PDA

View Full Version : Sesil'den Şİirlerle Soluklanalım



Sesil
21-05-2008, 13:27
GARİP



Birazdan güneş gölgesini
bırakacak geride...


sensizlikten korktuğumdan
kalabalık sokaklardayım
kaybedişimi kovuyorum
eksilten yanımdan

satıcıların insanı para saydığı
çılgın sokaklarda...

yüzlerin seçilemediği
gözgözü görmeden
taşıyor
etten duvar

tanınmaz halde
içi bomboş
kaynayan hayatın dışında
tanışmadıklarıma
"merhaba" demeden
kimsenin içinde olmadığı
an'a salınmalıyım

alıcı olmadığım vitrin önlerinde
kaçamak yanaşmalı

çınlayan kulaklarımda
kadife sesli şarkı
seni okşatmalı
kuytularda...

ara köşelere
kavuştukça yeniden
yazgımızda
umut çakıştırmalı

farkedilmeden
elimde küçük defterim
sarılmalı kalemime
ve sık sık
sevinmeliyim
bu halime delicesine...

vazgeçmez
tek başına yarık
benzer yansımamız
sığınır alışkanlıklara...

yaşamla ölüm arasında
ecelin belkemiği sıkışık
kalıcı
en derinde
içini çektikce
deşilen can
veremediğim oluyorsun
dipdiri
anlaşılmaz gizim

aklımın esintisi
ürperten
garipliğimsin...




Sevim Türkoğlu / Sesil


------------------------------------------------------------------------


HANGİ ZAMANIN GERÇEĞİDİR YAZILAN



Sahnede oynayanların yanı sıra
izleyicileri de izlemeyi unutmamalı...

Dün zincirlerini kırmasın istiyor
rotası çizili
Kürek mahkumu yarının

Ölü ruhlarını üfleyecek rüzgâr
Bağımsızlığını kutlayan öpüşmeyi
Aykırı ay ışığı yanıltmasın

Endamında kurumlanmak
arşivde geçse de kuru kuru
Batık kentler çıkmıyor kayıp hanesinden

Kutsal mabedinden çalındın
Peşkeş çekilen sabır
Sokak tezgâhlarında bakan yok

Çıplak gösterecek gözlük yerine
çıkmış peşinde herkes...

Devir hızlandı
içten çıkardı çekingenliği

Çatlayan dudaklarda
nazlı gelin edası yanıtı güve kemirirdi...


İtirafımdır;
Şair tehlikesi yalan çıkarır

tesellisi öylesine zor

canından et kopunca
bırakır mı içten

Yapışkan aptallığı
harcından tırnaklamak
kızdıran yakıcı
iz sızılarına kazılı

korkusu en tepedeyken
aptal konulmanın
yüksek görüş tutar
baygın döner karartı

Ki; Ölüm ıslığını sadece duyana çalıyor...

Uykuya yatmak sanılsa da
beden tasfiyesinde
Sonsuz yolculuğa çağrı
aksaksızdır uyandırma servisi


bizim gibi değildi tanımından sıyrılamazdı
Gelecekteki geçmişinden idealler
beslenmiş yanlış istasyon misafiri


Bizden biri olamamak
Tercih sınamasında
Hırpalanır yerleşikte
Özümsenmez doku uyuşmazlığı...

Zindan duvarlar sandığımız
bulutun üzerindeki küçük tümsekler
koruyucu zırhlarla çepeçevre saran
Işık sarmalıdır


Balık hafızasında ha var ha yok
fark etmezliğinden çoğalan beklentilerin özrü

yalan çıkaracak doğrulara

dünden bu güne varsın
kurban olunsun


kim bilir hani
kalbin çarpmalı beni...




Sevim Türkoğlu / Sesil


-------------------------------------------------------------


KARBON KAĞIDI ALTINDA KOPYALADIKLARIMIZ



Uyumayı mecbur olmaktan çıkarıyor kimi geceler
Sormak olmasa ihtiyacı var mı sabahın

Yoksa
söylenmezsiniz
İşiniz gücünüz

En çok
Böyle zamanlarda
Gündüzü özleyen ülke gelir akla

Üstelik yetmeyecek bilirsiniz sigaranın ışığı

Karanlığın
Perdeleri çekik, sahnede ihtişamlı dekor yerleşik
Yalnızlığınızın izleyicisi kendiniz
Sahiciliği ayıklamak istiyordur çıplak

Rahat bırakmıyordur yıkanmaya duyduğunuz ihtiyaç
Kan çekilmeli kir bulanmış katmanlardan

Deriler sıyrılmalı doku doku
Altından kopyalanmış kayıtlar grafik dizgini
Soyuluyorsunuzdur
Uyku dokunmadan teninize

Safî karbon kurcalanmak
İşlenmiş kodlar hareketinde

Yere serilmiş koşullara yenik
Yabancılaşmış mesafelerde

Başına dünya üşüşmüş
Tanıdık engelzedeler çıkar

Sevdiğiniz kitapları dahi verecek
yakınlık da özürlüdür


Söylenmemişler şimdiye değin
Geride duranların sırasında
Yarımlar aksar yerine denk gelecek

Üzülürüm en çok
Yarına düşünü kuramadıklarımın...



Sesil / Sevim Türkoğlu

PARK
21-05-2008, 13:34
Hiç adetim değildir ama madem siz bir şiir topiği açmışsınız bende bir şiir gönderirim artık...

~*SeVGiM SaNaDıR, HaSReTiM SaNa*~


Bu gece hasretin,bir başka acıtıyor canımı,
Yar..! özlemin yüreğimden doldu da taştı..
Sen başka bir diyarda,beklerken sabahları,
Sensiz doğsa da güneş,gündüzlerim karanlıktı



Neyleyim güneşi,gülen gözlerin yoksa karşımda..
Varsın aydınlanmasın,karanlıkta kalsın günlerim..
Sensizlik yazılmışsa yazıma,kaderim der çekerim..
Sen ister sev beni,istersen sevme,ben ikimiz içinde severim...


Hatıralar avutur,merhem olur tuz bastığın yarama..
Sen hep gül yeter ki,ben karalar bağlarım başıma
Mutlu olman için,el açmış yalvarıyorken Allah´a..
Aldırma hasretinden tükenen,yüreğime akan yaşlara


Sen ağlama sevdiğim,mutlu ol gülsün gözlerin
Sana değil kendimedir,acı dolu yüreğime sözlerim
Varsın olmasın vuslat,umutlarım son bulsun neyleyim..?
Özlemlerimle,sensizlik içinde kapansın,seni görmeyen gözlerim
Hasretim sanadır,özlemim sana,seni hep sevdim,ölene dek de seveceğim.

Sesil
21-05-2008, 13:43
Şiiri yazanı belirtmemişsiniz..

Benim ise şiir çalışmalarım serbest, çağdaş tarzdadır.

Şiir ve edebiyat alanında kendimi geliştirmek için çok çaba sarfederim. Özel tutkum idealize ettiğim alandır. Bilgilenerek, araştırarak sürdürüyorum, ileride kendimi daha çok adayacağım umudunu taşımaktayım. Öykü, şiir, deneme, bilim kurgu yazım yapıtlarım var.

Esenlikle...

PARK
21-05-2008, 13:46
Şiir ve edebiyat alanında kendimi geliştirmek için çok çaba sarfederim. Özel tutkum idealize ettiğim alandır. Bilgilenerek, araştırarak sürdürüyorum, ileride kendimi daha çok adayacağım umudunu taşımaktayım. Öykü, şiir, deneme, bilim kurgu yazım yapıtlarım var.

Esenlikle...


Eminimki forumumuz sizin katılımınızla daha da sosyal olacak...

Hoşgeldiniz...

Sesil
21-05-2008, 15:05
Teşekkürler. Yaşamsal duyarlılıklar biraz felsefi yaklaşımla kaleme dokunuyor bende.

Eski çalışmalarımla devam edeyim.



ŞEHRİM ISLAK



Istanbul görünüyorum bu gece
Ketum yaşlarım alacağın oldu
İki yakan kavuşmasın ben gibi


Yansımaz derinlerden
Boğazında yutkunduğun sular
Hiç görünmez de
Duyulur ağlayan şarkılar


Mahzende tortu ıslaktır yıllanan
Deştikçe ki vardı oysa;
Çiğnediğim yasaydı
Ağlayamazdım o günlerden...


Yasaktı sevdaya kapılmam
Hiç soramadım;
Neden çekindi sevecen okşamayı
Bulanmamış olmayan eller
Sorar halâ kesildikçe eksilen saçlarım


Suç işleyenlerin yas hakkı yoktur
Saklıyım,
Ağla İstanbul yerime...



Sevim Türkoğlu / Sesil

----------------------------------------------------------------------


HÜZÜN


Soluksuzdu
Hüzün dalgalarında
Umut kulaçları


Bir yanım eksik
Diğer yanıma küsüyordu


Sam yeli esintisinde
Lekeli izler hare hare
Ruhumda geziniyordu


Koynumdan kaçıyordu gece
Eşiğinde yarına yolculuğun


Hırpalanıyordu
Eski bir bavul
Tıka basa, inleyen
Alın teri geçmişin
Sırılsıklam
Sarkıyordu kırpıntıları
Sabaha çıkan
Çıkmaz sokaklarda

Kanadı kırık gölgem dolaşıyor
Dokunabiliyor musun...



Sevim Türkoğlu /SESİL

PARK
22-05-2008, 13:46
Başka Rengi Kalmamıştır Aşkın…

sahte eşiği zamanın
saatlerin aldatan aceleci körlüğü
bir ölüm
ve bir kanatsız gece
sessizliğinde
birbirine saplanan tenler
kanayan dillerin sürç-i lisanı
unutmak gibi öyküler…

yasak
anayurtların işgali düşünce
bir cemre sirayetinde
nevruzun idamıdır
anlam
can çekişen felsefe

aşk
hoyrat palyaçoların
iğreti arşivinde
bohem öğretilerle
mülteci kaftanlar beğenip kendine
sahranın yüreğine gerilir…

kısır bir sevişmeyle
kendi cinayetine işlenir aşk
yağmalanmış tarihine tutunan şiirlerdir
mezar-ı infaz
bir resme akar yürekteki siyah beyaz
başka rengi kalmamıştır aşkın…

Mustafa Eldeniz

Sesil
22-05-2008, 17:20
Yazdığım bu şiirler canlandı..


GÖRECE



Aranır dizelerde
bulunamayan...

yetenek sanığı firarisi
değilim

tanıklarım bilir
bunalım işlemesini beceremem

ne iç bayıcı süzgün

ya da uçurumdan ittiğim
kayaların deştiği
her parçası ile makyajlanan
gözyaşı palyaçosu
irin kokan aşkları
saplayamam sarkaçlarına

öğürmezmiş
lağım faresi
iğrençliğini...



Sesil / Sevim Türkoğlu


ÇIKIŞ



Yalnızlığın siliktir ayak izi…

çocuk anne büyütüyordu
bulamadığı sorulara
aç açıkta
cevap doymaksızın

üşüyünce;
engelli sevdalara ısınır
baharda
kızarmayı geç'e bırakmadan
toz bulutundan duman tüttürmek
üfleyince
İttirmekse içinden indirmek

dindirmesi masumiyete
sakınırcasına ürkek
arınır
aşk şiddeti...


çok boyutlu geometrik düzlemde
ölü toprağın
yarılan yarığı
tekrarı takip eden
tükenmedik renk bulunmuyor


bir başka renk tanımlamalıyım
Olmuyor…


Sevim Türkoğlu / Sesil


Eklediğiniz şiirin yazanını (Mustafa Eldeniz) internette araştırıyorum. Güçlü, ilgimi çekecek çalışmaları var. Siz misiniz? Sormamda sakınca var mı?

baron11
27-05-2008, 10:35
Sayın sesil hoşgeldiniz.Şiirlerinizi ve seslendirdiğiniz şiirleri ilgi ile takip ediyorum...:)

Sesil
27-07-2008, 05:38
KIRIK DÖKÜK




şarap kadehini deviren
kehanet de tanımıyor artık
sitemdir aşka tutuklu kalan


yarım ağız süzülen
saklıyor gülüşlerini
martılar bile sabaha dek...


kokularını taşıyorum içime sinen

kurutulmuş sözcükler dile getiremediğim


herkes kendi sesine hasret
kimsenin ihtiyacı yok
faydasız uzatsam duymaz
ses de gerekmiyor


bakınan bakış nerede kaybolur

kime ne yakışır boşlukta

yabancı giyilenler


kuru dallar asılı bedenimiz
fal açtıran gölgelerle
çarpışıyoruz


yeşertmek hep suskun
içimizde yaprak hışırtısı
gecikmiş zaman...



