PDA

View Full Version : Hayvan haklari hemen Şİmdİ!



Pages : [1] 2 3

ally_mcbeal
02-08-2008, 01:15
Aslında başlık yazımı Çin işkencesi yapmayı da düşündüm; vahşet en ileri düzeyiyle Çin'de yaşanıyorsa da dünyanın pek çok yerinde hayvan hakları çiğnenmekte. Bu ülkede kedi ve köpeklerin kürkleri için bazen dövülerek öldürülüp bazen de baygın haldeyken derilerinin yüzüldüğüne dair internette dolaşan video ve haberler kanımı dondurdu. Artık bütün dünyada hayvan hakları daha çok önem kazanıyor. Bu ülkeye hiç mi bir yaptırım uygulanamaz?

İnternet sörfü esnasında Alain Delon'un geçtiğimiz şubat ayında Çin Devlet Başkanı'na bu konuda mektup yazdığına dair bir haber gördüm:

Delon, kedi, köpeklerin tüketim için kullanılması, parçalanması veya vahşice kurban edilmesini kınadı. Hayvan Koruma Şirketi (SPA), Fransız aktör Alain Delon’un yeni Çin yılı arifesinde ve Pekin Olimpiyat Oyunları’na altı ay kala Çin Devlet Başkanı Ju Jintao’ya yazdığı mektubu yayınladı. Alain Delon mektubunda, “Biz, dünyanın her tarafına yayılan ve vicdanı şok eden korkunç sahnelerin durması amacıyla sizden hayvan koruma tedbirleri bekleyen binlerce kişiyiz” dedi.

“Köpekler, kediler, ayılar ve diğer hayvanların kürk veya kaba tüketim için kullanılması, canlı canlı parçalanması, sakatlanması ve korkunç bir şekilde kurban edilmesini” kınayan Delon, Devlet Başkanı’na Çin gibi büyük bir gücün hayvanların durumunu değiştirebilecek olanakları olduğunun altını çizdi. Hayvan hakları savunucusu organizasyonları sık sık Çin’de kendi ve köpeklerin kürk ticaretinde kullanılmasını kınıyor. Çin’de ayrıca köpekler halen yenilmeye devam ediyor.

Yıllar evvel Uzakdoğu'ya yaptığım gezide Tayland'da bir lokantada istakoz ve yengeçlerin canlı canlı haşlandığına tanık olmuştum. Kaynar suya atıldıklarında çıkan ''ciyk'' sesi hala kulağımdadır. Çin'de hayvanlara yapılan vahşet ve zulüm ile dünyada başka hiç bir ülke yarışamaz gibime geliyor. Bu canavar millet kendi halkını 1989'da Tiananmen Meydan'ında tanklarıyla ezerek katletmekten de geri durmamıştı hatırlarsanız. Çinliler hakkında dilimize de girmiş olan ''Çin işkencesi'' deyiminin içinin boş olmadığını da belirteyim ama o konuda detaylara girmek okuyanlara gece vakti kabus gördürebilir. Zaten bu sadomazoşistliğin zirvede olduğu yöntemleri artık bırakmışlar. İnsanlara işkenceyi bırakan Çinlilerin artık hayvanlara da işkence yapmaktan vazgeçmeleri gerekiyor. Bu nasıl sağlanır? Tüm dünyada kampanyalar ve tecrit uygulansa ne harika olurdu. Acaba Türk Hükümeti bu konuda bir kınama mesajı yayınlar mı? Ülkemizin gündemi öyle yoğun ki bunlara vakit ayırılamıyor ama birşeyler yapılmak zorunda. Bu durum daha fazla görmezden gelinemez!

ally_mcbeal
02-08-2008, 01:26
AUSCHWITZ GİBİ... Çin, kedileri 'toplama kampına' götürüyor

Ağustos ayında düzenlenecek 2008 Olimpiyatları’na ev sahipliği yapacak Pekin’de, sahipleri tarafından terk edilen binlerce ev kedisinden kurtulmak için ölüm kampları hazırlandığı ortaya çıktı.
Hayvansever kuruluşlar, hükümetin yeni başlattığı kampanya ile kedilerin ölümcül SARS virüsü taşıdığı söylentisini yayarak sahiplerinin onları terk etmelerini sağladığı ve kafeslerde ölüm kamplarına taşındıklarını iddia etti. Hayvan hakları savunucularına göre bulaşıcı hastalık iddiaları sadece bahaneden ve bu temizliğin amacı Olimpiyat’ta gelecek misafirler için sokakları temizlemek.

Kamplardaki kediler ya dövülüyor ya da hastalık kapıp ölümü bekliyor. Geçen yıl sokak köpeklerine yapılan benzer bir operasyonun ardından 500 bin kedinin toplanması hayvan hakları savunucularının haklı olduğu yorumlarına yol açtı. Hayvanseverler, kampları, Nazilerin toplama kampı Auschwitz’e benzetti.

AUSCHWITZ GİBİ... Çin, kedileri 'toplama kampına' götürüyor

Ağustos ayında düzenlenecek 2008 Olimpiyatları’na ev sahipliği yapacak Pekin’de, sahipleri tarafından terk edilen binlerce ev kedisinden kurtulmak için ölüm kampları hazırlandığı ortaya çıktı.
Hayvansever kuruluşlar, hükümetin yeni başlattığı kampanya ile kedilerin ölümcül SARS virüsü taşıdığı söylentisini yayarak sahiplerinin onları terk etmelerini sağladığı ve kafeslerde ölüm kamplarına taşındıklarını iddia etti. Hayvan hakları savunucularına göre bulaşıcı hastalık iddiaları sadece bahaneden ve bu temizliğin amacı Olimpiyat’ta gelecek misafirler için sokakları temizlemek.

Kamplardaki kediler ya dövülüyor ya da hastalık kapıp ölümü bekliyor. Geçen yıl sokak köpeklerine yapılan benzer bir operasyonun ardından 500 bin kedinin toplanması hayvan hakları savunucularının haklı olduğu yorumlarına yol açtı. Hayvanseverler, kampları, Nazilerin toplama kampı Auschwitz’e benzetti.

AUSCHWITZ GİBİ... Çin, kedileri 'toplama kampına' götürüyor

Ağustos ayında düzenlenecek 2008 Olimpiyatları’na ev sahipliği yapacak Pekin’de, sahipleri tarafından terk edilen binlerce ev kedisinden kurtulmak için ölüm kampları hazırlandığı ortaya çıktı.
Hayvansever kuruluşlar, hükümetin yeni başlattığı kampanya ile kedilerin ölümcül SARS virüsü taşıdığı söylentisini yayarak sahiplerinin onları terk etmelerini sağladığı ve kafeslerde ölüm kamplarına taşındıklarını iddia etti. Hayvan hakları savunucularına göre bulaşıcı hastalık iddiaları sadece bahaneden ve bu temizliğin amacı Olimpiyat’ta gelecek misafirler için sokakları temizlemek.

Kamplardaki kediler ya dövülüyor ya da hastalık kapıp ölümü bekliyor. Geçen yıl sokak köpeklerine yapılan benzer bir operasyonun ardından 500 bin kedinin toplanması hayvan hakları savunucularının haklı olduğu yorumlarına yol açtı. Hayvanseverler, kampları, Nazilerin toplama kampı Auschwitz’e benzetti.


DÜNYANIN EN BAHTSIZ KEDİLERİ VE KÖPEKLERİ ÇİN'DE YAŞIYOR

Çin’de 800 kedi, yemek olmaktan kurtarıldı
Yayınlanma admin tarafından on 16 Temmuz 2007 in Haberler.
Tags: çin, kedi.

Çinli kediseverler, lokantalarda pişirilmesi için kedi taşıyan kamyonları durdurma yolunda seferber oldu.


ŞANGHAY - ‘China Daily’ gazetesinin haberine göre, Şanghaylı bir hayvansever, 800 kedinin kamyona doldurulmasının ardından polise, kamyonların durdurulması için ihbarda bulundu.


Şanghay’ın güneyindeki banliyönün otoparkında meydana gelen olay, kedi severlerin otoparka gelmesiyle birkaç saat sürdü ve hayvansever eylemcilerin kedi satıcılarına kedilerin bedeli olan 10 bin yüeni (1700 YTL) ödemesiyle çözümlendi. Kamyondaki hayvanların bazıları korkudan kurtarıcılarını ısırdı.

2008 Yaz Olimpiyatları’na hazırlanan başkent Pekin’e olimpiyat verilmemesi için on yıl önceden dünyada bazı hayvan hakları savunucuları çok çaba sarf etmişti.

Çin’in güneyinde etinin tüketimi çok yaygın olan kediler, marketlerde tazeliğini kaybetmemesi için canlı halde satılıyor, müşteri istemesi halinde de gözünün önünde iple boğularak satılıyor.

Çin’de eskiden açlıktan kaynaklanan ve bugün ‘lüks yemek’ sayılan kedi ve köpek etinin tüketimi çok yaygın. Köpekler, ‘daha lezzetli olmaları için’, canlı canlı saatlerce çengellere asılıyor.
ntv.com.tr

koza
02-08-2008, 01:33
İnsanlara işkenceyi bırakan Çinlilerin artık hayvanlara da işkence yapmaktan vazgeçmeleri gerekiyor. Bu nasıl sağlanır? Tüm dünyada kampanyalar ve tecrit uygulansa ne harika olurdu. Acaba Türk Hükümeti bu konuda bir kınama mesajı yayınlar mı? Ülkemizin gündemi öyle yoğun ki bunlara vakit ayırılamıyor ama birşeyler yapılmak zorunda. Bu durum daha fazla görmezden gelinemez!

Ben çok güldüm Allah senide güldürsün.

İnsanlar müslüman oldukları için alçakca zülüm görüyor, Türk oldukları için dışlanıyor (bu birazda bizim sucumuz tabiki) Alain Delonun tepkisi tabiki cok guzel acaba bu tepki göstermelik olabilirmi, Biz hayvana bile deger veriyoruz imajı acaba asıl amacı gizlemek icin bir formalitemi... Ben bunların gercek yuzunu tahmin edebiliyorum, o kadar inandırıcı oynuyorlarki bak seni bile alet etmişler.

gizemliduygular
02-08-2008, 01:42
Sayın ally_mcbeal öncelikle hayvanlara karşı duyarlılık göstererek açtığınız topikten dolayı sevgideğer eşim ve bendeniz sizi kutluyoruz.

Maalesef birkaç ay önce bir görev için Çin'e giden yeğenim anlatmıştı bu olayı. ''Bir kedi-köpek lokantası, bir masaj salonu'' demişti kendisi.:grrr::grrr:

Üstün yaratık olan insanın diğer canlılara bu denli acımasız davrandığını biliyorduk, ancak hiçbir mazereti olmayan bu davranışı şiddet ve nefretle kınıyoruz.

Bu konuyla bağıntılı olarak, bizler Ulu Allah'ın emri gereği kurban keserken ''vahşet'' diyen Avrupa kendisi sırf turist çekmek ve bu turistleri eğlendirmek adına İspanya'da boğa güreşleri düzenliyor. O güzelim hayvanlara defalarca kılıçlar batıra batıra kelimenin tam anlamıyla katliam yapmaktadır.

İğrenerek, insan sınıfına koymayarak, midemiz bulanarak, içimiz acıyarak sevgideğer eşim ve bendeniz kınıyoruz.:grrr::grrr::grrr::grrr:

yosun
02-08-2008, 01:48
Sevgili Ally, açtığın bu topikte yazılanları okuyunca daha bir kaç ay evvel Antalya'da yüzlerce köpeğin zehirlenmek suretiyle katledildiği haberini hatırladım. :cry:
Yaşadığımız dünya üzerinde biz insanlar kadar acımasız ve diğer canlı türlerine zarar veren başka bir canlı türü daha yok.

ally_mcbeal
02-08-2008, 01:55
Acaba bazı insanlar hayvanların hisleri olmadığını falan mı zannediyor? Yani bu derece vicdansızlığı mantığıma hiçbir şekilde açıklayamıyorum. Hayır sözüm bu canilikleri yapanlara değil, onlar zaten ruh hastası, o besbelli... Ben buna göz yumabilenlere şaşıyorum. Bugün Çin'de hala hayvan hakları yasası bile yok.

Yaşayan her canlı türü bir mucizedir. Bu derece vahşete hiç bir müslüman ülkede raslayamazsınız. En geri olan Afganistan'da bile!.... Din men eder. Örneğin bir böceği bile yakarsanız vebali büyüktür. Kedinin ahı 7 yıl çıkmaz denir. İslam'da kurban bayramlarını saymazsak hayvanlara karşı genel itibariyle büyük bir merhamet vardır. Peki bu budist Çin sahip olduğu müthiş öğretilerine rağmen neden bu kadar zalim ve gaddar? Dünyayı peşinden sürükleyen özellikle amerikalılar arasında sempati uyandıran budizm bu vahşete izin veriyor ki yapılabiliyor. Ama her ne hikmetse İslam dini vahşiymiş gibi yansıtılıyor. Dinlerle arasına mesafe koymuş biri olmama rağmen algılama biçimindeki bu haksızlık gözüme artık iyice batıyor.

Bazen keşke dünya bu kadar küçülmeseydi de bunca kötülüğü öğrenemeseydik diyorum. Bilip te birşey yapamamak korkunç.... Ve hisseden biriyseniz bu olayları duymak içinizi parça parça ediyor. Söze başlarken de his demiştim, evet bu tatlı tüylü dostlarımız da herşeyi hissediyor. Birlikte yaşadıysanız gözlemlemişsinizdir; mutlulukları, üzüntüleri, korkuları, sevgileri, bağlılıkları, analık içgüdüleri ve diğer tüm duygularıyla onlar da bizler kadar hissediyorlar.

Ne yapmalı? Protestolar, gönderilecek e-postalar belki etki yaratabilir? Ben bunu yapıcam. Aslında bizdeki kıyımlara değinmek için böyle bir topik açmayı düşünüyordum ama bu Çin vahşetini duymak bana herşeyi geri plana aldırttı.

ally_mcbeal
02-08-2008, 02:02
Ben çok güldüm Allah senide güldürsün.

İnsanlar müslüman oldukları için alçakca zülüm görüyor, Türk oldukları için dışlanıyor (bu birazda bizim sucumuz tabiki) Alain Delonun tepkisi tabiki cok guzel acaba bu tepki göstermelik olabilirmi, Biz hayvana bile deger veriyoruz imajı acaba asıl amacı gizlemek icin bir formalitemi... Ben bunların gercek yuzunu tahmin edebiliyorum, o kadar inandırıcı oynuyorlarki bak seni bile alet etmişler.

sizin gibi his yoksunu fukaralar güledursun. ben yazmadan evvel gözyaşı döküyordum. kurtarın kendinizi bu saplantılı kurgulardan. bu kurgular milletimizi mahvediyor, yapmayın. dünyadaki tüm insanlar birleşmiş ve tek hedefleri türlü alicengiz oyunlarıyla müslümanları yoketmek öyle mi??? başka bir yaşam gayeleri de olamaz herhalde? batıya/batılılara kızıyor olmak onların arasında gördüğümüz iyilikleri de mi reddettiricek bize? akıl tutulması artık bu safhalara mı ulaştı toplumda?

insanların görüşlerine saygı göstermenizden de geçtim de bir canlının canlı iken derisinin yüzülmesi seni güldürüyorsa sana temennim ağır olur. kusura bakma. insan hakları çiğneniyor diye hayvan haklarını çiğneyenleri senin önceliklerin yüzünden gözardı edemem ben. ÇÜNKÜ HEPSİ ÖNEMLİ. defalarca hırsızlık olayı yaşadım hatta bir seferinde burun buruna geldim ama elimde olsaydı ve kimse bilmiycek olsaydı bile o insanları öldüremezdim ama şunu yapan birini görsem ve elimde tabanca olsa hiç tereddüt etmem gibi geliyor.

ally_mcbeal
02-08-2008, 02:11
sevgili yosun ve sayın gizemliduygulara katkılarından dolayı teşekkür ederim. şunu belirtmek isterim: dünyada pek çok kötülük oluyor. ancak cana yönelik (ister insan olsun ister hayvan olsun) kötülüklerin hiçbiri kınamak ya da engellemek açısından ertelenemez, sıraya dizilemez. söz konusu olan candır ve hele de zulüm varsa bunu durdurmak için alabildiğine çığlık atmak gerekir.

guneysu
02-08-2008, 02:19
benimde bir katkım olsun ilgili link altta
http://fishki.net/comment.php?id=35280
midenize sahip çıkın:(

adamlarda ne mide var.. doğadaki her şeyi tüketiyorlar ıyykkkk

ally_mcbeal
02-08-2008, 02:47
herkesin ortak görüşte olacağını düşündüğüm bir konuda bile gelip birisi nifak tohumu atabiliyor ya, yazıklar olsun. çirkinlik yaratan sözleri aynen sahiplerine iade ederim. bu kadar.

her neyse, bu topik hayvan haklarının savunulması ve vurgulanması için açılmıştır. konuyla ilgili haber ve yorumlarımızı paylaşırsak belki bu zulme karşı dikkat çekilmesi sağlanabilir çünkü burdaki bazı bilgileri toparlayıp bazı yerlere göndereceğim.

bourbon
02-08-2008, 09:36
Tek kelımeyle ıgrenclık..
Daha once bu kedılerın ve ozellıkle kopeklerın nasıl yemek yapıldıgına daır bazı vıdeolar ızlemıstım,daha doğrusu içim acıdığından sonuna kadar izleyememiştim
Bu hayvancıkları bu şekilde resmen işkence ile öldürenler benim gözümde insan değil...
Napılabılır?
Ben kişisel olarak,ABD Ab ve Çin e maıl attım.
Ama karamsarım.
Kanada da Kutuplarda fok katlıamına bıle care bulamadılar.
Medenıyet dedıklerı,tek dişi kalmış canavar..
Allah ıslah etsin....

