View Full Version : Kanserle Mücadele..
Yaş, cinsiyet, eğitim, sosyal konum dinlemeyen ve herkesin başına bir gün gelebilecek, yüzyılın hastalığı kanserle ilgili her türlü bilgi ve deneyimi bu başlık altında paylaşabiliriz..
Bu konuda zaman buldukça kendi deneyimlerimizi ve bildiklerimizi buraya yazalım, medyada çıkan önemsediğimiz yazıları da alıntılayalım..
Söylenecek çok şey var tabii. Ancak öncelikle genel hatlarıyla konuyu ikiye ayıralım. İlki kanserden korunmak için yapılması gerekenler, ikincisi ise kanser sonrası yapılması gerekenler..
Eski bir kanser hastası olarak hemen aklıma gelenleri bir kaç madde ile sıralayarak başlayayım..
Birinci durumda;
1- Ailede, akrabalarda herhangi bir kanser vakasının olup olmadığının araştırılması, eğer varsa buna göre önlem alınması, gerekli tetkiklerin, kontrollerin düzenli olarak yaptırılması
Kanserde her ne kadar çevresel faktörler etkili olsa da kalıtım, yani genler ana nedendir. Eğer ailede kanser hikayesi olanlar varsa siz de tehlikedesiniz demektir. Bu konuda bilinçli olmak çok önemli. Örneğin annesi ya da teyzesi meme kanseri olan bir bayanın da aynı tehlikeyi taşıdığını bilmesi, buna göre tetkiklerini düzenli yaptırması gerekir.
Bu konuda bilginiz yoksa dahi duruma göre bir akciğer grafisi ya da mamografi çektirmek o kadar da zor değil..
2- Sağlıklı beslenme ve spor
Son yıllarda medyada bu konuda bilgilendirici çok fazla yazı ve yorum bulunuyor. Aslen bunları yapmak kanserden korunmak için de yeterli. Ana hatlarıyla kanserojen maddelerden uzak durmak, sebze ve meyve ağırlıklı beslenmek, düzenli yürüyüş ve spor yapmak..
İkinci durumda;
1- Durumu kabullenmek ve gerekli tedaviyi her türlü yan etkisine rağmen bir an önce başlatmak
Neden ben ? sorusunu sanırım bu hastalığa yakalanan herkes mutlaka kendine sorar. Bu sıkıntılı durum hem sizin hem de aileniz ve dostlarınız için büyük bir yıkım gibi görünebilir. Aslında öyledir de. Uçurumun kıyısına geldiğiniz noktada aldığınız ağır tedavi sebebiyle sürekli yorgun ve bitkin hissedersiniz, saçlarınız, kaşlarınız dökülür, ağzınızda yaralar çıkar yemek yiyemezsiniz, mideniz devamlı bulanır en sevdiğiniz yemekleri görmek bile istemezsiniz vs.. Ama zaman moral bozup işi daha da zorlaştırmak zamanı değildir. Bir an önce kendinizi toparlamanız ve bu yeni duruma kendinizi hazırlamanız gerekmektedir. Tedavi bitiminda saçlar nasılsa yeniden çıkar, en sevdiğiniz yemeği daha başka bir iştahla yersiniz. Dolayısıyla bunun, hayatta karşılaşılan bir çeşit sınav olduğunu düşünmek yanlış olmaz. Bu sınavı geçerseniz eğer size verilecek ödül, bundan sonra yaşayacağınız daha anlamlı, bambaşka bir hayattır.
2- Tedavi vücut direncini azalttığı için enfeksiyon riskine karşı steril ortamlarda bulunmak
Bağışıklık sistemi iyice zayıfladığından, tedavi boyunca hijyenik olmayan ortamlarda bulunmamanız gerekir. Kapalı ve havasız ortamlar ile alışveriş merkezleri gibi kalabalık yerlerde bulunmamalı, bol oksijenli ortamlarda bulunmaya özen gösterilmeli. Tabii tedavi sürecinde ziyaretçilerden de mümkün olduğunca uzak durulmalı, yakın temastan kaçınılmalı. Onlar için sorun olmayan ufak bir soğuk algınlığı ya da hijyenik olmayan bir durum sizin için büyük sorun olabilir. Sizi seven akrabalarınız ya da arkadaşlarınız telefonla da size destek verebilir, bu konuda anlayış göstermeliler.
3- Sağlıklı beslenme
Kanser sırasında ve sonrasında da bilinçli beslenme çok önemli. Bağışıklık sistemini güçlü tutmanın ne kadar önemli olduğunu ben bu süreç sırasında anlamıştım.
4- Yüksek moral
Bu hastalığı yeneceğinize inanmanız ve moralinizi hep yüksek seviyede tutmanız esasında bu savaşta en büyük güçtür. Dolayısıyla sabırla, inançla tedavi sürecini tamamlamanız gerekir. Kendinizi kısıtlamayın ve geçmiş dönemde yaptıklarınızı -kitap okumak, müzik dinlemek, film izlemek vs..- yapmaya devam edin. Hatta resim yapmak gibi sizi yormayacak ve moral verecek yeni uğraşlar edinmeniz de yararlı olacaktır.
Not: Bu arada aileye ve yakın dostlara da çok önemli görevler düşüyor. En çok ihtiyacı olduğu bu savaşta kanserli hastaya destek olunmalı, moral verilmeli ve her konuda ona anlayışla yaklaşılmalı..
kemal.erdem
07-05-2007, 01:51
Kanserden korunmak mümkün mü?
Yazarlar / Dr. Murat Kınıkoğlu
alinti ; aksam
muratkinikoglu@yahoo.com
Once olumsuz tarafından başlayalım. Bir zamanlar heyecanla izlediğimiz “Gorevimiz Tehlike” dizisini hatırlarsınız. Ajanlara vazifeleri bir kaset ile verilip “bu bant üc dakika içinde kendi kendini imha edecektir” mesajından sonra teyp birden yanıp kül olurdu. Tanrı, aynı bu bant gibi insanın icine de bir “kendi kendini imha sifresi” koymustur. Eğer Türkiye’de yasayan birisi olarak, kaldırımda otobüs beklerken üzerinize bir araba cıkmaz veya camdan dısarı bakarken maganda kursununa denk gelmezseniz, en sonunda Tanrı’nın size verdiği genetik sifreyle obür tarafa gidersiniz. Bu günesli pazar sabahı moraliniz yeteri kadar bozuldu ise simdi bir de isin iyi tarafına bakalım...
Tüm hastalıkların genetik yapımızla alakalı olmadığını biliyoruz. Bir diğer deyimle hepimiz Tanrı’nın bize verdiği sifre ile olmüyor, çoğumuz kendi hastalığımızı kendimiz yaratıyoruz. (Orneğin, kanser hastalarının sadece %30 unda genetik gecis sorumlu tutuluyor.) Basta sigara ve alkol olmak üzere alıskanlıklarımız, soluduğumuz egzoz, ictiğimiz su gibi çevresel faktorler, isimiz, eşimiz, psikolojik durumumuz gibi pek cok etmen olması gerektiğinden daha once rahatsızlanmamıza veya şifremizin dışında hastalıklardan olmemize neden olur. Bu faktorlere dikkat ederek bazı kanser türlerinden korunabilir, en azından daha ileri yaşlarda ortaya çıkmasını sağlayabiliriz...
Kanserden korunmak için onerilerim:
1-Ulkemizde erkeklerde en sık, kadınlarda ikinci sıklıkta gorülen kanser türü akciğer kanseridir. Akciğer kanseri olanların %85’i sigara tiryakisidir. Batı ülkelerinde akciğer kanseri oranı azalmakta iken bizde artmasının sebebi sigara tüketimimizin artmasıdır. Akciğer kanseri geç yakalanan ve tedavisi oldukça güç olan bir kanserdir. Bu nedenle, bile bile lades yapmayın: Bugünden tezi yok SİGARAYI BIRAKIN. Bitmedi... Pasif içiciciliğin akciğer kanserine neden olduğu kesin olarak gosterilmiştir. Evde sigara içerek kendinizle birlikte eşinizi ve çocuklarınızı da riske attığınızı unutmayın. İş yerinizde sigara içenlerle mücadele edin, kıl adam damgası yemeyi goze alıp yasaların uygulanmasını sağlayın. (Eğer hâlâ sigara içmeye devam edecekseniz yazının devamını okumayın.)
2-Güneşin ve D vitamininin başta kolon kanseri olmak üzere kanserden koruyucu rolü vardır. Kendisini güneşe göstermeyen uzun pardösülü, türbanlı bayan sayımız artıkça kemik erimesi ve kanserde de artış olacak. Eğer ailenizde cilt kanseri “malign melanoma” hikayesi yoksa ve vücudunuz benlerle dolu değilse her gün 10 dakika güneşlenin. Dikkat edin! Kızarın, yanın demiyorum, 10 dakika güneşlenin diyorum. Kışın bile bu alışkanlığınızı devam ettirmeye çalışın. Güneşlenmenin, kanser onleyici etkisinin yanında Alzheimer, demans ve depresyona da iyi geldiği gosterilmiştir...
3-Rahim ağzı kanserine, seksüel yolla geçen HPV virüs suşlarının neden olduğunu biliyoruz. Tek eşli bir yaşamı tercih edin. Capkınlık yapıyorsanız secici olun ve tüm onlemleri alın. Prezervatif kullanımının kansere neden olan HPV virüs suslarını tam olarak engellemediğini unutmayın, gerekirse ası olun. (Kimler ası olmalı sorusunun cevabı için www.doktormurat.com’a bakabilirsiniz.)
4-Nevşehir, Konya, Eskişehir, Diyarbakır, Hatay veya Yozgat’ta yaşıyorsanız şehrinizdeki bazı koylerin topraklarında kansere neden olan maddeler olduğunu biliyorsunuzdur. O bolgelerden ve o bolgede üretilen patates ve tahıl ürünlerinden uzak durun.
5-Hepatit B ve Hepatit C, karaciğer kanserine neden olabilir. Her ikisi de daha çok kan yoluyla ve seksüel temasla geçerler. Hepatit B ülkemizde yaygın gorülüyor. Bu yüzden büyük küçük herkesin Hepatit B aşısı olmasını oneriyorum. Hepatit C taşıyorsanız tedavi olmanızda fayda var.
6-Kilo almayın. Fazla kilolu olanların zayıflara kıyasla kanser riskleri artıyor (Orneğin bobrek kanseri)
7-Büyük baş hayvanlarda kullanılan “estrogen”hormonunun kanser yapıcı rolü olduğu gosterilmiştir. Bu yüzden yiyeceklerinizin hormonsuz ve katkısız olmasına dikkat edin. (Ankara Veteriner Hekimler Başkanı Ankara’daki bütün ahırlarda büyükbaş hayvanlara hormon verildiğini soyledi -12 Şubat 2007.)
8-Uluslararası Kanser Enstitüsü’nün (IARC), 10 farklı ülkede yürüttüğü bir çalışmada, günde iki porsiyondan fazla kırmızı et yiyenlerin kanser risklerinin, haftada bir porsiyon kırmızı et yiyenlere gore % 30 arttığı gosterildi. Buradan, et yemeyin sonucu çıkarmayın ama “her gün” de et yemeyin.
9-Ailesinde mide kanseri olanların bir büyük abdest numunesi vererek “Helicobacter pilori antijeni” baktırmasında ve pozitif çıkması halinde tedavi olmasında fayda var.
10-Aşırı alkol kullanımı kanser oranını artırıyor. Düzenli alkol alanların haftada birkaç gün ara vermelerini ve her seferinde 2 dubleyi geçmemelerini oneririm.
Sevgili golfer bu güzel ve anlamlı topiği açtığınız için size çok teşekkürler ederim,ben bu zalim hastalığa babamı kurban verdiğimden bununla mücadeleyi en iyi bilenlerdenim Allahım kimseye böyle bir hastalık vermesin...
kartal35
07-05-2007, 02:00
kanserle ilgili bir topik açtığı için sn golferi kutluyorum.
Sevgili golfer bu güzel ve anlamlı topiği açtığınız için size çok teşekkürler ederim,ben bu zalim hastalığa babamı kurban verdiğimden bununla mücadeleyi en iyi bilenlerdenim Allahım kimseye böyle bir hastalık vermesin...
Başınız sağolsun sevgili PARK..
Kanseri en tehlikeli yapan özelliği ilk safhalarında hiçbir semptom vermemesi malesef. Yani ya tesadüfi bir şekilde, yapılan bir check-up sırasında yakalayacaksınız -şanslıysanız tabii-, ya da iyice ilerledikten sonra bir şikayetiniz olacak ve öylece öğrenmiş olacaksınız acı gerçeği..
Dolayısıyla bu konuda bilinçlenmek ve ona göre davranmak en önemlisi..
Her işin başı sağlık..
Serenler
07-05-2007, 07:31
Elinize sağlık sevgili Golfer.
