PDA

View Full Version : Çelişkiler



Pages : [1] 2 3 4 5 6 7 8

BORA YAŞAR
29-03-2008, 16:13
İçinde yaşadığımız toplumu biz belirleriz.

Evi, sokağı, mahalleyi, şehiri, ülkeyi, dünyayı...

Bizim arzularımız, bizim kalitemiz, bizim ısrarımız, bizim kültürümüz, bizim gelirimiz belirler.

Biz belirleriz siyaseti, ekonomiyi, üretim ve bölüşümü..

Adaleti bizim gönlümüz, beynimiz, yüreğimiz belirler.

Barış ya da savaşı da..

Savaşa anlam katan biziz..Ya da anlamsızlaştıran..

Sevgiyi nefreti biz tanımlarız..

Sevdayı, aşkı da..

Biziz saksılarda çiçeği yetiştiren, ya da yakan ormanları..

Bizim duygularımız, korkularımız, sevinç ve kahroluşumuzla yazılır yazılar, romanlar, şiirler, destanlar..Filmleri, besteleri biz kotarırız becerimizle..

Anıtlar yapan da biziz, gecekondudan mimari de..

İnançlarımızla veririz kurbanlarımızı ardından ağıtlar yakarak..

Çare de biziz, engel de..

Biz istersek dünya daha da yaşanası olur..Daha az açlık, daha az hastalık, daha az insanlık dışı olaylar..

Bir bilsek gücümüzü..Biraz farkında olsak sayıların gücünün..
Yolunu bir bulsak tüm engellemelere karşın biraraya gelmenin koşulsuz.

Ümit var mı?

Ümit hep olacak..

PARK
29-03-2008, 16:23
Adeta küllerinden doğan bu topiği tekrar hayata geçirdiğiniz için sizi kutlarım sevgili BORA ağabey...

Selam ile...

BORA YAŞAR
29-03-2008, 16:24
Park saol kardeşim...:)

BORA YAŞAR
29-03-2008, 16:39
Üste üste gelen boğaz kesme haberleri beni donduruyor.

Bu hafta annelerinin boğazlarını kesen iki hanım kızımızdan sonra bu gün de Balıkesirde bir adam karısının boğazını keserek öldürdükten sonra kendi boğazını da keserek intihara teşebbüs etmiş..

Bırakınız annenizi, karınızı, sevdiğinizi..

İnsan bir başka canlıyı, bıçakla boğazını kesmek gibi bir yaklaşımla nasıl öldürür.

Tabanca tüfek de bir temas yok. Göz teması dışında.

Ama bıçakla bir insanı bir güçle ve uğraşla yatırıp, etini darbelemek, daha da ileri giderek boğazını kesmek nasıl bir insani altyapı gerektirir acaba?

Kimsenin inancını sorgulamak değil amacım. Ama islam dünyasında daha sık görmekteyiz kafa kesmeyi. Irak'ta, Afganistan'da, Sudan'da.. Hizbullahın, Talibanın vs öldürme yöntemleri..Örgütlerin bir amacı da böylelikle dehşet salmak..

Düşünelim salim kafa ile ..Öldürmek bir ruh hali dışında, silaha ve edime yatkınlık da gerektiriyor. Bir kasap benden çok daha rahat kesecektir bir canlıyı. Alışkındır. Panik yapmaz. Ezilmez.

Köylü, şehirliden çok daha rahat keser tavuğu, koyunu vs.. Küçük yaştan alıştırılır erkek de kadın da. Bu toplumda fert bizzat kesmese de, o kadar çok örnek görür ki yaşam boyunca bir şekilde etkilenir.

İslamda kurban kesmek bu alışkanlığı ve rahatlığı, el becerisini veriyor insana. Farkında olsak da olmasak da..

Bu yazının amacı kesinlikle islamda kurbanın amacını tartışmak değildir. Haddimiz değil. Niyetimiz de..

Ama toplumda son bir haftada yaşanan boğaz kesme çılgınlığı, üzerinde kafa yormamız gereken bir konu.

Ben, bana insan olarak çok ters gelen başka bir canlıyı öldürme olayının ruhumdaki derin duygulanımla böyle yaklaştım konuya..

Basitçe..

KARADENIZ
29-03-2008, 17:24
insanlar hak edildikleri yonetimle yonetilirler... bu sozden nefret ediyorum...

insan olmanin evrensel dogrulari vardir...ona buna suna gore belirlenmeyen..
insan olmaktan dolayi kazanilmis, hak edilmis..olmasi gereken olmazsa olmaz olan..

yasama hakki ..
zamaninda biri demis. alt yapi ust yapiyi belirler diye..yani uretim iliskileri yonetim sistemini belirler..ama oyle olmamis..cunku
kapitalizm cehre degistirmis.. emperyalizm dogmus...
guclu burjuvazi kendi halkini daha az ezmeye daha az somurmeye daha dogrusu , geri biraktigi ulkelerdeki halktan somurdugunu kendi halki ile daha fazla paylasmaya baslamis...

ve goreceli refah ortami olusmus oralarda.. bu ulkeler somurulen ulkelerin kanlari uzerinde yukselerek demokrasinin, gelismisligin,insan haklarinin "KALELERI!!!" olmuslar..
dun Cezayir, panama, Wietnam, sili, haiti, bugun ruanda , somali, afganistan , irak ... her yerde Demokrasi yeseriyor,, bu demokrasi KALELERI ulkelerin sayesinde..

ve bizler bu KALELERE her zaman imrenerek bakmisiz..kendi cocuklarimizi oldurerek..asarak..

hak etmek mi ? bize bicilen tarihsel rolu oynamak mi ? yoksa basi dik karsi durabilmek mi ?

not: sevgili Bora YASAR, konu biraz karisik oldu,, hatta belki buraya da uymadi.. ama yasananlari gordukce cildiriyorum bir yere yazmak istedim.. eger burasi ile alakasizsa silebilirim..
syg
.

KARADENIZ
29-03-2008, 17:25
Ama toplumda son bir haftada yaşanan boğaz kesme çılgınlığı, üzerinde kafa yormamız gereken bir konu.

Ben, bana insan olarak çok ters gelen başka bir canlıyı öldürme olayının ruhumdaki derin duygulanımla böyle yaklaştım konuya..

Basitçe..

toplumsal cinnetin gostergeleri ...bence

BORA YAŞAR
29-03-2008, 17:26
Buraya yazın sevgili Karadeniz..

Beyninizin ürünü herşeyi yazın..

Okuyalım..

Yararlanalım..

Ne kadar size aitse o kadar makbul..

Herkese açık Çelişkiler..

Burasını yaratıcı, özgün, bizden şeylere açık tutalım..Sevgiler..

KARADENIZ
29-03-2008, 17:30
tamamdir..sagolun

KARADENIZ
31-03-2008, 00:50
[COLOR="Blue"]
71341

..

tabloya bakarken aklıma geldi...
her daim devlet erkanının dilinden dusmez ;
*GSMH yı su yaptık
*kisi basına GSMH yı su yaptık
*enflasyonu su yaptık .. diye

ben mi yanlıs anlıyorum bir tek bilmiyorum..
Matematikte kuraldır.. bölme işleminde BÖLEN küçülürse SONUC büyük çıkar..

bizim GSHM ve kişi bası gelir US DOLAR uzerınden hesaplanıyor..kur geri geldikçe bizim RAKAMLAR aynı bile kalsa hatta geri bile gelse (devalden az olmadıgı surece) USD cinsinden artıyor..
devalden arındırılmısa bakıldıgında gercek sonuc nedir ?

KARADENIZ
31-03-2008, 01:29
ben mi yanlıs anlıyorum bir tek bilmiyorum..
Matematikte kuraldır.. bölme işleminde BÖLEN küçülürse SONUC büyük çıkar..



aynı konuyu bundan once calıstıgım ısyerınde pazarlama mudur ıle tartısmıstım... fırma ıharacatını USD cınsınden takıp ediyordu..
ama ıhracatın 40 % SEK ıle 35 % EUR 15% GBP ve 10% USD...
dogal olarak 2005 ten berı USD dıgerlerı karsısında deger kaybettıkce, USD bazından ıharacat yuksek cıkıyordu..
bızım pazarlama muduru ıhracatta 27% lık artıs oldugunu raporlarken benım raporlarda reel anlamda (2004 parıtesını baz alıp parıtenın olumlu etkısını arındırdıgımda ) -4% gerıleme cıkıyordu...

*dusunun ki Turkiye de (atıyorum) yılda 1.000.000 adet halı üretip satıyoruz.
tanesi eur10.- dan toplam eur10.000.000.-
asagıda 2003 yılı itibariyle parite gelişimine baglı bir örnek yaptım..
- tabloya gore 2003 den beri (2005 HARIC) her yıl aynı adet mal uretıp satmıs olsakta yıllık USD bazında ihracat (baska deyisle GSMH) ortalama yıllık 7% buyumus gorunuyor.. oysa adet aynı 1.000.000 adet !!!!!!
- 2003 u baz alırsak 2007 ıtıbarıyle 17% buyumus oluyoruz USD bazında..
- bir de hesabı USD / YTL cinsinden yapsak (iktidarın GSHM hesaplamsında kullandıgı gibi ) buyume cok daha fazla cıkıyor.. oysa ADET yani yıl içinde uretılen AYNI olmasına karsın )

- ıkıncı tabloda degısıklık yaptım. 2006 ıtıbarıyle uretımın 10% dusmesını dıkkate aldım.
- adet 10% dustugu halde,2007 de 1% gıbı bır artıs oluyor..
-2008 de ıse (parıteyı bu sekılde dıkkate aldım) 8% artıs oluyor..
- yanı URETIM ve SATIS adetı 10% duserken biz 8% BUYUYORUZ...!!!!!
bravo...

benım bılmedıgım baska bır sey mı var ? yoksa koca koca adamlar , bakanlar, burokratlar vatandasın gozunun ıcıne baka baka BIZ GSMH yı su kadar artırdık, kısı basına gelır su kadar kat artıı dıye yalan mı soyluyor ???

http://i26.tinypic.com/29g29uq.jpg

KARADENIZ
31-03-2008, 01:46
Mevcut AKP iktidarının en önemli kampanya noktasıdır "ENFLASYON DUSTU" (yukarıda bır yazıda belırtmıstım... bana gore mevcut ekonomi politikaları AKP nin ÜRETTIGI degıldır.. AKP bugun kemal dervis doneminde IMF ve WB ve ABD tarafından onumuze konan politikaları uyguluyor, CHP de MHP de olsa bu politiklar uygulanacaktı..tır..bu anlamda AKP yı suclamıyorum.) yalnızca aklıma takılan bır seyı paylasmak ve yanlıs bılıyorsam kendımı duzeltmek ıstıyorum...

12 yıldan fazla bankacılık,(kurumsal bankacılık) yaptım.. bu anlamda soyledıklerım kulaktan dolma degıldır...

ve ulkemde gorduklerımden sonra sunu ıdrak ettım..bız Turkler matematık konusunda mucıze yaratabılıyoruz... yanı;

- 24 kasım 200 de (ecevıt hukumetı donemı ) cuma gunu 72% faız ıle tahvıl , 80 faızle kredı satarken , 28 kasım Salı gunu 30% faızle tahvıl 34% faızle kredı sattım..
* okulda ve ıste ogrendıgım, kapıtalıst ekonomiye gore fıyat arz ve talep ıle pıyasa da pıyasa KOSUL ve oyuncularınca belırlenır...
*pekı cumadan salıya ne oldu ?
- petrol,altın platın bulunmadı anadolu da..
- abd borcları hıbe etmedı..
- 100 bınlerın calısacagı istihdam yaratacak yatırım yapılmadı..
pekı ne oldu da faızler dustu ??

-yada demırbank ın al asagı edıldıgı kasım gunlerınde ne oldu da bır anda 500% faızle repo yapıldı??
- anayasanın fırlatıldıgı gunlerde 1570% (yanlıs gormuyorsunuz) spot kredı kullandırıdım.. ne oldu da oldu ??

cuma gunu 72 % faız yaratan ekonomik VERILER...salı gunu 30% faız sonucu cıkardı.. yanı
cuma gunu 2+2= 4 ıken
salı gunu 2+2 yı 5 yaptık ulke olarak... matematık esıtlıgınde hıc bır rakamı degıstırmeden sonucu degıstırdık... bu bır BASARIDIR...
AKP ıktıdarıda enflasyonla ılgılı bu BASARInın formulunu uyguladı...

KARADENIZ
31-03-2008, 02:00
bana gore AKP ıktıdarının ekonomıyle ılgılı en buyuk tehlıkesı;

AKP enflasyonu dusurdu... ne guzel..
dedım ya ekonomi de rasyolar verılere dayanır...
en kaba tabiri ile enflasyon ve faizler

Devalasyon < Enflasyon < Faiz seklindedir. yanı deval enflasyonu enflasyonda faizi dogurur...

bundan once neydı?

70% deval olurdu...(10% fazlası ıle) 77% enflasyon olurdu (10 fazlası ıle) 85% faız olurdu....aralarında diyalektik bir iliski var..vardır..

bu matematıksel ılıskıde
devalı asagı cekersenız dıgerlerı de dogal olarak gerı gelır..gelmelı..

AKP dovızı zabtı rap altına alıp, basta demır celık telekom vb gıbı krıtık varlıları USD ıle sattıkca yanı bu ugurda yabancı yatırımı getırmek ıcın ulkede DOVIZ bollugu !!!! yarattıkca DEVAL asagı geldı..gelecektı..

usd gerı gelse de sepet anlamında 5% lerde Deval oldu..buna gore 7-8% lerde enflasyon..buraya kadar hersey normal ...AMA ters olan ve bana gore..ve bırcok ekonomiste gore en buyuk tehlıke olan FAIZLER ...10-11% lerde olması gerekırken 17%lerde...

aslında 3-5% puan neki .. denebilir.. ama rakamlar 10% larda ıken 3-5 50% sapmaya gelır...

17% ıle 11 % arasındakı faız farkı ne oldu ? GSMH ıle bu fonu yaratmanız gerekır.. henuz yaratamadık...Dıs tıcaret (ozel ve kamu ) buyudukce bunu kapamakta olanaksız...once fazı oranlarını yukarı cıkararak yenı kaynaklar ıle ıkame ettık...sonra yastık altındakı gumuslerı cıkardık..yanı varlıklarımızı sattık.. bugune kadar geldık..yanı DÖNDÜRÜLEBİLİR borc yapımız olmus oldu....

ama bır yere kadar donemedıgınde donmek ıcın ne yapacagız ??? bugun oldugu gıbı VATANIMI satacagız ??

mterkan
31-03-2008, 03:21
Anayasa Mahkemesinde 22 Raportör görev yapmakta;
http://www.anayasa.gov.tr/general/icerikler.asp?contID=254&menuID=43&curID=56
Gerek Anayasada yapılan son değişiklikler ve gerekse Cumhuriyet Başsavcısı tarafından açılmış bulunan davaların ikisi için de, aynı Raportörün görevlendirilmesi
http://www.milliyet.com.tr/default.aspx?aType=HaberDetay&Kategori=siyaset&ArticleID=506556&Date=18.03.2008
nasıl yorumlanabilir?...:)

mterkan
31-03-2008, 03:44
Aşağıdaki tablo 177 maddeden oluşan ( http://www.anayasa.gov.tr/general/default.asp?&menuID=96&curID=96 ) T.C. Anayasasının, 1982 yılından bu güne kadar geçen yaklaşık 26 senede, hangi maddelerinin, hangi kanunlarla ve kaç defa değiştirildiğine dair olup;

http://img134.imageshack.us/img134/1289/30nv1.jpg (http://imageshack.us)

Anayasanın yapısı hakkında görüş belirtenlere (sivil mi, değil mi), görüşlerini sağlam delillere dayandırmaları konusunda yardımcı olmak üzere hazırlanmıştır...
Nelerin değiştirildiği ve hangi değişikliklerin defalarca yapıldığı hususu ,Anayasanın bir defa daha okunması halinde rahatlıkla açıklığa kavuşacaktir...:)

KARADENIZ
31-03-2008, 12:07
syn mirage, tesekkurler..

KARADENIZ
31-03-2008, 12:46
ben bu basligin salt Siyaset tartismasi icerikli olmadigini dusunup (hatta tartismasiz yalnizca dusuncelerin aktarildigi ) yaziyorum.. yazacagim...
**************************

ne gariptir ki bir cogumuz geriye donup yasadiklarimiza, yaptiklarimiza baktigimizda hayiflandigimiz, ic gecirdigimiz ve sovdugumuz olmustur..
bu kacinilmaz gibi geliyor insana..

yasamin her aninda her noktasinda bir seyler icin karar vermek zorundayiz..ve aslinda her KARARIMIZ.. bir TERCIHtir.. onu degilde bunu yapma tercihi...

gundelik olaylardan bir butun olarak yasama kadar her zaman CATALLARLA yol ayrimlari ile karsilasiriz..
yani az once benim masaya oturup bunlari yazma / yada / yazmama kararimi vermek gibi...

bir olay karsisinda ya A yoluna yada B yoluna girecegiz...
B ye girince ileride baska bir ayrim cikacak W ve X ondan sonra 1 ve 2

A ya girmis olsaydik baska bir ayrim M ve K ...
belki de bir sure sonra biz farkinda olmadan da bir cok secenek kesismis olacak..

bunlar herkesin bildigi seyler..aslinda yaziliyor olmasinda da bir anlam yok belki de bilmiyorum..

benim onemsedigim, bizler her catala geldigimizde KARAR larimizi verirken :
- O kosullar icinde bizim icin, yasamimiz icin , ailemiz icin vb vb EN IYISI oldugunu dusundugumuz icin o karari veririz..(dogal olarak alternatifini secmemis oluruz)
- O karardan sonrada Neden-sonuc iliskisi icinde , diyalektik olarak yeni kararlar veririz.
- ama normal kosullarda hic bir insan bir karari verirken, yaw A yerine B den gideyimde, ayagim takilsin, kafami gozumu yarayim demez..
- o secenegin O KOSULLARDA iyi oldugunu dusunerek karar vermistir..
- ama sonunda belki de kafayi gozu yarmistir..

- ister kisisel olarak ister tarihsel olarak ister toplumsal olarak GECMISI degerlendirirken, elestirirken bunun her zaman goz onune alinmasi gerektigine inaniyorum..

yani SOMUT KOSULLARIN SOMUT TAHLILI...
yani O zaman O kadari alirken , hangi etkenler hangi faktorler hangi duysusal yapi icindeydik... yani kosullarimiz neydi ????

oysa elestiri ve ozelestiri kulturu yeterince yer etmedigini dusundugum toplumumuzda , Bugunun Gozlugu ile gecmisi cok rahat TU KAKA yapabiliyor, yargiliyor ve infaz ediyoruz...


ama yargilarken sen sunu sunu yaptin ve sonuclari bu oldu..bu sonuclarda kendinden baska suna suna bu nedenden dolayi su zararlari verdi..bunlarin maddi yada manevi karsiligi sudur...SEKLINDE degil...

sen sunu sunu yaptin.. OYSA o zaman BUNU BUNU yapmaliydin.. benim dedigimi yapmadin ve BUNLAR oldu.. al iste CEZAN... diyoruz..

oyle iste...ne bileyim aklima geldi yazdim...

KARADENIZ
31-03-2008, 22:21
CELİŞKİ.......

** AB nin, AB &#252;yesi &#252;lkelerde bir cok parti kapatılmasına izin verir hatta tesvik ederken (en son Avusturya da koalisyonun buyu k ortagı partinin baskanını demokrattik olmadıgı ıcın ındırmıs *SKYTURK dekı programda az once soylendı* )
** kendi cıkarı dogrultusunda bu uygulamayı degistirmesi ..akp ile ilgili dava da yeri g&#246;ğ&#252; inetmesi.. CELİŞKİ DEGİL midir ?

**********************************
* akp nin nasılsa bundan sonra bizi kapatmazlar d&#252;s&#252;ncesi ile Anayasanın ilgili maddesinde 5 yıldır degisiklik yapmayıp ( bir sekilde bu madde ile DTP yi kapatmayı planlayıp ) simdi silah kendine d&#246;nunce bir anda ilgili maddeyi anayasa degişikliği ile degiştirmeyi planlaması yada dile getirmesi...

CELİŞKİ DEGİL midir ???

kosul ve kuralları zamana ve mekana g&#246;re kendi cıkarımıza gore yorumla rve uygularsak aynı silah yarın obur gun bıze dondugunde yapacak bır seyımız kalmaz...

KARADENIZ
31-03-2008, 23:57
az önce TRT1 de kırılma noktasını izliyordum...
yapımcı MORITANYA ya gitmiş ... moritanya ile ilgili bir program..

yıllarca fransa somurgesi olarak yasamıs..sonra askeri darbeler.. "demokrasiye" geciş (emperyalist batının istediği sekilde ) ve yoksulluk aclık...program bunla ilgili...ama söylenen seyler cok iligli cekti...
röportaj yapılan kişiler diyor ki;

-moritanya "zengin" dogal kaynalara sahip... madenler vb var..ama cıkarılamıyor.!!!!
-eğitime harcanan para cok az.!!! butcenin 5% bile degil..
-Okullar yetersiz..sınıflar 70 kişilik...zengin kent merkezleri yanında cogunluk fakir ve varoşta yasıyor!!!
-varoşlardaki okullarda sınıflar ve egitim yetersiz...öğretmenler buralara gitmek istemiyor!!!
-ABd ve Fransa yanlısı iktidar her seyin harika oldugunu soylerken, sokak daki vatandas aclıktan ve issizlikten kırıldıgını söylüyor!!!
- ulke batının "makine ve atık" cöplugu haline gelmıs !!!
- batı "özelleştirme" "serbest ticaret" ve "insan hakları" konusunda reformlar yapılmadıkca ekonomik yardımları serbet bırakmıyacagını söylüyor!!!!

nedense dinlerken cok tanıdık geldi bana

KARADENIZ
01-04-2008, 00:00
Moritanya nire....Anadolu nire.. ama kaderimiz..yasananlar niye benzer???
e***alizm olmasın bunun nedeni???

http://i25.tinypic.com/2i75zd0.png

KARADENIZ
01-04-2008, 00:15
sevgili Bora Yaşar...
senin baslıgı da işgal etmiş gibi oldum.. kusura bakma.. düşündüğün .. beklentin bu muydu bilmiyorum.. ama

uzaklarda ... tek basıma ... düsünebilecek o kadar cok zamanım var ki..
düşünecek ve aklıma, dilime gelecek o kadar celişki ...
hani senin baslıkta CELİŞKİ olunca ... bir yakınlık geldi bana....

selamlar...

BORA YAŞAR
01-04-2008, 00:38
Benim a&#231;ımdan hi&#231;bir problem yok Sn Karadeniz..

Arada gelip okuyorum..:)

Siyaset Meydanı yeterince meşgul ediyor..

KARADENIZ
01-04-2008, 01:24
Siyaset Meydanı yeterince meşgul ediyor..

sn red Kit baslıkla ilgili ilk mesajı yazdıgında bir yanıt yazmıstım...
hala aynı sekilde d&#252;s&#252;n&#252;yorum....
polemige girmek...
kisisel tartısmaya girmek...
takım tutar gibi siyaset yapıp gercekte savundugu d&#252;s&#252;ncenin politik..ekonomik..k&#252;lt&#252;rel alt yapısını bilmeden .. g&#246;r&#252;s sahibi olmak..
bunlara gelemiyorum sanırım..
o y&#252;zden oraya yazmıyorum...
biraz tuhaf olacak ama burda kendim calıyor kendim dinliyorum...
isteyen de okuyor..

sagolasın...

KARADENIZ
01-04-2008, 18:10
Universitedeyken Bilkentten bir misarif prof gelirdi..yillarca ABD de hocalik yapmis...dunya ekonomisi ile ilgili secmeli ders verirdi...
2 saat ders yapilir..
1inci saat o haftanin ekonomik verileri degerlendirilir
2inci saat hoca ders anlatirdi,,

1inci saatte hoca derdi ki;
-TL faizler cikti
-usd dustu
-borsa dustu
-altin dustu....vb vb NEDEN...
ogrencilerde kendi gorsulerini anlatirdi...su oldu bu oldu bundan oldu diye...

yaklasik 1 donem boyunca hep boyle isledik dersi...

bir hafta hoca yine derse geldi...ama direkt derse basladi..biz anlamadik ne oldu diye..
hocam dedik ne is? ne oldu ? falan filan..

hoca bize dondu;
* yaw dedi, neyi konusacaz..
-borsa cikti tavan yapiyo
-TL faizler aldi basini cikiyo
-usd yi kimse tutamiyor..
- hanima yuzuk almistim sanirim bende altin fiyat dengesini bozdum..

Kapitalist Ekonomi icinde , bu durumu birakin siz ve ben, mezarindan Adam Smith gelse aciklayamaz..demisti...

ama biz bir kere daha 2+2 yi esittir 5 yapmistik...
yasasin kayitdisi ekonomi!!!!!

BORA YAŞAR
01-04-2008, 20:55
Hoştu..

Ben Dar&#252;şşafaka'da 8 yıl s&#252;ren m&#252;thiş disiplinli ve dopdolu bir eğitim d&#246;nemi ge&#231;irdim. Zaten kurallara uyan, hi&#231;bir zorluk &#231;ıkarmayan, &#231;izgiler dahilinde yaşamaktan gocunmayan, yasakları &#231;iğnemekten huzursuz olan hatta korkan bir yapım olduğundan, bir&#231;ok kişiye cehennem azabı gibi gelebilecek bir uzunca zaman. benim i&#231;in farketmeden ge&#231;ti gitti.

Gitti ama, o, lisedeyken gece herkesin sinemaya şuraya buraya ka&#231;tığında bile okul duvarından atlamayı uygun bulmayan gen&#231; adam, SBF de fak&#252;lte d&#246;neminde, muhtemelen o sıkı ergenlik &#246;ncesi d&#246;nemin derunumda yarattığı tutsaklığı, "kopar zincirlerini g&#252;lsarı" gibi, aslında devam mecburiyeti olmasına karşın, ilk bir ay dışında bir daha derslere girmemek tepkisiyle kopardı attı..

3. sınıftan itibaren dersliklerin yerini bile bilmezdim.

Oysa bir bela okuldu okulumuz.. Sistem de sıkı idi. &#220;ss&#252; mizan denen bir bela &#252;st&#252; bela sistem, perişan etmekte idi herkesi. Ara d&#246;nem sınavları vardı. Ge&#231;mek i&#231;in ortalama 7.0 idi..

Ve bendenizin Da&#231;kayı iyi bir derece ile bitirmem karşılığı TOBB dan verilen karşılıksız bursa ihtiyacım vardı. Bu bursu kaybetmemek i&#231;in sınıfta kalmamam gerekiyordu. Oysa sınıf ge&#231;mek benim gibi devamsızlar i&#231;in daha da zordu.

Ama kalmadım. Sadece yazları bir ay &#231;alışarak anca 7.4 ortalama ile SBF yi bitirdim..

Beni tanıyanlar yıllar sonra Hesap Uzmanlığı gibi baya zor bir sınavı kazandığımı duyduklarında ş&#246;yle demişler:

- İyi ama o babanın kahvesinden mezundur.

Baba, bizim okulun yanındaki kahvenin sahibi idi..

Orada Dar&#252;şşafakada az yapabildiğim şeyi, kağıt oyunlarını, &#246;ncelikle brici oynuyarak vaktimi heba ettim.

Son s&#246;z:

Yeterince sıkılan herşey patlar..

REST
01-04-2008, 22:53
BORA YAŞAR:)
Çelişkiler.....:super:
Kısa zamanda ..forumun en güzide topiği olacaktır..
Şu dalgalar da yakında biter herhalde...:he:
Selamlarımla.

REST
02-04-2008, 10:14
Düşünelim...
İktidar partisine laiklik karşıtı odak olma gerekçesi ile bir dava açıldı...
Ciddi bir suçlama..
Tabi..
Sonucunu bilemeyiz...
Ancak...
Diyelim ki..
Suçlu bulundular...
Dava bitene kadar görevde kalmaları...
Bir ÇELİŞKİ olmayacakmı...:notr:
Bir bankanın genel müdürü/veya herhangi bir kurumda çalışan bir suçlama ile karşı karşıya kalsa...
Yargılama sürecinde görevinde kalabilir mi?
Kalamaz...
Dava bitene kadar pasif bir göreve atanır..ya da açığa alınır...
Biri BANKA.
Biri koca ÜLKE.
ÇELİŞKİ'nin kralı bir durumdur...
Ve..
Bu konu hiç konuşulmuyor...
SAÇMA.
Selamlar.
REST

BORA YAŞAR
03-04-2008, 12:01
Spor bir toplum i&#231;in ne kadar &#246;nemlidir?

Nedir sporun topluma yararı?

Olmazsa olmazı, yaşamsal &#246;zellikleri nelerdir?

D&#252;nyada ve hemen her gelişmiş &#252;lkede neden spora &#246;nemli yatırım yapılmakta, bu konuda devletin başını &#231;ektiği organizasyonlarla sonu&#231;ta ne ama&#231;lanmaktadır?

Spor &#246;ncelikle toplumun &#252;zerinde &#246;nemle durduğu fert sağlığı y&#246;n&#252;nden &#246;nemli kabul edilmektedir.

Burada kışkırtıcı bir soru: Peki hi&#231;bir spor organizasyonu olmayan toplumlarda, &#246;rneğin kızılderililer ve diyelim aborjinlerde sağlık problemleri dah mı fazladır? Sporun sağlığa etkisi ne kadardır?

Kapa parantez..

Sporun bir diğer y&#246;n&#252; ise, belirli kurallarla oynanan sporlarda "ma&#231;" ve "yarışma" durumudur.

Bence gelişmiş &#252;lkelerde sporun asıl &#246;nem verilen y&#246;n&#252; de budur.

İşin ekonomik ve pop&#252;ler boyutu..

Nedense sporun &#199;in'de b&#252;y&#252;k kitlelerce uygulandığını g&#246;rd&#252;ğ&#252;m&#252;z jimnastik kısmı kimsenin ilgisini &#231;ekmiyor. Oysa eğer ama&#231; toplumsal sağlıksa, yaş sınırı olmayan, hemen her yaştan insanın, insan v&#252;cuduna yaşam i&#231;in, yaşamı s&#252;rd&#252;rmek i&#231;in gerekli hareketleri temel alan, &#231;ok yavaş bir tempoda, g&#252;nl&#252;k giysiler i&#231;inde hep birlikte ibadet eder gibi yapılan jimnastik yaklaşımının neden tutulmadığını anlamak zor.

Medyanın spor dediği şeylere bir bakın.

Hemen tamamı ma&#231; ve yarışma.

Ekonomi hemen herşeyi kendi temel kuralı temelinde y&#246;nlendiriyor kapitalist toplumlarda:
Her aktivitenin amacı aksi belirlenmedik&#231;e kardır.

KARADENIZ
03-04-2008, 12:34
bende su nu eklemek istiyorum;

* bir cok seyde oldugu gibi sporunda genis kitlelere ulasmasi, yayginlasmasi vb vb medyanin destegi ile olmaktadir..

* abd de bildigimiz FUTBOL un gelismesi cok zaman sonra olmus ..hatta hala RUGBY basketball ve baseball daha populer...

-universitede bolum baskani rasit kaya dan medya dersi aliyordum.
hazirladigim calisma da " Media, as an ideological apparatus of the state, in view point of Gramchi's civil society concept " / (yazdigim ukalalik olarak algilanmasin sakin terimler polik terminalojide birebir karsiligi oldugu icin ozellikle yazdim, Turkce direk yazinca ayni anlama gelmiyor ) yani Gramchi nin tarihsel blok ve sivil toplum tanimlamasi icinde, kapitalist sistemin ideolojik aygiti olarak MEDYA....

- onume cogumuzun gordugu bildigi 100lerce binlerce ornekler cikti.. calismaya tasidigim...
-hepimiz animsariz, 1. Irak isgalinde sanirim basra korfezin bir tanker vuruldu yada rafineri zarar gordu ... petrol denize akti... ve avrupanin tum kanallari Gunlerce denizde ham petrole bulanmis KARABATAKLAR i ekranalarina tasidilar... onlari kurtarmak, kiyi ve denizi temizlemek , karabataklari tek tek yakalayip temizlemek... vb vb .. bunla ilgili kampanyalar bile yapildi....

ama ayni gunlerde bagdat basta her yere fuzeler yagdi...ve dunya ilk defa CNN int. araciligi ile bir savasi naklen televizyonlardan izledi...

ne varki herkes canli canli yagan fuzeleri yikilan evleri izlerken ... yikintilarin altinda kalan insanlarinlari , cocuklari , UMUTLARI dusunmedi..dusundurtmediler....

CUNKU Sam amca TV den dediki , "biz yalnizca askeri guclere saldiriyoruz,, hic bir sivil hayatini kaybetmedi"" dunya karabataklari daha cok sevdi.....

neyse, konu bu degildi (ama yazamadan edemedim) ...

dedigim gibi ABD futbol gelismemisti..bu calisma sirasinda sunu gormustum..
ABD medyasi futbolu sevmiyor... cunku mas 45+45 dakika ...arada 15 dakika mola... MAC YAYINI SIRASINDA.. reklam versen olmuyor.. top gidiyor..

devre arasinda versen TOPLAM 15 dakika ve insanlar bu arada TV nin karsisindan kalkiyor zap yapiyor... sonucta tv ler burdan reklam geliri alamadiklarindan futbol yayginlasmiyor...

bir baska ilginc nokta da hani mac izlerken ekranin " sagindan solundan ustunden altindan kayan yazilar reklamlar var ya ..." iste onlarda ilk defa BREZILYA da kullaniliyor....

Guney Amerikanin futbol meraki malum.... ama vatandas macin ortasinda KUT reklam girince deliriyor... eee TV lerde reklam koymayinca olmuyor...
sonra akillinin biri mac sirasindan bu kayan reklamlari cikartiyor....

sonuc, Son donemde abd medyasi FUTBOLu cok sevdi.....

asagir
04-04-2008, 00:25
&#231;elişkiler;
en sevdiğim topiklerden biriydi.
aynı zamanda;
en az malzemeye sahip olmasını umduğum topik.
ama m&#252;mk&#252;n m&#252;?
kulaklarımızı tıkayarak,
g&#246;zlerimizi bağlayarak
gezersek;
belki m&#252;mk&#252;n olabilir...

-ne demiş bir kızımız?
-"benim oyum ile dağdaki &#231;obanın oyu bir olur mu"
-doğru mu demiş?
-bence;
yanlış.
-peki, neden yanlış?
-&#231;&#252;nk&#252;; o kızımızın oyu ile dağdaki &#231;obanın oyu zaten eşit değil.
-eeee?
-eeee si;
kızımız bu konuda cahil
-nasıl?
-bayburt'un dağındaki bir &#231;obanın oyu, kızımızın yaşadığı mahaldeki 4 kişinin oyuna eşit.
-eeee?
-eeee si;
kızımız+&#252;&#231; profes&#246;r= d&#246;rt kişi;
bir &#231;oban etmiyor.
-nasıl olur?
-şimdi ş&#246;yle oluyor(!);
kızımızın bacakları a&#231;ık, profes&#246;rler de "elit", zaten halktan sayılmıyorlar.
-peki kızımızın ifadesine tepkiler nasıl olmuş?
halk (mensubu olmayı bir t&#252;rl&#252; beceremediğimiz "y&#252;ce/kutsal halk) nasıl tepki vermiş?
bu y&#252;ce halkın kutsal temsilcileri nasıl tepki vermiş?
y&#252;ce halkın bağrından &#231;ıkmış kutsal aydınlar nasıl tepki vermiş?
-elbet, kendilerine yakışan bi&#231;imde.
-onlara yakışan mı?
nasıl?
-her zaman yaptıkları gibi;
kızın orasını-burasını dillerine dolayarak, mesleğini, s&#252;lalesini sorgulayarak...
-sonu&#231; ne?
-sonu&#231;;
elbet haklılar...
-haklılar mı? "kızın oyunun, &#231;obanın oyuna eşit olmadığını" s&#246;ylemediler, "bu durumun d&#252;zeltilmesi gerektiğini" s&#246;ylemediler, halka "doğruları" s&#246;ylemediler, nasıl haklı oluyorlar?
-"halk adamları" ne diyor sa, "odur yani", "anladın sen onu"...
-ben, bir şey anlamadım, ne demek istiyorsun?
-eeeee!
bundan sonra b&#246;yle! ben de halk adamı olmaya karar verdim.
sen de olmak istiyorsan,
bundan sonra muhatabım olmak istiyorsan;
anlayacaksın, &#246;ğreneceksin....
"anladın sen onu"
anlarsın, anlarsın...

BORA YAŞAR
05-04-2008, 21:42
Bir başka topiğe(bir emlak topiğine) bu gece yazdım..Ama kalıcı olması i&#231;in buraya da taşıdım her iki anımı da..

Ş&#246;yle:

Yıl 1980ler..

Yer Denizli..

Belediye Gelirleri Kanunu yeni &#231;ıkmış..

Bizim danışmanlığını yaptığımız şirket bir takvim bastırmış. &#220;st&#252;nde şirket amblemi. Bu amblemi temel alarak adet &#252;zerinden "reklam vergisi" tahakkuk ettirdi Belediye.. Fahiş bir şey. Bir yıllık şirket karı kadar.

Anlamsız, mesnetsiz, yasal değil..

VUK h&#252;k&#252;mlerine tabi Belediye Gelirlerleri i&#231;ine giren vergiler..

Bu yasanın himayesinde itiraz ettik..S&#252;resinde..

Ve ne oldu biliyormusunuz?

Siz bizim tahakkuk ettirdiğimiz vergiye nasıl itiraz edersiniz diye koca şirketin suyunu kesti Belediye.

Burası T&#252;rkiye..

Hukuk mu?

Ge&#231;iniz.

BORA YAŞAR
05-04-2008, 21:43
Yeri gelmişken bir anımı daha anlatayım....

Yer İzmir ...Yıl 1980 ler..

B&#252;rom şehrin merkezinde..Bir apartman dairesi.

&#220;st&#252;m&#252;zde bir katta benden yaşlıca bir hanımefendi oturuyor.

Zaman zaman selamlaşıyoruz. B&#246;ylelikle hal hatır sorar olduk seneler zarfında.

Birg&#252;n zil &#231;aldı. Bizim m&#252;şterimiz pek ayağımıza gelmez. Sekreter hanımefendiyi odama getirdi..

Ağlar. Perişan..

Vergi Dairesinden adamlar gelmiş, tek başına yalnız yaşıyan bu kadından İzmirde başka bir adreste yaşayan dul kızının vergi borcunu istiyorlar.

Kızının durumu iyi olmadığından vergi dairesi takip edemiyor.

Oysa annenin haber almışlar ki durumu iyi..

Yolluyorlar gayrıresmi icra memurunu o da kadının yasa bilmezliğinden yararlanıp kızının borcunu tahsil etmeye kalkıyor..

Teselli ettim.

Bir daha gelirlerse beni &#231;ağır dedim..

Bir ka&#231; g&#252;n sonra kadın gene telaşla geldi. Haber verdi gene gelmişler..

&#199;ıktım 2 adam.. Saygısız tavırlı. Kimlik istedim. Bağırmaya başladılar..

B&#252;roma davet ettim..

Ve vergi dairesi m&#252;d&#252;r&#252;n&#252; telefonla aradım yanlarında..

Tanıdığım vergi dairesi m&#252;d&#252;r&#252;:

- &#220;stad dedi.. Yaptığımız yasal değil belki ama bu vergi t&#252;y&#252; bitmedik yetimin..

Hukuk dahilinde hareket etmesi gereken adamın meslekten birine verdiği cevabı ve savunmayı g&#246;r&#252;yormusunuz?

Kendisine bir daha bu kadını rahatsız ederlerse Defterdarı arıyacağımı s&#246;yledim..

Adamlar gitti. Kadıncaz teşekk&#252;r etti. Kendisine bu haksız vergiyi kendisinden alamıyacaklarını, kendisinin de bunu, hukuk devletinde &#246;dememesi gerektiğini s&#246;yledim rica ettim.

Neyse. Bu iş b&#246;yle bitti bir haksızlık giderildi derken, baktım kadıncaz bana artık selam vermez oldu..Bir iki.. Alındım ve &#252;z&#252;ld&#252;m.

Birg&#252;n kadınla karşılaştığımda durumu kendisine a&#231;tım ve neden bana selam vermediğini, kabahatimin ne olduğunu bilmediğimi s&#246;yledim.

Kadın mahcup mah&#231;up..

- Y&#252;z&#252;n&#252;ze bakacak halim yok.. O vergi dairesi m&#252;d&#252;r&#252; beni telefonla o kadar taciz etti ki, rahat etmek i&#231;in kızımın vergi borcunu &#246;dedim. Bu nedenle &#252;zg&#252;n&#252;m dedi..


Buyrun..

Burası T&#252;rkiye.

bridgea
05-04-2008, 23:09
Sn.Bora Yaşar madem konu vergi bende bika&#231; şey karalayım:

Eşim maliyede son aflardan biri,işleri &#231;ok yoğun evde g&#246;remiyoruz bari gideyim yanına dedim.Gitmez olaydım m&#252;kellefin hepsi orada.Biri ortada bağırıyor.

-Nedir diye sordum eşime:Ya dedi g&#252;nde iki talimat geliyor herşey birbirine karıştı.

-Eee n'olmuş,dedim.-Sorma ,her katta farklı oran uyguluyor bizimkiler dedi:)

Vatandaş &#252;st katta farklı,alt katta farklı vergi &#246;d&#252;yor yani.

asagir
06-04-2008, 10:32
Milli Eğitim Bakanlığı’nın yayınladığı 11. sınıf coğrafya kitabının 133. sayfasındaki T&#252;rkiye haritasında Ağrı Dağı’nın adı Ararat olarak ge&#231;iyor. Bakanlık yetkilileri kitabın yeni baskılarında hatanın d&#252;zeltileceğini, ayrıca kitabı yazan, inceleyen ve onaylayanlar hakkında inceleme başlatıldığını a&#231;ıkladı.
http://www.hurriyet.com.tr/gundem/8631252.asp?gid=233&sz=62234

dağımızın "ararat" adı ile ders kitaplarımıza girmesi;
hata mı?
kasıt mı?

-ağrı dağı'na "ararat" demek, ortalama bir vatandaşın aklından ge&#231;er mi?
peki;
ağrı dağı'na "ararat" demek, &#252;lkenin eğitimini y&#246;nlendirenlerin,
&#252;lkenin geleceğini teslim alacak bireylerde "istendik davranış değişiklikleri meydana getirmek" le g&#246;revli kişilerin aklından ge&#231;er mi?
-"istendik davranış değişiklikleri"nden ne anladıklarına bağlı.

milli eğitime bağlı okullar i&#231;in kitap hazırlanacak,
milli eğitim bakanlığı bu kitabı hazırlayanları yeterli ve uygun g&#246;recek,
milli eğitim bakanının kayırdığı, kendine yakın g&#246;rd&#252;ğ&#252; ve bu neden le atadığı herkesin malumu olan kişilerden oluşmuş inceleme komisyonları bu yanlışı g&#246;rmeyecek,
onaylayan g&#246;rmeyecek,
sonra &#231;ıkıp;
"hata oldu" diyeceksin...
"inceleme başlattık" diyeceksin.

ben de sana diyeceğim ki;
eğer, ağrı dağı'nın t&#252;rk&#231;e adını bilecek kadar bilgi sahibi değil se bu elemanların;
neden atadın.
yok eğer bilgili iseler;
b&#246;yle bir yanlış, hata olarak adlandırılabilir mi?

&#231;elişki neresinde mi?
neresinden bakıldığına bağlı.

belki &#231;elişki:
ağrı dağı'na; "ararat" demek aklından ge&#231;meyenlerin, ağrı dağı'nı d&#252;ş&#252;n&#252;rken; kelime dağarcığında o dağa denk gelen kelime "ararat" olmayan, o dağı "ağrı dağı" olarak d&#252;ş&#252;nen kişilerin bu &#252;lkede hala var olmalarındadır.

