PDA

View Full Version : Deprem gerçeği ve umursamayan bizler



Pages : [1] 2

catoon2004
31-05-2004, 11:30
MARMARA DENİZİ'NDE DEPREM 2.7 BÜYÜKLÜĞÜNDE DEPREM...

31 MAYIS 2004 İST- Marmara Denizi'nde gece hafif şiddette bir deprem meydana
geldi.
Boğaziçi Üniversitesi Kandilli Rasathanesi ve Deprem Araştırma Enstitüsü'nden alınan
bilgiye göre, gece saat 01.22 sıralarında, merkez üssü Marmara Denizi ve derinliği
5 kilometre olan, 2.7 büyüklüğünde bir deprem kaydedildi. Deprem, yerleşim yerlerinde
hissedilmedi.
(31/05/2004 - 11:28:37)

melVin
31-05-2004, 12:38
YUNANİSTAN'DA SERİ DEPREMLER

Yunanistan'da merkez üssü başkent Atina'nın 225 kilometre güneybatısı, Mora yarımadası açıkları olan Richter ölçeğine göre 4.9 şiddetinde bir deprem meydana geldiği bildirildi.
31 Mayıs 2004 Pazartesi 11:44

Atina Yerbilimleri Enstitüsü, saat 09.30'daki depremin can ve mal kaybına neden olmadığını duyurdu.

Enstitü, saat 00.24'te, 00.36'da ve 00.44'de de İyon Denizi'nde yer alan Zakinthos Adası açıklarında Richter ölçeğine göre 4.4, 4.3 ve 4.3 olmak üzere 3 sarsıntının kaydedildiğini açıkladı.

serkanonar
16-08-2007, 10:43
Bugün 17 Ağustos'un yıldönümü,ve aradan geçen 8 yılda depreme karşı önlem olarak ne yapıldı,koca bir HİÇ,yine olacak,yine her yer mahşer yerine dönecek,yine acı gözyaşı ve yönetenlerin boş telkin sözleri,ateş düştüğü yeri yakacak.Belki yazdıklarımızı,yazacaklarımızı bri okur da çürük bir binanın daha yapılmasına engel olur,ne demişler söz uçar yazı kalır.

serkanonar
16-08-2007, 10:44
8 Yıl Önce Bu Gece
Bugün özel… Bu kentte yaşayan herkes için özel…
Tam 8 yıl önce bu gece, bu kentte insanlar uyumak için yattılar. Ertesi gün için planları vardı, hedefleri vardı. Yattılar, ama büyük bölümü yapış yapış sıcak nedeniyle uyuyamadılar.
Derken, sabaha karşı o korkunç felaket başladı.
Kıyamet kopuyordu. Ya da kıyamet denilen bu olsa gerekti…
Koskoca binalar, yer ile birlikte sallanmaya başlamıştı. Ama öyle böyle sallanmak değil. Bir inanılmaz güç, durum durup adeta binaları silkeliyordu. Bir o yandan, bir bu yandan geliyordu. Binalar, sanki bir tornavidanın ucunda sallanarak bulundukları yerde dönüyordu.
Kırılan camların, evlerde devrilen eşyaların sesleri, çığlıklar, yıkılan binaların sesleri birbirine karışmaya başlamıştı.
………..
Bu geceyi, o 45 saniyelik korkunç felaketi hep hatırlayacağız. Bununla birlikte yaşayacağız. Türkiye’de deprem, depremin acıları, o dönemin haksızlıkları, yanlışlıkları konusunda herhalde en çok yazı yazan gazeteci ben olmuşumdur.
Zor günlerden geçtik. Ayağımızın altında yerin sürekli sallandığı, arada bir artçıların güçlü şekilde vurduğu, sanki dünyanın sonunun geldiğini, bir daha hiçbir şeyin eskisi gibi olamayacağını düşündüğümüz günlerdi bunlar.
Kalplerde acılar, beyinlerimizde korku kaldı kuşkusuz. Ama adeta yıkılan bir kenti yeniden yaptık. Bugün Kocaeli’de, 17 Ağustos felaketini yaşamamış pek çok insan yaşıyor. Kocaeli, yeniden cazibe merkezi, Türkiye’nin umut ve üretim merkezi haline geldi.
Dünyanın ve Türkiye’nin bütün büyük markaları, bu kentte işyerleri açmak, varsa dükkanlarını genişletmek için birbiri ile yarış ediyor. kiralar sürekli artıyor, konut açığı ne kadar ev yapsanız yetmiyor..
Sahiller yeniden yapıldı. Yine toprakla dolduruldu. Milli Piyango şubesi hariç, 17 Ağustos’ta yara alan ne kadar kurum varsa, kendisini onardı, hayat tekrar başladı.
Öylesine büyük, inanılmaz bir felaketin ardından, bu kentte yağma olmadı, susuzluk olmadı, hastalık, yangın olmadı… Dünyanın her yerinden yardımımıza koşanlar, bize insanlığın ne olduğunu gösterdi.
Kuşkusuz 17 Ağustos, bu kentte o geceyi yaşayan herkesin üzerinde derin izler bıraktı. Belki yaşam anlayışını değiştirdi. 17 Ağustos’un yıldönümlerinden birinde, bu konuyu işlemiştim. Böyle büyük bir felaketi gören, yaşayan insanların artık kötü insan olamayacağını, kimseye kötülük düşünemeyeceğini yazmıştım.
Ama yanılmışım. İnsan tuhaf bir yaratık. Hiçbir musibetten gereken dersi almıyor. Huylu huyundan vazgeçmiyor. Hayat, eskisi gibi devam ediyor.
………..
17 Ağustos felaketi ile ilgili çok anım var. Derlediğim olaylar, anılar var. Yıllardır bunları, gelecek nesillere hatırlatması amacıyla bir kitap halinde toplamayı planlıyorum. Ama bir türlü fırsat bulup, buna yoğunlaşamadım. Hala amacım,10 ncu Yıldönümüne kadar bu kitabı hazırlamak.
Geçmişte de çok yazmış olabilirim. Ben çocukluğumda aklım ermeye başladığı andan itibaren bu kentte geçecek hayatımın bir yerinde büyük bir deprem felaketini yaşayacağımı düşünmeye başlamıştım. İzmit’le ilgili konulara, tarihine falan meraklıydım. İzmit’in dünyanın en önemli deprem kuşaklarından birinin üzerinde olduğunu, 100 yıllık periyotlarda büyük felaketler yaşadığını öğrenmiştim. Bu nedenle, 17 Ağustos 1999 öncesinde de her an beynimin bir köşesinde “Büyük deprem olacak” korkusu vardı. Hem korkuyordum, hem ruhen böyle bir felaketi bekliyordum. Bu nedenle iki kez ev değiştirmiştim.
Bütün uzmanlar, büyük felaketin yaklaştığını söylüyorlardı. 16 Ağustos 1999’u, 17 Ağustos 1999’a bağlayan pazartesi gecesi, o korkunç felaket yaşandı. Bizim Kozluk’taki evimiz ayakta kalmıştı. Ailece toparlandık. Ben sigaramı, çakmağımı, radyomu, fenerimi, cep telefonumu aldım. Hatta evdeki paramızı, ufak tefek takılarımızı falan bile topladık, sokağa indik. Baktım, eşim yanımda, çocuklarım yanımda. Evim duruyor, “Ben bunu bekliyordum, işte oldu, kurtulduk” diye içimden geçirdim.
Yine olacak değerli okurlar. Nasıl bunca kuraklığa, küresel ısınmaya rağmen yine yağmur yağacaksa, bu sıcakların ardından kışın soğuklar olacaksa, bu bölgede yine deprem de olacak. Büyük olasılıkla bizim kentimiz 17 Ağustos’taki kadar büyük darbe almayacak. Ama İstanbul, yakın çevremiz, bizim yaşadığımız türden bir felaketi yaşayacak.
Bu olay bizim ömrümüze sığar mı, sığmaz mı bilemem. Ama biz görmesek de çocuklarımız, torunlarımız bunu görecek. Deprem bilincini anlatmamız lazım. Paranın, pulun, şanın şöhretin böyle bir felakette hiçbir anlamının kalmadığını, her şeyin anlamını bir anda bitirdiğini, herkesin eşitlendiğini, korkunun nasıl paylaşıldığını anlatmamız lazım.
Sağlam evlerde otursunlar, birbirlerine kötülük yapmasınlar, başkalarının kötülüğü, zararı üzerine bir yaşam kurmasınlar, bunları öğretmek lazım.
………
17 Ağustos felaketi sonrasında izlediğim bir deprem uzmanı, “Bu benim gibi bilim adamları için olağanüstü bir doğa olayıydı. O deprem sırasında, kırılan fay hattının üzerinde bulunmak, nasıl işlediğini gözlemlemek isterdim” demişti.
17 Ağustos felaketi, olağanüstü bir doğa olayı olmanın yanı sıra, hayatta kolay kolay benzeri bulunmayacak bir insanlık ve yaşam dersiydi.
Birbirini hiç tanımayan insanların yardımlaşması, insanların enkaz altından yaralıları, ölüleri çıkartmak için gösterdiği olağanüstü çaba.. Sıcak havada bir yandan enkazların içinden ölüm kokusu çevreye yayılırken ve maske ile dolaşırken, bir yandan devam eden sarsıntıların hissedilmesi. Dünyanın öbür ucundan gelmiş insanların, hiç tanımadıkları depremzedelere yardım etmesi.. Giysi vermesi, elma ikram etmesi, oturup konuşması, fotoğrafımızı çekmesi…
Reha Muhtar’ın Show TV ekranlarından “Tüpraş patlıyor. Bölgede herkes ölecek” diye bağırması… Hani parayla kendinize heyecan arasanız., korku arasanız, panik arasanız; ya da parayla kendinize insanların insanlığı görme olanağı arasanız, bunların hepsini bir arada görebileceğiniz böylesi büyük bir senaryo yazabilir misiniz?...
Bu gece, anma günüdür, saygı günüdür. Korkuların, hüzünlerin yeniden hatırlanacağı gecedir. Ve ibret gecesidir. Nasihat gecesidir.
Depremde yaşamını yitiren bütün hemşerilerimizin manevi huzurunda saygı ile eğiliyorum. Allah kimseye, düşmanımıza bile böylesi bir felaketi yaşatmasın diliyorum.
Ama bu yaşamda ölüm de var, acı ve korku da var, yine depremler de var… 17 Ağustos’un benzersiz nasihatinden ömür boyu kullanılacak pek çok önemli dersler çıkartmak da mümkündür.
İsmet ÇİĞİT/Özgür Kocaeli Gazetesi

polosport
16-08-2007, 10:46
evet serkanonar tebrıkler guzel bir noktaya degınmıssın.ALLAH 17 agustos depremınde olenlere rahmet eylesın.ALLAH kımseye bunu yasatmasın.zor bır durum...

balaban
16-08-2007, 10:55
Bugün 17 Ağustos'un yıldönümü,ve aradan geçen 8 yılda depreme karşı önlem olarak ne yapıldı,koca bir HİÇ,yine olacak,yine her yer mahşer yerine dönecek,yine acı gözyaşı ve yönetenlerin boş telkin sözleri,ateş düştüğü yeri yakacak.Belki yazdıklarımızı,yazacaklarımızı bri okur da çürük bir binanın daha yapılmasına engel olur,ne demişler söz uçar yazı kalır.

Zaten yazmışsınız koca bir HİÇ. Bizler neyi umursuyoruz da depremi umursayalım. Ülkemiz çatır çatır bölünüyor onu bile pembe gözlükler takarak ısrarla görmemeye çalışıyoruz, deprem ne ki. Türkiye'de en ucuz şey insan hayatı, başka bu kadar ucuz olan şey var mı?

Von
16-08-2007, 11:06
Kimse yanlış anlamasın ama ben bu tür başlıkların açılması gazetelere manşet olması, bununla ilgili yazı yazılmasını bile artık kişilerin bireysel veya toplumsal vicdan azabını hafifletmek adına yazılan yazılar olduğuna inanıyorum.

Alın mikrofonu sokağa çıkın. Türklerin deprem bilinci olmadığınımı iddia ediyorsunuz ? Hayır aslında bayaa bilinç oluştu. Kaç kişi depremi önemsemeyecem diyecek ? Kaç kişi bu tür bir yazıyı gazetesine koyarak sorumlu gazetecilik gösterecek. Çok fazla. Kaçımız bunları okuyarak evet tabii unutulmamalı, çok doğru bir noktaya temas ettin diyeceğiz, hangimiz alkışlamayacak ?

Hangimiz allah o günleri göstermesin diye dua etmeyecek ki ? Hangimiz depremde Türk'ün yardımseverliğinden bahsetmeyecek ? Hangimiz hükümetleri, belediyeleri gerekli önlemleri almamakla suçlamayacak ? Hangimiz biz nasıl milletiz bakın yine unuttuk bütün suç bizde demeyecek ?

Ya sonra ?

Bırakın bu işleri arkadaşlar, yazımın başına kimse yanlış anlamasın dedim ya tekrar düşününce dileyen yanlış da anlayabilir.

serkanonar
16-08-2007, 11:43
Sayın Von;
Öncelikle bu konuyu başlatan kişi olarak amacım kendi vicdan azabımı,acımı ne derseniz deyin hafifletmek,acıtasyon yapmak falan değil.Evet herkes depremden korkuyor,deprem olacağını da biliyor ama kimse birşey yapmıyor.Benim tek derdim yeni canlar yanmasın,Japonya'da Lima'da veya başka biryerde 7 şiddetindeki depremde 50-100 kişi ölürken Türkiyede kat be kat fazla insan ölmesi.Demek ki yapılabilecek şeyler varmış ve yapılıyormuş.O zaman niye Türkiye'de yapılmıyor sayın Balaban'ın dediği gibi bu kadar mı ucuz hayatımız.

serkanonar
16-08-2007, 11:44
Konsey lağvedildi deprem unutuldu
YILDIZ YAZICIOĞLU Ankara

Başbakanlık'ın 'yeni yapılanma' gerekçesiyle Ulusal Deprem Konseyi'ni (UDK) lağvetmesinin ardından yedi ay geçmesine rağmen üst düzeyde koordinasyon ve danışmanlık görevini yerine getirecek bir yapı kurulmadı. Eski konsey üyeleri, çıkarılan yasaların uygulamaya konulamadığı ve Türkiye'nin önümüzdeki 30 yıl içinde yaşayabileceği olası depreme karşı hazırlıksız durumun devam ettiği yönünde uyarılarda bulunuyor.
Ulusal Deprem Konseyi, eski Başbakan Bülent Ecevit'in imza attığı bir genelgeyle Mart 2000'de "yüzde 98'i deprem kuşağında olan Türkiye'de deprem konusunda kamuoyunu aydınlatma ve ulusal deprem stratejisini oluşturma" amacıyla kuruldu.
Konsey, sık sık Türkiye'de olası deprem riskini azaltmaya yönelik olarak, kâğıt üstünde kalmayan projelere başlanmadığını dile getirdi. Bu nedenle kamu kurum ve kuruluşlarından tepki gördü. UDK, Başbakan Recep Tayyip Erdoğan'ın imza attığı bir genelgeyle Ocak 2007'de "geçerliliğini yitirmiş" ilan edilerek lağvedildi.Tepkiler üzerine Başbakanlık'tan Türkiye Acil Durum Yönetimi Genel Müdürlüğü'nün çalışmalara entegre olacağı yeni bir konsey yapılanması kurulacağı açıklandı, ancak aradan geçen aylarda deprem gerçeği unutuldu.
Eski UDK Başkanı Prof. Dr. Haluk Eyidoğan, Başbakanlık'ın beyanını iyi niyet göstergesi olarak kabul ettiklerini ancak ortada yeni yapılanma olmadığını belirterek şunları söyledi:
"Oysa Türkiye, önümüzdeki 30 yıl içinde yaşayacağı deprem felaketlerine karşı hazırlık yapmalı. Afetle ilgili Sivil Savunma Genel Müdürlüğü, Afet İşleri Genel Müdürlüğü ve Türkiye Acil Durum Yönetimi Genel Müdürlüğü var. Bu kurumlar arasında yeterli koordinasyon yok. Birleştirici üst yapıya ihtiyaç var. Maalesef susuzluk gibi herhalde depremi de son anda gerçekleşince hatırlayacağız."

polosport
16-08-2007, 11:58
Kimse yanlış anlamasın ama ben bu tür başlıkların açılması gazetelere manşet olması, bununla ilgili yazı yazılmasını bile artık kişilerin bireysel veya toplumsal vicdan azabını hafifletmek adına yazılan yazılar olduğuna inanıyorum.

Alın mikrofonu sokağa çıkın. Türklerin deprem bilinci olmadığınımı iddia ediyorsunuz ? Hayır aslında bayaa bilinç oluştu. Kaç kişi depremi önemsemeyecem diyecek ? Kaç kişi bu tür bir yazıyı gazetesine koyarak sorumlu gazetecilik gösterecek. Çok fazla. Kaçımız bunları okuyarak evet tabii unutulmamalı, çok doğru bir noktaya temas ettin diyeceğiz, hangimiz alkışlamayacak ?

Hangimiz allah o günleri göstermesin diye dua etmeyecek ki ? Hangimiz depremde Türk'ün yardımseverliğinden bahsetmeyecek ? Hangimiz hükümetleri, belediyeleri gerekli önlemleri almamakla suçlamayacak ? Hangimiz biz nasıl milletiz bakın yine unuttuk bütün suç bizde demeyecek ?

Ya sonra ?

Bırakın bu işleri arkadaşlar, yazımın başına kimse yanlış anlamasın dedim ya tekrar düşününce dileyen yanlış da anlayabilir.

hakıkaten sacmalamısın.kusura bakma ama kelıme hazıne nı test etmıssın....

bız oyle bır mılletızkı merhametımız gecmısı ıle bugunu ıle tartısılmaz ...gayet ıyı nıyetle ogun zarar gormus vefat etmıs kısılerı hısse net neznınde uyelerı ıle amacı yad etmek ıcın acılmıs bunun yanında tarıhımıze gevmıs bır erzıncan bır varto bır ızmıt depremlerının yanında en buyuk kayıpların oldugu bır deprem yasandı 17 agustosta. 17 agustostan bu gune kadar ne deıstı.

toplum bılıncımı? hangı yaralar ne kadar sarıldı?.kac kısının hayatı kurtuldu? devlet olarak ne yaptık? yenı bır depreme ne kadar hazırlıklıyız?

amacın muhaleftse burası yerı deıl. turkıyenın acı gunu dur?burdan somalı ye balkanlara afganıstana kadar gıden devlet korfeze ve marmarayı cevreleyen bu daırede halen yetersız.....

kendınle barısık ol dostum muhalefet yapmak kısısel menfaatlerıne ters dusuldıgu zaman yapılır.burda senın menfaatıne ters dusen noktayı anlamadım.anlayan varsada soylesın...unutmakı yasamayan bılemez.umuyorumkı sende yasamassın...

tebrıkler serkanonar....:super::super::super:

Von
16-08-2007, 13:10
Sayın Von;
Öncelikle bu konuyu başlatan kişi olarak amacım kendi vicdan azabımı,acımı ne derseniz deyin hafifletmek,acıtasyon yapmak falan değil.Evet herkes depremden korkuyor,deprem olacağını da biliyor ama kimse birşey yapmıyor.Benim tek derdim yeni canlar yanmasın,Japonya'da Lima'da veya başka biryerde 7 şiddetindeki depremde 50-100 kişi ölürken Türkiyede kat be kat fazla insan ölmesi.Demek ki yapılabilecek şeyler varmış ve yapılıyormuş.O zaman niye Türkiye'de yapılmıyor sayın Balaban'ın dediği gibi bu kadar mı ucuz hayatımız.

Ucuz efendim. Bunun üzerine istenildiği kadar felsefi yorum yapın, sonuçta ucuz. Ucuza çıkaranları da bu halk seçiyor. Halkın kendi kendini yönetmesine cumhuriyet deniyorsa Türkiye'de cumhuriyet ile yönetiliyorsa demek ki ortada bir sorun yok. Türkiye'de deprem gerçeğinden ve düzenlemelerin değişmesi için önce inşaat sektörü düzenlenmeli daha sonra belediyeler , ondan sonra deprem gerçeği hakkında yazı yazabiliriz. Yazdığım eleştirel ironik yazının size hitaben olmadığını tahmin etmişsinizdir zaten.

Von
16-08-2007, 13:12
hakıkaten sacmalamısın.kusura bakma ama kelıme hazıne nı test etmıssın....


:)

Tebrik ederim. Yazıyı çok güzel algılamış ve yorumlamışsınız. Sizin gibi üyeleri gördükçe ve bu üyelerin deprem bilinci hakkında ahkam kestiklerini gördükçe ümidim daha da arttı.

İyi ki varsınız. Bravo netekim. Artık bir daha deprem olmayacaktır.

baron11
16-08-2007, 18:15
Yarın 17 ağustos

8 yıllık deprem dramları

“Asrın felaketi” olarak adlandırılan 17 Ağustos (http://www.hurriyet.com.tr/gundem/7097685.asp?gid=180&a=230994) Marmara depreminde yaşanan acılar, aradan 8 yıl geçmesine rağmen unutulmadı.

Enkaz altından 96 saat sonra çıkarılan, 4 çocuğunu ve iki bacağını kaybeden Sultan Kiraz, AA muhabirine yaptığı açıklamada, depremin şokunu hala yaşadığını söyledi.

7.4 şiddetindeki depremi Gölcük'teki evlerinde yaşadıklarını hatırlatan Kiraz, şöyle konuştu:

“O gün oğlumla saat 02.00'ye kadar ayaktaydım, daha sonra yattım. Bel fıtığı ameliyatı olduğum için salonda oğlumla yatıyordum. 2 kızım, diğer oğlum ve eşim odalarında yatıyordu. Sarsıntıyla uyandım. Ayağa kalktım, oda tamamen aydınlıktı. Oğlum ne olduğunu sordu. 'Deprem oluyor' dememe fırsat kalmadan bina üzerimize yıkıldı. Sarsıntı beni duvarlara çarptı. Çok sallandık, o an çok acım vardı. Çünkü ayaklarım kolonların altında kalmıştı. Acım çok olduğu için Allah'a beni öldürmesi için yalvarıyordum. Acım büyük olmasına rağmen çocuklarıma, eşime bağırıyordum. Ancak hiç kimseden ses gelmiyordu, sesimi duyan olmadı.

4 gün göçük altında kaldım. Saatler geçmiyordu. 'Neden gündüz olmuyor, neden hep hava karanlık' diye kendi kendime söyleniyordum. Zaman zaman uyandığımda ellerimle bir şeyler arıyor, bulduğum parçalarla sesimin duyulması için yerlere vurmaya çalışıyor, bağırıyordum. Ancak sesimi duyan yoktu.”

“ÇOCUKLARIMI ÖZLEDİM”

Sultan Kiraz, depremde hayatlarını kaybeden çocukları Leyla, İbrahim Çağrı, Merve Asena ve Kazım Selim'i aradan 8 yıl geçmesine rağmen unutamadığını ve çok özlediğini dile getirdi.

Göçük altından çıkarıldıktan sonra Uludağ Üniversitesi Tıp Fakültesi Araştırma ve Uygulama Hastanesi'nde 5 ay tedavi gördüğünü ifade eden Kiraz, tedavisinin 2.5 ayı dolduğunda doktor kontrolünde çocuklarının öldüğü haberinin kendisine verildiğini belirtti.

O güne kadar kendisine çocuklarının yaşadığının söylendiğini bildiren Kiraz, “Aradan 8 yıl geçti. Çocuklarımı bir saniye görebilmek, onlara sarılabilmek, kucaklayabilmek için canımı seve seve verirdim” dedi.

Depremden sonra düğünlere gitmediğini kaydeden Kiraz, “Gittiğinizde kadının kucağında çocuk görüyorsunuz, askere giden çocukları görüyorsunuz. Yaşasaydı benim çocuklarım da evleneceklerdi, torunlarım olacaktı. Ama onlar yoklar. Yaşamaksa yaşıyoruz işte. Çocuklarım ve ben uzun boyluyduk. Ancak kısala kısala bir metre kaldım.”

Sultan Kiraz, bacakları baldırdan aşağı kesilmiş olmasına rağmen ihtiyaçlarını karşılayabildiğini sözlerine ekledi.

“İNSANLIK UNUTULMUŞ”

Sultan Kiraz'ın eşi Ahmet Kiraz ise aradan 8 yıl geçmesine rağmen, yaşanan acıların katlanarak devam ettiğini söyledi.

4 çocuğunu kaybettiğini ancak inancını hiç bir zaman yitirmediğini ifade eden Kiraz, depremde sakat kalan eşiyle yaşam mücadelelerine devam ettiklerini belirtti.

Deprem öncesi çok mutlu yaşadıklarını, her gün bir arkadaşlarının kendilerine geldiğini veya kendilerinin misafirliğe gittiğini belirten Kiraz, depremin ardından kapılarını çalacak dost bulamadıklarını söyledi.

Kiraz, şöyle devam etti:

“İnsanlar çok şeyleri unutmuş. Bizim yaşadıklarımız onlara bir macera, film, kurgu gibi geliyor. Ekonomik şartlar insanları değiştirebiliyor. Deprem sonrası kapımızı açan olmadı. İnsanlara dargın değiliz. Biz de insanız, insanları seviyoruz. Ancak insanlık unutulmuş. İnsanlar yürekli, sağlam inançlı olmalı. Sağlam bir inanca sahip olursanız sarılacağınız bir şeyler oluyor.”

8 YIL SONRA KIZI TANIMADI

Marmara depreminde, Gölcük'teki evlerinin enkazında eşinin cesedi ve 2 yaşındaki kızıyla 72 saat kalan Binnaz Tiryaki, çektiği bütün acılara rağmen geleceğe umutla bakıyor.

Yaşadıklarını anlatan Binnaz Tiryaki, 5 katlı binanın 4. katındaki evlerinde eşi ve 2 yaşındaki kızı ile depremi yaşadıklarını söyledi.

O gece kızlarını da yanlarına alarak yattıklarını söyleyen Tiryaki, büyük bir sallantı ve gürültüyle uyandıklarını, yıkılan binanın enkazı altında kaldıklarını belirtti.

Bir süre sonra eşinin sesini duyduğunu, enkazda sıkıştığını anladığını belirten Tiryaki, şöyle konuştu:

“Bir yandan eşimle konuşuyor, bir yandan da elimi gezdirerek kızımı arıyordum. Eşim bana sıkıştığını ve kalkamadığını söyledi. Benden daha kötüydü ve nefes almakta zorluk çekiyordu. Bir süre sonra kustuğunu duydum. Giderek kötüleşiyordu.

Ben de bir yandan 2 yaşındaki kızıma sesleniyordum. Bir ara kızımın sesini duydum, ağlıyor, 'anne, baba' diye bağırıyordu. Ona seslendim, sesimi duydu. Ellerimle nerede olduğunu anlamaya çalışıyordum. Bir ara kızımın saçlarını dokunduk. 'Kızım, bu benim elim' diyerek elimi tutmasını istedim ve onu bir anda yanıma çektim. Bu arada eşimi kaybetmek üzere olduğumu anladım. Nefesi daralıyor, konuşması kesilmeye başlıyordu. Son cümleleri 'Kızımı 2 yaşına kadar mı görecektim?' oldu. Sonrasında eşimin sesi kesildi ve öldüğünü anladım. O andan sonra kızımı yaşatmak için elimden gelen her şeyi yapıyordum.”

“ÖLÜMÜ HİSSETTİM”

Enkaz altında saatler geçerken susuzluğu hissetmeye başladığını ifade eden Tiryaki, tükürük salgılamak için taşları yaladığını, eline geçen parfümleri ağzına sıktığını söyledi.

Tiryaki, şöyle devam etti:

“Kızım da susamıştı, biberonunu aramaya başladım ve buldum. Saatler sonra kızım iyice susamıştı. Kızımı yaşatmaktan başka bir şey düşünmüyordum. Kızımı yaşatmak uğruma her şeyi yapmaya hazırdım. Acı, susuzluk, nefes darlığı ve eşimin cesedinin kokusu ile dakika dakika ölümü hissettim.

Erkek kardeşim askerden yeni dönmüştü. Rus eğitim timleriyle konuşmuş ve eğitimli köpeklerle enkazın yanına gelmişlerdi. Köpekler bizi fark etti. Kurtarma ekibi ufak bir delik açıp nefes almamızı sağladı. Deliği büyütüp kızımı çıkardılar. Beni de güçlükle birkaç saat sonra çıkardılar. 72 saat sonra enkaz altından çıkarılmıştı. Beni helikopterle Ankara'ya götürdüler. Sağ ayağım kesildi. Sol ayağımı kurtarabilmek için Almanya'da 1 yıl tedavi gördüm. Türkiye'ye döndüğümde kızım beni tanımadı. Ayağım olmadığı için 'Sen annem değilsin' dedi.”

Hayata sarılarak yaşamaya başladığını ve küçük bir gecekondu satın aldığını kaydeden Tiryaki, bir televizyon kanalındaki “Yoksa Rüya mı?” adlı programla hayatının değiştiğini bildirdi.

Program yetkililerini aradığını ve olumlu yanıt aldığını söyleyen Tiryaki, 15 gün sonra bir ekibin evlerini yıktığını, daha sonra da yenisini yaptıklarını belirtti.

PARK
17-08-2007, 00:43
Arkadaşlar eğer İstanbul'da beklenen deprem gerçekleşirse ''Bağımsızlığımız'' bile tehlikeye girer...

Lütfen depremi önemseyelim ve her an olabilecekmiş gibi hareket edelim bu işin şakası yok...

serkanonar
17-08-2007, 09:10
Deprem bölgesinde herkes dersini aldı PEKİ YA DİĞER İLLER

BUGÜN, 17 Ağustos 1999’da yaşanan Marmara Depremi’nin 8. yıldönümü.

Türkiye’nin yaşadığı en büyük felaket sayılan ve merkez üssü Kocaeli’nin Gölcük İlçesi olan, 7.4 büyüklüğündeki 45 saniyelik sarsıntı, Kocaeli, Gölcük, Düzce, Sakarya, Yalova, İstanbul ve Bolu’da 17 bin 480 can aldı, 675 bin kişiyi evsiz bıraktı. 17 Ağustos depremi sonrası yaralar sarıldı, kentler yeniden kuruldu. Depremin etkili olduğu kentlerde belediyelerin imara bakış açısı değişti. Bölgedeki yöneticiler, depremden sonra yaşananlar için şunları söyledi:

Kocaeli Valisi Gökhan Sözer: "Deprem nedir, afet nedir, depremi ne şekilde algılamak, karşılamak gerekir? Bu, bilinç olarak topluma yerleşti. Sivil savunma örgütlenmesi, gönüllü teşekkül örgütlenmesi, belediyelerin örgütlenmesi, Kızılay gibi yarı resmi kurumların örgütlenmeleri de, kıyaslanmayacak oranda gelişti."

Sakarya Valisi Hüseyin Atak: "Prefabrike konutlarda oturan vatandaşlarımız dışında herkes depremi geride bırakıp normal hayatına döndü. Onların da daha yaşanabilir bir ortamda olmaları için çaba sarf ediyoruz."

Adapazarı Büyükşehir Belediye Başkanı Aziz Duran: "Afet odaklı proje anlayışı ile hareket ediyoruz. Zeminin sağlam olmadığı yerlerde yapılaşmayı 2 kat ile sınırladık."

Yalova Belediye Başkanı Barbaros Binicioğlu: "Tüm kentin zemin raporlarını çıkartarak, buna göre imar planları hazırladık. Getirilen şartlara uymayanlara bina yaptırmıyoruz."

Bolu Belediye Başkanı Alaaddin Yılmaz: "Mimarlar ve İnşaat Mühendisleri Odası ile yapı denetim firmaları denetimleriyle bina standartlarımız yükseldi. Şimdi beton santralinden kaliteli beton alarak, çok daha dayanıklı binalar üretiliyor."

serkanonar
17-08-2007, 09:13
Bu hızla hastaneleri 190 yılda güçlendiririz
Prof. Naci Görür duyarsızlığa isyan etti. Görür, “İstanbul’da eğer bu hızla gidilirse hastaneler 190 yılda, okullar 31 yılda güçlendirilir” dedi
Marmara denizinde fay hattıyla ilgili bir çok araştırma yapan İstanbul Üniversitesi öğretim üyesi Prof.Dr.Naci Görür, 17 Ağustos depreminin her yıldönümünde eksiklikleri ve yapılması gerekenleri anlatmaktan artık yorulmuş, isyan ediyor.

Görür VATAN’ın soruları üzerine şunları söyledi: “Her sene her 17 Ağustos’ta deprem tehlikesi ve yapılması gerekenler hakkında konuşmayı komedi olarak görüyorum.

Kendimi de bu komedinin parçası gibi gördüğümde üzülüyorum. Biz uyarıyoruz ama konuş konuş bir şey yok. Yöneticilerin vurdum duymazlığına pes ettim artık. Önlem almak için insanların ölmesini mi bekliyorlar?”

Kaplumbağa hızıyla olmaz

Deprem bugün olmazsa yarın, yarın olmazsa öbür gün olacak. Binlerce insanımız ölecek. Bu insanların ölmemesi için oturdukları kentleri, köyleri güvenli hale getirmek için neyi bekliyoruz?

Neden devlet deprem güvenli hale getirmez?Duble yol projesi yapacağınıza deprem güvenli yerler projesi niye yapmıyorsunuz?

8 yılda neler yapılmıştır allah aşkına? Bu iş para meselesi değil.

Bu iş çağdaş olma, bilime önem verip vermeme meselesidir. Takdir-i İlahi diyorlar. Böyle müslümanlık anlayışı olmaz. Bile bile insanları ölüme terk edemezsiniz. Önce tedbir alacaksınız sonra Takdir-i İlahi diyeceksiniz.

Bakın hesap ortada; eğer bu hızla giderse hastanelerin depreme dayanıklı hale gelmesi 190 yılda, okullar 31 yılda, yurt ve yuvaların güçlendirilmesi ise 55 yıl içinde gerçekleşir. Güçlendirilmesi gereken okul sayısı 1457 ama 8 yılda ancak 80 okul dayanıklı hale getirildi. Yedi yılda ancak 11 hastane binası güçlendirildi. Bu tablo karşısında ben artık pes ettim. Aslında 8 senede bütün binaların güçlendirilmesi bitirilirdi.

Her şey ‘mış’ gibi yapılıyor

Prof. Dr. Şükrü Ersoy (YTÜ Doğa Bilimleri Araştırma Merkezi Başkanı):
Uluslararası platformda üniversitelerin yaptığı araştırmalar, Türkiye’nin depreme ilişkin yaptığı çalışmaları 4 kat artırdı. Bu olumlu bir gelişme, ancak yeterli değil. Devlet deprem araştırmaları konusunda yeterli desteği vermiyor.
Bilim insanları gayretli ve istekli ama destek yetersiz. Depremle ilgili organizasyon ve koordinasyon konusunda da çok gerideyiz.
yapı güçlendirilmesi konusunda çok şey yapılıyor gibi gözüküyor ancak, ortada büyük bir rant olduğu için geleneksel mantıktan vazgeçilemedi. Kısaca her şey “mış” gibi oluyor.

Ulusal stratejimiz hala yok

Prof. Dr. Haluk Eyidoğan (İTÜ Jeofizik Bölümü Öğretim Üyesi):

Mahalle Afet Gönüllüleri sistemini Dünya Bankası desteklemesine rağmen yeteri kadar hayata geçmedi. Akademik ortamda bazı projeler dile getirildi ancak proje üretim ve destek konusunda da yeterli olunamadı. Sonuç olarak geçen sekiz yıla bakıldığında başarılı olduğumuz söylenemez. Deprem konusunda ulusal bir stratejimiz hala yok. 2004’te üç yüz bilim adamıyla bir şura yapıldı. Ancak daha yeni ve kapsayıcı bir kurumsallaşma oluşmadı. Eski kurumlar aynen devam ediyor.

600 aile 8 yıldır prefabrikte
Depremin üzerinden geçen 8 yıla karşın, Adapazarı’nda Dernekkırı ve Serdivan Arabacıalanı prefabrikleri başta olmak üzere yaklaşık 600 prefabrik konutta halen yaklaşık 1600 kişi barınıyor. Prefabrik evlerde yaşayanların büyük bölümünü depremde yakınlarını kaybedenler veya sakat kalanlar oluştururken, burada doğup büyüyen okula başlayan çocuklar bile bulunuyor. Şehirdeki konut sorunu ve kiraların yüksek olması nedeniyle prefabriklerde kalmaya devam eden ailelerle, buraları boşaltmak isteyen Sakarya Valiliği arasında 4 yıldır süren inatlaşma da bitmiyor. Prefabriklerde kalan aileler “Adapazarı’nda evler hasarlı, kiralar yüksek” diyerek çıkmaya yanaşmıyor. Büyükşehir Belediyesi de Valiliğin talimatıyla Dernekkırı’nda 300 ailelerin kaldığı prefabriklerin sularını kesti. Aileler prefabrikelerin ortasında bulunan çesmelerden su alıyor. Bununla birlikte Dernekırı Prefabrikeleri’nin patlayan kanalizasyonları da onarılmayınca burada yaşayan aileler sağlıksız ortamda yaşam mücadelesi veriyor.

3 konuttan sadece birinin deprem sigortası var

Marmara Depremi’nde şehir merkezinin yüzde 85’i hasar gören Adapazarı’nda her 3 konuttan 1’inin zorunlu deprem sigortasının olmadığı açıklandı. Adapazarı’nda 17 Ağustos Depremi’nden sonra yasa ile de zorunlu hale getiren zorunlu deprem sigortası 38 bin 72 konut sahibi tarafından yapıldı. Şehirde yaklaşık 91 bin konutun zorunlu deprem sigortası bulunmadığı saptandı. Doğal Afet Sigortaları Kurumu verilerine göre ise Türkiye genelinde, 12 milyon 988 bin 669 konuttan 2 milyon 572 bin 474’ü deprem sigortası yaptırdı.

serkanonar
17-08-2007, 09:26
Bir yerden başlamalı,hani bir Çin Atasözü var karanlığa küfredeceğine bir şey yap diye.Kurbanlık koyun gibi bekliyor depremi canım Türk halkım,kanunların,yasaların değişmesini beklersek daha 2-3 tane 7 lik deprem olacak ki mecbur kalsınlar değiştirmeye.Bırakın değiştirmeyi birşeyler yapmaya çalışanları da güncelliğini,geçerliliğini yitirmiş deyip kapatıyorlar.İlla deprem olunca mı geçerli olacak yani.
Bakın Peru nasıl yıkıldı ,bizler sanki Hollywood filmi seyreder gibi seyredeceğiz ruhsuz bir şekilde ve arada vah vah diyeceğiz.Bakmak ile görmek farklıdır,yalnızca ekrana bakacağız ama oradaki acıyı,çaresizliği ..... göremeyeceğiz.Halbuki bu film hiçbir zaman mutlu bitmez ve hep aynı sinemada oynamaz,SİZİN DE KAPINIZI ANİDEN ÇALABİLİR.
Devlet İstanbul'un Zeytinburnu ilçesini pilot bölge seçti,bütün evlerin depreme dayanıklılığını ölçtüler,bunun için bilmem ne kadar kredi aldılar.Benim orada evim vardı,gerek Zeytinburnu belediyesini gerekse İst.Büyükşehir Bel.defalarca aradım ama 2 sene önce biten o araştırmanın sonuçlarını açıklamadılar.Rantın karşısında rapor hasır altı ediliyor ve o çürük binalarda hala insanlar yaşıyor.Bizler devleti sıkıştırmazsak kim yapacak bunu.
.İlla yetkili olmak gerekmiyor,yetkilileri harekete geçirmek bile yeterlidir.Deprem öldürmez bina öldürür,herkes tedbirini bir şekilde almalı ve yönetenleri uyarmalı,çünkü yönetenler rantın içinde boğulmuş vaziyette mesela Antalya’da ha bire bataklık zemin üzerine 8-10 kat bina izni veriliyor.Kumdan kaleler gibi hepsi.
Dün İTÜ Deprem Araştırma Ens.’den ismini hatırlamadığım bir yetkili diyor ki Marmara’nın dibini 10 gemiyle araştırdık yakında deprem olacak,yetkililer bizi umursamıyor,halk bize bir şey olmaz diyor.O adamı çok iyi anlıyorum çünkü o da benim gibi sessiz çığlık atıyor

serkanonar
17-08-2007, 09:29
Prof. Dr. Görür: İstanbul topun ağzında
Tarih: 16 Ağustos 2007 Kaynak: NTVMSNBC
Prof. Dr. Naci Görür, Gölcük ve Düzce depremleri nedeniyle Marmara Denizi tabanında 240 yılda birikmesi gereken enerjinin 55 saniyede yüklendiğini belirterek, “Bu yükü, Marmara kaldırmaz. En sonuna kadar da dayansa 2029’a kadar bu iş biter” dedi.

Görür, İnşaat Mühendisleri Odası İstanbul Şubesince, Yıldız Teknik Üniversitesi Oditoryumunda düzenlenen “1999 Kocaeli Depremi’nden Bugüne” konulu sempozyumda bir konuşma yaptı. Görür, 17 Ağustos’ların kendisini üzdüğünü belirterek, “Türkiye’yi yönetenlerin deprem konusunda herhangi bir şey yapmaya niyetlerinin olmadığına artık kesinlikle inandım ve bu defteri kapattım. Biz, bilim adamı olarak araştırmalarımızı yaparız, aklımızın erdiği kadar bildiğimizi söyleriz. İnanılmaz boyutlarda tehlikenin olduğu bir ülkede depreme karşı bu kadar vurdumduymaz davranan, bu kadar uzak duran bir yönetimi, yönetimleri ben tahayyül edemiyorum” diye konuştu.

Bilim için araştırma dışında başka bir yol bilmediğini, ancak ulaştıkları sonuçların bazı kişilerce araştırılmadan yorumlandığını dile getiren Görür, vatandaşların da olumsuz sonuçlara değil, daha olumlu konuşanlara inanma ve önlem almama eğiliminde olduklarını savundu. Görür, şunları kaydetti:

“İşin en tehlikelisi, yöneticilerimiz de buna inanıyor. Bana koskoca İstanbul Valisi, ‘Ya hocam biz neye inanalım’ diye soruyor. İstanbul Valiliği çok güçlü bir makamdır. Ellerinde her türlü istihbarat var. İsterse kim ne yaptı, ne yapıyor bunu bulabilir. Yurt dışından bilim adamları getirirsin, onlara sorarsın. Kaldı ki, biz bunları tüm dünyada yapıyoruz, dünya ekibiyle yapıyoruz. Araştırmalarımızın sonucu tüm dünya bilim çevresinde dolaşıyor. Marmara Denizi’nde depremle ilgili araştırmaları bizim dışımızda yapan tek kimse yok. Ama buna rağmen ne yerel, ne merkezi hiçbir yönetim umursamıyor.”

Marmara Denizi'ndeki Son Araştırma
Marmara Denizi’nde 12 Mayıs-12 Haziran 2007 tarihleri arasında Fransız L’atalanta gemisiyle araştırma yaptıklarını anımsatan Görür, “Nautile” adlı denizaltı ile bilim adamlarının deniz tabanına 17 yerde dalış yaptıklarını ve her dalışta en az 7 saat kalarak, İstanbul’u tehdit eden fay hattını incelediklerini dile getirdi.

Görür, Marmara’nın deprem konusunda dünyanın en aktif yerlerinden biri olduğunu belirterek, şöyle devam etti:

“1999 Gölcük ve Düzce depremleri İstanbul’u tabiri caizse topun ağzına attı. Eğer bu depremler olmasaydı İstanbul büyük risk altına girmeyecekti. Nedeni şu; Bu depremler Marmara’nın altındaki kabuğu enerjiyle yükledi. Kuzey Anadolu Fayı (KAF) sağ yönlü bir fay. Körfezin güneyindeki bütün Türkiye Marmara’ya doğru 5.5 metre, 55 saniyede birden yüklendi. Marmara’nın kabuğunda 240 senede birikmesi gereken enerji ve stres 55 saniyede yüklendi. Bu yükü Marmara kaldırmaz. Bu hesap da yapıldı, ne kadar dayanır, dayansa dayansa, en sonuna kadar da dayansa 2029’a kadar bu iş biter.”

Marmara’da yaptıkları araştırmada deniz tabanının haritasını çıkardıklarını, numuneler ve kaya örnekleri aldıklarını, sismik ölçümler yaptıklarını, video görüntüleri çektiklerini anlatan Görür, Marmara tabanında fay boyunca inanılmaz boyutlarda gaz ve su çıkışı olduğunu belirlediklerini bildirdi. Görür, “Marmara’nın tabanı fokur fokur kaynıyor. Bütün bu gaz ve su çıkışlarını tespit ettik, haritaladık. Çıkan gaz metan, hidrojen sülfür gazları da var. Su ve gaz çıkışının miktar ve hızını ölçen aletler yerleştirdik” dedi.

Gaz ve su çıkış nedeninin, fayın hareketliliği olduğunu, bunlardaki değişimlerin depreme ilişkin bilgi sağlayacağını belirten Görür, bunların sürekli izlenmesi için deniz tabanına bir denizaltı gözlem istasyonu kurulması gerektiğini ifade etti.

"Artık Pes Ettim"
“Bu çalışmayı bitirdikten sonra İstanbul Valisi’ni ziyaret ettiklerini, belediyeden de Deprem Müdürünün geldiğini ifade eden Görür, denizaltı gözlem istasyonu kurulması isteklerini ilettiğini söyledi.

Görür, “Hiç olmazsa bir deneme istasyonu kuralım. Bu istasyon için İtalyanlar ‘parasız verelim, sensör paralarını siz verin’ dediler. ‘Ne kadar’ dedik, 350 bin... Sayın Vali’ye, Belediye Başkanı’na dedik ki, ’350 bini siz verin.’ Bunlar 450 milyon doları harcayan insanlar. Görüştükten sonra 2 ay geçti, ses yok. Ben artık pes ettim. Bir bilim adamı olarak teslim bayrağını çekiyorum” diye konuştu.

Prof.Dr. Erdik
Boğaziçi Üniversitesi Kandilli Rasathanesi ve Deprem Araştırma Enstitüsü Deprem Mühendisliği Bölümü Öğretim Üyesi Prof. Dr. Mustafa Erdik de yapılan araştırmalara göre, 7 ve daha büyük bir depremin 30 yıl içerisinde oluşma olasılığının yüzde 65, 7.5 büyüklüğündeki bir depremin meydana gelme olasılığının ise gelecek 50 yıl içinde yüzde 50 olarak belirlendiğini ifade etti.

Erdik, İstanbul için 7.5 büyüklüğünde bir senaryo depreminde, 45 bin binanın yıkılacağı veya çok ağır hasar göreceği, 70 bin binanın ağır hasar, 200 bin binanın ise orta hasar göreceğinin öngörüldüğünü söyledi.

Sadece bina hasarından kaynaklanan mali kayıpların 11 milyar dolar, toplam mali kaybın ise 40 milyar dolar olacağını belirten Erdik, depremin ortalama 40 bin civarında kişinin ölümüne, 160 bin kişinin hastane ihtiyacı olacak şekilde yaralanmasına ve 400 bin civarında acil barınma ihtiyacı bulunan ailenin ortaya çıkmasına neden olacağını bildirdi.

Bu kayıpların kentsel dönüşüm projeleri ve bina güçlendirmeleriyle önemli ölçüde azaltılabileceğine dikkati çeken Erdik, İstanbul Sismik Riskin Azaltılması ve Acil Durum Hazırlık Projesi kapsamında yaklaşık 840 kamu binasının güçlendirilmesinin hedeflendiğini söyledi.

Erdik, toplam güçlendirilmesi gereken kamu binası sayısının yaklaşık 3 bin 600 olduğunun tahmin edildiğini, 2006 yılı itibariyle bunların sadece yüzde 1’inin güçlendirilebildiğine işaret etti.

Önemli konulardan birinin de 330 kilovatlık elektrik transformatör istasyonları olduğunu dile getiren Erdik, İstanbul’daki bu istasyonlardan birinin bile çökmesi halinde kentin elektriksiz kalacağını, bunlar için önlem alınması gerektiğini kaydetti.

Erdik, Büyükşehir Belediyesi için bir Japon firmasınca hazırlanan ve İstanbul’da tsunami tehlikesini ele alan rapora göre, Marmara Denizi’nde son 2 bin yılda 30 kadar tsunami meydana geldiğini, dalga yüksekliğinin 3-6 metreyi bulduğunu bildirdi.

Marmara Denizi tabanındaki dik şevlerde depremin tetiklemesiyle meydana gelecek heyelanların tsunamiye neden olabileceğini vurgulayan Erdik, 6 metreye ulaşabilecek dalgaların Tuzla tersaneler bölgesi başta olmak üzere kıyı şeritlerinde zarar oluşturabileceğini ifade etti.

serkanonar
18-08-2007, 09:22
Depremde helikopterlere el konulacak
İstanbul Valiliği Afet Koordinasyon Merkezi'nden sorumlu Vali Yardımcısı Adem Karahasanoğlu, kentteki şahıs ve özel kurumlara ait helikopterleri tespit ettiklerini belirterek gerek duyulması halinde bunlara el konulabileceğini bildirdi.

Oluşturulan İl Afet Yönetim Planı'na göre deprem durumunda hava ulaşımına ağırlık verileceğini vurgulayan Karahasanoğlu, şunları söyledi: "İstanbul'daki 76 helikopter pist alanına ilaveten 174 pist alanı daha tespit ettik. Kentteki kişi ve özel kurumlara ait helikopterleri tespit ediyoruz. Deprem durumunda bedelleri daha sonra ödenmek üzere el konulacak helikopterler, arama-kurtarma ekiplerinin olay mahalline sevk edilmeleri ve yaralıların taşınması amacıyla kullanılacak. İstanbul valisinin böyle bir durumda el koyma yetkisi var. '' Deniz ulaşımına da büyük önem verildiğini dile getiren Karahasanoğlu "Yıkıcı bir depremde iskeleler kullanılamaz hale gelirse TSK'ya ait çıkarma gemileri ile arama-kurtarma ekipleri ve yaralılar taşınacak ve bazı gemiler yüzer hastane haline getirilecek.'' dedi. Karahasanoğlu, "İstanbul'da yıkıcı bir deprem yaşanırsa ilk olarak İstanbul valisi, İstanbul büyükşehir belediye başkanı ve garnizon komutanı TSK'ya ait bir helikopterle kenti havadan dolaşarak hasar tespiti yapacak. Ve ondan sonra emirler gelecek.'' dedi. İstanbul, aa

PARK
18-08-2007, 12:39
Deprem her geçen gün bize dahada yaklaşmakta fakat bizler bu konuda herşeyi Allaha bırakmışız,hiç bir önlem çabamız yok ....Bu böyle ne kadar sürecek?

serkanonar
18-08-2007, 14:24
Deprem anında’ ne yapmalı?
Büyük bölümü deprem riski altında yaşayan Türk halkı, yaşanan depremler ile birlikte, depremle yaşamayı öğrenmesi gerektiğinin de farkına vardı.

Marmara depreminden sonra, bilgilenme ve bilgilendirmenin ne kadar önemli olduğu ortaya çıktı. 17 Ağustos ile Türkiye‘nin bir deprem ülkesi olduğunu ve bizim deprem konusunda ne kadar bilgisiz, hazırlıksız olduğumuz gerçeğini görmüş olduk.
Gazeteci-Yazar Füsun Saka, deprem konusunda yaptığı araştırmaları derlediği “Depremi Beklerken” adlı kitabında “deprem anında yapılması gerekenler”i söyle sıralıyor:

Apartman içinde deprem davranışı (3-5 katlı bina)
Çok katlı apartmanlarda üst katlar alt katlara göre daha çok sallanır. Bu binalar son yıllardaki deprem yönetmeliği (1975 ve sonraki)’ne ve Fen kurallarına göre yapılmışsa çökme tehlikesi yoktur. Yapılacak davranışlar 1-2 katlı evlerdekinden farklı değildir. Ancak çok katlı yapılara deprem açısından gerekli özel davranışlarda vardır:
Yangın merdivenlerinin kapısını açık tutun.
Ortak tehlike çıkışının (koridordaki) kapısını açık tutun.
Binayı boşaltırken asansörü kullanmayın.
Asansörde iseniz bütün düğmelere basın ve durduğu ilk katta asansörden inin.
Birinci katta iseniz, kapıyı açamıyorsanız ve de zemin katta yangın çıkmışsa zemin kata yatak vb. gibi yumuşak bir şeyler attıktan sonra üstüne atlayın. Bu davranış çok katlı yapıların üst katları için geçerli değildir.

Büyük market ve mağazaların içinde deprem anında ne yapmalı?
Büyük kolonların yanında durmaya çalışın. Raflardan ve dolaplardan uzak durun.
Yangın çıkışlarına, merdivenlere ve yürüyen merdivenlere koşmayın.
Anonsları dinleyin. Mağaza güvenlik personelinin uyarı ve önerilerini yerine getirin, onlara uyun dediklerini yapın.
Satın aldığınız şeyleri bırakın ve dışarı çıkarken elleriniz boş olsun.

İş merkezlerinde ve sokakta deprem anında ne yapmalı?
En Tehlikeli şeyler dökülen, kırılmış cam parçaları, ilan levhalarıdır. Bunlar düşebilir. Açıkta duran kahve, hafif içki satan (parayla çalışan) makineler, ilan levhaları ve direkleri devrilebilir.
Buralardan uzaklaşın. Başınızı koruyun. Geniş açık alanlara gidin ya da güvenliğinden kuşku duymadığınız yapı varsa içeri girin.
Geniş bir yol varsa ve trafik yoğun değilse yolun ortasındaki refuje kaçın ve orada durun.
Satış makinelerden, reklam levhalarından ve bahçe duvarlarından uzak durun.
Elleriniz boşsa başınıza koyun ve koruyun. Eğer çanta, paket ve torba varsa başınıza koyun. Hiçbir şey yoksa ellerinizi kullanın.
Yolun kenarında ağaçlar varsa altına girip durun.

Dere ve ırmak kenarında deprem anında ne yapmalı?
Yerin sesini ve titreşimlerini dinleyin ve izleyin.
Eğer dağlık bir arazide dik yamaçları olan küçük bir vadideyseniz yamaçlardan toprakkayması ya da kaya düşmesi olabilir. Dikkatli olun.
Nehrin kaynak tarafında baraj varsa yıkılabilir ve bir su baskını olabilir, hemen nehre dik yönde yüksek yerlere çıkmaya başlayın.
Hemen yükseklere çıkın.

Deniz kenarı ve rıhtımda deprem anında ne yapmalı?
Küçük bir depremde bile Tsunami olabilir. Hemen yüksek yerlere doğru gidilmelidir.
Deniz yanında yalıyar biçiminde yüksek bir yamaç varsa hemen yüksek yerlere doğru gidin.
Tsunami’nin ilk dalgası geldikten sonra tehlikenin geçtiğini sanmayın bazen ikinci dalga ilk dalgadan daha büyük olabilir.
Radyodan Tsunami haberlerini dinleyip gerekenleri yapın.

Metro içerisinde
Raflara konulmuş eşyalar düşebilir. Başınızı kollayın ve koruyun, ellerinizle direklere ve tutunacak yerlere sıkıca tutunun.

serkanonar
18-08-2007, 14:27
Deprem sırasında hayatta kalmak çok basit bazı kuralların bilinmesi ve uygulanması ile mümkündür. Bu kurallar ana başlıklar halinde şöyle sıralanıyor:
1-Öncelikle yaşadığımız yerleşim biriminin deprem tehlikesi hakkında doğru bilgileri ilgililerden öğrenin.
2-Aile bireyleri arasında olağanüstü bir durumda nasıl davranacağınızı konuşun,bir ev deprem planı yapın ve;
Her odada üzerine bir şeyin düşmeyeceği sağlam bir masa altı veya bir iç duvar yanı gibi güvenli bir yer seçin.
Yere yatma,başını koruma ve bir şeye tutunmayı öğrenin.Sağlam bir masa veya sıra altına girin,eğer yoksa pencerelerden ve üzerinize düşebilecek bir kitaplık veya yüksek bir mobilyadan uzak bir iç duvarın yanında yere oturun.Çocuklarınıza da yere yatma,başını koruma ve bir şeye tutunmayı öğretin.
Evinizin elektrik,gaz,su şebekelerini kapatabilmek için ana şalter ve vanaların yerlerini ve nasıl kapatılacağını öğrenin.
Kitaplık,yüksel mobilya gibi kolay devrilebilir eşyalar ile ağır eşyaları duvarlara veya döşemeye sıkıca bağlayın.
Yatak odalarınızda üstünüze kolayca devrilip yaralanmanıza neden olabilecek tablo,gardırop gibi eşyaları sabitleştirin ve üzerinize devrilmeyecek şekilde yerleştirin.
Su ısıtıcılarını duvardaki ankrajlara bağlayın (Kazan ,sağlam bir zincir veya benzeri yanıcı olmayan bir malzeme ile duvara bağlanır, ayaklar döşemeye sabitlenir.Gazlı ısıtıcılarda yakıt girişi esnek olmalıdır.)
Mutfak dolapları gibi kırılabilecek eşyalarınızı koyduğunuz dolaplarınıza sağlam kilitler takın.Düzenlenen ilk yardım kurslarından ilk yardımı öğrenin.
Olağanüstü bir durumda hemen kullanabileceğiniz el feneri, radyo ve yedek pillere,ilk yardım çantası ve gerekli ihtiyaçlarınızı, iş eldiveninizi önceden bir çantaya koyup kolayca ulaşabileceğiniz bir yerde bulundurun.
Ailenin bağlantı kuracağı şehir dışından birilerini belirleyin.
3- Deprem sırasında ne yapılmalı?
a-Bina içinde iseniz:
Deprem sırasında sakin olup paniğe kapılmayın, cesaretinizi toplayın ve koşuşmayın. Depremler genellikle hafif bir sarsıntı, gürültü ile başlar ve birkaç saniye sonra daha yıkıcı sarsıntılar gelir. Bu birkaç saniye deprem sırasında ne yapacağınızı belirleyen ev deprem planının uygulanmasıyla kurtarır.
Büyük bir depremde ayakta durmanız, koşmanız mümkün değildir.Çömelin ya da döşemeye yatın.Sağlam bir masa,sıra,mobilya veya kapı kasasının altına girin ve başınızı koruyun ve onunla birlikte hareket etmeye hazırlanın .Pozisyonunuzu sallantı duruncaya kadar değiştirmeyin, pencerelerden,şöminelerden,sobalardan,ağır mobilya veya kolayca devrilebilecek eşyalardan uzak durun, bina içinde kalın, dışarı çıkarsanız düşen cam kırıkları yada bina molozlarından yaralanabilirsiniz.
Tiyatro, okul, sinema, büro gibi kalabalık yerlerde iseniz, kesinlikle merdivenlere, asansörlere koşmayın. Unutmayın ki bu yerler hasar görmese bile aynı anda yüzlerce kişinin panik içerisinde koşarak çıkış yerlerinden binayı terletmeleri mümkün değildir. Kendinizi koltuk, sıra gibi yerlerde korumaya alın, sakin olun ve başkalarını da öyle davranmaya davet edin.
b-Bina dışında iseniz

Binalardan dökülecek yıkıntılar ve camlardan , elektrik direk ve tellerinden uzakta güvenli bir yerde depremin durmasını bekleyin.
c-Araç kullanıyorsanız:
Bulunduğunuz yer eğer güvenli ise durun ve araç içinde kalın. Normal trafikten olduğunca uzaklaşın. Köprüler,üst geçitler, tünellerden uzak durun. Eğer mümkünse ağaçlar,direkler ve enerji nakil hatlarından uzak kalın.
4- Depremden sonra ne yapmalı?
Büyük bir depremden sonra artçı depremler mutlaka devam edecektir. Bu depremlere karşı hazırlıklı olun. Özellikle ilk üç gün içinde yetkililer izin vermedikçe sağlam evlerinize dahi girmeyin. Bazı artçı sarsıntılar zayıflamış yapılarda hasar yapacak kadar büyük olabilir.
Deprem durduğunda elektrik, gaz, su vanalarını ve yanan ocakları hemen kapatın. Kendinize güvenli bir çıkış yolu arayarak binayı terk edin.
Olası gaz sıkıntıları nedeniyle, deprem sırasında olduğu gibi deprem sonrasında da kesinlikle kibrit,çakmak,mum yakmayın.Patlamalara ve yangınlara yol açabilirsiniz. El feneriniz aydınlatma ihtiyacını karşılayacaktır.
Aile bireylerinizi bir arada tutun ve açık bir yerde bekleyin. Varsa yaralılara ilk yardım yapın, ciddi şekilde yaralanmış kişileri telaş ve panikle hareket ettirmeyin, güvenli bir yerde yetkililerin gelmesini bekleyin.
Evinizi veya binanızı terk ederken kıymetli eşyalarınızı ,kalın giyecek, battaniye gibi eşyaları yanınıza alın, kalın ayakkabılarınızı giyin, biraz yiyecek ve içme suyu temin edin.
Yerlere devrilmiş elektrik tellerinden uzak durun ve bunlara temas eden cisimlere dokunmayın.
Aracınıza binip şehirden uzaklaşmaya çalışmayın.Yollar kapalı olabilir ve kurtarma,itfaiye-yardım ekiplerinin gelmesini engellersiniz.
Çok acil durumlar dışında yakınlarınıza haber vermek ya da almak amacıyla telefonunuzu kullanmayınız. Zira aşırı yoğunluk nedeniyle telefon şebekesi bloke olur ve acil durumlar için dahi kullanılamaz duruma gelir.
Fısıltı ve dedikodulara inanmayın.Öğrenmek istediklerinizi yetkililere sorun.
Yetkililere ve kurtarma ekiplerine yardımcı olun.Enkaz ve yıkıntılar arasında cadde ve sokaklarda gelişigüzel dolaşmayın.İhtiyacınızdan fazla yardım malzemesini kesinlikle almayın.Unutmayın ki , fazladan alınan her yardım malzemesi bir hemşehrinizin acil ihtiyacının karşılanmamasına neden olacaktır.Yardımlaşma ve paylaşma olağanüstü durumlarda en yüce insani değerdir.

serkanonar
18-08-2007, 14:37
DEPREM ÇANTASI hazırlayın.

Bu Çantada:
İlkyardım çantası,Su,Enerji veren yiyecekler,Yedek pilleriyle radyo ,Yedek pilleriyle fener ,Kişisel, reçeteli ilaçlar (Örneğin, kalp, damar, tansiyon, şeker ve hormon ilaçları.)Bir kat giysi,Bir miktar para,Çok amaçlı çakı, Düdük,Kalem, kağıt ,İçinde önemli telefon numaralarının, iletişime geçilecek kişilerin bilgilerinin, önemli evrakların fotokopilerinin bulunduğu su geçirmeyen bir dosya,Çocuklar, yaşlılar, engelliler ve ev hayvanları için özel malzemeler

Tabi bu yiyecek ve suları belli aralıklarla yenileriyle değiştirin. Ayrıca çantanın içine iç çamaşırı, çorap, bir hırka ya da kazak koyabilirsiniz. En önemlisi eğer sürekli kullandığınız bir ilaç varsa bunları da mutlaka koymalısınız.
DEPREM ÇANTASI
Deprem sırasında eğer zor durumdaysanız, birileri size ulaşana kadar bu çantanın içindekilerle idare edebilirsiniz.
Diyelim ki deprem olduktan sonra evden çıkamıyorsunuz. Çantanızda bulunan düdüğü çalarak yerinizi bildirebilirsiniz.
Bu yüzden çanta sizin ulaşabileceğiniz en yakın yerde olmalı. Örneğin odanızda yatağınıza yakın bir yerde olabilir.
Böyle bir çanta hazırlamanız sizin için depremde kurtarıcı rol oynayacaktır,bilhassa düdük hepsinden bence daha önemlidir,yerinizi belli etmek için bulunmaz bir alettir,kişisel tecrübelerime dayanarak rahatça söyleyebilirm ki,büyük bir depremde yerinizden kıpırdamaya bile fırsat bulamayabilirsiniz ve eğer bulunduğunuz yer yıkılırsa çevrenizde hareket etmenize yetecek yaşam alanı kalmayabilir ama yanı başınızdaki bir düdük sizin yerinizi ve yaşadığınızı belli edecektir.Böylece yardım daha kısa sürede ulaşacaktır.

serkanonar
21-08-2007, 09:21
Zorunlu deprem sigortasında gelinen noktayı nasıl yorumlamalı
21.08.2007 / Noyan Doğan / Yorum
Aslında bu yazıyı 17 Ağustos’ta yani, Marmara depreminin yıldönümünde yazmam gerekirdi ama bilerek yazmadım. Çünkü diğer yayın organlarında Doğal Afet Sigortaları Kurumu’nun (DASK) ve zorunlu deprem sigortasının ne kadar, ne ölçüde yeralacağını merak ettim. Nitekim, 17 Ağustos tarihinden bir gün önce Hazine Müsteşarlığı da zorunlu deprem sigortası konusunda geniş bir basın duyurusu yayınlamıştı. Beklediğim de oldu, gazetelerde ve televizyonlarda üç-beş satır yeraldı, o kadar. O da deprem sigortasının gelişemediği, konutların çok azının sigorta yaptırdığı şeklindeydi.

Zorunlu deprem sigortasının gelişip, gelişemediği konusu, bardağı dolu ya da boş görmekle alakalı. Boş tarafını görmek isterseniz, sekiz yılda Türkiye’deki 12.9 milyon konuttan sadece yüzde 20’sinin sigortalanabildiğini, dolayısıyla da deprem sigortasının gelişemediğini düşünürsünüz.

Ama dolu tarafını görürseniz; 99 depreminden önce 500 bin konutun sigortalı olduğunu ki, bu 500 bin konutun ne kadarının yeterli deprem teminatı aldığı bilinmiyor- hesaba kattığınızda, zorunlu deprem sigortası uygulaması ile sekiz yılda 2 milyon 570 bin konutun depreme karşı güvence altına alındığını ve bu konutların da her yıl sigortalarını yenilediğini düşündüğünüzde, bunun üzerine bir de sigorta bilinci yeterli düzeyde gelişmemiş bir ülke olduğumuzu eklediğinizde, zorunlu deprem sigortası uygulamasının gerçekten büyük bir başarı olduğu sonucuna varırsınız. İşte ben bardağın dolu tarafını görenlerdenim.
Tüm konutlar sigortalanabilir mi?

Peki bu gelişme yeterli mi, elbette değil. Gerek okuyucularım, gerekse çevremdeki kişiler bana, 12 milyon konutun hepsinin sigortalanıp, sigortalanamayacağını soruyor. Bu noktada ise ben kimi çevrelerden farklı düşünüyorum ve şu cevabı veriyorum: Ne zaman ki bu ülkede tüm araçlar, tüm konutlar, tüm işyerleri, tüm meslek sahipleri, tüm çiftçiler sigorta yaptırır, o zaman 12.9 milyon konutun hepsi de zorunlu deprem sigortası ile sigortalanır. Daha açık bir ifade ile; kişiler, kendi malını kendi korumaları gerektiğini öğrenir, ‘nerede bu devlet baba’ zihniyeti son bulur, sigorta bilinci gelişir, işte o zaman deprem sigortasının gelişip, gelişmediği hakkında çenemizi yormamıza bile gerek kalmaz.

Bu söylediklerim kısa vadede olabilir mi? Mümkün gözükmüyor. Zaten deprem sigortasının yaygın olduğu bölgelere baktığımızda, sigorta bilincinin geliştiği büyük şehirler olduğu görülüyor.

Halen ne demek istediğimi anlamayanlar varsa, bir örnekle açıklayayım... Biz nasıl ki, Ardahan’ın bilmem ne köyünde yaşayan, köye çeşme yapılması için yıllarca devleti bekleyen, tarlasını su bastığında ‘nerede bu devlet, bizimle ilgilenmiyor, biz de oy veriyoruz’ diye bağırıp çağıran Mehmet Emmi’nin, bilmem kaç model otomobiline zorunlu trafik sigortası yaptırmasını beklemiyorsak, evini de depreme karşı sigortalatmasını ummak hayalcilikten öteye geçmez.

O nedenle bana göre kısa ve orta vadede 12.9 milyon konutun yarısından biraz çoğu bile deprem sigortası yaptırsa, inanılmaz bir başarıdır.
Sigorta şirketlerine büyük görev düşüyor

Bunu için de yapılması gereken iki şey var. Birincisi, halkın deprem konusunda bilgilendirilmesi ve bilinçlendirilmesi ki, bu sadece DASK’ın görevi değil, tek başına da yapamaz. Çünkü deprem sigortası bu bilincin bir parçası.

İkincisi ise, zorunlu deprem sigortasının gelişmesinde en büyük görev sigorta şirketlerine ve tabii ki de şirketlerin satış kanalları olan acentelerine düşüyor. Malumunuz DASK bir üst kurum ve deprem sigortası poliçesini pazarlayıp, satamıyor. Sadece ve sadece sigorta şirketleri DASK poliçesini satabiliyor.

Tabloda, sigorta şirketlerinin 2005’ten itibaren sattıkları deprem sigortası poliçe adetleri yeralıyor. Tablodan da anlaşılacağı gibi, kimi büyük sigorta şirketlerinin satışlarında bırakın artışı, azalmalar var. Şirketlerin geneline baktığınızda da, sigorta şirketlerinin zorunlu deprem sigortasına asılmadıkları aşikar. Orta ölçekli şirketlerin satışları neredeyse on binlerle ifade edilirken, büyük şirketlerinki ise sadece 200-300 bin adetlerde kalıyor.

Oysa yukarıda da değindiğimiz gibi deprem sigortasının gelişmesi tamamen sigorta şirketlerinin ve acentelerinin bu konuda gösterdikleri performansa bağlı. Bu aşamada da şirketlerin DASK poliçesi satışına daha fazla önem vermeleri ve toplumun tabanına yaymaları gerekiyor.

serkanonar
23-08-2007, 17:50
Japonya bir ilki deniyor; Depremi 30 saniye önceden duyuracak
Japonya, depremi saniyeler öncesinde haber veren erken uyarı sistemini ülke çapında uygulamaya hazırlanıyor.

Depremin ne zaman meydana geleceğini tam olarak önceden bilmek henüz imkansız, ancak Japon Meteoroloji Kurumu, depremin ilk işaretleri alınır alınmaz, esas deprem dalgası vurmadan azami 30 saniye önce halkı televizyondan uyarmayı planlıyor.

Dünyada bir ilk olacak sistem sayesinde, insanların en azından depremin şiddetiyle parçalanacak camlardan uzak durmak, yangınların önüne geçmek için ocakları söndürmek türünden önlemler almaya zaman bulabilecek.

Kurumun sözcüsü, "İnsanlara kendilerini korumaları için bazı adımları atmaları zamanını verebilirsek, yaralanmaların azalmasında faydası olabilir" dedi.

Meteoroloji Kurumunun verilerine dayanarak televizyondan uyarı sisteminin Ekimden itibaren uygulanmaya başlaması planlanıyor.

Sistemde, fay hattı çatlar çatlamaz depremin büyüklüğünü tahmin eden, yerin derinliklerindeki karmaşık sensörler kullanılacak. Çeşitli sismik dalgaların yer yüzeyine ulaşması zaman aldığı için, deprem vurmadan alarm verilebilecek.

Bununla birlikte, yıldırım ve benzeri gürültülerin yanlış alarm verilmesine yol açabileceğine ve bu sistemin fay hattının tam üzerindeki yerler için faydalı olmayacağına işaret edilerek, sistemin kusurlarının da olduğu belirtiliyor.

Von
23-08-2007, 17:55
Bu yeni bir teknoloji değil zaten uzun yıllardır bu sistem doğalgaz, elektrik vb sistemleri otomatik olarak kapatmak için kullanılıyor (P ve S dalgaları). Bizde de bir ara camilere bu sistemi kuralım diyen bir aklı evvel vardı. Sistemin mevcut haliyle yarardan çok zararı var.

serkanonar
24-08-2007, 09:50
“Devlet Erken Uyanabilecek mi?”

Radikal – 19 Ağustos 2006

Depremi 15 saniye önceden tespit ederek, elektrik, su ve doğalgaz şebekelerinin kapanmasını, fabrikaların güç kaynaklarının kesilmesini, metro ve trenlerin durmasını sağlayacak Erken Uyarı Sistemi, yatırım yapılmayınca yarım kaldı. Deprem nedeniyle çıkabilecek yangınları, patlamaları ve yakıt sızıntılarını önleyecek sistem, uzmanlara göre çok etkili, valiliğe göreyse önemli değil!

Marmara depreminin üzerinden yedi yıl geçti, ancak Türkiye'nin hâlâ bir Erken Uyarı Sistemi yok. Boğaziçi Üniversitesi Kandilli Rasathanesi Deprem Araştırma Enstitüsü'nün (KRDAE) hazırladığı sistem, altyapı yatırımları yapılmadığı için çalışmıyor.


17 Ağustos 1999'daki Marmara depreminin ardından 'İstanbul Deprem Erken Uyarı ve Acil Müdahale' projesi gündeme geldi. 2001'de başlatılan projenin 'Acil Müdahale Sistemi' bu yıl tamamlandı. Sistem kapsamında İstanbul'un yoğun yerleşim, sanayi ve ticaret merkezlerinin bulunduğu 100 farklı noktasına kuvvetli yer hareketi istasyonları, çeşitli binalara da 40 deprem kayıt şebekesi kuruldu. 1.5 milyon dolara mal olan sistem sayesinde beş dakika içinde depremin merkezi ve kentin en çok zarar gören yerleri belirlenebilecek. Acil müdahale ve arama kurtarma çalışmaları bu bilgiler ışığında yapılacak.

Ancak bu çalışmanın ikinci ayağı olan İstanbul Deprem Erken Uyarı Sistemi ise devlet yeterli ilgiyi göstermeyince yarım kaldı. Tüm tasarımı ve teknik şartnameleri KRDAE-Deprem Mühendisliği Anabilim Dalı'nca hazırlanan erken uyarı sistemi tamamlanırsa, depremi 1-15 saniye önceden haber verecek. Sistem, depremden önce otomatik sinyalleri kullanıcı birimlere gönderecek. Bu sayede kentteki elektrik, su ve doğalgaz şebekeleri kapanacak, fabrikaların güç kaynakları kesilecek, metro ve banliyö trenleri duracak. Olası zararlar engellenecek.

Sistem için ana Marmara Fayı'na yakın yerlere 10 kuvvetli yer hareketi istasyonu kuruldu. Bu yerler arasında Adalar, Tuzla, Yalova, Gebze ve Marmara Ereğlisi de var. Üniversite, görevinin büyük kısmını tamamladı. Ancak, bu sistemi kullanacak birimlere yayacak yatırımları valilik ve Büyükşehir Belediyesi henüz yapmadı. Oysa uzmanlara göre erken uyarı sistemi, olası deprem anında yangınları, gaz sızıntılarını, patlamaları ve çevrenin kirlenmesini engelleyebilecek çok önemli bir proje.

Erdik: Sistem şu an dahili çalışıyor

Projenin yöneticisi KRDAE Deprem Mühendisliği Anabilim Dalı Başkanı Prof. Dr. Mustafa Erdik, şu bilgileri verdi: "Erken uyarı sistemini şu an dahili çalıştırıyoruz. Erken uyarıyla ilgili parametreleri alıyor, denemeler yapıyoruz. Ancak, bu işin kullanıcılara açılması için bazı resmi prosedürler yerine getirilmeli. Örneğin yanlış bir sinyal gönderirseniz tüm elektriği, gazı kesersiniz, bazı fabrikaları durdurursunuz. O bakımdan bunlar şifreli gitmeli.
Erken uyarı sinyallerinin kullanıcılara taşınması işi resmi organlarca yapılmalı. Sistemi, valiliğin kuracağı afet yönetim merkezinin bir parçası olarak düşünüyoruz. Ancak uygulamaya geçilmedi. Ayrıca resmi kurumların yanı sıra sanayi kuruluşlarının da sisteme entegre olabilmesi için yatırım yapması gerekiyor. Bu hazırlıklar bir an önce yapılmalı. Bu, tüm dünyada yaygın bir sistem. Türkiye'de bazı gelişmeler daha geç yaşanıyor. Bunlar zamanla yapılacak, ama o zamana kadar bekleyebilecek miyiz?"


İstanbul Valiliği'nden üst düzey bir yetkiliyse, şunları söyledi: "Çok para lazım. Sistem, bunu kullanacak kuruluşlarda ana bir kapatma düğmesi olursa harekete geçirilebilir. Pek çoğunda bu yok. Elektrikte zaten sigortalar var, atıyor. Bunu nerede kullanacağız? Ayrıca erken bildirme süresi 15 saniye. Çok kısa bir süre, bu kadar zamanda insanları binalardan çıkaramazsınız. Ancak biz yine de projeye destek veriyoruz. Deprem anında valilik, belediye ve 1'inci Ordu Komutanlığı'na hemen bilgi verecekler."

Depremle ilgili pek çok bilim insanının çalışmalar yaptığını belirten İTÜ Maden Mühendisliği öğretim üyesi Prof. Dr. Naci Görür, ülkeyi yönetenlerinse buna kayıtsız kaldığını, destek vermediğini ileri sürdü. Görür, "Çoğu zaman kaynak ayrılmıyor. 'Bu bizim adamımız', 'Bu değil' diye ayrım yaparak kaynakları kullanıyorlar. Son olarak Başbakan Yardımcısı Mehmet Ali Şahin, medya önünde bize deniz altı gözlem istasyonu konusunda destek verdi. Daha sonra topu taca atar gibi 'Siz TÜBİTAK ile görüşün' deyip işin içinden çıktı" dedi.
Depremden sonra yapılanlara baktığında üzüntü duyduğunu anlatan Prof. Görür, şunları söyledi: "Bu kadar büyük bir depremin olabileceği bilimsel olarak açıklandıktan sonra dünyanın hiçbir yerinde böyle bir tutum görülmemiştir. Bilime sırtını dönmüş, kaderciliği yaşam tarzı belirlemiş bir zihniyet ancak böyle davranabilir. Dünyadan bilim insanları buraya gelerek büyük depreme neden olacak fay hattını inceliyor. Hepsi depremin olacağını söylüyor. Ama bunu, bu ülkeyi yönetenler anlamıyor. Kobe depremle yerle bir oldu. 10 sene sonra bütün kent depreme güvenli hale geldi. Biz demek ki bu şansı hiç kullanmadık. Afet beklentisi içinde olan bir şehirde bugüne kadar yapılan şeyler masa başında üretildi. İstanbul'u depreme hazırlama adına ciddi herhangi bir şey yok

serkanonar
25-08-2007, 09:58
Yapı denetimi ve sigortadan kaldık!
Marmara’yı vuran 7,4’lük depremin üzerinden tam 8yıl geçti. Türkiye deprem güvenliği konusunda bir arpa yolu bile yol alamadı. Yapı denetimi ve sigorta felç.

--------------------------------------------------------------------------------

Deprem ülkesi olmamıza rağmen, bu felaketin ciddiyetini ancak 17 Ağustos’ta ‘anlamış gibi’ görünüyorduk. O günlerde “Artık sağlam zeminlere sağlam binalar inşa edeceğiz; yapıları çok sıkı denetleyeceğiz” türünden pişmanlık ifade eden sözler pek revaçtaydı. Ama hafıza-i beşerin nisyan ile malul, tarihin de çoğu kez tekerrürden ibaret olduğu bir kez daha bütün vahametiyle ortaya çıktı.

7,4’lük 17 Ağustos felaketinin üzerinden tam 8 yıl geçti; ama İstanbul ve Türkiye hâlâ ‘büyük depreme’ ve depremlere hazır değil. İstanbul’da 7 ve üzerinde büyüklüğe sahip bir depremde en az 50 bin kişinin ölmesi, 300 bin kişinin yaralanması, yüz binlercesinin evsiz kalması, 5 bin binanın tamamen yıkılması, 50 binden fazla binanın oturulamaz hâle gelmesi bekleniyor. Manyas ve Gemlik depremleri sonrası bu tartışmalar yeniden alevlendi. “Deprem kapımızda” diyen üniversite hocalarının sesi daha gür çıkmaya başlarken, “Binalar hazır mı?” sorusu yeniden ağırlık kazandı. Ancak aradan geçen 7,2 yılda bu konuda bir arpa boyu yol alınamadığı, 1999 depreminden sonra çıkarılan yasalar konusunda ilerleme şöyle dursun, bazı alanlarda geriye bile gidildiği ortaya çıktı. Deprem sigortası oranı çok düşük seviyelerde kaldı; yapı denetiminde halkın can güvenliğiyle alay eden bir ‘peşkeş savaşı’ yaşanıyor; bir yıl önce hazırlanan yeni deprem yasa taslağı da hâlâ Başbakanlık’ta bekliyor, üstüne üstlük birçok eksiği olduğu belirtiliyor.

DENETİM FİRMALARINI İNŞAAT SAHİBİ SEÇİYOR
Deprem sonrası alınan en önemli karar, 2000 yılında 595 sayılı kanun hükmünde kararname ile yapı denetiminin belediyelerden özel şirketlere devredilmesi olmuştu. 2001 yılında ise daha kapsamlı bir çalışmayla 4708 sayılı kanun çıkartıldı. Buna göre yapı denetim firmaları, bünyesinde inşaat, makine ve elektrik mühendisinin yanı sıra mimar da bulundurmak zorunda. Müteahhit, denetim yapan firmayı kendi seçiyor; inşaat bedelinin yüzde 3’ünü de denetçiye ödüyor. Hazırlanan projeler önce yapı denetim firmalarına getiriliyor. Mevzuata uygun olup olmadığının kontrolü yapıldıktan sonra onay için belediyeye gidiyor. Ruhsat çıktıktan anahtar teslimine kadar geçen sürede bina sıkı denetime tâbi tutuluyor. Örneğin betonun alınan numunesi laboratuvarda incelenip testleri yapılıyor.

Yapı denetim firmaları, kontrol edeceği inşaatın sahibi tarafından seçiliyor. Kimi küçük firmalar fiyattan memnun kalmazsa pazarlığa girişerek, inşaat maliyetinin yüzde 3’ü nispetindeki rayiç bedeli yüzde 1’lere kadar indirebiliyor. Bu durumda binanın denetimi ikinci planda kalıyor. Yapı sahibinden parayı alan firma, hataları görmezden geliyor veya “maliyetini kurtarmadığı için” zaten göremiyor!...

Konut inşaatlarında yapı sahipleri tarafından ruhsat ve eklerine aykırı uygulama isteği ile sık sık karşılaşıldığını söyleyen Işık Yapı Denetim Genel Müdürü Günseli Durular, müteahhit ve yapı sahiplerinden çatı kullanım alanlarının büyütülmesi, balkon gibi açık çıkmaların kapalı hale getirilmesi konusunda taleplerle karşılaşıldığını belirtiyor. Ancak kendi firmalarının bu tür isteklere müsaade etmediğini, zaman zaman ilgili idarelerin esnek davranabildiğini söylüyor. "Bu nedenle yapı denetim firmaları müteahhit, yapı sahibi ve ilgili idareler arasında sıkışıp kalarak yaptırım uygulamakta zorluklar yaşıyor. Her sektörde olduğu gibi bu sektörde de haksız rekabet koşullarından dolayı iş almakta zorlanıyoruz. Küçük alanlı inşaatlar sorun teşkil ettiğinden daha çok kurumsal kimlikli ve büyük alanlı inşaat projelerine teklik vermekteyiz."

TEFTİŞLER YETERSİZ, ŞİRKET SAYISI ÇOK FAZLA

Yapı denetim firmalarının 720 bin metrekare alan sınırlaması bulunuyor, bu sınırı aşanlar birden fazla firma kurabiliyor. Söz konusu denetim alanı bazen 3-4 büyük metrajlı işle veya 300-400 adet konut ile doluyor. 19 pilot ilde uygulanan yapı denetim kanununun Türkiye genelinde uygulanmasının gerekli olduğunu belirten Durular, tüm yapıların denetimden geçmesinin önemini dile getiriyor. 19 ilde toplam 600 civarında yapı denetim firması bulunuyor.

17 Ağustos sonrasında yapılan binaların öncesindekilere göre daha sağlam olduğunu ifade eden Parkas Yapı Denetim Yönetim Kurulu Başkanı Erçin Dülger, denetim firması sayısının çok fazla olduğu görüşünde: “Fransa’da 15’i geçmez müşavir firma. Projesini dahi onlar yapıyor. Biz başkasının projesini kontrol ederek mesuliyet alıyoruz; ama nasıl oluyorsa 50 metrekarede 50 personel ikamet ediyor. Merdiven altı firmalar var. Bazı büyük inşaat firmaları kendi şirketlerini kuruyor.”

Ulusal Deprem Konseyi Başkan Yardımcısı Oktay Ergünay da yapı denetim kuruluşlarının bir kısmının daha ciddi çalıştığını dile getiriyor. “Daima her şeyin kötüsü, denetlenmeyen ortamda iyiyi kovar. Sistem yeni başladığında iyi çoktu; ama mesleğine sadık yapı denetim şirketleri çekilmek zorunda kaldı. Çünkü iş alamadı.” Ergünay, sistemin iyi çalışıp çalışmadığını kontrol eden denetimlerin çok yetersiz olduğunu söylüyor. “Yap-sat mantığında olanlar, kendilerini ciddi denetleyecek bir sistemi istemiyor. Bu kadar büyük arsa payı verip yüksek kalitede malzeme kullanınca, kâr edemiyor. Sırf formalite yerini bulsun, imza atılsın diyor. Bakanlık da bazen denetliyor, kurala aykırı olanları bazen kapatıyor. Ama kapanmadan yenisi kuruluyor.”

