PDA

View Full Version : EN SON NE OKUDUK....(Gazete,kitap,makale,köşe yazısı,şiir)



Pages : 1 [2] 3

PARK
25-12-2007, 15:24
http://img184.imageshack.us/img184/2629/eltuzmentr5.jpg

EL TÜZMEN/AYDIN AYAYDIN

Gümrük kaçakcısı olan birisinin nasıl olup da Gümrüklerden Sorumlu Devlet Bakanlığı yaptığını delilleriyle ortaya koyan bir kitap...

Mutlaka okunmalı ve gerçekler görülmeli...

alkazar
25-12-2007, 15:44
Insan ve Kent - Henri Laborit

Henri Laborit, canlı varlığı, o arada insanı kavrayıp anlatmaya büyük katkılarda bulunmuş bir bilimadamı, bir dirimbilimci.

Cansız maddeden canlıya geçişteki evrimi, özellikle 1950'den sonra elektrikli aygıtların sağladığı araştırma kolaylıklarıyla, derinlemesine ve geniş olarak ele alan dirimbilim, tek hücreli canlıyla çokhücreli arasında tartışılmaz benzerliklerin yanında çok asal bir ayrılık saptamış: karmaşıklık ve örgütlenme biçimi.

Amiple insanoğlunu birbirinden ayıran yalnızca işte bu örgütlenme. Örgütlenmeyse, gittikçe kalabalıklaşan insanlığın temel işlevlerinden biri olmakla kalmamış, şimdi canalıcı bir soruna dönüşmüştür.

Laborit ve benzerleri, canlının bedenindeki hücre örgütlenmesinin tıpkısının yaşadığı ortamda, ya da özel adıyla 'kentte' de belli yasalara ayakuydurduğunu, uydurması gerektiğini ilk bulgulayan insanlar.

Elinizdeki kitap bu konuyu en ince ayrıntılarıyla gözler önüne seriyor. Varılan yargı yalın, çarpıcı: 'kentleşme çarpık, çünkü içimizdeki dirimsel örgütlenmeyi -masalların ötesinde- tanımıyoruz, dolayısıyla dış örgütlenme de bunu yansıtıyor. (Arka Kapak)

Henri Laborit'in diger kitabi Yaratici Insan gibi buda mukemmel bir kitapti.

PARK
26-12-2007, 17:14
Özdemir İnce/Nur Suresi, 31. ayet


http://www.ensonhaber.com/Yazar/Ozdemir-INCE/7779/Nur-Suresi-31-ayet-(24:31).html


Özdemir İnce'nin enfes bir köşe yazısı...

Turkbroker
26-12-2007, 21:28
Unutmayın Peygamberimiz yaşayan ayaklı Kur'an'dır.. Birde onun hadislerine ve sünnetine bakıp ondan bu konuda yardım alabilirsiniz..

PARK
28-12-2007, 22:27
TÜRKLERİN MANEVİ GÜCÜ/CLAUDE FARRERE

Kitabın yazarı CLAUDE FARRERE 1876-1957 yılları arasında yaşamış, dünyaca tanınmış bir Fransız romancı ve hikayecidir. Hayata deniz subayı olarak atılmıştır. Görevi gereği Türkiye'ye birkaç defa gelmiş ve Türk dostlar edinmiştir. 1919 yılında ordudan ayrılmış ve daha sonra da Atatürk'ün davetlisi olarak Türkiye'ye tekrar gelmiştir.
Türkiye ve Türklere karşı çok büyük bir manevî yakınlığı olan CLAUDE FARRERE'nin bu eserini okuyunca yazarın gerçekten inanılmaz derecede Türk sevgisi ile dolu olduğunu ve bir o kadar da ileri görüşlü bir kimse olduğunu anlıyoruz.

Gerçekten bir solukta okunabilecek harika bir kitap şiddetle tavsiye ederim...

http://img182.imageshack.us/img182/7962/adszyf4.png

BEYAZIT
30-12-2007, 15:34
Cevdet bey ve ogulları
Evet bu yaşta okudum ne var?

PARK
30-12-2007, 15:36
Cevdet bey ve ogulları
Evet bu yaşta okudum ne var?

Paşam oku da ne okursan oku...

Okumanın yaşı mı olurmuş...

PARK
04-01-2008, 16:09
Tarafıma hesap işletim ücreti tahakkuk ettiren bankanın müşteri hizmetleri temsilcisinin canına okudum...:grrr:

ÇAKAL
12-01-2008, 02:01
Eşi ikizi çıktı, dünyaları yıkıldı

Doğdukları gün birbirlerinden koparılarak farklı ailelere evlatlık olarak verilen ikiz kardeşler 25 yıl sonra birbirleriyle evlendi.




İngiltere'de kimlikleri açıklanmayan ikizler, kardeş olduklarını bilmeden aşk yaşamaya başladı. Düğün günü evlilik yemini eden çift balayı dönüşünde acı gerçeği öğrendi.

Evlatlık olarak verildikleri hastane kayıtlarını inceleyen çiftin aileleri genç evlilerin aslında ikiz kardeş olduklarını öğrendi.

İngiltere Yüksek Mahkemesi çiftin yasal olarak evliliklerine devam edemeyeceklerini açıkladı.

Avukat Lord Alton, ikiz kardeşlere yetişkin yaşa geldiklerinde gerçek ailelerinin kimliklerinin söylenmesi gerektiğini aksi halde böyle ilginç durumlarla karşılaşılabildiğini söyledi.

Lord Alton, çiftin boşanmayı kabul etmemesi durumunda çocuk dünyaya getiremeyeceklerini ve evlatlık dahi edinemeyeceklerini kaydetti.
http://www.bugun.com.tr/haber_detay.asp?haberID=11194

ÇAKAL
13-01-2008, 14:35
Haberi Dinle



Eşcinsel tiyatrosu kapalı gişe

Hande ŞARMAN / HABER MERKEZİ

Lezbiyen, gay, biseksüel, travesti ve transseksüel oyunculardan oluşan Pembe Hayat Tiyatro Topluluğu'nun Ankara'da sahnelediği "Pembe Gri" adlı oyun kapalı gişe oynuyor. Yoğun talep sebebiyle tekrar sahnelenen oyunun oyuncuları ve yönetmeni ilgiden memnun olduklarını açıkladı. Yönetmenliğini oyunun yazarı Zeynep Özcan Akbal'ın üstlendiği "Pembe Gri"nin başlıca oyuncuları İsmail Alacaoğlu, Sera Can, Melis Özcan, Barış Sulu ve Derya Tunç. Oyuncular, "Bu oyunda, cinsel yönelimimizden veya cinsiyet kimliğimizden dolayı yaşadığımız ve bize yaşatılan sorunları tüm çıplaklığıyla insanların gözü önüne seriyoruz. İnsan olduğumuzu görmenizi istedik" diyor.

PARK
22-01-2008, 14:59
Beyaz Zambaklar Ülkesİnde

Atatürk'ün bütün okulların müfredatına konulmasını emrettiği kitap

Grigoriy Petkov

Serenler
29-01-2008, 23:26
"İhaneti Gördüm"

Türk yakın tarihini anlamak için o dönemi yaşayanların anılarını objektif bir şekilde yazmaları gerekir. Askerler, siyasiler, üst düzey bürokratlar başından geçenleri genç kuşaklara aktarırsa gelecekteki yaşanması muhtemel sorunların önüne geçilebilir.
Ülkemizde başından geçenleri objektif bir şekilde anlatan ve yazanlardan biri de emekli albay Erdal Sarızeybek'tir. Bir önceki kitabı "Ya Gazi Paşa Duyarsa" ile tüm şimşekleri üzerine çeken ve yazılamayanları yazan Sarızeybek bu kez ihaneti sorguluyor.
PKK terör örgütünün 1980'lerden günümüze kadar sarmaşık gibi nasıl boy attığını ve ona bilmeden (!) de olsa yardım eden siyasi, askeri tüm yetkilileri mercek altına alıyor. Turgut Özal'dan Tayyip Erdoğan'a, askeri bürokrasiden diğer yetkililere bu sürece dahil olmuş herkes Sarızeybek'in kaleminden nasibini alıyor.

Kitabın bir diğer çekici noktası da Cem Ersever olayı. Ersever'i eroin işine kimlerin soktuğu, kimler tarafından öldürüldüğü, Doğu Anadolu'daki rantın nasıl ve kimler tarafından bölüşüldüğü ve kaçakçılık faaliyetlerinin nasıl organize edildiği kitapta ayrıntılı bir şekilde anlatılmış.
"İhaneti Gördüm" yakın tarihin kirli sayfalarını gösteren, PKK olgusunun perde arkasındaki isimleri yansıtan, bu ülkeye ihanet edenleri resmeden çarpıcı bir çalışma

PARK
01-02-2008, 20:06
TANRININ KAPISINI ÇALAN BİLİM

CARL SAGAN

e-fulya
05-02-2008, 00:57
Borsayı 'bir avuç' yerli ve yabancı kontrol ediyor

2/3/2008 - 12:38

ANKARA - ATO Başkanı Sinan Aygün, araştırmaya ilişkin değerlendirmelerde bulunurken, rakamların, Türkiye'de tasarrufların adaletsiz dağılımını gözler önüne serdiğini belirterek, "Faizi de dövizi de borsayı da bir avuç yerli ve yabancı kontrol ediyor" dedi.
Bazı çevrelerin borsanın iyi gittiği dönemlerde Türkiye ekonomisinin de iyi gittiği yönünde bir yanılsama içinde olduğunu ifade eden Aygün, borsanın iyi gitmesinin, ekonominin de iyi gittiği anlamına gelmediğini kaydetti.

Ankara Ticaret Odasının (ATO), Bankacılık Düzenleme ve Denetleme Kurumu (BDDK) ile Merkezi Kayıt Kuruluşunun verilerinden yararlanarak yaptığı "Paranın Efendileri Araştırması"na göre, bankalar ve sermaye piyasası aracı kuruluşlarında toplam 76 milyon 157 bin 937 bin hesap bulunuyor. 2007 yılı sonu itibariyle bu hesaplarda gerçek ve tüzel kişilere ait toplam 390 milyar 280 milyon YTL bulunuyor.

Türkiye'deki mevduatların yaklaşık yüzde 40'ı, hisse senetlerinin yüzde 70'i ve menkul kıymet yatırım fonlarının ise yüzde 14'ü, 1 milyon YTL ve üzerinde para bulunan hesaplarda kontrol ediliyor.


Mevduatın yüzde 39'u 18 bin hesapta


Araştırmaya göre, Türkiye'deki paranın büyük bir bölümü, çok az sayıdaki hesapta toplanıyor.

Bankalarda Türk vatandaşlarına ait 72 milyon 675 bin hesapta, toplam 333,5 milyar YTL bulunuyor. Bu tutarın yüzde 38,7'sini oluşturan 128,9 milyar YTL'lik bölümü, 1 milyon YTL'nin üzerinde para bulunan 18 bin 734 hesapta tutuluyor. Diğer bir ifadeyle mevduatın yüzde 38,7'si toplam hesapların binde 3'ü tarafından kontrol ediliyor. Milyonerlerin mevduat hesaplarında, hesap başına ortalama 6,9 milyon YTL bulunuyor. Bir kişinin bankalarda birden fazla hesabı bulunabileceği dikkate alındığında 1 milyon YTL'nin üzerinde mevduatı bulunan gerçek veya tüzel kişi sayısının 18 bin 734'ün de altında bir düzeyde bulunduğu tahmin ediliyor.

Mevduat hesaplarının çok büyük bir bölümündeki para 10 bin YTL'nin altında bulunuyor. 10 bin YTL'nin altında para bulunan 69 milyon 497 bin hesapta toplam 27,9 milyon YTL tutuluyor. Buna göre, mevduat hesaplarının yüzde 95,6'sının toplam mevduat içindeki payı yüzde 8,4'te kalıyor. Mevduatın yüzde 17,3'ü, 10 bin-50 bin YTL arasında mevduat bulunan 2 milyon 336 bin hesapta bulunuyor. Bu mevduat dilimindeki hesaplarda toplam 75 milyar 578 milyon YTL kontrol ediliyor. Mevduatın yüzde 21,9'unun bulunduğu 50 bin-250 bin YTL arası mevduat bulunan 680 bin 810 hesapta 73 milyar 73 milyon YTL tutuluyor. Mevduatın yüzde 13,8'inin tutulduğu 250 bin-1 milyon YTL arasında para bulunan 92 bin 219 hesapta ise toplam 45 milyar 952 milyon YTL bulunuyor.


Borsada aslan payı 2 bin 123 kişiye ait


2007 sonu itibariyle yüzde 72,4'ü yabancı yatırımcıların elinde bulunan İMKB'de payı yüzde 27,6 düzeyinde bulunan Türk yatırımcıların portföyünün değeri ise 31,1 milyar YTL düzeyinde bulunuyor. Merkezi Kayıt Kuruluşu'nun verilerine göre toplam 933 bin 361 Türk yatırımcının hisse senedi hesabı bulunuyor.

"Sermayenin tabana yayılmasının" en önemli araçlarından biri olduğu ileri sürülen Borsa'daki hisse senetlerinin dağılımı ise mevduata göre çok daha "adaletsiz" bir görünüm sergiliyor. Türk yatırımcıların sahip olduğu hisse senetleri portföyünün yüzde 68,3'ünü oluşturan büyük bölümü 1 milyon YTL ve üzerinde parası bulunan 2 bin 123 yatırımcı tarafından kontrol ediliyor. Bu hesaplardaki para ise 2007 sonu itibariyle 21 milyar 251 bin YTL olarak hesaplanıyor. Yatırımcı başına ortalama 10 milyon YTL'lik bir portföy düşüyor. Yerli yatırımcıların yüzde 84,3'ünün portföyünün değeri 10 bin YTL'nin altında bulunuyor. Bu dilimdeki toplam 786 bin 366 yerli yatırımcının sahip olduğu hisse senetlerinin toplam değeri 901 milyon YTL'de kalıyor.

Türk yatırımcılara ait hisse senetlerinin yüzde 7,4'ünü oluşturan 2,3 milyar YTL'lik kısmı ise 10 bin-50 bin YTL arasında bir portföye sahip bulunan 103 bin 649 yatırımcıya ait bulunuyor. Bu dilimdeki yatırımcılar toplam Türk yatırımcıların yüzde 11,1'ini oluşturuyor. Yerli yatırımcıların yüzde 3,7'si ise 50 bin-250 bin YTL arasında bir portföy yönetiyor. Bu dilimdeki 34 bin 323 yatırımcının hisse senetlerinin toplam değeri ise 3,5 milyar YTL'yi buluyor. Söz konusu yatırımcılar, yerli yatırımcıların sahip olduğu hisse senetlerinin yüzde 11,3'ünü kontrol ediyorlar. Borsada 250 bin-1 milyon YTL arasında portföyü bulunan yerli yatırımcıların sayısı ise 6 bin 900'de kalıyor.

Türk yatırımcıların yüzde 0,7'sini oluşturan bu gruptaki yatırımcıların hisse senetlerinin toplam değeri ise 3,1 milyar YTL. Türk yatırımcılara ait hisse senetlerinin yüzde 10,1'i bu yatırımcıların elinde bulunuyor.


Borsada yabancı payı


Borsadaki hisselerin yüzde 72,4'ünü ise sayıları 6 bin 686'yı bulan yabancı yatırımcı tarafından kontrol ediliyor. Yabancı yatırımcıların 4 bin 774'ünün 301 milyon YTL'yle nispeten düşük tutarda bir portföyü bulunmasına rağmen 1 milyon YTL'nin üzerinde bir portföy yöneten bin 912 yabancı yatırımcının toplam 81,3 milyar YTL'lik dev bir hisse senedi varlığı bulunuyor. Söz konusu tutar İMKB'deki hisse senetlerinin yüzde 72,1'ini oluşturuyor.

1 milyon YTL'nin üzerinde bir portföyü bulunan 4 bin 35 Türk ve yabancı yatırımcı toplam 102,6 milyar YTL ile borsanın yüzde 91'ini kontrol ediyor.




Araştırmaya göre, Türkiye'de yerli yatırımcıların ilgi gösterdiği bir diğer önemli yatırım aracı ise menkul kıymet yatırım fonları. Sayısı 313'ü bulan yatırım fonlarına, 2 milyon 567 bin yerli, 17 bin de yabancı yatırımcı yatırım yaptı.

Yatırım fonlarının 25,6 milyar YTL'si bulunurken, yabancıların yatırım fonlarındaki para ise 263 milyon YTL ile nispeten düşük düzeyde kalıyor. Yerli yatırımcıların yatırım fonlarına yaptığı yatırımların da önemli bir kısmını sayıları bin 297'de kalan bir avuç yatırımcı kontrol ediyor. 1 milyon YTL'nin üzerinde portföyü bulunan söz konusu bin 297 yatırımcı, yatırım fonlarının toplam portföyünün yüzde 13,8'ini oluşturan 3,5 milyar YTL'lik kısmını kontrol ediyorlar.

Portföyünün değeri 10 bin YTL'den az olan 2 milyon 129 bin yerli yatırımcı (yatırımcıların yüzde 83,5'i) yatırım fonlarının yüzde 15,8'sini, portföyünün değeri 10 bin-50 bin YTL arasında olan 335 bin 432 yerli yatırımcı (yatırımcıların yüzde 13,2'si) yatırım fonlarının yüzde 27,5'ini, portföyünün değeri 50 bin-250 bin YTL arasında olan 74 bin 379 yatırımcı (tüm yatırımcıların yüzde 2,9'u) yatırım fonlarının yüzde 28'ini kontrol ediyor. 250 bin-1 milyon YTL arasında portföyü bulunan 8 bin 895 yerli yatırımcı ise (tüm yatırımcıların yüzde 0,3'ü) yatırım fonlarındaki paranın yüzde 14,9'una sahip bulunuyor.


Paranın dağılımı


Araştırmanın sonuçlarına göre, gerçek ve tüzel kişi Türk vatandaşlarına ait mevduat ile yatırım fonları ve hisse senedi hesaplarında toplam 390,3 milyar YTL bulunuyor. Söz konusu paranın yüzde 39,4'ü 1 milyon YTL'nin üzerinde mevduat, hisse senedi ve yatırım fonu katılma belgesi bulunan hesaplarda toplanmış durumda. Sayısı 22 bin 154 olan "YTL milyonerleri"ne ait bu hesaplarda toplam 153,7 milyar YTL bulunuyor.

rozbat01
05-02-2008, 01:34
Bukağı
Emine Işınsu.

C.ÜNLÜ
13-02-2008, 22:48
Borsada kazanmak mümkün mü.... Dr.Arman Afrashi
Hedge cambazları...Barton Biggs

PARK
18-02-2008, 14:42
Elif Şafak - Siyah Süt



Siyah süt,cesur şaşırtıcı ve tılsımlı bir roman;Bunca kötülüğün ortasında bize bize umut veriyor...

Harikulade bir kitap mutlaka okunmalı...

Detayın Kardeşi
18-02-2008, 15:40
şiraz'ın eylülleri dalia sofer kesınlıkle okuyun

PARK
19-02-2008, 16:10
Tekel nasıl kar etti?

Yavuz Semerci'nin harika ve gerçeklerle dolu yazısı...

http://www.gazeteport.com.tr/YAZARLAR/NEWS2/GP_157242

PARK
20-02-2008, 14:37
Emin Çölaşan: İŞTE CUMHURBAŞKANINIZ!!!

http://www.gazeteport.com.tr/SIYASET/NEWS/GP_158020


İnsanı dehşete düşüren enfes bir yazı...

sezi
20-02-2008, 18:58
Yaklaşık 20 gündür gönderilenleri takip edemiyorum,daha önce gönderilmiş olabilir ama...

......'Başınız açık, ruhunuz aydınlık olsun'

Türban protestolarında depremi ima ederek 7.4 yetmedi mi diye pankart taşıyan türbanlı kıza Gani Müjde' nin cevabi.
Hiç yorum yapmaya lüzum bırakmamış.

7,4 Yetmedi mi ?

Bir hafta önce türban protestoların sırasında '7.4 yetmedi mi?' pankartını açan sevgili kardeşime seslenmek istiyorum bugün...
20 bin insanin acısı ve cenazesi üzerine politika yapmaya kalkan 'o güzel insana' bir çift sorum var.
Ey mantosu uzun,akli kısa kardeşim benim. 7.0 yetmedi mi?
Senin okuduğun gazeteler yazdı mı bilmiyorum ama Amerika’nın,hani o gavur ve Hıristiyan Amerika Birleşik Devletleri'nin,hani o Siyonistlerle iş birliği yaptığı için her yerde bayrağını yaktınız ABD'nin Los Angeles şehrinde 7.0 büyüklüğünde bir deprem oldu bacım...Neredeyse bizimkine yakın bir deprem.
Bizde ayni şiddetteki bir deprem 20 bin kişi ölüp 20 bin kişi sakat kalırken, gavur, Hıristiyan ve Siyonist dostu Amerika'da sadece 2 kişi yaralandı güzel ablam.
Simdi türbanlı başını ellerinin arasına alıp düşünüyor musun acaba? Sakarya gibi muhafazakar bir bölgede Allah binlerce Müslüman’ı öldürerek cezalandırıyorsa eğer, Hıristiyanlara ve Siyonist dostlarına niye kıyak gediyor?
Seks shoplarıyla, porno filmleriyle tüm dünyaya 'seks','uyuşturucu' ve 'günah' ihraç eden bu ülkenin Allah katında ayrıcalığı ne olabilir ki güzel annem?
Oysa adim gibi eminim Sakarya'da,Gölcük'te hayatlarını kaybedenlerin çoğu ölmeselerdi eğer sabah ezani ile birlikte camilerin yolunu tutacaklardı.
Üç aylarda oruç tutacak, Ramazan'da devrilmeyen minarelerin ışıklarıyla birlikte senin ağzına adı bile yakışmayan Allah’ın adı ile birlikte oruçlarını açacaklardı.
E nooldu simdi? 7.0 yetmedi mi güzel ninem?
Eğer her coğrafya olayını, her doğal afeti bilimin ve aklın süzgecinden geçirmeden böyle yorumlarsan bu ülkenin yarısı her deprem felaketinden sonra dinsiz olur güzel hala kızım...
Fay hattında 10 katli binalara izin veren şapşal belediyecilik anlayışını, deniz kumundan inşaat yapan edebiyatçı müteahhitleri,depreme dayanıklı konut üretme çabalarını, hırsızları,uğursuzları bir kenara bırakıp her şey ilahi kudretin intikamı olarak açıklarsan bu deprem 10 yıl sonra gene aramızdan binlerce 'dinsizi' alır gider güzel amca kızım..
Beynin var mı bilmiyorum, betonların altında inleyerek can veren 20 bin insanı, kadını,çocuğu ve bebeği bir kalemde günahkar diye silip atan kuş beynini türbanın altında görmek mümkün olamıyor çünkü...
Ama bence bu yazıyı oku ve bütün gece uyumadan düşün. Allah’ın kullarına böyle cezalar verebileceğini hala düşünüyorsan da git Hıristiyan ol...
Çünkü senin bu mantığına göre Allah onları daha çok seviyor. 'Gavurlar' hem senden daha zengin,hem de evleri tepelerine yıkılmıyor.

Gani MUJDE

deep
21-02-2008, 21:01
Dijital kale

PARK
22-02-2008, 14:35
Tekel’in ihalesine katılanların Hürriyet ve Bayer’e bir teşekkür borcu var…

http://www.gazeteport.com.tr./YAZARLAR/NEWS2/GP_159391


Yavuz Semerci'nin bu ibretlik yazısını okuduğunuzda ''Vatan hainliğinin'' sadece devletin polisine,askerine silah sıkmakla olunmayacağını bir kez daha anlayacaksınız...

PARK
25-02-2008, 13:10
Aysel'den utanın...

Hasan Pulur'un harikulade ve şapkayı önümüze koyduracak yazısı...

http://www.milliyet.com.tr/2008/02/25/yazar/pulur.html


Yazıdan alıntı

GEÇEN gün Mehmet Altan'ın yazısından bir alıntı yaptık; şöyle yazıyordu:
"Zengin olmadan laik olunamaz. Bir toplum zenginleşmeden laik olamaz. Siirt'in bir mezrasında oturan adamın aklına, laik mi olayım, şeriatçı mı olayım? diye bir sorun gelmez."
Okurların uyarısıyla, aklımıza geldi:
"Siirt'in bir mezrasında oturan adamın aklına, demokrat mı olayım, faşist mi olayım diye bir soru gelir mi?"

PARK
26-02-2008, 16:25
Yılmaz ÖZDİL

Niyet...

Barzani konuştu.

"Harekát falan bahane... Bunların niyeti başka" dedi.

Bakıyoruz...

Birlik beraberliğe en ihtiyacımız olduğu gün... Cumhurbaşkanı, birlik beraberliğimizi kökünden dinamitleyen türbanı imzalıyorsa...


"Ano Yemen’dir

Gül’ü çemendir

Giden gelmiyor

Acep nedendir?"

ağıtlarının yakıldığı gün... "Gül" çok sırasıymış gibi, hiç istifini bozmadan, "Yemen" cumhurbaşkanını ağırlıyor, onuruna yemek veriyorsa...

Harekáta, çorapları yırtık, ayakları çıplak şehit evladı Güneş’in isminin verildiği gün... Kaç parayı bastırırsan askerlikten yırtabileceğinin, euro bazındaki fiyatları Resmi Gazete’de yayınlanıyorsa...


Elleri kınalı ana kuzuları, sırtlarında 40 kilo çanta, eksi 26 derecede, karda-dağda yatıp, kahpe pusulara düşerken... Ceylan derisi koltuklarda oturan milletvekillerimiz, gece yarısı sızma harekátıyla, kendi emekli maaşlarına yüzde 70 zamcık yapmaya kalkışıyorsa...

Irak’a girdiğimiz dakikalarda, Irak’taki "koalisyon güçleri" bize giriyorsa... İhaleyi 5-10 gün ertelemek ayıpmış gibi, tam da o gün, isminin önünde "milli kuruluş" yazan Tekel’in tapusu "British American"a veriliyorsa... Üstelik bu iş, "yerli" sermaye ile "yabancı" sermaye farkını ayırt edemeyip, "senin patronun da talipti" diyen dangalakların alkışları eşliğinde yapılıyorsa...

Şehitlerimizin, eşi hamile, babası icralık, kardeşi işsiz, kendisi borçlu "gariban" çocukları olduğu bir kez daha açıkça görülürken... AKP’li belediyeci arkadaşın, bir tane resmi eşi, bir tane imam nikáhlı eşi, bir tane de sekreter sevgilisi olduğu; 4 çocuğu varken, sekreter sevgilisinden 2 çocuk daha yaptığı; imam nikáhlı eşine de "memur maaşı"yla 2 lüks ev, 2 kooperatif hissesinin yanı sıra 1 milyon lira verdiği; ayrıca 17 tane kamyonu, 7 tane TIR’ı olduğu ortaya çıkıyorsa...

Ve Barzani, "harekát falan bahane, bunların niyeti başka" diyorsa...

Adam haklı kardeşim!

Tek tesellimiz var.

Tabut üstüne tabut gelirken...

"Başkomutan" orduyu bırakıp, taaaa Tanzanya’ya gidiyordu az daha!

Erteledi.

Ama bilmiyorum, harekát yüzünden mi erteledi, yoksa vize alınamadığı için mi... Çünkü malum, Başkomutan’ın illa gitmek istediği Tanzanya’da elçiliğimiz bile yok!


Kalemine sağlık Yılmaz Özdil:super:

mehcur
01-03-2008, 11:32
Yanlış giden neydi?

Yirminci yüzyıl içinde Orta Doğu’da ve aslında tüm İslam ülkelerinde, işlerin giderek kötüye gittiği açık seçik ortaya çıktı. Bin yılı aşkın bir süredir rakibi olan Hıristiyan âlemiyle karşılaştırıldığında, İslam dünyası giderek daha fakir, zayıf ve cahil bir hal almıştı. Batı’nın bu üstünlüğü ve dolayısıyla hâkimiyeti, herkesin görebileceği kadar açıktı ve Müslümanların tüm kamusal ve hatta daha da kötüsü özel yaşamlarını istila etmişti.

Müslüman reformcular ve devrimciler çabalarını üç ana alana odakladılar: askeri, ekonomik ve siyasal alanlar. Sonuç, tam bir hayal kırıklığıydı. Yenilenmiş ordularla zafer arayışları küçük düşürücü mağlubiyetlerle sonuçlanmıştı. Gelişme yoluyla refah arayışı, bazı ülkelerde sürekli dış yardıma muhtaç, insanlarını fakirleştiren bozuk ekonomiler şeklinde ortaya çıktı. Diğerlerinde ise sağlıksız bir şekilde tek kaynağa bağlılık vardı: Petrol. Üstelik petrol yataklarının keşfedilmesi, yeraltından çıkartılması ve rafine edilmesi de Batı bilgisi ve endüstrisi sayesinde gerçekleşti. Bu tek kaynağın yazgısı ise, er ya da geç, tükenmek veya daha büyük olasılıkla, yerini başka kaynaklara bırakmak olacak. Çünkü uluslararası toplum, kullanılması ve taşınması toprağı, denizi ve havayı kirleten bu yakıttan ve dünya ekonomisinin kaprisli otokrat kliğinin merhametine bağımlı olmaktan sıkılmış bir vaziyette. Bu durumun siyasi sonuçları ise daha da kötü: Uzun egemenlik arayışı süreci, yerini zorba hükümetlerin, sadece baskı ve endoktrinasyon yöntemleri itibarıyla modern olan otokrasi ve diktatörlüklerine bırakmış durumda.

Birçok çözüm yolları denendi: Silahlar, fabrikalar, okullar, parlamento… Fakat hiçbiri beklenen sonucu vermedi. Belirli bölgelerde iyileşmeler ve nüfusun sınırlı bir kısmına bazı faydalar oluştu şüphesiz. Fakat İslam ve Batı dünyasının arasında giderek büyüyen dengesizliğe ise hiçbir kalıcı çare bulunamıyordu.

Fakat bundan daha da kötü olan bir şey vardı: Müslümanlar için yüzyıllarca zengin ve güçlü olarak yaşadıktan sonra fakir ve zayıf bir hale düşmek, hep hakları olarak gördükleri dünya liderliklerini kaybetmek ve Batının çok gerisine, takipçi konuma düşmek oldukça kötü bir deneyim oldu.

Fakat yirminci yüzyıl, özellikle ikinci yarısı, bundan daha büyük bir utanç getirdi! Artık Müslümanlar Batının takip edicilerin arasında bile değillerdi. Bu konuda daha hevesli ve çok daha başarılı “Batıcılar” vardı, özellikle Doğu Asyalılar… Japonya’nın yükselişi şüphesiz [bir örnek olarak] cesaret vericiydi ama aynı zamanda utanç kaynağıydı da. Asya’nın diğer ekonomik güçlerinin daha sonraki yükselişi buna tuz biber ekti. Eski medeniyetlerin gururlu varisleri, artık Batılı firmaları, kendi müteahhitlerinin ve teknisyenlerinin yapamadıklarını yapmak için görevlendiriyordu. Orta Doğulu devlet yöneticileri ve iş adamları Japon sömürgesinden yeni kurtulmuş Kore’den müteahhit ve teknisyen davet eder duruma düştüler. Takip etmek yeterince kötüydü ama geride topallamak çok daha beterdi. Bir zamanların kudretli medeniyeti artık, ekonomik gelişme, yeni iş sahaları, okur-yazarlık, eğitsel ve bilimsel başarılar, politik özgürlük ve insan haklarına saygı gibi modern dünyanın tüm ölçütlerinde tam bir başarısızlık sergiliyordu.

İnsanın, işler kötüye gitmeye başladığı zaman tepkisi genelde “Bunu bize kim yaptı?” sorusudur. Orta Doğu’da, geçmişte ve günümüzde, birçokları bu soruyu sordu ve sormaya devam ediyor. Buna birçok farklı cevaplar da verildi ve veriliyor. Yine şüphesiz insanın, başına gelen bir sorundan dolayı diğerlerini suçlaması hep daha kolay ve daha tatmin edici. Uzun süre en favori kötü adamlar Moğollar oldu. 13. yüzyıldaki Moğol istilası, Müslüman gücün ve İslam medeniyetinin yıkımının sebebi olarak sürekli suçlandı, zayıflık ve durgunluğun sebebi bu istila olarak gösterildi. Fakat hem Müslüman tarihçiler hem diğerleri bu argümanda iki kusura işaret ediyorlar:

1) İlki, İslam’ın en büyük kültürel başarılarının bazılarının, özellikle İran’dakilerin, Moğol istilasından önce değil, sonra olması,
2) Moğolların devirdiği imparatorluğun aslında zaten çok zayıflamış olan durumu.
Yoksa halifelerin büyük imparatorluğunun, Doğu Asya’nın steplerinden gelen göçebe atlılar tarafından ortadan kaldırılması nasıl mümkün olabilirdi?

Avrupa’dan alınan milliyetçiliğin yükselişi de yeni bakış açıları üretti. Araplar, tüm problemlerin suçunu, onları yüzyıllar boyu yönetmiş olan Türklere yönelttiler. Türkler de medeniyetlerinin durgunlaşmasının suçunu Türk insanının “yaratıcı enerjisini sömüren” Arap geçmişinin ölü yüküne bağladılar. İranlılar ise kendi antik zaferlerinin artık gözükmemesinin suçunu Araplara, Türklere ve Moğollara paylaştırdılar.

Ondokuzuncu ve yirminci yüzyılda İngiliz ve Fransız’ların öneminin ortaya çıkmasıyla Arap dünyası yeni ve daha makul bir günah keçisi icâd etti: Batı emperyalizmi. Orta Doğu’da bu suçlama için iyi sebepler vardı. Batının politik hakimiyeti, ekonomik gücün Arap ülkelerinin içlerine işlemesi, ve -en uzun, en derin ve hepsinden daha sinsi olanı- bölgenin görünümünü değiştiren ve insanlarının yaşantısını alt-üst eden kültürel etki… Yani insanları yeni yönlere çeviren, yeni ümit ve korkular doğuran, yeni tehlikeler yaratan ve kültürel geçmişlerinde emsali olmayan yeni beklentilerin ortaya çıkması.

Fakat Anglo-Fransız dönemi oldukça kısa sürmüş ve yarım yüzyıl kadar önce bitti; İslam dünyasının menfi yönde değişimi ise hem bundan çok önce başlamış, hem de kesilmeden çok sonralara kadar sürmüştür. Kaçınılmaz olarak, İngiliz ve Fransızların kötü adam rolü daha sonra Batılı liderliğin diğer yönleriyle birlikte ABD’ye devroldu. Suçun Amerika’ya transferi oldukça büyük destek sağladı fakat benzer sebeplerden ikna edici olmadı hiç bir zaman. Çünkü Anglo-Fransız yönetimi ve Amerikan etkisi, aynı Moğol istilası gibi, sadece bir sonuçtu, Orta Doğulu devletlerin iç zayıflığının sebebi değildi.

Bazı gözlemciler İngiliz egemenliği altındaki sömürge sonrası gelişimelere örneğin Orta Doğu’daki Aden ile Singapur veya Hong Kong arasındaki ve Hindistan’daki İngiliz İmparatorluğunu oluşturan çeşitli bölgeler arasında oluşan farklara dikkat çekiyorlar.

Bu tartışmaya bir diğer Avrupa katkısı anti-semitizm oldu ve yanlış giden şeylerden ötürü bu defa “Yahudiler” suçlanmaya başlandı. Eski İslami toplumlarda Yahudiler azınlık statüsünde normal kısıtlamalar ile karşı karşıyaydılar. Ancak çok nadir koşullarda ise baskı altındaydılar. On yedinci ve onsekizinci yüzyıllarda Batı toleransının yükselişi ve yayılmasına kadar birçok açıdan Yahudiler İslam yönetiminde, Hristiyanlarda olduğundan çok daha iyi bir konumda olmuşlardır. Çok nadir istisnalar dışında, İslam toplumlarında yahudilere karşı düşmanca bir tutum yoktu. İslam toplumlarında şüpheli ve saptalntılı tutumlardan çok, kendilerini daha üstün görme ve küçümseme eğilimi hakimdi.

İşte bu yüzden 1948 olaylarının-İsrail devletinin kurulmasının engellenememesi- getirdiği şoku anlayabiliriz. O zamanın yazarları, Batının büyük emperyal güçleri tarafından yenilmenin yeterince aşağılayıcı; bir grup Yahudinin eliyle gelen başarısızlığın ise dayanılmaz olduğunu söylüyordu. Anti-Semitizm ve onun oluşturduğu “şeytani canavar Yahudi” şeması işte bu yüzden rahatlatıcı bir panzehir oldu.

Orta Doğu’da ilk anti-Semitik ifadeler Hıristiyan azınlıklar içinde ortaya çıktı ve izi Avrupalı orjinallerine kadar sürülebilir. Başlangıçta etkisi sınırlıydı; örneğin Fransa’daki Dreyfus davasında Yahudi bir subayın haksızca ihanetle suçlanması ve cezaya çarptırılması karşısında Müslümanların tavrı Hıristiyan zalimlere karşı mazlum Yahudi’yi desteklemek şeklinde oldu.

Fakat zehir yayılmayı sürdürüyordu ve 1933′ten başlayarak Nazi Almanyası ve ajanları Avrupa-tipi anti-Semitizm’i Arap dünyası içinde çok başarılı bir şekilde yaydı. Filistin mücadelesi, tarihin anti-semitik yorumunun kabulünü kolaylaştırdı ve bazılarının Orta Doğu’daki hatta dünyadaki tüm kötülükleri gizli Yahudi komploları şeklinde yorumlamasına yol açtı. Bu yorum bölgedeki eğitim, medya ve hatta eğlence dünyasındaki birçok etkin kişiyi fazlasıyla etkiledi.