HAŞAT
06-04-2008, 10:59
Ben de kendi kendime diyordum. Bir insan durup dururken nasıl katil olur diye. Oysa T&#252;rkiye'de katil olmak i&#231;in ne &#231;ok sebep var. Allah aklımıza, sağduyumuza sahip olmayı nasip etsin.

KARADENIZ
10-04-2008, 13:27
sevgili Bora Yasar bir anisini yazmis.. bende devam edeyim ordan...

ayni sekilde denizli deyim.. bir bayram sabahi yola ciktim ..izmir e gitmek icin..
tama nazilli girisine dogru radar yedim..birazda kendi salakligima..( arabamin plakasi PL .. arkadaslar yaw senin plaka ozel polisler seni hic durdurmaz ceza yazmaz demislerdi.. gercektende denizli de hic kimse bana ehliyet ruhsat bile sormadi yillarca ).. neyse bana bunu soylediklerinin ertesi gunu babalar gibi yola ciktim.. test edecem ya aklim sira..

nazilli girisinde radar yakaladi beni...(bana bunu soyleyen arkadaslari butun sevgimle andim..:grrr::grrr:)..

radar cezai ytl100 gibi bir parayi nakit odedim orda...

ocak ayi gecti MTVyi odedim..
temmuz MTV odedim.. bu arada arac muayene geldi..
borcu yoktur alamiyorum. trafik cezasi gorunuyor.. arastirdik Nazilli deki ceza..
hayir aslinda yillarin deneyimi ve eski bankacilik aliskanligi belgelere saklarim ama o gun odendi makbuzunu (esim gormesin ne kadar odedigimi diye :he::he: kendi salakligimin belgesi niyetine) bir yerlere koydum.. bulamiyorum..

neyse Nazilli trafikten tarih plaka vb verip makbuzun faxini aldim.
vergi dairesine ibraz ettim..
kaydi sildirip temiz kagidini aldim.. sorunu cozdum..
2 ay sonra merak ya..internetten araca ve ehliyete bakiyorum..aaa yine ceza hemde ayni tarih ayni rakam..
elimdeki fax ile yeniden vergi dairesine gittim anlattim vb ..tamam SEHVEN dediler (bu lafa bayiliyorum herseye deva.. bir de KERHEN.. ne sihirli kelime bunlar :he::he:)

uzatmayayim ..bu agustosta turkiye den ayrilacam diye arabayi satayim dedim..
hani yine borcu yoktur dicez yaa. diyemedik ayni ceza yine geldi..
cildircam artik ..2 gun onla ugrastik..bana inadina mi yapiyorsunuz diyorum memur yok yaw olur mu diyor .. neymis benim vergi no izmir e kayitli oldugu icin vb vbv vb yanit veriyor..

sattim arabayi ve kurtuldum.... dedik ama olmadi..
eski ev adresime maliyeden posta gelmis gecikmeli trafik cezasi..
site gorevlisi aradi abi boyle boyle diye.. yok dedim.. adam tasindi hatta yurtdisinda .. 10 yilda gelmeyecek de..dedim..

SONUC; yeni ev adresime yine posta gelmis..
kissa dan hisse,

-kim ne derse desin devlet mekanizmasi canavar gibi calisiyor..
-alacagini, vergiyi sonuna kadar takip ediyor.
-bir de bu performansi odenmisler icin degilde odenmemisler ici yapsa o zaman harika olacak..:super::super::super:

KARADENIZ
10-04-2008, 21:57
TOKİ olunca ÇELİŞKİ daha büyük oluyor.

TOKİ'nin çatıları tartışma yarattı / Video

Çatılardan dini mesaj çıkartan ve konuyu tartışma gündemine alan İslamcı basın. İslamcı basına göre evlerin çatılarındaki şekil haçtan başka birşey değil.



ya amacı bılmıyorum ama gercekten de haca benzıyor bunlar :he::he:

KARADENIZ
13-04-2008, 00:14
Çelişki , nedir ?
bir çok tanımı, farklı koşullara göre farklı yorumu olabilir ..
bunlardan bir tanesi ise aynı durum ve koşul altında FARKLI davranış ve tercih biçimini göstermek...

Tüm batı; arap ve musluman dünyasını (olsun olmasın ) köktendinci olarak tanımlayıp Demokrasinin kendi elleriyle burada yesertilmesi için vargücüyle!!! insan üstü bir caba ile yardımcı!!! olurken.. arap dunyasının en büyük düşmanı Israıl batı ulklerınce araplara ornek gosterılır...

oysa aynı Israıl kuruldugundan beri Tevrat ile yönetilmekte!!!!
yani aslında dini kurallar ile devlet yönetimi birebir ..bunun adı nedir ? seriat olabilir mi?

batının ve israilin borazanlıgını yapan sevgili medyamızın bir tarafa kökdendinci yaftasını yapıstırırken diğer taraftan ISRAIL i demokrasi ve ortadogu da modernizmin kalesi olarak göstermesi..

CELİSKİ DEGİL MİDİR ????

KARADENIZ
20-04-2008, 13:03
Yıllarca ilkokuldan itibaren T&#252;rkiye nin "tarıma dayalı bir ekonomi" oldugu,
d&#252;nya da "kendi kendini doyurabilen" sınırlı &#252;lkelerden biri oldugunu okuduk, okuttuk..

B&#252;y&#252;k ATAT&#220;RK, onları Milletin Efendisi diye tanımlarken ..
bir başkası Analarını dile getirdi....

ne yazık şimdi bu g&#252;zel &#252;lke ve insanları, "Ama t&#252;m d&#252;nya da b&#246;yle" "keşke kutuplar erimeseydi" " yağmur yağdı sel oldu, yagmur yağmadı b&#246;yle oldu".. acıklamaları ile tezgaha getiriliyor..

yine herseye bir kılıf buluyoruz..
-princi TUCCARLAR stokladı onların işi..
-İtalyan sanatcıyı &#220;lke TURIZM imizi baltalamak isteyenler TECAVUZ edip &#214;LD&#220;RD&#220;..

yarında baska seylere acıklama getiririz..
bizde bu kadar minare ve her minare i&#231;inde en az 3 kılıf olduktan sonra bu masal bitmez..

paslıçivi
27-04-2008, 08:47
oysa aynı Israıl kuruldugundan beri Tevrat ile yönetilmekte!!!!
yani aslında dini kurallar ile devlet yönetimi birebir ..bunun adı nedir ? seriat olabilir mi?

Güzel bir nokta yakalamışsınız, evet dediğinizde sonuna kadar haklısınız, bugün engüçlü köktendinci lider ABD başkanı bush'dur. Türlü bahanelerle islami ülkelere saldırmaktadır. Dünyanın farklı coğrafyalarından çıkıp tanrının elçisi olduğunu iddia eden ve insanlara iyiliği güzelliği doğruluğu gösterdiği savıyla böyle bir vitrin altında insanlığa yaptıkları ibret vericidir, doğuştan masum ve gözü açık olan ama sonradan kör edilen insanoğlunun algılaması dileğiyle..

KARADENIZ
03-05-2008, 20:12
Türk Polisinin 1 mayıs olaylarında hedef gözetmeksizin her yere saldırmasını
hatta "Hastaneye" bile saldırdı diye yerden yere vurulmasını anlamıyorum..:notr::notr:

bu olay niye bu kadar büyütüldü ki !!!
daha 2 hafta önce İsrail gazze de ambulans ve saglık ocagını bombaladı..
az önce haberlerde izledim.. ABD de Sadr mahallesinde hastaneyi 2 füze ile yerle bir etmiş.

ABD İsrail Türkiye..

baska bir haberde de İsrail heyetiyle yapılan toplantıda "iyi ilişkilerimiz" ne denli arttıgını anlatıyorlardı...:super:

halkına karsı, halkının düsmanlarının yanında olmak.. sanırım CELİŞKİ..

BORA YAŞAR
18-11-2008, 19:04
Ne derler?

Her tez kendi antitezini yaratır derler.

Ne derler?

Herşey kendi zıddını taşır/besler derler.

"Tez-Antitez-Sentez" derler.

Çelişki gelişimin anası derler. (La roşfuko):)

"Denizler durulmaz dalgalanmadan" derler.

Sonuçta çelişki, uyumdan daha dinamik bir ortam yaratacaktır kesin.

Dikkat ediyormusunuz ne kadar sık karşılaşır olduk çelişkilerle? Bu durum aslında ne kadar alert (uyanık, dikkatli) olduğumuzu, ne kadar farkında olduğumuzun da kanıtıdır. Beis yok. Ümitsizlik yok.

Siyaset arenası siyasilerin çelişkileriyle dolu. Yönetim muhalefet farketmiyor.

Ekonomi dünyası inanılmaz çelişkilerle tıkabasa şu kriz ortamında.

Sonuçta herşeyin ilacı zaman.

Krizler de sona erer. Yeni düzen ve dengelerle.

Kazananlar, kaybedenler.

Ölenler ve dünyaya merhaba diyenler.



Yaşam devam ettikçe.

(Ne kadar tozlanmış benim güzel topikim.:))

KARADENIZ
18-11-2008, 19:43
Ne derler?


(Ne kadar tozlanmış benim güzel topikim.:))

hosgeldiniz...............//

HAŞAT
18-11-2008, 19:43
Yaşam devam ettikçe.

(Ne kadar tozlanmış benim güzel topikim.:))

Hoşgeldiniz. İsterseniz temizlik için yardıma geliriz.

BORA YAŞAR
18-11-2008, 20:35
Merhaba. Hoşbuldum...:)

PAŞA
18-11-2008, 20:46
Abi hoşgeldin:)

:hg::hg::hg:

BORA YAŞAR
18-11-2008, 21:02
Paşa..:he:

Merhaba..

asagir
18-11-2008, 21:06
bora abi; hoşgeldiniz:)

BORA YAŞAR
18-11-2008, 21:08
Asagir kardeşim;

Seni görmek hoş..Fotoğrafçılık devam ediyor eminim..:)

Sevgiler

asagir
18-11-2008, 21:29
Asagir kardeşim;

Seni görmek hoş..Fotoğrafçılık devam ediyor eminim..:)

Sevgiler
yazılarınız olmadan forum büyük bir boşluk hissi uyandırıyor. çok sevindim abi!
fotoğrafçılık devam ediyor, kendimi doğaya saldım:)

BORA YAŞAR
19-11-2008, 11:22
yazılarınız olmadan forum büyük bir boşluk hissi uyandırıyor. çok sevindim abi!
fotoğrafçılık devam ediyor, kendimi doğaya saldım:)

Ne güzel bir iltifat.:)

Aklıma, yazı yazmadığım dönemde hissettiklerim geldi.

Yazı yazmak, ülkenin konuları hakkında düşüncelerini ekrana/kağıda dökmek, kendini bu yolla birilerine ifade etmek bir insani ihtiyaç.

Kağıt üzerine iş dışında yazma alışkanlığımızı, yirminci yüzyılın 3. çeyreğinde terkettik. Bazı güzel toplumsal alışkanlıklarımız gibi.

Terkettiklerimizden biri de aile hayatımızda, bireylerin birlikte yaşama alışkanlığı.

Türk toplumunda köylerde yaşanan mekanın darlığı temelinde bir araya sıkışmak dışında zaten birarada yaşamak, kadın erkek, genç yaşlı birlikte düşünmek, gülmek oynamak pek olası değildir.

Tarım sektöründen sanayi ve hizmet sektörüne geçişlerin artması ve şehirliliğin gelişmesiyle yeni bir aile tipi doğdu. Bireyler arasındaki ilişkiler yeni bir anlayışla yeniden düzenlendi. Bu dönemdeki ilişkiler ben de hep sıcak anılar bırakmıştır.

Gelirin ve teknolojik imkanların artması, yaşadığımız evlerde her bireyin yaşama alanlarının artması, bir evde kutu kutu bağımsız yaşam tarzlarının oluşmasıyla, bana göre 30 yıl kadar süren sıcak ilişki dönemi de sona erdi.

Küçücük ailelerde bile aile bireyleri arasında müşterek yaşam süreleri azaldı. Hatta kalmadı.

Red Kit
19-11-2008, 11:32
Küçücük ailelerde bile aile bireyleri arasında müşterek yaşam süreleri azaldı. Hatta kalmadı.

Uzun zamandır bu konuya bir çare arıyordum. Son doğal gaz zammı bu çareyi kendiliğinden üretti. Artık evde kaloriferi çalıştırmıyorum. Tek odada odun yakıp tüm ailece akşamları o odada toplanıyoruz. Böylece akşamlarımız kaliteli, sevgi dolu ve paylaşımla geçiyor.

Hoşgeldin Bora Bey.

:yes:

BORA YAŞAR
19-11-2008, 11:58
Sn Red Kit, ekonomik şartların da zorlamasıyla çözümü bulmuş görünüyor.:)

Şaka bir yana, ekonomik altyapı belirler zaten üst yapı kurumlarını ve de ilişkileri.

Feodal altyapının belirlediği insan ilişkileri farklıdır, kapitalist altyapının belirledikleri farklı.

Yine işin şaka tarafına döneyim: Geçenlerde uzun bir elektrik kesintisi yaşadık.:) Aile fertleri olarak, çok kısa bir süre içinde biz de geçmişin sıcak ilişkilerini anımsadık. Dillendirdik.

Sonra..

Sonra zırt diye ortalığa elektrik geldi.

Biraz önce o nostaljik duygular içindeki bireyler yavaş yavaş odalarına dağıldı.

Elektrik geldi, birliktelik bozuldu.:)


Genç arkadaşlardan bu yargıma katılmayan olacaktır.

Onlara şunu söyliyeceğim:

Ailenin en güzel dönemleri çocuğu beklediğimiz, hamilelik, doğum, bebeklik ve ilkokul dönemleridir.

Son çocuk liseye gidince herşey bitiyor.

Bunu bilin ve o güzel günlerin, tüm yorgunluğuna rağmen, keyfini çıkarın.

ASPİRİN
19-11-2008, 14:39
Önceden EVLERİMİZ DAR ama GÖNÜLLERİMİZ GENİŞTİ...
Şimdi ise maalesef EVLERİMİZ GENİŞ ancak GÖNÜLLERİMİZ DAR ...

Önceden PARAMIZ -TEKNOLOJİMİZ yoktu ama ASİL VE KLAVUZ AİLE BÜYÜKLERİMİZ ve onlardan öğrendiğimiz KARŞILIKSIZ SEVGİMİZ-EDEBİMİZ vardı...

Hayatı kolaylaştıralım derken AİLEYİ parçaladık da farkında mı değiliz ???

5-6 Yaşlarında iken köyde anneannemim babasının 2 katlı ahşap evini hatırlıyorum...

Gaz lambası ışığı...

Mısır patlatılan-haşlanan, kestane-ekmek kızartılan ve iliklerimize kadar ısıtan kuzineli soba...

Sanki kuzineli sobaya nispet edercesine; sen zahiri-bedeni rahatlatırsın ben ise batını-kalbi-gönlü hoş tutmazmıyım misali, kalbimizi-gönlümüzü sıcacık tutan gönül ehli büyüklerimin şevkatli bakışları ,sohbeti ...

Anne tarafından tüm aile bireylerinin,senenin müstesna Bayram Günlerinde toplandığı o iki katlı ahşap evi,orada yaşanan güzellikleri,şimdiki nesile tarifi imkansız hatıralarımı hatırladıkça burnumun direği sızlıyor...

Hem büyüklerimi ve onlardan sadır olan güzellikleri çok özlediğim,hem de evlatlarımıza öğretemediğimiz-anlatamadığımız-anlayamadıkları için...

BORA YAŞAR
19-11-2008, 14:49
Menkul kıymet borsaları, hisse senetlerinin fiyatı yolu ile şirketlerin gelecek performanslarını akıl almaz hızla değerlendirir bilgi açık toplumlarda.

Ülkemizi, ekonomimizi ve insanımızı zor günler bekliyor. Şirketler azalacak ciroları, düşecek karlılıklarını düşünerek önlemlerini almaya başladılar bile.

Reel sektörün yanında mali sektör de bu durgunluktan nasibini/payını alacak doğal olarak.

Bankalarımız vadesi gelecek akreditasyon kredilerini nasıl kapatacaklarını düşünüyorlardır öncelikle. Bundan sonra gelecek önemli konu ise yeni kredilerin alınması olanakları. Artık Deniz Gökçe bile kabul ediyor ki, en itibarlı bankalarımız bile 2008 deki kredi imkanlarının ancak bir bölümüne sahip olabilecek. (kimine göre bu oran % 10). Bunun yaratacağı daralmayı, bankacılık sektörünün karlılığının nerelere düşeceğini tahmin edebiliyormusunuz?

İMKB de oynayan yatırımcılar, bizim sitemizdeki yorumlara bakarak söylüyorum, hala İşbankası, Garanti Bankası hisse senetlerinin bugünki borsa değerlerini, bu bankaların geçmiş karlarını dikkate alarak değerlendirme yanlışlığına düşmekteler.

Oysa İMKB bu bankaların gelecek performanslarını bir kısmını (belki de tümünü-Kim bilir?) hisse senedi fiyatlarına çoktan yansıttı bile.

Bir hisse senedini değerlendirirken "fiyatı çok ucuz" sıfatını hemen yapıştıranları uyarmaktır amacım.

Von
19-11-2008, 16:52
Çelişkileri Yeni Gönderiler de görünce biri topici hortlattı galiba derken bir baktım sahibi gelmiş :)

Bora Bey hoşgeldiniz. Sizinle forum daha güzel :)

BORA YAŞAR
19-11-2008, 17:04
Çelişkileri Yeni Gönderiler de görünce biri topici hortlattı galiba derken bir baktım sahibi gelmiş :)

Bora Bey hoşgeldiniz. Sizinle forum daha güzel :)

Bir güzel iltifat daha..:)

Sağolun Sn Von..

Hoş buldum.

BORA YAŞAR
19-11-2008, 17:27
Sabahtan beri bir popüler topikte olanı biteni izliyorum.

O ve aynı şahısın açtığı birçok topiği de hem yakın zamanda hem de geçmişte çok izlemiştim.

Memleketimden insan manzaraları.

Ötedenberi "popüler" olan hiçbir şeyden hazzetmedim. Yapım bu.

Standardı sevmem.

Fazla mükemmeliyetçiyim. Ayrıntı beni cezbeder.

Fazla alınganım. Temel değerlerin bir takım avantalar/çekişler altında kaybolmasına gelemem.

Türkçeye aşığım. Bir milleti tutsak etmenin, rezil etmenin, çaptan düşürmenin temel yolunun o milletin dilini bozmak olarak algılarım.

Sadakayı sevmem. Avantadan nefret ederim. Hediyenin bile usulünce verilmeyenine canım sıkılır.

Tahakkümü, hava atlamayı tepki ile karşılarım.

İstiklal marşımızın en sevdiğim mısralarından biri "Hangi çılgın bana zincir vuracakmış şaşarım." dır.

Yalakalık, yağcılık has insana yakışmayan özelliklerdir bana göre.



Peki tüm bu güzellemeler niye?

O topiklerde yukarda saydıklarımın tümüyle zıddı durumlar sergileniyordu her an.

Biribirinden feyz/ilham/güç alan insanlar, kalitesizliğin doruğuna çıkmak için yarışıyorlardı.

Yönetimin bu müdahalesi olmasaydı, çirkinlik giderek hisseneti tehdit eden bir seviye ve yaygınlığa ulaşacaktı.

Sn Red Kit'in çok ilginç/haklı bir saptaması vardı: "Bu topik kurtarılmış bir topik olmadığına göre bu sitenin kurallarına uyacaktır."


Unutmayın bir toplumun çöküşünde önce ahlak ve estetik bozulur.

BORA YAŞAR
19-11-2008, 21:23
Kriz günlerinin özelliğidir. Taşlar yerinden oynadığından, hemen herşeyin değeri inanılmaz oynaklık gösterir.

Bu nedenle de alım, satım, yatırım kararı almak/vermek çok zordur.

Olayı farkedersiniz ancak tereddüt sarar tüm karar verme mekanizmanızı. Acaba dersiniz, yeterince yükseldi ya da düştü mü? Size göre çok hızlıdır piyasa. Oysa aynı yapıdaki insanların davranışlarının etkilediği bir ortamdasınızdır. Ne kadar hızlı davranırsanız davranın, yeterince hızlı olmadığınızı farkedersiniz.

Kriz süreci, elinde avucunda birşeyler olanlar için, hep pişmanlık denizi olagelmiştir. "Şunu yapmasaydım ya da yapsa idim.. tüh.." ağzınıza dimağınıza pelesenk olur. Mutsuzluk genel karakteridir inen piyasaların.

Ne kadar strateji üretirseniz üretin, geçmiş dönemle bağlantısını kesmeyen yapınız sizi yeterince radikal ve hızlı olmaktan alıkoyacaktır.

Yamaç aşağı düşen piyasalarda mutlu yaşayabilmek, eğitim ister, çok ince bir sanattır.

Bu gece YASED toplantısında konuşan Başbakanı "Yirmiler" toplatısındaki değerlendirmelerden epey olumsuz etkilenmiş gördüm. O da krizin teğet geçmeyeceğini gayet iyi anlamış görünüyor.Çevresindeki uzmanların, bakanların, bürokratların söylemeye cesaret edemedikleri olumsuzlukları nihayet birileri ona anlatmış anlaşılan.

Eh. Ne diyelim?

Buna da şükür.


Önemli Not: Dolar/YTL paritesi şu an forekste 1.725. Buralar yeni tepeler. Bundan sonrası temel teknik dinlemez kanımca.

PAŞA
19-11-2008, 21:28
Hamdolsun anlamış yani:-))

BORA YAŞAR
21-11-2008, 22:27
ABD de mali kriz öncelikle dev bankaları, aracı kurumları, yatırım şirketlerini vurdu. Yangın buralarda başladı denilebilir. Reel sektördeki gerçekler resesyonun da yardımı ile iyice belirginleşti.

Bankalar malum kendilerine para emanet eden mudilerle, dış kreditörlerin kendilerine verdiklerini fertlere, kurumlara ve devlete kredi olarak verir. Sistem doğal olarak çok daha girifttir ama öz olarak budur. Bu işlem sonunda da kar etmeye çalışır.

Bankaların esaslı zararı ise verdikleri kredilerin batmasıyla oluşur. Çoğu zaman alınan ipotek ve garantilerin yetersiz, kredi alanın güçsüz olduğu o an anlaşılır. Kriz dönemlerinde bankaların bilanço aktifinde görülen alacaklarının önemli kısmının batmasıyla banka büyük zararlarla karşılaşabilir. 2001 krizinde Türkiyede mali tabloları bağımsız denetimden geçtiği bilinen birçok bankanın yıllarca karşılıksız ve batık alacaklarını gizledikleri gerçeği ortaya çıkınca, birçok banka resmen battı.

Önümüzdeki günlerde bankaların tahsil edemedikleri krediler dolayısıyla 2008 yılı mali dönemini önemli zararla kapamaları sürpriz sayılmamalıdır. Bağımsız denetim kuruluşlarına bu konuda önemli sorumluluk düşmektedir.

2001 krizinde çok kötü durumu gizlenen 4-5 bankanın, aynı Kıbrıs kökenli bağımsız denetim firmasınca denetlendikleri (ya da layıkıyla denetlenmedikleri) ortaya çıktı.

Neredeyse 1/4 piyasa değerlerine düşen İşbankası, Garanti Bankası, Akbank gibi Türkiye'nin dev bankalarının borsa değerlerinin daha da düşmesi kimseyi şaşırtmamalıdır.

Citibank gibi bir dünya devinin piyasa değeri 400 küsur milyar dolardan dün 24 milyar dolara inmesi yatırımcılara ders olmalıdır.

BORA YAŞAR
23-11-2008, 01:53
Mehmetçik, PKK'yı püskürttü 22 Kasım 2008

Hakkari’nin Çukurca İlçesi’nde Karataş Jandarma Bölüğü’ne taciz ateşinde bulunan bir grup PKK’lı terörist, Mehmetçiğin yoğun ateşiyle püskürtüldü.

http://www.hurriyet.com.tr/gundem/10423232.asp?gid=229

Yazıkkk!

Geldiğimiz nokta bu demek?

Basınımız attığı başlığa dikkat etmeli.

Özyurdumuzda Mehmetçik savunma halinde mi ki, PKK saldırıyor bizimkiler de püskürtüyor?

Zafer havasıyla verilen habere bakın.

Utanç verici.

kurtul
23-11-2008, 02:08
bu haberi okumuştum ve aynı şeyleri düşünmüştüm....sn bora yaşar...çok haklısınız....
püskürtmek ne demek ya..yunan ordusunu mu geri püskürtüyosun kurtuluş savaşında...yuh....

BORA YAŞAR
23-11-2008, 10:36
“Burada söyleyemeyeceğim şeyleri de düşünüyorum. Hatta sizin de bana söylemek isteyip söyleyemediğiniz şeyleri biliyorum ve size katılıyorum..”

Kim söylemiştir bu lafı?

Ne münasebetle kimlere söylemiştir dersiniz?

Neden böyle şifreli, kapalı ve sanki anlaşmış kişiler arasında anlam ifade edecek laflar edilmiştir?

Uzatmıyayım.

Bu lafı, belki dikkatinizden kaçmıştır, Cumhurbaşkanı Sn Gül, Hakkari'den gelen sivil toplum temsilcilerinin kabulünde Kürt sorununun çözümü temelinde söylüyor.

Bir tarafta hergün kalkan, yüreğimizi yakan şehit cenazeleri. Diğer taraftan bizi yönetenlerin, bizi temsil edenlerin, şehitlerin ruhlarını taziz eden, onlara "siz boşuna öldünüz" anlamını taşıyan davranışları.



Neler oluyor beyler bu ülkede?

Anlıyan var mı?

BORA YAŞAR
23-11-2008, 11:34
Ekonomide aktüel konu ve sorunlar ne kadar hızla değişmekte farkında mısınız?

Mahşerin üç atlısı gibi ekonominin üç temel fiyatı "kur,faiz, enflasyon", son yılların ülkemizde ve dünyada en önemli, dikkate alınması gereken ve sürekli gözaltında bulundurulan göstergeleriydi.

Bu üç göstergeden ancak iki tanesinin kontrol altına alınabileceği kabul edildiğinden, milli para otoriteleri ülkenin kendi özel koşullarına göre, kontrol altına alınmasını uygun gördükleri parametrelere göre politikalarını belirliyorlardı.

Örneğin bizde bir zamandır çok da eleştirilen, "yüksek faiz - düşük kur" olarak özetlenen MB politikası, hedeflenen enfasyona ulaşmayı amaçlıyor, faiz yüksek tutulmak suretiyle yabancı paranın ülkeye akması teşvik ediliyor, dövizin bollaşması sonunda kur düşüyor, YTL değerleniyor, ithalat artıyordu.

Merkez Bankası böylelikle neredeyse tek amacı olan enflasyonu hedeflenen yere indirmeye çalışıyordu. Yani özetlersek MB tek düşmanı enflasyondu. Gerisi hoş gelsindi.

Yaşayacağımız günleri düşünüyorum da geçen son 5-6 yıla ne kadar güzel günlerdi diyeceğimizi sanıyorum.

Çünki artık savaşılacak düşman enflasyon değil.

Talebin inanılmaz derecede düşmesiyle tüm dünyaya büyük tehdit hale gelecek "deflasyon"!

Deflasyon kısaca, fiyatların sürekli artması karşıtı olarak fiyatların sürekli düşmesi. Ve korkarım belki birçok kişinin hoşuna gidecek bir olgu gibi algılanabilir bilinmeden.

Çünki deflasyon dönemleri malesef mutluluk dönemleri değildir insanlık için. İşsizlik, yoksulluk, sefalet, fakirleşen halk ve devlet, yerine getirelemeyen kamu görevleri, kargaşa.. Kim ister ki?

Merkez Bankamız geçen hafta içinde faizleri yarım puan indirdi. Bilen bilmeyen hemen karşı çıktı bu küçücük adıma.

Oysa, üretim ve talep olmadığından düşen hammadde, petrol fiyatları, yine talep olmadığından (ya da fiyatlar daha da düşecek beklentisiyle ertelenen talepler) sonucunda düşen tüm fiyatlar nedeniyle artık enflasyon korkulur birşeyden çıkacaktır önümüzdeki dönemde. Tüm dünyada reel faizin neredeyse düş olduğu bir dönemde, hala dünyanın açık ara faiz şampiyonluğunu yapmanın bir alemi var mı?

Hepimiz için bir tatsız dönem olacağı artık ayan beyan ortaya çıkan bir dönemde bizim de artık kendi milli bütçemize ağır yükler getiren faiz makul düzeylere çekmemizin zamanıdır diye düşünüyorum.

Özetle, önümüzdeki aylarda, yavaş yavaş faizin, enflasyon oranını telafi edecek bir seviyeye çekilmesi ile reel faizin artık ortadan kalkmasının, bir milli fırsat olarak değerlendirilmesi gerektiğini düşünüyorum.

Böylelikle faizin maliyet oluşturduğu ortamlarda üreticiyi rahatlatmak,tüketiciyi tüketime sevkederek talep yaratmak imkanı da doğacaktır.

BORA YAŞAR
23-11-2008, 13:44
"........Öldük, bittik edebiyatını bir kenara bırakarak, aşağıya bilimsel ekonomi tahminleri alıyoruz. Dünya büyük bir ekonomik krizin içinde. Üstelik bu kriz Amerika’dan çıktı. Nerede ise tüm dünya geçtiğimiz günlerde ilan edilen üçüncü çeyrek büyüme sayıları ile teknik resesyona girdi, Japonya da dahil. Yani peşpeşe iki çeyrek negatif reel büyüme yaşamış oldular. Dikkatli ve dürüst bir göz ABD’nin henüz üçüncü çeyrek reel büyüme verileri yayınlanmış olmasına rağmen, teknik resesyonda olmadığını ortaya koymakta. ABD 2008 yılında birinci çeyrekte artı 0.9, ikinci çeyrekte artı 2.8 ve üçüncü çeyrekte ise eksi 0.3 reel büyüme yaşadı. Şu anda gelen eldeki aylık veriler çok kötü. ABD dördüncü çeyrekte felaket yaşayacak ve şiddetle yere çakılacak. Bu tabii yavaş yavaş piyasalarda algılanmaya başlandı. Ama gene de 2009 Ocak ayında veriler yayınlandığı zaman önemli bir etkisi olacak. Peki bilinçli yapılmış analizler nedir, tahminler ne boyutta olmalıdır? "

http://www.aksam.com.tr/yazar.asp?a=136227,10,12

Kim bu çokkkk bilimsel satırların yazarı.

Deniz Gökçe..

Büyük ekonomist. Kariyeri büyük, kendisi büyük, Amerikalarda okumuş, ders vermiş, son 15 senede ülkemizde ekonomi, futbol, basketbol her konuda en büyük/ ulu/ ali bir kişi.

Bizler hiçbir bilimsel iddia taşımadan, sadece piyasa verilerine bakarak 2 senedir vaziyet berbat, işler kötü gidiyor, kötü yönetiliyoruz derken, bunu söyleyen herkesle dalga geçen, kişileri kariyerlerine göre yerden yere vuran biri.

Bu zattaki değişimi ben bu yıl Mart/Nisan gibi yine Hissenette yazmış, "yavaş yavaş kıvırmaya başladı, yakında bizden fazla felaket tellalı olacak" demiştim.

Ama sırtındaki "anlamsız iyimser ekonomist" yaftası o kadar büyük ve herkes bu zatı o kadar iyi tanıyor ki, fırtınanın ortasında bile "hava yine de o kadar fena değil, yarın daha iyi olacak" gibi oryantal dansa uygun figürler sergiliyordu son zamanlarda.

Bugün ki Akşam Gazetesi'nden aldığım yazısından yukarıda verdiğim bölüme bir bakın lütfen.

"Öldük bittik edebiyatını bir kenara bırakarak" diye başlıyor bölüme. Yine çaktırmadan ötedenberi bu felaketi haber verenlere gönderme yapıyor.

Peki yapıyor da nasıl devam ediyor? Felaket yok diyerek mi?:he:
Hayır.

Felaketin verilerini saydıktan sonra diyor ki:

"ABD dördüncü çeyrekte felaket yaşayacak ve şiddetle yere çakılacak. Bu tabii yavaş yavaş piyasalarda algılanmaya başlandı.!"

Pes!

Utanmazlığın akademik alanda temsilcisini boşuna aramaya gerek yok kanımca.

BORA YAŞAR
25-11-2008, 00:27
Kayıt Dışı Eylem Planı' uygulamaya konuyor


Hükümet, kayıt dışı ekonomiyle mücadele için 105 temel düzenlemeden oluşan ''Kayıt Dışı Eylem Planı''nı uygulamaya koyuyor.

http://www.zaman.com.tr/haber.do?haberno=763737&title=kayit-disi-eylem-plani-uygulamaya-konuyor


Anneannem abes birşeyle karşılaştığında,akıldışı bir davranış gördüğünde "Zürefanın düşkünü, beyaz giyer kış günü" derdi.

6 senedir iktidarda arkana aldığın şans rüzgarını araya vereceksin, herkes çuvalla vergisiz kazanırken sırtını döneceksin, sonra kriz kapıya dayandığında tüm dünya devletleri reel ekonomiye hertürlü yardımla yükünü azaltmaya çalışırken, sen kayıt dışı eylem planını yürürlüğe koyacaksın.

Ne diyeyim.

Allah akıl fikir versin.

BORA YAŞAR
26-11-2008, 13:23
Şaka gibi, ABD karşılıksız 800 milyar dolar basıyor!

.........................

Küresel krize bir buçuk yıldır çözüm bulamayan ABD sonunda ‘Bunu da yaptı’ dedirtecek bir karar aldı. Dün açıklanan 800 milyar dolarlık kurtarma paketi, kaynağı bakımından tarihi bir dönüşümün işareti. Ve en az ABD’nin 1972’de Bretton Woods anlaşmasını tek taraflı feshederek doların arkasından güvence olarak altını çekmesi kadar önemli.

100 DOLARIN FİYATI 4.7 CENT

Dün açıklanan 800 milyar dolarlık pakete göre ABD Merkez Bankası FED piyasalara mortgage tahvilleri ve tüketici kredisi aracılığıyla 800 milyar dolar enjekte edecek. Bu paranın sadece 20 milyar doları ABD Hazine’si tarafından sağlanacak. Kalan 780 milyar doları ise FED’in para basma makinalarından.

http://www.stargazete.com/ekonomi/saka-gibi-abd-karsiliksiz-800-milyar-dolar-basiyor-150738.htm


Şaka gibi olan bence haberin başlığını düzenleyen müthiş beyin.:he:

ABD bunu hep yapıyor.

Şu anda tedavüldeki ABD doları miktarı kim biliyor acaba?

Bas doları ver dünyaya.

Bedavaya finanse etsinler ABD'ni.

Günü gelince bakalım kim ödeyecek o borç senetlerini.

O gün kıyamet günü olacak belli.

guneysu
26-11-2008, 16:50
acaba

FED in basmadığı ne kadar dolar her yıl piyasaya çıkıyor..

para bollaşıyor dünyada devamlı..

rezerv para değil mi... çok olacak tabii ki..

kimimiz yastık yapar..kimimiz yastık altı yapar.. rahat rahat uyuruz..

malum kafamızın ya altında yada üstünde dolares olmayınca uyku kaçıyor..

uyku bile dolarese aşık.. yastığın altında olunca hemen geliyor:D

neyse..
Bora abi kızmadan ben tüyeyim.. :)

svg..

26-11-2008, 17:30
Şaka gibi, ABD karşılıksız 800 milyar dolar basıyor!

.........................

Küresel krize bir buçuk yıldır çözüm bulamayan ABD sonunda ‘Bunu da yaptı’ dedirtecek bir karar aldı. Dün açıklanan 800 milyar dolarlık kurtarma paketi, kaynağı bakımından tarihi bir dönüşümün işareti. Ve en az ABD’nin 1972’de Bretton Woods anlaşmasını tek taraflı feshederek doların arkasından güvence olarak altını çekmesi kadar önemli.

100 DOLARIN FİYATI 4.7 CENT

Dün açıklanan 800 milyar dolarlık pakete göre ABD Merkez Bankası FED piyasalara mortgage tahvilleri ve tüketici kredisi aracılığıyla 800 milyar dolar enjekte edecek. Bu paranın sadece 20 milyar doları ABD Hazine’si tarafından sağlanacak. Kalan 780 milyar doları ise FED’in para basma makinalarından.

http://www.stargazete.com/ekonomi/saka-gibi-abd-karsiliksiz-800-milyar-dolar-basiyor-150738.htm


Şaka gibi olan bence haberin başlığını düzenleyen müthiş beyin.:he:

ABD bunu hep yapıyor.

Şu anda tedavüldeki ABD doları miktarı kim biliyor acaba?

Bas doları ver dünyaya.

Bedavaya finanse etsinler ABD'ni.

Günü gelince bakalım kim ödeyecek o borç senetlerini.

O gün kıyamet günü olacak belli.


hocam gün olur devran döner.GS'ın UEFA şampiyonluğunu gördük.
Milli takımın Avrupa ve Dünya 3.lüğünü gördük.İnşallah dolarlarında çuvalla taşındığı günleri göreceğiz.Maymun gözünü açacak bir gün.
Sana karışılıksız bastırmıyor,olmazzz.Karşılığı olacak.Yokse enflasyon olur.
Ama kendisi ha bre basıyor.Bir gün dolarlar çarşaf olacak.Amerikanın çöküşü dolarla olacak.Rezerv para rezil para olacak.Amma amerikan düşmanısın denebilir.Ama,mantığım bu devranın hep böyle gitmeyeceğini söylüyor.Dileğim o günleri görmek.

BORA YAŞAR
26-11-2008, 17:35
hocam gün olur devran döner.GS'ın UEFA şampiyonluğunu gördük.
Milli takımın Avrupa ve Dünya 3.lüğünü gördük.İnşallah dolarlarında çuvalla taşındığı günleri göreceğiz.Maymun gözünü açacak bir gün.
Sana karışılıksız bastırmıyor,olmazzz.Karşılığı olacak.Yokse enflasyon olur.
Ama kendisi ha bre basıyor.Bir gün dolarlar çarşaf olacak.Amerikanın çöküşü dolarla olacak.Rezerv para rezil para olacak.Amma amerikan düşmanısın denebilir.Ama,mantığım bu devranın hep böyle gitmeyeceğini söylüyor.Dileğim o günleri görmek.

Aynen o bilinen Kayseri/Acem fıkrasındaki Acem tüccar gibi dileğinize katılayım:

-Men de beraber mirim..Men de beraber.:)

BORA YAŞAR
28-11-2008, 13:06
Bir hızlı tren içinde ya da fırtınalı bir havada feribotta hatta uçakta yol alır gibi geçiyor bizler için hayat. Çevremizi göremiyoruz. Dahası oturduğumuz koltuğun kenarları sımsıkı yapışmış parmaklarımızla, korku içersindeyiz.

Ne kadar hızla değişiyor temel kavramlar : hak, adalet, eşitlik, estetik......

Ekonomide de durum farklı değil. Kapitalizm, varoluşundan ve sistem olarak hayata geçirilişinden bu yana gördüğü en büyük krizle sarsılıyor. Çatırtılar geliyor sistemin her bir yanından. Dümendekiler inatla savaşıyor gemiyi fırtına mahali dışına çıkarmak için.

Tedbir paketleri, yardım paketleri, teşvik paketleri havalarda uçuşuyor : 800 milyar dolar, yatmedi mi bir 800 milyar daha verelim.Tek ki batmasın gemimiz.

Dün bizimkiler de 50 milyon euroluk AB kaynaklı bir paket açıkladılar. Kobilere yılbaşı hediyesi. Çam sakızı çoban armağanı misali.

Yukarıda 69 nolu yazımda yepyeni bir kavramdan bahsetmiştim: deflasyon. Hiçbirimizin bildiği, aşina olduğu bir şeye benzemeyen, yıkıcı etkisi büyük bir ekonomik terim. Çok iyi bildiğimiz eski dost "enflasyon"un kavram olarak zıttı.

Enflasyonda tüketici "aman hemen alayım fiyatı artmadan" derken, deflasyonda tüketici " Sakın ha almayalım. Nasıl olsa fiyatı daha da düşer" diye düşünür ve kısar tüm harcamalarını.

Bu yaklaşım piyasayı, yani hepimizi öldürür. Bu düşüncenin yaygınlaşmasıyla toplumda ya kişi olarak ya da çalıştığımız kurum olarak birşeyler satan herkes birbirinin boğazını sıkar bilmeden. Hep birlikte mahvoluruz.

Açın gazeteleri, açın televizyonları, dinleyin herşeyi bilen büyük beyinleri. Ne diyorlar?

- Biraz daha bekleyin. Fiyatlar daha da düşecek!

Bana göre tercümesi şu bunun:

- Biraz daha sıkın boynunu, nefesi kalmadı, düştü düşecek!

Peki kim bu?

Sen/ben/bizim kız.


Hayırlı sıkmalar.

KARADENIZ
28-11-2008, 13:26
Bir hızlı tren içinde ya da fırtınalı bir havada feribotta hatta uçakta yol alır gibi geçiyor bizler için hayat. ........

Peki kim bu?

Sen/ben/bizim kız.
Hayırlı sıkmalar.

sn YASAR,
yazdiklariniza sonuna kadar 100% katiliyorum...:super::super::super:
bir cumlesi haric.:he:
bir donem vazife nedeniyle denizli de oldugunuzu animsiyorum, denizli ve ege yoresinde o soz :
sen ben bir de bizim oglan degil miydi :he::he:
buda mi degisti yasamla birlikte....//
syg, selamlar..

BORA YAŞAR
28-11-2008, 13:33
sn YASAR,
yazdiklariniza sonuna kadar 100% katiliyorum...:super::super::super:
bir cumlesi haric.:he:
bir donem vazife nedeniyle denizli de oldugunuzu animsiyorum, denizli ve ege yoresinde o soz :
sen ben bir de bizim oglan degil miydi :he::he:
buda mi degisti yasamla birlikte....//
syg, selamlar..

:he:

Bizim oğlandı orijinali.

Sildim Karadeniz kardeşim.

Lafımızdan bile çekinir olduk hani.

Bir de bizim evde kızların lafı geçer.


Yakaladın beni.:super:

KARADENIZ
28-11-2008, 13:58
:he:

Lafımızdan bile çekinir olduk hani.
.:super:

dogru soze ne dedir...:super:
iste bu da CELISKININ dik alasi degil midir.. Yasam oyle savuruyor ki insanlari , yasam oyle eziyor ki insanlari ; kirip dokuyor dalimizi budagimizi..

esitlik, ozgurluk , demokrasi cagdaslik, INSAN OLMAK vb , sozlerinin bayrak yapildigi donemler de bile lafimizdan cekinir olduk toplumca.

KARADENIZ
28-11-2008, 17:13
Hep Yaşadığıma Dair
Bu gölge yer pazar günü
Bu şehir, bu tren sesi
Gök bildiğim bu mavilik
Yeşil dallardan süzülen
Oturduğum rahat koltuk
Beyaz örtüsü masanın
Sigaram, kahvem, gazetem
Elimin çizdiği kavis
Kovmak için sinekleri
Kolumda işleyen saat
Ve esnemem arada bir
Hep yaşadığıma dair

Cahit Sıtkı Tarancı



bunlari hissediyorsak ...YASIYORUZ ..demektir.. ama ne yazik ki daha fazlasi olmali ....INSAN GIBI OLMAK ... ADAM GIBI OLMAK icin...YASAMAK ICIN....//.

BORA YAŞAR
29-11-2008, 10:13
Ekonomi ve hukuk üzerine hiçbir eğitim gömemiş olmasına karşın rahatça yazma, konuşma hakkını kendinde gören, her türlü yorumu yapanlar o kadar çoktur ki, doğrusu zaman zaman bu duruma itiraz etmekten kendimi alamıyorum. Ekonomi ve hukuk belli bir yaşa gelmiş herkesin, yaşadıkça tecrübeyle/dinleyerek uzmanlaşabileceği bir alan olarak görülüyor.