62 İL, 73 YIL ÖNCEKİ YASAYLA DENETLENİYOR

Ancak Türkiye nüfusunun yüzde 50’sinden fazlasına denk gelen 19 ilde uygulanıyor bu teftiş sistemi. Aradan 7 yıl geçmesine rağmen diğer 62 vilayette hâlâ 1933 tarihli yasa yürürlükte. Buralarda inşaat onaylarını, belediyelerin fenni mesulleri veriyor. “Pilot uygulama, bir-iki yıl olur; 7 yıldır uygulanıyor. 19 ilin dışındakiler deprem bölgesinde değil mi? Oradaki insanlar vatandaş değil mi?” diye soruyor Oktay Ergünay.

Beş yıl önce çıkarılan 4708 sayılı kanun, büyük memnuniyetsizliklere yol açınca Bayındırlık Bakanlığı, 2004’teki Deprem Şûrası’nın sonuçlarından yola çıkarak yeni bir Yapı Denetim Yasası hazırlamaya koyuldu. Ancak söz konusu yasa tasarısı taslağı bir yıldır Başbakanlık’ta bekliyor. Niçin beklediğine dair kimsenin bilgisi yok. Bayındırlık ve İskân Bakanlığı Müsteşarı Sabri Özkan Erbakan da bunlardan birisi: “Eksiklikleri var eski yasanın. Bunları gidermeye çalıştık. Ama niçin bekliyor bilemiyorum. Hızlandırmak için çabalıyoruz. Önümüzdeki yıl gelmesini bekliyoruz Genel Kurul’a.”

İnşaat Mühendisleri Odası Başkanı Cemal Gökçe, hem yürürlükteki yasanın hem de çıkarılmayı bekleyen tasarının sektörün ihtiyaçlarına cevap verecek düzeyde olmadığını savunuyor: “Yasa eksik; haksız rekabetin önlenmesi lâzım. Denetim ticari bir anlayışla değil, meslekî ahlâkla yapılmalı. Meslekî bir yasa çıkartılmalı. Denetimler iyi yapılmıyor. Kalitenin yeterli olduğunu söylemek zor. Projeler yetersiz; malzemelerde, işçilikte sorunlar var.” Gökçe’ye göre yürürlükten kaldırılan 595 sayılı kararname hem Başbakanlık’ta bekleyen tasarıdan hem de mevcut yasadan daha ciddiydi.

Yeni inşaatlarda malzeme kullanımında bir değişim ve farklılık yaşanıyor. Özellikle hazır beton kalitesi günden güne artıyor. Türkiye Hazır Beton Birliği Genel Sekreteri Ferruh Karakule, sektörde iyileşme olduğunu ancak bunun bütün üreticileri kapsamadığını söylüyor. 650 civarında beton santralinin 75’inin üretim kalitesi üye olduğu birlik tarafından sürekli kontrol ediliyor. ISO, TSE belgeleri isteniyor üyelik için. Üye olmayan 250 firmanın betonları da denetleniyor. Asıl sorun, geriye kalan 400 firmada. Karakule, beton sektörünün yüzde 80’inin standartlara uygun üretim yaptığını, yüzde 20’lik kesimin ise kalitesiz üretimi tercih ettiğini söylüyor. “Devlet, kontrol sistemini bir an önce hayata geçirmeli. Hazır beton ideal seviyede değil. Demirde de sorun var. İTÜ’nün yaptığı bir denetimde demir numunelerinin yüzde 35’i bozuk çıktı.”

İYİ BİNANIN DASK’I DÜŞÜK OLSUN

17 Ağustos felaketi sonrasında deprem sigortası Doğal Afet Sigortaları Kurumu (DASK) bünyesinde uygulamaya geçti. Depremden sonra geçen 7 yıla rağmen Türkiye genelinde sigorta oranı hâlâ yüzde 20’lerde seyrediyor. 13 milyon konutun ancak 2,5 milyonu DASK yaptırdı. İstanbul, deprem korkusunu daha fazla yaşadığından bu oran yüzde 30’lar seviyesinde. Trafik sigortası ise yüzde 60’larda. DASK’ın hazırlayıcılarından ODTÜ İnşaat Bölümü Öğretim Üyesi Prof. Dr. Polat Gülkan, sigortanın yaygınlaşmamasının sebebini “Yaptırılmazsa cezası yok. Pazar ekonomisi var, deprem korkusundan satılıyor. İkincisi geleneğimizde sigorta kültürü yok.” diye açıklıyor. Gülkan’a göre “iyi binaya ödül, kötü binaya ceza” niteliğinde olması gereken sigorta primi “iyi binalarda düşük, kötü binalarda yüksek” tutulursa DASK daha kolay yaygınlaşır: “Hasar olduğunda tazminat vereceksin. Ama bina bir tane. Sigorta yaptırmayan adam bedavadan iyileştirmeye tâbi tutuluyor. Her sigorta, konut için olmalı. Kat mülkiyeti kanunu burada da karşımıza çıkıyor.”

Müsteşar Sabri Özkan Erbakan ise Afyon ve Dinar’da yaşanan haksız sigorta dağıtımından sonra Dinar ve Bingöl’de DASK’ın kaldırıldığını anlatıyor. Boğaziçi Üniversitesi İnşaat Mühendisliği Bölümü Öğretim Üyesi Prof. Semih Tezcan ise zorunlu deprem sigortasının yaygınlaşması için poliçe bedelinin emlak vergisinin içine monte edilmesi gerektiğini söylüyor.

Yapı denetimiyle ilgilenen hemen hemen bütün tarafların ortak görüşü, sistemin sigortaya dayalı çalışması gerektiği. Yurtdışında uygulanan “meslekî sorumluluk sigortasının” hayata geçirilmesi isteniyor. Bu sistemde mesela ameliyatta yanlış bir uygulama yapan doktorun sigorta primleri, her hatasında artıyor. Ödeyemez duruma gelince mesleğini bırakmak zorunda kalıyor.

Işık Sigorta Teknik ve Reasürans Müdürü Özgür Koç, Türkiye’de böyle bir sistemin kurulmasının zorunlu olduğunu söylüyor. Önerilen sistemin işleyişi şöyle: Yapı denetim şirketi, zorunlu sigortayı yaptıracak. İşini iyi yapmadığı durumda vatandaş hasar tazminatını mahkeme kararıyla alacak. Sigorta şirketleri ortak bir havuzda çalışacak. Denetim firmasının prim katsayısı da şirketin ‘sabıkasına’ göre artacak. Dolayısıyla iyi denetlemeyen şirket, bir süre sonra işine devam edemeyecek. Sigortanın hukuk sistemiyle paralel ilerlediğini söyleyen Koç, bugün başlansa bile sistemin ancak 10-15 yıl içinde oturacağını söylüyor: “İnsanlar mahkemeye gidip tazminatlar almaya başlayınca sorumluluk sigortası oturur.”

Ulusal Deprem Konseyi Başkan Yardımcısı Oktay Ergünay, yapı denetiminin en önemli ayağının, denetim firmaları ile müteahhitler arasındaki ‘pazarlık ilişkisi’ olduğunu düşünüyor. Aynı şekilde Türkiye İnşaat Müteahhitleri İşveren Sendikası (TİMSE) Başkanı Nazmi Aygün de müteahhitle denetmenin ilişiğinin kesilmesi gerektiğini savunuyor. Özel idare veya bayındırlık müdürlüğünün bu konuda aracı olabileceğini dile getiriyor. Prof. Semiz Tezcan, bu noktada binaların 15 yıl süreyle sigorta teminatı altına alınıp primlerin bina sahibi tarafından ödenmesi gerektiğini savunuyor.

Primler, “yılda binde 4” hesabıyla 15 yılda yapı maliyetinin yüzde 6’sını buluyor. Kanun koyucu, bunu denetim firmalarının ödemesini istiyor. Ancak kimi zaman yüzde 3’ün bile altında çalışan denetim firmalarının bunu ödemesi mümkün değil. Tezcan, yapı denetim ücretlerinin de yüzde 8’den başlayıp inşaat alanı büyüdükçe azalan oranlarda en düşük yüzde 3 tarifesi üzerinden ödenmesi gerektiğini savunuyor. DENETİM İÇİN GEREKLİ ÜÇ ŞART

Oktay Ergünay ise sistemin işler hâle gelmesi için denetimin temelinde üç şart bulunduğunu anlatıyor: “Denetim yapan bağımsız, tarafsız ve yetkin olmak zorunda. Yapı denetiminin olmazsa olmazı bu. Belediyeler siyasi organ. Bundan rant da sağlıyorlar. Oradaki mühendis, denetçi tarafsız davranabilir mi? Yapı denetim firmaları otomatik bir sistem seçmeli. ÖSYM gibi. Bakanlık belirleyebilir. Üç-dört firma olacak. O zaman yapımcının bu adamları reddetme şansı kalmayacak.”

7,4’lük felaketin ardından geçen 7,2 yıl Türkiye’nin deprem güvenliği konusunda katetmesi gereken çok yol olduğunu gösterdi. Yapılacak çok iş var; en önemlisi ise zihniyet devrimi. İstanbul’un beklediği büyük felaketin belki eli kulağında; ama hâlâ kulaklar sağır, sağduyu ve tedbir kültürü ise bu diyarlara biraz uzak gibi… Deprem güvenliğinin sağlanması için belki deprem kadar sarsıcı ve radikal tedbirler alınması, topyekûn bir dönüşüm yaşanması gerekiyor.


ZEYTİNBURNU DÖNÜŞÜMÜ HATALI

Türkiye’nin yüzde 93’ü deprem bölgesi. Birinci derece deprem bölgesinde yer alan İstanbul ise Türkiye’nin kalbi. Depremin büyüklüğü ile ilgili tartışmalar gündeme gelirken kentsel dönüşüm ve binaların yıkımıyla ilgili pek fazla gelişme yaşanmıyor. Kentsel dönüşüm için Zeytinburnu, pilot bölge seçilmişti. 16 bin binanın incelenmesi sonucu 2 bin 300 konut ve 2 bin 900 ticari binanın risk taşıdığı, bu binaların yeniden inşa edileceği geçtiğimiz yıllarda açıklandı. Hâlâ bu binaların temeline kazma vurulamadı. Yüzde 14’lerde olan yıkılacak bina oranının çok yüksek olduğunu öne süren Prof. Semih Tezcan, taramaların işe yaramadığını ve binaların göçme riski derecesini tayin etmeye yarayan kriterlerde isabetsizlikler ve yetersizlikler olduğunu kaydediyor. Tezcan, Yıkılacak bina oranın İstanbul için yüzde 4 olduğunu; ancak Zeytinburnu’nda bu oranın yüzde 14’lerde göründüğü için revize edilmesini istiyor.

Uzun süren ‘teşhis’ aşamasının tamamlandığını anlatan Zeytinburnu Belediye Başkanı Murat Aydın ise çok dertli. Başkan, ‘tedaviye’ başlanamamasının sebebini şöyle açıklıyor: “Bu yasalarla iş yapmamız mümkün değil. Yeni yasa çıkmadan hiçbir şey yapamayız. Bürokratlar kendi özlük haklarını koymuşlar. Ne yapacağımız konusunda üniversiteler dâhil olmak üzere bir çözüm ortaya konulamadı. Artık konuşmaktan bıktım. Halkın da bize destek vermesi gerekiyor. Ankara bürokrasinin de…”

Dünya Bankası, depreme dayanıklı binaların üretilmesi ve güçlendirilmesi için 400 milyon dolar göndermişti. Bu halen İstanbul Valiliği’nin kasasında bulunuyor. Prof. Semih Tezcan, tüm binaların taranarak göçme riski taşıyanların bulunup çıkarma sorumluluğunun belediyelerde olduğunu söylüyor.

serkanonar
30-08-2007, 16:30
Doğadaki Deprem Belirtileri Prof. Dr. Ahmet Ercan
Uzmanlar, doğadaki deprem sinyallerini aşağıdaki şekilde gruplandırmaktadırlar:

Böcek ve Hayvan Davranışları (1 saat - 3 gün öncesi)
At, eşek, inek Tasmalarını koparırlar. Ahır kapılarından dışarı çıkmak isterler.
Tepelere doğru koşarlar.
Tavşan ve fare:Yapıların üst katlarına kaçışırlar. Direklere tırmanırlar. Yere inmek istemezler.
Domuzlar Hızla yukarıya doğru koşarlar. Toprağı delicesine eşelerler.
Kediler Kutu ya da çöp bidonu içine atlarlar. Top gibi sıkışıp, şiddetle titrerler.
Köpekler Korku dolu havlarlar.
Balıklar Göl ya da deniz tabanının ısınması sonucu yüzeye yakın yüzerler.
Yılan balıkları ortadan kaybolur.
Ölü balık Balıklar nedensiz bir şekilde ölürler.
Ördek, kaz, kuğu Göle girmek istemezler. Göldekiler ölebilir.
İpek Böcekleri Arka arkaya dizilirler.
Yengeç Plajda yengeçler dolaşır.
Martılar Çembersel olarak uçarlar.
Büyükbaş hayvanlar 3-4 gün önce elektromagnetik ışınlardan etkilenmeye başlarlar.
Karıncalar Yuvalarından dışarıya çıkarlar.
Gökyüzündeki Değişimler (1 saat - 1 hafta öncesi)
Deprem ışıkları Güneşin yeni doğup batışı gibi ışık hüzmeleri görülür.
Alev topları Yanan bir kibrit alevi gibi alev topu görülür.
Deprem bulutları Açık havada, kırılacak bölgenin üzeri bulutlanır.
Yıldırımlar Olağan dışı mor, yeşil, kırmızı, mavi, pembe renkli oluşumlar görülür.
Gökkuşağı Açık havada kısa gökkuşağı oluşur. Bunda yeşil, siyah, mavi renk egemendir.
Hava sıcaklığı Havada aşırı sıcak ve sıkıntı meydana gelir.
Ay, yıldızlar Parlak bir gökyüzü içinde yıldızlar elde tutulacak kadar yakın görünür.
Uğultu Yerden anlam verilemeyen bir uğultu duyulur.
Bitki ve Ağaç Değişimleri (1 - 3 ay öncesi)

Meyve ağaçları Erken çiçek açar ve erken meyve verir.
Ot ve ağaç dalı Yüzeyleri kızarır, yanar.
Küstüm çiçeği (mimoza) Gündüz, deprem öncesi pörsür.

Deniz ve Göl Değişimleri (1 saat - 2 hafta öncesi)

Su basması Bir iki hafta önceden kıyıları deniz basar.
Su çekilmesi 1 ile 5 saat öncesinden deniz kıyıdan çekilir.
Dalgalar 1 ile 5 saat öncesine kadar çarşaf gibi düz olan denizde, gemi geçmiş gibi dalgalar oluşur.
Düz deniz Deniz çarşaf gibi düzgün olur.
Hava kabarcığı Deniz ya da gölde bolca hava kabarcığı görülür.
Isınma Deniz tabanındaki ısınmadan dolayı suyun ısısı da normalin üzerine çıkar.

Yeraltı Suları Değişimleri (1 saat - 3 ay önceden)
Su verimi 1 ile 4 litrelik verim artışı olur.
Basınç artışı Su basıncında 1-1.5 barlık artış olur.
Su sıcaklığı Olağan sıcaklığın 1-2 derece üzerinde ısınır.
Yeni kaynak 1 ile 2 hafta öncesinden yeni kaynak oluşur ya da var olan kaynak kuruyabilir.
Su gazları Karbondioksit, metan ve radon gazı içeriği artar.
Su tadı Su acılaşır ya da tatlılaşır.
Suda koku Çürük yumurta ve kükürt kokusu gelir.
Su kimyası İletkenlik, radon, civa, helyum, karbondioksit artışı gözlenir.
Kabarcıklar Su içinde hava kabarcıkları oluşur.
Dere suları Kesilir, kurur ya da çoğalır.

adnanfd
30-08-2007, 18:23
HABER DETAY 22.08.2007

Büyük depremin tarihi 2011


İstatistik çalışmaları kapsamında 1754'te İzmit'te meydana gelen depremden 12 yıl sonra 1766'da Marmara Denizi'nde iki büyük deprem meydana geldiğini vurgulayan bilim adamları, buradan yola çıkarak 1999'da meydana gelen Marmara depreminden 12 yıl sonra yani 2011'de bir deprem olma olasılığına dikkat çekiyor.

İTÜ Maden Fakültesi Jeofizik Mühendisliği Bölümü Öğretim Üyesi Prof. Dr. Haluk Eyidoğan, 1999 depreminin ardından yapılan tüm bilimsel çalışmaları topladığı makalesinde, bu konuyu da gündeme taşıdı. Eyidoğan makalesinde, ABD Princeton Üniversitesi'nde yerbilimci olan Prof. Aurelia Hubert-Ferrari'nin konuyla ilgili düşüncelerini şöyle dile getirdi:
"Hubert-Ferrari 1754 İzmit depreminin, 12 yıl sonra 1766 İstanbul depremlerini tetiklediğini savunmuştur. Yerleri tartışmalı olmakla birlikte Marmara'da en fazla hasar yapıcı depremlerin 1754, 1766 ve 1509'da olan depremler olduğu anlaşılmaktadır."

Net bilgiler yok
Tarihsel depremlerin yerleri konusunda henüz bir netlik olmadığını belirten Eyidoğan, "Bu konuda daha çok belgenin araştırılması gerekiyor. Yerleri ve büyüklükleri belli olunca tahminler daha sağlıklı olur. Ama yine de mevcut bilgilerden yola çıkarak depremin yerini ve büyüklüğünü tahmin edebiliyoruz. Ama elimizde daha net bilgiler olsaydı, daha yakın tahminlerde bulunabilirdik" diye konuştu.
İTÜ Maden Fakültesi Jeoloji Bölümü Öğretim Üyesi Prof. Dr. Celal Şengör de, 1754 ve 1766 depremlerine dikkat çekerek, iki büyük depremin arasında 12 yıl olduğunu, bunun tekrar olabileceğini vurgulamıştı.


En erken 2016'da
Bayındırlık ve İskân Bakanlığı Afet İşleri Genel Müdürlüğü Deprem Araştırma Dairesi'nin yaptığı bir araştırmada da, yüzyıllara göre Marmara Denizi'nde meydana gelen depremlerin tarihleri incelenerek, Orta Marmara Fayı üzerinde 1766'dan bu yana deprem olmadığına dikkat çekildi. Orta Marmara fayı üzerinde depremin yinelenme aralığının 250-300 yıl olduğu belirtilen araştırmada, "En son 1766'da depremler olduğuna göre, bir dahaki depremin oluş tarihi tahmini 2016-2066" denildi.


1754 ve 1766'da neler oldu?

Merhum Prof. Dr. Aykut Barka ile Ali Er'in hazırladıkları, "İstanbul depremini bekleyen şehir" adlı kitapta, 1754 İzmit ve 1766'da (22 Mayıs ve 5 Ağustos) Marmara Denizi'nde meydana gelen depremlere ait şu bilgiler yer alıyor:


2 Eylül 1754 depremi: Deprem, İzmit Körfezi etrafındaki köyleri yıktı, İstanbul'da büyük can kaybı ve maddi hasara yol açtı. Sarsıntının iki dakika, hatta kesintili olarak 10 dakikaya kadar sürdüğünü iddia edenler oldu. Ancak daha ciddi kaynaklarda sarsıntının 30 saniyeyi aşmadığı belirtildi. Sarkaçlı saatler durdu. Venedik Elçiliği, depremde çanın beş dakika çaldığını bildirdi.

1766 Mayıs ve Ağustos depremleri: 22 Mayıs 1766 sabahı meydana geldi. Deprem, İstanbul'da çok sayıda binayı yıktı, yaklaşık 5 bin kişi yaşamını yitirdi. Depremin yol açtığı tsunami özellikle Boğaz kıyılarını ve Mudanya Körfezi'ni vurdu. Galata ve Haliç'in karşı kıyıları sular altında kaldı. Marmara'da yerleşimin olmadığı bir ada yarısına kadar battı.

http://www9.gazetevatan.com/haberdetay.asp?tarih=15.05.2006&Newsid=133564&Categoryid=1

Haber: Milliyet

serkanonar
01-09-2007, 11:14
Bir deprem tatbikatına 600 bin kişi birden nerede katılır? Tabii ki Japonya'da....


Japonya'da yapılan yıllık deprem tatbikatına bu yıl 600 bin kişi katıldı.

Mavi iş tulumu giyen Başbakan Shinzo Abe, tatbikat çerçevesinde savunma, polis ve itfaiye yetkililerinin toplandığı başbakanlık konutundan olağanüstü hal ilan etti.84 yıl önce 1 Eylül 1923'te başkent Tokyo'yu yerle bir eden ve 140 binden fazla kişinin öldüğü 8,3 büyüklüğündeki Büyük Kanto depreminin yıl dönümünde her yıl tatbikat yapılıyor. Uzmanlar, dünyanın en depreme açık bölgesinde bulunan Japonya'nın gelecek 50 yılda büyük bir deprem yaşama ihtimalinin yüzde 90 olduğunu belirtiyor.

adnanfd
02-09-2007, 02:26
dün Antalya'da meydana gelen deprem hafife alınmamalı.fethiye ölüdenizden başlayıp kıbrıs'ın güneyinden bir yay yaparak geçen ve iskenderun'a kadar giden çok uzun bir fay hattı var..hatta bazı bilim adamlarınca kayıp kıta atlantisin kıbrıs ile suriye arasında kalan bir bölgede olduğu ve çok şiddetli bir deprem neticesi bu adanın (atlantis) kaybolduğu,kıbrıs'ında bu adanın en yüksek yeri olduğu belirtilmekte.bu fayın 8,5-9 şiddetinde deprem üretebileceği , böyle bir durumda da kıbrıs iskenderun suriye ve israil'in çok şiddetli etkileneceği belirtilmekte.

Von
03-09-2007, 06:13
dün Antalya'da meydana gelen deprem hafife alınmamalı.fethiye ölüdenizden başlayıp kıbrıs'ın güneyinden bir yay yaparak geçen ve iskenderun'a kadar giden çok uzun bir fay hattı var..hatta bazı bilim adamlarınca kayıp kıta atlantisin kıbrıs ile suriye arasında kalan bir bölgede olduğu ve çok şiddetli bir deprem neticesi bu adanın (atlantis) kaybolduğu,kıbrıs'ında bu adanın en yüksek yeri olduğu belirtilmekte.bu fayın 8,5-9 şiddetinde deprem üretebileceği , böyle bir durumda da kıbrıs iskenderun suriye ve israil'in çok şiddetli etkileneceği belirtilmekte.

Bazı kaynaklar ise Eflatun'un Atina için özellikle Atlantis'i ortaya attığını yazar. Robert Sarmast'ın bahsi geçen senaryosu tamamen mit dir. Ve mit lerin dolayısıyla bilimsel herhangi bir değeri yoktur.

serkanonar
03-09-2007, 13:32
dün Antalya'da meydana gelen deprem hafife alınmamalı.fethiye ölüdenizden başlayıp kıbrıs'ın güneyinden bir yay yaparak geçen ve iskenderun'a kadar giden çok uzun bir fay hattı var..hatta bazı bilim adamlarınca kayıp kıta atlantisin kıbrıs ile suriye arasında kalan bir bölgede olduğu ve çok şiddetli bir deprem neticesi bu adanın (atlantis) kaybolduğu,kıbrıs'ında bu adanın en yüksek yeri olduğu belirtilmekte.bu fayın 8,5-9 şiddetinde deprem üretebileceği , böyle bir durumda da kıbrıs iskenderun suriye ve israil'in çok şiddetli etkileneceği belirtilmekte.

Sayın Adnanfd;
Atlantis'in sonu belli değil ama Kekova ayan beyan ortada duruyor, akdenizde sahil bölümünde pekçok antik kentin deprem nedeniyle yok olduğu biliniyor.Peki Antalya'da yaşayanlar depremi önemsiyor mu HAYIR.Antalya'da deprem sigortası yaptırma oranı %19. 1.derece deprem bölgesinde bulunan Antalya'nin ilçeleri Finike,Kumluca,Demre,Kemer ve Antalya merkez'in Konyaaltı mahallesinde çok değil bundan 30-40 yıl önce bataklık olan,halen 3-5 metrede su çıkan yerlerde 8-10 katlı yapılaşmaya izin veren belediyelere ne demeli.Herkes İstanbul depremini bekliyor sanki Antalya'da birşey olmaz diye umursamıyor.Halbuki pek çok yer depremin tarihi kalıntıları olarak karşımızda duruyor.Bizlerse kafamızı bataklığa gömmüş umursamıyoruz.

GÜRKAN
03-09-2007, 18:28
Deprem mahkemesi

Bir depremde yıkılan binanın hesabını sormak için müteahhiti arıyorlar, ama müteahhit ortada yok. Bakıyorlarki müteahhit sırra kadem basmış, fıkra bu ya, hazır mahkeme kurulmuşken, inşaat malzemelerini yargılayalım diyorlar. Ve malzemeleri mahkemeye cıkarılıyorlar. Savcı;
- "Kumu tutukluyalım" diyor. Kumu sanık sandalyesine oturtuyorlar. Kum diyorkı;
- "Hakim bey benı tutuklayamazsınız. Ben bınanın sıvasını yapmısım, binanın yıkılmasının benlen alakası yok..."
Hakim;
- "Dogru soyluyorsun sen beraat, ama suçlu kim?" Kum cevap veriyor;
- "Çakıl suclu ana madde cakıldır..."
Çakılı goturuyorlar mahkemeye... Çakılda aglamaya baslıyor;
- "Tamam ben ana maddeyım ama bızı bırbırımıze tutusturan cımento var... Asıl suçlu odur, onu tutuklayın" dıyor. Hakim;
- "Dogru dıyorsun sende beraat ettın..." dıyor. Ve mübaşir sesleniyor;
- "Çımento gelsınnnn..."
Çimento gelıyor huzura... Çımento baslıyor bu sefer anlatmaya...
- "Tamam ben ana maddeyım. Diğer maddeleri bıraraya ben tutusturuyorum ama dıyor..... beni tutuklayamazsınız..."
Hakım nıye dıyor... Çımento cevap veriyor;
- "Asıl suçlu demırdır. Bızı bırarada tutan odur dıyor. Asıl suclu demırdır."
Hakim iyice sıkılıyor;
- "Çagırın demırı o gelsınn. Çımentoda beraat."
Demır gelıyor hhuuuuzzuuurraaaaa... Hakim dıyorkı demıre;
- "Seni tutukluyooorruummm..."
- "HAKİM BEY BENİ TUTUKLAYAMAZSSINIZ.
- "Niye...!"
- "Çunku ben olay anında olay mahalınde yoktummmmmmm..."

serkanonar
05-09-2007, 08:52
Hangi hastanede ne yapıldı? Işıkara yine uyardı: Hastaneler depremde yıkılır
Depreme karşı önlem için uyarmaktan dilinde tüy biten Prof. Dr. Işıkara hastanelere dikkat çekti: Olası İstanbul depreminin 2010'dan sonra görülme riski yüksek, hastaneler afete hazır değil

Türk Kızılayı Genel Başkan Danışmanı Prof. Dr. Ahmet Mete Işıkara'dan ciddi bir uyarı daha: Olası İstanbul depreminin 2010'dan sonra görülme olasılığı yüksek, kentteki hastanelerin çoğu depreme hazır değil!
Prof. Dr. Işıkara, afetlerde can kaybının az olmasının tıbbi müdahalenin hızlı yapılabilmesine bağlı olduğuna, vakit kaybetmeden mevcut hastanelerin depreme dayanıklı hale getirilmesi gerektiğine dikkat çekerek şu mesajları verdi:

Bu yıl iki hastane, yarın iki hastane daha güçlendirelim, bu geçen zamanda deprem olmaması durumunda beş altı yıl sonra İstanbul'da bütün hastaneler depreme hazır hale getirilmiş olabilir. Güçlendirilmesi gereken çok sayıda hastane var. Hastane derken kampüs olarak bakılmalı, 38-40 kampüs ve 250-300 hastane binası.

Siz arama kurtarma çalışmalarında çok başarılı olabilirsiniz ama yaralılara tıbbi müdahalede bulunamazsanız can kayıpları olur. Hemen bir saat içinde müdahale edilmesi gereken hastalar, müdahale edilemediği için yaşamını yitirebilirler.

Hastane binalarının yıkılmamış olması, kullanılabilecekleri anlamına gelmez. Hastanelerdeki tıbbi cihazların ve ameliyathanelerin kullanılamaz ve ilaçların kırık olması hizmeti durdurur.

California, 1984 depreminden sonra hastanelerdeki tüm tıbbi cihazların depremden zarar görmeyecek şekilde sabitlenmesi için kural koydu. Aynı kural Türkiye'de de uygulanmalı. Üsküdar Devlet Hastanesi'nde tüm tıbbi cihazlar sabitlendi.

Güçlendirilemeyen hastaneler yıkılıp yenisi yapılmalı, devlet konuya el atmalı.

Hangi hastanede ne yapıldı?

İstanbul Sağlık Müdürlüğü'nün verdiği bilgiye göre, depreme karşı Metin Sabancı Baltalimanı Kemik Hastalıkları Eğitim ve Araştırma Hastanesi, Süleymaniye Doğum ve Kadın Hastalıkları Hastanesi-Semiha Şakir Binası ve İstanbul Eğitim ve Araştırma Hastanesi'nin 4. ve 5. blokları ile Paşabahçe Devlet Hastanesi bloklarından bazıları güçlendirildi.

Beykoz Devlet Hastanesi ile Bakırköy Ruh Sağlığı ve Hastalıkları-EAH AMATEM ve Nevroz kliniklerinde güçlendirme sürüyor.

İstanbul Eğitim ve Araştırma Hastanesi'nin 1. ve 2. blokları yıl içinde güçlendirilecek.

Haydarpaşa Numune, Haseki ve Bakırköy Kadın Doğum ve Çocuk ile Lütfiye Nuri Burat, Pendik, Bayrampaşa, Çatalca, Sultanbeyli, Validebağ, Üsküdar ve Paşabahçe Devlet hastanelerinde güçlendirme ihalesi tamamlandı.

Dr. Lütfi Kırdar Kartal, Göztepe ve Okmeydanı hastaneleri için deprem yönetmeliğine uygun yeni binalar yapılacak. Yeni binalar yapılınca eskileri yıkılacak.

Koşuyolu Kalp Damar Cerrahisi-EAH eski binaları yıkılacak.

Şişli Etfal, Taksim, Zeynep Kamil Kadın Doğum ve Çocuk Hastalıkları eğitim ve araştırma hastaneleri ile Kartal Yavuz Selim Devlet Hastanesi'nde ise güçlendirme ihalesi hazırlanıyor.

serkanonar
13-09-2007, 08:45
Yaz dönemini sessiz sedasiz geçiren okullarda depreme karşı güçlendirme çalışması eğitime bir hafta kala başladı

Bu nedenle 240 okulun öğrencisi bölgedeki başka okullara nakledildi. Akşam gazetesi konuyu manşetine böyle taşıdı:
Dünya Bankası’ndan sağlanan 400 milyon dolar krediyle toplam 240 okulun sağlamlaştırılması planlanıyor. “İstanbul sismik risk azaltma ve acil durum hazırlık projesi” İSMEP kapsamında ilk olarak 16 okul Eylül - Kasım ayları arasında yapılmak için yıkılacak. Bu kapsamda ilk yıkılan okullar Bağcılar Fevzi Çakmak Lisesi ile Kartal Emine Hasan Aytaşman İlköğretim Okulu oldu. Bu okullarda öğrenim gören yaklaşık bin 500 öğrenciyse, başka okullara aktarıldı. Ekim ve kasım ayında ise 14 okul daha yeniden yapılmak için yıkılacak.

EĞİTİMLE ONARIM AYNI ANDA START ALDI

BU yıl eylül ayı içerisinde müteahhitlerin belirlenmesinden sonra İstanbul genelinde 67 okul binasının ise takviye çalışmalarına başlanacak. Takviye inşaatları okullardaki eğitim - öğretime ara verilmeden gerçekleştirilecek. Henüz deprem tekikleri yapılmamış 1.100 okul binasının ise depreme dayanıklı olup olmadıkları uzmanlar tarafından oluşturulacak bir kurul ile belirlenecek.

KREDİ GEÇ GELDİ SAVUNMASI

İSTANBUL İl Milli Eğitim Müdürü Ata Özer konuya ilişkin soruya, “Çocukların deprem ile hayatlarının riske atılması mı doğru yoksa başka okullara gidip kendi okulları yapılıncaya kadar eğtim görmeleri mi? Dünya Bankası krediyi yeni onayladığı için inşaatlar ancak şimdi başlayabildi. Öğrencileri en yakındaki okullara kaydıracağız” şeklinde konuştu.

Bak Ali bu inşaat! Yürü Ali yürü!

OKULLARIN açılacağı hafta başlayan tadilat nedeniyle bölgelerinden uzaktaki okullarda eğitim görmek zorunda kalan öğrenciler uzun mesafeleri yürüyerek aşacak. İlk kurbanlar bu hafta birinci sınıfa başlayan öğrenciler oldu.
Taşınan okullardan üçü Üsküdar’da. Sabri Artan Vakfı İlköğretim Okulu’nun öğrencileri, yaklaşık 2 kilometre uzaklıkta İhsan Kurşunluoğlu

İlköğretim Okulu’nda, Bulgurlu Mahallesi’ndeki öğrenciler, Saffet Çebi ve Henza Akın İlköğretim Okulu’nda , Rauf Orbay İlköğretim Okulu öğrencileri ise Fetih İ.M.K.B İlköğretim Okulu’nda eğitim görecek. Veliler ise en az 2 kilometre uzaklıktaki okullara çocuklarını göndermekten dolayı sıkıntılı. En az 100 YTL aylıkla çocuklarını servise verenler yanında yürüyerek okula götürmek zorunda kalan veliler de var.

Özlem Söyler adlı veli, iki kızının günde 4 kilometre yol yürümek zorunda kalacağını söyleyerek, “Bu stres ve yorgunluk altında ne kadar başarılı olurlar bilmiyorum” dedi. Mustafa Kaygulu isimli veli ise yapılan bu uygulama sonrasında yaşanan servis sıkıntısına değinerek, “80 ila 120 YTL arası servis ücreti isteniyor. Okul açılacağı hafta tadilata başlanır mı?” diye isyan etti.

İŞTE YIKILACAK OKULLAR

Adalar H.R Gürpınar Çok Programlı Lis.,
Beyoğlu Taksim İlk. O.,
Kadıköy Bostancı Atatürk İlk. O.,
Kadıköy Kaptan Hasanpaşa İlk. O.,
Kartal Samandıra Lis.,
Maltepe Hasan Şadoğlu Lis.,
Maltepe Lis., Maltepe Orhan Gazi Lis.,
Sarıyer İlköğretim O.,
Sultanbeyli Kaptan-ı Derya İlk. O.,
Ümraniye Alemdağ İlk. O.
Ümraniye 60. Yıl Meyveli Bahçe İlk. O.

serkanonar
17-09-2007, 11:47
'En riskli deprem bölgesi, İstanbul değil ANKARA'
ürkiye’nin deprem haritasını güncelleyen Gazi Üniversitesi Rektör Yardımcısı Prof. Süleyman Pampal'dan önemli uyarı:
Vatan gazetesinin haberine göre; Türkiye’nin deprem haritası güncellendi. Gazi Üniversitesi Rektör Yardımcısı ve deprem hocası Prof. Süleyman Pampal başkanlığındaki üniversite bünyesindeki Deprem Araştırma Merkezi tarafından hazırlanan haritada, tüm fay hatları detaylarıyla yer aldı. Prof. Pampal, sanıldığı gibi İstanbul’un değil, Ankara’nın “ciddi deprem bölgesi” olduğunu vurguladı ve “Bun nedenle Ankara’ya rasathane kuruyoruz” dedi. “Türkiye’nin Deprem Gerçeği” adlı kitabı ile deprem profilinin yer aldığı CD’yi ekibiyle birlikte hazırlayan Pampal’ın önemli açıklamalar yaptı:

RİSK ANALİZİ 7.7

Depremselliği, çevresindeki faylar ve tarihsel dönemlerdeki depremlere bakarak anlıyoruz. Tarihsel sürece baktığımız zaman, 17 Ağustos 1668’te Ankara’da çok ciddi deprem yaşanmıştır. 1944 Bolu Gerede depreminden Ankara çok fazla etkilenmiş ve can kaybı olmuştur. 1938 Keskin depreminden Ankara etkilenmiştir. Ankara’nın 4 tarafında ciddi deprem fayları mevcuttur. Ankara’nın güneyindeki Tuz Gölü fayı, Türkiye’deki büyük faylardan birisidir. Güneydoğu’dan Keskin fayı, doğusundan Ezine Pazarı fayı ve güney batıda Eskişehir fayı vardır. Kuzey Anadolu fayı Ankara’ya 80-100 km. yaklaşmaktadır. Ankara’nın deprem riski analizi 7.7’dir. Ankara ve çevresinin tarihsel ve güncel deprem aktivitesi incelendiğinde, bölgenin yüksek deprem tehlikesi altında olduğu ve kent merkezinin jeolojik özellikleri bakımından da deprem hasarlarını arttırıcı özelliklere sahip olduğu görülmektedir.

12 İSTASYON KURULACAK

Rasathane için şu anda 5 personelimiz var (Bunlar halihazırda Deprem Araştırma Merkezi’nde görev yapıyor). Ama ekibimizi daha da genişleteceğiz. Şu ana kadar kendi yağımızla kavrulduk. Hükümetin de desteğini bekliyoruz. Bir personelimizi Kandilli Rasathanesi’ne gönderdik. Bir hafta kaldı, incelemelerde bulundu, yetkililerle görüştü. Kandilli ile verimli bir işbirliği düşünüyoruz. Bu konudaki ön görüşmelerimizi yaptık. Bayındırlık Bakanlığı ile sıkı bir işbirliği yapmayı düşünüyoruz.

TÜM AKTİF FAYLAR VAR

Türkiye’nin ilk deprem haritası Erzincan depremi sonrasında, 1945’te yayınlandı. O haritada Türkiye’nin pek çok yeri deprem bölgesi olduğu halde gösterilmiyor. O günün şartlarında çok yetersiz bir haritadır. O haritaya göre o yıllarda Anadolu’da binalar inşaa edilmiş. Sonra 1947, 1963, 1972 ve 1996’da deprem haritaları yapıldı. Ancak bunlarda yetersiz oldu. Biz şimdi 1996 haritası üzerinden güncelleme yaptık. O haritada deprem bölgeleri belirlenmişti, ancak hangi fayların nereden geçtiği net değildi. Yani bunu deprem bilimciler biliyordu, ancak harita üzerinde bunlara yer verilmemişti. Biz tüm aktif fay hatlarını bu haritaya yerleştirdik. Çalışmamızla mevcut bilinen tüm fayların nereden başlayıp nerede bittiklerini harita üzerine monte ettik. Örneğin Kuzey Anadolu fayı, Doğu Anadolu fayı, Tuz Gölü fayı gibi büyük ve Keskin fayı, Elbistan fayı gibi küçük fayların başlangıcı ile bitişini gösterdik.

serkanonar
17-09-2007, 14:45
İstanbul'un yarısı yıkılıp yeniden yapılacak

Bayındırlık ve İskan Bakanı Faruk Özak, İstanbul'un çepresini 20 yıl kadar değiştirecek kentsel dönüşüm projesinin 2008'de Zeytinburnu'ndan başlayacağını söyledi.

Zaman Gazetesi'ne konuşan Bakan Özak, önümüzdeki yılın başlarında Zeytinburnu'ndaki Sümer Mahallesi'nde bazı binaların yıkılacağını ve yerine yenilerinin yapılacağını belirtti. Binaları yıkılan vatandaşların bu süre içinde İkitelli'de kalacaklarını söyleyen Bakan Özak, proje bitiminde Zeytinburnu'nun bir Avrupa şehri havası taşıyacağını kaydetti.

Bakan Özak "Depremde yıkılacak binalar ıslah edilecek, bu da İstanbul'un yüzde 50'si anlamına geliyor. Yıkılacak binaların belirlenmesinde belediye ve TÜİK verilerinden yayırlanılacak. Proje son aşamasında..." dedi. "Kentsel Dönüşüm Tasarısı"nın İstanbul'u 15-20 yılda değiştireceğini anlatan Bakan Özak, Zeytinburnu'ndan başlayacak projenin ilk safhasını şöyle anlattı:

"Kentsel dönüşüm tamamlandıktan sonra ev sahiplerine eski yerlerine dönme imkanı sağlanacak. Ancak iki farklı teklif sunulacak. Örneğin yıkılmadan önce 100 metrekare evi olan birine yine 100 metrekarelik bir daire verilecek, buna karşın yenilenmeden kaynaklanan bir miktar bedel talep edilecek. Bu bedel 20-30 yıl gibi sürelerle taksitlendirilecek. Ya da hiç taksit ödeme

serkanonar
17-09-2007, 17:01
Deprem yeraltı sularını 6 metre yükseltti
Kahramanmaraş'ın Ilıca beldesinde, dün ve önceki gün yaşanan orta şiddetteki depremler sonrasında yeraltı su seviyesinin 6 metre yükseldiği belirlendi.

Ilıca Belediye Başkanı Aslan Kaçmaz, depremler nedeniyle korkuya ve endişeye kapılan belde halkının, korkudan evlerine giremediklerini söyledi. Beldelerinin kaplıcasıyla bilindiğini ifade eden Aslan Kaçmaz, sözlerini şöyle sürdürdü: “Depremler sonrasında kaplıcalarımıza su temin ettiğimiz kuyularda ölçümler yaptık. Orta şiddetteki depremlerle sarsılan beldemizde yeraltı su seviyesinin 6 metre yükseldiğini belirledik. Suda biraz da bulanıklık gözledik. Kuyulardan aldığımız suyun sıcaklığına ilişkin ile bir değişiklik saptayamadık.”

Kaçmaz, depremler nedeniyle beldede 100 kadar evin hasar gördüğünü ifade ederek, “Peş peşe gelen iki deprem sonrasında vatandaşlar korku ve endişe yaşıyor. Kahramanmaraş Sivil Savunma Müdürlüğünün gönderdiği 105 çadır yeterli değil” diye konuştu. Bu arada, depremden etkilenen bir başka yerleşim birimi olan Süleymanlı köyü Muhtarı Ahmet Kayadibi, “Önceki gün gece yarısı yaşadığımız depremden bir saat önce köyümüzdeki köpekler toplu halde havladılar. Köpekler bize depremi haber verdi ama biz anlayamadık” dedi.

Ahmet Kayadibi, depremlerin köylerinde önemli sayılabilecek bir hasara neden olmadığını bildirdi.

serkanonar
29-09-2007, 16:14
Hasar tespitine ABD sistemi

Sistemle Türkiye genelinde deprem risk analizi yapılabilecek
Göksel Göksu / CNN TÜRK

Deprem kuşağındaki Türkiye, ABD'de 20 yıldır kullanılan bilgisayar yazılım programını transfer ediyor. Sistem tam devreye girdiğinde olası bir depremde meydana gelecek hasarı önceden tespit etmek kolaylaşacak. Daha önemlisi, bu tahminler ışığında depremden önce önlem almanın yolu açılacak.

1999 depreminde yaşanan büyük yıkım, önlem alınsaydı belki de hiç yaşanmayacaktı. Çünkü bir depremin büyüklüğüne göre olası hasarı tahmin etmek mümkün.

İstanbul Teknik Üniversitesi'nde düzenlenen "Türkiye Deprem Hasar Tahmini Uluslararası Sempozyumu" deprem kuşağındaki İstanbul'dan başlayarak Türkiye genelinde hasar risk tahmini yapan yazılım programını ve etkilerini tartışacak.

Geliştirilen yazılım programı ilk olarak Zeytinburnu'na uyarlandı. İstanbul Teknik Üniversitesi'nden bilim adamları, 2000 yılı verilerine göre yapılan tahminleri güncelledi, bina envanterini ve özelliklerini yazılım programına aktardı.

Yıkılacak bina sayısı artıyor

Daha önce 16 bin bina üzerinden yapılan değerlendirme, bu kez yeni yapılar da eklenerek 17 bin 219 binaya uyarlandı. Sonuç çarpıcı. Zeytinburnu'nda daha önce 2 bin 295 riskli bina bulunurken, güncellenen veriler 3 bin 550 binanın riskli olduğunu ortaya koydu.

Prof. Dr. Muhammed Şahin "7.5 büyüklüğünde bir deprem olması halinde yüzde 56'sının hemen boşaltılması gerekiyor. Yüzde 20'si yaşamsal risk taşıyan binalar ve içine girilemeyecek kadar hasar görecek yüzde 4.5 ise komple yıkılacak" dedi.

Bunun anlamı, 7.5 büyüklüğündeki bir depremde 726 bina yıkılırken, 3 bin 550 bina ağır hasar görecek. Bu sayı orta derecede hasar göreceklerle birlikte 9 bin 642'ye ulaşacak.

Ulusal veri tabanı oluşturulacak

İlk tahminle, son tahmin arasındaki fark, farklı teknolojilerin kullanılmasından kaynaklanıyor. ABD’nin 20 yıldır kullandığı bilgisayar yazılım programı gerçeğe daha yakın tahmin yapma imkanı veriyor. Şimdi Tu türkiye'ye uyarlandı.

HAZTÜRK adı verilen program uygulamaya konulduğunda, zarar tahmini için ulusal bir veri tabanı oluşturulacak.

Can-mal kayıpları önecden tespit edilebilecek, konut ihtiyacı önceden belirlenebilecek,

Bu sayede deprem hasarını en aza indirmek üzere çalışma yapmak kolaylaşacak.

Zeytinburnu için modellenen sistemin maliyeti 650 bin YTL. Projeye İstanbul Büyükşehir Belediyesi ile TÜBİTAK destek veriyor.Çalışmanın nihai hedefi İstanbul'dan başlayarak Türkiye genelinde deprem risk analizi yapabilmek.

serkanonar
02-10-2007, 12:11
Japonya'da her eve deprem uyarı sistemi

Japonya'da şimdiye kadar sadece risk altındaki işletme ve kurumlara yönlendirilen erken deprem uyarılarını artık bütün Japonlar alacak.

Büyük bir depremin geldiğini haber veren alarm radyolar, televizyonlar, sokaklardaki hoparlörler, cep telefonu ve internet gibi sistemlerle verilecek.

Erken uyarı sistemi, sarsıntıyla açığa çıkan zararsız "P" dalgalarını tespit ederek depremi 30-40 saniye önce haber verebiliyor. "P" dalgalarını, onlardan 2 kat hızla hareket eden yıkıcı "S" dalgaları takip ediyor.

Alarmla sarsıntının hissedilmesi arasındaki süre fazla olmasa da bu kısıtlı zaman özellikle nükleer santral, demir yolu ve inşaat şirketi gibi kurumlara fazla risk taşıyan faaliyetlerini hemen durdurma imkânı veriyor. Japon uzmanlar, depremin 10 saniye önceden haber verilmesiyle bile can kaybının yüzde 90 azalacağını düşünüyor.

serkanonar
02-10-2007, 17:48
Prof. Dr. Ahmet Ercan: Türkiye'de 7 büyüklüğünde deprem GECİKTİ

"33 YERDEN BİRİ PATLAYACAK, DOĞU ANADOLU İLE KUZEY ANADOLU HATTININ KESİM YERİNDE DEPREM OLUR, BU DA BİNGÖL'DÜR"

"İSTANBUL'DA KISA SÜREDE BÜYÜK BİR DEPREM OLMA OLASILIĞI ÇOK DÜŞÜK, 6.4-6.7'DEN BÜYÜK BİR DEPREMİN OLMAYACAĞINI HER ZAMAN SÖYLÜYORUM"

"ÖNÜMÜZDEKİ 8 YILI ÇOK İYİ KULLANIRSAK İSTANBUL'U VE TÜM TÜRKİYE'Yİ KURTARABİLİRİZ"

Jeofizik Mühendisi Prof. Dr. Ahmet Ercan, Türkiye'de 7 büyüklüğünde depremin geciktiğini belirterek, "Bu büyüklükte depremin beklendiği 33 yerden birinde büyük bir patlama olacak. Türkiye'de hiçbir yerde deprem olmasa Doğu Anadolu ile Kuzey Anadolu hattının kesim yerinde deprem olur. Bu da Bingöl'dür" dedi.

Prof. Dr. Ahmet Ercan, İstanbul'da çok büyük bir deprem olmayacağını uzun yıllardır söylediğini hatırlatarak, "İstanbul'da 6.4-6.7'den büyük bir depremin olmayacağını her zaman söylüyorum. Türkiye'de herkes 'hiçbir şey yapılmıyor' sözünü çok kolay kullanabiliyor" dedi.

Ortaköy viyadüklerinde yapılan depreme karşı güçlendirme çalışmalarının çok önemli olduğunu ifade eden Ercan, "Gerek Karayolları gerekse benim yaptığım bilimsel çalışmalar sonucunda köprüde korkulan rezonans, yani çınlama olup olmayacağının, büyük bir çalkantıyla göçüp göçmeyeceğinin araştırmalarını bitirdim. Köprünün gerek kuzey gerekse güney ayağı ana kara üzerine oturmaktadır. Köprünün yapılmasında herhangi bir tasarım yanılgısı yoktur. Köprü yıkılır demek yanlıştır. 7 büyüklüğünde bile köprünün
rezonansa maruz kalmayacağını söylüyorum. Alınan önlemlerden dolayı yetkilileri kutluyorum" diye konuştu.

Viyadüklerin, köprülerin yıkılma korkusunun yersiz olduğunu aktaran Ercan, "Bunlar bir söylenti. İstanbul'da kısa sürede büyük bir deprem olacağı kanaatinde değilim. Ancak Türkiye'de 7 büyüklüğünde bir deprem gecikmiştir. 7 büyüklüğünde deprem beklenen 33 yerden bir tanesinde büyük bir patlama olacak. İstanbul'da kısa sürede büyük bir deprem olma olasılığı çok güçsüz" şeklinde konuştu.

"Önümüzdeki 8 yılı çok iyi kullanırsak İstanbul'u ve tüm Türkiye'yi kurtarabiliriz" diyen Prof. Dr. Ercan, "Bayındırlık Bakanlığı'nın geçen günlerde yaptığı açıklama, benim projemin açıklamasıdır. 33 yerden biri patlayacak. Türkiye'de hiçbir yerde deprem olmasa Doğu Anadolu ile Kuzey Anadolu hattının kesim yerinde deprem olur. Bu da Bingöl'dür. Deprem yıkımlarının ana nedeni yoksulluktur" ifadelerini kullandı.

serkanonar
04-10-2007, 08:17
BİNALARI DEPREME KARŞI GÜÇLENDİRMEK İÇİN YENİ BİR YASA GELİYOR: Kolon ve kirişler ortak alan

TBMM Adalet Komisyonu, Kat Mülkiyeti Yasa Tasarısı'nda yaptığı değişiklikle, binalardaki kiriş, kolon ve perde duvarlar gibi parçaları gayrimenkulün ortak yerleri olarak belirledi

TBMM Adalet Komisyonu, depreme karşı binaların güçlendirilmesi amacıyla geliştirilen projelerin uygulanmasını sağlayacak, binayı zayıflatacak onarımları önleyecek ve bina içindeki kolonla kirişlerin ortak alan sayılmasını hükme bağlayacak olan tasarıyı oybirliğiyle kabul etti.

Kat Mülkiyeti Yasası'nda Değişiklik Yapılmasına İlişkin Yasa Tasarısı'na göre, muhtemel afetler ve özellikle depreme karşı yapının güçlendirilmesi için yapılacak harcamalar, ana gayrimenkulün genel giderlerine ilave edilecek. Bu gider ve avans payının tamamını ödemeyen kat maliki, ödemede geciktiği günler için yüzde 5 gecikme tazminatı ödeyecek.
Kat malikleri, yapı güvenliğiyle ilgili olarak teknik inceleme ve çalışmalar sırasında, kendilerine ait bölümlere girilmesine izin verecek.

Binalardaki, kiriş, kolon ve perde duvarlar gibi taşıyıcı sistemin parçaları, ana gayrimenkulün ortak yerleri sayılacak. Ana yapının tamamını etkileyen sonuçlar doğurabilecek yerlerde, kat malikleri bağımsız hareket edemeyecek.

Kat maliklerinden biri, diğer kat maliklerinin "beşte dördünün" yazılı rızası olmadıkça, ana gayrimenkulün ortak yerlerinde inşaat, onarım ve tesis, değişik renkte dış badana veya boya yaptıramayacak. Ancak ortak yer ve tesislerdeki bir bozukluğun ana yapıya veya bölümlere zarar verdiği ve acilen onarımının veya ana yapının güçlendirilmesinin zorunlu olduğunun mahkemece tespit edilmesi halinde, kat maliklerinin rızası aranmayacak.

Kat maliki, kendi bağımsız bölümünde de ana yapıya zarar verecek nitelikte onarım, tesis ve değişikliğe gidemeyecek. Tavan, taban veya duvar ile bağımsız bölümlerin birbirine bağlantılı yerlerinde, bu bölüm maliklerinin ortak rızasıyla ana yapıya zarar vermeyecek şekilde değişiklik yapılabilecek.

serkanonar
05-10-2007, 15:26
Memleketin altı gözlem altında... TÜBİTAK: Depremin tahmin edilemeyeceğini söylemek, BİLİME AYKIRIDIR
TÜBİTAK, TAM 184 NOKTADA PEK ÇOK VERİYİ İZLEYEREK DEPREM TAHMİNİ YAPMAYA ÇALIŞIYOR

Yeni Aktüel dergisi son sayısında TÜBİTAK'ın merkezini tanıttı:

Fay hatlarına yakın 184 noktada su sıcaklığını, radon gazını ve küçük depremleri izleme istasyonları kuran Gebze'deki TÜBİTAK Marmara Araştırma Merkezi Yer Deniz Bilimleri Enstitüsü, artık depremden önce toprağın ve suyun gösterdiği anomalileri izliyor. Enstitü müdürü Doç. Dr. Sedat İnan, depremin tahmin edilemeyeceğini söylemenin bilimselliğe aykırı olduğunu savunuyor.

Depremi önceden tahmin etmek mi, yoksa bir şehri yıkıp yeniden yapmak mı daha zor? Siz yanıtınızı düşünedurun, ben TÜBİTAK'a bağlı Marmara Araştırma Merkezi (MAM) Yer Deniz Bilimleri Enstitüsü'nün, yani Türkiye'de fay hatlarının kalbini dinleyen merkezin müdürü Doç. Dr. Sedat İnan'ın ilginç yanıtıyla devam edeyim:

"İkisi de zor gözüküyor. Bir şehri yeniden inşa etme konusunda bir şey söyleyemem ama yaklaşan bir depremi önceden tahmin edemeyiz diye kati konuşmak bilimsel yaklaşıma ters. Eğer yeterince araştırmanız ve yeterince veriniz yoksa, bu yaklaşım afaki olur. Türkiye'de maalesef 40-50 yıl deprem öncesini çalışan bir kurum yok; bu nedenle depremi öncesinde bilemeyiz diye kesin konuşmamak lazım. Her depremden önce, suda ve toprakta nasıl bir anomali (sapma, sapaklık) olduğunu istatistiksel olarak kıyaslamalıyız. Jeofiziksel ya da jeokimyasal bazı bulguların, yaklaşan bir depremden önce o depremin tahminini mümkün kılacak anomaliler gösterdiğini bilimsel kongrelerde de ortaya koyduk!"

Kesin olmamakla birlikte, işte böyle umut verici konuşuyor Doç. Dr. İnan. Elbette durup dururken konuşmuyorCumhurbaşkanlığı seçimleriydi, mahalle baskısıydı, Malezya'ydı derken belki de Türkiye'nin en hayati meselesi depremin gündemimizde yine esamesinin okunmamasına karşın, kısa süre önce tamamlanan ve yedi aydır muhtemel depremlere ilişkin çok kritik veriler elde edilen bir sistem var artık Türkiye'de. Bu vesileyle Gebze'ye gidip MAM Yer Deniz Bilimleri Enstitüsü'nün kapısını çalmamız üzerine anlatıyor bunları.

1999'da binlerce insanımızı kurban verdiğimiz İzmit Depremi'nin ardından konuşmaya gelince mangalda kül bırakmasak da, gittikçe yaklaştığı söylenen İstanbul Depremi'ne ve memleket sathını tehdit eden yeni depremlere hazırlık konusunda çok yol kat ettiğimiz söylenemez. MAM Yer Deniz Bilimleri Enstitüsü'nün, 14 üniversiteyi de yanına alarak gerçekleştirdiği TÜRDEP ise, onca laf arasında kısa süre önce meyvelerini vermeye başlayan somut ve çok önemli bir proje. Açılımı, "Türkiye'nin deprem riski yüksek -ancak tektonik rejimleri farklı- bölgelerinde deprem davranışının çok disiplinli yöntemlerle araştırılması."

Sıcak su kaynaklarındaki ısı değişimlerini, topraktaki radon gazı oranlarını ve büyük depremlerin habercisi olabilecek 1-1.5 büyüklüğü dahil küçük depremleri sürekli izleyerek muhtemel bir depremi önceden tahmine dönük projenin ilk adımı aslında Kasım 2005'te atıldı. Ama proje kapsamında Türkiye genelindeki diri fay hatları üzerinde, çoğu da dağda bayırda 184 istasyonun tamamının kurulması Şubat 2007'de tamamlanabildi.

Memleketin altı gözlem altında

Anladığınız üzere proje sadece İstanbul'un değil, tüm Türkiye'nin kaderiyle ilgili. Ülke sathına kurulan 184 istasyonun elde ettiği veriler, anında ve düzenli olarak Yer Deniz Bilimleri Enstitüsü'ndeki ana bilgisayarlara ve ekranlara akıyor. Yerin altında ne olup bitiyorsa, enstitüdeki ana bilgisayarlardan uzmanlarca sürekli izleniyor. Doç. Dr. İnan, toprağı ve su kaynaklarını izlemeye ilk olarak 2001'de Marmara Bölgesi'nde, İstanbul Büyükşehir Belediyesi desteğiyle başladıklarını anlatıyor:

"17 Ağustos 1999 İzmit Depremi'nden önce sularda kaynama, debisinde artma gibi belirtilerden bahsedildi. Bunların hiçbiri deprem öncesi tespit edilemedi, çünkü hazırlıksız yakalandık. Biz de, deprem öncesinde bir şeyler çıkarabilir miyiz çabasıyla depremin öncesini izleyelim dedik. Diri fayların sayısı kadar gözlem istasyonuyla hem su kaynaklarını hem de topraktaki radon gazını gözlemliyorduk. Türkiye'de ilk defa deneniyordu; dünyada da Tayvan, Çin, Amerika gibi ülkelerde birkaç örneği vardı. Depremden önce kimyasal parametrelerde bir değişiklik oluyor mu ve her depremde tekrarlıyor mu diye, suların ısısındaki değişimlere, içindeki kimyasallara ve topraktaki radon gazı oranlarına bakıyorduk. Veriler, buradan bir sonuca ulaşabileceğimizi gösteriyordu. İlk projenin sonuçlarından hareketle yeni bir proje olarak TÜRDEP'i geliştirdik ve Bayındırlık Bakanlığı Afet İşleri Genel Müdürlüğü'nü de yanımıza alarak TÜBİTAK'a sunduk."

Kabul edilmesinin ardından Marmara öncelikli olmak üzere, Ege, Doğu Akdeniz, Adana, Hatay, Maraş civarından başlayarak Elazığ'ın doğusu ve Bingöl'e kadar uzanan alandaki aktif fay alanlarında çok parametreli gözlem istasyonları kurmaya başlamışlar. "Kaynak sularını, radon gazını ve mikrosismoloji dediğimiz 1-1.5 büyüklüğünde küçük depremleri izleyen toplam 184 istasyonu Şubat 2007'de tamamlayabildik. Yedi aydır bütün memleketin altını gözlem altına almış durumdayız" diyor Sedat İnan.

"Anomaliler depremden günler önce başlıyor"

Doç. Dr. İnan, bazı uzmanlarca sık tekrarlanan "deprem tahmin edilemez" tezini kati bir tavırla dillendirmenin bilimselliğe aykırı olduğunu düşünüyor. Hatta TÜRDEP kapsamında elde ettikleri verilere atıfta bulunarak, su ve topraktaki jeofiziksel ya da jeokimyasal bazı bulguların, yaklaşan bir depremden önce o depremin tahminini mümkün kılacak anomaliler gösterdiğini söylüyor:

"Veriler doğru yolda olduğumuzu gösteriyor. 4 ile 5.3 büyüklüğü arasındaki 20 deprem öncesinde topraktaki radon gazında ciddi anomaliler yakaladık. Saniye değil, günler hatta bazen haftalar mertebesinde süren anomaliler. Günlerce anormal bir artış görüyorsunuz radon miktarında, ardından depremden bir gün ya da birkaç saat öncesinde ani bir düşüş başlıyor. Depremin büyüklüğüne göre süresi artıyor bu anomalilerin. Diyelim ki, Armutlu istasyonu yakınlarındaki faylarda deprem oldu. Dört büyüklüğündeyse, anomaliler iki üç gün öncesinden başlıyor, sonra yavaş yavaş inişe geçiyor ve hemen akabinde deprem oluyor. Beş büyüklüğünde depremlerde ise yedi sekiz gün öncesinde görmeye başlıyoruz anomalileri. Sadece Marmara'da değil, mesela Elazığ civarında da beş büyüklüğünde iki deprem oldu ve deprem öncesi beklediğimiz anomalileri oralarda da gördük. Bu durumun fiziksel mekanizmasını açıklamaya çalışıyoruz. Tabii bu proje boyunca meydana gelen depremler 4 ile 5.3 büyüklüğü arasındaydı. Altı, yedi büyüklüğünde depremlerden önce ne tür anomaliler göreceğimizi henüz bilemiyoruz."

Peki sudaki ve topraktaki değişimlere sebep olabilecek başka etkenler yok mu? Ne zaman depremle ilişkilendiriyorlar? "Elbette birçok etken var" diyor Doç. Dr. İnan, "su sıcaklığı ve radon gazı ölçümünü sulara ya da toprakta açtığımız bir metrelik çukurlara yerleştirdiğimiz sensörlerle yapıyoruz. Atmosferik koşullardan etkileniyorlar. Ama bizim güvenilirlik sınırlarımız var. Atmosferik etkilerin hepsi, belirlediğimiz bu güvenilirlik skalasının içinde. Deprem öncesi anomaliler aniden tırmanıyor ve atmosferik olaylar için belirlediğimiz güvenilirlik skalamızın çok üstüne çıkıyor. Tabii bunları 2001'deki ilk denemelerimizde anlayamıyorduk çünkü yeni bir projeydi. Artık radon gazının, suyun ısısının bize ne söylemek istediğini anlayabiliyoruz."

"İzmit Depremi'ni belki de tahmin edebilirdik"

Doç. Dr. İnan'a göre, özellikle sıcak su kaynakları deprem tahmini konusunda topraktan daha güçlü bir haberci olabilir. Tayvan ve Çin depremleri öncesinde sularda ciddi anomaliler tespit edildiğinin literatüre geçtiğini söylüyor. Haliyle, su kaynaklarını izlemeye ayrı bir önem veriyorlar. Marmara'da 10, Ege'de 10, Kuzey Anadolu Fayı üzerinde dört olmak üzere Türkiye genelinde deprem açısından ölçüme uygunluğunu kesinleştirdikleri 24 su kaynağına sensör yerleştirmişler. Sensörler Marmara Bölgesi'nde ağırlıklı olarak Balıkesir, Çanakkale, Bursa, Yalova ve Düzce'deİstanbul'da ise sıcak su kaynağı olmadığından, yeterince istasyon kuramıyorlar. Tuzla İçmeler'de ılık bir su kaynağında istasyonları var.

"Marmara'nın altında bilinmeyen dev bir kütle ilerliyordu…"

Endonezya 26 Aralık 2004'te yaşadığı ve 300 binden fazla kişinin öldüğü dokuz büyüklüğündeki depremden sonra durulmak bilmedi. Ülke, ardı sıra büyük depremler yaşadı. Son olarak geçen hafta 8.4 büyüklüğünde bir depremin merkez üssü Sumatra Adası'ydı. Peki neler oluyor? Endonezya'nın yaşadığı bu zincirleme depremlerin etkisinden, Türkiye de endişelenmeli mi? "İlk bakışta, hayır" yanıtını veriyor Doç. Dr. Sedat İnan, ancak hemen ardından "Ama" diyor ve çok ilginç bir olay anlatıyor:

"Endonezya'da 2004'te dokuz büyüklüğündeki depremden beş gün sonra, gözlem istasyonlarımıza takılan ciddi bir problem gözlemledik Marmara'nın dibinde. Aşağıdan bir şey gidiyor, topraktaki radonu hareketlendiriyor! Günlük hareket hızı 50 km olan bir anomali. Ama bir türlü anlayamıyoruz ne olduğunu. Panikledim! Yurtdışındaki meslektaşlarımızla telefonda görüşüyorum, onlar da teşhis koyamıyor. Hiçbir uzman ne olduğunu anlayamıyor ama bir dalga yerin altından Marmara Bölgesi'ni batıdan doğuya süpürüyor. Sanki Marmara'nın kabuğunun dibinde devasa bir kütle hareket ediyor. 10 gün sürdü, ardından Düzce'den sonra istasyonumuz olmadığı için izini kaybettik. Halen açıklayabildiğimiz bir konu değil."

serkanonar
20-10-2007, 11:03
İstanbul'da deprem olacak, Kocaeli hissedecek
Prof. Ahmet Mete Işıkara, İstanbul depremi, Gölcük Depremi'nin tersi olacak, "İstanbul sallanacak, Kocaeli sallantıyı hissedecek" dedi.
19 Ekim 2007 13:44

Afete Hazırlık ve Deprem Eğitim Derneği Yönetim Kurulu Başkanı Prof. Ahmet Mete Işıkara, "Nasıl ki Gölcük'te deprem oldu, İstanbul hissettiyse, şimdi İstanbul'da deprem olacak Kocaeli hisedecek." dedi.

Kocaeli'de 22-24 Ekim tarihleri arasında Kocaeli Üniversitesi (KOÜ) Yer ve Uzay Bilimleri Araştırma Merkezi tarafından düzenlenecek Uluslararası Deprem Sempozyumu öncesi bugün tanıtım toplantısı düzenlendi. Grand Yükselis Otelde düzenlenen toplantıya Ahmet Mete Işıkara da katıldı.

Toplantıda konuşan Işıkara, olası İstanbul depremine değindi. Kocaeli'de 100 yıl daha büyük şiddete deprem olmayacağını açıklayarak kenti rahatlatan Işıkara, olası İstanbul depremi için sevindirici haberler vermedi. Artık İstanbul depreminin kaçınılmaz olduğunu aktaran Işıkara şöyle konuştu: "Marmara'da iki deprem potansiyel yeri var. Biri Adalar civarı, diğeri ise Gemlik fayı. Genelde İstanbul depremi diye adlandırırlar. Bu bir kere İstanbul değil Marmara depremi. Çünkü fay hatları İstanbul içinde değil Marmara Bölgesi'nde. Adaların güney batısındaki fay hattı İstanbul şehir merkezine 10 km uzaklıkta. Kocaeli'ye uzaklığı da 90-100 km. Gölcük depremini Kocaeli yaşadı, İstanbul hissetti. Şimdi İstanbul depremi yaşayacak Kocaeli hissedecek. Şunu da unutmamak lazım. Kocaeli Gölcük depreminin büyüklüğü 7.4'tür, şiddeti ise Gölcük'te 10 civarı oldu. Bu depremin Avcılar'daki şiddeti ise 6.5 civarı oldu ve yıkıcı oldu. 6.5 şiddetine baktığınız zaman en fazla sıva çatlağı yapar. Ama yıkım oldu. Bu yıkım neden oldu? Kötü yapılaşmadan dolayı meydana geldi. Dolayısı ile Kocaeli'de de benzer kötü yapılaşma varsa, aynı sonuç meydana gelir."

Türkiye'nin deprem bölgesinde bulunduğunu hatırlatan Işıkara, yüksek cami minarelerinin de depremde en büyük riski taşıdığını aktardı. Birbirleri ile yarışırcasına minarelerin yükseldiğine değinen Deprem Dede, olası depremlerde minarelerin can ve mal kaybını artıracağı düşüncesinde.

İlki 2003 yılında başlanan Uluslararası Deprem Sempozyumu her iki yılda bir yapılacak şekilde geleneksel hale getirildi. Bu yıl da, 22-24 Ekim 2007 tarihleri arasında uluslararası ölçekte "İnternational Aarthquake Symposium 2007" adıyla gerçekleştirilecek. Sempozyumun süreceği üç gün boyunca 11 ayrı meslek grubundan yurtiçi ve yurtdışında toplam 650 araştırmacı katılacak. Mimarlık, mühendislik, hukuk, tıp, sosyal ve yer bilimleri ana başkanlıkları altında yer alan 121 özel konu ile ilgili 176 sözlü ve 49 poster sunum, yurtdışından katılacak 59 ve yurtiçinden 164 araştırmacı tarafından gerçekleştirilecek.

Ayrıca kendi konularında Türkiye'nin önde gelen 8 bilim adamı ve Almanya, Pakistan, Japonya ve Makedonya'dan davet edilen 5 bilim adamı, şimdiye kadar yaptıkları araştırma sonuçlarını ve bilgilerini açıklayacak. Sempozyumda asrın depremi olarak bilinen 1999 Marmara Gölcük Depremi'nin öncesi sonrası ve şu anki durumu da ele alınacak.

serkanonar
20-10-2007, 11:06
"Belediye deprem çalışmasında isteksiz"

Olası bir depremde İstanbul'da çok sayıda binanın hasar göreceği öngörülüyor

İstanbul Büyükşehir Belediyesi'nin depreme yönelik çalışmaları durma noktasına geldi. Belediye ile birlikte çalışan bazı uzmanlar ''isteksizlik var'' diyor.

İstanbul Büyükşehir Belediyesi, olası depremde yıkılacak binaların belirlenmesi için 2002 yılında proje başlattı. Projeye göre Zeytinburnu, Fatih ve Küçükçekmece'de riskli binalar belirlenip önlem alınacaktı.

Zeytinburnu Pilot Projesi'nin teknik danışmanlığını yürüten Profesör Haluk Sucuoğlu “Esasında şimdiye kadar bitmiş olması gerekirdi. Bir yavaşlama hissediyoruz" dedi.

"Belediyeden kaynaklandığını düşündüğüm bir isteksizlik var. Zannediyorum İstanbul'un trafik sorunu artık başedilmez bir duruma geldiği için belediye tüm önceliğini oraya vermiş durumda" diyen Sucuoğlu, "Yani depremle ilgili bu dönemde öncelikli bir çalışma olduğunu, bu proje çalışmaları dışında ben göremiyorum” ifadelerini kullandı.

Çalışmalar sonucu bugüne kadar Zeytinburnu ilçesinde 16 bin bina tarandı, bunlardan 2 bin 295'i en yüksek riskli bina olarak tanımlandı.

Yıllardır bu binalar için herhangi bir işlem yapılmadı. Oysa aynı bölgede, ikinci derecede riskli olarak belirlenen Huzur Apartmanı ise 2007 yılı başında çöktü ve 2 kişi öldü.

Sucuoğlu “İlçe belediyesi de çok da istekli değil. En azından sanıyorum ilçe belediyeleri bu tür uygulamaların yapılması sonucunda ilçede meydana gelebilecek nüfus profilindeki değişiklikleri pek istemiyorlar. Bugünkü yapıyı korumaktan yanalar” görüşünü ortaya koydu.

Beklenen istanbul depreminde yıkılmasına kesin gözüyle bakılan binaların belirlenme işlemi Fatih ve Küçükçekmece'de sürüyor.

Fatih ilçesinde, Marmara Denizi ve Haliç kıyılarına yakın 3 bin 648 binanın yüksek riskli olduğu belirlendi. Küçükçekmece'de de kıyı kesimleri riskli bölgeler olarak tanımlanıyor.

serkanonar
26-10-2007, 08:41
Deprem hasarı için 1 milyar 250 milyon euro yetmez mi
26.10.2007 / Noyan Doğan / Yorum
Tülay Hanım, annemlerin oturduğu apartmanda komşumuzdur... Kendisi 70 yaşındadır. İstanbul hanımefendisidir... Hakkını, hukukunu iyi bilir... Bilmediğini de sorar, soruşturur. Televizyonlardaki haber programlarını hiç kaçırmaz. Anı anına memlekette neler oluyor, bilmek ister.

Geçenlerde annemleri ziyarete gittiğimde, geldiğimi pencereden görmüş, kapıyı çaldı. Dedim ya hanımefendidir, olur olmadık yerde kimseyi rahatsız etmez. Yüzünde endişeli ifadeyi görünce anladım ki, önemli bir konu var. Sordum...

Başladı anlatmaya... Geçen cumartesi sabahı, arkadaşları ile birlikte kahve içerken, CNN Türk televizyonunda zorunlu deprem sigortasını anlattığım programı seyrediyorlarmış. İşin aslını isterseniz hiçbir cumartesi, programımı kaçırmaz. Ne de olsa, çocukluğumu bilir.

Arkadaşlarından biri, “Senin komşunun oğlu zorunlu deprem sigortasını anlatıyor anlatmasına da, deprem olunca kimseye para ödenmeyeceği söyleniyor. Bu topladıkları paralar hiçbir şeye yetmezmiş. Büyük bir depremde kime ne parası yetiştirecekler. Sigortayı yaptıranlar yıllarca ödedikleri paralar ile kalacaklar” demiş.

Tülay Hanım, hemen itiraz etmiş, olmaz öyle şey diye çıkışmış. Konuşmasından anladığım kadarıyla, arkadaşları başka laflar da etmiş olacaklar ki, bir kuşku düşmüş içine. Bilirim, zorunlu deprem sigortası uygulaması başladığı 1999 yılından beri her yıl sigortasını yaptırır, bir kere bile aksatmaz, Tülay Teyze. Söylediğim gibi hakkını, hukukunu iyi bilir. Sözün özü, bilinçli bir vatandaştır.



Kulaktan kulağa yayılan dedikodu


“Noyan Bey evladım, doğru mudur bu söylenenler, yoksa dedikodudan başka bir şey değil mi?” diye soruverdi ve ardından da ekledi: “Hoş sen sürekli anlatıyorsun ama belli mi olur.”

İşin doğrusunu izah ettim Tülay Teyzeye; bunların hepsinin dedikodu olduğunu, yıllardır kulaktan kulağa yayıldığını, kimi insanların bu dedikoduya kanarak deprem sigortasını yaptırmadığı, o yüzden de depremde açıkta kaldıklarını ve kalacaklarını anlattım.

Sigortasını yaptıranların ise böyle endişesi olmadığını söyledim. Nitekim, kamuoyunun pek farkında olmadığını, ancak her gün memleketin dört bir tarafından irili ufaklı depremler yaşandığını ve Doğal Afet Sigortaları Kurumu’nun (DASK) bugüne kadar toplam 176 depremde, 9 bin 602 konut sahibine, 18 milyon 567 bin YTL, eski parayla 18 milyar 567 milyon TL para ödediğinden bahsettim.

Bir konuyu daha anlattım Tülay Teyzeye, anlayacağı şekilde... Dedim ki, “Siz her sene evinizi zorunlu deprem sigortası ile sigortalıyorsunuz. Sigorta için de 120 YTL prim ödüyorsunuz. Ama Allah korusun depremde eviniz yıkılırsa DASK size 50 bin YTL ödüyor. Neden? Çünkü, ödediğiniz prim karşılığında eviniz için biçilen sigorta teminatı bu da ondan.”



DASK hasarları nasıl, nereden ödüyor


İşte Tülay Teyzenin aklının eremediği konu da buydu. Tıpkı milyonlarca insanın olduğu gibi. Kulaktan kulağa yayılan dedikodu da buradan kaynaklanıyordu. Nasıl olurdu da üç kuruş alınıp, karşılığında üçyüzotuzüç kuruş ödenirdi. Bu işte bir terslik vardı.

Devam ettim: “Siz nasıl belirli bir prim ödeyip evinizi DASK’a sigortalatıyorsanız, karşılığında da bir teminat alıyorsanız; DASK’ta dönüp yurtdışına kendini sigortalatıyor. Bir prim ödüyor ve bunun karşılığında da bir teminat alıyor. Eğer bir deprem olursa, işte aldığı o teminatla evinizin hasarını ödüyor. Daha doğrusu, sigorta yaptırmış ve evi zarar görmüş herkesin hasarını ödüyor. Olay bu kadar basit.”

Tülay Teyze’nin yüzündeki endişeli ifade gitmişti ve gelecek cumartesi arkadaşlarını kahveye davet etmek üzere yanımızdan ayrıldı.



Risk yurtdışı piyasalara plase edildi


Ne ilginçtir ki, bu konuşmadan iki gün sonra DASK Yönetim Kurulu Başkanı İdris Serdar, bir açıklama yaptı ve DASK çerçevesinde bu yıl için sağlanacak yurtdışı teminatın 1 milyar 250 milyon avro olduğunu söyledi.

İdris Serdar’ın bu açıklamasını kısaca sizlerle de paylaşmak istiyorum: “DASK poliçesine sahip kişilerin, deprem sonrası konutlarındaki hasar kesinlikle karşılanacaktır. Vatandaşların ödenir mi, ödenmez mi endişesi duymaması gerekir. DASK olarak aldığımız riskleri yurt dışı piyasalara plase ediyoruz. Dolayısıyla bir hasar meydana geldiğinde ve tazminat ortaya çıktığında bedelleri yurt dışından gelmektedir, Türkiye'den herhangi bir kaynak ödemesi çıkmadan bedeller karşılanmaktadır. Bu yıl sağlayacağımız yurt dışındaki teminat 1 milyar 250 milyon avro civarındadır. Yani hasar oluştuğu zaman bu kadarlık miktarın gelmesi söz konusudur.”

serkanonar
03-11-2007, 12:42
Evinizin deprem riski ne kadar?


BU TESTİ YAPIN; RİSKİNİ BELİRLEYİN:

İstanbul Teknik Üniversitesi (İTÜ) Dernek Şube Başkanı Gürkan Kanbir, iki yapraklı kuşe kağıda basılmış yılbaşı tebrik kartında yer alan testin, mimar, inşaat, jeoloji, jeofizik ve harita mühendislerinden oluşan 8 uzman tarafından hazırlandığını bildirdi.

Kanbir, testi doldurarak, belirlenen puana göre değerlendirme yapanların, oturdukları binaların depreme dayanıklılığını yüzde 60 doğrulukla öğrenebileceklerini belirtti. Sponsorlardan kaynaklanan sorundan dolayı postaya geç verilen testin, İsKİ'nin su faturalarıyla birlikte, vatandaşlara dağıtılması için girişimde bulunduklarını da kaydeden Kanbir, ancak olumlu yanıt alamadıklarını söyledi.

http://www.1insaat.com/tribe/documentdetail?id=21008

serkanonar
03-11-2007, 12:45
Evinizin deprem riski ne kadar?

BU TESTİ YAPIN; RİSKİNİ BELİRLEYİN:

İstanbul Teknik Üniversitesi (İTÜ) Dernek Şube Başkanı Gürkan Kanbir, iki yapraklı kuşe kağıda basılmış yılbaşı tebrik kartında yer alan testin, mimar, inşaat, jeoloji, jeofizik ve harita mühendislerinden oluşan 8 uzman tarafından hazırlandığını bildirdi.

Kanbir, testi doldurarak, belirlenen puana göre değerlendirme yapanların, oturdukları binaların depreme dayanıklılığını yüzde 60 doğrulukla öğrenebileceklerini belirtti. Sponsorlardan kaynaklanan sorundan dolayı postaya geç verilen testin, İsKİ'nin su faturalarıyla birlikte, vatandaşlara dağıtılması için girişimde bulunduklarını da kaydeden Kanbir, ancak olumlu yanıt alamadıklarını söyledi.

Testi yapmak için
http://www.1insaat.com/tribe/documentdetail?id=21008

serkanonar
03-11-2007, 17:00
Marmara fokur fokur kaynıyor" 3 Kasım 2007

Metin FERAH-Mutlu YUCA/ BOLU, (DHA)

İstanbul Teknik Üniversitesi öğretim üyesi Prof.Dr. Naci Görür, deprek sensörü için İstanbul Büyükşehir Belediyesi ve İstanbul Valiliği'nin 350 bin YTL vermediğini belirtti. Görür deprem araştırmaları için hayatını tehlikeye atarak denizin 1200 metre derinliğinde araştırma yaptığını söyledi. İstanbul Büyükşehir Belediyesi, 2007 yılında şehre lale temini ve ekimi için 2 milyon 136 bin 144 YTL harcamıştı.

Prof.Dr. Görür, Bolu’daki Abant İzzet Baysal Üniversitesi’nde düzenlenen ‘Deprem, Binalarımız ve Önlemler’ konulu konferansta, ‘Beklenen Marmara Depremi ile İlgili Deniz Altı Araştırma Sonuçlarında Son Durum’ konulu bir sunum yaptı. Bolu Vali Yardımcısı Hüseyin Doğan, AİBÜ Rektörü Prof.Dr. Atilla Kılıç, bilim adamları, oda temsilcileri ile mimar ve mühendislerin de katıldığı konferansta konuşan Prof.Dr. Görür, Marmara Bölgesi’nin deprem bakımından dünyanın en aktif bölgelerinden biri olduğunu söyledi.

99 MARMARA DEPREMİ İSTANBUL’U TOPUN AĞZINA İTMİŞTİR

1999 Marmara Depremi olmasaydı, Marmara Bölgesi’nin şu an büyük bir risk altında olmayacağına dikkat çeken Prof.Dr. Görür, “99 depremleri Marmara Bölgesi’ni ve İstanbul’u topun ağzına itmiştir. Kuzey Anadolu Fayı’nın, depremleri batıya taşıma özelliği bulunuyor. 99 depremleri Marmara’nın altındaki kabuğu yükledi. Kuzey Anadolu Fayı’nın kuzeyindeki kara kütlesi her yıl güneyine doğru 2.5 santim hareket ediyor. 2.5 santim hareket demek, 55 saniye süren 99 depreminde Adapazarı’ndan Gölcük’e olan kara kütlesini batıya doğru 5.5 metre itelemesi demek. Yılda 2.5 santim batıya doğru gitmesi gereken blok, 55 saniyede 5.5 metre aniden Marmara’nın kabuğuna doğru itilmiş vaziyette. Bu da, Marmara altındaki kabuğun 250 senede biriktireceği enerjiyi 55 saniyede biriktirmesine neden olmuştur” dedi.

1999 DEPREMİ ÖNCESİ BELİRTİLER MEVCUT

Marmara Denizi’nde araştırma gemileriyle yapılan çalışmalarda tabandaki fayların belirlendiğini, yapılan sismik ölçümlerle denizin altının röntgeninin çekildiğini söyleyen Prof.Dr. Görür şöyle konuştu:

“Marmara Denizi’nin 1230 metre derinliklerine yapılan 30 dalışla fayın üzerinde inceleme yaptık. Fayın kalp atışlarını duymak için fay boyunca aletler yerleştirdik. Denizin altındaki kırık, İstanbul’un nasıl bir tehdit altında olduğunu açıkça göstermektedir. Marmara’nın altında tıpkı 99 depremi öncesindeki belirtiler mevcut. Marmara’nın altındaki fay boyunca su çıkışları, metan gazı, petrol ve gaz hidrit çıkışları mevcut. Marmara’nın altı fokur fokur kaynıyor.”

DEPREM SİYASİ BİR İŞ DEĞİLDİR

Son derece aktif olan bu fayın dünyanın çağdaş ve insan hayatına önem veren ülkeleri tarafından mutlaka gözlem altına alınacağını ifade eden Prof.Dr. Görür, “Faydaki akışkanların nitelik ve niceliklerin sürekli incelenmesi gerekir. Kurulacak gözlem istasyonundan yapılacak araştırmalar deprem felaketinin habercisi olabilir. Marmara’da bu kadar büyük bir deprem beklenildiği halde 350 bin liralık bir sensör alıp gözlem istasyonu kuramıyorsunuz. Lale için milyarlarca lira harcayan İstanbul Büyükşehir Belediyesi, ne de İstanbul Valiliği 350 bin YTL vermedi. Ben hayatımı tehlikeye atarak, Marmara’nın 1200 metre derinliğinde deniz altında 7 saat inceleme yaptım. Deprem; siyasi, particilik ve ideolojik bir iş değildir. Ne bu günkü ne de geçmişteki Türk hükümetlerinin hiçbiri deprem konusunda gerekeni yapmamış ve sınıfta kalmışlardır” dedi.

HÜKÜMETİN GÖREVİ TEDBİR ALMAKTIR

1999 Marmara depremi öncesinde İstanbul Teknik Üniversitesi’nin, bu bölgede deprem beklendiği yönünde hazırladığı raporun göz ardı edilmesi sonucu 20 bin insanın öldüğünü vurgulayan Prof.Dr. Görür, “Bütün araştırmalar beklenen Marmara depreminin kaçınılmaz olduğunu ortaya koyarken, Türkiye Cumhuriyeti hükümetinin görevi gerekli tedbirleri almak değil midir? İstanbul’daki mevcut yapı stoğunun büyük bir depreme dayanamayacağı da belli. O halde mevcut binaları güvenilir hale getirmek için daha ne bekliyorsunuz? Bu güne kadar hazırlanan 5 yıllık kalkınma planlarında hiçbir kent için deprem güvenliği ile ilgili bir tasarı bulunmamaktadır.