Sesil / Sevim Türkoğlu

gizemliduygular
27-07-2008, 07:23
Saygıdeğer Sesil hoş geldiniz.:yes:

Şiirlerinizde anlamsal boyutlar çoğulu/çoğunluğu zorlayıcı nitel ve nicel öngörüler içermekte.
''Duyargaların Sorgu Devinimi'' şiirinizi bir dahaki ziyaretinizde buraya asmanızı istirham etsem umarım kırlmazsınız.

Sesil
27-07-2008, 17:12
Saygıdeğer Sesil hoş geldiniz.:yes:

Şiirlerinizde anlamsal boyutlar çoğulu/çoğunluğu zorlayıcı nitel ve nicel öngörüler içermekte.
''Duyargaların Sorgu Devinimi'' şiirinizi bir dahaki ziyaretinizde buraya asmanızı istirham etsem umarım kırlmazsınız.


Teşekkür ederim.
Bence övgüler sorumluluk yükler. Umarım "şımarmak karşılığında savurganca" korkusunu hep taşırım.



Duyargaların Sorgu Devinimi





Çaresizliğin çare bekleyemeyeceği
Kadar ezilmek köşede
Titrek nokta
İnsan olsa da


Saçlarında parlak yansıma…


Beşi bir yerde
Yukarıda dik bağı
Nasıl kavuşur bilir misiniz?..

………………..

2-

Kim demiş ocak sönük…

Esnemez düğme kalem dokunduğunda
Malzemeler yirmi beş kaçkını yakar

Takılı saten fiyonklu şapka
Dibinde tablolar canlanan

İçinde köşe kapan tırtıl
İkinci baharına kavrulur

Valse duran kır çiçeği
Yaprak arasından uçuşlu…

………………..

3-

Çözülememiş onca çelişki
Keşfedilmeyi bekleyen
Zorlayan onca olgu varken…

Ayrıtı ayrıntısı olarak
Önemsemediklerimiz…
Önem derecesini belirleyemediğimizdir
Belki…

……………….

4-

Ne yaptığımı en iyi bildiğim
Ne yaptığımı en iyi
Bilmek zorunda olduğum...

Kaybedeceklerimin telafisini
Karşılayacakların üstü
Kazancımdır.



Sesil / Sevim Türkoğlu

Sesil
27-07-2008, 17:19
Kalıcı Sevdam



Dayatılıyor
Sınandıkça zora dayanaklığımız…

Akıtır mı alnımızın akı
Kışkırtıcı akrebin zehir’ini…

Bilesin oğlum
Gidersem o günlerden önce
Gömüldükten sonra gelmesin kimse

Başucumda rızamla… hesabı bana yazılı
Helalim'dir dua borçları

Çıkagelmeliyim esintili
Her yanında yurdumun…

Türkçe sevdam
Dokunmalı kulaklara


Kalmak istemem
mezarımda taşlaşmış
mermerden çakılı...




Sevim Türkoğlu / Sesil

Sesil
07-08-2008, 02:10
Devinim




düşmek yeryüzüne kucakta sıcak


karışlamak yetim
büyümek boyumuzca
burnumuzun ucuna kısır gerisi


aslolan küçüklüğümüz

güneşe uzanan aya
gidiş gelişlerimiz



iteleme

başı sonu

çoçukmuşuz meğer

salıncakta sallanan


habire düşüyoruz...

gizemliduygular
08-08-2008, 06:16
Devinim




düşmek yeryüzüne kucakta sıcak


habire düşüyoruz...


Anlamsal derinliğin, anlayana olduğu harikalar üstü dizeler. :cool:
Emeğinize, kaleminize, yüreğinize sağlık.:)
Bizi güzel dizelerinizden mahrum bırakmamanız dileklerimizle.:yes:

Sesil
28-01-2009, 03:27
Uyumsuz Mutluluk Çekicidir




Çöl desen... bereketi zengindi bilinen
çok önceden kanı çekilmiş çorak toprak


geçmişten geleceğe alışageldik
tersten kesildi nereye uzanacağı
neydi orada, nerede budandı yarısı
yaban yabancılar yerlisine karışır
tanımak gerekmez sanki
iki yana pervasız yüzleri

nicesini bulacaktı küs aramaları
kendine seçildi kaçınma
dalgın kaldı hep dargın
içten ucu kapalı

geçmişte tıkanan görünmez kalacaktı
ısısız biryerlerde canı sıkılan

tohumsuz ruhun özü olmazmış gibi
nereye ekilecekti kurutulmuş ürkek
yer bırakmadılar -ama ne- gök açık…

çorak toprak akmayan buluta sövdükçe
avuçlanamazdı mavi damlalar

sevinç güleçti açılan güneşin eteğinde
kökü havada dibine kadar ilişen

usulcası işlemez yukarıda, ki birikinti
duyulmalıydı içerde tükenmeyen pınar

herkesin göremeyeceğini tepeden
sap salınır kuşbakışı
ılıman eserse de arzulu tütsü
zorla sevinmez yetmelere rüzgar

uyuma uyumsuz kılınınca
en başa dönelim göğe kadar

kol yetişmez ki
kimsenin sevmediği kimse olamaz
sapı kesmek tek başına kimin harcı…



Sevim Türkoğlu

BORA YAŞAR
28-01-2009, 12:18
Gülten Akın'ı anımsattı bana şiiriniz.

Teşekkür.

Sormadan edemiyeceğim:

"geçmişte tıkanan görünmez kalacaktı
ısısız biryerlerde canı sıkılan"

ısısız mı, yoksa ıssız mı?

Cevap verirseniz.

Sesil
28-01-2009, 13:52
Gülten Akın'ı anımsattı bana şiiriniz.

Teşekkür.

Sormadan edemiyeceğim:

"geçmişte tıkanan görünmez kalacaktı
ısısız biryerlerde canı sıkılan"

ısısız mı, yoksa ıssız mı?

Cevap verirseniz.



Dikkatiniz özenli ilginizi yansıtıyor. Teşekkür ederim öncelikle.

Şiirlerimde sözcükleri bilinen-ilk akla gelen anlamları barındırsa da benzer ve çapraz anlamları ile beraber çoğul olarak, dışına taşırırım genelde. Ve şiirimin bütününde mutlaka bağlantılı nedensellikleri vardır.

"ısısız" özellikle seçtim.
soğuk, ölüm gibi, yaniii canı sıkılan derken; yanlızlığa terk edilen ve can çekişip acı duyarak, kahrolarak gibi...

Çorak toprak - kanı çekilen toprak; mutsuz, olumsuzluklar içinde çırpınan uyumsuzluk gibi çapraşık bir örüntüyü sezmek olanaklı şiirin bütününde karşılaştırmalı öyküleri ayıklayabilirseniz.


Oğlumla uzun bir sohbette bir "sözcük" oldu esin kaynağım. Konuşamadıklarımı ifade gücüm şiirde dürterek, buluşturuyor.

BORA YAŞAR
28-01-2009, 14:04
Tekrar teşekkür ederim.

Dil şairin sazıdır.

Nasıl çalacağı kendi becerisine kalmış.

Kendi payıma bir yanlışlık olmasın diye sordum.:)

Şiirinizi "Forumdan gözüme çarpanlar" bailığına taşıdım da.

Sesil
19-02-2009, 00:59
Tarifsiz



Oysam!..
ölü gözler armağanım olsun ellerine


doğuştan görmez birine
nasıl tarif edilir kırmızı


görünmezlik karalık mıdır sahi
beyaz da delemez mi
saydam sedefi...


renklerin içinde anlam boyamak
bilinmezse neye göre


ben hiç senli olamadım ki!..



Sevim Türkoğlu / Sesil

Sesil
19-02-2009, 01:17
Çoğalırken Eksilen İnsan



umut yumağı
yuvarlanıp kan revan

tıklattı durdu tekmeleriyle
dünyayı inletircesine...


çıktı bir kapıdan
soluksuz

belirsiz
tanrı misafiri...

çözüldü
ömürlük ziyaretini tüketirken

kimi ikramlara burun kıvırdı

umduğu değil bulduğu
günlere sığamadı


öncelik sıralamasında
tarih sayfalarına
adını /insan/ yazdırdı...



Sevim Türkoğlu / Sesil

Sesil
21-03-2009, 05:43
Yaklaşan Mevsim Değişmiyor



sürgülü kapılardan hep el verdiklerimde
aralığa yerleştirdiğim gitmeye yakın
sayılı geceler çabuk tükenmiyor.
çiçeğe kızıp yakıştırmak en kolayı

devrin heybetinden doğrulamazdı
ne şendi; dolu geldiğine inanmak için.

utandım soyguna çıkanlardan ismini
tanımadım manolyayı uzanan kadına

sunulan makyajlı
o ben değilim inanmayın.

ah!.. onurlu melodi ritminde gömülen
sahtesi ayıklanmalıydı çoktan
başucu sözde yokluğu…

alnım göğe gerili durduğunda
yağmuru görünmez buluta boğulanlar

aşağı eğilmedi ki aksın
keskin vuruşur çınlayan şakaklarda gırtlak
kulağın nefesi kesilince direnir kapanan hıçkırığım


yine gitmeliyim yaklaşan zamandan
armağanlar çoktan kapışıldı

korunmalı fırtınası eksik görülenden…




Sesil / Sevim Türkoğlu

Sesil
24-03-2009, 02:13
Ufuktan kızıl maviyi dağlarına toplayan efsane kuşlar
ötesi ötesi, değerliğe gayreti çağırır kimine
Ki;
yukarıdan bakıldığında hayat sürekli Lûtufkâr değil hiç birimize..

Sesil
26-03-2009, 02:51
Şimdinin Kehaneti Sonraya Kalmayacak





Öncesiydi vaktinden
ölüler buzhanesi diyarı…

Gecenin suskun dilinde
balık istifinde donuk bakışır

aralarında ben olmadığıma şahit
bulamıyorum ne yanı kalmadı

Yıldız arayan oklar tükenmemeliydi
daha güneşe kadar uzanacaklardı oysa

Belki bir zaman…yerime çıkacak…
bedenimden çiçek toplayan kokusunu
hiç çiçek açamadığıma üzüldüğünde…

sıkışmayacak duvarların arkasında
şimdiki harçlar tedavülden kalkalı

aslını koklayacak içine çektiğinde
ışıktan evlerde yanmayan insan yüzü


Doyasıya yaşayacağım o vakit…



Sevim Türkoğlu / Sesil

Sesil
26-03-2009, 17:45
Dün gece okuduklarımdan öylesine sarsıldım ki, yukarıdaki şiire dökülebildim. Duramadım bu feryada, duyarsız kalamayacaklarla paylaşmak istedim. Katledilen bir kadın ve ardından bağrı parçalanan aile yakınlarına kanırtırcasına vurulan darbe!

Hayır, bu darbe hepimizi hedefliyordu esasında. Nasıl ve neden suçlanıyoruz toplum olarak?.. Bu cüreti nasıl elde edebilmekte? Yoksa hepimiz layık olmamamız için çaba sarfetmediğimiz eziklikte, sustukça olumlandığını görüyor, çapsızlığını bizlere benimsettirebiliyor mu gerçekten? Nereye varmak istiyoruz böylelerin önünü açmakla?

Lütfen; önce kendi onurumuz için, aşağıdaki sese kulak verin. Gurup linkine giriş yapın. Yazılanları, karalamayı, açıklamaları özenle inceleyin.

" Güzelsen ya öleceksin ya kapanacaksın diyen zihniyet nasıl cezalandırılmalı "

Ozen Kirac, 26 Mart, 14:31
lütfen gruba üye olup, görüşlerimizi orada yazalım.
http://www.facebook.com/profile.php?id=590068492&ref=profile#/group.php?gid=63155461862&ref=mf

Ölen kuzenimdi. Allah kimseye böyle bir acı yaşatmasın. İnsanı acısı ile başbaşa bırakmayan vicdan Allah katında kendine nasıl bir yer ummaktadır? ÇOk merak ediyorum...

