View Full Version : avanak Avnin Babasi öldü
Salacaklı
27-07-2004, 00:30
68 yaşında Bodrum'da yaşamını yitirdi.
OĞUZ ARAL, KALBİNE YENİK DÜŞTÜ
Karikatirüst Oğuz Aral (68), Bodrum'da vefat etti.
Özel Bodrum Hastanesi Başhekimi Dr. Erkan İnal dün akşam saatlerinde hastaneye getirilen Oğuz Aral'ın, bu akşam saat 19.30 sıralarında hayatını kaybettiğini söyledi.
Dr. İnal, Aral'ın "multiorgan yetmezliği" nedeniyle hayatını kaybettiğini belirterek, "Oğuz Aral, dün akşam saatlerinde arka cidar bölgesindeki yaygın enfarktüs nedeniyle hastanemize getirildi. Kendisine hemen müdahale edildi. Ancak, gündüz saatlerinde böbrek yetmezliği ortaya çıktı. Günde üç paket sigara tükettiği için de beyin küçülmesi olmuş. Diyalize sokmak istendi, ancak her şey bir anda kötüye gitmiş. Bu akşam saat 19.30 sıralarında multiorgan yetmezliği nedeniyle vefat etti" diye konuştu.
:hayır:
Salacaklı
27-07-2004, 00:38
yillarca bizleri hem güldüren ,eglendiren ve cok ama cok sey ögreten Oguz Dede..
Topragin bol olsun Nur icinde yat..
Avnicigim Basin sagolsun..
dreissena
27-07-2004, 00:55
Ruhu şad olsun. Çocuk gençliğimin simaları bir bir gidiyor, yaşlanıyor muyuz ne? :confused:
Salacaklı
27-07-2004, 01:18
Karikatürist Aral vefat etti
26 Temmuz 2004 22:40
--------------------------------------------------------------------------------
Türk karikatürünün önde gelen isimlerinden Oğuz Aral, Bodrum'da hayatını kaybetti. "Huysuz İhtiyar" lakabıyla bilinen Oğuz Aral bir döneme damgasını vurmuştu.
Türk karikatür sanatının en büyük ustalarından Oğuz Aral Bodrum’da yaşamını yitirdi. Kalp krizi geçiren Oğuz Aral dün akşam Özel Bodrum Hastanesi yoğun bakım servisinde tedavi altına alınmıştı. Ünlü sanatçı tüm çabalara rağmen kurtarılamadı.
Özel Bodrum Hastanesi Başhekimi Dr. Erkan İnal, Oğuz Aral’ın, “multiorgan yetmezliği” nedeniyle hayatını kaybettiğini açıkladı.
Ünlü karikatirüst Oğuz Aral Bodrum’da vefat etti. Özel Bodrum Hastanesi Başhekimi Dr. Erkan İnal’dan alınan bilgiye göre, dün akşam saatlerinde hastaneye getirilen Oğuz Aral, bu akşam saat 19.30 sıralarında hayatını kaybetti.
Dr. İnal, Oğuz Aral’ın “multiorgan yetmezliği” nedeniyle hayatını kaybettiğini belirterek, şöyle dedi: “Oğuz Aral, dün akşam saatlerinde arka cidar bölgesindeki yaygın enfarktüs nedeniyle hastanemize getirildi. Kendisine hemen müdahale edildi. Ancak, gündüz saatlerinde böbrek yetmezliği ortaya çıktı.
Günde üç paket sigara tükettiği için de beyin küçülmesi olmuş. Diyalize sokmak istendi, ancak her şey bir anda kötüye gitmiş. Bu akşam saat 19.30 sıralarında multiorgan yetmezliği nedeniyle vefat etti.”
1936 yılında Silivri’de doğan Oğuz Aral İstanbul Devlet Güzel Sanatlar Akademisi’nin üçüncü sınıfından ayrıldı. 1950’den sonra çeşitli dergi ve gazetelerde karikatür çizen sanatçı Gün Gazetesi’nde “Gırgır” adıyla bir güldürü sayfası düzenledi.
