PDA

View Full Version : Kanserle Mücadele..



Golfer
06-05-2007, 23:48
Yaş, cinsiyet, eğitim, sosyal konum dinlemeyen ve herkesin başına bir gün gelebilecek, yüzyılın hastalığı kanserle ilgili her türlü bilgi ve deneyimi bu başlık altında paylaşabiliriz..

Bu konuda zaman buldukça kendi deneyimlerimizi ve bildiklerimizi buraya yazalım, medyada çıkan önemsediğimiz yazıları da alıntılayalım..

Söylenecek çok şey var tabii. Ancak öncelikle genel hatlarıyla konuyu ikiye ayıralım. İlki kanserden korunmak için yapılması gerekenler, ikincisi ise kanser sonrası yapılması gerekenler..

Eski bir kanser hastası olarak hemen aklıma gelenleri bir kaç madde ile sıralayarak başlayayım..

Birinci durumda;

1- Ailede, akrabalarda herhangi bir kanser vakasının olup olmadığının araştırılması, eğer varsa buna göre önlem alınması, gerekli tetkiklerin, kontrollerin düzenli olarak yaptırılması

Kanserde her ne kadar çevresel faktörler etkili olsa da kalıtım, yani genler ana nedendir. Eğer ailede kanser hikayesi olanlar varsa siz de tehlikedesiniz demektir. Bu konuda bilinçli olmak çok önemli. Örneğin annesi ya da teyzesi meme kanseri olan bir bayanın da aynı tehlikeyi taşıdığını bilmesi, buna göre tetkiklerini düzenli yaptırması gerekir.

Bu konuda bilginiz yoksa dahi duruma göre bir akciğer grafisi ya da mamografi çektirmek o kadar da zor değil..

2- Sağlıklı beslenme ve spor

Son yıllarda medyada bu konuda bilgilendirici çok fazla yazı ve yorum bulunuyor. Aslen bunları yapmak kanserden korunmak için de yeterli. Ana hatlarıyla kanserojen maddelerden uzak durmak, sebze ve meyve ağırlıklı beslenmek, düzenli yürüyüş ve spor yapmak..


İkinci durumda;

1- Durumu kabullenmek ve gerekli tedaviyi her türlü yan etkisine rağmen bir an önce başlatmak

Neden ben ? sorusunu sanırım bu hastalığa yakalanan herkes mutlaka kendine sorar. Bu sıkıntılı durum hem sizin hem de aileniz ve dostlarınız için büyük bir yıkım gibi görünebilir. Aslında öyledir de. Uçurumun kıyısına geldiğiniz noktada aldığınız ağır tedavi sebebiyle sürekli yorgun ve bitkin hissedersiniz, saçlarınız, kaşlarınız dökülür, ağzınızda yaralar çıkar yemek yiyemezsiniz, mideniz devamlı bulanır en sevdiğiniz yemekleri görmek bile istemezsiniz vs.. Ama zaman moral bozup işi daha da zorlaştırmak zamanı değildir. Bir an önce kendinizi toparlamanız ve bu yeni duruma kendinizi hazırlamanız gerekmektedir. Tedavi bitiminda saçlar nasılsa yeniden çıkar, en sevdiğiniz yemeği daha başka bir iştahla yersiniz. Dolayısıyla bunun, hayatta karşılaşılan bir çeşit sınav olduğunu düşünmek yanlış olmaz. Bu sınavı geçerseniz eğer size verilecek ödül, bundan sonra yaşayacağınız daha anlamlı, bambaşka bir hayattır.

2- Tedavi vücut direncini azalttığı için enfeksiyon riskine karşı steril ortamlarda bulunmak

Bağışıklık sistemi iyice zayıfladığından, tedavi boyunca hijyenik olmayan ortamlarda bulunmamanız gerekir. Kapalı ve havasız ortamlar ile alışveriş merkezleri gibi kalabalık yerlerde bulunmamalı, bol oksijenli ortamlarda bulunmaya özen gösterilmeli. Tabii tedavi sürecinde ziyaretçilerden de mümkün olduğunca uzak durulmalı, yakın temastan kaçınılmalı. Onlar için sorun olmayan ufak bir soğuk algınlığı ya da hijyenik olmayan bir durum sizin için büyük sorun olabilir. Sizi seven akrabalarınız ya da arkadaşlarınız telefonla da size destek verebilir, bu konuda anlayış göstermeliler.

3- Sağlıklı beslenme

Kanser sırasında ve sonrasında da bilinçli beslenme çok önemli. Bağışıklık sistemini güçlü tutmanın ne kadar önemli olduğunu ben bu süreç sırasında anlamıştım.

4- Yüksek moral

Bu hastalığı yeneceğinize inanmanız ve moralinizi hep yüksek seviyede tutmanız esasında bu savaşta en büyük güçtür. Dolayısıyla sabırla, inançla tedavi sürecini tamamlamanız gerekir. Kendinizi kısıtlamayın ve geçmiş dönemde yaptıklarınızı -kitap okumak, müzik dinlemek, film izlemek vs..- yapmaya devam edin. Hatta resim yapmak gibi sizi yormayacak ve moral verecek yeni uğraşlar edinmeniz de yararlı olacaktır.

Not: Bu arada aileye ve yakın dostlara da çok önemli görevler düşüyor. En çok ihtiyacı olduğu bu savaşta kanserli hastaya destek olunmalı, moral verilmeli ve her konuda ona anlayışla yaklaşılmalı..

kemal.erdem
06-05-2007, 23:51
Kanserden korunmak mümkün mü?

Yazarlar / Dr. Murat Kınıkoğlu
alinti ; aksam
muratkinikoglu@yahoo.com

Once olumsuz tarafından başlayalım. Bir zamanlar heyecanla izlediğimiz “Gorevimiz Tehlike” dizisini hatırlarsınız. Ajanlara vazifeleri bir kaset ile verilip “bu bant üc dakika içinde kendi kendini imha edecektir” mesajından sonra teyp birden yanıp kül olurdu. Tanrı, aynı bu bant gibi insanın icine de bir “kendi kendini imha sifresi” koymustur. Eğer Türkiye’de yasayan birisi olarak, kaldırımda otobüs beklerken üzerinize bir araba cıkmaz veya camdan dısarı bakarken maganda kursununa denk gelmezseniz, en sonunda Tanrı’nın size verdiği genetik sifreyle obür tarafa gidersiniz. Bu günesli pazar sabahı moraliniz yeteri kadar bozuldu ise simdi bir de isin iyi tarafına bakalım...

Tüm hastalıkların genetik yapımızla alakalı olmadığını biliyoruz. Bir diğer deyimle hepimiz Tanrı’nın bize verdiği sifre ile olmüyor, çoğumuz kendi hastalığımızı kendimiz yaratıyoruz. (Orneğin, kanser hastalarının sadece %30 unda genetik gecis sorumlu tutuluyor.) Basta sigara ve alkol olmak üzere alıskanlıklarımız, soluduğumuz egzoz, ictiğimiz su gibi çevresel faktorler, isimiz, eşimiz, psikolojik durumumuz gibi pek cok etmen olması gerektiğinden daha once rahatsızlanmamıza veya şifremizin dışında hastalıklardan olmemize neden olur. Bu faktorlere dikkat ederek bazı kanser türlerinden korunabilir, en azından daha ileri yaşlarda ortaya çıkmasını sağlayabiliriz...

Kanserden korunmak için onerilerim:

1-Ulkemizde erkeklerde en sık, kadınlarda ikinci sıklıkta gorülen kanser türü akciğer kanseridir. Akciğer kanseri olanların %85’i sigara tiryakisidir. Batı ülkelerinde akciğer kanseri oranı azalmakta iken bizde artmasının sebebi sigara tüketimimizin artmasıdır. Akciğer kanseri geç yakalanan ve tedavisi oldukça güç olan bir kanserdir. Bu nedenle, bile bile lades yapmayın: Bugünden tezi yok SİGARAYI BIRAKIN. Bitmedi... Pasif içiciciliğin akciğer kanserine neden olduğu kesin olarak gosterilmiştir. Evde sigara içerek kendinizle birlikte eşinizi ve çocuklarınızı da riske attığınızı unutmayın. İş yerinizde sigara içenlerle mücadele edin, kıl adam damgası yemeyi goze alıp yasaların uygulanmasını sağlayın. (Eğer hâlâ sigara içmeye devam edecekseniz yazının devamını okumayın.)

2-Güneşin ve D vitamininin başta kolon kanseri olmak üzere kanserden koruyucu rolü vardır. Kendisini güneşe göstermeyen uzun pardösülü, türbanlı bayan sayımız artıkça kemik erimesi ve kanserde de artış olacak. Eğer ailenizde cilt kanseri “malign melanoma” hikayesi yoksa ve vücudunuz benlerle dolu değilse her gün 10 dakika güneşlenin. Dikkat edin! Kızarın, yanın demiyorum, 10 dakika güneşlenin diyorum. Kışın bile bu alışkanlığınızı devam ettirmeye çalışın. Güneşlenmenin, kanser onleyici etkisinin yanında Alzheimer, demans ve depresyona da iyi geldiği gosterilmiştir...

3-Rahim ağzı kanserine, seksüel yolla geçen HPV virüs suşlarının neden olduğunu biliyoruz. Tek eşli bir yaşamı tercih edin. Capkınlık yapıyorsanız secici olun ve tüm onlemleri alın. Prezervatif kullanımının kansere neden olan HPV virüs suslarını tam olarak engellemediğini unutmayın, gerekirse ası olun. (Kimler ası olmalı sorusunun cevabı için www.doktormurat.com’a bakabilirsiniz.)

4-Nevşehir, Konya, Eskişehir, Diyarbakır, Hatay veya Yozgat’ta yaşıyorsanız şehrinizdeki bazı koylerin topraklarında kansere neden olan maddeler olduğunu biliyorsunuzdur. O bolgelerden ve o bolgede üretilen patates ve tahıl ürünlerinden uzak durun.

5-Hepatit B ve Hepatit C, karaciğer kanserine neden olabilir. Her ikisi de daha çok kan yoluyla ve seksüel temasla geçerler. Hepatit B ülkemizde yaygın gorülüyor. Bu yüzden büyük küçük herkesin Hepatit B aşısı olmasını oneriyorum. Hepatit C taşıyorsanız tedavi olmanızda fayda var.

6-Kilo almayın. Fazla kilolu olanların zayıflara kıyasla kanser riskleri artıyor (Orneğin bobrek kanseri)

7-Büyük baş hayvanlarda kullanılan “estrogen”hormonunun kanser yapıcı rolü olduğu gosterilmiştir. Bu yüzden yiyeceklerinizin hormonsuz ve katkısız olmasına dikkat edin. (Ankara Veteriner Hekimler Başkanı Ankara’daki bütün ahırlarda büyükbaş hayvanlara hormon verildiğini soyledi -12 Şubat 2007.)

8-Uluslararası Kanser Enstitüsü’nün (IARC), 10 farklı ülkede yürüttüğü bir çalışmada, günde iki porsiyondan fazla kırmızı et yiyenlerin kanser risklerinin, haftada bir porsiyon kırmızı et yiyenlere gore % 30 arttığı gosterildi. Buradan, et yemeyin sonucu çıkarmayın ama “her gün” de et yemeyin.

9-Ailesinde mide kanseri olanların bir büyük abdest numunesi vererek “Helicobacter pilori antijeni” baktırmasında ve pozitif çıkması halinde tedavi olmasında fayda var.

10-Aşırı alkol kullanımı kanser oranını artırıyor. Düzenli alkol alanların haftada birkaç gün ara vermelerini ve her seferinde 2 dubleyi geçmemelerini oneririm.

PARK
06-05-2007, 23:51
Sevgili golfer bu güzel ve anlamlı topiği açtığınız için size çok teşekkürler ederim,ben bu zalim hastalığa babamı kurban verdiğimden bununla mücadeleyi en iyi bilenlerdenim Allahım kimseye böyle bir hastalık vermesin...

kartal35
07-05-2007, 00:00
kanserle ilgili bir topik açtığı için sn golferi kutluyorum.

Golfer
07-05-2007, 00:05
Sevgili golfer bu güzel ve anlamlı topiği açtığınız için size çok teşekkürler ederim,ben bu zalim hastalığa babamı kurban verdiğimden bununla mücadeleyi en iyi bilenlerdenim Allahım kimseye böyle bir hastalık vermesin...

Başınız sağolsun sevgili PARK..

Kanseri en tehlikeli yapan özelliği ilk safhalarında hiçbir semptom vermemesi malesef. Yani ya tesadüfi bir şekilde, yapılan bir check-up sırasında yakalayacaksınız -şanslıysanız tabii-, ya da iyice ilerledikten sonra bir şikayetiniz olacak ve öylece öğrenmiş olacaksınız acı gerçeği..

Dolayısıyla bu konuda bilinçlenmek ve ona göre davranmak en önemlisi..

Her işin başı sağlık..

Serenler
07-05-2007, 05:31
Elinize sağlık sevgili Golfer.
Bu topiğin çok yararlı olacağına inanıyorum.

kemal.erdem
08-05-2007, 02:30
Rahim ağzı kanseri aşısı

alinti ; aksam, Dr. Murat Kınıkoğlu
muratkinikoglu@yahoo.com


Yalnız bizim ülkenin değil bütün dünyanın sağlık politikasını medikal firmalar belirliyor. Ne zaman hasta olacağımıza, hangi hastalığa yakalanacağımıza, hangisinden korunup hangisinden öleceğimize onlar karar veriyorlar. Grip asısı olun diyorlar oluyoruz, kolesterolünüzü ölctürün diyorlar tamam diyoruz, hepatit C diyorlar hemen laboratuvara koşuyoruz. Şimdi sıra geldi rahim ağzı kanseri asısına. Duyduk duymadık demeyin bütün bayanlar (9 yas üstü kız çocuklar dahil) ası olacak...

2005 yılında sadece Istanbulda 6 bin yeni verem vakası tespit edildi (Resmi kayıtlara geçen sayı.) Ülkemizin en büyük sağlık sorunlarından birisi olmasına rağmen kimse veremden bahsetmiyor cünkü verem fukara hastalığı, cünkü ilac firmaları verem ilaçlarından para kazanamıyorlar. 750-1000 YTL olan rahim kanseri asısı ise firmalara milyar dolarlar kazandıracak. Bu yüzden isteseniz de istemesenizde, önümüzdeki birkaç yıl içinde şimdiye kadar hic duymadığınız bu hastalığı tanıyıp, ne kadar büyük bir risk altında olduğunuzu öğreneceksiniz! Hele kampanyalar bir başlasın, ellerinizi göğe açıp “Allahım her belaya razıyım yeter ki rahim kanseri olmayayım...” demezseniz sasarım. İste buraya yazıyorum çok yakında fedakâr bir meslektaşımız çıkıp “Rahim ağzı kanserini önleme derneği” kurarak sizleri korumak için cansiperane çalışmaya başlayacak! Tabii eczanelerden yapılan kücük captaki satıclar firmaları kesmeyecektir. Hedef, acının sosyal güvenlik kapsamına alınıp devlet tarafından ödenmesi. Sağlık Bakanlığı şimdilik hayır diyor ama bizim lobicileri yamana atmayın, Amerikalı abilerini gecmek üzereler...

Rahim ağzı kanserine neden olan HPV, sadece cinsel yolla bulasan bir virüstür. Aynı grip virüsü gibi yüzü aşkın türü olup cinsel organda minik siğiller oluştururlar. Virüsü alanların nerdeyse %90’ında hastalığa karsı direnc gelişirken %10 vakada rahim ağzındaki kronik değişiklikler zamanla kansere dönüsebilir. Sadece tasıyıcı olan hastalar kendileri hicbir belirti göstermedikleri halde virüsü partnerlerine bulaştırabilirler...

ASI KESİN CÖZÜM MÜ?

Ası, HPV virüsünün sadece 6, 11,16 ve 18 tiplerine karsı koruma sağlıyor. Nasıl ki grip aşısı olup gene de gribe yakalanabiliyorsanız aşıdan sonra HPV virüsüne yakalanabilirsiniz. Yani asının koruyuculuğu yüksek ama söylendiği gibi yüzde yüz değil.

KİMLER ASI OLMALI?

1.Capkın bayanlar (ve baylar) aşı olmalı.

Firmalar “Aktif seks yaşamı olan bayanlar ası olmalı” cümlesini bilerek kullanıyorlar. Taktik aynı, kolesterol ilaçlarında olduğu gibi sadece risk grubunda olanlara değil “herkese” satmak, pazarı büyütmek istiyorlar. Halbuki sadece esiyle seks yapan bir bayanın da “aktif bir seks yaşamı” olabilir ama ası olmasına gerek yoktur. Tek esli insanların bu hastalığa yakalanma sansları yok denecek kadar az iken seks hayatı sürprizlere açık olan bayanların HPV virüsü ile tanısma olasılığı cok yüksektir.

2.Esi çapkınlık yapan bayanlar ası olmalı.

“İyi de doktor bunu nasıl anlayacağız?” dediğinizi duyar gibiyim. “Kocacığım HPV asısı olacağım 1000 YTL verir misin?” sorusunu sorarak arastırmaya baslayabilirsiniz. Esinizin yüzündeki ifadeye dikkat edin ve sezgilerinize güvenin.

3.Çocuklar ası olmalı mı?

Kız çocuklarına ası yapılmasına iki nedenle karsıyım. Birincisi, yeni cıkan her türlü ilacı ve asıyı, tesirleri tam olarak belli olana kadar bir süre izlemekten yanayım. İkinici nedene gelince; araştırmalar Batı ülkelerinde kız çocuklarının seksle tanısma yasının oldukça düsük olduğunu gösteriyor. Örneğin İngilterede ilk cinsel ilişki yası 16.5. Bu yüzden o ülkelerde çocukların as kapsamına alınması normal karsılanabilir. Türkiye’de ise erkekler için bile cinsel ilişkiye baslama yası 18.5. Dolayısı ile kız çocuklarımızın 18 yaşına geldiklerinde ası için kendilerinin karar verebileceğini düsünüyorum. Buna karsın, hayata bakıs asınız ve kızınızın arkadas cevresini göz önüne alarak “Kızımın küçük yasta cinsel iliski deneyimi olabilir” diye düşünüyorsanız asıyı yaptırın. Kız çocuklarının bu aşıyı nasıl karsılayacaklarını doğrusu ben de merak ediyorum. Bana kalırsa faydasından çok zararı olabilir. On iki yaşında bir kız cocuğu “Ailem bana ası yaptırtırdığına göre erken yasta cinsel iliskiyi hos karsılıyorlar” diye düsünebilir. “Nasıl olsa asım var...” düsüncesi seksle daha erken yasta tanısmasına neden olabilir...

kemal.erdem
08-05-2007, 02:31
Rahim ağzı kanseri aşısı

alinti ; aksam, Dr. Murat Kınıkoğlu
muratkinikoglu@yahoo.com


Yalnız bizim ülkenin değil bütün dünyanın sağlık politikasını medikal firmalar belirliyor. Ne zaman hasta olacağımıza, hangi hastalığa yakalanacağımıza, hangisinden korunup hangisinden öleceğimize onlar karar veriyorlar. Grip asısı olun diyorlar oluyoruz, kolesterolünüzü ölctürün diyorlar tamam diyoruz, hepatit C diyorlar hemen laboratuvara koşuyoruz. Şimdi sıra geldi rahim ağzı kanseri asısına. Duyduk duymadık demeyin bütün bayanlar (9 yas üstü kız çocuklar dahil) ası olacak...

2005 yılında sadece Istanbulda 6 bin yeni verem vakası tespit edildi (Resmi kayıtlara geçen sayı.) Ülkemizin en büyük sağlık sorunlarından birisi olmasına rağmen kimse veremden bahsetmiyor cünkü verem fukara hastalığı, cünkü ilac firmaları verem ilaçlarından para kazanamıyorlar. 750-1000 YTL olan rahim kanseri asısı ise firmalara milyar dolarlar kazandıracak. Bu yüzden isteseniz de istemesenizde, önümüzdeki birkaç yıl içinde şimdiye kadar hic duymadığınız bu hastalığı tanıyıp, ne kadar büyük bir risk altında olduğunuzu öğreneceksiniz! Hele kampanyalar bir başlasın, ellerinizi göğe açıp “Allahım her belaya razıyım yeter ki rahim kanseri olmayayım...” demezseniz sasarım. İste buraya yazıyorum çok yakında fedakâr bir meslektaşımız çıkıp “Rahim ağzı kanserini önleme derneği” kurarak sizleri korumak için cansiperane çalışmaya başlayacak! Tabii eczanelerden yapılan kücük captaki satıclar firmaları kesmeyecektir. Hedef, acının sosyal güvenlik kapsamına alınıp devlet tarafından ödenmesi. Sağlık Bakanlığı şimdilik hayır diyor ama bizim lobicileri yamana atmayın, Amerikalı abilerini gecmek üzereler...

Rahim ağzı kanserine neden olan HPV, sadece cinsel yolla bulasan bir virüstür. Aynı grip virüsü gibi yüzü aşkın türü olup cinsel organda minik siğiller oluştururlar. Virüsü alanların nerdeyse %90’ında hastalığa karsı direnc gelişirken %10 vakada rahim ağzındaki kronik değişiklikler zamanla kansere dönüsebilir. Sadece tasıyıcı olan hastalar kendileri hicbir belirti göstermedikleri halde virüsü partnerlerine bulaştırabilirler...

ASI KESİN CÖZÜM MÜ?

Ası, HPV virüsünün sadece 6, 11,16 ve 18 tiplerine karsı koruma sağlıyor. Nasıl ki grip aşısı olup gene de gribe yakalanabiliyorsanız aşıdan sonra HPV virüsüne yakalanabilirsiniz. Yani asının koruyuculuğu yüksek ama söylendiği gibi yüzde yüz değil.

KİMLER ASI OLMALI?

1.Capkın bayanlar (ve baylar) aşı olmalı.

Firmalar “Aktif seks yaşamı olan bayanlar ası olmalı” cümlesini bilerek kullanıyorlar. Taktik aynı, kolesterol ilaçlarında olduğu gibi sadece risk grubunda olanlara değil “herkese” satmak, pazarı büyütmek istiyorlar. Halbuki sadece esiyle seks yapan bir bayanın da “aktif bir seks yaşamı” olabilir ama ası olmasına gerek yoktur. Tek esli insanların bu hastalığa yakalanma sansları yok denecek kadar az iken seks hayatı sürprizlere açık olan bayanların HPV virüsü ile tanısma olasılığı cok yüksektir.

2.Esi çapkınlık yapan bayanlar ası olmalı.

“İyi de doktor bunu nasıl anlayacağız?” dediğinizi duyar gibiyim. “Kocacığım HPV asısı olacağım 1000 YTL verir misin?” sorusunu sorarak arastırmaya baslayabilirsiniz. Esinizin yüzündeki ifadeye dikkat edin ve sezgilerinize güvenin.

3.Çocuklar ası olmalı mı?

Kız çocuklarına ası yapılmasına iki nedenle karsıyım. Birincisi, yeni cıkan her türlü ilacı ve asıyı, tesirleri tam olarak belli olana kadar bir süre izlemekten yanayım. İkinici nedene gelince; araştırmalar Batı ülkelerinde kız çocuklarının seksle tanısma yasının oldukça düsük olduğunu gösteriyor. Örneğin İngilterede ilk cinsel ilişki yası 16.5. Bu yüzden o ülkelerde çocukların as kapsamına alınması normal karsılanabilir. Türkiye’de ise erkekler için bile cinsel ilişkiye baslama yası 18.5. Dolayısı ile kız çocuklarımızın 18 yaşına geldiklerinde ası için kendilerinin karar verebileceğini düsünüyorum. Buna karsın, hayata bakıs asınız ve kızınızın arkadas cevresini göz önüne alarak “Kızımın küçük yasta cinsel iliski deneyimi olabilir” diye düşünüyorsanız asıyı yaptırın. Kız çocuklarının bu aşıyı nasıl karsılayacaklarını doğrusu ben de merak ediyorum. Bana kalırsa faydasından çok zararı olabilir. On iki yaşında bir kız cocuğu “Ailem bana ası yaptırtırdığına göre erken yasta cinsel iliskiyi hos karsılıyorlar” diye düsünebilir. “Nasıl olsa asım var...” düsüncesi seksle daha erken yasta tanısmasına neden olabilir...

Golfer
17-05-2007, 01:07
İngiltere’de yapılan bir araştırma, Avrupa’da kanserden ölüm oranlarının düştüğünü gösterdi. Yeni tedavi yöntemleri, erken teşhis ve kamuoyunun bilinçlenmesi sayesinde son 30 yılda Avrupa’da kanserli hastaların hayatta kalma süreleri iki kat uzadı.

Kanserlilerin hayatta kalma süresi 30 yılda iki kat arttı.

İSTANBUL - İnsanoğlunun en büyük korkularından biri olan kanser, artık eskisi kadar çabuk ölümle sonuçlanmıyor, hastaların hayatta kalma süreleri de uzuyor. İngiltere’de yapılan son araştırma da bunu doğrular nitelikte.

Birleşik Krallık Kanser Araştırmaları adlı yardım kuruluşunun desteklediği bir araştırmaya göre, Avrupa ülkelerinde son 30 yılda kanser yüzünden ölümler büyük oranda düştü. Bu süre zarfında, hastaların hayatta kalma süreleri ikiye katlandı. Bunda erken teşhis, özel cerrahinin büyük oranda kullanılması, izleme programlarının yanı sıra kemoterapi ve radyoterapideki gelişmelerin etkisi büyük. Öyle ki pek çok kanser hastası, kanserle yaşamayı öğrendi. Ayrıca, immunoterapi ve gen terapisi gibi yeni gelişen tedavi teknikleri de kanser hastalarının daha uzun süre hayatta kalma umutlarını artırıyor.

Araştırmaya göre, hayatta kalma süreleri kanser tipine göre değişiyor. Buna rağmen, kanser teşhisi konulan ortalama bir hastanın 10 yıl daha yaşama şansı yüzde 46,2. Bu oran, 30 yıl önce sadece yüzde 23,6 idi. Bütün kanserlilerin 1971’de yüzde 28 olan 5 yıl yaşama şansı ise 2001’de yüzde 49,6’ya çıktı.

Pankreas kanseri hala en ölümcül tip olarak dikkat çekiyor

Ancak uzmanlar değişik kanser türlerine göre hayatta kalma sürelerinin değişebileceğini hatırlatıyor. Araştırmayı yapan Londra Hijyen ve Tropik Tıp Fakültesindeki ekibin başkanı Prof. Michel Coleman, “pankreas ve akciğer kanserlerinde hayatta kalma süresinin diğer türlere göre hala düşük olduğunu ve çok az arttığını” söyledi. 5 yıl hayatta kalma ihtimali, pankreas kanserinde sadece yüzde 2,5’ken, testis kanserinde yüzde 95 düzeyinde.

Meme kanserinde hayatta kalma süresi yüzde 50’den yüzde 80’e yükseldi

Meme kanserindeki gelişmelerse sevindirici. Zira meme kanseriyle 5 yıldan uzun yaşama şansı yüzde 50’lerden yüzde 80’e kadar yükseldi.

Coleman, “Öte yandan meme kanserinde hayatta kalma süresi dikkate değer ölçüde arttı” dedi ve yeni meme kanseri teşhisi konulmuş kadınların neredeyse üçte ikisinin, şimdi en az 20 yıl daha yaşama şansları bulunduğunu belirtti.

http://www.ntvmsnbc.com/news/408124.asp

C.ÜNLÜ
26-03-2008, 21:42
http://img138.imageshack.us/img138/2709/kemikjpegzc8.jpg (http://imageshack.us)

Katkı sağlayan herkese buradan teşekkür etmek istiyorum..iyi şeylerde oluyor

Serenler
01-04-2008, 21:56
Göz göre göre kanser oluyoruz! "


Gerçekleri açıklarsam Türkiye sarsılır" diyen Prof. Erkan Topuz'un anlattıkları tüylerinizi ürpertecek!


01 Nisan 2008



Esra Ceyhan'ın Kanal D'deki programına konuk olan İ.Ü. Onkoloji Enstitüsü Direktörü Prof. Dr. Erkan Topuz, yine herkesi ekran başına kilitleyen açıklamalarda bulundu.

Topuz, kanserle mücadelenin anne karnında başladığına dikkat çekerek hamile kadınların ve bebek sahibi insanların evde dikkat etmeleri gereken noktaları anlattı.

Bulaşık deterjanlarından, halıların temizliğine kadar çok önemli ayrıntılar...

"Benim mücadelem bu yaştan sonra halkımızı kanserden korumaktır. Kanser tedavisi sonra geliyor. Bir korunma bin tedaviden evladır. Bunları ilk defa duyuyorsunuz ama gerçek bunlar. Ben bunları kendimi bu işe adadığım için anlatıyorum. Bu anlattıklarımı Türkiye ilk defa duyuyor. Belki dünyada da çok az duyan vardır" diyen Prof. Dr. Erkan Topuz, herkesi şaşırtan açıklamalar yaptı.

İŞTE SARISICI AÇIKLAMALAR

-Evde, sokakta giydiğimiz ayakkabılarla dolaşılmamalı
Eğer evde ayakkabı ile geziyorsak dışarıdan geldiğimiz ayakkabıları çıkartıp başka bir ayakkabı giymeliler.
Çünkü dışarıdan giydiğimiz ayakkabı ile eve soktuğumuz pestisitler kanserin en önemli sebeplerinden bir tanesidir. (Pestisit: Tarım ürünleri, kimyasallar, egzozdan çıkan gazlar vs)

-En tehlikeli yer: Halı
Halı bütün pestisitleri tutar. Bu nedenle alıların temizliğine dikkat ediniz. Kesinlikle deterjanla temizlemeyin. Sirkeli su ile silin.

-Deterjan kullanınca muhakkak eldiven giyilmeli
Plastik eldiven kullanmayın, içine izci eldiveni giyin. Çünkü deterjanlar alerjiktir ve ufak dozlarda alındığı takdirde kronik olarak kanserojendir. (İzci eldiveni: Pamuk eldiven)

-Bulaşık makinasında kullandığınız deterjan da petrol ürünü, yani kanserojen!
Ne kadar yıkarsa yıkansın kalıntılar kalabilir. Eğer sağlığınızı düşünüyorsanız çıkardığınız bulaşıkları sirkeli suyla ya da limonlu suyla silin.

-Her türlü deterjandan kaçının!
Devamlı olarak zeytinyağı ve defne sabununu seçiniz. Ellerinizi, vücudunuzu hakiki zeytinyağ, defne veya fıstık yağından yapılan hakiki sabunlar da seçilebilir. Bunları örnek olarak söylüyorum. Deterjandan kaçıyoruz ve çok aşırı miktarda suyla duruluyoruz.

-Beyaz olan her türlü iç çamaşırı, yeni aldığında en az 2 kere kaynatılmalı!
Çünkü bunlar beyazlatılmak için kanserojen maddelerle yıkanıyor.

-Kanserle mücadele anne karnında başlar
Anne adayları aşırı miktarda vitamin almaktan kaçınsınlar. Çünkü bilinçsizce alınınca vitaminin içindeki kobalt, bazı aşırı miktarda minareller... Doktor bir tane yut diyordur ama çocuk gelişsin diye bir kaç tane yutuyorlar. Bu çocukta birikime sebep olabilir ve kansere neden olabilir.

-Gökkuşağının 7 rengini, ne buluyorlarsa, günde en azından 3-5 tane yenmeli!
Her bir renkte bir şeyler var.

-Gebeler, haftada 2 kez kırmızı et yemeli!
Özellikle balıkla beslensinler. Sağlıklı bir insanın kansere yakalanmaması için, bebeğin daha anne rahmindeyken
vücudunun direncinin artması ve zehirleri alarak bağışıklık sisteminin bozulmaması lazım.

-Oda spreyleri doğrudan doğruya petrol menşeli
Zehiri soluyorsunuz. Akciğerinize geçiyor ve dolaylı olarak bağışıklık sisteminizi bozuyor.

-Sebzeler, mevsiminde dondurulup saklanmalı!
Yalnız bir kez çözülünce onu muhakkak pişirin. Mikro dalgada bir kere ısıtın. Ateşte ısıttıklarımızda ise bir kere ısıtınız. Çünkü bir dahaki sefere değeri ölür. DNA'yı bozar. DNA kırılması da kanserojene yol açar.

-Radyasyon; kronik olarak kansere en çok yaklaştıran faktörlerden biri!
Televizyondan çok uzak duralım.

-Çocuklara haftada 2 kez balık çorbası Ama içine zerdeçal koymak suretiyle...
Soğan, sarımsak ve o mevsimin sebzesiyle yapmalısız. Çocuk anne karnındayken bu terbiyeyi almaya başlamalı.

-Gebeler haftada 1 kilo balık tüketmeli
Bu miktarın üzerinde balık tüketilmesine karşıyız. Çünkü en steril balıkta bile az civarda civa vardır. Bu balıklar dip balıkları olmamalı. Somon veya yüzey balığı, Akdeniz, Ege balığı olmalı. Marmara'nın dip balıklarını lütfen tüketmeyiniz.

-Kızartma için en uygun yağ; kanola yağı
Onun dışında birinci seçeneğimiz zeytinyağdır. Memleketimizin iftihar edebileceği yağdır. Fındıkyağı da tercih edilebilir.

-Çocuklar, fast food türü yiyecekleri 15 günde bir yemeli
Ama haftada 3 kez yedikleri takdirde beyin tümörlerinde, lenfomalarda ve lösemilerde 3 kat artış gözükecektir. Çocuklarımıza arada bir verebiliriz. Ama dışarıdaki yiyeceklerin nasıl kızartıldığını bilmiyorsunuz. Ona göre hareket edin.