Sesil
22-05-2009, 23:30
Yaşanmamış Roman Tarih Yazmaz




Sen henüz doğmadın çocuk!..


herkes kalktı sanıyor renkli fotoğraflar sonrası
siyah beyazların hükmünde negatif zıtların eşi


zamanın dokusunda bir yerlerde büzüşmüş cenin
yokluğun düşecek yeryüzüne elbet.


dayanamam kalkışırım, henüz yazılmamış
okurum bir romanı tersinden başa...


biliyorum!.. diline eldiven takmış diken ayıklıyor
çözecek demet güller bağını, gülen gonca gözler
görüyorum, kirlenmemiş son sayfalarda açıyorsun...


sinema platosu kurulu dünya!
gece görüşlü kamera çekiminde
çok boyutlu elde tutuş
çevirerek eritti eprime perdeyi
ışığı boyuyor çocuk el değmemiş anlamlara...


yaşam hayali belirsiz kent, masal şakıyor
sınırsız kaynak kaplıyor gök kubbeyi
ışıltılı koşar adım, cam kırığı yansıma...

kıskançlık çekecek eski şairler renk akımına
gezinemedikleri için şehrengiz diyarına.


parmak uçlarım, ahhh!.. kimse bilmez düş hızı
kaç kez gitti geldi zamana görünmeden

yaşanmalı, yoksa bilinmez roman mı masal mı...

yaşayan varır fon ayrımına ancak
zamanı geldiğinde sıkmazsa düzden okumak


nasıl anlatmalı sana,
kehanetin sorulamaz bu günden ispatı

Sakın kaybolma çocuk, ben olmasam da...



Sevim Türkoğlu / Sesil

Sesil
17-06-2009, 01:14
Ilık Yaz Akşamı Akıyorsun




İç geçiren güneşin şehri bileklere asılır
haziranda doğurgan sancısıdır yüklenen...

ılık bir yaz akşamında çok iyi geliyorsun

sen yok musun sanıyorsun
senden yana yerimde sayıyorum

sadece ertelediklerimi biriktiriyorum
en çok da omzunda dalgalanan saçlarımı

olmadığım kadar huysuz
ve şımarık gülüşlerim…

çocukluğum yılları koşturdu inanmışlığa
yakalarsın mutlak hiç değişmediğimi
tek seninle çözülen bakışlarımda

hem sarmaşık kaplı çardak
senli günlere sarıyor halâ…

vazgeçmedim huyumdur takılırım ardına
akordiyonlu kadının
bastığı tuşlar arasında gezinirim

sevdiğin kitapları topluyorum
belki de okumuş olduğun…

suskunluğum tehlikeli
terk’e yakındır bilirsin

kaygılanma sonsuza değin
geveze ruhlarımızın özel lisanını
kimse anlamıyor…



Sevim Türkoğlu / Sesil

Sesil
27-06-2009, 14:53
Hayalet Yıldızlar Kadar Sahteydi





O gece,
köpüren yıldızlar kaydırak
uzanan eller
süründü titrek yüze

binlerce mum alev aldı
gözlerinin cam göbeğinde
tutuşan dilek üflendi denize...


kaç karası söküldü gecenin
bağlandı sevi gün ertesine

Oysa bilinemezdi
madalyonun yüzü terse yarık
eriyen eprime astarı,
allı pullu hayalet yansıma...


buruntu aldanış sonunda
sayısız katli savurdu
zamanı kopardı yolundan...


o geceden arta kalan
tozlu dağınık tavanarası
atılmış köhne tablo
masa ayakları sıkışık
dikine pres duvar arası...


yıpranan sönük feri, vahşi
yanıyla yansıyor tuvale
sol bilekten kesik iki el
deniz dibi,
çakıl taşları üzerinde...


zamansız birleşen ellerin
belirsiz kimlikleri
her hangi ayrı yerde
çifte varlık karakteri...


zarif nakış isimler kazılı
altın halkalar altında...

parlıyor sarı köz halka
sahipsiz ayrı parmaklarda...




Sevim Türkoğlu / Sesil

Von
27-06-2009, 20:08
Şiirleriniz gerçekten harika ve duygu yüklü Sn sesil !

Bizimle paylaşma inceliğiniz için ise ayrıca teşekkürler...

Devam lütfen :super:

Sesil
30-06-2009, 04:11
Sn. Von,
ben teşekkür ederim.


Boşuna Merak



Pişman olursun

girme istersen çık!.. gözlerimin içinden

haritada tespit edemediğin memleketin
tenha yollarından geçip bulursun
sararan fotoğraf karelerinde
avuçladıkça parmaklarından sızan kirli denizi

büyüteç takıp dinmeyen çalkantılardan
değmez inan ki
ayıklamak mahlukatları

bırak senin sularında arınayım…


Sevim Türkoğlu / Sesil

Kederli bakan gözler sanki bu şiiri yakarıyorlardı. İthaf ediyorum.

...

Sesil
02-07-2009, 02:41
Belirsiz


Yaşamak elde olmayan talih
herkes kendinden tanır aşkı
uysa da uymasa da...


Ölüm katı bir yabancıdır


toprak kadar hükmümüz geçmez
zamanı gömülü taşa bulaşmış kalbimizden
hayat geçince silkeleyerek
hiç tanışmamış gibi...



Sevim Türkoğlu / Sesil

Sesil
03-07-2009, 12:30
İnsanların içinde bulundukları olaylara ve psikolojik durumlara göre; şairin anlatmak istediği ile okurun çıkardığı anlam arasında fark olabiliyor.. Ama sonuçta okur, şiirde kendisinden bir şeyler buluyor..

Evet, şiir, yazan açısından yaşamsal duyarlılıkların ve duyguların etkileşimi ile anlamlandırılması sonucu, kendince bir ifade biçimidir.

Yukarıdaki son siirimde:

Yaşamak-Ölüm-Aşk ana temalarında çağrışımların beslemesi ile çapraz ve yan, çoğul anlamlarla korelasyon oluşturduğum, bir zamanlar sevilen birinin yaşarken ölüm infazıdır işlenen.

Ama dileyen düz anlamlar bütününde de, hatta soyut kavramlarla farklı imgelem zenginliğini değerlendirerek, her okuduğunda farklı farklı anlamlar çıkararak hissedebilir bu şiiri...

Bana göre:

"Bir şairin şiirleri ilgisini çektiğinde okurun; öncelikle şiir anlayışını-çizgisini-kültürünü(poetika) irdelemeye çalışmalıdır.

Yaklaşık şairin; yaşam kültürü-biçimi-birikimi-deneyimleri-yaşamı yorumlayış/algılayış biçimi-psikolojisi-duygusallığı-derinliği-düş dünyası-duyarlılıkları-sosyolojik konumu-zekası bileşkesinde şiir tarzı-çizgisi ortaya çıkar.
Süreç içerisinde yazım yapıtlarında olgunlaşması, tarzının tüm yönleri ile zenginleşmesini sağlar.

Bir şairin bir-iki şiiri ile, şiirini-tarzını-anlamını çözmek olanaksızdır. "

Sesil
08-07-2009, 18:45
Esti, eski bir şiirime denk geldim.


Çocukluğumu Ayıklarım Bu Güne




Arada beynim büyüyor pütür peltek
kocaman sarmal sarıyor liğme pamuk
çocuk yumukluğuma dönesimden sanki
heveslenir anılarım, unutuluşu aralar...


Geçen unuttuğum sokağa rastladım şaşkın
henüz yolunu bulmaya koyulmamışken hayatın
dumansız toprakta çil yavrusu şenliği...


gizlendim bir köşeye ıssız
gözümde trampet coşkusu
hiç biri görmedi beni
işledim içlerine kayıp kendimden

taze somun kokusu tüttü
çelik çomak çubuklarıma...

çizgilere çifte bas zıpla
tek ayak üzerine
sekersin sonra hani...


ipimi de isterim eksiksiz
asılırım iki elimle
sırrını sararım dünyanın
sıçrarım üzerine basmam
içinde üç beş dolanırım
nefesim dilimde sayar...


yer altında soluğun
mucize gözeneğini kurcalar
solucan parmaklar kıvrılır
kil bulamaçlı avuçlarıma...



üzüldüm ama...
larvaları kurumuş derenin
geçmiyormuş buradan yolu
olsaydı kurbağların kuyruklarına
takılan pileli eteğim sırılsıklam
bu yaşta annem kızar mıydı?

yasak ıslah edememişti dayağı...




Sevim Türkoğlu / Sesil

-------

Sesil
08-07-2009, 19:00
Eskileri buldukça gömü bulmuş gibi eşelemeyi seviyorum galiba.


Tapınak Askı Kendine Asılı



şeytan sofrasında acıkan gurultu
beslenir adak niyetine derdi

Çiçek hasır maske örse kılıf örtmez
kutsal mabedin kapısına asılır haramiler
kulağa dayanır viyolonsel perdesine dokunan yay
yüreği tebriği bol girizgah
haydi hep beraber el verelim koroya
hoşaf iyi hoş karışsın
tut kap ver trey tirin
eksiği kapanır makamı bilinenden


boz bulanık mavilerde hayal
payesi sıkılır şırıngadan salgı basılır
derde adrenalin deva varılır...


boş gezinmek gevşetir görüşü
övgüler kamaşır saçma örgülere
kibir birikir kara kına yakar...


her aralık kapı açılır hole
adım atanın önünde hoş görür

nereye varılmaz uygun yön
nereden bilsin göz görmez...


süte renk vermez çay tanesi
tadını kıvamında bırakmalı


düşler kuşbakışı asılı hayata
kimisi uçuşur bezgin kaçışta
incelir arada eğreti askı tutmaz
alaşağı olursa döner tersine

neyin önceliğinde hayat çiğner bilinmez
affı kusur örtmez acımasız

sıcak idmanda har tutmaz o vakit harareti...


ara buluş sıkılır bulamayınca
dişe dokunmaz ağızda yavan
silgi çeker bozum bağı

durağan durgunluk doluya dolmaz
yokluğun yoğun altı üstü
negatif pozitif sıfır noktasına sıkışık
olumsuzluklar çarpıştıkça çıkar kapıdan
dönüşür olumlu varım sonuca...


doktorunu iyi seçmek gerek
sahte reçetesi savma olur
yanlış ilaç utancı perçin

reçetesi akılda uyanık tutmalı
omuzları dikine geçirmeli

terinde uyku aksın
yanlışı ayıklasın sıkı bilek...


saf suda buhar karışımı uçuşmalar
yüzüne yansır dibi duru bırak
açılan susam hazine saklar
örümcek ağı beklesin tapınağı
sıkı tutun düşlerine en çok kahramanlar düşer


Sevim Türkoğlu / Sesil

------

Sesil
13-07-2009, 22:01
Aşkın kimyasını çözmeye çalıştığım eski dönem şiirlerimden:


Yakışmalısın Yüreğime



Seninle Yüreğim

sevgi dehlizi

barındırmaz kirini

bir kapağından ak sevgi

bir kapağından

kan kırmızısı

aktıkça coşar

dolaşır tüm bedenimi

hisset!..

sol yanımdan

bir esinti

sana yayılmakta

sığamıyor kabına

aşıyor bendini

arayışında eşini

kan çekiyor sanki

söz geçmiyor

aşıyor engelleri

nafile

her yol sana

yönelmekte

kıvrımlar esrik

sana tüm eğilimler

yakışmalısın

yüreğime

var mısın

düşlerime...



Sevim Türkoğlu (SESİL)

Sesil
13-07-2009, 22:11
Bu da, tavanarasında eski bir çeyiz sandığını deşer gibi bulduğum yine naftalinli bir şiirim:



1998


Kırıntısı zerresi
İrili ufaklı materyali
Doğanın her bir unsuru
İnsanın yalancısı düzenbazı
Hası, güzeli, çirkini
Yani tümü ile evreni
Beyninde yüreğinde
Hani ruhunda, gönlünde
Kucaklamak, sarmalamak
Kavramak, özümsemek
Ayrıştırmak, birleştirmek
Hani yani; yaşamak işte
Yok olmadan varlığını ispatlamak
Ben gerçekten yaşadım diyebilmek
Meselem bu kadar basit işte...


25/05/1998
Sevim Türkoğlu
-----------------------

JoNaThAn
13-07-2009, 23:12
Sadece aptallar mezar taşlarını düşünürler. Siz en güzeli beni yakın. Her kıtada bir kaç parça uçuk toz bulunsun istiyorum benden. Rüzgarlı havalarda öyle bir uçayım ki; kanıtı olsun mutluluğun. Kanadı olsun. Tozlu ve sıcak havalarda yapışayım bir kadının ayağına, ayıplasınlar beni; "öldü ama hala"..

Ancak aptallar vasiyet yazar. O nedenle çok gevelemeyin lafı benden sonra. Diyorum ya işte; yaşlı bir kadının anlamadan bakan merakındayım.. Ya da bir bebeğin çıldırmasında beni görünce..

Jonathan.. Tarihsiz; her an tekrar tekrar yazılmakta..

Benden sevgili Sesil'in topiğine bir armağan olsun.. O benim topiğime yazmıştı güzel şiirlerinden..