Kuzey Anadolu Fayı’ndaki kırılma 1939’dan itibaren doğuya doğru geldi. Bu fayda en son deprem hangi bölgede olduysa, oranın batısı hedef haline gelmiştir. En son 99 depremi Gölcük’te olduğuna göre, oranın batısı Marmara Denizi ve çevresi şu an için büyük bir risk altındadır” diye konuştu

polosport
03-11-2007, 18:06
99 MARMARA DEPREMİ İSTANBUL’U TOPUN AĞZINA İTMİŞTİR

1999 Marmara Depremi olmasaydı, Marmara Bölgesi’nin şu an büyük bir risk altında olmayacağına dikkat çeken Prof.Dr. Görür, “99 depremleri Marmara Bölgesi’ni ve İstanbul’u topun ağzına itmiştir. Kuzey Anadolu Fayı’nın, depremleri batıya taşıma özelliği bulunuyor. 99 depremleri Marmara’nın altındaki kabuğu yükledi. Kuzey Anadolu Fayı’nın kuzeyindeki kara kütlesi her yıl güneyine doğru 2.5 santim hareket ediyor. 2.5 santim hareket demek, 55 saniye süren 99 depreminde Adapazarı’ndan Gölcük’e olan kara kütlesini batıya doğru 5.5 metre itelemesi demek. Yılda 2.5 santim batıya doğru gitmesi gereken blok, 55 saniyede 5.5 metre aniden Marmara’nın kabuğuna doğru itilmiş vaziyette. Bu da, Marmara altındaki kabuğun 250 senede biriktireceği enerjiyi 55 saniyede biriktirmesine neden olmuştur” dedi.

1999 DEPREMİ ÖNCESİ BELİRTİLER MEVCUT

Marmara Denizi’nde araştırma gemileriyle yapılan çalışmalarda tabandaki fayların belirlendiğini, yapılan sismik ölçümlerle denizin altının röntgeninin çekildiğini söyleyen Prof.Dr. Görür şöyle konuştu:

“Marmara Denizi’nin 1230 metre derinliklerine yapılan 30 dalışla fayın üzerinde inceleme yaptık. Fayın kalp atışlarını duymak için fay boyunca aletler yerleştirdik. Denizin altındaki kırık, İstanbul’un nasıl bir tehdit altında olduğunu açıkça göstermektedir. Marmara’nın altında tıpkı 99 depremi öncesindeki belirtiler mevcut. Marmara’nın altındaki fay boyunca su çıkışları, metan gazı, petrol ve gaz hidrit çıkışları mevcut. Marmara’nın altı fokur fokur kaynıyor.”



sevgılı serkan onar acmıs oldugun topıc ve duyarlı davranıs ve takıplerın ıcın saol.tesekkurler..

serkanonar
10-11-2007, 14:48
Kandilli: Evet, Marmara'da 3-5 metrelik tsunami olabilir
Marmara Denizi'nin tabanında meydana gelen hareketliliğe ilişkin AÇIKLAMALAR:

Boğaziçi Üniversitesi (BÜ) Kandilli Rasathanesi ve Deprem Araştırma Enstitüsü Müdürü Prof. Dr. Gülay Altay, Türkiye'nin en tehlikeli fay hattının, Kuzey Anadolu Fay Hattı olduğunu belirterek, ''Bugünkü bilimsel çalışmalar, depremin nerede ve kaç büyüklüğünde olacağı hakkında bilgiler veriyor.

Ancak, depremin ne zaman olabileceğini kestirebilmek, bugünkü imkanlarla zamanını bilmek mümkün değil'' dedi.

Marmara Denizi'nin tabanında meydana gelen hareketliliğe ilişkin AA muhabirine açıklamalarda bulunan Prof. Dr. Altay, 1912 yılında Gelibolu Yarımadası'ndaki Ganos Fayı üzerinde meydana gelen ve aletsel büyüklüğü 7.4 olan deprem ile 1999 yılındaki Marmara Depremi arasında bir boşluk oluştuğunu söyledi.

Türkiye'nin en tehlikeli fay hattının Kuzey Anadolu Fay Hattı olduğunu hatırlatan Altay, ''Bu fay hattı, muntazam ve yıkıcı bir şekilde deprem üreten bir hat oldu. Dolayısıyla, Kuzey Anadolu Fay Hattı, tehlikeli olması halini devam ettiriyor'' diye konuştu.

Altay, ''İstanbul'u da büyük oranda etkileyecek 7,5 şiddetindeki bir depremin yüzde 60 olasılıkla 30-35 yıl içinde olmasının beklendiğine'' işaret ederek, enstitü olarak karada kurulu bulunan 45 adet istasyon aracılığı ile deprem riski olan bölgelerin çok yakından izlendiğini bildirdi.

Prof. Dr. Gülay Altay, sözlerine şöyle devam etti:

''Deprem riski olan bölgelerde deprem açısından küçüklü büyüklü kümelenmeler var. Bugünkü bilimsel çalışmalar, depremin nerede ve kaç büyüklüğünde olacağı hakkında bilgiler veriyor. Ancak, depremin ne zaman olabileceğini kestirebilmek, bugünkü imkanlarla zamanını bilmek mümkün değil. Bizim çabamız, deprem bilgilerini sağlıklı alabilmek ve istasyonlardan gelen parametreleri, verileri, kurumlara, halkımıza, sağlıklı ve hızlı bir şekilde dünya standartları doğrultusunda iletmek.''

-''TSUNAMİ AKTİVİTESİ VAR''

Bazı çalışmalar sırasında geçmişte Marmara Denizi'nde tsunami olduğunu gösterir bulguların saptandığına değinen Gülay Altay, ''Evet, Marmara Denizi'nde tsunami yaratacak aktivite önemli ölçüde var. Bunu bilim adamları da ifade ediyor. Ancak, boyutları, 3-5 metre civarında olabilecek dalgalar ve heyelanlar olarak belirtiliyor. Dolayısıyla, deprem tehlikesinin mevcudiyeti şimdiye kadar bir çok kez tekrarlanmış. Gerek bilim adamlarının analitik çalışmaları, gerek deneysel çalışmalarla, gözlem istasyonları ile bu açıklanıyor zaten'' dedi.

Altay, bu konuda çok yönlü olarak, mühendisler, jeologlar ve jeofizikçilerin araştırma çalışmalarının da ilerlediğini dile getiren Altay, bu çalışmaların, olabilecek bir depremin meydana getireceği hasarları ölçmek ve o anda acil müdahaleyi sağlayabilmek için yapılan çalışmalar olduğuna dikkat çekti.

'Erken Uyarı' sisteminin de önemli bir konu olduğuna işaret eden Altay, ancak bu uygulamaya geçmek için bazı sorunların aşılması gerektiğini kaydetti.

Prof. Dr. Gülay Altay, Marmara Denizi'nde araştırma gemilerinin yaptığı çalışmalar sonunda tabandaki fayların belirlendiğini ve yapılan sismik ölçümlerle denizin altının röntgeninin çekildiğini anımsatarak, ''Jeofizik konusunda uluslararası büyük çalışmalar var. Nitekim gemilerin Marmara'ya gelmesi, uluslararası işbirliği neticesinde gelişen bir olay. Ve bu da, deprem konusunun dünyanın bir problemi olduğunun göstergesidir'' dedi.

-''BİLİMSEL TARTIŞMALARIN SONUÇLARI AÇIKLANMALI''-

Bazı bilim adamlarının Marmara'da yapılan çalışmaların sonuçlarını açıkladığını hatırlatan Altay, yapılan çalışmaların hiç kuşkusuz çok önemli olduğunu vurgulayarak, şunları kaydetti:

''Tabii ki bu araştırmalardan çıkan sonuçları halka bildirmenin yanında, tartışılacak kısmı çok fazla. Tehlike bilinen bölgede, ancak bunu bilimsel ortamlarda tartışmak lazım. Halkımızın edindiği bilgilerle derinlere gitmesi mümkün değil. Bu kadar büyük projelerin sonuçlarının da açıklanması gerekiyor. Bilim adamları, seferber edildiği bu çalışmaların sonuçları, bilimsel ortamlarda ki tartışmaların sonunda açıklamalı.

Halkın bilinçlendirilmesi açısından depremin tehlikelerinin gündemde olması önemli. 1999 Marmara Depremi'nin acı veren sonuçlarını yaşadık. Bir daha deprem olmayacak düşüncesi yerinde bir düşünce değil.

Özellikle araştırma çalışmaları ile desteklenen sonuçlardan hepimiz biliyoruz ki, burada deprem olacak. Hazırlıklı olmalıyız. Dolayısıyla bizim bu konudaki değerlendirmemiz, öncelikle bilimsel ortamlarda bilim adamlarının değerlendirilmelerinden elde edilen sonuçların ilan edilmeden önce mutlaka belli ölçülerde hem bilinçlendirici biçimde anlatılması, hem de paniğe yol açmayacak biçimde sunulması' şeklindedir.''

serkanonar
13-11-2007, 10:27
Prof. Işıkara: Deprem olmaması beni rahatsız ediyor
12/11/2007 (929 kişi okudu)
ERSİN ERCAN- KORAY YILMAZDEMİR

BOLU - Kızılay Genel Başkanı Başdanışmanı Prof.Dr. Ahmet Mete Işıkara, 1 Mayıs 2003’ten beri Türkiye’de 6 ve 6.9 büyüklüğü arasında bir deprem yaşanmadığını belirterek, “Bu beni rahatsız ediyor” dedi.

Düzce’de, 12 Kasım 1999 depreminin 8’inci yıldönümünde, Kızılay Genel Başkanlığı’nca ‘Türk Kızılayı Toplum Liderlerini Teşkilatlandırma’ projesini tanıtma toplantısı düzenlendi. Kızılay Düzce Şubesi’ndeki toplantıya Düzce Valisi Ercan Topaca, Düzce Belediye Başkanı Mehmet Keleş, İl Jandarma Komutanı Albay Sabahattin Toprak, Kızılay Genel Başkanı Tekin Küçükali, Kızılay Genel Müdürü Ömer Taşlı ile projede görev alacak olan öğretmenler, din adamları ve muhtarlar katıldı.

Toplantıda konuşan Kızılay Genel Başkan Başdanışmanı ve proje koordinatörü Prof.Dr. Ahmet Mete Işıkara, toplumu afet ve afet zararları konusunda doğru bir şekilde bilgilendirmeyi amaçlayan projenin ilk ayağının İstanbul’da yapıldığını, ikinci ayağının ise Düzce’de başlatıldığını söyledi. Projenin daha sonra her yıl 10 il eklenecek şekilde uygulanarak Türkiye’ye yaygınlaştırılacağını ifade eden Prof.Dr. Işıkara, muhtarlar, din görevlileri ve öğretmenler aracılığıyla tüm halkı deprem ve depreme hazırlık konusunda bilinçlendirileceğini vurguladı.

Türkiye’nin bir deprem ülkesi olduğunu, her an deprem olabileceğine dikkat çeken Prof. Dr. Işıkara, istatistiklere göre 5 ile 5.9 büyüklüğü arasındaki depremlerin 1.5 ile 2 ayda bir, 6 ile 6.9 büyüklüğü arasındaki depremlerin 13 ayda bir, 7 ile 7.9 büyüklüğü arasındaki depremlerin ise 6-7 yılda bir olduğuna dikkat çekerek şöyle konuştu:

“1 Mayıs 2003’ten bu yana Türkiye’de 6 ve 6.9 büyüklüğü arasında bir deprem olmadı. Yine 12 Kasım 1999’dan sonra da 7’nin üzerinde bir deprem yok. Bunlar bilimsel veri. Bu veriler, bu depremin olması gerektiğini söylüyor. Ama olmadı. Onun için rahatsız oluyorum. Ama deprem olacak. Onun için de ‘deprem olacak mı?’ sorusu yerine, ’deprem olacak’ gerçeğini kabul edip, ‘ben depreme hazır mıyım?’ diye sormamız gerekir. Toplum bu noktaya geldiği zaman ‘6 büyüklüğünde deprem olmadı, ama olabilir, ben hazırım’ diyecek. Toplumu birey olarak biz bu projeyle bu noktaya çekmeye çalışıyoruz.”

Marmara’da iki ponatsiyel olduğunu belirten Prof. Dr. Işıkara, sözlerini şöyle sürdürdü: “Birisi adaların güneybatısı, diğeri de Gemlik’tir. Gemlik’teki kolu, Kuzey Anadadolu Fayı’nın güney koludur. Dolayısıyla biz İstanbul’da yaşayanlar Gemlik’te olacak bir depremi, aynı Gölcük’te hissettiğimiz gibi hissederiz. Ancak adaların güney batısında olacak depremi ciddi anlamda yaşarız. Bunlar gerçek. Dolayısıyla bu gerçeklerden korkmak yerine, bilinçlenmemiz lazım. Yani depreme dayınıklı, depreme hazır bir toplum haline gelmek zorundayız.”

Marmara Denizi’ndeki tusunami tartışmalarına da değinen Prof.Dr. Işıkara, “Marmara Denizi’nde tusunami olmaz. Tusunami açık denizlerde ve okyanuslarda olur. Marmara kapalı bir denizdir. Adaların güneybatısı ile İstanbul arasında 8-10 kilometre mesafe vardır. Bir kere öyle bir dalganın oluşması, oraya gelme süresi mesafesi yoktur” dedi.

Prof.Dr. Işıkara, toplantının ardından Kızılay Düzce Şubesi’ndeki gönüllü öğrencilerle hatıra fotoğrafı çektirdi. (dha)

serkanonar
16-11-2007, 10:04
Türk bilimadamlarından depremde yıkılmayan bina

İTÜ İnşaat ve Maden Fakülteleri öğretim üyeleri depremde çökmeyen bir bina sistemi oluşturduklarını açıkladı.

İTÜ laboratuvarlarında üretilen sistemi bir basın toplantısıyla anlatan İTÜ Rektörü Prof. Dr. Faruk Karadoğan, yeni sistemle mühendislik çalışması görmemiş binaların deprem sırasında zarar görseler bile çökmeyeceklerini dile getirdi. Prof Karadoğan,

“Laboratuvarlarımızda geliştirdiğimiz karbon elyaf sistem sayesinde, binalar depremde zarar görse bile çökmeyecek. Üstelik bu sistem mevcut iyileştirme sistemlerinden çok daha ekonomik” dedi.

İTÜ İnşaat Fakültesi öğretim üyesi Doç. Dr. Alper İtki de “Karbon elyaftan üretilen özel bir madde, binanın uzmanlar tarafından tespit edilen duvarlarına çapraz şekilde kriş ve kolonlarına erişecek şekilde yerleştiriliyor. Çelikten on kat daha sağlam olan karbon elyaf deprem anında duvarın kiriş ve kolonlarına bağlantısını sağlayarak çökme ve kırılmasını önleyip binayı ayakta tutuyor” diye konuştu.

serkanonar
17-11-2007, 11:41
ODTÜ'den tsunami araştırması: Marmara'da bu olasılık YÜZDE 10

ODTÜ'nün araştırmasına göre, büyüklüğü 7'nin üzerindeki bir deprem, Marmara Denizi'nde yüzde 10'luk bir tsunami olasılığı yaratıyor

Büyüklüğü 7'nin üzerinde olan bir depremin ardından, Marmara Denizi'nde tsunami olasılığının yüzde 10 civarında olduğu belirlendi. Orta Doğu Teknik Üniversitesi (ODTÜ) Deniz Mühendisliği Araştırma Merkezi'nde görevli Doç. Dr. Ahmet Cevdet Yalçıner, "Tsunami kıyılara vurduğu anda dalganın yüksekliği 5 metreyi bulabilecek, denizin geriye doğru çekildiğini fark ederseniz kıyılardan uzaklaşın" uyarısında bulundu.

İstanbul Büyükşehir Belediyesi tarafından başlatılan ve Japon OYO firması ile ODTÜ'nün yürüttüğü, "İstanbul Kıyılarına Tsunami Etkileri Üzerine Benzetim ve Duyarlılık Analizi Araştırma Projesi"nin sonuçları dün açıklandı.

Deniz Mühendisliği Araştırma Merkezi'nde Yalçıner'in başkanlığında yürütülen araştırma sonucunda 49 senaryo oluşturuldu. Yalçıner, "En kötü senaryoda, tsunami kıyılara vurduğu anda dalganın yüksekliği 5 metreyi bulabilecek.

Marmara Denizi'nin doğu kıyılarında 25 kilometre, batı kıyılarında ise 10 kilometrelik alanı etkileyebilecek. Tsunami, depremden yaklaşık 8 dakika sonra gelecektir" dedi.

Yalçıner, "Depremin ardından, denizin geriye doğru çekildiğini fark ederseniz kıyılardan uzaklaşın. Kıyıya 100-150 metre yakınlıktaki binaları boşaltın" uyarısında bulundu.

Yalçıner, deniz üzerindeki dolgu alanlarının ve İstanbul Boğazı'nın derinliğinin az olmasının, tsunaminin etkisini azaltacağını belirtti. Yalçıner, Aralık 2004'te Sumatra Adası açıklarında yaşanan depremin ardından meydana gelen tsunaminin benzerinin beklenmediğini vurguladı.

"Olası bir tsunami için kıyılardan kaçma yolları ve planları yapılmalı" diyen Doç. Dr. Yalçıner, İstanbul Büyükşehir Belediyesi ile alınması gereken önlemler hakkında konuştuklarını bildirdi

serkanonar
21-11-2007, 10:26
'Depremin 2010'dan sonra olma olasılığı fazla'

Prof. Dr. Işıkara, depremin etkilerinin kamuoyu önünde tartışılmasının vatandaşlar üzerinde "çok negatif" bir etki yarattığını söyledi.

Kızılay Derneği Genel Başkan Danışmanı Prof. Dr. Ahmet Mete Işıkara, bilim adamlarının, bilimsel toplantılarda konuşulabilecek, tartışılabilecek konuları, özellikle de depremi, toplum önünde konuşmasının doğru olmadığını söyledi.

Prof. Dr. Ahmet Mete Işıkara şöyle devam etti: "Fay bir kere mi kırılacak, iki kere mi? Fay oradan mı geçiyor, buradan mı geçiyor? Bunlar, toplumu ilgilendirmez. Bizim topluma vereceğimiz mesaj şu olmalıdır: Marmara'da er ya da geç deprem olacaktır. Yarın da olabilir, 2 sene sonra da.... Ama 2010 yılından sonra olma olasılığı daha fazladır."

serkanonar
27-11-2007, 11:05
Yapı denetiminde skandal tablo: Yapı denetim şirketleri, vefat eden denetçilerini binaları hâlâ denetliyormuş gibi göstermiş
BİNALARI ÖLÜLER DENETLEMİŞ!

Milliyet gazetesinde Gülçin Üstün'ün haberine göre; Deprem riskinin yüksek olduğu 19 ildeki binaların teknik incelemesini ve mevzuata uygunluğunu kontrol etmekle yükümlü olan yapı denetim şirketlerine ilişkin incelemeler, "denetim skandalı"nı ortaya çıkardı. Geçen yılın 12, bu yılın ilk 6 ayında 4 firmanın, vefat eden denetçilerini binaları hâlâ denetliyormuş gibi gösterdiği saptandı. Bayındırlık ve İskân Bakanlığı, firmaların "ölülere denetlettiği" onlarca bina hakkında soruşturma başlattı.

Bayındırlık ve İskân Bakanlığı Yapı İşleri Genel Müdürlüğü, kaçak yapılaşmayı ve depreme dayanıksız bina inşasını engellemesi gereken yapı denetim firmalarını denetledi. Bazı denetçilerin denetlemekle sorumlu olduğu inşaatın yerini dahi bilmediği belirlendi. Bakanlık 2007'de 304, 2006'da 382 yapı denetim firmasını inceledi. Geçen yıl ve bu yılın ilk 10 ayında mevzuata aykırı hareket eden toplam 205 firmanın faaliyeti yasaklandı. 31 firmanın yapı denetim belgesi iptal edildi.

Yasaklama gerekçeleri arasında ruhsatsız bina yapımına göz yummak, yapının mevzuata uygun olup olmadığını denetlememek, arazinin zemin yapısını ve uygulama projelerini incelememek, idareye gerekli raporları vermemek, sahte imza kullanmak ve vefat eden denetçileri proje başında göstermek yer aldı. Mevcut Yapı Denetim Kanunu ve ilgili yönetmeliklere göre, denetçi, mühendis ve mimar vefat ettiğinde ya da herhangi bir başka gerekçeyle yapı ile ilişkisi kesildiğinde 3 gün içinde bildirilmesi ve 30 gün içinde boş kalan görevin doldurulması gerekiyor. İncelemeye göre, 2006'da 12, 2007'de 4 firma vefat eden denetçileri zamanında bildirmedi. Söz konusu denetçileri görev başında gösteren firmalara ve kusurlu olan bakanlık personeline ilişkin dosyalar Teftiş Kurulu'na sevk edildi. Firmaların sorumluluğunda olan binalar incelemeye alındı. Bakanlığın yapı denetimleri sırasında, gerekli evrakı sağlayarak yapı denetim belgesi alan denetçilerden birinin görme engelli olduğu ortaya çıktı. Bakanlık, bu kişinin denetim belgesini iptal etti ve bu görevli tarafından onaylanan binaları incelemeye aldı.

752 FİRMA FAALİYETTE

Bayındırlık ve İskân Bakanlığı verilerine göre, aralarında Adana, Ankara, Antalya, Düzce, İzmir, İstanbul ve Kocaeli'nin de bulunduğu 19 ilde toplam 752 yapı denetim firması faaliyet gösteriyor. En fazla yapı denetim firmasının bulunduğu şehir 277 firma ile İstanbul... İstanbul'u 195 firma ile Ankara, 61 firma ile İzmir takip ediyor. 19 ilde toplam 13 bin 159 denetçi, 10 bin 222 yardımcı kontrol elamanı görev yapıyor.

serkanonar
05-12-2007, 17:39
2005 depremlerinin analizi iki yeni, DİRİ fay hattını ortaya çıkardı

İzmir'in Sığacık Körfezi'nde, 2005 yılında meydana gelen depremler ve artçı sarsıntıların analizleriyle Seferihisar'da daha önce fark edilmemiş diri fayları bulundu.

17 Ekim 2005 tarihinde saat 05.45'de Kuzeybatı-Güneydoğu doğrultusunda meydana gelen 5.4 büyüklüğündeki ilk ana şoku, 3 saat sonra Kuzeydoğu-Güneybatı doğrultusu boyunca uzanan kırık sistemini tetikledi ve 5.8 büyüklüğündeki ikinci ana şok izledi. 20 Ekim'de 5.9 büyüklüğündeki üçüncü ana şoku da çok sayıda artçı sarsıntı izledi. Depremler yerkabuğunda yaklaşık 5-12 kilometre aralığındaki derinliklerde oluştu ve bunlarla ilişkili yüzey kırıkları gözlenmedi. Artçı sarsıntıların ayrıntılı analizi birbirine dik iki fay kuşağının, kendi içlerinde daha küçük boyuttaki kırık sistemlerini içerdiğini de ortaya çıkardı. Meydana gelen deprem aktivitesi bölgede var olduğu bilinen Gülbahçe, Urla, Seferihisar ve Tuzla fayları ile ilişkilendirilemedi.

Boğaziçi Üniversitesi Kandilli Rasathanesi ve Deprem Araştırma Enstitüsü’nden yapılan açıklamada, “Yapılan analizler meydana gelen üç ana şokun da doğrultu atımlı fay özelliği gösterdiğini ortaya koymuştur. Birbirine dik faylar onar kilometre uzunluğunda. Kuzeybatı-Güneydoğu doğrultulu fay kuşağı sol yanal atımlı ve Kuzeydoğu- Güneybatı fay kuşağı ise sağ yanal atımlı davranışa sahip. Batı Anadolu bölgesi yerkabuğunun kuzey- güney doğrultudaki genişleşmesinin sonucunda oluşmuş çöküntü havzalarını içeriyor. Bu bölgede meydana gelen yıkıcı depremler bu çöküntü havzaları ile ilişkili olarak gelişen ve düşey yönde hareket eden faylardan kaynaklanıyor. Ege Bölgesi'nde son 20 yıl içerisinde gözlenen doğrultu atımlı hareket kökenli depremlerin büyüklükleri 5-6 arasında değişiyor. Araştırmacılar bu fayların daha büyük depremler üretebilme potansiyellerinin bilinmediğini ve bu konuda daha fazla gözlem ve araştırma yapılmasına gereksinim duyuluyor” dendi.

serkanonar
08-12-2007, 16:49
Vatandaş KANDİLLİ'DEN NE İSTİYOR? 'Deprem olunca bana bir email atın; olur mu?'
Kandilli Rasathanesi ve Deprem Araştırma Enstitüsü Ulusal Deprem İzleme Merkezi'nin, son depremleri yayınladığı web sitesine gelen vatandaş istekleri bunlar:

Kandilli Rasathanesi ve Deprem Araştırma Enstitüsü Ulusal Deprem İzleme Merkezinden aldığı bilgilere göre, Türkiye'de meydana gelen son 200 depremin tarih, saat, derinlik, enlem, boylam, büyüklük ve yer gibi hızlı çözümlerini gösteren www.koeri. boun.edu.tr adlı web sayfası her gün yüzlerce kişinin ziyaretiyle merakları gidermeye çalışıyor.

Deprem kuşağında yer alan Türkiye'de vatandaşları deprem konusunda bilinçlendirmek ve onlara daha fazla yardımcı olmak isteyen yetkililer, web sayfasının altına soru, eleştiri, öneri ve ayrıntılı bilgi almak isteyenler için telefon, faks, adres ve e-posta bilgilerini koydu.

Ayda ortalama 1 milyon kişinin ziyaret ettiği web sayfasına gelen eleştiri, soru ve öneriler zaman zaman merkezdeki çalışanları bileşaşırtıyor.

Özellikle deprem tartışmalarının arttığı dönemlerde günde 100'e yakın "Deprem olacak mı" yönünde iletisi alan yetkililer, her türlü açıklamaya rağmen bu sorunun sorulması üzerine, sitenin altına "Lütfen deprem olacak mı?" diye sormayın yazılı bir not ekledi.

Yetkililerin uyarısına rağmen "Deprem olacak mı? Ne zaman deprem olacak?, Nerede olacak?, Kaç şiddetinde olacak?, Yıkıcı olacak mı? gibi soruların sorulmaya devam ettiği bildirildi.

"DEPREM OLACAK MI, NE OLUR SÖYLEYİN"

Kandilli Rasathanesi ve Deprem Araştırma Enstitüsü Ulusal Deprem İzleme Merkezi'ne e-posta yoluyla gelen bazı iletiler şöyle:

Bu kadar çok ziyaret edilen siteye neden reklam alınmıyor?

Denizli'deki depremler öncü olabilir mi?

Burada az önce deprem oldu haberiniz var mı?

Lise öğrencisiyim jeofizik veya astrofizik okumak istiyorum. Mesleğiniz hakkında bilgi verir misiniz?

Yayınladığınız deprem verileri halkın psikolojisini bozuyor.

Akhisar'da büyük bir deprem beklendiği söyleniyor. Ne düşünüyorsunuz?

Ege Denizi'nin sularının çekildiği ve deprem olacağı söyleniyor? Neden hiçbir bakan İzmir ile ilgilenmiyor?

İzmir'de yıkıcı bir deprem bekleniyor mu? İstanbul'da deprem olursa İzmir ne kadar etkilenir?

İzmir'de 7,5 şiddetinde deprem olabilir mi?

Eskişehir'de az önce deprem olmuş. Haberimiz olmadı. Deprem olunca uyarıcı bir mail atabilir misiniz?

Tunceli civarında sarsıntı oldu.

Depremin güneş tutulmasıyla alakası var mı?

Havaların bu mevsimde bu şekilde olması fayları etkiler mi?

İzmir'de şiddetli deprem olursa tsunami olur mu?

Marmara Bölgesi'nde son 15-20 gündür hemen hemen hiç deprem olmuyor.
Sizce bunu nasıl yorumlamak lazım?

Az önce burada deprem yaşandı küçük ama etkiliydi.

Erzincan'da deprem oldu. Ancak sitenizde göremedim.

Ben depremin şiddetini ölçmek istiyorum. Bu işlemin, ivmeölçerler ile yapıldığını öğrendim. Ancak bunlar 2 veya 3 boyutlu ölçüm yapıyorlar. Ölçüm yaparken bu üç boyutu nasıl kullanacağım?

Büyük depremler ne zaman olur?

Deprem olmayacak mı?

Yaptığım araştırmalara göre Şanlıurfa'da deprem olabilir öyle görünüyor.

5 dakika önce deprem oldu acaba merkez üssü neresi çok sallandık.

Neden hep muhtemel bir İstanbul depremi konuşuluyor, merak ediliyor. Diğer kentlerde insanlar yaşamıyor mu?

Deprem olacak mı? Ne olur söyleyin.

Kuzey Anadolu Fayı ne zaman kırılacak?

Her kafadan bir ses çıkıyor. Ruh sağlığımızı bozuyor. Tek kanaldan açıklama yapılsa olmaz mı?

Daha önceden depremin olacağı anlaşılıp halk uyarılamaz mı?

Depremde dışarıda çadırda yatmamız uygun mu sizce?

Depremlerin hiç mi faydası yok?

Elazığ'ın deprem durumu nedir?

Isparta'da büyük deprem olabilir mi? Kızım orada okuyor. Merak ediyorum.

Fay nedir?

Giresun deprem bölgesi mi?

Denizli çok pis sallandı, ama sitenizde çok az görünüyor.

1999 Marmara depremi başta olmak üzere büyük depremler yaşadım. Deprem anında ve sonrasında çeşitli gözlemlerim oldu. Bana soracağınız bir şey olabilir mi?

ozbek1
08-12-2007, 23:39
er ya da geç
büyük istanbul depremi olacak
ama gösterge ne onu bilemiyoruz
ama bence en büyük gösterge sahildeki deniz hareketleri, midye kusmaları vs olacaktır

serkanonar
22-12-2007, 18:47
Ankaralılar'ı korkutan uyarı... Ankara, 7 büyüklüğünde depremle karşı karşıya
Gazi Üniversitesi Rektör Yardımcısı Prof. Dr. Süleyman Pampal, 'Ankara'nın dört bir yanı 7'den büyük deprem oluşturacak faylarla çevrelenmiş durumdadır' dedi.

Prof. Dr. Süleyman Pampal, İHA'ya Ankara'nın deprem durumuyla ilgili açıklamalarda bulundu. Ankara'da depremlerin bundan önce olduğunu ve bundan sonra da olacağını belirten Pampal, "Bu şaşırılacak bir durum değildir. Şaşırılacak olan Ankara'da deprem olmaz inancıdır. Bunun nedeni daha önce yayınlanmış olan deprem bölgesi haritalarında 1963 haritasına kadar Ankara beyaz bölgede gösterilmiş ve tehlikesiz bölgede gösterilmiştir. Ankara, deprem tehlikesi oldukça yüksek bir yerleşim alanıdır" dedi.

Ankara'nın deprem riskinin İstanbul'a yakın bir oranda olduğunu kaydeden Pampal, İstanbul'un güneyinden geçen Kuzey Anadolu Fayı'nın kırılıp, yaratacağı deprem fayının Tekirdağ civarında Marmara Denizi'nin altına girdiğini ve doğuya doğru devam ettiğini söyledi. Pampal, Ankara'nın deprem tehlikesinin kuzeyindeki Kuzey Anadolu Fay Hattı'ndan kaynaklanmadığını belirterek, "Bala depreminde gördüğümüz faylara uzanan Niksar fayı var. Tokat'ın kuzeyinde Kuzey Anadolu ile kesişen 7'den büyük deprem yaratacak
bir fay var. Güneyde Niğde'den başlayıp Aksaray'dan Haymana'ya kadar uzanan Tuz Gölü fayı var. Bu da 7'den büyük deprem yaratacak bir fay ve uzun süredir suskun. Bunun anlamı daha çok enerjinin biriktiği ve daha büyük bir deprem yaratacağıdır. Ankara'nın dört bir yanı 7'den büyük deprem oluşturacak faylarla çevrelenmiş durumundadır" diye konuştu.
Yapılan deprem risk analizlerinde Ankara ve İstanbul karşılaştırıldığında oranların birbirine yakın çıktığını anlatan Pampal, Ankara'nın 7.70, İstanbul'un 7.82 ve İzmir'in de 7.02 çıktığını söyledi. Ankara'nın deprem tehlikesi yüksek bir il olduğunun bilim çevreleri tarafından da bilindiğini dile getiren Pampal, ancak haritalarda bunun böyle yansıtılmadığını kaydetti. Ankara'nın dört tarafının faylarla çevrili olduğunu ve yapı stokunun depreme dayanıksız olduğunu vurgulayan Pampal, "Ankara'daki yapıların ve bu yapılar içerisinde yaşayanların deprem riski çok yüksektir. Gazi Üniversitesi Deprem Araştırma Merkezi'nde çalışmalar yapıyoruz. Şu anda Ankara çevresinde Bala, Kızılcahamam, Şereflikoçhisar ve diğer yerlerde 8 yerde deprem kayıt istasyonları kurduk. 2008 yılının ilk haftasından sonra Ankara çevresini an an izleyeceğiz. Bundan sonra daha net bilgilerle Ankara konusunu ele alacağız, masaya yatıracağız" şeklinde konuştu.

Pampal, Ankara'da 7'den büyük deprem yaratacak fayların Kuzey Anadolu Fayı, Tuz Gölü ve Keskin Fayı'nın olduğunu söyledi. Vatandaşlara da çağrı da bulunan Pampal, ev alırken depreme dayanıklı evleri tercih etmelerini ve deprem sırasında cenin pozisyonunu alarak depremin geçmesini beklemeleri gerektiğini söyledi.

serkanonar
27-12-2007, 09:10
Ankara'da yarım saatte 9 ARTÇI meydana geldi... Ankara, gece 01,47'de 5,5 şiddetindeki depremle yeniden sallandı

Merkez üssü Bala olan deprem, 25 saniye sürdü. Çevre illerde de hissedilen depremde herhangi bir can kaybının olmadığı bildirildi.

Kurban Bayramı'nın ilk günü 5,7 şiddetinde depreme maruz kalan Ankara'nın Bala ilçesi gece 01.47'de yeniden sallandı. Merkez üssü Bala'nın 15 kilometre güneyi olduğu belirtilen depremin şiddeti 5,5 olarak ölçüldü. Deprem başkentin yanı sıra Çorum, Yozgat, Niğde ve Kırşehir gibi çevre illerde de hissedildi. Ankara Valisi Kemal Önal, ilk bilgilere göre depremde herhangi bir can kaybı ya da yaralananın olmadığını bildirdi. Yaklaşık 25 saniye süren deprem, Ankara'nın özellikle Eryaman ve Sincan bölgesinde oturan vatandaşları tedirgin etti. Bala'da 20 Aralık günü saat 11.48'de 5,7 büyüklüğünde yaşanan ilk depremin ardından çok sayıda artçı sarsıntı hissedilmişti. Depremin ardından Ankara Valiliği Bayındırlık ve İskan İl Müdürlüğü ile Bala Kaymakamlığı'nda kriz masası oluşturularak evleri zarar görenler tesbit edilmişti.

YARIM SAATTE 9 ARTÇI DEPREM MEYDANA GELDİ

Boğaziçi Üniversitesi Kandilli Rasathanesi ve Deprem Araştırma Enstitüsü'nden aldığı bilgiye göre, saat 01.55'te merkez üssü Ankara'nın Bala ilçesi olan 3.7 büyüklüğünde orta şiddette bir deprem daha kaydedildiği bildirildi.

Alınan bilgide, 01.47'den itibaren yaklaşık yarım saat içinde toplam 9 tane artçı deprem meydana geldiği ifade edildi.

Öte yandan, saat 01.47'de meydana gelen 5.5 büyüklüğündeki depremin, gözlemsel şiddet skalasında ''şiddetli'' grubunda yer aldığı bildirildi.

Serenler
30-12-2007, 12:05
Aşağıdaki yazı daha önce gönderildi mi bilmiyorum ama deprem anında hayatta kalmaya yönelik çok önemli bilgiler içeriyor, onun için buraya aldım.
2 büyük depremi yaşamış biri olarak konuyu çok önemsiyorum.
Lütfen birkaç dakikanızı ayırıp okuyun ve tüm dostlarınıza gönderin.
Çünkü ülkemiz deprem kuşağındadır, deprem büyük yıkımlara, insanların canlarını kaybetmesine neden olsa da olağan bir doğa olayıdır, olmaya da devam edecektir. Tıpkı rüzgar gibi, yağmur gibi...
Bizlere düşen tedbir almak ve depremden zarar görmeden yaşamayı öğrenmektir.

DEPREMDE YAPILMASI GEREKENLER


Adım Doug Copp. Dünyanın en tecrübeli kurtarma birimi Amerikan
Uluslar arası Kurtarma Ekibinin Kurtarma şefi ve afet olayları
müdürüyüm. Bu makaledeki bilgiler bir deprem anında hayat
kurtaracaktır.

875 yıkılmış binaya sürünerek girdim, 60 ülkeden kurtarma
ekipleriyle çalıştım, birçok ülkede kurtarma ekipleri oluşturdum, ve çok sayıda ülkede birçok kurtarma ekibinin üyesiyim. 2 Yıl boyunca birleşmiş milletler felaket "azaltma" uzmanıydım. 1985'ten beri aynı anda gerçekleşenler hariç dünyadaki bütün büyük felaketlerde çalıştım.
1996'da benim hayatta kalma metodumun geçerliliğini ortaya koyan bir film yaptık. Türk hükümeti, İstanbul belediyesi, İstanbul Üniversitesi, Case yapımcılık, ve ARTI bu pratik ve bilimsel testin filme alınmasında işbirliği yaptılar.
İçinde 20 maket (mannequis) olan bir okulu ve evi yıktık. On maket "çömel ve korun" metodunu uygularken, 10 maket "hayat üçgeni" metodumu uyguladı. Tasarlanmış yıkımdan sonra görüntüleri filme almak ve sonuçları belgelemek için enkazı geçip binaya girdik. Bina yıkımlarında oluşabilecek şartlar dahilinde direk olarak gözlemlenebilen ve bilimsel şartlar altında hayatta kalma tekniklerimi uyguladığım film "çömelip korunan/saklanan" kişiler için hayatta kalma şansının sıfır olduğunu ortaya koydu.
Hayat üçgeni metodumu kullananlar için hayatta kalabilme şansı yaklaşık olarak % 100 oldu. Bu film Türkiye'de ve Avrupa'nın geri kalan kısmında milyonlarca izleyici tarafından izlendi. Bu film ABD, Kanada ve Güney Amerika'da RealTV programında izlendi.
Enkazına girdiğim ilk bina 1985 Mexico City depreminde bir okuldu.
Bütün çocuklar sıralarının altındaydı. Her bir çocuk kemiklerinin
kalınlığına kadar ezilmişlerdi. Sıralarının yanındaki koridorlara
uzanmış olsalardı hayatta kalmış olabilirlerdi. Bu "ayıptı,
gereksizdi" ve çocukların neden koridorlarda (sıraların arasında)
olmadığını merak ettim. O an, çocuklara bir şeyin/eşyanın altına
saklanmalarının söylendiğini bilmiyordum.
Basitçe ifade edilirse, binalar yıkılırken, objelerin üzerine düşen
tavan ağırlığı veya içerideki mobilyalar bu nesnelere çarparken
yanlarında bir yer, boşluk bırakırlar. Bu boşluk benim "hayat
üçgeni" dediğim alandır.
Nesne ne kadar büyük ve ne kadar dayanıklı olursa daha az
ezilecektir.

Nesneler ne kadar az ezilirse boşluk ve bu boşluğu kullanan kişinin
yaralanmama olasılığı o kadar artar. Bir dahaki sefere televizyonda yıkılan bina izlerken gördüğün üçgenleri say. Heryerdeler.
Yıkılan bir binada göreceğiniz en yaygın biçimdir.
Deprem anında hayatta kalma, ailelerine bakma ve başkalarını
kurtarma hakkında 750 bin nüfuslu Trujillo kentinin İtfaiye bölümünü eğittim. Trujillo İtfaiye Departmanının kurtarma şefi Üniversitede profesördür.
Bana her yerde eşlik etti. Kişisel ifadeleridir:
"Adım Roberto Rosales. Trujillo kurtarma ekibi şefiyim. 11
yaşındayken çöken bir binada mahsur kaldım. Mahsur kalışım 1972
yılında 70.000 kişini öldüğü depremde oldu. Erkek Kardeşimin
motosikletinin yanında oluşan "hayat üçgeni" içinde hayatta kaldım.
Yataklarının veya sıraların, masaların altına giren arkadaşlarım
ezilerek öldüler (isim, adres vb detayları anlatıyor). Ben hayat
üçgeninin yaşayan örneğiyim. Ölen arkadaşlarım "çömel ve korun" örnekleridir.

DOUG COPP'UN ÖNERİLERİ
1) "Binalar çökerken basitçe "çömelen ve korunan" kişiler istisnasız her defasında ezilerek ölüyorlar. Masa, araba gibi nesnelerin altına giren kişiler her zaman ezilirler.
2) Kediler, köpekler ve bebekler'in hepsi doğal bir şekilde
dizlerini ana rahmindeki gibi karınlarına doğru çekerek kıvrılırlar.
Deprem anında sizde bu şekilde kıvrılmalısınız. Bu doğal bir
güvenlik ve hayatta kalma içgüdüsüdür. Daha küçük bir boşlukta
hayatta kalabilirsiniz. Hafifçe ezilecek ama yanında boşluk
yaratacak bir kanepe, geniş büyük bir eşyanın yanında durun.
3) Ahşap evler deprem anındaki en güvenli yapılardır. Sebebi
basittir; ahşap esnektir ve depremin zorlamasıyla hareket eder. Eğer ahşap bina çökerse geniş yaşam boşlukları oluşur. Ayrıca, ahşap binalar daha az yoğunlukta yıkılış ağırlığına sahiptir. Tuğla
binalar ayrı tuğla parçalarına ayrılacaklardır. Tuğlalar bir çok
yaralanmalara sebep olacaktır, ama (beton) bloklardan daha az
ezilmiş vücutlar yaratırlar.
4) Eğer gece yataktayken deprem olursa, basitçe yuvarlanarak
yataktan düşün. Yatağın çevresinde güvenli bir boşluk oluşacaktır.
Oteller müşterilerine deprem anında yatakların yanında yere
uzanmalarını salık veren bir uyarı notunu odalarda her kapının
arkasına asarlarsa depremlerde çok büyük hayatta kalma oranlarını sağlayabilirler.
5) Televizyon izlerken deprem olursa ve kolayca kapıdan veya
pencereden dışarı kaçmak mümkün değilse, kanepe veya büyük bir
koltuğun/sandalyenin yanında cenin pozisyonunda kıvrılarak yere
uzanın..
6) Bina çökerken Kapı kirişlerinin altına geçen herkes ölür...Nasıl
mı? Eğer kapı kirişlerinin altına geçerseniz ve kapı kirişi öne veya
arkaya doğru düşürse inen tavanın altında ezilirsiniz. Eğer kapı
kirişi yana doğru yıkılırsa ikiye bölünürsünüz. Her iki durumda da
ölürsünüz!
7) Hiçbir zaman merdivenlere gitmeyin/yönelmeyin. Merdivenler (ana binadan) farklı bir "frekans aralığına" sahiptir; ana binadan
bağımsız/ayrı olarak sarsılırlar. Merdivenler ve binanın geri kalanı
devamlı olarak birbirlerine çarparlar, ta ki merdivenlerin yıkılışı
gerçekleşene kadar. Merdivenlere ulaşan insanlar basamaklar yüzünden yaralanırlar. Korkunç şekilde sakatlanırlar. Bina yıkılmasa dahi, merdivenlerden uzak durun. Merdivenler binanın hasar görmesi en muhtemel kısmıdır. Depremde yıkılmamış olsa dahi, merdivenler bağırarak kaçmaya çalışan insanların aşırı yüklenmesi ile çökebilir.
Merdivenler binanın geri kalan kısmı zarar görmemiş olsa dahi her
zaman güvenlik açısından kontrolden geçirilmelidir.
8) Binanın dış duvarlarına yakın yerlerde durun, mümkünse dışına
çıkın. Binanın iç kısımlarındansa dış kısımlarına yakın yerlerde
olmak çok daha iyidir. Binanın dış çevresinden ne kadar içeride
olursanız, çıkış yolunuzun kapanma ihtimali o kadar artacaktır.
9) Aynen Nimitz yolundaki katlar arasındaki (yıkılan) blokların
meydana getirdiği gibi, deprem anında üst yolun yıkılmasıyla ezilen
araçların içinde bulunan insanlar ezilirler. San Francisco
depreminin kurbanlarının hepsi araçlarının içindeydiler. Hepsi öldü.
Araçlarının dışına çıkıp,aracın yanına uzanıp veya oturarak
kolaylıkla hayatta kalabilirlerdi. Ölen herkes eğer araçlarından
çıkıp, araçlarının yanına oturabilseler veya uzanabilselerdi yaşıyor
olabilirdi. Ezilen bütün araçların yanında-kolonların direkt olarak
üzerine düştüğü araçlar hariç- 3 feet yükseklikte boşluklar
oluşmuştu.
10) Enkaz halindeki gazete ofislerini ve çok miktarda kağıdın olduğu ofisleri dolaşırken kağıdın sıkışmadığını/ezilmediğini keşfettim. Kağıt yığınlarının/kümelerinin etrafında geniş boşluklar bulunur/oluşur.
Bu mesajı mümkün olduğu kadar çok kişiye iletmeniz önemle rica
olunur.

serkanonar
30-12-2007, 18:39
Türkiye'nin deprem haritası güncelleniyor
MTA'nın çalışmalarını son aşamaya getirdiği diri fay hattı haritası, 2008 yılında çıkartılacak.

Ankara'nın Bala ilçesinde son günlerde yaşanan depremler, bu yönde ilgili kuruluşların yürüttüğü çalışmaları yeniden gündeme getirdi.

MTA Genel Müdürlüğünün geçtiğimiz yıllarda başlattığı Türkiye'nin diri fay haritasıyla ilgili hazırlıkların, son aşamaya getirildiği öğrenildi.

Edinilen bilgiye göre, Kuzey Anadolu fay hattı çalışmalarını geçtiğimiz yıl tamamlayan MTA Genel Müdürlüğü, Türkiye'nin diri fay hattı haritası ile ilgili güncelleştirme çalışmalarını 2008 yılı içinde tamamlayacak.

AKTİF FAYLAR BELİRLENECEK

MTA Genel Müdürlüğünün yürüttüğü çalışmayla Türkiye'nin aktif fayları yeniden çıkarılacak. Haritayla, hem aktif yeni fayların geçiş güzergahları hem de deprem riskinin 1'nci dereceden yaşandığı noktalar belirlenecek.

MTA Genel Müdürlüğü uzmanlarının Türkiye'yi karış karış tarayarak hazırlayacakları yeni akif fay hatları haritası, Türkiye'nin yeni yerleşim birimleri ile ilgili yapılacak çalışmalara ilgili kuruluşlara da kaynak olacak.

İlgili kuruluşlarca yapım programına alınan, otoyollar, demiyolları, barajlar, toplu konut alanları, baraj gibi önemli altyapı yatırımları MTA Genel Müdürlüğünün hazırlayacağı son harita çalışmaları çerçevesinde değerlendirilecek.

Türkiye'nin en son diri fay haritası yine MTA Genel Müdürlüğü tarafından en son 1992 yılında tamamlanarak basılmıştı.

serkanonar
05-01-2008, 10:04
Bilinçli sürdürülebilir ve akıllı konut sahibi kimdir?

Bugünkü sürdürülebilir konut yapımı fiyatı, geleneksel binanın yüzde 1 veya 2 katı daha pahalıya mal oluyor. Bu fiyatların indirilmesi ancak akıllı konut/bina arzıyla, bu tip binaların geleneksel konut tipi olması halinde, devlet desteği, yeni imar yasası ve yapı standartlarıyla mümkün

03/01/2008 (696 kişi okudu)


AYDAN HACALOĞLU (Arşivi)

Radikal İki'de, 13 Mayıs 2007 tarihinde, 'Türkiye'nin Enerji Konut Haritası' adlı bir yazı yayımlamıştım. Bu yazımda, küresel ısınmayla ilgili bildiğimiz gerçek olguları dört ayrı durumda sıralayıp, yerküre üzerinde CO2 gazının oluşumuna en büyük katkıyı uzun ömre sahip binaların yaptığını ve bundan sonra halihazırda kullanılan geçerli yapı standartlarına, imar hukukuna ve devlet politikalarına dayalı olarak üretilecek her yeni bina ile durumun daha da kötüye gideceğini ve durumun son derece kritik olduğunu belirtmiş, bizim de içinde bulunduğumuz tüm toplumların bu duruma çözüm üretmelerinin bir zorunluluk haline geldiğini söylemiştim. Bu yazıda, ilk olarak şimdiki konut tiplerine alternatif sürdürülebilir kimlik taşıyan konut tipinin ne demek olduğundan, sonra çevre bilinçli konut alıcısına sürdürülebilir ve akıllı konut alırken hangi hususlara dikkat etmeleri gerektiğinden, en son olarak da bu tür binaların ekonomik ve politik yönünden kısaca söz etmek istiyorum.
Sürdürülebilir ve akıllı kimlik taşıyan konut tipi nedir?
Kendi enerjisini kendi üreten konuta sürdürülebilir konut/bina denir. Sürdürülebilir binalardaki ısıtma, soğutma, havalandırma, aydınlatma, sulama, emniyet alarm sistemlerinin kullanılması, kontrol edilmesi işlemleri bilgisayar ile otomasyona bağlanmış konutlara ise akıllı konut/bina denilmektedir. Binanın ne kadar akıllı olduğu da ne kadar çok alternatif sistem kullanıldığına ve ne kadarının otomasyon sistemine bağlı olduğuna bakılarak tanımlanmaktadır.
Türkiye'de büyük kentlerde emlak piyasasının doruğa erdiği bu günlerde, medyada kamuoyuna aşağıda saydığım nitelikleri içermeyen ama konutu uzaktan yönetme ve izleme olanağı sağlayan, sadece doğalgaz (ki bitecek) ve geri dönüşümlü yağmur suyu (ki azaldı) kullanan bu geleneksel konutlar akıllı ev sıfatı ile halka sunuluyor. Bu konutlar bu niteliklerinden doğru normal konut ve bina tiplerine alternatif olarak pazarlanarak daha da fazla paraya satılmaktadırlar. Bu reklamları ve konutları tasarlayan, yapan, satanların da bilinçli olarak akıllı ve sürdürülebilir konut tanımını tam bilip bilmediklerini bilmiyorum ama Türk kamuoyuna sunulan akıllı ve sürdürülebilir konutların nitelik ve kalite açısından eksik olduğunu düşünüyorum. Bizim artık havaya CO2 gazı salmayan sürdürülebilir konutlar üretmemiz gerekiyor. Bu nedenle, bu tür konut sahibi olmak isteyen çevre bilinçli insanların aşağıda belirttiğim hususlara dikkat etmeleri önem kazanmaktadır:
1) Binanın ısıtılıp soğutulması, havalandırılması, aydınlatılması için kullanılan enerjinin sürdürülebilir (doğal kaynaklar; güneş, rüzgâr, su, yerküre) olmasına, binalarda kullanılan temiz enerji ile sıvı ve katı atıkların gaz (özellikle CO2 gazı) salgılamamasına,
2) Bina tasarımında, binanın bulunduğu iklim koşullarına göre doğal enerjiyi kullanıp binayı ısıtan, soğutan, havalandıran pasif sistemlerin 'ölçümü' yapılarak entegre edilip edilmediğine,
3) Bina arsasının yerinin, bina konumunun doğal enerji kaynakları ile olan ilişkisinin ölçümünün ve kontrolünün yapılmasına, (bina etrafında binaya gelecek gün ışığının, yılın her mevsiminde gereken hâkim rüzgârın binanın etrafındaki bina, ağaç, tepe gibi objeler tarafından kesilip kesilmemesine, binanın doğal kaynaklarla ısıtılması ve soğutmasına),
4) Binanın elektro-manyetik dalgalara maruz kalmamasına (binanın etrafında elektrik direklerine, elektrik trafolarına, telefon antenlerine uzaklığı sağlık açısından önemli olduğu için, eğer binanın dibinde trafo varsa, orada yaşayan insanlar on yıllarca bu elektro-manyetik alanda yaşarlarsa kanser olma riskleri çok daha fazlalaşıyor),
5) Binada içilecek su kalitesinin kimyasal katkısına bakılıp su kalitesinin 7ph ve üstünde olmasına, yağmur suyunun toplanıp temizlenip geri dönüşümlü kullanılmasına, banyo ve mutfakta kullanılan gri suyun geri dönüşümünün sağlanarak bahçe sulanmasında ve araba yıkanmasında kullanılmasına, susuz tuvaletler kullanarak biriken katı organik atığın bahçede gübre olarak kullanılmasına, az su kullanan tuvalet rezervuarları ve duş başlıklarının olup olmadığına,
6) Binaların kendi enerjilerini değişik pasif sistemlerle üreterek bu sistemlerin hepsinin otomasyona bağlanması ile üretilen akıllı binalar olduğuna,
7) Gün ışığından yararlanarak aydınlatma için elektrik enerjisini depolamasına, az elektrik harcayan elektronik aygıtların kullanılmasına,
8) Sürdürülebilir yerleşimlerde sürdürülebilir ulaşım yolları sağlanıp sağlanmadığına (bisiklet ve yaya yolu olup olmadığına),
9) Bahçelerin ve yeşil alanların 'perma culture' tekniği ile sürdürülebilir bahçe veya alan haline sokulup sokulmadığına.
Ayrıca biri geleneksel diğeri sürdürülebilir ve akıllı aynı ölçeklerde olan iki konut tiplerinin kullandıkları bir yıllık enerji miktarı ve bu enerji için harcanacak paranın her iki konut tipinde karşılaştırılmasıda önemli sonuçlar vermektedir. Çevreye duyarlı, bilinçli sürdürülebilir ve akıllı konut sahibi, konutunu alırken yukarıda saydığım tüm hususları göz önünde bulunduranlardır.
Türkiye'nin sürdürülebilir kalkınma politikasının önemi Sürdürülebilirlik, her toplumun kendi sosyal ve ekonomik yapısına dayandırılarak mümkün olabilir. Beklenmedik doğal afet durumları ile değişen bina yapı standart etikleri arasında ilişkiler bulunmaktadır. Türkiye'de salgın hastalıkları önlemek için kanalizasyon altyapı, binaların değişik nedenlerden dolayı yanmasını önlemek için özel yangın önleme standartları konmuştur. 1999'da Marmara bölgesinde yaşanan şiddetli deprem felaketinden sonra bu bölge için değişen yapı standartları çalışmaları halen sürmektedir.
Bundan sonraki büyük depremde eğer gerekli önlemler alınmazsa binlerce
kişinin öleceğinin bilinmesine rağmen bu depremi yaşayan halkın tekrar kısırdöngüye dönüp depreme dayanıklı olmayan binaları yükselen konut fiyatlarına karşın hâlâ sorgusuz, sualsiz, bilinçsiz bir tavırla konutları almaları akıl almaz haldedir. Küresel ısınma ve onun getirdiği çevresel sorunlar öyle bir boyuttadır ki, sadece belirli demokratik kitle örgütlerinin, belli derneklerin sorunu değildir; bu durum aynı zamanda ülkenin siyasal yapısıyla ilgili bir sorundur. İnsanlar çevre sorunlarını dışlamayıp, bu çevre konusunu her olaya entegre etmelidirler. Önerilen her bir çözüm çevre merkezli olmak zorundadır. Çevre sorununa çare bulmadan veya çevre sorunu olmayan, geleneksel yolda devam eden devlet politikası yine kısırdöngüdür.
Bugünkü sürdürebilinir konut yapımı fiyatı, geleneksel binanın yüzde 1 veya 2 katı daha pahalıya mal olmaktadır. Bu fiyatların indirilmesi
ancak çevre bilinçli halkın bundan böyle sürekli sürdürebilir ve akıllı konut/bina arzı ile bu tip binaların artık geleneksel konut tipi haline gelmesi halinde, devlet kredi desteği, yardımı, politikaları, yeni imar yasa ve yapı standartları ile mümkündür. Artık tehlikeli boyutlara ulaşan çevre felaketleri dünya üzerindeki insan da dahil tüm canlı türlerinin yaşamlarını tehdit eder hale gelmiştir. Bu nedenle, sağlıklı çevre tasarımı yapabilen mimarların, çevre bilinçli tasarımcıların ve tüm kamunun desteği gerekmektedir.
Sonuç olarak, çevre bilinçli halkın sürdürülebilir konut arzının talebi,
ancak sürdürülebilir kalkınma devlet politikası ile mümkün olacaktır.

Aydan Hacaloğlu: Yüksek mimar, Oregon Üniversitesi, ABD; Çevresel, Sosyal, Ekonomik Bilinçli Akıllı Sürdürülebilir Mimari ve Yerleşimler - Enerji & Yapı Fiziği Teknolojileri Tasarım Danışmanı

athena
05-01-2008, 10:21
Her an büyük bir depremin olabileceği ülkemizde bu deprem gerçeğini unutmamalıyız..
Bu aşağıdaki yazıyı faydalı bulduğum için paylaşmak istedim... Saygılarımla
DEPREMDE İLK YARDIM BİLGİLERİ
Deprem gibi afetlerde yaralıya müdahelede ilkyardımı iyi bilmek gerekiyor. En sık karşılaşılan yaralanmalar hiç de basit yaralanmalar değil: İç ve dış kanamalar, kafa, göğüs, karın, göz yaralanmaları ve yanmalar. Yurtiçi ve yurdışından gönüllü ekiplerle afet bölgelerinde enkazda kurtarma çalışmalarına katılan, Medline Acil Yardım Ekipleri'nin ilkyardım için verdiği bilgileri sunuyoruz.

Enkaz altından yaralı çıkarılırken dikkat edilmesi gereken pekçok husus var. Aceleye getirilen kurtarma girişimleri sonucunda yeni kanamalar, yeni kırıklar meydana gelebilir, ağır yaralanmalar oluşabilir. En başta gelen kural, yaralının vücudunun katlanmadan, boynunun ve belinin sağa sola, arkaya öne kıvrılmadan, vücut boyunca çekilerek çıkarılması. Bu esnada yaralının vücudunun değişik bölümlerinin halen sıkışık
olması mümkün. İlkyardım teknikleri, yeterince bilinmezse hayat kurtaracağım derken yapılan yanlışlık yaralının durumunu ağırlaştırabiliyor.

ANA KURALLARI

1 Öne kendinizin ve çevrenizin can güvenliğini sağlayın.

2 Çevrede ilkyardım konusunda daha deneyimli birisi varsa, ana müdaheleyi ona bırakın ve yardımcı konuma geçin.

3 Soğukkanlı ve çevrenizi sakinleştirecek şekilde davranın.

4 Hastayı soğuk kanlı ve hızlı bir şekilde değerlendirin.
Bilmediğiniz konuda müdahale etmeyin.

5 Hastayı ve yakınlarını sakinleştirin.

6 Olay yerine ulaşan sağlık personeline detaylı ve doğru bilgi verin.

TEMEL İLKELERİ

1 Tehlike: Yaralı ya da hastanın bulunduğu yerin gaz kaçağı gibi tehlike içerip içermediğini saptayın.

2 Taşıma : Yaralı ya da hastanın tehlikeli bölgeden çıkarılması, ilkyardımın daha uygun koşullarda yapılacağı yere aktarılması veya ambulansa nakli sırasında, yaralanma ya da hastalığın durumuna uygun ve durumu kötüleştirmeyecek şekilde taşıyın.

3 Triyaj: (Ayırma) Birden çok yaralı veya hasta olduğu durumlarda müdahele öncelik sıralamasını dikkatle yapın ve buna uyun.

4 Tanı: Hasta veya yaralının solunum, doluşum, kanama, şok, bilinç gibi yaşamsal öneme ait durumlara öncelik verin.

5 Haberleşme: Olayı haber vererek gerekli sağlık, itfaiye, güvenlik ekiplerinin olay yerine gelmelerini sağlanmalı.

Öncelikle yaralının hava yolunun ve solunumunun açık olup olmadığını kontrol etmek gerek. Bunu hastanın ağzına ve burnuna ağzınızı yaklaştırarak yapabilirsiniz. Şah damarından kalp atışı olup olmadığını kontrol edin. Deprem gibi doğal afetlerde en çok rastlanılan yaralanmalara yapılacak müdahaleler ise şöyle:

KANAMALAR

Kanın herhangi bir nedenle damar dışına çıkmasına kanama deniyor. Kanamalar her zaman tehlikelidir. Halsizlik, şok ve ölümle sonuçlanabilir. İç ve/veya dış kanama biçiminde olabilir.
Temel yaşam desteği sonrasında tedavide önceliğe sahiptir.

Erişkinde 500 mililitre, çocuklarda 100-300 mililitre, bebeklerde 30 mililitreden fazla kanama (özellikle 10 dakika içinde) tehlike yaratır. Kanamaların çoğu 6-10 dakika içinde,
damar spazmı ve pıhtı oluşumu ile durur. Acil bir durumdur ve hemen hastaneye sevk edilmelidir.

ŞOK

Dış kanamaların kontrolünde şunları yapmak gerek: Kanama olan bölgeye direkt basınç uygulanır. Steril veya temiz gazlı bez ya da örtü yara üzerinde kapatılarak el veya parmakla 10 dakika doğrudan basınç uygulanır. Pansuman, sargı bezi ile sarılarak yerinde durması sağlanır. Kanama devam ederse, Üzerine temizi konulabilir. Kanama olan bölge yukarı kaldırılırak kontrol edilmelidir.

Deprem gibi doğal afetlerde ne çok karşılaşılan durum şok. Damarlarda kan miktarının veya basıncının düşmesi ile oluşur. İç ve dış kanamalar, kalp durması, yanık gibi aşırı sıvı kaybı, korku acı gibi nedenlerle kan çekilmesi başlıca nedenlerinden. Şokun belirtileri şunlar: Soluk, soğuk, nemli deri, zayıf ama hızlı nabız, yüzeysel ve hızlı solunum, bilinç bozukluğu. Şokun ilk yardımına gelince: Yaralıyı sırtüstü yatırarak ayakları 30 santimetre kadar yukarı kaldırılmalı. Nabız, kanama ve kırık kontrolü yaparak gerekiyorsa müdahale edilmeli. Vücudu sıkan giyisiler çıkarılmalı ve yaralı sakinleştirmeye çalışılmalı. Derhal ambülansa koymalı.
Asla içecek, yiyecek ve sigara verilmemeli.

YARALANMALAR

Hareket enerjisinin vücuda teması sonucu vücutta hasar oluşmasına yaralanma deniyor. Depremde bu hasarlar; yumuşak dokularda şekil bozulması, cilt ve gözde yırtıklar, kemiklerde kırık ve karaciğer ve dalakta patlamaya kadar ciddileşebiliyor.
Yaralanmanın iki tipi var. Birincisi açık yarası olan ve enfeksiyon riski taşıyan delici yaralanmalar ve derin kanamalar, kırıklar, ciddi doku hasarlarına neden olan künt yaralanmalar. Yaralanmalarda birincil tedavi hastanın hava yolu, solunum,
dolaşım ve bilinç dörtlüsünü kontrol etmek. Kritik yaralanmada hasta havayolu tıkanması, solunum yetmezliği, kanamaya bağlı şok ve bilinç bozukluğu yüzünde hayatını kaybedebiliyor. İkincil tedavide ise tüm yaralanmaların tespiti, kafa-ayak arasındaki
bütün bölgelerin gözden geçirilmesi ile yapılıyor.

KAFA YARALANMALARI

Kafa yaralanmalarındaki bulgular şunlar: Saçlı deride yaralanma, bilinçte kayıp, kafa kemiklerinde kırık, göz etrafında gözlük biçiminde morluk, kulak ve burundan gelen şeffaf sıvı denilen beyin-omurilik sıvısı gelmesi, gözbebeklerinde eşitsizlik veya yaralının ışığa cevap vermemesi, duyu ve hareket kaybı.

İlkyardımda muhtemel boyun kırığı olabileceğini unutmayın ve boynu güvence altına alın, kanama varsa kontrolünü sağlayın, başlangıçtaki bilinç ve durum bilgisi durumunu kaydedin ve derhal ambulansa götürün.

athena
05-01-2008, 10:22
Türkiye Deprem Vakfı'nın hazırladığı "Deprem" adlı broşürde "Depremde hayatta kalmanın altın kuralları şöyle sıralanıyor:

DEPREM ÖNCESİNDE

* Öncelikle yaşadığınız yerleşim biriminin deprem tehlikesi hakkında doğru bilgileri ilgililerden öğrenin.
* Aile bireyleri arasında olağanüstü bir durumda nasıl davranacağınızı konuşun. Her odada üzerinize bir şeyin düşmeyeceği sağlam bir yer seçin. Yere yatma, başını koruma ve bir şeye tutunmayı öğrenin ve çocuklarınıza da öğretin. Kitaplık, yüksek mobilya gibi kolay devrilebilir eşyalar ile ağır eşyaları duvarlara veya döşemeye sıkıca bağlayın, tablo, gardrop gibi eşyaları sabitleştirin ve üzerinize devrilmeyecek şekilde yerleştirin. Mutfak dolapları gibi kırılabilecek eşyalarınızı koyduğunuz dolaplarınıza sağlam kilitler takın. Olağanüstü birdurumda hemen kullanabileceğiniz el feneri, radyo ve yedek pilleri, ilkyardım çantası ve gerekli ilaçlarınızı, iş eldivenini önceden çantaya koyup, kolayca ulaşabileceğiniz bir yerde bulundurun.

DEPREM SIRASINDA

* Bina içinde iseniz deprem sırasında sakin olup, paniğe kapılmayın, cesaretinizi toplayın ve
koşuşmayın. Büyük bir depremde ayakta durmanız, koşmanız mümkün değildir. Çömelin ya da
döşemeye yatın. Sağlam bir masa, sıra, mobilya veya kapı kasasının altına girin ve başınızı koruyun.
Masaya tutunun ve onunla birlikte hareket etmeye hazır olun. Pozisyonunuzu sallantı duruncaya
kadar değiştirmeyin. Bina içinde kalın. Düşen cam kırıkları ya da bina molozlarından
yaralanabilirsiniz.
Tiyatro, okul, sinema, büro gibi kalabalık yerlerde iseniz, kesinlikle merdivenlere, asansörlere
koşmayın. Kendinizi koltuk, sıra gibi yerlerde korumaya alın, sakin olun ve başkalarını da aynı
şekilde davranmaya davet edin.
* Bina dışında iseniz binalardan dökülecek yıkıntılar ve camlardan, elektrik ve direk tellerinden
uzakta güvenli bir yerde depremin durmasını bekleyin.
* Araç kullanıyorsanız .ulunduğunuz yer eğer güvenli ise durun ve araç içinde kalın. Normal trafikten
olabildiğince uzaklaşın. Köprüler, üst geçitler, tünellerden uzak durun. Eğer mümkünse ağaçlar,
direkler, enerji nakil hatlarından uzakta kalın.

DEPREM SONRASINDA

* Büyük bir depremden sonra artçı depremler mutlaka devam edecektir. Bu depremlere karşı hazırlıklı olun.

* Özellikle ilk üç gün içerisinde, yetkililer izin vermedikçe, sağlam evlerinize dahi girmeyin.
* Bazı artçı sarsıntılar zayıflamış yapılarda yeni hasar yapacak kadar büyük olabilir.
Aile bireylerinizi bir arada tutun ve açık bir yerde bekleyin. Varsa yaralılara ilkyardımı yapın.
* Evinizi veya binanızı terk ederken kıymetli eşyalarınızı, kalın giyecek, battaniye gibi eşyaları yanınıza alın, kalın ayakkabılarınızı giyin, biraz yiyecek ve içme suyu temin edin.
* Enkaz ve
yıkıntılar arasında, cadde ve sokaklarda gelişigüzel dolaşmayın.

athena
05-01-2008, 10:24
bu gerçeği her hatırlatmak adına her gün bu yazıları güncelleyeceğim.. Saygılarımla

gencturk
05-01-2008, 19:22
İstanbul ve Ankara'dan Sonra 3.Büyük de Tehlike Altında!

Jeofizik Kurumu Onursal Genel Başkanı Prof. Dr. Ahmet Ercan, bu sabah İzmir’in Menemen ilçesinde meydana gelen 4.2 büyüklüğündeki depremin, Foça-Karaburun-Midilli üçgeninde biriken gerginliğin belirtisi olduğunu belirterek, gerginliğin bu bölgede 7 büyüklüğünde yıkıcı bir depremle sonuçlanacağını ileri sürdü.

http://www.internethaber.com/news_detail.php?id=121805

kelaynak
05-01-2008, 22:22
hem depreme karşı tedbir, hemde güzel yaşam teşkil etmek amacıyla kentse dönüşüm projelerine hız verilmelidir. Dayanıksız, yaşlı ve plansız yapıların bir an önce yıkılması gerek.

ozbek1
06-01-2008, 01:23
bence istanbul depremi en az 50 sene olmaz çünki 1999 da 7.4 şiddeti ile çok buyuk bir enerji boşaldı oyle her 20 senede bir bu kadar buyuk enerji boşalsa insanlar sabit bir yerde yerleşemez tabi bu benim amatör görüşüm bence 50 sene sonra bile bu bölgede oyle bir boşalma yaşamayacağız ama zaten 1999 daki sarsıntıda zayıflayan binalar kendiliğinden de her an çökebilir o yuzden tedbir şart ben şahsen pendikte ve avcılarda bir suru sakat bina biliyorum şu anda bu binalar insanla dopdolu

serkanonar
09-01-2008, 17:40
Depremden şiddetle korkuyor

İzmir Büyükşehir Belediye Başkanı Aziz Kocaoğlu acı konuştu: ‘İzmir’de büyük bir deprem olacak diye geceleri uyuyamıyorum. Çünkü 6.5 şiddetindeki bir deprem, İzmir’in felaketi olacak. Gücüm yetse bugün 200 bin konutu yıkarım.

Star gazetesinden HALİT TUNÇ'un haberi:

Bilim adamlarının Ege Bölgesi için ‘6.5 şiddetinde deprem olabilir’ uyarısı, İzmir Büyükşehir Belediye Başkanı Aziz Kocaoğlu’nun uykularını kaçırıyor. ‘Raporlara göre hizmet binamızın bile boşaltılması gerekiyor. Ancak Ankara’dan onay alamadım diyen Kocaoğlu ‘Gücüm yetse bugün 200 bin konutu yıkarım. Çünkü 6.5 şiddetindeki bir deprem İzmir’in felaketi olacak’ şeklinde konuştu.

‘TEDBİR ALAMIYORUM’

star’ın sorularını yanıtlayan Kocaoğlu, bilime inanmak, bilim adamlarının uyarılarını da dikkate almak zorunda olduklarını belirtti. Başkan Kocaoğlu ‘Kışın ortasında vatandaşa tedbirli olun deniyor. Ben bile tedbir alamıyorum. Büyükşehir Belediyesi’nin merkez binası, kendi oturduğum yapı için sakıncalı raporu var. Boşaltmam lazım. Ankara’dan onay istedim. Bürokrasiye takıldık. Yazışmalar bitmiyor. Yüreğim küp-küp atıyor’ dedi.

YASANIN ÇIKMASI ŞART

Depremin kaçınılmaz ancak enkazda ölmenin kader olmadığını vurgulayan Büyükşehir Belediye Başkanı Aziz Kocaoğlu ‘Depremle yaşamak, o riski hep göz önünde bulundurmak zorundayız. Ama enkazda ölmek insanımızın kaderi olmamalı. Kentleri yönetenler olarak, geçmişin hataları üzerinde siyaset yapmak yerine çözümler üretmeliyiz’ diye konuştu. Deprem konusunda yerel yönetimlere çok geniş yetkiler verilmesi gerektiğini ifade eden Kocaoğlu şunları söyledi: Deprem yasamız olmalı. Belediye Başkanlarının yetkileri artırılmalı. Acil yıkım, müdahale, boşaltma, güçlendirme yetkilerimiz olmalı. Bürokrasi ayaklarımıza dolanmamalı. Yasal düzenlemeler gerekiyor.

Büyüklük değişebilir

DOKUZ Eylül Üniversitesi (DEÜ) Deprem Araştırma ve Uygulama Merkezi (DAUM) Müdürü Prof. Dr. Zafer Akçığ da ‘İstatistiklere bakarak deprem tarihi vermek doğru değil’’ dedi. Prof. Akçığ ‘İzmir çevresinde farklı fay grupları var. Bunlar değişik büyüklükte depremler üretebilir. Foça’daki fay hattının ürettiği depremin büyüklüğüyle Seferihisar’daki fay hattının üreteceği depremin büyüklüğü farklı olur’ dedi. Merkez olarak Ege Bölgesi’nde 32 deprem istasyonu kurduklarını hatırlatan Prof. Dr. Akçığ, bu istasyonların yanı sıra yan ölçümler de yaptıklarını ve detaylı veriler elde ettiklerini bildirdi.

serkanonar
14-01-2008, 11:56
İstanbul'daki binalarla ilgili GERÇEKLERDİR: Yüzde 90‘ında standart dışı malzeme kullanılmış; yüzde 64‘ünde korozyon yaşanıyor

Yüzde 16‘sında yaşlanmaya bağlı yıpranma var; yüzde 25‘inde zeminden dolayı sorunlar tespit edildi.

Bayındırlık ve İskan Bakanı Faruk Nafiz Özak, İstanbul’daki binaların yüzde 70’inin ruhsat veya yapı kullanma izninin bulunmadığını bildirdi.

CHP İstanbul milletvekili Sacid Yıldız’ın soru önergesine yanıt veren Bakan Özak, İstanbul’un yapı stoğuna ilişkin çarpıcı bilgiler ve tespitlere yer verdi. Özak, İstanbul Büyükşehir Belediyesi’nin 125 bin konut üzerinde yaptığı araştırmanın sonuçlarını da açıkladı.

İstanbul’da 800 bin bina, 3.3 milyon bağımsız bölüm halinde yapı ünitesi olduğunu belirten Bakan Özak, “İstanbul’daki yapı stokunun yüzde 60-70’inin ruhsat veya yapı kullanma izninin bulunmadığı tepsit edilmiştir” dedi. Özak, şöyle devam etti:

“İstanbul Büyükşehir Belediyesi’nin 125 bin konut üzerinde yaptığı araştırmanın sonuçlarına göre, İstanbul yapılarının; yüzde 90’ında standart dışı malzeme kullanılmış, yüzde 64’ünde yaygın korozyon görülmüş, yüzde 16’sında yaşlanmaya bağlı yıpranma, yüzde 25’inde zeminden dolayı sorunlar yaşandığı belirlenmiştir.”

Bakan Özak, İstanbul’u muhtemel bir depreme hazırlayabilmek amacıyla oluşturulan “İstanbul Sismik Riskin Azaltılması ve Acil Durum Hazırlık Projesi” için 310 milyon euro’luk kredi bulunduğunu belirtti. Uluslararası İmar ve Kalkınma Bankası’ndan alınan kredinin 2006 yılı itibarıyla kullanılmaya başlandığını belirten Özak’ın verdiği bilgilere göre, İstanbul’daki 157 köprü ve viyadükte sismik takviye çalışmaları yapılıyor. 80 bin kamu binasından 1082 okul ve hastane için güçlendirme projesi hazırlandığını belirten Özak, bunlardan 764’ünün güçlendirildiğini açıkladı.

Özak, bu yıl içerisinde İstanbul’daki 250 okulun güçlendirileceğini de belirtti. 165 bin öğrenci ve öğretmene hizmet edecek olan 102 okulun güçlendirmesinin yıl sonu itibarıyla biteceğini belirten Özak, 11 okulun ise yıkılıp yeniden yapılacağını açıkladı. Bayındırlık Bakanı, Emniyet ve Jandarmaya ait 193 binanın da güçlendirilme projesi kapsamına alındığı belirtildi.

Özak, İstanbul İl Sağlık Müdürlüğü’nün koordinasyonunda Beykoz Devlet Hastanesi, Bakırköy Ruh ve Sinir Hastalıkları Hastanesi AMATEM ve NEVROZ bloklarının da güçlendirileceğini açıkladı. Bayındırlık Bakanı’nın verdiği bilgilere göre güçlendirme fizibilite çalışmaları devam eden hastaneler şöyle: Haydarpaşa Numune Eğitim ve Araştırma Hastanesi, Lütfiye Nuri Burat Devlet Hastanesi, Haseki Eğitim Araştırma Hastanesi, Pendik Devlet Hastanesi, Sağmalcılar Devlet Hastanesi, Çatalca Devlet ve Bölge Trafik Hastanesi, Tacirler Vakfı Sultanbeyli Devlet Hastanesi, Validebağ Öğretmenler Devlet Hastanesi, Üsküdar Devlet Hastanesi, İstanbul Eğitim ve Araştırma Hastanesi (Samatya), Okmeydanı Eğitim ve Araştırma Hastanesi, Bakırköy Doğum ve Çocuk Hastanesi ve Topçular Semt Polikliğini.

serkanonar
15-01-2008, 09:38
Türkiye'nin İLK deprem hastanesi

İstanbul İl Özel İdaresi'nin aktardığı kaynakla Haydarpaşa Numune Hastanesi bahçesinde 2 bin 115 metrekare alana yapılan Türkiye'nin ilk deprem hastanesi hizmete girdi.
Konuya ilişkin yapılan yazılı açıklamaya göre, Türkiye'nin ilk deprem hastanesi, denizyolu ulaşımına 300, demiryolu ulaşımına 350 metre uzaklıkta ve terasına yapılan helikopter pisti ile hava yolu ulaşımının da sağlanabileceği stratejik bir noktaya konuşlandırıldı.

Bütün bu özellikleri ile afet sırasında, sağlık hizmetlerinin yanı sıra bir Afet Koordinasyon Merkezi olarak da kullanabilecek olan deprem hastanesi, halen Haydarpaşa Numune Hastanesi bünyesinde poliklinik olarak hizmet veriyor.

110 poliklinik odası bulunan deprem hastanesinde ayrıca 4 acil ameliyathane, 13 yataklı yoğun bakım ünitesi, 6 yataklı yanık ünitesi, 15 yataklı hemodiyaliz ünitesi, kan bankası, radyoloji, biyokimya, mikrobiyoloji üniteleri bulunuyor.

200 tonluk su deposu ve 100 tonluk yakıt deposuna sahip hastane, kesintisiz güç kaynağının yanı sıra 20 dış, 250 iç hat olmak üzere geniş kapasiteli bir telefon santraliyle donatıldı.

Deprem hastanesinin diğer bir özelliği ise ''demontabl'' denilen özel bir sisteme sahip olması. Bu sistem sayesinde, acil bir durumda hastanenin iç duvarları 2 saat içerisinde sökülüp geniş koğuşlar sayesinde 360 yataklı bir hastane haline gelebiliyor.

serkanonar
04-02-2008, 10:17
Depremde kesintisiz iletişim sağlamak için gereken adım, ATILDI

Olası bir deprem sırasında kamu kurumları arasında iletişimin kesilmemesi için Acil Durum Haberleşme Sistemi kuruluyor.
İl Özel İdaresi'nin, İstanbul Sismik Riskin Azaltılması ve Acil Durum Hazırlık Projesi kapsamında hayata geçireceği proje için 73 milyon dolar harcanacak.

Projede, ilk etapta kör nokta olarak nitelendirilen Ümraniye, Şile, Sultanbeyli, Çatalca, Büyükçekmece gibi belli bölgelere yeni baz istasyonları kurulmasına başlanacak.

Kurulacak iletişim ağında telsiz ve uydu telefonları kullanılacak.

Mevcut telefon sistemi çökse bile bu sistem sağlıklı bir şekilde işleyecek.

serkanonar
11-02-2008, 09:22
Prof. Dr. Naci Görür, 'Beklenen Marmara Depremi Riskler...' adlı kitaptaki makalesinde olası depremle ilgili 6 olasılığa dikkat çekti

Bu riskler şöyle:
1- Kuzey Marmara fayının batıda kalan ve en tehlikeli kısmı olan 110 kilometrelik fayın 60 kilometresi, 1912 Şarköy depreminde kırılmışsa, depremin büyüklüğü muhtemelen 7'yi geçemeyecek. Göstergeler ve tahminler, bu fayın 1912 Şarköy depreminde kırıldığı yönünde. Toplanan verilerle yapılan bilimsel çalışmalar, bu kırığın 1912 yılında mı yoksa daha eski yıllardaki depremlerde mi kırıldığı konusunda kesin bir yanıt verebilmiş değil.

2- Ancak bu fay 1912 Şarköy depreminde kırılmamışsa depremin büyüklüğü 7'nin üzerinde olacak.

3- Eğer Adalar'ın güneyinde kalan 65 km'lik fay kırılırsa, depremin büyüklüğü en fazla 7 olacak.

4- Çınarcık Çukurluğu'nun güneyindeki fayların harekete geçmesi durumunda ise bölgede büyüklüğü 6 civarında deprem olacak.

5- Depremi, Kuzey Marmara çukurluğu içersinde beklerken, doğanın bir oyunu olarak Kuzey Anadolu fayının bu yörelerden geçen güney kolu üzerinde görmek de mümkündür.
Marmara'nın kuzeyi, yani İstanbul'un bulunduğu alan, güneye yani Bursa, İznik Mudanya'nın bulunduğu alana oranla daha şanslı. Çünkü araştırmalar Marmara'nın güney blokunda kuzey bloka oranla daha fazla stres biriktiğini ve daha çok deformasyona uğrayacağını gösteriyor. Güney blok kuzey bloka göre daha şiddetle sarsılacak.

6- Yapılan tüm araştırma sonuçları beklenen depremin Kuzey Anadolu Fayı'nın İzmit Körfezi ile Tekirdağ Çukurluğu arasında uzanan doğrultu atımlı fay sistemi üzerinde (kuzey kol) olacağı yönündedir. Bu fayın her iki tarafındaki blokların hareketinin takıldığı, dolayısıyla burada önemli bir stres biriktiği ve belirli bir süre sonra bu fay parçasının kırılarak büyük bir deprem üreteceği düşünülmektedir.

Ancak, gerçekten bu fay boyunca takılmanın olup olmadığı konusu henüz tam anlamıyla doğrulanamamıştır. Örneğin, bu fay boyunca çok yavaş bir yer değiştirmenin (creep) olup olmadığı bilinmemektedir. Bu konunun açıklığa kavuşturulması depremin tam olarak yerinin ve büyüklüğünün saptanması bakımından çok önemlidir. Bunun için deniz tabanına yerleştirilecek özel bir düzeneğe ihtiyaç vardır.

Bu düzenek esas itibariyle fayın iki bloku üzerine yerleştirilecek akustik sensörlerden ibarettir. Sensörler yılda milimetre mertebesinde çok yavaş hareketleri bile ölçmekte, dolayısıyla "creep" olayının olup olmadığını göstermektedir. Akustik sensör düzeneği maliyetli bir araştırmadır. Bugüne kadar finanse edilemediği için bu araştırma yapılamamıştır.

serkanonar
15-02-2008, 15:29
Prof. Ahmet Ercan'dan deprem uyarısı

Yunanistan'daki depremi değerlendiren Prof. Dr. Ahmet Ercan, Fethiye-Çameli-Burdur kolunun da depreme gebe olduğunu belirterek, 'Tam Fethiye'de olacak diyemesem de bu kuşakta 6 ila 7.2 arasında deprem olacak. Bu bölgede olacak deprem benim için sürpriz olmaz' dedi.

Merkez üssü Mora yarımadasının güneyindeki Methoni olan 6.5 büyüklüğündeki sarsıntının ardından Jeofizik Mühendisi Prof. Dr. Ahmet Ercan, depreme ilişkin soruları yanıtladı. Kaşkolunun da yardımıyla deprem hattını uygulamalı olarak gösteren Prof. Dr. Ercan, 'Bunun bir ucu Rodos, burası Fethiye. Fethiye'ye yakın uçlarda Çameli ve Burdur var. Buna Girit-Rodos-Fethiye yayı diyoruz. Deprem bunun üzerinde geziniyor. Ama en etkili olduğu yer Mora kesimi ve diğer taraftaki Fethiye-Burdur-Çameli kesimi. Buralar sallanıyor' dedi.

Bu bölgelerde 4-5 aydır öncü depremler yaşandığını ve bunun da bir gerginlik birikimi olduğunu gösterdiğini belirten Ercan, 'Dolayısıyla yay boyunca Ege ve Anadolu'nun altına yaklaşık 17 derece ile yaklaşık 700 kilometreye kadar dalmış durumda. Burada bir gerginlik boşalması oldu. Orada da bir gerginlik boşalması bekliyorum. 40 gün önce Mora'da bir deprem olacağını söylemiştim. Diğer kesim de bana göre duyarlı. Fethiye-Burdur kesiminde de büyük bir gerginlik bekliyorum. Bu da büyük bir sürpriz olmaz'diye konuştu.

Bu depremin zamanın belirleyebilmek için bölgede ayrıntılı inceleme yapılması gerektiğini ifade eden Prof. Dr. Ahmet Ercan, 'Bana göre Rodos-Fethiye-Çameli-Burdur kolu, buralar bir depreme gebe. Yapacağımız
olay bundan sonra yerleşim alanlarının sınıflandırılmasıdır. Benim en çok korktuğum yer Fethiye. Fethiye daha önce büyük bir deprem gördü.

Ama ne yazık ki aynı çatal ağza yapılaşmaya devam ettiler. Fethiye'de bu konu ile ilgili konuşma yaptım, onları uyardım. Likyalılar Fethiye'nin tepelerin yapı
yapmıştır. Bu yüzden birçok depremde zarar görmemişlerdir. Ama ne yazık ki cumhuriyet döneminden sonra Fethiye'deki çatal ağza, yani o gevşek jöle gibi olan yere yapılaşma devam etmiştir. Dolayısıyla yapmamız gereken o yapıları güçlendirmek değil, yıkmaktır. Tam Fethiye'de olacak diyemesem de ama bu kuşakta deprem olacak' şeklinde konuştu.

Prof. Dr. Ercan, bu bölgede deprem etkinliklerinin yaklaşık 1-2 yıldır oldukça gergin olduğunu belirterek şu açıklamalarda bulundu:
'Bu dalma batma kuşağının Türkiye kolu Fethiye-Burdur-Çameli'dir. Dolayısıyla bu bölge deprem etkinlikleriyle yaklaşık 1-2 yıldır oldukça gergin olduğunu gösteriyor. Burada beklenen deprem büyüklüğü 6 ila 7.2 arasında olacaktır. Çünkü bu büyüklükteki bir deprem buradaki gerginliği boşaltır. Fethiye-Burdur-Çameli tarafında 48-50 yıldır deprem olmuyor. Bu bölgede olacak bir deprem benim için sürpriz olmaz.

