PDA

View Full Version : Çelişkiler



Pages : 1 2 3 [4] 5 6 7 8

BORA YAŞAR
26-07-2009, 10:59
Merhaba 64 Yaşım,

Babamın deri kılıflı Evlenme Cüzdanında dolmakalemiyle yazdığına göre bugün doğdum.

Babamın öğretmen olarak görev yaptığı Yozgat'ın bir köyünde ..Fakılı'da. Birbuçuk sene sonra Yozgat devlet hastahanesinde mide kanamasından ölüp göçüvermiş çok sevdiği oğlunun büyüdüğünü görmeden.

Hayatım bir roman derler.

Benimkinden iyi biçilirse birden çok roman çıkabilir.

Gülten Akın geldi usuma birden. Onun kırağı çalmış üzüm taneleri gibi güzel dizelerinden biri..

"Bir roman kadar uzun bu tümce,
-Sonra işte yaşlandım."

!7 temmuzda yani 9 gün önce böyle yazmış sonra da bir Von'luk yazı ile ara vermiştim.

9 günde 450 tık almış Çelişkiler.

Bunlar arasında kafamda yazılı dost listemdeki arkadaşlar da vardır mutlaka..

Peki Sn Sesil dışında doğum günümü kutlayan biri oldu mu?

Hayır.:)

Demekki ya dostum yok, ya da dostlar beni okumuyor.

Sanal böyledir işte.

Ve hep iddia ettiğim gibi sanal sanalda kalmalıdır.

Ve yine hep iddia ettiğim gibi bu forumda insanlar tanıdıklarından çok tanımadıklarını kutlamaktadırlar.

Komik ötesi ama gerçek.

Serenler
26-07-2009, 11:16
Abi öncelikle bu konuda kendi payıma özürlü olduğumu kabul edin.
Hanımın bile doğum gününü, evlenme yıldönümlerini o kadar önceden tedbir alsam da nasılsa bir yıl tuttursam ertesi yıl ıskalıyorum.
Sonuçta da ciddi krizler yaşıyor, bedelini de fazlasıyla ödüyorum:D
Gecikmiş de olsa doğum gününüzü kutluyorum.
İyi ki varsınız, iyi ki aramızdasınız.
Saygılar.

carcharias
26-07-2009, 11:40
!7 temmuzda yani 9 gün önce böyle yazmış sonra da bir Von'luk yazı ile ara vermiştim.

9 günde 450 tık almış Çelişkiler.

Bunlar arasında kafamda yazılı dost listemdeki arkadaşlar da vardır mutlaka..

Peki Sn Sesil dışında doğum günümü kutlayan biri oldu mu?

Hayır.:)

Demekki ya dostum yok, ya da dostlar beni okumuyor.

Sanal böyledir işte.

Ve hep iddia ettiğim gibi sanal sanalda kalmalıdır.

Ve yine hep iddia ettiğim gibi bu forumda insanlar tanıdıklarından çok tanımadıklarını kutlamaktadırlar.

Komik ötesi ama gerçek.



sevdiğim saygı duyduğum değerli bir insan olduğunuz için kendi adıma cevap vereyim;

-umarım kafanızdaki dost listesindekiler arasında varımdır.

-sayın sesil dışınızda doğum gününüzü kutlayan olmamış,bunun için üzgünüm ama sanırım takvimde adınız geçmedi.biraz da bunlan olsa gerek.aslında biraz bu sebeple şahsen doğum günü kutlarken diyorum ki "bugün doğup,üye olmadan burayı ziyaret edenlerin dahi doğum gününü kutlarım".bilemediklerimiz de dahil buna tabi.

-dostunuz çok var.

-yalan söylemem. sizi "belki" kandırabilirim ama kendimi asla: "çelişkiler"i okumuyorum. ama çeşitli başlıklarda okuduğum her bora yaşar yazısına ve düşüncelerine saygı duyuyorum.

-geçmiş bir kutlama ne kadar mutlu eder bilemem ama, uzuuun ömürler dilerim..

sevgi dolu saygılarımla...

BORA YAŞAR
26-07-2009, 12:04
Öncelikle teşekkür ederim iyi duygularınız için Sevgili Mustafa ve carcharias..

Zorla yaş gününü kutlatmak konusuna bir örnek teşkil edebilir benimki.:)

Şaka bir yana, Mustafacım , sanırım gene kendimi ifade edemedim.

Şu diünyada insanın çekirdek ailesi ve bir kaç gerçek/halis dostu dışında kim hatırlayabilir ki yaş gününü..

Benim vurgulamak istediğim, kendi yaş günümü herkese yazı ile ilan eip de yanıt alamamak durumu ki, cidden düşünülmeye değer.

Ya da ..

Boş veeerrrrr..

Daha önemli şeyler olmakta hayatımızda.

BORA YAŞAR
26-07-2009, 14:52
Can sıkıntısından yazılarıma verdiğim ara öncesi yazdığım bir yazıda, birçok hissenet üyesinin de üye bulunduğu keyborsa forumunda üyelik sayfama "hissenetin ağabeyi" diye yazdığımı belirtmiştim.:)

Yıllar öncesinden aklıma bir anekdot getirdi bu durum.

Aynen Yalova il olmadan önce hafife alınan otoritelere " Yalova Kaymakamı" yakıştırması gibi birşey.

Adamın biri şişiniyormuş önüne gelene.."Ağabeyim Şebinkarahisar Cumhuriyet Savcısı" diye..

Birisi sormuş..

- Ağabeyinin hatırı, otoritesi var mıdır?

- Bilmem demiş bizim şişkin..

- Sadece laf kalabalıklığı desene.

demişler..

Haksızlar mı? :)

BORA YAŞAR
26-07-2009, 22:40
Biliyorsunuz...

Başbakan Erdoğan'ın oğlu Bilal Bey, büyük zahmetler ve fedakarlıklarla vatani görevini yaptı. 21 gün süren bu büyük serüveni başarıyla tamamladığı gün , Burdur Valisinin bizzat ayağına kadar gelerek kutladığı ve yolcu ettiği bu büyük vatan evladı ileride çocuklarına anlatacak bir sürü anı ile artık öz vatanına iç rahatlığıyla hizmet etmek durumuna kavuştu.

Beşiktaşlı Nihat Kahveci de öyle..

1970 yılında Balıkesir'de Ordudonatım okulunda Yedek Subay adayı olarak eğitim görürken, bizde eğitimimizi klasik muharip sınıfların düzeni içinde idik.

Takım komutanlarımız bizden önceki dönemlerde eğitim görmüş yedek subaylardı. Aralarında 87. dönemden olanlar teğmen olarak yani apoletlerinde tek yıldız taşırlardı. Askerlik süresi 2 yıldı.

Takımlar boy sırasına göre oluşturulurdu. Bölük kıdemlisinden takım kıdemlisine tüm arkadaşlar aramızdaki en uzun boylulardan seçilirdi.

Malum 1 takımda 4 ya da duruma göre 5 tim bulunmakta. Tim komutanı o timdeki en uzun kişi olarak kendiliğinden, yani bir kabiliyet ya da yarışma olmaksızın belirlenir. Tim komutanı sadece eğitim sırasında aynen piyeslerde rol gibi bir rol ifa ederdi.

Çünki timdeki tüm askerlerde M1 piyade tüfeğimiz dışında başka birşey olmazdı. Ne makineli tüfek, ne ayağı ne birşey.:)

Dalga geçerdik.

Askerde mektuplarımız okunarak gider okunarak gelirdi.

Birgün bir arkadaşımızın mektubu, bir hergele tarafından ele geçirildi ve oradaki herkesin ortasında okundu..

Arkadaşın annesi oğluna "tim komutanı seçilmesinden duyduğu onur ve memnuniyeti ifade ediyor, kendisine daha nice büyük başarılar" diliyordu.

Belli ki arkadaşımız yazdığı mektupta tim komutanı olmasını, ailesine büyük bir başarı olarak duyurmuştu.

Epey alay konusu olmuştu tüm eğitim süresince.

carcharias
27-07-2009, 07:45
22 yaşındaydım ben de...

1999 balıkesir ordudonatım okulu - diyarbakır 7.kolordu

emret komutanım...

BORA YAŞAR
27-07-2009, 21:20
Diyalektiğe inanıyorsanız çelişkilerin tez/antitez/sentez yoluyla halli ile gelişim ve ilerleme sağlanacaktır.

Çelişkileri yok saymak, gözardı etmek ise toplumun gelişim dinamiğini yavaşlatacaktır. Buna set çekmek durdurmak olası değil tabi.

Ülkemizde ağır aksak serbest piyasa ve topal bir demokrasi deneyimi bir süredir devam etmekte. Gerçeği ile alakası yok ama şeklen böyle.

Şu kadar sivil toplum kuruluşu, şu kadar siyasi parti ve şu kadar sendikalı işçi mevcut. Ama gerçek sol bir parti yok.

Çünki bu toplumun gerçek temel çelişkisi, emek-sermaye çelişkisi telaffuz dahi edilmiyor.

Bu son 30-40 yılın derin devlet politikası..

Acımasızca sömürülen emek üzerinden sermaye palazlanıyor, büyüyor. İşçi emek bilincinden uzak, dini ve milli temalarla uyutulurken, sendikalar, devlet tarafından destekli ağalar tarafından yönetiliyor. İşçiler hem işveren hem de devlet tarafından sendikalı olmaktan men ediliyor.

Aslında demokrasi denilen bu oyunda oy bazında en büyük sayı olan emekçiler, şantajla tehditle bu bilinçten uzak tutuluyor.

Sömürü ahlaksızca ve en kötü şartlarda sürdürülüyor.

Bu durumda yeri göğü birbirine katması gereken işçi, kriz pompalamasıyla, işsizlik tehdidiyle en kötüsüne razı hale getiriliyor.

Bu temel çelişki göz ardı edilerek bir dönem daha karınıza kar katabilir, ya da en ufak bir tökezlemede işçiyi bir tekme ile atabilirsiniz.

Kaderi ve dünyevi şartları işçi sınıfından farksız güvenlik güçlerini, kafalarını karıştırarak işçi sınıfına düşman hale getirebilirsiniz.

Dedim ya..

Ancak geciktirirsiniz çözümü..

Ayı da olsa birgün gözünü açacaktır.

BORA YAŞAR
29-07-2009, 08:39
Eski Başkan Erol Yarar’ın, MÜSİAD üyesi işadamlarını ‘asli ve yeni burjuvazi’ olarak nitelemesi, MÜSİAD Başkanı Vardan’ın tepkisini çekti. Vardan, “Bu çalışmamıza hakaret” dedi..

http://haber.gazetevatan.com/MUSIADda_burjuva_catlagi/251235/1/Gundem

Tam ülkemize, onun kültürel altyapısına uygun bir tartışma.

Hani biraz daha üstüne gitseniz, Müstakil İşadamları Derneği Başkanı "burjuva senin babandır" diye başlıyacak.:he:

Oysa "burjuva" sosyal, bilimsel bir tanımlama.

Feodalizmden kapitalizme geçişte Ortaçağın ileri dönemlerinde, kentlerde yerleşik, ticaret ve zanaatla geçimini sağlayan bağımsız toplumsal gruba "burjuva " denilmekle başlar bu kavramın tarihsel gelişimi.

Burjuva kavramının tam belirlenmediği bu dönemden sonra hem kapitalizmin ve dolayısıyla sermayedar sınıfın gelişmesi ile burjuva tanımı daha bir belirgin özelliklere kavuşmuştur.

Marx'a göre (diyalektik materyalizm) burjuvazi bir toplumsal sınıftır. Buna göre burjuvazi üretim araçlarına sahip olan ve emekçinin meta haline gelen işgücünü satın alarak onu sömüren sınıftır.

Burjuvazinin tam karşıtını ise işçi sınıfı oluşturur.

MÜSİAD eski Başkanı doğru bir tespitle MÜSİAD üyelerini "burjuva" olarak tanımlarken bunu yeni Başkan "hakaret" olarak kabul ediyor.

Peki bu hakaret kabul ediş cahillikten mi yoksa hinlikten mi derseniz, bence hangisi egemen bilememekteyim.

Eğer cahilliktense, ki yakışır,canım ülkemin demokrasisine ve kültürüne diyecek birşey kalmıyor. Öyle bir kapitalist ülke düşünün ki, o ülkenin işadamları toplantısında birisi kalkıp "burjuva" deyince, birçoğu ayağa fırlayıp "burjuva senin babandır lan hödük" desinler.:he:

Kapitalizm ve demokrasi artık neredeyse özdeş iki kavram ve sistem. Burjuvası bu seviyede olan bir ülkede demokrasi hangi seviyede olacakki?

Yok eğer MÜSİAD üyeleri işadamlarını burjuva diye çağırmayı bu derneğin başkanının "hakaret" olarak kabul etmesi hinlikten ise, yani temel kapitalist çelişkiyi gizlemek, burjuvanın işçiyi nasıl sömürdüğünü gözden ırak tutmak gayreti ise, bunu da bu coğrafyada uzun bir zamandır uyuyan/uyutulan emekçiye sormak gerekir.

BORA YAŞAR
01-08-2009, 10:06
İnsan, sosyal ve kültürel şartların oluşturduğu bir canlı türüdür.

İnsan, içinde doğduğu, yaşadığı, geliştiği sosyal ve kültürel kurumlardan aldıklarıyla biçimlenir.

Bilimadamları, insanın kalıtsal olarak getirdiği değerlerin son derece az olduğu düşüncesindedirler.

İnsan hep devam ettiğine göre, tarihte yer almış büyük medeniyetlerin kültürel seviyesinin bir daha gelmemek üzere gitmesi buna delil olarak gösteriliyor.

Yozgat'ın köyünden, atadan köylü bir çocuğu, ya da Diyarbakır'ın en fakir mahallesinden on kuşaktır ırgatlık yapan bir ailenin çocuğunun eğitilmek suretiyle 25 senede ABD de bilimadamlığı yapacak bir beyinsel seviyeye gelmesinin başkaca anlaşılabilir bir nedeni yoktur.

BORA YAŞAR
01-08-2009, 10:18
Batılıların kendi dillerinde nasıl söylenirse söylensin , insanda, "sense of humour" niteliğine çok önem verirler.

"Sense of humour" nasıl tam olarak tercüme edilir bilmiyorum.

Espri duygusu diyebiliriz.

Bir olayı, bir oluşu kavramada ve iletmedeki duygusal incelik bence..

Forumda başlık açılan konu" anlaşılma/anlaşılmama" olayının özü bence bu.

İki insanın birbirini anlama, anlıyamama, birbirinin söylediğinin keyfine varma ya da varamama durumunu yaratan temel özellik bence "sense of humour" farkı.

Siz sevinerek, tüm yaratacılığınızla, tüm duygusal zekanızla, iştiyakla bir şey oluşturduğunuzu sanıp bunu sunarsınız..

Kahredici bir hoyratlıkla sizi anlıyamazlar. Yıkıverirler kafanıza dünyanızı..

Ya da yaptığınız bir espri güme gider anlattığınız ortamda.

Eyvah dersiniz. İçinizdeki bir cam kadeh kırılıverir..

"Anlama-anlıyamama".. İşte bütün mesele bu!

Peki nedir aynı coğrafyadaki insanların "sense of humour" farkını yaratan temel ..

Ekonomik farklılık mı?

Kültürel sosyal farklılık mı?

Yaş mı? Cinsiyet mi?


Bana göre, hemen tümünün etkisi olsa da temel neden sosyal ve kültürel farklılık..

carcharias
01-08-2009, 10:37
çok şeyler yazılabilir aslında... kültür emperyalizmi,ekonomik yoksunluk,birey olmadan yalnız kalmak, araya "nifak tohumları eken" ajan kılıklılar veya ajanlar... vs vs

esasında "ortak paydada buluşmalıyız denen" ama hiçbir zaman mümkün olmayacak zırvayı bir kenara bırakırsak eğer...

hayatın ortak paydası şudur:

Hırs ve tamahın başladığı noktada saf duygular sona erer. Balzac

BORA YAŞAR
01-08-2009, 18:10
Başbakan'ın karısı oğlu ve gelini ile 7 yıldızlı Rixos Otelinde geceliği 7600 Euro olan bir villada 1 hafta tatil yaptı..

Gözümüzde var sözümüzde..

Pekala helali haramı bizden çok daha iyi bilen sitanin Ak yandaşlarından en ufak bir tepki var mı?

Duymadım ve duymıyacağız biliyorum.

Teba zihniyetinin bir eseridir bu.

Önce beynin esir alınması demektir bu.

Müslüman kesimden tepki gösteren birkaç deli var..

Ama genelinde, bir memur olan ve maaşı belli Başbakan'ın bir haftalık dinlenme için 50.000 Euro yani 100.000 lirayı nasıl ödediğini sorma gereği bile duymuyor. Bu paranın Başbakan'ın bir yıllık maaşı olduğunu gözardı ediyor.

Aklına gelse bile günaha girmiş gibi bir hareketle "Allah günahlarımı affetsin" moduna giriyor dudaklarını kıpırdatarak.

Bu mudur dindarlık?

Bu mudur inandığı dinin kuralları?

Peki çelişki midir tüm bunlar?

Yani alavere dalavere Kürt Mehmet nöbete olayları?


Olay budur işte..

Aynen Deniz feneri gibi..

"Allah rızası için millete hizmet ediyoruz" söylemleri içinde cebellezi.

Sebepsiz zenginleşme..

"Tüyü bitmedik yetim hakkı" lafları ile yetimi ve de anasını soymak..

BORA YAŞAR
01-08-2009, 20:34
İnsanın kutsalları vardır. Birçok nedenlerle.

Tarih öncesinden beri..

Bu insana dairdir ve tartışılması bu platformların işi/yeri değil.

Ama size bir turnusol kağıdı:

Eğer kutsalımız/kutsallarımız birileri tarafından pazarlanıyorsa bilin ki, satış ve de kar ya da komisyon vardır.

Tabi pazarlayan lehine.

BORA YAŞAR
01-08-2009, 20:41
Bu pazarlamanın en aşalığılık seviyesi siyaset arenasında yapılandır.

Milli ve dini değerleri pazarlayarak ülkeyi yönetmeye talip olanların niyeti baştan bellidir.

Bunu bilmemek demokratik bir düzene layık olmamak demektir.

Basitleştirirsek, siyaset dediğimiz şey apartmanlarda yöneticiyi seçmek gibi birşey.

Herkesin yararlanacağı hizmet için hizmetli çalıştırmak ve onları denetlemek üzere görevlendirdiklerimiz.

Aidatlar ise vergilerimiz.

Herkesin aidatını ödediği bir yerde, hesap sormaması olası değil.

Türkiye demokrasisinin bu kadar zayıf olmasının bir nedeni de herkesin eşit olarak aidatını ödememesi.

Nasıl ki halkın eğitim seviyesi, refah düzeyi demokrasinin kalitesini belirlemektedir, herkesin vergi mükellefi olduğu bir toplum da ideal demokrasiye ulaştırma da bir kriterdir.

Demokrasiyi bozan her kalitesizlik, siyasetçiyi palazlandırır.

Kötü niyetli siyasetçi, halkı bilinçsiz bir seviyeye mahkum ederken, bilinçli olarak eğitim seviyesini düşürür, milli gelir dağılımını fakir aleyhine bozacak tedbirler alır ve vergiyi de herkesin geliri üzerinden vergileneceği vasıtasız vergilerden, zengin fakir herkesin harcamaları üzerinden alınan vasıtalı vergilere yoğunlaştırır.

Hesap soran olmasın diye.

BORA YAŞAR
01-08-2009, 20:51
Türkiye'de 20-30 sene siyasetle uğraşıp, yönetimde bulup da zengin olmayan birini görürseniz bilinki, ya yeteneksizdir ya da az bulunur bir tür olan namuslu.

The Rahmetli ilk iş olarak vergi sistemimizden gelir elde edeni sorgulayan "nerden buldun" mantığıyla çalışan "servet bildirimi" müessesesini kaldırdı.

Neden?

Hemen her melanetin, her kötülüğün, bu ülkenin başına açılmış her gailenin, her belanın altında imzası bulunan biri nasıl bazılarınca bu kadar takdir edilir?

Nedir bu konudaki çelişki?

BORA YAŞAR
01-08-2009, 21:02
Günay'dan esnafa fırça!

'Size, ben camiden çıkana kadar süre, yoksa...'

Kültür ve Turizm Bakanı Ertuğrul Günay, "İstanbul 2010 Avrupa Kültür Başkenti" kapsamında Süleymaniye ve çevresinde devam eden restorasyon çalışmalarını inceledi. Bu kapsamda Süleymaniye Camii'ndeki güçlendirme çalışmalarını da görmek için camiiye gelen Günay, caminin karşısında bulunan esnafları azarladı.

http://haber.gazetevatan.com/Gunaydan_esnafa_firca__/251883/1/Gundem

Buyrun yukarıda yazdıklarımı teyit eden bir haber hemen geldi.

Vakayı adiyeden zaten bunlar..

Kimisi ananı da al git der.. Kimisi dövmeye kalkar.

İyi günlerindelerse çocukların kafasını defter atarak yararlar.

Peki sorarım:

Sizin apartmanda, yönetici daire sahiplerinden birini azarlıyabilir mi? Emir eri gibi yani..?

Beni azarlıyabilr mi?

Bir bakan beni azarlıyabilir mi?

Başbakan?

BORA YAŞAR
03-08-2009, 17:38
Eğitim hayatım boyunca en çok duyduğum klişe tabirlerden biri "milli birlik ve beraberlik" lafıdır..

Bu lafı her duyduğumda kulaklarımı diker,pür dikkat kesilirim, devlet/millet olarak yine nereden ayrılıyoruz/bölünüyoruz diye..

Bu ülkede, bu üniter devlette, dili, dini, bayrağı ile bir bütün görünen Türk milleti dediğimiz insanlar temel olarak hangi konularda bölünüyorlar bir bakalım:

- Sünni-alevi

-Türk- Kürt- Laz- Gürcü- Arnavut- Arap vs

- Dinci-Laiklik yanlısı

- Cumhuriyetçi-Liberal

vs vs

Dikkat edin ekonomik ve sınıfsal temelde bir ayrımımız yok. Bu kadar gelir farklılığına karşın. Garip..

Oysa gerçek ekonomik ayrım son derece kesin ve basit:

-Burjuva (kapitalist) - işçi sınıfı..Ama olmaz. Yassah..

Neyse..

Bu kadar çok ayrılmış insanımız ülke gündemine gelen, getirilen hemen her yaşamsal konuda da hemen kamplara ayrılıyor..

Herkes bir merkezden emir almış gibi hemen kendi mevzilerine girip, karşıtlara veryansın ediyor.

Şöyle bir hafızanızı yoklayın.

Son günlerin konuları neler:

- Kürt açılımı..

- Meslek Liselilerle ilgili katsayının kaldırılması.

- Güneydoğudaki mayınlı arazilerin temizleyecek firmaya kiraya verilmesi olayı.

- TBMM Meclisi Başkanı seçimi.

- ERmeni sınırlarının açılması

- Ergenekon davası

- HSYK nin hakim ve savcı tayinleri konusu

- Kürt TV sinin açılması

- Kuzey Iraktaki Kürt federe bölgesi ile ilişkiler

- AB ile ilişkiler

- Kıbrıs dosyası



.........................

Say say bitmiyor.

O cepheden bu cepheye koşa koşa yorulduk..

Ne bitmedik gündem, ne bitmedik kutuplaşmaymış..


Kolay değil bu kadar sorunlu bir ülkede yaşamak..

Bir konuda hemen herkesin birleştiğini, tek yumruk olduğunu görürsem gözüm açık gitmeyecek..

KARAHAN
03-08-2009, 21:12
bora abi bir parçası oldugun sistemi eleştirmişsin...

BORA YAŞAR
03-08-2009, 21:19
bora abi bir parçası oldugun sistemi eleştirmişsin...

Karahan sevgili kardeşim;

Keşke..

Özeleştiriyi erdem olarak gören bir toplum olabilsek..O seviyeye geldiğimizde ilerleyen kurumlarımızla birlikte insanımız da, "kamil insan" olma yolunda biraz ilerlemiş demektir.

ASPİRİN
03-08-2009, 21:48
ANKARANIN TAŞINA BAK ...

Aragazı yemiyor artık, ayaklar yerde , eller havada ...

Haydi benim Ahmet'im, Ayşe'm, cefakar-vefakar kardeşim-bacım-vatandaşım dediniz mi , bilezikler bozdurulur, lokmalar paylaşılır, katık aranmazdı ...

Şimdi denesenize bir de !

Kıbrıs ve Kore gazisi de kalmadı elinizde !

Vatan-Millet-Sakarya muhabbeti yapan, insanları nerede bulacaksınız ?



Tırtıl ile kelebeğin ,kurbağa ile yarasanın, cin ali ile ip atlayan oya'nın faaliyetlerini anlata anlata bitiremediğiniz ancak ve aslında çoktan biten GENÇLİK , oğlak ile kuzu'nun farkının farkında bile değil , hoş umurunda da değil ...

Sizin umurunuzda mı ?

Ha KOYUN ha KEÇİ, ne farkeder, güderiz olur biter mi ?

Güderseniz, güdülürsünüz, güderler , hem de ıslık çala çala !

Bırakın dedesini babasını dahi tanımayan bu GENÇ'liği, artık dedenizden kalma kahramanlık hikayeleri ile avutamazsınız, kandıramazsınız !?

Vermediniz ki ,alasınız !
İnanmadınız ki, yaşamadınız ki , talep buyurasanız !

İhtiyaçları ve alışkanlıkları siz değiştirdiniz , yeni nesil yeni seçim sloganlarını sizden öğrendik !

Sigaraya dahi alıştırmak için TEKEL'i kurdunuz, tütünden çok vergiye dumanlattınız ,sonra da yasak getirdiniz !

Değişimden kastınız bu muydu yoksa , tırtıl idi kelebek oldu !!!

Nesil değişti, GENÇLİK değişti , ajitasyon yemiyor artık ...

Değişin değişmeyenleri değiştiriyorlar sözünü yumurtlayalı yıllar oldu !

Her şey değişiyorsa SİZ NEDEN değişmiyorsunuz Sn.ANKARA ?

Söylemleriniz de cabası , çelişki abidesi ...

Devletin kuruluş tarihi deyince 85 yıl geriye gidiyoruz, filan futbol kulübünde 113 yıl geriye...

İtfaiye deyince iki asra...

Kara kuvvetleri deyince 2218. yıl diyoruz...

Hangi Millet , hangi Devlet, hani GENÇLİK ?

Şarkılarda mı kaldı ''Hani benim GENÇ'liğim anne '' ...



Nüfusun ne kadarı 15-18 yaşında ?

Bu nesil hayata atıldıkları, iş sahibi oldukları zaman yönlendirebilecek, avutabilecek, inandırabilecek bir şeyleriniz kalacak mı ?

''Yanlış yaptık, eksik düşündük , iğdiş ettiğimiz kırmızı çizgilerimizi ve gelecek hesaplarımızı değiştiriyoruz artık '' itirafında bulunmak için geç değil ki !

Çelişkilerden BEHEMAHAL kurtulmamız lazım...

Hala ayak sürüyeceğinize ,cilve yapacağınıza klavuz olun ki , en az telafatla geçelim bu badireyi ...

Herkesin canına tak dedi ...

Bu kavurucu sıcaklarda vatan millet işleri hiç çekilmiyor...

Nutuklarınızı klimalı ortamlarda veya serin havalarda atın ki, GENÇLİK ter kokmak istemiyor ...

Hep kaş çatarak, döver gibi bağırarak ciddi şeylerden bahsetmeyin ,ara sıra light takılın...

Yapmayı becerebildiğiniz yöresel bir yemek tarifi veya tatlı varsa , onu anlatın, hobilerinizden bahsedin...

Merak etmeyin, “devlet adamı da tatlı tarifi mi yaparmış” diye ayıplamayız, şaşırmayız da ...

Size daha çok güvenir ve bağlanırız ...

''Bu işler öyle dışarıdan göründüğü gibi değildir, dışı sizi içi beni yakar , zaten canıma tak dedi , istifa edeceğim '' diye düşünüyorsanız , lütfen kendinize (yani GÜTTÜKLERİNİZE) artık bu kadar eziyet etmeyin ve fikriniz değişmeden hemen İSTİFA edin ...

Sakın bizden yana endişe etmeyin, kendinizden yana vesveseye de kapılmayın, eksikliğiniz hissedilmez, hem de hiç ...


Sevgili İ.A.L'li dostum KARAHAN ,

Parçası mıyım , evet ...
Metazori mi , kendi rızamla mı, gönülden mi ?

Şimdiki GENÇ'lik ileride değil , şimdi, bunu soruyor, sorguluyor ...

HANİ BENİM GENÇLİĞİM ANNE ...

BORA YAŞAR
04-08-2009, 08:51
1980 yılında bir darbe ile ülke yönetimine 13 sene fiilen el koyan, bu uğurda bir kuşağın sağcı solcu demeden tüm gençlerini işkencelerle ezip, darağaçlarında tüketen Evren Paşa 90 küsur yaşında ciddi sağlık problemleriyle hastahaneye kaldırılmış.

Her canlı, her doğan, her fani birgün ölecek.

Kural bu.

Sultan Süleyman da olsan bunu değiştiremezsin.

Değiştirebileceğin tek şey, yaptıkların ve arkanda bıraktıklarınla, öldükten sonra arkandan söylenecekler.

Bizim kuşağımız 1970 darbesiyle ezildi.

O darbeden Evren gibi bir sivri sembol akıllarda kalmadı.

Tüm askeri darbeler sol düşünceye karşıdır.

Solcuların bu ülkede en büyük çelişkisi ise, şeriat korkusuyla orduya sempati ile yaklaşmasıdır.

BORA YAŞAR
04-08-2009, 10:48
Hıncal Uluç'un yanlışlarının dayanılmaz hafifliği...

Dijital iletişim otoyoluna bir Ferrari hızıyla girmemizi sağlayan 3G teknolojisini "İşte çağdaş uygarlık" diyerek karşılamak yerine, "Nerede o eski gazeteler ve gazeteciler" içerikli bir ağıt söylemeyi seçti köşedaşım sevgili Hıncal Uluç..

.............

Neyse... Bu konu uzar gider.
Önemli olan düzeyi koruyup karşılıklı düşünceleri seslendirmek değil mi... Bunu yapabileceğiniz isimlerden biri de Hıncal Uluç'tur.
Düşünceleri yanlış olsa da, bunları okunaklı biçimde sergiler sevgili Hıncal...
Dün yazısını şöyle bitirmişti:
- Bana 1957'nin Hürriyet'i, Milliyet'i, Tercüman ve Cumhuriyet'ini geri ver... Hepsi bugün de var... Güya!.. Bana 3G değil, bir G ver Mehmet... Gazeteciliğin G'sini ver, yeter!..

Keşke şöyle deseydi diyorum:
- Bana 1957'deki beni geri ver. Gençliğimin G'sini ver bana...

http://www.sabah.com.tr/Yazarlar/barlas/2009/08/01/hincal_ulucun_yanlislarinin_dayanilmaz_hafifligi


Hoş..

Mustafa Barlas siyasi fikirlerini beğenin beğenmeyin hafızasıyla, zekasının kıvraklığıyla, belirli konulardaki derinliği ile, klasik Türk Musikisi bilgi ve beğenisi ile hoş bir adam. Sonunda kavga edilecek bir noktaya gelme tehlikesini göze alarak rahatlıkla oturulup konuşulabilecek biri ..

carcharias
07-08-2009, 17:49
Bora ağabey bilmiyorum başlığına uygun bir yazı olacak mı ama kısacık meramımı anlatayım. çağ atlıyoruz falan hikayeleri yazılıyor fakat avustralya'da yaşayan arkadaşım 3G nin tarihini bile hatırlamıyor. yeni çığırlar açıyoruz maşallah.kim neyi kandırıyor bilmiyorum ama ne kadar iyi birşey de olsa aklıma gelen ilk şey bu olmuştu, şimdi haberleri çıkıyor. teknoloji/sağlık hadisesini çözmek mümkün değil gibi gözüküyor. daha doğrusu, teknolojiyi sağlığa tercih ediyoruz...




Baz istasyonları 9'a katlanacak

Halen kullanılan her bir baz santrali yerine 3G ile 9 santral kurulması gerektiğine dikkat çeken Prof. Dr. Selim Şeker, yeni teknolojinin insan sağlığına daha zararlı olduğunu öne sürdü

Bugün itibariyle ülkemizde de cep telefonları aracılığıyla görüntülü konuşmalara izin veren 3G teknolojisi kullanıma sunuluyor. 3G ile beraber zaten tartışmalı olan baz istasyonları konusu da giderek daha da yoğunluk kazanmaya başlıyor.
Boğaziçi Üniversitesi Elektrik Elektronik Mühendisliği bölümü öğretim üyesi Prof. Dr. Selim Şeker, yeni teknolojinin kullanılması için geniş banttan sinyal verecek daha fazla baz istasyonuna ihtiyaç duyulacağına dikkat çekiyor.

Bugün kullanılan her bir baz santrali yerine 9 santral kurulması gerektiğini belirten Şeker, yeni teknolojinin insan sağlığına daha zararlı olduğunu da öne sürdükten sonra "Bugünkü standartlar baz istasyonlarının ısısal etkisine bakıyor. Ancak 3G ile ısısal olmayan etkiler daha da önemli hale geliyor" dedi. Selim Şeker, vatandaşları yeni kurulacak baz istasyonlarının sertifikalarını görmeleri, emniyet mesafelerini kontrol etmeleri konusunda da uyarıyor.

KENTLERİN AYAK İZİ

Elektrik Mühendisleri Odası (EMO) Yönetim Kurulu Başkanı Musa Çeçen, internet hızının birkaç kat artması ile elektromanyetik kirliliğin o oranda artacağını söylemek zor diyor ancak 3G ile sağlanmak zorunda olan kesintisiz iletişim için çok sayıda baz istasyonunun kurulması gerekliliğini doğruluyor.

Çeçen, her baz istasyonunun kentlerde 'ayak izi' gibi kapsama alanı oluşturduğunu, sorunun da, alan içerisinde konuşmak isteyen sayısının artmasıyla başladığını ifade ederek "Konuşan sayısı arttıkça baz istasyonu sayısı da arttırılmak zorunda kalınıyor. Bu da üst üste binmiş ayak izleriyle bölgedeki elektromanyetik radyasyonu arttırıyor" dedi. Özgür Gürbüz


GAZETEHABERTURK / Özgür Gürbüz

BORA YAŞAR
08-08-2009, 13:30
Sıcak insanı canından bezdiriyor yaşadığım coğrafyada..

Hani yıl on ay el şıkışacağım neredeyse..

Güneşi seviyorum..

Ama sıcağı değil..

Bu bir çelişki mi bilemiyorum.

Hani deve ve yokuş misali..Şunun ortası yok mu?

Neyse.. Yaşıyorsak çekeceğiz.


Gelelim son günlerde kafama takılan "kemiyet" ve "keyfiyet" konusuna..

Hani yenilerdeki deyişle "nitelik" ve "nitelik" kavramlarına..

Nesnede, canlıda, bu iki kavram birarada yaşıyor, vücıt buluyor.

Ve hatta denilebilir ki o "şey"i oluşturuyor.

Oysa belki de yeterince algılamadan taraf tutarız "kemiyet" ya da "keyfiyet" konularında. Biri diğerinin karşıtı olmak bir yana, biri diğerine düşmanmış gibi..Oysa kardeş kardeş yaşarlar aynı nesnede kavga etmeden.

Hatta biri diğerine dönüşerek..

Zenginlik bir nitelik midir yoksa nicelik mi?

Servet ve gelir sayısal olaylar bir açıdan. Demem o ki zenginlik kavramına felsefi bir boyut yüklemeden sayısal/matematiksel açıdan ele alırsak nicelik yönü ağır basar.

Ama zengin biri bu gelir ya da servetini kullanarak bir çok iyi "nitelik" kazanabilir.

İyilik, yardımseverlik, hayırseverlik, cömertlik gibi..

Ya da tam tersine bazı kötü nitelikler atfedebiliriz bu kişiyi elindeki tüm zenginliğe karşın:
cimrilik, bencillik vs gibi..

Demem o ki, nitelik ya da nicelik birinden diğerine devrilerek konu mankeni kişiyi oluştururlar bizim için..

BORA YAŞAR
10-08-2009, 12:18
Foruma yazı diye yazılanlara bakıyorum da...

Önemli bir kısmı alıntı.. Kopya..

Başkalarının fikirlerini oraya buraya yapıştırıp duruyoruz.

Başkaları bizim yerimize düşünüyorlar, biz hazırlop bunları bizi temsilen uygun gördüğümüz başlığa koyuveriyoruz.

Ctrl+V tamam..

Hesap makinesi çıktı işlem yapmayı unuttuk. PC çıktı, yazmayı bıraktık..

Daha önceleri çok mu yazardık derseniz..Onu da unutalı epey olmuştu doğrusu.

Giderek beyinsel olarak da tembelleşiyoruz.

Bir konuda, tanıdık bir sitede, bir kaynakta, biri, beğenilen birşey yazıyor. Hemen her aynı eğilimideki site ve forumlarda aynı yazı. Doğrumudur eğrimidir araştıran yok..

Bir konu saptayıp üzerinde araştırma yapıp, okuyup, özümseyip, bir satır da olsun özgün birşeyler yazmak çekici gelmiyor kimseye..

"Bekir'i okudun mu bugün?.. Nasıl yazmış ama..Müthiş değil mi?.."


Not: Garip gelecek ama bu forumda en özgün yazılar "spor" ve "hisse" başlıklarında. Kişiye özel olması gereken bloglar ise alıntı dolu.

BORA YAŞAR
11-08-2009, 12:26
Bu topraklarda yetişmiş, kültürel altyapısı ne olursa olsun bir çoğumuzun yeri geldiğinde çokça sahiplendiği "mertlik/erkeklik/yiğitlik" gerçekten nedir acaba?

Şiir geleneğinde "koçaklama" bulunan bir ırkın ahfadıyız.

Bu kavramlara bayılırız da acaba kaçımız bu kavramların gereğini gerçek hayatta uygulama eğilimindeyiz?

Bizde yiğit olmak, "erkek" olmakla eşanlamlı..

Hatta o kadar ki, tavırlarını yiğitçe bulduğumuz kadınlara bile erkeklerimiz lütfedip "erkekçe" deyip iltifat ettiklerini zannederler.

Yiğit olmayı, mafya ile karıştıran, adam öldürmeyi, devlete karşı gelmeyi kahramanlık kabul eden halk geleneğimiz, tüm bu tavırları beslemekte haberimiz olmadan.

Yiğit olmayı dış görünüşle eşdeğer tutan, kara bıyıklı, gelişmiş pazulu iri yarı adamları yaptıklarını merak etmeden "yiğit" kabul eden bir çarpık değerlendirmemiz var toplum olarak.

Yiğit olmayı, içinde yaşadığın anın, toplum ve kurumların baskısı ne olursa olsun, çağdaş değerlerden, insanı insan yapan davranışlardan ödün vermeyen, gerektiğinde tüm haksızlık ve gayri insani tutum ve davranışlara karşı duran, başı dik yaşayan, onurlu kadın ve erkekler olarak anladığımızda, daha ileri bir toplum olmakla övüneceğiz..

BORA YAŞAR
11-08-2009, 22:24
Buraya salt 60-70 sene öncesiyle bir karşılaştırma imkanı tanımak üzere koyduğum iki adet aile fotoğrafımı, internet ortamında olduğu gibi bu forumda da bulunması muhtemel psikopatların yanlış değerlendirmesine olanak vermemek için kaldırdım..

Bilginize..

ERA79
11-08-2009, 23:13
eyvallah

KARADENIZ
12-08-2009, 09:33
Diyalektiğe inanıyorsanız çelişkilerin tez/antitez/sentez yoluyla halli ile gelişim ve ilerleme sağlanacaktır.

Çelişkileri yok saymak, gözardı etmek ise toplumun gelişim dinamiğini yavaşlatacaktır. Buna set çekmek durdurmak olası değil tabi.
........................
..........................
Çünki bu toplumun gerçek temel çelişkisi, emek-sermaye çelişkisi telaffuz dahi edilmiyor.
.......................
Sömürü ahlaksızca ve en kötü şartlarda sürdürülüyor.
.............................
Ayı da olsa birgün gözünü açacaktır.

Deriz ki, altyapi ust yapiyi, uretim iliskileri toplumsal yapiyi bicimlendirir.
Oncul kendi basatini yesertir, yeseren basat yeni bir oncul , en onemlisi kendi onculunun sonunu getirecek yeni bir guc olur. Denge ve paylasim duzeni bu diyalektik icinde devinir.
Deriz ki, diyalektik donusum mutlaka bu sonucu doguracaktir.

Ama bakinca bir seylerde, bir yerlerde bir aksaklik var gibi;
ilkel komunal toplumdan yuzyilin basina kadar suregelen firtina, suyun her bend karsisinda yon degistirmesi gibi kendine yeni bir yol ciziyor. Klasik soylem icinde tanimlasi eksik kaliyor. Alt yapi her seferinde baska bir ust yapi cikarmaya basladi sanki.

Bence bu kapitalismin kendi ic ozelliginin, yani kaypak, cikarci, iki yuzlu karakterinin BASARISI. Kosullara ve degisimlere bir bukalemun edasi ile ayak uydurabilmesinin sonucu.
Karl M. 1800 de tanimlamasini yaparken kapitalismin kendi celiskisi ve catismasi icinde yikilacagini ongorurken, bu ozelligini gorememisti. Belki system kendisi bile bilmiyordu bu bukalemun yonunu.
Vladimir Ulyanov bu degisimi gorup, emperyalism icin “Kapitalizmin En Ust asamasi “ tanimlamasi yaparken somurgecilik ve ulusal burjuvazinin emperyalistlesmesini tanimlamisti. Oysa Kapitalism yeniden , yineleyerek basardi degisimi, kendini yeni kosullara cok iyi adapte edebildi. Gramchi civil society tanimlamasinda, L. Althusser Ideological Apparatus of State tanimlamasinda buna cozumleme getirirken , kapitalism kendini yenilemeyi ihmal etmiyordu.

Catisma ulusal burjuvazi / isci sinifi , ulusal emperyalist / ulusal emperyalist + ulusal burjuvazi ikilemlerinde baska bir kanala tasindi. Uluslararasi olcekte sermayenin Ulusal niteliginin degismesi , farkli sermaye gruplarinin uluslararasi olcekte birliktelikleri, ittifaklari ile uluslararasi sermayelerin kavgasina donustu.
Artik eskisi gibi , Bir ingiliz, bir alman , bir amerikali ve bir japon Yalnizca FIKRA icin bir araya gelmiyor.. Dunyayi yonetmek , Bir Belcikali, Bir Fransiz, Baska bir Amerikali ve Baska bir Alman in olusturdugu diger sermaye grubunu yenek icin bir araya geliyor.

Dunyanin bolusum savasi her alanda devam ediyor.. Savaslarla, teknoloji ile, KULTUR ILE.. Din ile…
Ama dediginiz gibi savas nerede olursa olsun, hangi silahlarla olursa olsun, kaybeden herzaman URETENLER OLUYOR…
Belki evlerimiz, arabalarimiz, bilgisayarlarimiz, esyalarimiz, yiyeceklerimiz , vel hasil her seyimiz var gorunuyor.. aslinda kaybedecek ZINCIRIMIZ bile yok…

Cunku Dusuncemiz yok… Dusunebilme yetimizi yitirdik,, dusunebilme, yorumlayabilme yetimizi yitirdik.
Hayatinda hic bir zaman Isigi gormemis birine isigi tanimlamak… hayatinda hic bir zaman gunesi , atesi gormemis birine , gunese benzeterek ISIGI tanimlamak…
CELISKIYI .. dusunmemis , dusundurulmemis , dusunmemesi icin elinden gelen yapilmis birine CELISKIYI tanimlattirmak….

KARADENIZ
12-08-2009, 09:43
Buraya salt 60-70 sene öncesiyle bir karşılaştırma imkanı tanımak üzere koyduğum iki adet aile fotoğrafımı, internet ortamında olduğu gibi bu forumda da bulunması muhtemel psikopatların yanlış değerlendirmesine olanak vermemek için kaldırdım..

Bilginize..

Gercekten de baktigim da icimden ilik ilik bir seylerin aktigini hissettigim bir birinden guzel iki resim..
Karariniza saygi duyuyorum ama keske silmemis olsaydiniz.

Bu paylasim ve guzellikleri kaba tabir ile "TI' ye" alabilecek derece dengesizler var ise zaten Hisse.net de yeri yoktur.. baslarini kaldirdiklarinda da gideceklerdir...Buna emin olunuz..

selamlar...//

BORA YAŞAR
12-08-2009, 09:48
Ama dediginiz gibi savas nerede olursa olsun, hangi silahlarla olursa olsun, kaybeden herzaman URETENLER OLUYOR…
Belki evlerimiz, arabalarimiz, bilgisayarlarimiz, esyalarimiz, yiyeceklerimiz , vel hasil her seyimiz var gorunuyor.. aslinda kaybedecek ZINCIRIMIZ bile yok…

Cunku Dusuncemiz yok… Dusunebilme yetimizi yitirdik,, dusunebilme, yorumlayabilme yetimizi yitirdik.
Hayatinda hic bir zaman Isigi gormemis birine isigi tanimlamak… hayatinda hic bir zaman gunesi , atesi gormemis birine , gunese benzeterek ISIGI tanimlamak…
CELISKIYI .. dusunmemis , dusundurulmemis , dusunmemesi icin elinden gelen yapilmis birine CELISKIYI tanimlattirmak….

Karartılan ülkelerde gelinen nokta bu..

Baskıyla, zorbalıkla, şantajla, olmadı darbelerle "işçi sınıfı bilinci" yok edildi.

Kapitalizme ucuz emek ve amma illaki hazır talep olarak kullanıldı emekçi..

Gelişen teknoloji, işçiyi, satın aldıklarıyla "pörsüttü".