Bu topiğin çok yararlı olacağına inanıyorum.
kemal.erdem
08-05-2007, 04:30
Rahim ağzı kanseri aşısı
alinti ; aksam, Dr. Murat Kınıkoğlu
muratkinikoglu@yahoo.com
Yalnız bizim ülkenin değil bütün dünyanın sağlık politikasını medikal firmalar belirliyor. Ne zaman hasta olacağımıza, hangi hastalığa yakalanacağımıza, hangisinden korunup hangisinden öleceğimize onlar karar veriyorlar. Grip asısı olun diyorlar oluyoruz, kolesterolünüzü ölctürün diyorlar tamam diyoruz, hepatit C diyorlar hemen laboratuvara koşuyoruz. Şimdi sıra geldi rahim ağzı kanseri asısına. Duyduk duymadık demeyin bütün bayanlar (9 yas üstü kız çocuklar dahil) ası olacak...
2005 yılında sadece Istanbulda 6 bin yeni verem vakası tespit edildi (Resmi kayıtlara geçen sayı.) Ülkemizin en büyük sağlık sorunlarından birisi olmasına rağmen kimse veremden bahsetmiyor cünkü verem fukara hastalığı, cünkü ilac firmaları verem ilaçlarından para kazanamıyorlar. 750-1000 YTL olan rahim kanseri asısı ise firmalara milyar dolarlar kazandıracak. Bu yüzden isteseniz de istemesenizde, önümüzdeki birkaç yıl içinde şimdiye kadar hic duymadığınız bu hastalığı tanıyıp, ne kadar büyük bir risk altında olduğunuzu öğreneceksiniz! Hele kampanyalar bir başlasın, ellerinizi göğe açıp “Allahım her belaya razıyım yeter ki rahim kanseri olmayayım...” demezseniz sasarım. İste buraya yazıyorum çok yakında fedakâr bir meslektaşımız çıkıp “Rahim ağzı kanserini önleme derneği” kurarak sizleri korumak için cansiperane çalışmaya başlayacak! Tabii eczanelerden yapılan kücük captaki satıclar firmaları kesmeyecektir. Hedef, acının sosyal güvenlik kapsamına alınıp devlet tarafından ödenmesi. Sağlık Bakanlığı şimdilik hayır diyor ama bizim lobicileri yamana atmayın, Amerikalı abilerini gecmek üzereler...
Rahim ağzı kanserine neden olan HPV, sadece cinsel yolla bulasan bir virüstür. Aynı grip virüsü gibi yüzü aşkın türü olup cinsel organda minik siğiller oluştururlar. Virüsü alanların nerdeyse %90’ında hastalığa karsı direnc gelişirken %10 vakada rahim ağzındaki kronik değişiklikler zamanla kansere dönüsebilir. Sadece tasıyıcı olan hastalar kendileri hicbir belirti göstermedikleri halde virüsü partnerlerine bulaştırabilirler...
ASI KESİN CÖZÜM MÜ?
Ası, HPV virüsünün sadece 6, 11,16 ve 18 tiplerine karsı koruma sağlıyor. Nasıl ki grip aşısı olup gene de gribe yakalanabiliyorsanız aşıdan sonra HPV virüsüne yakalanabilirsiniz. Yani asının koruyuculuğu yüksek ama söylendiği gibi yüzde yüz değil.
KİMLER ASI OLMALI?
1.Capkın bayanlar (ve baylar) aşı olmalı.
Firmalar “Aktif seks yaşamı olan bayanlar ası olmalı” cümlesini bilerek kullanıyorlar. Taktik aynı, kolesterol ilaçlarında olduğu gibi sadece risk grubunda olanlara değil “herkese” satmak, pazarı büyütmek istiyorlar. Halbuki sadece esiyle seks yapan bir bayanın da “aktif bir seks yaşamı” olabilir ama ası olmasına gerek yoktur. Tek esli insanların bu hastalığa yakalanma sansları yok denecek kadar az iken seks hayatı sürprizlere açık olan bayanların HPV virüsü ile tanısma olasılığı cok yüksektir.
2.Esi çapkınlık yapan bayanlar ası olmalı.
“İyi de doktor bunu nasıl anlayacağız?” dediğinizi duyar gibiyim. “Kocacığım HPV asısı olacağım 1000 YTL verir misin?” sorusunu sorarak arastırmaya baslayabilirsiniz. Esinizin yüzündeki ifadeye dikkat edin ve sezgilerinize güvenin.
3.Çocuklar ası olmalı mı?
Kız çocuklarına ası yapılmasına iki nedenle karsıyım. Birincisi, yeni cıkan her türlü ilacı ve asıyı, tesirleri tam olarak belli olana kadar bir süre izlemekten yanayım. İkinici nedene gelince; araştırmalar Batı ülkelerinde kız çocuklarının seksle tanısma yasının oldukça düsük olduğunu gösteriyor. Örneğin İngilterede ilk cinsel ilişki yası 16.5. Bu yüzden o ülkelerde çocukların as kapsamına alınması normal karsılanabilir. Türkiye’de ise erkekler için bile cinsel ilişkiye baslama yası 18.5. Dolayısı ile kız çocuklarımızın 18 yaşına geldiklerinde ası için kendilerinin karar verebileceğini düsünüyorum. Buna karsın, hayata bakıs asınız ve kızınızın arkadas cevresini göz önüne alarak “Kızımın küçük yasta cinsel iliski deneyimi olabilir” diye düşünüyorsanız asıyı yaptırın. Kız çocuklarının bu aşıyı nasıl karsılayacaklarını doğrusu ben de merak ediyorum. Bana kalırsa faydasından çok zararı olabilir. On iki yaşında bir kız cocuğu “Ailem bana ası yaptırtırdığına göre erken yasta cinsel iliskiyi hos karsılıyorlar” diye düsünebilir. “Nasıl olsa asım var...” düsüncesi seksle daha erken yasta tanısmasına neden olabilir...
kemal.erdem
08-05-2007, 04:31
Rahim ağzı kanseri aşısı
alinti ; aksam, Dr. Murat Kınıkoğlu
muratkinikoglu@yahoo.com
Yalnız bizim ülkenin değil bütün dünyanın sağlık politikasını medikal firmalar belirliyor. Ne zaman hasta olacağımıza, hangi hastalığa yakalanacağımıza, hangisinden korunup hangisinden öleceğimize onlar karar veriyorlar. Grip asısı olun diyorlar oluyoruz, kolesterolünüzü ölctürün diyorlar tamam diyoruz, hepatit C diyorlar hemen laboratuvara koşuyoruz. Şimdi sıra geldi rahim ağzı kanseri asısına. Duyduk duymadık demeyin bütün bayanlar (9 yas üstü kız çocuklar dahil) ası olacak...
2005 yılında sadece Istanbulda 6 bin yeni verem vakası tespit edildi (Resmi kayıtlara geçen sayı.) Ülkemizin en büyük sağlık sorunlarından birisi olmasına rağmen kimse veremden bahsetmiyor cünkü verem fukara hastalığı, cünkü ilac firmaları verem ilaçlarından para kazanamıyorlar. 750-1000 YTL olan rahim kanseri asısı ise firmalara milyar dolarlar kazandıracak. Bu yüzden isteseniz de istemesenizde, önümüzdeki birkaç yıl içinde şimdiye kadar hic duymadığınız bu hastalığı tanıyıp, ne kadar büyük bir risk altında olduğunuzu öğreneceksiniz! Hele kampanyalar bir başlasın, ellerinizi göğe açıp “Allahım her belaya razıyım yeter ki rahim kanseri olmayayım...” demezseniz sasarım. İste buraya yazıyorum çok yakında fedakâr bir meslektaşımız çıkıp “Rahim ağzı kanserini önleme derneği” kurarak sizleri korumak için cansiperane çalışmaya başlayacak! Tabii eczanelerden yapılan kücük captaki satıclar firmaları kesmeyecektir. Hedef, acının sosyal güvenlik kapsamına alınıp devlet tarafından ödenmesi. Sağlık Bakanlığı şimdilik hayır diyor ama bizim lobicileri yamana atmayın, Amerikalı abilerini gecmek üzereler...
Rahim ağzı kanserine neden olan HPV, sadece cinsel yolla bulasan bir virüstür. Aynı grip virüsü gibi yüzü aşkın türü olup cinsel organda minik siğiller oluştururlar. Virüsü alanların nerdeyse %90’ında hastalığa karsı direnc gelişirken %10 vakada rahim ağzındaki kronik değişiklikler zamanla kansere dönüsebilir. Sadece tasıyıcı olan hastalar kendileri hicbir belirti göstermedikleri halde virüsü partnerlerine bulaştırabilirler...
ASI KESİN CÖZÜM MÜ?
Ası, HPV virüsünün sadece 6, 11,16 ve 18 tiplerine karsı koruma sağlıyor. Nasıl ki grip aşısı olup gene de gribe yakalanabiliyorsanız aşıdan sonra HPV virüsüne yakalanabilirsiniz. Yani asının koruyuculuğu yüksek ama söylendiği gibi yüzde yüz değil.
KİMLER ASI OLMALI?
1.Capkın bayanlar (ve baylar) aşı olmalı.
Firmalar “Aktif seks yaşamı olan bayanlar ası olmalı” cümlesini bilerek kullanıyorlar. Taktik aynı, kolesterol ilaçlarında olduğu gibi sadece risk grubunda olanlara değil “herkese” satmak, pazarı büyütmek istiyorlar. Halbuki sadece esiyle seks yapan bir bayanın da “aktif bir seks yaşamı” olabilir ama ası olmasına gerek yoktur. Tek esli insanların bu hastalığa yakalanma sansları yok denecek kadar az iken seks hayatı sürprizlere açık olan bayanların HPV virüsü ile tanısma olasılığı cok yüksektir.
2.Esi çapkınlık yapan bayanlar ası olmalı.
“İyi de doktor bunu nasıl anlayacağız?” dediğinizi duyar gibiyim. “Kocacığım HPV asısı olacağım 1000 YTL verir misin?” sorusunu sorarak arastırmaya baslayabilirsiniz. Esinizin yüzündeki ifadeye dikkat edin ve sezgilerinize güvenin.
3.Çocuklar ası olmalı mı?
Kız çocuklarına ası yapılmasına iki nedenle karsıyım. Birincisi, yeni cıkan her türlü ilacı ve asıyı, tesirleri tam olarak belli olana kadar bir süre izlemekten yanayım. İkinici nedene gelince; araştırmalar Batı ülkelerinde kız çocuklarının seksle tanısma yasının oldukça düsük olduğunu gösteriyor. Örneğin İngilterede ilk cinsel ilişki yası 16.5. Bu yüzden o ülkelerde çocukların as kapsamına alınması normal karsılanabilir. Türkiye’de ise erkekler için bile cinsel ilişkiye baslama yası 18.5. Dolayısı ile kız çocuklarımızın 18 yaşına geldiklerinde ası için kendilerinin karar verebileceğini düsünüyorum. Buna karsın, hayata bakıs asınız ve kızınızın arkadas cevresini göz önüne alarak “Kızımın küçük yasta cinsel iliski deneyimi olabilir” diye düşünüyorsanız asıyı yaptırın. Kız çocuklarının bu aşıyı nasıl karsılayacaklarını doğrusu ben de merak ediyorum. Bana kalırsa faydasından çok zararı olabilir. On iki yaşında bir kız cocuğu “Ailem bana ası yaptırtırdığına göre erken yasta cinsel iliskiyi hos karsılıyorlar” diye düsünebilir. “Nasıl olsa asım var...” düsüncesi seksle daha erken yasta tanısmasına neden olabilir...
İngiltere’de yapılan bir araştırma, Avrupa’da kanserden ölüm oranlarının düştüğünü gösterdi. Yeni tedavi yöntemleri, erken teşhis ve kamuoyunun bilinçlenmesi sayesinde son 30 yılda Avrupa’da kanserli hastaların hayatta kalma süreleri iki kat uzadı.
Kanserlilerin hayatta kalma süresi 30 yılda iki kat arttı.
İSTANBUL - İnsanoğlunun en büyük korkularından biri olan kanser, artık eskisi kadar çabuk ölümle sonuçlanmıyor, hastaların hayatta kalma süreleri de uzuyor. İngiltere’de yapılan son araştırma da bunu doğrular nitelikte.
Birleşik Krallık Kanser Araştırmaları adlı yardım kuruluşunun desteklediği bir araştırmaya göre, Avrupa ülkelerinde son 30 yılda kanser yüzünden ölümler büyük oranda düştü. Bu süre zarfında, hastaların hayatta kalma süreleri ikiye katlandı. Bunda erken teşhis, özel cerrahinin büyük oranda kullanılması, izleme programlarının yanı sıra kemoterapi ve radyoterapideki gelişmelerin etkisi büyük. Öyle ki pek çok kanser hastası, kanserle yaşamayı öğrendi. Ayrıca, immunoterapi ve gen terapisi gibi yeni gelişen tedavi teknikleri de kanser hastalarının daha uzun süre hayatta kalma umutlarını artırıyor.
