karınca
21-12-2006, 18:35
http://www.hisse.net/forum/showthread.php?t=13478 topiğine yazdığım yazı, yeni bir topik açılması yolu ile topiği takip etmeyenler içinde faydalı olabileceğini düşündüğümden dolayı...
... Özellikle ilaclarin yan etkileri ve vucutta olusturduklari serbest radikaller ve bunlarin vucudumuzda yarattigi tahribatlar... Acikcasi bazen bilmek iyi mi? diye dusunuyorum...
… uzun vadede vucuduma guvenmemin bana zarari olur mu?
Gene kulaktan olma bilgilerle konusuyorum... Ozellikle antibiyotik kullanimlarinda bir hastaligin tedavisi gecirilebiliyor fakat ayni hastaligin bir sonraki tekrarinda hasaligi ureten virus veya mikrop bu antibiyotige karsi bagisiklik kazaniyor ve bir sonraki tedavilerde antibiyotik miktari veya dozaji artiyor... Bu dogru bilgimidir?
Gene Türkiye'deki ilac kalitesi hakkindaki fikirlerinizi ogrenmek isterim... 3. dunya ulkelerinde ab ve abd'nin uyguladigi ilac stratejileri Türkiye icin kismi de olsa gecerli midir?
Son olarak (yanlis yazmis olabilirim) gingo biloba agacindan ...
Farmakoloji kısaca ilaçların insan vücudunda yaptığı etkiyi inceleyen bilim dalıdır.
Bir ilaç piyasaya çıkmadan önceki dönemlerde birçok aşamalardan geçer.
Bunlar kısaca ;
Hayvan deneyleridir ve plasebo ile karşılaştırılarak etkinlik araştırılır. Etkin olduğuna karar verilirse bu sefer bir sonraki aşamaya geçilir ki bu sefer denek insandır. Burada kullanılanlar ise genellikle yüklü paralar karşılığında insanlar üzerinde ilaç için dozaj tespitidir. Burası da laboratuar koşullarıdır. Yine plasebo ile karşılaştırma yapılır.
Bu aşamadan sonra yani dozaj bulunduktan sonra biraz daha genişletilmiş sayıda hastalıklı insan üzerinde denemeler yapılır bunun için kullanılan klinik ortamıdır. Sınırlı sayıda kliniklerde yapılan araştırmalarda yan etkiler üzerinde araştırma yapılır. Bir sonraki aşamada ise daha geniş hastalık grubu alınır bu aşama genellikle (ama genellikle diye yazıyorum her zaman değil) 3. dünya ülkeleridir. Burada da yan etkiler vs. daha geniş hasta grubunda denenir.
Bu aşamalardan sonra elde edilen bilgiler ışığında piyasaya sürülüp sürülmeyeceğine karar verilir.
Bir ara zakkum ile kanser tedavisi yaptığını söyleyen Dr.Ziya’yı hatırlarsınız. Dr.Ziya nın ses getiren ve medyanın büyük sansasyon ile sunduğu program sonrasında Dr.Amerika’ya davet edilmiş ilacın kanserde etkileri tespit edilmiş ancak etkinliğinin çok iyi olmadığı görülmüştü.
Ülkemizde ilaç firmalarının bir kısmının uyguladığı çalışmalar yukarıda yazdığım 3.dünya ülkeleri sınıfına giren son aşamadır.
Eşim doktor ve eşime söylediğim bir şey var “yeni çıkan bir ilacı uygulama” Ben şu an konum itibariyle acil sistemde çalıştığımdan dolayı reçete de yazmıyorum o nedenle rahatım.
Hatırlarsanız piyasadan kaldırılan bazı ilaçlar oldu. Yanlış hatırlamıyorsam vioxx ve mesulid bunlardan bir kısmı..
İzlediğim bir dizide yaşlı bir doktor inatla eski ilaçları kullanıyor ve yeni çıkan ilaçları kullanmıyordu. Ortamda bulunan genç bir doktor ise yeni çıkan ilaçları kullanmaması nedeni ile her fırsatta eleştiriyordu.