Işılay
02-08-2008, 09:59
AUSCHWITZ GİBİ... Çin, kedileri 'toplama kampına' götürüyor

Ağustos ayında düzenlenecek 2008 Olimpiyatları’na ev sahipliği yapacak Pekin’de, sahipleri tarafından terk edilen binlerce ev kedisinden kurtulmak için ölüm kampları hazırlandığı ortaya çıktı.
Hayvansever kuruluşlar, hükümetin yeni başlattığı kampanya ile kedilerin ölümcül SARS virüsü taşıdığı söylentisini yayarak sahiplerinin onları terk etmelerini sağladığı ve kafeslerde ölüm kamplarına taşındıklarını iddia etti. Hayvan hakları savunucularına göre bulaşıcı hastalık iddiaları sadece bahaneden ve bu temizliğin amacı Olimpiyat’ta gelecek misafirler için sokakları temizlemek.

Kamplardaki kediler ya dövülüyor ya da hastalık kapıp ölümü bekliyor. Geçen yıl sokak köpeklerine yapılan benzer bir operasyonun ardından 500 bin kedinin toplanması hayvan hakları savunucularının haklı olduğu yorumlarına yol açtı. Hayvanseverler, kampları, Nazilerin toplama kampı Auschwitz’e benzetti.

AUSCHWITZ GİBİ... Çin, kedileri 'toplama kampına' götürüyor

Ağustos ayında düzenlenecek 2008 Olimpiyatları’na ev sahipliği yapacak Pekin’de, sahipleri tarafından terk edilen binlerce ev kedisinden kurtulmak için ölüm kampları hazırlandığı ortaya çıktı.
Hayvansever kuruluşlar, hükümetin yeni başlattığı kampanya ile kedilerin ölümcül SARS virüsü taşıdığı söylentisini yayarak sahiplerinin onları terk etmelerini sağladığı ve kafeslerde ölüm kamplarına taşındıklarını iddia etti. Hayvan hakları savunucularına göre bulaşıcı hastalık iddiaları sadece bahaneden ve bu temizliğin amacı Olimpiyat’ta gelecek misafirler için sokakları temizlemek.

Kamplardaki kediler ya dövülüyor ya da hastalık kapıp ölümü bekliyor. Geçen yıl sokak köpeklerine yapılan benzer bir operasyonun ardından 500 bin kedinin toplanması hayvan hakları savunucularının haklı olduğu yorumlarına yol açtı. Hayvanseverler, kampları, Nazilerin toplama kampı Auschwitz’e benzetti.

AUSCHWITZ GİBİ... Çin, kedileri 'toplama kampına' götürüyor

Ağustos ayında düzenlenecek 2008 Olimpiyatları’na ev sahipliği yapacak Pekin’de, sahipleri tarafından terk edilen binlerce ev kedisinden kurtulmak için ölüm kampları hazırlandığı ortaya çıktı.
Hayvansever kuruluşlar, hükümetin yeni başlattığı kampanya ile kedilerin ölümcül SARS virüsü taşıdığı söylentisini yayarak sahiplerinin onları terk etmelerini sağladığı ve kafeslerde ölüm kamplarına taşındıklarını iddia etti. Hayvan hakları savunucularına göre bulaşıcı hastalık iddiaları sadece bahaneden ve bu temizliğin amacı Olimpiyat’ta gelecek misafirler için sokakları temizlemek.

Kamplardaki kediler ya dövülüyor ya da hastalık kapıp ölümü bekliyor. Geçen yıl sokak köpeklerine yapılan benzer bir operasyonun ardından 500 bin kedinin toplanması hayvan hakları savunucularının haklı olduğu yorumlarına yol açtı. Hayvanseverler, kampları, Nazilerin toplama kampı Auschwitz’e benzetti.

Bir gönderide neden 3 tekrar yapılmış, okurken dejavu etkisi yaptı.

mehcur
02-08-2008, 10:45
İnsanların en temel hakkı olan yaşama hakkı dahil olmak üzere birçok hakkın elinden alınabildiği dünyamızda hayvanlar için çok fazla birşey beklemek hayalcilik olur.

Hele ki Çin gibi bir ülkede....Çin en büyük insanlık suçunu yıllardır Doğu Türkistan'da işlemektedir...

ally_mcbeal
02-08-2008, 11:12
İnsanların en temel hakkı olan yaşama hakkı dahil olmak üzere birçok hakkın elinden alınabildiği dünyamızda hayvanlar için çok fazla birşey beklemek hayalcilik olur.

Hele ki Çin gibi bir ülkede....Çin en büyük insanlık suçunu yıllardır Doğu Türkistan'da işlemektedir...

Haklısınız. Yalnız baktığımda gördüm ki bu konularda forumumuzda hiç başlık açılmamış. Hayvansever oranının çok olduğunu biliyorum. Buna dair çok güzel gönderiler var. Ama bu dehşet vakaları yok sayılmamalı, mutlaka bilinmeli.... O canlılar kendilerini asla bize karşı koruyamazlar, bize karşı bir düşmanlıkları da yok. Şu durumda onları korumak bizim görevimiz. ASLA UNUTULMAMASI GEREKEN ONLARIN DA CAN TAŞIDIKLARI.

Çin'in sabıkası çok. Bu ülke hakkında okudukça iyice dehşete düşmeye başladım. Doğu Türkistan'da yapılan devlet zulmü, Pekin katliamı... Bunlar hep devlet eliyle yapılan vahşet.... Bu medeniyetten nasibini almamış ülkede hayvanlara sanki can taşımıyormuşçasına yapılan işkenceli öldürme insanım diyen herkesi şok eder. Zulümün zulüm olduğunu bile kabul edecek bir yasaları yok bunların. Örneğin bizde de (acı ama) hala yer yer itlaf olayları olabiliyor ama bunun cezası var. Bu konuda hayvan hakları yasamız var, bunu yapanı tespit ettiğinizde içeri attırabilirsiniz. Bunlarda o bile yok. Bakın başka bir haber....


Çin'de yeni yeni olusmaya baslayan hayvan haklari hareketi en büyük zaferini kürkü ve eti için katledilmek üzere olan 400'den fazla kediyi kurtararak elde etti.

Kediler Tianjin'deki bir kürk pazarından 100 kişinin katıldığı bir eylemle kurtarıldı ve bir gösterici polisler tarafından hastaneye yatırıldı. Son birkaç yıla kadar kedilerin, köpeklerin, kuşların ve kaplumbağaların vahşice katledilmeden önce kafeslerde tutulduğu Çin'de hayvan haklarından bahsetmek mümkün değildi, ancak ülkede köpeklerin restaurant menüsündeki popüler bir yiyecek değil, insanın en iyi dostu olduğunu düşünenlerin sayısındaki artış hayvan hakları konusundaki farkındalığı arttırdı. Aktivistler daha cesur olmaya, Youtube'da vahşet videolarını yayınlamaya ve protestolar düzenlemeye başladılar. Geçtiğimiz kasım ayında Beijing'de 500 kişi sahiplenilen hayvan sayısına limit koyulmasını ve limitin aşıldığı durumlarda hayvanların öldürmesine tepki göstermek için bir protesto düzenlediler.


Son eylemde "Love Kitty" grubundan 100 kişi Tianjin'de kedi ve köpeklerin katledildiği bir kürk pazarını ablukaya aldı. Çoğu protestocu yerel halktandı ve kendi hayvanları da kürk üreticileri tarafından kaçırılmıştı.


Polis Çin'de henüz kedi ve köpeklerin öldürülmesini önleyici bir hayvan hakları yasası bulunmadığından eylemcilere yardım edemedi. Small Animal Protection Association direktörü Lu Di karşılaşılan durum için şu açıklamayı yaptı: "Eylemciler kapalı kapılar ardında olup bitenler dolayısı ile çok endişeliydi. 10 cm.lik küçük tel kafeslerde sıkışmış kediler bulundu. 80 polis memuru olay yerine geldi ve bir kargaşa yaşandı. Bir adam başından yaralanarak hastaneye kaldırıldı."

Eylemin ardından Hebei eyaleti hükümeti kedilerin Lu Di'nin Beijing'deki barınağına götürülmesine izin verdi. Ancak bu durum küçük ve geliri az olan barınağı oldukça zorluyor. 444 kedi halihazırda kurtarıldı, 19'u ise öldü. "Yeterince paramız yok, yiyecek ve ilaç için yardım çağrısında bulunuyoruz." açıklamasında bulunuldu. Dernek gönüllüleri hükümetin hayvan hakları konusunda artık adım atması gerektiği çağrısında bulunuyor, derneğin ikinci başkanı Zhang Dan Çin'de bir hayvan hakları yasası bulunmadığını söyledi ve ekledi: "Bu durum kabul edilemez. En fakir Afrika ülkelerinde dahi bu tarz yasalar mevcut. Ulusal Kongre'ye gerekli yasal düzenlemeler için dilekçeler gönderiyoruz".
Diğer hayvanlara karşı davranışların da değiştirilmesi gerekmekte. Bir haftadan daha az bir süre önce, domuz yılının başlangıcının hemen öncesinde yerel medya yüzlerce domuzun bir kira anlaşmazlığı nedeni ile kötü muameleye maruz kaldığını bildirdi. Yangcheng Evening gazetesinin verdiği haberde "Pek çok domuz aç ve susuzdu ve ayakta dahi duramıyorlardı,bazı domuz yavruları ise cansız yatıyordu." deniliyordu.

gizemliduygular
02-08-2008, 11:15
Bir döğüş makinesi olarak bilinen pitbull cinsi bir köpeğin civcivlerle olan arkadaşlığını izleyelim ve ders alalım. Ne dersiniz?

http://www.ktunnel.com/index.php/1010110A/63e1777f17ba539c2f2cc452c85b6b1221cec81e4e43bc6b77 a3e1f48ce943b8e563bfc91c95a9a116070

morbid
02-08-2008, 11:34
Sinema sektöründe yaşanan film seti kazalarında bu kez kurban bir at oldu. Ünlü manken Tuğba Özay'ın başrolünü üstlendiği ve Gani Rüzgar Şavata'nın yönetmenliğini yaptığı 'Saddam'ın Askerleri' adlı filmin çekimleri sırasında meydana gelen olay bir atın ölümüne neden oldu. Senaryo gereği bir kamyonetin arkasına bağlanarak yerde sürüklenen ve çekimlerde oldukça zorlandığı gözlenen at filmin kurbanı oldu. Setlerde zaman zaman ölümlere yol açan kazalar yaşanırken bu olayın bir ihmal sonucu olmuş olubileceği belirtildi.
Kültür ve Turizm Bakanlığı'nın da destek verdiği 'Saddam'ın Askerleri Kara Güneş' adlı filmin çekimleri, Malatya'da yapılmıştı. Yapımcılığını ve yönetmenliğini Gani Rüzgar Şavata'nın yaptığı filmde başrolleri manken Tuğba Özay, Yalçın Dümer ve Gani Rüzgar Şavata paylaşıyor. Filmin oyuncu kadrosunda ayrıca Yusuf Çetin, türkücü Güler Işık ve Şehnaz Dilan ile birlikte tiyatroya ve sinemaya yıllarca emek vermiş birçok isim bulunuyor.
http://img403.imageshack.us/img403/634/atinolumugb0.jpghttp://img300.imageshack.us/img300/2061/atinolumu2mq5.jpg
Film çevirelim demişler olaya bak ya!Kültür bakanlığı verdiği desteği kessin.:grrr:

balaban
02-08-2008, 18:00
Sinema sektöründe yaşanan film seti kazalarında bu kez kurban bir at oldu. Ünlü manken Tuğba Özay'ın başrolünü üstlendiği ve Gani Rüzgar Şavata'nın yönetmenliğini yaptığı 'Saddam'ın Askerleri' adlı filmin çekimleri sırasında meydana gelen olay bir atın ölümüne neden oldu. Senaryo gereği bir kamyonetin arkasına bağlanarak yerde sürüklenen ve çekimlerde oldukça zorlandığı gözlenen at filmin kurbanı oldu. Setlerde zaman zaman ölümlere yol açan kazalar yaşanırken bu olayın bir ihmal sonucu olmuş olubileceği belirtildi.
Kültür ve Turizm Bakanlığı'nın da destek verdiği 'Saddam'ın Askerleri Kara Güneş' adlı filmin çekimleri, Malatya'da yapılmıştı. Yapımcılığını ve yönetmenliğini Gani Rüzgar Şavata'nın yaptığı filmde başrolleri manken Tuğba Özay, Yalçın Dümer ve Gani Rüzgar Şavata paylaşıyor. Filmin oyuncu kadrosunda ayrıca Yusuf Çetin, türkücü Güler Işık ve Şehnaz Dilan ile birlikte tiyatroya ve sinemaya yıllarca emek vermiş birçok isim bulunuyor.
http://img403.imageshack.us/img403/634/atinolumugb0.jpghttp://img300.imageshack.us/img300/2061/atinolumu2mq5.jpg
Film çevirelim demişler olaya bak ya!Kültür bakanlığı verdiği desteği kessin.:grrr:

Allah kahretsin. Maket kullanılması gerekir böyle çekimlerde. Bir canlıyı sürüklemek ne demek, ölmese bile çekeceği eziyeti düşünemiyorlar mı?

Bu insanlar nasıl böyle duygusuz, kaskatı olmuşlar anlamak mümkün değil.


Bizim ülkemizde bu konularda bir sorun var. Hayvanlara eziyet ediliyor dediğinde, hemen insanlar öne getiriliyor. Hayvanlara eziyet etmeyelim demek insanlara eziyet edelim demek değildir.

Hayvanları sevmek çok kolaydır. Hayvanlar bize düşündüklerini söylemez, eleştirmez, kötülükleri olmaz. Sevmek gerçekten çok kolaydır. Zor olan insanları sevmektir. Bu kadar çaresizlik içindeki hayvanları bile sevip, merhamet edemiyorsak insanları nasıl sevebiliriz?

Hayvanlar bizlere emanet olarak verilmiştir ve birinin bile hakkıyla öbür dünyaya gidemeyiz.

yosun
02-08-2008, 21:05
dünyada pek çok kötülük oluyor. ancak cana yönelik (ister insan olsun ister hayvan olsun) kötülüklerin hiçbiri kınamak ya da engellemek açısından ertelenemez, sıraya dizilemez. söz konusu olan candır ve hele de zulüm varsa bunu durdurmak için alabildiğine çığlık atmak gerekir.

Halk tabiri ile ağzı, dili olmayan, konuşup derdini anlatamayan, tamamen insanalrın vicdanlarına bağlı olarak hayatta kalmayı başarabilen diğer canlı türlerine zulüm eden, acı veren kendine insan diyen vicdan yoksunları insanlara neler yapmaz ki? Nitekim örnekelerini de dünya üzerinde görüyoruz, yaşıyoruz.

bourbon
02-08-2008, 23:53
o atın öldüğü an, (atları iyi bilirim kurşun hariç asla hemen ölmezler,adeta ben ölüyorum der gibi yavaş yavaş ölürler) setten hıc mı kımse mudahele edemedı?Bu ne vurdumduymazlıktır.

Bu dangalakların degıl sınemaya tıyatroya yıllarca emek vermıs olmaları,yapımında Martın Scorsese_Robert de Nıro da olsa boyle sanatında fılmınde ıcıne sıcayım.

Unutmayalım kı,ezıyet cektırdıgımız her canlıya kargaya bıle obur dunyada borcluyuz..

ayyan
03-08-2008, 03:01
Yaw boşverin Çin'i .. Bir yan komşu var bende, geçen sene zor tuttular beni.. 2-3 haftalık yavru köpeğime tekme salladı pis herif.. Neymiş, dolanamazmış! Allah'tan annemle babam vardı yanımda, birgün katil edecek böyle salaklar beni.. Hiç birşeye kızmam da.. suçu- günahı olmayan hayvanlara zülum yapanlara tüm kinimi kusuyorum, Allah hepsinin..

ally_mcbeal
03-08-2008, 05:31
Bu hayvancıkları bu şekilde resmen işkence ile öldürenler benim gözümde insan değil...
Napılabılır?
Ben kişisel olarak,ABD Ab ve Çin e maıl attım.
Ama karamsarım.
.

siz çok önceden harekete geçmişsiniz anlaşılan? tebrik ediyorum sevgili bourbon. gerçekten örnek bir davranış bu, her 10 kişiden birinin bile tepkisini vermesi etkili olacaktır inancındayım. zaten bu konuda dünyada çin'e yönelik bir baskı kurulmaya başlandı... az da olsa..