Öne sürülen bir argüman da Doğu ve Batı arasındaki değişen ilişkinin sebebinin Orta Doğu’nun gerilemesinden kaynaklanmadığı; asıl sebebin keşifler, bilimsel, teknolojik, endüstriyel ve politik devrimlerle değişmiş; zenginleşmiş ve güçlenmiş Batı’ya karşı duyulan öfke olduğu şeklindedir. Fakat bu argüman, şu sorunun cevabını verememekte: Neden Amerika’nın kaşifleri İspanya’dan yelken açtı da, Müslümanların Atlantik limandan açmadı? Halbuki bu tip yolculuklar daha önceki zamanlarda yapılıyordu… Neden büyük bilimsel gelişme Avrupa’da gerçekleşti de, mantığın daha makul bulduğu, çünkü daha zengin, daha avantajlı ve daha aydınlanmış olan İslam dünyasında gerçekleşmedi?

Suçlama oyununun daha karmaşık bir çeşidi de hedefleri dışarıda aramaktan çok İslam toplumunun içinde aramaktır. Bu hedeflerden biri din’dir- bazılarına göre, özellikle İslam’dır. Fakat İslam’ı bu şekilde suçlamak genellikle tehlikelidir ve bu yüzden kaçınılmıştır. Bu argümanın pek inandırıcı olduğu söylenemez. Çünkü Orta Çağ boyunca medeniyetin ve ilerlemenin ana merkezleri ne Doğu’nun eski kültürleri, ne de Batı’nın yeni kültürleri olmuştur. Bunlar İslam dünyasının göbeğinde gerçekleşmiştir. Eski ilimler burada kurtarılıp geliştirilmiş, yeni bilimler yaratılmış; yine burada yeni endüstriler doğmuş; ticaret ve üretim daha önce hiç olmayan seviyelere ulaşmıştır. Yine burada, idareciler ve toplumlar fikir ve ifade özgürlüğünü başarmış ve bu şekilde mazlum Yahudiler ve hatta muhalif Hıristiyanlar Hıristiyan dünyasından ayrılıp İslam’a sığınmışlardır.

Modern idealler ve hatta ileri demokrasilerin modern uygulamalarıyla karşılaştırıldığında, orta çağ İslam dünyasının sunduğu sınırlı bir özgürlüktür şüphesiz, ama şunu kesinlikle söyleyebiliriz ki bu özgürlükler kendilerinden öncekilerden, çağdaşlarından ve hatta izleyen asırlardakinden çok daha geniştir.

İslam özgürlüklere, bilime ve ekonomik gelişmeye engel oluyorsa, Müslüman toplumun tarihte bu üçünde de önderlik yapmış olmasını nasıl açıklayabiliriz? Üstelik bu önderlik, Müslümanların, şimdiye göre inanç kaynak ve fikirlerine çok daha yakın olduğu zamanlarda gerçekleşmiştir. İşte bu yüzden bazıları artık soruyu “İslam Müslümanlara ne yaptı?” şeklinde değil ama “Müslümanlar İslam’a ne yaptı?” şeklinde soruyor ve cevapları bazı âlimlere, doktrinlere ve gruplara yöneltiyorlar.

Bu günlerde “İslamist” veya “fundamentalist-kökten dinci” olarak nitelendirdiklerimiz ise, günümüz İslam topraklarının başarısızlığını ve darboğazlarını, yabancı fikirlerin ve uygulamaların alınmasına bağlıyorlar. Onlara göre eski büyüklüklerini kaybetmelerinin sebebi otantik İslam’dan uzaklaşmaları.

Modernist veya reformcu olanları ise bunun tam tersini iddia ediyor. Onlar, bu başarısızlığın sebebini eski yöntemlerin terkedilmesinde değil, sıkı bir şekilde bağlanılmasında ve özellikle eski İslam âlimlerinin katılığında ve dar görüşlülüğünde buluyorlar. Çünkü onlara göre bu kişiler bin yıl önce daha yaratıcı ve ilerleyici bir yol açmak yerine, inançları ve uygulamaları tutucu bir şekilde kemikleştirdiler.

Modernistlerin genel taktikleri dini, özellikle İslam’ı kınamaktan çok, eleştirilerini fanatizm ile sınırlamaları. Bunlar, bu fanatik dini otoritelerin bir zamanlar büyük İslami bilimsel hareketleri ve daha genelde, fikir ve ifade özgürlüğünü engellediği görüşünü savunuyor.

Bu temaya daha genel bir yaklaşım ise problemleri bazı özellere indirgemek yani “toplumda ve siyasette dinin yeri ne olmalıdır?” sorusuna. Bu görüşe göre Batı ilerlemesinin ana sebebi Kilise ve Devlet’in ayrılması ve seküler kanunlarla yönetilen sivil toplumun yaratılmış olmasıdır. Bir diğer yaklaşım ise başarısızlığın sebebini kadınların Müslüman toplumda düşük seviyelere getirilerek insanlarının yarısının yetenek ve enerjisinden yoksun bırakılması; diğer yarısının ise en önemli çocukluk yıllarının okuma yazma bilmeyen ve ezik kadınlar tarafından büyütülmesinde görüyor. Bu şekilde büyütülen çocuklar, söylendiğine göre, ya kibirli ya da çok uysal bireyler haline gelmekteler ki bu da özgür toplumlarla uyumsuz.

Bununla birlikte bazıları ise sekülerist ve feministlerin görüşlerinin başarısının Orta Doğu’nun geleceğini şekillendiren ana faktör olduğunu düşünüyor.

Bunların dışında tutkuyla benimsenen başka bir düşünce daha var: Yirminci yüzyılın en baskın iki hareketi sosyalizm ve milliyetçilikti. İkisi de bir süre sonra gözden düştü-ilki başarısızlığı yüzünden, ikincisi ise başarılı olmasına karşın sonuç getirmediğinden… Özgürlük ulusal bağımsızlık olarak algılanıyordu ve onun diğer tüm faydaları da yanında getireceği düşünülen bir tılsım olduğu sanılıyordu. Hâlbuki Müslümanların büyük çoğunluğu artık bağımsız ülkelerde yaşamalarına rağmen, bu durum onların problemlerini çözmeye yetmedi.

Nasyonal sosyalizm -her iki ideolojinin gayr-i meşru çocuğu- hala birkaç ülkede Nazi-Faşist tarzı diktatör hükümet ve geniş güvenlik endoktrinasyonu ile güçlü tek parti uygulaması şeklinde sürdürülüyor. Bu rejimler tüm denemelerde başarısız olmuş, yalnızca ayakta kalmayı başarmış ve hiçbir beklenen faydayı sağlayamamış oluşumlar. Altyapıları diğer Müslüman ülkelerden daha eskimiş, silahlı güçleri ise öncelikle terör ve halka baskı için kullanılmakta.

Şimdilerde Orta Doğu’da “yanlış giden neydi?” sorusuna verilen iki cevap geniş destek görmekte, her iki cevabın da kendi teşhisi ve buna uygun reçetesi bulunmakta. Birincisi, tüm kötülükleri İslam’ın kutsal geçmişinin terkedilmesine bağlayan görüş. Bunlar, gerçek veya hayali, eskiye dönülmesini savunuyor. Bu yolun takipçileri olarak İran devrimini ve birçok Müslüman ülkedeki fundamentalist hareketleri sayabiliriz. İkinci görüşe sahip olan grup ise eskiyi istemiyor ve seküler demokrasiyi savunuyor. Bu yolun takipçileri olarak 1923′te Kemal Atatürk’ün dile getirdiği laiklik düşüncesine sahip Türkiye Cumhuriyetini örnek olarak verebiliriz.

Orta Doğu’nun baskıcı ama etkisiz hükümetleri için, suçlamak için hedefler bulmak kullanışlı hatta gerekli. Çünkü fakirliklerini atfedebilmeleri ve yaptıkları zorbalıkların sebebini açıklamayabilmeleri için, mutsuz halkının artan öfkelerini dış hedeflere yöneltmeleri icab ediyor.

Bütün bunlara rağmen sayıları giderek artan Orta Doğulu bir grup ise, kendini eleştirme yaklaşımını benimsiyor. Onlara göre “Bunu bize kim yaptı?” sorusu sadece nevrotik fantazilere ve komplo teorilerine yol açıyor. Bunun yerine “Neyi yanlış yaptık?” sorusunu sormak ikinci bir soruya kapı aralıyor: “Nasıl düzeltebiliriz?”. İşte bu yüzden bu sorunun içerisinde ve cevaplarïnda, gelecek için çok iyi umutlar saklı.

Son haftalarda Usame bin Ladin’in ve Taliban’ın görüşleri ve eylemleri üzerinde dünya çapında duruldu. Taliban örneği, tarihin bir zamanlar en büyük, en ileri, en açık medeniyetinin nasıl bu hale dönüştüğü konusunda yeni ve canlı bir kavrayış edinmemizi sağlıyor.

Batı özgürlüğünün teori ve pratiğini özümsemiş batılı bir gözlemciye göre Müslüman dünyanın sorunlarının altında yatan tek bir sebep vardır:

Özgürlük eksikliği! Yani:

1) Aklın baskı ve endoktrinasyona karşı özgürlüğü,
2) Sorgulama, araştırma ve ifade özgürlüğü;
3) Ekonominin bozuk ve boğucu yanlış yönetimlerine karşı özgürlük;
4) Kadınların erkek baskısından özgürlüğü;
5) Vatandaşların zorbalığa karşı özgürlüğü.
Bu yol Batı deneyiminin de gösterdiği gibi, uzun, zor, çukurlar ve engellerle dolu bir yoldur.

Orta Doğu’nun insanları mevcut anlayışlarına devam ederlerse, intihar bombacıları tüm bölge için bir mecaz halini alabilir. Gittikçe artan nefret ve kin, öfke ve kendine acıma, yoksulluk ve baskı sarmalından kaçış olmaz, er ya da geç bir başka yabancı hâkimiyetiyle sonuçlanır. Belki bir gün eski yöntemlerine dönen Avrupa eliyle, belki yeniden güçlenen Rusya, belki Doğu’nun genişleyen bir süper gücü tarafından…

Fakat eğer yakınmayı ve kurban rolünü bırakır, farklılıklarını özümser, yeteneklerini, enerjilerini ve kaynaklarını ortak yaratïcï bir çabayla birleştirirlerse, Orta Doğu’yu yeniden inşa edebilirler, aynı Orta Çağda olduğu gibi, medeniyetin önemli bir merkezi haline getirebilirler. Şimdilik, seçim onların…

Bernard Lewis

balaban
01-03-2008, 12:27
Yaklaşık 20 gündür gönderilenleri takip edemiyorum,daha önce gönderilmiş olabilir ama...

......'Başınız açık, ruhunuz aydınlık olsun'

Türban protestolarında depremi ima ederek 7.4 yetmedi mi diye pankart taşıyan türbanlı kıza Gani Müjde' nin cevabi.
Hiç yorum yapmaya lüzum bırakmamış.

7,4 Yetmedi mi ?

Bir hafta önce türban protestoların sırasında '7.4 yetmedi mi?' pankartını açan sevgili kardeşime seslenmek istiyorum bugün...
20 bin insanin acısı ve cenazesi üzerine politika yapmaya kalkan 'o güzel insana' bir çift sorum var.
Ey mantosu uzun,akli kısa kardeşim benim. 7.0 yetmedi mi?
Senin okuduğun gazeteler yazdı mı bilmiyorum ama Amerika’nın,hani o gavur ve Hıristiyan Amerika Birleşik Devletleri'nin,hani o Siyonistlerle iş birliği yaptığı için her yerde bayrağını yaktınız ABD'nin Los Angeles şehrinde 7.0 büyüklüğünde bir deprem oldu bacım...Neredeyse bizimkine yakın bir deprem.
Bizde ayni şiddetteki bir deprem 20 bin kişi ölüp 20 bin kişi sakat kalırken, gavur, Hıristiyan ve Siyonist dostu Amerika'da sadece 2 kişi yaralandı güzel ablam.
Simdi türbanlı başını ellerinin arasına alıp düşünüyor musun acaba? Sakarya gibi muhafazakar bir bölgede Allah binlerce Müslüman’ı öldürerek cezalandırıyorsa eğer, Hıristiyanlara ve Siyonist dostlarına niye kıyak gediyor?
Seks shoplarıyla, porno filmleriyle tüm dünyaya 'seks','uyuşturucu' ve 'günah' ihraç eden bu ülkenin Allah katında ayrıcalığı ne olabilir ki güzel annem?
Oysa adim gibi eminim Sakarya'da,Gölcük'te hayatlarını kaybedenlerin çoğu ölmeselerdi eğer sabah ezani ile birlikte camilerin yolunu tutacaklardı.
Üç aylarda oruç tutacak, Ramazan'da devrilmeyen minarelerin ışıklarıyla birlikte senin ağzına adı bile yakışmayan Allah’ın adı ile birlikte oruçlarını açacaklardı.
E nooldu simdi? 7.0 yetmedi mi güzel ninem?
Eğer her coğrafya olayını, her doğal afeti bilimin ve aklın süzgecinden geçirmeden böyle yorumlarsan bu ülkenin yarısı her deprem felaketinden sonra dinsiz olur güzel hala kızım...
Fay hattında 10 katli binalara izin veren şapşal belediyecilik anlayışını, deniz kumundan inşaat yapan edebiyatçı müteahhitleri,depreme dayanıklı konut üretme çabalarını, hırsızları,uğursuzları bir kenara bırakıp her şey ilahi kudretin intikamı olarak açıklarsan bu deprem 10 yıl sonra gene aramızdan binlerce 'dinsizi' alır gider güzel amca kızım..
Beynin var mı bilmiyorum, betonların altında inleyerek can veren 20 bin insanı, kadını,çocuğu ve bebeği bir kalemde günahkar diye silip atan kuş beynini türbanın altında görmek mümkün olamıyor çünkü...
Ama bence bu yazıyı oku ve bütün gece uyumadan düşün. Allah’ın kullarına böyle cezalar verebileceğini hala düşünüyorsan da git Hıristiyan ol...
Çünkü senin bu mantığına göre Allah onları daha çok seviyor. 'Gavurlar' hem senden daha zengin,hem de evleri tepelerine yıkılmıyor.

Gani MUJDE

Okusa anlar mı acaba?

sen.canım
01-03-2008, 13:48
Aşkın canına okuyorum...

çok güzel bende)))))))

PARK
01-03-2008, 14:16
çok güzel bende)))))))


Ara vermeden devam öyleyseee:):):):):):):):)

PARK
02-03-2008, 20:52
Cüneyt Arcayürek / Bugünlere nasıl geldik?

TCM
02-03-2008, 20:58
Honoré de Balzac - GORIOT BABA

sen.canım
03-03-2008, 23:38
asılacak adam
aziz nesin

PARK
05-03-2008, 16:18
Temsili cumhuriyet

Tarikatçılar der ki:

"Bandırma vapuru, aslında uçak gemisi kadar büyüktü... Rakı içerek, şarkıyla türküyle geze geze gittiler!"

Laikler de cevap verir:

"Aslında filika kadardı... 140 metrelik dev dalgalarla boğuştular, hatta bir ara atlayıp yüzdüler!''

Her 19 Mayıs’ta yaşanır bu komedi.

Gençlerimiz statlara doldurulur...

"Gönye-pergel" muamelesi yapılır!

Sağ kol vücuda 90 derece olurken, sol kol 45 derece açıyla havaya kaldırılır...

Spor literatüründe bulunmayan bu garip hareketler, "spor bayramı" adı altında, maharetmiş gibi alkışlanır.

Kafa káğıdına baksan, en fazla 60 yaşında olan adamlar, "Kurtuluş Savaşı gazisiyim" diye ortalıkta dolaşır... Babasının madalyasını takan ihtiyarlar, gaza gelir, mantar tabancasıyla sağa sola ateş açar... Geçen sene bir tanesi yanlışlıkla gerçek fişek koydu tüfeğe, sunucuyu vurdu.

Öğretmenler, çocukları tembihler:

"İstiklal Marşı okunurken, kıpırdamayacaksın, arı bile soksa, sesini çıkarmayacaksın!"

Zannedersin, arılar Yunan askeridir.

Ve dün, gördünüz Erzurum’u...

Temsili Ermeniler, temsili camileri yaktı, temsili imamı astı, kundaktaki temsili bebeği süngüledi, sonra temsili Türkler yetişti, temsili Ermenileri öldürdü, temsili olarak kurtulduk, temsili olarak ağladık...

Hepimiz Ermeniyiz bu arada!

Bir değil, iki değil, üç değil...

Hep böyle.

E hep böyle olunca...

Düşünüyor tabii insan.

Mustafa Kemal "insanımın yüzü gülsün" diye mi emanet etti bu toprakları bize... Yoksa, elalem seyretsin, kıçıyla gülsün diye mi?

http://www.hurriyet.com.tr/yazarlar/8375932.asp?yazarid=249&gid=61&sz=64689



Harika bir yazı mutlaka okunmalı ders çıkarmak için...

Serenler
06-03-2008, 22:15
Bir Ekonomik Tetikçinin İtirafları

John Perkins.

Tüm forum üyesi arkadaşlarımın bu kitabı mutlaka okumalarını özellikle tavsiye ediyorum. Ben okudum, olaylar dehşet verici..
İçinde bulunduğumuz sıkıntıların, dünyadaki kargaşanın, kaosun açlığın, yoksulluğun nedenlerini daha çok anlıyacaksınız.

Kitapla ilgili bir yazarın yorumunu da aşağıya alayım;

Özdemir İNCE [email protected]

’Bir ekonomik tetikçinin itirafları’


BİR tanıdığım, ABD’den bir kitap getirmişti birkaç ay önce: John Perkins’in "Confessions of an Economic Hit Man" (A Plume Book) adlı kitabı. Kitabı verirken "Sana hiç yabancı gelmeyecek" demişti. Gelmedi!

Gelmesine gelmedi ama kitabı yayınlaması için tanıdık yayıncılara övgüsünü yaparken bir de fark ettim ki kitap meğer Türkçe yayınlanmış: "Bir Ekonomik Tetikçinin İtirafları" (APRIL Yayıncılık). Kitap Kasım ve Aralık 2005’te iki baskı yapmış. Daha fazla yapmamasına şaşırdım.

* * *

Yazar kendisinin bir ekonomik tetikçi (Economic Hit Man) olduğunu söyledikten sonra, bunun ne anlama geldiğini açıklıyor:

"Ekonomik Tetikçiler, yerküre üzerindeki ülkeleri trilyonlarca dolar dolandıran yüksek ücretli profesyonellerdir. Dünya Bankası, ABD Uluslararası Kalkınma Ajansı (USAID) ve diğer yabancı ’yardım’ kuruluşlarından büyük şirketlerin kasalarına ve gezegenimizin doğal kaynaklarını kontrol eden birkaç varlıklı ailenin ceplerine para aktarırlar. Kullandıkları araçlar arasında sahte finansal raporlar, hileli seçimler, rüşvet, zorbalık, seks ve cinayet bulunmaktadır. Oynadıkları oyun imparatorluklar kadar eski olmasına rağmen, günümüzdeki küreselleşme sürecinde yeni ve korkutucu bir boyuta ulaşmıştır. Nereden mi biliyorum? Ben bir Ekonomik Tetikçiyim." (S. 5)

* * *

Ekonomik tetikçiler, maaşlarını büyük şirketlerden alıyorlar, ama CIA ve benzerleriyle işbirliği halinde çalışıyorlar. Görevleri şu: Bir ülkenin yöneticilerini, hazırladıkları raporlarla, kalkınmak için neye gereksinimleri olduğuna inandırmak. Yöneticiler raporlara inanınca ihaleler açılıyor, krediler alınıp veriliyor, ihaleyi Tetikçi’nin bağlantılı olduğu şirket kazanıyor.

Ekonomik tetikçiler başarılı olamazlarsa araya CIA ve benzerleri giriyor: Rüşvetler, baskılar, hükümet devirmeler, suikastlar.

* * *

"Ekvator, Ekonomik Tetikçilerin, tüm dünyada ekonomik-politik birliğe getirdiği tipik ülkelerden biridir. Ekvator’da yağmur ormanlarından çıkartılan her 100 dolarlık ham petrole karşı, petrol şirketleri 75 dolar elde ederler. Kalan 25 doların dörtte üçü dış borç ödemeye gider. Kalanın da çoğu askeri ve diğer devlet harcamalarına gidince, sağlık, eğitim ve yoksullara yardıma yönelik diğer programlar için yaklaşık 2.5 dolar kalır."

* * *

14 Mayıs 1950’de Demokrat Parti iktidara geldiğinde Türkiye’nin hemen hemen dış borcu yoktu.

Adnan Menderes hükümeti, 2 Haziran 1950 günü güvenoyu aldı. 18 Haziran 1950 günü, Türkiye’nin ekonomik durumunu incelemek ve bir program hazırlamak üzere Uluslararası İmar ve Kalkınma Bankası’ndan bir heyet geldi.

1950’lerde her bakanlıkta bir AID temsilcisi ABD’li danışman vardı.

Demokrat Parti neden karayolları yapımına ağırlık verdi? Bunun nedenini kim araştırdı şimdiye kadar? Bu konuda artık sık sık yazacağım: DP kalkınması ve demirkratsisi üzerine.

Siz de bu arada "Bir Ekonomik Tetikçinin İtirafları"nı mutlaka okuyun.

ÇAKAL
12-03-2008, 21:08
Mahalle baskısı yüzünden ne oruç tutabildim ne cumaya gidebildim


İstanbul Üniversitesi Rektörü Prof. Dr. Mesut Parlak, milletvekili ve işadamlarına içini döktü.



Rektörlüğe atandıktan sonra çeşitli baskılara maruz kaldığını anlatan Parlak, "Asıl mahalle baskısı bana var. Ne cuma namazı kılabiliyorum ne de oruç tutabiliyorum." dedi. Alınan bilgilere göre, Üniversitelerarası Kurul toplantısı için geçtiğimiz hafta Ankara'ya giden Parlak, İstanbul'a dönerken uçakta milletvekili ve işadamlarıyla sohbet etti. Eski YÖK Başkanı Erdoğan Teziç döneminde rektörlüğe atandığını hatırlatan Parlak, 3 yıl boyunca ciddi sıkıntılar yaşadığını belirtti. 'Mahalle baskısı' deyimine atıf yaptıktan sonra, ilginç bir olay anlattı: "Ramazan'da yanıma gelip bir şeyler yiyip yemediğimi çaktırmadan kontrol edenler oldu. Rektörlerin oruç tutmayacağı gibi bir anlayış var. Rektör oruç mu tutar, diyorlar."

AK Parti ve CHP'li siyasetçiler, üniversitelerin içinde bulunduğu durumu gözler önüne seren itirafları, şaşkınlıkla dinledi. Uçakta, Ankara Büyükşehir Belediye Başkanı Melih Gökçek, milletvekilleri İhsan Arslan ve Edip Uğur ile işadamı Zeynel Abidin Erdem de vardı. Mesut Parlak'ın bir itirafı da Başbakan Tayyip Erdoğan'a karşı 'mahcubiyet'i oldu. Erdoğan'ın İstanbul büyükşehir belediye başkanlığı döneminde tıp fakültesi için üniversiteye yer verdiğini; ancak akademik kurulun bunu reddettiğini hatırlatan Parlak, "Başbakana karşı mahcubum." dedi. Parlak, katıldığı bir TV programında "Ben orada hata ettim. Hakikaten benim utancımdır. Ondan beri de böyle, yani başbakanı bir yerde görsem saklanmaya çalışıyorum. Çünkü bu bir daha İstanbul Tıp Fakültesi'nin önüne gelecek bir öneri değildir." ifadesini kullanmıştı. Parlak, geçtiğimiz cuma günü ÜAK toplantısı için gittiği Antalya'da da gazetecilere, "Cumadan geliyoruz!" diye espri yapmıştı. İddialara basın danışmanı aracılığıyla cevap veren Parlak, kendisine atfedilen ifadeleri kabul etmedi.

Ömer Şahin
12 Mart 2008, Çarşamba

PARK
16-03-2008, 16:13
DİRİLİŞ (Çanakkale 1915)- TURGUT ÖZAKMAN


Bu bir milletin onur ve namus mücadelesinin hikayesidir...

Mutlaka okunmalı

gemici
17-03-2008, 00:48
tex willer özel seri 11-12-13-14. ciltler.........

PARK
17-03-2008, 00:54
tex willer özel seri 11-12-13-14. ciltler.........

Yine kimin canına okudun sevgili gemici:):):)

besteci35
17-03-2008, 23:26
Adından bellidir, içinde bin türlü hain, bin çeşit dalkavuk dolaşıyor. Kitabı yayınlayan Selis Kitaplar ise okuyucuya ‘ayna' tutuyor. Anlayana!
okuyanı olduğu kadar, sadece kitabın kapağına bakmakla yetineceğini düşünenlere de bir şeyler anlatıyor. . Kitabın kapağında ‘ayna' var. Bir dalkavukluk ve ihanet tarihi kitabı okurken, önce kendine bakmayı tavsiye ediyor olsa gerek. Türk Tarihinde Dalkavukluk ve İhanetler isimli kitapta yazar, önce uzun uzun dalkavukluk ne demektir, neler ihanet çerçevesine girer gibi soruların cevaplarını aramış. "Yalakaların tanrısı sadece güçtür. Güce taparlar ve taptıkları güç tükenmeye yüz tutunca bir başka gücün dizleri dibine çökerler." diyen Yılmaz, yalakalık yapmaya niyetlenenlere küçük ‘tavsiyelerde' bulunmayı ihmal etmemiş: "Yağdanlığın yağlayacak olduğu kimsenin kimlik ve kişiliği, hangi tür yağdan hoşlandığı, yağdanlık tarafından tüm boyutlarıyla bilinmelidir. Çıkar sağlayacakları insanın zaafları nelerdir? Kadın, alkol, kumar, para ve eğlence gibi zevke yönelik davranışlardan en çok hangisini sever?..."

Yazar, dalkavukları ‘şıp' diye tanımanın ipuçlarını da veriyor kitabında; "Dalkavukça hareketlerin başında; elleri ovuşturmak, yüzlerindeki pembemsi kızarıklığa aldırmadan, ‘Evet efendim, haklısınız efendim, siz en iyisini bilirsiniz efendim...' gibisinden kayıtsız şartsız teslim olduğunu belirten sözcükleri peşpeşe sıralamak yer alır."

PARK
18-03-2008, 13:38
İşte en son okuduğum ve tam kitabın ortasından tokat gibi bir yazı...

Yılmaz Özdil'i kutluyorum bu yazı için...


Nalıncı keseri


YARGITAY Cumhuriyet Başsavcısı Abdurrahman Yalçınkaya, Anayasa Mahkemesi’nde kapatma davası açtı...

Bunu duyan Başbakan Erdoğan, hukuka büyük saygısı olduğu için, "Yargıya intikal eden konular üzerinde konuşmamız yanlış olur" dedi.

Meclis Başkanı Toptan da, devleti temsil eden, sorumlu bir siyasetçi olduğunu kanıtlayıp, "Türkiye bir hukuk devletidir, Anayasa Mahkemesi’nin en doğru kararı vereceğine inanıyorum, herkes hukuka güvensin, müsterih olsun" dedi.

Adalet Bakanı Mehmet Ali Şahin ise, her zamanki gibi mantıklı ve olgundu, "Adalet Bakanı olarak, yargıya intikal eden bir konu hakkında yorum yapmam uygun olmaz, ancak şunu söyleyebilirim ki, siyasilerin kendilerini, davranış biçimlerini çek etmelerinde fayda var" dedi.

Eski Adalet Bakanı ve şimdiki Başbakan Yardımcısı Cemil Çiçek ise, dayanamadı, vatandaşın duymak istediği en doğru cümleleri kullandı, "Hizmet için seçilenler, kavga çıkması, gerginlik olması için olaylara adeta çanak tutuyorlar, çok net iddia ediyorum, partinin kapatılmasını en çok siyasiler istiyor, yoksa bu kadar ahmakça politika güdülemezdi" dedi.

Ama ne zaman dediler bunları?

DTP için dava açıldığında!

Şimdi ne diyorlar?

"Garabet..."

"Yüz karası..."

"Halkı da kapatın bari!"

"Görülmemiş utanç..."

"Savcı yargılansın!"

"Savcı da ölümü tadacak!"

Zaten anlatmaya çalıştığımız bu...

Hukuk, bir gün herkese lazım!

http://www.hurriyet.com.tr/yazarlar/8482228.asp?yazarid=249&gid=61&sz=74854

PARK
20-03-2008, 14:03
Cici savcı


DTP kapatılırken...

Başbakan, hukuka saygı istiyor.

AKP kapatılırken...

Başbakan, hukuka bindiriyor.

Bunu hatırlattım önceki gün.

E-mail yağdı...

AKP’liler soruyor:

"Sen DTP’li misin?"

Hatta, "askerimiz kahramanca mücadele ederken, sen nasıl olur da hiç utanmadan, DTP’yi savunursun, ayıp ayıp" diyen bile var!

Peki...

"Ucu nereye varırsa varsın, bedelini ödemesi gereken kim olursa olsun, ödeteceğiz! Bizzat takip edeceğim... Üstüne gitmeye kararlıyız... Artık ülkemizde hukuk dışında hiçbir hareket tarzına tahammülümüz yok!"

Kime ait bu laf?

Başbakan’a.

"Açık söylüyorum... Sakın, kimse bu soruşturmayı engellemeye çalışmasın... Bunu deneyen, gider!"

Bu laf kime ait?

Abdullah Gül’e.

"Savcı, hepimizin savunduğu yargı bağımsızlığı çerçevesinde soruşturmasını tamamlayıp, iddianamesini hazırlamıştır. Bu konuda bizim bir şey söylememiz mümkün değildir... Hepimizin yargıya güvenmesi lazım."

Bu kimin?

Cemil Çiçek’in.

Ne zaman dediler bunlar?

Savcı, Genelkurmay Başkanı Orgeneral Büyükanıt’ı "çete" kurmaktan yargılayıp, içeri tıkmak istediği zaman!

Genelkurmay Başkanı’nı abuk sabuk dedikodularla içeri tıkmak isteyen savcı, cici savcı... AKP’yi kapı gibi belgelerle kapatmak isteyen savcı, çirkin savcı!

Valla, kendim yazıyorum diye söylemiyorum ama, güzel yazı oldu galiba... Elime sağlık yani.


http://www.hurriyet.com.tr/yazarlar/8500142.asp?yazarid=249&gid=61&sz=20665
Gerçektende çok güzel yazmışsın Yılmaz Hocam ellerine sağlık...:super:

PARK
22-03-2008, 20:20
Zülfü Livaneli'nin enfes köşe yazısı

Dehşet duygusu

İlhan Selçuk’un sabaha karşı gözaltına alındığını duyduğum zaman bir dehşet duygusu uyandı içimde. Basın üzerindeki baskı inanılmaz boyutlara ulaştı. Ülkedeki mücadelenin ne kadar keskinleştiğinin ve nerelere kadar ilerleyebileceğinin bir kanıtını gördüm adeta. Bazıları, kendilerine karşı olan herkesi “Ergenekon” diyerek odaklaştırmak peşinde. Çılgınlık aklın yerini alıyor. Kutuplaşma bir iç çatışma yolunda ilerliyor.

Üç örnek

Bir kadın bakan vardı. Göz dolduran, geleceğin büyük lideri ve başbakanı olarak bakılan, son derece sevilen genç bir siyasetçi.
Bir gün işinden çıkıp evine giderken alışveriş yapmak için süper markete girdi. Çocuğuna küçük bir çikolata aldı. Çantasını karıştırırken telaş içinde özel kredi kartı yerine, devlet işlerinde harcaması için verilen kartı kullandı.
Yanlışlığı fark etmemişti ama ödemeler gelince iş ortaya çıktı.
Ve o parlak politikacı, yaptığı hatadan dolayı halktan özür diledi, bakanlıktan istifa etti; siyasetten tamamen çekildi.
Üç kuruşluk bir çikolata, geleceğin başbakan adayı genç kadının kaderini değiştirmişti.
Bu olay İsveç’te geçti.

Genç bir milletvekiliydi.
Partisinde çok seviliyor, siyasette hızla yükseliyor ve her gün basında övgüler alıyordu.
Göçmen kitlesine mensup olmasına rağmen ülkenin en etkili politikacılarından birisi haline gelmişti. Bakan olması konuşuluyordu.
Ama tam o sırada bir yanlışlık yaptığı ortaya çıktı.
Resmi görevle uçtuğu zaman kazandığı havayolu millerini, yakınlarına bilet almak için kullanmıştı.
Büyük bir ihtimalle kendisi farkında bile değildi bunun.
Sekreteri, ona ve ailesine bir seyahat ayarladığı zaman, herkesin yaptığı gibi birikmiş millerini soruyor ve onları kullanıyordu.
Ama olay ortaya çıkınca bu genç siyasetçi halktan özür diledi, siyasetten çekildiğini açıkladı, seçimlere girmedi ve yıllarca köşesinde oturdu.
Bu olay da
Almanya’da geçti.

Belediye başkanları, meclis üyeleri, bakanlar, milletvekilleri vardı.
Yapılan her ihaleden pay aldılar, imar izinlerini büyük paralara sattılar, inşaatlara daha fazla kat izni vererek “hava”dan para kazandılar, ulaştırma, gaz, iletişim, elektrik, inşaat, metro işlerini yapan yerli-yabancı şirketlere ortak oldular. Milyarlarca doları oldu. Bunları başka isimlerle, gizli hesaplarla Lichtenstein, Cayman Adaları gibi yerlerdeki bankalara yatırdılar.
Türkiye’nin ulusal servetlerini yabancılara
peşkeş çekerken, kendileri de başka isimler altında hisse sahibi oldular.
Sonra kiminin yargılanmasına Danıştay izin vermedi, kimi Meclis’e kapağı atıp dokunulmazlık zırhına kavuştu... Kısacası kimsenin burnu bile kanamadı.
Halk da onları “Seninle gurur duyuyoruz!” diye alkışladı.
Partileri ANAP, CHP, SHP, AKP vs. gibi değişik isimler taşıyordu ama yolsuzluk söz konusu olduğunda aralarında hiçbir fark yoktu.
Bu olay Türkiye’de geçti.

Bizde bir atalar sözü vardır “ört ki ölem!” diye, hatırlıyor musunuz?
Halk bu işten son derece rahatsız olup, yolsuzlukların hesabını sormaya karar verene kadar bu iş böyle gidecek.


İşte bizim farkımız!

Başka yoruma gerek varmı?:grrr:

PARK
29-03-2008, 01:51
HULKİ CEVİZOĞLU/YAKIN ZAMANLAR TARİHİ

Ne dedik Ne oldu


Mükemmel bir yakın tarih anlatımı

PARK
01-04-2008, 02:40
ANGUT --- EM.Tüm General OSMAN PAMUKOĞLU

guneysu
02-04-2008, 00:35
DEPREM BÖLGELERİNDE YAPILACAK
BİNALAR HAKKINDA YÖNETMELİK

Yayın tarihi: 06.03.2007, Resmi Gazete No.:26454
Değisiklik : 03.05.2007, Resmi Gazete No.:26511

ÇAKAL
02-04-2008, 00:41
DEPREM BÖLGELERİNDE YAPILACAK
BİNALAR HAKKINDA YÖNETMELİK

Yayın tarihi: 06.03.2007, Resmi Gazete No.:26454
Değisiklik : 03.05.2007, Resmi Gazete No.:26511
:he::he::he::he:
Öğrenebildin mi bâri?:D:D

C.ÜNLÜ
02-04-2008, 23:54
Yalancının pokeri .. Amerikan mortgage piyasasını anlatıyor,daha bitmedi
Piyasayı altüst eden küçük kitap...Bitti

kumralada
03-04-2008, 11:07
"Seni Tılsımlar Korur" Burak Eldem.

Burak Eldem'i ilk önce "2012 Mardukla Randevu" isimli kitabıyla tanıdım, arkasından "Fraternis" son olarak da "Seni Tılsımlar Korur" isimli kitabını okudum. İlk iki kitap gerçekten emek verilmiş araştırmaların ürünleri. 3. kitap ise son derece akıcı bir dille yazılmış, ilk kitaplarındaki birikimlerini de kullanarak sürükleyici bir kurgu ile elinizden bırakamıyacağınız bir roman ortaya çıkmış. Şimdi ise " Günbatımı-Fandango" isimli son kitabı var elimde, ilk fırsatta okumaya başlayacağım.

Burak Eldem bana göre yazın dünyamızın son kuşak en iyi yazarlarından, kendisine teşekkür etmek istiyorum.

İlgi duyanlar için;

http://2012.burakeldem.com/

PARK
07-04-2008, 17:37
Alev Alatlı / Eyy Uhnem
Eyy Uhnem

GetLost
07-04-2008, 17:40
KEHANET GECESİ / Paul Auster

PARK
08-04-2008, 12:47
Baktım, yine o...

BEN o siyah giysili, eli tabancalı, eşkıya bakışlı, daha çok bir yarasaya benzeyen adamı dünkü gazetelerde görünce tanıdım.

1973 yılında, Kızılay’daydı.

Elinde yine tabancası vardı.

Kurşun sıkmıştı üzerimize.

Amerika’ya kızanlara kızmıştı.

1977’de Çorum’da, Maraş’ta baktım yine o.

Yine bir yarasa gibiydi.

Elinde tabancası duruyordu.

Birçok insanı vurmuştu.

Bu sefer Alevi vatandaşlara kızmıştı.

1980’den hemen önce Taksim’de de onu görmüştüm:

"Sen misin?.."

"Evet..."

"Şimdi kime kızdın?.."

"Komünistlere..."

