PDA

View Full Version : Türkiye'de ilaç kullanımı


karınca
21-12-2006, 18:35
http://www.hisse.net/forum/showthread.php?t=13478 topiğine yazdığım yazı, yeni bir topik açılması yolu ile topiği takip etmeyenler içinde faydalı olabileceğini düşündüğümden dolayı...

... Özellikle ilaclarin yan etkileri ve vucutta olusturduklari serbest radikaller ve bunlarin vucudumuzda yarattigi tahribatlar... Acikcasi bazen bilmek iyi mi? diye dusunuyorum...

… uzun vadede vucuduma guvenmemin bana zarari olur mu?

Gene kulaktan olma bilgilerle konusuyorum... Ozellikle antibiyotik kullanimlarinda bir hastaligin tedavisi gecirilebiliyor fakat ayni hastaligin bir sonraki tekrarinda hasaligi ureten virus veya mikrop bu antibiyotige karsi bagisiklik kazaniyor ve bir sonraki tedavilerde antibiyotik miktari veya dozaji artiyor... Bu dogru bilgimidir?

Gene Türkiye'deki ilac kalitesi hakkindaki fikirlerinizi ogrenmek isterim... 3. dunya ulkelerinde ab ve abd'nin uyguladigi ilac stratejileri Türkiye icin kismi de olsa gecerli midir?

Son olarak (yanlis yazmis olabilirim) gingo biloba agacindan ...



Farmakoloji kısaca ilaçların insan vücudunda yaptığı etkiyi inceleyen bilim dalıdır.

Bir ilaç piyasaya çıkmadan önceki dönemlerde birçok aşamalardan geçer.
Bunlar kısaca ;
Hayvan deneyleridir ve plasebo ile karşılaştırılarak etkinlik araştırılır. Etkin olduğuna karar verilirse bu sefer bir sonraki aşamaya geçilir ki bu sefer denek insandır. Burada kullanılanlar ise genellikle yüklü paralar karşılığında insanlar üzerinde ilaç için dozaj tespitidir. Burası da laboratuar koşullarıdır. Yine plasebo ile karşılaştırma yapılır.
Bu aşamadan sonra yani dozaj bulunduktan sonra biraz daha genişletilmiş sayıda hastalıklı insan üzerinde denemeler yapılır bunun için kullanılan klinik ortamıdır. Sınırlı sayıda kliniklerde yapılan araştırmalarda yan etkiler üzerinde araştırma yapılır. Bir sonraki aşamada ise daha geniş hastalık grubu alınır bu aşama genellikle (ama genellikle diye yazıyorum her zaman değil) 3. dünya ülkeleridir. Burada da yan etkiler vs. daha geniş hasta grubunda denenir.
Bu aşamalardan sonra elde edilen bilgiler ışığında piyasaya sürülüp sürülmeyeceğine karar verilir.

Bir ara zakkum ile kanser tedavisi yaptığını söyleyen Dr.Ziya’yı hatırlarsınız. Dr.Ziya nın ses getiren ve medyanın büyük sansasyon ile sunduğu program sonrasında Dr.Amerika’ya davet edilmiş ilacın kanserde etkileri tespit edilmiş ancak etkinliğinin çok iyi olmadığı görülmüştü.

Ülkemizde ilaç firmalarının bir kısmının uyguladığı çalışmalar yukarıda yazdığım 3.dünya ülkeleri sınıfına giren son aşamadır.

Eşim doktor ve eşime söylediğim bir şey var “yeni çıkan bir ilacı uygulama” Ben şu an konum itibariyle acil sistemde çalıştığımdan dolayı reçete de yazmıyorum o nedenle rahatım.
Hatırlarsanız piyasadan kaldırılan bazı ilaçlar oldu. Yanlış hatırlamıyorsam vioxx ve mesulid bunlardan bir kısmı..
İzlediğim bir dizide yaşlı bir doktor inatla eski ilaçları kullanıyor ve yeni çıkan ilaçları kullanmıyordu. Ortamda bulunan genç bir doktor ise yeni çıkan ilaçları kullanmaması nedeni ile her fırsatta eleştiriyordu.
Yaşlı doktorumuz bir gün genç doktoru alarak evine götürdü ve kızı ile tanıştırdı. Kızı tekerlekli sandalyede kol ve bacakları tam gelişememiş biriydi. Genç doktora dönerek “ben genç bir doktor iken idealisttim yenilikleri takip eder ve en uygun tedaviyi uygulardım. O günlerde Talidomid piyasaya yeni verilmiş ve hamilelerde görülen kusmalar için en etkili ve en güvenilir tedavi yöntemi olduğu söyleniyordu. Eşim de o günlerde hamileydi ve çok kusması oluyordu bende o gün için en etkili tedavi yöntemi olduğuna inandığım ilacı kullandım. Doğum yaptığında ise kızımın kol ve bacağı yoktu. O günlerde birçok doğum oldu ve birçok kolsuz bacaksız çocuk dünyaya geldi” Sonradan zaten belirtilen ilaç piyasadan kaldırılmıştı.