-Çocuklar meyve ve yoğurdu bol tüketmeli
Ancak yoğurdu prebiyotik ve ev yoğurdu olarak kullanalım. Yoğurdunuzu evde yapın. Peynir ve çökelek fazla miktarda yiyin. Keçi peyniri çok faydalıdır.

-Çocukları, üç beyazdan; un, şeker ve tuzdan uzak tutmalı
-Belki tuzcular üzülecekler ama Konya'ya akan kanalizasyonlar ve kirletici sularla, Türkiye'nin en büyük tuzunu karşılayan Tuz Gölü'müz maalesef torbaların içinde çok iyi steril edilmedikleri takdirde bize kanseri ufak ufak taşıyorlar. Bu nedenle kaya tuzunu tercih edin. Yani turşu kurduğunuz tuzu çekin ve çok az miktarda kullanın.
Çünkü tuz da kanserojendir.

-Amerika'daki çocukların tombul olmasının sebebi her şeye şeker katmalarıdırUcuz beslenmedir.

-En faydalı gıdalardan birisi ceviz
Daha sonra fındık ve bademdir. Ayçiçeği açık alın. İşlemden geçmemiş olacak, kavurup yiyebilirsiniz. Ama fındık, ceviz gibi yiyecekleri kabuklu alın. Çünkü içine böceklenmesin diye ilaç sıkılmaktadır. Sonsuz faydaları olan yiyeceklerdir. Günde bir avuç muhakkak tüketiniz.

-Elma mutlaka yenilmeli!

-Plastik, bakır, alüminyum kap kullanılmamalıPorselen, cam ve çelik kullanın. Meyveleri de bu tür kaplarda yıkayın. Bunların içine litresine göre 9-10 çorba kaşığı elma sirkesi atın. Aşağı yukarı yarım saat bekletin. Sonra tekrar yıkamayın. Tekrar mikrop alır.

-Dikkat; meyvelerin üzerine parlak görünmesi için mum sürülüyor!
Bunları hakiki zeytinyağlı sabundan geçirdikten sonra elma sirkeli sudan geçirin. Ya da elma sirkesi ile ovun. Meyveyi kabuğuyla tüketin eğer sterilse.

-Lahana, marul gibi yiyeceklerin ilk dört kabuğu çöpe atılmalı
İstediğiniz kadar yıkayın bunların üzerindeki pestisitleri temizleyemezsiniz. Çaresi yok.

-3 ayda bir su değiştirilmeli
Çok muhteşem sularımız var ama ne olursa olsun tabiatı rezil ediyoruz. Satın aldığımız sularda az miktarda da olsa kanserojen dozlar karışabilir. Bunlar kontrollü sular ama 3 ayda bir değiştirmek gerekiyor.

-Plastik her yerde zehir. Plastik bardaklar, kaplar, plastik herhangi bir şey...
Ben ona girmiyorum bu lafı söylersem yer yerinden oynar. Bu plastikler ev yapımına girdiler. Doğrudan doğruya inşaat malzemesi olarak kullanıyorlar. Çok bilinçli olun, çok iyi markalar kullanın. Bunları söylemem demek
Türk ekonomisiyle oynamam demek. Ben insanlara kendimi adadım, onun için kimseden korkmuyorum açık açık söylüyorum.

-Meyve suyu, posasıyla tüketilmeli
Biz kanserli hastalara suyunu veriyoruz. Meyve suyuna geçmeyen çok madde posada kalıyor. Bu şekilde kolon ve miğde kanserinden korunmuş oluyorsunuz.

-Bakır, özellikle beyin tümörlerinde ön plana çıkıyor
Çok iyi kalaylı olursa bu etki azalıyor. Ama kulağınıza bakır küpe bile takmayın.

-Çocuklar, yeşil plastik sahalarda oynamamalı Plastik çimenler sentetiktir ve kanserojen madde alabilirler.

-Havuzlar iyi temizlenmeli Ozonla temizlemek en fazladır. Aşırı klorluysa yine spor yerine kansere hazırlık yapıyorsunuz...

-Bütün beyazlatıcılardan kaçınılmalı Çocuklarımızın kullandığı o pırıl pırıl bembeyaz defterler klorla temizleniyorlar. Bunlarla temizlenmemiş defter kullansınlar. Kullandıkları boyalarda da kanserojen etkisi vardır.


KANSER DALGA DALGA GELİYOR
Prof. Dr. Erkan Topuz'un verdiği şu çarpıcı bilgi, kanserin boyutlarını açıkça ortaya koydu:

"Kanser dalga dalga geliyor. 2020 yılında 20 milyon insan kansere yakalanacak. Ama eğer bunları yaparsak belki bunu 15 milyona indirebiliriz. O yüzden gözümüzü açalım. Bu iş çocukluktan başlıyor. Çocuklarımıza bu terbiyeyi vermek zorundayız. Ailedeki çocuk annesini taklit eder. Anne ne yiyorsa çocuk da onu yer."

Topuz, yaptığı açıklamalar nedeniyle bir takım sektörleri zor duruma soktuğu eleştirileri için ise, "Benim için insan sağlığı birinci plandadır. Ekonomi ikinci plandadır. Bir insanın kanser olması durumunda devlete ve millete verdiği zarar milyarlarca dolardır. O yüzden dikkatli olduğunuz takdirde ekonomiye de katkınız olur. Aslında ben bunları anlatarak Türkiye'nin ekonomisini de kurtarıyorum farkında değiller" diye konuştu.

baron11
21-04-2008, 10:15
GATA'DAN TEDAVİDE (http://www.askerhaber.com/index.php?option=com_content&task=view&id=2312&Itemid=26) DEVRİM

Anjiyo yöntemiyle verilen ilaçla karaciğerdeki kanserli hücreler neşter kullanmadan yok edildi.

Türkiye, dünyada “Radyoembolizasyon” metodunu gerçekleştiren 12’nci ülke oldu. Uygulamada anjiyo yöntemi ile verilen ilaç, karaciğerdeki kanserli hücreleri yok ediyor.

GÖĞSÜMÜZÜ KABARTTILAR

Gülhane Askerî Tıp Akademisi (GATA), Türkiye’de bir ilke imza atarak Uzman Çavuş Ekrem Zincir’e karaciğer kanserinin tedavisi için “Radyoembolizasyon” yöntemini uyguladı. Türkiye, dünyada bu metodu uygulayan 12’nci ülke oldu. Zincir’e uygulanan tedaviye katılan GATA ekibi, yöntemi ve duydukları heyecanı Türkiye Gazetesi ile paylaştı.

GATA Dekanı Tümgeneral Mehmet Zeki Bayraktar, karaciğer kanserine yeni tedavi yöntemini uygulayan ekipte yer alan Genel Cerrahi Anabilim Dalı Başkanı Prof. Tabip Tuğamiral Turgut Tufan, Radyoloji Ana Bilim Dalı Başkanı Prof. Tabip Tuğgeneral İbrahim Somuncu, Nükleer Tıp Ana Bilim Dalı Başkanı Prof. Tabip Deniz Albay Mehmet Ali Özgüven, Radyoloji Ana Bilim Dalı Öğretim Görevlisi Doç. Tabip Albay Bahri Üstünsöz ve Nükleer Tıp Ana Bilim Dalı Öğretim Üyesi Doç. Tabip Yarbay Nuri Arslan’ı tebrik etti. Tümgeneral Bayraktar, “GATA 1898’de kurulmasından itibaren hep yeniyi arayan bilim adamlarını yetiştirmiştir. Arkadaşlarımız, karaciğer kanserinin tedavisi için uyguladıkları Radyoembolizasyon yöntemi ile geçmişteki atalarına layık olmuşlardır” dedi.

HASTALAR SIRA BEKLİYOR

Ekrem Zincir’in hastalığının 2007 yılında geçirdiği trafik kazası sonrasında yapılan taramalarda tesadüfen belirlendiğini dile getiren Tuğamiral Tufan, hastada tiroid ve ona bağlı olarak karaciğer kanseri teşhisi konmasından sonra, önce tiroidin tedavi edildiğini söyledi. Tufan, şu bilgileri verdi: “Daha sonra karaciğer tedavisine başlandı. Ancak hasta bilinen cerrahi, kemoterapi ve radyoterapi tedavilerine cevap vermeyince, yaptığımız araştırmalar sonucu dünyada 2002 yılından beri bu tür vakalarda uygulanan ‘Yttrium-90 işaretli mikroküllerle Radyoembolizasyon yöntemi’ni uygulamaya karar verdik. Hastaya da durumu anlatıldı. Tedavi, karaciğerin kendisinden kaynaklanan (primer) veya cerrahi olarak çıkartılamayan ve mevcut tedavi yöntemleri ile sonuç alınamayan karaciğer metastazlarının (vücudun başka yerinde başlamış daha sonra karaciğere sıçramış) kanserlerin tedavisinde uygulanan selektif internal radyoterapi yöntemidir. Karaciğerdeki kanserli hücrelere Avustralya ve Kanada’da üretilen ‘SIR-Spheres Yttrium 90’ adlı radyolojik ilaç anjiyo yöntemi ile verildi.” Tufan, GATA’da benzer durumdaki 10 hastanın daha tedavi için sırada beklediğini de sözlerine ekledi.

KANSER YOK OLACAK!

Tuğgeneral Somuncu da vücuda sıvı halde verilen radyasyon muhtevalı ilacın kanser hücreleri dışında başka bölgelere yayılarak zarar vermediğini ve tedavi öncesi uygulanan testin bu tür bir sıkıntıyı gidermek üzere yapıldığını söyledi. Somuncu, “Tedavi sonucu 2.5-3 ay sonra alınacak” dedi.

Albay Özgüven de geçtiğimiz pazartesi günü test edilen ve çarşamba günü ise hastaya uygulanan tedavi yönteminden beklentilerinin, “Karaciğerdeki hastalığın kontrol altına alınması, ağrı şikayetinin giderilmesi, kanserin küçülmesi ya da kaybolması ve hastanın yaşama süresinin uzaması” olduğunu ifade etti.

Albay Üstünsöz de yöntemin uygulanma sürecinin hazırlık ve bitiş olarak yaklaşık 1.5 saat sürdüğünü, ilacın karaciğere verilmesinin ise 20 dakikada tamamlandığını kaydetti. Yarbay Arslan ise, “Bu tedavi sadece mevcut cerrahi, kemoterapi ve radyoterapi yöntemlerine cevap vermeyen, yani tedavi sürecinin tıkandığı durumlarda uygulanıyor. Yani her kanser hastası için uygulanmıyor” vurgusunu yaptı.

BAKANLIK DEVREDE

Yurt dışında 100 bin dolar civarında gerçekleştirilen ameliyatın, Türkiye’de 15 bin dolara yapılacağı kaydedildi. Sağlık Bakanlığı’nın tedaviyi karşılaması için Nükleer Tıp Derneği’nin bakanlığa başvurduğu kaydedildi. Yine GATA’dan sonra Hacettepe Üniversitesi’nin de bu yöntemi önümüzdeki günlerde uygulayacağı öğrenildi.

DÜNYA İLE YARIŞIYORUZ

GATA’daki yeni uygulamada; Avustralya ve Kanada’da üretilen “SIR-Spheres Yttrium 90” adlı ilaç anjiyo yöntemi ile karaciğerdeki kanserli hücrelere veriliyor.

e-fulya
22-04-2008, 12:22
Dün gece ARENA'daki kanser uzmanı profösörün söylediklerinden aklımda kalanlar:
-Sabah kahvaltılarında bol bol tuzsuz sele zeytin tüketin..
-Gece yatarken ve sabah kalkınca 1-2 bardak iyi su alın..
-Sabahları böğürtlen yaprağı+ısırgan yaprağı veya kökü+limon kabuğundan oluşan bitkisel çay için..
-Balık çorbası ideal gıdalardandır..Çorbaya ZERDEÇAL atın..
Prostat kanserine karşı çinko içeren gıdalardan kaçının..
-Ananas kansere karşı koruyucudur..
-Lahana ve kırmızı turpu su buharında haşlayarak sık sık tüketin..
-Selenyum içeren (semizotu gibi) gıdalar alın..
-Özellikle yazın doğal domateslerden elde edilen bol LİKOPEN içeren sebze suyu tüketin..
-Kilo vermek;özellikle ayda 1.5-2 kilo vermeye uğraşmak kansere davetiye çıkarmaktır..
-Yumurta beyazı iyi koruyucudur..
-Protein ihtiyacını tavuk,hindi veya mercimek,fasulye,nohut gibi kuru gıdalardan sağlayın..

Sağlıklı günler dilerim..

aslan
13-08-2008, 17:39
Annemde yapılan test ve patoloji sonuçları neticesiyle tiroit bezi kanseri teşhisi konuldu. Pazartesi hemen ameliyat olacak ve tiroit bezinin tamamı alınacak.Bu kanser türü diğer kanser türleri içerisinde en iyisi olanıymış.Hatta doktorlar bir hasta kansere yakalanıyorsa bu tiroit bezi kanseri olsun derlermiş.Tedavi sürecine uyulduğu takdirde hastanın yaşama şansı %100 müş.Hayırlısı artık....
Aynı zamanda babamda mesane tümörü teşhisiyle 2004 yılında ameliyat olmuştu ve 3 ayda bir sürekli sistoskopi olmakta.Halen kontrollere devam ediyoruz.
Sıra bende; bakalım ilerleyen yaşlarda hangi kanser türüne yakalanacağım.:clown:

kemal.erdem
08-09-2008, 02:24
İstanbul Üniversitesi Onkoloji Enstitüsü Başkanı Prof. Dr. Erkan Topuz, Türkiye’de “kanser” denince, ilk akla gelen isimlerden...

Gelişen tedavi yöntemleriyle, yakın gelecekte genetik kökenli kanserlerde riski yok etmenin mümkün olacağını söyleyen Prof. Dr. Topuz, kanserle mücadelede en önemli unsurun sağlıklı besleme olduğunu vurguluyor.

Bir araştırmada Ekvator’da yaşayan “Laron” cücelerinin kansere karşı bağışıklı olduğu ortaya çıktı. Gelecekte bu kişilerdeki gen araştırılarak kanserin tamamen ortadan silineceği iddia edildi. Bu konuda ne düşünüyorsunuz?
Buradaki olay, bu kişilerde büyüme faktörlerinin olmamasıdır. Büyüme faktörlerinin genellikle kanserojen bir etkiye sahip olduğunu biliyoruz. Büyüme faktörlerini gelişigüzel kullanmaktayız. Mesela, büyüme faktörleri hayvanlara verilerek süt oranları artırılıyor, yağlanmaları ve irileşmeleri sağlanıyor. Bunlar da dolaylı olarak insan vücuduna geçmektedir. “Growth” faktör (büyüme faktörü), aynı zamanda insülinle beraber kan şekerinde de oynama yapıyor. İnsülinle birlikte büyük oranda şekerin düşüp yükselmesinin de kanserde önemli rol oynadığını görüyoruz. Beyaz şeker, en önemli kanserojen maddelerden bir tanesi. Diyabetiklerde genellikle bu şeker oynamalarında riskin daha fazla olduğunu biliyoruz.


Laron’lardaki “gen”in keşfedilmesi ile bütün kanser türlerinin yenilebileceği doğru mu?
Bu çok ileriki çalışmalarda “teorik” olarak düşünülebilecek şeylerdir. Genlerdeki oynamalarla belki ileride bir ümit ışığı doğabilir. Ama bizim yapacağımız genelde diyetlerde ve beslenme alışkanlıklarıyla kanseri uzaklaştırmaktır.


10-20 sene sonra, genetik oynamalarla, kanser türlerinin yenilebileceği açıklamasını makul görüyor musunuz?
Meme kanseri, kolon kanseri, “over kanseri” (kadın yumurtalık kanseri), prostat kanseri, en başta gelen genetik kanserlerdir. Tabii bunlarda erken tedbirlerle, gen faktörünün ortaya çıkaracağı riski yok etmek mümkün olabilir. Veya bu risk en aza indirilebilir. Bunlar da diyetle başlar. Eğer ailede bir “kolon, prostat, meme kanseri” veya “over kanseri” varsa, çocukluktan itibaren özel bir beslenme diyeti uygulamak gerekir. Gökkuşağının yedi rengini tüketmemiz lazım. Kırmızı etten, tuzlanmış gıdadan ve beyaz undan kaçmalıyız. Ayrıca trans olan margarinden de uzak durmalı. Muntazam hayat yaşamamız lazım.


Muntazam hayattan kastınız nedir?
Gece hayatı ve büyük yorgunluklar, büyük stresler vücudun bağışıklık sistemini yıkan olaylardır ve kansere zemin hazırlar. Sık sık grip geçirmek de kanser riskini artırır. Bu nedenle bünyemiz güçlü ve tehlikelere karşı vücudun bağışıklığı sağlam olmalıdır. Bu da ancak doğru beslenme ve muntazam bir hayatla olur. Aşırı alkol ve sigara tüketmek en büyük tehlike...



Gece çalışanlar en az 7 saat uyumalı, 3-4 öğün yemeli

Hangi meslek grubunda çalışanlarda kanser riski daha yüksek?
Toksit, boya, kimyasal madde üreten fabrikalarda çalışanlar, evleri otobana 500 metre ile daha yakında bulunanlar ve saatte 20 bin aracın geçtiği otoban kenarında oturanlarla yapılan yeni bir çalışmada, bu kişilerde kanser riskinin 3 kat daha fazla olduğu ortaya çıkmış. Çünkü mazotlu araçların toksidesi doğrudan kanser riskini artırıyor. Çocuklarin tişörtlerine yazılan boyalı yazılar bile kanser riski içeriyor.


Meslekleri gereği gece çalışanlar ne yapmalı?
Bir kere sonrasında en az 7 saat uyumalılar. Beslenmelerine çok önem vermeliler, günde 3-4 öğün yemek yemeliler. Sebze ve meyveleri düzenli olarak tüketmeliler. Cebinizde bile elma taşımalısınız. Hafif sporlar, doğa gezileri, yürüyüşler ve yüzme en faydalı sporlardandır. Sabah kahvaltısı yapmadan asla dışarı çıkmayın. Domatesinizi, peynirinizi, zeytininizi, yeşil biberinizi ve yumurtanızı yiyin. Belli aralıklarda, fast-food’tan kaçarak sebze ağırlıklı ve beyaz ete, balığa yönelik bir gıda rejimi takip edin. Bu sizin genetik bozukluğunuzu bile zaman içerisinde düzeltebilir. Günde en az yarım kilo ev yoğurdu yemeliyiz. En uzun yaşayan insanlar “yoğurt yiyen” insanlardır.


Sentetik madde içeren yastık, yorgan ve yataklar riski artırıyor

Evimizde kullandığımız maddelerin hangileri kanser riski içeriyor?
Mutfak eşyalarında da kanser riski yüksek. Mesela, elektronik radyo çalar bile bir yerde kanserojen. Özellikle, sentetik halılar. Deterjanla silindiğinden kanserojen nitelik kazanıyorlar. Sirke ile silmemiz gerekir. Bunun dışında duş jeli de tehlikelidir. Koltuk altı deodorantları ve rujlar. Rujlar, kadınlarda kömür katranı ihtiva ediyor. Allık ise asbest içeriyor. Kuru temizleme, elbise ve leke çıkarıcılara çok dikkat etmeliyiz. Teflon tavaların çizilmişleri ve eskimişleri kanserojen. Hatta yumurtayı bile bu tavalarda aşırı kızartmak ve ekmeğin az miktarda yanması bile kanserojen. ,


Peki içtiklerimiz...
Musluk suyuna çok dikkat edilmeli. Çünkü klorlu. Yattığımız yorganlar, yastıklar, sentetik yatakların hepsinin içerisinde sentetik maddeler var. Bu yüzden, atalarımızdan kalan pamuklulara dönmemiz gerekiyor. Çünkü leke tutmayan yastıklar, doğrudan doğruya kimyasal koruyucularla parlatılıyor. Diş parlatıcıları, tırnak cilaları da kanserojen madde bulundurur.


Okul çantaları keten, termoslar ise çelikten olmalı

Okul dönemi yeniden başladı. Çocuklarımız için nelere dikkat etmeliyiz?
Çocuklarımızın okula giderken yemek götürdüğü sefer tasları, termoslar muhakkak çelik olmalı. İçine taze sıkılmış meyve suları konmalı. Okul çantaları kesinlikle keten alınmalı. Çocuklarımızın ayakkabıları PVC ihtiva etmemeli. Keten ve pamuk giysiler tercih edilmeli.


Okul çağındaki bir çocuk için kanser tehlikesi yaratan faktörler nelerdir?
Çocuğun yanına et koyuyorsak, en az 5 kap da sebze veya meyve koymalıyız. Ayrıca yanına yoğurt da eklemeliyiz. Dışarıda patates kızartması yenilmesi yasaklanmalı, ancak ara sıra evde yapılabilir. Çocuklarımıza balık, tavuk ve hindi etleri yedirmeliyiz. Çamaşırlarını yıkarken genellikle zeytinyağlı deterjanları tercih edelim. Vücudunu da bebek ve zeytinyağlı şampuanlarla yıkayalım. ABD’de büyük firmalar plastik oyuncak üretimini durdurdular. Artık Amerika’da çocuklar PVC’li ayakkabı giymiyorlar.



Keneden korunalım derken çocuklarımız kanser olacak

Yaz aylarında sık rastladığımız sinek ilaçlama araçlarından çıkan gazların kanser riski nedir?
Doğrudan doğruya kanserojendir. ABD’de bütün böcek ilaçları ile yeşil sahaları ilaçlamışlar. Bu ilaçlanan alanlarda görülmüş ki, çevrede oynayan çocuklarda kanser oranı daha yüksek. Mesela, golf sahaları aşırı miktarda ilaçlanıyor. Bizde de son zamanlarda keneden dolayı bilinçsizce bütün çocuk bahçeleri aşırı miktarda ilaçlandı. Bu ilaçların birçoğu keneleri öldürücü etkiye bile sahip değil. Ama biz gelişi güzel olarak bütün çocuk bahçelerini ve bütün çayırları ilaçladık. Biz burada “keneyi yok edelim” derken, tabiat dengesini koruyan bazı faktörleri de yok etmiş olduk. Ve buralarda oynayan çocuklarımızı da böyle bir kanser riski içine atmış olduk.
VATAN
07.09.2008

hanımeli
08-11-2008, 12:31
Kanser gerçekten çağımızın en kötü hastalığı.
Allah kanser hastalığına yakalananlara acil şifalar versin diyorum.

mitli
08-11-2008, 13:20
Her gün bir avuç kuru erik yiyin


Her gün bir avuç kuru erik, kansere ve yaşlanmaya karşı korunma açısından değeri en yüksek olan meyve. Ama dikkat fazlası kilo aldırıyor ve kan şekerini yükseltir.

Kanser ve yaşlanmaya karşı koruma kapasitesi en yüksek olan sebze ve meyveler, Amerikalı uzmanlar tarafından hazırlanan ORAC Tablosu´nda yer alıyor. İlk sırada kuru erik var. Dr. Yasemin Bradley, her gün bir avuç kuru erik yenmesini öneriyor. Aşırıya kaçmayın, fazlası kilo yapıyor

Beslenme ve Diyet Uzmanı Dr. Yasemin Bradley, sağlıklı beslenme programları içinde adı sıkça geçen ´antioksidan´ın ne olduğunu, vücudu kansere, yaşlanmaya ve diğer hastalıklara karşı korumayı sağlayan ORAC değeri yüksek beslenme programı hakkında merak edilenleri yanıtladı:

Antioksidan nedir?

Oksijen olmadan yiyeceklerin içerdiği, tüm hayati fonksiyonlarımız için gerekli enerjiyi açığa çıkaramayız. Ancak oksijenin aynı zamanda tehlikeli bir yanı var. Normal biyokimyasal reaksiyonlarda dengesiz hale gelip çevredeki molekülleri okside edebiliyor, hücrelerin yapısını bozabiliyor. Okside olmuş moleküllere oksidan adı veriliyor. Oksidanlar vücudumuz için en tehlikeli zehirler. Kanser, damarsal yapı bozuklukları ve yaşlanmaya neden oluyorlar. Bu oksidanlarla savaşıp onları etkisiz hale getiren, vücuttan atılmasını sağlayan kimyasal maddelere antioksidan adı veriliyor.

Hangi besinlerde var?

´Savaş beşlisi´ adı verilen; A, C, E vitaminleri, çinko (ZN) ve selenyum (Se) mineralleri en güçlü antioksidanlar. A vitamini kaynakları; karaciğer, böbrek, yumurta, süt, tereyağı, balık, havuç, kırmızı, sarı, turuncu renkli sebze ve meyveler. C vitamini kaynakları; yeşil biber, narenciye, kırmızı meyve ve sebzeler, patates. E vitamini kaynakları; tohumlar ve yağları, yeşil sebzeler, yumurta. Çinko kaynakları; istiridye, buğday ürünleri, susam ve ayçiçeği çekirdekleri, badem. Selenyum kaynakları; deniz ürünleri, mantar, susam.

ORAC nedir?

Amerika´da Boston Massachusetts´deki Tufts Üniversitesi Yaşlanmaya Karşı Beslenme Araştırma Merkezi´ndeki araştırmacılar, sebze ve meyvelerin antioksidan kapasitelerini ölçüp ORAC (Oxygen Radical Absorbance Capacity-Serbest Radikalleri Emme Yeteneği) Tablosu, adını verdikleri bir tablo hazırladılar. Bu tabloda, serbest radikalleri emme yeteneğine sahip bizi yaşlanmaya, kansere ve diğer hastalıklara karış koruma kapasitesi en yüksek olan sebze ve meyveler yer alıyor.

# Hastalıklardan korunmak için günde ne kadar ORAC içeren besin tüketmeliyiz?

Tufts Üniversitesi´ndeki araştırmacılara göre her birimizin hedefi günde en az 3000 ORAC birimi amak olmalı, 5000 ORAC birimi ise maksimum koruma sağlıyor.


# Tablonun başında kuru erik yer alıyor. Günde ne kadar tüketmeli?

Kuru erik, ben hastalarıma her gün bir avuç kuru erik veriyorum. Fazlası kilo aldırır, kan şekerini yükseltir. Bizi kansere ve yaşlanmaya karşı koruma değeri en yüksek olan meyvedir.

# Meyvelerin rengi kansere karşı koruyucu etkisini nasıl etkiliyor?

Bitkiler de güneşin zararlı etkilerinden korunmak için içlerindeki pigmentlerini (Bitkiye renk veren kısmı) artırabiliyorlar. Bitkilerin asıl antioksidan özellikleri pigment kısmında bulunuyor. Rengi ne kadar parlak ve koyu ise o bitki o kadar çok antioksidan materyal içeriyor demektir.

# ORAC Tablosu

Amerika´da Massachusetts´deki Tufts Üniversitesi Yaşlanmaya Karşı Beslenme Araştırma Merkezi tarafından yapılan araştırmalara göre sebze ve meyvelerdeki (100 gram) ORAC değeri:

ORAC değeri

Kuru erik 5.770

Kuru üzüm+ 2.830

Siyah böğürtlen +2.036

Kıvırcık lahana+ 1.770

Çilek +1.540

Erik +949

Brokoli +890

Avokado +782

Portakal +750

Kırmızı biber +710

Kiraz +670

Kivi +602

Soğan +450

Yeşil üzüm +446

Mısır +400

Patlıcan +390

Muz +221

Elma +218

Yeşil fasulye +201

Domates+ 189

Kayısı +164

Şeftali +158

Armut +134

Karpuz +104

Kereviz +61

Salatalık +54

kemal.erdem
10-11-2008, 03:13
Akıllı beslenerek kanser riskini minimuma indirin

Gülgün SÖNMEZ / VATAN
09 kasim 2008


Amerika’nın en önde gelen kanser araştırmacılarından Dr. Mitchell Gaynor’a göre kanserin tüketilen gıdalarla doğrudan ilişkisi var. Antioksidan yoğun bir beslenme programı ile kanser riskinizi en düşük seviyede tutabilirsiniz. Kanser vakalarının düşük seyrettiği Fransa’da halkın sırrı da “akıllı beslenme” formülü.

Kanserle mücedelede kilit öneme sahip olan bağışıklık sistemimizle ilgili neler söyleyebilirsiniz?

Bağışıklık sistemimizin faaliyetlerini ikiye ayırabiliriz birincisi Doğal Bağışıklık Sistemi, ikincisi Kazanılmış Bağışıklık Sistemi. Doğal Bağışıklık sistemi vücudumuzun ilk savunma hatlarını teşkil eder. Kazanılmış bağışıklık sistemi ise daha komplike işleri ele alan, belirli düşmanlara karşı savunma geliştiren bir yapıdır.

Doğal bağışıklık sistemimize derimiz, göz yaşımız, kulak kirimiz bile dahildir. Doğal katil hücrelerimiz ise her an işinin başındadır. Herhangi, sıradan bir hücremiz her gün 10.000 saldırıya maruz kalmaktadır ve alacağımız iyi bir antioksidan takviyesi bu hücrelerin çoğunun zarar almadan günü bitirmesini sağlar. Sahip olduğu asil hücrelere “T-cells” denir ve kemik iliğinde oluşurlar. T-hücreleri profesyoneldirler. İhtisas yaptıkları konunun dışına taşmazlar. Görev dağılımını yaptıktan sonra karşılaştıkları her saldırıda çılgınlar gibi çoğalarak savaşırlar.

Bu anlattıklarınıza bakacak olursak bizlerin hiç hastalanmaması gerek Dr.Gaynor?

Bağışıklık sistemimiz bazen tam tanımlama yapamaz ve vücudumuzu yabancı bir madde gibi algılıyarak saldırıya geçer. Artirit, Multiple Sclerosis, alerjik reaksiyonlar, bağışıklık sistemimizin sebep olduğu hastalıklardır. Mesela son zamanlarda sık sık işitiğiniz Heliobakter plori... Bu bakteri mide duvarımıza yada ince barsaklarımızın üst kısmına yapışır, üreyi amonyağa ayrıştırarak barsağı tahriş etmeye başlar. Tedavi edilmediği takdirde ülsere dönüşeceği kesindir. Ama kanser de söz konusudur. Bu süreçde rol oynayan bir enzim var: COX2 ve bu enzim kanser çalışmalarında çok önemli bir yer tutuyor. COX2 enzimi PGE2 enziminin üretimini kamçılar. PGE2 de meme, prostat ve kolon kanserine neden olabilir. Ayrıca, damar tıkanmasına neden olur. Kanserden korunmanız için PGE2’nin seviyesini düşürmelisiniz. Bunun en basit yolu da yağı hayatınızdan çıkarmak yada makul ölçülerde tüketmektir. Bağışıklık sisteminiz sizin özel kuvvetlerinizdir, sizin için ölür, öldürür. Ona iyi bakın çünkü o sizin tüm hastalıklara karşı en büyük silahınız, müttefikinizdir. Buna kanser de dahil.!

Son zamanlarda üzüm çekirdeği extresinin kuvvetli bir kansorejen olduğunu çok fazla duymaya başladım. Doğru mu?

Pycnogenol ve üzüm çekirdeği extresi. Bu iki maddeden elde edilen aşağı yukarı aynıdır diyebiliriz. Ama benim fikrimi soracak olursanız, ben pycnogenolu tercih ederim. Bu nontoksik bioflavonoid Avrupa’da en çok tüketilen, en çok satılan besin takviyesidir. Pycnogenol suda çözülür ve doğrudan kan dolaşımımıza girer.

Siz bayanları memnun edecek başka bir özelliği daha vardır bu maddenin. Kolajen eksikliğini giderir. Daha basite indirgersek yılların etkisiyle boşalan, sarkan derimizin yenilenmesinde çok çok etkilidir. Avrupalı kadınların 1960’larda keşfettiği bu bioflavonoidden günde 100 miligramlık bir kapsül almak yeterlidir.

Kanserden korunmada detoxification’ın (vücudumuzdaki zehirlerden arınma) rolü ne kadardır?

Çok önemli bir noktaya değindiniz. Hepimizin vücudumuzda kansorejenleri etkisiz hale getirebilecek enzimler taşıyoruz. Sarmısak ve yeşil çayda bulunan antioksidanların bu enzim düzeylerini yükselttiğini biliyoruz. Bu enzimler bütün dokularımızda vardır ama genetik faktörlerden kaynaklanan farklılıklar da mevcuttur. Yani herkes eşit değildir. Johns Hopkins Üniversitesinden Katy Helzhauer bu enzimlerin, meme kanseri olan ve olmayan kadınlar üzerindeki etkilerini karşılaştırmış ve şu sonuca ulaşmıştır. Anormal detoxification enzimi geni taşıyan kadınlar, diğerlerine göre 4 kat fazla risk altındadırlar. Bu sonuç önemlidir çünkü bu anormal geni taşıyanların toplumdaki oranı % 45leri bulmuştur. Bu gen sigara sebebiyle oluşan akciğer kanserlerinde de aynı etkiye sahiptir.

D VİTAMİNİ MEME KANSERİ RİSKİNİ YÜZDE 20 AZALTIYOR

Sizi beklerken okuduğum bir makalede vitamin D ve meme kanseriyle ilgili önemli bir gelişmeden söz ediliyordu, nedir bu gelişme?

Son araştırmalarda ortaya çıkan çok önemli bir gelişme bu aslında. Gıdalar ve güneş ışığından sağlanan vitamin D nin meme kanseri riskini % 20 azalttığı kesinlik kazandı. Üstelik östrojen ve progesteron hormonlarına pozitif tümörlerin gelişiminde de bu riski düşürüyor. Dünyada her yıl bir milyondan fazla kadına meme kanseri teşhisi konuluyor ve bunların çok büyük bir kısmıda hormon reseptörleri pozitif tümörlü kanserler. Bu konudaki çalışmaları daha sağlam temellere oturtmak için yapılan bir diğer çalışmada Kanada’da yapıldı. Meme kanseri teşhisi konulmuş ve D vitamini kullanan 759 kadın ve yine D vitamini alan 1135 sağlıklı kadın karşılaştırmaya tabii tutulmuştur. Araştırmacıların açıkladığı sonuçlar şöyle Yüksek dozlarda vitamin D takviyesi tümörlerin oluşma riskini % 24 oranında azaltmıştır.