Temel çelişkiyi unutturdular demokrasilerde en büyük oy sayısına sahip işçiye..

Maurice Duverger ile başlıyarak..

Geldiğimiz noktada İşçi Partisi yok.

Çünki işçi yok.

Çünki işçi sınıfı bilinci yok

Kalmadı.

Kimsenin umurunda da değil işin garibi.

BORA YAŞAR
12-08-2009, 10:08
Kapitalizme parayla hizmet eden bilimadamları talep üzerine önce "en büyük sayısal sınıf" olan işçi sınıfını parçaladı..

Türlü taktiklerle..

Olmadı, sınıf bilincindeki bazı sendikalara devlet baskı uyguladı. Kaotik dönemlerde işçi liderlerini ortadan kaldırttı. Olmadı, siyasete yapay bölünmelere temel olacak "din" ve "milliyet" faktörlerini sokarak işçiyi işçiye kırdırttı.

İşçiyi siyasetten uzak tuttu.

Çünki satmaya çalıştıkları ürün "demokrasi"de herkesin oyu eşitti. Ve en büyük oy sahibi de işçi idi..

Şu anda temel çelişki unutturuldu..

Hepimizin özentisi zengin olmak ve köşeyi dönmek..

Liberal düzeni herkesin rahatlıkla zengin olabileceği bir hayal sistem olarak lanse ettiler. Hergün bunu başarmış bir sahte kahramanı tefrika ettiler..

Sonuçta geldiğimiz noktada bazı safiyane yurttaşlar soruyorlar :

Nasıl bu hale geldik?

İşçi sınıfı bir toplumun omurgasıdır.

Omurgası olmayan bir üretken toplum ayakta kalabilir mi?

Böyle bir ülkede temiz siyaset olabilir mi?

Denetlemeyen, sorgulamayan bir düzen temiz/pak kalabilir mi?

İşçi sınıfı cumhuriyetin kazanımlarına sahip çıkacak en büyük güçtü.

Bunu başarıyla ortadan kaldırdılar..

Şimdi işçiler sendikasız..Kayıtsız. Gelecekleri, güvenceleri yok..

Ülkenin de öyle.

BORA YAŞAR
12-08-2009, 22:49
Hırsızlık, başkasının fikir ve servetini aşırmaya/çalmaya denir.

Servete yönelik hırsızlıklar sahibinin varlığında bir eksilmeye neden olduğu olduğundan genelde farkedilir.

Fikir eserleri hırsızlıkları ise iltibas ve intihal şeklinde gerçekleşmektedir.

İltibas "çaktırmadan çalmak" olarak tanımlanırsa pek yanlış olmaz kanısındayım.

Burada hırsız, emek verip de bir fikir eseri meydana getirenin eserine benzetir kendi sahte ürününü. Hırsızlığını hissetirmeme yönünde bir emeği de vardır hani.

İntihal ise, bir fikir ürününün tümüyle çalınması/apartılmasıdır.

Düpedüz hırsızlıktır.

Uygar dünyada bir insan için en yüz karası durumdur. Bu durumda yakalanan birinin artık hiçbir şansı yoktur toplumda..

Bizde ise anlı şanlı profesörlerimizin nice tez çalışmaları tümüyle intihal olarak tespit edilmiştir.

Edilmiştir de ne olmuştur?

Bir toplum çalmayı, aşırmayı bir yetenek olarak algılıyorsa, hırsızlık yapmamayı namusluluk/dürüstlük değil de, yeteneksizlik, pısırıklık, korkaklık ya da fırsatını bulamama olarak değerlendiriyorsa, fikir eser çalmanın kıymeti harbiyesi mi olur.

İnternet tarayıcıları sayesinde bizler forumlarda yazılanların çalıntı olup olmadığını anlayabilme olanağına sahibiz belirli oranda..

Ama hırsızlar utanmıyorlar.

Bu toplumun hırsızları bunlar ne de olsa..

BORA YAŞAR
16-08-2009, 10:45
Bir telaş ..

Bir koşturmaca..

Gören de yangından mal kaçırılıyor sanacak..

80 yıldır açık gizli bu ülkenin en büyük, en köklü ve binlerce aileyi doğrudan ve yürekten etkilemiş, bir kaç devleti içine alan bölgesel boyuttaki bir dosya yalapşap olup bittiye getiriliyor.

Sünnet işlemi gibi..

Sanki daha fazla acı çektirmeme kaygısı ön plana alınmış bir biçimde ve sunumda:

- Oldu da bitti maşallah!

Dün Ada'da verilen yemeği görünce aklıma mütareke dönemiyle ilgili sahneler geldi.

Sırt sıvamalar.. "Çok yüzel yapmissindir pasam..destekliyoruz..tüm dünyadaki örgütlerimiz de destekliyor" ları duyar gibi oldum.

Patrik baş köşede.. Kimi temsil ediyor belli değil? (ya da belli)

Nedir bu acele?

Nedir bu telaş?

Ne kaçıyor?

BORA YAŞAR
21-08-2009, 23:13
Bu başlığı çok ihmal ettim biliyorum.

Neredeyse bir hafta olmuş son yazdığıma.

Güzel yurdumda çelişkiler bitti mi dersiniz?

Çelişkinin bittiği yerde gelişme durur.

Oysa ülkem bir kumkuma kazanı gibi kaynıyor, kaynatılıyor.

Yapay konularla gündemi diledikleri gibi oluşturuyorlar güç ve direksiyonu ellerinde/hakimiyetlerinde tutanlar.

Toplumun hayrına kullanılabilecek enerjisi, araya gidiyor gözümüzün önünde. Zaman zaman katkılarımızla biz de alet oluyoruz bu bilinçli çabaya. Aymazlığımızdan değil. Seçilip önümüze getirilen konuların kamuoyunda yarattığı infiale karıştığımızdan.

Sussak olmuyor. Konuşsak yazsak nafile..

Kendimi brice veriyorum. Kafamı boşaltmak amacıyla. Olmuyor.

Hava sıcak. İzmir bu iklimde yaşanması zor bir şehir. Bu yıl ilk defa gecelerin serinliğiyle biraz kendimize geliyoruz.

Birazdan kendimi gene 24 sonrası balkonuna atacağım.. Şezlongumda yatarak gökyüzünün derinliğini seyredeceğim..

Belki çocuklarımda katılır bana sohbet için..

Yaşamak dediğin nedir ki sonunda?

Aklıma Nazımın otobiyografik romanının adı gelir oldu şıkça şu sıralar..

Yaşamak güzel şey be kardeşim..

Herşeye rağmen..

BORA YAŞAR
22-08-2009, 09:22
Bugün de üçüncü köprüyü savunan güvenilir tek kişi yok ortada.

Ama belediye başkanı olarak dün “hayır” diyen Tayyip Erdoğan bugünün başbakanı olarak “evet” diyor.

Türkiye’deki siyaset ahlâkının yansıması olan tipik bir durumdur bu. O gün köprünün parasını kendisi harcamayacaktı. Bir menfaat kaygısı olmadığı için kenti savundu.

Şimdi icranın başı olarak yatırım harcamalarına kendisi yön verecek.

Mama bekleyen yandaş müteahhitlere olan sorumluluğu İstanbul aşkını bastırıyor!

http://haber.gazetevatan.com/haberdetay.asp?tarih=11.11.2007&Newsid=255175&Categoryid=4&wid=2

3. Köprü aşkının nedeni budur..

Ve vebali boyunlarına bazıları çoktan pozisyonlarını almıştır 3. köprü güzergahında..

Palazlanma biçimlerine, zenginleşme süreçlerine bakıldığında aksini kimse anlatamaz bana..

İstanbul'un Karadenizle olan bağlantısındaki yeşili ve havzaları öldürmek niye?

Oysa şehir plancıları İstanbul'un daha fazla büyümesine neden olacak 3. köprü yerine, 1. köprünün yıkılıp çok daha geniş ve üzerinden tiren geçme imkanı verecek şekilde yeniden yapılmasını öneriyorlar..

Neden bu köprü ısrarı..?

Bilen var mı?

BORA YAŞAR
22-08-2009, 22:48
Malum bu forum bir ekonomi ve borsa forumu..

Her türlü yatırım için başlık ve bu başlıklarda bir çok öneri, bilgi ve öğreti var.

Hisse senedi, VOB, altın, gayrımenkul, döviz..

Hemen her yatırım konusunun incelikleri, kazanma ve kaybetme alternatifleri bulunmakta.

Ben hayatımda hemen her yatırım konusu ile bir şekilde ilgilendim..

En çok parasal zararı hisse senedinde tatmışımdır.

En çok karı da gayrımenkul yatırımlarım karşılığında kazandım.

Bugüne kadar bana reel zarar ettiren bir gayrımenkul olmadı.

Her insan gibi en çok yatırım yaptığım, zaman harcadığım, emek verdiğim bir diğer konu da insani ilişkiler.

Beni en çok üzen, her yönden bana en çok zarar veren, tüm emeklerimi, zamanımı araya veren yatırımım ise ne yazık ki birçok insana yaptığım yatırım oldu.

Eğer bu konunun gerçek uzmanları ve imkanım olsa, insanlara doğru insani ilişkiyi salık verecek, doğru insan seçimini gösterecek bir site açarım..

Çok daha hayırlı olur toplum için..

Sesil
22-08-2009, 23:29
Sn Bora Yaşar,

insan ilişkilerindeki doğrular, o kadar zor bir konuki bence.

Yatırım deyince beklentiler niyeti girer amaca yönelik.

Gayrımenkul-hisse senedi-para; insan elindeki enstrumanlardır. Yine insanların keşfettiği ve hayat içerisinde biçimlendirdiği.

Ya insanlarla ilgili gizemlere hangi kanallarla ulaşacağız? O kanalların yanlışlıklarını, doğruluklarını neye göre tartacağız?

Doğrular, yanılgılar bile düne-bu güne-yarına göre değişebiliyorken.

BORA YAŞAR
22-08-2009, 23:35
Sn Bora Yaşar,

insan ilişkilerindeki doğrular, o kadar zor bir konuki bence.

Yatırım deyince beklentiler niyeti girer amaca yönelik.

Gayrımenkul-hisse senedi-para; insan elindeki enstrumanlardır. Yine insanların keşfettiği ve hayat içerisinde biçimlendirdiği.

Ya insanlarla ilgili gizemlere hangi kanallarla ulaşacağız? O kanalların yanlışlıklarını, doğruluklarını neye göre tartacağız?

Doğrular, yanılgılar bile düne-bu güne-yarına göre değişebiliyorken.

Vurgulamak istediğim de, insani ilişkilerin karmaşık, kural konulamaz, sınır tanımaz özelliği idi..

Bu konuda tam başarılı biri var mıdır acaba?

İşte ben "gerçek üstad" ünvanını böyle birisine verirdim..

Sesil
22-08-2009, 23:39
İnsan özellikleri ile ilgili üstteki iletinizi okumadan önce nedense(ihanet konusu meşgul ediyordu beynimi) "Son Akşam Yemeği" resmi düşmüştü aklıma. Net ortamında araştırma yapmak üzere oturmuştum bilgisayarımın başına. Ve bir not ilişti gözüme. İzninizle aktarmak istiyorum.


İyi ve Kötü

Leonardo da Vinci 'Son Aksam Yemeği' isimli resmini yapmayı
düşündüğünde büyük bir güçlükle
karşılaştı... İyi'yi İsa'nın bedeninde, Kötü'yü de İsa'nın
arkadaşı olan ve son akşam yemeğinde ona ihanet
etmeye karar veren Yahuda'nın bedeninde tasvir etmek
zorundaydı...
Resmi yarım bırakarak bu iki kişiye model olarak
kullanabileceği birilerini aramaya başladı. Bir gün bir koronun
verdiği konser sırasında,korodakilerden birinin İsa tasvirine çok
uyduğunu fark etti. Onu poz vermesi için atölyesine davet etti,
sayısız taslak ve eskiz çizdi.
Aradan 3 yıl geçti. 'Son Akşam Yemeği' neredeyse
tamamlanmıştı,ancak Leonardo da Vinci henüz Yahuda için
kullanacağı modeli bulamamıştı.... Leonardo'nun çalıştığı
kilisenin kardinali, resmi bir an önce bitirmesi için ressamı
sıkıştırmaya başladı.
Günlerce aradıktan sonra Leonardo vaktinden önce yaşlanmış genç
bir adam buldu. Paçavralar içindeki bu adam sarhoşluktan kendinden
geçmiş bir durumda kaldırım kenarına yığılmıştı.
Leonardo yardımcılarına adamı güçlükle de olsa kiliseye
taşımalarını söyledi çünkü artık taslak çizecek zamanı kalmamıştı.
Kiliseye varınca yardımcılar adamı ayağa diktiler.
Zavallı,başına gelenleri anlamamıştı.Leonardo adamın yüzünde
görülen inançsızlığı, günahı, bencilliği resme geçiriyordu...
Leonardo işini bitirdiğinde, o zamana kadar
sarhoşluğun etkisinden kurtulmuş olan berduş gözlerini açtı ve
bu harika duvar resmini gördü.Şaşkınlık ve hüzün dolu bir sesle
şöyle dedi:'Ben bu resmi daha önce gördüm...'
'Ne zaman?' diye sordu Leonardo da Vinci, o da şaşırmıştı.
'Üç yıl önce' dedi adam.. 'Elimde avucumda olanı kaybetmeden
önce. O sıralarda bir koroda şarkı söylüyordum, pek çok hayalim
vardı, bir ressam beni İsa'nın yüzü için modellik yapmak üzere
davet etmişti...'


İyi ve Kötü'nün yüzü aynıdır...
Her şey insanın yoluna ne zaman çıktıklarına bağlıdır...

Paulo Coelho


İnsan çok yönlü bir varlık. Aynı bedende tek karakteristik özellikler barındırmıyor. Bazen iyi niyetli dost bildiklerimiz tahminimizin ötesinde yönlendirmeye çalışabiliyor bizi.

BORA YAŞAR
22-08-2009, 23:50
Hoş bir hikaye..

İnsanı, yaptıkları ile değil, görüntüsü, suratının ifadesi ile değerlendirme temelli bir yaklaşımın hatalarını da gizliyor.

Ceza Hukukunda bir İtalyan vardır..

Fakültede konu edilmişti bu zat..

Lombroso, kişileri tiplerine/görüntülerine göre suçlu (ya da müstakbel suçlu) ya da masum olarak belirliyor, bu yaklaşımı da bilimsel bir temele oturtmaya çalışıyordu.

Böyle hatırlıyorum en azından..

Aslında farkında olmadan birçoğumuz da Lombroso gibi, tanımadıklarımızı görüntülerine göre değerlendiririz.

Çoğu zaman başarılı olup olmadığımızı bile test edemediğimiz bu yaklaşım en uygunudur anlık ilişkiler için..

Sesil
23-08-2009, 00:56
Sn Bora Yaşar,

Tanımadıklarımızı tipler ve görüntüleri ile yargılamak, hele suçlu ya da masum nitelemesi yapmak ve neredeyse bir hükme varmak oldukça iddialı olur bana kalsa.

Enteresandır; çocukluğumdan bu yana görsel gözlem özelliğimi(aslında bir çok yanı da vardı gözlem isteğimin;ses-dokunma gibi, irdeleme-inceleme merakı işte.) fazla kullandığımı sonradan iyice ayrımına vardım.

Toplu taşıma araçlarında-yollarda, daha doğrusu her yerde insanlar yine ilgi alanımdaydı.

Bakar ve karakteristik özelliklerini, yaşam öykülerini çözümlemeye çalışırdım.

Mimikleri-jestleri-beden dilleri ve özellikle bakışlar, oldukça anlam taşır bence insanlarda.

Aaa ama kesin belirlemelere çalışmak bence yine de pek sağlıklı olmaz gibi geliyor. Yabancılarda subjektifliği aşmak olanaksızdır.

Yalnız, az çok tanıştıklarım için tamamlayıcı veriler sunabilir belki. Daha bir önem kazanır.
Yorum gücüne katkısı oluyor bir yerde. Tabii bu yorum gücünün kriterleri giriyor süzgeçlerden geçirirken. Bir de gözlem yapanların psikolojileri.

Bazen gördüklerimizi hoş görürken, bazen tahammül sınırlarımızın zorlanması elektriksel sıkıntı yaratabiliyor karşılıklı.

Hatta kimi yerde "yeter buraya kadar" diyerek, sonlandırmaya varılabiliyor.

Hafifletici nedenlerin artık geçersiz bahaneler olduğu kararı kaçınılmazlığa dayanıyor kimi yerde.

Genelde insan ilişkilerinde karşılıklı her yönü ile uyum sağlamak bana göre olanaksız. İlişkilerde o kopuş noktasına, her aşamada olumlu gelişmelerle sürdürülerek gelindiğini pek düşünmem.

Ama öylesi bir kararı bilinçli verebilmek için nedenlerin haklılık boyutu iyi tartılmalı bana göre.

Çok güvenilen birinin ise somut ihanetinin, yine de farkedilecek belirtiler vereceğini düşünürüm. Belki biz kondurmak istemediğimizden-güvenmek istediğimizden görememiş oluruz ve yanıldığmızı sanırız sonrasında.

Velhasıl çok zor bir konu.

BORA YAŞAR
23-08-2009, 10:11
Yazın İzmir'in bir çelikhane tesisinin fırınına benzediği zamanlar az değil hani.

Bir çok demirçelik ve döküm tesisinde vergi danışmanlığı yaptım. Yine hesap uzmanı iken Karabük'e turne yapmıştım. Orada da birçok haddeci tesisi ziyaret etmiştim. Eğer işçilerin elleriyle ateşten nasıl çelik yaptıklarını görseniz, emeğe, işçiye sonsuz şükran ve saygı duyarsınız.

Hoş şimdi birçok haddeleme tesisinde işçi artık nerdeyse denetleyici faktör.. Ama olsun. Gene de o sıcaklıkta (1000 dereceden yüksek bir fırının yanında) insanların rızıklarını çıkarmak için nasıl mesai yaptıklarını anlarsınız. Şükredersiniz halinize..

Ben de zaman zaman evimde otururken İzmir sıcağına rahmet okusam da aklıma olumsuz şartlarda çalışan insanlar gelince, içimdeki isyanı bastırıveriyorum.

1977 yılında Elazığ turnesinde temel görevimiz Keban barajı yerleşkesi olmakla birlikte bir hafta sonu da, sanki başka bir iş yokmuş gibi, o zamanlar İş Bankası tesisi olan Ağın Deri Fabrikasına gitmiştik.

Ömrümün en zorlu anlarını o fabrikada geçirdim..

Binlerce ham deri tabaklanmayı beklerken yine binlercesi çeşitli ameliyelerin yapıldığı yerlerde bekliyordu. Böylesine kesif, böylesine iğrenç bir koku duyduğumu hatırlamıyorum. Çürümüş organik nesnelerin o dayanılmaz kokusunda hapis kaldığım uzun bir dehlizde ölüyorum sandım. Arkadaşlar artık öğürmeyi bile beceremeyen bendenizi tesisinin dışına çıkardılar da öyle kurtuldum.

Çarşıdan satın aldığımız, yediğimiz içtiğimiz, giydiğimiz kullandığımız, velhasıl insana yarar sağlayan hemen herşeyde başka bir insanın emeği, alınteri, çektiği zahmet ve ızdırap vardır..

Bunu bilelim.

BORA YAŞAR
24-08-2009, 10:48
SIKILI-YORUM


Herşey bir film dekoru gibi..

Ardımızda yemyeşil çayırlar,

Sağlıklı gürbüz insanlar, hayvanlar..

Çocuklar nasıl şen, nasıl rahat..

Ben SIKILI-YORUM..

****

Okumak yazmak serbest..

Hiç baskı yok ortalıkta.

Ne suç var ortada ne ceza..

Hapishaneler sinek avlıyor..

Ben SIKILI-YORUM.

*****

Herkesin işi var, aşı var..

Gençler mezun olmadan işleri bekliyor.

Emekliler hobilerle oynaş.

Gelecek yılın tatilini planlıyoruz bu yıldan

Ben SIKILI-YORUM..

****

Ekonomi rayında

Fabrikalar mal yetiştiremiyor.

İşçi payını alıyor, patronlar dürüst.

21. yüzyılın lider ülkesiyiz biz.

Ben SIKILI-YORUM

****

Tüm insanlık mutlu.

Ne din baskısı var, ne ekonomik sömürü

Sınırlar kalkmış, ordular terhis

Silah fabrikaları oyuncak yapıyor dört vardiya

Ben SIKILI-YORUM.

****

Şu sıkıntım bitene kadar..

Biraz ara..

Görüşmek üzere..

serkanonar
24-08-2009, 10:52
Bir yüksek okul ki!24 Ağustos Pazartesi 2009

ŞAİR Eşref, Kırkağaç kaymakamıyken, şiddetli bir yağmurdan sonra çalıştıkları bina akmaya başlamış, her taraftan su giriyor, vilayete telgraf çekmiş, anlatmış, cevap gelmiş:
“Neresi akıyor, nereden su geliyor?”
Eşref cevap vermiş:
“Musluklarından başka her yerden...”
* * *
ŞİMDİ yukarıdaki yazıyı okuyunca “Ne ilgisi” var diyebilirsiniz, doğru, ama nedense bizim aklımıza Şair Eşref geldi...
Okulun binası yok!..
Öğrencisi, bir tane bile yok.
Öğretim üyesi, ya da asistanı hiç yok!..
Üniversite giriş kılavuzunda adı da yok, kontenjanı da...
Bugün değil, tam 10 yıldır yok!..
Adı Maliye Meslek Yüksekokulu olan Gazi Üniversitesi’ne bağlı bu okula, 10 yıldır öğrenci de alınmıyor.
Ve şimdi size fıkra gibi bir olay!..
* * *
GAZİ Üniversitesi Rektörlüğü 25 Temmuz 2009’da bir ilan veriyor.
Binası, öğrencisi, hocası ve okutulan bir tek dersi olmayan Maliye Meslek Yüksekokulu için “Yardımcı doçent alınacak” diye verdiği ilanda, “Mahalli İdareler Maliyesi” konusunda uzmanlaşma koşulu arıyor.
Maliye denilince akla Vergi gelir, Bütçe, Kamu Maliyesi, Maliye Politikası gelir. Mahalli idareler diye bir ders o okulda hiç okutulmamış. Zaten okul bir tabeladan ibaret.
Okulun bir müdürü var. O da kadrosu Gazi Üniversitesi İktisadi ve İdari Bilimler Fakültesi’nde olan Yardımcı Doç.Dr. Yaşar Methibay.
Müdüre sormuşlar:
“Hayrola, binası, hatta odası, öğrencisi, hocası olmayan okula, ne hocası alacaksınız?”
Yanıtı ilginç:
“Valla benim de haberim yok. Ben de gazetede okudum!..”
Nasıl fıkra gibi değil mi?
Okul yetkililerine sormuşlar:
“Okulu faaliyete geçirmeyi düşünüyoruz” diyorlar.
Öyle diyorlar ama, bu konuda alınmış bir karar yok.
Resmi organ olan Üniversite Senatosu da “bu okul açılacak” diye bir karar almamış.
* * *
DİYECEKSİNİZ ki “Peki bu ilan nasıl veriliyor?”
YÖK’e üniversite yazı gönderiyor ve ihtiyaç belirtiyor.
Belli ki YÖK de fark etmiyor.
Fark etse herhalde sorardı; “Sizin binanız yok, öğrenciniz yok, hocanız hiç yok. Öğrenci alınması da söz konusu değil. PekiÖ Ne yapacaksınız mahalli idareler konusunda uzman hocayı?”
* * *
BELLİ ki adrese teslim bir ilan...
NeyseÖ Aranılan özellikleri taşıyan kişi başvuruyor.
Sıra jüriyi belirlemekte.
Yönetim kurulu toplanıyor. Dekan Kadir Arıcı jüriye girecek isimleri okuyor:
“Bunlara oy vereceksiniz. Başka isim önerisini kabul etmem” diyor.
Yönetim kurulundaki hocaların hepsi itiraz ediyor:
“Hayır, biz de jüri ismi önereceğiz” diyorlar.
Dekan bakıyor ki baş edemeyecek, toplantıyı kapatıyor.
* * *
BUGÜN 11’de bir daha toplanacaklar, toplanabilirlerse...
Bu arada 100’e yakın üniversitenin; binası ve öğrencisi olduğu halde, “hoca” kadrosu diye kıvrandıkları da ayrı bir fıkra...

REST
24-08-2009, 18:11
Yönetim biçimleri önemli değildir..
Bireyler önemlidir.
Rejimin adı ne olursa olsun..
İnsanların kafası ve davranışları önem kazanır.
Türkiye..
Son yıllardaki üst yönetimin iteklemesi ile...
Bir hayli yok kat etti.
Toplumda.. İçinde var olan davranış/yaşama biçimlerini ortaya çıkardı..
Ve..
Türkiye...
Rotasını değiştirdi....
Başka alemlere doğru yola koyuldu...
Bu yoldan dönüş zor.
Döndürecek unsurlar da temizlendi.
Rahat rahat yol alma zamanı geldi.
Burada bir çelişki varmı?
Yok.
Tencere...kapak.....örtüştü.
Ha bugün...ha yarın..ne farkerderki...
Bu örtüşme mutlaka olacaktı.
REST

Sesil
25-08-2009, 07:08
İNSAN OLMA AYRICALIĞI VE HAZIRLADIĞIMIZ TUZAKLARDA KADIN VE ERKEK OLMAK




"Ülkemizin biz kadınları" diyerek söze başlamaktan hiç hoşlanmıyorum.

Kadın olmanın ülkemizde toplumsal rol biçimlendirmesindeki standart ölçülerin baremi genelde düşüktür. Bu çağda sosyolojik değerlendirmelerde kıyaslamalar en seviyesiz örneklemelere göre yapılır.
Çünkü ciddi aşağılanan, örselenen hemcinslerimizin çoğunluk varlığı çağdaş normların gündemi belirlemesi şansını tanımıyor henüz.

Bu durum sosyal-kültürel ve ekonomik eşitsizliklerin süregitmesi ile belki yüzyıllarca daha mevcudiyetini koruyacak maalesef. Pek iyimser olduğumu üzülerek söyleyemiyeceğim.

İstediği kadar teknolojik-bilimsel gelişmelerle, ultra modern yapıların inşaası, değişen lüks marka arabalar ile çağdaşlaşma nutukları atılsın. İnsan zekası ürünleri olarak övünelim.

Özde insan gelişiminin eksik yanlarını bu örneklemeler ortadan kaldırmıyor. Yani, kadın da-erkek te olsak "insan" olmaya çalışmak o kadar zor ki, maddi gelişmelerin kontrol gücü ve hakimiyeti ile bazı zümrelerin elinde oyuncak haline dönüşmesi bu çabanın normlarını oluşturmuyor.

İnsan olabilmenin değerini ölçemiyor maalesef.

Oysa insan olarak dünyaya ayrıcalıklı gelmenin lutfunda, sorumluluğunu üstlenme bilincinde olması gerektiğini kavrayabilse insan!..

İşine gelmiyor.

Hafiflemek istiyor.

Çünkü insan olabilmenin yükü ağır geliyor.

"Oyuncaklarımı isterim, oyun oynamak istiyorum" diyoruz.

Oyuncaklarına sahip oldukça doymayan, örtülü bencil-haris-kıskançlıkla ele geçirme ve gösterişe, üstünlük yarışına çevirdiğimiz oyunlar oynamanın kolayına kaçıyoruz...

Yine de şikayetler tükenmiyor, sahip olduklarımızı başkalarından sakınma - kaybetmeme adına işler tersine dönüyor bu kez. Bakıyoruz ki teslim olmuş, hapsolmuşuz kaybetme korkusuna.

Ve korkularımızı bastırabilmek için daha çok hırsla, kurnazlıkla duyarsız beslemek gerekiyor gücümüzü.

Öğretilen, alkışlanan mutluluk oyunu!

Oyunun kurallarını belirlerken kadınlarımız da yardımcı roller üstleniyor. Kimileri istiyerek, bazen dolaylı yönlendirmelere razı olarak. Kimileri de cebren.

Kimileri ise "hayır" diyor.

"Ama gerçekten insan olabilmenin çok zor bir çaba gerektiğinin bilincinde mi" diyor peki?

Kadınlar acaba; istediğimiz sadece oyunda güçlü olmak, o da oyuncaklara sahip olup üstünlük avantajı yakalamanın gösterişinde şımarmak, eylenmek ve başkalarını küçümsemek mi yoksa?..

Neden televizyonda; Fatih Ürek'li, Seda Sayan'lı, M. Ali Erbil'li ve renkli magazin programları kadın izleyicilerimizce baş tacı ediliyor?

Ya erkekler sabep oldukları tercihlerinde bunu düşünme gereğinin, teşvik ettikleri, birbirlerini saldırgan maço beklentilerinde kışkırttıkları ile yüzleşme zahmetine ne kadar giriyor acaba?

Evet özde, öncelikle layık olmak istediğimiz onurlu insan olmak o kadar kolay değil.



Sevim Türkoğlu

BORA YAŞAR
01-09-2009, 20:38
Five Thoughts from Five Jews
(Beş yahudiden Beş Fikir)

Moses said, "The Law! is Everything."

(Musa "Kanun herşeydir!(ya da herşeyden üstündür!" dedi..)



Jesus said, "Love! is Everything."

(İsa "Aşk herşeydir" dedi.)



Marx said, "Capital! is Everything."

(Marx "Sermaye herşeyden üstündür (herşeydir)" dedi..)



Freud said, "Sex! is Everything."

(Freud "Sex herşeydir" dedi.)



Einstein said, "Everything! . . . is relative."

(Einstein "Herşey.... görecedir" dedi....)


İnsanlık ve bilim tarihi "herşey'den, herkese göreye (göreceye)" "kuraldan kuraldışılığa" bir evrim mi geçirdi dersiniz?

Determinizm nere, kuantum nere?

Kendini determinizme ayarlamak için zorlanan dinsel düşünce bile, kuantuma da bir yol bulup uzlaşacaktır..

Zaman neleri değiştirmiyor ki?

Sesil
01-09-2009, 23:07
Çok can alıcı vurguları bulup deşmeye kalkışmışsınız bana göre.

Oooo Sn. Bora Yaşar, haberiniz yok mu halâ

artık her düşünce modellemeleri o kadar alt üst olmuş durumda ki!

Determinist yaklaşımı diyalektik materyalizmin temel açıları olarak görmek çoktan eskidi.

Tesatüflerin rastgeleliği, kuantumla daha iyi açıklanır oluşu ufukları zorluyor.

Dinci kesim ise; her yaklaşımı gittikleri yolda kılıfına uydurmakla meşgul. Özellikle kuantum'un naif belirsizlikleri öylesine işlerine yarıyor ki. Arayıp ta bulamadıkları nimetlere ulaşmış gibiler.

Ama bence henüz tüm kesimlerin kafası çok karışık ve çelişkili.

BORA YAŞAR
01-09-2009, 23:31
Ve gencecik bir ses sevdiğine sesleniyor..Mehsem Özşimşir'in güzel sesiyle...
Duyduğum en güzel yorumlardan biriyle..

http://www.youtube.com/watch?v=vweM6fMSlhY

Kalbimi bezlederim minnet-ü zevkile dilesen
Bir muhabbet kuşu da ben olurum sev diye sen
Sevgimin meltemidir şimdi şu ruhumda esen
Bir muhabbet kuşu da ben olurum sev diye sen

Uşşak makamındaki eser ölümsüz bestekar ve klarnetçi Şükrü Tunar'ın..

Hergün müzikle yıkayın günün yorgunluğunu, gönül yorgunluğunu..

İyi gelir..

Göreceksiniz, daha mutlu bir çevre yaratacaksınız..

REST
03-09-2009, 22:51
Yıllardır...
Bu ülkenin Tam Bağımsız bir ülke olabilmesi için mücadele verenlerin..
Şimdilerde...
Aşırı Milliyetçi ''IRKCI/KAFATASCI'' zihniyetle aynı terazide tartılmasına..
Olsa olsa...
ÇELİŞKİ denir..
Hemde en dik alasından.
Enteresan.:notr:
Düşünüyorumda.....neyse....kalsın.:cool:
Selamlarımla....REST

BORA YAŞAR
04-09-2009, 20:16
Gelişmiş insanlar mensup oldukları aileye, çevreye ve de ülkeye hizmeti gaye edinmişlerdir yaşamları boyunca.. Böylece yükseltiriz onurunu, kalite ve de yaşam seviyesini ülkemizin.

Tüm ülkeler ve uluslar da insanlık ailesinin birer mensubudurlar.

Medeniyet dediğimiz yaşam ve birikim kalitesi de fertlerin/ulusların birbirine aktardıklarıyla ve hep beraber yararlandıklarıyla yükselir.

Herkes mucit ya da sanatçı değildir. Seyirci ya da yararlanıcı durumunda olanlar da duruşları, belli olaylar karşısında davranışları ve alkışlarıyla, iyiyi/güzeli, çirkin ve yanlışa tercih edişleriyle bu yükselişe katkıda bulunurlar.

İnsanlık ya da medeniyet böylece gelişir.

Geçmişte tepki duyarak okuduğum bazı yabancı yorumcuların "Türk'ler olmasa insanlık ne kaybederdi" temalı yazıları beni yaraladığı kadar da düşündürmekte..

Yine bir zamanlar okuduğum "Osmanlı'dan Kalan" (adı bu idi sanıyorum) adlı kitapta, Balkanlarda 400-500 sene hüküm sürmüş Osmanlı'dan kalanları gördükçe, neden daha fazla değil diye sormuştum kendime..

60 yıllık zorlu bir hayat sürdüm..Tüm yapabildiklerimi Selahaddin Pınar'ın bir şarkısına değişebilirim..Üstünü ödeyemem..

Forumlar paylaşım yeridir.. Forum standardı bizim yarattıklarımız ve davranışlarımızla belirlenir. Herkes üretmek durumunda değildir belki. Bunu anlarım. Ama bu forumda bulunup, üretilenlerden yararlananların, en azından, davranışlarıyla forumun standardını düşürmemek gibi bir borçları olduğunu düşünüyorum..

BORA YAŞAR
06-09-2009, 11:11
Bir kaç gündür forumda yaşananlar birçok kişiyi üzdü.. Benim gibi..

Keşke hiç yaşanmasa idi..İnsanlar kırılıp üzülmeselerdi..

Tüm bu olaylardan benim de çıkardığım bir ders var..

Benim bu forumda açtığım başlıklar toplumumuzun, ülkemizin, gündelik dertleri. Hatta tümüyle popüler konular. Ben yaratmıyorum.

Yazdıklarım kendi fikirlerim. Herkes gibi temel halisane niyetlerden başka bir niyetim de yok..

Bu forumda paylaşmak için bulunuyorum. Düşmanlık yaratmak için değil. Ülkemde varolan husumetleri, düşmanlıkları görmemek bunları dikkate almadan laylaylom demek bana göre değil.

Ama birşeye dikkat edeceğim bundan böyle..

Bana karşı, savunduklarıma karşı yöneltilen eleştirileri, daha yapıcı daha olumlu bir tavırla karşılıyacağım..

İnsanlara zaten hakaret etmek gibi bir düşüncem olmamıştır .

Ama bundan böyle daha sevecen, daha empatiyle yaklaşacağım herkese..


Deniyeceğim..

Umarım başarılı olurum ..

Bundan ben de, sinir sistemim de yarar görür..

Çevrem gibi..

BORA YAŞAR
06-09-2009, 13:38
"Yıllar önce Leman’da mı yoksa başka bir mizah dergisinde mi görmüştüm adını hatırlamıyorum ama o karikatürü unutamam..

Diktatörlüklerin birinde (siz onu iyi bilirsiniz) bir manga asker silahlarıyla saf tutmuş.. Başlarında da iki subay var..

Duvarın dibine diktikleri birini kurşuna dizecekler..

Gözleri bağlı olarak duvar dibine dikilenin ise tasviri şöyle.. Adamın üzerinde işçi tulumu var..

Yapılı vücudundan, kalın kollarından, iri ellerinden bir emekçi olduğu bakar bakmaz anlaşılıyor..

Subaylardan küçük rütbeli olan “Ateş..” emri vermek için kılıcını kaldırmış, infaz mangasındakiler hedefe nişan almış..

O sırada devrimci kardeşimiz ölmeden önce son sloganını atıyor:

“Yaşasın işçi sınıfının demokratik, faşik birliği.. Yaşasın emekçilerin anti laik, emperyalik mücadelesi..”

Karikatürün öbür köşesinde infazı yöneten subay, ateş emrini verecek olana “Bana bir yanlışlık yapıyoruz gibi geliyor ama!” diye fısıldıyor..

Kafamın içinde gezinip duran fısıltı da böyle bir şey işte..

“Yaşasın muhafazakâr laiklerin anti demokratik özgürlük mücadelesi!”

http://haber.gazetevatan.com/haberdetay.asp?tarih=11.11.2007&Newsid=257874&Categoryid=4&wid=1

Eğitimin amacı temelde toplumu teşkil eden bireylerin öncelikle birbirleriyle anlaşabilmelerini temin etmektir diye düşünüyorum..

Böylelikle aynı "şey"i aynı şekilde algılama birliği sağlarız.

Kavramları tartışmakla vakit geçirmeyiz..

Aynı konularda, büyük çoğunlukla aynı duygusal refleksi gösteririz..

Bizde eksik olan budur..

Ve ne yazıkki eğitim cahillerce yer gelir aşağılanır. Toplumun ekseriyetinin eğitim olanağından yararlanmaması durumunda ise giderek bir fasit daire halini alır bu temel eksiklik..

Devletin var oluş nedenlerinin başında gelen eğitim, kimsenin keyfine ve takdirine bırakılmayacak, emanet edilmeyecek kadar yaşamsal bir konudur..

menealaos
06-09-2009, 15:54
Ama birşeye dikkat edeceğim bundan böyle..

Bana karşı, savunduklarıma karşı yöneltilen eleştirileri, daha yapıcı daha olumlu bir tavırla karşılıyacağım..

İnsanlara zaten hakaret etmek gibi bir düşüncem olmamıştır .

Ama bundan böyle daha sevecen, daha empatiyle yaklaşacağım herkese..

..

empati ??

Leipzig Özgürlük ödülü Taraf'a (http://www.hurhaber.com/news_detail.php?id=222776&uniq_id=1252604694)

2009 Leipzig Özgürlük ve Medyanın Geleceği Ödülü Taraf"ın "baskıya rağmen sürdürdüğü cesur habercilik" nedeniyle Genel Yayın Yönetmeni Ahmet Altan"a verildi.

2009 Leipzig Medya Ödülü"nün gerekçesinden: "Taraf araştırmacı gazeteciliğiyle öne çıktı. Cesur haberleriyle hükümette ve orduda düşman kazandı. İlan alamasa da, baskılar sürse de idealist, tavizsiz yoluna devam ediyor." Ahmet Altan"ın bir İtalyan ve bir Hırvat gazeteciyle paylaştığı ödül, daha önce Rusya"da öldürülen gazeteci Anna Politkovskaya ile Vietnam ve Irak savaşlarına muhalif ABD"li yazar Seymour Hersh"e de verilmişti

REST
07-09-2009, 07:43
empati ??

Leipzig Özgürlük ödülü Taraf'a (http://www.hurhaber.com/news_detail.php?id=222776&uniq_id=1252604694)

2009 Leipzig Özgürlük ve Medyanın Geleceği Ödülü Taraf"ın "baskıya rağmen sürdürdüğü cesur habercilik" nedeniyle Genel Yayın Yönetmeni Ahmet Altan"a verildi.

2009 Leipzig Medya Ödülü"nün gerekçesinden: "Taraf araştırmacı gazeteciliğiyle öne çıktı. Cesur haberleriyle hükümette ve orduda düşman kazandı. İlan alamasa da, baskılar sürse de idealist, tavizsiz yoluna devam ediyor." Ahmet Altan"ın bir İtalyan ve bir Hırvat gazeteciyle paylaştığı ödül, daha önce Rusya"da öldürülen gazeteci Anna Politkovskaya ile Vietnam ve Irak savaşlarına muhalif ABD"li yazar Seymour Hersh"e de verilmişti


:beurk:
TARAF....
Ne TARAF.....diye sormak lazım.
Yönetimi...
Hangi TARAF....acaba.:D
Cesur haber veriyorlarmış...
Trajı kaç acaba..bu TARAFın.:cool:
Geçiniz.REST

UNYELI CONAN
07-09-2009, 08:17
empati ??

Leipzig Özgürlük ödülü Taraf'a (http://www.hurhaber.com/news_detail.php?id=222776&uniq_id=1252604694)

2009 Leipzig Özgürlük ve Medyanın Geleceği Ödülü Taraf"ın "baskıya rağmen sürdürdüğü cesur habercilik" nedeniyle Genel Yayın Yönetmeni Ahmet Altan"a verildi.

2009 Leipzig Medya Ödülü"nün gerekçesinden: "Taraf araştırmacı gazeteciliğiyle öne çıktı. Cesur haberleriyle hükümette ve orduda düşman kazandı. İlan alamasa da, baskılar sürse de idealist, tavizsiz yoluna devam ediyor." Ahmet Altan"ın bir İtalyan ve bir Hırvat gazeteciyle paylaştığı ödül, daha önce Rusya"da öldürülen gazeteci Anna Politkovskaya ile Vietnam ve Irak savaşlarına muhalif ABD"li yazar Seymour Hersh"e de verilmişti

tam bir komedi !

Tarafa AKP zamaninda baski yapilacak.. bu da bu tip "ödüllerin" nasil ve kimlere verielbildiklerinin maalesef bir gösterisi..

haa bu alman "solcu"larinin "solculuklarina" fazla itibar vermeyin hele hele medya ve alakali kollarinda.. yeri gelince iclerindeki fasistlik ortaya cikar..

bunlar nasil "solcular" ki her firsatta "türk/arap kökenli alman" diyerek diger insanlari aslinda almandan saymayarak etnik vurgu yapiyorlar..

onlara göre alman olmakla almanya vatandasi olmak farkli .. yani bir alman kanindan olana daha yakinlar..
islerine gelince yabancilarin yaptiklarini medyada haftalarca kasirlar.. türklere yapilinca "galeyan olmasin diye" iki satirla gecistirirler..

bunlar varya bunlar :grrr:

BORA YAŞAR
07-09-2009, 08:43
Malum..

Hissenette siyaset ve sohbet başlıkları kapatıldı..

Çelişkilerde siyaset hariç, hayata dair konulara yönelmemiz gerekiyor artık..

Bu konuda arkadaşlarımızca gereken hassasiyet gösterilecektir diye umuyorum..


Bu arada bir dokundurma:

Sigarayı bırakmak, siyaseti bırakmaktan daha kolaydır .Bundan eminim..

Emin olmadığım husus ise şu..

Bizim ülkemizdeki tiryakilik biçim ve şekline ve de bünyemize bakarak, siyasetmi yoksa sigaramı daha zararlı karar veremiyorum.

BORA YAŞAR
10-09-2009, 18:31
KIZILDERILIDEN TEK KELIMELIK HAYAT DERSI.

Cherokee kabilesinin yaslilarindan biri hayat, ask ve evlilik uzerine konusurken sunlari soyluyor:

"Icimizde iki kurt var ve bunlarin arasinda da korkunc bir savas.

Kurtlardan biri; korkuyu, ofkeyi, kiskancligi, pismanligi, acgozlulugu, kibiri, kendine acimayi, kuskunlugu, asagilik duygusunu, yalanlari, ustunluk taslamayi ve benciligi temsil ediyor.

Digeri ise; zevki, huzuru, sevgiyi, umudu, paylasmayi, comertligi, dinginligi, alcak gonullulugu, nezaketi, yardimseverliligi, dostlugu, anlayisi, merhameti ve inanci temsil ediyor."

Genclerden biri "hangi kurt kazanacak?" diye soruyor ve yasli adam kisaca cevap veriyor:

"Beslediginiz"

BORA YAŞAR
11-09-2009, 20:24
Birçte günler süren maçlardan sonra takımlarda dünya şampiyonunu belirlemeye 57 board kaldı.

ABD - İtalya..

Benim gönlüm her zaman olduğu gibi İtalya ile..

Bizim kuşak ABD yi sevmez zaten.

Devlet olarak ABD den yana olan milleti ABD yi sevmeyen bir ülkeyiz..

Anketler bunu açıkça ortaya koymakta. Hem de dünyada en yüksek oranlarda.

Garip bir çelişki değil mi?

Bu ülkede gerçek bir demokrasi olsa, halkının sevmediği hatta nefret ettiği bir devletten yana politikalar üreten siyasi kadroların yaşaması mümkün değil..

Ama burası Türkiye..

Burada her an herşey olabilir. Birrrrr..

İkincisi burada çelişki diye birşey yoktur..

Kuraldışılık kuralsa, çelişki uyumdur..

BORA YAŞAR
12-09-2009, 10:28
Günün Tavsiyesi:

Her stresli olaya köpeklerin yaptığı gibi yaklaşın..

Eğer yiyemiyecek ya da düzemiyeceksiniz, üzerine işeyin ve uzaklaşın!

Böyle diyor internetten gelen İngilizce bir yazıda..

(İngilizcesi : Handle every stressful situation like a dog. If you cant eat it or hump it, piss on it and walk away.)

Nasıl bir tavsiye ama.. Beğendiniz mi?

Uzun yaşamanın sırrı bu olsa gerek.

Yiyabileceğin ve de düzebileceğin şeylerle ilgilen gerisini boşver.

Onlar seni yemeden uzaklaş..(Üzerlerine işetirler mi bilmem)

Giderek bu fikrin egemen olduğu dünyada yaşıyoruz belki de haberimiz olmadan.

Ne dersiniz?

