PDA

View Full Version : Tarihten Sayfalar



yeter
12-11-2007, 19:53
Bu topicde pek fazla bilmediğimiz ya da önemli olduğunu düşündüğümüz tarihi konular yeralacaktır.

Eğer aşağıda belirlediğim kriterlere göre de tarihi olaylar alıntı yapılırsa güzel bir içeriğe sahip bir topic olacağını düşünüyorum.

-Topice eklenen yazılar başka sitelerden alınırken bu sitelerin basın yayın araştırma /inceleme vs gibi siteler olmasına dikkat edilecektir. Yazarın mutlaka ismi yazılacaktır.

- Bana gelen bir email.. ile başlayan bir yazı eklenecekse içeriğinin doğruluğu benzer internet adreslerinde ya da tarihi kitaplardan kontrol edilmelidir. Çünkü mailler artık bilgi vermekten öte, zam zaman yanlış yönlendirme işlevini de taşıyor.

-Yerli yabancı tarihsel olaylar yazılabilir. Kronolojik bir sıralama olması gerekli değildir. (Olması da mümkün değil zaten.)

yeter
12-11-2007, 20:01
http://www.denizce.com/images/dbkz/hamidiye/hamidiye_.jpg
Balkan Savaşları dendiğinde, aklımıza hep kara savaşları gelir. Oysa bir de deniz cephesi vardır ve bu yazımızın konusunu oluşturan Hamidiye gemisinin doğuşunu hazırlayan olayların başlangıcını oluşturur.
Albay Ramiz ile Rauf Bey (Orbay) arasında müthiş bir polemiğin yaşanmasına yol açan olaylar işte bu savaşta yaşanmıştır. Belgelere göre Albay Ramiz, ünlü Averof'u (Yunan kruvazörü) sıkıştırmış ve batırma şansı yakalamış, Rauf'a semaforla ateş emri vermiş fakat öldürücü ateşler açılmamış, işte bu nedenle Ramiz hep Rauf'u suçlamıştır. Derler ki Rauf Bey, bu olayın etkisiyle ünlü Akdeniz seferine çıkmak için donanma komutanlığını zorlamıştır. Aslında iyi de yapmış, yoksa bu yazıyı yazamazdım!
Hamidiye yıldızı yüksek bir efsane gemidir. Abdülhamid kruvazörü 1903 yılında İstanbul sularına gelerek Osmanlı donanmasına katılmıştır. 31 Mart ayaklanmasının ardından geminin adı Hamidiye olmuştur. 13 Ocak 1913 tarihinde Hamidiye, Rauf Bey komutasında Nara Burnu'ndan Akdeniz'e açılır.
Hamidiye, 15 Ocak saat 10.10'da Mikoni Boğazı'ndan içeri daldı. Sancak tarafındaki Tinos, iskele tarafındaki Mikoni adalarının kıyılarına üşüşen halk, kruvazörü seyrediyordu. Güvertede şapkalı adamları görünce, bunun Türk gemisi olabileceğini akıllarına bile getirmediler. Kruvazörümüz, ll.25'te Mikoni Boğazı'nı geçerek hızını tam yolla çıkardı ve Türk sancağını direğine toka etti. Saat 12'yi geçiyordu, Hamidiye bütün heybetiyle Syra Adası'nın önünde gözüktü ve kent bir anda karıştı. Hamidiye, limanda bulunan İngiliz şilebinin acele olarak açılması için işaret verdi. Bu sırada Hamidiye, Fokya ile Kakamaçti burunları arasındaki bölgede yer alan barut depolarını yerle bir etti. Sonra Syra Limanı'nı topa tuttu ve ardından Akdeniz'e doğru yol verdi.

Dört Yunan Muhribi
18 Ocak sabahı Beyrut limanına demirledi. Buradan hareketle 19 Ocak'ta Port Sait Limanı'na girdi; kömür almak istiyordu. Ancak Mısır hükümetiyle görüşmeler uzadı. Yine de aracılar vasıtasıyla gerekli 360 ton kömürü alarak Süveyş Limanına demirledi. Buradan da kömür yükleyip Cidde'ye hareket etti. Bu seyir boyunca bölgede bulunan Müslüman Araplar gemimize müthiş tezahürat yaptılar. Yeniden Akdeniz'e çıkan Rauf Bey Yunan kıyılarına doğru rota verdi. Artık Akdeniz'i bir göl olarak kullanıyorlardı. Önce Sicilya Adası, ardından Malta dolanıp dururlarken hem Yunanlılar hem de İngilizler bu geminin pervasızca seyrinden çok rahatsız oldular. Hamidiye'nin Malta'dan çıkışında kıstırılması için dört Yunan muhribi Malta Adası civarına sevk edildi. Bu arada geminin en önemli ihtiyacı kömürdü. Malta Adası'ndan da politik görüşmeler sonucu 480 ton kömür almayı başardılar.

