PDA

View Full Version : Adım Adım Hedefe Doğru! Sohbet Topiği



BORA YAŞAR
10-09-2007, 12:15
Bu topikte "Adım Adım Hedefe Doğru" Topiğinde linki kaynaklı olarak verilen gelişmeler ve haberlerle ilgili olarak isteyenin görüşünü belirtebileceği bir topiktir burası.

Sıgara içmek serbest.

Çaylar kahveler şirketten.

Kolay Gelsin.

BORA YAŞAR
10-09-2007, 12:20
Hadi buyrun..

Bekliyoruz herkesi.

Çaylar kahveler hazır.

REST
10-09-2007, 12:26
Hadi buyrun..

Bekliyoruz herkesi.

Çaylar kahveler hazır.

BORA YAŞAR..:)
İyi düşündünüzmü..burayı açarken...
İşte burayı....
Siz bile zor zaptedersiniz...:yes:
Konu adım adım hedefe doğru..ve SOHBET öylemi...:wink:
Kolay gelsin.
Selamlar.

ally_mcbeal
10-09-2007, 14:22
genelkurmay başkanımız büyükanıtı örnek alıyor ve ''dükkan kapalı, işim çıktı'' diyorum.

taita-x
10-09-2007, 14:30
genelkurmay başkanımız büyükanıtı örnek alıyor ve ''dükkan kapalı, işim çıktı'' diyorum.
Al işte malzeme... :he::he::he::he::he::he:

ally_mcbeal
10-09-2007, 20:32
Al işte malzeme... :he::he::he::he::he::he:

buna da mı tahammül edemediniz yoksa? :he:

BORA YAŞAR
10-11-2010, 19:25
Bugün 10 Kasım..

Bir ölüm yıldönümü değil, cumhuriyet devrim ve ilkelerinin nasıl zorluklarla bu ülkede kabul ettirildiğinin bu konuda karşı devrimlerin nasıl adım adım gerçekleştirildiğinin bir kez daha anımsanma günü..

Bir muhasebe günü..Gevşemişler için bir teyakkuz günü..


Bugün elektronik posta kutuma bir ileti atılmış. Onu sizlerle paylaşmak istedim..

10 Kasımda böyle bir beyin jimnastiği en yararlısı..



"


Hatırlamakta yarar var. Nereden nereye nasıl gelindi.
Aydınlığa koşarken ortaçağa nasıl dönüldü.

UNUTMUŞ OLANLAR İLE YAŞAMAMIŞ OLANLARA ..

MUSTAFA KEMAL CUMHURİYETİ 'NDEN BUGÜNKÜ İSLAMLAŞMA YOLUNDAKİ TOPLUMA NASIL GELDİK?

KARŞI DEVRİMİN KRONOLOJİSİ

4 Şubat 1949: İki "meczup" Meclis'te ezan okuyor.

15 Şubat 1949: İlkokullarda isteğe bağlı olarak din dersleri okutulmaya başlanması öneriliyor.

1 Mart 1950: CHP hükümeti, Tekke ve Türbelerin Kapatılmasına Dair 677 sayı yürürlükten kaldırıyor. Türk büyüklerine ait olanlar ve sanatsal değer taşıyanlar Milli Eğitim Bakanlığınca(!) halka açıldı.Açılan türbe sayısı ilk aşamada 19 idi.

12 Nisan 1950: Mareşal Fevzi Çakmak için düzenlenen cenaze töreninde
gericiler dini siyasete alet ederek gövde gösterisi yapıyor.

29 Mayıs 1950: Başbakan Menderes, sadece "Millete mal olmuş
inkılaplarımızı saklı tutacağız " diyerek irticaya ilk işareti veriyor.

16 Haziran 1950: Ezanın Arapça okunması yasağı kaldırılıyor.

5 Temmuz 1950: Radyoda dini program yayınlama yasağı kaldırılıyor.

21 Ekim 1950: Milli Eğitim Bakanlığı, okullarda din derslerinin
zorunlu olmasına karar veriyor.

3 Aralık 1950: Arap harfleriyle tedrisat yapmak için gizli ya da aleni
dershane açanlar hakkında 23 Eylül 1931 günlü, 12073 sayılı
kararnamedeki yasaklama kaldırılıyor. Böylece Kuran kursu ve imam
hatip okullarına yeşil ışık yakılıyor.

1953: Köy Enstitüleri, İlköğretmen Okulları 'na dönüştürüldü.

1953: Yasa değişikliği ile "siyasi yayın ya da beyanlarda bulunmak,
öğretim üyeliğinden çıkarılmaya neden olan bir suç" sayılmaya başladı.

1954: 25 yılını dolduran öğretim üyelerinin emekliye ayrılmasını
sağlayan yasa ile öğretim görevlilerini bakanlık emrine alan ya da
görevden uzaklaştırmayı sağlayan yasa çıkarıldı.

1955'te Başbakan Menderes, DP Meclis grubunda arkadaşlarına şöyle sesleniyor:
"Siz öyle güçlüsünüz ki, şu anda isterseniz Anayasa' yı bile
değiştirebilir, hilafeti bile getirebilirsiniz. "

Menderes, 1956'da Konya'da halka hitap ederken "ortaokullara din
dersleri konulacağını" açıklıyor.

13 Eylül 1956: Ortaokul ders programlarına seçmeli din dersleri konuyor.

Başbakan Menderes, 1957'de Ödemiş'te halka yaptığı konuşmasını bir
kasaba imamı gibi bitiriyor:
" Allah, münafıkların şerrinden hepimizi korusun." Genel seçimler
yaklaşınca hızını alamıyor ve seçmene şu vaatlerde bulunuyor:
" İstanbul'u ikinci bir Mekke, Eyüp Sultan Camii'ni de ikinci bir kâbe
yapacağız."

14 Şubat 1957: Başbakan Menderes, Ankara'da Kocatepe Camii'nin yapımı
için Cami Yaptırma Derneği 'ne 100.000 TL bağış yapıyor.

19 Mayıs 1957: Kayseri 'de halka yaptığı açıklama Menderes,
"DP'nin iktidarda olduğu yedi yıl içinde yeni 15.000 cami inşa
edildiğini ve başta Süleymaniye olmak üzere 86 caminin onarıldığını,
Süleymaniye'nin 500' üncü yıl dönümünü kutlamak için Müslümanların
İstanbul 'a davet edileceğini " söylüyor.

1957 - 1958: Liselere seçmeli din dersi kondu.

1959: Din dersleri öğretmeni yetiştirmek için Yüksek İslam Enstitüsü açıldı.

26 Haziran 1965: Milli Eğitim bakanı Cihat Bilgehan, " İmam hatip
okullarını bitirenlerin, ilkokul öğretmeni olabileceklerinin"
müjdesini veriyor.

15 Nisan 1966: Atatürk büst ve heykellerine karşı gericilerin
saldırıları sürüyor.

31 Mayıs 1966: Demirel, Kayseri'de halka yaptığı konuşma hedef
saptırarak şunları söylüyor: "Bugün Türkiye'de gericiliğin yaşamasına
uygun koşullar artık bulunmamaktadır. "

17 Mayıs 1967: İmam hatip okullarını bitirenlere üniversitelere girme
hakkı tanınıyor.

20 Ağustos 1967: İzmir'de İslam Enstitüsü'nün temelleri Başbakan
Süleyman Demirel tarafından atılıyor.

Aralık 1967: Meclis'te iftar yemekleri verilmeye başlanıyor.

21 Şubat 1968: Milli Eğitim Bakanı İlhami Ertem, "Hükümetimizin amacı
her ilde bir imam hatip okulu açmaktır" diyor.

19 Şubat 1969: Mehmet Şevki Eygi adlı emperyalizm fedaisi ABD'nin 6.
Filosu'nu protesto eden yurtsever gençler üzerine "ABD bizim kâbemiz,
cihada hazır olun" sloganları ile dincileri saldırtıp o günün
tarihlere "Kanlı Pazar" olarak geçmesini sağlamıştır.

1 Ekim 1969: Seçimlere bir gün kala Adalet Partisi'nin kır atlı Kuran
dağıttığı haberleri basına yansıyor.

26 Ocak 1974: Milli Selamet Partisi genel seçimlerden 48 milletvekili
ile çıkıyor.

1974 - 1977: Din kültürü ve ahlak dersi zorunlu kılındı.

1975-1976: Bir yıl içinde 70 imam hatip okulu açılıyor.

1976-1977: Bir yıl içinde 77 imam hatip okulu daha açılıyor.

1977-1978: Açılan bu imam hatipler yetmemiş olacak ki bir yıl içinde
86 tane daha açılıyor. Bu üç yıl boyunca Başbakanlık koltuğunda
Süleyman Demirel oturuyor.

Kahramanmaraş'ta 21-25 Aralık 1978 tarihleri arasında meydana gelen
olaylarda resmi açıklamalara göre 111 kişi yaşamını yitirmiş, yüzlerce
kişi de yaralanmıştı…. Sol parti ve dernek binaları ateşe verilmiş,
Müslümanlar cihada çağrılarak duvarlara "Allah için savaşa, Müslüman
Türkiye" sloganları yazılmıştı. Buna karşın Süleyman Demirel, şunları
söylemişti:
" Bana sağcılar, milliyetçiler cinayet işliyor dedirtemezsiniz"

12 Haziran 1979: MSP Genel Başkanı Necmettin Erbakan şunları söylüyor:
"Hafta tatili Cuma günü olmalı. Nikâhı müftüler kıymalı. Mekteplere
Kuran dersi koymalı. Bu milletin mektep kitapları niye Allah adıyla
başlamıyor? "


4 Temmuz 1980: Çorum Katliamı gerçekleştiriliyor. 58 kişi
katledilirken başbakan Demirel "Çorum' u bırakın Fatsa' ya bakın!"
diyerek "solun kalesi" diye anılan Fatsa' yı hedef gösteriyordu.

22 Temmuz 1980: Kemal Türker'in öldürülmesi.

7 Eylül 1980: MSP'nin Konya'da düzenlediği mitingte yobazlar
tarafından şu sloganlar atılıyordu: "Dinsiz devlet yıkılacak elbet…
Şeriat gelecek… Laiklik dinsizliktir… Anayasa Kuran… Ya şeriat ya
ölüm… Cihada hazırız…"

Ve 12 Eylül 1980: Amerika' nın fedailiğine soyunan, Amerikalıların
"bizim çocuklar" dedikleri generaller tarafından darbe yapılarak tüm
siyasi parti ve dernekler kapatıldı. Demokrasi güçlerine karşı
topyekün bir seferberlik başlatıldı. Dizginlerini koparan zor, zulüm
ve işkence doruğa çıktı. Ülkenin aydınlanmacı birikimi üzerinden
silindir gibi geçildi. Bu satırların yazarı bile bundan payını alarak
92 gün işkence gördü.
Ulusal birlik yerine dinsel birliği öne süren, ulus yerine ümmet
anlayışını ön plana çıkaran, günlük konuşmalarını bile dinsel
motiflerle süsleyen gerici 12 Eylül' ün darbesinin mimarı Kenan Evren,
10 Ağustos 1981 tarihinde Çanakkale'de yaptığı konuşmada
"Muhterem din adamlarının elini öpeceğiz " diyordu.[1]
"Gerçekte," der Machiavelli, "hiçbir ülkede olağandışı bir yasacı
yoktur ki, Tanrı 'ya başvurmuş olmasın; yoksa koyduğu yasaları kimse
kabul etmezdi. Gerçekte bilge kişinin bildiği birçok yararlı bilgi
vardır. Fakat aynı bilgilerde, başkalarını inandıracak ölçüde açık bir
takım nedenler yoktur."[2]
Darbe rejimi, 2842 sayılı yasayı 16.6.1983 tarihinde yürürlüğe koyarak
bu yasanın 10. Maddesiyle İmam Hatip Lisesi mezunlarının yükseköğretim
kurumlarına girmelerini sağladı. Bununla da yetinmeyerek, 1983 yılında
1739 sayılı yasanın 31. maddesinde yaptığı değişiklikle, cami imamı
olarak yetişenlerin okullarda öğretmen olmalarına yasal dayanak
hazırlandı.
12 Eylül'de gerçekleştirilen Amerikancı darbeden sonra İsmet İnönü'nün
oğlu veto edilerek seçimlere katılması engellenirken Nakşibendi
tarikatının üyesi olan Turgut Özal'ın Çankaya'ya kadar tırmanması
sağlandı. Nitekim Özal 'ın, "12 Eylül olmasaydı iktidara gelemezdik "
biçimindeki açıklaması 14.8.1987 tarihinde basına yansıdı.
Mart 1987: Demirel, Öğretim Birliği Yasası'nın bir devrim yasası
olduğunu ve değiştirilmesinin olanaksız olduğunu gözardı ederek
şunları söylemiştir:
"Siyasetin emrinde din değil, başka hakların kullanılmasına yaptığı
gibi, siyaset dine hizmet edecek. Bunda yadırganacak bir şey yok.
…Tevhidi Tedrisat Kanunu bir semavi kitap değildir. Şayet Kuran
kursları ve din eğitimi bu kanuna ters düşüyorsa, yanlış olan din
eğitimi değildir. Tevhidi Tedrisat Kanunu'dur.
…Laiklik çiğneniyor diye yapılan tartışmalar, bir yerde din ve vicdan
hürriyetinin kullanılmasını baskı altına almaktır. "[3]

1989: TCK'nın Türkiye'de din devleti kurulmasını suç sayan 163.
maddesi kaldırıldı. Bu maddenin kaldırılmasına karşı çıkan aydınlar
birer birer öldürülmeye başlandı.

28 Aralık 1989: Üniversitelerde türban serbest bırakıldı.

31 Ocak 1990: Prof. Dr. Muammer Aksoy'un öldürülmesi.

7 Mart 1990: Çetin Emeç'in öldürülmesi.

4 Eylül 1990: Turan Dursun'un öldürülmesi.

6 Ekim 1990: Prof. Dr. Bahriye Üçok'un öldürülmesi.

24 Ocak 1993: Uğur Mumcu, "İmam-Subay" başlıklı yazısından iki gün
sonra bir suikasta kurban gitti.

2 Temmuz 1993: Sıvas'ta her yıl geleneksel olarak düzenlenen Pir
sultan Abdal Kültür Etkinlikleri' nin 3. gününde, Müslümanlar ortalığı
kana buladı. Ülkemizin yetiştirdiği en değerli aydın, düşünür, bilim
adamı, sanatçı ve edebiyatçılardan 37 kişi diri diri yakıldı. Çoğu
çevre illerden gelerek Madımak Oteli' ni ateşe verenlerin attığı ortak
sloganları şunlardı:
" Zafer İslam'ın… Cumhuriyet Sıvas' ta kuruldu, Sıvas' ta yıkılacak!..
Şeriat gelecek zulüm bitecek… Kahrolsun laiklik…"

27 Mart 1994: yerel seçimlerle RP'nin yükseliş ivmesi devam etti. 22
ildeki belediyelerin, Ankara ve İstanbul 'daki anakent belediyelerinin
tüm olanakları RP'nin eline geçti. Bunlar, iktidar yolunda önemli
kilometre taşları olacaktı. Erbakan, "Refah iktidara gelerek. Sorun
ne? Geçiş dönemi sert mi olacak, yumuşak mı? Kanlı mı olacak? Kansız
mı? 60 milyon buna karar verecek" diyordu.

