TBMM'de Sağlık Bakanlığı bütçesi görüşülürken yapılan tartışmalar-Tutanaklardan
TBMM'de Sağlık Bakanlığı bütçesi görüşülürken yapılan tartışmalar tutanaklara şöyle yansıdı:
ANAVATAN PARTİSİ GRUBU ADINA MUZAFFER R. KURTULMUŞOĞLU (Ankara) - Sayın Başkan, sayın milletvekilleri; sözlerime başlamadan evvel, hepinizi sevgiyle selamlıyorum.
Sayın Başkan, 2007 Sağlık Bakanlığı bütçesi üzerinde, Anavatan Partisi Grubu adına söz almış bulunuyorum.
Anayasamızın 56. maddesiyle, herkesin sağlıklı ve dengeli bir çevrede yaşama hakkına sahip olduğu vurgulanmış, devlet, herkesin hayatını beden ve ruh sağlığı içinde sürdürmesini sağlamakla ve sağlık kuruluşlarını tek elde planlayıp hizmet vermesini düzenlemekle görevli kılınmıştır. Bütün bunların sağlanabilmesi için sağlık hizmetlerinin etkin ve her vatandaş için ulaşılabilir olması gereklidir.
Sağlık hizmetleri denilince akla hemen hastaneler ve hastalar gelmekteyse de, önemli olan ve üzerinde durulması gerekli olan, insanları hasta etmemek ve bu nedenle, yukarıda zikrettiğimiz Anayasa maddesinde belirtildiği üzere, insanların hasta olmayacakları sağlıklı bir çevrede yaşamalarını sağlamak devletin temel görevlerinden birisidir. Bu nedenle, koruyucu hekimliğe önem vermeliyiz, insanların sağlıklarını koruyabilmeleri ve hasta olmamaları için devletin gereken tedbirleri alması gerekmektedir. Oysa, önümüze gelen bütçeye baktığımızda, bu konuya ayrılan bütçenin 2006 yılına göre azaldığını görmekteyiz.
Bugün sağlık hizmetleri gelişmiş ülkelerin de önde gelen sorunlarından birisidir. Bunlardan başta İngiltere ve Amerika gelmektedir. Amerika'nın, bugün, İran, Irak ve Ortadoğu sorunundan sonra, Bush iktidarını en çok yıpratan, sağlık konusu olmuştur.
Hükûmet tarafından sağlık hizmetleriyle ilgili bir dizi uygulamalar hayata geçirilmiştir, çeşitli sosyal güvenlik kurumlarına bağlı hastaneler birleştirilmiştir; ancak, bakıldığında, bunun sağlık hizmetlerinde gözle görülür bir iyileşme sağlamadığı ve temel sorunların devam ettiği görülmektedir. Hastanelerdeki ilaç kuyrukları belki azalmıştır ama hastane kuyruklarında hiçbir azalma görülmemektedir. Bunun nedeni ise, sağlık hizmetlerinin genişletilmemesi ve sağlık hizmetlerine yatırım yapılmamasından ileri gelmektedir.
Ankara'nın nüfusu göç alma nedeniyle hızla artmaktadır. Buna rağmen, Hükûmetin beş yıllık döneminde Ankara'ya yeni bir hastane yapılmamıştır. Mevcut hastaneler de, binaların yetersiz olması gibi fiziki kısıtlamalar nedeniyle geliştirilememektedir. Bugün, Numune Hastanesinde kayda değer bir yenileme yoktur. Yenileme adına, hizmete elverişli olmayan barakalar eklenmiştir ki, bu şekilde sağlık hizmetleri verilmesi mümkün değildir. İlk etapta, iktidar, artan nüfusa göre hastane sayısını artırmalı ve Numune Hastanesi, Ankara Hastanesi gibi hastaneler yeniden yapılandırılmalıdır diye düşünüyorum.
Ankara'ya, mevcut ihtiyaca cevap vermediği için, yeni bir modern tedavi, rehabilitasyon merkezi açılmalıdır. Bugün, Numune Hastanesi ve Ankara Hastanesi, zamanın şartlarına göre inşa edilmiş binalara sıkışıp kalmıştır ve ihtiyaca cevap verememektedir. Bu nedenle, bu hastaneler, aciliyetle, şehir dışına daha uygun mekânlara inşa edilecek, ulaşım yönünden sıkıntı olmayan, modern hastane binalarına taşınmalıdır ve bu hastane binalarının etrafında hasta yakınlarının temel ihtiyaçlarını karşılayacak market, eczane ve konaklayabilecekleri oteller yapılmalıdır. Böylece, hem etkin ve hem verimli bir şekilde hastalara sağlık hizmeti sunabilecek hem de şu anda hastanelerin bulunduğu bölgedeki trafik yoğunluğu azalmış olacaktır.
Gerek trafikte seyreden araç sayısının hızla artması gerekse yolların fiziki yetersizliği nedeniyle özellikle şehirler arası yollarda sık sık trafik kazaları yaşanmakta ve bu kazalarda yüzlerce insanımız hayatını kaybetmekte ve birçoğu da sakat kalmaktadır ve bu ölüm ve kalıcı yaralanmaların birçoğu hastalara, bir kısmı da kazalara zamanında müdahale edilememesinden kaynaklanmaktadır. Bu nedenle, şehirlerimizi birbirine bağlayan ve trafik yoğunluğu olan karayollarında her 30-40 kilometrede bir sağlık istasyonu kurulmalıdır. Bu sağlık istasyonunda ya travmatoloji uzmanı veya cerrahi uzmanı bulunmalıdır. Bu 30-40 kilometre arasında, bir doktor, bir hemşire ambulansla devamlı dolaşmalıdır diye düşünüyorum. Ayrıca, büyük karayollarında, ana yollarda her 300 veya 250 kilometrede bir rehabilitasyon ve travmatoloji hastanesi kurulması lazımdır.
Bunları yaparken de, artık, çağımızın gereği olan, lüks olmayan hava ambulansı, artık işe başlamalıdır. Ama, ne yazık ki, Sayın Sağlık Bakanı, dört senedir burada, Sayın Başbakanı da yanıltıyorlar, Sayın Başbakan da burada söyledi, her şey güllük gülistanlık gözüküyor. Böyle bir şey yok. Ama, ben bunları öneriyorum.
Hükûmet, kırsal kesimde yaşayan vatandaşlarımızın da sağlık hizmetlerinden etkin ve çabuk bir şekilde yararlanmasını sağlamakla mükelleftir. Bugün, sayısal olarak Türkiye'de 6.500'e yakın sağlık ocağı bulunmaktadır. Bunlardan büyük çoğunluğunu personel ve teknik yetersizlik nedeniyle, kendisinden beklenen hizmeti verememektedir. Mevcut sağlık ocaklarının altyapılarının tamamlanarak, her sağlık ocağında dört tane ana branş hekiminin bulunması sağlanmalı. Ayrıca, temel tetkik ve tahlillerin yapılabileceği, teknik donatımlarla donatılmalıdır diye düşünüyorum. Böylece, hastalar sırf bir reçete yazdırmak için bile, köylerden, ilçelerden illerine taşınmak külfetinden kurtulurlar diye düşünüyorum.
Yukarıda sıraladığım önerilerimden sonra hemen akıllara işin ekonomik boyutu gelebilir. Ancak, yapılacak en önemli yatırım, insana yapılacak yatırımdır. insanın olmadığı, insan unsurunun göz önünde bulundurulmadığı planlar başarısızlığa mahkûmdur. Devlet, ne pahasına olursa olsun, özellikle vatandaşının güvenliğini sağlamak ve sağlığını korumak zorundadır. Özellikle son zamanlardaki hatalı uygulamalar dahi böyle düzenlemelerin gerekliliğini göstermektedir. Zira, elinde sağlık raporu olan hastalar için bile ilaçlarını uzman doktora yazdırma zorunluluğu getirilmesi nedeniyle hastalar sıkıntı çekmektedir. İlacını yazdırabilmek için hasta, köyünden ilçesine, ilçesinden kalkıp vilayete gelmek mecburiyetindedir. Öte yandan, ödenecek ilaçların listesinin sık sık değiştirilmesi ve listenin, âdeta, yazboz tahtası haline getirilmesi de sağlığı yönetmek durumunda olanların pek de işlerinin ehli olmadığını göstermektedir.
Hastaneler ve eczaneler üzerinde yeterli denetimi sağlayamayan, sağlık hizmetlerini gerektiği gibi yönetemeyen Hûkümet, maalesef, bu başarısızlığının faturasını, hizmet alan vatandaşlara ve insanlara ödetmektedir. Her yapılan hatalı uygulama ise, insanlarımızın sağlığını tehlikeye atmakta, belki de birçok insanımızın, alması gereken hizmeti alamadığı için hayatını kaybetmesine neden olmaktadır.
Hangi gerekçeyle olursa olsun, insanların sağlığıyla oynanması şık değildir. Özellikle yazılacak ilaçlar, parası ödenecek ilaçlar hususunda yapılan uygulamalar, doktorların, mesleklerini gereği gibi icra etmelerine ve hastaları için faydalı gördükleri tedavi yöntemlerini uygulamalarına imkân vermemektedir. Neredeyse, Bakanlık, doktorların yerine reçete yazar duruma gelmiştir.
Son zamanlarda, sağlığın yatırımlarından tutun da ilaçlarla ve tedavi yöntemleriyle ilgili hususlara kadar her şey, neredeyse, Sağlık Bakanlığı bürokratlarına bırakılmıştır.
