View Full Version : Sesil'den Şiirlerle Soluklanalım
GARİP
Birazdan güneş gölgesini
bırakacak geride...
sensizlikten korktuğumdan
kalabalık sokaklardayım
kaybedişimi kovuyorum
eksilten yanımdan
satıcıların insanı para saydığı
çılgın sokaklarda...
yüzlerin seçilemediği
gözgözü görmeden
taşıyor
etten duvar
tanınmaz halde
içi bomboş
kaynayan hayatın dışında
tanışmadıklarıma
"merhaba" demeden
kimsenin içinde olmadığı
an'a salınmalıyım
alıcı olmadığım vitrin önlerinde
kaçamak yanaşmalı
çınlayan kulaklarımda
kadife sesli şarkı
seni okşatmalı
kuytularda...
ara köşelere
kavuştukça yeniden
yazgımızda
umut çakıştırmalı
farkedilmeden
elimde küçük defterim
sarılmalı kalemime
ve sık sık
sevinmeliyim
bu halime delicesine...
vazgeçmez
tek başına yarık
benzer yansımamız
sığınır alışkanlıklara...
yaşamla ölüm arasında
ecelin belkemiği sıkışık
kalıcı
en derinde
içini çektikce
deşilen can
veremediğim oluyorsun
dipdiri
anlaşılmaz gizim
aklımın esintisi
ürperten
garipliğimsin...
Sevim Türkoğlu / Sesil
------------------------------------------------------------------------
HANGİ ZAMANIN GERÇEĞİDİR YAZILAN
Sahnede oynayanların yanı sıra
izleyicileri de izlemeyi unutmamalı...
Dün zincirlerini kırmasın istiyor
rotası çizili
Kürek mahkumu yarının
Ölü ruhlarını üfleyecek rüzgâr
Bağımsızlığını kutlayan öpüşmeyi
Aykırı ay ışığı yanıltmasın
Endamında kurumlanmak
arşivde geçse de kuru kuru
Batık kentler çıkmıyor kayıp hanesinden
Kutsal mabedinden çalındın
Peşkeş çekilen sabır
Sokak tezgâhlarında bakan yok
Çıplak gösterecek gözlük yerine
çıkmış peşinde herkes...
Devir hızlandı
içten çıkardı çekingenliği
Çatlayan dudaklarda
nazlı gelin edası yanıtı güve kemirirdi...
İtirafımdır;
Şair tehlikesi yalan çıkarır
tesellisi öylesine zor
canından et kopunca
bırakır mı içten
Yapışkan aptallığı
harcından tırnaklamak
kızdıran yakıcı
iz sızılarına kazılı
korkusu en tepedeyken
aptal konulmanın
yüksek görüş tutar
baygın döner karartı
Ki; Ölüm ıslığını sadece duyana çalıyor...
Uykuya yatmak sanılsa da
beden tasfiyesinde
Sonsuz yolculuğa çağrı
aksaksızdır uyandırma servisi
bizim gibi değildi tanımından sıyrılamazdı
Gelecekteki geçmişinden idealler
beslenmiş yanlış istasyon misafiri
Bizden biri olamamak
Tercih sınamasında
Hırpalanır yerleşikte
Özümsenmez doku uyuşmazlığı...
Zindan duvarlar sandığımız
bulutun üzerindeki küçük tümsekler
koruyucu zırhlarla çepeçevre saran
Işık sarmalıdır
Balık hafızasında ha var ha yok
fark etmezliğinden çoğalan beklentilerin özrü
yalan çıkaracak doğrulara
dünden bu güne varsın
kurban olunsun
kim bilir hani
kalbin çarpmalı beni...
Sevim Türkoğlu / Sesil
-------------------------------------------------------------
KARBON KAĞIDI ALTINDA KOPYALADIKLARIMIZ
Uyumayı mecbur olmaktan çıkarıyor kimi geceler
Sormak olmasa ihtiyacı var mı sabahın
Yoksa
söylenmezsiniz
İşiniz gücünüz
En çok
Böyle zamanlarda
Gündüzü özleyen ülke gelir akla
Üstelik yetmeyecek bilirsiniz sigaranın ışığı
Karanlığın
Perdeleri çekik, sahnede ihtişamlı dekor yerleşik
Yalnızlığınızın izleyicisi kendiniz
Sahiciliği ayıklamak istiyordur çıplak
Rahat bırakmıyordur yıkanmaya duyduğunuz ihtiyaç
Kan çekilmeli kir bulanmış katmanlardan
Deriler sıyrılmalı doku doku
Altından kopyalanmış kayıtlar grafik dizgini
Soyuluyorsunuzdur
Uyku dokunmadan teninize
Safî karbon kurcalanmak
İşlenmiş kodlar hareketinde
Yere serilmiş koşullara yenik
Yabancılaşmış mesafelerde
Başına dünya üşüşmüş
Tanıdık engelzedeler çıkar
Sevdiğiniz kitapları dahi verecek
yakınlık da özürlüdür
Söylenmemişler şimdiye değin
Geride duranların sırasında
Yarımlar aksar yerine denk gelecek
Üzülürüm en çok
Yarına düşünü kuramadıklarımın...
Sesil / Sevim Türkoğlu
Hiç adetim değildir ama madem siz bir şiir topiği açmışsınız bende bir şiir gönderirim artık...
~*SeVGiM SaNaDıR, HaSReTiM SaNa*~
Bu gece hasretin,bir başka acıtıyor canımı,
Yar..! özlemin yüreğimden doldu da taştı..
Sen başka bir diyarda,beklerken sabahları,
Sensiz doğsa da güneş,gündüzlerim karanlıktı
Neyleyim güneşi,gülen gözlerin yoksa karşımda..
Varsın aydınlanmasın,karanlıkta kalsın günlerim..
Sensizlik yazılmışsa yazıma,kaderim der çekerim..
Sen ister sev beni,istersen sevme,ben ikimiz içinde severim...
Hatıralar avutur,merhem olur tuz bastığın yarama..
Sen hep gül yeter ki,ben karalar bağlarım başıma
Mutlu olman için,el açmış yalvarıyorken Allah´a..
Aldırma hasretinden tükenen,yüreğime akan yaşlara
Sen ağlama sevdiğim,mutlu ol gülsün gözlerin
Sana değil kendimedir,acı dolu yüreğime sözlerim
Varsın olmasın vuslat,umutlarım son bulsun neyleyim..?
Özlemlerimle,sensizlik içinde kapansın,seni görmeyen gözlerim
Hasretim sanadır,özlemim sana,seni hep sevdim,ölene dek de seveceğim.
Şiiri yazanı belirtmemişsiniz..
Benim ise şiir çalışmalarım serbest, çağdaş tarzdadır.
Şiir ve edebiyat alanında kendimi geliştirmek için çok çaba sarfederim. Özel tutkum idealize ettiğim alandır. Bilgilenerek, araştırarak sürdürüyorum, ileride kendimi daha çok adayacağım umudunu taşımaktayım. Öykü, şiir, deneme, bilim kurgu yazım yapıtlarım var.
Esenlikle...
Şiir ve edebiyat alanında kendimi geliştirmek için çok çaba sarfederim. Özel tutkum idealize ettiğim alandır. Bilgilenerek, araştırarak sürdürüyorum, ileride kendimi daha çok adayacağım umudunu taşımaktayım. Öykü, şiir, deneme, bilim kurgu yazım yapıtlarım var.
Esenlikle...
Eminimki forumumuz sizin katılımınızla daha da sosyal olacak...
Hoşgeldiniz...
Teşekkürler. Yaşamsal duyarlılıklar biraz felsefi yaklaşımla kaleme dokunuyor bende.
Eski çalışmalarımla devam edeyim.
ŞEHRİM ISLAK
Istanbul görünüyorum bu gece
Ketum yaşlarım alacağın oldu
İki yakan kavuşmasın ben gibi
Yansımaz derinlerden
Boğazında yutkunduğun sular
Hiç görünmez de
Duyulur ağlayan şarkılar
Mahzende tortu ıslaktır yıllanan
Deştikçe ki vardı oysa;
Çiğnediğim yasaydı
Ağlayamazdım o günlerden...
Yasaktı sevdaya kapılmam
Hiç soramadım;
Neden çekindi sevecen okşamayı
Bulanmamış olmayan eller
Sorar halâ kesildikçe eksilen saçlarım
Suç işleyenlerin yas hakkı yoktur
Saklıyım,
Ağla İstanbul yerime...
Sevim Türkoğlu / Sesil
----------------------------------------------------------------------
HÜZÜN
Soluksuzdu
Hüzün dalgalarında
Umut kulaçları
Bir yanım eksik
Diğer yanıma küsüyordu
Sam yeli esintisinde
Lekeli izler hare hare
Ruhumda geziniyordu
Koynumdan kaçıyordu gece
Eşiğinde yarına yolculuğun
Hırpalanıyordu
Eski bir bavul
Tıka basa, inleyen
Alın teri geçmişin
Sırılsıklam
Sarkıyordu kırpıntıları
Sabaha çıkan
Çıkmaz sokaklarda
Kanadı kırık gölgem dolaşıyor
Dokunabiliyor musun...
Sevim Türkoğlu /SESİL
Başka Rengi Kalmamıştır Aşkın…
sahte eşiği zamanın
saatlerin aldatan aceleci körlüğü
bir ölüm
ve bir kanatsız gece
sessizliğinde
birbirine saplanan tenler
kanayan dillerin sürç-i lisanı
unutmak gibi öyküler…
yasak
anayurtların işgali düşünce
bir cemre sirayetinde
nevruzun idamıdır
anlam
can çekişen felsefe
aşk
hoyrat palyaçoların
iğreti arşivinde
bohem öğretilerle
mülteci kaftanlar beğenip kendine
sahranın yüreğine gerilir…
kısır bir sevişmeyle
kendi cinayetine işlenir aşk
yağmalanmış tarihine tutunan şiirlerdir
mezar-ı infaz
bir resme akar yürekteki siyah beyaz
başka rengi kalmamıştır aşkın…
Mustafa Eldeniz
Yazdığım bu şiirler canlandı..
GÖRECE
Aranır dizelerde
bulunamayan...
yetenek sanığı firarisi
değilim
tanıklarım bilir
bunalım işlemesini beceremem
ne iç bayıcı süzgün
ya da uçurumdan ittiğim
kayaların deştiği
her parçası ile makyajlanan
gözyaşı palyaçosu
irin kokan aşkları
saplayamam sarkaçlarına
öğürmezmiş
lağım faresi
iğrençliğini...
Sesil / Sevim Türkoğlu
ÇIKIŞ
Yalnızlığın siliktir ayak izi…
çocuk anne büyütüyordu
bulamadığı sorulara
aç açıkta
cevap doymaksızın
üşüyünce;
engelli sevdalara ısınır
baharda
kızarmayı geç'e bırakmadan
toz bulutundan duman tüttürmek
üfleyince
İttirmekse içinden indirmek
dindirmesi masumiyete
sakınırcasına ürkek
arınır
aşk şiddeti...
çok boyutlu geometrik düzlemde
ölü toprağın
yarılan yarığı
tekrarı takip eden
tükenmedik renk bulunmuyor
bir başka renk tanımlamalıyım
Olmuyor…
Sevim Türkoğlu / Sesil
Eklediğiniz şiirin yazanını (Mustafa Eldeniz) internette araştırıyorum. Güçlü, ilgimi çekecek çalışmaları var. Siz misiniz? Sormamda sakınca var mı?
Sayın sesil hoşgeldiniz.Şiirlerinizi ve seslendirdiğiniz şiirleri ilgi ile takip ediyorum...:)
KIRIK DÖKÜK
şarap kadehini deviren
kehanet de tanımıyor artık
sitemdir aşka tutuklu kalan
yarım ağız süzülen
saklıyor gülüşlerini
martılar bile sabaha dek...
kokularını taşıyorum içime sinen
kurutulmuş sözcükler dile getiremediğim
herkes kendi sesine hasret
kimsenin ihtiyacı yok
faydasız uzatsam duymaz
ses de gerekmiyor
bakınan bakış nerede kaybolur
kime ne yakışır boşlukta
yabancı giyilenler
kuru dallar asılı bedenimiz
fal açtıran gölgelerle
çarpışıyoruz
yeşertmek hep suskun
içimizde yaprak hışırtısı
gecikmiş zaman...
Sesil / Sevim Türkoğlu
gizemliduygular
27-07-2008, 06:23
Saygıdeğer Sesil hoş geldiniz.:yes:
Şiirlerinizde anlamsal boyutlar çoğulu/çoğunluğu zorlayıcı nitel ve nicel öngörüler içermekte.
''Duyargaların Sorgu Devinimi'' şiirinizi bir dahaki ziyaretinizde buraya asmanızı istirham etsem umarım kırlmazsınız.
Saygıdeğer Sesil hoş geldiniz.:yes:
Şiirlerinizde anlamsal boyutlar çoğulu/çoğunluğu zorlayıcı nitel ve nicel öngörüler içermekte.
''Duyargaların Sorgu Devinimi'' şiirinizi bir dahaki ziyaretinizde buraya asmanızı istirham etsem umarım kırlmazsınız.
Teşekkür ederim.
Bence övgüler sorumluluk yükler. Umarım "şımarmak karşılığında savurganca" korkusunu hep taşırım.
Duyargaların Sorgu Devinimi
Çaresizliğin çare bekleyemeyeceği
Kadar ezilmek köşede
Titrek nokta
İnsan olsa da
Saçlarında parlak yansıma…
Beşi bir yerde
Yukarıda dik bağı
Nasıl kavuşur bilir misiniz?..
………………..
2-
Kim demiş ocak sönük…
Esnemez düğme kalem dokunduğunda
Malzemeler yirmi beş kaçkını yakar
Takılı saten fiyonklu şapka
Dibinde tablolar canlanan
İçinde köşe kapan tırtıl
İkinci baharına kavrulur
Valse duran kır çiçeği
Yaprak arasından uçuşlu…
………………..
3-
Çözülememiş onca çelişki
Keşfedilmeyi bekleyen
Zorlayan onca olgu varken…
Ayrıtı ayrıntısı olarak
Önemsemediklerimiz…
Önem derecesini belirleyemediğimizdir
Belki…
……………….
4-
Ne yaptığımı en iyi bildiğim
Ne yaptığımı en iyi
Bilmek zorunda olduğum...
Kaybedeceklerimin telafisini
Karşılayacakların üstü
Kazancımdır.
Sesil / Sevim Türkoğlu
Kalıcı Sevdam
Dayatılıyor
Sınandıkça zora dayanaklığımız…
Akıtır mı alnımızın akı
Kışkırtıcı akrebin zehir’ini…
Bilesin oğlum
Gidersem o günlerden önce
Gömüldükten sonra gelmesin kimse
Başucumda rızamla… hesabı bana yazılı
Helalim'dir dua borçları
Çıkagelmeliyim esintili
Her yanında yurdumun…
Türkçe sevdam
Dokunmalı kulaklara
Kalmak istemem
mezarımda taşlaşmış
mermerden çakılı...
Sevim Türkoğlu / Sesil
Devinim
düşmek yeryüzüne kucakta sıcak
karışlamak yetim
büyümek boyumuzca
burnumuzun ucuna kısır gerisi
aslolan küçüklüğümüz
güneşe uzanan aya
gidiş gelişlerimiz
iteleme
başı sonu
çoçukmuşuz meğer
salıncakta sallanan
habire düşüyoruz...
gizemliduygular
08-08-2008, 05:16
Devinim
düşmek yeryüzüne kucakta sıcak
habire düşüyoruz...
Anlamsal derinliğin, anlayana olduğu harikalar üstü dizeler. :cool:
Emeğinize, kaleminize, yüreğinize sağlık.:)
Bizi güzel dizelerinizden mahrum bırakmamanız dileklerimizle.:yes:
Uyumsuz Mutluluk Çekicidir
Çöl desen... bereketi zengindi bilinen
çok önceden kanı çekilmiş çorak toprak
geçmişten geleceğe alışageldik
tersten kesildi nereye uzanacağı
neydi orada, nerede budandı yarısı
yaban yabancılar yerlisine karışır
tanımak gerekmez sanki
iki yana pervasız yüzleri
nicesini bulacaktı küs aramaları
kendine seçildi kaçınma
dalgın kaldı hep dargın
içten ucu kapalı
geçmişte tıkanan görünmez kalacaktı
ısısız biryerlerde canı sıkılan
tohumsuz ruhun özü olmazmış gibi
nereye ekilecekti kurutulmuş ürkek
yer bırakmadılar -ama ne- gök açık…
çorak toprak akmayan buluta sövdükçe
avuçlanamazdı mavi damlalar
sevinç güleçti açılan güneşin eteğinde
kökü havada dibine kadar ilişen
usulcası işlemez yukarıda, ki birikinti
duyulmalıydı içerde tükenmeyen pınar
herkesin göremeyeceğini tepeden
sap salınır kuşbakışı
ılıman eserse de arzulu tütsü
zorla sevinmez yetmelere rüzgar
uyuma uyumsuz kılınınca
en başa dönelim göğe kadar
kol yetişmez ki
kimsenin sevmediği kimse olamaz
sapı kesmek tek başına kimin harcı…
Sevim Türkoğlu
BORA YAŞAR
28-01-2009, 11:18
Gülten Akın'ı anımsattı bana şiiriniz.
Teşekkür.
Sormadan edemiyeceğim:
"geçmişte tıkanan görünmez kalacaktı
ısısız biryerlerde canı sıkılan"
ısısız mı, yoksa ıssız mı?
Cevap verirseniz.
Gülten Akın'ı anımsattı bana şiiriniz.
Teşekkür.
Sormadan edemiyeceğim:
"geçmişte tıkanan görünmez kalacaktı
ısısız biryerlerde canı sıkılan"
ısısız mı, yoksa ıssız mı?
Cevap verirseniz.
Dikkatiniz özenli ilginizi yansıtıyor. Teşekkür ederim öncelikle.