Bir yıl sonra sayfayı aynı adla haftalık güldürü dergisine dönüştürdü. Yazı ağırlıklı, güncel, halkın anlayabileceği bir karikatür anlayışına önem veren gırgır dergisi 70’lı yıllarda dünyanın en çok satan 3. mizah dergisi unvanını kazandı.
Gırgır dergisinde, kendi mizahi görüşü ve doğrultusunda bir çok karikatürcüyü yetiştirip, kamuoyuna tanıttı. Mayk Hammer, Köstebek Hüsnü, Utanmaz Adam, Avanak Avni gibi çizgi roman ve öyküleriyle geniş bir okur kitlesi tarafından tanındı.
Muhalif tavrıyla da bilinen Gırgır dergisi 12 Eylül döneminde kapatılan ilk yayın organlarından biri oldu ve dergi aynı dönemde birçok kez soruşturmaya uğradı. Tiyatro, müzik ve sinema konularında da çalışmalar yapan ünlü sanatçı 1960’lı yılların sonunda 5 adet çizgi film yaptı.
Oğuz Aral, Hürriyet Gazetesi’nde Huysuz İhtiyar ismiyle köşe yazıları yazıyordu. Oğuz Aral, Müşfik Kenter’in oynadığı Huysuz İhtiyar adlı tek kişilik komediyi de yazıp yönetmişti.
Kaynak: www.ntvmsnbc.com
Highlander
27-07-2004, 01:37
Allah rahmet eylesin...
Nasıl unutabilirim ki ortaokul ve lise yıllarımın en vazgeçilmez dergisi GIRGIR'ı...
bikmisbroker
27-07-2004, 01:38
Cok uzuldum....Cook..
Sadece avanak avni tiplemesi degil ayni zamanda GIRGIR dergisininde yaraticilarindandi.. :o
DIGIL, DIGIL,DIGIL,DI?...
Tercumesi ( Cennet mekanin olsun emi?...)
M.Işılak
27-07-2004, 02:28
Allah rahmet eylesin....
CERİTKALE
27-07-2004, 07:59
Allah rahmet eylesin..
AloneWolf
27-07-2004, 08:15
ruhu şad olsun
supersonic
27-07-2004, 08:22
:( :( :(
Allah rahmet eylesin.
:(
o bizi güldürdü,
allah da onu güldürsün,
allah taksiratını afetsin,
allah tüm ölenlerimizi rahmet etsin.AMİN
syg
SunShine
27-07-2004, 09:46
Allah rahmet eylesin.
Gerçekten sanatçıydı.
Sanatın, başkasının güftesini, bestesini, sahnelerde, ekranlarda, popstarlarda yarı çıplak, baldır bacak çığırmak sanıldığı bir dünyada.
O bir ustaydı. Umarım kendisi gibi birilerini yetiştirebilmiştir.
Allah rahmet eylesin.
Saygıyla anıyorum.
Zülfü Aşkın
27-07-2004, 09:47
allah rahmet eylesin
bikmisbroker
27-07-2004, 16:59
Allah rahmet eylesin.
Gerçekten sanatçıydı.
Sanatın, başkasının güftesini, bestesini, sahnelerde, ekranlarda, popstarlarda yarı çıplak, baldır bacak çığırmak sanıldığı bir dünyada.
O bir ustaydı. Umarım kendisi gibi birilerini yetiştirebilmiştir.
Allah rahmet eylesin.
Saygıyla anıyorum.
O usta O kadar cok genc yetistirdiki arkasindan?? GIRGIR dergisinden sonra cikan BUTUN mizah dergilerinde ONUN IMZASI, ONUN ETKISI vardir..
Bir Gazetede yapilan roportajini okumustum, Girgir dergisini ILK cikardiklarinda dergi;
TAMAMI MIZAH olan DUNYADAKI ILK DERGI IMIS ..
Iceriginde TEK satir REKLAM yada baska amacli YAZI olmayan!!
Allah rahmet eylesin, ailesi ve sevenlerine sabır metanet versin.