Názım Hikmet’in kemiklerini bile istemeyen, 6-7 Eylül’de azınlıkları yakıp yağmalayan, Abdi İpekçi’yi öldüren odur.

Ugur Mumcu’yu, Ahmet Taner Kışlalı’yı, öbür aydınları...

Madımak Oteli’nin içine ozanlar, yazarlar doldurulup ateşe verildiğinde, en önde baktım o.

Sormuştum:

"Tabancan hani?.."

"Tabancam mı?.."

"Evet..."

Bir yarasa gibi kara dumanların içinde kaybolurken bakmıştım, bu sefer elinde benzin bidonu...

Ve dün gazetelerde onun fotoğrafı vardı, öğrencilerin üzerine ateş ederken, bir yarasa gibi.

O asla bir "provokatör" değildir.

Gerçeği bir türlü görmemek için, kimi siyasileri kurtarmak için, bazılarımız ona "provokatör" deriz.

Oysa o; kendini vatanın bekçisi sayan, hurafeler ve efsanelerle beyni yıkanmış, uygar olmak istemeyen, kaba kuvvetten başka zenginliği olmayan, ilkel tutkularla yaşayan, gördüğü her aydınlık düşünceyi öldürmek isteyen, çağdışı bir yaratıktır.

Hiç de az değildir sayıları, bakın etrafınıza...

Dün gazetelere baktım; o...

Elinde tabancası vardı.

Bekir Coşkun


http://www.hurriyet.com.tr/yazarlar/8643694.asp?yazarid=2&gid=61&sz=36670


Son zamanlarda okuduğum en güzel köşe yazısı hemde ibretlik bir yazı...

C.ÜNLÜ
11-04-2008, 23:04
Can Dündar.............Uzaklar........

dapdap
12-04-2008, 00:33
John PERKINS --- BİR EKONOMİK TETİKÇİNİN İTİRAFLARI

son_azrail
12-04-2008, 10:00
Said ALPSOY - insan nasıl ÖLÜR?

PARK
17-04-2008, 01:05
SOLMAZ KAMURAN / ....DEVLET ''ÇETE'' OLMASIN DEDİĞİNİZDE

Harika bir tespit çalışması

KARADENIZ
17-04-2008, 01:08
Nihat GENC , amerikan köpekleri ( su an okuyorum , daha bitmedi )

PARK
17-04-2008, 01:11
Nihat GENC , amerikan köpekleri ( su an okuyorum , daha bitmedi )

Kendileri çok sevdiğim bir entellektüel ve ''doğrucu davut''lardandır:yes:

KARADENIZ
17-04-2008, 01:17
Kendileri çok sevdiğim bir entellektüel ve ''doğrucu davut''lardandır:yes:

skyturk dekı programını kacırmamaya calısıyorum ama elimdeki kitap pek de umdugum gibi cıkmadı..
ilk defa bir kitabını okuyorum.. belki tv deki ve web sayfasındaki yorumları boyle bir beklenti yarattı bende,
belkide bu kitabın 2004 yılında yazılmıs olması bilmiyorum..
bitince diğer kitaplarınıda okumayoı dusunuyorum..

e-fulya
17-04-2008, 23:12
Bir yastıkta kocamak sağlığa aykırı...


Bizde yeni evlenenlere sanki herkes aynı yastığı paylaşıyormuş gibi ‘Bir yastıkta kocayın’ dileğinde bulunmak ádeti vardır. Gerçi evlilerin ekserisi aynı yatakta aynı yorganı kullanırlar, ama çoğu evli çiftin yastığı bildiğim kadarıyla ayrıdır.

Hálá, o upuzun kocaman yastığa birlikte baş koyanlar kaldıysa, onlar da bu alışkanlıklarından acilen vazgeçmeliler, çünkü bilimsel araştırmalar ‘bir yastıkta kocamanın’ hiç de sağlıklı bir şey olmadığını gösteriyor. West of England Üniversitesi’ne bağlı Uyku Konseyi tarafından yürütülen araştırmaların sonucunu açıklayan Dr. Chris Alfort şunları söylüyor:

‘Herkesin uyku tarzı farklı. Bu yüzden çiftler arasında bazen büyük tartışmalar çıkıyor. Yataklarını ayıranlar ya da ayrı odalarda yatanlar daha rahat ediyor.’

Herkesin vücut saati farklı

Her şeyden önce herkesin kendine göre bir ‘vücut saati’ var. Mesela, bazı insanlar ‘tavuk gibi’ erken yatmayı tercih ederler, sabah ezanı ile de uyanırlar. Bazıları ise ‘gece kuşudur’, ancak sabaha karşı uykuları gelir, güneş doğduktan sonra yatar ve ikindiye kadar da uyurlar.

İkincisi, ‘uykuya dalma’ özellikleri de kişiden kişiye değişir. Kimi daha başını yastığa koyar koymaz derin bir uykuya dalarken, kimi ancak yatakta kim bilir kaç kere dönüp durduktan... pozisyon değiştirdikten... sonra uyuyabilir. Bazısı da gazete... kitap okumadan katiyen uykuya dalamaz.

Tabii ki insanların ‘uyku derinlikleri’ de farklıdır. Top atılsa tınmayanlar olduğu gibi, en ufak bir çıtırtıdan uyanan ve bir daha da gözüne uyku girmeyen de pek çok insan vardır.

Kalıp gibi yatan da var, dön babam dönen de

Herkesin uyuma alışkanlıkları da farklıdır. Bazı insanlar yorganın altına iyice gömülerek, bazıları ise ancak üstleri açık olunca uyuyabilirler.

Kimi sıcak bir ortamı tercih eder, kimi de kışın bile pencereler yarım da olsa açık olsun ister.

Bazıları zifiri karanlıkta uyumaktan hoşlanır; perdeleri sıkıca kapatmadan rahat edemez. Oysa, bazıları az da olsa bir ışık olsun... gece lambası yansın ister.

Kimi insan kalıp gibi uyur, tüm gece boyunca ‘milim’ kımıldamadan ‘kalıp gibi’ yatar. Kimi ise ‘dön babam döner’ yatakta. Önce yüzükoyun yatar, uyuyunca sırt üstüne geçer... sağa döner... sola döner... hatta kimisi bacak bacak üzerine de atar uykuda.

Farkına varmadan elini, kolunu, hatta bacağını eşinin üzerine atan, yatak arkadaşını düşürecek kadar bir taraf itenler de vardır ve sanırım sayıları da az değildir. Aralarında belirgin ‘sıklet’ farkı olan çiftler için bu ciddi bir sorundur; biri diğerini ezebilir.

Bazı insanlar yastıksız yatmaya alışıktır. Baş bu ferman mı dinler... bazısı da yüksek yatmaktan hoşlanır. Yün yastıktan başka yastığa baş koyamayanlar olduğu gibi, kuş tüyü yastığına sıkıca sarılmadan uykuya dalamayanlar da vardır.

Horlama... geğirme... yellenme... terleme

Bazı insanlar kuzu gibi pek bir ‘sessiz’ uyurlar. Kiminin ise çıkardığı türlü seslerden rahatsız olmamak mümkün değildir. Diş gıcırdatanı vardır... horlayanı vardır.

Geğirenler, terleyenler ve yellenenler sadece yatak eşlerini etkilerler, ama horultuları ile komşularının bile huzurunu kaçıranların sayısının da az olduğunu sanmıyorum.

Bazıları uykuda sabaha kadar sayıklar; kiminin ne dediği anlaşılmaz, ama kimi de o gün ne yaptığını tüm ayrıntılarıyla sayar döker.

Uykuda kaşınma alışkanlığı olanlar da vardır. Tabii ‘sessizce ve zarif’ kaşınanlar olduğu gibi ‘hatur hutur’ kaşınarak yatağı sallayanlar da çıkar. Artık kimlerin nerelerini kaşıdığından bahsedip keyfinizi de kaçırmak istemem.

Bazılarının gece kalkıp bir şeyler içme-yeme alışkanlıkları vardır. Kiminin başucunda sürahisi bardağı hazırdır, kimi bir paket bisküvi bulundurur. Kimi de mutfağa gidip iyice yemeden katiyen tekrar uyuyamaz.

Gece hastalıkları

Bazı hastalıklar özellikle geceleri daha çok belirti verirler. Astım... reflü... huzursuz bacak sendromu... idrar kaçırma... uyku-apne sendromu... sol kalp yetersizliği... prostat bunlar içinde ilk anda aklıma gelenler.

Bunların hepsini tek tek anlatmaya yerimiz müsait değil, ama tümü de kendine göre eşleri değişik derecelerde rahatsız eden hastalıklar... ama ayrı yatarsanız mesele kalmaz.

Gelelim neticeye

Bilim, evlilerin aynı yastığı ve yatağı paylaşmalarının ‘yapacak özel bir işleri’ veya ‘ısınma’ veya ‘yalnız yatmaktan korkma’... gibi sorunları yoksa, hiç de gerekli olmadığını söylüyor.

Yeni evlenenlere de bundan böyle ‘Bir yastıkta kocayın’ yerine ‘Ayrı yataklarda yaşlanın’ derseniz daha doğru bir dilekte bulunmuş olursunuz. Hatta ‘Aynı evde ayrı odalarda yatın’ demek belki de daha sağlıklı; siz bilirsiniz.




Prof. Dr. Ahmet Rasim KÜÇÜKUSTA

[email protected]

PARK
25-04-2008, 17:50
Bayramlar kaldı mı?..

Ortaköy'den Bebek'e kadar ağır ağır gittim, 23 Nisan günü öğle vakti.. O günün bayram, bir ulusal bayram günü olduğunun işareti, izi, iması yoktu sokaklarda..
Ben Amerika'da, İngiltere'de, Fransa'da, Yunanistan, Bulgaristan'da Ulusal Bayram günleri yaşadım..
Daha otelin penceresine yaklaşırken bağırıyordu sokaklar tüm görüntüsü ve gürültüsüyle insana, "Bugün bayram günüdür" diye..
Kent süsleniyor, sokaklar süsleniyor, insanlar süsleniyordu.
İnsanlar bayramı yüreklerinde hissediyor ve coşuyordu.. Ama yerel yönetimler, yerel kurumlar da bu coşkuyu körüklemek için ellerinden geleni yapıyorlardı..
Benim çocukluğumda Türkiye'de öyleydi. Kilis'te, Van'da, Bandırma'da bayramı yaşardık ama, iki gün sonra gazeteler gelince, hele de Ankara ve İstanbul'daki tören ve şölenleri, bu kentin sokaklarını okuyunca nasıl gıpta ederdik.. Ah bir de oralarda olabilseydik?..
Ortaköy-Bebek arası dünyanın en güzel yollarından biridir. Günün bayram olması şart değil. Orda yürümek bayram..
Nasıl ıssız.. Nasıl sessiz.. Sanırsınız sokağa çıkma yasağı var.. Yol boyu evler.. İşyerleri..
Yahu Ulusal Egemenlik Bayramı bugün. Cumhuriyetin temelinin atıldığı gün.. Bir bayrak assanız hiç değilse..
Ulusal gününde Atina, Selanik masmavi olur.. İstanbul'da kırmızı yok.. Coşku yok, sevinç yok, kutlama, kutsama yok..
Ne olmuş bize..
Nerde o çiçeklerle süslenmiş rengarenk araba konvoyları?.. Nerde fener alayları?.. Nerde kentin meydanlarında, köşe başlarında bandolar, müzik gurupları.. Nerde ulusumun coşmuş insanları?..
Sabahtan beri Ortaköy'de oturuyorum, çıt yok.. Matem günü böyle olur.. Niye sabahın erken saatlerinden, gece yarılarına dek Ortaköy bir şölen, bir bayram, bir Toy alanı değil?..
Niye müzik gurupları, orkestralar, dansçıların biri gidip biri gelmiyor?.. Niye İstanbul akın akın Ortaköy'e inmiyor?.
Bölündüğümüzü belirleyen her olayda her türlü çılgınlığı yapıyoruz da, iş bütünleşmeye, bir olmaya gelince, niye kılımız kıpırdamıyor?.
Bir ulus, bayramını böyle mi kutlar?.
Neyiz biz?..

HINCAL ULUÇ

http://www.sabah.com.tr/haber,B53E1F8BC83C48C7B8373404EF9DA183.html



Sahiden biz neyiz?

Serenler
27-04-2008, 13:02
Book Crossing

Amerika'da yeni bir moda cikmis: Birtakim mechul kisiler,kamuya acik yerlere birtakim kitaplar birakiyorlarmis.Diyelim bir parka gidip bir banka oturuyorsun,bankta bir kitapla karsilasiyorsun.Mahallede yasayan bircok kadinin ortaklasa kullandigi'camasir yikama merkezine' gidiyorsun, makinelerdenbirinin ustunde bir kitap. Trene biniyorsun, aa,koltugundabir kitap bulunuyor. 'Marketten' alisveris ederken elini atiyorsun,birisi biskuvi paketleriyle cips paketlerinin arasina bir kitap yerlestirmis.Telefon kulubesine giriyorsun, telefonun yaninda birkitap... Define bulmak gibi! Roman, siir, oyku, deneme, artik bahtina necikarsa... Bu moda Italya'da ve Fransa'da da yayilmakta.Kitabi birakan kisi kimligini gizli tutuyor,kitabin parasini da helal ediyor. Tek ricasi var, siz de okuduktan sonra buna benzerbir yere birakin da baskalari da yararlansinlar.Fakat bunu baslatan kisi belli: Ron Hornbaker adinda, Missouri eyaletinden birbilgisayarci. Bu olaya 'Book Crossing' deniyormus. 'Kitap gezdirme' diye mi tercume edelim..Fransa' da boyle 'crossing' yapan dokuz bin kisi varmis daha simdiden, ortalikta dolasan serseri kitap sayisida on bini gecmis... Bu nedir biliyor musunuz arkadaslar? Bu bir cesit'okuma ve okutma kampanyasidir' .Paylasmaktir Ve basli basina bir projedir. 'LONDRA'DAKI UYGULAMA TURKBUKU'NDE DE BASLAMIS,Turkbuku'nde plajdayim. Bir baktim, yattigim yerde birk itap var.. Adi,'Yildizli, yagmurlu geceler'.. 'Ah,biri unutmus' derken, kapagini acip icine bakmak istedim ve benis asirtan bir yazi gordum; 'Ben bu kitabi severek okudum. Ve bitirdigim yerde birakiyorum. Sizin de seveceginize eminim.Severseniz okuyun, sevmezseniz aynen buldugunuz yerde birakin. Okursaniz,numara verdikten sonra sizde oldugunuz yerde birakin lutfen.. 03 / 2005 Turkbuku..' 03.. Ucuncu kisinin bu kitabi biraktigini belirtiyormus. . Diger iki kisidenbiri Istanbul'da birakmis, digeri ise Bodrum'da birakmis.. Ben aldim kitabi Istanbul'a geldim ve hala okuyorum. Bitirince ben de '04've nerede okumussam yazip birakacagim. . Megerse bu yeni adetmis..Ozellikle Londra'da cok yayginmis. Parklarda birakiyorlarmis okuduklari kitaplari insanlar. Londra'da birakilan bir kitap Kuzey irlanda'dan cikmis..
Bakalim benim birakacagim kitap nereden cikacak? Elinizdeki kitabi buldugunuz ilk noktaya birakmadan once http://www.bookcros sing.com/ sitesini incelemenizi tavsiye ederim.
Siteyegirince 2.5 milyon kitabin hala dolasmakta oldugunu goreceksiniz. Amaclari tum dunyayi bir kutuphaneye cevirmek!!! Kitaba bir etiket aliniyor, sisteme kitapla ilgili bir takim giriliyor, bu etiket uzerinde ise bulana kitabin BookCrossingeylemi icersinde birakildigi, eger ulasim imkani var ise sisteme bulunma ile ilgili ve eger eldegistirecekse bir sonra birakilacagi durak..vs ile ilgili bilgiler veriliyor. Bu sayede kitabinizi takip edebiliyorsunuz. http://www.bookcros sing.com Cafe'de, otel lobisinde, sinema'da kitap bulursaniz, sasirmayin hemen icine bakin, book crossing olabilir ..
---------------
Yukardaki yazı bana bir mail halinde geldi. Çok hoş ve ve güzel bir uygulama.
Çok beğendiğim ve herkesin okumasında yarar gördüğüm "Bir ekonomik tetikçinin itirafları" ile işe başlıyorum.
Umarım çok kişi okur...

KARADENIZ
27-04-2008, 13:41
Book Crossing

---------------
Yukardaki yazı bana bir mail halinde geldi. Çok hoş ve ve güzel bir uygulama.
Çok beğendiğim ve herkesin okumasında yarar gördüğüm "Bir ekonomik tetikçinin itirafları" ile işe başlıyorum.
Umarım çok kişi okur...

bilginin paylaşıldıkça daha da güzelleşecegine çok iyi bir örnek:super::super::super:

PARK
29-04-2008, 13:24
1 Mayıs

Havuzlu villa.

12 daire.

7 yazlık.

Miami’de ev.

Cip.

2 trilyon nakit.

Ne bu?

Sendikacı!

Peki, hiç düşündünüz mü, neden, grev yapılan fabrikaların kapısında, eli odunlu yarma gibi "grev gözcü"leri bekler?

Çünkü bizim işçi, anca odun zoruyla grev yapar... Allah sizi inandırsın, "Söke söke hakkımızı alalım" diye goygoy yapıp, arka bahçedeki ağaçlardan atlayarak, gizlice içeri sızan ve tornasının başına geçen işçiler gördüm ben... Arkadaşın arkadaşı satması 2 saniye sürer!

Mesela, Tuzla.

Üniversite öğrencileri yürüyüş yaptı, işçiler ölmesin diye... Beraber yürüyecek bir tane işçi bulamadılar. Hatta polis, çocukları copladı, seyrettiler.

Bakın şimdi, Taksim tartışılıyor.

Çıkarız, çıkartmam filan.

Nedir Taksim?

İşsiz selinin volta attığı yer.

Ben iddia ediyorum...

Vali bey, "Taksim’e çıkan sendikacıları döveriz" diyeceğine, "Bunları atıp, sizi işe alacağız" dese, polise gerek kalmaz, işsizler girişir işçilere!

Hazin ama...

Böyle.

Namuslu sendikacıların ve işçilerin, hükümetten önce, yukarıda örneğini verdiğim karaktersiz sendikacılar ve şuursuz işçilerle mücadele etmesi gerekiyor.

Yoksa, boşu boşuna sopa yersin.

Üstüne "Oh olsun" derler.

http://www.hurriyet.com.tr/yazarlar/8810338.asp?yazarid=249&gid=61&sz=4926


Hay bin yaşa be Yılmaz Özdil tam kitabın ortasından olmuş:super:

PARK
30-04-2008, 13:17
İyi ki dönmüşüm

Hürriyet yazarı Ahmet Hakan'dan islamcı basına: "Belki kıza nikah yapmıştır" gibi mazeretleri duydukça İyi ki dönmüşüm diyorum...

KOSKOCA adamların, hiç utanıp sıkılmadan, "Tamam, bizim adamımız bir yaramazlık yapmış olabilir ama sizin adamlarınız da yaramazlık yapmıyor mu?" diye kendilerini savunduklarını gördükçe... İyi ki dönmüşüm diyorum...

Bir zamanlar konuşmalarını "Sartre’ın Nobel’i ret konuşması"nı dinler gibi heyecanla dinlediğim saygıdeğer insan Abdurrahman Dilipak’ın, bu kadar yüz kızartıcı bir olay karşısında "Belki kıza nikah yapmıştır" gibi bir mazereti dile getirdiğini gördükçe... İyi ki dönmüşüm diyorum...

"Güzel ahlakı tamamlamak" için gönderilmiş bir önderin davasının, bırakın güzel ahlakı, ahlakın kendisini paçavra eden adamların eline düştüğünü gördükçe... İyi ki dönmüşüm diyorum...

Bugün "Konu yargıdadır" diye ortalığın tozunu attıranların, daha dün ortada bir yargı kararı falan olmadığı halde "Ergenekoncular pornocu çıktı" diye manşet attığını gördükçe... İyi ki dönmüşüm diyorum...

Kendisine köşe açıp sözüm ona İslam davasını savundurdukları bir yazarın, "yeryüzünün en aşağılık suçunu işlediği iddiasıyla tutuklanmış" olması karşısında biraz utanıp sıkılmak, şöyle sessiz bir "Tövbe estağfurullah" çekmek yerine, bin dereden su getiren sıkılmazları gördükçe... İyi ki dönmüşüm diyorum...

"Biz Müslümanların gür sesiyiz" diyerek hava basan adamların, bırakın İslam’ı, insanlığın bile kabullenemeyeceği iğrenç bir suçlamayla karşı karşıya kaldıklarında, "Ama manken kız da tostumu yedim bekliyorum diye mesaj atmıştı" gibi abuk bir savunmayla kendilerini temize çıkartma gayretlerini gördükçe... İyi ki dönmüşüm diyorum...

Kendi gettolarından birinin karşılaştığı küçük ya da büyük her türlü suçlama karşısında "Komplodur komplo" diyen ve böylece kendilerini rahatlatan adam ya da kadınları gördükçe... İyi ki dönmüşüm diyorum...

Yapılması gereken

DOĞRUDUR... Hüseyin Üzmez hakkında mahkeme henüz son sözü söylemiş değildir...

Ancak...

Hukuk sisteminde "tutuklama kararı", sanığın aleyhinde çok ağır bir tedbirdir...

Tutuklama kararının verilebilmesi için, "çok kuvvetli suç şüphesi" olması gerekir...

"Soyut isnat" üzerine tutuklama kararı verilemez...

"Somut deliller" söz konusu ise, tutuklama kararı verilebilir...

Hüseyin Üzmez ile ilgili işin hukuki kısmı budur...

Peki böyle bir durumda...

İslami değerleri savunduğunu iddia eden bir gazetenin yöneticisi ne yapar?

Düşünün: Köşe verdiği adam 14 yaşındaki bir kız çocuğuna cinsel tacizden gözaltına alınmış... Hatta adam, "çok kuvvetli suç şüphesi" ile tutuklanmış...

Evet, ne yapar böyle bir gazetenin yöneticisi?

Ne yapacak?

Önce utanır, sıkılır, boğulacak gibi hisseder kendisini... "Biz nasıl oldu da böyle bir adama köşe verdik" diye hafiften bir muhasebeye girişir... Ardından "Mahkeme kararını vermiş olmasa da herhangi bir yazarımın böyle bir suçlamayla tutuklanmasını dahi kabul edemem" der... Mahkeme tamamlanıncaya kadar yazarıyla ilişkisini keser... "Komplo" demez... Hatta sorumluluğun daha fazlasını üzerine alıp, "Utanç duyuyoruz" diye manşet atar... "Savunma" psikozuna girmez...

Ama tabii bunları yapmak için...

O gazete yöneticisinin yüzünün kızaracak denli gelişmiş bir ahlaka sahip olması gerekir...

Tutturmuşlar Fadime diye

"HÜSEYİN Üzmez olayı", 28 Şubat’ta ortaya çıkan "Fadime olayı"na benziyormuş...

O zaman şu "Fadime olayı"nı anımsamakta yarar var...

Kimdi Fadime?

Ali Kalkancı adlı bir şeyh bozuntusunun tezgahına düşmüş türbanlı bir kızdı...

Kalkancı’nın kendisine büyü yaptığına inanıyordu...

Büyüyü bozdurmak maksadıyla Aczmendi Lideri Müslüm Gündüz denilen soytarının eteğine yapışmıştı...

O da sakalını sıvazlayıp, "Büyüyü bozmam için seninle yatmam gerekir" demişti...

Fadime de razı olunca...

İş yatak faslına gelmişti...

İşte tam o sırada polisler Müslüm Gündüz’ün evine baskın vermiş ve Müslüm denilen adam yarı çıplak yakalanmıştı...

Evet...

Ne bir eksik, ne bir fazla... Budur Fadime olayı...

İslami kesimde yıllardır bu olay üzerine şu teraneler dile getiriliyor:

"Bu olay 28 Şubat’ı yapanların işine gelmiştir... 28 Şubat yanlıları bu olayı her akşam ekranlara getirerek kullanmışlardır... Müslüm aslında 28 Şubatçıların adamıydı... Fadime komplonun tam göbeğinde yer almıştır... Hatta Ali Kalkancı da İslam düşmanı bir adamdı..."

Bu teranelerin hiçbir anlamı ve karşılığı yoktur...

Değil mi ki sen Ali Kalkancı gibi sahtekarlarla hesaplaşmıyorsun... Değil mi ki sen her gördüğün sakallıyı koruman altına alıyorsun... Değil mi ki sen bu tür komplolara zemin hazırlıyorsun... Değil mi ki sen kendi içinden çıkan adamların rezilliklerine kol kanat geriyorsun... Değil mi ki sen getto mantığını terk edemiyorsun...

O halde sana komplo kurarlar kardeşim... Bu yüzden "Bana komplo kuruyorlar" diye ağlayıp sızlamaya hiç mi hiç hakkın yoktur...


http://w9.gazetevatan.com/haberdetay.asp?detay=Iyi_ki_donmusum_175918_1&tarih=30.04.2008&Newsid=175918&Categoryid=1

Bazen dönmek iyidir...:)

ONC
17-05-2008, 23:00
Bekir COŞKUN
[email protected]

Taş sokaktan aşağı...


URFA’nın o beyaz lahit taştan yüksek duvarları olan sokağından aşağı doğru yürüdük yine.

Kemerli kapıları, kapıların üzerinde el şeklinde kocaman tokmaklar olan sokaktan.

İniş aşağı...

Başında beyaz fötr şapkası, upuzun pardösüsü, çatık kaşlı yüzü ile yanımda o hayran olduğum adam.

Tekrar geçtik o taş sokaktan.

Elimi tutmuştu babam.

*

Şimdi daha iyi anlıyorum korkan tavşan yavrularının niye bir zıplayışta yuvalarına kaçtıklarını.

Ya da kuşların uçsuz bucaksız gökyüzünde dolanıp dolanıp, ama akşamları niye aynı ağaca döndüklerini.

Aidiyet duygusu çoğu zaman bir adres belirler bize.

Korktuğumuzda döneriz...

Uçup uçup döneriz.

Ve insanoğlunun en iyi bildiği adrestir o işte:

Baba ocakları...

*

Geçen hafta adresimi yitirdim.

Uçup uçup yorulduğumda, ürküp korktuğumda, sığınmak istediğimde, ait olduğum dizin dibine dönmek istesem...

(..........)

Aidiyet duygum, bir cenaze töreniyle birlikte, bir köy mezarlığında kaldı.

Ve kuşlar kadar özgür olup uçmanın, tavşan yavruları kadar mutlu oynamanın "garantisini" arkamda bıraktığımı, o mezarlıktan ayrılırken anladım.

*

O zaman hayallerle yetiniyor insan.

İşte o eski siyah-beyaz film makarasını yeni baştan takıyorum gözkapaklarıma.

O dar, taş sokaktayız.

İniş aşağı...

Elini tutuyorum babamın, arada bir eğilip yüzüne bakıyorum biraz temkinli ama hayran hayran...

Yanımda o sert yüzlü adam.

Ama bu sefer...

Bu sefer arkasından ağladım.

İlk kez elimi bıraktı babam.

GetLost
29-05-2008, 12:31
Kara Ev
Peter Straub / Stephen King

PARK
12-06-2008, 14:57
KÜRTLER NASIL TÜRK OLUR / Lütfü Şehsuvaroğlu

Kürt sorununa Türk Tarih Felsefesi açısından bir yaklaşım.


Kitap'ta dehşet tespitler var...

irasare
19-06-2008, 02:50
KAYGISIZ VE MERAKLI



Biri kaygısız diğeri meraklı iki dosttular. Biri nasıl ve nedenini merak etse de kaygısız olan hep sonuca bakardı. Yedikleri içtikleri ayrı gitmez ikisi de iyi arkadaştı.



Erken gelmiş dedi meraklı. Et hala taze. Belli ki az yaşamış. Kim bilir ne sebep oldu bu kadar erken gelmesine.



Yemene bak dedi kaygısız. İki günlük ömrünle bu kadar şey düşünme. Her şeyi merak etmek zorunda mısın. Bir kerede şu yemeğini soru sormadan ye.



Ama gene de merak ediyor yediğinin nasıl ve neden bu kadar erken geldiğini dedi meraklı. Baksana kalbi kaskatı ciğerleri yanmış. Belli ki bir derdi varmış.



Çok merak ediyorsan git beynine sor dedi kaygısız… O sana belki bir şeyler anlatır, kim bilir belki hem açlığını hem merakını sonlandırır.



Ben yemeyeceğim dedi Meraklı. Baksana yüreği yaralı. İçinde de bir isim kazılı. Gel bunu böyle bırakalım. Yeni etler bulalım. Bu yürek bize zehir. Kim bilir daha nice etler gelir.



Tamam dedi kaygısız. Ama bir daha yemek yerken bu kadar soru sorma. İnce fikirlerin yüzünden bizi de aç bırakma. Her ne kadar kaygısızda olsam benimde bir bildiğim vardır. Ve biri sevdadan ölmüşse eğer o et kutsaldır.



Sürüne sürüne gittiler. Biri meraklı diğeri kaygısız iki dosttular. Toprağın iki metre altında, bedenime misafir iki KURTÇUKTULAR…

Saygılarımla,

PARK
02-07-2008, 00:05
Osman Aysu / ŞOK DALGASI

PARK
04-07-2008, 01:52
Nihat GENÇ ----'Aşk Coğrafyasından Konuşmalar'

Şiddetle öneririm nefes nefese okunacak bir eser...

PARK
04-07-2008, 12:36
BALBAY

Şurası çok açık görülüyor...

Mustafa Balbay’ın içeri tıkılması, gazetecilerin çoğunu mutlu etti.

*

Çünkü...

Mustafa Balbay gibi bir gazeteci, mesela restorana girdiği zaman, yan masada oturan insanlar ona selam verir, fikirlerine katılmasa bile saygı gösterir. Ama, Balbay’ın içeri tıkılmasından mutlu olan gazeteci kılıklı tipleri gören insanlar, "Bak bu şerefsiz de buraya gelmiş" derler.

*

Çünkü...

İnsanlar biliyor, Soros’tan para alanları, AB’cileri, Washingtoncuları, Ali Kemalleri, besleme yalakaları, imam kökenli Reina fırıldaklarını, bir yandan generallerin kıçını, bir yandan tarikatçıların eteğini öpenleri, liboşları... Biliyor insanlar.

Tanıyor.

*

O nedenle...

Mustafa Balbay’ı yolda yürürken görürlerse, elini sıkıp teşekkür ederler, "İyi ki varsın" falan derler, fotoğraf çektirirler. Öbürlerini gördüklerinde, tükürür gibi bakarlar. Tükürürler de bazen.

Anlatıyorlar.

*

O nedenle...

Mustafa Balbay gibilerini davet eder üniversite öğrencileri, gelsin konuşsun diye... Öbürlerinin ise, bakmayın "Türbanlılar niye giremiyor" diye yazıp çizdiklerine, aslında kendileri giremiyor o üniversitelere!

*

İyi oldu, iyi.

Hepsi birarada olmuyor.

Mustafa Balbay gibiler içeri girecek ki, öbürleri dışarda gezebilsin, kıyaslanmadan.

http://www.hurriyet.com.tr/yazarlar/9350936.asp?yazarid=249&gid=61&sz=31698



yüreğine kalemine sağlık sayin özdil.. Türkiye''de hala bişeyleri açık yüreklilikle dile getiren gazetecilerin olduğunu bilmek umut verici..

PARK
04-07-2008, 17:10
Ya Gazi paşa duyarsa ----Em.Albay. Erdal Sarızeybek

PARK
04-07-2008, 17:34
Ya Gazi paşa duyarsa ----Em.Albay. Erdal Sarızeybek

Zaten şu sıralar Ergenekon davası nedeniyle çok popüler bir kitap...

PARK
06-07-2008, 14:15
Güngör Uras üstadın çok güzel bir çalışma yazısı gerçekten çok iyi bir analiz yazısı...

Arılar “esrarengiz şekilde” kayboluyor

Şimdilerde hemen her ülkede tartışılan esrarengiz bir gelişme var: Arılar kayboluyor. Ölmüyor da, bir semt-i meçhule uçarak ortadan yok oluyor. Türkiye’de de bu sorun var. Ama bütün dünya nedenini araştırırken, biz bu konuya pek önem vermiyoruz
Bu esrarengiz olaya “Koloni Çökme Olayı” deniliyor. Bilindiği gibi arılar koloni (topluluk) halinde yaşıyor. Bir arı topluluğu 10 bin ile 60 bin arıdan oluşuyor. Her toplulukta 3 çeşit arı var. (1) Birkaç yüz ile bin arasında kısa ömürlü “erkek arı” (2) On binlerle “dişi-kısır-işçi arı” (Çalışma mevsimi 4-8 hafta, kış mevsimi 5-7 ay yaşıyorlar) ve de (3) Bir tane, yumurtlayıcı” ana arı-arı beyi-kraliçe” (Kışın dinleniyor, ilkbaharda devamlı yumurtluyor.)
Arılar tek tek kaybolmuyor. Koloni halinde gidiyor. Kaybolmaları sadece bal üretiminin azalmasına yol açmıyor. Daha da önemlisi bitkiler döllenemiyor. Bitkiler döllenemeyince meyve (tohum) üremiyor. Bitkiler çoğalamıyor. Bir tek arı yüzlerce bitkiyi döllendiriyor. Bir kovandaki arılar (Koloni/Topluluk) bir günde 400 kilometre uçuş yaparak 1 milyon çiçeğin döllenmesini sağlıyor.

Sorun küresel
Amerika’da arı yetiştiricileri yüzde 70 kayıptan söz ediyor. Alman yetiştiricilere göre, Avrupa’daki kayıp yüzde 80’e yakın. Türkiye’deki kayıp miktarı bilinmiyor. Arı kayıplarını izleyen ve bu konuda yazıları bulunan Dr. Yavuz Dizdar, genetiği değiştirilmiş tohumların ve havadaki ses dalgalarının arıların kaybolmasına neden olabileceğini söylüyor.
- Genetiği Değiştirilmiş Organizmalar (GDO), tarım ürünlerini hastalıktan korumayı ve verimi artırmayı amaçlıyor. GDO’nun arılar üzerindeki olumsuz etkisini açıklamak için Dr. Yavuz Dizdar, mısır tohumu örneğini veriyor.
Mısır tohumunun genetiği değiştirilirken, bu tohum ile yetişecek mısır bitkisini zararlı böceklerden korumak için, mısır tanesinin içine (Bacillusthrungiensis) Bt diye bilinen bir mikroorganizmanın zehri “DNA kodu olarak” ekleniyor. Bu tohumla yetişen bitkiyi yemeğe kalkan zararlı böcek, zehri yemiş oluyor. Zehir bağırsak hücrelerini patlattığından böcek ölüyor.

Nedeni bilinmiyor
Bir olasılık, genetiği değiştirilmiş tohumlarla yetişen bitkilerin arı kolonilerini yok etmesi. Çünkü, GDO içindeki toksin arının sindirim sistemini olumsuz etkileyerek arıların yok olmasına yol açıyor.
Son yıllarda uzaydaki radyasyonda hızlı artmalar görüldü. Baz istasyonları, cep telefonları, bilgisayarlar arasındaki iletişim nedeniyle uzaya devamlı radyasyon gönderiliyor, ses dalgaları veriliyor. Yüksek gerilim hatlarının, ileri teknolojiye dayalı değişik aletlerin uzaya saldığı radyasyon da artıyor. Arıların en büyük özelliği yön bulma güçleri. Bu ses dalgalarının ve radyasyonun arıların yön bulma güçlerini nasıl etkilediği henüz bilinmiyor.
Üzerinde durulan bir olasılık, henüz bilinmeyen bazı ses dalgası türleri ile radyasyon türlerinin, arı kolonilerini yönlerini bulamaz gale getirmesidir. Ben konunun uzmanı değilim. Derleyebildiğim bilgileri aktarıyorum. Ama görüldüğü kadarıyla küresel bir sorun var. Bu gelişmelerden hem bal üreticisi hem de tarım ürünü yetiştiricisi bir ülke olarak biz de büyük ölçüde olumsuz etkileniyoruz.


http://www.milliyet.com.tr/Default.aspx?aType=YazarDetay&ArticleID=890304&AuthorID=54&Date=06.07.2008&ver=83

gizemliduygular
09-07-2008, 01:58
İyi hükümet-kaliteli sütyen ilişkisi

07.07.2008




Babam da Almanya maçını yerinde seyrediyor olsaydı, maçtan sonra dayanamaz, futbolcuları tebrik için soyunma odasına girmeye çalışırdı herhalde. Yalnız, babam Cumhurbaşkanı olmadığından içeri alınmazdı.

Abdullah Bey’in, maçı gayet melûl, cooleney ve ‘acınası’ izledikten sonra soyunma odasına dûhûlünün faturası Türk Futbol Federasyonu’na kesildi. 35 bin Yuro. UEFA kurallarına göre, o odaya girmemesi gerekiyormuş.

Umarım genç yaşta ölen Futbol Federasyonu Başkanı’nın yüreğine inen, bu para cezası değildir.

Abdullah Bey, bu parayı TFF’na ödetmeyip, yaptığı hatanın ceremesini kendisi çekmelidir. Zat-ı alileri, milyon Dolarlara billboard kiralayan zengin bir babanın oğlu, zengin, tüccar oğulların da babasıdırlar. 35 bin Yuro Gülgillere dokunmaz.

TFF Başkanı Hasan Doğan’ın vefatı üzerine Recep Beygil de; “Takdir planı içinde ne varsa o olacaktır. Kalp krizi bahane” buyurarak, Sütten Çıkma AK Kaşık (SÇAK) Partisi’nin yazmayı düşündüğüm sözlüğüne katkıda bulunmuşlar.