SİYAH ÜZÜME EVET YER FISTIĞINA HAYIR

Fransızlar çok yağlı beslenip, çılgın gibi sigara ve şarap içiyor. statistiklere baktığımızda kalp hastalıklarının pek çok ülkeye göre çok az olduğunu görüyoruz. Aynı sonuçlar kanser içinde söz konusumu acaba?

Amerika ile kıyaslarsak evet kansere yakalanma oranlarıda daha düşük. Garip ama bu sonuçların hepsi çılgın gibi içtikleri şaraba dayanıyor. Özellikle kırmızı şarap, içinde barındırdığı antioksidanlarla (tanin, fenol, epicatechin) kan inceltici görevi yapıyor ve tabi ki kalp hastalıklari riskinide azaltıyor. Şarabın içinde bulunan bir başka sağlıklı madde daha var. Resveratrol... Aynı zamanda kanserle de mücadele ediyor. Resveratrol bir çok gıdada bulunuyor ama yüksek miktarlarda bulunduğu iki besin çeşidi var. Kırmızı üzüm ve yer fıstığı. Yer fıstığını size tavsiye etmiyorum, hem çok yağlı, hem de içinde aflatoksin isimli kansorejeni barındırıyor.(Bir söylentiye göre Saddam Hüseyin 1991 deki körfez savaşında bu toksini Amerikan askerleri üstünde kullanmış!) Ama kırmızı üzümü hepinize şiddetle tavsiye ederim. Özellikle soğuk ve nemli ülkelerin üzümlerinin daha fazla resveratrol içerdiğinide belirtmek isterim.Yani Fransa,Kanada gibi. Resveratrolun, enflamasyonu tetikleyen COX2 enzimini durdurma etkisindende söz etmeliyim tabiî ki.(Enflamasyonu tetikleyen ve kansere yol açan enzim.)Ayrıca kötü kolestrol olarak adlandırılan LDL üzerinde de olumlu etkileri vardır.

UYARI: Alkolün meme kanserine yol açan faktörlerden biri olduğu kanıtlanmıştır. Kadınlar alkol tüketimini minimuma indirmelidirler. Şarap içmek yerine günde 1000 mikrogram resveratrol kapsülünü bir bardak üzüm suyuyla beraber almaları tavsiye edilir. Şarap açıldıktan sonra dışarda bekletilirse bir gün içinde içersindeki resveratrol buharlaşır, buzdolabında saklanırsa yaklaşık 1 hafta dayanır.

DOMATESİ PİŞMİŞ YEMELİSİNİZ

Dr. Gaynor, yine son zamanlarda kanserden korunmanın yolu olarak koyu renkli, özellikle de kırmızı sebze ve meyveleri tüketmemiz gerektiği söyleniyor? Siz ne diyorsunuz?

Karoten ailesinden söz ediyorsunuz. Karotenler yağda çözülen pigmentlerdir. Kimyasal akrabalarının adı A vitaminidir. 600 kadar karoten içeren bitkinin içinden 50 kadarının böbreklerimizde A vitamine çevrilebilme özelliği olduğunu biliyoruz. A vitamini bağışıklık sistemimiz için en önemli vitamindir, enfeksiyonlarla savaşır, hücre yapısının bütünlüğünde önemli rol oynar. Fakat fazla alınan A vitamini toksiktir. LİK, kırmızı bir pigmenttir ve domates, havuç, kayısı, kırmızı biber, greyfut ve karpuzda bolca bulunur. Beyler, prostatınız domatese bayılır.Yapılan araştırmalar göstermiştir ki, artan likopen tüketimi eşittir düşük prostat kanseri riski. Eğer her hafta 10 porsiyon dometesli gıda alırsanız prostat kanseri riskinizi % 45 azaltırsınız. Beslenme uzmanlari genellikle sebze ve meyveleri çiğ tüketmemizi tavsiye ederler ama bu likopen için tam tersidir. Pişmişi çok daha etkilidir, çünkü sindirim sistemimizin, çiğ domatesten alabildiği likopen miktarı çok düşüktür. Protein ve liflerin içinde kilitli duran karoten pigmentleri ancak pişirilince serbest kalır. LUTEİN ve ZEAXANTHİN, bu iki karoten çeşidi daha çok kara lahana, yeşil lahana, ıspanak, mısır ve sarı renkli sebzelerde bulunur ve meme kanseri riskini düşürür.

VİTAMİN-MİNERAL TESTİ YAPTIRIN

Kansere karşı koruyan bitkileri kullanırken miktarlarını nasıl ayarlamalıyız?

Tabiiki herkes için aynı miktarlar söz konusu değil. Bir kişinin folik asit miktarı tehlikeli seviyelere düşmüşken bir diğerininki gereğinden fazla yükselmiş olabilir. Günümüzde vitamin-mineral seviyelerimiz tespit edebilen testler mevcuttur. Bu testlerin neticesine göre planlama yapmak daha akılcıdır. Lüzumlu miktarların tespitinde, yaşadığınız çevre, genetik yapınız, emilim yapma kapasiteniz de etkendir. Örnek olarak tekrar sigara tiryakilerine döneceğim. Sigara insan vücudunda depolanmış tüm antioksidanları tüketir, daha da kötüsü detoksifikasyon enzimlerimizden olan (kansorejenleri elemine eden enzimler) glutathionenin eksilmesine de sebep olur. Sonuç akciğer kanseri. Burada göstermek istediğim miktar tespitinde yasam biçimimizin ne kadar belirliyici olduğudur.

YARIN: Köpekbalığı neden doğada kansere yakalanmayan tek canlıdır?

Mantar kanserle savaşta en önemli dostunuz olabilir.

Hangi tür yağlar riskinizi yükseltir, hangi hangileri azaltır?

Bear_Bull
27-11-2008, 16:42
paylaşmak istedim belki okuyan bir hastaya faydası olur.


ÖZEL HASTANELERE KİMLER PARA V E R M E M E L İ D İ R ?

Buradan; öncelikle kanser hastalarını uyarıyorum:
Sakın ola ki bundan sonra gittiğiniz özel hastanelerde muayene parası, kan tahlili parası, film parası gibi adlar altında para vermeyin.
Çünkü bu tahliller, filmler, doktor muayenelerinin tümü bedavadır.
Tekrar ediyorum: Bedava tedavi sadece devlet hastaneleri için geçerli değildir. Özel sağlık kuruluşları da artık para alamazlar.
Bizzat yaşadığım bir olayı anlatayım: Bir okurum arayarak dedi ki: 'Eşim meme kanseri tedavisi görüyor. İstanbul'daki ..... isimli hastaneye kontrole götürdük. Çünkü; onkoloğu (kanser doktoru) orada çalışmaya başlamıştı. Burada onkologa muayene oldu ve doktorunun istediği kan tahlillerini bu hastanede yaptırdı: Filmler de orada çakildi. Bu hastane bizden üçte bir oranında dediği 760 YTL para aldı. Halbuki televizyonlarda yer alan haberlerde kanser tedavisinin artık özel hastanelerde de bedava olduğu duyurulmuştu. Bu durumda bize yardımcı olur musunuz?'

SAĞLIK BAKANLIĞI'NA TEŞEKKÜRLER
Bu şikayeti doğrudan doğruya Sağlık Bakanı Prof. Dr. Recep Akdağ'a ilettim. Sayın Bakan; hem şaşırdı, hem de üzüldü. Dedi ki: 'Rıza Bey; 1 Ekim 2008 tarihinden itibaren hiçbir özel hastane, artık kanser tedavisi gören hastalardan para alamaz. Bu konuyu Başbakanımız özellikle takip ediyor ve çok hassas. Sözünü ettiğiniz hasta, faturaları bize yollasın. Ben hemen emir veriyorum. O hastane hakkında soruşturma açtıracağım ve alınan paraları da hasta sahibine geri verdireceğim.'
Gerçekten de iki gün içinde o ünlü hastane; hastadan aldığı parayı iade etmek zorunda kaldı.
Hastaların veya hasta yakınlarının şunu da bilmesi gerekiyor. Bu hastalıkların muayenesi de bedavadır. Yani; hastalar, doktor ücreti de ödemeyecektir. Yukarıda dile getirdiğim şikayette; onkolog (kanser doktoru) tarafından yapılan muayene; hastane tarafından 'diyabet muayenesi' gibi gösterilerek 350 YTL alınmıştı. Hastane; bu parayı da geri vermek zorunda kaldı. Sanıyorum ki artık İl Sağlık Müdürlükleri hastaneleri daha ciddi biçimde kontrol edeceklerdir. Çünkü özel hastaneler; Bakanlığın aldığı son bedava tedavi kararının kendilerine gelmediğini ileri sürerek hastaları soymaya devam ediyorlar.
Buradan Sağlık Bakanı Akdağ'a hastalar adına teşekkür ediyorum. Çünkü; özel hastaneleri daha sıkı kontrol ettireceği sözünü de vermiştir.

HANGİ HASTALIKLAR BEDAVA TEDAVİ EDİLİYOR
Sadece kanser hastaları değil; vatandaşın altından kalkamayacağı kadar masraflı olan diğer tedaviler de artüık ücretsiz. Ücretsiz tedavi konusunda Sağlık Bakanlığı'ndan bize verilen bilgi şöyle:
'Sayın Zelyut
Sosyal Sigortalar ve Genel Sağlık Sigortası Kanununa istinaden çıkarılan ve 1 /Ekim/ 2008 tarihinden itibaren yürürlüğe giren en önemli hükümlerden birisi de genel sağlık sigortalısı hastalardan acil ve ciddi sağlık tehtidinin bulunduğu durumlar için sosyal güvenlik kurumu ile sözleşmeli özel sağlık hizmet sunucuları tarafından ilave ücret talep edilmemesidir. Bu durum acil haller için sosyal güvelik kurumuyla sözleşme yapmamış özel sağlık kuruluşları için de geçerlidir. Zaten kamu hastanelerince eskiden olduğu gibi herhangi bir ilave ücret alınmamaktadır. 1/Ekim/2008 tarihinden önce özel sağlık hizmet sunucuları diledikleri kadar ilave ücret alabilmekteydiler. Aşağıda yer alan liste ilave ücret alınamayacak ciddi sağlık tehditlerinin bulunduğu durumlardır.
1) Acil servislerde sunulan sağlık hizmetleri ile acil haller nedeniyle sunulan sağlık hizmetleri,
2) Yoğun bakım hizmetleri,
3) Yanık tedavisi hizmetleri,
4) Kanser tedavisi (radyoterapi, kemoterapi, radyo izotop tedavileri),
5) Yenidoğana verilen sağlık hizmetleri,
6) Organ, doku ve hücre nakilleri,
7) Doğumsal anomaliler için yapılan cerrahi işlemlere yönelik sağlık hizmetleri,
8) Diyaliz tedavileri,
9) Kardiyovasküler cerrahi işlemleri

NE YAPACAKSINIZ?
Görüldüğü gibi acil servislerde, yoğun bakımda, yanık tedavisinde; kanser tedavisinde, yenidoğanda verilen doğum hizmetlerinde ve doğum anomalilerindeki cerrahi işlemlerde, organ ve doku nakillerinde, diyalizde ve kardiyovasküler cerrahi uygulamalarında vatandaş artık özel hastanelere fark vermeyecektir.
Eğer sizden bu hastalıkların teşhisi ve tedavisi için para alınmış ise; makbuzunuzla birlikte şikayetçi olacaksınız. Şikayetinizi de bir dilekçe ile Sosyal Güvenlik Kurumu İl Müdürlüğü'ne yapacaksınız.
Sağlık Bakanlığı diyor ki: 'Sağlık Uygulama Tebliğdeki hükme rağmen ilave ücret alınması durumunda Sosyal Güvenklik Kurumu'nca özel sağlık kuruluşuna sözleşme iptali ve para cezaları uygulanacaktır. Sözleşmeye aykırı durumun tespiti açısından, vatandaşımız kendi adına sosyal güvenlik kurumunca özel sağlık kuruşuşlarına ödenen bedellerin dışında her ne ad altında olursa olsun kendi cebinden bir ödeme yapması durumunda, bu ödeme için faturasını detayları ile talep etmelidir. Ayrıca sözleşmeye aykırı durumların tespiti açısından Sosya Güvenlik Kurumunca gerekli denetimler kuşkusuz sürekli yapılacaktır.'
Okurlarıma tavsiyem şudur: Bu yazıyı lütfen, bu tür hastası olan insanlara iletin ki bazı açıkgöz hastane işleticilerinin haksız kazançları önlenebilsin



Fuat SUBAŞ
YAPI KREDİ SİGORTA & YAPI KREDİ EMEKLİLİK
TEL : (216)309 70 73
FAKS : (216) 309 84 71
E-mail :fuat.subas@ttmail.com
Msn : Servet.Sigorta.Ara.Hiz@hotmail.com

kemal.erdem
15-12-2008, 04:28
Kanser gittikçe yayılmaya başladı. Modern dünyanın en ürkütücü hastalığı olan kanser gittikçe yayılıyor. Dünya Sağlık Örgütü'nün verilerine göre kanser, 2010'da dünyadaki en ölümcül hastalık olacak.

Sadece bu yıl, kanser sebebiyle hayatını kaybedenlerin sayısı yaklaşık 7 milyon. Türkiye'de her sene 100 bin kişi kansere yakalanıyor. Hastalığın tedavisi için dünya genelinde yılda yaklaşık 500 milyar dolar harcanıyor.

Türkiye'de ise son 5 yılda kanser ilaçlarının tüketimi neredeyse iki katına çıktı. İlaç Endüstrisi İşverenler Sendikası'nın (İEİS) verileri durumu gözler önüne seriyor.

2003 yılında Türkiye'de tüketilen ilaçların yüzde 3,8'ini onkoloji (kanser) ilaçları oluştururken, bu rakam 2008'de yüzde 7,2'yi buldu. 2008'in ilk 10 ayında kanser ilaçlarına harcanan para 720 milyon YTL.

Kanserle mücadelede erken teşhis ve önleyici tedbirlerin göz ardı edildiğine dikkat çeken onkoloji uzmanı Prof. Dr. Erkan Topuz, bu paranın yüzde 10'unun bile kanserden korunmaya yönelik önlemlere ayrılmasının birçok şeyi değiştireceğinin altını çiziyor. "Asıl olan tedavi değil, korunma ve erken teşhistir. Kanserde bir koruma bin tedaviden evladır!" diyor.

Kanser kapınızı çalmadan siz onu yoklayın

İnsanoğlu yüzyıllar boyunca cüzzam, veba ve verem gibi hastalıklarla uğraştı. Modern dünyanın korkulu rüyası ise kanser. Dünya Sağlık Örgütü'ne göre kanser, 2010 yılında kalp rahatsızlıklarını geçerek dünyadaki en ölümcül hastalık olacak. Sadece bu yıl, 'habis ur' sebebiyle hayatını kaybedenlerin sayısı yaklaşık 7 milyon. Tedavi için dünya genelinde yaklaşık 500 milyar dolar harcanıyor. Türkiye'de her yıl 100 bin kişi kansere yakalanıyor. Son 5 senede kanser ilaçlarının tüketimi neredeyse iki katına çıktı. İlaç Endüstrisi İşverenler Sendikası'nın (İEİS) verileri, durumu gözler önüne seriyor. 2003 yılında Türkiye'de tüketilen ilaçların yüzde 3,8'ini onkoloji (kanser) oluştururken, bu rakam 2008'de yüzde 7,2'ye çıktı. 2008'in ilk 10 ayında kanser ilaçlarına harcanan para 720 milyon YTL.

Kanser, bazı etkilerle değişime uğramış hücrelerin, kontrolsüz olarak çoğalıp büyümeleri sonucunda meydana geliyor. İnsan vücudundaki bütün organlar hücrelerden oluşur. Sağlıklı hücreler bölünebilme yeteneğine sahiptir. Ölen hücrelerin yenilenmesi ve yaralanan dokuların onarılması amacıyla bu yeteneklerini kullanırlar. Fakat sonsuz bölünemezler. Sağlıklı bir hücre gerektiği yerde ve gerektiği kadar bölüneceğini bilir. Buna karşın kanser hücreleri, bu bilinci kaybeder, kontrolsüz bölünmeye başlar ve çoğalır. Birikerek tümörleri (kitleleri) oluşturur. Tümörler normal dokuları sıkıştırabilir, içine sızabilir, tahrip edebilir. Eğer kanser hücreleri oluştukları tümörden ayrılırsa, kan ya da lenf dolaşımı aracılığı ile vücudun diğer bölgelerine gidebilir.

Hastalığa yol açan en önemli iki faktör alkol ve sigara. Sağlıksız beslenme ve kullanılan ürünler de rahatsızlığı tetikliyor. Doktorlar, kanserle mücadelenin anne karnında başladığına dikkat çekiyor. Anne iyi beslenirse çocuğunda kanser riski 5 kat azalıyor. Prof. Dr. Erkan Topuz, kanserden korunmaya yönelik önlemlere ağırlık verilmesini istiyor. "Asıl olan tedavi değil, korunma ve erken teşhistir. Kanserde bir koruma bin tedaviden evladır!" diyor. Prof. Dr. Haluk Onat da, fast-food tipi beslenme, çevre kirliliği, sigara tüketimi ve hareketsiz yaşam tarzının kanserin artmasına yol açtığını vurguluyor. Prof. Dr. Mustafa Yaylacı ise, belirli dönemlerde hastanelerde yapılacak tetkiklerle kanser vakalarının yüzde 90'lara varan oranda önlenebileceğini kaydediyor. "Belli bir yaştan sonra hasta olun olmayın mutlaka doktora gidin." çağrısında bulunuyor.

KANSER TEDAVİSİNDE OLUMLU ETKİSİ OLAN YİYECEKLER

Güçlü bir antioksidan olan indol-3-karbinol, en çok brokoli, karnabahar, lahana, semizotu ve turunçgillerde bulunuyor. Bunlar, meme kanserini önleyen en önemli gıdalar. Dünyadaki en ucuz ve şifalı bitki ola n lahanayı haftada bir kez yiyin. Lahana, bağırsak ve karaciğerdeki zehirleri bloke ediyor, tümörlerin bilinçsizce çoğalmasını durduruyor.

Mantar: Çeşitli terapi edici özellikleri olduğu bilinen 270 mantar türü var. Japonya, Çin ve Kore'de yürütülen çok sayıda bilimsel çalışma, mantarın sağlığa yararını ortaya koydu. Kültür mantarının beyaz olanını değil, esmerlerini yiyin. Çünkü mantarlar kanserojen madde ile beyazlatılıyor. Draje halinde satılan mantar haplarını eczanelerden bulabilirsiniz. Bağışıklık sistemini güçlendiren beta glukan, mantarın yanı sıra arpa, maya, nişasta, esmer pirinç ve ekmekte bulunuyor. Özellikle meme kanserine karşı koruyucu özelliği var.

Nar suyu: meme kanserinde çok faydalı. Kabuğunda ve çekirdeğinde büyük şifa var. Meyve ve sebzelerin mevsiminde tüketilmesi ve posasıyla yenmesi önemli.

Limon ve mandalina kabuğunda olan D-limoen, kanser tümörünü eritiyor ve çoğalmasını durduruyor. Limon ve mandalina kabuklarını atmayın. Sirkeli su ile iyice yıkadıktan sonra yiyin.

Domates, erkeklerde prostat, kadınlarda meme kanserinde çok faydalı. Ama mevsimlik domates... Ev hanımları, temmuz ile eylül sonu arasında üretilen domatesi kışın kullanmak için salça yapabilir. Ev salçası ve ketçapı kullanın.

En çok havuçta bulunan A vitamini cilt, lenfoma, böbrek, kolon, meme kanserinde çok faydalı.

Kansere karşı etkili olan ellagıc asit, bütün kırmızılarda bulunan bir antioksidandır. Ahududu, çilek ve böğürtleni mevsiminde bol bol yiyin. Yapraklarından çay yapın. Bunlar kemik iliğini harekete geçirir, immun sistemini güçlendirir, tümörlerin erimesine neden olur. Karadut, hormon atılmayan tek ağaçtır. Mevsiminde bol bol tüketin.

E vitamini için selenyum açısından zengin ananas, yoğurt, enginar, brokoli, karnabahar, lahana ve semizotu tüketin. Bunlar memedeki ödemi alır. Günde 300 gram yoğurt tüketmek meme, kolon, mide, yumurtalık, endometriyoz kanserinde koruyucu. Yoğurt, probiyotik yoğurt kullanılarak evde yapılmalı.

Kanserden koruyucu melatonin salgısı açısından mutlaka karanlıkta uyuyun. Kanser hücresi aydınlıkta çoğalır, karanlığı sevmez. Saat 22.30-23.00 gibi yatın. Işıksız ve rahat bir uyku, güneşin doğuşuyla kalkmak hayat tarzınız olsun. Gece vardiyasında çalışanlarda ve aydınlıkta uyuyanlarda kansere yakalanma riski 5 kat artıyor.

Hücre bölünmesini yavaşlatması sebebiyle yeşil çay için. Koyu çay, mide kanseri riski oluşturur. Çayı, açık ve şekersiz olarak tüketin. Günde 2 kupa, 8-10 dakika demlenen yeşil çay için. Her gün papatya ve zencefil çayı tüketilebilir. Kahveden sakının.

At kestanesi, özellikle hemoroid tedavisinde iyi. 4-5 tane at kestanesini alın, içine biraz da krem koyarak blenderda ezin, hemoroid tedevisinde kullanın. At kestanesi ayrıca varis, hemoroid ve meme kanserine bağlı ödem oluşan kollarda kullanılır.

Soya, keten tohumu ile birlikte fibrokistlerde, meme kanserinde ve prostat kanserinde çok faydalı. Yemeklerde kullanacağınız yarı zeytinyağı, yarı soya yağı sizi meme kanserinden belli ölçüde koruyacaktır. Soya ayrıca kemik yoğunluğunu da artırıyor. Menopoz döneminde sıkıntıyı gideren bir özelliği var.

Acı biber, Arnavut biberi mide kanserinden koruyor. Çok şifalı. İmmun sistemini güçlendiriyor. Biberinizi saksıda yetiştirin, sonra blender ile çekin ve yemeğin üzerine serpin.

Stresten uzak durun, pozitif olun.

KORUNMAK İÇİN YAPILMASI GEREKENLER

Çikolata ve koladan sakının. Salam, sosis, sucuk, hazır meyve suyu, mayonez, ketçap, konserve tüketmeyin. Yamuk yumuk elma alın.

Hayvanlara büyüme hormonu verilince süt ve eti artıyor. Bunlar insana da geçiyor. Beyaz et tercih edin. Kümes hayvanlarından köyde yetişenleri yemeye çalışın. Marketlerden aldığınız kümes hayvanlarının derisini yemeyin. Kırmızı et tüketecekseniz kuzu eti alın, genellikle kuzular zehirlenmemiştir.

Beyaz un, şeker ve tuzu hayatınızdan çıkarın.

Fast-food'dan uzak durun. Haftada 3 kezden fazla fast-food yiyenlerde kanser riski artıyor.

Fazla mangal yapmayın. Yaparsanız da fazla pişirmeyin, yakmayın. En ufak yanık kanserojen riskini artırır. Mangal yerine fırın haşlama, buğulama tercih edin.

Küçük balık tercih edin, dip balığı yemeyin. Balık yaşlandıkça kanserojen etkisi artar. Haftada en fazla bir kilo balık tüketin.

Daima bebe şampuanı, defne sabunu ve saf sabun kullanın. Oda spreyi, ter önleyici koltuk altı kremi ve deodoranttan uzak durun. Organik denilen saç boyaları bile kanserojendir, kullanmayın, kına yakın. Sprey şeklinde böcek ilacını tercih etmeyin.

Badana yapılan eve bir süre girmeyin. Mobilya cilası kanserojendir. Eski mobilyalarınıza sahip çıkın.

Alkol ve sigara kullanmayın.

Cep telefonunu kendinizden uzakta şarj edin. Çocuk odasında şarj etmeyin. 30-45 saniyeden fazla konuşmayın. Uzun yolculukta kapatın.

Televizyonu 5 metre uzaktan izleyin.

Çamaşır makinesinde zeytinyağlı sabun kullanın. Mutfakta plastik, bakır, alüminyum kullanmayın. Bulaşık makinenizin parlatıcı gözüne sirke koyun. Makineden çıkardıklarınızı sirkeli sudan geçirin. Ne kadar durulansa da üzerinde deterjan kalır.

Kanserden korunmak bebeklikte başlar
İyi beslenen annenin çocuğunda kanser çıkma riski 5 kat daha azdır. Çocuğunuzu gülmeye alıştırın, onu mutlu edecek şeyler yapın. 12 yaşından önce cep telefonu kullanmasına izin vermeyin. Çocuklarınızın plastik çim bahçelerinde oynamasına izin vermeyin. Çocuk bahçelerini ilaçlamayın. Sentetik halıdan uzak durun.

HASTALIKTAN KORUYAN VE TEDAVİDE DESTEK OLAN TAMAMLAYICI TIP

Güveneceğiniz bir doktor seçin.
Bilinçli kişiler tarafından uygulanan hipnoz kanser ağrılarını azaltabilir.
Dini ibadetler ve namaz, meditasyon etkisi yapar. Doğrudan doğruya yaratana odaklanarak iyi şeyler dilemek, güzel düşünmek büyük önem taşıyor.
Kemoterapi ve ilaç tedavisi gören hastalarda önerilmeyen akupunktur, ehil kişiler tarafından uygulanınca bulantı ve kusmayı engelleyebiliyor. Kronik ağları azaltabiliyor, kemoterapi sonrası el ve ayak uyuşukluğunu gideriyor.
Çin yakın dövüş sanatlarından olan taichi egzersizleri kan ve enerji sirkülasyonunu olumlu etkilediğinden hastalıklara karşı direncin artmasına yardımcı oluyor, kemik kaybını geciktiriyor.
Masaj bilinçli kişiler tarafından yapılırsa hastayı rahatlatıyor.
Arabesk değil, huzur veren müzikler, Mozart, Haydn, Schubert, Beethoven, Brahms dinleyin. Gürültülü müzik dinletilen farelerin kanser olduğu görüldü.
Son 10 senede yapılan araştırmalar, ailesinden birini kaybedenlerde kanserin daha hızlı çıktığını gösterdi. Stresin kanser üzerindeki olumsuz etkisi bilimsel açıdan ispat edildi. Mutlu olun, devamlı gülmeye çalışın. 'Bir kahkaha bir kilogram pirzolaya bedel'dir. İnsan neşeli ve mutlu olduğu zaman, vücudu zararlı maddelere karşı koruyan immun sistemi güçleniyor.
Sevgi-inanç tedavisi önemli. İster Müslüman, ister Hıristiyan, ister Musevi ol, seni yaratana inan. Allah'a güven ve sana destek olacağına inan.
Her 8 kadından birinin meme kanserine yakalanma riski var. Bu nedenle her gün yarım saat yürüyün, aletsiz jimnastik yapın ya da yüzün. Vücudunuzdaki yağı yakmaya bakın. Spor yapınca insan aynı zamanda stresten uzak kalır.

EN SIK GÖRÜLEN TÜRLERİ VE TEDAVİLERİ

Meme kanseri: Her 10 kadından birini etkiliyor. Erken teşhis edildiğinde ölümcül olmaktan çıkabiliyor. Kadınların 20 yaşından itibaren her ay kendini kontrol etmesi gerekiyor. 35-40 yaşından itibaren her yıl bir kez doktor muayenisi tavsiye ediliyor.
Prostat kanseri: Erkeklerde görülüyor ve kansere bağlı ölümlerin yaklaşık yüzde 9'unu oluşturuyor. Hiçbir belirti göstermeden sinsice gelişebiliyor. Tıptaki ilerlemeler sebebiyle erken teşhisi mümkün.
Akciğer kanseri: En sık görülen kanser türü. Kuru öksürük, kanlı balgam, nefes darlığı, omuz veya sırt ağrısı, ses kısılması ve halsizlik gibi belirtiler gösterir. Hastalıkta sigara yüzde 80 etkili.
Kalınbağırsak kanseri: Genellikle 50 yaşından sonra görülüyor. Erken teşhis için her yıl dışkıda gizli kan testi, 5 yılda bir rektosigmoidoskopi, kolonoskopi veya baryumlu kolon filmi çektirilmesi gerekiyor.

HANGİ YAŞTA HANGİ KONTROLLER YAPILMALI?

Yaş 20-39 (kontrol aralığı 3 yıl): Kadınlarda; ağız boşluğu, tiroit bezi, lenf bezleri ve yumurtalıklar başta olmak üzere, muayene ve ayrıca memelerin her ay kendi kendine kontrolü ve PAP testi. Erkeklerde; ağız boşluğu, tiroit bezi, lenf bezleri, testisler ve prostat başta olmak üzere genel muayene.

Yaş 40-50 (kontrol aralığı 1 yıl): Kadınlar için yukarıdakilere ek olarak tuşe ile muayene ve memelerin doktor kontrolü. Mamografi, ayrıca menopoz döneminde rahim kontrolü. Erkekler için yukarıdakilere ek olarak kapsamlı prostat muayenesi.

Yaş 50 ve üzeri (kontrol aralığı 3-5 yıl): Kadınlarda yukarıdakilere ek olarak dışkıda kanama testi, kalınbağırsak endoskopisi ve mamografi. Erkeklerde dışkıda kanama testi, gerekirse kalınbağırsak endoskopisi.

alinti: star
Tarih: 14 Aralık 2008 Pazar

BOZOK
18-01-2009, 01:03
sigara icenler biraksin lutfen kanser riskini azaltin
bu film size yardimci olacaktir umarim
http://www.azbak.com/sayfa/?p=3947

Serenler
29-01-2009, 10:06
KANSERDEN KORUNMANIN YOLLARI:



Dünya Sağlık Örgütü (WHO) tahminlerine göre her yıl dünya çapında 10 milyon hastaya kanser teşhisi konuyor.
Dünya Sağlık Örgütü tahminlerine göre bu rakam, önlem alınmazsa 2020'de yüzde 50'lik artışla 15 milyonu bulacak. Pek çok kanser tipi durduk yerde veya bir gecede ortaya çıkmıyor ve büyük oranda öngörülebiliyor. Günlük yaşamınızda yapacağınız birkaç küçük değişiklik, riski gözle görünür oranda azaltabilir...

1. Lahana turşusu yiyin: Fermentasyon sürecinde kanser savaşçısı bileşenler ortaya çıkıyor.

2. Haşlanmış brokoli yiyin: Haşlayın çünkü araştırmaya göre brokoliyi mikrodalgaya koymak, kanserden koruyan bileşenlerin yüzde 97'sini yok ediyor.

3. Salatanıza Brezilya fıstığı koyun: Brezilya fıstığındaki selenyum, kanser hücrelerini öldürerek hücrelerin DNA'larını tamir etmelerine yardımcı oluyor.

4. Kalsiyum ve D vitamini alın: ABD'deki Dartmouth Tıp Okulu'nun araştırmasına göre bu bileşim, kolon kanserine yol açan kolon poliplerini azaltıyor.

5. Her şeye sarmısak koyun: Sarmısaktaki sülfür bileşikleri, bağışıklık sisteminin kansere karşı doğal savunmasını harekete geçiriyor.

6. Her sabah biraz kavun yiyin: Kavundaki karotenoidler akciğer kanseri riskini azaltıyor.

7. Kahvaltıya yarım bardak yabanmersini ekleyin: Yabanmersini bir numaralı antioksidan.

8. Enginar yemeye alışın: Enginardaki antioksidanlar cilt kanserini önlemeye yardımcı oluyor.

9. Mangal etini terbiyeleyin: Eti bolca marine etmek pişirirken ateşle direkt teması önleyerek kimyasalların oluşumunu azaltıyor.

10. Bol su için: Her gün sekiz bardak su içen erkeklerde mesane, kadınlarda kolon kanseri riski yarı yarıya azalıyor.

11. Yeşil çay için: Yeşil çaydaki EGCC adlı kimyasalın bugüne dek keşfedilmiş en güçlü kanser karşıtı bileşen olduğuna inanılıyor.

12. Bira için ama abartmayın: Bira, ülser ve mide kanserine yol açan helikobaktere karşı koruma sağlıyor. Ama günde iki taneden fazlası kanser riskini artırıyor.

13. Düzenli balık tüketin: Haftada en az dört kere balık yiyenlerde kan kanseri riski üçte bir oranında azalıyor.

14. Her sabah bir multivitamin: İdeal oranlarda vitamin ve mineralin bağışıklık sistemini güçlendirdiğine dair çok kanıt var.

15. Her gün 15 dakika güneşe çıkın: D vitamini eksikliği meme, kolon, prostat, yumurtalık ve mide kanseri riskini artırmanın yanı sıra osteoporoz, yüksek kan basıncı, MS gibi sorunlara yol açıyor.

16. İki saatte bir güneş kremi: Bir likör bardağının aldığı kadar güneş kremi dermatologlara göre kansere yol açan UV ışınlarından korunmak için yeterli miktar.

17. Kivi yiyin: Yüksek oranda C ve E vitamini, lutein ve bakır içeren kivi değerli bir antioksidan.

18. Kondom kullanın, tekeşli olun: Kadınlar ne kadar çok kişiyle cinsel ilişkiye girerse rahim ağzı kanserine yol açan HPV'yi (human papilloma virus) kapma oranı da o kadar yükseliyor.