Bunu ilk yazdığımda değer verdiğim bir kişiye sunmak için yazmıştım.. Elbette plajda yaptığım bu karalama, evime döndükten sonra diğer yazılarım arasında yerini almakta gecikmedi..

Şimdi de burada paylaşmaktan mutluluk duyuyorum.. Umarım sevgili Sesil'in topiğine layık olabilir.. Ne büyük bir olaymış gibi sundum yahu..:)

Sevgiler..

Sesil
20-07-2009, 05:16
Sadece aptallar mezar taşlarını düşünürler. Siz en güzeli beni yakın. Her kıtada bir kaç parça uçuk toz bulunsun istiyorum benden. Rüzgarlı havalarda öyle bir uçayım ki; kanıtı olsun mutluluğun. Kanadı olsun. Tozlu ve sıcak havalarda yapışayım bir kadının ayağına, ayıplasınlar beni; "öldü ama hala"..

Ancak aptallar vasiyet yazar. O nedenle çok gevelemeyin lafı benden sonra. Diyorum ya işte; yaşlı bir kadının anlamadan bakan merakındayım.. Ya da bir bebeğin çıldırmasında beni görünce..

Jonathan.. Tarihsiz; her an tekrar tekrar yazılmakta..

Benden sevgili Sesil'in topiğine bir armağan olsun.. O benim topiğime yazmıştı güzel şiirlerinden..


Bunu ilk yazdığımda değer verdiğim bir kişiye sunmak için yazmıştım.. Elbette plajda yaptığım bu karalama, evime döndükten sonra diğer yazılarım arasında yerini almakta gecikmedi..

Şimdi de burada paylaşmaktan mutluluk duyuyorum.. Umarım sevgili Sesil'in topiğine layık olabilir.. Ne büyük bir olaymış gibi sundum yahu..:)

Sevgiler..


Sevgili Jonathan;

Siz sonraki aşamayı tahayyül etmişsiniz,
arada bazı notlar karalarım, geçen yine
tesadüf;

"hırpalanır, yolunur, ezilse de
yoktan an gibi çoğalan
sevda kanatları evrene
nefesinde süzülür bazılarında

Ki onlar olmadan yaşam
içine çöker sönük "

demişim.
"Ölüm de yaşama dair" denir ya.

görebilen-aktarabilen insan var olmasaydı(ölü veya diri)
yaşamın anlamı-varlığının şahitliği
söz konusu olmadığında
ne olacaktı?

Tabii, bizim algılayamadığımız başka düşün varlıkları olup olmadığını bilmeden, insanca bir bilinç ile yapabildiğimiz bir yorum ancak.

Teşekkürler...

Sesil
20-07-2009, 05:43
---

Değişen Diyar Sayfalarında Aralık Dolar



Başka gezegenlerde unuttuğumuz
çağ buluşması sözü;

Milenyum öncesinden mi kalmıştı
vakti kalmamışların acısında
"en çok seni sevdim diyebilmeyi"


koşullu gülmenin olmadığı
ucunda ip takılı mutluluğun resmi
ileri geri mesafelere çekilen.

Ki; resimler nasıl baktığımız izler

ufkun şelale akışı yüzümüze dönük
sahilde sıradan bir bankta

seyre kavuşturuyor
bilmeden birbirimizi...



Sevim Türkoğlu / Sesil

Sesil
20-07-2009, 22:27
Bu şiiri farklı bir platformda farklılaştırarak geçtim.


Değişen Diyar Sayfalarında Aralık Dolar



Başka gezegenlerde unuttuğumuz
çağ buluşması sözü;


Milenyum öncesinden mi kalmıştı
vakti kalmamışların acısında
"en çok seni sevdim" diyebilmeyi


koşullu gülmenin olmadığı
ucunda ip takılı mutluluğun resmi
ileri geri mesafelere çekilen.


ufkun şelale akışı yüzümüze dönük
Ki; resimler nasıl baktığımız izler


seyre kavuşturuyor
bilmeden birbirimizi...



Sevim Türkoğlu / Sesil


Bir arkadaşın geçtiği yorum yanıtı buraya da aktarmak istiyorum.

"eski resimler.. bazen bakarız ya onlara saatlarce.. hüzün, burukluk, hafiften bir gülümseme, bazen resmi okşama ve dalıp gitmeler.. çeşitli düşünceler.. denilenler, söylenememiş olanlar.. çekilen acılar..

bunu ne zamandır yapmıyorum hatırlamıyorum.. sanırım zamanıdır.. "

------------------------------------

Gerçekten yazdığım şiirlerin içten yorumlarını okumak beni çok etkiliyor.

"Bu şiiri ben mi yazmışım" dedirtiyor.

Çünkü, anlamlandırmalar yakın olabildiği gibi
bende içimi taşıran hissettiklerim, nedenlerin sarsıcılığı
canlanan karakterlerin uyandırdıkları dürtüleme,
öyküleri-hayallerin işlediği örgüleme zemini
bambaşka olabiliyor.

Bu zenginlik keşfi çok haz verici.

Sesil
25-07-2009, 16:48
-----------------------
Güç Üste Çıkınca Neden Hafif



Umuda
Yaşarmak yordam yorgunluğunda
Cılız bacakları erken çocuk...


Dayanağı tartmak neyin bedeli
Henüz
Seçme hakkı hazırlıksız koşul
Tanışmak haksız…


Umarsız yüklenen
Üzerine
Yaslanan törpü
Yontuldukça kabuk


Dağlanan
Çocuk derisi
Acıdan incecik katlar
bilendikçe keçeleşir
Çağlar boyu…


Dayanmak değişime
Geçişler uzun mu uzun
Sonrası için
Kime yararı işler


Uğruna ödenenlerden
Hatırlanır mı…


Tartamaz terazi
Unutulanların adaletini


Ezici karşılık
Tükenmeyen şikayet…



Sevim Türkoğlu / Sesil

Sesil
09-09-2009, 01:42
Eskilerden;
onlarcası geldi geçti ama bu yalın şiirim her aklımı çeldiğinde ilk ortaya çıkardığımdaki basıncı hissederim.

Sesli dinlemek isteyenler:
http://sesilya.blogcu.com/ozgurlugu-istiyor-muyuz-seslendirme-calismam_1726863.html
Ayrıca:
http://www.facebook.com/video/video.php?v=100597793598



Özgürlüğü İstiyor muyuz?





Anlamıyorsun
Bilmiyorsun
Kaçtıkça senden
İçimde çoğaldığını
Öylesine sardın ki dört bir yanımı
Çorak toprağım
Seni nasıl yeşertti
Ölü hücrelerim seninle nasıl yenilendi
İnan bilebilseydim anlatırdım sana da...
Beni saran dallarını
Neydi çoğaltan
Bendeki tutsaklığın
Sende onlarca öyküler yaşatıyor bana
Ne çok çoğaldın bende
Her kaçtığım yere
Ne ağır yüklerinle taşıtıyorsun kendini
Bilmiyorsun
Yabancı şehirlerde
Karşıma çıkan herkesde
Seni ararcasına bakındığımı
Her yabancıda sesini duyarcasına
Seni dinlediğimi
Seni düşlediğimi
İçimde kavuşma öykülerini
Oya gibi işlediğimi
Bilmiyorsun
Belki,
Birbirimizdeki tutsaklığın
Bitmesini istemeyişim bu yüzden
İçimin çoraklığında
Yeşeren bu ormanı
Kaybetme korkusundandır
Senden kaçışım, kimbilir
Senin benden kaçışın gibi
İkimizin korkusu ortak
Bak işte,
İkimiz de seviyoruz
Böylesi tutsaklığımızı
Aslında,
Biliyoruz
Beni senden
Seni benden kurtarmak
İkimizin de elinde
Öykülerimiz öksüz ama
Özgür olacak
Sen var mısın?
Ben yokum
İşte o yüzden
İkimiz de yokuz...




2002 / Sesil

Sevim Türkoğlu

Sesil
14-09-2009, 02:53
SONRA'YA KAÇ VAR



Gözlerimde yaşanmışlıklarım dizilerek uzanır sonsuz sonraya her an yola çıkmaya çağırır.

...

Oğlumun sesi geliyor kulağıma... Küçük, yumru, naif elleri ile çenemi avuçlar, kara zeytin hüzünü bakışlarını dikerdi yüzüme.
- Anne, babam evimize gelecek di'mi?
- Tabii oğlum
Derdine derman olmazdı yanıtım.
- Evimizde, yatağımda, masal anlatacak, bi de omuzlarında oturarak ayaklarımı aşağı sallandıracağım değil mi?
Tek soru, cevapla yetinmez, ukdesinde özlemle canlandırdıklarını her defasında farklı soru yığını ile soluksuz sıralardı. Babasından söz ederken, onunla yoğrulduğu anlar göz bebeklerine yansır ışıltısı içimi aydınlatırdı. "Kara böceğim, yaşam sebebim. Yarına çağlayanım." Ona olan sevgim nedense korkuturdu beni. Babası da yere göğe sığdıramazdı onu. Başından belli idi sorunsuz sevecen olacağı, doğumu da öyle kolay olmuştu ki. Kundakta pudra, süt karışımı kokulu böcül halini kollarımla sarar bırakasım gelmezdi. Biricik oğluşumuzdu. Hep akıllı bakardı, her şeyi kavramaya çalışırdı sanki. Tabii okuyacak adam olacak, dimdik sağlam ayakta duracaktı.

...
- Babam da bizimle gelebilse ne güzel olurdu di'mi anne?
- Evet oğlum ama bırakmazlar ki. Bitecek oğlum bitecek yine eskisi gibi hep beraber olacağız.
- Ne zaman?
- Sonra oğlum, sen onu hep çok sev, belki o zaman daha kısa sürede gelir.
- Babam da beni çok seviyor di'mi anne, bana hep çok sevdiğini söylüyor.

Geri dönüş otobüsüne her bindiğimizde sıcağı sıcağına değişmezdi aramızdaki sohbet tarzı. Babasının yokluğu iki seneyi bulmuştu. Üç buçuk yaşındaydı. Gittikçe daha çok arar, varlığının eksikliği onu hırpalar olmuştu. O'nunla son gidişimizde babasının boynundan çekip koparmakta çok zorlanmıştım.

...
Gece onbir arabasında anne, oğul dönüş yolundaydık. Uyku zamanını çoktan geçirmişti. Kalkıştan bir süre sonra ışıklar da kapanınca;
- Hadi oğlum suyunu da iç ve başını dizime yasla, güzel güzel uyu artık e'mi güzel oğlum.
_ Peki anne, babam uykumda öper beni.
Kucağımda kıvrılan narin bedeni kısa sürede gevşemişti. Benim de oturduğum yerde içim geçmek üzere idi.

...
- Anne çişim var.
Gözümü açtığımda otobüsün içi aydınlanmış, ışıkları yanıyordu. Mola yerine varmıştık. Yolcular sıralanmış koltukların arasından geçmeye çalışıyorlardı.
- Tamam yavrum şimdi götürürüm seni.
Otobüsten indik.Tuvaletlerin bulunduğu bölüm, oldakça karanlıkta kalıyordu. Yanaşan araçlardan, inen insanlarla kalabalık oluşuyordu. Yine de dikkatli olunmalıydı, ürpertici idi. Oğlumun ihtiyacını gidermek biraz zaman almıştı. Uyku sonrası iyice açılmış, bıcır bıcır konuşması kesilmiyordu. Yolculardan bir iki kişi kalmıştı.
Teretdüt etsem de, benim de girme ihtiyacım vardı. Oğluma;
- Şimdi anne de yapacak yavrum, sen kapı önünden sakın ayrılma burada bekle e'mi, diye seslendim.
- Peki anne
Tedirgindim, çok kısa oyalandım. Acele ediyordum. Bu arada tıkırtısını duyuyordum. Çıktığımda, kapı dibinde bıraktığım oğlum yoktu. Görünmüyordu.
- Allah'ım yavrum neredesin? Diye seslendiğimi anımsıyorum.
Aynı anda dışarıdan duyduğum acı acı çığlıklar kulağımı deldi.
Oğlum!.. oğlum!.. Oğlum!.. Oğlum!..
Allah'ım benim canımı alsaydın...

...
Beş kardeşin ortancası olarak yokluk, yoksunluk içerisinde sessiz, sakin, ezik büyüdüm. Bizimkilerin çocuk sevmeyi becerebilmesi pek olanaklı değildi. Koruyorlardı kendilerince sadece. Orta iki'den ayrılmakla ev işlerini üstlenmek evin tek kızı olarak bana kalmıştı. Şikayet nedir bilmezdim. Hep yapılması gerekenleri gözetiyordum. Kardeşlerimden sadece biri meslek lisesini bitirebilmişti.