Artık ‘kadere iman’ı alaturka bulmaya başlamış olmalılar ki, ‘kader’ ya da ‘ecel’ yerine ‘(Allahın) takdir planı’ demişler. ‘Acaba Stephen Hawking okumaya da mı başladılar?’ falan diye düşünürken, sözün ilk kullanıcısının, büyük Türk düşünürü ağlak vaizin gazetesinden bir köşeci olduğunu buldum.

O köşeci, Haziran ayında, “Biz "takdir planı"na karışamayız, ama "tedbir planı" hakkında birtakım şeyler söyleyebiliriz. Kürtaj yapanlar, yaratılışa mani olmuyorlar, cenin bir halde onu, üstelik kendini savunamaz iken bıçakla parçalayarak katlediyorlar” yazmıştı.

Ey nisa taifesi ve jinekologlar, şu sözümü bir kenara kaydediniz; Recep Bey’in kafasında kürtajı yasaklamaya yönelik planlar, yasa tasarıları var. O yazı da sipariş üzerine yazılmış. Veya yazı, zaten çoknüfusseverliğini bildiğimiz Recep Bey’in hafızasına, olumlu şerhle kazınmış.

Gelelim E harfiyle başlayan malum senaryoya; Henüz yazıya dökemeyip irticalen oynattıkları senaryonun gerçekliğine halkı inandırmalarına psikolojik katkıda bulunmamak için, artık o kelimeyi kullanmayacağım. ‘Senaryo’ deriz, arif okur anlar.

Senaryo gereği tutuklanan iki emekli Paşa’ın suçu ‘halkı isyana teşvik’ ve ‘terör örgütü üyeliği’.

A vre! Halkın isyan etmek için teşvike ya da başında bir Paşa’ya ihtiyacı mı kaldı? İsyanı görünür kılmayan, tarikat, cemaat medyasıdır. İsyan var, her an heryerde var zaten.

Atatürkçü Derneğe ya da TSK’ne ‘terör örgütü’ demiyorsan eğer, neye dediğini de yazılı olarak açıklayacaksın. Metin dışarıdan geldi de tercümesi uzun sürüyorsa, onun da çaresini bulacaksın. Senaryoda ‘kasa’ rolü biçilen adam öldü, karısında cenaze aracına verecek üç kuruş para yok. Bu nasıl kasa? Fetullah’ın, Adnan’ın terör örgütleri, PKK milyar Dolarlarla oynarken, bu nasıl terör örgütüdür ki Balbay gider, gazetesi için 100 bin Lira ister, yoktur.

TSK’nin arkasındaki toplumsal desteği bu kadar hafife almak, vodvilin bu kadarı, ancak imam hatip cesaretiyle mümkündür...Washington orkestrasyonuyla mümkündür...

Mabadlarını hangi duvara, nasıl dayadıklarını da yazacağım. Azzz sonnra!

Senaryo gereği gözaltına alınıp serbest bırakılanlara ‘yurtdışına çıkış yasağı’ konulduğunun ertesi günü, yurtdışına çıkış yasaklı bir (üstün-ayrıcalıklı-dokunulmaz ve hatta Yasalarüstü) MHP milletvekili, gümrük görevlilerini elinin tersiyle iterek Yunanistan’a çıkış yaptı. Tıpış tıpış yürüdü gitti.

Sonunda bütün sakatlıklar, dönüp dolaşıp dokunulmazlıkların kaldırılmamasında, -kürsü dokunulmazlığıyla- kısıtlanmamasında düğümleniyor. Asıl suçluların yargılanmayıp, işledikleri suçları suç olmaktan çıkaran Yasalar imal etmeye devam ediyor olmalarına dayanıyor. Elleri kanla, kara parayla, rüşvetle kirlenmiş emlak komisyocularının, hukuka abanarak ‘temiz eller operasyonu’ yapmaya öykünmelerinden çıkıyor bu arızalar. Bu ülkeyi, kendilerini tutamayıp ırzına geçecek kadar çok seviyorlar çünkü.

Recep Bey, geçen gün bir okulda, çocuklara Lider Nasıl Olmalıdır dersi vermiş. “Lider güven vermeliymiş. Saygı uyandırmalıymış. Etkileyici bir hitabet gücüne sahip olmalıymış. Kazanmayı bilmeliymiş, kazanmaya inanmalıymış” . ‘Kazanmak’ derken maddi kazançtan bahsettiklerine eminim.

Washington’un koltuk altı kılları arasında saklanarak hükümet etmeye çalışanlara bir yol da ben anlatmaya çalışayım iyi liderin, iyi hükümetin nasıl olması gerektiğini;

İyi lider, iyi hükümet, kaliteli sütyen gibi olacak.

Sıkmadan, sıkıştırmadan sarıp sarmalayacak...

Varlığını hissettirmeden rahat ettirecek....

Düşene destek olup havada tutacak...

Sağı, solu eşit biçimde, eşit mesafeden, bebek beşiği şefkatiyle kavrayacak...

Hem ‘şeffaf’ olacak, hem memeucunu göstermeyecek kadar doğal renkte esnek bir kumaştan dokunmuş olacak...

Hem taşkınlıkları ‘toparlayacak’, hem de öyle özgür bırakacak ki, kadınlar özgürlüğe sembol aradıklarında onu ateşe atmayacaklar.

Ne dediğimi anlamadılarsa Başkadıns’a sorsunlar.

İyi lider, iyi hükümet dediğin kaliteli sütyen gibi olacak! Dokunulmaz değil, dokunulur, dokunmayı teşvik eder, çağırır olacak....Yoksa, kendilerinden bahsederken, ben de ABD’nin kullandığı kısaltmayı kullanmaya başlayacağım artık; GOT. Government of Turkey.

Kıymet Nadir Bindebir

tochka
29-07-2008, 22:04
Gökyüzüne merdiven-Mevlana Celaleddin Rumi
İçsel huzur iyi yaşamın kapısını açar-Epiktetos
Fırtınalar-Halil Cibran

kar
16-08-2008, 15:26
Felsefenin Tesellisi ,Alain De Button
İçindekiler

1.Toplum tarafından kabul görmemenin tesellisi(sokrates)
Hayatı(sayfa 21)
...Öldüğünde evli ve üç erkek çocuk babasıydı.Karısı Ksanthippe'nin huysuzlugu dillere destandı.(niçin böyle bir kadınla evlendiği sorulduğunda filozof ,at terbiyecilerinin en huysuz atlarla çalışması gerektiğini söylerdi)..........



2.Yeterince Paraya sahip olmamanın tesellisi(Epikuros)

3.Düş kırıklığı Yaşamanın tesellisi(Seneca)


4.Kendini yetersiz hissetmenin tesellisi (Montaigne)

5.Kırık bir kalbin tesellisi (Schopenhauer)

6.Zorluklar yaşamanın tessellisi (Nietzsche)

irasare
16-08-2008, 16:06
Nuyan Yiğit

Atatürk'le 30 Yıl

kar
16-08-2008, 16:29
BELKİ BİR GÜN DÖNERİM KOSTAS E.TSOLAKİDİS
sayfa 442
Tanıdığımız insanlar ,akıllıca ,ustaca hareket ettiğimiz takdirde ,başarıların kaynağıdır....

kar
16-08-2008, 16:36
''Hayrettin Karaca kitabı''

Türkiye İş Bankası Kültür Yayınlari
sayfa 262
....
Bir ara saymıştım,dünyda dört yüz elli ile dört yüz atmış arasında arboterum ve botanik bahçesi var;Bunların hepsinnden aldığım bir ders ,bir bilgi var.....

kar
20-08-2008, 03:06
http://www.turklider.org/TR/EditModule.aspx?tabid=799&mid=6208&ItemID=1603&ItemIndex=4
Betûl Mardin Gözüyle Çok Hata İşledim Ama...]

# Herkes gibi benim de çok hatam oldu. Ama bir tanesini asla unutamam. Kolejde 3. yılımdı. Pahalı bir kahramanlık yaptım. Bu olayı defalarca

hatırladım, derinlemesine düşündüm ve önemli dersler çıkardım.

Kolejde üçüncü yılımdı , yatılı okuyordum. Ablam ile bir Pazar günü okula dönmenin ezikliği içinde yokuşu tırmandık.

Savaş yıllarıydı, benzin yoktu. Cihangir’ deki konaktan Tophane’ ye inmiş, tramvayla Arnavutköy' e gelmiştik. Bugünkü Robert Kolej, devrin Amerikan Kız Koleji’ ne, dimdik bir yokuştan yukarı tırmanarak erişilirdi.

Tramvaydan indiğimizde bizimle on iki kişi kadar olmuştuk. Söylenerek okulun görkemli sütunlarının arkasındaki mermer salona girdik. O esnada karşımıza birkaç sınıf büyük bir öğrenci bize doğru telaşla koştu. ‘Ben daha önce gelmem gerekirken geciktim, rapor etmişler, ne olur beraber geldiğimizi söyler misiniz?’ dedi. Saçmalıyor gibiydi, önemli gelmedi bize, ‘söyleriz’ dedik. Ben önden gidiyorum, ablam geride kaldı. Aniden müdür yardımcısı karşımıza çıktı, gülümseyerek sordu: ‘Geç kaldı o, sizinle mi geldi?’ dedi. Ben ‘Evet, tabii’ dedim ve arkama döndüm. Kimse yoktu, yalnız kalmıştım. Herkes kaçışmıştı. Ablama gittiğimde ‘Neyi örtbas ettiğimizi bile anlamdık. Ucuz kahramanlık yaptın’ dedi.

Ucuz kahraman olarak da, disiplin kurallarını, kırık ahlak notlarını hep sineye çektim. Gerçekten yalan söylemiştim. Birkaç yıl sonra, o arkadaşın ‘Onun yüzünden cezalandırıldım’ dediğini bile duydum. Pahalı bir kahramanlık olmuştu.

Çok geceler uyanıp o olayı baştan sona defalarca hatırladım.

Derinlemesine düşündüm. Belki çalışma yaşamının ilk kuralları oldu, bu deneyimden çıkardığım dersler;

Çıkarttığım dersler
# Yalan söylemeyeceksin, hele başkasını kurtarmak uğruna.
# Hiçbir vakit kendini bir grup içinde hareket ediyor sanıp gevşeme, sen her yerde yalnızsın.
# Tek başına kendine olan sorumluluğu taşımayı öğren.
# Gün gelir, saat gelir, ani olarak senden yardım istenirse, çok düşün …
# Nedenlerini araştır, kaynağına ulaş. Sanal olaylar, sanal kişiler seni çökertmesin.
# Asla aile, dost, iş arkadaşı veya kısaca kimsenin hatasını örtbas etme.

Bu da herkes tarafından böyle biline…

gizemliduygular
20-08-2008, 08:36
Önsözünü KOVULDUK EY HALKIM UNUTMA BİZİ adlı eserin sahibi Sayın Emin Çölaşan'ın yazdığı, Sayın Saygı Öztürk'ün BELGELERLE ERGENEKON kitabını okuyorum.

kar
21-08-2008, 01:19
Tarihin İzinde ilber Ortaylı

ÖZDOĞAN77
23-08-2008, 12:15
http://img182.imageshack.us/img182/584/fft17mf92242fu3.jpg

Oğlunun sünnetini 100 yetimle birlikte yapacak



Tanrıverdi’nin oğlunun sünneti için seçtiği düğün mekânı ne 5 yıldızlı bir otel ne de lüks bir restoran. Tanrıverdi oğluna Bahçelievler Çocuk Esirgeme Kurumu’nda 100 yetimle birlikte düğün yapacak.

İstanbul Hazırgiyim ve Konfeksiyon İhracatçıları Birliği (İHKİB) Başkanı Hikmet Tanrıverdi, oğlu için anlamlı bir sünnet düğünü yapmaya hazırlanıyor.
Tanrıverdi’nin seçtiği düğün mekânı ne 5 yıldızlı bir otel ne de lüks bir restoran. Tanrıverdi oğluna Bahçelievler Çocuk Esirgeme Kurumu’nda düğün yapacak. Tanrıverdi bu kararında, kuruma daha önce yaptığı ziyaretin etkili olduğunu söyledi.
Tanrıverdi, 31 Ağustos Pazar günü yapılacak düğünde çocuk esirgeme kurumundan 100 çocuğun sünnetinin de yapılacağını belirten Tanrıverdi, düğünü burada yapmaktaki amaçlarının dikkati Çocuk Esirgeme Kurumu’na çekmek olduğunu anlattı.


Milliyet



Helal olsun.
Herkese örnek olsun.
Devamı gelsin.:super::super::super:

kar
25-08-2008, 03:18
Selam

Yola çıkınca her sabah
Bulutlara selam ver
Taşlara, kuşlara
Atlara, otlara,
İnsanlara selam ver.
Sonra çıkarıp cebinden aynanı
Bir selam da kendine ver
Hatırın kalmasın el gün yanında
Bu dünyada sen de varsın!
Üleştir dostluğunu varlığa,
Bir kısmı da seni sarsın

Üstün DÖKMEN

kut
04-10-2008, 12:20
en son...???
hisse.net

http://www.hisse.net/forum/index.php

kar
05-10-2008, 22:15
Özledim De Söylemedim



Bugün seni çok ama çok özledim de söylemek istemedim. Niye öyle burnumun sızladığını, içimin burulduğunu, gözlerimin çaktırmadan ıslandığını anladım da ondan seni özlediğimi söylemedim. Bu güzel eylül gününde Boğaz'ı seninle seyretmek isterdim, sigaramın yarı dumanını rüzgarla paylaşmaya hazır, bedenim göğsüne yaslanmış öylece bakardım görüntüye. Bakarken güzel şeyler düşünürdüm! Sabah rastgele müzik dinlerken kimin söylediğini bilmediğim bir şarkının sözü çok hoşuma gitti. Kıymetimi bilmen için illa gitmem mi lazım, sevdiğini duymak için illa ölmem mi lazım diye soruyordu. Ya da benim bu şarkıdan çıkardığım sonuç bu emin değilim. İnsan hem sevdiğini söyleyip de hem neden sevdiğinin yanına gelmez.



Hani sana okuduğum kitapların konularını ve kişiliklerini anlatıyorum ya "Kürk Mantolu Madonna"nın erkek kahramanı geldi aklıma bugün. Kitabı sana anlatırken, hissettiklerimi dile döküşüm ve adama nasıl sinir olduğumu hatırladım sana sinir olurken. Aşık olduğu kadını evinin işleri bitince yanına almayı düşünen bir adam. O evin inşaat işleriyle uğraşırken kadıncağız Almanya'da hastalıktan ölüverdi. Bu garibim de aşkından gözleri kör, kadını mutlu etmek için evi güzelleştirmeye çalışıyor, kadının öldüğünden habersiz bir şekilde. Aşkın boya badanaya ihtiyacı yok ki. Sonrada bir ömür boyu terkedildiğini düşünerek mutsuz yaşadı. Ama ille de boyayacağım diyorsan ben yanındayken boya. Benim öyle "benden uzak olsanda mutlu ol", "gideceğin yere beni de götür sorana başımın belası dersin", "sabret aşkım sabret" gibi şarkı sözleriyle hiç işim olmaz. Arada söylüyorsun ya "Endamın yeter" diye biz onu söyleyelim.



Ben seni öyle ilahi bir aşkla seviyorum ki anlatmaya kalksam, kelimelere döksem ifade edememekten korkuyorum. Ya da dile dökülenin basitleşmesinden. Ben eğer becerebilsem parmaklarımla kaburgalarımı ayırıp seni içimdeki buğuda saklarım. Uykunun en derin yerinde birden uyanınca seni yanımda görmek, pişirdiklerimin güzel olduklarını gözlerinden okumak, kış gecesinde söylenmeden patlatılmış mısırı paylaşmak, televizyondaki filmi seyretmek için demlenmiş çayı birlikte içmek, hastalıklarda sevgiyle sıkılmış limonata içirmek, kahvenin telvesinde yazanları birlikte yaşamak, sabahın kör saatinde çıplak denize girmek, emanet alınmış bir motorsikletle gezintiler yapmak, sırtıma dolanmış kollarınla güneşi batırmak, bizim batırdığımız güneşin doğduğu ülkedeki insanların hayatları hakkında abuk hikayeler uydurmak, bozuk musluk yüzünden kavga etmek, ne kadar rahat adamsın ne kadar telaşlı kadınsınlarla başlayan cümlelerle tartışmak, hayatı-hayatın getirdiklerinin tümünü seninle paylaşmak. Bugün seni çok ama çok özledim de söylemek istemedim.



Hani geçen akşam trafik kazası yüzünden ölmüş birini görmüştük. Üzerini örtmüşlerdi de sadece ayakkabıları görünüyordu. Ben çok etkilenmiştim de sen "adamı tanımıyorsun bile" diyerek etkilenmemin sebebini anlamamıştın. İlk düşündüğüm hayatın çok mu değerli olduğu yoksa düşünmeye değmeyecek kadar basit mi olduğu hakkında aklım karışmıştı. Ne zaman ölümle karşılaşsam aynı karmaşık duyguları hissederim zaten de sevince insanın içi daha çok acıyor. Öleni tanıman gerekmiyor ölüm karşısında. Orada yatan sende olabilirdin bende. Seni düşünmek bile istemiyorum. Kendimi öldükten sonra düşünemeyeceğime göre sana acı çektirmek istemiyorum. Eee diyeceksin. Eee si ölüm var, eve gitme süresince bile ertelenemiyor seni yolun ortasında yakalayıveriyor ve bulduğu yerde götürüyor. Bu yol kıyısında bize göre zamansız bir kaza olabilir, deniz gezmesinde söylenenler söylenmeden gelebilir, yaşanacakları beklemeden de... Yaşamak istediklerini söylemeden... Bir akşam denizden dönerken aynı duygu karmaşasını hissederek, sana telefon açıp "Hayatı benimle paylaşır mısın" diye sormuştum. Güzel şeyler söyledin de hala net bir cevap alabilmiş değilim artık hiçbirşey sormuyorum. Sende unuttum zannediyorsun herhalde. Artık çok özlediğimde bile özlediğimi bu yüzden söyleyemiyorum. Cevapsız sorular varsa ortalıklarda, yalansız olmuyor yaşananlar.



Bugün seni çook özledim de yinede söylemedim bu yüzden. Orada yatan bende olabilirdim. Bırak işlerini de ben söylemeden kendin gel.



Kevser Şekercioğlu


02 Ekim 2004, Cumartesi

kar
05-10-2008, 22:26
Öyle İçimdesin Ki



Öyle içimdesin ki. Yanağımda dolaşan rüzgardan daha gerçek dokunuşların. Küçük, ürkek, kesik dokunuşlarınla, belki de her zamankinden daha yanımdasın. Yani öylesine, o kadar bensin ki. Ah nasıl anlatsam. Boşuna bu çabalarım, doğru kelimeleri aramalarım. Ne kitaplar yazıyor, ne de sözlüklerde karşılığı var.

Yalnızca hissediyor insan, yaşıyor. Kelimeler eksik, kelimeler yaralı. Kelimeler cılız.


Taşımıyor, anlatmıyor, tanımlamıyor bu duyguyu. Ben de. Çok başka bir şey. Sevginin ortasında, derin acılar hisseder mi insan? Aydınlık gülümsemelerin içine, hüznü yerleştirir mi durup dururken? Gözlerine buğu, diline sitem, yüreğine burukluk, çöreklenir kalır mı asırlarca?



Gelmeyeceğini bildiği mektup için, posta kutusunu hep aynı heyecanla açar mı? Dedim ya, başka bir şey bu. Ne kadar yalnızsam, o kadar seninleyim şu günlerde. Belki de en başta, tutup seni en derinlere koydum diye oldu bunlar. Kimseler ulaşmasın diye, kimselerin bilmediği, bulamayacağı yollara götürdüm seni. En derinlerde tuttum. Bana sakladım. Derine, hep daha derine.



Seni yapayalnız, bir tek bana bıraktım. Paylaşamadım yanlış yaptım. Sana ulaşan yolları kaybettim diye bütün bu şaşkınlıklar. Kendimi oradan oraya vurmam. Sağımda, solumda, ne zaman dikildiğini bilmediğim duvarlara çarpmam, hiç görmediğim çukurlarla boğuşmam. Denizlerin, gürültüyle gelip vurduğu dehlizlerin, acılı duvarları gibiyim.



Duvarlarım yosunlu, duvarlarım kaygan, duvarlarımdan hiç tükenmeyen sular sızıyor. Tutunamıyorum. Renklerim, gün içinde değişiyor. Soluyorum, soğuyorum. Güneş ulaşmıyor içerilerime. Küfleniyorum, yaşlanıyorum. Yalnızlıklar peşimde. Dokunduğum her ıslak duvardan, pis kokulu bir yalnızlık bulaşıyor üstüme. Biliyorum, bütün bunlar, hep benim suçum.



Seni sakladığım yere ulaşamaz oldum. Yollar, gitgide uzadı ve karıştı. Ümidimi ısıtacak, parlatacak, kımıldatacak bir şeylere ihtiyacım var. Ah onun ne olduğunu biliyorum. Sonu sana geliyor her cümlenin. Her şeyin başında içinde ve sonundasın. Bu değişmiyor. Öyle içimdesin ki. Birden aklıma geldi, tuttum sana bir mektup yazdım dün.



Çok mutluydum. Gün içinde neler yaptığımı, nelere kızıp, nelerle mutlu olduğumu, tek tek anlattım. Mevsimlerin ve insanların nasıl karışık ve beklenmedik olduklarını yazdım.



"Yine zamansız yağmurlar" dedim, "Daha önce, hiç bu kadar zayıf değildi güneş ışınları" dedim, "Gerçekten buradaki şarkıları hiç öğrenmeyecek, bilmeyecek, söylemeyecek misin?" dedim. Çok uzun bir mektup oldu. Başından sonuna kadar okudum.



Neler yazmışım diye merakımdan.



Sonra çekmecemden bir zarf çıkarıp, adını yazdım. Büyük harflerle, yalnızca adını. Adresini bilsem gönderir miydim, bilmiyorum. Mektup cebimde. Cebim yüreğime yakın. Yüreğim sende. Sen yüreğime yakın. Öyleyse mektup sende.

kar
05-10-2008, 22:54
Bir Çiftin Günlüğü


Kadının Günlüğü :



Bugün üç yıl bitti. Onun karşısına gelinlikle çıktığım günkü kadar mutluyum.



Tanrım, onu ne kadar seviyorum. Mükemmel bir erkek, cazibeli, yakışıklı, anlayışlı, sevecen, her şey var.



Bugün Cumartesi,bıraktım arkadaşlarıyla eğlensin. En sevdiği yemek olan pastırmalı Kurufasulye ile pilav yapıyorum. Pişti, demleniyor. Banyo yaptım, en sevdiği kıyafeti giydim. Yemekten sonra, şöminenin karşısına bir şişe kırmızı şarapla uzanacağız.. Eve geldi sonunda. Beni öpüşü biraz soğuktu, aklı başka yerde sanki. Aman Tanrım, yoksa? Tüm cilvelerime rağmen, bana yanaşmadı. Arkadaşlarıyla ne yaptığını sordum, ağzında birşeyler Geveledi. Yemekte biraz keyfi yerine gelir gibi oldu, ama hala dalgın, hala uzak, hala kabuğuna çekilmiş.



Herhalde ÖTEKİNİ düşünüyor.Benden genç mi acaba? İşyerindeki sarışın pazarlama temsilcisi olmasın?



Şöminenin karşısında şarabımızı yudumlarken, artık dayanamadım "neyin var?" diye sordum. Gülümsedi, zoraki bir gülümseme, acı dolu, uzaklık dolu.. "Yok birşeyim" diye geçiştirdi.



O gürül gürül yanan aşkın bu kadar çabuk biteceğine inanamıyorum, daha dün bana ebediyete kadar benimle olmak istediğini söylüyordu. Bugün aramızda iletişim kopukluğu başladı bile. Belki de kilo alıyorum.



Çok mu vır vır yapıyorum? Elini tuttum. Elimi okşadı,ama eller hissiz, parmak uçları soğuk... Stepe başlasam?



Çocuk istesem? Yalan, yalan, yalan. Kendimi kandırmaktan başka bir şey değil bunlar.



Bitti...Bittti...Bitti. Tanrım, ölmek istiyorum. Kendimi son kez onun kollarına attım. Ağlaya ağlaya uykuya dalmışım.




Erkeğin Günlüğü : Öff be, FENERBAHÇE YİNE yenildi. Ama, kuru fasülye güzeldi...

kar
05-10-2008, 23:05
Aşk ve Ön Söz



Karşılıklı sevginin Leyla’larda Mecnun’larda kaldığını anlamak için karşılıksız sevgi yaşamak gerekiyormuş. Birini sevmenin delice bir aşkla bağlanmanın güzelliğini yaşamak için hazan mevsimine gelmek olduğunu bilmiyordum. Meğer hayatta ne çok şey kaçırmışım...



Aşkın insanı büyüttüğünü olgunlaştırdığını da öğrendim artık. Bu yaşıma kadar kimse öğretmedi bana aşkın karşılıksız olduğunu, sadece gönülden sevenin bu acıyla kavrulacağını, sevilenin ise sevildiğini bilmeyeceğini... Yine teşekkür ederim sana karşılıksız aşkım!!! Bana hayatta öğretilmeyenleri öğrettin. Hiç kimseye hissetmediklerimi hissetdirdin. Hiç kimse için yapamayacaklarımı yaptım. Pişman mıyım? Hayır hiç pişman olmadım ve aşkını sonsuzluğuma saklarken bile mutluydum. Hayatımın son basamaklarında bana böyle bir aşkı yaşattın. Seni sevmeme izin verdiğin için teşekkür ederim Aşkım…



Sevgiliye bu kadar serzeniş çok görülmez umarım. Evet yaşadım gördüm öğrendim. Sevgi ve aşk sadece tek kişi tarafından yaşanabiliniyor. Aşkın karşılığı yok. Bazı insanlar sadece sevmeyi bilir,karşısındaki sever mi sevmez mi hiç düşünmeden sever. Hep bekler sevecek diye ve sonunda görür ki sizi kırmamak adına hatır için kendini zorlayarak karşılık verme çabasındadır. Oysa ki herkes duygularında özgürdür ve kimse kimseyi zorla sevemez. Kırgınlık olmaz aşkta. Seviyorsan, gerçekten aşkını yüreğinde hissediyorsan bırakacaksın sevgiliyi özgürce kanat çırpsın ve nerede kiminle mutluysaTadına vararak yaşasın... O’nun mutluluğunu uzaktan seyrederek yaralarını sarmayı da öğrenmek gerekir...



Aşk yalnızlığı kabullenmektir...



Aşkın denklemi çözümsüz. Alışmak gerek sadece sevmeye. Sevilmeyi tatmadan da yaşamayı öğrenebilir insan. Ama birini sevmeyi birine sımsıkı bağlanmayı mutlaka yaşamalı. İşte o zaman hayatta bir yanlışlık olur...



Ve ön söz...



Seni sevdiğimi bil. Nerede olursan ol. Her zaman çok sevildiğini bil...

kar
05-10-2008, 23:27
Keşke -Can DÜNDAR



Teypte eski bir Cohen şarkısı:



'Yolumu gözleyen bir kadını terk ettim / karşılaştık bir süre sonra /‘Gözlerinin feri sönmüş’ dedi bana: / ‘Aşkım, ne oldu sana? ’/Böyle gerçeği söyleyince / ben de doğru söylemeye çalıştım ona /‘Senin güzelliğine ne olduysa’ dedim, / ‘benim gözlerime de o oldu’.



8 - 10 dizeye sıkışmış hazin bir aşk hikayesi... Buruk; kırılmış oyuncaklar kadar...
Ve yenik; 'keşke'li cümleler gibi... Bu sözcüğü kaç konuşmanızın başına eklemişseniz onca ıskalamışsınızdır hayatı...



Dört mevsimlik bir sene olsa ömür, 'keşke', onun güzüne denk gelir.
Hepten vazgeçmek için erkendir, telafi etmek için geç...



Mağlubiyetin takısıdır 'keşke'...
Kaçırılmış fırsatların, bastırılmış duyguların, harcanmış hayatların, boşa yaşanmış ya da hakkıyla yaşanamamış yılların, gecikmiş itirafların ağıtıdır.



Çarpılıp çıkılmış bir kapıda, yazılıp yollanmamış bir mektupta, göz yumulmuş bir haksızlıkta, vakit varken öpülmemiş bir elde, dilin ucuna gelip ertelenmiş bir sözdedir.



Feri sönmüş bir çift gözde ya da yitip gitmiş bir güzelliğin ardından iç çekişte...



'Yolunu gözlemeseydim', 'öyle demeseydim', 'terk edip gitmeseydim', 'en güzel yıllarımı vermeseydim' diye diye sızlanır gider.



'Keşke'nin panzehiri 'iyi ki'dir.
İlki ne kadar pısırıksa, ikinci o denli yiğittir.



'Keşke', çoğunlukla bir 'ahhöla kopup gelir ciğerden... esefler, hayıflanmalar, yerinmeler sürükler peşinden...



'İyi ki' ise, muzaffer bir 'ohhöla büyür; cüretiyle övünür.



'Keşke'li cümlelerde nasıl yaşanmamışlığın, yarım kalmışlığın o ezik tuzu kuruluğu varsa, 'iyi ki'lilerde de göze alabilmişliğin, riske girebilmişliğin, tadına varabilmişliğin mağrur yaraları kanar.



Okulu hiç kırmamışsınızdır, sinemada öpüşmemişsinizdir; dokundurtmamışsınızdır kendinize, bir kez olsun gemileri yakmamışsınızdır.



Konuşmanız gerektiğinde susmuş, koşacağınız zaman durmuş, sarılacağınız yerde kopmuşsunuzdur.


Bir insana, bir işe, bir davaya ömrünüzü adamışsınızdır. O insanın, o işin, o davanın, bunu hak etmediğini sezmenin hayal kırıklığındadır 'keşke'...



'Şimdiki aklım olsaydı' dövünmesindedir. Geriye dönüp baktığınızda, ayıplara, yasaklara, korkulara, tabulara feda edilmiş, 'Ne derler'e kurban verilmiş, son kullanma tarihi geçmiş bir yığın haz, bilinçaltından el sallar.



'Keşke'cilerin hayatı, kasvetli bir pişmanlıklar mezarlığıdır.



'İyi ki' öyle mi ya! ...



Onda, yara bere içinde de olsa, yana yana, ama doyasıya yaşamış olmanın iç huzuru ve haklı gururu haykırır.



'İyi ki'lerinizi toplayın bugün ve 'keşke'lerinizden çıkartın. Fazlaysa kardasınız demektir.



Aldırmayın yüreğinizdeki kramplara, mahzun hatıralara... Rüzgarlarla koştunuz ya...



'Keşke'leriniz, 'iyi ki'lerden çoksa...
Telafi için elinizi çabuk tutun. Tutun ki, yolunuzu gözlerken terk ettiğinizle bir gün yeniden karşılaştığınızda siz susarken, feri sönen gözleriniz 'keşke' diye nemlenmesin...



Can Dündar

slck
09-10-2008, 12:34
Güneri Cıvaoğlu
New York'tan "kriz" izlenimlerine devam... Bankalarda, kurumlarda, hatta bireylerde "hangi para sağlam" sorusu...
Euro'ya güven azaldı.
İngiltere çatırdıyor. Ama... Sterlin gene de "arkasında güçlü devlet olduğu için" kara senaryoların ilk sırasında değil. Zaten devletin 200 milyar sterlin tutarında bankalara yardım paketi bunun bir kanıtı...
Fakat... "Hibe" değil.
"Ne zaman geri ödeneceği belli olmayan bir savurgan himaye" de değil.
Hazine, para katkısı yaptığı ve yapacağı bankalardan hisse alacak.
Böylece... Vergi ödeyenin parası karşılığını bulacak ve buharlaşmayacak.

İsviçre sorunu
New York'ta konuştuğum para piyasasının gurularından biri, krizin Avrupa'daki halkalarından İsviçre için "düşündürücü" söylemini kullandı.
Çünkü... Son tahlilde kendi bankalarının arkasında devletin durma kararı ve bunun "yatıştırıcı psikolojik etkisi" önemli.
İsviçre bankacılık sistemi İsviçre devletinin destek kapasitesinden çok daha büyük hacimde. Bu oran neredeyse "1'e 4..."
Yani... İsviçre devleti "Ben bankacılık sistemimin tüm mevduatlarının ve pozisyonlarının arkasındayım" açıklamasını yapsa bile gücü ülkenin bankacılık sistemi, varlıklarının ve risklerinin ancak 4'te 1'inde kalacağı için etkili olamayabilir.
Tabii... "İsviçre bankalarına güvenmeyin" gibi bir anlam çıkarılmasın.
Sadece bir durum analizidir bu.
İsviçre bankalarındaki Arap paraları, petro-dolar yığınakları, ABD'nin ve dünyanın büyük zenginlerinin -çoğu kayıtdışı- para stokları kolay kolay çekilmez... Devlet güvencesinden de sağlam sayılabilir.
Ama gene de "düşündürücü" söylemi bir kenara yazılmalı.



EURO, KAYGAN ZEMİNDE
Arkasında sağlam devlet olması, bir paranın ve bankacılık sisteminin böyle krizlerde avantajı...
Örneğin... New York'ta konuştuğum bankacılık gurusu, "şimdilik Japon yeninin daha az riskli olduğunu" söyledi.
Çünkü arkasındaki Japon devleti güçlü.
Ayrıca... Japon ekonomisi birkaç kriz geçirdiği için artık deneyimlerle kendini daha sağlama aldı.
Buna karşılık... "Euro kaygan zeminde..." Arkasında "sağlam ve büyük devlet" yok.
Brüksel'deki "Komisyon Başkanlığı", sözümona "Devlet Başkanlığı" ama plastik bir statü.
O nedenle krizin henüz ulaştığı Avrupa'da daha gerçek tahribat başlamadan bile, euro aşağıya kaymaya başladı. Krizin kaynağı Amerika'nın parası dolar ise tırmanışta. Bir hamlede sisteme 700 milyar dolar enjekte etmek, ancak ABD gibi bir süper büyüğün yapabileceği şey.
Dahası... ABD bireylerinin ve kurumlarının başka ülkelerdeki paralarını geri getirmeleri halinde yüzde 5 gelir vergisi indiriminden yararlanacakları ilan edildi, ülkeye 342 milyar dolarlık dönüş oldu. Müthiş bir potansiyel.
Şimdi de ülkeye geri getirilecek paralardan yüzde 35 oranındaki gelir vergisinin alınmayacağı açıklandı.
Bu da Amerikan ekonomisine müthiş bir kaynak yaratabilir.
ABD, yaralarını kendi enzimleriyle, kendi salgılarıyla yalayarak tedavi ediyor.





NEJAT BEY İÇİN...
İstanbul Modern'de Nejat Eczacıbaşı anıldı. "Görünmez oluşunun" 15. yıldönümü bağlamında bir davet düzenlenmişti. Ardından İdil Biret'in konseri vardı. Nejat Bey, Türkiye'de en çok taklit edilen kişilerden biridir.
İKSV'yi yoktan var edişi diğer büyük özel kesim kuruluşlarına "festivaller" için esin kaynağı olmuştur.
Müze gibi evi ve resimleri de öyle... Nejat Bey, Avrupa'da bir yandan üniversitede kimya eğitimi alırken (sonraları kimya doktoru oldu) aynı süreçte konservatuvarda okuyordu.
İyi keman çalardı.
Şıktı. Göğüs cebindeki büyük mendilleri, küçük parmağındaki şövalye yüzüğü de büyük işadamları arasında model olmuştur.
Güzel konuşurdu.
İnceltilmiş yaşam lezzetlerinin de tanığıyım.
Türkiye iş yaşamı ve kültür tarihinde "kilometre taşı" hafif kalır, Nejat Bey, "bölüm başlığı"dır.
Üzerine ışık yağsın.

slck
09-10-2008, 12:36
Bugün Beijing’in bize çok garip (!) görünecek bölümlerini anlatmak istiyorum.
Güne 74 bin kilometrekarelik Yasak Şehir’den başladık. Düşünün, yüzyıllar boyunca koskoca Çin’i yöneten imparatorların oturdukları o muhteşem bölgeden söz ediyorum. Eğer, Son İmparator filmini gördünüzse, nereden bahsettiğimi anlarsınız. İçeri adımınızı attığınız andan itibaren, bambaşka bir dünyaya girdiğinizi anlıyorsunuz. Yaklaşık 25 bin kişi bu sarayda imparatora hizmet etmiş ve sanki dün ayrılmış gibiler.
Ardından, İmparatorların yine aynı büyüklükteki yazlık saraylarına ve oradan da Cennet Tapınağına (Temple of Heaven) geçtik.
Beijing’de nihayet, gerçek Çin’e geldiğimi hissettim. Emin olun başkentte gerçek Çin’den çok az iz kalmış. Bitmek tükenmek bilmeyen gökdelenler veya dev ve modern binalar arasında, geleneksel Çin sıkıp kalmış. Modernleştirme, zenginleştirme adına ne yazık ki eski Beijing, büyük oranda yıkılıp yerine o muazzam yapılar yükselmiş.
Belki aynı şeyleri tekrarlıyorum, ancak, öylesine etkilendim ki, kusuruma bakmayın. Beijing’i sakın İstanbul ile karşılaştırma cehaletine düşeceğimi sanmayın. New York-Washington- Frankfurt gibi devlerle karşılaştıracağım ve bütün bu kentlerden;

• Çok daha temiz...
• Çok daha modern...
• Çok daha görkemli...

Hiç abartmıyorum. Yollar pırıl pırıl ve sanki biraz önce temizlenmiş gibi. Allah için bir tek çukur göremedim. Koskoca kent, dantel gibi işlenmiş. Yer gök 3-4 şeritli yollar ve hepsi yemyeşil ağaçlar, rengarenk çiçeklerle bezenmiş.