5 Nisan 1994 tarihli kararlarını ilan ederken "son sosyalist devleti
de yıktık" sözleriyle Kemalizmin sosyal devlet alanında sağladığı
cılız da olsa kazanımları kastediyordu.

10 Kasım 1994: Anıtkabir'de Atatürk'e çirkin bir saldırı yapıldı.
Saldırgan, "Taşlara, kemiklere secde etmeyin. Taşlar sizi kurtaramaz.
Kur'ana davet ediyorum." diye slogan attı.

11 Ocak 1995: Onat Kutlar'ın öldürülmesi.

9 Ocak 1996: Metin Göktepe'nin öldürülmesi.

1997: Refah Partili Sincan Belediye Başkanı Bekir Yıldız, "Laiklere
şeriat enjekte edilecek" diyordu.

1997: Şevket Yılmaz , "Allah'ın size soracağı soru şöyle: Küfür
düzeninde İslam Devleti olsun diye niye çalışmadın? "

Hasan Hüseyin Ceylan, "Bu vatan bizimdir, rejim bizim değildir
kardeşlerim. Rejim ve Kemalizm başkalarınındır. Türkiye yıkılacak
beyler!"

Kayseri Belediye Başkanı Şükrü Karatepe, "Bu törenlere içim kan
ağlayarak katılıyorum. Bu düzen değişmeli. Bekledik, biraz daha
bekleyeceğiz. Gün ola harman ola. Müslümanlar içlerindeki hırsı, kini
eksik etmesin."

Şanlıurfa Belediye Başkanı Çelik, "Ben kan dökülmesini istiyorum.
Demokrasi böyle gelecek, fıstık gibi olacak." diyorlardı.

Ve Nihayet Şubat 1997… Özal'ın halefi olan Başabakan Necmettin
Erbakan, Başbakanlık Konutunda verdiği iftar yemeğine Türkiye'nin en
ünlü din baronlarını davet ederek, toplumsal gerilimi tırmandırdı.
Laiklikliğin tanımı bile değiştirilerek, "laiklik, din özgürlüğüdür";
"din ise birleştirici ve lâzımdır" denilmeye başlandı. Eğitim yoluyla
bu ülkede, "iktidar olursak, içkinin içilip içilmeyeceğini referanduma
götürürüz" diyen Tayyip Erdoğan gibi şeriat özlemcisi kafalar
yetiştirildi. Bu kafa sahipleri, iktidar olup cesaret ettikleri
taktirde çarşafı, Arap alfabesini, dört kadın ile evlenmeyi de
referanduma götüreceklerinden, bir yandan uluslararası yeşil sermaye
gücü, öte yandan da din istismarı yoluyla bunu topluma kabul ettirip
uygulayacakları ndan, artık hiç kuşkumuz kalmadı.

21 Ekim 1999: Prof. Dr. Ahmet Taner Kışlalı 'nın öldürülmesi.

18 Aralık 2002: Prof Dr. Necib Hablemitoğlu 'nun öldürülmesi.


Şimdi ise Sevr kapımızın eşiğinden sırıtıyor! "



Hikayat 18 Aralık 2002 de bitmiş nedense..

Oysa gerçek hikaye bu tarihten sonra başladı bile denilebilir..

Ama olayın, gelişimin bu kısmını aramızdan birçok kişi yaşayarak biliyor..

Karşı devrim pupa yelken devam ediyor..

BORA YAŞAR
10-12-2010, 19:24
Ve başörtüsü ilköğretime girdi

Mersin'de bir süredir Sakarya İlköğretim Okulu'na türbanı ile giren 13 yaşındaki M.G. sonunda sınıfa da türbanıyla girdi. Türkiye'de ilk kez bir ilköğretim öğrencisi derste türbanı ile görüntülendi.

http://www.radikal.com.tr/Radikal.aspx?aType=RadikalDetay&ArticleID=1032143&Date=10.12.2010&CategoryID=77

Nihayet..

Ha gayret..

Dayanın.

Sadece bir adım kaldı..

BORA YAŞAR
05-11-2011, 16:25
Türkiye Bilimler Akademisi'nin (TÜBA) özerkliğini ortadan kaldıran kararnamenin küçük değişikliklerle yürürlüğe girmesi üzerinde istifalar başladı


Hürriyet gazetesinin haberine göre, TÜBA Başkanı Prof. Yücel Kanpolat, şu ana kadar kendisine 45 üyenin istifasının geldiğini belirterek, ‘Bu istifalar devam edecek, çok fazla insanın kalacağını sanmıyorum” dedi.

Yetki yine hükümette

Ağustos ayında yayımlanan Kanun Hükmündeki Kararnameni’nin (KHK) TÜBA’nın özerkliğini tamamen ortadan kaldırdığını ve siyasallaşmaya zemin hazırladığını belirten Prof. Yücel Kanpolat, şunları söyledi: “Biz bu KHK’nın TÜBA’nın bilimler akademisi olma özelliğini tamamen ortadan kaldıracağını başta Sayın Cumhurbaşkanı Abdullah Gül olmak üzere herkese izah etmeye çalıştık. Bunun üzerine dün yeni bir KHK yayımlandı. Yeni KHK’ya göre, TÜBA’ya üye atanması konusundaki yetki Bakanlar Kurulu’ndan alınarak TÜBİTAK Bilim Kurulu’na devrediliyor. Bu ilk bakışta önemli bir değişiklik gibi görünüyor ama TÜBİTAK Bilim Kurulu’na atamaları yapan da zaten hükümetin kendisi. Dolayısıyla, TÜBA’ya üye atama yetkisi konusunda herhangi bir değişiklik yapılmış değil. Hükümet, dolaylı olarak atama yapmış olacak. Bu da özerkliğin bittiği anlamına geliyor.”

http://www.radikal.com.tr/Radikal.aspx?aType=RadikalDetayV3&ArticleID=1068597&Date=05.11.2011&CategoryID=77


Evet..

Nerede kalmıştık?

celikbilek
05-11-2011, 17:15
Türkiye Bilimler Akademisi'nin (TÜBA) özerkliğini ortadan kaldıran kararnamenin küçük değişikliklerle yürürlüğe girmesi üzerinde istifalar başladı


Hürriyet gazetesinin haberine göre, TÜBA Başkanı Prof. Yücel Kanpolat, şu ana kadar kendisine 45 üyenin istifasının geldiğini belirterek, ‘Bu istifalar devam edecek, çok fazla insanın kalacağını sanmıyorum” dedi.

Yetki yine hükümette

Ağustos ayında yayımlanan Kanun Hükmündeki Kararnameni’nin (KHK) TÜBA’nın özerkliğini tamamen ortadan kaldırdığını ve siyasallaşmaya zemin hazırladığını belirten Prof. Yücel Kanpolat, şunları söyledi: “Biz bu KHK’nın TÜBA’nın bilimler akademisi olma özelliğini tamamen ortadan kaldıracağını başta Sayın Cumhurbaşkanı Abdullah Gül olmak üzere herkese izah etmeye çalıştık. Bunun üzerine dün yeni bir KHK yayımlandı. Yeni KHK’ya göre, TÜBA’ya üye atanması konusundaki yetki Bakanlar Kurulu’ndan alınarak TÜBİTAK Bilim Kurulu’na devrediliyor. Bu ilk bakışta önemli bir değişiklik gibi görünüyor ama TÜBİTAK Bilim Kurulu’na atamaları yapan da zaten hükümetin kendisi. Dolayısıyla, TÜBA’ya üye atama yetkisi konusunda herhangi bir değişiklik yapılmış değil. Hükümet, dolaylı olarak atama yapmış olacak. Bu da özerkliğin bittiği anlamına geliyor.”

http://www.radikal.com.tr/Radikal.aspx?aType=RadikalDetayV3&ArticleID=1068597&Date=05.11.2011&CategoryID=77


Evet..

Nerede kalmıştık?

Tamda istenilene hizmet ediyorlar, onların istediği buya. Gidin kardeşim, elimizde yerinizi dolduracak çok var. Devlet de hizmet devam ilkesi esastır. Hizmetin niteliği niceliğinin önemi yoktur. Bakın bunlardan öncekilerin yeri boşmu kaldı, arada bir işgüzar basın saçma sapan, ipe sapa gelmez(yok soru çalımnmışmışda, yok kopya çekilmişmişde, yok şifre varmışmışda) dedikodular yapıyor, ama allahtanki AKLI SELİM basın bunlara rağbet etmiyor. Hoş etsede bu saatten sonra ...........
Velhasıl bu tür haberlerin uzun süredir hiç bir etkisi yok. Bakın Genelkurmayın en tepesi istifa etti, bu gün hatırlıyan varmı. YOK. O zaman durmak yok .......................

DİEGO
05-11-2011, 17:31
Bende şu devlette eşit işe eşit ücret olayını anlayamadım son çıkan kararnamede genel bir zam var herkese uygulanan hatta amirlere dahada çok zam yapılmış, anlayan varsa bu olayı anlatırsa memnun olurum.

ayhan53
05-11-2011, 17:46
farklı kurumlarda aynı unvanlardaki kişilerin farklı maaş almasını engellemeye yönelik çalışma bazı kurumlarda yüksek maaaş alan kişilerin maaşı bir şekilde donduruludu eşitlenene kadar ek ödeme altında ödeme yapılacak

BORA YAŞAR
05-11-2011, 22:43
Diyanette 'Doldur boşalt'


Diyanet İşleri “Ara istasyon” oldu.

Açıktan atanıp Diyanete girerek, imam-hatip ve müezzin olanlardan 4 bin 299’u, Milli Eğitim başta olmak üzere başka kurumlara geçti.

Diyanet İşleri Başkanlığı “ara istasyon” oldu. Diyanete açıktan atananlar bir süre sonra başka kurumlara geçiyor.1 Ocak 2003’ten bugüne Diyanete 29 bin 113 personel alındı. Bunlardan 4 bin 299’u Milli Eğitim başta olmak üzere başka kurumlara geçti. Dev bütçesi ile bir çok kurumu geride bırakan Diyanetin 2012 yılı bütçesi de geçen yıla göre yüzde 22,4 oranında artarak 3 milyar 891 milyon 166 bin liraya yükseltildi.


http://haber.gazetevatan.com/diyanette-doldur-bosalt/409222/1/Gundem


Evet..

Nerede kalmıştık?

Soluksuz devam..

bridgea
10-11-2011, 13:34
Prof.Dr. Celal Şengör' ün Muhteşem Yüzyıl için yazdıkları…

Bu toplumun hemen hiçbir değeri kalmadı: Tek değer, kişilerin ve/veya grupların hak etmedikleri şeylere uzanmak için olabilen her yolu denemesinin en makbul marifet sayılmasıdır.

Türkiye rüşvet ve hırsızlıkta Avrupa birincisi, dünya dördüncüsüdür. Dünya ülkeleri arasında cahillik düzeyiyle en ön saflarda yer alıyor, dünya üniversiteleri arasında adı anılabilecek ilk 500 arasında hiçbir üniversitesi yoktur.

Başta Cumhurbaşkanı ve Başbakan olmak üzere devleti yönetenlerin hakkında bulunan suç dosyaları nedeniyle dünya birincisidir (Kemal Baytaş, Sözcü 13 Şubat 2011).

İçeri atılan gazetecilerin sayısıyla dile gelen aykırı fikre tahammülde, nihayet İran ve Çin'in bile gerisine düşerek sondan birinciliği kaptı.

Gün geçmiyor ki ırzına geçilen kadın, cinsiyet nedeniyle veya töre denen ahlaksızlıklar yüzünden öldürülen kız ve kadın haberleri gazetelerimizde, televizyonlarımızda yer almasın.

En son öğrencilerimizi hatta devlete ait kurumlar ve devletin memurları eliyle harcamak, onların hayatlarını karartmak sıradan olay oldu, bunları yapan ve kötü niyetleri artık her gün dile gelen akıl ve beceri fakirleri devletin ve hükümetin güvencesi altına alındı.

MHP Grup Başkanvekili Oktay Vural Bey bu konuda devlet görevlilerinin<<tatmin olduk>> sözlerinde suç ortaklığının dile geldiğini televizyonlardan haykırdı.

Tüm bunlar ne zaman oluyor? Muhafazakâr değerlerimizin şahlandığı, Atatürk'ün getirdiği akılcılıktan hızla uzaklaştığımız bir dönemde;Türkiye halkı tamamen keçileri kaçırdı mı, yoksa bu ahlaksızlıklar zümresi onun gerçek değerlerini mi yansıtıyor?

Bence ne biri ne diğeri. Halk o kadar cahilleşti ki, yaptığı şeylerin veya kendisine yapılanların çoğunun ahlaksızlık olduğunu, bu ahlaksızlıkların er veya geç kendisini zarara uğratacağını, çoluk-çocuğunu süründüreceğini göremez hale geldi, safsatayla uyutulmayı tercih eder oldu.

Türkiye halkı kravat takar, lüks otomobillerde dolaşır, bikinili hatunları sosyetik plajları doldurur veya şehirlerini şekilsiz gökdelenlerle doldurup oraları <<modernize>> ederek yaşanmaz hale getirir, ama tüm bu halk zenginiyle fakiriyle, şehirlisiyle köylüsüyle zır cahildir. Kendi tarihinden habersizdir. Aslında ne dilini, ne dinini bilir, negeleneklerini tanır, ne de toplumsal değerlerinin evriminden haberdardır.

Muhteşem Yüzyıl diye televizyonlarda alkışladığı dönemde, devletinde Amerika'dan gelen gümüşün ilk enflâsyonu başlattığını bilmez (çünkü Avrupalı <<gâvur>> dünyayı keşfederken, muhteşem [!] padişahları hareminde gönül eğlendirmekte, dünyayı öğrenelim diyen Pirî Reis'in kafasını vurdurmaktadır).

Muhteşem (!) yüzyılda Anadolu'da medrese o kadar ayağa düşmüştür ki, öğrenci haydutluğa başlamıştır (buna softa şekâveti denir).

Avrupa'da ilk yenilgimizi Muhteşem (!) Süleyman devrinde aldığımız gibi (I.Viyana bozgunu: 1529), Hint Okyanusuna her çıkışımızda mini mini Portekiz'den sopayı yiyip Kızıldeniz'e veya Basra Körfezi'ne tıkılışımız da bu büyük (!) padişah efendimizin devrindedir. Gene onun zamanında dünya keşfedilirken, Hint Okyanusu'na kadırga denen sandallarla açılan ve 1554'te Hindistan'da karaya vuran büyük (!) bir amiralimiz, yürüyerek üç senede Hindistan'dan Edirne'ye gelmiş ve meşhur bir kitap (Mirât-ül Memâlik) yazmıştı.

El alemin dünyayı öğrendiği bu dönemde Seydî Ali Reis gazel söyleyip, eğlence partilerini anlatmaktan başka tek bir detaylı coğrafya bilgisi toplamayı gerekli bulmamıştı.

Büyük (!) Sultanımız Süleyman'ın Fransa kralı I. François'yı hapisten bir mektupla kurtardığını okurduk mektepte. O François'nın kurduğu Collège de France bugün dünyanın en önemli araştırma kurumlarından biridir. Bizimkinin hangi kurumu ayakta kaldı? Hangi kurumunun insanlığa beş paralık bir faydası oldu? Tek becerdiği kalıcı şey, aklı başında öz oğlu Şehzade Mustafa'yı Hürrem uğruna katlettirip, devleti bir ayyaşa teslim ederek halkının geleceğini karartmak oldu.

