalaklar dediğiniz Vatan hainleri hedef göstermek suretiyle Kemalist hukuk adamımız Mustafa Yücel Özbilgin'in şehit edilmesinde rol oynamışlardı. Aynı şeyin Türkiye'mizin yetiştirdiği değerli müzik adamımızın başına gelmeyeceğine garanti verebilirminiz?
Böyle emperyalist uşağı gerici basının her zamankinden daha çok dikkatle ve yakından takip edilmesi gerekir.

Size katılıyorum. Aynı şekilde geçtiğimiz günlerde yine bir bulmaca vasıtasıyla Genelkurmaybaşkanımız ve kuvvet komutanlarımızdan birisi ile emekli değerli bir paşamızı da hedef göstermişlerdi...
Ancak, takip edilince ne oluyor ki? Adamlar yapacaklarından geri mi kalıyorlar? Yoksa devletin yargı organları harekete geçip bu adamlara hadlerini mi bildiriyor... :frown: HİÇ BİRİSİ MAALESEF :grrr:

zum
21-12-2007, 13:55
Üstelik basınımız Emperyalistler ve gericilerin işgali altında.İkisi de bağımsız Türkiyeyi kemiriyor.:yes:

Kanarya
23-12-2007, 05:45
Bence asıl zihniyet sorununu Fazıl Say ismini büyük harflerle yazarken T.C. Cumhurbaşkanı'nın ismini küçük harflerle "abdullah gül" olarak yazan insanlar yaşıyor. Fazıl Say'ın biz ve onlar diye bahsederek yaptığı bölücülüğe bizim arkadaşlarımız da düşmesinler. Cumhuriyete saygı, insanlarımıza saygı! Önce saygı, sonra yorum.. Lütfen..

Once siz saygi gerektirene saygiyi gosterin, sonra biz sizin tarafinizda saygi gerektirecek bir davranis gorursek gerekeni yapariz merak etmeyin.

http://www.youtube.com/watch?v=yc7SFXjig6s

Sizde "egitimlere" katilmissiniz anlasilan. Kelimeleriniz gusel. Istanbul'a gocup taksi soforlugu yaparak her gun binlerce musterinin beynini yikamaya calisan yandaslarinizda ayni dili konusuyor.

Bu ulkede sadece biz variz, siz sadece ekonomik olarak varsiniz, fiziki olarak yoksunuz.

gencturk
23-12-2007, 09:12
Once siz saygi gerektirene saygiyi gosterin, sonra biz sizin tarafinizda saygi gerektirecek bir davranis gorursek gerekeni yapariz merak etmeyin.

Sizde "egitimlere" katilmissiniz anlasilan. Kelimeleriniz gusel. Istanbul'a gocup taksi soforlugu yaparak her gun binlerce musterinin beynini yikamaya calisan yandaslarinizda ayni dili konusuyor.

Bu ulkede sadece biz variz, siz sadece ekonomik olarak varsiniz, fiziki olarak yoksunuz.

Eğitim? taksi şöförlüğü? siz-biz?yandaşlık? Her cümleniz bir o kadar saçma ve alakasız.. Mantıklı bir tarafı olmadığı için üzerinde durmuyorum mesajınızın.

Bir Cumhurbaşkanı'nın isimlerini kasıtlı olarak küçük yazmak, hem insan olarak bir zayıflığın göstergesi hem de Cumhuriyete olan saygısızlığın dışa vurumudur. Kendi görüşünde olmasa bile her T.C. vatandaşı Cumhurbaşkanı'na saygı göstermeli, onu küçültücü ifadelerden kaçınmalı. En azından makamına hürmeten..

gencalp
23-12-2007, 17:03
Soruşturma açılan ilahiyatçından şok sözler

“Mahalle baskısı yok mikrofaşizm var. Türkiye Araplaşıyor” diyen ilahiyatçıya soruşturma açıldı

Mahalle baskısı kavramı yerine ortaya attığı "mikrofaşizm" nitelemesiyle gündem yaratan Selçuk Üniversitesi İlahiyat Fakültesi Öğretim Üyesi Doç. Dr. Şahin Filiz , Arap mikromilliyetçiliğinin ideolojisi olan Vahabiliğin ulus devleti parçalamayı amaçladığını belirterek Türkiye'yi bekleyen asıl tehlikenin dindarlaşma değil, "Araplaşma" olduğunu vurguladı.

Vahabi anlayışının dini temele dayanan siyasete de temel oluşturduğunu anlatan Filiz, sanata ve felsefeye karşı düşmanlığa varan karşı duruşun da Vahabiliğin dünyayı siyah-beyaz gören anlayışının sonucu olduğunu dile getirdi.

Cumhuriyet'e yaptığı mikro faşizm tanımıyla kamuoyunun dikkatini çeken Doç. Dr. Şahin Filiz ile, Vahabilik ve Türkiye'deki yansımalarını konuştuk...

- Vahabiliğin kökenleri hakkında bilgi verir misiniz?

- Vahabilik bireysel planda inançlı inançsız ayrımı yapan, bu ayrımı keskinleştiren 19. yüzyıldada Osmanlılara karşı çıkan, tamamen mikromilliyetçi bir Bedevi harekettir. Mısır'daki Müslüman Kardeşler hareketiyle ortaya çıkan hareket de, bu ayrımı toplamsal düzeyde yapmaktadır.

- Bu hareketin Türkiye'deki yansımaları neler?

- Bu iki anlayışın birleşmesiyle oluşan kombinasyon Türkiye'de siyasetin alternatif bir din haline gelmesini sağlamıştır.

KABİLECİ VE ARAPLAŞMIŞ DİNDARLIK TARZI

Dinci kuruluşlar, partiler, cemaatler, bu kombinezonun en iyi örnekleridir. Vahabilik, Türkiye'de kabileci ve Araplaşmış bir dindarlık tarzını perçinlemiştir. Vicdan ve ahlak zenginliği olan dini biçimselleştirmiştir ve şekil, simge paganizmine boğmuştur. İslam medeniyetinin ahlak, sanat ve estetiğini öldürmüştür. Atatürk ilke ve devrimleri ile Türk ulusunun laiklik ve demokrasi anlayışı sayesinde, Vahabilik Ortadoğu ve Kafkaslar'da yaptığını Türkiye'de henüz gerçekleştirememiştir.

- Bu yansımalardan örnekler verebilir misiniz?

- Örneğin bölücü teröre karşı çok büyük bir mücadele var. Ancak askere gönderme törenlerinde geçmişte yaşanan heyecan gittikçe sönmekte, buna karşın hacca gidenler için daha coşkulu, kalabalık uğurlamalar yapılmaktadır. Şekillere tapan bir toplumsal yapının ortaya çıkmasında bu iyi bir örnektir. Bizim şehit verdiğimiz günlerde bile şekilci dincilik daha fazla öne çıkmakta, bu yönde gösteriler, yürüyüşler yapılmaktadır. Ramazan ayında her yerin kapalı olması bir başka örnektir. Hz. Muhammed döneminde bile rastlanmayan bir uygulama, büyükşehirlerde bile hızla yaygınlaşmaktadır.

HEDEF ULUS DEVLET

- Bu anlayışın Türkiye'de temel hedefi nedir?

- Kesinlikle ulus devlettir... Vahabilik, Arap mikromilliyetçiliğinin ideolojisi olduğu için ulusal yapıyı, cemaat ve tarikatlara bölerek atomize etmektedir. Çünkü mikromilliyetçilikler ulus devletin en büyük düşmanıdır. Her cemaat ve grubun, tarikatın kendilerine göre bir türban, sarık, cüppe, cilbat gibi biçime yönelik simgeler taşıması da Vahabiliğin mikro düzeyde ne kadar böldüğünü, parçaladığını gösteriyor.

ŞEKİLCİ UYGULAMALAR

Vahabilik Türkiye'de din adına kabileci Arap kültürünün hegemonyasını kurmaya çalışmaktadır. Mevlana , Hacı Bektaş , Pir Sultan gibi Türk büyüklerinin, Türk ulusal kimliğini besleyen, ulusal din yorumu, Vahabiliğin en büyük hedefidir. Bugün için Türkiye'de bir dindarlaşma değil, Araplaşma sürecinin yaşandığını, kabileye dönüşme sürecinin hızlandığını rahatlıkla söyleyebiliriz. Türkiye'nin karşısındaki en büyük tehdit de budur. İnananlar, Türkiyeli Müslümanlar, türbanlı hanımlar gibi ayırıcı kavramlar, vahabi dinciliğin Türkiye'deki izdüşümleridir. Çarşaf ve türban söylemi de Vahabiliğin dine biçtiği şekilci uygulamalardır.

latino1122
23-12-2007, 17:49
:grrr::grrr:Bahreynliler şeriat siteleri için geliyor :grrr::grrr:

Bahreyn Merkezli Şamil Bank, Türkiye'de yapacağı yatırımlar için 90 milyon dolarlık yatırım bankası kurdu.

Banka şeriat kurallarına göre yapılacak inşaat projelerini finanse edecek..

Türkiye'nin hızla gelişen gayrimenkul piyasası yabancı yatırıcıların ilgisini çekmeye devam ediyor. Merkezi Bahreyn'de bulunan Şamil Bank, yatırım bankası Türkiye'de faaliyete geçmeye hazırlanıyor. Bankadan dün yapılan açıklamada şirketin Türkiye'deki operasyonlarını yürütmek için Şamil Bosphorus adında bir birim kurduğu duyuruldu. 90 milyon dolarlık bütçesi bulunan birimin Türkiye'de şeriat kurallarını uygun geliştirilecek gayrimenkul yatırımlarına finansman sağlaması planlanıyor. Finasman kapsamında yer alacak yatırımların başında İstanbul'da gerçekleştirilecek konut projeleriyle Akdeniz ve Ege gibi sahil bölgelerinde inşa edilecek yazlık türü gayrimenkullerin bulunacağı belirtildi.

ARAZİ ALINACAK

Bankanın yatırımlarına ilk adım olarak İstanbul Beylikdüzü'nde alacağı 40 bin metrekarelik araziyle başlayacağı duyuruldu. Şamil Bank, bu arazi üzerinde konut ve alışveriş merkezlerini kapsayacak geniş bir inşaat projesi hayata geçirmeyi planlıyor. Yapılan açıklamada hem Beylikdüzü projesi hem de henüz duyurusu yapılmamış olan benzer yatırımlarla ilgili gelişmelerin haziran ayına kadar yapılacak duyurularla ayrıntılı olarak tanıtımının yapılacağı vurgulandı. Duyurusu yapılacak diğer yatırımların İstanbul Boğazı bölgesinde gerçekleştirilecek lüks villalardan, orta gelir düzeyine yönelik konut projelerine kadar geniş bir yelpaze içerisinde bulunacağı belirtildi. Bankanın yatırım bölümü başkanı Ahmad Tayara ise bu bilgileri verdi: "Türkiye 2001 krizinin ardından büyük gelişme kaydetti. Pazarı yaklaşık 1 yıldır takip ediyoruz. Müşterilerimize en iyi hizmeti verebilmek için ülkedeki en iyi gayrimenkul kuruluşları, hukuk şirketleri ve vergi danışmanlarıyla birlikte çalışmaya başladık. Yaptığımız yatırımların yüzde 60 kâr ile bize geri dönmesini planlıyoruz" dedi.
http://w9.gazetevatan.com/haberdetay.asp?tarih=22.12.2007&Newsid=151121&Categoryid=42

Bir taraftan AB'den dışlanırken diğer taraftan, OrtadOğu'ya doğru itiliyoruz..Ilımlı İslam modeli...
Ne kadar sevilen bir ulkeyiz ki herkes bizler için birşeyler yapıyor, ama biz kendimiz için hiç bir şey yapmıyoruz, kolumuz kanadımız kırık bir şekilde akibetimizi bekliyoruz...

gencturk
23-12-2007, 19:26
Yazar Yıldırım Türker yazısından alıntısını yaptığım kısmın sonunda Fazıl Say'ın bakışındaki güdüklüğün nedenine vurgu yapıyor. Yazının tamamı da okunabilir, link en altta. SeVGiLeRLe..

Say, Mozart'ı, Stravinsky'yi dünyanın parmağını ısırtacak yetkinlikte yorumlamakla yetinmiyor. Ülkenin sanat-kültür düzeyini yükseltmeye ant içmiş genç aydın rolüne de çalışıyor. Yazılar yazıyor. Sözgelimi hayli karışık bir kafayla, kendisini müzikal muadili ilan ettiği Nâzım Hikmet adına Amerika'nın Afganistan müdahalesine arka çıkıyor; 'Nâzım yaşasaydı Amerika'ya hak verirdi' diyor. 'Hiroşimalı Kız' şiirini hatırlatanlaraysa "Amerika yanlışlıkla 3-5 tane kız çocuğunu öldürdü belki. Ama milyonlarca kız çocuğunu diriltti" diyor, "7 yaşındaki Afgan kızı ölüydü zaten" diyor. O yanlışlıkla öldürülen 3-5 Afgan kızının dâhi çocuk olmadıklarından emin nasılsa. Dolayısıyla onları 'tane'yle saymakta bir beis görmüyor.
Bir konuda hak edilmiş söz sahibi olmanın her konuda söz üretebilme hakkını kendisine tanıdığından kuşkusu yok. Resmi Cumhuriyet seçkinciliğinin tuzağına düşüyor; popüler kültür üstüne güdük savlarla dünyayı anlamaya ve tartmaya çalışıyor.

http://www.radikal.com.tr/haber.php?haberno=241848&tarih=17/12/2007

gencalp
23-12-2007, 19:54
Resmi Cumhuriyet seçkinciliğinin tuzağına düşüyor; popüler kültür üstüne güdük savlarla dünyayı anlamaya ve tartmaya çalışıyor.

Siz ne anladınız bu cümleden onu biraz açarmısınız

''Resmi Cumhuriyet seçkinciliği'' gibi garip bir laf edilmiş,arkasından tuzağa düşmekten bahis edilmiş,sonrada popüler kültür üstüne güdük savlar denmiş...Cümlenin başından sonuna kadar hiç bir tutulacak tarafı yok...Gericiler ve bunların basındaki yalakaları böyle garip ve kötü türkçe kullanarak
basit ve avam yalalakalıklarını,akılları sıra böyle garip ve tutarsız yaklaşımlarla örtmeye çalışıyorlar...

gencturk
23-12-2007, 20:08
..Gericiler ve bunların basındaki yalakaları böyle garip ve kötü türkçe kullanarak basit ve avam yalalakalıklarını..

Off :beurk:Yıldırım Türker gibi bir gazeteci bu kadar ağır hakaretleri haketmiyor.. off hem de ki ne offf

gencalp
23-12-2007, 21:02
Off :beurk:Yıldırım Türker gibi bir gazeteci bu kadar ağır hakaretleri haketmiyor.. off hem de ki ne offf

Benim yazdıklarım hakaret değil gerçek...Bu cümleyi ben değil Y.Türker adındaki zat yazmış,siz offf_ları bana değil türkçeyi katleden bu beyefendiye gönderin :)

Ayrıca yazının tamamını okuduktan sonra yazdım bu garip cümleye yorumumu,onuda belirteyim ...

Yazının bütünü için yorum yazmaya bile değmez çünkü Say'ın anlatmak istediği ile bu zatın anladığı yada anlamak istemedikleri arasında dağlar kadar fark var...

Gazetede bir köşe aldığına göre en azından okuduğunu anlayacak kapasiteye sahip olduğunu kabul edersek,yazının kime ve hangi zihniyete hizmet amacı güdülerek yazıldığını anlamak zor değil...

tdogan
23-12-2007, 21:35
FAZIL SAY

ATATÜRK’ÜN DÜNYAYA HEDİYESİ


Gürgün Say



Fazıl Say ne zaman gündeme gelse telefonlarım arka arkaya çalar. Yakın uzak çevremden ya da basından ararlar. Fazıl Say’ı yetiştirip, dünyaya hediye ettiğimi söyleyerek beni kutlarlar. Böyle sözleri yüzlerce değil binlerce defa duydum. Bu sözlerden anne olarak gurur duyuyorum ama ikna olmadan.

Çünkü düşünüyorum da, Atatürk kurtuluş savaşından hemen sonra ülkede taş üstünde taş yokken, konservatuarı kurmasaydı, burada ders verecek hocaların Avrupa da yetişmesini sağlamasaydı. Bir Türk konservatuarında Türk hocalar tarafından yetiştirilen yetenekli öğrencilere çağdaş uygarlık düzeyine ulaşmayı hedef olarak göstermeseydi, bugün bir Fazıl Say’ımız olamazdı. Bu nedenle Fazıl Say söylendiği gibi benim değil, Atatürk’ün dünyaya bir hediyesidir.



Çağdaşlığı sembolize eden klasik müzik sanatçıları ülkelerinin tanıtımında büyük rol oynuyorlar. Örneğin Fazıl Say, Avrupa, Amerika, Asya ve Afrika ülkelerinde yılda ortalama 150-200 konser veriyor. Bu konserlerde Türkiye’nin aydınlık yüzünü temsil ediyor. Bir Türk sanatçısı olarak dakikalarca ayakta alkışlanıyor, övgüler, ödüller, madalyalar alıyor... Bu yolla ülkesine çağdaş dünyada saygınlık kazandırıyor. Böylesi bir saygınlığı ve hayranlığı, siyasetçilerimiz, futbol takımlarımız veya milyonlarca dolar harcayarak hazırlanan tanıtım programlarımız ile elde etmek mümkün değil.

Çağdaş ülkeler bu özellikteki sanatçılarına teşekkür olarak, onların heykellerini, büstlerini yaptırıyor, caddelere sokaklara adlarını veriyorlar. Oturdukları evleri, cafeleri müze haline getiriyorlar. Finlandiya’ya gidenler bilir. Her tarafta Sibelius vardır. Ülkede gezerken Finlandiyalıların bu sanatçılarına ne kadar müteşekkir olduklarını hissedersiniz.

Norveç’in yegâne ünlü sanatçısı Grieg için de durum aynı. Norveçli bir arkadaşıma “Grieg’e bu kadar saygı neden?” diye sormuştum. ”Krallar ve başbakanlar ölüp gidiyor, Greig öleli 100 yıl oldu ama hala eserleri bütün dünyada çalınıyor, hala ülkemize saygınlık kazandırıyor” demişti.

Çağdaş dünyada durum böyleyken Fazıl Say’a son günlerde yüzlerce kişiden gelen, tepki olarak yazılan sözde yorumlara, AKP siyasetçilerinin uluorta konuşmalarına bakıyorum da, utanıyorum. Ülkemizin yetiştirdiği değerlerin kıymetini bilmemek ne kadar ayıp. Biz sanatçımıza olmayacak tutumlar sergilerken, başka ülkelerin kıymetini bilmesi ne kadar acı.

Aslında Fazıl Say “bakanların eşleri türbanlı, dışlanıyoruz, ülkeyi terkederim” diyerek dünyanın gözünde AKP hükümetinin çağdaşlık notunu düşürmüş. Dünyanın dikkatini AKP’nin ortaçağ karanlığına yönelik siyaseti üzerine çekmiş. Bu nedenle türbandan beslenen siyasetçilerimizin karizmaları epeyce çizilmiş olmalı ki, ağzı olandan tutun da, Kültür Bakanına kadar herkes konuşmuş.

Bu da bir çeşit mücadele şekli bence... Örneğin Sayın Orhan Bursalı Cumhuriyet Gazetesindeki köşesinde “ Fazıl Say dünya basınına yaptığı bu açıklamalarla, dünyanın dikkatlerini Türkiye'deki yönetime, siyaset anlayışına, uygulamalarına çekiyor! Onları bir başka açıdan ülkeye bakmaya çağırıyor! “ diye yazıyor.

Gerçekten öyle. Mücadele sadece Türkiye’de oturmakla olmaz ki.. Fazıl Say dünyanın her yerinden sesini yükseltebilir, mücadelesini sürdürebilir.


Kaldı ki, tanıdığım kadarıyla oğlum, kastedilen anlamda Türkiye’yi terketmez. AKP Hükümetinin ortaçağ ve türban sevdası nedeniyle, Ülkesinden soğumaz. Bundan kimsenin kuşkusu olmasın. Kendi adıma, yaşamı boyunca, her zaman olduğu gibi, olabildiğince uzun sürelerde Türkiye’de bulunmaya çalışacağına inanıyorum. Aksi olsaydı, Türkiye’yi terk ediyor, onu daha az görebileceğim diye en çok üzülen ben olurdum.

2001 yılında klasik müziği okullara taşımak, çağdaş müziği Anadolu’da yaygınlaştırmak, kendisi gibi yetenekli çocukların yetişmesine katkıda bulunmak gibi projelerle ve ümitlerle Amerika’daki evini satıp, Türkiye’ye gelmişti. Ne yazık ki, bu çalışmaları yapabilecek ortamı bulamadı. Tersine Okullardaki müzik derslerinde ilahi okutulacak bir anlayışla karşılaştı. Bence daha verimli olacağı bir ortama gitmeyi düşünmeye hakkı var. Çağdaşlığın simgesi haline gelmiş bir aydın olarak, ülkesindeki çağdışı gidişatlara tepki göstermesi de doğal.

Fazıl Say bugüne kadar devletten maddi-manevi hiçbir destek almadı. Hiçbir talepte de bulunmadı. Kendisinin kırmızı pasaport talebi de olmadı. 16 yıl yurt dışında yaşadı. Yurt dışında yaşayan bütün vatandaşlarımız çifte vatandaşlık elde etmeye çalıştı. Fazıl Say, özellikle genç yaşlarında iken sabahın 3 den itibaren, yağmur altında, kar soğuğunda visa kuyruklarında bekledi. Gümrüklerden geçerken sinir krizleri geçirdi. Yinede başka bir ülkeden çifte vatandaşlık almadı.

Halen, 19 yıl süren vize sıkıntılarına alışmış olarak Türk kimliğiyle seyahat ediyor, Türk kimliğiyle konserler veriyor, ödüller, madalyalar alıyor, fahri unvanlar elde ediyor. Böylece dünya müzik repertuarlarına Türk adını yazdırıyor. Yine de Fazıl Say için pasaportun rengi önemli değil. Üzerinde ay-yıldız olsun yeter.

Yabancı basına verdiği bu demeçlerden dolayı oğlumu kutluyor, ülkenin çağdaşlaşması adına ona sahip çıkan tüm aydınlarımıza, basın mensuplarımıza teşekkür ediyorum.

Kanarya
26-12-2007, 00:40
Ihracatci malesef dolar ve euro ile alip satmaktan dolayi da zarar etmekte.

Basit bir hesapla;

3 ay once 100.000 dolara aldiginiz malin faturasi size 122.000 YTL olarak geldi.

(Kur:1,22)

Bir ay islemden gecirdiniz ve dolar ile ihrac ettiniz, 122.000 YTL'lik mali siz gene 100.000 $ olarak ihrac ettiniz (Kur;1,1932), mal bedeli geldi ve bankaya bozdurdunuz 117,990 YTL gelir elde ettiniz (kur;1,1799) ve mali alirken odediginiz faturayi odemek icin 4010 YTL para ilave ettiniz.

Dolar ile alip Euro ile sattiginizi farzedelim;

100.000 dolara aldiginiz malin faturasi size 122.000 YTL olarak geldi (dolar Kur:1,22), bir ay islemden gecirdiniz ve Euro ile ihrac ettiniz, 122.000 YTL'lik mal, malin alindigi gunki pariteye gore 70,921 €'lik ihracat oldu. (Ihracat aninda euro Kuru ;1,7301),mal bedeli geldi ve bankaya bozdurdunuz. 120,466 YTL gelir elde ettiniz (euro kuru 1,6986) ve mali alirken odediginiz faturayi odemek icin 1533 YTL para ilave ettiniz.

Ne olacak bu ihracatcinin hali?

HAŞAT
29-12-2007, 15:50
Ameliyatta sırtında unutulan 18 yıl neşter bıçağıyla yaşamış

Hasan KILIÇ DHA

OSMANİYE’de 56 yaşındaki Fatma Aslan’ın 18 yıl önce bel fıtığı ameliyatında sırtında unutulan neşter bıçağı, ameliyatla çıkarıldı.
Kurtuluş Mahallesi’nde oturan ev hanımı Fatma Aslan, şiddeti artarak devam eden baş ağrısından kurtulmak için Osmaniye Özel İbni Sina Hastanesi’ne müracat etti. Burada yapılan tetkiklerde Aslan’ın herhangi bir sorunu olmadığı belirtildi. Ancak doktorlar, adı Çukurova Devlet Hastanesi olarak değiştirilen Adana SSK Hastanesi’nde 18 yıl önce bel fıtığı ameliyatı olan Aslan’ın sırtının röntgeninin çekilmesini istedi. Çekilen röntgen filmini inceleyen doktorlar, kadının sırtında neşterin ucuna takılan bıçağın olduğunu saptadı. 18 yıl sırtındaki bıçakla yaşadığını öğrenince şoke olan Aslan, aynı hastanede ameliyata alındı. Aslan’ın sırtındaki neşter bıçağı başarılı bir operasyonla çıkarıldı.

‘YILLARDIR BAŞ AĞRISI ÇEKTİM’
Fıtık ameliyatından sonra baş ağrılarının başladığını ve bugüne kadar bir türlü çare bulunamadığını belirten Fatma Aslan, “Bu tür ameliyat ihmalleri olduğunu duyuyordum. Benim de başıma gelmiş hiç haberim yokmuş. Hem bıçaktan hem de baş ağrısından kurtuldum'' dedi. Aslan, kendine fıtık ameliyatı yapan hastane hakkında cumhuriyet savcılığına suç duyurusunda bulunacağını da sözlerine ekledi.

‘BULUNMASAYDI SORUN BÜYÜRDÜ’
Operasyonu gerçekleştirilen Genel Cerrahi Uzmanı Op. Dr. Muhammed Akan, neşter bıçağının fark edilip alınmaması halinde ileride daha büyük sorunlara sebebiyet verebileceğini söyledi.

ÇAKAL
03-01-2008, 06:13
Vekil aracıyla eroin

'Zirve' operasyonunda 90 kilo eroinle yakalanan Nihat Buldan'ın, DTP Iğdır Milletvekili Pervin Buldan'a ait TBMM kartlı araç ile yaptığı uyuşturucu pazarlığı kameralar tarafından saniye saniye görüntülendi.


ERTAN KILIÇ / İSTANBUL - HABER MERKEZİ / ANKARA
Tekirdağ Çerkezköy'de düzenlenen 'Zirve' operasyonunda, 90 kilo eroinin sahibi olarak gözaltına alınan Nihat Buldan'ın, uyuşturucunun sevkiyatı sırasında, ortağı ve sevkiyat organizatörüyle yaptığı görüşmelere yengesi, DTP'li Pervin Buldan'ın TBMM tanıtım kartlı Audi marka otomobilini kullanarak geldiği belirlendi. Kapatılan HADEP'in kurucularından Nihat Buldan'ın meclis kartlı otomobille yaptığı görüşmeler, polis kamerasıyla kayıt altına alındı.
İstanbul Narkotik ekipleri, PKK ve uyuşturucu bağlantısını delillendirmek için son dönemlerin en kapsamlı operasyonuna başladı. Planlı 'Zirve' operasyonunda, meclis kartlı otomobille yapılan görüşmeler polis tarafından saniye saniye görüntülenerek, rapor halinde devletin üst makamlarına iletildi.


Polis kayıtlarına göre, Nihat Buldan, yurtdışına sevk edilecek olan uyuşturucunun Çerkezköy'e ulaşmasından bir gün önce, organizatör konumundaki adamı Selahattin Taş ile 29 Aralık'taki görüşmeye Pervin Buldan'ın makam otomobiliyle gitti. Kayıtlara göre, Nihat Buldan, uyuşturucunun Çerkezköy'e ulaşmasından bir gün sonra, uyuşturucunun ortağı olan bir başka kişiyle yaptığı görüşmede de aynı otomobili kullandı. Polis sevkiyatla ilgili, 3 aylık takip raporu hazırladı. Meclis kartlı uyuşturucu buluşmaları, devletin en üst makamlarına kadar rapor olarak sunuldu. Liderliğini Nihat Buldan'ın yaptığı çetenin üyelerinin telefon görüşmeleri de kaydedilerek dosyalarına kondu. Operasyonda, şebekenin DTP ile ilişkisini sağlayan bir kişinin de bulunduğu 2 kişi daha gözaltına alındı. Böylece gözaltına alınanların sayısı 7'ye çıktı. Zanlılar bugün İstanbul Adliyesi'ne sevkedilecek


Atalay'dan iddialar doğru iması

İçişleri Bakanı Beşir Atalay, DTP'li Pervin Buldan'ın kayınbraderinin TBMM araç kartıyla uyuşturucu pazarlığına gittiği iddiasını "Değerlendirmem gerekli bile değil. Neticede olayı biliyoruz. Öyle bir irtibat da var" diyerek üstü kapalı doğruldı. Atalay, İçişleri Komisyonu'nda toplantı öncesi Buldan'a ait TBMM araç giriş kartı bulunan otomobille uyuşturucu pazarlığına gidildiği iddiasına ilişkin soruları cevapladı. Konunun yargıya intikal ettiğini belirten Atalay, "Değerlendirmem gerekli bile değil. Neticede olayı biliyoruz. Birkaç gün önce yüklü miktarda uyuşturucu yakalandı. Öyle bir irtibat da var. Biz güvenlik birimleri olarak gerekeni yaptık. Bundan sonrası yargının. Değerlendirme yapmam doğru olmaz" diye konuştu. Uyuşturucu trafiğinde, PKK'nın payının büyük olduğunu vurgulayan Atalay, Buldan'ın kayınbiraderinin uyuşturucu pazarlığının PKK ile bağlantılı olup olmadığına yönelik soruya da "Müsaade ederseniz... Konu yargıya gidiyor, orada değerlendirilecektir" cevabını verdi.

03.01.2008

ÇAKAL
04-01-2008, 07:03
4 Ocak 2008

Köylünün arazisi ’acil’ kamulaştı Kanadalı ’altıncı’ya veriliyor


Turan GÜLTEKİN(DHA)

Köylünün arazisi ’acil’ kamulaştı Kanadalı ’altıncı’ya veriliyor İzmir’in Menderes İlçesi’ne bağlı Efemçukuru Köyü’nde ilginç bir kamulaştırma yaşandı. Köylülerin satmak istemediği belirtilen 35 parsel arazi , Bakanlar Kurulu tarafından "acilen" kamulaştırıldı. Kamulaştırma kararında arazinin, Kanadalı Eldorado Gold’un Türkiye şirketi Tüprag Metal Madencilik’e verileceği yer aldı.http://www.hurriyet.com.tr/ekonomi/7963495.asp?gid=196&sz=84116

ÇAKAL
05-01-2008, 05:56
cakhall dostum;

Uzun bir aradan sonra son iki sayfayı peşpeşe okumayı başardım..ama daha fazla dayanamadım.