On dokuz'umda tanımıştım o'nu. Mahallemize yeni taşınmışlardı. O da yirmi beş'inde konuşkan, girgin tavırları ile ben dahil herkesin dikkatini çekmiş kısa sürede kendini benimsetmiş, kendini sevdirmişti. Taksi şoförlüğü yapıyordu. İçim ısınıvermiş, üç ay sonunda ona kaçıvermiştim. Öyle uzun süre flört edilemezdi bizim buralarda. Özellikle yaşça büyük iki ağabim ile. Yine de ailem ile barışmamızı sağlamış, telli duvaklı gelin etmişti ya beni, mutluydum. Önce bir sene ailesinin yanında yaşamıştık. Azimli idi, gecesini gündüze katarak çok çalışırdı. Senesine varmadan bir konduyu sıcacık kendimize ait bir yuvaya dönüştürdük. Ben de boş durmaz para karşılığı dantel örer, çeyiz hazırlardım. Hiç şikayetim olmazdı hayatımdan. Daha ne isteyebilirdim ki! Fazlasında gözüm olmamıştı hiç bir zaman. Hele pazar öğleden sonra taksi arabasına bindirip sahile çay içirmeye çıkardığında, dünyalar benim olurdu.

Kadın aklı ermez her bi şeye. Çok okuyup çok bilmeyi oldum olası kendime pek yakıştıramazdım. Ancak... Çocuğum olmalıydı, adam edecek!..

...
Oğluşum da katılınca aramıza her bir şeyimiz tamam oldu sandıydım. Çok güzeldi o günler. Kocam da oğlumuzu öper okşar arada; "heyt bre evimizin neşesi" diye seslendiğinde bir ana olarak nasıl da kendimden gururlanırdım. Ben hep başkaları için var olmuştum. Hayat istediğim her şeyi fazlası ile sunuyordu bana...

Bizim oğlan bir buçuk, iki yaşına ulaştığında kocam; "başkasının araba şoförlüğünü bırakma zamanı geldi, artık kendimize ait elden düşme bir servis aracı alayım, rahat ederiz" diyerek, işini de değiştirmeye karar vermişti. Bir ay içerisinde minibüsünde dershane öğrencilerini taşıma işine başladı.

Bir süre sonra bizim oğlana, ev ve el işlerine öylesine dalmıştım ki, zaman geçtikce kocamdaki değişikliğin bizi nasıl sarsmaya başladığının, geç ayrımına varabildim. Değişiyordu hem de çok!.. Ona inanmaya alışmıştım. Bahanelerini haklı çıkaracak nedenler kurgulardım aklımda. Oysa "genç bir kadına kaptırmış gönlünü" dediler. Çok geç kalmıştım. Bizden, evinden gittikçe hızla uzaklaşmaya devam ediyordu.

İçkiye başlamıştı. "Seviyormuş kendince..." Körkütük sarhoş olduğu bir gece açıkça itiraf etmişti. Dert yumağı kartopu gibi yuvarlandıkça büyüyor, sıkıntılar üstümüze çöreklenen büyük bir çığ haline dönüşüyordu. Evimin erkeği, oğlumun babası idi. Birbirimize çok ihtiyacımız vardı. Öteki genç kadın, fettanlığı ile kocamın aklını başından hepten uçuruyordu. Bizden uzaklaşmasına, içkisine şaşkınlık ve korku ile katlanıyordum. Sürekli öfkeli dayanılmaz birine dönüşmüştü. Ben ise evimizi dirlik, düzen içerisinde ayakta tutmaya çalışıyordum. O’na üzülüyordum. Her zaman sevilen sayılan biriydi. Sık sık sarhoş görüntüsü ile rezil oluyordu. Tanınmaz hale düşmeye başlamıştı. Evimize gelişi haftada bir, iki geceye seyrekleşmişti. Eve geldiğinde oğlanı sever okşar ama benden gözlerini kaçırır yüzüme dahi bakmamaya çalışırdı. Eve yetmeyecek kadar para bırakır diklenen bakışından, istemeye ürkerdim. Yeter ki bağırış, çağırış olmasın isterdim. Ne yapacağımı bilmez haldeydim.
Ağabeylerim duymamalıydı, korkardım. Ama nasıl bir hal çaresi bulunacaktı bu gidişe, işte orasını düşünemiyordum kendimce. Sadece bekliyordum.

Günlerdir eve gelmez olmuştu. Bir gün, ansızın felaket haberini aldım. Sonunda sevgilisini sarhoş bir gecesinde kıskançlık krizinde boğazlamış, öldürmüştü... Aşifte haliyle rahat durmamış, kocam o'na yetmez olmuştu. Bitmişti sonunda, artık "o" kadın olmayacaktı ama şimdi de cezaevine girecekti. "Varsın olsun, böylece uslanır, durulur nihayet" demiştim. Çıkışında yine hepten benim olacaktı ya, eve dönerdi. "Oğlumuzla eski halimize kavuşur, unutur gideriz her şeyi" diye düşünmeye başlamıştım.

Babamların evine yerleştik o cezaevindeyken. Bizimkiler de, "o" kadın ölünce duyduklarına daha bir makul karşılık vermişlerdi. Ne de olsa erkek adamdı. Eh, olmuş bitmiş, "namusunu" kurtarmıştı. Kadına yakışan erini beklemek, çocuğunu babasız koymamaktı. Akıllı olmam gerektiğinin nasihatini, tembihini söylenip durmuşlardı. Zaten ben de kocamı istiyordum. Hep "o" şıllık çelmişti adamın aklını. Geçinip gidecektik "o" çıkmasa idi karşısına. Ne de iyi bir kocam vardı, arslanlar gibi... Öyle düşünüyordum, marifetmiş gibi...

Oğlumla onu ziyarete gitmeye başladık. Ahhh ah, nasıl da özler olmaya başlamıştı, uzaklarda her şeyden yoksun cezaevinde, nasıl da değerimizi anlar olmuştu. İyiden iyiye kader çizgimizin düze çıkmaya başladığına İnanır olmaya başlamıştım. İnanmak istiyordum, çok ihtiyacım vardı güçlenmek için. Geçen kötü günleri unutmam, yokluğunda oğlumuza sahip çıkmam gerekiyordu. Uzun sürecekti mahpusluğu, kolay mı bir can almış, katil olmuştu. Yine de kocamdı işte, hep onu haklı çıkaracak bahaneler üretiyordum.


2-

....
Uzun sayılı günleri böylece geçirmeye çalışıyorduk. Garip yazgım son tokadı ile beni yıkıncaya kadar. Oğluma dayadığım yaşam sevincimi elimden alıncaya kadar. Bizi onsuz bıraktı. Ben bu çileyi hak edecek ne yapmıştım ki? O günden sonra ben de, kör karanlıkta dondum kaldım. Geride kalan oğlumun yokluğunu hiç bir şey kapatamayacaktı.

Daha kötüsü, acı içerisinde kıvranırken bu olaydan sonraları kocam beni suçlamaya başladı. Aklı perişan, bana saldırıyordu. Oğlumuzun ölümü ile kendisinden intikam aldığımı düşünüyordu. İyiden iyiye ruhsal durumu bozuldu.

Dermanımız kesiliyordu. Ona görüşe gitmemi, ziyaret etmemi yasaklamıştı. Çıkışında beni boşayacağına dair haber salmıştı. Bizimkilerin yanında tam bir sığıntı olmuştum. Sesim soluğum kesilmişti. Yarı ölü gibi ortalıkta dolanır olmuştum. Zaman geçiyordu ama ben, gerisinde duruyordum sanki. Umutlanacağım her şeyimi yitirdim. Avuçlarımda bunca zaman sızılarımı biriktirmiştim. Ne yapabilirdim bundan sonra, bu kadar çaresiz. İçimdeki kör boşluğu neyle doldurabilirim ki!.. Eskiyen yanlarımızla, yitirdiklerimizle, yok olanlarla, yama tutmaz haldeydik artık!..


...
Böylece geçen zaman üzerime, ezercesine devrilerek kahrını kattı. Kaç sene geçti oğlumsuz tek başına... Hiç bir şey önemli değildi artık. Anlamsızdı seneleri saymak, ha bir eksik ha bir fazla. Ben, otobüste oğlumla uyuyorum halâ... O’nun kokusu ile...

İşte sonunda bir zamanlar gelmesini özlemle, sabırla beklediğim kocamın mahpustan çıkış zamanı da geldi. Kocam yarın çıkıyor, tahliye ediliyormuş. Kim bilir, belki de yüzümü dahi görmek istemeyecek. Peki, benim yarınım yüzüme görünecek mi? Öyle yalnız yorgunum ki, bitirmeliyim çaresiz debelenmelerimi. Kurtulmalı, kurtarmalıyım herkesi. Hem oğlum da üşüyordur bensiz, benim gibi...


...
Gün batımına yakın zamandı. Yerde bir kadın, kan birikintisi içerisinde kıvrılmıştı. Çevresine toplanan bir kaç kişi meraklı boş bakışlarla anlamsızca fazla yaklaşmaktan ürkerek dolanıyordu. İçlerinden biri cansız yatan bedene yaklaşan görevliye;
"atladığında evde kimse yokmuş galiba, annesi ve babası ile oturan bir kadındı, komiserim" diye seslendi.

Görevli yerde gördüğü savrulmuş kağıda uzandı. Üzerinde el yazısı ile karalanmış notları farketti.
Bir şiirdi, "kim yazmış acaba" diye düşündü...


SONRAYA KAÇ VAR



Kadın kısmı bu, şaşı aklım ermez
ulaşır mı geri geri giden hedef yarına


yüzüm arkada eğik, adımlar önümden öte
geriden bakındı ileri giden ters heybem
sırtımda aynanın çatlak sırrı
peşi sıra taşıdı kırgın cam parçalarını...


kesildi güze dönen soldu un ufak baharım
yok oldu kırpıntı muştular karabasan uçuştu
sığmaz avuçlarıma sızdı biriken parmak arası sızı...


içimden taşan soğuk karanlık ne olur
sonraya kaç var
yeter artık üşüdüm, ölüme ört üstümü...



"Son arzusunu yerine getirmeliyim" diye düşündü. Toplanan kalabalığa seslendi;

"üstünü örtecek bir şeyler getirin."




Sevim Türkoğlu / Sesil

Sesil
02-10-2009, 06:36
Boynu Bükük Kaldı Sokağın



eski sokağın körpe mahcubiyetinde gülen gözlerle dokunurdum


ürperirdim beni yakan utancım eline değdiğinde
aşkı çocukluğuma nasıl sığdıracağımı bilemeden
yorgun düşerdim sırrımı kovalamaktan
ayıplarım çekerdi çaresizliğime...


geride süzülen dudaklarının bakışıma çağrısı dilsiz kaldı
kim bilir sağırlığı seçtiğimdendi belki

daha çocukluğumuzda öğrendik terk etmeyi...

kendimizden sakladıklarımızla
asfaltlanan suskun mahcubiyetinde
oynayan hiç çocukları yok artık...



Sesil / Sevim Türkoğlu

Sesil
19-10-2009, 01:56
Binaların Görkeminde Boynu Ezik Kaldı Sokağın



Eve zaptedilemiyen çalkantıları çayırlar sağıyordu henüz
kızarırdı yanaklarımız tüketemediklerimizi yakalamak için.

eski sokağın körpe mahcubiyetinde gülen gözlerle dokunurdum...

ürperirdim beni yakan utancım eline değdiğinde
aşkı çocukluğuma nasıl sığdıracağımı bilemeden
yorgun düşerdim sırrımı kovalamaktan
ayıplarım çekerdi çaresizliğime...

geride süzülen dudaklarının bakışıma çağrısı dilsiz kaldı
kim bilir sağırlığı seçtiğimdendi belki

daha çocukluğumuzda öğrendik terk etmeyi...

kendimizden sakladıklarımızla
asfaltlanan suskun mahcubiyetinde
ezilen toprağın oynayan çilyavruları

beton yollara coşkuları serik
savruk yürüyor artık...



Sesil / Sevim Türkoğlu

Sesil
22-11-2009, 05:43
ÖYLESİNE ESER YA İNSANA: SLAV DİLLLERİNDEN ÖRNEKLEME

...


Sniyevam u Moskov'u sniyek

idem ponoçi hitno byelo i cırno şuma

divno ludo neznam kud bejim

Samo moram da znam da bejim

Ali neznam o çega

bejim bejim ludo i hitno!..

...


Slav dilleri birbirine çok benzer.