Sayın Bakan, bina ve altyapı anlaşılabilir, ama, tedavi uygulamaları ve paket ücret uygulamaları gibi doğrudan sağlığı etkileyen uygulamaların da Maliye Bakanlığına bırakılması anlaşılabilir gibi bir şey değildir. Yani, acaba, bunu mu diyorsunuz: Zamanın Millî Eğitim Bakanı "okullar olmasaydı Millî Eğitim Bakanlığını ben çok iyi idare ederdim" diyordu. Siz de, sağlık hastaneleri, hastalar olmasaydı ben bu Sağlık Bakanlığını çok güzel yönetirim mi diyorsunuz acaba?
"Maliye Bakanlığı bürokratlarına sağlığı devrettiniz" derken bunun izahını size yapayım: 29 Nisan 2006 tarihinde, hastanelere gitmiyorum, sadece birinci basamakta, hizmetlerinde yaptığınız değişiklikleri söyleyeceğim: Muayene ücreti o tarihte 11.88 YTL, sevk ücreti 5.400 YTL. Temmuz ayında yine birinci basamak ücretlerinde değişime gittiniz, bu defa muayene ücretini 14.250 YTL yaptınız, sevk ücretini de 6.480 YTL'ye çıkardınız. Yine yetmedi değişiklik. Aralık 2006'da, Aralık ayında muayeneyi tekrar 10.26 YTL'ye, sevki de 5.400 YTL'ye düşürdünüz.
Sayın Bakan, bir senede bu ücret uygulaması nasıl değişiyor? Hangi fiyata göre, neye göre değiştirdiniz bunları? Bu, hastanın sağlığıyla oynamak değil de nedir söyler misiniz bana Sayın Bakan? Çocuk oyuncağı oldu bu Bakanlık.
Sayın Bakan, ortalığı güllük gülistanlık gösteriyorsunuz, kusura bakmayın. "Hastalar istediği hastaneye gidecek" dediniz "istediği doktoru seçecek" dediniz. Ee, şimdi size bir örnek vereyim. Hani hastalar istediği doktora gidiyor ya: Aleyna Elitok, Kırıkkale'li, 3 yaşında, kulağı duymuyor. 2 tane devlet hastanesinden rapor almış. Sonra, Hacettepe'ye bu çocuk alet taktırılmak için müracaat etmiş. Bir sene geçmiş Sayın Bakan, bir senede "ben sana haber vereceğim, sen evine git" denilen çocuk, bir sene sonra geliyor "senin günün bitti, bu sene doldu, yeniden müracaat edeceksin" deniliyor Sayın Bakan.
Sayın Bakan, dinler misiniz. Sayın Bakan, bunlar sizin. Sizin ortalığı güllük gülistanlık gösterdiğiniz hastaneden, Türkiye'den bahsediyorum. Doktor Kurtulmuşoğlu'nun şeyi değil. Bunu, siz yönetiyorsunuz.
Sayın Bakan "hastanelerde hiç kimse rehin kalmayacak" diyorsunuz. Ama, geçenlerde, bizzat yine bana geldi bir hasta. SSK primini geç yatırdığı için… Evvelden, Bağ-Kur'da, tesadüfen adamcağızın bir kamyonu varmış. Bu kamyon da hurdaya çıkmış. Bağ-Kur borcunu ödeyememiş, SSK'lı olmuş. SSK'lı olduğu için "sen, SSK günün de dolmadığı için, bu 3,5 milyar parayı ödeyeceksin" demişler. Hani bağırıyorsunuz meydanlarda, hastanelerde "her şey bedava, her şey ücretsiz" diyorsunuz. Bu ne lahana turşusu bu ne perhiz Sayın Bakan, anlamış değilim.
FARUK ÇELİK (Bursa) - Bu ne perhiz bu ne lahana turşusu.
MUZAFFER R. KURTULMUŞOĞLU (Devamla) - Sayın Bakan, göreve geldiğinizden bu yana kaç tane hastane yaptırdınız? Hastalardan katkı payı almayı başlattınız. Yanlış olduğu için de Anayasa'dan döndü.
Sayın Bakan, sağlığın tek çatı altında toplanması, biz de Anavatan Partisi olarak da istiyoruz. Ancak bu şekilde değil. Siz, insan sağlığını parayla eşdeğer tuttunuz. Oysa, sosyal devletin gereği, bir insanın doğumundan ölümüne kadar sağlığıyla ilgilenmesini emreder.
Sayın Bakan, bunları benim söylememe lüzum yok, Anayasa'da yazıyor. Artık bunu herkes biliyor, siz hekim olarak da zaten bunu biliyordunuz, buraya gelmeden de böyle olduğunu biliyordunuz. Paran kadar sağlık olmaz. Çünkü, sağlık hakkı, insanın en doğal hakkıdır diye düşünüyorum.
Sağlığı özelleştirmek istiyorsunuz, özel hastaneleri batırıyorsunuz. Ne yapmak istediğinizi bir bilebilsek, düşüncelerinizi okuyabilsek, ayrı şey.
"İstediği hastaneye gider" diyorsunuz hastalar. İstediği hastaneye gittiğinde o hasta, özel hastaneye gittiğinde "ben senden 4 milyar, 5 milyar para alırım artı" diyor. Hani, sen, vatandaşa diyordun ki "her hastaneye gideceksin, her şey serbest" diyordunuz Sayın Bakan. Siz mi acaba yanlış anlıyorsunuz, acaba, benim vatandaşlarım mı yanlış anlıyor? Bunu hiç anlamış değilim Sayın Bakanım.
Aynı zamanda, Avrupa ülkelerinde, mesela… Türkiye'de hep Avrupa'ya doğru gittiğimize göre, sağlıkta da dönüşümü bu şekilde yaptınız. Dönüşüm diye yola çıktınız, kusura bakmayın… Sayın Başbakan bütçe konuşmasında, haklı olarak, öyle bilgi aldığı için "sağlıkta her şeyi düzelttik" dedi. Tabii, öyle bilgi verirseniz, öyle olacak tabii ki. Bundan başka türlüsü olur mu? Bilgiyi öyle almış.
Türkiye'de özel ve yabancı hastanelerin sayısı dahil 1.195 hastane var. Türkiye genelinde 6.343 sağlık ocağı, 7.032 sağlık evi faal vaziyettedir. Hekim sayısı ise 2005 göre 102.500'dür.
Türkiye'de 1 hekime düşen hasta sayısı 707'dir. Avrupa ülkelerinde, İtalya'da, 1 hekime 164 kişi düşmekte, Yunanistan'da 227 kişi düşmekte, Rusya'da 239, Portekiz'de 308… Saymaya lüzum yok. Sayın Bakan, Türkiye, hasta başına düşen hekim sayısı bakımından 49'uncu sırada.
Aynı zamanda, yardımcı personel bakımından da çok yetersiz bir durumdayız. Avrupa ülkelerinde 3-4 hastaya 1 hemşire düşerken, bizde 10-15 hastaya 1 hemşire düşmektedir. Sağlıkta Dönüşüm Programı, aslında sağlığın özelleşmesi projesidir Sayın Bakanım, sağlığın uluslararası sermayeye teslim edilme projesidir. Sağlık personelinin sözleşmeli statüye geçirilmesi de, sağlığın ağır ağır özelleşmesi demektir.
Diğer hükûmetlere göre sağlıktaki kadrolaşma, Sayın Bakan, zamanınızda çok daha fazla olmuştur. Türkiye'de yüz bine yakın doktor varken, ithal doktor alınması ve bu doktorların özellerde çalıştırılması demek, sağlığın devletin elinden çıkarılıp özelleştirilmesi anlamına gelmektedir. Bu da, sosyal devlet olmanın gereklerini unutmak demektir. Anayasa'nın 56'ıncı maddesine de ters düşmektedir. Bir taraftan Avrupa Birliğine girmek isterken bir taraftan hiçbir işimizi Avrupa norm ve standartlarına uyduramıyoruz Sayın Bakan.
Sağlıkta Dönüşüm Programı ile aile hekimliğine geçtiniz Düzce'de, hayırlı olsun. Türkiye genelinde, Sayın Bakan, aile uzmanın 1.400 tane. Düzce'de 106 doktorun var Sayın Bakan, bunlar şu anda 96'ya indi, burada 2 tane aile hekimin var uzman olarak, yani hepsi pratisyen hekim. Ne oldu? Birden bire aile hekimliğine girdik hepimiz birlikte. Bunlar yetmiyor, on ilde daha aile hekimliğini başlatacaksınız. Hangi hekimle yapacağız Sayın Bakanım bunları? Sayın Bakanım, daha "halkın hizmetine sunacağız" dediniz, sadece -hizmeti- Düzce'de iki tane sağlık ocağını kapadınız. Sağlık ocaklarında, altı yedi tane köyün bir araya gelip, orada, sağlık ocakları kurulur ve oralarda, o altı yedi tane köye, o sağlık ocakları hizmet ederdi. Şimdi, Akçakoca'nın Beyveren Sağlık Ocağını, Düzce'nin Gölyaka'sındaki Dipsiz köy Sağlık Ocağını kapattınız. Yani, halka hani hizmet ediyorduk, halkın ayağına götürecektik hastane hizmetlerini?.. Bu niye kapandı biliyor musunuz Sayın Bakanım, bir hekimin 3.500-4.000 hasta bakabilmesi için merkezlere indirmeye başladınız. Tabii ki aile hekimliği de olacak veya insana hizmet ederken, niye bunu yaptın deme olasılığımız yok; ama, insana eziyet etmeye karşıyım ben. Demek ki bu aile hekimliği, bunu, şu aşamada hak etmedi.