Bizim ülkemizde bu konularda bir sorun var. Hayvanlara eziyet ediliyor dediğinde, hemen insanlar öne getiriliyor. Hayvanlara eziyet etmeyelim demek insanlara eziyet edelim demek değildir.

Hayvanları sevmek çok kolaydır. Hayvanlar bize düşündüklerini söylemez, eleştirmez, kötülükleri olmaz. Sevmek gerçekten çok kolaydır. Zor olan insanları sevmektir. Bu kadar çaresizlik içindeki hayvanları bile sevip, merhamet edemiyorsak insanları nasıl sevebiliriz?


sevgili balaban mükemmel biçimde açıklamış durumu.




Film çevirelim demişler olaya bak ya!Kültür bakanlığı verdiği desteği kessin.:grrr:

filmi çevirenin de duruma seyirci kalanın da hak ettiği cezayı bulmasını dilerim. bu nasıl vicdan?

ally_mcbeal
03-08-2008, 06:50
Türkiye enteresan bir ülke. Tarihinin en eski dönemlerinden beri türklere can yoldaşı olmuş kediler, köpekler, atlar... Türklerin hep hayatlarının içinde yer almışlar. Daha sonra islam dini de hayvanların eziyet görmesini kesin olarak men eden yapısı ile hayvan hakkına saygıyı pekiştirmiş.

Bugün topluma baktığımız zaman hayvanseverler olduğu kadar bir o kadar da hayvansevmezlerin varlığını farkediyoruz. Korkmak değil bu, açıkça hayvan sevmemek. Kimi zaman kapınızı çalan bir görevlinin bölge sakinleri adına kedi-köpeklerin sokaklardan toplanması için imza toplamasıyla, bazen kimi esnafın dükkanına yaklaşan kedi, köpeklere taş atarak kovalamasıyla, açıkça yasaklandığı için çaktırmadan sokaklara zehirli kıyma bırakan bazı belediye çalışanlarınca ve hatta hala toplu biçimde kedi-köpek katliamını sürdürme cüretini gösterebilen belediyelerce hayvanlara yönelik kötülükler malesef devam etmektedir. Hatta bazen çok şaşırtıcı biçimde sahipli kedinize, köpeğinize bile sataşıldığına şahit olabilirsiniz.

Amatör bir bakış açısıyla meseleye bir de kutsal kitaplardaki kıssalarla değinmek isterim. Kutsal kitapların sosyolojik değerlendirmeler açısından çok yararlı olduğunu düşünenlerden biriyim. Anlatılan kıssalarda yoldan çıkmış kavimlerin genelde toplu biçimde yokedildiklerini görürüz. Bu toplumların arasında hiç mi iyi, doğru insan yoktu peki? Kurunun yanında yaş ta yanar durumu. Ne diyor din? ''İyiliği emredin'' İyilik ne? Hak yememek. Ahlaklı olmak. Kişi gücü yettiğince hak-hukuk tanımaz davranış gösterenleri engellemeye çalışmakla yükümlüdür, bu dayatmayı zaten vicdanımız bize yapar. Helak edilen kavimlerdeki iyiler de kötülerle birlikte acı sondan kurtulamamştır. İyilerin suçu ne? Göz yummak. Seyirci kalmak.

Kötülük etmeyen birinin kötülüğe kayıtsız kalması onu yine sorumlu kılar. İşte bu nedenle kurunun yanında yaş ta yanar. Benim bakış açım bu. Durumdan vazife çıkarmak... Bu gerekli bazen.

balaban
03-08-2008, 16:29
Yaw boşverin Çin'i .. Bir yan komşu var bende, geçen sene zor tuttular beni.. 2-3 haftalık yavru köpeğime tekme salladı pis herif.. Neymiş, dolanamazmış! Allah'tan annemle babam vardı yanımda, birgün katil edecek böyle salaklar beni.. Hiç birşeye kızmam da.. suçu- günahı olmayan hayvanlara zülum yapanlara tüm kinimi kusuyorum, Allah hepsinin..

İnsanlarımız çok değişik maalesef:grrr: Öyle bir şey görünce hemen müdahale ediyorum. Hayvan sana ne yapıyor "hayvan" diye. Kedilerin yanından geçerken hemen kaçarlar, korkarlar çünkü çok tekme yemişlerdir. Zavallının bütün yaptığı çöpten yiyecek bulmak. Bizler onlara yemek vermezsek kedicik nerden beslenecek, çöpten tabii. Hem vermiyoruz, hem çöpü karıştırıyor diye kızıyoruz. Çöpü karıştırıp dağıtanlar asıl insanlar, onlara hiç tepki yok ama.

Çok biliyorum, araba çarpar kaçar. Ben alıp veterinere götürürüm. Çarpan dönüp bakmaz bile ne oldu diye.

İnsanların yanında hayvanlar çok iyi ve masum. Vahşi olan insanlar.

Kanada, ABD..vs bir sürü yere mail gönderdim, daha önce topik de açmıştım. Gönderdiğin yerde bir değişiklik oluyormu bilmiyorum ama sessiz kalmamak lazım.

balaban
03-08-2008, 16:35
Türkiye enteresan bir ülke. Tarihinin en eski dönemlerinden beri türklere can yoldaşı olmuş kediler, köpekler, atlar... Türklerin hep hayatlarının içinde yer almışlar. Daha sonra islam dini de hayvanların eziyet görmesini kesin olarak men eden yapısı ile hayvan hakkına saygıyı pekiştirmiş.

Bugün topluma baktığımız zaman hayvanseverler olduğu kadar bir o kadar da hayvansevmezlerin varlığını farkediyoruz. Korkmak değil bu, açıkça hayvan sevmemek. Kimi zaman kapınızı çalan bir görevlinin bölge sakinleri adına kedi-köpeklerin sokaklardan toplanması için imza toplamasıyla, bazen kimi esnafın dükkanına yaklaşan kedi, köpeklere taş atarak kovalamasıyla, açıkça yasaklandığı için çaktırmadan sokaklara zehirli kıyma bırakan bazı belediye çalışanlarınca ve hatta hala toplu biçimde kedi-köpek katliamını sürdürme cüretini gösterebilen belediyelerce hayvanlara yönelik kötülükler malesef devam etmektedir. Hatta bazen çok şaşırtıcı biçimde sahipli kedinize, köpeğinize bile sataşıldığına şahit olabilirsiniz.

Amatör bir bakış açısıyla meseleye bir de kutsal kitaplardaki kıssalarla değinmek isterim. Kutsal kitapların sosyolojik değerlendirmeler açısından çok yararlı olduğunu düşünenlerden biriyim. Anlatılan kıssalarda yoldan çıkmış kavimlerin genelde toplu biçimde yokedildiklerini görürüz. Bu toplumların arasında hiç mi iyi, doğru insan yoktu peki? Kurunun yanında yaş ta yanar durumu. Ne diyor din? ''İyiliği emredin'' İyilik ne? Hak yememek. Ahlaklı olmak. Kişi gücü yettiğince hak-hukuk tanımaz davranış gösterenleri engellemeye çalışmakla yükümlüdür, bu dayatmayı zaten vicdanımız bize yapar. Helak edilen kavimlerdeki iyiler de kötülerle birlikte acı sondan kurtulamamştır. İyilerin suçu ne? Göz yummak. Seyirci kalmak.

Kötülük etmeyen birinin kötülüğe kayıtsız kalması onu yine sorumlu kılar. İşte bu nedenle kurunun yanında yaş ta yanar. Benim bakış açım bu. Durumdan vazife çıkarmak... Bu gerekli bazen.

Çok güzel anlatmışsınız:yes::yes:

İyiliği emredin, kötülükten men edin. Bunları çoğumuz yapmıyoruz veya yapan azınlıkta olduğu için dünyada kötülük hüküm sürüyor. Ahlaktan anladığımız da çok sınırlı, daha ahlak nedir bilmiyoruz. Ülkemize bakarsak, ahlaksızlığın ağırlık kazandığını, dürüst insan yokluğunu çok açık gözlemleriz.

Dürüs insanlar, dürüst olmayanlar kadar cüretkar olmadıkça toplumun düzelmeyeceği çok açık ve maalesef dürüst olanlar daha çekingen ve korkak davranıyor.

Canlılara iyi muamele bizim dinimizde emredildiği halde yaptığımız eziyet çok fazla.

bourbon
03-08-2008, 16:56
[QUOTE=ayyan;2528629]Yaw boşverin Çin'i .. Bir yan komşu var bende, geçen sene zor tuttular beni.. 2-3 haftalık yavru köpeğime tekme salladı pis herif.. Neymiş, dolanamazmış! Allah'tan annemle babam vardı yanımda, birgün katil edecek böyle salaklar beni..

korumasız hayvanlara saldırarak kendını delıkanlı sanan o kadar cok zavallı var kı..
Bır gun suadıye ıstasyonunda tren beklerken,karsı yonden gelmesıne 10 sanıye kalan bır trenın altına kedı yavrusunu tekmeleyerek atan bırını gormustuk.Allahtan hayvancagız kacabılmıstı.Ama o adam kardesım ve benden kacamadı..Bır daha boyle bır olay yapmaya cesaret edemıycek kadar sopa yedi..

Sadece hayvanlara degıl ınsanlara karsı da toplum olarak ozellıkle genclerde saldırganlık var.Bunun nedenı de enerrjılerını harcayacak spor alanlarının olmaması..

gizemliduygular
05-08-2008, 23:35
İnsan haklarından bahseden Avrupa'lıların bile hayretler içinde kaldığı Bursa Osmangazi Belediyesi'nin Bursalı hayvanseverlerin de büyük katkılarıyla gerçekleştirdiği hayvan barınağı ile bilgileri içeren bir haber.
Tüm arkadaşlarımın Bursa'ya geldiklerinde yalnızca tarihi ve turistik yerleri gezmekle kalmayıp burayı da görmelerini isterim.


http://www.osmangazi.bel.tr/haberler/index.ASP?hid=782

balaban
05-08-2008, 23:40
İnsan haklarından bahseden Avrupa'lıların bile hayretler içinde kaldığı Bursa Osmangazi Belediyesi'nin Bursalı hayvanseverlerin de büyük katkılarıyla gerçekleştirdiği hayvan barınağı ile bilgileri içeren bir haber.
Tüm arkadaşlarımın Bursa'ya geldiklerinde yalnızca tarihi ve turistik yerleri gezmekle kalmayıp burayı da görmelerini isterim.


http://www.osmangazi.bel.tr/haberler/index.ASP?hid=782

Bursa'da beni bir yere götürdüler ama adı neydi hatırlamıyorum. Cumalıkızık'tan Bursa'ya dönüyorduk ağaçlık bir araizdeydi. Orası da iyiydi köpekler için. Beni al diyen bir tanesi vardı aklım onda kaldı:cry:

gizemliduygular
06-08-2008, 06:33
Bursa'da beni bir yere götürdüler ama adı neydi hatırlamıyorum. Cumalıkızık'tan Bursa'ya dönüyorduk ağaçlık bir araizdeydi. Orası da iyiydi köpekler için. Beni al diyen bir tanesi vardı aklım onda kaldı:cry:
Sayın balaban Bursa'ya gelirseniz sizi ağırlamaktan onur duyarız. Bursa çok büyümesine rağmen harika bir yerdir. Hele Nilüfer ilçemiz harikadır, kimse kimsenin işine karışmaz, komşuluk ilişkileri sağlamdır, kimse kimsenin etinde sütünde gözü yoktur. Sanatın, yeşilin ve doğanın kentine edebiyat söyleşilerinde tüm forumdaşlarımı beklerim.

balaban
06-08-2008, 10:17
Sayın balaban Bursa'ya gelirseniz sizi ağırlamaktan onur duyarız. Bursa çok büyümesine rağmen harika bir yerdir. Hele Nilüfer ilçemiz harikadır, kimse kimsenin işine karışmaz, komşuluk ilişkileri sağlamdır, kimse kimsenin etinde sütünde gözü yoktur. Sanatın, yeşilin ve doğanın kentine edebiyat söyleşilerinde tüm forumdaşlarımı beklerim.

İnşallah.:):yes::yes:

Bursa'ya her yıl geliyorum.

ally_mcbeal
07-08-2008, 08:05
Hayvanlara zulüm maalesef devam ediyor. Bildiğim kadarıyla İstanbul'da Beykoz bölgesinde durum hayli kötü. Evsiz sokak köpekleri ya zehirli kıyma ile öldürülüyor veya toplanıp ormana atılarak açlığa mahkum ediliyor. İşin başka bir tuhaf yanı da bu hayvanların genelde aşılı olmaları. Bu hayvanlar ormanda yaşayamazlar, kediler ve köpekler evcil hayvanlar sınıfındadır ve ancak insanların yerleşim bölgelerinde hayatlarını sürdürebilirler. Şehrin dışında nereye gideceğini bilmez bir şekilde ordan oraya yalpalayan köpekler görürseniz bunun belediyelerin yediği nanelerden olma ihtimali çok yüksektir. Aşağıdaki bağlantıdan konu hakkında daha fazla bilgi edinebilirsiniz.


http://ehdkd.blogspot.com


Şu konuda bilgilenmekte yarar var: Son çıkan hayvan hakları yasasına göre hayvanların aşıları yapılıp kısırlaştırıldıktan sonra yaşadıkları alana bırakılmaları gerekiyor. Bu belediyelerin yükümlülüğü. Yalnız hayvanların üreme hızını kontrol etmek gerçekten güç. Bu nedenle gördüğümüz sokak hayvanlarının kısırlaştırılması için belediyelerden talepte bulunmakta tereddüt etmemeliyiz. Aksi takdirde çoğalmaları göze batıyor ve bu hayvanları yoketme yoluna gidebiliyorlar. Günümüz Türkiyesinde hala bu olabiliyor malesef. Bir de hayvanlar için sokaklarda köşelere su koymakla çok büyük iyilik yapmış olacağınızı hatırlatmak isterim. Yaz sıcağında bu hayvanlar susuzluktan hayli sıkıntı çekiyorlar.

baron11
07-08-2008, 09:03
Sanatın, yeşilin ve doğanın kentine edebiyat söyleşilerinde tüm forumdaşlarımı beklerim.

Geçen hafta Balıkesirdeydim,çocuklar tutturdular abi Bursa'ya uğrayalım birer İskender yiyelim.Eh bende kıramadım,biz üç kafadar düştük yola.Şehre geldik,İskender yiyeceğizya tam 45 dakika araba içinde meşhur İskender'cinin yerini aradık.Bir ara bu arama işinden bıktım,yahu başka yerde yiyelim dedim bu İskender'i,ama nafile çocuklar abi sana orda yedireceğiz diyorlar başka birşey demiyorlar.Neyse ona sor,buna sor yeri bulduk ve meşhur İskender'lerimizi ısmarladık.İskenderler'i yeme işlemini icra ettikten sonra hesabı istedim.Üç İskender ve üç ayran için 72 ytl hesap geldi.Biz şimdi orda İskender'mi yemiş olduk?Yoksa başka birşeymi?Birdaha sefere gittiğimde yetkililerinin olduğu zamanı öğrenip ona göre gideceğim,onlara İskender ısmarlamak istiyorum,benden...:bad:

gizemliduygular
07-08-2008, 18:54
.İskenderler'i yeme işlemini icra ettikten sonra hesabı istedim.Üç İskender ve üç ayran için 72 ytl hesap geldi.Biz şimdi orda İskender'mi yemiş olduk?Yoksa başka birşeymi?Birdaha sefere gittiğimde yetkililerinin olduğu zamanı öğrenip ona göre gideceğim,onlara İskender ısmarlamak istiyorum,benden...:bad:

Saygıdeğer baron11

Sizler iskenderin yanında ayran içmekle iskender kebabından anlamamakla kendinizi ele vermişsiniz.:he::he: Hocam iskenderin yanında şıra iyi gider.:cool::cool: 72 Ytl'ye gelince orası lüks yerdir, olur böyle vakalar.:wink::wink:
Bir dahaki gidişinizde kılıç kalkan ekibiyle birlikte gidiniz oraya, ben de yanınızda olursam hesapta %80 indirim yaparlar.:kahkah::kahkah::kahkah:

bourbon
10-08-2008, 17:45
güzel şeyler de oluyor...