Türkçesi: (İşte tercüme, yazılanı, bütündeki anlamı, aktarımdaki estetiği öylesine aksatıyor ve bozuyor ki, karşılığı tüm büyüyü bozuyor. Bazı sözcüklerin diğer dillerde bire bir örtüşen anlamı veren sözcükleri eşleştirmek olanaksız. Ya da özellikle bir şiirde karşılıklı sözcüklerin o her ülkedeki vurgu, anlam, estetik ses değerini, sözcüklerin sıralama düzenindeki matematiği karşılaması mümkün değil.)


...

Rüyalarımda, hülyamda Moskova'da kar

heybetli deli gecenin bir vakti beyaz ve zifiri

hızla neden kaçtığımı bilmeden gidiyorum çılgın

tek bilmem gereken kaçmam gerektiği

ancak bilmiyorum neden

hızla kaçıyor kaçıyorum ve delicesine

heybetli deli gecenin bir vakti beyaz ve zifiri...

...

Anlık, iddiasız dökülen öylesine karalamadır.

Slav dilinden ve kendi dilimizden olan karşılığı da..

Sesil
11-12-2009, 05:21
NEREDE KANATLARINI ÇIRPAN YILDIZ GÖRSEM


Karanlık çöker yalnızlığın silik ayak izlerine / Erken olgunlaştırır ölümüne yenik sevdayı / Bilerek unutma özürlü yanlarımız / hiç kaybolmayacak gizil ulaşılmazlığı / gecenin bulutsu hüznünde sanadır titrek / kanatlarına gömülmüş hayalet yıldız / anlar derinden puslu gözün / ışık baktıkça kayar içine / tutuşur çaresizlik, dinginliğe kısarsın!.. kısarsın!


Sesil
(Şiirimin bir bölümü)

Sesil
29-12-2009, 01:05
Işığı daha yayılarak baş aşağı yandıkça mum dibine çabuk varır


O artık olmayacakmış yokluğu bile / çizik izlerin tarihi geriden nereye yol alır / aralığı meçhul suyun boynu / gürleyen seslerin duyulmaz karmaşasında / sedasız kırgın kırgın kurudu sanılır / oysa avuçlarımla buharlaşan uçuşmaları topladım hep...



NE HEPSİNE NE HİÇİNE SIĞMAYAN IŞIK TARİF ET!..


...

halil64
30-12-2009, 09:06
GİRDAP

bu çemberin sonu uçurum
kendimden geçeli
ben ben olmayalı çok oldu
çember daraldıkça sonu varılmaz oldu
nokta olunca çember
düşecek bu zavallı kul

KUL ZAPYON

Bir sitede okudum, paylaşmak istedim üstadım. Saygılarımla...

Sesil
31-12-2009, 02:23
böğrümde topladığım kor çiçeklerin kökleri

inceden oyuk karınca yuvalarına yer deşer

titrek depreşir alıp başını...

bu böyle sökmeye kıyamadığım bitimsiz isyan

ah! ne sestir kimsesiz kıyamete nedensiz...

halil64
31-12-2009, 13:39
Nafile

Hep sana özlem duyup hep seni özlemiştim
Gün olur beni anar, bana gelir demiştim
Gittiğin günden beri yıl edip günlerimi
Gelirsin umuduyla yolunu gözlemiştim

Her gece, her uykuda sen girdin düşlerime
Acımı ortak ettim dökülen yaşlarıma
Ömür geçtikten sonra şimdi "geldim" diyorsun
Ne faydası var artık, ak doldu saçlarıma

Mazide buruk yıllar, amaçsız günler önde
Ne sendeki gençlik var, ne eski arzu bende
Boş boş bakacak artık gözlerim gözlerine
Mutlu oluruz sanma birleştiğimiz günde

Eski sıcaklığıyla kaynaşamaz kanımız
Körpe aşıklar gibi titremez bir yanımız
Boşuna yormak derim yaşlanan gönülleri
Önceki tadı olmaz, olmaz mutlu anımız

Bırak, hatıralarla yaşasın kalplerimiz
Dünkü sıcaklığıyla dursun gönüllerimiz
Bu sevgi sonsuza dek saklı kalsın sevgilim
Yine özlem du***** aksın gönüllerimiz

Hasretlerle büyüyen bu sevgi bize yeter
Bin yıl geçse, hayalin yine gözümde tüter
Bırak söndürmeyelim bu sevda ateşini
Bu aşkın tohumları belki ahrette tutar.

Mehmet Demir

ayhan53
31-12-2009, 15:20
MEMLEKET İSTERİM

Memleket isterim
Gök mavi, dal yeşil, tarla sarı olsun;
Kuşların çiçeklerin diyarı olsun.

Memleket isterim
Ne başta dert ne gönülde hasret olsun;
Kardeş kavgasına bir nihayet olsun.

Memleket isterim
Ne zengin fakir ne sen ben farkı olsun;
Kış günü herkesin evi barkı olsun.

Memleket isterim
Yaşamak, sevmek gibi gönülden olsun;
Olursa bir şikayet ölümden olsun.

CAHİT SITKI TARANCI

Sesil
31-12-2009, 15:32
Teşekkürler eklediğiniz şiirlere.



Dokuz canlı demeye yetmez tekimize sayısız

canlıyızdır kopyalanmaya yetmeyecek..

Ayrılmalıyım. yoksa kendime yetişemiyeceğim..

Bir kaç gün nette olamayacağım..

Gönlünüzce varın görünmeyin bana..

Sesil
04-01-2010, 02:15
Balıkçı ağı kamburları deniz altından sıralı tümsek / sekerek varılmıyor takılmadan karaya / kolay süzülmüyor yüzyıllardan diri kalmanın sırrı... / belli mi avcıdır önce sonradan korkan pençe / koşarken avcılar da yuvarlanır gafil cehalete / yanlıştan öteye gözler özenli sabıra ağır ağır / dehliz çağlarında duru sahilin yükü ağır..

Sesil
08-01-2010, 21:27
eksik hayat sayfası akıtan yaş toplar / gecikmiş ölüm olmaz da gecikmiş ölüler / lacivert topraklı vedasız terkin şehrinde / aranan kayıp bir çocuk sızar yıkık geçmişten / yaban otu sayıklaması mektup saklı / koynunda söyleme sunulmamış sevgi kırıntıları / pulsuz adres tahrişinde dönen sorudur / dumanlı gece döne döne içine çöker...

Sesil
09-01-2010, 09:06
Tanış İznine Yaban Sevda




Kendinedir tutuklu baş döndüren güzergâh...


yabancı çaldığında kapı açılmamalı annece
oysa çabuk unutur hızla geçen yol..

merak kışkırtır kuşak çözülmesi
asılmıyor küpe her öğüt tutmayınca kulağa

Ya!.. o sert rüzgar esintisi!
tokmağı vurduğunda gürül gürül

yoktan an gibi çoğalan
evrenin sevda kanatları
uçuşturur nefesinden süzülen yumruyu

keman telinde tınlayan iliği
nasıl ezer hırpalar..


Sevim Türkoğlu / Sesil

ATTİLA HAN
10-01-2010, 21:02
Sayamaz oldum hayatım boyunca olduğum benleri
Bilmem nasıl anlatsam beni ben yapan O demleri

Sevgili hayat bazen çabuk istiyor verdiklerini geri
Vedalaşmak düşüyor payına insanın , sanki ayrılmam desem elimdemi

ne olurdu üç tane ben eksik olaydım ne olurdu
İsyan mı hayır sadece soru

unutamamak bir cezaysa eğer kabulum olsun her şeye inat
yaşasın içimde sonsuza kadar bütün olup biten..
.
.

Sesil
11-01-2010, 02:18
"yaşasın içimde sonsuza "kadar" bütün olup biten.."

Sonsuzluğun ne başı ne sonu olur. İçimiz; "kadar" dan öce de sonsuzlukla yüklü.

Evet, bunu düşünmek bende sonsuz haz ve mutluluk ayrıca o sonsuzlukta bilebildiğim varlık halimle şu anda neresinde olduğumu bilemediğim belirsiz temsilliğinde bir nokta olmanın gücünü duyumsatıyor.

Teşekkürler..

halil64
11-01-2010, 08:14
SEN

Sen esirliğim ve hürriyetimsin
çıplak bir yaz gecesi gibi yanan etimsin,
sen memleketimsin.

Sen ela gözlerinde yeşil hareler,
sen büyük, güzel ve muzaffer
ve ulaşıldıkça ulaşılmaz olan hasretimsin...

Nazım Hikmet

ATTİLA HAN
14-01-2010, 20:10
ne oldu ağır geldim galiba
hayret halbuki bir nokta değilmiyim.
seyre dalın beni
güzel görünüyormuyum bari

benle olan iki kardeş var
biri sevgi öteki acı
bazen biri üstün bazen değil
bitermi sevgi bitermi acı

kardeşlerin verdiği unutulmuyor
zaten unutmak unutulamıyor
Güldüm şimdi kendi kendime
buldum yine gülecek birşey
.
.

ATTİLA HAN
15-01-2010, 20:21
Karanlıktan mı geldim ne
Gözlerim kamaşır oldu aydınlıkta
Halbuki eve varmıştım sadece
oh be dünya varmış

meğer dünya senin dünya
umut olan her köşe dünya
.
.

KARADENIZ
19-01-2010, 02:33
Dedim ya beceremiyorum siir yazmayi ama bu sevmedigim anlamina gelmez tabiki.. Severim hele ki okudukca zapedenleri daha fazla..
Eski bir dosttan alinti... Bu satirlari yazdigini biliyorum, fakulte kantinlerinde , masalarin uzerinde karalamisti... bir sekilde benim de katkim olmustu bu satirlara, duygulara.. 1990 tam 20 yil once.....
Velhasil yaslandik.. otesi yok...............



Ezbere bildiğim günleri paranteze alıp yaşamıştım seninle.
Aslında ne başında, ne sonunda
hiç bir noktasında
adım geçmezdi adının yanında.
Adımı g`ece`ye saklamıştık,
adımı geberm`ece`ye saklamıştık.
1900`lü anılar vardı henüz kafamızda
ve o yılların modası evlilikdışı ilişkiler.
İki kişiye ait sorumlulukların fazlasını istemiştik hayattan.
Her aşk kadar cesur,
her aşktan biraz daha ölümcüldü aramızdaki.
Beni en çok sayıklamaların öldürürdü,
seni benim zamansız ölümlerim.
Yaşamı yalaya yalaya bitirmekten yanaydık.
Hafife almak gerektiğinden dem vururduk.
Gün aşırı içip serhoş olurduk.
Biz serhoş olunca, geriye iki beden kalırdı ruhlarımıza dar.
Dönüp bakınca aynada içimize kusmak gelirdi aklımıza,
kusardık ayrılmanın bedeliyle.
Ertesi ayılmalar da zordu ama en çok bir yenisine hazırlnmak acıtırdı canımı o zamanlar.
Yüzleşmek her asırda ömür törpüsüdür.
Bir gün doğduğuma pişmanım demiştim,
ölümümü düşlemiştik birlikte.
Zor gelmişti de vaz geçmiştik.
Ne düne ne geleceğe değildi borcumuz,
zamanın tanrı olduğu anların peşindeydik.
Seni ikna edemezdim güzelliğine ve sadece güzel olmaman gerektiğine.
Kıskanırdım satırlarındaki beni,
o kadar yakınında olamadığım için suçlardım kendimi.
Bir gidişin vardı bitiş olmayan
ve bir bitişi vardı yaşadıklarımızın, bırakıp gidemediğimiz zamanların özeti.
`Kapa parantez` demiştin dikte edercesine aşk hikayemizi.
Böylece diyalektiği haklı çıkarmıştık.
Yaşamış ve yaşlanmıştık.

KARADENIZ
19-01-2010, 02:41
Bir digeri.................


***************************************


Sonbahardı Nedenimiz

En bi sabahın köründeyim.
Köründeyiz aslında.
Sadece sen, ben ve sabah varız yani…
Hiç sana ulaşmayacak satırlar olarak kalmalı bunlar, ki hiç görmeyeceğinin rahatlığı ile, ama sana, yalnız sana yazıyorum...
Milyonlarca yıl önceydi.
Milyon diye bir şey bile yoktu sanki.
Günlerin böyle çabuk bitmesinin suçunu daha önce hiç üstlenmemiştim.
Sana ilk sorduğum soruyu hatırlıyorum... “Neden”
“Neden” Ben?
“Neden” Bu çaba?
“Neden” Sırasız bir aşk?
“Neden” Bu kadar kalabalık?
“Neden” Anlamıyorsun?
“Neden” Dinlemiyorsun?
“Neden” Uçuyoruz?
“Neden” Gözlerim gözlerinin körlüğünde?
“Neden” Bu kadar kavga?
“Neden” Direniyoruz?
“Neden” Beni seviyorsun?
Beni Seviyor musun?
Seni “Neden” seviyorum?