Araştırmaya göre, hayatta kalma süreleri kanser tipine göre değişiyor. Buna rağmen, kanser teşhisi konulan ortalama bir hastanın 10 yıl daha yaşama şansı yüzde 46,2. Bu oran, 30 yıl önce sadece yüzde 23,6 idi. Bütün kanserlilerin 1971’de yüzde 28 olan 5 yıl yaşama şansı ise 2001’de yüzde 49,6’ya çıktı.
Pankreas kanseri hala en ölümcül tip olarak dikkat çekiyor
Ancak uzmanlar değişik kanser türlerine göre hayatta kalma sürelerinin değişebileceğini hatırlatıyor. Araştırmayı yapan Londra Hijyen ve Tropik Tıp Fakültesindeki ekibin başkanı Prof. Michel Coleman, “pankreas ve akciğer kanserlerinde hayatta kalma süresinin diğer türlere göre hala düşük olduğunu ve çok az arttığını” söyledi. 5 yıl hayatta kalma ihtimali, pankreas kanserinde sadece yüzde 2,5’ken, testis kanserinde yüzde 95 düzeyinde.
Meme kanserinde hayatta kalma süresi yüzde 50’den yüzde 80’e yükseldi
Meme kanserindeki gelişmelerse sevindirici. Zira meme kanseriyle 5 yıldan uzun yaşama şansı yüzde 50’lerden yüzde 80’e kadar yükseldi.
Coleman, “Öte yandan meme kanserinde hayatta kalma süresi dikkate değer ölçüde arttı” dedi ve yeni meme kanseri teşhisi konulmuş kadınların neredeyse üçte ikisinin, şimdi en az 20 yıl daha yaşama şansları bulunduğunu belirtti.
http://www.ntvmsnbc.com/news/408124.asp
http://img138.imageshack.us/img138/2709/kemikjpegzc8.jpg (http://imageshack.us)
Katkı sağlayan herkese buradan teşekkür etmek istiyorum..iyi şeylerde oluyor
Serenler
01-04-2008, 23:56
Göz göre göre kanser oluyoruz! "
Gerçekleri açıklarsam Türkiye sarsılır" diyen Prof. Erkan Topuz'un anlattıkları tüylerinizi ürpertecek!
01 Nisan 2008
Esra Ceyhan'ın Kanal D'deki programına konuk olan İ.Ü. Onkoloji Enstitüsü Direktörü Prof. Dr. Erkan Topuz, yine herkesi ekran başına kilitleyen açıklamalarda bulundu.
Topuz, kanserle mücadelenin anne karnında başladığına dikkat çekerek hamile kadınların ve bebek sahibi insanların evde dikkat etmeleri gereken noktaları anlattı.
Bulaşık deterjanlarından, halıların temizliğine kadar çok önemli ayrıntılar...
"Benim mücadelem bu yaştan sonra halkımızı kanserden korumaktır. Kanser tedavisi sonra geliyor. Bir korunma bin tedaviden evladır. Bunları ilk defa duyuyorsunuz ama gerçek bunlar. Ben bunları kendimi bu işe adadığım için anlatıyorum. Bu anlattıklarımı Türkiye ilk defa duyuyor. Belki dünyada da çok az duyan vardır" diyen Prof. Dr. Erkan Topuz, herkesi şaşırtan açıklamalar yaptı.
İŞTE SARISICI AÇIKLAMALAR
-Evde, sokakta giydiğimiz ayakkabılarla dolaşılmamalı
Eğer evde ayakkabı ile geziyorsak dışarıdan geldiğimiz ayakkabıları çıkartıp başka bir ayakkabı giymeliler.
Çünkü dışarıdan giydiğimiz ayakkabı ile eve soktuğumuz pestisitler kanserin en önemli sebeplerinden bir tanesidir. (Pestisit: Tarım ürünleri, kimyasallar, egzozdan çıkan gazlar vs)
-En tehlikeli yer: Halı
Halı bütün pestisitleri tutar. Bu nedenle alıların temizliğine dikkat ediniz. Kesinlikle deterjanla temizlemeyin. Sirkeli su ile silin.
-Deterjan kullanınca muhakkak eldiven giyilmeli
Plastik eldiven kullanmayın, içine izci eldiveni giyin. Çünkü deterjanlar alerjiktir ve ufak dozlarda alındığı takdirde kronik olarak kanserojendir. (İzci eldiveni: Pamuk eldiven)
-Bulaşık makinasında kullandığınız deterjan da petrol ürünü, yani kanserojen!
Ne kadar yıkarsa yıkansın kalıntılar kalabilir. Eğer sağlığınızı düşünüyorsanız çıkardığınız bulaşıkları sirkeli suyla ya da limonlu suyla silin.
-Her türlü deterjandan kaçının!
Devamlı olarak zeytinyağı ve defne sabununu seçiniz. Ellerinizi, vücudunuzu hakiki zeytinyağ, defne veya fıstık yağından yapılan hakiki sabunlar da seçilebilir. Bunları örnek olarak söylüyorum. Deterjandan kaçıyoruz ve çok aşırı miktarda suyla duruluyoruz.
-Beyaz olan her türlü iç çamaşırı, yeni aldığında en az 2 kere kaynatılmalı!
Çünkü bunlar beyazlatılmak için kanserojen maddelerle yıkanıyor.
-Kanserle mücadele anne karnında başlar
Anne adayları aşırı miktarda vitamin almaktan kaçınsınlar. Çünkü bilinçsizce alınınca vitaminin içindeki kobalt, bazı aşırı miktarda minareller... Doktor bir tane yut diyordur ama çocuk gelişsin diye bir kaç tane yutuyorlar. Bu çocukta birikime sebep olabilir ve kansere neden olabilir.
-Gökkuşağının 7 rengini, ne buluyorlarsa, günde en azından 3-5 tane yenmeli!
Her bir renkte bir şeyler var.
-Gebeler, haftada 2 kez kırmızı et yemeli!
Özellikle balıkla beslensinler. Sağlıklı bir insanın kansere yakalanmaması için, bebeğin daha anne rahmindeyken
vücudunun direncinin artması ve zehirleri alarak bağışıklık sisteminin bozulmaması lazım.
-Oda spreyleri doğrudan doğruya petrol menşeli
Zehiri soluyorsunuz. Akciğerinize geçiyor ve dolaylı olarak bağışıklık sisteminizi bozuyor.
-Sebzeler, mevsiminde dondurulup saklanmalı!
Yalnız bir kez çözülünce onu muhakkak pişirin. Mikro dalgada bir kere ısıtın. Ateşte ısıttıklarımızda ise bir kere ısıtınız. Çünkü bir dahaki sefere değeri ölür. DNA'yı bozar. DNA kırılması da kanserojene yol açar.
-Radyasyon; kronik olarak kansere en çok yaklaştıran faktörlerden biri!
Televizyondan çok uzak duralım.
-Çocuklara haftada 2 kez balık çorbası Ama içine zerdeçal koymak suretiyle...
Soğan, sarımsak ve o mevsimin sebzesiyle yapmalısız. Çocuk anne karnındayken bu terbiyeyi almaya başlamalı.
-Gebeler haftada 1 kilo balık tüketmeli
Bu miktarın üzerinde balık tüketilmesine karşıyız. Çünkü en steril balıkta bile az civarda civa vardır. Bu balıklar dip balıkları olmamalı. Somon veya yüzey balığı, Akdeniz, Ege balığı olmalı. Marmara'nın dip balıklarını lütfen tüketmeyiniz.
-Kızartma için en uygun yağ; kanola yağı
Onun dışında birinci seçeneğimiz zeytinyağdır. Memleketimizin iftihar edebileceği yağdır. Fındıkyağı da tercih edilebilir.
-Çocuklar, fast food türü yiyecekleri 15 günde bir yemeli
Ama haftada 3 kez yedikleri takdirde beyin tümörlerinde, lenfomalarda ve lösemilerde 3 kat artış gözükecektir. Çocuklarımıza arada bir verebiliriz. Ama dışarıdaki yiyeceklerin nasıl kızartıldığını bilmiyorsunuz. Ona göre hareket edin.
-Çocuklar meyve ve yoğurdu bol tüketmeli
Ancak yoğurdu prebiyotik ve ev yoğurdu olarak kullanalım. Yoğurdunuzu evde yapın. Peynir ve çökelek fazla miktarda yiyin. Keçi peyniri çok faydalıdır.
-Çocukları, üç beyazdan; un, şeker ve tuzdan uzak tutmalı
-Belki tuzcular üzülecekler ama Konya'ya akan kanalizasyonlar ve kirletici sularla, Türkiye'nin en büyük tuzunu karşılayan Tuz Gölü'müz maalesef torbaların içinde çok iyi steril edilmedikleri takdirde bize kanseri ufak ufak taşıyorlar. Bu nedenle kaya tuzunu tercih edin. Yani turşu kurduğunuz tuzu çekin ve çok az miktarda kullanın.
Çünkü tuz da kanserojendir.
-Amerika'daki çocukların tombul olmasının sebebi her şeye şeker katmalarıdırUcuz beslenmedir.
-En faydalı gıdalardan birisi ceviz
Daha sonra fındık ve bademdir. Ayçiçeği açık alın. İşlemden geçmemiş olacak, kavurup yiyebilirsiniz. Ama fındık, ceviz gibi yiyecekleri kabuklu alın. Çünkü içine böceklenmesin diye ilaç sıkılmaktadır. Sonsuz faydaları olan yiyeceklerdir. Günde bir avuç muhakkak tüketiniz.
-Elma mutlaka yenilmeli!
-Plastik, bakır, alüminyum kap kullanılmamalıPorselen, cam ve çelik kullanın. Meyveleri de bu tür kaplarda yıkayın. Bunların içine litresine göre 9-10 çorba kaşığı elma sirkesi atın. Aşağı yukarı yarım saat bekletin. Sonra tekrar yıkamayın. Tekrar mikrop alır.
-Dikkat; meyvelerin üzerine parlak görünmesi için mum sürülüyor!
Bunları hakiki zeytinyağlı sabundan geçirdikten sonra elma sirkeli sudan geçirin. Ya da elma sirkesi ile ovun. Meyveyi kabuğuyla tüketin eğer sterilse.
-Lahana, marul gibi yiyeceklerin ilk dört kabuğu çöpe atılmalı
İstediğiniz kadar yıkayın bunların üzerindeki pestisitleri temizleyemezsiniz. Çaresi yok.
-3 ayda bir su değiştirilmeli
Çok muhteşem sularımız var ama ne olursa olsun tabiatı rezil ediyoruz. Satın aldığımız sularda az miktarda da olsa kanserojen dozlar karışabilir. Bunlar kontrollü sular ama 3 ayda bir değiştirmek gerekiyor.
-Plastik her yerde zehir. Plastik bardaklar, kaplar, plastik herhangi bir şey...
Ben ona girmiyorum bu lafı söylersem yer yerinden oynar. Bu plastikler ev yapımına girdiler. Doğrudan doğruya inşaat malzemesi olarak kullanıyorlar. Çok bilinçli olun, çok iyi markalar kullanın. Bunları söylemem demek
Türk ekonomisiyle oynamam demek. Ben insanlara kendimi adadım, onun için kimseden korkmuyorum açık açık söylüyorum.
-Meyve suyu, posasıyla tüketilmeli
Biz kanserli hastalara suyunu veriyoruz. Meyve suyuna geçmeyen çok madde posada kalıyor. Bu şekilde kolon ve miğde kanserinden korunmuş oluyorsunuz.
-Bakır, özellikle beyin tümörlerinde ön plana çıkıyor
Çok iyi kalaylı olursa bu etki azalıyor. Ama kulağınıza bakır küpe bile takmayın.
-Çocuklar, yeşil plastik sahalarda oynamamalı Plastik çimenler sentetiktir ve kanserojen madde alabilirler.
-Havuzlar iyi temizlenmeli Ozonla temizlemek en fazladır. Aşırı klorluysa yine spor yerine kansere hazırlık yapıyorsunuz...
-Bütün beyazlatıcılardan kaçınılmalı Çocuklarımızın kullandığı o pırıl pırıl bembeyaz defterler klorla temizleniyorlar. Bunlarla temizlenmemiş defter kullansınlar. Kullandıkları boyalarda da kanserojen etkisi vardır.
KANSER DALGA DALGA GELİYOR
Prof. Dr. Erkan Topuz'un verdiği şu çarpıcı bilgi, kanserin boyutlarını açıkça ortaya koydu:
"Kanser dalga dalga geliyor. 2020 yılında 20 milyon insan kansere yakalanacak. Ama eğer bunları yaparsak belki bunu 15 milyona indirebiliriz. O yüzden gözümüzü açalım. Bu iş çocukluktan başlıyor. Çocuklarımıza bu terbiyeyi vermek zorundayız. Ailedeki çocuk annesini taklit eder. Anne ne yiyorsa çocuk da onu yer."
Topuz, yaptığı açıklamalar nedeniyle bir takım sektörleri zor duruma soktuğu eleştirileri için ise, "Benim için insan sağlığı birinci plandadır. Ekonomi ikinci plandadır. Bir insanın kanser olması durumunda devlete ve millete verdiği zarar milyarlarca dolardır. O yüzden dikkatli olduğunuz takdirde ekonomiye de katkınız olur. Aslında ben bunları anlatarak Türkiye'nin ekonomisini de kurtarıyorum farkında değiller" diye konuştu.