19. Yüksek yağlı hayvansal proteinleri kesin: Et yerine balık veya tavuğu tercih edin. Tereyağı yerine zeytinyağı kullanın.

20. Üzümle beslenin: Şarapta bulunan kanserden koruyucu resveratrol üzümde bol miktarda var.

21. Salataya taze soğan koyun: Çiğ veya az pişmiş yenilmesi tavsiye edilen taze soğan prostat kanseri riskini yarı yarıya azaltıyor.

22. Taze limonata için: Avustralyalı uzmanlara göre her gün biraz narenciye ağız, gırtlak ve mide kanseri riskini yarı yarıya azaltıyor.

23. Düzenli yürüyüş: Akşam yemekten sonra 30 dakika yürüyüş meme kanseri riskini azaltıyor.

24. Organik gıdalar: Organik olmayan gıdalardaki hormon ve tarım ilaçlarının hücrelere verdiği zarar, kansere yol açabiliyor.

25. Karahindiba yiyin: Çin'de yüzyıllardır kanser tedavisinde kullanılan bitki, A vitamini ve potasyum açısından inanılmaz zengin.

26. Kurutemizleme gerektirmeyen giysi seçin: İşlem sırasında kullanılan kimyasallar böbrek ve karaciğer kanserine yol açıyor.

27. Turşu yerine salatalık, somon füme yerine tazesi: Araştırmalar füme gıda ve turşuların kanserojen içerdiğini gösteriyor.

28. Cips veya kızarmış patates yerine haşlanmış patates: Kızaran gıdalarda oluşan kimyasal değişimler kansere davetiye çıkarıyor.

29. Sprey bronzlaştırıcıları tercih edin: Solaryumun aksine deri kanseri riskini artırdıklarına dair hiçbir bulgu yok.

30. Sosyal çevreyi genişletin: Arkadaşlarıyla tatminkâr ilişkisi olmayan erkeklerde prostat kanseri oranı yüksek
Dünya Sağlık Örgütü (WHO) tahminlerine göre her yıl dünya çapında 10 milyon hastaya kanser teşhisi konuyor.
Dünya Sağlık Örgütü tahminlerine göre bu rakam, önlem alınmazsa 2020'de yüzde 50'lik artışla 15 milyonu bulacak. Pek çok kanser tipi durduk yerde veya bir gecede ortaya çıkmıyor ve büyük oranda öngörülebiliyor. Günlük yaşamınızda yapacağınız birkaç küçük değişiklik, riski gözle görünür oranda azaltabilir...

drcz
29-01-2009, 17:10
Doğal yaşayın tadında her şeyden yiyin. Şunu yapacam şunu alacam diye hayatınızı zehir etmeyin. Hayvansal gıdaları azaltın o kadar. Sadece sigara, alkol ve radyoaktif ışınlardan korunun. Yukardaki önerileri bir fafta yapın( üst measajdaki) hayatınız ne kadar zavkli olcak merak ediyorum.

deep
29-01-2009, 17:42
Bazen ikilem yaratiyor bu tarz bilgiler... Mesela diet yapan bir insan daha az mutlu oluyor... Onu alma bunu yeme ne anlami kaldi yasamanin... Dikkat etmek lazim tabiki ama dozunda... Sağlıksız seylerde bu kadar guzel olmak zorunda sanki :oley:

drcz
31-01-2009, 10:55
Dolu yaşa, hiç bir şeyde aşırıya kaçma

BORA YAŞAR
01-02-2009, 14:10
Burası uygun sanırım..

Elektronik ileti yolu ile geldi.


Cancer Update from Johns Hopkins
Johns Hopkins universitesinden kanser raporu

This information is being circulated at Walter Reed Army Medical Center as well.
Bu dokuman Walter Reed Army Medical Center tarafindan da dagitilmaktadir.

No plastic containers in microwave.
Mikrodalga firinlarina plastik tabak ve kutulari koymayiniz.


No water bottles in freezer.
Plastik su siselerini buzluga koymayiniz.


No plastic wrap in microwave.
Plastik tabak ortulerini (SARAN WRAP) mikrodalga firinina koymayiniz.

A dioxin chemical causes cancer, especially breast cancer.
Dioxin isimli kimyasal madde kansere neden olur, ozellikle gogus kanseri.

Dioxins are highly poisonous to the cells of our bodies. Don't freeze your plastic bottles with water in them as this releases dioxins from the plastic..
Dioxin maddesi vucudumuzdaki hucreler icin bir zehirdir. Plastik siseleri icinde su varken dondurmayiniz. BU durumda plastik icindeki Dioxin'i aciga cikartmaktadir.

Recently, Edward Fujimoto, Wellness Program Manager at Castle Hospital , was on a TV program to explain this health hazard. He talked about dioxins and how bad they are for us.
Gecen gunlerde. Edward Fujimoto, Wellness Program Manager (Castle Hospital) bir TV programinda bu saglik tehdidini acikladi. Dioxinlerin bizler icin ne kadar tehlikeli oldugu gercegini anlatti.

He said that we should not be heating our food in the microwave using plastic containers...
Yiyeceklerimizi mikrodalga da plastik kutular icinde isitmamamizi istedi.

This especially applies to foods that contain fat.
Bu ozellikle icinde yag olan yiyecekler icin daha onemlidir.
He said that the combination of fat, high heat, and plastics releases Dioxin into the food and ultimately into the cells of the body...
Yag, yuksek sicaklik ve plastiklerin bir araya geldiklerinde Dioxin aciga cikarttiklarini ve bunun vucudumuzdaki hucrelere gectigini acikladi.
Instead, he recommends using glass, such as Corning Ware, Pyrex or ceramic containers for heating food... You get the same results, only without the dioxin .
Plastikler yerine Cam, Pyrex, CorningWare yada seramik den yapilmis kaplarin kullanilmasini tavsiye etti.

So such things as TV dinners, instant ramen and soups, etc., should be removed from the container and heated in something else. Paper isn't bad but you don't know what is in the paper. It's just safer to use tempered glass, CorningWare, etc.
Microwave icin hazir uretilmis cabuk isitilabilen yiyecek paketlerini baska bir kaba aktararak isitiniz. Kagit cok kotu bir malzeme degil ama icinde ne olabilecegini hic bir zaman bilemeyiz. Pyrex, ISIcam, CorningWare gibi kaplari kullanmak cok daha guvenlidir.

He reminded us that a while ago some of the fast food restaurants moved away from the foam containers to paper. The dioxin problem is one of the reasons...
Bazi zincir (fast food) restoranlari yakin gecmiste plastik kutulardan kagida gectiler. Bunun en buyuk nedeni dioxin problemi dir.

Also, he pointed out that plastic wrap, such as Saran, is just as dangerous when placed over foods to be cooked in the microwave.
Ayrica, Saran wrap ismi altinda satilan tabak ve kutularin uzerine orttugumuz ince plastik film de mikro dalga firinina girdiginde diger plastikler kadar tehlikelidir.

As the food is nuked, the high heat causes poisonous toxins to actually melt out of the plastic wrap and drip into the food. Cover food with a paper towel instead.
Mikrodalgada yiyecek isinlanirken yuksek sicakliklar ince plastigi eritebilir ve erimis plastk yiyeceginize karisabilir. Mikrodalga kullanirken yiyecek kaplarinizi plastik yerine kagit havlu ile ortunuz.

This is an article that should be sent
To anyone important in your life!
Bu yaziyi tum tanidiklariniza/sevdiklerinize gonderiniz.


Bottled water in your car is very dangerous.
Arabanizda buklunduracaginiz plastik su sisesindeki su cok tehlikelidir.

This is how Sheryl Crow got breast cancer. She was on the Ellen show and said this same exact thing. This has been identified as the most common cause of the high levels in breast cancer, especially in Australia .
Plastik su siseleri Sheryl Crow'un gogus kanseri olmasinin en buyuk nedenidir. Plastik siseler ozellikle Avustralia da yuksek sayida gorulen goguz kanseri vakalarinin en buyuk nedenidir.

A friend whose mother was recently diagnosed with breast cancer and the Doctor told her: women should not drink bottled water that has been left in a car.
Annesi cok yakinda gogus kanseri teshisi konulan bir arkadasimiza doctor sunu soyledi . "Kadinlar arabalarda birakilmis plastik su siselerinden su icmemelidir"

The doctor said that the heat and the plastic of the bottle have certain chemicals that can lead t o breast cancer. So please be careful and do not drink bottled water that has been left in a car, and, pass this on to all the women in your life.
Doktor yuksek sicaklik ve sise plastiklerindeki belli kimyasallar gogus kanserine neden olabilir. Lutfen dikkatli olun ve arabada birakilmis plastik siselerden su icmeyin. Lutfen bu bilgiyi etrafinizdaki butun bayanlara iletiniz.


This information is the kind we need to know and be aware and just might save us!
Bu bilgi kesinlikle iyi bilmemiz gereken ve sakinmamiz gereken bir tehlike ile ilgilidir. Bu bilgi yasam kurtarabilir.

The heat causes toxins from the plastic to leak into the water and they have found these toxins in breast tissue. Use a stainless steel canteen or a glass bottle when you can!
Yuksek sicaklik plastigin icindeki toksinleri suya ve yiyeceklerimize geciriyor ve doktorlar bu toxinleri kanserli hucrelerimizin etrafinda kolaylikla gozleyebiliyorlar.

MUMKUNSE, PASLANMAZ CELIKTEN BIR TERMOS YA DA CAMDAN YAPILMIS SISELER, KAPLAR KULLANALIM !

LET EVERYONE WHO HAS A WIFE / GIRLFRIEND / DAUGHTER KNOW PLEASE.
LUTFEN ESI, KIZ ARKADASI YADA KIZI OLAN TUM ARKADASLARIMIZA ILETELIM.



--

Dr.Cengiz Camci

Professor of Aerospace Engineering
The Pennsylvania State University

drcz
28-04-2009, 17:30
Çayı ve kahveyi 70 dereceden sıcak içmek kanser riskini 8 kat arttırıyor.

Times gazetesi haberi şu sözlerle duyurdu: "Taze demlenmiş çaydan ilk yudumunuzu almak için yanıp tutuşuyor olabilirsiniz. Ancak sadece 5 dakika sabretmek hayatınızı kurtarabilir. Araştırmacılar içecekleri aşırı sıcak içme alışkanlığının özefagus yani yemek borusu kanseri ile bağlantılı olabileceğini ortaya koydu.

Buna göre çayı 70 dereceden sıcak içmek, bu hastalığa yakalanma riskini 8 kat arttırabiliyor. Yemek borusu kanserine Avrupa ve Amerika'da genelde sigara ve alkol tüketimi neden oluyor. Ancak tıp dergisi British Medical Journal'da yayımlanan araştırma, içki ve sigara tüketiminin çok düşük olduğu İran'ın kuzeyinde de, bu hastalığın çok sık görüldüğünü ortaya koyuyor. Bu bölgedeki insanların çayı çok sıcak içtikleri belirlendi.

Çayı en sıcak haldeyken (70 derece ve üzeri) içmek kanser riskini 8 kat artırıyor. Çayı 2 dakika soğumasını bekledikten sonra içmek kanser riskinin 5 kat artmasına sebep oluyor. Kanser riskini ortadan kaldırmak için en az 5 dakika bekletilman .

Çaysız olmaz ya. Hayattan zevk almasak ne yapacağız ölem daha iyi........:grrr:

ozbek1
28-04-2009, 19:37
Çaysız olmaz ya. Hayattan zevk almasak ne yapacağız ölem daha iyi........:grrr:

çay içme demiyo ki haşlak içme ılıkımsı iç diyor.

drcz
28-04-2009, 22:34
Olsun çay sıcak içilir kardeşim ne oyle....

serhatyaz1981
02-05-2009, 11:38
annem göğüs kanseri oldu.şimdide karaciğerine ve lenf bezlerine sıçradığını öğrendik.daha önceki hastalarının ısrarla önerdiği bir doktora başvurduk.pek ümitli konuşmadı ancak yinede annemi iyileştireceğine inanıyorum ve inanmak istiyorum.
bitkisel destek/tedavi olarak bilgilerinizi benimle paylaşırmısınız.şimdiden teşekkür ederim.
ALLAH razı olsun.

SİRİUS
02-05-2009, 12:26
Bu aralar ikinci kez atlatıyorum bakalım nereye kadar.
Allahım sana şükürler olsun.

Serenler
02-05-2009, 12:30
Kanser gerçekten çok önemsenmesi gereken sinsi bir hastalık.
Tedavi asla ihmal edilmemeli.
Hepinizin başından uzak olmasını dileyeceğim ama hepimiz insanız, her şey de bizim için..
O nedenle bu topik ihmal edilmemeli, her şey paylaşılmalı.
Geçmiş olsun dileklerimle..

serhatyaz1981
02-05-2009, 13:23
Kanser gerçekten çok önemsenmesi gereken sinsi bir hastalık.
Tedavi asla ihmal edilmemeli.
Hepinizin başından uzak olmasını dileyeceğim ama hepimiz insanız, her şey de bizim için..
O nedenle bu topik ihmal edilmemeli, her şey paylaşılmalı.
Geçmiş olsun dileklerimle..

teşekkür ederim abi.

carcharias
02-05-2009, 15:35
annem göğüs kanseri oldu.şimdide karaciğerine ve lenf bezlerine sıçradığını öğrendik.daha önceki hastalarının ısrarla önerdiği bir doktora başvurduk.pek ümitli konuşmadı ancak yinede annemi iyileştireceğine inanıyorum ve inanmak istiyorum.
bitkisel destek/tedavi olarak bilgilerinizi benimle paylaşırmısınız.şimdiden teşekkür ederim.
ALLAH razı olsun.

degerli arkadasim, evvela annen konusunda cok uzgun oldugumu belirtmek isterim. umutlarınızı hep diri tutmanız dileklerimi ileteyim.cok zor gunler yaşamış biri olarak ve potansiyel de bir kanser adayı olarak oldukca uzun araştırmalar yaptım elbette ama bilirsin işte kanser yani bu. Rahmetli Kazım Kanat'ı da az takip etmemiştim.bilenler hatırlar baya da kafa tutmuştu. tekneyle dünya turu falan... iki sefer de direkten döndüğünü, 2-0 önde olduğunun espirisini falan yapardı. gel zaman git zaman,bir zaturre girdi yanılmıyorsam dirençsiz vücuduna ve iyice yıprandı...maçı kaybetmişti... Beşiktaşlı da olduğum için ayrıca izlerdim kendisini,allah rahmet eylesin.

Kemoterapiler vs diğer takviyelerin baya etkili olduğu hastalar var aslında. yani misal diyorum 50 yaşında bir insan düşünelim.kanser olmuş.sağlıklı olsa ortalama 70-75 yaşına kadar yaşayabilecekse bunu belki 60 yapabiliyorlar. yani var örnekleri sonuçta. tabi çok iyi bakımla ve güçlü bir psikolojiyle. 30 larda bir arkadaşım var Antalya'da yaşadığım sıra tanışmıştık. Bağırsak kanseri olmuştu. baya mücadele kemoterapiler, serumlar, takviyeler falan derken şu an gayet iyi olduğunu söylemişlerdi en son görüşmemizde.yani burda bünyenin durumu da önemli sonuçta.

bahsettiğim araştırmalarım sırasında şöyle birşeye de denk geldim. bunu avrupa da sanıyorum kullanıyorlar.Turkiye'de araştırdığım kadarıyla içindeki etken madde,aklımda kaldığı kadarıyla ETHYLEX gibi bir ismi olmalı,alkoliklerin bağımlılığını engellemek için kullanılıyormuş sanırım.çok yönlü bir tedavi aracı gibi duruyor.bunu gayet iyice bir araştırmak lazım bana kalırsa.Avrupa'da pek çok hastalıkta çeşitli dozlarda kullanılıyor deneniyor diye öğrendiğim bir ilaç bu.

http://www.lowdosenaltrexone.org/

carcharias
02-05-2009, 16:05
yıllar evveldi ilk dikkatimi çektiğinde.down sendromlu bir çocuk. tv'de çıkmış falan izliyorum.işte böyle birgün bakanların yanında,birgün sanatçılarla,birgün orda birgün burda falan.o program bu program... "lan amma saçamalık ha, çocuğu kanal kanal gezdiriyorlar yeter be kardeşim" demiştim ama saçmalamışım tabi. bilmiyordum ki bu problemli cocuklar birbirine benziyorlarmış.meğer her gördüğüm başka çocukmuş. salaklık işte. oturduğum yerde sallıyormuşum...
yani demem o ki, araştırmak okumak lazım.tıbba muhtacız ama herşey bize anlatıldığı kadar olmamalı. çabalamalıyız,araştırmalıyız.Kanser olunabilir ama herşeyi doktorun salık verdiği şekilde yapmanın dışında araştırmalı,donanımlı da olmalıyız bence.

Serenler
02-05-2009, 16:13
Dünyaca ünlü tıp doktorumuz Mehmet ÖZ : hekimin tedavideki payı en fazla %49 dur, iyileşmede kalan pay her zaman % 51 le hastaya aittir diyor.

Aslında hasta da olsak sağlam da olsak öncelikle uymamız gereken kurallar var. Bunlara uyduğumuzda hasta olmayız, hastaysak da iyileşmememiz için hiç bir sebep yok.

Bakalım öncelikle neler yapabiliriz;


SAĞLIK:

1. Çok su için.
2. Kahvaltıyı kral, öğle yemeğini prens ve akşam yemeğini de dilenci gibi yiyin.
3. Ağaçlarda ve bitkilerde yetişen yiyecekleri daha çok ve fabrikalarda üretilen yiyecekleri daha az yiyin.
4. 3 E ile yaşayın -- Energy, Enthusiasm, and Empathy (enerji, heyecan ve duygu paylaşımı).
5. Dua edebilmek için mutlaka vakit ayırın.
6. Daha çok oyun oynayın.
7. 2008'de okuduğunuzdan daha fazla kitap okuyun .
8. Her gün en az 10 dakika sessiz olarak oturun.
9. 7 saat uyuyun.
10. Hergün 10-30 dakika yürüyüş yapın. Ve yürürken gülümseyin.

KİŞİLİK:

11. Hayatınızı başkalarınki ile karşılaştırmayın.
Onların seyahatinin ne hakkında olduğuna dair hiçbir fikrin yok.
12. Kontrol edemeyeceğiniz olumsuz düşüncelere veya şeylere sahip olmayın.
Bunun yerine enerjinizi olumlu şekilde şu an için harcayın.
13. Kendinizi fazla abartmayın; sınırlarınızı bilin.
14. Kendinizi çok da ciddiye almayın; kimse yapmıyor.
15. Kıymetli enerjini gevezelikle, dedikoduyla boşa harcama.
16. Uyanık iken daha fazla hayal kurun.
17. Kıskançlık, çekememezlik zamanın boşa harcanmasıdır. İhtiyacınız olan herşeye zaten sahipsiniz.
18. Geçmiş meseleleri unutun. Partnerinizin geçmiş hatalarını hatırlatmayın.
Bu durum mevcut mutluluğunuzu bozar.
19. Hayat, birisine kin duyarak zamanı boşa harcamak için çok kısadır. Kimseden nefret etmeyin.
20. Geçmişinizle barış yapın ki, şimdiki zamanı bozmasın.
21. Senden başka hiç kimse senin mutluluğundan sorumlu değildir.
22. Hayatın bir okul olduğunu ve öğrenmek için burada olduğumuzu unutmayın.
Problemler, cebir dersi gibi gelip giden, ancak aldığımız derslerin bir ömür boyu devam ettiği eğitim programının bir parçasıdır.
23. Daha fazla gülümseyin ve gülün.
24. Her tartışmayı kazanmak durumunda değilsiniz. Aynı fikirde olmamak için anlaşın.

SOSYAL YAŞANTI:

25. Ailenizi sık arayın.
26. Her gün diğerlerine iyi bir şey verin.
27. Herkesi herşey için affedin.
28. 70 yaşından büyük ve 6 yaşından küçük kimselerle vakit geçirin.
29. Hergün en az 3 kişiye gülümseyin ve tanımadığınız en az 1 kişiye "GÜNAYDIN" deyin.
30. Başkalarının senin hakkında ne düşündüğü seni ilgilendirmez.
31. Hasta olduğun zaman işin sana bakmamalı. Arkadaşların bakmalı.
Onlarla temasta olun.

HAYAT:

32. Doğru şeyi yapın!
33. Faydalı, güzel veya neşe dolu olmayan herşeyden uzak durun.
34. Allah (c.c.) herşeyi iyileştirir.
35. Bir durum iyi veya kötü olsun, nasılsa değişecektir.
36. Nasıl hissettiğinizin önemi yok, haydi kalkın, giyinin ve ortaya çıkın.
37. En iyisine henüz sıra gelmedi.
38. Sabah canlı olarak uyandığınız zaman, bunun için TANRI'ya şükredin.
39. Maneviyatınız daima mutludur. Öyleyse mutlu olun.

SONUNCU ANCAK ÇOK ÖNEMLİ:

40. Lütfen bu dilekleri önemli saydığınız herkese iletin.

YANSIMA
02-05-2009, 17:44
Sayın serhatyaz öncelikle geçmiş olsun.
bende babamı gırtlak kanserinden kaybettim.
ozon terapi yöntemini araştırmanızı tavsiye ederim.kanserli hastaların yaşam kalitesini
artırmak ve tüm kanser türlerinde ek tedavi olarak uygulanmaktadır.
ayrıca sağlıklı insanlarda tedbir maksatlı uygulatabilir.
tabii önce DOKTORUMUZA danışarak.
ALLAH YARDIMCINIZ OLSUN. saygılar

MIHNANA
03-05-2009, 12:18
'Allah'a inanan kanseri kolay yeniyor'

Onkoloji alanındaki çalışmalarıyla adından sıkça söz ettiren Prof. Dr. Erkan Topuz: “Yaradana inanmak önemli. Tanrı öyle yaratmıştır ki, kanser tedavisinde en önemli şey inançtır.”

Beril Özcan'ın röportajı

Kimi onun açıklamalarına şiddetle karşı çıkıyor, kimi ağzından çıkacakları öğrenmeyi merakla bekliyor. Onkoloji alanında yaptığı çalışmalar ve sıra dışı açıklamalarıyla tanınan Prof. Dr. Erkan Topuz’u konuşmaya ikna etmek kolay değil... Ama Medical Park Göztepe Kanser Hastanesi ekibinin çalışmaları sonuç veriyor, direktörleri Prof. Dr. Erkan Topuz bizimle buluşmayı kabul ediyor. Ünlü hoca tepki alacağını düşünse de anlatıyor: “Yaradana inanmak önemli. Tanrı öyle yaratmıştır ki, kanser tedavisinde en önemli şey inançtır.”

Dünyada 2025 yılında 1 milyara yakın kanser hastası olacak diyorsunuz? Neden bu kadar artacak?
Sigara en önemli sebep. Ardından alkol, toprak kirliği, hava kirliliği ve gıda kirliliği geliyor. Sanayi devriminden sonra dünyada bütün kimyasallar bilinçsizce tüketilmeye başlandı. Bu kimyasallar havamıza, toprağımıza dolaylı olarak gıdalarımıza geçti. Çok bilinçli olarak acil tedbir almak gerekiyor.

Nedir bu tedbirler?
Binlerce tedbir var. Anne karnından başlamak lazım. Eğer çocuğun annesi, babası çok miktarda sigara ve alkol tüketiyorsa kanser riski artar. Çocuk rahme düştükten sonra, 6 ile 8 hafta boyunca anne organik beslenirse çocuğun kansere yakalanma riski düşüyor. Dünyanın en faydalı gıdası anne sütü ama anne sütünde bile 70 tane kimyasala rastlanmış. Bu yüzden çocukların beslenmesi çok önemli. Özellikle ailede daha önce kanser olmuş aile bireyleri varsa. Bir defa çocuk katı yağla beslenmemelidir. Şimdi bunu söyledim diye beni mahkemeye vermeye kalkarlar onun için hemen ilave edeyim. Trans yağ ihtiva eden yağlar tüketilmemelidir. Ama birinci seçeneğimiz zeytinyağıdır, ondan sonra soya yağı gelir.

Son dönemde tereyağına bir dönüş var...
Trabzon yaylalarında beslenmiş bir inekten alınan sütün tereyağını tüketebilirsiniz. Margarin tavsiye etmiyoruz. 1 K-5 Y kuralını tavsiye ediyoruz.

Marmara’da küçük yüzey balıklarını tercih edin

Nedir 1 K-5 Y kuralı?
Çocuklar kırmızı eti bir yiyorsa, beş yeşil yiyecek. Balık önemli bir kanser koruyucusudur ama şimdiki balıklarda da kimyasallar var. İstanbul’da dip balıklarının yüzde 80’inde ağır metaller, kanserojen maddeler vardır. Barbut, kefal, istiridye, karidesten Marmara’daysanız kaçının. Yüzey balıklarını yiyebilirsiniz; çinekop, hamsi, istavrit. Genellikle küçük balıkları tercih edin. Karadeniz’de Tuna Nehri bütün Avrupa’nın pisliğini Karadeniz’e akıtıyor. Buradaki balıklar da kirlendi...

Yağlar konusunda açıklamalar var... Ne öneriyorsunuz?
Meme kanseri için zeytinyağı ve soya yağını karışık tüketmeyi öneriyoruz. Onun dışında fındık yağı, kanola yağı da faydalıdır. Omega 3 ihtiva eden yağlar, balık önemlidir.

Yemeğimizi nasıl pişirelim?
Yemek eğer bir saatte pişecek bir yemekse 3 saatte pişirelim. Kısık ateşte pişirelim. Böylece kimyasallar kanserojene dönüşmez. Fırında pişen yemeği ve haşlamayı tercih edin. Balıkların kabuklarını da atın, yemeyin.

Kanserden korunmak için en çok tüketilmesini ve tüketilmemesini önerdiğiniz gıdalar hangileri?
Yoğurt yiyin ama probiyotik yoğurt. Bütün uzun yaşayan insanların en çok tükettiği madde yoğurttur. Annesi yesin ki çocuk da yesin. Çocuklar organik süt bulursa içsinler. Rafine olmuş gıdalardan kaçınalım. Beyaz şeker, beyaz un ve tuzu az tüketelim. Rafine olmamış, buğday, arpa, çavdar gibi ekmekleri tüketelim. Her meyveyi mevsiminde tüketelim. Hormonlu gıdalar erken gelişmeye sebep olur. Erken adet görmek kanser için risk faktörüdür.

Siz kanser tedavisinde inancın önemli olduğunu da vurguluyorsunuz... Nasıl bir etkisi var?
Evet, yapılan çalışmalar göstermiştir ki bu psikolojik yaklaşım, yani hastaların güçlü bir inanç sisteminin olması, yaradana inanması sonra doktora inanması önemli. Bunları söyleyince adımız başka şeylere çıkıyor. İnanç bağışıklık sistemini güçlendiriyor. Yapılan çalışmalar göstermiştir ki bağışıklık sistemi güçlü olan kazanır. Ailesinin ve çevresinin ona çok güzel moral vermesi lazım. Bunları söyleyince “Aman doktora bak!” diyorlar ama desinler anasını satayım! Tanrı öyle yaratmıştır ki kanser tedavisinde en önemli şey inançtır, ikincisi doktora inanmaktır, üçüncüsü aile sevgisidir. Bunlar hastayı moralli tutar. Gördüm ki kanserle mücadelede çok daha iyi başarı sağlarlar, tedaviden çok daha iyi netice alırız.

Koyu kırmızı ve koyu yeşiller kanser riskini azaltır

Betakaroten içeren gıdaların başında domates, koyu kırmızılar, koyu siyahlar ve koyu yeşiller var. Koyu kırmızı ve yeşil tükettiğimiz taktirde kanser riskinin azaldığı dünyanın en büyük meme kongresinde anlatıldı.

Kanserden koruyan gıdaların başında kuru fasulye, yeşil mercimek, bezelye, nohut, bakla gelir. Haftada 2-3 kere bunların tüketilmesini tavsiye ediyoruz. Özellikle yeşil mercimek.

Meme kanserinde en önemli koruyucu gıdalar şunlardır: Brokoli, karnabahar, beyaz lahana, kırmızı lahana, semizotu, kırmızı turp, enginar, bezelye ve diğerleri... Ama brokoliyi tükettiğimiz zaman kesinlikle çiğ ya da buharda pişirip tüketmeliyiz. Karnabahar varsa brokoliyi ikinci planda tutabilirsiniz. Hatta riskli olan gruplarda, brokoli, lahanana ve beyaz lahananın -tiroid şikayeti yoksa- birer avuç suyunu sıkıp içebilirsiniz. Bunların kanserden koruyuculuğu ispat edilmiştir.

En yüksek antioksidan fındığın iç kabuğundadır

Kara kayısı, kara üzüm, kara erik... Bunların tazesini veya kurusunu tüketmelisiniz.
Ceviz, fındık, fıstık, bademi kabuklu almalıyız, kendimiz kırıp yemeliyiz.
Fındığın kabuğunu kırdıktan sonra üzerinde kahverengi bir kabuk vardır. Yapılan son çalışmalar en yüksek antioksidanların burada olduğunu göstermiştir. İlk defa söylüyorum fındığı kırıp üzerindeki yumuşak, ince kahverengi kalan kabuğuyla birlikte yiyin.
Zerdeçal, tanrının insanlara verdiği en önemli koruyucu maddelerden biridir. Turmelik, beyaz zerdeçal dediğimiz ya da sarı safran dediğimiz baharat anti-anjiyotik etki yapıyor. Yani biz turmelik aldığımız zaman korunmuş oluyoruz.
Panax Ginsenk, zencefil, yeşil çay, soya yağı, zeytinyağı.... Bunların yanı sıra kara hindibağ, rezene, biberiyenin tedavi sırasında çok güzel etkileri var. Bunlar dünyada doğrudan doğruya topraktan gelerek tedaviye yardımcı oluyor.
Bakır en büyük anjiyogenetik madde. Bakır kanseri azdırıyor. Bakır küpe takmayın, bakır su borusu kullanmayın, çünkü anjiyogeninizi artırır. Bazı gıdalar vardır ki tümörü engeller, bazıları da vardır ki artırır.
Beyaz şeker kanserin en büyük sebebidir.

Çocuklara haftada iki kez baklagil yedirmelisiniz

Okula giderken çelik sefer tası hazırlayalım. Zaten mutfaklarda porselen, cam, çelik kaplar tercih edin. Ama çelik kaplar krom ve nikel ihtiva etmemeli. Toprak kapların az sırlı olanını tercih edelim.
Çocuğun sırt çantası plastik olmasın. Bez olsun ya da keten olsun. Ayakkabısı PVC ihtiva etmeyen maddelerden yapılmış olsun. Çocuğu sentetik giysilerden koruyalım. Önlüğü keten olsun, pamuklu olsun. Pamuk bile organik olsun.
Haftada 2 defa baklagil yedirmeliyiz. Mutlaka mercimek yemeli.
Çocuklara fast food yedirmemeliyiz. Fast foodçular isyan etmesin. Yiyeceklerin yanına büyük bir tabak salata koyarlarsa fast foodun zararını önleyebilirler. Çocuklarınızın canı çok çekerse ayda bir ya da 2 haftada bir fast food yedirebilirsiniz. Ama fast foodçular yanında büyük bir çanak içinde yeşillik vermeli. 50 bin kere söyledim yeşili artırsınlar.

Kanserle ilişkisi merak edilenler...

Yoga, namaz ve meditasyon tedavi sürecine yardımcı oluyor
Tamamlayıcı tıp dediğimiz şey yalnız gıdayla ilgili değildir. Ruhsal ve bedensel yaklaşımdır. Meditasyon, dans terapisi, gülmek, şarkı söylemek tamamlayıcı tıpta ruhsal ve bedensel yaklaşımla ilgilidir. Meditasyon dediğimiz zaman bunun içine namaz da girer. Yani doğrudan doğruya kendini yaradana odaklamak... Bu kanseri tedavi etmez ama tedavide daha iyi sonuçlar alınır.
Hasta yoga yaparak ve namaz kılarak kendini dış etmenlerden psikolojik olarak korur, toparlanır. Ruhi güç her zaman için bağışıklık sistemini güçlendirir. Kahkaha atmak, gülmek çok faydalıdır. Bundan 5 bin yıl evvel, Mezopotamya’da çaresiz hastaları komik maskların önünden geçirirlermiş, kahkaha atsın diye... 400 sene evvel bile gülme tedavisi varmış.
Müzik bağışıklık sistemini güçlendirir

Bütün araştırmalar klasik müziğin hastada bağışıklık sistemini güçlendirdiği gösterdi. Gürültülü çalışmalar, gürültülü ve üzüntülü müziklerden kaçmalıyız. Ruhumuzu dinlendirecek neşeli veya klasik müzik dinlemeliyiz. Bu bitkilerde de ispatlanmıştır. Klasik müzik dinleyen çiçekler daha sağlıklı büyür. Bu insanlar için de geçerlidir. Hastalar müzik dinlesin ama gürültülü, rahatsız edici ve hüzünlü müzikten kaçsınlar.

Güneşe çıkış saatlerinizi şaşırmayın

Ozon tabakası yırtıldığı için güneş direkt olarak içeri giriyor. Bu yüzden cilt kanseri arttı. Onun için aklınızı başınıza toplayın. 12.00’ye kadar sonra da 16.00’dan sonra denizinize girin. Tarım Bakanlığı’ndan onaylı güneş koruyucu kremleri kullanın. Direkt olarak güneşte kavrulmayın. Gölgenin boyu sizin boyundan kısaysa güneşe çıkmayın.