Elimi uzattım ve gecenin saçından tuttum.
İçime çektim tüm sabırlarımı, geri aldım sana verdiklerimi...
Az önce beni yerimden salladı lafların.
İçimdeki ateş canavarı parlayacak üstüne.
Dikkatli ol, böyle durumlarda aşk acı olur…
Kıyamam yazık olur…

(Artık yok musun?
YOKsun.
“Neden” eskide kaldın?
hani hiç bırakmazdın.
Sadece seninle vardım, seninle yok oldum...)

Canım;
Dışarıda gündüz var
tadını unuttuğum bir parlaklıkta.
İçerler var oysa benim hayatımda.
dip dalmalar hüzünlere.
O olduğumu sonradan anlamalar,
buluşamamalar, geç kalmalar,
topu topu bir iki gün, bir iki ömürden çalıntı olanlar var...

“Bana acı veren varlığın,
yokluğun beni çarmıha gerecek”
Seninle vardım, seninle yok oldum...

YOKOLDUM

-Arka kulvarlardan yetişen karamelek, queen m.h.`yi çok yakından takip ediyor.-
Aslında sana anlatmak istediğim çok özel bir sırrım var.
Aslında anlatmak, yarışmadan konuşmak, dinlenmek, deniz kıyısında, yumuşak yumuşak, parlak bir günde(eski bildiklerimden tadını) belki bir elim elinde, bir elim masada tavşan kanı çayı terbiye ediyor.
Ne bileyim sıradan işte.

(Herşeyi tırmalıyorsun.
Çok canımı acıtıyorsun.
Sana ihtiyacım var.
Hiç yoksun...)

Beni tutsak ettiğin günler vardı.
Eli mutluluk kelepçeli biri gibiydim.
Özgürlüğümü kısıtlayan nemenem bir mutluluk bile olsa tutsaktım.
Sabır ettim ama.
Seni, beni, bizi(vardı o zamanlar) taşıdım.
Çok acı laflar ettin be gülüm…

“Yıldızımı kopardın içimden…
Sormadan ansızın yaptın bunu.
Hiç acımadın, hadi acımak biraz iç gıcıklayıcı,
Hiç düşünmedin ışıksız gecelerimi…”

“Sonbahar, sen ve herşey
Üvey birer evlat gibiydik biz bu doğada” diye söze başlamıştım o gece…
Biran anlar gibi oldun.
Sadece bir an, nerelerde olduğumu hisseder gibiydin.
Hemen geçti bu ifade ama.
Anlamsızca bir bakış fırlattın.
Anlık, sıradan.
İçine geri döndün yine.
Kaçtaydı randevun,
Acaba ne zaman zamanı en iyi değerlendirirdin?
Kahrolası şu program niye çalışmıyordu ki?
Aslında karnın da mı acıkmıştı ne?
Sonbahar diye inledi gözlerim…
Sonbahar bebeğim,
sonbahar bizi biz yapan…

“Boşluğuma geliyordun,
Seni bir o yana bir bu yana
Seni ceviz kabuğu açık denizlerde,
Seni sonunda sevişmeye değer bulduğum lades tutuşmalarım,
Seni, beni, biz (dedikçe azalıyor mu acaba) dediklerimizi kafesleyen,
böğürten, korkudan ve anlaşılamamaktan çıldırtan,
YOKEDEN,
çok kişilik, az huzurlu bir sonbahar tadıydı, diye tanımıştım…
Hepsine bir ad takmıştım,
Bir yıldız gibi parlak ve ulaşılmazdı,
Ulaşılmaz gözüküp benden olandı.”

Bunları dinlemeye fırsatın olmadı.
O gece sınırlarını o kadar aşmıştın ki,
küçücük kalbim sana kendimi ifade edememişti.
Sen sırf bu yüzden kendini tebrik edecek kadar guruluydun bunu başarabilmekten.
Bir an için bana bakmaların, hisseder gibi olmaların, kadı kızı kusuruydu olsa olsa.
Önemsenmemeliydi.
Son zamanların en büyük zaferini kazanmak üzereydin.
-Karamelek zaferine bir ilki ekliyor.
Bir ilk’in sırası onda…-
İç içe geçmiş ayrı mekanlarda yaşanan,
ama bir yerinden birbirine bağlanacak iki öykü gibiydik.
İkimizden de ayrı ayrı pembe dizi olurdu.
(Tamam belki benimki biraz daha hüzünlü)
Sana defalarca haykırdım, hem o gün hem günler öncesinden.
Nasıl olur da söylemeliydin dersin?
Sana haykırdım ben,
senden, bir zamanlar senin benden yardım istediğim günlerdeki gibi dilendim.
Aynı alfabeyi kullandım hatırlasana.
En bana ihtiyacın olduğu zamanlarda hep kaçardın vurup kapıları.
Arkandan gelip senin olurdum.
En muhtaç günlerinde,
soruları birlikte sorar birlikte cevap bulurduk.
Sandığın gibi sen hep açıklayıcı değildin.
Seni ve sendekileri açıklamak yıllarımı aldı benim.
Ben sana en başta söylemiştim,
ben bu güne kadar kimseye durup dururken kendimi anlatmadım diye.
Anladım demiştin,
ben macera ruhluyum, keşfederim demiştin.
Neden şimdi müneccim boku yemediğinle avunuyorsun ki?

Hiç anlatmadım sana, sana göre;
Hiç somadın bana, bana göre.
Hadi canım kandırmayalım bizi (içimdekini, içindekini)
ne suskunluklarda ne sohbetler ettik biz,
kısık sesle ne iç kabartan, haykıran şarkılar söyledik…
Kaç hüzün yaşadık kimsenin hissetmediği,
ne acıların içinde umutlu kaldık elele…

“Hüzün,
iki gözün arasında
çaresizce salındı.
Gitti geldi yaşamından anılar…
İlk gördüğümde dudakların gergin titrek,
gözlerin bir an için boşanacak yağmur yüklü bir buluttu.
Bu haline pek de alışıktım aslında…
Ansızın bastırması muhtemel bir dolu için önlem aradım,
etrafıma bakındım, bir peçete yada bir mendil…
Bir an için ayrıldım bir gözünden,
tekrar döndüğümde öbür gözüne
zaman aşımına uğramıştı hüznün davası…
Geçmişti…
Nasılı, nedeni yoktu…
Sadece geçmişti…
Şimdi yerinde yine o vardı…
O: Kapalı bir kapı
O: güçlü kişilik
O: sınırlarını aştığını sanan küçük masal kahramanı…
Ama O sen değildin,
Biz (o an için vardı) bunu biliyoduk…”

“-Sana acımıyorum
Çünkü acımasızım…”

Bu senin lafın…

Oysa bana acımana muhtacım,
bir ipin ucunda sallandır beni, silkele, kavur…
Önce yarat sonra acı…
Ama önce yaratmak için paylaş…
Bendekileri dinle, duymaya çalış…
Aslında onların bir çoğu senden miras bana.
Belki seni bu kadar önemsemeseydim,
bu kadar anlamaya çalışmasaydım bu kadar mutsuz olmazdım şimdi..
Ben tüm sevdiklerimin, bütün aşklarımın,
dostluklarımın, yaşam kavgalarımın sonucuyum.
Bana kızma,
bu bir anlamda kendine küfretmek olur…
Kıyamam yazık olur

Sesil
19-01-2010, 04:39
Sevgili Karadeniz, daha önce okumadığımdan eminim.

Ancak... Çok güçlü çalışmalar efendim. Hiç de mütevazi edayla çekinerek eklenecek tarzlar değil.

Sizinle daha ayrıntılı sohbet etmek istiyorum.

Gecenin çok geç saatlerine ulaştım.

Çeşitli düşünceler dalıyor okurken eklediklerinize. Beynim rahat durmuyor, çok sorular uyandırıyor.

Yeniden sakinleştiğimde okuyacağım.

Şükrü Erbaş'ın bazı çalışmaları canlandı beynimde.

Toparlayacağım. İzninizle..

Sesil
25-01-2010, 23:03
SİLKELENME ŞANSI


ömür cömert uçurum durağında izne çıkarır
küçük karalamalar buruşunca temize çekilecek

Ne zaman yayılsa sınır çağrısı irkilirim
yarılır ikiye seçim meyvelerinin turfandası..

anında yetişir bizbize sadık toprağım
ispatını sormadan içime sürülmüş
işte bu keşfini işaret ettirir
kabımda olgun hasat toplayan bileğe kuvvet

kendine gülerken izlemek önemsiz ayna eksiği

hani bakmışız ki cezaevi koca bahar dalı
arasında papatya toplatır dört duvar..

trakyalı
25-01-2010, 23:13
Bir gün şiir yazarsam buraya yazarım,
Gençlikte yazdıklarım vardı eşime,
Şimdi bembeyaz oldu saçlarım,
Hatırlamak bile ağrı veriyor beynime,
Çok üzmüş yıllar demek ki,
Ama bu sayfalar yılların yorgunluğunu alıyor
Yaniden doğmuş gibi oluyorum sanki...

Saçma mı oldu bilmem karaladm aniden.Bölümünüz çok güzel.Teşekkürler....

Sesil
25-01-2010, 23:34
Sn. Trakyalı, asıl ben teşekkür ederim. Bu bölümden hoşlanmanız benim için çok olumlu. Demek ki; kendiliğinden silinen, boşalan bir sayfaya çizmiyorum harfleşmiş desenleri.

İşlenmeden sığdıramıyorum içimdekileri.

Selam ve saygıyla efendim.

ATTİLA HAN
02-02-2010, 00:38
Kısa çubuğu çekme düşüncesi ne de ürkütür insanı...

Çekme fırsatı bulmuşsun da...kısa mı diye ürkersin...

Akıl gitmeye başladımı senden...Bilesin ki gelmez geri...

Ayak yürür yol şaşar...göz bakar göremez sonu...


Duyan kulak sessizliğe bürünmüş...


Şuraya bak !.. yürüyemezken , koşmaya başladın sona...

yetişemiyorum sana...Keşke kendini görebilsen...

Ayna bile gösteremiyor sana kendini...

O vakit senin olan...bana... baksana!..
.
.

Sesil
04-02-2010, 02:35
TEO


görücü ağlamamalı
yere basılı şehla yakarışa

hanidir umuda hançer
soluk duvarlarında sürünen mavi
kimsesizler yurdunda
silkelik ranza kapalıdır ışıltıya

Oluğum tükenmez dolanan boğum
düşen komalık kan şekeri

ellerim utanç saklı çözmem gerek..

Ya sıranın önünden söven
gözü kapalı hiç kitap kıydın mı

ya sen Teo, ya sen!..

Sesil
06-02-2010, 03:15
Ha insan kıymak, ha kitap kıymak...

Kitap eşittir insan!

Kitapları insanlar yazıyor ve çıkartıyor ortaya. Yine ancak insanlar okuyor ve içeriklerinden yararlanıyor.

Ve kıyıcılar da işte, birine zarar verse, engellese diğerine de vermiş oluyor.


İnsan ve kitap kıymanın binbir yolu vardır değil mi?..

Ve kıyanlar; hep böbürlenir, üstünlük taslar, diğerlerini aşağılar, horlar, küçümser, kullanır, sömürür, günah keçisi kılar, şiddet gösterir, kendini her şeyin yegane sahibi-hakim otoritesi layığı olarak görür, gücü ile övünür, kıydıklarının ellerindeki olanakları gasp eder..

Kimileri çocuklarına-kızlarına, kimileri kadınlarına, kimileri kardeşlerine, kimileri dost göründüklerine, kimileri oy beklediklerine, kimileri vatandaşlarına kıymıyor mu?..

Evet, gözü kapalı insan ya da kitapları kıymıyorlar mı?

Onları engelleyerek, yok ederek veya yok sayarak!..

Sesil
06-02-2010, 04:14
Ah hele insan, kadın ve çocuk döverek, şiddet kullanarak otorite kurmaya çalışan insanlar, babalar, anneler yok mu?..

Öfffff o kadar çok ki!

Çok sıradan basit bir örnekleme geldi aklıma:

Düşünün ki; çocuklarına hakaret ederek, döverek, aşağılayarak terbiye ettiklerini sanan zavallı psikopatların bu yöntemlerle ders çalıştırdıklarını, kitap okuttuklarını...
(Gerçi böylelerin çocuklarına diploma-karne notu yükseltme amaçlarını benimsetme gibi hırsları öncelikli olabilir ancak)

Böylece itina ile kitaplara ve çocuklara şiddetle kıyma zevklerini tatmin etmiş olurlar.