Şiirlerimde sözcükleri bilinen-ilk akla gelen anlamları barındırsa da benzer ve çapraz anlamları ile beraber çoğul olarak, dışına taşırırım genelde. Ve şiirimin bütününde mutlaka bağlantılı nedensellikleri vardır.
"ısısız" özellikle seçtim.
soğuk, ölüm gibi, yaniii canı sıkılan derken; yanlızlığa terk edilen ve can çekişip acı duyarak, kahrolarak gibi...
Çorak toprak - kanı çekilen toprak; mutsuz, olumsuzluklar içinde çırpınan uyumsuzluk gibi çapraşık bir örüntüyü sezmek olanaklı şiirin bütününde karşılaştırmalı öyküleri ayıklayabilirseniz.
Oğlumla uzun bir sohbette bir "sözcük" oldu esin kaynağım. Konuşamadıklarımı ifade gücüm şiirde dürterek, buluşturuyor.
BORA YAŞAR
28-01-2009, 13:04
Tekrar teşekkür ederim.
Dil şairin sazıdır.
Nasıl çalacağı kendi becerisine kalmış.
Kendi payıma bir yanlışlık olmasın diye sordum.:)
Şiirinizi "Forumdan gözüme çarpanlar" bailığına taşıdım da.
Tarifsiz
Oysam!..
ölü gözler armağanım olsun ellerine
doğuştan görmez birine
nasıl tarif edilir kırmızı
görünmezlik karalık mıdır sahi
beyaz da delemez mi
saydam sedefi...
renklerin içinde anlam boyamak
bilinmezse neye göre
ben hiç senli olamadım ki!..
Sevim Türkoğlu / Sesil
Çoğalırken Eksilen İnsan
umut yumağı
yuvarlanıp kan revan
tıklattı durdu tekmeleriyle
dünyayı inletircesine...
çıktı bir kapıdan
soluksuz
belirsiz
tanrı misafiri...
çözüldü
ömürlük ziyaretini tüketirken
kimi ikramlara burun kıvırdı
umduğu değil bulduğu
günlere sığamadı
öncelik sıralamasında
tarih sayfalarına
adını /insan/ yazdırdı...
Sevim Türkoğlu / Sesil
Yaklaşan Mevsim Değişmiyor
sürgülü kapılardan hep el verdiklerimde
aralığa yerleştirdiğim gitmeye yakın
sayılı geceler çabuk tükenmiyor.
çiçeğe kızıp yakıştırmak en kolayı
devrin heybetinden doğrulamazdı
ne şendi; dolu geldiğine inanmak için.
utandım soyguna çıkanlardan ismini
tanımadım manolyayı uzanan kadına
sunulan makyajlı
o ben değilim inanmayın.
ah!.. onurlu melodi ritminde gömülen
sahtesi ayıklanmalıydı çoktan
başucu sözde yokluğu…
alnım göğe gerili durduğunda
yağmuru görünmez buluta boğulanlar
aşağı eğilmedi ki aksın
keskin vuruşur çınlayan şakaklarda gırtlak
kulağın nefesi kesilince direnir kapanan hıçkırığım
yine gitmeliyim yaklaşan zamandan
armağanlar çoktan kapışıldı
korunmalı fırtınası eksik görülenden…
Sesil / Sevim Türkoğlu
Ufuktan kızıl maviyi dağlarına toplayan efsane kuşlar
ötesi ötesi, değerliğe gayreti çağırır kimine
Ki;
yukarıdan bakıldığında hayat sürekli Lûtufkâr değil hiç birimize..
Şimdinin Kehaneti Sonraya Kalmayacak
Öncesiydi vaktinden
ölüler buzhanesi diyarı…
Gecenin suskun dilinde
balık istifinde donuk bakışır
aralarında ben olmadığıma şahit
bulamıyorum ne yanı kalmadı
Yıldız arayan oklar tükenmemeliydi
daha güneşe kadar uzanacaklardı oysa
Belki bir zaman…yerime çıkacak…
bedenimden çiçek toplayan kokusunu
hiç çiçek açamadığıma üzüldüğünde…
sıkışmayacak duvarların arkasında
şimdiki harçlar tedavülden kalkalı
aslını koklayacak içine çektiğinde
ışıktan evlerde yanmayan insan yüzü
Doyasıya yaşayacağım o vakit…
Sevim Türkoğlu / Sesil
Dün gece okuduklarımdan öylesine sarsıldım ki, yukarıdaki şiire dökülebildim. Duramadım bu feryada, duyarsız kalamayacaklarla paylaşmak istedim. Katledilen bir kadın ve ardından bağrı parçalanan aile yakınlarına kanırtırcasına vurulan darbe!
Hayır, bu darbe hepimizi hedefliyordu esasında. Nasıl ve neden suçlanıyoruz toplum olarak?.. Bu cüreti nasıl elde edebilmekte? Yoksa hepimiz layık olmamamız için çaba sarfetmediğimiz eziklikte, sustukça olumlandığını görüyor, çapsızlığını bizlere benimsettirebiliyor mu gerçekten? Nereye varmak istiyoruz böylelerin önünü açmakla?
Lütfen; önce kendi onurumuz için, aşağıdaki sese kulak verin. Gurup linkine giriş yapın. Yazılanları, karalamayı, açıklamaları özenle inceleyin.
" Güzelsen ya öleceksin ya kapanacaksın diyen zihniyet nasıl cezalandırılmalı "
Ozen Kirac, 26 Mart, 14:31
lütfen gruba üye olup, görüşlerimizi orada yazalım.
http://www.facebook.com/profile.php?id=590068492&ref=profile#/group.php?gid=63155461862&ref=mf
Ölen kuzenimdi. Allah kimseye böyle bir acı yaşatmasın. İnsanı acısı ile başbaşa bırakmayan vicdan Allah katında kendine nasıl bir yer ummaktadır? ÇOk merak ediyorum...
Yaşanmamış Roman Tarih Yazmaz
Sen henüz doğmadın çocuk!..
herkes kalktı sanıyor renkli fotoğraflar sonrası
siyah beyazların hükmünde negatif zıtların eşi
zamanın dokusunda bir yerlerde büzüşmüş cenin
yokluğun düşecek yeryüzüne elbet.
dayanamam kalkışırım, henüz yazılmamış
okurum bir romanı tersinden başa...
biliyorum!.. diline eldiven takmış diken ayıklıyor
çözecek demet güller bağını, gülen gonca gözler
görüyorum, kirlenmemiş son sayfalarda açıyorsun...
sinema platosu kurulu dünya!
gece görüşlü kamera çekiminde
çok boyutlu elde tutuş
çevirerek eritti eprime perdeyi
ışığı boyuyor çocuk el değmemiş anlamlara...
yaşam hayali belirsiz kent, masal şakıyor
sınırsız kaynak kaplıyor gök kubbeyi
ışıltılı koşar adım, cam kırığı yansıma...
kıskançlık çekecek eski şairler renk akımına
gezinemedikleri için şehrengiz diyarına.
parmak uçlarım, ahhh!.. kimse bilmez düş hızı
kaç kez gitti geldi zamana görünmeden
yaşanmalı, yoksa bilinmez roman mı masal mı...
yaşayan varır fon ayrımına ancak
zamanı geldiğinde sıkmazsa düzden okumak
nasıl anlatmalı sana,
kehanetin sorulamaz bu günden ispatı
Sakın kaybolma çocuk, ben olmasam da...
Sevim Türkoğlu / Sesil
Ilık Yaz Akşamı Akıyorsun
İç geçiren güneşin şehri bileklere asılır
haziranda doğurgan sancısıdır yüklenen...
ılık bir yaz akşamında çok iyi geliyorsun
sen yok musun sanıyorsun
senden yana yerimde sayıyorum
sadece ertelediklerimi biriktiriyorum
en çok da omzunda dalgalanan saçlarımı
olmadığım kadar huysuz
ve şımarık gülüşlerim…
çocukluğum yılları koşturdu inanmışlığa
yakalarsın mutlak hiç değişmediğimi
tek seninle çözülen bakışlarımda
hem sarmaşık kaplı çardak
senli günlere sarıyor halâ…
vazgeçmedim huyumdur takılırım ardına
akordiyonlu kadının
bastığı tuşlar arasında gezinirim
sevdiğin kitapları topluyorum
belki de okumuş olduğun…
suskunluğum tehlikeli
terk’e yakındır bilirsin
kaygılanma sonsuza değin
geveze ruhlarımızın özel lisanını
kimse anlamıyor…
Sevim Türkoğlu / Sesil
Hayalet Yıldızlar Kadar Sahteydi
O gece,
köpüren yıldızlar kaydırak
uzanan eller
süründü titrek yüze
binlerce mum alev aldı
gözlerinin cam göbeğinde
tutuşan dilek üflendi denize...
kaç karası söküldü gecenin
bağlandı sevi gün ertesine
Oysa bilinemezdi
madalyonun yüzü terse yarık
eriyen eprime astarı,
allı pullu hayalet yansıma...
buruntu aldanış sonunda
sayısız katli savurdu
zamanı kopardı yolundan...
o geceden arta kalan
tozlu dağınık tavanarası
atılmış köhne tablo
masa ayakları sıkışık
dikine pres duvar arası...
yıpranan sönük feri, vahşi
yanıyla yansıyor tuvale
sol bilekten kesik iki el
deniz dibi,
çakıl taşları üzerinde...
zamansız birleşen ellerin
belirsiz kimlikleri
her hangi ayrı yerde
çifte varlık karakteri...
zarif nakış isimler kazılı
altın halkalar altında...
parlıyor sarı köz halka
sahipsiz ayrı parmaklarda...
Sevim Türkoğlu / Sesil
Şiirleriniz gerçekten harika ve duygu yüklü Sn sesil !
Bizimle paylaşma inceliğiniz için ise ayrıca teşekkürler...
Devam lütfen :super:
Sn. Von,
ben teşekkür ederim.
Boşuna Merak
Pişman olursun
girme istersen çık!.. gözlerimin içinden
haritada tespit edemediğin memleketin
tenha yollarından geçip bulursun
sararan fotoğraf karelerinde
avuçladıkça parmaklarından sızan kirli denizi
büyüteç takıp dinmeyen çalkantılardan
değmez inan ki
ayıklamak mahlukatları
bırak senin sularında arınayım…
Sevim Türkoğlu / Sesil
Kederli bakan gözler sanki bu şiiri yakarıyorlardı. İthaf ediyorum.
...
Belirsiz
Yaşamak elde olmayan talih
herkes kendinden tanır aşkı
uysa da uymasa da...
Ölüm katı bir yabancıdır
toprak kadar hükmümüz geçmez
zamanı gömülü taşa bulaşmış kalbimizden
hayat geçince silkeleyerek
hiç tanışmamış gibi...
Sevim Türkoğlu / Sesil
İnsanların içinde bulundukları olaylara ve psikolojik durumlara göre; şairin anlatmak istediği ile okurun çıkardığı anlam arasında fark olabiliyor.. Ama sonuçta okur, şiirde kendisinden bir şeyler buluyor..
Evet, şiir, yazan açısından yaşamsal duyarlılıkların ve duyguların etkileşimi ile anlamlandırılması sonucu, kendince bir ifade biçimidir.
Yukarıdaki son siirimde:
Yaşamak-Ölüm-Aşk ana temalarında çağrışımların beslemesi ile çapraz ve yan, çoğul anlamlarla korelasyon oluşturduğum, bir zamanlar sevilen birinin yaşarken ölüm infazıdır işlenen.
Ama dileyen düz anlamlar bütününde de, hatta soyut kavramlarla farklı imgelem zenginliğini değerlendirerek, her okuduğunda farklı farklı anlamlar çıkararak hissedebilir bu şiiri...
Bana göre:
"Bir şairin şiirleri ilgisini çektiğinde okurun; öncelikle şiir anlayışını-çizgisini-kültürünü(poetika) irdelemeye çalışmalıdır.
Yaklaşık şairin; yaşam kültürü-biçimi-birikimi-deneyimleri-yaşamı yorumlayış/algılayış biçimi-psikolojisi-duygusallığı-derinliği-düş dünyası-duyarlılıkları-sosyolojik konumu-zekası bileşkesinde şiir tarzı-çizgisi ortaya çıkar.
Süreç içerisinde yazım yapıtlarında olgunlaşması, tarzının tüm yönleri ile zenginleşmesini sağlar.
Bir şairin bir-iki şiiri ile, şiirini-tarzını-anlamını çözmek olanaksızdır. "
Esti, eski bir şiirime denk geldim.
Çocukluğumu Ayıklarım Bu Güne
Arada beynim büyüyor pütür peltek
kocaman sarmal sarıyor liğme pamuk
çocuk yumukluğuma dönesimden sanki
heveslenir anılarım, unutuluşu aralar...
Geçen unuttuğum sokağa rastladım şaşkın
henüz yolunu bulmaya koyulmamışken hayatın
dumansız toprakta çil yavrusu şenliği...
gizlendim bir köşeye ıssız
gözümde trampet coşkusu
hiç biri görmedi beni
işledim içlerine kayıp kendimden
taze somun kokusu tüttü
çelik çomak çubuklarıma...
çizgilere çifte bas zıpla
tek ayak üzerine
sekersin sonra hani...
ipimi de isterim eksiksiz
asılırım iki elimle
sırrını sararım dünyanın
sıçrarım üzerine basmam
içinde üç beş dolanırım
nefesim dilimde sayar...
yer altında soluğun
mucize gözeneğini kurcalar
solucan parmaklar kıvrılır
kil bulamaçlı avuçlarıma...
üzüldüm ama...
larvaları kurumuş derenin
geçmiyormuş buradan yolu
olsaydı kurbağların kuyruklarına
takılan pileli eteğim sırılsıklam
bu yaşta annem kızar mıydı?
yasak ıslah edememişti dayağı...
Sevim Türkoğlu / Sesil
-------
Eskileri buldukça gömü bulmuş gibi eşelemeyi seviyorum galiba.
Tapınak Askı Kendine Asılı
şeytan sofrasında acıkan gurultu
beslenir adak niyetine derdi
Çiçek hasır maske örse kılıf örtmez
kutsal mabedin kapısına asılır haramiler
kulağa dayanır viyolonsel perdesine dokunan yay
yüreği tebriği bol girizgah
haydi hep beraber el verelim koroya
hoşaf iyi hoş karışsın
tut kap ver trey tirin
eksiği kapanır makamı bilinenden
boz bulanık mavilerde hayal
payesi sıkılır şırıngadan salgı basılır
derde adrenalin deva varılır...
boş gezinmek gevşetir görüşü
övgüler kamaşır saçma örgülere
kibir birikir kara kına yakar...
her aralık kapı açılır hole
adım atanın önünde hoş görür
nereye varılmaz uygun yön
nereden bilsin göz görmez...
süte renk vermez çay tanesi
tadını kıvamında bırakmalı
düşler kuşbakışı asılı hayata
kimisi uçuşur bezgin kaçışta
incelir arada eğreti askı tutmaz
alaşağı olursa döner tersine
neyin önceliğinde hayat çiğner bilinmez
affı kusur örtmez acımasız
sıcak idmanda har tutmaz o vakit harareti...
ara buluş sıkılır bulamayınca
dişe dokunmaz ağızda yavan
silgi çeker bozum bağı
durağan durgunluk doluya dolmaz
yokluğun yoğun altı üstü
negatif pozitif sıfır noktasına sıkışık
olumsuzluklar çarpıştıkça çıkar kapıdan
dönüşür olumlu varım sonuca...
doktorunu iyi seçmek gerek
sahte reçetesi savma olur
yanlış ilaç utancı perçin
reçetesi akılda uyanık tutmalı
omuzları dikine geçirmeli
terinde uyku aksın
yanlışı ayıklasın sıkı bilek...
saf suda buhar karışımı uçuşmalar
yüzüne yansır dibi duru bırak
açılan susam hazine saklar
örümcek ağı beklesin tapınağı
sıkı tutun düşlerine en çok kahramanlar düşer
Sevim Türkoğlu / Sesil
------
Aşkın kimyasını çözmeye çalıştığım eski dönem şiirlerimden:
Yakışmalısın Yüreğime
Seninle Yüreğim
sevgi dehlizi
barındırmaz kirini
bir kapağından ak sevgi
bir kapağından
kan kırmızısı
aktıkça coşar
dolaşır tüm bedenimi
hisset!..
sol yanımdan
bir esinti
sana yayılmakta
sığamıyor kabına
aşıyor bendini
arayışında eşini
kan çekiyor sanki
söz geçmiyor
aşıyor engelleri
nafile
her yol sana
yönelmekte
kıvrımlar esrik
sana tüm eğilimler
yakışmalısın
yüreğime
var mısın
düşlerime...
Sevim Türkoğlu (SESİL)
Bu da, tavanarasında eski bir çeyiz sandığını deşer gibi bulduğum yine naftalinli bir şiirim:
1998
Kırıntısı zerresi
İrili ufaklı materyali
Doğanın her bir unsuru
İnsanın yalancısı düzenbazı
Hası, güzeli, çirkini
Yani tümü ile evreni
Beyninde yüreğinde
Hani ruhunda, gönlünde
Kucaklamak, sarmalamak
Kavramak, özümsemek
Ayrıştırmak, birleştirmek
Hani yani; yaşamak işte
Yok olmadan varlığını ispatlamak
Ben gerçekten yaşadım diyebilmek
Meselem bu kadar basit işte...
25/05/1998
Sevim Türkoğlu
-----------------------
JoNaThAn
13-07-2009, 22:12
Sadece aptallar mezar taşlarını düşünürler. Siz en güzeli beni yakın. Her kıtada bir kaç parça uçuk toz bulunsun istiyorum benden. Rüzgarlı havalarda öyle bir uçayım ki; kanıtı olsun mutluluğun. Kanadı olsun. Tozlu ve sıcak havalarda yapışayım bir kadının ayağına, ayıplasınlar beni; "öldü ama hala"..