Acaba, bütün bunlar aldatmaca mı?
Bir ara, bütün bu modernizmin, yapıların belki de eski kominist rejimden kalma alışkanlıkla bir aldatmaca olabileceğini düşündüm. Olamazdı, rüya atmosferi yaratmışlardı sanki. Gecekondu mahallelerini, fakirlerin yaşadıkları, pis suların aktığı, insanların çöp içinde günlerini geçirdikleri yerleri aradık. Mutlaka bir yerlerde, bizlerin görmemesi için, duvarların ardına saklanmış olmalılardı.
Bulamadık, zira gerçekten yok. Beijing’in en fakir mahalleleri, yeni gökdelen planlamasından kurtulan ve eski Beijing’deki yaşamı göstermek için tutulup korunmaya alınan birkaç bölgeye dağılmıştı.
Çin’in başkenti, modernliği ile her göreni ne kadar etkiliyorsa, geleneksel Çin’in yok edilmesi de aynı derecede hayal kırıklığı yaratıyor. Üstelik, yeni inşaatlarda da Batı dizaynı ön planda tutulmuş. Çin’in o güzelim çizgileri, geleneksel motifleri hiç kullanılmamış.
Size, eski Çin imparatorlarının o göz kamaştıran eski saraylarını, Budist tapınaklarını anlatmak istemiyorum. Zira onları görmeden, güzelliklerini tahayyül edemezsiniz.

Tükürmeyen, çöp atmayan insanlar
Peki, bunca modernleşme fırtınası içinde, sıradan Çinli ne yapıyor?
Parkları, sarayların bahçelerini dolaştım. Gerçek Çinli’nin hiç değişmediğini gördüm. Üstelik, aynı dönemde onların da Bayram tatili vardı. Yüzbinlerce insanla birlikte dolaştık. Doğrusu, Beijing’in kalabalığı karşısında, İstanbul bana artık Zürih gibi, sessiz sakin gelecek.
Çinli günlük yaşamını korkunç bir trafik içinde geçirdiği için olacak, tatil günlerini, hava güzel ise parklarda şarkı söyleyerek, kart oyunu oynayarak ve geleneksel egsersiz hareketleriyle geçiriyor.
Beni asıl etkileyen ise, böylesine müthiş bir nüfusun kibarlığı, temizliği ve disiplini oldu.
Düşünebiliyor musunuz, yüzbinlerce insan bütün gün parkları dolduruyor, sabahtan akşama kadar ailece veya arkadaşlarıyla dolaşıp eğleniyor, ancak bizim çok alışık olduğumuz bazı şeyleri yapmıyor...
Örneğin, yere bir kağıt parçası veya sigara izmariti atan yok. (!)
Örneğin, piknik sonrası beraberlerinde çöpleri yere değil, kutulara atıyorlar (!)
Örneğin, çimlerin üzerinde yatan, mangal yakıp köfte pişiren hiç yok (!)
Örneğin, bağırarak konuşan, birbiriyle itişip kakışan, gürültülü şekilde şakalaşan insanlar olmadığı gibi, birbirini kovalayan yüzlerce çocuk da yok (!)

Beijing'i çok ama çok kıskandım
Ne garip değil mi, temizliği, kibarlığı ve düzeni o kadar özlemişim ki, bu değerlerin Çin’de bu kadar yaygın biçimde uygulanması beni hayrete düşürdü.
Beijng, gerek günlük yaşam açısından gerekse kent yaşamı açısından İstanbul’dan bir kaç
gömlek ilerde. Çin eğitiminin, çocukluk döneminden itibaren verilen terbiyenin ne olduğu çok iyi anlaşılıyor. Tabii, kendi açımızdan çok kızdım, çok kıskandım.

Buna boş yere, Çin mucizesi denmemiş...
Birbirimizi yanlış anlamayalım.
Çin ekonomisinin düzeltilmesi gereken çok zayıflıkları var. 1,5 milyarlık bu ülkedeki zenginlerle fakirler arasındaki gelir farkı en büyük sorun. Ancak, madalyonun kötü tarafına ne kadar bakarsanız bakın, genel bilanço yine de Çin’den yana.
Yıllar boyunca, Çin mucizesinden söz edildi. Bu mucize artık gerçekleşiyor. Hem de kendine özgü bir şekilde, kendine özgü koşullar altında, Çin her gün devleşiyor. Bu ülkenin kendine güveni artıyor ve kurdukları sistem işliyor.
Kominist rejimlerin yönettiği ülkeleri gördüm. Tek lider-tek parti yönetimlerini gördüm. Hepsinin bir aldatmaca yönü vardı.
Gözönündeki bölgeleri bakımlı ve zenginse, mutlaka arka bahçeleri fakir ve geriydi. Çin’de bunun aksini gördüm. Fakirse fakir, zengin ise gerçekten zengin... Kendi kendini aldatmayan bir ülke.
Yarınki yazımda, Çin’in 45-50 yıl sonrasına bakacağım. Amerika’nın ve özellikle Avrupa’nın nasıl korkmaları gerektiğine değinmek, Rus-Çin-Hint üçlüsünün ilerde dünyaya hükmedebileceklerini söylemenin artık kehanet sayılmaması gerektiğini anlatmak istiyorum.

Mehmet Ali Birand

slck
15-10-2008, 13:24
Fikret Bila

15 Ekim Çarşamba 2008


Ankara'daki ajanslar, "Irak Özel Temsilcisi Büyükelçi Murat Özçelik ve Başbakan Başdanışmanı Büyükelçi Prof. Dr. Ahmet Davutoğlu, Mesut Barzani'yle görüştü" haberleri geçtiğinde, Davutoğlu, Ankara'da Başbakanlık binasında çalışıyordu.

Davutoğlu gitmedi
Barzani'yle görüşen heyette Prof. Dr. Ahmet Davutoğlu yoktu. Davutoğlu, Bağdat'a da gitmemişti. Ancak, iki gündür ajanslar ve televizyonlar Davutoğlu'nu heyette gösteriyordu.
Oysa Bağdat'taki temasları Irak Özel Temsilcisi Büyükelçi Murat Özçelik ile Bağdat Büyükelçimiz Derya Kankal yürüttüler.

İlk izlenim olumlu
Büyükelçi Özçelik'in Barzani'yle yaptığı görüşmeden Ankara'ya iletilen ilk izlenim olumluydu. Ankara'nın PKK'ya karşı mücadelede talep ettiği aktif işbirliği önerisine Barzani, olumlu yanıt vermişti. Barzani, ilke olarak işbirliğine açık bir tutum sergiledi.
Ankara, Özçelik-Barzani görüşmesinden gelen bu ilk sinyali memnuniyetle karşıladı. Aynı saatlerde Ankara'da terörle mücadele toplantısı sürüyordu.

Somut işbirliği
Barzani'yle gerçekleştirilen görüşme sonrasında, Ankara ve Barzani yönetimi somut olarak şu biçimde işbirliği yapacaklar, demek için henüz erken. Üzerinde uzlaşma sağlanmış bir ortak eylem planından da söz etmek bugün için mümkün değil. Bu temasın daha çok ilkesel düzeyde bir anlaşmayla sonuçlandığını söylemek daha doğru olur.

Ne yapılacak?
Barzani'yle temas sonrasında Ankara ne yapacak?
Önce Büyükelçi Özçelik'in, Ankara'da vereceği detaylı bilgiler değerlendirilecek. Bu bilgiler ışığında Barzani yönetimiyle işbirliği konuları ve yöntemlerini içeren bir çalışma yapılacak. Bu çalışmadan sonra Barzani'yle yeniden temas edilecek. Somut işbirliği konuları ve yöntemleri üzerinde bir anlaşma sağlanırsa, uygulamaya geçilecek.
Bugün itibarıyla kamuoyuna yansıyan işbirliği haberlerinin birer düşünce olduğunu söylemek doğru olur.
Henüz ortada somut bir program yok. Sadece Barzani'den gelen olumlu sinyaller var.
Ankara bu sinyaller üzerinde çalışacak.

Eskisi gibi olur mu?
Ankara'nın, PKK'ya karşı Barzani ve Talabani'yi yanına çekerek mücadele etmeye yönelmesi yeni bir yöntem değil. Bu önce uygulanmış ve istenildiği düzeyde başarı sağlanamamıştı.
1992'de yapılan ilk büyük sınır ötesi kara harekâtında Barzani ile işbirliği yapılmıştı. Dönemin Genelkurmay Başkanı Doğan Güreş, bu işbirliğinin arzu edilen sonuçları vermediğini, peşmergelere silah, araç-gereç verildiği halde PKK'ya karşı başarılı bir mücadele yapamadıklarını açıklamıştı.

Daha önce işbirliği denendi
Daha sonra da zaman zaman işbirliği denendi. TSK, Irak tarafındaki karakolları güçlendirdi, bazı yerlere yenilerini yaptı, peşmergelere teslim etti. Ancak yine etkili bir sonuç alınamadı. Peşmergeler, disipline olmadılar, mücadele etmediler, silahları satanlar oldu. Karakollar işlevsel hale gelmedi. Hatta TSK'nın sıkıştırdığı PKK'lıları Talabani kurtararak, İran sınırı yakınlarında kendi kontrolündeki bölgeye götürdü,
Zeli kampına yerleştirdi.
1995'te yapılan ve sınır ötesi harekâtların en büyüğü olan Çelik harekâtı sırasında ise böyle bir işbirliğine gidilmedi. TSK, harekâtı kendi olanaklarıyla gerçekleştirdi.
Sonraki dönemde başlayan Ankara sürecinde Barzani ve Talabani Ankara'ya yakın durdurdular. Ancak sürecin Washington'a taşınmasından sonra Ankara'dan uzaklaştılar.

Ankara güvenmiyor
Bu deneyim göz önüne alındığında, Ankara'nın Barzani ve Talabani'ye tam olarak bir güven beslediğini söylemek kolay değil.
Bugün ABD, 1990'lı yıllara göre bölgede çok daha belirleyici bir aktör konumunda. Dün başlatılan süreci ABD destekliyor.
Bu işbirliğinin somutlaşması ve sonuç vermesi için ABD'nin izleyeceği politika da çok önemli...
Ankara da bunun farkında.

kar
17-10-2008, 23:23
CEM SULTAN,
Sürgündeki Veliaht
ROderick Conway Morris

zebuni
22-11-2008, 00:27
NİYET

Niyetiniz kartallar gibi uçmaksa, sürüngenlerle düşüp kalkmayın çünkü insan,arkadaşına benzemeye meyillidir.
- Niyet, elinizdeki malzeme ile çalışır.
- Niyet bozulunca sözler sancılanır.
- Niyetiniz bir kristale şekil vermekse, ona uygun hassas aletler ile çalışmalısınız, marangoz
testeresi ile değil.
- Doğru bir niyetle başlanmayan hiçbir şey, sahibine hayır getirmez ve zararından da asla
kurtulamaz.
- Göz görmez ışık gördürür, aradığını niyet buldurur.
- Niyet sıkıntılara göğüs gerdirir, acılara ve mahrumiyetlere sabrettirir.
- Niyetiniz doğru sonuç yanlışsa, işlem hatası var demektir.
- Bugün toplumun sorun kaynağı haline gelen evlâtlarını yetiştiren anne babaların da niyeti
iyiydi, peki ya sonuç?
- Niyet, yanlışa götüren eyleme engel olamıyorsa, bilgi açlığından ölüyor demektir.
- Niyet yol buldurur, yöntem sordurur, gayret ettirir, sonuç aldırır
- Kişinin bütün hücreleri, niyetinin enerjisini taşır.
- Niyetiniz size rengini verir.
- Niyete doğru bilgi yol göstermezse, sadece niyet kişiyi selamete çıkarmaz.
- Niyeti iyi olması, sonucun iyi olmasına yetmez.
- Zihindekiler eyleme dökülürken şekil alır. O şekil niyete paralel değilse, sonuç, üzüntüye
sonuna kadar açılan bir kapı olabilir.
- Akıl, uygulamanın metodunu-usulünü sorgulayarak niyete yardımcı olursa, “NİYET HAYR,
AKIBET HAYR” olur.
- Gözler, sözler, eller, ayaklar jestler, mimikler, beden dili ve enerjisi birer enstrüman, akıl
orkestra şefi, niyet ise bestedir. Hepsinin önünde niyetin beste ve güftesi vardır ve bütün
enstrümanlar onu seslendirir.
- Bakışlarınızı o tarafa ya da bu tarafa yönelten niyettir.
- Harfleri hece, heceleri kelime ve kelimeleri cümle yaparken organize gücü ve şekli niyetten
kaynaklanır. Niyetiniz sözlerinizi çiçek buketine ya da dikene çevirir. Size uygun
görünmediği için ters tepki verecekken niyetini fark etmeniz bunu engelleyebilir.
- Niyet gözlüğü ile bakar ve okuruz.
- Rabbimizin “oku” emriyle, olayları, durumları, insanları, kendimizi, tabiatı, börtü böceği,
sırf “O” nun rızası için okumak, sonra da alınan ders ile, hikmet ile hayatı dokumaktır
aslolan.
- Niyet önümüzdekileri gösterir ya da gözden kaçırmamıza sebep olur.
- Niyet yol buldurur, yol bildirir, yolda oldurur, durdurur ya da yürütür, güldürür yahut
ağlatır. Niyet iz yapar gönlümüzde de, yolumuzda da.
- Niyet elimizden tutar nefsin karanlık denizlerinde ve bilgi meşalesi de önümüzü aydınlatır.
- Bozuk iletişim yolunda zikzaklar çiziyorsa ayaklarımız, niyet arabamız bizi, iman+bilgi=
sabır tamir bakım servisine götürebilmeli.
- Niyetin aydınlığına güvenerek yola çıkıp da, metotsuzluğun karanlığında kaybolanlar, doğru
bilgi ile yollarını aydınlatmadıkça, kendilerini güvende hissedemezler.
- Niyetini bilgi ile beslemediği, desteklemediği için, iyi bir evlat yetiştirmek olduğu halde,
çocuğuna yaptığı yanlışlarla niyetini gölgede bırakanlar, sonuçtan halâ karşısındakileri
sorumlu tutmaya devam ederlerse, beslenen yanlış davranışların gönül talanında, kendisini
de talan edilmiş bulabilir.
SALİHA ERDİM

DUVAR USTASI
30-11-2008, 01:41
Varmı gözlerinde ışık
Parlayan güneş misali doğan
Umut içindeki kıvılcımdır
İstemesende bedenini saran

Belki yüreğinde gizler acıyı zaman
Bir parçası eksik bir parçası yalan
Belki çiçektir elinde
Bir tarafı kokan bir tarafı solan

Hiç beklemediğin bir anda geliverir sevdan
Hem acı sana,hem içini saran...

Özlem İpek

DUVAR USTASI
30-11-2008, 01:44
Kadınlar

Kadın var adamı adam eder
Kadın var adama dünyayı haram eder

Kadın var adama bildirmez tasa
Kadın var adama göstermez ne para ne kasa

Kadın var adama yedirir kelek
Kadın var adama giydirir kazak birde üstüne yelek

Kadın var adama çene kapattırır
Kadın var adamın yolunu sapıtırır

Kadın var adamın ömrünü bitirir
Kadın var adamın gönlünü götürür

Kadın var adamın ömrüne ömür katar
Kadın var adamı diyardan diyara atar

Kadın var adamı pazarda satar
Kadın var adamı gönderir akşama kadar yatar

Kadın var adamı gömer bana bakan varmı diye bakar
Kadın var adamın yasına yas katar

Kadın var adamı kuzu gibi dinler
Kadın var adama dertli gibi inler

Kadın var adamsız yapamaz
Kadın var adamla yapamaz

Kadın var adami suya götürür susuz getirir
Kadın var adamı su yolunda yitirir

Kadın var adamı yılan gibi sokar
Kadın var adama mis gibi kokar


Velhasıl kadınlar çesit çesit bu dünyada
Erkekler kadınlar için hala rüyada.....

Ozan Hayali

slck
26-12-2008, 00:20
Kuşbakışı küresel düzeltme

Yılın son yazılarında tüm krizlerin ağababasına bakıyoruz. Mali krizin gerisinde son yirmi yılda küresel reel ekonomide biriken büyük dengesizliklerin yattığını vurguladık. Mali kesimin rolünü ABD-Çin örneği üstünden açıkladık.

Bir yanda tükettiğinden fazla üretmek isteyen Çin, öte yanda ürettiğinden fazla tüketmeye çalışan ABD var. Aynı denklemin içindeler. ABD mali sistemi onları birbirine bağlayan mekanizmayı sağlıyor.

İşte, mali kriz bu bağı kopartıyor. ABD’de sürdürülemez kredi genişlemesi krizle birlikte kredi daralmasına dönüşüyor. Denklem çalışıyor. ABD tüketim ve yatırım harcamalarını kıstıkça Çin’de üretim aynı hızla geriliyor.

Küresel ekonominin önündeki temel sorun denklemin bundan sonraki seyridir. Daha açık soralım. Ürettiğinden fazla harcayan ekonomilerle (ABD) ürettiğinden az harcayan ekonomiler (Çin) arasında üretim-harcama dengesi nasıl yeniden tesis edilecek?

Düzeltme biçimleri

Bir gerçeği hatırlatalım. Ekonomilerde kayıp ve kazançlar birbirini götürmez. Teknik tabirle, yaşamda sıfır toplamlı oyunlar istisnadır. Herkesin kazanacağı ya da herkesin kaybedeceği durumlar ise kuraldır.

Reel dengesizliğin düzelmesi nasıl olacak? Tüketimin üretime oranı ABD’de düşecek, Çin’de ise yükselecek. Dört bilinmeyenimiz var: ABD ve Çin’de tüketim ve üretim miktarları. Mantıki alternatiflere bakalım.

Bir uç halden yola çıkalım. Her iki ülkede hem üretim hem tüketim azalır. Ama ABD’de tüketim üretimden daha hızlı, Çin’de ise daha yavaş azalır. Reel dengesizlik küresel küçülme ile düzelmiştir. İki taraf da kaybetmiştir. Buna “Büyük Buhran” diyebiliriz.

Diğer uç hale geçelim. Her iki ülkede hem üretim hem tüketim artar. Ama ABD’de üretim tüketimden daha hızlı, Çin’de ise daha yavaş artar. Reel dengesizlik küresel büyüme ile düzelmiştir. İki taraf da kazançlıdır. Buna “yumuşak iniş” diyebiliriz.

İki uç hal arasında çok sayıda alternatif olabilir. Biri ilginç: ABD’de tüketim azalır üretim artar, Çin’de üretim azalır tüketim artar. Reel dengesizlik küresel durgunlukla düzelmiştir. İki tarafın da kaybı ve kazancı vardır. Buna “sert iniş” diyebiliriz.

Anahtar iktisat politikalarıdır

Fiilen küresel düzeltmenin alacağı şekli iki tarafın uygulayacağı iktisat politikaları belirler. Dikkatinizi çekerim. Denklemin bir tarafı tek başına kaderini kontrol edemez. Kendisinin ne yaptığı kadar ötekinin ne yaptığı önemlidir.

Örnek olarak “yumuşak iniş” sağlayabilecek politika kümesine bakalım. Çin: Gevşek para ve maliye politikası ve Yuan’ın değer kazanması. ABD: Sıkı para ve maliye politikası ve doların değer kaybı. Ne anlama geliyor? Çin ihracatla büyümekten, ABD iç taleple büyümekten vazgeçiyor. Hem kendileri hem küresel ekonomi kazanıyor.

Bu noktada çok haklı bir soru gündeme geliyor. Mali krize rağmen denklemi eski haline geri döndürmek mümkün müdür? Daha açık soralım: Küresel üretim-tüketim dengesizliğini düzeltecek yerde sürdürmeyi amaçlayan bir politika kümesi olabilir mi?

ÖZDOĞAN77
26-12-2008, 11:43
İngiliz temsilci Lord Curzon tam 85 yıl önce Lozan görüşmelerinde diyor ki, “Siz savaştan galip çıktınız ve bizi topraklarınızdan kovdunuz. Şimdi bu avantajla istediklerimizi vermiyorsunuz. Ama biz vermediğiniz her şeyi cebimize koyuyoruz. Gün gelecek, sizi bize muhtaç hale getireceğiz ve şimdi vermediklerinizi önünüze koyup, teker teker alacağız.”


Lord Curzon bunu yıllar öncesinde nasıl yapacağını düşünüyordu bilmiyoruz. Ama İngilizlerin ve topyekûn tüm batı âleminin Türkleri geldikleri yere Orta Asya bozkırlarına göndermeden rahat etmeyeceklerini ve Türklerin savaş meydanında gösterdikleri başarıları masada gösteremediklerini sanırım çok iyi biliyordu.


Nasıl olsa bizden sonra gelecek nesiller, Türklere sayılamayacak kadar çok ve farklı farklı tuzaklar kuracak ve bu tuzaklarla reddettikleri şartlardan daha ağırlarını Türklere kabul ettirirler diye düşünmüş olmalı. Lord Curzon öngörüsünde maalesef haklı çıktı…


Sevr’de silah zoruyla ve tehditle bizden almak istediklerini aradan geçen 85 yılda biz onlara gümüş tepsiler içerisinde hem de kendi elimizle sunduk. Sanırım Lord Curzon bile Türkiye’nin ve Türk milletinin getirildiği bu durumu hayal edememiştir.


Türkiye dış politikada tam bağımlı!

Hem de birden fazla devlete…


Ekonomide tam bağımlı!

Japon ev kadınlarının paralarına muhtaç kalacak kadar…


İç politikada güdümlü!

Hem de bize Sevr’i dayatan devletler ve bölücü örgüt gibi odakların güdümünde…


Medyada bağımlı!

Mandacı zihniyet medyada neredeyse tekelleşti…


Peki, aradan geçen zamanda batı, ülkemizin içinde bulunduğu bu vahim tabloyu karşımıza çıkaracak hangi tuzakları kurdu Türkiye’ye? Bu tuzakları yüzlerce sayabiliriz ama en önemlileri bence şunlar;


AB tuzağı!

Bu tuzağa düştüğümüz için terörist başını beş yıldız konforunda besliyoruz. Bu tuzakla Kıbrıs’ı kaybettik, azınlıklara imtiyazlar kazandırdık, aşağılanmaya maruz kaldık ve kalmaya devam ediyoruz.

IMF tuzağı!

Borçlarımız, milletimizin alın teriyle bin bir zorlukla kurulmuş şirketlerimizi ve topraklarımızı sattığımız halde azalmıyor, bilakis artıyor. Sebebi, düştüğümüz IMF tuzağı değil mi?


NATO tuzağı!

NATO’ya üye olabilmek için yani, bu tuzağa düşmek için Kore’de yüzlerce şehit verdik. Üye olduktan sonra da faili meçhuller ve “derin Nato” diye varlığı hissedilen yapılanma Türkiye’nin içine düştüğü ama bir türlü çıkamadığı bir tuzak oldu.

BM tuzağı!

Türkiye’ye hiçbir fayda sağlamayan ve sadece ABD, AB devletleri ve İsrail gibi ülkelerin çıkarlarını koruyan bu kurum, batılı devletlerin işgali ve katliamları karşısında bir varlık gösteremedi. Türkiye gibi devletler bu tuzakla hep oyalandı ve oyalanmaya da devam ediliyor.

BOP tuzağı!


ABD başkanının “haçlı seferi” diye ifade ettiği BOP’ta taşeronluk Türkiye’ye verildi. Bu tuzağın üstü Türkiye isteyerek düşsün diye “eş başkanlık” kılıfıyla örtüldü. Şimdi Türkiye, bu tuzakla ABD ve İsrail adına Ortadoğu’da iş takipçiliği yapıyor.

Dinler arası diyalog tuzağı!


Patenti Vatikan’a ait olan bu tuzak, Türkiye taşeronluğunda bütün İslam âlemini kültürel erozyon kumpasına düşürdü. Bir tarafta Irak, Afganistan, Guantanamo, Bosna ve Filistin’de batı kan akıtırken diğer taraftan ise “hadi diyalog kuralım” diye timsah gözyaşlarını akıttı. Türk milletine kurulan tuzaklar elbette bunlarla sınırlı değil. Bundan sonra yeni yeni tuzaklar da kurulacak tabii. Ama her düştüğümüz tuzak, bizi daha zayıf düşürüyor. Batı tek bir darbeyle bizi bitirebileceğine kanaat getirdiğinde bugün onlara en fazla uşaklık eden hainleri de ayırt etmeden topyekûn bir yok etme faaliyetine girecektir.



İşte Batılı devletlerin hazırlık yaptıkları ve çok uzak olmayan bu gün gelmeden bizim kendimize gelmemiz şarttır. Artık bağımlılıklarımızdan kurtulup, kendi ayaklarımız üzerinde durmalıyız. Yoksa yok olmaya gidişimiz hızlanarak devam eder…

Orhan Dede



"Bilgi sahibi olmadan, fikir sahibi olunmaz."
Uğur Mumcu

ırmak
26-12-2008, 12:05
Robert GILMORE - Alice Kuantum Diyarı'nda

makber
04-01-2009, 23:07
Haluk ORAL ... Şiir hikayeleri.... Şiir severlere şiddetle tavsiye ederim....

sovalye
04-01-2009, 23:49
Hedge Cambazları -Barton Biggs-
okumanızı ısrarla tavsiye ederim.

zebuni
11-01-2009, 02:34
+40
BİR NEVİ OTUZ ÜÇ YAŞ ŞİİRİ

Artık kısa pantolonlu çocukları
Gençlik parkına götürmüyorlar
Ve anneler trafik lambalarında köylü değiller o kadar
Locadaki farelerden bile kemirgen
Gişeci kadın nur sinemasında
En sevdiğim karate filmi
Tek kollu kahramanımızdı vang yu
Ve ondan çok kollu doğmuştu bruce lee
Ki genç yaşta kaybettik kendisini

Ulan Falkonetti seni bir elime geçireceğim var ya
Elektrikler kesilir zengin ve yoksul’un tam ortasında
Ve’nin tam üstünde yani
Hasstir dense de derinden yurttaşın
Elektrik idaresindeki yurttaşa ne o yurttaş
Zırpa pırta elektrik kesiliyor
Diyebilesi yoktur ki

BİRTEK KOKUDUR GEÇMEYEN ZAMANLA
HER DUYULDUĞUNDA
BİRAZ DAHA KESKİNLEŞEN

O zaman Amerikan arabaları bizim evin önünde
Dolmuş eylerken caddeyi
Ümit Besen de film yapar niye yapmasın ki furyadır bu
Ama seyretmek suça giriyor canım annem
Zaten bu yumurtalı sandviçlerle
Kesin kovarlar bizi ki
Korkarım her şiire konuk olacak
Mahur bir otlu peynir kokusu Süreyya sinemasında
Mübarekler pikniğe gelmişler
Hayır benim kokoş teyzem
Mübarekler Hakkari’ den gelmişler

Okul bitimlerinde çamsakızı ağlamalar yok artık
Filiz beni unutma ki Hakkari
Unutulmaya müsait bir yerdir
Mektup yaz yoksa çok kurak geçecek bu yaz
Hep saklayacağım hatıra defterime yazdığın
Yazının yanındaki kan damlayan kalbi
Seni seviyorum filiz
Yemin et! bak vallahi!

Yok artık bu kendini şaşırmış
Kendi edasını kendisi bozan cümleler

Niyazi’nin kısalığı uzunların problemi
Aynı zekanın sırasında oturuyoruz
Bozkırımın çilli çocuğuyla avukat oldu sonra
Kimin neresine değer bu nostaljik kırıntılar
Herkesin sandık odası kendine gizemli
Ama kolejli çocuklar nasıl sevişiyor
Ve kızlar yine kolejli onlarda ve taş gibi
Bu kız var ya insanın sevgilisi olsa
Uyku tutmaz adamı
Ama rüyasında başka bir lavuğa vermesin hesabı
Yükseliş’in tuvaletinde kız resmen düşük yapmış
Tabii Fevzi de yok
Hepimizin bayıla bayıla yuttuğu
Kolejli çocuk yalanlarını söylesin
Ona kalsa artık sevişmese de olur
Bütün okulu getirip götürmüşlüğü var
Düz liseliliğimize cintonik içiyoruz
Paralı palavralarıyla Fevzi’nin
Kolejliden darbe yeme işi ilerideymiş
O zaman bilmiyoruz tabii

Haluk o zaman araba sahibi
Ki biz bisiklet kavgası yapmaktayız daha
Ağbim Mustafa’yla
E tabi mobilya dükkanı beş katlı olunca
Olsun yakışır kardeşime ki bazı tandır ısmarlıyor
Siteler dükkana gidince
Nerden baksan kolası ayranı filan
Epey para tutuyor Konyalıdan et yiyorsun kolay değil

Ah pınar! diye girmeli o sokağa
Ey kalçası kendinden güzel kendinden bağımsız insan
O kotu giyiyorsun ya senin değil
Bizim üstümüze
Yapışıyor
Ki Levis o zaman herkeste yok
Biz yerli malı dandik kotu
Çamaşır suyuyla Amerikanlaştırıyoruz o devir ve
Bir Konvers almışım elden düşme ağlaya sızlaya
Babaannem hiçbir marka bilmiyor
Bu pırtıkları mı aldın diyebiliyor Konversim hakkında
Ve bir de Filiz vermiş Pınar’ın annesi bak sen
Ve kader ve Songül ve Nazire
Ve şu anda adını sayamadığımız
Diyarbakır mantalitesinin kız çocukları
Yakan top en erotik eğlencedir bize


Ah be melike geçme burdan çekirdek çitleye çitleye
Biliyorsun fena oluyor yakan topun
Ateşli kısmı sen gelince
Annesi kuaför ya deli ediyor melike mahallenin istediği zaman fön çekemeyen kızlarını

SENİN GİBİ GÜZELİNİ BİR DAHA
GÖREMEYECEĞİMİ BİLSEM
NE ARTİSTİ BE
KAPINA MENTEŞE OLURUM

Biliyorum aradan yirmi yıl geçti
Bilmiyorum hangi manasız adamlarla seviştin
Biliyorum çok geç oldu kalkacağız bu dünyadan
Ama seni seviyorum melike
Bu şiire bir yerde rastlarsan mutlaka beni ara

Başak dediğin dünyanın en genç orospusu
Sokaktan geçen saçının arkası uzun çocuğu kesiyor
Benim elimi tutarken ki orta ikide henüz
Ben lise birdeyim ki saçlarımı ortadan ayırmaya
Cesaretim yok daha
Seni seviyorum diyor yalandan
Vallahi bak diye and veriyor sahtekar
Ve sahtekarlık benim küçük aşüfteme o kadar yakışıyor
Ve ben kadınların sahtekarlıklarına inanmaya
Öyle erken bir yaşta başlıyorum ki
Biliyorum gülücüğünde tüm erkeklere yer var
Başak’ın

Ama gel gör ki ben o zaman
Böyle entelektüel bakmıyorum hadiseye
Tabii diyorum oğlu sende
Bu burun olduğu müddetçe
Ve Skoda bacak durumun düzelmedikçe ki
Her şeyin ameliyatı var bunun yok
Hiçbir kızı tümüyle çıplak göremeyeceksin
Peki saçlarımı ortadan ayırsam?
Gitmez olum manyaklaşma senin kafan üçgen
O vakit doğum günü partisi yapmaktır tek çare ki
Bu sene benim üçüncü doğuşum olacak bu
Ota boka parti veriyoruz dans ederken ilhan
Bir bacağını sabit tutacaksın akabinde tak
Bacağın kızın iki bacağı arasına sızıyor iyi mi
Önce müzük” eye of the tiger” yeni çıkmış
Ve bittabii sade kola içiliyor o zaman kızlarla
Ortamda içki varsa zaten büyük hadise
Daha kabız zamanlarımız o zaman, o da şundan
Hani pederden gizli tuvalette sigara içmeler sırasında
E malum tuvaleti frost oluyor
Sigara zayi olmasın sebebi o soğukta
Uzayan tuvalet seansları kabız etti netice
Peki hep mi tuvalet ihtiyacı
İclal yengenin yemekli gecelerinde
Az ye hayvan gören de
Seni evde aç bırakıyoruz zanneder
Ama bu börek değil be kardeşim başka bir şey
Ecevit diyor Naif amcam bu işi götürür kadrosu var
Demirel’in yok mu
Koskoca demokrat parti tecrübesi var
Ecevit Erbakan’la işe girerse sonu olur bence
Ben onu demiyorum kardeşim diyor Necdet amcam ki
O ağbeysine kardeşim dediğine göre kesin hır çıkacak

Allahım ne çok aktif siyaset bu
Pasif insanların hayatında
Kaç hükümet düşürdü kaç devrim yaptılar
Tavuk etli rakı sofralarında küçüklüğümün
Bu kadar sever misin memleketi?
Al! Şımardı işte!
Hadi gel dee hala mı Demirel geyiğine girme
O zaman Demirel başbakan olarak var ve
Spor yaptığına dair hiçbir emare yok

Yok artık o rakı sofralarındaki
Umutlu umutsuzluk
Hep parayı buldun bulamadın muhabbeti şimdiki

Sülün abla senin kıymetini o astsubay bilmez
Perdenin aralığında görmedi ki seni
Evlendiniz sen de lök diye soyundun
Kostüm zorlama ışık berbat
Hiçbir şey sahiden olmuyor
Ama bizim filmimiz öylemiydi seninle
Yatardık sotaya pencerenin önüne
Ürpertir soğuk gece şehvet neyse işte
Senin odanın ışığı yanar
Nasıl çapkın yüzlük bir ampul
İlk gülme efekti belirir gecede
Hemen susturulur kıkırdayan bizzat gece tarafından
Bir an kaybolur odanın kırsalında
Oyalanırsın on saniye kadar
Derken bir dönersin ki bizim perde aralığına
Allahım sutyen katına!
Ve sülün bir beyaz sutyendir ergenlik çağımın adı
Hani senin assubayın görmediği bile
Hani o gerdek karanlığında alelacele çıkarıp
Yastığın altına tıkıştırdığın
Ben sende kadın meselesini sevdim biliyor musun
Şimdi bırak bu ayakları diyeceksin
Ama samimi söylüyorum
Senden öğrendim tenimde kadın ne iş yaparmış
Eyvah dedim ben şimdi hep bundan isterim
Eteği de mi çıkardın
Yok canım bu kadarına dayanmaz
Uzayan sokağın abazanları
İşte düşleri de gerçeği de öldürecek kadar soluk
Ve bir son yazısı kadar sevimsiz gecelik
Örttü meselenin üstünü.
Yani demem o ki sülün ablam
Biz bilirdik kıymetini
Assubaya verdiler o başka

Bir fiyakayla geldiler seni istemeye
O zaman sıteyşın reno yeni çıkmış
Bagaj kısmında çocuk taşımak marifet o zaman
İşte besili papyonlu bir yeğeni oraya çıkarmışlar
Sen de bizim arabanın kafa sallayan köpeği ol misali

Gittin netice
Sıteyşın bir kederle
Bir daha ne senin kıymetin bilinir
Ne de biz yatabiliriz herhangi bir kimseyle
Senin beyaz sutyenin olmadan...

Yok artık kaldırımlarda çekirdek çitleyip
Ayıp şeyler konuşan mahalle çocukları
Teknoloji diyorlar bilgisayar internet şu bu
Eğer geçmemişsen
İnteraktif bir kahve muhabbetinin eleğinden
Senden bi bok olmaz açık söyleyeyim
Yalanı yüzde görmek gözde tanımak dolanı
Diye bir şey vardı ki çetleşmelerde bulunmaz
Yok artı subayevlerinin
Salkım tadında dizilmiş bahçelerinden
Gül çalan varoş romantikleri
Kurutup karşılıksız aşklarına vandallayan
Çağla çalmaya gider mi insan babasıyla
Tam Dallas’ın oynadığı saatte ki o saatte
Apartmanı götürsen kimsenin ruhu duymuyor
Eee kolay mı olum Lusi’ye rey amcası kaymış
Gerçi o sıra amcası olduğunu bilmiyormuş
Ama olsun netice değişmez
Islak çağlalar cepleri nemlendiriyor ya
Nasıl bahar oluyor anlatamam
Veya kırmızıyla daha dün tanışmış bir kiraz tanesinin
Ki cennetin afişi bir gün yapılacaksa
Mutlaka bu kiraz tanesi de bulunmalıdır
Ağza getirdiği bayram sabahı ekşiliği
Ben seni denedim demiştin ya yeter mi sana
Hala utanırım hatırladıkça
Hani kendi kirazlarım dururken
Senden istemiştim de hani....neyse utandım yine.

Yok artık golf sahası ki
Kalın duvar dikenli tel ardından izliyoruz
Elin amerikalısının bizim mahalledeki golf maçını
Tam yirmi yıl golf sahasının kıyısında oturdu ama
Golfün nasıl oynandığını hala bilmez mahalleli
Bazan aralardan kaçak sızmalar yapardık
Hani gelincik toplama hesabına

VE ANCAK BENİM ÜLKEMDE
KOVALAR ÇOCUKLARI BEKÇİLER
ÇİÇEK TOPLUYORLAR DİYE...

hele bir de golf topu bulduk mu tamamdır
lan oğlum bu topla ne oynuyor bu kerizler

sonra kaldırdılar dikenli telleri
açıldı halkımın parkı halkıma
ama bir daha
asla
gelincik bitmedi orada
bu da kıssamızın acıklı hissesi
bizde faiz yok
hata payı veriyoruz...

ve sevmeyi ne çok severdik
kızları, memleketi
ve faşistlerden ne çok nefret ederdik
faşist dediğin de kurtlu murtlu
elmanın öbür yarısı işte
daha sümüğümüz pantolonumuzda kurumamış
elimizde leo huberman sosyalizmin alfabesi
çeviriyoruz geleni geçeni
hoop nereden geliyorsun bilader
sağcı mısın solcu mu
ben hiçbir şeye karışmıyorum ağbi
yıkın bu ipneyi ot bu!

romantik şiddet diye bir şey vardı yok artık
şiddet öküzleme bir şiddet işte

HERKES KATİL OLDU SONUNDA
OYSA BİR ARA
BAZILARI KAHRAMANDI.