Dün,bir düğün için gittiğim mekana arabayı park ettiğimde bekçi kulubesinin yanında 4 tane ayrı kutu vardı ve her kutunun ıcınde 4 5 tane yenı doğmuş kedi yavruları vardı.Her kutunun içine kardeşleri beraberce koyacak kadar ince düşünmüşler.Üstelık anne kedilerde orada gezıyorlar.
Tesisin bır tane sorumlusuyla konustum..O yavruları görünce dayanamamış büyüyene kadar bakmaya karar vermişler.Üstelik günlük artık yemekleride hem bu kedılere hem de tesisin yakınında bulunan barınaklara yolluyorlarmış.Kendisini tebrik ettim...

bourbon
10-08-2008, 19:54
Film setinde ölen at için suç duyurusu
Doğayı ve Hayvanları Koruma Derneği (DOHAYKO) Çanakkale Temsilcisi Sitare Şahin, "Saddam'ın Askerleri Kara Güneş" adlı filmin setinde senaryo gereği bir atın sürüklendiği gerekçesiyle gerekçesiyle suç duyurusunda bulundu. Şahin, filmin çekimlerinin yapıldığı Malatya'daki Cumhuriyet Savcılığı'na iletilmek üzere Çanakkale Nöbetçi Cumhuriyet Savcılığına verdiği şikayet dilekçesinde, yapımcı, yönetmen ve oyuncuların Hayvanları Koruma Yasası'nı ihlal ettiklerini öne sürdü.

Şahin, suç duyurusunun ardından AA muhabirine yaptığı açıklamada, bazı yayın organlarında yayımlanan, Gani Rüzgar Şavata'nın yönetmenliğini yaptığı ve başrollerini Tuğba Özay ile Yalçın Dümer'in paylaştığı filmin çekimleri sırasında "Senaryo gereği bir kamyonetin arkasına bağlanarak yerde sürüklenen ve çekimlerde oldukça zorlandığı gözlenen at filmin kurbanı oldu" şeklindeki haberleri üzüntüyle takip ettiğini belirtti.

Şahin, AB üyelik sürecinde bulunan ve uygar dünyanın bir parçası olmayı hedefleyen Türkiye'de, bu tip görüntülerin ülke imajı için ciddi sorunlar oluşturacağını savunarak, "dernek olarak konuyla ilgili savcılığa suç duyurusunda bulundum.

Filmin yapımcısı, yönetmeni ve oyuncuların 5199 Sayılı Hayvanları Koruma Yasası'nın ilgili maddelerini ihlal ettikleri gerekçesiyle cezalandırılmalarını talep ettim" dedi.

Kültür ve Turizm Bakanlığına da bir dilekçe göndererek, olayla ilgili soruşturma açılmasını talep ettiğini ifade eden Şahin, "bu yapılmadığı takdirde, bu vahşete resmi kurumların da sessiz kalması halinde konu derneğimizce tüm AB ülkeleri nezdinde paylaşılacaktır" diye konuştu.

JoNaThAn
10-08-2008, 21:02
Google'da, "bonsaikitten" kelimesini yazarak arama yaparsanız; Japon bilim adamlarının kedilerin şeklini değiştirmek için, daha yavruyken kavanozlara veya küplere koyup; içine konulan küpün şeklini alması için nasıl çalışmalar yaptıklarını görürsünüz.

Resimlerden bazıları;

http://i170.photobucket.com/albums/u272/natasacvet/bonsaikitten.jpg

http://www.shorty.com/bonsaikitten/insertGray.jpg

bourbon
17-08-2008, 17:57
2 3 gundur havalar o kadar sıcak ki sokaklarda sıcaktan ölen hayvanlar ve özellikle kuşlar var...
Apartmanlarının önüne bır kase bıle olsa su koyan ınsanları gorunce mutlu oluyorum,sahsen ben de bu aralar devamlı koyuyorum...

e-fulya
17-08-2008, 18:19
2 3 gundur havalar o kadar sıcak ki sokaklarda sıcaktan ölen hayvanlar ve özellikle kuşlar var...
Apartmanlarının önüne bır kase bıle olsa su koyan ınsanları gorunce mutlu oluyorum,sahsen ben de bu aralar devamlı koyuyorum...

Adapazarı'nda Sıcaktan Bunalan Kuşlar Her Gün Polislerin Döktüğü Sularla Serinliyor.
http://www.haberler.com/polislerin-hayvan-sevgisi-haberi/

Ecdadımızın hayvan sevgisi üzerine bir yazı:

KUŞ EVLERİ VE KUŞLAR

http://www.taklaciguvercin.com/kuslar.htm

e-fulya
18-08-2008, 22:03
Ülkemizde cami avlularına,oraya buraya bebeğini bırakan cani anneleri hep duyar okuruz..

Bir de bakın şu hayvan dediğimiz gorile:

...Almanya'nın Münster Hayvanat Bahçesi'nde bir dram yaşanıyor. Üç ay önce dünyaya gelen Claudio adlı yavru goril pazar günü aniden öldü. Yavrusunu cansız bedenini sürekli yanında taşıyan 11 yaşındaki anne goril kimseyi kendine yaklaştırmıyor. Anne gorilin cansız yavrusunu yukarı doğru kaldırarak uyandırmaya çalışması görenlerin içini burkuyor.
http://fotogaleri.hurriyet.com.tr/galeridetay.aspx?cid=15223&p=2&rid=2

slck
22-08-2008, 23:24
Hayvan Hakları Evrensel Bildirgesi metni, Uluslararası Hayvan Hakları Birliği ve ona bağlı ulusal birlikler tarafından 21-23 Eylül 1977 tarihinde Londra’da hayvan hakları konusunda yapılan üçüncü uluslararası toplantıda kabul edildi. Hayvan Hakları Evrensel Bildirgesi ise, Paris’te UNESCO Sarayında 15 Ekim 1978 tarihinde törenle ilan edildi.
Tüm hayvanlar eşit doğar ve eşit yaşama hakkına sahiptirler.
Tüm hayvanların saygı görme hakkı vardır. Bir tür hayvan olan insan, diğer hayvanları yok edemez. Hayvanları kendi çıkarı için karşılıksız kullanamaz.
Hiçbir hayvana kötü ve zalimce davranılamaz. Bir hayvanın öldürülmesi zorunlu ise bu, bir anda ve acı çektirilmeden yapılmalıdır.
Vahşi hayvanlar kendi doğal çevrelerinde yaşama ve çoğalma hakkına sahiptir. Eğitim amacıyla bile olsa vahşi hayvanlar özgürlüklerinden mahrum bırakılamaz.
Evcil hayvanlar, uyumlu bir biçimde ve özgürlük içinde yaşama hakkına sahiptir. İnsanların kendi çıkarları için evcil hayvanların yaşama koşullarında yapacakları her türlü değişiklik, haklara aykırıdır.
Evcil hayvanlar, doğal yaşama sürelerine uygun uzunlukta yaşama hakkına sahiptir.
Tüm çalışan hayvanlar (at, eşek…) iş süresinin sınırlandırılması, işin daha az yorucu olması, güçlerini artırıcı bir beslenme ve dinlenme hakkına sahiptir.
Hayvanlara fiziksel ya da psikolojik acı çektiren deney yapmak, hayvan haklarına aykırıdır.
Beslenmek için bakılan hayvanlar barındırılmalı, taşınmalı ve ölümleri de korkutmadan ve acı çektirmeden olmalıdır.
Hayvanlar, insanlar tarafından eğlence amaçlı kullanılamazlar. Hayvanların seyrettirilmesi ve hayvanlarla gösteri yapılması, hayvan onuruna aykırıdır.
Zorunlu olmaksızın bir hayvanın öldürülmesi, yaşama karşı işlenmiş bir suçtur.
Çok sayıda vahşi hayvanın öldürülmesine neden olan safariler ve av partileri, hayvanlara karşı yapılmış bir soykırımdır. Doğal çevrenin kirletilmesi, yıkılıp yok edilmesi de soykırıma eşdeğerde alçakça bir davranıştır.
Hayvanların ölüsüne de saygı göstermek gerekir. Hayvanların öldürüldüğü şiddet sahneleri, sinemalarda ve televizyonlarda yasaklanmalıdır.Ama hayvanlara yapılan saldırıları kınamak amacında olan filmlerde bu sınırlama yoktur.
Hayvanları koruma kuruluşları, devlet katında temsil edilmelidir. Hayvan hakları da insan hakları gibi yasayla korunmalıdır.

gizemliduygular
23-08-2008, 12:51
Gerçek vahşiler, vahşetin en alasını yapanlar kimlerdir?
Paylaşmasını bildikten sonra bu Dünya hepimize yeter.


http://www.ztunnel.com/index.php/1010110A/a66b3d080e24e6a55e5f09424e2e82fae3f66772849619df3e bf42a34b22adf1ed3f8245d6077c2716175


http://www.ztunnel.com/index.php/1010110A/a66b3d080e24e6a55e5f09424e2e82fae3f66772849619df3e bf42a34b68efcaed098457d53a416416175

ally_mcbeal
24-08-2008, 12:51
sn gizemliduygular verdiğiniz bağlantıları bir türlü açamadım?
bazı videoları izlemeye kesinlikle dayanamıyorum ve yarıda kesiyorum bunu da istemeyerek tıkladım aslında ama açılmadı da...

gizemliduygular
24-08-2008, 18:31
sn gizemliduygular verdiğiniz bağlantıları bir türlü açamadım?
bazı videoları izlemeye kesinlikle dayanamıyorum ve yarıda kesiyorum bunu da istemeyerek tıkladım aslında ama açılmadı da...

Saygın ally_mcbeal.

İki gönderi de aslanların kendilerini besleyen insanlara olan duygusal bağlılıklarını anlatan video idi. Ancak günde en az 40-50 video, 3-4 film izleyen biri olarak inanınız bunların başlıklarını anımsayamadım.:frown:

gizemliduygular
24-08-2008, 18:33
BENCE bizler boşu boşuna onlara hayvanları anlatıp duruyoruz, insanlar hayvanları yeterince tanıyorlar aslında.

Koyunun kopyasını çıkartan insanoğlunun zekásı, evinin saçağındaki kuşun yavrularına yiyecek taşırken sahip olduğu anne duygusunun boyutlarını nasıl bilemez?

Bugünkü yazısında sayın Bekir Coşkun böyle başlamış yazısına bakalım devamında neler yazmış?


http://www.hurriyet.com.tr/yazarlar/9733920.asp?yazarid=2

ally_mcbeal
24-08-2008, 23:32
Bugünkü yazısında sayın Bekir Coşkun böyle başlamış yazısına bakalım devamında neler yazmış?
]


yazının özellikle şu kısmı hoşuma gitti:

Savunması olmayan, güçsüz, korunmasız, kimsesiz, dilsiz canlılara merhamet göstermeyenlerden korkmalısınız.

Bir gün sizin gücünüz tükendiğinde, o insanlara muhtaç olduğunuzda, savunmasız kaldığınızda, bir parça kuru ekmeği esirgediği kediden hiç farkınız olmayacaktır.

CANOZGUR
25-08-2008, 22:26
Google'da, "bonsaikitten" kelimesini yazarak arama yaparsanız; Japon bilim adamlarının kedilerin şeklini değiştirmek için, daha yavruyken kavanozlara veya küplere koyup; içine konulan küpün şeklini alması için nasıl çalışmalar yaptıklarını görürsünüz.

Resimlerden bazıları;

http://i170.photobucket.com/albums/u272/natasacvet/bonsaikitten.jpg

http://www.shorty.com/bonsaikitten/insertGray.jpg

Ben zaten bu uzakdoğu insanlarının her türlü hayvana yaptığı vahşiliğin sebebini anlayabilmiş değilim. Gerçi savaşlarda insanlara yaptıkları da farklı değil ya..Bu kadar felsefe, canlılara saygı falan filan derler ya bir de..

ally_mcbeal
28-08-2008, 05:55
Sariyer Belediye Başkanı Yusuf Tülün’ün talimatıyla, veteriner işlerinden sorumlu Meral Başaran’ın komutasında yürütülen köpek imha çalışmalarında ilk etap tamamlanmış ve Sarıyer ilçesinde neredeyse köpek kalmamıştır. Armutlu, Emirgan, Istinye, Büyükdere... tüm mahallelerdeki, sahipli, sahipsiz, küpeli, küpesiz, mahallelinin baktığı bütün köpekler belediye ekipleri tarafından, yer yer itirazlarla karşılaşıldığında zor kullanılarak toplanıp uzak ormanlara atılmak suretiyle itlaf edilmiştir.

Meral Başaran ve ekibinin ilçeyi hayvanlardan arındırdık diye övündüğünü duyuyoruz.

Şunu bilmeliler ki, köpeklerden arındırdıklarını sandıkları sokaklar bir süre sonra doğurgan köpeklerle yeniden dolacaktır. 5199 Sayılı Hayvan Koruma Kanununun kısırlaştırılan köpeklerin alındıkları yere bırakılmasını emretmesinin nedeni, çözümün, ancak tüm sokakların kısır hayvanlar tarafından koruduğunda mümkün olacağı içindir. Ama bu uzun vadeli çözüm projesi ne belediye başkanı ne de sorumlu ekibin işine gelmemektedir. Onlar, kanuna rağmen, ihale şirketleri eliyle, katliam yapmayı ve yerel seçimlere sorunu çözmüş gibi yaparak girmeyi tercih etmişlerdir.

Ama Sarıyer halkı köpeksiz sokakların ardındaki katliamın farkındadır. Bu kanlı icraata onay vermeyecektir.

http://ehdkd.blogspot.com/

Serenler
29-08-2008, 20:39
"Çevreci" Daniska'nın "Hayvan Sever" Daniskası İ.Melih Gökçek'e Suç Üstü!

AKP'li vekillerin yaşadığı mahallede tabanca ve tüfeklerle dolaşarak sokak hayvanlarını katleden İ.Melih Gökçek'in ekibi gözaltına alındı Hayvanların katledilmesi için silahlı ekipler kuran İ.Melih Gökçek Ankaralıları da suyla zehirlemeye kalkmıştı

ANKARA, 27 Ağustos 2008 Çarşamba



Çankaya Belediyesi, AKP'li milletvekillerinin yoğun olarak yaşadığı Çukurambar Mahallesi'nde ellerinde tabanca ve tüfeklerle sokak köpeklerini toplayan Anakent Belediyesi ekiplerinin emniyet güçleri tarafından gözaltına alındığını bildirdi. Çankaya Belediye Başkanı Muzaffer Eryılmaz, Anakent Belediye Başkanı Melih Gökçek ve ekibinin suçüstü yakalandığını belirtti.

Çankaya Belediyesi'nden yapılan açıklamaya göre, Çankaya Belediyesi Denetim Ekipleri, geçen pazar günü yurttaşlardan gelen şikâyet üzerine gittikleri Çukurambar Mahallesi'nde karşılaştıkları köpek itlafı karşısında şaşkına döndü. Açıklamada, çok sayıda köpeğin iğneyle vurularak ölüme terk edildiği Çukurambar'da itlafı yaptıkları ve ellerinde tüfeklerle sokak köpeği toplayan Anakent Belediyesi ekiplerinin emniyet güçleri tarafından gözaltına alındığı bildirildi. Anakent Belediyesi'ne bağlı ekipler sokak köpeklerini kısırlaştırmak için topladıklarını savunurken iğne ile vurularak ölen köpeklerden birinin kısırlaştırılmış ve küpeli olduğunun belirlendiğine işaret edilen açıklamada, çok sayıda yavru köpeğin de bölgeden kaçan annelerini uzun süre beklediği belirtildi.

"SUÇÜSTÜ"

Konuyla ilgili bir açıklama yapan Çankaya Belediye Başkanı Muzaffer Eryılmaz, Anakent Belediye Başkanı Melih Gökçek ve Çankaya üzerine oyun oynayan adamlarının suçüstü yakalandığını söyledi. Pazar günü Çukurambar'da yurttaşların "Anakent Belediyesi ekipleri hayvan öldürüyor" yönündeki şikâyetleri üzerine bölgeye emniyet güçleriyle birlikte intikal eden Çankaya Belediyesi ekiplerinin şaşkınlık içinde kaldığını kaydeden Eryılmaz, şunları dile getirdi:

"Bir köpek uyuşturucu iğneyle vurulmuş denirken düpedüz öldürüldüğü, orada suçüstü şeklinde ispat edilmiştir. Çankaya Belediyesi tarafından kısırlaştırılmış kulağı küpeli bir hayvanın öldürülmesinin hiçbir izahı yoktur. Bugüne kadar sahte hayvanseverlerle SES TV gibi yandaş yayın organlarıyla, bilboardlarla Çankaya Belediyesi'ni suçlayanların foyası bir kez daha açığa çıkmıştır."

HAYVANLARˆÖLDÜRÜLDÜ

Eryılmaz, 5199 sayılı yasaya göre hayvan toplanırken bir veterinerin ekibin başında bulunması gerektiğine dikkat çekti. Yasaya göre hayvanları yakalayıp kısırlaştırmak için önce kafes, sonra ağ ve sepetin kullanılması, eğer bunlar yoksa veteriner gözetiminde iğne kullanılması gerektiğini anlatan Eryılmaz, anakent belediyesinin uyuşturucu iğne adı altında hayvanı bir vuruşta yok eden iğneler kullanmaya başlamasının belediyenin niyetini ortaya koyduğunu ifade etti.
-----------------------


Yorum mu?...
Ne denebilir ki...