Sayın Bakan, kusura bakmayın, benden hep şey beklediniz, bugüne kadar hep izah ettim, ama, ne bileyim… Şimdi, ben, Sayın Başbakanın laflarını okumayacağım, ama yanlış bilgi veriyorsunuz Sayın Başbakana da, onu söyleyeyim. Şimdi, Türkiye'de, 41 bin ebe var, 82 bin hemşire var, 50 bin sağlık memuru var; uzman hekim ve pratisyen hekimi saymıyorum. Bu kürsüden, geldiniz, siz kadro istediniz de, Hükûmet mi kadro vermedi? Hemşire için, ebe için, sağlık memuru için, burada kadro vermeyen Hükûmetin taraftarı mıydı veya muhalefet mi vermedi de hâlen bu okuttuğunuz çocuklar, hemşireler, ebeler, sağlık memurları sokakta geziyorlar Sayın Bakan? Bunu bir izah eder misiniz bana. Sözleşmeli yapıyorsunuz. Şimdi, değiştirdiniz. Hastanelerde şirketler kuruldu. Her şirkete geliyor…
Her gün, bana Ankara'da şu hastanenin şirketine bir hemşire aldırabilir misin? Aldıramam. Almazlar. Niye almazlar? İktidarın adamı değilim de almazlar. Bu kadar basit. İşin kolayını bulduk.
Sayın Bakan, biraz da… Hep bana inanmanıza lüzum yok, belki inanmayabilirsiniz, ama, ben hep gerçekleri konuşuyorum.
Bakınız, şimdi medyada… "29 ilaç firmasına şok suçlama." Hemşire izne çıktığı için İstanbul Üniversitesi Tıp Fakültesinde nöroloji servisi kapandı. Hemşire izne çıktığı için. Tek çatıyı zaten söyledik, çöktü. "Devleti ilaçla uyuşturdular." Kim uyuşturdu? Ben mi uyuşturdum? Bunun başında kim var? Bunun başında sorumlu olan sensin Sayın Bakan, ben değil. (Anavatan Partisi sıralarından alkışlar) "Hastane beş gün komalık" Nerede? Ankara'da, merkezde. Bağ-Kur, Emekli Sandığı paralarını döner sermayeye aktaran Ankara Hastanesinde beş gün acil hastalara müdahale edilemedi, pansuman yapılamadı Sayın Bakan. Bu sizin gözünüzün önünde oldu. O da yetmedi, bir bebeğin ölümü gizlendi. "Kansere tanıya SSK engeli." SSK ile AÜ Hastanesi anlaşmazlığı"
Ee, şimdi gelelim günün olayına.
(Mikrofon otomatik cihaz tarafından kapatıldı)
BAŞKAN - Sayın Kurtulmuşoğlu, konuşmanızı tamamlayınız.
Buyurun.
MUZAFFER R. KURTULMUŞOĞLU (Devamla) - Yirmi beş dakika bitti mi?
BAŞKAN - Bitti.
MUZAFFER R. KURTULMUŞOĞLU (Devamla) - Teşekkürler. İki dakika.
Şimdi günün olayına gelelim. Efendim, Hürriyet'te manşet, hepiniz okudunuz: "Testis diye çekmediler."
ALİM TUNÇ (Uşak) - İftira!
MUZAFFER R. KURTULMUŞOĞLU (Devamla) - Sayın Bakan, bize şöyle öğrettiler: Bir doktor, hastanın rengine, cinsine, şekline bakmaz, herkese bakmak mecburiyetindedir. Bizde, tıpta Hipokrat yemininde böyle derler Sayın Bakanım, bunu siz de okudunuz, bu yemini siz de ettiniz.
Sayın Bakan, devrinizde…
AHMET YENİ (Samsun) - Anavatan da aynı…
MUZAFFER R. KURTULMUŞOĞLU (Devamla) - Ben sağlıkta parti anlamam. Ben sağlıkta halkımı anlarım. Ben halkıma borçluyum. Ben halkın sağlığıyla ilgileniyorum. Bu Anavatan Partisi diye, bu AKP diye, bu falan parti diye düşünmem. Ben otuz beş senelik hekimim. Hastam benim için mühim. 73 milyon insanın hayatı söz konusu. Öyle olduğuna göre, bugün o hastanın başına gelenin yarın senin başına gelmeyeceğini nereden garanti ediyorsun? (Anavatan Partisi sıralarından alkışlar)
Elini sıkmayan doktor olursa, başını açmadın diye veya erkeksin diye sana bakmazsa ne diyeceksin? Onu biliyor musun? Onu biliyor musun?
AHMET YENİ (Samsun) - Gazete haberiyle konuşma! Gazete haberiyle konuşuyorsun!
ALİM TUNÇ (Uşak) - Gerçekliğini araştırdın mı?
AHMET YENİ (Samsun) - Gazete haberine göre konuşuyorsun!
MUZAFFER R. KURTULMUŞOĞLU (Devamla) - Onun için de, sevgili arkadaşlarım, siz giderken ben oralardan geliyordum. Başhekimdim. Ben çok iyi biliyorum ki, hastanenin bahçesine gelene kadar başın beni ilgilendirmiyor, ama hastanemin içine giremezsin. Hastanede, hiçbir kimseye erkektir kadındır diye, rengi başkadır diye bakamazsın diyen hiçbir hekimle çalışmadım.
(Mikrofon otomatik cihaz tarafından kapatıldı)
MEHMET ÇERÇİ (Manisa) - Yok öyle bir şey! Yalan haber üzerine siyaset yapıyorsun!
BAŞKAN - Sayın Kurtulmuşoğlu, teşekkür ediyorum.
ZEKERİYA AKINCI (Ankara) - Yok öyle bir şey mi diyor Vakit Gazetesi?
AHMET YENİ (Samsun) - Başhekim yalanladı onu.
MEHMET ÇERÇİ (Manisa) - Yalan haber o.
ZEKERİYA AKINCI (Ankara) - Bu arkadaşlar yorumunu hep Vakit Gazetesine göre yapıyorlar.
BAŞKAN - Anavatan Partisi Grubu adına ikinci konuşmacı Malatya Milletvekili ve Grup Başkan Vekili Sayın Süleyman Sarıbaş.
Buyurun Sayın Sarıbaş. (Anavatan Partisi sıralarından alkışlar)
Cumhuriyet Halk Partisi Grubu adına, ilk konuşmacı, Sivas Milletvekili Nurettin Sözen.
Sayın Sözen, buyurun efendim. (CHP sıralarından alkışlar)
CHP GRUBU ADINA NURETTİN SÖZEN (Sivas) - Teşekkür ederim.
Sayın Başkan, değerli arkadaşlarım; Sağlık Bakanlığı bütçesine ilişkin değerlendirmelerimi, Cumhuriyet Halk Partisi Grubu adına sunuyorum ve bu vesileyle, hepinizi sevgilerle, saygılarla selamlıyorum.
Yılda bir kez gerçekleşen bu çalışmalarımızda -Parlamentomuz açısından büyük önem taşıyor kuşkusuz bu çalışmalar- gerek bakanlıkların gerekse Hükûmetin politikalarını değerlendiriyoruz, eleştiriyoruz, önerilerimizi sunuyoruz. Şimdi, bu, son bütçedir. Dolayısıyla, bir iktidar partisinin dört beş yıllık uygulamalarını kapsayan görüşler ve eleştirilerin de sunulması doğaldır.
Değerli arkadaşlarım, Sağlık Bakanlığı ödeneği, 2007'de, 2006'ya göre önemli ölçüde düşük görünüyor. Değer olarak, yaklaşık 1 katrilyon lira. Oransal değerde bakarsak, geçen yıla oranla yaklaşık, YTL cinsinden, yüzde 12 daha düşük görülüyor. Merkezî yönetim bütçe toplamı içindeki orana bakacak olursak, yüzde 4,3'ten 3,2'ye düşmüştür ki, yüzde 1,1'lik bir düşüş söz konusudur. Özellikle diğer cari harcamalar ve yatırımlardaki düşüş daha da önemlidir ve bu düşüşler, kuşkusuz, sağlık hizmetlerinin kalitesinin düşmesine yol açmaktadır. Sayın Bakanın, öncelikle, bu düşüşleri açıklaması gerekmektedir. Niçin bütçede ödenekler düşmektedir Sağlık Bakanlığında, nüfusumuz mu azalmaktadır? Hükûmetin sağlıkla ilgili yatırımlara daha mı az gereksinimi vardır? Yoksa, hastaların sayısında mı bir azalma söz konusudur? Ya da çağdaş araç ve gereçlerle yapılan teşhis ve tedaviler daha ucuza mı mal olmaktadır? Bunların hiçbir izahı yoktur. 1 milyon kişi açlık sınırı altında ve 20 milyona yaklaşan yoksulluk sınırı altında yurttaşımız mevcut. Bunların dengeli beslenmeleri ve de hastalıklarından korunması veya bu vatandaşların hastalıklarının iyileştirilmesi konusunda Hükûmetimiz ve Sağlık Bakanı ne gibi önlemler almaktadır? Anayasa'nın 56'ncı maddesinin kendilerine yüklediği yükümlülükleri nasıl, ne yolla yerine getirmektedir bu ödeneklerle?