GATA'DAN TEDAVİDE (http://www.askerhaber.com/index.php?option=com_content&task=view&id=2312&Itemid=26) DEVRİM
Anjiyo yöntemiyle verilen ilaçla karaciğerdeki kanserli hücreler neşter kullanmadan yok edildi.
Türkiye, dünyada “Radyoembolizasyon” metodunu gerçekleştiren 12’nci ülke oldu. Uygulamada anjiyo yöntemi ile verilen ilaç, karaciğerdeki kanserli hücreleri yok ediyor.
GÖĞSÜMÜZÜ KABARTTILAR
Gülhane Askerî Tıp Akademisi (GATA), Türkiye’de bir ilke imza atarak Uzman Çavuş Ekrem Zincir’e karaciğer kanserinin tedavisi için “Radyoembolizasyon” yöntemini uyguladı. Türkiye, dünyada bu metodu uygulayan 12’nci ülke oldu. Zincir’e uygulanan tedaviye katılan GATA ekibi, yöntemi ve duydukları heyecanı Türkiye Gazetesi ile paylaştı.
GATA Dekanı Tümgeneral Mehmet Zeki Bayraktar, karaciğer kanserine yeni tedavi yöntemini uygulayan ekipte yer alan Genel Cerrahi Anabilim Dalı Başkanı Prof. Tabip Tuğamiral Turgut Tufan, Radyoloji Ana Bilim Dalı Başkanı Prof. Tabip Tuğgeneral İbrahim Somuncu, Nükleer Tıp Ana Bilim Dalı Başkanı Prof. Tabip Deniz Albay Mehmet Ali Özgüven, Radyoloji Ana Bilim Dalı Öğretim Görevlisi Doç. Tabip Albay Bahri Üstünsöz ve Nükleer Tıp Ana Bilim Dalı Öğretim Üyesi Doç. Tabip Yarbay Nuri Arslan’ı tebrik etti. Tümgeneral Bayraktar, “GATA 1898’de kurulmasından itibaren hep yeniyi arayan bilim adamlarını yetiştirmiştir. Arkadaşlarımız, karaciğer kanserinin tedavisi için uyguladıkları Radyoembolizasyon yöntemi ile geçmişteki atalarına layık olmuşlardır” dedi.
HASTALAR SIRA BEKLİYOR
Ekrem Zincir’in hastalığının 2007 yılında geçirdiği trafik kazası sonrasında yapılan taramalarda tesadüfen belirlendiğini dile getiren Tuğamiral Tufan, hastada tiroid ve ona bağlı olarak karaciğer kanseri teşhisi konmasından sonra, önce tiroidin tedavi edildiğini söyledi. Tufan, şu bilgileri verdi: “Daha sonra karaciğer tedavisine başlandı. Ancak hasta bilinen cerrahi, kemoterapi ve radyoterapi tedavilerine cevap vermeyince, yaptığımız araştırmalar sonucu dünyada 2002 yılından beri bu tür vakalarda uygulanan ‘Yttrium-90 işaretli mikroküllerle Radyoembolizasyon yöntemi’ni uygulamaya karar verdik. Hastaya da durumu anlatıldı. Tedavi, karaciğerin kendisinden kaynaklanan (primer) veya cerrahi olarak çıkartılamayan ve mevcut tedavi yöntemleri ile sonuç alınamayan karaciğer metastazlarının (vücudun başka yerinde başlamış daha sonra karaciğere sıçramış) kanserlerin tedavisinde uygulanan selektif internal radyoterapi yöntemidir. Karaciğerdeki kanserli hücrelere Avustralya ve Kanada’da üretilen ‘SIR-Spheres Yttrium 90’ adlı radyolojik ilaç anjiyo yöntemi ile verildi.” Tufan, GATA’da benzer durumdaki 10 hastanın daha tedavi için sırada beklediğini de sözlerine ekledi.
KANSER YOK OLACAK!
Tuğgeneral Somuncu da vücuda sıvı halde verilen radyasyon muhtevalı ilacın kanser hücreleri dışında başka bölgelere yayılarak zarar vermediğini ve tedavi öncesi uygulanan testin bu tür bir sıkıntıyı gidermek üzere yapıldığını söyledi. Somuncu, “Tedavi sonucu 2.5-3 ay sonra alınacak” dedi.
Albay Özgüven de geçtiğimiz pazartesi günü test edilen ve çarşamba günü ise hastaya uygulanan tedavi yönteminden beklentilerinin, “Karaciğerdeki hastalığın kontrol altına alınması, ağrı şikayetinin giderilmesi, kanserin küçülmesi ya da kaybolması ve hastanın yaşama süresinin uzaması” olduğunu ifade etti.
Albay Üstünsöz de yöntemin uygulanma sürecinin hazırlık ve bitiş olarak yaklaşık 1.5 saat sürdüğünü, ilacın karaciğere verilmesinin ise 20 dakikada tamamlandığını kaydetti. Yarbay Arslan ise, “Bu tedavi sadece mevcut cerrahi, kemoterapi ve radyoterapi yöntemlerine cevap vermeyen, yani tedavi sürecinin tıkandığı durumlarda uygulanıyor. Yani her kanser hastası için uygulanmıyor” vurgusunu yaptı.
BAKANLIK DEVREDE
Yurt dışında 100 bin dolar civarında gerçekleştirilen ameliyatın, Türkiye’de 15 bin dolara yapılacağı kaydedildi. Sağlık Bakanlığı’nın tedaviyi karşılaması için Nükleer Tıp Derneği’nin bakanlığa başvurduğu kaydedildi. Yine GATA’dan sonra Hacettepe Üniversitesi’nin de bu yöntemi önümüzdeki günlerde uygulayacağı öğrenildi.
DÜNYA İLE YARIŞIYORUZ
GATA’daki yeni uygulamada; Avustralya ve Kanada’da üretilen “SIR-Spheres Yttrium 90” adlı ilaç anjiyo yöntemi ile karaciğerdeki kanserli hücrelere veriliyor.
Dün gece ARENA'daki kanser uzmanı profösörün söylediklerinden aklımda kalanlar:
-Sabah kahvaltılarında bol bol tuzsuz sele zeytin tüketin..
-Gece yatarken ve sabah kalkınca 1-2 bardak iyi su alın..
-Sabahları böğürtlen yaprağı+ısırgan yaprağı veya kökü+limon kabuğundan oluşan bitkisel çay için..
-Balık çorbası ideal gıdalardandır..Çorbaya ZERDEÇAL atın..
Prostat kanserine karşı çinko içeren gıdalardan kaçının..
-Ananas kansere karşı koruyucudur..
-Lahana ve kırmızı turpu su buharında haşlayarak sık sık tüketin..
-Selenyum içeren (semizotu gibi) gıdalar alın..
-Özellikle yazın doğal domateslerden elde edilen bol LİKOPEN içeren sebze suyu tüketin..
-Kilo vermek;özellikle ayda 1.5-2 kilo vermeye uğraşmak kansere davetiye çıkarmaktır..
-Yumurta beyazı iyi koruyucudur..
-Protein ihtiyacını tavuk,hindi veya mercimek,fasulye,nohut gibi kuru gıdalardan sağlayın..
Sağlıklı günler dilerim..
Erciyes Üniversitesinin çeşitli birimlerinde görev yapan Dr. Aysun Çetin, Dr. Leylagül Kaynar, Dr. İsmail Koçyiğit, Dr. Sibel Kavukçuhacıoğlu, Dr. Recep Saraymen, Dr. Ahmet Öztürk, Dr. Okan Orhan ve Dr. Osman Sağdıç, üzüm çekirdeğinin antioksidan etkisinin kanser tedavisine etkisini araştırdılar. Erciyes Üniversitesinin geleneksel olarak düzenlediği Gevher Nesibe Araştırma Teşvik Ödülü alan ''Rat karaciğerinde radyasyon ve kemoterapinin yol açtığı oksidatif strese üzüm çekirdeği ekstresinin etkisi'' başlıklı çalışmalar, uluslararası The Turkish Journal Of Gastroenterology ve American Journal Of Chinese Medicine isimli dergilerde yayınlanmak üzere seçildi. Dr. Aysun Çetin, AA muhabirine yaptığı açıklamada, kanserin olumsuz etkilerini azalttığı bilinen E ve C vitaminleri ile ilgili çok çalışma yapıldığını, ancak E vitamininden 50 kat ve C vitamininden 20 kat fazla antioksidan özelliğe sahip olduğu bilinen üzüm çekirdeği ile ilgili çalışmaların son 10 yılda yapılmaya başlandığını belirtti.
-FARELERLE DENEY-
Canlıların vücudunda serbest radikaller (oksidan) adı verilen zararlı maddeler ile bu maddeleri ortadan kaldıran maddelerin (antioksidan) denge içinde bulunduğunu ifade eden Çetin, özellikle 25 yaşından sonra bu dengenin olumsuz yönde bozulmaya başlandığını hatırlattı.
Dengenin bozulması ile birlikte artan oksidan etkinin başta kanser olmak üzere birçok ciddi sağlık sorununa yol açtığını kaydeden Çetin, şu bilgileri verdi: ''Kanser oluşumunun engellenmesi için vücutta antioksidan miktarının azalmaması, yaşlanma ile birlikte antioksidan takviyesi yapılması gerekir. Üzüm çekirdeği de antioksidan özelliği çok fazla olan bir maddedir. Bu çalışmada, kanser oluşumunun önlenmesine katkı sağlayan üzüm çekirdeğinin, kanser tedavisi sırasında karşılaşılan olumsuzlukların önlenmesindeki katkısını araştırdık. Kanser tedavisinde kullanılan kemoterapi ve radyoterapi yöntemleri tümörü ortadan kaldırırken saç dökülmesi, iştahsızlık, bulantı veya kusma gibi birçok soruna yol açabiliyor. Araştırmamızda, bu olumsuzlukların nedeni veya sonucu olabilecek oksidan saldırıların ortadan kaldırılmasında üzüm çekirdeğinin katkısını test ettik.'' Üzüm çekirdeği verilen farelerde hissedilir ölçüde yararlı antioksidan maddelerin artışını tespit ettiklerini belirten Çetin, şöyle devam etti: ''Fareler, biyolojik olarak insan vücuduna en çok benzeyen hayvanlardır. Karaciğer ise bir anlamda vücudun laboratuvarıdır. Araştırmamızda denek farelerin karaciğer dokularını inceledik. Üzüm çekirdeği verdiğimiz fare grubunda antioksidan maddelerin hissedilir derecede arttığını belirledik. Hatta, hem ışın hem üzüm çekirdeği verdiğimiz grupta antioksidan maddelerin, hiç ışın verilmeyen ve sadece su verilen kontrol grubundan bile daha fazla düzeyde olduğunu gözlemledik. Üzüm, zaten rahatlıkla tüketilebilen doğal bir besin olduğu için insanlarda da aynı etkileri gösterebileceği sonucuna vardık. Yani, antioksidan özelliği nedeniyle kanser oluşumunu engelleyen üzüm çekirdeğinin, kanser tedavisinde ortaya çıkan olumsuzlukları da azaltabileceğini belirledik. '' Siyah üzümde antioksidan maddenin daha fazla bulunduğunu hatırlatan Çetin, söz konusu faydalar için üzümün çekirdeği ile birlikte çiğnenerek tüketilmesini tavsiye ettiklerini sözlerine ekledi.
XTRADERX
31-07-2008, 19:43
Kanserde erken teşhisin önemini artık herkes biliyor. Peki erken teşhis için kanserin belirtilerini biliyor musunuz? İşte 7 önemli belirti;
İŞTE KANSERİN 7 BELİRTİSİ
- Bağırsak ve mesane alışkanlıklarının değişiklikleri,
- İyileşmeyen yaralar,
- Zamansız kanama ve akıntı,
- Meme veya başka yerde sertlik,
- Hazımsızlık veya yutma güçlüğü,
- Benler veya bir siğilin belirgin değişikliği,
- Hırıltılı öksürük veya ses kısıklığı.
Bu belirtilerden şüphelenirsek ne yapmalıyız?
Kanserin 7 habercisinden herhangi birinin varlığında kişiler bir doktora başvurmalıdır. Ancak bilinmelidir ki; tanı çok defa kanser olmayabileceği gibi, bu belirtileri bulunmayan kişilerin kanser olmayacakları anlamı da çıkarılmamalıdır
Annemde yapılan test ve patoloji sonuçları neticesiyle tiroit bezi kanseri teşhisi konuldu. Pazartesi hemen ameliyat olacak ve tiroit bezinin tamamı alınacak.Bu kanser türü diğer kanser türleri içerisinde en iyisi olanıymış.Hatta doktorlar bir hasta kansere yakalanıyorsa bu tiroit bezi kanseri olsun derlermiş.Tedavi sürecine uyulduğu takdirde hastanın yaşama şansı %100 müş.Hayırlısı artık....