Serenler
12-09-2009, 10:53
Bugün 12 Eylül.
12 eylül darbesinin 29 uncu yıldönümü.
Bu darbe hala her alanda etkisini hissettiriyor.
Darbe paşasının basın danışmanı güzel bir özeleştiri yapmış, adeta günah çıkartmış.
Ölmeden önce bunu netekim paşa da yapabilse ne güzel olurdu.
Her satırıyla, satır aralarıyla okunmadı gerek:


'Evren'i darbe için kışkırttılar'

Altan GÖKMEN 12.09.2009
Evren'in basın danışmanı Ali Baransel: "Askere gidip 'darbe yapın' diyenler, kışkırtanlar şimdi eleştiriyorlar. Sonuçta ordu yıpranıyor, böyle kepazelik olur mu?"
Bugün Türkiye'yi derinden etkileyen ve başta 1982 Anayasası olmak üzere hemen her alanda etkisini hissettiren 12 Eylül darbesinin 29'uncu yıldönümü. 12 Eylül ile Kenan Evren ismi özdeştir. Kenan Evren'in, emekliye ayrıldığı 1989 yılına kadar en yakınındaki isimlerin başında hiç kuşkusuz eski Cumhurbaşkanlığı Basın ve Halkla İlişkiler Müdürü Ali Baransel gelir. İstanbul'da, Ceylan Intercontinental Otel'de buluştuğumuz Baransel'in darbenin yıldönümünde neler diyeceğini merak ediyoruz elbette. Çok çarpıcı bir "darbe kışkırtıcılığı" örneğiyle giriyor söze ve "Bıçak Sırtında" adını taşıyan kitabında Evren'in ağzından yazdıklarını satır satır okumaya başlıyor: "Baransel, sen de 12 Eylül öncesi gelişmeleri Çankaya Köşkü'nden takip ettin. Yıllarca yönetime el koymamız konusunda yoğun baskılarla karşılaştık. Meclis'ten çıkan parlamenterler gruplar halinde önce beni, daha sonra diğer komutanları ziyaret ederler, 'Bu iş böyle yürümüyor. Ne olur artık daha fazla beklemeyin. Son Türk devletini uçurumun kenarından kurtarın. Tarihteki unutulmaz yerinizi alın' derlerdi. Aynı şekilde; yargı, üniversite, işçi, işveren temsilcileri, ünlü gazeteciler, yazarlar, sanatçılar, toplumun diğer kesimlerinden etkili bilinen kişi ve kuruluşlar her gün kapımızı aşındırırlardı. Sorunların çözümü konusunda raporlar, kanun değişikliği metinleri getirirlerdi. İçlerinde yeni Anayasa taslağı takdim edenler bile vardı. (...) O gün kapımızı aşındıranlar, zaman geçtikçe bizleri amansızca eleştirmeye başladılar. Sıkı demokrat geçinmeye başladılar." Baransel şöyle bir durakladıktan sonra, yıllarca demokrasiyi kesintiye uğratmış bir liderin en yakınındakilerden biri olarak, Türkiye'deki demokrasi kültürünün "fukaralığına" dikkat çekiyor: "Türk toplumunun belirli bir kesiminde TSK'yı 'demokrasinin sigortası' gören bir düşünce hakim. Bunlar demokrasinin sağlam işlemediği, bazı konularda kilitlendiği dönemde, başvurulacak yer olarak askeri görüyorlar. Sistemin işlemediği durumlarda bazı kesimlerin TSK'nın bu hassasiyetlerini kaşımak gibi, benimsenmesi mümkün olmayan yaklaşımlarını görüyoruz. Bunlardan şiddetle kaçınmamız, sandığa ve sandıktan çıkan sonuçlara saygılı olmamız gerekiyor. Askere gidip 'darbe yapın' diyorlar. Darbe oluyor. Yıllar içinde o darbenin etkisi zayıflıyor ve zamanında askeri kışkırtanlar, darbeyi eleştirmeye başlıyor. Sonuçta ordu yıpranıyor, özgüvenini kaybediyor. Böyle kepazelik olur mu?"
HEP AYNI KALABALIK
Ali Baransel yılların deneyimiyle, Türkiye'nin anlaşılmaz çelişkilerine de ışık tutuyor: "Gazeteci olarak 12 Eylül'den önce Ecevit, Demirel, Erbakan, Türkeş'i takip ettim mitinglerinde. Meydanlar hıncahınç kalabalık. Yıllar geçti, 12 Eylül oldu, Evren'le gittim aynı yerlere, yine aynı kalabalık. Ne kadar enteresan. Eğer toplumun fertlerine demokrasi kültürü iliklerine kadar işlemişse, orada bu tür olaylara tanık olmanız mümkün değildir. En azından böyle bir harekat olduğunda kimse alkış tutmaz, Türk basını ertesi gün siyah manşetlerle yayın hayatına devam eder. Ama bunların hiçbirini görmedik. Bu amansız bir çelişki."

Serenler
12-09-2009, 10:56
Rakamlarla 12 Eylül darbesi

12.09.2009
650.000 kişi gözaltına alındı
1 milyon 683 bin kişi fişlendi
210 bin davada 230 bin kişi yargılandı
7 bin kişiye idam istendi
517 idam kararı çıktı
İdam cezası verilenlerden 50'si asıldı
98.404 kişi örgüt üyesi olmak suçundan yargılandı
388 bin kişiye pasaport verilmedi
30 bin kişi sakıncalı olduğu için işten atıldı
14 bin kişi yurttaşlıktan çıkarıldı
30 bin kişi siyasi mülteci olarak yurtdışına gitti
300 kişi kuşkulu bir şekilde öldü
171 kişinin işkenceden öldüğü belgelendi
937 film sakıncalı diye yasaklandı
23 bin 677 derneğin faaliyeti durduruldu
3 bin 854 öğretmen, 120 öğretim üyesi ve 47 hâkimin işine son verildi
400 gazeteci için toplam 4 bin yıl hapis cezası istendi
Gazetecilere 3 bin 315 yıl 6 ay hapis cezası verildi
31 gazeteci cezaevine girdi
3 gazeteci silahla öldürüldü
Gazeteler 300 gün yayın yapamadı
13 büyük gazete için 303 dava açıldı
39 ton gazete ve dergi imha edildi
Cezaevlerinde 299 kişi yaşamını yitirdi
144 kişi kuşkulu bir şekilde öldü
14 kişi açlık grevinde öldü
16 kişinin kaçarken, 95 kişinin de çatışmada öldügü açıklandı
73 kişiye -doğal ölüm raporu- verildi
43 kişinin -intihar ettiği- bildirildi

-----------------------------

Yukarıdaki rakamlar demokrasi denen olguyla çelişmiyor mu?

BORA YAŞAR
12-09-2009, 13:12
Cengiz Çandar'ın Şemdinli'ye doğru yolculuğundan notlar..


"
....................

Yola devam, gözümüz mazot göstergesinde tedirgin biçimde yüce dağlar arasından Başkale’ye doğru yükseliyoruz. Yüksekova, upuzun, göz kamaştıran sivri diş gibi doruklu dağların arasında 1985 metre yükseklikte uzanan bir ovanın üzerinde. İl merkezi Hakkâri’den daha büyük, 60 bin nüfuslu bir şehir. Başkale ise 2800 metreye varan yüksekliğiyle dünyanın en yüksekteki yerleşim merkezleri arasında sıralanıyor.
Yüksekova-İran ile Hakkâri-Çukurca ve Başkale-Van tabelalarının kesiştiği kavşakta, jandarma durduruyor.

‘Kimliğiniz var mı?’

Minibüsün ön koltuğundan eğilip, sevimli jandarma askerine “Kimliğimiz var da, mazotumuz yok. Yakında bulamaz yolda kalırsak, ya dağa çıkacağız, ya gelip size sığınacağız ona göre” diyorum.

Espri nosyonu hayli gelişmiş Ordulu delikanlının, “Vallahi, kendinizi nerede rahat hissederseniz, oraya gidin. Buraya gelirseniz, beklerim. Ben buradayım” diyor şakacılık ile özgüven karışımı bir edayla."

http://www.radikal.com.tr/Default.aspx?aType=RadikalYazarYazisi&ArticleID=954037&Yazar=CENG%DDZ%20%C7ANDAR&Date=12.09.2009&CategoryID=97

Bu asker benim oğlum..İki gözüm..

Kalbimin cevabını vermiş Cengiz Çandar'a..

Onun da kalbinin dediğini erkekçe yapma cesareti olsa tutar dağa çıkardı...

BaTiRiMCi
12-09-2009, 18:04
Cengiz Çandar'ın Şemdinli'ye doğru yolculuğundan notlar..


"
....................

Yola devam, gözümüz mazot göstergesinde tedirgin biçimde yüce dağlar arasından Başkale’ye doğru yükseliyoruz. Yüksekova, upuzun, göz kamaştıran sivri diş gibi doruklu dağların arasında 1985 metre yükseklikte uzanan bir ovanın üzerinde. İl merkezi Hakkâri’den daha büyük, 60 bin nüfuslu bir şehir. Başkale ise 2800 metreye varan yüksekliğiyle dünyanın en yüksekteki yerleşim merkezleri arasında sıralanıyor.
Yüksekova-İran ile Hakkâri-Çukurca ve Başkale-Van tabelalarının kesiştiği kavşakta, jandarma durduruyor.

‘Kimliğiniz var mı?’

Minibüsün ön koltuğundan eğilip, sevimli jandarma askerine “Kimliğimiz var da, mazotumuz yok. Yakında bulamaz yolda kalırsak, ya dağa çıkacağız, ya gelip size sığınacağız ona göre” diyorum.

Espri nosyonu hayli gelişmiş Ordulu delikanlının, “Vallahi, kendinizi nerede rahat hissederseniz, oraya gidin. Buraya gelirseniz, beklerim. Ben buradayım” diyor şakacılık ile özgüven karışımı bir edayla."

http://www.radikal.com.tr/Default.aspx?aType=RadikalYazarYazisi&ArticleID=954037&Yazar=CENG%DDZ%20%C7ANDAR&Date=12.09.2009&CategoryID=97

Bu asker benim oğlum..İki gözüm..

Kalbimin cevabını vermiş Cengiz Çandar'a..

Onun da kalbinin dediğini erkekçe yapma cesareti olsa tutar dağa çıkardı...


Sanırım Çandar askerin yaptığı nükteyi anlayamadan yazmış... ama kalem sürçmüş bir defa...:he:

Taşı gediğine koyan asker güzel bir ders vermiş ama belli ki bizimki almamış...

Bu arada yazıya eklediğiniz yorumda harika sn BORAYAŞAR... puanlama sistemi hala size puan göndermeme izin vermiyor...bende buraya yazdım..++++++

Serenler
13-09-2009, 06:50
Generaller şeyhlerle şıhlarla pazarlık yaptı’

İSTANBUL Milliyet



12 Eylül darbesinin yıldönümünde düzenlenen panelde konuşan DİSK Genel Başkanı Süleyman Çelebi, “Ergenekon davası 12 Eylül’ü kapsamadan ve darbe şartlarını hazırlayan katliamları, cinayetleri ortaya koymadan gerçek bir darbe davası olamaz” dedi.Çelebi, “12 Eylül’de devletin tepesinde oturan generaller, inançları kullanan şeyhlerin, şıhların elindeki tarikatlarla sivil görünüm altında dinsel odaklarla o dönemde pazarlıklar yaptı. Bugün ‘irtica’ diye şikâyet ettikleri hareketlerin önünü kendileri açtılar” dedi

http://www.milliyet.com.tr/Guncel/HaberDetay.aspx?aType=HaberDetay&KategoriID=24&ArticleID=1138692&Date=13.09.2009&b=Generaller%20seyhlerle%20sihlarla%20pazarlik%20y apti

Süleyman Çelebi bugünlere nasıl geldiğimizin güzel bir muhasebesini yapmış.
Doğruya doğru.....

BORA YAŞAR
13-09-2009, 22:23
Murat Bardakçı'nın Haber Türk TV deki "Tarihin Arka Sayfası" programında bir şiir muhabbeti oldu programda piyon olarak kullandığı iki kişiyle kendi arasında..

Sevilen şairlerdi muhabbet konusu.

Murat Bardakçı Pelin Batu'nun sevdiği şair olarak ifade ettiği Nazım Hikmet'e itiraz etti. Ve Nazımı'ın şairliğinin abartıldığını, bu şahsın sevdiği 5 şair arasında bulunmadığını söyledi.

Erhan Afyoncu'nun "sizin sevdiğiniz 5 şair kimler" sorusuna ise, "siz tarihte bir dönem aralığı söyleyin ben o dönemde sevdiklerimi söyliyeyim" gibi, sınırsız egosuna uygun bir cevap verdi..

Şiir çok özel bir alandır. O kadar özeldir ki bir okuyucu olarak "sizi", sizin niteliklerinizi bile belirler beğendiğiniz şiir ve şair.

Beğendiğiniz şairi söyleyin, bu seçim sizin aşağı yukarı şahsiyet özelliklerinizi ortaya koyar. Dünya görüşünüzü, genel ruh halinizi, siyasi görüşünüzü, kültür seviyenizi, tahsil durumunuzu, inceliğinizi, kabalığınızı, romantik ya da realist olduğunuzu, bir görüşün ya da akımın militanı olup olmadığınızı vs belirler..

Çünki herkes kendine uygun şiiri arar, bulur. Aynen müzik gibi..

Hayat görüşü, duruşu biribirine benzeyen insanların, beğenilerinin aynı şiirde de buluşması tesadüf değildir..

Benimle Murat Bardakçı'nın sevdiğimiz şairde buluşmamamızda garipsenecek bir taraf da yok hani..

Achiles
14-09-2009, 18:47
Emniyetin eski bilirkişisi uyuşturucu baronu çıktı. Yardımcısınınsa çok zengin bir iş adamı olduğu ve cami yaptırdığı ortaya çıktı.

Kimya yüksek mühendisi olan, ve birçok polis çocuğuna burs verilmesi konusunda aracılık yaptığı iddia edilen barona polisler ''hocam'' diye hitap ederlermiş.

Valilik 1-2 milyar dolar mı dedi, milyar tl mi dedi anlayamadım, ele geçen captagon hammaddesinin toplam değerini ifade ederken. 200 milyon adet captagon dedi galiba..

Velhasıl büyük operasyon yani..

Adının açıklamadı Star Tv işadamının ama, yaptırdğı caminin üzerinde Kilisli Mustafa Kanat Camii yazıyordu..(H.K. imiş adı?)

Captagon Cami dememiş Allahtan isim verirken camiye..

Achiles
14-09-2009, 18:50
Habib Kanat mış..

Achiles
14-09-2009, 21:59
Yunanistan’ın Elefterotipiya gazetesi, Can Dündar imzalı Mustafa belgeselinin DVD’sini promosyon olarak okurlarına dağıttı. Gazete, Kemalistlerin çok eleştirdiği belgeseli, “Atatürk’ü korkuları ve zaaflarıyla insanî yönden incelemeye çalışıp bilinen kalıplardan uzak duruyor” sözleriyle övdü.

Can yakında Yunanlılardan bir ödül de alırsa, şaşırmamak lazım..Cesur Gazeteci, Demokrasi Havarisi, Aydınlık Sima, Allem-i Cihan Adam Ödülü..

Ben Atatürkün insani yönünü vurgulamaya çalıştım diyor...izlemesem, inanacam..

BORA YAŞAR
16-09-2009, 10:55
ALLAHA ISMARLADIK

Üç tabur, ah üç tabur.

Nebi Samoil siperlerinde kan döken Türk askerlerine bu kadar yardım edemiyoruz.

O yıl Galiçya topraklarında döğüşmek için yirmibin lüzumsuz Türk bulmuştuk. (1. Dünya Savaşı'nda Macaristan'ın kuzeydoğusuna düşen Galiçya (Lehistan) bölgesinde bir Osmanlı Kolordusu Alman, Macar ve Avusturya kuvvetleriyle birlikte Ruslara karşı savaştı. BY)

Bir yığın Anadolu çocuğunu, yurdun kopmuş, uzak Medine içinde ve çöle yediriyorduk.

Bir sabah kumandanın odasına girdiğim zaman (“Cemal Paşanın odasına” BY), gözlerinin ağlamaktan yorulmuş olduğunu gördüm: Kudüs İngilizlerin elinde idi.
Oradaki son Türklerin nasıl kahramanca vuruştuklarını masanın üstünden aldığım şifreli telgraftan okudum. Kudüsü İsrailoğulları gibi bırakmadık. Türkler gibi bıraktık.Nebi Samoil üstünden Müslüman veya Hıristiyan mabetlere doğru inenler, Türklerin son gününü hatırlıyacaklardır.

Karargah içinde: “Kudüs düştü!” sözü ölüm haberi gibi yayıldı. Daha şimdiden Beyrut’a, Şam’a, Haleb’e göz yaşlarımızı hazırlamak lazımdı.

Artık yalnız Anadolu’yu ve İstanbul’u düşünüyorduk. İmparatorluğa, onun bütün rüyalarına ve hayallerine Allahaısmarladık!.

Zeytindağı’nın çamları arasından, güneşi hiç sönmiyecek, hiç akşam gölgesi görmiyecek gibi bakan Lut çukuru, şimdi bütün İmparatorluğu, içine çeken bir mezar gibi genişleyip derinleşiyor.

Eşyam ve kağıtlarımı bavuluma yerleştiriyorum. Artık Şam’dan ayrılıyoruz. Cemal Paşa İstanbul’da istifa edecektir.

Tren giderken iki tarafımızda Suriye ve Lübnan’ı sanki safra gibi boşlatıyoruz. Yarın kendimizi Anadolu köylerinin arasında Kudüs’süz, Şam’sız, Lübnan’sız, Beyrut’suz ve Haleb’siz, öz can ve öz ocak kaygısına boğulmuş, öyle perişan bulacağız.

Kumandanım harap Anadolu topraklarını gördükçe:
-Keşke vazifem buralarda olsaydı, diyor.

Keşke vazifesi oralarda olsaydı. Keşke o altın sağnağı ve enerji fırtınası, bu durgun, boş ve terk edilmiş vatan parçası üstünden geçseydi!

-Eğer kalırsam, diyor; bütün emelim Anadolu’da çalışmaktır.

Eğer kalırsa, eğer bırakılırsa..Anadolu hepimize hınç, şüphe ve güvensizlikle bakıyor. Yüzbinlerce çocuğunu memesinden sökerek alıp götürdüğümüz bu anaya, şimdi kendimizi ve pişmanlığımızı getiriyoruz. İstasyonda bir kadın durmuş, gelene geçene:
-Benim Ahmed’i gördünüz mü? diyor.

Hangi Ahmed’i? Yüz bin Ahmed’in hangisini?

Yırtık basmasının altından kolunu çıkararak, trenin gideceği yolun, İstanbul yolunun aksini gösteriyor:
-Bu tarafa gitmişti, diyor.

O tarafa ? Aden’e mi, Medine’ye mi, Kanal’a mı, Sarıkamış’a mı Bağdad’a mı?

Ahmed’ini buz mu, kum mu, su mu, skorpit yarası mı, tifüs biti mi yedi? Eğer hepsinden kurtulmuşsa, Ahmed’ini görsen ona da soracaksın:
-Ahmed’imi gördün mü?

Hayır.. Hiçbirimiz Ahmed’ini görmedik. Fakat Ahmed’in herşeyi gördü. Allah’ın Muhammed’e bile anlatamadığı cehennemi gördü.

Şimdi Anadolu’ya, batı’dan, doğu’dan, sağdan, soldan bütün rüzgarlar bozgun haykırışarak esiyor. Anadolu demiryoluna, şoseye, han ve çeşme başlarına inip çömelmiş oğlunu arıyor.

Vagonlar, arabalar, kamyonlar, hepsi, ondan, Anadolu’dan utanır gibi, hepsi İstanbul’a doğru, perdelerini kapamış, gizli ve çabuk geçiyor.

Anadolu Ahmed’ini soruyor. Ahmed, o daha dün bir kurşun istifinden daha ucuzlaşan Ahmed, şimdi onun pahasını kanadını kısmış, tırnaklarını büzmüş, bize dimdik bakan ana kartalın gözlerinde okuyoruz.

Ahmed’i ne için harcadığımızı bir söyliyebilsek, onunla ne kazandığımzı bir anaya anlatabilsek, onu övündürecek bir haber verebilsek… Fakat biz Ahmed’i kumarda kaybettik..

(Zeytindağı, Falih Rıfkı Atay, Bateş AŞ, İstanbul, 1981, s. 91-93)

BORA YAŞAR
16-09-2009, 11:11
Falih Rıfkı'nın Zeytindağı'nı okuyorum..

Yukarıda kötü daktilomla yazdığım bölüm ne kadar dramatik olsa da, bugünün Anadolusunu ve anasını dikkate aldığımızda hiçbirşeyin değişmediğini tüm çıplaklığı ile ortaya koyuyor.

Hala analar Ahmed'lerini arıyor.

Türkiye hala, bir parçası daha kopmasın diye, çabalayıp duruyor.

Aynen geçmişte Galiçya'da , Kore'de olduğu gibi, şimdi de evlatlarını dünya egemenlerinin arzularını karşılamak üzere sağa sola yolluyor.

Ve şehit cenazelerinde analar hala ağlıyor yitip giden oğullarının ardından..

Hala soruyor önüne gelene:

- Ahmed'imi gördün mü?

BORA YAŞAR
16-09-2009, 23:07
Türkiye - Slovenya basketbol maçını izliyoruz tırnaklarımızı yiyerek..

9.7 saniye var maçın bitimine.. Top bizde..2 sayı gerideyiz.

Tanjeviç mola aldı..

Düşünüyorum:

Milli takım 5 maçını üstüste almış. İnanılmaz methiyeler düzülüyor. Şimdiden gelin güvey olanlar çoğunlukta.. Sanki şampiyon olmuşuz gibi.

Oysa milli takımımız son sekiz takım arasına kaldı ..

Slovenya ile grup birinciliği için oynuyoruz. Maçın önemi de şu..Birinci olup daha önce yenildiğimiz Hırvatistanla mı, yoksa Slovenya'ya yenilip daha da zorlu Yunanistan'la mı karşılaşacağız çeyrek final için?

Oysa benim beynim başka işlerle uğraşıyor.

Kaçır bu fırsatı, yenil Slovenya'ya, o moralle Yunanistan karşısına çık yenil ve büyü bozulsun..

Bu kadar şamatadan sonra 12 dev adam yedincilik sekizincilik maçına çıksın...


Mola bitiyor.. Topu dolaştırıp en uygun durumdaki Engin Atsür'e veriyoruz.. Bomboş durumda..Üçlüğü atarsa kafamdaki o kötü senaryo yıkılıp gidecek..

Kaçırıyor..

Umarım kafamdaki kötü senaryo Yunanistanı yenerek yıkılır..


Yaşamda herkese bir kez olsun bir şans veriliyordur kırılma noktasında.

Mesele onu iyi kullanmakta..

BORA YAŞAR
18-09-2009, 08:01
Ömrüm boyunca iyi bir spor seyircisi oldum.

Spor ve maç denince aklınıza gelen herşeyi seyrettim. Şimdi daha seçiciyim. Futbol, basketbol, voleybol, atletizm başlıca favori sporlarım.

Futbol aklımın sporu değil ama ruhumun kavgası.

Basketbolu ise herşeyi ile seviyorum. Seyircisi, gelişmiş sporcu aklı..Seçkin bir müsabaka türü.

Bu gece zurnanın zırt dediği noktada 12 dev adam. Çok zor bir maça çıkacak. Hem rakip zor hem gelinen eşik.5 maçta galip gelen takımımız 2 mağlubiyetle bitiverecek.

Bu tür turnuvalarda ilk beş maçı değil, son beş maçı almak önemli. (İspanya'yı takip edin. Tipik bir turnuva takımı)

Aklı , sağduyuyu ve bilgiyi temel alması gereken medyamız, hemen her zaman her konuda olduğu gibi basketbolda da popülizmi ve tirajı temel aldığından, Yunanistan karşısında alınacak bir mağlubiyetle gelinen noktayı halka açıklamakta zorlanacaktır.

Ne beis var efendim.

Türkiye'de gündem mi yok..

BORA YAŞAR
18-09-2009, 09:23
Medyamız deyince:

Garipoğlu cinayetinde dün sergilenen yaklaşım utanç verici idi.

Binbir dertle boğuşan şu ülkede bir tek konu varmış gibi, birbirini ezercesine bir telaş ve özensiz bir tutumla gün boyu saatlerce bir cinayetin anatomisinin, ayrıntısına kadar masalara yatırılması, ne tür bir cinnet toplumu haline getirildiğimizi açıkça gözler önüne serdi.

Bu ülkede herşey olsa da, ölçü ve standart yok.

O zaman da endaze kaçıyor.

Akıl rehber olmaktan çıkar, her olayın önemi tepkime ile ölçülürse, varacağımız nokta aklın eseri olmayacaktır.

BORA YAŞAR
18-09-2009, 15:45
Dönem dönem okumak (mesleki gereklilik ve aktüalite dışında) zevkli bir hal alır yaşamımda.

Lisede hırsla, sömürür gibi okurdum. Okulumuzun kitaplığında önce Fransız sonra Rus yazarlarının eserlerini okudum. Lise son sınıfın yüklü müfredatının olanak verdiği her durumda ABD li yazarların eserlerinden çok zevk aldım.. Caldwell, Steinbeck, Buck, Maugham, London..Faulkner zor gelmişti bunca canlı yazar arasında. Ama favorim Hemingway'di.

Ve sonra İskandinav yazarları.. Özellikle Hamsun.

Çalışma hayatımın ilk on yılı son derece sert mesleki rekabet ve disiplin içinde beni edebiyattan uzak bıraktı.

Sonra Amerikan Kütüphanesinin verdiği imkanla İngilizce kitaplar dönemi başladı.. Sonra yine bir durgunluk dönemi..

Böyle gitti..

Bir zamandır okuyorum yeniden. Zeytindağı'nı yeni bitirdim.. Elimin altında, başucumda farklı konularda kitaplar var. Böylesi iyi oluyor. Dünya Fikir Mimarları (Kleist, Nitzsche, Hölderlin) Stefan Zweig zor bir kitap..Server Tanilli'yi gurur duyarak okuyorum.

Ve Malcolm Gladwell'e başlıyacağım nihayet..3 kitabını da aldım.. " Düşünmeden Düşünebilmenin Gücü", "Kıvılcım Anı" ve Outliers (Çizginin Dışındakiler)...

Gladwell'i seveceğimi sanıyorum..

BORA YAŞAR
19-09-2009, 09:41
Evet korktuğum oldu..

Basketbol milli takımımız tabir caizse gazozuna maçlardan sonra ilk çıta maçında Yunanistan'a, geçmiş performanslarının çok altında istatistiki değerlerle yeniliverdi.

Peki neden?

Korkarım tüm diğer müesseselerimizde olduğu gibi, hedef belirleyip, stratejimizi saptayıp hedefe giden her etapta uygun planlarımızı ortaya koymamamız bunda etken.

Bu kadar iddialı lafı şu sebeple ediyorum. İlk beş maçta yendiğimiz takımlar şimdi önümüze çıksalar yenileceğimiz kanısı beni üzüyor. Siz ilk ciddi maçta kaybedip de, gazozuna maçlarda yendiğimiz takımlar çeyrek finale kalırlarsa ne düşünürsünüz ki?

Yiğenim dolayısıyla ve de Darüşşafakalı olmam nedeniyle ömrümün hemen her döneminde basketbolla şöyle böyle ilgilendim..Yiğenimin de içinde bulunduğu 1979 jenerasyonu inanılmaz verimli/başarılı bir jenerasyondu bizim için.Hidayet, Mehmet Okur, Kerem vs bu dönemin eseri. Bu gençlerin kişisel başarıları yetenekleri ortada. Ama biz bu kadar yetenekli bir jenerasyondan, A milli takım seviyesinde yeterli başarıyı yakalıyabildik mi ?

Artık 30 yaşına gelen ve ağabey konumunda olan bu jenerasyon geldi ve gidiyor. Ve biz bakıyoruz hızlı tren penceresinden dünyayı seyreder gibi.

Neden yıldızlarda, gençler kategorisinde son derece başarılı olan çocuklarımız, iş A milli takım seviyesine gelince aynı başarıyı gösteremiyorlar?

Bunda bireysel hataları bir tarafa koyalım. Ama sistemsel eksikliklerimiz olduğu gerçeğini kabul etmezsek bir yere varamayız..

BORA YAŞAR
19-09-2009, 19:59
Türkiye - Slovenya basketbol maçını izliyoruz tırnaklarımızı yiyerek..

9.7 saniye var maçın bitimine.. Top bizde..2 sayı gerideyiz.

Tanjeviç mola aldı..

Düşünüyorum:

Milli takım 5 maçını üstüste almış. İnanılmaz methiyeler düzülüyor. Şimdiden gelin güvey olanlar çoğunlukta.. Sanki şampiyon olmuşuz gibi.

Oysa milli takımımız son sekiz takım arasına kaldı ..

Slovenya ile grup birinciliği için oynuyoruz. Maçın önemi de şu..Birinci olup daha önce yenildiğimiz Hırvatistanla mı, yoksa Slovenya'ya yenilip daha da zorlu Yunanistan'la mı karşılaşacağız çeyrek final için?

Oysa benim beynim başka işlerle uğraşıyor.

Kaçır bu fırsatı, yenil Slovenya'ya, o moralle Yunanistan karşısına çık yenil ve büyü bozulsun..

Bu kadar şamatadan sonra 12 dev adam yedincilik sekizincilik maçına çıksın...


.

Ve Fransaya da yenildik..

Yedincilik- sekizincilik maçına çıkacağız son olarak..

İyi takımız bu kesin ama birden bitiverdik moral ve kondisyon olarak..

En çok da Hidayet'e üzülüyorum..

2-3 tane top kaybı daha yaptı bu maçta ki inanılmaz..

İyi ki ev sahibiyiz de 201o Dünya Basketbol şampiyonası katılacağız..

Yoksa onu bile beceremiyecektik..

BORA YAŞAR
20-09-2009, 08:50
Ege'nin, fırın kapağı önündeymişsiniz duygusu veren kor sıcak yazından sonra kavuştuğum "sonbahar", içimde hüznü çağrıştırsa da, huzur verici.

Bahar ne hoş, söylenmesi ne rahat bir kelimedir. "İlk- bahar"a bir itirazım yok ama "son-bahar" sanki bir daha gelmeyecek bir dönemi çağrıştırdığı için doğrusu bana itici geliyor. Belki "geç-bahar" daha uygun, kimbilir.

Yurdumuzda Karadeniz hariç bir yerleri gezmek/keşfetmek için en uygun dönem "geçbahar". Hele Ege ve Akdeniz bölgesinde. İnsani gündüz sıcaklıklarda, akşam serinliklerinde, hafif örtünmeli gecelerde yaşamak daha keyifli.

Böyle bir dönemde gelen bayramınızı, şeker bayramınızı kutlarım.

Sesil
20-09-2009, 11:13
Her gününüzü geç-baharın kutlu bayramla kavuştuğu kıvamda geçirmeniz dileği ile

saygılar...

BORA YAŞAR
20-09-2009, 17:11
Avrupa Basketbol şampiyonasına "Türk gibi başladık" ve malesef "Türk gibi bitirdik".

Bittik resmen..

Rusya'dan 23 sayı fark yedik..

Son 3 maçımızın hepsinde giderek daha kötü oynadık..

5-0 dan sonra, son dört maçımız şöyle:

TÜRKİYE-Slovenya : 69-67

TÜRKİYE-Yunanistan : 76-74

TÜRKİYE-Fransa: 80-68

TÜRKİYE-Rusya: 89-66.



Ve bizim daha önce gazozuna maçlarda yendiğimiz İspanya ve Sırbistan final oynuyor..

Sizce bu bizim açımızdan talihsizlik mi?

Yendiğimiz ve final oynayan takımlar açısında "ballılık mı"?

DEğerlendirme ve turnuva sisteminde bir zaaf mı var?

Hakemler Türk düşmanı olduklarından rakip takımları mı tutuyorlar?

BORA YAŞAR
20-09-2009, 21:57
Her gününüzü geç-baharın kutlu bayramla kavuştuğu kıvamda geçirmeniz dileği ile

saygılar...

Teşekkürler güzel, içten, sıcak dileğiniz için Sn Sesil..:)

Hepimiz, sosyal bir birey olarak inşa ettiğimiz, sorumlu olduğumuz bir çevrede, genelde layık olduğumuz bir hayatı sürmekteyiz.

Tüm iyiniyetimize karşın başarısız olduğumuz birçok konu var hayatımızda. Shakespearevari trajedilerin, Woody Allenvari tuluatın, Aziz Nesin ve Haldun Tanervari komedinin konusu biziz. Bizim yaşadıklarımız. Karşılaştıklarımız, hak ettiklerimiz.

Toplumuzda pek bir sevilen arabesk felsefenin, edilgen, kaderine ağlayan, yer yer isyan eden ama sonuçta daima kabulcü başrol oyuncusu olmaya tek tek aday ve razı halkımıza, bunda, kendi payını ikrar ettirmek olası değil ..

Bu nedenle de toplumsal kurtuluş neredeyse Kaf Dağının ardında.

Masal masal matitas..

Kaynanamı severim. Kıyamam.

Sesil
21-09-2009, 01:54
Sn. BORA YAŞAR ,

Herkes sadece hak ettiklerini yaşamıyor sanırım. Çoğunluğumuz ve çoğunlukla desek te yumuşatsak biraz, ne dersiniz?.. (pazarlık yapar gibi oldu)

Bu masal zorlu zorunluluklarla sınıyor çoğumuzu da.

Bayram zamanı kıyamadıklarımızla(kendimiz de dahil) yuvarlanıp gidebildiğimizce geçinelim.

Hani derler ya; burnu Kaf dağında. Toplumsal kurtuluşumuz da ardındaysa...

Milletimiz sevmez Kaf dağının ardına uzanmayı. Ayıp ötesi bellenmiştir.

Çelişkiler bizim besin kaynağımız sanki.


Bayramlarımız isteklerimizi daha güzel günlere hazırlasın umuduyla...

BORA YAŞAR
21-09-2009, 06:57
Sn Sesil;

"SEvgili günlük" der gibi sizinle dertleşeyim bari. Dediklerimi bu nedenle üzerinize almayın.

Epeydir dikkat ettim, kimse öğüt veren yazılardan insanlardan hoşlanmıyor.

Bir iki üç diye madde madde bize şunu yap, bunu yapma, böyle yaşa, şunu yeme, bunu yeme, onu ye, böyle hisset, aman böyle hissetme diyen yazılardan bana artık gına geldi. Yazıların altında, bir de bunu şu kadar kişiye yolla demiyorlar mı? Doğru çöp sepetine. Yallah.

Hemen her gazetede bize hayat dersi veren, ömrümüzü uzatmaya çalışıp, çabalayan çoğu doktor, yazarlar var. Bunların en tanınmışı, Hürriyette yazan Dr. Osman Müftüoğlu.

Yine dünyaca meşhur ABD li Dr, Oprah showlarının baş adamı, ülkemizde yaz aylarının habercisi, "günde 5 badem ye, pırasa sapı çiğne" öğütçüsü DR Öz. ABD li seslenişle Oz. Oz büyücüsü gibi bir adam. Ölmeyecek sanki. Öyle bir iddia. Öyle bir hırs.

Öğütledikleri reçeteleri uygulama çabası bir ömür törpüsü. Sadece yazdıklarını okumak, önerdikleri yolları gerçekleştirme gayreti, başlı başına bir stres konusu..

Hani kaymaklı, ballı, yumurtalı kahvaltılar, ızgaralı, kebaplı, tatlılı, dondurmalı çikolatalı, purolu bir hayat süren birine, tüm ömrünce, enginar sapı, bir kaç meyva, çerçöplü diyet öneren doktora sormuş ya bizimki, bunları yaparsam ömrüm ne kadar uzayacak diye..8-10 yıl demiş doktor.

- Artan ömrümde gene bu berbat yiyecekleri yemek için mi?

Öneriler sadece yemek üzerine de değil. Kimileri tutturmuş sosyalleşin diyor. Bir diğeri durmadan seyahat öneriyor. Dost edinin, dost biriktirin diyenler var.

Benim bildiğim şu.

Önemli bir sağlık sorununuz bulunmuyorsa, abartmadan alıştığınız hayatınızı yaşayın. Ufak tefek şeyleri sorun etmeyin. Nasıl huzurlu iseniz öyle yaşayın. Sosyalleşmek herkese göre değil. Kalabalık seven zaten yalnız yaşayamaz. Sizi sevdiğiniz formattan uzaklaştıracak hiçbir öneri size yararlı değildir.

Temel dayanak şu:

Kimsenin hayatı kimseye reçete değil.

Mesele uzun değil, anlamlı, hoşlanacağınız, zorlanmıyacağınız bir hayat sürmek.

Ailenizle, sevdiklerinizle, mutlu olduğunuz bir yaşam tarzı dilerim.

BORA YAŞAR
26-09-2009, 11:08
Malcolm Gladwell'in Outliers (Çizginin dışındakileri) okuyorum. Neredeyse bitmek üzere.

İlginç bir yazar ve düşünür.

Oldukça bilimsel yaklaşımlar ve pragmatik saptamalarda bulunuyor..Köken olarak gazeteci.Hepimizin duyup bildiği bazı gerçeklere akılcı temeller uydurmakta..Outliers'da yazar, okuduğum kısmın özetinde, " (İnsan için) başarının sürekli ve düzenli bir avantaj birikiminden doğduğunu ifade ediyor: İnsanın nerede ve ne zaman doğduğu, anne ve babasının ne iş yaptığı ve yetişme koşullarının nasıl olduğunun başarıyı belirlediği söylüyor.

Outliers'ta ikinci kısmın sorusu, atalarımızdan miras kalan geleneklerimizin ve davranış tarzlarının aynı rolü oynayıp oynamadığı. Kültürel mirasları ciddiye alarak, insanların neden başarılı oldukları konusunda, insanların başarılı oldukları şeyi nasıl daha daha da iyi yapabilecekleri konusunda birşeyler öğrenebilirmiyiz sorusuna yazar olumlu yaklaşıyor.

Sonuçta ilk kısmın verdiği temel fikir şu:

Zenginin, eğitimlinin, IQ su yüksek ailenin çocukları başarılı olma yolunda diğerlerinden çok daha şanslı.

Bunu biliyoruz zaten diyebilirsiniz..

Kitapta bu gerçek ve saptama, örnekolaylar ve istatistik bilgilerle doğrulanıyor.

Bu kader bir çeşit fasit daire.

Bu temelde:


Allah fakirin fukaranın çocuğunun yardımcısı olsun..İşleri zor.. Çocuklarınınki de.

BORA YAŞAR
26-09-2009, 22:25
Ne güzel bir tesadüf..

Sitemizde Aziz Nesin vakfı ile Darüşşafaka'nın reklamları aynı anda, birbiri ardına yer ve göz alıyor.

İkisi de hayır teşekkülü/kurumu.

Birisi özel bir vakıf, diğeri ise bir cemiyet/dernek.

Güzel tesadüf dediğim ise şu..

İkisi de yoksul babasız, anasız çocukların eğitimi konusunda çalışıyorlar.

Ve..

Aziz Nesin iki yıl kadar Darüşşafaka'da okumuş..

Böyle Gelmiş Böyle Gitmez'de yazar bu konuyu..

Babası bir şekilde kaybolur. Darüşşafaka'ya kaydederler..Sonra babası bir şekilde çıkar gelir. Ve çok hüzünle Darüşşafaka'dan ayrılır..

"Babasız arkadaşlarımın ekmeğine, hak etmeden ortak olmuştum" gibi bir ruh haline girer.

Sonrası malum..

Darüşşafaka, imzamın bir kısmını oluşturan İsmail Safa'nın bir mısraı kadar önemlidir her Darüşşafaka'lının hayatında.

"Ben saye-i sakfında yetiştim bu binanın."

Türk toplumunda evin temel direğini teşkil eden babanın ölmesi, bir çocuğun yetişip adam olabilme, bir başarıya sap olabilme olanağını neredeyse tümüyle ortadan kaldırır..

Darüşşafaka, bu konumdaki çocuklara yaşam ve yeşerme umudu verir.

Bu hali ile de, hayırsever milletimizin hayır duasına ve sınırsız yardımına mazhar olmuş bir eğitim kurumumuzdur.

Atalarımızın hayır geleneğini temsil eden bu kuruma, gücü olan her forumdaşın yardım etmesi, milli hasletlerimizden beslenen bir davranış olacaktır..


Dedem Mustafa Cemil 1905-1910 , ben de 1957-1965 yılları arasında bu eğitim kurumundan yararlandık.

BORA YAŞAR
26-09-2009, 22:47
Dayım bu sene öldü..

Bıraktığı birçok belge, mektup, resim vs arasında babasının bir vesile ile yazdığı hal-i tercümesi (hayat hikayesi-özgeçmişi) o günün Türkçesi ile şöyle..

(Bir kısmını veriyorum..Sadece geçmişle bir mukayese olanağı versin diye.. Başkaca derun bir amacım bulunmamaktadır.)

Bakın 1888 de Osmanlı'da doğmuş biri nasıl anlatıyor kendini:

"İsmim Mustafa, mahlasım Cemil, pederimin ismi Recep, mahlası Sami, şöhretim Hancızade’ dir. Ben mahlasımla, pederim ismile yadolunurum. Pederim Elbistan’ lı olub, Mektebi Nuvvab’ den saliselikle çıkmış, Ulemadan ve Muş Kadısı iken vefat eylemiştir. Türküm ve Türkiye Cumhuriyeti tabiiyetini haiz olmakla müfteherim.

Üç yüz beş senei maliyesi, Nisanın yirmi ikinci Pazartesi günü, Muş’ da doğmuşamdır.(Rumi tarih vermiş..Miladi 1889, Hicri 1306… BY)

Elbistan İptidai ve Rüşdisinde tahsilimi ikmal ve şehadetname eyledikden ve Elbistan Uleması Süleyman Efendi’ den iki sene kadar ulum arabiyeden sarf nahv ve ulum farisiden tahfe pend atari Külistan ve Hafız Şirazi okudukdan sonra 29 Kanun evvel 320 tarihinde(Miladi 29 Kasım 1905..BY) İstanbul’ da Darüşşefeka Mektebi’ ne kaydı kabul olunarak sunuf aliyesine kadar ulum ve fununu biltahsil 2 Temmuz 325 tarihinde ba tasdikname neşet eyledim. Arebi ve Farisi ve Fransızca okudum, aşinayım ve Türkçe kitabet ve tekellüm eylerim. Bir guna eser ve telifatım yoktur ve bir memuriyete de intihabnamem de yoktur."

BORA YAŞAR
27-09-2009, 09:42
YUkarıda verdiğim dedemin özgeçmişinde dikkati çeken ve bizlerin anlamakta zorluk çekeceğimiz hususlar şöyle:

- Malum soyadı yok. Bunun yerine mahlas (takma ad) kullanılıyor.

- "şöhretim hancızade" denmekte..Büyük şehirler dışında yaşıyanlar bilir, kasaba ve köylerde sorarlar "kimlerdensiniz?" diye..Eskiden bir çok ailenin alameti farikası gibi bir "markası" vardır.

Hocazadelerden Yusuf, Cücelerden Ahmet, İbraam Kalardan Mahmut gibi tanıtırlardı insanlar ..

- Yazıda geçen "Mektebi nuvvab" Osmanlı'da "Kadı mektebi" idi. Tabir caizse bugünün hakimini yetiştirirdi. Osmanlı'da kadılar şer'i hukuk çerçevesinde hem medeni hukuk hem de ceza davalarına bakıyorlardı. Kadılar yetiştirime prosedürü dikkate alındığında "ulema" kabul ediliyorlardı. Yani din alimi..

- "Mektebi Nuvvab'tan saliselikle çıkmış" Kadı mektebinden üçüncülükle mezun olmuş demek..

- "Müftehirim" iftihar ederim demek..

- "Elbistan İptidai ve Rüşdisinde tahsilimi ikmal ve şehadetname eyledikden..."

Osmanlı eğitim sisteminde "İptidai, Rüşdiye ve İdadi" basamakları vardı..İlk orta lise gibi..

ikmal etmek = tamamlamak

şehadetname = diploma

-"Elbistan Uleması Süleyman Efendi’ den iki sene kadar ulum arabiyeden sarf nahv ve ulum farisiden tahfe pend atari Külistan ve Hafız Şirazi okudukdan sonra"

Din alimi Süleyman efendi'den özel ders almış. Burada ders gördüğü Arapça ve Farsça ders kitaplarını referans vermekte..Külistan, İran'lı şair Sadi'nin meşhur Gülistan'ı olmalı. Dedem Yahya Kemal Beyatlı'nın da meşhur şiirinde geçen Şiraz'lı Hafız'ı da okuduğunu ifade etmekte.

- "Arebi ve Farisi ve Fransızca okudum, aşinayım ve Türkçe kitabet ve tekellüm eylerim."
Osmanlı'da lise eğitimi gören biri (Darüşşafaka'nın bunda ayrı bir payı var) dersleri Arapça, Farsça okuyor..Türkçe ise apayrı bir konu.. Dedem özgeçmişinde, Türkçe yazar ve konuşurum diyor.

Ne hazindir ki, özyurdumda Türkçe sadece konuşma ve yazma konusu..

Bir ulusun nasıl yaratıldığını görüyorsunuz değil mi?

Atatürk'ün büyüklüğünü anlıyorsunuz değil mi?

BORA YAŞAR
27-09-2009, 22:49
A friend to all is a friend to none- Aristotle


Bu gece bir briç sitesinde, bir üyenin kartında gördüm bu sözü..

"Herkesle dost/arkadaş olan kimseyle dost/arkadaş değildir" diye tercüme edilebilir kanımca.

İnsan, yıllardır dillendirdiği bir konunun, dünyaca tanınmış bir düşünür tarafından kompakt hale getirilip, onaylanması karşısında, mutlu oluyor.

Beni tanıyanlar bu lafa benzer ne çok laf ettiğimi bilirler.

Daha da ileri gideyim: Herkesin hoşlandığı insanlardan hoşlanmam.

Dünyada kendine has bir duruşu, insanlığı ilgilendiren yaşamsal konular hakkında bir görüşü olan insanların, herkes tarafından sevilmesi olası değildir.