Akupunktur ve hipnoz kemoterapideki mide bulantısını geçirir

Akupunkturun da tamamlayıcı yeri vardır. Kemoterapi sırasındaki bulantılara mani olur. Ateş basması, ter basmasını engeller. Bunlar araştırmalarda gösterilmiştir. Ama akupunktur hiçbir şekilde tedavi etmez. Sadece hastanın psikolojik durumunu düzeltir. 1975 yılında Amerika’da ve İngiltere’de kabul edilmiştir. Hipnoz hastanın psikolojisinde düzelme sağlar, kemoterapiye tahammülünü artırır.


Vatan-Pazar / haber7

SİRİUS
03-05-2009, 15:38
Erkan Topuz,a randevu almak kolay değil haftalar hatta aylar sonrasına randevu alabiliyorsun adı lazım değil aynı hastanede odaları yan yana
benim doktorun bu acımasız hastalıktan kurtulmak kolay değil insanı çok ama çok yıpratıyor.Böbreği verip kurtardık şimdide karaciğerden selam veriyor henüz kesin değil ama 2 ay sonra tekrar PET veya MR çekilecek.Çok şükür,ki
inancı güçlü bir insanım dayanıyorum ama ailem için çok üzülüyorum mühtiş yıpranıyorlar.Allah herkesin yardımcısı olsun.Mevlam neylerse güzel eyler.

MIHNANA
03-05-2009, 16:08
Erkan Topuz,a randevu almak kolay değil haftalar hatta aylar sonrasına randevu alabiliyorsun adı lazım değil aynı hastanede odaları yan yana
benim doktorun bu acımasız hastalıktan kurtulmak kolay değil insanı çok ama çok yıpratıyor.Böbreği verip kurtardık şimdide karaciğerden selam veriyor henüz kesin değil ama 2 ay sonra tekrar PET veya MR çekilecek.Çok şükür,ki
inancı güçlü bir insanım dayanıyorum ama ailem için çok üzülüyorum mühtiş yıpranıyorlar.Allah herkesin yardımcısı olsun.Mevlam neylerse güzel eyler.


C.Allah yar ve yardımcınız olsun. Durumunuzu çok iyi anlıyorum.

Allahtan şifa diliyorum. Geçmiş olsun.

serhatyaz1981
03-05-2009, 20:10
öncelikle ilgilenen herkesten ALLAH razı olsun.anneme iyi bir haftasonu geçirdiğimizi sanıyorum.ve bu iki günde hiç ağrım olmadı dedi.çok mutlu olduk.dediğiniz gibi moral çok önemli.

internette gezerken bir site buldum.doktorla görüştükten sonra uygulayacağım.inşallah iyi gelir.
herkese tekrar çok teşekkür ederim.

http://www.kosulsuz-sevgi.com/index.php?option=com_content&task=view&id=72&Itemid=84

carcharias
04-05-2009, 09:51
akşam geçtik ekran karşısına. 30 unu da devirmiş bir Beşiktaş'lı olarak. Maddi olarak bakarsan;Gittiğimiz maçlar olsun, aldığımız ürünler olsun yani ne kadar katkım varsa artık... hadi onu geç tertemiz,yüreğimin en doğal haliyle sunduğum sevgimden de aldığım güçle şu maçı alalım ne hakkım varsa helal olsun demek,maçı da alıp olası şampiyonluğu da kanserle mücadele eden oyuncumuz Ekrem Dağ'ın annesine ve zamanın yıldızı,şimdinin spor yazarı,birkaç ay evvel kansere yakalanan sevgili Vedat abi(okyar) ye armağan edelim dedim ama olmadı. Lig bitmedi tabi ama akşam kötü bir darbe aldık. hayal kırıklığı da cabası tabi...

carcharias
04-05-2009, 14:40
Türk Rock Müziğinin sevilen sesi Murat Göğebakan’dan gelenüzücü haberle yıkıldık.



Ünlü sanatçının lösemi (kan kanseri) hastalığına yakalandığıöğrenildi. Dün hastaneye kaldırılan ve kan kanseri teşhisi konan Göğebakan’ıneşi Sema hanım eşinin rahatsızlığını doğrularken, “Çok zor bir dönemegiriyoruz. Bizler için dua etsinler” dedi…



Biz de Göğebakan’a ve ailesine geçmiş olsun dileklerimizi iletiyoruz…

deep
04-05-2009, 16:43
Dünyaca ünlü tıp doktorumuz Mehmet ÖZ : hekimin tedavideki payı en fazla %49 dur, iyileşmede kalan pay her zaman % 51 le hastaya aittir diyor.

Benim sinema sistemi 6 yıllık oldu... Dvd sacmalamaya basladi... Sonra birsey kesfettim... Mehmet oz'un evde bi cd'si var... Saglik ile ilgili bi calisma yapmis... Onu takiyorum dvd'ye açıyor... Sonra cikarip izlemek istedigim filmi koyuyorum onu da aciyor... Adamda ne himet varsa cd'sinde de var galiba... Saka gibi... Hala dvd oynaticiyi yenilemedim....

carcharias
06-05-2009, 15:27
Nermin Ceri ve Özlem Aysoy, birbirlerini hiç tanımayan iki kadındı. Taa ki,meme kanseri eş zamanlı olarak ikisinin de yakasına yapışıncaya kadar...

GAZETE HABERTURK-HT MAGAZİN-ECE SARUHAN

İki alternatifleri vardı; ya kansere boyun eğeceklerdi ya da mücadele edip bu hastalığı yeneceklerdi. Zor olanı seçtiler. Ölüme, “Kapımı çalıp durma ölüm; açmam! Ben ölecek adam değilim” diyerek,meydan okudular. İkisi de kemoterapi gördü, ikisinin de saçları döküldü. Ama onlar, hayata sıkı sıkı tutunarak ölümü mezara gömdü.

MEĞER BU MİSYONUMUZMUŞ

Özlem Aysoy, bu süreçte yaşadığı her şeyi bir deftere not aldı. Ardından bunları 'Neden Ben?' adlı bir kitapta topladı. Hastalığının ilk demlerinde kendine sık sık bu soruyu sorduğunu belirten
Aysoy, cevabın bir misyon üstlenmesi olduğunu kitabını yayımladıktan sonra anladığını söyledi:

“Bana kanser tanısı konulduğunda, sadece göğsümü aldıracağımı sanıyordum. Kemoterapi ve radyoterapi başlayınca, şoke oldum. Saçlarım birden bire döküldü ve bir gün 8.5 yaşındaki kızımın
önünde sinir krizi geçirdim.

Kızım anneme, 'İnsan sırtı ağrıdığı için ölür mü?' diye sormuş. Benim yüzümden erken olgunlaştı ve ben bir tek buna isyan ettim. Bunun için 'Neden ben?' dedim. Bu sorudan hareketle yazdığımkitabımın kapağını, Japonya'da yaşayan bir Türk'ün görmesiyle ve 2. Asya Meme Kanseri Sempozyumu'na davet edilmemle birlikte, bu sorunun yanıtı önümde belirdi. Benden, Türk insanlarınımeme kanseri konusunda bilinçlendirmemi ve bir dernek kurmamı kurmamı istediler. Bu sempozyumun dördüncüsünü 2010'da Türkiye'de yapacaklarını söylediler. Yani benim bir misyonum vardı. Misyonumu en iyi şekilde yerine getirebilmem için de, kanseri deneyimlemiş olmam şarttı.”

ÜNLÜLER DESTEK VERDİ

Ünlülerin basın danışmanı olarak tanınan Nermin Ceri ise, bu misyona ortak oluşunun öyküsünü şu sözlerle açıkladı: “Özlem'le kitabı hakkında yapılan bir röportajı okudumve ona mail atarak, derneği birlikte kurmayı önerdim. Benimde bu konuda misyonum vardı. Dünyanın ilk kemoterapi şapkasını yaratmıştım. Güçlerimizi birleştirdik ve kanser hastalarına destek olmak için oluşturduğumuz derneğe 'Pembe Güç' adını verdik.

İkimiz de, kanserden bir şeyler öğrenerek çıktık. Bizler şanslıydık çünkü hastalığımız süresince ailemiz ve dostlarımız hep yanımızdaydı. Şimdi bizim kadar şanslı olmayanlara yardım edeceğiz. Biz başardıysak, herkes başarabilir!Bu hastalığın pençesine düşenlere, rol model olacağız.

Kansere göğüs geren ikili, Pembe Güç'ün çatısı altında ilk iş olarak meme kanseri tecrübesi olan ünlülerin katılımıyla çekilen bir klibe imza attı. İkili, bu klibi ve derneklerinin projelerini göğüslerini gere gere anlattı:

-Meme kanserine dikkat çekmek için ünlü isimlerin yer aldığı bir klip çektiniz...

Özlem Aysoy: Yaptığımız ilk etkinlik bez torbalar hazırlamak ve bunların içini meme kanserini anlatan broşürlerle doldurarak, Kanser Haftası’nda kadınlara dağıtmaktı. Sonra, daha fazla insana ulaşmak
için bir klip çektik.

Nermin Ceri: Klipte, kendilerinin ya da yakınlarının kansere dair bir hikâyesi olan ünlü isimleri bir araya getirdik. TOÇEV YönetimKurulu Başkanı Ebru Uygun, Sibel Can, Oya Başar, Burcu
Kara, Hülya Aydın, Suzan Kardeş, Nevval Sevindi, Sema Eren, Perihan Akı ve erkeklerin de risk altında olduğunu hatırlatmak için Orhan Kılıç bize destek oldu.

850 BİN HASTA ADAYI VAR

-Meme kanseriyle ilgili kampanyalarda genelde göğüslerini açmış kadınlara yer verilir. Neden böyle bir yol izlemediniz?

Ö.A.: Türkiye'de 35 yaş ve üzerinde 9 milyon kadın var. Bunların 500 bini mamografi çektirmiş. Kalan 8.5milyon kadına dünyadaki her 10 kadından birinin meme kanseri olduğu gerçeğinden hareketle bakarsak; Türkiye'de 850 bin potansiyel hasta var demektir. Bu kadınların ne kadarının büyük illerde, ne kadarının Türkiye'nin doğusunda yaşadığını bilmiyoruz. Ankara'dan sonrası içinmeme kelimesi tabu! Onlar içinmemelerini doktora göstermek bile günah! Sadece kocalarına gösterebilirler. Şehirli olmayan bir kadın,memesini açmış birine bakmaz. Kocası da başka amaçla bakar. Yani soyunan bir manken ya da sanatçı kullansaydık,
herkese seslenemezdik.

N.C.: Klipte, 'Kanserden değil, önyargıdan ve sevgisizlikten korkun', 'Mamografiden korkmayın', 'Görüntünüz moralinizi bozmasın; bilin ki kelliğiniz geçici' gibi önemli mesajlara yer verdik. Eminim bu mesajlar, göğüsleri açık bir kadın görüntüsünden çok daha fazla yankı uyandıracaktır.

Telefonumuz 24 saat açık!

Kanseri yenmenin başlıca sırrı nedir?

Özlem Aysoy: Hayata tutunmak! Kemoterapi öyle bir süreç ki; bir kez yatarsan asla kalkamazsın. Meme kanserine yakalananlar, kendilerini bırakmak yerine rutin hayatlarını devam ettirmeye çalışsınlar.

Nermin Ceri: En önemli şey moral! Kafanıza takmazsanız; bu hastalığı grip gibi atlatabilirsiniz. Ben kendimi ‘Kemoterapide istifra etmeyeceğim’ diye telkin ettim ve bunu başardım. Paylaşmak da çok önemli. İnsanlar kanser hakkında konuşmak istemiyor. Bazıları hastayı üzmekten korkuyor, bazıları da konuşurlarsa bu hastalığı kendi hayatlarına da çekeceklerini düşünüyor.

Pembe Güç olarak 24 saat açık bir telefon numaramız var. Konuşacak kimsesi olmayanlar 0531 585 2 111’i arayıp, bizimle dertleşebilir. Amatör ruhla kurduğumuz derneğimiz için biz de herkesten destek bekliyoruz.

MIHNANA
07-05-2009, 00:25
Öncelikle temennim C.Allah kimseye böyle bir dert veripte derman aratmasın. (Amin) Yakınlarımdan dolayı bu rahatsızlığı bilirim.

Bu yazımda Kan kanseri (Lösemili hastası) olan oğluna 'Hakiki Çiçek Balı' bulamayınca balını kendisi üreten birinden bahsetmek istiyorum.

Görev yaptığım yerde olması sebebiyle kendisiyle tanışma imkanım oldu.Bazı arkadaşlar buradan bal alarak hastalarına şifa niyetine verdiler. Fırsat buldukçada kendisini ziyaretine gider hem teşekkür eder hemde bir bittki çayını içerim. :)

Hafta sonu bu başlığı okuyunca aklıma geldi belki birilerine faydalı olur veya kendisiyle konuşup tanışmak isteyen veya hazırladığı bu bal ve polenlerden isteyenler olabilir diyerek ziyaretine gittim ve durumdan bahsettim.

Zaten kendisinin (Aşağıda gazete yazısından alıntılayacağım yazıyı duyarak) Türkiye'nin birçok yerine ilaçlık bal, polen, kara kovan balı süzme bal ve petek balı olmak üzere çeşitli ürünler gönderdiğini söyledi. Telefonla isteyen veya bizzat gelerek isteyenler olması durumunda yardımcı olacağını söyledi irtibat bilgilerini verdi. Bunlarıda aşağıya yazacağım.

Ancak burada özellikle ve özellikle belirtmek isteğim konu benim bu işte bir alakamın olamadığı sadece Allah rızası için olduğudur. Eğer birilerine faydası olacaksam bunun manevi boyutu benim için dünyalara bedeldir. Yukarıdada belirttiğim gibi geçici olarak görev yaptığım ilde tesadüfen tanışma fırsatı buldum. Ayrıca ne yapacaksanız mutlaka doktor kontrolünde yapmanız.


Lösemili hastası oğluna 'Hakiki Çiçek Balı' bulamayınca 3 yıldır balını kendisi üretiyor.

Lösemi hastası oğluna hakiki çiçek balı bulamayan baba, çareyi kendi ihtiyacı olan balı üretmekte buldu.

http://666kb.com/i/b8pg5hozodktevisj.jpg

Arıcılığa başlayan baba Abubekir Demir (52), 3 yıldır kendi balını kendisi üretiyor.

Ağrı merkezde manifaturacılık yapan Abubekir Demir, 3 yıl önce yutkunma zorluğundan dolayı hastaneye kaldırdığı oğlu Ramazan Demir'in (27) lösemi (kan kanseri) olduğunu öğrenince şoke oldu. Ancak kısa sürede oğlunun tıbbi tedavisi için arayışlara başladı. Yaklaşık 6-7 ay boyunca doktorlar tarafından tedavi edilen Ramazan'ın ameliyat olması gerektiğini öğrenen baba Demir, bunun üzerine başka tedavi yöntemleri olup olmadığını da araştırmaya başladı. Yaklaşık 30 yıldır aile içi bitkisel hekimlik de yapan baba Demir, bir doktorun 'Sizin oralar yayladır. Oralarda hakiki çiçek balı bulabilirsen çocuğa bol bol yedir.' tavsiyesi ile harekete geçti. Ağrı'da dükkân dükkân hakiki çiçek balı arayan baba Demir; çevrede üretilen balların çoğunda glikoz kullanıldığını öğrenince, kendi ihtiyacı olan balı üretmeye karar verdi. 20 kovan arı satın alan Demir, bir yandan çocuğunun tedavisiyle ilgilendi, bir yandan da aldığı 20 kovan arıdan bal üretmeye ve bu balları oğluna yedirmeye başladı. Aldığı kovanlarla beraber oğlunu da temiz hava için yaylaya gönderen Demir, bir süre sonra oğlunu tekrar doktora götürdü. Hastasını kontrol eden doktor, kanser hücrelerinde büyük oranda iyileşme meydana geldiğini görünce şaşkınlığını gizleyemedi. Ramazan'ın durumunun bu şekilde devam etmesi halinde yapılacak ilik naklinden vazgeçileceğini dile getiren doktor, kanserli hücre sayısının sıfırlanması üzerine ilaç tedavisini de kesti.

Sevindirici haber üzerine hayata yeniden bağlandığını dile getiren fedakâr baba Abubekir Demir, oğlunun 1.5 yıl doktor tedavisinin yanı sıra bal ve polenle beslendiğini dile getiriyor.

'Balın mucizesini yaşayarak öğrendim'

Lösemi hastalığına yakalandığında aklına ilk olarak ölümün geldiğini söyleyen Ramazan Demir ise aynaya her bakışında saçlarının dökülüşünü ızdırapla izlediğini söylüyor. "Saçlarımı bir kez daha tutabilmek için Allah'a her gün dua ediyordum." diyen Ramazan Demir, "Şimdi şükürler olsunki durumum çok iyi, inşaallah benim gibi bu hastalığa yakalanan diğer hastalar da bir an önce kurtulur." şeklinde duygularını dile getirdi. Doktorların 'mutlaka takmalısın' dediği maskeyi taktığında sokakta yürümekten utandığını ama ailesinin kendisine verdiği destekle umudunu asla yitirmediğini dile getiren Demir, diğer hastalara umutlarını asla yitirmemelerini tavsiye ediyor. Hastalığından bu güne yaklaşık 150 kilo bal yediğinin altını çizen Demir, balı her yemesinde vücudunun direncinin biraz daha arttığını hissettiğini dile getiriyor. Hastalık sonrası balın hayatının değişmez bir parçası haline geldiğine vurgu yapan Demir, geziye çıktığında bile babasının bavula önce bal koyduğunu ifade ediyor.

ZAMAN / M. Ali Güngör
11 Nisan 2007, Çarşamba

http://zaman.com.tr/haber.do?haberno=526274



ASİYA BAL VE ŞİFALI BİTKİLER
AĞRI SİNEK YAYLASI BALI
ABU BEKİR DEMİR

TEL.: 0 472 215 30 47
CEP : 0 535 852 61 65
CEP : 0 545 277 35 12

ESKİ VAN CADDESİ NO:68 AĞRI

NOT: İşyeri ismini bilgi amaçlı yazdım ancak eğer reklama giriyorsa Sn. Moderatörler'in silmesini rica ediyorum.

MIHNANA
07-05-2009, 19:03
Kanser olduğunu fotoğrafından anladı

http://666kb.com/i/b8q8zdbyxcwxfqmjy.jpg

Çektiği fotoğraflarda bebeğinin gözünde bir parlaklık çıkıyordu. Şüphelendi doktora götürdü ve acı gerçek ortaya çıktı.

İngiltere'de 32 yaşındaki Elizabeth Hale adlı kadın yeni aldığı cep telefonu kamerasıyla sekiz aylık bebeği Thomas'ın fotoğraflarını çekmeye başladı.

İlk karede, bebeğin gözlerindeki flaş yansımasında tuhaflık olduğunu gören anne, cep telefonunun kamerasında bir tuhaflık olduğunu düşündü.

Bunun üzerine tekrar tekrar fotoğraflar çeken anne, fotoğrafların hepsinde çocuğun gözünün kedi gözü gibi göründüğünü ve aynı tuhaf parlamanın olduğunu gördü.

Elizabeth'in hemşire olan kardeşi Thomas'ın bir doktora gösterilmesi gerektiğini söyledi.

Bunun üzerine uzman bir doktora gösterilen Thomas'ta beş yaş altındaki çocuklarda görülen bir kanser türü olan göz kanseri (retinoblastom) olduğu tespit edildi.

Thomas'ın biri sol diğer üçü sağ gözünde olmak üzere dört tümörünün olduğu ortaya çıktı.

Altı aylık kemoterapiye başlayan küçük Thomas'ın her üç haftada bir girdiği lazer tedavisine iyi yanıt verdiği belirtiliyor.

Çocuklarda görülen retinoblastomun belirtileri arasında flaşla çekilmiş fotoğraflarda kedi gözü yansıması ya da siyah göz görüntüsünün oluşması yer alıyor.

Bu kanser türünün erken teşhisi durumunda vakaların yüzde 95'inin iyileştiğini öğrenen Elizabeth Hale, ailelere de dikkatli olmaları çağrısında bulunuyor.

(Gazeteport) haber7

serhatyaz1981
08-05-2009, 20:30
Öncelikle temennim C.Allah kimseye böyle bir dert veripte derman aratmasın. (Amin) Yakınlarımdan dolayı bu rahatsızlığı bilirim.

Bu yazımda Kan kanseri (Lösemili hastası) olan oğluna 'Hakiki Çiçek Balı' bulamayınca balını kendisi üreten birinden bahsetmek istiyorum.

Görev yaptığım yerde olması sebebiyle kendisiyle tanışma imkanım oldu.Bazı arkadaşlar buradan bal alarak hastalarına şifa niyetine verdiler. Fırsat buldukçada kendisini ziyaretine gider hem teşekkür eder hemde bir bittki çayını içerim. :)

Hafta sonu bu başlığı okuyunca aklıma geldi belki birilerine faydalı olur veya kendisiyle konuşup tanışmak isteyen veya hazırladığı bu bal ve polenlerden isteyenler olabilir diyerek ziyaretine gittim ve durumdan bahsettim.

Zaten kendisinin (Aşağıda gazete yazısından alıntılayacağım yazıyı duyarak) Türkiye'nin birçok yerine ilaçlık bal, polen, kara kovan balı süzme bal ve petek balı olmak üzere çeşitli ürünler gönderdiğini söyledi. Telefonla isteyen veya bizzat gelerek isteyenler olması durumunda yardımcı olacağını söyledi irtibat bilgilerini verdi. Bunlarıda aşağıya yazacağım.

Ancak burada özellikle ve özellikle belirtmek isteğim konu benim bu işte bir alakamın olamadığı sadece Allah rızası için olduğudur. Eğer birilerine faydası olacaksam bunun manevi boyutu benim için dünyalara bedeldir. Yukarıdada belirttiğim gibi geçici olarak görev yaptığım ilde tesadüfen tanışma fırsatı buldum. Ayrıca ne yapacaksanız mutlaka doktor kontrolünde yapmanız.


Lösemili hastası oğluna 'Hakiki Çiçek Balı' bulamayınca 3 yıldır balını kendisi üretiyor.

Lösemi hastası oğluna hakiki çiçek balı bulamayan baba, çareyi kendi ihtiyacı olan balı üretmekte buldu.

http://666kb.com/i/b8pg5hozodktevisj.jpg

Arıcılığa başlayan baba Abubekir Demir (52), 3 yıldır kendi balını kendisi üretiyor.

Ağrı merkezde manifaturacılık yapan Abubekir Demir, 3 yıl önce yutkunma zorluğundan dolayı hastaneye kaldırdığı oğlu Ramazan Demir'in (27) lösemi (kan kanseri) olduğunu öğrenince şoke oldu. Ancak kısa sürede oğlunun tıbbi tedavisi için arayışlara başladı. Yaklaşık 6-7 ay boyunca doktorlar tarafından tedavi edilen Ramazan'ın ameliyat olması gerektiğini öğrenen baba Demir, bunun üzerine başka tedavi yöntemleri olup olmadığını da araştırmaya başladı. Yaklaşık 30 yıldır aile içi bitkisel hekimlik de yapan baba Demir, bir doktorun 'Sizin oralar yayladır. Oralarda hakiki çiçek balı bulabilirsen çocuğa bol bol yedir.' tavsiyesi ile harekete geçti. Ağrı'da dükkân dükkân hakiki çiçek balı arayan baba Demir; çevrede üretilen balların çoğunda glikoz kullanıldığını öğrenince, kendi ihtiyacı olan balı üretmeye karar verdi. 20 kovan arı satın alan Demir, bir yandan çocuğunun tedavisiyle ilgilendi, bir yandan da aldığı 20 kovan arıdan bal üretmeye ve bu balları oğluna yedirmeye başladı. Aldığı kovanlarla beraber oğlunu da temiz hava için yaylaya gönderen Demir, bir süre sonra oğlunu tekrar doktora götürdü. Hastasını kontrol eden doktor, kanser hücrelerinde büyük oranda iyileşme meydana geldiğini görünce şaşkınlığını gizleyemedi. Ramazan'ın durumunun bu şekilde devam etmesi halinde yapılacak ilik naklinden vazgeçileceğini dile getiren doktor, kanserli hücre sayısının sıfırlanması üzerine ilaç tedavisini de kesti.

Sevindirici haber üzerine hayata yeniden bağlandığını dile getiren fedakâr baba Abubekir Demir, oğlunun 1.5 yıl doktor tedavisinin yanı sıra bal ve polenle beslendiğini dile getiriyor.

'Balın mucizesini yaşayarak öğrendim'

Lösemi hastalığına yakalandığında aklına ilk olarak ölümün geldiğini söyleyen Ramazan Demir ise aynaya her bakışında saçlarının dökülüşünü ızdırapla izlediğini söylüyor. "Saçlarımı bir kez daha tutabilmek için Allah'a her gün dua ediyordum." diyen Ramazan Demir, "Şimdi şükürler olsunki durumum çok iyi, inşaallah benim gibi bu hastalığa yakalanan diğer hastalar da bir an önce kurtulur." şeklinde duygularını dile getirdi. Doktorların 'mutlaka takmalısın' dediği maskeyi taktığında sokakta yürümekten utandığını ama ailesinin kendisine verdiği destekle umudunu asla yitirmediğini dile getiren Demir, diğer hastalara umutlarını asla yitirmemelerini tavsiye ediyor. Hastalığından bu güne yaklaşık 150 kilo bal yediğinin altını çizen Demir, balı her yemesinde vücudunun direncinin biraz daha arttığını hissettiğini dile getiriyor. Hastalık sonrası balın hayatının değişmez bir parçası haline geldiğine vurgu yapan Demir, geziye çıktığında bile babasının bavula önce bal koyduğunu ifade ediyor.

ZAMAN / M. Ali Güngör
11 Nisan 2007, Çarşamba

http://zaman.com.tr/haber.do?haberno=526274



ASİYA BAL VE ŞİFALI BİTKİLER
AĞRI SİNEK YAYLASI BALI
ABU BEKİR DEMİR

TEL.: 0 472 215 30 47
CEP : 0 535 852 61 65
CEP : 0 545 277 35 12

ESKİ VAN CADDESİ NO:68 AĞRI

NOT: İşyeri ismini bilgi amaçlı yazdım ancak eğer reklama giriyorsa Sn. Moderatörler'in silmesini rica ediyorum.

ALLAH razı olsun.
kaderde ne yazıldıysa onu yaşayacağız.
iyi niyetine minnettarım sevgili mıhnana kardeşim.

MIHNANA
09-05-2009, 00:16
ALLAH razı olsun.
kaderde ne yazıldıysa onu yaşayacağız.
iyi niyetine minnettarım sevgili mıhnana kardeşim.

C.Allah hepimizden razı olsun. Elbette kaderde ne yazılıysa onu yaşayacağız ama biz elimizden geleni yapacağız takdiri Allaha bırakacağız. :yes::yes:

Tekrar buradan tüm hastalarımızza şifa diliyorum. Dualarım onlarla.

SVG.

Serenler
10-05-2009, 22:39
Kansere karşı acı kırmızı biber

Acı kırmızı biberde yoğun olarak bulunan 'kapsaisin' kanserin baş düşmanı.
09 Mayıs 2009 / 11:21
Antalya Eğitim ve Araştırma Hastanesi Tıbbi Biyokimya Klinik Şefi Prof. Dr. Necat Yılmaz, yaptığı açıklamada, genetik ve çevresel faktörlerin kalın bağırsak kanseri gelişimine olan etkisinin iyi bilindiğini belirtti.

Kanser cerrahisi, radyoterapi ve kemoterapi alanlarındaki gelişmelere rağmen tedavi oranlarında çok düzelme olmadığını, ancak yine de kansere karşı en iyi yolun tedavi olmayı sürdürmek olduğunu ifade eden Prof. Dr. Yılmaz, "Geçen yıllarda yaptığımız ve batılı bir çok araştırmacının yayınladıkları benzer çalışmalarımızı kamuoyu ile paylaştım. Bir kez daha halkımızın hatırlamasında yarar olduğunu düşündüğüm bir konu acı biberdeki kapsaisin maddesidir" dedi.

Son olarak Güney Koreli araştırmacıların Nisan 2009'da 'Cellular& Molecular Biology Letters' isimli dergide ve Anticancer Research dergisinin ocak sayısında yayımlanan çalışmada, karaciğer kanser hücresi üzerine kapsaisin etkisinin incelendiğini vurgulayan Prof. Dr.Yılmaz, "Kapsaisin biberin temel acı maddesi olup, birçok hücre tipinde, bir anti-tümör etkisi sergilemiştir. Ancak, kapsaisinin anti tümör etkisi tam açıklanmamıştır" dedi.

Ayrıca kırmızı biberin, kolesterol düşürücü, mide asidini düzenleyici ve mikrop öldürücü etkilere sahip olduğunu ifade eden Prof. Dr. Yılmaz, sanıldığının aksine kırmızı biberin zayıflatıcı etkisinin de bulunduğunu kaydetti.

hgarip
10-05-2009, 23:06
bu pis hastalıkla 2 yıl öncesi tanıştık.
babam bağırsak kanseri.
ameliyat oldu...kemoterapi gördü...şimdi iyi...

babamın tedavisi devam ederken eşim göğüs kanseri oldu.
ameliyat oldu...kemoterapi ve ışın tedavisi gördü...
tedavisi halen devam ediyor.

bu hastalıkta eğerki kanser türü dişiyse kötü...
ama eğer erkekse ve üremiyorsa daha şanslısınız...

sonuçta çekilecek çile varsa çekiliyor...

selamlar...

aslan71
11-05-2009, 00:38
Benim söyeyeceğim tek şey var MORAL MORAL MORAL.
Moralinizi yüksek tutmak zorundasınız hasta olarak.
Yakınları olarak ilgi, sevgi ve moral vermek en önemlisi.
Allahtan herkeze sabır ve acil şifalar dilerim.
Tedaviye önemle devam ve hurafelere inanmayalım lütfen.
Teşekürler.

drcz
11-05-2009, 23:38
EVET Tedaviye önem vermek en önemlisi

serhatyaz1981
14-05-2009, 20:43
bu pis hastalıkla 2 yıl öncesi tanıştık.
babam bağırsak kanseri.
ameliyat oldu...kemoterapi gördü...şimdi iyi...

babamın tedavisi devam ederken eşim göğüs kanseri oldu.
ameliyat oldu...kemoterapi ve ışın tedavisi gördü...
tedavisi halen devam ediyor.

bu hastalıkta eğerki kanser türü dişiyse kötü...
ama eğer erkekse ve üremiyorsa daha şanslısınız...

sonuçta çekilecek çile varsa çekiliyor...

selamlar...

sanırım türü dişi.çok çabuk karaciğere bulaşmış çünkü.2 sene öncede karaciğerden ameliyat olmuştu.
ALLAH hepimizin yardımcısı olsun.

carcharias
14-05-2009, 20:51
hepinize allah yardımcı olsun değerli dostlar. inşallah herşey yolunda gitsin allah güç versin

carcharias
15-05-2009, 12:40
Kanserde yeni gelişme
Bilim adamları kanser tedavisinde yeni bir adım daha attı

A.A
--------------------------------------------------------------------------------


Bilim adamlarının kanserle ilgili araştırmaları sürerken, şimdiye kadarki çalışmaların ilgi çeken sonuçları
arasında daha önce bazı mide rahatsızlıklarında kullanılan zencefilin kanser tedavisi sürecindeki mide bulantılarına karşı yardımcı olmasının belirlenmesi de yer alıyor.

Amerikan Kilinik Onkoloji Derneğinin (ASCO) Başkanlığını yapan ve Şikago Üniversitesi kan kanseri uzmanlarından Dr. Richard Schilsky, konuya ilişkin sunumun yapıldığı ASCO toplantısındaki açıklamasında, zencefilin binlerce yıldır
mide rahatsızlıklarında kullanıldığını anımsatarak, kanser hastalarının acılarını azaltmak için ne yapabileceklerini sürekli sorduklarını, araştırmaların da tedavi
sürecinde mümkün olduğu kadar düşük dozda kullanılan zencefilin bu konuda çok iyi sonuç verdiğini gösterdiğini kaydetti.

New York Rochester Üniversitesinde kemoterapi uygulaması yapılan ve mide bulantısına karşı standart ilaç verilen 614 kanser hastasından bir bölümüne plasebo (fonksiyonu olmayan madde), bir bölümüne ise çeşitli dozlarda toz zencefilin kapsül içinde verildiğini anlatan uzmanlar, toz zencefil alan hastaların tümünde mide bulantılarının azaldığının tespit edildiğini belirtti.

Araştırmacılar zencefilin mide bulantısını azaltıcı etkisinin nedeninin henüz tam olarak bilinmediğini kaydetti.

Uzmanlar, kullanım miktarına bağlı olarak zencefilin pişirilmiş yiyeceklerle alınmasının da mümkün olabileceğini belirtiyor.

-AKCİĞER KANSERİNDE IRESSA VE TARCEVA İLAÇLARININ KULLANIMI-

ASCO toplantısında sunulan bir başka araştırma ise, akciğer kanseri vakalarıyla ilgili çalışmaların Iressa ve Tarceva gibi ilaçların tedavi sürecine sağladıkları katkı konusunda yeni bulguları ortaya koydu.

Kanser vakalarının ancak yüzde 10 ila 15'inde kısmen yararlı olabildiğine yönelik 2004'te yapılan bir araştırmanın sonuçları doğrultusunda ABD'deki Iressa
tabletlerinin satışlarının büyük oranda azaltıldığını anımsatan araştırmacılar,daha sonraki araştırmaların Iressa'nın çoğu Asyalı kadın olan ve özellikle sigara
içmeyen hastalar üzerinde çok daha yüksek düzeyde olumlu sonuç verdiğini ortaya koyduğunu anlattı.

Bu araştırmanın, Iressa'nın ABD pazarında yaygın olarak satılmaya başlamasının önünü açabileceği belirtiliyor.