http://www.denizce.com/images/dbkz/hamidiye/raufbey.jpg

Kruvazörümüz 17 Şubat Pazartesi gecesi, Yunan muhriplerine rağmen yeniden Akdeniz'e açıldı. Artık Hamidiye, Akdeniz ve Adriyatik'te efsane bir gemi olmuştu. Tekrar Gazze'ye geldi, ardından Hayfa, Beyrut limanları arasında mekik dokudu. Buradan İskenderun'a rota kırdı.
Sonra yeniden Otranto Körfezi'ne seyretmeye başladı. Hamidiye İtalya çizmesinin topuğunu dolaştığı sıralarda Ipsara zırhlısı ile üç Yunan muhribi hemen karşı tarafta bulunan Korfu Adasınday-dılar. Ama yerlerinden kıpırdamadılar. Havanın kararmasından sonra, Otranto Boğazı'na doğru on bir mil hızla seyretmekte olan Hamidiye'nin baş kısmına birdenbire bir parlak yıldız indi. Mürettebatın şaşkın bakışları altında geminin burnunda parçalanan göktaşı sonra eriyip gitti. Bu olay denizcilikte çok uğurlu olarak yorumlanır. Bu seferin başarıyla biteceği anlaşılmıştı. Tam limana girecekken Leros adlı bir Yunan ticaret gemisine rastladılar ve onu mahmuzlayarak batırdılar.
Sonra Singin ve Draç limanlarındaki askeri hedefler bombalandı. Ardından İskenderiye'ye rota verildi. En hayati ihtiyaç olan kömür alınacaktı. 17 Nisan'da Mihali adlı yardımcı Yunan kruvazörünü batırdılar. Çanakkkale Boğazı'ndan çıktığından bu yana peşine takılan Yunan savaş gemileri Hamidiye'yi yakalayamadılar. Artık Akdeniz'e Rauf ya da Hamidiye Denizi denmeye başlanmıştı.

Gazi Hamidiye
Hamidiye Çanakkale'den çıktığından bu yana durup dinlenmeden on bir bin mil yol almıştı, iyice hırpalanmış olan kazan ve makineler artık kesinlikle bakım ve onarıma muhtaçtılar. Hamidiye'nin Kameran'dan Süveyş'e kadar yaptığı seyirde başgösteren arızalar artık geçici onarımlarla geminin yol alamayacağını gösteriyordu. Ve Hamidiye, yedi ay yirmi dört günlük ayrılıktan sonra İstanbul’a geri dönüyordu. Tarih 28 Ağustos 1913'tü.