Sapıklık,manyaklık almış başını gitmiş...ne eğitim ne adalet ne de sağlık kâr etmiyor.

İçim karardı,midem bulandı..

"Vestel bile düzelir,bu ülke bu kafayla düzelmez" dedirtiyor haberler.:)

Yapma bunu bize yahu..:cry:


sevgiler:)

MKE, ürettiği ilk piyade tüfeği Mehmetçik-1'i tanıttı


MKE'de tanıtılan Mehmetçik-1'in ağırlığı 3 kilo 600 gram, etkili menzili 500 metre. Milli Savunma Bakanı Vecdi Gönül, Kırıkkale'deki MKE fabrikalarında incelemelerde bulunarak, burada üretilen piyade tüfeği Mehmetçik-1, makineli tüfek ve keskin nişancı tüfeği tanıtımına katıldı.


Vecdi Gönül, MKE'nin son yıllarda gelişme gösterdiğini belirterek, MKE'ye, Türkiye tarihinde ilk kez özgün bir piyade tüfeği, makineli tüfek ve keskin nişancı tüfeği yapma görevi verildiğini hatırlattı. 3 kilo 600 gram ağırlığında, etkili menzili 500 metre, dürbün ve kullanıcıya göre 5 kat büyütmeli dipçik, kilitlemeli mekanizmaya sahip Mehmetçik-1'in piyade tüfeği olarak prototipi yapıldı. Mehmetçik-1'in yakın muharebe ve hücre baskınlarında kullanılmak üzere lazer takılabilen 3 kilogram ağırlığındaki versiyonu da bulunuyor. Mehmetçik-1'in test edildikten sonra seri üretimine başlanacağı aktarıldı.

Kırıkkale, aa


05 Ocak 2008, Cumartesi

:super::bravo::bravo::bravo::bravo::bravo::super:

ÇAKAL
05-01-2008, 06:41
Kanı kanla yıkamak

Perihan Mağden



5 ÖLÜ 80 YARALI diyor cuma günkü gazeteler.
Perşembe gecesi ana haberlerde önce yedi'ye kadar çıkarttılar ölü sayısını. Sonra güç bela dört'ten beş'e. İkisi çocuk beş ölü- öyle mi ha?
80 yaralı varsa, söz konusuysa, ölü sayısının en az 10'u bulacağını (rahatça) söyleyebiliriz. Rakamlarla 'oynayarak' zevahiri kurtarma girişimlerini, iç bulandırıcı bulduğumu da.
Çok işlek bir yerde, çok kalabalık bir vakitte, tahribat gücü çok yüksek bir bomba patlatıldı: Çoluk çocuk bir dolu insanımızı kaybettik.
Bu sayılarla 'oynanma' işinden midem bulanıyor. Dağlarda öldürülen çocuklarımızın sayısı, muhtemelen şişire şişire verilirken de öyle.
Bir Reklam Kumpanyası'nın ortasına düştük. Askeriye alıyor alıyor Amerika'dan, Avrupa'dan 'silahları'. Bastırıyo paraları (paralarımızı) en yeni, en gelişmiş 'cicileri' satın alıyor. Jetleri filan. En mahir.
Sonra da mağaradakilerin, indekilerin, dağdakilerin üstüne gece demeden/kar kış demeden nasıl da sallıyor yine çok pahalı kurşunları, bombaları, ateşleri, haltları.
Çekiyor çekiyor filme, haber bültenlerine 'servis ediyor'.
Bizler de seyredip çok etkileniyoruz. Çok rahatlıyoruz. Çok seviniyoruz. Göneniyoruz.
Öyle mi?
'Terörün' sonu hiçbir yerde böyle gelmedi. Getirilemedi.
Burda da getirilemeyecek.
Bu şişkin, bu manasız, bu mantıksız reklam kampanyasının ve dahi Reklam Kumpanyası'nın bizi esir almasına izin veriyoruz habire.
Terörün şehirlere sıçrayacağını biliyorlarmış, haberdarlarmış.
Aaa! bakın şehirlere sıçradı terör.
Bilmedikleri/öngörmedikleri hiçbir şey yok!
Bombanın 'hammaddesinin' ne olduğunu bilip, ona dair de uyarmışlarmış. Mağaralarda çok çok bulmuşlarmış!
Her bir şeyi vatan sathında, sınır ötesinde; olmuş ve olacak, sular seller gibi, jetler metler gibi biliyorlar.
Bilmedikleri bir tek BARIŞI GETİRMEK.
Bu topraklara barışı nasıl getireceklerini bilemedikleri için bir tek, on yıllardır savaş bitmiyor. Bitirilemiyor.
Kürt çocukları ölüyor. Türk çocukları ölüyor. Ölü sayısı durmuyor. Artıyor. İftihar edilecek bir şey yok: Ölü sayısıyla iftihar edemezsiniz.
Karşılıklı.
Şehirde her gece arabalar kundaklanıyor. Şehirlerde cayır cayır arabalar yakılıyor.
Terör büyük şehirlere sıçrayıp büyük sayılarda can yakacağını haber verdi.
Araba yakarak haber verdi. Çöp konteyneri patlatarak haber verdi. Terör, terörün devlet terörüyle bitirilemeyeceğinin, yalnızca azdırılacağının kara haberini, kanlı haberini çok önceden verdi.
Benim artık Sahtekâr Barış Şarkıcıları'ndan da midem bulanıyor.
Kürtler'den olsun, Türkler'den olsun bir mızmız'ın daha çıkıp, "Barış gelsin. Biz barıştan yanayız. Biz barışın gelmesinden yanayız. Biz barış isteriz. Biz hep barış isteriz" zırıltılarını aynı biteviye, aynı içi boşaltılmış, aynı kandırık, duygusuz, ruhsuz, sinirbozucu sesle tekrarla-
masına/topaçlamasına/tespihlemesine DE TAHAMMÜLÜM YOK.
BARIŞIN KOŞULU OLMAZ.
Her iki taraf için de.
Öyle göstere göstere saldırıp, en ağır saldırı görüntülerini 'servis edip' nasıl barış yanlısı olamazsan, barıştan söz edemezsen, düpedüz Savaş Taciri'ysen-
"O olsaydı da. Bu olsaydı da. Onlar öyle yapsaydı da. Bunu verseydi de. Onu alsaydı"yla da Barışçılık olmaz. Barış istemek olmaz.
Barış yanlılığı olmaz. Pazarlıkçılık olur. Savaşçılık olur. Kan Edebiyatı olur.
Terör, Yeni Yıldaki yeni mekânını işaret etti: BÜYÜK ŞEHİR.
Bu savaştan nemalananlardan, bu savaş sayesinde gücüne güç, statüsüne statü, mevkisine sarsılmazlık katanlardan umudum yok.
Demokrasi'den umudum olabilirdi. Anlaşılan bu topraklarda Hakiki Demokrasi'ye geçmenin İHTİMALİ YOK.
Bilen biliyor. Bilmeyenlerin de okuyup kafasına dank edecek değildir.
Ama yazıyorum, elimde değil:
KAN KANLA YIKANMAZ.
KAN SUYLA YIKANIR.
SUYLA. BARIŞLA. SİLAHLARIN SUSTURULMASIYLA.

latino1122
05-01-2008, 13:50
Demek Cemil İpekçi türban takacaktı...


Bu kez de Kanal 1’de Fatih Altaylı’ya konuşmuş Cemil İpekçi Beyefendi ve kendisini muhafazakar eşcinsel olarak niteleyip “Kadın olsaydım türban takardım” demiş...
Kimsenin ister muhafazakar ister liberal ya da sosyalist eşcinselliği veya heteroseksüelliğiyle ilgilenmem, ilgilenip bu konularda bel altı vuruş yapan insanlardan da hiç hazetmem...

http://w9.gazetevatan.com/haberdetay.asp?tarih=05.01.2008&Newsid=155241&Categoryid=4&wid=136

Reha Muhtar

Cemil abla,:D:D:D:D gene gundeme damgasını vurmuş, ama ne acıdır ki sadece menfaat için bu kadar yozlaşmak insanı tiksindiriyor, aslında hala her istediğini yapabilir..:grrr::grrr::grrr:

uzman
05-01-2008, 15:43
Kanı kanla yıkamak

Perihan Mağden
...
Benim artık Sahtekâr Barış Şarkıcıları'ndan da midem bulanıyor.
Kürtler'den olsun, Türkler'den olsun bir mızmız'ın daha çıkıp, "Barış gelsin. Biz barıştan yanayız. Biz barışın gelmesinden yanayız. Biz barış isteriz. Biz hep barış isteriz" zırıltılarını aynı biteviye, aynı içi boşaltılmış, aynı kandırık, duygusuz, ruhsuz, sinirbozucu sesle tekrarla-
masına/topaçlamasına/tespihlemesine DE TAHAMMÜLÜM YOK.
BARIŞIN KOŞULU OLMAZ.
Her iki taraf için de.
Öyle göstere göstere saldırıp, en ağır saldırı görüntülerini 'servis edip' nasıl barış yanlısı olamazsan, barıştan söz edemezsen, düpedüz Savaş Taciri'ysen-
"O olsaydı da. Bu olsaydı da. Onlar öyle yapsaydı da. Bunu verseydi de. Onu alsaydı"yla da Barışçılık olmaz. Barış istemek olmaz.
...[/B]

Yanlış kurulmuş cümleler.

İçi boş ifadeler.

İki taraf yok hanımefendi.

Terörist taraf kabul edilmez.

Barışın koşulu olur. Konuşmanın koşulu olur.

Sizin pembe dünyanızda "koşulsuz müşteri memnuniyeti" havasında içi boş barış çığırtkanlığı pompalamak bir meslek olabilir. Ve iyi rant da getirebilir. Görüyoruz, okuyoruz.

Ama bu ülkede, herkes hak ettiği muameleyi görüyor, görecek. Önce adalet istiyoruz. Sonra barış.

Masum insanları öldürüp, öldürtüp, sonra hiçbir şey yokmuş gibi kardeş edebiyatına sarılmak yok burada. Suçlular cezasını çekecek.

Siz ve iplerinizi ellerinde tutan yumuşakçalar "tahammül" etmeseniz de..

ÇAKAL
05-01-2008, 20:54
Demek Cemil İpekçi türban takacaktı...


Cemil abla,:D:D:D:D gene gundeme damgasını vurmuş, ama ne acıdır ki sadece menfaat için bu kadar yozlaşmak insanı tiksindiriyor, aslında hala her istediğini yapabilir..:grrr::grrr::grrr:





İki taraf yok hanımefendi.

Terörist taraf kabul edilmez.

Barışın koşulu olur. Konuşmanın koşulu olur.

Sizin pembe dünyanızda "koşulsuz müşteri memnuniyeti" havasında içi boş barış çığırtkanlığı pompalamak bir meslek olabilir. Ve iyi rant da getirebilir. Görüyoruz, okuyoruz.
Memleket karıştı gitti.Kimin ne dediği,ne olduğu belli değil.Ortalık toz duman.Allah sonumuzu hayır etsin.

kelaynak
05-01-2008, 20:57
Cemil İpekçi yi istemeye geleceklermiş haftaya, duydunuz mu ?
:he::he:

radyolog
05-01-2008, 21:13
Memleket karıştı gitti.Kimin ne dediği,ne olduğu belli değil.Ortalık toz duman.Allah sonumuzu hayır etsin.


svg cakhall ın tespitine ve doğruluğuna katılıyoruım

ortalık karıştı

yad a karıştırldı mı:beurk:

uzman
05-01-2008, 21:32
Rusya'nın Çekoslavakya'yı 1968'de işgalini okuyordum biraz önce. Sonra bu topikte Perihan Mağden'in, benzerlerini artık sıkça gördüğümüz, koşulsuz barış çağrısını okudum. Üstüne National Geographic Wild izledim yarım saat. İyi oldu.

* * *

Aslanların 4-5 tanesi bir araya gelip, yabani mandayı öldürdüler ve ailece yediler. Mandanın can çekişirken gözlerinden çaresizliği öyle açıktı ki. Hayatı boyunca hiçbir aslana zarar vermemişti. Üstelik teke tek de değildi kavga. 5 aslan birden çullanmıştı üstüne.

Boş laflar.

Doğanın kanunu.

Aslan etobur. Aç kalmamak için başka hayvanlarla besleniyor. Yapısı bu.

Kızamazsınız.

* * *

20-21 Ağustos 1968'de (ben doğmadan 20 gün önce..) Ruslar 5-6,000 tankla Prag dahil Çekoslavakya'yı işgal etti. Bu işgale karşı çıkanlar oldu tabii. Ama işgal sırasında koskoca ülkede 72 kişi öldü.

Sadece yetmişiki.

Bizim 2007 içinde PKK'ya karşı verdiğimiz şehit daha fazla.

Neden korumadılar ülkelerini? Neden direnmediler?

Çekler ve Slovaklar, hep birlikte vatan haini miydi? Salak mıydılar? Hepsi Ruslara ya da komünizme aşıklar mıydı? Cevaplar aynı: Hayır.

Yapıları böyle. Bağımsızlık, özgürlük, yaşam, vatan anlayışları böyle.

Kızamazsınız.

* * *

Biz Türkler, yaklaşık 1000 senedir bu diyarlarda bağımsız yaşarız.

Çabuk öfkelenir, çabuk sakinleşiriz.

Kendi aramızda anlaşamaz, birbirimizi pek çekemeyiz.

Rahatken iş üretmeyiz, başımız sıkışınca, yumurta kapıya dayanınca, iman gücüyle yapılabileceklerin daha iyisini yaparız.

Biz böyleyiz işte.

Ha bir de..

Vatanımız, bağımsızlığımız için canımızı veririz. Yapımız böyle.

Kızamazsınız.

ÇAKAL
05-01-2008, 21:33
svg cakhall ın tespitine ve doğruluğuna katılıyoruım

ortalık karıştı

yad a karıştırldı mı:beurk:
Bence ikisi de var abi.
Bu kargaşada birileri deveyi hamudu ile hüpletiyorlar.:yes:
Kurt dumanlı havayı severmiş.
Memleketin umurlarında olduğunu sanmıyorum.:cry::cry:

ÇAKAL
05-01-2008, 21:45
* * *

Biz Türkler, yaklaşık 1000 senedir bu diyarlarda bağımsız yaşarız.

Çabuk öfkelenir, çabuk sakinleşiriz.

Kendi aramızda anlaşamaz, birbirimizi pek çekemeyiz.

Rahatken iş üretmeyiz, başımız sıkışınca, yumurta kapıya dayanınca, iman gücüyle yapılabileceklerin daha iyisini yaparız.

Biz böyleyiz işte.

Ha bir de..

Vatanımız, bağımsızlığımız için canımızı veririz. Yapımız böyle.

Kızamazsınız.
Sevgili uzman biz böyleyiz işte,biz,sadece biz.
Sıkışınca bizi öne sürerler,hadi koçum senden kralı yok diye.
Yüzyıllardır süren tarz bu.Osmanlı'nın son dönemlerinden beri süren durum.Birileri şehit düşüyor,analar yavrularını vatan uğruna yetiştiriyor,büyütüyor,şehit veriyor.Biz onlara şehit maaşını verirken bile ellerimiz titriyor.
Kimimizde ömründe karda yürümemiş sırça köşklerinde sıçacık yataklarından vatan-Millet nameleri atıyor.
Kimi de genişletelim şu demokrasiyi diye birilerinin ekmeğine yağ sürüyor.
Genişlete genişlete ne eğitim sistemi kaldı ne de tepemize pislemeyen.:yes:
Yarın ilk kargaşada kacacak olanlar yine onlar.Yine biz olacağız en önde.
Rabbim bizi onların durumuna düşürmesin.Biz O'nun rızasına talibiz.2 M kefenden başkasını götürmeyeceğimizi bilenlerdeniz şükür.

radyolog
05-01-2008, 21:46
Boş laflar.Doğanın kanunu. Kızamazsınız.
* * *


* * *

Biz Türkler, yaklaşık 1000 senedir bu diyarlarda bağımsız yaşarız.

Çabuk öfkelenir, çabuk sakinleşiriz.

Kendi aramızda anlaşamaz, birbirimizi pek çekemeyiz.

Rahatken iş üretmeyiz, başımız sıkışınca, yumurta kapıya dayanınca,

BİRİLERİNİ BİZLERİ KURTARSIN DİYE ÇAĞIRIRIZ

Biz böyleyiz işte.


Ha bir de..

Vatanımız, bağımsızlığımız için canımızı veririz. Yapımız böyle.

Kızamazsınız.

tesspitlerinize katılmakla birlikte 1-2 ilave yaptım

kendi kendimiz yeriz ama

Ülke dışı biri ( gavur (:) bizi eleştirince de yanlış olduğunu bile bile sıkı sıkı birbirimize yapışırız

gavur (:) dese bile dediğni yapmadan heriflere saldırırız ama sonraaaaa

dediklerini seve seve yaparız


EEE BURASI TÜRKİYE

kelaynak
05-01-2008, 21:55
ilave:
- yurt dışına çıkınca da birbirimizi görmezden geliriz
- bir gaz ile diğer memleketin insanlarına göre 10 gazlık yol alırız.
- çalıp çırpsa dolandırsa da misafir gelince ne varsa dökeriz
- hamur işinini de pek severiz...

Saygılar

uzman
05-01-2008, 21:58
Sayın cakhall, Sayın radyolog, Sayın kelaynak,

İlaveleriniz için teşekkürler.

Bazısı aslan, bazısı manda..

bazısı Rus, bazısı Çek..

Biz de Türküz.

İyisiyle, kötüsüyle, doğrusuyla, yanlışıyla.. :)

Aslana nasıl "ormanında otur, ot ye" denmezse, Türk'e de önce barış yap, sonra vatanını koru, denmez..

ÇAKAL
05-01-2008, 22:04
tesspitlerinize katılmakla birlikte 1-2 ilave yaptım

kendi kendimiz yeriz ama

Ülke dışı biri ( gavur (:) bizi eleştirince de yanlış olduğunu bile bile sıkı sıkı birbirimize yapışırız

gavur (:) dese bile dediğni yapmadan heriflere saldırırız ama sonraaaaa

dediklerini seve seve yaparız

EEE BURASI TÜRKİYE:super::super:
Ada verdik koca öküze, besle dediler,besliyoruz.
Hangi ülke ve o ülkenin insanları böyle zulme dayanabilir?
Ekonomik bağımsızlık olmadan asla özgür olamayacağız.
Borç alan emir de alır.:yes:
Parasını ödeyip aldığımız uçakları bile izinleri olmadan kullanamıyoruz.Önümüzü bile göremiyoruz.Bu mu özgürlük?
Aselsan'da 3 mühendis öldürülüyor,peşpeşe nasıl işse hepsi bunalıma girip intihar etti deniliyor.
Bu ülkede intihar edecek o kadar kurum çalışanları var ki bir lokma bir hırkaya razı olmuşlar.Güzelim paraları alan bir mühendis niye intihar etsin?
Biz bunu bile araştıramıyoruz.
Kamu vicdanı yaralı.
İnsanımız dönen dolaplardan bıkmış.
Kime güveneceğini şaşırmış.
30 yıl peşinde gittiği Demirel'in çevresinin götürdükleri,Erbakan'ın iç ittiği kayıp trilyonları,adam deyip meclise taşıdığı Cavit Çağlar'ın koruması durumuna düştüğü Necdet Menzir'leri,Apo ile kanka resimleri çektirmiş Doğu Perinçek'leri,bir gecede el değiştiren basını,içerden haber alıp dolarda vole vuranları,teröristlerle birlikte yatıp kalkıp eğitim yapıp sonra da mecliste milletvekili olanları,daha saymakla bitmeyecek darbeleri yiyen milletim feleğini şaşırmış.
Rabbim yardımcısı olsun.
Mevzu uzun, içim karadı ,sizinkileri de karatmayayım.:cry::cry:

radyolog
05-01-2008, 22:09
ekmek arası pilav yeriz

küvette dana besler ve keseriz

doğan görünümlü şahin e bineriz

arabesk i icad eder ve ulusal kahraman yaratırız

sıkışınca DEVLET VERSİN KARDEŞİM deriz

sağlık sorunu olunca NERDE BU DEVLET diye bağırırız

okula gidecek çocuğumuz olup ta istediğimiz okula veremeyince NE BİÇİM DEVLET

YAWWW idye bağrırız

vergi vermek mi o da ne BU DEVLETE VERGİ VERENİNDE diye başlarız

eeee

biri gelir tabii bizim gibi tembel bir milleti kurtarmaya

kim mi

demirel ,özal, NETEKİM i unutmamak lazım

DERVİŞ ten mi başlasak

ne diyiyiyim

kelaynak
05-01-2008, 22:13
Bağımsız gibi görünsekte bağımsız bir ülke değiliz maalesef.
Ispartada düşen uçağın karakutularını bile inceleyemiyoruz.
Nice değerli insanlarımız kim vurduya gidiyor.
Her tarafımız petrol, maden
Bunları çıkarıp değerlendiremiyoruz.
Bilgili, proje sahibi insanlar çıkmaya dursun.
Anında gizli eller temizleyiveriyor.
Daha sayılabilir..
maalesef

ÇAKAL
06-01-2008, 06:53
Durmak yok tura devam


Sayıştay Başkanı Mehmet Damar, 5 yıl içinde devletten aldığı ödeneklerle tüm dünyayı dolaştı. 51 kez yurtdışına çıkan Damar, ABD, Avrupa ülkeleri, Filipinler, Pakistan, Güney Afrika Cumhuriyeti, Çin, Hindistan’a kadar pek çok ülkeye gitti. Damar, yurtdışı gezileri nedeniyle 5 yılda 400 bin YTL harcırah alırken, bu gezilerden 19’una eşi Arife Damar birine de kızı Serap Damar’ı götürdü.

5 YILDA DEVR-İ ALEM

CHP İstanbul Milletvekili Kemal Kılıçdaroğlu’nun ìSayıştay yönetimiyle ilgili bazı iddialar, eylemler ve işlemlere ilişkin” soru önergesinin ardından ortaya çıkan geziler ve harcamalar şaşkınlık yarattı. Meclis Başkanı Köksal Toptan yerine TBMM Başkanvekili Nevzat Pakdil’in yanıtladığı önergede 5 yıl içinde “devr-i alem” gerçekleştirildiği gözler önüne serildi. TBMM Başkanvekili Pakdil’in verdiği yanıtlara göre, 22 Mayıs 2002’de Sayıştay Başkanlığı’na seçilen Mehmet Damar ilk gezisini yaklaşık 1 ay sonra 27-30 Haziran 2002 tarihleri arasında KKTC Sayıştay’ını ziyaret ederek gerçekleştirdi.

TEK ZİYARET YETMEDİ

Damar, 5 yıl boyunca ise Lüksemburg’a 3 kez, Filipinler, Romanya, Macaristan, İngiltere, İran, Bulgaristan, Danimarka, Çek Cumhuriyeti, Pakistan, Letonya, Azerbaycan, Hindistan, İtalya, Almanya, Brezilya, Moğolistan ve Çin’e ikişer kez, İsveç, Kazakistan, Rusya, Fransa, Kolombiya, Tunus, Polonya, Güney Afrika Cumhuriyeti, Arnavutluk, Portekiz, Makedonya, Avusturya, Kuveyt ve Meksika’ya ise birer kez gitti. Sayıştay’ın yurtdışı gezilerinin gerekçelerini, gittiği ülkelerin Sayıştaylarını ziyaret ile Dünya Sayıştayları Birliği’nin (INTOSAI) toplantıları oluşturdu.

KATILMAYI KENDİ İSTİYOR

Satıştay çevrelerinde, Mehmet Damar’ın, bu kadar çok seyahat etmesi, “yurt dışındaki toplantıların hemen tümüne kendisinin katılmayı tercih etmesiyle” açıklanıyor. Sayıştay, Dünya Sayıştaylar Birliği, Asya Sayıştaylar Birliği, Avrupa Sayıştaylar Birliği ve Türk Cumhuriyetleri Sayıştaylar Birliği üyesi. Bu kapsamda çok sayıda toplantı ve resmi davet gündeme geliyor. Daha önceki Sayıştay başkanlarının, söz konusu toplantı ve davetlerin bir bölümüne katılmayı, diğerlerine, davetin ağırlığına göre, Sayıştay üyesi, Sayıştay denetçisi, Sayıştay genel sekreteri ya da daire başkanını göndermeyi tercih ettiği öğrenildi.


Harcamaları tek başına yapmadı

Pakdil, Kılıçdaroğlu’nun “2006 yılı kasım ayında 20 Sayıştay üyesinin ABD ziyareti’ne ve bu ziyaret nedeniyle Sayıştay Genel Kurulu, Daireler Kurulu, Temyiz Kurulu ve Yargılama Daireleri toplantı yeter sayısına ulaşılamadığı ve kurumun görevini yapamadığı iddiaları” ile ilgili sorusuna ise ilginç bir yanıt verdi. Pakdil, Sayıştay Başkanı ve üyelerinin, 2006 yılındaki ABD seyahatinin, “ABD Sayıştay’ının adli tatil olan 1 Ağustos-5 Eylül 2006 tarihleri arasındaki programının yoğunluğu nedeniyle 28 Ekim-18 Kasım 2006 tarihleri arasında yapıldığı’nı bildirdi. Önergeyi cevaplayan Nevzat Pakdil, ayrıca bu seyahat nedeniyle Sayıştay bütçesinden toplam 137 bin 941 YTL harcırah ödendiğini de kaydetti.

ANKA

DUVAR USTASI
06-01-2008, 06:57
Abi buna barış manço 2 diyebilir miyiz

ÇAKAL
06-01-2008, 07:14
Abi buna barış manço 2 diyebilir miyiz
Bu, rahmetliyi sollamış gördüğüm kadarı ile.Rekor buna geçmiştir bence.:D:D:D

ÇAKAL
06-01-2008, 07:29
Ömer Lütfi Mete



06.Ocak.2008

Terör kurbanının kimliğini kaşımak

Önemli bir yorumcu, son kuduz eylemi değerlendirirken ölenlerin dördünün Kürt olduğunu vurguladıktan sonra, hemen, yaptığının gaf tarafını fark etmiş gibi lafı çevirmiş: 'Türk olmuş, Kürt olmuş ne fark eder...'

İyi de, öyleyse neden ölenlerin dördünün Kürt olduğu ayrıntısını daha çok insanın öğrenmesine yol açıyorsun? Ölen biziz; öteki her şey ise teferruat! Hatta teferruat bile değil!

Bu ayrıntıyı kaşımak neye yarar? 'PKK aslında Kürtleri de öldürüyor' demek için buna değer mi? Hele bir de; '30 bin Kürt öldürdük' diyerek güya günah çıkaran 'geriye devşirilip iliştirilmiş' ahkâmcıya gönderme yaparak 'Buna ne diyeceğiz, 30 bin 5'inci Kürt mü?' şeklinde -suret-i haktan- sitemde bulunursak neye hizmet ederiz?

'Kürt olmuş, Türk olmuş, ne fark eder' türünden cümleler kurmak da dalaletin daniskası değil mi?

İstersek 'Kürt Türk kardeştir, PKK kalleştir' diyelim; yine ihanet kadar ağır dalaletteyiz! Zira böyle deyince, tam da ayrılık tezgâhçılarının istediğini yaparak 'Türk' kelimesini etnik yafta haline getiriyoruz. Hani ya resmi görüşümüz 'Türk' kelimesinin bir tür 'kuşatıcı kimlik' olduğunu söylüyordu? Hani ya Atatürk bunun için 'Ne mutlu Türk olana' değil de 'Ne mutlu Türk'üm diyene' demişti? İşin ruhu şurada:

'Türk' kelimesi, Türkmen, Kürt, Çerkez, Arap, Boşnak, Laz, Arnavut, Pomak, Rum, Ermeni, Süryani'si ile bütün insanlarımızın vatandaşlık adı oluncaya kadar iç fitne bitmeyecek...

Kastımız ne ki, 'Kürt-Türk' diyoruz? Yarın da 'Çerkez-Türk', 'Laz-Türk' diye mi fasıl açacağız? En büyük zaaflarımızdan biri, meram anlatmada ve 'efradını cami, ağyarını mani' tanım yapmada yaşadığımız resmi ve gayrı resmi beceriksizlik olsa gerek!

Fuzuli'nin yakındığı 'yazıcı' zümresinin hataları bu fecaatin yanında ilaç bile sayılabilir. 'Bir nokta düşürüp gözü kör eden kötü yazıcının eli kurusun' diyen üstadın yolundan gitmeyelim de bu yorumculara ince idrak niyaz edelim! (Fuzuli, eski yazıda (r) harfi ile (z) arasındaki farkı oluşturan bir nokta kadar yanlışcağızın yol açabileceği çarpıklığa dikkat çekiyordu...)

Gerçekten de yorum erbabının sığ dillerine derinlik ve incelik ihsan etmesi için Hakk'ın cömertliğine sığınmaktan başka çare yok... Memleketin bütünlüğünden yana samimiyetleri kuşku götürmez pek çok anlı-şanlı yorumcuya şuradan-buradan yapılacak uyarılarla memleketin meram sefaletini aşmak hayal...

İyi niyetlerimize rağmen o kadar sık baltayı taşa vuruyoruz ki, düzeltmekle baş edilemez... Buyurun işte; ulus devletin en sadık havarileri bile bütün saflıkları ile sabah-akşam 'Kürt-Türk kardeştir' diyerek; bazı DTP'li ve PKK'lının dillendirdiği 'iki uluslu, iki resmi dilli Türkiye' tasarılarının temeline taş döşemeye devam etmiyorlar mı? Ne âlâ iş! Kardeş kardeş yarılalım ve ayrılalım öyleyse...
* * *

(Alıntılarımı 'birebir' yapmaksızın ve isim vermeksizin eleştiride bulunmamın temel sebebi, kızdırmadan derdimi dinletebilme arzusudur. Meram zaafı yaşayanlardan cevap değil, sadece dikkat diliyorum. Bunun için de, benliklerin cilasını tırmalamaktan kaçınmaya çalışıyorum...)