Aynı zamanda babamda mesane tümörü teşhisiyle 2004 yılında ameliyat olmuştu ve 3 ayda bir sürekli sistoskopi olmakta.Halen kontrollere devam ediyoruz.
Sıra bende; bakalım ilerleyen yaşlarda hangi kanser türüne yakalanacağım.:clown:
kemal.erdem
08-09-2008, 04:24
İstanbul Üniversitesi Onkoloji Enstitüsü Başkanı Prof. Dr. Erkan Topuz, Türkiye’de “kanser” denince, ilk akla gelen isimlerden...
Gelişen tedavi yöntemleriyle, yakın gelecekte genetik kökenli kanserlerde riski yok etmenin mümkün olacağını söyleyen Prof. Dr. Topuz, kanserle mücadelede en önemli unsurun sağlıklı besleme olduğunu vurguluyor.
Bir araştırmada Ekvator’da yaşayan “Laron” cücelerinin kansere karşı bağışıklı olduğu ortaya çıktı. Gelecekte bu kişilerdeki gen araştırılarak kanserin tamamen ortadan silineceği iddia edildi. Bu konuda ne düşünüyorsunuz?
Buradaki olay, bu kişilerde büyüme faktörlerinin olmamasıdır. Büyüme faktörlerinin genellikle kanserojen bir etkiye sahip olduğunu biliyoruz. Büyüme faktörlerini gelişigüzel kullanmaktayız. Mesela, büyüme faktörleri hayvanlara verilerek süt oranları artırılıyor, yağlanmaları ve irileşmeleri sağlanıyor. Bunlar da dolaylı olarak insan vücuduna geçmektedir. “Growth” faktör (büyüme faktörü), aynı zamanda insülinle beraber kan şekerinde de oynama yapıyor. İnsülinle birlikte büyük oranda şekerin düşüp yükselmesinin de kanserde önemli rol oynadığını görüyoruz. Beyaz şeker, en önemli kanserojen maddelerden bir tanesi. Diyabetiklerde genellikle bu şeker oynamalarında riskin daha fazla olduğunu biliyoruz.
Laron’lardaki “gen”in keşfedilmesi ile bütün kanser türlerinin yenilebileceği doğru mu?
Bu çok ileriki çalışmalarda “teorik” olarak düşünülebilecek şeylerdir. Genlerdeki oynamalarla belki ileride bir ümit ışığı doğabilir. Ama bizim yapacağımız genelde diyetlerde ve beslenme alışkanlıklarıyla kanseri uzaklaştırmaktır.
10-20 sene sonra, genetik oynamalarla, kanser türlerinin yenilebileceği açıklamasını makul görüyor musunuz?
Meme kanseri, kolon kanseri, “over kanseri” (kadın yumurtalık kanseri), prostat kanseri, en başta gelen genetik kanserlerdir. Tabii bunlarda erken tedbirlerle, gen faktörünün ortaya çıkaracağı riski yok etmek mümkün olabilir. Veya bu risk en aza indirilebilir. Bunlar da diyetle başlar. Eğer ailede bir “kolon, prostat, meme kanseri” veya “over kanseri” varsa, çocukluktan itibaren özel bir beslenme diyeti uygulamak gerekir. Gökkuşağının yedi rengini tüketmemiz lazım. Kırmızı etten, tuzlanmış gıdadan ve beyaz undan kaçmalıyız. Ayrıca trans olan margarinden de uzak durmalı. Muntazam hayat yaşamamız lazım.
Muntazam hayattan kastınız nedir?
Gece hayatı ve büyük yorgunluklar, büyük stresler vücudun bağışıklık sistemini yıkan olaylardır ve kansere zemin hazırlar. Sık sık grip geçirmek de kanser riskini artırır. Bu nedenle bünyemiz güçlü ve tehlikelere karşı vücudun bağışıklığı sağlam olmalıdır. Bu da ancak doğru beslenme ve muntazam bir hayatla olur. Aşırı alkol ve sigara tüketmek en büyük tehlike...
Gece çalışanlar en az 7 saat uyumalı, 3-4 öğün yemeli
Hangi meslek grubunda çalışanlarda kanser riski daha yüksek?
Toksit, boya, kimyasal madde üreten fabrikalarda çalışanlar, evleri otobana 500 metre ile daha yakında bulunanlar ve saatte 20 bin aracın geçtiği otoban kenarında oturanlarla yapılan yeni bir çalışmada, bu kişilerde kanser riskinin 3 kat daha fazla olduğu ortaya çıkmış. Çünkü mazotlu araçların toksidesi doğrudan kanser riskini artırıyor. Çocuklarin tişörtlerine yazılan boyalı yazılar bile kanser riski içeriyor.
Meslekleri gereği gece çalışanlar ne yapmalı?
Bir kere sonrasında en az 7 saat uyumalılar. Beslenmelerine çok önem vermeliler, günde 3-4 öğün yemek yemeliler. Sebze ve meyveleri düzenli olarak tüketmeliler. Cebinizde bile elma taşımalısınız. Hafif sporlar, doğa gezileri, yürüyüşler ve yüzme en faydalı sporlardandır. Sabah kahvaltısı yapmadan asla dışarı çıkmayın. Domatesinizi, peynirinizi, zeytininizi, yeşil biberinizi ve yumurtanızı yiyin. Belli aralıklarda, fast-food’tan kaçarak sebze ağırlıklı ve beyaz ete, balığa yönelik bir gıda rejimi takip edin. Bu sizin genetik bozukluğunuzu bile zaman içerisinde düzeltebilir. Günde en az yarım kilo ev yoğurdu yemeliyiz. En uzun yaşayan insanlar “yoğurt yiyen” insanlardır.
Sentetik madde içeren yastık, yorgan ve yataklar riski artırıyor
Evimizde kullandığımız maddelerin hangileri kanser riski içeriyor?
Mutfak eşyalarında da kanser riski yüksek. Mesela, elektronik radyo çalar bile bir yerde kanserojen. Özellikle, sentetik halılar. Deterjanla silindiğinden kanserojen nitelik kazanıyorlar. Sirke ile silmemiz gerekir. Bunun dışında duş jeli de tehlikelidir. Koltuk altı deodorantları ve rujlar. Rujlar, kadınlarda kömür katranı ihtiva ediyor. Allık ise asbest içeriyor. Kuru temizleme, elbise ve leke çıkarıcılara çok dikkat etmeliyiz. Teflon tavaların çizilmişleri ve eskimişleri kanserojen. Hatta yumurtayı bile bu tavalarda aşırı kızartmak ve ekmeğin az miktarda yanması bile kanserojen. ,
Peki içtiklerimiz...
Musluk suyuna çok dikkat edilmeli. Çünkü klorlu. Yattığımız yorganlar, yastıklar, sentetik yatakların hepsinin içerisinde sentetik maddeler var. Bu yüzden, atalarımızdan kalan pamuklulara dönmemiz gerekiyor. Çünkü leke tutmayan yastıklar, doğrudan doğruya kimyasal koruyucularla parlatılıyor. Diş parlatıcıları, tırnak cilaları da kanserojen madde bulundurur.
Okul çantaları keten, termoslar ise çelikten olmalı
Okul dönemi yeniden başladı. Çocuklarımız için nelere dikkat etmeliyiz?
Çocuklarımızın okula giderken yemek götürdüğü sefer tasları, termoslar muhakkak çelik olmalı. İçine taze sıkılmış meyve suları konmalı. Okul çantaları kesinlikle keten alınmalı. Çocuklarımızın ayakkabıları PVC ihtiva etmemeli. Keten ve pamuk giysiler tercih edilmeli.
Okul çağındaki bir çocuk için kanser tehlikesi yaratan faktörler nelerdir?
Çocuğun yanına et koyuyorsak, en az 5 kap da sebze veya meyve koymalıyız. Ayrıca yanına yoğurt da eklemeliyiz. Dışarıda patates kızartması yenilmesi yasaklanmalı, ancak ara sıra evde yapılabilir. Çocuklarımıza balık, tavuk ve hindi etleri yedirmeliyiz. Çamaşırlarını yıkarken genellikle zeytinyağlı deterjanları tercih edelim. Vücudunu da bebek ve zeytinyağlı şampuanlarla yıkayalım. ABD’de büyük firmalar plastik oyuncak üretimini durdurdular. Artık Amerika’da çocuklar PVC’li ayakkabı giymiyorlar.
Keneden korunalım derken çocuklarımız kanser olacak
Yaz aylarında sık rastladığımız sinek ilaçlama araçlarından çıkan gazların kanser riski nedir?
Doğrudan doğruya kanserojendir. ABD’de bütün böcek ilaçları ile yeşil sahaları ilaçlamışlar. Bu ilaçlanan alanlarda görülmüş ki, çevrede oynayan çocuklarda kanser oranı daha yüksek. Mesela, golf sahaları aşırı miktarda ilaçlanıyor. Bizde de son zamanlarda keneden dolayı bilinçsizce bütün çocuk bahçeleri aşırı miktarda ilaçlandı. Bu ilaçların birçoğu keneleri öldürücü etkiye bile sahip değil. Ama biz gelişi güzel olarak bütün çocuk bahçelerini ve bütün çayırları ilaçladık. Biz burada “keneyi yok edelim” derken, tabiat dengesini koruyan bazı faktörleri de yok etmiş olduk. Ve buralarda oynayan çocuklarımızı da böyle bir kanser riski içine atmış olduk.
VATAN
07.09.2008
XTRADERX
31-10-2008, 10:31
Amerikalı bilimadamı Prof. Dr. David Schreiber, yıllardır yaptığı araştırmalardan sonra kansere karşı kalkan görevi gören yiyecek ve içeceklerin listesini yayınladı. Schreiber, 'Kanser karşıtı diyet' olarak nitelediği listesinin kolon, göğüs, akciğer ve prostat kanseri riskini önemli oranda azalttığını belirtti.
Turunçgiller
Çilek
Soya fasulyesi
Siyah Çikolata
Zencefil
Zerdeçal (Hint safranı)
Lahana
Turp
Balık
Soğan, sarmısak
Pırasa
Nar ve Japon yeşil çayı
hanımeli
08-11-2008, 14:31
Kanser gerçekten çağımızın en kötü hastalığı.
Allah kanser hastalığına yakalananlara acil şifalar versin diyorum.
Her gün bir avuç kuru erik yiyin
Her gün bir avuç kuru erik, kansere ve yaşlanmaya karşı korunma açısından değeri en yüksek olan meyve. Ama dikkat fazlası kilo aldırıyor ve kan şekerini yükseltir.
Kanser ve yaşlanmaya karşı koruma kapasitesi en yüksek olan sebze ve meyveler, Amerikalı uzmanlar tarafından hazırlanan ORAC Tablosu´nda yer alıyor. İlk sırada kuru erik var. Dr. Yasemin Bradley, her gün bir avuç kuru erik yenmesini öneriyor. Aşırıya kaçmayın, fazlası kilo yapıyor
Beslenme ve Diyet Uzmanı Dr. Yasemin Bradley, sağlıklı beslenme programları içinde adı sıkça geçen ´antioksidan´ın ne olduğunu, vücudu kansere, yaşlanmaya ve diğer hastalıklara karşı korumayı sağlayan ORAC değeri yüksek beslenme programı hakkında merak edilenleri yanıtladı:
Antioksidan nedir?
Oksijen olmadan yiyeceklerin içerdiği, tüm hayati fonksiyonlarımız için gerekli enerjiyi açığa çıkaramayız. Ancak oksijenin aynı zamanda tehlikeli bir yanı var. Normal biyokimyasal reaksiyonlarda dengesiz hale gelip çevredeki molekülleri okside edebiliyor, hücrelerin yapısını bozabiliyor. Okside olmuş moleküllere oksidan adı veriliyor. Oksidanlar vücudumuz için en tehlikeli zehirler. Kanser, damarsal yapı bozuklukları ve yaşlanmaya neden oluyorlar. Bu oksidanlarla savaşıp onları etkisiz hale getiren, vücuttan atılmasını sağlayan kimyasal maddelere antioksidan adı veriliyor.
Hangi besinlerde var?
´Savaş beşlisi´ adı verilen; A, C, E vitaminleri, çinko (ZN) ve selenyum (Se) mineralleri en güçlü antioksidanlar. A vitamini kaynakları; karaciğer, böbrek, yumurta, süt, tereyağı, balık, havuç, kırmızı, sarı, turuncu renkli sebze ve meyveler. C vitamini kaynakları; yeşil biber, narenciye, kırmızı meyve ve sebzeler, patates. E vitamini kaynakları; tohumlar ve yağları, yeşil sebzeler, yumurta. Çinko kaynakları; istiridye, buğday ürünleri, susam ve ayçiçeği çekirdekleri, badem. Selenyum kaynakları; deniz ürünleri, mantar, susam.
ORAC nedir?