Sağlık harcamaları 1999-2005 döneminde artmıştır; 99'da gayri safi millî hasılanın yüzde 3,9'u, genel yönetim sağlık harcamalarının toplamı 2002'de yüzde 4,7'ye yükselmiştir, 2004'te 5,5'e yaklaşmıştır. Bugün, kamu sağlık harcamalarının toplamı 25,9 milyar YTL'dir, gayri safi millî hasılaya oran olarak yüzde 5,3'e tekabül etmektedir. Kamu sağlık harcamalarının bu dönemde bu oranda artması, kamu sağlık hizmetlerinin daha etkin ve daha fazla sunulmasından kaynaklanmamaktadır. Bunun kanıtı, Sağlık Bakanlığı bütçesinin ve korucu sağlık hizmetlerinin, bu dönemde de reel olarak artmasından anlaşılmaktadır. AKP iktidarının en çok mevzuat değiştirdiği alanlardan birisi de, kuşkusuz Sağlık Bakanlığıdır. Bu değişikliklerin tamamı, sağlık hizmetlerinin kamu hizmeti olarak sunulmasından çıkarılmasındandır; yani, hizmet üretmek yerine, mal ve hizmet satın almaya öncelik verilmektedir; muayene ve tedavilerde özel sağlık kurum ve kuruluşlarından yararlanmaya, hizmet almaya öncelik verilmektedir. Bu konuda o kadar ileri gidilmiştir ki, Sağlık Bakanlığına ait tüm sağlık kuruluşlarının satışı söz konusu olmuştur ve bu konuda yetki de Maliye Bakanlığına devredilmiştir. Geliri yetersiz diye, hiçbir kişiye ihtiyacı olan sağlık hizmetlerinin verilmemesi kabul edilemez. Yani, bireyler, mali durumları ne olursa olsun, her türlü sağlık hizmetini eşit ve sürekli olarak almak durumundadır. Dahası da var; sağlık hizmetlerini sözleşmeli personelle yürütmek için yasa üzerine yasa çıkarmaktadır Sağlık Bakanlığı. Kuşkusuz, sağlığın korunması ve hastaların tedavi ve rehabilitasyonu gibi kutsal alandaki bu sorumsuz ve yetersiz gidişe halkımız en kısa zamanda "Dur" diyecektir. Bunun için halkımızda yeterli bilinç vardır, yeterli sabır vardır, yeterli kararlılık mevcuttur.
Kısacası, AKP iktidarı, yasal düzenlemeler ve uygulamalarla kamunun verdiği sağlık hizmetlerinin çökertilmesi planını elhak büyük bir kararlılıkla ve bu anlamda başarıyla yürütmektedir. Kamu hastaneleri etkisiz kılınmıştır. Temel sağlık hizmetlerine bütçeden ayrılan kaynak azaltılmış, yatırımlar kısılmıştır. Bunun yerine, devlet hastanelerini, üniversite hastanelerini, sağlık ocaklarını iş yapamaz hale getirip, sağlık hizmetlerinin sadece özel kesim eliyle verilmesine dayanan politikalar geliştirilmektedir. Örneğin, bütçe uygulama talimatlarıyla tüm tedavi giderlerinin bedeli yüzde 15-30 oranında azaltılmıştır.
2006 yılında Bütçe Kanunu'na konulan bir hükümle üniversite hastanelerinin kendi özel gelirlerinin yatırımlarında kullanılmasına son verilmiştir. Üniversitelerin döner sermayelerinden yüzde 5'lik paylar kesilmiştir. Tedavi bedelleri zamanında ödenmemektedir. Bu yetmiyormuş gibi, tedavi giderlerinden kaynaklanan 3,5 katrilyonluk alacak silinmiştir. Ortaya çıkan ciddi tepkilerden sonra yapılan düzeltmeyle, silinecek tutar 2 katrilyona indirilmiştir.
IMF'nin sağlık harcamalarını azaltan talimatı gereği birçok düzenlemeler gerçekleştirilmiştir. Bir tanesini söyleyeyim. Birinci basamak resmî sağlık kuruluşlarına başvuranlar için yapılan ödeme 11 YTL, özel sağlık kuruluşlarına yapılan ödeme ise 13,2 YTL'dir. Tabii, özel kuruluşlara böylece bir ayrıcalık da tanınmaktadır.
Türkiye'de 81 ilimizin 700 hastanesinin başhekimi değiştirilmiştir. Türkiye'de neredeyse tüm hastanelerdeki şefler, başhekimler değiştirilmiştir. Bir taraftan doktor sayısının yetersizliği ve üniversitelerdeki tıp fakültelerine alınan öğrenci sayısını artırmaktan söz ederken, diğer taraftan doğudaki siyasi, akraba olması muhtemel öğretim üyelerinin, devlet hastanelerine başhekim ve şef olarak atamaları yapılmıştır. Böylece, laikliği, milliyetçiliği, cumhuriyeti reddeden ünlü ideolog Başbakanlık Müsteşarının önerisinin yerine getirilmesi sağlanmış olacaktır. Biliyorsunuz, öğretim üyelerinin şef olarak atanmasının yürütmeyi durdurma mahkeme kararına rağmen, gerekçe açıklanmadı diye atamalara devam edilmiştir. Böylece, hukuk tanımaz bu Sayın Bakan bu yaklaşımıyla, tam AKP'ye yakışan bir Bakan olduğunu ortaya koymuştur.
Türkiye Cumhuriyeti Hükûmetinin Millî Eğitim Bakanı Müsteşarından sonra Sağlık Bakanlığı Müsteşarı da, yargı kararına uymadığı için, ağır hapis cezasıyla mahkûm olmuştur. Müsteşarlar, suç oluşturan bu tasarruflarını Bakanın bilgi ve talimatları doğrultusunda yerine getirmektedirler, yani asıl suçlu Sayın Sağlık Bakanıdır. Anayasaya aykırı uygulamalar yapan da, mahkeme kararına uymayarak suç işleyen de Sağlık Bakanıdır.
Türk Tabipler Birliği Yasası'nı yıllarca geciktiren, İhtisas Tüzüğü'nü yıllarca bloke eden, hekimlerin aile bütünlüğüne, çocuklarının eğitimine, hastalıklarına, örgütlenme haklarına saygı göstermeyen, aile hekimliği çalışmalarına katılmadı diye, kabul etmedi diye 100 hekimi Denizli'den kent dışına süren de işte bu Sağlık Bakanıdır. Koruyucu sağlık hizmetleri hem daha kolay hem daha planlı, daha ucuzdur, çünkü, daha pahalı, daha sorunlu tedavi edici hizmetlerin ihtiyatını azaltır.
Değerli arkadaşlarım, zamanımın azlığı dolayısıyla koruyucu hekimlik ve ilaç konusundaki konuşmalarımı atlıyorum. Yalnız şu kadarını söylemeliyim ki: Kamu ilaç harcamaları, 90'lı yılların sonuna, gayrisafi millî hasılaya oran olarak yüzde 1,3 düzeyindeyken, bu oran dönem içinde yüzde 2'ye yükseltilmiştir. Kamu ilaç harcamaları toplam -2005 yılı içerisinde- 7 milyar dolardır.
Tıp fakültesinin uzmanlığı tüzüğü de, yine YÖK'ü dışlayarak, Türk Tabipler Birliği'ni dışlayarak çıkmaz bir noktaya getirilmiştir ve bir kanun boşluğu doğurulmuştur.
(Mikrofon otomatik cihaz tarafından kapatıldı)
BAŞKAN - Sayın Sözen, konuşmanızı tamamlayınız, buyurun.
NURETTİN SÖZEN (Devamla) - Peki, çok teşekkür ederim.
Şimdi, değerli arkadaşlarım, çok önemli bir konu, hekim sayısı ve doktor ithalidir. Sağlık Bakanı tüm bu beceriksizliklerinin nedeni olarak hekim sayısının azlığını göstermektedir. Bunun doğru olmadığı açıktır. Türkiye'de yeterince hekim vardır. Bağımsızlık savaşında, Kurtuluş Savaşı'ndan yaralı yorgun aç ve yoksul çıkmış Türk halkının sağlık sorunları özverili kahraman Türk hekimlerinin çabalarıyla yerine getirilmişti. Sıtma, tüberküloz, trahom gibi birçok salgınlar, başarılı sağlık politikaları ve özverili kahraman Türk tıp doktorlarının gayretleriyle bertaraf edilmiştir. Şimdi, istenildiği zaman hekimlerin dengeli dağıtılması, onlara moral vermek suretiyle, çalışma ortamlarının düzeltilmesi suretiyle aynı başarının sağlanması mümkün olacaktır.
Değerli arkadaşlarım, zaman yetmediği için konumu uzatmak istemiyorum. Yalnız, bu Türkiye'nin en büyük gazetesinde çıkan manşetler bütün halkımızı yaralamıştır. Dolayısıyla, şu bir gerçektir ki, AKP içinde küçük bir grup da olsa kendilerine göre özledikleri bir sağlık sistemi vardır, o sağlık sistemi budur.
(Mikrofon otomatik cihaz tarafından kapatıldı)
BAŞKAN - Sayın Sözen, teşekkür cümlenizi alayım.
NURETTİN SÖZEN (Devamla) - Bitiriyorum Sayın Başkanım.
BAŞKAN - Buyurun.
NURETTİN SÖZEN (Devamla) - Özledikleri sağlık sistemi budur. Yani, bayan hekimler erkekleri muayene etmesin, erkekler bayanları muayene etmesin. Hiçbir zaman bu özlemlerine kavuşamayacaklardır. Halkımızın AKP İktidarından ve bu Sağlık Bakanından kurtulacağı günler çok yakındır.