Ancak aptallar vasiyet yazar. O nedenle çok gevelemeyin lafı benden sonra. Diyorum ya işte; yaşlı bir kadının anlamadan bakan merakındayım.. Ya da bir bebeğin çıldırmasında beni görünce..
Jonathan.. Tarihsiz; her an tekrar tekrar yazılmakta..
Benden sevgili Sesil'in topiğine bir armağan olsun.. O benim topiğime yazmıştı güzel şiirlerinden..
Bunu ilk yazdığımda değer verdiğim bir kişiye sunmak için yazmıştım.. Elbette plajda yaptığım bu karalama, evime döndükten sonra diğer yazılarım arasında yerini almakta gecikmedi..
Şimdi de burada paylaşmaktan mutluluk duyuyorum.. Umarım sevgili Sesil'in topiğine layık olabilir.. Ne büyük bir olaymış gibi sundum yahu..:)
Sevgiler..
Sadece aptallar mezar taşlarını düşünürler. Siz en güzeli beni yakın. Her kıtada bir kaç parça uçuk toz bulunsun istiyorum benden. Rüzgarlı havalarda öyle bir uçayım ki; kanıtı olsun mutluluğun. Kanadı olsun. Tozlu ve sıcak havalarda yapışayım bir kadının ayağına, ayıplasınlar beni; "öldü ama hala"..
Ancak aptallar vasiyet yazar. O nedenle çok gevelemeyin lafı benden sonra. Diyorum ya işte; yaşlı bir kadının anlamadan bakan merakındayım.. Ya da bir bebeğin çıldırmasında beni görünce..
Jonathan.. Tarihsiz; her an tekrar tekrar yazılmakta..
Benden sevgili Sesil'in topiğine bir armağan olsun.. O benim topiğime yazmıştı güzel şiirlerinden..
Bunu ilk yazdığımda değer verdiğim bir kişiye sunmak için yazmıştım.. Elbette plajda yaptığım bu karalama, evime döndükten sonra diğer yazılarım arasında yerini almakta gecikmedi..
Şimdi de burada paylaşmaktan mutluluk duyuyorum.. Umarım sevgili Sesil'in topiğine layık olabilir.. Ne büyük bir olaymış gibi sundum yahu..:)
Sevgiler..
Sevgili Jonathan;
Siz sonraki aşamayı tahayyül etmişsiniz,
arada bazı notlar karalarım, geçen yine
tesadüf;
"hırpalanır, yolunur, ezilse de
yoktan an gibi çoğalan
sevda kanatları evrene
nefesinde süzülür bazılarında
Ki onlar olmadan yaşam
içine çöker sönük "
demişim.
"Ölüm de yaşama dair" denir ya.
görebilen-aktarabilen insan var olmasaydı(ölü veya diri)
yaşamın anlamı-varlığının şahitliği
söz konusu olmadığında
ne olacaktı?
Tabii, bizim algılayamadığımız başka düşün varlıkları olup olmadığını bilmeden, insanca bir bilinç ile yapabildiğimiz bir yorum ancak.
Teşekkürler...
---
Değişen Diyar Sayfalarında Aralık Dolar
Başka gezegenlerde unuttuğumuz
çağ buluşması sözü;
Milenyum öncesinden mi kalmıştı
vakti kalmamışların acısında
"en çok seni sevdim diyebilmeyi"
koşullu gülmenin olmadığı
ucunda ip takılı mutluluğun resmi
ileri geri mesafelere çekilen.
Ki; resimler nasıl baktığımız izler
ufkun şelale akışı yüzümüze dönük
sahilde sıradan bir bankta
seyre kavuşturuyor
bilmeden birbirimizi...
Sevim Türkoğlu / Sesil
Bu şiiri farklı bir platformda farklılaştırarak geçtim.
Değişen Diyar Sayfalarında Aralık Dolar
Başka gezegenlerde unuttuğumuz
çağ buluşması sözü;
Milenyum öncesinden mi kalmıştı
vakti kalmamışların acısında
"en çok seni sevdim" diyebilmeyi
koşullu gülmenin olmadığı
ucunda ip takılı mutluluğun resmi
ileri geri mesafelere çekilen.
ufkun şelale akışı yüzümüze dönük
Ki; resimler nasıl baktığımız izler
seyre kavuşturuyor
bilmeden birbirimizi...
Sevim Türkoğlu / Sesil
Bir arkadaşın geçtiği yorum yanıtı buraya da aktarmak istiyorum.
"eski resimler.. bazen bakarız ya onlara saatlarce.. hüzün, burukluk, hafiften bir gülümseme, bazen resmi okşama ve dalıp gitmeler.. çeşitli düşünceler.. denilenler, söylenememiş olanlar.. çekilen acılar..
bunu ne zamandır yapmıyorum hatırlamıyorum.. sanırım zamanıdır.. "
------------------------------------
Gerçekten yazdığım şiirlerin içten yorumlarını okumak beni çok etkiliyor.
"Bu şiiri ben mi yazmışım" dedirtiyor.
Çünkü, anlamlandırmalar yakın olabildiği gibi
bende içimi taşıran hissettiklerim, nedenlerin sarsıcılığı
canlanan karakterlerin uyandırdıkları dürtüleme,
öyküleri-hayallerin işlediği örgüleme zemini
bambaşka olabiliyor.
Bu zenginlik keşfi çok haz verici.
-----------------------
Güç Üste Çıkınca Neden Hafif
Umuda
Yaşarmak yordam yorgunluğunda
Cılız bacakları erken çocuk...
Dayanağı tartmak neyin bedeli
Henüz
Seçme hakkı hazırlıksız koşul
Tanışmak haksız…
Umarsız yüklenen
Üzerine
Yaslanan törpü
Yontuldukça kabuk
Dağlanan
Çocuk derisi
Acıdan incecik katlar
bilendikçe keçeleşir
Çağlar boyu…
Dayanmak değişime
Geçişler uzun mu uzun
Sonrası için
Kime yararı işler
Uğruna ödenenlerden
Hatırlanır mı…
Tartamaz terazi
Unutulanların adaletini
Ezici karşılık
Tükenmeyen şikayet…
Sevim Türkoğlu / Sesil
Eskilerden;
onlarcası geldi geçti ama bu yalın şiirim her aklımı çeldiğinde ilk ortaya çıkardığımdaki basıncı hissederim.
Sesli dinlemek isteyenler:
http://sesilya.blogcu.com/ozgurlugu-istiyor-muyuz-seslendirme-calismam_1726863.html
Ayrıca:
http://www.facebook.com/video/video.php?v=100597793598
Özgürlüğü İstiyor muyuz?
Anlamıyorsun
Bilmiyorsun
Kaçtıkça senden
İçimde çoğaldığını
Öylesine sardın ki dört bir yanımı
Çorak toprağım
Seni nasıl yeşertti
Ölü hücrelerim seninle nasıl yenilendi
İnan bilebilseydim anlatırdım sana da...
Beni saran dallarını
Neydi çoğaltan
Bendeki tutsaklığın
Sende onlarca öyküler yaşatıyor bana
Ne çok çoğaldın bende
Her kaçtığım yere
Ne ağır yüklerinle taşıtıyorsun kendini
Bilmiyorsun
Yabancı şehirlerde
Karşıma çıkan herkesde
Seni ararcasına bakındığımı
Her yabancıda sesini duyarcasına
Seni dinlediğimi
Seni düşlediğimi
İçimde kavuşma öykülerini
Oya gibi işlediğimi
Bilmiyorsun
Belki,
Birbirimizdeki tutsaklığın
Bitmesini istemeyişim bu yüzden
İçimin çoraklığında
Yeşeren bu ormanı
Kaybetme korkusundandır
Senden kaçışım, kimbilir
Senin benden kaçışın gibi
İkimizin korkusu ortak
Bak işte,
İkimiz de seviyoruz
Böylesi tutsaklığımızı
Aslında,
Biliyoruz
Beni senden
Seni benden kurtarmak
İkimizin de elinde
Öykülerimiz öksüz ama
Özgür olacak
Sen var mısın?
Ben yokum
İşte o yüzden
İkimiz de yokuz...
2002 / Sesil
Sevim Türkoğlu
SONRA'YA KAÇ VAR
Gözlerimde yaşanmışlıklarım dizilerek uzanır sonsuz sonraya her an yola çıkmaya çağırır.
...
Oğlumun sesi geliyor kulağıma... Küçük, yumru, naif elleri ile çenemi avuçlar, kara zeytin hüzünü bakışlarını dikerdi yüzüme.
- Anne, babam evimize gelecek di'mi?
- Tabii oğlum
Derdine derman olmazdı yanıtım.
- Evimizde, yatağımda, masal anlatacak, bi de omuzlarında oturarak ayaklarımı aşağı sallandıracağım değil mi?
Tek soru, cevapla yetinmez, ukdesinde özlemle canlandırdıklarını her defasında farklı soru yığını ile soluksuz sıralardı. Babasından söz ederken, onunla yoğrulduğu anlar göz bebeklerine yansır ışıltısı içimi aydınlatırdı. "Kara böceğim, yaşam sebebim. Yarına çağlayanım." Ona olan sevgim nedense korkuturdu beni. Babası da yere göğe sığdıramazdı onu. Başından belli idi sorunsuz sevecen olacağı, doğumu da öyle kolay olmuştu ki. Kundakta pudra, süt karışımı kokulu böcül halini kollarımla sarar bırakasım gelmezdi. Biricik oğluşumuzdu. Hep akıllı bakardı, her şeyi kavramaya çalışırdı sanki. Tabii okuyacak adam olacak, dimdik sağlam ayakta duracaktı.
...
- Babam da bizimle gelebilse ne güzel olurdu di'mi anne?
- Evet oğlum ama bırakmazlar ki. Bitecek oğlum bitecek yine eskisi gibi hep beraber olacağız.
- Ne zaman?
- Sonra oğlum, sen onu hep çok sev, belki o zaman daha kısa sürede gelir.
- Babam da beni çok seviyor di'mi anne, bana hep çok sevdiğini söylüyor.
Geri dönüş otobüsüne her bindiğimizde sıcağı sıcağına değişmezdi aramızdaki sohbet tarzı. Babasının yokluğu iki seneyi bulmuştu. Üç buçuk yaşındaydı. Gittikçe daha çok arar, varlığının eksikliği onu hırpalar olmuştu. O'nunla son gidişimizde babasının boynundan çekip koparmakta çok zorlanmıştım.
...
Gece onbir arabasında anne, oğul dönüş yolundaydık. Uyku zamanını çoktan geçirmişti. Kalkıştan bir süre sonra ışıklar da kapanınca;
- Hadi oğlum suyunu da iç ve başını dizime yasla, güzel güzel uyu artık e'mi güzel oğlum.
_ Peki anne, babam uykumda öper beni.
Kucağımda kıvrılan narin bedeni kısa sürede gevşemişti. Benim de oturduğum yerde içim geçmek üzere idi.
...
- Anne çişim var.
Gözümü açtığımda otobüsün içi aydınlanmış, ışıkları yanıyordu. Mola yerine varmıştık. Yolcular sıralanmış koltukların arasından geçmeye çalışıyorlardı.
- Tamam yavrum şimdi götürürüm seni.
Otobüsten indik.Tuvaletlerin bulunduğu bölüm, oldakça karanlıkta kalıyordu. Yanaşan araçlardan, inen insanlarla kalabalık oluşuyordu. Yine de dikkatli olunmalıydı, ürpertici idi. Oğlumun ihtiyacını gidermek biraz zaman almıştı. Uyku sonrası iyice açılmış, bıcır bıcır konuşması kesilmiyordu. Yolculardan bir iki kişi kalmıştı.
Teretdüt etsem de, benim de girme ihtiyacım vardı. Oğluma;
- Şimdi anne de yapacak yavrum, sen kapı önünden sakın ayrılma burada bekle e'mi, diye seslendim.
- Peki anne
Tedirgindim, çok kısa oyalandım. Acele ediyordum. Bu arada tıkırtısını duyuyordum. Çıktığımda, kapı dibinde bıraktığım oğlum yoktu. Görünmüyordu.
- Allah'ım yavrum neredesin? Diye seslendiğimi anımsıyorum.
Aynı anda dışarıdan duyduğum acı acı çığlıklar kulağımı deldi.
Oğlum!.. oğlum!.. Oğlum!.. Oğlum!..
Allah'ım benim canımı alsaydın...
...
Beş kardeşin ortancası olarak yokluk, yoksunluk içerisinde sessiz, sakin, ezik büyüdüm. Bizimkilerin çocuk sevmeyi becerebilmesi pek olanaklı değildi. Koruyorlardı kendilerince sadece. Orta iki'den ayrılmakla ev işlerini üstlenmek evin tek kızı olarak bana kalmıştı. Şikayet nedir bilmezdim. Hep yapılması gerekenleri gözetiyordum. Kardeşlerimden sadece biri meslek lisesini bitirebilmişti.
On dokuz'umda tanımıştım o'nu. Mahallemize yeni taşınmışlardı. O da yirmi beş'inde konuşkan, girgin tavırları ile ben dahil herkesin dikkatini çekmiş kısa sürede kendini benimsetmiş, kendini sevdirmişti. Taksi şoförlüğü yapıyordu. İçim ısınıvermiş, üç ay sonunda ona kaçıvermiştim. Öyle uzun süre flört edilemezdi bizim buralarda. Özellikle yaşça büyük iki ağabim ile. Yine de ailem ile barışmamızı sağlamış, telli duvaklı gelin etmişti ya beni, mutluydum. Önce bir sene ailesinin yanında yaşamıştık. Azimli idi, gecesini gündüze katarak çok çalışırdı. Senesine varmadan bir konduyu sıcacık kendimize ait bir yuvaya dönüştürdük. Ben de boş durmaz para karşılığı dantel örer, çeyiz hazırlardım. Hiç şikayetim olmazdı hayatımdan. Daha ne isteyebilirdim ki! Fazlasında gözüm olmamıştı hiç bir zaman. Hele pazar öğleden sonra taksi arabasına bindirip sahile çay içirmeye çıkardığında, dünyalar benim olurdu.
Kadın aklı ermez her bi şeye. Çok okuyup çok bilmeyi oldum olası kendime pek yakıştıramazdım. Ancak... Çocuğum olmalıydı, adam edecek!..
...
Oğluşum da katılınca aramıza her bir şeyimiz tamam oldu sandıydım. Çok güzeldi o günler. Kocam da oğlumuzu öper okşar arada; "heyt bre evimizin neşesi" diye seslendiğinde bir ana olarak nasıl da kendimden gururlanırdım. Ben hep başkaları için var olmuştum. Hayat istediğim her şeyi fazlası ile sunuyordu bana...
Bizim oğlan bir buçuk, iki yaşına ulaştığında kocam; "başkasının araba şoförlüğünü bırakma zamanı geldi, artık kendimize ait elden düşme bir servis aracı alayım, rahat ederiz" diyerek, işini de değiştirmeye karar vermişti. Bir ay içerisinde minibüsünde dershane öğrencilerini taşıma işine başladı.
Bir süre sonra bizim oğlana, ev ve el işlerine öylesine dalmıştım ki, zaman geçtikce kocamdaki değişikliğin bizi nasıl sarsmaya başladığının, geç ayrımına varabildim. Değişiyordu hem de çok!.. Ona inanmaya alışmıştım. Bahanelerini haklı çıkaracak nedenler kurgulardım aklımda. Oysa "genç bir kadına kaptırmış gönlünü" dediler. Çok geç kalmıştım. Bizden, evinden gittikçe hızla uzaklaşmaya devam ediyordu.
İçkiye başlamıştı. "Seviyormuş kendince..." Körkütük sarhoş olduğu bir gece açıkça itiraf etmişti. Dert yumağı kartopu gibi yuvarlandıkça büyüyor, sıkıntılar üstümüze çöreklenen büyük bir çığ haline dönüşüyordu. Evimin erkeği, oğlumun babası idi. Birbirimize çok ihtiyacımız vardı. Öteki genç kadın, fettanlığı ile kocamın aklını başından hepten uçuruyordu. Bizden uzaklaşmasına, içkisine şaşkınlık ve korku ile katlanıyordum. Sürekli öfkeli dayanılmaz birine dönüşmüştü. Ben ise evimizi dirlik, düzen içerisinde ayakta tutmaya çalışıyordum. O’na üzülüyordum. Her zaman sevilen sayılan biriydi. Sık sık sarhoş görüntüsü ile rezil oluyordu. Tanınmaz hale düşmeye başlamıştı. Evimize gelişi haftada bir, iki geceye seyrekleşmişti. Eve geldiğinde oğlanı sever okşar ama benden gözlerini kaçırır yüzüme dahi bakmamaya çalışırdı. Eve yetmeyecek kadar para bırakır diklenen bakışından, istemeye ürkerdim. Yeter ki bağırış, çağırış olmasın isterdim. Ne yapacağımı bilmez haldeydim.
Ağabeylerim duymamalıydı, korkardım. Ama nasıl bir hal çaresi bulunacaktı bu gidişe, işte orasını düşünemiyordum kendimce. Sadece bekliyordum.
Günlerdir eve gelmez olmuştu. Bir gün, ansızın felaket haberini aldım. Sonunda sevgilisini sarhoş bir gecesinde kıskançlık krizinde boğazlamış, öldürmüştü... Aşifte haliyle rahat durmamış, kocam o'na yetmez olmuştu. Bitmişti sonunda, artık "o" kadın olmayacaktı ama şimdi de cezaevine girecekti. "Varsın olsun, böylece uslanır, durulur nihayet" demiştim. Çıkışında yine hepten benim olacaktı ya, eve dönerdi. "Oğlumuzla eski halimize kavuşur, unutur gideriz her şeyi" diye düşünmeye başlamıştım.