Salacaklı
29-07-2004, 15:43
Oğuz Aral, vasiyet ettiği gibi kardeşinin yanına defnedildi
İSTANBUL (İHA) - Bodrum'daki evinde geçirdiği enfaktüs sonucu kaldırıldığı Özel Bodrum Hastanesi'nde yaşamını yitiren, "Avanak Avni" ve "Utanmaz Adam" tiplerini mizah dünyasına kazandıran, Gırgır dergisinin kurucusu Oğuz Aral, Levent Camii'nde kılınan cenaze namazının ardından Zincirlikuyu Mezarlığı'nda toprağa verildi.
Önceki gün Bodrum'da hayatını kaybeden ve cenazesi İstanbul'a getirilen Oğuz Aral için Levent Camii'nde kılınan cenaze namazına, Cem Yılmaz, Müjdat Gezen, Gani Müjde, Yaşar Kemal ve Altan Öymen gibi sanat ve basın camiasından çok sayıda kişi katıldı. Cenaze töreninde, Aral'ın tabutunun yanına, Aral'ın ünlü tiplemesi "Avanak Avni"nin bir maketi konuldu. Oğuz Aral ile çalışma imkanı bulamadığını söyleyen şovmen Cem Yılmaz, "Kedisiyle çalışma imkanı bulamadım, ancak onun öğrencilerinden olan Gani Müjde ile çalışma imkanı buldum. Şunu söyleyebilirim ki, ben okuma yazmayı Gırgır Dergisi ile söktüm. Mizah dünyası için büyük bir kayıp, hepimizin başı sağ olsun." dedi.
Oğuz Aral, Levent Camii'nde öğle namazına müteakip kılınan cenaze namazının ardından, Zincirlikuyu Mezarlığı'nda toprağa verildi.
1936'da Silivri'de doğan Oğuz Aral, İstanbul Devlet Güzel Sanatlar Akademisi'nin üçüncü sınıfından ayrıldı. 1950'den itibaren çeşitli dergi ve gazetelerde karikatür çizen Aral, Gün gazetesinde "Gırgır" adıyla bir güldürü sayfası düzenledi. Aral, 1 yıl sonra Gırgır'ı haftalık güldürü dergisine dönüştürdü. Gırgır Dergisi, 70'li yıllarda dünyanın en çok satan 3. mizah dergisi unvanını kazandı. Gırgır'da, kendi mizahi görüşü ve doğrultusunda birçok karikatürcü yetiştiren Aral, "Mayk Hammer, Köstebek Hüsnü, Utanmaz Adam, Avanak Avni" gibi çizgi roman ve öykülerine de imzasını atarak geniş okur kitlesine ulaştı. Aral, "Avni"yi de mizah dünyasına kazandırmıştı. Karikatürleri hala Hürriyet Gazetesi'nde yayınlanan Aral'ın, tiyatro, müzik ve sinema konularında da çalışmaları bulunuyor. Anadolu'nun çeşitli yerlerinde pandomim gösterileri sergileyen Aral, Koca Yusuf (1966), Direkler Arası (1967), Bu Şehri İstanbul (1968), Ağustos Böceği ile Karınca (1971) adında çizgi filmleriyle de Türk çizgi film sektöründe önemli bir yere sahip.
29/07/2004 15:29
bikmisbroker
01-08-2004, 15:46
01.08.2004
Kendi hayatına bile tepeden bakabilen adam
Emel ARMUTÇU / Hürriyet Pazar
O inatçı, ama bir o kadar ince ve duygusal bir insandı. Yanında yetiştirdiği karikatürist nesli için, "Onlarla ne kadar övündüğümü çocuklara hiç belli edemedim" diye gizli gizli hayıflanırdı.