Önemli olan deprem olduktan sonra 'ah vah' demek değil, deprem olmadan
önce uyarmak. Ben de bu uyarıyı şimdi yapıyorum ve gereğinin yapılmasını istiyorum

tochka
15-02-2008, 19:56
Depremi Kocaelinde yaşayan ve şükür hala yaşayan biri olarak hepimiz deprem gerçeği ve önlem alınması konusunda çaba sarfetmeliyiz.Bu nedenle gayretiniz için teşekkürler.Bİz toplum olarak teflon zekalı bir milletiz herşeyi çok çabuk unutuyoruz.Adapazarı 15-20 senede bir deprem yaşıyor.Depremden sonra yine yıkılan yerlere yine insanlar yerleşiyor.Kocaeli gölcükte çatlaklar onarıldı hasarlı evler yıkılmak yerine fiyatı artarak satılıyor.Ayrıca depremde şu an yaşadığım yahya kaptanda kiralar en az 10 kat artmış ev fiyatları tavan olmuştu.Halkımızın bu konudaki insafsızlığı ve terbiyesizliği had safhada maalesef.Kamyonlarla hırsızlar gelip depremzedelerin çeyizlerini çaldılar.Hİç de başımıza gelenlerden ders almıyoruz.Allah korkusu,vicdan korkusu,insanlık açısından hiç iyi görüntüler vermedi türk insanı.Umarım bundan sonra farklı olur herşey.
Saygılarımla...

guneysu
12-03-2008, 22:01
güzelce bir sallandık.. istanbul anadolu yakası

unutmuştuk ne güzel.. hatırlatma yapıyor.. unutma unutturma

monarosa82
12-03-2008, 22:03
güzelce bir sallandık.. istanbul anadolu yakası

unutmuştuk ne güzel.. hatırlatma yapıyor.. unutma unutturma

avrupa yakası da sallandı abi yalnız değilsiniz:yes:

gizemliduygular
12-03-2008, 22:04
Hafif şiddette olduğu tahmin ettiğim depremi şu anda bulunduğum Bursa'da bizler de hissettik.

Her zaman vurguladığım deprem gerçeği yine kendini hissettirdi.


Geçmiş olsun.

gizemliduygular
12-03-2008, 22:05
Saat 20:55 sıralarında meydana gelen deprem, İstanbul, Adapazarı, İzmit ve Yalova'da da hissedildi. Merkez üssü Çınarcık olan depremin şiddeti 4.8 olarak bildirildi.

Ayrıntılar geliyor...

serkanonar
13-03-2008, 00:16
Herkese geçmiş olsun,
Umarım daha büyükleri olmadan bu orta şiddetliler ile gerekli tedbirleri alır sayın büyüklerimiz.

sezi
13-03-2008, 00:32
Geçmiş olsun.Deprem yaşamayan yok gibi.
Ne kadar korkunç olduğunu 2 yıl önce İzmir depreminde yaşadıklarımdan biliyorum.Adana depreminde de Tarsus çok şiddetli sallanmıştı.En kötüsü o anda sağlam bir yer bulup saklanmaktan başka hiç bir şey yapamıyor olmanın çaresizliği."Allah korusun beterinden"diyoruz da tedbirli olmak gerek.

exitance
14-03-2008, 14:32
Malum Ağustos 2008 ve 2009 başı arası süreçte konut fiyatlarının zirve değerlerini görüp sonra azalacağı beklentisi var.

Bu beklenti içerisinde bulunana emlak yatırımcıları da var.

İki gün önce yaşadığımız küçük çaplı deprem ile 99 daki anılarımızı tazeledik. Hemen basında, haber bültenlerinde deprem uzmanları çıkıp birbirine zıt görüşleri ortaya koymaya başladı. Biri çıkıp İstanbul'da 7.5 şiddetinde depremin olasılığı şudur diyor. Biri çıkıp artık tehlike geçti diyor.


Bence tehlikenin en büyüğü, tehlikenin geçtiğini zannetmemizdir. Prof. Dr. Şener Üşümezsoy diyor ki;

"Benim senelerdir savunduğum sav ispatlandı, Çınarcık depremi fayın kuzeye doğru değil, Çınarcıktan güneye doğru (yani İstanbul'dan uzağa) kırılacağını ispatladı."

Vay bee. demekki bir tek depremcik, üstelik 7.4 depreminden 400 kat daha zayıf bir depremcik bu ispatı yapmaya yetmiş. Meğer Üşümezsoy senelerdir Çınarcıkta bu depremi bekliyormuş.

Evet belkide fay güneye doğru kırılır ama Profesör ünvanında ki bir bilim adamının savını sadece bir depremle sınaması bana komik geldi.

Şimdi siz bir medya patronu olarak elinizde bol miktarda satılacak konut bulundursanız, emrinizde etkin televizyon ve gazeteler olsa, istediğiniz insana yine kendi medyanızda istediğiniz şeyleri söylettirebilir misiniz, söylettiremez misiniz?

Emlak fiyatlarının zirvelerine yaklaştığı dönemlerde bu oyunu tersine çevirebilecek şey Allah korusun bir İstanbul depremidir. Demek ki neymiş; Depremin korkusu bile kendisi kadar etkili olduğundan bu korkunun derhal bertaraf edilmesi gereklidir. Gereklidir ki Allah muhafaza deprem olmadan konutları satsınlar. O halde hemen basın yoluyla potansiyel müşteriler rahatlatılıp, sonra deprem gerçeği unutturulmalıdır. Göreceksiniz bir iki gün sonra TV de deprem haberleri bıçak gibi kesilir.

PARK
14-03-2008, 14:33
Tevfik Fikret, 1894 İstanbul depremi için yazdığı şiir;

Bin üç yüz ondu...Henüz dün bu köhne izbeye sen
Misafir olmuştun
Ki hep sinirli ve hummalı hastalar gibi yer
Birden
İçin için ve uzun
Bir sarsıntı ile çırpındı kırdı,
yıktı... Keder
Ve korku yüzleri soldurdu; evler,
aileler
Birer döküntü; kalanlar bütün
ezik, yitik...

serkanonar
20-03-2008, 09:12
ŞENER ÜŞÜMEZSOY TEZLERİ... İstanbul 6, Bursa 8 ile sallanabilir

Öğretim Üyesi Prof. Şener Üşümezsoy, ‘Büyük İstanbul depremi’ tezinin bilimsel olarak çürütüldüğünü ancak, kamuoyundan gizlendiğini söyledi.
Üşümezsoy’a göre deprem İstanbul’da 6, Bursa’da 8 şiddetinde yıkıcı olacak.

Bu kez Üşümezsoy, ERDİNÇ AKKOYUNLU imzalı bir haberle Akşam'ın birinci sayfasında:

İstanbul Üniversitesi Öğretim Üyesi Prof. Şener Üşümezsoy, Marmara denizinde 180 kilometrelik fay hattının kırılacağı ve şiddeti 7’nin üzerinde deprem olacağı tezlerinin bilim adamlarınca çürütüldüğünü AKŞAM’a açıkladı. Üşümezsoy, Fransız ve İtalyan gemilerinin çalışmalarıyla ulaşılan sonucun da kamuoyundan gizlendiğini vurguladı.

İŞTE GİZLENEN RAPOR

Dünyanın en tanınmış isimlerinden Fransız bilim adamı Ronald Armijo başkanlığındaki heyetin hazırladığı raporun Amerika’da yayınlandığını belirten Prof. Üşümezsoy şu açıklamaları yaptı: Urania, Le Suroit, gibi birçok gemi Marmara’da inceleme yaptı. Tüm bu gemilerin çalışmalarının ardından 15 Amerikalı, Fransız, İtalyan ve Türk bilim adamlarının oluşturduğu 25 kişilik heyet bir rapor hazırladı. Raporda 1894 depreminde Adalar bölgesindeki fayın 200 yıllık enerjisinin boşaldığı tespit edildi. Birçok bilim adamı ‘Adalar’ın güneyinden başlayıp Tekirdağ çukurluğuna kadar ulaşan 180 kilometrelik fay kırılacak, 7.8 büyüklüğünde deprem olacak’ diye ayet üretmeye başladılar. Raporda görüldü ki; bu fayın sadece Büyükçekmece önünden başlayan 30 kilometrelik bölüm aktif. Diğer kısımlar gücünü boşaltmış. Yani Adalar’daki fayda kırılma olmayacak.

BİR İYİ, BİR KÖTÜ HABER

Çalışmada, Marmara’nın güneyindeki Çınarcık çukurunun güneyine doğru uzanan taze bir yarık tespit edildi. Buna göre Gemlik - Mudanya - Bandırma arasındaki fay hattı üzerinde 30 yıllık bir zaman içinde 7’nin üzerinde bir deprem olması bekleniyor. Bu deprem İstanbul’a 64 kilometre uzaklıkta olacağı için 6 şiddetinde bir yıkıcılığı olacak. Bursa ise depremi 8 şiddetinde hissedecek.

Beklenen yer İmralı Adası
İstanbul’da beklenen büyük depremin merkez üssünün İmralı Adası olacağı iddia edildi.
Türkiye Jeofizik Mühendisleri Derneği Başkanı ve İstanbul Teknik Üniversitesi öğretim görevlisi Prof. Dr. Ahmet Ercan, Sakarya Üniversitesi’ndeki 1’inci Ulusal Doğal Afetler Sempozyumu’na konuşmacı olarak katıldı.

Prof. Ercan, İmralı Adası’nın da içerisinde bulunduğu Gemlik Körfezi’nde 6.3 büyüklüğünde bir depremin kaçınılmaz olduğunu savunarak şunları söyledi: “İmralı, Bozburun, Mudanya üçgeni yani Gemlik Körfezi’nin içi depreme uygun. Burada yerden odaklı bir deprem sürpriz olmaz. Ancak, deprem büyük de olmaz. Büyüklük, Türkiye’de ‘yıkıcılıkla’ değerlendirildiğinden dolayı bölgede beklediğimiz depremin büyüklüğü 6.2. ve 6.3 dolayında olabilir. Çok sükür ki İmralı yerleşim alanı değil.”

AB’NİN MİSAFİRİ VAR
Bir gazetecinin ömür boyu hapis cezasına mahkum edilen teröristbaşı Öcalan’ı kastederek, “İmralı’da misafir var” sözü üzerine Prof. Ahmet Ercan, “Evet o AB’nin misafiri” dedi.
Prof. Ercan, 2015 yılına kadar İstanbul’da yıkıcı bir deprem beklemediğini de kaydetti

athena
26-03-2008, 23:05
Her an büyük bir depremin olabileceği ülkemizde bu deprem gerçeğini unutmamalıyız..
Bu aşağıdaki yazıyı faydalı bulduğum için paylaşmak istedim... Saygılarımla
DEPREMDE İLK YARDIM BİLGİLERİ
Deprem gibi afetlerde yaralıya müdahelede ilkyardımı iyi bilmek gerekiyor. En sık karşılaşılan yaralanmalar hiç de basit yaralanmalar değil: İç ve dış kanamalar, kafa, göğüs, karın, göz yaralanmaları ve yanmalar. Yurtiçi ve yurdışından gönüllü ekiplerle afet bölgelerinde enkazda kurtarma çalışmalarına katılan, Medline Acil Yardım Ekipleri'nin ilkyardım için verdiği bilgileri sunuyoruz.

Enkaz altından yaralı çıkarılırken dikkat edilmesi gereken pekçok husus var. Aceleye getirilen kurtarma girişimleri sonucunda yeni kanamalar, yeni kırıklar meydana gelebilir, ağır yaralanmalar oluşabilir. En başta gelen kural, yaralının vücudunun katlanmadan, boynunun ve belinin sağa sola, arkaya öne kıvrılmadan, vücut boyunca çekilerek çıkarılması. Bu esnada yaralının vücudunun değişik bölümlerinin halen sıkışık
olması mümkün. İlkyardım teknikleri, yeterince bilinmezse hayat kurtaracağım derken yapılan yanlışlık yaralının durumunu ağırlaştırabiliyor.

ANA KURALLARI

1 Öne kendinizin ve çevrenizin can güvenliğini sağlayın.

2 Çevrede ilkyardım konusunda daha deneyimli birisi varsa, ana müdaheleyi ona bırakın ve yardımcı konuma geçin.

3 Soğukkanlı ve çevrenizi sakinleştirecek şekilde davranın.

4 Hastayı soğuk kanlı ve hızlı bir şekilde değerlendirin.
Bilmediğiniz konuda müdahale etmeyin.

5 Hastayı ve yakınlarını sakinleştirin.

6 Olay yerine ulaşan sağlık personeline detaylı ve doğru bilgi verin.

TEMEL İLKELERİ

1 Tehlike: Yaralı ya da hastanın bulunduğu yerin gaz kaçağı gibi tehlike içerip içermediğini saptayın.

2 Taşıma : Yaralı ya da hastanın tehlikeli bölgeden çıkarılması, ilkyardımın daha uygun koşullarda yapılacağı yere aktarılması veya ambulansa nakli sırasında, yaralanma ya da hastalığın durumuna uygun ve durumu kötüleştirmeyecek şekilde taşıyın.

3 Triyaj: (Ayırma) Birden çok yaralı veya hasta olduğu durumlarda müdahele öncelik sıralamasını dikkatle yapın ve buna uyun.

4 Tanı: Hasta veya yaralının solunum, doluşum, kanama, şok, bilinç gibi yaşamsal öneme ait durumlara öncelik verin.

5 Haberleşme: Olayı haber vererek gerekli sağlık, itfaiye, güvenlik ekiplerinin olay yerine gelmelerini sağlanmalı.

Öncelikle yaralının hava yolunun ve solunumunun açık olup olmadığını kontrol etmek gerek. Bunu hastanın ağzına ve burnuna ağzınızı yaklaştırarak yapabilirsiniz. Şah damarından kalp atışı olup olmadığını kontrol edin. Deprem gibi doğal afetlerde en çok rastlanılan yaralanmalara yapılacak müdahaleler ise şöyle:

KANAMALAR

Kanın herhangi bir nedenle damar dışına çıkmasına kanama deniyor. Kanamalar her zaman tehlikelidir. Halsizlik, şok ve ölümle sonuçlanabilir. İç ve/veya dış kanama biçiminde olabilir.
Temel yaşam desteği sonrasında tedavide önceliğe sahiptir.

Erişkinde 500 mililitre, çocuklarda 100-300 mililitre, bebeklerde 30 mililitreden fazla kanama (özellikle 10 dakika içinde) tehlike yaratır. Kanamaların çoğu 6-10 dakika içinde,
damar spazmı ve pıhtı oluşumu ile durur. Acil bir durumdur ve hemen hastaneye sevk edilmelidir.

ŞOK

Dış kanamaların kontrolünde şunları yapmak gerek: Kanama olan bölgeye direkt basınç uygulanır. Steril veya temiz gazlı bez ya da örtü yara üzerinde kapatılarak el veya parmakla 10 dakika doğrudan basınç uygulanır. Pansuman, sargı bezi ile sarılarak yerinde durması sağlanır. Kanama devam ederse, Üzerine temizi konulabilir. Kanama olan bölge yukarı kaldırılırak kontrol edilmelidir.

Deprem gibi doğal afetlerde ne çok karşılaşılan durum şok. Damarlarda kan miktarının veya basıncının düşmesi ile oluşur. İç ve dış kanamalar, kalp durması, yanık gibi aşırı sıvı kaybı, korku acı gibi nedenlerle kan çekilmesi başlıca nedenlerinden. Şokun belirtileri şunlar: Soluk, soğuk, nemli deri, zayıf ama hızlı nabız, yüzeysel ve hızlı solunum, bilinç bozukluğu. Şokun ilk yardımına gelince: Yaralıyı sırtüstü yatırarak ayakları 30 santimetre kadar yukarı kaldırılmalı. Nabız, kanama ve kırık kontrolü yaparak gerekiyorsa müdahale edilmeli. Vücudu sıkan giyisiler çıkarılmalı ve yaralı sakinleştirmeye çalışılmalı. Derhal ambülansa koymalı.
Asla içecek, yiyecek ve sigara verilmemeli.

YARALANMALAR

Hareket enerjisinin vücuda teması sonucu vücutta hasar oluşmasına yaralanma deniyor. Depremde bu hasarlar; yumuşak dokularda şekil bozulması, cilt ve gözde yırtıklar, kemiklerde kırık ve karaciğer ve dalakta patlamaya kadar ciddileşebiliyor.
Yaralanmanın iki tipi var. Birincisi açık yarası olan ve enfeksiyon riski taşıyan delici yaralanmalar ve derin kanamalar, kırıklar, ciddi doku hasarlarına neden olan künt yaralanmalar. Yaralanmalarda birincil tedavi hastanın hava yolu, solunum,
dolaşım ve bilinç dörtlüsünü kontrol etmek. Kritik yaralanmada hasta havayolu tıkanması, solunum yetmezliği, kanamaya bağlı şok ve bilinç bozukluğu yüzünde hayatını kaybedebiliyor. İkincil tedavide ise tüm yaralanmaların tespiti, kafa-ayak arasındaki
bütün bölgelerin gözden geçirilmesi ile yapılıyor.

KAFA YARALANMALARI

Kafa yaralanmalarındaki bulgular şunlar: Saçlı deride yaralanma, bilinçte kayıp, kafa kemiklerinde kırık, göz etrafında gözlük biçiminde morluk, kulak ve burundan gelen şeffaf sıvı denilen beyin-omurilik sıvısı gelmesi, gözbebeklerinde eşitsizlik veya yaralının ışığa cevap vermemesi, duyu ve hareket kaybı.

İlkyardımda muhtemel boyun kırığı olabileceğini unutmayın ve boynu güvence altına alın, kanama varsa kontrolünü sağlayın, başlangıçtaki bilinç ve durum bilgisi durumunu kaydedin ve derhal ambulansa götürün.

yine aynı yazı unutmamak için...

athena
26-03-2008, 23:06
Türkiye Deprem Vakfı'nın hazırladığı "Deprem" adlı broşürde "Depremde hayatta kalmanın altın kuralları şöyle sıralanıyor:

DEPREM ÖNCESİNDE

* Öncelikle yaşadığınız yerleşim biriminin deprem tehlikesi hakkında doğru bilgileri ilgililerden öğrenin.
* Aile bireyleri arasında olağanüstü bir durumda nasıl davranacağınızı konuşun. Her odada üzerinize bir şeyin düşmeyeceği sağlam bir yer seçin. Yere yatma, başını koruma ve bir şeye tutunmayı öğrenin ve çocuklarınıza da öğretin. Kitaplık, yüksek mobilya gibi kolay devrilebilir eşyalar ile ağır eşyaları duvarlara veya döşemeye sıkıca bağlayın, tablo, gardrop gibi eşyaları sabitleştirin ve üzerinize devrilmeyecek şekilde yerleştirin. Mutfak dolapları gibi kırılabilecek eşyalarınızı koyduğunuz dolaplarınıza sağlam kilitler takın. Olağanüstü birdurumda hemen kullanabileceğiniz el feneri, radyo ve yedek pilleri, ilkyardım çantası ve gerekli ilaçlarınızı, iş eldivenini önceden çantaya koyup, kolayca ulaşabileceğiniz bir yerde bulundurun.

DEPREM SIRASINDA

* Bina içinde iseniz deprem sırasında sakin olup, paniğe kapılmayın, cesaretinizi toplayın ve
koşuşmayın. Büyük bir depremde ayakta durmanız, koşmanız mümkün değildir. Çömelin ya da
döşemeye yatın. Sağlam bir masa, sıra, mobilya veya kapı kasasının altına girin ve başınızı koruyun.
Masaya tutunun ve onunla birlikte hareket etmeye hazır olun. Pozisyonunuzu sallantı duruncaya
kadar değiştirmeyin. Bina içinde kalın. Düşen cam kırıkları ya da bina molozlarından
yaralanabilirsiniz.
Tiyatro, okul, sinema, büro gibi kalabalık yerlerde iseniz, kesinlikle merdivenlere, asansörlere
koşmayın. Kendinizi koltuk, sıra gibi yerlerde korumaya alın, sakin olun ve başkalarını da aynı
şekilde davranmaya davet edin.
* Bina dışında iseniz binalardan dökülecek yıkıntılar ve camlardan, elektrik ve direk tellerinden
uzakta güvenli bir yerde depremin durmasını bekleyin.
* Araç kullanıyorsanız .ulunduğunuz yer eğer güvenli ise durun ve araç içinde kalın. Normal trafikten
olabildiğince uzaklaşın. Köprüler, üst geçitler, tünellerden uzak durun. Eğer mümkünse ağaçlar,
direkler, enerji nakil hatlarından uzakta kalın.

DEPREM SONRASINDA

* Büyük bir depremden sonra artçı depremler mutlaka devam edecektir. Bu depremlere karşı hazırlıklı olun.

* Özellikle ilk üç gün içerisinde, yetkililer izin vermedikçe, sağlam evlerinize dahi girmeyin.
* Bazı artçı sarsıntılar zayıflamış yapılarda yeni hasar yapacak kadar büyük olabilir.
Aile bireylerinizi bir arada tutun ve açık bir yerde bekleyin. Varsa yaralılara ilkyardımı yapın.
* Evinizi veya binanızı terk ederken kıymetli eşyalarınızı, kalın giyecek, battaniye gibi eşyaları yanınıza alın, kalın ayakkabılarınızı giyin, biraz yiyecek ve içme suyu temin edin.
* Enkaz ve
yıkıntılar arasında, cadde ve sokaklarda gelişigüzel dolaşmayın.

yine aynı yazı unutmamak için ....

serkanonar
09-05-2008, 08:43
Kandilli'den ciddi uyarı: Marmara'da hareketlilik var

Boğaziçi Üniversitesi Kandilli Rasathanesi ve Deprem Araştırma Enstitüsü Müdürü Gülay Altay, Marmara'nın güneyinde de kuzeyinde de Saros Körfezi açıklarında da hareketlenme olduğunu belirterek, ''Dolayısıyla deprem beklentisi olasılığı hala yüksekliğini koruyor'' dedi.
AA muhabirine bilgi veren Prof. Dr. Gülay Altay, en son Yalova Çınarcık'ta 4.8 büyüklüğünde bir deprem meydana geldiğini hatırlatarak, 2000 yılından günümüze kadar genelde Marmara Bölgesi'ndeki fay hattının devamında bir hareketlilik yaşandığını ve bunların kayıt altına alındığını bildirdi.

Altay, ''Marmara'nın güneyinde de kuzeyinde de hareketlilik var. Saros Körfezi açıklarında da var. Dolayısıyla deprem beklentisi olasılığı hala yüksekliğini koruyor'' diye konuştu.

Türkiye'deki afet yönetim sisteminin ulusal boyutta yeniden yapılandırılması ve gerçekleştirilmesinin önemine işaret eden Altay, sözlerini şöyle sürdürdü:

''Kaynakların yerinde kullanımı, çeşitli konularda çalışan birimlerin birbiri ile eş güdümde ve koordinasyonunun yapılmasının çok yararlı olacağını düşünüyorum. Zaten başladı. Ulusal bir koordinasyon olması gerektiğini bilmek zorundayız. Kurumların ilişkilerini bütünleştirerek yapmaları ulusal bir sorun. Sadece deprem beklentisi değil, depreme hazırlık yönündeki projelerin desteklenmesi ve teşvik edilmesi gerekir.

-''UZMANLAR RİSKİ AZ GÖSTERMEMELİ''-

Halkımız, Türkiye olarak bir deprem tehlikesi içinde yaşadığını bilmek zorunda. Bu depremlerin olacağını, her depremden sonra panik yaşanmaması gerektiğini, bulunduğumuz mekanları güvence içine almanın, kişilerin de bu konuda sorumlulukları olduğunun talebi içinde olmalı. Türkiye'de 5 ve 6 büyüklüğünde depremler olacaktır. Bu bilgilerin uzmanlar tarafından mümkün olduğu kadar güvenli tarzda iletilmesi gerekiyor. Yani uzmanlar tarafından riski az göstermek olmamalı. Bu risk var ve riskin olurluğunu dikkatle değerlendirmek gerekiyor. Yapılan çalışmalar sadece Türkiye için değil uluslararası boyutta, ileri çok değişik çalışmalar. Kandilli de bu yolla çalışmalarını yapıyor. Dolayısıyla halkımızın güven içerisinde bunu bilmesi gerekiyor.''

-DENİZ DİBİ RASATHANESİ-

Gülay Altay, 1999 yılında meydana gelen Marmara depreminden sonra, çalışma alanlarını genişlettiklerini belirterek, Kandilli Rasathanesinin çalışmalarını, deprem verilerinin daha hızlı ve sağlıklı elde edilmesi, risk azaltmada mühendislik uygulamaları ve bilgi iletişiminin artırılması yönünde yoğunlaştırdığını bildirdi.

Marmara'da depremlerin deniz içinde de sürekli izlenebilmesini sağlayacak deniz dibi rasathanesi çalışmalarının başlatıldığını ve risk azaltmayı amaçlayan etkin mühendislik projelerinin hayata geçirildiğini vurgulayan Prof. Dr. Altay, şunları kaydetti:

''Öncelikle depremde etkili olan Marmara'yı ölçebilmek gayesiyle, deniz dibi rasathanesinin oluşturulması üzerinde ilk adımları attık. Bunlar sabit rasathaneler olacak. Marmara Denizi'ne 5 adet, ağırlıklı Marmara'nın güneyi olmak üzere 10 adet karasal rasathane yerleştirmek üzere çalışma başlattık. Denizdeki rasathanede veri akımı, fiber kablolarla gerçekleştirilecek.''

Prof. Dr. Gülay Altay, Telekom desteği ile en son teknolojide yapılmakta olan bu sistemin yerleştirilmesinin hava şartlarına göre 2009 yılının ortalarına kadar sürebileceğini belirtti.

-TSUNAMİ AÇISINDAN ERKEN UYARI-

Prof. Dr. Altay, rasathane ile ilgili ayrıca şu bilgileri verdi:

''Yerleştirme işleminin ardından rasathane, son derece önemli bilgiler aktaracak. Sade bu sistem içinde sismometre yok. Ayrıca, deniz seviyesini ölçen sistemler, hidrofon gibi başka ölçüm aletleri de buralara konulacak. Bu, Türkiye için önemli bir aşama. Dünyada çok sayıda yok bunlardan. Şu an gerek Avrupa ülkeleri, gerekse Akdeniz'i çevreleyen ülkeler, gerek depremsellik yönü ile gerekse Tsunami oluşmasını izlemek amacıyla çalışmalar yapıyorlar.

Bu sistemle Tsunami açısından da erken uyarı alma imkanı olacaktır. Dolayısıyla daha önceleri, Kuzey Anadolu fay hattındaki tehlike boyutundan bahsetmiştik. Bu hattın gelmiş olduğu en son nokta itibarıyla 1999 Gölcük-İzmit depremlerinden sonra ve daha önce de 1912 yılı başlarında kırılmış bir parça var.

Bu sistemle Marmara'da o kırığın kırılıp kırılmadığı rahatlıkla gözlemlenmiş olacak, olumlu veriler aktarılacak. Çok büyük bir proje. Bunun ilk verileri başladığında Türkiye içinde son derece önemli bir adım atılmış olacak. 2009 ortalarında tamamlandığı zaman sağlıklı veri aktarımı başlaması için bütün testleri yapılıp aktarım başlatılmış olacak. Bunun başlayabilmesi için denizde de çalışmalar yapılacak.''

Serenler
09-05-2008, 09:06
Ciddiye almakta yarar var;

http://www.depremibilenadam.com/

"Güney yönlü hareketlilik haberimi tekrarlamak ve vurgulamak istiyorum. Güney-Güney Batı bölgelerimizi etkileyebilecek, özellikle Yunan adalarına doğru olabilecek depremlere dikkat edilmeli. Türkiye den uzak Dünyamızı etkileyebilecek 8in üzeri depremler meydana gelebilir."

serkanonar
15-05-2008, 09:05
ÇİN'DE DE ÇOK ALAMETLER BELİRMİŞ... Depremden iki gün önce binlerce kara kurbağası, depremin merkez üssünü TERKETTİ

Yine deprem bölgesi yakınlarında bir gölette 80 bin ton su, bir gecede boşaldı
Çin’in güneybatısını yerle bir eden 7.9’luk depremin yarattığı geniş çaplı yıkımda inşaat sektöründeki rüşvetin etkili olduğu ortaya çıktı. Okul ve işin en yoğun olduğu saatte meydana gelen depremde onlarca yurt, okul binası yıkılmış, binlerce öğrenci enkaz altında kalmıştı. Siçuyan’da 20 bini aşkın kişinin öldüğü, 26 bin kişinin halen göçük altında bulunduğu ve 14 bin kişinin ise kayıp olduğu depremin ardından açıklama yapan Büyük Çin İnşaat Grubu’nun Genel Müdürü Ashley Howlett, “Rüşvet, deprem yıkımında büyük etmen. Müteahhitler yetkililere rüşvetler vererek ülkedeki fabrika, hastane okul ve konutların da aralarında bulunduğu kamu binalarının inşaatları için onay aldılar” dedi.

KURBAĞALAR DEPREM ÖNCESİ KAÇMIŞ

Depremden iki gün önce binlerce kara kurbağasının Miyanyang’ı terk ettiği, bir hafta önce de Mianzhu’da milyonlarca kelebeğin göç ettiği öne sürüldü. Uzmanlar, yine depremin bir işareti olarak 26 Nisan’da Enşi Kasabası yakınlarındaki bir gölette 80 bin ton suyun, bir gecede boşaldığını kaydetti.

ÖLÜ SAYISI YÜZ BİN OLABİLİR

Bölgede ölü sayısının 100 bini bulmasından endişe edilirken, sadece Şifang kentinde 30 bin kişiye ulaşılamadığı ve bu şehirdeki maddi zararın 6 milyar dolar olduğu bildirildi.100 bini aşkın polis ve asker enkazda canlı arıyor. Sadece 3 kentteki ölü sayısı 18 bini aştı. Bölgeye paraşütle yiyecek atılıyor.

MUCİZE KURTULUŞLAR

Bir yandan aileler okul enkazından çıkan çocuklarının cesetlerine sarılıp ağlarken, enkazdan canlı olarak çıkan bir kişi ise umutları yeşertiyor. Beyçuan bölgesinde annesiyle babasının cesetleri altında kalan 3 yaşındaki bir kız çocuğu 40 saat sonra kurtarılırken, 8 aylık hamile bir kadın da yine enkazdan saatler sonra sağ olarak çıkarıldı.

CESETLERİN KESİN TEŞHİSİ İÇİN DNA ÖRNEKLERİ ALINIYOR

Çin’de sağlık görevlileri, ilk yardım ve tedavinin yanı sıra enkaz altından çıkartılan cesetlerin saç ve doku örneklerini tek tek alarak kimlik teşhisi için depoluyor.

sergineer
19-05-2008, 06:01
Ciddiye almakta yarar var;

http://www.depremibilenadam.com/

"Güney yönlü hareketlilik haberimi tekrarlamak ve vurgulamak istiyorum. Güney-Güney Batı bölgelerimizi etkileyebilecek, özellikle Yunan adalarına doğru olabilecek depremlere dikkat edilmeli. Türkiye den uzak Dünyamızı etkileyebilecek 8in üzeri depremler meydana gelebilir."

Ciddiye almakta fayda yok zarar var.

Adam elektrik trafo hatti gibi. Elektrik aliyormus, hemde dunyanin cesitli bolgelerinde. Yapma yaa. Sen dunyanin heryerindeki depremlerden elektrik alirsan oo Turkiyenin enerji sorununu cozersin. Dunyanin her yerinde her an deprem olmakta.

Birakin bu bos isleri.

Adam daha siddet ne magnetud ne onu bile ogrenme geregi hissetmemis. Bunun gibileri cok gorduk..

Von
19-05-2008, 06:35
Bu tür şarlatan veya ciddi bir psikoloijik bozukluğu olan adamlar dünyanın her yerinde var. İşin garibi sanırım biz bir miktar komplo teorisini de seviyoruz. İllaki birilerinin bize kötülük yaptığına veya birilerinin bizi koruduğuna inanmamız gerek.

İşin bir diğer garip tarafı, 1000 tahminde bulunup 10 tutturduğunda, inancımız daha da sağlamlaşıyor.

Mesela bu tür kişilere ciddi olarak inanan ve takip eden insanlar, acaba şu soruyu nasıl cevaplıyor.

Adam bilimin bile net olarak ortaya çıkaramadığı bir doğa olayını doğaüstü güçleriyle ortaya çıkarıyor, bütün bilim dünyası izliyor ve abuk subuk hazırlanmış bir sitede adam kamu hizmeti yapıyor :)

Bazen diyorum ki keşke şöyle kuvvetli 2-3 tahmin yapıp tuttursa çok popüler olsa da, bütün üniversiteleri kapatsak. Bir de "Maraba Televole" diye gülümsedimi alın size halk kahramanı :)

Bu arada Kandilli'de çalışan birinin kayınçosunun oğlunun kardeşi, yengemin torununa fısıldamış. Tüm Kandilliyi boşaltmışlar büyük deprem geliyormuş, CNN bile FILAŞ FILAŞ haber yapmış.Yaa :)

Allah bizi ıslah etsin, galiba depreme bile gerek kalmayacak.

sergineer
19-05-2008, 14:53
Bu tür şarlatan veya ciddi bir psikoloijik bozukluğu olan adamlar dünyanın her yerinde var. İşin garibi sanırım biz bir miktar komplo teorisini de seviyoruz. İllaki birilerinin bize kötülük yaptığına veya birilerinin bizi koruduğuna inanmamız gerek.

İşin bir diğer garip tarafı, 1000 tahminde bulunup 10 tutturduğunda, inancımız daha da sağlamlaşıyor.

Mesela bu tür kişilere ciddi olarak inanan ve takip eden insanlar, acaba şu soruyu nasıl cevaplıyor.

Adam bilimin bile net olarak ortaya çıkaramadığı bir doğa olayını doğaüstü güçleriyle ortaya çıkarıyor, bütün bilim dünyası izliyor ve abuk subuk hazırlanmış bir sitede adam kamu hizmeti yapıyor :)

Bazen diyorum ki keşke şöyle kuvvetli 2-3 tahmin yapıp tuttursa çok popüler olsa da, bütün üniversiteleri kapatsak. Bir de "Maraba Televole" diye gülümsedimi alın size halk kahramanı :)

Bu arada Kandilli'de çalışan birinin kayınçosunun oğlunun kardeşi, yengemin torununa fısıldamış. Tüm Kandilliyi boşaltmışlar büyük deprem geliyormuş, CNN bile FILAŞ FILAŞ haber yapmış.Yaa :)

Allah bizi ıslah etsin, galiba depreme bile gerek kalmayacak.


Sayin Von
Su an hisse.netde yukarida adi gecen siteyi gosteren "deprem tahmini" adli bir baska topic var

Ben bu yazimi ozellikle o topige koymadim. Su an Turkiyenin cesitli yerlerinden pek cok insan kolay bir sekilde bu topicleri acabilmekte ve daha kotusu bu kisinin yaptigi tahminleri okumakta.

Bence hicbir sekilde bilime dayanmayan sadece dogaustu gucu oldugunu sanan bir kisinin yapmis oldugu siteyi gosteren topigin ve hatta bu yazilarin silinmesi gerektiginin dogru olacagi kanisindayim. Bilemiyorum su an yoneticiler bu yazimi okuyacakmi ama bence bu siteyi gosteren butun yazilar ve topicler derhal silinmeli.

ben bilimden uzak boyle sitelerin burada gosterilmesinin dogru olacagina inanmiyorum

KARADENIZ
19-05-2008, 17:54
sanirim bizim depreme bakis acimiz "B" kisisinin tavri gibi..

http://i28.tinypic.com/2euhppk.jpg

kelaynak
20-05-2008, 20:00
Deprem gelmeden önlemlerini almak, kentsel dönüşüm projelerini biran evvel harekete geçirmek gerekir. Başa gelip yıkıp gittikten sonra iş işten geçmiş olacak.

Deprem bu kadar gerçek iken, bazı büyük kanallarda bununla ilgili bugün yarın olacakmış gibi yetkililerin demeçleri geçiyor.
Çok doğru haklılar diyorum, bazen de acaba bunlar mortgage krizi ile ellerinde kalan depreme dayanaklı konutları biran evvel elden çıkarmaya mı çalışıyorlar diye aklımdan geçmiyor değil. :)

Hakikaten, yarın olacakmış gibi tedbiri almak en iyisi.
Saygılar...

cengaver
20-05-2008, 21:55
u mursamamak mümkünmü.Tabiiki herkes bireysel tedbirini alıyor .Ne yazık ki hepsi o kadar.
Tv lerde ahkam kesiyorlar.Ne yapılabilirki Istanbul gibi çarpık yapılaşmış bir şehirde.Milyonlarca insanı barınaklarından çıkarıp sokağamı yerleşetireceksin..Ne derler bekara karı boşamak kolay.
Günün birinde bizde sosyal devlet olabilecek düzeyde zenginleşir ve çözüm bulabiliriz temennisinden başka yapacak şey yok.
Dokuzuncu köyden de kovulma riskiyle bu geçeği kabul etmeliyiz.

serkanonar
22-05-2008, 17:40
İzmir’de deprem riski olan semtler
Prof. Dr. Zafer Akçığ, İzmir’de deprem açısından en güvenli bölgelerin Atatürk Mahallesi ve Evka yerleşim birimleri, en riskli bölgelerin ise Bostanlı, Alaybey ve Mavişehir civarı olduğunu bildirdi.
Dokuz Eylül Üniversitesi Deprem Araştırma ve Uygulama Merkezi (DAUM) Müdürü Prof. Dr. Zafer Akçığ, İzmir’de tehlikeli 3 fay olduğunu, TÜBİTAK’tan kaynak alarak Bayındırlık Bakanlığı ve İzmir Büyükşehir Belediyesi’ne “İzmir Metropolü ile Aliağa ve Menemen ilçelerinde güvenli yapı tasarımı için zeminin sismik davranışlarının modellenmesi” adlı bir çalışma yaptıklarını söyledi.

Urla’dan başlayarak körfezi dolaşan bölgeye 16 kuvvetli yer hareketi istasyonun kurulacağını bildiren Prof. Dr. Akçığ, Temmuz ayında sistemin devreye gireceğini ve deprem kayıtları almaya başlayacaklarını ifade etti. Prof. Dr. Akçığ, şu bilgileri verdi:

“İzmir’in deprem şebekesi kuruluyor. Kurulan 16 istasyon ile erken hasar tespiti yapılacak ve depremden hemen sonra en ağır hasarın olduğu bölgeye 10 dakika içinde ekiplerin ulaşması sağlanacak. İstasyonların kaydettiği verilerden yola çıkarak depreme dayanıklı inşaatların yapılabilmesi için gerekli parametreler de elde edilecek.”

ÖNCEDEN YÜZDE YÜZ TAHMİN EDİLEMEZ
Deprem riski taşıyan tüm gelişmiş ülkelerde benzer deprem şebekeleri bulunduğuna dikkati çeken Prof. Dr. Akçığ, şöyle devam etti: “Tüm kayıtlara rağmen deprem yine de önceden yüzde yüz tahmin edilemez. Proje kapsamında 400-500 metre derinlikte sondajlar yaptık. Araştırmalarla hattı belirliyoruz. O hattın deprem geçmişine bakıyoruz. Eski ürettiği ve yeni üreteceği depremler hakkında tahminde bulunabiliyoruz ama neresinin ne zaman kırılacağını bilemiyoruz. Bir hattı tespit ettiğimizde artık o hat tehlikeye girmiş demektir.”

Prof. Dr. Akçığ, sistem kapsamındaki aletlerin üç yıl sonra Afet İşleri Genel Müdürlüğüne devredileceğini açıkladı. İstasyonlardaki ölçümler sonucunda kentin çeşitli bölgelerinde dayanıklı inşaatların yapılması konusunda da çalışma yürüteceklerini kaydeden Prof. Dr. Akçığ, şöyle dedi:

“Mühendislerin deprem anında yandan gelecek ivmeyi bilmesi halinde daha sağlıklı inşaatlar yapılabilir. Çalışmalarda elde edilecek verilerin kent yenilenmesinde kullanılması gerekir. Depreme önlem alma konusunda asıl iş halka değil, idarecilere düşüyor.”

TEHLİKELİ 3 FAY VARÇin’deki depremden sonra herkesin İstanbul’daki olası depremi tartıştığını söyleyen Prof. Dr. Akçığ, şu bilgileri verdi: “İstanbul deprem açısından ne kadar risk altındaysa İzmir de o kadar risk altında. Uluslararası araştırmalara göre dünyada deprem riski taşıyan kentler arasında iki kent de var. İzmir’de tehlike arz eden 3 fay bulunuyor. Bunlar İzmir, Seferihisar ve Foça fayları. ‘İzmir’de 7 veya daha üstündeki bir büyüklükte deprem olmaz’ diye bir şey söylenemez. Seferihisar’da 5.9 büyüklüğündeki bir deprem Manavkuyu’daki 300 binada hasara yol açabiliyor.”

Prof. Dr. Zafer Akçığ, İzmir’de deprem açısından en güvenli bölgelerin Atatürk Mahallesi ve Evka yerleşim birimleri, en riskli bölgelerin ise Bostanlı, Alaybey ve Mavişehir civarı olduğunu bildirdi.

özgün
22-05-2008, 18:12
küçük bir çanta yapmak lazım. eğer enkaz altında kalınırsa bir kaç hafta idare edebilecek bişey. içinede:

ufak su

peksimet

ufak bir konserve

el feneri

düdük

oksijenli su ve sargı bezi

antibiyotik.....

deprem anında bu çantayı kucağa alıp uygun bir yerde beklemek fena olmaz gibime geliyor:)

foton
23-05-2008, 16:42
Allah muhafaza etsin deprem olmasın,

krokodil
14-06-2008, 11:35
Ciddiye almakta yarar var;

http://www.depremibilenadam.com/

"Güney yönlü hareketlilik haberimi tekrarlamak ve vurgulamak istiyorum. Güney-Güney Batı bölgelerimizi etkileyebilecek, özellikle Yunan adalarına doğru olabilecek depremlere dikkat edilmeli. Türkiye den uzak Dünyamızı etkileyebilecek 8in üzeri depremler meydana gelebilir."

hakikaten ciddiye almakta fayda var 3 aydır takip ediyorum bu siteyi..en son benimde yaşadığım şehir bursa için bir tahminde bulunmuş..maddi olarak yapacak pek bir şey yok ne yazıkki bu saatten sonra...bursanın %75 i kaçak ve gayri nizami zayıf yapılardan oluşuyor...

geriye kaldı manevi yapılacaklar..hiç olmazsa tefekkür dua ve tevbe ile meşgul olalım..çünkü sevkiyatın yapılacağı,gideceğimiz yerde ne para ne maddi diğer emtia geçmiyor....

Serenler
14-06-2008, 12:11
Bana gelen bir bilgi notu.
Dikkate almakta yarar var!...

İRAN DEPREMİNİ BİLEN ADAM, İSTANBUL İÇİN TARİH BİÇTİ17 Ağustos Marmara depremini önceden bilen deprem tahmincisi Mike Lee, dört ay önce gönderdiği mail'de şöyle demişti: Güneş tutulmasından sonra, İran'da deprem bekliyorum.

Ve dediği çıktı!

İki gün önce İran 6'lık bir depremle sarsıldı. Lee beklenen İstanbul depreminin ise 2008'de olacağını söylüyor

Mike Lee, depremle ilgili haberleri yakından takip edenler için artık tanıdık bir isim. Hawaii'nin Honolulu kentindeki Damien Lisesi'nde din ve tarih öğretmenliği yapan Mike Lee (tam adıyla Michael Lee) bir yandan da depremleri önceden tahmin edebilmek için çalışıyor.

On yıldır Ay, Güneş ve yıldızların konumlarını, kendi geliştirdiği hesaplama sistemiyle yorumlayarak deprem tahminleri yapıyor. Tahminlerinin doğruluk oranı ise yüzde 60! Şimdiye kadar 1996 Peru depremini, 17 Ağustos 1999 Marmara depremini, 13 Ocak 2001 El Salvador, 28 Şubat 2001 Washington, 1 Mart 2001 Seattle ve 3 Şubat 2002 Afyon depremlerini önceden bilmişti.

Artık bu isabetli tahminleriyle en ünlü deprem tahmincileri arasında gösterilen Mike Lee ile ilk tanışmamız ise 1999 yılına rastlıyor.

DEPREMLERİ MAİL ATARAK BİLDİRDİ

1999'da, Aktüel Dergisi'nde çalışırken, 17 Ağustos Marmara depremini doğru şekilde tahmin ettiğini öğrendiğim Mike Lee ile hemen bağlantı kurmuştum. O zamandan bu yana geçen yedi yıl boyunca da Mike Lee ile şahsen haberleşmeyi sürdürdüm. Ocak 2002'de adresime gönderdiği mail'inde Mike Lee, bir ay sonra Türkiye'nin İç Anadolu bölgesinde büyük bir deprem beklediğini, ayrıca Nisan ayında da yine Türkiye'de 5 büyüklüğünde bir depremin daha meydana geleceğini söylüyordu. Nitekim 3 Şubat 2002'de Afyon'da 5 büyüklüğünde bir deprem yaşadık. Hemen ardından da 4 Nisan 2002'de 4.7 büyüklüğündeki Burdur depremi geldi. Depremlerin kesin yeri ve tam büyüklüğü konusunda küçük yanılgılar olsa da bu isabetli tahminleri o yıl Aktüel'de önemli haberler olarak yer aldı.

Depremlerde Güneş tutulmalarının rolünün büyük olduğuna inanan Mike Lee ile son olarak da bundan dört ay önce, yani Aralık 2005'te haberleştik. O zaman kendisine 2006'nın Mart ayı sonunda yaşanacak güneş tutulması sebebiyle Türkiye'de bir deprem olup olmayacağı konusunda tahminlerini sordum.

Mike Lee'nin bana gönderdiği

9 Aralık 2005 tarihli mesajında söyledikleri aynen şöyleydi:

'29 Mart 2006'daki Güneş tutulmasının hemen ardından, 5-11 Nisan 2006 tarihlerinde İran'ın Abiz bölgesinde 6.8 büyüklüğünde bir deprem bekliyorum.'

Ve Mike Lee'nin tahmini bir kez daha doğru çıktı. Çünkü, tıpkı dört ay önce şahsıma gönderdiği mail'de bildirdiği gibi, Güneş tutulmasının hemen ardından, 31 Mart Cuma günü İran'da 6 büyüklüğünde bir deprem meydana geldi.

Görünen o ki, ünlü deprem tahmincisi, depremin tam yeri, tam tarihi ve tam büyüklüğü konusunda ufak sapmalar olsa da, depremlerin pek çoğunu önceden bilmeyi başarıyor. Bu durumda beklenen büyük İstanbul depremi konusunda yaptığı tahminleri de dikkate almak gerekiyor mu sizce?

Tutulmalar tetikliyor

MIKE Lee tutulmaların depremi tetiklediğine inanıyor. Tezine göre Güneş, Ay ve Dünya'nın aynı düzlemde sıralanışıyla ortaya çıkan çekim gücü tektonik tabakaları, fayları, muhtelif katmanları ve magmayı etkiliyor. 2000 yıllık tutulmaların kaydını tutan Lee, hesaplarını özel bir bilgisayar programıyla yapıyor. Mike Lee, deprem tahminlerini yayınladığı kişisel internet sitesini kapattı; ancak çalışmalarını şimdi California Üniversitesi bünyesinde sürdürüyor.

İstanbul için tahmini 2008

İSTEĞİMİZ üzerine Mike Lee, yakın gelecekte olabilecek depremler konusunda en son tahminlerini de bize şu sözlerle bildirdi: İran depremi Doğu Anadolu'yu etkileyebilir ama bu kesin değil. Ancak 2006 Nisan ve Ağustos aylarında Amerika'da iki büyük deprem görünüyor. ABD'nin kuzeybatı kıyısındaki Oregon'da 23 - 27 Mart tarihleri arasında 7.0 büyüklüğünde bir deprem olacak. 25 - 29 Ağustos 2006 tarihleri arasında ise California'nın Santa Barbara bölgesinde 7.1 - 7.5 büyüklüğünde bir deprem bekliyorum.

İstanbul depremi için en tehlikeli dönem ise 2008. 2008'de Marmara Denizi'nde 8.0 büyüklüğünde bir deprem meydana gelecek. Bu depremi 3 - 13 Ağustos 2008, 4 - 14 Eylül 2008 ya da 21 - 31 Ocak 2009 tarihlerinden birinde bekliyorum.'



(akşam)

ÇAKAL
14-06-2008, 12:28
İstanbul'un neredeyse en ücra köşesini az çok biliyorum.
Hele eski yerleşim yerleri Fatih dahil,çok berbat durumda.
25 yıllık binada banyonun tavanı akmıştı,kalkan sıvanın altındaki demire bir el attım,dışı elimde kaldı,demirlikten vazgeçmiş.
Hemen sattım kaçtım Beylikdüzü'ne.
Satarken de alan adama söyledim bak böyle durum diye,olsun buradakilerin hepsi böyle dedi.
Tabii bu beni kurtarır mı,Rabbim bilir.
Allah yardımcımız olsun.

Işılay
14-06-2008, 12:29
İstanbul depremi için en tehlikeli dönem ise 2008. 2008'de Marmara Denizi'nde 8.0 büyüklüğünde bir deprem meydana gelecek. Bu depremi 3 - 13 Ağustos 2008, 4 - 14 Eylül 2008 ya da 21 - 31 Ocak 2009 tarihlerinden birinde bekliyorum.'



(akşam)

8 şiddetinde mi?? Allah muhafaza tam facia :arf: :frown:

Serenler
14-06-2008, 13:28
İngilizce metnin linkini aşağıya koyalım.
İngilizce bilen arkadaşlarımız konuyu tercüme edip özetlerlerse yaralı olur;

http://www.ireport.com/docs/DOC-22435?ref=email

Von
14-06-2008, 13:43
Dr. Knowledge nicki ile adama cevap veren kişi o sitede ağzının payını arkadaşa aslında vermiş :)

Bu tür tahminlerin jeoolojik sismolojik tektonik jeofizik hiçbir altyapısı yok. Adam da zaten abuk subuk bir teoremle bunu açıklıyor. Spekülatif tarihsel kayıtlarla istatistik değerlendirme yapmak ve bunuda depremle ortaya koymanın bilimle uzaktan yakından alakası yok.


Ancak şöyle bir gerçek var ki, Marmara denizi ve civarında yoğun bir stress birikimi var. Bu bir saniye sonra da 30-40 yıl sonra da daha sonrada çok sonrada açığa çıkabilir. Şu an ki bilimsel ve teknolojik gerçeklerle bilinen ve bilinebilecek tek şey bu stresin öyle veya böyle boşalacağı.

Ancak ben bu tür adamların tahminin sansasyonel bir şekilde bir gün tutmasını da bir başka açıdan beklerim. 50 kişi 50 farklı "yöntemle" 20 tahmin yapsa, bunları da bu adamınki gibi 3 ayırıp tarihlendirse zaten bir tanesi elbette tutacak. Bir gün bir adamın tahmini tuttuğunda başımıza gelecekelr depremin şiddetinden daha az olmayacak. Hep bunu düşündüm düşünmeye de devam ediyorum.

Bir noktayı daha ilave etmek isterim. Deprem ve sismoloji konularında amatör veya profesyonel kişilerin kendi yöntemleri veya yaklaşımlarının olamayacağı, veya şu anda bilinen bilimsel gerçeklerden farklı bir yöntem geliştirmesi imkansız değildir. Bilim her zaman için bilinmeyeni, bilenin geliştirmesi ile ortaya çıkmıştır. Ancak, bilimin evrenselliğine ve gerçekliğine 21. yy a girdiğimiz bu dönemde inanmayıp, o an ki bilimsel bulgularla imkansız görülen ve literatür anlamında anlamı olmayan tahminlere rağbet etmeye başlarsak o zaman bilimin yanılma ihtimalinden daha kötü bir gelecek bizi beklemeye başlar.

Von
14-06-2008, 14:04
Biraz daha yorumları okudum. Çin depremi ile Türkiye depremi kıyaslanmış ve enerjinin transferinden bahsedilmiş. Şunu rahatlıkla söyleyebilirim ki, bunun teorik olarak anlamı olsa da pratik de hemen hemen yok. Bunu şununla da açıklayabiliriz. Bir ağacın başında ağacı üfleyerek devirmeniz kolay olmasa gerek. Ama ağaca hiçbir etki yapmadığınızı söylemek de mümkün değil.

Arap plakası Asya Plakası ve Türkiye Anadolu Plakası arasında tektonik rejimler ve ilişkiler mevcut. Arap Plakası levha tekntoniği gereği yaklaşık kuzey batı doğrultıusunda Türkiye yi batıya doğru iter. Doğu AnadolU fayı da bu şekilde oluşur gibi plaka tektoniği ile açıkladığımız zaman bu plakaların teorik olarak etkilenmediğini söylemek kolay değildir. Ancak pratikte bunun bilinebilmesi ve etkisini kaydedeğer olması çok zor.

Herkes Marmara Denizine odaklanmış Doğu Anadolu fayı'nı da hatırlayan yok. Ege Grabenini oradaki olası birikimleri de umursayan yok, şu Marmara Denizi bir sallansa hepimiz rahatlayacağız sanki.

Nedense toplumsal algımız bu konularda yeterli değil. Yeterli olacak mı ?

Bilmiyorum

Von
14-06-2008, 14:13
Sevgili fenomenimizin güneş ve ay tutulmaları teorimi tahminlerini okumaya değer bulduğumuza göre bir de bir bilimadamını okumamızdan zarar gelmez dedim :)

Vaktiniz varsa bir okuyun lütfen

http://www.tug.tubitak.gov.tr/tutulma/turkish/tutulma_deprem/tunca/calisma_tunca.html

mitli
30-06-2008, 12:09
Deprem Silahı İstanbul'da Denenir Mi?

"Bazılarının; elektromanyetik dalgalar yolu ile iklimleri değiştirme, depremler yaratabilme , volkanları harekete geçirebilme yeteneğine sahip silahlar geliştirdiğini biliyoruz."

ABD Savunma Bakanı William Cohen; 1997, Georgia Üniversitesi
"Terörizm, Kitle İmha Silahları, Kitlesel İmha ve ABD Stratejisi" üzerine konferansta yaptığı konuşmadan.



17 Ağustos 1999 yılında yaşadığımız deprem acaba doğal olmayan yollarla gerçekleştirilmiş olabilir mi? Hele bazı ülkelerin elinde tektonik silah teknolojisinin bulunduğu da biliniyorsa,bu sorumuza cevap olarak; neden olmasın? Diyebiliriz.

Bunu rahatça dile getirmemizin elbette bilimsel izahı var.Bu konuda Behiç Gürcihan'nı şu makalesi sizlere olayın bilimsel yönlerini açıklaması bakımından oldukça önemli bilgiler içermektedir.Şimdi bu makaleden kısa bir alıntı yapalım.Ancak siz bu raporun tamamını okuyun. http://www.acikistihbarat.com/Jeo-Kritik/Jeokritik-ozel-deprem.doc

"1800'li yılların sonlarında yaşayan Sırp asıllı bilimadamı Tesla; "kayıp bilimin" dehaları arasında sayılır. Günümüzdeki elektrik teknolojisinin temeli olan "dönen manyetik alan"ı keşfeden Tesla; elektrik enerjisinin iletimi konusunda çığır açtı ve kendi adına 700 patent kaydettirdi. Tesla'nın "ucuz üretilen ve iletilen elektrik/enerji" teorilerinin ve motorlarının (yarattığı bir türbin, elde tutulabilecek büyüklükteydi ve 10 beygir gücü büyüklüğünde enerji üretebiliyordu) zamanın yeni yeni palazlanan enerji baronlarının pek hoşuna gitmediği ve Sırp asıllı bu bilim adamının tarihin karanlıklarına itilmesinin sebebi arasında olup olmadığı ayrı bir tartışma konusu.

Tesla'nın tarih karşısında uğradığı haksızlıklara bir örnek olarak; radyo'nun mucidinin Marconi olduğunun zannedilmesini gösterebiliriz. Halbuki patent kayıtları Tesla'nın radyoyu Marconi'den daha önce keşfettiğini açıkça göstermiştir ve ABD Anayasa Mahkemesi Tesla'nın ölümünden iki yıl sonra aldığı kararla bu gerçeği yasal olarak tescil etmiştir.

Bu yazının içeriği açısından bilinmesi gereken; Tesla'nın 1890'lı yıllarda "teleforce"; enerjinin kablosuz olarak doğal ortamlar üzerinden dünyanın herhangi bir yerine iletilmesi ve "telegeodynamics"; herhangi bir uzaklığa mekanik enerji transferi prensiplerini deneyleri ile gerçekleştirmesi ve bu deneylerin sonuçlarının bilimsel dergilerden; zamanın New York gazetelerinde kendisi ile yapılan röportajlar aracılığı ile kamuoyuna duyurulması.

1934 yılında New York gazeteleri 78. yaş gününde Tesla'nın; kilometrelerce öteden orduları ve uçak filolarını bir enerji dalgası ile yok edebilecek silahın temelini oluşturacak teknolojiyi geliştirdiğini duyuruyorlardı. Bir sene sonra; Tesla'nın 79. doğum gününde, gazeteler bu sefer bilim adamının dünyanın katmanları üzerinden enerji iletimi sorununu çözdüğünü ve bunun "kontrollu depremler" yaratmak için askeri anlamda kullanılabileceğini duyuruyordu.

Kısacası; bizim medyamızın 1900'lerin sonlarında deli saçması olarak nitelediği teknolojinin varlığı; 1890'larda keşfedilmiş 1900''lerin başında ABD Basınında yer almaya başlamıştı bile.
Tesla; bilimsel kişiliği, buluşları ve enerji/elektrik teorisi ile tarihin sayfalarından silindi. Ta ki; birileri bu teknolojinin aktif olarak kullanımında bir artış olduğunu keşfedene kadar.

Tesla'nın prensipleri üzerine geliştirilen bir diğer dal ise MagnetoHydroDynamics (MHD)

Bu dal; "iletken bir sıvı ile manyetik alanın" etkileşiminin incelenmesi olarak özetlenebilir.

MHD'nin en büyük avantajı; mekanik parçalar olmadan verimli enerji sağlaması ve bu sıvı bir doğal yakıt ile ısıtılıp plasma haline dönüştürüldüğünde oluşturulan enerji ise, normal santrallerden elde edilenden çok daha verimli hale geliyor. Örnek olarak; 1000 Megawatt'lık bir MHD jeneratörü 42.000 pound ağırlığında olabiliyor ki; bu rahatça hava taşıtları ile kaldırılabilir bir büyüklük.

Günümüzde bu prensibi kullanarak enerji üreten jeneratörlere yönelik araştırmalar yapılmakta olup; bu araştırmalardan bir tanesinin başlığı aynen şöyle :

"MHD Jeneratörlerin Yarattığı Elektromanyetik Etki Sonucu Oluşan Sismik Faaliyetler"


Araştırma; MHD jeneratörlerin yarattığı elektromanyetik darbenin yarattığı deprem dalgasının incelenmesini ve bu dalganın; küçük depremler yaratarak büyük depremleri önleme yolunda kullanılıp kullanılmayacağını incelemeyi hedefliyor. Araştırmanın; ön sonuçları MHD jeneratörünün çalıştırılmasından 2-7 gün sonraki aralıkta yerel depremlerde ciddi bir artış gözlemlendiği yönünde.

Elimizde bir başka araştırmanın metni; Gürcistan Bilim Akademisi'ne ait. Akademide; Tamaz Chelidze başkanlığında yapılan ve ilk periyodik raporu 2001 Mayısında sunulan proje hayli teknik ayrıntılara girerek; fay hattına sahip kayalar üzerinde etkilli deneysel ekipmanların nasıl yapıldığından, "Electromanyetik Depremlerin Laboratuvar Modellemesi" gibi başlıklara kadar bir çok ilginç alt başlığa sahip.

Sizlere sadece özetleyebildiğimiz bir kaç bilimsel kavram, bir bilim adamı ve çeşitli araştırmaların açıkça ortaya koyduğu gerçek; dünyada tektonik ve elektromanyetik silah teknolojisinin en az yüzyıl öncesinden konuşulmaya başlandığı ve Gürcistan dahil bir çok ülkenin bu teknoloji üzerinde çalışmalar yapmaya başladığı.

Böyle bir ortamda; "deprem silahı" kavramını saçmalık olarak ilan eden bilim adamlarının literatür olarak neyi takip ettiklerini; etseler bile anlayıp anlamadıklarını; anlasalar bile doğruları konuşma cesaretine sahip olamadıklarını ciddi anlamda sorgulamamız gerekiyor."

Çin Provası:

Şimdi gelelim 12 Mayıs 2008'de Çin'de meydana gelen 7.8 şiddetindeki depreme.Bir defa depremin meydana geldiği yer olan; Sichuan bölgesi Çin'in Havacılık ve Uzay üssü.Yani oldukça stratejik bir öneme sahip.ABD ile uzay araştırmalarında yarışan Çin, bu depremden sonra üstünlüğü tekrar ABD' ye kaptırmış oldu.Bu bizim için oldukça önemli.İkincisi o bölgede Çin'in bir çok askeri silah sanayisinin olması. Çin'deki deprem; silah, tank ve uçak fabrikalarını da yerle bir etti.Bu da bizim için takip edilmesi gereken önemli bir konu.

Bu depremden sonra Çin uzay araştırmalarında ABD'nin en az 10 yıl gerisine düştü.

Çin'deki depremde de bazı ilginç olaylar yaşandı:1999 Gölcük depreminde,17 Ocak 1995’te Japonya Kobe depreminde,7 Aralık 1988 Ermenistan'daki depremde de buna benzer olayların yaşandığını hatırlatalım.

Çin'deki depremde neler yaşanmıştı:

Depremden yaklaşık yarım saat önce, deprem merkezinden 450 km uzaktaki Tianshui'de cep telefonuyla çekilen görüntülerdeki renkli bulut formları oluştu.

Benzer bir bulut formasyonu, depremden tam 10 dakika önce, deprem merkezinden 550 kilometre uzaklıktaki Meixian şehrinde de görüntülendi.

Depremden sadece 24 saat önce, gece vakti yaşanan ve Mianzu kentinin sakinlerinin tüylerini diken diken eden gökyüzündeki garip ışıklar belirmişti. Ve ayrıca gök gürültüsü gibi gürültüler oldu. Ama gökyüzünde bulut yoktu.

Güçlü bir patlama sesi duyuldu.(Ermenistan depreminde de Erivan'dan bile duyulan güçlü bir patlama sesi gelmişti.)

Enşi kasabası yakınlarında bulunan göletteki 80 bin ton suyun, bir gecede dibinde ortaya çıkan bir çatlaktan boşaldı.

Buna benzer pek çok ortak olay meydane gelmişti.Bütün bu ortak yönlerin anlamı ne?

İstanbul Depremi

Şimdi bu alıntılarla yazıyı hazırlamamızın asıl sebebi; olası İstanbul depreminde de aynı teknolojinin kullanılacağına yönelik düşüncelerimizdir.İşin psikolojik boyutu çoktan halledilmiş olduğu için( bu da ayrı bir yazının konusu) bu teknolojinin kullanılarak deprem oluşturulmasında,halkımız işin geri planına bakmayacaktır.Deprem hocalarımız İstanbul'da deprem olacağı konusunda halkımızı çok güzel ikna etmişlerdir.Olası bir depreme halk çoktan psikolojik olarak hazırlanmıştır.Psikolojik savaş aşağı yukarı tamamlanmıştır.

Bu yazıyı bugünlerde yazmamızın sebebine gelince; yani asıl söylemek istediğimiz; bu sıralarda İstanbul Boğaz'ında yapılan çalışmaların artmasıdır.Önümüzdeki aylarda (Ağustos veya Eylül) bu silah boğazın derin sularında denenmeye kalkılırsa...

Allah hepimizi bu gözü dönmüşlerin elinden korusun.Planları Boğazın derin sularına gömülsün inşallah.

Konunun önemine binaen: Behiç Gürcihan'ın yazmış olduğu deprem raporunda gündeme getirdiği aşağıdaki sorular hala önemini korumaktadır.Bakın neler yazıyordu o raporda:

"Depremin olduğu gece Gölcük'teki donanma üstünde, devir teslim töreni ile ilgili bir yemek/eğlence vardı. Bu eğlenceyi düzenleyen kuruluşun bütün elektronik sistemleri saat 11:00 civarında bozuldu. Çalışanlar; elektronik sistemleri bozulurken; havai fişekleri kontrol eden mekanizmaların kendiliğinden ateşlendiğini gördüler. Bu; bölgede depremden çok önce ciddi bir elektro manyetik alanın varlığının en büyük kanıtı idi.

Depremler öncesinde, elektromanyetik dalga alanları oluştuğu ve bölgede görülen ışık ve elektrik fenomenlerin "doğal" olduğu tezi ilk başta çok mantıklı gelmektedir. Depremlerden önce elektromanyetik alan oluştuğu tezi doğrudur ama ve çeşitli bilimsel araştırmalar bu tür elektromanyetik stresin deprem öncesi göstergesi olup olamayacağı üzerine yoğunlaşmaktadır.( Örnek : Physical Review; Volume 65, "Guternebrg-Richter type relation for laboratory fracture-induced electromagnetic radiation"). Halkın yanıltıldığı nokta; bu tür bir elektromanyetik stresin, bölgede görülen garip elektrik/ışıma efektlerinin sebebi olduğudur ki, bu tezin arkası bilimsel olarak boştur. Bu tarz bir elektrik ışıma/plazma etkisine neyin neden olabileceğini "Bilimsel Gerçekler" başlıklı bölümde okuyabilirsiniz.

Sözkonusu gecenin organizasyon hizmetlerini sunan şirketin elinde o gecenin videosu bulunuyordu.Bu video; o gece yaşanan gariplikler açısından bir belge niteliğindeydi. Bir gazeteci o videoyu almak için şirkete başvurduğunda şirket ilk başta bunu kabul etti ve ertesi gün videoyu vermek için gazeteci ile sözleşti. Fakat nedense şirket bu kararından vazgeçti ve gazeteci ile yaptığı konuşmayı bile inkar etme noktasına geldi.

Bölgedekiler radyolarının kendiliğinden kanal değiştirmesi gibi fenomenlere depremden saatler önce tanık oldular. Deprem sonrası ise bölge balıkçıları, denizden çektikleri ağlarının yanmış olduğunu tespit ettiler. Depremden önce dikkat çeken bir diğer fenomen; depremden iki gün önce Büyükada semalarında gözüken mavi ışık topuydu.

Donanma üssünün yanında oturanlar; deprem sırasında, gemilerin üzerinde bir elektrik arkının oluştuğunu, yıldırım ışığına benzeyen bu ışığın göğü yarar gibi, "dizel motor" sesi gibi bir ses çıkararak bir süre ilerledikten sonra gemilerin tam üstünde denize doğru büyük bir gürültü ile boşaldığını gördüler.

Bu gözlem; "Bilimsel Gerçekler" başlığı altında geliştirdiği teknolojiden bahsettiğimiz Tesla'nın; atmosfer üzerinden transfer edilen elektrik enerjisinin istenildiği anda herhangi bir noktaya öldürücü bir güçle nasıl indirilebileceğini anlatan ve kanıtlayan çalışmaları biliyorsunuz daha bir anlam kazanır.

Depremden önce; Karl Buckthought isimli bir Kanadalı uzman'ın 10 Temmuz'da Saroz körfezi açıklarında 6 şiddetinde bir deprem yaşanacağı yolundaki tahmini Aktüel dergisinde yeraldı. Bu haber "deprem profesörü" Işıkara'yı, "halkı paniğe sürüklediği" için çok kızdırmış olacak ki; o gün Saroz'a gidip halkla birlikte sabahladı. Buckthought medyada Kanada Toronto Üniversitesi'nden profesör olarak tanıtıldı. Halbuki kendisi bu üniversitede profesör değil, sadece mezunu. "Deprem hezeyanını" başlatan bu isim; depremden hemen sonra ortalığa çıkmaz oldu ve kendisi ile temas kurmayan gazetecilerin hiç bir isteğine cevap vermedi.

Aktüel dergisinde bu haberi yapan muhabirleri Buckthought'a kim yönlendirdi?

Deprem öncesinde bölgede bir tatbikat yapılıyordu. Tatbikata; İngilizler ve İsrail'liler de katılıyordu. Tatbikat için bölgeye bu devletlerin denizaltıları da gelmişti. Kritik sorular şunlar :

Bu tatbikatın konusu neydi ve tatbikat sırasında özel bir teknoloji denendi mi?

Denendiyse; bu teknoloji denenmesi Türk yetkililerin bilgisi dahilinde miydi?

Yabancı denizaltılar bünyesinde bölgeye bu teknolojiye dair özel bir cihaz getirildi mi?

Bu denizaltılarla birlikte bölgeye bir MHD jeneratörü sokulma ihtimali nedir?

O günlerde "deprem silahı" tezini ortaya koyanlara "komplo teorisi" suçlaması ile deli muamelesi yapılıyor ve "bilimadamı" kisvesi altında isimler teknik olarak böyle bir şeyin mümkün olamayacağı şeklinde ahkam kesiyorlardı. (Benzer bir mantıksal perdeleme; ilk yıllarında cep telefonları teknolojisinin dinlenip dinlenemeyeceği tartışmaları sırasında da yaşandı Bkz. Bilimsel Temeller başlığı) Fakat aynı günlerde; ABD Savunma Bakanı'nın 1997 yılında Georgia Üniversitesi'nde yaptığı konuşmada bizzat kendi ağzından "tektonik silahların" varlığını kabul ettiği konuşma açık kaynaklardan tespit edilmiş ve ilgili makamlara iletilmişti.

İstedikleri zaman basında her türlü konuyu önplana çıkarabilme yeteneğine sahip bu makamlar; bu bilginin üzerine neden yattı ve medya bu somut kanıtı neden görmezden geldi?

Depremden iki saat sonra bölgeye İsrail'in ordu bağlantılı kurtarma ekipleri geldi. Trakya'daki birliklerin bile bölgeye 24 saat sonra intikal edebildiği düşünülürse; İsrail'li kurtarma ekiplerinin bu kadar hızla bölgeye intikal etmesinin arkasında bilmediğimiz bir ön hazırlık nedeni mi mevcut?

Bu kadar devasa bir depremin sismografi kayıtları ilk günlerde kimseye gösterilmedi. Bu kayıtlar çok sonraları toplumun önüne getirildi. En ufak depremden sonra bile medya malzemesi yapılan bu kayıtların bu kadar uzun süre saklanmasının nedeni neydi?.

"Deprem Profesörü" Işıkara bu kayıtların saklanması konusunda ne rol oynadı?

Depremden hemen sonra Cumhurbaşkanı Demirel, "deprem profesörünü" Kandilli'de ziyaret etti. Demirel ile Işıkara'nın basına kapalı görüşmesinin konusu ile yukarıdaki maddenin bir alakası var mıydı?

Gölcük'teki deprem öncesinde bölgede başka depremler kaydedildiği halde bunlar Rasathane'nin kayıtlarında yer almıyor. Afet İşleri Genel Müdürlüğü'nün ve TÜBİTAK'ın kaydettiği depremleri Kandilli'nin es geçmesinin bir nedeni var mı?"

Doğrusunu Allah bilir....


Erol DERMAN

Von
30-06-2008, 12:44
Efendim sizin yorumunuz nedir ?

1- Bana mail geldi gönderdim bilmiyorum
2- Bu iddiya inanıyorum ve herkesin bilmesi gerektiğini düşündüm
3- Bu iddiaya inanmıyorum ama böyle bir şeyler gelmiş maille herkes bilgilensin istedim
4-...
5-...

serkanonar
21-07-2008, 20:47
Piri Reis'in gözlemi de AYNI: Marmara'da yoğun gaz çıkışı var

"Deprem açısından daha olumsuz verileri işaret ediyor"
Bilimsel deniz araştırmaları için hazırlanan, sismik laboratuvar, akustik ve jeofizik çalışmaları uygulama kapasitesine sahip Koca Piri Reis Gemisi'nin Marmara Denizi'nde çalışmalarını sürdürdüğü bildirildi.

Dokuz Eylül Üniversitesi Deniz Bilimleri ve Teknoloji Enstitüsü Öğretim Üyesi Prof. Dr. Günay Çifçi, AA muhabirine yaptığı açıklamada, Koca Piri Reis Gemisi'nin İstanbul Teknik Üniversitesi Jeofizik Bölümü, ABD Columbia Üniversitesi Lamont Doherty Zemin Araştırmaları Merkezi ve kendi enstitülerinden öğretim üyeleri ile birlikte 2 Temmuzdan beri Marmara Denizi'nde çalışmalarına devam ettiğini söyledi.

Çalışmaların 22 Temmuzda biteceğini ve 3 bin kilometrelik bir alanda sismik çalışma yapılacağını kaydeden Prof. Dr. Çifçi, şunları söyledi:

'Marmara Denizi'nin bütün noktalarına sismik hatlar atılmakta. Çalışmalar sırasında elde edilen verilerin, bilgisayarlar ve yazılımlarla ön değerlendirmesi yapılmakta ve çalışmaların yönü değiştirilmektedir. Bu bizim sismik laboratuvarımız, kendi kaynaklarımızla kurulan gelişmiş bir laboratuvar. Çalışmada yapılan ilk değerlendirmelerde, gaz çıkışlarının yoğun olduğu gözlemlenmektedir. Bu gaz çıkışlarının daha önce yapılan çalışmalarda da var olduğu gözlemlenmektedir. Bu gaz çıkışları önemli. Marmara'da gaz çıkışlarının olması, burada hareketlenmenin olduğunu göstermektedir. Tek bir veri setimiz yok, değişik veri setleri burada alınmakta ve işlenmektedir. İlk bulgular, deprem açısından daha olumsuz veriler işaret etmektedir."

22 Temmuzda bitirilecek çalışmalar sonucunda ellerinde 3 bin kilometrelik sismik veri olacağını bildiren Prof. Dr. Çifçi, daha sonra bunların işleneceğini, verilerin işlenmesi ve yorumlanmasının 5-6 aylık bir süreci kapsayacağını kaydetti. Prof. Dr. Çifçi, 'Bu veriler 2-3 yerde işlenecek. Daha sonra birlikte yorumlanacak ve deprem açısından, tektonizma açısından bunlar analiz edilecek' dedi.

-SIRADA KARADENİZ VE AKDENİZ-

Koca Piri Reis Gemisi'nin Marmara'daki çalışmasının tamamlanmasından sonra İstanbul Boğazı'nın Karadeniz çıkışındaki bölgede deniz tabanına yönelik bir çalışmaya geçileceğini ifade eden Prof. Dr. Çifçi, İstanbul Üniversitesi ile ortak yapılacak bu çalışmanın, Karadeniz'in oluşumuna ışık tutacağını ifade etti.

Prof. Dr. Çifçi, Piri Reis'in daha sonra TÜBİTAK destekli proje için Akdeniz'de yapacağı çalışmada, burada meydana gelebilecek bir deprem sonrası oluşacak tsunamiyle ilgili olacağını sözlerine ekledi.

serkanonar
13-08-2008, 18:42
Kandilli, üzerinden 9 yıl geçen Marmara Depremi sonrası yapılan çalışmalar hakkında bilgi verdi
Türkiye'de 1 Ocak 2008 tarihinden itibaren büyüklü küçüklü 5 bin civarında deprem oldu
Boğaziçi Üniversitesi Kandilli Rasathanesi ve Deprem Araştırma Enstitüsü Müdürü Prof. Dr. Gülay Altay, ''Marmara Bölgesi'nin belli bir deprem tehlikesi taşıdığını ve bu depremin 30 yıl içinde olmasını öngördüklerini'' ifade ederek, depremlerin öngörülmesinden, tahmininden ziyade hazırlıkların yoğunlaştırılmasının önemine dikkat çekti.

Altay, üzerinden 9 yıl geçen Marmara Depremi sonrası yapılan çalışmalar hakkında bilgi verdi.
Türkiye'de 1 Ocak 2008 tarihinden itibaren büyüklü küçüklü 5 bin civarında deprem olduğunu belirten Altay, genellikle Bala-Ankara, Çameli-Denizli'de yoğunlaşma olduğunu, son zamanlarda Ege Denizi ile Marmara Denizi içerisinde ufak da olsa depremler kaydedildiğini söyledi.
Gülay Altay, Kandilli Rasathanesinin depremlerin kaybedilmesi, parametrelerin belirlenmesi ve çözümlerinin yapılması yönünde teknolojik olarak ne gerekiyorsa, uluslararası ölçekte ne yapılıyorsa gerçekleştirmeye çalıştığını ifade ederek, ''Şu anda istasyonlarımız yeni teknoloji ile donatılıyor, 114 civarındaki cihazlardan 78'i yeni teknoloji ihtiva ediyor'' dedi.

Marmara ve Ege bölgelerindeki hareketliliğin normal kabul edilmesi gerektiğini vurgulayan Altay, sözlerine şöyle devam etti:
''Son dönemde özellikle Çameli-Denizli depremlerini izliyoruz. Bunlar Ege'de de son günlerde izlediğimiz depremler. Marmara ve Ege bölgelerinde bulunan faylar deprem üretme potansiyeline sahiptir, normal aktivitelerdir. Hatta 5,5 ve üzeri depremleri de üretebilirler. Dolayısıyla Türkiye açısından bakıldığında yapılması gereken, depremlerin öngörülmesinden, tahmininden ziyade hazırlıkların yoğunlaştırılmasıdır.''

''TÜRKİYE'NİN DEPREMSELLİĞİNİ ANLAMAK''
Prof. Dr. Gülay Altay, ''depremin ne zaman olacağını kısa vadede tahmin etmenin mümkün olmadığını'' dile getirerek, sözlerini şöyle sürdürdü:
''Kandilli Rasathanesi olarak çalışmaları yoğunlaştırdığımız konu, mümkün olduğu kadar Türkiye'nin depremselliğini iyi anlamak. Araştırmacı arkadaşlarımız deprem üreten kaynakları inceliyorlar, mevcut depremleri değerlendiriyorlar. Herhangi bir kısa dönem öngörüsü söz konusu değil. Dünyada da böyle bir çalışma ancak araştırma safhasında...''
Altay, geçmiş depremlere, mevcut aktiviteye bakılarak uzun vadeli olası bir deprem yeri tahmin edilebildiğini ifade ederek, ''Marmara Bölgesi belli bir deprem tehlikesi taşıyor, buradaki deprem olasılığının yüzde 60 mertebesinde olduğunu ifade ediyoruz. Bu depremin 30 yıl içinde olmasını öngörüyoruz ama zamanını kısa dönem olarak tespit etmek mümkün değil'' diye konuştu.

''BELLİ TARİH PANİĞE SEVK EDER''

Prof. Dr. Gülay Altay, depremin son derece ''kaotik bir olay olduğunu'' ifade ederek, belli tarihlerden söz etmenin halkı paniğe sevk edeceğini kaydetti.
Altay, deprem riskinin ve tehlikesinin varlığını bilerek buna hazırlıklı olmanın, hem paniğe kapılmamak anlamında hem de yaşanılan mekanların depreme dayanıklı olması anlamında önem taşıdığını söyledi.
Depreme karşı bilinçlenme konusunda 1999 öncesi ve 1999 sonrası arasında çok büyük fark olduğunu dile getiren Altay, şöyle konuştu:

''Depremin etkilerinin gündemde olması, üniversitelerde yapılan çalışmalar, bilim insanlarının çalışmaları, basınla iletişimin artması, şüphesiz bilinçlenmeyi önemli ölçüde etkiledi. Ama yeterince yaygın hale daha getirebilmiş değiliz.''
Prof. Dr. Altay, deprem bilincinin yerleşmesi konusunda pek çok kurum ve kuruluşun çalışmalar yaptığını belirterek, İstanbul'da ve Marmara bölgesinde çok daha etkili çalışma yapılması gerektiğini bildirdi.
Halkın da eğitimlere ilgi göstermesi, yapılan çalışmalara talebin artması gerektiğini kaydeden Altay, ''Bunun da son derece olumlu yönde geliştiğini düşünüyorum. Yapılmayanlar tabi ki çok, ama ülkenin imkanları ölçüsünde ve bu konuda sorumluluk taşıyan kurumların yapabildikleri bence hızla ilerliyor, ben çok fazla olumsuz bakmıyorum'' diye konuştu.

serkanonar
16-08-2008, 13:32
Bugün 17 Ağustos'un yıldönümü,ve aradan geçen 8 yılda depreme karşı önlem olarak ne yapıldı,koca bir HİÇ,yine olacak,yine her yer mahşer yerine dönecek,yine acı gözyaşı ve yönetenlerin boş telkin sözleri,ateş düştüğü yeri yakacak.Belki yazdıklarımızı,yazacaklarımızı bri okur da çürük bir binanın daha yapılmasına engel olur,ne demişler söz uçar yazı kalır.

Bir sene önce böyle yazmıştım,koca bir 365 gün geçti ve bir arpa boyu bile yol alınamadı maalesef,demoklesin kılıcı gibi beklerken başımızda,herkes hala gaflet uykusunda.
not:9 sene önce ölenler için bir duayı bu mübarek gecede çok görmeyin ne olur.

serkanonar
04-09-2008, 18:32
Prof. Işıkara bu kez tarih verdi

Prof. Dr. Ahmet Mete Işıkara, olası İstanbul depreminin 2010 - 2014 yılları arasında olacağını söyledi.


Boğaziçi Üniversitesi Kandilli Rasathanesi Deprem Araştırma Enstitüsü'nün 140. yılı kutlamalarında açıklama yapan Prof. Dr. Ahmet Mete Işıkara, olası İstanbul depreminin 2010 - 2014 yılları arasında olacağını söyledi.

Kendisinin yürüttüğü olasılık araştırmasına göre, bu veriyi elde ettiğini söyleyen Işıkara, bu yıllar arasında Marmara depreminin büyük bir olasılıkla yaşanacağını kaydetti. " Benim bir olasılık modelime göre yaptığım bir araştırma var. Buna göre İstanbul'da her an bir deprem olabilir" diyen Işıkara 2010-2014 yılları arasında depremin olma olasılığının çok daha yüksek olduğunu kaydetti.

"DEPREMİ ÖNCEDEN BİLMEK MÜMKÜN DEĞİL"

"Depremi önceden bilmek demek, bir depremin nerede, ne büyüklükte olacağını bilmek demek" diye konuşan Işıkara, depremi önceden bilmenin mümkün olmadığını söyledi. Prof. Işıkara depremin nerede ve ne büyüklükte olacğını bilimin söylediğini, ama bilimin maalesef zamanı tahmin edemediğini kaydetti. 1999'dan bu yana deprem konusunda bilincin arttığını, toplumun eskisinden daha da bilinçli olduğunu söyleyen Işıkara, Türkiye'nin deprem araştırmaları konusunda oldukça ileri düzeyde olduğunu da sözlerine ekledi.

PROF. DR. NACİ GÖRÜR: " BİZ YOK SAYILIYORUZ "

Foruma katılan Prof. Dr. Naci Görür ise, depremle ilgili araştırmalarını sürdürdüklerini ve çalışmalarını uluslararası alana talıdıklarını söyledi. Görür, "Önümüzdeki dönem içinde de Marmara denizindeki fay boyunca deniz tabanına çıkan akışkanların yani gaz ve sıvıların denizaltı gözlem istasyonları kurmak suretiyle incelenmesi çalışmaları yürütüyoruz" diye konuştu. Görür, destek görememekten şikayet etti. Türkiye'de destek göremedikleri için Avrupa Birliği fonlarını devreye sokmaya çalıştıklarını söyleyen Görür, başarabildikleri taktirde Marmara'da da bu sistemi oluşturmak istediklerini kaydetti. "Bizi ne yerel otoriteler ne de merkezi otorite görmüyor" diye konuşan Görür, "Biz bir şekilde yok sayılıyoruz. Nedenini de bilmiyorum" diye konuştu.

YUZO ISHİKAWA : " TÜRKİYE GPS SİSTEMİNİ GELİŞTİRMELİ "

Japonya'da kurulan ilk rasathanenin kuruluşunda görev alan ve depremin önceden bilinmesiyle ilgili çalışmalar yürüten Yuzo Ishikawa ise, Türkiye'ye önemli tavsiyelerde bulundu. Depremin önceden bilnmesinin mümkün olmadığını söyleyen Ishikawa, " Türkiye'deki araştırmacıların çok önemli çalışmalar yaptığını biliyoruz. Marmara'daki deprem için birşeyler söylemek mümkün değil. Türkiye'nin buna hazırlıklı olması lazım." diye konuştu. İstanbul'un etrafındaki deprem ağında gelişmeler olduğunu kaydeden Ishikawa, " Özellikle GPS (Global Positioning System) de Türkiye'de gelişmeli" şekilnde konuştu.

kemalcoban
16-10-2008, 21:24
www.depremibilenadam.com

www.dkos.org

mutlaka bakılmalı

Serenler
21-10-2008, 19:07
Rus'ların davetlisi olarak Moskova Devlet Üniversitesinde bulunan Sn. Mercanlı'nın depremleri önceden tahmin ettiği bilimsel olarak kanıtlandı. Birçok profesör ve bilim adamı tarafından kontrol edilen Mercanlı'ya insanlık adına göstermiş olduğu hizmetlerden dolayı üstün övünç madalyası verildi. Yapılan incelemeler sonucu insanlarında depremleri önceden tahmin edebileceği kanıtlanmış oldu. Birçok insanın depremleri önceden tahmin etme yeteneğine sahip olduğu, fakat Halil Mercanlı'nın vücudundaki titreşimler neticesinde yön ve şiddet vererek tahmin yapabilmesi bilimadamlarını çok heyecanlandırdı.

http://www.depremibilenadam.com/modules.php?name=News&file=article&sid=902

serkanonar
31-10-2008, 14:27
Deprem, toprağı sağa sola değil yukarı aşağı da sallıyor

Japon bilimadamları depremlerin yeri yalnızca iki yöne doğru sallamadığını, yer yüzeyini 'trambolin'deki gibi yukarı ve aşağı doğru ittiğini de ortaya çıkardı.