Amerika´da Boston Massachusetts´deki Tufts Üniversitesi Yaşlanmaya Karşı Beslenme Araştırma Merkezi´ndeki araştırmacılar, sebze ve meyvelerin antioksidan kapasitelerini ölçüp ORAC (Oxygen Radical Absorbance Capacity-Serbest Radikalleri Emme Yeteneği) Tablosu, adını verdikleri bir tablo hazırladılar. Bu tabloda, serbest radikalleri emme yeteneğine sahip bizi yaşlanmaya, kansere ve diğer hastalıklara karış koruma kapasitesi en yüksek olan sebze ve meyveler yer alıyor.
# Hastalıklardan korunmak için günde ne kadar ORAC içeren besin tüketmeliyiz?
Tufts Üniversitesi´ndeki araştırmacılara göre her birimizin hedefi günde en az 3000 ORAC birimi amak olmalı, 5000 ORAC birimi ise maksimum koruma sağlıyor.
# Tablonun başında kuru erik yer alıyor. Günde ne kadar tüketmeli?
Kuru erik, ben hastalarıma her gün bir avuç kuru erik veriyorum. Fazlası kilo aldırır, kan şekerini yükseltir. Bizi kansere ve yaşlanmaya karşı koruma değeri en yüksek olan meyvedir.
# Meyvelerin rengi kansere karşı koruyucu etkisini nasıl etkiliyor?
Bitkiler de güneşin zararlı etkilerinden korunmak için içlerindeki pigmentlerini (Bitkiye renk veren kısmı) artırabiliyorlar. Bitkilerin asıl antioksidan özellikleri pigment kısmında bulunuyor. Rengi ne kadar parlak ve koyu ise o bitki o kadar çok antioksidan materyal içeriyor demektir.
# ORAC Tablosu
Amerika´da Massachusetts´deki Tufts Üniversitesi Yaşlanmaya Karşı Beslenme Araştırma Merkezi tarafından yapılan araştırmalara göre sebze ve meyvelerdeki (100 gram) ORAC değeri:
ORAC değeri
Kuru erik 5.770
Kuru üzüm+ 2.830
Siyah böğürtlen +2.036
Kıvırcık lahana+ 1.770
Çilek +1.540
Erik +949
Brokoli +890
Avokado +782
Portakal +750
Kırmızı biber +710
Kiraz +670
Kivi +602
Soğan +450
Yeşil üzüm +446
Mısır +400
Patlıcan +390
Muz +221
Elma +218
Yeşil fasulye +201
Domates+ 189
Kayısı +164
Şeftali +158
Armut +134
Karpuz +104
Kereviz +61
Salatalık +54
kemal.erdem
10-11-2008, 05:13
Akıllı beslenerek kanser riskini minimuma indirin
Gülgün SÖNMEZ / VATAN
09 kasim 2008
Amerika’nın en önde gelen kanser araştırmacılarından Dr. Mitchell Gaynor’a göre kanserin tüketilen gıdalarla doğrudan ilişkisi var. Antioksidan yoğun bir beslenme programı ile kanser riskinizi en düşük seviyede tutabilirsiniz. Kanser vakalarının düşük seyrettiği Fransa’da halkın sırrı da “akıllı beslenme” formülü.
Kanserle mücedelede kilit öneme sahip olan bağışıklık sistemimizle ilgili neler söyleyebilirsiniz?
Bağışıklık sistemimizin faaliyetlerini ikiye ayırabiliriz birincisi Doğal Bağışıklık Sistemi, ikincisi Kazanılmış Bağışıklık Sistemi. Doğal Bağışıklık sistemi vücudumuzun ilk savunma hatlarını teşkil eder. Kazanılmış bağışıklık sistemi ise daha komplike işleri ele alan, belirli düşmanlara karşı savunma geliştiren bir yapıdır.
Doğal bağışıklık sistemimize derimiz, göz yaşımız, kulak kirimiz bile dahildir. Doğal katil hücrelerimiz ise her an işinin başındadır. Herhangi, sıradan bir hücremiz her gün 10.000 saldırıya maruz kalmaktadır ve alacağımız iyi bir antioksidan takviyesi bu hücrelerin çoğunun zarar almadan günü bitirmesini sağlar. Sahip olduğu asil hücrelere “T-cells” denir ve kemik iliğinde oluşurlar. T-hücreleri profesyoneldirler. İhtisas yaptıkları konunun dışına taşmazlar. Görev dağılımını yaptıktan sonra karşılaştıkları her saldırıda çılgınlar gibi çoğalarak savaşırlar.
Bu anlattıklarınıza bakacak olursak bizlerin hiç hastalanmaması gerek Dr.Gaynor?
Bağışıklık sistemimiz bazen tam tanımlama yapamaz ve vücudumuzu yabancı bir madde gibi algılıyarak saldırıya geçer. Artirit, Multiple Sclerosis, alerjik reaksiyonlar, bağışıklık sistemimizin sebep olduğu hastalıklardır. Mesela son zamanlarda sık sık işitiğiniz Heliobakter plori... Bu bakteri mide duvarımıza yada ince barsaklarımızın üst kısmına yapışır, üreyi amonyağa ayrıştırarak barsağı tahriş etmeye başlar. Tedavi edilmediği takdirde ülsere dönüşeceği kesindir. Ama kanser de söz konusudur. Bu süreçde rol oynayan bir enzim var: COX2 ve bu enzim kanser çalışmalarında çok önemli bir yer tutuyor. COX2 enzimi PGE2 enziminin üretimini kamçılar. PGE2 de meme, prostat ve kolon kanserine neden olabilir. Ayrıca, damar tıkanmasına neden olur. Kanserden korunmanız için PGE2’nin seviyesini düşürmelisiniz. Bunun en basit yolu da yağı hayatınızdan çıkarmak yada makul ölçülerde tüketmektir. Bağışıklık sisteminiz sizin özel kuvvetlerinizdir, sizin için ölür, öldürür. Ona iyi bakın çünkü o sizin tüm hastalıklara karşı en büyük silahınız, müttefikinizdir. Buna kanser de dahil.!
Son zamanlarda üzüm çekirdeği extresinin kuvvetli bir kansorejen olduğunu çok fazla duymaya başladım. Doğru mu?
Pycnogenol ve üzüm çekirdeği extresi. Bu iki maddeden elde edilen aşağı yukarı aynıdır diyebiliriz. Ama benim fikrimi soracak olursanız, ben pycnogenolu tercih ederim. Bu nontoksik bioflavonoid Avrupa’da en çok tüketilen, en çok satılan besin takviyesidir. Pycnogenol suda çözülür ve doğrudan kan dolaşımımıza girer.
Siz bayanları memnun edecek başka bir özelliği daha vardır bu maddenin. Kolajen eksikliğini giderir. Daha basite indirgersek yılların etkisiyle boşalan, sarkan derimizin yenilenmesinde çok çok etkilidir. Avrupalı kadınların 1960’larda keşfettiği bu bioflavonoidden günde 100 miligramlık bir kapsül almak yeterlidir.
Kanserden korunmada detoxification’ın (vücudumuzdaki zehirlerden arınma) rolü ne kadardır?
Çok önemli bir noktaya değindiniz. Hepimizin vücudumuzda kansorejenleri etkisiz hale getirebilecek enzimler taşıyoruz. Sarmısak ve yeşil çayda bulunan antioksidanların bu enzim düzeylerini yükselttiğini biliyoruz. Bu enzimler bütün dokularımızda vardır ama genetik faktörlerden kaynaklanan farklılıklar da mevcuttur. Yani herkes eşit değildir. Johns Hopkins Üniversitesinden Katy Helzhauer bu enzimlerin, meme kanseri olan ve olmayan kadınlar üzerindeki etkilerini karşılaştırmış ve şu sonuca ulaşmıştır. Anormal detoxification enzimi geni taşıyan kadınlar, diğerlerine göre 4 kat fazla risk altındadırlar. Bu sonuç önemlidir çünkü bu anormal geni taşıyanların toplumdaki oranı % 45leri bulmuştur. Bu gen sigara sebebiyle oluşan akciğer kanserlerinde de aynı etkiye sahiptir.
D VİTAMİNİ MEME KANSERİ RİSKİNİ YÜZDE 20 AZALTIYOR
Sizi beklerken okuduğum bir makalede vitamin D ve meme kanseriyle ilgili önemli bir gelişmeden söz ediliyordu, nedir bu gelişme?
Son araştırmalarda ortaya çıkan çok önemli bir gelişme bu aslında. Gıdalar ve güneş ışığından sağlanan vitamin D nin meme kanseri riskini % 20 azalttığı kesinlik kazandı. Üstelik östrojen ve progesteron hormonlarına pozitif tümörlerin gelişiminde de bu riski düşürüyor. Dünyada her yıl bir milyondan fazla kadına meme kanseri teşhisi konuluyor ve bunların çok büyük bir kısmıda hormon reseptörleri pozitif tümörlü kanserler. Bu konudaki çalışmaları daha sağlam temellere oturtmak için yapılan bir diğer çalışmada Kanada’da yapıldı. Meme kanseri teşhisi konulmuş ve D vitamini kullanan 759 kadın ve yine D vitamini alan 1135 sağlıklı kadın karşılaştırmaya tabii tutulmuştur. Araştırmacıların açıkladığı sonuçlar şöyle Yüksek dozlarda vitamin D takviyesi tümörlerin oluşma riskini % 24 oranında azaltmıştır.
SİYAH ÜZÜME EVET YER FISTIĞINA HAYIR
Fransızlar çok yağlı beslenip, çılgın gibi sigara ve şarap içiyor. statistiklere baktığımızda kalp hastalıklarının pek çok ülkeye göre çok az olduğunu görüyoruz. Aynı sonuçlar kanser içinde söz konusumu acaba?
Amerika ile kıyaslarsak evet kansere yakalanma oranlarıda daha düşük. Garip ama bu sonuçların hepsi çılgın gibi içtikleri şaraba dayanıyor. Özellikle kırmızı şarap, içinde barındırdığı antioksidanlarla (tanin, fenol, epicatechin) kan inceltici görevi yapıyor ve tabi ki kalp hastalıklari riskinide azaltıyor. Şarabın içinde bulunan bir başka sağlıklı madde daha var. Resveratrol... Aynı zamanda kanserle de mücadele ediyor. Resveratrol bir çok gıdada bulunuyor ama yüksek miktarlarda bulunduğu iki besin çeşidi var. Kırmızı üzüm ve yer fıstığı. Yer fıstığını size tavsiye etmiyorum, hem çok yağlı, hem de içinde aflatoksin isimli kansorejeni barındırıyor.(Bir söylentiye göre Saddam Hüseyin 1991 deki körfez savaşında bu toksini Amerikan askerleri üstünde kullanmış!) Ama kırmızı üzümü hepinize şiddetle tavsiye ederim. Özellikle soğuk ve nemli ülkelerin üzümlerinin daha fazla resveratrol içerdiğinide belirtmek isterim.Yani Fransa,Kanada gibi. Resveratrolun, enflamasyonu tetikleyen COX2 enzimini durdurma etkisindende söz etmeliyim tabiî ki.(Enflamasyonu tetikleyen ve kansere yol açan enzim.)Ayrıca kötü kolestrol olarak adlandırılan LDL üzerinde de olumlu etkileri vardır.
UYARI: Alkolün meme kanserine yol açan faktörlerden biri olduğu kanıtlanmıştır. Kadınlar alkol tüketimini minimuma indirmelidirler. Şarap içmek yerine günde 1000 mikrogram resveratrol kapsülünü bir bardak üzüm suyuyla beraber almaları tavsiye edilir. Şarap açıldıktan sonra dışarda bekletilirse bir gün içinde içersindeki resveratrol buharlaşır, buzdolabında saklanırsa yaklaşık 1 hafta dayanır.
DOMATESİ PİŞMİŞ YEMELİSİNİZ
Dr. Gaynor, yine son zamanlarda kanserden korunmanın yolu olarak koyu renkli, özellikle de kırmızı sebze ve meyveleri tüketmemiz gerektiği söyleniyor? Siz ne diyorsunuz?
Karoten ailesinden söz ediyorsunuz. Karotenler yağda çözülen pigmentlerdir. Kimyasal akrabalarının adı A vitaminidir. 600 kadar karoten içeren bitkinin içinden 50 kadarının böbreklerimizde A vitamine çevrilebilme özelliği olduğunu biliyoruz. A vitamini bağışıklık sistemimiz için en önemli vitamindir, enfeksiyonlarla savaşır, hücre yapısının bütünlüğünde önemli rol oynar. Fakat fazla alınan A vitamini toksiktir. LİK, kırmızı bir pigmenttir ve domates, havuç, kayısı, kırmızı biber, greyfut ve karpuzda bolca bulunur. Beyler, prostatınız domatese bayılır.Yapılan araştırmalar göstermiştir ki, artan likopen tüketimi eşittir düşük prostat kanseri riski. Eğer her hafta 10 porsiyon dometesli gıda alırsanız prostat kanseri riskinizi % 45 azaltırsınız. Beslenme uzmanlari genellikle sebze ve meyveleri çiğ tüketmemizi tavsiye ederler ama bu likopen için tam tersidir. Pişmişi çok daha etkilidir, çünkü sindirim sistemimizin, çiğ domatesten alabildiği likopen miktarı çok düşüktür. Protein ve liflerin içinde kilitli duran karoten pigmentleri ancak pişirilince serbest kalır. LUTEİN ve ZEAXANTHİN, bu iki karoten çeşidi daha çok kara lahana, yeşil lahana, ıspanak, mısır ve sarı renkli sebzelerde bulunur ve meme kanseri riskini düşürür.