Hepinizi sevgi ve saygılarımla selamlıyorum. (CHP sıralarından alkışlar)
AHMET YENİ (Samsun) - Rüya görüyorsun, rüya. Rüya görüyorsun Hocam, rüya, rüya.
NURETTİN SÖZEN (Sivas) - Siz de başka türlü bir rüya görüyorsunuz.
BAŞKAN - Sayın milletvekilleri, Cumhuriyet Halk Partisi Grubu adına ikinci konuşmacı Muğla Milletvekili Ali Arslan.
Sayın Arslan, buyurun. (CHP sıralarından alkışlar)
CHP GRUBU ADINA ALİ ARSLAN (Muğla) - Sayın Başkan, değerli milletvekili arkadaşlarım; Sağlık Bakanlığı bütçesi üzerine Cumhuriyet Halk Partisi Grubu adına söz almış bulunuyorum. Ben de konuşmama başlamadan önce yüce Meclisi ve televizyonları başında bizi izleyen yurttaşlarımızı saygıyla, sevgiyle selamlıyorum.
Değerli arkadaşlarım, Anayasa'nın 17'nci, 56'ncı maddelerine göre ve Sağlık Bakanlığının kuruluş ve teşkilatını belirleyen 181 sayılı Kanun Hükmünde Kararname'ye göre, sağlık, bir hak. Bu hakkı kullandıran, bu hakkı yerine getiren, devlet adına bu hakkı üstlenen de Sağlık Bakanlığı. Anayasa'mız ve kanun hükmünde kararname bunu hükmediyor.
Değerli arkadaşlarım, yalnız son yıllarda bir gelişme var, enteresan bir gelişme: Bu hakkı, Sağlık Bakanı değil artık Maliye Bakanı kullanıyor. Yani, aslında, bu sıralarda, Sayın Bakanın yanında İçişleri Bakanını görüyorum, keşke Maliye Bakanı da oturmuş olsaydı. Maliye Bakanı sağlıkta âdeta sağlığı idare eder hale geldi.
EMİN KOÇ (Yozgat) - Bilmiyor!
ALİ ARSLAN (Devamla) - Bakın, hangi doktorun hangi ilacı yazacağını Maliye Bakanı belirliyor. Hangi doktor, hangi hastane, hangi tetkiki yapar Maliye Bakanı belirliyor. Maliye Bakanı, bir gecede devlet hastanelerinin üçbuçuk katrilyon alacağına el koyuyor, Sağlık Bakanından tıs yok, ses yok. Aylar sonra Meclis düzeltmek zorunda kalıyor.
Değerli arkadaşlarım, Sayın Sağlık Bakanı kızıyor "ya, IMF'yle bizim bir ilişkimiz yok" diye. Aslında, Maliye Bakanını da IMF yönetiyor. Yani, belki Maliye Bakanı da değil de IMF temsilcilerinin oturması lazım.
Geçtiğimiz yıl biliyorsunuz IMF'yle bir stand-by anlaşması yapıldı. Stand-by anlaşmalarında yazılanların hepsi ertesi yıl, 2006 yılında tek tek uygulandı. Aslında, Maliye Bakanı da değil IMF yönetiyor, yazık tabii.
Değerli arkadaşlarım, bize bir reçete yazıyorlar, "sağlıkta dönüşüm" diye bir şey. Aslında, dönüşüm falan değil, sağlığın özelleşmesi, adı bu. Ama, tabii, ne derler, bir atasözü var: "Zehri teneke kupa içinde sunmazlar." Parıltılı laflarla bunu Türk halkına kabul ettirmeniz lazım.
"Sağlıkta dönüşüm", "devrim", "aile hekimliği", "herkesin doktoru olacak…" Parıltılı laflar. Bunun için ne kadar reklam aracı kullanılacaksa kullanacak, hangi propaganda yöntemleri kullanılacaksa kullanacaksınız bunu kabul ettireceksiniz.
Bakın değerli arkadaşlarım, sağlıkta dönüşümün birinci ayağı aile hekimliği. Aile hekimliği, sağlık ocaklarının özelleştirilmesi demek. İkinci ayağı ne? hastaneleri işletme haline getireceksiniz, hastaları da müşteri yapacaksınız; ki, işletme haline geldi, bazıları tabelalarını astılar. Biraz ileri aşamasında da devlet sağlık alanından çekilecek, özel sektöre yaptıracaksınız sağlık hizmetini.
Değerli arkadaşlarım, bu, tabii, millete antipatik geliyor, bunu değiştirmeniz lazım. İlk başlarda hastalara "müşteri" diyordu Sayın Sağlık Bakanı, şimdi dememeye başladı. Yalnız, geçen gün Sayın Çalışma Bakanımız "işletme" diyor hastaneler için. Bazen de dil sürçüyor, açığı veriyorlar.
Şimdi, bu konuda değişik propaganda yöntemleri var. Geçtiğimiz yaz aylarında, bütün sağlık ocaklarında, hastanelerde Sağlık Bakanlığının dört yıllık çalışmalarını anlatan tabelalar asıldı. Canlı, gösterişli, sanki Adalet ve Kalkınma Partisinin seçim afişi. Sordum ben, efendim bu nedir, siz, Sağlık Bakanlığı mısınız, Adalet ve Kalkınma Partisinin teşkilat başkanı mısınız, nedir bu sağlık ocaklarına astığınız? Sayın Bakanın verdiği cevap çok enteresan "biz, vatandaşın hayır duasını almak için hizmet ediyoruz, başarılıyız" dedi.
Değerli arkadaşlarım, Sağlık Bakanının görevi vatandaşın hayır duasını almak için değil, kendine yasaların verdiği görevdir Sağlık Bakanlığı, onun için görev yapıyor.
Şimdi bakın değerli arkadaşlarım, hepiniz geziyorsunuz, biz de gezdik, hayır duayı kimler yapıyor, gerçekten bir hayır dua var mı ortada, ona bakalım. Ben, uzun yıllar siyasetin içindeyim, daha önce köylere gittiğimde, hiç kimse sağlıkla ilgili şikâyetlerini dile getirmezdi, ama şimdi ilk vardığımızda, vatandaşlar hemen feryadı basıyor. Ya bir tansiyon ilacı için şehre gidiyorum, heyet raporu almam lazım, kolesterol ilacını öyle. Bir sürü kısıtlama getirmiş. Vatandaş feryadı basıyor, gerçekten vatandaş çok sıkıntılı.
Geçtiğimiz günlerde, yine bir grup arkadaşımızla, Diyabet Cemiyetinin bir toplantısı vardı İstanbul'da, AKP'li arkadaşlarımız da vardı. Diyabet hastaları hayır dua okumuyor. İnsüline ve şeker çubuklarına ulaşmaktaki zorluklar nedeniyle Sağlık Bakanı hakkında hayır dua okumuyor, burada tanık olan arkadaşlarımız vardır.
Değerli arkadaşlarım, bakın, hastanelerde rehin kalma… Sayın Bakan "artık rehin kalma yok" diyor. Değerli arkadaşlarım, mucize bir yöntem buldunuz, rehin kalma olmuyor belki, rehin kalanlar da var ama, haydi yok diyelim, vatandaşın elinden senedi alıyorsunuz, haydi çık diyorsunuz. Yani, bedava değil. Sanki, rehin kalma yok derken, artık biz parasız da bakıyoruz anlamı çıkıyor, öyle bir şey yok. Vatandaşın elinden senedi alıyorsunuz, hadi çık diyorsunuz. Vatandaş sonra o senedi ödeyemediği zaman -geçtiğimiz gün Kırıkkale'de yaşandı, gazetelere de yansıdı, okumuşsunuzdur- hadi bakalım hapis cezası. Zamanında mal bildiriminde bulunmadığı için.
Değerli arkadaşlarım, bu tür elinden senet alıp hastanelerden çıkardığınız insanlar size hayır dua okumuyor.
Bakın, yine geçtiğimiz senedeki bütçe görüşmelerinde Sayın Başbakan söyledi, arkasından Sayın Bakan söyledi, eczaneler ilaçlarının reçete bedellerini geri ödeme kurullarından zamanında
alıyor diye, şimdi alıyor mu? Alamıyor. Sadece yeşil kart bedelleri için Türkiye'deki eczanelerin 350 trilyon alacağı var bugün. Aylardan beri alamıyorlar, hepsi batma noktasında. Başka bir açıklama da 2,5 katrilyon toplamı, bütün sağlık geri ödeme kurumlarından eczanelerin alacağı para.
Değerli arkadaşlarım, yıkmışsınız eczacıların üzerine sağlıktaki masrafı. Onlar da size hayır dua okumuyor.
Bakın, aile hekimliği… Düzce'de bir uygulama yapıldı, pilot uygulama, başarılı mı başarısız mı belli değil. Bir rapor yok ortada. Sanki başarılıymış gibi bütün Türkiye uygulama kararı aldınız. Denizli'deki doktorlar karşı çıkıyor. Türkiye'deki bütün doktorlar karşı çıkıyor, kardeşim, yapmayın, sağlık ocaklarını batırmayın, sağlık ocakları bu ülke için destan gibi görevler yapmışlar, yapmayın, tahrip etmeyin diye. Görev kabul etmeyen, aile hekimliği görevini kabul etmeyen doktorları sürdünüz Denizli'den. Bu doktorlar size hayır dua okumuyor.