22 yıllık gazetecilik hayatımın ilk ama gerçekten ilk röportajını, daha üniversite birinci sınıftayken, Gırgır dergisinin ‘Hükümdarı’ olarak onunla yapma ödevini hangi hocam bana vermişti hatırlamıyorum. Ama Aral tarafından, (sorduğum tüm sorular daha cevaplanmadan ‘Peki sen ne düşünüyorsun?’ diye bana çevrilerek) feci şekilde ‘dövüldüğümü’ ve aylarca röportaj macerasının benim için başlamadan bittiğini düşündüğümü hiç unutmuyorum. O zamanlar Gırgır’a tapmama rağmen Oğuz Aral’dan nefret etmiştim. Aradan çok yıllar geçti; Hürriyet’te onun son yıllarına tanık oldum ve birlikte iş yapma, içki ve bol bol sigara içme şansına eriştim. Hakikaten huysuzdu, ukalaydı, tepeden bir bakar tüm bedeninizi titretirdi, aniden bir soru sorar, zekanızı sınardı, kapris yapar, ne düşünüyorsa ‘pat’ diye söylerdi. Ama tüm sevenleri, onu bu yanlarıyla severdi, ben de öyle yaptım. Seve seve ‘muhabiri’ oldum, karşılığında anılarını, kadınlara, gazeteciliğe, hayata dair anlattıklarını dinledim. Felsefeci yanından, sosyolojik gözlemlerinden, Türkçe bilgisinden, hayata bakışından bol bol yararlandım. Hatta 22 yıl önceki küçük kızdan çok farklı olarak zaman zaman onu eleştirdiğim, görüşlerine itiraz ettiğim bile oldu. Benim için kárlı bir alışverişti.
Şimdi, bulunduğu yerden ‘Sana mı düştü benim hayatımı yazmak?’ diye gözlüklerinin üzerinden baktığını görür gibiyim. İtiraf etmeliyim ki hálá dizlerim titriyor... Bu yüzden ‘uyanıklık’ diyeceği bir şey yapıyorum ve onun kendi hayatına bile yukarıdan baktığı 11 Nisan 2004 tarihli yazısının arkasına saklanıyorum. Bu Albüm’deki koyu renkli bölümler o yazıdan alıntıdır...
3-4 yaşlarında sevimli bir çocuktu. ‘Bir adamın eli kafasından büyük olamaz’ dedim. ‘Bu adam değil ki, bu kovboy.’ ‘Kovboy da olsa, eli kafasından küçük olmalı.’ ‘Sen anlamazsın, bu yumrukçu bir kovboy!.. Eli küçük olursa bir vuruşta haydutları nasıl yere yıkabilir?’ ‘Kafalarına odunla vurabilir!..’ Ayıplayan gözlerle yüzüme bakıp kovboyun elini silgiyle sildi, sonra da kovboya daha büyük bir el resmi çizdi.
1936 yılında Silivri’de Mediha-İsmail Aral çiftinin üç çocuğundan en büyüğü olarak doğar; diğer kardeşleri, yıllarca birlikte mizah yapacağı Tekin Aral ile (Yazar İnci Aral değil) Güzin Hanım’dır. Babası dönemin, ‘Hukuk mezunu olmadan avukatlık yapan’ bir meslek erbabı, dava vekilidir. Aslında avukatlık sadece hobisidir İsmail Bey’in; kafadan satranç oynayan, radyodan duyduğu bir şarkıyı notaya alabilen, sonra içip içip gecenin ikisinde karlar içinde ava giden, o ‘tuhaf, özgür kuşaktan’ biridir. Bu genleri aynen Oğuz Aral’a geçmiştir belli ki...
Nebil Özgentürk’ün Bir Yudum İnsan’ına anlattığı üzre, yoksul savaş yıllarına rastlar çocukluğu; arkadaşlarının dörtte üçünün çıplak ayak gezdiği mahallede, sokağa çıkarken pabuçlarını merdiven altına koyar, çünkü pabucu var diye, top oynarken eşitsizlik oluyor diye, utanır.
Ama onun futboldan başka ilgi alanları da vardır; müziğe yeteneklidir, daha küçücükken dağarcığında 300’e yakın şarkı biriktirmiştir. Yıllar sonra ‘Adam olacak çocuk tiyatro sevmesinden bellidir’ diyecektir ya, sahneye ilk sekiz yaşında çıkar, ‘Adalı’ adlı oyunda, kısa pantolonlu bir adliye müfettişi olarak... Kısa pantolonludur, çünkü sıska bedenine uyan ödünç bir uzun pantolon bulmak annesine dert olmuştur. Sonra bulunan pantolon da çok uzun olduğundan, paçalarına basıp sahnede birkaç kez düşme tehlikesi atlatmıştır. Bir de günde üç kere dövüşmesine, hatta iki kere oldu mu hasta mısın demelerine rağmen çocukluğunun büyük kısmı kendi odasında yazıp çizerek geçer.