Yüce yaradanın yarattığına nasıl kıyılabilir ki!...

"Kork korkmazdan utan utanmazdan..."

Edep yahu....

svsucr
29-08-2008, 21:24
yazık o hayvancıklarında bir yaradanı var yani sahibi var
bunun hesabını sormayacağınımı zannediyorlar
sorumluları allaha havale ediyorum.
seçimlerde de ankara halkının oylarına
hesabını sorsunlar.
herkese saygılar

e-fulya
01-09-2008, 23:01
"Çevreci" Daniska'nın "Hayvan Sever" Daniskası İ.Melih Gökçek'e Suç Üstü!

AKP'li vekillerin yaşadığı mahallede tabanca ve tüfeklerle dolaşarak sokak hayvanlarını katleden İ.Melih Gökçek'in ekibi gözaltına alındı Hayvanların katledilmesi için silahlı ekipler kuran İ.Melih Gökçek Ankaralıları da suyla zehirlemeye kalkmıştı

ANKARA, 27 Ağustos 2008 Çarşamba



Çankaya Belediyesi, AKP'li milletvekillerinin yoğun olarak yaşadığı Çukurambar Mahallesi'nde ellerinde tabanca ve tüfeklerle sokak köpeklerini toplayan Anakent Belediyesi ekiplerinin emniyet güçleri tarafından gözaltına alındığını bildirdi. Çankaya Belediye Başkanı Muzaffer Eryılmaz, Anakent Belediye Başkanı Melih Gökçek ve ekibinin suçüstü yakalandığını belirtti.

Çankaya Belediyesi'nden yapılan açıklamaya göre, Çankaya Belediyesi Denetim Ekipleri, geçen pazar günü yurttaşlardan gelen şikâyet üzerine gittikleri Çukurambar Mahallesi'nde karşılaştıkları köpek itlafı karşısında şaşkına döndü. Açıklamada, çok sayıda köpeğin iğneyle vurularak ölüme terk edildiği Çukurambar'da itlafı yaptıkları ve ellerinde tüfeklerle sokak köpeği toplayan Anakent Belediyesi ekiplerinin emniyet güçleri tarafından gözaltına alındığı bildirildi. Anakent Belediyesi'ne bağlı ekipler sokak köpeklerini kısırlaştırmak için topladıklarını savunurken iğne ile vurularak ölen köpeklerden birinin kısırlaştırılmış ve küpeli olduğunun belirlendiğine işaret edilen açıklamada, çok sayıda yavru köpeğin de bölgeden kaçan annelerini uzun süre beklediği belirtildi.

"SUÇÜSTÜ"

Konuyla ilgili bir açıklama yapan Çankaya Belediye Başkanı Muzaffer Eryılmaz, Anakent Belediye Başkanı Melih Gökçek ve Çankaya üzerine oyun oynayan adamlarının suçüstü yakalandığını söyledi. Pazar günü Çukurambar'da yurttaşların "Anakent Belediyesi ekipleri hayvan öldürüyor" yönündeki şikâyetleri üzerine bölgeye emniyet güçleriyle birlikte intikal eden Çankaya Belediyesi ekiplerinin şaşkınlık içinde kaldığını kaydeden Eryılmaz, şunları dile getirdi:

"Bir köpek uyuşturucu iğneyle vurulmuş denirken düpedüz öldürüldüğü, orada suçüstü şeklinde ispat edilmiştir. Çankaya Belediyesi tarafından kısırlaştırılmış kulağı küpeli bir hayvanın öldürülmesinin hiçbir izahı yoktur. Bugüne kadar sahte hayvanseverlerle SES TV gibi yandaş yayın organlarıyla, bilboardlarla Çankaya Belediyesi'ni suçlayanların foyası bir kez daha açığa çıkmıştır."

HAYVANLARˆÖLDÜRÜLDÜ

Eryılmaz, 5199 sayılı yasaya göre hayvan toplanırken bir veterinerin ekibin başında bulunması gerektiğine dikkat çekti. Yasaya göre hayvanları yakalayıp kısırlaştırmak için önce kafes, sonra ağ ve sepetin kullanılması, eğer bunlar yoksa veteriner gözetiminde iğne kullanılması gerektiğini anlatan Eryılmaz, anakent belediyesinin uyuşturucu iğne adı altında hayvanı bir vuruşta yok eden iğneler kullanmaya başlamasının belediyenin niyetini ortaya koyduğunu ifade etti.
-----------------------


Yorum mu?...
Ne denebilir ki...

Yüce yaradanın yarattığına nasıl kıyılabilir ki!...

"Kork korkmazdan utan utanmazdan..."

Edep yahu....

Ankara’nın amblemi çivili odun olsun

***Ankara’nın yıllardır süren amblem sorunu şimdi de Danıştay’da. Başkentin ambleminin eskisi gibi Hitit Güneşi mi, yoksa Melih Gökçek’in değiştirdiği şekliyle Atakule ve Kocatepe Camisi figürü mü olacağına Danıştay karar verecek. Bence boşuna uğraşıyorlar, Başbakanın oturduğu semtteki bakkalın içki sattığı için kafasına inen çivili odunu Ankara’ya amblem yapsınlar. Yakışır.


ODA.TV
http://www.odatv.com/index.php?id=13312

bourbon
01-09-2008, 23:13
Putin ve Amur kaplanı...
özellikle kaplanla resimleri çok ilginç...
http://www.milliyet.com.tr/Dunya/SonDakika.aspx?aType=SonDakika&Kategori=dunya&ArticleID=985445&Date=01.09.2008&b=Putin

ally_mcbeal
07-09-2008, 22:03
Kaçan ineğe işkence 7 Eylül 2008


Onur SAĞSÖZ/ERZURUM, (DHA)



ERZURUM'da kesim için kombinaya götürülürken sahibinin elinden kaçan inek ortalığı birbirine kattı. Uyuşturucu tabancasıyla vurulmasına rağmen yıkılmayan ve 1 saat boyunca ekipleri peşinden koşturan ineği yakalamak için bazı kişiler hayvana adeta işkence yaptı.


İŞKENCE GİBİ YAKALAMA OPERASYONU...

Uyuşturucu iğnenin etkisiyle sersemleyen hayvana taş atan ve sopalarla vuranlar, ineği demir parmaklıklara sıkıştırarak yakaladı.

Ağrı'nın Eleşkirt İlçesi'nden kesim için kamyonla büyükbaş hayvan getiren Zeki Teymur Kombina Caddesi üzerinde araçtan kaçan bir hayvanı yakalamak için polisden yardım istedi. Kombina Caddesi'ne gelen polis ve Büyükşehir Belediyesi Zabıta Müdürlüğü ekipleri, ineği ahırlar yakınında sıkıştırdı.

Uyuşturucu tabancasıyla vurulan inek buna rağmen koşmaya devam ederken bazı kişiler uyuşturucunun etkisiyle sersemleyen hayvanı taş atarak ve sopalarla vurarak durdurmaya çalıştı. Koşmaktan yorgun düşen ineğin kafasını demir parmaklıklara sıkıştırırarak yakalayanlar, hayvanı kesim için mezbahaya götürdü.





aşağıda birkaç yorum.... allahtan insaflı insanlar da var. ama habere konu olanlar hiç te öyle gözükmüyor. bu hayvanlar mezbahalarda beklerken önlerindeki hayvanların kesildiğini bizzat görüyorlar, bu korkunç birşey, yani başına geleceği biliyor... kaçmasından doğal ne olabilir




Mehmet Sari 07/09/2008 - 16:12

Bunlar insan degil. Bravo inege!


Mehmet Ozturk 07/09/2008 - 17:53

Burasi Turkiye.Burada hersey normaldir.Ben Hollandada yasiyorum.Burada olsa bu olay kesinlikle mahkemeye cikar ve tutuklanirdi.


bora cık 07/09/2008 - 17:48

bu işkenceyi hayvan hayvana yapmaz ki siz insan olarak bunu hayvana yapıyosunuz. ne kadar insanlık var sizde ?

ally_mcbeal
07-09-2008, 22:44
Anne... (1)

[email protected]


CUNDA’da onu evin önünde ilk gördüğümde ağzında çöplükten aldığı bir ekmek parçası vardı. Kimse ekmeğini elinden almasın diye etrafa bakınarak, adeta küçülerek ve sinerek gitti.

Arka sokakta bir inşaatta yavrularının olduğunu söylediler.

Sonra göz göze geldik; bir kangal.

Buralara nasıl gelmişse, kulaklarını kesmişlerdi, yüzünde inanılmaz bir korku ve hüzün vardı. Alttan alttan bakarak "Yavrularım var, bana dokunmayın" der gibi kuyruğunu salladı.

(Bu durumlarda nedense ben de bir yerimi sallamam gerektiğini düşünürüm sanki.)

Bir süre sonra arkasında yuvarlana yuvarlana yol alan altı kişilik minik ordusu ile çıkageldi:

Altı tane uzun kulaklı av köpeği...

Andree, "Bak nelerimiz oldu?" diye müjde verdi. Baktığımda, buzluğumun kapağının yarısını paylaşıyorlardı.

*

Ben hiç böyle "anne" görmedim.

Acından geberse, yavruları yesin diye verilen yemekleri yemedi, kenara çekildi ve onlar doyduktan sonra kalanlarla yetindi. Geceleri el-ayak çekildiğinde bebeklerini boş arsaya çıkartıp nasıl eğittiğini uzaktan izledik. Anne, yavrularının sokakta kalacağını biliyormuş gibi, önce onlara çöp bidonundan yiyecek bulmayı öğretti.

Birisi bebeklerini sevdiğinde mutlu mutlu kuyruğunu salladı, hayvan sevmeyen birisini hissettiğinde, bebeklerini alıp gitti.

İnsan ya da başka bir canlı...

Bir annenin yüreğindeki şefkat, sevgi, korku, endişe ve koruma duygusu, bu kadar mı akıl almaz olurmuş?..

*

Şu an itibarıyla bebekler biraz daha büyüdüler...

Eşya taşımayı sevdikleri için, sabah kalkanlar kapılarının önünde değişik ayakkabılar bulabiliyorlar. Plajdakiler terlikleri ceplerinde dolanıyorlar. Önceki sabah bizim bahçede yarımşardan iki adet gözlük kılıfı vardı.

Sabahları yandaki arsa kalabalık oluyor. Herkes selamlaşıyor ve terliklerini aramaya devam ediyorlar.

Ama bizim mahalle onları sevdi.

Hepimizde "Panjurlar kapatıldığında ve herkes gittiğinde ne olacaklar?" burukluğu var. Sokaklarda aç kalacaklarını, ya belediyenin gelip onları öldürmesi olasılığını "insan" olarak bizler biliyoruz.

Haftaya size devamını yazarım.

Onlar bir aile.

Şimdilik her şeyden habersizler.

balaban
08-09-2008, 15:03
"Çevreci" Daniska'nın "Hayvan Sever" Daniskası İ.Melih Gökçek'e Suç Üstü!

AKP'li vekillerin yaşadığı mahallede tabanca ve tüfeklerle dolaşarak sokak hayvanlarını katleden İ.Melih Gökçek'in ekibi gözaltına alındı Hayvanların katledilmesi için silahlı ekipler kuran İ.Melih Gökçek Ankaralıları da suyla zehirlemeye kalkmıştı

ANKARA, 27 Ağustos 2008 Çarşamba


Edep yahu....

Demek hayvanlar için de ekip kurmuşlar. İnsanlar için de cinayet şebekeleri kurulmuş adı da "A TAKIMI" imiş. Okumuşsunuzdur herhalde

http://www.iyibilgi.com/haber.php?haber_id=85085

balaban
08-09-2008, 15:16
Hepimizde "Panjurlar kapatıldığında ve herkes gittiğinde ne olacaklar?" burukluğu var. Sokaklarda aç kalacaklarını, ya belediyenin gelip onları öldürmesi olasılığını "insan" olarak bizler biliyoruz.



2002 yılı olablir. Yazlıkta kalıyorum. Bir komşuda da siyah beyaz desenli, kısa bacaklı, koca kafalı bir köpek. Köpek onların değilmiş, yemek vermişler orda kalmış.

Eylül ortasında komşumuz yazlığı bıraktı döndü. Köpek bana geldi. Adı body.

Hiç peşimden ayrılmıyor, bizim kapıya sitenin bekçisi dahil kimse gelemiyor, daha iyisi Body söz dinliyor.

Kışın orada kalamaz, ölür diye ona yer aramaya başladım.

Bir yer bulundu, çiftlik (ama küçük çaplı). Adamın koyunları varmış, bir köpek gerekiyormuş. Aç kalmaz, barınağı da olur diye sevindim.

Ekim sonuna doğru Body'i almaya geldiler. Ben görünmeyeyim, beni görürse onu ben veriyormuşum gibi olur, üzülür, ben de üzülürüm diye dışarı çıkmıyorum. 4-5 kişi arabaya bindiremedi, ısıracakmış diye beni çağırdılar.

Bu arada ben 2 hafta önce tasma alıp, tasmaya alıştırmıştım.

Arabaya bindim, Body gel dedim, saklandığı yerden çıktı geldi, yanıma oturdu. Gideceği yere kadar geleyim, ısırmasın dedim, arabada kaldım. Araba çalıştığında biraz tedirgin oldu ama yine ses çıkarmadı. Ben sessiz sessiz ağlıyorum, o da burnuyla çenemden itiyor.

15 dk.uzaklıkta. Gelince, kapıyı açtım, inelim deyince atladı, geldik diye seviniyor. Adam bırakacağım yeri gösterdi, oraya tasmasını taktım. Şaşırdı. Sonra arabaya doğru yürüdüm, dönüp baktım. Bana bakıyordu, "sana güvendim sen ne yaptın" diyordu. Aradan kaç yıl geçti, aklıma her geldiğinde ağlıyorum.:cry:

e-fulya
11-09-2008, 12:36
Okulların açıldığı ilk gün kaybolan ve 3 gündür ailesinin kayıp ilanlarıyla aradığı 14 yaşındaki çocuğun Kızılırmak'ta boğulduğu , arkadaşlarının korkudan olayı gizlediği ortaya çıktı. Ölen Murat'ın "Kurt" adlı köpeği ise sahibi bulunana kadar Kızılırmak'ın kıyısından ayrılmadı
http://www.gazeteport.com.tr/GUNCEL/NEWS/GP_282886

ally_mcbeal
17-09-2008, 11:44
eskiden heryerde yalaklar, çeşmeler vardı, hayvanlar için su bulma diye bir sorun olmazdı, modernleşmeyle birlikte bunlar kalktı, şimdi yaz ayları hayvanlar ciddi susuzluk çekiyor ve bu nedenle ölüyorlar, lütfen bunu sosyal sorumluluk kabul edelim ve yazın şu son günlerinde kenar-köşe noktalara su kapları yerleştirelim.

ve lütfen çocuklarımızı hayvan sevgisi ve merhameti ile yetiştirelim. sokaklarda özellikle kedilerin insanlardan çok korktuğunu ve kaçtığını görüyorum, ben küçükken bir kediyi yakalayıp sevmek böyle zor değildi, şimdi ise zor, çok ürkütülüyorlar çünkü....

ASB
23-09-2008, 08:23
İnsanlardaki Hayvan Sevgisi

Ben çocukluğumda koyun sığır güttüm. Evimizde kedi eksik olmadı. Dinizden balık tuttum.
Eşekle yük taşıdım. Yılan, sinek öldürdüm. Karga kovaladım...
Sonuç olarak hayvanlar benim yaşantımda önemli bir yer tutar. Ama hiçbir hayvana karşı (sinekler hariç) aşırı bir sevgimde aşırı bir düşmanlığım da yoktur. Benim bazı tanıdıklarımda gördüğüm kedi ve köpek sevgisinin de aşırı bulurdum. Fakat geçenlerde yaşadığım bir olaydan sonra bu sevginin normal olduğunu anladım.
Olay şu:
Bu sıralar bir diş sorunum nedeniyle dişçiye gidiyorum. Kestirmeden olsun diye ana cadde yerine ara sokaklardan gidiyorum. Yine bir gün dişçiye giderken, simsiyah bir köpeğin bir dörtyol ağzında, gelen giden araçlardan, hiç korkmadan yattığını gördüm.
Köpek kendine göre stratejik bir yer bulmuş -dörtyoldan da geleni gideni görüyor- ve insanlara o kadar güveniyor ki uzanmış yatıyor. Geçtim gittim.
Dönüşte aynı yerden geçiyorum. Baktım yerini değiştirmiş tretuarla yolun birleştiği yerde yatıyor. Yanından geçerken bana öyle bakıyordu ki, sanki beni kırk yıldır tanıyor. Hiç rahatını bozmadı. Ben de yanından geçip gittim. Ama o köpeğim o bakışı halâ gözümün önünde duruyor. Daha sonra tekrar o yoldan geçtim. Baktım bizim köpek yine dörtyol ağzında atıyor. Trafik polisliği mi yapıyor, yoksa, insanların ne kadar güvenilir olduklarını mı deniyor anlamadım.:)

Sevinelim mi? Üzülelim mi?
Şu anda oturduğum eve taşınmadan önce bazı değişiklikler yaptırdım. Balkonu camla kapattım ve salona dahil ettim. Böylece salon genişlemiş oldu.
Geçen seneye kadar o balkon camları bize bir sorun kaynağı oldu. Camları hanım temizler veya yemizletir, gün geçmez kuş pislikleri bütün zahmetleri boşa çıkarır. Bir tente yaptırmaya kalktık onu da sipariş verdiğimiz kimseler, söz verdikleri halde yapmadılar. Yani sağ olsun kuşlarımız bu seneye kadar keyfimizi kaçırmayı başarıyorlardı? Bu sene başından beri artık böyle bir sorunumuz yok. Çünkü artık bizi rahatsız eden kuşlar kayboldu.
Nedenini biliyorsunuz. Kuraklık ve çevre kirliliği.