Yaşlı doktorumuz bir gün genç doktoru alarak evine götürdü ve kızı ile tanıştırdı. Kızı tekerlekli sandalyede kol ve bacakları tam gelişememiş biriydi. Genç doktora dönerek “ben genç bir doktor iken idealisttim yenilikleri takip eder ve en uygun tedaviyi uygulardım. O günlerde Talidomid piyasaya yeni verilmiş ve hamilelerde görülen kusmalar için en etkili ve en güvenilir tedavi yöntemi olduğu söyleniyordu. Eşim de o günlerde hamileydi ve çok kusması oluyordu bende o gün için en etkili tedavi yöntemi olduğuna inandığım ilacı kullandım. Doğum yaptığında ise kızımın kol ve bacağı yoktu. O günlerde birçok doğum oldu ve birçok kolsuz bacaksız çocuk dünyaya geldi” Sonradan zaten belirtilen ilaç piyasadan kaldırılmıştı.
İlaç incelemelerinden sonra başka bir konuya geçelim.
Toplumda herkes leblebi gibi ilaç kullanıyor. İlaç yazmayan doktora “kötü” gözü ile bakılıyor. Ben zamanında ilaç yazarken 2 değişik ilaç yazdığımda genellikle tepki “2-3 tanede ağrı kesici veya vitamin yazın da dolsun”
Kendime ilaç yazdırırken 1 en fazla 2 kalem ilaç yazdırırım. Reçetemi yazan doktor her seferinde şaşırır ve öneride bulunur “istersen bir tanede ağrı kesici yazayım” hayır diyerek karşı çıkarım.
İlaç kullanırken bilmeniz gereken her ilacın vücutta belirli bir yarılanma ömrü var. Nasıl yani derseniz diyelim ki bir ilacın yarılanma ömrü 12 saat ve siz 500 mg aldınız ve diyelim ki bu ilacın tümü kana karıştı 12 saat sonrasında vücudunuzda 250 mg kalır 12 saat geçtikten sonra ise 125 mg’a iner. Bu nedenle kitabi bilgi yarılanma ömrü kadar sürede vereceğiniz ilaç için 3 dozluk uygulama ile uygun seviye yakalamış oluruz ve uygun vücut konsantrasyonu sağlandıktan sonra tedavi edici etkisi başlamış olur.
Bir çok hasta ilacı kullanmaya başladığının ertesi günü bir başka doktora giderek bu bana yaramadı der. Doktorlardan bir kısmı ise bunu kullanarak “ben sana en etkili ilacı yazacağım” diyerek başka isimli ilacı başlar.Sonuçta konsantrasyon yeni yeni oluşacağından dolayı 2. doktorun yazdığı ilaç etki etmiş gibi gözükür…
Yarılanma süresini biraz aşırıya kaçarak anlattık. Esas anlatmak istediğim her ne alırsanız alın yarılanma süresi sonsuza kadar devam eder. Vücutta biriken bu ilaç hiçbir zaman vücuttan tam olarak atılamaz ancak toxic dozda olmadığından dolayı tıbben “önemsiz” kabul edilir.
Bilmeniz gereken aldığınız ilaç ömür boyunca vücudunuzda gittikçe azalan oranda kalacağıdır.
İlaçların atılma yolları arasında vücutta metabolize yani işlenmesi, sindirim sistemi, boşaltım sistemi, solunum, ve deri bulunur. Bu nedenle bilmeniz gereken her türlü toxic madde , toxic madde dememin nedeni bu ilaç içinde geçerli başka toxic ürünler içinde geçerlidir tek atılma yolu deri yolu ile değildir.
Antibiyotik kullanımına gelirsek…
Yukarıda yazdığım gibi ilaç yazmayan doktora “kötü doktor” gözü ile bakılıyor.
Grip olmuş bir kişi için yada soğuk algınlığı için önce hastalığı değerlendirmek istersek, Virüsler hastalık etkenidir.
Virüsleri antibiyotik ile yok edemezsiniz çünkü antibiyotikler anti-mikrobiyal etkilidir. Antibiyotikler çoğunlukla bakteri gibi mikroplara etki eder. Basit bir bademcik durumunda klinik olarak eğer ateş 38.5 derece üzerine çıkmıyorsa bademciklerin üzerinde sıvı benzeri oluşumlar var ise bu çok yüksek bir olasılık viral kaynaklıdır. Eğer ateş 38.5 derece üzerinde ve bademcikler üzerinde iltihap görüyorsanız kulak arka tarafında ağrılı derialtı şişliklerde varsa bu büyük bir olasılıkla bakteriyeldir. Bu durumda yani bakteriyel tedavide uygulanması gereken boğaz kültürü almak beraberinde penisilin başlamak ve kültür antibiogram sonucuna göre uygun antibiyotik vermektir.