Bilimadamları, 14 Haziran'da Japonya'nın kuzeyinde meydana gelen ve 9 kişinin ölümüne, 200 kişinin yaralanmasına neden olan 7.,2 büyüklüğündeki depremde dikey sarsıntılarla ilgili de kanıtlar buldu.

Uzmanlar, depremin dikey hareketini, ''trambolin üzerinde zıplayan bir atlete'' benzettiler.

Bilim dergisi Science'da yayınlanan araştırmada, ''Atlete etki eden iki güç var. Biri aşağı doğru olan yer çekimi, diğeri ise atletin çarptığı trambolinin itme gücüyle oluşan dikey güç" denildi.

Araştırmada, trambolinin itici gücünün yerçekiminden güçlü olduğu da tespit edildi. Bulguların, deprem bölgelerinde hem dikey, hem de yatay güce dayanıklı binaların inşa edilmesinde kullanılması umuluyor.

JoNaThAn
31-10-2008, 14:38
Adamlarda 7.2 şiddetinde deprem oluyor, 9 kişi ölüyor:)

Bir de araştırma yapıp, bulgular elde ediyorlar..

Bizde 7.2 şiddetinde deprem olsa; ne olur bilinmez.. Sanırım tarikat ve cemaatler biraz daha zengin olur..

Bir de 10 binlerce ölü olur.. Ben İstanbul'u merak ediyorum. Ne olacak diye..

Bence bir hayli ev yıkılacak.. Bunların bir çoğu da tepelere inşa edilmiş olan biçimsiz evler olacak. Bence artık devlet İstanbul'u özel olarak değerlendirmeye alıp, o yerlere sırf oy için izin vermemeli.. Oralarda biçimsiz ve bilinçsiz yapılanma olmasına izin vermemeli.

Olumlu yönden bakacaksam illa ki; eğer bu deprem illa ki olacaksa.. O zaman bundan sonrasını da düşünmeliyiz ve İstanbul'un yeni yapılanması adına bir avantaj olarak görmeliyiz.

Ama akıllanacağımızı sanmıyorum.. Bizim kanımıza ters.. Bakın yazın bir kenara.. Bu İstanbul depremi olsun. Ve uzun yıllar sonunda bir sonraki İstanbul depremi yaklaşsın.. Gerçi biz bunu göremeyiz, torunlarımız görür ama olsun..

Eğer İstanbul hala bizim elimizdeyse, almadığımız önlemlerle yine aynı can kayıplarını yaşayacağız demektir.. Bizim tez konusu yapılacak bir boş vermişliğimiz var aslında..

Ya da çok uzağa gitmeyelim.. İçimizde bunu görecek olanlarımız vardır.. Bir sonraki İzmit-Adapazarı depremini bekleyelim.. Aynen tekrarlanacak, çözümsüzlükler, can kayıpları, yerleşim bozukluğu aynen kendisini gösterecek..

Biz rant adamıyız.. Oy için yapmayacağımız şey yoktur.. E halkta buna razı.. Diyor ki; sen benim onay alamayacak evime onay ver.. Bina dikilmemesi gereken yere, yerleşim yapılmaması gereken yere tapu ver; ben de sana oyumu vereyim..

O nedenle, deprem bilinci falan.. I ı yalan bunlar. En azından Türkiye için inanmıyorum ben. İşimiz cüppeliye emanet:)

serkanonar
13-11-2008, 16:55
Marmara için ürküten haber: '241 yıl önceki gibi ve 7'den büyük olacak'

Deprem uzmanı Yrd. Doç. Dr. Gündoğdu, 'Marmara Bölgesi’nde 241 yıl önce olan depremi bekliyoruz aslında' dedi.

12 Kasım'daki Düzce depreminin yıldönümünde Bolu ve Kayseri'de meydana gelen orta şiddetli depremler, deprem gerçeğini bir kez daha hatırlattı. Uzmanlar ise Marmara Bölgesi için son derece korkutucu bir açıklamada bulundu. Marmara'da 241 yıl önceki depremin tekrarlanması ve 20 milyon kişinin etkilenmesi bekleniyor.
241 YIL ÖNCEKİ DEPREM BEKLENİYOR

İstanbul Üniversitesi Öğretim Üyesi Yrd. Doç. Dr. Oğuz Gündoğdu, genel istatistiklere göre Marmara Bölgesi’nde 250 yılda bir 7’nin üzerinde bir deprem olduğunu belirterek, "Marmara Bölgesi’nde 241 yıl önce olan depremi bekliyoruz aslında" dedi. Yrd. Doç. Dr. Gündoğdu, Bolu Belediyesi tarafından İl Kültür Merkezinde düzenlediği "Bolu ve çevresinin depremselliği" konulu konferansa konuşmacı olarak katıldı. Konferans öncesinde basın mensuplarının sorularını yanıtlayan Gündoğdu, depremin dokuzuncu yılının bittiğini ifade ederek, "Depremi biraz da bu açıdan değerlendirmek lazım. İstediğimiz hedeflere varamadık. Özellikle Marmara Bölgesi’nin içerisinde. Bunu Bolu için söylemiyorum. Kentlerde yeteri kadar onarım ve yıkılması gereken binaların yerine yenilerinin konması gerçekleşmedi. Bu, mühendislik anlamında bir çalışmalardır, ama afet yönünden iyiyiz. Zaten iyiydik. Bunu daha örgütlü hale getirdik, iş birliğini geliştirdik" diye konuştu.

20 MİLYON KİŞİYİ ETKİLEYECEK

Yrd. Doç. Dr. Gündoğdu, 20 milyon kişinin yaşadığı coğrafyanın etkileneceği bir deprem beklediklerini kaydederek, "Buna karşı daha iyi hazırlanmamız lazım. Hayatı normalleştirmek kavramı çok önemli. Depremlerde can kayıpları oluyor, ama bir de hayatı normalleştirmek gerek. Bu nedenle biraz daha çalışmamız lazım. Bolu, depremi diğer bölgelere göre az bir hasarla atlattı" dedi.

Marmara Bölgesi’nde 30 yıl içerisinde her an olabilecek şekilde, yüksek bir olasılığa sahip olduğunu istatiksel olarak söyleye bildiklerini kaydeden Yrd. Doç. Dr. Gündoğdu, "Belli olmaz, doğa ile bir pazarlık olmuyor. Ölçümler de var elimizde. Kıtaların kaymaları ölçülüyor. Elde edilen veriler bize bir ipucu verecektir. 241 yıl önce olan depremi bekliyoruz aslında. Depremin tekrarlanmasını bekliyoruz. Genel istatistiklere göre Marmara Bölgesi’nde 250 yılda bir 7’nin üzerinde bir deprem oluyor. İyi hazırlanmamız gerekiyor. Elimizden gelen ne varsa yapmamız lazım" şeklinde konuştu.

serkanonar
13-11-2008, 17:06
http://www.dask.gov.tr/sss2.htmlDeprem sİgortanızı yaptırtınız mı???

hiyo
15-11-2008, 18:34
http://www.dkos.org/ günlük deprem tahminleri %99 başarılı mutlaka takip edin.....

Von
25-01-2009, 10:23
Hani şu depremleri çok fazla tutturan bir adam vardı. Kendisine özgü bir yöntemi vardı. İstanbul için de ya yaz başı ya da en geç Ekim ayı diyordu. Herkes de inanmıştı. Ben de başımıza depremden daha çok şey gelecek bu hurafe ve komplo teorilerinden diye yazmıştım. Sonra da demiştim ki keşke birkaç tanesini şöyle iyice tuttursa da iyiden zıvanadan çıksak.

Bu zırvalara inanan kaç kişi sonradan adam hakikaten sallıyormuş dedi acaba ? Yoksa unutulup gitti mi ?

Türkiye'de deprem biraz borsaya benzer. 10 tane yorum tahmin yapsan bir tanesini en az mutlaka tutturursun. o tutturduğunu da alıntılaya alıntılaya millet seni birşey sanmaya başlar.

Depremden daha kötü birşey varsa o da hurafelere kıymet vermeye başlamaktır. İllaki başımıza birinin kötülük getireceği veya illaki bir şeylere inanasımız varsa doğa üstü güçlere geçmeden bilimin ne dediğini de elimizin tersiyle itmeyelim derim.

guneysu
25-01-2009, 17:55
Bana gelen bir bilgi notu.
Dikkate almakta yarar var!...


İstanbul depremi için en tehlikeli dönem ise 2008. 2008'de Marmara Denizi'nde 8.0 büyüklüğünde bir deprem meydana gelecek. Bu depremi 3 - 13 Ağustos 2008, 4 - 14 Eylül 2008 ya da 21 - 31 Ocak 2009 tarihlerinden birinde bekliyorum.'



(akşam)

6 gün daha dişimizi sıkalım..

:ley:sonrasında oynamaya başlarız....

Von
25-01-2009, 18:50
6 gün daha dişimizi sıkalım..

:ley:sonrasında oynamaya başlarız....

Bak Ocak ayını unutmuştum doğru :) Adam yalnız bir tuttursa meşhur olur. O kadar geniş aralıklarla ben yorum yapsam ben şimdiye kadar çoktan tuttururdum :)

Elli kere tutturmasam kimse hatırlamaz. Birini denk düşürsem artık bilimi altüst etmeye hazır oluruz :)

ayyan
25-01-2009, 19:02
Bilimsel olarak ciddi anlamda deprem üstüne çalışan kişilerde var. Bazı değerlerdeki olağan dışı değişimlere bakarak depremin olabileceği düşünülüyor, yalnız bugüne kadar "Bu deprem büyük olacak, yok bu küçük olacak" diyenini duymadım.

Hal böyleyken.. Sallamasyon tahminlerin tutması hiçbir anlam ifade etmiyor. Ne diyelim, Allah bizi üfürükçülerden korusun(Her türlüsünden).

Von
25-01-2009, 19:08
Bilimsel olarak ciddi anlamda deprem üstüne çalışan kişilerde var. Bazı değerlerdeki olağan dışı değişimlere bakarak depremin olabileceği düşünülüyor, yalnız bugüne kadar "Bu deprem büyük olacak, yok bu küçük olacak" diyenini duymadım.

Hal böyleyken.. Sallamasyon tahminlerin tutması hiçbir anlam ifade etmiyor. Ne diyelim, Allah bizi üfürükçülerden korusun(Her türlüsünden).

Elbette var. Ama bilimsel olarak var. Bu adamların kullandığı yöntemlerin bilimle uzaktan yakından alakası yok.

Şimdi burda aklımıza şu geliyor.

Ee yani bilimin açıklayamadığı şeyler yokmudur ? Veya doğa üstü bir durum olamaz mı ?

Elbette olabilir hatta vardır.

Ama burda bir çizgi var. Eğer bilim yerine hurafeye inanmaya başlarsak o zaman depremin vereceği zararrdan fazla zarar görürüz.

Hurafe bilime dönüşmeden veya ispatlanmadan anlamı yok. Yok birşeylere inanma ihtiyacımızdan kaynaklanıyorsa, o zaman durum daha da vahim.

Depremin ne zaman ve ne büyüklüğünde olacağını belirleme çalışmaları hep yapılmaktadır. Çok farklı bilimsel gözlem metodları vardır. Ama bunlardan hiçbiri böyle tarih veremez, büyüklük veremez. Gün gelir verirse ve ispatlanırsa o zaman o bilim olur, her okuduğumuz değil.

guneysu
25-01-2009, 23:12
Marmara Denizi beşik gibi
Boğaziçi Üniversitesi Kandilli Rasathanesi ve Deprem Araştırma Enstitüsü internet sitesindeki verilerine göre, cumartesi günü saat 17.58'de merkez üssü Marmara Denizi olan 7.8 kilometre derinlikte 4.2 büyüklüğündeki depremin ardından, bugün saat 10.28'e kadar en küçüğü 2.9, en büyüğü ise 3.6 olan 14 ayrı sarsıntı daha oldu.
http://www.hurriyet.com.tr/gundem/10851812.asp?gid=229

Serenler
27-01-2009, 17:23
'Hatay’da 7 ve üzerinde deprem olacak'

27 Ocak 2009


Mehmet EZER/ANTAKYA (Hatay), (DHA)



Boğaziçi Üniversitesi Kandilli Rasathanesi ve Deprem Araştırma Enstitüsü eski müdürü Prof. Dr. Ahmet Mete Işıkara uyardı: Hatay’da 7 ve 7’nin üzerinde bir deprem eninde sonunda olacak


'Deprem Dede' olarak tanınan, Boğaziçi Üniversitesi Kandilli Rasathanesi ve Deprem Araştırma Enstitüsü eski müdürü Prof. Dr. Ahmet Mete Işıkara, bir deprem ülkesi olan Türkiye’de bu gerçeğin kabullenilmesi gerektiğini söyledi, “Altını çiziyorum. Hatay’da gecikmiş bir deprem vardır. Küçük küçük sarsıntılar oluyor, ama yeterli değil. Altını önemli çiziyorum; Hatay’da 7 ve 7’nin üzerinde bir deprem eninde sonunda olacak. Bu gerçeği kabul edelim ve gerekeni yapalım” dedi.


Toplum Liderlerini Teşkilatlandırma Projesi kapsamında Hatay’ı ziyaret eden Prof. Dr. Ahmet Mete Işıkara, Hatay Valiliği Brifing Salonu’nda İlçe Kaymakamları, Milli Eğitim Müdürü Şenol Genç, Müftü Mustafa Sinanoğlu, Mahalli İdare Temsilcileri, Oda Başkanları ve gazetecilerle bir araya geldi. Deprem gerçeğini herkesin kabul etmesi gerektiğini vurgulayan Prof. Dr. Işıkara, “Hedefimiz insanları enkazlardan kurtarmak değil, enkaz altında kalmayı önlemek. Bu nedenle projemize muhtarların, öğretmenlerin ve din görevlilerinin destek vermesini istiyoruz. Mevcut proje 2007 Ocak ayında İstanbul’da başladı. Şimdi de tüm Türkiye’ye dalga dalga yayılması sağlanıyor” dedi.


HATAY DEPREM VE SELE AÇIK


Hatay’ın birinci derece deprem bölgesinde bulunduğunu kaydeden Prof. Dr. Işıkara şöyle devam etti:
“Hatay depremlere, sele açık bir bölgede. Bu nedenle hepimiz deprem olur mu diyeceğimize, deprem gerçeğini kabul etmeli ve ona göre hareket etmeliyiz. Türkiye bir depremler ülkesi, bu anlamda Hatay da birinci derece deprem kuşağında. Hatay’da gecikmiş bir deprem vardır. Küçük küçük sarsıntılar oluyor, ama yeterli değil. Altını önemli çiziyorum; Hatay’da 7 ve 7’nin üzerinde bir deprem eninde sonunda olacak. Bu gerçeği kabul edelim ve gerekeni yapalım. Antakya’ya baktığımda yamaçlarda yapılar olduğunu görüyorum, muhtemel bir depremde bu yamaçlarda bulunan evler hem sel tehlikesi altında hem de heyelan. Bu nedenle kentsel dönüşüme ağırlık verilmeli, bunu yaparken de tarım arazileri yapılaşmaya açılmamalıdır.”

horus_sirius
27-01-2009, 20:58
17 Ağustos...Hatırlayınca ürküyorum..Bi daha yaşamayız inşallah...

NDS
29-01-2009, 17:58
Sadece bizde değil tüm dünyada deprem bekleyenler var,

Bu da Tokyo'nun deprem beklentisi...

http://i44.tinypic.com/ivv1v9.jpg

serkanonar
30-01-2009, 00:32
Marmara’daki depremler öncü değil, SIRADIŞI

Uzmanlara göre depremler bölgenin aktif ve canlı olduğunu gösteriyor, Kuzey Anadolu Fay Hattı üzerinde BÜYÜK DEPREM olacak.

Marmara Denizi’nde peş peşe gerçekleşen depremleri İstanbul Teknik Üniversitesi (İTÜ) Jeofizik Mühendisliği Bölüm Başkanı Prof. Dr. Haluk Eyidoğan, ODTÜ Yapı Mekaniği ve Deprem Mühendisliği Laboratuvarı Yöneticisi Prof. Dr. Haluk Sucuoğlu ve İstanbul Üniversitesi Mühendislik Fakültesi Jeofizik Bölümü öğretim üyesi Yrd. Doç. Dr. Oğuz Gündoğdu değerlendirdi.

Prof. Haluk Eyidoğan, Marmara Denizi’nde son günlerde meydana gelen depremlerin olası büyük depremin öncüsü olmadığını söyledi. Marmara Denizi’nin son yıllarda Boğaziçi Üniversitesi Kandilli Rasathanesi ve Deprem Araştırma Enstitüsü ile TÜBİTAK Marmara Araştırma Merkezi tarafından ayrıntılı olarak izlendiğini belirten Eyidoğan, “Bu yüzyılın ilk yarısında başta İstanbul olmak üzere Marmara Denizi’nin kuzeyindeki illeri etkileyecek bir depremin gerçekleşme olasılığı yüzde 60 civarında” dedi.

Marmara Denizi’nin böyle bir tehlikeyle kesinlikle karşı karşıya olduğunu vurgulayan Eyidoğan, “3 bin yıllık jeoloji tarihine bakıldığında Marmara Denizi’nde deprem olacağı kesin” diye konuştu.

Eyidoğan, TÜBİTAK MAM’ın yerleştirdiği deprem istasyonları verilerine göre, son 2 yılda Marmara Denizi’nde 0,5 ile 5,7 büyüklüğünde 2 bin 500 deprem meydana geldiğini belirterek, depremlerin büyük kısmının da son 4,2 büyüklüğünde gerçekleşen depremin olduğu fay hattı üzerinde olduğunu vurguladı. Prof. Dr. Eyidoğan, sözlerini şöyle tamamladı: “Bu hat zaten son 2 yıl içinde yüzlerce deprem yaratan fay hattı. Binlerce yıldır da aktif.”

PROF. SUCUOĞLU: BÜYÜK DEPREM OLACAK

Prof. Dr. Haluk Sucuoğlu, gerçekleşen depremleri öncü değil küçük deprem ve onu izleyen artçı şoklar olarak tarif etmenin daha doğru olacağını söyledi.

Marmara Denizi’nden de geçen Kuzey Anadolu Fay Hattı’nda öncü deprem özelliği bulunmadığını vurgulayan Sucuoğlu, “Bu depremin önemli bir özelliği var. Bu depremler bize büyük deprem beklediğimiz bölgenin aktif, diri, canlı olduğunu gösteriyor. Onun ötesinde bir anlam çıkarmak için yeterli veri yok, buna ihtiyaç da yok” diye konuştu.

Kuzey Anadolu Fay Hattı’nın deprem potansiyeli olduğunu ve günün birinde de büyük bir deprem olacağının bilindiğini anlatan Sucuoğlu, şöyle konuştu:

“Büyük depremin zamanı konusunda sadece ihtimaller verilebiliyor. Önümüzdeki 30 yıl içinde yüzde 60 ihtimal deniyor ki, bu yüksek bir ihtimal. Kuzey Anadolu Fay Hattı üzerinde zaten orta şiddetli depremler pek olmuyor, Marmara Denizi’nde de öyle olacağını düşünüyoruz. Olunca büyük deprem olacak. Sürenin geçmesi de onu gösteriyor. 200-250 yıldır hiç büyük deprem olmadığı için o bölge, sismik boşluk denilen tanıma da giriyor. 1766 yılından bu yana o fay kırılmış değil. Büyük bir deprem bekliyoruz. 30 yıl içinde olma ihtimali büyük. Yarın da olabilir, 30 yıl içinde olmayabilir de... Elbette günün birinde olacak.”

YRD. DOÇ. GÜNDOĞDU: 20 YIL İÇİNDE DEPREM BEKLİYORUZ

Yrd. Doç. Dr. Oğuz Gündoğdu da Marmara Denizi’nde hafif şiddette devam eden depremlerin beklenen değil, sıra dışı bir olay olduğunu söyledi. “Diğer oluşan depremlere benzemiyor ama bir öncü deprem anlamına gelmez” diyen Gündoğdu, “öncü deprem” olabilmesi için 3 gün, 3 hafta gibi bir zaman sonra deprem olacağının söylenebilmesi gerektiğini anlattı.

Gündoğdu, sözlerini şöyle sürdürdü:

“Böyle bir şey yok ama fayın kırılacağını biliyoruz. Ne zaman kırılacak? Onu bilmiyoruz ama eninde sonunda kırılacak. Marmara’ya zarar verecek bir depremle karşı karşıyayız. Bu tür olaylar o fayın çok gerildiğini gösteren olgular. Bu işi fazla tartışmamak lazım. Halkı telaşa sevk etmemek lazım ama büyük deprem için vade o kadar da uzak değil. 20 yıl içinde oluşması beklenen bir deprem çok yakın vadedir. 1999 depreminin ardından Marmara Denizi’ndeki büyük depremin 30 yıl içinde gerçekleşme olasılığı yüksek denilmişti. 10 geçtiğini düşünürseniz, uzun vade diyemiyoruz. İlk söylediğimizin arkasındayım. Depremin her an olabilecek şekilde 20 yıl içinde gerçekleşme olasılığı yüksek. Bu sözümün her kelimesi anlamlıdır

Serenler
17-03-2009, 17:01
YIKICI DEPREM UYARISI‏

[email protected]



Güney-Batı yönlü güçlü deprem sinyalleri almaktayım. Yunanistan adaları olursa GÜÇLÜ, İtalya, Tunus, Cebelitarık Boğazına doğru uzak mesafeli olursa YIKICI olur. HALİL MERCANLI
www.depremibilenadam.com

-----------------
Gene de dikkatli olmakta yarar var...

serkanonar
08-04-2009, 13:30
Halkı uyarınca yetkililerce 'paniğe yol açıyor' diye hapsedilen uzman Giuliani, dün ekranlara çıkıp ağladı...

Sabah gazetesinde Yasemin Taşkın'ın haberine göre; İtalya'nın merkezindeki Abruzzo bölgesini Pazartesi günü sarsan 6.3 büyüklüğündeki deprem sonrası ölü sayısı 235'e ulaştı. Bölgede dün de TSİ 20.48'de 5.5 şiddetinde artçı sarsıntı oldu. Arama ve kurtarma çalışmaları aralıksız olarak devam ederken ülke depremi öngören teknik uzman Gaimpaolo Giuliani'yi konuşuyor. Depremin geleceğini öngörüp yetkilileri uyaran Giuliani, yeraltında deprem öncesinde yoğunlaşan radon gazını ölçen buluşu sayesinde kendi ailesini kurtardı. Ancak Abruzzo halkına yararlı olamamanın acısını yaşadı. Bölgede Sulmona Belediye Başkanı tarafından savcılığa şikâyet edilen ve hakkında soruşturma açılan Giuliani, dün televizyon kameralarının karşısında ağladı. Yetkililer kendisine inanmayınca sokak sokak dolaşıp halkı uyaran uzman Giuliani, halkı galeyana getirmekten dolayı hapse atıldı. Fakat deprem olunca haklı olduğu ortaya çıktı. Halk sorumlular hakkında sesini yükseltmeye de başladı.

horus_sirius
17-04-2009, 21:25
Eviniz ne kadar sallanır? - Istanbul zemin haritası

İstanbul Teknik Üniversitesi'nden Prof. Dr. Ahmet Ercan, İstanbul'un depremsellik haritasını çıkardı. Hürriyet İstanbul, bundan önce İstanbul'un zemin haritalarını yayımlamıştı. Bu harita ise zeminlerin depremde göstereceği davranışı
özetliyor.

İTÜ Maden Fakültesi Jeofizik Mühendisliği Bölümü Öğretim Üyesi Prof. Dr. Ahmet Ercan, İstanbul'un deprem riski yüksek, orta ve düşük derecede olan bölgelerini belirledi.

YÜKSEK DEPREM RİSKİ

Diri kırıklara yakın, genç gevşek, kaba ve suya doygun tortulların yer aldığı kesimler. Bu gibi yerler, deprem sırasında, çok büyük yatay ivme (deprem dalgası gücü) ve yüksek yer salınım dönemselliği (sallandırma gücü) gösteriyor.

ORTA DEPREM RİSKİ

Diri kırıkların geçmediği ancak suya doygun tortulların ve bozuşmuş ya da kolay kırılgan kayaların yer aldığı, deprem
etkilenme kuşağı içinde yer alan, sarsıntıya duyarlı alanlar. Bu gibi yerler, deprem sırasında az-orta büyük yatay ivme ve orta-yüksek yersalınım dönemselliği gösteriyor.

KÜÇÜK DEPREM RİSKİ

Gevşek bozuşmamış kaya, suya az-çok doygun tortul ardışımının yer aldığı, yerel mühendislik sorunları içerebilecek yerler. Bunlar deprem merkezinden uzaklığına göre küçük, orta-büyük yer ivmesi ve küçük-orta, orta-yüksek yer salınım dönemselliği gösteriyor.

SEMTİNİZİN RİSKİ NE KADAR?

Prof.Dr. Ahmet Ercan'ın haritasına göre, semtlerin deprem riski üç dereceye ayrılıyor. 1. derece en yüksek riski, 2.
derece orta riski ve 3. derece de küçük riski gösteriyor:

1. derece: Zeytinburnu Ayamama Deresi, Ataköy'ün bulunduğu kesimler, Florya (batısındaki heyelan alanları) Küçükçekmece kıyıları, Küçükçekmece Gölü'nün doğusundaki Nakkaşdere alüvyonları, Azaplı yöresi (Altınşehir'in alçak kesimleri), Ispartakule (Alibey Yarımadası'nın batı kısımları), Kanarya (Firuzköy kıyıları), Esenkent, Avcılar (Küçükçekmece Gölü ve Marmara Denizi'ne bakan kıyıları), Ambarlı ve Haramidere (sağlı sollu olmak üzere).

2. derece: Beşiktaş (Ihlamur çukuru), Ortaköy Dereboyu, İstinye çukuru, Tarabya çukuru, Üsküdar çukuru, Beylerbeyi çukuru, Küçüksu çukuru, Paşabahçe-Beykoz çukuru, Çayırbaşı çukuru, Karaköy, Tophane, Salıpazarı, Ortaköy (dolgu olan kesimleri), Eyüp, Alibeyköy, Sütlüce, Balat, Kasımpaşa ve Güngören'in sahil kesimi, Kadıköy (Kurbağalıdere), Moda (denize bakan kısmı), Küçükyalı, Kartal (Rahmanlar bölümü), Tuzla (dere kısmı), Dilovası, Eminönü (Cankurtaran, Şehzadebaşı, Fatih, Çarşamba, Edirnekapı'nın güneyinde kalan kısım), Topkapı, Bakırköy, Bahçelievler, Merter, Şirinevler (bir kısmı), Halkalı, Nakkaşdere, Esenkent, Ömerli, Büyükçekmece, Tepecik (Tepecik, Akören ve Pomak'ın güney kısmı), Selimpaşa, Silivri, Çanta, Gümüşyaka, Kavaklı, Yakuplu, Esenyurt, Avcılar, Ambarlı, Firuzköy, Küçükçekmece, Florya, Yeşilköy, Ataköy ve Zeytinburnu.

3. derece: Darıca, Dolayoba, Pendik, Kartal, Kadıköy, Üsküdar, Ümraniye, Beykoz, Çengelköy, Polonezköy, Şile, Haydarpaşa, Altıyol, Bahariye, Kızıltoprak, Erenköy, Suadiye, Bostancı, Kozyatağı, Altunizade, İçerenköy, Bağdat Caddesi, Fenerbahçe, Söğütlüçeşme (Kurbağalıdere dışında kalan kısımları), Moda (denize bakmayan kısımları), Acıbadem, Koşuyolu, Adalar, Eminönü, Rumelihisarı, Arnavutköy, Etiler, Beşiktaş, Maçka, Nişantaşı, Şişli, Taksim, Kağıthane, Gaziosmanpaşa, Levent, Maslak, İstinye, Tarabya, Sarıyer, Karaköy (rıhtım dışında kalan kısım), Gültepe, Emirgan, Bağcılar, Haraççı ve Taşocağı

serkanonar
18-04-2009, 09:00
DARISI DİĞER İLLERİN BAŞINA
Afet Merkezi’nin Projesi tanıtıldı
Yayınlanma tarihi 17 Nisan 2009 özgür kocaeli gazetesi
Kızılay İzmit Şubesi’nin Başkanı Muzaffer Şişmanoğlu, yıllarca uğraştı, her kapıyı çaldı ve sonunda Türkiye’nin en büyük afet koordinasyon merkezinin ilimizde yapılmasını sağladı.
17 Ağustos 1999 tarihindeki büyük deprem felaketinin ardından, bölgedeki depremzedelere yardım ulaştırmada ortaya çıkan kargaşa ve eksiklik, dünyanın en tehlikeli deprem bölgesinde bulunan ilimizi, olası bir Marmara Depremi de düşünülerek, afet sonrası yardım organizasyonlarında bir merkez haline getirmişti. Kızılay İzmit Şubesi Başkanı Muzaffer Şişmanoğlu, olası Marmara Depreminde bütün bölgeye yardımları düzenli olarak sunacak Kocaeli Afet Merkezi için, tek başına gerçekten büyük mücadele verdi.




PROJE TANITILDI

Kocaeli Afet Merkezi’nin D-100 karayolu üzerinde, Uzunçiftlik mevkiinde yapılmasına karar verildi. 3 bin metrekare kapalı alanı bulunacak afet merkezi için 5 milyon TL harcanacak.
Projenin tanıtımı, dün geniş katılımlı basın toplantısı ile yapıldı. Basın Toplantısına Kızılay İzmit Şubesi Başkanı Muzaffer Şişmanoğlu, Büyükşehir Başkan Vekili İlyas Şeker, Mimar Sedat Onaran, Afet Çalışma Grubu içinde yer alan Bahri Soyyiğit (Mazlumder), Celal Karal (Mağder), Hasan Kara (Akut), Doç.Dr. Oya Çakın (KOÜ), Ulaş Çakır (Muhasebeciler Odası), Murat Kulakaç (Değirmendere Sualtı Topluluğu), Recep Şalcı (Akut), Sait Güler (Dessat), Zehra Kaner (Mağder), Mevlüt Şen (Büyükşehir Belediyesi), Zeki Canşi, Fatih Ergezer (Gesotim), Şerif Barış (KOÜ) da katıldılar.
Kızılay İzmit Şubesi Başkanı Muzaffer Şişmanoğlu, Kocaeli Afet Merkezi projesi üzerinde 3.5 yıldan beri çalıştıklarını söyledi, Kocaeli Afet Merkezi’nin konumu, yapısı ve işlevi ile Türkiye’ye örnek proje olduğunu anlattı. 4 bölümden oluşacak Kocaeli afet merkezinde depolama birimleri, sivil toplum örgütlerinin eğitim faaliyeti yapacağı mekanlar, kriz merkezi, helikopter pisti gibi birimler bulunacak.
Kocaeli afet merkezi projesinin iki yılda tamamlanması ve 5 milyon TL’ye malolması bekleniyor. Kızılay, bütün bir Marmara bölgesine afet halinde gerekecek yardım malzemelerini bu tesiste depolayacak.
Öteyandan Kızılay İzmit Şubesi, Büyükşehir Belediyesi’nin Akarca Cumhuriyet İş Merkezi’nde hibe ettiği 400 metrekarelik depoyu da iki ay içinde Afet lojistik merkezi haline getirecek.

serkanonar
21-04-2009, 08:54
Depremde Türkiyenin her yerinden gelen yardım konvoylarını önce asker sonra polis sonra valilik vb sırayla durdurup kamyonlardan işine yarayanları alıp millete kalan artıkları dağıtmadılar mı,çok dürüst elemanlar bizim KEFEN BİTİNCE BATTANİYE KULLANDIĞIMIZ gölcükte o battaniyeleri toplayıp istanbulda satmadı mı.Ben enkaz kaldırırken diğer illerden gelen hırsızlar cesetleri soymadı mı !! Paraya bütün değerlerini satabilecek bir toplum olduk maalesef be balık hafızalıyız.Şimdi bu yapılana ne denir?????Irak kızılayı o parayı belediyeye mi bağışladı sanki.
************************************************** ***************


Arızlı’nın çığlığı
Yayınlanma tarihi 20 Nisan 2009, ÖZGÜR KOCAELİ GAZETESİ
17 Ağustos 1999 tarihindeki büyük felaketin ardından, Irak Kızılayı’nın ilimizdeki depremzedeler için bağışladığı 10 milyon Dolar’ın hesabını, bugüne kadar kimse vermedi, kimse açıklamadı. 10 milyon Dolar’ın bir bölümü ile İzmit Arızlı mevkiinde depremin acılı insanları, garibanları için yapılan evlerde de sorunlar, gariban insanlara baskılar hiç bitmedi. Arızlı evlerinin çileli insanları, dün bir kez daha seslerinin duyulması için eylem yaptılar.

BİZ KİRACI DEĞİLİZ

Irak parası ile yapılan Arızlı konutlarında toplam 237 konut var. Başlangıçta bu konutlara depremde yakınlarını kaybeden, büyük acılar yaşayan ve çok yoksul olan aileler yerleştirilmişti. Ancak zaman içinde Kocaeli Valiliği, bu evleri lojmanlaştırmak yolunda önemli adımlar attı. Nitekim, aidatlarını ödemeyen garibanlar, evlerden atıldı, yerlerine memurlar yerleştirildi. Arızlı evlerinde halen 160 depremzede aile var. Bunlar da sürekli baskı altındalar. Valilik, bu insanları da evlerinden atmak, Arızlı’yı tamamen memur lojmanı yapmak istiyor. Dün site içinde toplanan depremzede aileler, kendilerinden istenen yüksek aidatları ve evleri boşaltmaları için uygulanan baskıları eleştirdiler, seslerini duyurmaya çalıştılar.

1 MİLYON DOLAR NEREDE?
Irak Kızılayı Başkanı Dr. Hameed Alwash ile, dönemin Türk Kızılayı Başkanı Dr.Kemal Demir tarafından 15 Eylül 1999 tarihinde imzalanan 3 maddelik bir protokol var. Bu protokolde, Irak Kızılayı, ilimizdeki depremzedeler için 10 milyon Dolar nakit bağış veriyor. Bu paranın 9 milyon doları ile depremzedeler için ev yapılması, kalan 1 milyon Dolar’ı ile de yine bu depremzedeler için eşya alınarak, bu insanlara dağıtılması karar altına alınıyor. Ancak, bu 1 milyon Dolar’ı bir daha kimse görmedi. Kızılay, Türkiye’de faizlerin çok yüksek olduğu 2000’li yılların başında 1 milyon Dolar’ı kullandı, depremzedelere bir kuruş bile vermedi. Üstelik, şimdi bu paranın diğer kısmı ile yapılan evlerden de garibanlar atılmak isteniyor. Dün Arızlı sakinleri, ortada olmayan 1 milyon Doların da hesabını sordular.

EVLER MEMURLARA TAHSİS EDİLİYOR
Dün eylem yapan Arızlı Irak konutları sakinleri adına açıklama yapan Recep Uğur şunları söyledi: “Seçim öncesi, buraya da geldiler. Sorunları çözeceklerini söylediler. Siyasetçilerin bu sözlerini tutmasını bekliyoruz. Halen, gariban depremzedeler evlerinden çıkartılıyor. Boşalan evler, bürokratlara, memurlara tahsis ediliyor. Pek çok memur, getirip eşyalarını bu evlere bırakıyor, sonra bir daha uğramıyor. Memurlara verilen konutların biran önce boşaltılmasını ve depremzedelere verilmesini istiyoruz. Bu konutlar yapılırken paranın nasıl harcandığını, kalan 1 milyon Dolar’ın ne olduğunu, nerede kullanıldığını öğrenmek istiyoruz.”

Serenler
28-04-2009, 00:55
Lütfen bu kişiyi ve uyarılarını dikkate alalım.
Birçok depremi cep telefonuma önceden SMS ile bildirdi.

Sitesini takip edip uyarılarını dikkate almakla kaybedeceğiniz bir şey olmaz ama belki çok şey kazanabilirsiniz..

http://img402.imageshack.us/img402/2625/deprem.jpg

http://www.halilmercanli.com/

guneysu
28-04-2009, 01:18
Eviniz ne kadar sallanır? - Istanbul zemin haritası


SEMTİNİZİN RİSKİ NE KADAR?


ahmet hocam sağolsun...

bırak semtimizi, ilçemizi bile yazmamış, yukardaki yazı doğru ise :)

yırttık desene, tamda adalarla karşı karşıyayız, denize yakın:super:

Von
28-04-2009, 06:59
Lütfen bu kişiyi ve uyarılarını dikkate alalım.
Birçok depremi cep telefonuma önceden SMS ile bildirdi.

Sitesini takip edip uyarılarını dikkate almakla kaybedeceğiniz bir şey olmaz ama belki çok şey kazanabilirsiniz..

http://img402.imageshack.us/img402/2625/deprem.jpg

http://www.halilmercanli.com/

Ben hemen itirazımı yapayım :)

Kesinlikle dikkate alınmaması alınmaması için de elimizden gelenin yapılması gereken bir adam ve site bu. Adamın ciddi bir psikolojik durumu var mı veya kendi kendine bir başladı ve devam mı ediyor bilmiyorum ama yaptığı tahminler Türkiye'de en çok küçük ve orta ölçekli deprem olan bölgeler ve bu tarz tahminlerin safsata dan öteye geçme şansı yoktur.

Türkiye de her gün sayısız küçük ve orta ölçekli deprem olmaktadır. Şu an geçilen deprem uyarısı zaten depremin beklendiği ve aktif fay kuşaklarının olduğu bölgelerdir. Buna uzun süredir Doğu Anadolu fayı üzerindeki iller de dahildir. Marmara ve çevresindeki artan stresi de herkes biliyor.

Türkiye gibi bi ülkede zamanı ve tarihi belirsiz bu bölgeler ve civarında yok İzmir çevresi Ege denizi güneyi, yok Marmara bölgesi çevresi şuranın kenarı kuzeyi hem de güneyi galiba diye deprem tahmini yaparsanız 500 tahminden 100 tanesini tutturur. 200 tanesini zaman farkıyla tutturursunuz.

Bakın sitesinde ne yazıyor.

Burada yer alan depreme ilişkin öngörüler sadece site sahibinin fiziki vücudu üzerinde gerçekleşen titreşim yada elektriklenmeler neticesi oluşturduğu kişisel görüşlerine dayanmakta olup, halen mevcut ve kanıtlanmış bilimsel verilere dayalı değildir. Sonuç itibariyle sadece kişisel görüş içermektedir. Bu nedenle, burada yer alan bilgilere dayanılarak deprem konusunda karar verilmesi beklentilerinize uygun sonuçlar doğurmayabilir.

Sizce böyle bir adama bilimin sahip çıkmaması normal midir ? Yoksa normal olmayan bilim değil de bizim bu tür şeylere inanma ihtiyacımız mı ?

Hep derim bu tür iyi niyetli veya kötü niyetli adamlar bir gün depremi çok fena tutturacaklar o zaman ise başımıza depremden çok daha kötü şeyler gelecek diye. Kesinlikle itibar etmeyin.

Von
28-04-2009, 07:28
Bir ilave yapayım. Adamın Seda Sayan'ın programında yaptığı sunumu izledim sitesinden şimdi. Hoş Ahmet Hocanın yorumlarını kesmişler :) ama iyi niyetli bir adama benziyor arkadaş.

Ama bahsettiği şeyin olmasına imkan yok. Eğer varsa bu adamın bir mucize olması gerek.

Şöyle ki :

Bazı hayvanların depremi önceden (bu önceden asla öyle günlerce değildir) manyetik alan ile hissedebildiği yönünde ciddi çalışmalar vardır. Yani bazı hayvanların depremi önceden hissedebilmesi bilimin bir araştırma konusudur. Ancak hiçbir canlının taa Rusya'dan "titreşim" alması mümkün değildir. Ne bilimseldir ne açıklanabilirdir. Maşallah hem Yunanistan'ı biliyor hem Rusya'dan titreşim alıyor arkadaş.

Bahsi geçen yerlerde olan depremler zaten ve sürekli küçük ve orta ölçekli depremlerin oldduğu yerlerdir. Marmara dan titreşim aldım bakın 3,4 de deprem olmuş bildim demek deprem tahmini değildir. Hoş 8 büyüklüğünde deprem olacak deyip bilmek de deprem tahmini değildir.

Aklımızı başımıza alalım o bizi almadan :)

Serenler
28-04-2009, 08:29
Ben hemen itirazımı yapayım :)

Kesinlikle dikkate alınmaması alınmaması için de elimizden gelenin yapılması gereken bir adam ve site bu. Adamın ciddi bir psikolojik durumu var mı veya kendi kendine bir başladı ve devam mı ediyor bilmiyorum ama yaptığı tahminler Türkiye'de en çok küçük ve orta ölçekli deprem olan bölgeler ve bu tarz tahminlerin safsata dan öteye geçme şansı yoktur.
...........................................
Hep derim bu tür iyi niyetli veya kötü niyetli adamlar bir gün depremi çok fena tutturacaklar o zaman ise başımıza depremden çok daha kötü şeyler gelecek diye. Kesinlikle itibar etmeyin.

Sadece bu düşünceniz için bile takibe almaya değer. Zaten şüpheci olup dikkate almanın kaybettireceği bir şey yok demiştim.
Sevgili Von size bir soru sorayım:
Bazı insanlar çubukla yeraltından su araması yapıyorlar. Bu işi yapanlar da benzeri bir yöntemle çalışıyorlar.
Sizce bu şekilde su aramak veya bulmak mümkün müdür?

ozbek1
28-04-2009, 08:43
allah korusun istanbul çevresinde bir deprem olursa biteriz.

Von
28-04-2009, 08:47
Sadece bu düşünceniz için bile takibe almaya değer. Zaten şüpheci olup dikkate almanın kaybettireceği bir şey yok demiştim.
Sevgili Von size bir soru sorayım:
Bazı insanlar çubukla yeraltından su araması yapıyorlar. Bu işi yapanlar da benzeri bir yöntemle çalışıyorlar.
Sizce bu şekilde su aramak veya bulmak mümkün müdür?

Teorik olarak evet ama pratikte imkansıza yakın. Bu tür şeylerle çok karşılaştım. Bir tane oldukça meşhur olmuş bir adam vardı köyün birinde. Gel bakalım anlat dedim su nerde

Adam eline çubuklarını aldı ve yürümeye başladı. Doğal olarak çubuklar hareket etti bir kaç adım attı. Geri geldi. Sonra bana döndü :

- Bak şimdi su burdan geliyor şurdan dönüyor burdan birleşiyor şuraya da akıyor dedi.

Ben adama dedim ki :

Bahsettiğin şey imkansız. Hidrojeolojik olarak suyu tutan bizim akifer dediğimiz sistemlerde su hareket eder. Ve oradaki su adeta sulu süngerin olduğu gibidir. Böyle birkaç metrede suyun takla atması mümkün değildir. Yok bizim tünek akifer dediğimiz bir suyu keşfetmiş olsan onun da asla hareketi bu kadar mesafede takla atmaz.

Söylediğin doğru değil.

Adam tabii hemen yanındaki bilmem ne amcayı çağırdı. Yahu dedi sen bana inanmadın da bak bu adama sor hiçbir yerde su bulamamışlardı ben gittim bu senin beğenmediğin yöntemle su buldum bu adama.

Adama dedim Bilmiyorum nasıl bulduğunu. Bu çubuk mevzu teorik olarak elektrik dalgasının bir etkisidir. Yani aslında teorik olarak tartışılabilir bir konudur. Ama asla su senin dediğin gibi hareket etmez. Mümkün bile değil.

Tabii tartışma orada fazla uzamadan bitti.

Çubukla su aramak belli bir bilimsel teorik durumla açıklanabiliyor. Ama bu adamınki asla. Ha doğaüstü ve bilimin açıklayamadığı bir gücü varsa o zaman farklı inanışlardan konuşmak gerek bence. Veya sizin de dediğiniz gibi şüpheci olmakla her zaman iyidirle.

Ben bu tür adamların bu tür tahminlerine çok kızıyorum. Bilim adamı olduğunu iddia eden film adamlarının topluma verdiği zarar bile bu kadar değil. Çünkü insanların birşeylere hep inanma ve bilemediğini öğrenme ihtiyacı vardır. Ve bu tür kişiler iyi niyetle ve kötü niyetle topluma zarar veriyorlar.

Ben de şimdi meselaa bir tahminde bulunayım. Doğu Anadolu kaynaklı Doğu-Anadolu Akdeniz mevkiinden güçlü titreşimler alıyorum. Bu titreşimler Akdenize yaklaştıkça azalan Doğu Anadolu-Güney Doğu Anadolu civarında artan titreşimler. Bakalım tutturacakmıyız :)

REST
28-04-2009, 09:10
Deprem...
Dün ..beni unuttunuz..dedi.
Nasıl olsa...bir gün öleceğiz...
Kader.
Tedbir almaya gerek yok...
Yolda bile kafaya tuğla düşebilir...
Boşverin depremi...:cry:
...
Kaderci toplumlar..her zaman kaybeder...örnek Türkiye.
Yağmur için dua..
Su için tahta üçgen..
Deprem için ..içgüdüler..
Büyü..muska..enerji veren 10000 lerce mucize insan...
Ateş yakmak için taşları kullanmak..:he:
Terör için..kır kapıyı gir içeri..''kapıda düzenek olduğu bile hesaplanamıyor..dün bostancı da yaşanan örnek..''>>>>>>>>>>>>
...

Von
28-04-2009, 09:17
Boşvermek kolay olsa boşverirdik. Bu titreşimci arkadaş dışında farklı bir metodla depremleri bilen daha meşhur yabancı bir abimiz vardı. Yukarlarda var bu topicde. Adam resmen tarih aralığı veriyor. Ve hakikaten sitesine girip baksanız bilmediği deprem yok.

Yöntemi de temel olarak istatistik ve ve bir yerlerden öğrendiği veya okuduğu bazı temel bilimlerden yararlanma.

Şimdi bu adam bu tarihler için internette ortalığı ayağa kaldırttı. Ben hangi siteye girsem adam İstanbul için depremm tahmini yaptı diyor. Şöyle meşhurmuş böyle bilirmiş vs. Eee bakın tutturamadı ne oldu ? Unutuldu gitti kimin umrunda. Sorsanız. Ya herşeyi tutturacak hali yok ya olur.

Peki ya tutsaydı ne olacaktı ??

İşte o zamanı ben tahmin bile etmek istemiyorum.

Serenler
28-04-2009, 09:50
30 yıllık meslek hayatımla birlikte babamın 1963 yılında büyük bir hevesle kurduğu çiftlikte başlayan su serüvenini de eklersek aşağı yukarı 45 yıla yakın bir süredir hayatımın doğal bir parçası oldu.
Hani tilkiye kırk hikaye anlat dersiniz ya. O da tavuğa dair kırk hikayeyide peşpeşe ekler.
Bizimkisi de o hesap.
Çubukla su arama konusunu çok araştırdım. Bir defa hiçbir olayı peşinen kabul etmem ama red de etmem. İlk karşılaştığımda çok ilgimi çekmişti. Çünkü insanların yaşaması zaten tamamen suya bağlı ama tarımsal sulamada su olmazsa olmaz bir unsur.
Bizler de öncelikle ve mutlaka bu konularda jeolojik verilere itibar ediyoruz. Ama bazan öyle yerler oluyor ki artık nedeyse muskacıdan medet umar hale geliyorsunuz.
Su arama konusunda mühendislik çalışmalarının belli öngörülere, gözlemlere, bilimsel bulgulara dayalı olduğunu biliyoruz. Sonuçta burada su olabilir deniyor ve sondaj yapılıyor. Sonuçta su çıkmayabiliyor da. Tıpkı petrol de çıkmadığı gibi... Yani % 10-20 lik bir yanılma söz konusu olabiliyor. Bu da bizim bilimi ve bu meslek dalını reddetmemizi gerektirmiyor elbette...
Bildiğiniz gibi önceki yıl 27.000 dekar tarım alanının yağmurlama ve sulama projesinin yapımı Karaman Kisecik beldesinde bulunmuştum. İlk ihaleyi alan müteahhit firma inşaatı almak için yüklü bir tenzilat yaptı. İnşaatı yaparken tenzilattan artan parayla beldenin Karadağ'ın kenarında yer alan yamaçlara doğru yayılan 5.000 dekar arazi için de sulama projesi yapalım dedim. Dedim ama buradaki tüm bulguların yeraltında su olmadığını gösterdiği ortaya çıktı.
Tabii burada son kozumu devreye soktum ve bir değnekçi istedim.
Burada siyasi hava oldukça sert, en ufak bir fırsat değerlendiriliyor.
Tabii böyle bir fırsat kaçmaz düşüncesiyl kıyametler koparıldı. Büyücülükle bile itham edildik.
Sonuç ne oldu biliyor musunuz?
Gelen kişi 3 ayrı nokta gösterdi. Üçünden de su çıktı, busuyla proje yapıldı ve 5.000 dekar alan sulanıyor.
Keza aynı şekilde ilçemin bir köyünde tarihi boyunca susuzluk çeken bir köyümüze su bulundu.
Ve çok daha ilginç bir olayı anlatayım:
Benim ilçemde mermer sanayii sektörü son yıllarda yükselen bir sektör durumunda. Nerdeyse bu konuda ülkemiz genelinde söz sahibiyiz.
Ama suyumuz çok kıt, bazı kısımlarda ise hiç yok. Küçük kardeşimin kayınpederi çubukla su arayan biri. İlçedeki sanayicilerden biri mermer fabrikası kurmak istediği ve suyu olmadığı için oldukça düşük fiyattan işlem gören bir yeri gözüne kestiriyor. Ama bildiğiniz gibi su olmazsa fabrikanın çalışma şansı yok. Araziyi alır da sondajla suyu bulamazsa onca parası boşa gidecek. Kardeşimin kayınpederine geliyor burad su olabilir mi diye soruyor. Oda çubuklarını eline alıp sahaya gidiyor nerdeyse tarlanın sınırında 1 m lik bir şeridi gösterip 0,5 lt/sn gibi bir suyun olacağını söylüyor.
İşadamı ise buna cevaben: "Bak bu araziyi tonla para sayıp alacağım. Sondaj yaptıracağım, su çıkarsa fabrikayı kuracağım, sana da 0 km bir araba alacağım. Ama eğer su çıkmazsa seni tüm ilçeye rezil ederim, tekrar düşün ve burada su olup olmadığını söyle" der. (Kısa not: teraltı suyu bazan aküferlerde olduğu gibi bazan da tıpkı su borularında olduğu gibi borulanma yoluyla akmaktadır.)

Sonuç mu; Necati abi 15 yıldır değneğiyle kazandığı arabaya biniyor. Tabii o günden beri değnekle su aramaya da devam tabii...
Ama tipik anadolu insanı saflığı ve temizliğiyle olayı kazanca dönüştürmedi.

Bu konu bilimsel araştırmalara da konu olmuştur: Şu anda kaçıncı sayı olduğunu hatırlayamıyorum ama Tubitak'ın 30 yıl önceki bri sayısında da konu ele alınmış ve bilimsel gerçekliğinin doğruluğu vurgulanmıştı.
Çok büyük bir bina tabliyesinin üzerine bir değnekçi çıkarılıyor altta da onun görmeyeceği biri elinde su dolu bir kovayla dolaştırılıp her seferinde suyun yetini bulması isteniyor. Tabii karşıda da komutları veren ve sonuçları izleyen bir bilim heyeti...
Sonuç mu?
Tam bir başarı...
Dünyanın çeşitli yerlerinde yatırım yapan uluslararası kuruluşların yüzlerce uzmanının yanında değnekçilerinin de olduğunu biliyor musunuz?
Çünkü su olmayan yerlerde kesinlikle arazi almıyor tesis yapmıyorlar.
Ayrıca bu teknik binlerce yıldır Çinde ve kızıldelilerce uygulanıyor.

Goglede bir arama yaptım sonuç aşağıda:


http://www.google.com/search?sourceid=navclient&q=%E7ubukla+su+arama

Von
28-04-2009, 10:06
30 yıllık meslek hayatımla birlikte babamın 1963 yılında büyük bir hevesle kurduğu çiftlikte başlayan su serüvenini de eklersek aşağı yukarı 45 yıla yakın bir süredir hayatımın doğal bir parçası oldu.
Hani tilkiye kırk hikaye anlat dersiniz ya. O da tavuğa dair kırk hikayeyide peşpeşe ekler.
Bizimkisi de o hesap.
Çubukla su arama konusunu çok araştırdım. Bir defa hiçbir olayı peşinen kabul etmem ama red de etmem. İlk karşılaştığımda çok ilgimi çekmişti. Çünkü insanların yaşaması zaten tamamen suya bağlı ama tarımsal sulamada su olmazsa olmaz bir unsur.
Bizler de öncelikle ve mutlaka bu konularda jeolojik verilere itibar ediyoruz. Ama bazan öyle yerler oluyor ki artık nedeyse muskacıdan medet umar hale geliyorsunuz.
Su arama konusunda mühendislik çalışmalarının belli öngörülere, gözlemlere, bilimsel bulgulara dayalı olduğunu biliyoruz. Sonuçta burada su olabilir deniyor ve sondaj yapılıyor. Sonuçta su çıkmayabiliyor da. Tıpkı petrol de çıkmadığı gibi... Yani % 10-20 lik bir yanılma söz konusu olabiliyor. Bu da bizim bilimi ve bu meslek dalını reddetmemizi gerektirmiyor elbette...
Bildiğiniz gibi önceki yıl 27.000 dekar tarım alanının yağmurlama ve sulama projesinin yapımı Karaman Kisecik beldesinde bulunmuştum. İlk ihaleyi alan müteahhit firma inşaatı almak için yüklü bir tenzilat yaptı. İnşaatı yaparken tenzilattan artan parayla beldenin Karadağ'ın kenarında yer alan yamaçlara doğru yayılan 5.000 dekar arazi için de sulama projesi yapalım dedim. Dedim ama buradaki tüm bulguların yeraltında su olmadığını gösterdiği ortaya çıktı.
Tabii burada son kozumu devreye soktum ve bir değnekçi istedim.
Burada siyasi hava oldukça sert, en ufak bir fırsat değerlendiriliyor.
Tabii böyle bir fırsat kaçmaz düşüncesiyl kıyametler koparıldı. Büyücülükle bile itham edildik.
Sonuç ne oldu biliyor musunuz?
Gelen kişi 3 ayrı nokta gösterdi. Üçünden de su çıktı, busuyla proje yapıldı ve 5.000 dekar alan sulanıyor.
Keza aynı şekilde ilçemin bir köyünde tarihi boyunca susuzluk çeken bir köyümüze su bulundu.
Ve çok daha ilginç bir olayı anlatayım:
Benim ilçemde mermer sanayii sektörü son yıllarda yükselen bir sektör durumunda. Nerdeyse bu konuda ülkemiz genelinde söz sahibiyiz.
Ama suyumuz çok kıt, bazı kısımlarda ise hiç yok. Küçük kardeşimin kayınpederi çubukla su arayan biri. İlçedeki sanayicilerden biri mermer fabrikası kurmak istediği ve suyu olmadığı için oldukça düşük fiyattan işlem gören bir yeri gözüne kestiriyor. Ama bildiğiniz gibi su olmazsa fabrikanın çalışma şansı yok. Araziyi alır da sondajla suyu bulamazsa onca parası boşa gidecek. Kardeşimin kayınpederine geliyor burad su olabilir mi diye soruyor. Oda çubuklarını eline alıp sahaya gidiyor nerdeyse tarlanın sınırında 1 m lik bir şeridi gösterip 0,5 lt/sn gibi bir suyun olacağını söylüyor.
İşadamı ise buna cevaben: "Bak bu araziyi tonla para sayıp alacağım. Sondaj yaptıracağım, su çıkarsa fabrikayı kuracağım, sana da 0 km bir araba alacağım. Ama eğer su çıkmazsa seni tüm ilçeye rezil ederim, tekrar düşün ve burada su olup olmadığını söyle" der. (Kısa not: teraltı suyu bazan aküferlerde olduğu gibi bazan da tıpkı su borularında olduğu gibi borulanma yoluyla akmaktadır.)

Sonuç mu; Necati abi 15 yıldır değneğiyle kazandığı arabaya biniyor. Tabii o günden beri değnekle su aramaya da devam tabii...
Ama tipik anadolu insanı saflığı ve temizliğiyle olayı kazanca dönüştürmedi.

Bu konu bilimsel araştırmalara da konu olmuştur: Şu anda kaçıncı sayı olduğunu hatırlayamıyorum ama Tubitak'ın 30 yıl önceki bri sayısında da konu ele alınmış ve bilimsel gerçekliğinin doğruluğu vurgulanmıştı.
Çok büyük bir bina tabliyesinin üzerine bir değnekçi çıkarılıyor altta da onun görmeyeceği biri elinde su dolu bir kovayla dolaştırılıp her seferinde suyun yetini bulması isteniyor. Tabii karşıda da komutları veren ve sonuçları izleyen bir bilim heyeti...
Sonuç mu?
Tam bir başarı...
Dünyanın çeşitli yerlerinde yatırım yapan uluslararası kuruluşların yüzlerce uzmanının yanında değnekçilerinin de olduğunu biliyor musunuz?
Çünkü su olmayan yerlerde kesinlikle arazi almıyor tesis yapmıyorlar.
Ayrıca bu teknik binlerce yıldır Çinde ve kızıldelilerce uygulanıyor.

Goglede bir arama yaptım sonuç aşağıda:


http://www.google.com/search?sourceid=navclient&q=%E7ubukla+su+arama

Evet ben de yazımda bahsettim zaten. Teorik bir tarafı var bunun. Hatta belli ağaç cinslerinin kullanılmasının etkisinden de bahsedilen yazılar okudum.. Benim alanım değil sonuçta az veya çok elle tutulur bir tarafı var. Ama bunu doğru olarak bilen ve uygulayan sayısının çok çok çok az olduğunu tahmin ederim.

Su konusuna gelince aslında maalesef şöyle bir durum var.

Bir yerde su arama çalışması yapmak genelde geleneksel yöntemlerle oluyor.

1- Filanca yerde su çıkmış burda da var
2- Filanca değnekci şurayı göstermiş
3- Burada nereyi kazsak çıkar
4- Filancanın kuzenin bilmem nesi meeeendis miş o burası demiş

vs vs vs vs

Hemen hemen pek az çalışmada jeolojik ve gerekirse jeofizik yöntemlere başvurulur. İyi yapılmış ve tamamlanmış jeolojik ve jeofizik çalışmalarla bunun aydınlatılmaması imkansız. Ancak %98 yapılmıyor. %1 iyi yapılmıyor. Geriye kalan ancak %1 den bu konuda olumlu konuşabiliyoruz.

Su multidisipliner bir konu. Ama maalesef disiplinler arası problem burada da kendini gösteriyor. Ziraat Mühendisleri Jeoloji Mühendisleri Jeofizik Mühendisleri Maden Mühendisleri Hidrojeoloji Mühendisleri kendilerini en yetkin sanıyorlar. Ama maalesef kimse kendi yerini bilmiyor diğer bilimin alanına müdahale etmeden de duramıyor. Esas sorun bu.

Von
29-04-2009, 01:26
Ben de şimdi meselaa bir tahminde bulunayım. Doğu Anadolu kaynaklı Doğu-Anadolu Akdeniz mevkiinden güçlü titreşimler alıyorum. Bu titreşimler Akdenize yaklaştıkça azalan Doğu Anadolu-Güney Doğu Anadolu civarında artan titreşimler. Bakalım tutturacakmıyız :)

Evet arkadaşlar ilk titreşimlerim sonuç verdi. Akdenize yaklaştıkça azalan diye tahmin ettiğim titreşimlerim bugün kendini gösterdi. Ve hafif şiddette depremler gerçekleşti. Doğu ve Güney Doğu Anadolu ile ilgili tirtreşimlerim devam ediyor. Bu arada Marmara çevresinden daha az ama özellikle Ege bölgesinden çok güçlü titreşimler alıyorum.

İlk tahminlerimin sonuçları Kandilli Rasathanesinden aşağıdadır :)

2009.04.28 23:12:59 36.2452 27.5873 7.6 2.9 -.- -.- DATÇA AÇIKLARI-MUGLA (AKDENIZ)

2009.04.28 22:23:43 36.9075 27.2493 5.0 2.7 -.- -.- KOS ADASI (AKDENIZ)

2009.04.28 05:33:52 36.2630 27.4352 11.4 -.- 3.7 -.- ONIKI ADALAR (AKDENIZ)

2009.04.28 04:16:21 36.8042 27.7830 7.6 2.8 -.- -.- GÖKOVA KÖRFEZI (AKDENIZ)
2009.04.28 03:41:19 36.0957 26.7440 8.4 3.1 -.- -.- AKDENIZ

guneysu
29-04-2009, 01:58
Sn Von

ben tahminlerinizin gerçekleşmesi için bu titreşimleri sizin çıkardığınızıda düşenmeye başlamadım desem yalan demiş olurum.. :)

büyük bir deprem tahmini yapmayın..sadece titreşim ile idare edin.. rica edeyim :)

Von
28-05-2009, 20:55
Bu arada Marmara çevresinden daha az ama özellikle Ege bölgesinden çok güçlü titreşimler alıyorum.



Ege Denizi'nde Richter ölçeğine göre 4.4 büyüklüğünde bir deprem meydana geldiği bildirildi.

Yunan basın-yayın organları, Avrupa Yer Bilimleri Enstitüsü verilerine dayandırdıkları haberlerinde, sarsıntının merkez üssünün, başkent Atina'nın 340 kilometre güneydoğusunda yer alan Girit Adası'nın güneyindeki ''Paleokastro'' bölgesinin 86 kilometre güneydoğu açıkları olduğunu duyurdular.

Depremin 80 kilometre derinlikte meydana geldiği de belirtilen haberlerde, sarsıntının can ve mal kaybına yol açmadığı kaydedildi

Çok boşlamışız titreşimlerimizi. Evet gördüğünüz gibi bu tahminimi de tutturarak çalışmalarımı hızlandırdım. Devlet bana destek versin daha nasıl titreşeceğim görün siz :)

Yeni titreşimlerimle sizinle olmaya devam edeceğim :) Az sonraaa

serkanonar
12-06-2009, 09:08
Ahmet Mete Işıkara: 'Deprem olmaması beni endişelendiriyor'

Prof. Dr. Işıkara, 'Nerede olacak, nasıl olacak onu bilemiyorum ama bir potansiyel birikim oluşuyor' dedi...

Vatan gazetesinin haberine göre; Boğaziçi Üniversitesi Kandilli Rasathanesi ve Deprem Araştırma Enstitüsü eski Müdürü Prof. Dr. Ahmet Mete Işıkara, Türkiye'de 2003 yılından bu yana şiddeti 6 ve üzerinde deprem olmamasının kendisini endişelendirdiğini söyledi.

TMMOB Mimarlar Odası Isparta Şubesi tarafından düzenlenen 'Deprem Paneli'ne katılmak için Isparta'ya gelen Boğaziçi Üniversitesi Kandilli Rasathanesi ve Deprem Araştırma Enstitüsü eski Müdürü Prof. Dr. Ahmet Mete Işıkara, Büyük Isparta Oteli'nde panel öncesi basın toplantısı düzenledi.

RAHATSIZ EDİYOR

Türkiye'de her yıl en az bir kere 6'nın üzerinde bir deprem olurken, 1 Mayıs 2003 tarihinden bu yana 6'nın üzerinde bir deprem olmadığını belirten Prof. Dr. Işıkara, "Bu beni rahatsız ediyor. Dolayısıyla nerede olacak, nasıl olacak onu bilemiyorum ama bir potansiyel birikim oluşuyor. Bakın 'Marmara' demedim, 'Türkiye' dedim. Bütün Türkiye'de 2003'den bu yana bu büyüklükte deprem olmadı. Bu beni endişelendiriyor. Olacak gerçeğini kabul edip depremden korunma bilincini tüm ülkenin kucaklaması lazım" diye konuştu.

KARPUZCU EV YAPIYOR

Deprem bilincinin oluşması amacıyla camilerde özellikle Cuma namazlarından önce eğitim verdiğini söyleyen Prof. Dr. Ahmet Mete Işıkara, "Şuna özellikle vurgu yapıyorum. Bakara suresindeki bir ayetimiz 'İşi ehline ver' diyor. Ben de diyorum ki, yer bilimci ve zemin mekanikçi zemin etüdünü yapsın, mimar projesini çizsin, inşaat mühendisi de uygulasın. Ama çırağa, kalfaya bina yaptırmayın. İşi ehline verin. Bunu cemaatle paylaşıyorum. Çünkü bu çok önemli. Çünkü acı hatıralarımız var" şeklinde konuştu.

105 kişinin aynı binada hayatını kaybettiği Adana- Ceyhan depreminde çok ilginç bir durumla karşılaştığını söyleyen Prof. Dr. Mete Işıkara, "İnanmazsınız ama bu binanın müteahhidi kim diye sordum bana karpuzcuyu gösterdiler. Geçenlerde yine bir gazeteci beni İstanbul'da durduğu yerde göçen apartman için aradı. Bende 'bu suali sormadan git o binanın müteahhidini öğren öyle beni ara' dedim. Gazeteci döndü bana 'Hocam berbermiş' dedi. Bu ülkede karpuzcu, berber bina yaparsa sonucu da bu olur" açıklamasında bulundu.

17 AĞUSTOS DEPREMİNİ SÖYLEMİŞTİK

Depremin ne zaman olacağını bilemediklerini ancak bir depremin nerede ve ne büyüklükte olacağını söyleyebildiklerini kaydeden Prof. Dr. Işıkara, "1967'de Adapazarı Mudurnu depreminden sonra buranın batısında bir büyük deprem daha olacaktır ve büyüklüğü 7'nin üzerinde olacaktır' dedik. Ne oldu, işte 17 Ağustos'ta 7.4 büyüklüğünde deprem oldu ve dediğimiz yerin batısında oldu. Ülkemiz bir deprem ülkesidir. Depremle birlikte yaşamayı öğrenmemiz lazım. Artık insanlar bina alırken deprem güvenliğini soruyor. Kimse manzarayla ilgilenmiyor, binanın makyajıyla ilgilenmiyor, direkt 'depreme karşı güvenli mi?' diye soruyor" dedi.

************************************************** *****
Umarım biriken bu stress çok daha büyük bir deprem üretmez,hala gafil uykusundasın ey ülkem,o acı yüzüyle deprem karşına tekrar çıkmadan tedbirini al,çok geç olmadan.

C.ÜNLÜ
12-06-2009, 11:36
http://img140.imageshack.us/img140/7797/p1110997.jpg (http://img140.imageshack.us/i/p1110997.jpg/)

İdarecilerin hakkını yememek lazım,onlar ellerinden geleni yapıyorlar.Mekanlar tripleks.:)

paneraı
03-07-2009, 01:00
Marmara Denizi'nde öğle saatlerinden itibaren 3 ayrı deprem meydana geldi.

İHA muhabirinin Boğaziçi Üniversitesi Kandilli Rasathanesi ve Deprem Araştırma Enstitüsü yetkililerinden aldığı bilgiye göre Marmara Denizi'ndeki ilk deprem saat 14.57'de meydan geldi. Yerin 7.3 kilometre derinliğinde 2,6 büyüklüğündeki bu depremin ardından saat 15.10'da 3.0 ve saat 15.19'da da 2,7 büyüklüklerinde ayrı depremler daha meydana geldi.

güzelyalılı
03-07-2009, 01:07
işte gerçek bu

emlak topiklerine bakınız Millet m2 200 TL ye inşaat yapıyor..
marifetlerine şahit olunuz

:super:

serkanonar
11-08-2009, 10:44
DEPREM OLUR BİZ BAKARIZ
45 binin üzerinde vatandaşımızı kaybettiğimiz 17 Ağustos depreminin ardından kent yetkilileri bir ders çıkartmıştır diye düşünenler, yanılıyor. 1999 depreminin ardından Kocaeli’nde bir afet merkezi dahi kurulamadı. Kocaeli yetkilileri deprem önlemeleri konusunda 10 yıldır bir arpa boyu yol alamazken, Kızılay Kocaeli Şube Başkanı Muzaffer Şişmanoğlu, içler acısı tabloyu gözler önüne sererek isyan etti. Makamında çalışmalar hakkında bilgi aldığımız Şişmanoğlu, kendilerine ait depoda sadece 50 çadırlarının olduğunu söyleyerek, “Geçen yıllardan bu yana çadırın temin edilmesi anlamında hiçbir değişiklik olmadı. Afet deposu halen hazırlanma safhasında. Geçen sene 50 çadırımız vardı hala 50 çadırımız var” dedi.

Depo 5 ayda bitirilmedi

Kocaeli’de olabilecek bir afette 50 kilometre yakındaki Kızılay’ın Marmara Afet Operasyon Merkezi (MAOM) imkanlarından istifade edileceğini söyleyen Şişmanoğlu, “Yuvam Akarca Cumhuriyet İş Merkezi’ndeki 400 metrekarelik afet deposunun tadilatının yapılıp, bir an önce tarafımıza verilmesini bekliyoruz. 5 aydır Büyükşehir’in yapmasını bekliyoruz. Battaniyem, çadırım vs. var ama neticede bizim için can suyu örneği teşkil edecek olan bu depo önemli bir depo. Bu deponun içerisini çoktan düzenlemiş olmalıydık. Ama 1 buçuk ay içinde tamamlanacağını düşünüyorum. Bir ayda biz malzeme yerleştirmekle uğraşırsak yaklaşık 2 buçuk ay içerisinde yerleşiriz” diye konuştu.

Afet merkezi

neden yapılmadı

Şişmanoğlu, Kocaeli için olmazsa olmaz olan Uzunçiftlik’te yapılması beklenen Afet Merkezi için henüz bir adım atılmadığını belirterek, şunları kaydetti; “Kocaeli için asıl önemli olan 3 buçuk yıldır uğraştığımız ve Özel İdare bünyesine devrettiğimiz afet merkezidir. Maalesef o proje de henüz görünür bir şey yok. Gecikmenin nedenini de anlamış değiliz. Bizim cansuyu depomuzdan çok daha önem arz ediyor. Çünkü İstanbul’da olacak olan bir afette Kocaeli yardım yönünden 17 Ağustos depreminden daha kötü duruma düşecektir. Çünkü yardım alamayacaktır. Herkes de evini terk edecek ve sokağa çıkacak. Sokağa çıkınca de ne isteyecek? Farz edelim ki bu afet kışın oldu. Çadır isteyecek, battaniye isteyecek, yakacak isteyecek.

Birkaç tatbikat

Vatandaş isyan edecek ve fatura Kızılay’a çıkacak. Kızılay yapamadı diyecekler. Ama Kızılay feryat ediyor. Yapmakla da tek başına mükellef değil. Bu devletinde, valiliğinde, belediyenin de işi. Valilik kendi üzerine düşeni bir an önce yapmalı. Bunu yaparken de Büyükşehir Belediyesi ile ortak hareket ederek yapması lazım. Afet Merkezi’nin içerisinde aynı zamanda koordinasyon merkezi, lojistik merkezi, afet eğitim merkezi yapılacak. Bölgenin çok ciddi lojistik merkezi olacak. Ama buna rağmen çok yavaş gidiyor. Ne kadar afet eğitimi yaptık ki. Birkaç tane tatbikat yapıldı geçmişte. Çok kapsamlı bir afet eğitimi yapmış değiliz. Yetkili olan şahıslar ve kurumlar elini çabuk tutsun. Biz bir örnek proje yaptık ve bu projeyi kabul etmediler. Kendileri yapacaklarmış. Projemizi kaile bile almadılar. Biz fabrikalardan şimdiye kadar destek alırdık. Bu afet merkezini fabrikalarda tek başına yapabilirler.”

Malzemeler MAOM’da

Kızılay’ın depreme hazırlıklı olduğunu 99 depreminden bu yana fevkalade hazırlıklar yaptığını ancak Kocaeli için aynı şeyi söyleyemeyeceğini dile getiren Şişmanoğlu, “50 kilometre uzaklıktaki MAOM’da 45 bin metrekare kapalı alanımızı var ve yeterince malzememiz var. Kocaeli’de şuan deprem olsa yarım saat içerisinde her şey burada. Ama İstanbul’da bir deprem olduğu taktirde Kocaeli teyyakuz halinde olduğu zaman ne yapacak. Kocaeli’de belki yıkım olmayacak ama psikolojik olarak herkes sokağa çıkacak. MAOM olduğu gibi İstanbul’ a hizmet edecek. Bizi burada kurtaracak olan Kızılay’ın deposu. Biz senlerdir bunun için çırpınıyoruz. Bir an evvel bunu yaparsak ben MAOM’dan çadırımı buraya çekerim.

‘Kimse çadırım var diyemez’

Kendi imkanlarımla da ilave çadır alırım. Hiç kimseye ihtiyacımız olmaz. Vatandaş sorarsa 10 yılda ne yaptınız derse Kocaeli’nin yetkilileri ne diyecek. Deprem olduğu anda ya da yakınımızdaki bir vilayette deprem olduğu anda Kocaeli ne yapacak? Sadece seyredecek. Kendine yetmekte bile aciz kalacak. Bana kimse benim elimde şu kadar çadırım, sobam, battaniyem, yiyeceğim, hijyenik malzemem stokludur diyemez. Herhangi bir afet durumda faturanın Kızılay’a çıkarılması gayet kolay. Herkes sorumluluğunu bilsin. Kızılay’da imkanları nezdinde bir şey yapıyor. Bu meseleyi Ankara’ya taşımak demek valiliği şikayet etmek demek. Dolayısı ile de biz bu işi Kocaeli’nde çözmek istiyoruz. Şikayet eder pozisyonuna düşmek bize yakışmaz.

‘Milletvekilleri harekete geçsin’

Kocaeli’de 9 milletvekili var. Bunlar Kocaeli’nin milletvekilleri. Ben ne kadar hassassam onlar bende daha hassas olmalı. Kalkıp da benim onlara kıl vermem yanlış. Yarın bir gün vatandaş zarar görürse sorumlu olacaklar. Kızılay Şube Başkanı olarak benim gücüm bir yere kadar. Bir yerde tıkanıklık varsa bu tıkanıklığı ancak Kocaeli milletvekilleri aşabilir. Tam tersi ben yavaş hareket ediyorsam Kocaeli’nin milletvekilleri beni hızlandırmalı. Liman konusunda herkes bu kadar hassas bu konu çok daha mı az önemli. Yoksa Kocaeli afeti geçirdi. Artık bir şey olmaz rehaveti mi hakim. Afet Merkez’inin durumu hakkında görüşlerine başvurduğumuz İl Özel İdaresi Genel Sekreteri Metin Yahşi ise, proje ihalesinin tamamlandığını ve 2010 yılında afet merkezinin yapımının başlanacağını söyledi.

serkanonar
14-08-2009, 19:18
Göçer'e dava açanlar göçtü
17 Ağustos'un yıldönümü yaklaşırken depremzedeler bir darbe de 'adalet'ten yedi. Veli Göçer'e tazminat davası açan 400 depremzede, hak ettikleri tazminatı alamadıkları gibi, üste bir de borçlu çıktı. Mahkeme, Göçer'in avukatının vekalet ücreti ile mahkeme masraflarını depremzedelere yükledi. Bu borcu ödeyemeyen bazı ailelerin evine haciz geldi. Mustafa ve Şehriban Ergüden çifti de bu ailelerden biri. Depremden önce Veli Göçer'in Çınarcık'taki sitesinde oturuyorlardı. Anne ve babaları Şadiye ve Mehmet Yüce de, yandaki apartmanda yaşıyordu. Marmara Depremi'nde evleri yıkıldı. Ergüden çifti kurtuldu ama enkaz altında kalan Şadile ve Mehmet Yüce öldü. Şehriban Ergüden iki ayrı dava açarak Veli Göçer'den tazminat istedi. Yalova 1. Asliye Hukuk Mahkemesi hâkimi Gündaş Alaşahan, Veli Göçer'in 8'de 6 oranında kusurlu olduğuna hükmetti. Bu yüzden Şehriban Ergüden'in istediği 11 bin TL'lik tazminatın 3 bin 650 TL'lik kısmının ödenmesi karara bağlandı.
TAZMİNAT BEKLERKEN...
İşte bu noktada, depremzede aileyi ikinci kez yıkan "kanun" devreye girdi. Hukuk davalarında, avukatlık ücreti ve dosya masrafları "kaybeden" taraftan tahsil edildiği halde, yasada şöyle bir "ayrıntı" vardı: Mesela bir kişi 10 lira tazminat istemiş, ancak 4 lira tazminat almışsa; davayı kaybeden tarafın avukatı, reddedilen 6 liralık tazminat üzerinden avukatlık ücreti talep edebiliyordu. Bu davada da aynı şey söz konusuydu. Mahkeme, Veli Göçer'in avukatının, reddedilen 7 bin 350 liralık kısım üzerinden ücret almasına karar verdi. Ergüden Ailesi, davayı kazandığı halde Veli Göçer'in avukatı Mevlüt Ertaş'ın 882 liralık vekalet ücretini ödemekle yükümlü kılındı. Aynı durum, Şehriban Ergüden'in depremde ölen anne ve babası Şadiye ve Mehmet Yüce için açtığı diğer tazminat davasında da yaşandı. Yalova 2. Asliye Hukuk Mahkemesi hakimi Remzi Salman da, davayı "kısmen kabul" etti ve 2 bin TL tazminat almalarını hükme bağladı. Ancak, bin 208 TL'lik vekalet ücretinin Ergüden Ailesi'nden karşılanmasına karar verdi.

400 kişi aynı durumda
Göçer'e ait mal varlığı bulunamadığı için Ergüden Ailesi bugüne kadar tek kuruş alamadı; buna karşılık toplam 2 bin 290 lira borçlandı. Depremde her şeylerini yitirdikleri için bu parayı ödeyemediler. Göçer'in avukatı Mevlüt Ertaş da, icra takibi başlattı. Aile, yakınlarından borç aldı, Şehriban Ergüden'in bileziklerini sattı ve parayı ödedi. SABAH'a konuşan Ergüden çifti, "Bizi daha kaç kez yıkacaklar" diye isyan etti. Mustafa Ergüden, "Yaralarımızı sarmak kolay olmadı. Haciz belasıyla yıkılan sadece biz değiliz. Bizim gibi 400 kişi daha bu şoku yaşadı" dedi. Şehriban Ergüden de "Avukat haciz için getirdiği kamyonun 200 liralık masrafını bile bize ödetti. Bizim gidenlerimiz asla geri dönmeyecek. Ama Göçer cezası bitince ailesine sarılacak" dedi. Kamuran Çakın da mağdurlardan. Çınarcık'ta eşini ve iki oğlunu kaybeden Çakın, şunları söyledi: "SSK emeklisiyim. Geçtiğimiz günlerde maaşımdan 600 TL kesildi. Araştırdığımda Veli Göçer'in avukatının vekalet ücreti olduğunu öğrendim. Bize defalarca acı yaşatmaya kimsenin hakkı yok."


Hukukçular: Yasal ama ahlak dışı
Avukat Yüksel Aytekin (İstanbul Barosu Komisyon Üyesi): Kanunla düzenlenen Avukatlık Ücret Tarifesi'ne göre tazminat davalarında, davalının avukatı, tazminatın reddedilen kısmı üzerinden "davalı vekalet ücreti" almaya hak kazanabiliyor. Örneğin bir davada, davacı 100 lira istemiş olsun. Hâkim 60 liraya hükmederse, davalının avukatı reddedilen 40 lira üzerinden ücret almaya hak kazanıyor. Karar yasal. Ama meslektaşımız 'Canları, malları gitti; bir de ben vurmayayım' diyebilirdi. Daha insani ve şık bir hareket olurdu.

Fadayi Doğruyol (Depremzede avukatı): Veli Göçer'e dava açan 180 müvekkilime icra kararı gönderildi. Benim de mağdur ailelerden alacaklarım var ama kesinlikle talepte bulunmuyorum. Belki yasal olarak doğru ama ahlak dışı, kesinlikle etik bulmuyorum.

Cemal İnci (Yalova Baro Başkanı): Veli Göçer'in avukatını yazılı ve sözlü olarak uyardık. Davranışının etik dışı olduğunu belirttik. Mağdur ailelere yapılan hacizler ayıptır, çirkindir, hukuk dışıdır.

Tartışılan avukat: Açarken düşünsünler

Depremzede ailelere haciz işlemi uygulatan Avukat Mevlüt Ertaş: Dava beni de mağdur etti. Veli Göçer'den paramı alamadım. Yaklaşık 400 kişiye açtığım icra takibi ile masraflarımı karşıladım. Herkes sızlanıyor. Davayı açarken düşünmüyorlar. Ama bu benim yasal hakkım. Onların da alacakları varsa Veli Göçer'e icra götürsünler.

************************************************** ****
BIRAKINIZ ÇALSINLAR BIRAKIN ÖLSÜNLER
O günleri hatırlıyorum da dava açabilmek için o çadır bu çadır koşturup sıcaktan bunalmış halde hiçbirşeyin işlemediği çeşitli başvuru yerlerinde uğraşıp sonunda lanet olsun deyip bırakmıştım pekçok kişi gibi.Ben daha şanslıymışım adamlar birde cebinden eksra para veriyor.
Zaten herşeyini kaybetmişsin ne kaldı güvenecek hangi devlete hangi kanuna.Hangi mütahit ceza aldı,Kaka çocuk olarak seçtikleri Veli göçerden başka,bütün gölcük'ü adapazarını veli göçer mi yaptı sanki.Benim mütahit %10 çalmıştı 90 dairede 9 daire parası yapar 72 canı geri getirir mi,benim güzel evimi dostlarımı komşularımı geri getirir mi.
Hep dedim bu kanunları yapanları uygulayanları o enkazın altına gömeceksin o ceset kokusuyla yardım isteyen inleyen ağlayan insanlarla 1 gece geçirecekler bak o zaman
BIRAKINIZ ÇALSINLAR BIRAKIN ÖLSÜNLER derler mi.2 gün sonra 10 yıl olacak tam NE YAPTILAR Kİ...............

serkanonar
15-08-2009, 08:20
BİRDE GÜNAH KEÇİSİNİ DİNLEYELİM
Veli Göçer böyle konuştu: Hiç uykusuz kalmadım vicdanım rahat

Veli Göçer cezaevinde SABAH gazetesine konuştu: 6 bin 286 kişiden bir tek benim ceza almam doğru mu? Hukuki hata var. Davayı AİHM'ye taşıdım. Beraat bekliyorum. Tek suçlu ben miyim?
Marmara depreminin üzerinden 10 yıl geçti.

Yaklaşık 17 bin kişiye mezar olan binalarla ilgili 6 bin 286 kişi yargılandı. Bunlardan 198 kişinin ölümüne sebep olduğu öne sürülen Veli Göçer, tutuklanarak 5 yıl önce cezaevine girdi.

Konya Cezaevi'nde yatan ve can güvenliği nedeniyle Konya 2'nci Ağır Ceza Mahkemesi'nde yargılanan Göçer hakkındaki 18 yıl 9 aylık hapis cezası, 2 yıl önce zamanaşımına 8 gün kala onanarak kesinleşti.

Yargılama sonunda Veli Göçer'in dışında akrabası ve şirketin taşeronu İsmet Kösebalaban da 16 yıl 9 ay hapis cezası aldı. Parkinson hastası Kösebalaban 4 yıl önce cezasının bitimine bir yıl kala cezaevinde yaşamını yitirdi. Veli Göçer'in oğlu Can Göçer ve Zafer Coşkun'la ilgili dava ise zamanaşımına uğradı. Cezasının kalan 2 yılını tamamlamak için Silivri Açık Cezaevi'ne getirilen Veli Göçer, cezaevinde konuştu.

Cezaevinde, Türkiye'nin tüm adliyelerinin dosyalarının yapıldığı matbaa bölümünde çalışan Göçer, "Ben rahat uyuyorum. Davayı AİHM'ye taşıdım" diye konuştu.

"Ben hiçbir gece uykusuz kalmadım. İnsanlara yanlış yapmadım. Bizim hakkımızda hükümler peşin verilmiş. Ben kanunlara göre cezalandırılmadım. Yargılanan 6286 kişiden sadece benim ceza almam doğru mu?.. Bizim Yalova'da satışını yaptığımız sitelerin ismi Veli Göçer'di. Sitenin ismi Veli Göçer olunca ceza almak mı gerekir? Teşvikiye'de minibüse 'Veli Göçer'e bir iki' diyorlardı. Bundan dolayı ceza çekiyorum. Bu binaları yapan ben değilim. Hukuk depremin altında kaldı."

"Marmara depremi inşaat açısından bir milattır. Bayındırlık Bakanlığı yeni yapı yönetmeliği hazırlamış demir ve çimento oranlarını yüzde 50 çıkarmıştır. Yapı denetimi uygulamaya konuldu. Ayrıca zemin etüdü zorunluluğu getirilmişti, depremden sonra devletçe yapılan zemin etüt araştırmasında Veli Göçer ofisinin binalarının bulunduğu alanda inşaat yapılamaz raporu verildi. Yapılamazdı da neden inşaat yapıldı neden onaylandı. Depremden sonra Çınarcık'ta yapılan yapılar 8 şiddetinde bile yıkılmaz. 2435 dosyada yalnız Veli Göçer suçlu bulundu. Veli Göçer adli hata ile hapis yatıyor. Bunu anlamak için hukukçu olmaya gerek yok. İnşaatı yapan şirkete 7 ay sonra ortak olan kişinin cezasını bozuyor, aynı şirkete 40 ay sonra ortak olan kişinin cezası onanıyor. Binaların babasının adı tapu anasının adı ruhsat. Veli Göçer tapu ve ruhsat sahibi değilken ceza veriliyor."