Kim sallar bu kağıt yokluğunda
Çok bölümü tuvalet kağıdına yazılmış şeyleri
Çünkü akasyalar da yok artık
Nasıl açardı bir orospunun
Orasını burasını açması gibi
Bahardan önce gelip baharı çekiştirir gibi

Akasyalar
Yazlık sinemasında ömrümün
Afişi olmalıdır çocukluk bölümünün
Zaten iyi insan bir sevdiği artisti unutmaz
Bir de akasyaları
Eğer ki çocukluğuna açmışsa
Yenir de o biliyorsun
Ondan sonra ne zaman bir kız elini tutsa
Hatırlarsın tadını

Neyse geç oldu ağbiyciğim
Şimdilik bırakalım
İstersen bırakma kağıt bitti zaten
Ama ömür bu hep yazmaya sebep
Nasılsa devam edeceğiz
Yazmaya.
Yaşamaya.

YILMAZ ERDOĞAN

Golfer
11-01-2009, 04:21
Book Crossing

Amerika'da yeni bir moda cikmis: Birtakim mechul kisiler,kamuya acik yerlere birtakim kitaplar birakiyorlarmis.Diyelim bir parka gidip bir banka oturuyorsun,bankta bir kitapla karsilasiyorsun.Mahallede yasayan bircok kadinin ortaklasa kullandigi'camasir yikama merkezine' gidiyorsun, makinelerdenbirinin ustunde bir kitap. Trene biniyorsun, aa,koltugundabir kitap bulunuyor. 'Marketten' alisveris ederken elini atiyorsun,birisi biskuvi paketleriyle cips paketlerinin arasina bir kitap yerlestirmis.Telefon kulubesine giriyorsun, telefonun yaninda birkitap... Define bulmak gibi! Roman, siir, oyku, deneme, artik bahtina necikarsa... Bu moda Italya'da ve Fransa'da da yayilmakta.Kitabi birakan kisi kimligini gizli tutuyor,kitabin parasini da helal ediyor. Tek ricasi var, siz de okuduktan sonra buna benzerbir yere birakin da baskalari da yararlansinlar.Fakat bunu baslatan kisi belli: Ron Hornbaker adinda, Missouri eyaletinden birbilgisayarci. Bu olaya 'Book Crossing' deniyormus. 'Kitap gezdirme' diye mi tercume edelim..Fransa' da boyle 'crossing' yapan dokuz bin kisi varmis daha simdiden, ortalikta dolasan serseri kitap sayisida on bini gecmis... Bu nedir biliyor musunuz arkadaslar? Bu bir cesit'okuma ve okutma kampanyasidir' .Paylasmaktir Ve basli basina bir projedir. 'LONDRA'DAKI UYGULAMA TURKBUKU'NDE DE BASLAMIS,Turkbuku'nde plajdayim. Bir baktim, yattigim yerde birk itap var.. Adi,'Yildizli, yagmurlu geceler'.. 'Ah,biri unutmus' derken, kapagini acip icine bakmak istedim ve benis asirtan bir yazi gordum; 'Ben bu kitabi severek okudum. Ve bitirdigim yerde birakiyorum. Sizin de seveceginize eminim.Severseniz okuyun, sevmezseniz aynen buldugunuz yerde birakin. Okursaniz,numara verdikten sonra sizde oldugunuz yerde birakin lutfen.. 03 / 2005 Turkbuku..' 03.. Ucuncu kisinin bu kitabi biraktigini belirtiyormus. . Diger iki kisidenbiri Istanbul'da birakmis, digeri ise Bodrum'da birakmis.. Ben aldim kitabi Istanbul'a geldim ve hala okuyorum. Bitirince ben de '04've nerede okumussam yazip birakacagim. . Megerse bu yeni adetmis..Ozellikle Londra'da cok yayginmis. Parklarda birakiyorlarmis okuduklari kitaplari insanlar. Londra'da birakilan bir kitap Kuzey irlanda'dan cikmis..
Bakalim benim birakacagim kitap nereden cikacak? Elinizdeki kitabi buldugunuz ilk noktaya birakmadan once http://www.bookcros sing.com/ sitesini incelemenizi tavsiye ederim.
Siteyegirince 2.5 milyon kitabin hala dolasmakta oldugunu goreceksiniz. Amaclari tum dunyayi bir kutuphaneye cevirmek!!! Kitaba bir etiket aliniyor, sisteme kitapla ilgili bir takim giriliyor, bu etiket uzerinde ise bulana kitabin BookCrossingeylemi icersinde birakildigi, eger ulasim imkani var ise sisteme bulunma ile ilgili ve eger eldegistirecekse bir sonra birakilacagi durak..vs ile ilgili bilgiler veriliyor. Bu sayede kitabinizi takip edebiliyorsunuz. http://www.bookcros sing.com Cafe'de, otel lobisinde, sinema'da kitap bulursaniz, sasirmayin hemen icine bakin, book crossing olabilir ..
---------------
Yukardaki yazı bana bir mail halinde geldi. Çok hoş ve ve güzel bir uygulama.
Çok beğendiğim ve herkesin okumasında yarar gördüğüm "Bir ekonomik tetikçinin itirafları" ile işe başlıyorum.
Umarım çok kişi okur...

İnsanların kitap okuma alışkanlıklarını tekrar diriltecek harika bir oluşum bu bence.. Teşekkürler sn. SERENLER bizi de bilgilendirdiğiniz için.. :cool:

Internette bu konuda araştırma yaparken bu hareketin Türk versiyonunun (http://www.seyyarkitap.com/) da olduğunu gördüm ve çok sevindim.. Hemen ben de bir kitapla bu projeye destek vereceğim.. :mut:

horus_sirius
11-01-2009, 11:27
Cemal Süreya---Günler...

ırmak
11-01-2009, 11:43
İnsanların kitap okuma alışkanlıklarını tekrar diriltecek harika bir oluşum bu bence.. Teşekkürler sn. SERENLER bizi de bilgilendirdiğiniz için.. :cool:

Internette bu konuda araştırma yaparken bu hareketin Türk versiyonunun (http://www.seyyarkitap.com/) da olduğunu gördüm ve çok sevindim.. Hemen ben de bir kitapla bu projeye destek vereceğim.. :mut:

Sayın SERENLER ve sayın Golfer

Bilgilendirmeniz için çok tşkler...

Türkiyede uygulanan seyyar kitap projesini destekliyorum ve katkı vermeye çalışıyorum...

saygılar sevgiler...:)

PAŞA
11-01-2009, 20:19
Apokrifal -Aytunç Altındal
Ahtapot -Erol Manisalı

mecaz
17-01-2009, 03:12
Ahmet Ümit Bab-ı Esrar
sevemedim bir türlü ahmet ümit i ama okuyorum. tatsız tekrarlarla dolu, sanki aceleyle ve acemice yazılmış edebi üslubu, dikkatlice planlanmış olay örgüsü, yüzeysel araştırılmış detayları.... yarım bırakabilirim.

JAKO
27-01-2009, 00:28
Hukuk ile aldatmak
Vural Savaş

horus_sirius
27-01-2009, 20:59
Yüzyılın Aşkları...........Can Dündar

makber
28-01-2009, 01:00
Yüzyılın Aşkları...........Can Dündar

Müthiş bir kitap....

Bir solukta okumuştum....

exitance
29-01-2009, 04:07
Bir arkadaşım e-postama John Perkins'in "Confessions of an Economic Hitman" Bir Ekonomik Tetikçinin İtirafları ismideki kitabının tanıtım videosunu göndermiş.....

Kitap genel olarak, ABD'nin gelişmekte olan ülkelerin IMF ve Dünya Bankası aracılığı ile nasıl fethedildiğini ve köleleştirildiğini birinci ağızdan anlatmakta....

Tanıtım videosundan çok etkilendim en kısa zamanda okuyacağım.

İnternete video nasıl yüklenir bilemiyorum... Bilen varsa ve anlatırsa yükleyebilirim....

JAKO
29-01-2009, 10:05
http://aycu24.webshots.com/image/39463/2003186308832711647_rs.jpg
"Dünya'da yeni bir global sistem oluşmuştur. Dünya'nın en büyük 5 ekonomisi devletler değil şirketlerdir.

Rahmi Koç, 2004: "ABD şuna aldırmaz, bir memlekette demokratik idare olmuş, şoven idare olmuş, faşist idare olmuş, ona hiç bakmaz. Amerika o memleketten kendisine ne ölçüde tabi olduğuna, kendi politikasına ne kadar uydu haline gelebileceğine bakar."

İhsan Sabri Çağlayangil, 1972: "İstanbul ve Çanakkale boğazlarının tek bir yönetim altında toplanması gerekiyor, bu konu üzerinde çalışıyoruz. Özel bir kuruluş istiyoruz. Özerk bir kuruluş istiyoruz."

Rahmi Koç, 2004 : "Dünyada İkona'nın merkezi olan istanbul'da İkona Müzesi kurulacak, Kiliseler Sinagoglar Fener ve Balat projeleri İstanbul'a kazandırılacak.

Erol Bilbilik

horus_sirius
29-01-2009, 21:38
Müthiş bir kitap....

Bir solukta okumuştum....

Bende öyle okudum :):)

DUVAR USTASI
13-02-2009, 21:00
Yasayi bİlmekte yarar vardir.
>
>
>
> kİmsenİn baŞina gelmesİn ama, dİyelİm kİ trafİk kazasi geÇİrdİnİz.
>
> yarali var, hastaneye gİttİnİz.
>
> sİzlerİn 2918 nolu yasayi bİlmedİgİnİzİ zannederek,
> 'yapilacak mÜdahale ve tedavİ Ücretlerİnİ ÖdeyeceĞİnİze daİr Şu
> belgeyİ İmzalayin' teklİfİ İle karŞilaŞirsiniz....
>
> ancak sİz de
>
> 'bu belgeyİ İmzalamazsam, bana mÜdahale ve tedavİ etmeyeceĞİnİze daİr
> bİr belgeyİ İmzalayip getİrİn.'...
>
> dedİĞİnİz anda, hastanenİn bÜtÜn İmkanlari sİzİn İÇİn seferber olacaktir.
>
> ***
>
> 2918 sayili trafİk kanununu mutlaka okuyun.
>
> tÜketİcİler bİrlİĞİ, kazazedelerİn haklariyla İlgİlİ bİr rapor hazirladi.
>
> trafİk kazasi sonucu yaralanan ve hastaneye kaldirilarak tedavİ altina
> alinan kazazedelerİn, kanuna gÖre tedavİ İÇİn Ücret Ödememesİ
> gerektİĞİ belİrtİldİ.
>
> kaza sonucu yaralanan ve herhangİ bİr hastanede tedavİ gÖren
> kazazedelerden, bu tedavİlerİne karŞilik hastane tarafindan Ücret
> talep edİlemeyeceĞİnİn belİrtİldİĞİ raporda, 2918 sayili trafİk
> kanunu'na gÖre :
>
> ''herhangİ bİr trafİk kazasi sonucu yaralanan kİŞİ, en kisa sÜrede
> hastaneye yetİŞtİrİlmek ve gereken tedavİnİn yapilmasi'' hÜkÜmlerİnİ
> İÇerİyor.
>
> yÖnetmelİĞe gÖre,
>
>
>
> '' hastane acİl servİsİ, kendİsİne gelen kazazedenİn'
>
> maddİ durumu, sosyal gÜvencesİnİn olup olmadiĞina ve hastanin
> ÖzellİĞİne bakmadan, gereken tedavİyİ ve mÜdahaleyİ herhangİ bİr Ücret
> talep etmeden yapmak zorunda.
>
>
>
> bu tedavİ sonucu oluŞan masrafin İse saĞlik bakanliĞi, karayollari
> trafİk dÖner sermaye İŞletmesİ tarafindan karŞilanacaginin
> belİrtİldİĞİ rapora gÖre;
>
>
>
> vatandaŞlarin haklarini bİlmedİĞİ İÇİn sorunlar yaŞandiĞini ve
> hastanelerİn bu kanundan bİhabermİŞ gİbİ gÖzÜkÜp, vatandaŞtan para
> talep etmelerİnİn suÇ olduĞu belİrtİldİ.
>
>
>
> lÜtfen tanidiĞiniz herkese İletİnİz.
>
> kazasiz gÜnler dİlegİyle...

ELİF
14-02-2009, 03:01
SN.Duvar ustası teşekkürler.

JAKO
14-02-2009, 11:35
Tanrı Yanılgısı'nı okudum.

Tanrı Yanılgısı, ünlü etolog bilimadamı Richard Dawkins'in 2006 yılında İngiltere'de The God Delusion ismi ile yayımladığı kitaptır.

Konusu tanrının neden varolmadığı, dinin toplum ve özellikle de çocuklar üzerinde zararları olduğunu söyleyen bilimsel kitaptır. Türkiye'de Kuzey Yayınları tarafından Temmuz 2007'de yayımlanmıştır.

Korsan baskısı var.

Cezve
16-02-2009, 00:24
Valla ben en son Anıl özekşi'nin bilmem kaçyüz sayfalık teknik analiz kitabını okuyarak beynimi düzdüm...Şimdi canım hiç birşey okumak istemiyor...Herşeyin bir yan etkisi varmış...

horus_sirius
18-02-2009, 19:55
Masumiyet Müzesi....Orhan Pamuk

paneraı
15-03-2009, 04:13
Başbakan kelle ister mi?
NTV'de Çiğdem Anad, Ertuğrul Özkök'e sordu:
-Bekir Coşkun'u feda eder misiniz?
Özkök, Aydın Doğaan'ın 28 Şubat'a karşı direnişini hatırlattıktan sonra şu cevabı verdi:
-Hayır!
Ertuğrul Bey, Çiğdem Anad'ın sorduğu sorunun muhatabını da açıkladı:
-Bu soru Erdoğan'a sorulmalı.
Çiğdem Anad'ın Bekir Coşkun'un kellesini "uzlaşma aracı" olarak pazarlık masasına koymasına çok çirkin! "Bu nasıl soru?" diyebilmeliydi Özkök, "Erdoğan'a sorun" demek, hem kendisini, hem de Bekir Coşkun'u küçük düşürmüştür! Özkök gibi kıvrak zekaya sahip bir kişi, "doğmamış bebeğe don biçme"meliydi!
Doğan-İktidar ilişkilerinin en iyi olduğu dönemde, Özkök hangi kalemini feda etmiş de, şimdi Bekir Coşkun'un kellesini vermemek için direniyor? Ya da 6,5 yılda Erdoğan hangi kelleyi istedi de, Özkök vermedi? Öyle ya, Özkök "Başbakana sorun" dediğine göre, 6.5 yılda iktidara çok sayıda kelle vermiş olmalı! Emin Çölaşan mesela, Başbakan'ın isteği üzerine mi Hürriyet'ten kovuldu?
Özeti şu:
Anad'ın sorusu çirkin!
Özkök'ün cevabı daha da çirkin!

kar
02-06-2009, 21:12
Aşk ,Elif Şafak
.Bu kitap oldukça keyif alarak okuduğum bir kitap oldu.
Sırada Mesnevi.

kar
02-06-2009, 21:17
Yaşama Çevrilen Pedal,Lance Amstrong
Testis kanseri olması ,ve sonrasında hayata tutunma ,ve kanserle ılgılı çalısmaları,en umutsuz durumda bile kendimizi bırakmayıp ,inancımızı olumlu şekilde kanalize ederek neler başarabileceğimize güzel bir örnek.

kar
02-06-2009, 21:18
Olasılıksız ,Adam Fawer

kar
02-06-2009, 21:31
Okunmayı bekleyen veya elimde okumaya başladığım bir dizi kitap var.Yazın vaktimizi iyi değerlendirecemizi umuyorum:
1.Honore' de Balzac Hazırlayan Mehmet Fırat ,Türkiye İş Bankası Yayınları
Balzac'ın kitaplarını topluyorum kütüphaneme.yazar tüm eserlerini okumak istiyorum.
2.Musicophilia ,Tales of Music And the Brain, Oliver Sacks
Bu kitapda oldukça akıcı ve hoşuma gitti.
3.Alan Greenspan
The Age of Turbulence....
4.Mor salkımlı Ev ,Halide Edip Adıvar'ın hayatını anlatıyor .

JAKO
02-06-2009, 21:49
Denis Diderot
Filozofça düşünceler

rogdopsink
02-06-2009, 21:57
Karamazov kardeşler..
dostoyevski

albert camus başkaldıran insan...

drcz
13-06-2009, 14:56
E.TOPOL Kardiyovasküler Hastalıklar El Kitabı doktorlra tavsiye ederim.

BORA YAŞAR
15-06-2009, 21:46
E.TOPOL Kardiyovasküler Hastalıklar El Kitabı doktorlra tavsiye ederim.

Daha nossun sevgili doktor..

Entellektüel altyapı tamam...:he:

Fazlası fazla..

Hayırlı günler olsun.

drcz
15-06-2009, 22:06
Arada bir bilgileri güncellesek iyi olur.

Von
15-06-2009, 22:10
Daha nossun sevgili doktor..

Entellektüel altyapı tamam...:he:

Fazlası fazla..

Hayırlı günler olsun.

:he:

Allah sizin elinize düşürmesin :) Başka da birşey diyemeyecem :)

Çok yaşayın vallahi akşam akşam kahkaha attım :D

gemici
15-06-2009, 22:13
ten ten ........22 cilt............

drcz
15-06-2009, 22:18
:he:

Allah sizin elinize düşürmesin :) Başka da birşey diyemeyecem :)

Çok yaşayın vallahi akşam akşam kahkaha attım :D

Kimseyi düşürmesin dr nin eline düşersende iyisine düşmek lazım.....

TCM
04-01-2011, 01:37
The Kite Runner / Uçurtma Avcısı; Khaled Hosseini
Ömer Seyfettin in "Kaşağı" ve "And" hikayelerini çok severim. Her iki hikayenin birleştirilmesi gibi geldi bana, kuvvet, sadakat, sevgi, yalan, pişmanlık ... Yalın, güzel anlatımlı bir dram, sonunu merak ettiren tansiyonun asla düşmediği bir macera gibiydi. Mükemmeldi bana göre.

JAKO
04-01-2011, 02:16
Erol Bilbilik'in kitaplarını okuyorum.

JoNaThAn
04-01-2011, 08:49
http://aycu24.webshots.com/image/39463/2003186308832711647_rs.jpg
"Dünya'da yeni bir global sistem oluşmuştur. Dünya'nın en büyük 5 ekonomisi devletler değil şirketlerdir.

Rahmi Koç, 2004: "ABD şuna aldırmaz, bir memlekette demokratik idare olmuş, şoven idare olmuş, faşist idare olmuş, ona hiç bakmaz. Amerika o memleketten kendisine ne ölçüde tabi olduğuna, kendi politikasına ne kadar uydu haline gelebileceğine bakar."

İhsan Sabri Çağlayangil, 1972: "İstanbul ve Çanakkale boğazlarının tek bir yönetim altında toplanması gerekiyor, bu konu üzerinde çalışıyoruz. Özel bir kuruluş istiyoruz. Özerk bir kuruluş istiyoruz."

Rahmi Koç, 2004 : "Dünyada İkona'nın merkezi olan istanbul'da İkona Müzesi kurulacak, Kiliseler Sinagoglar Fener ve Balat projeleri İstanbul'a kazandırılacak.

Erol Bilbilik

Bu yorumlardan sadece ilk baştaki üzücü; Amerika'nın demokratik unsurlara bakmıyor oluşu.

Ancak benim görüşüm şu; bizi temsil eden değerlerin (töre cinayetleri, olmayan kadın hakları, eğitimsizlik, kin, nefret, agresiflik, iç adaletsizlik, sansürcülük, varoşçuluk, dar görüşlülük, şark zihniyeti) bu bölge topraklarında tek hakim olgu olmasındansa; diğer 2 maddenin vuku bulması çok daha fazla hümanist bir yaklaşımdır.

Sanıyorum ki; batı değerlerini daha fazla algılamış ve kendini secular olarak kabul eden bazı dostlar bu durumu tam olarak revize edemedi. Değerlendiremedi. Aslında diğer 2 maddeye karşı çıkarken, öte yandan bizi temsil eden değerler olarak belirttiğim unsurları desteklediklerinin farkında değiller. Toplumun %15-20 gibi ayrılmış kesiminin bu değerlere mensup olmaması, o değerlerin toplumun geneli tarafından kabul görmüş olgular oldukları gerçeğini değiştirmez.

Durumu revize edin arkadaşlar. Bu durumun sonuca ulaşması, ilk maddenin yarattığı hoşnutsuzluğu da giderecektir. Çünkü özerk ve uluslararası bir yapılaşma; bizi, temsili değerlerimizden kurtaracaktır. Parça parça entegre olmamızı sağlayacaktır. Bir bütünün parçası olunmasını sağlayacaktır. Ve geçmişimizde o bütünü tehdit ederek, dünyayı çok daha kötü bir yer olmanın eşiğine getirmiş olan bizler, bu sefer bu karşıtlığın değil, birliğin mensupları olacağız. Biraz daha derine indiğinizde, aslında tüm mevcut gidişatın kendi istekleri doğrultusunda (Büyük Osmanlı :) ) gittiğine inanan kesimin tam zıt noktasında gelişen bir süreç bu. Ancak o kadar ustalıkla işleniyor ki; onlar da kavrayamadı durumu :) Herkes şaşkın ve detayları özümseyemedi. Herkes durumu kendine göre yontarak yorumluyor; ama ABD zar atmaz.

Türkiye geldiği konum itibariyle önem kazanmaya başladı. Ama bütünlüğü nedeni ile değil; konumu nedeniyle. Ve o konum yeniden revize edilmeli. Bence amaç budur. Ve bu durum kötü değildir. Hangi önyargı size bunun kötü olduğunu düşündürürse düşündürsün; değildir.

JoNaThAn
04-01-2011, 09:10
En son okuduğum veya beğendiğim kitaplardan bir kaçını yazayım da, topiğin amacını ifşa etmiş olalım :)

Tesla'nın Kutusu - Samantha Hunt

Semerkant - Amin Maalouf

Yatak odasında felsefe - Marquis de Sade (Hemen belirtmeliyim ki; bu kitap okuyan herkesin ilk başta sınırlarını zorlayan bir kitap. İçinde inanılmaz hayvansı güdüler olmasına karşılık, çok ciddi olarak ele alınması gereken derin felsefi argümanları da içermektedir. Farklı bir şey okumak isteyen kişilerin, Ayrıntı Yayınlarından kitabı temin etmesi mümkün..)

Fuck Up - Arthur Nersesian (Severek, bir çırpıda okuduğum kitaplardan biri. Temin edin ve muhakkak okuyun. Olayların döngüsü, gidişatı öyle bir noktaya varıyor ki; acınacak o ironik hale gülüyorsunuz.. Bir insanın çöplerden beslenmesi bile size komik gelmeye başlıyor.)

Daha Trevanian'dan, ordan buradan tonlarca örnek verilebilir de.. Şimdilik bu kadar :)

kar
16-01-2011, 04:19
En son Şah Ve Sultan ,İskender Pala
Firarperest Elif Şafak,
Şakir Eczacıbaşı'nın Anılarını okudum.Elimde Tebrizli Şems'i anlatan şu an Aşkın Gözyaşları,Sinan Yağmur'un kitabı var.
Birde Ali Ural'ın bir kitabını okudum ama adı neydi,ışığı yakıp bakmam gerekiyor üşendim.

kar
16-01-2011, 04:39
En son nerelerı gezdiniz diye bir topik olsa keşke.Kadıköy'de İşbankası yayınları kitabevinde kitaplara baktım.Hacı Bekirin vitrinine baktım uzun uzun.

Cezve
16-01-2011, 14:34
Sizi bilmem ama ben;bırakın kitabı/dergiyi,gazete bile okuyamaz oldum.

GaKKoS
16-01-2011, 16:16
2 gün önce aldığım ,

Bir Günde Ekonomist Nasıl Olunur ? ( John Charles Pool & Ross M L Roe )

Kitabını okudum , kısa ve bilgi birikimime katkı sağlayan bir kitaptı ,

JAKO
16-01-2011, 23:47
Tanrı Yanılgısı , yeniden okudum

Richard Dawkins

Herkesin okuması gereken bir eser.” -The Economist Kendimizi, doğaüstü varlığın egemen olduğu yaşamlardan kurtarabileceğimiz, yeni bin yılın kitabi olarak görüyorum.” -Brian Eno ‘...eğlenceli, oldukça bilgilendirici, görkemli yazılmış ...aldığımız ilk dini eğitimden bu yana başımıza bela olan boş inançlardan kaynaklanan bu zırvalara kapıldığımız için zekice azarlanıyoruz’ Rod Liddle, Sunday Times ‘Heyecanlı ve neşeli bir kitap. Dawkins, kuvvetli tezlerinin tüm gücüyle kükreyerek geliyor…’ Joan Bakewell, Guardian ‘Ateşli, akıllıca, eğlenceli, moral verici ve hepsinin ötesinde ölümcül derecede lüzumlu…’ Daily Express ‘Tanrı Yanılgısı olağanüstü ilginç bir kitap... parıldayan dili ile anlatılmış bu kitap sadece okumayı bir zevk haline getirmekle kalmıyor, aynı zamanda geniş bir yelpazede düşünmemiz için beynimizi uyarıyor’ Financial Times ‘Dawkins, bir gölge süper güç tarafından sarmalanmış, elverişli ve rahat bir ortamda bulunan bir insan dünyasına ihtiyaç duymayan okuyuculara bir parça akıl ve entellektüel bakış ila haz veriyor’ Herald Tribune ‘Dünyayı bir kez daha yıkayan, köpüklü bir boş inanç gelgitine karşı, bütün kariyeri boyunca hayatın kendisinin zor ve muhteşem sebebini kanıtlayan büyük bir bilimadamından, fevkalade savaşçı bir atak’ Johann Hari, Independent “Yaratılışçılar ile Tanrı’ya inanlar, Dawkins’i kendilerinin bas düşmanı olarak görmekte haklılar. The God Delusion’da kendinin ne müthiş bir hasım olduğunu göstermektedir. Coşkuyla ve heyecanla okunan bir yapıt… Tam da Papa ile İslam’ın birbirinden uzaklaştığı bir ortama denk geldi.” -The Guardian Son zamanlarda, Discover dergisi, evrimi sert ve etkili savunduğu için Richard Dawkins’i “Darwin’in Rottweiler”i olarak anmaktadır. Prospect dergisi ise onu, (umberto Eco ve Noam Chomsky ile birlikte) dünyanın ilk üç halk aydınından biri olarak seçti. Bu kez Dawkins keskin zekâsını din üzerine çevirir, dinin hatalı mantığını ve yol açtığı acıları ifşa eder. Eski Ahit’in cinsiyet takıntılı tiranından, Aydınlanma düşünürlerince müşfik (ama hala mantık dışı) Kutsal Düzenleyici olmasına kadar Tanrı’yı bütün formlarıyla eleştirir. Dine ilişkin bütün önemli argümanları didik didik eder ve doğaüstü bir varlığın olamazlığını açık seçik ortaya koyar. Konuları tarihsel ve çağdaş kanıtlarla destekleyerek, dinin nasıl savaşı ateşlediğini, bağnazlığı kışkırttığını, çocukları istismar ettiğini gösterir. Böyle yaparak, Tanrı inancının sadece akil dişi (irrasyonel) değil, ayni zamanda potansiyel olarak ölümcül olduğu seklinde zorlayıcı bir durum yaratmaktadır. Dawkins’in dini çürütmeye yönelik ateşli ve şiddetli tarzı, Kutsal Kitap’ı delik deşik eden tutarsızlık ve zalimlikler durmadan dile getiren, “maharetli tasarım”ın anlamsızlığı ya da can çekişen Orta Doğu veya Orta Amerika köktendinciliği karşısında tüyleri diken diken olan herhangi biri tarafından bağrına basılacaktır.

kar
17-01-2011, 01:34
Bazen elimde bir kaç kitap oluyor .


Güneşimin önünden çekil
Doğu ve Batıdan Potreler
A.Ali Ural

kar
17-01-2011, 02:04
BİRGÜN ANLARSIN Uykuların kaçar geceleri, bir türlü sabah olmayı bilmez.
Dikilir gözlerin tavanda bir noktaya,
Deli eden bir uğultudur başlar kulaklarında
Ne çarşaf halden anlar ne yastık.
Girmez pencerelerden beklediğin o aydınlık.
Onun unutamadığın hayali,
Sigaradan derin bir nefes çekmişçesine dolar içine.
Kapanır yatağına çaresizliğine ağlarsın.
Sevmek ne imiş bir gün anlarsın.

Bir gün anlarsın aslında her şeyin boş olduğunu.
Şerefin, faziletin, iyiliğin, güzelliğin.
Gün gelir de sesini bir kerecik duyabilmek için,
Vurursun başını soğuk taş duvarlara.
Büyür gitgide incinmişliğin kırılmışlığın.
Duyarsın,
Ta derinden acısını, çaresiz kalmışlığın.
Sevmek ne imiş bir gün anlarsın.

Bir gün anlarsın ne işe yaradığını ellerinin.
Niçin yaratıldığını.
Bu iğrenç dünyaya neden geldiğini.
Uzun uzun seyredersin aynalarda güzelliğini.
Boşuna geçip giden günlerine yanarsın.
Dolar gözlerin, için burkulur.
Sevmek ne imiş bir gün anlarsın.

Bir gün anlarsın tadını sevilen dudakların.
Sevilen gözlerin erişilmezliğini.
O hiç beklenmeyen saat geldi mi?
Düşer saçların önüne, ama bembeyaz.
Uzanır, gökyüzüne ellerin.
Ama çaresiz,
Ama yorgun,
Ama bitkin.
Bir zaman geçmiş günlerin hayaline dalarsın.
Sonra dizilir birbiri ardına gerçekler, acı.
Sevmek ne imiş bir gün anlarsın.

Bir gün anlarsın hayal kurmayı;
Beklemeyi, ümit etmeyi.
Bir kirli gömlek gibi çıkarıp atasın gelir
Bütün vücudunu saran o korkunç geceyi.
Lanet edersin yaşadığına...
Maziden ne kalmışsa yırtar atarsın.
O zaman bir çiçek büyür kabrimde, kendiliğinden.
Seni sevdiğimi işte o gün anlarsın. Yazar : ÜMİT YAŞAR OĞUZCAN

aminoasit
17-01-2011, 02:36
bu hafta sonu için:

LeMan 1000. sayı... :))

.

kar
18-01-2011, 14:35
Ağlamak İçin Gözden Yaş mı Akmalı?

Ağlamak için gözden yaş mı akmalı?
Dudaklar gülerken, insan ağlayamaz mı?
Sevmek için güzele mi bakmalı?
Çirkin bir tende güzel bir ruh, kalbi bağlayamaz mı?
Hasret; özlenenden uzak mı kalmaktır?
Özlenen yakındayken hicran duyulamaz mı?
Hırsızlık; para, malmı çalmaktır?
Saadet çalmak, hırsızlık olamaz mı?
Solması için gülü dalından mı koparmalı?
Pembe bir gonca iken gül dalında solmaz mı?
Öldürmek için silah, hançer mı olmalı?
Saçlar bağ, gözler silah, gülüş, kurşun olamaz mı?

Victor Hugo

kar
18-01-2011, 14:38
İnsan bu, su misali, kıvrım kıvrım akar ya;
Bir yanda akan benim, öbür yanda Sakarya.

Su iner yokuşlardan, hep basamak basamak;
Benimse alın yazım, yokuşlarda susamak.

Her şey akar, su, tarih, yıldız, insan ve fikir;
Oluklar çift; birinden nur akar; birinden kir.

Akışta demetlenmiş, büyük, küçük, kâinat;
Şu çıkan buluta bak, bu inen suya inat?

Fakat Sakarya başka, yokuş mu çıkıyor ne,
Kurşundan bir yük binmiş, köpükten gövdesine;

Çatlıyor, yırtınıyor yokuşu sökmek için.
Hey Sakarya, kim demiş suya vurulmaz perçin?

Rabbim isterse, sular büklüm büklüm burulur,
Sırtına Sakaryanın, Türk tarihi vurulur.

Eyvah, eyvah, Sakaryam, sana mı düştü bu yük?
Bu dâva hor, bu dâva öksüz, bu dâva büyük!..

Ne ağır imtihandır, başındaki, Sakarya!
Binbir başlı kartalı nasıl taşır kanarya?

İnsandır sanıyordum mukaddes yüke hamal.
Hamallık ki, sonunda, ne rütbe var, ne de mal,

Yalnız acı bir lokma, zehirle pişmiş aştan;
Ve ayrılık, anneden, vatandan, arkadaştan.

Şimdi dövün Sakarya, dövünmek vakti bu ân;
Kehkeşanlara kaçmış eski güneşleri an!

Hani Yunus Emre ki, kıyında geziyordu;
Hani ardına çil çil kubbeler serpen ordu?

Nerede kardeşlerin, cömert Nil, yeşil Tuna;
Giden şanlı akıncı, ne gün döner yurduna?

Mermerlerin nabzında hâlâ çarpar mı tekbir?
Bulur mu deli rüzgâr o sedayı: Allah bir!

Bütün bunlar sendedir, bu girift bilmeceler;
Sakarya, kandillere katran döktü geceler.

Vicdan azabına eş, kayna kayna Sakarya,
Öz yurdunda garipsin, öz vatanında parya!

İnsan üç beş damla kan, ırmak üç beş damla su;
Bir hayata çattık ki, hayata kurmuş pusu.

Geldi ölümlü yalan, gitti ölümsüz gerçek;
Siz, hayat süren leşler, sizi kim diriltecek?

Kafdağını assalar, belki çeker de bir kıl!
Bu ifritten sualin, kılını çekmez akıl!

Sakarya; sâf çocuğu, mâsum Anadolu'nun,
Divanesi ikimiz kaldık Allah yolunun!

Sen ve ben, gözyaşıyla ıslanmış hamurdanız;
Rengimize baksınlar, kandan ve çamurdanız!

Akrebin kıskacında yoğurmuş bizi kader;
Aldırma, böyle gelmiş, bu dünya böyle gider!

Bana kefendir yatak, sana tabuttur havuz;
Sen kıvrıl, ben gideyim, Son Peygamber Kılavuz!

Yol onun, varlık onun, gerisi hep angarya;
Yüzüstü çok süründün, ayağa kalk, Sakarya!..


Necip Fazıl KISAKÜREK

kar
18-01-2011, 23:53
Tanrı Yanılgısı , yeniden okudum

Richard Dawkins

Herkesin okuması gereken bir eser.” -The Economist Kendimizi, doğaüstü varlığın egemen olduğu yaşamlardan kurtarabileceğimiz, yeni bin yılın kitabi olarak görüyorum.” -Brian Eno ‘...eğlenceli, oldukça bilgilendirici, görkemli yazılmış ...aldığımız ilk dini eğitimden bu yana başımıza bela olan boş inançlardan kaynaklanan bu zırvalara kapıldığımız için zekice azarlanıyoruz’ Rod Liddle, Sunday Times ‘Heyecanlı ve neşeli bir kitap. Dawkins, kuvvetli tezlerinin tüm gücüyle kükreyerek geliyor…’ Joan Bakewell, Guardian ‘Ateşli, akıllıca, eğlenceli, moral verici ve hepsinin ötesinde ölümcül derecede lüzumlu…’ Daily Express ‘Tanrı Yanılgısı olağanüstü ilginç bir kitap... parıldayan dili ile anlatılmış bu kitap sadece okumayı bir zevk haline getirmekle kalmıyor, aynı zamanda geniş bir yelpazede düşünmemiz için beynimizi uyarıyor’ Financial Times ‘Dawkins, bir gölge süper güç tarafından sarmalanmış, elverişli ve rahat bir ortamda bulunan bir insan dünyasına ihtiyaç duymayan okuyuculara bir parça akıl ve entellektüel bakış ila haz veriyor’ Herald Tribune ‘Dünyayı bir kez daha yıkayan, köpüklü bir boş inanç gelgitine karşı, bütün kariyeri boyunca hayatın kendisinin zor ve muhteşem sebebini kanıtlayan büyük bir bilimadamından, fevkalade savaşçı bir atak’ Johann Hari, Independent “Yaratılışçılar ile Tanrı’ya inanlar, Dawkins’i kendilerinin bas düşmanı olarak görmekte haklılar. The God Delusion’da kendinin ne müthiş bir hasım olduğunu göstermektedir. Coşkuyla ve heyecanla okunan bir yapıt… Tam da Papa ile İslam’ın birbirinden uzaklaştığı bir ortama denk geldi.” -The Guardian Son zamanlarda, Discover dergisi, evrimi sert ve etkili savunduğu için Richard Dawkins’i “Darwin’in Rottweiler”i olarak anmaktadır. Prospect dergisi ise onu, (umberto Eco ve Noam Chomsky ile birlikte) dünyanın ilk üç halk aydınından biri olarak seçti. Bu kez Dawkins keskin zekâsını din üzerine çevirir, dinin hatalı mantığını ve yol açtığı acıları ifşa eder. Eski Ahit’in cinsiyet takıntılı tiranından, Aydınlanma düşünürlerince müşfik (ama hala mantık dışı) Kutsal Düzenleyici olmasına kadar Tanrı’yı bütün formlarıyla eleştirir. Dine ilişkin bütün önemli argümanları didik didik eder ve doğaüstü bir varlığın olamazlığını açık seçik ortaya koyar. Konuları tarihsel ve çağdaş kanıtlarla destekleyerek, dinin nasıl savaşı ateşlediğini, bağnazlığı kışkırttığını, çocukları istismar ettiğini gösterir. Böyle yaparak, Tanrı inancının sadece akil dişi (irrasyonel) değil, ayni zamanda potansiyel olarak ölümcül olduğu seklinde zorlayıcı bir durum yaratmaktadır. Dawkins’in dini çürütmeye yönelik ateşli ve şiddetli tarzı, Kutsal Kitap’ı delik deşik eden tutarsızlık ve zalimlikler durmadan dile getiren, “maharetli tasarım”ın anlamsızlığı ya da can çekişen Orta Doğu veya Orta Amerika köktendinciliği karşısında tüyleri diken diken olan herhangi biri tarafından bağrına basılacaktır. Bu kitabı okuyacak arkadaşlara alternatif olarak
The language Of God ,Francis S.collins kitabını okumalarını da öneriyorum.Fransis S.Collins sıradan biri değil.
http://en.wikipedia.org/wiki/Francis_Collins
http://www.genome.gov/10000779
Collins: Why this scientist believes in God
http://articles.cnn.com/2007-04-03/us/collins.commentary_1_god-dna-revelation?_s=PM:US

kar
30-01-2011, 13:51
Hermann Hesse'den
,Bozkırkurdu kitabını okumaya başladım.
Yapı Kredi Yayınları

MaTHiLDa
05-03-2011, 23:30
Çok Sevdiklerimiz, Yarım Bıraktıklarımız

Yasemin Çongar

Saşenka

Simon Montefiore

uaydin
05-03-2011, 23:33
Bir borsa spekülatörünün anılarını okuyorum tavsiye ederim.