Artık yeter! Bu ve benzeri rezillikleri yalanlarla bezeyip yücelten, buna karşılık bize bütün dünyada saygınlık kazandıran, aklımızı kullanıp onurlu insanlar olmamızı sağlayan Atatürk'ü aşağılayan âlim pozlu, ukala tavırlı zır cahilleri her gün halkın karşısına diken televizyon kanallarından ve gazetelerden gına geldi. Yükselen ahlaksızlık grafiğimiz kimin eseridir sanıyorsunuz? Cehalet tüm fenalıkların anasıdır. Biz de o anayı besleyip duruyor, onun tosuncuklarına oylar veriyoruz. Artık yeter! Memleketimde her elimi attığım yerde cehalet çirkefine bulaşmaktan bıktım.

Celal Şengör, Bilim Teknoloji (Cumhuriyet) sayı:1258

Bir şey eklemek gerekir mi , sanmam.

mixser
11-11-2011, 17:58
Sn. Bora Yaşar

Adım Adım Hedefe doğru'da hedef ne ?

BORA YAŞAR
11-11-2011, 19:00
Sn mixser?

Vaktiyle siyasal içerikli bir "adım adım hedefe" başlığı vardı..

Hemen tüm benzerleri gibi kapatıldı..

Burada devlette dinci yapılanmayla ilgili tüm icraat yer alırdı..

Artık böyle bir korkunun gereği kaldı mı bilmiyorum..

Bu arada ben de merak ettiğim bir husus sorayım sizinle ilgili..

Lakabınız nasıl okunur?

Miksser mi?

Anlamı nedir?


Teşekkürler..

BORA YAŞAR
27-04-2012, 10:50
Bu ilde artık içki yasak

Afyonkarahisar Valiliği kararıyla kentte piknik yerleri de dahil olmak üzere içki satışı ve tüketimi yasaklandı
http://siyaset.milliyet.com.tr/bu-ilde-artik-icki-yasak/siyaset/siyasetdetay/27.04.2012/1533390/default.htm


Temiz il, örnek il özendirmesi yaratılarak adım adım tüm yurtta içki yasağına doğru gidiliyor.

Diğer illerin yönetimini de "bak rahatça yaptılar. sen neden yapmıyorsun?" denebilecek bir adım atılıyor.

Hayırlara vesile olur umarız.

Elinden içkisi de alınan halkımız "yöneticisi şikeden içeriye alınan kulüp taraftarı kadar" tepki gösterecek mi bakalım.

BORA YAŞAR
24-08-2012, 19:07
Muğla Ak Parti Milletvekili Ali Boğa'nın, Muğla İmam hatip Lisesi Mezunları ve Mensupları Derneği'nin (MİHDER), Ramazan Bayramı'nın 3'üncü günü düzenlediği pilav gününde söylediği sözler yeni bir tartışmayı da beraberinde getirdi. Boğa yaptığı konuşmada, "4+4+4 sistemiyle birlikte tüm okulları İmam Hatip'e dönüştürme şansı yakaladık. Açılan yere öğrenci bulamazsak tarih önünde vebalini ödeyemeyiz. Kuran-ı Kerim'in okunmasının yasak olduğu günlerden geçtik. Şu anda imam hatipliler olarak veya müttefikleri, sevdalıları olarak buradayız. Şu anda bir şans geçti elimize. Biz bütün okulları, elbette bu okulların kaydında kuydunda sayıyı artıracağız"
http://webtv.hurriyet.com.tr/2/37135/21296947/1/butun-okullarin-imam-hatip-olmasi-icin-sans-yakaladik.aspx


Bütün okulları İmam-hatip'e dönüştürme şansını yakaladık diyor milletvekili.

Adım adım hedefe vardılar.

Ne ses var ne nefes.

Hiçbir kurumdan itiraz yok.

Sahi devrimlerin muhafızı olarak gördüğümüz askerler nereye gitti.

Silivri yetti mi o kadar askeri almaya?

Ya gerisi?

Yıllarca "irtica geliyor" diye bağırdıkları neydi acaba?

DİEGO
24-08-2012, 19:50
Belki 2023 yok yok revlze ettiler hedef 2013....

dayan
24-08-2012, 22:49
‎24.08.2012

AKP VE ALEVİ SORUNU

Türkiye, her yanından keder ve alev tüten bir cehennem görüntüsü veriyor son zamanlarda, insanlar ümitsizce ne olduğunu anlamaya çalışıyor.

Daha iki yıl öncesinin ümitli ülkesi, ekonomisini de iyi götürdüğü hâlde neden birdenbire bir ümitsizlik ve çaresizlik kapanına kısıldı?

İçine girdiğimiz bu karanlık yoldan çıkabilmemiz için bu büyük sapmanın nedenini soğukkanlılıkla ve dürüstçe saptamalıyız.

Herkes tahlillerini açıklarsa doğruyu toplumca bulabiliriz herhalde.

Ben bu ani daralmanın, bu bunaltıcı sıkışmanın, iktidarın “Türk-İslam sentezi” çarpıklığını kendisine pusula yapmasından kaynaklandığını düşünüyorum.

Başbakan Erdoğan bu politikayla kendine Çankaya yolunu açmaya uğraşıyor.

Irkçı ve mezhepçi bir anlayışın iktidara hâkim olarak toplumun büyük bir bölümünü dışlaması ve dışladıklarına baskı yapmaya çalışması da Türkiye’yi kanlı bir tuzağa sürüklüyor.

Kürt meselesinde, iktidar kendisini PKK’nın eylemlerinin arkasına saklamaya uğraşıyor.

Ama Alevi meselesine baktığımızda, iktidarın arkasına saklanabileceği bir “bahane” olmadığı için AKP’nin siyasi tercihleri çırılçıplak ortaya çıkıyor.

AKP, Türkiye’de bir Alevi sorunu olduğunu, Alevilere haksızlık edildiğini, bu cumhuriyetin kuruluşundan itibaren Alevileri dışladığını, sinsi bir propagandayla sürekli onları karaladığını, uzun yıllar boyunca bu ülkede insanların “Aleviyim” bile diyemeyeceği bir baskı ortamı oluşturulduğunu biliyor.

Bunu bildiği için de “Alevi çalıştayları” düzenledi, Alevi milletvekilini bünyesine aldı, çalışmalar yaptırdı.

2011 seçimlerinden sonraki “Türk-İslam sentezine” yaptığı büyük dönüşte “dışarıya attıkları” arasında Aleviler de vardı.

Bir zamanlar “Alevi çalıştayları” düzenleyen AKP, Alevilerin “Meclis’te cemevi açılması” isteklerini “Sünni” Diyanet’ten aldığı “fetvayla” reddetti.

Milyonlarca insanın ibadetini yaptığı, cenazesini kaldırdığı cemevlerinin “ibadethane” olmadığına karar verdi.

Askerî vesayet rejiminin anlayışına kendi Sünniliğini de katarak, “şehit askerin” cenazesinin cemevinden kaldırılmasını bile kabul etmedi.

Urfa’da Yahudilere bir mezarı çok gören “ırkçı ve mezhepçi” anlayış, Alevilerin cemevlerini de reddetti.

Alevilerin böylesine utanç verici bir biçimde dışlanmasının, ibadet hakkı tanınmamasının, “ya Sünnilerin ibadet yerine gelirsin ya da ibadet etmezsin” dayatmasının AKP’den başka bir sorumlusu var mı bugün?

Bunun bir mazereti var mı?

AKP’nin “Türk-İslam sentezci”, dışlayıcı politikalarının, AKP yönetiminin tercihleri dışında bir sorumlusu bulunuyor mu?

“Cumhuriyet elitlerinin” yerine “Sünni Türkleri” yerleştirmeye çalışan, milyonlarca insanı “ikinci sınıf” vatandaş konumunda tutan siyasi tercihler, sadece Türkiye’nin içinde değil, Ortadoğu’da da çok ufunetli bir yere taşıyor bizi.

Mezhepçilik, bugün Türkiye’nin Ortadoğu’daki dış politikasının omurgasını oluşturuyor.

Bakın bugün Ortadoğu’da dört devletle boğaz boğaza gelmiş vaziyetteyiz.

Bunlardan üçü, Suriye, İran, Irak, Şii, dördüncüsü de Yahudi.

Tuhaf bir tesadüf, değil mi?

Bu dört devleti suçlamanıza yardım edecek faktörler var, AKP de onların arkasına saklanmaya çalışıyordu ama Sudan konusundaki politikasıyla suçüstü yakalandı.

Suriye’de Şii Esed’in “kanlı eylemlerine” karşı çıkan, palalarla kafa kesen Suriyeli radikallerin vahşetinin “hamisi” konumuna düşen Türkiye, “soykırım sanığı” olarak Uluslararası Mahkeme tarafından aranan, 300 bin kişinin ölümünden sorumlu tutulan, hakkında tutuklama kararı çıkan Sudan’ın “Sünni” diktatörüyle askerî anlaşma imzaladı.

Suriye diktatörü ile Sudan diktatörü arasında nasıl bir fark var da, o kanlı diktatörlerden biriyle Türkiye’nin güvenliğini tehlikeye atma pahasına kanlı bıçaklı olurken, diğeriyle askerî anlaşmalar imzalıyoruz?

Sünni hiçbir diktatörlükle sorun yaşamayan Türkiye neden yalnızca Sünni olmayan devletlerle sorun yaşıyor Ortadoğu’da?

“Türk-İslam sentezi” denen, sadece ismiyle bile Hazreti Peygamber’in “Veda Hutbesine” aykırı olan, bir “ırk” ismini İslam’ın yanına yazarak dini bile ırkçılaştıran, içeride Alevilerin hakkını inkâr eden “ırkçı ve mezhepçi” bir siyasetin dış uzantısı bu.

Zaten Türkiye’nin bu “ırkçı mezhepçi” politikaları yüzünden, Esed’e karşı olan Batılı devletler bile Türkiye’nin yanında durmuyor.

Bir de Ortadoğu halklarının kulağında nasıl çınlayacağını hiç düşünmeden yaptığı saçma sapan, hiçbir gerçekçiliği olmayan “Osmanlı” vurgusuyla Türkiye’yi iyice yalnızlaştırıyor bu iktidar.

“Irkçı ve mezhepçi” bir siyaset, Türkiye’yi içeride de dışarıda da belaya götürür.

AKP’nin Türkiye’yi sürüklediği yerde bizi çatışmadan, ölümden, acıdan başka bir şey beklemiyor, bunu anlayabilmek, AKP’yi bu yoldan döndürmeye gayret etmek için kaç ölüm daha bekleniyor?

Kaç ölüm daha gerekiyor bunun için?

[email protected]

BORA YAŞAR
15-11-2012, 12:16
AK Parti’nin başkanlık modelini önerdiği yeni anayasa çalışmasında, yemin önerileri de netleşti.AK Parti, başkan, başkan yardımcısı, bakanlar ve milletvekilleri için aynı yemini öngörürken, mevcut Anayasa’daki “Atatürk ilke ve inkılapları, laik Cumhuriyet, Türk milleti önünde” ifadelerini kaldırdı...

http://www.hurriyet.com.tr/gundem/21927919.asp

Bir strateji dahilinde YÖK, Yargı, Basın, Ordu vs hizaya getirildi.

Şimdi tüm bu gelişmelerin yasalaştırlmasına sıra geldi.

Perde...

BORA YAŞAR
27-11-2012, 12:12
http://img211.imageshack.us/img211/1487/okullardakiyafetserbest.jpg (http://imageshack.us/photo/my-images/211/okullardakiyafetserbest.jpg/)

BORA YAŞAR
12-12-2012, 17:04
Malatya'nın Doğanşehir İlçesine bağlı Sürgü Beldesi'nde bulunan Çok Programlı Lisede kız öğrencilere ücretsiz başörtüsü dağıtıldığı, başı açık kız öğrencilere de türban takmaları konusunda baskı uyguladığı iddia edildi. Bu iddialar üzerine Milli Eğitim Müdürlüğü soruşturma başlattı.

http://www.hurriyet.com.tr/gundem/22140231.asp

Öğrencilere kıyafet özgürlüğü tanıtımı/palavrası ile başlatıldı.

Şimdi "başını ört" baskısına dönüşmeye başladı.

Anadolunun bir çok yerinde çevre baskısı o kadar yoğundur ki, buna devlet eliyle bir düzen getirmeden örtünmeyi önlemenin imkanı yoktur.

Yıllar önce söyledik, söylendi. Amaç belli. Gidişat belli.

Özgürlük diye diye tek adam diktasına gittiğimiz gibi.

BORA YAŞAR
21-12-2012, 13:12
Eğitim-Bir-Sen, Milli Eğitim Bakanlığı'na okullara mescit açılması için başvuruda bulundu. Sendika, üniversitelerde cami ve mescitlerin bulunduğunu anımsatarak, "Okullarda neden olmasın?" diye sordu.

http://haber.gazetevatan.com/okullarda-mescit-acilsin/500978/1/Gündem

Sahi, neden olmasın?

balaban
21-12-2012, 13:26
Eğitim-Bir-Sen, Milli Eğitim Bakanlığı'na okullara mescit açılması için başvuruda bulundu. Sendika, üniversitelerde cami ve mescitlerin bulunduğunu anımsatarak, "Okullarda neden olmasın?" diye sordu.

http://haber.gazetevatan.com/okullarda-mescit-acilsin/500978/1/Gündem

Sahi, neden olmasın?


Bence ilkokulları kapatıp yerine mescit yapsınlar.

shehzade
21-12-2012, 14:01
BÜLENT ARINÇ...

Gülten Kışanak için isim vermeden.. Bir BDP'li kadın vekile çok beddua ettim.. Ama hikayesinin dinleyince hak verdim.. Bende olsam dağa çıkardım dedi..!

YEtmedi..

Apo'nun lisedeyken namaz kıldığından bahsetti..

Şahit olarakta Eski Merkez Bankası Başkanı şimdiki Cumhurbaşkanlığı Baş danışmanı Durmuş YILMAZ'ı şahit gösterdi..Bir diğer şahit ise Yılmaz'ın dünürleri..!


"Kürtlüğü inkar ederseniz çözüm olmaz"

Hrant Dink’in eşi Rakel Dink’in, Dink’in cenazesindeki "Bir çocuktan, bir bebekten bir katil yaratan karanlığı sorgulamamız gerekiyor" sözlerini anımsatan Arınç, şunları kaydetti: "İşte Abdullah Öcalan da aynen öyle, belki bir karanlığın kurbanı olarak bu yollara götürülmüş, sevk edilmiş, içinde MİT’in parmağı da olabilecek şekilde, başkalarının da desteklemesi suretiyle şimdi İmralı’da, 11-12 seneden beri tecrit halinde yaşayan bir insan. Ama bir çocukluğu, bir gençliği var. Türkiye’de yaşayıp da idam sehpasına gidenlerin, Hüseyin İnanlar ile Yusuf Aslanlar ile pek çoğuyla tarihte yolu kesişmiş bir insan olarak söylüyorum, Kürtlüğü inkar ederseniz, senin dilin yoktur derseniz, var diyenlere de cezaevi yoluna gösterirseniz bu işin çözümü olmaz.