İlaç incelemelerinden sonra başka bir konuya geçelim.
Toplumda herkes leblebi gibi ilaç kullanıyor. İlaç yazmayan doktora “kötü” gözü ile bakılıyor. Ben zamanında ilaç yazarken 2 değişik ilaç yazdığımda genellikle tepki “2-3 tanede ağrı kesici veya vitamin yazın da dolsun”
Kendime ilaç yazdırırken 1 en fazla 2 kalem ilaç yazdırırım. Reçetemi yazan doktor her seferinde şaşırır ve öneride bulunur “istersen bir tanede ağrı kesici yazayım” hayır diyerek karşı çıkarım.

İlaç kullanırken bilmeniz gereken her ilacın vücutta belirli bir yarılanma ömrü var. Nasıl yani derseniz diyelim ki bir ilacın yarılanma ömrü 12 saat ve siz 500 mg aldınız ve diyelim ki bu ilacın tümü kana karıştı 12 saat sonrasında vücudunuzda 250 mg kalır 12 saat geçtikten sonra ise 125 mg’a iner. Bu nedenle kitabi bilgi yarılanma ömrü kadar sürede vereceğiniz ilaç için 3 dozluk uygulama ile uygun seviye yakalamış oluruz ve uygun vücut konsantrasyonu sağlandıktan sonra tedavi edici etkisi başlamış olur.

Bir çok hasta ilacı kullanmaya başladığının ertesi günü bir başka doktora giderek bu bana yaramadı der. Doktorlardan bir kısmı ise bunu kullanarak “ben sana en etkili ilacı yazacağım” diyerek başka isimli ilacı başlar.Sonuçta konsantrasyon yeni yeni oluşacağından dolayı 2. doktorun yazdığı ilaç etki etmiş gibi gözükür…

Yarılanma süresini biraz aşırıya kaçarak anlattık. Esas anlatmak istediğim her ne alırsanız alın yarılanma süresi sonsuza kadar devam eder. Vücutta biriken bu ilaç hiçbir zaman vücuttan tam olarak atılamaz ancak toxic dozda olmadığından dolayı tıbben “önemsiz” kabul edilir.

Bilmeniz gereken aldığınız ilaç ömür boyunca vücudunuzda gittikçe azalan oranda kalacağıdır.

İlaçların atılma yolları arasında vücutta metabolize yani işlenmesi, sindirim sistemi, boşaltım sistemi, solunum, ve deri bulunur. Bu nedenle bilmeniz gereken her türlü toxic madde , toxic madde dememin nedeni bu ilaç içinde geçerli başka toxic ürünler içinde geçerlidir tek atılma yolu deri yolu ile değildir.

Antibiyotik kullanımına gelirsek…
Yukarıda yazdığım gibi ilaç yazmayan doktora “kötü doktor” gözü ile bakılıyor.
Grip olmuş bir kişi için yada soğuk algınlığı için önce hastalığı değerlendirmek istersek, Virüsler hastalık etkenidir.
Virüsleri antibiyotik ile yok edemezsiniz çünkü antibiyotikler anti-mikrobiyal etkilidir. Antibiyotikler çoğunlukla bakteri gibi mikroplara etki eder. Basit bir bademcik durumunda klinik olarak eğer ateş 38.5 derece üzerine çıkmıyorsa bademciklerin üzerinde sıvı benzeri oluşumlar var ise bu çok yüksek bir olasılık viral kaynaklıdır. Eğer ateş 38.5 derece üzerinde ve bademcikler üzerinde iltihap görüyorsanız kulak arka tarafında ağrılı derialtı şişliklerde varsa bu büyük bir olasılıkla bakteriyeldir. Bu durumda yani bakteriyel tedavide uygulanması gereken boğaz kültürü almak beraberinde penisilin başlamak ve kültür antibiogram sonucuna göre uygun antibiyotik vermektir.