Babamların evine yerleştik o cezaevindeyken. Bizimkiler de, "o" kadın ölünce duyduklarına daha bir makul karşılık vermişlerdi. Ne de olsa erkek adamdı. Eh, olmuş bitmiş, "namusunu" kurtarmıştı. Kadına yakışan erini beklemek, çocuğunu babasız koymamaktı. Akıllı olmam gerektiğinin nasihatini, tembihini söylenip durmuşlardı. Zaten ben de kocamı istiyordum. Hep "o" şıllık çelmişti adamın aklını. Geçinip gidecektik "o" çıkmasa idi karşısına. Ne de iyi bir kocam vardı, arslanlar gibi... Öyle düşünüyordum, marifetmiş gibi...
Oğlumla onu ziyarete gitmeye başladık. Ahhh ah, nasıl da özler olmaya başlamıştı, uzaklarda her şeyden yoksun cezaevinde, nasıl da değerimizi anlar olmuştu. İyiden iyiye kader çizgimizin düze çıkmaya başladığına İnanır olmaya başlamıştım. İnanmak istiyordum, çok ihtiyacım vardı güçlenmek için. Geçen kötü günleri unutmam, yokluğunda oğlumuza sahip çıkmam gerekiyordu. Uzun sürecekti mahpusluğu, kolay mı bir can almış, katil olmuştu. Yine de kocamdı işte, hep onu haklı çıkaracak bahaneler üretiyordum.
2-
....
Uzun sayılı günleri böylece geçirmeye çalışıyorduk. Garip yazgım son tokadı ile beni yıkıncaya kadar. Oğluma dayadığım yaşam sevincimi elimden alıncaya kadar. Bizi onsuz bıraktı. Ben bu çileyi hak edecek ne yapmıştım ki? O günden sonra ben de, kör karanlıkta dondum kaldım. Geride kalan oğlumun yokluğunu hiç bir şey kapatamayacaktı.
Daha kötüsü, acı içerisinde kıvranırken bu olaydan sonraları kocam beni suçlamaya başladı. Aklı perişan, bana saldırıyordu. Oğlumuzun ölümü ile kendisinden intikam aldığımı düşünüyordu. İyiden iyiye ruhsal durumu bozuldu.
Dermanımız kesiliyordu. Ona görüşe gitmemi, ziyaret etmemi yasaklamıştı. Çıkışında beni boşayacağına dair haber salmıştı. Bizimkilerin yanında tam bir sığıntı olmuştum. Sesim soluğum kesilmişti. Yarı ölü gibi ortalıkta dolanır olmuştum. Zaman geçiyordu ama ben, gerisinde duruyordum sanki. Umutlanacağım her şeyimi yitirdim. Avuçlarımda bunca zaman sızılarımı biriktirmiştim. Ne yapabilirdim bundan sonra, bu kadar çaresiz. İçimdeki kör boşluğu neyle doldurabilirim ki!.. Eskiyen yanlarımızla, yitirdiklerimizle, yok olanlarla, yama tutmaz haldeydik artık!..
...
Böylece geçen zaman üzerime, ezercesine devrilerek kahrını kattı. Kaç sene geçti oğlumsuz tek başına... Hiç bir şey önemli değildi artık. Anlamsızdı seneleri saymak, ha bir eksik ha bir fazla. Ben, otobüste oğlumla uyuyorum halâ... O’nun kokusu ile...
İşte sonunda bir zamanlar gelmesini özlemle, sabırla beklediğim kocamın mahpustan çıkış zamanı da geldi. Kocam yarın çıkıyor, tahliye ediliyormuş. Kim bilir, belki de yüzümü dahi görmek istemeyecek. Peki, benim yarınım yüzüme görünecek mi? Öyle yalnız yorgunum ki, bitirmeliyim çaresiz debelenmelerimi. Kurtulmalı, kurtarmalıyım herkesi. Hem oğlum da üşüyordur bensiz, benim gibi...
...
Gün batımına yakın zamandı. Yerde bir kadın, kan birikintisi içerisinde kıvrılmıştı. Çevresine toplanan bir kaç kişi meraklı boş bakışlarla anlamsızca fazla yaklaşmaktan ürkerek dolanıyordu. İçlerinden biri cansız yatan bedene yaklaşan görevliye;
"atladığında evde kimse yokmuş galiba, annesi ve babası ile oturan bir kadındı, komiserim" diye seslendi.
Görevli yerde gördüğü savrulmuş kağıda uzandı. Üzerinde el yazısı ile karalanmış notları farketti.
Bir şiirdi, "kim yazmış acaba" diye düşündü...
SONRAYA KAÇ VAR
Kadın kısmı bu, şaşı aklım ermez
ulaşır mı geri geri giden hedef yarına
yüzüm arkada eğik, adımlar önümden öte
geriden bakındı ileri giden ters heybem
sırtımda aynanın çatlak sırrı
peşi sıra taşıdı kırgın cam parçalarını...
kesildi güze dönen soldu un ufak baharım
yok oldu kırpıntı muştular karabasan uçuştu
sığmaz avuçlarıma sızdı biriken parmak arası sızı...
içimden taşan soğuk karanlık ne olur
sonraya kaç var
yeter artık üşüdüm, ölüme ört üstümü...
"Son arzusunu yerine getirmeliyim" diye düşündü. Toplanan kalabalığa seslendi;
"üstünü örtecek bir şeyler getirin."
Sevim Türkoğlu / Sesil
Boynu Bükük Kaldı Sokağın
eski sokağın körpe mahcubiyetinde gülen gözlerle dokunurdum
ürperirdim beni yakan utancım eline değdiğinde
aşkı çocukluğuma nasıl sığdıracağımı bilemeden
yorgun düşerdim sırrımı kovalamaktan
ayıplarım çekerdi çaresizliğime...
geride süzülen dudaklarının bakışıma çağrısı dilsiz kaldı
kim bilir sağırlığı seçtiğimdendi belki
daha çocukluğumuzda öğrendik terk etmeyi...
kendimizden sakladıklarımızla
asfaltlanan suskun mahcubiyetinde
oynayan hiç çocukları yok artık...
Sesil / Sevim Türkoğlu
Binaların Görkeminde Boynu Ezik Kaldı Sokağın
Eve zaptedilemiyen çalkantıları çayırlar sağıyordu henüz
kızarırdı yanaklarımız tüketemediklerimizi yakalamak için.
eski sokağın körpe mahcubiyetinde gülen gözlerle dokunurdum...
ürperirdim beni yakan utancım eline değdiğinde
aşkı çocukluğuma nasıl sığdıracağımı bilemeden
yorgun düşerdim sırrımı kovalamaktan
ayıplarım çekerdi çaresizliğime...
geride süzülen dudaklarının bakışıma çağrısı dilsiz kaldı
kim bilir sağırlığı seçtiğimdendi belki
daha çocukluğumuzda öğrendik terk etmeyi...
kendimizden sakladıklarımızla
asfaltlanan suskun mahcubiyetinde
ezilen toprağın oynayan çilyavruları
beton yollara coşkuları serik
savruk yürüyor artık...
Sesil / Sevim Türkoğlu
ÖYLESİNE ESER YA İNSANA: SLAV DİLLLERİNDEN ÖRNEKLEME
...
Sniyevam u Moskov'u sniyek
idem ponoçi hitno byelo i cırno şuma
divno ludo neznam kud bejim
Samo moram da znam da bejim
Ali neznam o çega
bejim bejim ludo i hitno!..
...
Slav dilleri birbirine çok benzer.
Türkçesi: (İşte tercüme, yazılanı, bütündeki anlamı, aktarımdaki estetiği öylesine aksatıyor ve bozuyor ki, karşılığı tüm büyüyü bozuyor. Bazı sözcüklerin diğer dillerde bire bir örtüşen anlamı veren sözcükleri eşleştirmek olanaksız. Ya da özellikle bir şiirde karşılıklı sözcüklerin o her ülkedeki vurgu, anlam, estetik ses değerini, sözcüklerin sıralama düzenindeki matematiği karşılaması mümkün değil.)
...
Rüyalarımda, hülyamda Moskova'da kar
heybetli deli gecenin bir vakti beyaz ve zifiri
hızla neden kaçtığımı bilmeden gidiyorum çılgın
tek bilmem gereken kaçmam gerektiği
ancak bilmiyorum neden
hızla kaçıyor kaçıyorum ve delicesine
heybetli deli gecenin bir vakti beyaz ve zifiri...
...
Anlık, iddiasız dökülen öylesine karalamadır.
Slav dilinden ve kendi dilimizden olan karşılığı da..
NEREDE KANATLARINI ÇIRPAN YILDIZ GÖRSEM
Karanlık çöker yalnızlığın silik ayak izlerine / Erken olgunlaştırır ölümüne yenik sevdayı / Bilerek unutma özürlü yanlarımız / hiç kaybolmayacak gizil ulaşılmazlığı / gecenin bulutsu hüznünde sanadır titrek / kanatlarına gömülmüş hayalet yıldız / anlar derinden puslu gözün / ışık baktıkça kayar içine / tutuşur çaresizlik, dinginliğe kısarsın!.. kısarsın!
Sesil
(Şiirimin bir bölümü)
Işığı daha yayılarak baş aşağı yandıkça mum dibine çabuk varır
O artık olmayacakmış yokluğu bile / çizik izlerin tarihi geriden nereye yol alır / aralığı meçhul suyun boynu / gürleyen seslerin duyulmaz karmaşasında / sedasız kırgın kırgın kurudu sanılır / oysa avuçlarımla buharlaşan uçuşmaları topladım hep...
NE HEPSİNE NE HİÇİNE SIĞMAYAN IŞIK TARİF ET!..
...
GİRDAP
bu çemberin sonu uçurum
kendimden geçeli
ben ben olmayalı çok oldu
çember daraldıkça sonu varılmaz oldu
nokta olunca çember
düşecek bu zavallı kul
KUL ZAPYON
Bir sitede okudum, paylaşmak istedim üstadım. Saygılarımla...
böğrümde topladığım kor çiçeklerin kökleri
inceden oyuk karınca yuvalarına yer deşer
titrek depreşir alıp başını...
bu böyle sökmeye kıyamadığım bitimsiz isyan
ah! ne sestir kimsesiz kıyamete nedensiz...
Nafile
Hep sana özlem duyup hep seni özlemiştim
Gün olur beni anar, bana gelir demiştim
Gittiğin günden beri yıl edip günlerimi
Gelirsin umuduyla yolunu gözlemiştim
Her gece, her uykuda sen girdin düşlerime
Acımı ortak ettim dökülen yaşlarıma
Ömür geçtikten sonra şimdi "geldim" diyorsun
Ne faydası var artık, ak doldu saçlarıma
Mazide buruk yıllar, amaçsız günler önde
Ne sendeki gençlik var, ne eski arzu bende
Boş boş bakacak artık gözlerim gözlerine
Mutlu oluruz sanma birleştiğimiz günde
Eski sıcaklığıyla kaynaşamaz kanımız
Körpe aşıklar gibi titremez bir yanımız
Boşuna yormak derim yaşlanan gönülleri
Önceki tadı olmaz, olmaz mutlu anımız
Bırak, hatıralarla yaşasın kalplerimiz
Dünkü sıcaklığıyla dursun gönüllerimiz
Bu sevgi sonsuza dek saklı kalsın sevgilim
Yine özlem du***** aksın gönüllerimiz
Hasretlerle büyüyen bu sevgi bize yeter
Bin yıl geçse, hayalin yine gözümde tüter
Bırak söndürmeyelim bu sevda ateşini
Bu aşkın tohumları belki ahrette tutar.
Mehmet Demir
MEMLEKET İSTERİM
Memleket isterim
Gök mavi, dal yeşil, tarla sarı olsun;
Kuşların çiçeklerin diyarı olsun.
Memleket isterim
Ne başta dert ne gönülde hasret olsun;
Kardeş kavgasına bir nihayet olsun.
Memleket isterim
Ne zengin fakir ne sen ben farkı olsun;
Kış günü herkesin evi barkı olsun.
Memleket isterim
Yaşamak, sevmek gibi gönülden olsun;
Olursa bir şikayet ölümden olsun.
CAHİT SITKI TARANCI
Teşekkürler eklediğiniz şiirlere.
Dokuz canlı demeye yetmez tekimize sayısız
canlıyızdır kopyalanmaya yetmeyecek..
Ayrılmalıyım. yoksa kendime yetişemiyeceğim..
Bir kaç gün nette olamayacağım..
Gönlünüzce varın görünmeyin bana..
Balıkçı ağı kamburları deniz altından sıralı tümsek / sekerek varılmıyor takılmadan karaya / kolay süzülmüyor yüzyıllardan diri kalmanın sırrı... / belli mi avcıdır önce sonradan korkan pençe / koşarken avcılar da yuvarlanır gafil cehalete / yanlıştan öteye gözler özenli sabıra ağır ağır / dehliz çağlarında duru sahilin yükü ağır..
eksik hayat sayfası akıtan yaş toplar / gecikmiş ölüm olmaz da gecikmiş ölüler / lacivert topraklı vedasız terkin şehrinde / aranan kayıp bir çocuk sızar yıkık geçmişten / yaban otu sayıklaması mektup saklı / koynunda söyleme sunulmamış sevgi kırıntıları / pulsuz adres tahrişinde dönen sorudur / dumanlı gece döne döne içine çöker...
Tanış İznine Yaban Sevda
Kendinedir tutuklu baş döndüren güzergâh...
yabancı çaldığında kapı açılmamalı annece
oysa çabuk unutur hızla geçen yol..
merak kışkırtır kuşak çözülmesi
asılmıyor küpe her öğüt tutmayınca kulağa
Ya!.. o sert rüzgar esintisi!
tokmağı vurduğunda gürül gürül
yoktan an gibi çoğalan
evrenin sevda kanatları
uçuşturur nefesinden süzülen yumruyu
keman telinde tınlayan iliği
nasıl ezer hırpalar..
Sevim Türkoğlu / Sesil
ATTİLA HAN
10-01-2010, 20:02
Sayamaz oldum hayatım boyunca olduğum benleri
Bilmem nasıl anlatsam beni ben yapan O demleri
Sevgili hayat bazen çabuk istiyor verdiklerini geri
Vedalaşmak düşüyor payına insanın , sanki ayrılmam desem elimdemi
ne olurdu üç tane ben eksik olaydım ne olurdu
İsyan mı hayır sadece soru
unutamamak bir cezaysa eğer kabulum olsun her şeye inat
yaşasın içimde sonsuza kadar bütün olup biten..
.
.
"yaşasın içimde sonsuza "kadar" bütün olup biten.."
Sonsuzluğun ne başı ne sonu olur. İçimiz; "kadar" dan öce de sonsuzlukla yüklü.
Evet, bunu düşünmek bende sonsuz haz ve mutluluk ayrıca o sonsuzlukta bilebildiğim varlık halimle şu anda neresinde olduğumu bilemediğim belirsiz temsilliğinde bir nokta olmanın gücünü duyumsatıyor.
Teşekkürler..
SEN
Sen esirliğim ve hürriyetimsin
çıplak bir yaz gecesi gibi yanan etimsin,
sen memleketimsin.
Sen ela gözlerinde yeşil hareler,
sen büyük, güzel ve muzaffer
ve ulaşıldıkça ulaşılmaz olan hasretimsin...
Nazım Hikmet
ATTİLA HAN
14-01-2010, 19:10
ne oldu ağır geldim galiba
hayret halbuki bir nokta değilmiyim.
seyre dalın beni
güzel görünüyormuyum bari
benle olan iki kardeş var
biri sevgi öteki acı
bazen biri üstün bazen değil
bitermi sevgi bitermi acı
kardeşlerin verdiği unutulmuyor
zaten unutmak unutulamıyor
Güldüm şimdi kendi kendime
buldum yine gülecek birşey
.
.
ATTİLA HAN
15-01-2010, 19:21
Karanlıktan mı geldim ne
Gözlerim kamaşır oldu aydınlıkta
Halbuki eve varmıştım sadece
oh be dünya varmış
meğer dünya senin dünya
umut olan her köşe dünya
.
.
KARADENIZ
19-01-2010, 01:33
Dedim ya beceremiyorum siir yazmayi ama bu sevmedigim anlamina gelmez tabiki.. Severim hele ki okudukca zapedenleri daha fazla..
Eski bir dosttan alinti... Bu satirlari yazdigini biliyorum, fakulte kantinlerinde , masalarin uzerinde karalamisti... bir sekilde benim de katkim olmustu bu satirlara, duygulara.. 1990 tam 20 yil once.....
Velhasil yaslandik.. otesi yok...............
Ezbere bildiğim günleri paranteze alıp yaşamıştım seninle.
Aslında ne başında, ne sonunda
hiç bir noktasında
adım geçmezdi adının yanında.
Adımı g`ece`ye saklamıştık,
adımı geberm`ece`ye saklamıştık.
1900`lü anılar vardı henüz kafamızda
ve o yılların modası evlilikdışı ilişkiler.
İki kişiye ait sorumlulukların fazlasını istemiştik hayattan.
Her aşk kadar cesur,
her aşktan biraz daha ölümcüldü aramızdaki.
Beni en çok sayıklamaların öldürürdü,
seni benim zamansız ölümlerim.
Yaşamı yalaya yalaya bitirmekten yanaydık.
Hafife almak gerektiğinden dem vururduk.
Gün aşırı içip serhoş olurduk.
Biz serhoş olunca, geriye iki beden kalırdı ruhlarımıza dar.
Dönüp bakınca aynada içimize kusmak gelirdi aklımıza,
kusardık ayrılmanın bedeliyle.
Ertesi ayılmalar da zordu ama en çok bir yenisine hazırlnmak acıtırdı canımı o zamanlar.
Yüzleşmek her asırda ömür törpüsüdür.
Bir gün doğduğuma pişmanım demiştim,
ölümümü düşlemiştik birlikte.
Zor gelmişti de vaz geçmiştik.
Ne düne ne geleceğe değildi borcumuz,
zamanın tanrı olduğu anların peşindeydik.