Belki de birçok kişi, çevresinde uzman olmayan kişilerin rahatça ahkam kestiğini gördükçe "benim onlardan ne farkım var, hadi ben de fikrimi söyliyeyim" diye düşünerek soyunuyor, zamanla kendisi de unutuyor konuyla ilgili olmadığını.

Ege Cansen bugünki yazısında bu konuya biraz değiniyor. Yazısında andığı Ünsal Anıl'la ben de birkaç şirkette yıllarca birlikte çalışmıştım. Her yönü ile saydığım Ünsal Anıl'a Allah'tan rahmet diliyorum.


Akümülatör dişli sıyırdı


GENEL müdürlüğüne kadar yükseldiği Arçelik’te, şimdi aramızda olmayan arkadaşım Ünsal Anıl’la uzun yıllar birlikte çalıştık.

http://www.hurriyet.com.tr/yazarlar/10467708.asp?yazarid=260

BORA YAŞAR
29-11-2008, 11:00
İş çevreleri ve akademisyenler henüz etkisi tümüyle hissedilemeyen ekonomik krizle ilgili olarak hükümetin duyarsızlığığı karşısında seslerini kreşendoya doğru gideceğini sandığım bir şekilde yükseltmeye başladılar.

TÜSİAD Başkanı başımıza gelecek olan 2009 yılında etkisi çok daha rahatlıkla görülecek sarmalı şöyle anlatmış:

TÜSİAD Başkanı, bu sarmalı şöyle izah ediyor:

“2008’in son çeyreği ile 2009’un ilk iki çeyreğinde yapılan tahminler eksi kalkınma hızlarına, yani daralmaya işaret ediyor. Ülkemizin en önemli sorunu olan ekonominin istihdam yaratma gücü ve hızı hızlı bir şekilde düşüyor. Önümüzdeki yılın ilk 6 ayında kaybedilen istihdam yaratılan istihdamdan daha büyük olacak. Tabii yüksek işsizlik oranı tüketim harcamalarındaki daralmayı da beraberinde getirecektir.”
Ekonomide daralma, daralmanın yaratacağı işsizlik, işsizliğin yaratacağı talep düşüklüğü, talep düşüklüğünün yaratacağı daha fazla daralma ve daha fazla işsizlik...
Bu sarmal kırılamazsa her defasında daha fazla insan işini kaybedecek demektir.

Acil önlem ihtiyacı
Bu sarmal bir kez başladığında, yaratacağı zinciri kırmak zor olur. Bu nedenle bu kısır döngü işlemeye başlamadan önlemlerin alınması gerekir. Geç gelen önlem ekonomiyi genişletmeye, istihdamı artırmaya yetmeyebilir.

http://www.milliyet.com.tr/Yazar.aspx?aType=YazarDetay&ArticleID=1022201&AuthorID=61&Date=29.11.2008&b=Yalcindagin firtina uyarisi&a=Fikret Bila&ver=78

Bu sitede hissettiğim genel hava da, gökyüzüne bakıp, "Galiba bulutlar dağılıyor. Korktuğumuz başımıza gelmedi. Bu yaygara niye ki?" havası.

Dış ticaret açığı ve cari açık, büzüşen dünya ekonomisi ile birlikte başımıza iyice bela olacak. Ama asıl belası işsizlik. Bursa'dan, Antep'ten, Denizli'den korkutucu haberler gelmeye başladı. Şu anda bile işsizlik rakamları yüzbinlerle ifade ediliyor.

Deflasyon olgusuna herkes körükle gidiyor. "Aman almayın. Daha da ucuzluyacak!".

Bu krizden herkes pay alacak. Ve bu gemideki davranışlar ve alınan kararlar herkesi etkileyecek.

BORA YAŞAR
29-11-2008, 15:26
Global krizin artık "teğet geçmeyeceği" Türkiye ekonomisinden hergün gelen ve ruha kasvet veren, ürkütücü haberler artık gazetelerimizde çarşaf çarşaf..

Vatan Gazetesinin haberini göre York Üniversitesi profesörlerinden David McNally, krizin en yoğun etkilerinin yüksek cari açık nedeniyle Türkiye'de görüleceğini ifade etmiş BBC'ne.

Türkiye'yi izleyin demiş.

http://haber.gazetevatan.com/haberdetay.asp?detay=Unlu_ekonomi__profesorunden_k ara_tablo_211133_2&tarih=29.11.2008&Newsid=211133&Categoryid=2

Peki bizim yetkililer ne yapıyor dersiniz?

Onlar da McNally'nin önerisine uyup izliyorlar!

Başbakan'ın, kendisinden mevduat rezerv oranlarının düşürülmesini isteyen bankacılara verdiği cevap, bu kriz bu yönetici kafasıyla mı atlatılacak sorusunu sorduruyor bize. Metin Münir'in yazısı şöyle:

"Bankalar halktan topladıkları tasarrufların bir bölümünü rezerv olarak Merkez Bankası’na yatırmak zorunda.
Bu uygulama dünyanın hemen hemen her ülkesinde var.
Bizde rezerv oranı Türk Lirası tasarruflarda yüzde 6, döviz cinsinden tasarruflarda ise yüzde 11’dir. Bankalar, tasarruf mevduatınıza yatırdığınız her 100 liranın yüzde 6’sını, her 100 doların yüzde 11’ini Merkez Bankası’na vermek zorundadır.
Finansal krizin Türkiye’ye gelmesinden sonra bankalar, hükümetten, “karşılık” olarak bilinen bu rezerv yüzdesinin düşürülmesini istediler. Bu istek makuldur. Hatta, bankalar talep etmeden yapılması gerekirdi.
Nitekim, üç gün önce, Çin Merkez Bankası, rezerv oranlarını aşağıya indirdi. Financial Times’a göre, bu hareketin amacı, “ihracat taleplerindeki düşüş ve gayrimenkul piyasasının krize girmesi dolayısıyla sendeleyen işadamlarına kredi vermek üzere bankaların kasasında bulunan para miktarını çoğaltmaktı.”

Hiçbir şey yapılmıyor

Türk bankaları Çin’den daha kötü ekonomik koşullarda faaliyet gösteriyorlar, onların da “sendeleyen işadamları”na kredi vermek için kaynaklarını güçlendirmeleri gerekiyor. Buna itiraz edebilecek herhangi birinin bulunacağını sanmıyorum.
Başbakan dışında, tabii.
Gazetelerin yazdığına göre, o bir banka genel müdürüne: “Karşılığı düşürürsem bunu işadamlarına kredi olarak verecek misin?” diye sormuş. Bankacı da “Hayır” diye cevap vermiş.
Türkiye’de, böyle bir soruya böyle bir cevap verecek kadar salak bir banka genel müdürü olduğuna inanmıyorum. Ama Başbakan’ın bankaların rezerv oranının inmesinden elde edilecek nakdi ceplerine atacaklarını varsayacağına kolaylıkla inanabilirim. Bu, onun kafa yapısına çok uygun.
Erdoğan bir yandan bankaları kredi musluklarını kıstıkları için azarlıyor. Diğer yandan açmak için hiçbir şey yapmıyor. Azarla, istediğini yaptıracağını sanıyor. Ya da “Devlet bankalarını devreye sokarım” gibi ancak cahillerin inanabileceği tehditlerde bulunuyor"


Belimizi kırmak üzere yolda olan krizi beklerken, bu yönetimi düşünüp de tirtir titrememek mümkün değil kanımca.

Borsaya gelince.

Bakalım 3-4 ay sonra hala trade etmek için temel/teknik akılcı bir data bulabilecek miyiz merak ediyorum doğrusu.

BORA YAŞAR
01-12-2008, 11:18
Bir ulusun başına gelebilecek en büyük felaketlerden biri de torunun dedeyi anlamaması durumudur.

Konuyu bu kadar basite indirgeyince, "aman tüm sorunlarımız bu kadar olsun" diye omuzlarınızı silkebilirsiniz. Ne yazık ki torunla dedeyle sınırlı kalmıyor dert.

Kültür, bilgi/belge birikimi, adetler bir ulusun gerçek hazineleridir. Omurgasıdır. Osmanlı'nın hemen hepimize artık çok anlaşılmaz gelen dili aslında, geldiğimiz nokta itibariyle bizim geçmişimizle meydana gelen kopukluğu en hazin bir şekilde duyurmaktadır kulağımıza. Duyana tabi.

600 yıllık birikimi anlamayan, değerlendiremeyen, ondan gerekli dersleri çıkarmayan bir ulus ne büyük kayıptadır farkında mı?

Bir dönem dünyanın en büyük devleti olarak kabul edilen bir devletin bilgi ve belgesinden, deneyimlerinden, tarihinden, kültüründen yararlanamamanın en büyük nedeni kuşaklar arasına giren dil sorunudur.

Birbirini anlamayan bireylerden oluşan bir kakafoniye ulus denebilir mi?

Küçük kardeşimin hanımı Osmanlıca öğrenmeye başladı. Biraz zor bir konu. Ama çok keyifli diyor kendisi. Osmanlıca yazılmış 4-5 kitap okudu şimdiye kadar. Ne kadar mutlu ve heyecanlı bilseniz. Biraz bilmece çözmek gibiymiş. Epey anlattı bana.

Elin Japonu, İngilizi, Amerikalı gelip bizim belgeleri inceleyecek, biz seyredeceğiz. Onlar İngilizce kitap yazacak Osmanlı hakkında biz koşup alacağız. Bir terslik, çelişki yok mu?

Dün bir yazımda, bir başlıkta o an bulunanları, mevcut olanları kastederek "hazırun" kelimesini kullandım. Bundan rahatsız olan biri , "bize kimse hazırun diyemez" diye itiraz etti. Okumuş yazmış biri. Ne hazin.

Güzelim klasik şarkılarımızın sözlerini, Osmanlı dönemi şairlerinin yazdığı şiirleri nasıl okuyup da anlayacağız bu durumda. Ahmet Haşim'i okumamak/anlayamamak ne büyük eksiklik.

Ne demişti şair bir şiirinde:

"Melali anlamayan nesle aşina değiliz."


Hüzünlendim gene.

BORA YAŞAR
01-12-2008, 12:58
Kasım ayında ihracatta rekor düşüş haberi geldi.

"Kasım ayında ihracat geçen yılın aynı ayına göre yüzde 22.3 azalarak 8 milyar 659 milyon dolara geriledi.

On aylık dönemde ihracat yüzde 24.85 artışla 120 milyar 459 milyon, yıllık ihracat ise yüzde 23.49 artışla 129 milyar 940 milyon dolar düzeyinde gerçekleşti."

Daha başındayız krizin. Bunu biliyoruz.

Borsa bunu yansıtır mı göreceğiz.

Temelin çöktüğü yerde, tekniğin şansı var mıdır?

BORA YAŞAR
01-12-2008, 13:43
Liseyi bitiren genel de yüksek tahsilini yapma olanağını bulur, eğitim dönemini bitiren hukukçu ya hakim,ya savcı, ya avukat, SBF ne bitiren kaymakam, hesap uzmanı, dışişleri görevlisi, öğretmen okullarını bitirenler öğretmen, mühendis okullarını, güzel sanatlarla ilgili okulları bitirenler de hemen iş olanağı bulurlardı.

Sonra birden "kirlendi dünya".

Sınavlar sınavlar girdi devreye sayıları azaltmak için. Sonra zorlaştı sınavlar. Eğitimlerini tamamlayanlar için iş bulmak şansa kaldı. En büyük işveren devlet, ayrımcılıkla yandaş gördüklerini işe kabul etmeye başladı.

Gelişen dünyada iş çeşitleri çıktı ortaya. Öyle bildiğimiz mesleklerin dışında, kişilerin geçimlerini sağlayabilmek için belirli ihtiyaç ve zorlamaların yarattıkları işler: otoparkçılık, oto bakım ve yıkamacılığı, , aklıma gelmeyen türlü çeşitli hizmet işleri. Tahsilatçılık, takip hizmetleri. İnternette pazarlamacılık. Yazıcı kaseti dolumculuğu, DVD kiralama, kasetten DVD ye aktarımcılık..Borsacılık. Yani borsada geçim için, sürekli al/sat işi yapmak. Bilgisayarla ilgili hertürlü hizmetin verildiği noktalar. Cep telefonu ile ilgili hertürlü hizmetin verildiği yerler.
Bu insanlara meslekleri sorulduğunda, bir ad veremiyor, yaptıkları işi anlatıyorlar.

Yeni ihtiyaçlar yeni meslekleri yaratacak. Fazla uzmanlık istemeyen, okul medrese gerektirmeyen işler.

Ne demişler: İhtiyaç keşfin anasıdır.

BORA YAŞAR
01-12-2008, 16:07
Üyesi Olduğum bir kulübün sosyal faaliyet bazında verdiği bir görevle Ege Üniversitesi İşletme Fakültesi öğrencilerine mesleğimi tanıtmak üzere gitmiştim 15 sene kadar önce.

Böylelikle son sınıftaki öğrencilere seçebilecekleri bir mesleği ayrıntıda tanıtmış olacaktım. Konuşmamın önemli bir bölümü teknik ve hukuksal temelli idi. Bu kısımda öğrencilerinin ilgisinin düştüğünü görebiliyordum. Bu nedenle bir an önce soru/cevap bölümüne geçtim.

Öğrencilerden biri hemen bana bu mesleği yapanların ne kazandıklarını sordu. Ben de onlara bu konunun kişiden kişiye değişebileceğini, ancak benim son 5 yıllık kazancımın şu miktarda olduğunu ifade edince birden o ilgisiz öğrenciler uyanıp, müthiş bir merakla nasıl meslektaş olabileceğimizi, yollarını, sınavları sorup cevapları defterlerine not ettiler.

İzmirde vergi ödeyenlerde ilk 100 e girdiğim yıllardı.

Eskiden meslek seçiminde mesleğin itibarı ön planda tutulurdu. Aileler çocuklarının meslekleriyle övünürlerdi.

Obama'nın resmi göreve geçmek üzere nasıl yüksek gelirli özel işini terkettiğini okuduğumda, aynı yazıda Obama'nın devlet hizmetinin şerefini, özel sektörün yüksek gelirine nasıl tercih ettiği de ifade ediliyordu.

Bizim toplumumuzda bu yaklaşım kalmadı ne yazık ki.

Devlet görevi ve siyaset tüm itibarını yitirince aslında kaybeden bu ülke ve biz olduk.

BORA YAŞAR
01-12-2008, 19:15
Rahat rahat 2500 word sayfası yazı yazdım bu forumda ben. Öyle şurdan alıntı, burdan kopya değil. Günde 8 saat mesai verdim. Belki daha da fazla. Sadece "Çelişkiler" iki adet Yalçın Küçük cildi oluşturabilir.

Forumlarda başkalarının yazdıklarını sadece ikonlar marifetiyle el çırparak, baş parmağını havaya kaldırarak, gülerek, oynıyarak yıllarını geçirmiş birçok üye var. Bunlara bir diyeceğim yok.

Ama bir özel tip forumcu var ki bunlara dayanamıyorum. Tüm mesajlarını inceleyin, sade suya tirit hiçbirşey yok. İnsana insanlığa, kendi çaplarınca hiçbir çağdaş mesaj vermemişler. Forumda başkalarının yararlanabileceği bir ürün sunmamışlar. Hadi buna da eyvallah. Ama durmadan "vır vır" doğru/yanlış birşeyler yapmaya çalışanları eleştirip, yerden yere vuruyorlar.

Peki ne hakla? Kim bunlara foruma girerken, "diğer üylerimizin tek gayesi sizi hoşnut kılacak eserler sunmak ve ayağınızın altına sermektir haşmetmaap" diye bir söz verdi acaba?

Bu şahıslar "forumun bilirkişisi" olma hakkını nereden alıyorlar?

Hemen her sendeleyen üyeye bunlar ellerinde ne varsa (beyinlerinde diyemiyeceğim) saldırmaktalar. Ta ki o şahıs forumdan atılana kadar. Peki bunların bu işten/oluştan karı nedir? Bir özel zevk mi almaktadırlar acaba? Psikoloji biliminde bu derdin bir adı var mı?

Forumlar ilginç insan manzaraları sunan pazarlar.

REST
01-12-2008, 19:48
Rahat rahat 2500 word sayfası yazı yazdım bu forumda ben. Öyle şurdan alıntı, burdan kopya değil. Günde 8 saat mesai verdim. Belki daha da fazla. Sadece "Çelişkiler" iki adet Yalçın Küçük cildi oluşturabilir.

Forumlarda başkalarının yazdıklarını sadece ikonlar marifetiyle el çırparak, baş parmağını havaya kaldırarak, gülerek, oynıyarak yıllarını geçirmiş birçok üye var. Bunlara bir diyeceğim yok.

Ama bir özel tip forumcu var ki bunlara dayanamıyorum. Tüm mesajlarını inceleyin, sade suya tirit hiçbirşey yok. İnsana insanlığa, kendi çaplarınca hiçbir çağdaş mesaj vermemişler. Forumda başkalarının yararlanabileceği bir ürün sunmamışlar. Hadi buna da eyvallah. Ama durmadan "vır vır" doğru/yanlış birşeyler yapmaya çalışanları eleştirip, yerden yere vuruyorlar.

Peki ne hakla? Kim bunlara foruma girerken, "diğer üylerimizin tek gayesi sizi hoşnut kılacak eserler sunmak ve ayağınızın altına sermektir haşmetmaap" diye bir söz verdi acaba?

Bu şahıslar "forumun bilirkişisi" olma hakkını nereden alıyorlar?

Hemen her sendeleyen üyeye bunlar ellerinde ne varsa (beyinlerinde diyemiyeceğim) saldırmaktalar. Ta ki o şahıs forumdan atılana kadar. Peki bunların bu işten/oluştan karı nedir? Bir özel zevk mi almaktadırlar acaba? Psikoloji biliminde bu derdin bir adı var mı?
Forumlar ilginç insan manzaraları sunan pazarlar.


BORA YAŞAR..:)
Anladığım kadarı ile gerçek amaçlarını şöyle anlıyorum...
Vazgeçilmez olmak istiyorlar...
Kendileri giderse...forum sarsılsın istiyorlar...
Tabi..amaçları gitmek değil...hakimiyet.
Forumda biraz ön plana çıkan olursa..hedef oluyor...
Özellikle kendilerine PAS vermeyen biri ise.
Forumda popüler olsun..ama ferdi olmasın...
Bence bu olay..ciddi bir problemdir..
Bir düşünelim...
Forumda ferdi olarak ön plana çıkmış kaç kişi var..
Çok az.
Ya bizdensin..ya da gidersin..ya da bizden değilsin...gidersin..mantığı var..
Neyseki...
Forumu idare edenler..Tecrübeli ...
Her türlü olasıkları hesaplayarak ucuz numaraları boşa çıkarıyorlar..
Bir türlü..bu kadar dayanışma ile de olsa...
Üstüne gittikleri kişi/leri uzaklaştıramadıları taktirde..
Devamlı..pusu kurup..fırsat bekliyorlar...
Mümkün olduğunca uzak durmak istemenize rağmen...
Organize olmasalar bile..çabuk organize oluyorlar...:notr:
Yeterki...biri eleştirsin..
Tamam diyorlar..gün bugün.hucum...
Enteresan olan..
Saldırdıkları kişiye biri/leri savunmaya kalkarsa...
Derhal hedef oluyor...karışma gibisinden.
Gerçekten..
Komik bir durum/eleştiri boyutu /..diğer SAF insanları
''onlara göre herkez saf..etkilenen..biri söylerse hemen alıp satan insanlar''
koruma bahanesi gibi görünsede..
Gerçek amaç...
karşısındaki kişi/leri kızdırarak uzaklaşmasına neden olmak...
Bence olay bu kadar basit.
Gerisi teferruat....
Selamlarımla...:)

BORA YAŞAR
02-12-2008, 17:06
Bu forumun borsa yatırımcısının tipi belli. Genelde "günlük al/sat"a yakın/yatkın bir kesim. Bol adrenalinli hani.

İnen bir piyasada, dünyanın en azından 2009 yılı sonuna kadar ekonomik bir durgunluk beklediği bir zaman diliminde kolay değil al-sat. Yürek istiyor. Sağlam yürekler zarar görüyor.

Sn casaubon'un sağlık durumu ile ilgili hepimizi duygulandıran haberin altında yatan temel amil bu olabilir olasılıkla.

Yatımcı tipimiz çok kısa vadeli olduğundan, seans izleme temelli başlıklarımız ile teknik analiz bilgileri, grafikleri veren başlıklar kalabalık oluyor.

Malum gün içi al/satta bir kademe bile önemli. O kadar bilginin/grafiğin analizin amacı, hisse senedini bir kademe aşağıdan alıp bir kademe yukarıdan verip kazasız belasız çıkmak. Geceyi mümkünse malsız geçirmek. Stop-loss'a duygusuzca uymak.

Ben bugün hiçbir iddiam olmamasına karşın, 2.06 dan aldığım dört yapraklı yoncayı 2.18 den verdim. Arada da forumun birçok başlığına hatırı sayılır ileti, fotoğraf, karikatür gönderdim.

Bu işi biliyor muyum dersiniz?

Bildiğim yanıldığıma yetmez. Bazan denk geliyor işte.

Ha..dün son anda aldığım VOB dolar uzun kontratları da sabah uygun bir fiyattan kapatıktan sonra şu sıralar tekrar girdim.

Bunları niye mi yazıyorum?

Bazıları laf atıyor, senin burada işin ne diye?

Eh.. Biz de alıyoruz, satıyoruz. Yazıyoruz da.


Çok şükür.:)

mterkan
02-12-2008, 17:24
Bunları niye mi yazıyorum?

Bazıları laf atıyor, senin burada işin ne diye?

Eh.. Biz de alıyoruz, satıyoruz. Yazıyoruz da.


Çok şükür.:)

Yakışır...:super:

BORA YAŞAR
03-12-2008, 21:06
Sahte polis giysileriyle işyerini basıp bir kadını sürükleyerek götüren kişiler kadına zorla tecavüz edip, sperm testi de yapılmasın diye iyice yıkayıp paklayıp terketmeleri dolayısıyla polis-vatandaş ilişkisi mercek altına alınıyor birçok TV kanalında.

Sahte polislerin onlarca kişinin bulunduğu bir mekandan bir kadını hemde saçlarından sürükleyerek götürmelerinin asıl çarpıcı yanı ise, hiç kimsenin olaya müdahale etmesi bir yana, saatler sonra bile polise haber verilmemesi, olayın ancak ertesi gün tecavüze uğrayan kadının şikayeti üzerine ortaya çıkmasıydı.

Toplumun geldiği noktaya bakın?

Bu toplumu meydana getiren bireyler, kadın olsun erkek olsun, doğuştan başlıyarak mezara kadar, evde, okulda, kışlada, işyerinde, sokakta, dövülerek, işkence edilerek, eza cefa çektirilerek, baskı altında tututlup sürekli tehdit edilerek yaşıyor. Bu toplum son 60 senede sayısız ihtilal, darbe, darbe teşebbüsü ile terbiye edildi. Birkaç kuşak işkence odalarında, devlet memurları tarafından işkenceden geçirildi.

Hemen her demokratik toplantı/gösteri, katılanların polis coplarından paylarına ne düşerse tadarak, şanslı olanların acı ve sızıyla evlerine dönmesiyle son buluyor.

Hemen tüm işçi memur eylemi, polisin o gösteriyi bir şekilde zor kullanarak engellemesiyle son buluyor.

Ve İstanbul'un en büyük polisi CC, dün çıktığı kanallara, gerçek polisi sahtesinden ayırmak için öneriyor: "Kimlik sorun".:)

Aslında vatandaşa muamele açısından bana sorarsanız yok aslında bir farkı. Ama sorarım size, bu şartlarda hangi cesaretli TC vatandaşı polise kimlik soracak? Sorsa ne olacak?

Dün yine bir kanalda polis yetkilileri ve eski bir polis, en şirin halleriyle, konuşanlara sempati ile yaklaşıp, vallahi polisin eğitimi için elimizden geleni yapıyoruz ama münferit olaylar yaşanıyor diyorlardı.

Münferit ha?

Peki başlarında polis şefleriyle organize bir şekilde vatandaşı, üniversiteli gençleri, 1 Mayısta işçileri coplayan, yumruklayan, yerlerde sürükleyen, kadın/erkek, genç/ihtiyar demeden toplu olarak kameralar önünde tekmeleyenlere ne demeli?

Neyse. Bu durumun düzelmesi bir kaç kuşak daha sürer biliyorum. Çünki polis olmak belirli kıstaslara göre seçilenler, belirli bir bakış açısı ile yetiştiriliyorlar hala. Genç polislerin belirli kesimlere, belirli inançlara, kendisi gibi düşünmeyenlere tavrı belli.

Gelelim işin sanki çözümüymüş gibi sunulan vatandaşın polise kimlik sorma meselesine.

Bakın burada da devletin niyet çözümcü değil.

Neden derseniz, işin kolayı varken, zoru hatta olanaksızı gösteriliyor da ondan.

Bu satırların yazarı devlet memuriyeti yaptı. Cebimizde Başbakan ve Maliye Bakanı'nın imzalarını taşıyan ve yetkilerimizi işaret eden kimlikler taşırdık.

İncelemeye gittiğimizde hiçkimsenin sormasına gerek kalmadan biz gösterirdik.

Neden mi? Çünki yasa böyle emretmekteydi.

Bakınız Vergi Usul Kanunu'nun 136. maddesi hükmü ne demekte:

"Vergi incelemesi yapanlar, yanlarında memuriyet sıfatlarını ve inceleme yetkisini gösteren fotoğraflı resmi bir vesika bulundururlar ve gittikleri yerde işe başlamadan evvel bu vesikayı ilgililere gösterirler. "

Çözüm bu kadar basit. Yeter ki niyet olsun.

Filmlerde izliyoruz. Yabancı polisin ilk yaptığı kimliğini göstermek.

Örnek aldığımız ülkelerin polislerine öykünsek iyi olmaz mı?

Bir yere göreve giden polis o mekandakilere muhatap olduğu ilk anda kimliğini gösterir olur biter.

Ayrıca her polisin kimliğinin belirleyici unsurları üniformasının bir yerine çıkarılmayacak şekilde işlenir.

Ama yapmazlar biliyorum.

Teklif dahi etmeyeceklerdir bu kadar basit bir çözümü.

Neden mi?

Düşünün bulursunuz.

guneysu
03-12-2008, 21:59
fotoğraflı resmi bir vesika bulundururlar ve gittikleri yerde işe başlamadan evvel bu vesikayı ilgililere gösterirler. "

işte can alıcı cümle..
maliyeciler işe başlamadan kümliklerini gösterirler..
polisler işi bitirdikten sonra :)

vatandaşın bakacak hali kalmışsa hala

yeter
04-12-2008, 00:35
Bir ulusun başına gelebilecek en büyük felaketlerden biri de torunun dedeyi anlamaması durumudur.

Konuyu bu kadar basite indirgeyince, "aman tüm sorunlarımız bu kadar olsun" diye omuzlarınızı silkebilirsiniz. Ne yazık ki torunla dedeyle sınırlı kalmıyor dert.

Kültür, bilgi/belge birikimi, adetler bir ulusun gerçek hazineleridir. Omurgasıdır. Osmanlı'nın hemen hepimize artık çok anlaşılmaz gelen dili aslında, geldiğimiz nokta itibariyle bizim geçmişimizle meydana gelen kopukluğu en hazin bir şekilde duyurmaktadır kulağımıza. Duyana tabi.

600 yıllık birikimi anlamayan, değerlendiremeyen, ondan gerekli dersleri çıkarmayan bir ulus ne büyük kayıptadır farkında mı?

Bir dönem dünyanın en büyük devleti olarak kabul edilen bir devletin bilgi ve belgesinden, deneyimlerinden, tarihinden, kültüründen yararlanamamanın en büyük nedeni kuşaklar arasına giren dil sorunudur.

Birbirini anlamayan bireylerden oluşan bir kakafoniye ulus denebilir mi?

Küçük kardeşimin hanımı Osmanlıca öğrenmeye başladı. Biraz zor bir konu. Ama çok keyifli diyor kendisi. Osmanlıca yazılmış 4-5 kitap okudu şimdiye kadar. Ne kadar mutlu ve heyecanlı bilseniz. Biraz bilmece çözmek gibiymiş. Epey anlattı bana.

Elin Japonu, İngilizi, Amerikalı gelip bizim belgeleri inceleyecek, biz seyredeceğiz. Onlar İngilizce kitap yazacak Osmanlı hakkında biz koşup alacağız. Bir terslik, çelişki yok mu?

Dün bir yazımda, bir başlıkta o an bulunanları, mevcut olanları kastederek "hazırun" kelimesini kullandım. Bundan rahatsız olan biri , "bize kimse hazırun diyemez" diye itiraz etti. Okumuş yazmış biri. Ne hazin.

Güzelim klasik şarkılarımızın sözlerini, Osmanlı dönemi şairlerinin yazdığı şiirleri nasıl okuyup da anlayacağız bu durumda. Ahmet Haşim'i okumamak/anlayamamak ne büyük eksiklik.

Ne demişti şair bir şiirinde:

"Melali anlamayan nesle aşina değiliz."


Hüzünlendim gene.

Galiba burada yazmıştım.

Bundan 81 yıl önce, Nutuk un sonundaki Atatürk'ün Türk Gençliğine Hitabesi orjinal Türkçesi ile gençler arasında anlaşılamıyor ise, yeni türkçeye tercüme edilmek zorunda kalınıyor ise, ve hepsinden öte çok kaliteli nitelendirilen yüksek ücretli özel öğretim okullarının öğrencileri Nutkun ingilizcesini çok rahat anlayabiliyor fakat Türkçe orjinalini ise anlamıyor ise bu konuda oturup uzun uzun düşünmek lazım.

BORA YAŞAR
04-12-2008, 10:04
Meğer "Polis Vazife ve Selahiyet Yasası"nın 4-A maddesinde "polis görevini yerine getirirken kendisinin polis olduğunu belirleyen belgeyi gösterdikten sonra kişillere kimliğini sorabilir" diyormuş.

Yani kanunkoyucu doğru olanı yapmış zaten.

Peki uygulama?

İstanbul polisinin başı CC bunu bilmiyor mu da TV lerde vatandaşa " polise kimlik sorun" öğüdü veriyor?

Bilmemesi mümkün mü?

Polis demekki,yasa hükmüne rağmen, kendiliğinden kimliğini göstermek istemiyor.

Neden acaba?

OKtay Ekşi'nin bugün köşeyazısında belirttiği gibi 1 Aralık 2008 de 3 polis kimlik sordukları kişi CC nın yardımcısı emniyet amiri çıkınca, üçü de görevden uzaklaştırılmışlar.


Polis kimlik sorulmasından hoşlanmıyor vesselam.

Neden acaba?

BORA YAŞAR
04-12-2008, 12:27
Günün sorusu:

- Bu ülkede kriz her kesimi, herkesi vursa da, bir kesimi vurmaz. Hangisi bu?

El cevap:

- Ankara'yı. Bürokrasiyi. Devlette çalışanı. Bunlarda işimi kaybedeceğim korkusu yok. Verimlilik performans endişesi ise doğasında bulunmuyor. Görün bakın günü gelsin bunlar enflasyon düzeltmesi bile ister.


Bir de soruyorlar iş/teşebbüs/sermaye sahipleri. "Ankara uyuyor mu?" diye.

Uyuyor.

Hemdert değil ki.

BORA YAŞAR
04-12-2008, 13:59
Bangır bangır, bağıra çağıra geliyor.

Mısır'da sağır sultan, Hakkari'de dağda teröristlerden fırsat kalırsa çobanlık yapan Üzeyir duydu hani.

Bizim basın ise sevinçle duyuruyor:

-"Piyasalara enflasyon dopingi!"

Enflasyon düşüyormuş..


Hani benzetmek gibi olmasın ölümle pençeleşen, nabzı yavaşlayıp tansiyonu iyice düşen hastaya sevinçle " müjde yüksek tansiyon derdin kalmadı" demeye benziyor.


Hay bin kunduz!

Seçim malzemesi olarak kömür erzak dağıtılacağına, bu coğrafyada biraz da akıl fikir dağıtılsa.

BORA YAŞAR
04-12-2008, 14:47
Bugün bir köşe yazarı yazmış : Başbakanın "kriz bizi teğet geçer" lafı bilmemesinden değil, ekonomik krizlerde önemli olan psikolojik etki nedeniyleymiş.:)

Hani "lafla peynir gemisi yürümez" derler.

Psikoloji silahıyla krizle ne ölçekte savaşılır?

Bas havayı bas havayı..Bedava nasıl olsa.

İyimserlik için çok erken.

Felsefe ile psikoloji ile anca o işin doktorları para kazanır.

Aman dikkat!

BORA YAŞAR
04-12-2008, 16:35
MERDİVEN

Ağır ağır çıkacaksın bu merdivenlerden

Eteklerinde güneş rengi bir yığın yaprak

Ve bir zaman bakacaksın semâya ağlayarak...

Sular sarardı... Yüzün perde perde solmakta

Kızıl havâları seyret ki akşam olmakta...

Eğilmiş arza, kanar, muttasıl kanar güller

Durur alev gibi dallarda kanlı bülbüller

Sular mı yandı? Neden tunca benziyor mermer?

Bu bir lisân-ı hafidir ki rûha dolmakta

Kızıl havaları seyret ki akşam olmakta...


Ahmet Haşim




Ya da şu günün koşullarına çevirirsek:


Ağır ağır ineceksin bu merdivenlerden..

Eteklerinde bir yığın hisse senedi, tahvilat

Ve bir zaman bakacaksın grafiğe ağlayarak..


Lise çağlarında bu güzelim şiiri dil bozukluklarıyla berbat eder dolaşırdık..(r) leri fransız gibi gırtlağından (ğ) gibi çıkaran bir arkadaşımızı taklit ederek:


Yaveş yaveş çıkcen bu meğdivenleğden

Etekleğinde güneş ğengi biv yığın yaprak

Bakcen semaya biğ daha

Fazla bakma gözlevin yaşağığ..



Ne günlerdi..

BORA YAŞAR
04-12-2008, 21:44
Borsacılar gözleri yolda IMF ile anlaşma bekliyor. Hani duyulunca borsa çok kısa vadelide olsa yükselir diye.

Gözleri Başbakan'dan gelecek açıklamada.

Başbakan bugün ne dedi Cumhurbaşkanı'nın sanatçılar onuruna verdiği resepsiyonda:

"Bizim ve onların bayramı farklı günlere geliyor. Biz tatilken onlar çalışacak. İMF yle anlaşma yılbaşına yetişebilir." dedi

Başbakan'dan sonra açıklama yapan Uluslararası Para Fonu (IMF), Türk yetkililerinin IMF kredi programı için resmi bir başvuru yapmadığını ancak ekonomik durumla ilgili görüşmelerin devam ettiğini açıkladı.

Kime inanacağız?

Borsada beklenen küçük ralli başka bahara mı kaldı bu durumda?

BORA YAŞAR
05-12-2008, 12:11
Müzmün iyimser akademisyen Deniz Gökçe nihayet sadede geliyor. Artık fırtına tüm etkilerini göstermeye başladı, Mısır'da sağır sultan bile duydu ya.

Buna da şükür.

Bugün Akşam Gazetesindeki yazısında hoca "resesyon" tarifinde tökezlemiş. Basit hata tabi..

"2008 yılının ilk aylarında ben ABD’nin resesyona girmeyeceği kanısında idim. Resesyonun tanımını ise peş peşe iki çeyrek negatif GSYİH büyümesi olarak kullanıyordum. Çünkü tüm dünya medyası, bu tanımı kullanır. Birçok ABD’li iktisatçı da benim gibi düşünüyordu."

http://www.aksam.com.tr/yazar.asp?a=137360,10,12

Bu pası kaçırmadım tabi.

Ona şu iletiyi geçtim:


"Bugünki yazınızda şöyle demişsiniz:

"2008 yılının ilk aylarında ben ABD’nin resesyona girmeyeceği kanısında idim. Resesyonun tanımını ise peş peşe iki çeyrek negatif GSYİH büyümesi olarak kullanıyordum"
Hmm..
Anlaşıldı hocam, neden ABD resesyona girmez iddiasındaydınız hep.
Anlaşıldı.:)"

Bir de hocanın yazısında şu cümle dikkatinizi çekti mi?

"Birçok ABD’li iktisatçı da benim gibi düşünüyordu."


:he::he:

Deniz Gökçe bu işte.

Süperegosu sevdiği kadına kafa atarak dövecek kadar gelişmiş biri.

Bir keresinde nasıl oldu ise bu adam basketbol otoritesi olarak, Türk basketbolunun duayeni Yalçın Granit'le bir programda buluştular. Bir müddet sonra Yalçın Granit bir dev gibi ayağa kalktı ve programı terkederken şöyle dedi:

"Deniz Bey ekonomi sizde sorulur, futbol sizden. Şimdi de basketbol. Siz neymişsiniz be kardeşim. Hadi bana eyvallah."

BORA YAŞAR
05-12-2008, 12:32
DEniz Gökçe yukarıda linkini verdiğim "bir nevi günah çıkarma" yazısında, ortada bir iddia yoktu ki ben kaybetmiş olayım diyor.

Ve o müthiş savunma yeteneği ve İngilizcesi ile dağarcığından hemen bir tez attırıveriyor.:)

"Burada da John Maynard Keynes’in çok bilinen bir sözünü hatırlatacağım.”If facts change, I change my position, what do you do?” Yani: Gerçekler değişirse ben pozisyonumu değiştiririm, ya siz ne yaparsınız? “Yeni veriler ışığında tutum değiştirmek neden “kaybetmek” sayılsın ki?"

Neden sayılsın ki hocam?

Haklısınız.

Ama bu satırların yazarını "anti-Deniz Gökçe"ci yapan inatçılığınız neydi?

Görüş kabiliyetinizin bozukluğumu?

bridgea
05-12-2008, 14:07
Güya çalışanların lehine bir durummuş gibi yutturulan İşsizlik Fonu bu günlerde yağmalanıyor,fondan yararlanma şansı zaten çok az olan çalışanlar buna ses çıkarmıyor.

Sermayeye kaynak sağlamak adına işsizlik fonunu peşkeş çekenler''eğer bize destek vermezseniz olan çalışana olur''tehdidine teslim oluyor.(tabii seçim de faktör)

İlginç gelebilir ancak krizi aşma tartışmalarında hep bu tür laflar ortaya atılır ve emeğini satan zavallı çoğunluk ikna edilerek kazanımları (varsa)elinden alınır.

Şimdi 3 büyük otomotiv üreticisi ABD'de 4 milyondan fazla insan işsiz kalır tehdidini savuruyor,bana bunlar rutin geliyor.

Milletten topla ,sermayeye peşkeş çek.De ki ''senin işsiz kalmaman için'' çelişkinin daniskası

BORA YAŞAR
05-12-2008, 22:00
Geçen ilkbaharda bahçemizin bir köşesinde kış şartlarında kuruyan çalının korunaklı altını 5yavrusuna yuva yaptı bir sokak kedisi. Yavrular daha yeni doğmuş. İnanılmaz küçükler. Ve korunmasız.

Bir yemek kabı bir su kabı koyduk. Anneyi beslemeye çalışıyoruz.

Bunun dışındaki ilgimiz/sevgimiz annenin hoşuna gitmedi. Birkaç defa başka bir yere taşımaya çalıştı yavruları.

10 gün kadar böyle devam etti. Yavrular biraz palazlandılar. Hareketlendiler.

Ve bir gün ağacın altından çıkıp da bahçenin bir diğer bölgesine düşe kalka giden yavruyu, birşey olmasın diye eşim kucağına almış. Olan oldu.

Bir daha gelmedi ana kedi.

Dış kapının yanından geçip giderken gördük defalarca. Fakat bir daha yavrularına bakmadı.

Biz baktık büyüttük.

Ve belirli bir büyüklüğe gelince bir kedisevere devrettik görevimizi.



Bazıları, kendilerinin sorumluluğunda gördükleri ve ilan ettikleri işe, bir defalığına (keyfine) burunlarını sokan olunca küsüp gidebiliyor.

Hayrını görün diyerek.

Hayat böyle.

BORA YAŞAR
05-12-2008, 22:26
Petrol gelecek yıl 25 doların altına düşebilir

http://www.hurriyet.com.tr/ekonomi/10511876.asp?gid=229


Uluslararası yatırım danışmanlık firması Merill Lynch, ham petrolün varilinin gelecek yıl 25 doların altına düşebileceğini tahmin ettiğini açıkladı. Petrol fiyatlarının düşük olmasının Türkiye'yi nasıl etkileyeceği bilinmiyor. Ancak petrol ihrac eden ülkelerin oldukça etkilenmesi bekleniyor. Bunun ise Türkiye'ye yansıması olacağı tahmin ediliyor.


Bloomberg'in haberine göre firmanın emtia stratejisti Fransisco Blanch tarafından hazırlanan ve bugün yayımlanan raporda, “tüm dünyada petrol talebinin düşmesine yol açan durgunluğun Çin'e de sıçraması halinde, petrolün varil fiyatının gelecek yıl 25 doların da altına inebileceği” belirtildi.

Bugün dahil üst üste dördüncü gün 50 doların altında işlem gören petrol, temmuz ayında 145 doları aşarak rekor bir düzeye erişmişti.



İhracat ve ithalat geriliyor. Dışticaret açığı azalıyor

Ne kadar da sevindirici haberler değil mi?:clown:

İşler ayna çal çal oyna.

Bunları nasıl yorumlar acaba, muhasebeci yardımcılığından öte hayatta birşey yapmamış baş yöneticimiz?

Mutlaka bir geometri terimi bulacaktır teğet gibi.

BORA YAŞAR
06-12-2008, 01:10
Tarihi rekor! ABD Kan ağlıyor


İstihdamda rekor düşüş

ABD'de merakla beklenen tarım dışı istihdam rakamları açıklandı. Ancak açıklanan rakamlar büyük hayal kırıklığı yarattı.


ABD Çalışma Bakanlığı´ndan yapılan açıklamaya göre, tarım dışı istihdam Kasım ayında tam 533 bin kişilik düşüş gösterdi. Piyasada istihdamın 300-350 bin aralığında azalması bekleniyordu.

Böylece tarım dışı istihdam 1974 yılı Aralık ayından bu yana en büyük düşüşünü yaşamış oldu.

Öte yandan ABD'de işsizlik oranı da yüzde 6.7 olarak açıklandı.


http://www.hurriyet.com.tr/ekonomi/10517675.asp?gid=229


Peki buna bu felaket haberini kapanan ABD Borsaları nasıl karşıladı acaba?

DJI : + % 3.09

Nasdaq : + % 4.41

Bir yanlışlık bir çelişki yok mu bu algılamada?


Yüreklerin kulakları sağır.

Bağır bağır bağırıyorum.

Koşun kurşun eritmeye çağırıyorum. NHR

BORA YAŞAR
06-12-2008, 10:36
Şöyle düşünün.

Kapıda ücret alınmayan bir kermes .

Türk mutfağından yemek ve mezeler kermesi.

Kermesi gezmek bedava.

Bakıp görüntülemek bedava.

Her yemeğin her tabağın altında yazıyor.

Girişte koskoca panoda yazıyor:

"Bu yemekler, bu tabaklardaki mezeler görmek, görüntülemek içindir."

"Bu yemeklerden tadmak midenize, sağlığınıza iyi gelmeyebilir. Bu nedenle tadmayın. Tadarsanız şikayet etmeyin!"


Bunca uyarıya rağmen oburluk yapıp yeyip de, "benim bağırsaklarım bozuldu. Bu tabak sağlığımı bozdu" demek hakça değildir. Ya da yedim ama beğenmedim demek. Bu tiplere şöyle demek gerekiyor: "Bu kermes bir yarışma olmadığı gibi seni de kimse jüri seçmedi."

Hatta bazılarının hiçbir tabağa bile el sürmeden, maraza çıkarmak, kermesi dağıtmak, onca organizasyonun içine turp sıkmak niyetiyle, durup durup kermes yerini basmaları kabul edilebilir olmasa gerek.

Herkese kendi mutfağından temiz düzgün sağlıklı malzemelerden yaptığı , akıl yolu ile gerçekleştirdiği güzel yemeklerden yemelerini dilerim.

Afiyet olsun.