BEN SUBAY OLURSAM KARİKATÜRLERİ KİM ÇİZECEK
Yıllar sonra onu gördüğümde bir ağacın gövdesine sarılmış ağlıyordu. 10 yaşına gelmişti. Yüzüme aldatılmış insanların küskün bakışlarıyla baktı: ‘Bugün babam öldü. Artık çizdiğim resimleri kim beğenecek, kim bana aferin oğlum diyecek?’ ‘Korkma, eğer resimlerin gerçekten güzelse bir gün çok kişi aferin der... Hatta arada babanın aferin diyen sesini bile duyarsın.’
Babasını çok erken bir yaşta kaybeder. Annesi ve üç kardeşiyle birlikte anneannesinin İstanbul Üsküdar’daki evine yerleşirler. Hayatı boyunca 41’inden sonra yaşayacağına inanmaz; yaşadıkça da hayret eder.
Resimleri giderek komik çizgilere, karikatüre dönüşür; çünkü tüm öğretmenleri ve çevresinin hep ciddi, asık suratlı olmasını istemesine rağmen, hayat komik gelir ona. Çizgiden ilk parasını kazandığında ve babasının ‘aferin’ini duyduğunda, yıl 1951, o 15 yaşındadır. Hafta dergisinin kapısından girdiğinde boyu 1.60’tır, karikatürünü verip, cebinde Rakım Çalapala’nın verdiği beş lirayla çıktığında sanki iki metre olmuştur!
Heybeliada Askeri Deniz Lisesi’nde giriş sınavları yapılıyordu. Onu pencereden görünen deniz manzarasına gözlerini dikmiş kara kara düşünürken buldum. ‘Annem, babam öldükten sonra deniz subayı olursam geleceğim kurtulur diye düşünüyor. Olmayacağım. Ben subay olursam, karikatürleri kim çizecek?’ dedi ve matematik sınav káğıdına askerlikle ilgili tuhaf karikatürler çizip sınıf subayına verdi.
Güzel Sanatlar Akademisi’ne girer. Ama zamanının daha büyük bölümünü Akademi’den çok Babıáli’de geçirir, döneme damgasını vurmuş Akbaba, Marko Paşa gibi mizah dergilerine kapağı atan yeni yeteneklerden biri olur. Gerçi sandığı gibi davul zurnayla karşılanmaz, epey uğraşır ve ancak ilk beş lira telifinin neredeyse tamamını vergi olarak verip cebinde 415 kuruş kalınca karikatürcü olduğuna inanır. Birçok gazetede, Tef, Akbaba, Dolmuş gibi mizah dergilerinde çizer. Dolmuş’ta çok ilgi gören ilk tiplemesi, o zamanlar çok sevilen Mike Hammer’a nazire olsun diye çizdiği, paspal hafiye bozuntusu Hike Mammer’dir. Niyedir bu nazire? Yaşar Kemal’in zar zor 5 bin sattığı ülkemizde Mike Hammer diye kadın katillerini göbeğinden kurşunlayan barbar ve zampara bir Amerikan hafiyesi ortalığı kırıp geçirdiği için!
PANDOMİM YAPARKEN ‘SES!’ DİYE BAĞIRDILAR
Perspektif dersinden kaçarken, ona akademinin kapısında rastladım. ‘Yine mi okulu kırıyorsun?’ ‘Ne halt edeyim, gazeteye geç kaldım. Zaten dün Anatomi dersi yüzünden karikatürümü yetiştirememiştim. Bugün de karikatür çizmezsem beni gazeteden atarlar.’ ‘Bu gidişle akademiden de atacaklar ama...’ ‘Artık çok geç, para kazanmam gerek. Çünkü haftaya evleniyorum.’ ‘Sen çıldırdın mı be... Gel vazgeç...’