http://www.denizce.com/images/dbkz/hamidiye/guverte.jpg

Birinci Dünya Savaşı'nda Yarbay Kasımpaşalı Vasıf Muhiddin Bey kumandasında çok önemli görevler alan Hamidiye, 29 Ekim 1914'te Kırım'ın güneyindeki Kefe Limanı'nı bombardıman etmiştir. Midilli kruvazörüyle birlikte Karadeniz'de nakliyata himaye görevi yapmıştır.
20 Kasım 1914'te Tuapse'yi bombardıman ederek yağ sarnıçlarını ve telsiz istasyonunu tahrip etmiştir. Bunun ötesinde, Yavuz ve Midilli ile birlikte Karadeniz'de onlarca kez seyir yapmıştır.
Birinci Dünya Savaşı'nın Türkiye aleyhine sonuçlanması ve Mondros Mütarekesinin imzalanmasının ardından Hamidiye Haliç'e demirletilmiştir. Bu sürede okul gemisi olarak kullanılmış ve 29 Ekim 1923'te 101 pare top atarak cumhuriyeti selamlayan donanma gemilerinden biri gene Hamidiye kruvazörü olmuştur. Atatürk 12 Eylül 1924 tarihinde başlayan Karadeniz gezisini Hamidiye ile yapmıştır.
1925 yılında Rize köylerinde meydana gelen Şapka Devrimi aleyhinde olaylarda da emniyet görevi üstlenmiştir; olayların büyüyerek civar ilçe ve illere yayılmasına meydan vermemek için, yakalananların İstiklal Mahkemesi'nde yargılanmaları boyunca Rize'de kalmıştır. 1926 yılında Dışişleri Bakanı Tevfik Rüştü Aras'ı Rus hariciye komiseri Çiçerin'le görüşmek üzere Odesa'ya Hamidiye gemisi götürmüştür. Atatürk'ün cenazesinin Yavuz güvertesinde İzmit'e nakledildiği 19 Kasım 1938 günü denizde yapılan törene Hamidiye de katılmıştır. Ondan sonra da uzun süre okul gemisi olarak görev almıştır. Ve nihayet 10 Eylül 1964 tarihinde -ne yazık ki- hurdacılara satılmıştır Hamidiye...
Hamidiye yalnızca Akdeniz'de akın harekatı yapmakla kalmamış, pek çok savaş yeniliğini de ortaya koymuştur. Örneğin bir sahte baca eklemekle geminin dış görünüşünü değiştirip düşmanı aldatmak, böylece de gafil avlamak savaş hilesini ilk düşünen bizim Hamidiyemiz olmuştur. Bu hileye Cidde rotasında başvurmuştur. O zamanlar Hamidiye'nin başlattığı bu yanıltma yöntemi tüm denizcilik dünyasında büyük yankılar uyandırmıştı. Birinci Dünya Savaşı'nda Almanların ünlü Emden korsan kruvazörü komutanı kahraman Müller, Penang Limanı'na girerken gemisine dördüncü bir baca ekleyip İngiliz kruvazörünün görünüşünü vermişti. Böylece limanda yatan Yemşuy adlı Rus kruvazörünü, Fransız destoyeri Muske’yi batırmasıyla sonuçlanan ünlü akınında Hamidiye'nin yöntemini kullanmış oldu.

http://www.denizce.com/images/dbkz/hamidiye/hamidiye.jpg

Hamidiye'nin kahraman komutanı Rauf Bey, kazandığı başarıdan sonra dünyayı kendine hayran etti.
Büyük Britanya İmparatorluğu'nun başbakanlığına kadar yükselecek olan Sir Antony Eden'e;
- "okul sıralarındayken hepimizin dileği ileride bir kruvazöre komuta ederek Hamidiye'yi taklit etmek ve onun süvarisi gibi dünyanın hayranlığını üzerimize çekmekti"
dedirten başarılarını ulusal deniz tarihimize altın harflerle yazdırmıştır.
Birinci Dünya Savaşı'nda Alman imparatorluğunun komutanı olarak Cemal Paşa, Amiral Vasıf Bey, Rauf Bey ve diğer devlet büyükleri Almanya'ya gittiği zaman imparator, Rauf Bey'e çok büyük ilgi göstermiş, onun elini avuçları içine alıp "Rauf Bey, bizim Enden süvarisi de sizi taklit etmek istedi ama bu işi sizin kadar iyi beceremedi, siz geminizi sağ ve salim vatanınızın sularına getirebildiniz. Müller ise gemisini kaybetti" demişti.
İngilizler de Rauf Bey'e çok büyük bir hayranlık duymuşlar, hatta Hamidiye'nin Akdeniz huruç harekatını Harp Akademisinde ders olarak anlatmışlardır. Londra büyükelçiliği görevi sırasında İngilizlerin Rauf Bey'e çok büyük saygı göstermelerinin nedeni de Hamidiye'nin ünlü Akdeniz seferindeki korkusuzluğudur.

Kaynakça: Sea Life Ocak 2003 N:16
Fotoğraflar: Erol Mütercimler Arşivi

http://www.denizce.com/hamidiyekr.asp

yeter
12-11-2007, 20:07
Türk havacılık tarihinin en önemli isimlerinden Vecihi Hürkuş (1896-1969), I. Dünya Savaşı'na katılıp yaralanınca İstanbul'a dönerek Yeşilköy'deki Tayyare Mektebi'ne girdi ve tayyareci oldu.