BORA YAŞAR
06-12-2008, 11:59
Demokrasimiz ortalığa dökülen çarşaf çarşaf şaibeli seçim listeleri ile nurlu ufuklara pupa yelken yol alıyor.

Şan olsun.

Demokrasi bir şekilde, o ülke vatandaşı sayılan tüm bireylerin ülkeyi yönetmede eşit hakka sahip oldukalrı bir rejim olarak tanımlanabilir.

Nüfus artıp da herkesin bazı Atina sitelerinde olduğu gibi yönetim karar organlarında yer alma olanağı kalmayınca, halk kendini temsil edecek kişileri seçmeye başladı.

Seçilen bu kişilerin oluşturduğu meclisler de daha dar bir kadroyu yönetmek üzere seçti.

Daha sonra da bu iş baya meslek haline geldi. Meslek kendi müesseselerini yarattı: Siyasi Partiler.

Ve yönetmek işi, yani kanun çıkarmak, alt yöneticileri atamak, devlet gelirlerini kontrol edip harcamak, bu yolla yandaşlarının ve kendi ailenin cebini doldurmak, bir sözünle dağları devirmek işi ballandı.

Seçimle gelen gitmeme yollarını aramaya başladı.

Devletin imkanları sosyal devlet kılıfı altında yardım olarak seçimlerde oya dönüştürülmek üzere milyonlara dağıtıldı.

Şimdi bunun da yetmediği alenen görülüyor.

Gitmemek üzere kafa yoranlar, 4 yılda seçmen sayısını 6 milyon adet artırdılar.

Listelerde buna itiraz edemeyecek yüzbinlerce ölü var.

Peki bunun adı demokrasi mi?



Bu konuda iki adet yazı..



Sır.. Seçmen sayısı bir anda 6 milyon adet artırılabilir mi?
Bekir Coşkun.http://www.hurriyet.com.tr/yazarlar/10519808.asp?yazarid=2&gid=61

Korku filmi gibi seçim ..Yılmaz Özdil.
http://www.hurriyet.com.tr/yazarlar/10519808.asp?yazarid=2&gid=61


İnsanlık tarihine ibretlik bir devlet modeli hediye etti bu yonetim. Seyredelim biz bakalım.

BORA YAŞAR
06-12-2008, 20:42
İnsan ve müzik.

Ayrılmaz bir ikili. İnsan olmadan müzik olmaz kanımca. Ve insan oldukça müzik hep yanıbaşında olacak.

Ne çok müzik türü var dünyada. Neredeyse ülke sayısı kadar. Her zevke, her iklime, her seviyeye göre.

Sokak çalgıcıları canlı müziği gün vakti insanın ayağına getiriyor.

playingforchangecom, aşağıda vereceğim linkte birçok kişinin bildiğine emin olduğum "stand by me" parçasını, birçok sokak şarkıcısı ve sokak çalgıcısının yorumu bazında biraraya getirmiş.

Çok hoş bir çizgi yakalamış.

Ve de hoş bir seyirlik olmuş.

Meraklısına..

http://www.metacafe.com/watch/2043432/playing_for_change_song_around_the_world_stand_by_ me/


Teşekkürler Yaprak

BORA YAŞAR
06-12-2008, 21:25
"İnternette dolaşırken www.treehugger.com diye bir adreste, Kara Cuma’dan önce yapılan bir çağrıyla karşılaştım. Mealen şöyle: “Dünyayı avcunun içine alan krizin kökeni mali değil, kültürel. İçinde aşırılık ve anlamsızlaşan bir tüketim alışkanlığı barındıran, para harcamanın kutsallaştırıldığı bir kültürden söz ediyoruz."

http://www.radikal.com.tr/Default.aspx?aType=YazarYazisi&ArticleID=911408&Yazar=BANU GÜVEN&Date=06.12.2008&CategoryID=41

Tüketim hayvanlarının ucuz alışveriş çılgınlığına kapılarak öldürdükleri Wal-Mart’ın Long Island’daki şubesinin kapılarını açmakla görevli 34 yaşındaki Jdimytai Damour üzerine bir yazı.

Ve tespitin güzelliğine bakın:

"Dünyayı içine alan krizin kökeni mali değil kültürel."

Bu nedenle de çok fazla zaman alacak insanlığın krizden kurtulması.

Belki birkaç kuşak.

Düşünün dostlar.

Bu kriz özde neden çıktı?

İnsanın frenleyemediği, bu konuda söz geçiremediği egosu ve onu tatmin etmek için kullandığı tüketim çılgınlığı.

"Bir lokma bir hırka"dan, daha iş hayatına başlamadan herşeyi olsun isteyen doymak bilmez insan.

Bu konu uzun..

BORA YAŞAR
06-12-2008, 22:54
Forumda yeni bir üye, tüm iyiniyetiyle "Krizin neresindeyiz" başlığı atmış. Konuya girişi de yapmış. Gelin konuya katkıda bulunun tartışalım, geliştirelim diyor.:)

Hay bin kunduz. Çok yaşa emi.:)

Çok geçmeden öğrenecektir forumumuzun acı gerçeğini.

Biz hazırı severiz.

Yok öyle ciddi konulara pozitif katkı falan.

Tüyö var mı tüyö? Var mı laf kalabalığı?

En yiğidimiz kafasının bozulduğu başlığa girip ortaya karıştırır.

Akşam girip hazır ne varsa alır gider.

Zarara uğradım diye ortalığı birbirine katar.


Başlık atmış, konuyu açmış, katkı bekliyor.

Göreceğiz katkıyı.

BORA YAŞAR
06-12-2008, 23:04
Yedi ay kadar yoktum forumda.

Epey dinlenmiştim hani.

Yazmamaktan parmaklarım incelmişti.

Malum yarı emekliyim.

Boş vaktim bol sayılır.

İki hafta kadar olmadı daha yeniden başlıyalı.

2-3 yeni başlık açtım.

Baya uğraştırıcı başlıklar. Emek istiyor. İlgi istiyor. Araştırma, yazma, aktarma istiyor.

Hissenet albümü işi tavsadı biliyorum.

Gelen özel iletiler bunu gösteriyor. 12 kişi ile bitti öztanıtım sevdamız.

Açtığım "Forumdan Gözüme Çarpanlar" başlığı ise "Forumdan Suratıma Çarpanlar" gerçeğine dönüştü.

Kala kala "Çelişkiler" kaldı.

Benim sadık yarim.:)

Ömür biter çelişki bitmez nasıl olsa.

Yola devam.

BORA YAŞAR
07-12-2008, 11:48
1997 yılından bu yana haftanın yedi günü, tatiller de dahil, bu köşeyi yazmış olan biri olarak bu bayram tam bir hafta tatil yapacağım. Tatilden döndüğümde pazartesi günü 2008 yılı üçüncü çeyrek Türkiye milli gelir sayıları ilan edilmiş olacak. Sıfıra yakın veya eksi büyüme göreceğiz. Dolayısıyla durgunluk ve işsizlik artmış olacak. Krizi ABD başlattı, biz de dış sorunlara kendi saçma kavgalarımız ile ekleme yaptık. Krizden çıkış da gene ABD trendleri tersine dönünce olacak. Bu nedenle hep ABD ve Almanya’da neler olduğunu takip etmemiz gerekli.

http://www.aksam.com.tr/yazar.asp?a=137552,10,12

Böyle başlamış bu günki yazısına hocaların hası Deniz Gökçe.

Her yazısı bir hesap, her cümlesi bir açık kapatma gayreti taşıyor.

Bu adamın bilimle ilgili tek yanı diploması.

Bakın lafın arasına tıktığı, gözden kaçırarak ifade ettiği yalana:

" Krizi ABD başlattı, biz de dış sorunlara kendi saçma kavgalarımız ile ekleme yaptık"


Buna ne denir bilirmisiniz?

İnadım inat kıçım kırk kanat!

Yahu ABD de kriz de olmasa bizim kendi rakamsal verilerimizle dünyada sadece bu ülkede kriz çıkacağı belli değil miydi?

İktidarda oldukları 5 yılda, bugüne kadar tarihte görülmüş en pırıltılı iktisadi dönemin rüzgarını arkasına alan halühazır yönetim, tam da göçerken bu kez de dünyada çıkan krizi kendisine bahane yapma şansını elde etti.

Bazılarını anneleri Kadir gecesi doğuruyor tamam da, bazılarını da DG misali doğurmasa nasıl olurdu acaba?

BORA YAŞAR
08-12-2008, 13:38
Ne kadar çok yaşarsak yaşayalım, ne kadar iyi, ne kadar hakikatli, ne kadar sosyal olursak olalım gerçek dost sayımız fazla değildir.

Hayat suratına şamar gibi çarpar bu tespiti, olayların yardımıyla insanın.

Güçten/kudretten düşmeyegörün.

Görebileceğiniz en hızlı, en duyarlı bir göstergedir insanın "güçölçeri".

Çok hazin, çok dramatik, çok "Shakespeareelayık" bir travmayla sarsılır adam bunu görünce.

O anda eliminasyon başlamıştır. Numeratör hızla küçülen rakamları işaret eder.

Kalan iki ya da üçtür.

İşte sizin "gerçek dost" sayınız.

Hayatın gerçeğinin bu şekilde bir internet sağlaması gibi önünüze düşmesine aldırmayın.

Adam olana yeterli bir sayıdır bu.

Fazlasına zaten ne zamanınız, ne ilginiz, ne sevginiz yeter.

Bu dostlar bilirsiniz ki, ordadırlar, vardırlar, başa birşey gelirse gönlünüzün sigorta zulasındadırlar.

Ömrümün harra gürrası bitti. Duruldum.

Gerçek dostlarımın bir elimin parmak sayısını geçmediğini bildiğim yaştayım.

Bu bayram sabahı bunlardan dördü ile görüştüm.

Bayramları bunun için seviyorum.

İstanbulda oturan İsmail-Eser çifti, ilk çocuğumuzun doğumundan 2 saat sonra ellerinde lohusaya bir tabak aşla hastahaneye geldikleri gündenberi bizim gerçek dostlarımız. Hiç değişmediler. Bazan yıllarca görmesek de hep oradalar. Gönlümüzün en sıcak köşesinde.

kartal35
08-12-2008, 14:30
Dost

Genç adamın biri,
Dermiş babasına her gün;
'Benim de dostlarım var, sendeki dost gibi'
Baba, itiraz eder,
Olmaz öyle çok dost, hakikisi
Belki bir, belki iki,
Fazlasını bulamazsın gerçek, hakiki...
Devam eder durur konuşma...

Aralarında başlar bir tartışma,
Karar verirler bir sınava,
Dostun hakikisini anlamaya...
Bir akşam bir koyun keserler,
Ve koyarlar çuvala.

Baba der ki oğluna,
'Hadi al bu çuvalı, şimdi götür dostuna'.

Çuvaldan kanlar damlamakta,
Sanki öldürmüşler de bir adamı,
Koymuşlar çuvala,
Dıştan böyle sanılmakta.
Delikanlı sırtlar çuvalı,
Gider en iyi bildiği dostuna,
çalar kapıyı.

O dost, bakar ki bir çuval,
hem de kanlı,
Kapar hızla kapıyı delikanlının suratına,
Almaz içeri arkadaşını,
Böylece tek tek dolaşır delikanlı,
Kendince tanıdığı, sevdiği dostlarını.

Ne çare, hepsinde de sonuç aynıdır.
evlat geriye döner.
Ama içten yıkılır...

Babasına dönerek; haklıymışsın baba ' der.
Dost yokmuş bu dünyada ne sana, ne de bana.
Baba 'hayır Evlat 'der, benim bir dostum var bildiğim.
Hadi, çuvalı alda bir kerede git ona.
Genç adam, çuvalı sırtlar tekrar.
Alnından ter, çuvaldan kanlar damlar...
Gider, baba dostuna. Kabul görür, sevinir.

O dost, delikanlıyı alır hemen içeri.
Geçerler arka bahçeye.
Bir çukur kazarlar birlikte,
Çuvaldaki koyunu gömerler adam diye,
Üzerine de serpiştirirler toprak.
Belli olmasın diye dikerler sarımsak...
Genç adam gelir babasına;
'Baba, işte dost buymuş' diye konuşunca,
Babası; 'daha erken, o belli olmaz daha.
Sen yarın git O'na, çıkart bir kavga,
Atacaksın iki tokat, hiç çekinmeden ona,
işte o zaman anlaşılacak, dostun hakikisi.
Sonra gel olanları anlat bana...'
Genç adam, aynen yapar babasının dediğini,
Maksadı anlamaktır dostun hakikisini,
babasının dostuna istemeden basar iki tokadı!

Der ki tokadı yiyen DOST;
'Git de söyle babana, biz satmayız Sarımsak tarlasını böyle iki tokada'!
Alıntıdır.
.................................................. .................................................. ................................................

BORA YAŞAR
08-12-2008, 21:31
Türk sanat müziğinin büyük bestecilerinden Lem'i Atlı'yı saygı ile hayır ile yadediyorum bu bayram gününde.

Onun muhteşem hicaz eserini aşağıda verdiğim linkten dinliyebilirsiniz . Şarkıyı İstanbul Radyosunun hanımefendi sanatçılarından Melihat Gülses yorumlamakta.

Sine-i sûzanıma âhım yeter
Pek perişan oldum Allah'ım yeter
Ye'sime feryâd-ı cangâhım yeter
Pek perişan oldum Allah'ım yeter

Makam:Hicaz
Beste: Lem'i Atlı

http://www.youtube.com/watch?v=YMfGaRQhqZs

BORA YAŞAR
08-12-2008, 22:04
Ve bazılarının bu ne çelişki diyebileceği bir seçkim daha.

Sevdiğim country tarzından.

Billy Dean söylüyor.

Hoparlörlerinizin sesini biraz açıp gümbürdetin.

Bayılacaksınız.

http://rapidshare.de/files/41093373/Billy_Dean_-_Kissable__Huggable__Loveable__Unbelievable.mp3.ht ml

Not: verdiğim linki tıklayın. Aşılan sayfada "free" şıkkını tıklayın. Yine açılacak sayfada bir dakika içinde size verilecek şifreyi kutuya aynen yazıp parçayı indirin ve dinleyin.:)

BORA YAŞAR
09-12-2008, 10:26
Resesyon dediğimiz ekonomik büyümenin durulması olarak ifade edebileceğimiz ekonomik krizde firma ve kişi davranışları aslında aynı doğrultuda tezahür ediyor: Harcamaları ve yatırımı kısmak. Büzüşmek ve hücre gibi en düşük seviyede kalori harcıyarak vakte oynamak. Fonksiyonlarını en alt seviyede tutarak o sesi duyma ümidiyle rölantide beklemek: Hadi kriz bitti sesini.

Oysa herkes biliyor ki bu davranış biçimi krizi derinleştirmekte. Anormal kısılan, ertelenen harcama hem krizin şiddetini artırmakta hem de süreyi uzatmakta. Hemen her fert bu gerçeği gayet iyi bilmekle beraber, doğru davranışı diğer şirket ve fertlerin göstermesini diliyor.

Aklıma 1940 larda doğan ve 2 yaşında iken ölen ablam geldi. Zavallı ishal olunca, suyu kesen ailesinin cahilliğinin kurbanı oldu. Hala ağlayarak anlatırlar. Su su diye ölmüş. Amcalarımdam biri sevap olsun diye kimseye göstermeden su içirmiş. Hiç olmazsa huzur içinde ölsün diye.

Daha sonraları anlaşıldı ki ishalde suyu kesmek değil, tam tersine, daha fazla su içirmek gerekiyor.

Yaşamsal gerçeklerin herkes tarafından doğru algılanarak doğru hareket edilmesi zaman alıyor. Can alıyor.

BORA YAŞAR
09-12-2008, 20:10
Yunanistan'da bir gencin polis tarafından vurulması olayı, Cumhurbaşkanı Sezer'in 2001 krizini başlatan Anayasa kitapçığını fırlatmasına benziyor.

Ne gencin vurulması temel olay, ne de anayasa kitapçığının fırlatılması.

Bunlar bardağı taşıran son damlalar. Bunlar birikmiş dertlerin, skandalların, devletin imkanlarının peşkeş çekilmesinin, bunlar ekonomik krizinin yarattığı sorunların, işsizliğin, fukaralığın milletçe artık sineye çekilmeyerek, protesto edilmesi. Ölen gencin bedebi, anayasa kitapçığı buna simge olarak seçildi. Çok daha farklı bir nedenle de başlıyabilirdi Yunanistan'da ülkeyi sarsan gösteriler.

Yukarda bir yazı da bir yazardan alıntılamıştım. Bu kriz ekonomik olmaktan çok ahlaki bir krizdir. Bu nedenle de çözümü çok daha fazla sürebilir.

Başbakanın, krizin ülkemizi teğet geçeceğini düşündüren ise, toplumun tepkisizliğidir.

Bizim ülkemizde kriz, Deniz Gökçe tipi akademisyenler kabul etmese de, başlıyalı epey oluyor. Belki de hiç ara vermedi.

Biz, Yunanlılar gibi sadece sağcı-solcu gibi kavgasının tehdidi altında da değiliz. Etnik kavga sağ-sol kavgasından daha şiddetli sonuçlar doğurabilecek bir olgudur.

Bayram günlerinin birleştiriciliğinde, iyi şeyler düşünmek en hayırlısı.

BORA YAŞAR
09-12-2008, 21:34
Yunanistan'daki halkın polisle, devletle kavgasını görünce düşünmeden edemiyor insan, ekonomik krizin Avrupa'da derinleşmesi inanılmaz bir kargaşa ortamı yaratabilir. Avrupanın demografik yapısı bizim gibi azgelişmiş ülkelere ölçü olarak sunuluyor. Hatta gelişmiş ülke statüsü, tarımdan (köylülükten) şehire (reel ve mali sektöre) geçiş olarak dahi tanımlanıyor.

Benim eşim hayatı en basitine indirger zaman zaman. Hatta beni alaya alarak "İnsan sonuçta, ekmek yer su içer. Tüm bu girift ilişkiler niye" der.

Haksız mı?

Avrupa'daki uzun süreli bir ekonomik krizin yaratacağı kaosu düşünüyorum da, eğer nüfuslarının yarısı köylü olsa belki de bu kadar korkutmazdı diye düşünüyorum.

"Hadi gel köyümüze geri dönelim" türküsünde kristalleşen olgu bu olsa gerek.

Türk toplumu, hala bu türküye uyabilecek konumda. Köyle, tarımla, insanın temel ihtiyaçlarının üretimiyle çok uzak değil ülkemizin büyük kısmı.

Bu beni, karabasanlar ziyaret ettiğinde (panik atak bunun bugünlerde popüler adı), doğrusu oldukça rahatlatıyor.

KARADENIZ
10-12-2008, 02:10
Yunanistan'daki halkın polisle, devletle kavgasını görünce düşünmeden edemiyor insan, ekonomik krizin Avrupa'da derinleşmesi inanılmaz bir kargaşa ortamı yaratabilir.

Türk toplumu, hala bu türküye uyabilecek konumda. Köyle, tarımla, insanın temel ihtiyaçlarının üretimiyle çok uzak değil ülkemizin büyük kısmı.
.

turkiye 1970 - 80 donemini tanimlanmayan bir ic savas psikoloji ile gecirdi..
70 lere gelmeden 100binler 15-16 haziran da ayaklandi...
bir donem nerdeyse her gun onlarca can kaybedildi..sehirler, ilceler, koyler mahalleler ayristi....her kesim kendince hakli nedenlerle sokaga dokuldu...

bu ayrismalarin , bas kaldirilarin, catismalarin temelinde hep ideolojik ve dini ikilikler vardi.. (olayin cia , su bu vb tezgahi oldugu , dis gucler vb etkisi.. bunlar degil konum...)
ama bildigim izledigim okudugum kadariyla O gunlerde, bile yani ic savas goruntulerinin oldugu zamanda bile dukkanlarin, magazalarin, marketlerin talan edildigini animsamiyorum...

oysa arjantinde 2000lerin basinda yasanan ekonomik kriz sonrasi gunlerce televizyonlarda insanlarin dukkanlari nasil talan ettigini izledik.... o goruntuleri izlerken gelmisti aklima bu yazdiklarim... benzer olaylar bir cok yabanci ulkede de olmustu...

ama bizde .animsamiyorum.... ben bunu Anadolu insaninin tevekkul anlayisina bagliyorum...
Anadolu insani artik kaybedecek hic bir seyi yokken (hatta zinciri bile yokken) bile Allah beterinden saklasin deyip sukur edebiliyor....belki de bu nedenle issiz kalindiginda binlerce kisi evine ekmek goturemez hale geldiginde bile yolalri kapayip slogan atmaktan baska bir sey yapilmiyor.....
garip bir bagisiklik ve aliskanlik sistemimiz var toplum olaran vesselam....

BORA YAŞAR
10-12-2008, 12:04
Tüm hastalıkların tedavisinde birinci adım hastalığın teşhisidir.

Teşhis doğru yapılmazsa, tedavi başarılı olmaz, hasta yanlış teşhisin gereği yapılırken canından olabilir.Dünyadaki ekonomik krizin teşhisinin de iyi yapılması gerekiyor bu açıdan.

Tüm dünyada krizin ilk çıktığı yer finans sektörü olarak belirlendi. Krizin ABD deki serencamını artık hemen hepimiz biliyoruz ayrıntısıyla. Sırf bu nedenle, banka ve finans sektörüne trilyon dolarlar seviyesinde iyileştirme paketleri boca edildi.

Ancak ardından reel sektörün dev firmaları bir yandan borçları nedeniyle sarsılmaya başlarken asıl temel nedenin "talep yetersizliği" olduğu anlaşıldı. Bu açıdan devlet tüketicilerde güven yaratmak, talebe de güç vermek üzere, çeşitli paketler açıkladılar.

Ülkemizde henüz bankacılık ve finans sektöründen somut bir felaket haberi gelmedi. Tüm söylemler, bu sektörün 2001 krizinden aldığı dersle, bünyesini güçlü tuttuğu üzerine. Bu söylemlerin ne kadar doğru olduğunu önümüzdeki günlerde göreceğiz.

Ancak reel sektörde işler daha da karışık. Son 3 aydır işten çıkarılan işçi sayısının vardığı boyut mal ve hizmet üreten bu sektörün krize yakalandığını ayan beyan göstermekte. Açıkça belli ki bu "talep krizi" dir.

Şirketler iç ve dış talep yeterli olsa, bu duruma düşmeyeceklerdi.

Hükümetin yapması gereken, hiç olmazsa iç talebi artırıcı, güven verici adımlar atmaktır.

Bu nedenle hükümetin ""KOBİ lere cansuyu" yerine, KDV oranlarının düşürülmesi gibi doğrudan tüketiciyi özendirecek tedbirler alması gerekir.

"Cansu"larının patronların doğrudan cebine girip bir işe yaramıyacağını geçmiş deneyimlerden bilmekteyiz.

BORA YAŞAR
10-12-2008, 12:12
Dün yazdığım bir yazıda tüketicilerin kriz dönemlerinde tüketimden kaçınmalarının krizi derinleştirdiği, bundan da yine toplumun zarar gördüğünü ifade etmiştim. Bu bir fasit daire.

Bugün ki gazetelerden okuyoruz. Boyner Grubu T-box uygulamalarına iki can alıcı reklam sloganı bulmuş:

Bu Yılbaşı Kriz Kışınıza Kaçmasın.:he:

Ya Al Ya Terket!

Evet bu kadar çarpıcı bir şekilde anlatılmış dün benim kelimelere dökerken zorlandığım gerçek.

Yapmamız ve yapmamamız gerekenler belli.

Gerisi bize kalmış.

BORA YAŞAR
10-12-2008, 12:41
Düşündünüz mü? İnsanlar neden içinde yaşadıkları toplumda, kulüpler/dernekler/cemiyetler kurar ve buraya sadece belirli kriterlere göre seçilmişleri alırlar?

"Özel"leşmek, diğerlerinden "farklı"laşmak, ayrılmak için.

Seçkin biri olmak.

Başkalarının giremiyeceği, ulaşamıyacağı yerlerde biraraya gelmek.

Kasabalarda bazı küçük şehirlerde "şehir kulüpleri" bu amaçla oluşturulur. Bürokrasinin üst kademesi eşrafla, zenginle burada erkek erkeğe buluşup, oyun oynar, yemek yer içki içerler. Gerektiğinde dayanışırlar. Küçük/büyük ricalar buralarda etkin mevkilerdekilere iletilir.

Büyük şehirlerde ayrışmalar daha çeşitlidir. Dernek ve kulüpler her tür ihtiyaca her tür gruba cevap verecek seviyededir. Az tenis oynanan tenis kulüpleri, briç kulüpleri, binicilik kulüpleri vs aslında giriş aidatları yüksek statü noktalarıdır. Gazetelerin sosyete (?) haberleri için temel kaynaktır buraları.

Bu kadarı yetmez. Çünki zenginin de zengini, seçkinin de seçkini vardır.

Daha da "ari", daha da süzülmüş kulüpler gereklidir statü için. Rozet kulüpleri. Rotary, Lions vs kulüpleri gerekli linklerin bulunması koşuluyla mümkündür.

Bununla da yetinmeyebilirsiniz. Daha merasimli, daha gizemli, hatta gizli, ritüelli, kıdem esasının cari olduğu kulüplere de çağrılma yollarını bulabilirsiniz.

Tüm bunlar, yukarıda ifade etmeye çalıştığım insanın kendini diğerlerinden farklı/özel bir statüye sokma güdüsünüm tezahürleridir.

Bakın etrafınıza.

Bu gayretleri, bazı grup adları ve özel hitap tarzlarıyla yanıbaşınızda görmüyor musunuz?

KARADENIZ
10-12-2008, 12:45
Bugün ki gazetelerden okuyoruz. Boyner Grubu T-box uygulamalarına iki can alıcı reklam sloganı bulmuş:

Bu Yılbaşı Kriz Kışınıza Kaçmasın.:he:

Ya Al Ya Terket!

.

sn YASAR,
reklam ve slogan aynen bu kelimelerle mi ? yoksa sizin rutuslamaniz var mi icinde ?:notr:

BORA YAŞAR
10-12-2008, 13:03
Aynen.

Buraya alıntılayamadım. Son günlerde sanırım gazete internet siteleri bunu önleyecek bazı önlemler almış.

Linki şu:

http://www.hurriyet.com.tr/ekonomi/10540923.asp?gid=229

http://www9.gazetevatan.com/haberdetay.asp?detay=Ya_al_ya_terket_212722_2&Newsid=212722

BORA YAŞAR
10-12-2008, 18:03
Bu sitede bir günde kaç mesaj/yazı yazabilirsiniz?

Ben gün 12 saat buradayım. Ve durmaksızın okuyor yazıyorum. Sanırım tüm gayretime karşın ancak 20 tane yazı yazabilirim. Daha fazlası zor. Çünki yazı demek, emek demek.
Konu bulacaksın. Konunun güncel olmasına çalışacaksın. Düzgün, Türkçe yazım kurallarına uygun olmasına çabalıyacaksın. Zor iş vesselam.

Ama ileti göndermek daha farklı birşey olsa gerek.

Peki bir günde 50 ileti yazılabilir mi?

70, 80?

100 ileti gönderme imkanı var mıdır?

Peki 150?

:he::he:

Diyeceksinizki, "imkansız".

Ben saydım var.

Demek azmin elinden birşey kurtulmazmış.

Yaşarsak daha neler göreceğiz bakalım.

BORA YAŞAR
11-12-2008, 13:23
Bugün Star gazetesinde Ziya Şengül şöyle başlamakta yazısına:

"Bu ayıp Aragones’e yakışır, bize değil! Dedem ya kafayı yemiş, yahut bizimle dalga geçiyor.
Denizli maçında Maldonado yok, Dinamo karşısında var. Denizli maçında gol atan Emre kadroda yok, niye Maldonado var? UEFA Kupası planları olan Fenerbahçe’de biz, saha dışı yorum yapan yorumcular olmamalıydık."


Aragones'e "dedem" diyen Ziya Şengül'ün biorafisi için arama yaptım. Malesef sadece 1958 yılında PTT de forma giydiğinden başka doğum tarihi hakkında fikir verecek birşey bulamadım. 18yaşında milli lig takımında forma giymeye başladığını kabul etsek doğum yılı 1940 olur kabaca.

Luis Aragones ise 28 Temmuz 1938 doğumlu.(http://www.amaney.com/forum/biyografi/42626-luis-aragonis-fenebahce-teknik-direktoru-hakkinda-kimdir-biyografi.html)

:he::he:

Toruna bakın, dedeye bakın biryol.

Torun 68, dede 70 yaşında.

Hay bin kunduz.

Gariptir, ben de dahil artık yaşlı sınıfına giren insanlar nedense, kendilerini hiç yaşlanmıyor zannediyorlar.

İnsan böyle bir yaratık işte.

Epeydir görmediğim benden 10 yaş genç bir arkadaşla karşılaştık geçen yıl. İlk lafı "abi ne kadar yaşlanmışsın!" oldu patavatsızın.:)

Oysa ben de aynı lafı kendisine söyleyecektim fırsat verse.

"Sen aynen duruyorsun sevgili kardeşim" dedim. Çok mutlu oldu.


Annem 84 yaşında. Asgari 10 yıllık planlar yapar boş kaldığında.

Allah herkese sağlıklısından uzun ömür versin.

O gün geldiğinde kimsenin yaşına bakmıyorlar zaten.

BORA YAŞAR
12-12-2008, 12:51
"Dün belki de 40 yıldır ilk defa saat 13.30’da sokağa çıktım ve Kanlıca’ya gidip deniz kenarında oturdum.

Son beş yıldır profesyonel bir toplantı katılıcısı haline dönüştüğümden, ondan önce de koşturmaktan kolayca ulaşılabilecek güzellikleri yaşamayı atlamışım.

.........

Soğuk ama güneşli havada Boğaz’ın tatlı tatlı, kıpırtılı denizine bakarken bunları düşündüm.

Sonra birden içime sıcak duygular doldu. Tam o yerde, tam orada, ben diyeyim 40, siz deyin 45 yıl önce ailemle birlikte oturmuş yoğurt yiyorduk. Bir sürat motoru yaklaştı, içinde aman Tanrım Zeki Müren oturuyordu. Kollarını iki yana açmış, krallar gibiydi. Adamlarına talimatlar veriyordu. Birkaçı sahile atlayıp ona kese içinde yoğurt getirdiler. Galiba üzerinde kaymaklı dondurma da vardı.

Bütün bunlar dün olmuş gibi net hatırlıyorum, Proust çok haklı. Bütün bu hatırayı getiren oradaki bir kokuydu. Bir yerlerde midye tava yapılmaktaydı.

......

Bir Teksas, Tom Miks’ten görünce neden çocukluğumuzu veya annemizin pişirmekte olduğu bir kekin kokusunu hatırlayıveririz? (Anne, ay çöreklerinin kokusunu ve o kokunun verdiği güven duygusunu çok özledim)... "

Bugün Akşam'daki köşesinde böyle yazmış Serdar Turgut.

Hem kendisi hem de gazetesi açısından hiç de olumlu geçmeyen genel yayın yönetmenliği döneminden sonra bir köşe yazarı olarak mutlu görünüyor.

Konuları daha da insana dair olmaya başladı.

Ve yukardaki yazısında anlattığı insanı hepimiz tanıyoruz ya da gün gelecek tanıyacağız.

Durup dururken birden bir koku gelecek bir yerlerden. Annemizin böreğinin, yaprak sarmasının, tandırının, kekinin kokusu.

Ve yine birden ağlamaya başlıyacağız.


Bir bahar yağmurunun kiri pası arındırması gibi içimizin yıkandığını, ferahladığımızı hissederek.

REST
13-12-2008, 12:10
Bu aralar KRİZ çok tartışılıyor..
Değdimi...deldimi...bittimi...daha başlangıç mı...vs vs..
Ben ..
Bu sabah 2 gazetenin ABD de Otomotiv destek paketi ile ilgili bir haberini veriş şekillerine dikkat çekmek istedim....
Bugün Hürriyet alanlar ...ABD de Otomotivcilere şok..paket red edildi..batışlar olabilir...
Bugün Sabah alanlar...manşetten..Otomotivcilere Busch dopingi..dünya rahatladı..ne güzel haber..vs vs...
Bir haber bu kadar çelişkili verilir.....
İnsanlar zaten zorlukla 1 gazete alıyor...
Artık..şansına aldıkları gazete nasıl yorum yaparsa..haberleri o şekilde algılıyorlar....
Bir kesim...bu kriz bitiyor..bak bize hiç bir şey olmadı..teğet geçti derken..
Diğer kesim...bu kriz büyüyor..ülkemizi de çok ciddi etkileyecek..durum vahim..diyecekler....
SONUÇ....
Yurdum insanıda..
TV lerde kim nasıl yemek yaptı..10.000 ytl yi kaptı..ya da hamdi bey bakalım nasıl bir teklif verecek diye kafa patlatıyor......TV lerden başını kaldırabilse..bakacak ve görecek neler oluyor...
Son tahlilde bakmasa da görecek......
* :notr: *

BORA YAŞAR
14-12-2008, 10:45
Ben de bu sanal dünyada geçirdiğim 10 yılın üstündeki zaman diliminde birçok lakap kullandım. Bilinmezliğin gölgesinde ben de zaman zaman kendimi (fazla sık değil), hareketlerimin yazdıklarımın sorumluluğunu taşımayacağım noktalara buldum. Hoşlanmadım.

En son hissenete geldiğimde bir karar verdim. Beni yoran sanal kişiliğimi bırakacak, gerçeğe en yakın görünümümle bu sitede yer alacaktım.

Böylelikle aynen gerçek hayattaki gibi yazdıklarımdan, davranışlarımdan sorumlu biri olarak dikkatli, özenli, yalansız, riyasız davranacaktım.

Sn Von ne der bilmem ama doğrusu bu bana/bünyeme çok uydu. Gerçek hayatta özü/sözü bir dedikleri tiplerdenim. Sanal bir ikinci kişiliği becerememek bir yana, kaldıramıyorum, yükü ağır geliyor.

İnsanların sanalda bu kadar kırıcı, bu kadar sorumsuz ve rahat davranmalarının özünde gerçek kimliklerinden uzak olmaları gerçeği yatıyor bana göre.

Ben, bu amaçla, bu forumun omurgasını oluşturan 200-300 kişinin, öztanıtımını bir albümde toplamak istedim. Ama olmadı. En kıdemli, en yerleşik, artık davranışları oturmuş ilk 60 kişiden bile anca 15 kişi, kendini biraz (istediği kadar) tanıtmaya rıza gösterdi. Gerisi sakıncalı bulduğunu bana bizzat yazdı.

"Ben Kim miyim" başlığını açarken şöyle demiştim:






Burada zaman zaman forumdaşlar arasındaki diyaloglarda çok kırıcı noktalara ulaşılmasında en büyük faktör, karşımızdaki kişinin, bu toplumda saygın bir yere sahip bir vatandaşımız olduğunu unutup onu sanki uzaydan gelen bir daha görmeyeceğimiz, rastlamıyacağımız biri olarak algılamamızdandır.

Oysa buradaki forumdaşların birçoğu saygın bir aile babası, Bu ülkenin saygın bir vatandaşı, bir mesleğin uygulayıcısıdırlar.

Göreceksiniz onları tanıdıkça, daha çok sevecek, sayacak, kırmamaya özen göstereceğiz.

Ümidim dileğim bu.


Arena topiğinde dün gece yaşadıklarım beni bu konuda bir daha haklı çıkardı.

Bir insanı kimlik olarak belirleyen 10-15 yap-boz parçası var. Daha bunlardan iki tanesini yerine koyduğumuz bir sanal kişi bir anda ete kemiğe büründü. Yaşı ve cinsiyeti. Ve bir anda davranışlarının sorumluluğunu daha bir hissettiğini gördük.

Hani teşbihte hata olmaz, mahallede sizin evinizin camına sürekli taş atanlardan birini tanırsınız da eşinize " Hanım şu iki apartman ötede oturan Mehmet Beyin kızı değil miydi?" diyerek yap-bozdan iki parçayı yerine koyup, camı açıp çocuğun duyacağı bir şekilde "sen Mehmet Bey'in kızı değil misin? Babana yaptıklarını söyleyeceğim" dediğinizde o yaramaz çocuğun bir anda uslanması gibi.

Hanımlar, beyler..

Bu site/forum bizlerin günün önemli bir kısmını geçirdiğimiz yer. Buranın huzuru kendi sağlığımız, bekamız için önemli. Bu huzuru/düzeni bozanlara, saygı-sevgi sınırlarını zorlıyanlara sadece yönetim değil, bu havayı soluyan bizler de karşı çıkmalıyız.

Dün gece Arena'da yap-bozundan iki parça eklediğimiz, kızım yaşındaki forumdaş, yaşı başı, mesleği, yaşadığı yer herşeyi belli olan benimle, mesleğimle, ünvanımla dalga geçtikten sonra benim gösterdiğim tepkiye, birçoğunuzu haklı gibi gözükecek bir savla mealen şöyle demekte:

"Sizin gerçek hayatta ne iş yaptığınız, ünvanınız, yaşınız burada sökmez. Burada hepimiz eşitiz. Gelin çok titizlenmeyin. Rahat olun. Kendinizi kasmayın. Birbirimizle rahatça dalgamızı geçelim. Sanalda hayat budur."

Neremiz eşit be gülüm.

Ben herşeyimle apaçık ortadayım. Siz tamamen gizli. Böyle oyun mu olur?

Ha "burası bir salon. Müzik çalsın sürekli. Biz de kostümlerimizi giyelim, MASKElerimizi takalım, aman ne heyecan ne heyecan diyorsanız."

Bu oyun bana gelmez. Uymaz.

cautionary
14-12-2008, 11:04
Ben de bu sanal dünyada geçirdiğim 10 yılın üstündeki zaman diliminde birçok lakap kullandım. Bilinmezliğin gölgesinde ben de zaman zaman kendimi (fazla sık değil), hareketlerimin yazdıklarımın sorumluluğunu taşımayacağım noktalara götürdü. Hoşlanmadım.

En son hissenete geldiğimde bir karar verdim. Beni yoran sanal kişiliğimi bırakacak, gerçeğe en yakın görünümümle bu sitede yer alacaktım.

Böylelikle aynen gerçek hayattaki gibi yazdıklarımdan, davranışlarımdan sorumlu biri olarak dikkatli, özenli, yalansız, riyasız davranacaktım.

Sn Von ne der bilmem ama doğrusu bu bana/bünyeme çok uydu. Gerçek hayatta özü/sözü bir dedikleri tiplerdenim. Sanal bir ikinci kişiliği becerememek bir yana, kaldıramıyorum, yükü ağır geliyor.

İnsanların sanalda bu kadar kırıcı, bu kadar sorumsuz ve rahat davranmalarının özünde gerçek kimliklerinden uzak olmaları yatıyor.

Ben bu forumun omurgasını oluşturan 200-300 kişinin, öztanıtımını bir albümde toplamak istedim. Ama olmadı. En kıdemli, en yerleşik, artık davranışları oturmuş ilk 60 kişiden bile anca 15 kişi, kendini biraz (istediği kadar) tanıtmaya rıza gösterdi. Gerisi sakıncalı bulduğunu bana bizzat yazdı.

"Ben Kim miyim" başlığını açarken şöyle demiştim:




Arena topiğinde dün gece yaşadıklarım beni bu konuda bir daha haklı çıkardı.

Bir insanı kimlik olarak belirleyen 10-15 yap-boz parçası var. Daha bunlardan iki tanesini yerine koyduğumuz bir sanal kişi bir anda ete kemiğe büründü. Yaşı ve cinsiyeti. Ve bir anda davranışlarının sorumluluğunu daha bir hissettiğini gördük.

Hani teşbihte hata olmaz, mahallede sizin evinizin camına sürekli taş atanlardan birini tanırsınız da eşinize " Hanım şu iki apartman ötede oturan Mehmet Beyin kızı değil miydi?" diyerek yap-bozdan iki parçayı yerine koyup, camı açıp çocuğun duyacağı bir şekilde "sen Mehmet Bey'in kızı değil misin? Babana yaptıklarını söyleyeceğim" dediğinizde o yaramaz çocuğun bir anda uslanması gibi.

Hanımlar, beyler..

Bu site/forum bizlerin günün önemli bir kısmını geçirdiğimiz yer. Buranın huzuru kendi sağlığımız, bekamız için önemli. Bu huzuru/düzeni bozanlara, saygı-sevgi sınırlarını zorlıyanlara sadece yönetim değil, bu havayı soluyan bizler de karşı çıkmalıyız.

Dün gece Arena'da yap-bozundan iki parça eklediğimiz, kızım yaşındaki forumdaş, yaşı başı, mesleği, yaşadığı yer herşeyi belli olan benimle, mesleğimle, ünvanımla dalga geçtikten sonra benim gösterdiğim tepkiye, birçoğunuzu haklı gibi gözükecek bir savla mealen şöyle demekte:

"Sizin gerçek hayatta ne iş yaptığınız, ünvanınız, yaşınız burada sökmez. Burada hepimiz eşitiz. Gelin çok titizlenmeyin. Birbirimizle rahatça dalgamızı geçelim. Sanalda hayat budur."

Neremiz eşit be gülüm.

Ben herşeyimle apaçık ortadayım. Siz tamamen gizli. Böyle oyun mu olur?

Ha "burası bir salon. Müzik çalsın sürekli. Biz de kostümlerimizi giyelim, MASKElerimizi takalım, aman ne heyecan ne heyecan diyorsanız."

Bu oyun bana gelmez. Uymaz.

Öyleleri ile muhatap olmayacaksınız...Kafa rahatlığı için.

Yurdum, ye kürküm ye lafının diyarıdır..Adam tipine bakıp selam vermez,ama synı kıyafetle son model bmw jeep ten indiğini görünce, "vay be ne adam, aşmış olayı, üste başa önme vermiyor" der.

ya da ne kadar doğru, mantıklı yazarsan yaz dikkate alınmaz...ama, adam ben jp morgan da türkiye masası direktörüyüm dese, ne dese önünde saygıla eğilir insanlar.

özetle..burası sanal alem, burda kimliklerin önemi yoktur diyen adam gerçek hayatta kimliklere çok öenm veriyordur bence..ve de kendi kimliğine çok değer vermiyordur..zira söylediklerinin, düşüncülerinin çok da itibar görmeyeceğine inanıyordur.

Olay gayet basit aslında...senelerini konut piyasasına vermiş, 100 lerce ev alım-satımına aracılık etmiş bir emlakçının konut piyasası hakkındaki görüşleri, benim gibi bu konuyla alakalı birikimi 3-5 gözlemden ibaret olan biriyle aynı kategoride değerlendirilmemelidir...ha bu durum, benim görüşüm daha doğru olamaz, her zaman arkadaşın görüşü daha doğrudur manasına gelmez...yazılanları değerlendirriken, kişilerin gerçek birikimlerinin ne olduğunun bilinmesi de önemli avantajlar sağlayacaktır okuyana.

BORA YAŞAR
15-12-2008, 11:33
http://img407.imageshack.us/my.php?image=ba92266591ceb04aa79a9dcno0.jpg

Irak'a bir veda ziyareti yapan ABD Başkanı George Bush, Başbakan Nuri el Maliki ile yaptığı basın toplantısı sırasında öfkeli bir Iraklı gazetecinin ayakkabılı protestosuyla karşılaştı. Toplantıda bir gazeteci Maliki'nin şaşkın bakışları altında iki ayakkabısını da çıkardı ve "İşte bu Irak halkından sana güle güle öpücü. Seni köpek..." diye bağırarak peş peşe Bush'a fırlattı.

http://www.sabah.com.tr/haber,74DC7E3775D84D6C90A339CAF452FBD4.html


Hani neredeyse set dekorcusunun bile öldüğü filmler vardır. Ama sonunda iyilik galebe çalar. Huzur duyarsınız.

Irak trajedisinden bir mutluluk tablosu çıkar mı bilmem.

Ama son derece orantısız da olsa Bush'un giderayak karşılaştığı tepki birçok insanı rahatlatacaktır.

Kötülerin eninde sonunda hak ettiklerini cezayıbulacakları bir dünya düşlemek bile güzel.