Değerli arkadaşlarım, çok şeye gerek yok, hocam gazeteyi gösterdi, Konya'da maalesef bir tıp faciası nedeniyle testisini kaybeden çocuk…
MUSTAFA CUMUR (Trabzon) - Uydurma!
ALİ ARSLAN (Devamla) - …sizler için hayır dua okumuyor.
MUSTAFA CUMUR (Trabzon) - Yalan!
ALİ ARSLAN (Devamla) - Değerli arkadaşlarım, biliyorsunuz, vakayi adiyeden oldu, yeni doğan ünitelerinde bebeklerimizi kaybediyoruz. Neden? Taşeronlaşma nedeniyle uzman yardımcı personel çalıştıramadığımız için. Gerekçesi o. O insanlar size hayır dua okumuyor.
Değerli arkadaşlarım, geçtiğimiz yıl bir facia yaşadık, kuş gribi faciası. O insanlar size hayır dua okumuyor.
657 4/b'yle çakılı personelde gönderdiğimiz karısı Türkiye'nin doğusunda, kocası batısında ayrı ayrı yaşamak zorunda kalan sağlık personeli sizin için hayır dua okumuyor.
Değerli arkadaşlarım, 1 Temmuz Tebliği'yle rahat rahat reçete yazma, rahat rahat tahlil yaptırma olanağını elinden aldığınız doktorlar, bir an önce hastalığına teşhis koyulamadığı için rahata kavuşamayan hastalar sizin için hayır dua okumuyor.
Hayır dua okuyanlar var: Değerli arkadaşlarım, bakın, üniversite hastanelerimiz SSK'lı hastalara bakamıyor; ama, Fethullah Gülen'in hastaneleri bakıyor. O nedenle, sanıyorum, Fethullah Gülen çok hayır dua okuyordur. Belki, bütün öbür bedduaları da Fethullah Gülen'in duası karşılıyor olabilir, o açıdan haklı olabilirsiniz.
Değerli arkadaşlarım, bakın, basına yansıyan haberlere göre, geçtiğimiz günlerde Sağlık Bakanlığı 210 milyon dolarlık üç yıllık aşı anlaşması yaptık. Uzmanlar, bu paranın üçte 1'iyle Türkiye'de ulusal bir aşı fabrikasının, viral ve bakteri aşıların yapılacağı bir tesisin kurulabileceğini iddia ediyorlar, üç yıllık bedelin üçte 1'iyle. Sanıyorum, size, o üç yıllık aşı anlaşmasını yaptığınız Fransız şirketi hayır dua okuyordur.
Başka, bakın, Maliye Bakanı… Maliye Bakanı bir anlaşma sonucu diyor ki: Ben size kıyak geçtim, bu kıyağın karşılığını isterim. Kim o? Araştırmacı İlaç Firmaları Derneği.
(Mikrofon otomatik cihaz tarafından kapatıldı)
BAŞKAN - Sayın Arslan, konuşmanızı tamamlayınız.
Buyurun.
ALİ ARSLAN (Devamla) - Sonra da gazetelere ilan verdi teşekkür için. Onlar, sanıyorum, Araştırmacı İlaç Firmaları Derneği, hayır dua okuyordur.
Değerli arkadaşlarım, aslında konuşacak şey çok. Geçtiğimiz günlerde Plan ve Bütçe Komisyonunda Sağlık Bakanlığı bütçesi görüşülürken Sayın Bakan ve AKP'den bir grup arkadaşımız dedi ki: "Bu bir başarı öyküsüdür." Dört yıllık sağlıkta yapılanları başarı öyküsü olarak anlattılar. Başarılı olduğunuz alanlar var gerçekten, hakkınızı teslim etmek lazım. Mesela, aşılamada iyi bir noktaya yavaş yavaş geliyoruz. Veriler doğruysa kızamık vakaları azalmış. Yalnız, değerli arkadaşlarım, aslında, edebî konuşacaksak, yani, bir edebiyata bağlayacaksak, bu bir öykü falan değil; bu, olsa olsa, senaryosu IMF tarafından yazılmış, başrollerinde Maliye Bakanının, yardımcı rollerde de Sağlık Bakanının olduğu bir korku filmidir, ancak öyle açıklayabiliriz.
Önümüzdeki seçimlerde de Türk halkı, bu korku filminin etkisinden…
(Mikrofon otomatik cihaz tarafından kapatıldı)
BAŞKAN - Sayın Arslan, teşekkür ediyorum sizlere.
ALİ ARSLAN (Devamla) - Bağlayacağım Sayın Başkanım.
BAŞKAN - Efendim?..
ALİ ARSLAN (Devamla) - Bağlayacağım, teşekkür edeceğim.
BAŞKAN - Hayır, ek sürenizi verdim. Lütfen, teşekkür cümlenizi alayım.
ALİ ARSLAN (Devamla) - Teşekkür… Evet…
K. KEMAL ANADOL (İzmir) - Teşekkür edecek.
BAŞKAN - Efendim?..
K. KEMAL ANADOL (İzmir) - Teşekkür edecek.
BAŞKAN - Teşekkür etsin.
ALİ ARSLAN (Devamla) - Önümüzdeki seçimlerde bu film sona erecektir. Ben, o inançtayım.
Bu inançla, yüce Divanı, yüce Meclisi saygıyla, sevgiyle selamlıyorum. Bütçenin hayırlı, uğurlu olmasını diliyorum. (CHP sıralarından alkışlar)
BAŞKAN - Teşekkür ediyorum.
AK PARTİ GRUBU ADINA ALİM TUNÇ (Uşak) - Sayın Başkan, sayın milletvekilleri; Sağlık Bakanlığı 2007 yılı bütçesi üzerinde AK Parti Grubu adına söz almış bulunmaktayım. Yüce Meclisi saygıyla selamlıyorum.
Değerli arkadaşlar, dört yıllık AK Parti iktidarında Sağlık Bakanlığı, öncelikle, Bakanlığı sağlıklı hale getirerek başladığı Sağlıkta Dönüşüm Programını başarıyla uygulamış ve uygulama sonuçlarını yavaş yavaş almaktadır.
Bugüne kadar, muhalefetin bir tek eleştirisine katılıyorum: Sağlık Bakanlığı bütçesi gerçekten az, buna katılıyorum. Ancak, yapılan icraatlara bakacak olursak, az bütçeyle çok iş nasıl yapılır, bunu hep beraber gördük, görmeye ya da göstermeye devam edeceğiz.
Değerli arkadaşlar, biraz önce, muhalefet partisi konuşmacılarını dinledim. Gerçekten, gerek hekim sayısının yeterli demelerinden gerekse sağlık ocaklarının yapısının bozulacağını söylemelerini esefle karşıladım. Türkiye'de hekim sayısının yeterli olmadığını bilmeyen kalmadı, bunu, bütün istatistikler gösterdi. (hekim sayısı yetersiz ancak alınacak yeni hekimler ile beraber sayı iki katına çıkarılsa da kurum sayısının 10 katına çıkarılması gerekir-bonnie) Hâlâ, 1960'larla, o dönemin başarılı çalışmalarıyla övünmek, 2006'ya gelememeyi, doğrusu çok akılcı bulmuyorum.
Yine, arkadaşlarımız, burada, sağlık ocaklarının yapısıyla ilgili, bunu, şu andaki Sağlıkta Dönüşüm Programıyla bozacağımızı düşünüyorlar. İsterseniz gelin bir bakalım, 2002 ve öncesinde sağlık ne haldeydi, bunları bir gözden geçirelim.
2002'den önce, birçok bakanlık hastane işletiyordu, sağlık kuruluşları vardı. Bağ-Kur'lu, SSK'lı, Yeşil Kartlı, Emekli Sandığı farklı farklı statülerde sağlık hizmeti almaktalardı. Bazıları ilaçları alamamaktaydı. Yeşil Kartlı sadece yatarak tedavi hizmetleri karşılanıyordu, ilaçları alınabiliyordu. Sağlık ocakları, işte, o, bozmamamız söylenilen sağlık ocakları, sadece RPT yapılan, reçete yazılan ve sadece sevk yapılan kuruluşlar halindeydi. Bugün, sağlık ocaklarında verilen destekle gerek ekonomik olarak verilen, döner sermayeyle birlikte verilen destek gerekse laboratuvar desteğiyle oradaki hekimlerimiz onurluca, zevkli bir şekilde işlerini yapmaktan zevk duyuyorlar, onur duyuyorlar ve orada çalışan sağlık çalışanları, yardımcı sağlık hizmetlileri daha bir gayretli çalışmaktalar, hayata küskün vaziyette değiller, çünkü, kendilerine güven geldi.
Değerli arkadaşlar, yine, bu sağlık ocaklarında on tane hekim varsa iki tane poliklinik ya da bir tane poliklinik oluyordu. Altı yedi tanesi, sekiz tanesi atıl vaziyetteydi. Ek iş bulmaya çalışıyorlardı. Yine, uzmanlarda da aynı şekilde, hastanelerde birden fazla olan uzmanlar sadece tek poliklinik yapıyordu. Diğerleri yine boşta, muayenehaneye hasta gelmesiyle ilgileniyorlardı. Mahrumiyet bölgesi olarak söylenilen yerleşim alanlarında sağlık personeli ve hekim bulunmuyordu ya da bulunsa bile bir an önce tayini düşündükleri için hiçbir faydaları yoktu. Kimin nerede çalıştığını Bakanlık bile bilmiyordu 2002 öncesi.