ÇAKAL
06-01-2008, 10:48
Ne güzel.:D:DYaşasın!!Özgürlük demişler ama ele geçmişler.:p:pLâkin HaberTürk'ü karıştırdım haberi bulamadım.:notr:Sanırım Ağalar kaldırın lem o haberi demişler.:bad::bad:

gizemliduygular
09-01-2008, 08:20
Eskiden altılı ganyanı çok oynardım, eğer şu sıralar oynuyor olsaydım kesinlikle Kırat'ı tek geçerdim. :he: Bu Kırat var ya Kırat çimde de, kumda da hatta pistte bile uzak ara önde gitmişti bir zamanlar.:yes: Hangi pistlerde olduğunu yaşı 35 ve üstü olanlar çok iyi bilirler.:wink::wink:


http://www.hurriyet.com.tr/yazarlar/7990693.asp?yazarid=2&gid=61&sz=77061

yosun
09-01-2008, 08:32
Eskiden altılı ganyanı çok oynardım, eğer şu sıralar oynuyor olsaydım kesinlikle Kırat'ı tek geçerdim. :he: Bu Kırat var ya Kırat çimde de, kumda da hatta pistte bile uzak ara önde gitmişti bir zamanlar.:yes: Hangi pistlerde olduğunu yaşı 35 ve üstü olanlar çok iyi bilirler.:wink::wink:


http://www.hurriyet.com.tr/yazarlar/7990693.asp?yazarid=2&gid=61&sz=77061


Ne güzel demiş Bekir Coşkun "1950’lerde başlayan bir büyük günahın vebalidir bu. " diyerek... Ancak bu vebalin bedelini sadece kırat değil tüm ülke ödüyor.

uzman
09-01-2008, 09:15
Ne güzel demiş Bekir Coşkun "1950’lerde başlayan bir büyük günahın vebalidir bu. " diyerek... Ancak bu vebalin bedelini sadece kırat değil tüm ülke ödüyor.

Devamı da güzel:

"Politikayı cami avlularına sokup, toplumun inançlarını kullana kullana... Tarikatları, tarikat şıhlarını okşaya okşaya... Cumhuriyet devrimlerini kötüleye kötüleye... Köy enstitülerini kapatıp, dergahları destekleye destekleye... Yurdu imam-hatiplerle donata donata..."

Aklıma Hasan Cam geldi bu satırları okuyunca.

Gerçek ismi miydi bilmiyorum..

1990'da Amerika'da Yüksek Lisans yaparken, internetteki ilk Türk forumu sayılabilecek soc.culture.turkish'de yazan koyu dindar, devlet bursuyla doktora yapan bir şahıstı. (biz, devlet bursu alamazdık ağzımızla kuş tutsak..)

Radikal şekilde dini yönetim esaslarını savunmasına rağmen, "seçimlerde köy köy dolaşıp, Demirel'e oy istedim" lafını unutmam..

Şimdi devletin bir yerlerinde bürokrat, milletvekili ya da YÖK kadrosundadır muhtemelen..

38 yaşında emekliler,
ilksan'ın arsası,
imam hatipler, tarikatlar,
kamuran, şevket/murat, çağlar,

Bu Demirel'in günahları roman olur roman..

yosun
09-01-2008, 10:15
Devamı da güzel:

"Politikayı cami avlularına sokup, toplumun inançlarını kullana kullana... Tarikatları, tarikat şıhlarını okşaya okşaya... Cumhuriyet devrimlerini kötüleye kötüleye... Köy enstitülerini kapatıp, dergahları destekleye destekleye... Yurdu imam-hatiplerle donata donata..."

Bu Demirel'in günahları roman olur roman..

Aslında bu günahlar zinciri 1950'li yıllara, Demokrat Parti ve Adnan Menderes'e uzanıyor...

"Bu halk isterse şeriatı bile getirir" sözleri ile bu günlerin tohumları atılmıştır.

gencalp
09-01-2008, 11:19
Akşam Sayın(!) Başbakan konuşuyor.

Öfkeli Sayın Haşmet Meap…

3 Kuruşluk davadan bahsediyor.

Dava belliki çok zoruna gitmiş. O bir Padişah ve ‘’kulları’’ kendine itaatsizlik eylemiş. Ben Başbakanım(!) diyor. Biz de zaten bilmiyorduk, hatırlattığı için kendisine teşekkür ediyoruz.

Madem ki kendileri bir Padişahtır, kullarına istediği gibi davranabilir. Şehide ‘’kelle’’ katile ‘’sayın’’ demişse ne olmuş(!). Hem şehitler ‘’yan gelip yatmıyor mu(!)’’?

Başbakan olmayı ‘’her istediğini söyleyebilmek-yapabilmek’’ olarak algılayan bir irade ile yönetiliyor bu ülke.

Ve bu zihniyet yeni kanun hazırlıyor…!!

Sayın ve kelle gibi vahim bir söz için özür diliyor mu? Hayır…

Biz zaten kendilerinden böyle bir olgunluk beklemiyoruz.

Özrü nedir Sayın Kasımpaşalı’nın?

Ben Başbakanım(!)?

Bu söz bana bir hikayeyi hatırlattı.

Padişah bir gün Bekri Çavuş’a der ki:

-‘’Öyle bir kabahat yap ki, özrün kabahatinden büyük olsun.’’

Bunun için de bir süre verir.

Süre işlerken Bekri ve Padişah sarayın merdivenlerinden çıkmaktadır.

Bekri Padişahın arkasından yaklaşır ve parmak atar.

Padişah büyük bir öfke ile arkasına döner ve:

‘’-Bekri ne yapıyorsun?’’

Bekri hemen:

‘’-Afedersiniz Sultanım, sizi valide sultan sandım’’ der.

Padişah kükrer ve:

‘’-Atın şu adamı zindana, hemen boynu vurula!.’’

Bekri cevabı yapıştırır:

‘’-Sultanım siz demediniz mi, öyle bir kabahat işle ki özrü kabahatinden büyük olsun diye (!)’’


Z_eucar'dan alıntıdır

ÇAKAL
11-01-2008, 06:20
Kürt kardeşim, ‘Amerika binmediği sıpaya yular bağlamaz’


Kürt kardeşim! Bu son tabloya bakıp, senin yaşadığın köylerde, kasabalarda ve şehirlerde söylenen bir atasözünü bugünkü duruma uyarlayıp yazarsak ikimiz birlikte; “ABD binmediği sıpaya yular bağlamak niyetinde hiçbir zaman olmadı” dememiz gerekir.


23 yıl doldu.
Ne fidanlar öldü.
Sen ve ben!
Kürt ve Türk!
Bir bütün elma gibiydik.
Aramıza kin girdi.
Nefret büyüdü!
Senin oğullarının gidip militan yazıldığı ve 23 yıldan beri Türk askerini, polisini, vatandaşını öldürerek “terörü yükselten” PKK’yı aslında ABD ve AB ülkeleri, “bağımsız Kürdistan kurulacak” hayalini yükselterek destekledi, gözetti, kolladı; silah verdi, eğitti. Ve şimdi ABD Başkanı Bush, bizim Cumhurbaşkanı Gül’e besleyip gözettiği, eğitip büyüttüğü “PKK’yı dağdan indirip bitirmek karşılığında Türkiye’ye şunu yap... Bunu yapma...” diye buyruk veriyor.


***


Kürt kardeşim anla!
Birlikte anlayalım!
İki kardeştik!
İkimizi de kullandı.
Seni bana karşı kışkırttı, “ülke bölünecek” korkusuna soktu. Bana “senin oğullarının militan yazıldığı terör örgütünü ezmem için” bol silah; askeri jet uçakları, F-16’lar, AVACS’lar, hava savunma sistemleri, Patriot PAC füzeleri, savaş helikopterleri Sikorsky ve Black Hawk’lar sattı.
Satıyor.
Satmaya devam edecek.
Kürt kardeşim!
Bu kadar para silaha yatırılmak yerine doğu ve Güneydoğu Anadolu’da “yatırıma-üretime-eğitime-sanata-kültüre-spora-insana” yapılsaydı, Güneydoğu Anadolu uçardı.
Ancak özür, kabahat tek yanlı değil. Sen oğullarının “ABD ve AB’nin kuklası olmayı peşinen kabullenmiş PKK terör örgütüne ve bölünmekten yana seçim yapmış olanların kamplarına” militan yazılmalarına göz yumdun, çatışma başladı, “ver kurtul-vur kurtul” formülleri ortaya atıldı ve iki ayrılamaz kardeş; Türk ile Kürt, “öp namlunun ucunu” deme noktasına geldi, getirildi.


***


Şeytan taşlamıyorum.
Biz iyiyiz.
Emperyalizm kötü!
Demek istemiyorum.
Biz de kabahatliyiz.
Cinnete düştük.
23 yıl cinnetle geçti.
Sonunda PKK, Diyarbakır’da üniversiteyi kazanmak için dershaneye giden lise çağındaki “Kürt oğlu Kürt çocuklarını” öldürdü. Ve senin “Kürt oğlu Kürt çocuklarını” da öldürenleri yuvalandıkları dağlardan söküp alabilmek için “aklı fikri Orta Doğu’daki enerji kaynaklarında olan Amerika ile işbirliği yapmaya” mahkûm olduk.
Kürt kardeşim!
Bu ayıp ikimize de yeter!
Bu ayıp ikimizi de öldürür!
Sen, “ülkeyi parçalamak için” ABD kuklası olmayı kabul etmiş bir terör örgütüne oğullarının militan olmasına gerekli tepkiyi göstermedin, ben o çocukları dağdan indirmek için ABD’nin desteğine ihtiyaç duydum.
Kürt kardeşim!
Aptallığın da bir sınırı var.
Uyanalım!

Necati Doğru ndogru@gazetevatan.com 11.01.2008

ÇAKAL
13-01-2008, 12:48
Babam bana zorla fuhuş yaptırdı
13 Ocak 2008


Taylan YILDIRIM (DHA)



İzmir’in Konak İlçesi’nde Ahlak Büro Amirliği ekiplerinin düzenlediği iki fuhuş operasyonunda, iki kadının dramı ortaya çıktı.
http://www.hurriyet.com.tr/gundem/8017198.asp?gid=180&sz=64460

ÇAKAL
13-01-2008, 13:12
Ballı emekliliğin formülü

Memurlara emekli aylığı son ay aldıkları maaş üzerinden bağlanıyor. Siyasilerden tanıdığı olan memurlar, emekliliklerine bir ay kala genel müdürlük, müsteşarlık, daire başkanlığı gibi makamlara atanarak ömürleri boyunca yüksek emekli aylığı alıyor.http://www.milliyet.com.tr/2008/01/13/son/songal203.asp?prm=0.7055475

KUTERO
13-01-2008, 15:13
Ne güzel demiş Bekir Coşkun "1950’lerde başlayan bir büyük günahın vebalidir bu. " diyerek... Ancak bu vebalin bedelini sadece kırat değil tüm ülke ödüyor.

Tartışma 1950 den açılmışken, bugün bir yazı çıkmış..

‘Herşey 1950’de bozuldu’

Son senelerde çok sık dile getirilen bir görüş de 1950 tarihinin karşı devrimin başlangıç tarihi olduğu görüşü.

Artık herkesin bildiği bu saçma sapan görüş ve anlayışın çok detaylarına girmek istemiyorum ama en temel hatlarıyla ülkemiz yakın tarihine bu bakış tarzı 1923-1950 arasında Türkiye’nin bir asr-ı saadet yaşadığı, 1950 genel seçimleri yani yurttaşların siyasal tercihlerinin yönetime yansımaya başlamasıyla birlikte herşeyin kötü gittiğini, ‘ayakların baş olduğunu’, ekonomide dışa bağımlılığın, milli eğitimde karşı devrimin, laiklikte geri adım atmanın gündeme geldiğini düşünür, söyler durur.

Bazı daha bilgiçler de bu dönemi 1923-38, 1938-50 diye yani Atatürk dönemi ve İsmet Paşa dönemi, Ebedi Şef, Milli Şef dönemleri diye ikiye ayırırlar.
.....

1950 bir karşı devrim ise, 1960 da devrimci güçlerin yeniden ipleri ele geçirmesi ve 27 Mayıs’ın hemen sonrasında üniversiteden ünlü 147’likler tasfiyesi; anlaşılan bu devrimcilerin çok meraklı olduğu bir konu üniversite tasfiyesi.

1980’de devrimcilerin en devrimci kurumu yeniden iktidara geliyor ve yeni bir 1402 tasfiyesi yaşanıyor; doğrusu uygulamada şaşmaz bir istikrar söz konusu.

http://www.stargazete.com/index.asp?haberID=138022

ÇAKAL
14-01-2008, 06:16
Öğrencilerin yüzde 10’u uyuşturucu kullanıyor

14 Ocak 2008


Arda AKIN/ANKARA



Avrupa Uyuşturucu ve Uyuşturucu Bağımlılığını İzleme Merkezi (EMCDDA) 2007 yılına ait 12. uyuşturucu raporunu açıkladı.

Raporda Türkiye’yle ilgili çarpıcı tespitlerde bulunuldu. Resmi kuruluşlardan alınan verilerle hazırlanan raporda, Türkiye’de okul öğrencilerinin yüzde 10’unun uyuşturucu kullandığı açıklandı. Belçika, İrlanda, Fransa, İspanya ve İngiltere’deki öğrencilerin ise yüzde 30’dan yüzde 44’üne kadarının uyuşturucu kullandığı değerlendirildi. Raporda yer verilen tespitlerden bazıları şöyle:

Eroinin dünya piyasasındaki ana ticaret yolu Türkiye. Dünya eroin pazarını elinde bulunduran Afganistan, uyuşturucuyu Türkiye üzerinden Avrupa’ya gönderiyor ve buradan da tüm dünya ülkelerine pazarlanıyor.

2000-2005 yılları arasında Türkiye’de ele geçirilen eroinin miktarı tüm Avrupa’daki yakalamalardan daha yüksek. 2005 yılında Avrupa’da yakalanan toplam eroin miktarının yarısı da Türkiye’de ele geçirildi.

Avrupa’da 2006 yılında 3.5 milyon olan kokain kullanıcısı sayısı 2007 sonunda 4.5 milyon kişiye çıktı.

Esrar Avrupa’da kullanılan en yaygın uyuşturucu. Halen 70 milyon kişi esrar kullanıyor. Her 5 yetişkin Avrupalı’dan biri esrar içiyor. Ecstasy kullanların sayısı ise 9.5 milyon.

Her yıl uyuşturucuyla mücadelede Avrupa ülkelerinin 13 milyar ile 36 milyar Euro arasında para harcandığının belirtildiği raporda, "AB Uyuşturucu Eylem Planı" hazırlanacağı vurgulandı.

http://www.hurriyet.com.tr/gundem/8020686.asp?gid=180&sz=37755
Taliban grubunun Afganistan'da uyuşturucu üretenleri idam ettiğini bu yüzden USA'mın buraya yöneldiğini okumuştum.İnsan şüphelenmiyor değil yani.Var bir iş.:yes:Suyun başı misali.

ÇAKAL
20-01-2008, 21:41
Vekilden ‘şehzade sünneti’

20 Ocak 2008


Ali LEYLAK- Ömer PINAR/ŞANLIURFA, (DHA)



ŞANLIURFA’da 2 eşli 18 çocuk ve 67 torun sahibi Şeyhanlı Aşireti reisi Bağımsız Milletvekili 65 yaşındaki Seyit Eyüpoğlu, torunu için 150 bin YTL harcayarak dillere destan bir sünnet düğünü yaptı. Sünnette dolarlar havada uçuştu, katılanlar altın takma yarışına girdi.

http://www.hurriyet.com.tr/gundem/8063914.asp?gid=180&sz=30844

alvardar
22-01-2008, 00:18
İçişleri Bakanı Beşir Atalay, Adrese Dayalı Nüfus Kayıt Sistemi'ne göre 2007 sonu itibarıyla Türkiye nüfusunu, 70 milyon 586 bin 256 kişi olarak açıkladı.

İstanbul'un nüfusu ise 12 milyon 573 bin 836 kişiyi buldu. Bu, nüfusun yüzde 17.8'inin İstanbul'da ikamet ettiğine işaret ediyor.

Başkent Ankara'da ise 4 milyon 466 bin 756 kişi ikamet ediyor.

2000 yılında yapılan Genel Nüfus Sayımı'nda Türkiye'nin toplam nüfusu 67 milyon 803 bin 927 olarak açıklanmıştı.

Devlet Bakanı ve Başbakan Yardımcısı Nazım Ekren ve İçişleri Bakanı Beşir Atalay, bu sabah Türkiye İstatistik Kurumu'nda (TÜİK), Adrese Dayalı Nüfus Kayıt Sistemi'nden elde edilen verileri açıkladı.

TÜİK internet sitesinde yer alan rakamlara göre Türkiye nüfusu ve yapısı şöyle:

* 31 Aralık 2007 tarihi itibarıyla Türkiye nüfusu 70 milyon 586 bin 256 kişi

* Nüfusun 35 milyon 376 bin 533'ünü erkek, 35 milyon 209 bin 723'ünü kadınlar oluşturuyor

* Nüfusun yüzde 70.5'i şehirlerde, yüzde 29.5'i bucak ve köylerde yaşıyor

* Şehir nüfusu (il ve ilçe merkezlerinde ikamet eden nüfus) 49 milyon 747 bin 859, köy nüfusu (bucak ve köylerde ikamet eden nüfus) ise 20 milyon 838 bin 397 kişi

* Şehirlerde yaşayan nüfus oranının en yüksek olduğu il yüzde 92.7 ile Ankara, en düşük olduğu il ise yüzde 31.8 ile Ardahan

İstanbul'da durum

* Nüfusun yüzde 17.8'i İstanbul'da ikamet ediyor

* İstanbul'da 12 milyon 573 bin 836 kişi ikamet ediyor

* Toplam nüfusun sırasıyla; yüzde 6.3'ü Ankara'da, yüzde 5.3'ü İzmir'de, yüzde 3.5'i Bursa'da, yüzde 2.8'i Adana'da ikamet ediyor

http://www.cnnturk.com/TURKIYE/haber_detay.asp?PID=318&haberID=420883

ÇAKAL
24-01-2008, 01:12
Kışla yerine YUNAN'ı seçtiler


Bazı milli sporcularımız, tecil yaşı 38'e çıkmayınca askere gitmemek için yurt dışına çıkmayı seçti. İlk tercih ise Yunanistan.
23 Ocak 2008 / 22:10

http://www.ensonhaber.com/Spor/105369/Kisla-yerine-YUNANi-sectiler.html

alvardar
24-01-2008, 01:30
Kışla yerine YUNAN'ı seçtiler


Bazı milli sporcularımız, tecil yaşı 38'e çıkmayınca askere gitmemek için yurt dışına çıkmayı seçti. İlk tercih ise Yunanistan.
23 Ocak 2008 / 22:10

http://www.ensonhaber.com/Spor/105369/Kisla-yerine-YUNANi-sectiler.html
Sporcular için bedelli askerlik uygulaması yapılabilir. 15/12/6 ay çok uzun süreler sporcular için. Bu şekilde askerlik yüzünden yurt dışına giden bütün sporcuları destekliyorum. Eminim ki verecekleri para ordumuza daha fazla kazanç sağlayacaktır.

ÇAKAL
24-01-2008, 06:01
Sporcular için bedelli askerlik uygulaması yapılabilir. 15/12/6 ay çok uzun süreler sporcular için. Bu şekilde askerlik yüzünden yurt dışına giden bütün sporcuları destekliyorum. Eminim ki verecekleri para ordumuza daha fazla kazanç sağlayacaktır.
Profesyonel askerliğe geçilmeli.iş-güç sahibi insanlara paralı askerlik hakkı verilmeli.Paralı askerliği tercih edenden profesyonel askerin birinin en az 2 yıllık toplam maaşı kadar para tahsil edilmeli.Hatta kazanç durumuna göre bu miktar bir miktar daha artırılabilir.1 ay gibi sürede askerliği teneffüs ettirilip temel bilgiler verilebilir.:yes:

ibrahimbjk
24-01-2008, 07:41
Yassu vre...


Karamanlis ne demek?

Karamanlı demek.

Yunanistan’da mı Karaman?

Değil.

Nerede?

Konya’da.

Hanya nerede?

Orada.

E Karamanlis buraya geldiğine göre, orayı burayı, "Hanya’yı Konya’yı görmenin" tam zamanıdır o halde.

*

AB’ye girdiler.

Giremedik.

Kıbrıs Rumu’nu da soktular.

Kıbrıs Türkü’nü de sokamadık.

Avrupa Şampiyonu oldular.

Olamadık.

Olimpiyat yaptılar.

Yapamadık.

Bizden banka aldılar.

Biz onlardan alamadık.

Bize pamuk satıyorlar.

Biz onlara pamuk satıyorduk.

Burada 135 şirketi faaliyette.

Orada 14 şirketimiz faaliyette.

Üç tarafı denizlerle çevrili...

Dünyanın en büyük deniz taşımacılığı filosuna sahip.

Üç tarafımız denizlerle çevrili...

Hálá taka.

Balık çiftliğinde AvrupaBirliği’nin birincisi.

Çipuralarımız boğuldu.

Yoksulu sıfır...

14 milyon.

Rakıyı raki yaptı.

Amerikalılara sattık.

Cacığı caciki, lokumu lokumi, baklavayı milli tatlı, döneri gyros, dürümü souvlaki, kahveyi greek yaptı.

Hacivat ile Karagöz’ün patentini alsınlar diye bekliyoruz.

Devleti yüzde 4 faiz veriyor.

Devletimiz 17.

Doktor başına 1.500 hasta.

Doktor başına 4.400 hasta.

Öğretmeni 3 kat maaş alıyor.

Bizimki 1’ini...

Asgari ücreti 2 katı.

Bizimki yarısı.

Erkeği 78’ine kadar yaşıyor.

Bizim ömür 67.

Kadını 83’ünü görüyor.

Bizimki 10 yıl az.

Her bin bebeğinin 6’sı maalesef 5 yaşına kadar ölüyor.

Bizde 45.

Yılda 14 litre süt içiyor.

6 litre.

Kızlarının eğitime devam etme yaş ortalaması 18...

Kızlarımızın 11.

AR-GE’de çalışan araştırmacı sayısı 1 milyonda 1.500...

1 milyonda 435.

Yabancı dil bileni, yüzde 27.

Bizde 3.

Sağlıklı içme suyu yüzde 100.

Bizde 83.

Tuvalet káğıdı kullananların nüfusa oranı, yüzde 82...

Bizde 8.

*

Peki, hep mi gerideyiz? Hayır...

Mesela, 70 milyonluk Türkiye ile sadece 10 milyonluk Yunanistan’da, basılan kitap sayısı "aynı!"

*

Yunanistan’da kalp krizi geçirme oranı yüzde 9’ken, Hanya’da 1; zeytinyağından...

Türkiye’de yüzde 19’ken, Konya’da 30; hamurişinden.

*

İşte Hanya, işte Konya.

Bilmiyorum görebildik mi...

Hürriyetten
YILMAZ ÖZDİL

ÇAKAL
24-01-2008, 23:26
Bitlis'te 20 bin Türk'ün toplu mezarı bulundu


Bitlis'te Ermeni çeteleri ve Rus Kazakları tarafından katliama uğramış 20 bin kişilik toplu mezar bulundu.



Mutki ilçesine bağlı Kavakbaşı köyünde Ermeniler ve Rus Kazakları tarafından katledilmiş 20 bin civarında Türk'ün bulunduğu toplu mezardaki cesetlerin çocuk, kadın, yaşlı ve askerlere ait olduğu bildirildi.

1. Dünya Savaşı'nda Ermeni Çetelerinin Katliamına Uğramış Mağdurlar Derneği Başkanı Törehan Serdar, 1915 yılında Rus ordusunun Bitlis'i ilk işgalinde yapılan katliamda yaklaşık Kavakbaşı köyünde 20 bin kişinin katledildiğini ifade etti.

http://www.zaman.com.tr/haber.do?haberno=642320

ÇAKAL
26-01-2008, 06:16
Ergenekon karargáhı Patrikhane’de çıktı

26 Ocak 2008


Toygun ATİLLA/İSTANBUL



Ergenekon terör örgütünün, gözaltına alınanlar arasında bulunan, Sevgi Erenerol’un basın sözcülüğünü yaptığı Bağımsız Türk Ortodoks Patrikhanesi’ni karargáh olarak kullandığı ortaya çıktı.

Ergenekon operasyonu çerçevesinde, üyelerini mahkeme kararı ile 8 aydır adım adım izleyen, telefonlarını dinleyen polis, örgütün karargáhının, Karaköy’deki Bağımsız Türk Ortodoks Patrikhanesi olduğunu belirledi.

BİRÇOK GİZLİ BELGE Operasyonu yürüten birimler, Ergenekon yapılanmasının önemli isimleri arasında yer aldığı iddia edilen Emekli Tuğgeneral Veli Küçük, Özel Büro isimli grubun kurucusu Erkut Ersoy, Kuvayı Milliye Derneği Başkanı emekli Albay Fikri Karadağ ile Akşam gazetesi yazarı Güler Kömürcü’nün, haftada 1 kez yapılan toplantılara sürekli katıldıklarını belirledi. Karaköy’deki Patrikhane’de toplantıların genellikle çarşamba günü yapıldığı, kimi zamanlar haftada 2 kez buluşulduğu anlaşıldı. Terörle Mücadele ve Organize Suçlarla Mücadele Şube Müdürlüğü’nün geçen salı günü düzenlediği operasyonlarda, Patrikhane de aranmıştı. Bu aramalarda, toplantı konuşma tutanakları, örgütün eylem planları ve devlete ait birçok gizli belge bulunduğu bildirildi.

Ümraniye’de baskısı var mı

ÜMRANİYE soruşturmasında Ali Yiğit, emniyet ve savcılıkta, oturduğu evin çatısında bulunan 27 adet el bombasının Oktay Yıldırım’a ait olduğunu iddia etmişti. Yiğit, tahliye olunca memleketi Trabzon’a gitti. Kısa süre sonra, son Ergenekon operasyonunda gözaltına alınan Avukat Kemal Kerinçsiz, Yiğit’le temasa geçti. Yiğit’i arayan Kerinçsiz’in, Yiğit’e ifadesini değiştirmesi yönünde baskı yaptığı iddia edildi. Telefon takibine takılan bu diyalog sonrası, İstanbul’a (http://www.hurriyet.com.tr/index/istanbul/ ) getirilen Yiğit’in tekrar ifadesi alındı.
http://www.hurriyet.com.tr/gundem/8106271.asp?gid=229&sz=1177
Memlekette kimin ne olduğu belli değil.Rabbim yardımcımız olsun.:cry::cry:

ibrahimbjk
26-01-2008, 07:24
Yılmaz ÖZDİL (http://www.hurriyet.com.tr/index/yılmaz_özdil)



yozdil@hurriyet.com.tr (yozdil@hurriyet.com.tr)

http://www.hurriyet.com.tr/_yazarlar/images/249b.jpg Ağır ağır çıkacaksın bu merdivenleri...


"Din ve vicdan hürriyeti, eğitim hürriyeti, kişinin temel hak ve hürriyetidir...

Hákim kılınacak olan şeyler, İslam’ın getirdiği ana kaidelerdir. Sünneti seniyyedir. İmam hatip liseleri, imam yetiştirsin diye açılmadı. Dinini bilen doktorlar, avukatlar, mühendisler olsun diye açıldı" diyen kim?

Süleyman Demirel.

"Başörtüsü ile uğraşmak, gardırop Atatürkçülüğünün tipik örneğidir. Atatürk, kadınların kılığına kıyafetine karışmamış, o konuda yasa çıkarmamış, ne giyeceklerine hiç müdahale etmemiştir" diyen kim?

Bülent Ecevit.

Başbakanken öfkelenip, dönemin Karadeniz Teknik Üniversitesi Rektörü Kemal Gürüz’e "Başörtülü kızlarla ne alıp veremediğin var?" diye soran kim?

Turgut Özal.

"Demokrasi aşınızdır, ekmeğinizdir, başörtünüzdür, namusunuzdur, sahip çıkın... Bu seçim, evladını başörtülü diye üniversiteye yollayamayanların seçimi olacak. Zulüm edenlere karşı hesap soranların seçimi olacak" diyen kim?

Tansu Çiller.

"Türkiye’nin AB’ye giden yolu, sadece Diyarbakır’dan geçmez. Neresinde sorun varsa, orasından geçer. İmam hatip lisesinin önünden de geçer. Çağdışı kıyafet yasaklanabilir ama, başörtüsü çağdışı kıyafet olarak yorumlanamaz. Devrim kanunlarında böyle bir örtü yasağı yok" diyen kim?

Mesut Yılmaz.

"Başörtüsü dramına son verilmeli... Başörtülü bacılarım, üniversitelerde okumalıdır. Bunları perişan etmeye kimsenin hakkı yoktur. Başörtüsü, insan hakları kapsamındadır" diyen kim?

Devlet Bahçeli.

"Laiklik, isteyenin takmasının, isteyenin takmamasının ortak güvencesidir. Öğrenci kızlara başörtüsünü yasaklamayı, Avrupa Konseyi’ne anlatamazsınız" diyen kim?

İsmail Cem.

"Üniversite özgürlüktür. İktidara gelir gelmez, başörtüsü yasağını kaldıracağız. Başörtüsüne, seçim beyannamesinde yer veren tek parti biziz" diyen kim?

Mehmet Ağar.

"Yıllardır söylüyorum; başörtüsü yasağı, hakka da, hukuka da uymaz" diyen kim?

Erkan Mumcu.

*

Yani?

*

Yani, yeni değildir.

Dünün... Gelmiş geçmiş tüm iktidarların ve iktidar adaylarının toplamıdır, bugün.

ÇAKAL
26-01-2008, 10:50
Ergenekon karargáhı Patrikhane’de çıktı

26 Ocak 2008

http://www.hurriyet.com.tr/gundem/8106271.asp?gid=229&sz=1177
Memlekette kimin ne olduğu belli değil.Rabbim yardımcımız olsun.:cry::cry:


Ergenekon operasyonunda Danıştay sürprizi!