Karşılaşılan hatalara gelirsek viral kaynaklı bir hastalıkta bu grip de olabilir basit soğuk algınlığı da kişinin sıvı alması dinlenmesidir. Ancak kişi doktora gittiğinde illaki antibiyotik yazmasını ister. Viral hastalıkta antibiyotik sadece sadece üzerine hastalığın üzerinde 2. bir bakteriyel enfeksiyon gelişmesidir.
Her konuyu uzatarak yazıyorum ki daha kolay anlaşılsın.
Antibiyotiğin aşırı kullanımı ne gibi zararlı sonuçlar doğurura gelirsek.
Antibiyotik ile öldürdüğünüz bakterilerin bir kısmı dış ortama bir mesaj bırakır (burada bunların tıbbi isimlerini yazmıyorum) Bu mesajın içeriği “beni şu şekilde etki gösteren şu ilaç öldürdü” Bu mesajı alan başka bakteriler ise yapılarında değişime giderler ve bırakılan mesaja uygun şeklide direnç geliştirebilir. Bir kısmı ise kendi grubundan olmayan başka grup bakteriye direnç sistemlerini aktarır.
Sonuç olarak bakterilere karşı direnç düzeyi yüksek bir grup bakteri karşımıza çıkar. Ama düşünün ki barsak sisteminizde delinme oldu ve bakterilerle mücadele etmeniz gerekiyor . Zamanında leblebi gibi antibiyotik kullanmışsınız…. Antibiyogramda karşınıza mikroplara karşı genel direnç çıkması hiçde uzak bir olasılık değil.Bu örneği genişletebilirim; Menenjit oldunuz kullanacak antibiyotik yok…
İşte bu durumda dozajı yüksek tutmaktan başka seçeneğiniz yok.
Türkiyedeki ilaç kalitesine gelirsek…
Yukarıda yazdım ilaç geliştirilmesi aşamasında birçok basamaktan geçiliyor. Bunların maliyeti az değil.İlaç fabrikaları ise hammadde alımı aşamasında değişik ülkeleri seçiyorlar bunların arasında İsviçre gibi ülkeler yanında uzak doğu kökenli ülkelerde var. Eğer fabrika ilacın orijinal molekülünü almak isterse bu yapılan araştırmalar nedeni ile genellikle pahalıya mal oluyor. Uzak doğuda satılan hammaddeler için daha ucuz fakat dezavantajı ise içindeki etkin maddenin miktarı oluyor bu her zaman eşit olmuyor. Bu nedenle uzak doğudan alınan hammadde ile üretilen ilaç için etkinlik genellikle (her zaman değil) orijinal molekül ile aynı olmuyor. Bu yazdığım miktar düşükte olabilir yüksekte olabilir. Yüksek olan hammadde için daha iyi diye düşünmeyin çünkü yukarıda yazdım toksik doz tayini vs. için birçok deney yapılıyor…
Bu kadar hammadde için yazılanlardan sonra , reçete yazdığım ve hastaları takip ettiğim dönemde genelde karşıma çıkan tablo; orijinal molekülün daha etkili olduğu yönünde idi. Fakat Ankara’daki bir üniversitede farmakoloji anabilim dalında çalışan bir tanıdığım (yukarıdaki hammadde için yazdıklarım da onun söyledikleri) yaptıkları araştırmalar sonucunda orijinal molekül yanında aynı ürünü sunan diğer firmalar arasında vücut dozajı açısından fazla bir fark bulamadıklarını söylemişti. Aynı ürünü üreten firmaların dozajları için farklılıklar olduğunu da aynı gün söylemişti.
Gingo biloba ya gelirsek uzun süredir ilaç yazmadığım halde bildiklerim…
Piyasada gingobil olarak abdiibrahim’in çıkarttığı preparat var… Yapılan araştırmalarda bu ilaç için etkinlik fazla gösterilememiş. Son dönemde sağlık bakanlığı da çalışmalarda etkinlik olmadığından dolayı bu preparatı ödemeden çıkarttı. İlacı alamayanlarda ise benim gördüğüm hastaların mental fonksiyonunda azalma var.
Çalışmalara mı yoksa benim gördüğüm vakalara göre hareket edersiniz bilmem.
Serbest radikalleri yok edebilen maddeler arasında şu an için aklıma gelen başka önerilerim de olabilir; VitE, VitC, selenyum, VitA, Pantotenik asit vücudumuzda serbest radikaller ile uğraşıyor.