Seni ikna edemezdim güzelliğine ve sadece güzel olmaman gerektiğine.
Kıskanırdım satırlarındaki beni,
o kadar yakınında olamadığım için suçlardım kendimi.
Bir gidişin vardı bitiş olmayan
ve bir bitişi vardı yaşadıklarımızın, bırakıp gidemediğimiz zamanların özeti.
`Kapa parantez` demiştin dikte edercesine aşk hikayemizi.
Böylece diyalektiği haklı çıkarmıştık.
Yaşamış ve yaşlanmıştık.
KARADENIZ
19-01-2010, 01:41
Bir digeri.................
***************************************
Sonbahardı Nedenimiz
En bi sabahın köründeyim.
Köründeyiz aslında.
Sadece sen, ben ve sabah varız yani…
Hiç sana ulaşmayacak satırlar olarak kalmalı bunlar, ki hiç görmeyeceğinin rahatlığı ile, ama sana, yalnız sana yazıyorum...
Milyonlarca yıl önceydi.
Milyon diye bir şey bile yoktu sanki.
Günlerin böyle çabuk bitmesinin suçunu daha önce hiç üstlenmemiştim.
Sana ilk sorduğum soruyu hatırlıyorum... “Neden”
“Neden” Ben?
“Neden” Bu çaba?
“Neden” Sırasız bir aşk?
“Neden” Bu kadar kalabalık?
“Neden” Anlamıyorsun?
“Neden” Dinlemiyorsun?
“Neden” Uçuyoruz?
“Neden” Gözlerim gözlerinin körlüğünde?
“Neden” Bu kadar kavga?
“Neden” Direniyoruz?
“Neden” Beni seviyorsun?
Beni Seviyor musun?
Seni “Neden” seviyorum?
Elimi uzattım ve gecenin saçından tuttum.
İçime çektim tüm sabırlarımı, geri aldım sana verdiklerimi...
Az önce beni yerimden salladı lafların.
İçimdeki ateş canavarı parlayacak üstüne.
Dikkatli ol, böyle durumlarda aşk acı olur…
Kıyamam yazık olur…
(Artık yok musun?
YOKsun.
“Neden” eskide kaldın?
hani hiç bırakmazdın.
Sadece seninle vardım, seninle yok oldum...)
Canım;
Dışarıda gündüz var
tadını unuttuğum bir parlaklıkta.
İçerler var oysa benim hayatımda.
dip dalmalar hüzünlere.
O olduğumu sonradan anlamalar,
buluşamamalar, geç kalmalar,
topu topu bir iki gün, bir iki ömürden çalıntı olanlar var...
“Bana acı veren varlığın,
yokluğun beni çarmıha gerecek”
Seninle vardım, seninle yok oldum...
YOKOLDUM
-Arka kulvarlardan yetişen karamelek, queen m.h.`yi çok yakından takip ediyor.-
Aslında sana anlatmak istediğim çok özel bir sırrım var.
Aslında anlatmak, yarışmadan konuşmak, dinlenmek, deniz kıyısında, yumuşak yumuşak, parlak bir günde(eski bildiklerimden tadını) belki bir elim elinde, bir elim masada tavşan kanı çayı terbiye ediyor.
Ne bileyim sıradan işte.
(Herşeyi tırmalıyorsun.
Çok canımı acıtıyorsun.
Sana ihtiyacım var.
Hiç yoksun...)
Beni tutsak ettiğin günler vardı.
Eli mutluluk kelepçeli biri gibiydim.
Özgürlüğümü kısıtlayan nemenem bir mutluluk bile olsa tutsaktım.
Sabır ettim ama.
Seni, beni, bizi(vardı o zamanlar) taşıdım.
Çok acı laflar ettin be gülüm…
“Yıldızımı kopardın içimden…
Sormadan ansızın yaptın bunu.
Hiç acımadın, hadi acımak biraz iç gıcıklayıcı,
Hiç düşünmedin ışıksız gecelerimi…”
“Sonbahar, sen ve herşey
Üvey birer evlat gibiydik biz bu doğada” diye söze başlamıştım o gece…
Biran anlar gibi oldun.
Sadece bir an, nerelerde olduğumu hisseder gibiydin.
Hemen geçti bu ifade ama.
Anlamsızca bir bakış fırlattın.
Anlık, sıradan.
İçine geri döndün yine.
Kaçtaydı randevun,
Acaba ne zaman zamanı en iyi değerlendirirdin?
Kahrolası şu program niye çalışmıyordu ki?
Aslında karnın da mı acıkmıştı ne?
Sonbahar diye inledi gözlerim…
Sonbahar bebeğim,
sonbahar bizi biz yapan…
“Boşluğuma geliyordun,
Seni bir o yana bir bu yana
Seni ceviz kabuğu açık denizlerde,
Seni sonunda sevişmeye değer bulduğum lades tutuşmalarım,
Seni, beni, biz (dedikçe azalıyor mu acaba) dediklerimizi kafesleyen,
böğürten, korkudan ve anlaşılamamaktan çıldırtan,
YOKEDEN,
çok kişilik, az huzurlu bir sonbahar tadıydı, diye tanımıştım…
Hepsine bir ad takmıştım,
Bir yıldız gibi parlak ve ulaşılmazdı,
Ulaşılmaz gözüküp benden olandı.”
Bunları dinlemeye fırsatın olmadı.
O gece sınırlarını o kadar aşmıştın ki,
küçücük kalbim sana kendimi ifade edememişti.
Sen sırf bu yüzden kendini tebrik edecek kadar guruluydun bunu başarabilmekten.
Bir an için bana bakmaların, hisseder gibi olmaların, kadı kızı kusuruydu olsa olsa.
Önemsenmemeliydi.
Son zamanların en büyük zaferini kazanmak üzereydin.
-Karamelek zaferine bir ilki ekliyor.
Bir ilk’in sırası onda…-
İç içe geçmiş ayrı mekanlarda yaşanan,
ama bir yerinden birbirine bağlanacak iki öykü gibiydik.
İkimizden de ayrı ayrı pembe dizi olurdu.
(Tamam belki benimki biraz daha hüzünlü)
Sana defalarca haykırdım, hem o gün hem günler öncesinden.
Nasıl olur da söylemeliydin dersin?
Sana haykırdım ben,
senden, bir zamanlar senin benden yardım istediğim günlerdeki gibi dilendim.
Aynı alfabeyi kullandım hatırlasana.
En bana ihtiyacın olduğu zamanlarda hep kaçardın vurup kapıları.
Arkandan gelip senin olurdum.
En muhtaç günlerinde,
soruları birlikte sorar birlikte cevap bulurduk.
Sandığın gibi sen hep açıklayıcı değildin.
Seni ve sendekileri açıklamak yıllarımı aldı benim.
Ben sana en başta söylemiştim,
ben bu güne kadar kimseye durup dururken kendimi anlatmadım diye.
Anladım demiştin,
ben macera ruhluyum, keşfederim demiştin.
Neden şimdi müneccim boku yemediğinle avunuyorsun ki?
Hiç anlatmadım sana, sana göre;
Hiç somadın bana, bana göre.
Hadi canım kandırmayalım bizi (içimdekini, içindekini)
ne suskunluklarda ne sohbetler ettik biz,
kısık sesle ne iç kabartan, haykıran şarkılar söyledik…
Kaç hüzün yaşadık kimsenin hissetmediği,
ne acıların içinde umutlu kaldık elele…
“Hüzün,
iki gözün arasında
çaresizce salındı.
Gitti geldi yaşamından anılar…
İlk gördüğümde dudakların gergin titrek,
gözlerin bir an için boşanacak yağmur yüklü bir buluttu.
Bu haline pek de alışıktım aslında…
Ansızın bastırması muhtemel bir dolu için önlem aradım,
etrafıma bakındım, bir peçete yada bir mendil…
Bir an için ayrıldım bir gözünden,
tekrar döndüğümde öbür gözüne
zaman aşımına uğramıştı hüznün davası…
Geçmişti…
Nasılı, nedeni yoktu…
Sadece geçmişti…
Şimdi yerinde yine o vardı…
O: Kapalı bir kapı
O: güçlü kişilik
O: sınırlarını aştığını sanan küçük masal kahramanı…
Ama O sen değildin,
Biz (o an için vardı) bunu biliyoduk…”
“-Sana acımıyorum
Çünkü acımasızım…”
Bu senin lafın…
Oysa bana acımana muhtacım,
bir ipin ucunda sallandır beni, silkele, kavur…
Önce yarat sonra acı…
Ama önce yaratmak için paylaş…
Bendekileri dinle, duymaya çalış…
Aslında onların bir çoğu senden miras bana.
Belki seni bu kadar önemsemeseydim,
bu kadar anlamaya çalışmasaydım bu kadar mutsuz olmazdım şimdi..
Ben tüm sevdiklerimin, bütün aşklarımın,
dostluklarımın, yaşam kavgalarımın sonucuyum.
Bana kızma,
bu bir anlamda kendine küfretmek olur…
Kıyamam yazık olur
Sevgili Karadeniz, daha önce okumadığımdan eminim.
Ancak... Çok güçlü çalışmalar efendim. Hiç de mütevazi edayla çekinerek eklenecek tarzlar değil.
Sizinle daha ayrıntılı sohbet etmek istiyorum.
Gecenin çok geç saatlerine ulaştım.
Çeşitli düşünceler dalıyor okurken eklediklerinize. Beynim rahat durmuyor, çok sorular uyandırıyor.
Yeniden sakinleştiğimde okuyacağım.
Şükrü Erbaş'ın bazı çalışmaları canlandı beynimde.
Toparlayacağım. İzninizle..
SİLKELENME ŞANSI
ömür cömert uçurum durağında izne çıkarır
küçük karalamalar buruşunca temize çekilecek
Ne zaman yayılsa sınır çağrısı irkilirim
yarılır ikiye seçim meyvelerinin turfandası..
anında yetişir bizbize sadık toprağım
ispatını sormadan içime sürülmüş
işte bu keşfini işaret ettirir
kabımda olgun hasat toplayan bileğe kuvvet
kendine gülerken izlemek önemsiz ayna eksiği
hani bakmışız ki cezaevi koca bahar dalı
arasında papatya toplatır dört duvar..
trakyalı
25-01-2010, 22:13
Bir gün şiir yazarsam buraya yazarım,
Gençlikte yazdıklarım vardı eşime,
Şimdi bembeyaz oldu saçlarım,
Hatırlamak bile ağrı veriyor beynime,
Çok üzmüş yıllar demek ki,
Ama bu sayfalar yılların yorgunluğunu alıyor
Yaniden doğmuş gibi oluyorum sanki...
Saçma mı oldu bilmem karaladm aniden.Bölümünüz çok güzel.Teşekkürler....
Sn. Trakyalı, asıl ben teşekkür ederim. Bu bölümden hoşlanmanız benim için çok olumlu. Demek ki; kendiliğinden silinen, boşalan bir sayfaya çizmiyorum harfleşmiş desenleri.
İşlenmeden sığdıramıyorum içimdekileri.
Selam ve saygıyla efendim.
ATTİLA HAN
01-02-2010, 23:38
Kısa çubuğu çekme düşüncesi ne de ürkütür insanı...
Çekme fırsatı bulmuşsun da...kısa mı diye ürkersin...
Akıl gitmeye başladımı senden...Bilesin ki gelmez geri...
Ayak yürür yol şaşar...göz bakar göremez sonu...
Duyan kulak sessizliğe bürünmüş...
Şuraya bak !.. yürüyemezken , koşmaya başladın sona...
yetişemiyorum sana...Keşke kendini görebilsen...
Ayna bile gösteremiyor sana kendini...
O vakit senin olan...bana... baksana!..
.
.
TEO
görücü ağlamamalı
yere basılı şehla yakarışa
hanidir umuda hançer
soluk duvarlarında sürünen mavi
kimsesizler yurdunda
silkelik ranza kapalıdır ışıltıya
Oluğum tükenmez dolanan boğum
düşen komalık kan şekeri
ellerim utanç saklı çözmem gerek..
Ya sıranın önünden söven
gözü kapalı hiç kitap kıydın mı
ya sen Teo, ya sen!..
Ha insan kıymak, ha kitap kıymak...
Kitap eşittir insan!
Kitapları insanlar yazıyor ve çıkartıyor ortaya. Yine ancak insanlar okuyor ve içeriklerinden yararlanıyor.
Ve kıyıcılar da işte, birine zarar verse, engellese diğerine de vermiş oluyor.
İnsan ve kitap kıymanın binbir yolu vardır değil mi?..
Ve kıyanlar; hep böbürlenir, üstünlük taslar, diğerlerini aşağılar, horlar, küçümser, kullanır, sömürür, günah keçisi kılar, şiddet gösterir, kendini her şeyin yegane sahibi-hakim otoritesi layığı olarak görür, gücü ile övünür, kıydıklarının ellerindeki olanakları gasp eder..
Kimileri çocuklarına-kızlarına, kimileri kadınlarına, kimileri kardeşlerine, kimileri dost göründüklerine, kimileri oy beklediklerine, kimileri vatandaşlarına kıymıyor mu?..
Evet, gözü kapalı insan ya da kitapları kıymıyorlar mı?
Onları engelleyerek, yok ederek veya yok sayarak!..
Ah hele insan, kadın ve çocuk döverek, şiddet kullanarak otorite kurmaya çalışan insanlar, babalar, anneler yok mu?..
Öfffff o kadar çok ki!
Çok sıradan basit bir örnekleme geldi aklıma:
Düşünün ki; çocuklarına hakaret ederek, döverek, aşağılayarak terbiye ettiklerini sanan zavallı psikopatların bu yöntemlerle ders çalıştırdıklarını, kitap okuttuklarını...
(Gerçi böylelerin çocuklarına diploma-karne notu yükseltme amaçlarını benimsetme gibi hırsları öncelikli olabilir ancak)
Böylece itina ile kitaplara ve çocuklara şiddetle kıyma zevklerini tatmin etmiş olurlar.
Çocuklar sanabilir miyiz ki; saygı kavramını yerleştirebilsinler belleklerine, ruhlarına muhatap kılındıkları ile.
Ve de üstelik bu anneler babalar üst düzeyde öğrenim görmüşlerse.. Kitapları hatmetmiş muhteremlerin örnek davranışları sayesinde.
Kitaplar nasıl bir edevat olur çocukların gözünde?..
Entellektüel özelliklerde olması gereken içeriğin; duyarlılık, insan davranışlarındaki incelik, saygı gibi kavramlar kitaplarla pekiştiriliyorsa muhatap kılındıkları özelliklerle nasıl bağdaştıracaktır örnek ebeveynlerini bu durumda çocuklar?
Çocuklarına gösterdikleri yoğun ilgiyi şiddetle yüzlerine gözlerine bulaştıranlar,
onları beklemesi gereken düzeyli üretken geleceklerinden, kendi kendilerinden, kitaplardan soğutarak,
çocuklarına mı, kitaplara mı, hangi birine daha çok kıymış oluyorlardır dersiniz.
(Senelerdir "çocukların geleceği özenle nasıl mahvedilir" adında bir kitap yazmayı düşündüğümü "söylerdim. Evet gerçekten her yolunu o kadar iyi bilirim ki)
ATTİLA HAN
06-02-2010, 13:01
........Ha insan kıymak, ha kitap kıymak...
............Kitap eşittir insan!...........
---------
---------
Ne de isabetli söylemişsiniz...
Kendimce katkıda bulunmak isterim söylediğinize
Kitap okumaya gösterilen özenin...insanı okumayada gösterilmesini dilerim...
Sadece okumak yetermi?...Bakmak ve görmek arasında ki fark misali...
Okumak...yazmak...anlamak...yaşananları hissetmeye çalışmak...
Kitap...Çocuk...Temiz bir sayfa...
Çocuk bembeyaz tertemiz bir sayfa...yazıp yazıp olmadı deyip karalayacağımız bir sayfa değil...
İlk önce ben bunu yazmak istiyormuyum...Fedakarlık etmeye hazırmıyım...
Hiç vazgeçmeden sevecek gücüm varmı...vb..bu sorulara doğru cevapları veremeyenler
Yazık etmemeli tertemiz sayfalara...
Sadece bir cümle üzerinde günlerce,aylarca,yıllarca ,Ta ki doğruyu bulduğuna inanana kadar düşünmek...
ve o doğrultuda davranmak...o doğrultuda insanın kendisine çeki düzen vermesi...
Ama zor gelir kimisine...uygulama kısmı bazısına imkansızdır,
Lakin konuşurken dinleyenler hayran kalır...Bilinmez ki uygulanmadığını...
Sn sesil..Alt alta yazmış olduğunuz''gerçekleri''Okurken insan zor nefes alıp zor yutkunuyor...
''çocukların geleceği özenle nasıl mahvedilir" adında bir kitap yazmayı düşündüğünüzü Belirtmişsiniz...
Yazacağınız kitabi okumak dileğiyle...
.
.
...
"Ya sıranın önünden söven
gözü kapalı hiç kitap kıydın mı
ya sen Teo, ya sen!.."
Yollara düşmüş birini arıyorsunuzdur. Hatalı veya suç işlediğinden şüphelinilen. Fail yargı yoluna varmamış durumdadır henüz. Nedeni belli, yeri belli, eşgali belirgin ama tanışmadığınızı düşündüğünüz...
Yakınına kadar ilişmişsinizdir. Birine danışırsınız sormak için.
O da, yöresel şivesiyle konuşarak eliyle işaret eder:
"TE O"
Bu arada kendisinin soruşturulduğunu anlayan biri, iri cüsseli edasıyla tek kaşını yukarı kaldırmış tanıyıp tanımadığını seçmeye çalışır sizi.
Bir kaç adımda yanındasınızdır.
Artık "sen" diyerek hitap edebileceğiniz "TE O"dur şahıs...