Daha net bir şekilde ifade edeyim: Bir insan herkes tarafından seviliyorsa, ciddi, dişe dokunur birşey söylemiyor, bir tavır almıyordur.

Bir rengi, bir kokusu olan kişinin seveni ve de sevmeyeni, hatta düşmanı olacaktır.

"Hiç düşmanı/sevmeyeni yoktu" demek, doğrusu, bana göre bir iltifat değildir.

Adam olanın arkadaşı da olur, sevmeyeni de.

Sesil
27-09-2009, 23:58
Sn. Bora Yaşar,

hayat herkes için özellikle son 20 sene ilerleyen sürecin şekillenme tarzı ile varılan günümüzde o kadar net satıhlarda buluşturmuyor ilişkileri gözlemlerime göre.

Köklü dostluklar ya da anlayış temelinde örtüşerek süren tanışıklıklar, hoşlanılan arkadaşlar, duyarlı sevgiye dayalı dost kimliklerle beraber olabilme şansına erişebilen insanların varlığı inanın o kadar az ki!..

Var olan kan bağı ile ya da paylaşmak zorunda olunan ortamın ister istemez birbirlerine katlanmak/tahammül etme şartlanması ile kümelenmiş kitleler ve de çıkarsal döngülerle(maddi manevi) çoğunlukla infilak etmeye her an meyilli yaşam tarzı yoğunlukta bence.

Hele ki, son 25-30 senedir süren büyük şehirlere büyük göçün getirdiği yeni karambol yaşam şartlarını ve gündelik hayata yansıyan sosyo ekonomik/kültürel etkilerini hesaba katacak olursak.

Ne dostluklar dostça ne sevgiler gerçekten sevgiyle ve de saygıyla ne arkadaşlıklar geri dönüşü hesaplanmayan çıkarlarla solunmuyor gibi.

Her an değişebilecek saflaşmalar; sahte/yapay ilişkileri besliyor.

Duygular, fırtınalı olumlu-olumsuz gel gitlerle köşe kapmaca oynayarak yıpratıyor insan psikolojilerini.

Henüz yeni tanışıklıklarda çok çabuk abartılı aşka geliyor, seviyor, hoşlanıyor ama aldatmaktan kaçınmadan kaypak zeminde yuvarlanıp dolanıyor insanlar.(Karşı cins ilişkileri olarak değil sadece bahsettiklerim)

İlkesellik nerede ise sadece insanları kandırmak için kullanılan perdeleme aracı olarak değerlendirilen yapay bir kavram .

Biliyor musunuz inanın baş döndürücü farkettiklerim, midem tutuyor ve bulanıyor.

BORA YAŞAR
28-09-2009, 08:38
Herkesin sevdiği bir insan olmanın bir iltifat olmaması gerektiğini ifade etmiştim son yazımda.

Peki konuyu ve projektörümüzü yüzseksen derece döndürelim..

"Bir insan, herkesi sevebilir mi?"

Hani neredeyse yanlışlıkla klişeleştirdiğimiz (işimiz bu malum) Mevlana yaklaşımı.

Daha bir açalım konuyu: Bir insan herkesi ve onların yaptıklarını anlayışla karşılayabilir mi? Onaylayıp, hoşlanabilir mi?

Kalbi o kadar büyük, gönlü o kadar geniş, anlayışı o kadar engin ki!

Olabilir mi?

Hadi bir an için olsun diyelim.

Böyle bir insan sizce nasıl bir insandır?

Böyle bir insanın prensipleri, inançları, bir duruşu olabilir mi?

Herşeyi olduğu gibi kabul eden, onaylayan, bu insanları sevip takdir eden bir okul var mıdır?

Varsa bu okuldan mezun olan kendini nasıl hisseder acaba?

BORA YAŞAR
29-09-2009, 21:43
Bu gece Beatles gecesi..

Epeydir dinlemiyordum.. Özlediğimi farkettim dinlerken..

A hard days night, Hey Jude, Eleanor Rigby, I saw her standing there, I wanna hold your hand, Let it be, Love me do, Michelle,Mrs Robinson, Twist and shout, We can work it out, Yesterday, You say goodbye and I say hello...

Onlarca devrim yaratan parça..

1964 ya da 1965 ..Daçkadayım.. Kaynak arkadaşımıza İngiliz mektup arkadaşından 45 lik bir plak geldi ..Nasıl olduysa.. Kendisi müzik kolu başkanı idi.. Müzik odasına girdik..She loves you yeah yeah yeah...Dinledik ..Hiçbirşey anlamadık..O kadar değişik, o kadar farklı idi ..

Ben Beatles'i Siyasal'da anladım anca..

Şimdi ise müzikte ne kadar büyük bir devrime imza attıklarını anlıyorum..

BORA YAŞAR
29-09-2009, 21:56
Bizim müziğimizde, klasik Türk musikisinde, devrim yaratanlar ise, öncelikle şarkı formunu popüler hale getiren Hacı Arif Bey..Büyük formlar dışında, daha kompakt, daha çarpıcı bir ifade ile daha büyük bir kesimin bu müziği sevmesine neden olmuştur..Ve yetiştirdiği öğrencileri, Şevki Bey, Levon Hancıyan gibi talebeleri aynı misyonu devam ettirmişlerdir..

Osmanlı'dan Cumhuriyete geçiş dönemi bestekarlarından Sadettin Kaynak, saray musikisi hamuruna, arabesk katmak suretiyle, halka sevdirmiştir bu musikiyi..

Bu iki besteci Klasik Batı Müziğinin Mozart'ı gibi bir işlev görmüşlerdir..

Uzman değilim..Ben böyle değerlendiriyorum..

BORA YAŞAR
30-09-2009, 09:15
Halk nedir?

Hani şu adına devletler kurduğumuz, sırtından bir avuç mütegallibeyi beslediğimiz, oyu ile demokrasi kandırmacası oynadığımız, birçok kişinin adını ağzından düşürmediği, zora düştüğünde hemen başvurduğu kavram..

Kısaca "insan topluluğu" demek..Kökeni Arapça.. Yaratmaktan geliyor.

Ne kadar güzelleme yaparsanız yapın vasatı çağrıştıran, içinde iyiden kötüye, güzelden en çirkine, yararlıdan zararlıya, akıllısından ahmağına, en şıkından, en temizinden en çapaçuluna en süflisine,en fedakarından en pragmatiğine, en doğrusundan en namussuzuna, en adilinden en adaletsizine , en merhametlisinden en zalimine, en zengininden en yoksuluna, insan türünün her renginin bulunduğu bir denizdir halk denen terim..

Onbinlerce vasıf, özellik, nüansı bulunan bireylerin oluşturduğu bir kavramı, hemen her durumda, yalapşap kullanan bazı "halk vekilleri"ni bilirsiniz..Milletvekillerinden bahsetmiyorum özellikle..

Hani şu "halkımız bunu kabul etmez, şunu sevmez, bundan hoşlanır" ahkamı kesenler..Kendilerini buna ehil görenler..

Nedir halkın bu kadar rağbette olmasının nedeni?

Serbest piyasa ve demokrasi..

DEmokrasi, "halk"ın en rağbette olduğu, popülizm kavramının doğumuna neden olan bir siyasal bir ortamdır.

BORA YAŞAR
30-09-2009, 11:11
Norm/standart, uygar bir toplumun temelidir.

AB ye girişte binlerce sayfa, onbinlerce madde olarak belirlenen farklılık, özde tümüyle, norm tespitidir.

Kullandığımız, yediğimiz, içtiğimiz, hukukumuz, aklınıza gelen herşeyin normu tespit edilmiştir uygar bir toplumda.

Kağıdın kalitesinden boyutuna, etin kesiminden paketlenmesi ve muhafasına, turşunun imalinden, içine konmıyacaklarına kadar aklınıza gelemeyecek ayrıntıda, "insan"a uygun görülenlerin tespit, kontrol ve denetimidir norm dediğimiz.

İnsanın insana davranışını, hukuk sınırlarını zorlamadığı yerlerde, norma bağlamak olanağı her zaman yok.

Bunu terbiye, adap dediğimiz ve doğduğumuz andan itibaren sosyal çevrenin bize öğrettiklerinden alıyoruz.

Böyle davranılmaz, böyle konuşulmaz, bu şekilde hitap edilmezle aslında yapılması gerekenler aşılanır insana eğitim ve diğer sosyal kurumlarda..

Eğitim görmemiş, ailesinden ve diğer sosyal kurumlardan yeterince adap, terbiye görmemiş insanlar uygar toplumun safralarıdır..

BOZOK
30-09-2009, 16:51
video ararsaniz cok sayida video su var. bilgilenelim, bilgilendirelim


GERÇEK MESCİD-İ AKSA



Hiç farkettiniz mi?
Ne zaman, "Mescid-i Aksa (El Aksa Camii)" Hakkında Yerli ya da yabancı medyada bir haber çıksa "Kubbetu's Sahra" Resmi belirir! Bunun sebebi, toplumsal bilgisizlik meydana getirmek. Arkasında yatan ise; bir İsrail Planı!


Siyonist kaynaklar bu resimleri çok ucuza hatta bedavaya bütün dünyaya pazarlıyorlar…

Müslümanlar bu resimleri evlerinde ve ofislerinde Mescid-i Aksa’nın resmi olduğunu düşünerek astıkları için yeni nesiller iki mescid arasındaki farkı ayırd edemeyeceklerdir…





Hatta günümüzde Müslümanlar bu iki mescidi ve aralarındaki farkı unutmuş hale gelmiştir. İsrail, Mescid’i Aksa’nın resmini Müslümanların hafızalarından çıkarmak istemektedir.

Böylece En büyük hedefleri olan Mescid-i Aksa’yı yıktıkları ve yerine kendi tapınaklarını yaptıkları zaman Müslümanların tepkisini çekmemeyi başarmaya çalışıyorlar.

Müslümanların, Kubbetüs-Sahra Yerinde durdukça Mescid-i Aksa’nın yerinde olmadığını düşünmemelerini sağlamaya çalışıyorlar.

Ne plan ama!

AYRICA, MESCİD-İ AKSA İLE EL AKSA CAMİİ, ASLINDA AYNI MABEDİN İSMİDİR; ANCAK GEREK MEDYADA GEREKSE ÇOĞU KAYNAKTA BU MABEDDEN FARKLI İSİMLER İLE BAHSEDİLMESİ DE BİR ÇARPITMA OLARAK DİKKAT ÇEKİCİDİR.

Tüm Müslümanlar bu çarpıtmalardan haberdar olmalı ve diğer insanları Mescid-i Aksa hakkında bilgilendirmelidir.

Kubbetu's-Sahra, diğer adıyla Hz. Ömer Camisi. Kubbetu's-Sahra, Resulullah (s.a.s.)'ın miraca çıkarken bastığına inanılan kayanın üzerine inşa edilmiştir. Sahra kelimesi de kaya anlamına gelir ve Kubbetu's-Sahra isimlendirmesi bu kayaya binaen verilmiştir.

Ancak Türkiye'de hala birçokları tarafından Mescidi Aksa olarak bilinen mabed işte bu mabeddir.

Gerçekte Mescidi Aksa, Kubbetu's-Sahra'nın kıble tarafında bulunan daha büyük ve geniş bir mabeddir.

PEKİ BU PLANIN SEBEBİ VE AMACI NE?

YAHUDİLER BUGÜNKÜ MESCİDİ AKSA'NIN YERİNDE DAHA ÖNCE, SÜLEYMAN HEYKELİ, DİĞER ADIYLA SİYON MABEDİ ADINI VERDİKLERİ BİR MABEDİN BULUNDUĞUNU VE BU MABEDDEN BUGÜN GERİYE KALAN TEK ŞEYİN AĞLAMA DUVARI ADINI VERDİKLERİ DUVAR OLDUĞUNU İLERİ SÜRMEKTEDİRLER.

BU YÜZDEN YAHUDİLER MESCİDİ AKSA‘YI YIKARAK DAHA ÖNCE YERİNDE BULUNDUĞUNU İLERİ SÜRDÜKLERİ SİYON MABEDİ'Nİ İNŞA ETMEYİ AMAÇLAMAKTADIRLAR.

1969 YILINDA YAHUDİLER TARAFINDAN YAKILAN ANCAK YIKILAMAYAN MESCİD-İ AKSA’YI YIKMA PLANLARI DEVAM ETMEKTEDİR.

İKİNCİ İNTİFADA YA DA EL AKSA İNTİFADASI DA, KATİL ŞARON’UN MESCİD-İ AKSA (EL AKSA CAMİİ) ALTINDA AÇILAN TÜNELLERİ ZİYARET ETMESİ İLE BAŞLAMIŞTIR.

ÇÜNKÜ FİLİSTİNLİLER ÇOK İYİ BİLMEKTEDİRLER Kİ, İSRAİL YÖNETİMİ BU TÜNELLERİ MESCİD-İ AKSA’YI YIKMAK İÇİN AÇMAKTADIR. MESCİD-İ AKSA’NIN TAMİR EDİLMESİNE MÜSAADE ETMEYEN İSRAİL YÖNETİMİ, ALTINI KAZDIĞI MESCİD’İ AKSA’NIN KENDİ KENDİNE (?) YIKILMASINI SAĞLAMAYA ÇALIŞMAKTADIR.

Ne yapabiliriz?

Bu bilgileri diger bütün Müslüman kardeşlerimizle paylaşıp onları bilgilendirebiliriz.


MESCİD-İ AKSA





Mescidi Aksa'nın İslâm'daki müstesna yerinin sebebi Resulullah (s.a.s.)'in mirac mekânı olmasıdır. Yüce Allah, İsrâ suresinin birinci âyetinde Mescidi Aksa'yı adıyla anarak şöyle buyurur: "Kulunu, kendisine birtakım ayetlerimizi göstermek için bir gece Mescidi Haram'dan çevresini mübarek kıldığımız Mescidi Aksa'ya yürütenin şanı pek yücedir. Şüphesiz o duyandır, görendir."



KUBBETU'S SAHRA ( Hz. Ömer Camii )


Kubbetu's-Sahra, diğer adıyla Hz. Ömer Camisi. Kubbetu's-Sahra, Resulullah (s.a.s.)'ın miraca çıkarken bastığına inanılan kayanın üzerine inşa edilmiştir. Sahra kelimesi de kaya anlamına gelir ve Kubbetu's-Sahra isimlendirmesi bu kayaya binaen verilmiştir. Ancak Türkiye'de hala birçokları tarafından Mescidi Aksa olarak bilinen mabed işte bu mabeddir. Gerçekte Mescidi Aksa, Kubbetu's-Sahra'nın kıble tarafında bulunan daha büyük ve geniş bir mabeddir.


Mustafa Kürşat Ateş

BORA YAŞAR
01-10-2009, 09:49
1960 larda klasik Türk ve Türk halk müziği oldukça revaçtaydı..

Büyük illerimizde, hele yazları, açık hava gazinoları dolup taşardı. Burada mütevazı bir ücret karşılığı, halkın, çok sevdiği sanatçıları izlemek olanağı vardı. Tahta sandalyelerde sıkışık nizamda saatlerce oturarak hayranlıkla izlenirdi birbiri ardına çıkan irili ufaklı sanatçılar.

Ağır toplar belli idi..

Zeki Müren, Behiye Aksoy, Nezahat Bayram, Neşe Can..Mediha Demirkıran.

Daha alt seviyelerde, Güneri Tecer, Emel Sayın, Gönül Yazar, Ziya Taşkent, Nuri Sesigüzel..

Bir de üvertür denen (aynen böyle denirdi) henüz şöhret olmamış yetenekler, as solist altları çıkmadan önce halkı oyalarlardı..

Bunlar bir an önce gitse de esas oğlanlar, kızlar gelse diye bekleşirdi kalabalıklar..

Bizim forum gibi..

Sesil
01-10-2009, 10:12
Sn Bora Yaşar,

70'lerde de sürüyordu bu gelenek.

Anımsıyorum, çocuktum henüz o yıllarda. İstanbul'un bir sahil kasabasında o döneme göre şirin renkli bu günlere göre mütevazi bir yaşam tarzımız vardı.

Yazlık sinemalarımızda sık sık konserler olurdu. Tahta sandalyelerde sıralanır hınca hıç dolu bir atmosferde ortalığın çınladığı mekanda yıldızların aydınlattığı kıpır kıpır geceler silinmez gözümün önünden.

Nesrin Sipahi'nin, Alaaddin Şensoy'un seslendirdiği, ortalığı inleten şarkılar... Harikaydı inanın. Ne güzel gelenekti.

Bitti her güzel şey gibi.

Nostalji oldu benim için...

BORA YAŞAR
01-10-2009, 10:17
Yine bir kavun-karpuz-domates dönemini bitirip, güneşli günlerin sonuna da veda edip, herşeyin daha gerçek, gerçeğine yakın algılandığı, hissedildiği bir döneme gireceğiz. Eli kulağında..

Yılı, ekonomik kriz "değdi-değmedi" tartışmaları içinde bitireceğiz anlaşılan. Makro, mikroyu etkilediği ölçüde ilgilendiriyor çoğumuzu. Hepimiz sonuçta olaya kendi gözlüğümüzden bakıyoruz. Doğal bu. Sonunda biz dünyayı, ülkeyi yönetmiyoruz ki..

Diyelim ki bir şirketiniz var, onu yönetiyorsunuz. Dünyaya, ekonomiye, ekonomik krize, o şirketin uğraş alanı açısından, o şirketin gerçekleri açısından bakmanız gerekir..Kriz sadece sizi etkiledi ise, dert sizin demektir. Öyle, teğet geçti edebiyatı sizi doyurmaz.

Diyelim bir aileniz var..Genci, ihtiyarı, kadını, çocuğu..Aile reisi olarak siz kendi maişetiniz, geçiminiz temelinde değerlendirirsiniz ekonomiyi.. Gelirinizle, giderinizin çarpışmasıdır gerçek kavga.. Evde kaç boğaz, kaç işsiz, kaç gelecek bekleyendir sizin gözünüzde tüm ekonomi..

Makro bir denizdir..

O denizde, o denizin şartlarında geminizi yüzdürmektir marifet..

BORA YAŞAR
01-10-2009, 11:18
Türkiye'deki taksi plakası fiyatından daha önemli bir ekonomik data olarak görülen Baltic Dry İndex (BALDRY), son iki haftada gözle görünür bir düşüş sergiledi..

Dünyadaki reel ekonomik faaliyetlerin ciddi bir göstergesi mahiyetinde olan endeks, malum, hammaddelerin deniz taşımacılık ortalama fiyatının hareketini temel almakta..

ASlında 2008 Ekim-Aralık döneminde dibi gören endeks ( 800) , sonra yükselerek 2009 Nisan ayında 4000'i geçmişti..Şu an ise 2200 ler civarında..

Endeksin 2008 ortalarında 11.000 nin üstünde bulunduğunu düşünecek olursak, o günlere "Good old days" dememek olanaksız.

Krizin başladığı 2008 sonlarında endeks 1000'in altına düşünce, ülkemizin büyük armatörleri, inşa edilmekte olan gemiler nedeniyle verdikleri milyonlarca dolarlık peşinatları yaktılar..Çünki gemilerin piyasa değerleri, inşa değerlerinin onda birine düşmüştü..

Önümüzdeki aylar için de içaçıcı şeyler söylenmiyor.

Siz bakmayın bizim siyasilerin söylemlerine..

Kriz, bu zihniyet ve yaklaşımla, dünyada bitse bile bizde kalıcı olabilir.

Not: BALDRY endeks için bakınız: http://www.wikinvest.com/stock/Baltic_Dry_Index_-_BDI_%28BALDRY%29/WikiChart

BORA YAŞAR
01-10-2009, 23:51
Daha önce de yazdım belki..

Yıldırım Gürses'in ilk bestesini tüm eserlerinden farklı bir yere koyar ve severim..

Kolay değildir ilk eserin en iyi eserlerden biri olması..

Konservatuvar çıkışlı Yıldırım Gürses devasa boyutta bir adamdı.. Çarpıcı bir sesi vardı.. Diğer şarkıcılardan farklı bir eda ve ses tekniği ile söylerdi..

Polifonik müzik denemeleri olmuş, kocaman bir orkestra ve koro kurarak farklı tarzlar da denemiştir.

Bir garip yolcuyum, Eller eller, Güller ağlasın, Son mektup gibi birçok popüler şarkı bestelemiştir.

Ama benim favorim, gönül telimi sıkça titreten şarkısı, klasik tarza uygun belki de tek bestesidir..İlk bestesidir..

Rast makamında.. Hüzün dolu..

İçime hep hüzün doluyor, hüzün doluyor
Yine sensiz, yine sensiz, sabah oluyor
Geçiyor günler ömür doluyor, ömür doluyor
Yine sensiz, yine sensiz, sabah oluyor..

Kendi sesinden dinlemek isteyenler için..

http://www.youtube.com/watch?v=XY28D5XW8Q8

Arka plandaki anlamsız, ayrıksı ritim sazdan hoşlanmayanlar için henüz bozulmadığı bir dönemde Bülent Ersoy'dan aynı parça..

http://www.youtube.com/watch?v=F9hYM8ruVn4&feature=PlayList&p=8501898D42DDA4AE&playnext=1&playnext_from=PL&index=5

BORA YAŞAR
02-10-2009, 19:41
Akşam oldu yine bastı kareler..
Gitme yarim seni de aslan pareler..

Akşam oldu hüzünlendim ben yine..

Hepimizi sarar akşamla bir hüzün gölgesi..Hele de yalnızsak.. Hele de hasta isek..Hele gurbette isek..Hele de gurbet gönlümüze çöküvermişse...

O zaman müzik yetişir imdadımıza, ahımıza..

Çeşit çeşit müzik..

Nasıl olmasını istiyorsak çaremizin..

Ben de birçoğumuz gibi, birçok tür (hepsini değil ama) müziği seviyorum. Yeter ki iyisi olsun. Otantik olsun. Bozulmamış olsun.

Klasik Türk, Türk halk Müziği, Klasik Batı Müziği, Pop, folk, caz, blues...

Yiğenimin kocası vasıtasıyla da Flamenko ile tanıştım.. Daha önceleri dinlememiş değildim.. .Ama gerçek flamenko ile bir kaç yıldır tanışıyoruz..

Flamenko şarkıcılarından biri bana çok iyi geliyor. Camaron De la Isla..1950 yılında doğmuş..1992 de genç yaşta bir efsane olarak ölmüş.Paco de Lucia ile birlikte çalışmışlar yıllarca.

Bir kaç parçasını vereyim meraklısına..Ben de kayıtlı çok sevdiğim parçaları var ama aramıza teknik zorluklar giriyor..

Youtube sağolsun..:)

Açın ses ayarlarınızı.. Gümbür gümbür dinleyin..

http://www.youtube.com/watch?v=Sc4dFji596I&feature=related

http://www.youtube.com/watch?v=WHgdO1E8SWE&feature=related

http://www.youtube.com/watch?v=nAfi3rtAKhA

Paco meraklılılarına..

http://www.youtube.com/watch?v=mCtHxyvQrH4&feature=related

http://www.youtube.com/watch?v=-bqhqgFmjp8&feature=related

Bundan sonrası size kalmış..:)

İyi akşamlar..

BORA YAŞAR
02-10-2009, 20:08
Akşam oldu yine bastı kareler diye başlamıştım geceye başlarken..

Bu Rumeli parçasını bir ünlü bestekar Sadettin Kaynak'tan, evet, hafız Sadettin Kaynak'tan dinleyelim..

Eski ses ve yorum nasıl oluyormuş görelim..

http://www.youtube.com/watch?v=5-8x0qqlMXk

Sonra aynı parçayı aslına uygun bir şekilde icra edilirken genç ve çok sevilen seslerden mektepli Bekir Ünlüataer'den dinleyelim..

http://www.youtube.com/watch?v=gDl2s14M0to

Meraklısı sevecektir..

BORA YAŞAR
02-10-2009, 20:22
Bu gece son olarak, bu gönlüme en çok uyan, en çok dokunan, bana ulaşan Selahattin Pınar'dan, kendi sesinden bir parça ile müzik gecesine son vereyim..

Selahattin Pınar yaşadığı yaşamla, hüneriyle, besteleri ile Türk Klasik Musikinde en sevdiğim insandır..

Her bestesi özgündür. Ona dairdir..Hemen anlarsınız..

Klasik müziğimizin bu eşsiz bestekarı, hüznün notalı şairidir..

http://www.youtube.com/watch?v=8zw23TpQfrA&feature=related

İyi geceler..

BORA YAŞAR
03-10-2009, 10:08
Askeri kazaların terör örgütü kadar can aldığı bu ülkedebu olguyu görmezden görmek mümkün değil.

Hemen her hafta ölümlü bir kaza gerçekleşmekte..

Bugün terör bölgesi olmayan Sivas'tan gene bir kaza haberi geldi..

"Alınan bilgiye göre, görevden dönen İl Jandarma Komutanlığına bağlı askerleri taşıyan araç, Sivas-Ankara kara yolu üzerinde bulunan Sivasspor Tesisleri karşısında, yolun ortasındaki refüje çarptıktan sonra devrildi.

Kazada 1 asker şehit oldu, 8 asker yaralandı."

http://haber.gazetevatan.com/Askeri_arac_kazasi/262533/1/Gundem

Diyeceksiniz ki bu ülkede trafik kazası olağan birşey. Asker - sivil farkeder mi?

Haklısınız. Ancak asker bu ülkede neredeyse kendi kuralları, kendi güvenlik koruma sistemi ile yaşıyor. Kaldı ki askeri kaza haberlerine bakın. Belki aynı karayolunda hareket ediyorlar (eskort ve gözetim dahilinde) ama kazaların neredeyse tamamında başka bir aracın çarpması yok. Devriliveriyorlar genelde.

Gencecik çocuklarımız ne şehit oluyorlar ne gazi.

Pisi pisine en verimli çağlarında geçip gidiyorlar.

Dün Adana'da yapılan şehit töreninde şehit annesinin askere tepkisini okudunuz değil mi?

"Benim oğlumu iki ayda yediniz" diyor şehit anası..

Haksız mı?

BORA YAŞAR
03-10-2009, 20:49
Tuhaf, akıl almaz değerlendirmelere süreklenen bir toplumuz.

Birisi birşey diyor hemen, araştırmadan, sorgulamadan kabul ediveriyoruz.

-Hüsamettin iyi yazardir..

-Haklısın..Süper!

Kim bu Hüsamettin? Ne yazmıştır? Ne demiştir? Yazdığı neye göre iyidir.?

Soran yok..

Hemen ..

Ala minüt. Yalapşap..

Bizim seyircimiz dünyada birinci..

Hangi açıdan?

Şu kadar desibel bağırıyor..Havaalanında bile bu kadar gürültü yok..

Süperrr!

Sonra o seyircinin maç seyretmeden, doksan dakika bağırdıklarında hikmet aranıyor..

- Bak nasıl güzel kelam eyliyorlar..Dünyaya mesaj veriyorlar valla.. Bu kadar güzel olur..Derin felsefe var bu sloganlarda çok derin..

Sonra bir maçta bakıyoruz, maçın hakeminden, oyuncuya, seyredenden, yöneticiye koro halinde galiz küfür ediyorlar..

- Ne dediler..Ne dediler?

- Ananı avradını dediler..Seni büyütüp kollayanı dediler.. Hakem g.tün başın oynuyor dediler..

- Derin birşeyler söylemişler.. Helal olsun..Yok böyle seyirci.. Dünyanın en birincisi bu seyirci valla. 132 desibel 90 dakika küfrediyorlar.. Yok böyle bir seyirci kainatta..

Medya pompalıyor..Sokak pompalıyor..Hep beraber kokulu şeyde boncuk arıyorlar..

Sonra..

Takım Rusya'da yeniliyor..Havaalanında mahzur bırakıyorlar kafileyi..Korku salıyorlar ortalığa..Haraca kesiyorlar..Başkanlarının arabasına yumurta atıyorlar. Küfürün bini bir para..Kulübün tüm tesislerini sarıyorlar..

Hadi bunlar demokratik dışavurum diyelim.. Affedelim..

Gözü dönmüş kalabalık, aynen Osmanlı'da yeniçeri ayaklanması gibi, Kabakçı Mustafa Olayı gibi, yenilgide baş suçlu gördükleri kaleci Rüştü'nün kendilerine teslim edilmesini istiyorlar.

Ne yapmayı düşünüyorlar Rüştü'ye dersiniz?

Pes!

Estetik bozulunca herşey bozuluyor..Çirkini alkışlayınca, kötüye prim verince herşey çığrından çıkıyor.

Bundan sonrası kötü bir polisiye olaydır artık..

Polis varsa temizler..

Yoksa ..

Bu kötü masal bitmez..

Kötü, hızla örnek olur..

Kötü olur..

BORA YAŞAR
03-10-2009, 22:21
http://img223.imageshack.us/img223/9687/seyyarsatici.jpg (http://img223.imageshack.us/i/seyyarsatici.jpg/) [/URL]

Kaldırımda öldü

Seyyar satıcı dinlenmek için oturduğu kaldırımda can verdi

Bursa'nın İnegöl ilçesinde bir şahıs, dinlenmek için oturduğu kaldırımda hayatını kaybetti.

Edinilen bilgiye göre, Şaban Demir (68), saat 14.00 sıralarında yolda yürürken Mahmudiye Mahallesi Kasımefendi Caddesi üzerindeki bir kuruyemişçinin önündeki kaldırıma oturarak dinlenmek istedi.

Yaşlı adamın uzun süre oturduğu yerde hareketsiz durduğunu fark eden dükkan sahibi, dışarı çıkarak Demir'in yanına gitti. Uyur vaziyetteki adamın omzuna dokunarak uyandırmak isteyen esnaf, herhangi bir tepki alamayınca durumu 112 Acil Servise bildirdi. Sağlık görevlileri, Şaban Demir'in hayatını kaybettiğini tespit etti. Savcının incelemesinin ardından yaşlı adamın cesedi İnegöl Devlet Hastanesi morguna kaldırıldı.

İnegöl'e bağlı Dipsizgöl köyündeki evinde tek başına yaşayan Şaban Demir'in geçimini seyyar arabasıyla balon ve mısır satarak, çakmak gazı doldurarak sağladığı öğrenildi. 5 çocuk babası şahsın kesin ölüm sebebinin yapılacak otopsinin ardından belli olacağı bildirildi.

[url]http://www.haberturk.com/haber.asp?id=176793&cat=200&dt=2009/10/03 (http://profile.imageshack.us/user/borayasar)

Hüzün dolu bir masal gibi okudum haberi..

Haberde verilen fotoğrafa baktım. Ölen adama dair birşey göebilirmiyim diye.. Üstünü örtmüşler ne olduğunu çıkaramadığım bir örtüyle..

Hiç de güzel geçmemiş bir ömür düşledim. En azından sonuna bakarak.

5 çocuk babası..Ne yazıkki tek başına sürdürülen bir geç dönem..

Birçok aile böyle oldu şimdi..Asri hayat, büyük aileyi parçaladığından beri alıştık bu sonlara.

Balon ve mısır satarak, çakmaklara gaz doldurularak temin edilen maişet..Ve sonunda yorulan beden.

Dinlenmek için oturduğu bir kaldırımda pes ediveren yaşlı yorgun beden..

Artık ne koşuşturmaya, ne hayat kavgasına gerek var..

Bazan ölüm asude bahar ülkesi olmakta kimimiz için..

Asude bahar ülkesi..

BORA YAŞAR
04-10-2009, 10:25
Akşam gazetesi gibi orta çapta bir gazetenin iki önemli yazarı, iki ağır topu, yılın önemli bir kısmında yurt dışına turistik seyahat yapıp oralardan yazıyorlar..

Son bir ayın önemli bir kısmında bu iki yazar ayrı zamanlarda Newyork'a tatile gittiler..Hayranı oldukları bu şehiri sokak sokak, park park yazdılar. Serdar Turgut bundan 10 sene önce garibanları oynarken, Türkiye yine bir kriz ortamında iken "bana da 100.000 dolar verin gideyim Newyork'a ..Benden kurtulun" diyordu.

Oray Eğin ise, öldüğünü geç duyduğu bir arkadaşına o kadar üzüldü ki, üzüntüden kendini yurtdışına, hatta ayrı bir kıtaya attı. Newyork'tan sesi geldi.

Bu insanlarla, bu yazarlarla bu ülkenin sorunlarını çözeceksiniz. Mümkün mü?

"Yurtdışında bilgi görgülerini artırıp yurda geliyor, daha yararlı oluyorlar" diyenler de çıkacaktır.

Serdar Turgut bu ülkenin önemli bir kısmına gitmemiş. Açıkça söylüyor. Gitmeyi de düşünmüyor.

Konunun bir diğer önemli yanı ise gazetecilerin son 15 yılda pastadan aldıkları payın gözle görülür bir şekilde artmış olması. Mesleğe dün başlamış onlarca köşe yazarı, yılın bir kısmını yurtdışında geçirecek kadar ekonomik durumu düzeltmiş görünüyorlar.

Bilmem.. Belki de sevinilecek bir durumdur bu..

BORA YAŞAR
04-10-2009, 11:12
DENİZ GÖKÇE IMF-DÜNYA BANKASI TOPLANTILARINI İZLİYOR..:)

"Bilindiği gibi bu toplantılara dışarıdan iki adet grup meslek mensubu önceden müracaat ederek izleyebilir. Biri basın mensupları, diğeri de akademisyenler.

Ben bu iki gruba da mensubum. Bu nedenle 2009 İstanbul IMF-DB toplantıları için internet üzerinden iki müracaat yaptım.

Birincisi, bir basın mensubu olarak basın toplantılarını izlemek için müracaat ettim. Bu toplantılar genelde ana seminer toplantılarından ayrı yerlerde yapılır.
Diğer taraftan da bir akademisyen olarak bilimsel içerikli seminerlere katılmak için de gene internet üzerinden akademik kişiler için verilecek kartı almak için müracaat ettim. Müracaat için gerekli dokümanları tamamladım ve perşembe günü İstanbul'un mükemmel gözüken yeni Kongre Merkezi'ne güvenlikten geçerek girdim. Her şey iyi ve yolunda gözüküyordu.

Ancak beni acı bir sürpriz bekliyordu.

Karşımdaki IMF-DB yetkilisi bana önce bir 'visitor' kartı verdi. Bir akademisyen olarak bu kart ile tüm seminerlere girebiliyordum. Ama basın toplantılarına giremezdim.

Bu kartı aldıktan sonra ikinci müracaatımın konusu olan basın kartını almak üzere yandaki basın bölümüne müracaat ettim.Yan bölümde bana 'visitor' olarak giriş kartı alan akademik birinin, basın girişi kartı alarak basın toplantılarına da girme hakkını elde edemeyeceği anlatıldı.

Yani IMF-Dünya Bankası kurallarına göre bir kişi hem akademisyen hem de basın mensubu olamazdı. Hem basın toplantılarına hem de seminerlere katılamazdı. Dolayısı ile orada görevli olan IMF-DB görevlisi bana ya 'basın' kartını alıp sadece basın toplantılarına ya da 'visitor' kartını alıp sadece akademik seminerlere girebileceğimi tebliğ etti.

Yani IMF-DB kurallarına göre bir insan hem akademik hem de basın mensubu olamazdı.

Böylece acı bir ders aldım. IMF-Dünya Bankası kabaca dünyanın ücra köşesindeki 'Muz Cumhuryetlerindeki tuhaf bürokrasiler' gibi idi. Bir insanın iki işi birden yapabileceğine inanmıyordu, izin de vermiyordu."

http://www.aksam.com.tr/2009/10/04/yazar/14581/deniz_gokce/imf_db_burokrasisini_asamadim_.html


Dertlilere deva hastalara şifa, Amerikalarda ders vermiş büyük economist'imiz Deniz Gökçe nasıl şikayet ediyor görüyorsunuz değil mi?

Bir insan hem gazeteci, hem akademisyen olarak iki ayrı giriş kartı alamazmıymış..:)

"IMF-Dünya Bankası kabaca dünyanın ücra köşesindeki 'Muz Cumhuryetlerindeki tuhaf bürokrasiler' gibi idi. [B]Bir insanın iki işi birden yapabileceğine inanmıyordu, izin de vermiyordu." diyor yazısında..

Senin gibi büyük adamlar, bir değil, iki değil, üç beş işi bile en mükemmelinden yapar hoca..Bu ancak "Muz Cumhuriyetlerinde" olur ama.

Adam akademisyen. Yani hoca.. Aslında layıkıyla yapılsa, boş beş dakikası olmayacak bir iş.

Ama bu yetmiyor her gün bir gazeteye yazı yazıyor düzenli olarak..

Para karşılığı yıllardır çok sık olarak Türkiye'nin her köşesine konferans vermeye gidiyor..

Ayrıca TV lerde program yapıyor..

Boş zamanlarında ise spor yazarlığı yapıyor. Yurtdışına maç izlemeye gidiyor..

MFÖ'na "sen neymişsin be abi" ilhamı veren Deniz Gökçe gibi adamlar değil mi?

tekas
04-10-2009, 20:21
Bu gün yapılan DTP kongresinde bina içinde ve dışında bölücübaşı ve teröristler lehine sloganlar atıldı ve marşlar söylendi.

Televizyon kameralarına yansıdığı kadarıyla da hiç bir emniyet kuvveti müdahalesi olmadan yasadışı bu eylemler gerçekleştirildi.

Yine bu gün Taksim meydanında İMF karşıtı gösteri yapan Üniversite öğrencisi grup emniyet kuvvetlerinin müdahalesi ile eylemlerine son verilerek göz altına alındılar.

Buradaki çifte standardın gerekçesi açılım dahi olsa bir çelişki değilmidir.

Bölücülük ve terörizmin savunulması özgür düşüncenin ifadesi olarak kabul edilebilir mi?

Soykırım yapılmamıştır demenin bile suç kabul edildiği batı ülkelerine şirin görünmek adına kendi bütünlüğümüzün dinamitlenmesine seyirci kalmak nasıl bir açılımdır.

BORA YAŞAR
05-10-2009, 16:54
girip okuduğum o kadar cok güzel topikler var ki..Mesela çelişkiler topiği, daha doğrusu Sn Bora Yaşar desek daha doğru..Bilgisayarla sorun varsa Sn Erasure..karikatürler topiği mesela ya da sanat resimleri...vs. bence hisse net çok güzel bir site ve cok değerli emek veren insanlar var hepsine teşekkür ediyorum...

' Eskiler alıyoorrumm..Eskiciiiiiiii '

topiğini bu ayın adayı gösteriyorum...saygılar...


http://www.hisse.net/forum/showthread.php?t=24682&page=74

Syn Bora YAŞAR ve ÇELİŞKİLER


Sn madenci ve Sn makber'e bu başlığı ve yazdıklarımı okuyup takdir ettikleri için teşekkürlerimi sunarım..

Takdir edilmek hoş bir duygudur..İnsanı teşvik eder, güç verir.

Bir forumun bir köşesinde sürekli yazmak, insanın sadece kendisi için yapacağı bir uğraş değildir. Nihayetinde burası bir pazar. Paylaşım için, başkaları okusun diye yazıyoruz.

Okunmak yanında arada bir omuz okşanması herkese gerekli.

Doğrusu ben daha fazla okunduğumu, takip edildiğimi, insanlarda bir iz bıraktığımı sanıyordum..

Ayın başlığı adaylığı ve seçimi, bu başlıkta yazılanlar bu açıdan iyi bir gösterge oldu.

Bu mesajı ben de kendimce değerlendireceğim.

Ön değerlendirme.. Daha az yazı..Çok az..Hiç yeni başlık..Zırt oraya pırt buraya iki kelam..Yeterli bence.

Dertleşmek için bu kadar kafi.:)

Biraz da keyif..

ÇELİŞKİLER

Yıllardır yazdığım bir başlık.

ÇELİŞKİ'yi 4 ve fazla harfli kelime türetme için kullanırsak neler oluyor bakalım..:)

EKLİ, ELİK, EŞKİ, İÇKİ, İŞÇİ, İLİK, İLKE, KİLE, KEÇİ, EŞİK, SEKİ, ÇEKİ, İÇLİK, ÇELİK, ÇEKİŞ, ÇİLEK, İŞLİK, ŞEKİL,ŞEKLİ ve

son olarak..

ÇEKİŞLİ..

Teşekkürler..


Not: Ayın başlığı iyi bir fikir ve uygulama gibi gelmiyor bana..:) Çok fazla takdir paralı site ilhamı verdiği gibi, aksi de, benim gibilerde burukluk yaratacaktır. Ne de olsa insanız.. Bundan sonrası Sn Von'un uzmanlığına giriyor..:)

guneysu
05-10-2009, 17:19
Akşamları Rakı sofrasına bekleriz...:yes:

bizide aday göstermedi kimse, o kadar alkol içen var iken..:notr:

Sn REST ve ben aday göstereyim dedim olmadı...:cry:

Ayın topici; o ay en çok konuşulan, yazılan, çizilen, tartışılan hit alan olmalıydı...:cool:

Sn Şerif yazmış.. siz önerirsiniz ben seçerim..nokta.. :)

üzüntümden hasta oldum, yorgan döşek yatıyorum.. işin kötü tarafı şimdi de Sofrayı kuramıyorum...:cry:

bir gönül ek isterken, iki gönülden de olduk..:yes:

REST
06-10-2009, 18:30
Bugün IMF karşıtı gösteriler yapıldı..
Her zamanki gibi abarttılar...
Banka şubelerinin camlarını kırdılar..
Sonra ..önlerine ne gelirse kırıp döktüler..
IMF..BANKA...Tamam da ..diğer market vs saçma ve yanlıştı..
Fransa da bir aralar ciddi gösteriler olmuş..arabalar yakılmıştı..
Bazen amacını aşan gösteriler olabiliyor..
Buraya kadar ne var bunda diyebilirsiniz...
Bence de ne var bunda..
Olağan bir durum...
Polislere yardım maksadı ile Ya Allah .......Ekber diyerek göstericilere saldıran sivil halkın yaklaşımı enteresan..
Göstericiyi yakalayıp..dövmeye başlayan sivil halk..polis gelince dövme olayını polise devrediyordu....
Ne var bunda...diyebilirsiniz..
Bende..
Ne yok ki bunda derim.
Aramızda bir ÇELİŞKİ oluşurmu?
Oluşmazsa hatırım kalır.:yes:
REST

BORA YAŞAR
13-10-2009, 15:36
Bir arkadaşım "yerine emlak almıyacaksam emlak satmam" derdi..Birgün, hayatının bu en önemli kuralına benim uymadığımı görünce de inanmakta zorluk çekiyormuş gibi baktı bana.

Oysa ben nasıl olsa yerine koyarım düşüncesindeydim. Zaman onu haklı çıkardı.

Emlake, yatırım aracı olarak baktığım dönemler oldu. Ama paramı nasıl değerlendiremiyeceğimi bilmediğim dönemlerdi bunlar.

İçinde yaşadığım zamanda, aldığım her emlak, elimde tuttuğum zamanla doğru orantılı bir şekilde, daima artı verdi. Zarar ettiğim hiç bir emlak yatırımı hatırlamıyorum.

Oysa hisse senedinde zararım karımdan daha fazladır eminim. Öyle hatırı sayılır zararlar bir tarafa, iki defa resmen göçtüm.

Gel de Aşık Veysel'e hak verme..

Paranın ve hisse senedinin (yani kağıt temelli yatırımın) 20. yüzyıldaki serüvenine bakarsak, bu konuda, birçok defa, insanlık için savaşlar kadar önemli zayiatın, üzüntünün, yıkımının gerçekleştiğini tespit edebiliriz.

Oysa emlak, ekonomik kriz dönemlerinde bile sabırla elde tutulabilecek somut bir yatırım.

1929 krizinde para ve hisse senedini sobada yakmanın daha yararlı olduğu günleri okuduk, biliyoruz.

Bugün dünyanın halen içinde yaşadığı krizin emlake dayalı bir kredi, yani mortgage krizi olduğu gerçeği yukarıda anlattıklarımla bir çelişki gibi görünüyor. Bence değil. Kişide paniği yaratan unsur, fiyatın şişkinliğinin sönmesinden daha çok, finansmanın borçla yapılmasından kaynaklanıyor.

Yani demem o ki, emlak yatırımı, tarihsel vakalara bakacak olursak, daima kağıtsal temelli yatırımlardan daha çok güldürmüştür insanın yüzünü..

"Kağıt para, kağıttan yapılmış para demektir".

Bretton Woods prensibinin artık terkedildiği 1971 yılından bu yana, bu artık çok daha gerçek bir tanım.

Elinde hatırı sayılır ABD doları stoku bulunan Çin bu parayla ne zaman ABD de reel bir yatırım yapmaya kalksa, ABD mevzuatı buna izin/olanak vermedi.

Geçen hafta ilk defa, Çin'in ABD de bir şirket satın almasına izin verildiğini okuduk gazetelerden.

Haberi okurken güldüm..

"Madem bir işe yaramıyacaktı ne diye biriktirdik bu kadar kağıt parayı?" diyen Çinli yöneticileri düşündüm de..

BORA YAŞAR
14-10-2009, 12:01
SEMELEŞTİRİLMİŞLERDEN MİSİNİZ?

Olanı biteni seyrediyorum da, kendimi tümüyle semeleştirilmiş hissediyorum.

İçinde bulunduğum beyinsel algılama durumunu başka bir kelime ile ifade edebilmem mümkün değil.

Su hala insanı boğuyor, ateş yakıyor değil mi?

At ot, aslan et yiyor mu hala?

Zürafanın yanına bizi yiyeceğinden korkmadan yaklaşabiliriz umarım..

Herşey birbirine girdi, "girdirildi".. mi?

At izi, iti izi karışmadı mı hala?

Demokratikleşirken, despotlaşıyor muyuz?

Bu geceki maçta sosyalist ülkelerde bir zamanlar görmeye alıştığımız gibi, askeri polisi seyirci gibi yerleştirmek niye? Oy sandığında halkın tepkisine güzelleme yapanlar biz değil miyiz? Neden güvenmiyoruz? Neden korkuyoruz?

Nedir Konya ovasındaki tatbikatta olanlar?