Tehlike Nerede?

İnsanlar ve hayvanlar aynı ortamlarda yaşarlar.
Yani aynı havayı soluruz, aynı suyu içeriz, aynı besinlerle besleniriz.
Onların yaşıyamadığı ortamlar bizim için de normal ortamlar değildir.
Aklımızı başımıza toplamanın zamanı çoktan geldi. Belkide geçti.

ally_mcbeal
24-09-2008, 22:52
evsiz hayvanlar derneği başkanı selen çalışkan'dan gelen mesajı aynen aktarıyorum, lütfen bu konudaki tavrımızı her yerde belli edelim:


Onu Bahçeköy orman yolunda bulduk. Kısırlaştırılıp oraya atılmıştı. Yapayalnız ve çaresizdi. Bir deri bir kemikti. Boynuna plastik kelepçe takılmıştı. Ameliyat ipleri alınmamıştı. Once SHKD barinağına getirdik. Büyük bir iştahla yemek yedi. Günlerdir aç olduğu aşikardı. 2-3 aylık olmasına rağmen kısırlaştırılmıştı. Ameliyat yerinden iltihap siziyordu. Veteriner kliniğine götürdük. Veteriner hekimin raporu şöyle:

“Yaklasık 3aylık , 8 kg agırlıgında , dişi coban köpegi kırması , 1-2 gün öncesinde kısırlastırılmış 9 dikişlik 6-7cm lik operasyon yarasından abdomen sıvısı sızıyor , gergin ve agrılı bir batın gözlendi . Yavru köpek yemek ve su bulamamasından dolayı derisinden kemik iskeleti kalça kaburga ve kürek kemikleri detaylı olarak gözlenebiliyordu. Bu köpegi bulan kişiler birseyler yiyebildigi fakat hiç tuvalet yapmadığınıdan endiselenerek kontrol edilmesini rica ettiler.
Yapılan muayenede karın ici sıvısında leukosit (enfeksiyon) tesbit edildi . Dehidrasyon ve ateşe bağlı anuri, karın ici operasyon travmasından kaynaklanan agrı ajitasyonu ve duruş bozuklugu gözlendi .”

Onu tesadüfen bulmasaydık acılar içinde ölecekti. Zaten biraz daha büyüdüğünde boynundaki kırmızı kelepçe nedeniyle boğularak ölmesi kaçınılmazdı.

Kulağındaki kırmızı küpeden ameliyati Eyüp Belediyesinin taşeron şirketi Deniz Kimya’nın IBB Hasdal’da yaptığını anlıyoruz.

Onu ormanda acılar içinde ölüme terkedenler hakkındaki düşüncelerinizi lütfen aşağıdaki mail adresine iletin:

Eyüp Belediye Başkanı Ahmet Genç’e iletin: [email protected]

ally_mcbeal
24-09-2008, 22:55
özellikle seçimler yaklaşırken belediyelere bu konuda baskı kurmak gerekli. hoş halkın geneli köpeklerin toplanması için talep iletiyor ya :(((((
lütfen yukardaki hikayeyi yabana atmayın.





SARIYER BELEDİYESİ Santral:
+90 212 2427575

Fax:
+90 212/2429938

[email protected]

Yusuf Tulun cep:
0532 559 81 88
Gerekli e-mail Adresleri
İstanbul Büyükşehir Belediyesi Veteriner İşleri Müdürü Fahrettin Cerrahi: [email protected]
İstanbul Büyükşehir Belediye Başkanı, Kadir Topbas [email protected]

ally_mcbeal
14-10-2008, 22:52
Konya'da insanlar tarafından "yoğun şiddet" gören, birinin vücudunda 20’ye yakın saçma bulunan üç köpek, yutkunma reflekslerini bile kaybedecek kadar ağır depresyona girince Selçuk Üniversitesi'nde tedaviye alındı.

KONYA - Konya’da sokakta şiddet gördüğü belirlenen ve Selçuk Üniversitesi Veteriner Fakültesi kliniğine getirilen 3 köpek, anti depresan ilaçlarla tedavi edilmeye çalışılıyor. Selçuk Üniversitesi Veteriner Fakültesi İç Hastalıkları Anabilim Dalı Öğretim Üyesi Prof. Dr. Mehmet Maden(sağda), belediye ekiplerince bir hafta önce sokaklardan toplanarak Konya Hayvan Barınağı’na getirilen köpeklerden 3’ünün, yaşadıkları problemler nedeniyle Veteriner Fakültesi İç Hastalıkları Kliniğine getirildiğini söyledi.

Yapılan muayenelerinde her 3 köpekte de depresif bulgular gözlendiğini ve tedavilerine başlandığını anlatan Maden, "Bu köpeklerin kendini tamamen kapatmış durumda olduklarını, dış uyarılara cevap vermediklerini, yutkunma refleksi bile olmadığını tespit ettik. Yani kendilerine eziyet eden insanlara küsüp, tamamen depresyona girmiş köpeklerdi" dedi.

Bu hayvanların depresyona, yoğun şiddet gördüğü için korkmuş, terk edilmiş ya da özgür ve ilgi gösterilen bir ortamdayken zincirle bağlandıklarını tahmin ettiklerini anlatan Maden, aynı zamanda köpeklerden birinin vücudunda 20’ye yakın saçma tespit ettiklerini, bu durumun hayvanların maruz kaldığı şiddeti net bir şekilde ortaya koyduğunu vurguladı.

Konya Havyan Barınağı’nda 1500’e yakın köpek bulunduğunu, sokaklardaki binlerce köpeğin de sevgiye ve biraz yiyeceğe ihtiyacı olduğunu dile getiren Maden, "Onları ’kötü, pis’ diyerek taşlayıp dövmek, çocuklara kötü örnek olmak son derece yanlış. Vatandaşları, sokak köpeklerine sahip çıkmaya, onları şiddete karşı koruyama çağırıyoruz" diye konuştu.

(aa)



sezen 07/09/2008 23:23
Alah belalarını versin..Aah ıslah etsnin demiyorum, ALLAH BELALARINI VERSİN!!!ya nasıl bi hayat bu allahım kendimi paralayasım geliyo günah ya ne demek bu?nolur yalvarırım her şeyi bir köşeye bırakın,onlar doğada yine bir işe yarıyor doğal dengede bi yer teşkil ediyorlar.be adını koyamadığım pislikler siz neye yarıyorsunuz?Allah hayat boyu güldürmesin sizi o vurduğunuz dövdüğünüz köpeklere muhtaç etsinde biraz fazilet görün inşallah...



quillus 03/09/2008 16:48
bir insan bunu neden yapar. Allahlarından bulsunlar..



Küçük Cezve 02/09/2008 14:21
Bu yaratıklar homo saphiens mi yoksa daha önceki aşamalarda mı sürünüyorlar hatta belki bambaşka bir türler. Ve dünya böyleleriyle doldu artık. Bu yavrucakları kirli pis diye dövenlerin birkaçını biliyorum ben. Nasıl şahsiyetleri olduğunu daha doğrusu nasıl şahsiyetsiz olduklarını anlatmaya dilim varmıyor. Her türlü pisliği yaparlar sonra da pis diye masumluk konusunda yarışamayacakları canlılara çamur atarlar. Keşke bu canlılar da eline sopa alıp bunları o hale getirse başka türlü anlayabileceklerini sanmıyorum. Çok üzücü.


Yorumlar

SuMasalı 02/09/2008 13:47
inanamıyorum ya hala şoktayım her zaman güçlü olan güçsüz olanı ezer mi bu dünyada
ne cahilliktir ne gaflettir bu ne caniliktir deheşettir bu
bundan öteye salaklıktır bu
günahtır bu!
hala inanamıyorum hala..



ASİ_PİT 01/09/2008 19:00
bunu yapanlar insan olamaz hayvanda olamaz!!!



boncuk-özhan 01/09/2008 16:34
AYNISINI BU ŞİDDETİ UYGULAYANLARADA UYGULAYACAKSINKİ HEM BUNDAN SONRA BÖYLE VAHŞETE GİRİŞECEKLERE İBRET OLUP,DÜŞÜNDÜRSÜ HEMDE İNSAN GÖRÜNÜMLÜ KÜTLESEL VARLIKLAR O HAYVANLAR NELER ÇEKMİŞ ÖĞRENSİN.



кöקüк 31/08/2008 23:41
Bunları yapanlarada aynısını yapmak lazım..Şerefsizler..Allah belalarını versin inşallah.. [email protected]@

ally_mcbeal
14-10-2008, 23:02
lütfen duyarsız kalmayın! hayvanların sesi siz olun!
bu ülke bizim ve yola getiricek olan da yine biziz!
hayvan zulmüne son! yeter! kısırlaştırma şart!

ırmak
14-10-2008, 23:10
Onurlu bir insan olmak” sadece “insanın haklarını” değil “her türlü canlının da haklarını” korumak ve gözetmekten geçer.
Onurumuz için hayvan haklarının yaşama geçmesine yönelik demokratik çabalara katkıda bulunmalı ve desteklemeliyiz.

Parstunc
14-10-2008, 23:14
Benim 2 tane köpeğim var. Biri erkek ve kurt köpeği melezi, diğeri ise dişi ve doberman. Oturduğumuz apartmanın altında küçük bir bahçede bakıyordum köpeklerime. 2 ay önce dişi köpeğim rahatsızlandı. Bir sürü antibiyotik kullanmama rağmen rahminden gelen akıntı kesilmedi. Bir film çektirdim. Köpeciğimi saçma ile rahminden vurmuş şerefsizler. Hala tedavisine devam ediyoruz. Tabi bunu yapan aşağılık kişiyi tespit edemedim. Polis çağırdım bir şey çıkmadı. Bende ancak beddua edebildim. Köpeciklerimi başka yere taşıyarak hayatlarını kurtardım. Allah bunu yapanları bildiği gibi yapsın...

bourbon
14-10-2008, 23:16
bence asıl hayvan bu ınsan musfettelerı...

asagir
14-10-2008, 23:35
benim köpeğimi de zehirlemişlerdi, kurtaramamıştık. yaklaşık 20 yıl oldu. son anlarında başını kucağıma koyup çaresizce gözlerime bakması hala gözlerimin önünden gitmez. onu zehirleyenler hiçbir zaman ortaya çıkmadı.
insan diye ortalıkta dolaşırlar!

ally_mcbeal
30-10-2008, 01:33
öncelikle topiğe katkıda bulunan değerli ve duyarlı forumdaşlarıma teşekkür etmek isterim. bunlar sevgi dolu insanlar. kullandıkları ifadeler ile "insan" olduklarını gösteriyorlar. bu konularda sesimizi daha çok çıkarmalıyız. sözgelimi gözümüze çarpan olaylarda daha müdahaleci olmalıyız. belediyelere sokaklarda dolaşan köpekler için çok fazla şikayet gidiyor. bizler de tersi durum için şikayetçi olmalıyız. madem ki talepler doğrultusunda hareket edecekler....

bir seferberlik halinde sokak hayvanlarının aşıları tamamlanmalı ve mutlaka kısırlaştırılmalı. çoğalmaları kontrol altına alındığı takdirde kedi-köpek görmek insanlar için harika birşey haline gelecek ve günümüzdeki itip kakmalar yerini sevgi-şefkat-merhamet gibi insani duygulara bırakacak.

şimdi size bir çağrıdan bahsetmek istiyorum, ben katıldım ve bir kaç posta yolladım, istanbuldaki belediyeleri de zaman zaman arıyorum, kaymakamı da... belediye başkanları görüşüyor ama kaymakam telefona çıkmıyor. onu da içişleri bakanlığına şikayet etmeyi düşünüyorum ama aşağıda yazılana bakarsak pek neticesi olmaz gibi görünüyor. sistemli biçimde sokak hayvanları acı verici yollarla öldürülüyor ve yaşayanlar da kötü muamele görüyor. durmayalım ve hayvanların sesi olalım!

Gectigimiz Mayis ayinda Antalya’nin Kepez, Konyaalti ve Muratpasa ilcelerinde gerceklestirilen kopek soykirimi, sadece Turkiye’yi degil, butun dunyayi ayaga kaldirmisti. Adi gecen ilcelerdeki hayvan haklari savunuculari, aldiklari istihbarat uzerine ormanlik bolgelere gitmisler, ve 20’nin uzerinde toplu mezar bulmuslardi. Bu mezarlardan 5000’inin uzerinde kopek cikmisti. Mezarlarin kazilmasi, kopek cesetlerinin tespit edilmesi gunlerce surdu. Ilk gunlerde bazi cukurlarin icine canli canli yavru kopeklerin gomuldugu anlasildi. Bu canli gomulen bazi yavrular kurtarilabildi, digerleri ise kurtarilamadi. Katliamin gerekcesi kuduz idi – ancak toplu mezarlardan cikan kopeklerin cogunda, kuduza karsi asilanmis olduklarini belirten kupeler vardi. Yani, kuduz sadece bir bahaneydi.

Turkiye’nin en cok okunan gazetesi Hurriyet, bu mezarlarla ilgili haberi “Naziler Antalya’da” basligi ile ilk sayfasindan vermisti. Yine Hurriyet gibi Turkiye’nin diger gazeteleri de habere ilk sayfalarinda yer vererek gunlerce devam niteligindeki haberler yapmislardi. Katliamin ardindan butun Turkiye capinda protestolar duzenlemisti. 5000’den fazla kopegin acisi herkesin yuregini parcalamisti.

Katliamin ardindan, soz konusu belediyeler hakkinda sorusturma izni vermesi icin Icisleri Bakanligi’na basvuruldu. 5000 kopek icin adalet isteniyordu. Sorumlular cezalandirilmali idi. Ancak Icisleri Bakani Besir Atalay, 5000 kopek icin adalet talebini cok gordu. Bu belediyeler hakkinda ayip olmasin diye bir “on inceleme” yapildi. Tabii, butun belediyeler de “biz yapmadik” dediler ve oldu bitti. On incelemenin ardindan, sorusturma acilma izni reddedildi. Dava kapandi. Antalya’da hic kimse 3 kurus ceza bile odemeyecek.

Isin en icler acisi yani ise, Besir Atalay’in, bu katliamda “herseyin usulune uygun” yapildigina karar vermis olmasi. Usulune uygunu buysa, o zaman usulune uygun olmayani nasil oluyor onu hayal bile etmek istemiyoruz. Bakan Atalay’in kararina gore, bir yavru kopegi canli canli gommek, usulune uygun....

Sayin Bakan: Bu cok usulune uygun uygulamadan acaba siz de musait bir zamaninizda yararlanak ister miydiniz? Sanmiyoruz... Ancak madem butun bunlar sizin icin cok normal, o zaman bunlari butun diger belediye baskanlari ile paylasin. Mesela, “5000 Kopek Usulune Uygun Nasil Katledilir” seklinde bir kitap yazarak, butun diger belediyelerimize de hediye edin. Zira, cok nadiren de olsa, bazi belediyelerimiz halen bu konuda acemiler. Ortada fazla delil birakiyorlar. Allah korusun sonra onlara ceza falan vermek zorunda kalirsiniz.