Karşılaşılan hatalara gelirsek viral kaynaklı bir hastalıkta bu grip de olabilir basit soğuk algınlığı da kişinin sıvı alması dinlenmesidir. Ancak kişi doktora gittiğinde illaki antibiyotik yazmasını ister. Viral hastalıkta antibiyotik sadece sadece üzerine hastalığın üzerinde 2. bir bakteriyel enfeksiyon gelişmesidir.

Her konuyu uzatarak yazıyorum ki daha kolay anlaşılsın.

Antibiyotiğin aşırı kullanımı ne gibi zararlı sonuçlar doğurura gelirsek.
Antibiyotik ile öldürdüğünüz bakterilerin bir kısmı dış ortama bir mesaj bırakır (burada bunların tıbbi isimlerini yazmıyorum) Bu mesajın içeriği “beni şu şekilde etki gösteren şu ilaç öldürdü” Bu mesajı alan başka bakteriler ise yapılarında değişime giderler ve bırakılan mesaja uygun şeklide direnç geliştirebilir. Bir kısmı ise kendi grubundan olmayan başka grup bakteriye direnç sistemlerini aktarır.

Sonuç olarak bakterilere karşı direnç düzeyi yüksek bir grup bakteri karşımıza çıkar. Ama düşünün ki barsak sisteminizde delinme oldu ve bakterilerle mücadele etmeniz gerekiyor . Zamanında leblebi gibi antibiyotik kullanmışsınız…. Antibiyogramda karşınıza mikroplara karşı genel direnç çıkması hiçde uzak bir olasılık değil.Bu örneği genişletebilirim; Menenjit oldunuz kullanacak antibiyotik yok…
İşte bu durumda dozajı yüksek tutmaktan başka seçeneğiniz yok.

Türkiyedeki ilaç kalitesine gelirsek…
Yukarıda yazdım ilaç geliştirilmesi aşamasında birçok basamaktan geçiliyor. Bunların maliyeti az değil.İlaç fabrikaları ise hammadde alımı aşamasında değişik ülkeleri seçiyorlar bunların arasında İsviçre gibi ülkeler yanında uzak doğu kökenli ülkelerde var. Eğer fabrika ilacın orijinal molekülünü almak isterse bu yapılan araştırmalar nedeni ile genellikle pahalıya mal oluyor. Uzak doğuda satılan hammaddeler için daha ucuz fakat dezavantajı ise içindeki etkin maddenin miktarı oluyor bu her zaman eşit olmuyor. Bu nedenle uzak doğudan alınan hammadde ile üretilen ilaç için etkinlik genellikle (her zaman değil) orijinal molekül ile aynı olmuyor. Bu yazdığım miktar düşükte olabilir yüksekte olabilir. Yüksek olan hammadde için daha iyi diye düşünmeyin çünkü yukarıda yazdım toksik doz tayini vs. için birçok deney yapılıyor…
Bu kadar hammadde için yazılanlardan sonra , reçete yazdığım ve hastaları takip ettiğim dönemde genelde karşıma çıkan tablo; orijinal molekülün daha etkili olduğu yönünde idi. Fakat Ankara’daki bir üniversitede farmakoloji anabilim dalında çalışan bir tanıdığım (yukarıdaki hammadde için yazdıklarım da onun söyledikleri) yaptıkları araştırmalar sonucunda orijinal molekül yanında aynı ürünü sunan diğer firmalar arasında vücut dozajı açısından fazla bir fark bulamadıklarını söylemişti. Aynı ürünü üreten firmaların dozajları için farklılıklar olduğunu da aynı gün söylemişti.