Figo
15-12-2008, 11:51
http://img407.imageshack.us/my.php?image=ba92266591ceb04aa79a9dcno0.jpg

Irak'a bir veda ziyareti yapan ABD Başkanı George Bush, Başbakan Nuri el Maliki ile yaptığı basın toplantısı sırasında öfkeli bir Iraklı gazetecinin ayakkabılı protestosuyla karşılaştı. Toplantıda bir gazeteci Maliki'nin şaşkın bakışları altında iki ayakkabısını da çıkardı ve "İşte bu Irak halkından sana güle güle öpücü. Seni köpek..." diye bağırarak peş peşe Bush'a fırlattı.

http://www.sabah.com.tr/haber,74DC7E3775D84D6C90A339CAF452FBD4.html




**********

BORA YAŞAR
15-12-2008, 15:01
Demokrasi, üstün kaliteli, gelir düzeyi insanca yaşamaya yeterli insanların yönetim biçimidir.

Bu insanlar, sorgular, hesap sorar, gerektiği yerde sesini yükseltir.

Bu insanlar, kendilerini seçtikleri yöneticilerden üstün görür. Hizmet vermeyen yöneticiyi sorgular, beğenmezse yerine layık olanı seçer.

Demokrasi susmayanların rejimidir. Pısmayanların rejimidir.

Bu nitelikte insanların yaşamadığı sözümona demokrasiyle idare edilen ülkelerde, yöneticiler hizmet veren değil, lütfedenler durumuna gelirler.

Süreli görevli değil, süresiz yöneten olurlar.

Böyle ülkelerde demokrasi, otorasiye dönüşür ve kimse anlamaz.


Üstat Sezai Karakoç böyle bir ülkelerin yöneticileri için diyor ki:

]“Onlar sanıyorlar ki, biz sussak mesele kalmayacak.

Halbuki,

biz sussak, tarih susmayacak...

Tarih sussa, hakikat susmayacak.

Onlar sanıyorlar ki, bizden kurtulsalar mesele kalmayacak.

Halbuki,

bizden kurtulsalar, vicdan azabından kurtulamayacaklar,

vicdan azabından kurtulsalar,

tarihin azabından kurtulamayacaklar.

Tarihin azabından kurtulsalar, Tanrı’nın gazabından kurtulamayacaklar.”[/B]

Son söz de benden olsun:

Halkı kuzu gibi olan coğrafyanın en sevinçli günü Kurban Bayramıdır.

BORA YAŞAR
17-12-2008, 11:07
http://img224.imageshack.us/img224/2381/21033382jl7.png




A Violinist in the Metro


From The Effective Club

A man sat at a metro station in Washington DC and started to play the violin; it was a cold January morning. He played six Bach pieces for about 45 minutes. During that time, since it was rush hour, it was calculated that thousand of people went through the station, most of them on their way to work.

Three minutes went by and a middle aged man noticed there was musician playing. He slowed his pace and stopped for a few seconds and then hurried up to meet his schedule.

A minute later, the violinist received his first dollar tip: a woman threw the money in the till and without stopping continued to walk.

A few minutes later, someone leaned against the wall to listen to him, but the man looked at his watch and started to walk again. Clearly he was late for work.

The one who paid the most attention was a 3 year old boy. His mother tagged him along, hurried but the kid stopped to look at the violinist. Finally the mother pushed hard and the child continued to walk turning his head all the time. This action was repeated by several other children. All the parents, without exception, forced them to move on.

In the 45 minutes the musician played, only 6 people stopped and stayed for a while. About 20 gave him money but continued to walk their normal pace. He collected $32. When he finished playing and silence took over, no one noticed it. No one applauded, nor was there any recognition.

No one knew this but the violinist was Joshua Bell, one of the best musicians in the world. He played one of the most intricate pieces ever written, with a violin worth 3.5 million dollars.

Two days before his playing in the subway, Joshua Bell sold out at a theater in Boston and the seats average $100.

This is a real story. Joshua Bell playing incognito in the metro station was organized by the Washington Post as part of an social experiment about perception, taste and priorities of people. The outlines were: in a commonplace environment at an inappropriate hour: Do we perceive beauty? Do we stop to appreciate it? Do we recognize the talent in an unexpected context?

One of the possible conclusions from this experience could be:

If we do not have a moment to stop and listen to one of the best musicians in the world playing the best music ever written, how many other things are we missing?



Bana elektronik posta ile geldi bu çok ilginç haber.

Kısaca şöyle demekte:

Bir genç adam Washington DC metrosunda 45 dakika süreyle Bachdan 6 parça çaldı.

O hay huy içinde kimse ne durdu ne dinledi. Parada da veren pek olmadı. (toplam 32 dolar kazanmış sonunda)

Sadece küçük çocuklar dinlemek istedi. Ama velileri sürükleyip götürdüler.

Bu sokak çalgıcısı dünyanın en büyük kemancılarından Joshua Bell'di. 3.5 milyon dolarlık kemanıyla dünyanın yazılmış en ince altı parçasını seslendirdi.

Metroda çalışından 2 gün önce Boston'da bir salonda verdiği konserin ortalama bilet fiyatı koltuk başına 100 dolardı.


Çelişki mi dersiniz?

BORA YAŞAR
17-12-2008, 14:52
"...................

Şu aralar beynim iyi çalışıyor.

Bunu da bence Robin Williams’ın teorisiyle açıklamak mümkün. ‘Yaradan erkeklere başlıca iki önemli organ vermiştir: Beyin ve penis. Ama ne yazık ki ikisinin aynı anda çalışmasına yetecek kan vermemiştir’ demişti ünlü komedyen.

Evet beynimin iyi çalışmasının ve yazılarda iyi performans çıkarmamın asıl nedeni bu olmalı ve yazıların her zaman iyi olacağının garantisi de bu. Müjdeler olsun hepimize."

http://www.aksam.com.tr/yazar.asp?a=138386,10,104

Serdar Turgut inanılmaz derecede üretken bir yazar.

Çok okumuş.

Bazılarımıza anlamsız gelebilecek birçok konuda birikimli.

Uçuk olduğunu bilen ama aldırmayan bu konuda kendini katiyetle frenlemeyen biri. Ayrıca özeleştiriyi, kendisiyle dalga geçmeyi, fiziksel dai olsun eksiklerini sergilemekten korkmayan bir insan.

Ben çok seviyorum asabımı bozmayan ama farklı konuları bana getiren entellektüel kişileri.

Zaman zaman kızmama rağmen Serdar Turgut bunlardan biri.

Okumak, öğrenmek insana dair.

KARADENIZ
17-12-2008, 15:02
Yurdum, ye kürküm ye lafının diyarıdır..Adam tipine bakıp selam vermez,

.


http://img224.imageshack.us/img224/2381/21033382jl7.png



Metroda çalışından 2 gün önce Boston'da bir salonda verdiği konserin ortalama bilet fiyatı koltuk başına 100 dolardı.


Çelişki mi dersiniz?


celiski ?? bence degildir... yalnizca yurdum da degil, insanin "MODERN" (tirnak icinde olmasi raslanti degil) insanin oldugu yerde ye kurkum ye bayrak olmus insanlarin elinde.........

MAKİNİST
18-12-2008, 11:31
Genelde okuyucusu olduğum ve çok sevdiğim bu topiğe naçizane bir katkı da ben yapmak istedim...Bana göre çelişki...
http://www.gazeteparc.com/h33399-alisveris-merkezi-enflasyonu-outlet-furyasina-donusuyor.html

Buradaki habere göre yurdumda alışveriş merkezleri sayısı epeyce artmış,birçok avm müşteri azlığından outlet konseptine dönmeye karar vermiş...
Outlet genel anlamıyla; seri sonu,ihraç fazlası,defolu,ikinci kalite,ucuz...gibi anlamlar çağrıştırıyor bana...
Peki bizi yöneten zevat her kürsüye çıktığında ne kadar ilerlediğimizden,ne kadar zenginleştiğimizden,kişi başı geliri iki katına çıkarttığından vb...den bahsetmiyor mu?
Bu kadar gelişmiş,zenginleşmiş bir millete outlet alışverişi yaptırmak kendi kendiyle çelişmek değil mi?

BORA YAŞAR
18-12-2008, 11:37
Genelde okuyucusu olduğum ve çok sevdiğim bu topiğe naçizane bir katkı da ben yapmak istedim...Bana göre çelişki...
http://www.gazeteparc.com/h33399-alisveris-merkezi-enflasyonu-outlet-furyasina-donusuyor.html

Buradaki habere göre yurdumda alışveriş merkezleri sayısı epeyce artmış,birçok avm müşteri azlığından outlet konseptine dönmeye karar vermiş...
Outlet genel anlamıyla; seri sonu,ihraç fazlası,defolu,ikinci kalite,ucuz...gibi anlamlar çağrıştırıyor bana...
Peki bizi yöneten zevat her kürsüye çıktığında ne kadar ilerlediğimizden,ne kadar zenginleştiğimizden,kişi başı geliri iki katına çıkarttığından vb...den bahsetmiyor mu?
Bu kadar gelişmiş,zenginleşmiş bir millete outlet alışverişi yaptırmak kendi kendiyle çelişmek değil mi?

Hoşgeldiniz sn Makinist;

Yandık desenize.

Bendeniz çok severim outlet sitelerini.

Hemen yanımızda var bir tane. Eski EGS. İyi oluyor. Yiyip içip, dolaşıp bakıp, sinemaya da gidebiliyorsunuz.

İyi de her iş yapamayan outlet numarasına yatarsa, bunun da cılkı çıkar.

BORA YAŞAR
19-12-2008, 13:05
Hüzün ve utanç veren rekorlar


Bir haftada 18 mahkûmiyet ve 2 milyon YTL'ye yakın tazminat! Türkiye, Avrupa İnsan Hakları Mahkemesi'nde (AİHM) kendisine ait olan rekoru bir kez daha yeniledi.
Ve mahkumiyet kararları o kadar sıradanlaştı ki, basın hep aynı başlıklarla ("AİHM, Türkiye'yi yine mahkûm etti", "AİHM, Türkiye'ye yine ceza yağdırdı" gibi) ve tek sütunluk haberlerle geçiştirmeye başladı.
Haksız sayılmaz. Çünkü Adalet Bakanlığı'nın verilerine göre, Strasbourg'daki mahkeme son 6 yılda Türkiye'yi 1.606 davada mahkûm etti, 869 başvuruyu dostane çözüme bağladı. Mahkûmiyetlerin bedeli olarak 73.5 milyon YTL'ye yakın tazminat ödendi. Halen 1.024 dava da devam ediyor. Hepsi bu kadar da değil; henüz ele alınmamış davaların sayısı da 9 bini geçiyor.

................

Ayıptan kurtulma yolu
Tek çözüm var: Neşter. Köklü bir yargı reformu. Bakanlığın hazırladığı taslağın da ötesinde, "Yargı bağımsızlığını" odak alan gerçek bir yargı reformu.
AİHM'deki Türk başvurularının oluşturduğu dağı ancak öyle bir reformla eritebiliriz.
Mahkumiyet rekorları ezikliği ve utancından ancak o şekilde kurtulabiliriz.
"Strasbourg'da hâkimler var" sözünü ancak o şekilde "Türkiye'de hâkimler var"a dönüştürebiliriz.


http://www.sabah.com.tr/safak.html


"Devlet" denen müessese (ki bazılarınca kutsallaştırılmasına bakmayın gökten zembille inmedi. insan işidir.), öncelikle, o coğrafyaya adalet getirmek üzere tasarlandı.

Başka hiçbir özellik, güvenlik ve adalet kadar devlet denen kavrama/oluşuma yaraşmaz.

Bir ülkede eğer adalet yoksa, güvenlik yoksa, orada devlet olduğu iddiasında kim bulunabilir ki.

Adaletin ihtiyaç duyulmadığı bir yer, sadece zorbaların yaşadığı, hakim olduğu bir yerdir.

BORA YAŞAR
19-12-2008, 13:27
Dünkü Hürriyet’in 16. sayfasında hiç alışık olmadığımız türden, çok hoş, çok vefalı bir ilan vardı. Henüz hayatta olan bir anne-baba için, çocuklarının verdiği teşekkür ilanı:


“Sevgili Anne-Babamız Fatma-İzzet Turhan’a... Biz hayatta en çok sizi sevdik... Varlığımız, varlık nedeninizdi. Sizin varlığınız da bizim varlık nedenimiz. Bize bir ömür adadınız. Biz de size adayacağız. Bizim üzerimizdeki emeklerinizin karşılığını ne bu dünyada ne de başka bir dünyada verebilmemiz mümkün değil. Size milyonlarca teşekkür borçluyuz. Bizi sevgiyle büyüttüğünüz için... Bize insan olmayı öğrettiğiniz için... Bize erdemli, onurlu bir hayat sunduğunuz için... Size sonsuz şükranlarımızı sunuyoruz. Sağolun, varolun. Allah size daha nice uzun ömürler versin, sizi başımızdan eksik etmesin. Çocuklarınız; Hamit-İbrahim-Melahat-Yusuf”

Ne hoş.

İçinde yaşadığımız toplumda böylesi sıcak, insanca olaylar olması insana huzur veriyor.

Bu arada epeydir söylemek istediğim birşeyi bu vesile ile ortaya dökmek istiyorum:

İnsan ailesini, annesini/babasını seçmez/seçemez.

Bir insanı ırksal temelde aşağılamanın, onu hor görmenin, bırakınız diğer nedenleri, salt bu nedenle hiçbir mantığı, rasyonalitesi yoktur.

"Ermenilerden özür" olayında, bizimle aynı safta yer alan bazıları, işin kolayına kaçarak, yaptığımız ırkçılıkmış gibi, karşı tarafa, "Ermeni" diyerek hakaret etmeye çalıştı.

Konumuz insan.

Kendimi tanıtmaya gelince: Ben Türk'üm. O da Kürt ya da Ermeni. Farketmez.

Her yönden eşitiz.

Aksi edimlerimizle kanıtlanıncaya kadar.

REST
19-12-2008, 22:46
http://mail.google.com/mail/?ui=2&ik=110ef270ba&view=att&th=11db13a9171e2ecf&attid=0.1&disp=attd&realattid=0.1&zw

Geçmiş zamanda bu parodilere gülünürmüş....
Şimdiki zamanda gülünmüyor....
Değişen ne acaba...
Sanırım...
İnsanlar değişti/rildi...
Çelişkili bir durum yok...!!!!
Selamlar...
*:notr:

Golfer
20-12-2008, 00:01
http://img224.imageshack.us/img224/2381/21033382jl7.png




A Violinist in the Metro


From The Effective Club

A man sat at a metro station in Washington DC and started to play the violin; it was a cold January morning. He played six Bach pieces for about 45 minutes. During that time, since it was rush hour, it was calculated that thousand of people went through the station, most of them on their way to work.

Three minutes went by and a middle aged man noticed there was musician playing. He slowed his pace and stopped for a few seconds and then hurried up to meet his schedule.

A minute later, the violinist received his first dollar tip: a woman threw the money in the till and without stopping continued to walk.

A few minutes later, someone leaned against the wall to listen to him, but the man looked at his watch and started to walk again. Clearly he was late for work.

The one who paid the most attention was a 3 year old boy. His mother tagged him along, hurried but the kid stopped to look at the violinist. Finally the mother pushed hard and the child continued to walk turning his head all the time. This action was repeated by several other children. All the parents, without exception, forced them to move on.

In the 45 minutes the musician played, only 6 people stopped and stayed for a while. About 20 gave him money but continued to walk their normal pace. He collected $32. When he finished playing and silence took over, no one noticed it. No one applauded, nor was there any recognition.

No one knew this but the violinist was Joshua Bell, one of the best musicians in the world. He played one of the most intricate pieces ever written, with a violin worth 3.5 million dollars.

Two days before his playing in the subway, Joshua Bell sold out at a theater in Boston and the seats average $100.

This is a real story. Joshua Bell playing incognito in the metro station was organized by the Washington Post as part of an social experiment about perception, taste and priorities of people. The outlines were: in a commonplace environment at an inappropriate hour: Do we perceive beauty? Do we stop to appreciate it? Do we recognize the talent in an unexpected context?

One of the possible conclusions from this experience could be:

If we do not have a moment to stop and listen to one of the best musicians in the world playing the best music ever written, how many other things are we missing?



Bana elektronik posta ile geldi bu çok ilginç haber.

Kısaca şöyle demekte:

Bir genç adam Washington DC metrosunda 45 dakika süreyle Bachdan 6 parça çaldı.

O hay huy içinde kimse ne durdu ne dinledi. Parada da veren pek olmadı. (toplam 32 dolar kazanmış sonunda)

Sadece küçük çocuklar dinlemek istedi. Ama velileri sürükleyip götürdüler.

Bu sokak çalgıcısı dünyanın en büyük kemancılarından Joshua Bell'di. 3.5 milyon dolarlık kemanıyla dünyanın yazılmış en ince altı parçasını seslendirdi.

Metroda çalışından 2 gün önce Boston'da bir salonda verdiği konserin ortalama bilet fiyatı koltuk başına 100 dolardı.


Çelişki mi dersiniz?

İlginç bir deney olmuş..

Ama ne yalan söyleyeyim Joshua'ya para veren, hayatın koşuşturmacası içinde güzellikleri ıskalamayan o insanları tanımak isterdim.. :)

BORA YAŞAR
20-12-2008, 12:06
"KONYASPOR maçı öncesi Fenerbahçeli futbolculardan bazıları Cuma namazına gittiler. Namaz sonrasında Mevlana Türbesi’ni ziyaret eden futbolcular ile gazeteciler arasında tartışma çıktı.

Denizli deplasmanında bir taraftar ile kavga eden Emre Belözoğlu bu kez de kendisini görüntülemek isteyen medyaya çattı. Önce Kanaltürk muhabirine omuz atan Emre, ardından Anadolu Ajansı muhabirini tehdit etti. Çekim yapan gazeteciye sinirlenen Emre, "Seni sabaha kadar döverim" dedi"

Haber bu.

Sabah sabah okudum güldüm.

Aklımda özde, "ben sporcunun, zeki, çevik ve ahlaklısı" diyecek bir yazı yok.

Namazını kılmışsın. Allah kabul etsin.

Sonra o ruh yüksekliği ile Mevlanayı ziyarete karar vermişsin. Mevlana kim biliyorsun zaten. Onun türbesini de huşu ile dolaşıp dualar etmişsin.

Tam bu sırada seni görüntelemek isteyen gazetecilere küfür edip "seni sabaha kadar döverim" yakıştı mı şimdi?

Kıldığın namazın ettiğin duanın, yaptığın Mevlana ziyaretinin hayrı noldu şimdi? Ne kazandırdı sana dini vecibeleri yerine getirmek? Bunun için mi namaz kıldın?

İşte bizim bir eli yağda , bir eli baldaki huzur dolu insanımızın manzara-i umumiyesi.

BORA YAŞAR
20-12-2008, 12:31
"Para ekonomik büyüme ve istihdam arasındaki ilişkileri yazarken hocam Sadun Aren'i hatırlamamak olmaz. Sadun Hoca, "yüksek fazi yatırımları caydırır ama düşük hatta sıfır faiz bile yatırımları harekete geçirmeye yetmeyebilir."derdi."

Böyle diyor usta Ege Cansen bugünkü yazısında.

Her zaman öğreticidir yazıları. Her zaman nettir. Okuyanın anlamasını isteyerek yazar çünki. Konunun altında ezilmez. Her bilen gibi, karşısındaki standart insanın seviyesini düşünür taşınır öyle yazar anlatır. Gerçekten hocadır çünki. Haytatın içinden gelmiştir. Dediklerini yönetici olarak uygulamış biridir.

Ve hayran olduğum bir başka yönü de hafızası. Bu kadar iyi hatırladığı için de vefa duygusu çok gelişmiş. Ya da tersi ne bileyim.

SBF nin efsane hocalarından Sadun Aren, bizim öğrenim gördüğümüz yıllarda, daha çok İşçi Partisi ile haşır neşirdi. O hareketin benzeri de bir daha görülmedi Türk Siyaset hayatında. Sadun Aren'li, Behice Boran lı, Mehmet Ali Aybar'lı, Çetin Altan'lı İşçi Partisi.

Çetin Altan deyince. Nerden nereye.

Nasıl savruluyor insan.

REST
20-12-2008, 12:33
R.T.Erdoğan KRİZ ile ilgili ne demiş....
Dediğinin özü şöyle...bence tabi..:yes:
..
Ben doktorum...''ben biliyorum doktor değil..aynı okul mezunuyuz..:he:!!!''
Hastaya durumunu hemen söylemem..
Alıştıra alıştıra söylerim...
Önce bir şeyin yok..derim..
Sonra az bir şeyin var derim..
Daha sonra.........
Ne istersen ye derim..
Daha da sonra.......
Nasıl bilirdiniz diye sorarım......:he:
Nur içinde yatsın........EKONOMİMİZ.
*:bad:

BORA YAŞAR
20-12-2008, 12:53
R.T.Erdoğan KRİZ ile ilgili ne demiş....
Dediğinin özü şöyle...bence tabi..:yes:
..
Ben doktorum...''ben biliyorum doktor değil..aynı okul mezunuyuz..:he:!!!''
Hastaya durumunu hemen söylemem..
Alıştıra alıştıra söylerim...
Önce bir şeyin yok..derim..
Sonra az bir şeyin var derim..
Daha sonra.........
Ne istersen ye derim..
Daha da sonra.......
Nasıl bilirdiniz diye sorarım......:he:
Nur içinde yatsın........EKONOMİMİZ.
*:bad:

REST.:)

Yazında vurguladığım kısım sanırım doktorun değil bir başka mesleğin sınırları içine giriyor.

Eh ticari de olsa, o kısmı da gayet iyi bilirler/becerirler doğrusu.

BORA YAŞAR
21-12-2008, 17:02
Ermenilerden 1915 tehciri temelinde özür dileme hareketini başlatanlar malum 1500 kişi.

"Bunlar böyle ben metne niye imza atarlar acaba?" sorusuna ilgili başlıkta ben şöyle cevap vermiştim:


"Bunlar niye özür diler"i açalım:

- Bir kısmı hakikaten kendi aralarında kanka entellektüel dayanışması nedeniyle.

- Bir kısmı yine kendilerine göre "aydın namusu" dedikleri iç baskı nedeniyle,

- Bir kısmı sadece, "başka kimler imza atıyor göreyim" dedikten sonra, zevahiri kurtarmak amacı ile,

- Bir kısmı ileride töhmet altına girebileceğini düşündüğü bir stratejik yaklaşım nedeniyle,

- Bir kısmı, Batının hoşlanacağını bir hareketten geri kalmamak için,

- Bir kısmı zaten Ermeni kökeni yüzünden,

- Bir kısmı, bu ülkeyi parçalamak üzere Ermenilerle işbirliğinin iyi olduğunu düşünen PKK ve ayrılıkçı Kürt sempatizanı oldukları için,

- Bir kısmı zaten ayrılıkçı Kürt oldukları için,

- Bir kısmı bu ülkeyi bölme amaçlı hemen her harekete kafadan evet dedikleri için,

- Bir kısmı bunlara yardakçılık yapan, yatak arkadaşlığı yapan, entel dantel takımından oldukları için,

- Bir kısmı şaşkın ördek misali zaman zaman kıçlarından dalmayı bir marifet, yiğitlik zannetiklerinden dolayı,

- Bir kısmı, bu ülkeyi bölmeye ahdetmiş uluslararası örgütlerin, devletlerin paralı adamları oldukları için.

- Bir kısmı bugüne kadar yaptıklarıyla hain sıfatını rahatlıkla hakettikleri için,

ila

Yoruldum..

Ezcümle..

Hemen birçoğu sütsüz, sütü bozuk taifesinden olduklarından diyebiliriz.

OLay üzerinden 6 gün geçti.

Yurt içinde farklı kesimlerden ve yurtdışında oldukça fazla ve değişik ses/yorum/yaklaşım getirdi bu girişim.

Bazı Ermeni vatandaşlarımız ise oldukça rahatsız oldular.

Çünki özür dileme girişiminin, bu girişime önayak olan ilk imzacılar temelinde ele alındığında genel bir tepki çekeceğinin düşünülmemesi olanaksızdı.

Ayrıca Gül'ün ziyaretiyle başlayan ve yumuşama eğiliminde olan Türk-Ermeni ilişkilerinde somut birtakım adımlar atılmaya başlanırken bu imza kampanyasının sıcak suya soğuk katmaktan başka bir sonuç vermeyeceği daha başından belli idi.

Yani açıkcası,artık bu özür girişiminin, yurtiçinden yükselen itirazlar ve karşı kampanyalar dikkate alındığında, Türk-Ermeni ilişkilerini tümüyle olumsuz etkilemesi beklenmektedir.

Sonuç böyleyken ve cinayetten en çok yararlanan ve zarar gören belli olduğuna göre insan sormadan edemiyor:

Acaba Ermenilerden özür dileme kampanyası;

- Türk-Ermeni ilişkilerinin düzelmesini istemeyen Türk milliyetçilerinin bir düzenlemesi mi? (Hani gülmeyeceğinizi bilsem Ergenekon diyeceğim.)

- Yoksa bu girişim Türkiye'yi hep stres/baskı altında tutmak isteyen, bu bölgede büyük çıkarları olan ABD/İsrail yönetim ve lobilerinin bir oyunu mu? (İmzacıların genel karakteristiği bu şıkkı daha olası hale getirmekte).


Düşünelim arkadaşlar.

Gerçeğe yaklaşmak doğru çözümün şartı değil mi?

BORA YAŞAR
22-12-2008, 11:12
Deutsche Bank’ın bir raporunda önde gelen ihracatçı (petrol) ülkelerin maliyetlerinin 2008 itibariyleÜlke Dolar/Varil

Kazakistan 67

Rusya 73

Nijerya 86

S. Arabistan 44

Bir. Arap Emir. 37
seviyelerine yükselmiş olması. Bu fiyatların altına düşüldüğü takdirde ihracatın artık “anlamlı” olmayacağı, bunun da dünyanın toplam petrol arzına “azaltıcı” etkisi olacağı dile getiriliyor

http://haber.gazetevatan.com/haberdetay.asp?tarih=11.11.2007&Newsid=214488&Categoryid=4&wid=104

Cuma günü ABD ham petrolünün (WTI) varili 32.86 dolara kadar düştü. Çok değil bundan beş ay önce, 11 Temmuz’da aynı petrolün varili 146.81 dolara kadar yükselmişti.

Şimdi, petrolün varil başına ücretinin 35 doların da altına düştüğüne bakıp da sevinebilirmisiniz?

Türkiye'nin cari açığının en önemli nedeni olan enerji faturasının düştüğünü ifade ederek bunu hayırlı bir olay gibi görebilirmisiniz?


Sevinenler var da.

Serenler
22-12-2008, 12:05
.........................................
Sonuç böyleyken ve cinayetten en çok yararlanan ve zarar gören belli olduğuna göre insan sormadan edemiyor:

Acaba Ermenilerden özür dileme kampanyası;

- Türk-Ermeni ilişkilerinin düzelmesini istemeyen Türk milliyetçilerinin bir düzenlemesi mi? (Hani gülmeyeceğinizi bilsem Ergenekon diyeceğim.)

- Yoksa bu girişim Türkiye'yi hep stres/baskı altında tutmak isteyen, bu bölgede büyük çıkarları olan ABD/İsrail yönetim ve lobilerinin bir oyunu mu? (İmzacıların genel karakteristiği bu şıkkı daha olası hale getirmekte).

Düşünelim arkadaşlar.

Gerçeğe yaklaşmak doğru çözümün şartı değil mi?

Sevgili Bora;
Yukarıdaki yazınızı da okuduktan sonra içimden artık nerdeyse devlet sırlarına vakıf mısınız diye sormak geldi.
Evet olayın gelişimi nerdeyse birebir böyledir. Ermenilerle aramızdaki 100 yıla yakın bir sorun vardır. Bu sorun bizi diğer sorunlar gibi oldukça çok meşgul etmiş enerjimizden de çok şey alıp götürmüştür.
Bu nedenle ülkemizin menfaatleri açısından bir an önce çözümü gerekmektedir. Hatta karşı taraf olan Ermeniler açısından da bu olayın çözümü daha da çok aciliyet göstermektedir. Çünkü etrafları kuşatılmış ve izole edilmişlerdir. Yoksullluk ve azgelişmişlik kaderleri olmaya başlamıştır. Tarihini tam hatırlamıyorum 10 yıl kadar önceydi sanırım miktarını tam vereyim: Onlara 130.000 ton buğday yardımı yaptık yoksa aç kalacaklardı.
Bu gerçeği gören Merhum Alparslan Türkeş konuyu devletin en yüksek mercilerine açmış, onların bilgi ve onaylarıyla Fransada Ermeni yetkilileriyle çok gizli görüşmeler yapmış, olayın çözümü yönünde büyük ilerlemeler sağlamıştır. Bu arada soykırım anıtı ısrarla gündeme getirilince tam sınırda karşılıklı 2 anıt yapılıp artık bu konunun tarihçilere bırakılması gibi zekice bir çözüm ortaya atmıştır. Ermeni konusunda çok radikal olması gerektiği düşünülen bir insanın böyle bir davranışı düşündürücüdür. Ama O çözümsüzlüğün ülkemiz menfaatlerine aykırı olduğunu görmüştür. Keza Kıbrıs ve Ege sorununda da aynı sıkıntıları yaşamıyor muyuz?
Fakat her nedense bu işe girdikten sonra sağlığı bozulmuş ve hayatını kaybetmiştir.
Ölüm nedeninin basit bir rahatsızlığı sonrası tedavi adı altında kendisine yapılan yüksek dozda potasyum yüklemesi olduğu düşünülmektedir.

BORA YAŞAR
22-12-2008, 12:23
Bir kurumu, devleti güçlü kılan, onun menfaati/bekası için düşünen/çalışan beyinlerdir.

Sevgili Mustafa, bu ülkeyi/ülkemizi seven, onun için canını vermeye hazır olanların yanında, tüm kurumlarıyla, özel sektörü, bürokrasisi, askeri, bilim adamı ve siyasetçisiyle herkesin, dış dünyadaki gelişmeleri analiz eden, yaratıcı çözümler sunan, durmadan bıkmadan çalışması gerekiyor.

Her ülke içinde ve dışında, bu amaçların tersini gerçekleştirmeye çalışan birey, kurum ve devletler olacaktır.

Mesele, bunlarla başa çıkacak çözümler üretmektir.

Devlet, en başta, bunun içindir.

BORA YAŞAR
22-12-2008, 15:09
Hoşgörüsüzlüğün tarihi


Hafta sonu iki gece üst üste Devlet Tiyatroları’nın iki oyununu izledim: Biri Turan Oflazoğlu’nun yazdığı “Genç Osman”...

.....

Genç Osman 1618’te çıkmış tahta...
Ünlü İtalyan bilgini Galilei ilk mercekli dürbünü 1609’da yapmış.
İkisi de yenilikçi, reformcu, heyecanlı kişilikler... İkisi de farklı düşüncelerine karşı çıkarları zedelenen tutucuların direnişiyle karşılaşıyorlar. İkisi de hoşgörüsüzlüğün lanetine uğruyorlar:
Birisi Yedikule zindanlarında, diğeri Engizisyon huzurunda..

......


Oysa Genç Osman, başıbozuk Yeniçeri, Sipahi ocaklarının yerine sadece askerlikle uğraşan, Padişah’ın işine karışmayan bir ordu kurmaya niyetleniyor. Saray’da Harem'i kaldırıp tek eşliliğe dönmek istiyor. Kuran’ı her okuyanın anlayabileceği bir dile kavuşturma mücadelesi veriyor.
Aynı dönem Galilei de, bilimde Latincenin tekelini kırmaya çalışıyor.
Halkın diliyle okuyup yazmak istiyorlar ki dil bariyerinin ardına gizlenen batıl inanç çöksün.
Ancak farklı kitaplara, başka yıldızlara bakmak, muhalif görüşleri savunmak, yeni fikirlere açılmak her devir tehlikeli...


.............


Sonuçta, çağı, ideolojisi olmayan, asırlarca durulmayan bir tahammülsüzlük kuyusuna atılıyor ikisi de...
Biri 1622’de canına kıyılarak, diğeri 1633’te pişmanlığa zorlanarak yok ediliyor.
Ama gerçek, zorbalıkla yok edilemiyor..


http://www.milliyet.com.tr/Yazar.aspx?aType=YazarDetay&ArticleID=1031038&AuthorID=75&Date=22.12.2008&b=Hosgorusuzlugun tarihi&a=Can Dündar&ver=03



Ve iyi insan galebe çalıyor sonunda.

Eninde sonunda.

ketenhelva65
23-12-2008, 02:29
gerçege yaklaşmak dogru çözümün şartı degilmi?(sayın bora yaşar'ın ermeni techiri ile ilgili yazısının son satırı)

bu cümleyi kolay olsun diye yazdım.bir yorum,açılım vs gerekli..önce az sabır..şimdilik uyku..

BORA YAŞAR
23-12-2008, 11:39
Özgürlük, özgür düşünce, özgür insan..

Hepimizin hoşuma giden kavramlar. Hoşlandığımız, arzuladığımız sistemler için övünerek yanyana getirdiğimiz nitelemeler.

Özgürlüğün türlü çeşitli tanımlamaları var. En tanınmışlarından biri de demokratik özgürlük diyebileceğimiz, özgürlüğe sınır çeken tanımlama: "ferdin özgürlüğünün sınırı, diğer ferdin özgürlüğünün başladığı yer" falan.

Sınırsız özgürlük zaten yok. O, "ütopya" gibi hayali bir kavram.

Aslında hukuken hiçbir sınırlama konulmasa bile (ki hukuki sınırlamalar eşitlik amaçlı standardizasyondur) insan, kültürünün, daha spesifik olursak, toplumdan aldığı ahlak, din, terbiye vs kurallarıyla da sınırlar özgürlük kavramını. Böylece de kişiden kişiye değişir.

Özgür olmayan insanın beyni de özgür değildir. Beyinsel üretkenliği, yukarıdaki sınırlar ile kısıtlanmıştır. Yasak, ayıp, günah, yakışıksız...

BORA YAŞAR
23-12-2008, 12:21
Büyük iktisatçı(!), bay herşeyibilen.com., ebedi iyimser, 2008 haziranından beri az bulutlu şimdilerde ise karamsar akademisyen, Profesör doktor, her derde deva, yaşlılara şifa Deniz Gökçe şöyle diyor bugünki köşe yazısında:

"Tüm dünyada global krizin etkilerinin sonucu olarak durgunluk ve istihdam azalması yaşanması ise, giderek artan “korumacılık” eğilimlerini iyiden iyiye azdıracak gibi gözüküyormuş. Hindistan, Rusya ve Vietnam bu yıl çoktan gümrük tarifelerini arttırmış bulunuyorlarmış. "

Evet özgür insanın sınırlarını çizen yasalar, adetler, örf, gelenek, din vs ise özgür devletlerin sınırlarını da işte böyle zaman zaman iktisadi gerekler belirler.

Sınırsız özgürlük kimse kimseye tanımaz.

Her bireyin, her kurumun, her devletin "hal"in yorumunda farklılığı olduğu gibi, herkesin çıkarı da farklıdır.

BORA YAŞAR
23-12-2008, 13:02
Milyonda bir vizöre takılan bir görüntü. Eğer herhangi teknik bir müdahale yoksa tabi.

Cennette bir gülümseme.

Bir arkadaşım göndermiş.

Teşekkürler Atilla.

Karanlıktan aydınlığa.. Umuda bir gülümseyiş.


http://img355.imageshack.us/img355/8044/57484623ve5.png

BORA YAŞAR
23-12-2008, 14:09
Milliyet kitap, "Sizce Türkçenin yaşayan en büyük şairi kim?" sorusunu sordu okurlarına. Gelen cevap çok hoş benim için: Gülten Akın.

Hemşerimizi Gülten Akın, benim bu forumda defalarca şiirlerini alıntıladığım güzel insan.



Gülten Akın Yozgatlı bir hanım. Benim gibi Yozgat doğumlu. Hukuk Fakültesi mezunu.



Bir şiiri daha.. İnci taneleri gibi estetik. Akıl ve incelik dolu. Şiirin tanımı bence.



KISA ŞİİR



Bir roman kadar uzun bu tümce,

- Sonra işte yaşlandım.

Blog yazılarımın birinde Gülten Akın'ın "Şiir Üzerine Notlar" kitabından, genç şair Barış Can Bıçakçı'nın şiirlerinden örneklerini sunmuştum.

Yine birgün Gülten Akın havam gelmiş..:)


kısa şiir



Siyah taşlı bir yüzüktür

Yaslı parmaklar tanır onu.





kısa şiir



Genişleyip yükseliyor biz susa susa

kirli bir sese hükümlüyüz



kısa şiir



Çağ açıklanır yokluğuyla kimi şeylerin,

geçmiş, yokluğuyla açıklanamaz



kısa şiir



Ölümü sevdiği için mi öldürdü kendini

başkasının ölümünü sevmediği için mi?



kısa şiir



Solaktır

boynuna çizildi doğarken

sol yanında Allahın gülünü taşıyor



kısa şiir



Geçerken karışmış gibiydi

birisinin çektiği fotoğrafa



kısa şiir



geçmek, acıyı getirir daima



kısa şiir



Bir roman kadar uzun bu tümce

-Sonra işte yaşlandım.


Gülten Akın'a sağlıklı uzun ömür diliyorum.

Bize daha nice şiirler yazsın.

ASPİRİN
24-12-2008, 15:59
Evlenmek katlanmaktır (mı ?)...


Melih Cevdet'e sormuşlar 'evlilik nedir' diye.

Eskiden demiş, kız tarafının ve oğlan tarafının ailesi biraraya gelir, yeni çiftin kuracağı yuva için beraber hazırlık yapılır, beraberce yeni ev düzülürdü. Tabi o zamanlar evler genelde bahçe içinde müstakil evlerdi.

O yüzden buna 'evlenmek' denirdi.

Şimdi ise yeni evliler apartman dairelerinde yani katlarda oturuyorlar, bu yüzden artık evlilik 'katlanmaktır' demiş.'


Tüm evliliklerin; ev sahibi olmak ve/veya katlanmaktan öte, HAYATIN HER ANINI BİRLİKTE VE SEVEREK PAYLAŞMAK üzerine yapılması ve devamı dileğiyle...

BORA YAŞAR
25-12-2008, 11:18
Baş yöneticimizin son incisini birçok kişi pek bi beğendi: "Ekonomik kriz psikolojiktir."

Valla ben de çok beğendim bu tespiti.

Hani "kriz var, kriz var" diye ortalığı bulandıranlara, nüansına göre hemen tayftayı yapıştırıverirsin bu temelde : "Deli!" "zırdeli" "Psikopat" "Manyak" .

İçin rahatlamadı mı?,

Atarsın içeriye toplum huzurunu bozmaktan, herkes rahatlar.

Aslında ekonomik konulara, psikolojik yaklaşım bizim toplumun yabancısı bir olgu değil.

Milli gelir düzeyi tescilli, aslında o ortalama düzeyin bile çok altında yaşayan ve hiç surat asmayan, sorgulamayan, hesap sormayan halkımız, bunu genelde kader olarak kabul edip şarkılarını, filmleri bu temada üretmez mi?

"Kendi fakir ama gönlü zengin " tipolojisi aslında başyöneticinin psikoekonomi yaklaşımına uygun başlık değil midir?

"Ölüp giderken kuyruğu dik tutmak" başyöneticinin açılımına uygun bir davranış değil midir?

Yarattığımız tüm kahramanlar, yiğit ama mutlaka fakir insanlardan oluşmuyor mu?


Sayın başyönetici, krizi analiz ederken bu coğrafyanın özelliklerini dikkate almakta besbelli.

Her ne kadar kendi parti mensupları bu ülkenin görüp göreceği en pragmatik, en maddiyatçı kişiler olsa da, bizde filmler, öneriler genelde ütopyaya dair değil midir?

BORA YAŞAR
25-12-2008, 14:33
Bazı makamlar vardır, o makama oturan kişilere şeref verir.

Bazı kişiler vardır, oturdukları makama şeref götürürler.

Anayasa Mahkemesi Başkanının, mahkeme üyelerininin olurunu alarak verdiği demeç, mahkemeyi karıştırdı. Üyelerin sekizi, Başkanın verdiği demeçten haberlerinin olmadığını bugün kamuoyuna bildirdiler.

Kim yalan söylüyor dersiniz?:)

En yüksek, protokolde en ön sıralarda yer alan bir mahkeme başkanının düştüğü durumu görüyor musunuz? Bu ilk değil, son da olmayacak. Hukukla ilgisi olmayan birisini alıp hem de bu ülkenin rejimini korumakla görevli en yüksek mahkemeye atarsanız olacak budur.

Ah "The rahmetli" ah!

Bir darbenin tasvibiyle bu devletin başına geçtin ve hemen her belayı bu ülkenin gündemine sokup sessizce gittin.

bridgea
25-12-2008, 14:40
9.nun ondan aşağı kalır yeri mi vardı:) ???

Sn.Bora Yaşar, son içinde bulunduğumuz noktayı aklı selim sahibi herkes''kaos'a bir adım kaldı''şeklinde yorumluyor.

Kurumların hele de ülkeyi yönetme ve kontrol etmede görevli kurumların,kamuoyunun gözü önünde kendi karizmalarını sıfırlayan görüntüsü hangi ülke vatandaşını üzmez,tedirgin etmez,yaralamaz?AHH Ahhh.

ketenhelva65
25-12-2008, 15:23
gerçege yaklaşmak dogru çözümün şartı degilmi?(sayın bora yaşar'ın ermeni techiri ile ilgili yazısının son satırı)

bu cümleyi kolay olsun diye yazdım.bir yorum,açılım vs gerekli..önce az sabır..şimdilik uyku..


tekrar alıntılama sebebim konudan uzaklaşmamak için arada bakmak istememden kaynaklanmaktadır..

gerçek tektir,ama görünümü,uzantıları,şekillenmeleri,renkleri farklı farklıdır,dogru dedigimiz şey ise pek çoktur ve bizim için o uzantılardan biridir,bir başkası için tamamıyle farklı şekilde görülebilir.dolayısı ile odaklanılması gereken şey dogru olandır yani algıdır.nasıl algılıyorsak dogrumuz odur.
günümüzde algı degiştirilebilmektedir.çagımız enformasyon,iletişim ve reklam çagı oldugu için kişilerin algısını yani görüşünü,hatta daha ileri bir iddia ile kişiligini istediginiz gibi egip bükebilir,uzun sürede onlardan istediginiz hamuru elde edebilirsiniz.kişiligi biçimlendirmek için yukarda saydıgım yöntemler saf gücün sosyalize olmuş halleridir,buna şu an için para ve edim gücü diyebiliriz.sizin kültürünüz,ananeleriniz,aileniz,deger yargılarınız eger hükümran olanın hükümranlıgına aykırı şartlar ise yazdır kitabı,çevirttir filmi,ver parayı köşe yazarı denen insanlara ufaktan işlemeye başlasınlar dantel gibi,tam kıvamında olup çıkarsınız kısa sürede.
günümüzde bu hükümran degerlerden para ve siyasi güç öne çıkmaktadır,dünyada bu işin önderi abd ve sömürü düzeni kurucuları avrupadır(daha eski dönemlerde yapılanı talan,sürü psikolojisi ile yapılan vandalizm vs gibi tanımlıyor ve sistematik sömürme işinin avrupa ile başladıgını kabul ediyorum).bu dönemin türkiyedeki gelişimini ise demokrat parti dönemlerine dayandırmaktayım(ama o günün şartlarınında eger dünyaya entegre olacaksanız birazda bunu gerektirdigini kabul etmekteyim),bu dönem yani parayı her şeyin önüne koyma yozlaşmasının ise özal dönemi ile ortaya çıktıgını gördüm,hasbi menteşoglu'lar,nurettin güven'ler,kemal horzumlar bu dönemle palazlandılar.ne acıdırki bunların suçları mahkeme ile sabit görüldügü halde,yani hırsız oldukları ispatlandıktan sonra bile bir yere gidişlerinde yüzlerce araba konvoyu ile karşılanıp,lehlerine slogan atıldıgını hep duydum.yani paraya tapan ve bunu açıkca belirten kalabalık bir grup oluşmuş durumda.en acısı ise manevi degerlerin bile para karşısında arka plana atılması bu konuda bile degişime ugramamızdır(hayatımın en acı verici olaylarından biri,yıllar önce istanbulda bir barda q kızları denilen grubun(o vakit için popüler ve iyi para kazanan) üyelerinden biri kovulunca,o elemanın yerini doldurmak için açılan yarışmaya yüzlerce kızın başvurması,içlerinden birininde 15 yaşında,yarışma için balık agı tarzı bir giysiyle!!,yarışmaya babası tarafından getirilen,bir çocuk oldugunu gazeteden okudugum andır).yani para her şeyi silindir gibi ezip geçmiştir.
muhatap oldugumuz uluslararası olsun olmasın her olayda eger durumun bu hükümran güçlerce etkilenebilecek bir yönü varsa,mutlaka etkilecegini düşünmek safdillik olmasa gerektir..

sonuç olarak;anlamak için illa kutuyu açmanıza gerek yok,aslında schöredingerin kedisi ölüdür.sadece eger kutuyu açarsanız bu ölüm olasılıgı suçu sizin üstünüze kalacaktır..

hamiş:reklamın dediginin tersine,gerçek hiçbirşeydir,imaj herşey.

kellim kellim la yenfa..