Ergenekon Operasyonu çerçevesinde yaklaşık 8 aydır dinlenen sanıklara ilişkin sorgulama tamamlanırken, soruşturmanın önemli kanıtlardan olan ve suç irtibatlarını gösteren telefon konuşmaları Danıştay 10. Daire'nin verdiği karara takıldı. İstanbul Barosu'nun başvurusuyla iptal edilen yönetmeliğe göre 'müdafiler(avukatlar) hakkında suç şüphelisi olmasalar da suç ilişkisi ve bağlantısı görüldüğünde kayda alınmasına' ilişkin yönetmelik hükmünün iptal edilmesi soruşturmayı sıkıntıya soktu. Başta Avukat Kemal Kerinçsiz ve Avukat Fuat Turgut'un operasyonda kayda alınan pek çok ismin iletişimin dinleme izninin 16 Ekim 2007'de yürütmesi durdurulan bu yönetmelik çerçevesinde alındığı anlaşıldı.

İstanbul Emniyet Müdürlüğü tarafından yapılan Ergenekon Operasyonu kapsamında aralarında emekli Tuğgeneral Veli Küçük, Avukat Kemal Kerinçsiz, Gazeteci Güler Kömürcü, Türk Ortodoks Patrikhanesi Basın Sözcüsü Sevgi Erenerol, Kuvayı Milliye Derneği Başkanı Fikri Karadağ, Drej Ali lakaplı Ali Yasak ve Sami Hoştan, Yasin Hayal’in avukatı Fuat Turgut’un da bulunduğu 33 kişinin sorguları bugün tamamlanıyor.
DİNLEMELER YASAL DEĞİL

Mahkeme kararı ile 8 ay boyunca telefonları dinlenen ve izlenen zanlıların suikast planları ile ilgili olarak yaptığı telefon konuşmaları da soruşturma dosyasında yer alıyor. Yasadışı örgüt organizasyonu çerçevesinde işlem yapılan zanlılara ilişkin Orhan Pamuk’a yönelik planlanan suikast için silah ve para bulmaya çalıştıkları da iddia edildi. Bugün İstanbul Adliyesi'ne çıkarılması beklenen zanlılara ilişkin yapılan telefon dinlemelerinde ise avukatların bulunması ilginç bir durumu da beraberinde getirdi.

Ergenekon Operasyonu kapsamında pekçok dinleme için hakim izni amacıyla kullanılan yönetmeliğin, İstanbul Barosu'nun yaptığı başvuru ile Danıştay 10. Dairesi tarafından incelemeye alınan CMK'nın(Ceza Muhakemesi Kanunu) Telekomünikasyon Yoluyla Yapılan İletişimin Denetlenmesi, Gizli Soruşturmacı ve Teknik Araçla İzleme Tedbirlerinin Uygulanmasına İlişkin Yönetmeliğin 5.maddesinde bulunan 'Suç şüphelisi olmayan' ve 'Tesadüfen elde edilen deliller' ilgili itirazın tamamlanıp 2007/2795 Esas No'su ile karara bağlanmış olması oldu.

AVUKATLARIN SUÇLULARLA YAPTIKLARI KONUŞMALAR SUÇ SAYILAMAZ

Karara göre başta avukatların sanıklarla yaptıkları görüşmelerde suç unsuru olsa dahi, suç şüphelisi olmadıkları için ayrıca dinleme sonrasında irtibatlı olarak görülen kişilerin soruşturmaya dahil edilmesi söz konusu değil. Danıştay'ın bu kararıyla 'Yasa hükmündeki kesin yasağa rağmen, 5271 sayılı Yasanın 135. maddesindeki tedbirin, belirli durumlarda müdafiler hakkında da uygulanmasına yol açan ve bu haliyle tedbirin uygulanma alanını genişleten suç şüphelisi olmayan ibaresinde alınan yasanın 136. maddesine uyarlığı görülmemiştir' şeklinde açıklanmıştı.

Danıştay'ın aynı kararı ile ayrıca sanıklar ile kan ve aile bağı olan kişilerin aynı suçtan yargılanmasının da önünü kapatmış oldu. Kararda bu kişilerin ifade vermekten imtina edebilecek yakınlarının da yaptıkları konuşmalardan sorumlu olamayacakları da açıkça ifade edildi. (ANKA)



25.01.2008 10:31:00

alvardar
26-01-2008, 12:54
Profesyonel askerliğe geçilmeli.iş-güç sahibi insanlara paralı askerlik hakkı verilmeli.Paralı askerliği tercih edenden profesyonel askerin birinin en az 2 yıllık toplam maaşı kadar para tahsil edilmeli.Hatta kazanç durumuna göre bu miktar bir miktar daha artırılabilir.1 ay gibi sürede askerliği teneffüs ettirilip temel bilgiler verilebilir.:yes:

TSK, 3 bin profesyonel komando alacak

AA
Güncelleme: 10:23 TSİ 26 Ocak 2008 Cumartesi


ANKARA - Türk Kara Kuvvetleri, kritik sınıf ve branşlarda uzman erbaş ihtiyacını karşılamak için personel temin edilecek. Geçen yıl 1540 uzman komando alan Komutanlık, bu yıl da Nisan ayında alınacak uzman erbaş miktarını 3 bin 18 olarak belirledi.

http://www.ntvmsnbc.com/news/433339.asp

Ordumuz profesyonel askerliğe yavaş da olsa geçiyor. Bunun finansmanı özellikle MYO mezunlarının askerliğinin kısaltılması ile karşılanabilir. Hükümetin 2005 yılından beri MYO mezunlarının kısa dönem askerlik yapması ile ilgili bir çalışması var ve Mhp geçenlerde bu konuda bir yasa teklifi verdi. Umarım kısa zamanda yasalaşır. Ayrıca bu sayede benim arkadaşım da komutanlara, subay eşlerine, onların çocuklarına, şehitlerimizin yeni olduğu günlerde dahi askeri gazinoda düzenlenen abuk sabuk eğlencelerde garsonluk yapmaktan kurtulur.

gencalp
27-01-2008, 14:08
"AKP hödükleştirilmiş insanlardan oy alır!!!"

Nihat Genç

Nihat Genç AKP'ye oy veren vatandaşlar hakkında çok ağır konuştu: "Bunlar hödüklerden ve bakterilerden oy alıyorlar!.." diyen Genç bakın neler söyledi?
Genel seçimlerde, AK Parti'ye %47'lik bir oy oranı sağlayan vatandaşlara, SKY Türk'te program yapan Nihat Genç öyle sözler etti ki...

HÖDÜKLER, BAKTERİLER BUNLARA OY VERİYOR
Nihat Genç, AK Parti'nin aldığı yüzde 47'lik oy oranı içinde zeki insanlar bulunmadığını iddia etti. "Bunlar zeki insanlardan, yazarlardan, ciddi siyasetçilerden oy alamazlar. Bunlar hödükleştirilmiş insanlardan oy alırlar. Atarsın kapılarına iki kilo şeker, 5 kilo kömür alırsın oyunu" diyen Nihat Genç, insanların Borsa rakamları ile kandırıldığını, ancak bu ülkede insanların açlıktan, yetersiz beslenmeden öldüğünü savundu.

EN ZEKİSİ NAZLI ILICAK, BİLEMEDİN FEHMİ KORU OLUR
Gündemdeki türban tartışmalarına da değinen Genç, "Bunlar şartlanmış gibi türban tartışıyor. Bu sistem zeki insanlar yaratamaz. Bunların en zekisi Nazlı Ilıcak gibi olur, bilemedin Fehmi Koru kadar olur" diyerek iki gazeteciyi de "kafası çalışmayan hödüklerin entellektüeli" ilan etti.

NIiOzl_uGGc

uzman
27-01-2008, 19:12
Ben dün Nihat Genç'in programının tamamına yakınını seyrettim. Yukarıdaki haberde özetlendiği kadar basite indirgenebilecek bir konuşma değildi. Çok doğru saptamalar, çok zeki analizler vardı. Videoyu seyretmenizi öneririm. Yukarıdaki özet haberi okuyunca, Aziz Nesin'in Türklerin aptallığıyla ilgili cümlesi gibi bir kaç cümle sarf edilmiş anlaşılıyor.

Aklımda kalanlar:

"Demokrasi bu kadar şirretliğe dayanıklı değildir."

"Bu ülke estetiği, lezzeti, beğeni seviyesi yüksek, zengin zevkler üreten insanlar yetiştirmelidir."

"Demokrasi hepimizin hayallerinden sorumludur. Bugünkülerin demokrasisi hayalleri öldürüyor."

"Bu ülkenin en büyük değeri bağımsızlıktır, bunların ağzından bir kez bağımsızlık lafı çıkmamıştır."

..

ibrahimbjk
29-01-2008, 07:49
Yılmaz ÖZDİL
yozdil@hurriyet.com.tr

Conta


Tren raydan çıktı.

9 ölü.

Yetkililer açıkladı:

"Contadan..."

*

Conta kaçtı.

İngiliz anahtarı tutuklandı.

Olay yerinde şüpheli davranışları görülen 3 cıvata ve 4 somun, gözaltına alındı.

Levye, sorguda... Keski, tutuksuz yargılanmak üzere serbest bırakıldı.

Makine mühendisleri odası, tekerleklerin ifadesiyle contanın "robot resmi"ni çizdi.

Vagonlar komada.

Ayakta tedavi edilen lokomotif, "contayı kısa süre önce Veli Küçük’le birlikte gördüğünü" iddia etti.

*

Bir gazete de, "yetkililerin herhangi bir suçu-kusuru yok" diyememiş... "Güney Afrika’dan alınan raylar, eksi 12 derece soğuğa dayanamadı" demiş.

*

Zenci futbolcunun karda-kışta oynayamadığını duymuştum ama, demirin Afrikalısını ilk defa duyuyorum...

Zannedersin, ray dediğin Kompela’dır!

*

Kimse kusura bakmasın...

Türkiye artık budur.

"Facia"ların bile ciddiye alınacak tarafı yoktur... Çünkü "sorumlusu" yoktur.

*

Bakın, bindik bir alamete, haldır haldır, viraja doğru ilerliyoruz...

Kimisi "türbanlı hákim" istiyor, kimisi "türbanlı belediye başkanı..." Okullar camiye döndü; Milli Eğitim Bakanı, "Öğretmen maaşı çok" diyor. Müebbet hapsi istenen rektörün, yanlışlıkla tutuklandığı ortaya çıkıyor; Cumhuriyet Savcısı, Genelkurmay Başkanı’nı içeri tıkmaya çalışıyor. Kimisi "PKK’nın legal parti olduğunu" söylüyor, kimisi "konfederasyon" istiyor, kimisi "dağa çıkarız" diyor. Stratejik ortağımız, kafamıza çuval geçiriyor; "hoşgeldin kardeşim Kosta" denilen, "bırak şimdi hoşgeldini beşgittini, Ruhban Okulu’nu aç" diyor. Anıtkabir’e gitmeyen şeriatçıya şeref madalyası takılıyor; giden, kapüşonla gidiyor... Başbakanımız, Hillary Clinton’a çini tabak hediye ediyor, "seçilirse Beyaz Saray’da iftar verecek" deniyor; kadın, "seçilirsem, soykırımı resmen tanıyacağım" diyor.

Piyasa desen...

Ooo-fff of! Take off.

*

Sıkı sıkı tutunun ahali.

Çığlıklara hazır olun.

Contası çıktı çünkü, contası.

ÇAKAL
29-01-2008, 11:46
Veli Paşa ile Hüsnü Bey

Acaba savcılar tutuklu Veli Küçük ile ilgili olarak ülkemizin en büyük zenginlerinden Hüsnü Özyeğin'le de görüşecekler mi? Gazeteciliğin olmazsa olmazı sayılan 'fikri takip' artık kimsenin umurunda olmadığı için, sormaları gereken soruyu gazeteciler sormuyor çünkü...

En iyisi Hüsnü Özyeğin'e buradan sorayım: Veli Küçük ile nasıl ve nerede tanıştınız, kendisini hangi özellikleri sebebiyle önce yönetim kurulu üyesi, sonra ortak yaptınız? Bankanızı Yunan Kilisesi'nin de ortağı olduğu bir şirkete satarken aldığınız söylenen Genelkurmay izninde Veli Küçük mü aracılık yaptı?

Aslında Davos'u izleyen gazeteciler Hüsnü Özyeğin'i görmüşler. Dün, Hürriyet'in ekonomi sorumlusu Davos'tan izlenimlerine Hüsnü Bey'le başlamıştı. Okuyalım:

“Sıkı güvenlik kontrolünden geçip içeri girdiğimizde ilk karşılaştığım isim Fiba Holding'in patronu ve National Bank of Greece'e (NBG) sattığı Finansbank'ta halen yüzde 10 hissesiyle Yönetim Kurulu Başkanlığını da yürüten Hüsnü Özyeğin oldu: / 'Davos'a rahmetli Turgut Özal'la birlikte gelirdim. 20 yıldır hiç uğramamıştım. Bu yıl katılmak benim için çok yararlı oldu. Davos toplantıları bambaşka noktaya gelmiş.' / Hüsnü Özyeğin'i en çok heyecanlandıran olaylardan biri, ABD'nin ünlü Harvard Üniversitesi'nin Başkanıyla ikili görüşme fırsatı yakalaması olmuş: 'Harvard mezunu olmama rağmen randevu alabilmem imkânsız gibiydi. Davos'ta bu fırsatı buldum.”

Herhalde işadamının neşesini Davos'ta kaçırmak istememiştir Hürriyet. Finansbank'ın yeni sahipleriyle tanışmak için gittikleri Atina'da, hiçbir ayrıntıyı kaçırmamak üzere eğitilmiş gözleri, Türk bankasının yeni sahibi NBG'nin merkez binasında asılı tablolardaki 'Türk düşmanı' ırkçı mesajları da görememişlerdi... “Görmüşlerdi de yazmadılar” dememi beklemiyorsunuz herhalde.

Türkiye'nin en büyük zenginlerinden biri olmak bu kadarcık bir imtiyaz sağlasın (mı) artık...

Finansbank'ın yeni sahibi 'National Bank of Greece' (NBG) Yunanistan'ın en eski ve en büyük ticari bankası. 1841'de kuruldu, 1880'den bu yana Atina'da borsaya kote durumda. Bankanın hisseleri 1999'dan beri New York borsasında da işlem görüyor. En önemli özelliği NBG'nin, Yunan Kilisesi'nin de ortağı olması. Yönetim kurulu başkanı Takis Arapoglou; yönetim kurulunda Yunan Kilisesi'ni -biri sivil diğeri cüppeli papaz olmak üzere- iki Kilise mensubu temsil ediyor.

Hüsnü Özyeğin için “Türkiye'nin en büyük zenginlerinden” derken kişisel ve keyfi bir tespitte bulunmuyorum. Her yıl dünyanın en zenginlerinin listesini yayımlayan ünlü 'Forbes' dergisi, 2006 yılında Hüsnü Özyeğin'i 512. sıraya oturtmuştu. Bir yıl sonra 263 sıra birden atlayıp 249. sıraya kuruluverdi Hüsnü Bey. 2005 yılında ise 1 milyar doları bulan servetiyle Forbes'ta 620. sıradaydı. Yunanlıların sahip olduğu bankaya yönetim kurulu başkanı olmasını sağlayan satıştan sonra, servetinin 3 milyar dolara ulaştığı söyleniyor; bu yıl listede herhalde çok daha yukarılarda yer alacaktır.

Böyle biriyle askerlikten emekli Veli Küçük arasında nasıl bir ilişki olabilir Yarabbi? Aslında bu sorunun tersini de sormak mümkün: 'Gayr-ı milli' olan her şeye tiksinti duyan Veli Küçük gibi biri, taş gibi Türk bankasını Yunan Kilisesi'yle irtibatlı şirkete satan Hüsnü Özyeğin'le nasıl ortaklık yapar? Hele bir ara yaygın biçimde konuşulduğu üzere, bu satışa ters bakan Genelkurmay'ı ikna etme görevini nasıl üstlenir?

Davos'ta ben de olsaydım, “Harvard-Marvard” karıştırmasına müsaade etmez, bodozlama bu soruyu yöneltirdim Hüsnü Özyeğin'e... Belki de Ergenekon soruşturmasını yürüten savcılar Veli Küçük'e aynı soruları yöneltiyordur da, cevabı onlardan alırız.

Milliyet gazetesinde 27 Mart 2001 tarihinde Eylem Türk imzasıyla “Susurluk paşası marketçi oldu!” başlıklı bir haber yer almıştı.

Okuyalım: “Giresun Jandarma Bölge Komutanı olduğu dönemde adı Susurluk skandalına karışan emekli Tuğgeneral Veli Küçük, Fiba Holding bünyesinde faaliyet gösteren Endi Tüketim Malları Sanayi ve Ticaret A.Ş.'ye yönetim kurulu üyesi oldu. Küçük'ün yönetim kuruluna girdiği Endi Market Zinciri, 1999'da Gima bünyesinde Stop Mağazacılık adıyla kuruldu.

“Cirosu 15 trilyon TL / Discount store tarzı mağazacılık alanında faaliyet gösteren Endi Marketleri'nin toplam sayısı 50'yi geçti. Türkiye'de en hızlı mağaza açan perakendecilik zinciri unvanına sahip Endi'yi Beğendik Grubu'ndan satın alan Hüsnü Özyeğin'in Fiba Şirketler Grubu, sınırlı çeşit, sade mağaza tasarımıyla hizmet veriyor. Endi Marketleri 1999 yılının sonunda 8 bin 213 metrekare satış alanına ve 15 trilyon liralık ciroya ulaşmıştı.”

Nereden nereye, değil mi?

Taha Kıvanç-Y.Şafak

ÇAKAL
29-01-2008, 14:03
On iki yaşında 8,5 aylık hamile


Karın ağrısı şikayetiyle hastaneye götürülen 12 yaşındaki çocuk 8,5 aylık hamile çıktı.


Serhat Alaattinoğlu / Doğan Haber Ajansı

İstanbul'da akıllara durgunluk veren bir olay iddialara göre şöyle gelişti: 1996 doğumlu D.R., karın ağrısı şikayetiyle annesi tarafından doktora götürüldü. Yapılan tetkiklerde 11 yaşındaki kız çocuğunun 8.5 hamile olduğu belirlendi. Anne S.R. doktor raporu ile birlikte savcılığa giderek şikayetçi oldu. Kız çocuğu verdiği ifadesinde kimin tarafından hamile bırakıldığını bilmediğini ileri sürerken baba C.R., dayı Vedat Y.'yi suçladı.

http://www.hurriyet.com.tr/kadin/8125762.asp?gid=229&sz=74452

ÇAKAL
29-01-2008, 20:17
HÜSEYİN SÜMER
h.sumer@zaman.com.tr


Bir banka kurtarma operasyonu ve çeteler



Son yıllarda bir bir ortaya çıkartılan çeteleri yakından takip ediyorsunuz. En son Ergenekon çetesi yakalandı. Çetenin finans ve ekonomi ayağını oluşturan isimler açıklandı. Finansın içinde mafya ve naylon terör örgütleri bürosu bile oluşturulmuş.
Görüldüğü gibi farklı ekonomik ilişkiler içine girilmiş. Bu işi organize edenlerin amacı sadece siyasi değil. Bu işten ekonomik çıkar sağlamak isteyenlerin, dolaylı veya doğrudan çetelere destek verdikleri ortaya çıkıyor.

Tıpkı eski günlerde olduğu gibi, alışkanlıklar hiç değişmiyor. Düne kadar faizden para kazanan kişiler, şimdi de benzer yollarla aynı kazanç kapısını tercih etmeye devam etmek istiyor. Onun için son yıllarda ekonominin genel gidişatından memnun kalmayanlara hiçbir anlam veremiyorum. Geçmişi özleyenleri bu nedenle hayretle izliyorum. Eskiyi özlemek demek, bir anlamda eskinin ne olduğunu bilmemek ya da gerçekten o tarz bir ticareti benimsemek anlamına geliyor. Eski tarz ilişki ve ticarette neler mi oldu? Hemen aktarayım. Birçok bankanın içi boşaltıldı. Bazı bankalara el konurken bazıları da kurtarıldı.

Evet kurtarıldı... El konulmak üzereyken gece operasyonu ile önemli sayılabilecek bir bankamız bugün dimdik ayakta tutuluyor. İlişkiye girenler kimler mi? Bu sorunun cevabını konunun muhatapları elbette bir gün verecektir. Bir gece operasyonu ile kurtarılan o banka bugün dimdik ayakta duruyor. Kurtaran isim ise sadece görevden istifa ettirilerek şimdilik yakayı kurtarmış durumda. Ancak bunun nasıl olduğunu mutlaka konunun içinde bulunanlar bir gün anlatacaktır. Ben geçmiş yıllarda bir banka kurtarılarak ne tür akçeli ilişkilere girildiğine değinmek istedim. Bankanın o günkü patronlarının bugün mevcut hükümete niçin kafa tuttuklarını anlayabiliyorum.

Şimdi sanayici 2000 ve 2001 krizlerinin yol açtığı tahribatı yeni yeni telafi etmeye başlarken birileri tekrar ortalığı karıştırmak isterken suçüstü ediliyor. Ekonominin bütün argümanlarıyla tekrar oynanmak isteniyor. Global krizin de etkisiyle tekrar eski özlemlerin depreşmesi isteniyor.

Oysaki Türkiye'de artık bankacılık yapmanın şartları hızla değişiyor ve normale dönüyor. Yüksek faizli Hazine bonoları tarihe karıştı. Cambaz bankacıların 'back to back'leri ve al gülüm ver gülümlerle bankacılık yapar gibi gözüküp hortumlama faaliyetleri de son buldu.

Artık devleti soyma usullerinde de önemli değişiklikler oldu. Önceleri kamu ihalelerini takip ederek devlet soyulurken şimdi devlet kaynakları dışında da soygun imkanlarının olduğu fark edildi. Bunun en çarpıcı örneği Çakıcı ve Türkbank olaylarında yaşandı. Mafya bile devlet ihalelerini bırakıp banka alım-satımına aracılık etmeye başlamıştı. Sonrasında ise durum ortada. Başta siyasete bulaşmak ve siyasetin dengeleriyle oynamak isteyenlerin gerçek niyetleri şimdi daha iyi anlaşılıyor. Amaçlarının siyasete şekil vermek olmadığı ortaya çıktı. Ekonomi, siyaset pergelinden ayrılmışken istenen, siyaseti ele geçirerek ekonomik olarak kazançlara kazanç katmak.

Benzer bir hikaye bugünlerde Fransa'da yaşandı. Ülkenin en büyük bankalarından Societe Generale'deki 7,1 milyar dolarlık dolandırıcılık, Fransız bankacılık sistemine olan güveni sorgulatıyor. Dünyanın her yerinde bu tür hortumculuk olaylarına rastlamak mümkün. Ancak biz bunların kaynağını 2000'li yılların başında kesmiştik. Şimdi son günlerde gazetelerin ekonomi haberlerini okurken bir de bu gözle bakmanızı tavsiye ederim. Bir banka kurtarılırken rol oynayan bürokrat, siyasetçi ve işadamlarının, kendi bulundukları köşelerinden bugünkü çete olaylarına nasıl alkış tuttuklarını göreceksiniz.


29 Ocak 2008, Salı

ibrahimbjk
30-01-2008, 07:14
Yılmaz ÖZDİL (http://www.hurriyet.com.tr/index/yılmaz_özdil)



yozdil@hurriyet.com.tr (yozdil@hurriyet.com.tr)

http://www.hurriyet.com.tr/_yazarlar/images/249b.jpg Sarı öküz


SÖMESTR başladı.

Karne hediyesi olarak ne versem acaba diye düşünüyordum, karınca kararınca, şu meşhur hikáyeyi vermek geldi aklıma.

Yetişkinlerin işine yaramadı...

Belki çocukların işine yarar.

*

Ormanın birinde...

Aslanlar toplanmış.

"Yahu" demişler, "Hesapta kralız, açlıktan öleceğiz birader... Maymuna saldırsak, ağaca kaçıyor; fillere saldırsak, fazla büyük... Ceylanlar hızlı, yetişemiyoruz; kuşa dalsak, uçuyor; e balık yakalayacak halimiz de yok... N’aapsak?"

Bir tanesi "En iyisi, öküzlere saldıralım" demiş, "iri yarı görünüyorlar ama, ne pençeleri var, ne dişleri diş... Tam dişimize göre!"

Olur mu? Olur.

Hücum!

Ama evdeki hesap çarşıya uymamış; öküz, öyle yabana atılacak hayvan değilmiş meğer... Organize oluyorlar, topluca savunma yapıyorlar, püskürtüyorlarmış.

Aslanlar aç bilaç.

N’aapsak, n’aapsak?

"Tilkiye danışalım" demişler.

Tilki "kolay" demiş, "beni, öküzlerin yaşadığı zengin otlakların prensi yapın, işinizi halledeyim..."

Kabul etmişler.

Tilki, elinde beyaz bayrakla öküzlere gitmiş, "saygıdeğer öküzler" demiş, "aslında aslanlar uysaldır, sizi de çok seviyorlar... Ama şu aranızdaki sarı öküz var ya, sarı öküz, işte sorun o... Görünce tahrik oluyorlar, canları çekiyor, verin şu sarı öküzü, kurtulun kardeşim, huzur içinde yaşayın!"

Öküz heyeti düşünmüş taşınmış, "bana dokunmayan yılan bin yaşasın" mantığıyla, verivemişler sarı öküzü...

Aslanlar da afiyetle yemiş.

Bir gün, iki gün...

Tilki gene gelmiş.

"Bakın gördüğünüz gibi, saldırılar kesildi, mutlu mutlu yaşıyorsunuz" demiş ve eklemiş: "Ama şu benekli öküz var ya, benekli öküz, o burada olduğu sürece size rahat yüzü yok arkadaş, canları çekiyor, verin, kurtulun!"

Öküz heyeti düşünmüş, "otlağın selameti için" teslim etmiş benekli öküzü.

Üç gün, dört gün...

Tilki gene gelmiş.

Kuyruğu uzun olanı...

Burnu beyaz olanı...

Tombul olanı...

Tek tek alıp, gitmiş.

Otlak seyrelmiş.

Aslanlar semirmiş.

Bir gün... Tilki gelmemiş!

Gerek kalmamış çünkü.

Direkt aslan gelmiş.

"Hanginizi istiyorsam, canım hanginizi çekiyorsa, onu vereceksiniz, adamı hasta etmeyin" demiş.

Otların arasında tir tir titreyen, tek tük kalmış öküzler, "keşke sarı öküzü vermeseydik" demiş ama, iş işten geçmiş.

*

İşte böyle çocuklar...

Öküzlük böyle bir şey.

gencalp
30-01-2008, 11:11
Kesiciden ilginç tespitler!

Alternatif programına konuk olan CHP İstanbul Milletvekili Kesici, ekonomideki kötü gidişatı tüm ayrıntılarıyla anlattı.
Sabahattin Önkibar’ın, Avrasya Televizyonu’nda hazırlayıp sunduğu “Alternatif” programında Türk ekonomisinin geldiği durum masaya yatırıldı. Programın konuğu CHP İstanbul Milletvekili ve Ekonomist İlhan Kesici, Türkiye’nin içinde bulunduğu ekonomik durumu, Osmanlı’nın çöküş dönemindeki rakamlarla kıyaslayarak açıkladı.

İdrak etmiyorlar

“Türkiye, Osmanlı Devleti’nin ’batıyoruz’ dediği noktayı çoktan geçti” diyen Kesici, iki dönem arasındaki tek farkın devlet yönetimindeki “anlayış” olduğunu söyledi.

Kesici, “O zaman imparatorluğu yönetenler rakamları gördüklerinde ’aman’ diyorlardı. Şimdikiler ise adeta tef çalıyorlar” ifadesini kullandı.Türkiye ekonomisinin büyük risk altında olduğunu belirten Kesici, AKP’li ekonomi kurmaylarının, küresel ekonominin içinde bulunduğu kritik durumu küçümseme gayretini eleştirdi.

CHP’li Kesici,

“ Sanırım, kendileri IMF ve diğer finans kuruluşları tarafından ellerine verilen rakamları nasıl okuyacaklarını bilmiyorlar” diye konuştu. 1850 yılındaki Kırım Savaşı’na kadar sıfır borçla idare edilen Osmanlı İmparatorluğu’nun bu tarihten itibaren borçlanmaya başladığını anlatan
Kesici, şunları söyledi:

“Bu alarm, devletin ödediği faiz giderlerinin, devletin toplam gelirlerinin yüzde 25’ini bulması üzerine verilmişti. Oysa, 2008 yılının bütçesinde faiz giderleri, devletin toplam gelirinin yüzde 27.5’ini teşkil etmekte. Yani Osmanlı’nın battığı noktayı 2.5 puan daha aştık.

”AKP’nin iktidara geldiği günden bu yana devletin iç ve dış borç toplamının 174 milyar dolardan 297 milyar dolara, özel sektör borçlarının 44 milyar dolardan 140 milyar dolara ve bireysel borçların 4 milyar dolardan 74 milyar dolara ulaştığını ifade eden Kesici, bu rakamların çok ciddi sonuçları olacağına işaret ederek devleti yönetenlerin acil önlemler alması gerektiğini dile getirdi.

Türkiye’nin borçlara ödediği faizin 184 milyar dolara ulaştığını kaydeden İlhan Kesici,

“Yani Türkiye, 5 sene içinde 60 tane Atatürk Barajı’nı sökmüş ve faiz olarak Batılı ülkelere teslim etmiştir” şeklinde konuştu. Ekonominin sıcak paraya mahkum olduğunu ve bu paranın yurt dışına kaçmaması için yabancı sermayeye, Osmanlı dönemindeki kapitülasyonlara benzer ayrıcalıklar tanındığını hatırlatan Kesici, şöyle devam etti:

“Türkiye’de, kısmen refah ve istikrar olarak adlandırılan para 108 milyar doları bulan sıcak paradır. Türkiye, yüzde 100 devlet garantili hazine kağıtlarına yüzde 17.1 faiz ödemektedir.

Bu ülkede istikrar bu şekilde temin edilmektedir.

Bu, ülkenin soydurulmasıdır.”