Değerli arkadaşlar, bugün, hastanelerin birleştirilmesi, tek çatı altına gelmesi, döner sermaye uygulamaları, her hekime bir oda uygulaması, bütün hastaların her kurumdan sağlık hizmetini alıyor olması ve en önemlisi de çalışanların da hizmet alanlarında memnuniyet anketlerinde giderek artan bir yükselişleri… Bunları arkadaşlarımız görmezden geliyorlar.
Değerli arkadaşlar, bu ülkede ambulans parası bulamadığı için hastasını nakledemeyen kişiler vardı. Şu anda köylerimize dahi 112 hizmetleri gitmekte. Vatandaşlar kuyruklarda perişandı. Sıra, kuyruk geldiğinde "Muayene bitti." ya da "Sizin, ilacınızı bir başka hastaneden almanız gerekir." deniliyordu. Bugün, artık, bunlar gözükmüyor. Arkadaşlarımıza katıldığım noktalar var, yani, istisnalar kaideyi bozmaz.
bazı ferdî vakaları buraya gündeme getiriyorlar. İnşallah, Sayın Bakanımız bunu duymuştur. Bunlar da ortadan kalkacaktır ve gerçekten, sağlık alanında AK Parti İktidarının yapmış olduğu reformu, bütün herkes bildiği gibi, muhalefet partileri de bilecektir.
Yine, sağlık ölçütleri genelde bebek ölüm hızları ve anne ölüm hızlarıyla ölçülür. Bugün, 1998'de bebek ölüm hızı binde 43'tü, şu anda binde 21'lerde.
Değerli arkadaşlar, yine anne ölüm hızları 1998'de yüz binde 70, bugün ise yüz binde 28,5 tahmin edilmekte.
Değerli arkadaşlar, bizim prensibimiz, önce insan. "İnsanı yaşat ki, devlet yaşasın" felsefesiyle biz insanlarımızı, hem hastanelerde rehin olmaktan hem istedikleri doktorlara gitme şansını vermek hem de 112'lerin aktif bir şekilde artırılmasıyla hasta arandığında ya da 112 arandığında köylere kadar hizmeti alabilecek bir duruma getirdik.
Değerli arkadaşlar, biraz önce her iki grubun konuşmacıları da bir gazete haberinden bahsetti. Ben, onların diliyle cevap vereceğim. Yine, bir gazete haberi. Sabah gazetesi Ergun Babahan… Bir makale var burada. Hepsini okumayacağım, sadece… "13 Kasım gecesi o serviste değil başörtülü, kadın doktor yokmuş. Nöbetçi doktorun adı Levent Kaya imiş. Üstelik olaya müdahale eden doktor 'acil' kaydı düşmediği için nöbetçi doktor bile çağrılmamış. Yani, testis üstü irtica olayı. Hastane üzerinden rejim krizi yaratma çabası gibi bir hava..."
Değerli arkadaşlar, bir şeyi söylerken -bu, gazeteciler de olabilir, milletvekilleri de olabilir- bir insan olarak bir haberin doğruluğunu önce araştırmak gerekir, ondan sonra burada konuşmak gerekir.
OSMAN KAPTAN (Antalya) - Ertuğrul Özkök ne diyor?
HÜSEYİN ÖZCAN (Mersin) - Sayın Milletvekilim, Konya'daki olay doğru mu, yanlış mı?
ALİM TUNÇ (Devamla) - Ben kendi haberime itibar ederim. Ben araştırdım, böyle bir olayın olmadığını buradan net olarak söylüyorum. Ama, sizin yönteminizde gazete haberiyle, Sabah gazetesinde Ergun Babahan'ın haberiyle…
OSMAN KAPTAN (Antalya) - Sizinki gazete değil mi arkadaşım?
ALİM TUNÇ (Devamla) - Sabah gazetesi Ergun Babahan, Vakit gazetesi…
(Mikrofon otomatik cihaz tarafından kapatıldı)
OSMAN KAPTAN (Antalya) - Hayır, bizimki gazete de seninki gazete değil mi?
İ. SAMİ TANDOĞDU (Ordu) - Yeni Şafak'ı söylüyor herhâlde.
BAŞKAN - Sayın Tunç, konuşmanızı tamamlayınız.
Buyurun.
ALİM TUNÇ (Devamla) - Değerli arkadaşlar, bakın, ben size şunu söyleyeyim.
HÜSEYİN ÖZCAN (Mersin) - Onları korumayın.
ALİM TUNÇ (Devamla) - Niyet okuyuculuğu yaparak ve vehimler üzerine konuştuğunuz sürece…
K. KEMAL ANADOL (İzmir) - Doğrusunu yapacaksınız, doğrusunu.
ALİM TUNÇ (Devamla) - …bu millet size iktidar yüzü göstermeyecek. Bu gidişle göstermedi, bundan sonra da göstermeyecek
OSMAN ÖZCAN (Antalya) - Memleketi batırdınız.
ALİM TUNÇ (Devamla) - Değerli arkadaşlar, şimdi, tabii çok konuşacağımız şeyler vardı, ama vaktimiz çok sınırlı. Ben, Sayın Bakanımızdan, bu yaptıkları güzel hizmetlerin yanı sıra -yine, AK Parti İktidarında yine Sayın Bakanımıza inşallah nasip olur- e-muayene, e-reçete ve e-sağlık uygulamalarını da yapar umudunu taşıyorum, inanıyorum ve bugün yurdumuzun en ücra noktalarında görev yapan ve bu koruyucu sağlık hizmetlerini -biraz önce Ali Bey'in de söylediği gibi en başarılı olduğumuz noktalardan birisi- ve ikinci basamak sağlık hizmetlerini başarıyla yürüten ebelerimize, hemşirelerimize, doktorlarımıza ve diğer sağlık personelimize ve tabii ki Sayın Bakanımıza…
(Mikrofon otomatik cihaz tarafından kapatıldı)
RAMAZAN KERİM ÖZKAN (Burdur) - Sağlık evleri boş, ebe yok.
BAŞKAN - Sayın Tunç, lütfen teşekkür cümlenizi alayım.
Buyurun.
ALİM TUNÇ (Devamla) - Sayın Bakanımıza ve ekibine teşekkür ediyorum, başarılarının devamını diliyorum.
Bir de milletvekili arkadaşımız Doktor Nevzat Doğan'ın eşi başta olmak üzere tüm hastalarımıza acil şifalar diliyorum ve 2007 bütçemizin vatanımıza, milletimize hayırlı olmasını diliyorum.
Saygılarımla. (AK Parti sıralarından alkışlar)
BAŞKAN - Teşekkür ederim.
AK Parti Grubu adına ikinci konuşmacı, Ağrı Milletvekili Mehmet Kerim Yıldız.
Sayın Yıldız, buyurun. (AK Parti sıralarından alkışlar)
AK PARTİ GRUBU ADINA MEHMET KERİM YILDIZ (Ağrı) - Sayın Başkan, değerli milletvekilleri; 2007 Yılı Bütçe Kanunu Tasarısı çerçevesinde Hudut ve Sahiller Sağlık Genel Müdürlüğü bütçesi üzerinde,
AK Parti Grubu adına söz almış bulunmaktayım. Bu vesileyle, hepinizi saygıyla selamlıyorum.
Hudut ve Sahiller Sağlık Genel Müdürlüğü, özel bütçeli ve Sağlık Bakanlığına bağlı bir kuruluştur. Lozan Anlaşması ve Montrö Sözleşmesiyle kuruluşu tamamlanan Dünya Sağlık Örgütü Anayasası'nın 21 ve 22'nci maddeleri uyarınca hazırlanmış ve 6368 sayılı Yasa'yla onaylanmış, Uluslararası Sağlık Tüzüğü ve Umumi Hıfzıssıhha Kanunu'yla görevleri şekillenmiş Hudut ve Sahiller Sağlık Genel Müdürlüğü, tüm kara sınır kapıları, limanlar ve hava alanlarında örgütlenmesine devam ederek hizmetlerini sürdürmektedir.
Ülkemiz ve dünyanın sağlığının korunmasına katkıda bulunmak amacıyla, uluslararası antlaşmalardan kaynaklanan yetki ve gelirleri kullanarak, Türkiye boğazları ile sınır ve sahillerde sağlık denetimleri yapmak, uluslararası geçerliliği olan sertifikaları düzenlemek ve uluslararası yayılma gösteren bulaşıcı ve salgın hastalıkların ülkemize girmesini ve çıkmasını önlemek misyonu taşıyan Genel Müdürlüğün, görev ve faaliyetlerinden bazıları şunlardır:
Ulusal ve uluslararası mevzuatla belirlenen, karantinayı gerektiren bulaşıcı ve salgın hastalıklardan korumak ve bunların yayılmasını önlemek için uluslararası giriş çıkışa açık limanlar, boğazlar, kara suları, havaalanları, kara sınır kapıları, gümrüklü sahalar, serbest bölgelerde alınacak tedbirlerin, karantina hizmetlerinin ve bu hizmetin gerektirdiği prensip ve politikaların tespit edilmesi, araştırma ve projelerin yapılması ve bunların uygulanması.