Ben bir BDP’li kadın milletvekiline çok kızıyordum, çok beddua ediyordum. Halen milletvekili bu insan ama onunla ilgili bir hatırayı dinledim, şimdi artık kızmıyorum. Çünkü 17 yaşındaki bir genç kızken Diyarbakır Cezaevi’nde o kadar ahlaksızca işkenceye maruz kalmış ki o kadar kendisini zorlamışlar ki ben de aklıma gelse dağa çıkardım. Çünkü Diyarbakır’dan cezaevinden çıkanların yarısından fazlası dağa gitti, yarısından fazlası da dağdakilere övgüler düzüyor. İnsanlara zulmederseniz, haksızlık, fena muamele yaparsanız bunun karşılığı sabır gösterenler de reddedenler de bunun hesabını sormaya kalkanlar da olabilir.

Bakalım Beyfendi hakkında suçluyu ve suçu övmekten dava açılacakmı?..

BORA YAŞAR
11-02-2013, 18:39
TRT'den Köprücük Kemiği Sansürü

Dilek Hanif'in THY'nin kabin personeli için tasarladığı üniformalar büyük tepki çekerken, bir ilginç uygulama haberi de TRT'den geldi.
Ünlü oyuncu Ayça Varlıer, geçtiğimiz günlerde konuk olduğu TRT Okul kanalında yaşadığı şaşırtan uygulamayı anlattı:

"Geçen gün TRT Okul programına konuktum. Kıyafet konusunda bazı uygulamalar getirilmiş. Sıfır kol ve anladığım kadarıyla köprücük kemiğe kadar olan yakalar uygun değilmiş. Mini etek zaten olamaz. Programa çıkmadan bana söylediler. Açıkçası yorumu sözlere bırakıyorum. Acaba birkaç seneye Dilek Hanım'ın yapmış olduğu bu kostümlere benzer uygulamalar da gelir mi dersiniz?"

http://www.hurriyet.com.tr/magazin/magazinhatti/22565990.asp


Gelir gelir...:)

Hatta çoktan geldi bile.

THY'nda içki kalktı.

Hostesleri yakında tesettüre sokarlar, Doğu-Batı sentezi diyerek.

Yavaş yavaş.

Alıştıra alıştıra.

Nasılsa vaktimiz bol.

2023 sonra 2071.

Valla da talla da o ilellebed başkanımız.


Tezekten terazinin moktan olurmuş dirhemi.

Bize az bile.

Balyoz diyerek içeri soktukları, sağlığını harabeye çevirdikleri Saygun komutan, hasta yatağında üzerinden tank geçmiş gibi yatarken, tüm bunların müsebbibi olarak hemen herkesin kabul ettiği baş yönetici ziyarete geldiğinde, komutanın kızının internete attığı mesajdan anlıyoruz ki, "toparlanmaya çalışmış".

Vah vah...

Vay benim köse sakalım.

BORA YAŞAR
13-02-2013, 12:23
NEREDEN NEREYE?


AKP iktidara geldiğinde Türkiye’deki ilk ve orta öğretimdeki okul sayısı 32 bin 133’müş... Bugün 27 azalmayla 32 bin 106’ya düşmüş.

2002’de bin 114 hastanemiz varmış; 339 hastane daha yapılmış ve sayı bin 453’e ulaşmış.

On yıl önce camilerimizin sayısı 75 bin 941’miş; bugün 14 bin 059 artışla 93 bine çıkmış.

Doktor sayısı on yılda 15 bin, imam sayısı ise 53 bin kişi artmış.

Bugün ülkede 73 bin 382 doktor; buna karşılık 128 bin imam bulunuyormuş.

Bu verileri BirGün yazarı Turan Eser derlemiş; ondan aldım...

Sayıları tekrar okuyun:

Okuyun da nereye gittiğimizi kendiniz yorumlayın!


http://haber.gazetevatan.com/Haber/514072/1/Gundem

presacanario
13-02-2013, 12:35
cami kötü bir şey mi?

BORA YAŞAR
13-02-2013, 12:53
Cımbızlamışsın...

İşine öyle geliyor demek.

Diğer veriler?

Caminin bir amacı var. Fazlası fazla. Gereksiz mali yük. Başka ihtiyaçlar yapılabilir.

Mesela yukarıda okul sayısı azalmış.

Okul yapılabilir.

Kişi başına doktor ve yatak temelinde hala çok gerideyiz. Bu yatırımlara ağırlık verilebilir.

İbadet heryerde yapılabilir.

Ya eğitim, sağlık?

presacanario
13-02-2013, 13:11
Eğitim ve sağlık önceden çok daha iyi, millet onun için oy veriyor.

http://haber.tr.msn.com/ntv/her-mihrapta-fak%c3%bclte-mezunu-hedefi


Yeni bir müftülük medeli üzerinde çalıştıklarını belirten, Diyanet'te görev yapmak için tek başına hafızlığın yeterli olmadığını belirten Görmez, değişen çağa dikkat çekti.

''Artık her mihrapta görev yapan arkadaşımız, 4 yıllık fakülte mezunu olsun istiyoruz'' diyen Görmez, "Camilerde bir iki yabancı dil bilen arkadaşımız olsun istiyoruz" şeklinde konuştu.

BORA YAŞAR
28-03-2013, 19:11
Milli Eğitim Bakanlığı(MEB) Talim ve Terbiye Kurulu Başkanlığı’nın 9. sınıf coğrafya ders kitabının ikinci baskısını yaratılış teorisine göre yeniden düzenlediği ortaya çıktı.

MEB Talim Terbiye Kurulu’nun 17 Aralık 2010 tarihli kararı ile ders kitabı olarak kabul edilen ve okullara dağıtılan 9. Sınıf Coğrafya Ders Kitabı’nın ikinci baskısında “yaratılış teorisine uygun olarak” değişiklik yapıldığı ortaya çıktı. Kitabın ilk baskısının 104. sayfasında yer alan ve “Jeolojik Zamanlar”ı anlatan tablodaki, “Senozoik” zaman diliminde görülen olaylardan biri “İlk insan ortaya çıkmıştır” olarak ifade edilmişti. Ancak Talim ve Terbiye Kurulu’nun kararı ve MEB Destek Hizmetleri Genel Müdürlüğü’nün 19 Mart 2012 tarihli yazısı ile kitabın yeniden basılması kararı alındı. Kitap yeniden basılırken söz konusu tablodaki “ilk insan ortaya çıkmıştır” ifadesi “İnsan yaratılmıştır” olarak değiştirildi. Coğrafya kitabının değiştirilmiş hali 222 bin 574 tane basılarak okullara dağıtıldı.


http://www.radikal.com.tr/Radikal.aspx?aType=RadikalDetayV3&ArticleID=1127030&CategoryID=77

BORA YAŞAR
15-05-2013, 15:11
Eveeet... Nerde kalmıştık?


Durmak yok devam...


Torba yasa tasarısı teklifi, alkol yasağını ‘camilere 100 metre’ ile sınırlayan hükmü, ibadethaneler ile her türlü eğitim faaliyetinin yapıldığı tesislere 100 metre mesafe olarak genişletiyor..

Teklif yasalaşırsa Çırağan Sarayı’ndan Ankara’daki Sakarya Caddesi’ne; alışveriş merkezlerinden turistik tesislere kadar alkol satışı yasaklanacak

http://www.hurriyet.com.tr/ekonomi/23287630.asp



Amaçlanan içki ve sağlık, eğitim meselesi falan değil...

Geldikleri gün amaçladıkları malumumuzdu.

Eğitimden başlayarak kademe kademe bu laik düzeni kafalarındaki düzene çevirmek.

Herkes biliyor.

Ha işin münazarasına başlayacak olursak bunlarla kimse aşık atamaz.


Hayırlı uğurlu olsun.

Herkes evinde içsin.

Bir on sene sonra evlerde de içki yasak olursa hiç şaşmam.

AUDİ+
15-05-2013, 16:13
Eveeet... Nerde kalmıştık?


Durmak yok devam...


Torba yasa tasarısı teklifi, alkol yasağını ‘camilere 100 metre’ ile sınırlayan hükmü, ibadethaneler ile her türlü eğitim faaliyetinin yapıldığı tesislere 100 metre mesafe olarak genişletiyor..

Teklif yasalaşırsa Çırağan Sarayı’ndan Ankara’daki Sakarya Caddesi’ne; alışveriş merkezlerinden turistik tesislere kadar alkol satışı yasaklanacak

http://www.hurriyet.com.tr/ekonomi/23287630.asp



Amaçlanan içki ve sağlık, eğitim meselesi falan değil...

Geldikleri gün amaçladıkları malumumuzdu.

Eğitimden başlayarak kademe kademe bu laik düzeni kafalarındaki düzene çevirmek.

Herkes biliyor.

Ha işin münazarasına başlayacak olursak bunlarla kimse aşık atamaz.


Hayırlı uğurlu olsun.

Herkes evinde içsin.

Bir on sene sonra evlerde de içki yasak olursa hiç şaşmam.

Halkı içki konusunda ne kadar sıkarlarsa o kadar talep artar...........

PARK
15-05-2013, 16:22
Bu çıkacak olan yasa çıkmış olsa dahi kağıt üzerinde kalmaktan öteye gidemez...

Siz yabancı sermayeye açmış olduğunuz bir sektörü nasıl kösteklersiniz...

Şimdi yönetimde olanlar beyinlerinin arkasında olan ile dünya gerçeklerinin arasında sıkışmış zavallı sürüsüdür...

emperador
15-05-2013, 16:57
ömrümüz yeterse bunlarında sonunu göreceğiz. adamların işi gücü alkol yasagı,din,sansür,Atatürk düşmanlığı, cami yapma yarışı,kaldırım döşeme konusunda uzman oldular, lale dikmek bilmem kaç milyon liralık, kavşak yapmak gibi konular.
yandaşı kanallar Kemal sunal filmlerini bile kırpa kırpa maymuna çevirdiler. mayolu kadın görmeye bile katlanamıyorlar. özellikler kanal7,samanyolu gibi abuk subuk kanallarda hergün kemal sunal filmleri veriyorlar birde sansürlü halde. vermeyin kardeşim gidin kendinize göre programlar verin. benim bir düşüncemde bunların bu kadar oy alamayacak olması aslında geçmiş seçimlerdede şaibe var bana göre. hala bu devirde sandıklara atıyoruz oyları. 3-4 kere sandık görevlisi oldum. oyu açıyorduk az kenardamı orada agız dalaşı bilmemne ile kabul olursa iptal yada geçerli diyorduk. yani verilen oyları iptal ediliyordu. tabi herkes kendi partisine göre konuşuyor. bu seçim mevzuatınında oylamanında değişmesi lazım. elektronik ortamda şeffaf bir şekilde. herkesin tc kimliği var buna göre oylanmalı. yoksa her sandıga adam dikmeyen partiler birkısım yerde kaybeder.akpnin parası gücü var her sandıga adam koyuyordu ama mesela x parti koyamıyor.

BORA YAŞAR
04-08-2013, 14:31
http://img823.imageshack.us/img823/5470/o9nk.jpg (http://imageshack.us/photo/my-images/823/o9nk.jpg/)



Diyarbakır'da (Amed mi desek?), güneydoğuda sokaklara Ermeni isimleri veriliyor.

Başbakan Şerafettin Elçi havaalanını açıyor.

Fotoğrafta bir zamanlar adını anmak bile yasak olan dinsel irticai bir Kürt figürün adı hem de bir okulumuza veriliyor.

Peki geriye cumhuriyet değerlerinden kurumlarından parmaklanmadık ne kaldı?

Laik cumhuriyetin tüm kurumları, kadroları dağıtıldı. Ramazan'da sigara içen vatandaşa polis küfrediyor. Şimdilik.

Adım adım hedefe demiştim yıllar önce.

Nihayet geldik dediğim yere.

Bakalım sırada ne kaldı.

uzay44
04-08-2013, 18:04
şeyh sait üniversitesi falan olsun fiyakalı olur.

BORA YAŞAR
07-08-2013, 22:26
http://img560.imageshack.us/img560/5783/llm.jpg (http://imageshack.us/photo/my-images/560/llm.jpg/)

BORA YAŞAR
20-08-2013, 17:35
Kamu Denetçiliği Kurumu, başörtüsüyle görev yaptığı için ikaz alan devlet memurunun şikayetini kabul ederek, memurun başörtüsüyle görev yapmasının sağlanması yönünde tavsiye kararı aldı.

CHP nin Konya Milletvekili Atilla Kart da "milletvekili türbanıyla meclise girebilmeli artık" buyurmuştu.

Laik devlet anlayışı bu hale getirildi.

Koşar adım.

Marş marş.

BORA YAŞAR
26-08-2013, 12:56
Bugün gazetesinden Gülay Göktürk, bir okurundan gelen şikayet mektubunu konu aldı bugünkü köşesinde...

Beylikdüzü'nde bir fabrikada çalışan okur, işvereninin merkezi sistemden çalışanlara bütün gün dini vaazlar dinlettiğinden şikayet ediyordu. Göktürk, "işyerleri laik alanlardır" diyerek sözkonusu olayı eleştirdi. İşte o yazı:

http://haber.gazetevatan.com/fabrikada-dini-telkin/564466/7/yasam

akay
26-08-2013, 13:14
Esad, kendisine sorulan müttefikleriniz ve düşmanlarınız hangi ülkeler sorusuna ise Türkiye'yi de ilgilendiren bir yanıt verdi. İşte Esad'ın yanıtı;

Dünyadaki müttefiklerimiz Rusya ve Çin, bölgede ise İran müttefikimiz. Bu süreç içinde bazı ülkeler bize olan davranışlarını değiştirdi. Suriye'deki 'teröristleri' destekleyen bazı ülkeler var Katar Ve Türkiye gibi. Katar teröristleri finansal olarak destekliyor Türkiye ise kendi topraklarında eğitiyor. Şimdilerde Suudi Arabistan Katar'ın yerini almış durumda. Türkiye gibi bir ülkenin ise birkaç dolar ile kontrol edilebilecek bir ülke haline gelmiş olması çok üzücü. Bizim Türkiye halkı ile bir sıkıntımız yok. Tek sorun Başbakan Erdoğan.

http://haber.gazetevatan.com/tehdit-...64399/30/dunya

BORA YAŞAR
13-09-2013, 15:52
YÖK Genel Kurulu'nun İlahiyat Fakülteleri'nde "felsefe" derslerini kaldıran kararı akademik camiada tartışılmaya devam ederken, bu fakültelerin adlarının da değiştirildiği ortaya çıktı. İlahiyat Fakülteleri'nin adı "İslami İlimler Fakültesi" olurken YÖK bu konuda ikiye bölündü.

http://haber.gazetevatan.com/ilahiyata-ikinci--darbe/568801/1/gundem


Felsefe olur mu din okutulan bir yerde.

Yakışmaz.

Nihayetinde bir dogmayı öğrenmeniz gerekiyor.

Dogmaya sorgusuz sualsiz biat edecek kafaları yetiştirirken felsefe gibi özgür olmayı gerektiren bir bilim dalı fazla olmalı.

İlahiyat fakültelerinin adının "İslam İlimler" olarak değiştirilmesine gelince:

El Ezher bence daha uygundu.

YÖK'e buradan bedava önerimdir.

BORA YAŞAR
19-09-2013, 22:08
Balıkesir’in Ayvalık İlçesi Küçükköy Beldesi’ndeki Macit Ataklı İlköğretim ve Ortaokulu’na bir süre önce tayinle gelen Türkçe öğretmeni Elif Kısa’nın derslere kara çarşafla gelmesi velilerin tepkisini çekti.

http://www.cumhuriyet.com.tr/?hn=442172&kn=7&ka=4&kb=7


http://img801.imageshack.us/img801/322/14d7.jpg (http://imageshack.us/photo/my-images/801/14d7.jpg/)




İyi de bu rezalet sadece veli tepkisi ile mi önlenecek? Veli tepki göstermezse ne olacak?