Savaş sırasında, uçağıyla Ruslara karşı harekata katıldı, hatta girdiği hava muharebesinde bir Rus uçağını indirdi. Böylece dünya tarihinde uçak düşüren ilk tayyareci unvanını aldı. Ancak daha sonra Ruslara esir düştü. Kaçmayı başarınca Kurtuluş Savaşı'na katıldı, özellikle İnönü ve Sakarya Savaşı sırasında çok başarılı keşif ve destek uçuşları yaptı. Hatta burada da yine bir Yunan uçağı indirdi. Savaştan sonra havacılık alanında kendi başına çalışmalarını sürdürdü, 1931'de, kendi atölyesinde ürettiği uçakla Ankara'dan havalanarak küçük bir Türkiye turu yapmayı başardı. Vecihi Hürkuş'un bu fotoğrafı da Nargin Adası'nda çekilmiş. Esir olan Hürkuş aynı zamanda yaralı.Fotoğrafta oturanlar soldan sağa; Tayyareci Vecihi, Rus Bölük Komutanı ve Raşit Bahattin.

http://arama.hurriyet.com.tr/arsivnews.aspx?id=6258008
http://hurarsiv.hurriyet.com.tr/goster/arsivimage.aspx?picid=3139804

taita-x
13-11-2007, 02:05
Güzel bir topik olmuş... Umarım faydalı olur...

PARK
15-11-2007, 13:33
http://fotoanaliz.hurriyet.com.tr/galeridetay.aspx?cid=7458&rid=4369&hid=7696495 tarihten çok garip resim galerisi özellikle 2-3-4 nolu resimler.................

yeter
17-11-2007, 00:03
http://webarsiv.hurriyet.com.tr/2001/07/29/displayimage/0,,3330,00.jpg
Çanakkale'den Bakü'ye, Galiçya'dan Arabistan'a tam on cephede savaşan ve sağ kalan; Fransa'dan Sibirya'ya, Myanmar'a kadar dağılan esir kamplarında yaşamayı başaran bu kişiler memleketlerine döndüklerinde unutuldular; parasız, pulsuz ve madalyasız bir halde, kimi sakat kimi hasta kaderlerine terk edildiler.
1914-1918 arasında dünyanın dört bucağındaki esir kamplarına dağılan 202 bin Türk askeriyle kimse ilgilenmedi. Kimi kıyıma uğradı oralarda, kimi intihar etti, kimi de döndü ve savaşı Milli Mücadele'de yakaladı. Onlar bu toprakların kayıp kuşağıydı. İşte Myanmar'dan Malta'ya, Sibirya'dan Mısır'a kadar yayılan esir kamplarındaki hayatlar... Esir Türkler, 1921'de topluca yurda döndü. Tek tük de olsa dönüşü 1923'e sarkanlar vardı. Doç. Dr. Cemalettin Taşkıran 1. Dünya Savaşı'ndaki Türk esirleri hakkında dünyadaki ilk araştırmayı yaptı. Gürsel Göncü Atlas Dergisi için bu araştırmayı temel alan ama büyük bir dünya savaşının Türkiye'deki kayıp kuşağını anlatan bir yazı kaleme aldı. Aşağıda bu yazından bazı bölümler okuyacaksınız.

Doç. Dr. Cemalettin Taşkıran 1. Dünya Savaşı'ndaki Türk esirlerini araştırırken Türkiye'deki askeri ve diğer arşivlerde, yurtdışında Fransız, Rumen, İngiliz, İsrail ve Kıbrıs arşivlerinde çalıştı, hiç yayımlanmamış belgelere, fotoğraflara ulaştı.

Esir Türkler! Ürpertici, irkiltici bir ibare. Neden peki? Çoğumuzun hiç duymadığı bir durum ve tanım. Halbuki söz konusu olan bir büyük savaştır, cihan savaşı. Ama yıkılan imparatorluğun tozu dumanı altında kalan, can havliyle yeni bir başlangıca yeltenmenin telaşı içinde unutulan, hamaset edebiyatının kaypak ama arsızca yayılan şişinme ve kendinden kaçma kolaylığı sağlayan ortamında başını çıkaramayan, iniltisini duyuramayan askerlerimiz. Evet esir Türkler.

Cemalettin Taşkıran da şaşırmış zaten: ‘‘Askeri tarih seminerleri sırasında araştırmalar yaparken bir belge geldi önüme: Myanmar'daki esir kampı! Şaşırdım. Nereden nereye!’’ İlk kıvılcım böyle olmuş. Arşivlerde çalışmaya başlamış 1998'de. ATASE, Başbakanlık, Kızılay Arşivi...

‘‘Raporları okudukça, mektuplara baktıkça hüngür hüngür ağladım’’ diye anlatıyor Taşkıran, ‘‘hem esarette hem de döndükten sonra sahipsiz kalmışlar.’’ Ama ağlamakla yetinmemiş.