Nedendir bilmem gün boyu takıldı dilime;
"Bir alev halinde düştün elime
Hani ey göz yaşım akmayacaktın"
ne güzel bir şarkı ne güzel bir güftedir.
"Hani o giderken bırakıp beni
Bu öksüz tavrını takmayacaktın"
Çok bir bunaldığımda hep o çocukluğumdan bu yana dinlediklerim gelir hayatın pasını silmeye..
Bir başka besteler, bir başka okşar sözler.
Damla alkol kullanamadım yaşamımda ama bu şarkılar yeter beni alıp başka alemlere çekmeye.
(Rahmetli babam beni çok iyi tanırdı. Nurlar içerisinde yatsın. Ne zaman şarkı mırıldansam; "Yine için sıkkın senin" derdi.
Bunalım takılmayı beceremeyenlerden olmuşum. İyi de olmuşum hani..)
İnsan bazen çok içten hareket ettiğinde ummadığı kadar gaf yapıyor. İtiraf edeyim ki; estiğinde şarkı mırıldanırken kendimce sözlerini karıştırabiliyorum. İçim rahat etmedi, bilgisayarı kapamıştım ama hatamı farkettiğimden, telâfi etmek için yeniden açtım. Ve buraya saygı gereği yapmam gererekini yerine getirmeye çalışacağım.
Çünkü bu şarkılar iyi ki var, benim için neredeyse kutsal bir değer taşır. Tahmin edilemeyecek önemi vardır yaşamımın bölümlerinde. O kadar çok şey borçluyum ki. Yaratanlara, emeği geçenlere minettarım.
Şarkının sözlerinin ve bestecisinin kakkını vermeye çalışacağım. Umarım gerçekten bir nebze olsun başarırım.
VEDA BUSESİ
Hani o bırakıp giderken seni
Bu öksüz tavrını takmayacaktın
Alnına koyarken veda busemi
Yüzüme bu türlü bakmayacaktın
Hani ey gözlerim bu son vedada,
Yolunu kaybeden yolcunun dağda
Birini çağırmak için imdada
Yaktığı ateşi yakmayacaktın
Gelse de en acı sözler dilime
Uçacak sanırdım birkaç kelime
Bir alev halinde düştün elime
Hani ey gözyaşım akmayacaktın...
YUSUF NALKESEN
Yusuf Nalkesen, (d. Aralık 1923, Üsküp – 1 Ocak 2003, İzmir). Türk besteci.
Yedi kardeşin en küçüğü olarak Üsküp'ün İştip kasabasında dünyaya gelen Nalkesen'in ailesi, gördükleri etnik baskılar sebebiyle kısa bir süre sonra yeni kurulan Türkiye Cumhuriyeti'ne göç etme ihtiyacı hissetmişlerdir. Bu sebeple ailesiyle İzmir'e göçen Nalkesen, ilkokul ve üstün bir başarı gösterdiği ortaokulun ardından sınavsız olarak Necati Bey Erkek Muallim Mektebi'ne alınır. Bu yıllarda TRT radyosunun yayınlarını ve sanatçıların uğradığı kahvehanelerde yaptıkları fasılları kaçırmayan Nalkesen, Ağrı'nın Tutak ilçesine öğretmen olarak atanır. O yıllarda (1947-1948) eline geçen eski bir udla çalışmaya başlayan sanatçı, kendi kendine ud çalmayı öğrenir ve 8 saate varan çalışmaları sonucunda en zor saz eserlerini bile icra eder hale gelir.
1952 yılında açılan İzmir Radyosu Saz Sanatçılığı sınavıyla TRT kadrosuna giren Nalkesen; sabahları okula, ardında da programa giderek sanat tutkusunun peşinden koşar. 1970'li yıllara kadar bu tempoda devam eden sanatçı, artık bestelere ağırlık vermeye karar verir. Yıllar önce, 5 Eylül 1951 tarihinde yaptığı "Veda Busesi" bestesi büyük bir patlama yapar ve milyonların diline düşer. “İçimdesin”, “Söylemez mi Bestem?”, “Seninle Bir Sonbahar”, “Kimi Dertten İçermiş”, “Yalan Değil”, “Avuçlarımda Hala”, “Kapın Her Çaldıkça”, “Gitmek mi Zor?”, “Madem Küstün”, “Dargın Ayrılmayalım” ve “O Ağacın Altı” gibi sayısız unutulmaz şarkı besteler.
Nisan 1970'te öğretmenlikten emekli olan Nalkesen, bu tarihten sonra sanatçı sendikalarında daha faal bir rol oynamaya başlar. Bu yüzden TRT yönetimiyle de arası bozulur ve 13 Ağustos 1973 tarihinde bir genel müdürlük yazısıyla görevini son verilir. 23 yıl hizmet ettiği TRT'ye tazminat davası açan sanatçı, bu davayı kazanır. Maddi hak ve kıdem tazminatını kazanan Nalkesen, kırgın olduğu TRT'ye dönmez. Hatta yıllarca TRT'nin Fuar binasına ve sonradan taşındığı Kahramanlar binasına gitmez.
1948 yılı 10 ağustosunda Meliha Nalkesen’le evlenen sanatçı; İnci, Süleyman, Ebru ve Selçuk adlarında dört çocuk sahibi olur. Ancak en büyük çocuğu İnci'yi 22 Şubat 1982 tarihinde kaybeder.
Türk sanat dünyasının en önemli isimlerinden biri olan Nalkesen, 2003 yılının ilk saatlerinde, 6 aydır böbrek tedavisi için hastaneye gitmeye hazırlanırken kalp kriziyle hayata veda etti.
1998 yılında Kültür Bakanlığı'nca verilen Devlet Sanatçısı unvanını almıştır.
--------------------------------------------------------------------------------
Saygı ve minnetle anıyorum.
çokça yazılmış olmalı..
ANLAR
Eğer, yeniden başlayabilseydim yaşamaya,
İkincisinde, daha çok hata yapardım.
Kusursuz olmaya çalışmaz, sırtüstü yatardım.
Neşeli olurdum, ilkinde olmadığım kadar,
Çok az şeyi
Ciddiyetle yapardım.
Temizlik sorun bile olmazdı asla.
Daha çok riske girerdim.
Seyahat ederdim daha fazla.
Daha çok güneş doğuşu izler,
Daha çok dağa tırmanır, daha çok nehirde yüzerdim.
Görmediğim bir çok yere giderdim.
Dondurma yerdim doyasıya ve daha az bezelye.
Gerçek sorunlarım olurdu hayali olanların yerine.
Yaşamın her anını gerçek ve verimli kılan insanlardandım ben.
Yeniden başlayabilseydim eğer, yalnız mutlu anlarım olurdu.
Farkında mısınız bilmem. Yaşam budur zaten.
Anlar, sadece anlar. Siz de anı yaşayın.
Hiçbir yere yanında termometre, su, şemsiye ve paraşüt almadan,
Gitmeyen insanlardandım ben.
Yeniden başlayabilseydim eğer, hiçbir şey taşımazdım.
Eğer yeniden başlayabilseydim,
İlkbaharda pabuçlarımı fırlatır atardım.
Ve sonbahar bitene kadar yürürdüm çıplak ayaklarla.
Bilinmeyen yollar keşfeder, güneşin tadına varır,
Çocuklarla oynardım, bir şansım olsaydı eğer.
Ama işte 85'indeyim ve biliyorum...
ÖLÜYORUM...
Jorge Luis BORGES
Nedenliğim
Gösteriye iyi hazırlanır ustaysa nişancı
seçilen tek sınanmış övgü hedef vurucu
oysa sıradan yakınlaşma sürtünür
dokunmaksızın sizden olana
uyanmamıştır geri çeken göz
saçılan kış uykusu rehaveti!..
bazen bilmediği yollarda şaşkın
direksiyon ne yana kırılsa dağılır
kaybolmak sakarların en masum suçu
döker saçar içimi kanatan sabrı
Halâ göğüs kafesimde toplanan
yanaklarımdan geçip alnım
feri çakmak kızgınlığında gözlerim
fışkırıyorsa taşıp boğazımdan
nefes alıyorumdur dipdiri
Batan gözlüklerdir acı yanı!..
gittiğim bu güne sığmayan bellek
suya serpilir kalem ucuna çekilen toz
insan olmak ne işe yarıyabilir
yolunu açıyor bulmanın
zifir ellere göç etmeden
tutunabildiğim neden demek…
olmak istediğim insan halâ bende
sanılanın aksi duruyor iyiliğime…
Sevim Türkoğlu / Sesil
Kiminde Şöyle Veya Böyle
Tutulunca güneş gündüz geçişi geceye
aşk engel tutulursa dayanır öne ayrılık
terse kavuşur meydan okuyan ihtimal
istem en zayıf yerinde..
dişlenen hüzün sarısı mısır koçanı
fırlatılan yer aranır çöp tadı..
yerde uçuşan delik deşik hazan yaprak
rüzgar ıslığı karışır toz bulutunda..
geride kalan koşucu kalmak
istem dışındaysa eğer niyet taşımak
doğrulacak coşku gücünde
umut karşı koyar zaman direncine..
iki ucundan habersiz
sırasızdır istisnası olmayan
ne biliriz ki vakit doğumu
ne de öldüğümüzden haberdar..
Sevim Türkoğlu / Sesil
Ardından
Sorarsın da!..
Bilmem nasıl anlatmalı
çervevesine asılı duran
şimşek kıvılcımı tutuşturduğun
pencerende kırmızı karanfilin
olmadı ki hiç senin
her dokunuş derin çekilen
yalnızlık silgisi
biçim ruhun gölgesindeki sızıntı
deniz sırtından vurgun
kambur balıkçı
halâ beklerim dünden
geçen köprü başında
ondan sonrası olmadı
yokluğu boşaltmadı odamı
bu aralar...
olur da karşılaşırsan
söyleme bilmesin ona
benim için öpüldüğünü
Sevim Türkoğlu / Sesil
Başka bir şiir yazıyordum, her nedense aradan bu çerez çıktı. Öteki henüz yarım kaldı.
İlginçtir işte..
Bir şeyler yoğunlaşıyor şiir yazdırmaya zorluyor sanki. Bazen o taşan karmaşadan bambaşka şeyler insanı sonsuz bir yolculuğa çıkarır gibi oluyor. Bırakıyorsun kendini "hadi bakalım git gidebildiğince" diyorsun.
Ve yazdırıyor insana dürtüklenenler..
Koca evrende bit kadar kadar dünyamız
sıçraya sıçraya sallıyoruz gözümüze gözümüze
sığamıyor sokuyoruz ki sürekli kaşınıyoruz
Ah şu daralmalarımız arınamadık gitti!..
Dikiz aynasından baktığımız geriden gelen
geçmişimizin hangilerini seçip bulunduğumuz AN'ın
önününe geçmesine öfkelenmeden nazikçe yol verirdik?..
Eskilerden gözüme ilişti..
Bahar Kandırır Kışı
Bilinmeyen görünür kadar eksik
fazlalık astar parçaları geriden
sökük arası boş kalırsa uçar…
Orta yaşıma sığan dört beş ömür
sinsi tırmanır karaborsa
Sürükler uzun uzun yüzümün
arkası durduğu yerde gövdemi
Tanıdık tanımadık şaşkın
Kaldırım sektirir adımlara
diz üstü yara bere
Ellerle sıkılır farklı geçişlere yaşam…
Talan ettiler
Soluk bahar dallarının tomurcuklarını
Aşkı utandıranlar
Kurdele kesen makas tutuşturdular
Göbek bağına…
Sahte cennet evcilik oyunlarından sıkıldı
Yolunmuş kırgın saçları kurtarmıyor fildişi tarak
Hangi yönden baksam döner ayna
Eşkalim gülümsemiyor karşıdan bakana
İzinliyim kendime daha
Çok dolu uzadım
Ölmek de kavganın en şiddeti
Süresi belirsiz
Her an gibi! ..
Sesil
Sevim Türkoğlu
Sonradan
toprağın kıvamı uygun ekilen tohum besleyecek hasret
çıkan hayat dalbudak, olağan devir-daim
kanıksanan arabesk çözümsüz acı...
Dünün yaşam tersi cesetler acıda diri
canlılar alışkanlığa soğumuş acıya duyarsız uyuşmuş ölü..
gördüğümüz çekilen acı
biz yarının ölüleri gelecek çok yakında
nasıl demeli bunu yarına?..
Sevim Türkoğlu / Sesil
Artık bebelere dahi yaşamla bağdaşacak masal seçimi gerekiyor. Yarına ne kalacak bu günden merak ediyorum. Süslü sözcükler renkli balon, salınıp uçacaklar göğe. Hep anlık hoşluk olacak rengarenk ama nerede söndüklerini kimse farketmeyecek.
Sevim Türkoğlu / Sesil
BORA YAŞAR
09-04-2010, 22:27
"Yolunmuş kırgın saçları kurtarmıyor fildişi tarak"..
Saçlarımızı kurtarmasa da, yolunmuş kırgın gönüllerimizi kurtarıyor fildişi taraklar..
Gönüller kırıldığında saç baş yolunur. Kimi güvendiğinden, kimi sevdiğinden, kimi kahredici gönül kırgınlığından, kimi yapabilecek bir şey bulamadığından yakınır yakınır acısını çilesini kendinden çıkarır.
Kimi de olmuyor değil, karısının kızının kardeşinin dayak belasını salar fiilen saçını başını yolar.
Fildişi tarağın öylesine ulvî tılsımı yok Bora Bey.
Refahın, maddi konforun nadide bir simgesi daha çok.
Bilinen en eski gönül alma hediye malzemesi olmanın en temel yanılgısıdır esasında.
Muhtemelen en kolay yapılan suçun, hataların temize geçme nedeni olarak bulunan uydurma bir söylence.
Yine de oldu da fildişi tarağa gönlünü satacak olanlar şimdilerde o kadar ucuza kanmıyorlar. Tektaşlar, pırlantalar, arabalar işliyor artık öylelerine.. Yok değil hani. Zaman değiştikçe öz değişmediği oluyor da biçimdeki materyal değişiyor sadece.
güzel şiirler teşekkürler...
TUNABEN10
09-04-2010, 23:40
SN. Sesil şiirlerinizi beğeniyle okudum.
Vazgeçtim bu dünyadan tek ölüm paklar beni,
Değmez bu yangın yeri, avuç açmaya değmez.
Değil mi ki çiğnenmiş inancın en seçkini,
Değil mi ki yoksullar mutluluktan habersiz,
Değil mi ki ayaklar altında insan onuru,
O kızoğlan kız erdem dağlara kaldırılmış,
Ezilmiş, horgörülmüş el emeği, göz nuru,
Ödlekler geçmiş başa, derken mertlik bozulmuş,
Değil mi ki korkudan dili bağlı sanatın,
Değil mi ki çılgınlık sahip çıkmış düzene,
Doğruya doğru derken eğriye çıkmış adın,
Değil mi ki kötüler kadı olmuş Yemen’ e
Vazgeçtim bu dünyadan, dünyamdan geçtim ama,
Seni yalnız komak var, o koyuyor adama.
Shakespeare' den 66. Sone
Fark
Daha yabanıl iter irkilmen sesini
sık söylenen
geçerken uğradığın yalan kafesin değil
istemezsin kalan son gecelerin bitmesini
tükenmeyecek oysa o dahi uzayarak...
boğuk kafesinde düşen kanatların
kendine kör sağır kasımpatı kuşum
dolmuş vakitli dolgun ortanca
kaymış avuçların boşlukta
eksilenleri toplarsın yerine
havanda dövülmüş su damlası eşeleyen
neydi o bir zamanlar...
reveransla kavalyeydi ritmine süzülen
seçerdin istediğin bulutları oysa
dibinde biten göğe tutkun...
Sevim Türkoğlu / Sesil
Bir zamanlar rengarenk kanatlarınla görkemli heybetinle ne kadar övünürsen övün, kaçarak kendinden sığındığın bir kafese tıkarsan kendini çırpınarak dökülen yere düşen kanatları havanda biteviye dövülen su damlası misali kafesteki saçılan teleklerini eşeler durursun kalan ömrünü hızla tüketerek, kendine yaban geceler bile uzamayacaktır daha fazla yaşatmak için..
Denk Gelmediğinde
çizgiden sapar bedeni eğip bükmek
kime düştüyse gönül tutsaklığı
zorlama kalıp çatlatır
ya sıkıyorsa sağı solu
kapanmaz sökükler tutmayanca yama
kırpılsa kesip biçip
çekiştirecek ya da ağırlığını aşan
sarkar sona sürünen
sığmıyorsa ne hep ne hiç
soyunup dökünmeli boldan dardan...
Her hakkını sahibine teslim ettim
erken olgunlaştırdığım ölümde
karışmadım adı aşksa aşk olsun
ağıt düzmek sonrası gerisi
tutmazdı sezsizliğin is kiri
kim ne yakıştırırsa kendine...
Sevim Türkoğlu / Sesil
Ve Birey
İç içeydi önem bir zamanlar
başkalarının gözünde nasıl göründüğümü
tanıdıklara fal baktırırdım öğrenmek için...
içinden çıktı
yakınlık çekti önce
dünya, dur durak bilmezdi
uzaklaştı hayat
kendi içinde döne döne
var mıdır başkalaşan
zamana, uzaklaşan hayat...
toplu sürüden ayrılan
yalnız değildir iki yabancı
eşitler mesafe aralığı
bilmezdik, yakınlıktan çıktı yalnızlık...
Sevim Türkoğlu / Sesil
Son iki şiirimde sonradan farklı düzenlemeler yaptım. "Düzeltme" butonu bu sayfalarda bir süre sonra kaldırılıyor. Değiştirilmiş son durumlarını yeniden geçmek gereksiz sayfa sarfiyatı bana göre. Ancak yapmak zorundayım.