Umarım faydam dokunur…
... Özellikle ilaclarin yan etkileri ve vucutta olusturduklari serbest radikaller ve bunlarin vucudumuzda yarattigi tahribatlar... Acikcasi bazen bilmek iyi mi? diye dusunuyorum...
… uzun vadede vucuduma guvenmemin bana zarari olur mu?
Gene kulaktan olma bilgilerle konusuyorum... Ozellikle antibiyotik kullanimlarinda bir hastaligin tedavisi gecirilebiliyor fakat ayni hastaligin bir sonraki tekrarinda hasaligi ureten virus veya mikrop bu antibiyotige karsi bagisiklik kazaniyor ve bir sonraki tedavilerde antibiyotik miktari veya dozaji artiyor... Bu dogru bilgimidir?
Gene Türkiye'deki ilac kalitesi hakkindaki fikirlerinizi ogrenmek isterim... 3. dunya ulkelerinde ab ve abd'nin uyguladigi ilac stratejileri Türkiye icin kismi de olsa gecerli midir?
Son olarak (yanlis yazmis olabilirim) gingo biloba agacindan ...
Farmakoloji kısaca ilaçların insan vücudunda yaptığı etkiyi inceleyen bilim dalıdır.
Bir ilaç piyasaya çıkmadan önceki dönemlerde birçok aşamalardan geçer.
Bunlar kısaca ;
Hayvan deneyleridir ve plasebo ile karşılaştırılarak etkinlik araştırılır. Etkin olduğuna karar verilirse bu sefer bir sonraki aşamaya geçilir ki bu sefer denek insandır. Burada kullanılanlar ise genellikle yüklü paralar karşılığında insanlar üzerinde ilaç için dozaj tespitidir. Burası da laboratuar koşullarıdır. Yine plasebo ile karşılaştırma yapılır.
Bu aşamadan sonra yani dozaj bulunduktan sonra biraz daha genişletilmiş sayıda hastalıklı insan üzerinde denemeler yapılır bunun için kullanılan klinik ortamıdır. Sınırlı sayıda kliniklerde yapılan araştırmalarda yan etkiler üzerinde araştırma yapılır. Bir sonraki aşamada ise daha geniş hastalık grubu alınır bu aşama genellikle (ama genellikle diye yazıyorum her zaman değil) 3. dünya ülkeleridir. Burada da yan etkiler vs. daha geniş hasta grubunda denenir.
Bu aşamalardan sonra elde edilen bilgiler ışığında piyasaya sürülüp sürülmeyeceğine karar verilir.
Bir ara zakkum ile kanser tedavisi yaptığını söyleyen Dr.Ziya’yı hatırlarsınız. Dr.Ziya nın ses getiren ve medyanın büyük sansasyon ile sunduğu program sonrasında Dr.Amerika’ya davet edilmiş ilacın kanserde etkileri tespit edilmiş ancak etkinliğinin çok iyi olmadığı görülmüştü.
Ülkemizde ilaç firmalarının bir kısmının uyguladığı çalışmalar yukarıda yazdığım 3.dünya ülkeleri sınıfına giren son aşamadır.
Eşim doktor ve eşime söylediğim bir şey var “yeni çıkan bir ilacı uygulama” Ben şu an konum itibariyle acil sistemde çalıştığımdan dolayı reçete de yazmıyorum o nedenle rahatım.
Hatırlarsanız piyasadan kaldırılan bazı ilaçlar oldu. Yanlış hatırlamıyorsam vioxx ve mesulid bunlardan bir kısmı..
İzlediğim bir dizide yaşlı bir doktor inatla eski ilaçları kullanıyor ve yeni çıkan ilaçları kullanmıyordu. Ortamda bulunan genç bir doktor ise yeni çıkan ilaçları kullanmaması nedeni ile her fırsatta eleştiriyordu.
Yaşlı doktorumuz bir gün genç doktoru alarak evine götürdü ve kızı ile tanıştırdı. Kızı tekerlekli sandalyede kol ve bacakları tam gelişememiş biriydi. Genç doktora dönerek “ben genç bir doktor iken idealisttim yenilikleri takip eder ve en uygun tedaviyi uygulardım. O günlerde Talidomid piyasaya yeni verilmiş ve hamilelerde görülen kusmalar için en etkili ve en güvenilir tedavi yöntemi olduğu söyleniyordu. Eşim de o günlerde hamileydi ve çok kusması oluyordu bende o gün için en etkili tedavi yöntemi olduğuna inandığım ilacı kullandım. Doğum yaptığında ise kızımın kol ve bacağı yoktu. O günlerde birçok doğum oldu ve birçok kolsuz bacaksız çocuk dünyaya geldi” Sonradan zaten belirtilen ilaç piyasadan kaldırılmıştı.