Türkiye'de de akciğer ve pankreas kanserli hastaların tedavi sürecinde ilgili testlerden sonra alınan sonuçlara göre, Iressa (Gefitinib) ve Tarceva (Erlotinib) ilaçları kullanılarak, tedavide başarı oranı artırılmaya çalışılıyor.

Kemoterapiye göre yan etkisi çok daha az olan bu gibi ilaç tedavileri ve özellikle Iressa ve Tarceva'nın kullanımına ilişkine araştırma sonuçlarının ASCO toplantısından sonra, bu ay içinde yayımlanması bekleniyor.

-NEUROBLASTOMA HASTALARINDA YENİ BAĞIŞIKLIK TEDAVİSİ-

Çocuklarda görülen otonom sinir sistemi tümörü veya böbreküstü bezinin medulla bölümünde ortaya çıkan bir tümör olarak da bilinen ve ölümle sonuçlanabilen kanser hastalıkları arasında yer alan neuroblastoma hastaları için
yeni geliştirilen bağışıklık tedavisiyle ilgili bir araştırma da ASCO toplantısında sunulan raporlar arasında yer aldı.

Vücudun bağışıklık sistemi proteini (monoklonal antikor) güçlendirerek tümörün bağışıklık sistemi tarafından yok edilmesine yardımcı olan yeni tedavi,bu kanserin tedavisinde yıllardır kullanılmakta olan benzeri bir sistemin biraz değiştirilmesiyle uygulanıyor.

Söz konusu rapora göre, 2 yıl süreyle önceki sistemin uygulandığı çocuklarda tümörün tekrar oluşmasının veya ölümle sonuçlanmasının engellenmesi oranı yüzde 46 oranında gerçekleşirken, yeni sistemde bu oran yüzde 66'ya kadar
yükseldi.

Çocuk hastalarda 2 yıldan fazla yaşama oranının önceki uygulamada yüzde 75, yeni uygulamada ise yüzde 86 olduğunu da ifade eden araştırmacılar, bunun
"neuroblastoma konusunda büyük bir atılım olduğu, kanser olan çocuklara yönelik tedavi sürecine yeni bir standart getirdiği" düşüncesini dile getiriyor.

Yeni sistemin 226 neuroblastoma hastası çocuk üzerinde uygulandığını, bulguların da bu uygulamalar sonucu elde edildiğini belirten araştırmacılar, sistemin, Ulusal Kanser Enstitüsü araştırmacıları tarafından deneme uygulanmasına
başlandığını kaydetti.

pinky
21-05-2009, 23:36
"Gerçekleri açıklarsam Türkiye sarsılır" diyen Prof. Topuz, öyle şeyler söyledi ki; göz göre göre kanser oluyoruz...


http://img193.imageshack.us/img193/6065/2182.jpg (http://img193.imageshack.us/my.php?image=2182.jpg)


'Gerçekleri anlatırsam Türkiye sarsılır'

Prof. Dr. Erkan Topuz, yine herkesi ekran başına kilitleyen açıklamalar yaptı...

Esra Ceyhan'ın Kanal D'deki programına konuk olan İ.Ü. Onkoloji Enstitüsü Direktörü Prof. Dr. Erkan Topuz, yine herkesi ekran başına kilitleyen açıklamalar yaptı.


http://img34.imageshack.us/img34/275/0503200810163879636602p.jpg (http://img34.imageshack.us/my.php?image=0503200810163879636602p.jpg)
Topuz, kanserle mücadelenin anne karnında başladığına dikkat çekerek hamile kadınların ve bebek sahibi insanların evde dikkat etmeleri gereken noktaları anlattı.

Erkan Topuz, bulaşık deterjanlarından, halıların temizliğine kadar çok önemli ayrıntılardan bahsetti. "Benim mücadelem bu yaştan sonra halkımızı kanserden korumaktır. Kanser tedavisi sonra geliyor. Bir korunma bin tedaviden evladır. Bunları ilk defa duyuyorsunuz ama gerçek bunlar. Ben bunları kendimi bu işe adadığım için anlatıyorum. Bu anlattıklarımı Türkiye ilk defa duyuyor. Belki dünyada da çok az duyan vardır" diyen Prof. Dr. Erkan Topuz, herkesi şaşırtan açıklamalar yaptı.

"Ben gerçekleri anlatıyorum. Ama çok fazla anlatmıyorum çünkü her şey sarsılabilir Türkiye'de" diyen Topuz'un sarsıcı açıklamaları şöyle:

-Evde sokakta giydiğimiz ayakkabılarla dolaşmamalılar. Eğer evde ayakkabı ile geziyorsak dışarıdan geldiğimiz ayakkabıları çıkartıp başka bir ayakkabı giymeliler. Çünkü dışarıdan giydiğimiz ayakkabı ile eve soktuğumuz pestisitler kanserin en önemli sebeplerinden bir tanesidir. (Pestisit: Tarım ürünleri, kimyasallar, egzozdan çıkan gazlar vs)

-Kanserle mücadele anne karnında başlıyor. Anne adayları aşırı miktarda vitamin almaktan kaçınsınlar. Çünkü bilinçsizce alınınca vitaminin içindeki kobalt, bazı aşırı miktarda minareller... Doktor bir tane yut diyordur ama çocuk gelişsin diye bir kaç tane yutuyorlar. Bu çocukta birikime sebep olabilir ve kansere neden olabilir.

-Gökkuşağının 7 rengini, ne buluyorlarsa, hepsinden günde en azından 3-5 tane yesinler. Her bir renkte bir şeyler var.

-Kırmızı et alsınlar gebeler haftada 2 kere. Özellikle balıkla beslensinler. Sağlıklı bir insanın kansere yakalanmaması için, bebeğin daha anne rahmindeyken vücudunun direncinin artması ve zehirleri alarak bağışıklık sisteminin bozulmaması lazım.

-En tehlikeli yer halıdır. Halı bütün pestisitleri tutar. Bu nedenle halıların temizliğine dikkat ediniz. Kesinlikle deterjanla temizlemeyin. Sirkeli su ile silin.

-Deterjan kullanınca muhakkak eldiven kullanın. Plastik eldiven kullanmayın, içine izci eldiveni giyin. Çünkü deterjanlar alerjiktir ve ufak dozlarda alındığı takdirde kronik olarak kanserojendir. (İzci eldiveni: Pamuk eldiven)

-Bulaşık makinasında kullandığınız deterjan da petrol ürünüdür, kanserojendir. Ne kadar yıkarsa yıkansın kalıntılar kalabilir. Eğer sağlığınızı düşünüyorsanız çıkardığınız bulaşıkları sirkeli suyla ya da limonlu suyla silin.

-Her türlü deterjandan kaçınız. Devamlı olarak zeytinyağı ve defne sabununu seçiniz. Ellerinizi, vücudunuzu hakiki zeytinyağ, defne veya fıstık yağından yapılan hakiki sabunlar da seçilebilir. Bunları örnek olarak söylüyorum. Deterjandan kaçıyoruz ve çok aşırı miktarda suyla duruluyoruz.

-Beyaz olan her türlü iç çamaşırınızı muhakkak yeni aldığınızda en az 2 kere kaynatınız. Çünkü bunlar beyazlatılmak için kanserojen maddelerle yıkanıyor.

-Oda spreyleri doğrudan doğruya petrol menşeli. Zehiri soluyorsunuz. Akciğerinize geçiyor ve dolaylı olarak bağışıklık sisteminizi bozuyor.

-Sebzeleri mevsiminde dondurup saklamakta fayda var. Yalnız bir kez çözülünce onu muhakkak pişirin. Mikro dalgada bir kere ısıtın. Ateşte ısıttıklarımızda ise bir kere ısıtınız. Çünkü bir dahaki sefere değeri ölür. DNA'yı bozar. DNA kırılması da kanserojene yol açar.

-Radyasyon kronik olarak kansere en çok yaklaştıran faktörlerden biridir. Televizyondan çok uzak duralım.

-Çocuklarınıza haftada 2 kez balık çorbası içirin ama içine zerdeçal koymak suretiyle. Soğan, sarımsak ve o mevsimin sebzesiyle yapmalısız. Çocuk anne karnındayken bu terbiyeyi almaya başlamalı.

-Gebeler haftada 1 kilo balık tüketmeli. Bu miktarın üzerinde balık tüketilmesine karşıyız. Çünkü en steril balıkta bile az civarda civa vardır. Bu balıklar dip balıkları olmamalı. Somon veya yüzey balığı, Akdeniz, Ege balığı olmalı. Marmara'nın dip balıklarını lütfen tüketmeyiniz.

-Kanola yağı kızartma için en uygun yağdır. Onun dışında birinci seçeneğimiz zeytinyağdır. Memleketimizin iftihar edebileceği yağdır. Fındıkyağı da tercih edilebilir.

-Çocuklarımız fastfood türü yiyecekleri 15 günde bir yiyebilirler. Ama haftada 3 kez yedikleri takdirde beyin tümörlerinde, lenfomalarda ve lösemilerde 3 kat artış gözükecektir. Çocuklarımıza arada bir verebiliriz. Ama dışarıdaki yiyeceklerin nasıl kızartıldığını bilmiyorsunuz. Ona göre hareket edin.

-Çocuklara meyve ve yoğurdu bol yedirelim. Ancak yoğurdu prebiyotik ve ev yoğurdu olarak kullanalım. Yoğurdunuzu evde yapın. Peynir ve çökelek fazla miktarda yiyin. Keçi peyniri çok faydalıdır.

-Çocuklarımızı beyaz un, beyaz şeker ve tuzdan koruyalım.

-Belki tuzcular üzülecekler ama Konya'ya akan kanalizasyonlar ve kirletici sularla, Türkiye'nin en büyük tuzunu karşılayan Tuz Gölü'müz maalesef torbaların içinde çok iyi steril edilmedikleri takdirde bize kanseri ufak ufak taşıyorlar. Bu nedenle kaya tuzunu tercih edin. Yani turşu kurduğunuz tuzu çekin ve çok az miktarda kullanın. Çünkü tuz da kanserojendir.

-Amerika'daki çocukların tombul olmasının sebebi her şeye şeker katmalarıdır. Ucuz beslenmedir.

-En faydalı gıdalardan birisi cevizdir. Daha sonra fındık ve bademdir. Ayçiçeği açık alın. İşlemden geçmemiş olacak, kavurup yiyebilirsiniz. Ama fındık, ceviz gibi yiyecekleri kabuklu alın. Çünkü içine böceklenmesin diye ilaç sıkılmaktadır. Sonsuz faydaları olan yiyeceklerdir. Günde bir avuç muhakkak tüketiniz.

-Elma dünyanın en faydalı gıdalarından birisidir.

-Plastik, bakır, alüminyum kap kullanılmamalı. Porselen, cam ve çelik kullanın. Meyveleri de bu tür kaplarda yıkayın. Bunların içine litresine göre 9-10 çorba kaşığı elma sirkesi atın. Aşağı yukarı yarım saat bekletin. Sonra tekrar yıkamayın. Tekrar mikrop alır.

-Meyvelerin üzerine parlak görünmesi için mum sürülüyor. Bunları hakiki zeytinyağlı sabundan geçirdikten sonra elma sirkeli sudan geçirin. Ya da elma sirkesi ile ovun. Meyveyi kabuğuyla tüketin eğer sterilse.

-Lahana, marul gibi yiyeceklerin ilk dört kabuğunu çöpe atın. İstediğiniz kadar yıkayın bunların üzerindeki pestisitleri temizleyemezsiniz. Çaresi yok.

-3 ayda bir suyunuzu değiştirin. Çok muhteşem sularımız var ama ne olursa olsun tabiatı rezil ediyoruz. Satın aldığımız sularda az miktarda da olsa kanserojen dozlar karışabilir. Bunlar kontrollü sular ama 3 ayda bir değiştirmek gerekiyor.

-Plastik her yerde zehir. Plastik bardaklar, kaplar, plastik herhangi bir şey... Ben ona girmiyorum bu lafı söylersem yer yerinden oynar. Bu plastikler ev yapımına girdiler. Doğrudan doğruya inşaat malzemesi olarak kullanıyorlar. Çok bilinçli olun, çok iyi markalar kullanın. Bunları söylemem demek Türk ekonomisiyle oynamam demek. Ben insanlara kendimi adadım, onun için kimseden korkmuyorum açık açık söylüyorum.

-Meyva suyu yerine posasıyla tüketin. Biz kanserli hastalara suyunu veriyoruz. Meyve suyuna geçmeyen çok madde posada kalıyor. Bu şekilde kolon ve miğde kanserinden korunmuş oluyorsunuz.

-Bakır, özellikle beyin tümörlerinde ön plana çıkıyor. Çok iyi kalaylı olursa bu etki azalıyor. Ama kulağınıza bakır küpe bile takmayın.

-Çocuklarımızı yeşil plastik sahalarda oynatmayınız. Plastik çimenler sentetiktir ve kanserojen madde alabilirler.

-Havuzların iyi temizlenmesine dikkat ediniz. Ozonla temizlemek en fazladır. Aşırı klorluysa yine kansere hazırlık yapıyorsunuz spor yerine.

-Bütün beyazlatıcılardan kaçınız. Çocuklarımızın kullandığı o pırıl pırıl bembeyaz defterler klorla temizleniyorlar. Bunlarla temizlenmemiş defter kullansınlar. Kullandıkları boyalarda da kanserojen etkisi vardır.

KANSER DALGA DALGA GELİYOR

Prof. Dr. Erkan Topuz, verdiği şu çarpıcı bilgi ise kanserin boyutlarını açıkça ortaya koymaktaydı: "Kanser dalga dalga geliyor. 2020 yılında 20 milyon insan kansere yakalanacak. Ama eğer bunları yaparsak belki bunu 15 milyona indirebiliriz. O yüzden gözümüzü açalım. Bu iş çocukluktan başlıyor. Çocuklarımıza bu terbiyeyi vermek zorundayız. Ailedeki çocuk annesini taklit eder. Anne ne yiyorsa çocuk da onu yer."

Erkan Topuz, yaptığı açıklamalar nedeniyle bir takım sektörleri zor duruma soktuğu eleştirileri için ise, "Benim için insan sağlığı birinci plandadır. Ekonomi ikinci plandadır. Bir insanın kanser olması durumunda devlete ve millete verdiği zarar milyarlarca dolardır. O yüzden dikkatli olduğunuz takdirde ekonomiye de katkınız olur. Aslında ben bunları anlatarak Türkiye'nin ekonomisini de kurtarıyorum farkında değiller" diye konuştu.

TELEVİZYONGAZETESİ

drcz
28-05-2009, 20:30
"Gerçekleri açıklarsam Türkiye sarsılır" diyen Prof. Topuz, öyle şeyler söyledi ki; göz göre göre kanser oluyoruz...


http://img193.imageshack.us/img193/6065/2182.jpg (http://img193.imageshack.us/my.php?image=2182.jpg)


'Gerçekleri anlatırsam Türkiye sarsılır'

Prof. Dr. Erkan Topuz, yine herkesi ekran başına kilitleyen açıklamalar yaptı...

Esra Ceyhan'ın Kanal D'deki programına konuk olan İ.Ü. Onkoloji Enstitüsü Direktörü Prof. Dr. Erkan Topuz, yine herkesi ekran başına kilitleyen açıklamalar yaptı.


http://img34.imageshack.us/img34/275/0503200810163879636602p.jpg (http://img34.imageshack.us/my.php?image=0503200810163879636602p.jpg)
Topuz, kanserle mücadelenin anne karnında başladığına dikkat çekerek hamile kadınların ve bebek sahibi insanların evde dikkat etmeleri gereken noktaları anlattı.

Erkan Topuz, bulaşık deterjanlarından, halıların temizliğine kadar çok önemli ayrıntılardan bahsetti. "Benim mücadelem bu yaştan sonra halkımızı kanserden korumaktır. Kanser tedavisi sonra geliyor. Bir korunma bin tedaviden evladır. Bunları ilk defa duyuyorsunuz ama gerçek bunlar. Ben bunları kendimi bu işe adadığım için anlatıyorum. Bu anlattıklarımı Türkiye ilk defa duyuyor. Belki dünyada da çok az duyan vardır" diyen Prof. Dr. Erkan Topuz, herkesi şaşırtan açıklamalar yaptı.

"Ben gerçekleri anlatıyorum. Ama çok fazla anlatmıyorum çünkü her şey sarsılabilir Türkiye'de" diyen Topuz'un sarsıcı açıklamaları şöyle:

-Evde sokakta giydiğimiz ayakkabılarla dolaşmamalılar. Eğer evde ayakkabı ile geziyorsak dışarıdan geldiğimiz ayakkabıları çıkartıp başka bir ayakkabı giymeliler. Çünkü dışarıdan giydiğimiz ayakkabı ile eve soktuğumuz pestisitler kanserin en önemli sebeplerinden bir tanesidir. (Pestisit: Tarım ürünleri, kimyasallar, egzozdan çıkan gazlar vs)

-Kanserle mücadele anne karnında başlıyor. Anne adayları aşırı miktarda vitamin almaktan kaçınsınlar. Çünkü bilinçsizce alınınca vitaminin içindeki kobalt, bazı aşırı miktarda minareller... Doktor bir tane yut diyordur ama çocuk gelişsin diye bir kaç tane yutuyorlar. Bu çocukta birikime sebep olabilir ve kansere neden olabilir.

-Gökkuşağının 7 rengini, ne buluyorlarsa, hepsinden günde en azından 3-5 tane yesinler. Her bir renkte bir şeyler var.

-Kırmızı et alsınlar gebeler haftada 2 kere. Özellikle balıkla beslensinler. Sağlıklı bir insanın kansere yakalanmaması için, bebeğin daha anne rahmindeyken vücudunun direncinin artması ve zehirleri alarak bağışıklık sisteminin bozulmaması lazım.

-En tehlikeli yer halıdır. Halı bütün pestisitleri tutar. Bu nedenle halıların temizliğine dikkat ediniz. Kesinlikle deterjanla temizlemeyin. Sirkeli su ile silin.

-Deterjan kullanınca muhakkak eldiven kullanın. Plastik eldiven kullanmayın, içine izci eldiveni giyin. Çünkü deterjanlar alerjiktir ve ufak dozlarda alındığı takdirde kronik olarak kanserojendir. (İzci eldiveni: Pamuk eldiven)

-Bulaşık makinasında kullandığınız deterjan da petrol ürünüdür, kanserojendir. Ne kadar yıkarsa yıkansın kalıntılar kalabilir. Eğer sağlığınızı düşünüyorsanız çıkardığınız bulaşıkları sirkeli suyla ya da limonlu suyla silin.

-Her türlü deterjandan kaçınız. Devamlı olarak zeytinyağı ve defne sabununu seçiniz. Ellerinizi, vücudunuzu hakiki zeytinyağ, defne veya fıstık yağından yapılan hakiki sabunlar da seçilebilir. Bunları örnek olarak söylüyorum. Deterjandan kaçıyoruz ve çok aşırı miktarda suyla duruluyoruz.

-Beyaz olan her türlü iç çamaşırınızı muhakkak yeni aldığınızda en az 2 kere kaynatınız. Çünkü bunlar beyazlatılmak için kanserojen maddelerle yıkanıyor.

-Oda spreyleri doğrudan doğruya petrol menşeli. Zehiri soluyorsunuz. Akciğerinize geçiyor ve dolaylı olarak bağışıklık sisteminizi bozuyor.

-Sebzeleri mevsiminde dondurup saklamakta fayda var. Yalnız bir kez çözülünce onu muhakkak pişirin. Mikro dalgada bir kere ısıtın. Ateşte ısıttıklarımızda ise bir kere ısıtınız. Çünkü bir dahaki sefere değeri ölür. DNA'yı bozar. DNA kırılması da kanserojene yol açar.

-Radyasyon kronik olarak kansere en çok yaklaştıran faktörlerden biridir. Televizyondan çok uzak duralım.

-Çocuklarınıza haftada 2 kez balık çorbası içirin ama içine zerdeçal koymak suretiyle. Soğan, sarımsak ve o mevsimin sebzesiyle yapmalısız. Çocuk anne karnındayken bu terbiyeyi almaya başlamalı.

-Gebeler haftada 1 kilo balık tüketmeli. Bu miktarın üzerinde balık tüketilmesine karşıyız. Çünkü en steril balıkta bile az civarda civa vardır. Bu balıklar dip balıkları olmamalı. Somon veya yüzey balığı, Akdeniz, Ege balığı olmalı. Marmara'nın dip balıklarını lütfen tüketmeyiniz.

-Kanola yağı kızartma için en uygun yağdır. Onun dışında birinci seçeneğimiz zeytinyağdır. Memleketimizin iftihar edebileceği yağdır. Fındıkyağı da tercih edilebilir.

-Çocuklarımız fastfood türü yiyecekleri 15 günde bir yiyebilirler. Ama haftada 3 kez yedikleri takdirde beyin tümörlerinde, lenfomalarda ve lösemilerde 3 kat artış gözükecektir. Çocuklarımıza arada bir verebiliriz. Ama dışarıdaki yiyeceklerin nasıl kızartıldığını bilmiyorsunuz. Ona göre hareket edin.

-Çocuklara meyve ve yoğurdu bol yedirelim. Ancak yoğurdu prebiyotik ve ev yoğurdu olarak kullanalım. Yoğurdunuzu evde yapın. Peynir ve çökelek fazla miktarda yiyin. Keçi peyniri çok faydalıdır.

-Çocuklarımızı beyaz un, beyaz şeker ve tuzdan koruyalım.

-Belki tuzcular üzülecekler ama Konya'ya akan kanalizasyonlar ve kirletici sularla, Türkiye'nin en büyük tuzunu karşılayan Tuz Gölü'müz maalesef torbaların içinde çok iyi steril edilmedikleri takdirde bize kanseri ufak ufak taşıyorlar. Bu nedenle kaya tuzunu tercih edin. Yani turşu kurduğunuz tuzu çekin ve çok az miktarda kullanın. Çünkü tuz da kanserojendir.

-Amerika'daki çocukların tombul olmasının sebebi her şeye şeker katmalarıdır. Ucuz beslenmedir.

-En faydalı gıdalardan birisi cevizdir. Daha sonra fındık ve bademdir. Ayçiçeği açık alın. İşlemden geçmemiş olacak, kavurup yiyebilirsiniz. Ama fındık, ceviz gibi yiyecekleri kabuklu alın. Çünkü içine böceklenmesin diye ilaç sıkılmaktadır. Sonsuz faydaları olan yiyeceklerdir. Günde bir avuç muhakkak tüketiniz.

-Elma dünyanın en faydalı gıdalarından birisidir.

-Plastik, bakır, alüminyum kap kullanılmamalı. Porselen, cam ve çelik kullanın. Meyveleri de bu tür kaplarda yıkayın. Bunların içine litresine göre 9-10 çorba kaşığı elma sirkesi atın. Aşağı yukarı yarım saat bekletin. Sonra tekrar yıkamayın. Tekrar mikrop alır.

-Meyvelerin üzerine parlak görünmesi için mum sürülüyor. Bunları hakiki zeytinyağlı sabundan geçirdikten sonra elma sirkeli sudan geçirin. Ya da elma sirkesi ile ovun. Meyveyi kabuğuyla tüketin eğer sterilse.

-Lahana, marul gibi yiyeceklerin ilk dört kabuğunu çöpe atın. İstediğiniz kadar yıkayın bunların üzerindeki pestisitleri temizleyemezsiniz. Çaresi yok.

-3 ayda bir suyunuzu değiştirin. Çok muhteşem sularımız var ama ne olursa olsun tabiatı rezil ediyoruz. Satın aldığımız sularda az miktarda da olsa kanserojen dozlar karışabilir. Bunlar kontrollü sular ama 3 ayda bir değiştirmek gerekiyor.

-Plastik her yerde zehir. Plastik bardaklar, kaplar, plastik herhangi bir şey... Ben ona girmiyorum bu lafı söylersem yer yerinden oynar. Bu plastikler ev yapımına girdiler. Doğrudan doğruya inşaat malzemesi olarak kullanıyorlar. Çok bilinçli olun, çok iyi markalar kullanın. Bunları söylemem demek Türk ekonomisiyle oynamam demek. Ben insanlara kendimi adadım, onun için kimseden korkmuyorum açık açık söylüyorum.

-Meyva suyu yerine posasıyla tüketin. Biz kanserli hastalara suyunu veriyoruz. Meyve suyuna geçmeyen çok madde posada kalıyor. Bu şekilde kolon ve miğde kanserinden korunmuş oluyorsunuz.

-Bakır, özellikle beyin tümörlerinde ön plana çıkıyor. Çok iyi kalaylı olursa bu etki azalıyor. Ama kulağınıza bakır küpe bile takmayın.

-Çocuklarımızı yeşil plastik sahalarda oynatmayınız. Plastik çimenler sentetiktir ve kanserojen madde alabilirler.

-Havuzların iyi temizlenmesine dikkat ediniz. Ozonla temizlemek en fazladır. Aşırı klorluysa yine kansere hazırlık yapıyorsunuz spor yerine.

-Bütün beyazlatıcılardan kaçınız. Çocuklarımızın kullandığı o pırıl pırıl bembeyaz defterler klorla temizleniyorlar. Bunlarla temizlenmemiş defter kullansınlar. Kullandıkları boyalarda da kanserojen etkisi vardır.

KANSER DALGA DALGA GELİYOR

Prof. Dr. Erkan Topuz, verdiği şu çarpıcı bilgi ise kanserin boyutlarını açıkça ortaya koymaktaydı: "Kanser dalga dalga geliyor. 2020 yılında 20 milyon insan kansere yakalanacak. Ama eğer bunları yaparsak belki bunu 15 milyona indirebiliriz. O yüzden gözümüzü açalım. Bu iş çocukluktan başlıyor. Çocuklarımıza bu terbiyeyi vermek zorundayız. Ailedeki çocuk annesini taklit eder. Anne ne yiyorsa çocuk da onu yer."

Erkan Topuz, yaptığı açıklamalar nedeniyle bir takım sektörleri zor duruma soktuğu eleştirileri için ise, "Benim için insan sağlığı birinci plandadır. Ekonomi ikinci plandadır. Bir insanın kanser olması durumunda devlete ve millete verdiği zarar milyarlarca dolardır. O yüzden dikkatli olduğunuz takdirde ekonomiye de katkınız olur. Aslında ben bunları anlatarak Türkiye'nin ekonomisini de kurtarıyorum farkında değiller" diye konuştu.

TELEVİZYONGAZETESİ

kendi önce örnek bir şekle gelsin!
Dediklerininkaç ta birini yapıyor acaba?

carcharias
30-05-2009, 20:34
2008-2009 türkiye süper ligi şampiyonu takımımızı kutluyorum. kendi adıma bu güzelliği, halen kanser tedavisi görmekte olan oyuncumuz ekram dağ'ın annesine ve aynı şekilde kanser tedavisi gören efsane oyuncularımızdan vedat okyar abimize armağan ediyorum. allah şifalar versin

Von
30-05-2009, 22:51
kendi önce örnek bir şekle gelsin!
Dediklerininkaç ta birini yapıyor acaba?

Yahu sn drcz

Siz de doktorsunuz sanırım. Bu diğer doktorları çekememe ve her seferinde laf sokma ihtiyacı neden ? Hakikaten merak ediyorum.

Bahsi geçen adam bir profesör. Kendini eğitmiş bir uzman. Kendisinin uygulayıp uygulamadığının ne önemi var ? Kendi uzmanlık alanında bir uyarıda bulunmuş. Bu kadar basit. Yok antitez üretecekseniz siz de kendi uzmanlığınız içinde üretin. Hayret yahu.

kentuf
30-05-2009, 23:02
annem göğüs kanseri oldu.şimdide karaciğerine ve lenf bezlerine sıçradığını öğrendik.daha önceki hastalarının ısrarla önerdiği bir doktora başvurduk.pek ümitli konuşmadı ancak yinede annemi iyileştireceğine inanıyorum ve inanmak istiyorum.
bitkisel destek/tedavi olarak bilgilerinizi benimle paylaşırmısınız.şimdiden teşekkür ederim.
ALLAH razı olsun.

Serhat1981 büyük geçmiş olsun yeni fark ettim bu yazını .
Yıllarca amerikan hastanesi karşısında esnaflık yapıyoruz evimde burada yani her türlü hastayı ve yakınını görme fırsatım oldu .Çok gidici denilen vakanın iyi olduğunu kuş sütü ile beslenen adamın erken yaşta öbür tarafa gittiğini gördüm .Kanserde en iyi ilaç bence hayata biraz daha sıkı tutunup umudu kesmemek ben en iyi ilacın bu olduğuna inanıyorum .Bal konusuda önemli hakiki çiçek balı nın bu tür hastaların tedavisinde olumlu sonuçları olduğunu bir tanıdığım kanser olduktan sonra her daim yayla yayla gezip doğa ile iç içe kalıp haftada bir kavanoz bal tükettiğine şahit oldum durumu şuan iyi morali hep yüksek tutmak ve çevresindeki insanlarında ona hastalığını hissettirmemesi önemli.

MIHNANA
02-06-2009, 09:45
Kanser Tedavisinde Büyük Buluş!

Danimarkalı bilim adamları kanserle mücadelede önemli bir tedavi yöntemi geliştirdi. Tedavi yöntemi 24-48 saatte kanser hücresini yok ediyor.

Danimarkalı bilim adamları kanserle mücadelede önemli bir tedavi yöntemi geliştirdi. RNA 129 adlı mikromolekülün şırıngayla kanser hücrelerine aktarılması durumunda bu hücrelerin 24 ila 48 saat içinde yok olduğu tespit edildi

Danimarka’nın ikinci büyük kenti Aarhus’ta bulunan Skejby Üniversite Hastanesi’nde kanser üzerinde araştırma yapan bilim adamları, kanser hücrelerini 48 saat içinde yok edecek yeni bir tedavi yöntemi geliştirdi.

Kopenhag Üniversitesi’nde araştırmacı olarak görev yapan Aslı Silahtaroğlu adlı Türk kadın profesörle çalışmalar da yapan Skejby Üniversite Hastanesi proföserlerinden Torben Örntoft, özellikle uzun yıllardır bilinen mikro moleküller etrafında bulunan bir mikromolekül tabaka üzerinde araştırma yaptıklarını söyledi.

Örntoft, RNA 129 adlı mikromolekülün şırıngayla kanser hücrelerine aktarılması durumunda kanserli hücrelerin 24 ila 48 saat içinde yok olduğunu tespit ettiklerini söyledi.

Danimarkalı bilim adamlarının bu buluşunun özellikle mesane kanseriyle mücadelede etkili olacağı, ekibin kalın bağırsak kanserinde de aynı buluşu yaptığı bildirildi.

Japonya’da denenecek

RNA mikromoleküllerin bulunmasıyla müdahale edilecek moleküllerin belirlendiğine değinen Prof. Örntoft, bundan böyle bilinçli olarak kanser hücrelerinde yapılmak istenen müdahalede etkili olunacağını ifade etti.

Prof. Örntoft ayrıca, 10 yıl öncesine kadar söz konusu mikromoleküllerin kanserdeki öneminin bilinmediğini, şimdi ise birçok ülkede bilim adamlarının kanser tedavisinde bunun önemini kavradığını söyledi.

Danimarkalı bilim adamlarının, Amerika ve İngiltere’de yapılan konferanslarda elde ettikleri bu sonucu ortaya koydukları bildirildi.

Japonya’da bu konuda önde gelen bir kanser merkeziyle birlikte pratikte RNA 129 mikromolekülün kanserli hücreleri nasıl yok edeceği denemesinin yapılacağı kaydedildi.

Danimarkalı bilim adamlarının bu buluşu dün piyasaya çıkan “Molecular Cancer Research” dergisinin kapağında yayımlandı.

Programlı hücre ölümü sağlanıyor

Bilim Üniversitesi İç Hastalıkları Anabilim Dalı Başkanı Prof. Dr. Gökhan Demir, RNA gen ekspresyonu olarak adlandırılan bu yöntemin 2000 yılında keşfedildiğini ve o günden bugüne pek çok araştırma başlatıldığını belirterek, şunları söyledi: “Onkoloji alanında RNA’yı hedefleyen tedavi yaklaşımları konusunda birtakım laboratuvar yöntemleri, son yıllarda çok araştırılıyor.

Hatta bu konuda 2007’de biri İngiliz, diğeri Amerikalı iki araştırmacı Nobel ödülü aldı. Normalden fazla ya da az çalışan mikro RNA’lar var. Bunları kullanarak kanserli hücreyi yok etmek ya da suskun hale getirmek fikri ortaya çıktı.

Bugün RNA molekülleri kullanılarak, ki mikro RNA’lar deniyor bunlara, kanserli hücrelerin içindeki birtakım genler kapatılıyor. Yani kanserli hücre ‘apoptosis’ denilen programlı hücre ölümüne sokulabiliyor.

Bu RNA bazlı ajanlar laboratuvar aşamasında çalışılıyor. Pek çok çalışma var ancak henüz tedavi amaçlı kullanılmaya başlanmadı. Ama çok önemli adımlar atılıyor. Çok yakın zamanda birtakım genetik tedavilerin onay alması öngörülüyor.” Son 3-4 yıldır öldürücü bir cilt kanseri olan “melanom” için insanlar üzerinde klinik çalışmaların da yapıldığını belirten Prof. Demir, laboratuvar düzeyinde de meme, akciğer, kolon (kalın bağırsak) kanserleri konusunda da umut verici çalışmaların sürdüğünü ekledi.