Kimseyi dinlemez 18 yaşına bastığı gün ilk evliliğini yapar. Ama asıl -41 yıl sürecek- evliliğini, kendisi akademide okurken konservatuvarda bale öğrencisi olan Tolga Tiğin’le yapacaktır sonra... O yıllarda Türkiye’ye gelen ünlü bir Fransız pandomimciden çok etkilenip sözsüz oyun grupları kurar, Türkiye’nin hapisanelerini, hastanelerini dolaşarak, eşi ve ekibiyle birlikte pandomim yapar. Türk milletine pandomimi anlatmak kolay olmaz tabii; Ordu Hastanesi’nde hastalar ‘Ses!’ diye bağırırlar mesela. Yine de onun yazdığı 25 oyun yıllarca oynanır.
Sonra, binlerce metre çizgi film yapar. Film öyküleri ve senaryolar yazar. Hatta ‘zıpırlık zamanlarında’ 5-6 filmde oynar. O zıpırlık zamanları der ama Tolga Tiğin’in anlattığına göre ‘yoksulluk’ zamanlarıdır. ‘Canlı Karikatür’ ofisinin altında bir film stüdyosu vardır; bir oyuncu kapris yapsa ya da gelmese rejisör arkadaşı hemen ‘Oğuuuuuz’ diye seslenir aşağıdan. Aral iner, birkaç sahne oynar ve o zamanlar onlar için çok iyi olan paralarla gelir eve...
Tolga Tiğin’in tiyatro yaptığı yıllarda da aynı nedenle sahneye çıkar; Hababam Sınıfı Sınıfta Kaldı oyununda Vakvak Rıza ve müzik öğretmenini oynar ama daha çok yönetmeyi sever; önce kuliste, sahnede ukalalıklar yaparak Tolga Hanım’ı yönetir, sonra kendi oyunlarını... 12 yıl da konservatuvarda hocalık yapacaktır.
Artık çizdiklerini gazete ve dergilerde görüyordum. Fena çizmiyordu. Hatta, bir hayli ünlenmişti. Ama birkaç yıl sonra yazıp-çizdikleri sayfalardan yok oldu. Çizgilerine yıllarca rastlayamadım. Bir gün Beyoğlu’nda yürürken yanımda Opel Kapitan bir araba durdu. Şoför fırlayıp beni arabaya buyur etti. O, arka koltukta oturuyordu. ‘Ooo... Maşallah, lüks arabalar, şoförler... Anlaşılan köşeyi dönmüşsün’ dedim. ‘Evet döndüm. Ama köşeyi tekrar geri dönmek niyetindeyim.’ ‘Rahat para kazandığın bu işini bırakma. Karikatürü arada bir keyif için çiz.’ ‘Denedim, ama karikatür keyif için çizilmiyor. Bu işler ancak çaresizlikten ve can havliyle yapılıyor.’
‘Birkaç yüz’ reklam filmi çekmiş, çok para kazanmıştır ama bir sabah ağlayarak uyanır. Çünkü yapmak istediği iş o değildir. Kadın donu reklamı yapmakla zerre kadar ilgilenmiyordur. Kalkar, şirketi ortağına bedelsiz bırakarak, yine sıfırdan, Babıáli’ye gelir.
Günaydın’ın çıkardığı Gün’de, Tekin Aral, Oğuz Alplaçin, Ferit Öngören, Mim Uykusuz’la birlikte Gırgır adlı bir sayfa hazırlamaya başlar. 1972 Ağustos’unda o sayfa 60 kuruşa satılan bağımsız bir dergiye dönüşecektir. Bir odada üç kişi olarak başlayan Gırgır, bir süre sonra belediye otobüsü gibi olur. Çünkü Aral, Türkiye’nin her yerinden ‘en ihtiyarı 18’inde’ yüzlerce gence kapıları açar, Gırgır’ı bir dergiden çok karikatür atölyesine, bir mizah okuluna çevirir. O da okulun Kel Mahmut’u, çocukların tatlı sert babasıdır; çoğu varoşlardan, taşradan gelen ve rahatlıkla ‘kaybedilebilecek’ durumda olan çocukları yetiştirir, yazar-çizer, insan, ‘adam’ yapar. Onlar Gani Müjde, Latif Demirci, Hasan Kaçan, Atilla Atalay, Metin Üstündağ, Nuri Kurtcebe, Suat Özkan ve niceleri olur. Sadece adam yapmaz tabii, o erkek mi erkek topluluk içinde birkaç ‘kız çocuğu’ da nasılsa barınabilir; Özden Öğrük, Ramize Erer, Gülay Batur olurlar... Hepsi de ansiklopedilere girmiş ‘gereksiz taramalardan kaçının’ azarından başlayarak bol bol Ovuz Abi sopası yemiştir.