Nedir ertesi gün Suriye ile tatbikat lafları?

Bizim stratejik ortağımız değilmiydi ABD?

Daha dün biz imza atarken arkamızda ABD mavisi kostümü ile noter gibi durmuyormuydu ABD bakanı?

Ne kadar hızla hareket ediyor dıştan sorumlu bakanımız..Zırt orada, pırt burada..Hangisi doğru? Hangisi belirli bir stratejinin eseri? Hangisi palyatif, hangisi hissi, şapur şupur?

Siz AB adayı ülkelerden birinin işadamının bir başka AB ülkesine iltica ettiğini duydunuz mu? Hadi iltica için şaşırdı başvurdu diyelim.. Kabul edileni gördünüz mü? Ne demek oluyor tüm bunlar? Burası Kuzey Kore mi?

Diğerlerini yazmıyacağım..

Bu kadar yeter kafanın allak bullak olması için..

Ben semeleştim.. Biliyorum..

Artık bir belirli mantıkla takip edemiyorum..

Toplumsal hipnoz bu mudur?

Eğer öyle ise, bundan sonraki aşama nedir?

Siz de semeleştirilmiş hissediyormusunuz kendinizi?

BORA YAŞAR
17-10-2009, 21:48
Dış politikada baş döndürücü gelişmeler oluyor.

Takip etmekte zorlanıyoruz.

Doğu ve Güneydoğudaki tüm komşularımızla, tüm ülkelerle çetrefil ilişkiler içindeyiz bir zamandır. Bunlar bir korelasyon bir strateji içinde mi götürülüyor yoksa yüreğinin götürdüğü yere kadar mı gidiyorlar bilmiyorum.

İsrail ilişkileri kritik..Bu durum bizim batıyla ve ABD ile olan ilişkilerimizi de doğal olarak etkileyecek. İsrail demek gelişmiş ülkelerin önemli kısmıyla ilişki ya da bozuk ilişki demek.

Son günlerde Ermeni açılımıyla birlikte Azerbeycan'le ilişkilerimiz yeniden ısındı. Ermenilerle özgürce iletişim kurma olanağımız yok besbelli. Buna kardaşımız Azerbeycan izin vermiyor.

Durum kendilerine göre kritikleşince ağzı iyi laf yapan güzel hanım milletvekilleri basıyor Ankara'yı..İnanılmaz ataklar. Kardeş karıları gibi rahat tavırlar içinde televizyonlarda demediklerini bırakmıyorlar saatlerce. Neredeyse ihanetle suçlayacaklar. Neden?

Dağlık Karabağ ve diğer Azerbeycan torpaklarından Ermeniler çıkmadan sınırı açmayın. Açarsanız.... Gardaşlıktan başlayıp, neredeyse tehdide varan ifadeler. Tatsız. Artık sıkmaya başladı.

Bugün gazetelerde Azerbeycan Prezidantı Aliyev doğalgaz dosyasını açmış. Daha doğrusu burnumuza dürtmüş. Çok ucuz alıyormuşuz doğalgazı. Nabucco falan..Bunlar medyada konuşulacak şeyler mi? Zamanlaması çirkin. Açıkça tehdit içermekte tavırları.Tatsız ve giderek kamuoyunda inanılmaz derecede tepki toplamaya başladı.

Böyle giderse Aliyev'in bir "van minüt" yemesi an meselesi..

Benden söylemesi..

kerkenez61
17-10-2009, 22:39
Tebrikler Bora Yaşar ağabey..
Sizi zevkle izliyorum...

BORA YAŞAR
18-10-2009, 09:51
Duygularımızla hareket eden bir milletiz. Mantığımızla, aklımızla değil.

En çok sevdiğimizi, uğruna şiirler yazıp, şarkılar söylediğimizi, "o olmazsa yaşayamam" dediğimizi, bir duyum üzerine, bir tavır üzerine, bir lafın ardından dilim dilim doğruyabiliriz.

En medenimiz, kesme öldürme işinde ehlileşmemiş olanımız, bir anda siler, bitirir.

Küslük, kırgınlık, kardeşler arasında son derece olağan karşılanır bu coğrafyada. En entipüften bir nedenle, çocuklar kavga etti diye aynı kandan insanlar, yıllarca birbirinin yüzüne bakmaz olur.

Bir futbol muhabbetinden ömür boyu küslükler olağandır. Siyasi görüş ayrılığından kan davası koyuluğunda düşmanlıklar doğabilir.

Oysa hiçbir siyasi, sosyal, duygusal olaya/olguya derinlikle bağlı bir millet değilizdir. Ama bağlıymışız gibi kullanırız.

Gel-gitler, yalapşaplar, gönlümdüştüler, şapurşupurlar günlük olağan davranışlarımızdır.

Şimdi severiz, hemen söveriz olmazsa döveriz. Sağımız solumuz belli olmaz.



Azerbeycan'ın, Bakü'de Türk şehitliğindeki Türk bayraklarını kaldırma ile başlayan, ardından doğalgaz konusunda cumhurbaşkanı Aliyev'in tehditvari konuşmalarını görünce aklıma geldi.

Neyine güveniyor dersiniz gardaş Azerbeycan?

Ya da neyimize?

BORA YAŞAR
18-10-2009, 11:20
O doğaldazına güveniyor, peki ya biz?


ABD ye.:notr:

Eh artık farz oldu!

Benden de ..Rest..:he:

balaban
18-10-2009, 11:21
Dış politikada baş döndürücü gelişmeler oluyor.

..

Gerçekten çok hızlı, hızlı ama öngörülemez değil.

Şimdi de Karayılan'ı "bir parmak bal olarak" bize gönderip Zırvatistan'ı hızlandıracak, bizi sessiz uslu koyunlar olmaya itecek olaylar döngüsü başlatılıyor. Aynı olay Ecevite'de yapılmıştı. Apo bize teslm edilerek Barzani-Talabani'nin önü açılmıştı.

İçeride de hızlı olmayan olaylar cereyan ediyor, hatta olay olarak bile görünmüyor.

mesela dün Sözcü'den bir haber:

Polisin yer almadığı Denizfeneri ve Kanal7 baskınında, gazetecilere pasta, börek ikram edildi.:) Ben Denizfeneri avatarını boşuna seçmedim, gidip pasta-börek yiyeceğim.:grrr:

Bir de Ergenekoncuların nasıl gözaltına alındığına bakınca ÇELİŞKİ tüm açıklığıyla göz önüne çıkıyor. Tabii görmek isteyenlere.

balaban
18-10-2009, 11:23
Eh artık farz oldu!

Benden de ..Rest..:he:

Yahu ABD bize doğalgaz vermeyecek, yarın bizi bölüp suratımıza tükürecek. Nesine güveniyorlar ABD'nin. Beyler; Türk Halkını bu kış ABD'mi ısıtacak?:)

REST
18-10-2009, 11:50
Yahu ABD bize doğalgaz vermeyecek, yarın bizi bölüp suratımıza tükürecek. Nesine güveniyorlar ABD'nin. Beyler; Türk Halkını bu kış ABD'mi ısıtacak?:)



ABD Başkanının 1.yardımcısı siyonist..bunu not edelim..
Sıralayalım...
İSRAİLe hesapta posta koyuyoruz..
Ermenilere el uzatıyoruz...
Azerilere ne haliniz varsa görün diyoruz..
Açılım masalı ile sözde barış yapıyoruz..teslim olmalar başladı.
İmralıya yeni mahkumlar birini yanlızlıktan kurtarmak için gidiyorlar...
KIrak meşrulaştırılıyor..sözde biz bundan fayda sağlayacağız.
Ehhh..bunları yapınca..
CBkanlığını hak etti.
ABD de bunu sağlar..yanında da bol para verir..
Yurdum insanıda %65 ile oyunu verir.
Bizde bu yazıları bir daha asla yazamayız.
Evdekine renk renk aldım..artık ister çarşaf yapsın..ister peçe.
Bu oyunun şifreleri..benim şifreden zor yahuuu.:beurk:
PAS diyeyim.

balaban
18-10-2009, 12:07
ABD Başkanının 1.yardımcısı siyonist..bunu not edelim..
Sıralayalım...
İSRAİLe hesapta posta koyuyoruz..
Ermenilere el uzatıyoruz...
Azerilere ne haliniz varsa görün diyoruz..
Açılım masalı ile sözde barış yapıyoruz..teslim olmalar başladı.
İmralıya yeni mahkumlar birini yanlızlıktan kurtarmak için gidiyorlar...
KIrak meşrulaştırılıyor..sözde biz bundan fayda sağlayacağız.
Ehhh..bunları yapınca..
CBkanlığını hak etti.
ABD de bunu sağlar..yanında da bol para verir..
Yurdum insanıda %65 ile oyunu verir.
Bizde bu yazıları bir daha asla yazamayız.
Evdekine renk renk aldım..artık ister çarşaf yapsın..ister peçe.
Bu oyunun şifreleri..benim şifreden zor yahuuu.:beurk:
PAS diyeyim.

Ben poker bilmem ancak bunu GÖRDÜĞÜM gibi önceki REST'i de GÖRDÜM diyebilirim:)

REST
18-10-2009, 14:15
Ben poker bilmem ancak bunu GÖRDÜĞÜM gibi önceki REST'i de GÖRDÜM diyebilirim:)


Sn.balaban.:)
POKER bilmediğiniz zaten çok belli..:yes:
Eliniz açık oynuyorsunuz.:D:D
Oysa Hold'em Poker oynuyor olsak..2 kartı göstermemeniz..
Klasik poker oynuyor olsak..hiç bir kartınızı göstermiyor olmalısınız.
Bu devirde eliniz bu kadar açık ve her türlü karşı hamleniz bu kadar bilinir olmamalı...:notr:
Selam ve sevgiler....BOB

BORA YAŞAR
18-10-2009, 20:02
DTP'den PKK'lılar için sınırda çadır

BÖLÜCÜBAŞI Abdullah Öcalan'ın çağrısı üzerine Kuzey Irak'taki Kandil Dağı ve Mahmur Kampı'ndan Türkiye'ye giriş yapacak PKK'lı grupları karşılamak için DTP, Habur Sınır Kapısı'na 1 kilometre uzaklıkta bulunan TIR Parkı'nda karşılamaya gelenler için çadır ve seyyar tuvaletler kurdu. Çalışmalar çevre belediyelerin araçları tarafından yürütüldü.

DTP'nin Şırnak bölgesindeki örgütleri bildiriler dağıtılarak, yarın yapılacak karşılamaya katılmasını istedi. DTP Parti Meclisi üyesi ve Silopi Belediye eski Başkanı Mahsin Konur, gelecek PKK’lı grubu 100 bin kişi ile karşılamaya hazırlandıklarını söyledi.

http://www.hurriyet.com.tr/gundem/12718556.asp?gid=229

Kim bunlar?

Bu ülkenin büyük çoğunluğu için terörist, Mehmetçik katili..

Bir bölgesi içinse "gerilla" "kahramanlar"..

Güneydoğumuzdaki Belediyelerin araçları ve olanakları ile karşılanacaklar..

Belediye nedir?

Devlet..

Böyle devlet olur mu?

Çoktan federe olduk da haberimiz mi yok?

Nasıl kucaklaşacak bu ülke insanları?

Mümkün mü?

Bu çelişkiden bir hayırlı gelişme doğar mı?

BORA YAŞAR
19-10-2009, 08:07
Azerbeycan ilişkilerinde son yaşananlar üzerine söylemler dikkat çekiyor..

Gazeteleri okuyorum..

Azeriler diyesiyeymiş ki: "Azerbeycan kaybedilirse Türk halkı AK Parti hükümetinden hesap sorar."

Diyelim ki haklılar.

Peki Türkiye kaybedilirse Azerbeycan halkı hesap sormıyacak mı?

Azerilerin Türkiye-Ermenistan ilişkilerinde yaşanan gelişmelere yaklaşımındaki hırçınlığı görmemek mümkün değil. Resmen aldatılmış Türk erkeği profili çiziyorlar. Neredeyse hacamat edecekler ..

Doğalgaz ve petrol zengini olmanın şımarıklığını bile söylemlerine yansıtmaya başladılar.

Doğalgaz ya da bisküvi iki ülke arasındaki ekonomik ilişkilerdendir. Ekonomik kurallara uymayan her ekonomik ilişki sonunda hüsranla biter. Sürgit devam etmez.

Siyasi ve sosyal ilişkiler de öyle.

Azerbeycan'ı hükümetin Ermeni açılımı o kadar etkilemiş ki, Türkiye'yi suçlarken, tehdit ederken şu mantığa dayanmakta beis görmüyorlar:

"Uluslararası ilişkilerde ben kendi çıkarıma göre hareket ederim. Türkiye de benim çıkarıma göre hareket edecektir."

Dedim ya, bu aldatılmış Türk erkeği ruh hali hiç hoş değil. Ve korkarım, Azerbeycan kendini toparlamaz ve Türk hükümetine güvenip verdiği sözü tutma imkanı ve zamanı tanımazsa, iyi de sonuçlanmayacak.

BORA YAŞAR
19-10-2009, 08:31
Askere giden Mehmetçiği şenlikli, halaylı, coşkulu bir merasimle gönderir halkımız. Gururla. Yüreği burkulsa, içi cız etse de. Adettendir.

Silopi'de, Öcalan'ın emrine uyup da dağdan inecek 30-40 Kürt terörist, 100.000 Kürdün katılacağı bir büyük merasimle, halaylarla, karşılanacaklarmış.

Peki ne yapmış bunlar ki, devletin uzantısı olan bölge belediyelerinin organize ettiği böyle bir karşılamaya layık görülmekteler..Mensubu oldukları örgüt son 20 yıldır devlete karşı gelmiş, onun ordusu ve askeriyle çatışmış, halkını ve güvenlik güçlerini katletmiş.

Nasıl ama?

Hadi gel de dağa çıkma.

Bir gazetemizdeki başlığa bakın:

"Güzel şeyler oluyor".

Peki ne oluyor dersiniz?

İyiniyet jesti olarak hiçbir olaya bulaşmadıklarını iddia ettikleri 20-30 terörist alayül vala bir törenle karşılanıyor.

Peki bu bir jest mi yoksa tehdit mi?

Devletin, yasalarla belirlenmiş duruşunu sergilemediği, yasa tanımazların insafına ve eline baktığı, gelişme için jestlere ihtiyaç durduğu her durumda, varlığı tehdit altında demektir.

BORA YAŞAR
19-10-2009, 12:54
Başkan Aziz Yıldırım, 2'nci gole çok sevinen G.Antep Valisi'ne işte böyle kızdı...

Maçın son dakikasında ilginç bir olay yaşandı. Uzatmada gelen gole çok sevinen Antep Valisi Süleyman Kamçı, F.Bahçe Başkanı'nın sinirlerini bozdu. Antep Başkanı İbrahim Kızıl'la birlikte maçı izleyen Aziz Yıldırım, 2 sıra yanında oturan Kamçı'ya, "Sen devletin memurusun, böyle sevinemezsin" diye bağırdı ve tribünü terk etti. Olaya Osmaniye Valisi Celalettin Cerrah da çok şaşırdı.

http://www.milliyet.com.tr/Spor/SonDakika.aspx?aType=SonDakika&KategoriID=14&ArticleID=1152026&Date=19.10.2009&b=Aziz%20Yildirim,%20Valiye%20cok%20sinirlendi

:he::he:

Nasıl ama?

Fenerbahçe Cumhuriyetinin Başkanı devletin valisine, ilin futbol takımı gol atıp da sevinince kızmış, bağırmış..

Devletin memurusun, böyle sevinemezsin demiş.

Adil ol. Her takıma eşit uzaklıkta ol.. buyurmuş mealen..

Peki senin aleyül vala localarda ağırladığın genel kurmay başkanları, kuvvet komutanları bu devletin memuru değiller mi?

Nato müteahhidi olduğuna göre belki de iş ilişkisi olarak kabul ediliyor kimbilir.


Buna çelişki bile denmez artık..

Bir nevi "çöp mertek sorunu"..

BORA YAŞAR
19-10-2009, 20:25
PKK lılar, kimine göre 50.000 kimine göre 100.000 kişinin PKK bayrakları ile coşkulu, şenlikli karşılamalarıyla Türkiye'ye geldi.

Bunlar numunelik.

Bunlara yapılan muamele ve ortama göre, açılımın içerik ve şiddetine göre de daha fazlası gelebilirmiş.

Sanki bunlar işaretli. Sarılar normal, kırmızılar PKK lı, yeşiller hem PKK lı hem de adam öldürmüş cinsinden..

Adına Ergenekon denilen bitmek tükenmek bilmeyen bir iddia ile ne kadar belirli nitelikteki bu ülkeye sevdalı aydını bürokratı içeri atacaksın, diğer yanda adına Kürt açılımı diyerek bu devlete kalkışmış, güvenlik güçlerini ve halkını öldürmüş kanlı teröristi sınırda, Belediyelerin altyapısını oluşturduğu merasimlerle kahraman gibi karşılıyacaksın.

Çelişki mi bu?

Bence değil.

Şehitlerin kemikleri sızlamıyor mudur acaba yattıkları yerde?

Ne oldu?

Bu devlet teröre karşı savaşı mı kaybetti?

Bu mudur tüm çevresine, komşu ülkelere güven veren güçlü devlet yaklaşımı?

Bir şeyler oldu da biz mi bilmiyoruz?

Bu gece CNN TV de Hasan Cemal ve Cengiz Çandar'ın konuyla ilgili programını izledim. Ne kadar mutlular..

Ve de uyarıyorlar PKK sempatizanı Kürt kardeşlerini..

"Aman sevincinizi fazla abartmayın. Barıştan yana olmayanların proovokasyonuna uğrar yazık olur bu gelişmeye"

Cemal Paşa'nın torunu, görevini layıkıyla yapıyor.

Achiles
19-10-2009, 21:02
Aralarında bunun failleri var mıdır?
http://img26.imageshack.us/img26/6589/sultantop.th.jpg (http://img26.imageshack.us/i/sultantop.jpg/)

Achiles
19-10-2009, 21:04
Altı çizili olan yere inanmayan olur da, ben resimlerini buraya koyarsam, provakasyon yapmış olur muyum?

GÜRKAN
19-10-2009, 21:07
Hadi siyaseti boşverelim..
Halâ "teröre-teröriste övgü ve/veya destek" kanunlarımıza göre suç teşkil etmekteyken ilgili binlerce kişi görmezden mi gelinecektir.
Bu eylemler hukuk ihlali değil midir?Değilse terörle uzlaşı mı yapılmakta?
Yoksa mevcut hukuk düzeni tasfiye mi ediliyor?
Türkiye Cumhuriyeti devleti laik,demokratik,sosyal bir hukuk devleti değil miydi?
Hukuki olarak bir çelişki yaşanmayacak mıdır acaba?Forumdaki hukukçu arkadaşlardan bu konuda görüş almak faydalı olurdu aslında.

BORA YAŞAR
19-10-2009, 21:13
Terörün siyaseti mi olurmuş sevgili doktor?

Terör, vatandaşları homojen ve aklıselim davranış gösteren tüm toplumlarda ortak bir beladır.

Terörün iyisi mi olur ki?

Ama bu anlayışın destekçisi ve takipçisi tüm kurumları ile, siyasetçisi, hukukçusu ve güvenlik güçleriyle "devlet" olmalıdır.

Devlet teröre, teröriste yakınlık gösterir ya da gösterenleri cezasız bırakırsa, üstüne üstlük teröristin dediklerini yerine getirirse, bundan böyle vatandaşına, çözümün yeri olarak dağları göstermiş olmaz mı?

BORA YAŞAR
19-10-2009, 21:32
Taksim'de DTP gerginliği

Demokratik Toplum Partisi (DTP) İstanbul İl Örgütü, teslim olacak PKK'lıları selamlamak için Taksim'de yürüyüş düzenliyor.

Taksim Tramvay Durağı'nda toplanan yüzlerce DTP'li, önümüzdeki dakikalarda başlayacak yürüyüş için hazırlıklarını sürdürüyor. "Öcalan'a selam, İmralı'ya selam" şeklinde slogan atan partililer, "Savaştaki muhatap kimse, barıştaki muhatap da odur" yazılı pankart açtı.

http://www.stargazete.com/guncel/taksim-de-dtp-gerginligi-haber-220015.htm


İstanbul'un göbeğinde, Taksim meydanında, İşçi bayramında işçiye izin verilmeyen meydanda, "Savaştaki muhatap kimse, barıştaki muhatap da odur" pankartını açabiliyor PKK sempatizanları..

Terörün adı savaş olursa, İmralı'daki de başkomutan olur.

Böyle mi barışacağız bu adamlarla?

Etki tepkiyi mutlaka doğuracaktır..

Bekleyin görün..

Yoksa serin şu örtüyü bu milletin üzerine.

Gömün.

Achiles
19-10-2009, 21:58
http://www.hurriyet.com.tr/gundem/12728714.asp?gid=229
İstanbul 13. Ağır Ceza Mahkemesi'ndeki duruşmada, mahkeme heyeti tarafından alınan 63 maddelik ara kararlar, Mahkeme Başkanı Köksal Şengün tarafından açıklandı.

Buna göre, mahkeme heyeti, tutuklu sanık Mehmet Zekeriya Öztürk'ün talebi doğrultusunda, PKK terör örgütünün MİT tarafından kurulduğu yönündeki iddiaların ve terörist başı Abdullah Öcalan'ın “Ergenekon Terör Örgütü üyesi” olup olmadığının Genelkurmay Başkanlığı, MİT ve Emniyet Genel Müdürlüğünden ayrı ayrı sorulmasını kararlaştırdı.

Sorulacak soruya bakar mısınız?:)

Velhasıl, aslanı kediye boğdurdular..

BORA YAŞAR
19-10-2009, 22:05
Bu soruya cevap ararsanız Uğur Mumcu'nun Kürt Dosyasını okuyunuz..

O kadar da asılsız olmadığını göreceksiniz..

Achiles
19-10-2009, 22:19
''O kadar da asılsız'', ifadesinin kıstas olduğu ölçü, vurgu başka şey; yani, zamanında muhbirlik yapmıştır, kurulduktan sonra MİT ajanları ile devlet iletişim kurmuştur..PKK MİT tarafından kurulmuştur, Apo da Ergenekon üyesidir demek başka şey..

Mesele, o kadar da asılsız değil diyerek başka boyutunu tartışmak, PKK derin devlet ilişkilerini ortaya çıkarma meselesi değil, zamanı da değil bence...

Devlete soruyorlar, bu yıllarca savaştığın PKK yı sen mi kurdun diye..Yani, ''Münevverin babasına soruyorlar, Cemi kızını öldürsün diye sen mi tuttun, iddialar var'' demeye benzer..Buradan, ''Aslında kızına sahip çıkmayan babanın suçu da var'' demeye benzer, o kadar da asılsız değil demek..o başka şey..

BORA YAŞAR
19-10-2009, 22:21
PKK'lılar Kandil'den talepleriyle beraber geldiler

.............

PKK'lıların talepleri şöyle:

*Abdullah Öcalan’ın hazırladığı yol haritasının kamuoyuna açıklanması,
*PKK’ya karşı düzenlenen askeri operasyonların durdurulması,
*Kürtçeyi özgürce konuşmak, öğrenmek, çocuklara Kürtçe isim vermek, *demokratik çerçevelerde siyaset yapmak,
*Doğu ve Güneydoğu’daki Kürtlerin yaşadığı köy, kasaba ve şehirlerde özle harekatçı, korucu ve polisin baskı yapmamasının yanı sıra sivil ve demokratik bir anayasa...

http://www.stargazete.com/guncel/pkk-lilar-kandil-den-talepleriyle-beraber-geldiler-haber-220053.htm

Gayet makul talepler gibi görünüyor..

Mesele şu..

Listedekiler ordövrler mi?

Bunlar zaten hükümetin açılımında yok mudur?

Ara sıcak ve ana yemek olarak ne talep edecekler acaba?

Achiles
19-10-2009, 22:28
Başbakan neden bir türlü kameralar önünde bu mevzuyu konuşmaz acep..neyi saklar halktan..

Üç gün sonra, teslim olan PKK'lılar, TBMM deki toplantıya katılacak..(DTP şeklinde zaten bunu yapıyordu ya..)

Ecevit bağırmıştı türbanlı vekile;''Burası devlete meydan okunacak yer değildir, lütfen haddini bildiriniz bu kadına'' diye...

Merak ediyorum, bunlara laf eden çıkacak mı?..

cengaver
20-10-2009, 11:41
Kitleleri ilgilendiren önemli konular vardır ve mitingler düzenlenir.Nerede yapılırsa ses getirir tabii ki göz önündeki yerlerde.Mesela Taksim medanı.

Ancak iş o hale geldi ki 50-60 kişilik bir grup toplanıyor.Ivır zıvır bir konu,haydi Taksime.En az iki misli polis ve av peşinde üç dört misli muhabir.
Yerlisi yabancısı şaşkınlık içinde bakar.

Bu tip protestolara karşı bir protesto düzenlense eminim katılım çok daha yüksek olur.

BORA YAŞAR
20-10-2009, 15:00
Ahmet Kaya Kültür Merkezi basıldı

http://www9.gazetevatan.com/Ahmet_Kaya_Kultur_Merkezi_basildi/265990/1/Gundem

Bu haber başlığını görünce yüreğim nasıl cızzz etti anlatamam..

Büyük Türkiye düşünürü Hasan Cemal'in iki gündür hem sözlü hem de yazılı olarak Kürt açılımını sabote etmek isteyenlerin fazla olduğu bu konuda provokasyona gelinmemesi konusundaki uyarılarını düşündüm birden..

Gördün mü bir kez daha haklı çıktı diye geçirdim içimden..

Polisimiz İstanbul'da ya da Diyarbakır'da açılmış bulunan Ahmet Kaya Kültür Merkezini tam da bugünlerde neden bassın ki diye sordum kendime..

Hükümet bu kadar angaje iken, polisimiz çizgi dışına çıkmış olabilirmiydi ki?


Haberin ana sayfasını açtım...

Şöyle idi haberin aslı:

"Fransız polisi, terör örgütüne yönelik operasyonda Paris'te bulunan Ahmet Kaya Kültür Merkezi'ni bastı.

Başkent Paris'in 10. mahallesinde terör örgütünün merkezi olarak faaliyet gösteren Ahmet Kaya Kültür Merkezi'ni basan polisin, burada bazı evraklara el koyduğu ve bazı kişileri gözaltına aldığı bildirildi.

Cumhurbaşkanı Abdullah Gül'ün, Paris'e iki hafta önce yaptığı ziyaret sırasında görüştüğü Fransa Cumhurbaşkanı Nicolas Sarkozy, terörle mücadele konusunda Türkiye'ye tam destek verdiklerini belirterek, terör örgütünün Fransa topraklarındaki faaliyetlerini daha fazla kontrol altına alacakları sözünü vermişti.

Geçen yıl sahte pasaportla Ermenistan'a kaçmak isterken İtalya'da yakalanarak Fransa'ya iade edilen terör örgütü PKK'nın Avrupa'daki “gizli kasası” olarak bilinen Nedim Seven'in, Türkiye'ye iadesiyle ilgili duruşma yarın Paris mahkemesinde yapılacak.

Nedim Seven ve diğer 7 terörist hakkında Fransa'da işledikleri suçlarla ilgili yargılamanın ise daha sonra başlaması bekleniyor."


Fransa idi haberin geçtiği yer..

Hala terörist kabul ediliyordu PKKlılar bu ülkede..

Ve faaliyetleri takip ediliyordu..

Anlaşılan Fransız yetkililerin Türkiye'deki gelişmelerden haberleri yoktu..

Birden rahatladım..

Ülkemde PKK lılara özgürlük açılımı kazasız belasız selametle devam ediyordu.

BORA YAŞAR
21-10-2009, 11:39
Birçok konuda olduğu gibi, diplomaside de (dış ilişkiler) bazı kalıplarımız, yılların değiştiremediği, gelişen durumlara göre gözden geçirmeye erindiğimiz bazı "değişmez kabul ve tespitlerimiz" vardır.

Bunlardan, ABD ve İsrail'le olanlar en tipik örneklerdir.

"İsrail, ABD'nin dünyadaki en büyük müttekifi, dostu ve ABD'nin Ortadoğu'daki çıkarlarını koruyan stratejik ortağıdır." deriz hiç düşünmeden.

"İsrail, zengin ve çok etkili yahudi kökenli ABD vatandaşları, çok güçlü lobileri vasıtasıyla ABD'yi yönetir ya da istediği şekilde etkiler/etkileyebilir."

"Türkiye ve İsrail, ABD ile olan ilişkileri temelinde, Ortadoğu'da demokrasi ile yönetilen ve çok sıkı ilişkileri olan, "müttefik iki devlet" tir.

Tartışılmaz bulduğumuz bu üç önermenin ışığında olaylara ve Türkiye-İsrail-ABD ilişkilerine anlam ve yorum getirmeye çalışırız.

Çok da anlamsız karşılanmaz ayaküstü söylediklerimiz.

Oysa zaman çok hızla değiştiriyor uluslararası ilişkileri ve dengeleri. Bu nedenle arada bir eski kalıplar hala geçerli mi diye yoklamakta fayda var.

Yukarıda verdiğim üç önerme hala eski değerini muhafaza ediyor mu acaba?

İsrail ile Türkiye'nin sıkı bir müttefik olmaları ile ilgili üçüncü önerme, 2009 yılı içinde iki ülke arasındaki beklenmeyen olaylar temelinde, değerinden çok şey yitirmişe benziyor. Bazı eliçabuklar, çok daha olumsuz iddialı şeyler söylemekteler her iki ülke ilişkisinin geldiği nokta itibariyle. Hadi biz bu konuda o kadar acele etmeyelim, Erdoğan'ın Ekim sonunda yapacağı ABD ziyaretinin sonuçlarını bekliyelim.

Ancak üçüncü önermenin bozulmasında, ilk iki önermenin doğal/mantıksal etkisini de gözönüne alarak, ilk iki önermeyi de yeniden gözden geçirmekte yarar var..

ABD nin soysal, ekonomik, akademik vs hayatında yahudi kökenlerinin etkisi bugünden yarına değişecek bir olgu değil. Bu inkar edilemez gücün ABD yi yönetenlerin üzerinde ve bilfiil içinde etkisi de, ABD de bu sistem ve düzen sürdükçe kolay değişecek gibi görünmüyor.

Bazı çevrelerde Başkan Obama'nın, İsrail'in komşuları ile ilişkileri ve dosyaları konusunda, alışılmış yakınlığı/kayıtsız desteği vermediği söyleniyor. Bu nedenle Obama'nın İsrail'lilerin ancak % 10'u tarafından sevildiği ifade ediliyor.

Türkiye-İsrail ilişkilerinde yaşanan olumsuzluklara yorum getirenler, artık Türkiye'nin, komşularıyla giderek geliştirdiği ilişkileri temelinde, ABD için, İsrail'den bile önemli konuma geldiğini, ileri sürüyorlar. Eski kalıp önermelerin ışığında, İsrail'le ilişkileri bozulan Türkiye'nin, ABD ile ilişkilerinin de bozulacağını söyleyenleri, "eski kafalılıkla, dar görüşlülükle, geride kalmakla" suçluyorlar.

Öyle mi acaba?

Türkiye'nin Irak ve Ermeni açılımları, Türk hükümetinin, saptadığı yeni stratejik hedefler bazında bağımsız kararları ve çabaları ile ulaşılan diplomatik gelişmeler midir?

Yoksa Obama'nın Türkiye ziyaretinde TBMM de yaptığı konuşmada, Türkiye'den bekledikleri olarak zikrettiği hedefler midir?

Kaldı ki Obama’yı, ABD halkının demokratik tercihi/seçimi olarak algılamak, ABD nin ABD halkının demokratik tercihleri doğrultusunda yönetildiğini ileri sürmek ne kadar sağlıklıdır?
ABD de göstermelik meclislerin ve o meclislerde etkin gürünen siyasilerin, bırakınız ABD ni tüm dünyayı yöneten perde arkası güç ve kuruluşlardan daha güçlü ve etkili olduklarını iddia edebilmek olası mı günümüzde acaba? Ya da artık gideren şeffaflaşan dünyamızda eski bilinmezlikleri yokolan bu perde arkası güç ve kuruluşların seçtirdiği ve yönettiği siyasilerin artık sadece halka hesap verdikleri, onlardan güç ve direktif aldıkları bir boyuta geçtik de bizim haberimiz mi yok?

BORA YAŞAR
21-10-2009, 11:59
"Dünyanın ve ülkelerin yönetimi, bu büyük pastanın paylaşımı, bu dünyada yaşayan tüm insanların tercih ve seçimlerine bırakılacak kadar önemsiz bir konu değildir" teması, insanlık tarihinin belki de en tartışılmaz, en net ve düşünen geniş halk yığınları için acıtıcı bir gerçektir.

Bırakınız, halkı yaşamsal maddelerin üretimine yarayan yığınlar olarak gören eski dönem yöneticilerini, insanlığın, insani değerler konusunda büyük gelişmeler kaydettiği son iki yüzyılda bile bu konuda temelde değişen fazla birşey yok.

Tüm insanları alınan kararlara ortak etmenin pratik yollarının imkansızlığı bir yana, dünyada "güç"ü ellerinde bulunduranlar, hala paylaşım konusunda fazla bir yol katetme amacında da değildirler.

Razı olduğu her yeni sosyal ve siyasal değişim ve gelişime, bu güç, mutlaka yeni bir anahtar uydurarak, yönetme erkini temelde tek başına sürdürmeye muvaffak olmaktadır.

Feodal ilişkilerin bulunduğu yörelerde göstermelik ağaları, dinsel ilişkilerin yoğun olduğu yörelerde din baronlarını, demokratik ilişkilerin yoğun olduğu yörelerde etkin sivil toplum kuruluşları, medya ve bürokrasiyi etki altında tutarak, ittifaklar kurarak, çıkarlar önererek dünyayı yönetmektedir gerçek güç.

Satın aldığı bilim adamlarına, insanları sosyolojik tanımlarla, kendilerinin patronu ve tümüyle özgür olduklarına inandırarak, demokrasinin "halkın, halk tarafından, halk için yönetilmesi" palavrasıyla oyalayarak, saltanatlarını sürdürmektedirler.

İnsanlık için en büyük ideal olarak belirledikleri demokrasinin bile işlevi, amacı budur..

BORA YAŞAR
21-10-2009, 18:02
TV lerde bir partinin Otobüsüne konularak kahramanlar gibi teşhir edilenleri, davul zurnayla, havai fişeklerle, tabance ve kaleş trakkalarıyla, halaylar çekerek, durdukları yerlerde bağırlarına basarak öpen insanların akıllara ziya gösterilerini izliyorum...

Bu görüntüleri yurdun büyük bir bölümü sizce nasıl izliyordur?

Ağıtla, kinle, nefretle, yüreklerine oturmuş ağırlıklarla, küfürle..

Böyle düğün böyle şenlik olur mu?

Hadi oldu diyelim, sonuçta büyük bir kesimin iyi duygular beslemediği bir olaydan o coğrafyaya hayır gelir mi?

Türk Ceza Kanunu 'na göre onlarca maddeye ihtilaftan onlarca yıl ceza alacak kişiler, yetkili makamlar önünde, kendilerine isnat edilen her türlü suçu kabul etmelerine karşın, bu ülke tarihinde ilk defa ayaklarına kurulan portatif mahkemelerde, yalapşap 10 dakikalık sorgu ve muhakeme sonunda salıverilirken, bu ülkenin komutanları, rektörleri, gazetecileri, aydınları ve siyasileri, hiçbir isnadı kabul etmedikleri sorgulara, evlerindeki, işyerlerindeki aramalara karşın hiçbiriddiada bulunulmadan aylarca içeride tutuluyorlarsa, devlet iyi insanlarına hak aramak için tek bir yol gösteriyor demektir: dağlar..

Dağlara çıkma gücü olmayan benim gibilere ise artık tek yol kalıyor..Bırakıp başka diyarlara, başka coğrafyalara gitmek.

REST
21-10-2009, 18:32
TV lerde bir partinin Otobüsüne konularak kahramanlar gibi teşhir edilenleri, davul zurnayla, havai fişeklerle, tabance ve kaleş trakkalarıyla, halaylar çekerek, durdukları yerlerde bağırlarına basarak öpen insanların akıllara ziya gösterilerini izliyorum...

Bu görüntüleri yurdun büyük bir bölümü sizce nasıl izliyordur?

Ağıtla, kinle, nefretle, yüreklerine oturmuş ağırlıklarla, küfürle..

Böyle düğün böyle şenlik olur mu?

Hadi oldu diyelim, sonuçta büyük bir kesimin iyi duygular beslemediği bir olaydan o coğrafyaya hayır gelir mi?

Türk Ceza Kanunu 'na göre onlarca maddeye ihtilaftan onlarca yıl ceza alacak kişiler, yetkili makamlar önünde, kendilerine isnat edilen her türlü suçu kabul etmelerine karşın, bu ülke tarihinde ilk defa ayaklarına kurulan portatif mahkemelerde, yalapşap 10 dakikalık sorgu ve muhakeme sonunda salıverilirken, bu ülkenin komutanları, rektörleri, gazetecileri, aydınları ve siyasileri, hiçbir isnadı kabul etmedikleri sorgulara, evlerindeki, işyerlerindeki aramalara karşın hiçbiriddiada bulunulmadan aylarca içeride tutuluyorlarsa, devlet iyi insanlarına hak aramak için tek bir yol gösteriyor demektir: dağlar..

Dağlara çıkma gücü olmayan benim gibilere ise artık tek yol kalıyor..Bırakıp başka diyarlara, başka coğrafyalara gitmek.


Bu ülkede..gecekondu yapacak..ormanları talan edeceksin..hazine arazisine el koyacaksın..vs vs vs.
Birde..dağlara çıkacaksın..sonra ineceksin..
''Normal'' vatandaş olduğunda ..xxçtın.
''Normal'' vatandaş olarak bu ülkede yaşamak ZOR.
Normalin anormal...anormalin normal olduğu bir süreç yaşıyoruz..
ÇELİŞKİLİ bir durum varmı? YOK.:bad:

BORA YAŞAR
21-10-2009, 20:27
Başkan Aziz Yıldırım, 2'nci gole çok sevinen G.Antep Valisi'ne işte böyle kızdı...

Maçın son dakikasında ilginç bir olay yaşandı. Uzatmada gelen gole çok sevinen Antep Valisi Süleyman Kamçı, F.Bahçe Başkanı'nın sinirlerini bozdu. Antep Başkanı İbrahim Kızıl'la birlikte maçı izleyen Aziz Yıldırım, 2 sıra yanında oturan Kamçı'ya, "Sen devletin memurusun, böyle sevinemezsin" diye bağırdı ve tribünü terk etti. Olaya Osmaniye Valisi Celalettin Cerrah da çok şaşırdı.

http://www.milliyet.com.tr/Spor/SonDakika.aspx?aType=SonDakika&KategoriID=14&ArticleID=1152026&Date=19.10.2009&b=Aziz%20Yildirim,%20Valiye%20cok%20sinirlendi

:he::he:

Nasıl ama?

Fenerbahçe Cumhuriyetinin Başkanı devletin valisine, ilin futbol takımı gol atıp da sevinince kızmış, bağırmış..

Devletin memurusun, böyle sevinemezsin demiş.

Adil ol. Her takıma eşit uzaklıkta ol.. buyurmuş mealen..

Peki senin aleyül vala localarda ağırladığın genel kurmay başkanları, kuvvet komutanları bu devletin memuru değiller mi?

Nato müteahhidi olduğuna göre belki de iş ilişkisi olarak kabul ediliyor kimbilir.


Buna çelişki bile denmez artık..

Bir nevi "çöp mertek sorunu"..

Biz dün böyle yazmıştık Çalişkiler'de..

HaberTürk'ün teknik patronu Fatih Altaylı da hissenet okuyucusu galiba..

Bakın bugün köşesinde ne diyor:

"Yıldırım bununla da yetinmedi, Gaziantep'in Fenerbahçe'ye gol atması üzerine sevinen Gaziantep Valisi'ne de "Sen devletin valisisin, niye seviniyorsun" diye fırça attı.
Galatasaraylı kimliğimden ötürü Aziz Yıldırım'a hep mesafeli durmaya çalıştım ama burada artık durmam mümkün değil.

.....

İki, Gaziantep Valisi'nin sevinmesine kızmaya hiç ama hiç hakkı yok. O hiç olmazsa Gaziantep'in Valisi.

Fenerbahçe Başkanı'nın, eski Genelkurmay Başkanı Yaşar Büyükanıt'la tribünde sarmaş dolaş hallerini hiç unutmuyoruz.

Üstelik de Fenerbahçe'nin değil, Türkiye'nin Genelkurmay Başkanı'ydı. Bırakın taraftarlığı bir yana, bir Genelkurmay Başkanı ile bir NATO müteahhidinin tribünde kucak kucağa görüntüsü sadece sportif değil, etik olarak da büyük bir ayıptı."

http://www.haberturk.com/yazioku.asp?id=11184

BORA YAŞAR
21-10-2009, 20:36
Birçok medya mensubuna, akıllı uslu köşe yazarına göre," PKK savaşı kaybetmiştir." Aynen böyle söylüyorlar.

Bu ifade birçok bakımdan yanlış bir hükme dayanıyor.

Bir kere PKK ila Türk Devleti arasındaki ilişki bir savaş değil, bir "düzen ve terör" ilişkisidir.
Bunun adına savaş demekle, PKK yı meşrulaştırdıklarını, bir taraf haline getirdiklerini görmüyorlar. Ya da pek iyi görüyolar da kimi amaçlara uygun davranıyorlar..

İkincisi terör örgütü, sonuçlara ve iki gündür gezdikleri Türkiye'de başlarına gelene bakacak olursak, "mağlup olmamışlardır".

Bal gibi galip gelmişlerdir.

PKK nın amacına bakacak olursak, şu anda neredeyse birçoğunu fiilen elde etmiş durumdalar. Fazlası ve bakiyesi için de devletle sıkı sıkıya pazarlık ediyorlar.

Aksini iddia edenler olanı biteni mi görmüyor, yoksa bizleri enayi mi zannediyorlar?

Şehit ailelerinin dernek yöneticileri, devletin kendilerine verdiği madalyaların geri alınmasını ve teslim olan PKK lı teröristlerin yakalarına takılmasını istiyorlar..

Haksızlar mı?

tekas
21-10-2009, 20:44
Aziz Yıldırım ın Fenerbahçe Kulübü Başkanı olarak yaptığı hareket başkan olduğu için tüm kulübü temsil etmektedir.Ancak Aziz Yıldırım Valiye kızdı diyerek Fenerbahçe kulübünü uyuşturucu ile özdeş gösterme çabası ise fırsatçılıktan başka bir şey değildir.

Daum herhalde yasalar karşısında hesap verdi ki hem Almanya da hem Türkiye de teknik direktörlük yapma yetisi kazandı.

Ama Aragones gibi temiz bir insan Fenerin başında olsaydı Fatih bey sanırım daha mutlu olurdu.

BORA YAŞAR
21-10-2009, 21:24
Aziz Yıldırım ın Fenerbahçe Kulübü Başkanı olarak yaptığı hareket başkan olduğu için tüm kulübü temsil etmektedir.Ancak Aziz Yıldırım Valiye kızdı diyerek Fenerbahçe kulübünü uyuşturucu ile özdeş gösterme çabası ise fırsatçılıktan başka bir şey değildir.

Daum herhalde yasalar karşısında hesap verdi ki hem Almanya da hem Türkiye de teknik direktörlük yapma yetisi kazandı.

Ama Aragones gibi temiz bir insan Fenerin başında olsaydı Fatih bey sanırım daha mutlu olurdu.

Benim yazımın işaret ettiği, özü, bu değil.

Altaylı'nınki de..

Mesele Fener meselesi de değil..

Lütfen bu başlığı futbol başlığı haline getirmeyelim..

Onların ilgili başlığı var..

(Altaylı'nın yazısında yanlış anlamaya olanak verecek alıntı kısmı silinmiştir.)

BORA YAŞAR
22-10-2009, 08:14
....


Benim derdim pazartesi günü başlayan süreçte, yapılan pazarlıklara kulp takabilmek için, adına “içtihat” dense de hukuka takla attırılmasıdır. Zira teslim olanlar arasında bazıları:

1) Açık bir şekilde PKK üyesi olduklarını beyan etmektedirler. Kıyafetleri, emir aldıkları makam, kullanılan bayrak ve atılan sloganlar bu durumu tevsik etmektedir.

Kanunlara göre, hiçbir suça karışmamış olsa da, illegal bir terör örgütünün üyesi olmak büyük suçtur.

2) Terör örgütü mensupları, daha önce suç işlememiş olmak kaydı ile, “Pişmanlık Yasası” çerçevesinde “pişman olarak” örgütle ilişkilerini kesip, devlete yardımcı da olarak terör örgütü üyesi olmak sıfatı ile işledikleri suçu ortadan kaldırabilirler. Ancak ifade verenler açıkça:

1) Pişmanlık Yasası’ndan faydalanmak istemediklerini,

2) PKK’lı olmaktan vazgeçmediklerini ilan etmişler, devlet aygıtına “Beni kendi hukukuna rağmen olduğum gibi kabul edeceksin!” diyerek dayatmışlar ve bu dayatmada başarılı olmuşlardır.

Pişmanlık Yasası’ndan faydalanmak istemeyen, PKK ile organik bağını devam ettirmekte ısrarlı olanlara “Yok sen yine de 221 sayılı Pişmanlık Yasası kapsamına alındın!” denilerek de yeni bir içtihat yaratılmamış -zaten mahkemeler içtihat yaratamaz- hukuka takla attırılmıştır.

Gözüken odur ki, hükümet TBMM’de gerekli yasal değişiklikleri yapmadan PKK ile yaptığı pazarlık sonucu bu adımların atılmasına göz yummuştur.

* * *

1) Hukukun genelliği ilkesinden hareketle, pazartesi günü itibariyle; PKK üyesi olduğu, PKK bayrağı astığı, Apo’ya “sayın” dediği, PKK eylemlerine katıldığı vb. için hüküm giyenlerin cezası kadük kalmıştır.