Denk Gelmediğinde
çizgiden sapar bedeni eğip bükmek
kime düştüyse gönül tutsaklığı
zorlama kalıp çatlatır
ya sıkıyorsa sağı solu
kapanmaz sökükler tutmayınca yama
çekiştirecek ya da ağırlığını aşan
kırpılsa kesip biçip
sarkar sona sürünen
sığmıyorsa ne hep ne hiç
soyunup dökünmeli boldan dardan...
erken olgunlaştırdığım ölümde
teslim ettim her hakkını sahibine
karışmadım adı aşksa aşk olsun
ağıt düzmek sonrası gerisi
tutmazdı sezsizliğin is kiri
kim ne yakıştırırsa kendine...
Sevim Türkoğlu / Sesil
.................................................. .........................
Ve Birey
İç içeydi önem bir zamanlar
başkalarının gözünde nasıl göründüğümü
fal baktırırdım öğrenmek için tanıdıklara
içinden çıktı
yakınlık çekti önce
dünya, dur durak bilmezdi
uzaklaştı hayat
döne döne kendi içinde
var mıdır başkalaşan
zamana, uzaklaşan hayat...
sürüden ayrılan
yalnız değildir iki yabancı
eşitler mesafe aralığı
bilmezdik, yakınlıktan çıktı yalnızlık...
Sevim Türkoğlu / Sesil
Hangimiz sevdamızı paslı tehtidlere yenik düşürürdük? Siper olduk, vurulmadık mı, yine de doğrulduk ve öz suyumuzla arıttık kirden, sırtlandığımız gibi bedelini taşıyarak gitmesini bilmedik mi?
Öylesine keyfim kaçık ki; binlerce yıllık bir birikim var sanki üzerimde.
Bir de bu aralar aşk üzerine ahkamvari serzenişler okuyorum, yaşamın öğürtülerini hissetmeyen lağım fareleri geçiyordu gözümün önünden.
Eser ya bazen dellenmeler, o türden işte!...
...
Tıkanınca Dönemeç
Sinsi döşeli bıyık altı
yanlışlar tapınmak için kanmaya
yetişir ince kıl boyuna
sakınılan sıradan sığlık da bulanır
batmalı ittikçe yüklü çöp
yosun tutalı köşe taşları
yanılandan küf kokulu
zamandır yaşatan
dinlemek istemeyene...
babam da üzülse zora
ağır taşımaktan kısılmaz kollarım
duyulmadı yığıldığı...
Sevim Türkoğlu / Sesil
...
"Attila İlhan'ı düşünüyorum. Yalnız adam bilinirdi. O içten sevilirdi."
...
Dudak aralığından salınmayı bekleşen sözcükler karşı duvarda can vereceklerini hissettiklerinde güvenli sığınaklarına kapanırlar. Oysa izin verilseydi özgür kucaklaşmalara doyum olmazdı birlikte keşfi diyarların.
Seni ele seviremki
Seni ele seviremki!..
Diyirsen ki, niye?
Ne bilim, işde ele!
Seni görende bir hoş oliiiir, olir ölirem
Ahşam olir, davar, nahır, mal gelir
Komlar, ahırlar dolir
Sayiram sayiram biri esgik
Bi daha sayiram
Bi de bahiram ki tamam
Ama üzülirem;
Çünki sen gelmirsen
Diyacahsan niye?
Bennam, işde ele!
Yassi olir;
Sekide eymek yiyecağam
Civil lavaşi dürüm edir, tam kıtliram
Sen ahlıma gelirsen, yiyemirem
Sen ahlıma gelirsen, boğazımda dügümlenir
Gene diyirsenki, niye?
İşde ele...
Anam örtüleri sarir...
Gendi gendime yiyirem.
O da gidir, külli biçare galiram.
Gözlerim süzilir, uyuyacağam, uyuyamiram.
Gafam garişir yüreğim sıhışir,yatamiram.
Gene diyisen niye?
İşte ele
Guşluğa doğri daliram.
Hayal, hülya görirem, sanki yanımdasan
Sevinir ele bir hoş oliram
Bir de ayıliram ki, yasdığa sarılmışam
Diyecahsan, niye?
Amaan işde ele...
Sabah olir, horozlar ötir, gün doğir
Galhiram, tavuklara, culuhlara yem verirem
Culuhlari (hindileri) dutir dutir öpirem;
Onları bile sene benzedirem
Saggın deme niye
Ne bilim, işde ele...
Gün gibi gelir, ay gibi gidirsen.
Beni yiye yiye bitirirsen
Hep ömrümden götirirsen.
Seni sevdiğimi de çoh ey bilirsen.
Diyirsen ki niye?
Bilirsen işde ele
Babam beni gapıya (sokağa) goymir diyirsen
Ey halt yiyirsen
Gomşulara, emin, ezen (teyze), bibin (hala) gile gidirsen
Madem ele çıh cama, tırhıca gel
Yüzün görim, bu da bene yeter
Saggın deme niye?
Ne bilim...
İşde ele
"Gün gibi gelir, ay gibi gidirsen.
Beni yiye yiye bitirirsen
Hep ömrümden götirirsen.
Seni sevdiğimi de çoh ey bilirsen.
Diyirsen ki niye?
Bilirsen işde ele "
Bu iyi idi işte!..
Anladık işde ele, çoh alıp başını uçurmuş
Hele bi de kendi isimini deyivereydin ya
utanması mı olurmuş erkek adamın
halt işlemiş bi kere kaçarın yoğtur..
Sahibinin ismi lazımdır.
"Gün gibi gelir, ay gibi gidirsen.
Beni yiye yiye bitirirsen
Hep ömrümden götirirsen.
Seni sevdiğimi de çoh ey bilirsen.
Diyirsen ki niye?
Bilirsen işde ele "
Bu iyi idi işte!..
Anladık işde ele, çoh alıp başını uçurmuş
Hele bi de kendi isimini deyivereydin ya
utanması mı olurmuş erkek adamın
halt işlemiş bi kere kaçarın yoğtur..
Sahibinin ismi lazımdır.
Zinnur Tiryaki » Seni Ele Seviremki
.................................................. ...
Seni ele seviremki
Seni ele seviremki!..
Diyirsen ki, niye?
Ne bilim, işde ele!
Seni görende bir hoş oliiiir, olir ölirem
Ahşam olir, davar, nahır, mal gelir
Komlar, ahırlar dolir
Sayiram sayiram biri esgik
Bi daha sayiram
Bi de bahiram ki tamam
Ama üzülirem;
Çünki sen gelmirsen
Diyacahsan niye?
Bennam, işde ele!
Yassi olir;
Sekide eymek yiyecağam
Civil lavaşi dürüm edir, tam kıtliram
Sen ahlıma gelirsen, yiyemirem
Sen ahlıma gelirsen, boğazımda dügümlenir
Gene diyirsenki, niye?
İşde ele...
Anam örtüleri sarir...
Gendi gendime yiyirem.
O da gidir, külli biçare galiram.
Gözlerim süzilir, uyuyacağam, uyuyamiram.
Gafam garişir yüreğim sıhışir,yatamiram.
Gene diyisen niye?
İşte ele
Guşluğa doğri daliram.
Hayal, hülya görirem, sanki yanımdasan
Sevinir ele bir hoş oliram
Bir de ayıliram ki, yasdığa sarılmışam
Diyecahsan, niye?
Amaan işde ele...
Sabah olir, horozlar ötir, gün doğir
Galhiram, tavuklara, culuhlara yem verirem
Culuhlari (hindileri) dutir dutir öpirem;
Onları bile sene benzedirem
Saggın deme niye
Ne bilim, işde ele...
Gün gibi gelir, ay gibi gidirsen.
Beni yiye yiye bitirirsen
Hep ömrümden götirirsen.
Seni sevdiğimi de çoh ey bilirsen.
Diyirsen ki niye?
Bilirsen işde ele
Babam beni gapıya (sokağa) goymir diyirsen
Ey halt yiyirsen
Gomşulara, emin, ezen (teyze), bibin (hala) gile gidirsen
Madem ele çıh cama, tırhıca gel
Yüzün görim, bu da bene yeter
Saggın deme niye?
Ne bilim...
İşde ele...
Erzurum Şiirleri Antolojisi'nden
Seni daha heç sevmirem.
Diyecahsan niye? Bennam işde ele.
Seni görende yılani torbada görirem.
Ölir, ölir, vallah ölirem.
Sen kendin ne sanirsan?
Heç aynaya bahir misan? Daha beni yahir misan?
Gab bezi sufatli, teşi bacahli, herif sesli, lepbik ayahli.
Seni daha heç ama heç sevmirem.
Diyecahsan niye? Bennam işde ele.
O hozan tilkisi baban beni heç begenmirmiş.
Sağa sola dolanir,deli oğlan diyirmiş.
Ey helt garışdırir, ey helt yiyirmiş.
Dıllo gardaşların lafi çoh aci.
Seni bene edirlermiş hep baci.
Senden bene ne yar olur ne baci.
İşde bu aci.
Seni daha heç sevmirem.
Diyecahsan niye? Bennam işde ele.
O anan varya, o cazi anan,
Birgün girecahdır senin de ganan.
Ezen gaçdi,bacın gaçti. Kimdi sebebi?
O cadaloz anandi tabi.
Ele bir sufati var, sanki rapata.
O’ni evinde ocağında değil,toprahlarda yata.
Umaram mevlamdan, gargışım duta.
Seni daha heç daha sevmirem.
Diyecahsan niye ? Bennam işde ele.
Kelimeler:
Bennam:Ben Ne Biliyim.
Gabbezi:Paçavra.
Teşi :İğ Aleti
Lepbik : Düz Ve Geniş El Büyüklüğünde Taş.
Hozan Tilkisi : Tarlalarda Boş,Boş,Dolanan Tilki.
Helt : Halt
Dıllo .Başıboş,Geveze,
Cazi :Cadı
Eze :Teyze
Rapata :Tandıra Ekmek Yapıştırırken Kullanılan Minder.
Gargış : Bed Dua
Zinnur Tiryaki
Gerisi Ağır Sonrası Hızlı
Her mevsim bestesi
güneş elinden çıkar
buz öğüten ılık
sıcak solduran bahar
yanıp sönen yıldıza kadar..
Başlayan gün uğurlar
bölünür mesafe boyu
ince ince burgulu
katık saplarından
saçılmış kasımpatı
salkımlarını toplarım
sızım dokulu her yanı
sıçradığım yoldu
kesilen rüyalarımda
uykusuz gecelerin
yorgun sabahlarına razı
istemezdim tek
bana kalan gecenin bitmesini
Bize bağışlanmamış
alfabe dilini çözecek..
karşılanır sallantıya
geçen zaman, taşınamamış
kayıplar hanesinden
ağırlık, hafifleyerek göçer yangısı
ne yargılama
ne onaylama..
aslından bir bir yiten
ölümüne uğraş
ömürden eksilten
çiziktir sonsuz sayı
Yuvarlanıyor
kat kat hızla yarın
atılacak iki üç
basamaklı yüzyıllar
artık dün, kalandır ağır çekimde...
Sevim Türkoğlu / Sesil
İlgili yetkililerden ısrarlı bir ricam var. Bu sayfamın, siteden bazı arkadaşlara da tanınan özel olarak düzenleme, değiştirme yetki hakkını talep ediyorum mümkün ise...
Bu bölümde eklediğim şiirler, notlar, yazılar çoğunlukla yeni doğan bebeler gibidir. Bilirsiniz, nasıl da ihtimam bekler taze kıvam, hele de prematüre doğumun sakıncalı sancısallığında üzerine daha bir titrenir, özenli bakımla yaşatılabilir ancak.
Özellikle çok arzuladığım, kendimce bir iddia ile meşekkatini göze aldığım, doğum sancıları ile kıvrandığım bu çalışmalarım için site çizgisi eğer bir parça değer veriyorsa beni anlayışla karşılayacağını umuyorum.
Çünkü bilseniz, öncelikle şiirsellikte bir virgülün, noktalama işaretlerinin, bir harfin, sözcüklerin yüklendiği anlamlar o kadar önemlidir ki. Burada eklediklerim öylesine taze ki, oluyor, sonradan hamlığı, eksikleri veya fazlalıkları beni çok rahatsız ediyor. Müdaahale ihtiyacı duyuyorum. Değiştirmem, yeniden düzenlemem ara ara kontrolden geçirmem gerekiyor. Sıradan eylendiğim bir hobi niteliğinden öte anlam taşıyor bu çabalarım.
Yeterince inanın, özünde daha sağlıklı düzeyde üretken olamadığımdan o kadar buruntuluyum ki, belki tahmin edemezsiniz de... Benim için bu durum gerginlik yaratıyor.
Yazım alanında geleceğimi bilinçli adımlarla istekle, şevkle örgülemek niyetinde ve derdindeyim.
Çeşitli sitelerdeki çalışmalarım benim için daha çok bir çeşit arşivleme tarzını barındırıyor. Belki bir zaman gelecek ki çalışmalarımı toparlayacak, yeniden düzenleyecek ya da yok edeceğim.
İster istemez bu sayfaları okuyanların her düzeydeki ilgisini, düzeyini, amacını tartmak, düşünmek zorundayım.
Başka bir vesile ile sn. Bora Yaşar'ın sayfasında değindiğim gibi, geçenlerde özelden yazıştığım yazım alanından bir şahsiyetin husumetli, önyargılı yaklaşımı bazı adımlarımı dikkatli atmam gerektiği ile biraz da çirkin yüzleştirdi.
Lütfen, ilgili arkadaşlardan talebimin yerine gelmesi için bana yardımcı olmalarını diliyorum.
Tabii ki yerine getirilmez ise ben de beklediğim anlayışı göstereceğim. Ancak sıkıntılı yıpranmaları göze alamayacak durumda kalacağım gerçekten bu kez de. Buna izin veremem artık.
Esenlikle daha güzel günlerin devamını dilerim hepimize...
Hissenet yetkililerine ilettiğim rica yönetimce ve arkadaşlarla yapılan değerlendirme sonucu, bana moderatör önerisi olarak ulaştı. Doğrusu bunca sene böylesi önerilerden hep kaçındım. Özgürlüğüme engel olacağını düşünürdüm. Çeşitli platformlarda yazı yazamayacağım takıntısı vardı. O zamanlar biraz öyle işlerdi kurallar.
Hissenet yöneticilerine de bu tedirginliğimi ilettim. Kesinlikle sorun olmayacağını belirttiler. Her konuda arkadaşların da destek olacağını özellikle belirttiler.
Yazılarımı gerek gördükçe düzenleme olanağı benim için, daha önce vurguladığım nedenlerle gerçekten çok önemliydi. Ve ben de buradaki yazılarıma, diyaloglara oldukça ısınmış ve kopma taraftarı değildim.
Bu gelişmelere sevindim. Umarım üstlendiğim bu görevde gerçekten yararlı olabilirim.
Sn. Serenler'in dostluğu, dayanışmacı yaklaşımları , destekleri, beni yalnız bırakmayışı için minettarım. Her şey için kendisine ve tüm arkadaşlara içtenlikle teşekkür ederim.
İyi günlerde birlikte daha güzel paylaşımları sürdürmek dileği ile,
saygılar, selamlar...
Serenler
28-05-2010, 08:36
Sesil hanım;
Bugüne kadar foruma çok değerli katkıları olan seçkin bir üyemiz olarak aramızda bulunmaktayken şimdi artık siz de taşın altına elinizi soktunuz ve moderatör olarak da foruma katkıda bulunmak üzere görev aldınız.
Bir sanatçı ve bir kadın titizliğiyle bu görevinizde oldukça başarılı olacağınızdan, forumun Kültür ve Sanat bölümünü çok daha yukarılara taşıyacağınızdan hiç kuşkum yok.
Size başarılar diliyorum.
Aramıza hoş geldiniz.
Gitmek
Bugünlerde herkes gitmek istiyor.
Küçük bir sahil kasabasına,
Bir başka ülkeye, dağlara, uzaklara...
Hayatından memnun olan yok.
Kiminle konuşsam aynı şey...
Herşeyi, herkesi bırakıp gitme isteği.
Öyle "yanına almak istediği üç şey" falan yok.
Bir kendisi.
Bu yeter zaten.
Herşeyi, herkesi götürdün demektir.
Keşke kendini bırakıp gidebilse insan.
Ama olmuyor.
Hadi kendimize razıyız diyelim, öteki de olmuyor.
Yani herşeyi yüzüstü bırakmak göze alınmıyor.
Böyle gidiyoruz işte.
Bir yanımız "kalk gidelim",
öbür yanımız "otur" diyor.
"Otur" diyen kazanıyor.
O yan kalabalık zira...
İş, güç, sorumluluk, çoluk çocuk, aile,
Güvende olma duygusu...
En kötüsü alışkanlık.
Alışkanlığın verdiği rahatlık,
Monotonluğun doğurduğu bıkkınlığı yeniyor.
Kalıyoruz...
Kuş olup uçmak isterken, ağaç olup kök salıyoruz.
Evlenmeler...
Bir çocuk daha doğurmalar...
Borçlara girmeler...
İşi büyütmeler...
Bir köpek bile bizi uçmaktan alıkoyabiliyor.
Misal ben...
Kapıdaki Rex'i bırakıp gidemiyorum.
Değil bu şehirden gitmek,
İki sokak öteye taşınamıyorum.
Alıp götürsem gelmez ki...
Bütün sokağın köpeği olduğunun farkında,
Herkes onu, o herkesi seviyor.
Hangi birimizle gitsin?
"Sırtında yumurta küfesi olmak" diye bir deyim vardır;
Evet, sırtımızda yumurta küfesi var hepimizin,
Kendi imalatımız küfeler.
Ama eğreti de yaşanmaz ki bu dünyada.
Ölüm var zira.
Ölüme inat tutunmak lazım,
İnadına kök salmak lazım.
Bari ufak kaçışlar yapabilsek.
Var tabii yapanlar, ama az.
Sadece kaymak tabakası.
Hepimiz kaçabilsek...
Bütçe, zaman, keyif... Denk olsa.
Gün içinde mesela...