BORA YAŞAR
25-12-2008, 22:20
Devlet etmek ciddi bir iştir.

Tarihte her ulus, her ırk devlet kuramamış, kurmayı başaramamıştır.

Bazı uluslar kursalar bile devam ettirememiş, yok olup gitmişlerdir.

Devlet dediğimiz organizasyonun omurgası sağlam olmalıdır. Devletin işlevlerini/görevlerini yerine getirecek tüm müesseseleri bir belirli hiyerarşi ama en önemlisi bir düzen ve ahenk içinde çalışmalıdırlar.

Tüm kadrolar o görevi yerine getirebilecek donanım ve özellikteki fertler tarafından doldıurulmadıkça işler aksar.

Osmanlı İmparatorluğu'nun şematik yapısı hiçbiryerden kopya edilmemiş özgün, yüzyılların deneyimi ve ihtiyacı temelinde oluşturulmuştu.

Osmanlı devleti üst bürokrat ihtiyacını, Padişahın sarayının içinde bulunan bir okulda Enderunda, kendi yetiştirmekteydi.

Çocuk yaşta kabiliyetlerine ve ihtiyaca göre yetiştirilen gençler (genelde devşirme) Devletin tüm yapısını, hiyerarşisini, işleyişini uygulamalı olarak kademe kademe yer almak suretiyle öğrenirlerdi.

Böylelikle bir Paşa hangi görev verilirse verilsin devletin tüm müesseseleriyle eşgüdüm/ahenk içinde çalışmasına sekte vurmadan, görevini yapardı. İşinde başarılı olmak bir yana asıl temel özen gösterilen husus "devlet" denilen kurumun zarar görmemesiydi.

Bu özelliklerin bozulmasıyla Osmanlı'da da işler bozuldu. Bürokrasinin kalitesinin bozulması devletin de sonunu getirdi bir bakıma.



Uzmanı olmadığım tüm bu bilgileri bana bugün, Türkiye Cumhuriyeti devletinin omurgasını teşkil eden adalet müesseselerinin arasında yaşanan uyumsuzluk. Çok ciddi bir olgu bu. Ben bu yaşıma gelene kadar bu konuda bu ciddiyette bir olay görmedim.

Bir mali denetçi olan HK 'ın hiç haketmediği halde üye yapıldığı Anayasa Mahkemesi'ni bugün getirdiği nokta, bilinçli her yurttaşı tedirgin etmelidir.

Siyasiler devleti bilmeyebilirler.

Onları, bindikleri bu gemiyi batıracak davranışlardan ya yanındaki bürokratlar (müsteşar ve genel müdürler) ya da bu işe yaramazsa, adalet sistemi uzak tutmalıdır.

Adalet sistemi de zaafa uğratılır, işlemez hale getirilirse, kötüniyetli bir yöneticiyi durdurabilme olanağı yoktur.

Golfer
26-12-2008, 01:01
Devlet etmek ciddi bir iştir.

Tarihte her ulus, her ırk devlet kuramamış, kurmayı başaramamıştır.

Bazı uluslar kursalar bile devam ettirememiş, yok olup gitmişlerdir.

Devlet dediğimiz organizasyonun omurgası sağlam olmalıdır. Devletin işlevlerini/görevlerini yerine getirecek tüm müesseseleri bir belirli hiyerarşi ama en önemlisi bir düzen ve ahenk içinde çalışmalıdırlar.

Tüm kadrolar o görevi yerine getirebilecek donanım ve özellikteki fertler tarafından doldıurulmadıkça işler aksar.

Osmanlı İmparatorluğu'nun şematik yapısı hiçbiryerden kopya edilmemiş özgün, yüzyılların deneyimi ve ihtiyacı temelinde oluşturulmuştu.

Osmanlı devleti üst bürokrat ihtiyacını, Padişahın sarayının içinde bulunan bir okulda Enderunda, kendi yetiştirmekteydi.

Çocuk yaşta kabiliyetlerine ve ihtiyaca göre yetiştirilen gençler (genelde devşirme) Devletin tüm yapısını, hiyerarşisini, işleyişini uygulamalı olarak kademe kademe yer almak suretiyle öğrenirlerdi.

Böylelikle bir Paşa hangi görev verilirse verilsin devletin tüm müesseseleriyle eşgüdüm/ahenk içinde çalışmasına sekte vurmadan, görevini yapardı. İşinde başarılı olmak bir yana asıl temel özen gösterilen husus "devlet" denilen kurumun zarar görmemesiydi.

Bu özelliklerin bozulmasıyla Osmanlı'da da işler bozuldu. Bürokrasinin kalitesinin bozulması devletin de sonunu getirdi bir bakıma.



Uzmanı olmadığım tüm bu bilgileri bana bugün, Türkiye Cumhuriyeti devletinin omurgasını teşkil eden adalet müesseselerinin arasında yaşanan uyumsuzluk. Çok ciddi bir olgu bu. Ben bu yaşıma gelene kadar bu konuda bu ciddiyette bir olay görmedim.

Bir mali denetçi olan HK 'ın hiç haketmediği halde üye yapıldığı Anayasa Mahkemesi'ni bugün getirdiği nokta, bilinçli her yurttaşı tedirgin etmelidir.

Siyasiler devleti bilmeyebilirler.

Onları, bindikleri bu gemiyi batıracak davranışlardan ya yanındaki bürokratlar (müsteşar ve genel müdürler) ya da bu işe yaramazsa, adalet sistemi uzak tutmalıdır.

Adalet sistemi de zaafa uğratılır, işlemez hale getirilirse, kötüniyetli bir yöneticiyi durdurabilme olanağı yoktur.

İmam Başbakan olabiliyorsa mali denetçi de Anayasa Mahkemesi başkanı olabilir bence.. :D

BORA YAŞAR
26-12-2008, 11:38
Daha önce alıntıladığım vizöre takılan bir doğa tesadüfünün daha da farklı iki pozunu Sn Erasure göndermiş.

Sağolsun.

Bir kanat hareketi ile ağlayan ve gülen doğa. Çelişki mi dersiniz?

Mucize gibi.


http://img75.imageshack.us/img75/9517/mcopy1c31b8fy21tg6.jpg

http://img75.imageshack.us/img75/5314/a81c07f1yr01us1.jpg

BORA YAŞAR
26-12-2008, 16:24
Yunanistan'da şiddet eylemleri yapanlar daha çok 14-16 yaş arasındakiler. “Peki ne istiyorsunuz?” sorusuna verilen yanıt genellikle, “yaşamı değiştirmek, bizden çalınan yaşamımızın bize iade edilmesi”. “Biz sizin çocuklarınızız” diye başlayan bir metin kaleme almışlar. Bunu polis kurşunu ile ölen Alexis'in cenaze töreninin ertesi günü liseliler yürüyüş sırasında dağıtıyorlarmış.


“Biz sizin çocuklarınızız. Daha iyi bir dünya istiyoruz, bize yardım edin. Yüzü maskeli terörist değiliz, hem bilinen hem tanınmayanız, sizin çocuklarınızız, bilinen, bilinmeyen. Rüyalarımız var, onları öldürmeyin. Hatırlayın, siz de bir zamanlar gençtiniz, şimdi para peşinde koşuyorsunuz, sadece vitrini süslemekle meşgulsünüz, şişmanladınız, kelleştiniz, unuttunuz. Bizi desteklersiniz zannettik, bize ilgi gösterir, bu kez bir defa olsun bizimle övünürsünüz zannettik, boşunaymış. Sahte yaşamlar sürdürüyorsunuz, başınızı eğdiniz, pantolonlarını zı indirdiniz, ölüm gününü bekliyorsunuz, hayal kurmuyor, aşık olmuyor, yaratmıyorsunuz. Yaptığınız tek iş almak ve satmak. Her yerde madde var, hiçbir yerde aşk yok, hakikat yok. Anneler babalar nerede, sanatçılar nerede, neden bizi korumak için çıkmıyorlar dışarı. Bizi öldürüyorlar, yardım edin. Biz sizin çocuklarınızız”


Sonra altında bir de not var bu metnin:

“Daha fazla göz yaşartıcı bomba atmayın, biz zaten yeteri kadar ağlıyoruz.”




Yaprak Gündüz'e teşekkürlerimle.

ASPİRİN
27-12-2008, 10:29
Yüksek Yargı (Yüksek Seçim Kurulu, Danıştay, Anayasa Mahkemesi , -hatta sonuncusu kendi içinde de olmak üzere-) birbirine girdi!

Yüksek Yargının; bu derece ayağa düşüp itibar kaybettiği, Türk halkı ve dış devletler nezdinde ülkemi ve kendini maskara ettiği, bu yaman ve trajikomik çelişkiye, ağlanacak bu halimize, aşağıdaki fıkra ve deyimleri hatırlayarak, ''Allah beterinden korusun...'' demekten başka bir şey gelmiyor aklıma...


T E !

Trakya'nın şirin köylerinden birinde, evin önündeki çardağın altında, oturmuş çubuğunu tüttüren Hüsmen Aga'nın yanına; kan ter içinde kalmış, nefes nefese geliyor küçük torunu...

- Dede!! Dedeee!!

- Te dur be kızanım... N'ooldu be yaa?..

- Dedee... Te bizim çakıllı tarlanın orda, dereciğin kenarında, bi acayip şeyler var be yaa!!

- Ne dersin be kızanım?.. Nasıl acayip şeyler?...

- Sırık bacaklı, üstü tümsekli, yerden koparıp gökten yiyen bi garip ayvanlar var oracıkta... Te böööle!.. Bööölee!..

Hüsmen Aga, düşer küçük torununun peşine... Bastonuna yaslana yaslana gelirler dere kıyısına... Gerçekten de, o güne dek, hiç görmediği birkaç deve, tarlanın ucunda otlamaktadır.

Merak içindeki torunu ise, sorup durmaktadır: "Te ne bunlar be dede?"

Hüsmen Aga, durur, durur, bir eliyle ensesini kaşırken, aydınlatır torununu:

- Tee bööledir buncağızlar be yaa!..

----------------

- Deveye sormuşlar, neden boynun eğri diye? Nerem doğru ki demiş.

- Deveyi eleştiren yılana ise denmiş ki: Yılan kendi eğrisin bilmez, deve boynun eğri der!

BORA YAŞAR
28-12-2008, 17:00
Abartmakta üstümüze yok vesselam.

Biz, yabancı futbolcular tatil yapsın diye hem de ligin ilk devresine bir maç kala 1 ay ara verdik.

Noel'in asıl sahibi İngiltere'de premier lig halen devam ediyor.

Bu nasıl bir çelişkidir?

Biraz önce Liverpool- New Castle maçını izledim.

Birazdan Chelsea'nin maçı var.

Bir ay ara verilen bir profesyonel ligde oyuncuların form durumunu nasıl kontrol edeceksiniz. Nasıl motivasyon sağlıyacaksınız.

Bunlar Futbol Federasyonunun kafa yorduğu işler değil.

Ramazanda tatil yok. Noel'de yabancı oyuncuları düşünerek tatil.

Neden bir türlü adam olamıyoruz besbelli değil mi?

BORA YAŞAR
28-12-2008, 17:05
http://img510.imageshack.us/img510/3127/image0011kw91io7.jpg

Evet.

Sn Pinky vasıtasıyla tanıdık.

Yukarıda görülen yer "Dingo'nun ahırı".

Osmanlı'da kalmış.

Ama burası, bu site değil.

Bunu, aklına geldikçe başlık basanların artık anlaması gerekiyor bence.

BORA YAŞAR
28-12-2008, 23:24
Forumda üyelerin bilhassa milletçe üzüldüğümüz olaylarla ilgili yazılarındaki üslup bozukluğu son zamanlarda iyice dikkat çekici hale geldi.

"Sütsüz" "kanıbozuk" "şerefsiz""köpekler""alçak"" alçağın bile bir seviyesi vardır, bunlar çukur" aklıma hemen gelen sıfatlar, isimler.

Böylelikle kişi rahatlıyor. En sert tepkiyi vermenin hazzını duyuyor. Böyle bir takım hakarethamiz sözleri söylerken, milletin hislerine tercüman olduğu düşünerek hicap duymuyor. Bu sitede küfür, hakaret vs yasak olduğunu bilmesine karşın, yönetimin böyle genel bir konuda duyarsız kalacağını, es geçeceğini, affedeceğini düşünüyor.

Oysa o konuda, oturup düşünüp taşınıp beyinsel bir ürün ortaya koymak, tepkisini bu şekilde duyurmak, genelde kişiye zor geliyor besbelli.

Bir kanlı fotoğraf, bir küfür katkımız bitiyor.

Giderek daha az düşünen, daha az üreten, ikonlarla anlaşan, bir forum haline geliyoruz.

Dikkat.

BORA YAŞAR
29-12-2008, 00:17
Habertürkte Fatih Altaylı ve Murat Bardakçı'nın konukları var. Yazar Erol Şadi Erdinç.

Konu: İttihatçılar.

Bu konuya gerekli ilgi ve özeni göstermedik gitti.

Hep Enver, Talat, Cemal Paşalar, Cavit Bey vs.

Bugünlerde bana göre malum bir kesim İttihatçıları yerden yere vurmaktalar. Ortalık toz duman. Bu konu Ermenilerden özür hareketiyle tekrar gündeme geldi.

Oysa ben bu gece başka bir konuya değinmek istiyorum.

"Teşkilatı Mahsusa"ya.

İlk istihbarat kuruluşu. 1914 yılında kurulan Osmanlı Devleti'nin gerilla savaşı yapacak ilk paramiliter kuruluşu.

Enver Paşa'ya doğrudan bağlı.

Süleyman Askeri Teşkilat-ı Mahsusa'nın ilk başkanı. İngilizlere yenilmeyi kendine yediremedi. Silahıyla intihar etti. Öldüğünde 28 yaşında idi.

Ömer Naci. Teşkilat-ı Mahsusa ajanı. Bir kahraman.


Okumak lazım.

BORA YAŞAR
29-12-2008, 00:27
"Enver Paşa ve mensubu bulunduğu İttihat Terakki Cemiyeti, özellikle Trablusgarp savaşından sonra, Osmanlı Devleti’nin içinde bulunduğu hale tek çare olarak , İttihad-ı İslam Projesini görmüşler ve 1913 senesinde İttihat Terakki Cemiyeti tarafından kurulan Teşkilat-ı Mahsusa’nın faaliyetleri aracılığı ile projenin uygulanmasın sağlamışlardır. Bu zamana değin yapılan araştırmalarda ; Süleyman Askeri Bey, Ömer Naci , Eşref Kuşcubaşı, Yakup Cemil, Mehmet Akif , Mustafa Kemal ve Enver Paşa’lar başta olmak üzere hürriyetçi aydın, din adamı, şeyh ve askerlerden oluşan 30.000 mensubu olduğunu bildiğimiz teşkilatın Osmanlı Devleti’ni ayakta tutabilmenin ötesinde, en önemli gayesi ise Müslüman ülkelerdeki ihtilal hareketlerini destekleyerek Batılı emperyalistler ile mücadele etmek olmuştur."

http://www.haber10.com/makale/8200/

Cengeli hareketi.

Şahın İran Meclisini kapatması üzerine Ömer Naci gibi Mahsusa'cıların Şaha karşı harekata katılması. Ölümden kurtuluşu. vs vs..

BORA YAŞAR
29-12-2008, 12:31
Sabiha Gökçen’in kocası bitten öldü’

'Çılgın Türk' Özakman 1940'lı yılların Ankarası'nı anlattı

ANKARA - Yazar Turgut Özakman, Atatürk’ün manevi kızı ve Türkiye’nin ilk kadın havacısı Sabiha Gökçen’in kocasının bitten öldüğünü söyledi. Atatürk’ün Ankara’ya gelişinin 89. yılı dolayısıyla Abidinpaşa Köşkü’nde Ankara Kulübü Derneği tarafından düzenlenen “Atatürk ve Ankara” adlı söyleşide Özakman 1940’lı yılların Ankara’sını anlattı: “Ekmek karneyle alınıyordu, gece sokaklar karartılıyordu. Ama o dönem, küçük bütçeyle dünyadan kredi almaksızın cumhuriyet kendi yağıyla kavruluyordu. Şimdi, sanki biz savaş görmemiş ülkeyiz gibi bir tarafların, ’ekmeği karneyle aldık’ diye zulüm devrinden geçilmiş gibi göstermesine şaşırıyorum.”

Hiçbir kentin Ankara kadar çabuk uyanıp, liderine sahip çıkmadığını belirten Özakman, “Ankara, başkent olmayı anasının ak sütü gibi hak ediyor” dedi. Özakman, o dönemlerde “Aşık Veysel’in kıyafeti iyi olmadığı için Çankaya’ya gidip Atatürk’ü göremediği” biçimindeki iddiaların doğru olmadığını belirterek şunları söyledi: “O dönemde sahiden belli caddelerden geçilemezdi. O zamanlar şehre sadece trenle gelinebilirdi. Gelenler Karacabey Hamamı’na sokulurdu. Bazılarının üzerinden bir sürü bit çıkardı. Temizlendikten sonra şehre gönderilirdi. Sabiha Gökçen’in kocası bitten öldü. Biz ne kadar temiz olsak da okuldan döndüğümüzde mutlaka üzerimize birkaç bit yapışmış olurdu. O caddelerden doğrudan geçilememesinin nedeni buydu.”

http://haber.gazetevatan.com/haberdetay.asp?detay=Sabiha_Gokcenin_kocasi_bitten _oldu_215673_1&tarih=29.12.2008&Newsid=215673&Categoryid=1

1950 yılından 1956 yılına kadar Adana ve İskenderun'da yaşadım.

Orta halli (bugüne bakarsak baya yoksul) şartlar içinde.

Ne bit bilirdim ne başka bir mahlukat.

1956 yılında Ankara'ya geldim. Amcam memurdu. Bir apartman dairesinde oturuyorlardı. Tahtakurusu ile burada tanıştım. Böyle bir şey olmaz. Gece olup ışıklar sönünce bu haşarat, somyanın aralarından, tüm kapı pencere pervazlarından, tüm mobilyalardan insanın üzerine saldırırdı. Hepsi bir olup kanınızı emerler.Nasıl bir kaşınma. Sormayın. Uyanıp savaşa başlarsınız. Heryer kan olur. Tahtakurusunu elinizle öldürdüğünüzde o koku. Ben o kokuyu bazı viskilerde buluyorum.:)

O günlerde tahtakurusu neden olurdu bilmiyorum. Şimdilerde neden yok bilmiyorum.

Ama iyi ki yok. Rezalet bir anıydı bendeki.

Sonra Yozgat'ın bir köyüne gittim. Amcamlara. İnanılmaz bir yoksulluktu gördüğüm. Ama orada tahtakurusu yoktu. Onun yerine bitle tanıştım.

Zor yıllardı.

Sonra Darüşşafaka ve İstanbul.

Herşey farklı idi.

BORA YAŞAR
29-12-2008, 22:24
Nasıl buldunuz Tedaş'ın fetvasını.

Peki müslüman olmayan müşteriler için ne düşünüyorlar acaba?

Yoksa sahtekarlar sadece müslüman aboneler mi acaba diye düşünmeden edemiyor insan.

Ne kadar hızla değişiyor herşey dikkat ediyormusunuz?

Mahalle baskısı ile ilgili son araştırma hiç memnun etmedi iktidar yanlılarını. Oysa aynı hanımın bundan önceki araştırma raporundan çok mutlu olmuşlardı.

Renkler hızla kirleniyordu.
Birinciliği beyaza verdiler.

http://img141.imageshack.us/img141/2618/55832039ja6.png (http://imageshack.us)

BORA YAŞAR
29-12-2008, 23:56
Gece sessiz ve karanlık yine herşey uyumuş,
Bilirim susmayacak kalb-i viranımdaki kuş.
O yeşil bahçelerin gülleri solmuş kurumuş,
Bilirim susmayacak kalb-i viranımdaki kuş.

kartal35
30-12-2008, 08:53
Eskişehir'i perişan eden operasyon
9 beyin cerrahı gözaltına alındı, hastalar perişan oldu

Saadet KEFAL/ ESKİŞEHİR, (DHA)

Eskişehir’de medikal malzeme alımında ihaleye fesat karıştırdıkları ve 10 milyon YTL haksız kazanç elde ettikleri iddiasıyla gözaltına alınan 9 beyin cerrahı, 3 kamu görevlisi ile 18 medikal firma yetkilisi adliyeye sevk edildi

Eskişehir'de düzenlenen operasyonda iki devlet hastanesinde bulunan toplam 11 beyin cerrahından 8'i gözaltına alınınca kentte kriz başladı. Ameliyat olacak ve poliklinik hizmeti alacak hastaların mağduriyetinin önlenmesi için çare aranmaya başlandı.
http://haber.gazetevatan.com/haberdetay.asp?detay=9_beyin_cerrahi_gozaltinda_21 5759_1&tarih=30.12.2008&Newsid=215759&Categoryid=7
.................................................. .................................................. ..............................................


Bu yıl, sayısını unuttuğum benzer haberlerden biri daha...

Beyin Takımı yakalandı... :roll:

Eskişehirdeki 11 Beyin cerrahının 8 i tutuklanmış.

Yolsuzluk-Hırsızlık...Devletin- Milletin malını, yağma mantığı güdercesine iç etme.

Evrim Teorisine, göndermeler yapıyorlar sanki.

Ataları- Köy basıp, Tavuk -Koyun ne varsa yağmalıyordu ..Evrildiler ..Köye gitmeye ne hacet...

Şehirlerde bu işi yapıyorlar...Diplomaları -Lisansları bile mevcut...

Mektepli Hırsızlar......

BORA YAŞAR
30-12-2008, 11:25
Güce/ünvana/iktidarda olana biat, kalitesiz fertlerden oluşan toplumun temel davranış biçimidir.

Konuşursunuz diklenir, hakaret eder kendince. Sonra anlar karşısındakinin kim olduğunu. Affedersin abi der. Seni tanımamışım. Bilmiyordum falan falan olduğunu.

Oysa şiarımız doğruya/güzele/nitelikliye biat olmalı. Bunlar sürekliliği bitmeyecek değerlerdir. Oysa güç de, zenginlik de, ünvan da, ikitidar da geçicidir.

Hani nerede Blair, nerede Clinton, nerede o yerli yabancı demir ladyler, nerede o dehşetinden metan gazı yapılan komutanlar..

BORA YAŞAR
30-12-2008, 11:47
Bir toplumda eğer "ayıp/yanlış/çirkin/haksız" da birleşilemiyorsa o toplum kavgaya/nizaya mahkumdur.

Aile doktorundan rektör yapılmasında bir yanlışlık görmeyen, o işlemi bir dönem önce Anayasal kaygılarla yapılan işlemlerle kıyaslayan insanların yaşadığı coğrafyada kaos bitmez.

kartal35
30-12-2008, 13:10
Rektörü neden Cumhurbaşkanı seçer anlamış değilim.

Cunta artığı- işe yaramaz, YÖK bir kaç isim gönderiyor.

Cumhurbaşkanı da kendisine yakın bildiğini tercih ediyor.

Olacak iş değil.

Başından köküne kadar sakatlık içeren bir atama şekli.

Atanmanın şekli, şemali böyle olunca-atanan kişi de gittiği üniversiteyi ,

Üniveriste yönetir gibi değil-Babasının Çiftliği gibi idare etmeyi kendine hak biliyor.

Velhasılıkelam...Sistemin neresine el atsan elinde kalıyor ...

BORA YAŞAR
30-12-2008, 13:25
Bunlar anti-demokratik, depolitizasyoncu 12 Eylül cuntasının/zihniyetinin beyinsel ürünleridir.

Sorunlu gördükleri demokratisinin olmazsa olmazı kurumları, adaletin, üniversitelerin, basının vs tümüyle yönetene bağlı, ona tabi, biat eder durumda tutmaya imkan veren yasal düzenlemeler.

Seçenin özgür iradesine uymayan her atama, sözde demokratik ve hukukidir.

ASPİRİN
30-12-2008, 14:52
BİR ZAMANLAR İSTANBUL…

Petro ismindeki bir İspanyol, 1552-1556 yıllarında Türkiye’de geçirdiği dört yılını anlatır. Aynı zamanda bir hekim olan bu seyyah, Cenova’dan Napoli’ye giderken Türk gemicilerine esir düşmüş ve İstanbul’a getirilmiş. Daha sonra, tıp bilgisini göstererek Kaptan-ı Derya Sinan Paşa’nın hekimleri arasına girmeyi başarmış…

Seyahatnamesinde, dört yılını yaşadığı Kanuni devrinin yaşantısını imrenerek gözler önüne serer. İşte seyahatnameden birkaç kesit ;

“İstanbul öyle işlek bir şehir ki, buraya günde İspanya’nın Valladolid şehrinin nüfusu kadar yabancı girip çıkar.”

Türklerin bıraktığı hayır eserleri, bizdekilerle kıyaslanamayacak kadar çoktur. Türk zenginleri, bizimkilerden çok daha fazla cömert davranırlar.Türkler sadece insanlara değil, hayvanlara bile iyilik yapmayı sevap sayarlar. Bir-iki düzine ciğer satın alıp, kedi ve köpekleri doyuranlara çok rastladım.

Türk mahkemelerinde, bizde olduğu gibi iltimas mektupları geçmez. Adaletlerinin en iyi tarafı, davaların kısa sürmesidir. İspanya’da olduğu gibi ‘nasıl olsa bu dava bitmez’ diye haklı taraf, haksız tarafla uzlaşma yoluna gitmez. Türkler adaleti; hıristiyan, yahudi, müslüman herkese eşit olarak tatbik ederler. Kadıların rahleleri üzerinde Kur’an’dan başka Haç ve Tevrat’ta vardır. Hıristiyan ve yahudileri bunların üzerine yemin ettirirler.

Silah çeken bir kabadayı, kimseyi yaralamamış olsa bile, ibret olsun diye soyulup halka teşhir ederler. Bu utanca düşmemek için, bazıları bellerindeki kılıca davranmaktan çekinip, kavgayı sille tokatla bitirirler.

Yalancı şahitlerin suratını boyar, eşeğe ters bindirip kuyruğunu eline verir, ibret olsun diye gezdirirler.

Herkes kapısının önünü temiz tutmaya mecburdur. Sinan Paşa, kapısının önü kirli bir ev buldu mu, evin hizmetçisini, yoksa hanımını kapının önüne çağırtır, bazen bunları azarlardı. Hatta bir gün üstü başı pis bir yahudiyi yoldan çevirdi. Neden böyle pis gezdiğini, evli olup olmadığını sordu. Yahudi karısının kendisine bakmadığını söyledi. Paşa, yahudinin evine gidip karısına, ‘kocan senin ihtiyaçlarını karşılıyor mu?’ diye sordu. Kadın, ‘evet, bizden hiçbir şeyi esirgemez’ deyince, ’eğer kocanı bir daha böyle pis kıyafette sokakta görürsem, karışmam sonra …’ diyerek azarladı.

Biz, bu kimselere barbar diyoruz. Onlara barbar demekle, asıl biz barbarlığımızı ortaya çıkarmış oluyoruz.”

BORA YAŞAR
30-12-2008, 16:08
Kadın ve erkek aslında bir canlı türünün iki çeşidi değil, iki apayrı canlı türü gibi.

Aşağıda bir erkeğin yaşam sadeliği ile, bir kadının giriftliğini görmektesiniz.

Çelişki mi?

Yoooo...

Ne münasabet.:clown:


http://img411.imageshack.us/img411/5189/90300968do9.png (http://imageshack.us)

BORA YAŞAR
30-12-2008, 22:09
(Dilimdeki nağmeler)

Bir nigah et kahr ile sen bakma Allahaşkına
Sarı giyme bir daha gül takma Allahaşkına
Kimseyi gönlüm misali yakma Allah aşına
Sarı giyme bir daha gül takma Allahaşkına

BORA YAŞAR
31-12-2008, 00:16
Ülkemi, haritalarda zihinlerinde parça parça bölen kurumlarım anavatanı ABD nin aşağıdaki parçalanmış haritasını gördüm ya artık gam etmem.

Çok şükür.

Bu kadar bile büyük parça bence.

Etme bulma dünyası.

İnsanoğlu birkere düşünmeye görsün. Parçalanmaktan beter eder. Parça pincik eder.

Ormanda karşılaştığı aslana bir tok anında yanaşan kedi "ben senin emmin olurum" diye yaltaklanmış.

Aslan karşısındaki ufacık yaratığı şöyle yukardan bir süzmüş.

"hadi len" demiş" komik olma. Bir sana bak bir de bana. Nerden emmim oluyorsun?"

"Ben insan eline düşmeden önce böyle değildim. İnsan eline düşmeye gör o zaman anlarsın beni". demiş kedi.

Gel zaman git zaman aslan avciların tuzağına düşmüş. Onu yakaladıkları gibi bir sirke satmışlar.

Terbiyeci ateşin içinden geçmeye zorladıkça, çeşitli numaralar öğretmek için kırbacı sırtında şaklattıkça aslanın yeisle şöyle mırıldandığı duyulmuş.

"Emmim kadar kalaydım. Emmim kadar kalaydım".



http://img267.imageshack.us/img267/7614/fft17mf1560011pa2.jpg (http://imageshack.us)

http://www.milliyet.com.tr/Dunya/SonDakika.aspx?aType=SonDakika&Kategori=dunya&ArticleID=1034482&Date=30.12.2008&b="ABD 6 parcaya bolunecek"&ver=35

BORA YAŞAR
01-01-2009, 13:53
Yeni yıl, yeni bir sayfa olabilir mi insanlık için?

Yeni temiz bir sayfa.

Yeni, taptaze güzel duygular.

Hani koparabilirmiyiz geçen yılın hesaplarından/ilişkilerinden bu yeni yılı.

Mümkün mü?

Futbol maçlarından sonra futbolcularımızın o çok bildik "Önümüzdeki maça bakacağız" klişesi mümkün mü?

Keşke.

Oysa 2009 da işleyecek cari hesap, 2008 bakiyesinin üstüne konacak.

2008 in devir bakiyesi üzerine.

Yenileyebilseydik hemen tüm eksi neticeli cari hesapları ne hoş olurdu.

Hani şu kredi kartı borçlusu vatandaşlarımızın istedikleri gibi.

Bunun için, temiz bir sayfa için, tüm tarafların mutabakatında genel bir af /"affetme hareketi" gerekiyor.

Oysa alacaklılar, buna razı olmadıkları gibi, yeni yılda faiz taksimetresi tıkır tıkır çalışıyor.

Keşke Mevlana gibi affedici olsaydı dünyanın sistemi.

Ne der Mevlana:

"Dün dünde kaldı cancağızım.
Bugün yeni birşeyler söylemek lazım."

BORA YAŞAR
01-01-2009, 15:43
2008'İN İZ BIRAKAN TATLARI

- Alaçat Kırevi' nde kurabiye saatleri ve kurabiye tatları.
- Ayvalık ve Akhisar'dan aldığım kırma yeşil zeytinler .
- Afyon' dan gelen pembe domatesler, sucuk ve kaymak.
- Levent Fratelli La Buffala 'da yediğim mozarella peyniri.
- İstinyepark Pazaryeri'ndeki Günaydın 'da sunulan bütün etler.
- Alaçatı'daki Zeytin adlı mağazadan aldığım yaseminli, kamelyalı, sakızlı mandalina reçelleri.

(Meraklısına ZP Haşmet Babaoğlu'ndan.. ZP yi sormayın . Tahmin edin.:))



Yine forumda dikkatimi çeken bir nokta. Bugün yani 1 Ocak doğumluların çokluğu.

Üyelerden 1 Ocak doğumlular şöyle:

olgun45 (51), cinoali (47), ENTHUSIASM (45), acemi_caylak (44), fatmanur (43), callbilgi (41), TARAYICI (36), carpediemeko, TEKNİK (29), OCEANS (27), _serhat_ (27)

Malum bizim toplumumuzda belirli bir kesim, yılın son günlerinde evde gerçekleşen doğumlarda, sırf çocukları bir yaş küçük kabul edilsin diye, 1 Ocak tarihine taşırlar olayı.

Acaba yukardakilerden de bu durumda olan var mıdır?

Hepsinin doğum günlerini kutlarım.

BORA YAŞAR
01-01-2009, 17:27
Son günlerde çok konuşulan bir film..zeitgeist..Seyredin ve zamanımızın en az anlaşılan/tartışılan ve hatta çoğumuzca tartışmasız kabul edilen dünya para sisteminin nasıl çalıştığını anlayın..

http://www.akilcagi.com/2008/08/23/-zeitgeist zamanin-ruhu-son-surum-turkce-altyazili/

Bu da diğer linkler

Zeitgeist 1.

http://video.google.com/videoplay?docid=-594683847743189197


Turkce altyazisi yok bunun ingilizce orjinal.

Zeitgeist Addendum ( 2.)

http://video.google.com/videoplay?docid=7065205277695921912

Bu orjinali.

http://www.zeitgeistmovie.com/add_turkish.htm

Bu da turkce altyazili linki.

(Yaprak Hanım teşekkürlerimle.)

reha kaya
01-01-2009, 17:43
Ülkemi, haritalarda zihinlerinde parça parça bölen kurumlarım anavatanı ABD nin aşağıdaki parçalanmış haritasını gördüm ya artık gam etmem.


http://img267.imageshack.us/img267/7614/fft17mf1560011pa2.jpg (http://imageshack.us)

http://www.milliyet.com.tr/Dunya/SonDakika.aspx?aType=SonDakika&Kategori=dunya&ArticleID=1034482&Date=30.12.2008&b="ABD 6 parcaya bolunecek"&ver=35

Eski KGB li çakma profesör, ABD nin iç savaş sırasındaki haritasını almış, ahanda; böyle olacak diye satıyor. O kadar iyi biliyorduysa, bu KGB ajanı, koca SOVYET SOSYALİST CUMHURİYETLER BİRLİĞİ defransiyeli dağıtırken, kendi birliğine baksaydı.

http://img368.imageshack.us/img368/3728/civilwarmap2er9.jpg (http://imageshack.us)


Amerikan İç Savaşı 1861-1865

KARADENIZ
01-01-2009, 20:46
[COLOR="Red"]
Yine forumda dikkatimi çeken bir nokta. Bugün yani 1 Ocak doğumluların çokluğu.

Üyelerden 1 Ocak doğumlular şöyle:

olgun45 (51), cinoali (47), ENTHUSIASM (45), acemi_caylak (44), fatmanur (43), callbilgi (41), TARAYICI (36), carpediemeko, TEKNİK (29), OCEANS (27), _serhat_ (27)

Malum bizim toplumumuzda belirli bir kesim, yılın son günlerinde evde gerçekleşen doğumlarda, sırf çocukları bir yaş küçük kabul edilsin diye, 1 Ocak tarihine taşırlar olayı.

Acaba yukardakilerden de bu durumda olan var mıdır?
Hepsinin doğum günlerini kutlarım.


** Ben buna degil de , daha cok; kismen sanal kalmak istememizin bir sonucu , kismende kisisel tembelligimizin sonucu olduguna inaniyorum...

** cogu yerde ben de yaptim.. gercek dogum tarihini girmek yerine.. varsayilan olarak gelen 01.01. tarihinde yalnizca yili degistirmek.. kolayimiza geliyor ....

( GERCEKTEN DE DOGUM GUNU BUGUN OLAN ARKADASLARIN DOGUM GUNUNU EN IYI DILEKLERIMLE KUTLARIM :super::super::super:

BORA YAŞAR
01-01-2009, 21:03
"Çelişkiler" benim 1500 word sayfası emek verdiğim bir başlıktır.

Zaman zaman arşivden (aslında İE dan edindiğim internet adresinden) okuyorum.

Çelişkiler'e katılmış, yazılar yazmış birçok kişi yok artık. Bir çoğu da yazmıyor.

Yazdıklarımdan bazılarını yeri geldikçe buraya aktaracağım. Belki çok zaman olmadı ama bana sanki başka birisi yazmış gibi geliyor.:)

İşte 13.04.2007 tarihli yazım:


BORA YAŞAR 13-04-2007, 10:34

Çağdaş-Laik-Demokrat olarak bazılarınca göya dalga geçilmeye/aşağılanmaya çalışan kesimden biri olarak hayattaki temel prensipleri her zaman ki gibi tüm açıklığımla ortaya koyuyorum:

1.Devletle olan ilişkilerimde:

- TC Anayasasının 2. maddesinde belirlenen ve 4. maddesinde değiştirilemeyeceği belirlenen “Türkiye Cumhuriyeti, toplumun huzuru, millî dayanışma ve adalet anlayışı içinde, insan haklarına saygılı, Atatürk milliyetçiliğine bağlı, başlangıçta belirtilen temel ilkelere dayanan, demokratik, lâik ve sosyal bir hukuk Devletidir.” hükümlerine sözde değil özde bağlı kalacağım. Tüm davranış ve eylemlerimde bu hususu teyit edeceğim.
- Kazandığım paranın vergisini seve seve beyan edip devlete ödiyeceğim.
- Devletin haksız yere söğüşlendiği ilişkiler içinde olmayacağım.
- Devletin verdiği gücü ve makamı, sadece halka hizmet olarak kullanacağım, şahsıma ,çevreme ve aileme herhangi bir maddi ya da parasal olmayan çıkar sağlamayacağım.
- Takiyye yapmayacağım.Devletin yasalarla belirlenmiş hizmet ve olanaklarının sadece yasal olarak hak edenlere sunulmasına çalışacağım.
- Devlete asla hıyanet etmeyeceğim, altını oymayacağım, sistemi değiştirecek eylemlere girmeyeceğim girenler hakkında yasal görevimi yapacağım.

2. İnsanlarla olan ilişkilerimde:

- Kişi hakkı yemeyeceğim
- Herkese adaletle davranacağım.
- Kimseyi inançlarını açıklamaya zorlamayacağım.
- Kimsenin inançlarını karışmayacağım, değiştirme zorlamasına girmeyeceğim.
- İnsan haklarına ve inançlarına saygılı davranacağım
- Kimseyi dili, dini, ırkı ve rengi nedeniyle aşağılamayacağım.

3. Çevre ile olan ilişkilerimde:

- Çevreyi insanlığın müşterek yaşam alanı olarak koruyacağım.
- Doğal kaynakların kötü kullanımına imkan vermeyeceğim.
- Doğayı ve hayvanları kardeşim gibi seveceğim ve koruyacağım.

4. Kişisel duruş olarak:

- Çağı ve gelişmeleri takip edeceğim.Çağdaş ve barışçı bir çizgi genel amacım olacak.
- Kendimi her türlü imkanımla sürekli geliştireceğim.
- Yaptığım işte en son gelişmeleri takip edip hizmet verdiklerime en iyisini sunacağım.
- Yaptığım iş ve hizmet karşılığında hakkım olan bedelden fazlasına tevessül etmeyeceğim.İnsanların zor durumundan yararlanmayacağım.
- Ülkemi, ailemi her ortamda şerefle temsil edeceğim.
- Herkese adil, dürüst, açık ve saygılı olacağım.
- Ülkemi, ailemi her zaman ve her şartta seveceğim.
- Bu ülkenin bir ferdi olarak yasalarda belirlenen her türlü yükümlülüğü severek, savsaklamadan zamanında yerine getireceğim.


Kendini benim gibi tanımlayan arkadaşlarımdan eksik bıraktığım, atladığım hususları tamamlamalarını diliyorum.

Burada zaman zaman istemediğim tartışmalar yaşanmakta.

Zaman zaman kendimi ifadede, ya da başkalarını nitelendirmekte aciz kalmış olabilirim.

Ama atladığım bazı eksiklikler bir yana, ben yukarıda kalın çizgilerle belirttiğim insanım.

Dosta düşmana ilan ederim.

BORA YAŞAR
01-01-2009, 21:45
Ve hayatta temel aldığım düsturlardan birini 14.04.2007 tarihinde aha burama getiren bir forumdaşa şöyle ifade etmişim:

"Ben ömrümce muhatap alacaklarımı seçtim. Bu özgürlüğüm var. Sizin de vardır. Ama benim bir prensibim daha var. Gerçek hayatta muhatap olmayacaklarımla sanalda diyalog kurmuyorum. Herkese tavsiye ederim. Sinir sistemini yıpratmıyor. Benim kimseyi ikna etmek gibi bir misyonum yok. Bildiklerimi topik açtım yazıyorum. Beğenen okur. Beğenmeyen bir daha uğramaz."

Hala aynı yerdeyim.

Çelişkileri okuyorum ve ilginç bazı yazıları not alıyorum.

Kimler var kimler.:)

BORA YAŞAR
01-01-2009, 22:13
Matrak bir anı..Karahan'ın lafıyla başlamış..Karahan yaşlandık gibi bir laf etmiş:)

BORA YAŞAR
25-04-2007, 21:54
"berg ihtiyarladık olumm...bende de başladı marazlar:)borsanın ve hareketsizligin artı radyasyonun etkisi büyük tabiki...ki ben günde 3 saat spor yapıyorum...yapmasak yandık...sporu ihmal etmeyelim...selamlar" Karahan böyle demiş...


Karahan yanımda ihtiyarladık falan deme.:bad:

Karahanın lafı aklıma bir anekdot getirdi.

Bir grubumuz vardı. Metaştan Gürcan. Turyağdan Aziz Refiğ. Sigortacı Tanju. Çimentaştan Barış. Ve Metaştan Işın Çelebi.

Gürcan ve ben normal boyutta admalardık. Diğerleri yarım dünya. En hafifleri 100 kilo. Yemeğe çıkardık geceleri. Restoran sahipleri 100 metreden karşılamaya koşarlardı o göbekleri varil gibi adamları görünce.

İşte ben o grupta. Oturduğumuzda. Sohbetin bir yerinde. Ya derdim.. Halim berbat. Yine 3 kilo fazlam var.

Garsonlar zor alırlardı beni ellerinden.:he:


Güzel günlerdi.
________________________________________

BORA YAŞAR
01-01-2009, 22:20
Ve ve veeeeeeeee...

Yiğit Bulut'la ilgili bir yazım. O zaman da fazla tutmuyormuşum.:)

Bakın Başbakan'ın borsa endeksi için 50.000 tahminini beğenmiyor 60.000 diyormuş.:)


"BORA YAŞAR26-04-2007, 09:51
"Amatör yatırımcılar" için söylüyorum diyor halkın analisti yiğit kardeşimiz.

O olmazsa ne yapardık, yönümüzü nasıl belirlerdik. Doğruyu iyiyi nasıl bulurduk.

Ve RTE nin 50.000 i aşarız lafını söyledikten sonra, bu yetmez havalarda, artı % 20 bir hedef koyuyor.


60.000


Arş Yiğit'ler.

Akşama CNN dışındaki kanallara konuşurken hangi maskesini takacak bakalım.

Ona, bugün 2 seans izlesin, biraz telefon etsin, biraz telefon alsın sonra karar verecektir kanımca.