2) Ergenekon Davası büyük yara almıştır. Bundan böyle; Ergenekon Savcısı Ergenekon örgütü üyesi olmanın PKK üyesi olmaktan çok daha ağır bir suç olduğunu ispat etmek zorundadır.

Ya da savcı “içtihat” uygulayarak “darbecileri” salıvermek durumundadır!

* * *

Hukuk siyasete mağlup olursa, hukuksuzluk salgın hastalık gibi her yere bulaşır!

http://www.hurriyet.com.tr/yazarlar/12747476.asp?yazarid=3


İnsanı asıl üzen, içini burkan, yüreğini sızlatan, hukukun zedelenerek teröristin korunmasıdır.

Teröristin, bugüne kadar yasalara bağlı kalmış, devleti, bayrağını kutsal bilmiş vatandaşlarının gözü önünde, yıllardır yaptığı gibi yasaları ve devlet otoritesini hiçe saymasına rağmen, çıktıkları alaminüt mahkemelerce salıverilmeleri üzerine, zil takıp oynamaları, korkarım bundan böyle, belki kırıntı olarak kalmış hukuka saygı kavramını tümüyle ortadan kaldıracaktır.

Adalet ve hukuka saygı bir ülkede en zor tesis edilen, yıkıldımı yerine konması çok uzun yıllar alacak kavramlardır.

Ergenekon adını verdiğimiz davaların zanlıları derhal bırakılmalıdır. Çünki çifte standart, hukuki bir başlık değil, sosyal patlama yaratabilecek, toplumsal bir huzursuzluk kaynağıdır.

PKK lılara gösterilen hukuk dışı yaklaşım, ortada hukuk bırakmamışken, bu ülkeye yıllarca hizmet etmiş insanları fiilen hapsetmek artık mümkün değildir.

tekas
22-10-2009, 12:10
İçerisindeki katılmadığım bölüm nedeniyle genel içeriği dışında yapmış olduğum yorum nedeniyle Sn.Abim'den özür diliyor ve şu anki haliyle hiçbir anlamı olmayan yazımın mümkünse silinmesini rica ediyorum.

Sevgi ve saygılarımla........

BORA YAŞAR
23-10-2009, 10:28
Bir ülkede yaşayanlar nezdinde yitirilen "adalet duygusunu", "devletin hukuki sistemi temelinde dağıttığı adalete güven ve saygıyı" yeniden kazanmak çok zor belki de olanaksızdır.

PKK açılımı Türkiye'de, vatandaşın, hukuka ve hukuk devleti kavramına olan saygısını nerdeytse tümüyle sarsmıştır.

Bu konuda bir kesim uzunca bir zamandır, zaten, hukuk ve adalet sistemine güven duygusunu yitirmişti.

Son günlerde yaşananlar, artık bu ülkede çok daha büyük bir kesimin, hukuk sistemine ve bürokratik kadrolarına, bunların dağıttıkları adalete, bunların toplumun her kesimine eşit mesafede ve tarafsız, siyasete bulaşmadan iş görme yetilerine olan inanç ve güvenini tümüyle yitirmelerine neden olmuştur.

Toplumsal harcımızın en öenmli çimentosu olan bu inanç ve güvenin tekrar yerine konması, yeniden tesis edilmesi artık büyük bir çaba gerektirecektir.

Siyasal erki elinde tutanların böyle bir çaba içine girebileceklerine ihtimal vermiyorum.

Onlar hala adaleti siyasallaştırmak için gerekli hukuksal altyapıyı hazırlamakla meşguller.

Adalet duygusu çökmüş insanların oluşturduğu bir ülke hiç bir zaman mutlu ve geleceğinden umutlu olamıyacaktır.

BORA YAŞAR
23-10-2009, 12:09
TSK: "Törenlerde yaşananlar hiç bir şekilde kabul edilemez"

Genelkurmay Başkanlığı Genel Sekreteri Tümgeneral Ferit Güler, ''Ülkeyi kutuplaşmaya, ayrışmaya ve çatışma ortamına çekebilecek tutum ve davranışlardan kaçınılması gerektiğini'' belirterek, ''Gelişmeler, terörle mücadeledeki azim ve kararlılığımızı etkileyemez'' dedi.

http://www.aksam.com.tr/2009/10/23/haber/guncel/7754/tsk___torenlerde_yasananlar_hic_bir_sekilde_kabul_ edilemez_.html

Nihayet özlediğimiz, beklediğimiz, birkaç gündür "ses vermiyor acep nedendir?" diye meraklandığımız kurumumuzdan ses geldi.

Müjdeler olsun.

Paşamız, ''Gelişmeler, terörle mücadeledeki azim ve kararlılığımızı etkileyemez'' buyurmuşlar.

Bu çarpıcı ve klişe cümleyi bir sürecin değerlendirmesi olarak kabul edersek, size göre TSK iki gündür bu ülkede yaşananları doğru algılayabilmiş görünüyor mu dersiniz?

PKK nın artık fiilen ve de hukuken meşrulaştığı bir coğrafyada, terörden teröristden bahsedebilmeye olanak var mı?

TSK bunları bıraksın da, şehit ailelerinin iade edeceği madalyaları ne yapacak onu düşünsün. Bundan böyle askere alınacak gençlerin ve ailerinin ruh halini düzeltecek yaklaşımlar üzerine kafa yorsun.

BORA YAŞAR
23-10-2009, 12:15
"İkinci Dünya Savaşı sırasında İngiltere'de bulunan Türk pilotların Berlin'in bombalanmasında yer aldığına ilişkin iddiaların anımsatılması üzerine Tuğgeneral Gürak, söz konusu pilotların o dönemde eğitim görmek üzere İngiltere'de olduğunu ve Hava Kuvvetleri Komutanlığının internet sayfasında da detaylı bilgilerin bulunduğunu söyledi.

Pilotlardan birinin İngiltere hava sahasında silahsız eğitim uçağıyla uçuşu esnasında Alman uçağının saldırısı sonucu, diğer bazı pilotların çeşitli kazalarda, bir kısmının eğitim sırasındaki kazalar sonucu şehit olduğunu belirten Tuğgeneral Gürak, şöyle devam etti:

''İkinci Dünya Savaşı sırasında İngiltere'de eğitim alan pilotlarımız, Türkiye'nin tarafsızlığını ilan etmiş olması nedeniyle hiçbir şekilde aktif hava savaşlarında ve bombardıman uçuşlarında görev almamıştır.

Söylendiği gibi Almanya'yı bombalarken şehit olan kimsenin mezarı İngiltere'deki şehitlikte yoktur.''

http://www.aksam.com.tr/2009/10/23/haber/guncel/7754/tsk___torenlerde_yasananlar_hic_bir_sekilde_kabul_ edilemez_.html

Genelkurmay Başkanlığı Genel Sekreteri Tümgeneral Ferit Güler, böyle diyor basın bilgilendirme toplantısında.

Neredeyse tamamı kaza sonucu ölen onlarca pilot..

Kaza..Bizim kaderimiz.İngiltere'ye de gitsek durum değişmiyor galiba.Bu konuda açtığım başlık geldi birden aklıma.

Dün medyamız, kahramanlar yaratmaya çalışmıştı kendi aklınca. Zaman zaman yaptığı gibi.

Hani artık toplum olarak alıştığımız, " uçak arıza yapıp yerleşim yerinin üzerine düşecekken kendini feda eden pilot" haberleri gibi..

BORA YAŞAR
23-10-2009, 13:43
"Sayın" diyen avukata hapis


Demokratik Toplum Partisi (DTP) Şanlıurfa eski Merkez İlçe Başkanı Avukat Muzaffer Demir, yasa dışı terör örgütü PKK'nın ele başı Abdullah Öcalan'a "Sayın" dediği iddiasıyla yargılandığı 3 ayrı davada 3 yıl 6 ay hapis cezasına çarptırıldı.

http://www.sabah.com.tr/Gundem/2009/10/23/sayin_diyen_avukata_hapis


Dağdan inen PKK lıların "önderimiz Öcalan'ın direktifleri doğrultusunda geldik" ifadesine ise serbest bırakılma..

Örgüt üyesi olduğunu kabul edene kırmızı halı.

Bir çelişki, bariz bir dengesizlik yok mu adaletin terazisinde?

BORA YAŞAR
24-10-2009, 09:51
"Kürt açılımı" "Demokratik açılım" derken "PKK açılımına" dönüşen dosyanın içinde ne var gören bilen var mı?

Başbakan'ın ağzıyla, sadece Kürtlere değil tüm vatandaşlara sunulacak, özgürlükler nedir?

Neyi yok bu vatandaşların da, devlet yan cebinize koyun diye bayram harçlığı gibi ulufe dağıtmakta?

Habur'dan giren 8 PKK'lı ve 28 Mahmurlu Kürt, Öcalan'ın dün avukatları vasıtasıyla yaptığı açıklamalara göre, bir numune görevi görecekler. Avrupa'dan geleceği söylenen grup, iktidarın ilk grubun toplumda yarattığı tepkiden, siyaseten ve sonuçları itibariyle hoşlanmaması nedeniyle, büyük bir ihtimalle kabul edilmeyecekler.

Öcalan, başka grup çağırmayacağım dediğine göre, ilk grubun gelmesi sonucu devletin atacağı adım ve içi boş dosyadan çıkarıp vereceği şeylerin beğenilmemesi halinde, gelenler bu sayılarla sınırlı kalabilir.

Sonra?

Yandı gülüm keten helva..

Bu kadar yaygara, toz dumanın sonunda, ikitidar "Biz bu işe neden giriştik? Kim soktu bizim başımız bu belaya?" diyebilir..

Dağ fare doğurur da, PKK lı dağdan inmezse, fiyasko her iki tarafın psikolojisini de bozabilir.

Pkklılara empati uzmanı Cengiz Çandar'lar, Hasan Cemal'ler bulur yazacak birşey nasıl olsa..

İktidar da alışık olduğu mağdur rolüne soyunur ve meydan meydan dolaşıp halka anlatmaya çalışır erken seçim öncesi başına gelenleri..


İlginç bir mecraya giriyor işler..

Ya iktidar, tüm siyasi risklerine karşın, daha fazla PKK lı gelsin diye o boş dosyanın içini bir an önce dolduracak, ya da önce gelsinler sonra vereyim çıkmazına girecek.

PKK cephesi de "önce ver, durumu değerlendirip, hoşumuza giderse, sonra gelelim" diyecek..

Nereden bakarsanız bakın AKP nin işi zor.

PAŞA
24-10-2009, 19:03
AKP biraz daha gayret ederse iç savaşı çıkaracak sonunda...

BORA YAŞAR
26-10-2009, 11:19
Algılama, değerlendirme ve yargılama zaafı içinde debelenen fertlerden oluşan bir toplumuz.

Özeleştiri bilmiyoruz. Empati diye bırakınız bir kavram, bir hissiyattan bile haberimiz yok. Sürekli eleştiriyoruz herşeyi. Aslını astarını bilmeden, ölçü endaze tanımadan. İnsafsızca.

Bize göre hakem hatalı, hakim adaletsiz, polis insafsız.. Biz daima haklıyız..

En tahsilsizimiz bilge, en kültürsüzümüz hayat okulu mezunudur. Biz herşeyi biliriz. Gözümüzden hiçbirşey kaçmaz.

Adalet de biziz. Musavaat da.

Herşeyi doğru yaparız.

Kamunun arazilerine el koyan da başkalarıdır, elektrik hırsızlığı yapan da. Vergiyi biz değil büyük kurumlar kaçırır. Arazi yağmalamak da, elektrik hırsızlığı da, vergi kaçırmak da aşağılık bir davranıştır bize göre. Biz yapmayız, başkaları yapar tüm bu pis işleri.

Avanta yanlıştır sıkışınca veririz. Rüşvet ahlaksızlıktır, işimiz hızlı görülsün, başımıza gelen bela yön değiştirsin diye rahatlıkla toka ederiz.

Tüm söylemlerimizde dik duran, prensip sahibi insanları överiz de iş bizim duruşumuza geldi mi hemen kolayına kaçarız.

Zoru, zorluğu sevmeyiz. Zorlukların kenarından köşesinden dönebilmek amacıyla, zorluğu yenmek için gerekli enerjiden fazlasını harcarız, dert etmeyiz.

250 metre ilerideki kavşaktan dönmek yerine, 100 metre ters istikamette araba kullanırız. Gazetelerde trafik kazalarında ölen insan sayısını görünce şaşırmış gibi yaparız.

Bir yasa, daha çıkmadan, yamasını bulmakta bizden ustası yoktur..

Bu forumda acaba kaç kişi mesai saatleri içinde, devletin ya da patronunun kendisine iş görsün diye tahsis ettiği bilgisayarla, bedavadan internete bağlanarak, vaktini laklakla, borsa izlemekle geçiriyor, doğrusu merak ediyorum?

Tüm bunlardan sonra, dünya sorunları üzerine ahkam keserken, şunun bunun ahlaksızlığından, namussuzluğundan, hırsızlığından dem vurabilmek bir çelişki oluşturmuyor mu?

Toplumu biz bireyler oluşturuyoruz. Bizim davranışlarımız yön veriyor çevremizin ailemizin ve giderek tüm toplumun davranışlarına. Biz belirliyoruz iyiyi kötüyü. Biz özendiriyoruz toplumumuzu güzele çirkine.

"Bir ben yapmışım toplumu etkilemez" diye diye bu hale geldik.

BORA YAŞAR
27-10-2009, 01:25
Üç yılı aşıyor bu sitede yazıyorum..

Açıkça, gizlemeden, hiç sakınmadan, şu kırılırmış bu gücenirmiş, sakınacalıymış demeden belirli etik ve yazım kuralları içinde yazıyorum.

Ben bu toplumda bir insan örneğiyim. Yazdıklarımın yararlı olması temelinde beni ben yapan özellikleri de hiç gizlemeden, yüreklice ortaya koyuyorum..Bakın, bu sosyal ve ekonomik şartlarda, şu coğrafyada, şu tarihlerde, şu çevrelerden gelen bir adam böyle yaşıyor, böyle düşünüyor, böyle inanıyor diye..

Hani hayatım roman derler ya.. Aynen öyle..

Dini inancım dışında hiçbirşeyimi gizlemeden, uygun temalarla herkese sundum.

Kimilerine göre bu son derece sakıncalı bir girişimdi. Bana öğütte bulundular. Aldırmadım.

İnandıklarımı, siyaseten olsun, ahlaken olsun, savundum.

Hep dürüst davrandım. Ne kendimi ne de bu başlığı ya da başka başlıklarda yazdıklarımı okuyanları hiç aldatmadım. Olmadığım gibi görünmedim.

Doğaldır ki, bu kadar gözünü budaktan esirgemeyen, şeffaf bir tip olarak, benden farklı düşünen birçok kişi tarafından hem alenen yazılarla taşlandım. Hem de birçok kişi tarafından da sevilmedim..

Amacım sevilmek olsa çok farklı davranabilirdim.

Amacım sadece "beni" sergilemekti..Bu "ben" kaba çizgilerle, siyaseten, sol , milliyetçi,
laik, insan olarak da, batı çizgilerinde, aileye önem veren, devletle ve insanlarla olan ilişkilerinde daima doğru, dürüst, yasal bir yaklaşımı uygun gören biri idi.

Bu "ben"in bir çok zaafi da var doğal olarak..

O zaafları da hiçbir zaman gizlemedim. İçimden geldiği gibi davrandığımda bu zaaflar da zaman zaman ortalığa çıkıverdi..Milli konulardaki aşırı hassasiyetim, çabuk sinirlenmem, beğenmediğim, doğru bulmadığım konularda fazla tepkisel yaklaşımım, bu temelde karşımdakileri kırmam, haksızlığa hemen karşı durmam..ila..

Ayrıca bir galatasaray fanatiğiyim..Birkaç gündür, birkaç başlıkta olanlar, bu zaafımı ve hayırhah olmayan sonuçlarını bir bir ortaya çıkardı. Ama ben buyum. Yaptıklarımı, söylediklerimi sonradan da olsa teraziye koymayı bilirim. Buna özeleştiri diyoruz. Severim. Alışkınım.

Ancak özeleştirinin genel bir kurum olarak herkes tarafından eşit ve dürüstlükle kullanılmadığı bir ortamda, birkaç kişinin uygulaması durumunda, insanı rahatlıkla aptal konumuna sokan bir uygulamadır.

Bu nedenle çok sevdiğim özeleştiri kurumunu, malesef fazlaca kullanamadım.

Tüm bunları neden mi yazıyorum?

Önümüzdeki günler bunun nedenini belki de yaratacak..

Hissediyorum..

BORA YAŞAR
27-10-2009, 08:34
Bir siteyi, yani içinde binbir çeşit inanç, renk, kültür ve sosyal temel barındıran erkek ve kadını birarada tutmada başarılı kılan birçok unsuru bu sitede görebilirsiniz.

Böyle bir çeşitlilikteki insanı yıllardır birarada tutmayı becerme tecrübesinin içinde birçok özellik var.

Bunları tek tek saymaya gerek yok. Bilen biliyor.

Ayrıca sitemizin yönetimi hemen her yeni gelişimden de ders çıkararak, gerektiği zaman ve yerde yeterince radikal yaklaşım ve operasyonlarla yoluna sağlıkla devam ediyor.

Doğaldır ki hatalar da yapılıyor bu süreçte..Yapılacaktır da. Ama hatayı tespit mekanizmaları da iyi çalışıyor. Sağduyu ve dikkat hatayı az zararla atlatma olanağı sunuyor yönetime..

Bu forumda, en büyük ihtilaf kaynağı olarak tespit edilen, siyaset ve dinsel konularda başlık ve yazı olanağı tanınmıyor.Bir başka önemli farklılık ise, futbolda üç büyük kulübün taraftarına, ancak bir tanesine üye olabildikleri kulüplerde tartışma olanağı tanınması. Bu yaklaşım da tümüyle tecrübeye dayanan bir akılcı bir tespite dayanmakta..

Bu coğrafyada insanlar, kültürel alt yapıları ne olursa olsun, siyaset, din ve futbol konularında fanatik davranabiliyorlar.

Nasıl ki bir kurum zaaf tespiti yaparak, sağlıklı gelişimini bu tespit üzerine inşa ediyorsa, insan da sağlıklı ilişkiler ve kendi öz sağlığı için, geçmişte yaşadığı tecrübelere dayalı bazı tespitleri temel alarak hayatını düzenleyebilir.

Ben de kendi sağlığımı düşünerek, bazı inanç, siyasi görüş sahipleri ve kimi futbol fanatikleri ile görüşmemeye özen gösteriyorum. Bu yaklaşım, her iki tarafın hayrı için verilmiş tecrübeye dayalı bir tespit. Bunu birçok kişi yapıyordur zaten içgüdüsel olarak. Ben bunu aleni yapıyorum.

Bana göre gerek yok bu konularda bir daha tecrübeye girişmeye.. Dünya büyük. Herkesin birbirinden hoşlanabileceği sayıda insan bulunmakta.

Bu temelde dün bir laf ettim..Birçok kişinin aslında hayatında dediği ve uyguladığı bir laf. Yine olay oldu. Sanki huzur dolu kardeşlik dolu bir dünyada bir tek ben ayrıksı kalmışım gibi..

Oysa ben kimseyi üzmeden, aldatmadan, şeffaf bir şekilde, tecrübelerime dayanarak bir öneride bulunuyorum. Bu kadar.

Bir kere daha açıklıyayım kimilerinin ilk defa duyuyormuş gibi hayretle karşıladıkları önermemin mantığını..

Bu coğrafyada bir futbol fanatiğinin, bir diğer takımın fanatiği ile, en azından maç günlerinde dost olamıyacağını..

Dost dediğimiz, dostunun zaafını kaşımaz. Üzüntüsünün üzerine gitmez. Onun hassas olduğu konularda onunla asla takılmaz, alay etmez.

Peki sizce bir Galatasaraylı ile bir Fenerli fanatik, bu açıdan bakarsak, maç günleri ve ertesinde, dost olabilir mi? Fenerli ya da Galatasaraylının tek amacı, böyle bir zaafi, üzüntüyü, hassasiyeti bulup tespit edip, karşısındakinin canını sıkmak.

Bunu çok iyi bilen forum yönetimi, fanatikleri kendi kulüplerinde kendi aralarında konuşup dertleşebilecekleri bir düzende tutuyor..

Bu düzen bu hafta bozuldu. "Ebedi dostluk" martavalı ile açılan başlıkta, maç sonrası ve öncesi kimilerine rencide kabul edilebilecek yazılar yazıldı.

Bu hata da forum yönetimince mutlaka not edilerek gereği yapılacaktır. Bundan adım gibi eminim..

BORA YAŞAR
27-10-2009, 12:23
Sabahtan danışmanlığını yaptığım şirketin bir tutanak işi için Vergi Dairesine uğradım..

Pırıl pırıl bir bina..Tüm kat vergi denetmenlerine ayrılmış..İki kişilik güzel ferah odalar..Mobilyalar, her masada bilgisayar, yazıcılar ...Etkileyici..

Parmakla gösterilen bir binada çok ayrıcalıklı yaptığım memuriyet dönemi geldi aklıma..Teknoloji de çağ atladı son 25 senede..Biz odamıza daktilo çağırırdık mükellefle tutanak imzalanacağında.

Koca grubun 2-3 tane daktilosu vardı. 40 kişiye hizmet verirlerdi. Çoğaltma işlerini teksir makinesiyle yaptırırdık.

Daktiloda ancak belirli sayıda kopya imkanı vardı.Kopya kağıdı kullanıla kullanıla yıpranır, büro müdürü cimrilik yapar gerekli zamanda değiştirmezdi. Daktilo edilen metnin birinci sayfası bie zor okunurdu.

Bir raporu kırtasiye olarak oluşturmak uzmanın müthiş zamanını alırdı..

Otururken, vergi denetmeni tutanağı bilgisayardan bize okudu.. Düzeltmeleri yaptı..Bu arada koridordan ilaçlama yapılıyor uyarısını duyduk..Bastı yazıcıya. Zırt verdi elimize imza için tutanakları..İlaçlama ekibi odaya girmeden imzalar atılmış iş bitmişti..

Gözünü seveyim teknolojinin..

İlaçlama neydi derseniz, domuz gribi nedeniyle tüm kamu idareleri, tam teçhizatlı adamlarla ve pulvarizatör gibi aletlerle dezenfekte ediliyormuş..

Kendimizi zor dişarı attık..

Cezve
27-10-2009, 21:38
Bugün İç Anadoluda,Başkente 180 km uzaklıkta,burada,çalıştığım yerde, 13 yaşındaki bir kızı 27 yaşındaki bir erkekle nişanladılar.Orta 2 öğrencisi.Yorumlayamayacağım .

BORA YAŞAR
27-10-2009, 22:03
Sn Cezve;

Bunu bir çelişki gibi görmüyorsunuzdur umarım..

Yurdumuzun bir yöresinde hala beşik kertmesi devam ediyordur eminim.

Diğer yörelerimizde de verdiğiniz örnekolaya uygun evlenme dahi vakayı adiyeden..

Bunun altında yatan "kızı" bir emtea gibi gören, erkek egemen toplum geleneğidir.

Kıza, evleneceği adamı seçme imkanı vermeyen, hayatını zindan eden yok olası bir uygulamadır.

Bu foruma üye birçok kişi ailesine baktığında bu uygulamanın örneklerinin çok yakınında olduğunu görecektir.

Mutlu olmayan eşlerin kurdukları yuvada, mutlu olmayan çocukların da büyüyüp mutlu olmayan bir toplum oluşturacağı gerçeğine götürür bizleri..

Ekonomik ve hukuksal özgürlüğü olmayan eğitimsiz bireylerin, gelişmiş bir ülke yaratmada başarısız olmaları çok doğaldır..

Demek istediğim; verdiğiniz örnek yaşamsal önemde bir üst başlıktır yurdumuz için.

BORA YAŞAR
27-10-2009, 23:24
"Japonya’da çok sevdiğim bir adet var; borçlu insanlar eğer borçlarını ödemezlerse, bir şirket var, orayı arayıp siyah takım elbiseli adamlar tutuyorlar ve bu siyah kıyafetli adamlar haftalarca evlerinin önünde durup etrafa karşı itibarlarını zedeliyorlar. Öyle dövme, öldürme, tehdit filan yok. Sadece itibarlarını zedeleme. Duruyorlar ve evlerine bakıyorlar. Adam da ya intihar ediyor, ya da ne yapıp yapıp borcunu ödüyor."

http://www.radikal.com.tr/Default.aspx?aType=RadikalYazarYazisi&ArticleID=961289&Yazar=AY%C7A%20%DEEN&Date=27.10.2009&CategoryID=96

Bu pek medenice yaklaşımın başarıya ulaşmasının özünde, toplum algılaması, gelenekleri ve insan faktörü var.

Aynı şeyi bizim insanımıza yapsak aynı başarıyı sağlayabilir miyiz?

Hiç ihtimal vermem.

Japonya'da bürokrat, siyasetçi, devlet adamlarından da, kendini bir felaketten sorumlu görenlerin harakiri yaptıklarını sıkça işitiyoruz. Namus, dürüstlük, şeref ve haysiyet budur..

Bizim toplulumuzdaki gibi içi boş, tın tın öten, biçimsel, hamasi kavramlar değil.

REST
27-10-2009, 23:53
"Japonya’da çok sevdiğim bir adet var; borçlu insanlar eğer borçlarını ödemezlerse, bir şirket var, orayı arayıp siyah takım elbiseli adamlar tutuyorlar ve bu siyah kıyafetli adamlar haftalarca evlerinin önünde durup etrafa karşı itibarlarını zedeliyorlar. Öyle dövme, öldürme, tehdit filan yok. Sadece itibarlarını zedeleme. Duruyorlar ve evlerine bakıyorlar. Adam da ya intihar ediyor, ya da ne yapıp yapıp borcunu ödüyor."

http://www.radikal.com.tr/Default.aspx?aType=RadikalYazarYazisi&ArticleID=961289&Yazar=AY%C7A%20%DEEN&Date=27.10.2009&CategoryID=96

Bu pek medenice yaklaşımın başarıya ulaşmasının özünde, toplum algılaması, gelenekleri ve insan faktörü var.

Aynı şeyi bizim insanımıza yapsak aynı başarıyı sağlayabilir miyiz?
Hiç ihtimal vermem.

Japonya'da bürokrat, siyasetçi, devlet adamlarından da, kendini bir felaketten sorumlu görenlerin harakiri yaptıklarını sıkça işitiyoruz. Namus, dürüstlük, şeref ve haysiyet budur..

Bizim toplulumuzdaki gibi içi boş, tın tın öten, biçimsel, hamasi kavramlar değil.

:)
Enteresan bir fikirmiş..:cool:
Türkiye de uygulanabilir Mİ?
Olur herhalde..
Tek sorun...O kadar siyah takım elbiseli adamı nereden bulacağız.
70 milyon nufus var....60 milyonu borç ödemiyorsa..kişi başına 5 takım elbiseli adam olsa..
300 milyon kişi lazım..zor bu.olmaz.:D:D
Selamlar...

bridgea
27-10-2009, 23:59
''Amacım sevilmek olsa çok farklı davranabilirdim''

Sevgiyi gerçek hayatta bulamamış olanlar için sanal bir ortam bulup orada olmadığı gibi gözükerek sevgi devşirmeye çalışmak.Sorun bu olsa gerek.Çelişkiye zemin.

'' Dünya büyük. Herkesin birbirinden hoşlanabileceği sayıda insan bulunmakta.''

Farkında olmadan kendi dünyasının zengin ve geniş ve kalabalık olduğu yanılgısı. Bu da diğer çelişkinin yaşam alanı mıdır? Hani sanata yabancı,farklı düşünene düşman tipoloji.

''Mutlu olmayan eşlerin kurdukları yuvada, mutlu olmayan çocukların da büyüyüp mutlu olmayan bir toplum oluşturacağı gerçeğine götürür bizleri..''

Hisse Net'i bu açıdan (sığınıp mutlu olunabilen bir yuva) görme ihtimalimiz varmı?

Not;Ağabey , özeleştiri müessesesi vefat edeli çok oldu,artık en iyi savunma saldırı çağındayız,maalesef.

Saygılar

Sesil
28-10-2009, 01:16
Geçenlerde bir arkadaş,(38 yaşında bir bayan) kendisiyle girdiği hesaplaşma döneminden sonra yaptığımız uzun bir sohbette şöyle bir itirafta bulunmuştu;

"ben hayatım boyunca acıdığım insanları sevmişim. Acımayı sevgi sanmışım. Ama anlayamadığım; oğluma acımıyorum ve onu gerçekten seviyorum. Bu nasıl oluyor acaba?"

demişti.

İlginç bir tespit.

("Çünkü o senin oğlun ve onun acınacak bir durumda olduğunu kabullenmek istemezsin herhalde" demiştim.)

Duygusal yanlarımız, insanlara yaklaşımlarımız çelişkilerle dolu.

Ve de çok temel bir kavram "Saygı duymak"

(Saygılı olmak, saygılı görünmek mecburiyetini kabullenmek değil, demek istediğim.)

Gerçekten bizde saygı uyandırdığını düşündüğümüz kriterlerimiz nelerdir?

Üzerine hiç akıl yoruyor muyuz acaba?

Söylemlerimizi hamasi kalıplardan çıkarıp davranışlarımızla özümsediğimizi ne kadar yansıtıyoruz?


Saygı uyandıracak özelliklere, başarılara karşı özel bir antipati-hınç-kıskaçlık-çekememezlik duyumsamak ve küçümsemeye, horlamaya, hatta niteliklerini meziyetlerini görmezden gelmeye, alaya almaya, olmadı engel olmaya neden daha yatkındır bazı insanlar?


Buna karşın basit sıradanlıkların karşılıklı pohpohlanacağı, birbirlerini karşılıklı izleyenlere göz boyama taktikleri ile öne çıkaracakları ilişki öbeklenmesini neden sağlamaya çalışır insanlar?

Ve de hayat, daha çok böylesi küçük oyunların oynandığı sahnelere neden sıkıştırılmaya çalışılır?

Ne beklenir baskın tarzın bu şekilde sürdürülmesinden?

Ne kazanılacağı düşünülüyordur toplumun böyle biçimlenmesinden?

Birileri kazanacaktır da, kimler olacaktır acaba?

O toplumun gerçek düşmanlarından başka?

Sesil
28-10-2009, 12:20
Yukarıdaki yazıma "one_minute" itibar puanı vermiş. (gerçi bu verilen itibar puanı ne işe yarıyor onu da bilmiyorum. O da bazen nedense kitlenip puan olarak yansımıyor ya)

Hiç anlamadım.

Dün bu başlıkta gergin bir diyaloğun geçtiğini okumuştum sonrasında silinmiş galiba.

Bu gerginliğin nedenini kesinlikle bilmiyorum. Ayrıca ilgilenmedim de.

Peki ama yukarıdaki yazımla sanki tarf tuttuğum izlenimini mi verdim acaba?

Böyle bir amacım yoktu. Gereksiz yere kullanılmaktan hiç hoşlanmam.

Burada Ne sn. Bora Yaşar'ı tanırım ne de "one_minute" nick'inin sahibini.

"one_minute" nick'inin profiline baktım. 23-09-2009 tarihinde üye olmuş.
İmzasında: "Yazarın akl-i ehliyeti yoktur..." Yazıyor.

Kusura bakmayın ama saygı uyandıracak hangi aktivitesi ile bana sözüm ona vermeye çalıştığı puana(o da nedense geçerli olmayan) önem vereceğimi kıyaslayamıyorum.

Öyle kolay değil benim saygı duymam.

Artık bu platformda yazı yazmayı sürdürmeyi biraz düşünmek istiyorum.

Kimsenin ne yapmaya çalıştığını anlamıyorum çünkü. Kimin hangi çıkarlarına, heyecanlarına zararlı veya faydalı oluyorum bulanık.

Kaldı ki; neden buradayım bu şartlarda hele bir sormalıyım kendime anlaşılan...

Artık internette uzun süre gerçek ürünlerini takip etmediğim, şahsen tanışmadığım kimselerle ve güvenebileceğim insanlarca davet edilmediğim yazışma otamında bulunmayacağım.

Sıradan bir okur olurum daha iyi hepimiz için.

BORA YAŞAR
28-10-2009, 12:50
Bence yazmalısınız Sesil hanım..

İyiye, güzele, doğruya dair yazmayı sürdürmelisiniz.

Bunun gerekçesine aslında yukarıda değinmişsiniz. Çirkini göstererek.

Bizim gibi yaşını başını almış, içinde yaşadığı topluma borcunu ödeme hissiyatını içinde taşıyan insanların bence görevi bu.

Herşeye rağmen yazmak.

Açık seçik.

Bence yazmalısınız.

BORA YAŞAR
28-10-2009, 13:06
Yazdıklarımı, dostlarım kadar hatta onlardan daha da fazla ve sürekli bir şekilde, bana dostane hisler beslenmeyenlerin okuyup takip ettiklerini görünce doğrusu inanamıyorum.

O kadar anında tepki veriyorlar ki şaşarsınız.

Sanki ben yazarken omuz başımda bekliyorlar yazıyı göndermemi..

Bloglarda hemen her yazdığıma, alıntıladığım bir şiire bile tek yıldız veren bir grup vardı..İnanın benim olmayan şiire.

Bunları adamdan saymak mümkün değil.

Ama hakikaten okuyup da beğenmeyenlere bir diyeceğim yok.

Ya da var..

Şöyle..

Yıllar öncesine ait bir anekdotu getirdi aklıma bu..

"Yıllar önce.

Gene böyle bi dönem...

Bedii Faik doğruları yazıyor.

Hükümet kızıyor.

E-mail yok o zamanlar...

Telgraf geliyor gazeteye...

Hükümetçiler göndermiş:

"Senden nefret ediyoruz,

yazdıklarını okumuyoruz,

gazeteni de bundan sonra

sadece tuvalette kullanacağız!"

Bedii Faik ertesi gün şunu yazıyor:

"Aman aynen devam edin;

bu sayede gün gelir,

kıçınız başınızdan akıllı olur!"

BORA YAŞAR
28-10-2009, 13:19
Yukarıdaki yazıma "one_minute" itibar puanı vermiş. (gerçi bu verilen itibar puanı ne işe yarıyor onu da bilmiyorum. O da bazen nedense kitlenip puan olarak yansımıyor ya)

.

O kitlenme dediğiniz olay şöyle oluyor..

Bir forum üyesi eğer belirli bir itibara gelmemişse, foruma yazdığı yazı azsa, henüz bu forumda çaylak sayılırsa, o şahsın verdiği itibar puanının, itibarınızı yükseltme olanağı yoktur.

Forumumuzun çok akılcı bir uygulaması.:he:

Amiyane " sen önce itibar kazan, foruma birşeyler ver/paylaş, sonra sağa sola itibar dağıt demekte..

Haksız mı?

BORA YAŞAR
28-10-2009, 13:43
ERdoğan İran gezisinde yine ABD-İsrail blokunu üzecek laflar etti. Aslında İran'ı ziyareti bile bu eksende olumlu karşılanmayan Başbakan, tüm TV lerde, belirli kesimlerde neredeyse nefret edilen bir figür sembolü olan Ahmedinejat'la can ciğer kuzu sarması şeklindeki görüntüleriyle, yürek sızlatmıştır.

Davos'ta İsrail'e tepkisiyle, müslüman kesimlerce sembolleşen Erdoğan'ın, bu hareketinin temel alınarak İran'lı devlet adamlarınca alkışlanması da tuzu biberi olmakta.

Erdoğan'ın, özellikle ABD ve İsrail tarafından çok tehlikeli bir girişim olarak niteledikleri İran'ın atom faaliyetleriyle ilgili olarak söyledikleri de, mutlaka büyük tepki toplamaya devam ediyordur.

Türkiye'nin, kimilerince, son zamanlarda eksen kayması olarak nitelenen bazı komşuluk ilişkileriyle batının dikkatini çektiği açıktır.

Ancak tüm bu yaptıklarından daha da önemli bir girişime de ortak oldu İran'da, Erdoğan..

Rusya, Irak ve Suriye'den sonra İran'la da dış ticarette ABD dolarını değil, her iki ülke parasının temel alınacağı bir süreci başlattı.

Yine gazetelerden okuduğumuza göre, Çin, İran, Rusya ve Türkiye dış ticarette doları temel almıyacaklarmış..

Bu gelişme, ABD egemen bir dünya için çok tehlikeli bir adım..

Dünyanın en büyük gücü, dünyanın en büyük borçlusu ise, giderek zayıflayan bir ABD nin, buna yol açacak adımları düşmanca karşılayacağı, bu durumun tüm dünya için ne büyük bir tehdit oluşturduğu açıktır.

Serenler
28-10-2009, 21:44
O kitlenme dediğiniz olay şöyle oluyor..

Bir forum üyesi eğer belirli bir itibara gelmemişse, foruma yazdığı yazı azsa, henüz bu forumda çaylak sayılırsa, o şahsın verdiği itibar puanının, itibarınızı yükseltme olanağı yoktur.

Forumumuzun çok akılcı bir uygulaması.:he:

Amiyane " sen önce itibar kazan, foruma birşeyler ver/paylaş, sonra sağa sola itibar dağıt demekte..

Haksız mı?

Bu kişi puanı ve konumu itibariyle sıfır etkiye sahiptir ama her nasılsa sevgili Sesil'i rahatsız etmeyi başarmış. Bu da kabul edilebilecek bir davranış değil. Doğal olarak kendisi şimdi daha sizlere ömür tarzında çok daha fazla rahatsız oldu.
Etme bulma dünyası...
Bu çelişki değil gerçeğin ta kendisi...

BORA YAŞAR
28-10-2009, 21:53
Bu kişi puanı ve konumu itibariyle sıfır etkiye sahiptir ama her nasılsa sevgili Sesil'i rahatsız etmeyi başarmış. Bu da kabul edilebilecek bir davranış değil. Doğal olarak kendisi şimdi daha sizlere ömür tarzında çok daha fazla rahatsız oldu.
Etme bulma dünyası...
Bu çelişki değil gerçeğin ta kendisi...

Forum itibarları bir tarafa, "Mesai tipi" katılımcılardır bunlar..

Yani nedense Pazartesi-Cuma (tatil hariç) mesai saatleri içinde internete girerler..

O zaman teşerrüf ederiz kendileri ile.:he:

Ama etik takılırlar.

Neyse "Ne Arabın yüzü ne Şam'ın şekeri".



Teşekkürler Sn Serenler..İyi bayramlar..

BORA YAŞAR
28-10-2009, 22:12
Cumhuriyet Bayramı Türk'ün kendi yarattığı eserle öğündüğü, bayram ettiği gündür. Dolayısıyla Cumhuriyet Bayramı da Türk'ün kendi eseridir..En değerli bayramdır. Çünki yok olmanın eşiğinden dönüp, Kurtuluş Savaşından alnının akı ile çıkıp, devletini tüm ulusların da kabul ettiği bir şekilde, tescil ve ilan ettiği bir gündür, 29 Ekim 1923.

Bu bayramda, bilinki, bayrağını asan, onunla övünen/sevinen bu ülkenin has vatandaşıdır. Aksini düşünmek dahi istemiyorum bu kutlu günde..

Bayramlarımızın en değerlisidir. Çünki bu bayramı yaratan oluşum olmasaydı başka hiçbir bayramımız da olamıyacaktı.

Cumhuriyetin kuruluşuna uzanan tarihsel dönemde üzerine düşeni ve gerekeni hakkıyla yapan herkese saygı..

BORA YAŞAR
28-10-2009, 22:42
Sesil'e..



KARŞI-TELE KENDİM

Beni aldat beni kandır
gerçekleri çok önümden
gibi kalsın
donsun vahşet

olsa da solgun bir çiçek
hayatım hayatım
gibi kalsın

dönüş mü? istemem dönüş
dursun geçmiş
gibi kalsın, günü kurtar
beni kurtar beni kurtar
kendim beni kurtar

Gülten Akın

(Sonra işte Yaşlandım)

BORA YAŞAR
28-10-2009, 22:59
KENT BİTTİ

Yakın sesler gitti
geceler el değiştirdi, yıkımlar
anılmıyor bile dilden çıktı
çözülme gündemde

antenlerin uyduların metalik söylemiyle
birleşilemiyor
yabancı isimler trafik imleri alarm zilleri
arasında karşılaşanlar
tanışıyorlar mı? tanışamıyorlar
bu bir çarpışmaya benziyor
bütün gün bütün gün çarpışa çarpışa
kentin ağır sularında
herkes yaralı

erkekler
kanına alkolden kıymıklar batıran
erkekler doğuyor çılgınlıklarından
kadınlarsa
kapatıp kendilerini rahimlerine
sırlarıyla oynuyorlar

kent bitti

Gülten Akın



Gönlünü kırdığım, rakıyı, şiiri ve güzeli seven uzaktaki bir dosta..Sevgilerimle..

Ve çok sevdiğim iki şarkı..Sağlığına..

http://www.youtube.com/watch?v=ACaP9JJ00ls

http://www.youtube.com/watch?v=rwAFcnuKSFg&feature=related

BORA YAŞAR
29-10-2009, 09:23
Günün incisi


"ERdoğan: "Yüzümüz doğuya da batıya da dönük.." (Gazetelerden)"



Bu, teknik olarak, "İki yüzlüyüz" demenin başka bir yolu galiba..

BORA YAŞAR
29-10-2009, 11:48
"Kandilden dönen PKK'lıar hastalandı"

http://www.stargazete.com/guncel/kandilden-donen-pkk-liar-hastalandi-haber-221989.htm


Anlaşılan ova havası yaramadı dağlılara !

BORA YAŞAR
29-10-2009, 14:24
Denizli'deki kutlamalarda olaylar çıktı

Denizli'de korteje katılmalarına izin verilmeyen ADD'lilere polis müdahale etti

Denizli'de korteje katılmalarına izin verilmeyen Atatürkçü Düşünce Derneği ve Eğitim-İş Sendikası üyesi yaklaşık 300 kişinin yürümek istemesi üzerine polis müdahale etti. Polis ile grup arasında arbede yaşandı.Çok sayıda gözaltı var.

http://www9.gazetevatan.com/Denizlideki_kutlamalarda_olaylar_cikti_/267841/1/Gundem

Atatürkçü Düşünce Derneği'nin ne işi var Cumhuriyet kutlamalarında Allahaşkına?

Ne alaka?

İyi yapmış Cumhuriyet rejiminin yöneticileri..Ellerine akıllaırna sağlık.

Aslında Atatürk'e dair ne varsa kaldırıp atacaksın.

86 senedir nedir bu çektiğimiz ya?

Yeter ama.

BORA YAŞAR
29-10-2009, 21:23
DOĞA İÇİN ÇAL..

Güzel bir çalışma olmuş..

http://www.dogaicincal.com/divaneasikgibi.html


(Sevgili YG göndermiş. Selamlar)

BORA YAŞAR
29-10-2009, 21:27
İnsan hangi yaşa kadar genç sayılır, hangi yaştan sonra artık ihtiyardır...?

Bu zor sorunun yanıtı Erdal İnönü’nün anılarında yer almıştı.
O da hukuk profesörü Vasfi Raşit Seviğ’le yaptıkları bir sohbette öğrenmiş “doğru cevabı”...

Seviğ hoca, aralarında Erdal İnönü’nün de bulunduğu öğrencilere “hangi yaşı ihtiyarlık sınırı olarak kabul ettiklerini” sormuş.

Hepsi farklı yaşlar söylemişler. O ise hiçbirini beğenmeyip, kendi cevabını vermiş:

“İnsan, yaşamına yeni bir yön verme iradesini gösterebildiği sürece gençtir. Bu iradeyi gösteremeyip ‘artık yaşamımı değiştiremem’ diyorsa gençliği gitmiş demektir.”



Daima genç kalmanız dileğiyle...


(Teşekkürler YG)

BORA YAŞAR
30-10-2009, 14:44
Büyükanıt'tan Öz'e 'Beni almaya mı geldiniz' esprisi

İstanbul Valisi Muammer Güler tarafından Dolmabahçe Sarayı'nda verilen 29 Ekim resepsiyonunda, Genelkurmay eski Başkanı Yaşar Büyükanıt, Ergenekon davası savcıları Zekeriya Öz, Fikret Seçen ve İstanbul Emniyet Müdürü Hüseyin Çapkın ile bir araya gelerek kısa sohbet yaptı.

Habertürk TV'nin kaydettiği görüntülerde Büyükanıt, Öz ile önce tokalaştı, ardından 'Ben sizi basından tanıyorum. Buraya beni almaya mı geldiniz?'

esprisi yapınca üçlü arasında gülüşme yaşandı.

http://www.zaman.com.tr/haber.do?haberno=909568&title=buyukanittan-oze-beni-almaya-mi-geldiniz-esprisi

Gülerler ağlanacak hallerine..

İbret verici sahneler yaşanıyor..

Liboşlara göre giderek demokratikleşiyoruz..

Babaannem bu gibi durumlarda "dayım kadar kalaydım" derdi.

Nato müteahhitleriyle kolkola görmeye alıştığımız, tarihi Dolmabahçe buluşmasının mucidi, bugünlerde gündemdeki "ıslak mı kuru mu" tartışması yapılan belge temelinde de tekrar başrollerde.

Eğer bu belge gerçekten önemseniyorsa, Büyükanıt'ın çoktan içeride olması gerekirdi. Oysa daha ifadesinin alınması bile düşünülmüyor.

Hakikaten güldükleri kadar var oynanan komediye.

BORA YAŞAR
30-10-2009, 19:03
Ve çok geçmeden Türköne'nin yeni ordu kurulma teklifi geldi.

Yeniçeri ve Asakiri Mansureyi Muhammediye benzetmesiyle..:)

Şu anda tümüyle TSK nin psikolojisi üzerine oyun oynanmakta..

Kışkırtılıyor. Deneniyor.

Reaksiyona göre bir adım daha atılacaktır..