İlaç incelemelerinden sonra başka bir konuya geçelim.
Toplumda herkes leblebi gibi ilaç kullanıyor. İlaç yazmayan doktora “kötü” gözü ile bakılıyor. Ben zamanında ilaç yazarken 2 değişik ilaç yazdığımda genellikle tepki “2-3 tanede ağrı kesici veya vitamin yazın da dolsun”
Kendime ilaç yazdırırken 1 en fazla 2 kalem ilaç yazdırırım. Reçetemi yazan doktor her seferinde şaşırır ve öneride bulunur “istersen bir tanede ağrı kesici yazayım” hayır diyerek karşı çıkarım.
İlaç kullanırken bilmeniz gereken her ilacın vücutta belirli bir yarılanma ömrü var. Nasıl yani derseniz diyelim ki bir ilacın yarılanma ömrü 12 saat ve siz 500 mg aldınız ve diyelim ki bu ilacın tümü kana karıştı 12 saat sonrasında vücudunuzda 250 mg kalır 12 saat geçtikten sonra ise 125 mg’a iner. Bu nedenle kitabi bilgi yarılanma ömrü kadar sürede vereceğiniz ilaç için 3 dozluk uygulama ile uygun seviye yakalamış oluruz ve uygun vücut konsantrasyonu sağlandıktan sonra tedavi edici etkisi başlamış olur.
Bir çok hasta ilacı kullanmaya başladığının ertesi günü bir başka doktora giderek bu bana yaramadı der. Doktorlardan bir kısmı ise bunu kullanarak “ben sana en etkili ilacı yazacağım” diyerek başka isimli ilacı başlar.Sonuçta konsantrasyon yeni yeni oluşacağından dolayı 2. doktorun yazdığı ilaç etki etmiş gibi gözükür…
Yarılanma süresini biraz aşırıya kaçarak anlattık. Esas anlatmak istediğim her ne alırsanız alın yarılanma süresi sonsuza kadar devam eder. Vücutta biriken bu ilaç hiçbir zaman vücuttan tam olarak atılamaz ancak toxic dozda olmadığından dolayı tıbben “önemsiz” kabul edilir.
Bilmeniz gereken aldığınız ilaç ömür boyunca vücudunuzda gittikçe azalan oranda kalacağıdır.
İlaçların atılma yolları arasında vücutta metabolize yani işlenmesi, sindirim sistemi, boşaltım sistemi, solunum, ve deri bulunur. Bu nedenle bilmeniz gereken her türlü toxic madde , toxic madde dememin nedeni bu ilaç içinde geçerli başka toxic ürünler içinde geçerlidir tek atılma yolu deri yolu ile değildir.
Antibiyotik kullanımına gelirsek…
Yukarıda yazdığım gibi ilaç yazmayan doktora “kötü doktor” gözü ile bakılıyor.
Grip olmuş bir kişi için yada soğuk algınlığı için önce hastalığı değerlendirmek istersek, Virüsler hastalık etkenidir.
Virüsleri antibiyotik ile yok edemezsiniz çünkü antibiyotikler anti-mikrobiyal etkilidir. Antibiyotikler çoğunlukla bakteri gibi mikroplara etki eder. Basit bir bademcik durumunda klinik olarak eğer ateş 38.5 derece üzerine çıkmıyorsa bademciklerin üzerinde sıvı benzeri oluşumlar var ise bu çok yüksek bir olasılık viral kaynaklıdır. Eğer ateş 38.5 derece üzerinde ve bademcikler üzerinde iltihap görüyorsanız kulak arka tarafında ağrılı derialtı şişliklerde varsa bu büyük bir olasılıkla bakteriyeldir. Bu durumda yani bakteriyel tedavide uygulanması gereken boğaz kültürü almak beraberinde penisilin başlamak ve kültür antibiogram sonucuna göre uygun antibiyotik vermektir.