ÇAKAL
30-01-2008, 17:05
Altemur KILIÇ
altemurkilic@ttmail.com
Yazı Tarihi: 30/01/2008


Ve Türk Ortoks Patrikhanesi

“Ergenekon operasyonunda” tutuklananlar arasında Kurtuluş Savaşında, Rum Ortodoks Patrikhanesine ve Yunan işgaline karşı çıkan, Papa Eftim’in torunu Turgut Erenol’un kızı, Türk milliyetçisi Sevgi Erenol da var! Fener’deki Patrikhaneye “ekümenik” statü verilmesine yeşil ışık yakılırken ne büyük paradoks!
http://www.yenicaggazetesi.com.tr/a_haberdetay.php?hityaz=2376
Bu yaşıma geldim bunca bilgi kirliliğinin yoğun olduğu bir ortam görmedim.Kimin kim olduğu,kimin memleket hayrına çalıştığı belli değil.Milletimse ensesine vur tokadı al ekmeği ağzından hâle gelmiş, ya da ben çok kötümserim.Rabbim sonumuzu hayır etsin.:cry::cry:

ÇAKAL
31-01-2008, 11:49
NTV'de spiker hava-i fişek deposunun patlaması ile ilgili Kadir TOPBAŞ'a soruyor.

''Burası Z.burnu belediyesinin denetimindeymiş,denetim noksanlığı yok mu?''
Kadir Topbaş'ın cevabı:

''Halkımızın şikayet etmesi lazım,burasının ruhsatı yok diye.............''

************************************************** *****
Le havle.............Yahu insanların işi gücü yok ta mahallesindeki işyerlerinin ruhsatını mı kontrol edecek,ya da hangi şirket vatandaşı içeri sokar bilgi verir.Sen necisin kardeşim?Bu belediyelerdekiler ne iş yapar?İnsanlar sizi niye seçiyorlar?Muhallebi dükkanının muhasebesini daha dikkatli tutsun ya da müşteri portföyün şekillensin diye mi?
Yazıklar olsun.:grrr::grrr::grrr:

ÇAKAL
01-02-2008, 05:16
Stop
Muammer Erkul
01 Şubat 2008 Cuma

Öküz yutmak!

Eğer ömrün yeterse (ki ben bunu çok dilerim) yaşlanacaksın... Sen de bir gün yaşlanacağını umarak, bu yazıyı dikkatle oku...
*
İhtiyarlığın çeşitli belirtileri vardır, ki bunlardan biri şudur: Başladığın konuyu bitiremiyorsan, yaşlanmaya başlamışsın demektir!..
İnsanlar bazı işlerini hatırlayıp aniden senin yanından uzaklaştıklarında, sen henüz sözlerini bitirmemiş oluyorsan, durum vahim!..
*
Birikmiş hatıra ve tecrübelerin çok, bunu biliyorsun... Bazen zamanının da herkesten daha az kaldığını vehmediyorsun... Diyorsun ki: Hazır elime birini geçirmişken; bildiğim her şeyi anlatayım ve edilecek bütün nasihatleri edeyim!Yanlış mı bu yaptığın? Hayır, çok doğru... Çünkü bu tecrübe ve bilgilerinin gençlere aktarılması lazım!
Doğru mu bu yaptığın? Hayır, çok yanlış... Çünkü bu yaştaki bir insanın, senin anlattıklarını dinleme süresi saatlerle değil, dakikalarla sınırlı, yani sonrasını boşuna konuşuyorsun!
*
Yetmiş yaşında bir kadın ise karşındaki, onunla yedi saat aynı konuyu konuşabilirsin; hem de ara sıra ihtiyaç molaları vere vere, çok ta mutlu ola ola...
Bir genç insansa karşındaki ve hele sana sorular sormuyorsa; yedinci dakikada ip kopmuştur, devre kesilmiştir. Saygısı yüzünden karşında duruyordur belki, ama senin varlığını bile unutmuştur!
Yedi yaşında bir çocukla konuşuyorsan, yedi saniyede bitirmen gerekir sözünü. Yedi saniye! Tekrar gelirse; kapıları tekrar açılmıştır sana, fakat yedi saniyeliğine... Hani ağzını açmışken yemek doldurur gibi, zihnini açmışken şifreleri yüklemen gerekir!.. Ağzına aldığı yemeği yuttuğu gibi, zihnine koyduğun sözü de yutar... Henüz yutmadan veya yutacağından fazla verirsen, kusar!
*
Bunlar neden bu kadar önemlidir?
Cevabı şu sorunun içinde: İnsan, bir öküzü yiyebilir mi?..
Evet... Ve hayır... Hem evet, hem hayır...
Evet, bir insan, bir koca öküzün etini yiyebilir ve o öküzün eti onun için şifa olur, enerji olur, güç olur, kuvvet olur...
Hayır, bir insan, bir koca öküzü yiyemez...
İkisinin de sırrı;
Öküzün yenme hızı!
Öküzü bir kerede yiyen herkes ölür!
Ve sen de, koca koca öküzleri, karşındakine bir defada yutturmaya çalışırsan, hepsini kaçırtırsın!
Üstelik, kaçanlar der ki; öküz eti kusturuyor!..
*
Bazı lafları ancak simgelerle anlatmak mümkün ve hikâye ederek ve zihinlere resimler çizerek. Fakat ne anlatırsam anlatayım, bitirmeyi bilmek lazım!
Çünkü biraz daha uzarsa misaller, insanlar mazeretler uydurarak kaçmaya başlar;
Öküzü bütün yutmamak için!..

ibrahimbjk
01-02-2008, 07:38
İyi olacak sayın cakhall asyadan orta dogudan fon bekliyoruz ... hükümet fonları getirmek için harekete geçti....

RevolveR35
01-02-2008, 08:37
sabah sabah gülelim biraz ağlanacak halimize ....

kalemine sağlık Bekir Coşkun


Kültür Başkenti’nde patlama...


"Kültür Başkenti"ndeki patlamadan sonra, kentin valisi, kendi kendine "Koş..." dedi:

"Koş Muammer, bir şey patladı..."

Patlayıcı maytap, havai fişek malzemeleri ile ateşli buharlı kazanlar yan yanaydı.

Eğilip uzun uzun baktılar:

Niye patladı?..

Dünyanın her yerinde patlayıcılar ile ateş yan yanayken patlama olmaması durumunda koşup bakarlar; niye patlamadı?... "Kültür Başkenti"nin adamları ise eğilmiş bakıyorlar; patlayıcı ile ateş bir araya gelince niye patladı?..

"Kültür Başkenti" ilginç bir yerdir.

Misal "Kültür Başkenti"nin valisi enteresan bir haber verdi:

"68 yaralıdan 40’ı ambulans ile taşınmıştır..."

Oooooo...

Bu iyi bir şey.

Demek ki ambulans ile yaralılar denk gelebildi.

Peki 40’tan geri kalan 28 yaralı ya da 20 ölü?..

Vali onları bulmak için kendi kendine şöyle dedi:

"Koş Muammer..."

*

"Kültür Başkenti"nde boya atölyeleri, iplikçiler, çorap imalathaneleri, ilaç depoları, naylon işleme fabrikaları, lastikçiler, petrol tankları, fişek-maytap yapıcıları, kuş yemi satıcıları, tavuk kesimhaneleri, tenekeciler, borucular, plastikçiler, káğıtçılar... Saymakla bitmez, tümü iç içe, kentin içindedir.

Kentin yüzde 60’ı ruhsatsız, kaçak, izinsiz...

Zaten burayı "Kültür Başkenti" yapmaya kalkan Başbakan, Bizans kalıntısı antik yapılara daha geçen gün "Harabe..." dedi. Ve o tarihin kentin üzerine betonarme otel yapılmasına karşı çıkanlara kızdı.

"Kültür Başkenti" böyle bir yer.

Gerçi "Kültür Başkenti" kendine dünyada itibarlı bir yer arıyor aramasına... Diyelim ki maytap-havai fişekler ile ateş kazanlarının bir arada olduğu o patlayan binanın adı ne:

"Prestij..."

Vali de eğilmiş bakıyor:

Niye patladı?..

Bakarken birisi bağırıyor "Kültür Başkenti"nde:

"Yine patlayacak, kaçın..."

"Kültür Başkenti"nin valisi söyleniyor:

"Koş Muammer..."

ÇAKAL
01-02-2008, 09:48
İyi olacak sayın cakhall asyadan orta dogudan fon bekliyoruz ... hükümet fonları getirmek için harekete geçti....
Az yollamışlar sanırım,arkası gelmedi.:p:p:p

ÇAKAL
01-02-2008, 09:52
Uçaksavar fişekli, bombalı çete


İzmir polisinin operasyonu sonucu silahlı suç örgütü kurdukları iddiasıyla yakalanan ve aralarında Buca Cezaevinin eski ikinci müdürü, polis, avukat, katip, askeri personelin de yer aldığı 26 kişi adliyeye sevk edildi.


Çeteciler hangi mesleklerden?


Kaçakçılık ve Organize Suçlar Şube Müdürlüğü Organize Suçlar Büro Amirliği ekiplerinin 1.5 yıl süren teknik takibi ve istihbarat çalışmasının ardından İzmir, Manisa, Mersin ve Edirne'de düzenlenen operasyonlarda, silahlı suç örgütü kurdukları ileri sürülen 28 kişi yakalandı.
Aralarında Buca Cezaevinin eski ikinci müdürü, polis, avukat, katip, askeri personelin de yer aldığı zanlıların gösterdikleri yerlerde yapılan aramalarda, ruhsatsız 7 tabanca, 4 av tüfeği, 2 uçaksavar fişeği, 1 el bombası ele geçirildi.
Gözaltına alınan suç örgütü elemanlarının İzmir başta olmak üzere Ege Bölgesi'nde çek-senet tahsilatı, uyuşturucu madde ticareti, haraç alma, zorla iş yeri ele geçirme, tehdit, adam öldürme, silahla yaralama, oto kurşunlama suçlarını işledikleri, uyuşturucu madde ticareti yaptıkları, uyuşturucu nedeniyle başka gruplarla çatışmaya girdiklerinin belirlendiği iddia edildi.

Zanlıların, ticari anlaşmazlıkların ardından kendilerine başvuran bazı kişilere para karşılığında tetikçi ayarladıklarının tespit edildiği de öne sürüldü.

Çete elemanlarının, etkinliklerini artırmak amacıyla bazı kamu görevlileriyle bağlantı kurdukları, bir dönem Buca Cezaevi ikinci müdürlüğünü yapan K.Y. ile ilişkilerini geliştirerek cezaevine giren suç örgütü mensuplarına yardım etmesini ve suç örgütünün cezaevindeki etkinliğini devam ettirmesini sağladıkları bildirildi.

İzmir Adliyesinde görevli memurlarla temasa geçerek gizlilik kararı alınmış dosyalardaki bilgileri elde ettikleri, telefon dinleme ile ilgili mahkeme kararlarını önceden öğrendiklerinin ortaya çıktığı ileri sürüldü.

Gözaltına alınan zanlılardan avukat olan 2 kişinin ifadeleri alındıktan sonra soruşturmayı yürüten Cumhuriyet savcısının talimatıyla serbest bırakıldığı, bu avukatlar hakkında düzenlenen dosyanın adliyeye gönderildiği kaydedildi.

Emniyet Müdürlüğünde işlemleri tamamlanan 26 zanlı, haklarında düzenlenen evrakla İzmir Adliyesine sevk edildi.



01 Şubat 2008, Cuma

kemal.erdem
02-02-2008, 05:58
Bir egitim kurumu, donumlerce agaclandirma alanini kiraliyor cok cuzi bir paraya sonra belediyedeki adamlari dayanisma gostererek ayni araziyi imara aciyorlar, agaclandirmayi unutarak ve cag egitim kurumu Vestel i bile borsada satin alabilecek parayi buluyor.nerde kaldi hak hukuk nerde din iman birisi bana anlatabilir mi !!!


alinti:gazete vatan
16/9/2007
Haber: Öge DEMİRKAN / HABER MERKEZİ

Belediye imara onay verdi, arazinin değeri 90 milyon $’a çıktı!


İstanbul’un en değerli arazilerinden biri olarak kabul edilen, E-5 üzerinde, Atatürk Havalimanı döner kavşağına komşu, 114.5 dönümlük ağaçlandırma ve dere yatağı İstanbul Büyükşehir Belediye Meclisi’nin aldığı karar ile imara açıldı. 14 Eylül Cuma günü toplanan meclis, Fethullah Gülen’e yakınlığı ile bilinen Çağ Eğitim Kurumları’nın imar değişikliği talebini kabul ederek, ağaçlandırma alanını imara açtı. İstanbul Emlakçılar Odası Sabri Ateş, iznin çıkmasıyla arazinin değerinin 90 milyon dolara çıktığını, inşaatın tamamlanması halinde ise 480 milyon dolara kadar ulaşacağını belirtti. Çağ Eğitim Kurumları, bu araziyi Milli Emlak’tan 49 yıllığına 210 bin YTL’ye kiralamıştı.

ibrahimbjk
02-02-2008, 07:35
Az yollamışlar sanırım,arkası gelmedi.:p:p:p
Habere %4 tepki verdi birde para gelse kesin dolar 1 ytl olur....bende fullerim doları....

ibrahimbjk
02-02-2008, 07:43
Yılmaz ÖZDİL (http://www.hurriyet.com.tr/index/yılmaz_özdil)



yozdil@hurriyet.com.tr (yozdil@hurriyet.com.tr)

http://www.hurriyet.com.tr/_yazarlar/images/249b.jpg Turkishman in New York


Bizde...

"Türban üniversiteye girecek mi?"

Dünyada...

"ABD resesyona girecek mi?"

*

"Lokal soru"ya günlerdir cevap arıyoruz, bugünlük ara verelim...

"Küresel soru"ya kafa yoralım.

*

Velev ki, Amerikalısınız...

Kendinizi onların yerine koyun.

Açıyorsunuz televizyonu...

Avrupa’dan Asya’ya, Davos’tan Pekin’e, siyasetçilerden profesörlere, bankacılardan gazetecilere kadar, herkes ne diyor?

"ABD ekonomisi durabilir."

Ne yaparsınız?

Ailenize, eşinize, çocuğunuza, şirketiniz varsa müdürlerinize dönersiniz, "küçülün" dersiniz, "herkes aynı şeyi söylediğine göre, galiba bir sakatlık var, tasarruf edin, harcamaları kısın, frene basın."

*

Böylece ne olur?

Girmeyeceği varsa bile...

Resesyona girer.

*

Şimdi dönün...

Kendinizi kendiniz yerine koyun.

Açtınız televizyonu...

IMF’den AB’ye, siyasetçilerimizden profesörlerimize, bankacılarımızdan gazetecilerimize kadar, herkes ne dedi?

"Büyüdünüz, acayip zenginleştiniz, krediler sudan ucuz, ev alın, kira öder gibi ödersiniz, otomobili yenileyin, kredi kartı alın, borçlanın, korkmayın, borç yiğidin kamçısıdır, kişi başınıza düşen milli geliriniz arttı, enflasyon bitti, borsa kanatlandı, cennet cennet, para yağıyor, dolar 1 lira olacak."

Ne yaptınız?

Ailenize, eşinize, çocuğunuza, şirketiniz varsa müdürlerinize döndünüz, "açılın" dediniz, "herkes aynı şeyi söylediğine göre, gidişat süper, borçlanın, bol bol kredi alın, takside girin, harcayın."

*

Böylece ne oldu?

Girmeyeceğiniz varsa bile...

Gırtlağa kadar girdiniz.

*

Ve, şimdi son soru:

"Ya ABD resesyona girerse?"


GİRERSE GİRSİN BİZ TÜRKÜZ BİZE BİR ŞEY OLMAZ.....:beurk:

ARKAMIZDA FON BABA VAR.....

ÇAKAL
02-02-2008, 09:12
Habere %4 tepki verdi birde para gelse kesin dolar 1 ytl olur....bende fullerim doları....:super::super:
Vestel gibi olmasın sakın.1'i gösterip 0.86 olma ihtimali nedir?Var mıdır?:):):)

ÇAKAL
02-02-2008, 09:16
İstanbul Emlakçılar Odası Sabri Ateş, iznin çıkmasıyla arazinin değerinin 90 milyon dolara çıktığını, inşaatın tamamlanması halinde ise 480 milyon dolara kadar ulaşacağını belirtti. Çağ Eğitim Kurumları, bu araziyi Milli Emlak’tan 49 yıllığına 210 bin YTL’ye kiralamıştı.


Kanunları tam bilmiyorum,kiraladığı arazide kullanım hakkı yok mu sadece.Yani 49 yıl sonra devlete geri vermeyecek mi?:notr:
Vermeyecekse eğer hocaya gidelim söyleyelim şu vestel'e de bi el atsın.:)O da beleş,diyelim.Eleman bol nasıl olsa çalıştırırız.

ÇAKAL
02-02-2008, 10:56
13. baskın!

İstanbul Emniyet Müdürlüğü Asayiş Şube Müdürlüğü Ahlak Büro Amirliği'ne bağlı ekipler, kumar oynatıldığı gerekçesi ile Dalmaz Center'a 13. kez baskın düzenledi.

Kumarhaneyi işleten Nail G. ile birlikte 10'u kadın toplam 50 kişi gözaltına alındı. Bir adet rulet masası ile 7 adet Black Jack'e el konuldu.

Dalmaz Center'da kumar oynatıldığı haberini alan Ahlak Büro Amirliği ekipleri, 01.00 sularında Beşiktaş Etiler Nispetiye Caddesi'nde bulunan Dalmaz Center'a baskın yaptı.

Baskında 1 adet rulet masası ile 7 adet Black Jack'a el kondu. Kumarhaneyi işleten Nail G. ile birlikte 10'u kadın toplam 50 kişi gözaltına alındı. El konan kumar aletleri ile gözaltına alınanlar Asayiş Şube Müdürlüğü'ne götürüldü. Nail G.'nin mahkemeye çıkarılacağı, kumar oynayanlara ise 125 YTL :D:D:D:D:D:Dpara cezası kesildikten sonra serbest bırakılacağı öğrenildi.

ibrahimbjk
02-02-2008, 11:20
:super::super:
Vestel gibi olmasın sakın.1'i gösterip 0.86 olma ihtimali nedir?Var mıdır?:):):)
ihtimal her zaman mevcut onun için arabayı arkaya bırakacam.....

ibrahimbjk
02-02-2008, 11:27
şöyle bir vestele baktım normal şartlarda şelale düşüşlerinde geçen hafta için 1.99 tepki alım yeri iimiş bu haftada 1.92 imiş buradan kesin tepki gelmesi lazım olaya teknik olarak bakan birisi olarak....

ÇAKAL
02-02-2008, 11:32
şöyle bir vestele baktım normal şartlarda şelale düşüşlerinde geçen hafta için 1.99 tepki alım yeri iimiş bu haftada 1.92 imiş buradan kesin tepki gelmesi lazım olaya teknik olarak bakan birisi olarak....Hay ağzına sağlık.Su serptin,BJK 'da senin yüreğine su serpsin bugün.:D:D:D

ÇAKAL
02-02-2008, 11:35
Yasak sorular
Mahir Kaynak


Yıllardır aklımı kurcalayan bir çok soru, sorulmasının sakıncalı sayılması yüzünden, sessizce varlığını sürdürüyor ama ortaya çıkmaya cesaret edemiyor. Mesela Birinci Dünya Savaşından sonra birlikte yenildiğimiz Almanya’nın yirmi yıl sonra tüm dünyayı savaşa sürükleyecek kadar güçlenmesini, üstelik bağımsızlığını elde etmek için bizim gibi hala en büyük övüncümüz olan bir kurtuluş savaşına gerek görmemesini anlayamam. Üstelik sebep olduğu ve tarihin en büyük savaşı sayılan İkinci Dünya Savaşında da yenilmiş olmasına rağmen bir bağımsızlık savaşı yapmadan, yarım asır sonra da olsa, büyük bir ekonomik ve siyasi güç olmasının sırrını çözemedim.

Japonya, geçerli analizler çerçevesinde, bir bilmeceden daha karmaşıktır. Yıllarca savaştığı ve yüz binlerce askerinin ölümüne sebep olduğu ABD, savaşın hemen arkasından, Japonya’ya teknoloji ve sermaye akıtmış, müthiş bir ekonomik gelişme yaşanmış ve bunun adına Japon mucizesi denmiştir. Bunun için ne bağımsızlık savaşına gerek duymuş ne de sermaye biriktirmek için sıkıntı çekmiştir.

Bazı ülkeler savaş çıkarıyor, yenilseler bile büyük kayıplara uğramadan tekrar sahnede yerlerini almak imtiyazına sahip oluyor ama sadece biz hem bir bağımsızlık savaşı yapmak hem de sahnedeki yerimizde arka plana düşmek durumunda kalıyorduk.

Bu sorunun cevabı dünyanın, bir çok sebeplerle, Türklere ve Müslümanlara düşman olduğu ve onların yeniden tarih sahnesine çıkmasını istemedikleri biçimindeydi. Bu durumda da Yeşil Kuşak Projesi ve Orta Asya’da Türk cumhuriyetlerinin SSCB’ye karşı kışkırtılması anlaşılamıyordu.

Birinci Dünya Savaşından sonra Türkiye’nin kurulmasını engelleseler ve mesela topraklarımızın büyük bir bölümünü Yunanistan’a bağlasalardı acaba, bu sefer de, Müslümanları bu devlete karşı kullanmazlar mıydı? Yoksa kendilerinden saydıkları için Yunanistan’ı rahat mı bırakırlardı?

Eğer dünyayı kendilerinden olan ve olmayan olarak ayırıyorlarsa neden tarihin en kanlı savaşı olan Birinci Dünya savaşında sadece kendileri vardı? Bugünlerin en önemli aktörleri sayılan Müslümanlar ve Yahudilerin olmadığı bir dünya savaşı nasıl yapılabilmişti?

Neden T.C. kurulurken mübadeleye gerek görülmüş ve Anadolu ile Balkanlar birbirinin uzantısı olmaktan çıkarılıp ayrıştırılmıştı? Bu durum, yani homojen bir toplum haline gelmemiz, bizim tercihimiz miydi? Durumdan memnun olduğumuza göre galip devletler bize iyilik mi yapmıştı yoksa irademize boyun mu eğmişti?

Bütün söylediklerim sormak istediğim sorunun girişi niteliğindedir ve bir alıştırma sayılabilir. Geçmişte düşmanlarını kalkındıran ama dostu saydıkları ülkemize bir çivi bile çakmayan güçler şimdi neden, olumsuzluklara bile aldırmadan, ülkemize geliyorlar, yatırım yapıyorlar, teröristimize karşı bizimle birlikte oluyorlar? Tüm dünyada Müslümanları tehlike sayarken bizdeki İslamcı görünümü olan bir iktidara katlanıyorlar hatta destekledikleri söyleniyor? Gelişmelerden şikayet etmiyorum ama ne olduğunun anlaşılmasını istiyorum.


02.02.2008

ÇAKAL
02-02-2008, 11:38
Arapça sözlük alıp ayetleri tefsir etmek baltayla saat tamir etmeye benzer


Diyanet İşleri Başkanı Ali Bardakoğlu, ''21. yüzyılda Türkiye laikliğinin olumlu meyveler vereceğini belirterek, ''Yeter ki laikliği doğru anlayalım ve doğru uygulayalım ve yanlışlarımızı laiklik adına savunmayalım'' dedi.

'Net söylüyorum başörtüsü dini gerekliliktir'


Bardakoğlu, CNN Türk'te katıldığı ''Eğrisi Doğrusu'' programında gazeteci Taha Akyol'un sorularını yanıtladı.

Laikliğin bir siyasi rejim olarak, din ve devlet işlerinin birbirinden ayrılması olduğunu belirten Bardakoğlu, ''21. yüzyılda Türkiye laikliği çok olumlu meyveler verecektir, buna yürekten inanıyorum. Türkiye laikliği hem İslam dünyası için, hem Batı için çok önemli kazanımlar verecek güçtedir ve böyle bir potansiyele sahiptir. Pozitif bir model olarak görüyorum. Yeter ki laikliği uygularken, laikliği anlarken, onu dinin karşıtı ve din dışı bir ideoloji haline getirmeyelim'' diye konuştu.

Türkiye laikliğini kurum olarak önemsediklerini vurgulayan Bardakoğlu, ''Laiklik içerisinde dünyaya yeni açılımlar getirme potansiyelini içimizde taşıyoruz. Bu konumumdan ve makamımdan kaynaklanan bir görüşten ziyade akademik görüşüm de o yöndedir. Yeter ki laikliği doğru anlayalım ve doğru uygulayalım ve yanlışlarımızı laiklik adına savunmayalım'' şeklinde konuştu.

Akyol'un toplumun dindarlaştığı yönündeki iddiaları nasıl değerlendirdiğini sorması üzerine Bardakoğlu, şunları kaydetti:

''Bu sorunun cevabı hem dindarlıktan ne anladığımıza, hem de dindarlığı nasıl ölçtüğümüze bağlı. Sosyal bilimci gözüyle toplumun dindarlaştığını söylemek zor. Türkiye'de ben hiçbir zaman laikliğin bir sıkıntı olduğunu düşünmedim. Türkiye'de laiklik hiçbir zaman tartışılan bir kavram olmamıştır. Sadece tartışmalar 'biz nasıl uygularsak özgürlükleri, laikliği, dini, devleti, demokrasiyi bir arada ve insanların huzur bulacağı barış içinde yaşayacağı bir şekilde buluşturabiliriz', aslında Türkiye'de sorun budur. Yoksa ki her tartışmayı biz laiklik tartışması ve laiklik zedeleniyor, din elden gidiyor tartışmasına dönüştürürsek hiç bir konuyu sağlıklı düşünemeyiz. En küçük tartışmalarda hemen konuyu laiklik çerçevesine, din çerçevesine, vatan, millet, bayrak çerçevesine oturtursak o zaman hiçbir konuyu sağlıklı tartışamayız. Bunlar üst kavramlar olup bunlara zaten bir şey olmaz. Türkiye laikliği oturmuş bir laikliktir, Türkiye laikliği benimsenmiş bir laikliktir. Türkiye'nin dindarlığı Türkiye'nin Osmanlı'dan beri devam eden çok kalıcı bir tercihidir. Yani Türkiye ikisinden de vazgeçecek değildir. Türkiye demokrasiden vazgeçecek değildir. Din devlet ilişkilerinin Osmanlı'yla alakalı çok uzun geçmişi var.''

Toplumun türban yasağını baskı olarak gördüğü ile ilgili düşüncelerinin sorulması üzerine Bardakoğlu, ''Bu çetrefil bir konu, ama ben Diyanet İşleri Başkanı olarak sürekli Müslüman kadınların başörtüsünün dini hükmü nedir konusunda çok açık ve net ifadelerde bulundum. Hep dedim ki, 14 asırdır Müslümanlar kadınların başını örtmesini dini bir gereklilik olarak görmüşlerdir ve genel çizgi, genel manzara budur. Yani bu kişisel takdirlerden, bakış yönlerinden bağımsız çok net bir resimdir'' diye konuştu.

''Müslümanların dini tecrübesinde kadınların başörtüsü dini gereklilik olarak görüle gelmiştir. Bu tartışılmayacak kadar açık bir veridir'' diyen Bardakoğlu, şöyle konuştu:

''Bu düne gitseniz de böyle, bugün baksanız da böyle. Kuzey Afrika'ya gitseniz de böyle, Endonezya'ya gitseniz de böyle. Tabi Müslümanların bu kanaati kendiliğinden oluşmuş değil, Kur'an'la irtibatı var, Peygamberin uygulamalarıyla irtibatı var, Müslümanların bunu anlama tarzlarıyla irtibatı var. Dinin ana kaynağı Kur'an'dır. Onun açıklayıcısı Hazreti Peygamber'dir. Müslümanların bunu anlayış tarzları da bir sosyal veri olarak bizim için önem taşır. Biri çıkıp bana göre Kur'an'da başörtüsü vardır yoktur gereklidir gereksizdir tartışması ayrı bir konudur ama Müslümanların 14 asırdır bunu böyle algıladığı çok açık bir veridir. Bu bir din bilimi işidir. Bu konunun, dini bilginin ve dini bilimlerin konuşulma ve tartışılma üslubu çok önemlidir.''

Bilim tarihinde metodolojiyi ilk kuranların Müslümanlar olduğunu ifade eden Bardakoğlu, son dönemlerde televizyon ekranlarına çıkan din görevlilerini de eleştirdi. Bardakoğlu, ''Bugün Müslümanlar, bazı ilahiyatçılar, bazı din bilgini olarak tanıtılıp ekranlarda gördüğümüz şahıslar, maalesef metodik düşünceden ve metodolojik yaklaşımdan biraz uzak, daha çok ekranlara çok çıkabilme kaygısıyla hareket ediyor'' dedi. :super:

Bardakoğlu, insanların değişik zaafları olabileceğini, ama medyanın ve köşe yazarlarının olayı soğukkanlı şekilde algılamasını önerdiğini kaydederek sözlerini şöyle sürdürdü:

''Yani bir defa 14 asırdır tecrübe böyle gelmiş, beğenirsiniz beğenmezsiniz. Ama bu şu anlama gelmez bir kişinin Müslüman olması için ''ben Müslümanım'' demesi yeterlidir. Namaz kılıp kılmaması, orucu tutup tutmaması, başını örtüp örtmemesi, içki içip içmemesi onun dindarlık derecesidir, dindarlık duyarlılığıdır. Bugüne kadar bu toplumda namazı kılıp kılmayanı, orucu tutup tutmayanı, ayırmadık. Herkes birbirini Müslüman olarak gördü. Anadolu'da kimse kimsenin dindarlığını yargılamaz. Ama bazen insanlar bir şey yapmıyorsa 'madem ben yapmıyorum bu dinde yoktur'a getiriyor işi. Bu da doğru değil. Aykırı düşünen şahısları bulup ekrana çıkarmak da marifet değil, doğru değil. İnsanların zihinlerini karıştırmamak lazım. Sözlüğe bakarak Kur'an ayetlerini açıklamak, Arapça sözlük alıp ayetleri tefsir etmek baltayla saat tamir etmeye benzer.'' :super::super:

-''ŞALVAR VE ÇARŞAF DİNİ BİR GEREKLİLİK DEĞİLDİR''

Akyol'un ''Toplumun yüzde 93'ü başörtülü kadınlardan rahatsız olmuyor ama çarşaf, şalvar gibi şeyler dendiği zaman toplumun önemli bir kesimi bundan rahatsızlık duyuyor ve genellik tarikatların bunları telkin ettiği yönünde bir kanaat var bunu nasıl değerlendiriyorsunuz'' sorusuna da Bardakoğlu, ''Şalvar ve çarşaf dini bir gereklilik değildir. Dinin istediği bir kıyafet tarzı değildir. Çünkü din sadece kadınların yüzleri hariç elleri hariç örtünmesi ile ilgili genel prensip koymuştur. Artık bundan sonrası insanların estetik duygularıyla, şehirleşebilmeleriyle, kültürleriyle alakalı'' diye cevap verdi.