İSTANBUL’UN VAPURLARI GIRGIR SARISINA BOYANIRDI
Yıllar sonra bir gece, meyhane dönüşü çıkardığı dergiye uğradım. Bir sürü tüyü yeni bitmiş delikanlıyla kapak karikatürü için tartışıyorlardı. Kapaktaki resme baktım. ‘Sen aranıyorsun, bunu basarsan yarın seni ince kıyım doğrarlar. Bak, genç arkadaşların bile basılmasını istemiyorlar!’ ‘Eğer bu kapağı basmazsak, bugüne dek onca karikatürü niye çizdik? Bu delikanlılar bundan sonra çiklet resmi mi çizecekler?’ dedi. Kapağın yayınlandığı gün o zamanki askeri cunta dergiyi kapattı.
16 sayfalık efsane Gırgır’ın patronu Haldun Simavi gibi görünür ama değildir işte. İlan almamaktan kendi sözünü istediği gibi söylemeye, ‘bağımsız mı bağımsız’ bir dergidir Gırgır. Cihan Demirci’nin özet bir Gırgır incelemesine göre, başlangıçta cinsel içerikli, avantür, sabun köpüğü tadında esprileri ağırlıkta olan dergi, ‘Çiçeği burnunda’ çizerlerin dergiyi yavaş yavaş sardığı 75’ten itibaren politik tavrını ortaya koyar. 12 Eylül sonrasında herkesin sustuğu dönemde ise ‘en sıkı’ politik eleştirilerin yapıldığı ender yayınlardan biridir. Biraz da bu yüzden, çıktığı cuma günleri İstanbul’un tüm vapurlarını Gırgır sarısına boyayacak kadar çok satar; dünyanın en çok satan üçüncü dergisi olur. 1989’da Haldun Simavi onu Ertuğrul Akbay’a satıp tüm ekibi ayrılana kadar...
Pijamasıyla bahçesini sulayan yaşlı adamın yüzü bana pek yabancı gelmedi. O da kırpıştırdığı miyop gözlerini yüzüme dikti. ‘Gözün aydın, nihayet kazasız belasız güllerini sulayan bir emekli olmayı becermişsin’ dedim. ‘Beceremedim, yarın ünlü bir gazetede yazıp çizmeye başlıyorum.’
Bir süre Avni’yi çıkaran Aral, sonraki yıllarını Hürriyet’in, tiyatronun, kısaca Türkiye’nin Huysuz İhtiyar’ı olarak geçirir. Evinde resimler, ebrular yapar, en hasta zamanlarında bile üretmekten vazgeçmez. Yıllar sonra Gırgır’daki çocukları için, ‘Onlarla ne kadar övündüğümü çocuklara hiç belli edemedim’ diyecektir.
Gözlerinin altındaki mor halkalarla bana bakıyordu. ‘Bu hafta bulamadım’ dedi. ‘Neyi bulamadın?’ ‘Bu hafta gazeteye yazacağım pazar yazısının konusunu.’ Çocukluğundan beri tanıdığım herife, yani kendime, ‘Nah bu olacak!..’ dedim ve önüme bir káğıt çekip kocaman elli bir kovboy resmi çizdim. Sonra yanımdaki 4 yaşındaki küçük çocuk, kovboyun elini silgiyle silip daha büyük bir el çizdi.
Powered by vBulletin™ Version 4.0.2 Copyright © 2010 vBulletin Solutions, Inc. All rights reserved.