Devlet nerede?

Biz biliyoruz da, bilmeyenlere selam olsun.

taita-x
19-09-2013, 22:32
Durmak yola devam...

Yıllardır Geldiğimiz noktadan adım adım özümüze dönüyoruz...

Serbest olsun kıyafet... Tabiki de girecek başörtülü öğretmen...

Kendisini tebrik ediyorum... Velilerin tepkisine anlam veremiyorum...

Bu arada bizim okulda çoğu öğretmen başörtülü giriyor derse...

taita-x
19-09-2013, 22:33
Ataist öğretmenler dinkültürü dersi anlattı bu ülkede...

O yüzden adım adım özümüze dönüyoruz...

Sen istemezsin başka öğretmeni tercih edebilirsin...

BORA YAŞAR
19-09-2013, 23:00
Durmak yola devam...

Yıllardır Geldiğimiz noktadan adım adım özümüze dönüyoruz...

Serbest olsun kıyafet... Tabiki de girecek başörtülü öğretmen...

Kendisini tebrik ediyorum... Velilerin tepkisine anlam veremiyorum...

Bu arada bizim okulda çoğu öğretmen başörtülü giriyor derse...


Taita..

Sen de kaldığın yerden devam..

Yalnız gözlerin daha da bozulmuş görmeyeli.

Fotoğraftaki hanım sence "başörtülü" mü?

Hani şu annelerimizin, babaannelerimizin taktığı cinsten.

ne diyeyim.

Takiyye ve hadi demeyeyim.

Sizin çereziniz.

Ateist ya da dini inancı olmayan bir öğretmenin din kültürü dersi vermesi, sünni İslamcı birinin hocalığından daha yararlı bile olabilir bana sorarsan.

Sonuçta din kültürüdür söz konusu olan.

Neyse sabahlara kadar da yazışsak seninle bir yere varamayız biliyoruz.

ben başkaları için cevap veriyorum senin yazılarına.

Sana değil.

BORA YAŞAR
20-09-2013, 10:46
Taita;

İşin garibi nedir biliyor musun?

Kadın dinciler hemen belli oluyor.

İster öğretmen, ister mimar, ister avukat olsunlar, inançlarının "giyeceksin" dediklerini giydiklerinden anlıyoruz yönlerini.

Peki ya erkeklerde?

Örneğin sen de öğretmensin bildiğimiz kadarı ile.

Aslında senin de kafa yapısı ve amaçlar olarak fotoğraftaki o kara çarşaflı öğretmenden farkın yok.

Ama bir fotoğraf çektirsen kimse anlamıyor.


Ne hüzün verici...

taita-x
20-09-2013, 17:00
Asıl hüzün verici olan, insanlara dinci deyip hakir görmenizdir. Daha da acısı inançları gereği örtünenleri kabullenemeyip hazmedemeyişinizdir. Dinci kelimesi insanı küçük görmek ve yaftalamaktan başka bir şey değildir. Hem siz bu hakkı nerden aldınız? Biri sizin bu lafınıza karşı dinsiz derse acaba kendinizi nasıl hissedersiniz. (ben böyle bişeyi asla demem). Önce insana değer vermesini bileceksiniz. Herkese ama. Başı açık olana verdiğiniz değeri çarşaflıya vermiyorsanız problem sizdedir. İnsan olduğu için değerli olamaz mı? Herkes sizinle aynı görüşte olamaz. Mesela benim gözümde Bora Yaşarla resimdeki bayanın farkı yoktur. Biz böyle gördük, böyle öğretiyoruz. Bu arada resimdeki o öğretmenle benim hiçbir farkım yok. Doğru söylemişsiniz. Ama bir erkeğin dinci olup olmadığını anlayamamak baya üzmüş sizi anlaşılan. Boşuna üzülmeyin, bu insanlardan zarar gelmez size. Ama sizin ötekileştirerek verdiğiniz zararın haddi hesabı yok. Saygılar...

taita-x
20-09-2013, 17:30
Çapulcu olup yakıp yıkarsın, Koç olur denize salarsın…

Siyasetçi olup yasaklarsın, asker olur yönetime el koyarsın…

Gazeteci olup asparagas haber yaparsın, medya patronu olur hükümeti yıkmaya kalkışırsın…

Sanatçı olup bölücülüğe yeltenirsin, tiyatrocu olur darbeciliğe soyunursun…
Sözde laik, sözde demokrat, özde kötülüğün Türkiye şubesi olanlar için herşey olursun ama Müslüman olamazsın!

Çünkü sen, Mısır'daki gibi darbe yanlısı bir Temerrüt hareketini ülkemizde de var etmeye çalışanlar için Esma’sın İhvan’sın!

Barışçıl gösteriler karşısında katliam yapan zihniyetin baltacı timi gibi ellerine fırsat geçse Tahrir’i Gezi, Kazlıçeşme’yi Adeviyye yapmaktan çekinmeyecek kadar içerisinde düşmanlık barındıranlar, hiçbir fırsatı kaçırmıyor.

Niye kaçırsın ki!

Öyle ya; Onun inançsızlığı seçmesi tercihtir senin inanmayı seçmen yobazlıktır.
Onun açık olma hakkı vardır senin örtünmeye hakkın yoktur.

Onun çocuğunu Robert Lisesi’ne göndermesi kendi kararıdır, senin çocuğunu İHL’ye göndermen yönlendirmedir.

Onun sokağa çıkması demokratik gösteridir senin sandığa gitmen partizanlıktır!
Ve o istediği her mesleği yaparken sen sadece ona çay taşımalısın…
Yani sen hem Elif olup hem öğretmen olamazsın…

Ayvalık'taki bir ilköğretim okuluna atanan Türkçe öğretmeni Elif Kısa'nın suçunun başörtülü olması meselesinin gerçeği de budur.

Sözcü, Aydınlık , Cumhuriyet ve Radikal gibi gazeteler Mısır’ın darbeci basınının ruh ikizi olarak 28 Şubat manşetlerini atarken bir yandan da Başbakan Erdoğan’ın tıpkı Mursi gibi devrilmesi için yeni denemeler yapıyor.

“Sanki burası Türkiye değil Suudi Arabistan” dediklerine bakmayın, bu ülke Suud rejimi gibi İsrail ve ABD ile işbirliği yapıp Mısır’da darbecileri destekleseydi gıkları çıkmazdı.
Bizlerinse bu yaşanan faşizm karşısında susup geri adım atmasının türlü gerekçeleri hep olmuştur.

İşte bu gerekçeler dolayısı ile olacak ki başörtüsü ile derse girdiği haberleri üzerine Elif öğretmen hakkında Balıkesir İl Milli Eğitim Müdürlüğü tarafından inceleme başlatılmış.
Üstelik Gezi’ci öğretmenler öğrencilerini eyleme götürürken Elif öğretmen öğrencilerini camiye de götürmemiş!

Doğru ya onlar sendikal haklara sahipken başörtülü bir öğretmenin Türk Eğitim-Sen’in ülke genelinde aldığı bir karar uyarınca, okullara serbest kıyafetle gitme uygulaması, hükümetin demokrasi adı altındaki oyunudur.

Kamuoyuna “oyun” diye yutturmaya çalıştıkları karşısında ise hak ve özgürlükleri “aman…” diyerek başlayan cümlelerle kazanacağımıza inanmamızda oyun içerisindeki oyunu göremememizden kaynaklanan bir durumdur.

Ancak Adeviyye’deki barışçıl gösterileri kanla sonlandıranlar gibi ellerinden gelse bir dakika durmayacak olanlar için demokrasi, gerçekte senin yok olmanla elde edileceğinden, şahsının büyük fotoğrafa bakma söylemi ele geçecek karşı bir fırsata kadar geçerli olacaktır.

Bu nedenle bireyin hür iradesi ile insan olma hakkı temelinden hareketle yaptığı tercihini diğer bir bireye baskı gibi görenlerin çıkmazında meseleye bakmamak gerekir.
28 Şubat süreciyle birlikte irtica paranoyası ile halkı kandıranlar, insanlar sırf inancından dolayı okullarından, işlerinden atılıp türlü haksızlıklara maruz kalırken, başörtülü kadınların evde oturmasını laikliğin teminatı gördüler.

Türkiye keşke bu zihniyetin zehirli Tunus hayalindeki meyvelerinin olgunlaşmasını engelleyecek tüm yolları kapatıp darbe anayasasından kurtulabilseydi ama olmadı!
Şimdi hak ve hukuk çerçevesinde kısmen de olsa geri kazanılan temel hakların karşısında cehalet içerinde duranlara prim vermeden yola devam etmek gerekiyor.
Bir şey daha gerekiyor, fark etmek!

Türlü oyunlar ile dış güçlerin piyonluğunu yapanların çağdışılığını fark etmek.
Denildiği gibi iktidar partisinin de Devlet Memurları Kılık Kıyafet Yönetmeliğini bir an önce değiştirmesi belki bir kazanım olacaktır ama asıl kazanımın herkesin kendin gibi olmamasına tahammül etmek olduğunu artık birilerinin kabul etmesi lazım.
Tabi içlerinde biraz insanlık kaldıysa!

“Okullar ve diğer kamu kurumlarına türbanı ve çember sakalı sokmak için düğmeye bastılar” deliliği içinde olanlara ise doktor lazım!

Laik devlet modelinde devlet aygıtını ideolojik bağnazlık batağına gömenler bilmeli ki, bu millet Elif öğretmenleri, Cumhuriyeti’nin çağdaşlaşma hedefinin en paha biçilmez basamağını oluşturan laik devlet modelinin tahrip edilmesi olarak görenlere fırsat vermeyecektir.

Belki hepimiz Elif değiliz ama bilesiniz ki bu toprakların geni Elif’leri kimselere yedirtmeyecektir!

BORA YAŞAR
20-09-2013, 19:20
Taita;

Dindar ve dinci...

Benim önem verdiğim ayrım bu.

Dindar kendi inancını yaşayan, kendi hayatını ona göre düzenleyen biri.

Hiç bir diyeceğim yok. Sende aslında bilirsin saygı ile karşılarım.

Dinci ise, içinde yaşadığı ülkenin (devletin) dini kurallara göre yönetilmesini isteyen ve bu amaç uğrunda çalışan kimse.

İşte buna karşıyım.

Çünkü benim ve ailemin ve de içinde yaşadığım toplumun kurallarını dine bağımlı hale getirerek hiç arzulamadığım bir yaşam tarzını bana dayatmakta.

Kimse kimsenin hayatına inancına karışmasın.

Benim dileğim de bu.

Ben dindara hiç bir hayatı dayatmanın, onun hayatına karışmanın doğru olmadığını düşünüyorum. Kimsenin böyle bir hakkı yok.

Ama laik bir devletin (tüm dinlere eşit mesafede durması gereken bir devlet biçimi ve Anayasamızda çok şükür hala bu hüküm var) memuru, yani tüm inançlardaki halkına hizmet etmek üzere çalışan devlet memurunun istediğini giyme hakkı yoktur.

Kendi inancını belli eden giysiler, semboller vs kullanmamalı. mesela neredeyse kimliğini gizleyecek, ya da eğittiği çocuklara kendi inancını sempatik göstererek onu etkileyecek kara çarşafa bürünmemeli.

Bunun bir çok mahzuru var.

Neyse gene geldik aynı konulara.

Aslında herkes biliyor işin doğrusunu da yok insan hakları, yok kişi hak ve özgürlükleri mugalatasıyla laf salatası yapıp hala kafa karışıklığına neden olabileceklerini düşünüyor.




NoT: Suudi Arabistan'la farkımız nedir biri anlatsa...

Not 1: Kara çarşafı başörtüsü diye yumuşatma da işin bir diğer mugalata yanı.

Not 2: Sen beni, ben seni tanırız. Ne istediğimizi, başkalarına ne kadar saygısız ne kadar saygılı olduğumuzu biliriz. Burada yaptığımız birbirimize değil başkalarına konuyu satmak. Hala alıcısı olan var mı bilmiyorum.

BORA YAŞAR
20-09-2013, 22:52
Öğretmenlik çok özel bir devlet memurluğu...

Diğerlerine hiç benzemeyen özellikleri var.

Öğretmen, davranışları, kılığı kıyafeti ve kafa yapısı ile yetiştirdiği çocuklara, gençlere örnek olması gereken insanlar.

Hepimizin bu konuda bir çok deneyimi ve anısı vardır. Hepimizin etkilendiği hocalar bulunur yaşamlarımızda. Onlardan sadece müfredat çerçevesinde bilgi almayız. Her şeylerinden, huylarından, tavırlarından, üsluplarından, dillerinden etkileniriz. Yaşamımız ve yaşamda atacağımız adımlar bile böyle belirlenir.

Öğretmeni kara çarşaflı bir bayan olan çocuklar nasıl etkilenir acaba?


Bu sorunun cevabı çok ama çok önemli.

BORA YAŞAR
05-10-2013, 18:31
http://img844.imageshack.us/img844/2884/gyah.jpg (http://imageshack.us/photo/my-images/844/gyah.jpg/)

BORA YAŞAR
10-10-2013, 23:21
http://img853.imageshack.us/img853/1308/4lbk.jpg (http://imageshack.us/photo/my-images/853/4lbk.jpg/)

BORA YAŞAR
10-10-2013, 23:22
http://img40.imageshack.us/img40/2946/fw3w.jpg (http://imageshack.us/photo/my-images/40/fw3w.jpg/)




Durmak yok...Devam.

BORA YAŞAR
12-10-2013, 14:27
Yükseköğretim Kurulu (YÖK) Başkanı Prof.Dr. Gökhan Çetinsaya, Bosna Hersek'in başkenti Saraybosna'da düzenlenen “Uluslararası Balkan Konferansı"na katıldı.

YÖK Başkanı Gökhan Çetinsaya, "Kamuda başörtüsü yasağının kaldırılmasının ardından üniversitelerde başörtülü bölüm başkanı, dekan ve rektör görülebileceğini" söyledi.

http://haber.gazetevatan.com/onlar-da-basortulu-calisabilir/575934/1/gundem

BORA YAŞAR
12-10-2013, 21:03
http://img571.imageshack.us/img571/2778/6qtp.jpg (http://imageshack.us/photo/my-images/571/6qtp.jpg/)




BALIKESİR’in Ayvalık İlçesi’ne bağlı Küçükköy Beldesi’ndeki Mecit Ataklı İlkokulu ve Ortaokulu’nda derse ’tesettürlü’ giren Türkçe öğretmeni E.K., bu kez de ’dayak’ iddiasıyla gündeme geldi. Çocuklarının öğretmen E.K. tarafından dövüldüğünü ileri süren veliler, jandarma karakoluna giderek şikayetçi oldu.


http://gundem.milliyet.com.tr/kucukkoy-deki-olay-ogretmen-e/gundem/detay/1776598/default.htm


Cumhuriyetimizin kadın öğretmen modeline arkadan bir bakın.

Bu hale geldik Balıkesir'de.

Öğretmenin çevresindeki öğrencilerine bir bakın. Öğretmenin fotoğrafta sağındaki eşofmanlı erkek öğrencisinin öğretmenine bakışına dikkat.