Şehirlerdeki tarikatların ve dini örgütlenmelerin sadece din ekseninde ele alınmasının yanıltıcı olduğuna işaret eden Bardakoğlu, ''Şehirleşme süreciyle ve sosyal gelişmeyle alakalı bir olgu bu. Öz eleştiri yapmak gerekirse ülkemizde şehirleşme sürecini yönetemedik. Şehre gelen insanların yalnızlığını giderecek ara kurumlar oluşturamadık. Daha doğrusu şehirdeki dindarlığı besleyecek o kültür kaynaklarını koruyamadık. Böyle olunca şehre gelip yalnızlaşan insanın tutunacağı dallar gerekti. Sosyal olarak, kimlik olarak, kişilik olarak gelenekleriyle yaşayabilme açısından, şehrin o 'boyalı' hayatına karşı belli bir koruma refleksi oluştu. Bütün bunlar günümüzde dış görünüşte din olarak algılanan ama esasında daha sosyolojik, ekonomik tabanı olan örgütlenmeleri, hayat tarzlarını oluşturur. Her hayat tarzı daha sonra dini gerekçesini kendisi bulur'' diye konuştu.



02 Şubat 2008, Cumartesi

latino1122
02-02-2008, 11:40
Yasak sorular
Mahir Kaynak


Yıllardır aklımı kurcalayan bir çok soru, sorulmasının sakıncalı sayılması yüzünden, sessizce varlığını sürdürüyor ama ortaya çıkmaya cesaret edemiyor. Mesela Birinci Dünya Savaşından sonra birlikte yenildiğimiz Almanya’nın yirmi yıl sonra tüm dünyayı savaşa sürükleyecek kadar güçlenmesini, üstelik bağımsızlığını elde etmek için bizim gibi hala en büyük övüncümüz olan bir kurtuluş savaşına gerek görmemesini anlayamam. Üstelik sebep olduğu ve tarihin en büyük savaşı sayılan İkinci Dünya Savaşında da yenilmiş olmasına rağmen bir bağımsızlık savaşı yapmadan, yarım asır sonra da olsa, büyük bir ekonomik ve siyasi güç olmasının sırrını çözemedim.

Japonya, geçerli analizler çerçevesinde, bir bilmeceden daha karmaşıktır. Yıllarca savaştığı ve yüz binlerce askerinin ölümüne sebep olduğu ABD, savaşın hemen arkasından, Japonya’ya teknoloji ve sermaye akıtmış, müthiş bir ekonomik gelişme yaşanmış ve bunun adına Japon mucizesi denmiştir. Bunun için ne bağımsızlık savaşına gerek duymuş ne de sermaye biriktirmek için sıkıntı çekmiştir.

Bazı ülkeler savaş çıkarıyor, yenilseler bile büyük kayıplara uğramadan tekrar sahnede yerlerini almak imtiyazına sahip oluyor ama sadece biz hem bir bağımsızlık savaşı yapmak hem de sahnedeki yerimizde arka plana düşmek durumunda kalıyorduk.

Bu sorunun cevabı dünyanın, bir çok sebeplerle, Türklere ve Müslümanlara düşman olduğu ve onların yeniden tarih sahnesine çıkmasını istemedikleri biçimindeydi. Bu durumda da Yeşil Kuşak Projesi ve Orta Asya’da Türk cumhuriyetlerinin SSCB’ye karşı kışkırtılması anlaşılamıyordu.

Birinci Dünya Savaşından sonra Türkiye’nin kurulmasını engelleseler ve mesela topraklarımızın büyük bir bölümünü Yunanistan’a bağlasalardı acaba, bu sefer de, Müslümanları bu devlete karşı kullanmazlar mıydı? Yoksa kendilerinden saydıkları için Yunanistan’ı rahat mı bırakırlardı?

Eğer dünyayı kendilerinden olan ve olmayan olarak ayırıyorlarsa neden tarihin en kanlı savaşı olan Birinci Dünya savaşında sadece kendileri vardı? Bugünlerin en önemli aktörleri sayılan Müslümanlar ve Yahudilerin olmadığı bir dünya savaşı nasıl yapılabilmişti?

Neden T.C. kurulurken mübadeleye gerek görülmüş ve Anadolu ile Balkanlar birbirinin uzantısı olmaktan çıkarılıp ayrıştırılmıştı? Bu durum, yani homojen bir toplum haline gelmemiz, bizim tercihimiz miydi? Durumdan memnun olduğumuza göre galip devletler bize iyilik mi yapmıştı yoksa irademize boyun mu eğmişti?

Bütün söylediklerim sormak istediğim sorunun girişi niteliğindedir ve bir alıştırma sayılabilir. Geçmişte düşmanlarını kalkındıran ama dostu saydıkları ülkemize bir çivi bile çakmayan güçler şimdi neden, olumsuzluklara bile aldırmadan, ülkemize geliyorlar, yatırım yapıyorlar, teröristimize karşı bizimle birlikte oluyorlar? Tüm dünyada Müslümanları tehlike sayarken bizdeki İslamcı görünümü olan bir iktidara katlanıyorlar hatta destekledikleri söyleniyor? Gelişmelerden şikayet etmiyorum ama ne olduğunun anlaşılmasını istiyorum.


02.02.2008

Mahir kaynak iyi sorgulamış..neden diğerleri böyle yapıyor..LOST gibi olmuş bu yazı..:D:D:D:D

ÇAKAL
03-02-2008, 08:45
Amerikan sigarasına verilen 1 doların 25 senti PKK'ya mı gidiyor?


Türkiye'de sigara reklamlarına yasak getirilmesini sağlayan ve sigara kaçakçılığı konusunda önemli çalışmaları bulunan eski Sağlık Bakanı Bülent Akarcalı, sigara kaçakçılığının merkezinde büyük sigara şirketi Philip Morris ve JTİ olduğunu iddia etti.


Avrupa Birliği (AB) raporlarına göre sigaraya verilen her bir doların 25 sentinin PKK'ya gittiğine işaret eden Akarcalı, "PKK'nın sigara kaçakçılığından edindiği kazanç asgari olarak 300 milyon Euro" dedi. Türkiye'de sigara reklamlarına yasak getirilmesinin mimarı olarak bilinen Eski Sağlık Bakanı Akarcalı, sigara kaçakçılığı ile ilgili olarak araştırmalarını kitap haline getirecek. Sigaraya karşı mücadelesinde eski ABD Başkanı Bill Clinton ve eşi Hillary Clinton'dan da destek aldığını söyleyen Akarcalı, ANKA'ya yaptığı açıklamada, sigara şirketlerinin PKK üzerinden büyük miktarda sigara kaçakçılığı yaptığına dikkat çekti.

-"SİGARA KAÇIKÇILIĞININ MERKEZİ SİGARA ŞİRKETLERİ"-

Akarcalı, AB raporlarına göre İngiliz, Amerikan ve Japon şirketlerinin oluşturduğu tekelin sigara kaçakçılığının merkezinde de bulunduğuna işaret etti. Akarcalı, "Bunu sadece ben söylemiyorum. Bu konuyu yıllardın gündeme getiriyorum, ancak AB raporları tarafından da bu söylediklerim tescillendi. AB'nin konu ile ilgili 2002 yılında yayınladığı rapor sonucunda Philip Morris, JTİ gibi şirketlere 4 yıl kadar önce soruşturma açıldı. Bu firmalar sigara kaçakçılığına imkan veriyorlar. AB ülkeleri de sigara kaçakçılığı nedeniyle vergi kaybına uğruyor. Dolayısıyla firmalar bu sigaranın satışını denetim altına almadığı ve malı sattığı kişilerin meşru yollardan satıp satmadığını denetlemediği için soruşturma açıldı" dedi.

-SİGARA ŞİRKETLERİ PKK'YI DESTEKLİYOR, PKK 5 SENT YERİNE 25 SENT KAZANIYOR"-

Soruşturmanın bitirilmediğini de kaydeden Akarcalı, şunları söyledi : "Bu firmalar soruşturmanın sonucunun büyük maliyetlerle biteceğini anlayınca AB'ye dostane bir anlaşma yoluna gittiler. Anlaşmaya göre Philip Morris, 12 yıllık bir sürede AB'ye 1,25 milyar dolar ödemeyi kabul etti. Anlaşma uyarınca AB de şirket hakkındaki tüm suçlamalarını geri çekiyor. Ayrıca JTİ de yaklaşık 400-500 milyon dolarlık bir ödeme yapacak. Şimdi AB için bu olduğuna göre Türkiye için de benzer durum söz konusu. AB ülkelerinde bu alınacak para belli oranlarda dağıtılacak. Türkiye'nin de aynı soruşturmayı başlatarak, AB tarafından öngörülen çerçevede vergi kaybından dolayı olan kaybının ödenmesini istemek en doğal hakkı. Ama Türkiye için ayrı bir durum var. Zamanında ben söylediğimde itirazlar olmuştu, fakat ben geri adım atmamıştım. Çünkü söylediklerim AB kaynaklıydı. Özellikle İskenderun tarafından yapılan sigara kaçakçılık PKK'nın finansmanında kullanılıyor. O sigaralar direkt PKK üzerinden kaçırılıyor. Aslında sigaralar Türkiye'den normal ihraç edilip Ürdün' ya da Lübnan'a gider ve oradan da tekrar PKK'ya satılabilirdi. Ama o zaman PKK o işten 25 sent kazanacağına 5 sent kazanmış olurdu. Bu şekilde bakarsak, Türkiye'de yerleşik sigara şirketlerinin PKK'nın desteklenmesi için özel gayret içinde 'olmadığı' izlenimini alamadım."

-KAÇAKÇILIĞA GÜMRÜKLER DE GÖZ YUMDU, ÖZELEŞTİRİ YAPMALIYIZ"-

Akarcalı, PKK'nın her türlü gayri meşru yoldan para kazanan bir örgüt olduğuna dikkat çekerken, PKK'nın finansal açıdan büyümesine sadece sigara şirketlerinin göz yummadığına da işaret etti. Gazetelerde daha önceki yıllarda çıkan 'Hain Tırlar' başlıklı bir haberi hatırlatan Akarcalı, "Türkiye'ye kaçak silah taşıyan tırlar nerden geçti, Türk gümrüklerinden geçti. Gümrükçüler de bir öz eleştiri yapmak durumundadır. Uyuşturucuyu PKK kimlere getirdi, yine Türkiye'deki insanlara. Getirenler de Kürt-Türk diye bir şey yok. Bu işin Kürdü Türkü yok. Bu işten nemalanan herkes nemalandı. Ama derli toplu şirketlerin bunu bilerek tavır alması gerekirdi. Sigara şirketleri 'biz malımızı satarız nereye gitti bakmayız' diye bir anlayış olamaz. Bugün şehit aileleri; PKK'nın finansmanını yapan sigara şirketlerinin önüne gitseler ne diyecekler. PKK'nın sigara kaçakçılığından edindiği kazanç asgari olarak 300 milyon Euro. Sigaraya verilen bir doların 25 senti PKK'ya gidiyor" dedi.

-"KİMİ BASIN EKONOMİK GÜCÜ OLAN SİGARA ŞİRKETLERİNİ TERCİH EDİYOR"-

Akarcalı, sigara kaçakçılığı konusunda çıkan sigara yasağı yasası sonrasında büyük şirketlerden birinin yöneticisinin yasa ile ilgili kendilerine danışılması gerektiği yönünde açıklamada bulunduğunu hatırlattı. Söz konusu yasa ile ilgili şirketlere danışmanın "El Kaide'ye operasyon yapmadan önce El-Kaide'ye danışmakla" aynı şey olduğunu ifade eden Akarcalı, "Bu konuyu Türkiye'nin en büyük gazeteleri ekonomi sayfalarında yer verdi. Hatta en büyük ekonomi yazarlarından biri de köşesine bu konuyu taşıdı. Ben de bu köşe yazarına AB raporlarını iki kez göndermeme rağmen nezaketen bile geri dönmedi. Şunu anladım ki; bizlerin siyasi ve manevi gücü bu İngiliz, ABD ve Japon şirketlerinin ekonomik gücü ile çatıştığında, genelde sigara kaçakçılığına karşı çıkan kimi basın kuruluşları özel durumlarda onları tercih ediyor" dedi.

Anka
03 Şubat 2008, Pazar

ibrahimbjk
03-02-2008, 08:59
Sayın Cakhall Son zamanlarda medyada ırakla ilgili haberler görülmüyor veya yayınlanmıyor...selamlar...

latino1122
03-02-2008, 09:06
’Ezik kadın’kocasına ’lan sibop’ demez:D:D:D:D:D:D

Yargıtay, Kayseri’de yerel mahkemenin boşanma davasında kadının, avukat kocasına "Lan sibop" diyemeyeceğine dair aldığı kararı onadı. Kadını "ezik" olarak niteleyen yerel mahkeme kararına göre davacı koca aylık 200 YTL nafaka ve 20 bin YTL de tazminat ödeyecek.

http://www.hurriyet.com.tr/gundem/8156853.asp?gid=229&sz=83592

ÇAKAL
03-02-2008, 09:23
Sayın Cakhall Son zamanlarda medyada ırakla ilgili haberler görülmüyor veya yayınlanmıyor...selamlar...:super::super:
RTE mi desem yoksa bilmediğimiz büyük el mi desem,basının kuyruğunu sıkıştırmış olabilir.:yes:
Artık zaman menfaatlerin uçuştuğu bir zaman oldu,daha doğrusu toplumun çoğu mıçını kurtaran kaptan gözüyle bakıyor hayata.:)Bu nesli bu hâle getirenler zararını da kendileri çekecekler.:cry::cry:
Sevgiler.

ÇAKAL
03-02-2008, 09:24
Van'da elektriğin yüzde 84'ü kaçak

Türkiye'de elektrik tüketiminde kayıp kaçak oranı oldukça yüksek. Bu oran Doğu bölgelerine gittikçe artıyor.



Maliye Bakanı Kemal Unakıtan'ın bir soru önergesi üzerine verdiği bilgiye göre Van Gölü bölgesinde yer alan Van, Bitlis, Hakkari ve Muş illerinde sisteme verilen elektriğin yüzde 83,63'ü kayıp ve kaçağa gidiyor. Elektrik sayaçlarını bozan ya da evine doğrudan hat çeken pek çok aile, para ödemeden elektrik tüketiyor. Diyarbakır'da kaçak elektrik kullanım oranı yüzde 65,54, Mardin'de yüzde 61,80, Şanlıurfa'da da yüzde 58,60 olarak tespit edildi. Aras Bölgesi'nde de kayıp kaçak oranı yüzde 29,42 oldu. Bölgede en fazla kayıp kaçak yüzde 52,37 ile Ağrı'da yaşanırken, en düşük oranın ise yüzde 8,53 ile Erzincan'da olduğu görüldü. Çoruh bölgesinde ise kayıp kaçak oranı yüzde 12,27 olarak belirlendi. Türkiye'de kaçak elektrik kullanım oranının en düşük olduğu yer ise Gediz dağıtım bölgesinde yer alan İzmir ve Manisa illeri. Bu bölgede kaçak oranı yüzde 6,45. Kayıp kaçak oranında Türkiye ortalaması ise yüzde 15 civarında.
Ankara, Anka


03 Şubat 2008, Pazar

ibrahimbjk
03-02-2008, 09:40
Van'da elektriğin yüzde 84'ü kaçak

Türkiye'de elektrik tüketiminde kayıp kaçak oranı oldukça yüksek. Bu oran Doğu bölgelerine gittikçe artıyor.



Maliye Bakanı Kemal Unakıtan'ın bir soru önergesi üzerine verdiği bilgiye göre Van Gölü bölgesinde yer alan Van, Bitlis, Hakkari ve Muş illerinde sisteme verilen elektriğin yüzde 83,63'ü kayıp ve kaçağa gidiyor. Elektrik sayaçlarını bozan ya da evine doğrudan hat çeken pek çok aile, para ödemeden elektrik tüketiyor. Diyarbakır'da kaçak elektrik kullanım oranı yüzde 65,54, Mardin'de yüzde 61,80, Şanlıurfa'da da yüzde 58,60 olarak tespit edildi. Aras Bölgesi'nde de kayıp kaçak oranı yüzde 29,42 oldu. Bölgede en fazla kayıp kaçak yüzde 52,37 ile Ağrı'da yaşanırken, en düşük oranın ise yüzde 8,53 ile Erzincan'da olduğu görüldü. Çoruh bölgesinde ise kayıp kaçak oranı yüzde 12,27 olarak belirlendi. Türkiye'de kaçak elektrik kullanım oranının en düşük olduğu yer ise Gediz dağıtım bölgesinde yer alan İzmir ve Manisa illeri. Bu bölgede kaçak oranı yüzde 6,45. Kayıp kaçak oranında Türkiye ortalaması ise yüzde 15 civarında.
Ankara, Anka


03 Şubat 2008, Pazar
Ben ödüyorumya bu ay %35 fazla ödedim....

ibrahimbjk
03-02-2008, 13:06
160 bin kişinin kredi kartı iptal edilecekGlobal piyasaları sarsan kredi krizinin finans sektörü üzerindeki etkisi sürüyor.

03.02.2008 12:36http://www.haberturk.com/kuturesim/kredi.jpg Son olarak İngiltere’de bir banka, borçları kontrol dışına çıkan 160 bin kişinin kredi kartlarını iptal edeceğini açıkladı. Banka 2 milyon “Egg” kredi kartı müşterisinin yüzde 7’si anlamına gelen 160 bin kişinin kartını en geç 35 gün içinde iptal edecek. Kriz nedeniyle nakit sıkıntısı çeken bankacılık sektöründe ve İngiltere tarihinde ilk kez böyle bir adım atılırken, bunun son olmayacağı, pek çok diğer bankanın da dünyayı etkisi altına alan kredi krizi nedeniyle atılan bu adımı takip edebileceği belirtiliyor.
Ancak bir yandan da kendini garantiye almak isteyen bankaların ekonomik durgunluğu tetikleyebileceği endişesi yaşanıyor. Daily Mail Gazetesi’nin haberinde, “Gerçekten diğer bankalar da borçları kontrol dışına çıkan müşterilerinin kartlarını bloke ederse, piyasadaki alışveriş hızı düşebilir ve durgunluğa yol açabilir” sözlerine yer verildi. Söz konusu 160 bin kişinin her ay limitlerinin üzerinde harcama yaparak asgari ödeme yaptıkları belirtiliyor.

ekselans
03-02-2008, 13:17
Sayın Cakhall Son zamanlarda medyada ırakla ilgili haberler görülmüyor veya yayınlanmıyor...selamlar...

Irak mı K.ırak mı ?
Özel ilgi alanıma giriyor.
Hatta Bir ara Fotoğraflarla Irak (http://www.hisse.net/forum/showthread.php?t=8079) diye bir topiç açmıştım.

Şunu Söyleyebilirim.Irak ve K.ırak'la ilgili Uygulanan Sansür ( Filistin'de var tabi ) .Şaşırılacak derecede.Bu sansürü delerek kendi imkanları ile Blog'larda Bunu anlatmaya çalışan Bir çok Iraklı var.Dial-up bağlantıları ile Bloglarda Bazı gerçekleri anlatmaya çalışıyorlar.Ama ne yazıkki ,oyunun asıl boyutunu,gerçekleri çok geç farkedeceğiz.

alvardar
03-02-2008, 14:24
Van'da elektriğin yüzde 84'ü kaçak

Türkiye'de elektrik tüketiminde kayıp kaçak oranı oldukça yüksek. Bu oran Doğu bölgelerine gittikçe artıyor.



Maliye Bakanı Kemal Unakıtan'ın bir soru önergesi üzerine verdiği bilgiye göre Van Gölü bölgesinde yer alan Van, Bitlis, Hakkari ve Muş illerinde sisteme verilen elektriğin yüzde 83,63'ü kayıp ve kaçağa gidiyor. Elektrik sayaçlarını bozan ya da evine doğrudan hat çeken pek çok aile, para ödemeden elektrik tüketiyor. Diyarbakır'da kaçak elektrik kullanım oranı yüzde 65,54, Mardin'de yüzde 61,80, Şanlıurfa'da da yüzde 58,60 olarak tespit edildi. Aras Bölgesi'nde de kayıp kaçak oranı yüzde 29,42 oldu. Bölgede en fazla kayıp kaçak yüzde 52,37 ile Ağrı'da yaşanırken, en düşük oranın ise yüzde 8,53 ile Erzincan'da olduğu görüldü. Çoruh bölgesinde ise kayıp kaçak oranı yüzde 12,27 olarak belirlendi. Türkiye'de kaçak elektrik kullanım oranının en düşük olduğu yer ise Gediz dağıtım bölgesinde yer alan İzmir ve Manisa illeri. Bu bölgede kaçak oranı yüzde 6,45. Kayıp kaçak oranında Türkiye ortalaması ise yüzde 15 civarında.
Ankara, Anka


03 Şubat 2008, Pazar
Elektriğe %20 zam yapılacağına bu kayıp-kaçak oranı diğer anlamıyla elektrik hırsızlığı önlense keşke. Ama nerde burası Türkiye!

ibrahimbjk
03-02-2008, 14:26
02/02/2008Şener: Halkbank'ı Türkiye'de alabilecek yerli sermaye yokhttp://www.birgun.net/core_images/plus.jpg (javascript:resizeFont(2)) http://www.birgun.net/core_images/minus.jpg (javascript:resizeFont(-2)) http://www.birgun.net/themes/default/images/pix.gifBirinci AKP hükümeti döneminde Devlet Ba-, kanı ve Başbakan Yardımcısı olan ve şu an TOBB ETÜ'de öğretim üyesi olarak görev yapan Doç. Dr. Abdüllatif Şener, Türkiye'de şu anda kriz çıkmamasının nedeninin, ekonominin yabancılaşmasının artmasından kaynaklı olduğunu söyledi. Ulusal Güvenlik ve Stratejik Araştırmalar Derneği'nin (UGSAD) düzenlendiği toplantıda konuşan Şener, özelleştirme kapsamında olan ve bir an önce satılması planlanan Halkbank'a ilişkin olarak, "Halkbank'ı Türkiye'de kimse alamaz. Bir ihaleye çıkıldığı zaman bunu yabancının alacağı bilinir, çünkü Türkiye'de sermaye yok. Biz sermaye fakiri bir ülkeyiz" dedi.
'KÂR ETMEYE GELİYORLAR, YATIRIMA DEĞİL'
Yabancı sermayenin Türkiye'de imalat sektörü yerine bankacılık, perakende, gayri menkul, sabit ve mobil telefon, medya gibi sektörlere girmeyi tercih ettiğine dikkati çeken Şener, bu sektörlerin temel özelliğinin, garantili kazanç sağlanan ve parayı içeriden kazanan sektörler olduğunu belirtti. Bu sektörlerden kazanılanların dövize çevrilerek dışarıya çıktığını belirten Şener, bu kâr transferlerinin, Türkiye'nin cari açığında yeni bir yapısal etken olduğunu söyledi.
"Kriz çıkmıyorsa, ekonominin yabancılaşması artıyor" diyen Şener, bunun aynı zamanda ekonomi politikalarının da yabancılaşması anlamına geldiğini, bütün kulakların yabancıları izlediğini ve takip ettiğini kaydetti.
'TÜRKİYE RİSK ALTINDA, EMİNİM'
Küresel piyasalarda ABD kaynaklı dalgalanmanın Türkiye'ye olası etkilerine yönelik olarak ise Şener, krizin derinleşmesi durumunda, Türkiye'ye etkisinin büyük olacağını ifade etti. "Türkiye'nin dış dalgaya bağlı bir kriz sürecinde olduğundan emin değilim ama risk altında olduğundan eminim" diyen Şener, Türkiye'nin cari açığının çok fazla olduğunu ve bunun da dışarıdan gelen parayla finanse edildiğini, bu paranın bir şekilde çekilmesi durumunda işlerin değişeceğini söyledi. Şener, ekonomiye dair asıl yapılması gerekenin kurumların bir araya gelerek Türkiye'nin küresel rekabetinin artırılmasının yollarını bulmaya çalışmak olduğunu vurguladı.
* * *
Merkez Bankası tartışması, hükümetin suni gündemi
BANKA yönetimi ve uzmanların karşı çıkışına rağmen hükümetin Merkez Bankası'nı İstanbul'a taşıma baskısını da değerlendiren AKP'li eski bakan Abdüllatif Şener, bu konunun hükümet tarafından aslında biraz suni bir gündem olarak ortaya atıldığını vurguladı. Şener, "Eylem planının sunumunun yapıldığı toplantıda soru üzerine 'en önemli eylem' olarak Merkez Bankası'nın taşınmasının gündeme gelmesi ülke sorunlarının çözümüyle ilgili mutfağın iyi çalışmadığını gösterir" dedi.
Şener, ayrıca Merkez Bankası'nın İstanbul'a taşınmasının mahsurlarının daha fazla olduğunu, bunun için çok büyük bir gereklilik de bulunmadığını ifade etti. Ekonomi yönetiminin, etkileşim içinde ortak bir kültür oluşturduğunu ve DPT, Hazine gibi bu kültürün uygulayıcı ve etkin birimlerinin de Ankara'da bulunduğunu ifade eden Şener, "Halbuki bu birimlerden birini başka bir yere gönderirseniz aksamalar meydana gelir, giderse önemli aksamalar ve sorunlar ortaya çıkacağını düşünüyorum" dedi.

ibrahimbjk
03-02-2008, 14:29
Karadeniz'de zengin doğalgaz ve petrol yatakları
Karadeniz'de zengin doğalgaz ve petrol yatakları bulundu. Yapılan aramalarda gelinen son nokta ve rezervlere ilişkin bilgiler..

http://www.bugun.com.tr/images/haber/buyuk/14323_karadenizdogalgaz.jpg


Haber Tarihi
: 3 Şubat 2008
Kategori
: Ekonomi
Yorum Sayısı
: 0
Okunma Sayısı
: 457
Haber Puan
: 3,5


1 (javascript:rateImg(1,14323))
2 (javascript:rateImg(2,14323))
3 (javascript:rateImg(3,14323))
4 (javascript:rateImg(4,14323))
5 (javascript:rateImg(5,14323))


Türkiye Petrolleri Anonim Ortaklığı (TPAO) ile Karadeniz'de “derin deniz” petrol araması konusunda ayrı anlaşma imzalayan Brezilya'nın milli petrol şirketi Petroleo Brasileiro SA (Petrobras), Karadeniz'de çok zengin petrol ve doğal gaz rezervlerinin bulunduğu tahmin ediyor. Petrobras şirketi yetkililerinin açıklamalarına göre, Karadeniz'deki petrol ve doğal gaz arama alanları en iyi perspektife sahip bulunuyor.
Petrobras şirketinin derin deniz taramalarında tecrübeye sahip olduğunu belirten yetkililer, bu tecrübe ve birikimlerini, Karadeniz'deki yüksek hidrokarbon potansiyelini ortaya çıkarmak için kullanacaklarını ifade ettiler.
Karadeniz'deki hidrokarbon potansiyeline inandıklarını belirten yetkililer, Petrobras şirketinin, diğer ülke ve bölgelerde, şimdiye kadar yaptıkları bütün aramalarda başarı elde ettiğinin altını çiziyorlar.
Petrobras yetkilileri, gelecek yıl petrol arama çalışmalarına başlayacakları Karadeniz için doğal gazın bulunduğu yerde petrolün de olabileceğine dikkat çekiyorlar.
ENERJİDE İŞBİRLİĞİ
Türkiye ile enerji konusunda uzun vadeli işbirliği ve yatırım yapmayı planladıklarını belirten Petrobas yetkilileri, bu çerçevede, Türkiye'nin petrol ve doğal gazda dışa bağımlılığını kaldırma konusunda teknik destek vereceklerini de vurguluyorlar.
Petrobras yetkilileri, Türkiye'de, Karadeniz'deki arama ve üretim faaliyetleri konusunda yatırım yaptıklarını ve sismik araştırmalarını da önemli ölçüde tamamladıklarını, sadece Karadeniz ile sınırlı kalmayacaklarını ve Türkiye'de uzun vadeli daha değişik enerji yatırımlarına da girmeyi planladıklarını ifade ediyorlar.

DERİN DENİZ UZMANI PETROBRAS
TPAO ve Petrobras, mevcut anlaşmalar çerçevesinde, güçlü hidrokarbon potansiyeli bulunan Kırklareli ve Sinop arasındaki 3920, 3922 nolu arama sahalarında yüzde 50-yüzde 50 ortak durumundalar.
Karadeniz'in batısında yer alan Kırklareli blokunda (hidrokarbon arama sahası) ortalama su derinliği 1200 metre iken, doğusunda yer alan Sinop blokunda su derinliği 2 bin 200 metreyi buluyor.
Yüksek potansiyel barındıran ancak beraberinde büyük risk taşıyan Karadeniz'in Türkiye'ye ait bölümünde hala yeterince arama faaliyeti yapılmadığı belirtiliyor.
Petrobras, özellikle derin denizdeki petrol ve doğal gaz aramalarında, dünyanın önde gelen şirketleri arasında yer alıyor. Brezilya'da, geçen yıl, her bir kuyu için yaklaşık 100 milyon dolar harcayan Petrobras, deniz altında 6 bin metreye kadar indiği 17 sondajda petrol bulamadı. Ancak bu sondajlardan elde ettiği verilerle 18. sondajı gerçekleştiren şirket, 6 bin metre derinlikte, yüksek kalitede petrol ve doğalgaz rezervlerine ulaştı.
Yaklaşık 1,8 milyar dolarlık sondaj çalışmasının ardından bulunan yataklarda yaklaşık 5 ile 8 milyar varillik petrol bulunması, Brezilya'nın dünyanın sayılı petrol üreticisi ülkeler arasına girmesinin yolunu açtı.
Petrobras, 1953'de Brezilya'nın milli petrol kurumu ve birkaç özel petrol girişimcisinin ortaklığıyla kuruldu. 1970'lerin ortalarında derin deniz petrol arama çalışmalarında dünya liderliği noktasına ulaşan firma, yıllık üretiminin dörtte üçünü ülke dışında gerçekleştiriyor. Petrobras, 17 ülkede faaliyet gösteriyor.

ibrahimbjk
03-02-2008, 14:33
Yeni zenginler alkollü yerde yemek yemiyor müşteri sayısı artmıyor

Ceyhun KUBURLUhttp://www.hurriyet.com.tr/_newsimages/4905119.jpgYabancı oyuncularla birlikte restoran sayısının hızla arttığını söyleyen Tike’nin ortaklarından Mehmet Ali Burduroğlu, rekabetin ön plana çıktığına ancak pastanın büyümediğine işaret etti. Burduroğlu, ayrıca müşteri sayısının artmadığından ve yeni zenginlerin alkollü restoranlara gitmediğinden yakındı.