Bu işleri çok iyi biliyorlar.

Kabul etmek lazım.

tekas
31-10-2009, 20:43
Dış İşleri Bakanımız başkanlığındaki heyet Kuzey Irak ziyareti yaparak karşılıklı ilişkileri geliştirme ve güven tesisi konularında mutabakata varıldığını açıkladılar.

Sınır ötesi harekat yapıldığı sıralarda ''Bir kürt kedisini dahi Türkler'e teslim etmem'' diyerek pkk ya verdiği desteği ve Türkiye' ye olan düşmanca tavrını açıkça ortaya koyan kürt yönetiminin şimdi şirinleri oynayarak Türkler'e dostluk mesajı vermeleri ne kadar inandırıcı olabilir acaba?

Tanınma ve Irak içinde bu bölünmenin hazmedilmesi gerçekleşebilirse, sırtını ABD' de dayamış bir kürt yönetiminin Türkiye üzerindeki bu pkk tehdidine karşı bir eylemde bulunması hiç de inandırıcı gelmiyor.

Bilakis ABD' nin Türkiye ve bölge üzerindeki politikalarını daha rahatlıkla uygulayabileceği bir oluşum yaratılmış oluyor.

Türkiye bu süreçte tamamen ABD politikaları doğrultusunda hareket ederse tabiiki bu terörizm tehdidini eyleme dönüşmüş bir şekilde karşısında görmez.Ama ABD' nin bölge ve Türkiye üzerine olan politikaları aleyhine bir adım atmamız durumunda bu tehdit unsuru kullanılmaya devam edecektir.

Ama Türkiye' yi yönetenlerce bu kadar kolaylıkla hazmedilmiş olan Irak' ın parçalanma işleminin Iraklılar tararından hazmedilmesi o kadar kolay olmayacaktır.Bu bombalama eylemleriyle kendini gösteren iç çatışmaların ABD askerlerinin geri çekilmesi tamamlandıktan sonra ne şekle dönüşeceği şimdiden tahmin edilebilir.

BORA YAŞAR
01-11-2009, 09:40
Hissenet, forum sayfasında da görüldüğü üzere 23.622 (şu an için) kayıtlı üyesi olan bir borsa sitesi.

Sadece forum üyeleri ve ailelerinden bir kent oluştursanız neredeyse orta büyüklükte bir şehir olur.

Hissenet forumunda hemen her konuda başlık bulabilmek mümkün. Ama en çok takip edilen, en sevilen, en popüler başlıklar borsa (İMKB ve VOB) ile ilgili olanlar.

Ekim ayı başında Red Kit ilgi çekici bir anket düzenledi. "Ayın topiği anketi". Şöyle bir açılımla : "Bu ay daha çok hangi topikten faydalandınız? Hangi topikteki tartışmaları ve paylaşımları daha çok beğendiğiniz?"..

Kendi seçtiği beş tane başlığı da belirledi oy vermek için..

Anket Ekim ayı boyunca forumdaşların, yani 23.622 potansiyel üyenin oy verebilmesi için açık tutuldu ve sabitlendi..

Evvelki gün biten anketin sonucu şöyle:

Altınvuruş - bikmisbroker 105 53.57%
Tuzaktaki Boğa - 101 bilgi 11 5.61%
XU100'de Anatrendler - Devir 19 9.69%
2012'ye hazır mısınız? - Bushido 9 4.59%
jackie @ XU100 with linbox® 52 26.53%
- sidabumi

30 gün boyunca bu ilgi çekici ankete verilen toplam oy sayısı, yani ankete katılan üye sayısı 196.

Bu üye sayısı, neredeyse, VOB 24 başlığına, borsanın açık olduğu saatlerde katılan üye sayısı kadar.

Neden böyleyiz dersiniz?

Neden bizden belirli bir güç gösterisinin, bir ortak iradenin sergilenmesinin beklendiği durumlarda, bu kadar ilgisiz, bu kadar sorumsuz, bu kadar rahat davranabiliyoruz?

Ülkemizdeki rejimin de temel sorunu bu bence: "Bana ne?. Beni ilgilendirmez. Başkaları ilgilensin.Nasıl olsa birisi yapar/bakar."

Kendi oluşturduğu kurumların yönetimine katılmayan insanları, eninde sonunda birileri yönetir.

Ülkemizde bir ilginç araştırma konusunun sonucunu çok merak ederim. Acaba kendini Türk olarak tanımlayanların ülke yönemtimindeki ağırlıkları nedir?

Bu milli bir zaafımız mı acaba?

BORA YAŞAR
06-11-2009, 14:34
Dini esasları temel alan, dini kuralların düzenlediği bir dünya özleminde olanların, böyle bir dünyada yaşamak ve yaşatmak isteyenlerin, o düzene giden yolda, en büyük "bireysel özgürlük" ve "demokrasi" talepçileri olduğu gerçeği bir büyük çelişki değil de nedir?

Oysa din, dogma demektir. Ferde hiçbir özgürlük tanımaz. Hele hele düşünce özgürlüğü.

Dinsel öğretilerin fertten tek istediği katıksız, sorgulamayan bir inanç ve sonuna kadar biattır.

Devletin tüm kurumları ile, bütün inançlara eşit mesafede ve renksiz durmasını temin eden laik düzen, en büyük bireysel özgürlük teminatı olmasına karşın, bu düşüncedekilerce nedense düşman görülür.

Bu temel çelişkinin özünde yatan ise ferdin samimiyetsizliğidir.

Ferdin istediği ne özgürlük ne de demokrasidir.

Tek amaç, düzenin yarattığı tüm hak ve özgürlüklerden yararlanıp, bu argümanları kullanarak, bir an önce amaca/menzile ulaşmak çaba ve gayretidir..

BORA YAŞAR
07-11-2009, 08:46
Davos'ta, "siz çocukları öldürüyorsunuz" diye bir devletin temsilcisine uluorta fırça atacaksın, sonra iş uluslararası mahkeme tarafından yüzbinlerce insanı öldürmüş, işkence etmiş birine gelince, AB ve ABD nin ülkene alma dediği bir devlet başkanını bağrına basacaksın.

Çelişki mi?

Bunlara göre değil.

Çünki bunlara göre haklı/doğru/iyi kendi inancından olmak.

Bir yandan terörün dini olmaz diyeceksin. Diğer yandan katliamı dine göre farklı algılayacaksın.

Dedim ya çelişki bile değil..

Endaze/ayar böyle kurulmuş..Ölçü bu.

UNYELI CONAN
07-11-2009, 09:02
Davos'ta, "siz çocukları öldürüyorsunuz" diye bir devletin temsilcisine uluorta fırça atacaksın, sonra iş uluslararası mahkeme tarafından yüzbinlerce insanı öldürmüş, işkence etmiş birine gelince, AB ve ABD nin ülkene alma dediği bir devlet başkanını bağrına basacaksın.

Çelişki mi?

Bunlara göre değil.

Çünki bunlara göre haklı/doğru/iyi kendi inancından olmak.

Bir yandan terörün dini olmaz diyeceksin. Diğer yandan katliamı dine göre farklı algılayacaksın.

Dedim ya çelişki bile değil..

Endaze/ayar böyle kurulmuş..Ölçü bu.

:yes::yes::cool::cool::cool:

ha birde irakta abd'nin yaptiklarina sessiz kalip onlarin askerlerinin sag saglim dönmeleri icin dua edenlerin birkac filistinli icin ortaligi aya kaldirip gösteris sovu yapmalari samimiyetsizlikten öte igrenc ve utanc verici !!!

tabii gözleri olup görenlere, kulaklari olup duyanlara, beyni olup özgür düsünenlere ;)..

:beurk::beurk:

BORA YAŞAR
07-11-2009, 09:52
"Oğlumuz Osmanlı tarihine merak aldı.

......

Merak saldı ya, oğlanın şu anda dünyadaki en büyük Osmanlı tarihçilerinden bir tanesi olması illa da gerekiyor. Dünya ölçeğinde bu konuda yayınlanmış olan her kitap satın alınıp eve yığılacak, Osmanlı hakkındaki her türlü DVD seyredilecek

.......

Sağ olsunlar hepsi de yardımcı oldular bize ve dünyadaki en kapsamlı Osmanlı tarihi kitaplığını oluşturacak kadar kitabı da aldık.

Oğlanın bunları okumasına gayet tabii ki karşı değilim de arada bana sorular sormasa çok daha mutlu olacağım. Ben Türklerin Anadolu’ya neden ve nereden geldiklerini hâlâ daha anlayamamış düzeyde bir tarih bilgisine sahip olduğumdan ve ne tarihte ne de şimdi Türk diye bir kavramın olmadığını sandığımdan oğlanın sorularına tatmin edici cevaplar verebildiğim pek söylenemez."

http://www.aksam.com.tr/2009/11/07/yazar/15051/serdar_turgut/_benimle_gelmek_isteyen_var_mi__.html

Serdar Turgut bu.

Kürt şarkıcı Rojin'i dağa kaldırıp, seks kölesi haline getirme konusunu köşesinde dillendirdiği için başı fena halde belada olan biri..

Şimdi de "ne tarihte ne de şimdi Türk diye bir kavram olduğunu sanmamak" lafı temelinde başı epey ilave bir derde gireceği besbelli.

Anlaşılan Rojin'den dilediği gibi, yine özür dileyecek. Yine yanlış anlaşıldım diyecek.

Popüler olmanın, "nasıl olursa olsun bir şekilde dile düşmek" olarak kabulünden kaynaklanıyor bu anlamsız çıkışlar.

Hemen her ülkede sivrilikleri törpüleyen mekanizmalar vardır.

Zaman zaman sevimli bulduğum Serdar Turgut giderek sataşma dozunu artırarak, içinde bulunduğu ruh halini aşmaya çalışıyor bence.

Oysa yeterince ne yiğit, ne inançlı ne de sağlam. Mahallenin delisini oynayarak ilgi toplamaya devam ediyor.

Nereye kadar?

Göreceğiz.

BORA YAŞAR
07-11-2009, 10:09
Wall Street Journal, Türkiyesiz bir NATO düşünü dillendirirken, Türkiye'nin giderek İslamlaştığını ileri sürdü..

Gençliğimizde absürd durumlarda kullandığımız bir İngilizce uydurmamız vardı:

"Good morning after supper!"

Ya da Türkçemizin güzelliğiyle,

"Uyan babaya geldik!"

Bu ülkenin bir kesimi yıllardır bunu haykırıyor, iç politikadaki uygulamaları ve tüm delilleri dökerek. Dinleyen yoktu.

Ne zamanki hükümet edenlerin İsrail'le araları bozuldu, İslam temelli dış politik yaklaşımları kabak gibi ortaya çıktı, ABD ve AB'den yükselen mırıltılar, son zamanlarda homurtuya dönüştü.

Bir şarkının sözleri geliyor aklıma..

"Daha önceleri nerelerdeydiniz?"

BORA YAŞAR
07-11-2009, 12:25
Ağustos böceği tembeldir, çalışmaz derler. Olaya bir de aynanın diğer yüzünden bakalım:


AGUSTOS BOCEGI HIKAYESI

Şu hikayeye bir de SUNAY AKIN gibi bakalım..
.
Bir agustos böceği dogmadan once topragin altındaki bir larvada ortalama olarak 12 yıl bekler. Evet, tam 12 yıl.12 yıllık hapislikten sonra dünyaya gelen garibanın ömrü adında yazılidır:

Ağustos.

Yani topu topu bir ay...

Şarkı söyleyen yalnızca erkek ağustos böceğidir.Çünkü dişi, en güzel sarkıyı söyleyeni kendine eş seçecek ve çiftleşecektir.Düsünsenize, 12 yıl toprağın altında bekle, dısarı çık. Ömrün bir ay...Buldun, buldun...

Bulamadın, bir daha yok.

Siz olsanız çalışır mıydınız?


Teşekkürler YG

BORA YAŞAR
08-11-2009, 10:37
Uluslararası Ceza Mahkemesi'nin 2009 başında 300.000 kişinin öldürülmesinden ve 2 milyon kişinin zorunlu göçü nedeniyle mahkum ettiği Sudan Devlet Başkanı El Beşir'in İKÖ nin toplantısına katılmak üzere yarın Türkiye'ye yapacağı ziyaret, ABD ve AB nin notaları ve uluslarasaı camianın tepkisi temelinde Türkiye'yi zor durumda bıraktı.

Dışişlerimizin ve Cumhurbaşkanı Gül'ün bu ziyareti meşrulaştırma ve gelen tepkileri tersleme gayretleri ise durumu iyice ağırlaştırmış görünüyor.

Sudan Devlet Başkanını geçen yıl ağırlayan Türkiye, bu kez El Beşir'in resmi de olmasa yapacağı ziyaret yüzünden iyice köşeye şıkışmış bir konumda.

İnsanlık suçu işleyen El Beşir'in Türkiye nezdindeki bu kredisinin temelinde yatan nedir?

Sudan'ın önemli petrol ve diğer yeraltı kaynakları. Bu açık.

Türkiye bu konuda ayrıcalıklı bir konum kazanmak gayreti içinde.

Özal'dan beri Türkiye'yi kıskacına almış olan "bir koy beş al" prensipli pragmatist yaklaşım, bu hükümet ve yönetimdeki zihniyetin tüm işlerindeki birincil amaç.

Sudan'la gelişen ilişkilerden büyük payı kim alıyor diye bakıldığında, sırada en ilgi çekici isim Abdülkadir Taçyıldız. Sudan’la ekonomik ilişkiler için 2008’de kurulan İş Konseyi’nin başkanlığını, petrol yatırımları yapan Çalık Holding’in sahibi Ahmet Çalık’ın eniştesi Abdülkadir Taçyıldız yürütüyor. Taçyıldız’ın yöneticisi olduğu Gap İnşaat, 89 milyon dolara Sudan Telekom binasını inşaatını yaptı. (http://www.gercekgundem.com/?p=230148)

Ülkelerinin siyasetini, dış ilişkilerini temel insani değerler/doğrular yerine, sadece çıkarlar üzerine kuran devletler, gün gelir de o ülkelerde normal rejimler kurulduğunda, halkına zülmetmiş rejimler döneminde elde ettikleri ayrıcalıkları kaybedecekleri gibi, o coğrafyada bir daha tamir edilemez, izi silenmeyecek bir imajı da ilerideki kuşaklara devredeceklerdir.

Bu unutulmasın.

BORA YAŞAR
08-11-2009, 11:06
Diyanet türban atağına kalkıyor

Diyanet İşleri Başkanlığı'nın şûrasında 'kadın-erkek' eşitliği bağlamında türbanın hayatın her alanında serbestliği için duyarlılık oluşturulmasına karar verildi.

ANKARA- Diyanet İşleri Başkanlığınca düzenlenen 4. Din Şûrası’nda türbana hayatın her alanında serbestlik istendi. 12-16 Ekim tarihleri arasında toplanan, ‘Sosyal Problemler Karşısında Din ve Diyanet’ konusunun ele alındığı şûra kararları açıklandı.

http://www.radikal.com.tr/Radikal.aspx?aType=RadikalDetay&ArticleID=963337&Date=08.11.2009&CategoryID=78

Laik devletin bütçesinden en büyük paylardan birini alan, devlet eliyle masrafları karşılanan Diyanet İşleri Başkanlığı, artık birçoğumuzun ne büyük bir çelişki olduğunu göremediğimiz bir olgu..

Şimdi de gayet mantıklı olarak, türbanı savunmaya soyunmuş.

Yüde doksan dokuzu müslüman olan ülke diyerek her savunmayı susturduğumuz klişeye itiraz eden bir çok kişi de var.

Anayasasında laiklik iddiasında olan devletimiz, "sünni Müslüman" bir inancı aslında fiilen resmi olarak kabul etmiş durumda. Diyanet Başkanlığı bunun en somut kanıtı.

Devletin bir kurumu olan Diyanet İşleri Başkanlığının düzenlediği Din Şurasında karar verilen "türbanın serbestliğinin hayatın her alanında savunulması" olgusu sizce teorik bir laik devlet anlayışı ile ne kadar uyuşuyor?

Çelişki değil mi?

BORA YAŞAR
09-11-2009, 09:06
Günün Esprisi:

"Diğer her ülkede normal ilerleyen, insanlarda benzer semptomlar ortaya çıkaran domuz gribi, Türkiye sınırlarından içeriye girer girmez feleğini şaşırdı. Bu da benim eski teorim olan Türkiye sınırlarından içeriye giren her fikrin, her akımın, salgın hastalıklar dahil her şeyin değişeceği ve tuhaflaşacağı yolundaki fikrimi destekler bir şey oldu. Daha önce Türkiye’nin sınırlarımızı geçer geçmez mahvettiği fikirler, akımlar arasında demokrasi, Marksizm, liberalizm vardı. Fikir akımlarını tamamen mahvettikten sonra şimdi de iş salgın hastalıklara geldi."

http://www.aksam.com.tr/2009/11/09/yazar/15086/serdar_turgut/turkiye_nin_sonsuza_kadar_var_olacagina_ben_de_kes inlikle_inaniyorum.html

BORA YAŞAR
09-11-2009, 21:44
Yarın önemli bir gün..10 Kasım..

Demokratik Kürt açılımı Mecliste görülüşecek. İzleyelim..

Ayrıca borsa'da bugünki yükseliş devam edecek mi? Önemle takip edilecek.

Hüsnü Beyi arayalım bakalım. İyi bir ihale var mı..

Öğle yemeğinde Kuzey Irak yatırım olanakları için Hüsamettin'le yemek..

Öğleden sonra parti il Başkanı Zekeriya abiyi ziyaret..

Bakarsın akşam yemeğine bir yere götürürüm kendisini.

Başka?

Valla başka birşey hatırıma gelmiyor..Yarın ola hayrola..


(Bir yandaş liboş'un hatıra defterinden.)

BORA YAŞAR
09-11-2009, 23:04
Yiğit Bulut, jöleli saçları, terli kızarmış yüzü, milli konularda heyecanlanmış gibi duruşu, çok bilmiş havası, yakasından eksik etmediği Atatürk rozetiyle birçok cumhuriyetçi insanın ümitle izledikleri biriydi.

Ben tanıdığım günden beri sevmedim. Güvenmedim. Kendisini izledikçe göründüğü gibi olmadığı sonucuna vararak, açıkça tavır aldım.

Sonra da sildim. İzlemez oldum.

Bizim evde bu nedenle az tartışmadık karımla bu kahraman genç yüzünden.

Artık karım da umudu kesmiş görünüyor epeydir. Sesi soluğu çıkmıyordu. Bugün bu genç hakkında hiç de hoş olmayan şeyler söyleyince gülüverdim.

Devir Yiğit Bulut'ların devri.

Bir 10 Kasım'ı daha iç burukluğuyla yaşayacağımız şu günlerde, Yiğit Bulut'un hiç çıkarmadığı o rozet geldi aklıma..

Artık onun için bir gereği kalmayan , ama taktığı günlerde de bana göre gereksiz bir gösteriş olan Atatürk rozeti.

Şekilci ve merasimci Atatürkçülerden az çekmedi bu ülke ve halkı..

Az ticaret ve çıkar konusu edilmedi Mustafa Kemal..

İnanılmaz bir devrimin mimarı, bir ulusu ve yepyeni bir devleti yaratan bu müstesna kahraman hala kullanılıyor.

Onu sevdiklerini iddia edenler ve devrimlerinin düşmanları tarafından.

Hala onu kullanmaktan yarar umanlarla dolu siyaset sektörü..

70 yılda yeni bir değer, yeni bir vizyon yaratamayan bir ulus geleceğe umutla bakabilir mi?

BORA YAŞAR
10-11-2009, 13:35
Cengiz Çandar benim Siyasal'dan dönemdaşım. O yıllarda aynı fikrin savunucuları idik. Sonra gelişen zaman içinde her birimiz bir taraflara savrulduk.

10 Kasım'da acaba ne yazmış diye merak ederek köşesine uğradım.. Tahmin ettiğim gibi başka şeyler yazmıştı. Onun çok daha önemsediği şeyler. 20 yıl önceki Berlin Duvarının yıkılışında nasıl hazır bulunduğu, tarihin değişimine nasıl tanıklık ettiğini falan..

Bir başka yazar Hadi Uluengin gibi..

Bana dair, milletime dair şeyleri hissetmeyen, önemsemeyen birisi benden/bizden olabilir mi?

Yazısını şöyle bitirmiş:

"Berlin’de 9-10-11 Kasım 1989’da sabaha karşı olduğumuz yerde değiliz. Oraları artık yok bile.
10 Kasım 1938’de hiç kalamayız. İnsan görmediği, yaşamadığı şeyi özleyemez de..."

Meğer unuttuğunu sandığım bir tarihi, hatırlayanların kafasına kakmak için en sona saklamış.

Yiğit Bulut'lar, Cengiz Çandar'lar, Hadi Uluengin'ler, Altan'lar, Karakaşi'ler....

Günümüzün değerleri bunlar.

Hangi çağda yaşadığımızı siz adlandırın artık..

Başbakan'ın 10 Kasım'la ilgili olarak söylediği "ölenle ölmeyiz" lafı belki size bir ipucu verebilir bu konuda.

BORA YAŞAR
11-11-2009, 10:56
Sosyal ve ailevi konularda yeterince muhafazakar davranışlar içinde olsam da teknolojiye, yeniliğe karşı bir duruşum olduğunu sanmıyorum.

Ama beni bu konuda karar vermeye, satın almaya sevkeden temel güdü ihtiyaçtır. İhtiyacım olmayan şeyi (giysi hariç) satın almaya meyilli biri değilim.

Ayrıca kullandığım alet edevat, mobilya, otomobil ev gibi şeylerle nedenini bilmediğim bir şekilde duygusal ilişkiye giriyorum. Onlar eskise, modası geçse de, kolay vazgeçemiyorum.

1995 yılında satın aldığım Volvo'muzdan hala vazgeçemiyoruz. Modaya çok düşkün bazı arkadaşlarımızın tüm ısrar ve tenkitlerine karşın satmayı, değiştirmeyi düşünmüyorum. Oysa aynı yıl birlikte aynı modeli satın aldığım arkadaşım Volvo'sunun üzerine 4 yeni araba aldı/değiştirdi.

Yeni her zaman iyi/doğru/şart mıdır?

Bu soruya benim vereceğim cevap şu: Bunu gelişen ihtiyacınız ve "yeni"nin o ihtiyacınızı, "eski"den daha iyi, daha ekonomik vs karşılaması belirler.

Aksi takdirde bence gereksizdir, savrukluktur, gösteriştir, gayrı ekonomik ve hatta zaman kaybıdır.

Hele yeninin eskiyi aratması hali ise trajiktir.

carcharias
11-11-2009, 11:47
Bora ağabey başlıkla ilgisi yok ama başka yerde göremezsin belki diye direkt yazdığın yer olduğu için buraya yazıyorum; konunun uzmanlık alanında olduğunu düşünerek birşeyler sormak istiyorum. bildiğin kadarıyla yazarsan benim gibi merak edenler de öğrenmiş olsun. büyük şirketlerimizin sporcu yetiştirme,basket sahası,futbol sahası kurma,sanat sponsorluğu..vs konularının vergiyle olan münasebeti nedir acaba? yani bunları vergiden mi düşüyorlar, öyleyse ne kadarını? varsa güncel bilgin, paylaşırsan memnun olurum.

BORA YAŞAR
11-11-2009, 12:06
Büyük Beyaz;

Tembellik edip googledan bir meslekdaşın çalışmasını indirdim sorunun cevabı olarak..

Benim aktif olarak müşavirlik yaptığım yıllarda spor kulüplerine yardım etmek isteyen bazı şirketlerimiz için yaratıcı yaklaşımlar sunardık..Bunlardan en kapsamlısı, biraz Maliye tenkidinden korksak da, reklam anlaşmaları idi. Ayrıca forma üzerine reklam verdirirdik. Korkumuz, az tanınan bir kulübe verilecek reklam bedeli ücretinin yüksek bulunacağı idi.

Bu arada muhasebe kayıtlarına kanıt olarak fiyakalı fotoğraflarla başlayıp, maçtan önce forma ile ilgili olarak gözlemci tespitlerini içeren tutanaklara kadar uzandık. Sonra maçtan canlı kayıtları da koyduğumuz oldu.

Neler yapmadık Türk Sporu için.:he:





(İbrahim Güler Açıklamalrından alınmıştır)


GELİR VERGİSİ VE KURUMLAR VERGİSİ KANUNLARINDA BAĞIŞ VE YARDIMLAR

SPONSORLUK HARCAMALARI :

5520 Sayılı Kurumlar Vergisi Kanunu’nun 10.Maddesinin (1) numaralı fıkrasının (b) bendi ile aynı şekilde 193 Sayılı Gelir Vergisi Kanunu’nun 89.Maddesinin birinci fıkrasının (8) numaralı bendine göre; 3289 Sayılı Gençlik ve Spor Genel Müdürlüğü’nün Teşkilat ve Görevleri Hakkında Kanun ile 3813 Sayılı Türkiye Futbol Federasyonu Kuruluş ve Görevleri Hakkında Kanun kapsamında yapılan sponsorluk harcamalarının sözü edilen Kanunlar uyarınca tespit edilen amatör spor dalları için Tamamı, Profesyonel spor dalları için % 50’si, Kurumlar Vergisi ile Gelir Vergisi Matrahının tespitinde, Kurumlar Vergisi veya Gelir Vergisi Beyannamesi üzerinde ayrıca gösterilmek şartıyla, beyan edilen kazançtan indirilir.

Sponsorluk harcamaları ve uygulama esasları Başbakanlık Gençlik ve Spor Genel Müdürlüğü tarafından düzenlenen Sponsorluk Yönetmeliği (1) ile belirlenmiştir.Bu yönetmelik, gerçek ve tüzel kişilerin; federasyonlara, gençlik ve spor kulüplerine, sporculara, gençlik ve spor tesisleri ile faaliyetlerine sponsor olmaları ve reklam vermeleri ile ilgili usul ve esasları düzenlemektedir.

Sponsorluk alan ile sponsorlar arasında tarafların hak ve yükümlülüklerini içeren yazılı sözleşme yapılması zorunludur. Sponsorlarla sözleşme yapmaya sponsorluk hizmetini alan kişi, kurum veya kuruluş yetkilidir. Sponsorluk sözleşmelerinin imzalanmasını müteakip bir sureti 10 gün içerisinde sponsorluğu alan tarafından Genel Müdürlüğe gönderilir. Sponsorluk süresinin bitiminden sonraki 10 gün içerisinde, sponsorun yükümlülüklerinin yerine getirilip getirilmediğine ilişkin bilgiler, sponsorluğu alan tarafından Genel Müdürlüğe gönderilir.

Sponsorluk, ayni veya nakdi olarak yapılabilir. Ayni sponsorlukta harcamalar sponsor tarafından bizzat yapılarak harcama belgeleri sponsor adına tanzim edilir. Sponsorluğun nakdi yapılması halinde ise, sponsorluk bedeli sponsorluk alanın banka hesabına yatırılır.

Vergi veya sosyal güvenlik kuruluşlarına borcu nedeniyle takibata uğrayan gerçek veya tüzel kişiler sponsorluk yapamazlar.

Bu konuda dikkat edilmesi gereken bir diğer önemli nokta da şudur:

Spor kulüpleri statüleri itibariyle dernek hükmündedir. Kamuya yararlı dernek (8) statüsünde bulunmayan spor kulüplerine yapılan bağışlar gelir ve kurumlar vergisi beyannamesi üzerinden indirilemez.

Spor kulüplerinin Anonim Şirket şeklinde kurulması halinde de yapılan bağışların vergi uygulamasında gider kabul edilmesine imkan yoktur.

Bu nedenle; spor kulüplerine yapılacak bağış ve yardımların sponsorluk sözleşmesi çerçevesinde yapılması gerekir.

Umarım yararlı olur..

carcharias
11-11-2009, 12:22
gayet açıklayıcı olmuş teşekkür ederim.futbol bir yana, basketbol ve diğer branşlar için olabilecek en yüksek oran belirlense ve hiç değilse devlet açacağı/kuracağı tesisleri bu yolla özel sektöre devretmiş olsa daha fazla tesisimiz olmaz mıydı... yüzme şampiyonası yapılacak, abdi ipekçi salonunu havuza çevirmeye çalışıyorlar. parkeler,skorbord,tribünler heba olabilir deniyor. üç tarafı deniz memleketin ne yüzme şampiyonu var ne salonu,ne havuzu.

BORA YAŞAR
11-11-2009, 13:58
Müslümanlar daha iyi insanlar mıdır?

"....

Erdoğan’ın ikinci yorumu daha da endişe verici. Başbakanın Sudan devlet başkanına güvenmesinin başlıca nedeni, kendi ifadesiyle, “Bir Müslüman asla soykırım yapamaz” şeklindeki inancı. İnsan bu cümleyi nasıl yorumlamalı? Çeşitli anlamlara geliyor olabilir. Bir anlamı Erdoğan’ın, İslam’a gerçekten inanan birinin, tam da bu dinin temel değerlerine aykırı olduğu için soykırım yapmaya muktedir olamayacağına inanması olabilir.
Ne yazık ki Müslümanların, İslam’ın belli bir yorumuna dayanarak işlediği korkunç suçlara verilebilecek birçok örnek var. Yine de başbakan hakkında bu noktada hemen hüküm vermeyelim, çünkü belki de ifade etmek istediği şey, Müslümanların bunu yapmamaları gerektiğine duyduğu dürüst inançtır. Ama Erdoğan’ın bu çarpıcı ifşaatı Müslümanların ahlaken ve etik olarak Hıristiyanlardan, Budistlerden veya inanmayanlardan daha iyi insanlar olduğunu düşündüğünü ima ediyor da olabilir. Bu üstünlük hissiyatı bütün dinlerin iliklerine işlemiştir, fakat siyasi analize veya devlet yasalarına tercüme edildiklerinde son derece sorunlu bir hal alır. Başbakan sadece Müslüman olmayanların soykırım suçu işleyebileceğine, çünkü dinlerinin veya ideolojilerinin bu ihtimale o veya bu şekilde güç kattığına veya en azından imkan verdiğine gerçekten inanıyor olabilir mi?
Darfur’da ve dünyanın başka köşelerinde korkunç şeyler yaşanıyor. Belli bir vakada şu veya bu insanın suçlu olup olmadığını belirlemek mahkemelerin işi. Kimse adaletten muaf tutulmamalı. Hiçbir Müslüman, hiçbir Hıristiyan, hiçbir ateist. Bütün inançlardan insanlar geçmişte vahşi ve insanlıkdışı davranışlardan suçlu bulundu ve korkarım ki gelecekte daha fazlasını da göreceğiz.

Türkiye başbakanı bu açıklamayı yapmakla kendisine ve ülkesine zarar veriyor. Türkiye’de ve dışarıda kendisinin gizli bir köktendinci olduğundan şüphe duyanların elini güçlendiriyor. Sadece tek bir dine veya ideolojiye bağlı olmayan değerlere dayalı bir birliğin, yani AB’nin parçası olmak için kat edilmesi gereken meşakkatli yolda Türkiye’ye rehberlik etme niyetine ve kabiliyetine dair ciddi şüpheler uyandırıyor."

http://www.radikal.com.tr/Radikal.aspx?aType=RadikalYazarYazisi&ArticleID=963774&Yazar=JOOST&Date=11.11.2009&CategoryID=97

Bu satırların yazarı Joost Lagendijk yabancı biri değil. Hem milli damat hem de AKP nin ve Erdoğan'ın yıllardır en büyük destekçilerinden biri. Bir Avrupalı..

Yıllarca Avrupalı dostları AKP sini ve ve yöneticilerini kendi görmek istedikleri gibi gördüler.

En büyük yanlışları buydu. Bu yanlış aslında yukarıdaki yazısında Lagendjik'in Erdoğan'da eksiklik olarak gördüğü, " kendi görüşünden başka yazılmış raporlara inanmama" temeline dayanıyor.

Ve görülüyor ki Avrupalı dostları Erdoğan'ın tüm eylemlerine tüm söylemlerine karşın hala köktendinci bir ideolojiye bağlı olduğuna inanmak istemiyor.

Körlüğü tanımlamak isteyenlere başka bir örneğe gerek var mı?

BORA YAŞAR
11-11-2009, 19:15
Bir dosttan, Darüşşafaka Cemiyeti Başkan Vekili Beşir Özmen'den bir mektup aldım aynen veriyorum:

"Sevgili Bora Ağabey,

1883 yılında “Darüşşafaka Mektebi” ne 11 yaşında başlayan Ahıska’lı Ömer Faik Numanzade Darüşşafaka’daki ilk gününü şu sözlerle anlatıyor;

“Burası benim için rüyamda bile göremeyeceğim kadar hoş, güzel, mübarek bir yerdi. İlk günden kendimi sanki köyümdeki arkadaşlarımın, kardeşlerimin arasında hissettim. Herkes, her taraf, her şey yüzüme gülüyor, her ses bana ümit ve teselli veriyordu.”

Darüşşafaka bugün de ülkemizin 70 ilinden sekizyüzü aşkın kız ve erkek öğrencimizin en iyi eğitimi alması ve kendilerini Numanzade ağabeyleri gibi hissetmeleri için çalışıyor.

Kurban bağışları için desteğinizi rica ediyoruz.

Aşağıdaki çağrımızı çevrenize en geniş şekilde duyurulması için yardımınızı rica ediyoruz. Çevrenize kişisel mesajınızla gidecek olan çağrının kuvvetle karşılık bulacağına inanıyorum.

Bağış ve diğer konulardaki bilgiler için www.darussafaka.org u ziyaret edebilirsiniz.

Desteğiniz için çocuklarımız ve kendi adıma şükranlarımı sunar sizin ve sevdiklerinizin Kurban Bayramınızı en iyi dileklerimle kutlarım.

Görüşmek dileğiyle

Sevgi ve saygılarımla


Beşir Özmen

Darüşşafaka Cemiyeti Başkan Vekili"


Darüşşafaka'ya giden her yardım yerine gider.

Yerine giden her yardım insanı mutlu eder..

BORA YAŞAR
12-11-2009, 12:45
Günümüzde siyasette ve iş hayatında, işler kötü gittikçe seyrek bıyıklı asabi adamların sayısı birden artıyor. Nezaket ve edep kuralları bir anda unutuluyor. Oysa mühim olan bu durumlarda iş ve edep kurallarını, nezaketi unutmamak. Hayat güllük gülistanlıkken ona buna maymunluk kolay iş.

İş hayatı bir tarafa, demokrasilerde siyaseten yenmek de yenilmek de var. Bu işin özü. Gelişmiş ülkelerde buna "görev devri" deniyor. Biri gidiyor, giderken, diğerine yer veriyor.

Sadece faşizan yönetim ve yöneticiler yenilmeyi kabul etmez. Görevi devretmek, yönetimi başkalarına/galiplere bırakmak bir türlü içe sindirilemez. Gitmemek için her türlü yol, her türlü strateji ve kuraldışı davranış ve eylemler, hukuka aykırı olsa da her türlü vasıta denenir, uygun görülür.

Ülkemizde biçimsel demokrasinin her türlü kurumu mevcut ve çalışır görünüyor. Oysa siyasette kurallara uygun bir şekilde gitmeyi içine sindiremeyen, düşünmeyen iktidar, demokrasinin olmazsa olmazı tüm prensipleri çiğneyerek, tüm kurumları kendine bağlı ya da kontrol edilebilir bir hale getirme planlarının son aşamasına gelmiş görünüyor.

Demokratik rejimlerin birinci şartlarından yasama ve yürütme erklerinin ayrılığı prensibi, Başbakan'ın, o göreve getirdiği " kendi bakanı", TBMM Meclisi Başkanı'nı alenen fırçalaması dedikodusuyla fiilen ve resmen ortadan kaldırılmış bulunuyor.

Cumhurbaşkanı zaten yürütmenin her yaptığını onaylayan noter görevinde..

Üniversiteler tümüyle iktidarın yönetimine girdi.

Demokrasilerde en önemli kurumlardan, halkın gözü ayağı basın sektöründe, devlet eli ve kredisiyle yandaş basın oluşturulmakla yetinilmeyip, yansız basının önemli bir müessesesi ağır vergi tarhiyatlarıyla pasifize edilmek istenmekte. Muhalif basın yakında tümüyle teslim bayrağını çekecek görüntüde..

Geriye ordu ve yargı kaldı..

Ordu, emniyet istihbaratının üzerlerine gelmesiyle, bir yıl öncesine bile göre, yeterince uysallaştırılmış, hukukun kendisine verdiği görevlerden vazgeçmiş görülüyor.

Yargının hala fethedilmemiş kaleleri ise metodik saldırı, plan ve stratejilerle, tümüyle iktidara tabi hale getirilme gayretinde..

Atatürk'ün ölüm yıldönümünü idrak ettiğimiz bugünlerde, tüm bu gelişmelere bakıp da Bursa Nutku'nu anımsamamak olanaksız..

Achiles
12-11-2009, 21:42
Çok kapsamlı bir strateji ve ürünü olan detayda çeşitlilikte planlar..

Bir ayın, bir yılın ürünü değil..Ayan beyan tavırlardan, politikalardan, hamasi meydan konuşmalarından vazgeçildiği ve değiştik biz mesajıyla yazılmaya başlanmış uzun vadeli bir strateji..

Aslına bakarsanız yine herşey ayan beyan ya...

Herkes bilir..çingeneler kokar..bir nevi vücut kokusu..hindularda da aynı koku var..belki de çingenelerin göçebe hindu oldukları teorisi doğrudur..

Ama;

''Bütün çingeneler kokar.'' yazıp da altına ıslak imza atarsanız, suçlu olursunuz..

dipnot: Katıldığım bir çingene düğününde, arkadaş;
-Abi siz bizden iğrenirsiniz diye, sıfır çatal bıçak aldık, tabak bardak olarak da plastik kullandık...dediğinde, hazmetmek epey uzun sürmüştü..Çingeneleri severim, yazıyı başka yere çekmek isteyen çıkmasın lütfen, teşbihtir..

Cezve
12-11-2009, 21:57
Toplumun alt kimliklerine yapılan genellemelere bende çok karşıyım...

Bizim orada da 'aptal' diye birilerini nitelendirmişler,öyle bir sıfat vermişler...Hırsızlık/gasp şu bu olunca ,ilk onların adı geçiyor... Sövüp - sayar/ döver/ içer... Ne bileyim,toplumdan sanki dışlanmış ve birde etiketlenmişler...

Bu çok kötü bir şey...Herşeyden önce insan kendine ve topluma olan güvenini yitirir böyle karşılanınca...

Nasıl Türk kimliğini yücelterek bir üst benlik oluşturmaya çalışıyorsak, alt kimliklere de saygı duymalıyız... En azından aşağılamamalıyız...

Belli başlı ön yargılarımızdan kurtulmalıyız...

Benim babamın öğretmen olarak çalıştığı bölge gelir seviyesi bakımından düşüktü ve bu şekilde nitelendirilen insanların çocukları okuyordu. Evimiz yakın olduğu için, arada, babamın okuluna bende uğrardım... Fakat hiçbir saygısızlıklarını görmedim.

Genelleme kötü bir şey.

BORA YAŞAR
13-11-2009, 10:51
Dinlemenin Dayanılmaz Cazibesi

Dinlemek. Duymak..Canlıların yaşamsal önemde yetileri..Nerdeyse bakmak ve görmek kadar gerekli.

İnsan, bu açıdan, yaşadıkça dinleyecektir. Duymak, haberdar olmak, ona göre davranmak, hazırlıklı olmak isteyecektir. Bunda garipsenecek bir taraf yok.

Telekulak olaylarının ayyuka çıktığı, başkalarını dinlemenin yanlış olduğunu hukuken de anladığımız şu günlerde "dinlemek" "dinleme usulleri" ve sonuçta bu eylemin hukuka uygunluğu en önemli gündem konusu olarak tartışılmakta.

Kişinin çevresine bakması, dinlemesinin bir sınırı var mıdır? Bir diğer deyişle ferdin bakıp görmesine, dinleyip duymasına nereye kadar serbesti tanınmıştır? Meraktan başka bir amaç olmadığı durumlarda, başkalarını rahatsız edip onların mahremine girmemek olarak ifade edebiliriz kanımca bu serbestinin sınırlarını.

Peki ya devletin vatandaşlarını güvenlik ya da önleme amaçlı takip, gözetme ve dinlemesinin sınırları neresidir?

Tabii ki bunu hukuk belirler.

BORA YAŞAR
13-11-2009, 11:13
Ferdin fertle ilişkilerinin bir kısmını hukuk belirlerken, devletle ferdin ilişkileri mutlaka hukukla belirlenir.

Çünki doğal olaral devlet fertten güçlüdür. Çağdaş devletler çok istisnai durumlar hariç, tüm hukuksal sistemini ferdi özgürlüklerin serbestçe kullanımı ve korunması amacına hasreder. Ferdin özgürlüklerinin önemsendiği, ön planda tutulduğu tüm rejimlerde ferdin özgürlüğüdür önemli olan. Bunun tek istisnası genelin güvenliği ve esenliğidir. Ve sadece bir parentez teşkil eder.

Oysa ferdin özgürlüklerinin küsürat olarak görüldüğü, önemsenmediği faşizan yönetimlerde, devlet, gerekçesi yöneticilerde saklı gerekçelerle, ferdi özgürlükleri gerekirse tümüyle ortadan kaldıracak tedbirlere ve eylemleri gayetle uygun görebilir.

Bu amaçla hukuki sistemini de buna uygun hale getirebilir.

Hukuka uygun olan herşey, yasal olsa da, doğru da değildir.

BORA YAŞAR
13-11-2009, 11:34
Bu konuda, dinleme konusunda, kreşendo şöyle bir sırada oluşuyor kanımca:

Ferdin ferdi dinlemesi..

Devletin ferdi dinlemesi..

Devletin devleti (kendi kurumlarını memurlarını) dinlemesi..

Ferdin devleti dinlemesi es geçtim. Bu coğrafyada vakayı adiyeden birşey zaten..Sıkıysa dinlemesin.

Devletin devleti, yani devletin kendisini temsil eden memurunu dinlemesi ise, tabir caizse, zurnanın zırt dediği yer.

Bunun neredeyse bir kurumu hedef alacak bir şekilde sistemik olarak gerçekleşmesi ise ciddi bir durum.

Sistemik bir şekilde devletin önemli bir kurumun hedef alınması yanında bunun hukuk dışı olarak gerçekleştirilmesi ise, hukuk devletinin sonudur.

Hukukun olmadığı yerde aşiret bile olmaz.

BORA YAŞAR
13-11-2009, 11:52
Devletin, adaleti temsil eden kurumlarını dfinlemesi ise, tuzun da koktuğu aşamadır.

Bundan sonrası yoktur dinleme konusunda..Borsa deyimi ile burası "top" tur, zirvedir.

Bugünki köşesinde Güngör Mengi gelinen noktayı şu şekilde ifade ediyor:

"HSYK’dan yapılan yazılı açıklamada ise kurulun hâkim ve savcılar hakkındaki dinleme kararlarının bozulmasına ilişkin kararını Adalet Bakanı’nın beş aydır uygulamaya sokmadığı öne sürüldü.

Bakan’ın bu yetmiyor gibi kendisine bağlı müfettişler eliyle dinlemelerin önünü açtığı, görevlerini yerine getirmediği belirtildi.

Bu açıklama yargı bağımsızlığının iflâsını ilân ediyor aslında.

Adaleti devletin temeli sayan söz gerçeği yansıtıyorsa korkusuz yaşama hakkımız hangi güç tarafından garanti edilecektir?

Halk bu perişanlık tablosuna bakarak “Kendini koruyamayan adalet beni nasıl koruyacak?” diye şüpheye, endişeye düşmeyecek mi?"


Aslında gelinen bu nokta, dün yazdığım, yönetimin devleti tümüyle ele geçirme stratejisinin son iki ayağıdır.

Adalet ve ordu..

Zaptedilecek, biat ettirilecek son iki kale olarak kalmıştır.

Yoksa bizimki sadece bir vehim mi?

Herşey bitti de haberimiz mi yok?

BORA YAŞAR
13-11-2009, 14:35
Malum forumumuzun en popüler, en çok takip edilen başlıklarından belki de önde gelen ikisi "Altınvuruş" ve "Anahtar" başlıklarıdır.

Bu başlıklar, Sn bıkmışbroker ve Sn xtraderx arkadaşlarımızla özdeşleşmişlerdir.

Benim de abonesi olduğum bu çok sevilen başlıklar, teknik zorunluluk temelinde yönetim tarafından, yeni başlıklar açılmak üzere arşive kaldırılmışlardır.

Kaldırma tarihi 11.11.2009, saat 18.30 civarıdır.

Aradan geçen 2 tam güne yakın bir zamana karşın yeni başlıklar, sevgili bıkmışborker ve sevgili xtraderx tarafından açılmamıştır.

Sanırım forumda bu başlıkların tiryakileri de benim gibi merakla ve hasretle, yeni başlıkların açılıp, sevgili bıkmışbroker ve xtraderx'in yorumlarını yazmalarını beklemektedirler.

Bu arada sevgili bıkmışbroker'ın foruma son ziyareti 07.11.2009 saat 18.00 dir.

Umarız sağlık ve afiyettedir.

Biran önce sözkonusu çok sevdiğimiz başlıkların açılmasını, sevgili bıkmışbroker ve xtraderx'in, çok değer verdiğimiz analiz yazılarını yazmalarını bekliyoruz.

BORA YAŞAR
13-11-2009, 19:20
Meşhur açılım'ın açılımı TBMM nde gerçekleşti.

Peki merakla beklenen açılım paketinden birşey anladınız mı?

İçişleri Bakanı ne vaad etti?

İsterseniz gazetelere bakın. En çarpıcı başlıklar, kavga ve sürtüşme başlıkları. Kamer Genç'e TBMM nin görevli AKP li Başkanı'nın dayılanması durumları.

Anlaşılan Erdoğan'ın dediği gibi "hazmettire hazmettire", yavaş yavaş, unun kadırdığı kadar su koyarak, olmazsa mantıdan vazgeçerek gidecekler.