VİTAMİN-MİNERAL TESTİ YAPTIRIN
Kansere karşı koruyan bitkileri kullanırken miktarlarını nasıl ayarlamalıyız?
Tabiiki herkes için aynı miktarlar söz konusu değil. Bir kişinin folik asit miktarı tehlikeli seviyelere düşmüşken bir diğerininki gereğinden fazla yükselmiş olabilir. Günümüzde vitamin-mineral seviyelerimiz tespit edebilen testler mevcuttur. Bu testlerin neticesine göre planlama yapmak daha akılcıdır. Lüzumlu miktarların tespitinde, yaşadığınız çevre, genetik yapınız, emilim yapma kapasiteniz de etkendir. Örnek olarak tekrar sigara tiryakilerine döneceğim. Sigara insan vücudunda depolanmış tüm antioksidanları tüketir, daha da kötüsü detoksifikasyon enzimlerimizden olan (kansorejenleri elemine eden enzimler) glutathionenin eksilmesine de sebep olur. Sonuç akciğer kanseri. Burada göstermek istediğim miktar tespitinde yasam biçimimizin ne kadar belirliyici olduğudur.
YARIN: Köpekbalığı neden doğada kansere yakalanmayan tek canlıdır?
Mantar kanserle savaşta en önemli dostunuz olabilir.
Hangi tür yağlar riskinizi yükseltir, hangi hangileri azaltır?
Bear_Bull
27-11-2008, 18:42
paylaşmak istedim belki okuyan bir hastaya faydası olur.
ÖZEL HASTANELERE KİMLER PARA V E R M E M E L İ D İ R ?
Buradan; öncelikle kanser hastalarını uyarıyorum:
Sakın ola ki bundan sonra gittiğiniz özel hastanelerde muayene parası, kan tahlili parası, film parası gibi adlar altında para vermeyin.
Çünkü bu tahliller, filmler, doktor muayenelerinin tümü bedavadır.
Tekrar ediyorum: Bedava tedavi sadece devlet hastaneleri için geçerli değildir. Özel sağlık kuruluşları da artık para alamazlar.
Bizzat yaşadığım bir olayı anlatayım: Bir okurum arayarak dedi ki: 'Eşim meme kanseri tedavisi görüyor. İstanbul'daki ..... isimli hastaneye kontrole götürdük. Çünkü; onkoloğu (kanser doktoru) orada çalışmaya başlamıştı. Burada onkologa muayene oldu ve doktorunun istediği kan tahlillerini bu hastanede yaptırdı: Filmler de orada çakildi. Bu hastane bizden üçte bir oranında dediği 760 YTL para aldı. Halbuki televizyonlarda yer alan haberlerde kanser tedavisinin artık özel hastanelerde de bedava olduğu duyurulmuştu. Bu durumda bize yardımcı olur musunuz?'
SAĞLIK BAKANLIĞI'NA TEŞEKKÜRLER
Bu şikayeti doğrudan doğruya Sağlık Bakanı Prof. Dr. Recep Akdağ'a ilettim. Sayın Bakan; hem şaşırdı, hem de üzüldü. Dedi ki: 'Rıza Bey; 1 Ekim 2008 tarihinden itibaren hiçbir özel hastane, artık kanser tedavisi gören hastalardan para alamaz. Bu konuyu Başbakanımız özellikle takip ediyor ve çok hassas. Sözünü ettiğiniz hasta, faturaları bize yollasın. Ben hemen emir veriyorum. O hastane hakkında soruşturma açtıracağım ve alınan paraları da hasta sahibine geri verdireceğim.'
Gerçekten de iki gün içinde o ünlü hastane; hastadan aldığı parayı iade etmek zorunda kaldı.
Hastaların veya hasta yakınlarının şunu da bilmesi gerekiyor. Bu hastalıkların muayenesi de bedavadır. Yani; hastalar, doktor ücreti de ödemeyecektir. Yukarıda dile getirdiğim şikayette; onkolog (kanser doktoru) tarafından yapılan muayene; hastane tarafından 'diyabet muayenesi' gibi gösterilerek 350 YTL alınmıştı. Hastane; bu parayı da geri vermek zorunda kaldı. Sanıyorum ki artık İl Sağlık Müdürlükleri hastaneleri daha ciddi biçimde kontrol edeceklerdir. Çünkü özel hastaneler; Bakanlığın aldığı son bedava tedavi kararının kendilerine gelmediğini ileri sürerek hastaları soymaya devam ediyorlar.
Buradan Sağlık Bakanı Akdağ'a hastalar adına teşekkür ediyorum. Çünkü; özel hastaneleri daha sıkı kontrol ettireceği sözünü de vermiştir.
HANGİ HASTALIKLAR BEDAVA TEDAVİ EDİLİYOR
Sadece kanser hastaları değil; vatandaşın altından kalkamayacağı kadar masraflı olan diğer tedaviler de artüık ücretsiz. Ücretsiz tedavi konusunda Sağlık Bakanlığı'ndan bize verilen bilgi şöyle:
'Sayın Zelyut
Sosyal Sigortalar ve Genel Sağlık Sigortası Kanununa istinaden çıkarılan ve 1 /Ekim/ 2008 tarihinden itibaren yürürlüğe giren en önemli hükümlerden birisi de genel sağlık sigortalısı hastalardan acil ve ciddi sağlık tehtidinin bulunduğu durumlar için sosyal güvenlik kurumu ile sözleşmeli özel sağlık hizmet sunucuları tarafından ilave ücret talep edilmemesidir. Bu durum acil haller için sosyal güvelik kurumuyla sözleşme yapmamış özel sağlık kuruluşları için de geçerlidir. Zaten kamu hastanelerince eskiden olduğu gibi herhangi bir ilave ücret alınmamaktadır. 1/Ekim/2008 tarihinden önce özel sağlık hizmet sunucuları diledikleri kadar ilave ücret alabilmekteydiler. Aşağıda yer alan liste ilave ücret alınamayacak ciddi sağlık tehditlerinin bulunduğu durumlardır.
1) Acil servislerde sunulan sağlık hizmetleri ile acil haller nedeniyle sunulan sağlık hizmetleri,
2) Yoğun bakım hizmetleri,
3) Yanık tedavisi hizmetleri,
4) Kanser tedavisi (radyoterapi, kemoterapi, radyo izotop tedavileri),
5) Yenidoğana verilen sağlık hizmetleri,
6) Organ, doku ve hücre nakilleri,
7) Doğumsal anomaliler için yapılan cerrahi işlemlere yönelik sağlık hizmetleri,
8) Diyaliz tedavileri,
9) Kardiyovasküler cerrahi işlemleri
NE YAPACAKSINIZ?
Görüldüğü gibi acil servislerde, yoğun bakımda, yanık tedavisinde; kanser tedavisinde, yenidoğanda verilen doğum hizmetlerinde ve doğum anomalilerindeki cerrahi işlemlerde, organ ve doku nakillerinde, diyalizde ve kardiyovasküler cerrahi uygulamalarında vatandaş artık özel hastanelere fark vermeyecektir.
Eğer sizden bu hastalıkların teşhisi ve tedavisi için para alınmış ise; makbuzunuzla birlikte şikayetçi olacaksınız. Şikayetinizi de bir dilekçe ile Sosyal Güvenlik Kurumu İl Müdürlüğü'ne yapacaksınız.
Sağlık Bakanlığı diyor ki: 'Sağlık Uygulama Tebliğdeki hükme rağmen ilave ücret alınması durumunda Sosyal Güvenklik Kurumu'nca özel sağlık kuruluşuna sözleşme iptali ve para cezaları uygulanacaktır. Sözleşmeye aykırı durumun tespiti açısından, vatandaşımız kendi adına sosyal güvenlik kurumunca özel sağlık kuruşuşlarına ödenen bedellerin dışında her ne ad altında olursa olsun kendi cebinden bir ödeme yapması durumunda, bu ödeme için faturasını detayları ile talep etmelidir. Ayrıca sözleşmeye aykırı durumların tespiti açısından Sosya Güvenlik Kurumunca gerekli denetimler kuşkusuz sürekli yapılacaktır.'
Okurlarıma tavsiyem şudur: Bu yazıyı lütfen, bu tür hastası olan insanlara iletin ki bazı açıkgöz hastane işleticilerinin haksız kazançları önlenebilsin
Fuat SUBAŞ
YAPI KREDİ SİGORTA & YAPI KREDİ EMEKLİLİK
TEL : (216)309 70 73
FAKS : (216) 309 84 71
E-mail :fuat.subas@ttmail.com
Msn : Servet.Sigorta.Ara.Hiz@hotmail.com
kemal.erdem
15-12-2008, 06:28
Kanser gittikçe yayılmaya başladı. Modern dünyanın en ürkütücü hastalığı olan kanser gittikçe yayılıyor. Dünya Sağlık Örgütü'nün verilerine göre kanser, 2010'da dünyadaki en ölümcül hastalık olacak.
Sadece bu yıl, kanser sebebiyle hayatını kaybedenlerin sayısı yaklaşık 7 milyon. Türkiye'de her sene 100 bin kişi kansere yakalanıyor. Hastalığın tedavisi için dünya genelinde yılda yaklaşık 500 milyar dolar harcanıyor.
Türkiye'de ise son 5 yılda kanser ilaçlarının tüketimi neredeyse iki katına çıktı. İlaç Endüstrisi İşverenler Sendikası'nın (İEİS) verileri durumu gözler önüne seriyor.
2003 yılında Türkiye'de tüketilen ilaçların yüzde 3,8'ini onkoloji (kanser) ilaçları oluştururken, bu rakam 2008'de yüzde 7,2'yi buldu. 2008'in ilk 10 ayında kanser ilaçlarına harcanan para 720 milyon YTL.
Kanserle mücadelede erken teşhis ve önleyici tedbirlerin göz ardı edildiğine dikkat çeken onkoloji uzmanı Prof. Dr. Erkan Topuz, bu paranın yüzde 10'unun bile kanserden korunmaya yönelik önlemlere ayrılmasının birçok şeyi değiştireceğinin altını çiziyor. "Asıl olan tedavi değil, korunma ve erken teşhistir. Kanserde bir koruma bin tedaviden evladır!" diyor.
Kanser kapınızı çalmadan siz onu yoklayın
İnsanoğlu yüzyıllar boyunca cüzzam, veba ve verem gibi hastalıklarla uğraştı. Modern dünyanın korkulu rüyası ise kanser. Dünya Sağlık Örgütü'ne göre kanser, 2010 yılında kalp rahatsızlıklarını geçerek dünyadaki en ölümcül hastalık olacak. Sadece bu yıl, 'habis ur' sebebiyle hayatını kaybedenlerin sayısı yaklaşık 7 milyon. Tedavi için dünya genelinde yaklaşık 500 milyar dolar harcanıyor. Türkiye'de her yıl 100 bin kişi kansere yakalanıyor. Son 5 senede kanser ilaçlarının tüketimi neredeyse iki katına çıktı. İlaç Endüstrisi İşverenler Sendikası'nın (İEİS) verileri, durumu gözler önüne seriyor. 2003 yılında Türkiye'de tüketilen ilaçların yüzde 3,8'ini onkoloji (kanser) oluştururken, bu rakam 2008'de yüzde 7,2'ye çıktı. 2008'in ilk 10 ayında kanser ilaçlarına harcanan para 720 milyon YTL.
Kanser, bazı etkilerle değişime uğramış hücrelerin, kontrolsüz olarak çoğalıp büyümeleri sonucunda meydana geliyor. İnsan vücudundaki bütün organlar hücrelerden oluşur. Sağlıklı hücreler bölünebilme yeteneğine sahiptir. Ölen hücrelerin yenilenmesi ve yaralanan dokuların onarılması amacıyla bu yeteneklerini kullanırlar. Fakat sonsuz bölünemezler. Sağlıklı bir hücre gerektiği yerde ve gerektiği kadar bölüneceğini bilir. Buna karşın kanser hücreleri, bu bilinci kaybeder, kontrolsüz bölünmeye başlar ve çoğalır. Birikerek tümörleri (kitleleri) oluşturur. Tümörler normal dokuları sıkıştırabilir, içine sızabilir, tahrip edebilir. Eğer kanser hücreleri oluştukları tümörden ayrılırsa, kan ya da lenf dolaşımı aracılığı ile vücudun diğer bölgelerine gidebilir.