Bir toplum insanının kalitesi kadar kalitelidir.

Daha fazla değil."

BORA YAŞAR
01-01-2009, 22:23
O kadar hızla geçiyor ki zaman giderek.

Çelişkileri arşivden okuyorum da, sanki 10 yıl geçmiş gibi.

Hüzünleniyorum.

BORA YAŞAR
01-01-2009, 22:52
Torba kavramlar üzerine bir yazı. Sn Bushido'nun bir yazısı üzerine:

"BORA YAŞAR

01-06-2007, 20:17

Sn. Bushido;

Bugün "Bana Göre" topikinde bir yazımda şöyle demiştim:

"Tanımı yapılmayan, torba kavramlara bayılırız.

Bunlardan biri de "halk" kavramıdır. Nedir bu kavramla anlatılmak istenen? Nerde başlar nerde biter? Kimdir halk? Nasıl bir torbadır ki bu kavram, hiçbir konuda anlaşamayan klikler, kendilerini destekleyen sosyolojik grup olarak hep bu adresi gösterir. "

Siz de yukarıdaki yazınızda "Gereken cozum halkin bagrindan cikacaktir." diyorsunuz.

Gidin fikren size karşı olanların yazılarına bakınız. Onlar da "halkın isteği" "halk isterse""halka rağmen" gibi ifadeler kullanıyorlar.

Kimdir bu halk? Bizim gibi düşünenler/davrananlar/hissedenler/reaksiyon gösterenler mi? Peki bizim gibi olmayanlara ne diyeceğiz?

Bugün halk kavramının en son kullanıldığı yer ise bir kez daha gülümsememe neden oldu.

Beşiktaş Başkanı, yeni çalıştırıcı Ertuğrul Sağlamın eşinin türbanlı oluşuyla ilgili olarak çıkan haberleri tepki göstermiş ve demişki;

- Beşiktaş bir halk takımıdır.

Başkana göre bu iyi bir şey mi acaba?

Ayrıca bu çok veciz laftan şunu da çıkarıyoruz :Halk demek ki türban takabilir büyük başkana göre. Peki kim takmamalı türbanı?


Neyse yazınızda sadece bir kavrama takmakla size haksızlık ettim biliyorum.
Yazınızın içeriğine gelince: hissiyatınızı anlıyorum. Sevgiler."

BORA YAŞAR
01-01-2009, 23:05
Gürkan doktorumun bir yazısı; 18.06.2007 tarihli.

"5 maymun hikayesini bilirsiniz,benzetmek gibi olmasın da..:)
Toplumsal/Kurumsal negatif öğrenme sürecine bir örnek olsun diye vereyim.
Yoksa bizim standart davranışımızla ''ne ilgisi var kardeşim!'' demeyin.hikaye şöyle:
Kafese 5 maymun koyarlar.Ortaya da bir merdiven konur ve onun tepesine de iple asılı bir kangal muz asılır.Herbir maymun merdivene çıkarak muzlara ulaşmak istediğinde dışarıdan üzerine soğuk su sıkılır.Herbir maymun aynı denemeyi yapar,buz gibi soğuk suyla ıslatılır.Bütün maymunlar bu denemeler sonunda sırılsıklam ıslanırlar.Bir süre sonra muzlara doğru hareketleneni diğer maymunlar engellemeye başlar.Su kapatılıp maymunlardan biri dışarı alınır,yerine yeni bir maymun konulur.İlk yaptığı iş,koşup muzlara ulaşmak için merdivene tırmanmak olur.Fakat diğer 4 maymun buna izin vermez ve yeni maymunu döverler.Daha sonra ıslanmış maymunlardan biri daha yeni bir maymunla değiştirilir.Ve o da merdivene ilk yaptığı atakta dayak yer.Bu maymunu en şiddetli ve en istekli döven de biraz önce diğerleri tarafından engellenen ve ilk dayağı yiyen birinci yeni maymundur.Islak maymunlardan 3.de değiştirilir.Bu da ilk atağında diğerleri tarafından cezalandırılır.Diğer 4 maymundan yeni gelen ikisinin en yeni gelen maymunu niye dövdükleri konusunda bir fikirleri olmasa da en iştahlı dövenler de yine onlardır.Sonra en baştaki ıslanan maymunlardan kalan 4. ve 5.de yenileri ile değiştirilir.Ama tepelerinde o bir kangal muz hala asılı olduğu halde artık hiçbiri merdivene yaklaşmamaktadır.
Neden mi?
Çünkü burada işler böyle gelmiş ve böyle gitmektedir.
Artık Türkiyede olduğu gibi kötü yönetilmeyi ve maymun davranışını kanıksarsanız,sonuçta hayatınızdan memnun olmaya başlar,kurulu düzenin savunucusu olup karşı çıkana da en çok ve en iştahlı siz engel olursunuz.
Değişmemiz umudu ile..
(mailime gelmişti,paylaşayım dedim.)

sevgiler&saygılar"

BORA YAŞAR
01-01-2009, 23:15
Hissenet üzerine Sn Von'la yazmışız:

Aradan ancak 1,5 yıl geçmiş.

Sn Serenler ve Sn Red Kit de sonradan katılmışlar:

"BORA YAŞAR

01-07-2007, 10:45

-Eşeği baştan çıkarır sıpanın oynayışı- (Halk Deyişi)

Ben belki 10 yıla ulaşan internet tecrübemde birçok siteye üye oldum. Birçoğunun ismini şimdi hatırlamıyorum bile. Ama defterimin bir sayfasında yer alan, 2-3 senede bir yenilediğim “parola-şifre” listesine baktığımda, halen çoğuna aylardır uğramadığımı fark edebiliyorum.

Nedir bir internet sitesini popüler/aranır/uğranır yer kılan özellik dersiniz?

Bir sitede neyi arayıp da bulabiliyorsanız, o.

Tabii ki sitenin teknik altyapısı önemli. Hani şu yeni kurulan sitelerin ilk sayfasında yer alan “sitemizi nasıl buldunuz?” anketi ile bulunmak istenen. Aradığınızı bulmanıza olanak veren, erişim kolaylığı sağlıyan, pratik ve görsel kolaylık sunan teknik donanım ve tasarım. Zamanla ihtiyacın ve isteklerin yönlendirdiği gelişimle ulaşılan düzen. Adil ,eşit ve herkese aynı mesafede duran bir yönetim ile iyi ve hızlı çalışan bir denetim.

Bundan fazlası da vardır biliyorum. Ama genel kuşbakışı değerlendirme olarak çok yanlış değil.

Peki sonrası?

Sonrası ise katılımcıların neyi arayıp da bulduğuna bağlı. Eğer çok tanınmış bir kişinin doğrudan hizmet verdiği bir site ise, hizmetin kalitesiyle ve trendle orantılı olarak popülarite yükseliyor. Ancak kişi, zaman içinde ne kadar çok popüler olursa siteye o kadar az zaman vermeye başlıyor ki, bu da görece başlangıç hizmet kalitesinin düşmesine, katılımcıların da durumu derhal fark etmeleriyle sonuçlanıyor. Popularite düşüyor. (Bulut ve Erdinç hatta tıpkı benzemese de Mergen örnekolayları)

Site katılımcılarının yarattığı sinerji ve fisebulullah verdikleri hizmet temelinde yürüyen sitelerde, ilgi ateşinin sönmemesi lazım. Site yönetmek kolay bir iş değil farkındayım. Yüzlerce kişinin farklı niyetlerle girebildiği bu yerlerde, statükoyu ve site kalite seviyesini korumak yakın bir ilgi ve üstün beceri gerektirmekte.

Hisseneti ele alırsak:

Bu sitede insanı çeken(Sn Von’un psikolojik analizlerinde belirlediği neredeyse tamamı psikiyatrik başlıklar teşkil eden dürtülerin dışında), herkese birçok bakış ve hobilerini sergileme, yenilikleri yakalama imkanı veren altyapısı. Ama bunun da ötesinde buradaki kaliteli insan potansiyeli. Bu kaliteli insan potansiyelinin kendi ilgi alanlarında paylaştıkları ürünler. Düzeyli ilişkiler.

Yönetimin öncelikli hedefi bu düzeyi korumak olmalı. Gerektiğinde radikal ve sert kararlar alabilmeli.(Bu konularda yeterliliklerini örnekleriyle bilmekteyiz). Adil ve ölçülü olmalı. Çok fazla müdahale ediyor görünmemeli. (Bunda da başarılı site yönetimi) Tarafsız olmalı. Topiklerde fazlaca görüş bildirmemeli. Topiklerde kesinlikle aktif katılımcı olmamalı. İdeal bir hakim gibi, gerektiğinde kitabi, gerektiğinde akılcı bir yorumcu olabilmeli.

Bunlar aklıma gelenler.

Birçok eksiği var dediklerimin biliyorum. Ama yönetime rapor ya da akıl vermek gibi bir iddiası yok bu yazının. Dostça bir yaklaşım o kadar.

Gerisi bize kalmış."


"Von

01-07-2007, 11:38

Sn Bora Yaşar

Yazdıklarınıza müsade ederseniz bir iki şey de ben eklemek isterim. Benim hisse.net le ilk tanışmam nerdeyse kurulduğu zamana kadar ulaşır. O zamanlar bir iki forum dışında forum yok, internet erişimi çok az, lüks ve belirli bir kesimin ulaşabileceği bir teknoloji içerisindeydi.

Bu zaman aralığında gerek borsa gerek farklı konu başlıkları içerisinde yüzlerce forum biliyorum/gördüm/üye oldum/izleyici oldum. Açıkca görülen şudur ki konu borsa ise , konu ekonomi ise hisse.net in adı bazı ne idüğü belirsiz ancak popüler bazı forumlardan ayrılabiliyorsa bu büyük bir başarıdır. Açıkcası her zaman borsa-ekonomi ağırlıklı bir forumun bu kadar başarılı yönetilebilmesi bana her zaman dikkat çekici gelmiştir.

Bunun nedeni ise direkt olarak gerçek paranın konuşulmasıdır. En tecrübeli ekonomist/borsacıdan en tecrübesizine, en iyi niyetlisinden en kötü niyetlisine, en dindarından en ateistine, en solcusundan en sağcısına pek çok kişiyi barındıran bir forumda gerçek para konuşulup , burayı sürdürebiliyorsanız bu bile kendi içinde bir mucizedir.

Katıldığım bir husus hisse.net in kendi içerisindeki evriminde eğitimli insan kalitesi yüksek bir topluluk olmasıdır. Bunun nasıl başarıldığı da yine aslında bu mucizeyle açıklanabilir. Bir diğer dikkat çekici husus, forumda hatırı sayılır bir arkadaşca hava vardır. Pek çok eğlence forumundan daha bile fazla. Ve bunu siz bir ekonomi forumunda başarabiliyorsanız bu da mucizedir.

Bugün hisse.net geldiği nokta ile bir üniversiteyi andırır. İçinde bir bilgi hazinesi saklar. İnsanlar burada aldatılmadığını, yönelndirilmediğini bilir, burada iki kelam edecek birileri olduğunu bilir, seansta yalnız olmadığını hisseder, rakı sofrasına uğrar, siyasete değinir, sinirlenir, sevinir, üzülür, felsefe yapar, güler.

Bahsetmek istediğim sözün özü ise şudur. Bir site veya forum kurmak sadece 10 dk nızı alır. Bunu sürdürmek için ciddi uğraşmanız gerekir. İlgi çekmek için birşeyleri farklı sunmanız gerekir. Çok üyeye sahip olmanız için ise bu farklılığın da sürdürülebilir olması gerek. Bir de sanal bir meyhane gibi gelenin geçenin belli olmadığı bir yerde kaliteyi üstte tutmak gibi ütopik bir amacınız varsa işte onun için çok ciddi bir prensip, amaç, yürek ve mucizevi bir bakış açısı gerekir.

Bu açıdan baktığımız zaman hisse.net i kuran, yöneten, yazan, çizen fikir veren, fikirden faydalanan herkes bu mucizenin bir parçasıdır. Eleştirmek isterseniz yüzlerce şey bulursunuz. Sahip çıkmak ve anlamak isterseniz milyonlarca. Bu mucizenin bir parçası olmaktan onur duyan herkesin de sahip çıkmak, anlamak ve destek olmak gibi bir misyonu ve vizyonu olması hisse.net i bu günlere getirmişse bundan sonra da yine böyle olacaktır.

Lütfen güzel dostça yazınıza , dostça bir yazı olarak görün.

Saygılarımla"

BORA YAŞAR
01-01-2009, 23:25
Bugün sabaha karşı Ankara'da yılbaşı gecesinde kendi aralarında eğlenen 7 üniversiteli genç, yedi fidan, doğalgazın yandıktan sonra bacaya bağlandığı borudan sızan karbonmonoksit gazından zehirlenerek öldüler.

Beş paralık bir aluminyum boru yüzünden.

Bu kadar mı kolay ölmek bu ülkede?

Ailelerinin, anneleri ve babalarının yüreğine düşen ateş ölünceye kadar onları yakacak biliyorum.

Yüreğim ağır bu gün.

Bu olayı unutabilmek için herşeyi yapıyorum ama olmuyor.

Evlat acısı tanımlabilen en büyük acılardan.

Bu konuyu daha önce "Çelişkiler"de yazmışım.

Yine çıktı karşıma.

Ve yine hatırlattı bana 7 filizin ölümünü.

BORA YAŞAR
01-01-2009, 23:28
Evlat acısıyla yazılan şiirler yapılan bestelere iki örnek vermişim yazılarımda, o günlerde trafik kazasında ölüp giden Barış Akarsu'nun ölümünü de vesile ederek:

"BORA YAŞAR

04-07-2007, 09:52

Barış Akarsu'yu tanımam.

Kaç gündür gazetelerde. Derin komada bir genç. Sevenleri ailesi hastahane kapısında bir ümit bekleşiyor. Umarım bu genç adam kurtulur.

Evlat acısı mı? Allah göstermesin.

Bundan büyük acı tarif edilebilir mi anaya babaya?

Evlat acısıyla yapılmış besteler vardır.

Ben 2 tane şarkı biliyorum.

Şarkıların, eğer varsa hikayesini de bilirseniz daha bir ilgi ile dinleyebiliyorsunuz.

Şarkıların ilki mezarıCebeci asri mezarlığında olan elleri öpülesi büyük bestekar Suphi Ziya Özbekkan'a ait. Müthiş bir beste. Bestecinin çok sevdiği kızı Hümeyra Viyana'da genç yaşında ölünce, müthiş bir kederle şarkı sözünü de yazarak bestelemiş bu muhayyer şarkıyı.

Titrer yüreğim her ne zaman yadıma gelsen
Kan ağlar içim hatır-ı naşadıma gelsen.
Şu hali perişanıma bir kerre bakıp da
Allah için ey şuh-i şenim dadıma gelsen.


naşad: kederli.
Dad=Burada sızlanma anlamında."

"BORA YAŞAR

04-07-2007, 10:05

İkinci şarkının sözleri ise, şair Mehmet Erbulan'ın (şiirleri birçok şarkıya söz olarak seçilmiş tanınmış bir şairdir) oğlu, aynen Barış Akarsu gibi trafik kazasında ağır yaralanıp ameliyata alınınca, kederli babası tarafından hastahane kapısında yazılmıştır.

Bir babanın ızdırabını düşünebiliyor musunuz?

Bu çok tanınan şarkıyı şimdi bir de hikayesini öğrendikten sonra dinleyin. Çok farklı olacaktır etkisi.

Şarkı Hüzzam makamında Ali Şenozan tarafından çok güzel bestelenmiş:

Beni bırakıp burada, gitme güzeller güzeli
Ermeden daha murada gitme güzeller güzeli.

Garip gönlümün maralı, göz yaşlı, gönül karalı
Bırakıp beni yaralı, gitme güzeller güzeli.

Zeytin gözlüm melek yüzlüm, tatlı dillim, şirin sözlüm,
Sürmelim, sevgilim, nazlım, gitme güzeller güzeli.

Gelmeden yolun ucuna, ne dedim gitti gücüne(x)
Dayanamam bu acıya, gitme güzeller güzeli.

(x) Belli ki baba oğul son bir tartışmışlar."

BORA YAŞAR
01-01-2009, 23:54
Ve tümüyle Şair Eşref'e ayırdığımız bir geceden:


"BORA YAŞAR

17-07-2007, 12:45

Dün gece Eşref'in hayatını verdim.Monarşik düzenle kavgalı. Bu açık. Ama o düzenin sonunda da mutlu olmamış.

Şairleri içinde yaşadıkları ortam besler. Ve şair o ortamda çokça bulunan ya da değer verileni değil, olmayana şiir dizer.

Eşref zamanında bu açıdan ortam şair yetiştirmeye son derece uygundu her yönden.

Aşağıdaki kıtayı şair, "ana" yerine şaka olsun diye her zaman "mana" diyen Selahattin Bey adındaki bir memurun, Meşrutiyet döneminde siyasal düşüncelerinden dolayı işinden çıkarılması üzerine düzenlemiştir.

Vakti istibdatta söz söylemek memnu idi,
Ağlatırdı ağzını açşan hükümet mananı.
Devri hürriyetteyiz değişti şimdi kaide,
Söyletirler evvela, sonra s....ler ananı."

BORA YAŞAR
02-01-2009, 23:10
Yeni kuşaklardan birinin Türkçemizi iyi konuştuğunu hele de iyi yazdığını, yazım kurallarına uyduğunu görünce hayret destekli bir mutluluk kaplıyor içimi.

Yazmayan bir toplum olduk. Kabul. Hemen herşeyi telefonla, internet aracılığıyla halletmek teknolojinin bir etkisidir. Bunu da kabul ediyorum.

Ama dostlar kurallarını iyi bilmediğimiz, kendimizi iyi ifade edemediğimiz bir dil bizim elimizden hızla kayıp gitmiyor mu?

Bir kaç kuşağın bu şekilde anadilini boşlamasıyla olabilecekjleri düşünebiliyor musunuz?

Eskiden emperyalizmin zaptetmek istediği iki kale ekonomi ve dil idi.

Şimdi ikisini de biz teslim ediyoruz yokluğa.

Birisini özelleştirme denen, bir ülkeyi borçlandırma yolu ile gelinen son aşamayla yabancılara.

Diğeri içinse artık yabancı okullara, misyonerlere bile gerek kalmadı.

Araştırmalar, dilini unutan, unutturulan insanların kolayca kimliğini yitirdiğini göstermektedir.

Bu forumda izlediğim, tahsilli, bilgili, genç insanların çoğu dilimizi kötü/yetersiz bir şekilde kullanıyor. Bunun yanında, ne yazıkki, imla (yazım kuralı) diye bir disiplini tümüyle bırakmış görünüyorlar. Gerekçeleri de hazır: "Hızlı yazmak".

Oysa her önemsenen konu bir ciddiyet, seremoni, zaman ve ilgi ister.

BORA YAŞAR
02-01-2009, 23:35
Herkes uzmanı olduğunu iddia ettiği işi yapmalı bence.

Böylesi topluma da yararlı sonuçlar verecektir, dolayısıyla da ferde.

Uzmanı olmayan uzmanı o alanda çalışmayan bir toplumda, fizik kuralları işler ve yerleri ehil olmayanlarca doldurulur. Bunun ceremesini yine toplum yani bizler çekeriz.

Ülkemizde dikkat edin, uzmanlığın kural olarak (diploma olarak) aranmadığı iş ve mesleklerin tamamı yetersiz insanlarla doldurulmaktadır. Farkı farkedemeyen tüketici sonunda hüsrana uğramaktadır.

"Kötü mal iyi malı kovar" kuralı işlemekte, bu fasit daire, iyi tümüyle yok olana dek gereğini yapmaktadır.

BORA YAŞAR
03-01-2009, 01:16
Bendeniz internette forum hayatımda çok iyi yetişmiş bilgili ama bunun yanında Türkçe yazımı çok iyi insanlar gördüm.

Hayranlık duyarsınız.

Bu sitede birkaç kişi var.

Fazla yok ne yazıkki.

Kötü dille anlatım, ne kadar bilgili, ne kadar o konunun uzmanı olursanız olun internette işleri daha da zorlaştırıyor.

Çünki anlaşmak için yazmak zorundasınız.

Ne vücut dilini kullanabilirsiniz, ne mimiklerinizi.

Herşeyi, anlaşılabilir netlikte satırlara oturtmalısınız.

Borsa yazılarında çok iyi bir yazım becerisi geremiyor genelde.

O nedenle de borsa konusunda takip edilenlerin bu yönde bir titizliğe gereksinim duydukları da söylenemez doğrusu.

Bana gelince:

Benim buralarda bulunmamın tek nedeni yazmak ihtiyacı.

Beynimdekini yazıya dökmeden rahat edemiyorum.

Boşaltmak, bir nevi rahatlama hissi yaratıyor. Ama beynimin hızına bazan erişemiyorum.

Bu nedenle de yazmak benim için çok özen gerektiren bir husus.

Hayatımda çok/hep yazdım. Yazdırdım.

Onbinlerce sayfa rapor düzenledim.

Ama rapor dili sizin dışınızda belirlenmiştir genel hatlarıyla.

Bu nedenle çok özellikli ürünler sayılmaz.

Ömrümün bu son döneminde Türkçem/anadilimde yazmak bana mutluluk veriyor. Özgür bir insan, bir birey olduğumu hissettiriyor.

Von
03-01-2009, 01:20
Hocam siz yazmaya devam edin :) Yazma ihtiyacının ne olduğunu iyi bilirim. Beni de genelde çok rahatlatır. Sanal ortamlar ecaip ortamlardır. Uyum sağlamak, laf sokmak, laf yemek, gülmek, arkadaş olmak, arkadaş olduğunu sanmak vs. Forumun dili olsa da neler gördüğünü anlatsa :)

Bence siz sadece yazın, hani zor biliyorum ama birşekilde boşverin atışmaları derim :)

Serenler
03-01-2009, 01:23
Burada bir şeye yanıyorum.
Keşke aramızda yetenekli biri çıksa bunca olayı, espriyi, şaşkınları, üzüntüyü sevinci, herşeyi tutup kitap yapsa..
Ciddi anlamda söylüyorum erbabının elinde hit olur. :cool:
Artık birileri forumları kitap yapmalı. Sadece bizdeki malzeme bir kitaba bolca yeter.
Yazdığı küfrü kendi şikayet eden üyemiz bile oldu :D
Zamanında kendi hazırladığı bütçeye 3 gün sonra en ağır eleştirileri yöneltip red oyu veren siyasi oluşumları bile gördük ama unutuldu gitti.

Von
03-01-2009, 01:24
Burada bir şeye yanıyorum.
Keşke aramızda yetenekli biri

Aha da ben :he:

Ama bence hiç hit olmaz ve tutmaz :)

mecaz
03-01-2009, 02:11
İzninizle..
İnsanoğlunun en zayıf yanı kibri ve hafızasıdır.
Hele ki kibrini zedeleyen hatıratí, en büyük düşmanıdır.

sson
03-01-2009, 11:16
Aslında Çelişkinin ötesinde bir olay bu... ama en uygun burasını buldum...CHP 'Tayyib' ile oy istiyor!

Trabzon'u kaybetmek istemeyen CHP, AK Parti yapınca küplere bindiği yöntemle seçime hazırlanıyor.



AK Parti'yi "Kömürle oy avcılığı yapıyorlar" şeklinde eleştiren CHP de kömür dağıtmaya soyundu.

DAĞITILAN KÖMÜRÜN MARKASI 'TAYYİB'

CHP Genel Başkanı Deniz Baykal tarafından yeniden aday gösterilen Trabzon Belediye Başkanı Volkan Canalioğlu, yaklaşan yerel seçimleri de dikkate alarak, ilk aşamada yoksul vatandaşlara 250'şer kilodan toplam 400 ton kömür dağıttı. 200 ton kömür için de ihale açan Canalioğlu'nun, dağıttığı kömürün markasının ise "Tayyib" olması dikkat çekti.

GIDA YARDIMI DA YAPILIYOR

Canalioğlu, yine AK Parti'li belediyelerin uyguladığı gibi gıda yardımı da yaptırmaya başladı. Canalioğlu, Trabzon'da yoksul vatandaşlara gıda paketleri dağıtarak, "Biz de yardım yaparız" mesajı verdi. Canalioğlu, mahalle muhtarlarından ihtiyacı olanların adreslerini belirledi, yoksul insanları rencide etmemek içinde paketleri adrese teslim ettirdi

MAKİNİST
03-01-2009, 11:56
O zaman bir başka çelişkiyi yazmak da farz oldu...Belki önceki sayfalarda yazılmıştır...

Bir önceki cumhurbaşkanı Ahmet Necdet Sezer döneminde iktidar partisi tarafından kıyasıya eleştirilir,hatta epeyce bir doz aşımı da olurdu...Bu eleştirilerin en yoğunu rektör atamaları sırasında olurdu...Vay efendim...Üniversitelerde demokratik seçim yapılmış,vatandaş en çok oyu almış;ama cumhurbaşkanı üçüncü sıradaki vatandaşı atamış...Olurmuymuş efendim...Demokrasi neredeymiş...bir sürü hakaret...falan,filan...
Keser döndü,sap döndü...Şimdi iktidar partisinin cumhurbaşkanı var...Üniversitede rektör seçimleri yine oylama ile yapılıyor...Sonuç ne?Cumhurbaşkanı yine istediği sıradaki daha az oy alan vatandaşı atıyor...
Eeeee...İktidardaki zevattan hiç ses yok...Hani en çok oyu alan vatandaş seçilecekti...Nerede kaldı demokrasi aşkı?Nerede iki sene önce yaptığınız eleştiriler?

İşine gelince özgürlük,demokrasi,hak hukuk...işine gelmeyince gak guk guguk...
Yersen...


(Bu siyasi bir yazı değil,sadece gerçeğin tesbiti...iktidarın buradaki temsilcilerinden alıntı yapan olursa cevap vermeyeceğim)...

BORA YAŞAR
03-01-2009, 12:29
Herkes uzmanı olduğunu iddia ettiği işi yapmalı bence.

Böylesi topluma da yararlı sonuçlar verecektir, dolayısıyla da ferde.

Uzmanı olmayan uzmanı o alanda çalışmayan bir toplumda, fizik kuralları işler ve yerleri ehil olmayanlarca doldurulur. Bunun ceremesini yine toplum yani bizler çekeriz.

Ülkemizde dikkat edin, uzmanlığın kural olarak (diploma olarak) aranmadığı iş ve mesleklerin tamamı yetersiz insanlarla doldurulmaktadır. Farkı farkedemeyen tüketici sonunda hüsrana uğramaktadır.

"Kötü mal iyi malı kovar" kuralı işlemekte, bu fasit daire, iyi tümüyle yok olana dek gereğini yapmaktadır.

Bu satırları 7 gencin ölümü üzerine yazmıştım.

Ankara Doğalgaz Genel Müdürü'nün haline tavrına bakarak.

Bugün Hürriyet Gazetesinde Yılmaz Özdil şöyle diyor:

"Nasa'mız olsa İl Başkanını astronot yapar bunlar!"

Bence de.

Cilket çiğnerken yürüyemezler ama iyi uçacaklarına eminim.:)

BORA YAŞAR
03-01-2009, 12:59
Dün bir köşeyazısında okumuştum.

Parti, grup bölünme demek.

Yani bir toplumda ne kadar parti varsa o kadar bölünmüşlük var kabaca. Yoksa partilere ihtiyaç duyulmazdı.

Peki insanlar ne için bölünür, ayrışır sürüden.

Genelden farklı bir amacı/merakı/özelliği olanlar bu temelde ayrı grup/dernek/kulüp kurabilir.

Yani grup kurmanın temelinde biz sizden farklıyız yaklaşımı yatar.

Bu forumda bir takımı tutma temelindeki ayrışmayı anlıyabiliyorum.

Ya da bir belirli merak/uğraş/hobi konusu temelinde ayrılmak da bana mantıklı geliyor.

Peki ya ötesi.

Yani belirlenmiş hiçbir konu/hobi olmadan grup kurmak ya da kurmuş gibi yapmak ne demek oluyor dersiniz?

Daha önce bu başlıkda yazdığımı "rozet kulüpleri"nden farkı yok bu girişimin.

Genelden faklıyım mesajı vermek. Elitist bir yaklaşım.

Yoksa bu forumda herkes biraraya gelebilir küçük gruplar halinde. Herkesin hoşlandıkları farklı olabilir. Forumun hanımları da yapıyorlar bunu. Ancak bunu ad koyarak, rakam vererek, adları genelin bilgisine sunarak, herkese toplandık haberi vererek, fotoğraflar göndererek yapmak Sn Von'un analizini de gerektiren özel bir adım.

Bu konuda yine de olumlu bir yaklaşım yapalım sonunda ve şöyle diyelim: Hissenet, üyelerine sadece borsa-ekonomi alanında bilgi paylaşarak değil, birbirini seven kişileri biraraya getirmek, bir arkadaş grubu oluşumuna neden olarak sosyal açıdan da fayda sağlamakta.

BORA YAŞAR
03-01-2009, 13:18
"Dün gazeteleri açtım.. Demokrasimizin müsteciri olan seyrek bıyıklı asabi şahsiyetin “Emin Çölaşan’ın hasmına..” karşı uyguladığı “şeytan azapta gerek” siyaseti sona ermiş..

Adaylık müjdesi verilmiş..

Diğer adayları da toplamışlar.. Balkon mu öyle bir yere çıkıp el ele tutuşarak ahaliyi selamlamışlar..

Gazetelere haber fotoğrafı olarak giren görüntünün Moskova’da Kremlin’in balkonundan Kızıl Meydan’da toplaşan halka el sallayan politbüro üyelerinin çektirdikleri fotoğraftan farkı yoktu..

“Emin Çölaşan’ın hasmı..” olan şahsın yüz hatları

nihayet gevşemişti, gülüyordu.. Seyrek bıyıklı asabi şahsın yüzünde de “Güç kimdeymiş, anladınız mı?” muzafferiyatı vardı..

Demokrasinin bu görkemli tezahürü, bir sadaka torbası kapma umuduyla toplaşan ahaliyi duygulandırdığından herkes el çırpıyordu..

Orta Doğu yollarına gönül rahatlığı ile düşebilirdi artık.. Türkçe bilmeyen dört ülkenin liderini “argo takviyeli duru lisanı” ile ikna etmeye..

Kurban olurum ben böyle demokrasiye..

***

El ele tutuşanlardan ahalimize selam olsun.. Türkiye ortalamasını aşan bir belediyeci salaklığı yüzünden hayatlarını kaybeden Bilkentli öğrencilere de selam olsun..

Acaba o apartmanın doğalgaz çıkış plânını yerinde incelemeden onay veren belediye adamlarına o ölen çocukların aileleri de el sallamış mıdır?

Lafın tükendiği yerde ediyorum lafımı..

Askeri bir cuntayı bu demokrasiye tercih ederim.. Üç kişinin belirlediği bir parlamentoya oy verme zahmetinden de kurtulmuş olurum..

Cunta dediğin düzen hiç değilse daha kalabalık.. (Katılımcı demokrasi halleri yani..) En az altı kişi oluyorlar.. Üstelik aralarında kavga da etmiyorlar.. Cihet-i askeriyede rütbeleri gördün mü kimin önde gittiğini anlıyorsun..

Başıbozukların, sivillerin icat ettiği bu demokraside kim kimdir o da bilinmiyor..

“Bayrakların, al sancakların” altında toplanıyorlar, ahalinin üstüne üstüne geliyorlar.. Serhatbaşı kim diye aranırken karşına “Becerikli Abdullahlar..” çıkıyor..

Silin kaydımı bu demokrasiden..

http://haber.gazetevatan.com/haberdetay.asp?tarih=11.11.2007&Newsid=216404&Categoryid=4&wid=1


Selahaddin Duman'ı seviyorum.

Diyeceğini diyor.

Hiç kimse de alınmıyor kızmıyor.

Halk bile el çırpıyor, alkışlıyor. :)

El ele tutuşup bir amaç için grup kuranları alkışlayan halkımız, birgün o gruba girebilme umuduyla grubu yücelten sözler söylerler.

Oysa gruptakilerin (özellerin/elitlerin), genele/halka ihtiyacı yoktur.

Oy ve alkış dışında.

BORA YAŞAR
04-01-2009, 11:51
Kurt kocayınca köpeğin maskarası olur, derler.

Bazan bir paragraf yazı yazmaktan kurtarır insanı bir darb-ı mesel.

Muktedir olduğu, güçlü olduğu, mesleğinin doruğunda olduğu günleri hatırlayıp iç çeken ihtiyarlar, kendilerini artık eski değeri vermeyenlere ya da buna şahit olanlara böyle sitem ederler.

Bu atasözü genelde gençler tarafından alayla (istihza) karşılanır. Şahit olmadıkları bir iddiayı, söyleyenin hal'ine de bakarak, kabul etmek mantıklı gelmez onlara. Doğaldır.

Selahaddin Duman o güzelim üslubuyla Güngör Mengi'nin başında geçen benzer bir olayı hikaye etmiş köşesinde.



Bizim Güngör Mengi ağabeyimizin bu “canavar” olayına dair güzel bir hikâyesi vardır ki dediğimi doğrular..

Mesleğin başında olduğu muhabirlik yılları.. Şefi kendisine Ege’nin bir köyünde oturan yaşlı bir adamı arayıp bulmasını istemiş..

Adam gençliğinde cinnet mi geçirmiş ne? Bütün ailesini tepelediği gibi çevreden yetişenleri de işin içine katmış.. Netice? Sekiz, dokuz ölü..

Yatmış, çıkmış, aradan yıllar geçmiş.. Yeni Asır’ın istihbarat şefinin aklına düşmüş..

Gazetelere vaktiyle konu olan “Bilmem ne canavarı” ile röportaj yaptıracak..

Güngör ağabey adamı bulmuş.. İki büklüm, düşkün bir ihtiyar. Ağzının önünde tek bir diş kalmış, konuştuğunda ne dediği bile anlaşılmıyor.. Adam cinayetlerini anlatıyor ama görüntü komik.. Güngör ağabey de dinlerken arada bir kıkırdıyor..

Bu kıkırdamalardan alay sonucu çıkaran eski katil sinirlenmiş..

Haddini bil mânâsına sertçe “Beri bak..” demiş, “Senin karşında canavar var..”

BORA YAŞAR
05-01-2009, 12:43
Ekonomik buhranın bunalttığı, geleceği görme imkanı vermediği şirketler, gelir tablolarının gelir kalemlerinin düşmesine karşılık olarak tedbir almaya çalışıyorlar.

Satışların artırılması yönünde temennilerden sonra (çünki bu sadece size bağlı sizin elinizde olan hükmedebileceğiniz bir konu değildir ve zaman ister) iş giderlerin azaltılmasına matuf tedbirlere gelmekte.

Bir şirket, aklınıza gelebilecek her türde masraf yapar.

Seyahat, ikram, tanıtım, ücret, elektrik, akaryakıt, giyinme, beslenme, kiralama, demirbaş, hertürlü bakım ve tamir, kırtasiye, vs.

Her şirkette sektör ve üretim konusuna göre değişmekle birlikte en temel, en kapsamlı giderlerin başında çalışanlara ödenen ücret ve benzeri ödemeler gelir.

Şirketin, azalan üretim faaliyeti ile birlikte emeğin bir kısmına da ihtiyacı kalmamıştır. Ama buhran dönemlerinde yöneticiler bunun da ötesinde işçi çıkarımını, mali tabloları biraz olsun düzeltebilmek için, gerekli görürler.

Oysa bu edim, aylardır belki yıllardır şirket için çalışmış emek vermiş, tanıdık birinin işsiz kalması demektir. Kolay bir karar değildir.

Ama alınır. Çünki tasarruf tedbirlerinin en kolay uygulanabileni, hemen/anında gelir tablosunu pozitif etkileyecek olanıdır.

Ülkemizde bir hesaba göre 600.000 emekçi/çalışan son 3 ayda bu şekilde işlerini kaybettiler.

2008 yılının ilk yarısına kadar gayet güzel kar eden ve belki halen zarar etmemiş görünen şirketler, son 4-5 yıllık karlarını unutup, bir anda buhran havasına girip, en kolay tasarruf tedbirini, en kolay yolu seçtiler.

Bunda, bu kararı almalarında, şirketlerin yakın bir gelecekte bu buhranın geçmiyeceğine dair öngörüleri bulunmaktadır.

Beni, ekonomik veriler yanında, bu ekonomik buhranın kolay geçmiyeceğini düşündüren sebeplerden birisidir bu.

BORA YAŞAR
05-01-2009, 22:47
Geçenlerde ölen ve üzerinde fırtınalar kopan " Medeniyetlerin (kültürlerin) Çatışması" kitabının yazarı Samuel Huntington'ın, sözkonusu kitabından bazı noktalar:

Huntington, kısaca soğuk savaş sonrasındaki anlaşmazlıkların, daha çok, sık ve şiddetli olarak, ideolojik farklılıklardan değil, kültürel farklılıklardan oluşacağını ileri sürmektedir. Huntington dünyadaki uygarlıkları yedi veya sekize ayırmaktadır:

1) Batı, 2) Latin Amerika, 3) İslam, 4) Çin, 5) Hindu, 6) Ortodoks Hıristiyan, 7) Japon ve 8) Afrika.

Ona göre kültürler arasındaki gerilimlerin uzlaşmaz farklılıkları dikkate alınmadığı takdirde Batı ülkeleri hakimiyetlerini kaybedeceklerdi.

Yazar şöyle demekte kitabında :

"Benim hipotezim, yeni dünyada temel çelişki kaynağının öncelikli olarak ideolojik veya ekonomik olmayacağıdır. İnsanlığın parçalanmasındaki hakim çelişkinin kaynağı kültürel olacaktır. Dünya olaylarında ulusal devletler en güçlü aktörler olarak yer alacaklar, fakat küresel politikanın temel çelişkileri farklı uygarlıklardan olan uluslar ve ulus grupları arasında ortaya çıkacaktır. Kültürler arasında çatışma küresel politikaya hakim olacaktır. Uygarlıklar arasındaki fay hattı geleceğin savaş cephelerini meydana getirecektir.'

'Batı, dünya hakimiyetini düşüncelerinin veya değerlerinin veya dininin yüceliği ile değil, fakat organize şiddet uygulayarak kazanmıştır. Batılılar çok defa bu gerçeği unutuyorlar, fakat Batılı olmayanlar asla unutmuyorlar."

http://www.aksam.com.tr/2009/01/05/yazar/74/deniz_gokce/cagimizin_eramus_u__huntington.html

Yazar, Türk medeniyetiyle ilgili birşey söylemiyor sekizli ayrımında.

Bunun gönülkırıcı yönü bir tarafa, yazarın kehaneti doğru çıkarsa eğer, iyi tarafı, bir kültüre yamanma gibi bir durumumuz olmazsa (Osmanlı ve devam edegelen süreçte olduğu gibi), kimse ile bir çatışmamız olmayacak görünüyor.:)

Ne iyi değil mi?

mecaz
06-01-2009, 01:38
Huntington' un medeniyetler ayrımı ilk çağ'daki medeniyetler ayrımından pek de farklı değil. O halde dünya medeniyetlerinin insani refah sağlayan teknik gelişmeden( ya da diğer bir deyişle insanın doğaya eğemenliği mücadelesi sonucu teknik gelişme) öteye pek de ileriye gidemediğini söylemek mümkündür.

BORA YAŞAR
06-01-2009, 15:11
Bir arkadaşım yollamış.

Sizinle paylaşayım istedim.



Yazan: Doğan Cüceloğlu


Kaliforniya'da Long Beach şehrindeki Eyalet Üniversitesi'nde öğretim üyesi
olarak ders verirken, aynı sömestrde benim iki dersimi
alan bir kız öğrencim dikkatimi çekmeye başlamıştı. Bu genç bayanın şu
özelliklerinin farkına varmıştım: Her şeyden önce çok güzel
bir kızdı; gözüm gayri ihtiyari ona gidiyordu. İkinci olarak çok iyi bir
öğrenciydi; bütün sınav ve ödevlerde en yüksek notu o
alıyordu. Ayrıca, çok hanımefendi, çok nezih bir kişiliği vardı. Bölümün
bir pikniğinde kız öğrencimin nişanlısıyla tanıştım ve
itiraf edeyim, ilk aklımdan geçen, 'Armudun iyisini ayılar yer' düşüncesi
oldu. Yukarıda özelliklerini saydığım o güzel kızın bana
tanıştırdığı erkek, yirmi yedi-yirmi sekiz yaşlarında, saçı biraz dökülmüş,
şişman denecek kadar toplu, çirkin, kısa boylu
biriydi.
Bu kişiye parası için yüz vermiş olabileceğini düşündüm. Daha sonra
öğrendim ki, bu genç adamın parasal gücü yok; başka bir
üniversitenin psikolojik danışmanlık bölümünde doktora öğrencisi olarak
okula devam ediyor ve ileride akademisyen olarak kariyer
yapıp profesör olmak istiyor.
Acaba benim güzel öğrencim bu adamda ne bulmuştu? Bir hafta sonra ders
çıkışı koridorda öğrencimin yanına yaklaştım ve Sally
adıyla anacağım öğrencimle aramızda şöyle bir konuşma geçti:
'Sally, nişanlınla nasıl tanıştığınızı merak ediyorum?
'Bir kilise faaliyetinde aynı komitede çalıştık; o zaman tanıdım kendisini
'
'Nesi seni etkiledi; hangi özelliklerini sevdin?
Sally, bir Amerikalı olarak bu soruyu hiç beklemiyordu. Amerikan
kültüründe, bu tür sorular kişinin mahremiyetine tecavüz olarak
kabul edildiğinden pek sorulmaz. Amerikan kültürüne göre ben o anda
Sally'nin mahremiyetine 'burnumu sokuyordum.'
Şaşkınlığı geçince çok içten, gözlerinin içi gülerek, 'O şahane bir insan;
o benim kahramanım! Ben ondan çok şeyler öğrendim'
dedi.
O anda ilk hissettiğim şey kıskançlık duygusu oldu. Güzel bir kadının
erkeğine, 'Sen benim kahramanımsın' duygusu içinde
bakmasının erkeğe verilmiş en büyük hediye olduğunu hissettim ve anladım.
Bu hediyeyi, hayatım boyunca hiç almadığımı biliyordum
ve o kişiyi kıskandım.
'Nasıl yani?' dedim.
'Frank bir yetimhanede büyümüş. Yetim olmanın ne demek olduğunu bildiği
için, üniversite öğrencisi olunca, yetimhaneden iki çocuğa
ağabeylik yapma kararı almış. Haftada on saatini onlara ayırıyor; onlarla
buluşup oynuyor, kitap okuyor, onları müzeye götürüyor.
Onların iyi gelişmesi için elinden geleni yapıyor. Biri ameliyat oldu,
hastanede yatıyor ve Frank şimdi akşamları hastanede
kalıyor, geceleri ona bakıyor.'
Yüzüme tokat yemiş gibi oldum. Utandım. Kendime kızdım. Ben güya en yüksek
eğitim düzeyine gelmiş biriydim ve karşımdakini hala
dış görünüşe göre yargılıyor ve onu 'ayı' olarak görüyordum. İçimdeki
pislikten utandım. Bir süre sonra Sally'nin içinde yetiştiği
aile ortamını merak etmeye başladım. Şöyle bir mantık yürüttüm: o adama
baktığım zaman ben neden, 'Armudun iyisini ayılar yer'
diye düşündüm? Çünkü ben, içinde yetiştiğim ortamda sık, sık bu benzetmeyi
duyarak büyümüştüm. İçinde yetiştiğim ortam beni nasıl
etkilemişse, Sally'nin içinde yetiştiği ortam da onu öyle etkilemiş
olmalıydı.