Bir kere daha anlaşıldı.

Pabuç pahalı.

Ve AKP'ne yararı çok az olacak.

Oysa bu parti, felsefe olarak en belirgin özelliği pragmatiklik olan bir parti.

Ne ka ekmek o ka köfte..

Oysa bu işten ekmeği de, köfteyi de DTP yiyecek görünüyor. AKP'ne kala kala iyi bir kötek kalacak gibi.

BORA YAŞAR
13-11-2009, 22:11
onur Öymen'in Dersim İsyanı'nı örnek göstererek yaptığı benzetme büyük tepki topluyor.

Bir siyasetçi ve partisi için zor olmalı içine düştükleri durum.

Dersim İsyanını neredeyse savunanlar ise isyanın coğrafyasındaki Tuncelililer.. Hem Kürt hem de Alevi çoğunluklu bir bölge burası..

Kürt açılımına karşı duran CHP li Onur Öymen, Dersim örneğinde, Kürtlere çatarken, belki de bilmeden, bugüne kadar CHP ye sempati ile yaklaşan Alevileri karşısına aldı..

Büyük bir taktik hata..CHP ye mutlaka bir bedele malolacak..

İyi de..

Bu Dersim İsyanını yapanların, devlete kalkışanların hiç mi suçu yok?

Hangi ülkede isyan taltif ediliyor? İnsanca muamele görüyor?

Neyse girmiyeyim bu hassas konulara..

Ama şunu da söylemeden geçemiyeceğim..

Bugün DTP Genel Başkanı Türk'ün, TBMM çatısı altında yaptığı konuşmada, Türkiye Cumhuriyeti tarihindeki Kürt isyanlarını tek tek sayıp da, sonra, açılımdan eğer dağdakileri tatmin edecek bir sonuç çıkarsa üç ayda silahlarını bırakacaklarını söylemesi, millet egemenliğinin tecelligahında yapılmış en büyük bir tehdit değil de nedir?

Bir tek parti sözcüsü ya da milletvekili bu lafa itiraz etmedi..

Ben mi fazla hassasım, siyaset mi iyice aldırmaz yoz bir sektör haline geldi, bilmiyorum..

buffnfaith
13-11-2009, 22:24
Bu arada sevgili bıkmışbroker'ın foruma son ziyareti 07.11.2009 saat 18.00 dir.

Umarız sağlık ve afiyettedir.

Biran önce sözkonusu çok sevdiğimiz başlıkların açılmasını, sevgili bıkmışbroker ve xtraderx'in, çok değer verdiğimiz analiz yazılarını yazmalarını bekliyoruz.

Selçuk biraz rahatsızlanmış abi ondan gecikti başlığın açılması bildiğim kadarıyla...Dün gece vob24'e geçti birkaç analiz...

Babo abi ise artık grubunda yazıyor...

http://www.hisse.net/forum/group.php?do=discuss&discussionid=36&pp=10&page=2

BORA YAŞAR
13-11-2009, 22:36
Vay canına..

Neler varmış, neler oluyormuş hissenette de haberimiz yokmuş.:)

Sosyal gruplar ha?

İnanın o bölümü ilk defa gördüm..

Selçuk kardeşimiz bir salon dolusu hayranını toplamış.

Babo'nun ki de fena değil.. Arkadaş listesinin yarısı gelse normal boyutta bir salon almaz zaten.:)

Benim sosyal yönüm zayıftır..

Sevmem böyle özel kulüpleri.. Gruplaşmayı. Sevmedim, sevemedim..

Çok yıl önce hepsinden ayrılmış durumdayım. Sadece mezun ve mensubu olduğum kurumlara üyeliğim sürüyor.

Neyse..

Babo ve Selçuktan sağlıklı haberler almak hoş..

BORA YAŞAR
14-11-2009, 09:05
Gelişmiş ekonomiler (eskiden olsa hemen emperyalist ülkeler derdim, dünya çok değişti) güçlü devletler, ellerinde büyük finans olanakları olan çok uluslu kurumlar, fonlar, bir yandan halühazır işleriyle uğraşırken diğer yandan da dünyanın geleceğini ve iş konu ve olanaklarını araştırıyorlar. Bu belki de halen yaptıkları iş kadar önemli.

Geleceğin dünyasında her türlü şartların (coğrafi, siyasal, teknik, ekolojik vs) ışığında, ihtiyaçları ve iş konularını saptayıp, o coğrafyada, o oluşuma olanak verecek her türlü ortaklık ve organizasyonlara çok önceden girişiyorlar. Güçleri yeter olanak bulurlarsa, o coğrafyanın siyasi sistemini uygun gördükleri şekilde değiştirme için girişimlerde bulunuyorlar.

Yarattıkları iş konusundaki önce davranmanın tüm karşılığını aldıktan sonra, artık tavsayan işi sonradan görüp de hücum eden takipçilere terk edip çoktan saptadıkları yeni alanlarda faaliyete başlıyorlar.

Arada bir duyuyoruz, falanca bankacı, falanca işadamı, kendisine hiç uygun görmeyeceğimiz bir alanda tümüyle hobisel(!) bir faaliyete başlıyor. Bağcılık, şarapçılık, büyük baş hayvan üreticiliği, zeytincilik konusunda girişimde bulunuyorlar.

Cem Boyner , Tuncay Özilhan zeytinciliğe merak saldılar malum. Özilhan’ın Ana Gıda’sı zeytincilik alanında iddialı. Bugün gazetede okuduğuma göre AYVALIK Ticaret Odası ile Ayvalık Belediyesi’nin öncülüğünde düzenlenen “5’inci Zeytin Hasadı Şenlikleri”nin sponsoru olmuş Ana Gıda. Ana Gıda’da tanıdık bir ortak var: Soros.

Gazeteler yerli (!) sermayenin ve uluslararası fonların zeytinciliğe soyunmasını sevindirici buluyorlar sektörün geleceği için. Mutlaka öyledir.

Ama bir zeytin ve zeytinyağı sever olarak bendeniz için pek de sevindirici gelmiyor doğrusu bu gelişmeler. Teneke teneke alabildiğimiz sızma zeytinyağını, yakında bu hayırlı gelişmelerle, aynı fiyata, parfüm şişesinde görürsek şaşmam.

REST
14-11-2009, 09:29
Selçuk biraz rahatsızlanmış abi ondan gecikti başlığın açılması bildiğim kadarıyla...Dün gece vob24'e geçti birkaç analiz...

Babo abi ise artık grubunda yazıyor...

http://www.hisse.net/forum/group.php?do=discuss&discussionid=36&pp=10&page=2

Grup...tutmaz.:yes:
Nasıl BLOG tutmadı ise..GRUPta aynı neticeyi verir.
Ne yazanı tatmin eder..ne de okuyanı.:wink::notr:
Bence>>Forum mantığı ile çelişen bir durum..>>GRUP.
Az katılım ..özel grup..VİP yorum gibi bir olay .
Olayın bir mantığı vardır..belki..kimbilir.
PAS

BORA YAŞAR
14-11-2009, 09:35
Grup...tutmaz.:yes:
Nasıl BLOG tutmadı ise..GRUPta aynı neticeyi verir.
Ne yazanı tatmin eder..ne de okuyanı.:wink::notr:
Bence>>Forum mantığı ile çelişen bir durum..>>GRUP.
Az katılım ..özel grup..VİP yorum gibi bir olay .
Olayın bir mantığı vardır..belki..kimbilir.
PAS

Tutar tutmaz bilmem ..Ama mantığı nedir? Forumun bir başlığında, forumun doğasına uygun olarak herkese bilgi verirken, grup kurayım sadece "Bora'cılara" vereyim..:)

Mantığını da geçtik.. Amacı nedir?

BORA YAŞAR
15-11-2009, 09:45
Neler oluyor ülkemizde?

* Maliye Bakanlığı, DYHolding davasında reddi hakim talebinde bulunuyor. Yani devlet hakimine güvenmiyor.

* Albay Çiçek savcıya giderken, tutacağı belgelerde parmak izi kalmasın diye ellerine eldiven geçirip öyle gidiyor.

* Devlete kalkışmanın belgesi olarak kabul edilen Albay Çiçek imzalı raporun aslı, askeri mahkemenin talebine karşın, Ergenekon savcıları tarafından elimizde tek asıl var kaybolur diye gönderilmiyor.

* Devlet İstanbul Cumhuriyet Başsavcısını ve Yargıtay santralını yasal olmayan bir şekilde aylardır dinlemeye alıyor.


Bir ülkede devletin sağlıyacağı güven tek huzur kaynağımızdır.

Devletin kendine güvenmediği bir ortamda huzur sözkonusu olabilir mi?

Hukuk, bir ülkede yaşayanların olmazsa olmazıdır.

Bugün Güngör Mengi yazısına, ünlü hukukçu Prof. Hıfzı Veldet Velidedeoğlu'nun bir sözünü almış:

“Hukuk ve adalet etrafımızı çevreleyen havaya benzer. Kirlenmezse varlığını farketmezsiniz. Değerini kirlenme başlayınca anlarsınız..”

BORA YAŞAR
15-11-2009, 19:45
Bugün İstanbul'da yapılan bir müzayedede, Burhan Doğançay'ın bir tablosu 2.200.000 TL'sına, Fahrülnisa Zeyd'in bir tablosu 1.050.000 TL'sına, Ömer Uluç'un bir tablosu 450.000 TL'sına satıldı.. Bu fiyatların üstüne % 26 KDV + komisyon eklenerek alıcıya maliyeti hesaplanabilir.

Onlarca tablonun leblebi çekirdek gibi satıldığı müzayedenin ortasında bir katılımcı ayağa kalkıp bağırarak "Türkiye'de kriz var diyenin alnını karışlarım" dedi gülerek..

Haksız mı?

Aklıma 15 sene önce Ömer Uluç yerine Mustafa Ata aldığım geldi..

Gene yanlış ata oynadın dedim kendime..:)

Cezve
15-11-2009, 19:52
Tutar tutmaz bilmem ..Ama mantığı nedir? Forumun bir başlığında, forumun doğasına uygun olarak herkese bilgi verirken, grup kurayım sadece "Bora'cılara" vereyim..:)

Mantığını da geçtik.. Amacı nedir?

Belki gelen eleştirilerden sıkılıp,'sadece sevenler okusun' hali...

Birde az önce başka bir başlıkta,hiçbir suretle özel hayata müdahelenin doğru olmayacağını yazdınız.Çok doğruydu...Evet , 'uyuşturucu kaçakçısı değiliz' ama öyle biriymiş gibi de bana davranılmasını hazmedemem.

BORA YAŞAR
15-11-2009, 19:56
Dediğim kişileri kim eleştiriyor ya da eleştirebilir ki? Birisi zaten mod. Foruma her yazdıkları el üstünde tutuluyor.

Neyse..

BORA YAŞAR
15-11-2009, 20:19
Ben iyi bir yatırımcı olmadığım gibi tablo konusunda da iyi bir kolleksiyoner olmadığım tescil edildi..

Ben resimde klasik ekolü kendime yakın tutarım.

Tablolarım da bu beğeni temelinde.

Bugün yüzbinlerce lira eden tablolar, modern sanat anlayışının eserleri..Doğançay, Zeyd, Uluç, Başağa hep bu anlayışta eserler veren sanatçılar.

Tablolar da, hep büyük ebatlı..

Nedeni de zenginlerin, paralı insanların, yeni evlerinin büyük mekanlı ve büyük duvarlı olması..:)

Anlıyacağınız, seçilen tablolarda, dekoratif özellik arama ön planda..

Ne diyelim..

Bakarsınız gün gelir klasik gene revaçta olur.. Biz de seviniriz.

BORA YAŞAR
15-11-2009, 22:51
İşte Çiçek hakkındaki tahliye kararı

Mahkeme: Şüphelinin üzerine atılı suçların kanuni tanımında yer alan unsurlar ve suçları işlediğine dair kuvvetli suç şüphesinin varlığını gösteren olgular bulunamadı

http://www.milliyet.com.tr/Guncel/HaberDetay.aspx?aType=HaberDetay&KategoriID=24&ArticleID=1162087&Date=15.11.2009&b=Iste%20Cicek%20hakkindaki%20tahliye%20karari

Peki şimdi ne olacak?

Hani adresi belli olduğundan, kaçmasını gerektiren bir durum olmadığından salıverilmişti..

Karar gerekçeli..

Albay Çiçek hakkında daha mahkeme davayı kabul etmeden, bir hüküm vermeden, meslekten ihraç edin, görevden alın diyenler, bu durumda ne yapacaklar?

Hani bu liberal, demokrat, insana dair her iyi şeyi savunan liboşlar,"bekleyin, yargısız infaz etmeyin" diyenlere kulaklarını tıkayıp, koro halinde Genel Kurmay Başkanından Çiçek'in idamını istediklerini akıllarına getirip, ettiklerine nadim olup, utanacaklar mı?

Ayıp, günah değil mi?

BORA YAŞAR
15-11-2009, 23:20
"İnsanları hapiste görme meraklısı değilim ama, Dursun Çiçek Bey kuru imzalı ve “kağıt parçası” haliyle cezaevinden zor yırttığı belgenin “ıslak imzalısı”yla 40 bilmem kaç saat sonra salıveriliyor. Bu nasıl oluyor?

Bilmek istiyorum.

Bu “durduk yerde tahliye”nin anlamı nedir?

Kim kime gözdağı veriyor? Kim kime kolpa yapıyor?

Bilmek istiyorum. "

......

http://www.stargazete.com/gazete/yazar/ahmet-kekec/dursun-cicek-in-ayricaligi-nedir-haber-225682.htm

Star Gazetesi yazarı Ahmet Kekeç böyle başlamış bugünki yazısına..

Albay Çiçek'i salıveren mahkemenin gerekçeli kararı basına düşünce, kendisine şu elektronik iletiyi gönderdim:

"Sn Kekeç;

Mahkemenin Albay Çiçek hakkındaki gerekçeli kararını bile beklemeden yargısız infaz yaptınız.

Sizin neredeyse her yazınızı okurum..

Bugüne kadar savunduğunuz insanlık değerleri açısından, bugünki yazınızdan mutlaka utanmalısınız..

Ar duymalısınız..Yüzünüz kızarmalı. Uyku düzeniniz bozulmalı. Yemek yerken, çocuğunuzu severken (eğer varsa) aklınıza gelip üzülmelisiniz..

Böylesi uygun olur.

Yok oturur da size ters gelen mahkeme kararını kurcalıyarak, Albay Çiçek'i mahkeme kararına karşın suçlamayı sürdürürseniz, sizde vicdan, ar, haya yanında mantık da olmadığına karar vereceğim.

Ve sizin namınıza ben utanacağım..


Bora Yaşar..

YMM..

Tel . 0 232 ......."

BORA YAŞAR
16-11-2009, 11:37
Kılıçdaroğlu'dan Öymen'e istifa çağrısı

CHP Grup Başkanvekili Kemal Kılıçdaroğlu Dersim olaylarıyla ilgili sözleri tartışma yaratan CHP Genel Başkan Yardımcısı Onur Öymen'e istifa çağrısı yaptı. Kılıçdaroğlu "Öymen gereğini yapsın" diye konuştu.

http://www.sabah.com.tr/Siyaset/2009/11/16/kilicdarogludan_oymene_istifa_cagrisi

Kemal Kılıçdaroğlu eski bir arkadaşım.

Siyaset dünyasındakilerde az rastlanan, üstün insani nitelikleri vardır.

Ancak bu çıkışını iyi analiz etmek lazım.

Bir kere çıkış için fevri, anlık, spontane denemez. Çünki neredeyse üç gün oldu Altan Öymen'in siyaseten talihsiz benzetmesine..

Bölgesel baskılarla (malum kendisi de alevi ve Tunceli'lidir) bu çıkışı yapmış olması ihtimali çok büyüktür.

Ama kendisi de böyle düşünüyorsa, benim de diyeceklerim var.

Bir kere parti hiyerarşisine, kurum geleneğine uygun bir davranış değildir, yaptığı. Sen parti içinde girişimlerde bulunabilrisin. Genel Başkan'a derdini anlatabilir, gücün yetiyorsa bu konuda baskıda da bulunabilirsin. Ama bunu medya yolu ile, tüm partiyi töhmet altına alırcasına ve medyayı baskı aracı olarak kullanarak yaparsan, korkarım galip de gelsen bu galibiyetten uzun vadede keyif alamazsın.

İkincisi, Dersim olayı, açıkça bir isyandır. Aksini söyleyen var mı? Dersim'in Şeyh Sait isyanından farkı nedir? Dün Taksim'de anlayışlı polisimizin himayesinde yapılan gösteride Dersim kahramanı olarak fotoğrafları dolaştırılan Seyit Rıza, İngilizlere mektup yazıp yardım istememiş midir?

Mektubun altına, dün bir gazetede yazdığı gibi Dersim Generali diye imza atmış mıdır?

Devlete kalkışanların kahraman diye karşılandığı, anıldığı günlere geldik..

Sonumuz hayrolsun..

BORA YAŞAR
16-11-2009, 11:56
Mavi senfoni 2.2 milyon TL

Satış, yaşayan bir Türk ressamın eserine ödenen en büyük rakam olarak tarihe geçti

Antik A.Ş.’nin İstanbul Swissotel’de düzenlediği ’Çağdaş Sanat Eserleri Müzayedesi’nde ressam Burhan Doğançay’ın tablosu ‘Mavi Senfoni’yi 2.2 milyon TL’ye Eczacıbaşı Holding’in patronu Bülent Eczacıbaşı aldı.

‘Mavi Senfoni’ adlı resmin alıcıya maliyeti, yüzde 18 KDV ve müzayede komisyonuyla birlikte yaklaşık 2 milyon 700 bin TL ediyor.

Tablo 1 milyon TL açılış fiyatıyla artırmaya çıkmıştı. Bu, yaşayan bir Türk ressamın eserine ödenen en büyük rakam olarak tarihe geçti.

İlaç firması Abdi İbrahim’in patronu Nezih Barut da Fahrelnisa Zeid’in ‘Londra’ tablosunu 1 milyon 50 bin TL’ye, Ömer Uluç’un ‘Odalık’ adlı resmini 425 bin TL’ye aldı.

Bugüne kadar satılan en pahalı Türk resimleri

- Osman Hamdi Bey, “İstanbul Hanımefendisi”, 5.975.000 dolar
- Osman Hamdi Bey, “Kaplumbağa Terbiyecisi”, 3.484.321 dolar
- Şeker Ahmet Paşa, “Narlar ve Ayvalar”, 1.074.380 dolar
- Hüseyin Zekai Paşa, “Natürmort”, 888.889 dolar
- Osman Hamdi Bey, “Rüstem Paşa Camii Önünde”, 643.939 dolar
- Halife Abdülmecit, “İstanbul Limanı Medhali”, 546.218 dolar
- İbrahim Çallı, “Üsküdar”, 495.000 dolar n Fahrünnisa Zeid, 487.000 dolar
- Şeker Ahmet Paşa, “Orman Yolu”, 454.545 dolar
- Hoca Ali Rıza “Göl Kenarı” 413.223 dolar

http://haber.gazetevatan.com/haberdetay.asp?detay=Mavi_senfoni_22_milyon_TL&tarih=16.11.2009&Newsid=271045&Categoryid=7

İnternet haberciliğiyle hiçbir gazete boy edemez.

Biz dün gece vermiştik haberi..

http://www.hisse.net/forum/showpost.php?p=3720710&postcount=996

BORA YAŞAR
16-11-2009, 13:15
Nurtopu gibi bir de "Alevi/Kürt isyanını kutsayanlar" dosyamız oldu..

Kılıçdaroğlu da bunun başını çekiyor.

Peki Dersim İsyanı kaç yıllarında vuku buldu?

1937-1938..

Atatürk hayatta mıydı?1938 in sonuna doğru öldü.. Ölmeden önce olaylar bitmişti..

Dersim'i kutsayan, elebaşını kahraman ilan eden Aleviler peki neden Atatürk'ü ve o isyanı kanlı bastıran devleti ayrı tutuyor? Alevilere ait her evde, cemevinde, kıraathanede Atatürk fotoğrafları baş köşede.

Atatürk, göstermelik hükümet bir tarafa, tek adam değil mi idi? Ona sorulmadan, danışılmadan, oluru alınmadan mı bastırıldı isyan?

Peki başka bir şekilde soralım..

Atatürk hayatta iken, devlete kalkışanları, Menemen örneğinde, Şeyh Sait İsyanı örneğinde olduğu gibi, darağaçları kurdurup ortadan kaldırmadı mı?

Menemen bombalayın haritadan silin demedi mi?

Neden Dersim İsyanına farklı baksın ki?

Hasta idi lafları var da..

Herkes kendine göre hesap içinde..

Dersim'i İsmet Berkan'lardan, Mehmet Altan'lardan, Eser Karakaş'lardan dinlemeyi çok isterdim.(Bu konuda Cengiz Çandar'ın fikirlerini okuduk. )

Öymen olayı, CHP sini bitirmese bile çok yaralıyacak besbelli. "Kılıçdaroğlu kalkışması" bunu gösterdi.

Kurum tanımayan asilere ne yapıldığını biliriz.

Şu AKP ve Erdoğan'ın ilahi şansına ne demeli?

Ne zaman sıkışsalar, rakipleri azami yardımı yapıyorlar..

Erdoğan'ın keyfi çok yerine geldi son günlerde..

İnsanın bu coğrafyada öncelikle aklı/zihni değil, bahtı açık olmalı..

BORA YAŞAR
16-11-2009, 14:22
Günümün büyük kısmını bu forumda geçiriyorum..

Uzun süredir ilk defa 700'ün üzerinde üyenin forumu izlediğine şahit oluyorum.

Şu an durum şöyle:

Online Aktif Kullanıcılar: 3021 (732 üye ve 2289 ziyaretçi)

Bu arada toplamda 3000 sınırı yine aşıldı.

Neler oluyor ?:)

Forum rekoru en çok 3193 lişi olduğuna göre yeni bir rekorun arifesindeyiz..

Borsanın popülaritesinin arttığı günlerdemiyiz acaba?

--------------------------

Saat 16.17 de son durum..

Online Aktif Kullanıcılar: 3089 (763 üye ve 2326 ziyaretçi)

tekas
16-11-2009, 19:46
Öymen 'in Dersim isyanı ile ilgili sözleri saptırılmıştır.

Kılıçdaroğlu da acemilik yapmıştır.

Tüm Alevileri asi,devlete başkaldıran konumuna düşürmek değildi tabiiki Öymen in amacı.

AKP nin ''Atatürk sağ olsaydı bizim yaptığımız bu açılımı desteklerdi'' sözünün yanlışlığını ortaya koyma amacıyla;
''Atatürk,geçmişte Pkk gibi devlete başkaldırı şeklinde eylemler yapılan Dersim,şeyh sait gibi isyanlarda isyancılarla müzakere yapmayıp mücadele etti'' demiştir.

Bu sözleri Alevilerin bütününe karşı bir söylem konumuna indirgeyerek saptırmak Alevileri asilerle bir tutmak anlamına gelir ki Alevilere karşı yapılacak en büyük haksızlık esas bu olsa gerekir.

Öymen, sözlerinden bu şekilde anlam çıkararak rencide olan alevi yurttaşlarımızdan özür de dilemiştir.

Partinin, Genel Başkan düzeyinde geniş bir açıklama yaparak Sn.Öymen in maksadını aşan bir şekilde saptırılan sözleriyle kastedilen düşünceleri açıklığa kavuşturması en sağlıklı yol olacaktır.

BORA YAŞAR
16-11-2009, 21:11
Dersim Dosyasından son haberler:

* "KAMER GENÇ, ÖYMEN'İN İSTİFASINI İSTEDİ

Tunceli Bağımsız Milletvekili Kamer Genç, CHP Genel Başkan Yardımcısı Onur Öymen'in, Dersim olaylarıyla ilgili sözleri nedeniyle istifasını istedi, Hükümeti de bu olaylardaki mağduriyeti gidermesi için tazminat ödemeye çağırdı.

Genç, düzenlediği basın toplantısında, Öymen'in sözlerini, ''şansızlık ve kınanacak bir söylem'' diye nitelendirdi.Dersim olayları hakkında bilgi veren Genç, Tunceli'nin, devletin emirlerine uymayan bir il haline gelince, ağalık sistemini yıkmak ve devlet nizamını kurmak için askeri harekatın başladığını anlattı. Genç, bir çok masum insanın öldüğünü, bunun bir facia olduğunu ifade etti. Genç, bunun isyan olmadığını, isyan için bir liderin olması gerektiğini kaydetti."

http://www.sabah.com.tr/Siyaset/2009/11/16/kilicdarogludan_oymene_istifa_cagrisi

Bir tazminat talebi de Dersim mağdurları için geldi..Ne milletmişiz yahu. Suçsuz yere kesmediğimiz dünyada kimse kalmamış..

Sulama üstadı, 1980 Evren Cuntasının Danışma Meclsinin şerefli üyesi Kamer, Dersim olaylarının bir isyan olmadığını, isyan olması için bir liderin olması gerektiğini buyurmuşlar.

İsyan için lider gerekiyorsa, o liderin fotoğrafları dün İstiklal Caddesinde nümayişçilerin elinde dolaştırılıyordu. Kendine Dersim generali diyen Seyit Rıza..

Eğer bu adam lider değilse nasıl kahraman kabul ediliyor..

* CHP'den Kılıçdaroğlu açıklaması

Kılıçdaroğl'nun 'Öymen gereğini yapsın' açıklamasına CHP'den yanıt geldi

CHP'den yapılan açıklamada "Grup Başkanvekili Kemal Kılıçdaroğlu’nun Tunceli’de yaptığı açıklamalar, çevresinden kendisine iletilen üzüntü ve tepkileri yansıtmaktadır" denildi.

http://www9.gazetevatan.com/CHPden_Kilicdaroglu_aciklamasi/271099/9/Siyaset

CHP, Kemal Kılıçdaroğlu'nun yaptığını doğru bulmadığını ancak bu kadar nazik, diplomatik bir dille ifade edebilirdi.

Kılıçdaroğlu çok irtifa kaybedecek partide. Hep birlikte göreceğiz.

REST
16-11-2009, 21:22
Olayı tartışmadan;vurgulamak istediğim şu..
O.Öymen'in ...son kullanma tarihi geçti.
Yıpranmıştı...son hareketi ile bitti.
Bugün..kendi sesinden dinledim.
Ben ne dedim ki...diyor.
Bende diyorum ki...sen ne dediysen dedin..
Ama...
Bu kadar tepki aldığına göre...
Anlatmakta problemin var demektir.
Bir politikacı olarak bu son demektir.
Çekil..köşene..değerli bir insan bence..ama.
Bitti.İstesede...istemesede...:notr:
REST

BORA YAŞAR
16-11-2009, 23:08
Örsan Öymen 70 'i çoktan aştı..Hadi yaş haddinden emekli oldu diyelim..Uygundur..

Ya dünki çocuk, hiyerarşi nedir bilen, adap terbiye bilen, 65 ine merdiven dayamış Kılıçdaroğlu'na ne demeli?

Onun bu çıkışı (ki bence yanlış), ne kadar doğru olursa olsun, parti yönetimi içinde katiyetle tasvip görmeyecek..

Onur Öymen'in lafları ne kadar yanlış olursa olsun (bana göre doğrudur), siyaseten ne kadar yersiz olursa olsun, bunu herkese yanlış bir söylem olarak dosta düşmana faş etmek, daha da kaybettirmiştir partiye..

Bazı şeyler böyle faş edilmez. Büyük adamlar, geleceği olan kelli felli adamlar, rüştünü ispat etmiş ergin insanlar, sorumluluk sahibi zevat, herşeyi uluorta tartışamaz, yönetimi paylaştıkları insanları kurda teslim etmezler..

Zor şartlarda sınanan Kılıçdaroğlu, doğrusu, hiç de iyi bir sınav vermedi..

carcharias
17-11-2009, 19:35
Bora ağabey o iş biraz karışık gibi. Madem devrenmiş,aranızda anlaşıverin biz hiç müdahil olmayalım:mut:

http://haber.mynet.com/detay/politika/kilicdaroglu-cok-kotu-yakalandi/480483

tekas
17-11-2009, 19:58
-Diyanet bütçesiniden Alevilerin dini ihtiyaçları için hakca pay verilmesi

-Okullardaki Din Dersleri konusundaki taleplerine duyarlı davranılması

gibi taleplerine sempati ile baktığım ve bu güne kadarki tutum ve davranışlarıyla da Atatürk ve Cumhuriyete bağlı, ileri görüşlü,aydın insanlar olarak tanıdığım Alevi yurttaşlarımızın sağduyulu davranmaları gerekmektedir.

Pkk ve kürt açılımı adıyla süren bu süreçte ayrılıkçıların yanında,Devlet ve Atatürk düşmanlarının kurguladığı tuzaklara gelmemeli,İsyana elebaşılık yapmış şeyhlerin posterlerini bir kahramanmış gibi taşımamalıdırlar.

Atatürk' e ve Cumhuriyete gerçek sadakat bunu gerektirir.

KUTERO
17-11-2009, 20:25
...
Herkes kendine göre hesap içinde..

Dersim'i İsmet Berkan'lardan, Mehmet Altan'lardan, Eser Karakaş'lardan dinlemeyi çok isterdim.(Bu konuda Cengiz Çandar'ın fikirlerini okuduk. )

..

İyi akşamlar abi..

Taha Akyol ile yapılan bir söyleşi var.. 2 bölüm..
İlgini çeker düşüncesi ile yolluyorum..
----

Peki... Atatürk neden o kadar sert bir şekilde bastırdı Dersim’de ayaklanmayı?

Milli Mücadele’ye ve Türk milliyetçiliğine önderlik edenler öncelikle Balkanlı Türklerdir. Bunlar, çocukluklarında Balkanların kaybedildiğini gördüler. Bilhassa Müslüman Arnavutların isyan edip Osmanlı’dan kopmasıyla bir şok yaşadılar. Balkan faciasından sonra bunların hepsinde “mütecanis olmayan milletler çöker” düşüncesi oluştu. “Türklerden mütecanis bir toplum yaratmalıyız” fikri gelişti. Gerçi Atatürk, Milli Mücadele sırasında Kürt unsurunu dikkate alarak, “Türkler ve Kürtler” dedi. Kürtlerin kendilerini geliştirme hakkının olacağını söyledi. Amasya belgelerinde Salih Paşa’ya, “Kürtler kendi kültürlerini geliştireceklerdir. Bunu bilsinler ki, düşmanın propagandasına kanmasınlar, bize katılsınlar” diye ifadeleri var ama... Milli Mücadele kazanıldıktan sonra...

Atatürk’ün Kürt politikası değişti mi?

Milli Mücadele kazanıldıktan sonra, memlekette Dersim gibi çok acı olaylara yol açan çok radikal bir Türkleştirme programı uygulandı. Bu Türkleştirme politikasının ilk işaretleri Lozan anlaşması imzalandıktan sonra ortaya çıktı. Lozan’a dek ülkede İslâm vurgusu daha güçlüydü ve Türk kavramı daha azdı. Mesela Sakarya Savaşı günlerinde, Büyük Taarruz’a hazırlanırken, “Türkiyeliler” diye beyanatlar yayınlayan Mustafa Kemal, İzmir’i kazandıktan sonraki beyanatına, “Büyük ve asil Türk milleti” diye başladı. Ayrıca Meclis’te de giderek daha fazla Tük kavramı kullanıldı. Ve Kürt milletvekilleri de bu Türk vurgusuna itiraz etmediler.

http://taraf.com.tr/makale/8523.htm

BORA YAŞAR
17-11-2009, 20:35
Hoşgeldin Kaptan;

Her zamanki gibi dikkatli..

Her zamanki gibi katkıcı..

Teşekkürler..

Bilirim tarzın değil. Çok da meşgulsündür..

Ama arada yaz buraya..

Şundan bundan..

Grafik ve rakamlardan sonra rahatlatıcı olabilir.

Sevinirim..

KUTERO
17-11-2009, 20:49
Eyvallah abi..

Tekaüt olunca :) bu işlere daha da bir zaman ayırır oldum, grafik ve rakamlarla uğraşır iken..
İnanırmısın hemen hemen bütün köşekadılarını okuyorum..Siyaseti seviyorum aslında..

Her zamanki gibi konuları çok güzel inceliyorsun..Çok güzel bir yazım tekniğin var..

Her akşam gelmeye çalışır ilginç bulduğum yerleri paylaşırım..

Daha önceleri iyi gidiyorduk ama kavga gürültü çıkınca işin tadı tuzu kalmamıştı..

Bu şekil iyi ama.. :)

Saygılarımla..

BORA YAŞAR
17-11-2009, 21:06
Şundan bundan..Abuk sabuk..:


Öfke başka, kararlı olmak başka..

Karar.. Bir sürecin, bir değerlendirme sürecinin sonu..Sonrası hüküm..Sonrası sakin bir dik duruş..Bilirsiniz.

Karar.. Klasik müzikte şarkıdan önce, saz heyetinden bir üstad, o makama uygun doğaçlama olarak, müthiş bir hünerle, o makamın hemen tüm varyasyonlarını içeren taksimin sonunda, diğer sazların da yol gösterip yardım ettiği bir sonla "karar"a varır..İyi bir taksimden sonra karar varış adamı ağlatabilir bile..Turay Dinleyen'i deneyin..http://www.youtube.com/watch?v=rYEzzXxkRsg

Bilmediklerimizin sınırsızlığını farkettiğimiz gün, bilebildiklerimizin sınırlılığı bizi tevazuya itecektir. Korkarım genelde bu tespit, zamanın da yetersizliğini anladığımız günlere rastlamaktadır.

Yaşamak bir iddiadır. Bir meydan okumadır. Bunu hiç kaybetmeyin.

BORA YAŞAR
17-11-2009, 21:22
Turay Dinleyen bir yaşayan efsane..

Amcası da gene bir virtüöz..

Bu amca-yeğen kemanı Türkleştirmişlerdir..

Sanat olmazsa ne yapardık ..

Neyle ölçerdik kendimizi, metre ve kilogramdan başka..

Mutlaka ar'dan keyif almanın yolunu bulun. Yoksa yaşam bir beyhude zaman kaybıdır.

http://www.youtube.com/watch?v=rL9SvSg-LX0&feature=related

KUTERO
17-11-2009, 22:17
...
Neyle ölçerdik kendimizi, metre ve kilogramdan başka..



Ölçme dedinizde ilginç birimlerimiz var bizim..:yes:
Bazı örnekler..

TÜRK ÖLÇÜLERİ:
1. 'Abi geçen bi balık yakaladık nah kolum gibi'
2. 'Muhsin abi geçen bi woofer almışım öküz gibi ses çıkarıyo. Mükemmel abi'
3. 'Kaç karış?'
4. Yol tarifinde bir ölçü birimi olarak yüz metre. 1 yüz metre = 300 metre
5. Kedi kadar fare
6. Başarılı bir Türk aşçı, Fransa'da bir lüks otele transfer edilir. Diğer aşçılara bazı tarifler öğretmesi gerekmektedir. Geçerler ocağın başına, bizimki başlar:
—Bir tutam maydanoz, bir tutam karabiber, yetecek kadar su...
Fransız dayanamaz sorar:
—Bunların bir ölçüsü yok mu?
—Bizimki terslenir:
— Ben ne diyorum? Bir tutam olacak demedim mi?
7. 'Döt kadar' gibi söylendiğinde sadece Türklerin anlaması muhtemel, hatta bazen Türk olanların dahi anlamakta zorluk çektiği ve sizin karşınızdaki kişinin nasıl bir ortamda yetiştiği, sosyo-kültürel yaşantısı gibi konularda derin tespitler yapmanıza sebebiyet veren ölçü birimleridir.
-Kaç metrekare lan senin ev.?
—Döt kadar yaaaa. ....
8-.....
9. Bir demet maydanoz.
10. İki tutam karabiber.
11. Bir diş sarımsak.
12. Bir avuç fındık.
13. Bir tepeleme çay kaşığı tuz.
14. Bir silme çay kaşığı tuz.
15. İki rekât namaz.
16. Bir adım yol.
17. Bir dünya iş.
18. Bir araba laf. vs.
19. Aşure kazanı
20. Kafam kadar
21. Buradan sana kadar, bilemedin kapıya kadar.
22. Bir de bunların Trakya insanına özgü olanları vardır ki, genelde revaçta olmama nedenleri nezaketsizliktir. İki güzel örneği:
Küçük ev = bülbül büzüğü kadar
Yenilen az yemek = kedi çükü kadar bir şey yedim.
23. Üç kalem mal.
24. İki satır yazı.
25. Bir tek rakı.
26. İki duble rakı.
27. Beş posta... vs.
28. Alabildiğince un.
29. .....
30. Türk'ün kendisi ölçü birimidir: “Türk kadar kuvvetli”, “Bir Türk dünyaya bedel”
31. Kavgaya giderken 'bir kamyon adam' toplanır, sayı belirtmek için uygun bir sıfattır.
32. Çok uzakta: taa anasının ... da
33. Çok uzakta: Allah'ın unuttuğu yerde
34. Çok uzakta: Allahın ittir ettiği yerde
35. İki bıyık bükümü sağa
36. Üç evlek ileri
37. Bir zaman ölçüsü olarak sigara:
— hadi ne zaman gidiyoruz?
— sigaram bitince gideriz.
38. Bir cimcik un,
39. Bir fiske tuz,
40. Göz alabildiğine geniş...

BORA YAŞAR
17-11-2009, 23:29
http://img5.imageshack.us/img5/3862/ymoymenbaykal1k.jpg (http://img5.imageshack.us/i/ymoymenbaykal1k.jpg/)

Zaman gazetesinin haberi böyle..

Bizim forumun gazetesinde, Çelişkiler'de de böyle yorumlamıştık olayı..

Kılıçdaroğlu'na iki yol kalıyor.

İstifa etmek.

Ya da bundan böyle, kredisi kalmamış, itibarı zedelenmiş biri olarak CHP'de devam etmek..

İstifa ederse bence partisi hazır.

Mustafa Sarıgül'ün kurmaylarından, ağır toplarından olabilir.

Belki kendisi için de hayırlı olur.

BORA YAŞAR
18-11-2009, 09:59
Sağduyulu bir Alevi araştırmacı ve yazar... Rıza Zelyut, Güneş’teki yazısında bakınız özetle neler söylüyor:

“Dersim’de hedef Aleviler değildi... Dönemin hükümeti; Dersim Harekâtını oradaki Alevileri katletmek için düzenlemedi.

Öyle olsa; diğer aşiretlerden siviller de katledilirdi. Öyleyse isyan neden çıktı? Bölge o sıralarda aşiret reislerinin tahakkümü altındaydı. Oranın sıradan insanlarının bu feodallerin yanında ot kadar bile değeri yoktu. Aşiret reisleri eski düzenlerini sürdürmek istiyorlardı. İsyan lideri Seyit Rıza da bir derebeyi idi... Hükümet, isyan eden aşiret reislerini yola getirmek için araya elçiler koydu ama bu derebeyleri barışı reddettiler. Ortada; yola, okula ve her türlü yeniliğe direnen bir Seyit Rıza gerçeği var. Bugün bazı Dersimliler; oradaki derebeylerinin cumhuriyet rejimine karşı ayaklandıklarını yok saymak peşindeler. Bu doğru değildir. Sivas’ta bilinçli ve planlı biçimde insan yakanların bugün Alevileri koruyormuş gibi görüntü vermesine Aleviler elbette aldanmayacaklardır...”

http://www.milliyet.com.tr/Yazar.aspx?aType=YazarDetay&ArticleID=1163251&AuthorID=59&Date=18.11.2009&b=Aslinda%20emireri&a=Melih%20A%C5%9F%C4%B1k&ver=80

Dersim Dosyası açılmalı..

Görelim bakalım kim ne yapmış..

Kim neyi savunuyor görelim anlayalım..

Bir yaramız daha deşilsin, irin aksın da rahatlayalım..

Birden Alevilerden taraf oldu herkes bu ülkede. Sünni İslamcısı da. Liboşu da. Adamlar senelerdir kendilerine yapılan haksızlıklardan, ayrımcılıktan çalmadık kapı bırakmadılar. Bir anda herkes ilgi göstermeye başladı. Hayret ki hayret..

Neden acaba?

Bu ülkede Tarih bilimi yok Tarihçi de. Devletin okullarında gerçekleri değil, damardan verilmek istenenleri öğrenmekteyiz..

Ortaokul ve lisede tarih hocalarım Niyazi Akşit ve Çağatay Uluçay aynı zamanda ders kitaplarımızın da yazarlarıydılar. Ders kitaplarında yazdıkları ile sınıfta anlattıkları arasında bir ilgi olmazdı. O kadar farklı şeyler dinlerdik hocalarımızdan.


Bir soru: Dersim'de olanlar devletin planlı bir "Alevi Soykırımı" ise, neden Tunceli dışında yaşayan bir tek Alevinin burnu kanamamış acaba?

mterkan
18-11-2009, 10:04
Ağabey,
Yazılarını ilgi ve ibretle okumaya devam ediyorum...
Selam ve saygılarımla...

BORA YAŞAR
18-11-2009, 10:50
Dersim'de 1937-1938 de olanlar (hatta Kurtuluş Savaşı sırasında, en zayıf durumumuzda çıkarılan Koçgiri İsyanı da) en güvenilir kaynaklardan, ortaya dökülsün.

Dökülsün de kavga edelim demiyorum.

Dokülsün de, yanlış bilgiler üzerine inşa edilen husumetler, kin garez duyguları dağılsın, toplumumuzu oluşturan önemli sosyal kümelerden Aleviler huzur bulsun. Bundan beslenerek ülkeyi zayıflatmaya çalışan muzur kaynakları bir sermayelerinden daha olsun.

Doğu ve Güneydoğunun feodal altyapısının bu ülkenin enerjisini nasıl yok ettiği, huzurunu nasıl bozduğu görülsün..

Feodal altyapıdan, aşiret düzeninden kimlerin yararlandığı, bunun devamından kimlerin nemalandığı anlaşılsın..

Demokrasi bir halk ve sonuçta bir sayısal üstünlük rejimi olduğuna göre,tüm ülkeyi kurtaracak olgu, geniş yığınların koyun gibi nasıl güdüldüklerini görmeleridir..

BORA YAŞAR
18-11-2009, 12:33
Bilgi Üniversitesi'nden sonra en özgür, en liberal öğrenci yetiştirme şampiyonu Sabancı Üniversitesi mensupları bir araştırma yapmış..

Bu aratırma ile ülkemizin "din" durumları ortaya konulmuş..

Bu konuda bir gazetemizde atılan başlığa ve bu araştırmaya temel teşkil eden ankette değerli hocalarımızın sordukları soruya bir bakın..


Türkiye’deki laikler baskı görmüyor

LAİKLERE BASKI YAPILMIYOR

• Laik kesim hayatlarını serbestçe yaşayabiliyor mu: Yüzde 86 “Evet” (3 yıl önceki verilerde bu oran yüzde 79)

• Türkiye’de laik kesimden insanlara baskı yapılıyor mu: Yüzde 87 “Hayır”

http://www.stargazete.com/politika/turkiye-deki-laikler-baski-gormuyor-haber-226098.htm

Sanki Anayasamızda tanımlanan rejimimizde "laik" olduğumuz belirlenmemiş.

Bu bile sorgu sual konusu ediliyor.

Hay bin kunduz..

BORA YAŞAR
18-11-2009, 13:54
Gazetelerden Yorumsuz:


DTP, Tunceli’nin adının 'Dersim' olarak değiştirilmesi için harekete geçti. Şubat ayında bu değişiklik için kanun teklifi veren DTP Tunceli Milletvekili Şerafettin Halis, teklifin Meclis Genel Kurulu’na gelmesi için hem AKP’den hem de CHP’den destek isteyecek.

http://www.hurriyet.com.tr/gundem/12976196.asp?gid=229



Açılımla beraber yerleşim birimlerine eski isimleri verilebilecekmiş. İşte Erdoğan’ın açılım sonrası kullanacağı yeni özgeçmişi:

“Ailesi Eriza’nın Potomya ilçesinden olup, 1954 yılında Ayalonka’da doğmuştur. 1994 yerel seçimlerinde Constantinople Belediye Başkanı olunca Ayalonka’dan Scutari’ye taşınmıştır.

2003 yılında yenilenen Sairt seçimlerinde milletvekili olarak Ancyra’ya taşınmış ve Kiçiviran’a yerleşmiştir.

http://www.milliyet.com.tr/Yazar.aspx?aType=YazarDetay&ArticleID=1163251&AuthorID=59&Date=18.11.2009&ver=03

BORA YAŞAR
18-11-2009, 14:25
Burhan Doğançay'ın müzayede ile satılan "Mavi Senfoni" adlı yağlı boya tablosunu 2.7 milyon liraya satın alan belli oldu. Ülker grubunun patronu Murat Ülker..

Milyarder bir işadamı..Kamuoyunda dindar işadamı denince ilk akla gelen bir babanın oğlu..

Satan ise gene bir işadamı Duran Ofset'in sahibi Oktay Duran..

İkisinin de tablo kolleksiyonu bulunuyor..

Alan işadamı, satan işadamı, bunun sanata sanatçıya ne yararı var diye sorabilirsiniz. Hani aynen borsada satılan hisse senedinin doğrudan şirketlere bir yararı olmaması gibi..Haklı olabilirsiniz. Ama dolaylı olarak bu gelişmelerden bir şekilde sanat da sanatçı da yarar görmekte.

Sanat, insanlık tarihi boyunca, asillerin ve burjuvazinin parasal desteği ile yükselmiş. Bir diğer deyişle aynen kapitalizm ve teknolojik gelişmede olduğu gibi, gayrısafi milli hasılanın dengesiz bir şekilde dağılması gerekiyor..

Ancak böylelikle insan gereksiniminde en marjinal noktada olan sanata para ayrılabiliyor.

Ne yaman bir çelişki değil mi?

Lise çağlarında, "Sanat sanat içindir, sanat halk içindir" tez-antiteziyle münazara yaptığımız aklıma geldi. Gülümseyiverdim.