Hastalığa yol açan en önemli iki faktör alkol ve sigara. Sağlıksız beslenme ve kullanılan ürünler de rahatsızlığı tetikliyor. Doktorlar, kanserle mücadelenin anne karnında başladığına dikkat çekiyor. Anne iyi beslenirse çocuğunda kanser riski 5 kat azalıyor. Prof. Dr. Erkan Topuz, kanserden korunmaya yönelik önlemlere ağırlık verilmesini istiyor. "Asıl olan tedavi değil, korunma ve erken teşhistir. Kanserde bir koruma bin tedaviden evladır!" diyor. Prof. Dr. Haluk Onat da, fast-food tipi beslenme, çevre kirliliği, sigara tüketimi ve hareketsiz yaşam tarzının kanserin artmasına yol açtığını vurguluyor. Prof. Dr. Mustafa Yaylacı ise, belirli dönemlerde hastanelerde yapılacak tetkiklerle kanser vakalarının yüzde 90'lara varan oranda önlenebileceğini kaydediyor. "Belli bir yaştan sonra hasta olun olmayın mutlaka doktora gidin." çağrısında bulunuyor.
KANSER TEDAVİSİNDE OLUMLU ETKİSİ OLAN YİYECEKLER
Güçlü bir antioksidan olan indol-3-karbinol, en çok brokoli, karnabahar, lahana, semizotu ve turunçgillerde bulunuyor. Bunlar, meme kanserini önleyen en önemli gıdalar. Dünyadaki en ucuz ve şifalı bitki ola n lahanayı haftada bir kez yiyin. Lahana, bağırsak ve karaciğerdeki zehirleri bloke ediyor, tümörlerin bilinçsizce çoğalmasını durduruyor.
Mantar: Çeşitli terapi edici özellikleri olduğu bilinen 270 mantar türü var. Japonya, Çin ve Kore'de yürütülen çok sayıda bilimsel çalışma, mantarın sağlığa yararını ortaya koydu. Kültür mantarının beyaz olanını değil, esmerlerini yiyin. Çünkü mantarlar kanserojen madde ile beyazlatılıyor. Draje halinde satılan mantar haplarını eczanelerden bulabilirsiniz. Bağışıklık sistemini güçlendiren beta glukan, mantarın yanı sıra arpa, maya, nişasta, esmer pirinç ve ekmekte bulunuyor. Özellikle meme kanserine karşı koruyucu özelliği var.
Nar suyu: meme kanserinde çok faydalı. Kabuğunda ve çekirdeğinde büyük şifa var. Meyve ve sebzelerin mevsiminde tüketilmesi ve posasıyla yenmesi önemli.
Limon ve mandalina kabuğunda olan D-limoen, kanser tümörünü eritiyor ve çoğalmasını durduruyor. Limon ve mandalina kabuklarını atmayın. Sirkeli su ile iyice yıkadıktan sonra yiyin.
Domates, erkeklerde prostat, kadınlarda meme kanserinde çok faydalı. Ama mevsimlik domates... Ev hanımları, temmuz ile eylül sonu arasında üretilen domatesi kışın kullanmak için salça yapabilir. Ev salçası ve ketçapı kullanın.
En çok havuçta bulunan A vitamini cilt, lenfoma, böbrek, kolon, meme kanserinde çok faydalı.
Kansere karşı etkili olan ellagıc asit, bütün kırmızılarda bulunan bir antioksidandır. Ahududu, çilek ve böğürtleni mevsiminde bol bol yiyin. Yapraklarından çay yapın. Bunlar kemik iliğini harekete geçirir, immun sistemini güçlendirir, tümörlerin erimesine neden olur. Karadut, hormon atılmayan tek ağaçtır. Mevsiminde bol bol tüketin.
E vitamini için selenyum açısından zengin ananas, yoğurt, enginar, brokoli, karnabahar, lahana ve semizotu tüketin. Bunlar memedeki ödemi alır. Günde 300 gram yoğurt tüketmek meme, kolon, mide, yumurtalık, endometriyoz kanserinde koruyucu. Yoğurt, probiyotik yoğurt kullanılarak evde yapılmalı.
Kanserden koruyucu melatonin salgısı açısından mutlaka karanlıkta uyuyun. Kanser hücresi aydınlıkta çoğalır, karanlığı sevmez. Saat 22.30-23.00 gibi yatın. Işıksız ve rahat bir uyku, güneşin doğuşuyla kalkmak hayat tarzınız olsun. Gece vardiyasında çalışanlarda ve aydınlıkta uyuyanlarda kansere yakalanma riski 5 kat artıyor.
Hücre bölünmesini yavaşlatması sebebiyle yeşil çay için. Koyu çay, mide kanseri riski oluşturur. Çayı, açık ve şekersiz olarak tüketin. Günde 2 kupa, 8-10 dakika demlenen yeşil çay için. Her gün papatya ve zencefil çayı tüketilebilir. Kahveden sakının.
At kestanesi, özellikle hemoroid tedavisinde iyi. 4-5 tane at kestanesini alın, içine biraz da krem koyarak blenderda ezin, hemoroid tedevisinde kullanın. At kestanesi ayrıca varis, hemoroid ve meme kanserine bağlı ödem oluşan kollarda kullanılır.
Soya, keten tohumu ile birlikte fibrokistlerde, meme kanserinde ve prostat kanserinde çok faydalı. Yemeklerde kullanacağınız yarı zeytinyağı, yarı soya yağı sizi meme kanserinden belli ölçüde koruyacaktır. Soya ayrıca kemik yoğunluğunu da artırıyor. Menopoz döneminde sıkıntıyı gideren bir özelliği var.
Acı biber, Arnavut biberi mide kanserinden koruyor. Çok şifalı. İmmun sistemini güçlendiriyor. Biberinizi saksıda yetiştirin, sonra blender ile çekin ve yemeğin üzerine serpin.
Stresten uzak durun, pozitif olun.
KORUNMAK İÇİN YAPILMASI GEREKENLER
Çikolata ve koladan sakının. Salam, sosis, sucuk, hazır meyve suyu, mayonez, ketçap, konserve tüketmeyin. Yamuk yumuk elma alın.
Hayvanlara büyüme hormonu verilince süt ve eti artıyor. Bunlar insana da geçiyor. Beyaz et tercih edin. Kümes hayvanlarından köyde yetişenleri yemeye çalışın. Marketlerden aldığınız kümes hayvanlarının derisini yemeyin. Kırmızı et tüketecekseniz kuzu eti alın, genellikle kuzular zehirlenmemiştir.
Beyaz un, şeker ve tuzu hayatınızdan çıkarın.
Fast-food'dan uzak durun. Haftada 3 kezden fazla fast-food yiyenlerde kanser riski artıyor.
Fazla mangal yapmayın. Yaparsanız da fazla pişirmeyin, yakmayın. En ufak yanık kanserojen riskini artırır. Mangal yerine fırın haşlama, buğulama tercih edin.
Küçük balık tercih edin, dip balığı yemeyin. Balık yaşlandıkça kanserojen etkisi artar. Haftada en fazla bir kilo balık tüketin.
Daima bebe şampuanı, defne sabunu ve saf sabun kullanın. Oda spreyi, ter önleyici koltuk altı kremi ve deodoranttan uzak durun. Organik denilen saç boyaları bile kanserojendir, kullanmayın, kına yakın. Sprey şeklinde böcek ilacını tercih etmeyin.
Badana yapılan eve bir süre girmeyin. Mobilya cilası kanserojendir. Eski mobilyalarınıza sahip çıkın.
Alkol ve sigara kullanmayın.
Cep telefonunu kendinizden uzakta şarj edin. Çocuk odasında şarj etmeyin. 30-45 saniyeden fazla konuşmayın. Uzun yolculukta kapatın.
Televizyonu 5 metre uzaktan izleyin.
Çamaşır makinesinde zeytinyağlı sabun kullanın. Mutfakta plastik, bakır, alüminyum kullanmayın. Bulaşık makinenizin parlatıcı gözüne sirke koyun. Makineden çıkardıklarınızı sirkeli sudan geçirin. Ne kadar durulansa da üzerinde deterjan kalır.
Kanserden korunmak bebeklikte başlar
İyi beslenen annenin çocuğunda kanser çıkma riski 5 kat daha azdır. Çocuğunuzu gülmeye alıştırın, onu mutlu edecek şeyler yapın. 12 yaşından önce cep telefonu kullanmasına izin vermeyin. Çocuklarınızın plastik çim bahçelerinde oynamasına izin vermeyin. Çocuk bahçelerini ilaçlamayın. Sentetik halıdan uzak durun.
HASTALIKTAN KORUYAN VE TEDAVİDE DESTEK OLAN TAMAMLAYICI TIP
Güveneceğiniz bir doktor seçin.
Bilinçli kişiler tarafından uygulanan hipnoz kanser ağrılarını azaltabilir.
Dini ibadetler ve namaz, meditasyon etkisi yapar. Doğrudan doğruya yaratana odaklanarak iyi şeyler dilemek, güzel düşünmek büyük önem taşıyor.
Kemoterapi ve ilaç tedavisi gören hastalarda önerilmeyen akupunktur, ehil kişiler tarafından uygulanınca bulantı ve kusmayı engelleyebiliyor. Kronik ağları azaltabiliyor, kemoterapi sonrası el ve ayak uyuşukluğunu gideriyor.
Çin yakın dövüş sanatlarından olan taichi egzersizleri kan ve enerji sirkülasyonunu olumlu etkilediğinden hastalıklara karşı direncin artmasına yardımcı oluyor, kemik kaybını geciktiriyor.
Masaj bilinçli kişiler tarafından yapılırsa hastayı rahatlatıyor.
Arabesk değil, huzur veren müzikler, Mozart, Haydn, Schubert, Beethoven, Brahms dinleyin. Gürültülü müzik dinletilen farelerin kanser olduğu görüldü.
Son 10 senede yapılan araştırmalar, ailesinden birini kaybedenlerde kanserin daha hızlı çıktığını gösterdi. Stresin kanser üzerindeki olumsuz etkisi bilimsel açıdan ispat edildi. Mutlu olun, devamlı gülmeye çalışın. 'Bir kahkaha bir kilogram pirzolaya bedel'dir. İnsan neşeli ve mutlu olduğu zaman, vücudu zararlı maddelere karşı koruyan immun sistemi güçleniyor.
Sevgi-inanç tedavisi önemli. İster Müslüman, ister Hıristiyan, ister Musevi ol, seni yaratana inan. Allah'a güven ve sana destek olacağına inan.
Her 8 kadından birinin meme kanserine yakalanma riski var. Bu nedenle her gün yarım saat yürüyün, aletsiz jimnastik yapın ya da yüzün. Vücudunuzdaki yağı yakmaya bakın. Spor yapınca insan aynı zamanda stresten uzak kalır.
EN SIK GÖRÜLEN TÜRLERİ VE TEDAVİLERİ
Meme kanseri: Her 10 kadından birini etkiliyor. Erken teşhis edildiğinde ölümcül olmaktan çıkabiliyor. Kadınların 20 yaşından itibaren her ay kendini kontrol etmesi gerekiyor. 35-40 yaşından itibaren her yıl bir kez doktor muayenisi tavsiye ediliyor.
Prostat kanseri: Erkeklerde görülüyor ve kansere bağlı ölümlerin yaklaşık yüzde 9'unu oluşturuyor. Hiçbir belirti göstermeden sinsice gelişebiliyor. Tıptaki ilerlemeler sebebiyle erken teşhisi mümkün.
Akciğer kanseri: En sık görülen kanser türü. Kuru öksürük, kanlı balgam, nefes darlığı, omuz veya sırt ağrısı, ses kısılması ve halsizlik gibi belirtiler gösterir. Hastalıkta sigara yüzde 80 etkili.
Kalınbağırsak kanseri: Genellikle 50 yaşından sonra görülüyor. Erken teşhis için her yıl dışkıda gizli kan testi, 5 yılda bir rektosigmoidoskopi, kolonoskopi veya baryumlu kolon filmi çektirilmesi gerekiyor.
HANGİ YAŞTA HANGİ KONTROLLER YAPILMALI?
Yaş 20-39 (kontrol aralığı 3 yıl): Kadınlarda; ağız boşluğu, tiroit bezi, lenf bezleri ve yumurtalıklar başta olmak üzere, muayene ve ayrıca memelerin her ay kendi kendine kontrolü ve PAP testi. Erkeklerde; ağız boşluğu, tiroit bezi, lenf bezleri, testisler ve prostat başta olmak üzere genel muayene.
Yaş 40-50 (kontrol aralığı 1 yıl): Kadınlar için yukarıdakilere ek olarak tuşe ile muayene ve memelerin doktor kontrolü. Mamografi, ayrıca menopoz döneminde rahim kontrolü. Erkekler için yukarıdakilere ek olarak kapsamlı prostat muayenesi.
Yaş 50 ve üzeri (kontrol aralığı 3-5 yıl): Kadınlarda yukarıdakilere ek olarak dışkıda kanama testi, kalınbağırsak endoskopisi ve mamografi. Erkeklerde dışkıda kanama testi, gerekirse kalınbağırsak endoskopisi.
alinti: star
Tarih: 14 Aralık 2008 Pazar
vBulletin® v3.7.4, Copyright ©2000-2009, Jelsoft Enterprises Ltd.