‘‘Araştırdıkça ilgim daha da arttı’’ diyor. Taşkıran Cenevre'deki Kızılhaç arşivlerine girmiş. Burada, tuvaletlerden yastıklara kadar bütün ayrıntıları içeren binlerce sayfa tutan kapsamlı raporları taramış. Nerelere, hangi yollarla, nasıl götürülmüşler? Götürülüş hikáyeleri, kamp hayatı, mektuplar, şehit olanlar ve dönüş hikáyeleri...

1914-18 arasında 10 ayrı cephede savaşan Türk ordusu 202 bin esir verdi. Esir Türklerin 150 bini dönmüş. Şehit ve kayıpların sayısı ise 50 bini aşıyor: ‘‘En kötü durumdakiler Rusya'daki esirlerdi. Açlık ve soğuğa neredeyse her zaman kötü davranış da eşlik ediyordu.’’

En fazla Türk esiri 135 binle İngilizlerin elindeydi. Bu esirlerin durumu genelde daha iyiydi. Dayak vardı bu kamplarda da, güneş altında acımasızca çalıştırma da. Ama öldüresiye eziyet etme, öldürme, yaşanamaz iklim koşullarına terk etme gibi uygulamalar çok nadirdi.

Esir kamplarında erlerle subayların mekánları daima ayrıydı. Ama çok da katı bir kural değildi bu, geçiş serbestisi vardı. Bir ilginç nokta Mısır'da Ras el Tin Kampı'ndaki sivil esirlerdi. Bu kamptaki esirlerin çoğu 1917'de hacca giden Türk sivillerdi. O sırada Mekke Şerifi Hüseyin ayaklanmış, bu insanları tutuklayıp İngilizlere teslim etmişti. Yine İngiliz kontrolündeki Mısır'da, Maadi Kampı'nda Sina'dan ve Çanakkale'den gelen 6 bine yakın esir vardı. Bunların arasında Abdülmuhsin isimli 8 yaşında bir Türk çocuğu da bulunuyordu babasıyla beraber. Bunların dışında Fransızlarda iki bin, Romanya'da 605, İtalya'da ise 100 Türk esiri vardı.

Taşkıran'a göre, esir Türkler genel olarak mertçe davrandı esaretleri boyunca. Memleketlerine yazdıkları mektupların hemen hepsinde vatan hasreti dile getirildi. Hastalıklarla, kötü muamelelerle ve esir düşmenin yol açtığı psikolojik sorunlarla da boğuşuyordu askerler. Yaşamanın zor geldiği durumlar da vardı tabii. İntiharlar bunun kanıtı. Myanmar'da Thatmyo Kampı'nın hastane defterinde bulunan bir Türk doktorun mütalaası bu durumu gösteriyor. Kendisi de esir olan yarbay doktor, intihar girişiminden kurtulan askerlere sormuş: ‘‘Niçin?’’ Aldığı cevap şu: ‘‘Ne yapayım! Sabahtan akşama bu tel örgüyü görmekten bıktım.’’

Türk esirleri arasında okuma yazma bilenler çok azdı ve bilenler de rütbelilerdi. Onun için, kamplardan gelen mektupların çoğu aynı el yazısıydı; eratın mektuplarını zabitler yazıyordu çünkü. Yine de esirler arasında okuma yazma öğrenenler vardı. Erlere okuma yazma dersleri veriliyordu. Hatta öğrenme azmini kamçılayıp İngilizce, Rusça, Arapça öğrenenler de bulunuyordu.

Esir Türkler, İngilizler ve Fransızlarla yapılan anlaşmalar uyarınca 1921'de topluca yurda döndü. Yine de, dönüşü 1923'e sarkanlar vardı. Bu, normal karşılanması gereken bir aksama aslında. Zira esirlerin devleti (Osmanlı) yıkılmıştı, vatan işgal altındaydı ve kimsenin bu esirlerin durumunu takip edecek hali, vakti, gücü yoktu.

Dönüş noktası İstanbul Limanı'ydı. Dönüşte, o zamanın genelkurmayı tarafından esirlerin ifadeleri alındı. Nasıl, nerede, ne zaman esir düşmüşlerdi? Neler yaşamışlardı? Erlerin ifadeleri şu anda Genelkurmay Arşivleri'nde bulunuyor. Peki gelenlere ne oldu? Cemalettin Taşkıran cevaplıyor: ‘‘Eli silah tutanlar Milli Mücadele'ye katıldı. Tekrar savaşa gittiler. Üstelik, içlerinde bu sefer de Yunanlılara esir düşenler oldu.’’