Küçücük gitmeler yapabilsek.
Ne mümkün.
Sabah 9, akşam 18
Sonra başka mecburiyetler
Sıkışıp kaldık.
Sırf yeme, içme, barınmanın bedeli
Bu kadar ağır olmamalı.
Hayatta kalabilmek için bir ömür veriyoruz.
Bir ömür karşılığı, bir ömür yani.
Ne saçma...
Bahar mıdır bizi bu hale getiren?
Galiba.
Ben her bahar aşık olmam ama
Her bahar gitmek isterim.
Gittiğim olmadı hiç,
Ama olsun... İstemek de güzel.
Can Yücel
bir ömür karşılığı bir ömür, bu değil mi hayatımız..
Teşekkürler, paylaşımınıza
Ah Can babanın bu şiiri yok mu, şu andaki hislerime örtüşen...(hangimize bu günlerde denk gelmez ya!..)
Kış boyu baharda Ağva'ya bir geceliğine kalıp, çiçekler böcekler, yeşillikler içerisinde kahvaltıya uzanmanın hayallerini kurmuştum.
Gerçi Ağva olmasa da sevdiğim tanıdıklarımla afiyetle nefis kahvaltı ortamları yaşıyorum keyifle...
İstedikten sonra olan olanaklarla güzel anlar yaşatılabiliyor pekalâ..
Baharın, yazın sunduklarını mutlu geçirmemiz dileğimle...
Kaç Zamanlık Sancılı Bağ
bu öyküler tramvay tünelinden geçiyor sanırdım
meğer her şey bu gün için..
artık kısa kesmek lazım
diyordu ünlü bir şair
ibretlik merak bu ya;
Körbağın bir kolu aksak
bir kolu eski anlatılar..
babalardır!..hakkı
akşam saklıdır oyun: soru cevap
annedir acınarak büyümüş
gündüz görünen hülyasını kovar siteminden
kök salar eğik korkuya
budaklandıkça dallanan öfke
erkek çocuğuna kızarır
siler ısıttığı sevgi terini..
kızlara kalan mekan sandalye ucunda
sıkışık paydır değen eşik
akşam nasıl da gürülder baba karanlık
kızlar ve ağabeyleri üstüne
sıkı tembih; hem öylesine ki
geriden av takibi
mecburi siniş peşisıra...
gerçeği dinlemeye değmeyen yergi
itham kılar engelsiz insafına..
ah ayırtan acı dünyalar
tarifi pek kolaydır kızmayın
öyle demişlerdi baygın; saftır geçmiş..
ustama etmeliyim şikayet sıkan bağlarımı
yoruldum körebe oyunundan
sağımda solumda kimse kaldı mı?..
Sevim Türkoğlu / Sesil
Ötesi Kavrulmaktır Benzer ırmaklarda
kaybolmuştur sayısız ters köşelerde görüş
Sn Mişel bulvarında akşam üzeri
uzanır gondol gezisinde serenad
sönük dolaşır özgürlük anıtındaki meşale
yerde dalgalanan kızıl bayrağa...
binbir odalı beynim
karışık ülke halkı
ayrı dilden sevgiye
çeviri kapışmasına kapalıdır.
tercuman aranırken yandaş
soruşturma oklarından
korunmaya çalışıyorum.
sevmek ölüme erken gitmeyi sürüklerdi
kıyısında şizoit çizginin
sırat sorgusu eleminde
canı çok tatlı yaşayan sözcüklerin
yerleşim planı,
gün yüzü görmemiş girişler bağında
kötü kraliçenin babadan
taht varisi oğlu ve kızı
gizlendiği yıkıntı verandada
içini çeker kuytu kıvrımlar
kavanozu çatlatmamalı diyor sesim..
ah o birikinti
çalkalandıkça taşıyor diye
korkarım azar işitmekten
sağır olacağım.
kulaklarımı tıkamalıyım yavaş
duyuyorum belli ki
değildim dışında
sandıkları gibi
konuşabilsem anlayacaklardı belki...
oysa halkım eskiden yıkık
duvarlarım çoğul akıyordu
özleme gebe
üstelik daha geliyordunuz
hep çıkmaya çalıştığım yerden
ılık su hırpalamaz geçtiği çalıları
okşardı diri durgunluk ellerimizi
ne çok benziyor geriden gelen
bilseniz ne kadar yorgun dilim
yanmasın yirmili yaşlar yanmasın
dalgalı kızgın sularda...
Sevim Türkoğlu / Sesil
Tılsım
yürüdüler yürüdüler birlikte...
bir kadın ve erkek vardıkları dönemeçte
elleri bomboş kayboldular.
peşlerinde gölgeleriydi sözleşen
arkalarına bakmadıklarından bilemediler...
bıraktıkları yerde kalan anlamsızlık
gölgelerine gizlenerek sürüklendi
neden aradı arkalarından habersizce
çözülenler ellerindeki boşluğa fısıladı.
işleyen avuç içinde yansıma sır
sırdaşını tanımaya çalışır
sıcacık tokalaşan elde...
Sevim Türkoğlu / Sesil
"
Herşey gibi'den az daha farklı...
Ancak sırrı sanıldığından fazla karmaşık.
Aşk yaşandığında rüya gibi değil midir zaten..."
Rüya bu ya!
Bir de gerçeğin "rüya gibisi" vardır.
Vardır... Var! Biliyorum bir yerlerde yaşanan...
Hiç düş yaşamadık mı tattığımız yaşam kadar?
Ölülerdir tadına doyamayan.
Vazgeçilmezlik gerçeğinde yaşamı dünyaya toprakla besleyen..
Ya da ölüm, uyanmaktır sonsuz yolculukta gerçeğe, yaşam düşünü bize bağışlayarak...
...
...
/ kadınlar ne ister körlere göre / sevmediğim ülkenin sevdiğim fransızcasında / anlaşılmaz mest verdiğim kulak kabartması / çekinmez keyfim yarı dolu sahil kıyısında / güneşli bir kahvaltı Ege / ışınlar oynaşır altından çay bardağıyla / tabağıma uzanan dost eli dilimli peynir / ve ben geveze düşlerimle hallice / bu kez olacak umuda saklı / sanki tek fransızlara özgü aşkın dili......
Göndermeliyim Aklımı
Öyle veya şöyle
değmeyen gözlerimizle
kısık kısık
usulca fısıldanan
umarsız kabullenişti
sözümüz biz bize...
o yandan başka
mevsimlerde
açıyor bıraktığımız
bu yana gökyüzü
nasıl ki yağmur
buluttan habersiz
sana yaşadığımdan
öyle uzak varlığım
kim olduğumdan bile
habersiz yokluğun
ancak!.. vatan
ayrımı yoktur özlemin
yanıp sönen çağrı
çeker durgunluk
veren mesafelere...
kapımda beliriveren
içimde sevinçli hayret
artık istemediğinden
çekindiğim hayal
sen uzak ülkelerden
düşüyorsun aklıma...
Ki;
aklımda ve ama!..
bir anda
karışıyorsun
şaşkın
attığın adımları
gelir gelmez, hep
anlamaktan korktuğum
o ne ki
sayısı geçmiş seneler
nerede ise
tanıştığımızı unuttuğun..
girdiğinde içine
çoktan yitirdiğin
kayıp bir şehir gibi
kovmalıyım aklımı başımdan
çıkarmak için seni...
Sevim Türkoğlu / Sesil
BORA YAŞAR
16-06-2010, 20:03
kovmalıyım aklımı başımdan
çıkarmak için seni..
aşk, aklıyla sevmektir..bence..
Eğer aslı faslı varsa..
...
Boşuna Değil Karşılaşmamız
Çocukluğum da vardı benim
yaşatılmış herkes gibi
kadife narin tenli kollar açıldığında
ham cana başka sokulurdu güneş
annelerden ayrı gün yüzlerimize
akıntıya kapılı kaz ayaklı eteği kabarık
turfanda erik kiraza koşturan türden
o da sıradandı bize gülen bedem ağacı
ya o çimenlerin içine gömülü sırtım
gül mevsimine nasıl sokulur ayrılık
kıyılır mı soldurulan umut yapraklarım
kimden haber aldıysan tanıdın geleceğimi
ama bu buluşmayı hayat fısıldamıştı
benden önce duyandın ve sardunyalar...
benim için gelişime şiirler bile hazırlamıştın
içinde işaretler bırakmıştın yakınıma
ve sen uzatıyordun ben anlamıyordum
beklemişsin sana büyümemi gecikmeli
çocuk sevdamla buldun beni...
Sevim Türkoğlu / Sesil
On iki sene önce çocuk sevdamla karşılaşmamızın
(şiire kavuşmamın) dile gelişi...
...
Yanardağın Kör Yüzü
kaçınılmaz çekimi tanımıştık
sezgin geçişli ölüme vurgunluğumuz
gerek duymadık söylenmeyenlere
o halde kimsesiz kalırdı sesimiz
tanıklarımız dahi suskunluğa eğildi
çözülemeyen dilimizde ne'liğimiz
sarmaşık dolanımlı çıkan tepeydi
yetişti an bağlarında üzüm salkımları
büyüttük içmeye hüzün şırasını
kalanı paylaştığımız iki yabancı
kalabalık yerin yalnızı...
Gördüm ki sende
çok hafif kalıyorum,
üflediğinde stediğin yöne kaydıracak
eşikte sıkışmaz nefesim kaçaktır oysa
ağırlığım battı mı kıvamım daha mayhoş
tutunamayız alevin kör yüzüne
tartılmaz volkan savrulduğunda esinti
uçurumdan yuvarlanan başıboş
toplar dağ etekleri düşerken sürükleneni
sadece buraya kadardı tutuşmak
aradığımızdan sönmüştür görünmeyeni...
eser geriden kayıp düşler
avuçlarımızı dağlayan mor küller...
silinir tek tek mevsim lekeleri
gelir geçer eldeki uçuşan benekler
çok zaman koparır takvim çiziği...
Svim Türkoğlu / Sesil
..
Dokunulmaz Bir Dünya Görüşü
Bir sincap oyuğuna uçuşmuş ekin
kül çürür neminde mantar tutar bakışın...
orman kaplı bir yol uçsuz bucaksız
yeşil nisan yörüngesi çekişli hüzmelerin ...
spiral dolanımlı evren nakışı işliyor
ansıl söz mayalı doğaç yolculuğunda...
derine dalmak gözü kapalı düşlerine
nasıl kıyılır avuçlarımın paslı dikenlerine...
Sevim Türkoğlu / Sesil
...
...
Kim / sem
ikiz kardeşim dünya gözüne açılmamış
ortaya çıkmak için çırpınan
yalnızca su yüzeyinde
yatmadan yan gelip
derinlerde edindiği tecrübesi
yüzsüz benliğidir kalemi yüzdüren
desem de inanır mısınız...
kabulümdür sonucu
çok yönlü emanet
sizde kalabilir..
Sevim Türkoğlu / Sesil
...
...
Tohum Taşıyan Rüzgarın Rengi
delik deşik can çekici vampir
yarasa bakışında ışık çürütür
yastık ucu burgusu kıvrım
deler geçer oyma işleyerek sabaha
zincire vurulu sığınak kaçkını
güneşini arayan gölgemdir düşlerim
umudun elbisesini biçen terzi, ömrüme
uygun yakışanını geciktirmedi mi...
çok iyi çok kötü tanışı cehennem
döşeli taşların çektiğim kıyısında
sıvaları dökülmüş mavileri sürer
durmadan ısrarlı rüzgar
sürgün tuzaklarında engel
yanlışlardan bozkıra yanık kentler
ah çözemezsin kan bağını hecelik
damarlardan kesilmeyen hızı
terle karışmayınca soğuk
dilin varmadığı
suskun gevezeliğim
ezeli asaletinde yalnızlık
köprü kurar sosyal ihtilal
saklıyım yedi renkli
çarpımına tonların
salarım her yeni güne...
soyuna çeker ana renk
sonsuz koşudadır
yüreğine emanet
güneşim beyaza kamaşır
tekleyen ayağına vurulunca
ya!.. kader doru
ölümüne koşu atı...
Sevim Türkoğlu / Sesil
...
Yaşam Şansı Tanışıksız
günaydın sarılmasıydı uzun zaman kandığımız
bir varmışız bir yokmuşuz sessizliği bekleyen
yerli yerine kavuşamayan huysuz kaçışına
misafir köşesinde iki gönül depremi arkası
tanışıksız parmaklarımızın ucu ayna kırıkları
sil baştan merhabası kapı aralığı vedasında
vazgeçişi soğutmak gidişine kovuk tüneyen
serçe çığlığına tıkalı sönük yaşların
bu aşkın çağrısında doğacak sarışın çocuk yasaklı...
Sevim Türkoğlu / Sesil
(geçenlerde tesadüfen izlediğim, gözümü ayıramadığım bir çiftin içi döküldü dizelerime...)
...
''Kendi olarak, sana gelen
sana gereksinimi olmadan, seni isteyen
sensiz de olabilecekken, senin ile olmayı seçen
...
kendi olmasını, seninle olmaya bağlayan
O, işte…''
Oruç ARUOBA
--------------------------------------
Ne Eksik Ne Fazla Taşınmıyor
geçmişten ayıkladıklarımla topladıklarımdın
çıkıyor gibisin, arada
acaba mı bu kez dediğim oldu
meğer yanılgılarla karşılaşma çoğalıyormuş biriken
eksik olan yarımlar bendeki sen etmiyor
ya da bendeki tam ona fazla, özletiyor
bendeki ona ait eksik, ondaki bana ait fazla; infilak
yalnızlığım ki, tek çokluğumda kendim...
Sevim Türkoğlu / Sesil
...
...
Uğurlar Ola Bize Çetin Yol
tam zamanıdır git alabildiğine
uzak, olmadığım pencerelerden manzara seç
sakın hırslanıp acele göreceğim yer bayrağı dikme
ama olur da başarırsan!.. dur vazgeçtim!
yine de bak, o işe yararsam içten
elinin terindeki izimde
kendimi kutlayacağım seninle...
hak istemeyeceksin ısrarından! ben vereceğim
hiç anlamayacaksın..
beni kendine alıkoyamadığın için
özgürlüğüne çamur bulaşmayacak
ummadığın otobüsle taşınan merdivenler de devrilir
sana ne! ağlayanlardan
basamaklarında olmadıktan sonra...
zor yoldan geçen sevinç olmalı!
ben ise yerimi bileceğim
yüzünü görmeden herkes olabilecek
sevgili dışında bilene
dost olabilecek sevginin gerçek
yaslı ülke sevdasıyım
coşku paylaşmak tutkulu halaylarında
silmeli küçümsenen arkadaşlıktan
yakıştırma sövgüleri, istemediğin bu gün
zordur!
dilerim bir gün anlamak isteyecek
oyuncağı elinden alınmış çocuk olgunluğu...
yapılacak onca eksik bekliyor daha
yolda geçirilecek çok istasyon var...
Sevim Türkoğlu / Sesil...
İç Sıkıntısı Sorgu Dönüşü
yırtık resimlerin yapışma sınırı gölge bozumunda
erken gelişin cömert mührü tasarım dışı
gecikilmiş varışın çalıntı baharında
asırlarım boynumda merdiven yokuşu...
karamsar bir sınırdır o
kendini okuma sürecin bekleyişi
gün ağır ağrılı kapanıyor üzerine
gecenin öteki yönüne geçiş arası
acıkmışlığın açısı genişler ara...
dolmalı daha, geç duran sakinlik
yaşamın doymak bilmez dürtüsü
deşilen birbirine ekli tutuş
aş aşamayı inceden kalına
kabartısı adım çağrısına kazılı
zamanı yavaş kalkış sınır ötesi
serpişen canı çekiş yürüyüşe sinli...
can bir hayat ister sondan başlarım
keyif kaçıksa benim yine
dön dolaş, çağır gelsin..
Sevim Türkoğlu / Sesil
...
Avcumuzun İçindeki Tefecidir Ölüm
yokluğun sonsuzluğu şu anki
can uzağına sürüklenir tek düze
kaşla göz arası açıldıkça yumulan ömrümüzden
uyku da akıtıyor zaman yontusunu...
doymak bilmeyen milyonlarca yılın toplam dehşeti
alacağındır zayıflığımıza sızıp çektiğin
aklanma tüm çaban sağdığın yaşama
tutunduğun aşkın izine sürekli şişkin gebeliğin
sonsuz doğuma kayıtsız bilinmezliğimizdir...
tükenmez yanı sıra hayalet sarkacında yaslı takip
yok eden sanıklığı sabit sihirbaz
doğrulduğunda savunduğu hayat...
Sevim Türkoğlu / Sesil
...
Can Alıp Verişin
gün doğumu göz aydınlığım;
çevirir yönünü tükenmeyen umudun
sana ait açıkta tuttuğum yıldız kümesi ışıldaması...
peşi sıra gün sonu;
kırpılan her geceyse sönen yaşamım
karanlıktan böylesi korkum kuruyan sebebin
kazıdığım gözlerime batan kaşıntı kızarıklığı
hatırlatır yoksunluğu yerleşen göz bebeğime
toprak kıvamı yumduğum yaygı ölüm uykusu..
çaresiz süren elinden can alıp verişin...
Sevim Türkoğlu / Sesil
...
İstikamet Açık Avuç
buruşuk sahne repliğine koşut
çalkantı feryadında yakarış
bükümlü bekleyen dünya hali
tersinden tok açı anlar
dost düşman duruma değişken saf
çatırdayan yeryüzü, kaplı gök
petrol savaş çıkar
bilim sanat teknoloji
harabe afet
bilinen tüm tanrı meclisinde
ezber duası...
Sevim Türkoğlu / Sesil
Sayın Sesil, yerinizi yeni keşfettim :( ama foruma renk kattığınız :) için teşekkür ederim...
Powered by vBulletin™ Version 4.0.6 Copyright © 2010 vBulletin Solutions, Inc. All rights reserved.