Karşılaşılan hatalara gelirsek viral kaynaklı bir hastalıkta bu grip de olabilir basit soğuk algınlığı da kişinin sıvı alması dinlenmesidir. Ancak kişi doktora gittiğinde illaki antibiyotik yazmasını ister. Viral hastalıkta antibiyotik sadece sadece üzerine hastalığın üzerinde 2. bir bakteriyel enfeksiyon gelişmesidir.
Her konuyu uzatarak yazıyorum ki daha kolay anlaşılsın.
Antibiyotiğin aşırı kullanımı ne gibi zararlı sonuçlar doğurura gelirsek.
Antibiyotik ile öldürdüğünüz bakterilerin bir kısmı dış ortama bir mesaj bırakır (burada bunların tıbbi isimlerini yazmıyorum) Bu mesajın içeriği “beni şu şekilde etki gösteren şu ilaç öldürdü” Bu mesajı alan başka bakteriler ise yapılarında değişime giderler ve bırakılan mesaja uygun şeklide direnç geliştirebilir. Bir kısmı ise kendi grubundan olmayan başka grup bakteriye direnç sistemlerini aktarır.
Sonuç olarak bakterilere karşı direnç düzeyi yüksek bir grup bakteri karşımıza çıkar. Ama düşünün ki barsak sisteminizde delinme oldu ve bakterilerle mücadele etmeniz gerekiyor . Zamanında leblebi gibi antibiyotik kullanmışsınız…. Antibiyogramda karşınıza mikroplara karşı genel direnç çıkması hiçde uzak bir olasılık değil.Bu örneği genişletebilirim; Menenjit oldunuz kullanacak antibiyotik yok…
İşte bu durumda dozajı yüksek tutmaktan başka seçeneğiniz yok.
Türkiyedeki ilaç kalitesine gelirsek…
Yukarıda yazdım ilaç geliştirilmesi aşamasında birçok basamaktan geçiliyor. Bunların maliyeti az değil.İlaç fabrikaları ise hammadde alımı aşamasında değişik ülkeleri seçiyorlar bunların arasında İsviçre gibi ülkeler yanında uzak doğu kökenli ülkelerde var. Eğer fabrika ilacın orijinal molekülünü almak isterse bu yapılan araştırmalar nedeni ile genellikle pahalıya mal oluyor. Uzak doğuda satılan hammaddeler için daha ucuz fakat dezavantajı ise içindeki etkin maddenin miktarı oluyor bu her zaman eşit olmuyor. Bu nedenle uzak doğudan alınan hammadde ile üretilen ilaç için etkinlik genellikle (her zaman değil) orijinal molekül ile aynı olmuyor. Bu yazdığım miktar düşükte olabilir yüksekte olabilir. Yüksek olan hammadde için daha iyi diye düşünmeyin çünkü yukarıda yazdım toksik doz tayini vs. için birçok deney yapılıyor…
Bu kadar hammadde için yazılanlardan sonra , reçete yazdığım ve hastaları takip ettiğim dönemde genelde karşıma çıkan tablo; orijinal molekülün daha etkili olduğu yönünde idi. Fakat Ankara’daki bir üniversitede farmakoloji anabilim dalında çalışan bir tanıdığım (yukarıdaki hammadde için yazdıklarım da onun söyledikleri) yaptıkları araştırmalar sonucunda orijinal molekül yanında aynı ürünü sunan diğer firmalar arasında vücut dozajı açısından fazla bir fark bulamadıklarını söylemişti. Aynı ürünü üreten firmaların dozajları için farklılıklar olduğunu da aynı gün söylemişti.
Gingo biloba ya gelirsek uzun süredir ilaç yazmadığım halde bildiklerim…
Piyasada gingobil olarak abdiibrahim’in çıkarttığı preparat var… Yapılan araştırmalarda bu ilaç için etkinlik fazla gösterilememiş. Son dönemde sağlık bakanlığı da çalışmalarda etkinlik olmadığından dolayı bu preparatı ödemeden çıkarttı. İlacı alamayanlarda ise benim gördüğüm hastaların mental fonksiyonunda azalma var.
Çalışmalara mı yoksa benim gördüğüm vakalara göre hareket edersiniz bilmem.
Serbest radikalleri yok edebilen maddeler arasında şu an için aklıma gelen başka önerilerim de olabilir; VitE, VitC, selenyum, VitA, Pantotenik asit vücudumuzda serbest radikaller ile uğraşıyor.
Umarım faydam dokunur…