Çocuklar sanabilir miyiz ki; saygı kavramını yerleştirebilsinler belleklerine, ruhlarına muhatap kılındıkları ile.

Ve de üstelik bu anneler babalar üst düzeyde öğrenim görmüşlerse.. Kitapları hatmetmiş muhteremlerin örnek davranışları sayesinde.

Kitaplar nasıl bir edevat olur çocukların gözünde?..

Entellektüel özelliklerde olması gereken içeriğin; duyarlılık, insan davranışlarındaki incelik, saygı gibi kavramlar kitaplarla pekiştiriliyorsa muhatap kılındıkları özelliklerle nasıl bağdaştıracaktır örnek ebeveynlerini bu durumda çocuklar?


Çocuklarına gösterdikleri yoğun ilgiyi şiddetle yüzlerine gözlerine bulaştıranlar,

onları beklemesi gereken düzeyli üretken geleceklerinden, kendi kendilerinden, kitaplardan soğutarak,

çocuklarına mı, kitaplara mı, hangi birine daha çok kıymış oluyorlardır dersiniz.

(Senelerdir "çocukların geleceği özenle nasıl mahvedilir" adında bir kitap yazmayı düşündüğümü "söylerdim. Evet gerçekten her yolunu o kadar iyi bilirim ki)

ATTİLA HAN
06-02-2010, 14:01
........Ha insan kıymak, ha kitap kıymak...

............Kitap eşittir insan!...........

---------
---------

Ne de isabetli söylemişsiniz...

Kendimce katkıda bulunmak isterim söylediğinize

Kitap okumaya gösterilen özenin...insanı okumayada gösterilmesini dilerim...

Sadece okumak yetermi?...Bakmak ve görmek arasında ki fark misali...

Okumak...yazmak...anlamak...yaşananları hissetmeye çalışmak...


Kitap...Çocuk...Temiz bir sayfa...

Çocuk bembeyaz tertemiz bir sayfa...yazıp yazıp olmadı deyip karalayacağımız bir sayfa değil...

İlk önce ben bunu yazmak istiyormuyum...Fedakarlık etmeye hazırmıyım...

Hiç vazgeçmeden sevecek gücüm varmı...vb..bu sorulara doğru cevapları veremeyenler

Yazık etmemeli tertemiz sayfalara...


Sadece bir cümle üzerinde günlerce,aylarca,yıllarca ,Ta ki doğruyu bulduğuna inanana kadar düşünmek...

ve o doğrultuda davranmak...o doğrultuda insanın kendisine çeki düzen vermesi...


Ama zor gelir kimisine...uygulama kısmı bazısına imkansızdır,

Lakin konuşurken dinleyenler hayran kalır...Bilinmez ki uygulanmadığını...


Sn sesil..Alt alta yazmış olduğunuz''gerçekleri''Okurken insan zor nefes alıp zor yutkunuyor...

''çocukların geleceği özenle nasıl mahvedilir" adında bir kitap yazmayı düşündüğünüzü Belirtmişsiniz...

Yazacağınız kitabi okumak dileğiyle...

.
.

Sesil
07-02-2010, 02:43
...

"Ya sıranın önünden söven
gözü kapalı hiç kitap kıydın mı


ya sen Teo, ya sen!.."

Yollara düşmüş birini arıyorsunuzdur. Hatalı veya suç işlediğinden şüphelinilen. Fail yargı yoluna varmamış durumdadır henüz. Nedeni belli, yeri belli, eşgali belirgin ama tanışmadığınızı düşündüğünüz...

Yakınına kadar ilişmişsinizdir. Birine danışırsınız sormak için.

O da, yöresel şivesiyle konuşarak eliyle işaret eder:

"TE O"

Bu arada kendisinin soruşturulduğunu anlayan biri, iri cüsseli edasıyla tek kaşını yukarı kaldırmış tanıyıp tanımadığını seçmeye çalışır sizi.

Bir kaç adımda yanındasınızdır.

Artık "sen" diyerek hitap edebileceğiniz "TE O"dur şahıs...

Sesil
08-02-2010, 18:51
Nedendir bilmem gün boyu takıldı dilime;

"Bir alev halinde düştün elime
Hani ey göz yaşım akmayacaktın"

ne güzel bir şarkı ne güzel bir güftedir.

"Hani o giderken bırakıp beni
Bu öksüz tavrını takmayacaktın"

Çok bir bunaldığımda hep o çocukluğumdan bu yana dinlediklerim gelir hayatın pasını silmeye..

Bir başka besteler, bir başka okşar sözler.

Damla alkol kullanamadım yaşamımda ama bu şarkılar yeter beni alıp başka alemlere çekmeye.

(Rahmetli babam beni çok iyi tanırdı. Nurlar içerisinde yatsın. Ne zaman şarkı mırıldansam; "Yine için sıkkın senin" derdi.
Bunalım takılmayı beceremeyenlerden olmuşum. İyi de olmuşum hani..)

Sesil
08-02-2010, 20:53
İnsan bazen çok içten hareket ettiğinde ummadığı kadar gaf yapıyor. İtiraf edeyim ki; estiğinde şarkı mırıldanırken kendimce sözlerini karıştırabiliyorum. İçim rahat etmedi, bilgisayarı kapamıştım ama hatamı farkettiğimden, telâfi etmek için yeniden açtım. Ve buraya saygı gereği yapmam gererekini yerine getirmeye çalışacağım.
Çünkü bu şarkılar iyi ki var, benim için neredeyse kutsal bir değer taşır. Tahmin edilemeyecek önemi vardır yaşamımın bölümlerinde. O kadar çok şey borçluyum ki. Yaratanlara, emeği geçenlere minettarım.

Şarkının sözlerinin ve bestecisinin kakkını vermeye çalışacağım. Umarım gerçekten bir nebze olsun başarırım.


VEDA BUSESİ


Hani o bırakıp giderken seni
Bu öksüz tavrını takmayacaktın
Alnına koyarken veda busemi
Yüzüme bu türlü bakmayacaktın

Hani ey gözlerim bu son vedada,
Yolunu kaybeden yolcunun dağda
Birini çağırmak için imdada
Yaktığı ateşi yakmayacaktın

Gelse de en acı sözler dilime
Uçacak sanırdım birkaç kelime
Bir alev halinde düştün elime
Hani ey gözyaşım akmayacaktın...


YUSUF NALKESEN


Yusuf Nalkesen, (d. Aralık 1923, Üsküp – 1 Ocak 2003, İzmir). Türk besteci.

Yedi kardeşin en küçüğü olarak Üsküp'ün İştip kasabasında dünyaya gelen Nalkesen'in ailesi, gördükleri etnik baskılar sebebiyle kısa bir süre sonra yeni kurulan Türkiye Cumhuriyeti'ne göç etme ihtiyacı hissetmişlerdir. Bu sebeple ailesiyle İzmir'e göçen Nalkesen, ilkokul ve üstün bir başarı gösterdiği ortaokulun ardından sınavsız olarak Necati Bey Erkek Muallim Mektebi'ne alınır. Bu yıllarda TRT radyosunun yayınlarını ve sanatçıların uğradığı kahvehanelerde yaptıkları fasılları kaçırmayan Nalkesen, Ağrı'nın Tutak ilçesine öğretmen olarak atanır. O yıllarda (1947-1948) eline geçen eski bir udla çalışmaya başlayan sanatçı, kendi kendine ud çalmayı öğrenir ve 8 saate varan çalışmaları sonucunda en zor saz eserlerini bile icra eder hale gelir.

1952 yılında açılan İzmir Radyosu Saz Sanatçılığı sınavıyla TRT kadrosuna giren Nalkesen; sabahları okula, ardında da programa giderek sanat tutkusunun peşinden koşar. 1970'li yıllara kadar bu tempoda devam eden sanatçı, artık bestelere ağırlık vermeye karar verir. Yıllar önce, 5 Eylül 1951 tarihinde yaptığı "Veda Busesi" bestesi büyük bir patlama yapar ve milyonların diline düşer. “İçimdesin”, “Söylemez mi Bestem?”, “Seninle Bir Sonbahar”, “Kimi Dertten İçermiş”, “Yalan Değil”, “Avuçlarımda Hala”, “Kapın Her Çaldıkça”, “Gitmek mi Zor?”, “Madem Küstün”, “Dargın Ayrılmayalım” ve “O Ağacın Altı” gibi sayısız unutulmaz şarkı besteler.

Nisan 1970'te öğretmenlikten emekli olan Nalkesen, bu tarihten sonra sanatçı sendikalarında daha faal bir rol oynamaya başlar. Bu yüzden TRT yönetimiyle de arası bozulur ve 13 Ağustos 1973 tarihinde bir genel müdürlük yazısıyla görevini son verilir. 23 yıl hizmet ettiği TRT'ye tazminat davası açan sanatçı, bu davayı kazanır. Maddi hak ve kıdem tazminatını kazanan Nalkesen, kırgın olduğu TRT'ye dönmez. Hatta yıllarca TRT'nin Fuar binasına ve sonradan taşındığı Kahramanlar binasına gitmez.

1948 yılı 10 ağustosunda Meliha Nalkesen’le evlenen sanatçı; İnci, Süleyman, Ebru ve Selçuk adlarında dört çocuk sahibi olur. Ancak en büyük çocuğu İnci'yi 22 Şubat 1982 tarihinde kaybeder.

Türk sanat dünyasının en önemli isimlerinden biri olan Nalkesen, 2003 yılının ilk saatlerinde, 6 aydır böbrek tedavisi için hastaneye gitmeye hazırlanırken kalp kriziyle hayata veda etti.

1998 yılında Kültür Bakanlığı'nca verilen Devlet Sanatçısı unvanını almıştır.

--------------------------------------------------------------------------------

Saygı ve minnetle anıyorum.

eloy
09-02-2010, 02:35
çokça yazılmış olmalı..

ANLAR
Eğer, yeniden başlayabilseydim yaşamaya,
İkincisinde, daha çok hata yapardım.
Kusursuz olmaya çalışmaz, sırtüstü yatardım.
Neşeli olurdum, ilkinde olmadığım kadar,
Çok az şeyi
Ciddiyetle yapardım.
Temizlik sorun bile olmazdı asla.
Daha çok riske girerdim.
Seyahat ederdim daha fazla.
Daha çok güneş doğuşu izler,
Daha çok dağa tırmanır, daha çok nehirde yüzerdim.
Görmediğim bir çok yere giderdim.
Dondurma yerdim doyasıya ve daha az bezelye.
Gerçek sorunlarım olurdu hayali olanların yerine.
Yaşamın her anını gerçek ve verimli kılan insanlardandım ben.
Yeniden başlayabilseydim eğer, yalnız mutlu anlarım olurdu.
Farkında mısınız bilmem. Yaşam budur zaten.
Anlar, sadece anlar. Siz de anı yaşayın.
Hiçbir yere yanında termometre, su, şemsiye ve paraşüt almadan,
Gitmeyen insanlardandım ben.
Yeniden başlayabilseydim eğer, hiçbir şey taşımazdım.
Eğer yeniden başlayabilseydim,
İlkbaharda pabuçlarımı fırlatır atardım.
Ve sonbahar bitene kadar yürürdüm çıplak ayaklarla.
Bilinmeyen yollar keşfeder, güneşin tadına varır,
Çocuklarla oynardım, bir şansım olsaydı eğer.
Ama işte 85'indeyim ve biliyorum...
ÖLÜYORUM...

Jorge Luis BORGES

Sesil
15-03-2010, 12:49
Nedenliğim



Gösteriye iyi hazırlanır ustaysa nişancı
seçilen tek sınanmış övgü hedef vurucu

oysa sıradan yakınlaşma sürtünür
dokunmaksızın sizden olana

uyanmamıştır geri çeken göz
saçılan kış uykusu rehaveti!..

bazen bilmediği yollarda şaşkın
direksiyon ne yana kırılsa dağılır

kaybolmak sakarların en masum suçu
döker saçar içimi kanatan sabrı


Halâ göğüs kafesimde toplanan
yanaklarımdan geçip alnım
feri çakmak kızgınlığında gözlerim
fışkırıyorsa taşıp boğazımdan
nefes alıyorumdur dipdiri

Batan gözlüklerdir acı yanı!..


gittiğim bu güne sığmayan bellek
suya serpilir kalem ucuna çekilen toz
insan olmak ne işe yarıyabilir
yolunu açıyor bulmanın

zifir ellere göç etmeden
tutunabildiğim neden demek…

olmak istediğim insan halâ bende
sanılanın aksi duruyor iyiliğime…



Sevim Türkoğlu / Sesil