SON dönemlerde restoran zincirlerinin sayısının hızla arttığını söyleyen Tike’nin ortaklarından Mehmet Ali Burduroğlu, "Müşteri sayısı artmıyor ancak restoran sayısı artıyor. Pasta büyümeden pay alanlar çoğalıyor. Alternatif para harcama kanalları da artıyor" dedi. Özellikle alışveriş merkezlerinde kiraların çok yüksek olmasından yakınan Burduroğlu sektörün son dönemlerde yaşadığı sorunları şöyle özetledi: "15 günde bir dışarıda yemek yiyen kesim artık 2 ayda 1 defa dışarıda yemek yiyor. Çünkü maaşının büyük bir bölümünü konuta yada otomobil kredisine gidiyor. Hafta sonu dışarıda yemek yiyen kesimde alışveriş merkezlerinin çokluğu nedeniyle bu bölgelerden çıkmıyor. Ayrıca son dönemlerde yaptığımız araştırmalarda Türkiye’nin yeni zenginlerinin alkollü yerlere gitmeyi tercih etmediğini gözlemledik. Buda sektörü etkileyen bir başka neden."

ibrahimbjk
05-02-2008, 08:01
İpragaz Şİman TÜp Son Fİyat..45 Ytl Bİr Öncekİ Aldigim Rakam 37.500... Fark Zaman Araliginda %20.....nasil Hesapliyorlarsa....

ÇAKAL
08-02-2008, 08:16
Laiklik yürüyüşünde Atatürk'le Lenin'in fotoğrafı yan yana


Yurtsever Yurttaşlar Platformu’nun gerçekleştirdiği laiklik yürüyüşü skandala dönüştü.
İzmir'de Yurtsever Yurttaşlar Platformu öncülüğünde gerçekleştirilen 'Laiklik' yürüyüşünde Atatürk'le Lenin'in fotoğrafı yan yana taşındı. Lenin için 'Atatürk'ün en büyük müttefiki' ifadesi kullanıldı.



Laiklik ilkesinin Anayasa'ya girişinin 71. yıldönümü vesilesiyle gerçekleştirilen yürüyüşe Karşıyaka Belediye Başkanı Cevat Durak, siyasi parti ilçe başkanları ile bazı sendika ve sivil toplum temsilcileri katıldı. Belediye bandosu eşliğinde gerçekleşen yürüyüş, Atatürk'ün annesi Zübeyde Hanım'ın mezarından başlayıp Anayasa Meydanı'nda son buldu. Burada düzenlenen saygı duruşu ve İstiklal Marşı'nın okunmasının ardından 'Çağdaş Yaşam'cıların da içinde yer aldığı Yurtsever Yurttaşlar Platformu'nun kaleme aldığı bildiri okundu. Bildiride, sivil anayasa çalışmaları dayatma olarak nitelendirildi. AK Parti iktidarı döneminde ülkenin hızla kutuplaşmaya gittiği savunuldu.
Yurtsever Yurttaşlar'ın 'cumhuriyet ve devrimlerin yılmaz bekçileri' olduğu savunuldu. 10. Yıl Marşı eşliğinde gerçekleştirilen yürüyüşte üniversitelerde başörtüsü özgürlüğü aleyhine pankart ve dövizler taşındı. Yurtsever Yurttaşlar Platformu, geçtiğimiz Cumhuriyet Bayramı'ndan önce kuruldu. Platform, Karşıyaka'da faaliyet gösteren 30'dan fazla sivil toplum kuruluşu ve sendikalar tarafından oluşturuldu. Yurtsever Yurttaşlar Platformu'nda, Çocukları Koruma Vakfı, Atatürkçü Düşünce Derneği Karşıyaka Şubesi, Çağdaş Yaşamı Destekleme Derneği, Türk Kadınlar Birliği gibi kuruluşlar yer alıyor.

Mustafa Yüksel, Hasan Çilingir
08 Şubat 2008, Cuma

ÇAKAL
08-02-2008, 08:19
:grrr:Annesinin başını, şeytan olduğu için kesmiş


Önceki gün cadde üzerinde bulunan kesik kadın başının katili, talihsiz kadının oğlu Fatih Özkan çıktı.
Gaziosmanpaşa'da önceki gün sokak ortasına kesilmiş başı atılan 60 yaşındaki Saniye Özkan'ı oğlu Fatih Özkan'ın (36) öldürdüğü ortaya çıktı.



Akli dengesinin yerinde olmadığı iddia edilen Özkan, "Annemi şeytan olduğu için öldürdüm." dedi. Anne katili Özkan, gözaltına alındı. Kesik baş, Küçükköy İstanbul Caddesi üzerinde önceki gün vatandaşlarca bulunmuştu. Polis, olayın ardından kaybolan kadının oğlu Fatih Özkan'ı Ortaköy Camii yakınlarında yakaladı. Polis merkezine getirilen Özkan, sağlık kontrolünden geçirildi. Gazetecilerin, "Annenizi niçin öldürdünüz?" şeklindeki sorusunu Özkan, "Şeytan olduğu için öldürdüm." diye cevapladı. Bu arada görgü tanıklarının ifadesine göre kesik başın siyah bir otomobilden atıldığı ve aracın kaçtığı sanılıyordu. Gaziosmanpaşa Asayiş Büro Amirliği ekipleri, yaptıkları çalışma sonucunda kesik başın bedenini cadde üzerindeki 64 No'lu binada buldu. Saniye Özkan'a ait olduğu tespit edilen kesik başın yine talihsiz kadına ait evin balkonundan atıldığı ortaya çıktı.

Sait Edige, İstanbul


08 Şubat 2008, Cuma

ÇAKAL
09-02-2008, 06:22
Atatürk Baykal’ı pencereden atardı.:bravo::bravo::bravo:
Ertuğrul Günay
http://www.hurriyet.com.tr/gundem/8196541.asp?gid=229&sz=33983

ÇAKAL
09-02-2008, 06:30
9 Şubat 2008

Trafikten helikopterle kaçan işadamı ’hava taksi’ye 10 milyon YTL ödüyor


Ceyhun KUBURLU



Fabrikasından evine, toplantıdan oteline, hafta sonu tatiline gitmek isteyen 500 işadamı hava taksi helikopterleriyle gezmeye alıştı.

http://www.hurriyet.com.tr/ekonomi/8196254.asp?gid=196&sz=41729

ÇAKAL
09-02-2008, 06:49
‘Haçlı formayı öpen Eren’in tarafı belli!’

TÜRK asıllı İsviçreli futbolcu Eren Derdiyok, ilk kez İsviçre adına sahaya çıkarken, yıldız oldu.

İngiltere’de yapılan dostluk maçında İsviçre’nin tek golünü atan 19 yaşındaki Derdiyok “Kökenim Türk olabilir ama kendimi İsviçreli hissediyor ve bu takım için oynamak istiyorum. Türkiye’den teklifler aldım ama gitmeyi düşünmedim” dedi.
Le Matin Gazetesi ise “Fikir değiştirmesinden korkuyorsanız endişelenmeyin. Golünü atınca İsviçre bayrağındaki haçlı formayı öpmesi kalıcı olduğunu kanıtlıyor” diye yazdı

ÇAKAL
10-02-2008, 16:55
Japonya'dan ilginç öneri: Yaşlılarımıza siz bakın

Zübeyde YALÇIN ANKARA

Japon Büyükelçi Sağlık Bakanı Akdağ'a "Yaşlı nüfusumuz artıyor. Onlara Türkiye'deki bakımevlerinde bakılsın" dedi..

Türkiye önümüzdeki günlerde ilginç bir projeye imza atmaya hazırlanıyor. Japon yaşlı emekliler Türkiye'deki bakımevlerine yerleşecek. Bunun için Türkiye'de yeni bakımevleri kurulacak. Sağlık Bakanı Recep Akdağ, geçen günlerde Japonya'nın Ankara Büyükelçisi Nobuaki Tanaka ile görüştüğünü belirterek, "Kendisi bana 'Japonya'da yaşlı nüfusun her geçen gün arttığını ve bunların bakıma ihtiyacı olduğunu, Türkiye'nin bu ihtiyacı giderebileceğini söyledi" dedi. Bu öneriye sıcak bakan Akdağ, Sağlık Bakanlığı Müsteşarı'nı bakım standartlarını incelemesi için Japonya'ya gönderecek. Akdağ, bu konuda şöyle dedi: "Japonlara uygun standart oluşturabiliriz. Müsteşarımız onların standartlarını inceleyecek. Karadeniz, Ege'nin iç bölümleri, Akdeniz ve iç Anadolu'da yani havanın kuru olduğu yerlere bakım merkezleri kurup bu ülkelerden insanları çekebiliriz."

Gazi, protezini kredi ile aldı

Nurdeniz KUTSEL / HABER MERKEZİ

Kaza kurşunu ile sakat kalan Hamit Dölek ve Rafet Keleş, gazi sayılmadıkları için isyan ediyor..

Terörle Mücadele Kanunu'nun 21. Maddesi'nde yer alan " terör eylemlerine muhatap olarak" ibaresi, kaza kurşunuyla yaralanan pek çok askeri mağdur ediyor. Emekli Astsubay Hamit Dölek ile Rafet Keleş de bu isimlerden. Hakkâri'de kaza kurşunu ile sakat kalan Hamit Dölek, protez bacağını banka kredisi ile alabildi. Silah temizlerken komutanının yaraladığı Keleş'in ise en büyük arzusu, gazilere verilen düşük faizli krediden yararlanıp ev sahibi olabilmek.

TAM SINIRDA VURULDU
Hikâyesi ilk olarak SABAH yazarı Umur Talu'nun köşesinden duyulan Emekli Astsubay Hamit Dölek 1985'de Hakkâri'de teröristlerce defalarca çatışmaya girdi. 19 Ağustos gecesi bilgi toplamak için gittikleri Irak sınırının sıfır noktasında kaza kurşunu ile yaralandı ve sağ bacağını kalçadan kaybetti. Askeri İdare Mahkemesi Emekli Sandığı lehinde karar verince, 8 bin YTL'lik banka kredisi ile protez bacak alan Dölek "Hakkâri'ye tatile gitmedim" diyerek tepkisini dile getiriyor.

mamut222
10-02-2008, 19:21
Sol ayagını 12 eylülde kesdiren bir ülkenin tek ayakla gelebilecegi nokta buydu.
demokrasinin dibi delindi .tek ayagıyla sekerek yürüyen TÜRKİYE nin türban bastonuyla gidecegi yol da bellidir artık.
türbanın özgürlük simgesi olarak gösterildigi ama buna karşılık her türlü baskının uygulandıgı bir düzene karşı duracak yigitler kalmadı.
amerikalı askerleri denize döken aslan gibi gençler vardı bu ülkede dar agacında yaprak gibi döktüler.şimdi partilerini ülkelerinden cok sevenlere kaldı meydan.

ÇAKAL
11-02-2008, 17:43
'Ekmekte domuz katkısı var' iddiası




Tüketiciler Birliği Konya Şube Başkanı Mustafa Dinç, ekmekte 'domuz' katkısı olduğunu iddia etti. Dinç, "Bu yüzden Tüketiciler Birliği yönetimi olarak biz piyasada satılan ekmekleri almıyor ve yemiyoruz" dedi.

Ekmeğe katılan katkı maddelerini değerlendiren Tüketiciler Birliği Konya Şube Başkanı Mustafa Dinç, "Konyalı tüketicinin sağlığı ve geleceği bazı kimselerin siyasi emellerine, kaprislerine ve fırıncıların tamahkarlıklarına alet edilmiştir. Gelinen bu noktada ekmeği artık gramıyla ya da fiyatıyla konuşmanın bir önemi kalmamıştır. Üretici 5 kuruş fazla kazanmak için siyasetçisi ise ucuz ekmek diyebilmek için Konyalıya 'domuz' katkılı ekmek yedirmektedirler" görüşünü dile getirdi.

Mustafa Dinç, ekmeğin un, su, tuz ve mayadan elde edilmesi gereken bir temel besin maddesi olduğunu belirterek, bundan 15-20 yıl önce Konya'da ekmeğin 500 gram olarak satıldığını, bu rakamın 150 grama kadar düşürüldüğünü aktardı. Dinç, Türkiye'de buğday üretiminin artmasına ve fiyatının düşmesine karşın ekmekte sürekli maliyet artışı olduğuna dikkat çekti.

Dünya Sağlık Örgütü verilerine göre, en çok ekmek tüketen halkın Türk halkı olduğunu belirten Dinç, bunun yanında dünyanın en sağlıksız ve kalitesiz ekmeğini de Türk halkının tükettiği görüşünü dile getirdi. Dinç, Tüketiciler Birliği olarak 2004 yılından bu yana ekmekle ilgili birçok mücadelenin içinde yer aldıklarını, önemli çalışmalar yaptıklarını söyledi. "Gördük ki ekmek, ekmek olmaktan çıkmıştır. Ekmek, katkı maddecilerinin insan sağlığını ve inancını tehdit ettiği bir zehir topuna dönüşmüştür. Ekmeği sadece fiyatıyla gündeme getirenler, seçim kaygısı, pazarlama kaygısı gibi ahlaki olmayan kaygılar insan sağlığının, toplum sağlığının önüne geçmiştir. Dindar olduğunu iddia edenlerin bile aldırış etmediği bir aymazlıkla karşı karşıyayız" diyen Dinç, bugüne kadar geri adım atılır düşüncesi ile temkinli olarak tüketicileri bilgilendirdikleri ekmekte maalesef domuz katkısı olduğunu ifade etti. Bu yüzden Tüketiciler Birliği yönetimi olarak piyasada satılan ekmekleri almadıklarını ve yemediklerini belirten Dinç, şöyle devam etti:

"SAĞLIKLI VE GÜVENİLİR BELGE VERİLMELİ"

"Çünkü biz içinde domuz ya da benzer yenmesi sakıncalı hayvanlardan elde edildiği bilinen, E472e olarak kodlanan Mono ve Digliserid Diasetil Tartarik Asit Esterleri'nin bulunduğu bir ekmeği yememiz mümkün değildir. Bu büyük oranda hayvansal menşeili olup yağı bol olan domuzdan elde edilme ihtimali kuvvetle muhtemeldir. Bu madde ile ilgili tüm üreticiler kendi ürünlerinin domuzdan mamul olmadığını sözle ifade etmekte ancak 'sağlıklı ve güvenilir belge' sunmakta zorlanmaktadırlar. Ekmeğin 150 gram olarak üretilebilmesi için katkı kullanmak zorunda olduklarını söyleyen fırıncılar ekmeğin 300 grama çıkarılmasıyla katkı kullanmaya gerek kalmayacağını açıklamalarına rağmen yine bildiklerini okuyup 150 gram ekmeğe zam katkıya devam mantığı ile tüketicinin karşına çıkmışlardır.
Ekmek Tebliği'ne göre ekmeğin üzerinde etiket olmalı ve ekmek poşetle satılmalıdır. Ekmeğe domuz vb. ürünlerden elde edilen katkılarında etiketine yazılması etiket tebliğine göre zorunluluktur. Ancak bütün bunların hiçbiri yapılmamaktadır. Tarım İl Müdürlüğü yasal denetim görevlerini yapmayarak suç işlemektedir. Yetkililer haklarında derhal suç duyurusunda bulunacağız."

onursal
11-02-2008, 18:48
Ülkem memleketim Türkiyem Süper olacak...
Süper süper süper...:party::tamam::oley::ley::kucak::hg:

ÇAKAL
11-02-2008, 19:04
Ülkem memleketim Türkiyem Süper olacak...
Süper süper süper...:party::tamam::oley::ley::kucak::hg:
İnşallah.:cool::cool:Gemide biz de varız.:D:D:D

ibrahimbjk
12-02-2008, 07:44
Istırap içindeyim fevkalade üzgünüm 12 Şubat 2008






9. Cumhurbaşkanı Süleyman Demirel, türban serbestisinden sonra dün ilk kez konuştu. Adalet Partisi’nin kuruluşunun 47. yıldönümü dolayısıyla DYP Genel Başkanı Çetin Özaçıkgöz tarafından Güniz Sokak’taki evinde ziyaret edilen Demirel, konuyla ilgili şunları söyledi:

HUZURSUZUZ Toplum huzursuzluğa itilmiştir. Yapılan düzenlemeler sonucu bir ülkede, toplumun bir bölümü huzurluyken diğer bölümünün huzursuz olmasının iyi bir şey değildir. Türkiye’de böylesine bölünen kesimlerin yeniden birbirin anlar, birbirini kabul eder ve birbirine karşı bir zıtlaşmanın içine girmeden yola devam etmesi zaman alacaktır.

HUKUK TEMİZLER Türkiye açık bir rejime sahiptir. TBMM usul ve nizama uygun olarak anayasayı değiştirdi. Demokratik Cumhuriyet’in laiklik ayağı tartışma içine girmiştir. Anayasa’da değiştirilemez ve değiştirilmesi teklif dahi edilemez olarak nitelenmiş bulunan bu ayağın yandan dolaşarak zedelenmesi şeklinde iddialar vardır. Bu iddiaları temize çıkaracak olan yine ülkenin hukuk sistemidir. Mesele TBMM’nin çıkardığı kanunla bitmiyor, ondan ileride Anayasa Mahkemesi var. Anayasa Mahkemesi’ne gidilmesi söz konusudur. Beklenecektir, mahkeme karar verecektir. Daha önce verdiği kararlar var.

BÖLÜNME YARATILDI Daha önce de söylediğim gibi hemen hemen Türkiye’de bölünmemiş müessese, bölünmemiş halk kesimi kalmamıştır. Bence ülkenin huzuru bozulmuştur. Bir ülkede baroları, üniversiteler, siyaseti bölmek ve halkı bir evin içinde dahi bölmek suretiyle elde edilecek netice, herhalde sevinilecek bir netice değildir. Başka bir şeyi tartışmaya gerek yok her şey neticesi ile ölçülür. Neticede ülkede huzursuz bir Türkiye yarattınız mı, yaratmadınız mı? Yarattık. Ülkede bölünme yarattınız mı, yaratmadınız mı? Yarattık. ’Huzursuzluk ve bölünmenin önemi yoktur’ diyenin alnını karışlarım. Yarattınız, bu hoş bir şey değildir, ıstırap içerisindeyim, fevkalade üzgünüm.

TEHLİKE TEDİRGİNLİĞİ Cumhuriyet kendisi taşıyacak güce sahiptir. Demokratik, laik Cumhuriyete yönelik bir tehdit olduğunu halkın bir kısmı seziyor ki, kurumları seziyor ki tedirgin oluyor. Bu dahi Türkiye Cumhuriyeti’ni ilelebet taşıyabilme gücünün olduğunun işaretidir. Hiç kimse bugünkü düzeni başka bir düzene çeviremez. ’Bundan sonra ne yaparlar acaba başka şeyleri de birer birer değiştirmek suretiyle rejimi değiştirebilirler mi?’ Hayır, onu yapamazlar, kimse yapamaz.

GENÇLERİ KIRDILAR Türban konusunun ileride kamuda çalışanlar için de gündeme getirilirse, büyük sıkıntılar ve bölünmeler olabilir. Üniversitede okumak Türkiye’de zaman zaman büyük sıkıntılar geçirdi. Türkiye’de 1970’li yıllarda üniversiteler okunamaz hale geldi. Gencecik çocuklarımız birbirlerini kırdılar, geçirdiler. İnşallah o durumlara düşmez Türkiye.

ÇAKAL
13-02-2008, 22:02
Milliyetçi Cephe ve bölünme

Süleyman Demirel, 9'uncu Cumhurbaşkanı sıfatıyla konuşmuş ve "Türkiye'de bölünmemiş müessese, halk kesimi kalmamıştır" yorumu yapmış.
Haklı, çünkü onun başbakanlığı döneminde Türkiye cephelere ayrılmamıştı, Milliyetçi Cephe Hükümeti kurulmamıştı.
Gençler, evleri basılıp karşı görüşteki insanlar tarafından öldürülmüyordu, Türkiye tek vücut bir haldeydi.
Elbette değildi.
Bugünkü Türkiye ile karşılaştırıldığında durum vahimdi.
Milliyetçi Cephe hükümetleri kurulmuştu, her gün onlarca genç can veriyordu.
Cephe ve bölünme o zaman vardı asıl. Üstelik devletin de taraf olduğu bir bölünme vardı.
Hükümetin göz yumduğu ortamda, polisiyle, çetesiyle taraf olan bir tablo vardı ve sadece iktidarın sürmesi için kan dökülüyordu.
"Bana milliyetçiler adam öldürüyor, dedirtemezsiniz" diyen bir başbakan vardı.
Şimdi o günleri unutup, o günlerin özeleştirisini yapmadan ortaya çıkmak bence doğru bir davranış değildir.
Bugün Türkiye'nin gidişatından endişe duyan bir kesim olduğu doğru.
Ama yangına körükle giden, bu endişeyi körükleyen bir kesimin olduğu da bir başka doğru.

Türkiye'de genç kızlar üniversiteye başörtülü girince bütün rejim elden gidecek, Türkiye bölünüyor havası yaymak ise yanlış.
Önemli olan yaklaşımınızdaki samimiyet, geçmiş hesabınız.
Sabıka dosyanıza bakmanız gerekir konuşurken.
Kendi döneminizin hesabını vermişseniz, bölünmelerin hesabını sorma hakkınız vardır. Ama Türkiye tarihinin görüp göreceği en büyük cepheleşmeye imza atmışsanız ve bunun tarihi sorumluluğu ile hesaplaşmamışsanız, "içinizin yanması" için, çok ama çok geç kalmışsınız demektir.
Türkiye'de kimse geçmişiyle hesaplaşmıyor, geçmişin hesabını vermek istemiyor.
Cepheleri, dökülen kanları, yitip giden hayatları görmezden geliyor. Ecevit "kontr-gerilla" diye haykırırken başını kuma gömenler, şimdi başkalarından hesap sorar hale gelebiliyor.
O zaman olayların üstüne gidemeyenlerin ceremesini bugün Ergenekon'larla ödüyoruz oysa.
Geçmişi bilmeyenleri, unutanları kandırabiliriz.
Ama geçmişi hatırlayanlar hep çıkacaktır.
Bahçelievler katliamlarını, 16 Mart bombasını unutmayanlar hâlâ vardır.
Ve onların kulaklarında "Bana milliyetçiler adam öldürüyor, dedirtemezsiniz" diyen bir başbakanın sözleri çınlamaktadır.

Onun için bize bölünme hikâyeleri anlatmayın.
Biz bölünmenin ne olduğunu biliyoruz. O cehennemi geçtik ve bizi o yollara götürenleri de çok yakından tanıyoruz.

Ergun BABAHAN

gencalp
13-02-2008, 23:42
Ergun Babahan gibi akepenin paralı kalemşörlerinin zihniyetini aşağıdaki karikatür güzel ifade ediyor :)

http://img509.imageshack.us/img509/5231/n6103323413258349000jd1.jpg (http://imageshack.us)
http://img509.imageshack.us/img509/5231/n6103323413258349000jd1.49c3cf8fed.jpg (http://g.imageshack.us/g.php?h=509&i=n6103323413258349000jd1.jpg)

gencalp
14-02-2008, 00:18
Ergun Babahan gibilerin niyeti bellide olsa yinede Demirel konusunda söylediklerinin yanlışlığını bir örnekle açıklamak isterim...

Bir insan cinayet işleyebilir bu onu kötü bir insan yapar ancak aynı insan cinayet işlemek kötü birşeydir dediğinde,bu dediklerinin yanlış olduğunu göstermez...Kaldıki Demirel dışında bir çok kurum,bir çok sivil toplum örgütü,bir çok akil insan aynı şeyleri söylemektedir...

Ülkemiz maalesef bir ABD yapımı olan proje gereği çok tehlikeli bir ayrışmaya doğru sürüklenmektedir...

ÇAKAL
14-02-2008, 06:05
Kaldıki Demirel dışında bir çok kurum,bir çok sivil toplum örgütü,bir çok akil insan aynı şeyleri söylemektedir...

Ülkemiz maalesef bir ABD yapımı olan proje gereği çok tehlikeli bir ayrışmaya doğru sürüklenmektedir...Gençalp dostum.ABD 'nin ülkemiz üzerinde ve ülkemizi kullanma adına emellerinin olması normal.Her ülkenin emelleri mutlaka vardır.Bizim her hususta kendimizi bilip ona göre tedbirli olmamız lazım.
Lakin Demirel bu memleketin sırtında 30 yıl çöreklenmiş biridir benim gözümde.Kaybedilen yıllar olarak görürüm hep.İktidar hırsı yüzünden bu memleketin başına örmediği çorap kalmamıştır.:yes:Neyse siyasete girmeyelim,:)tehlikeli viraj oraları.:wink:

ÇAKAL
14-02-2008, 06:07
'Yolda kaza olur' dedi korktuğu başına geldi

Yalçın BEL - SABAH

Abdurrahman Güvercin 10 yıl evinin önündeki virajın eğiminin yanlış olduğunu ispatlamaya çalıştı Belediye hatayı kabul etti ancak oğluna da araç çarptı. Komadaki çocuğun beyin ölümü gerçekleşti..


http://www.sabah.com.tr/haber,237292A0293A49A28FE5A33285EE1D74.html

ÇAKAL
14-02-2008, 15:14
İbrahim Sadri kumarda basıldı

14 Şubat 2008


Orhan SAAT / İSTANBUL



Kadıköy’de sivil polisler, kumar oynandığı ihbarı üzerine 9 Şubat günü saat 24.00 sıralarında Kızıltoprak’taki Erciyes Kültür ve Tabiatı Koruma Derneği’ne baskın düzenledi.

Baskında televizyonda yaptığı programlarında okuduğu şiirlerle ünlenen, daha sonra şiir kasedi çıkaran İbrahim Sadri de kumar masasında yakalandı. Sadri ve dernekte kumar oynadıkları tespit edilen 14 kişiye, Kabahatler Kanunu gereği 100’er YTL para cezası kesildi. Poker masaları, marka ve paralara el konuldu. Dernek işletmecileri de kumar oynatmaktan Kadıköy Cumhuriyet Savcılığı’na sevk edildi.

alvardar
14-02-2008, 20:13
İstanbul'un nüfusuna 1 kişi daha ekleyin. :D

ÇAKAL
14-02-2008, 22:20
İstanbul'un nüfusuna 1 kişi daha ekleyin. :D
Konu Başlığı:
N'olacak bu TÜRKİYE'nin hali
Şimdi değiştirdim.:)
N'olacak bu İstanbul'un hâli.:D:D:D:

ÇAKAL
15-02-2008, 00:13
Mail olarak geldi bana paylaşayım.:arf:

Olacak sey degil demeyin... !!! Bilgilerinize... okuyun ve tanidiklariniza da anlatin.
YER ISTANBUL....
Bir genç deniz kenarinda, bankta yorgunlugunu atmak için oturmaktadir. Bir müddet tek başına oturduktan sonra 20-22 yaslarinda baksa bir genc yanina gelerek bankın diger ucuna oturur. 2-3 dakika sonra bu gencin arkadaslari oldugu anlasilan iki akrani dahagelir ellerinde 3 bardak çayla... Gencler birer bardak kendileri alirlar ve 3.bardagi daha onceden gelip oturmakta olan diger arkadaslarina ikram ederler.. Fakat yogun israrlara ragmen arkadaslarina çayi sevmedigini zaten bildiklerini, bu yuzden de o cayi bosa aldiklarini soyleyerek reddeder... O zamana kadar hic bir diyaloga girmedikleri arkadasima dönerek: ''yaa hocam bu cayi aldik ama arkadas icmeyecek..bari sen ic de israf olmasin''derler.. Ilk basta reddetse de israrlara dayanamayip cayi alir ve icmeye baslar.. Bu arada 3'lu, ne kadar yan yana olsalar da arkadasimdan bagimsiz olarak koyu bir sohbete dalmistir.. cayin sonlarina dogru bas donmesi hissetmeye baslar tabii o an anlar basina bir bela aldigini.. ucu ise sohbetlerine bununla ilgilenmeden hala devam etmektedirler. . Bas donmesi ve halsizlikle oldugu yerde durmaktadir. . Bir an kendine gelip bunlardan uzaklasmasi gerektigini dusunerek ayaga kalkar ve biraz ilerdeki otobus duragina zor da olsa varir.. Fakat 3'lu de bununla birlikte harekete gecmis ve duraga gelmistir... Otobuse binip koltuga oturdugunda ucu de otobuse binip bunu rahatca gorebilecekleri bir yere oturur.. Fakat bu arada artik neredeyse bilincini kaybetmek uzeredir.. Buyuk bir gayretle cep telefonunu cikarip teknolojinin gozunu seveyim arkadasini arar, basina boyle bir is geldigini, o an otobuste oldugunu,falanca durakta inecegini ve arkadasindan kesinlikle orda bekleyip kendisini almasini soyler.. Duraga geldiginde iner ve arkadasinin kucaginabayilir. . Arkadasi ise bununla beraber inen 3'luden suphelenir. Birlikte hemen bir taksiye binip hastaneye giderler.. Acilde doktorlar imdada yetisir ve arkadasinin yanina gelerek ''Arkadasin intihar mi etti?''diye sorar. Neden boyle bir sey sordugunu Sorar doktora. Doktor; ' asiri dozda ilac almis.Gecikseydiniz kurtaramayabilirdik ' diye cevap verir.. isin daha ilginci ve can alici noktasiysa daha sonra bu 3'lununORGAN MAFYASI olmasi ihtimalinin dusunulmesidir. Bu 3 lu o zaman yakalanamadi. Yani hala ortaliklarda geziniyorlar. .*izmit depreminde olulere musallat olan organ mafyalari, isi daha da ileri goturerek canli insanlarin pesine dusmektedir. . Bu yasanmis bir olay.. Herkesin colugu cocugu ve yakinlari var, ozellikle istanbul'dakiler dikkat etsin... Savas, ekonomi, Kibris derken hayatin detaylari cok korkunc olabiliyor.
Saglikli ve kazasiz belasiz gunler dilerim..
Tanımadığınız yabancı kişilerden ne kadar kalabalık ortamda dahikesinlikle yiyecek içecek v.s. kabul etmeyin... Artık insanlar ölü-canlı,insan-hayvan demeden acımasızca katledip paraya çevirmeye bakıyorlar.
Lütfen dikkatli olun!!!!!!!

okkesyilmaz
15-02-2008, 00:35
Mail olarak geldi bana paylaşayım.:arf:

Olacak sey degil demeyin... !!! Bilgilerinize... okuyun ve tanidiklariniza da anlatin.
YER ISTANBUL....
Bir genç deniz kenarinda, bankta yorgunlugunu atmak için oturmaktadir. Bir müddet tek başına oturduktan sonra 20-22 yaslarinda baksa bir genc yanina gelerek bankın diger ucuna oturur. 2-3 dakika sonra bu gencin arkadaslari oldugu anlasilan iki akrani dahagelir ellerinde 3 bardak çayla... Gencler birer bardak kendileri alirlar ve 3.bardagi daha onceden gelip oturmakta olan diger arkadaslarina ikram ederler.. Fakat yogun israrlara ragmen arkadaslarina çayi sevmedigini zaten bildiklerini, bu yuzden de o cayi bosa aldiklarini soyleyerek reddeder... O zamana kadar hic bir diyaloga girmedikleri arkadasima dönerek: ''yaa hocam bu cayi aldik ama arkadas icmeyecek..bari sen ic de israf olmasin''derler.. Ilk basta reddetse de israrlara dayanamayip cayi alir ve icmeye baslar.. Bu arada 3'lu, ne kadar yan yana olsalar da arkadasimdan bagimsiz olarak koyu bir sohbete dalmistir.. cayin sonlarina dogru bas donmesi hissetmeye baslar tabii o an anlar basina bir bela aldigini.. ucu ise sohbetlerine bununla ilgilenmeden hala devam etmektedirler. . Bas donmesi ve halsizlikle oldugu yerde durmaktadir. . Bir an kendine gelip bunlardan uzaklasmasi gerektigini dusunerek ayaga kalkar ve biraz ilerdeki otobus duragina zor da olsa varir.. Fakat 3'lu de bununla birlikte harekete gecmis ve duraga gelmistir... Otobuse binip koltuga oturdugunda ucu de otobuse binip bunu rahatca gorebilecekleri bir yere oturur.. Fakat bu arada artik neredeyse bilincini kaybetmek uzeredir.. Buyuk bir gayretle cep telefonunu cikarip teknolojinin gozunu seveyim arkadasini arar, basina boyle bir is geldigini, o an otobuste oldugunu,falanca durakta inecegini ve arkadasindan kesinlikle orda bekleyip kendisini almasini soyler.. Duraga geldiginde iner ve arkadasinin kucaginabayilir. . Arkadasi ise bununla beraber inen 3'luden suphelenir. Birlikte hemen bir taksiye binip hastaneye giderler.. Acilde doktorlar imdada yetisir ve arkadasinin yanina gelerek ''Arkadasin intihar mi etti?''diye sorar. Neden boyle bir sey sordugunu Sorar doktora. Doktor; ' asiri dozda ilac almis.Gecikseydiniz kurtaramayabilirdik ' diye cevap verir.. isin daha ilginci ve can alici noktasiysa daha sonra bu 3'lununORGAN MAFYASI olmasi ihtimalinin dusunulmesidir. Bu 3 lu o zaman yakalanamadi. Yani hala ortaliklarda geziniyorlar. .*izmit depreminde olulere musallat olan organ mafyalari, isi daha da ileri goturerek canli insanlarin pesine dusmektedir. . Bu yasanmis bir olay.. Herkesin colugu cocugu ve yakinlari var, ozellikle istanbul'dakiler dikkat etsin... Savas, ekonomi, Kibris derken hayatin detaylari cok korkunc olabiliyor.
Saglikli ve kazasiz belasiz gunler dilerim..
Tanımadığınız yabancı kişilerden ne kadar kalabalık ortamda dahikesinlikle yiyecek içecek v.s. kabul etmeyin... Artık insanlar ölü-canlı,insan-hayvan demeden acımasızca katledip paraya çevirmeye bakıyorlar.
Lütfen dikkatli olun!!!!!!!