Gingo biloba ya gelirsek uzun süredir ilaç yazmadığım halde bildiklerim…
Piyasada gingobil olarak abdiibrahim’in çıkarttığı preparat var… Yapılan araştırmalarda bu ilaç için etkinlik fazla gösterilememiş. Son dönemde sağlık bakanlığı da çalışmalarda etkinlik olmadığından dolayı bu preparatı ödemeden çıkarttı. İlacı alamayanlarda ise benim gördüğüm hastaların mental fonksiyonunda azalma var.
Çalışmalara mı yoksa benim gördüğüm vakalara göre hareket edersiniz bilmem.

Serbest radikalleri yok edebilen maddeler arasında şu an için aklıma gelen başka önerilerim de olabilir; VitE, VitC, selenyum, VitA, Pantotenik asit vücudumuzda serbest radikaller ile uğraşıyor.

Umarım faydam dokunur…

son_azrail
21-12-2006, 22:29
ilaç kullanmam yaşasın portkal muz çilek elma....süt....

balaban
21-12-2006, 23:39
Sn.bonnie, çok teşekkür ederim. Hepimizin okuması gerekir.

karınca
22-12-2006, 00:29
ilaç kullanmam yaşasın portkal muz çilek elma....süt....
ilaç kullanırken her iki durumda mutlaka göz önünde tutulmalıdır.
Yarar ve zarar...
Eğer yarar daha ağır basıyorsa ilaç kullanmak en iyi seçenktir.
Benim kızdığım konu ne zaman bir hastaya gitsek bir torba çıkarılıyor içinde 10-15 çeşit ilaç var. "Bunun hepsini kullanıyormusun?" diye sorduğumda genellikle bir kısmının "bulunsun" amaçlı olduğunu görüyorum...
Toplumda herkes ama herkes kendi kendine yorumlarda bulunup bir tedavi yöntemi uyguluyor bu nedenle reçete yazma aşamasında müdahalede bulunup "bana şunuda yaz bunu da yaz" diyorlar. Sonrada pozisyona göre komşusuna bile telkinlerde bulunuyor.
İnsanlarımız kendi evlerini kendileri yapmaya çalışıyor. Elektrik sistemin kendi kafalarına göre oluşturuyorlar.
Sonrada oturup düşünüyoruz " bu toplum neden böyle" diye
İnsan hayatı bu kadar basit değil.

Bir örnek vereyim.
Sağlık ocağında çalışırken 30-35 yaşlarında bir hasta geldi.Başağrısı şikayeti vardı. Yaptığım muayene sırasında ki tüm sistem muayenesini yaptım. Birşey bulamadım.
"sana ilaç yazmıyorum sevk ediyorum" dedim sonrasında inanın 10 dakika sözlü tartışma yaptık konu neden ilaç yazmadığım oysa kolayca yazabileceğim vs. vs.
En sonunda adama "ilaç milaç yazmıyorum başağrısının nedeninin bulunması gerekiyor, istersen eczaneden al, ben seni sevk ediyorum" diyerek kestirip attım.
Olayın üzerinden 3 ay kadar geçti ben hastayı unuttum.Bir gün polikliniğe biri geldi oturdu. "nasıl yardımcı olabilirim" dedim. 3 ay öncesinden bahsetti teşekkür ediyordu beni dinliyerek hastaneye gitmiş ve yapılan tetkikler sonrasında beyin kanaması tanısı ile acil ameliyata alınmış...
Bilinçsiz ilaç kullanımına karşı toplumun bilgilendirilmesi gerektiğini düşünüyorum.
Hastalık durumunda doğru ilaç kullanılması ile bunun karıştırılmaması gerekir.

balaban
22-12-2006, 14:23
Sn.bonnie aşağıdaki e-posta bugün geldi. Doğruluk payı olabilir mi?



Hepimizin başına gelebilecek acı bir olay APRANax isimli
ilaç ile ilgili...Vatandaşın biri, hafta sonu arkadaşının evine
gidiyor.
Çok başı ağrıdığından, arkadaşı ona bir Apranax veriyor. Vatandaş
yutmadan önce ilacı ağzında çiğniyor. Bir kaç dk. Sonra şuurunu kaybediyor.
Çevresindekileri tanımamaya başlıyor. Apar topar hastaneye kaldırıyorlar ve orada anlaşılıyor ki; sebep beyin kanaması.