Daha çok erken

Tıbbi Onkoloji Derneği Başkanı Prof. Dr. Ahmet Demirkazık ise çalışmanın Cancer Research dergisinde yayımlanmasının insan üzerinde değil laboratuvar ortamında çalışıldığı anlamına geldiğini belirterek, “Bu aşamada umutlanmak için daha çok erken. Laboratuvar aşamasında çok umut veren çalışmaların çoğu klinik aşamaya geçildiği zaman başarısız oluyor” dedi. Bu hafta dünyanın en büyük kanser kongresi olan Amerikan Klinik Onkoloji Derneği (ASCO) Kongresi’nin yapılacağını hatırlatan Prof. Dr. Demirkazık, “En önemli bildiriler orada sunulacak. Eğer böyle bir çalışmayla ilgili sunum yapılırsa haberimiz olur. Oradan çıkan sonuçlar bizim için önemlidir” diye konuştu.


Star / haber7.com

drcz
04-06-2009, 18:46
Bilim çalışıyor....

carcharias
22-06-2009, 22:19
çok çok geçmiş olsun,acil şifalar dilerim

----------------o--




http://img189.imageshack.us/img189/5411/2206200911533253731983.jpg

TELEVİZYONLARDA yayınlanan `Hakanla Geziyorum' adlı programıyla tanınan şovmen ve sunucu Hakan Doğanay, 1.5 yıl önce yakalandığı gırtlak kanseri nedeniyle bir hafta önce ameliyat oldu ve radyoterapi görmeye başladı.

Ameliyatının geçen hafta pazartesi günü İstanbul'da gerçekleştiğini, rahatsızlığına neden olan tümörün ve bir de ses telinin alındığını, ancak ses tonunda bir kayıp olmadığının doktorlar tarafından açıklandığını belirten Doğanay, radyoterapi tedavisinin süreceğini belirtti. Moralini hep yüksek tuttuğunu, bir an önce ekran ve sahnelere dönmek istediğini dile getiren Doğanay, "Geçen hafta başında ameliyat oldum ve cumartesi günü taburcu olarak İzmir Urla'daki evimde dinlenmeye çekildim. Sesiyle iş yapan bir insanın yakalanması en zor hastalıklardan biri. Ancak moral ve istekle üstesinden gelinemeyecek bir rahatsızlık olmayacağını biliyorum" dedi.

Kan kanserine yakalanan ve hala hastanede tedavi altında olan yakın dostu şarkıcı Murat Göğebakan'ı tedavisi süresince aynı hastanede ziyaret eden Doğanay, "Dualarınız şimdi onun için. Ben hastalığı yendim sıra onda" diye konuştu.

BORA YAŞAR
23-06-2009, 23:10
Bu gün ABD li bir dosttan gelen elektronik iletide kuşkonmazın çeşitli kanser türleri üzerine tedavi edici ve önleyici etkisini anlatan İngilizce bir yazı ladım..

Vakalar eski..

Ama dedikleri şu: Kuşkonmazı (taze olacak) blenderden geçirip sabah ve akşam 2 kaşık yeyin..

Zararının olmayacağını düşündüğümden içim rahat aşağıya koyuyorum..

Umarım şifa olur dertlilere..


Subject: Asparagus & Cancer & Kidney Stones










Asparagus

My Mom had been taking the full-stalk canned style asparagus that she pureed and she took 4 tablespoons in the morning and 4 tablespoons later in the day. She did this for over a month. She is on chemo pills for Stage 3 lung cancerin the pleural area and her cancer cell count went from 386 down to 125 as of this past week. Her oncologist said she does not need to see him for 3 months.

THE ARTICLE:

Several years ago, I had a man seeking asparagus for a friend who had cancer. He gave me a photocopied copy of an article,entitled,

`Asparagus for cancer' printed in Cancer News Journal, December 1979.

I will share it here, just as it was shared with me:

'I am a biochemist,and have specialized in the relation of diet to health for over 50 years..Several years ago, I learned of the discovery of Richard R. Vensal, D.D.S. That asparagus might cure cancer.

Since then, I have worked with him on his project. We have accumulated a number of favorable case histories. Here are a few examples:

Case No. 1, A man with an almost hopeless case of Hodgkin's disease (cancer of the lymph glands) who was completely incapacitated. Within 1 year of starting the asparagus therapy, his doctors were unable to detect any signs of cancer, and he was back on a schedule of strenuous exercise.

Case No.. 2, a successful businessman 68 years old who suffered from cancer of the bladder for 16 years. After years of medical treatments, including radiation without improvement, he went on asparagus. Within 3 months, examinations revealed that his bladder tumor had disappeared and that his kidneys were normal.

Case No. 3, a man who had lung cancer. On March 5th 1971, he was put on the operating table where they found lung cancer so widely spread that it was inoperable. The surgeon sewed him up and declared his case hopeless. On April 5th he heard about the asparagus therapy and immediately started taking it. By August, x-ray pictures revealed that all signs of the cancer had disappeared.. He is back at his regular business routine.

Case No. 4, a woman20who was troubled for a number of years with skin cancer. She finally developed different skin cancers which were diagnosed by the acting specialist as advanced. Within 3 months after starting on asparagus, herskin specialist said that her skin looked fine and no more skin lesions.. This woman reported that the asparagus therapy also cured her kidney disease, which started in 1949. She had over 10 operations for kidney stones, and was receiving government disability payments for an inoperable, terminal, kidney condition. She attributes the cure of this kidney trouble entirely to the asparagus.




I was not surprised at this result, as `The elements of materia medica', edited in 1854 by a Professor at the University of Pennsylvania , stated that asparagus was used as a popular remedy for kidney stones. He even referred to experiments, in 1739, on the power of asparagus in dissolving stones.. Note the dates!

We would have other case histories but the medical establishment has interfered with our obtaining some of the records. I am therefore appealing to readers to spread this good news and help us to gather a large number of case histories that will overwhelm the medical skeptics about this unbelievably simple and natural remedy.

For the treatment, asparagus should be cooked before using, and therefore canned asparagus is just as good as fresh.

I have corresponded with the two leading canners of asparagus, Giant and Stokely, and I am satisfied that these brands contain no pesticides or preservatives.

Place the cooked asparagus in a blender and liquefy to make a puree, and store in the refrigerator.. Give the patient 4 full tablespoons twice daily, morning and evening.

Patients usually show some improvement in from 2-4 weeks. It can be diluted with water and used as a cold or hot drink. This suggested dosage is based on present experience, but certainly larger amounts can do no harm and may be needed in some cases.

As a biochemist I am convinced of the old saying that `what cures can prevent'. Based on this theory, my wife and I have been using asparagus puree as a beverage with our meals.

We take 2 tablespoons diluted in water to suit our taste with breakfast and with dinner. I take mine hot and my wife prefers hers cold.. For years we have made it a practice to have blood surveys taken as part of our regular checkups.

The last blood survey, taken by a medical doctor who specializes in the nutritional approach to health, showed substantial improvements in all categories over the last one, and we can attribute these improvements to nothing but the asparagus drink...

As a biochemist, I have made an extensive study of all aspects of cancer, and all of the proposed cures. As a result, I am convinced that asp aragus fits in better with the latest theories about cancer. Asparagus contains a good supply of protein called histones, which are believed to be active in controlling cell growth. For that reason, I believe asparagus can be said to contain a substance that I call cell growth normalizer. That accounts for its action on cancer and in acting as a general body tonic.

In any event, regardless of theory, asparagus used as we suggest, is a harmless substance. The FDA cannot prevent you from using it and it may do you much good. It has been reported by the US National Cancer Institute, that asparagus is the highest tested food containing glutathione, which is considered one of the body's most potent anticarcinogens and antioxidants.

balaban
23-06-2009, 23:30
annem göğüs kanseri oldu.şimdide karaciğerine ve lenf bezlerine sıçradığını öğrendik.daha önceki hastalarının ısrarla önerdiği bir doktora başvurduk.pek ümitli konuşmadı ancak yinede annemi iyileştireceğine inanıyorum ve inanmak istiyorum.
bitkisel destek/tedavi olarak bilgilerinizi benimle paylaşırmısınız.şimdiden teşekkür ederim.
ALLAH razı olsun.

Hay Allah yeni okuyorum mesajı:( ne kadar üzüldüğümü anlatamam. Allah şifa versin.

Daha çocukken tanıştım kanserle, moralin çok önemli olduğunu biliyorum. Bitkisel tedaviler öneriliyor ama kanserin türüne göre bazılarını uygulamamak gerekiyor. Eğer bir kür uygulamayı düşünüyorsanız mutlaka doktorunuza danışmanız gerekiyor.

serhatyaz1981
24-06-2009, 14:47
Hay Allah yeni okuyorum mesajı:( ne kadar üzüldüğümü anlatamam. Allah şifa versin.

Daha çocukken tanıştım kanserle, moralin çok önemli olduğunu biliyorum. Bitkisel tedaviler öneriliyor ama kanserin türüne göre bazılarını uygulamamak gerekiyor. Eğer bir kür uygulamayı düşünüyorsanız mutlaka doktorunuza danışmanız gerekiyor.

çok teşekkür ederim balaban abla.şuan moraller iyi.cuma 3.kemoterapiye gidicez.vücut cevap veriyormuş tedaviye.son çare bitkisel tedaviye başvurucam.
sevgiler

balaban
24-06-2009, 15:05
çok teşekkür ederim balaban abla.şuan moraller iyi.cuma 3.kemoterapiye gidicez.vücut cevap veriyormuş tedaviye.son çare bitkisel tedaviye başvurucam.
sevgiler

Güzel. İnşallah daha iyi haberler duyarız.:yes::yes:

drcz
24-06-2009, 16:55
Geçmiş olsun. Acil şifalar.

MIHNANA
24-07-2009, 16:09
Murat Göğebakan: Ne yaşadım ki

Kanser... Duyunca herkesin yüzünde soğuk bir ifade bırakan bu kelime onun için hastalık değil tam tersine bir mükafat. İzledikçe gözyaşlarına boğulacaksınız..


Esra Ketenci ÇELEBİOĞLU'nun röportajı

Yaklaşık 3 aydır kanser tedavisi gören Göğebakan kansere karşı duruşunu ve hastane odasındaki yeni yaşamını Kanal 7 'ye anlattı.

Röportajın gerçekleştiği yer hastane odası. Saçları aldığı ilaçlar nedeni ile döküldü. Göğebakan, bu görüntüsü ile hayranlarının karşısına çkmak istemiyor. Ama sesi her zamankinden daha gür..

Şimdiye kadar çok sevdiği evine iki kez gidebildi. Hafta başında da üçüncü kemoterapisini almak üzere tekrar hastaneye yattı. Ama hiç şikayetçi değil. Herkeste soğuk bir etki bırakan kanser hastalığını O çok farklı yorumluyor.

İşte kendi sesinden Murat Göğebakan ve son durumu.

VİDEO BU LİNK'TE

http://www.haber7.com/haber/20090724/Murat-Gogebakan-Ne-yasadim-ki-Video.php

MIHNANA
25-07-2009, 19:07
Kansere karşı en etkili meyve: Böğürtlen


Böğürtlenin sayısız faydası olduğunu ve kansere karşı en etkili meyve olduğunu biliyor musunuz? Böğürtlen kanser ve tümör hücrelerinin gelişimini engelliyor.

Gülizar Baki'nin haberi

Prof. Dr. Erkan Topuz, böğürtlenin kanser ve tümör hücrelerinin gelişimini engellediğini söylüyor. Topuz, herkese günde bir avuç böğürtlen yemesini tavsiye ediyor. Böğürtleni mevsiminde tüketebileceğiniz gibi yaprağını kurutup kışın çayını içebilirsiniz. Şurubunu ya da marmelatını da yapabilirsiniz. Ayrıca böğürtlen dondurma, pasta, ilaç ve kozmetik sektörlerinde de kullanılıyor.

Sıcaktan bunalmış bir vaziyette yürürken karşınıza bir işporta tezgâhında ya da manav reyonunda çıkıyor. Göz alıcı rengi bakar bakmaz ekşi ve ferah tadını hayal ettiriyor. Böğürtlen mevsimindeyiz. Birkaç yıl öncesine kadar az bulunan ve pahalı bir meyve olan böğürtlen şimdilerde hiç olmadığı kadar bol. Dolayısıyla önceki yıllara göre daha ucuz. Çünkü 8 yıldır Tarım Bakanlığı'nın üniversitelerle birlikte yaptığı çalışmalar sayesinde 10 ilde böğürtlen yetiştiriliyor. Tokat, Adana, Samsun, Maraş, Ordu, Erzurum, Erzincan, Malatya, Hatay ve Isparta'da tarlalara böğürtlen dikildi. Bu yıl beklenenden çok hasat elde eden çiftçiler dondurma, pasta, ilaç ve kozmetik sektörlerinin ihtiyacını karşıladıktan sonra ellerinde kalan ürünü piyasaya sürdü.

Kültür böğürtleni olarak adlandırılan tarla böğürtlenleri hem renk hem de büyüklük olarak göz dolduruyor. Daha küçük ve açık renkli olan yaban böğürtlenleri ise tadı ve faydası bakımından daha makbul. Fakat toplanması zor ve üretimi az olduğu için kültür böğürtlenine razı olmak gerekiyor. Çünkü böğürtlenin başta kanser olmak üzere birçok hastalığa iyi geldiğini öğrenince bu meyveyi sofralarınızdan eksik etmeyeceksiniz.

Kanser savaşçısı böğürtlen

Böğürtlenin içinde bulunan ellagik asit, antikansorojen madde olarak biliniyor. Onkolog Prof. Dr. Erkan Topuz, Amerika'da hayvanlar üzerinde yapılan deneylerde böğürtlenin kanser ve tümör hücrelerinin gelişimini engellediğinin, hatta küçülttüğünün ntespit edildiğini söylüyor. Ellagik asit, böğürtlenin yanı sıra, çilek, üzüm ve ahudududa da bulunuyor. Topuz, günde bir avuç böğürtlen yenilmesini tavsiye ediyor. Böğürtlen yaz ortası ve sonbahar başında hasadı yapılan bir meyve. Yılın diğer zamanlarında ise şurubu veya marmelatı tüketilebilir. Böğürtlenin bir özelliği de dondurucuya konulabilen bir meyve olması. Dondurucuda özelliğini ve lezzetini kaybetmiyor, uzun süre kalabiliyor. Dolayısıyla da kışın ortasında taze böğürtlen tüketebilirsiniz. Böğürtlenin sadece meyvesi değil yaprağı ve kökü de kansere karşı etkili. Böğürtlen yaprağını kurutup kışın çayını içebilirsiniz.

Onkoloji profesöründen böğürtlen şurubu tarifi

Böğürtlenin faydasını göstermesi için yılda birkaç defa yemenin etkili olmayacağını söyleyen Topuz, sürekli tüketilmesini öneriyor. ve kadınlara böğürtlen şurubu tarifi veriyor: Böğürtleni bol olduğu zamanlarda alıp ezerek bir süre kaynatın. Pekmez haline gelmeden sıvı olarak şişeleyin. Kesinlikle şeker katmayın ve bu şuruptan günde üç çorba kaşığı tüketin. Yine böğürtlenli pasta ve dondurmaları bolca tüketebilirsiniz.

Anadolu çiftçisinin meyve yetiştiriciliği konusundaki danışmanı Prof. Dr. Resul Gerçikçioğlu, Türk çiftçisinin böğürtleni nihayet keşfettiğini söylüyor. Hem faydası hem de çok sayıda sektörde kullanılıyor olması böğürtlen üretimini her yıl artırıyor. Birçok bölgede yaban böğürtleni yetiştiği için bugüne kadar tarımını yapmak çiftçilerin aklına gelmiyordu. Bakanlığın ve akademisyenlerin desteğiyle çiftçiler buğday ve karpuz tarlalarına böğürtlen dikti. Kazançlarından da çok memnunlar. Gerçekçioğlu, üretimin iyi gittiği ve böğürtleni daha çok tüketeceğimiz müjdesini veriyor.

Böğürtlenin faydaları saymakla bitmiyor

İçeriğinde bulunan ellagik asit antikanserojen madde olarak biliniyor. Bu madde kanser hücrelerinin ve tümörün büyümesini engelliyor. Göğüs ve rahim tümörünün büyümesini engellediği Amerika'da Kuzey Carolina'daki Clemson Üniversitesi'nde yapılan araştırmalarda tespit edilmiş.
Hafızaya iyi geliyor.

Yaprağından yapılan çay, ağız yaralarını iyileştiriyor.

Kanı temizliyor.

Cildi güzelleştiriyor. Bu sebeple kozmetikte de çok kullanılıyor.

Böğürtlen suyu kan şekerini dengeliyor.

Bol vitamin içeriyor. Özellikle içeriğindeki B grubu vitaminler çocukların gelişimini olumlu yönde etkiliyor.



HABER7/ZAMAN

drcz
25-07-2009, 21:12
Böğürtlen, bahçenin kenarında var yemesi çok zevkli. Bahçesi olan kenarına diksin. Biraz arsiz bir bitki her yeri sarıyor.

BORA YAŞAR
12-10-2009, 21:22
ABD de kanser çaresi arayan bir arkadaşımızdan gelen mektup. Bilginize..:



Nihayet itiraf etmişler, kemoterapi, radyoterapi ve cerrahi müdahale kanseri yenemiyor.



JOHN HOPKINS HASTANESİ'NDEN

1) Herkesin vücudunda kanser hücreleri vardır. Bu kanser hücreleri birkaç milyara kadar çoğalmadıkça standart testlerde görülmezler. Doktorlar kanser hastalarına tedaviden sonra vücutlarında artık kanser hücresi kalmadığını söyledikleri zaman, bu yalnızca kanser hücrelerinin testlerle saptanamayacak düzeyde olduğu anlamına gelir.
2) Bir kişinin hayatı boyunca 6 ile 10 kez kanser hücreleri oluşabilir.
3) Kişinin bağışıklık sistemi güçlü olduğu zaman kanser hücreleri yok edilir ve çoğalarak tümör oluşturmalarına engel olunur.
4) Bir kişide kanser olması, o kişide çoklu beslenme eksikliği olduğuna işaret eder. Bunlar genetik, çevresel, beslenme ve yaşam tarzı faktörlerine bağlı olabilir.
5) Çoklu beslenme eksiklini yenebilmek için diyeti değiştirmek ve ek takviye almak bağışıklık sistemini güçlendirir.
6) Kemoterapi hem hızlı çoğalan kanser hücrelerini, hem de kemik iliğinde, sindirim sisteminde v.s.'deki hızlı büyüyen sağlıklı hücreleri yok eder ve karaciğer, böbrekler, kalp, akciğerler v.s.'de organ tahribatına yol açar.
7) Radyasyon kanser hücrelerini yok ederken; sağlıklı hücre, doku ve organları da yakar, yaralar ve zarar verir.
8) Kemoterapi ve radyasyon başlangıçta tümörün küçülmesine yol açar. Kemoterapi ve radyasyon tedavisinin uzaması tümörün daha fazla yok olmasına yol açmaz.
9) Kemoterapi ve radyasyondan dolayı vücut çok fazla toksin yüklenmesine maruz kalınca, bağışıklık sistemi ya tehlikeye düşer, ya da yıkılır; dolayısıyla kişi çeşitli enfeksiyonlara ve komplikasyonlara yenik düşer.
10) Kemoterapi ve radyasyon kanser hücrelerinde mutasyona neden olabilir ve dirençlerinin artarak yok edilmelerini zorlaştırabilir. Cerrahi işlem de kanser hücrelerinin başka taraflara atlamasına neden olabilir.
11) Kanser hücreleri ile savaşmakta etkili bir yöntem ise onları çoğalmak için ihtiyaçları olan gıdalardan yoksun ve aç bırakmaktır.

KANSER HÜCRELERİ AŞAĞIDAKİLERLE BESLENİRLER:

a- Şeker kanser besleyicidir. Şekeri kesilerek kanser hücrelerinin önemli bir gıdası kesilmiş olur. NutraSweet, Equal, Spoonful v.s. gibi tatlandırıcılar zararlı olan Aspartam ile yapılırlar. Daha iyi bir tatlandırıcı Manuka balı veya molastır, ama az miktarda alınmalıdırlar. Sofra tuzunda beyazlatıcı olarak kimyasallar bulunmaktadır. Daha iyi bir seçenek Bragg'in aminosu veya deniz tuzudur.
b- Süt vücudun, özellikle sindirim sisteminde, mukus üretmesine neden olur. Kanser mukusla beslenir. Süt yerine tatlandırılmamış soya sütü tüketilerek kanser hücreleri aç bırakılabilir.
c- Kanser hücreleri asit ortamda gelişirler. Et temelli diyet asittir ve sığır eti veya domuz eti yerine bol balık ve az tavuk eti yemek en iyisidir. Ette, özellikle kanserli kişilere zararı olan, canlı hayvan antibiyotikleri, büyüme hormonları ve parazitleri bulunur.
d- %80 taze sebze ve meyve suyu, kepekli tahıllar, tohumlar, nohutgiller ve biraz meyveden oluşan bir diyet vücudu bazik (alkali) ortamda tutar. %20 de fasulye içeren pişmiş gıdalardan oluşabilir. Taze sebze suları kolayca emilip 15 dakika içinde hücre düzeyine ulaşabilen ve sağlıklı hücreleri besleyen ve çoğalmalarını hızlandıran canlı enzimler içerirler. Sağlıklı hücre üretimi için gerekli olan canlı enzimlerin sağlanması amacıyla, taze sebze (sebzelerin çoğunluğu ve fasulye filizi) yiyin veya suyunu için ve günde 2-3 kez çiğ sebze yiyin. Enzimler 40o C'de yok olurlar.
e- Yüksek kafein içerikli kahve, çay ve çikolatadan uzak durun. Yeşil çay daha iyi bir seçenektir ve kanserle savaşan özellikleri vardır. Bilinen toksinler ve ağır metaller içeren musluk suyu yerine arıtılmış veya filtrelenmiş su içiniz. Damıtılmış su asittir, kaçınılmalıdır.
12) Et proteininin sindirimi zordur ve çok sindirim enzimi ister. Bağırsaklarda duran sindirilmemiş et çürür ve daha çok toksin birikimine neden olur.
13) Kanser hücrelerinin duvarları sert protein ile kaplıdır. Et yemekten kaçınarak veya azaltarak, kanser hücrelerinin protein duvarlarına saldıran enzimler daha çok açığa çıkar ve vücudun öldürücü hücrelerinin kanser hücrelerini yok etmelerini sağlar.
14) Bazı destek maddeleri (IP6, Flor-ssence, Essiac, anti-oksidanlar, vitaminler, mineraller, EFA'lar v.s..) bağışıklık sistemini güçlendirerek, vücudun kendi öldürücü hücrelerinin kanser hücrelerini yok etmesine yardımcı olur. E vitamini gibi diğer destek maddelerinin de, vücudun hasarlı, istenmeyen veya ihtiyaç olmayan hücrelerin atılmasının normal yolu olan, apoptoziz veya programlanmış hücre ölümüne yardımcı olduğu bilinmektedir.
15) Kanser zihinsel, bedeni ve ruhsal bir hastalıktır. Öngörülü ve olumlu bir ruh kanser savaşçısını muzaffer yapar. Öfke, affetmezlik ve acı bedeni stresli ve asitli bir ortama sokar. Seven ve affeden bir ruha sahip olmayı öğrenin. Sakin olmayı ve hayatın tadını çıkarmayı öğrenin.
16) Kanser hücreleri oksijenli ortamda gelişemezler. Günlük egzersizler ve derin nefes alma hücre düzeyine kadar daha fazla oksijen alınmasına yardımcı olur. Oksijen terapisi kanser hücrelerini yok etmek için diğer bir yöntemdir.

JOHN HOPKINS HASTANESİ'NDEN KANSER GÜNCELLEMESİ

1) Mikrodalga fırına plastik kap koymayınız.
2) Dondurucuya su şişesi koymayınız.
3) Mikro dalga fırınına plastik ambalaj koymayınız.
4) John Hopkins Hastanesi bunu yakın bir zamanda bülteninde yayınlamıştır. Bu bilgi Walter Reed Ordu Tıp Merkezi tarafından da yayınlanmaktadır. Dioksin kimyasalları kansere, özellikle de göğüs kanserine, neden olmaktadır. Dioksinler vücudumuzun hücreleri için son derece zehirlidir. Plastik şişelerdeki suyu dondurmayınız, çünkü bu plastiğin içindeki dioksinin salınmasına neden olur.


Not: Anlaşılan mühim olan kansere yakalanmamak için gereğini yapmak..

SİRİUS
12-10-2009, 22:20
ABD de kanser çaresi arayan bir arkadaşımızdan gelen mektup. Bilginize..:



Nihayet itiraf etmişler, kemoterapi, radyoterapi ve cerrahi müdahale kanseri yenemiyor.



JOHN HOPKINS HASTANESİ'NDEN

1) Herkesin vücudunda kanser hücreleri vardır. Bu kanser hücreleri birkaç milyara kadar çoğalmadıkça standart testlerde görülmezler. Doktorlar kanser hastalarına tedaviden sonra vücutlarında artık kanser hücresi kalmadığını söyledikleri zaman, bu yalnızca kanser hücrelerinin testlerle saptanamayacak düzeyde olduğu anlamına gelir.
2) Bir kişinin hayatı boyunca 6 ile 10 kez kanser hücreleri oluşabilir.
3) Kişinin bağışıklık sistemi güçlü olduğu zaman kanser hücreleri yok edilir ve çoğalarak tümör oluşturmalarına engel olunur.
4) Bir kişide kanser olması, o kişide çoklu beslenme eksikliği olduğuna işaret eder. Bunlar genetik, çevresel, beslenme ve yaşam tarzı faktörlerine bağlı olabilir.
5) Çoklu beslenme eksiklini yenebilmek için diyeti değiştirmek ve ek takviye almak bağışıklık sistemini güçlendirir.
6) Kemoterapi hem hızlı çoğalan kanser hücrelerini, hem de kemik iliğinde, sindirim sisteminde v.s.'deki hızlı büyüyen sağlıklı hücreleri yok eder ve karaciğer, böbrekler, kalp, akciğerler v.s.'de organ tahribatına yol açar.
7) Radyasyon kanser hücrelerini yok ederken; sağlıklı hücre, doku ve organları da yakar, yaralar ve zarar verir.
8) Kemoterapi ve radyasyon başlangıçta tümörün küçülmesine yol açar. Kemoterapi ve radyasyon tedavisinin uzaması tümörün daha fazla yok olmasına yol açmaz.
9) Kemoterapi ve radyasyondan dolayı vücut çok fazla toksin yüklenmesine maruz kalınca, bağışıklık sistemi ya tehlikeye düşer, ya da yıkılır; dolayısıyla kişi çeşitli enfeksiyonlara ve komplikasyonlara yenik düşer.
10) Kemoterapi ve radyasyon kanser hücrelerinde mutasyona neden olabilir ve dirençlerinin artarak yok edilmelerini zorlaştırabilir. Cerrahi işlem de kanser hücrelerinin başka taraflara atlamasına neden olabilir.
11) Kanser hücreleri ile savaşmakta etkili bir yöntem ise onları çoğalmak için ihtiyaçları olan gıdalardan yoksun ve aç bırakmaktır.

KANSER HÜCRELERİ AŞAĞIDAKİLERLE BESLENİRLER:

a- Şeker kanser besleyicidir. Şekeri kesilerek kanser hücrelerinin önemli bir gıdası kesilmiş olur. NutraSweet, Equal, Spoonful v.s. gibi tatlandırıcılar zararlı olan Aspartam ile yapılırlar. Daha iyi bir tatlandırıcı Manuka balı veya molastır, ama az miktarda alınmalıdırlar. Sofra tuzunda beyazlatıcı olarak kimyasallar bulunmaktadır. Daha iyi bir seçenek Bragg'in aminosu veya deniz tuzudur.
b- Süt vücudun, özellikle sindirim sisteminde, mukus üretmesine neden olur. Kanser mukusla beslenir. Süt yerine tatlandırılmamış soya sütü tüketilerek kanser hücreleri aç bırakılabilir.
c- Kanser hücreleri asit ortamda gelişirler. Et temelli diyet asittir ve sığır eti veya domuz eti yerine bol balık ve az tavuk eti yemek en iyisidir. Ette, özellikle kanserli kişilere zararı olan, canlı hayvan antibiyotikleri, büyüme hormonları ve parazitleri bulunur.
d- %80 taze sebze ve meyve suyu, kepekli tahıllar, tohumlar, nohutgiller ve biraz meyveden oluşan bir diyet vücudu bazik (alkali) ortamda tutar. %20 de fasulye içeren pişmiş gıdalardan oluşabilir. Taze sebze suları kolayca emilip 15 dakika içinde hücre düzeyine ulaşabilen ve sağlıklı hücreleri besleyen ve çoğalmalarını hızlandıran canlı enzimler içerirler. Sağlıklı hücre üretimi için gerekli olan canlı enzimlerin sağlanması amacıyla, taze sebze (sebzelerin çoğunluğu ve fasulye filizi) yiyin veya suyunu için ve günde 2-3 kez çiğ sebze yiyin. Enzimler 40o C'de yok olurlar.
e- Yüksek kafein içerikli kahve, çay ve çikolatadan uzak durun. Yeşil çay daha iyi bir seçenektir ve kanserle savaşan özellikleri vardır. Bilinen toksinler ve ağır metaller içeren musluk suyu yerine arıtılmış veya filtrelenmiş su içiniz. Damıtılmış su asittir, kaçınılmalıdır.
12) Et proteininin sindirimi zordur ve çok sindirim enzimi ister. Bağırsaklarda duran sindirilmemiş et çürür ve daha çok toksin birikimine neden olur.
13) Kanser hücrelerinin duvarları sert protein ile kaplıdır. Et yemekten kaçınarak veya azaltarak, kanser hücrelerinin protein duvarlarına saldıran enzimler daha çok açığa çıkar ve vücudun öldürücü hücrelerinin kanser hücrelerini yok etmelerini sağlar.
14) Bazı destek maddeleri (IP6, Flor-ssence, Essiac, anti-oksidanlar, vitaminler, mineraller, EFA'lar v.s..) bağışıklık sistemini güçlendirerek, vücudun kendi öldürücü hücrelerinin kanser hücrelerini yok etmesine yardımcı olur. E vitamini gibi diğer destek maddelerinin de, vücudun hasarlı, istenmeyen veya ihtiyaç olmayan hücrelerin atılmasının normal yolu olan, apoptoziz veya programlanmış hücre ölümüne yardımcı olduğu bilinmektedir.
15) Kanser zihinsel, bedeni ve ruhsal bir hastalıktır. Öngörülü ve olumlu bir ruh kanser savaşçısını muzaffer yapar. Öfke, affetmezlik ve acı bedeni stresli ve asitli bir ortama sokar. Seven ve affeden bir ruha sahip olmayı öğrenin. Sakin olmayı ve hayatın tadını çıkarmayı öğrenin.
16) Kanser hücreleri oksijenli ortamda gelişemezler. Günlük egzersizler ve derin nefes alma hücre düzeyine kadar daha fazla oksijen alınmasına yardımcı olur. Oksijen terapisi kanser hücrelerini yok etmek için diğer bir yöntemdir.

JOHN HOPKINS HASTANESİ'NDEN KANSER GÜNCELLEMESİ

1) Mikrodalga fırına plastik kap koymayınız.
2) Dondurucuya su şişesi koymayınız.
3) Mikro dalga fırınına plastik ambalaj koymayınız.
4) John Hopkins Hastanesi bunu yakın bir zamanda bülteninde yayınlamıştır. Bu bilgi Walter Reed Ordu Tıp Merkezi tarafından da yayınlanmaktadır. Dioksin kimyasalları kansere, özellikle de göğüs kanserine, neden olmaktadır. Dioksinler vücudumuzun hücreleri için son derece zehirlidir. Plastik şişelerdeki suyu dondurmayınız, çünkü bu plastiğin içindeki dioksinin salınmasına neden olur.


Not: Anlaşılan mühim olan kansere yakalanmamak için gereğini yapmak..


Teşekkürler paylaştığınız için.
Arkadaşınıza şifa dilerim.

MIHNANA
22-10-2009, 22:56
Kozmetik ürünlerdeki kanser riski

Kozmetik ve cilt bakım ürünleri kanser de dahil olmak üzere birçok hastalığa neden olabilir.

Ne yazık ki, ilk bakışta size güzelliğin kapılarını açacağını düşündüğünüz, illüzyonlara büründürülmüş bu ürünlerin çoğunda potansiyel zararlı maddelerin kullanıldığı gerçektir. Oysa ki; insan sağlığı için üretilmiş bu ürünlerin, hiçbir şekilde zararlı toksinleri, potansiyel kanser yapıcı maddeleri, enfekte veya tahriş edici maddeleri içermemesi gerekir.

Memorial Hastanesi Klinik Biyokimya Laboratuvarı Sorumlusu Uz. Dr. Nilgün Tekkeşin, kalitesiz kozmetik ürünlerin zararları ve dikkat edilmesi gereken noktalar.

“Kozmetik ürün kullanmıyorum” demeden önce bir kez daha düşünün

Kozmetik terimi, ilaç haricinde vücuda uygulanan her türlü ürünü kapsar. Ruj, makyaj malzemesi, oje kadar en az saç boyası, şampuan, el sabunu, deodorant, güneş kremi ve el losyonları da kozmetik ürünler arasında yer alır. Yapılan bilimsel bir çalışmada orta yaştaki bir erişkinin günde ortalama 9 kozmetik ürün kullandığı ve bunların 126 değişik içeriğe sahip oldukları belirlenmiş. İngiliz kadınlarının her yıl 2.26 kg kozmetik ürünü ağırlıkla deri yoluyla nadiren de ağızdan vücutlarına aldıkları tespit edilmiş. Bunların arasında ya yüz kremi ile emilen kanserojen maddeler ya da göz farı yoluyla alınan arsenik yer alıyor.