Bu öğretmenden feyz alacaklar.

Dünyayı öğrenecekler.

Bu öğretmenin ne öğreteceği belli değil mi?

Kamuda başörtüsü yasağının kalkmasıyla gelinen nokta bu.

Yakında erkek öğretmenler de ayağa kalkıp "bizim özlük hakları olarak kadınlardan ne farkımız var, bu ayrımcılık neden?" diyerek sarıklı, sakallı, şalvarlı bir kıyafetle okula gelmesini bekleyebiliriz.

10 senede ne hale geldik?

Varın siz anlayın.

Tepki bile gösterilmiyor artık.

Alıştık.

BORA YAŞAR
30-10-2013, 09:46
Ama önce üniversitelerde, sonra yumuşak karnı olan her kurumda türban nasıl bir oldubittiye getirildi ise aynı oyun Meclis içinde oynanacak.

MHP ve BDP’den itiraz sesi gelmiyor.

CHP ise “usul tartışması” açarak itirazını gösterecek. Ve tabii karşısındaki cephe CHP’yi ezip geçecek.
Laikliğin sakatlanması değil ölümü demektir bu.
Yakın zamana kadar Türkiye’deki rejim “melez demokrasi” diye anılıyordu.

“Ilımlı İslâm” deniyordu.

Şimdi ne diyecekler?

Sahte laik mi?

İktidara gelen her parti sistemi böyle kökten değiştirecekse milletvekillerinin Anayasa’ya bağlılık yemini etmelerinin anlamı ne?

http://haber.gazetevatan.com/bu-gocun-hizi--nasil-kesilecek/579714/4/yazarlar


Hedefe geldik.

Son durak! İnecekler...

BORA YAŞAR
31-10-2013, 11:09
İzmir'de 35 vatandaş Başbakan Erdoğan ve Cumhurbaşkanı Gül'ü protesto etmeye hazırlık ettikleri gerekçesiyle toplu olarak gözaltına alınmış. BU vatandaşların protestoya hazırlandıkları istihbar edilmiş...


Geldiğimiz nokta bu.

Adım adım demokrasi ve insan haklarından uzaklaşıyoruz.

Oysa ferdin protesto hakkı Anayasal bir hak olup aynı zamanda tarafı olduğumuz Avrupa İnsan hakları Sözleşmesiyle de garanti altına alınmış.

Ne fayda?

Kağıt üstünde istedikleri kadar hak ve özgürlük verilsin.

Nihayetinde polisin, savcının uygun gördüğü kadardır alacağın polis devletinde.

BORA YAŞAR
31-10-2013, 15:50
http://img62.imageshack.us/img62/6623/k2n7.jpg (http://imageshack.us/photo/my-images/62/k2n7.jpg/)

[/URL]


Genel Kurul toplanmadan 5 dakika önce salona ilk olarak AK Parti'li Samancı, ardından Kaçar ve Şahkulubey, başörtülü olarak girdi. Salona en son giren başörtülü milletvekili ise AK Parti'li Dalbudak oldu.

Bazı AK Parti'li milletvekilleri, başörtülü milletvekillerini tebrik ederek tokalaştı. Bir süre başörtülü milletvekilleriyle sohbet eden AK Parti'li milletvekilleri, hatıra fotoğrafı da çektirdi


http://img197.imageshack.us/img197/1303/5z9i.jpg (http://imageshack.us)




AK Parti Konya Milletvekili Gülay Samancı, Kahramanmaraş Milletvekili Sevde Beyazıt Kaçar, Denizli Milletvekili Nurcan Dalbudak ve Mardin Milletvekili Gönül Bekin Şahkulubey, TBMM Genel Kurulu çalışmalarına başörtülü olarak katıldı.


[url]http://siyaset.milliyet.com.tr/ilk-turbanli-vekil-geldi/siyaset/SonDakikaGaleri/1785020/default.htm?PAGE=4 (http://imageshack.us)


Türk siyasi tarihinde bugün önemli bir gün.

Mesele sadece bir kaç kadının başını örtmesi değil.

Mesele, bir kaç başı örtülü kadın milletvekilini kullanarak laik Cumhuriyet geleneğini yıkmaktı.

Bu başarıldı.

Laiklik bugün onulmaz bir yara aldı.

Konuyu saptırıp, lise münazarası mantığıyla, "kadının özgürleşmesi" haline getirip savunabilirsiniz.

Türk toplumunda kadın zaten asırlardır başını bir şekilde örtüyordu.

Kadının başörtüsünü kullanarak Cumhuriyet kazanımlarını altetmek yeni bir olaydır.

Başkaldırı başarıya ulaştı.

Bir kale daha düştü bu toplumun barış mayasını oluşturan kurumlardan.

Sevinenler bunu hiç değerlendirmiyor.

BORA YAŞAR
31-10-2013, 16:23
AKP'li dört kadın milletvekilinin TBMM nnde oturuma başlarını örterek gelmeleri üzerine söz alan CHP Milletvekili Şafak Pavey konuşmasının bir bölümünde şöyle dedi:

"Bu konuşmayı mecliste pantolon giymesi bir erkek vekil tarafından engellenmiş kişi olarak yapıyorum. AKP'yi iktidara taşıyan asıl kadınların artık yerleri almaları gerektiğine inanıyorum. AKP'li bazı vekillerin başörtülü eşlerini saklamalarından utanıyorum.

Sayın bir vekilin şu sözünü duydum. Başımı açarak bir daha kirlenmeyeceğim. Bu durumda başı açık olanlar kirlenmişler midir? Görülüyor ki bir arada yaşama efsanemiz çökmüş. Bizi yok ettiğinizde gelecek olimpiyat tanıtımına neyi koyacaksınız?"

http://haber.gazetevatan.com/mecliste-tansiyonu-yukselten-konusma/580204/1/gundem

BORA YAŞAR
31-10-2013, 20:03
http://img33.imageshack.us/img33/1957/0tiy.jpg (http://imageshack.us/photo/my-images/33/0tiy.jpg/)

BORA YAŞAR
03-11-2013, 12:44
Diyanet İşleri Başkanlığı 20 milyar liralık büyüklüğü olan faktoring sektörünü bloke edecek bir fetva verdi, ‘Çeki vadesinden önce düşük bedelle satmak caiz değil’ dedi.

Vatan Gazetesi'nin haberine göre Diyanet İşleri Başkanlığı Din İşleri Yüksek Kurulu’nun çek ve senetler hakkındaki fetvası finans sektöründe şok etkisi yaptı. Kurul, Perşembe günü yaptığı açıklamada, çek ve senetlerin vadesinden önce bedeli üzerinden pazarlık yapılarak bozdurulmasının din açısından uygun olmadığını bildirdi.

Din İşleri Yüksek Kurulu, “Alacaklı durumda olan kişi, elindeki çek veya senedi daha düşük bir bedelle vadesinden önce banka gibi tüzel kişilere ya da üçüncü şahıslara satmak isterse bu işlem de caiz olmaz. Zira bu işlemde, aynı cins kaydi paranın nakdi parayla fazla miktarda mübadelesi söz konusudur. Bu muamele ‘ribe’l-fadl/fazlalık faizi’ olarak değerlendirilmektedir” açıklamasını yaptı.


:):)

Ekonomiye ve paraya da el attı mı fetvalarıyla din adamları...

Zurnanın zırt dediği geldik demektir.

Helal gıda eyvallah da, helal para?

Önce siyasilere laf edin sıkıysa, sebepsiz zenginleşme üzerine.

Yetim hakkı, kul hakkı yemek üzerine laf söyleyin yöneticilere. Tüm dinlerde en büyük suç hırsızlık değil mi?

25 yılda siyasetten başka iş yapmadıkları halde ultra zengin olan dini bütün geçinen siyasilere laf söyleyin.

Her konuşmalarında Hazreti Ömer'i şiar edindiklerini söyledikleri halde firavun kadar zengin olanları ikaz edin eğer cesursanız.

Faktoring caiz değilmiş...


Haydi canım sen de...

PARK
06-11-2013, 05:14
Başbakan Tayyip Erdoğan’ın, yurt yetersizliğinden yakınan milletvekillerini yanıtlarken, “Denizli’de şahit olduk, yurtların yetersizliği beraberinde çeşitli sıkıntılar doğuruyor. Kız-erkek öğrenciler aynı evde kalıyor, bu yapımıza ters. Vali Beye bunun talimatını verdik, bir şekilde denetimi yapılacak”




Mahalle muhtarının bile karışmayacağı işlere koskoca Türkiye Cumhuriyeti Başbakanı karışıyor ve kimse sormuyor "Sana ne kardeşim sana ne" diye..




:frown: :frown:

Allahım sen kurtar bizi bu ceberrut imamlardan...




Sabaha kalmaz bu gönderim fakat olsun ben içimi dökmüş oldum en azından..

BORA YAŞAR
17-11-2013, 00:41
http://img689.imageshack.us/img689/7012/rruc.jpg (http://imageshack.us/photo/my-images/689/rruc.jpg/)

TRT'de türbanlı spikerler göreve başladı.

Yazacak bir şey yok.

Sadece takip ediyoruz atılan adımları.

BORA YAŞAR
19-11-2013, 09:54
CNN Türk’te yayınlanan gazeteci Cüneyt Özdemir’in sunduğu 5N 1K programına katılan Diyarbakır Büyükşehir Belediye Başkanı Osman Baydemir Kürdistan sözünü genişleterek canlı yayında ilk kez Türkiye Kürdistanı dedi. Osman Baydemir, " Nasıl bu zamana kadar Kuzey Irak derken Kürdistan dediysek, Türkiye’nin güneydoğusuna da Türkiye Kürdistanı dememizde hiç bir mahsur yoktur" şeklinde konuştu.

http://www.hurriyet.com.tr/gundem/25151155.asp

BORA YAŞAR
20-11-2013, 18:10
Meclis Başkanvekili ve AK Parti Kayseri Milletvekili Sadık Yakut, Meclis’te toplanan 14’üncü Ulusal Çocuk Forumu’nda, gelecek dönemde karma eğitimi kaldırmaya dönük çalışma yapılacağını söyledi. Yakut, “Maalesef şimdiye kadar kız ve erkek öğrencilerin birlikte eğitim yaptırılmasını büyük bir yanlışlık olarak değerlendiriyorum. İnşallah bu yanlışlık önümüzdeki dönem içinde düzeltilecek” dedi.


Ulusal Çocuk forumunda çocukların önünde bir siyasinin verdiği mesaja bakın.

Bunların yurtdışında (batıda) vermeye çalıştığı imajı düşünün.

Geldiğimiz nokta bu.

Buraları rahmetle hatırlayacağız. Pek yakında.

BORA YAŞAR
27-11-2013, 13:33
http://img706.imageshack.us/img706/5626/5nte.jpg (http://imageshack.us/photo/my-images/706/5nte.jpg/)

BORA YAŞAR
27-11-2013, 15:17
CHP Genel Başkan Yardımcısı Sezgin Tanrıkulu, Diyanet İşleri Başkanlığı’nın tartışma konusu olan dini hayat anketinden sonra Türkiye İstatistik Kurumu’nun (TÜİK) enflasyon araştırmasında kullandığını iddia ettiği yeni bir anketi Meclis gündemine taşıdı.

Tanrıkulu, Tüketici Fiyat Endeksi çalışması sırasında anketi kabul eden vatandaşlara, “Sizce köpek giren eve melek girer mi? Oy verirken adayın dindar olup olmadığını önemser misiniz? Miras paylaşımında erkeklere iki kat pay mı verirsiniz?” diye sorulduğunu belirtti.

Sorulan Sorulardan bazıları...

-Hangi dine mensupsunuz?
-Kendinizi hangi mezhebe ait hissediyorsunuz?
-Aşağıdaki namazları ne sıklıkla kılarsınız?
-Vakit namazlarını camide veya mescitte kılar mısınız?
-Dışarı çıkarken başınızı örter misiniz?
-Sarhoş olmayacak kadar içki içmek günah mıdır?
-Alevi misiniz, Sunni misiniz?
-Sizce köpek giren eve melek girer mi?
-Aileniz ne kadar dindardır? Hangi dine mensuptur?
-Oruç, hac, zekat, fitre, kurban kesme gibi ibadetlerle ilgili durumunuz nedir?
-Ne sıklıkla dua edersiniz?
-İbadetlerinizin kazasını yapar mısınız?
-Oy verirken adayın dindar olup olmadığını önemser misiniz?
-Laiklik İslamı özgürce yaşamanın teminat mıdır?
-Misafirlikte kadınlar ve erkekler aynı mı oturursunuz?
-Allah’ın varlığına inanıyor musunuz?”
http://fotoanaliz.hurriyet.com.tr/galeridetay/75983/4369/26/enflasyon-anketinde-bunlar-mi-soruluyor


Sizce Anayasasında laik olduğu belirlenen bir ülkede bir resmi kurumun böyle sorular sorma hakkı hukuku var mıdır?

Bu durum cumhuriyet savcılarının harekete geçmesi için yeterli değil midir?


Benim yukarıdaki sorulara soracak bir kuruma verecek cevabım bir tanedir...


SANA NE ULAN!

BORA YAŞAR
12-12-2013, 21:54
http://img577.imageshack.us/img577/6518/ohfs.jpg (http://imageshack.us/photo/my-images/577/ohfs.jpg/)




TBMM'nde bir ilk...

BORA YAŞAR
30-01-2014, 14:29
http://imagizer.imageshack.us/v2/800x600q90/34/kjrv.jpg (https://imageshack.com/i/0ykjrvj)


Yer: Batman...

Yıl: 2004...

Kurs sonrası sertifika töreni.

Güneydoğu böyle idi çok yakın zamanda.

Şimdi El-Kaide de geldi. PPP da... Ne haldedir şimdi acaba?

BORA YAŞAR
19-02-2014, 00:57
http://s7.directupload.net/images/140218/jqncfsqf.jpg (http://www.directupload.net)

BORA YAŞAR
22-09-2014, 20:38
Ortaöğretimde başörtüsü serbest!

Başbakan Yardımcısı Bülent Arınç, Milli Eğitim Bakanlığına bağlı okul öğrencilerinin kılık ve kıyafetlerine dair yönetmelikte değişiklik yapıldığını söyleyerek; ''4. maddesinin birinci fıkrasının e bendinde yer alan 'baş açık' ibaresi ve aynı benden son cümlesi yürürlülükten kaldırılmıştır. Bununlar orta öğretim kurumlarında baş örtülü olarak eğitime devam etmek isteyen kız öğrenciler için bir zaruret, 30 Eylül'den sonraki demokratikleşme paketimizde bazı hususlar yerine getirildiği için, bugün böyle bir yönetmelik değişikliğinin de yapılması zaruret görülmüştür'' diye konuştu.

http://www.gazetevatan.com/ortaogretimde-basortusu-serbest--680201-gundem/

Eveett...

Nerde kalmıştık...

Bundan sonraki adım IŞİD'in tanınması olmalı.

Cumhuriyet devrimlerinden bir şey kaldı mı acaba?

akay
22-09-2014, 21:29
AKP’nin tesettüre girme hikáyeleri


Deniliyor ki: Örtülü eşleri AKP’lilere "türban yasasını hemen çıkarın" diye evde baskı yaptı! Peki, AKP’lilere baskı yapan örtülü eşler, ne zaman, nasıl örtündü? Aile, mahalle, koca baskısı gördüler mi? Mesleklerini bırakıp "ev kadını" olmaya mecbur mu edildiler? Hepsi aynı sosyal sınıftan mı geliyor?