Nedeni ise, doktorların açıklamalarına göre; ağrı Kesicilerin özellikle Apranax ve türevlerinin çiğnenmesi yada ağızda bekletilmesi Apranax, Aprol Aprowell, Naprosyn, Napradol,Kapnax, Apraljin, Aleve Synax, Oprax kısaca etken maddesi Naproksen Sodyum olanlar çiğnenince; etken madde beyne çok hızlı nufuz ediyor ve ölümcül sonuçlara yol açabiliyormuş. Aman dikkat..

chemeng
22-12-2006, 14:25
ilaç kullanmak son çare..doğal ilaçları tüketmek lazım....onlar her derde deva oluyorlar...

karınca
22-12-2006, 15:27
Sn.bonnie aşağıdaki e-posta bugün geldi. Doğruluk payı olabilir mi?



Hepimizin başına gelebilecek acı bir olay APRANax isimli
ilaç ile ilgili...Vatandaşın biri, hafta sonu arkadaşının evine
gidiyor.
Çok başı ağrıdığından, arkadaşı ona bir Apranax veriyor. Vatandaş
yutmadan önce ilacı ağzında çiğniyor. Bir kaç dk. Sonra şuurunu kaybediyor.
Çevresindekileri tanımamaya başlıyor. Apar topar hastaneye kaldırıyorlar ve orada anlaşılıyor ki; sebep beyin kanaması.

Nedeni ise, doktorların açıklamalarına göre; ağrı Kesicilerin özellikle Apranax ve türevlerinin çiğnenmesi yada ağızda bekletilmesi Apranax, Aprol Aprowell, Naprosyn, Napradol,Kapnax, Apraljin, Aleve Synax, Oprax kısaca etken maddesi Naproksen Sodyum olanlar çiğnenince; etken madde beyne çok hızlı nufuz ediyor ve ölümcül sonuçlara yol açabiliyormuş. Aman dikkat..
Yukarıda bulunan ikinci mesajımda yazdığım olguyu yeniden okuyun derim. Başağrısı ile polikliniğe müracaat eden hastada anormal bir muayene bulgusu yoktu ve ben hastaya ilaç yazmadan sevk ettim. Sonuçta gittiği hastanede yapılan tetkikler sonrası beyin kanaması tanısı ile acil ameliyata alınmış. Hastam şu an hayatta.
Yukarıdaki yazımda da belirttiğim gibi size gelen e-mail'de asıl konu bilinçsiz ilaç kullanımı söz konusu. Apranax olasılıkla "evde bulunsun" düşüncesi ile yazdırılmış.
Beyin kanamasında şikayet baş ağrısı olabilir.
Suçu ilaç yerine önce kendimizde aramalıyız.
Medline'da birşey bulursam yazarım.

ekselans
22-12-2006, 15:31
Şahsi düşüncem............

Çok defalar hastahane'lere gittiğimde
Mevcut Kalabalığın Çoğunluğunun
Hasta olduğu için değil ; Muayene olmak içinde değil
İlaç temin etmek için hastahanelerde kalabalığa sebebiyet verdiğini gördüm.

Ayrıca Çevremde Tanıdığım evleri ilaç deposu gibi olan insanlar var.

Biz bu kadar hasta bir milletmiyiz? yada Hastalık hastasımıyız?
Yoksa Bilinçsizce ilaç mı Tüketiyoruz ?

Herhalde sonuncusu

Buna bağlı olarakta

Doktorların gerçek hastalara yeteri kadar vakit ayıramadığını ve
gerçekten hasta olanlarında Haklarının Yendiğini düşünüyorum.

balaban
22-12-2006, 15:34
Yukarıda bulunan ikinci mesajımda yazdığım olguyu yeniden okuyun derim. Başağrısı ile polikliniğe müracaat eden hastada anormal bir muayene bulgusu yoktu ve ben hastaya ilaç yazmadan sevk ettim. Sonuçta gittiği hastanede yapılan tetkikler sonrası beyin kanaması tanısı ile acil ameliyata alınmış. Hastam şu an hayatta.
Yukarıdaki yazımda da belirttiğim gibi size gelen e-mail'de asıl konu bilinçsiz ilaç kullanımı söz konusu. Apranax olasılıkla "evde bulunsun" düşüncesi ile yazdırılmış.
Beyin kanamasında şikayet baş ağrısı olabilir.
Suçu ilaç yerine önce kendimizde aramalıyız.
Medline'da birşey bulursam yazarım.