Birkaç hafta sonra Sally'e, ailesinin nerede oturduğunu sordum. Los
Angeles'in üç yüz elli km kuzeyindeki bir kasabada
oturuyorlarmış. Onun ailesiyle tanışmak istediğimi, bunu mümkün olup
olamayacağını sordum. 'Kendilerine bir sorayım, eminim
sizinle tanışmak isteyeceklerdir,' dedi ve iki gün sonra, 'Ailemle
konuştum; sizinle tanışmaktan mutlu olacaklarını söylediler,'
dedi. Dört-beş hafta sonra San Francisco'ya gidecektim, Sally'nin ailesinin
yaşadığı kasaba yolumun üstündeydi, onlara
uğrayabilir, onlarla tanıştıktan sonra yoluma devam edebilirdim.
Bu planımı Sally'e söylediğimde Sally, 'O gün ben de aileme gidecektim;
isterseniz beraber gidebiliriz,' dedi. Ailesine haber
verdi. Onlar da sabah kahvaltısına gelmemizi söylemişler. Long Beach'ten
sabahın altısında yola çıktık ve dokuz buçuk civarında
Sally'nin ağabeyi Brian'ın evine vardık. Sally'nin babası George orada
buluşmamızı uygun görmüş. Çok güleryüzlü bir aileydi.
Brian'ın, en ufağı dört yaş civarında dört çocuğu vardı.
Ziyaret ettiğim bu güler yüzlü sıcak ailede, iki olay gerçekten dikkatimi
çekti. Bunlardan ilki, Sally'nin babası George'un
torunlarıyla konuşurken onların göz hizalarına inmesiydi. Bunu o kadar
doğal yapıyordu ki, artık farkına varılmadan yapılan bir
davranış olduğu belliydi. Sally'ye, babasının torunlarıyla hep böyle mi
konuştuğunu sordum. 'Evet' yanıtını alınca, kendisi
çocukken de babasının, onunla göz hizasına inerek mi konuştuğunu sordum.
'Evet, biz böyle biliyoruz. Ağabeyim Brian da
çocuklarıyla böyle konuşur; ben de kendi çocuklarımla böyle konuşacağım.
Biz böyle biliyoruz', dedi. Tüylerim diken diken oldu.
Ben üniversite öğretim üyesiydim ve insan psikolojisi benim uzmanlık
alanımdı ama üç çocuğumdan hiçbiriyle göz hizasına inerek
konuştuğumu hatırlamıyordum. Kendime kızdım; sonra kendime kızmaktan da
vazgeçtim, beni yetiştirenlere kızdım. Sonra onlara
kızmaktan da vazgeçtim ve bütün nesilleri yetiştiren kültür ortamına
kızdım. Daha sonra kimseye kızmayacağımı anlayarak, oradaki
öğrenme fırsatından yararlanmaya karar verdim. Torunlarının önünde diz
çökerek konuşan dede George'a 'Beyefendi, çocukların göz
hizasına inerek konuşuyorsunuz!' dedim. Bana biraz şaşkınlıkla
gülümseyerek, 'Tabii, onlar küçük insanlar!' yanıtını verdi. Öyle
bir bakışı vardı ki, bu bakış sanki 'Bu kadar doğal bir şey ki, herhalde
bunu herkes yapıyordur; sen yapmıyor musun?' diyordu.

O bakışa karşı bütün yaptığım, mahcup bir gülümseme oldu.

Bu güler yüzlü sıcak ailede dikkatimi çeken ikinci olay, Sally'nin ağabeyi
Brian'ın davranışı oldu. Brian, Pasifik ülkeleriyle
ticaret yapan, oldukça varlıklı biriydi. Evlerinin büyüklüğünden, yüzme
havuzundan, çiftliklerinden, arabalarının türünden ailenin
zenginliği belli oluyordu. Kahvaltıdan sonra saat on bir dolaylarında
telefon çaldı ve Brian bir süre telefonla konuştu. Ofisten
arıyorlarmış, Koreli bir işadamı Los Anegeles'ta imiş, kendisiyle görüşmek
için helikopterle saat 14'te gelmek istiyormuş. Başka
bir randevusu olduğunu söyleyerek bu teklifi reddetmiş olan Brian, bize
durumu şöyle açıkladı: 'Dört çocuğum var ve her hafta
biriyle dört saat baş başa geçiririm. Bugün dört yaşındaki kızım Mary'le
randevum var. Çocuklar çok çabuk büyüyorlar, eğer dikkat
etmezsen, bir bakıyorsun, büyümüşler ve onlarla beraber zaman geçirme
olanağı kaybolmuş.

Brian'ın yaşam vizyonunu sormadım, ama davranışından nelere öncelik verdiği
belli oluyordu. Brian için çocukları şüphesiz en az
işi kadar önemliydi. Brian'ın yaşamında bununla ilgili bir pişmanlık
duygusu, bir 'keşke' olmayacak.

Sally'e sordum: 'Baban seninle randevulaşır mıydı?'

'Evet', dedi, 'yalnız benimle değil, her çocuğuyla sırasıyla baş başa zaman
geçirirdi. Ve ilave etti, 'Biz böyle gördük, böyle
biliyoruz. Benim çocuğumun da babası böyle yapacak!'. Gülümseyerek,
'Nereden biliyorsun?' diye sordum.

'Biz Frank'le konuştuk' diye cevap verdi. Yine içim cız etti. Daha doğmadan
çocuğun gelişme ortamıyla ilgili bir bilinç oluşmuştu.

Kendi çocuklarıma içim yandı. Evlenmeden önceki bilincimi, kafamın
karmaşıklığını, evlendiğim kıza ettiğim eziyetleri ve ondan da
acısı, kendi yavrularıma çektirdiğim acıları düşündüm. Biraz daha düşününce
kendimin de acı çektiğini anladım ve bu sefer kendi
çocukluğuma içim yandı. Daha sonra babamın, anamın çocukluğuna içim yandı.
Ve son durak olarak ülkemin tüm çocuklarına içim yandı.

Yine kimseye kızamayacağımı anlayınca, 'bundan sonra ne yapabilirimle
ilgili düşünmeye karar verdim. İşte değerli okurum; yazdığım
kitaplar, verdiğim seminerler, hazırladığım televizyon programları, 'Ne
yapabilirim?' sorusuna verdiğim yanıtların öğeleridir.
Sally'nin içinde yetiştiği ortamı görmüş ve anlamış biri olarak onun
davranışlarına şimdi daha iyi anlam verebiliyorum. Sally,
içinde yetiştiği ailede, var oluşun beş boyutunu da doya, doya
yaşayabilmişti. Çocuğun hizasına inerek onunla göz göze
konuştuğunuz zaman çocuk, 'Sen varsın, sen doğalsın, sen değerlisin, sen
güçlüsün ve sen sevilmeye layıksın', mesajı alır ve
çocuğun CAN'ı beslenir.

Çocuğuyla randevusuna sadık kalan baba, 'Seninle zaman geçirmek istiyorum,
seni özledim', mesajını güçlü olarak verir. Çocuk bu
mesajı zihinsel olarak değil, sezgisel olarak alır ve aldığı bu sezgisel
mesajlar sayesinde çocuğun hamuru, 'Ben sevilmeye layık
biriyim!' diye yoğrulur.

Bir ana babanın çocuklarına verebileceği en büyük miras, var oluşun beş
boyutunda beslenmiş ve buna inanmış güçlü bir CAN'dır

BORA YAŞAR
06-01-2009, 16:28
"Doğrusunu isterseniz, benim bu gibi tartışmalarda en çok canımı sıkan akademisyenlerin üslubunun bile magazine bu kadar dönüşmüş oluşu.
Tıpkı Kızılırmak'ın boyunu, Ağrı Dağı'nın uzunluğunu bilmemekle suçlar gibi davranıyorlar polemik çıkartmak adına. Halbuki bütün bu bilgiler zaten ansiklopedilerde duruyor."
http://www.aksam.com.tr/2009/01/06/yazar/85/oray_egin/ilber_ortayli_murat_bardakci_iliskisi.html

Genç kuşağın en beğenilen, en başarılı köşeyazarlarından biri kabul edilen Oray Eğin bugünki yazısının bir yerinde böyle demekte.

"Kızılırmak'ı boyu, Ağrı Dağı'nın uzunluğu."!

Türkçemizin yeni/genç kuşaklar arasında ne kadar kötü/yanlış kullanıldığını görüyor musunuz?

Şimdi kendisine yazsam bu yanlışını, adam cazgır, bin türlü bahane/gerekçe bulur.

Ben ironi yaptım demeye bile getirir korkarım.

Ya da "attım bir olta, bakalım kaç tane sazan atlıyacak diye" der çıkar.

Ben iyisimi, hatayı burada tespit edip bırakayım.

BORA YAŞAR
09-01-2009, 01:16
İkiz Gibi..

http://img141.imageshack.us/img141/6186/717966650801200911qc1.jpg (http://imageshack.us)

http://www18.gazetevatan.com/fotogaleri/resim.asp?kat=7179&page_number=1

Gel de Lombroso teorisine inanma şimdi.:he:

KARADENIZ
09-01-2009, 01:39
İkiz Gibi..

http://img141.imageshack.us/img141/6186/717966650801200911qc1.jpg (http://imageshack.us)

http://www18.gazetevatan.com/fotogaleri/resim.asp?kat=7179&page_number=1

Gel de Lombroso teorisine inanma şimdi.:he:

Sol daki bizim Uzmez de, sagdaki gozu hafif mor olan kim? :he::he:

BORA YAŞAR
09-01-2009, 10:38
Sol daki bizim Uzmez de, sagdaki gozu hafif mor olan kim? :he::he:

Sadece hatırlatmak amacıyla: (Midemi bulandırıyor bu hasta insanlar) Evinin bodrumuna kapatarak 17 yıl boyunca gerçekleşen tecavüzden 7 çocuğu olmuştu pisliğin.

http://www.haber3.com/news_detail.php?id=403500

Sapık babaya 3 bin tecavüz suçlaması
http://www.haber3.com/images/news/190513.jpg Öz kızına 24 yıl boyunca tecavüz eden sapık baba, 3 bin tecavüz suçlamasıyla yargılanacak.

BORA YAŞAR
09-01-2009, 21:05
Efendim;

Ülkemizde entellektüel seviye (ne demekse)öyle aşılmayacak dağlar yüksekliğinde değil.

Hani bir reçete alın elinize, ezberleyin, zaten sayısı belli olan dosya başlığı önünüze geldiğinde, kendinizce uygun göreceğiniz, size yakışan bir jest/mimik totali içinde "ıııı" lıyarak, uygun klişeyi kullanın.

Bakın nasıl açılacak size kapılar.

İşte önünüze, eninde sonunda gelecek dosya başlıkları ve kullanabileceğiniz klişe laflar:

- Mevlana :

Ömründe tek satır Türkçe yazmamış bu büyük mütefekkirimiz hakkında birşeyler bilmeniz gereklidir.

Gene gel, gene.
Ne olursan ol, ister kafir ol,
İster atese tap, ister puta,
İster yüz kere tövbe etmiş ol,
ister yüz kere bozmuş ol tövbeni...
Umutsuzluk kapısı değil bu kapı,
Nasılsan,
Öyle gel...

Efendim İngilizceniz iyi ise aşağıdaki metni ezberleyin. Göreceksiniz çok takdir görecek alkışlanacaksınız.

come, come whoever you are
an unbeliever...... fire worshipper, come
our gatherings is not of desperation
even if you have broken your vows a thousand times...
come, come again.......

Not: Bu şiir Mevlana'nın değil ama ne beis var efendim.. Bendeniz de çok yakın zamana kadar böyle bilmiyor mu idim.

Abdülhak Hamit:

Bir mecliste Abdülhak Hamit adını duyar duymaz herkeslerden önce, hemen "ahh Makber" demelisiniz. Eşinin ölümü üzerine yazdığı ünlü şiiri.

Bazıları bunu Hamiyet Yüceses'in seslendirdiği güftesi Mehmet Sadi Bey'e ait
ünlü şarkı zanneder. Siz olmadığını biliyorsunuz zaten.

Ama bu yetmez.

Bu şiirden ezberlemeniz için ufak bir iki mısra gerekli:

"Eyvah ne yar ne yer kaldı,
Gönlüm dolu ahüzar kaldı."

Yeterli efendim bu kadar. Uzatmayın.

BORA YAŞAR
09-01-2009, 21:19
Derinleşmek kötü birşeydir.

Dibini görmediğiniz suya girmeyin.

Kıyıdan da fazla uzaklaşmayın.

Bırakın Amerika'yı. Birileri çoktan buldu. Bulunacak ne kaldı ki zaten.

Derin olunca maaş mı artıyor?

Boyunuz mu uzuyor?

Metrenin büyük/devasa olduğu bir ülkede kilometreden kime hayır gelir ki?

Devam edelim konumuza efendim..

İçelim açılalım.

Edebiyat denilen konu içki ile iyi gider.

İçki sofrası, içki muhabbeti ise uzun zaman alır.

Hazırlanmak gerekir.



Cahit Sıtkı Tarancı:

Bu adı duyar duymaz hemen ölümün soğukluğunu duymuş gibi bir mimik yaparsanız zaten konunun ne kadar erbabı olduğunu herkes anlar.


Sonra herkesten önce " ahhh Otuzbeş Yaş şiiri demelisiniz. Ve bu konuda birçok rakibiniz olacağından şairin adının Cahit Sıtkı'sını duymadan, 100 metre startındaki atlet gibi şimşek gibi "Otuzzz" diye patlamalısınız.

Merak etmeyin iki dizeden fazla okumanıza gerek bile kalmıyacaktır.

Yani:

"Yaş otuz beş! yolun yarısı eder.
Dante gibi ortasındayız ömrün.
Delikanlı çağımızdaki cevher,
Yalvarmak, yakarmak nafile bugün,
Gözünün yaşına bakmadan gider."


Bugünlük bu kadar....

BORA YAŞAR
09-01-2009, 22:08
Efendim;

Habertürk TV kanalında Murat Bardakçı ve konukları "Tarihin arka odası"nda, tarihimizin az bilinen olay ve kişilerini popüler bir biçimde ele alıyorlar.

Bu programlardan birinde idi geçen, benim atladığım bir tabiri bugün anlattı kardeşim: "ekin iti".

Ekin tarlasında, gözüne başak girmesin diye başı dik burnu havada itten esinlenerek burnu büyük, kibirli kişilere denirmiş ekin iti diye.

Osmanlıda bir paşa da bu lakapla anılırmış: Ekin iti Mustafa Paşa.

Hoş değil mi?

reha kaya
10-01-2009, 12:43
Yol inşaatında çalışan birinin ismi, Hacı Cemil olabilir. Bunlar da hacıyı bulmuşlar, kim olduğunu arıyorlar. Cemil BAYIK caddesi de olabilirdi, yanlışlıkla.

Kim bu 'Hacı Cemil'?

Konya’da herkes sırrı bir türlü çözülemeyen Hacı Cemil’in kim olduğunu araştırıyor

Konya’da Büyükşehir Belediyesi tarafından 4 milyon 480 bin TL harcanarak yeni açılan caddeye, semt halkının ve belediye yetkililerinin kim olduğunu bilmediği ’Hacı Cemil’ adı verilmesi şaşkınlıkla karşılandı. Başbakan Erdoğan’ın da toplu açılışına katıldığı caddeye adı verilen ’Hacı Cemil’in kim olduğunun belediye tarafından araştırıldığı, Hacı Cemil’in önemli bir kişi çıkmaması halinde caddenin adının ’Beyhekim’ olarak değiştirileceği belirtildi. AKP’li Konya Büyükşehir Belediyesi Basın Bürosu yetkilileri, “Bu ismin neden verildiğini bilmiyoruz. Eğer ‘Hacı Cemil’ önemli bir kişi değilse, caddenin ismi, ’Beyhekim’ olarak değiştirilecek” dedi.

BORA YAŞAR
10-01-2009, 13:04
Kardeşimin anlattığı olayı hikayelendireceğim izniyle..

Benim küçük erkek kardeşimin resim galerisi var Nişantaşı'nda. Hobisi. Galeriye gittiğinde, öğle yemeği olarak hemen sokak başındaki binbirçeşit sandviç yapan dükkandan sandviç ısmarlıyor.

Yıllardır aynı çeşit sandviç. Hayatta değiştirmiyor.

Karı koca sandviççilerin dikkatini çekiyor bu durum. Kardeşime niye başka bir çeşit sandviç denemediğini soruyorlar.

Kardeşim de : "Ben 30 yıldır aynı hatunla biraradayım. 40 yıldır aynı muhitte otururum." diyor.

(Bundan sonrası benden)

Günlerden birgün birader, bu diyaloğu unutup, sandviççi karıkocadan her zamankinden farklı bir sandviç siparişi veriyor.

Hemen kulakları diken sandviççi çift çapkın çapkın gülerek biradere göz kırpıyorlar..

- Abi ne haber. Yenge iyi mi?:he:

ANIL
10-01-2009, 17:10
zaten abı idin agabey...:)

REST
10-01-2009, 17:10
CNN de canlı yayın...saat:16.05
R.T.Erdoğan'ın Eşi konuşma yapıyor..
Gazze işgali ile ilgili..Konuşmasını yapıyor..
Ve sonunda ..
Bir şiir ile bitiriyor..
N.Hikmet'in bir şiiri.....
Yanlış bir başlıkta yazmadım değil mi?
Neydi başlık.....
Ç E L İ Ş K İ L E R .....
Selamlar....
REST

BORA YAŞAR
10-01-2009, 19:13
Sn Bayanın kocası da şair karıştırır.

Belki de öyle bir şeydir.:)

Ne olursa olsun Nazım mutlu olmuştur eminim.

BORA YAŞAR
10-01-2009, 23:05
İlkler hep daha güzeldir.

Daha heyecan verici. Daha duygusal.

Bozulmamışlığın, acemiliğin, özden uzaklaşamamanın o kekremsi doyumsuz tadı vardır.

İlklerinizi düşünün.

Gözünüzün önüne getirin.

Hatta imkanınız varsa önünüze koyun.

Ne demek istediğimi anlıyacaksınız.

Bu konuda bir örnek Yıldırım Gürses'in ilk şarkısıdır.

Na kadar güzel ve klasik Türk Müziğinin özüne uygundur.

Yeni bir ses ve soluktur.

Sonra çokseslilik (?) bile denedi yıllarca. Olmadı.

Bence ilk eserinin doruğunu aşamadı bir daha.

Rast makamında..

İçime hep hüzün doluyor, hüzün doluyor
Yine sensiz, yine sensiz sabah oluyor ah sabah oluyor.
Geçiyor günler, ömür doluyor, ömür doluyor
Yine sensiz, yine sensiz sabah oluyor ah sabah oluyor.

BORA YAŞAR
10-01-2009, 23:18
Derinliklerimiz, meraklarımız olsun.

Sadece dost/dostlar yetmiyor kurtarmıyor.

Bir işi mesleği ne kadar iyi yaparsak yapalım sonunda emeklilik vardır.

Emeklilikte kendinize yetmelisiniz.

Yoksa zor.

Bir arkadaşım/meslekdaşım emekli oldu.

Üç dört sene evde oturdu. Hobi yok, merak yok. Evde huzur kalmadı.

Mecbur oldu 65 yaşından sonra çalışmaya yeniden.

Evde oturduğu günlerden daha iyi ama fiziği kaldırmıyor.

Bir diğer tanıdığım, bilmem kaç şirketin genel müdürlüğünü yapmış biri, sabahtan akşama TV karşısında oturuyor. Bezgin.

Ve unutmayın hobi kırkından sonra edinilmiyor.

Daha genç yaşlarda, ihitiyarlıkta yapacağınız meraklarda derinleşin..


İhtiyarlık da bir gün gelecek.

Biraz önce Britanya topluluğunun briç şampiyonası Camrose maçlarını izledim.
İngiltere için oynıyan Forrester'le 1980 li yıllarda Çeşme AltınYunus'ta bir turnuva da oynamıştık.
Öğlen arasında futbol da. Nafiz Zorlu (Altay eski Başkanı) iyi briççi olduğu kadar çok da güzel futbol oynardı. İçtimi güzel de klasik okurdu. Güzel günlerdi.:)

KARADENIZ
10-01-2009, 23:24
Şu an bu konuyu 4 kişi okuyor. (3 üye ve 1 ziyaretçi)
KARADENIZ, guneysu+, reha kaya+
**************************
bir an basliklari sasirdim sandim....

reha kaya
10-01-2009, 23:29
Şu an bu konuyu 4 kişi okuyor. (3 üye ve 1 ziyaretçi)
KARADENIZ, guneysu+, reha kaya+
**************************
bir an basliklari sasirdim sandim....

Bora beyi, okuyorduk, niye yanlış başlık olsunki.

Bu yaştan sonra, hobimi neyim öğrenecekmişiz.

Bilgi alıyorduk.

KARADENIZ
10-01-2009, 23:32
Derinliklerimiz, meraklarımız olsun.

Sadece dost/dostlar yetmiyor kurtarmıyor.

Bir işi mesleği ne kadar iyi yaparsak yapalım sonunda emeklilik vardır.

Emeklilikte kendinize yetmelisiniz.

)


belki su an icinde oldugum yasin etkisi, belki de bu yasima kadar yasadiklarimin omzumdaki agirligi. Aslinda Emeklilikte degil, her soluk aldigimiz dakika da, saniye de , An da kendimize yetmeliyiz.

yasadigimiz her ani, O An ' in oldugu bilinciyle yasamak..
icini insanlar doldursun. sevgiyle, mutlulukla,huzurla.. yada
kavga ile savas ile huzursuzluk ile....

BORA YAŞAR
10-01-2009, 23:33
:he::he:

Estağfurullah..

Herkes bildiğini söylermiş.

Bizimki hayata dair.

Daha sonra geleceklere yararlı olur diye düşünüyorum.



Bora beyi, okuyorduk, niye yanlış başlık olsunki.

Bu yaştan sonra, hobimi neyim öğrenecekmişiz.

Bilgi alıyorduk.

BORA YAŞAR
10-01-2009, 23:38
Temel mesele huzur bence.

Ferdin iç huzuru..

Bunu bir şekilde sağlamalı toplum.

Çünki bu yoksa, evde, sokakta, internette, yaşadığımız çevrede, ülkede ve hatta dünyada huzur olmaz kanımca.

Dikkat edin iç huzura erişmiş bir kişi bile bir aileye yetiyor güzel örnek olarak.

Sn Karadeniz.

O bilince erdiysek, yani bir elmayı, onu yetiştireni, ağacını, dalını, tabiatı düşünerek, yavaş yavaş ve de şükrederek yiyorsak dünya daha bir güzel. Yaşamak daha bir güzel ve anlamlı.

reha kaya
10-01-2009, 23:39
:he::he:

Estağfurullah..

Herkes bildiğini söylermiş.

Bizimki hayata dair.

Daha sonra geleceklere yararlı olur diye düşünüyorum.

Bora bey, sn. Karadenize takılıyordum, kusura bakmayın.

Hobi olarak, amatör elektrik, elektronik, modelcilik, her türlü tamirat v.s. var, çok şükür.

BORA YAŞAR
10-01-2009, 23:40
Bora bey, sn. Karadenize takılıyordum, kusura bakmayın.

Hobi olarak, amatör elektrik, elektronik, modelcilik, her türlü tamirat v.s. var, çok şükür.

Daha ne olsun..

Ne güzel.:he:

KARADENIZ
10-01-2009, 23:43
Temel mesele huzur bence.



Sn Karadeniz.

O bilince erdiysek, yani bir elmayı, onu yetiştireni, ağacını, dalını, tabiatı düşünerek, yavaş yavaş ve de şükrederek yiyorsak dünya daha bir güzel. Yaşamak daha bir güzel ve anlamlı.


zamaninda bunu yapmamis... ve bu nedenden dolayi en sevdigi varligindan, canin dan 8 yasindaki oglu Ulas tan ayrilmak kalmak zorunda kalmis biri olarak bunu o kadar iyi hissediyorum ki....

hani derler ya, sihirli bir degnek olsa da her sey yeniden eskiye donse.. iste onun gibi .. elinde olanlarin degerini yitirdikten sonra anlamak.. ne kadar aci verici

makber
10-01-2009, 23:48
Sayın Bora YAŞAR abi belki çok özel olacak ama;

yaşam dediniz.

Ben hayatı dolu dolu yaşadım diyebiliyormusunuz?

Hayatı yaşama çevirmenin formülü nedir ?

Hayat ve siz bir skor alacak olur isek galip kim ?

Teşekkürler. Saygılar abi...

BORA YAŞAR
10-01-2009, 23:55
Şöyle yanıtlıyayım:

Belirli bir yaştan sonra istediğim hayatı yaşadım. Şanslı idim.

Utanacağım ilişkilerim olmadı.

Tabii ki pişmanlıklarım var . (Regrets I had a few)

Ama çok da büyük hatalar değil.

Hayata çok şansız başladım.

Ama devlet ve çevrem çok destek oldu.

Çok çalıştım.

Haksızlık yapmadım. Çalmadım. Kimseye zararım olmadı.

Huzur içinde geçti ömrüm.

Bunda en büyük etken ailemdi.

Kısaca budur hayat hikayem.

Büyük tutkularım olmadı. Amerikayı keşfetmek bana uzak.:)

Yeniden dünyaya gelsem aynı hayatı yaşardım.

Daha nossun değil mi?:)

KARADENIZ
11-01-2009, 00:02
Yeniden dünyaya gelsem aynı hayatı yaşardım.

Daha nossun değil mi?:)

Bu nu diyebilmek.... ne guzel.... imrenmemek elde degil...

.....................tek basina bir evde... memleketten , aileden uzak.. Selamlar.........................//

makber
11-01-2009, 00:09
Şöyle yanıtlıyayım:

Belirli bir yaştan sonra istediğim hayatı yaşadım. Şanslı idim.

Utanacağım ilişkilerim olmadı.
Tabii ki pişmanlıklarım var . (Regrets I had a few)

Ama çok da büyük hatalar değil.

Hayata çok şansız başladım.

Ama devlet ve çevrem çok destek oldu.

Çok çalıştım.
Haksızlık yapmadım. Çalmadım. Kimseye zararım olmadı.

Huzur içinde geçti ömrüm.
Bunda en büyük etken ailemdi.

Kısaca budur hayat hikayem.

Büyük tutkularım olmadı. Amerikayı keşfetmek bana uzak.:)

Yeniden dünyaya gelsem aynı hayatı yaşardım.

Daha nossun değil mi?:)


Hayat : 0 Bora YAŞAR :1

Abi yukarıdaki yazdıklarınız tamda beklediğim gibi çıktı.

Önemli olanda bu zaten ...

Bunları insaların beyinlerinin içine kazımak gerek...

Selamlar saygılar abi...

BORA YAŞAR
11-01-2009, 00:14
Sevgili Karadeniz;

Herkesin bir hikayesi vardır.

Sizinkini bilmiyorum.

Ama yüreğinizi ne kadar dağladığını epeydir görüyor biliyorum.

7 sene kadar hesap uzmanlığı yaptım.

Her sene (1yıl hariç) memleketin bir köşesinde 4 ay turneye çıktım o dönemde.

Bir turne hariç ailemi hiçbirine götüremedim.

Ankara'ya yakın yerlerde yaptığım turnelerde her hafta eşimi çocuklarımı görmeye giderdim.

Ama bazılarında (hele Elazığ turnesinde) anca 4-5 haftada bir görebiliyordum onları.

Büyük çocuğum, uzayan bir ayrılıkta beni tanımayınca, ne kadar üzüldüğümü dün gibi hatırlarım.

Zordur ayrılık kardeşim.

Boşuna dememişler..

Bir ayrılık, bir yoksulluk, bir ölüm.


Üzme kendini. Ya da yıpratma.

Vuslat ister cismi ister ruhsal daima vardır.

BORA YAŞAR
11-01-2009, 11:51
Dört Polisin arasında giderken kalpaklı, çekik gözlü akil adam şöyle seslendi boşluğa:

- Ben her diktatoryada gözaltına alınırım. Doğal bu..

Kitapları, fikirleri, çalışmaları dolayısıyla başına gelen mapusluklar ilk değil. Son da olmayacak anlaşılan. Bu olgu aslında onun değil, ülkenin bir türlü islah olmadığındandır. Gıdım ileri gidemediğindendir. Hala düşünen yazan insana zulüm, hala fikre, beyinsel ürünlere tahammülsüzlük, hala muhalefete/karşı koyuşa şiddet.

Hangi AB standardı, hangi özgürlük, hangi demokrasi.

BORA YAŞAR
11-01-2009, 12:09
Bir yıldır gelecek fırtınayı haber veriyoruz.

Yazılarımız ortada.

Ve durmadan iyimser mesajlar veren, verilere bakarak geleceğe dair gerçekçi yoruımlar yaparak uyaranları "felaket tellacısı" olarak niteleyen, hatta "düşük kur-yüksek faiz- yüksek cari açık" politikalarının bu ülkenin felaketi olacağımı söyliyenleri "muhasebeci iktisatçılar" olarak kendince aşağılayan Deniz Gökçe, fırtınanın ortasında artık kraldan çok kralcı olmuş görünüyor.

Son yazısının başlığı şöyle:

"Son haberler kötü

2008 yılı kapanırken hem ülkemizden hem de dünyanın her yerinden hoş olmayan ekonomik haberler gelmekte"

Eskiden amiyane bir sesleniş vardı böylelerine:

"Uyan babaya geldik."

Ya da daha kibar, yabancıların anlıyacağı bir biçimde:

Good Morning after supper.

" Akşam yemeğinden sonra Günaydın"

BORA YAŞAR
11-01-2009, 13:19
İnternet yazarlığı üzerine bir yazı yazmıştım blogda.

Ve gazete köşeyazarlarına meydan okumuştum: Sizi her zaman yeneriz!

Benim bu başlıkta 17.12. 2008 tarihinde (http://www.hisse.net/forum/showpost.php?p=2846033&postcount=138) verdiğim haberi Nazlı Ilıcak ancak bugün konu etmiş köşesinde.

http://www.sabah.com.tr/haber,C619B5ACB4974658ADC9E992C1B66D7E.html

Neredeyse 25 gün fark var aramızda.

Normaldir.

Bence bir çelişki yok.

BORA YAŞAR
11-01-2009, 13:28
15.03 2008 tarihinde Blogda yazım şöyle:

İnternet Yazarlarıyla Kimse Başa Çıkamaz..
Posted 15-03-2008 at 20:18 by BORA YAŞAR
Updated 15-03-2008 at 23:34 by BORA YAŞAR

Bir gazete köşeyazarı, eğer önemli bir haber üzerine yazarsa, haberin çıkış saati eğer uygunsa, bu konu üzerindeki yazısını ancak bir gün sonra gazetede okuyabilmekteyiz. Değilse konu 2 gün sonra ele alınabilmekte ki o ana kadar belki de söylenecek herşey söylenmiş, dile getirilmiş olmakta.

Oysa internette durum çok farklı.

Bilgisayarının başındaki yazar, haber kendine ulaştığı ya da iletildiği anda haberi birçok kaynaktan kontrol etmekte, doğruluğunu sağladıktan sonra yazı hazırlığına girişmekte ve kendi süratine göre yazıyı hazırlayıp, sitesinde ya da blogunda okuyucuya sunmaktadır.

Dün piyasalar kapandıktan sonra bu ülkeyi sarsan çok önemli bir olay gerçekleşti. Yargıtay Cumhuriyet Başsavcısı, iktidardaki parti ve yöneticileri hakkında Anayasa Mahkemesine dava dilekçesini verdi.

Hemen her iklimde son derece önemli bu haberi TVlerde birinci haber olarak izledik.

Bu sitede ben saat 19.02 de yazımı yazmış ve blogda okuyucuya sunmuştum. Forumda ise bir topik açılmış ve hararetli tartışmalar başlamıştı.


Ancak yazılı basında durum çok farklı tezahür etti.

Bloguma bir yazı nedeniyle bugün 5 büyük gazeteyi tek tek inceledim.

Hürriyet'te sadece Oktay Ekşi, bu konularda son derece hassas olduğunu bildiğim Star'da Mehmet Altan ve Mustafa Karaalioğlu, Sabah'ta Nazlı Ilıcak, Mehmet Barlas ve Ergun Babahan, Milliyet'te Güneri Cıvaoğlu ve küçük not halinde Hasan cemal konu üzerinde yazı yazdılar.

Akşam'da ise (Serdar Turgut mutlaka üzülmüştür) bir tek yazar dahi haberi yorumlamadı..Büyük bit ihtimalle o saatte gazetede bir yazar hatta genel yönetmen bulunmamakta idi.

Sanırım yarınki gazetelerde çok sayıda köşe yazarı bayatlamış konuyu, isteksizce konu edeceklerdir.

Aynen 1960 larda Cumhuriyet gazetesinin kerhen verdiği spor haberleri gibi..Üç büyüklerin Pazar günü oynadığı futbol maçının sonucunu ancak Salı günkü nüshada öğrenebilirdik.

Yeni bir kavram olarak internet yazarlığı, ihtiyaca cevap vermek üzere pek yakında büyük isimler seviyesinde ortaya çıkacaktır..

BORA YAŞAR
11-01-2009, 13:39
Serdar Turgut da bu fikirde; yakın bir gelecekte günlük gazete ortadan kalkacak. Bu işi tümüyle gazetelerin bugün oluşturulan ve bazılarının (Milliyet, Hürriyet) özel önem verdikleri ve bana göre ciddi para kazandıkları (çünki görece maliyet çok düşük) internet baskıları üstlenecek.

Türkiye'de 10 yıl kadar önce 24 saat haber kanalı fikri bazılarına ne kadar ayrıksı/ters geldiyse bu düşünce de o kadar ters gelecektir biliyorum.

Ama elinde en gelişmiş cep telefonu, masasının üzerinde ya da yanında bilgisayar internetten en taze habere anında ulaşabilen insanı artık ertesi gün çıkacak gazete ile tatmin etmek olası değil.

Bugün gazetelerde okuduğumuz birçok haber biz internet kurtları için haber değil. Gülüp geçiyoruz. Gazeteleri hala satın alınır kılan, popüler kültür tarafı ile köşe yazarları. Her ikisini de internete uyarlamak son derece kolay.

Çok yakın gelecekte köşeyazarları, artık aynen benim gibi bilgisayarı başında, belki günde 5-10 tane yazı yazacak gelişen olaylara göre.

Öyle haftada 3 tane bildik temalı yazı ile salla başını al maaşını dönemi kapanacak.


Böyle düşlüyorum geleceği.

BORA YAŞAR
11-01-2009, 21:36
Artık bıktıran sıkıntı veren "Ergenekon" başlığına yazılmıştır. Kalıcı olsun diye buraya taşıdım.

Ömründe çoğalmaktan başka ürün vermemiş biz insanlar Yalçın Küçük gibi bir dahiyi aşağılayıp duruyoruz.

Kıymetinden birşey kaybetmeden kalacaklardan biri o yaşadığımız dönemden.


Bu başlık altında günlerdir Yalçın Küçük aleyhinde söylenen tek şey (benim hatırladığım) PKK elebaşı Öcalanla yaptığı ve kendisinin kitap haline getirdiği (Kürt Bahçesinde Sözleşi) röpörtajları.

Ama sanırım burada aleyhinde yazanların en hoşlanmadığı yönü ise son kitapları Caligula, Tekelistan ve Sırlar.

O kadar haklılar ki.

Bu kitaplardan sadece bir tanesi için bile asılsa yeridir.

Bu yönetimi, kitapları ile TV deki programları ile onun kadar rahatsız eden başka bir tek kişi gösteremezsiniz.

Biz, onun lehinde ve aleyhinde olan fani insanlar ise sadece, tarihte onunla aynı dönemde yaşamaktan başka bir kıymeti harbiyemiz olmayacak.

Aklıma Mozart ve Salieri geliyor.

Birisi tarihin en büyük bestecilerinden biri olarak anılırkan, diğeri, çok da iyi bir müzisyen olmasına karşın sadece Mozart aleyhtarlığı ile anılır.



Eh bu da anılmaksa tabi..

KARADENIZ
12-01-2009, 02:54
bana gore 12 eylul askeri darbesinin kimliginde abd ve emperyalizm in Turkiye ye bictigi kaftandi " bir HIC genclik ".

sormayan , sorgulamayan, okumayan , dusunmeyen, dusundurmeyen bir genclik.

verilenleri alan , olmayani sormayan, neden olmadigini sorgulamayan..bir genclik.

bir kaval sesi ile giden, ayni sesle gelen..

TV de reklam izliyorum. su an icin Turkiye nin en buyuk marka degerlerinden birine ait Turkcell e..

- oglan telefon aciyor, napiyorsun ? kiz yanit veriyor HISCCTTC
- kiz soruyor , sen ? oglan yanit veriyor HIC

-oglan yine soruyor , ne yaptin bugun ? yanit HIC
- kiz soruyor bu sefer , sen ? yanit HIC

- oglan soruyor, aksam ? yanit HISSCCC
- kiz soruyor , sen ? yanit HICCCC

- oglan soruyor , yarin ne yapcan ? yanit HICCCCSSCC
- kiz soruyor , sen ? yanit HIC

- velev ki beles konusma bize cikti , ne yapariz ??? HICCCCCCCCCC
***********************************************

icimden geleni yazmak , forum kurallarina uymaz.
gencligimiz bir HICLIK pesinde...

ve bu HIClik bir sekilde pekistiriliyor.. destekleniyor.
lanet olsun... ne diyeyim baska....

BORA YAŞAR
12-01-2009, 11:30
Her kriz bir yenilenme umudu, her yıkım bir diriliş, her çöküş bir silkinme zemini yaratır.

Medeniyet ve zaman da böyle aksıra tıksıra ilerlemektedir asırlar boyu.

Nerede Ad, nerede İnka, nerede Helen, nerede Mısır?

Hepsi göçtü.

Hatta çöküş nedeni bilinmeyenler/anlaşılamayanlar bile var.

Bırakınız bin yıllar öncesini, 20. yüzyılda iki büyük dünya savaşı gördü insanlık. Milyonlarca insan öldü. Japonya, İngiltere, Almanya, Fransa nerdeyse tümüyle yıkıldı, yakıldı.

Değerler havaya savruldu. Para sistemleri yıkıldı. Piyasa diye birşey kalmadı.

Ama her yıkımdan daha da güçlü daha da yenilenmiş çıktı insanoğlu.

Bu sefer de öyle olacak.

Yeter ki bireysel olarak sağ kalmayı becerebilelim.

Bu sene firmalar sadece faaliyetlerini idame ettirme, piyasadaki yerlerini yitirmeme kaygısında olacaklar.

Kalkış anında parmaklarının ucunda hazır olmak için.

BORA YAŞAR
12-01-2009, 12:06
Kendi gazetesini bile okumuyor

Nazlı Ilıcak'ın dün Sabah'ta yayımlanan köşesinde bir kemancı hikayesi vardı. Washington Post gazetesinin yaptığı bir sosyal deneyi aktarıyordu. Gazete metroya ünlü bir kemancıyı yerleştirmiş, 45 dakika boyunca altı tane Bach eseri çalmış ama hiç kimse onun ünlü virtüöz Joshua Bell olduğunu anlamamış...
İyi hoş da...
Biz bu filmi görmüştük!
Nazlı Ilıcak'a belli ki bu hikayeyi iki arkadaşı yollamış, o da çok beğenip köşesinde kullanmış.
Halbuki dikkatli bir gazete okuru olsaydı aynı hikayenin 17 Aralık 2007 tarihinde Sabah gazetesinde Ergun Babahan'ın köşesinde yayımlandığını fark ederdi!

http://www.aksam.com.tr/2009/01/12/yazar/158/oray_egin/teskilatin_karanlik__hamali__kim_.html

Böyle yazmış Oray Eğin bugün köşesinde.

İnternet yazarlarıyla kimse başa çıkamaz demiştim.

Hadi leyla (uyurgezer) Nazlı Ilıcak anca uyanmış her konuda olduğu gibi.

Ama koca yönetmen Ergun Babahan bile anca 17.Aralık.2008 (Oray da uyuyor Akşam gazetesi editörü de) tarihinde yani bizden 2 gün sonra haber yapmış metroda çalan kemancıyı.

Farkı farkedin.:he:

BORA YAŞAR
12-01-2009, 14:35
ABD ABD olmadan önce, malum kızılderili dediğimiz yerlilerin yurdu idi.

ABD çeşitli nedenlerle göçen/kovulan ağırlıklı olarak Avrupalı uluslardan oluşanların kurduğu bir devlettir.

Fransızlar tarafından hediye edilen ve Newyork'un Elis Adası'na yerleştirilen devasa Hürriyet Heykeli'nin altına çakılmış plaketin üzerinde Emma Lazarus'un "The New Colossus" şiiri yer almakta.

Şiirin son kısmının tercümesi ise şöyle:

"Eski toprakların, efsanevi tantanan sana kalsın.
Bana bitkin düşmüşleri, zavallıları ver
Özgürce soluk almaya hasret,
Biçare kalabalığı getir.
Bereketli kıyılarının kovduğu sefilleri,
Bana evsizleri gönder,
Fırtınanın savurduklarını.
Sana fenerimi tutuyorum,
Altın Kapı’nın yanında”

19. yüzyılın sonlarındaki yoğun insan akını yüzünden hükümet, New York Limanı’ndaki Ellis Adası’nda özel bir ‘kabul limanı’ devreye soktu. Limanın açıldığı 1892 ile kapatıldığı 1954 yılları arasında Ellis Adası, 12 milyon kişi için giriş kapısı oldu. Bugün, Özgürlük Heykeli’nin bir parçası olarak kabul edilmekte ve Ulusal Anıt olarak korunmaktadır.

(http://usa.usembassy.de/etexts/turkish/abd_portresi.pdf)

ALTIN KAPI

Birleşik Devletler topraklarına ilk yerleşenler arasında en kalabalık etnik grup İngilizlerdi. Böylece hakim dil İngilizce oldu. Ama diğer ulus dilleri de İngilizceyi takip etti. Kolonilerde, devrimi savunan kesimin önde gelenlerinden olan İngiliz asıllı Thomas Paine 1776’da şöyle yazmıştı: “Amerika’nın anayurdu Avrupa’dır. İngiltere değil”. Bu sözler, sadece Büyük Britanya’dan gelen grupları değil, İspanya, Portekiz, Fransa, Hollanda, Almanya ve İsveç göçmenlerini de tanımlıyordu. Bununla birlikte 1780 yılında her 4 Amerikalı’dan 3’ü ya İngilizdi ya da İrlanda kökenliydi.

ABD’ye ilk büyük göçmen dalgası 1840 ile 1860 yılları arasında geldi. Avrupa genelinde yaşanan açlık, kıtlık, nüfus artışı ve siyasi huzursuzluk yüzünden her yıl yaklaşık 5 milyon kişi anayurdunu terketmek zorunda kalıyordu. İrlanda’da, zararlı bir küf mantarı yüzünden bütün patates mahsulü yok olmuştu. 750,000 kişi açlıktan ölmüştü. Sağ kalanların çoğu göç etti. Sadece 1847’de, bir yıl içinde İrlanda’dan Birleşik Devletler’e göç eden kişi sayısı 118,120’ye ulaşmıştı. Bugün Amerika’da, 39 milyon İrlanda kökenli nüfus bulunmaktadır.

Alman Konfederasyonu’un 1848-49 Devrim’i başarısızlığa uğrayınca halkın çoğu göç etti. Amerikan İç Savaşı (1861-65) sırasında federal hükümet, ordu birliklerindeki subay açığını kapatmak için Avrupa’dan, özellikle de Almanya’dan göçü destekliyordu. Orduda görev almalarının karşılığında, bu kişilere toprak veriliyordu. 1865 yılında Birlik Ordusu’ndaki askerlerin 5’te biri savaş göçmeniydi. Bugünkü Amerikalı’ların %22’si Alman kökenlidir.

Yahudiler, 1880 yılından başlayarak büyük gruplar halinde Birleşik Devletler’e gelmeye başladılar. Bu göç, Doğu Avrupa’da vahşet ve kıyıma maruz kaldıkları 10 yıllık döneme denk gelmektedir. Bunu izleyen 45 yıl içinde, Birleşik Devletler’e 2 milyon Yahudi geldi. Bugün, Yahudi asıllı
Amerikan nüfusu 6 milyondan fazladır.

Bunların çoğu gönüllü.

Bir de gönülsüz olarak Amerika'ya getirilenler var tabi.

Afrikalılar.

Onların da hikayesi ayrı.


Not: Bugün kardeş site anatrend comu ziyaret ettim. Birçok tanıdık üye gördüm. Gittikçe kalabalıklaşan başlıklara baktım.