Bulaşıcı hastalıkların yayılmasını önlemek amacıyla, başta deniz araçları olmak üzere, hava, kara ulaşım ve taşıma araçlarının dezenfeksiyon ve diğer koruyucu işlemlerinin yapılması ve teknolojilerinin belirlenmesiyle bu konudaki belgelerin düzenlenmesi; Çevre Bakanlığıyla ilgili diğer kuruluşlarla iş birliği ve koordinasyon içerisinde insan ve çevre sağlığı için önleyici tedbirlerin alınması; görev sahasına giren konularda deniz ve kara sınır komşularımızın yetkili kurumlarıyla sağlık hizmetleri ve eğitim iş birliği ve koordinasyonun temin edilmesi; yine, aynı sahalardan geçen ithalat ve ihracat konusu malların tıbbi açıdan denetlenmesi; gemi atıklarının ulaştırılmasının uygun şekilde sağlanması ve çevre sağlığı hizmetlerinin yapılması; sınır kapılarındaki hac ve göç gibi toplu nüfus hareketleriyle, turizm ve iş amaçlı seyahat sağlığının sağlanmasıdır.
Sayın Başkan, değerli milletvekilleri; bilindiği gibi, Anayasa'mızda devletin sosyal devlet niteliği belirtilmiş ve devlete, herkesin hayatını beden ve ruh sağlığı içinde sürdürmesini sağlamak ve bunun için sağlık kuruluşlarını tek elden planlayıp hizmet vermesini düzenlemek görevi verilmiştir.
Şüphesiz insanın en tabii hakkı ve temel hakkı yaşamak, yaşamanın en güzeli de sağlıklı yaşamaktır. Bu bağlamda, gelişmiş ve gelişmekte olan toplumlarda sağlık hizmetleri özel bir önem ve öncelik arz eder. Sağlık hizmetlerinin toplumun istek ve ihtiyaçlarına cevap verebilir bir nitelik kazanabilmesi için, arz talep dengesinin gerçekçi bir biçimde sağlanması zorunludur. Bu anlamda, AK Parti dört yıllık iktidar süresince çok önemli atılımlar yapmış, sağlık alanında büyük mesafeler kat etmiştir.
AK Parti Hükûmeti milletimizin sağlık düzeyinin yükseltilmesi için koruyucu sağlık hizmetlerine özel önem vermektedir. Koruyucu sağlık hizmetlerinin göstergesi olan aşı harcamaları 2002 yılında 10 milyon YTL iken, 2006 yılı sonu itibarıyla 100 milyon YTL'yi bulmuş ve 2007 yılında 170 milyon YTL hedefine ulaşılacaktır. Sıfır yaş grubunda bulunan bebeklerin 2002 yılında ancak yüzde 78'i aşılanırken, 2006 yılında bu oran yüzde 93'e ulaşmıştır. 2007 yılında ise aynı oran yüzde 95 olarak hedeflenmektedir.
Sağlık ocaklarında muayene edilen kişi sayısı, 2002 yılında 65 milyon iken, 2006 yılında 115 milyona ulaşmıştır. Halkımıza daha iyi sağlık hizmeti verebilmek için sigorta kurumlarına bakılmaksızın vatandaşlarımızın istediği hastaneye gitmesine imkân sağlanmıştır.
Sağlık Bakanlığı ve SSK hastanelerinin 2002 yılında toplam muayene sayısı 110 milyon iken, bu sayı bugün 195 milyona ulaşmıştır. Yeşil kart sahibi 13 milyon vatandaşımızın eskiden sadece ayakta tedavi giderleri devlet tarafından karşılanmaktaydı. Bugün yeşil kart sahibi vatandaşlarımız, tıpkı devlet memurları gibi sağlık hizmetlerinden faydalanabiliyor ve ilaçlarını istedikleri eczaneden alabiliyorlar. Böylece Hükûmetimiz döneminde ödeme gücü olmayan tüm vatandaşlarımızın sağlık hizmeti alması için her türlü imkân sağlanmıştır.
Sağlık Bakanlığında 1999-2002 yılları arasında 39 bin sağlık personeli istihdam edilmişken, bu sayı 2003-2006 yılları arasında 61 bine çıkarılmıştır. Doğu ve Güneydoğu Anadolu Bölgelerinde görev yapan uzman doktor sayısı 1.800'den 2.900'e, pratisyen hekim sayısı 4 binden, 5 bine çıkarılmıştır. 2002'de çalışan personel sayısı açısından en son sırada yer alan ve seçim bölgem olan Ağrı ilinde ise, 2002 yılında uzman doktor sayısı 39 iken, şimdi bu sayı 88'e ulaşmıştır. Pratisyen doktor sayısı 52'den 174'e,
hemşire sayısı 132'den 338'e, ebe sayısı 81'den 152'ye, hasta yatak sayısı 310'dan 515'e çıkarılmıştır.
(Mikrofon otomatik cihaz tarafından kapatıldı)
BAŞKAN - Sayın Yıldız, konuşmanızı tamamlar mısınız.
MEHMET KERİM YILDIZ (Devamla) - Sayın Başkan, değerli milletvekilleri; AK Partinin temel hizmet felsefelerinden birisi olan "önce insan" anlayışından hareketle, sağlık alanındaki problemlere çözüm getirmek ve kaliteli sağlık hizmeti sunmak amacıyla başlatılan Sağlıkta Dönüşüm Programı aynı hızla devam etmektedir. Nihai hedefimiz, herkese eşit, ücretsiz, nitelikli ve kolay ulaşılabilir sağlık hizmeti sunmaktır.
Bu duygu ve düşüncelerle, 2007 bütçesinin ülkemize hayırlar getirmesini diliyor, hepinizi saygıyla selamlıyorum. (AK Parti sıralarından alkışlar)
BAŞKAN - Sayın Yıldız, teşekkür ederim.
AK Parti Grubu adına üçüncü konuşmacı, Bursa Milletvekili Şevket Orhan.
Sayın Orhan, buyurun. (AK Parti sıralarından alkışlar)
NİHAT ERİ (Mardin) - Sayın Başkan, değerli milletvekilleri; İçişleri ve Sağlık Bakanlıklarının 2007 yılı bütçeleri lehinde şahsım adına söz almış bulunuyorum. Hepinizi saygıyla selamlıyorum…
…Sayın milletvekilleri, Sağlık Bakanlığının çalışmaları hakkındaki görüş ve düşüncelerimi de kısaca açıklamak istiyorum. Sağlık alanında hizmet kalitesinin yükselmesi ve sağlık harcamalarının karşılanması, gelişmiş ülkeler dahil tüm ülkelerin öncelikli hedefidir. AK Parti İktidarımız uyguladığı "sağlıkta değişim ve dönüşüm" kapsamında, dört yıl gibi kısa bir sürede çok büyük başarılara imza atmıştır. SSK, sigortalı ve yakınlarına 150 hastane ve toplam yatak kapasitemizin sadece yüzde 20'siyle hizmet vermeye çalışıyordu. SSK'lılar kurum hastanelerinde muayene olabilmek için günün çok erken saatlerinde kayıt yaptırmak zorundaydılar. Aşırı izdiham nedeniyle bazen saatler sonra ancak muayene olup reçetelerini alabiliyorlardı, ama, asıl çile ilaç kuyruklarında yaşanıyordu. Bu öyle bir çileydi ki, ancak çeken bilir. Sanki "Garibin çilesi ölünce biter." deyişi, ilaç kuyruklarında çile çeken SSK'lılar için söylenmiş.
ALİ İBİŞ (İstanbul) - Çok doğru…
NİHAT ERİ (Devamla) - Peki, neler yapıldı, ona bakalım. Bir kere, hastanelerin tek çatı altında birleşmesiyle, SSK'lı, Bağ-Kur'lu, Emekli Sandığı mensubu, hatta yeşil kartlı, istediği hastaneye başvurma imkânına kavuştu. SSK'lılar, şu anda, Türkiye genelinde faaliyet gösteren yirmi bini aşkın eczaneden ilaçlarını alabilmektedirler. İlaçta ortalama yüzde 30 indirim sağlandı. İlaca uygulanan KDV oranı yüzde 18'den 8'e, kan ürünlerinde yüzde 1'e düşürüldü. İlaçta sağlanan büyük indirim, devletin sırtındaki…
(Mikrofon otomatik cihaz tarafından kapatıldı)
BAŞKAN - Sayın Eri, lütfen konuşmanızı tamamlayınız.
Buyurun.
NİHAT ERİ (Devamla) - Teşekkür ediyorum.
Evet, zaman bittiği için, ben, biraz hızla geçeyim isterseniz.
Sağlık Bakanlığımız, dört yıldır, sağlık hizmetlerine en çok gereksinim duyulan geri kalmış yörelere doktor ve yardımcı sağlık personeli atamalarında öncelik tanımakta ve bu yörelere pozitif ayırım uygulamaktadır.
Ben, 6197 sayılı Eczacılar ve Eczaneler Hakkındaki Kanun'dan da bahsetmeden sözlerimi tamamlamak istemiyorum. Bu yasa, konunun bütün taraflarıyla görüşülerek hazırlandı ve mutabık kalındı, şu anda Başbakanlıkta duruyor. Ben, Sayın Sağlık Bakanımızdan, bu yasayı en kısa zamanda komisyona getirtmesini istirham ediyorum.
Her iki Bakanlığın bütçelerinin hayırlı olmasını diliyorum, her iki Bakanımıza ve bürokratlarına başarıları dolayısıyla teşekkür ediyorum, yeni yılın, Kurban Bayramı'nın ve Hristiyan yurttaşlarımızın Noel Bayramı'nın kutlu olmasını, insanlığa huzur ve mutluluk getirmesini diliyor, hepinize saygılar sunuyorum. (AK Parti sıralarından alkışlar)
BAŞKAN - Teşekkür ederim.
vBulletin® v3.7.4, Copyright ©2000-2009, Jelsoft Enterprises Ltd.