"Geleceğe dair plan yapmam mümkün değil, davayı AİHM'ye taşıdım. Çıkacak karara göre düşüneceğim. Ben çelişkiyi dava ettim. Ali ye farklı Veli'ye farklı. Ben beraat bekliyorum. Bu karar sonrası neler yapacağıma karar vereceğim. Evet günah keçisi ben oldum, ama adalete güveniyorum. Ben adaletten ceza alacağımı hiç düşünmedim. Ben binaları pazarladım. Eğer pazarlayanlar yargılansaydı kişi sayısı 100 bini geçerdi."

MIHNANA
15-08-2009, 14:11
http://666kb.com/i/bbjdh7ttw40j6onbf.jpg

Depremin ağlatan telsiz anonsu

17 Ağustos Marmara depreminin 10'uncu yıldönümünü anma törenleriyle ilgili hazırlıklar sürerken, deprem anında Kocaeli Emniyet Müdürlüğü haber merkezinde depremin ilk dalgası sırasında yapılan konuşmalar da ortaya çıktı.

Deprem anında Haber Merkezi’nde görev yapan, 1992 yılındaki Erzincan depreminde de bu ilde santralda görev yaparken depremi bir kez daha yaşayan ve iki yıl önce emekliye ayrılan polis memuru Abdullah Cambazoğlu o anı anlattı. Sarsıntının şiddetinin çok yüksek olduğunu, telsiz ve diğer cihazları alıp bahçeye çıktıklarını ve göreve burada devam ettiklerini söyleyen emekli polis Cambazoğlu, “Deprem şiddetliydi ama felaketin bu kadar büyük olacağını tahmin etmiyorduk. Sabah olduğunda felaketin büyüklüğüyle ikinci şoku yaşadık” dedi.

YIKILAN BİNALAR ANONS EDİLİYORDU

Yaşananları kelimelerle anlatmanın çok güç olduğunu söyleyen Abdullah Canbazoğlu yaşadıklarını şeyle anlattı:

“O acıları antalmaya kelimeler yetmez. Ancak yaşamak gerekir. Telsiz anonslarında ekipleri yönlendirirken yardıma muhtaç olan vatandaşların yardımına koşmalarını söyledim. Ekiplerin irtibatlaşacak alanlarda bulunmalarını sağlamaya çalıştım. El cihazları o dönem çok modern değildi. Birçok sorun yaşadık. Ekipleri ana arterlerde tutmaya çalıştık. Ekipler sokak aralarında peş peşe yıkılan bina sayısını aonons ediyordu. İnsan şok oluyor tabi ki. Bizden kaybolan ekip otolarını tespit etmek mümkün değildi. İl merkezindeki ekiplerde kayıp olmadığını anladım. Çünkü anonslardan meslektaşlarımızı tanıyordum. Evinde olan arkadaşlarımızdan çok kaybımız oldu.”

POLİS YAŞANAN DEHŞETİ
ANONS EDİYOR...

BİNA ÇÖKÜYOR MERKEZ

Depremin başlamasıyla birlikte haber merkezinde korku dolu anlar yaşadıklarını söyleyen Abdullah Canbazoğlu, “Deprem bizi duvardan duvara çarptı. Haber merkezi geniş bir yer olmasına rağmen pencereden kapıya kadar sürüklendik” dedi.

Kolona tutunup depremin sona ermesini beklediklerini kaydeden Abdullah Canbazoğlu, sözlerini şöyle sürdürdü:

“Sarsıntı durunca telsizleri kucaklayıp Emniyet Müdürlüğü’nün bahçesine indik. Daha sonra ekip otolarında paniklar anonslar başladı. ‘Bina çöküyor merkez’ şeklinde anonslar yapanlar oldu. Yardım isteyenler vardı. ‘Enkaz altından uğultular geliyor merkez’ şeklinde anonslar yapıyorlardı. O anda tüm memurlar şoktaydı. Kimsenin ailesinin yanına koşmak bile aklına gelmiyordu. Her yerden felaket haberleri almaya başladık. Sakarya’da da aynı şekilde sarsıntı olduğunu söylediler. Bizim burdaki gibi onlarda gün ışıdığında zayiatın büyük olduğunu anladılar. Gün ışındıktan sonra müdüriyetin A Kapısı'nın önünde anonslara başladık. Karşımızda bulunan binaların yıkılmış olduğunu gördük. Çıplak gözle yerle bir olan binaları görüyorduk.”

İşte o anonslar

17 Ağustos depreminin hemen ardından Kocaeli Emniyet Müdürlüğü'nün telsizlerinden yükselen anonslar şöyle:

- Merkez deprem oluyor deprem.

- Deprem oluyor deprem.

- Herkes sakin olsun, sakin olsun. Her hangi bir hasar, kayıp var mı tespit ettirelim.

- Merkez dinliyor efendim, merkez dinliyor.

- 60 evler 60 evler. deprem oldu. Batı tarafında bina komple yıkıldı.

- 8143 merkez. Merkez dinliyor. Karakolun yan tarafında da 4 katlı bina tamamen yıkıldı.

- Efendim benzinliğinin karşısındaki o 4-5 katlı ev tamamen çöktü bilginiz olsun.

- Merkez bütün ekiplere.. 3210 un (Vali Memduh Oğuz’un kodu) devrede olduğunu ve benim talimatımı beklemelerini anons edin tamam.

- Terminal yanındaki bina tamamen çöktü. Ve çok vatandaş altında kaldı. İnlemeleri var. Yardım ediyoruz fakat tamamen enkazın altında.

- Karakolun karşısındaki bina da tamamen çöktü tamam. Karakolun üzerinde de çatlaklar var, karakola girmeyin tamam.

- Tamam anlaşıldı. Binaları boşaltın.

- 8133 merkez. 4631 merkez. İgsaş sitelerinde 5 katlı bina efendim önümde çökük şu an.

- 4631 merkez neresi?

- Merkez 60 Evler İgsaş sitelerindeyim şu an.

- 8133 merkez.

- Dinliyorum.

- Anlaşıldı merkez şu anda elektrikler kesik. Kısmen de yıkıklar mevcut. Biz dışarıdayız.

- Tamam anlaşıldı.

- 3836 merkez Bağdat Caddesi’nde de birkaç bina çökmüş tamamen.

- Denizciler Caddesi’nde bazı binalarda çökmeler var.

- Anlaşıldı, anlaşıldı arka tarafta bina çöktü.

- Anlaşıldı tamam ben geliyorum.

- Bu taraftan gel dikkatli ol.

- Lojmanların buraya ambulans gelsin. Burada yaralılar var.

- (Vali Memduh Oğuz) Ekiplere söyleyin. Lüzumsuz konuşma yapmasınlar. Nöbetçi müdür bana cevap versin tamam.

- Bizim karakolun karşısında bina çökmüş çocuklar içinde

- Merkez terminalin arka tarafında bayan sıkışmış yardım istiyor.

- Anlaşıldı efendim. Bağdat Caddesi üzerinde doğalgaz kokuları yayılıyor.

- Merkez polis lojmanının yan tarafında binalarda çöküntü var. İnsanlar var altında. Buraya yardım gerekiyor.

http://www.internethaber.com/news_detail.php?id=203611&page=1


C.Allah bir daha böyle acılar yaşatmasın (Amin)

KARADENIZ
17-08-2009, 10:05
Yalnizca Bugun degil...
Hicbir zaman..............
UNUTMAMALIYIZ....UNUTTURMAMALIYIZ......//


Deprem bir dogal afettir. Onla yasamak baska bir seydir..
Deprem degil, binalar insani olduruyor...
Uc kurus kazanc ugruna Canlar yitiriliyor...
Medya sayfalarini susleyen resimler, deprem oncesi hazirliklar, magazin resimlerinin arasinda kaybolup gidiyor.

Unutmamak , aciyi her gun taze tutup yasamak degildir.

UNUTMAMAK... benzer acilari yasamamak icin ONLEM ALMAKTIR...
gostermelik onlemler degil...En degerli seyin INSAN YASAMI OLDUGU bilinci ile ONEMLER ALMAKTIR...

...YITENLERI SAYGIYLA ....
UC KURUS ICIN OLUMLERE NEDEN OLANLARIDA NEFRETLER ANIYORUZ....

Allah bir daha boyle acilar yasatmasin ........

http://i27.tinypic.com/ffa2ab.jpg
http://i32.tinypic.com/14m8cyh.jpg

http://i26.tinypic.com/1z2lw0k.jpg
http://i25.tinypic.com/19tjba.jpg

serkanonar
17-08-2009, 13:21
17 Ağustos depreminden sonra 'geçici vergiler' KALICI OLDU: Halktan, eski parayla 24 KATRİLYON LİRA toplandı
HALKIN 24 KATRİLYON LİRASI NEREYE GİTTİ?..
Devlet Planlama Teşkilatı, Dünya Bankası, TÜSİAD gibi kuruluşlar tarafından ekonomik maliyeti 17 ile 24 milyar lira arasında açıklanan Marmara depremi için 2009 yılının Haziran ayına kadar halktan 24.1 milyar lira (katrilyon) "deprem vergisi" toplandığı bildirildi.
İstanbul Serbest Muhasebeci Mali Müşavirler Odası'nın (İSMMMO) araştırmasına göre, 2000 yılında "yaraları sarmak" gerekçesiyle getirilen "deprem vergilerinden" bu yıl sonuna kadar elde edilecek gelir 27.2 milyar lira olacak.

İSMMMO'nun "Deprem Vergileri Bütçeye Yama Oldu" başlıklı derlemesine göre, ek gelir, ek kurumlar, ek emlak, ek motorlu taşıtlar vergilerinden sağlanan gelir hariç sadece, özel işlem ve özel iletişim vergileriyle 16 milyon hanenin yaşadığı Türkiye'de devletin deprem için her aileden tahsil ettiği tutar aile başına 1.7 bin liraya ulaştı. Kişi başına ödenen deprem vergisinin miktarı da 375 lirayı bulacak.

Maliye Bakanlığı Muhasebat Genel Müdürlüğü'nün verileri, yetkililerin açıklamaları, DPT, TÜSİAD ve Dünya Bankası'nın maliyet hesaplamalarından yararlanılarak hazırlanan İSMMMO'nun araştırmasına göre, 10 yıl önce geçici olduğu belirtilerek getirilen vergilerin önemli bir kısmı kalıcı hale geldi. Toplanan vergilerin miktarı, depremin öngörülen maliyeti aşmasına karşın felaketin açtığı yaralar bir türlü sarılamadı. Depremin hemen ardından ek gelir ve kurumlar vergisi, ek emlak vergisi, ek motorlu taşıtlar vergisi, özel iletişim vergisi, özel işlem vergisi ihdas eden 4481 sayılı Kanunla zararların karşılanması amaçlandı. Vergiler bu çerçevede toplanmaya başlandı. 4481 sayılı Kanun 31 Aralık 2003 tarihi itibariyle yürürlükten kaldırılsa da özel iletişim vergisi "Gider Vergileri Kanunu" kapsamına alındı.

İSMMMO Başkanı Yahya Arıkan, deprem vergisi olarak anılan yöntemle hala halktan toplanarak bütçe gelirleri içine yerleştirilen ortalama 25 milyar liranın hangi "yıkıntıyı" imar ettiğini kimsenin sorgulamadığını belirtti.
Bugüne kadar deprem vergileriyle gerçekleştirilen hizmetlere ilişkin net bir bilgiye ulaşmanın pek mümkün olmadığını ifade eden Arıkan, verilere ilişkin değerlendirmesinde, "Çeşitli bürokrat ve uzmanlar tarafından yapılan açıklamalar hemen hemen tüm projelerin yurt dışından sağlanan kredilerle gerçekleştirildiğini ortaya koydu. Bu durumda deprem vergilerinden toplanan para, adresine ulaşmamıştır" dedi.

"Deprem yaralarını sarmak" gerekçesiyle 10 yılda toplanan 24.1 milyar liralık verginin çeşitli kurumların 12 ile 19 milyar dolarlık depremin ekonomik maliyetine ilişkin tahminlerinin üstünde bir para olduğuna dikkat çeken İSMMMO Başkanı sözlerini şöyle sürdürdü: "TÜSİAD'ın 17 milyar dolarlık (bugünkü 1.45 liralık dolar kuru üzerinden 24.6 milyar lira) tahmini kadar para toplanmıştır.

Buna karşın deprem bölgelerindeki yaraların tam olarak sarılamaması ve güçlendirme çalışmalarının bitirilmemesi devletin depremzedeye borçlu olduğunu göstermektedir. Halktan deprem vergileriyle toplanan paralar bütçeye gelir yazılırken, deprem güçlendirme çalışmaları için kredi arayışları felaketin üzerinden 10 yıl geçmesine rağmen devam ediyor. Halk deprem vergileri konusunda sorumluluğunu yerine getirmiştir, ancak devlet getirmemiştir."

İSMMMO'nun araştırmasına göre, deprem felaketinin yol açtığı hasarın ekonomik büyüklüğü, çeşitli kurumlarca 12 ile 19 milyar dolar aralığında hesaplandı. TÜSİAD hasarı, 17 milyar dolar olarak hesaplarken, Devlet Planlama Teşkilatı 15-19 milyar dolar, Dünya Bankası 12-17 milyar dolar öngörüsünde bulundu. TÜSİAD zararın gayrisafi yurtiçi hasılanın yüzde 9'una, DPT yüzde 8-10'nu, Dünya Bankası ise yüzde 6.3 ile yüzde 9'una eşit olduğuna dikkat çekti. Bunun üzerine, "deprem vergileri" gündeme geldi.

İlk olarak cep telefonundan bankacılık işlemleri ve vergi beyannamelerine, Spor Toto kuponlarından Milli Piyango biletlerine, uçak biletlerinden gümrük ve pasaport işlemlerine kadar birçok hizmete "depreme özel vergi" getirildi. Bunların adına "Özel İşlem Vergisi" ve Özel İletişim Vergisi" denildi. Konulan vergiler öyle büyük tutarlara ulaştı ki, sadece Özel İletişim Vergisi 2004 yılında toplam bütçe gelirlerinin yüzde 1.8'ini oluşturdu. 2007 yılına gelindiğinde ise bu oran yüzde 2.8'e ulaştı.

10 yılda 24.1 milyar (katrilyon) lira toplandı.

Özel İşlem Vergisi 2004 yılı başında kaldırılsa da dört yılda bu yolla yaklaşık 1.8 milyar lira bütçeye aktarıldı. Kalıcı hale gelen ve en önemli gelir kaynağı bugün sayıları 65 milyonu aşan telefon abonelerinden alınan Özel İletişim Vergisi" ise 10 yılda halkın cebinden 22.3 milyar lira çıkmasına neden oldu.

Buna göre, 1999 ile 2009 yılının haziran ayına kadar "deprem vergileri" adı altında halktan 24.1 milyar lira, eski ifadeyle 24.1 katrilyon lira toplanmış oldu. Üstelik bu rakam 2009 yılının Haziran ayı itibarıyla geçerli. Özel İletişim Vergisi'nde yıl sonu hedefi olan 5 milyar 198 milyon 913 bin lira dikkate alındığında yani 3 milyar 62 milyon 192 bin liranın daha tahsil edileceği hesaba katıldığında depremin halka yüklenen faturası yıl sonunda 27.2 milyar liraya ulaşmış olacak.

Yaklaşık 16 milyon haneden oluşan Türkiye'de deprem felaketinin sarılması için her ailenin devlete aktardığı tutar 1 milyar 687 milyon 500 bin lirayı bulmuş olacak. Bu da 72 milyon nüfusa sahip ülkede her vatandaşın cebinden çıkan paranın 375 liraya ulaşması anlamına gelecek.

VERGİLER DEPREMİN MALİYETİNİ AŞTI

Rapora göre, "deprem yaralarını sarmak" gerekçesiyle toplanan 24.2 milyar lira TÜSİAD'ın 17 milyar dolarlık (24.6 milyar lira), Dünya Bankası'nın 12 milyar dolarlık (17.4 milyar lira) ve DPT'nin 15 milyar dolarlık (21.7 milyar lira) ekonomik maliyet hesabını aştı. Üstelik doların 1.45 liralık bugünkü kuru üzerinden. Ancak, buna rağmen ne deprem bölgelerindeki yaralar tam olarak sarılabildi ne de deprem sonrasında güçlendirilmesi gereken yapıların tümü güçlendirilebildi.

Deprem güçlendirme çalışmaları için kredi arayışları felaketin üzerinden 10 yıl geçmesine rağmen devam ediyor. Bu kapsamda, Marmara depreminden 6.5 yıl sonra 2006 yılında Dünya Bankası ile İstanbul'un Sismik Riskinin Azaltılması ve Acil Durum Hazırlık Projesi' (İSMEP) için anlaşma imzalandı. Türkiye Cumhuriyeti Hükümeti ve Dünf deprem vergileriyle toplanan paraya Bankası arasında imzalanan kredi anlaşmasının ardından Avrupa Yatırım Bankası'yla da ek kredi anlaşması gerçekleştirildi. 2006 - 2014 yılları arasında tamamlanacak olan projenin toplam kredi miktarı ise 610 milyon Euro olarak açıklandı.

İstanbul Valisi Muammer Güler bir süre önce İstanbul'da depreme hazırlık çalışmaları için iki yeni kredi anlaşması görüşmelerinin devam ettiğini, bunlardan birinin 140 milyon dolarlık Körfez İşbirliği Konseyi'nden sağlanacağını söyledi. Güler, kredinin diğer kısmının da Avrupa Komisyonu Yatırım Bankası'ndan alınması planlanan 300 milyon dolar olduğunu belirtti.
Kamu binalarında çalışmaların devam ettiğini belirten İstanbul Vali Yardımcısı Hikmet Çakmak ise bir süre önce bir gazeteye yaptığı açıklamada, bugüne kadar sağlanan kredilerin 200 milyon Euro'sunun kullanıldığını söyledi.

426 okulun güçlendirmesinin 177'sinin de yeniden yapımının tamamlandığını belirten Çakmak, halen 85 okul, 7 poliklinik ve hastanede çalışmaların sürdüğünü kaydetti. Çakmak, iki hastane ve bir poliklinikte güçlendirme çalışmalarının tamamlandığını, yedi sosyal hizmet binası, beş yurdun depreme karşı güçlendirildiğini, iki yurtta çalışmaların sürdüğünü anlattı. Ancak, inceleme kapsamında toplam bin 900 okul, 48 sağlık kurumu bulunduğunu hatırlatan Çakmak şöyle demişti: "Bayındırlık bile kendi binasını onarıyor. Yaptığımızı yeniden yapmak zorunda kalıyoruz. Bir teşkilat, kendi yaptığı binayı onarmak durumunda kalıyor. Deprem konusunda şu ana kadar gösterilen çaba da yeterli değil."

Dönemin yani 1999 yılının Afet İşleri Genel Müdürü Rüçhan Yılmaz, depremden kısa bir süre sonra yaklaşık 240 bin binanın, 1200 mimar ve mühendis tarafından incelenerek rapor hazırlandığını söylemişti. Yılmaz, 67 bin binanın "ağır", 68 bin binanın "orta" ve 80 bin binanın da "az" hasarlı olduğunu tespit ettiklerini belirtse de hala bu binaların tamamının güçlendirildiği söylenemiyor.

Bayındırlık ve İskan Bakanı Faruk Nafiz Özak ise, bu açıklamadan 10 yıl sonra 2009 yılının ocak ayında CHP Adana Milletvekili Hulusi Güvel'in soru önergesine verdiği yanıtta, 80 bin civarındaki kamu binasından sadece 4 bininin depreme dayanıklılık analizlerinin yapıldığını açıkladı.

KAMU BİNALARI VE OKULLARDA DURUM

Bu arada, Bayındırlık Bakanlığı'nın güçlendirme çalışmalarıyla ilgili paylaştığı verilere göre; okul, hastane ve benzeri 77 bin 522 kamu binasından ancak 764'ünün güçlendirilmesi tamamlandı. 32 bin 432 okul binasından 276'sı, 9 bin 503 hastaneden 55'i güçlendirildi. Eski Milli Eğitim Bakanı Hüseyin Çelik ise 2007 yılında yaptığı açıklamada, Türkiye genelinde toplam 400 bin derslik bulunduğunu, bunların 110 binin 2003-2007 yılları arasında yapıldığını belirtmişti. Bu dönemde yapılanların depreme dayanıklı inşa edildiğini anlatan Çelik, 2002 yılından bu yana eğitim binalarının depreme karşı güçlendirilmesi çalışmaları kapsamında 275 milyon YTL harcandığını açıklamıştı.

KENTLERDE NELER YAPILDI?

İSTANBUL: İstanbul Büyükşehir Belediyesi (İBB) Fatih, Beyoğlu, Zeytinburnu, Bakırköy, Bahçelievler, Avcılar, Baf deprem vergileriyle toplanan parayrampaşa, Küçükçekmece ve Adalar'da tarama çalışmaları yaptı. Buna göre, Zeytinburnu'nda incelenen 16 bin 31 binanın 2 bin 295'i hala yüksek risk taşıyor. Fatih'te 38 bin 580, Küçükçekmece'de 60 bin 938 binanın tarama çalışmaları sürüyor. Bu projelerin maliyeti 52 milyon 200 bin lira. Sırada, Bakırköy, Beyoğlu, Eminönü, Avcılar, Adalar, Bahçelievler, Bayrampaşa, Küçükçekmece var. Sağlam yapıların da büyük bölümü 2. derece deprem kuşağı standartlarına göre yapılmış durumda.

KOCAELİ: Depremde en büyük zararı gören kent oldu. Verilere göre 9 bin 399 kişi yaşamını yitirdi, 9 bin 881 kişi de yaralandı. Yıkılan ve ağır hasar gören bina sayısı 35 bin 180 olarak açıklandı. Deprem sonrasında kurulan 13 bin 132 prefabrik konuta 60 bin kişi yerleştirildi. Kentte 17 bin 500 adet de kalıcı konut yapıldı.

SAKARYA: 3 bin 891 kişinin hayatını kaybettiği, 5 bin 180 kişinin yaralandığı açıklandı. Resmi kayıtlara göre, 24 bin 698 konut yıkıldı. 18 bin 604 konut orta derecede hasar gördü. Bu konutların imarı için yapılan çalışmalardan tam anlamıyla sonuç alınamadı.

YALOVA: Kentte 3 bin kişi hayatını kaybederken 13 bin 989 bina yıkıldı, 40 bin 689'u hasar gördü. Soğucak, Subaşı ve Çalıca ilçelerinde 6 bin kalıcı deprem konutu yapıldı. Ancak konutların şehir merkezine uzaklığı ve altyapı sorunları hep konuşuldu.

MIHNANA
17-08-2009, 15:22
'Enkazdaki ruhlar' sesleniyor ŞİİR

Bugün Marmara felaketinin 10. yıl dönümü. Acılar tap taze duruyor. Şair Yavuz Nufel´in sesi kulağından gitmediği depremzede çocuğun sesinden yazdığı şiir herşeyi anlatıyor...

Şair bu şiiri 17 Ağustos 1999´da Marmara´da gördüğü ve sesi kulaklarından gitmeyen depremzede çocuğun sesinden yazmıştı. ´

Şair Yavuz Nufel´in şiiri o kadar etkileyici idi ki, bu şiir için binlerce fotoğraf tarandı ve seçilen fotoğraflar, Fahir Atakoglu´nun müziği eşliğinde yapılan animasyonu bir cok televizyonda gösterilerek yardımlara ivme kazandırılmıştı. Dün gece TRT'deki deprem özel programında iki kere yayınlanan bu klip çekilen acıları, geçen süreçte alınan mesafeyi, yapılması mutlak gerekenleri duygu patlaması iiçinde anlatıyor....


ENKAZ ATINDA

baba bak!
o görünen annemin eli
senin aldığın yüzükten belli
kardeşlerimi düşünme
onlar şu anda parktadır belki
oyuncak helikopter
alamamıştın ya hani
alma artık istemem
bak! onlarca helikopter
hem hepsi de sahici

kıpırdat gözlerini
konuş benimle baba
´elle gelen düğün bayram´
derdin ya hep
bu nasıl düğün,
bu nasıl bayram
neden yerde yatıyor
teyzen, halam, dayım , amcam?

ne olur bir şeyler söyle
konuş benimle

hadi benim aslan babam...
istemezsen bu sene
okula da gitmem
eğer gidersem
geçen seneki idare eder,
yeni önlük de istemem
bir kerecik ´oğlum´ de yeter.

bacaklarında kan var
kırıldı mı yoksa?!
hemen alçıya alsınlar
duyuyor musun
geliyor ambulanslar...
sen iyileşinceye kadar
ben su satar, simit satar
size bakarım;

annemin çamaşır ipleri
yine kopmuş
sen üzülme ben takarım!..
daha dün senin
kocaman adamındım;

berbere götürecektin hani,
uzadığı için saçlarım...

´Yavrum´ de okşa saçlarımı,
öp yanaklarımı
babacığım ne olursun!..
hadi kalk

sen de bağır, sen de çağır
her taraf yanıyor cayır cayır
´ Erkekeler ağlamaz´ dersin
ama
ağlamak istiyorsan ağla
vallahi kimseye söylemem baba gözlerine toz dolmuş
silsene baba!

baba!!!
baba!.. baba!..

yoksa baba!...
BABAAAAAAAAAAAAAAA!!!

Yavuz Nufel / 17/08/ 1999

haber7

serkanonar
19-08-2009, 17:30
Evlerinden atılan depremzedelerin isyanı

Orhan UZUN- Nilgün SELVİBAYIR/ İZMİT(Kocaeli), (DHA) 19 Ağustos 2009
İZMİT'in Arızlı Mevkii'nde Irak'ın idam edilen devrik lideri Saddam Hüseyin'in Marmara Depremi ardından yaptığı 10 milyon dolarlık hibe ile depremzedeler için inşa ettirilen 230 konuttun bulunduğu bölgede sabaha karşı yine olaylar çıktı.

DEPREMZEDEDEN MÜDÜRE: SİZE EV Mİ YOK

80 kadarına vali yardımcıları, Emniyet ve kamu kuruluşları müdürlerinin yerleştirildiği deprem konutlarına bir bürokrata ait eşyaları getiren kamyonu içeri almayan depremzedeler ile polis arasında arbede çıktı. Sabah görevlerine gitmekte olan vali yardımcıları ile kamu kuruluşlarının müdürleri sözlü tacize uğradı.

Kocaeli Valiliği'nin, ‘Süreniz doldu' açıklaması ile deprem konutlarına yerleştirilen depremzedeleri çıkartıp boşalan binalara vali yardımcıları, Emniyet Müdürlüğü ile ve kamu kuruluşları yöneticileri yerleştirmeye başlandı. Depremzedelerin dışında kentteki yöneticilerin deprem konutlarına yerleştirilmesi üzerine 6 aydan bu yana başlayan huzursuzluk tırmandı. Son olarak 16 Ağustos'ta görülen gerginliğin ardından, bu sabaha karşı yine olaylar çıktı.

Irak Kızılayı kanalıyla yapılan 10 milyon dolarlık yardımla inşa ettirilen ve ‘Arızlı Irak Deprem Konutları' adı verilen bölgede 237 daire bulunuyor. Bunlara depremin ardından kalıcı konutlardan hak sahibi olamayan ancak, ailelerinden birden fazla kişiyi kaybetmiş depremzedeler yerleştirildi. İlerleylen yıllarda depremzedelere, “Buraya 5 yıllığına yerleştirildiniz. Bu binalar devlet memurları için lojman olarak kullanılacak” denilerek boşalttırılmaya başlandı. Bugüne kadar yaklaşık 80 daire boşalttırılırken ve buralara vali yardımcıları, polis müdürleri, aralarında Özel İdare ve Milli Eğitim Müdürü'nün de bulunduğu birçok kamu kuruluşunun yöneticisi yerleştirildi.
Zaman zaman polis zoruyla boşalttırılan konutlarda oturan depremzedeler site girişinde kurdukları çadırda nöbet de tutmaya başlarken halen boş olan birkaç daireye de eşya taşınmasını engellemek istedi. Marmara Depremi'nin 10'uncu yıldönümü nedeniyle 16 Ağustos'ta protesto gösterileri yapan ve polisin müdahalesine karşı koyan depremzedeler, bugün saat 04.00'te Kocaeli'ne yeni atanan bir vali yardımcısının eşylalarını getiren kamyonu içeriye almadı.

Yataklarından kalkan depremzedeler kamyonun önünde barikat oluşturunca çevik kuvvet ekibi sevk edildi. Polisle depremzedeler arasında kısa süreli arbede çıktı.

Bazı depremzedeler, Kocaeli'nin gayri safi milli hasılada Türkiye'nin en zengin ili olduğunu, bir başka devletin depremzedeler için yaptırdığı konutlara bürokratların lojman olarak yerleştirilmesinin Kocaeli ve devletin ayıbı olduğunu öne sürdü. Depremzedeler, “Kocaeli, Türkiye'nin en zengin ili. Bu ilin yöneticileri, gitsin vali muavini ve bürokratları için lojman yaptırsın. Depremzede için bir başka devletin yaptırdığı konutların bürokratlara lojman olarak verilmesi hangi mantığa sığar?” diye konuştu. Gerginlik yatışırken kamyondaki eşyalar polis gözetiminde daireye taşındı.

Saat 08.30 sıralarında görevlerine gitmek üzere jojmanlarından çıkan vali yardımcıları ile daire müdürleri depremzedelerin sözlü tacizine uğradı. 5'er dakika arayla evlerinden çıkan Vali Muavini Hıdır Kahveci ile Milli Eğitim Müdürü Nevzat İspirli'nin yanına giden ve kapıya kadar onunla birlikte yürüyen depremzedeler, polislere rağmen onlara “Niye burada oturuyorsunuz? Niye burasını terketmiyorsunuz? Utan utan, size ev mi yok? Bu evler depremzedelerin” diye bağırdı.

Polisler depremzedeler müdahale etmedi. Arızlı Irak Konutları'ndaki gerginlik saat 09.30 sıralarında sona erdi.
************************************************** ************
Saddamın yaptığı belki de en hayırlı iştir bu 10 milyon dolar gönderip yaptırdığı konutlar.Niye vermiş depremde varını yoğunu kaybeden müslüman kardeşinin acısı biraz olsun dinsin diye niye vermiş evsizler başını sıcak bir ev soksun diye.Kalıcı konutlarda ensesi kalınlara yapılan torpiller yetmedi tabi şimdi de verilen haklar geri alınıyor.24 katrilyon para toplamışsın bu halktan deprem bahanesiyle yetmedi de birde evlerinden atıyorsun depremin yaptığını şimdi de devlet yapıyor.Allah için kimseden de tepki yok.Yazıktır günahtır yahu,depremde gelen onca yardım dolu tırı izmitten gölcüğe gelene kadar sırayla önce işine geleni valilik sonra asker sonra polis sonra kızılay sonra ....... suyunun suyunu halka dağıtmadılar mı.İzmit kışlasının deposunda el koyulan yardımlardan yer kalmayınca dağıtım başlamadı mı,güvenilir bürokratlar,memurlar yardım başkanlığına verilip anadoludan gelen battaniyeleri istanbulda satmadı mı.Bu liste uzar gider
Allaha şükür ben evimden başka birşeyimi kaybetmedim,merak edip bir kere yardım sırasına girdim İstanbuldan gelen bir tıra, bana 1 kutu kulak temizleyici düştü Hollandadan gelen,ya herşeyini kaybedenler ne yapsın.Hollandalı gönderebileceği her şeyi ta ordan gönderirken bizim güvenilir bürokratlar herşeyi yağmalamadı mı.

Bu sofracık efendiler halkımızın varı yoğu hayatı
Kan ağlayan can çekişen halkımızın
Bekler sizi efendiler önümüzde titrer durur
Ama sakın çekinmeyin yiyin yutun yiyin yutun şapur şupur
Yiyin efendiler yiyin
Bu iştah veren sofra sizin
Doyuncaya tıksırıncaya patlayıncaya kadar yiyin
Verir fukara bu memleket nesi var nesi yoksa hepsini
Verir malını canını umudunu düşünü
Rahatını sağlığını içinin bütün ateşini
Hadi yuvarlayın düşünmeyin harammıdır helalmi

Hepsi bu nazlı beylerindir ne varsa ortalıkta
Soy sop onur düğün oyun konak saray caka
Hepsi sizin efendiler konakta sarayda alayda gelinde
Hepsi sizin hepsi sizin hem hazır lop kolayca
Bu harmanın gelir sonu kapıştırın gider ayak
Yarın sönmüş bakarsınız bugün çıtırdayan ocak
Hazır mideler sağlam hazır mideler sıcak
Atıştırın kapıştırın tıkıştırın kapış kapış kucak kucak

ÖLENLERE BİR FAYDANIZ OLMADI SAĞLARA BARİ GÖLGE ETMEYİN

Achiles
19-08-2009, 20:23
Saddamın gönderdiği üç kuruşla evler yapılıyor (Allah razı olsun bu arada), bizimkiler paylaşamıyor, yok depremzede mi girsin yok Vali yardımcıları mı girsin..

ÖTV ile Saddamın kaç katı para toplanıyor, ortada yok bir numara..

Kaldrısınlar şu ÖTV yi artık..

serkanonar
20-08-2009, 17:08
Ali Ağaoğlu'ndan ÜRKÜTEN AÇIKLAMA: 'İnşaat malzemesini ben sattım, kumu denizden, demiri hurdadan çektik; DEPREMDE ÖLEN ŞANSLIDIR'

Ağaoğlu İnşaat'ın Yönetim Kurulu Başkanı, 'DEPREM OLURSA İSTANBUL'A ORDU BİLE GİREMEZ, ÖLEN ŞANSLIDIR' diyor...
Türk inşaat sektörünün önde gelen gruplarından Ağaoğlu'nun Yönetim Kurulu Başkanı Ali Ağaoğlu, "1970'li yıllarda İstanbul'un Anadolu yakasında yapılan yapıların büyük bir kısmına inşaat malzemesini ben sattım. Kumları Marmara Denizi'nden demirleri hurdadan çektik. O zamanın şartlarında en iyi malzeme buydu. Sadece biz değil tüm firmalar aynı şeyi yapıyordu. Deprem olursa İstanbul'a ordu bile giremez, ölen şanslıdır" itirafında bulundu.

Referans gazetesinde Ayten Güvenkaya imzasıyla yayımlanan haber şöyle:

17 Ağustos depreminin 10. yıldönümü ertesinde İstanbul konut yapısına ilişkin şok açıklamalar yaptı. Olası bir depremde uzmanların açıkladığı 50 bin binadan çok daha fazlasının yıkılacağını, can kaybının ise milyonları bulabileceğini belirten Ağaoğlu, "Avazım çıktığı kadar bağırıyorum. İstanbul konut inşaat sektörünü en iyi bilen isimlerden biri olarak söylüyorum ki; mevcut yapı stoğunun yüzde 70'i deprem açısından güvenli değil" dedi.

Ağaoğlu sözlerine, "1970'li yıllarda İstanbul'un Anadolu yakasında yapılan yapıların büyük bir kısmına inşaat malzemesini ben sattım. Kumları Marmara Denizi'nden demirleri hurdadan çektik. O zamanın şartlarında en iyi malzeme buydu. Sadece biz değil tüm firmalar aynı şeyi yapıyordu. Deprem olursa İstanbul'a ordu bile giremez, ölen şanslıdır" diye devam etti.

"Herkes böyle çalışıyordu" O dönem Anadolu yakasında Bağdat Caddesi dahil olmak üzere çok sayıda inşaat yaptıklarını belirten Ağaoğlu, malzeme ve işçiliğin kaliteli olmadığına dikkat çekti.

Ağaoğlu, şöyle devam etti: "En lüks semtlerdeki o süslü püslü binalar için konuşuyorum; çoğu sadece tuğla üstünde duruyor, içleri gitmiş. 1970'li yıllar, sanayağ ve benzinin karneyle alındığı zamanlardı. İbrahim Tatlıses'in dediği gibi, Urfa'da Oxford vardı da okumadık mı? Yani o dönemde en iyi malzeme onlardı. Teknoloji yoktu, betonlar kürekle karıştırıldı. Sağdan sola en az beş kere karıştırılması gerekirdi. Beton işleri de Doğulu ekiplerin elindeydi. İşçilere laf da anlatamazdık. Bir kere çevirip bırakırlardı.

Yani kısaca kum kötü, malzeme kötü, işçilik kötü. Tüm firmalar böyle çalışıyordu. Belki karamsar bir tablo çiziyorum ama ilkokuldan bu yana işin içindeyim. İşin mutfağında yetişen biri olarak söylüyorum ki; mevcut yapı stoğunun yüzde 70'i deprem açısından güvenli değil. Binalar resmen iman kuvveti ile ayakta duruyor. Binaların 17 Ağustos'ta nasıl karton gibi yıkıldığını unutmamak lazım." "Belediyelere yetki verilmeli" Deprem yüzünden büyük bir kayba uğramadan 15 senelik zaman diliminde binaların Kentsel Dönüşüm Yasası ile yeniden yapılandırılabileceğini vurgulayan Ağaoğlu, bununla birlikte yasanın ek düzenlemelere ihtiyacı olduğunu ifade etti. Kentsel Dönüşüm'ün işler durumda olmadığını, planlama yetkisindeki belirsizliğin halen sürdüğünü kaydeden Ağaoğlu, belediyelere daha aktif yetkiler verilmesi gerektiğini açıkladı

serkanonar
05-09-2009, 11:25
'Deprem 4 GÜN ÖNCEDEN BİLİNECEK'... NASA, Marmara'yı çok yakından İZLİYOR
Doç. Dr. Gündoğdu, 'Fay hattındaki hareketlerle, toprak, su ve havadaki hareketleri izleyerek bölgenin deprem haritasını oluşturan sistem, depremi 4 gün önce haber veriyor' dedi.
İstanbul Teknik Üniversitesi (İTÜ) Mühendislik Fakültesi Jeofizik Mühendisliği Bölümü Öğretim Üyesi Doç. Dr. Oğuz Gündoğdu, “Fay hattındaki hareketlerle, toprak, su ve havadaki hareketleri sürekli izleyerek bölgenin deprem haritasını oluşturan sistem, depremi 4 gün önce haber veriyor” dedi.

Gündoğdu, İstanbul Teknik Üniversitesi (İTÜ) tarafından geliştirilen Depremi Önceden Belirleme sistemi'nin birinci derece deprem kuşağında bulunan Tekirdağ'ın Marmara Ereğlisi ilçesinde kurulmasıyla ilgili görüşmede bulunmak üzere Tekirdağ'a geldi.

Gündoğdu, Türkiye'nin deprem gerçeğini kabul etmesine rağmen, 17 Ağustos büyük Marmara depreminin ardından önemli adımların atılmadığını iddia etti.
Bu konuda önemli çalışmalar yapan İTÜ'nün Depremi Önceden Belirleme Sistemi'ni geliştirdiğini ve son derece ciddi sonuçlar aldıklarını ifade eden Gündoğdu, bunun yaygınlaştırılması çalışmalarının ise amatör biçimde devam ettiğini bildirdi.
Sistemin, bağlı bulunduğu bilgisayara yer, hava ve toprak hareketi verilerini aktararak çalıştığını, hareketlerin üniversitedeki merkezden 24 saat süreyle aralıksız izlendiğini anlatan Gündoğdu, şöyle konuştu:
“Fay hattındaki hareketlerle, toprak, su ve havadaki hareketleri sürekli izleyerek bölgenin deprem haritasını oluşturan bu sistem, depremi 4 gün önce haber veriyor. Bu sistem Türkiye'de ilk başta bazı bilim adamları tarafından ciddiye alınmadı. Sistem hakkında bilgi verdiğimiz insanlar, (Japonlar bile depremi önceden tespit edemiyor) dediler. Ancak, Türkiye'de meydana gelen depremler 'sığ' olarak adlandırdığımız, 50-60 kilometre derinde olan hareketler. Bunun için tespitler yapabilmek mümkün. Japonya'daki depremler ise yerin 300-400 kilometre altından geliyor.”;

Sistemle ilgili Çanakkale, Bursa ve Nilüfer ilçesi ile Bakırköy ve Çınarcık'ta istasyonlar kurulduğunu bildiren Gündoğdu, hareketliliğin, İstanbul'daki merkezden izlendiğini ve 4 gün sonra olacak depremin şiddetini burada belirleyerek, ilgili birimlere haber verildiğini kaydetti.
Bu sistemi birinci derece deprem kuşağındaki Marmara Ereğlisi ilçesine de kurmak istediklerin kaydeden Gündoğdu, “Konuyla ilgili belediye başkanıyla görüştük. Başkan, halkın güvenliği açısından sistemin kurulması gerektiğini belirterek, bize olumlu cevap verdi” dedi.
Gündoğdu, bir çok Avrupa ülkesinin, Türkiye'de kullanılan deprem uyarı sistemini örnek aldığını bildirdi.

NASA, MARMARA'YI İZLİYOR
Gündoğdu, Türkiye'de sistemin kurulu olduğu bölgelerdeki hareketliliğin aralıksız izlendiğini anımsatarak, 10 dakikada bir güncellenen tüm verilerin “www.yerdurumu.com” internet adresinden açık olarak yayınladığını belirtti.

Sitenin, günlük bin 200 kez tıklandığını ve Amerikan Ulusal Havacılık ve Uzay Araşırmaları Merkezi (NASA) tarafından günlük olarak takip edildiğini bildiren Gündoğdu, şunları kaydetti:

“Marmara'nın deprem hareketliliğiyle NASA çok yakından ilgileniyor. İnternet üzerinden buradaki tüm hareketler dikkatlice izleniyor. Hayati önem taşıyan bu sistemin ülkemizde de önemsenmesi gerekiyor. Depremin 4 gün önceden fark edildiği bir ülkede, insanlar daha bilinçli hale gelecektir. Türkiye'de depremi 5-6 saniye öncesinden haber veren bir sistem kullanılıyor. Bu sistemdeki amaç, can kurtarmaya yönelik olmasa da gaz ve elektriklerin kesilmesi için yeterli görülüyor. Bunun için 4 milyon dolar para harcandı.”

Deprem ve doğa hareketliliğinin yabancı ülkelerdeki bilim adamları tarafından da titizlikle takip edildiğini anlatan Gündoğdu, Sapanca'da meydana gelen bir sıvılaşma olayı üzerine yüzlerce yabancı bilim adamının gelip incelemelerde bulunduğunu ve kendince tedbirler aldığını söyledi

Serenler
05-09-2009, 15:44
Bu ülkemiz adına çok ciddi sevinilecek bir gelişme.
Olası depremin tüm ülkeyi sarsacak boyutlarda büyük can ve mal kayıplarına yol açacağı kaçınılmaz bir gerçek.
Bilim adamlarımızı kutlamak gerek.

serkanonar
05-09-2009, 17:35
Halkı uyarınca yetkililerce 'paniğe yol açıyor' diye hapsedilen uzman Giuliani, dün ekranlara çıkıp ağladı...

Sabah gazetesinde Yasemin Taşkın'ın haberine göre; İtalya'nın merkezindeki Abruzzo bölgesini Pazartesi günü sarsan 6.3 büyüklüğündeki deprem sonrası ölü sayısı 235'e ulaştı. Bölgede dün de TSİ 20.48'de 5.5 şiddetinde artçı sarsıntı oldu. Arama ve kurtarma çalışmaları aralıksız olarak devam ederken ülke depremi öngören teknik uzman Gaimpaolo Giuliani'yi konuşuyor. Depremin geleceğini öngörüp yetkilileri uyaran Giuliani, yeraltında deprem öncesinde yoğunlaşan radon gazını ölçen buluşu sayesinde kendi ailesini kurtardı. Ancak Abruzzo halkına yararlı olamamanın acısını yaşadı. Bölgede Sulmona Belediye Başkanı tarafından savcılığa şikâyet edilen ve hakkında soruşturma açılan Giuliani, dün televizyon kameralarının karşısında ağladı. Yetkililer kendisine inanmayınca sokak sokak dolaşıp halkı uyaran uzman Giuliani, halkı galeyana getirmekten dolayı hapse atıldı. Fakat deprem olunca haklı olduğu ortaya çıktı. Halk sorumlular hakkında sesini yükseltmeye de başladı.

2 sayfa önce şöyle bir haber yapıştırmıştım,acaba sayın Gündoğdu böyle bir uyarı yapsa başına neler gelir diye düşündüm ayrıca aklıma şöyle bir soru geldi;İstanbul depremini 4 gün önce belirleyen/tahmin eden/farkeden/olabileceğine ihtimal veren ......kurumumuz bunu kamuoyuna ne zaman ve nasıl açıklayabilir?
a-bir üst kuruma haber verilir,bürokrasinin jet hızıyla işlediği ülkemizde tahminen depremden 5-6 ay sonra konu en yetkili makamın masasına ulaşır.
b-konu medyaya sızar FLAŞ FLAŞ anonslarıyla halk infiale kapılır ama çoğu kişi yine BEN TÜRKÜM BANA BİRŞEY olmaz der
c-Hükümet hemen acil eylem planı yapmaya başlar İstanbulda yaşayan bilmem kaç milyon insanı nereye intikal ettireceğine karar verene kadar deprem olur.
d-Hele ki yanlış alarm olursa 4 günde istanbulda soyulmadık talan edilmedik yer kalmaz
e-Depremi 4 gün önceden bildiren kurum bunu kamuoyuna dank diye açıklayamayacağı için yetkilileri/bürokratları/siyasileri/paşaları .... inandırana kadar deprem olur.

Ben cidden işin içinden çıkamadım sanırım bize 4 gün değil 4 ay falan lazım depremden sıyrıksız kurtulmak için.Ama yapılan çalışmalar mutlaka faydalı olacaktır.Siz de lütfen kendinizi o kurumun başkanının yerine koyun,siz olsanız ne yapardınız??????????

Von
05-09-2009, 22:01
Ben bu tür araştırmaların kamuoyu ile paylaşılmasını doğru bulmuyorum. Çünkü tamamen yanlış anlaşılıyor.Oğuz Hoca'nın tanıttığı sistem bilimsel bir sistem. Ancak hiçbir sistem depremi önceden bildireceğinin garantisini veremez. Verebilmesine yaklaşabilmek için kırılacak fay sisteminin uzun yıllar boyunca kırılma sistemini birebir izlemek ve o fayın sistematiği hakkında detaylı bir bilgi geçmişi gerek ki bunun da olmasına imkan yok.

Kayaç gerginliği, deformasyonu, suların takibi, gaz çıkışları her depremde birebir ilişkili sonuç vermiyor maalesef. Çok basit bir örnek vermem gerekirse bazı depremlerden önce gaz çıkışları ve sıcaklık artışları tam olarak gözlenmişken bazı büyük depremlerde bu ilişki saptanamamış veya negatif korelasyon göstermiştir.

serkanonar
10-09-2009, 08:57
Ölü soyucular
10 Eylül 2009
İstanbul’da sel felaketinin dehşeti ekranlara yansırken, bir takım görüntüler yürekleri burktu.
Onlar, felaket bölgesinin akbabalarıydı... Ölü soyuculardı... İnsanlar canlarının derdine düşmüşken, felaket bölgesine doluşan yağmacılar, hiç utanmadan sele kapılan eşyaları kapıp evlerine götürdüler. Bazıları araçlarının bagajlarını doldurdu. Bazıları da at arabalarını yükledi.

İKİTELLİ’yi dün yalnızca sel felaketi vurmadı. Felaketin korkunç yüzünden de beter insanlık adına utandıran manzaralar vardı. Sular çekilmeye başlamıştı. Canını kurtaranlar mallarının derdine düşmüştü. İşte bu sırada adeta leş kargaları gibi felaket bölgesine doluşan yağmacılar ne bulduysa çalıp kaçtı. 10 kişinin hayatını kaybettiği TIR garajında sel sularının çekilmesinden sonra TIR’lardan, evlerden, fabrikalardan çevreye saçılan mallar, utanç verici bir yağmaya uğradı. Sularda yüzen, çamurlara gömülen mallar çevredeki yağmacılar tarafından kapışıldı. Bir TIR’ın taşıdığı mallar arasında bulunan kılıflar içinde av tüfekleri de kapanın elinde kaldı. Daha sonra polisler tüfekleri vatandaşlardan tek tek topladı.
Plazmaları da götürdüler
Hürriyet Medya Towers’ın karşısında bulunan EVKUR alışveriş mağazasının ana deposu da sel suları ile yıkılınca milyonlarca liralık malzeme sel sularıyla ortalığa saçılmıştı. Plazma televizyonlar, yemek takımları, tabaklar, elektrikli ev eşyalarının bulunduğu bulunduğu yüzlerce çeşit malzeme çevredekilerin yağmasına uğradı. Otomobillerle gelip kırılan tabakları ayıklayıp, çeşitli malzemeleri bagajlarına yükleyi/p gidenler bile oldu. Yağmanın büyümesi üzerine olay yerine sevkedilen polisler ``Bu halka, bu yakışmaz’’ diye bağırarak çevredekileri dağıtıp, bir kısım malzemeyi geri aldı. Yağmaya karışanlar polislerin gelmesiyle eşyaların etrafından uzaklaştı. Bölgeye sevkedilen çevik kuvvet ekipleri, yağmanın önlenmesi için devriye gezdi.
************************************************** ***************
Yine bir afet yine hazırlıksız yakalanan bizler ve AKBABALAR.Aslında hiçte yabancı değil bize bunlar,aslında daha neler var kameralara takılmayan adım gibi eminim.İçimizde büyüyen bu keneler,asalaklar böyle afetleri bekliyor zaten.Değirmenderede enkaz kazarken tanıştığım bir sivil savunma görevlisinin söyledikleri geldi aklıma ''Bunlar böyle felaketleri beklerler hep,her felakette hep akbaba gibi üşüşürler,özel olarak istanbuldan geliyorlar demişti''.Bu daha birşey değil silivride o yazlıkların etrafındaki su çekilsin YAĞMANIN hasını o zaman göreceksiniz.Şimdi bile tekne kiralayıp giden olmuştur belkide,nede olsa onlarda akıl,yürek bir şeytanda var birde onlarda.

serkanonar
10-09-2009, 11:55
Toplum olarak kokuşmuşluğumuzun resimleri düşüyor medyaya,
Zonguldak'tan minibüs tutup yağmaya geldiler
İstanbul'da su basan Basın Ekspres Yolu ve çevresindeki işyeri ile fabrikalardan sulara sürüklenen, çamurlara bulunan malları yağmalamak istediği iddiasıyla 60 kişi gözaltına alındı. Gözaltına alınanlar arasında Zonguldak'tan minibüs tutup gelen bir grup da var.
*************************************************
Depremden sonra tanışmıştım ben bu tiplerle yardımları yağmaladılar,evleri yağmaladılar ama doymadı hiç nefisleri.Fırsat bu fırsat taa zonguldaktan üşenmemiş gelmiş adamlar.Depremin 3. veya 4. günü istanbul esenlerden değirmendereye dönerken bir ingilizle tanıştım otogarda, haberlerde görüp yaşanan acıyı elin ecnebisi dayanamamış sırtına çantasını takıp yardıma gelmiş,sabah havaalanından taksi şoförü 2 saatte getirmiş esenler otogarına bir uçak bileti parası da neredeyse o alıp WELLCOME TO TURKEY demiş misafirperverlik göstererek.Nasıl utandığımı anlatamam adamın karşısında.
Çok iyi anlıyorum silivride o yazlıklardaki insanların durumunu herşeyi bırakıp yakınlarının evlerine sığınacaklar arkada ne kalmış bakmayacaklar bile ve işte akbabalar o zaman üşüşecek eğer önlem alınmazsa.Umarım önlemi geç olmadan alırlar.

carcharias
08-10-2009, 22:13
elbette bu tarz haberler insanın içini rahatlatıyor ama bir yandan da düşünmeden edemiyorum. yani böyle 200 sene olmaz 500 sene olmaz falan diye emniyeti elden bırakmak falan olmasa bari. başımızdaki yönetim, bizler...


----------------o--
250 yıl daha deprem yok

İstanbul'da beklenen büyük depremle ilgili rahatlatan açıklama

Ortadoğu Teknik Üniversitesi (ODTÜ) öğretim görevlisi Prof. Dr. Ali Koçyiğit, İstanbul'da yaklaşık 250 yıl daha büyük deprem olmayacağını fakat Saroz Körfezi'nde 7'lik deprem beklendiğini söyledi.

Çanakkale Onsekiz Mart Üniversitesi (ÇOMÜ) Mühendislik Mimarlık Fakültesi Jeoloji Mühendisliği Bölümü'nce düzenlenen Aktif Tektonik Araştırma Grubu (ATAG) 13. Çalıştayı başladı. Açılış konuşmasını yapan Ortadoğu Teknik Üniversitesi (ODTÜ) Jeoloji Mühendisliği Bölümü Öğretim Üyesi Koçyiğit, 'Herkesin 10 yıldır konuştuğu İstanbul depremine sebep olacak fayın doğu tarafındaki hatta biriken enerji, 1999 depremiyle serbest bırakılmıştır. Artık 200-250 yıl büyük bir depreme yol açmayacaktır." dedi.

Diğer hatta ise Saroz Körfezi'ne doğru bir durgunluk olduğunu belirten Prof. Koçyiğit, "Bu hatta son deprem 1766 yılında olmuş. Demek ki 15 yıl içinde bu üç segmentte 7 büyüklüğünde deprem bekleniyor.' şeklinde konuştu.

Türkiye'de yer bilimlerinin 60 yıllık geçmişe sahip olduğunu, 30'un üzerinde uzmanlık alanında önemli mesafe katedildiğini hatırlatan Koçyiğit; Marmara, Biga ve Gelibolu Yarımadası'nda son 100 yılda yaşanan yaklaşık 30 depremle ilgili bilgi verdi. Ulubat Gölü'nden İnegöl'e kadar devam eden bir alanda 1855'te büyük bir deprem olduğunu ifade eden Ali Koçyiğit; İznik, Bandırma, Edremit Körfezi ve Sarıköy'de de önemli hatlar bulunduğunu, bunların 500 yıldır ciddi bir depreme yol açmadığını vurguladı.

Buralarda büyük bir deprem olabileceğini hatırlatan Prof. Koçyiğit, Yenice-Gönen uzantısının 1953 yılında büyük bir depreme yol açan yapı olduğunu söyledi.

Bu yapının üzerinde 1 santimetrelik hareketlilik görüldüğünü, bunun 100 yılda 1 metre ve 500 yılda 5 metreye denk geldiğini hatırlatan Koçyiğit, ortalama 400 veya 500 yılda 7 büyüklüğünde bir deprem oluşturabilecek potansiyel bulunduğunu ve Çanakkale'yi de etkileyebileceğini sözlerine ekledi.

Daha sonra ÇOMÜ Rektörü Prof. Dr. Ali Akdemir, Prof. Dr. Ali Koçyiğit'e teşekkür plaketi ve hediye takdim etti. 11 Ekim'e kadar devam edecek çalıştayda 58 bildiri sunulacak.

serkanonar
11-11-2009, 18:54
Ahmet Ercan, İSTANBUL DEPREMİ için büyüklük ve yer tahmini verdi

YÜREKLERE SU SERPTİ...
Türkiye Jeofizik Kurumu Derneği Onursal Başkanı Prof.Dr. Ahmet Ercan, İstanbul'da olası bir depremin Küçükçekmece ile Silivri arasında olacağını ve 6.5'in üzerinde bir deprem beklediklerini belirtti. Prof.Dr. Ercan, İstanbul'un asla bir Gölcük gibi olmayacağını açıklayarak, "Deprem Gölcük'ün altında olmuştur. İstanbul'un altında olmayacaktır. İstanbul'dan yaklaşık 15 kilometre uzaklıkta bir deprem olacak ve İstanbul depremden etkilenme bölgesi içinde olacak. İnsanların yüzde 98'inin yapılardan sağ olarak çıkacağını düşünüyoruz" dedi.

Abant İzzet Baysal Üniversitesi'nin, 12 Kasım 1999 depreminin 10'uncu yılı nedeniyle Kültür Merkezi'nde düzenlediği ve 2 gün sürecek Ulusal Deprem Sempozyumu'na konuşmacı olarak aralarında Prof.Dr. Ahmet Ercan, İstanbul Üniversitesi Jeofizik Mühendisliği Bölümü Öğretim Üyesi Doç.Dr. Oğuz Gündoğdu'nun da bulunduğu deprem konusunda uzman bilim adamları katıldı. Sempozyumun ilk oturumunda Deprem Mühendisliği Derneği Genel Sekreteri Dr. Oktay Ergünay, Prof.Dr. Ahmet Ercan, Doç.Dr. Oğuz Gündoğdu konuştu. Bolu Valisi Halil İbrahim Akpınar, Rektör Prof.Dr. Atilla Kılıç, Afet İşleri Genel Müdürlüğü'nden uzmanlar, Bayındırlık ve İskan Müdürlüğü yetkilileri, sivil savunma uzmanları ve çok sayıda öğrenci bilim adamlarını ilgiyle dinledi.

AVCILAR, YEŞİLKÖY, YEŞİLYURT UYARISI
İlk oturumun soru cevap kısmında Marmara'da meydana gelebilecek olası bir depremin hangi bölgeleri etkileyeceği yönündeki soruya depremin Küçükçekmece ile Silivri arasında olacağını belirten Prof.Dr. Ercan, "Her ne kadar bilim adamları arasında fikir ayrılıkları olsa da bu depremin büyüklüğü 6.5'in üzerinde olacaktır. Bu şiddette bir deprem bekliyoruz. Kırılış yönü doğu-batı doğrultusunda olacaktır. En büyük ivme doğu-batı doğrultusunda gidecektir. 1999 depreminin ardından yapı yoğrulmaları yüzde 15'ler civarındadır. Bu mikro kırıkçıklar nedeniyle. 1999 depremi öncesi yapılan yapılar artık yorgun yapılardır. Avcılar'da bulunan yapılar depreme karşı 9'uncu raunddan çıkmış bir boksör gibi. Yeşilköy, Yeşilyurt da öyle. En sağlam yapılar 1999 depreminden sonra yapılan binalar, daha sağlam binalar ise 2007 yönetmeliğinden sonraki yapılardır" dedi.

İSTANBUL, GÖLCÜK GİBİ OLMAYACAK
İstanbul'da 1 milyon 300 bin bina olduğunu ve İstanbul'un asla bir Gölcük olmayacağını söyleyen Prof.Dr. Ercan açıklamalarına şöyle devam etti:
"Deprem Gölcük'ün altında olmuştur. İstanbul'un altında olmayacaktır. İstanbul'dan yaklaşık 15 kilometre uzaklıkta bir deprem olacak ve İstanbul depremden etkilenme bölgesi içinde olacak. İnsanların yüzde 98'inin yapılardan sağ olarak çıkacağını düşünüyoruz. Binalar göçmeyecek. Gölcük'te binaların göçme oranı yüzde 6 iken İstanbul'da bu oran yüzde 2 olacak. Bölge ölçeğinde ise en çok Avrupa yakası etkilenecek. Çünkü en genç yapılar Avrupa yakasında. Asya yakasının yüzde 35 daha az etkileneceği kanaatindeyiz

serkanonar
16-12-2009, 09:21
Marmara denizindeki faylarda gaz çıkışı ZİRVE yapmış
Prof. Naci Görür, son araştırmayla Marmara Denizi tabanındaki fayların bazı bölümlerinde gaz ve sıvı çıkışları olduğunun tespit edildiğini söyledi. Çıkışların Tekirdağ ile Silivri arasında zirve yaptığı belirtildi
Marmara Denizi’nde fay hattıyla ilgili ilk çalışmayı gerçekleştiren Fransız Le Suroit gemisinin, 4 Kasım-14 Aralık 2009 tarihleri arasında, AB’nin “Avrupa Denizleri Gözlem Ağı İstasyonları (ESONET) Projesi” çerçevesinde Marmara Denizi’nde kurulacak deniz altı gözlem istasyonlarıyla ilgili yaptığı çalışmanın sonuçları açıklandı.

İstanbul Teknik Üniversitesi (İTÜ) Maden Fakültesi öğretim üyesi Prof. Dr. Naci Görür, son araştırmayla Marmara Denizi tabanındaki fayların bazı bölümlerinde gaz ve sıvı çıkışları olduğunun tespit edildiğini vurguladı.

MİLLİYET gazetesinden ÖNAY YILMAZ'ın haberi:

Görür, “Marmara Denizi’nde açığa çıkan gaz ve sıvı, denizaltında gözlem istasyonları kurularak kimyasal ve fiziksel olarak gözlemlenebilir. Marmara Denizi’nde kimyasal ve fiziksel değişimleri gözlemek bir bakıma deprem süreci başladığında, depremin ayak seslerini önceden duymak anlamına gelir” dedi.
ESONET projesiyle tüm Avrupa denizlerinde kurulmak istenen deniz altı gözlem istasyonlarının, bu denizlerdeki deprem başta olmak üzere doğal tehlikeleri gözlemleyeceğini dile getiren Görür, bu projeye Marmara Denizi’nin de eklenmesinin önemli olduğunu vurguladı.

Bilim adamlarının, 1999 depreminden sonra Marmara’da 30 yıl içinde deprem olacağını söylediğini anımsatan Görür, “Artık Marmara’da deprem alarmı verildi. Deprem tehlikesi kapıda ve bu tehlike de geçmeyecektir. Bu alarmın ülkeyi yönetenlerce de ciddiye alınması lazım” diye konuştu.

Bu dönemde gözlem istasyonlarının kurulmasının hayati önem taşıdığına dikkat çeken Görür, şunları söyledi:

Hükümet desteklemeli

“İstasyonların yerleri belirlendi. Ancak, bunun için işletme dahil 10 milyon euro’ya ihtiyaç var. Önümüzdeki mayıs ayında projemizi Devlet Planlama Teşkilatı’na (DPT) vereceğiz. Eğer Başbakanlığa bağlı DPT olumlu karşılarsa bu proje gerçekleştirilecek, yani istasyonlar kurulacak. Yani, depremin ayak seslerini duyabilmemiz için bu projenin hükümet tarafından maddi olarak desteklenmesi gerekir.”

‘SİLİVRİ’DE ZİRVE YAPIYOR’

Beyoğlu’ndaki Fransız Sarayı’nda dün düzenlenen basın toplantısında konuşan Fransa Deniz Araştırmaları Enstitüsü’nden (IFREMER) Prof. Dr. Lois Geli de Le Suroit gemisinin çalışmalarına ilişkin bilgi verdi.

Geli, Marmara Denizi tabanındaki fay hatlarından gaz ve petrol çıkışları olduğunu belirlediklerini belirterek, “Bu çıkışlar Küçükçekmece’nin güneyinde ve Tekirdağ ile Silivri arasında zirve yapıyor” dedi. İTÜ Maden Fakültesi öğretim üyesi Prof. Dr. Namık Çağatay da Fransızların önerdiği denizaltı gözlem istasyonların-dan birinin Küçükçekmece’nin 12 km. güneyine, diğerinin Marmara Adası’nın 15-20 km. kuzeyine kurulmasının planlandığını söyledi. Çağatay, bir pilot istasyonun da Gebze’nin 5 km. güneyine kurulduğunu anlattı.

serkanonar
18-12-2009, 09:14
İstanbul'da yapılan iki deprem araştırması, İstanbullular'ın Marmara Denizi'ndeki olası depremi yakın zamanda beklemediğini ortaya çıkardı
Vatandaşların yüzde 80'i ise evlerinin depreme dayanıklı olduğunu düşünüyor.
İstanbul Bakırköy'deki ilk araştırmayı geçtiğimiz Kasım ayında Japonya Ulusal Politika Araştırmaları Enstitüsü'nden Prof. Dr. Kenji Okazaki yaptı.
Türkiye Japonya ile işbirliğine giderek, "Daha güvenli binaların tesis edilmesi" adlı karşılaştırmalı bir deprem raporu hazırladı. Okazaki "Türkiye'de insanların devleti, yerel ve merkezi yönetimi, müteahidi ve mühendisi suçladığını, kendisinde hiç kabahat aramadığını" tespit etti. Okazaki'nin çalışmasına göre Türkiye, 8 ülke içinde yüzde 20 oranında kaderci bir yaklaşımı benimsiyor ve depreme de "Her şey Allah'tan" anlayışıyla yaklaşıyor. Yine aynı çalışmada, Türkiye'de evinin büyük bir depreme karşı kuvvetli olduğunu düşünenlerin oranı yüzde 80 çıktı.

Aynı bölgedeki bir başka araştırmada ise ODTÜ Psikoloji Öğretim Üyesi Prof. Dr. Nuray Karancı, 367 yüksek riskli binada 4 bin 882 anket uyguladı. Karancı, vatandaşların önemli bir tehlike olduğunun farkında olmasına rağmen yaşadıkları binadan taşınmak istemediklerini tespit etti. Ankete katılanlar, yakın zamanda deprem beklemediklerini belirtti.

serkanonar
24-12-2009, 09:38
Depremde yıkılacak evler belli ama umursayan yok
Şenol COŞKUNER/İSTANBUL 24 Aralık 2009

Muhtemel İstanbul depreminde yerle bir olacak binalar teker teker tespit ediliyor.

Ancak, ne bu binalarda oturan vatandaşlar, ne de belediyeler kıllarını kıpırdatıyor. Gerekçe, maddi imkânsızlık. ‘Nasıl olsa bize bir şey olmaz’ boşvermişliği de bir başka önemli faktör.

BAKIRKÖY’de depremde yıkılma veya büyük hasar görme tehlikesi taşıdığı tespit edilen 2 bin 500 konutun sahipleri aradan geçen dört yıla rağmen henüz binaların güçlendirilmesi için bir çalışma yapmadı.
2005’te Dünya Bankası ve Bakırköy Belediyesi’nin işbirliğiyle yapılan ‘Binaların Güçlendirilme Fizibilite Çalışması’ kapsamında depremde hasar görebilecek binalar tespit edildi. Ancak, ev sahipleri, maddi imkânsızlıkları öne sürerek harekete geçmedi. Bakırköy Belediyesi İmar Müdürü İlyas Çınar, İstanbul Büyükşehir Belediyesi’ne, Bayındırlık ve İskan Bakanlığı ile Afet İşleri Genel Müdürlüğü’ne kredi bulunması için başvurduklarını söyledi. Çınar, “Ancak başvurularımıza olumlu cevap alamadık” dedi. Dün İstanbul’da düzenlenen Uluslararası Sismik Riskin Azaltılması Konferansı’na katılan ODTÜ Psikoloji Bölümü öğretim üyesi Prof. Dr. Nuray Karancı ise konuya ilişkin olarak şu bilgileri verdi:

“Konut sahipleriyle toplantılar yaptık, anket uyguladık. Deprem olduğunda zarar göreceklerini kabul ediyorlar. Evlerini güçlendirmenin de yararlı olacağını düşünüyorlar. Maddi imkânsızlıklar nedeniyle evlerini ancak belediye kendilerine uzun vadeli kredi verirse güçlendirebileceklerini söylediler. ‘Deprem olduğunda evimde olmayabilirim’ veya ‘Nasılsa ben üst katlarda oturuyorum, bir şey olmaz’ düşüncesi hâkim. Kadercilik, binasını inceletme, güçlendirme, eşyalarını sabitletme ve deprem sonrası gerekli malzemeleri stoklama sorumluğunu engelliyor.”

443 binada çökme tehlikesi
BakırkÖy Belediyesi İmar Müdürü İlyas Çınar, 2005’te Dünya Bankası projesi kapsamında ilçelerindeki 11 bin binanın deprem riskini incelediklerini belirterek şunları söyledi: “Binalardan 443’ünde çok yüksek risk var. Küçük bir sarsıntıya maruz kalarak çökebilirler. 2 bin 997 bina yüksek riskli, 5 bin 326 bina orta riskli ve 2 bin 234 bina minimum riskli. Riskli binalarda oturanların büyük bölümü ekonomik sıkıntı çekiyor. Kredi bulunması durumunda evlerini güçlendirebileceklerini belirtiyorlar

serkanonar
18-01-2010, 17:17
Akdeniz'deki deprem hareketliliği dikkat çekiyor

A.A 18 Ocak 2010
Jeofizik Mühendisleri Odası (JFMO) Adana Şube Başkanı Melih Baki, son 3 yıldır Afrika kıtasının Anadolu'yu sıkıştırdığını belirterek, “Özellikle Akdeniz'de son günlerdeki deprem hareketliliği dikkati çekiyor” dedi.
Baki, Haiti'de meydana gelen 7 büyüklüğündeki depremin yerküreyi etkilediğini söyledi.

Bu depremin tüm fayları etkilediğini bildiren Baki, bu durumun tektonik çatıyı oluşturan ve gerilen yerlerde küçüklü büyüklü depremler üreteceğini ifade etti. Baki, Afrika kıtasının son 3 yıldır Akdeniz ile Anadolu'yu sıkıştırmasının, irili ufaklı depremlerle kendini yoğun şekilde hissettirdiğini kaydetti.

Akdeniz bölgesinde son 2 günde 21 deprem olduğunu belirten Baki, şöyle devam etti:
“Özellikle Akdeniz'de son günlerdeki deprem hareketliliği dikkat çekiyor. Halen devam eden bu depremlerin büyüklükleri, 2,9 ile 4,9 arasındadır. Batıda, Girit-Rodos-Dalma-Batma kuşağında oluşan bu depremlerden, 17 Ocakta 40 kilometre derinde 4,9 büyüklüğünde olan deprem çok önemlidir. Deprem 22.15'de meydana gelmiştir. Artçısı saat 22.59'da aletsel büyüklüğü 4,1 olarak yerin 15 kilometre derinliğinde olmuştur.
Bunun sonucunda, Anadolu topraklarındaki uzantısı üzerinde deprem çoğalmaları-yoğunlaşması vardır. Bu bölge, güneyden gelen önemli bir kaktırma güçleri altında gerilmektedir. Bu yay boyunca biriken gerginliğin, daha büyük depremleri tetiklemesi sürpriz olmayacaktır.”

serkanonar
11-02-2010, 14:39
Japonların İstanbul raporunu okuyunca kimyam bozuldu

Uluslararası araştırmacıların 2007 yılında hazırladığı İstanbul deprem raporu ile ilgili konuşan Deprem Komisyonu Başkanı Güllüce “Uykularım kaçtı” dedi.

Raporda İstanbul’da 30 yıl içinde 7.5 şiddetinde deprem olacağı, enkazdaki cesetlere 22 gün sonra ulaşılacağı gibi ürkütücü detaylar var.

TBMM Deprem Araştırma Komisyonu Başkanı ve Ak Parti İstanbul Milletvekili İdris Güllüce, “Japonların İstanbul’la ilgili deprem araştırma raporunu okuduğumda kimyam bozuldu, uykularım kaçtı” dedi.

Cesetler 22 gün bekleyecek

Güllüce, raporda olası bir depremden 22 gün sonra enkaz altındaki cesetlere ulaşılabilecek mahallelerin varlığının saptandığını bildirdi. İstanbul’da 2 milyonun üzerinde binanın bulunduğunu belirten Güllüce, “Bunların depreme hazır hale getirilmesinde devlete ait mülklerde, tesisler açısından fazla bir sorun yok. Onlarla ilgili gerekli çalışmalar yapılıyor. Bu konuda asıl zorluk özel mülklerde” dedi.

Deniz kumu kullanılmış

Güllüce şunları söyledi: “Ülkemizin yüzde 65’i deprem bölgesi. İstanbul’da Körfez Depremi öncesindeki yapılaşmanın tamamına yakını için deprem riski uyarısı yapılıyor. O zaman İstanbul ikinci derece deprem riski taşıyan bir yer olarak tanımlanıyordu. Bugün, birinci derece deprem riski taşıyan bölge. Binaların çoğunda deniz kumu kulanılmış. İstanbul dahil kırsal kesimlerde, binaların zeminleri sağlam değil. Binanın temeli çürük, yani ayakları yok. Böylesi on binlerce bina var.”

Dönüşüme hız verilmeli

“Güçlükle başını sokacak bir ev sahibi olmuş insana ‘Yık burayı yeniden yap’ ya da ‘Binayı elden geçirip depreme dayanıklı hale getir’ nasıl diyeceksin, desen yapacak imkanı var mı? Bunun için kentsel dönüşüm çalışmaları büyük önem taşıyor. Bu işler çok büyük maliyet içeriyor ancak ne yapıp edip bunları gerçekleştirmemiz gerekiyor.”

7.5’luk bir deprem bekleniyor

ULUSLARARASI bilim insanlarının JICA (Japon Uluslararası İşbirliği Teşkilatı) ve NSF (Amerikan Bilimler Vakfı) desteği ile hazırladığı rapor, 2007’de Vatan Gazetesi’nde yayınlanmıştı. Rapora göre, İstanbul’da 30 yıl içinde 7-7.5 şiddetinde bir deprem olacak. Raporda, olası depremin sonuçları da şu başlıklarla sıralandı: “Binaların yüzde 10’u yıkılır, altyapı çöker, kurtarma faaliyetleri yapılamaz çünkü zaten dar olan sokaklar, enkaz yüzünden tıkanacak. Güçlendirilmemiş köprüler geçit vermeyecek. Liman ve havalimanı hizmetleri durur. Camiler, diğer ibadet yerleri ve tarihi binalarda çökmeler yaşanacaktır. Deprem dalgaları sahili vurur.”

serkanonar
26-02-2010, 16:39
'Deprem olursa İstanbul, Haiti'den BETER OLUR'

Amerikan New York Times gazetesinde çıkan haberde, çarpık yapılaşmanın beklenen İstanbul depremini büyük bir felakete dönüştüreceği iddia edildi.
Amerikan New York Times gazetesinde çıkan haberde deprem bölgesinde yer almasına rağmen hızla büyüyen şehirlerde, 230 bin kişinin öldüğü Haiti depreminden daha büyük yıkımların yaşanabileceği belirtildi ve İstanbul da bu kentlerin arasında sayıldı.

Amerikan New York Times gazetesinde çıkan, Andrew C. Revkin imzalı haberde, çarpık yapılaşmanın beklenen İstanbul depremini büyük bir felakete dönüştüreceği iddia edildi. “Depremini bekleyen şehirler” başlığıyla verilen haberde, gelişmekte olan ülkelerin deprem bölgesinde yer almasına rağmen hızla büyüyen şehirlerde, 230 bin kişinin öldüğü Haiti depreminden daha büyük yıkımların yaşanabileceği belirtildi ve nüfusu son 50 yılda 10 kattan fazla artan İstanbul da bu kentlerin arasında yer aldı.
‘Beklemedeki enkazlar’
Haberde, yıllardır büyük depremleri inceleyen ABD’nin Colorado Üniversitesi’nden deprem bilimci Roger Bilham, artan kentli nüfusun içinde yaşadığı, sağlam olmayan evler için “henüz bilinmeyen kitle imha silahı” tanımını kullanıyor. Boğaziçi Üniversitesi’nden Dr. Mustafa Erdik’in ağzından gelişigüzel inşa edilen binaların ciddi bir risk olduğu yazılırken, bu binaların bazı deprem bilimciler tarafından “beklemedeki enkazlar” olarak adlandırıldığı belirtiliyor.

İstanbul için olumlu haber ise depreme karşı alınan önlemler sayesinde tehdit altındaki diğer kentler arasından sıyrılıyor olması. Haberde sektörün tanınmış isimlerinden Ali Ağaoğlu’nun geçen yıl yaptığı bir açıklamadan da alıntı yapılıyor. Ağaoğlu’nun, geçmişte inşaatlarda çürük malzemeler kullanıldığına ilişkin görüşüne de yer veriliyor. Ancak son yıllarda depreme karşı güçlendirme çalışmalarının gereken hızda olmasa da devam ettiğine işaret ediliyor. İstanbul için yapılan deprem planı ve bilinçlendirme çalışmaları haberde önemli gelişmeler arasında sayılıyor.

Ürküten senaryo: 150 BİN ÖLÜ

TMMOB İnşaat Mühendisleri Odası (İMO) İstanbul Şubesi tarafından hazırlanan ve 7 şiddetinden yüksek, olası bir depremin İstanbul’da yaratacağı yıkımı değerlendiren rapora göre, depremde 70 ila 150 bin arasında insan ölecek, 160 ila 200 bin yaralı olacak. TMMOB İMO İstanbul Şubesi Başkanı Cemal Gökçe tarafından önceki gün Meclis Araştırma Komisyonu’na sunulan raporda şu çarpıcı tespitlere yer verildi:

- 70 ila 150 bin arasında insan yaşamını yitirecek. 160 ila 200 bin yaralı olacak.
- 70 bin bina ağır hasar, 200 bin bina orta hasar görecek.
- Yaklaşık 1 milyon hane depremden etkilenecek.
- Eski teknolojiyle yapılanmış olan elektrik istasyonları ağır hasar görecek.
- Fatih Camii başta olmak üzere çok sayıda tarihi ve eski eser hasar görecek.
- 300 bin civarında iş kaybı yaşanacak. Kimya, metal, petrokimya, demir-çelik, metal ve otomotiv sektörlerinde yıkımlar olacak.
- Tuzla Tersanesi ve Ambarlı Santralı depremden ağır hasar görecek.

Kaynak: Milliyet gazetesi

serkanonar
03-03-2010, 09:29
Türkler kendilerini DEPREM KONUSUNDA NASIL KANDIRIYORLAR?
İŞTE BÖYLE: Bizim ev kayalık arazide...
DASK'ın araştırması: İstanbullular 'Evin zemini kayalık' diyerek avunuyor. Deprem önlemleri unutuldu ama yatarken kıyafetlere dikkat etmek ihmal edilmiyor

Doğal Afet Sigortaları Kurumu’nun (DASK) yaptırdığı deprem algı araştırmasına göre, İstanbullular evlerinin kayalık zemin üzerinde olduğunu düşünerek kendilerini rahatlatıyor. Deprem çantası gibi, eşyaları sabitleme gibi tedbirleri unutan İstanbulluların depreme uykuda yakalanma riskine karşı yatarken giydikleri kıyafetlere özen göstermeleri ülke zihniyetinde bir örnek...

DASK tarafından yapılan açıklamaya göre, halkın depreme yaklaşımını, kurumla ve zorunlu deprem sigortasıyla ilgili bilgi ve düşüncelerini saptamak için TNS Global araştırma şirketine, 1250’den fazla kişinin katılımıyla yaptırılan ‘Deprem ve DASK’ konulu araştırma, çarpıcı sonuçlar ortaya koydu.

Semtler farklı zemin aynı!

Hem anket hem de grup tartışması yöntemiyle Türk halkının depreme yönelik algısının incelendiği araştırmada, grup tartışmalarında bulunan, 30 İstanbullu katılımcının hepsinin, farklı semtlerde oturmalarına rağmen evlerinin kayalık zemin üzerinde inşa edildiğini iddia etmeleri araştırmanın en dikkati çekici sonuçları arasında yer aldı.

Araştırma, 17 Ağustos 1999 Marmara depreminde yaşanan travmanın ardında katılımcıların depreme karşı aldıkları çanta hazırlama, yatılan yerin yakınında su bulundurma, deprem eğitimi alma, ev içindeki eşyayı sabitleme, buluşma yeri planlama gibi önlemlerin zaman içinde azaldığını da gösterdi. Buna karşın, araştırmaya katılanların çoğu, depreme uykuda yakalanma riskine karşı yatarken giydikleri kıyafetlere özen gösterdiklerini ifade etti.

Araştırmaya katılan zorunlu deprem sigortası poliçesi sahiplerinin yüzde 48’i yakın gelecekte büyük bir deprem olacağını düşünürken poliçe sahibi olmayanlarda bu oran yüzde 30’da kaldı. Poliçe sahiplerinin yüzde 44’ü olası depremde konutların büyük zarar görmesini beklerken poliçe sahibi olmayanlarda bu oran yüzde 38.

Sigorta bilinçi gelişiyor

Araştırmadaki ‘Zorunlu deprem sigortasının olası bir depremde yarar sağlayacağını düşünüyor musunuz?’ sorusuna ise ankete katılan potansiyel müşterilerin yüzde 71’i, mevcut müşterilerin yüzde 88’i ‘evet’ yanıtını verdi.

DASK Yönetim Kurulu Başkanı İdris Serdar, araştırmaya katılanların büyük çoğunluğunun olası bir depreme kesin gözüyle baktığını belirterek, şunları söyledi: “Vatandaşlarımız depreme karşı gerekli önlemleri almakta maalesef yeterli özeni göstermiyorlar. Bilimsel verilere dayanmaksızın, apartman görevlisinin, mahallelinin verdiği kulaktan dolma bilgilere, genel dış görünüme güvenerek evlerinin depreme dayanıklı olduğunu düşünüyorlar. Avcılar’da oturanın da, Boğaz’da oturanın da ‘Benim evim kayalık zemin üzerinde’ demesi bu konudaki bilgi eksikliğinin ciddi boyutta olduğunu gösteriyor.”

carcharias
08-03-2010, 21:23
şili mili derken elazığdan sonra bu sefer de de tayvan, yunanistan falan sallanmış.bu sern mi dir, cern midir, sörn müdür ne zıkkımsa, orda yapılan "büyük patlama" deneyi devam ediyor mu acaba. onla ilgisi var yok bilmiyorum da, aklıma şüphe düşürdükleri için o alet, icad edenlere bir girsin. büyük patlama da içlerinde olsun. Sonra ordan çıkıp Ay'a roket atan nasa'ya girsin! Galileo, "dünya yuvarlak" derken cebinde sanki iphone vardı anasını satayım! Alooo, hüstın. hop! kime diyoruz! bi cisim yaklaşıyo aman arkayı kollayın!

Serenler
10-03-2010, 13:29
Şili depreminden tüyler ürperten görüntüler:

http://www.boston.com/bigpicture/2010/02/earthquake_in_chile.html

serkanonar
15-03-2010, 09:52
Marmara'da korkutan ALARM...

Kuzey Anadolu fayında hareketlilik olduğunu söyleyen Prof. Günay Çiftçi, Marmara Denizi’nde deprem uyarısı yaptı.
İzmir Dokuz Eylül Üniversitesi'nden (DEÜ) Prof. Dr. Günay Çiftçi, Marmara Denizi'ni baştan başa bölen Kuzey Anadolu fayının çok büyük hareketlilik gösterdiğini söyledi. DEÜ'ye ait "Piri Reis" araştırma gemisiyle Marmara Denizi'ndeki sismik çalışmalara katılan Çiftçi, yaklaşık 150 kilometrelik fayda metan, hidrokarbon ve gaz hidrat çıkışı tespit ettiklerini belirtti. Derinliği 20 kilometre olan fayın ne zaman kırılacağını bugünkü teknolojiyle söylemenin de mümkün olmadığını vurguladı.

KIRILMA BEKLENİYOR
Trakya açıklarında petrol ve gaz hidrat bulduklarını da kaydeden Prof. Çiftçi, Marmara Denizi'ndeki fayın her iki başlangıcının 1766, 1894, 1912 ve 1999 depremlerinde kırıldığını hatırlattı. Batı Sırt, Orta Çukurluk ve Çınarcık Çukurluğu batısı fayının kırılmasının söz konusu olduğuna dikkat çeken Çifçi, "Marmara Denizi'nin üç segmentindeki fayda kırılma bekliyoruz. Fayın üç bölümünün birlikte kırılması, çok büyük hasara sebep olur" dedi.

ZAMANI GELDİ

Tarihsel gelişime bakıldığında Marmara'da bir depremin yaşanmasının zamanı nın geldiğini savunan Çiftçi şöyle devam etti: "Marmara'nın altında büyük deprem üretme potansiyeli olan bir fay sistemi var. Bu sistem, 1999 depremleriyle aşırı tektonik enerjiyle yüklenmiştir. Bu enerji, denizin altındaki kabuğu kırılmaya zorlamaktadır. Kabuk er geç kırılacak ve büyük bir deprem üretecektir."

serkanonar
22-03-2010, 11:38
BİLİMSEL GERÇEK: Depremlerde sağ kalanların büyük çoğunluğunu komşuları kurtarıyor

Depreme hazırlılık konusunda, dünyanın en büyük teknik birikime sahip kurumlarından biri olan JICA Türkiye Ofisi Başkanı Kazuhide Nagasawa, Türkiye'nin depreme hazırlık konusundaki çalışmalarını ve JICA'nın bu konularda Türkiye'ye yaptığı yardım ve desteği değerlendirdi.

'Ev alma, komşu al' sözü depremde de geçerli! Depremlerde sağ kalanların büyük çoğunluğunu komşuları kurtarıyor!

Japonya Uluslararası İşbirliği Ajansı (JICA) Türkiye Ofisi Başkanı Kazuhide Nagasawa, 1999 depreminden sonra Türkiye'nin, depreme hazırlık ve deprem sonrası için deprem zararlarını
azaltma yönünde gerekli önlemleri hızlandırdığını belirtirken, bu türden hazırlılıkların sürekli olmasının büyük önem taşıdığını söyledi.

Dünyanın depremler açısından oldukça hareketli bir periyot içinde bulunduğunu vurgulayan Nagasawa, volkanik faaliyetlerin hızlandığını, şiddetli yağış ve seller ile kıtlığın dönemler halinde bir birini takip ettiğini hatırlattı.

Küresel iklim değişikliğinin, doğal afetlerin bu denli artmasında etkili olabileceğini belirten Nagasawa, hızlı kentleşme ile birlikte depremlerin yıkıcı etkilerinin de arttığını söyledi.

TÜRKİYE, YAKIN TARİHTE EN BÜYÜK DEPREM YAŞAYAN ÜLKELERDEN

Türkiye'nin de bir deprem bölgesi içinde yer aldığının altını çizen Nagasawa, başlıca büyük depremlerden birinin 1999 yılında Türkiye'de gerçekleştiğini, yakın tarihte gerçekleşen diğer büyük depremlerin ise Japonya, İran, Endonezya, Pakistan, Afganistan, Çin, Haiti ve en son da Şili'de olduğunu hatırlattı.