Doçent Taşkıran'ın Esir Türkler araştırması İş Bankası Yayınları'ndan çıkacak.

RAKI VE TAVUK

İçki düşkünleri içkilerini kendileri imal ediyorlardı. Her tür rakı yapıyorlardı. Mesela Myanmar'daki esirler burada bol bulunan muzdan da rakı yapmayı becermişti. Kızılhaç raporlarında ‘‘Küçük endüstri’’ diye zikredilen tavukçuluk da bu kamplarda yapıldı. İngilizler'den tavuk yetiştirme izni alan Türk erler kısa sürede bu işi büyüttüler.

Doçent Cemalettin Taşkıran

Tam liste Kızılay'da

Bu çalışmayı yaparken sizi en çok etkileyen olay hangisiydi?

- Dört yıl boyunca Rusya'da esir kalan askerlerimiz 1919'da serbest bırakılıyor. Rus hükümeti, bu esirleri Japon hükümetinin desteğiyle İstanbul'a gönderiyor. Gemi İstanbul'a doğru yol alırken ikmal için İzmir Limanı'na yanaşır. Gemide Türk esirleri bulunduğunu tespit eden Yunanlılar askerlerimizi almak istiyor. Japon Kaptan Yarbay Çomora ‘‘Ben esirleri Türk hükümetine teslim etme emri aldım. Bunun dışında hiç kimseye teslim etmem’’ diyor. Esirler ve Japon personel aylarca gemide kalıyorlar. Yani yeni bir esaretle karşılaşıyorlar. Kızılhaç'ın çabalarıyla gemi İtalya'daki Azinora denilen ıssız bir adaya götürülüyor ve 1922'de dönebiliyorlar.

Çalışırken zorluklarla karşılaştınız mı?

-Bizim arşivlerimizden fotokopi bile almak oldukça zordur ama Romanya, Cenevre, Londra gibi yerlerdeki insanlar bütün imkanlarını bize açtılar.

Esirlerimize kim yardım ediyor?

-Kızılay. Arşivlerde gönderilen paketleri, malzeme listelerini gördüğümde bunu anladım. Kızılay, savaş yıllarında en iyi çalışan kurumlarımızdan biriymiş. Kızılhaç'ın da çok büyük yardımları olduğunu tespit ettim. Kızılhaç, tüm şikayetleri değerlendiriyor, esir kamplarına müfettişler göndererek denetim yapıyor, koşulların iyileştirilmesi için mücadele veriyor. İlaç ve gıda desteği veriyor.

Esirlerimiz hakkında tam teşekküllü bir liste mevcut mu?

-Çok enteresan, listenin tamamı Kızılay arşivlerinde mevcut. Kaç kişi nerede esir düşmüş, isimleri doğum tarihleri vs. Herşeyi Kızılay'dan çıkardık.
EŞİ GÖRÜLMEMİŞ KAYIPLAR

Bugün seferberlik türkülerinde kalan bu insanlar, dünyanın ateşe düştüğü bir dönemde yaşamıştı. Verdikleri kayıplar korkunçtu. Silah altına alınan 2 milyon 900 bin kişiden 250 bini muharebelerde, 450 bini hastalık nedeniyle ölmüştü. 60 binden fazla asker kaybolmuştu (yüzde yüze yakını, mezarı belli olmayan şehitler). Türk ordusundaki bu yüzde 27'lik ölüm oranı, 1. Dünya Savaşı'nda hiçbir ülkenin ordusunda yaşanmamıştır.

İNGİLİZLER'İN ELİNDEKİLER

Hindistan'dan Malta'ya kadar 7 ülkedeki 20'den fazla esir kampına dağıtılmıştı İngilizlerin elindeki Türk askerleri. Esirler önce Bağdat ve Basra esir kamplarına götürüldü. Bu kamplar geçici ikmal kamplarıydı. Bağdat'takiler Kıbrıs ve Malta gibi batıdaki kamplara, Basra'dakiler ise Hindistan ve Myanmar'a gönderildi. Basra'dan gemilerle Hindistan'a gönderilen esirler Birmanya sınırına kadar trenle yol aldı.

http://webarsiv.hurriyet.com.tr/2001/07/29/9168.asp