İşte onların, isim isim örtünme hikáyeleri...

EMİNE ERDOĞAN


Emine Gülbaran 15 yaşında intihar etmeyi düşündü. Yıl 1970’ti. Mithatpaşa Akşam Sanat Okulu’nun öğrencisiydi.

Romantik bir kişiliği vardı. Cep romanları okuyor. Artistlerin kartpostallarını biriktiriyordu. Emel Sayın ve Ajda Pekkan’ı beğeniyordu. Bir de sinemaya gitmeyi.

Ziya amcalarının eski Amerikan otomobilinde ilk kez direksiyona geçti; otomobil kullanmak istiyordu. Giyinmeyi çok seviyordu. Dikiş dergisi Burda’nın patronlarından kalıp çıkarıp, kendine elbise dikiyordu. İlk diktiği giysi ise çift taraflı bir pelerin oldu. Bir tarafı uçuk bir eflatun, diğer tarafı uçuk griydi.

Ağabeyi Hüseyin Gülbaran kendisinden bir yaş büyüktü. Kız kardeşi Emine’ye artık örtünmesi gerektiğini söyledi. Emine Erdoğan, yıllar sonra "Nasıl Örtündüler?" kitabının yazarı Gülay Atasoy’a o günü anlattı:

"Ağabeyim bana örtünmem gerektiğini söylediği zaman intihar etmeyi bile düşünmüştüm. Nasıl olur da örtünürdüm! Çevremde bir tane örneği yoktu. Köy gibi bir yerde olsam neyse... Orada dikkati çekmezdim. Ama burada (İstanbul’da) olamazdı. Bu karışık duygular içindeyken, bir vesileyle Şule Yüksel Şenler’le tanıştım. Bu tanışma beni çok etkiledi. Böylelikle bir Müslüman hanımın hem modern, hem kültürlü, hem de örtülü olabileceğini gördüm."

Emine Gülbaran 15 yaşında örtündü.

Okuldan ayrıldı.


HAYRÜNNİSA GÜL

Abdullah Gül’ün annesi Adviye Hanım, gelini olmasını istediği Hayrünnisa’yı Kayseri’de bir akraba düğününde gördü.

Hayrünnisa 14 yaşındaydı. İstanbul’da Çemberlitaş Ortaokulu’nu yeni bitirmişti. Takdirname almıştı. Liseye başlayacaktı.

Abdullah Gül 29 yaşındaydı. Sakarya Üniversitesi’nde asistandı. Gül Ailesi, Özyurt Ailesi’ne görücüye gidip Hayrünnisa’yı istedi.

Aileler anlaştı. Ama ortada sorun vardı. Medeni Kanun, 14 yaşında bir kızın evlenmesine izin vermiyordu. Hayrünnisa’nın 15’ini doldurması beklenecekti.

18 Ağustos 1980.

O gün Hayrünnisa’nın yaş günüydü.

O gün yasal engel kalktı.

O gün 30 yaşındaki Abdullah Gül ile 15 yaşındaki Hayrünnisa Özyurt evlendi.

Ve o güne kadar başı açık olan Hayrünnisa, işte o gün, evlendiği gün tesettüre girdi.

Okuldan ayrıldı. Artık ev kadınıydı.

ZEYNEP BABACAN

Hacettepe Üniversitesi Mütercim Tercümanlık Bölümü öğrencisiydi.

İleride eşi olacak Ali Babacan’ın üç kız kardeşi Betül, Tuğba ve Merve ile yakın arkadaştı.

Ali Babacan öğrenimini tamamlayıp ABD’den döndü.

Babası Hilmi Babacan, oğlu Ali’nin evliliğini şöyle anlattı:

"Amerika’dan dönünce Ali’nin kız kardeşleri, kendi arkadaşlarının arasından birini belirledi ve ’Ağabeyciğim, şu kız (Zeynep Yurter) senin için uygundur’ dediler. Biz de Allah’ın emriyle istedik. İstediğimiz gün de kabul edildi. Kız kardeşleri, Ali’nin kendi karakterini ve nasıl birini istediğini bildikleri için mevcutların içinde sana bu uygun dediler. Biz de görücü usulüyle gittik, baktık ve beğendik."

Türkiye’yi Avrupa Birliği’ne taşıyacağı söylenen genç Dışişleri Bakanı Ali Babacan’ın evliliği görücü usulüyle böyle gerçekleşti.

Evlenmesiyle birlikte Zeynep Yurter örtündü.

Ev hanımı oldu.

Uzatmayayım...

Hayati Yazıcı’nın eşi Selma; Hüseyin Çelik’in eşi Şahsenem; Mehdi Eker’in eşi Yasemin; Faruk Çelik’in eşi Beyhan...

Liste uzayıp gidiyor.

AKP çevresi diyor ki; kızlarımız-kadınlarımız tesettüre girmeye kendileri karar veriyor!

Ne yazık ki türbanı "özgürlük sorunu" olarak gören entellerimiz de öyle düşünüyor.

Ama hayat öyle demiyor işte.

AHSEN UNAKITAN

Edirneliydi ailesi; merkeze bağlı Musabeyliği Köyü’nden. Orta halli Eral Ailesi’nin kızıydı. Mandolin ve piyano çalmayı küçük yaşta öğrendi. Tenis oynamayı seviyordu.

Öğrenim hayatında hep başarılıydı. İstanbul Hukuk Fakültesi’ni bitirdi.

Avukatlık yapmaya başladı. Solcuydu. 1971 yılında Maliye Bakanlığı’nda Hesap Uzmanı olarak çalışan Kemal Unakıtan ile evlendi. Edirne’den çocukluk arkadaşıydılar. Bir gün...

Yolda gördüğü bir işportacıdan eşarp aldı.

Örtündü.

Avukatlığı bıraktı. Ev hanımı oldu.

Eşi bakan olunca, örtünme modelini değiştirdi; türbanı kulaklarının arkasından bağlayarak kendi tarzını yarattı.

Türban, Eral Ailesi’ni böldü.

Bugün Eral Ailesi’nin çoğu hálá solcu.

MÜNEVVER ARINÇ

Yıl 1978.

Ankara Kız Teknik Yüksek Öğretmen Okulu Giyim Bölümü’nden, 5 üzerinden 4.5’la mezun oldu. Okulun en başarılı öğrencisiydi.

Münevver Tay, üniversite yıllarında modern giyimiyle dikkat çeken biriydi. Bir de yardımseverliğiyle tanınıyordu. Kırşehir Kaman’da öğretmenlik yapmaya başladı.

Manisa MSP İl Başkanı Avukat Bülent Arınç, hemşerisi Münevver Öğretmen’i partisinin önde gelen isimlerinden İsmail Tay’dan istedi. Münevver Tay öğretmenliği seviyordu. Evlenmeyi şimdilik düşünmüyordu.

Ancak...

Babasının ısrarına fazla karşı koyamadı. Ve evlendi. Damat Bülent Arınç 31, gelin Münevver Tay ise 22 yaşındaydı. Öğretmen Münevver Tay evlenince ev hanımı oldu; tesettüre girdi.

Öğretmenliği bıraktı. Çok sevdiği öğretmenliği ancak bir yıl yapabilmişti.

SEMİHA YILDIRIM

O da öğretmendi.

Eşi; Ulaştırma Bakanı Binali Yıldırım, Erzincan Refahiye İlçesi Kayı Köyü’nden akrabasıydı.

Görücü usulüyle evlendiler.

Evlenince o da öğretmenliği bıraktı.

Örtündü.

Ev hanımı oldu.

GÜLTEN ÇİÇEK

Ailesi Yozgatlıydı. Yozgat ile Yerköy arasındaki Saray İlçesi’nde öğretmenlik yapıyordu. Cemil Çiçek ise Yozgat’ta avukattı. Görücü usulüyle evlendiler.

Gülten Hanım’ın öğretmenliği sadece beş yıl sürdü. Örtündü. Ev hanımı oldu.

FATMA Ş. AKDAĞ

Fatma Şeyda, Erzurum Üniversitesi İlahiyat Fakültesi ikinci sınıf öğrencisiydi.

Babası subaydı.

Başı açıktı.

Nesrin Akdağ, müstakbel gelinini Erzurum’da bir toplantıda görüp beğendi.

Oğlu Recep Akdağ, Erzurum Üniversitesi Tıp Fakültesi’ni bitirmiş; üniversitede kariyer yapmıştı. Bekárdı.

Akdağ Ailesi, Ordu’ya gidip Fatma Şeyda Hanım’ı ailesinden istedi.

Evlendiler.

Fatma Akdağ, okulu yarım bıraktı.

Tesettüre girdi.

Ev hanımı oldu.

MEHTAP GÜLER

CHP Muğla Milletvekili Hasan Fehmi İlter’in kızıydı. Annesi Sevilay İlter ressamdı. DSP’li, eski Dışişleri Bakanı Sina Şükrü Gürel ile kuzendiler.

Hilmi Güler, ODTÜ’den Metalürji Mühendisi olarak mezun oldu. Aynı üniversitede yüksek lisans, doktora yaptı. TAŞ-TUSAŞ, MKEK, ETİBANK, İGDAŞ kurumlarında üst düzey görevler aldı. 33 yaşındaydı. Mehtap İlter ile tanıştı. Flört ederek, 1981 yılında evlendiler.

Babası Hasan Fehmi İlter bu mutlu olaya şahit olamadı; çünkü üç yıl önce vefat etmişti. Mehtap Güler evlenince örtündü. Çalışmayı bıraktı, ev hanımı oldu.

SANİYE ŞAHİN

Mehmet Ali Şahin ile Saniye Şahin teyze çocuklarıydı.

Mehmet Ali Şahin, Başbakan Erdoğan’ın İstanbul İmam Hatip Lisesi’nden okul arkadaşıydı.

Memleketi, Karabük’ün Ovacık İlçesi’ne bağlı Ekincik Köyü’nde 1.5 yıl imamlık yaptı.

Teyzesinin kızı Saniye ile evlendi.

Bu akraba evliliğinden midir bilinmez; oğulları Fatih Şahin zihinsel engelli doğdu.

Mehmet Ali Şahin sonra İstanbul Hukuk Fakültesi’ni bitirme başarısını gösterdi.

Sonra siyasetin merdivenlerini hızla tırmandı.

En büyük destekçisi ise eşi; ev hanımı Saniye Şahin’di.

Politikacıların üniversite bitiren kızları neden çalışmıyor

BÜYÜK olasılıkla, üniversitelerde türban serbest olacak. Herkes merakla bekliyor, sonra ne olacak?

Deniliyor ki, "mahalle baskısı" gibi üniversitelerde "türban baskısı" olacak; özellikle Anadolu’daki üniversitelerde başı açık kız öğrencilere örtünme baskısı gelecek.

Bu olabilir mi? Evet olur. Bitmedi. Meselenin bir başka yönü daha var:

Türbanlı kızlarımız üniversitelere girince ne olacak? Söyleyeyim:

Çok iyi okuyacak, çok başarılı olacak ve okullarını hep dereceyle bitirecekler. Peki, sonra ne olacak?

Ne olacak biliyor musunuz; evlenip, ev hanımı olacaklar!

Bunu da nereden çıkardınız demeyin. Gelin Türkiye’yi yöneten birkaç politikacının kızlarına bakalım:

Cumhurbaşkanı Abdullah Gül’ün kızı Kübra, Bilkent Üniversitesi’ni bitirir bitirmez evlendirildi. Çalışıyor mu, hayır!

Başbakan Recep Tayyip Erdoğan’ın kızı Esra, ABD’de Indiana Üniversitesi’nde okudu. Çalışıyor mu? Hayır. Başbakan’ın diğer kızı Sümeyye çalışıyor mu; hayır!

Milli Görüş’ün lideri Necmettin Erbakan’ın kızları; Elif Bilkent Üniversitesini bitirdi, Zeynep ise ODTÜ’yü. Üstelik "başları açık okudular" diye parti içinde muhalif sesler çıkmıştı. Peki, bugün çalışıyorlar mı; hayır! Evlendiler, çocuk yaptılar. Yani ev hanımı oldular.

Enerji Bakanı Hilmi Güler’in kızı Ayşe Şeyma da Gazi Üniversitesi Mimarlık Bölümü’nü bitirir bitirmez, eski Orman Bakanı Osman Pepe’nin oğlu İsmail ile evlendirildi.

Devlet Bakanı ve Hükümet Sözcüsü Cemil Çiçek, Bilkent Üniversitesi’ni bitiren kızı İclal’i hemen evlendirdi.

Ulaştırma Bakanı Binalı Yıldırım’ın kızı Büşrah...

Listeyi uzatmaya gerek var mı?

Çok merak ediyorsanız; daha yaşları küçük olan Büşra Şahin, Zişan Güler, Büşra Çelik’i medyadan takip ediniz. Onlar da ablaları gibi üniversiteyi çok iyi dereceyle bitirecekler ve sonra hemen evlendirilecekler.

Niye?

Bu gencecik kızlarımız üniversiteyi bitirir bitirmez, çalışmalarına fırsat verilmeden neden hemen evlendiriliyor?

Şimdi derler ki, "Sana ne, bu da bir özgürlük sorunu".

Öyle ya...

Aslında tüm bunlar; özgürlüğün tesettüre sokulması değil mi?

http://www.hurriyet.com.tr/yazarlar/8201591.asp

10.02.2008 tarihli Soner YALÇIN imzalı köşe yazısı, iyi güzel başörtüsü her yerde her şartta serbest olsun, isteyen gönül rahatlığı ile başını örtsün ancak sosyal baskı ile başı açıkların başlarını örtmeye zorlanmaları sorununu nasıl halledeceğiz, insanımızın bu bozulan hamurunu, menfaatperver yapısını nasıl düzelteceğiz, son dönemde başını örtenlerin % 90 ının menfaat için konjöktüre uygun olmak için örtündüğü gerçeğini ne zaman kendimize itiraf edeceğiz, yoksa menfaat için her değeri kullanmaya ve son sürat yozlaşmaya devammı edeceğiz, yukarıdaki yazıda da belirtildiği gibi sizin örtünen eşlerinizin hiçbiri çalışmıyor, çalıştırmıyorsunuz, birçoğu da hukuk ve eğitim fakülteleri gibi hali hazırda ideal işlere sahip lisans bölümlerini bitirmişken, neden bu kişilerin bilgi birikimlerinden ülkenin yeni neslinin faydalanmasına izin vermiyorsunuz, neden hala kadını aşağılama içgüdüsü ile hareket ediyorsunuz, neden kadın/erkek eşitliğine tahammülsüzlük, kadını ikinci sınıf vatandaş adletme, iyi güzel örtünsünler ama siz bu kadınların kızların başlarını örtmekle yetinmiyor hayatlarının ve özgürlüklerinin üzerini de örtüyorsunuz.

BORA YAŞAR
23-09-2014, 14:09
http://s9.postimg.org/6om7h8z9r/10406374_10152749016136967_8259672675127724358_n.j pg (http://postimage.org/)
[/url]

Sivas Merkez Kongre Lisesi'nde okuyan öğrenciler dün yapılan İstiklal Marşı töreninde okul yönetiminin aldığı kararı duyunca neye uğradığını şaşırdılar.

İddiaya göre, yönetim kızlı ve erkekli olarak öğrencileri ayırarak sıraya soktu.