Eger bu karar sizi de isyan ettiriyorsa, Icisleri Bakani Besir Atalay’a “Antalya Katliamini Unutmayacagiz” basligi ile mesaj gonderin:

[email protected]
[email protected]
[email protected]
[email protected]


bu dinsiz dincilere "insan" ve gerçek bir din adamının sözüyle seslenmek istiyorum:

"doyurulmuş aç bir kedi, yarası sarılmış sakat bir köpek, yuvası dağıtılmamış bir kuş sizin için yapılmış en güzel duadır" nihat hatipoğlu.

herkesi merhamete ve insan olmaya davet ediyorum. ve tabiki tepki göstermeye....

sevgiler.

yosun
30-10-2008, 02:06
Ağzı, dili olmayan, derdini anlatamayan, tek isteği bir tutam sevgi ve merhamet olan hayvanlara yapılan insanlık dışı davranışları kabul edemiyorum. Bu şekilde insanlık dışı davranıuşlara maruz kalmış canlıların resimlerine bile bakamıyorum...:frown:

Bu günden küçük bir anekdot; Aslında kızım istediği için evimize gelen ancak şu anda benim can dostum olan küçük terrier cinsi köpeğimizi bu gün veterinere götürüp, uzayan tüylerini kestirdim. Kışa hazırlık....
Eve gelince de doğal olarak yıkadım...
Şu anda bana küs!
Kızımın odasındaki minderinde kös kös yatıyor ve ben odaya girince hırlıyor.
Bu küskünlük bir iki gün sürer artık. Barışmak için yaptığım hiç bir şeyi kabul etmez. Sonra unutur. :)
Belik de unutmuyor da affediyor, kim bilir?
Kim demiş hayvanların hissi, aklı yok diye?

bourbon
30-10-2008, 22:16
güzel,mantıklı şeyler de oluyor..
Bu yarasalar ölse,oradaki doğal denge belki bozulacak fareler tarlalarda cirit atacaktı.

BARAJA 6 AY YARASA RÖTARI

Yapımı 13 Yıldır Devam Eden Havran Barajı, Binlerce Yarasanın Kış Uykusuna Yattığı Bir Mağaranın Sular Altında Kalmasını Önlemek İçin Durduruldu.



Yapımı 13 yıldır devam eden Havran Barajı, binlerce yarasanın kış uykusuna yattığı bir mağaranın sular altında kalmasını önlemek için durduruldu.
Balıkesir’de yapılan ve bölge tarımı için hayati önemi olan baraj altı ay sonra tamamlanacak.

BALIKESİR’in Havran İlçesi’nde 1995 yılında yapımına başlanan, 72 milyon YTL’ye malolan ve bu yılın ekim ayında su tutması planlanan barajda, yarasa rötarı yaşandı. Yaklaşık 20 bin yarasanın kış uykusunda olduğu mağaranın sular altında kalacak olması nedeniyle Havran Barajı’nda su tutma işlemi 6 ay ertelendi. Nisan ayında uyku döneminin sona ermesiyle, yarasaların yeni yapılan suni mağaraya taşınması kararlaştırıldı.


Havran bekleyecek

Tartışmalara neden olan Havran Barajı’nın suları altında kalacak mağarada yaşayan yarasalar, bu kez de Balıkesir Valisi Selahattin Hatipoğlu başkanlığındaki İl Koordinasyon Kurulu toplantısına damgasını vurdu. Yarasaların durumu kurulda detaylı bir şekilde ele alındı. DSİ 25’inci Bölge Müdürü Şahin Durukan, Havran Barajı’nın suları altında kalacak 20 bin yarasanın kurtarılması için hazırladıkları proje hakkında bilgi verdi. Türkiye’nin ikinci büyük yarasa yaz kolonisinin barındığı mağaranın baraj suları altında kalacak olmasının anlaşılmasıyla birlikte harekete geçtiklerini anlatan Durukan, 350 metre genişliğinde, 50 metrenin üzerinde su kotu bulunan yeni suni bir mağara hazırladıklarını, yarasaları da buraya taşıyacaklarını belirtti. Durukan, suni mağaranın, eski mağaranın uzunluğunda ve benzer şekilde inşaa edildiğini, altına da yarasalar için hayati önem taşıyan ’guana’ denilen doğal gübrelerin döşendiğini söyledi.

Ancak yarasaları yeni mağaraya yönlendirirken çok hassas davranmak gerektiğini vurgulayan Durukan, "Yarasalar şu an uyku döneminde. Barajda su tutmaya başlarsak, yarasalar boğulabilir. Bu nedenle barajda daha önce planladığımız gibi ekim ayında değil gelecek nisan ayında su tutmaya başlayacağız. O zaman yarasalarda aktif hale gelecek. Onları yeni mağaralarına yönlendireceğiz. Bunu sağlamak için de eski mağaraların girişini kapatacağız. Zaten guanalar yeni mağaraya taşınacağı için yarasalar da orayı tercih edecektir" dedi.

Körfez’e hayat verecek

DSİ 25’inci Bölge Müdürü Şahin Durukan, ağırlıkta tarımsal amaçlı kullanılacak ve 3 bin 330 hektarlık alanı sulaması hedeflenen Havran Barajı’nın körfez tarımı için hayati önem taşıdığını belirtirken, "Ancak mağarada yaşayan binlerce yarasa da bizim için son derece önemliydi" diye konuştu.

24.10.2008 02:16 [1519590]

ally_mcbeal
13-11-2008, 19:01
http://www.milliyet.com.tr/Yasam/SonDakika.aspx?aType=SonDakikaGaleri&ArticleID=1015695&PAGE=1
Yaralı köpek, kürekle çöp kamyonuna atıldı

Murat ÇAĞLAR/VAN, (DHA)
Van'da belediye ekipleri, iki ayağı da kırık olan köpeği boynundan kabloyla sürükleyerek, çöp kamyonuna attı.

VAN'da, otomobilin çarpması sonucu arka iki ayağı kırılan köpek, sokakta acılar içinde dolaşırken, çevredekiler tarafından 3 gün boyunca beslendi. Köpeğin daha fazla acı çekmesine dayanamayan çevredekiler, belediyeye haber vererek köpeğin alınmasını istedi. Defalarca aranan belediye ekipleri, sonunda gelerek acılar içinde kıvranan köpeği boynuna sardıkları kabloyla sürükleyerek götürdükten sonra kürekle çöp kamyonuna attı.
Van- Başkale karayolunda bir otomobilin çarpması sonucu iki ayağı kırılan ve sokak ortasında kalan sokak köpeği, vatandaşlar tarafından 3 gün boyunca beslendi. Sürünerek dolaşabilen ve çevredeki çocuklar tarafından sürekli rahatsız edilen köpeğin acısını daha fazla görmek istemeyen vatandaşlar, AKP'li Van Belediyesi'ne durumu bildirdi. Ancak belediye ekipleri 3 gün boyunca defalarca aranmalarına rağmen gelmedi. Vatandaşların ısrarlı davranmaları sonrası belediye köpeğin alınması için çöp kamyonu gönderdi. Çevreden buldukları kabloyu acı çeken köpeğin boynuna ve ayaklarına bağlayan çöpçüler, köpeği yerde sürükleyerek götürmeye başladı. Acı acı inleyen köpek vatandaşların şaşkın bakışları arasında küreklerle çöp kamyonuna atıldı.
Çevre sakinleri, belediyenin köpeği çöp kamyonuna atmasına isyan etti. Bunun bir işkence olduğunu belirten Şaban Keskin, “Acılar içinde kıvranan köpeği elimizden geldiğince korumaya çalıştık. Acı çekmemesi için uğraş verdik. Defalarca da belediyeyi aradık. Ancak bir türlü belediye ekipleri gelmedi. Biz belediyenin gelip köpeği daha insani bir şekilde götüreceklerini düşünüyorduk. Ancak boynuna kablo sarıp sürükleyerek çöp kamyonuna attılar” dedi. Çöp kamyonuna konulup götürülen köpeğe daha sonra ne yapıldığı ise öğrenilemedi.

‘HAYVAN HAKLARI BİZİM İÇİN ÖNEMLİDİR’

Van Belediye Başkan Yardımcısı Fazıl Kaya, olayla ilgili bilgilerinin olmadığını söyledi. Olayın bilgileri dışında geliştiğini söyleyen Kaya, hayvan haklarının kendileri için çok önemli olduğunu belirterek şöyle konuştu:
“Köpekleri öldürme gibi bir uygulamamız kesinlikle olamaz. Belediye ihbar hattımız olan ‘185’ten böyle bir ihbar bize ulaşmadı. Bu köpekle ilgili bize ihbar ulaşmış olsaydı, veteriner hekimlerimizi oraya yönlendirirdik. Bu işleri yapan bir birimimiz de var. Tedavi edilmesi gerekiyorsa onu yapardık. Ama kesinlikle onu çöp kamyonuyla çöplüğe ya da başka bir yere attırmazdık. Haberimiz kesinlikle yok. Bununla ilgili olarak sorumlular hakkında gerekeni de yapacağız.”
Bu arada çöp kamyonuna konulan yaralı köpeğin ise nerede olduğu, telef olup olmadığı ise henüz öğrenilmedi.

AUDİ+
13-11-2008, 19:32
http://www.milliyet.com.tr/Yasam/SonDakika.aspx?aType=SonDakikaGaleri&ArticleID=1015695&PAGE=1
Yaralı köpek, kürekle çöp kamyonuna atıldı

Murat ÇAĞLAR/VAN, (DHA)
Van'da belediye ekipleri, iki ayağı da kırık olan köpeği boynundan kabloyla sürükleyerek, çöp kamyonuna attı.

VAN'da, otomobilin çarpması sonucu arka iki ayağı kırılan köpek, sokakta acılar içinde dolaşırken, çevredekiler tarafından 3 gün boyunca beslendi. Köpeğin daha fazla acı çekmesine dayanamayan çevredekiler, belediyeye haber vererek köpeğin alınmasını istedi. Defalarca aranan belediye ekipleri, sonunda gelerek acılar içinde kıvranan köpeği boynuna sardıkları kabloyla sürükleyerek götürdükten sonra kürekle çöp kamyonuna attı.
Van- Başkale karayolunda bir otomobilin çarpması sonucu iki ayağı kırılan ve sokak ortasında kalan sokak köpeği, vatandaşlar tarafından 3 gün boyunca beslendi. Sürünerek dolaşabilen ve çevredeki çocuklar tarafından sürekli rahatsız edilen köpeğin acısını daha fazla görmek istemeyen vatandaşlar, AKP'li Van Belediyesi'ne durumu bildirdi. Ancak belediye ekipleri 3 gün boyunca defalarca aranmalarına rağmen gelmedi. Vatandaşların ısrarlı davranmaları sonrası belediye köpeğin alınması için çöp kamyonu gönderdi. Çevreden buldukları kabloyu acı çeken köpeğin boynuna ve ayaklarına bağlayan çöpçüler, köpeği yerde sürükleyerek götürmeye başladı. Acı acı inleyen köpek vatandaşların şaşkın bakışları arasında küreklerle çöp kamyonuna atıldı.
Çevre sakinleri, belediyenin köpeği çöp kamyonuna atmasına isyan etti. Bunun bir işkence olduğunu belirten Şaban Keskin, “Acılar içinde kıvranan köpeği elimizden geldiğince korumaya çalıştık. Acı çekmemesi için uğraş verdik. Defalarca da belediyeyi aradık. Ancak bir türlü belediye ekipleri gelmedi. Biz belediyenin gelip köpeği daha insani bir şekilde götüreceklerini düşünüyorduk. Ancak boynuna kablo sarıp sürükleyerek çöp kamyonuna attılar” dedi. Çöp kamyonuna konulup götürülen köpeğe daha sonra ne yapıldığı ise öğrenilemedi.

‘HAYVAN HAKLARI BİZİM İÇİN ÖNEMLİDİR’

Van Belediye Başkan Yardımcısı Fazıl Kaya, olayla ilgili bilgilerinin olmadığını söyledi. Olayın bilgileri dışında geliştiğini söyleyen Kaya, hayvan haklarının kendileri için çok önemli olduğunu belirterek şöyle konuştu:
“Köpekleri öldürme gibi bir uygulamamız kesinlikle olamaz. Belediye ihbar hattımız olan ‘185’ten böyle bir ihbar bize ulaşmadı. Bu köpekle ilgili bize ihbar ulaşmış olsaydı, veteriner hekimlerimizi oraya yönlendirirdik. Bu işleri yapan bir birimimiz de var. Tedavi edilmesi gerekiyorsa onu yapardık. Ama kesinlikle onu çöp kamyonuyla çöplüğe ya da başka bir yere attırmazdık. Haberimiz kesinlikle yok. Bununla ilgili olarak sorumlular hakkında gerekeni de yapacağız.”
Bu arada çöp kamyonuna konulan yaralı köpeğin ise nerede olduğu, telef olup olmadığı ise henüz öğrenilmedi.

Bu insan,a benzeyen mahlukatlarda vicdan denen şey tükenmiş ne yazıkki.............

ally_mcbeal
14-11-2008, 09:17
http://www.milliyet.com.tr/Yasam/HaberDetay.aspx?aType=HaberDetay&ArticleID=1015991&b=Iste%20kopek%20iskencesi&ver=82

Sonradan bulundu
Van Belediye Başkan Yardımcısı Fazıl Kaya, otomobilin çarpıp kaçtığı yaralı köpeğe belediye ekibince yapılanlardan bilgilerinin olmadığını söyledi. Hayvan haklarının önemli olduğunu belirten Kaya, Sorumlular hakkında gerekeni yapacağız” açıklamasını yaptı.
Bu açıklamadan bir süre sonra da, bu kez Belediye Başkan Yardımcısı Mehmet Yaşar, köpeği bulduklarını ve koruma altına alarak tedavisine başlandığını bildirdi. Yaşar şöyle dedi:
“Görüntüleri izledikten sonra büyük üzüntü yaşadık. Temizlik işleri müdürü, veteriner hekim ve iki görevli hakkında soruşturma başlatıldı.”

ally_mcbeal
15-11-2008, 13:32
http://www.hurriyet.com.tr/gundem/10366464.asp?gid=229


Denizli'de insanlık dersi 15 Kasım 2008


A.A



Van'da iki gün önce tam anlamıyla bir vahşet yaşandı. Bir otomobilin çarpması sonucu arka iki ayağı kırılan bir köpek belediye ekipleri tarafından adeta işkence edilircesine boynuna sarılan kabloyla çöp kamyonuna atıldı. Köpeğin akibeti meçhul. Bu görüntüler hafızalardan daha silinmemişken Denizli'den bir insanlık haberi geldi. Denizli'de yaralı köpek için yol tek şeride düşürüldü, görevlilerin hemen müdahale ettiği köpek Sokak Hayvanları Kliniği'ne götürüldü.


VAN'DA KÖPEĞE YAPILAN İŞKENCENİN FOTOĞRAFLARI

İŞTE DENİZLİ'DEN İNSANLIK ÖLMEMİŞ DEDİRTEN FOTOĞRAFLAR

Denizli Emniyet Müdürlüğü Trafik Denetleme Şube Müdürlüğü kaza müdahale ekibi, Ankara asfaltındaki yaralı köpek için emniyet şeridi oluşturarak, Sokak Hayvanları Rehabilitasyonu ekiplerinin gelmesini bekledi.

Pamukkale yönüne giden ve plakası belirlenemeyen bir otomobil, yolun karşısına geçmek isteyen köpeğe çarptı.

İhbar üzerine kaza yerine gelen Trafik Denetleme Şube Müdürlüğü ekipleri, yaralı köpeğin yattığı yönde emniyet şeridi oluşturarak Denizli Belediyesi Sokak Hayvanları Kliniği'ne durumu bildirdi. Polis, bu sırada trafik akışını tek şeritten sağladı.

Trafik polislerinin bilgilendirmesi üzerine kaza yerine gelen Sokak Hayvanları Rehabilitasyon aracındaki görevliler, ağır yaralı köpeğe yaptıkları ilk müdahalenin ardından, köpeği araca alarak Denizli Belediyesi Sokak Hayvanları Kliniği'ne götürdü.

Klinikteki Veteriner Hekim Sinan Kılınç'ın müdahalelerine rağmen kurtarılamayan köpek, klinik morguna kaldırıldı.


DUYARLI TRAFİK POLİSLERİNE TEŞEKKÜR


Denizli Belediyesi Sokak Hayvanları Kliniği sorumlu veteriner hekimi Emine Dangal, durumu öğrenen trafik polislerinin yaptığı çağdaş ve duyarlı uygulamanın kendilerini mutlu ettiğini söyledi.

Gün boyu bu tür olaylarla karşılaştıklarını, ancak her zaman bu şekilde duyarlı davranılmadığını belirten Dangal, “Trafik polislerine yaklaşımlarından dolayı teşekkür ederiz” dedi.

Dangal, “Çok memnun olduk. Çünkü maalesef hayvanları sevmeyen insanlar da çok fazla. Çok tepki gösteren insanlar var. Sadece havlıyor diye gürültüsünden korkup şikayet edenler var. Çok üzülüyoruz. Çünkü onların da yaşama hakkı var. Onlarla olan diyalog, sevgi olarak geri dönüyor” diye konuştu.

Yaralı köpeğe müdahale eden veteriner hekim Sinan Kılınç de köpeğin geldiğinde kalp ritminin çok düşük olduğunu ve fazla acı çekmemesi için mecburen uyutmak zorunda kaldıklarını söyledi.

Ölen köpeğin klinik morguna kaldırıldığını anlatan Kılınç, “Trafik polislerinin bu davranışı, Türkiye'de örnek teşkil edecek. Çoğu yerde sokak hayvanlarına iyi davranılmıyor. Örneğin gazetelerde yer alan Van'daki olaylar. Bu gibi kişilere polisimizin yaptığı bu davranış örnek olsun. Polisimize bu davranışından dolayı teşekkür ediyor, bundan sonra da bu şekilde duyarlı çalışmalarını sürdürmelerini rica edyoruz” diye konuştu.