Kimyasalları deri yoluyla almak daha riskli

Bir rujda 28, bir deodorantta 26 ve bir adet saç spreyinde 23 adet kimyasal yer almakta. Tüm bu maddeler vücudumuzda çeşitli dönüşümlere uğrarken çoğumuz bunları herhangi bir endişe duymadan kullanırız. Öte yandan üreticiler de, bu kimyasalların ve ürünlerinin güvenli olduğunu iddia etmektedirler. Kozmetik kullanıcıları için temel güvenlik basamağı ürünün üzerinde yer alan uyarı yazısıdır. Ancak maalesef, çoğu üreticiler patent gizliliği gerekçesizle tüm içeriği listelemezler. Oysa ki; 400’den fazla toksik elementlerin artıkları, kanda ve yağlı dokuda bulunmuştur. Derimiz, vücudumuzun en büyük organıdır. Kimyasalları deri yoluyla almak, onları yutmaktan daha risklidir. Çünkü, ağızdan aldığımız maddeler ağız içinde, sindirim sisteminde yıkılmaya başlarken deri yoluyla direk vücuda giren ve hızla dolaşıma karışan kimyasallar, organlara hızla taşınacak ve belki yıllarca buralarda depolanacaktır.

Kozmetik ürünlerin zararlı etkileri astım ve kansere kadar götürebilir

Birçok bilim adamı tarafınca kabul edilen zararlı kozmetiklerin tanımı, çeşitli ürünlerin günlük kullanımı sonrası bir süre sonra ortaya çıkan sonuçları olarak ifade edilir. Bu sonuçlar arasında içerdiği boyalar veya kokular nedeniyle bazı kişilerde gözde sulanma, kızarıklık, deride hassasiyet gibi alerjik reaksiyonlar gelişebildiği gibi; kanser, astım ve doğumsal bozukluklar yer alır. Bazı kozmetikler, bir kez maruz kalmayla herhangi bir hastalık tablosu oluşturmazken; kimyasalın gittikçe artış gösteren etkileri ortaya çıkabilir. Özellikle başta deri, solunum yolu ve sindirim olmak üzere bütün vücut genelinde dağılım ve birikim olacaktır. Eğer vücutta yıkılıp atılma hızı vücuda alınma hızından daha yavaş ise vücut için son derece toksik nitelik taşıyacaktır. Kimyasal hassasiyet ile bağdaştıramadığınız bulgular da görülebilir. Bunların arasında sersemlik, halsizlik, sinirlilik, konsantrasyon bozuklukları veya hafıza uçuşmaları yer alabilir.
Kozmetik ürünlerinizi incelerseniz içinde yer alan maddelerinin birçoğunun aşağıda sunulan kimyasallar olduğunu göreceksiniz;

Diethanolamine (DEA) ve triethanolamine (TEA): Bilinen nemlendirici ajanlardır. Tek başına DEA veya TEA kanser yapıcı özellik göstermez. Ancak, nitrit içeren ürünlerle bir araya geldiğinde kanser yapıcı olabilir.

Nemlendirici ve toniklerde bulunuyor ama hızlı yaşlanmaya neden olabiliyor

Alpha-Hydroxy Acids (AHA): Nemlendirici, tonik, temizleyici, maske, yaşlılık lekelerini yok edici ürünlerde yer alır. AHA, ölü deriyi soyan bir madde olarak bilinir. Ancak uygulama sonrası derinin güneş ışığına % 50 daha fazla hassasiyet gösterdiği, derinin yaşlanma hızını artırdığı ve olası deri kanseri gelişimine neden olabildiği bilinir.
Formaldehit: Tırnak cilası, şampuan, sabun, deri kremlerinde yer alır. Bu yüksek tahriş edici ajan, deriden emildikten sonra alerjik reaksiyonlara, baş ağrısına ve hatta astıma neden olabilir. İçerik listesinde sıklıkla adı “formalin” diye ifade edilir. Japonya ve İsviçre’ de kozmetik amaçlı kullanımı yasaklanmıştır.

Propylene Glycol (PEG): Güneş kremleri, ruj ve banyo malzemelerinde yer alır. Endüstride anti-freeze olarak kullanılan maddenin içeriğinde de yer alır. Nemlendirici özelliği nedeniyle ürünlerin kurumasını önlemek amacıyla kullanılır. Ancak karaciğer ve böbrek üzerinde zararlıdır, deri ve gözü tahriş eder. Yüksek miktarda alındığında santral sinir sistemini baskılamakta ve daha az efektif çalışmasına neden olmaktadır. Bunun yerine gliserinli veya sorbitollü ürünler tercih edilebilir.

Banyo köpüğünde var ama gözde tahrişe neden olabilir:

Sodium Lauryl Sulfate (SLS): Banyo köpüklerinde, diş macunlarında, şampuanlarda ve losyonlarda bulunur. Gerçekte bir makina yağıdır. Bu deterjanın beyine, kalbe ve karaciğere kolaylıkla girdiği ve bağışıklık sistemini bozduğu gösterilmiştir. Gözde tahrişe, deride döküntülere ve alerjik reaksiyonlara neden olur.

Vücut pudrasında bulunuyor ancak kısırlığa dahi neden olabiliyor

Talk: Makyaj ve vücut pudralarında bulunur. Talk, kayalarının kazınması ve sonrasında işlenmesiyle elde edilen bir mineraldir. İşleme esnasında bir dizi eser minerallerden arındırılırken asbest ile benzer özellikte olan küçük lifler ayrılmaz. Akciğer hastalıkları yapabileceği ve eğer genital bölgede kullanılırsa başta kısırlık olmak üzere üreme bozuklukları yapabileceği bilinmektedir. Yumurtalık kanseri ile ilişkilendirilmiştir.

Makyaj malzemelerinde var ama derinin nefes almasını engelleyebilir

Mineral yağ: Makyaj temizleme solüsyonları, ruj ve losyonlarda yer alır. Petrol türevi olan bu madde gözeneklerin tıkanmasından kansere kadar birçok durum ile ilişkilendirilir. Yoğunluğu, derinin nefes almasını engeller.

Tırnak bakım ürünlerinde var ama mantara neden olabilir

Methyl Methacrylate: Tırnak bakım ürünlerinde bulunur. Mantar enfeksiyonlarına ve tırnakta deformitelere neden olur. Uzun süreli maruz kalınmalarda, göz, deri ve akciğerleri tahriş edici eder, böbrek ve karaciğer fonksiyonlarını bozar ve üreme problemlerine yol açar.

Fitalatlar: Tırnak cilası, saç spreyi ve losyonlar içinde sunulan fitalatlar, kremsi, ipeksi dokuyu sağlarken bir plastisizer olarak da plastiğe esnekliği kazandıran bir maddedir. Bazı fitalatların kanserojen olduğu, karaciğer, akciğer ve üreme organları üzerinde zararlı etkilerinin olduğu bilimsel çalışmalarla gösterilmiştir. Aynı zamanda doğmamış erkek çocuklarının cinsiyet gelişiminde de olumsuz etkileri vardır. Kozmetiklerde bulunan iki fitalatın (dibutyl ve diethylhexyl), Avrupa Birliği ülkelerinde kullanımı yasaklanmıştır.

Parabenler: Birçok kozmetikte çeşitli kimyasallar yer alırken en fazla endişe duymamız gerekeni parabenlerdir. Parabenler, raf ömrünü uzatıcı olarak kullanılır. Makyaj temizleme losyonlarında % 99 yer alır. Kozmetik ürünlerinde propylparaben, methylparaben ve buthylparaben birlikte kullanır. Parabenler vücutta östrojeni taklit eden madde olarak bilinir. Vücutta hormanal etkileri artıran kimyasal maddelerin kullanılması özellikle öströjen hormonuyla artan göğüs kanserinin yaygınlaşmasına sebep olmuştur. Göğüs dokusundaki yoğun yağ oranı vücuttaki toksik maddelerin burada yoğunlaşmasına ve göğüs kanserinin en yaygın kanser çeşidi olmasına sebep olmaktadır. Erkek üreme fonksiyonlarında da olumsuz yan etkiler vardır.

Triklosan: Diş macunlarında, sabunlarda, şampuanlarda ve ev temizlik ürünlerinde kullanılır. Bu kimyasal, son derece karsinojen (kanser yapıcı madde) olup çok az bir miktarı bile vücuda alındığında soğuk terlemeler, dolaşım sorunları ve hatta koma gelişebilir.

Alüminyum: Deodorantlarda yer alır. Meme kanseri gelişimine neden olabilir.

Phenylenediamine: Saç boyalarında bulunur. Karsinojen olabilir.

Zararlı kimyasal koruyuculara karşı başarılı alternatifler olarak görülen bazı maddeler, tümüyle hafif, etkili ve daha az alerjik reaksiyona ve tahrişe neden olurlar; üzüm çekirdeği yağı, phenoxi ethanol, potassium sorbate, sorbic acid, vitamin E (tocopherol), vitamin A (retinyl, vitamin C (ascorbic acid).

Kaygılanmalıyız, çünkü;• Sandığınızdan daha fazla kozmetik ürün kullanıyorsunuz
• Kozmetik etiketleri, tüm içerik listesini taşımıyor
• Parfümlerde toksik maddelerin listesi ise hiç bulunmuyor

MUTLAKA DİKKAT ETMENİZ GEREKENLER:

• Herhangi bir ürünü kullanmadan önce mutlaka bir dermatolog veya güzellik uzmanı ile görüşün.
• Ürünü almadan önce etiketini inceleyin
• Nelerden sakınmamız gerektiğini ve nedenlerini araştırın
• Toksik olmayan içeriğe sahip ürünlerin markalarını destekleyin
• Kokulu ürünlerden özellikle gebelerin, bebeklerin ve gelişim çağındaki çocukların sakınması gerekir
• Kozmetik ürünlerinizi satış döngüsünün hızlı olduğu yerlerden alın ki, raf ömrünü doldurmamış, bayatlamamış olsun. Uzun süre rafta bekletilmiş ürünlerin kanserojenik reaksiyonların gelişme riskini artırır.
• Kullanım esnasında bakteriyel bulaşın en az olabilecek ambalajlarda olanını tercih edin. Farklı kişilerin kullanabileceği ürünlerin yer aldığı kaptan direk almak yerine bir pamuklu çubuk veya tek kullanımlık aplikatörler, fırçalar ve spatulalar yardımıyla almak için özen gösterin.
• Kişisel bakım ürünlerinizin FDA (Amerikan Gıda ve İlaç Dairesi) veya AB standartlarına uygun olmasına dikkat edin.
• Alerjik reaksiyon gelişme riskine karşı, ürünü sürmeden önce bir deri testi yapın
• Sentetik ürünlerin kullanımını azaltın, doğal ürünleri kullanmaya çalışın. İçlerinde birkaç madde ile bile yeterli etkiyi yapabilenini seçin
• Yatmadan önce yüzünüzdeki makyajı bol su ile çıkarın ki gece boyunca gözenekleriniz açık uyuyun.
• Konuya duyarlı olduğunuzu gösterin ve sesinizi duyurun. Uzun vadede kazançlı çıkacaksınız.
Kimyasallar ile çevrelenmiş durumdayız. Havada, suda, gıdalarda ve özellikle de kozmetiklerde yoğun olarak bulunan bu maddelerin tümünü ne yazık ki vücudumuz tam olarak parçalayamamaktadır. Hiçbir zaman kullandığınız kozmetiklerin kimyasal bir karışım olduklarını, sizi tazelerken hasarlandırdığını unutmayınız.


http://www.hurriyet.com.tr/yasasinhayat/12750766.asp?gid=229

MIHNANA
19-12-2009, 17:13
Kanser hakkında doğru bilinen yanlışlar

Hacettepe Üniversitesi Onkoloji Enstitüsü Prevantif Onkoloji Ana Bilim Dalı Öğretim Üyesi Prof. Dr. İsmail Çelik, bilgi kirliliği nedeniyle kamuoyunda kanserle ilgili birçok afsanenin dolaştığını, doğu bilinen yanlışları açıkladı.

Hacettepe Üniversitesi Onkoloji Enstitüsü Prevantif Onkoloji Ana Bilim Dalı Öğretim Üyesi Prof. Dr. İsmail Çelik, kanserden korunmak için günde en az 5 porsiyon meyve ve sebze yenilmesi, sigaradan uzak durulması gerektiğini bildirdi.

Antalya'nın Serik ilçesine bağlı Belek Turizm Merkezi'nde Hacettepe Üniversitesi öncülüğünde düzenlenen 3. Prevantif Onkoloji Semineri'nde ''kanserden korunmayla'' ilgili konular masaya yatırılıyor.

Sempozyum Başkanı Prof. Dr. İsmail Çelik, Sağlık Bakanlığı Kanserle Savaş Dairesi Başkanı Prof. Dr. Murat Tuncer ve Hacettepe Üniversitesi Onkoloji Enstitüsü, Prevantif Onkoloji Ana Bilim Dalı Öğretim Üyesi Doç. Dr. Mutlu Hayran ile basın toplantısı düzenledi.

Prof. Dr. Çelik, basın toplantısında, kanserden korunmak için sempozyumda belirlenen bulguları paylaştı.

Kanserin çoğunlukla yaşam tarzı kökenli olduğunu belirten Çelik, ailevi kanserlerin (genetik) tüm kanserlerin binde birinden daha az olduğunu söyledi.

Tütün ve alkol kullanımı, fazla kilo, fiziksel aktivite yetersizliği ve enfeksiyonların tüm kanser nedenleri arasında yüzde 95'lik kısmı kapsadığını vurgulayan Çelik, ''Tütün kullanımı her çeşit kanseri artırır. Tüm kanserlerin yaklaşık yarısının nedeni tütün ve tütün mamulleri kullanımıdır. Şişmanlığın, çoğu kanser çeşidini artırdığı gözlenmiştir'' dedi.

Alkolün kanseri tetiklediğini, ''az miktarda olsa bile'' alkolün kansorejen etkisi gösterdiğini ifade eden Çelik, alkolün özellikle sigarayla kullanıldığında kanserojen etkisinin daha fazla olduğunu belirtti.

Basın organlarında kanserden korunmada çeşitli beslenme şekilleri önerildiğini, ancak bunların çoğunun bilgi kirliliği oluşturduğunu anlatan Çelik, şöyle konuştu:

''Kanserden korunmak için tek ve geçerli beslenme önerisi, günde en az 5 porsiyon meyve ve sebze içeren yiyecekler tüketin. Düşük yağlı, lifçe yüksek besinler tercih edin. Kırmızı et, haftada birden fazla yenmemeli. Bu öneriye bir kelime eklemek ya da çıkarmak doğru değildir.''

MAĞARA İNSANI FORMÜLÜ

Kanserden korunmak için ''mağara insanı'' yaşam biçimini öneren Prof. Dr. Çelik, mağara insanında neden kanser görülmediğini şu şekilde açıkladı:

''Sigara içmezdi ve çevresinde de sigara içilmezdi. Ne bulursa onu yerdi. Vitamin hapı, takviye gibi diyet kandırmacalarına maruz kalmazdı. Yiyeceğini bulmak için saatlerce koşturur, egzersiz yapardı. Alkol kullanmazdı. Güneş ışığından korunmada modern insana göre daha dikkatliydi. Güvenli cinsel yaşam konusunda daha şanslıydı.''

Üniversite bünyesinde Sigara Bırakma Ünitesi kurduklarını ve bıraktırma oranlarının Avrupa ve ABD'nin çok üstünde olduğunu bildiren Çelik, şöyle devam etti:

''Sigarayı bırakmak için hiçbir yaş geç değil. Tütün ve tütün mamullerini kullanan kişinin hemen bırakma girişiminde bulunması ve bunun için tescilli sigara bırakma merkezlerinden yardım alması gerekmektedir. Sigara hem fiziksel hem psikolojik bağımlılık yaptığından destek almadan bırakılması zordur.''

Çelik, Sigara Bırakma Ünitesine son 2 yılda 574 başvuru olduğunu, bu kişilerde sigarayı bıraktırma oranının yüzde 60'a ulaştığını söyledi.

KANSER HAKKINDA DOĞRU BİLİNEN YANLIŞLAR

İsmail Çelik, bilgi kirliliği nedeniyle kamuoyunda kanserle ilgili birçok ''efsanenin'' dolaştığını vurguladı.

Üç yıldır düzenledikleri sempozyumlarla doğru bilgiyi elde etmeye çalıştıklarını ve bunları toplumla paylaştıklarını belirten Çelik, şunları söyledi:

''-Soyanın içindeki kadınlık hormonu olan östrojene benzer maddeler, yüksek dozda alındığında meme ve rahim kanserlerine yol açabilir. Ceviz, fındık, fıstık gibi zararsız olduğu, kolesterol içermediği söylenen yağlı gıdaların (zeytinyağı dahil) çok miktarda alınması şişmanlatır.

-Domates, brokoli ve lahana gibi gıdaların yüksek miktarlarda tüketilmesinin kanserden koruduğuna dair veriler yeterli değildir.

-Aspartam ve sakarin gibi yapay tatlandırıcıların kansere neden olduğu bilgisi ispatlanmamıştır.

-Kahve tüketiminin kansere neden olduğu ve yeşil çayın kanserden koruduğuna dair bilimsel bulgu yoktur.

-Genetiği değiştirilmiş gıdaların, kanser riskini artırdığına dair bilimsel bulgu yoktur.

-Hazır gıdalardaki katkı maddelerinin, uygun oranlarda kaldığı takdirde kanser yapıcı etkisi mevcut değildir.''

''YİYECEKLER İLAÇ DEĞİLDİR''

Yiyeceklerin ilaç olmadığına değinen Prof. Dr. Çelik, hekim önermediği sürece gıda takviyesinde bulunulması ya da beslenme şeklinin değiştirilmesinin uygun olmadığını vurguladı.

Bitkilerin, meyve ve sebzelerin bilinçsiz tüketilmesinin yarardan çok zarar verebileceğini anlatan Çelik, bilinçsiz tüketimin çeşitli organlarda hasara yol açabileceğini ve kanser dışında başka hastalıkların oluşmasına zemin hazırlayabileceğini bildirdi.

Prof. Dr. Çelik, şöyle devam etti:

''Vitamin takviyesi ve kapsüllerinin kanserden koruma etkisi yoktur, aksine kanseri tetiklediğini gösteren çalışmalar mevcuttur. Havuçta da bulunan beta-karoten maddesinin fazla alınması, sigara bağımlılarında akciğer kanseri riskini artırabilmektedir. Yapılan bir araştırmada, sigara içenlere beta-karoten tableti verildiğinde, ölüm oranlarının arttığı belirlenmiştir. Bu havucun tüketilmemesi anlamı taşımaz, aksine sigara içenlerin sigarayı bırakmaları daha yaşamsaldır. Havuç günlük gıda alımı içinde taze olarak yenilebilir ve böyle tüketildiğinde kanserden koruyucudur.''

Cep telefonu kullanımına bağlı kanser gelişimi konusunda verilerin yetersiz olduğuna, kullanımının kısıtlanmasına dair bilimsel öneri de bulunmadığına işaret eden Çelik, şunları kaydetti:

''Sadece ABD, Belçika ve Tayvan'ın belli bölgelerinde yeryüzünün derin katmanlarından içme suyuna karışan arseniğin uzun süre tüketilmesinin kanser yapıcı etkileri tanımlanmıştır. Türkiye'deki içme suyunda arsenik düzeylerine ait bilgiler yetersizdir. Arseniğe maruz kalma, arsenikle çalışanlarda, önemli miktarda şarap içenlerde, ahşap içeren evlerde yaşayanlarda ve geçmişte arsenik içeren pestisit kullanılan çiftliklerde yaşayan kişilerde olabilmektedir. Doğum kontrol hapları ve menopoz sonrası hormon replasman tedavisinin (menopoz öncesinde vücutta üretilen dişilik hormonlarını takviye etme veya yerine koyma tedavisi) hem kanser hem de kalp rahatsızlıkları açısından önemli yan etkileri vardır. Bu nedenle kesinlikle doktor tavsiyesiyle alınmalıdır.''
PROF. DR. TUNCER

Sağlık Bakanlığı Kanserle Savaş Dairesi Başkanı Prof. Dr. Murat Tuncer de kanserin tedavi edilebilir bir hastalık olduğunu belirterek, ''Ancak önemli olan kanserin oluşmasını önlemektir'' diye konuştu.

Kanser oluşumunda sigaranın etkisine değinen Tuncer, sigara bağımlılığının da hastalık olarak görülmesi ve tedavi edilmesi gerektiğini ifade etti.

Kişi iradesinin sigarayı bırakmada çok az etkili olduğunu anlatan Tuncer, ''İradeyle şeker, yüksek tansiyon nasıl yok edilemiyorsa sigara bağımlılığı da yok edilemez. Gelecekte sigara üreticileri taammüden adam öldürmek suçlamasıyla yargılanabilir'' dedi.

Kapalı mekanlarda sigara içilmemesi ve dumansız hava sahası uygulamalarına yönelik bazı kişi ve kurumların yürütmeyi durdurma davası açtıklarını belirten Tuncer, ''Sigarayla pazarlık, kanserle pazarlıktır. Bu yüzyılda 1 milyar insan sigaradan ölecek'' dedi.

Tuncer, SGK'nın sigarayı bırakma tedavisinde kullanılan ilaçları da ödeme kapsamına almasını istedi.

Gelecekteki kanser profilini annelerin belirleyeceğini ifade eden Tuncer, bebeklerin 2 yıl anne sütüyle beslenmesinin, ilk 6 ayda ise sadece anne sütüyle beslenmesinin çok önemli olduğunu, emzirmenin meme kanserinin oluşmasını da önlediğini kaydetti.

Sempozyum yarın sona erecek.


AA / http://www.haber7.com/haber/20091219/Kanser-hakkinda-dogru-bilinen-yanlislar.php

SİRİUS
30-07-2010, 11:37
O öldü ama 100 çocuk kurtuldu











A.A 30 Temmuz 2010



Trabzon'da akciğer rahatsızlığı nedeniyle ameliyat için sedyede beklerken yaşadıklarını isyan eden üniversite öğrencisi Çağlar Gazioğlu, yanına yaklaşan ve daha sonra öldüğünü öğrendiği lösemi hastası çocuğun “Şükretmelisin” sözleri üzerine lösemi hastası çocuklara trombosit ve kan bulmak için grup kurdu.




Bir süre önce akciğerlerinde yaşadığı 'Pnömotoraks' rahatsızlığı nedeniyle iki defa ameliyat geçiren ve sağlığına yeniden kavuşan Karadeniz Teknik Üniversitesi İktisadi ve İdari Bilimler Fakültesi İktisat Bölümü 4. sınıf öğrencisi Çağlar Gazioğlu (24), hastalığı sırasında yaşadığı bir olayın kendisini ne denli etkilediğini, yaşadıklarını ve lösemi hastası çocuklar için yaptıkları çalışmaları anlattı.

Yaklaşık 2 yıl önce ders çalıştığı sırada aniden rahatsızlandığını ve hastaneye kaldırıldığını ifade eden Gazioğlu, “Vize haftasıydı ve ders çalışırken göğsüme ani bir ağrı girdi. Hemen acile gittik. Orada yapılan tetkikler sonucunda hemen ameliyat olmam gerektiğini söylediler. Ben o sırada sedyede beklerken kendi kendime söyleniyor ve bunun neden başıma geldiğine anlam veremiyordum” diye konuştu.

Sedyede söylenirken, yanına, 10 yaşlarında lösemi hastası bir kız çocuğunun yaklaştığını belirten Gazioğlu, “Saçları dökülmüştü ve lösemi hastasıydı. Bana gülümseyerek 'Şükretmelisin” diye fısıldadı” dedi.

O anda kendinden utandığını, ameliyatın ardından sağlığına kavuştuğunu ifade eden Gazioğlu, kendisine 'şükretmelisin' nasihati veren küçük kızın öldüğünü duyduğunu ve büyük bir üzüntü yaşadığını anlattı.

Etkilendiği bu olayın ardından kendisinde, “Bir şeyler yapmalıyım” fikrinin doğduğunu ifade eden Gazioğlu, şöyle devam etti:
“Bu çocukların en büyük probleminin trombosit ve kan ihtiyacı olduğunu öğrendim. Okuldaki arkadaşlarımızın ve hocalarımızında destekleriyle, sosyal paYlaşım sitesi Facebook üzerinde, “Trabzon'daki lösemili kardeşlerimize destek” adında bir grup oluşturduk. Bu grupta özellikle Trabzon'daki lösemili kardeşlerimizin trombosit ve kan ihtiyaçları için ailelerden bize ulaşan duyuruları yayınladık. Son bir yıl içerisinde neredeyse yüzün üzerinde çocuğa bu grup sayesinde trombosit ve kan ulaştırıldı.”

“YAŞAMAYAN BİLMİYOR”

Gazioğlu, destekçilerin büyük bir bölümünün ya kendisinin ya da çevresindekinin kanserle mücadele eden kişilerden oluştuğunu söyledi.
Geçen süre içerisinde artık lösemi hastası ailelerin kendilerini tanıdığını ifade eden Gazioğlu, “Yaşamayan pek bilmiyor. Trombosit bulunamadığı zaman çocuğunun yanında ağlamamak için kendini sıkan, koridora çıkıp hüngür hüngür ağlayan annenin acısını tahmin edemiyor. Keşke herkes bu konuda duyarlı olabilse. Aileler bizi zamanla tanıdığı için artık direk bize ulaşıyorlar. Acil olarak istenen trombosit ve kan duyularını anında yayınlıyor ve üyelere duyurmaya çalışıyoruz” dedi.

Grupta üye olanlardan trombosit ve kan verecek olan kişilerin ailelere direk telefon ile ulaştığını belirten Gazioğlu, “Yayınladığımız duyurularda ailelerin numaralarını veriyor. Bu sayede zaman kaybını da önlemiş oluyoruz” dedi.

“ONLARI GÜLERKEN GÖRMEK...”

Grubun etkinlikler de düzenlediğini kaydeden Gazioğlu, “Üyelerimize belirli zaman aralıklarında bir duyuru yaparak lösemi hastası çocuklarımızı ziyaret edeceğimizi duyuruyoruz. Çocukları rahatsız etmeden uygun bir şekilde onlardan gelen hediyeleri dağıtıyoruz. Ancak kesinlikle hediye olarak para kabul etmiyoruz. Çünkü bu olaya para girerse olumsuz konular çıkabileceğini biliyoruz. Ama onlara götürdüğümüz hediyeleri verince, gülmelerini görmek tarif edilemez bir duygu” diye konuştu.

Gazioğlu, en büyük temennilerinin ise kentte lösemi hastası çocuklar için bir bölge hastanesi yapılması olduğunu sözlerine ekledi.

sukre
30-07-2010, 12:33
S.A öncelikle hayırlı cumalar.İlkkez bir topiği okurken ağlıyorum.
Rabbim tüm hastalarımıza acil şifa ailelerine sabırlar versin.
Bu topiği açanlardan ve paylaşımda bulunanlardanda Allah razı olsun.

SİRİUS
01-11-2010, 13:28
Kemoterapi odasında 24 saat
1 Kasım 2010



Kemoterapi kanser hücrelerini yok eden ilaçlarla kanserin tedavisi. Kanserin tipine ve nasıl ilerlediğine bakılarak tedavi etmek ve kontrol altında tutmak için uygulanan bir yöntem. Bu nedenle de hem sistematik olması hem de ilacın damar dışına taşabilme ihtimaline karşı çok dikkatli uygulanması gerekiyor. Peki bu tedavi gerektiği şekilde verilebiliyor mu? Hastalara nasıl davranılıyor?


cigdemisler@hurriyet.com.tr



Her gün yüzlerce hastanın girip çıktığı İstanbul Okmeydanı Eğitim ve Araştırma Hastanesi’ndeyiz. Onkoloji Bölümü’nün kemoterapi odasındayız. İyi aydınlatılmış büyük bir oda, içerde yan yana sıralanmış 36 koltuk var tedavi için gerekli cihazlarla donatılmış. Sabah 08.30’da açılıyor ve saat 17.00’ye kadar günde ortalama 100-150 hastaya tedavi uygulanıyor. O yüzden de her gün çok kalabalık.



Odaya bekleme bölümünden giriliyor. Hasta isminin çağrılmasını bekliyor. İsmi okunduğunda ilacı hazırlanıp içeri alınıyor. Hasta yakını ise dışarıda bekliyor.



Personel sayısı yetersiz




Çiğdem İŞLER yazıyor hurriyet.com.trHastalarla 8 görevli ilgileniyor. Birine soruyorum nasıl yetişiyorsunuz hepsine birden diye. Çünkü ilacı hazırlayan, hastaya katateri takan, ilacın veriliş sürecini takip eden, tedavisi bitince hastayı dışarı çıkarıp diğer hastayı çağıran hepsi epi topu bu 8 kişi. “Bazı günler hasta sayısı 150 olunca zor oluyor. Diğer bölümlerden yardım istiyoruz.” diyor. Personel gerçekten de çok özverili çalışıyor.

Hastalar sıra gelmesini beklerken bazen sinirler gerilmiyor değil. Özellikle de öğle arası verdiklerinde. Bunu yapmak zorundalar çünkü bir saat verilen o arada, kemoterapi odasında temizlik yapılıyor. Yerler siliniyor, tozlar alınıyor. Odanın kapısı 13.00’te yeniden açılıyor. Bir saat sonra odaya baktığınızda gözlerinize inanamıyorsunuz, sanki yeni temizlik yapılmamış gibi. Bu kadar kalabalığı hiçbir temizlik kaldırmıyor ne yazık ki. Bir de sabahtan beri temizlenmediğini düşünün.


Kimi 3 yıldır kimi 1 yıldır kemoterapi görüyor



Hastalarla konuşuyorum. Hiçbirinin derdi aman bu iyiymiş diyeceğiniz türden değil. Kanser tedavisi bu. Dolayısıyla birazdan sayacağım vakalar doğru isimler değil. Mesela 50 yaşındaki Gülin hanım kalın bağırsak kanseri. 3 yıldır kemoterapi görüyor. Tarık bey 64, akciğer kanserine geçtiğimiz yıl yakalanmış. Melahat hanım 78 yaşında, şeker hastası ve meme kanseri tedavisi görüyor.

45 yaşındaki Ahmet beyde de 2003 yılında kalın bağırsağında tümör görülmüş. Ameliyat olmuş, kemoterapi görmeye başlamış, 6 ay boyunca 30 seans. Tedavi başarılı olmuş, kontrolleri başlamış, önce 3 ayda bir sonra 6 ayda bir. 5 yıl bu şekilde devam ederken hastalık akciğerde çıkmış bu kez. Yine kemoterapi görüyor daha sonra da ameliyat olmak zorunda.



Sevim hanım meme kanseri, yeşil kartı var. 2 yıldır tedavi görüyor, yazın başında göğsünü tamamen almak zorunda kalmışlar. 8 ay daha kemoterapi alacakmış. Hastaneden doktorlarından çok memnun. Allah devletten razı olsun diyor.


Gözlerinin içi gülmek



Mustafa bey ise çok genç, 22 yaşında, lenfoma kanseri. 3 aydır tedavi görüyor. Gayet olumlu sonuçlar aldığını söylerken gözlerinin içi gülüyor.



Konuştuğum bütün hastalar ve yakınları genelde hastaneden, personelden, doktorlardan çok memnun. Tek şikayetleri çok kalabalık olması. Bir tanesi “Bazen sabah geliyoruz, akşam 5’te çıkıyoruz. Çok yoğun olduğu için gerginlik yaşanabiliyor. Ama herkes elinden geleni yapmaya çalışıyor” diyor.



Onkoloji Kliniği Şefi Doç. Dr. Mustafa Ünsal’ı buluyorum ve soruyorum kemoterapi odasını ve yaşanan sıkıntıları.



Kemoterapi dikkatli yapılması gereken bir tedavi. İlaç damar dışına taşabilir, dokuda harabiyet oluşturabilir. Hastaların bazıları 7 saat görmek bazıları da 1 saat görmek zorunda. Hastalığına ve ilacına bağlı. Odada 36 koltuk var. Bazen kıyamet kopmasının nedeni uzun tedavilerin hepsinin aynı güne denk gelmesi.



Sabah bir grup ilaç veriliyor. Öğleden sonra ikinci grup veriliyor. Bazı ilaçların diğerinden erken verilmesi lazım. Hastalar istiyor ki serum takılsın ilaç verilsin, bir an önce olsun bitsin. Ancak aceleyle yapılırsa ilaç bulantı yapar, kusma artar, ikincisi alerji oluşturabilir.



Koltuğa oturuyorsun sağında kanser hastası, solunda kanser hastası. Odadaki diğer kemoterapi görenlerden bir kısmı saçını çoktan kaybetmiş. Birinin midesi bulanıyor, biri tuvalete gitmek istiyor, hemşire yardımcı oluyor. Kemoterapide ilacın kesintisiz verilmesi lazım, diyelim 2 saat alacak bir ilacı, 2 saat kesintisiz almak zorunda. Bu halde tuvalete gitmek tedaviyi olumsuz etkilemiyor mu?



Tuvalete gitmenin sakıncası olmadığını belirten Ünsal, “İlaç alerji de yapabilir. O zaman kesiyoruz. Tabii bu ilaçların verilme süreleri var, bu sürelere uygun davranmamız lazım. Her hastaya ve hastaya uygulanan tedavi protokolüne göre değişir bu durum."



Kanser hastalıklarında psikoloji de çok önemli. Moralinizin iyi olması lazım. Pozitif düşünmek tedavi sürecini olumlu etkiliyor. Bu noktada mavi melekler devreye giriyor. Mavi melekler Okmeydanı'nın gönüllü çalışanları. Mavi meleklerin hastalarla yakından ilgilendiğini belirten Ünsal, "Mavi meleklerimiz hastalarla sohbet ediyor, onlara moral veriyor. Her birinde bir yakınının, arkadaşının kanserle ilgili bir hikayesi vardır. Onlar o yüzden hastaları çok daha iyi anlıyor ve yardımcı olabiliyorlar.” diyor.