Ortaya çıkan 'pes' dedirtecek bu manzaraya, öğretmenlerin itiraz etmesine rağmen sonuç değişmedi. Okul yönetiminin aldığı karar uygulandı ve öğrenciler 'Haremlik-Selamlık' denilebilecek şekilde sıralarak İstiklal Marşı okuttu.

[url]http://odatv.com/n.php?n=haremlik-selamlik-istiklal-marsi-okuttular-2009141200 (http://postimage.org/index.php?lang=turkish)

BORA YAŞAR
27-09-2014, 12:20
Yönetmeliğe göre, 2012/3959 sayılı Bakanlar Kurulu Kararı ile yürürlüğe konulan Milli Eğitim Bakanlığına Bağlı Okul Öğrencilerinin Kılık ve Kıyafetlerine Dair Yönetmeliğin 3. maddesinin altıncı fıkrasının yürürlükten kaldırıldığı ve 4. maddesinin birinci fıkrasının (d) ve (c) bentlerinin şu şekilde değiştirildiği belirtildi:

"Okullarda yüzü açık bulunur; siyasi sembol içeren simge, şekil ve yazıların yer aldığı fular, bere, şapka, çanta ve benzeri materyalleri kullanamaz; saç boyama, vücuda dövme ve makyaj yapamaz, pirsing takamaz, bıyık ve sakal bırakamaz.

Okul öncesi eğitim kurumlarında ve ilkokullarda, okul içinde baş açık bulunur."

http://www.hurriyet.com.tr/gundem/27284245.asp

Okul öncesi eğitim kurumlarında ve ilkokullarda baş açık durumları da şimdilik...

9 yaşındaki çocuğun kafasını örteceksin sonra da "okullarda siyasi sembol"ü yasaklayacaksın adamla alay eder gibi.

Son yirmi yıla bakarsan, baş örtüsünden daha büyük siyasi sembol bulabilir misin?


Bunun adı da özgürlükmüş.

BORA YAŞAR
01-10-2014, 23:50
http://s1.postimg.org/v5rufcrq7/10672224_10152770358121967_3089172441948951217_n.j pg (http://postimage.org/)
[/url]

http://odatv.com/n.php?n=kuran-okuyarak-ortaokulu-actilar-3009141200 (http://postimage.org/index.php?lang=turkish)

http://s29.postimg.org/ss28hcmp3/10646803_288365714697969_6849341571604091832_n.jpg (http://postimage.org/)
[url=http://postimage.org/index.php?lang=turkish]

PARK
01-10-2014, 23:54
Adım Adım Hedefe Doğru!...


Hedef'te herhangi bir sapma yok...

Tam yol arsızca ileri!!..

BORA YAŞAR
11-10-2014, 10:28
SON dönemde adı sık sık skandallarla bir arada anılan Türk Hava Yolları (THY), yeni bir uygulama başlattı. THY’nin Kabin Hizmetleri Başkanlığı, çarşamba günü tüm kabin ekiplerine ilettiği duyuruyla, artık tüm seferlerde yolcuların uçak tuvaletinde abdest alabileceğini ilan etti. Duyuruda, tuvalet tabanlarının altından geçen kabloların ve elektronik aksamın sıçrayacak sulardan zarar görmeyeceği de ifade edildi. Ancak tuvalet zeminlerinin kuru tutulması istendi.

http://sozcu.com.tr/2014/gunun-icinden/ucakta-abdest-donemi-basladi-619691/


Karayollarında mola verilen yerlerde lavabolara ayaklarını kaldırarak abdest alma manzaraları artık uçaklarda yaşanacak.:)


Ne güzel.

İbadet özgürlüğü bu olsa gerek.

Bu cumhuriyette 50 sene eziyet çeken müslüman artık özgür.

45 dakikalık uçak yolculuğunda abdest alacakları düşünüyorum da.

Eziyet etme sırası bizde diyeceklerdir içlerinden ...

BORA YAŞAR
13-10-2014, 18:15
http://s22.postimg.org/ncscy3a5d/bolu_670.jpg (http://postimage.org/)
[/url]

Türkiye Bayanlar Voleybol 2′nci Ligi’nde mücadele eden Bolu Belediyespor takımının posterinin bulunduğu reklam panosunda sporcuların mayolarının üzerine ‘Edep Ya Hu!’ yazılı kağıtlar yapıştırıldı.

[url]http://sozcu.com.tr/2014/gunun-icinden/voleybolcu-bacagina-sansur-621046/ (http://postimage.org/index.php?lang=turkish)

Geldiğimiz nokta bu.

9 yaşındaki kız talebenimn başını bağladıktan sonra şimdi de sporcuların bacaklarına sansüre başladık.

Nerede dersiniz?

Ülkenin en batısında (aslında Bolu Sakarya bizce malum) Bolu şehrinde.

Yakında bir kadın sporcunun bacağına asit atar yakarlar. İbreti alem için.


Beklenir.

BORA YAŞAR
30-10-2014, 23:56
http://s29.postimg.org/o1z99upzr/anaokulu_670.jpg (http://postimage.org/)
[/url]

Ataşehir Esatpaşa Mahallesi’nde Fatin Rüştü Zorlu Caddesi üzerinde bir apartmanın bodrum katında Milli Eğitim Bakanlığı’na kayıtlı olduğuna dair bir ibare bulunmayan Hasret-2 Anaokulu’na 5-6 yaşlarındaki çocukların başörtüsü ve takkeyle gittikleri bildirildi.
İstanbul Ataşehir’deki Esatpaşa Mahallesi’nde bir bodrum katının girişinde Hasret-2 Anaokulu ve irtibat numarasının yazdığı bir muşamba asılı. Kaçak eğitim verdiği öne sürülen anaokulunun kapısında Milli Eğitim Bakanlığı ’na bağlı olduğuna dair hiçbir tabela olmadığı gibi Milli Eğitim Bakanlığı’nın logosu da bulunmuyor. Cumhuriyet’ten Hazal Ocak’ın haberine göre, velilerin 5-6 yaşlarındaki çocuklarını anaokuluna başörtü ve takkeyle getirdikleri görüldü.


[url]http://sozcu.com.tr/2014/gundem/takkeli-basortulu-anaokulu-635152/ (http://postimage.org/index.php?lang=turkish)


Eveeett...

Nerede kalmıştık...

Ya da kalmışlardı.

Adım adım hedefe...

Aşikar artık.

9 yaşına kadar bile beklemeye tahammülleri yok...

BORA YAŞAR
05-12-2014, 14:48
İMAM HATİPTEN BAŞLAR, GERİSİ GELİR

Karma eğitime son verilmesi Eğitim Şûrası’nda karara bağlanmayacak diye derin bir nefes almayın..
Güzel bir deyim vardır..
İstim arkadan gelsin denir..
İstim arkadan gelecek.. Fiili durumlar yaratılacak.. Okulların fiziki kapasitesi bahane edilecek, talep var denilecek, imam hatiplerden başlanarak kızlı- erkekli eğitime son verilecek..
Önce kızlarla erkeklerin katları ayrılacak..
Sonra erkekler sabahçı, kızlar öğlenci yapılacak.. (Bu uygulama başlatıldı)
Daha sonra okulları ayrılacak.. Nasıl mı bu kadar emin konuşuyorum.. Anlatayım.. İki üç ay önce Milli Eğitim Bakanı açıklamıştı.. Kız imam hatip ortaokullarının açılması için çok talep var demişti..
Her yerden talep yağıyormuş!.
‘Talep var’ son yıllarda bulunan altın sözcük.. İktidarların can simidi.. Yaptıkları her işi ‘Talep var’ sözcüğüyle maskeliyorlar..
Talep nedeniyle her yerde kız imam hatip okulları açılırsa erkekler ne yapacak?
Sokakta mı kalsınlar?
Bakanlık açtığı kız imam hatip lisesi kadar erkek imam hatip lisesi de açacak..
Talep bu yönde denilecek!..
Talepler karşılanırken bir de bakmışız imam hatiplerde karma eğitim bitmiş..
Gerisi çorap söküğüdür..
*
Nasıl mı gelir.. Aileler kızlarını karma eğitim veren Anadolu liselerine göndermek istemiyor dersiniz.. Talep bombardımanı başlatırsınız; olur biter..

En kolay yafta dinsiz yaftası!..

Türkiye’de din dersi zorunlu mu?
Evet..
İlkokul dördüncü sınıftan itibaren zorunlu.. Ortaokulda da lisede de.. Eğitim Şûrası’nda komisyon ilkokul birinci sınıftan başlayarak zorunlu olmasını kabul etmiş..
Hatta anaokulunda bile olması istenmiş.. İtiraz edenler olmuş..
Olmuş ama bilimsel tartışma yapılmamış..
İsteyenler karşı çıkanları dinsizlikle suçlamış.. Söz bitmiş!..
*
Mutaassıp çevrelerin klasik taktiğidir.. Bu tür konular açıldığında söyleyecek sözleri yoksa; Allah, peygamber, din, kitap kavramlarını işin içine katarlar..
Kendileri gibi düşünmeyenleri Allah’a karşı çıkmakla, Allahsızlıkla suçlarlar..
Böyle yaparlarsa akan suların duracağını.. İnsanların yaftalanmaktan korkacağını, ürkeceğini bilirler..
Bildikleri için her zaman aynı yaftaya başvururlar..
Eğitim Şûrası’nda yaptıkları gibi..

http://www.milliyet.com.tr/imam-hatipten-baslar-gerisi-gelir/gundem/ydetay/1979627/default.htm

Kendine eğitimci diyen öğretmenler.

Atatürk'ün "genç nesiller sizin eserniz olacaktır" diye görev ve sorumluluk verdiği bürokratlar.

gelişmeler karşısında en ufak sesiniz çıkıyor mu?

Dinci yönetimin her sene adım adım gerilettiği milli eğitim, artık din temelli eğitime doğru hızla yol almakta.

Dün bir yazıda 4 saat fen dersi, altı saat din dersi deniyordu.

Bence kaldırın feni matematiği şunu bunu...

Hepsi Kuranda var zaten.

Sabahtan akşama hatmedin olsun bitsin.



Şimdi birisi gelir beni İslam düşmanlığıyla suçlar biliyorum.

İnşallah eski bir "eğitimci" çıkmaz.

BORA YAŞAR
07-01-2015, 13:46
Hastanelerde din adamı projesi başlıyor


Sağlık Bakanı Mehmet Müezzinoğlu, inanç değerlerinin, moral ve motivasyondaki yerini ve desteğini hisseden, arayan tüm hastalara ve yakınlarına bu konuda eğitim alan din adamlarınca manevi destek verileceğini bildirdi.

http://www.hurriyet.com.tr/kelebek/saglik/27911067.asp

Konu hizmet falan değil...

Durmadan açtıkları ve çığ gibi mezun veren İmam hatiplilere iş bulabilmek.

BORA YAŞAR
26-04-2016, 08:30
TBMM Başkanı İsmail Kahraman, "Laiklik bir kere yeni anayasada olmamalıdır" diyerek, "Dindar anayasa meselesinden anayasamızın kaçınmaması lazım. Dini olarak bahsetmesi lazım" şeklinde konuştu.

http://www.gazetevatan.com/kahraman-laiklik-yeni-anayasada-olmamalidir-938608-gundem/


Bu toplumun barış ve huzur sigortası olan değiştirilemez anayasa ilkesi "laiklik" birilerine batmış görünüyor.

Adam TBMM Başkanı.

Ama anadan doğma laiklik fesadından muzdarip.

Yapıları, naturaları bu.

İnsanının % 99 'u müslüman (kim saydı ise) olan bir devletin laik olamayacağını düşünüyorlar.

Diyanet İşleri Başkanlığı gibi devasa bütçeli bir devlet kurumunun, yüzbinlerce cami ve imamla, fetvalarla ülkeyi yönettiği bir abuk laik düzen bile onları kesmiyor.

Toplumu karıştırmak için, nabzını ölçüp damardan girmek için birileri (!) görevlendirmiş bu kahraman adamı.

Toplumsal barışımız çok fazla gelmiş gibi, ülkenin bir bölümünde kan gövdeyi götürmüyormuş gibi bir de bu ülkenin en keskin konusu olan "laiklik" bu şekilde gündeme getiriliyor...


Amaç ne sizce?

BORA YAŞAR
27-04-2016, 11:04
Tepkisiz topluma dün Meclis Başkanının yeni ve "dindar" Anayasada " laiklik ilkesine" gerek yok yoklamasından sonra bugün tüm yönetim gelen tepkileri ölçüyor biçiyor.

Bakmayın bu onun şahsi fikridir savunmalarına.

İyi polis kötü polis bunların en iyi oynadıkları oyun...

Başarıları da kanıtlı...

Kafalarındaki devlet ve toplum düzenine "bin yıl da sürse" inatla gidecekler.

Artık 13 yıldır ellerinde devletin tüm mali ve yasal olanakları da var.

Aksini düşünmek aptallık.

Bizler, giderek ısıtılan sudaki tepkisiz kurbağalarız.

Arada bir kıvamda mıyız diye havuza gelip dün Meclis Başkanının yaptığı gibi gelip tepkilerimizi kontrol ediyorlar.

Yoksa değişen bir şey yok.

Bir kaç kurbağada itiraz, sıçrama olsa da akibet belli.

Meclis Başkanının lafı üzerine o çok sevip sanalda paylaştığımız (artık tatklı birer anı bence), İzmir Anakara İstanbul başta olmak üzere kıpkırmızı meydanlarda yüzbinlerce insanın tepki koyması gerekirdi.

Bunun için de örgüt lazım.

Oysa bizler bir kaç askeri darbe sonunda depolitize edilmiş, korkutulmuş ürkütülmüş insanlarız.

Bugün geldiğimiz noktada, kendimizi nasıl nitelendiriyorsak nitelendirelim (Çağdaş, Atatürkçü, solcu, cumhuriyetçi vs vs) başımıza geleni sonuna kadar hak ettik.

Hiç kıvırmaya, tevile falan gerek yok.

Facebook'ta paylaşalım biz rakı balık sofralarımızı, yazlık sefamızı, eğlencelerimizi, hobilerimizi, çiçek ve böceklerimizi...

Onlar bir saniye durmadan kafalarındaki, akıllarındaki, gönüllerindeki hedefe kilitlenmiş çalışıyor emek veriyorlar...

Bakın onlara göre anadilimiz neymiş...


https://pbs.twimg.com/media/Cg-FffkWwAAzJvz.jpg

Şair ne demişti: "Türkçem benim dil bayrağım"...

Okullardan andımızı aldılar...

Ses çıkarmadık.

Bütün restore edilen yapılardan o simge anıt ismi aldılar.

Gerisi bize yeter dedik ses çıkarmadık.

Baş imam arada bir çıkıp "babam dedeme sorardı... Biz laz mıyız Türk müyüz? diye...Dedem biz İslamız derdi" dese de en ufak ses çıkarmadık...

Meclis Başkanı "laiklik gereksiz" dedi. Bir kaç cılız itiraz dışında ciddi bir toplumsal tepkimiz yok.


Peki soruyor muyuz kendimize : "Biz neyin kuşuyuz ?" diye...

BORA YAŞAR
27-08-2016, 14:12
http://i.hurimg.com/i/hurriyet/90/300x476/57c1342918c773194c6babef.jpg

Kadın polislerin başörtüsü takmasının önündeki engel kaldırıldı.