Bu konunun bir çok versiyonu e-mail'e geliyor, yok çocuk üst kata gitmiş küvette bulunmuş yok asansörde bayıltıp götürmüşler organlarını sökmüşler. insanları karamsarlığa sürüklemek, toplumu germek için yapılan şeyler. Topluma yaşama kaygısı veriyorlar.
Organ mafyasının olduğu bir gerçek, eğer ucunda para varsa adamın beynini bile sökerler. Hiç tanımadığı kişiler binde bir ihtimalden bile düşük olan organ uyuşmasını nerden biliyorlar. Var ise kesinlikle bilinen bir kişi yaptırmıştır.

Ama otobüste ilaçlı yiyecek ile uyutulup soyulanlardan birisini biliyorum.

ÇAKAL
15-02-2008, 00:39
Ama otobüste ilaçlı yiyecek ile uyutulup soyulanlardan birisini biliyorum.

Gece gece kararttın içimi.:):)

gemici
15-02-2008, 00:53
Gece gece kararttın içimi.:):)

evde foruma yazı yazarken başına bir iş gelen olmamışsa ........henüz tehlike yok demektir......

ÇAKAL
15-02-2008, 06:13
Baban rektörse ÖSS'yi dert etmene gerek yok!


Prof. Şener Oktik'in oğlu, ÖSS'yi kaybetmesine rağmen hülle yoluyla mimarlık fakültesine kayıt yaptırdı.
Türkiye'de milyonlarca öğrenci, üniversiteye girebilmek için yıllarca ders çalışıyor, kitap ve dershane için binlerce lira harcıyor. Ancak Muğla Üniversitesi Rektörü Prof. Dr. Şener Oktik'in oğlu Orhan Tan, bu zahmetlere katlanmadan istediği okula girmeyi başardı.



Öğrenci Seçme Sınavı'nı (ÖSS) kazanamayan Oktik, hülle yoluyla Yıldız Teknik Üniversitesi Mimarlık Fakültesi'ne kayıt yaptırdı. Olayın hikâyesi ilginç. Orhan Tan, geçtiğimiz yıl ÖSS'den 176 puan alabildi. Dört yıllık bir fakülteyi tercih edebilmek için gerekli olan 185 barajını bile geçemeyen Oktik, mülakat yoluyla İngiltere'deki Northumbria Üniversitesi'ne yazıldı. İsmi pek bilinmeyen bu okulda 9 ay kaldıktan sonra, taban puanı 343 olan Yıldız Teknik Üniversitesi Mimarlık Fakültesi'ne yatay geçiş yaptı. Bu şansı Türkiye'de sadece rektörün oğlu Orhan Tan yakaladı.

http://www.zaman.com.tr/haber.do?haberno=652177

Muğla Üniversitesi Rektörü Şener Oktik'in oğlu Orhan Tan Oktik'ten ÖSS belgesi istenmedi. Rektör Oktik, oğlundan neden böyle bir belge istenmediği sorusuna, "Oğlum Türk vatandaşlığının yanı sıra İngiliz vatandaşı. Böyle olduğu için ÖSS belgesi istenmedi. İngiliz vatandaşları gibi muamele gördü." dedi.

"Evet ikimiz de fizikçiyiz; ama ben Şener Bey'i rektör olmadan önce sadece bir kez gördüm. Katiyen meslek dayanışması söz konusu değil. Orhan Tan Oktik, İngiliz vatandaşı olduğu için böyle bir haktan yararlandı. Ben başka ülke vatandaşlığına sıcak bakmıyorum; ama insanların elinde iki hak oluyor. Herkesin görüşüne saygı göstermek gerekir. Sosyete de çocuğunu Amerika'da doğurmak için ABD'ye gidiyor. Benzer yatay geçişler geçmişte de yaşandı. Benim üst düzey devlet görevlisi olan bir dostum vardı. Çocuğunu Pakistan'a gönderdi. Orada bir konsolos tanıdığı varmış. Pakistan'da 1 yıl okuduktan sonra önce Kıbrıs'a yatay geçiş yaptı, ardından da İstanbul Üniversitesi İngilizce İşletme'ye geldi. Onun böyle bir olanağı vardı, kullandı."

ÇAKAL
15-02-2008, 18:31
Bu e-postayı açmayın...


İnternet uzmanları tarafından ''Fırtına Solucanı'' olarak bilinen virüs, sevgililer gününü de pas geçmeyerek binlerce bilgisayara bulaştı.



Trend Micro güvenlik yazılımı şirketinden yapılan yazılı açıklamada, ''Troj_Nuwar.Ke'' adı verilen virüs, sevgililer günü dolayısıyla aşk ve sevgi yüklü içeriğiyle internet ortamında hızla yayılarak kullanıcıları zararlı sitelere yönlendirdi.

Açıklamaya göre, e-posta sade bir metinden oluşuyor, ancak kullanıcıyı zararlı web sitelerine yönlendiren bağlantılar içeriyor. Orijinal adı ''Valentine.exe'' olan dosya açıldığında kullanıcının bilgisayarına bulaşan virüs, adres defteri üzerinden yayılmasını sürdürüyor.
Virüs, bilgisayarlara yetkisiz erişim de sağlıyor.



15 Şubat 2008, Cuma

ibrahimbjk
16-02-2008, 09:12
Yılmaz ÖZDİL (http://www.hurriyet.com.tr/index/yılmaz_özdil)



yozdil@hurriyet.com.tr

http://www.hurriyet.com.tr/_yazarlar/images/249b.jpg Ört gitsin...


BOĞAZİÇİ Üniversiteli Türkiye 7’ncisinden ÖSS dersleri verilir.

Dereceli ODTÜ’lüden 2 saati 100 YTL’ye matematik dersleri...

Galatasaray Üniversitesi ve Sion Üniversitesi mezunundan Fransızca.

İTÜ’lüden sayısal, sözel...

ÖSS Türkiye 37’ncisi, Boğaziçi Üniversitesi mezunundan OKS...

Westminster Üniversitesi sertifikalı öğretmenden, gramer, British English.

TÜBİTAK masterli Boğaziçi mezunu, garantili fizik, kimya, matematik, hızlandırılmış OKS dersleri verilir.

Maryland Üniversitesi işletme mezunundan evinizde, ofisinizde gramer, akıcı, American English.

Saint Joseph’li, Sorbonne’lu öğretmenden fizik, Fransızca.

TÜBİTAK masterli araştırma görevlisinden matematik, fizik.

Boğaziçili bayandan saati 50 YTL, lise öğrencilerine tüm dersler...

ODTÜ’lü mühendisten, sayısal...

Boğaziçi mezunundan matematik.

*

Hürriyet seri ilanları açın...

Hepsi orada.

*

İş yok, iş.

Bırak hikáye anlatmayı.

*

Türkiye’nin en seçkin üniversitelerinden dereceyle mezun olan, dil bilen, master yapmış, yurtdışında okumuş gençlerimiz... Sigortalı bir işe kapağı atamadıkları için, üç beş kuruşa ders verip, maaşı zaten boşverdik, harçlık çıkarmaya çalışıyor.

*

Boğaziçili Türkiye 7’ncisini evine getiriyorsun, çocuğunun beynini parlatsın diye, 50 lira...

Okuma yazma bile bilmeyen garibanı evine getiriyorsun, taşlarını falan silsin diye, 70 lira!

*

Her şeyi sattık...

Borç büyüdü.

Ekmek küçüldü.

İşsizlik arttı.

Paranın p’si yok piyasada.

2 sene sonraya çek yazılıyor.

Protestolu senet patlamış.

İcra patlamış.

Emekli 9 lira zam alıyor.

9 lira.

*

20-25 yaşındaki gençlerin saçları beyazladı, kara kara düşünmekten...

Babalarından utanıyorlar.

Babalar evlatlarından.

*

Özetle...

Ört gitsin.

Türban karın doyurmuyor ama, sadece saçı değil, bu "çıplak gerçeği" de gayet güzel örtüyor nasıl olsa.

ibrahimbjk
16-02-2008, 09:14
Ulen sabah sabah gene kafamın tası attı yahu evde kahvaltılık kalmamış.. peynir zeytin yumurta reçel derken gitti 40 ytl ...

ÇAKAL
16-02-2008, 09:20
Ulen sabah sabah gene kafamın tası attı yahu evde kahvaltılık kalmamış.. peynir zeytin yumurta reçel derken gitti 40 ytl ...:super::super:
Dün de ben şok oldum.:)5 LT ççiçek yağı 19 YTL civarında.:cry:
Allah milletimin yardımcısı olsun.Hakikaten geçim zor.

ibrahimbjk
16-02-2008, 09:24
:super::super:
Dün de ben şok oldum.:)5 LT ççiçek yağı 19 YTL civarında.:cry:
Allah milletimin yardımcısı olsun.Hakikaten geçim zor.
evet dostum malesef .. inanırmısın allah günah yazmasın çocukların bogazından geçen lokmaların hesabını tutmaya başladım.. valla ne günlere düştük...olayanın allah yardımcısı olsun....

ÇAKAL
16-02-2008, 10:07
“Asker milletiz” ya! Askerliğini yapmayana kız vermeyiz. Askerlikten kaçana adam gözüyle bakmayız. Geçerli sağlık mazeretleri nedeniyle bile olsa çürük raporu alanlara kem gözle bakarız.


http://www.2temmuz.com/habergoster.asp?id=2244

ibrahimbjk
16-02-2008, 20:06
Kredi kartında uzun taksite sonBDDK harekete geçti. 6 ayın üzerinde taksitli alışveriş yapılamayacak...

okkesyilmaz
16-02-2008, 21:11
ayçicek yağının 19 ytl olması çok şaşırılacak bir şey değil. hiç gören varmı bu yaz ayçiçek tarlalarını, ben gördüm tam facia idi.

cemturk
16-02-2008, 21:41
arzu ederseniz 2001 ve öncesi ile günümüzü karşılaştırıyım

TÜRKİYE CUMHURİYETİ'NİN KURULDUĞU 1923 YILINDAN 2002 YILINA KADAR GEÇEN 80 YILDA TOPLAM 57 MİLYAR DOLAR CARİ AÇIK VERDİ.

2003-2005 YILLARI ARASINDAKİ SON 3 YILIN CARİ AÇIKLARI İSE 47 MİLYAR DOLARI BULARAK, 80 YILIN TOPLAM RAKAMINA YAKLAŞTI.

ENFLASYONA BAKALIM
[font="Arial"]İsterseniz, Ekim 2002'den Kasım 2004'e bazı temel ürünlerdeki fiyat artışlarına kısaca bir bakalım...

BU GİTGİDE ARTAN FİYATLARA GÖRE
ENFLASYON, NEREYE-NASIL DÜŞMÜŞTÜR?

Dana eti, %56, Beyaz peynir %52, Çay %59, Toz şeker %42, Kömür % 56,6, Tüpgaz % 61, Mazot %66, Bu dönemde dışarıda içilen bir bardak çayın fiyatı % 58 oranında, Üniversite öğrencisinin harç bedeli % 73 oranında artmıştır. Kitap fiyatlarındaki ortalama artış da % 83 olmuştur.

Faizler düştü ama, reel faizler hala yüksekliğini koruyor.
Yani "rant ekonomisi" dönemi hala kapanmış değildir.

Yatırımcı artık önünü görüyor deniyor ama, ekonominin hala kırılgan noktayı aşmadığını bu toplumda yaşayan her kes biliyor

TEKRAR imkb endeksini ANALİZ ETMENİZDE FAYDA GÖRÜYORUM degerl
i arkadaşlar SAYGILARIMLA

BU ENDEKS 38,000 ÇOK ZAMAN ÖNCE HAKETMİŞTİ


YAZILARIM YATIRIM DANIŞMANLIĞI KAPSAMINDA OLMAYIP SADECE ŞAHSİ GÖRÜŞÜMDÜR DİKKATE ALMAMANIZI ÖNEMLE RİCA EDERİM

ÇAKAL
16-02-2008, 21:48
TEKRAR imkb endeksini ANALİZ ETMENİZDE FAYDA GÖRÜYORUM degerli arkadaşlar


Sanat okulu öğrencisi Dursun, resim dersi için bir ödevi olduğunu söyleyerek arkadaşı Temel’i kendisine modellik yapması için ikna etmiş...
Temel’in resmini yapmış ve okula gitmiş... Ancak yaptığı resim 10 üzerinden 4 almış...

Dursun buna çok şaşırarak profesöre gitmiş, niçin bu kadar kötü not aldığını sormuş... Profesör demiş ki;
“-Resimde çok fazla geometri hatası var... Burun çok büyük... Omuzlar dar ve boyun uzun...”
Dursun ertesi gün resmini yaptığı arkadaşı Temel’i profesörün yanına götürmüş...
Profesör Temel’e bakmış ve öğrencisine dönerek;
“-Tamam anladım... Notun 8...”:D:D:D

ÇAKAL
16-02-2008, 22:29
Vakıflar Yasası’nın hikmeti belli oldu



Yabancı ve azınlık vakıflarına sınırsız haklar getirecek olan Vakıflar Yasası’nın çıkarılmak istenmesindeki telaş anlaşıldı. İstanbul’da dünyanın en büyük vakıfları toplanıyor.



Avrupa Vakıflar Merkezi’nin bu yılki Genel Kurul ve Konferansı 29–31 Mayıs 2008 tarihleri arasında Türkiye Üçüncü Sektör Vakfı (TÜSEV)’in ev sahipliğinde İstanbul’da gerçekleştirilecek. Dünyanın en büyük vakıflarının katılacağı toplantıların açılışını Başbakan Recep Tayyip Erdoğan, kapanışını ise Cumhurbaşkanı Abdullah Gül yapacak.

Üç gün sürecek konferans programı için dünyanın en büyük vakıflarının temsilcileri İstanbul’a gelecek ve otuz ayrı panelde dünya vakıfçılığını konuşacaklar. TÜSEV’in kurduğu Hazırlık Komitesi ve Danışma Kurulu’nun desteği ile Türk vakıflarını tanıtım faaliyetleri, şehir turu ve akşam yemeklerinin de organize edileceği konferansın açılış konuşması 29 Mayıs’ta Başbakan Recep Tayyip Erdoğan tarafından, kapanış konuşması da 31 Mayıs’ta Cumhurbaşkanı Abdullah Gül tarafından yapılacak. İstanbul’da gerçekleştirilecek olan etkinliğe Bertelsmann Stiftung, Fondation de France, Carnegie Vakfı, Ford Vakfı, Rockefeller Vakfı gibi dünyaca ünlü 650’yi aşkın vakıf temsilcisinin katılması bekleniyor. Türk vakıfları çalıştıkları sosyal alanlarda uluslararası eşdeğerleri ile bir araya gelebilecek ve vakıf uygulamalarında iletişim ve işbirlikleri kurabilecekler.


Vakıflar Yasası yabancılara hangi imkanları veriyor
–Yabancılara vakıflarda görev alma hakkı getirilecek.
–Vakıf kurucularında aranan şartlar basitleştirilecek.
–Vakıf yönetiminde yer almak kolaylaştırılacak.
– Yeni kurulan vakıflar yurtdışında faaliyet gösterip, teşebbüslerde bulunabilecek, ayni ve nakdi yardımlar kabul edebilecek.
–Vakıflar bağımsız denetim organları tarafından denetlenebilecek.
–Vakıflar, denetim amacıyla gelirlerinin yüzde 5’ini vakıflar Genel Müdürlüğü’ne vermek zorunda kalmayacak.
–Vakıflar izin almadan mal edinebilecek.
–Vakıflara ait hayrat ve taşınmazlar haczedilemeyecek.
–Yeni kanunla yurtdışında yer alan abide ve tarihi eserlerin tadilatı ve onarımı için bütçeden kaynak aktarılacak.
–Vakıf eserlerini sponsor olarak onaranlara vergi muafiyeti getirilecek.
–Vakıf eserlerinde yap–işlet–devret modelini uygulayanlara verilen 29 yıllık işletme hakkı 49 yıla çıkartılacak
************************************************** *
Bence suistimal edilebilecek çok kısım var.İyi düşünülmesi lazım.:yes:

cemturk
16-02-2008, 22:48
Vakıflar Yasası’nın hikmeti belli oldu



Yabancı ve azınlık vakıflarına sınırsız haklar getirecek olan Vakıflar Yasası’nın çıkarılmak istenmesindeki telaş anlaşıldı. İstanbul’da dünyanın en büyük vakıfları toplanıyor.



Avrupa Vakıflar Merkezi’nin bu yılki Genel Kurul ve Konferansı 29–31 Mayıs 2008 tarihleri arasında Türkiye Üçüncü Sektör Vakfı (TÜSEV)’in ev sahipliğinde İstanbul’da gerçekleştirilecek. Dünyanın en büyük vakıflarının katılacağı toplantıların açılışını Başbakan Recep Tayyip Erdoğan, kapanışını ise Cumhurbaşkanı Abdullah Gül yapacak.

Üç gün sürecek konferans programı için dünyanın en büyük vakıflarının temsilcileri İstanbul’a gelecek ve otuz ayrı panelde dünya vakıfçılığını konuşacaklar. TÜSEV’in kurduğu Hazırlık Komitesi ve Danışma Kurulu’nun desteği ile Türk vakıflarını tanıtım faaliyetleri, şehir turu ve akşam yemeklerinin de organize edileceği konferansın açılış konuşması 29 Mayıs’ta Başbakan Recep Tayyip Erdoğan tarafından, kapanış konuşması da 31 Mayıs’ta Cumhurbaşkanı Abdullah Gül tarafından yapılacak. İstanbul’da gerçekleştirilecek olan etkinliğe Bertelsmann Stiftung, Fondation de France, Carnegie Vakfı, Ford Vakfı, Rockefeller Vakfı gibi dünyaca ünlü 650’yi aşkın vakıf temsilcisinin katılması bekleniyor. Türk vakıfları çalıştıkları sosyal alanlarda uluslararası eşdeğerleri ile bir araya gelebilecek ve vakıf uygulamalarında iletişim ve işbirlikleri kurabilecekler.


Vakıflar Yasası yabancılara hangi imkanları veriyor
–Yabancılara vakıflarda görev alma hakkı getirilecek.
–Vakıf kurucularında aranan şartlar basitleştirilecek.
–Vakıf yönetiminde yer almak kolaylaştırılacak.
– Yeni kurulan vakıflar yurtdışında faaliyet gösterip, teşebbüslerde bulunabilecek, ayni ve nakdi yardımlar kabul edebilecek.
–Vakıflar bağımsız denetim organları tarafından denetlenebilecek.
–Vakıflar, denetim amacıyla gelirlerinin yüzde 5’ini vakıflar Genel Müdürlüğü’ne vermek zorunda kalmayacak.
–Vakıflar izin almadan mal edinebilecek.
–Vakıflara ait hayrat ve taşınmazlar haczedilemeyecek.
–Yeni kanunla yurtdışında yer alan abide ve tarihi eserlerin tadilatı ve onarımı için bütçeden kaynak aktarılacak.
–Vakıf eserlerini sponsor olarak onaranlara vergi muafiyeti getirilecek.
–Vakıf eserlerinde yap–işlet–devret modelini uygulayanlara verilen 29 yıllık işletme hakkı 49 yıla çıkartılacak
************************************************** *
Bence suistimal edilebilecek çok kısım var.İyi düşünülmesi lazım.:yes:



YAKINDA BİZİDE KOVARLAR HERHALDE BU YABANCILAR GİDECEK YERİ OLAN VARMI DOSTLAR


Azınlık vakıflarının üzerinde hak talep ettiği binlerce mülk arasında Ayasofya ve Fatih Camii de bulunuyor. Bu yasa kapsamında ikisi de elimizden çıkabilir. 1920’lerde 8 milyon gayrimüslim ve 19 tane vakıf bulunurken, bugün150 bin gayrimüslüm ve 161 azınlık vakfı var. Bunların 78’i Rum Vakfı... Türkiye’de 1800 civarında Rum yaşıyor. Her 23 Rum’a bir vakıfdüşüyor.”

Türkiye’nin tapu kadastrosu tamamlanmadığı için ortada kime ait olduğu bilinmeyen pek çok gayrimenkul bulunduğunu, özellikle İstanbul’da mülkiyeti tartışmalı binlerce bina , azınlıklar daha şimdiden buraları sahiplenmişler

cemturk
16-02-2008, 22:52
Ab Uyum Yasaları-Vakıflar Kanunu

--------------------------------------------------------------------------------

MADDE 4. – A) 5.6.1935 tarihli ve 2762 sayılı Vakıflar Kanununun 1 inci maddesinin sonuna aşağıdaki fıkralar eklenmiştir.
“Cemaat vakıfları, vakfiyeleri olup olmadığına bakılmaksızın, Bakanlar Kurulunun izniyle dinî, hayrî, sosyal, eğitsel, sıhhî ve kültürel alanlardaki ihtiyaçlarını karşılamak üzere taşınmaz mal edinebilirler ve taşınmaz malları üzerinde tasarrufta bulunabilirler.
Bu vakıfların dinî, hayrî, sosyal, eğitsel, sıhhî ve kütürel alanlardaki ihtiyaçlarını karşılamak üzere, her nesuretle olursa olsun, tasarrufları altında bulunduğu, vergi kayıtları, kira sözleşmeleri ve diğer belgelerle belirlenen taşınmaz mallar, bu Kanunun yürürlüğe girdiği tarihten itibaren altı ay içinde başvurulması halinde vakıf adına tescil olunur. Cemaat vakıfları adına bağışlanan veya vasiyet olunan taşınmaz mallar da bu madde hükümlerine tâbidir.”
B) 8.6.1984 tarihli ve 227 sayılı Vakıflar Genel Müdürlüğünün Teşkilât ve Görevleri Hakkında Kanun Hükmünde Kararnameye aşağıdaki Ek Madde eklenmiştir.
“Ek Madde 3. – Türkiye’de kurulan vakıflar, amaçları doğrultusunda uluslararası alanda işbirliği yapılmasında yarar görülen hallerde, İçişleri ve Dışişleri Bakanlıklarının görüşleri alınmak suretiyle, Vakıflar Genel Müdürlüğünün bağlı bulunduğu Bakanlığın önerisi üzerine Bakanlar Kurulunun izniyle yurt dışında kurulmuş vakıf veya kuruluşlara üye olabilirler.
Türkiye’de kurulan vakıfların vakıf senedinde belirtilen amaçları gerçekleştirmek üzere uluslararası faaliyette bulunması ve yurt dışında şube açması ile yurt dışındaki benzer amaçlı vakıf veya kuruluşlarla işbirliği yapması, İçişleri ve Dışişleri Bakanlıklarının görüşleri alınmak suretiyle, Vakıflar Genel Müdürlüğünün bağlı bulunduğu Bakanlığın önerisi üzerine Bakanlar Kurulunun iznine bağlıdır.
Yabancı ülkelerde kurulmuş vakıflar, uluslararası alanda işbirliği yapılmasında yarar görülen hallerde, karşılıklı olmak koşuluyla, İçişleri ve Dışişleri Bakanlıklarının görüşleri alınmak suretiyle, Vakıflar Genel Müdürlüğünün bağlı bulunduğu Bakanlığın önerisi üzerine Bakanlar Kurulunun izniyle Türkiye’de faaliyette bulunabilirler, şube açabilirler, üst kuruluşlar kurabilirler, kurulmuş üst kuruluşlara katılabilirler veya kurulmuş vakıflarla işbirliği yapabilirler.
Bu vakıflar, Türk Medenî Kanunu hükümlerine göre kurulan vakıflar hakkında uygulanan mevzuata tâbidir.”



AB UYUM YASALARI

hexedemical
17-02-2008, 05:43
ve 2008 Türkiyesi.. bugün çıkan haberler;

Kayıtdışı oranı artıyor
http://www.haberturk.com/haber.asp?id=56122&cat=130&dt=2008/02/16
Vatandaşa ÇULSUZ benzemesi
http://www.haberturk.com/haber.asp?id=56155&cat=130&dt=2008/02/16
708 bin elektrik kaçağına da af
http://www.haberturk.com/haber.asp?id=56155&cat=130&dt=2008/02/16
işsizlik tırmanıyor
http://www.haberturk.com/haber.asp?id=56121&cat=130&dt=2008/02/16
Hanede enflasyon yüzde 275
http://www.haberturk.com/haber.asp?id=56106&cat=130&dt=2008/02/16
Türkiye'de ekonomik kriz olmayacak"
http://www.haberturk.com/haber.asp?id=56159&cat=130&dt=2008/02/16

ÇAKAL
17-02-2008, 08:32
En zeki kadın Rektör'ü de aldatmış

Türkiye’yi yanıltan Camukova rektörü nasıl kandırdı?

Dünyanın en zeki insanıyım’ deyip Türkiye’yi kandıran Camukova’nın Bahçeşehir Üniversitesi'ne sunduğu denklik belgesinin YÖK’te kaydının bulunmadığı ortaya çıktı.Türkiye'yi yıllardır 'dünyanın en zeki insanı' olduğuna inandıran Naida Camukova, Bahçeşehir Üniversitesi'nde göreve başlamadan önce o dönemde rektör olan Prof. Dr. Süheyl Batum'u da kandırdığı ortaya çıktı. Moskova ve Dağıstan Devlet üniversitelerinde çalıştığını gösteren belgelerin yanı sıra Camukova, YÖK’ten alındığı öne sürülen belgeyi de Batum'a gösterdi.

Ancak YÖK, denkliği kabul edilen akademisyenler arasında Naida Camukova isminin yer almadığını açıkladı. Bazı öğretim üyelerinin tavsiyesi üzerine Camukova'nın Bahçeşehir Üniversitesi'ne kabul edildiğini anlatan Prof. Süheyl Batum, "Kendisini akademik personel olarak almadık, idari kadroda değerlendirdik. Eğer haberler doğruysa bu büyük ve uluslararası bir sahtekarlıktır" dedi.

Batum, "Camukova'yı akademik kadroya almış olsaydık çok üzülürdüm" diye konuştu. Başarılı öğrencilerin farklı projelerde kendilerini geliştirmeleri için Camukova'yı faydalı olacağını düşünerek işe aldıklarını kaydeden Batum, "Ancak projelere katılmadı. Çocuklarla da konuştum, başarılı olamadığı için sözleşmesini sona erdirdik" ifadelerini kullandı.

İrfan DUMLU/İSTANBUL