PARK
05-03-2011, 23:38
Bir borsa spekülatörünün anılarını okuyorum tavsiye ederim.

Tamam da...

Kitabın adı?

Yazarı?

uaydin
05-03-2011, 23:44
Tamam da...

Kitabın adı?

Yazarı?

Kitabın adı bu zaten sn Park

Bir Borsa Spekülatörünün Anıları yazarı Edvin Lefevre

http://www.idefix.com/kitap/bir-borsa-spekulatorunun-anilari-edvin-lefevre/tanim.asp?sid=S5246XNNNB4A1JRIEUDZ

ELİF
06-03-2011, 19:35
Hasan Köni Dev Türkiye Cüce Türkiye

PARK
06-03-2011, 19:37
Zülfü LİVANELİ--------------SERENAD

JAKO
06-03-2011, 19:44
http://www.gazikitabevi.com.tr/1987-2097-thickbox/takunyali-fuhrer.jpg

dilax
12-03-2011, 00:53
MARTIN EDEN

Jack London

JAKO
12-03-2011, 01:23
http://images.gittigidiyor.com/3019/HALICTE-YASAYAN-SIMONLAR-Hanefi-Avci__30195932_0.jpg

kar
12-03-2011, 01:33
Herman Hesse 'in Bozkırkurdu'nu okuyorum.Altını çize çize.

assos
15-03-2011, 01:26
mor amber ..nijeryadan hayat ..doğan kitaptan .. stefan zweig...macellan...biyografi..

iibf_gazi
17-03-2011, 00:44
Simurg efsanesi
Rivayet olunur ki, kuşların hükümdarı olan Simurg ( Zümrüd-ü Anka ya da batıda bilinen adıyla Phoenix ), Bilgi Ağacı'nın dallarında yaşar ve her şeyi bilirmiş. Bu kuşun özelliği gözyaşlarının şifalı olması ve yanarak kül olmak suretiyle ölmesi, sonra kendi küllerinden yeniden dirilmesidir. ....

Kuşlar Simurg'a inanır ve onun kendilerini kurtaracağını düşünürmüş. Kuşlar dünyasında her şey ters gittikçe onlarda Simurg'u bekler dururlarmış. Ne var ki, Simurg ortada görünmedikçe kuşkulanır olmuşlar ve sonunda umudu kesmişler. Derken bir gün uzak bir ülkede bir kuş sürüsü Simurg'un kanadından bir tüy bulmuş. Simurg'un var olduğunu anlayan dünyadaki tüm kuşlar toplanmışlar ve hep birlikte Simurg'un huzuruna gidip yardım istemeye karar vermişler.
Ancak Simurg'un yuvası, etekleri bulutların üzerinde olan Kaf Dağı'nın tepesindeymiş . Oraya varmak için ise yedi dipsiz vadiyi aşmak gerekirmiş, hepsi birbirinden çetin yedi vadi... İstek, aşk, marifet, istiğna, tevhid, hayret ve yokluk vadileri...
Kuşlar, hep birlikte göğe doğru uçmaya başlamışlar. İsteği ve sebatı az olanlar, dünyevi şeylere takılanlar yolda birer birer dökülmüşler. Yorulanlar ve düşenler olmuş...
"Aşk denizi"nden geçmişler önce...
"Ayrılık vadisi"nden uçmuşlar...
"Hırs ovası"nı aşıp, "kıskançlık gölü"ne sapmışlar...
Kuşların kimi aşk denizine dalmış, kimi ayrılık vadisinde kopmuş sürüden...
Kimi hırslanıp düşmüş ovaya, kimi kıskanıp batmış göle...
Önce Bülbül geri dönmüş, güle olan aşkını hatırlayıp;
Papağan o güzelim tüylerini bahane etmiş (oysa tüyleri yüzünden kafese kapatılırmış); Kartal, yükseklerdeki krallığını bırakamamış;
Baykuş yıkıntılarını özlemiş;
Balıkçıl kuşu bataklığını.

Yedi vadi üzerinden uçtukça sayıları gittikçe azalmış.
Ve nihayet beş vadiden geçtikten sonra gelen Altıncı Vadi "şaşkınlık" ve sonuncusu Yedinci Vadi "yokoluş"ta bütün kuşlar umutlarını yitirmiş... Kaf Dağı'na vardıklarında geriye otuz kuş kalmış.
Sonunda sırrı, sözcükler çözmüş:
Farsça "si", "otuz" demektir.
...murg" ise "kuş"...
Simurg'un yuvasını bulunca ögrenmişler ki;

"Simurg - otuz kuş" demekmiş.

Onların hepsi Simurg'muş. Her biri de Simurg'muş. 30 kuş", anlar ki, aradıkları sultan, kendileridir ve gerçek yolculuk, kendine yapılan yolculuktur.
Simurg Anka'yı beklemekten vazgeçerek, şaşkınlık ve yokoluşuda yaşadıktan sonra bile uçmayı sürdürerek, kendi küllerimiz üzerinden yeniden doğabilmek için kendimizi yakmadıkça, her birimiz birer Simurg olmayı göze almadıkça bataklığımızda, tüneklerimizde ve kafeslerimizde yaşamaktan kurtulamayacağız.

Şimdi kendi gökyüzünde uçmak zamanıdır...

kar
28-04-2011, 17:30
HermanHesse Buğün Degil
Biliyorum bu vakitte bana
Ne söylemek istediğini -
Söyleme! Gör kararan zeminini
Küçük gölün ve telaşını dümdüz bulutların
İhtişamlı ve kapkara -
Söyleme! Bu gece kötü bir gece.

Biliyorum bu vakitte
Zorlanıyor için ta derinden
Sormak zorunda olduklarından.
Sorma! Tereddüt etmekte
Dilinde üzüntü verici kelimeler-
Söyleme! Bu gece kötü bir gece.

Ne söyleyeceksen yarın söyle-
Bilemeyiz ki, belki yarın
Çok kolay olur herşey,
Bugün hiçbir yüreğin kaldıramayacağı
Ve beni çok üzecek şey için-
Söyleme! Bu gece kötü bir gece.

PARK
07-05-2011, 13:27
EL TAYYİP..........Mehmet Bölük


Bizi kimin yönettiğini bilmemiz için...

ŞEMS
07-05-2011, 13:38
Güneşin gözyaşları..

Şems-i Tebrizi.

PARK
09-05-2011, 13:23
Şimdilik birşey okumuyorum fakat 12 Haziranda AKP'nin canına okuyacağım...:yes:

Z&M
09-05-2011, 13:29
"Tadı Damağınızda Kalacak Öyküler" Dr. Bettie B.Youngs

kar
09-05-2011, 21:35
Gertrud,Hermen Hesse
Bir müzisyenin potresi

yağmur
09-05-2011, 22:03
Kuarklar : Temel Parçacık Fiziğinin Sınırları

Yayın Evi : Boğaziçi Üniversitesi Yayınevi
Yazar : Yoichiro Nambu
Çevirmen : Zülal Kılıç

kar
17-05-2011, 22:03
Puslu Kıtalar Atlası,
İhsan Oktay Anar

moneycash
17-05-2011, 22:06
putların alaca karanlığı- Friedrich Nietzsche- Ağır bir kitap yarısını anlayana aferin derim :)

JAKO
20-05-2011, 00:47
http://ayhanozdere.com/uploads/bol_ve_yut.jpg

kozalak_1
21-05-2011, 11:37
Halil Cibran: Deli
Tavsiye eder miyim?
Bir sormam lazım.

JAKO
05-06-2011, 15:16
http://www.kitapciniz.net/u/kitapokur/img/c/n/u/nurjuvazi-din-elbisesini-tersten-giyenler20110602011059.jpg

kar
07-06-2011, 23:32
http://666kb.com/i/bu5wp2y9sdm7ev0bj.jpg

kar
07-06-2011, 23:37
Bir Adın Kalmalı
bir adın kalmalı geriye
bütün kırılmış şeylerin nihayetinde
aynaların ardında sır
yalnızlığın peşinde kuvvet
evet nihayet
bir adın kalmalı geriye
bir de o kahreden gurbet

sen say ki
ben hiç ağlamadım
hiç ateşe tutmadım yüreğimi
geceleri, koynuma almadım ihaneti
ve say ki
bütün şiirler gözlerini
bütün şarkılar saçlarını söylemedi
hele nihavent
hele buselik hiç geçmedi fikrimden
ve hiç gitmedi
bir topak kan gibi adın
içimin nehirlerinden
evet yangın
evet salaş yalvarmanın korkusunda talan
evet kaybetmenin o zehirli buğusu
evet isyan
evet kahrolmuş sayfaların arasında adın
sokaklar dolusu bir adamın yalnızlığı
bu sevda biraz nadan
biraz da hıçkırık tadı
pencere önü menekşelerinde her akşam

dağlar sonra oynadı yerinden
ve hallaçlar attı pamuğu fütursuzca
sen say ki
yerin dibine geçti
geçmeyesi sevdam
ve ben seni sevdiğim zaman
bu şehre yağmurlar yağdı
yani ben seni sevdiğim zaman
ayrılık kurşun kadar ağır
gülüşün kadar felaketiydi yaşamanın
yine de bir adın kalmalı geriye
bütün kırılmış şeylerin nihayetinde
aynaların ardında sır
yalnızlığın peşinde kuvvet
evet nihayet
bir adın kalmalı geriye
bir de o kahreden gurbet
beni affet
Kaybetmek için erken, sevmek için çok geç


Ahmet Hamdi Tanpınar

celikbilek
11-07-2011, 18:37
Bursa'da kendisini bir tarikatın lideri olarak tanıtıp, 'dergah' adını verdiği eve gelenlere cennete gideceklerini vaad ederek cinsel istismarda bulunduğu iddia edilen evli 2 çocuk babası Uğur K. (47) tutuklandı. Olaydan sonra psikolojisi bozulan bazı mağdurlar, sözde tarikat liderinin kendilerini kandırdığını belirterek şikayetçi olurken, bazıları ise "O bize zorla hiçbir şey yapmadı" dedi.

Bir ihbarı değerlendiren Bursa Emniyet Müdürlüğü'ne bağlı ekipler, merkez Yıldırım İlçesi’ndeki 'Dergah' denilen eve baskın düzenledi. Evde bulunan ve gözaltına alınan bazı kişilerin, kendisini tarikat lideri olarak tanıtan Uğur K. ile cennete girmelerine şahitlik edeceği iddiasıyla oral seks yaptıklarını ve ilişkiye girdiklerini söylemesi şaşkınlık yarattı. Soruşturmayı genişleten ve toplam 19 kişinin ifadesini alan polis, bazı evli çiftlerin de dergaha geldiklerini ve Uğur K. ile ayrı ayrı cinsel ilişkiye girdiklerini, yaşadıklarından dolayı ruh sağlıklarının bozulduğunu saptadı. Bazı kişiler ise yaşadıklarından dolayı kimseden şikayetçi olmadıklarını söyledi. Operasyon kapsamında polis, Uğur K.'nın bu işi 2003 yılından itibaren sürdürdüğünü, müritlerini çeşitli semt ve evlere çağırdığını ortaya çıkardı.

'İLİŞKİYE GİRMEZSEM MÜRİDİM DELİRİR'

Evde yaptığı aramada, çocuk ve hayvan pornosu CD'leri ele geçiren polis, Uğur K.'yı gözaltına aldı. Evinde 'Sır odası' adını verdiği bölümde ziyaretine gelen kadın ve erkeklerle kendi istekleri ile ilişkiye girdiğini belirten Uğur K. ifadesinde şu iddialarda bulundu:

"Kadın erkek hiçbir müridimle zorla cinsel ilişkiye girmedim. Daha önce müridim olan kişiler beni şikayet etmiş olabilir. Zikir esnasında cezbelenen kişi sır odama gelir. Ben hiçbir şey yapmam. Onlar kendileri gelip kucağıma oturur. Benim tarikat lideri olarak sır odasına gelen müridime cinsel ilişkiye giremeyeceğimi söyleme gibi bir lüksüm olamaz. Ben cezbelenen müridimle ilişkiye girmezsem, mürit zikir durumundan dolayı yanmaya başlar. Gücü kalmaz ve delirir."
NİŞANLISINI VE ANNESİNİ GÖTÜRMÜŞ

Operasyon kapsamında Uğur K.'nın sağ kolu olduğu öne sürülen Mesut K. (42) ile Uğur K.'ya iş arkadaşını, nişanlısını ve annesini götürdüğü öne sürülen Ahmet C. (28) de gözaltına alındı.

Gözaltına alınan 3 kişi, sorgulamasının ardından 'Nitelikli cinsel saldırı', 'Tekke ve Zaviyeler Kanunu'na muhalefet', 'Çocukların kullanıldığı müstehcen yayınları depolamak', 'Fuhuşa aracılık etmek' suçlarından çıkartıldıkları nöbetçi mahkemece tutuklanarak cezaevine konulurken, savcılık olayla ilgili soruşturmayı çok yönlü sürdürüyor

celikbilek
11-07-2011, 18:39
BİTANE DAHA

Trabzon'da bir kadın, interneten tanıştığı bir erkeği gizlice evine aldı. Gürültü üzerine odaya giren koca, eşiyle aynı odada bulduğu Ş.K. hakkında, ’Evime izinsiz girdi’ suçlamasında bulundu.

Olay Bahçecik Mahallesi’nde gece saat 03.00 sıralarında meydana geldi. Refik Cesur Caddesi’ndeki evinde bilgisayarda oyun oynayan 50 yaşındaki M.B., evin alt katındaki odadan sesler duydu. Alt kata inen M.B., eşi A.B. ile Ş.K.’yı aynı odada buldu. Bunun üzerine polisi arayan M.B., evine kendisinden izinsiz girdiği gerekçesiyle Ş.K.’dan şikayetçi oldu.

Çarşı Polis Merkezi’nde ifadesi alınan 38 yaşındaki Ş.K., internet yolu ile tanıştığı A.B.’nin kendisini birlikte içki içmek için eve çağırdığını ve eşinin evde olduğunu bilmediğini söyledi. Olayla ilgili soruşturma başlatıldı.

JAKO
11-07-2011, 20:42
http://upload.wikimedia.org/wikipedia/tr/c/c2/Kanla_abdest_alanlar_ergun_poyraz.jpg

Jokerr
12-07-2011, 08:21
Her hafta 2 kitap okumaya devam

GEORGE ORWELL

HAYVAN ÇİFTLİĞİ



Bir çiftlikte yaşayan hayvanların bir gün bir domuz tarafından kışkırtılmasıyla beraber yaşamları pahasına ortaya koydukları özgürlük mücedelesi ve bu hakka sahip olduktan sonra da aralarında ne gibi entriakların döndüğü anlatılmaktadır.

Jokerr
12-07-2011, 08:23
Sinan Yağmur Aşkın Gözyaşları / Tebrizli Şems

http://www.ilknokta.com/urun/A/109987_s.jpg

Kitapdan


Yedinci ve en tesirli bıçak darbesi ensesine gelir boynu sağa doğru bükülmüştür. Dervişler yere kapanmasını bekleye dursun. Şems Hz. Peygamberin şu hadisini sesi boğuk mırıldanır: “Allah’a kavuşmayı isteyeni Allah da sever” Dervişlerden birisi sırtına tekmeyi vurur. Yüzüstü taş zemine kapanır, dudağı patlamış, dişleri zemine dökülmüştür Siyah feracesi kanlar içinde bordoya dönmüştür. Saçlarından tutarak kafasını kaldıran dervişin niyeti Şemsin başını gövdesinden ayırmaktır Baş derviş engeller. Bırakın son nefesini versin. Sonra da en yakın bir kuyuya atın. Kıyafetine sarp atın.

Avluyu yıkayın. Sabah ile yola çıkarız. Şems hala son nefesini vermemiştir Sille taşının üzerindeki başını hafifçe göğe kaldırır ve: “Allah ne güzel sevgilidir. Rabbim sana aşığım. Ve bu canı sana hediye ediyorum.” Mevlana içeri girer, mendili koklar eli titreyerek açar. İçinden san kağıda yazılmış bir not çıkar: “Yemin ederim ki ölümümün gözlerinin önünde olmasını isterdim.

Jokerr
12-07-2011, 13:46
Şu an okuduğum

http://www.ilknokta.com/urun/K/120751.jpg

KAYBEDECEK BİR ŞEY YOK
Lee Child

YAPMA JACK. SAKİN OL.

...Amerika’da iki küçük kasaba.
Aralarında yirmi kilometrelik boş, ıssız bir yol.
Jack Reacher yürüyor.
Tek istediği kahve.
Polisler çıkıyor karşısına.
Serserilikten gözaltına alınıyor.
Kasabadan sınırdışı ediliyor.
BÜYÜK HATA!
Yanlış adama bulaştılar!
Reacher cüsseli. Üstelik de formda.
İşi yok. Evi yok. Yükü yok.
İçini kemieren meraktan başka kaybedecek hiçbir şeyi yok!

Jokerr
12-07-2011, 13:50
Kitapları cihazla okumak çok hoşuma gidiyor güneşte bile rahatlıkla okuyabiliyorum sahil kenarı için birebir siyah beyaz gözü yormuyor :)

http://www.csmonitor.com/var/ezflow_site/storage/images/media/images/0803-amazonkindle/8412127-1-eng-US/0803-amazonkindle_full_600.jpg

FT-2
06-08-2011, 19:49
“Edep Ya Hu !”

Kardeşimi yaklaşık bir yıl yedi ay önce 2009 Aralığında kaybettik.

Acısı ,anıları hala çok taze.

Hala kanı elimizden, acısı yüreğimizden hiç gitmiyor. Hemen her şey bize onu hatırlatıyor. Hemen her olayda onun boşluğu ile karşılaşıyoruz. Ne yokluğuna alışabiliyoruz ne de öldüğüne inanasımız geliyor.

Fakat onun yokluğunda onun acısıyla yaşamaya alışıyoruz. Bunu gündelik yaşamımızın bir parçası olarak kabul ettik. İnsan olanın başına gelenlerle sınandığını, olanı biteni bağrına basıp, göz yaşlarını dost olandan gayrisine göstermemek gerektiğini öğreniyoruz. Zalime, haksıza karşı, eldeki tek silah olan hukukla karşı koymaya çalışıyoruz. Ama gel gör ki hikayedeki gibi itleri salanlar taşları da bir bir bağlıyorlar. Yolumuzu kesmek için kanun üstüne kanun çıkıyor. Dahası dün mazluma saplanan Mervan bıçağı, bugün zamane kara cübbeli yezitlerinin elinde, dehşet saçmaya devam ediyor.

Öyle ki, bunların hiçbir etik değer, yada kutsalları yok.

Yok. Objektif olarak yok.

Kendilerine sorulursa kutsallar ve vicdan konusunda mangalda kül bırakmıyorlar. Ancak gören göz, bunların canavarlıklarını, vicdansızlıklarını, zalimliklerini ve daha da ötesinde, kendilerini düşürdükleri zavallılık ve sefaletlerini görüyor. Sefalet diyorum zira, ağa babalarının dolduruşu ve kışkırtmaları ile gerçekleri, ellerindeki paçavralarla, kara yazılarla kapatabileceklerini sanıyorlar.

Öyle ya, devir o devir, devran bu devran.

Ama bilmeliler ki biz bunlara karşı afsunluyuz. İlk değildir bize kalkan hançer, ilk değil bizim zalim ile cengimiz. İlk değil kanımızın akması. Hatta der ki dede babalar “ Canından pak eder bizi pirimiz, mundar ölmek değil huyumuz bizim” Yani bir damlada olsa, akacaksa, illa akacak kanımız.

Biz bir can verdik bu vatana. Biz canımızı şehit verdik hukuk yoluna, adalet yoluna.

Canımız yaktı kendini karanlığa karşı. Ebediyen bizi yakma pahasına.

Bu onurlu karşı duruş, zalimler cenahını öyle sarstı ki, hala kinleri bitmiyor. Ali’nin ardından Ali’ye saldırmaya devam ediyorlar. Çünkü Ali, inançları düşünceleri ne olursa olsun bu toplumun vicdan sahibi her bireyinin yüreğine işledi. Toplumsal vicdanın mihenk taşlarından biri haline geldi.

İşte bu nedenle, suçluluk telaşında olanlar ellerindeki bütün imkanlarla, adeta silah olarak kullandıkları paçavralarıyla, her türden medyalarıyla, yalan ve iftirayla onun manevi şahsiyetini karalamaya çalışıyorlar. Hakkında yapılan hiçbir suçlama ispat edilemediği gibi, hepsinin iftiradan ibaret olduğu ardından gelen soruşturmalarla, raporlarla ortaya çıkmışken; kendilerine sızdırılan sözde bir takım belgelerden cımbızladıklarıyla Alimizin ardından şüpheler yaratmaya çabalıyorlar.

Bunlara göre:” silah üzerinde parmak izi yok, avuç içinde barut izi yok, dolayısıyla silahını kendisi ateşlemedi, onu başkası vurdu, hatta katiline karşı mücadele etti. Çünkü o Ergenekon’un kilit noktasında ve herkesi tanıyan kişi. Bu nedenle susturuldu.”(*)

Aman Allahım neymiş bizim Alimiz. Dirisinden daha fazla korku salmaya devam ediyor hala. Bunları söyleyip yazanların adamlığına azıcık inansak, kendi kendimizden şüphe edeceğiz. Sanki olayın en yakın tanıkları biz değiliz. Sanki olup biteni biz yaşamadık.

Behey zalimler, behey zavallılar,

Olayın ardından ayrım gözetmeksizin bütün basın kuruluşlarının konuşma isteklerini cevaplandırdık. Olay anını öncesiyle, sonrasıyla bütün yaşadıklarımızı anlattık. Sorulan bütün sorulara samimiyetle cevap verdik. Kendileri de bunları inkar edemezler. Aynı şekilde gerek olayın sıcaklığı devam ederken, gerekse de daha sonra defalarca savcıların sorularını bütün aile bireyleri ayrı ayrı cevaplandırdık.

Demek ki hepimiz sözleşip yalan söyledik. Hepimiz sözleşip, Ergenekoncularla el ele verip, kendi kardeşimizi susturduk; katline ferman eyleyip, kavil kıldık.

Bre Yusufun kibirli kardeşleri! Bre Yakubu ağlatanlar! Bre sahibinin sesi zalimler!

Bizi kendiniz sanmayın. Bizi kendinizle karıştırmayın. Biz adam eti yemeyiz. Kendi etimizi hiç yemeyiz.

Azıcık insanlıktan nasibini almış hiç kimse bir merhumun ardından bu derece saygısızlık yapmaz. Azıcık vicdan sahibi bir insan, yüreği yangın yerine dönmüş bir ailenin acıları ile böyle oynamaz. Siz cenazeler ardından helallik verirken cemaati kandırıyorsunuz da, kimi kandıramayacağınızı hiç düşünmüyor musunuz?

Belli ki, yüreğiniz soğumayacak ve kininiz bitmeyecek. Gelin yaptığınızdan vazgeçin. Gelin hepimize birer kurşun sıkın olup bitsin. İnanın bir damla kanımız akmayacak. Ama bu kara yazılarınızla büyük vebal aldığınızı bilin.

Evet, anlıyoruz, devir yine sizin devriniz. Hep olduğu gibi bizim yine kolumuz kısa. Gözümüze sokar gibi “Yalancı Pehlivan’lar” özel olarak ödüllendirilip Ankara’nın tepelerinde korumaya alınıyor ve yine bize “Kalsın benim davam divana kalsın” demek düşüyor.

Olsun.

Biz beklemeye yüzyıllardır alıştık. Yine dimdik beklemeye, sabırla, tevekkülle beklemeye devam ederiz. Zaten zalimi çıldırtan,kudurtan da bu.

Ama inancımız tam. Biz biliyoruz.

En sonunda hak kazanacak, hukuk kazanacak, insanlık kazanacak,

Biz kazanacağız.

Siz tarihin çöp kutlarında kendinize yer ayarlamaya bakın.

A.Tatar

*http://www.stargazete.com/politika/elinde-barut-izi-var-ama-silahinda-parmak-izi-yok-haber-370081.htm

*http://videogaleri.samanyoluhaber.com/v_23508_yarbay-tatarin-olumunde-sok-detay---video.html

http://www.yarbayalitatar.com/

PARK
31-08-2011, 23:40
AŞKIN ŞEHİDİ

Hz.Hüseyin'in son 99 gününü anlatan harika bir roman...

Okurken göz pınarlarınız şelale olacak eminim...

JAKO
02-09-2011, 11:48
Cumhuriyet Tarihi Yalanları 2


http://www.inkilap.com/upload/kapaksmall/975-10-9789751031693.jpg
Yayın Evi
İnkılâp


Yazar
Sinan Meydan


Çevirmen



Kapak Tasarımı
Okan Koç


Basım Yeri



Basım Tarihi
Ağustos 2011


Ayrıntılı Bilgiler


Barkod
9789751031693
ISBN
9789751031693


Sayfa Sayısı
640
Boyutları
13,7x21,5


Kapak Cinsi
Amerikan Bristol
Temin Süresi



Bu Kitap Hakkında


Atatürk ve Cumhuriyet Düşmanlarının Yalanlarına Belgeli Cevaplar!…
Cumhuriyet Tarihi Yalanları; yandaşlığın, yalakalığın, Atatürk ve Cumhuriyet karşıtlığının prim yaptığı bu günlerde, Atatürk’e ve Cumhuriyet’e
yönelik saldırılara, yalanlara, yanlışlara ve yutturmacalara belgelere dayalı olarak cevap vermek, kandırılan ve aldatılan kamuoyuna mümkün
olduğu kadar gerçekleri göstermek amacıyla yazılmıştır.
Cumhuriyet Tarihi Yalanları’nın ikinci cildinde cevap verilen yalanlardan bazıları şunlardır:
• Atatürk’ün Çanakkale Savaşlarında önemli bir başarısı yoktur! (Yalan)
• Çanakkale zaferi Liman von Sanders’in eseridir! (Yalan)
• Çanakkale zaferini yeşil sarıklılar kazandırmıştır! (Yalan)
• Kürt Sorunu Cumhuriyet’le başlamıştır! (Yalan)
• Atatürk ve Cumhuriyet, Kürtlere düşmandır! (Yalan)
• Atatürk Kürtlere özerklik sözü vermiştir! (Yalan)
• Şeyh Sait İsyanı’nda İngiliz parmağı yoktur! (Yalan)
• Dersim isyan etmemiştir! (Yalan)
• Cumhuriyet Doğu’ya yatırım yapmamıştır! (Yalan)
• Atatürk Dersim’de Alevi-Kürt katliamı yapmıştır! (Yalan)
• Said-i Nursi Kurtuluş Savaşı kahramanıdır! (Yalan)
• Said-i Nursi’nin ayrılıkçı Kürt hareketiyle ilgisi yoktur! (Yalan)
• Said-i Nursi siyasetle ilgilenmemiştir! (Yalan)
• Said-i Nursi Hür Adam’dır; Almancı ve Amerikancı değildir! (Yalan)
• Atatürk, İsmet İnönü ve CHP camileri kapatmıştır! (Yalan)
• İsmet İnönü din düşmanıdır! (Yalan)
• İsmet İnönü paralardan Atatürk fotoğrafını çıkartmıştır! (Yanlış)
Cumhuriyet Tarihi Yalanları’nda, Türkiye’nin dönüştürülme sürecinde, yakın tarihin nasıl sistemli bir şekilde çarpıtıldığı, Atatürk’ün ve
Cumhuriyet’in nasıl “ahlaksızca” karalandığı ve Türk insanının nasıl “vicdansızca” kandırıldığı şüpheye yer bırakmayacak biçimde kanıtlanmıştır.
“Dünyanın yarısını her zaman ve dünyanın hepsini bir zaman aldatmak mümkündür; fakat bütün dünyayı her zaman aldatmak mümkün değildir.”
Mustafa Kemal ATATÜRK

serefs9
05-10-2011, 14:30
Hz.Mevlana ile Şems aşkını anlatan "Aşkın gözyaşları 1 ve 2 " yi tavsiye ederim.












Yüz’de ısrar etme, “Doksan da olur”
İnsan dediğinde, “Noksan da olur”…
Sakın büyüklenme, “Elde neler var”
Bir ben varım deme,” Yoksan da olur”
Hatasız dost arayan, Dosttan da olur…
Hz.Mevlana

kalennder
05-10-2011, 22:25
Ben neden konu açamıyorum:) Biraz alakasız oldu ama...

Jokerr
06-10-2011, 08:24
Hz.Mevlana ile Şems aşkını anlatan "Aşkın gözyaşları 1 ve 2 " yi tavsiye ederim.












Yüz’de ısrar etme, “Doksan da olur”
İnsan dediğinde, “Noksan da olur”…
Sakın büyüklenme, “Elde neler var”
Bir ben varım deme,” Yoksan da olur”
Hatasız dost arayan, Dosttan da olur…
Hz.Mevlana

Okumak isteyenler özel mesaj yazsın e-kitap olarak iletebilirim yeterki okuyucu olun. 10.000 adet e-kitap arşivimin tüm okuyucuların hizmetine açıktır .

JAKO
15-10-2011, 00:51
http://www.guncelmeydan.com/anasayfa/images/stories/BuyukResimler/ba-kapak.bmp

kar
18-10-2011, 23:26
Senden Bütün İstediğim

Senden bütün istediğim;
Küçük bir sevgidir.
Gelen ve ağır ağır büyüyen
Değil, gelen ve giden...

Ve senden bütün istediğim;
Ümit dolu güneşli bir gün
Sevgi dolu bir kucaklayış
Değil, kucaklayış sonra da gidiş...

Senden bütün istediğim;
Beni kırmamak,
Beni bekletmemek.

Yarın çok geç olabilir.
Unutma ki vermek almaktır.
Senden bütün istediğim
Küçük bir sevgidir,
Gelen ve ağır ağır büyüyen
Değil, gelen ve giden...








William Blake

JAKO
25-10-2011, 02:52
Berlin'in Yalnız Kadınları

Orhan Karaveli



Kitap Hakkında:

Bir gazeteci gözüyle 50’li yılların ağır yaralı Berlin’i…

İkinci Dünya Savaşı’nın ardından 1945’in Mayıs ayı başlarında imzaladığı teslim antlaşmasıyla yenilgiyi kabul eden Almanya, savaşta 20 milyon insanını yitirdi. Kentleri, ulaşım sistemleri yerle bir edildi. Endüstrisi çöktü. Aileleri evlatsız, çocukları babasız, kadınları erkeksiz, fabrikaları işçisiz kaldı. Ağır yaralı bu topluma kısa bir süre sonra on binlerce “tecavüz çocuğu” katılacaktı; annelerinin bile benimseyemediği çocuklar…
1954 Ekimi’nde Milliyet gazetesinin başına getirilen Abdi İpekçi, okul arkadaşı ve meslektaşı Orhan Karaveli’yi, o tarihlerde neredeyse hiçbir Türk’ün yaşamadığı Almanya’ya, bu yıkılmış ülkeyi gözlemlemesi için, Berlin muhabiri olarak gönderdi.
Orhan Karaveli, Berlin’in Yalnız Kadınları’nda 50’li yıllarda Berlin’de tanıklık ettiği olayları, insanların sarsılmış ruh hallerini, “Hitler olayı”nı ve özellikle kentin “yalnız kadınları” ile genç bir gazeteci olarak yaşadıklarını okuyucuyla paylaşıyor.

http://www.dogankitap.com.tr/t/?src=http%3A%2F%2Fwww.dogankitap.com.tr%2Fimages%2 Fkapak%2FbyKadinlari.jpg&w=150&zc=1

mahmut1
28-10-2011, 20:22
Güven 2 cilt
Vedat Türkali.

JAKO
03-11-2011, 23:55
http://www.guncelmeydan.com/anasayfa/images/stories/SalikRes/22/09.bmp (http://www.guncelmeydan.com/anasayfa/images/stories/SalikRes/22/09.bmp)

JAKO
20-11-2011, 01:56
http://resmiyet.net/images/kapak.jpg

ikiondokuz
25-11-2011, 02:18
Ahmet Hamdi Tanpınar'ın "Saatleri Ayarlama Enstitüsü"
pazartesi başladım, elimden bırakamadım. dün bitti...

PARK
30-11-2011, 04:19
Aşkın ŞEHİDİ--Ahmet Turgut

(Hz. Hüseyin'in son 100 günü'nü konu alan dehşet bir roman)

KONYALIYIZ
30-11-2011, 07:44
Başka Yerdekiler – Ali Koçak
Kitap

Koray
02-12-2011, 10:14
Solaris,
sonra
Hep duyduğum TRT radyodan zaman zaman dinlediğim ve 4.Kez bura'da methedilen ve bulabilirsem
Saatleri Ayarlama Enstitüsü ...

JAKO
04-12-2011, 16:15
http://images.gittigidiyor.com/2113/Doganin-Diyalektigi-Friedrich-Engels-1975__21136691_0.jpg

MaTHiLDa
04-12-2011, 16:26
Elif Şafak - Firarperest

http://666kb.com/i/bz83ee57sxii18my3.jpg

PHOENIX07
04-12-2011, 16:52
MOSSAD İhanet Çemberi- Victor OSTROVSKY

İsrail, Mitler ve Terör, Roger Garaudy

assos
10-12-2011, 11:18
İçimizdeki zalim...Emre Kongar...Anlamak ve üstesinden gelmek üzerine..

AYGÜLL
10-12-2011, 22:18
DOĞAN CÜCELOĞLU ' nun ---- İnsanı ararken Damdan düşen psikolog --- Bir solukta okudum,

JAKO
15-12-2011, 23:28
Soner YALÇIN | Bu Dinciler O Müslümanlara Benzemiyor
Tehlike, tehlikeyi göze almadan yok edilemez…
Yeşil Gladio’nun dinci tetikçileri…
FBI’ın yetiştirdiği dinci istihbaratçılar…
CIA’in kefil olduğu dinci cemaat liderleri…
ABD’den maaş alan dinci köşe yazarları…
Utah’ta TSK aleyhine yayın yapan dinci yalan makineleri…
Kendini peygamber sanan Amerikalı şeyhe bağlı dinci milletvekili…
“Yahudi malları almayın” deyip Yahudilerle ticaret yapan dinci gazete…
İsim isim… Olay olay…
Ergenekonvari komplolar hangi ülkelerde nasıl sahneye kondu?
George Soros’un vakıfları, gazeteleri ve politikacıları bu oyunun neresinde?
Türkiye’de hangi gazetelere, hangi kanaldan para akıtılıyor?
TSK neden hedefte?
Solcu liberallerin New York’taki akıl hocaları kimler?
Uluslararası Yazarlık Programı (IWP) Türkiye’den nasıl yazar devşiriyor?
Kim bu ödüllü edebiyatçılar?
İsim isim… Olay olay…
http://img265.imageshack.us/img265/977/39093197513399812619553.jpg

ikiondokuz
26-12-2011, 05:09
Tarihin Sonu ve Son İnsan - Fukuyama
biraz ağır gidiyor ama okumaya değer.

ikiondokuz
26-12-2011, 05:13
Ali İhsan Sabis İstiklal Harbi ve Gizli Cihetleri
resmi tarihin dışında neler varmış, neler...

PARK
29-12-2011, 23:03
Oğuz ATAY

Tutuna-

mayanlar

sukufe42
30-12-2011, 01:49
Bilsay Kuruç
Mustafa Kemal Döneminde Ekonomi
Büyük Devletler Ve Türkiye

aminoasit
30-12-2011, 02:51
Oğuz ATAY
Tutuna-
mayanlar

3 kez denediğim kitaptır...

bitiremediğim...


ama,

"Tehlikeli Oyunlar"ı bir solukta okuduğumu hatırlıyorum....

.

PARK
11-01-2012, 17:05
Ayşe KULİN--------------Gizli anların yolcusu

kozalak_1
25-01-2012, 18:10
Sabahattin Ali-Kürk Mantolu Madonna.