Nagasawa, son 10 yıldaki deprem ve deprem kaynaklı tsunamilerin, doğal felaketlerin yüzde 60'ını oluşturduğunu ve doğal afetlerde depremin yıkıcı etkisini gösterdiğini kaydetti.

Haiti depreminde, yeterli önlem alınmadığının görüldüğünü belirten Nagasawa, beton binalarda çelik çubukların olmaması nedeniyle, binaların, depremden çok zarar verdiğini vurguladı.

JICA TÜRKİYE'NİN DEPREM KONUSUNDAKİ YARDIMLARI

Depremler konusunda tecrübeli olan Japonya'nın JICA kuruluşunun, Türkiye'ye, 1999 yılından buyana, deprem ve diğer doğal afetleri önleme konusunda çeşitli destekler sağladığını belirten Nagasawa, JICA Türkiye Ofisi'nin, özellikle, deprem konusunda görevlendirilmiş merkezi ve yerel yetkililerin eğitilmesinde katkı sağladığını söyledi.

Depreme hazırlık konusunda, öncelikle bir önlem planı ve yasal sistemin kurulması gerektiğini anlatan Nagasawa, daha sonra merkezi ve yerel yetkililerin kapasitelerinin geliştirilmesi gerektiğini, depreme dayanıklı yapıların yapılmasının şart olduğunu ve bunun dışında halk temeline dayalı afet yönetimi sisteminin oluşturulmasının önemli olduğunu ifade etti.

İmar ve iskan konularında güçlü bir bina denetim sisteminin önemine dikkat çeken Nagasawa, birçok yasadışı binanın bina standartlarını sağlayamadığını vurguladı.

Afet önleme kurumlarına belirli bir bütçe ayrılması gerektiğini ifade eden Nagasawa, ayrıca buralarda görevli kişilerin eğitiminin önem taşıdığını anlattı.

HASTANE VE OKULLAR MUTLAKA DEPREME DAYANIKLI OLMALI

Tüm binaların sismik olarak güçlendirilmiş bina olmasının temel amaç olduğunu kaydeden Nagasawa, özellikle altyapıların, hastane ve okul gibi kamu binalarının mutlaka depreme dayanıklı şekilde inşa edilmeleri gerektiğini söyledi.

Nagasawa, Türkiye'nin de içinde bulunduğu deprem bölgelerinde, Japonya'da, depremin ve diğer afetlerin vereceği zararı tamamıyla önlemenin mümkün olmadığını, ancak alınacak önlem ve devamlı hazırlıklı olmakla afetlerin yıkıcı etkisinin azaltılabileceğini vurguladı.

DEPREMDE KOMŞU DAYANIŞMASI

Depremler konusunda herkesin eğitilmesi gerektiğini vurgulayan Nagasawa, Japonya'daki depremde, yakın çevrelerini en iyi tanıyan kişiler olması nedeniyle, sağ kalanların yüzde 75'inin komşuları tarafından kurtarıldığını anlattı.

Nagasawa, JICA'nın, deprem konusunda okullara eğitim verilmesine öncülük ettiğini de dikkat çekti
************************************************** ********************************
Yine başımızı gömdük toprağa,unuttuk ara sıra ufak ufak hatırlatsada kendini görmezden gelmek daha işimize geliyor .Siyasilerin ve devletin 99 depreminden sonra 2-3 sene sürekli yaptığı şovlardan sonra hatırlamaz olduk yine deprem gerçeğini,Elazığda şöyle bir hatırlattı ama kerpiçtendir kerpiçten deyip diye attık hafızamızın en hatırlamak istemediğimiz şeyleri sakladığımız bölümüne.Hani istanbulda her mahalleye gönüllü sivil kurtarma ekipleri kurulacak eğitim malzeme vb verilecek her mahalleye deprem sırasında açılacak konteynırlar yerleştirilecek afet istasyonu kurulacaktı,(numune olarak kurulanları da yine bizler soymadık mı) cekti caktı hepsi laf.O gün geldiği zaman kimseden size fayda yok,yukarıda da yazdığı gibi komşunuzdan başka,akrabanızdan başka.Asker kenti gölcükte onbinlerce asker kaç gün sonra kurtarmaya çıkmış enkazdakileri...
Neyse sizin için şimdi inşaat malzemesi olmaktan başka bir değeri olmayan demir testeresi,balyoz depremden sonra belki ne yüzlerde GARAN hissesine nede kilolarca altına değişilmeyecek kadar değerli olacak.Kolonun altında sevdiğiniz birinin yardım istemesi karşısında duyacağınız çaresizlik sırasında o balyoz ve demir testeresi için kim bilir neleri feda edeceksiniz.Şimdi herşeyi günlük hayatınızdaki gibi düşünüp gidip alırım diye düşünsenizde o zaman altın bulmak kadar zor olacaktır.Evinizi güçlendirmek için hiçbirşey yapamıyorsanız nacizane tavsiyem en fazla 100 tl harcayıp balyoz,demir testeresi,hortum,kriko vb.malzemeleri alın bir kartona koyup evinizin çatısında bulundurun,belki de onlar sayesinde sizin bile hayatınız kurtarmaya gelenler tarafından kurtarılabilir.

serkanonar
18-04-2010, 07:47
Prof. Naci Görür, Marmara'da 'BİRİNCİ DERECE RİSK'in adresini ve MARMARA DEPREMİNİN TARİHİNİ verdi
Kuzey Anadolu fay hattı üzerinde yaşanan depremlerin batıya doğru sürüklendiğine dikkati çeken Görür, ŞÖYLE KONUŞTU:
İstanbul Teknik Üniversitesi (İTÜ) Maden Fakültesi Jeoloji Mühendisliği Öğretim Üyesi Prof. Dr. Naci Görür, yaptıkları araştırmalar sonucunda, özellikle Marmaraereğlisi açıklarıyla adalar arasında kalan fayın, birinci derecede risk oluşturduğunu belirterek, “Bu fayın kırılması durumunda Marmara bölgesinde büyük bir deprem olmasını bekliyoruz” dedi.

Görür, Tekirdağ ve civarının depreme açık bir bölge olduğunu söyledi.

Tekirdağ'ın güneyinde, Marmara Denizi'nin derin çukurluğunda bulunan Kuzey Anadolu fayının deniz altındaki kısmını incelediklerini anlatan Görür, ayrıca 1999 yılından bu yana çeşitli gemilerle Marmara Denizi'nde araştırmalar yaptıklarını hatırlattı.

Marmara Bölgesi'nde olabilecek bir depremden Tekirdağ'ın da etkileneceğini belirten Görür , şöyle konuştu:

“Yaptığımız araştırmalar sonucunda, özellikle Marmaraereğlisi açıklarıyla adalar arasında kalan fay, birinci derecede risk oluşturuyor. Bu fayın kırılması durumunda Marmara bölgesinde büyük bir deprem olmasını bekliyoruz. Bu fay hattında gerçekleşecek depremden en fazla Marmara Denizi'nin güney sahillerinde yer alan yerleşim alanları, İstanbul ve Tekirdağ etkilenecek. Dolayısıyla bu bölgelerde alt yapının ve yapı stokunun bu şiddetteki bir etkilenmeye karşı deprem güvenli olması gerekir. Değilse de güvenli hale getirmek gerekir.”

“DEPREM 7.2'DEN KÜÇÜK OLMAYACAK”

1999 yılında yaşanan depremin Marmara'yı risk altına soktuğunu bildiren Prof. Dr. Naci Görür, bu depremin 55 saniyede yoğun bir enerjiyi Marmara Denizi'nin altındaki kabuğa yüklediğini anlattı.

Kuzey Anadolu fay hattı üzerinde yaşanan depremlerin batıya doğru sürüklendiğine dikkati çeken Görür, konuşmasını şöyle tamamladı:
“En son deprem nerede olmuşsa oranın batısı tehlikeli duruma geliyor. Yani Gölcük Depremi Marmara Bölgesi'ni risk altına sokmuştur. Marmara Denizi'nde bulunan faylarda kırılma olacak ve bölge sakinleşecek. Bu bölgede olacak bir depremin büyüklüğü 7.2'den küçük olmayacak. Yani deprem kaçınılmaz. Marmara Denizi'nin altından geçen fay hattının uzandığı hat boyunca inceledik. Çeşitli bölgelerde gaz ve su çıkışı tespit ettik. Marmara'nın altında biriken enerji er veya geç açığa çıkacak. İstanbul ve Tekirdağ'ı tehdit eden bu fay hattındaki kırılma yapılan araştırmalara göre 2029'a gerçekleşecek.”

Serenler
05-05-2010, 19:31
Depreme karşı yeni yöntem


Eren Güler / hurriyet.com.tr 5 Mayıs 2010



Orta Doğu Teknik Ünversitesi Mühendislik Fakültesi İnşaat Mühendisliği Bölüm Başkanı Prof. Güney Özcebe'nin başında olduğu akademisyenler depreme karşı yeni bir güçlendirme yöntemi buldu. Boğaziçi Üniversitesi, İstanbul Teknik Üniversitesi ve Kocaeli Üniversitesi'nin de iş birliği yaptığı çalışma ile insanları evlerinden çıkarmadan evleri güçlendirmek artık mümkün.

NATO'dan da destek bulan çalışmada çeliğe göre çok daha güçlü 0.1 milimlik karbon lifli polimerler kullanılıyor. Aslında bu malzeme daha önce de güçlendirme çalışmalarında kullanılıyordu ancak burada yöntem tamamen değişti. Karbon lifli polimerler evlerin iç duvarlarına çaprazlama monte ediliyor ve binaların çökmesi engelleniyor.

ODTÜ İnşaat Bölümü üyeleri Prof. Güney Özcebe ve ODTÜ İnşaat Mühendisliği Bölümü Öğretim Üyesi Doç. Dr. Barış Binici ile yaptığımız röportajın ayrıntılarını aşağıda okuyabilirsiniz...

http://www.hurriyet.com.tr/ekonomi/14608351.asp?gid=373

serkanonar
08-06-2010, 08:36
Cemil Çiçek'in Sakarya Akyazı’daki fay hattı çevresindeki imar yasağının 150 metreden 20 metreye indirilmesiyle ilgili değerlendirmesi...
Japonya’da bina yapmıyorlar mı
Hükümetin Afet İşlerinden Sorumlu Başbakan Yardımcısı Cemil Çiçek, Sakarya Akyazı’daki fay hattı çevresindeki imar yasağının 150 metreden 20 metreye indirilmesiyle ilgili değerlendirme yaptı.
Çiçek şunları söyledi:
“Japonya’da her gün deprem oluyor, 100 katlı bina yapıyorlar. Bina yapmaktan vazgeçiyorlar mı? Ama burada önemli olan depreme yönelik önlemlerin alınması. Burada yapılan da o. Bu tedbirleri almak ve belirli sınırlandırmalar getirmek kaydıyla izin veriliyor.”

Başbakanlık Afet ve Acil Durum Yönetimi Başkanlığı da “Keyfiydi, bilimsel genişliğe çekildi” savunması yaptı. Yetkililer, aynı şekilde Bolu, Düzce ve Gölcük’te de fay hattı çevresindeki imar yasaklarının azaltıldığı bilgisini verdiler.

TÜRKİYE Mimar ve Mühendisler Odası’ndan (TMMOB) dün konuyla ilgili yapılan açıklamada, Akyazı’da fay hattında imar izni genişliğini 150 metreden 20 metreye indiren karar için, “17 Ağustos ve 12 Kasım depremleri sonrasında alınan tedbirlerin, aradan 10 yıl geçtikten sonra rafa kaldırılması, bilim adına şaşkınlık verici olduğu kadar insanlık adına da utanç vericidir” denildi ve karar “aymazlık” olarak nitelendirildi.
************************************************** ****************************
VERİN EFENDİLER VERİN BU SALTANAT NASILSA SİZİN
Çok değil yalnızca 11 sene oldu binlerce kişinin öldüğü 2 depremin üzerinden geçen süre,bu olayı lütfen önemsiz olarak adletmeyin,çünkü bunun arkasından gelecek uygulamalar bellidir,verilen 1+4 kat yasağı yakında delinip yine 8-10 katlı bina izinleri başlayacak,yasaklı bütün alanlara yine binalar dikilecek.Acaba kimin yandaşları bu izin çıkmadan oradaki arsaları önceden kapatmış voleyi vurmuş olabilir diye de düşünmeden edemedim.
Zaten bizim japonyadan neyimiz eksik en azından biz adamlar gibi 40-50 katlı yapmıyoruz,çekirdekten yetişmiş,kafasına esince mütahit olmuş dünya kadar bu işin okulunu okumamış müteahitemize mi güvenmeyeceğiz.99 depremindeki gibi bir Veli göçer bulursunuz kaka çocuk olarak gerisi yine serbest yine işinin başında.Verin efendiler verin 20 metre de az fay hattının ortasına gökdelen dikin,yine doldurun denizi gölcük sahilinde dikin binaları ,tabiat nasılsa verdiklerinin hepsini geri alıyor,o alır biz dikeriz bu kadar basit.
Biz tutarız depremde ölen vatandaşlarımızın yasını,bu millet büyüktür yine yardım elini uzatır siz o yardımları cukkaya atarsınız,İsrail yardım konvoyunu vurur siz talan edersiniz vatandaşa 10 un birini dağıtırsınız,verin izinleri diktirin binaları,unuttuk yine adını gelince o deprem anı,hatırlarsınız yasakları.

serkanonar
07-07-2010, 08:54
TBMM Araştırma Komisyonu raporunu tamamladı: ‘11 ilde her an deprem olabilir’

Komisyon, “Ülke nüfusunun yüzde 70’inin yaşadığı bölgelerde her an büyük bir deprem olabilir” tespiti yaptı.
TBMM Deprem Araştırma Komisyonu her an büyük deprem olabileceği tespitinde bulundu. Raporda, “Nüfusu 1 milyonun üzerindeki 11 büyük kentimiz de dahil olmak üzere, ülke nüfusunun yüzde 70’inin ve büyük sanayi tesislerinin yüzde 75’inin kurulmuş bulunduğu bu bölgelerde her an büyük deprem olma olasılığı yüksektir” denildi. Raporda şu tespitler yer aldı:

* İmarda ‘afet’ konusu ihmal edilmiştir.

* İmar planlaması ve yapı üretimi, gerçek denetim biçimlerinden uzak kalmıştır.

* Kanun ve yönetmelikler yaptırıma sahip değil.

* İmar afları, ek imar yoğunlukları, tehlikeli madde stokları ciddi risk oluşturmaktadır.

* Zorunlu Deprem Sigortası kanunlaştırılamamış ve yaygınlaştırılamamıştır. Bu sistem, bugün hiçbir yönüyle risk azaltmaya katkı sağlamamaktadır.
************************************************** ***********************
Bu bilgileri vermek için komisyon kurmaya ne gerek var,sokaktaki herhangi biri de bunları söyler rahatça,iş yapmış görünmek için değil bu millet için gerçekten faydalı yararlı şeyler üretin,aldığınız maaşın hakkını verin ve çözüm üretin çözüm.

serkanonar
16-08-2010, 14:16
11 senedir her 17 ağustos gecesi yaptığım(ız) gibi yine ölen onbinlerce kişiyi anacağız,bu mübarek ramazan ayında fatiha okuyacağız.UNUTMADIK,UNUTTURMAYACAĞIZ.Geçen zamanda gördüğümüz gibi devlet lale devrinde,havuz,koltuk ........ derdinde.Yine olacak yine gelecek ve yine aynı filmi figüranları farklı mekanları farklı ama başrolünde deprem olarak yine seyredeceğiz.Elinizden geldiğince tedbirinizi alın lütfen çünkü o gün kimseden kimseye fayda yok,hele devletten falan asla beklemeyin.Depremde ölenler içinde bir fatihayı çok görmeyin lütfen.
Malum haftaya girdiğimiz için bilim adamları daha sık toplantı medya daha fazla haber yapıyor deprem hakkında,ola ki sorumlular kendilerine gelir, silkelenir,uyanır gaflet uykusundan diye ama millet bana bişey olmaz devlet türke deprem dokunmaz havasında olduktan sonra hariçten gazel okumaktan başka bir işe yaramıyor.
************************************************** **************************************
Deprem 7,6'dan büyük olursa...
Prof. Dr. Celal Şengör, Marmara Denizi’nde İstanbul’u da etkileyecek depremin büyüklüğünün en az 7 olacağını söyledi. Şengör, “Maksimum ise 7,6 olacak. Bu, 7 büyüklüğünde başka bir depremi de tetikleyebilir” dedi.

İSTANBUL - İstanbul Teknik Üniversitesi (İTÜ) Maden Fakültesi Jeoloji Bölümü Öğretim Üyesi Prof. Dr. Celal Şengör, Marmara Depremi'nin 11. yıldönümünde Milliyet gazetesine açıklamalarda bulundu.

Yapılan çalışmalar hakkında bilgi veren Prof. Dr. Şengör, Marmara Denizi’ndeki fayı buldukların söyledi.

“Bizim için önemli olan kırılacak fayın uzunluğu. Bunu bilebilirsek depremin büyüklüğünü de bilebiliriz. Fayın hangi hat üzerinde meydana geleceğini artık biliyoruz. Ancak bu fayın en son ne zaman hareket ettiğini tespit etmeye çalışıyoruz.

Marmara’daki depremin derinliği ve türü hakkında sorunumuz yok. Bunları kolay bulabiliyoruz. Bulamadığımız şey kırılacak fayın uzunluğu. 1912‘de 1957’de ne kadar kırıldı? Bunları bileceğiz ki yeni kırılması gereken fayları bulalım.“

EN KÖTÜ SENARYO
Marmara’daki olası bir depremin büyüklüğünün 7’den fazla olacağını söyleyen Şengör, “Depremin büyüklüğü maksimum 7,6 olacak. Tabii daha küçük olma olasılığı da yok değil. Ancak büyüklüğün 7’nin altında olması mümkün değil. Tabii her ikisi de İstanbul için bir faciadır. Kuzey Anadolu Fayı üzerinde 7,6 büyüklüğünde deprem olursa Çınarcık’taki faylardan birinin harekete geçme olasılığı da çok yüksek. Yani 7 büyüklüğünde başka bir depremi tetikleyebilir. Yani Çınarcık çukurluğundaki normal faylar harekete geçebilir ve 7 büyüklüğünde ikinci bir deprem yaratabilir. Bu ikinci deprem yine bir başka afete de neden olabilir” dedi.

YEDİ METRELİK DEV DALGA
Depremin tsunami de yaratabileceğini belirten Şengör, “Bir yer kayması bugün olursa Marmara civarındaki sahillere vuracak dalganın yüksekliği 15 metreyi geçiyor. Korkunç bir şey bu. 17 bin sene evvel olmuş bir daha da olmamış. Çok nadir bir olay. Ama yeniden olmayacak anlamına gelmez. Tabii Çınarcık çukurluğunda 7 büyüklüğündeki deprem bu çukurlukta bir başka yer kayması yaratabilir. Bunun da sahilleri vuracak dalga yüksekliği 7 metreyi bulabilir” diye konuştu.

'O ZAMAN VAY HALİMİZE!'
İTÜ Öğretim Üyesi Şengör, sözlerine şu şekilde devam etti:

“Çınarcık çukurluğundaki normal fay kırılırsa, İstanbul’u da içine alarak daha geniş bir alana yayılacak.

Eğer batıdaki fay kırılırsa özellikle Fenerbahçe, Kadıköy ve Üsküdar önemli ölçüde etkilenecek. Eğer Adalar’ın arkasındaki fay yani doğudaki fay kırılırsa Avcılar ve Ambarlı çok etkilenecek. Çünkü yanal atımlı fayların uç kısımlarının hizasına düşen yerler daha çok etkileniyor.

Eğer tek parça kırılırsa İstanbul’un hem batkısı hem de doğusu yani her kesimi etkilenecek.

Tek parçanın yanısıra Çınarcık çukurluğundaki normal faylar da kırılırsa o zaman vay halimize. Biz en kötü senaryoya göre tedbir almak durumundayız. Avcılar’da tedbir alıp Fenerbahçe’yi ihmal edemezsiniz. Bütün her yeri hesaba katmak gerekir."

'FELAKET TELLAYIZ'
Bilimadamlarının deprem konusunda uyarıda bulunmaya mecbur olduğunu ifade eden Prof. Dr. Şengör, “Felaket tellalıyız, çünkü depremin geleceğini haber veriyoruz” diye konuştu.

serkanonar
03-09-2010, 13:51
Aktüel dergisi, İstanbul Büyükşehir Belediyesi'nin hazırladığı "Deprem Bilgi Kartları"na ulaştı.

HANGİ SEMTTE KAÇ BİNA YIKILACAK?
Başkan Kadir Topbaş için özel olarak içinde İstanbul depremiyle ilgili birçok bilginin yer aldığı "Deprem Bilgi Kartları" hazırlandı.

Kartlarda, olası İstanbul depreminde etkilenecek riskli bölgeler, Marmara Denizi tsunami haritası gibi önemli bilgiler yer alıyor.

Hem bilgi kartlarından hem de belediye yetkililerinden aldığımız bilgilerle İstanbul depremi risk haritası hazırladık.

İstanbul Büyükşehir Belediyesi Basın Danışmanlığı, Büşükşehir Belediye Başkanı Kadir Topbaş için, içinde İstanbul depremiyle ilgili birçok bilginin yer aldığı "Deprem Bilgi Kartları" hazırladı.

Bu kartlarda anlatılanlar doğrultusunda, İstanbul Büyükşehir Belediyesi olası İstanbul depremi riskine karşı İstanbul'un ilçelerini tek tek inceliyor.

Bina taraması için ilk önce Avcılar, Küçükçekmece, Fatih, Eminönü, Bakırköy, Bayrampaşa, Adalar, Beyoğlu, Zeytinburnu ve Bahçelievler ilçeleri belirlendi.

Bu ilçelerden öncelikli olarak Zeytinburnu, Fatih, Küçükçekmece, Bahçelievler, Güngören ve Bayrampaşa'da bina taramaları tamamlandı.

Projenin koordinatörlüğünü üstlenen ODTÜ Öğretim Üyesi Prof. Dr. Haluk Sucuoğlu yönetiminde beş yılda hazırlanan çalışmada, altı ilçede toplam 146 bin 987 konut ve işyeri tek tek tarandı ve karşımıza şu vahim tablo çıktı:

Zeytinburnu'nda 6 bin 30 binanın 2 bin 300'ü, Fatih'te 27 bin 884 binanın 2 bin 750'si, Küçükçekmece'de 53 bin 138 binanın 9 bini, Bahçelievler'de 20 bin 424 binanın 15 bini, Güngören'de 9 bin 538 binanın 7 bin 300'ü ve Bayrampaşa'da 19 bin 973 binanın 6 bin 150'si yüksek risk barındırıyor.

Zeytinburnu'nda yüksek risk barındıran 2 bin 300 binanın çoğunun Sümer Mahallesi'nde olduğu belirtiliyor.

İstanbul depremi için iki senaryo var. Deprem riskine karşı heyelan, sıvılaşma ve tsunami gibi depremin dolaylı etkileri göz önüne alınmadan hazırlanan iki ayrı senaryo bulunuyor.

En kötü senaryoda, Kuzey Anadolu Fayı'nın Marmara Denizi içinde kalan ve 1766'dan beri kırılmayan kısmının tamamen kırılması ve 7,5 büyüklüğünde deprem yaratması hesaplandı.

İkinci senaryoda ise kısmi kırılma olması ve deprem büyüklüğünün 7,2'de kalması esas alındı.

Söz konusu 146 bin 538 binanın, depremin doğrudan etkisi altındaki durumu da incelendi.

Proje koordinatörü Prof. Dr. Haluk Sucuoğlu, inceleme sonuçlarına göre verdiği bilgide, yığma binalarda önemli bir tehlike bulunmuyor.

Sucuoğlu'nun elindeki veriler, 7,5 büyüklüğündeki deprem senaryosuna göre önemli derecede hasar beklenen yığma bina sayısının sadece 1500 olduğunu gösteriyor.

Çoğunluğu iki-üç katlı bu binaların yıkılması durumunda bile can kaybına neden olma olasılığı oldukça düşük.

Prof. Dr. Sucuoğlu, asıl sorunun yani İstanbul'u bekleyen en büyük tehlikenin beş-sekiz katlı betonarme binalar olduğunu söylüyor:

"İstanbul'da 7,2 büyüklüğünde deprem olması durumunda incelenen 100 bin 665 betonarme binanın 24 bin 190'ının çökmesi veya ağır hasar görmesi bekleniyor. 7,5 büyüklüğündeki deprem senaryosuna göre ise bu sayı 43 bin 270 olabilir.

Bu sayılar evvelce yaklaşık tahmin yöntemleri kullanarak ve binaları yerinde incelemeden, kayıtlı belgeler üzerinde yapılan çalışmaların sonuçlarına göre, oran olarak çok daha yüksek."

İstanbul'u neler bekliyor?
Prof. Dr. Haluk Sucuoğlu'nun proje sonuçlarına göre İstanbulluları şu önemli sonuçlar bekliyor:

"Tehlikeli olduğu belirlenen binalar, incelenen ilçelerin her tarafına saçılmış durumda. Bu durum, sadece belirli bölgelerde yapılacak kentsel dönüşüm çalışmalarıyla İstanbul genelinde deprem riskini azaltma hedeflerini neredeyse imkânsız kılıyor.

Tehlikeli binaların yıkılması veya güçlendirilmesi gerekiyor. Güçlendirme için binanın sadece yıkılmamasını hedefleyen basit ve ekonomik yöntemlere ihtiyaç var."

İstanbul Büyükşehir Belediyesi önümüzdeki süreçte Esenler, Bağcılar, Eminönü, Beyoğlu ilçelerinde de çalışmalara başlayacak, bakalım oralardan ne sonuç alınacak.

Prof. Dr. Sucuoğlu'nun verdiği bilgilere göre depremde ağır hasar görmesi veya yıkılması beklenen binalar adres olarak teker teker belirlenmiş: "Her bina için ayrı bir dosya hazırlandı ve ilgili ilçe belediyelerine teslim edildi. İsteyen bina sahibi veya kat maliki bu dosyaya ulaşabilir."

Çalışma kapsamında incelenen birinci derece deprem bölgesindeki 125 bin binanın 16 binini Zeytinburnu, 27 binini Fatih, 35 binini Küçükçekmece ve 47 binini Bahçelievler- Bayrampaşa-Güngören ilçelerindeki konut ve işyerleri oluşturuyor.

ZEYTİNBURNU
İstanbul'un yıkılacağı öngörülen binalarının önemli bir bölümü Zeytinburnu'nda bulunuyor. Zeytinburnu'ndaki 16 bin 30 binanın 2 bin 300'ü deprem için yüksek riskli binalar sınıfına giriyor.

Kötü senaryoda, yani depremin 7,5 büyüklüğünde olması durumunda ağır hasar görecek ve yıkılacak binaların oranı kıyıdaki Zeytinburnu'nda yüzde 57 (8 bin).

FATİH
İstanbul Büyükşehir Belediyesi Zeytinburnu'ndan sonra Fatih'teki binaları inceleyerek depreme karşı riskli olanları tespit etti. Fatih'te olası bir depremde incelenen 27 bin 884 binanın 2 bin 750'si yıkılma yüksek riski taşıyor.

BAHÇELİEVLER
İstanbul depreminde en fazla ölüm ve bina çökmelerinin olacağı semtlerden biri de Bahçelievler. Büyükşehir belediyesinin bina taramasına göre Bahçelievler'deki 20 bin 424 binadan 15 bini yüksek risk altında.

BAYRAMPAŞA
İlçede yapılan tarama sonucunda toplam 19 bin 973 binanın 6 bin 150'sinin yüksek risk taşıdığı belirlendi. İlçede depreme göre uygun tedbirler geliştiriliyor. İlk adım olarak deprem zemin etütleri yapıldı. Sokak sokak deprem haritası çıkarıldı. Bayrampaşalılar bu bilgilere belediyeye başvurarak öğrenebilirler.

KÜÇÜKÇEKMECE
İBB Afet merkezinin raporunda Küçükçekmece deprem konusunda en riskli ilçe olarak belirtiliyor. Diğerlerinin ise tamamen Küçükçekmece çevresindeki ve yakınındaki ilçelerden oluştuğu ifade ediliyor. Fakat olası bir depremde yıkılacak bina sayısı diğer ilçelere göre düşük. Küçükçekmece'deki 53 bin 138 binanın 9 bini yıkılma riski taşıyor.

GÜNGÖREN
Uzmanlar en riskli ilçe Küçükçekmece dese de araştırma sonuçları olası bir İstanbul depreminde en riskli ilçenin Güngören olduğunu gösteriyor. Güngören'deki binaların yüzde 76'sı yıkılma riski altında. Güngören'deki 9 bin 538 binanın 7 bin 300'ü yıkılma riski taşıyor.

serkanonar
01-10-2010, 08:34
Japonya, depremde cep mesajıyla erken uyarı sistemini devreye soktu
Japonya’nın Fukushima eyaletinde meydana gelen depremde, erken uyarı sistemi sarsıntı başlar başlamaz tüm Japonların cep telefonlarına ‘uyarı’ mesajı geçti

Böylece deprem 250 km uzaklıktaki Tokyo’ya 30 saniyede ulaşmadan insanlar tedbir alabildi

Ne zaman ve nerede deprem olacağını önceden bilmek mümkün olmasa da Japonların cep telefonu yardımıyla kurdukları bir sistem erken uyarıda başarıya ulaştı.

Japonya’nın Fukushima eyaletinde önceki gün Richter ölçeğine göre 5.8 büyüklüğünde bir deprem gerçekleşti. Deprem 30 saniyede 250 km uzaklıktaki Tokyo’ya ulaştı. Fakat Fukushima’da deprem gerçekleştiği anda, ülke genelindeki milyonlarca insanın cep telefonuna güçlü bir depremin olduğu haberi mesaj yoluyla iletilmişti. Deprem Tokyo’ya ulaştığında insanlar kendilerini korunma pozisyonlarını almıştı. Ülkede ciddi hasar oluşmazken, depremi erkenden haber veren sistem ilk defa başarıyla işlemiş oldu.

Tüm ülkede sensörler var

2007’de başlatılan “Erken haber verme sistemi” ülke çapına yerleştirilmiş ve dalgaları tespit eden sensörlerden oluşuyor. Sensörler daha sonra depremin yeri ve şiddetini Japon Meteoroloji Kurumu’na aktarıyor ve mesaj buradan televizyonlara, radyo istasyonlarına ve cep telefonlarına iletiliyor. Depremin merkezine çok yakın olan kişilerin harekete geçmek için çok az vakti olsa da uzakta bulunanlar deprem kendilerine erişmeden önce birkaç saniyeye sahip olabiliyor. Deprem haber verme sisteminde en ileri olan bu teknoloji Japon devletine 1.7 milyar yen’e (29 milyar TL) mal oldu.

BORA YAŞAR
11-10-2010, 23:49
Büyük İstanbul depreminin tarihi

İTÜ Maden Fakültesi Jeofizik Bölümü Öğretim Üyesi Prof. Dr. Ahmet Ercan, büyük İstanbul depreminin tarihini verdi.


Ülkeler Deprem Kestirme Ağı (GNFE) Türkiye Başkanı ve İTÜ Maden Fakültesi Jeofizik Bölümü Öğretim Üyesi Prof. Dr. Ahmet Ercan, ''Beklenen büyük Marmara depremi için en uygun tarih 2040. Bu en erken 2033'e çekilebilir'' dedi.

http://www.aksam.com.tr/2010/10/11/haber/guncel/16620/buyuk_istanbul_depreminin_tarihi.html

Ahmet Ercan hoca deprem konusunun yetkin E/W analizcisi ..

Bakın ne rahatlıkla tarih veriyor..:he:

serkanonar
26-10-2010, 08:44
İSTANBUL'A ÖZEL DEPREM KANUNU ÇIKIYOR
İstanbul’da Başbakan Erdoğan’ın başkanlığında pazar günü deprem zirvesi yapıldı.

7 bakanın da hazır bulunduğu toplantıda Başbakan’a olası deprem tablosu aktarıldı: ‘24 bin bina yıkılacak, toplam maliyet 60 milyar dolar.’ Başbakan ise binaların yıkılarak yeni binaların yapılmasını sağlayacak kanun tasarısı için talimat verdi: “Yıl sonuna kadar yetişsin.”

İstanbul’u tehdit eden deprem için Başbakan Recep Tayyip Erdoğan Başkanlığı’nda zirve yapıldı. 7 bakanın katıldığı zirve 3 saat sürdü. Zirvede İstanbul Valisi Hüseyin Avni Mutlu, İBB Başkanı Kadir Topbaş, TOKİ Başkanı Erdoğan Bayraktar ve Kandilli Rasathanesi Müdürü Prof. Dr. Mustafa Erdik brifing verdi. “İstanbul Merkezli Afet Hazırlık Çalışmaları Toplantısı” şimdiye kadar yapılan çalışmalar ve bundan sonrası yapılması gerekenler hakkında Başbakan ve 7 bakana sunum yapıldı.

Depremin faturası 60 milyar dolar

Sunumlarda özellikle deprem sonrası ortaya çıkacak tablo detayları ile aktarıldı. JİKA ve Kandilli Rasathanesi’nin yaptığı çalışmalar çerçevesinde İstanbul’da yaklaşık 1 milyon 200 bin bina olduğu ve bunun deprem sırasında yüzde 2’sinin, bir başka ifadeyle 24 bininin yıkılmasının tahmin edildiği bildirildi. Olası depremde 22 bin kişinin hayatını kaybedeceği ve toplam deprem faturasının ise 60 milyar dolar olacağı vurgulandı.

2 milyon 350 bin kişiye yeni ev

İBB Başkanı Kadir Topbaş yaptığı sunumda, tüm itfaiye binalarının, hizmet binalarının, köprü ve viyadaüklerin güçlendirme çalışmalarının tamamlandığını ve olası depreme hazır hale getirildiğini ifade etti. Sıranın deprem riski taşıyan binaların yenilenmesine geldiğini belirten Topbaş, ‘kentsel dönüşüm’ projesini masaya yatırdı ve örnekler verildi. VATAN’ın gündeme getirdiği Fikirtepe Projesi de örnekler arasında yer aldı. Yeni projeye göre Fikirtepe’ye 14 bin 629 yeni daire yapılması planlanıyor. Bir diğer hedef ise Kartal. Buraya ise yaklaşık 2 milyon kişinin faydanalanacağı bir proje düşünülüyor. Maltepe’ye de benzer bir proje kapsamına alınmış durumda, hedef 200 bin kişi. Kağıthane’de ise hedef 100 bin kişi. 4 proje ile 2 milyon 350 bin kişinin depreme dayanıklı yapılara sahip olması hedefleniyor.

Başbakan: Yıl sonuna kadar yetiştirin
Yapılan sunumlardan sonra Fikirtepe projesi ile gündeme gelen ‘Kötü evler yıkılacak, mütaahhit maliyeti imar artışıyla sağlanacak’ modeli tartışıldı. Özellikle eski binaların yenilenmesi için fazladan imar izni verilmesine sıcak bakıldı. Bu yeni modelin yasallaşması için de düğmeye Başbakan Erdoğan bastı. Yapılan sunumlardan sonra toplantıya katılanların görüşlerini de alan Erdoğan, yıl sonuna kadar kanun tasarısının hazırlanması için talimat verdi. İkinci toplantının Mart 2011 yılında yapılması karar bağlandı.

YÜKSEK RİSKLİ 10 İLÇE

* Adalar
* Avcılar
* Bahçelievler
* Bayrampaşa
* Bağcılar
* Bakırköy
* Fatih
* Güngören
* Küçükçekmece
* Zeytinburnu

İstanbul’u bekleyen felaket tablosu
* Çok ağır hasarlı bina: 24 bin
* Ağır hasarlı bina: 60 bin
* Orta hasarlı bina: 228 bin
* Hafif hasarlı bina: 360 bin
* Acil barınma ihtiyacı olan aile: 400 bin
* Can kaybı: 22 bin
* Hastane ihtiyacı olan yaralı: 100 bin
* Bina hasarından kaynaklanan mali kayıp: 18 milyar dolar
* Toplam mali kayıp: 60 milyar $

kar
28-10-2010, 05:31
Güvenli Yaşam için adım atalım ,eğitim alalım.
http://www.guvenliyasam.org/kutuphane
http://666kb.com/i/bnw2wdmx2p2du63j2.jpg

serkanonar
01-12-2010, 09:36
Yeni kanun tasarısına göre: AFET ANINDA hepimiz ‘VALİNİN ASKERİ olacağız... 18- 65 yaş arası kadın erkek HERKES EMİR ALTINA girecek
Genelkurmay Başkanı’nın da acil durum kuruluna eklendiği son taslak Bakanlar Kurulu’na sunulacak.

Afet, Acil Durum ve Sivil Savunma Hizmetleri Kanunu Tasarısı’na göre afet anında kadın erkek ayrımı yapılmaksızın 18- 65 yaş arası herkes emir altına girecek; asker üstünden önce validen emir alacak.
Başbakanlık Afet ve Acil Durum Yönetimi Başkanlığı’nın hazırladığı Afet, Acil Durum ve Sivil Savunma Hizmetleri Kanunu Tasarısı taslağı son aşamaya geldi. Önümüzdeki günlerde Bakanlar Kurulu’na sunulması beklenen taslağa göre, afet anında, askerler ve hâkimler hariç 18-65 yaş arası her Türkiye Cumhuriyeti vatandaşı devletin emri altına girecek. Taslakta, daha önce Afet ve Acil Durum Yüksek Kurulu’nda bulunmayan Genelkurmay Başkanı ve Genelkurmay İkinci Başkanı da Türk Silahlı Kuvvetleri’nin (TSK) talebiyle kurul üyeliğine alındı. Afet, acil durum ve sivil savunmaya ilişkin planların hazırlanması, koruyucu ve önleyici tedbirlerin alınmasını amaçlayan taslağın başlıca maddeleri şöyle:

Asker, hâkim hariç herkes valiye bağlı
Asker ve hâkim sınıfından olanlar hariç, 18– 65 yaş arasındaki bütün vatandaşlar, afet ve acil durum sebebiyle vali ve kaymakamlarca kendilerine verilen görevleri yerine getirmekle yükümlüdürler. Bu yükümlüler, yükümlülükleri süresince iş yerlerinden izinli sayılırlar ve her türlü sosyal hakları korunur.

Mal, mülk, hizmet seferber edilecek
Her türlü resmî ve özel kuruluşlar ile gerçek ve tüzel kişiler, kendilerinden istenecek veya yükümlülük konulacak her türlü taşıt araçlarını, makine, alet ve edevatı, arazi, arsa, bina, tesis, yiyecek, ilaç ve tıbbî malzeme ile halkın ihtiyacı olan her türlü maddeleri rayiç bedel üzerinden sonradan ödenmek şartı ile vermekle yükümlüdürler.

Hastaneler kabul etmek zorunda
Acil yardımın uygulandığı süre içinde afet sebebiyle veya afet hizmetinde çalışmaları nedeni ile yaralanan, sakatlanan ve hastalananların sevk edildikleri, gönderildikleri veya başvurdukları bütün hastane ve tedavi yerleri, bunları kabul ve tedavi etmeye mecburdurlar.

Mevcut yasada erkekler ‘görevliydi’
Mevcut afet yasasında, 18-65 yaş arası erkeklerin devletin emri altına girmesi öngörülüyor. Taslakla erkekler kelimesi yerine bütün vatandaşlar denilerek herkesi kapsaması sağlanıyor. Diğer uygulamalarda da kapsamlar ve görevler genişletildi.

Basının görevi ücretsiz haberleşme

Başkanlığın isteği üzerine bütün resmî ve özel radyo ve televizyon istasyonları, vali ve kaymakamların isteği üzerine de yerel radyo, televizyon istasyonları ve gazeteler, afet haberleşmelerini ve duyurularını ücretsiz yayımlarlar.

Her kurum kendi ekibini kurmalı

Kamu kurum ve kuruluşları ile özel kuruluşlar, yangınla mücadele için mevcut personelden ekiplerini kurmak, yangın önleme ve söndürme planlarını hazırlamak, kuruluşa göre gerekli araç, gereç ve malzemeyi hazır bulundurmak zorundadır.

Askere sözlü emir yeter

Afet ve acil durumun meydana geldiği veya muhtemel olduğu yerde veya civarında bulunan TSK’ya ait birlik komutanları, seferberlik ve savaş hali dışında acil yardım süresince kendilerinden valilerce istenilecek yardımları üstlerinden emir beklemeksizin ve gecikmeksizin yerine getirirler. Acil hallerde sözlü olarak yapılacak talepler, sonradan usulüne göre yazılı şekle dönüştürülür.

serkanonar
11-12-2010, 09:48
DPT uzmanı Ayşe Erkan'ın araştırmasına göre Marmara depreminin ardından ek vergilerle toplanan 20 milyar liranın yalnızca 9 milyarı depreme harcandı.

Marmara depremi sonrası toplanan paralar ve kullanımı Devlet Planlama Teşkilatı`nın (DPT) yayımladığı raporla yeniden gündemde. DPT uzmanı Ayşe Erkan`ın hazırladığı ve DPT yayını olarak çıkan çalışmaya göre; 1999-2006 döneminde Marmara depremi nedeniyle çeşitli kalemler altında 20 milyar TL toplandı. Çalışmada, “Bu kaynakların deprem hasarlarının telafisi için kullanılıp kullanılmadığına dair net bilgi bulunamamıştır” denildi.

Erkan`ın hazırladığı “Afet yönetiminde risk azaltma ve Türkiye`de yaşanan sorunlar” isimli uzmanlık tezinde, Marmara depremi sonrasında Türkiye`de yaşananlar ve depremin yarattığı zararı gidermek için alınan mali tedbirler de değerlendirildi. Marmara depremi sonrasında ek Gelir Vergisi, Kurumlar Vergisi, Emlak Vergisi, Motorlu Taşıtlar Vergisi, Özel İletişim Vergisi ve Özel İşlem Vergisi alınması kararı alındığına dikkat çekilen çalışmada, sadece ÖİV`den 1999-2006 döneminde 13 milyar 552 milyon 466 bin lira elde edildiği vurgulandı.

HARCAMA 9 MİLYAR LİRA
1999-2006 döneminde deprem için toplanan ek kaynağın 20 milyar TL olduğuna dikkat çekilen çalışmada, ilginç bir saptamada bulunuldu. Toplanılan ek kaynakların deprem hasarlarının telafisi için kullanılıp kullanılmadığına dair net bir bilgi bulunmadığı belirtilen çalışmada, yapılan harcamalarla ilgili yapılan tahmini hesaplamaya yer verildi. Çalışmada, “Bolu, Düzce, Kocaeli, Sakarya, Yalova, İstanbul ve diğer illerde 2008 sonuna kadar yatırımların toplamının 9.2 milyar TL`ye ulaşacağı tahmin edilmiştir” denildi.

************************************************** *********************
Fazla araştırmaya gerek yok,depremden sonra canım türk halkının gönderdiği yeni elbiseler ,battaniyeler vs nasıl istanbulda pazarlarda satıldıysa,yardım konvoyları sözde yetkililer tarafından talan edilip depolarda stoklandıysa,depremzedeler için yapılan evler bürokratlara peşkeş çekildiyse,ye kürküm ye zihniyeti için milyar dolarların lafı mı olur. Ek vergilerle toplanan para bu ya depremden sonra yurtdışından gelen yardımlar,krediler.

serkanonar
16-12-2010, 22:15
Prof. Dr. Ahmet Mete Işıkara, ''Burdur'da 6 ve üzerinde şiddette deprem olabilir'' dedi.
Türk Kızılayı Genel Başkanlığınca afet zararlarını azaltma çalışmaları kapsamında ''toplum liderleri'' oluşturulması projesine Burdur da eklendi.

Işıkara, 2007 yılında İstanbul'da Başbakan Recep Tayyip Erdoğan'ın da katıldığı bir programla başlatılan projenin ülke geneline yayıldığını belirterek, afet sonrasında yapılacak işlerden çok afet öncesi tedbir almanın üzerinde durduklarını vurguladı.

Burdur'un 1914'te, 1971'de büyük depremler gördüğünü hatırlatan Işıkara, ''Sağınız solunuz maşallah çok aktif. Burdur'da 6 ve üzerinde şiddette deprem olabilir'' dedi.

-DEPREM DERECELERİ DEĞİŞEBİLİR-
Kimsenin deprem risk derecesine göre kaygısız davranmaması gerektiğini söyleyen Işıkara, risk derecelerinin zamanla değişebileceğini dile getirdi. Deprem istasyonlarının sayısının artmasıyla gerçek deprem haritasının daha da netleştiğini söyleyen Işıkara, şunları kaydetti:

''Şu an yeni deprem bölgeleri üzerinde çalışmalar sürüyor. Daha önce 4. derecede olan iller 3. ya da 2. bölgeye düşebilir. Zira Antalya'da öyle oldu. 4. bölge diye düşünülürken araştırmaların sonunda 2. bölge olduğu ortaya çıktı. Şu an 5. bölgede olan illerin dereceleri de düşebilir. Bu yüzden her şekilde binaların yapımında deprem ve diğer faktörler göz önünde tutulmalı, yönetmeliklere uygun yapılmalı. Aksi halde uzaktaki bir deprem bile zararlı olabilir. Örneğin Antalya'da sigortalı bina sayısı yüzde 28 civarında. Antalyalılar 'Bize bir şey olmaz' diyor. Ama bu civarlarda 7 şiddetinde bir deprem olsun, bakın Antalya'da neler oluyor. Çünkü orada da çok çarpık yapılaşmalar var.''

************************************************** ************
Yalnızca antalyada konyaaltı civarında bataklık bölgede olabilecek yıkım bile pekçok kişinin ölümüne neden olacaktır,hele ki turizm sezonu içinde olursa izmit depreminde vurulan sanayinin yerine bu sefer bacasız sanayi büyük bir yıkım yaşar.Antalyadan demreye kadar bataklıklar üzerine yapılan yerleşim alanlarındaki yıkıma karşı yapılabilecek birşey de yok maalesef.4 kattan fazla izin verilmemesi gereken yerlere 8-9 kat apartman diken belediyeler yine pekçok insanımızın katline sebep olacaklar.Tarihte pekçok medeniyetin yok olmasına sebep olan büyük depremleri yaşamış olan akdeniz bölgesi maalesef deprem konusunda son derece bilinçsiz ve vurdumduymaz.

serkanonar
11-03-2011, 12:50
10 gün içinde deprem olacak!
İTÜ Maden Fakültesi Jefozik Bölümü Öğretim Üyesi Prof. Dr. Ahmet Ercan, Türkiye'de de deprem olabileceğini belirtti

İTÜ Maden Fakültesi Jefozik Bölümü Öğretim Üyesi Prof. Dr. Ahmet Ercan, Japonya’daki 8.9 büyüklüğündeki depremi NTV’ye değerlendirdi.

Prof. Dr. Ahmet Ercan, şöyle konuştu: “Bu olağanüstü büyük bir deprem. Marmara Depremi’nden 50-60 kat daha büyük bir deprem. Yaklaşık 500-600 tane atom bombasının patlamasına denk bir enerji ortaya çıkardı. Yeryuvarlağı zangır zangır titriyor. Buradan çıkan enerji bütün ülkelere doğru yayılıyor.

Bu tür depremlerde yakın etki ve uzak etki vardır. Yakın etkide, 150-200 kilometre yarıçaplı alanda bulunan yerlerde depremler bekleyeceğiz. Rusya’nın Kamçatka Yarımadası, Alaska, Batı Kanada, Kaliforniya, Filipinler, Malezya, Endonezya, Avustarlya, Yeni Zelanda, Çin, Kuzey ve Güney Kore 5, 6.5, 7 arasında olabilir. Artçı depremler olacaktır; 7, 7.5 ve 8’e kadar varabilir. Artçı depremler tsunami dalgaları yaratacaktır. Yeni tsunami alarmı vermek çok uyarıcı olur kanısındayım.

Uzak etki ise bütün yer kabuğu şişme, büzülme hareketi, mekik, vurulma hareketi yerkabuğunun 10 kilometrelik gevrek bölümünde gıcırdama, gerginlik, boşalma ve ek gerginilik bindirmeleri vardır. Eğer ülkelerin diri kırıkları boyunca gerginliği taşma noktası boyunca kırıklar varsa Türkiye’de bunun payı yüzde 3 olur. Türkiye’de eğer uzak etki nedeniyle deprem beklenirse yüzde 52'si Kuzey Anadolu, yüzde 33’ü Batı Anadolu, yüzde 12’si Doğu Anadolu kırığında beklenebilir. Bunlar mutlaka olacak anlamana gelmez ama olursa buralarda beklenir. Büyüklükleri ise 4, 6, 6.5’a kadar olabilir.

10 gün içinde dünyada deprem beklenebilir. Denizin altında eğim atımlı kırıklarda gerçekleşirse tsunami dalgaları olacaktır. Dünya böyle bir olayı Endonezya’dan sonra ilk kez yaşıyor.

Yıkım gücü 11-12 arasındadır. 12 en büyük güçtür. Bu depremler ne ilk ne sondur, gelecekte de olacaktır.

Kıtalar yer değiştirmekte, yeni biçimler almaktadır. Bu deprem İstanbul’da olsaydı, bunu düşünmek dahi istemiyorum. Kentin yüzde 60’ı yıkılırdı.”

Serenler
29-03-2011, 22:03
Prof. Dr. Mikdat Kadıoğlu isyan etti

İstanbul Teknik Üniversitesi'nde düzenlenen Japonya'daki deprem ve Türkiye gerçeği konulu panelde Prof. Dr. Mikdat Kadıoğlu isyan etti. ''Marmara depreminde kaç kişi öldü?'' diye soran Kadıoğlu, ''20 bin civarında'' cevabına alınca. ''Hepsi yalan, 1 kişi öldü. Araba fabrikasında bekçi düştü fay hattına öldü. Geri kalan herkesi binalar öldürdü. Hala yanlış yerde arıyoruz sorumluyu. Bizi öldüren cahilliğimiz'' dedi.

http://www.hurriyet.com.tr/gundem/17404298.asp?gid=373

===============================
Mutlaka okunması gereken bir haber.

serkanonar
26-05-2011, 08:28
DEPREM PROF'UNDAN SİMAVLILARA MÜJDEİ
İstanbul Üniversitesi Jeoloji Mühendisliği Bölümü Öğretim Üyesi Prof. Dr. Şener Üşümezsoy, son depremle fay hattının kırıldığını belirterek, Simav'da uzun yıllar deprem beklenmediğini söyledi. Deprem Uzmanı Prof. Dr. Şener Üşümezsoy, depremin vurduğu Kütahya'nın Simav İlçesi'nde incelemelerde bulundu. İncelemelerinin ardından gazetecilere açıklamalarda bulunan Prof. Dr. Şener Üşümezsoy, Simav'da 19 Mayıs'ta meydana gelen ve büyüklüğü Boğaziçi Üniversitesi Kandilli Rasathanesi ve Deprem Araştırma Enstitüsü tarafından 5.9 olarak açıklanan depremin şiddetinin gerçeği yansıtmadığını öne sürdü. Prof.Dr. Üşümezsoy, depremin 6.2 şiddetinde olduğunu iddia etti. Son depremin Simav dağının altındaki Balıkesir'in Sındırgı ilçesi yönüne doğru ilerleyen fay hattının kırılmasından kaynaklandığına belirten Prof. Dr. Üşümezsoy, "Bunun sonucu olarak da en fazla zarar Simav şehir merkezinde görüldü. Fay hattının kırılmasıyla ilçede uzun yıllar deprem beklemiyorum." dedi. (Mehmet YENEN /DHA)

serkanonar
02-08-2011, 15:12
Marmara'nın dibine istasyon kurmak için NİHAYET para buldular
Marmara Denizi'nin üç ayrı noktasına depremi dözlem istasyonu kurulacak.

İstanbul Teknik Üniversitesi(İTÜ) öğretim üyeleri Prof. Dr. Naci Görür ile Prof. Dr. Namık Çağatay, olası İstanbul depremini önceden tahmin etmeye yönelik projelerini hayata geçirmek için destek arıyor. Marmara Denizi’ndeki 3 kritik noktaya deniz gözlem istasyonun kurulmasını hedefleyen proje 5 Ağustos’ta Devlet Planlama Teşkilatı’na (DPT) sunulacak. Bilimadamları iddialı; “Eğer Marmara’da bu istasyonları kurabilirsek gelecekte depremleri önceden kestirebilmek ve önlem almak daha kolay hale gelecek.” 1999 depremi sonrasında Deprem Deniz Araştırmaları Koordinatörlüğü’nü Prof. Dr. Naci Görür ve Doğu Akdeniz Oşinografi ve Limnoloji Araştırmaları Merkezi (İTÜ-EMCOL) Müdürü Prof. Dr. Namık Çağatay, Marmara Denizi’nde depremleri önceden belirlemek için hazırladıkları Marmara Denizaltı Gözlemleri Araştırma Merkezi(MARDEP) projesi için, 5 Ağustos’ta Ankara’ya giderek DPT’ye sunum yapacak.

Projeye göre, kurulacak istasyonlar cihazlara güç ve veri iletişimi sağlayacak deniz tabanına gömülecek özel bir kablo ile kıyı istasyonlarına bağlanacak. İstasyonlarda fayın ve akışkan çıkışlarının konumuna göre sistemli bir şekilde sismometre, kuvvetli hareket ivme ölçer, piezometre (gözenek suyu basıncı ölçer cihazı), gaz kabarcık ölçer (BOB), CTD, basınç ve akıntı ölçer ile oksijen ve metan sensörleri yerleştirilecek.

Erken önlem alınacak

İstasyonların işletme giderleri de dahil beş yıllık maliyetinin 10 milyon Euro olacağının hesaplandığını dile getiren Prof. Çağatay, “Orta Sırt ve Batı Sırttaki istasyonların tüm cihazları ve bunların deniz tabanına yerleştirilmesi FRANSA EMSO konsorsiyumu tarafından sağlanacak. Veriler, Kandilli Rasathanesi deniz istasyonu, kara sismolojisi ve TÜBİTAK-MAM radon istasyon verileri de kullanılarak modellenecek, yorumlanacak ve sonuçları ilgili kurumlarla paylaşılacak” diye konuştu.

Prof. Dr. Görür de, “Eğer Marmara’da bu istasyonları kurabilirsek gelecekte depremleri önceden kestirebilmek ve önlem almak daha kolay hale gelebilecek. Çünkü büyük depremler doğada yaptıkları bazı değişikliklerle çok önceden haber veriyorlar. Bu nedenle DPT’nin bu projemizi kabul edip bize gerekli kaynağı sağlayacağına inanıyoruz” dedi.

Tsunamiyi haber verecek

İki bilim adamanının DPT’ye yapacağı sunumda özetle şu bilgilere yer verilecek:

- Marmara Denizi’nin tuzluluğu, sıcaklığı, oksijen değerleri ve akıntı hızında zaman içerisinde oluşan değişimler ve bu değişimlerin küresel ısınmayla olan ilişkisi önemli bir araştırma konusu. Özellikle faydan kaynaklanan akışkanlara bağlı oluşmuş yaşam zinciri araştırılmaya değer diğer önemli bir konu. Önerilen bu projenin amacı; başta deprem ve tsunami olmak üzere tüm oşinografik ve iklim değişiklikleriyle ilgili kritik konularda araştırma yapmak, bunun için gerekli bilim altyapısını oluşturmak ve böylece uzun süreli, sürekli ve gerçek zamanlı denizaltı ölçüm ve gözlemleri yapmak.

- Uzun süreli ölçüm sonuçlarının depremin ön habercisi olabilecek parametre ve yöntemlerin geliştirilmesine katkıda bulunacak olması projenin en önemli amacı. KAF üzerinde deprem konusunda sürekli, çok parametreli gözlemler yaparak bir depremin öncesinde, esnasında ve sonrasında fay üzerinde hangi parametrelerin nasıl değişim gösterdiği, örneğin depremsellikle gaz ve akışkan çıkışları arasında ne tür bir ilişki olduğu konusunda önemli bilgiler elde edilecek. Bu bilgiler muhtemelen depremin önceden kestirilmesi gibi hayati bir konuda çığır açacak önemli sonuçlar doğurabilecek. Tsunamiler bir kaç dakika önceden haber verilebilecek.

3 kritik noktada ölçüm

Proje kapsamında Marmara Denizi’nin tabanındaki 3 kritik noktaya ölçüm istasyonları kurmayı hedeflediklerini belirten Prof. Dr. Namık Çağatay, “Bu noktalardan ilki 1999 depremi kırığının son bulduğu İzmit Körfezi girişi.(Gebze açıkları) İkinci nokta; 1766’dan beri kırılmamış ve gelecek Marmara Depreminde kırılma olasılığı yüksek olan Orta Sırt(Çekmece-Silivri) segmenti. Son nokta da mikrosismik etkinliğin ve sismojenik zondan geldiği belirlenen akışkan (su, hidrokarbon gaz ve petrol) çıkışlarının çok yoğun olduğu Batı Sırtı (Marmara Adası kuzeyi).

serkanonar
10-08-2011, 13:04
Adana ve Hatay'a korkutan uyarı Yusuf BAŞTUĞ/DHA, (ADANA)

JEOFİZİK Mühendisleri Odası (JMO) Adana Şube Başkanı Melih Baki, Doğu Akdeniz Bölgesi’nde, son dönemde yoğun sismik hareketliliğin olduğu Adana’nın Kozan İlçesi ve büyük durgunluğun yaşandığı Hatay merkezli büyük bir deprem tehlikesinin bulunduğunu ileri sürdü.Akdeniz Bölgesi’ndeki yer altı hareketleriyle ilgili çalışmalar ve değerlendirmeler yapan JMO Şube Başkanı Melih Baki, dünya tarihinin en yıkıcı depremlerinin yaşandığı, yüz binlerce insanın hayatını kaybettiği, birkaç kez yerle bir olan Hatay ve Kozan için uyarıda bulundu. Melih Baki, "Afrika Kıtası, Arap levhası ve Anadolu plakasının çarpışma merkezi Doğu Akdeniz Bölgesi’dir. Büyük depremler, Türkiye’de buralardan başlar. Büyük felaket olmadan önlem alınmalı" dedi. Afrika Kıtası’nın yılda 2.5 cm hareket ettiğini, buna bağlı olarak, Toros Dağları’nın yılda 2 cm yükseldiğini kaydeden Baki, bu hareketlenme nedeniyle sismik olarak Kozan bölgesinin çok çalkantılı, Hatay’ın ise durgun olduğunu anlattı.

’HATAY’A DİKKAT’

Özellikle Hatay’da son üç yıldır hiç deprem sinyalinin alınamadığını belirten Melih Baki, "Bunun bir tek anlamı vardır. O da, yırtılma hareketi ilerledi ve kilitlendi, demektir. Bu durum büyük bir deprem yaratacaktır. Zemin deformasyonu nedeniyle Güzelburç’ta artık tek veya iki katlı evlerde oturulamıyor. Gerilme hareketi nedeniyle zemin 20-25 cm bozulmuştur. Artık kapılar bile açılmıyor. Depremlere karşı yerel yönetimlere büyük görev düşüyor. Deprem felaketlerinden sonra yeniden ele alınan ve yerel yönetimlerin uymak zorunda olduğu Tip İmar Yönetmeliği tam anlamıyla uygulanırsa, birçok sorun ortadan kalkar" diye konuştu.

139 YILDIR YIKICI DEPREM OLMUYOR

Yerli ve yabancı birçok bilim adamının sık sık inceleme yaptığı ve uyarılarda bulunduğu Hatay’da en son yıkıcı deprem ve tsunami 1822 ve 1872 yıllarında olmuş, binlerce kişi yaşamını yitirmişti. Asya’da meydana gelen ve binlerce insanın ölümüne neden olan tsunamiden sonra Hatay’da inceleme yapan, aralarında Japon bilim adamlarının da bulunduğu heyet, 1822 ve 1872’de Hatay’ın Samandağ sahilinde oluşan dalgaların karadan 340 metre içeride etkili olduğunu belirlemiş, aynı deprem ve tsunaminin tekrar yaşanabileceği uyarısında bulunmuştu.

serkanonar
19-09-2011, 09:12
Yüzlercesinin yaptıkları yanlarına kar kalmışken hazır Veli göçer de aramıza dönmüşken,yıkılan binanın mühendisine 3 sene ceza vermişler,yıkılan binada ölen kişi başına 1 yıl yani,bari yıkılan binaya 20-25 sene ceza verselerdi niye durup dururken yıkıldın diye de bazılarının gözü korksaydı,baklava çalan çocuklara 9 sene ağır hapis cezayı reva gören adalet nerdesin!!!!!!
http://www.hurriyet.com.tr/gundem/18765640.asp
http://arsiv.sabah.com.tr/2000/03/21/g14.html

serkanonar
22-09-2011, 15:16
İtalya'da deprem uzmanları sanık sandalyesinde
İtalya'nın l'Aquila kentinde 2009 yılında meydana gelen yıkıcı depremden önce kamuoyunu yanlış bilgilendirmekle suçlanan altı jeofizikçi, 300'ü aşkın kişinin ölümüne sebebiyet vermekten suçlanıyor.
İtalya'da bugün başlayan bir davada ülkenin önde gelen altı deprem uzmanı sanık sandalyesinde oturuyor.

Bilimadamları, iki yıl aşkın süre önce l'Aquila kentinde meydana gelen yıkıcı depremin 309 kurbanının ölümüne sebebiyet vermekle suçlanıyor.Nisan 2009 tarihinde l'Aquila'da can kaybına ve büyük hasara yol açan 6.3 büyüklüğündeki deprem, daha önceki haftalarda kentte hissedilen bir dizi güçlü öncü sarsıntıyı izlemişti.
Savcılık makamı, bilimadamlarını bu öncü sarsıntıların taşıdığı risk faktörünü kamuoyuna duyurmamakla ve halkı yanlış yönlendirmekle suçluyor.Davanın sanıkları arasında bilimadamlarının yanısıra l'Aquila kentinin eski bir üst düzey yöneticisi de var.
Bilimadamlarının avukatları mahkemede büyük depremleri önceden tahmin etmenin bir yolu olmadığını savunacak.

Hapis cezası
Doğal afetlere hazırlık konusunda bilim çevrelerinin ve hükümet yetkililerinin üzerine düşen sorumluluğu tartışmaya açan dava, sadece İtalya'da değil dünya çapında büyük ilgi uyandırdı.Sanıklara destek amacıyıla bilim dünyasından 5 bini aşkın kişinin imzasını taşıyan bir dilekçe, İtalya Cumhurbaşkanı Giorgio Napolitano'ya sunuldu.Yargılanan bilimadamları, olası büyük bir depremin etkilerini değerlendirmek için oluşturulan hükümete bağlı bir komisyonun üyesiydi.Bilimadamları, önceki günlerdeki sarsıntıların daha büyük bir depremin önünü tıkayarak iyiye işaret olduğunu söylemekle suçlanıyor.

Kamuoyunda yanlış bir güven duygusunun yaratıldığını iddia eden savcılık, büyük depremin vurduğu gece bilimadamlarının tavsiyesi doğrultusunda evinde oturan çok sayıda kişinin ya yaralandığını ya da öldüğünü, sokakta kalmayı tercih edenlerinse sağ kurtulduğunu söylüyor.

Mahkeme yargıcının suçlu olduklarına hükmetmesi halinde, İtalya'nın önde gelen altı jeofizik uzmanı 15 yıla dek varan hapis cezalarına çarptırılabilir.

serkanonar
27-10-2011, 13:29
Türkiye bu adamı konuşuyor
Van'ın Erciş İlçesi'nde çöken binalardan biri de Sevgi Apartmanıydı. 20'ye yakın ceset çıkarıldı enkazdan.Apartmanı yapan müteahhit Salih Ölmez'in lüks villası da enkaza 300 metre. Villada tek bir çatlak yok. Ancak yine de villada oturmaktan korktuğunu söyleyen Ölmez, evinin bahçesine 2 Kızılay çadırı kurdurdu.Vatan Gazetesi'nin haberine göre, Salih Ölmez Erciş’in en büyük müteahhilerinden biri... Onlarca apartman, iş hanı hatta ilköğretim okulu inşa etmiş. Erçiş’in 2011 vergi rekortmeni olmuş ve ilçe kaymakamından plaketini almış. Sahibi olduğu inşaat firmasının sloganı ise ‘Profesyonel çözümler...’ Depremde yerle bir olan Sevgi Apartmanı’nı da o yapmış. Ölmez, Erciş merkezindeki 4 dönüm arsa içinde üç katlı villasında yaşıyor. Villa, ilçenin en gösterişli binası. Depremden etkilenmemiş, çatlak bile yok. Salih Ölmez villasına komşu olan binalar hasarlı olduğu için ailesinin villada oturmaktan korktuğunu belirtiyor. Sevgi Apartmanı Ölmez’in korunaklı villasına sadece 300 metre uzakta.

Ölmez “Evi yıkıldığı halde çadır alamayanlar var, sizin evinizde hasar yok ama çadır almışsınız” sorusuna “Çadır almak herkesin hakkı, biz de korku içindeyiz. Komşu binalar üzerimize çöker diye korkuyoruz” diye cevap veriyor.

'Enkazdan canlı çıkması mucize olur'

Sevgi Apartmanı’nda enkaz kaldırma çalışmaları yürüten arama kurtarma ekibinin lideri Bülent Gündüz “Artık buradan canlı çıkması büyük mucize olur. kalitesiz malzeme kullanılmış. Kat araları kolon bağlantıları yapılmamış. Dere kumu ve bol çakıl kullanılmış. En korkuncu koca binanın taşıyıcı kolonları dört demirle 20 santim kalınlığında yapılmış. İncecik. Müteahhit kolonlar kalın görülsün diye çevresine briketle örüp çevirmiş. Enkazda hâla cesetler var. 20 kişinin cenazesi çıktı, sadece 2 kişi sağ kurtuldu. Hatta basında yer alan 25 günlük Azra bebek ve ailesi de bu bina altında kaldı” dedi. Yıkılan binadan sağ kurtulanlar isyan etti

Sevgi Apartmanı’ndan sağ kurtulanlar şunları söyledi:

Utanmadan keyif yapıyor’

Faruk Kazancı: 1999’da kooperatif kurarak bu apartmana girdik, müteahhit olarak da Salih Ölmez ile anlaştık. 2002’de teslim etti, 4 yıl senet ödedim, 22 bin liraya mâl oldu. 5 kişi evdeydi. Eşim ve kızım öldü, babam ve oğlumla enkazdan sağ çıktık. Salih Ölmez utanmadan villasında keyif çatıyor.

Yaptığı her şey yıkıldı’

Veysel Sağlam: Apartmanda 5 yıldır oturuyorum. Evde yedi kişi vardı. Kızım ve baldızımın kızı vefat etti. Binayı Salih Ölmez yaptı. Kendi villası hariç bu adamın yaptığı her şey ya yıkıldı ya da hasar gördü. Bu adamı hapse attırmak için elimden ne geliyorsa ardıma koymayacağım.
************************************************** *********************************************
Bu filmi 12 sene önce canlı canlı seyretmiştim maalesef ,o zaman batı yakası hikayesiydi şimdi doğu yakası hikayesi,figüranlar farklı başroller aynı mütahitler,bu Veysel abimin villasını yıkacaksın bakacaksın kullandığı demirlere,çimentoya birde yıkılanlarla karşılaştıracaksın ve hesap soracaksın,ama kim soracak o ayrı konu.Zaten hasar tespit çalışmalarında eksperler ne kadar çaldığını yazacak raporlarına ama sonuç koca bir sıfır olacak.Müneccim amca izinde ama Gölcükte olanlar vanda olacakların ispatıdır.

işçi74
27-10-2011, 13:57
yaşamış biri olarak hala tırsarım,kaza yapmak gibi,egitimli olmak ta fayda var,erkek her şeyi bildigini sanır ama hiç bir şey bilmez, bayanlar her zaman dogru ne ise neyi almışsa onu uygular,anaçtırlar,bizler gibi türetmezler,yartamazlar,o yüzden lütfen evde anne,yenge yada kim bayan varsa ona DEPREM+İLKYARDIM egitimi,neler yapılacagı hakkında broşür,kısa egitim verdirin,okutun anlatın,,,bu egitim zaman zaman belediye yada farklı kuruluşlar tarafından ücretsiz verilmektedir,,

Küçük bir detay,hayatınızı yada hayat kurtarır,,

Alkharismus
09-11-2011, 11:10
8 katlı evde oturuyorduk,dublex bahçeli eve geçtik,deprem değil binalar öldürür

DENİZ
09-11-2011, 11:25
-depreme ahsap ev alternatıfı-ulusal ahsap bırlıgı baskanı prof. Dr. Erdın:-''deprem kusagında bulunan ulkemı...

-depreme ahsap ev alternatıfı
-ulusal ahsap bırlıgı baskanı prof. Dr. Erdın:
-''deprem kusagında bulunan ulkemızde en guvenlı yapılar
ahsap yapılardır''
-''turkıye'de ozellıkle yenı yapılarda ahsap malzemelerın
tercıh edılmesı gerekıyor''
-''kalıfornıya'da konutların yuzde 99'u ahsaptır. Bız ıse hala
30 mıslı agır betonarme yapıların, daha saglam nasıl yapılacagını
tartısıyoruz''
ankara (a.a) - 09.11.2011 - leyla ataman ozel - ulusal ahsap bırlıgı
baskanı prof. Dr. Nurgun erdın, deprem kusagında bulunan turkıye'de en guvenlı
yapıların ahsap yapılar oldugunu belırtırken, ''turkıye'de ozellıkle yenı
yapılarda ahsap malzemelerın tercıh edılmesı gerekıyor'' dedı.
Tasıyıcı sıstemı, ara bolmelerı ve catı ortusu ahsap malzemelerden
yapılan yapılar olarak tanımlanan ''ahsap yapılar'', malıyetı, kullanım rahatlıgı
ve depreme karsı en ıdeal yapılardan bırı olması nedenıyle gelısmıs ulkelerde en
tercıh edılen yapılardan bırı olurken, turkıye'de de depremlerden sonra gundeme
gelmeye basladı.
Aa muhabırıne acıklamalarda bulunan ulusal ahsap bırlıgı baskanı prof.
Dr. Nurgun erdın, ozellıkle abd ve orta avrupa'da cok tercıh edılen ahsap
yapıların turkıye'de avantajlarının cok fazla bılınmedıgını soyledı.
Depremle yasamaya mecbur olan turkıye'de olu sayısı azaltmanın yolunun
hafıf ve az katkı bına yapmaktan gectıgını kaydeden erdın, gelısmıs ulkelerde
ahsap kapalı spor salonundan, bınalara, tek evlere, kopru ve kultur merkezlerıne
kadar bırcok yapının ahsap olduguna ısaret ettı.
Erdın, van depremının ardından ozellıkle ıstanbul'da depreme dayanıksız
yapıların gundeme geldıgıne de belırterek, ''depreme dayanıklı malzeme secımınde
ahsam malzemelerın de mutlaka yer alması gerekıyor. ıstanbul'da zekerıyakoy gıbı
yerlerde ahsap malzemeler kullanılabılır'' dedı.
Deprem kusagında bulunan turkıye'de ahsap yapıların avantajlarının ıyı
bılınmesı ve ılgılı standart ve yonetmelıklerın ıvedılıkle hazırlanması
gerektıgıne vurgu yapan erdın, soyle konustu:
''yaklasık 12 yıl once yasadıgımız 17 agustos depremınde de son olarak
yasadıgımız van depremınde de bılıncsız ınsa edılen tum yapıların yuzlerce cana
mal oldugunu gorduk. Su anda benzer fay hattına sahıp kalıfornıya'da deprem rıskı
sıfıra yakındır. Bu rakam, deprem olasılıgının degıl, depremın verecegı olası
hasarın rakamıdır. Cunku kalıfornıya'da konutların yuzde 99'u ahsaptır. Bız ıse
hala 30 mıslı agır betonarme yapıların, daha saglam nasıl yapılacagını
tartısıyoruz. Sehırler ortalama 20 yılda rant ve fonksıyon farklılasması ıle
kabuk degıstırır. Bırlıkte bugunden ıtıbaren alacagımız onlemlerle ahsaba
hayatımızda daha cok yer vermeye baslarken, hem saglıklı yasam olanagına kavusur
hem de tum deprem rıskınden uzaklasmıs oluruz. Hıcbır tıcarı ya da meslekı amac,
ınsan hayatından daha degerlı olamaz.''
-ahsabın ozellıklerı-
ahsabın tek ozellıgının deprem avantajı olmadıgını ıfade eden nurgun
erdın, telekomunıkasyon hatlarında kullanılan ahsap dıreklerın ve koprulerın
hızmet omrunun 50 yıl, on koruma ıslemınden gecmıs cam dogramanın ıse 60 yıl
oldugunu, aynı alanlarda beton, celık ve pvc'nın omrunun ıse ahsabın omrunun
yarısına bıle ulasamadıgına ısaret ettı.
Ahsabın, fızıksel ozellıklerını tarıh surecınde kanıtlamıs bır yapı
malzemesı oldugunu soyleyen erdın, gunumuz teknolojısının urettıgı koruyucu
maddeler ve yontemlerde daha da ustun ozellıkler kazandıgını kaydettı.
Ahsabın ınsan saglıgı acısından da onemlı olduguna dıkkat ceken erdın,
''ahsabın elastıkıyetı, uzerınde yuruyen, kosan, zıplayan bacaklarımızın saglıgı
ıcın de cok onemlıdır'' dedı.
Ahsap malzemenın ısı gecırmeme ve komurlesme ozellıklerınden dolayı
yangına 30-60 dakıka dayanabıldıgını, abd'de spor salonu gıbı buyuk kalabalıkları
barındıracak yapıların, yangın tehlıkesıne karsı ahsap karkasla ınsa edılmesının
nedenının de bu oldugunu ıfade eden erdın, ''bırlıkte ahsabın yenıden kesfı,
dogal afetlerdekı can kayıplarını onlemekte kalmayacak, beraberınde dogal
dengelerın korunması, yenı estetık degerlerın ve saglıklı yasam kosullarının
kazanılması gıbı onemlı yararlar da saglayacaktır'' dıye konustu.
Erdın, kaynagı yenılebılen tek yapı malzemesı olan ahsabın dıger
ozellıklerını su sekılde sıraladı:
''ahsap bır yapının agırlıgı, benzer bır beton veya kagır yapının sekızde
bırı kadar bulunuyor. Ahsabın copu bulunmuyor. Agac malzeme atıkları ya yakılarak
enerjı elde edılıyor ya da curuyerek dogaya karısıyor. Ahsap malzeme en basıt
aletlerle bıle kolayca kesılıyor, ıslenmesı ıcın az enerjı harcanıyor. Abd ve
ıskandınavya gıbı ulkelerde orman alanları, ahsabın az kullanıldıgı ulkelerın
aksıne, buyuyor. Ahsap kullanımını tesvık, orman alanının buyumesını de tesvık
edıyor. Uzak dogunun tomruk ıhtıyacını bıle karsılayan amerıka'nın ormanları her
yıl buyumekte. Yapı sektorunde ahsabı kullanın tum ulkelerde de bu boyle''
ahsap malzemenın genel kanının aksıne orman varlıgını azalmadıgı belırten
erdın, kısı basına ahsap tuketımı fazla olan gelısmıs ulkelerde orman alanlarının
devamlı arttıgı ve bu ulkelerdekı kereste fıyatlarının turkıye'dekı fıyatların
cok altında oldugunu bıldırdı.
(ley-alı)
09:48 09/11/11

--aa--

serkanonar
14-11-2011, 14:12
9 Kasım tarihinde Van’da meydana gelen ve 40 kişinin hayatını kaybetmesine neden olan 5.6 büyüklüğündeki depremin ardından yapı güvenliği ve cezaların yetersizliği ile ilgili tartışmalar yeniden başlarken milattan önce 1728-1686 yılları arasında yaşayan Babil kralı Hammurabi’nin koyduğu ve bütün ağır suçları ölümle cezalandıran kanunlarda inşaat ve yapı güvenliği ile ilgili maddeler dikkat çekiyor.

Orman ve Su İşleri Bakanı Veysel Eroğlu’nun Hammurabi Kanunu'nun depremle ilgili kısmını Sabah yazarı Nazlı Ilıcak’a göndermesiyle gündeme gelen maddeler şöyle:

229. madde: Bir inşaatçı her hangi bir kişi için bir bina inşa eder ve bu binayı uygun bir şekilde yapmazsa ve onun inşa ettiği bina yıkılıp sahibini öldürürse, inşaatı yapan öldürülür.
230. madde: Eğer bina, ev sahibinin oğlunu öldürürse, inşaatı yapanın da oğlu öldürülür.
231. madde: Yıkılan bina, sahibinin kölesini öldürürse, inşaatçı, evin sahibine köle için ödeme yapar.
232. madde: Binanın bir kısmı harap olursa, harap olan kısmın tümünü inşaatçı tazmin eder ve yıkılan binayı düzgün bir şekilde tekrar inşa eder.
233. madde: Bir kişi, başkası için bina yapıyorsa, bina henüz tamamlanmamış olsa bile, duvarı yıkılmışsa, inşaatı yapan kişi, kendi imkânlarıyla duvarı daha sağlam hale getirir.

HAMMURABİ KANUNLARI

Babil Kralı Hammurabi ülkesinde uygulanan yasaları sisteme bağlayarak Hammurabi Kanunları'nı oluşturdu. 282 madde halinde taş sütunlara yazılan bu yazıtlar, 1900'lü yılların başında keşfedildi ve İran'dan Louvre müzesine taşındı. Kanunların en önemli özelliği, büyük suçların hemen hemen tamamının ölümle cezalandırılmasıydı. Bu kanunlara göre; köleler ve hür insanlar arasındaki farklılıklar belirtilmiş, hür insan olmayanlara kısas kanunu da (hırsızlık yaparsa elinin kesilmesi vb.) başta olmak üzere evlilik gibi konularda günümüzde hala bazı toplumlarda uygulanan kanunlar bu dönemde ortaya çıkmıştır.

serkanonar
09-01-2012, 12:51
ABD Jeoloji Araştırmaları Kurumu’ndan İzmir’i korkutan uyarı

İzmir'e deprem uyarısı
ABD Jeoloji Araştırmaları Kurumu’nda görevli uzmanlar İstanbul ve İzmir’in depreme hazır olması gerektiğini açıkladı.

Deprem denilince Kandilli ile birlikte akıllara gelen ABD Jeoloji Araştırmaları Kurumu’nda (USGS) görevli araştırmacı Tom Parsons ve Washington Üniversitesi’nde görevli sismolog Profesör John Vidale Türkiye’yi tehdit eden deprem riskini anlattı.

Vatan Gazetesi'nden Yiğit Can Kaytmaz'ın haberine göre; İstanbul’da yaşanacak bir depremin çok büyük felakete neden olacağını açıklayan Parsons “İstanbul’da 7 ve üstü şiddetinde bir deprem yaşanma olasılığı yüzde 40 ile 60’tır. Olası kayıp için birşey diyemem, bina yapısı ve toprak durumu önemli. Zaiyatın 1999’daki İzmit depreminden çok daha kötü olmasından endişe ediyorum. Türk insanı depremin en çok ‘farkında’ olan topluluk. Hayatımda böyle bir ulus görmedim. Bu özellik, deprem anında çok işe yarayacak” dedi.

İZMİR İÇİN DEPREM UYARISI

ABD’deki San Andreas fay hattı ile Kuzey Anadolu fay hattının benzerliğinin her iki ülke bilim adamları için çok faydalı olduğunu dile getiren Parsons “California’nın tarihi bir kaydı yok ama Türkiye’nin binlerce yıllık kayıtları var. Marmara Denizi’nde meydana gelen 1509 ve 1766 depremleri bunların benzerlerinin her iki bölgede de yeniden yaşanacağını gösteriyor. Geçmişten ders almalıyız” yorumunu yaptı.

“7.2 BEKLEYİN”

İzmir’in de risk altında olduğunu dile getiren Parsons “İzmir, Ege’nin hareketli bir bölgesinde yer alıyor. En son 5 Aralık’ta 4.9 şiddetinde bir deprem meydana geldi. Ne zaman olacağını bilemem ama 7.2 büyüklüğünde bir deprem yaşanması kuvvetle muhtemel” dedi. USGS’de görev alan ve Washington Üniversitesi’nde profesör olan John Vidale, İzmir ve çevresine dikkat edilmesi gerektiğini açıkladı. Vidale “Her depremden sonra, başka depremlerin tetiklenebileceği bilinir. Bu yıl İzmir bölgesi diğer bölgelere oranla şiddetli bir depreme daha fazla hazırlıklı olmalıdır. Her depremden sonra bölgede risk yükselir” dedi. Vidale de yaşanan her deprem sonrasında Kandilli ile USGS verileri arasında fark olduğunu belirterek “Amerikalılar tüm dünyada meydana gelen depremleri daha sofistike sistemlerle inceliyor. Ve büyük ihtimalle bu yüzden onların ölçümü en iyisi” dedi.

serkanonar
25-03-2012, 22:42
Marmara 1.5 yıldır hareketli, fay geriliyor
İstanbul Üniversitesi (İÜ) Mühendislik Fakültesi Öğretim Üyesi Yrd. Doç. Dr. Oğuz Gündoğdu, Marmara'da 1,5 yıldan beri deprem hareketliliği yaşandığını belirterek, “Bunların hepsi bize fayın gerildiğini söylüyor” dedi.Gündoğdu, 17 Ağustos 1999'da yaşanan deprem nedeniyle Marmara'da beklenen depremlerin güncelliğini her zaman koruduğunu söyledi.
Marmara'daki depremlerin tarihini incelediklerini kaydeden Gündoğdu, “Tek bir fay üzerinde, birkaç deprem değil de birçok yerinde oluşacak, yine yıkıcı olabilecek depremler olacağını tahmin ediyoruz. Ama en büyüğü o beklediğimiz kuzey tarafta ve o yüzden Marmara her zaman gündemde. Çünkü medya orada, ekonominin en nitelikli kısmı orada, bu nedenle önem sayısı fazla” şeklinde konuştu.
İstanbul'da depremin bazen kıpırdadığını ama tam anlamıyla uyanmadığını ifade eden Gündoğdu, 17 Ağustos 1999'daki deprem nedeniyle büyük bir enerjinin açığa çıktığını hatırlattı.
Depremde ortaya çıkan enerjinin fayları harekete geçirme konusunda zorladığını anlatan Gündoğdu, “1,5 yıldır Marmara hareketli, küçük depremleri takip ettiğimiz için biliyoruz. Bunların hepsi bize fayın gerildiğini söylüyor. Gerilmenin ciddi noktalara gelmesi an meselesi. Ölçtüğümüz bazı parametreler var, onlarda çok ciddi değişiklik görüyoruz” ifadelerini kullandı.

Van depreminin beklenmeyen bir gelişme olduğunu anlatan Gündoğdu, depremin öncesinde yüzeyde hiç belirti bulunmadığına dikkati çekti.
Gündoğdu, depremin yüzeyin altında oluştuğunu kaydederek, “Van'ın değişik bir yapılanması da var. Yakın geçmişte olduğu için halen gündemimizde. Çünkü ezber bozan bir deprem. Beklentimiz dışında bir depremdi, onu anlamaya çalışıyoruz. Van'da deprem oldu, bu depremler diğer fayları da etkiliyor, artçı şoklar bunu ifade ediyor” dedi.
Kentsel Dönüşüm Yasası
İstanbul'un Zeytinburnu ilçesindeki kentsel dönüşüm çalışmalarını da yakından takip ettiğini belirten Gündoğdu, sözlerini şöyle tamamladı:

“Orada neler yapılamadı? sorusunun cevabını aramak lazım. Oradaki çalışmaları var olduğundan beri takip ediyorum. 'Burada tehlikedesiniz' deyip de otel yapmamak lazım. Deniz kenarına otel yapıldı, arkasından çok katlı binalar yapılıyor. Bunlara izin vermemek gerekiyor. Kentsel Dönüşüm Yasası'nı da bir an önce çıkarmak gerekiyor. O zaman bir düzen gelmiş olacak. Türkiye'nin imar planı da taslak halindeydi aldığımız haberlere göre, o da Meclis'e geldi, iyi bir aşamada, onsuz olmaz. Elinizde bir yasa, dayanak lazım

serkanonar
20-04-2012, 08:18
Amerikan uydusundan İstanbul depremi
ABD Jeolojik Araştırmalar Dairesi, İstanbul’daki ilçelerin 6 farklı deprem senaryosuna göre sallantı haritasını çıkardı. ABD uydularından sağlanan zemin verilerinin de hesaba katıldığı araştırma, şimdiye kadar İstanbul için yapılmış benzer çalışmalardan 600 kat kapsamlı bir deprem haritası.ABD Jeolojik Araştırmalar Dairesi (USGS), California’da yaşayan Türk bilimadamı Dr. Erol Kalkan’ın önderliğinde, İstanbul’un karşılaşabileceği 6 farklı senaryoya göre kentin deprem haritasını hazırladı. Ve 1999 Kocaeli Depremi’ne kıyasla kentin hangi bölgesinin ne kadar sarsıntı yaşayacağını belirledi.
“Bekleneni Beklerken: İstanbul Metropolitan Bölgesindeki Yer Hareketleri” başlıklı çalışmaya, Kalkan dışında üç akademisyen katkı verdi. Uluslararası Deprem Mühendisliği Derneği Başkanı Prof. Dr. Polat Gülkan ve Kalkan’ın USGS’deki yardımcıları, sismolog Margarita Segou ile jeofizik mühendisi Volkan Sevilgen. Dört yıldır USGS’de çalışan ve son iki yıldır kurumun yıldız araştırmacısı seçilen Kalkan’ın yönettiği, 1.5 yıl süren araştırmanın önemi, İstanbul konusunda çözünürlüğü en yüksek deprem haritası olması.