Teşekkür ederim, tekrar okumama gerek yok. Ben pek ilaç kullanmıyorum. Bana e-posta gönderene göndereceğim cevabınızı.

karınca
22-12-2006, 16:02
Dünyada sağlık harcamalarının dağılımında, en yüksek payı yatarak yapılan tedavi hizmetleri almaktadır. 1997 yılı itibariyle, AB'de toplam sağlık harcamalarının %41.8'i yatarak tedavi, %32.1'i ayakta tedavi ve %15.1'i ilaç tüketimine yapılmıştır. (OECD, Health Data 1999).

Türkiye'de sağlık harcamaları içinde yatarak tedavi hizmetlerinin payı %40'lar düzeyinde iken, ayakta tedavi, ilaç, koruyucu ve geliştirici sağlık harcamalarının payı %60'lar seviyesindedir.
Ülkemizde sağlık harcamaları içinde ilaç tüketimi oranının çok daha yüksek olduğunu görüyoruz.

karınca
22-12-2006, 17:43
Sn.bonnie aşağıdaki e-posta bugün geldi. Doğruluk payı olabilir mi?...
Nedeni ise, doktorların açıklamalarına göre; ağrı Kesicilerin özellikle Apranax ve türevlerinin çiğnenmesi yada ağızda bekletilmesi Apranax, Aprol Aprowell, Naprosyn, Napradol,Kapnax, Apraljin, Aleve Synax, Oprax kısaca etken maddesi Naproksen Sodyum olanlar çiğnenince; etken madde beyne çok hızlı nufuz ediyor ve ölümcül sonuçlara yol açabiliyormuş. Aman dikkat..
arama sonucumda bir tane çalışma buldum.Özet olarak; tanımlayıcı olmasada napropsen sodyum, kardiyovasküler ve serebrovasküler riskin arttırdığını düşündürmektedir.
aşağıda;
OBJECTIVES: The Alzheimer's Disease Anti-inflammatory Prevention Trial (ADAPT) was designed to evaluate the conventional NSAID naproxen sodium and the selective COX-2 inhibitor celecoxib for primary prevention of Alzheimer's dementia (AD). On 17 December 2004, after the Adenoma Prevention with Celecoxib (APC) trial reported increased cardiovascular risks with celecoxib, the ADAPT Steering Committee suspended treatment and enrollment. This paper reports on cardiovascular and cerebrovascular events in ADAPT. DESIGN: ADAPT is a randomized, placebo-controlled, parallel chemoprevention trial with 1-46 mo of follow-up. SETTING: THE TRIAL WAS CONDUCTED AT SIX FIELD SITES IN THE UNITED STATES: Baltimore, Maryland; Boston, Massachusetts; Rochester, New York; Seattle, Washington; Sun City, Arizona; and Tampa, Florida. PARTICIPANTS: The 2,528 participants were aged 70 y and older with a family history of AD. INTERVENTIONS: Study treatments were celecoxib (200 mg b.i.d.), naproxen sodium (220 mg b.i.d.), and placebo. OUTCOME MEASURES: Outcome measures were deaths, along with nonfatal myocardial infarction (MI), stroke, congestive heart failure (CHF), transient ischemic attack (TIA), and antihypertensive treatment recorded from structured interviews at scheduled intervals. Cox proportional hazards regression was used to analyze these events individually and in several composites. RESULTS: Counts (with 3-y incidence) of participants who experienced cardiovascular or cerebrovascular death, MI, stroke, CHF, or TIA in the celecoxib-, naproxen-, and placebo-treated groups were 28/717 (5.54%), 40/713 (8.25%), and 37/1070 (5.68%), respectively. This yielded a hazard ratio (95% confidence interval [CI]) for celecoxib of 1.10 (0.67-1.79) and for naproxen of 1.63 (1.04-2.55). Antihypertensive treatment was initiated in 160/440 (47.43%), 147/427 (45.00%), and 164/644 (34.08%). This yielded hazard ratios (CIs) of 1.56 for celecoxib (1.26-1.94) and 1.40 for naproxen (1.12-1.75). CONCLUSIONS: For celecoxib, ADAPT data do not show the same level of risk as those of the APC trial. The data for naproxen, although not definitive, are suggestive of increased cardiovascular and cerebrovascular risk.