PARK
26-01-2012, 20:43
HAÇLI İRTİCANIN ÇOCUKLARI

AK FAŞİZM



Kaan TURHAN

Haliaeetus
26-01-2012, 21:03
aşk
elif şafak

Bir Borsa Spekülatörünün Anıları
Edvin Lefevre

PARK
28-01-2012, 03:39
AK FAŞİZM'i bitirdikten sonra ilk okuyacağım kitap...

Sarl Aznavour---SOFİ

yağmur
28-01-2012, 19:55
http://a1201.hizliresim.com/t/w/265tp.jpg (http://bit.ly/c25MCx)

Çok büyük keyif alarak okuduğum muhteşem kitaplardan birisi...

Arka kapak yazısı...
Evrenin Zarafeti
Bir şey keşfetmenin insanın yeni bir şey görmesi değil de bakışını biçimlendirmesi demek olduğu söylenir. Evreni sicim kuramı tarafından biçimlendirilmiş bir bakışla gören okurlar yeni manzaranın nefes kesici olduğunu görecek.
Dünyanın her yerinde matematikçiler ve fizikçiler şimdiye kadar oluşturulmuş en iddialı fizik kuramı olan sicim kuramı üzerinde çalışıyor. Sicim kuramı Einstein’ın otuz yıl boyunca üzerinde çalıştığı birleşik alan kuramına giden yolda önemli bir adım. Bilim nihayet “büyük olana ilişkin yasalar” (genel görelilik) ile “küçük olana ilişkin yasalar” (kuantum mekaniği) arasındaki neredeyse yüz yıllık uçurumu kapadı. Sicim kuramı modern fiziğin en önemli konularından bu ikisini, evrendeki bütün harikulade olayların tek bir birimin (maddenin özünü oluşturan çok ama çok küçük enerji iplikçiklerinin) titreşimlerinden doğduğunu açıklayarak, büyük bir maharetle uyumlu bir bütün haline getirmiştir. Ayrıca doğanın tüm kuvvetlerini birleştirme olanağını da içinde barındırdığı için kimi fizikçiler süpersicim kuramını “Her Şeyin Kuramı” olarak nitelemektedir.

Önde gelen sicim kuramcılarından Brian Greene, çok açık ve anlaşılır bir dille yazdığı bu kitapta okuyucuya nihai kuram arayışının ardındaki bilimsel hikâyeyi ve bilim insanlarının çabalarını anlatıyor. Sicim kuramı, yazarın da gayet canlı bir biçimde anlattığı gibi evrenin öyle değişik bir görüntüsünü ortaya çıkarıyor ki, fizik dünyası hâlâ bu şokun dalgalarının etkisi altında. Heyecan verici ve çığır açıcı fikirlerin, örneğin uzayın dokusunda gizli yeni boyutlar, temel parçacıklara dönüşen kara delikler, uzay-zamanda yarıklar ve delikler, birbirlerinin yerine geçebilen çok büyük ve çok küçük evrenler ve bunlar gibi birçok başka fikrin, günümüzde fizikçilerin üstesinden gelmeye çalıştığı bazı sorunların çözümünde çok önemli bir yeri var.

Evrenin Zarafeti bu konuda yapılan keşifleri ve hâlâ çözülememiş gizemleri, durup dinlenmeden uzayın, zamanın ve maddenin nihai doğasını araştıran bilim insanlarının yaşadığı coşkuları ve hayal kırıklıklarını yetkinlik ve incelikle bize aktarıyor. Brian Greene akıllıca kullandığı benzetmelerle, fizikte bugüne kadar ele alınmış kavramlardan en karmaşık olanlarını gerçekten de eğlendirici bir anlatımla okuyucu için kavranabilir hale getiriyor ve bizi evrenin nasıl bir işleyişi olduğunu anlamaya daha önce hiç olmadığı kadar yaklaştırıyor.

yağmur
28-01-2012, 20:04
http://c1201.hizliresim.com/t/w/2660f.jpg (http://bit.ly/c25MCx)

Altın Oran ve Fibonacci Sayıları
Altın oran ve Fibonacci sayılarının, bitkilerin büyümesinin ve bazı katıların kristalografik yapısının incelenmesinden, veri tabanlarında arama yapmak için yazılan bilgisayar algoritmalarının geliştirilmesine kadar çok geniş bir uygulama alanı var.

COCOR
28-01-2012, 21:51
KIZILBAŞ TÜRKLER: Tarihi Oluşumu ve Gelişimi

Nihat ÇETİNKAYA

Kitapta yazar her yerden(İran kaynakları, Rus kaynakları vs.) belge toplamış koymuş.


Çok faydalandım.
Çok kalın kitap; sabırlı ve meraklılara tavsiye edilir.


Tanıtım yazısı;

"Bütün menfi yakıştırmalara rağmen onlar Kızılbaş adıyla anılmaktan gururlanmışlar, 'Kızılbaş' sözünü bizzat kendilerini ifade etmek için iftiharla kullanmışlar, devletlerini (devlet-i Kızılbaş), hükümdarlarını (padişah-ı Kızılbaş) ve ülkelerini de (ülke-i Kızılbaş) bu tabir ile vasıfladırmışlardır. (...) Alevi Türkmenler, Kızılbaş adını, Osmanlı devşirme idarecilerinin ahlak dışı anlamlarla kullanıp halka da yayması sonucunda bırakmak zorunda kalmışlar ki, bazı kesimler bir süre Bektaşi adıyla anılmış, II. Mahmut'un, 1826 tarihinde Yeniçeriliği lağvetmesi ile Bektaşi adı da yasaklanmıştır. Bundan sonra başlayan sürecin, tespit edebildiğimiz bir safhasından itibaren de, bunlara Alevî denilmiş, kendileri de bu ismi benimsemiş ve kullanmaya başlamışlardır. Halbuki Alevî adı, tarihte Hz. Ali soyundan gelenleri yani yalnızca Seyyidleri tanımlamak için kullanılmıştır. İran Şiî literatüründe de Alevî denilince Hz. Ali'nin soyundan gelenler anlaşılır.
"Kızılbaş adının çıkış noktası, Türkmenlerin, çok eski bir Türk geleneğinin devam olarak 'Kızıl Börk' giymelerine dayanıyor. Kızıl başlık giymek, Türklerin çok eski bir geleneği idi. Yani Safevi devletinin kuruluş sürecinde, Şeyh Haydar devrinde başlamış değildir. Türkmenlerin milli-itikadi geleneklerince giydikleri Kızıl Börk'ten dolayı, siyasi olarak Safevi yanlısı, iktisadî olarak da Şiî anlamında Kızılbaş diye anılması, XVI. yüzyılın başlarından itibaren görülmüştür."

Değerli araştırıcı Nihat Çetinkaya'nın Kızılbaş ya da Alevî Türkler konusunu, sadece dinsel ve mezhepsel boyutlarıyla değil de, Türk tarih ve etno-kültürel gelenekleri bağlamında da tarafsız bir şekilde tartışmayı amaçlayan Kızılbaş Türkler (Tarihi, Oluşumu ve Gelişimi) adlı çalışması, çalışmanın sonunda yer alan kaynaklar listesinden de anlaşılacağı üzere, konu ile ilgili sağlam ve orijinal kaynaklara dayanarak hazırlanmıştır. Son derece zor ve riskli bir konunun böyle kapsamlı ve başarılı bir şekilde ele alınması, değerlendirmelerde objektif bir tutum sergilenmesi, özellikle de konunun bir Türk bakış açısıyla ele alıp değerlendirilmesi, sayın Çetinkaya'nın çalışmasının önem ve değerini daha bir arttırmaktadır. Alevî Türklere, Avrupa Birliği tarafından "Müslüman Azınlık" sıfatının kazandırılmaya çalışıldığı günümüzde, böylesi bir çalışmanın hazırlanması, çok yerinde ve anlamlı olmuştur.

Böylesine zor ve hacimli bir konuyu bu derecede başarılı bir şekilde ele alan değerli araştırıcı Nihat Çetinkaya'dan Kızılbaş Türkler'in inanış ve düşünüş dünyasını yansıtan başka bir çalışmayı hazırlamasını, çalışmalarını bu doğrultuda devam ettirmesini beklemek bizlerin hakkı olsa gerektir.
Doç. Dr. Mehmet AÇA
SİTE:www.kitapyurdu.com

SİRİUS
29-01-2012, 00:21
Nasıl bir demokrasi istiyoruz.



SERVER TANİLLİ

COCOR
29-01-2012, 22:34
Anılarım

Kayzer Dönemi
Weimar Cumhuriyeti
Atatürk Ülkesi

Prof. Dr. Erns E. Hirsch

TÜBİTAK yayınlarından çok pahalı değil...

Tavsiye ederim.

Aslında bu kitabı yeni okumadım. 10 yıldan fazla oldu okuyalı.
Kitabın kendimce önemine binaen tanıtım amaçlı koydum.
Fakat Cumhuriyet Döneminde İstanbul Üniversitesi ve Ankara Üniversitesi Hukuk Fakültelerin kurucusu Bir Alman.
Yakın tarihi anılarıyla anlatıyor.
Hitler döneminde Almanya dan kaçan (yahudi asıllı) Prof lara Türkiye kucak açıyor.
Bir tanesi de Ernest E Hirsch.
Çok çalışkan bir adam.
Kısa sürede Türkçe öğreniyor.
Çok akıcı bir dille anılarını yazmış.
Türkiye de doğan oğlunun adını Enver Tandoğan koyuyor.
Şimdi oğlu Almanya 70 yaşlarında sağ Türkçe bilmiyor fakat ismi Türkçe.

Hukuk mezunları zaten bu ismi bilir.

Almanya nın ve Türkiye nin Yakın tarihine güzel ışık tutuyor.

Adamın çalışkanlığına hayran kalmıştım. Öyle ki evini ihmal edecek derecede.

PARK
13-02-2012, 03:02
NE ŞİKE BİTTİ NE SEVDAM




Emrullah Erdinç-Özkan Tamirak

Şike operasyonunda görev alan Polis ve müdürlerinin ağzından operasyonun nasıl ve hangi ortamlarda yapıldığının güzel bir anlatımı var bu kitap'ta...

Şiddetle okunmasını salık veririm...

PARK
12-03-2012, 17:50
KOD ADI

ATİLLA


Nedim ŞENER

indian
13-03-2012, 16:41
Bizde sabır bu kadardı daha da uzun sürmez ulan;

Çakal, senin yaşamanın dağda uzun sürmez.

Aslında bunu bitirmek bu kadar da kolaydır,

Ah ulan başımızda Atatürk olaydı!


Kimi kandırıyorsunuz bu sitemdir!

İsteseydiniz terör de çoktan biterdi.

Şimdi mi akla geldi ha, göstermelik muharebe,

Şuan ne iktidar umrumuzda ne de muhalefet.


Köy kasaba il ilçe bin tane şehir.

Görmedik biz o saraydan bir tane şehit!

Dediğimi beğenmez, halka biraz değer ver.

Ateş düştüğü yeri yakıyorsa Türkiye cehennem!


Biz asla ölmeyiz yıldıramaz bunlar!

Nazilli Piyade er Mehmet Çetin; "BURDA!"

Bizi kimse bölemez, defol git burdan,

Memleketin her yanı, her Mehmet; "BURDA!"


Kaç terörist indirildi saf değişir geriye,

Bir de ben öldürem seni kahpe leşi geri gel!

Padişahım susarsak kan deşilir yeniden,

Seçimde buzdolabı değil kardeşimi geri ver!


Nakarat x8 : En iyi savunma saldırıdır !


Sekiz aylık karında, yetim yanan bir düğün,

Hala tiraj peşinde bugün kanallar büyü!

Yavaş yavaş sindirdiniz başardınız artık,

Kimi Face'ten Twitter'a anca sanaldan yürür!



Susmamızı bekleyene kabul etmez özverim,

Sakin olmalıymışız yapmayalım gösteri!

Şehit yakını isyan ama TV sadece,

'Vatan Sağolsun' diyenleri gösterir!


Terörist sadece terör yapana denmez

Göz yumup da susana da hain derim ben

Terör terördür kafanı yorma

Terörün doğusu batısı olmaz



Biz asla ölmeyiz yıldıramaz bunlar!

Nazilli Piyade er Mehmet Çetin; "BURDA!"

Bizi kimse bölemez, defol git burdan,

Memleketin her yanı, her Mehmet; "BURDA!"



Köy kasaba il ilçe bin tane şehir.

Görmedik biz o saraydan bir tane şehit!

Padişah fetvayla sakinlik dağıtır,

Bizde Mehmet çok ya ondan bu rahatlık!


Nakarat x8 : En iyi savunma saldırıdır !


Not: Bu şarkı 19 Ekim 2011 terör saldırısıyla şehit düşen Nazilli'den piyade er Mehmet Çetin ve bugüne kadarki bütün şehit kardeşlerimizin anısınadır..


Sehabe & Ekim 2011 & Mersin
Şarkının Linki


http://www.youtube.com/watch?v=u8YJKPyCKAU

Arkadaşlar bu sitenin yüzbinlerden milyonlara tıklanmasını bekliyorum..karanlığa küfredeceğimize bir mum da biz yakalım...

INDIAN

JAKO
25-03-2012, 16:35
http://netsinemasi.com/images/kygelecek1.jpg

SİRİUS
25-03-2012, 22:36
19.Yüzyıl Siyahi Tarihi(1.Cilt)
20.Yüzyıl Siyahi Tarihi(2.Cilt)

Prof.Dr.Fahir Armaoğlu.

JAKO
09-04-2012, 02:38
http://www.odatv.com/staticimages/odatv-banner-samizdat-1.gif

MaTHiLDa
09-04-2012, 21:26
http://www.dr.com.tr/DNR_Folders/00000003650/0000000365098_5_1.jpg

Bu Toprağın Ötekileri

Yazar:Müjgan Halis

MaTHiLDa
09-04-2012, 21:31
http://www.nt.com.tr/esatis/resim_kirp.php?catid1=2&maxw=180&maxh=180&filename=9786050801200_1.jpg

Gayri Resmi Cumhuriyet

Yazar: Cafer Solgun

wo1
12-04-2012, 05:02
2050 Vizyon Projesi kapsamında Manavgat Tarımsal Kalkınma Stratejisi Paydaş Toplantısı Seher Sun Otel’de yapıldı

Manavgat Sanayici ve İşadamları Derneği (MASİAD) tarafından düzenlenen toplantıya Kaymakam Emir Osman Bulgurlu, Manavgat İlçe Gıda Tarım ve Hayvancılık Müdürü Birol Tuncel, MASİAD Başkanı Ahmet Boztaş, Evrenseki Belediye Başkanı Recep Barut, Oymapınar Belediye Başkanı Tevfik Güven, Manavgat Ticaret ve Sanayi Odası Başkanı Dr. Şükrü Vural, Ziraat Odası Başkanı Rasim Metin ve diğer yetkililer katıldı.

Çözüm yolları arayacağız

Toplantının açılışında konuşan MASİAD Başkanı Ahmet Boztaş, dernek olarak çalışmalarını yürüttükleri 2050 Vizyon projesi kapsamında Manavgat’ta tarımın durumunu ortaya koyacaklarını ve geleceğe projeksiyon tutacaklarını ifade etti.

Hedeflerinin Manavgat’ın turizmde olduğun gibi tarımda da marka haline gelmesi olduğunu belirten Başkan Boztaş, toplantıda, alternatif tarım imkanlarının değerlendirilmesi, kırsal bölgelerde tarım alanlarının değerlendirilmesi gibi konuların netleşmesi gibi konularda yeni çözüm yolları ortaya çıkmasını umduğunu söyledi.

Biz planlamazsak gıda bizi planlar

Manavgat Kaymakamı Emir Osman Bulgurlu’da yaptığı konuşmada, dünyanın gittikçe yaşlandığını ifade ederek,

“Buna karşın nüfus hızla artıyor. Manavgat nüfusu 200 bini geçti ve hızla artıyor. Manavgat her yıl 5-6 milyon insanıda 5-6 aylık süre zarfında konuk ediyor. Bu bölgede beslenme sorununu ortaya çıkarıyor”

dedi. Dünyada yaklaşık 3 bin bitkinin kültür bitkisine dönüştürülerek gıda amaçlı kullanıldığını ifade eden Kaymakam Bulgurlu;

“Dünyada rekabet için toprağın ve tarımın planlanması gerekiyor. Biz şimdiden planlama yapmazsak; toprak ve gıda bizi aç bırakarak planlar. Bundan sonra gıda için kullanılan bitki türlerinin ve verimliliğin arttırılması önemlidir”

dedi.

Öncelikli sorun gıda güvenliği

Ankara Üniversitesi Ziraat Fakültesi Prof. Dr. Bülent Gülçubuk, son yıllarda gıda konusunun bütün dünyada çok fazla önem arzettiğini belirterek,

“Birleşmiş Milletler son 10 yıldır, açlık, yoksulluk ve gıda güvenliğini tartışıyor. Milenyum’da yani bin yıllık perspektif için gıda güvenliği konusunda projeksiyon çıkarmaya çalışyıor. Dünya Bankası 2050 ve 2100 yıllarına kadar uygulanacak tarım stratejisini belirlemeye çalışıyor. AB 2050 yılında gıda güvenliğini konusunda startejiler geliştiriyor”

dedi.

Ülkeler arazi satın alıyor

Dünyada her ülkenin gelecekte gıda güvenliğini sağlaması konusunda çeşitli hazırlıklar yaptığını kaydederek;

“Bugün bakıyorsunuz, bir çok ülke tarım arazileri satın alıyor veya kiralıyor. Afrikada milyonlarca hektar büyüklüğündeki araziler başka ülkeler tarafından satın alındı. Yine şu anda yaklaşık 51 milyon hektar tarım arazisi başka ülkeler tarafından uzun vadeli olarak kiralandı. Hangi ülkeler bunu yapıyor? ABD, Rusya, Çin, Katar, Bahreyn, AB ülkeleri. Her ülke gelecekte gıda güvenliğini koruma altına almaya çalışıyor”

diye konuştu

Manavgat ne olacak?

Manavgat 2050 Vizyon Projesi kapsamında Tarım konusunu ele aldıkları toplantıda Manavgat’ın 2012, 2020 ve 2050 yıllarında tarım sektörüne projeksiyon tutumaya çalışacaklarını ifade eden Prof. Dr. Gülçubuk,

“Bu toplantımızda ve çalışmamızda Manavgat olarak Tarım sektöründe ne olmak istiyoruz, nerede olmak üstüyoruz, kimle ve ne zaman olmak istiyoruz sorularına yanıtlara arayacağız”

dedi.

Manavgat’ta tarım çok önemli

Manavgat nüfusunun yüzde 53’lük kısmının kırsal bölgede yaşadığını ve aktif olarak tarımla uğraştığını kaydeden Prof. Dr. Gülçubuk;

“Yine şehir merkezinde yaşayanların büyük bir kısmıda doğrudan veya dolaylı olarak tarım sektörüyle ilgileniyor. Tarım Manavgat için oldukça dinamik ve belirleyici bir sektör. Birde Manavgat’ın nüfus sorunu var. 1970’li yıllardan bu yana Manavgat’ın belde ve köylerinin nüfusu sadece 2 kat artarken, ilçe merkezinin nüfusu 9 kat artmış. Tarım sektörü bu noktada daha çok önem kazanıyor”

dedi.

Seracılık ve süs bitkilerinde gelir yüksek

Manavgat’ın 2 milyon 237 bin dekar araziye sahip olduğunu ve bunun 427 bin dekar alanının tarıma elverişli olduğunu kaydeden Prof. Dr. Gülçubuk;

“Manavgat’ta tarımla ilgili her türlü faaliyet yapılıyor. Seracılık, Hayvancılık ve süt ürünleri, Arıcılık, zeytin, narenciye gibi. Ama dikkat çekici bir durum var. 427 bin dekar alanın sadece yüzde 2’sinde seracılık ve süs bitkileri yetişiyor. Ama seracılık ve süs bitkilerinin oluşturduğu gelir, tüm tarım sektöründeki gayri safi hasılanın yüzde 43’ünü aşıyor”

dedi. Prof. Dr. Gülçubuk, seracılık ve süs bitkilerinin yetiştiği alanın yüzde 10’lara ulaşması durumunda gelirin 4 kat daha artacağını kaydetti.

Manavgat dünyaya açılamıyor

“Bütün dünya Manavgat’a taşınıyor ama Manavgat dünyaya açılamıyor”

diyen Prof. Dr. Gülçubuk,

“Manavgat’ta ihracat yapılmıyor. Manavgat’ta Türkiye’ye hitab eden tarımsal işletme yok. İşletmeler genelede küçük ve orta ölçekli. Bu işletmelerin çoğunluğuda kapasitelerini yüzde 40’ın altında kullanıyor. İşletmelerde yaptığımız bir ankette, eleman açığı olduğunu, ARGE çalışmalarına yatırım yapılmadığını ve sektörde kendi içlerind ekırıcı rekabet olduğunu gördük”

dedi. Prof. Dr. Gülçubuk, Manavgat’ta acilen Tarımsal kalkınma platformu kurularak, Kobilerin güçlendirilmesi çalışması yapılması gerektiğini ifade etti.

Konuşmaların ardından toplantıya katılanlar Bitkisel üretim, Hayvancılık ve arıcılık,bitkisel ve hayvansal ürünlerin pazarlanması ve tarıma dayalı sanyinin gelişmesi ve turizm sektörü konularında 4 ayrı çalışma gurubu oluşturarak; temel sorunlar, çözüm yolları konusunda görüş alışverişinde bulundu.

MaTHiLDa
14-04-2012, 11:35
http://s13.postimage.org/5k6ox1bcn/mmmmm.jpg

Aşktan Dinle

Yazar: Cemâlnur Sargut

Arka Kapak

Araştırmacı ve yazar Cemâlnur Sargut’un hocası Sâmiha Ayverdi’yi anlatan yeni kitabı Nefes Yayınevi’nden çıktı.

Bu kitap, bir modern zamanlar bilgesinin hayatı, irfan dünyası ve tefekkür yolculuğuna ilişkin yapılmış konuşmalardan oluşuyor.

Aynı bilgelik yolunun yolcularından Cemâlnur Sargut’la gerçekleştirilen söyleşiyle, hem bir döneme tanıklık etmek, hem de bu dönem içinde bilgelik göğümüzün parlak yıldızlarından birinin, Sâmiha Ayverdi’nin o engin dünyasını biraz olsun yeni kuşaklara aktarabilmek istedik.

Yazar Sadık Yalsızuçanlar tarafından gerçekleştirilen söyleşilerle ilgili Cemâlnur Sargut şöyle diyor; “Bugün bir Cemâlnur Sargut varsa ve ondan insanlara tesir eden bir tavır varsa bunların hepsi hocam Sâmiha Ayverdi’ye ve onun da hocası Kenan Rifâî’ye aittir.” Ve şöyle devam ediyor; “İnsan kendine ait hakikatlerin sahibini mânevi zevkleri paylaştığı kişilere tanıtmak ister. Bu zevk bir mecburiyettir.” Neden sırra yolculuk dediğimizde Cemâlnur Sargut’un dillinden yukarıdaki cümleler dökülüyor.

Aşka Yolculuk’un devamı niteliğinde olan bu yeni kitap gönlünde tasavvuf lezzeti olanlara seslenerek, sırra yolculuk yapmaya davet ediyor.

Gönül annesi: yazar, mutasavvıf, İstanbul hanımefendisi, Türkçe’yi en iyi konuşan ve yazan, tarihçi, alperen, mürşit, ana, efendi; iki Kadir arası Kadir’i yaşamış, öğrencilerine de Kadir’in mânâsını öğretmiş bir sultan. Nur sonra da kâmil insanın yaşantısıyla Kadir’in mânâsı, içiyle Mîrac’ın hakikati olduğunu öğrendiğinde ve her sabrettiği sıkıntının sonunda Gönül anneciğinin yardımıyla âyetlerin mânâsını kendi küçük gönlüyle idrak ettiğinde ve onun güzel gözlerinin arkasında âmânını bulduğunda defalarca hamd etme zevkini yaşayacaktı.

yağmur
19-04-2012, 21:32
En zoru kendimizi okumak aslında...
Okumak yüreğimizi bir kitap gibi.
Doğrularımızın ne kadar göreceli,
Nefsimizin ne kadar kibirli olduğunu anlamak...

Elif Şafak

JAKO
20-04-2012, 22:08
http://www.ulusalkanal.com.tr/images/haberler/soner_yalcindan_olay_yaratacak_kitap_samizdat_h212 1.jpg
Soner Yalçın o güzel üslubuyla Samizdat’ta flashbacklerle geçmişine dönüyor. Kimi gazetecileri anlatıyor.

Bunlardan biri: Cengiz Çandar.

Hasan Celal Güzel, MİT’çi Hiram Abas’tan duyduğu bir bilgiyi Soner Yalçın’la paylaşıyor: “Cengiz Çandar Pentagon’un adamıdır.”

JAKO
26-04-2012, 13:23
http://www.odatv.com/images/tar.jpg

yağmur
01-05-2012, 23:38
http://f1205.hizliresim.com/x/1/55q5u.jpg (http://bit.ly/c25MCx)

PARK
29-05-2012, 01:39
Umberto ECO


...ve Futbol

arunnatal
29-05-2012, 08:18
Son okudugum Katre-i Matem idi (Iskender Pala).. Simdi Iskender' i okuyorum (Elif Safak)..

fatmanur
19-06-2012, 01:43
http://www.haberturk.com/yazarlar/ali-tezel/751745-ucuz-iscilik-icin-kadinlar-dogurmali

JAKO
19-06-2012, 02:11
http://www.kitapadresi.com/kiboimg/9789756680629.jpg

PARK
19-06-2012, 02:26
http://www.kitapadresi.com/kiboimg/9789756680629.jpg


JAKO ağabey Arif TEKİN'in "Kuranın Kökeni" ad'lı kitabını okumuştum...

...ve uçmuştum ağabey.

Hâlâda uçuştayım...

Paylaşımızdan sonra bir an aklıma geldi...:)

JAKO
20-06-2012, 01:52
OLAĞAN ŞÜPHELİLER

Çağdaş hukukçular Derneği’ne üye avukatların son dönemde tanık olduğu hak ihlallerine dayanarak hazırladıkları “Olağan Şüpheliler” isimli kitap piyasaya çıktı. Kitap, herkesin kapısının çalınmasının muhtemel hale geldiği günlerde, vatandaşlara kolluk kuvvetiyle karşılaşma anından tutuklanmaya kadar haklarını öğretmeyi hedefliyor.

Kitabın tanıtımında şu ifadeler yer aldı:

“Geniş bir nüfus kesimi, iktidar aklı tarafından iyi vatandaşlar arasında kabul edilmiyor.

İyi sayılmayan vatandaşlar, çeşitli gerekçelerle yakalanıyor ve gözaltına alınıyorlar…

Bir gün sıra size geldiğinde, bir vakitte evinizin kapısı kolluk kuvveti tarafından ya da sokakta üniformalı/ üniformasız biri tarafından “hey sen!” diye çağırılabilir ya da bir mitingde taarruza uğrayabilirsiniz…

Bu andan itibaren hukuk dışı uygulamalara yani olağan şüpheli (eski deyimiyle sanık) muamelesine tabi tutulabilirsiniz. Peki kolluk kuvvetleriyle karşılaşma anından başlayarak, yakalanma ve ardından devam etmesi muhtemel gözaltı, savcı/ hakim karşısına çıkartılma, tutuklanma sğreçlerindeki haklarımız nelerdir?

Şayet o yakalanma anına kadar fena sayılmayacak bir vatandaşlık pratiği sergilemişseniz, artık ‘birey’ olarak vatandaşı için elinden geldiğini yapmaya çalıştığını sandığınız devletin kendi yasalarını/ hukukunu ihlal ettiğine tanık olabilirsiniz.”

PARK
06-07-2012, 21:41
Elif ŞAFAK ---- Şemspare

Güzel ve bir solukta okunabilecek derlemeler bütününden oluşan bir kitap..


Bence tam bir yaz kitabı..

Öneririm...

Koray
31-07-2012, 07:51
İki Nesil Bir Şehir
Aydın Burak Boysan

JAKO
05-08-2012, 13:37
Türk milleti okumaz , düşünmez, sadece sopa ile hizaya getirilebilir.

JAKO
05-08-2012, 13:38
JAKO ağabey Arif TEKİN'in "Kuranın Kökeni" ad'lı kitabını okumuştum...

...ve uçmuştum ağabey.

Hâlâda uçuştayım...

Paylaşımızdan sonra bir an aklıma geldi...:)
Okumak lazımdır.

Koray
06-08-2012, 10:04
Enuma Eliş

Astiyag_Kyakser
06-08-2012, 14:43
Kumral Ada Mavi Tuna..

yeni okudum.. etkisinden uzun bir müddet çıkacağımı düşünmüyorum.. çıkmakta istemiyorum sanırım..

fatmanur
17-08-2012, 03:59
Hem Yaşlı ve Özürlü, Hem Dul Olunmaz 16 Ağustos 2012. | By Çetin Ünsalan.İktidar bayram öncesinde emekli maaşlarını ödeyeceğini açıkladı. Vursun davullar, düğün bayram ola… İktidarlar üstü uygulanan bu aldatmacada, bayram harçlığını aratmayan maaşlarla, toplum psikolojisini yönetmenin modası geçmedi.

Hiç kimse bu kadar yıl memlekete emek verdikten sonra, insanları sefalet noktasında yaşatmaya hakkımız olup olmadığını sorgulamıyor. Sonra da ‘neden emekliler çalışmaya devam ediyor’ kabilinden anormal sorularla ortaya çıkıyorlar. Genç emekliler mi? Orada vatandaşın değil, siyasilerin sorumluluğuna bakacaksınız.

Her fırsatta gözyaşları içinde sağa sola yardım toplayan Türkiye iktidarı, aile ve sosyal politikaları da genellikle sonradan takip ediyor. Mesela aile içi şiddetin konuşulabilmesi için birinin ölmesi gerekiyor. Birkaç beyanat, ardından atın medyanın tozlu raflarına…

Kömürden beyaz eşyaya, yardım adı altında valiliklere parti logolu kamyonlarla yardım dağıttıran bir zihniyetle karşı karşıyayız. Sorarsanız ‘onlar yoksullara yardım ediyorlar.’ Oysa bazı uygulamalar vardır ki bu maskeli baloya son verip, maskelerin de düşmesini sağlar.

CHP Manisa Milletvekili Sakine Öz’ün bir soru önergesine Aile ve Sosyal Politikalar Bakanı Fatma Şahin’in yanıtı eşi vefat eden kadınlara yardım gerçeğini ortaya çıkardı. Anlaşılan o ki iktidar eşi vefat eden kadınlara ayda 250 TL ödemek için, 107 TL’den az gelir şartını öne sürüyor.

Yani bir vatandaş yaşlı ve özürlü ise, bunun için 107 TL aylık alıyorsa, ardından da eşini kaybediyorsa, bir kişiye iki yardım yapılamayacağından bu parayla geçin diyor. Üstelik açlık sınırının 919 TL olduğu Türkiye’de. Oysa her iki durum da farklı yaşanmışlıklardan doğan hakların karşılığında ödenmesi gereken bedelleri içeriyor.

Sakine Öz de bu rakam ile bir kadının geçinmesinin yeterli görünmesinin vicdani olup olmadığını soruyor. Aynı genelge çocuklarıyla birlikte kalan bir kadının da, çocuklarının sosyal güvencesi olması durumunda 250 TL’lik vefat eden eşinden doğan hakkını kullanamayacağını söylüyor.

CHP Manisa Milletvekili Öz’ün bu sorusuna da zaten Bakan Şahin, 25 Temmuz 2012 günü verdiği yanıtta 2022 Sayılı kanuna, 3294 Sayılı yasaya ve genelgelere atıfta bulunarak “ödemenin yapılamayacağını’ söylüyor. İşte olay dramdan komediye burada dönüşüyor. Milletvekili Sakine Öz bir soru önergesi daha veriyor.

Diyor ki: “25 Temmuz 2012 günü verilen yanıtta dayanak teşkil eden, 250 TL ya da 107 TL’den birini tercih etme yasal şartı değişti. Öz’ün Bakan Şahin’e ikinci sualinde şöyle deniliyor:

“Sizin de soru önergeme verdiğiniz yanıtta atıfta bulunduğunuz 3294 sayılı yasada değişiklik yapan, 4 Temmuz 2012 tarih ve 6353 sayılı yasanın 17. Maddesinde ‘Ayrıca, kanunla kurulu sosyal güvenlik kuruluşlarına tabi olmakla veya bu kuruluşlarca aylık veya gelir bağlanmış olmakla birlikte, Fon Kurulu’nca belirlenecek ölçütlere göre, hane içindeki kişi başına düşen geliri, on altı yaşından büyükler için belirlenen aylık net asgari ücretin 1/3’ünden az olan kişilerden fakir ve muhtaç durumda bulunanlar da bu kanun kapsamındadır’ hükmü bulunmaktadır. Bu durumda 107 Tl’lik yardım alanların da 250 TL’lik yardımdan ayrıca yararlanması gerekmez mi? “

Yasal olarak düzenleme yapılmış olmasına rağmen, anlaşılan o ki eski hükümler uygulanıyor ve bu insanlara gereken yardım yapılmıyor. Böylesine lehte bir düzenlemenin mağdur ve ihtiyaç sahiplerine hak olarak teslimi gerekmiyor mu?

Burada ya kötü niyet var ki bu dramatiktir ya da komedi olarak nitelendirilecek ikinci bir alternatif ortaya çıkıyor. Bakanlığın ve Bakan’ın değiştirilen yasalardan haberi yok. Üstelik soru önergesi için gerekli yasal tetkikin de yapılmış olması gerektiği gerçeği ortadayken…

İki soru da ben yönelteyim Bakan Şahin’e? Bakanlar Kurulu’nda ve Meclis Genel Kurulu’nda ne konuşuyorsunuz? Gazetecilerin haber atlatması gibi, siz de birbirinizden yasa mı atlatıyorsunuz? İkinci soru ise daha can acıtıyor. Eğer bu düzenlemelerden haberiniz varsa, hem yaşlı ve özürlü hem dul olan vatandaşa ‘uygulamıyorum, biraz daha sürün mü’ diyorsunuz.

İşte Türkiye’nin nasıl yönetildiğinin ve gözyaşları içinde başka memleketlerin insanları için para toplayanların, kendi insanına gösterdiği muamele… Ölmek yasak, sürünmek serbest.ALINTIDIR

JAKO
20-08-2012, 14:57
Robert Baer, bir ajan olarak yetişme serüvenini ve Ortadoğu'daki operasyonlarda yaşadıklarını etkileyici ve sade bir üslupla anlatıyor. 11 Eylül sonrası değişen dünya düzeninde Amerika'nın sınır ötesi gizli operasyonlarının rolünü, kurmaya çalışırken yıktığı barış ortamını ve karanlık ilişkilerle lekelenen Ortadoğu coğrafyasındaki belirleyici olayları temel alıyor.
Bu kitapta, Bakü-Ceyhan boru hattı görüşmeleri sürerken yaşananları, Azerbaycan darbesinin ardındaki gerçekleri, Tükmenistan petrollerinin taksimini, Türkiye'nin ileri gelenlerini de içine alan pazarlıkları, isimlerin şaibeli ortaklıklarını; bildiğimiz konularda bilmediğimiz gerçekleri öğreneceksiniz.
"Sahada çalışmış en başarılı CIA ajanı Robert Baer, anılarıyla bilmediğimiz bir dünyanın kapısını aralıyor."
- The New Yorker-

http://t1.gstatic.com/images?q=tbn:ANd9GcTHuL7IC6jH-4uzfSuQLXQPFw3O-_JUCn3p_g2qKO3LeCKo-qBjnQ

Koray
24-08-2012, 07:18
Enok'un Kitabı

JAKO
26-08-2012, 11:47
[ Yapılan bir araştırmanın sonucuna göre;
• Kitap Türkiye’de ihtiyaç maddeleri sıralamasında 235 nci sırada yer alıyor.
• Japonya’da toplumun yüzde 14’ü, ABD’de yüzde 12’si, İngiltere ve Fransa’da yüzde 21’i düzenli kitap okurken, bizim ülkemizde sadece on binde bir kişi kitap okuyor.
• Türkiye’de günde ortalama beş saat televizyon seyredilirken, kitap okumaya yılda sadece altı saat ayrılıyor.
• Türkiye’de okunan kitaplar genellikle siyaset, aşk, cinsellik konularını işliyor.
• 8 milyon Azerbaycan’da kitaplar ortalama 100 bin tirajla basılırken, 75 milyona yakın Türkiye’de bu rakam ortalama 2 bin - 4 bin dolayında. Çünkü Türkiye’de okuma alışkanlığına sahip kişilerin sayısı 70 bin dolayında.
• Japon yılda ortalama 25, İsviçreli 10, Fransız 7 kitap okurken, Türkiye’de bir kişi on yılda bir kitap okuyor.
• Birleşmiş Milletler araştırmasına göre kitap için Norveçli 137, Alman 122, Belçikalı ve Avustralyalı 100, Güney Koreli 39 dolar ayırıyor yılda. Dünya ortalaması da 1,3 dolar. Ülkemizde ise bir kişi kitaba yılda ancak 0,45 dolar yani 45 sent ayırabiliyor.
• Türkiye’de dergi okuma oranı yüzde 4, gazete okuma oranı yüzde 22, radyo dinleme oranı yüzde 24, televizyon izleme oranı yüzde 95.
• Biz Türklerin kitap okumaya ayırdığı zamanı, Norveçli 300’e, ABD’li 210’a, İngiliz 87’ye, Japon 97’ye katlıyor.
• Birleşmiş Milletler’in insani gelişim raporunda ülkeler kitap okuma oranına göre sıraya dizilmiş. Türkiye 86 ncı sırada.

PARK
28-08-2012, 22:28
KERBELA

Aşk'a bela: Hz.Hüseyin

Sinan YAĞMUR