250 metrede bir hesap
Kalkan ve ekibi, araştırma kapsamında öncelikle deprem senaryolarını oluşturdu. Buna göre Türkiye’de yıkıcı depremlerin son yüzyıldır büyük ölçüde Batı’ya doğru ilerlediğini kabul ederek, 1999’da kırılan Kuzey Anadolu Fay Hattı’nın İzmit segmentinden sonra sıranın Tekirdağ Fayı, Orta Marmara Fayı, Adalar Fayı ve Çınarcık Fayı’na geldiğini varsaydı. Ardından bu dört farklı fayın neden olabileceği İstanbul depremi için altı farklı senaryo kurguladı ve oluşacak sarsıntıları da 1999 Kocaeli Depremi ile kıyasladı.

Hasar tahmini yok
“Bu çalışmayı mümkün olduğunca halkın anlayabileceği bir şekilde yapmaya gayret ettik” diyen Kalkan, araştırmayı iki açıdan önemli görüyor. Birincisi, senaryolara göre olası sallantı şiddetini hesaplarken USGS’in kullandığı uydulardan yararlanarak jeolojik etkileri de en doğru biçimde dikkate almış olmaları. İkincisi de, her 250 metrede bir hesap yaparak, haritayı en detaylı hale getirmeleri. İstanbul için en son 2004’te buna benzer bir çalışma yapıldığını belirten Kalkan, kendilerinin hazırladığı haritanın ise mevcut olan haritalardan çözünürlük açısından tam 600 kat daha detaylı olduğunu söyledi.

İstanbul’un bu deprem senaryolarının gerçekleşmesi halinde ne kadar kayıp yaşayacağına bilerek girmediklerini ifade eden Kalkan, “Hasar tahmini, işin politik kısmı. Biz ayrıca bu çalışmayı kimseyi korkutmak maksadıyla yapmadık. Ancak tablo ortada. Halk bu tablodaki verilere bakarak 1999’da yaşadığına kıyasla nasıl bir sarsıntı geçireceğini görebilir. Ona göre de umarız herkes tedbirini alır” diye konuştu. Kalkan, depremin zamanlaması konusunda yapılan olasılık hesapları için ise “Deprem konusunda bu tür hesaplamaların belirsizliği çok yüksektir. Örneğin California’da Hayward Fayı’nda 150 yıllık bir gecikme var. Herkes ne zaman olacak diye bekliyor. Bizim yaptığımız çalışma, olası bütün senaryoları içeriyor. Ama olasılık vermek istemiyoruz” dedi.

6 farklı deprem senaryosu tablosu

AŞAĞIDAKİ haritalarda, Mamara’daki fayların kırılma şekillerine göre İstanbul’un yaşayacağı olası sarsıntının 1999 Kocaeli Depremi ile kıyaslaması yapılıyor. 0.1’den 10’a kadar dereceler renklerle ifade ediliyor. Mavi bölgeler, 1999’daki sarsıntının 0.1-1 katını ifade ettiğinden, buralar Kocaeli’nden daha az bir sarsıntı yaşayacak anlamına geliyor. Ancak sarıdan kırmızıya uzanan renk skalası 1999 Depremi’nin 1-10 katı bir sarsıntı ifade ediyor ki, ton koyulaştıkça sarsıntı Kocaeli Depremi’ni kat kat aşacak anlamına geliyor.


Haritayı Türkiye’ye verebiliriz
ÖNÜMÜZDEKİ Eylül ayında yayınlanması planlanan çalışmayı sadece Hürriyet’le paylaştıklarını belirten Erol Kalkan, haritanın İstanbul çevresinde uygulanan imar yönetmeliğine büyük katkı sağlayacağı görüşünde. Türkiye’nin en büyük sorununun deprem bölgesinde olmasına rağmen kuralsız kentleşme olduğunu belirten Kalkan, “İstanbul’un imar kuralları için kullanılan devletin elindeki deprem haritası en son 1993’te güncellendi. Elde ettigimiz sonuçlar, İstanbul ve çevresindeki mevcut yapıların değerlendirilmesi ve yeni yapılacak binaların ve diğer mühendislik yapılarının tasarımı için kullanılabilir. İstanbul’daki yapılar için deprem yükünün hesaplanmasında en önemli done. Şimdi biz bu haritayı istenirse Türk Hükümeti’ne verebiliriz. Bunun için bir ücret de gerekmiyor” dedi.
http://www.hurriyet.com.tr/planet/20383317.asp

serkanonar
29-04-2012, 14:01
Doğal afetlerde 'hayatta kalmanın' basit sırları

Hayatta kalmak için bunları yapın
Dünya genelinde 31 çeşit doğal afetin 28'ini meteorolojik afetler oluştururken, hangi afet sırasında ne yapılacağını bilmek hayat kurtarıyor.
Türkiye'de en sık görülen afetlerden çığ sırasında ağzın sıkıca kapatılarak hava kesesi oluşturulması, selde sudan karşıya geçilmemesi, yangında eğilerek ve sürünerek hareket edilmesi, heyelanda sağlam eşyaların altı veya yanında hayat üçgeni oluşturulması, depremde ise sabitlenmemiş dolap, raf, pencere gibi eşyalardan uzak durulması hayati önem taşıyor.

Başbakanlık Afet ve Acil Durum Yönetimi Başkanlığı'ndan alınan bilgiye göre, dünya genelinde 31 çeşit doğal afetin 28'ini meteorolojik afetler oluşturuyor. Doğal afetlerin çeşitleri ve önem sıraları ise ülkeden ülkeye değişiyor.

Türkiye'de meteorolojik afetlerden en sık dolu, sel, taşkın, don, orman yangını, kuraklık, şiddetli yağış, şiddetli rüzgar, yıldırım, çığ, kar ve fırtına görülüyor. Akdeniz Bölgesi'nde kuraklık, sel, orman yangını, heyelan, dolu fırtınası, çığ ve dona rastlanıyor. Afet sırasında ne yapılacağını bilmek ise hayat kurtarıyor.

Sel sırasında alınacak önlemler

Sel sırasında şunların yapılması öneriliyor:
-Pencere ve kapıları korumak için taşınabilir engeller yerleştirebilirsiniz.
-Suyla sürüklenen enkazın yönünü kum torbalarıyla değiştirerek konutunuzdan uzak tutabilirsiniz. Bazı durumlarda bütün kapıları açarak suyun binanın içinden akmasına izin vermek çok daha iyidir, böylece su basıncının yapının taşıyıcı sistemine zarar vermesi önlenebilir.
-Sel bölgesini hemen terk ederek yüksek ve güvenli yerlere gitmeli ancak asla sudan karşıdan karşıya geçmeye çalışmamalısınız, çünkü su aniden derinleşebilir.
-Selden ölümlerin çoğu sel sularına girilmesinden kaynaklanır. Çünkü ayak bileğimize kadar olan sel suyu bizi, dizimize kadar olan sel suları ise otomobillerimizi sürükleyip götürebilir.
-Sel sırasında araçtaysanız, asla suyla kaplı yoldan gitmeye çalışmayın. Ani sellerin meydana getirdiği ölümlerin yarısı araç içindedir. Araçta herhangi arıza oluştuysa hemen terk ederek yüksek yere çıkmalısınız.

“Çığda, bayılacağınızı hissediyorsanız, direnmeyin”

-Çığda ise büyüklüğüne, hızına, patika genişliğine, etraftaki araç veya doğal cisimlere bağlı olarak alandan ayrılmaya karar vermelisiniz. Çığın daha yavaş olduğu ve akış yüksekliği düşük patika kenarlarına doğru gitmeye çalışmalısınız.
-Çığa yakalanırsanız, yerden destek alarak yüzme hareketiyle çığ yüzeyinde kalmaya çalışmalısınız. Ağzınızı sıkıca kapatarak hava kesesi oluşturmaya, bu arada başınızı sağa sola doğru çevirmeye çalışmalısınız.
-Akış sırasında eller ve bacaklar bitişik şekilde oturma pozisyonu almaya çalışmalısınız. Çığ durmadan önce bacaklarınızla yeri sertçe iterek (zemin altta veya zemindeki kar setleşmeye başlamışsa) kalkmaya çalışmalısınız.
-Bayılacağınızı hissediyorsanız, buna direnmeyin. Çünkü baygın insan daha az oksijen tüketir.
-Bazı olaylar sırt çantası taşıyanların, çığ topuğu civarında, yüzeyde kalma şanslarının taşımayanlardan biraz daha fazla olduğunu göstermiştir.
-Çığ sırasında araçtaysanız, motoru durdurup, ışıkları söndürmeli, oksijeni iyi kullanmak için sigara içmemeli ve kibrit yakmamalısınız.
-Aracın kornasını çalarak dışarıya ses duyurmaya çalışabilirsiniz. Araçta çubuk benzeri bir alet varsa yukarı doğru batırıp aramaya gelenlerin yerinizi görmesini sağlayabilirsiniz.
-En son olarak ise karı kazmak gerekir. Ancak kendinizi kar içinde emniyette hissetmiyorsanız araçta kalmalısınız.

“Heyelanda kapalı alandaysanız, hayat üçgeni oluşturun”

-Heyelan sırasında kapalı alandaysanız, binadan çıkmak ve bölgeden uzaklaşmak için yeterli vaktiniz yoksa içeride kalın, sağlam eşyaların altında veya yanında hayat üçgeni oluşturarak, “Çök-Kapan-Tutun” hareketini uygulayın.
-Açık alandaysanız, tehlike anında heyelan veya çamur akıntısının yolundan uzak durup, mümkün olduğu kadar yükseklere doğru uzaklaşın.
-Çamur ve moloz akmasından kaçabilecek zamanınız veya etrafınızda arkasına saklanacağınız sağlam yapı yoksa “Çök-Kapan-Tutun” hareketiyle başınızı ve boynunuzu koruyun.

“Yangında kapı ve pencereleri kapatın”

-Yangında, telaşa kapılmadan çevrede yangın ihbar düğmesi varsa basın, 110 nolu telefondan itfaiyeyi arayın.
-İtfaiye gelinceye kadar mümkünse yangını söndürmek için mevcut imkanlardan yararlanın.
-Yangın kapalı alandaysa yayılmasını önlemek için kapı ve pencereleri kapatın.
-Alevler çoğalmışsa ve binadan çıkış olanaksızsa, yatak altlarına, dolaplara saklanmayın, pencereden dışarıdakilerle iletişim kurmaya çalışın.
-Dumandan boğulmamak için yardım gelene kadar eğilerek ve sürünerek hareket edin, ağzınızı ve burnunuzu ıslak bez ya da mendille kapatarak nefes alın.
-Duman ve yanık kokusu başka odadan geliyorsa kapıları açmayın, kapıya dokunmayın.
-Kıyafetiniz alev almışsa koşmadan durup yere yatarak yuvarlanın.

“Depremde, toprak altındaki hatlardan gelecek tehlikelere dikkat”

-Deprem anında binadaysanız, sabitlenmemiş dolap, raf, pencere gibi eşyalardan uzak durmalısınız. Varsa sağlam sandalyelerle desteklenmiş masa altına veya dolgun ve hacimli koltuk, kanepe, içi dolu sandık gibi eşya yanına çömelerek hayat üçgeni oluşturmalısınız.
-Başınızı ellerinizin arasına alarak veya koruyucu (yastık, kitap vb) malzemeyle koruyarak, sarsıntı geçene kadar bu pozisyonda beklemelisiniz.
-Merdivenlere ya da çıkışlara doğru koşmamalı, balkona çıkmamalı, asansörü kullanmamalısınız.
-Kibrit, çakmak yakmamalı, elektrik düğmelerine dokunmamalısınız.
-Tekerlekli sandalyedeyseniz, tekerlekleri kilitleyerek baş ve boynunuzu korumaya almalısınız.
-Deprem sırasında açık alandaysanız, enerji hatları ve direkler, ağaçlar ve duvar diplerinden uzaklaşmalısınız.
-Açık arazide çömelerek etraftan gelen tehlikelere karşı hazırlıklı olmalısınız.
-Toprak altındaki kanalizasyon, elektrik ve gaz hatlarından gelecek tehlikelere karşı dikkatli olmalı, deniz kıyısından uzaklaşmalısınız.
-Sarsıntı sırasında araçla karayolunda seyir halindeyseniz:
-Bulunduğunuz yer güvenliyse, yolu kapatmadan sağa yanaşıp durmalısınız. Kontak anahtarını yerinde bırakıp, pencereler kapalı halde araçta beklemelisiniz.
-Meskun mahallerde ya da güvenli yerde değilse (enerji hatları yanında, köprü üstünde vb) aracınızı durdurmalı, kontak anahtarını üzerinde bırakarak terk etmelisiniz.
-Sarsıntı sırasında tüneldeyseniz ve çıkışa yakın değilseniz ya da kapalı otoparktaysanız, aracınızı durdurup inmeli, yanına yan yatarak ayaklarınızı karnınıza çekmeli, ellerinizle baş ve boynunuzu korumalısınız.

serkanonar
15-05-2012, 21:20
Koçoğlu: "Çok canlar yanmasın diye uyarıyorum"
Depreme dayanıklı binalarda 'usta' isyanı
Türkiye bir yanda depreme dayanıksız binaları yıkmak için kentsel dönüşüm yasası çıkarırken, bir yandan da inşaat yapımında eğitimli işçi kullanma şartını 5 yıl daha öteledi. Bu çarpık düzenleme Türkiye İnşaat Sanayicileri İşverenleri Sendikası (İNTES) Başkanı Şükrü Koçoğlu'nu isyan ettirdi.


Koçoğlu, "Çok canlar yanmasın, diye uyarıyorum. İnşaata koydukları tuğlayla, döşedikleri demirle bir inşaatın kalbini oluşturan, kalıpçı, betonarme demircisi, betoncu ve iskelecide yeterlilik şartı aramak lüks değildir. Gerekliliktir. Bir betonarme demircisinin yapacağı hatanın bedelini onlarca masum insan canıyla ödeyebilir" dedi.

Koçoğlu, yaptığı yazılı açıklamada İNTES olarak kentsel dönüşüm seferberliğine hakkıyla katkı vermek için sektör olarak hummalı bir çalışma yaptıklarını belirtti.

Ancak Koçoğlu, 2010 yılında çıkan yönetmelikle 1 Ocak 2012 tarihinden itibaren inşaat ve tesisat işlerinde yetki belgeli usta çalıştırılması zorunluluğu getirildiğini anımsattı.

Eğitimli ve belgeli usta, kavramının İNTES için yeni olmadığını vurgulayan Koçoğlu, 2004 yılında Yol-İş Sendikası ile birlikte Türkiye'de ilk kez başlattıkları uygulamayla binlerce inşaat işçisini eğittiklerini söyledi.

6 BİN İŞÇİ SINAVA GİRDİ

Meslek standartları konusunda da öncülük yaptıklarına dikkat çeken Koçoğlu, "İnşaat sektöründe meslek standartlar sistemini kurmakla görevlendirildik ve Mesleki Yeterlilik ve Belgelendirme Merkezi’ni kurduk. Bu merkezde bugüne kadar 6 bini aşkın işçinin mesleki yeterliliğini ölçmeye yönelik sınavı başarıyla gerçekleştirdik. Yüzlerce mühendis, usta,
formenlerle, 20-30 kişilik teknik ekipler kurarak, akademik bilgiyi de yanımıza alarak üniversitelerle beraber çalıştık. 250 kuruluşa görüş sorduk, inşaat komitesiyle aylarca çalıştık. Bu sistemi kurduk" dedi.

Kurdukları mesleki yeterlilik ve meslek standartları sisteminin 5 Ocak 2012 tarihinde Türk Akreditasyon Kurumu tarafından akredite edildiğini anlatan Koçoğlu, bugüne kadar ahşap kalıpçı, betonarme demircisi, endüstriyel boru montajcısı gibi bir inşaatın ömrünü belirleyen ana alanlarda yeterliliklerin onaylandığını söyledi. Önümüzdeki günlerde yeterlilikleri onaylanan meslek sayısının 20’ye çıkacağını vurgulayan Koçoğlu, "Kısacası sektörümüzün geleceğini şekillendirecek olan “standartları belirlenmiş meslekler” ve ”eğitimli, belgeli çalışanları” önemsiyoruz. Bu uygulamaları daha geniş alanlara yayabilmek için de, gecemize gündüzümüze katarak çalışıyoruz. Bunu herhangi bir karşılık beklemeden, ülkemize karşı bir sorumluluğumuz olarak yapıyoruz" dedi.

"ÇOK CANLAR YANMASIN DİYE UYARIYORUM"

Ancak tüm bu heyecan ve emekle altyapısı kurulmaya çalışılan, inşaatta-tesisatta “belgeli işçi çalıştırma” zorunluluğunun geçtiğimiz aylarda bir sabah Resmi Gazete’de yayımlanan tek cümleyle esnetildiğini söyledi. Koçoğlu, "Çevre ve Şehircilik Bakanlığı tarafından getirilen bir düzenlemeyle, müteahhitten veya Sosyal Güvenlik Kurumu’ndan alınacak bir yazı ile 2017 yılına kadar geçici ustalık belgesi alınmasının yolu açıldı. Biz “belgeli usta” çalıştırmanın altyapısal anlamda gerektirdiği yoğun mesai ve zorlukların farkındayız. Ama “depreme dayanıklı konutlarda” güvenle oturabilmek istiyorsak, bu sistem şart. Elbette ki, altyapısı kurulana kadar sıvacı, boyacı, seramikçi gibi konut estetiği alanlarında çalışanlarda, yeterlilik testi ve belge aranması uygulamasında esnekliğe gidilebilir. Ancak, inşaata koydukları tuğlayla, döşedikleri demirle bir inşaatın kalbini oluşturan, kalıpçı, betonarme demircisi, betoncu ve iskelecide yeterlilik koşullarını aramak lüks değil; gerekliliktir. Bir inşaatın sıvası döküldüğünde, can yakmadan telafi etme şansı olabilir, ama bir betonarme demircisinin yapacağı hatanın bedelini onlarca masum insan canıyla ödeyebilir" dedi.
KENTSEL DÖNÜŞÜM KİME EMANET

"Bir müteahhitten alacağı yazıyla, 5 yıllık bir süre için geçici ustalık belgesi almak; belgesiz yetersizlerden, belgeli yetersizler, dönemine geçmek demektir. Türkiye’yi depreme dayanıklı konutlarla donatacak olan “kentsel dönüşüm” çalışmalarını kime emanet etmemiz gerektiğini, tüm Türkiye olarak bir kez daha düşünmemiz gerekiyor" sözleriyle uyarısına devam etti.

İNTES olarak sektörde kalitenin ve can güvenliği standartlarının 5 yıl süreyle ertelenmesini istemediklerini tekrarlayan Koçoğlu, "Biz, insan canına verilen önemin 5 yıl daha ertelenmesinin, telafisi zor kayıplar verebileceği konusunda herkesi uyarmak istiyoruz. İnşaat işçisine sınavsız, eğitimsiz geçici belge uygulamasının gözden geçirilmesini istiyoruz. En azından taşıyıcı sistemi yapan işçilere eğitim ve belge şartı getirilmeli, diye düşünüyoruz." dedi.

serkanonar
10-06-2012, 16:18
Yine hatırlattı kendini,beni unutmayın dedi yine.Merkez üstü Ölüdenizmiş umarım kimsenin canı yanmamıştır,bereket yerin 19 km altındaymış ama uzun sürdü Antalyada bizi böyle salladıysa ordakiler daha şiddetli hissetmiştir.Herkese geçmiş olsun.

balgi
10-06-2012, 16:20
Merkez üssü Ölüdeniz açıkları olan 6.1 büyüklüğünde deprem meydana geldi. Deprem başta Muğla olmak üzere, Akdeniz ve Ege Bölgesi'ndeki bir çok şehirde hissedildi. Plajda ve havuzda bulunan vatandaşlar ise depremin ardından plajları boşalttı.

"30 SANİYE SÜRDÜ"
Deprem haberinin duyulmasının ardından Kandilli Rasathanesi'nin internet sitesi çöktü. Depremi yaşayanlar, sarsıntının çok şiddetli olduğunu ve depremin 30 saniye boyunca hissedildiğini söyledi.

FETHİYE'DE ELEKTRİK VE İNTERNET KESİLDİ
Fethiye'de elektrik ve internet bağlantısının kesildiği öğrenildi.

Yakın tarihlerde bölgede art arda depremler yaşanmıştı.

5 haziranda Marmaris 4.6, 9 haziranda Muğla Köyceğiz 4.2 büyüklüğünde depremlerle sallanmıştı.

serkanonar
12-06-2012, 10:33
Fethiye depreminin üzerinden 2 gün geçti,Antalyanın Kumluca ilçesinde 3 binada hasar var ikisindeki hasar önemsiz bir tanesi ise tedbir amacıyla boşaltılmış.Şimdi düşünmek lazım onca bina içerisinden depremin merkez üstü olmamasına rağmen bu 3 bina niye hasar görmüş.
İlla birilerinin ölmesi lazım değil bunu sorgulamak için,cevabı çok basit merkez üstü olmamasına rağmen niye kumluca niye o binalar.Kolon ve kirişleri bu depremde patladıysa merkez üstü kumluca olsa yada daha şiddetli bir deprem olsa neler olurdu kimbilir.Çıkaracaksın o binaların mütahitini,denetim elamanını,iskan verenini testi kırılmadan insanlar ölmeden önce bilirkişi raporlarıyla ne yapılması gerekiyorsa yapacaksın ,yaptırımlarda bulunacaksın o zaman akıllanmışız derim.
Kumluca 1. derece deprem bölgesi bataklığın üzerinde kurulu,sen gidip böyle bir yerde 10-15 katlı binalar dikilmesine izin verirsen zaten yanlış en baştan yapılmış demektir.Her depremde böyle hasar gören binaları yapan-yaptıran-izin veren vb. ibretialem için ceza alırsa en azından bu binaları yapanların gözü biraz korkar da daha az çalar diye umut ediyorum.Zira deprem öldürmüyor bina öldürüyor

balgi
15-06-2012, 00:23
Tarih Saat Enlem(N) Boylam(E) Derinlik(km) MD ML Mw Yer Çözüm Niteliği
---------- -------- -------- ------- ---------- ------------ -------------- --------------
2012.06.14 23:41:27 36.4678 28.9260 17.7 -.- 3.7 -.- ÖLÜDENİZ AÇIKLARI-MUĞLA (AKDENİZ) İlksel
2012.06.14 23:14:36 36.9193 28.2160 13.5 -.- 1.9 -.- KARACA-MARMARIS (MUGLA) İlksel
2012.06.14 22:46:09 36.8515 34.2022 5.2 -.- 2.3 -.- HACIALANI-ERDEMLI (MERSİN) İlksel
2012.06.14 22:39:27 38.0330 42.5893 5.0 -.- 2.7 -.- YENICIK-HIZAN (BİTLİS) İlksel
2012.06.14 22:30:54 36.8240 27.5825 3.4 -.- 1.7 -.- GÖKOVA KÖRFEZİ (AKDENİZ) İlksel
2012.06.14 22:20:35 36.4197 28.8873 19.0 -.- 2.0 -.- ÖLÜDENİZ AÇIKLARI-MUĞLA (AKDENİZ) İlksel
2012.06.14 22:17:43 38.0575 42.5540 2.5 -.- 4.2 -.- BOLUKLU-HIZAN (BİTLİS) İlksel
2012.06.14 22:04:30 39.1157 29.1905 5.1 -.- 2.0 -.- YESILYAYLA-SIMAV (KÜTAHYA) İlksel
2012.06.14 21:27:05 36.9405 28.1885 10.7 -.- 2.0 -.- KARACA-MARMARIS (MUGLA) İlksel
2012.06.14 21:23:18 36.9427 28.2335 6.0 -.- 3.3 -.- KARACA-MARMARIS (MUGLA) İlksel
2012.06.14 20:44:20 36.9365 28.1870 3.4 -.- 3.1 -.- KARACA-MARMARIS (MUGLA) İlksel
2012.06.14 20:38:12 37.2927 42.5067 5.3 -.- 2.5 -.- BIRLIKKOY-SILOPI (ŞIRNAK) İlksel
2012.06.14 20:22:23 36.8090 27.5815 5.4 -.- 2.4 -.- GÖKOVA KÖRFEZİ (AKDENİZ) İlksel
2012.06.14 20:17:36 37.3243 42.4398 6.7 -.- 3.4 -.- DEDELER-SILOPI (ŞIRNAK) İlksel
2012.06.14 19:58:59 38.6678 38.2517 16.4 -.- 2.3 -.- KARACA-YAZIHAN (MALATYA) İlksel
2012.06.14 19:50:55 36.4028 29.0623 14.0 -.- 2.8 -.- BOGAZICI-FETHIYE (MUGLA) İlksel
2012.06.14 19:46:06 36.3887 29.0547 19.5 -.- 4.8 -.- BOGAZICI-FETHIYE (MUGLA) İlksel
2012.06.14 19:10:48 37.3752 42.6743 14.7 -.- 2.3 -.- DAMLACA-SILOPI (ŞIRNAK) İlksel
2012.06.14 18:59:15 37.3000 42.5368 5.4 -.- 2.4 -.- GORUMLU-SILOPI (ŞIRNAK) İlksel
2012.06.14 18:47:41 37.2827 42.3367 6.5 -.- 2.5 -.- PINARONU-SILOPI (ŞIRNAK) İlksel
2012.06.14 18:35:33 40.8907 30.3288 6.6 -.- 1.9 -.- KAYRANCIK-ADAPAZARI (SAKARYA) İlksel
2012.06.14 18:16:05 37.9817 41.6975 5.0 -.- 2.4 -.- KAYABAGLAR-KURTALAN (SİİRT) İlksel
2012.06.14 18:06:47 37.2328 28.2625 24.4 -.- 2.1 -.- KAFACA-(MUGLA) İlksel
2012.06.14 17:58:12 37.2733 42.4075 6.0 -.- 2.5 -.- YENIKOY-SILOPI (ŞIRNAK) İlksel
2012.06.14 17:53:40 37.1887 28.1943 11.0 -.- 1.7 -.- CIFTLIKKOY-(MUGLA) İlksel
2012.06.14 17:52:01 36.3603 29.0410 19.0 -.- 2.1 -.- BOGAZICI-FETHIYE (MUGLA) İlksel
2012.06.14 17:45:38 36.4283 28.9620 17.3 -.- 3.2 -.- ÖLÜDENİZ AÇIKLARI-MUĞLA (AKDENİZ) İlksel
2012.06.14 16:52:30 40.9065 35.7930 6.1 -.- 2.0 -.- SARIGAZEL-LADIK (SAMSUN) İlksel
2012.06.14 16:28:35 37.3137 42.4857 6.7 -.- 2.5 -.- DEDELER-SILOPI (ŞIRNAK) İlksel
2012.06.14 16:25:27 39.9687 35.3282 2.8 -.- 2.3 -.- KAPAKLI-SORGUN (YOZGAT) İlksel
2012.06.14 15:18:45 41.2162 36.1885 10.6 -.- 2.1 -.- YUKARIAVDAN-ILKADIM (SAMSUN) İlksel
2012.06.14 15:01:53 36.8385 37.4143 9.4 -.- 2.2 -.- KILLIK-SAHINBEY (GAZİANTEP) İlksel
2012.06.14 14:36:33 37.3303 42.3345 7.8 -.- 3.3 -.- PINARONU-SILOPI (ŞIRNAK) İlksel
2012.06.14 13:59:54 36.4047 28.9258 16.2 -.- 2.4 -.- ÖLÜDENİZ AÇIKLARI-MUĞLA (AKDENİZ) İlksel
2012.06.14 13:40:21 41.3662 36.1550 3.4 -.- 2.0 -.- AKSU-ATAKUM (SAMSUN) İlksel
2012.06.14 13:38:44 38.1642 32.5903 5.9 -.- 2.1 -.- CANDIR-SELCUKLU (KONYA) İlksel
2012.06.14 12:38:11 39.6608 29.5063 5.0 -.- 2.2 -.- MUHACIRLER-DOMANIC (KÜTAHYA) İlksel
2012.06.14 12:35:32 37.8780 41.5670 9.1 -.- 2.2 -.- KURUKAVAK-BESIRI (BATMAN) İlksel
2012.06.14 12:31:44 40.4080 37.7048 5.0 -.- 2.7 -.- GOCBEYI-MESUDIYE (ORDU) İlksel
2012.06.14 11:41:23 37.3000 42.5182 3.8 -.- 2.8 -.- GORUMLU-SILOPI (ŞIRNAK) İlksel
2012.06.14 11:39:53 37.2472 42.4612 4.7 -.- 2.7 -.- SILOPI (ŞIRNAK) İlksel
2012.06.14 11:35:37 38.7535 38.9582 6.0 -.- 2.2 -.- HIDIRBABA-(ELAZIĞ) İlksel
2012.06.14 10:52:34 37.2575 42.5023 5.5 -.- 2.6 -.- BIRLIKKOY-SILOPI (ŞIRNAK) İlksel
2012.06.14 10:44:08 37.6058 42.4408 5.0 -.- 2.2 -.- GUNEYCAM-(ŞIRNAK) İlksel
2012.06.14 10:30:06 36.4015 28.9550 13.4 -.- 2.1 -.- ÖLÜDENİZ AÇIKLARI-MUĞLA (AKDENİZ) İlksel
2012.06.14 10:18:51 37.2447 42.3203 5.5 -.- 2.3 -.- DORUKLU-SILOPI (ŞIRNAK) İlksel
2012.06.14 09:49:47 37.2692 42.4205 5.0 -.- 4.1 -.- YENIKOY-SILOPI (ŞIRNAK) İlksel
2012.06.14 09:49:37 37.2437 42.4333 4.2 -.- 3.9 -.- YENIKOY-SILOPI (ŞIRNAK) İlksel
2012.06.14 09:41:22 37.4125 42.3817 4.0 -.- 2.6 -.- TOPTEPE-(ŞIRNAK) İlksel
2012.06.14 09:38:50 37.2922 42.4385 7.8 -.- 3.2 -.- DEDELER-SILOPI (ŞIRNAK) İlksel
2012.06.14 09:25:56 37.3520 42.4695 7.8 -.- 3.6 -.- DEDELER-SILOPI (ŞIRNAK) İlksel
2012.06.14 09:09:45 37.4520 42.3433 9.0 -.- 2.8 -.- IKIZCE-(ŞIRNAK) İlksel
2012.06.14 09:05:53 36.4323 28.8640 15.3 -.- 2.6 -.- AKDENİZ İlksel
2012.06.14 08:52:53 37.2935 42.3248 5.4 -.- 5.5 -.- PINARONU-SILOPI (ŞIRNAK) İlksel
2012.06.14 08:50:04 37.4242 42.3215 7.2 -.- 4.0 -.- IKIZCE-(ŞIRNAK) İlksel
2012.06.14 08:32:27 36.4292 28.9742 20.5 -.- 2.6 -.- ÖLÜDENİZ AÇIKLARI-MUĞLA (AKDENİZ) İlksel
2012.06.14 07:42:58 36.4033 28.9970 13.9 -.- 1.8 -.- ÖLÜDENİZ AÇIKLARI-MUĞLA (AKDENİZ) İlksel
2012.06.14 07:26:28 39.1377 29.1745 5.3 -.- 1.9 -.- INLICE-SIMAV (KÜTAHYA) İlksel
2012.06.14 06:40:58 38.6018 43.1395 15.5 -.- 2.1 -.- CITOREN-(VAN) İlksel
2012.06.14 06:25:47 36.3610 29.0050 16.9 -.- 2.8 -.- ÖLÜDENİZ AÇIKLARI-MUĞLA (AKDENİZ) İlksel
2012.06.14 06:23:28 37.7978 31.4323 5.0 -.- 1.9 -.- GOLYAKA-BEYSEHIR (KONYA) İlksel
2012.06.14 06:20:21 36.9173 28.2095 5.9 -.- 2.5 -.- KARACA-MARMARIS (MUGLA) İlksel
2012.06.14 04:35:14 36.9817 28.0203 7.4 -.- 1.9 -.- GÖKOVA KÖRFEZİ (AKDENİZ) İlksel
2012.06.14 04:33:59 36.9948 28.0170 4.1 -.- 1.6 -.- GÖKOVA KÖRFEZİ (AKDENİZ) İlksel
2012.06.14 04:21:35 39.4553 40.6118 5.6 -.- 1.6 -.- KARACA-CAT (ERZURUM) İlksel
2012.06.14 04:11:25 36.4027 28.9467 7.7 -.- 1.9 -.- ÖLÜDENİZ AÇIKLARI-MUĞLA (AKDENİZ) REVIZE01 (2012.06.14 04:11:25)
2012.06.14 04:04:25 39.9075 39.6140 5.6 -.- 2.7 -.- YARBASI-KELKIT (GUMUSHANE) İlksel
2012.06.14 03:24:45 35.4570 29.8027 12.1 -.- 3.5 -.- AKDENİZ İlksel
2012.06.14 03:23:49 36.9810 28.0022 8.9 -.- 3.4 -.- GÖKOVA KÖRFEZİ (AKDENİZ) İlksel
2012.06.14 02:56:54 35.1942 33.0238 6.6 -.- 2.2 -.- KIBRIS-GÜZELYURT İlksel
2012.06.14 02:50:02 36.4203 28.9013 18.0 -.- 2.7 -.- ÖLÜDENİZ AÇIKLARI-MUĞLA (AKDENİZ) İlksel
2012.06.14 02:24:14 39.0782 29.0813 6.3 -.- 2.3 -.- KALKAN-SIMAV (KÜTAHYA) İlksel
2012.06.14 01:55:16 40.8120 27.7485 5.4 -.- 2.2 -.- MARMARA DENİZİ İlksel
2012.06.14 01:52:27 36.9928 27.5505 7.9 -.- 2.2 -.- GÖKOVA KÖRFEZİ (AKDENİZ) İlksel
2012.06.14 00:41:31 37.1962 36.2262 3.8 -.- 2.4 -.- KAZMACA-(OSMANİYE) İlksel

serkanonar
23-06-2012, 11:47
Karadeniz'i tedirgin eden deprem açıklaması
23 Haziran 2012Karadeniz Teknik Üniversitesi (KTÜ) Jeoloji Mühendisliği Bölümü Öğretim Üyesi Prof. Dr. Osman Bektaş, “Kandilli Rasathanesi'nin yıllık deprem kayıtları, Karadeniz'in 10 kilometre kadar açığından kıyıya paralel olarak uzanan ters bir fayın varlığını kanıtlamıştır” dedi.
Bektaş, Maden Tetkik Arama (MTA) Genel Müdürlüğü tarafından güncellenen Türkiye Diri Fay Haritası'nın Enerji ve Tabii kaynaklar Bakanı Taner Yıldız tarafından kamuoyuna açıklandığını anımsattı.

Haritanın Karadeniz Bölgesi için risk olduğunu savunan Bektaş, “Çünkü bu harita, Karadeniz'de deprem üretme kabiliyeti olan ve bölge için risk oluşturacak fayları içermiyor” diye konuştu.

Kandilli Rasathanesi'nin yıllık deprem kayıtlarının, Karadeniz'in 10 kilometre kadar açığından kıyıya paralel olarak uzanan ters bir fayın varlığını kanıtladığını ifade eden Bektaş, “Öte yandan Doğu Karadeniz'de TPAO ve BP tarafından sürdürülen petrol arama çalışmaları sonucunda Karadeniz Fay Sistemi ayrıntılı bir şekilde ortaya konulmuştur. Kandilli kayıtları ve uydu verileri, TPAO ve BP tarafından saptanan denizdeki Karadeniz fay sistemine ait Trabzon ve Rize aktif faylarının olasılıkla karada da devam ettiğini göstermektedir” diye konuştu.

Deprem Dairesi Başkanlığı'nın haritalarına göre son 100 yıl içerisinde Karadeniz fayı üzerinde büyüklüğü 5 ve 5'den büyük 4 deprem olduğunu belirten Bektaş, “Bunların en büyüğü 6.6 büyüklüğündeki 1968 yılında yaşanan Amasra-Bartın depremidir. Amasra-Bartın'da, karadan yaklaşık 10 kilometre açıkta, ters fay özelliğindeki Karadeniz fayı üzerinde oluşan deprem 29 kişinin ölümüne, 2 bin 100 binanın yıkılmasına, küçük çapta tsunami oluşumuna ve sahil kesiminin yükselmesine neden olmuştur” dedi.

“Yapılar 3 kat daha fazla güvenli yapılmalı”

Bektaş, Karadeniz Bölgesi'ni kuzeyden ve güneyden kuşatan sırasıyla Karadeniz Fayı ve Kuzey Anadolu Faylarını birlikte dikkate alan uluslararası deprem tehlike haritalarına göre önümüzdeki 50 yıl içerisinde Karadeniz Bölgesi'nde oluşabilecek en büyük depremin yüzde 90 olasılıkla 1968 Bartın depremi gibi 6.6 büyüklüğünde olduğunu kaydederek, “Bu depremden daha büyük bir deprem olma olasılığı yüzde 10'dur. Öte yandan, tüm sahildeki dolgu alanları deprem için ek bir tehlike oluşturmaktadır. Tüm Karadeniz Bölgesi 6.6 büyüklüğünde depreme hazır olmalıdır” diye konuştu.

Son günlerde gündeme gelen sağlıklı kent dönüşümü için bölgenin gerçekçi deprem riskinin saptanmasının hayati önem taşıdığını dile getiren Bektaş, “Örneğin yeni fay haritasında, birinci derece deprem bölgesinde yer alan, 1968 depremiyle ağır hasar gören Amasra-Bartın bölgesinde depremi oluşturan fay yoktur. Çünkü fay karada değil, denizdedir. Öte yandan denizdeki faylar da dikkate alındığında uluslararası deprem tehlike haritalarına göre Karadeniz Bölgesi'ndeki binalar, yollar, tünel ve barajlar depreme karşı bugünkünden 3 kat daha fazla güvenli yapılmalıdır” dedi.

serkanonar
16-08-2012, 16:10
Üzerinden 13 yıl geçti,herşeyi unuttuğumuz gibi tarihin eski yapraklarından yalnızca eski bir yaprak olarak olarak pek çok kişi için kalacak olsa da 17 AĞUSTOS 1999 tarihi benim gibiler için asla unutulmayacak 7 harf ve 6 rakamdan oluşan bir milat.
Resmi rakamlara göre 20 bin küsür bana göre çoook daha fazla olan hayatını kaybetmiş vatandaşlarımız için bir fatihayı çok görmeyin bu gece yatmadan.

balgi
17-08-2012, 00:41
17 Ağustos depreminde hayatlarını kaybedenlere Allah Rahmet Eylesin.......


http://www.youtube.com/watch?v=Q3Uy80L3pz4&playnext=1&list=PLEC3F128F30EEF4CA&feature=results_main

serkanonar
10-09-2012, 11:03
Yunus'un gözü arkada kaldı
23 Ekim ve 9 Kasım 2011’deki Van-Erciş depremlerinin sembolü 13 yaşındaki Yunus’un ailesi çeşitli vaatlerle götürüldükleri Ankara’da perişan oldu. Verilen sözlerin hiçbiri yerine getirilmedi. 9 kişilik aile, 8 ay kaldıkları Ankara’da kirayı bile ödeyemez duruma gelince zar zor yol parası denkleştirip Erciş’e döndü.
23 Ekim 2011'deki 7.2'lik, 9 Kasım 2011'deki 5.6'lık iki deprem Van ve Erciş'i yıkmıştı. Bu iki depremde 650 kişi yaşamını yitirmişti. 23 Ekim'deki depreme gittiği internet kafede yakalanan 13 yaşındaki Yusuf Geray'ın, enkaz altında üzerinde bir cesedin eli olduğu halde kurtarılmayı beklerken çekilen fotoğrafı bu felaketin sembolü haline gelmişti. Hastanede ölen Yunus'un enkazdaki son sözü ''Eve çok geciktim babam kızacak'' olmuştu.

Posta Gazetesi'nden Nedim Şener'in haberine göre, Yunus'un ailesi depremden kısa süre sonra bir işadamının girişimiyle Ankara'ya götürüldü. Aileye Ankara'ya epey uzak bir bölge olan Pursaklar'da ev tutuldu. Aile bu eve yerleşti. 2 çocuk okula yazıldı. Aileye verilen sözler arasında ''Size ev alacağız, çocukların okul masrafını karşılayacağız, hepinize iş bulacağız'' vardı. Bu vaatlerin hiçbiri yerine getirilmedi. İşadamı evin kirasını sadece 2 ay ödedi, sonra kayboldu.

AİLE KİRAYI ÖDEYEMEDİ

9 kişilik aile Ankara'da geçim sıkıntısı çekmeye başladı. Yunus'un ağabeylerinden Ender Geray asgari ücretle çöpçülük yapmaya başladı. Diğer ağabey de inşaatta çalışıyordu. Bir süre sonra inşaatta düşüp sakatlanınca çalışamaz oldu. Aile, 300 TL'lik kirayı bile ödeyemez hale geldi. Depremden sonra yanlarına gelip vaatte bulunan hiç kimse ortada yoktu. Sonunda çocukların okulu tatile girdi, aile yol parasını denkleştirip Erciş'e döndü.

Ender Geray şu an ailenin tek çalışanı. Ankara'da inşaatta amelelik yapıyor. Ender Geray, ''Ankara Valiliği bize bir kaç parça elbise aldı. Cumhurbaşkanı'na çıkardılar ama hepsi o kadar. 'Size sahip çıkacağız' diyenler nerede? Bizi dilenci yerine koydular. Şu an 9 kişilik aileme ben bakıyorum. Herkes Yunus'un fotoğrafı üzerinden reklam yapıyor, hepsi o kadar'' dedi.

brokerüstad
15-09-2012, 11:10
Deprem gerçeğini asla unutmayalım tedbirleri elden bırakmayalım

brokerüstad
15-09-2012, 11:11
Deprem gerçeğini asla unutmayalım tedbirleri elden bırakmayalım

Olduktan sonra değil, olmadan önlem alalım

brokerüstad
23-09-2012, 14:14
http://www.sondakika.com/haber/haber-van-golu-nde-deprem-3959748/

serkanonar
02-10-2012, 15:07
İşte ilçe ilçe Türkiye'nin deprem haritası

Bir harita düşünün, il il, ilçe ilçe Türkiye’nin 4 bin yıllık deprem bilgileri işlenmiş olsun. O yerleşim yerinde olması olası en yüksek deprem büyüklüğü, bu depremin ‘yıkım gücü’, hangi yıl aralığında gerçekleşeceği ile o ilde daha önce yaşanmış depremleri ve hangi kırık üzerinde yer aldığını gösterir olsun.İşte Türkiye’nin bu ayrıntıda en kapsamlı deprem haritasını, bir başka deyişle Türkiye’nin deprem belgeselini, bir haritaya işlemeyi başardı Jeofizik Yüksek Mühendisi, İTÜ, Yeditepe, Maltepe Üniversiteleri Öğretim Üyesi Prof. Dr. Övgün Ahmet Ercan. Sanki bir kanaviçe işler gibi işledi 4 bin yıllık deprem geçmişini bu haritaya. Hem geçmişi hem geleceği yerleştirdi. 7 yıllık bir takım çalışmasıyla hazırladığı haritaya “İl İl İlçe İlçe Deprem Belgeseli” adını verdi.

İŞTE TÜRKİYE’NİN İLÇE İLÇE DEPREM HARİTASI
http://fotoanaliz.hurriyet.com.tr/galeridetay.aspx?cid=60980&rid=4369&p=1

brokerüstad
05-10-2012, 21:18
Kırşehir'de 4,5 büyüklüğünde deprem meydana geldi.

http://www.sondakika.com/haber/haber-kirsehir-de-buyuk-deprem-3991905/

brokerüstad
20-10-2012, 21:39
Deprem olduktan sonra değil olmadan önce önlemlerimizi alalım
ve deprem gerçeğini unutmayalım

brokerüstad
21-10-2012, 10:17
Beşir Atalay, deprem önlemlerini açıkladı
Başbakan Yardımcısı Beşir Atalay, Türkiye'nin deprem riski yüksek ve diğer afetlere de açık bir ülke olduğunu belirterek, "Türkiye'yi 15 bölgeye ayırdık. Her bölgede, afet riski büyüklüğü göz önüne alınarak gerekli projektörler yapılarak yeterli bütün lojistik, depolarda hazır olacak" dedi. Atalay, Suriye'den gelen mültecilere ilişkin son rakamları da paylaştı.
http://www.cnnturk.com/2012/turkiye/10/20/besir.atalay.deprem.onlemlerini.acikladi/681428.0/index.html

brokerüstad
22-10-2012, 21:46
İtalya'da bir mahkeme, 3 yıl önce meydana gelen bir deprem öncesinde halkı uyarmakta yetersiz kalan yedi bilimadamını hapis cezasına çarptırdı.
http://www.haber7.com/dunya/haber/943333-depremi-bilemeyen-uzmanlara-hapis-cezasi

brokerüstad
28-10-2012, 10:24
Kanada'nın batısındaki British Colombia vilayeti açıklarında 7.7 büyüklüğünde deprem meydana geldi. Pasifik Tsunami Uyarı Merkezi'nden herhangi bir alarm verilmedi.
http://www.haber7.com/amerika/haber/944897-kanadada-77-buyuklugunde-deprem

brokerüstad
28-10-2012, 13:32
Van'da 3,2 büyüklüğünde hafif şiddette deprem meydana geldi.
http://www.haber7.com/guncel/haber/944926-vanda-vatandasi-panikleten-deprem

brokerüstad
30-10-2012, 21:41
İzmir'de deprem
Menderes ilçesinde, Richter ölçeğine göre, 3.6 büyüklüğünde deprem oldu
http://www.haberturk.com/gundem/haber/789729-izmirde-deprem

brokerüstad
25-11-2012, 12:53
Marmaris beşik gibi sallanıyor
Saat 10.51' de Merkezüssü Muğla Bozburun olan 4.0 büyüklüğünde deprem meydana geldi...
http://gundem.milliyet.com.tr/marmaris-besik-gibi-sallaniyor/gundem/gundemdetay/24.11.2012/1632444/default.htm

serkanonar
26-11-2012, 12:01
Deprem Profesörü Ercan: Büyük depremin sancıları
İstanbul’da yaşayan Jeofizik Mühendisi Prof.Dr. Ahmet Ercan, kendisine ait internet sitesinde, ’Marmaris’teki deprem fırtınasını’ değerlendirdi. Prof.Dr. Ercan, "Bunlar büyük deprem öncesi Ege’de olan çıtırtılardır. Bu bölgede bu büyüklükteki depremler olağan olup, daha büyüğünün çarçabuk arkasından gelmesi ile de beklenmez. Ancak sancılar gelecek büyük depremin doğum sancılarıdır" dedi.
Muğla’nın Marmaris İlçesi Bozburun açıklarında dün akşam saatlerinde başlayıp bugün de devam eden depremlerle ilgili Jeofizik Mühendisi Prof.Dr. Ahmet Ercan, kendisine ait internet sitesinde bir değerlendirme yazısı paylaştı. Depremin odak noktasının Yunanistan’ın Simi Adası’nın karşısında, Hisarönü Koyu ile Bozburun Koyu’nun birleştiği çatlak olduğunu belirten Prof.Dr. Ercan, "Bu bölgedeki çıtırdamalar, bu büyüklüklerde 2005 yılından beri süre gitmektedir. Ancak, böyle bir fırtına ile ilk kez karşılaşıyoruz. Bunlar büyük deprem öncesi Ege’de olan çıtırtılardır. Bozburun, Türkiye’nin güney batısında Ege ile Akdeniz sınırında, Güney Ege Dalma Batma Kuşağı’nın hemen kuzey sınırında yer alır. Bu bölgede bu büyüklükteki depremler olağan olup, daha büyüğünün çarçabuk arkasından gelmesi de beklenmez. Ancak sancılar gelecekteki büyük depremin doğum sancılarıdır" dedi.

'OTELLERE DAYANIKLILIK BELGESİ ASILMALI'

Bölgedeki turizm faaliyetlerinin güvence altına alınabilmesi için turistik konaklama tesislerine, ’Yapı Güvenlik Belgesi’ alması koşulu getirilmesi gerektiğini savunan Prof.Dr. Ahmet Ercan, şöyle devam etti:

"Güney-Batı Anadolu’nun Türkiye turizmine yıllık katkısı 5 ile 6 milyar dolardır. Türkiye’nin turizminin baltalanmaması için, yalnız Bodrum-Marmaris-Fethiye değil tüm Marmara, Ege ile Akdeniz kuşağında yer alan turistik konaklama tesislerinin, sırası ile 7.5, 7.3, ile 7.0’lik depremlere dayanıklı olduğunu belirten bilimsel ‘yer-yapı-deprem güvenlik belgelerinin’ incelemeler sonucu elde edilerek dinlence köylerine, otellere, motellere, pansiyonlara asılması, tanıtım belgelerine geçirilmesi sağlanmalıdır. Bu doğrultuda TÜRSAB ile Kültür ve Turizm Bakanlığı gerekli yaptırımları, denetimleri ivedilikle oluşturmalıdır."

serkanonar
18-01-2013, 16:47
Çanakkale için korkutan deprem uyarısı
Çanakkale Onsekiz Mart Üniversitesi Mühendislik Fakültesi Jeoloji Mühendisliği Bölümü öğretim üyesi Prof. Dr. Doğan Perinçek, 10 gün içinde üzerinde 300 deprem olan Ege Denizi'ndeki fay hattının Çanakkale Boğazı'na doğru ilerlediğini söyledi.

Ege Denizi Çanakkale Bozcaada açıklarında meydana gelen 6,2 büyüklüğündeki depremin ardından aynı fay hattı üzerinde geçen süre içinde 300 civarında deprem meydana geldi. Çanakkale Onsekiz Mart Üniversitesi Mühendislik Fakültesi Jeoloji Mühendisliği Bölümü öğretim üyesi Prof. Dr. Doğan Perinçek, fayın, Yunan adalarından yeni ortaya çıkan ve Türkiye'ye doğru hareket eden bir fay olduğunu söyledi. Perinçek, "Ege Denizi'ndeki fayların dağılımı ve konumu Kuzey Anadolu fayından farklı. Erzincan'dan başlayıp Sivas'ı geçip oradan İzmit'te doğru Marmara Denizi'ne giren fay zonu Saros Körfezi'nden Ege Denizi'ne doğru uzanıyor. Bunun dışında bizim Ege Denizi'nde karada Doğu-Batı yönünde bir takım faylar var. Bunlar Kuzey-Güney'e açılıyorlar. Ama Kuzey Anadolu'da yanal hareketler söz konusu. Kuzey Anadolu fayının Ege Denizi'ne devamında da yanal hareket söz konusu. Ege Denizi'nin ortalarına kadar uzanıyor. Fakat Ege Denizi'nin içinde birçok Kuzey-Güney, Doğu-Batı faylarımız var. Bu fayların bir tanesinin üzerinde 300 civarında deprem oldu. Hemen Yunan adasının güneyindeki bir fay. Orada da Kuzey Anadolu fayı gibi, yanaltım söz konusu. Yunanlı jeologlar o fayı haritalamışlar. Bizim arkadaşlarla yaptığımız tartışmada yeni gelişmekte olan bir fay olarak düşünüyoruz. Daha önce mevcut değil fakat Yunan adasından Türkiye'ye doğru gelişmekte olan bir fay olarak düşünüyoruz" diye konuştu.

Bu fayın devam etmesi halinde Çanakkale Boğazı'nın içine kadar girebileceğini söyleyen Perinçek, 'Ama Çanakkale Boğazı'nda da şu anda aktif olmayan bir takım faylarımız var. Saros'taki faya paralel. Bunlar şu anda aktif değil. Eğer bu bir zaman, 500-1000 yılı kastediyorum. Eğer Bozcaada'nın batısındaki fay bu tarafa doğru ilerlerse buradakileri de aktif hale getirebilir. Yunan adasında mevcut olan fayımızın Türkiye'ye doğru parçalandığını, tekrar ortaya çıktığını görüyoruz. Fayın boyu Türkiye'ye doğru uzuyor. Bozcaada'nın hemen batında yeni bir fay ama Yunan adasındaki fayın devamı olarak fayın boyu uzuyor. Etkinliği artıyor. Sıfırdan bir fay değil. Batı'daki bir fayın Doğu'ya doğru kırılarak yeni bir faya dönüşmesi şeklinde yorumlamak gerekiyor' dedi.

Ege Denizi'ndeki fayların boyutlarının daha kısa olduğunu hatırlatan Perinçek, 'Kuzey Anadolu Fayı gibi sürekli değil. Mesela Erzincan'dan Saros Körfezi'ne kadar uzanan bir fay var. Bu çok daha tehlikeli bir fay. Sürekli bir fay. Bunun üzerine sürekli hareket oluyor. Ege Deniz'indeki faylar özellikle, Ege Denizi'nin güney kesiminde ve orta kesimindeki fayları daha küçük faylar. Ve deprem açısında daha az tehlikeli faylar olarak yorumluyoruz. Böyle bir boşalma Kuzey Anadolu fayı üzerinde olsaydı, 6.2 değil de 7.9 şeklinde olabilirdi. Anadolu fayı üzerinde daha büyük depremler bekliyoruz. Ege bölgesindeki faylar Kuzey Anadolu fayına göre daha düşük dereceleri faylarımız oluyor ' dedi.

Halil64
22-01-2013, 11:08
A. Mete Işıkara deprem dedemizi de uğurladık, ruhları şad olsun.

serkanonar
26-01-2013, 09:46
A. Mete Işıkara deprem dedemizi de uğurladık, ruhları şad olsun.
Yüce Allahım gani gani rahmet eylesin,bilinçlenmemiz konusunda hiç durmadan çalıştı,Allah kendisinden razı olsun.

brokerüstad
29-01-2013, 21:30
L.A. Times: ABD deprem uyarı sistemleri Türkiye'nin gerisinde
ABD'de deprem uzmanları, Japonya'da olduğu gibi depremler için erken uyarı sisteminin kurulması için kollarını sıvadı
LOS ANGELES(ANKA) - Los Angeles Times gazetesi, bu çabaları yansıttığı haberinde, erken uyarı sistemi konusunda ABD'nin Türkiye'nin gerisinde olduğunu yazdı.
Çok şiddetli depremlerin sahne olan Kaliforniya eyaletinin büyük gazetesi Los Angeles Times, Pazartesi günü bir grup önde gelen deprem uzmanının, eyalete yönelik Japonya'dakine benzer 80 milyon dolarlık bir erken uyarı planını açıkladığını belirtti.
Gazete, söz konusu erken uyarı sisteminin kapsamında yere yerleştirilen sensörleri kullanılacağını, herhangi bir hareket durumunda saniyeler içerisinde 50 milyon insana uyarı mesajlarının gönderileceğini anlattı.
Japonya'da 2011 yılında meydana gelen yıkıcı depremden 30 saniye öncesi deprem merkezinden 200 mil uzaklığındaki Tokyo'da birçok kişinin depremin gelmekte olduğunu öğrendiğine dikkat çeken gazete, bunun sayesinde trenlerin ya yavaşlayabildiğini ya da durabildiğini, tek bir vagonun bile raydan çıkmadığını anımsattı.
Haberde söz konusu sistemin gerçekleşmesi halinde ABD'de bu türden ilkinin olacağına dikkat çekildikten sonra şöyle denildi:
"ABD, erken uyarı sistemleri konusunda Japonya'nın yanısıra Meksika, Tayvan ve Türkiye'nin gerisinde, Romanya'nın bile gerisinde. Geçen yıl Meksika'nın başkenteki halk, Acapulco yakınlarında gerçekleşen 7.4 şiddetteki depremin oraya ulaşmasından çok kısa bir süre önce uyarılmıştı."(ANKA)
(CN/OE)

http://www.haberx.com/la_times_abd_deprem_uyari_sistemleri_turkiyenin_ge risinde(17,n,11209317,179).aspx

serkanonar
01-02-2013, 09:38
İstanbul’da korkunç tablo
Kentsel dönüşüm kapsamında yapılan riskli bina tespitlerine göre 16 şehirde 663 bina ve dükkânın riskli olduğu belirlenirken, İstanbul’da yapılan başvuruların yüksek olmasıyla 4 bin 595 binaya ‘risk’ raporu verildi. İstanbul’da Kadıköy en çok tespitin yapıldığı ilçe oldu.
KENTSEL dönüşüm kapsamında Ankara ve İstanbul’un da aralarında olduğu 17 şehirde, ‘riskli bina’ tespitleri tamamlandı. Buna göre Ankara, Diyarbakır, Bursa, Eskişehir ve Rize gibi 17 şehirde 663 bina ve dükkanın riskli olduğu belirlenirken, İstanbul’da 4 bin 595 binaya “risk” raporu verildi. Çevre ve Şehircilik Bakanlığı, 5 Ekim’de başlayan kentsel dönüşüm yıkımları kapsamında yeni “riskli” bina ve dükkan tespitlerini yaptı. Bakanlığa yapılan başvurular sonucunda
17 alan Bakanlar Kurulu kararıyla riskli alan ilan edildi. Bu alanların toplamı 2 bin 427 hektara ulaşırken, 62 bin 786 yapının bulunduğu
bu alanlar 380 bin 238 kişilik
bir nüfusu içeriyor.

İLK DÖRT İL BELİRLENDİ

Tespitlere göre İstanbul’da en çok risk başvurusu yapılan ilçeler Kadıköy, Ümraniye, Bahçelievler, Şişli ve Maltepe oldu. En çok riskli bina başvurusu yapılan ilk dört şehir İstanbul, Ankara, Diyarbakır ve Yalova oldu. İstanbul’un 30 ilçesinde yapılan tespitlere göre Kadıköy 109 bina, bin 748 konut ve 147 dükkanla en riskli ilçe oldu. Kadıköy’ü 312 konut, 26 bina, 73 dükkanla Ümraniye; 191 konut, 16 bina, 15 dükkanla Üsküdar; 179 konut, 22 bina, 13 dükkanla Bakırköy; 123 konut, 16 konut, 25 dükkanla Şişli izledi. İstanbul’daki riskli konut sayısı 3 bin 502, bina sayısı 277, dükkan sayısı da 450 oldu. 17 ilde 327 bina, 4 bin 77 konut ve 518 dükkan riskli bulundu.

Aktörler destek versin

RİSKLİ binaların acilen boşaltılacağını belirten bakanlık yetkilileri, “Tüm aktörlerin bu işe destek vermesi gerekiyor. Kentsel dönüşümü halk desteği olmadan sonuçlandıramayız. Başvurular geldikçe yıkım işlemleri de hız kazanacak” bilgisini verdi.

Emülitle yıkılacaklar

İSTANBUL dışındaki 16 şehir içinde Ankara’da 334, Diyarbakır’da 106, Yalova’da 84, Rize’de 31, Trabzon’da 26, Kırşehir’de 18 riskli bina, konut ve dükkan tespit edildi. Bakanlık, riskli alan ilan edilen bu alanları önümüzdeki günlerde acilen boşaltılacak. Riskli binalar, kısa süre içinde dinamit ve emülit gibi patlayıcıların yanı sıra iş makineleri yardımıyla yıkılacak.

serkanonar
05-03-2013, 09:56
Boğaziçi’nden depremde kaybı önleyecek buluş
Depremde göçük altında mahsur kalanları en kısa zamanda nasıl kurtarabiliriz?” sorusuna yanıt bulmak amacıyla yola çıkan Boğaziçi Üniversitesi öğretim üyesi Ahmet Öncü ve araştırma ekibi, duvarlardan geçebilen mikrodalga radarla yaşam sinyallerini tespit eden cihaz yaptı.
Bu cihaz prototipiyle afetlerde hayat kurtarma hedefine doğru ciddi adım atıldı. Mühendislik Fakültesi Elektrik ve Elektronik Mühendisliği’nden Yrd. Doç. Ahmet Öncü, “Saniyede milyonlarca radyo dalgasının gönderilerek göğüs kafesinin iniş-kalkışının ve kalp ritminin algılanmasıyla, belirli uzaklıkta kapalı alanda katı mesafelerin objelerin arkasında yaşam olduğunu tespit edebilen cihaz, çalışma prensibiyle de arama-kurtarma çalışmaları haricinde birçok alanda kullanılabilir” diyor.

ARAMA-KURTARMA VERİMİNİ ARTIRMAK
Benzerleri yurtdışında İsrail, Çin, Japonya, Amerika, Almanya gibi ülkelerde astronomik fiyatlarda satılmakta olan kablosuz yaşam sinyallerini algılayan cihazların, bedellerine rağmen yeterince verim sağlayamayacak seviyede olduklarını belirten Öncü, buluşu ile ilgili şunları söylüyor: “Tamamen üniversite bünyesinde gerçekleştirilen bu projeyle afetlerdeki kayıpları asgari seviyeye getirmek istiyoruz. Kalp ritminin ve göğüs kafesinin solunumda gerçekleştirdiği hareketleri, özel bir frekansta yayılan radyo dalgalarının yansımasıyla algılayan cihaz, canlıları tespit etmekte pratik bir yöntem sunuyor. Mevcut arama-kurtarma çalışmalarında en verimli sonuç köpekler sayesinde alınabilirken; etrafta uçuşan tozların burunlarını kurutması sebebiyle köpek destekli çalışmalardan en fazla bir-iki saatlik verim alınabiliyor. Başlangıç aşamasında olan cihazımız ise, şu anki haliyle sürekli çalışarak 30 santimetre kalınlığındaki duvarın arkasındaki yaşam sinyallerini algılayabiliyor. Zamanla algılama mesafesinin her türlü enkaz derinliği için ayarlanabilecek seviyeye gelmesi amacıyla hummalı bir çalışma içindeyiz.”

KULLANIM ALANI GENİŞLETİLEBİLİR
Yrd .Doç. Dr. Öncü, teknik çalışmalarının yanında KOSGEB desteğiyle kurdukları ve kadrosu Boğaziçi Üniversitesi mezunu genç mühendislerden oluşan MİLTEK şirketinde, üzerinde çalıştıkları “Kablosuz Yaşam Sinyallerini Monitör Eden Cihaz” projesinin üretim doğrultusunda Ar-Ge çalışmalarını da yönetiyor. Teknik sistemin oturmasının ardından cihazın kullanımının sayısız alanda genişletilebileceğine vurgu yapan Öncü, özellikle de elektrot takılamayan ileri derecede yanık hastalarının biyolojik işaretlerini kablosuz olarak gözlemlenebileceğine açıklıyor. 1979’da İstanbul’da doğan Yrd. Doç. Dr. Ahmet Öncü, lisans derecesini ODTÜ’de Elektrik ve Elektronik Mühendisliği ve Fizik alanında çift anadal programında tamamladı. Yüksek lisans derecesini Almanya Münih Teknik Üniversitesi’nde Mikrodalga Mühendisliği alanında aldı. Tokyo Üniversitesi’nden 2008’de doktorasını vererek mezun oldu. 2010 yılına kadar Japonya Hiroshima Üniversitesi’nde araştırma görevlisi olarak çalışan Öncü, 2010 Nisan ayından beri Boğaziçi Üniversitesi’nde çalışmalarını sürdürüyor.

serkanonar
07-03-2013, 09:21
Marmara Denizi'nde 7 veya 7.5 büyüklüğünde deprem olasılığı büyük
Bursa’da konuşan Japonya Uluslararası İşbirliği Ajansı (JICA) Afet Yönetim Uzmanı Fumio Kaneko, önümüzdeki birkaç yıl içerisinde Marmara Denizi’nde 7-7,5 büyüklüğünde deprem beklediklerini söyledi.
2006’dan beri Kandilli Rasathanesi’nde Marmara Depremi’ni araştırdığını belirten Kaneko, Milli Eğitim Bakanlığı ile JICA işbirliğiyle okullarda düzenlenen tatbikatların ise yeterli olmadığını belirtti.

Milli Eğitim Bakanlığı ile JICA arasında 2010’da başlayan ’Okul Tabanlı Afet Eğitimi Projesi’ kapsamında Bursa, Balıkesir, Bolu, Sakarya, Çanakkale, Düzce, İstanbul, Tekirdağ ve Yalovada 80 pilot okulu kapsayan proje dahilinde Bursa’nın Yıldırım ilçesi Karapınar Ortaokulu’nda tatbikat düzenlendi. Tatbikatta, senaryo gereği 30 saniye süren 6,7 şiddetindeki deprem sonrasında kurtarma çalışmaları canlandırıldı. Tatbikatı izleyen ve sık sık not alan Japonya JICA Afet Yönetim Uzmanı Fumio Kaneko, yapılan bu tatbikatların yeterli olmadığını dile getirdi. Tatbikatlara çok sayıda kurumun destek vermesini olumlu bulduğunu ifade eden Kaneko, "Ancak yeterli değil, afet yönetiminde ’yeterli’ diye bir şey yok. Sürekli bu çalışmaların devam etmesi önemli. Sadece Türkiye için değil Japonya için de önemli. Üç yıldır biz bu projeyi yürütüyoruz" dedi.

Türkiye’de aynı şiddetteki depremin daha etkili olacağını vurgulayan Kanoke, Japon binalarının Türkiye’deki binalara göre iki-üç kat daha güvenli olduğunu söyledi.

TSUNAMİ BEKLENİYOR

Önümüzdeki birkaç yıl içerisinde İstanbul yakınlarında Marmara Denizi’nde bir deprem olma ihtimalinin yüksek olduğunu ifade eden JICA Afet Yönetim Uzmanı Fumio Kaneko, depremin 7-7,5 büyüklüğünden fazla olmayacağını belirtti. Olası depremde can kaybının şehre göre değişebileceğinin altını çizen Kaneko, "İstanbul yakınlarında birçok bilim adamı yakın zamanda deprem olmasını bekliyor. Muhtemel depremin büyüklüğü 7 ile 7,5 büyüklüğünde olacaktır. Tabi deprem denizde meydana geleceği için tsunami etkisi oluşturacaktır. İstanbul daha çok etkilenecektir, ama Bursa’da tsunamiden etkilenecektir. Japonya’da iki sene önceki tsunamide dalgalar 10 metre boyutunu aşmıştı. İstanbul ve Bursa’daki deprem sonrası meydana gelecek tsunamide dalgalar çok yüksek olmaz. Deprem, Marmara Denizi’nde olacağı için dalgalar Bursa’ya çok şiddetli gelmez, İstanbul daha çok etkilenecektir" diye konuştu.

brokerüstad
10-03-2013, 10:42
deprem gerçeğini asla unutmayalım
her an hazırlıklı olalım

serkanonar
25-03-2013, 14:22
İzmir için korkutan uyarı!

İzmir'in deprem gerçeği ve şehir dönüşümü sürecine ilişkin geliştirilebilecek politikalar, Yaşar Üniversitesi (YÜ)'nde tartışıldı. Deprem senaryolarının da ele alındığı çalıştayda, 6,5 büyüklüğündeki bir depremde İzmir nüfusunun neredeyse üçte birinin evsiz kalabileceği belirtildi.
YÜ Mimarlık Fakültesi tarafından düzenlenen Mimarlık, Depremler ve Kentsel Dönüşüm Sempozyum ve Çalıştayı'nda, akademisyenler ve uzmanlar biraraya geldi. Depreme dayanıksız binaların yenilenmesi amacıyla başlatılan dönüşüm projelerinin, İzmir'de hangi kriterlere göre yapılması gerektiği tartışıldı. İl Afet ve Acil Durum Müdürü Faruk Üner, 1999 yılında sonuçlandırılan "İzmir Radius" projesini hatırlattı. Deprem risklerinin belirlendiği projeden örnekler veren Üner, 6,5 büyüklüğündeki bir depremde 19 bin 538 kişinin hayatını kaybedebileceğini, yaklaşık 1,5 milyon kişininse açıkta kalabileceğini söyledi. Afet durumlarında büyük önem taşıyan kesintisiz haberleşme sisteminde İzmir'in birçok ilden daha şanslı olduğunu belirten İl Müdürü Üner, "Haberleşmede aksaklıklar yaşanırsa peşinen felce uğrarız. Türkiye'de büyük depremlerde, telefonların kilitlenmesi ve cihazların devre dışı kalması nedeniyle çok büyük sıkıntılar yaşanmıştır. Artık İzmir'de her ilçemizde bir uydu telefonu bulunmaktadır. Yine ilimizde, özel afet frekanslarına sahip telsizlerimiz de mevcut ancak gönüllülere de çok ihtiyaç var. Gönüllü sayımızı artırmamız şart." dedi.

Dokuz Eylül Üniversitesi Deprem Araştırma ve Uygulama Merkezi (DAUM) Müdürü Prof. Dr. Zafer Akçığ ise şehir dönüşümü sürecinde, eskilerin yerini alacak çok katlı binalara yönelik uyarılarda bulundu. Bunlar için daha güvenli deprem yükleri hesaplanması gerektiğinin altını çizen Akçığ, şu bilgileri verdi: "Eurocode ve Türk Deprem Yönetmeliği'nin sunduğu en uzun spektrum (yer değiştirme) değerleri bile İzmir için yetersizdir. Yönetmeliklerde bir bina için titreşim değeri, ortama 0,9 saniye olarak belirlenmiş. Bu değer, İzmir'deki kötü zeminlerde 1,5 saniyeyi bulabiliyor. Mesela yeni kent merkezi dediğimiz Bayraklı'dan başlayarak Manavkuyu ve Alsancak'ı kapsayan alanlarda 150–200 metre yüksekliklerde binalara izin veriyorsunuz. O zaman bu zemini çok iyi tanımanız gerekiyor. Ben alüvyon zeminde yüksek katlı binalara prensip olarak karşıyım. İll' ki yapılacaksa deprem parametrelerinin çok iyi hesaplanması gerekmektedir. Bu binalar mümkün olduğu kadar kare şeklinde yapılmalı ve aralarında kesinlikle boşluklar bırakılmamalıdır."

İzmir Radius projesine göre 6,5 büyüklüğünde bir deprem meydana gelirse 11 merkez ilçede;
- 195 bin 376 binanın hasar görebileceği veya yıkılacağı,
- 225 bin 990 binanın orta hasar görebileceği,
- 283 bin 111 binanın hafif hasar görebileceği,
- En az 5 bin 862, en çok 19 bin 538 kişinin hayatını kaybedebileceği,
- En az 17 bin 586, en çok 58 bin 614 kişinin yaralanabileceği,
- 1 milyon 474 bin 785 kişinin açıkta kalabileceği tahmin edilmektedir.

İZMİR'İN AFET VE ACİL DURUM KAPASİTESİ

- 33 bin 307 yatak kapasitesi.
- 32 bin 178 kişiyi barındırabilecek resmî binalar.
- Vatandaşlar için 218 ilk toplanma yeri.
- 33 çadır yeri.
- İş makineleri için 23 adet toplanma alanı.
- 3 enkaz yıkma. dökme alanı.

serkanonar
24-04-2013, 17:09
Betondan deniz kumundan sonra gömlek düğmesi çıktı
İstanbul'da depreme karşı incelenen binalardan çıkanlar çok şaşırtıyor. Binaların betonlarında deniz kumu, deniz kabuğu, hatta gömlek düğmeleri bile bulunuyor.
İstanbul Kentsel Dönüşüm Derneği Başkanı Hakan Çatalkaya, Yaptıkları incelemeler sonucunda binaların yapılarıyla ilgili çok üzücü sonuçlarla karşılaştıklarını belirtti. Çatalkaya, şunları kaydetti:

"Binaların betonlarında denizde ne varsa bulunuyor. Deniz kumu, deniz kabuğu, hatta kalfaların düğmesi bile var. Yakında balık iskeleti bulacağımı da inanıyorum. Hatta numunelerden çıkan bu ilginç şeyleri biriktiriyorum, yakında bir sergi açmayı da düşünüyorum. 60'lı yıllardan itibaren hazır betona geçinceye kadar deniz kıyısından kepçeyle kum alınıp, içine de bir miktar çimento atılıp bina yapılmış."

DEDEM YAPTI, BİR ŞEY OLMAZ

Bazı bina sakinlerinin "Deprem de benim evime bir şey olmadı" bazılarının da "Bu binayı dedem yaptı malzemeden çalmış olamaz" diye içini rahatlattığını söyleyen Çatalkaya, o günkü teknolojiyle bugünkü gibi sağlam beton yapımının teknik olarak mümkün olmadığını kaydetti.
Yeni yapılan bir binanın malzeme iyiyse ekonomik ömrünün 50 yıl, malzeme kötüyse 20 yıl olduğunu vurgulayan Çatalkaya, "İstanbul'da 600 bin binanın yenilenmesi gerekiyor. Binaların yüzde 80'i riskli” dedi.

Deprem risk raporunun nasıl alınacağı hakkında bilgi veren Çatalkaya, vatandaşın bu raporun nereden nasıl alınacağına dair yeterince bilgisi olmadığını belirterek, mevcut sorulara cevap vermek için İstanbul Kentsel Dönüşüm Derneği'ni kurduklarını söyledi.

Çatalkaya, İstanbul'da özellikle Kağıthane, Üsküdar, Fatih, Eyüp ve Zeytinburnu gibi ilçelerde insanları kentsel dönüşüm konusunda bilgilendirmek amacıyla Bilinçli Kentsel Dönüşüm Projesi oluşturduklarını, kentsel dönüşümden insanlar bilgilendirildiği kadar verim alınacağını kaydetti.

NASIL BAŞVURULUYOR?

Binanın risk raporunu hazırlamak için bina sakinlerinden talep gelmesi gerektiğini söyleyen Çatalkaya, sürecin işleyişine ilişkin şunları kaydetti:

"Önce bina sahibi ya da sahipleri başvuru dilekçesi, tapu ve kimlik fotokopisiyle gelip başvuruyor. Binadan bir kişinin başvurması yeterli. 10 daireli bir binada risk raporu almanın daire başına maliyeti yaklaşık 500 lira. Daire sayısı arttıkça bu maliyet aşağıya iniyor. Başvurunun ardından gidip kolon ve kirişleri ölçüyoruz, her kattan numune alarak laboratuvarda test ediyoruz. Elde edilen sonuçların bir simülasyonunu hazırlıyoruz. Hazırlanan raporun bir nüshasını başvuruyu yapan bina sahiplerine bir nüshasını da Çevre ve Şehircilik Bakanlığı'na gönderiyoruz. Raporu Bakanlığa verdikten sonra iki ay içinde onaylanıyor ve bina riskli olarak ilan ediliyor.”

KREDİ ALINABİLİYOR

Rapor hazırlandıktan ve bina riskli ilan edildikten sonraki süreç konusunda da vatandaşların bilgilendirilmesi gerektiğini vurgulayan Çatalkaya, "Rapordan sonra yeni binanın projesi çizilecek, ruhsatı anılacak ve istenirse kentsel dönüşüm kredisinden faydalanılacak. Eğer başvuru sahiplerinin binayı yeniden yapacak güçleri yoksa kentsel dönüşüm kredisi kullanma şansı var. Bu kapsamda 100 bin liraya kadar, yüzde 0,40 faiz oranlı ile kredi veriliyor. Hatta bazı bankalar, iki yıl erteleme ve 120 ay vade imkanı sağlıyor. Bu krediyi bakanlıkla anlaşmalı bankalar veriyor" dedi.

Çatalkaya, binanın geleceği hakkında kara vermek için binada üçte iki çoğunluğun sağlanmasının yeterli olduğunu, bina sakinlerinin "Binam riskli, binamı şu şekilde yenileyeceğim" diyerek hazırlayacakları ortak karar protokolünü ilgili bakanlığa sunmaları gerektiğini anlattı. Çatalkaya, bina sakinlerinin ortak karar alamaması durumunda devletin 2 ay içinde gelip yıkım yaptığını, bina yenilenmesi istenmiyorsa arsa olarak da satılabileceğini dile getirdi.

“Kira yardımı alan kentsel dönüşüm kredisi alamıyor"

Hakan Çatalkaya, rapor soncunda evi yıkılması gereken vatandaşlara verilen kira yardımının hibe şeklinde olduğunu ifade ederek, ancak kira yardımı alanın kentsel dönüşüm kredisi alamayacağını, ikisinden birinin tercih edilmesi gerektiğini bildirdi.

Kiranın hibe şeklinde 18 ay boyunca 600 lira olarak verildiğini ve daire boşaltıldıktan sonra dilekçeyle başvuru yapıldığını, boşaltılan daire ve yeni gidilen yere bakıp ona göre kira yardımı yatırıldığı bilgisini veren Çatalkaya, dönüşüm sırasında belediye harçlarından tamamen muaf olunduğunu, KDV oranlarının yüzde 1'e indiğini, devletin dönüşüm sağlanmasını istediğini anlattı.

Çatalkaya, krediyi veren bankaların binayı yenileyecek müteahhidi her yönüyle araştırdığını, parayı direkt müteahhide vermediğini, proje ilerledikçe ödeme yaptığını söyledi.

"Bakanlık fazla kat verecek, biz de kar edeceğiz" diye olaya yaklaşanlar olduğuna dikkati çeken Çatalkaya, "Ama böyle bir şey yok. Belediye kaç kata izin verdiyse onu yapıyorsunuz. Her bölgede binanızı yıktıktan sonra kaç katlı bina yapacağınız zaten belli. İnsanların beklentisi 'Ben izini alırsam bu binaya bir 5 kat daha eklerim, onu da müteahhide veririm. 1,5 yıl sonra da sıfır daire gelir' şeklinde. Ancak öyle bir durum yok" diye konuştu.

Çatalkaya, İstanbul genelinde yaklaşık 300 dairenin deprem risk raporunu hazırladıklarını ve bunların beton ortalamasının C-6 olduğunu belirterek, rapor almak için daha çok talebin Kadıköy, Bahçelievler, Nişantaşı, Şişli ve Bakırköy gibi eski yerleşim yerlerinden geldiğini kaydetti.

Hakan Çatalkaya, bu bölgelerdeki bina sahiplerinin binaları eski olduğu için zaten bir yenileme düşündüklerini, hazır kanun çıkmışken kentsel dönüşüm kredisi veya kira yardımından faydalanarak bu dönüşümü gerçekleştirmeyi istediklerini söyledi.

serkanonar
21-05-2013, 12:44
Prof. Ercan'dan Ege için deprem uyarısı

İSTANBUL Teknik Üniversitesi (İTÜ) Jeofizik Mühendisliği Bölümü öğretim üyesi Prof. Dr. Ahmet Ercan, yaptıkları son araştırmaya göre, Ege Bölgesi’nin büyük ölçüde deprem riski taşıdığını belirtip, "Deprem kurtarma ekipleri toplanmalı" diye konuştu.

Güney Ege’nin, yaptıkları çalışmayla deprem haritasını çıkarttıklarını kaydeden Prof. Dr. Ahmet Ercan, buna göre 15 merkezde büyüklükleri 5 ile 7.2 arasında değişen depremler beklendiğini ifade etti. Son yapılan Batı Anadolu’nun sarsım- avkulanma (seismotectonics) işleyişini aydınlatma çalışmaları çok ilginç bir sonuç yarattığını belirten Prof. Dr. Ercan, "Baklava dilimli depremler diye özetlenecek bu işleyişe göre Batı Ege’de ana deprem odakları, kuzey-doğu, kuzey-batı doğrultulu yaşlı, yanal-atımlı kırıklarla, doğu-batı doğrultulu genç kırıkların kesim yerlerinde oluşmaktadır. Bir baklava dilimlenmesini anıştıran kırıklar örüntüsü izleyen kentlerin birinci önemde deprem aday deprem odakları olabileceğini göstermektedir. Kaldı ki geçmişte bu kentlerde olan depremler bu araştırmanın geçerliliğini onaylar niteliktedir" dedi.

’ARAMA KURTARMA EKİPLERİ YÖNLENDİRİLMELİ’

Belirlenen deprem köşegenlerinde jeofizik çalışmalarının yoğunlaştırılması gerektiğini, bu bölgelere arama kurtarma ekiplerinin yönlendirilmesi gerektiğini savunan Prof. Dr. Ahmet Ercan, "Yaşlı olan kuzey-doğu, kuzey-batı, kuzey-güney doğrultulu kırıklar boyunca üreyen depremler en çok M=6.3-6.5 büyüklüğünde deprem üretebilirken, bunları doğu-batı doğrultulu göçüntü kırıklarıyla kesim yerleri M=7-7.3’lük deprem üretme yetisindedir. Batı Anadolu’da yapılacak ileri düzeyde, kısa erimli deprem kestirme çalışmalarında kullanılacak jeofizik araştırmalar deprem köşegenlerinde yoğunlaştırılmalı, deprem kurtarma ekipleri buralarda toplanmalı, kentsel dönüşüm tasarılarında öncelikli yerler olmalıdır" diye konuştu.

BEKLENEN DEPREMLER

Araştırmaya göre Batı Anadolu’da deprem bölgeleri ve beklenen deprem büyüklükleri şöyle:

Midilli Güneyi 6.8-7.2, Foça-Karaburun-Midilli 6.2-6.8, Urla-Seferihisar 6.2, Sisam 5.5-7.2, Germencik 5-7.2, Nazilli 5-7.2, Denizli 5-7.2, Ula-Köyceğiz 5-7.2, Çameli 5-6.5, Edremit-Ayvalık 6-7.2, Balıkesir 5-6.7, Manisa-Akhisar 5-6.7, Salihli 5-6.7, Turgutlu 5.5-6.9, Gediz-Simav 5.5-7.2.

serkanonar
21-05-2013, 12:49
İstanbul için deprem gibi soru
CHP İstanbul Milletvekili Gürsel Tekin, 1999 Marmara depreminin ardından İstanbul’da kritik noktalara yerleştirilen, içinde ilk yardım ve gıda malzemeleri bulunan yaklaşık 2 bin konteynırla, deprem dönüşümü için ayrılan 480 arsanın akibetini TBMM’ye taşıdı.
Deprem konteynırlarının büyük bölümünün bugün itibariyle kayıp, arsaların da yapılaşmayla ortadan kalktığını savunan Tekin, Başbakan Tayyip Erdoğan’ın yazılı olarak yanıtlaması istemiyle TBMM’ye verdiği önergede, “İstanbul’a kaç adet konteynır konuldu, bugün kaçı kullanıma hazır halde tutulmakta ve neredeler?” dedi.

NEREDEYSE TAMAMI YOK

Tekin’in soru önergesi şöyle:

* 1999 Marmara depreminden sonra İstanbul’daki 762 mahalle ve 173 köye, içinde olası bir afette ihtiyaç duyulacak battaniye, çadır, ilkyardım ve kurtarma malzemeleri bulunan konteynırlar yerleştirilmişti. Her biri yaklaşık 20 bin dolar olan konteynırlar, anılan proje ile profesyonel arama ve kurtarma ekiplerinin olay yerine gelmelerine kadar geçecek ilk saatlerde, vatandaşların afete müdahalelerine yardımcı olması amaçlanıyordu. İstanbul Valiliği Afet Yönetim Merkezi’nce hazırlanan projeye göre, kentteki mahalle ve köylerde, muhtarlıklar ile karakolların yakınına ve okul bahçelerine yerleştirilmiştir. İçinde 960 parça malzeme bulunan seyyar aydınlatma lambası, jeneratör, delici ve kırıcı aletler, hidrolik kriko takımı, kürek, çapa, kazma, battaniye, enkaz eldiveni, ameliyat eldiveni, toz maskesi, lambalı baret, makara, emniyet şeridi, ikaz yeleği, katlanabilir sedye, su bidonu, matara ve iklim çadırı gibi malzemeler bulunmaktadır. Ancak bu deprem sonrası müdahalelere yardımcı olması planlanan konteynırların neredeyse tamamı yok olmuştur. Tanesi yaklaşık 20 bin dolar olan içinde 960 parça malzeme bulunan konteynırların nerede olduğu bilinmemektedir. Bu çerçevede;

KAYIPLAR, REKLAMLAR VE VERGİLER DE SORULDU

* İstanbul ili içinde kaç adet konteynır konulmuştur? Bunların kaç adeti hala kullanıma hazır halde tutulmaktadır ve yerleri nerelerdir?
* Konteynırlar konulurken kimlere zimmet edilmiştir? Kaybolan, tanesi 20 bin doları bulan malzemelerle ilgili sorumluları hakkında bir işlem yapılmış mıdır? Açılan dava var mıdır, sonuçları nelerdir?
* Konteynırların toplam maliyeti ne kadardır? Hangi firma ya da firmalardan sağlanmıştır?
* Konteynırlardan halen kullanımda olanları varsa bunların içindeki malzemeler güncellenmekte midir? Bakımlarını hangi kurum üstlenmiştir?
* Konteynırların üzerine reklam alınmıştır bugüne kadar reklam geliri ne kadardır? Reklam alma yetkisi hangi firma tarafından yürütülmektedir? İhalesi ne zaman yapılmıştır? Katılımcıları hangi firmalardır?
* Deprem dönüşümü için toplanan vergi nerede?
* İstanbul’un çeşitli semtlerinde deprem dönüşümü ya da kullanımı için ayrılan 480 adet arsalar ne oldu?
* Olası deprem sonrası kullanılmak üzere kurulan deprem konteynırları nerede, ne oldu?
************************************************** **************************************
Yine her zamanki gibi unuttuk,hepsi yağmalandı yandı bitti kül oldu,Depremde enkaz kazanlar çok iyi bilirler,bir kazma,kürek, balyoz için insanların neleri feda edebileceğini,inşallah onları yağmalayanlar zerresine muhtaç olurda cezasını çekerler.

brokerüstad
29-05-2013, 21:09
Deprem gerçeğini unutmayalım herzaman tedbirli ve hazırlıklı olalım

brokerüstad
12-06-2013, 22:59
Van'da 4.6 büyüklüğünde deprem
12 Haziran 2013 Çarşamba 22:37
VAN - Van'da merkez üssü Aktaş Köyü olan 4.6 büyüklüğünde bir deprem meydana geldi.Van merkeze 25 kilometre uzaklıktaki olan Aktaş köyünde saat 22.02'de 4.6 büyüklüğünde deprem meydana geldi. Depremin yeryüzüne 1.2 kilometre yakınlıkta meydana gelmesinden dolayı şiddetli hissedildi. (CİHAN)
http://www.habergalerisi.com/haber/vanda-46-buyuklugunde-deprem-1052927.html