AUDİ+
15-11-2008, 14:08
http://www.hurriyet.com.tr/gundem/10366464.asp?gid=229


Denizli'de insanlık dersi 15 Kasım 2008


A.A



Van'da iki gün önce tam anlamıyla bir vahşet yaşandı. Bir otomobilin çarpması sonucu arka iki ayağı kırılan bir köpek belediye ekipleri tarafından adeta işkence edilircesine boynuna sarılan kabloyla çöp kamyonuna atıldı. Köpeğin akibeti meçhul. Bu görüntüler hafızalardan daha silinmemişken Denizli'den bir insanlık haberi geldi. Denizli'de yaralı köpek için yol tek şeride düşürüldü, görevlilerin hemen müdahale ettiği köpek Sokak Hayvanları Kliniği'ne götürüldü.


VAN'DA KÖPEĞE YAPILAN İŞKENCENİN FOTOĞRAFLARI

İŞTE DENİZLİ'DEN İNSANLIK ÖLMEMİŞ DEDİRTEN FOTOĞRAFLAR

Denizli Emniyet Müdürlüğü Trafik Denetleme Şube Müdürlüğü kaza müdahale ekibi, Ankara asfaltındaki yaralı köpek için emniyet şeridi oluşturarak, Sokak Hayvanları Rehabilitasyonu ekiplerinin gelmesini bekledi.

Pamukkale yönüne giden ve plakası belirlenemeyen bir otomobil, yolun karşısına geçmek isteyen köpeğe çarptı.

İhbar üzerine kaza yerine gelen Trafik Denetleme Şube Müdürlüğü ekipleri, yaralı köpeğin yattığı yönde emniyet şeridi oluşturarak Denizli Belediyesi Sokak Hayvanları Kliniği'ne durumu bildirdi. Polis, bu sırada trafik akışını tek şeritten sağladı.

Trafik polislerinin bilgilendirmesi üzerine kaza yerine gelen Sokak Hayvanları Rehabilitasyon aracındaki görevliler, ağır yaralı köpeğe yaptıkları ilk müdahalenin ardından, köpeği araca alarak Denizli Belediyesi Sokak Hayvanları Kliniği'ne götürdü.

Klinikteki Veteriner Hekim Sinan Kılınç'ın müdahalelerine rağmen kurtarılamayan köpek, klinik morguna kaldırıldı.


DUYARLI TRAFİK POLİSLERİNE TEŞEKKÜR


Denizli Belediyesi Sokak Hayvanları Kliniği sorumlu veteriner hekimi Emine Dangal, durumu öğrenen trafik polislerinin yaptığı çağdaş ve duyarlı uygulamanın kendilerini mutlu ettiğini söyledi.

Gün boyu bu tür olaylarla karşılaştıklarını, ancak her zaman bu şekilde duyarlı davranılmadığını belirten Dangal, “Trafik polislerine yaklaşımlarından dolayı teşekkür ederiz” dedi.

Dangal, “Çok memnun olduk. Çünkü maalesef hayvanları sevmeyen insanlar da çok fazla. Çok tepki gösteren insanlar var. Sadece havlıyor diye gürültüsünden korkup şikayet edenler var. Çok üzülüyoruz. Çünkü onların da yaşama hakkı var. Onlarla olan diyalog, sevgi olarak geri dönüyor” diye konuştu.

Yaralı köpeğe müdahale eden veteriner hekim Sinan Kılınç de köpeğin geldiğinde kalp ritminin çok düşük olduğunu ve fazla acı çekmemesi için mecburen uyutmak zorunda kaldıklarını söyledi.

Ölen köpeğin klinik morguna kaldırıldığını anlatan Kılınç, “Trafik polislerinin bu davranışı, Türkiye'de örnek teşkil edecek. Çoğu yerde sokak hayvanlarına iyi davranılmıyor. Örneğin gazetelerde yer alan Van'daki olaylar. Bu gibi kişilere polisimizin yaptığı bu davranış örnek olsun. Polisimize bu davranışından dolayı teşekkür ediyor, bundan sonra da bu şekilde duyarlı çalışmalarını sürdürmelerini rica edyoruz” diye konuştu.

Tüm topluma örnek olması gereken bir haber.......................Tabii anlayana....

ally_mcbeal
17-11-2008, 20:27
dikkatinizi çekiyor mu? özellikle küçük çocuklar hayvanlara ne kadar kötü davranıyorlar? bunların nasıl ana-babası var? anlamak mümkün değil! çok kızıyorum bu arsız çocuklara.

AUDİ+
17-11-2008, 21:54
dikkatinizi çekiyor mu? özellikle küçük çocuklar hayvanlara ne kadar kötü davranıyorlar? bunların nasıl ana-babası var? anlamak mümkün değil! çok kızıyorum bu arsız çocuklara.

Evet buna bende katılıyorum bu gibi durumlar genelde varoş mahallelerde oluyor .....................

ally_mcbeal
17-11-2008, 22:17
Evet buna bende katılıyorum bu gibi durumlar genelde varoş mahallelerde oluyor .....................

pataklamalı mı pataklamadan fırçalamalı mı :notr:

AUDİ+
17-11-2008, 22:27
pataklamalı mı pataklamadan fırçalamalı mı :notr:

Bu gibi durumların önüne geçmek imkansız ana baba,dan kaynaklanır bunlar hep.................

AUDİ+
19-11-2008, 17:59
SERİ VAHŞET SONRASI SİZDEN YARDIM İSTİYORUZ 19 Kasım 2008






Hatırlayın...
Van'da bir köpeğe "seri vahşet" uygulanmıştı.
Şimdi bir kampanya başlatıyoruz...







Fatih ÇEKİRGE YAZIYOR


İzmirli okuyucumuz Banu Hanım soruyor:
- Fatih Bey o fotoğrafları görünce dayanamadım…O zavallı köpeğe ne oldu…Akıbeti ne oldu? Gece uyuyamadım...
Sonra Bekir Coşkun:
- Fatih mutlaka bir şey yapmalıyız. Bu hayvanlara karşı uygulanan vahşete karşı bir hareket başlatalım…
Gerçekten de o fotoğraflar içimizi acıtmıştı…
Arka ayakları kırık köpeğin boynuna tel bağlayıp çöp arabasına atan Van Belediyesi…
Seri vahşet dedim ben buna…
Seri katiller ne yaptığını bilir, ama bunlar yaptıkları şeyin vahşet olduğunu da bilmiyorlardı.
Banu hanım’ın sorusu üzerine olayın peşine düştük.
Ne olmuştu o köpeğe. Defalarca belediyeyi aradık. İnsanların tepkisi Van’a kadar ulaştı.
Ve nihayet köpek bir yol kenarında yatarken bulundu. Ölmek üzereydi…
Şimdi şu fotoğraflara bakın. Zavallı köpek şimdi yatakla taşınıyor. Röntgeni çekildi, tedavi görüyor…
Peki ne oldu?

Biz gördük. Yayınladık. Siz tepkinizi gösterdiniz…
O köpek kurtuldu…
Peki ya diğerleri…
Eğer bu anlayış değişmezse, şu an hayvan bakım evlerinde işkence gören köpeklerin durumu değişmez…
Mutlaka her belediyenin bir hayvan bakım evi kurması gerekiyor. Bu şart…
Şimdi bu konuda yetkililerle temasa geçiyoruz…
Ankara Temsilcimiz Zeynep Gürcanlı yetkililere ulaşıyor. Belki bir yasa hazırlanacak.
Ve şimdi size de buradan çağrıda bulunuyorum:
Eğer bu durumda seri vahşet görüntülerine rastlarsanız, lütfen fotoğrafını çekip bize gönderin.
“Sen de yolla” bunun için ideal bir uygulama…
Eğer bir yerde bir kedi, bir köpek ya da bir hayvan işkence altındaysa, çekin o fotoğrafları 2656’ya (Tüm GSM operatörlerinden) gönderin.
Durduralım bu vahşeti…Elimizden ne geliyorsa yapalım…
O zavallı hayvanlara yardımcı olalım…
Bir daha o iğrenç görüntüler olmasın…
Eğer bu vahşeti birisi yapıyorsa o an arkasında bir hurriyet.com.tr objektifi olduğunu hissetsin..


http://www.hurriyet.com.tr/gundem/10395814.asp?gid=229

AUDİ+
19-11-2008, 18:08
İşkence gören köpeğe yoğun tedavi
Kürekle çöp kamyonuna atılmıştı! CNA Muhabiri Cemal Aşan'ın haberi.

19.11.2008 16:05
Van’da bir otomobilin çapması sonucu iki ayağı kırılan, vatandaşların haber vermesi üzerine de çöp ekiplerinin acımasızca çöp kamyonuna attığı yaralı köpek nihayet bulundu. 6 gün önce adeta işkence edilircesine kürekle bir çöp kamyonuna atılan yaralı köpek, belediyenin oluşturduğu bir ekip tarafından 3 gün önce bulunup Van Yüzüncü Yıl Üniversitesi (YYÜ) Veterinerlik Fakültesi Hayvan Hastanesi'nde tedavi altına alındı. Felç kalma ihtimali yüksek olan köpek, yapılacak olan fizik ve akapuntur tedavilerinin ardından kırık olan arka iki ayağını monte edilecek tekerlekli bir araçla kullanabilecek. Öğretim üyelerinin seferber olduğu köpeğe şimdiye kadar 2 bin YTL harcandı.

http://www.haberturk.com/haber.asp?id=109741&cat=200&dt=2008/11/19 Bu olaydan sonra Belki toplumumuz biraz olsun bilinçlenir................

AUDİ+
20-11-2008, 17:35
Kedinin 4 bacağı kesilerek vücudundan ayrıldı 20 Kasım 2008 [/B
http://www.hurriyet.com.tr/gundem/10396390.asp?gid=229

Şanlıurfa’da, 4 bacağı vücudundan kesilen kedi, çırpınarak öldü. Daha önce de aynı yerde 3 kedinin vahşice öldürüldüğünü iddia eden vatandaşlar, hayvanlara eziyet edenlerin biran önce bulunmasını istedi.


İŞTE VAHŞETİN FOTOĞRAFLARI



Yakubiye Mahallesi’nde kedi sesi duyan 70 yaşındaki Hanım Çiçek, evinden dışarı çıktığında kaldırımda kanlar içinde yatan kediyi fark etti. Çiçek yardım etmek istediği kedinin 4 bacağının da vücuduyla birleştiği noktadan kesilmiş olduğunu görünce şoke oldu. Çevrede yapılan aramada kesilen bacakları bulunmayan kedi çırpınarak kadının gözleri önünde öldü. Hayvan Hakları Koruma Derneği’ni göreve davet eden Hanım Çiçek, gözyaşlarına boğuldu.




Daha önce de mahallelerinde 3 kedinin yine ayakları kesilip, gözleri çıkartılarak öldürüldüğünü iddia eden Çiçek, bu vahşeti yapanların bir an önce bulunup cezalandırılmasını istedi. Kedi sesiyle dışarı çıktığında vahşi tablo ile karşı karşıya kaldığını kaydeden Çiçek, “Kediler kavga ediyor sanıp kovalamak için dışarı çıktığımda kediyi gördüm. Asıl hayvana işkenceyi yapanların iki ayağını da keseceksin” dedi.


Öte yandan yoldan gelip geçen vatandaşlar ise böyle bir vahşetin yaşanmasından dolayı oldukça rahatsız olduklarını, bu hayvanlara eziyet çektiren kişi veya kişilerin biran önce yakalanmasını istedi. [B]Hürrüyet gazetesini duyarlılıgından ötürü tebrik ediyorum.....................

ally_mcbeal
20-11-2008, 19:30
Kedinin 4 bacağı kesilerek vücudundan ayrıldı 20 Kasım 2008 [/B
http://www.hurriyet.com.tr/gundem/10396390.asp?gid=229


Yakubiye Mahallesi’nde kedi sesi duyan 70 yaşındaki Hanım Çiçek, evinden dışarı çıktığında kaldırımda kanlar içinde yatan kediyi fark etti. Çiçek yardım etmek istediği kedinin 4 bacağının da vücuduyla birleştiği noktadan kesilmiş olduğunu görünce şoke oldu. Çevrede yapılan aramada kesilen bacakları bulunmayan kedi çırpınarak kadının gözleri önünde öldü. Hayvan Hakları Koruma Derneği’ni göreve davet eden Hanım Çiçek, gözyaşlarına boğuldu.
.....................


bu cani ruh hastalarının acılar içinde kıvranarak can vermesini diliyorum allahım

ally_mcbeal
24-11-2008, 01:37
Bekir COŞKUN [email protected]

Bilezik...

KUCAĞINDA küçük bir köpek vardı.

Veteriner Tıp Merkezi'nin önünde dolanıp durdu bir süre.

Arada bir köpeğini okşuyor, hasta köpeği tüm acılarına rağmen o okşadıkça başını kaldırıp sahibini koklayarak öpüyordu.

Ve içeri girdiler.

Adam Karabük'te bir apartman görevlisiydi, adı; Oktay Özkul.

Köpeği Colly'nin çok hasta olduğunu anlattı, köpeği başını kaldırıp "Neler oluyor?.." der gibi onları dinledi.

Sevgili Veteriner Hekim Ateş, köpeği muayene etti. Kafasında tümör vardı ve ciddi bir ameliyat gerekiyordu.

Üstelik hemen...

Köpeğin sahibi o an elini cebine soktu, bir bilezik çıkarttı. "Bu karımın tek bileziği, çabuk gelelim diye bozdurmaya vakit bulamadım, bunu verebilir miyim?.." dedi.

Hekim Ateş'in gözleri doldu.

Adam ağladı...

Ve küçük köpek ameliyat edilmek üzere içeri alındı.

*

Van'daki vahşete, Şanlıurfa'da dört ayağı insan tarafından kesilmiş kediye, her an yurdun dört bir yanından gelen kötü-dehşet verici haberlere takılmışken...

Bir anda küçük köpeğini tedavi ettirmek için karısının tek bileziğini alıp koşan Karabük'ten Oktay'ın boynuna sarıldım, taa uzaktan uzaktan...

Onun yüce bir insan olduğunu düşündüm.

Ona, "Sen insanlığın yüz akısın" dedim, duysa da duymasa da...

Onu yüzünü görmeden sevdim...

Onunla aynı ulustan olmaktan, aynı topraklarda yaşamaktan, onunla vatandaşlığı paylaşmaktan gurur duydum...

*

Yazının tam burasında VTM'yi aradım:

Colly'nin durumu iyi. Ameliyat çok iyi geçmiş, kafası sargılar içinde öyle oturuyormuş.

Gözü kapıda...

Çünkü ben bunları bilirim; canları çok yansa da onların akılları sevdikleri insandadır, öyle beklerler...

VTM bileziği almadı, tüm masrafları karşıladı.

Belki yakında Colly, sahibinin kucağında evine dönecek.

Kolunda tek bilezik, ama yüreğinde hazineler taşıyan annesinin... Belki apartman görevlisi, ama insanlığın en yüce mertebesinde beylerbeyi olan babasının yanına...

ally_mcbeal
26-11-2008, 00:01
Genlerimizdeki evrensel suçlar


AKADEMİK Kedi İhsan’ın sahiplendirilme sürecini anlatırken söz etmiştim "Sahip Çıkalım" grubundan.

Facebook’taki bu gruptan İpek Ruacan’ın mesajı, atladığım bir haberi hatırlatıyordu.

"Irak’ın başkenti Bağdat’ta, sürüler halinde dolaşan sokak köpeklerinin öldürüleceği açıklandı."

Bağdat Eyalet Meclisi Çevre Sorunları Masası Başkanı Anam Hamid konuşuyor.

Irak İçişleri Bakanlığı bir nişancı, iki asker emeklisi ve bir koruma polisinden oluşan üç ekip kurmuş. Bu katliam ekibi şehrin batısından öldüre öldüre doğusuna geçecekler. Ya silahla vuracaklar ya da zehirli et verecekler.

Şu anda Bağdat’ta binlerce hayvan öldürüleceğinden, katledileceğinden habersiz bekliyor.

Irak size uzak bir memleket ismi gibi gelebilir.

Ama bu katliamlarda isim bazen Bağdat oluyor, bazen Ankara Kutludüğün, kimisinde de çağdaş Avrupa medeniyetinin beşiği Atina.

Unuttunuz mu? Atina’da 2008 Olimpiyatları öncesinde onbinlerce sokak köpeği katledilmişti.

İnsanlığın kimi suçları evrensel.

İster Uzak Asya’da olsun, ister en eski medeniyet beşiği Mezopotamya’da, isterse çağdaş dünya düzeninin ilk tohumlarının atıldığı Altın Çağ yaşamış Yunan yarımadasında.

Bizler aynı suçları genlerinde taşıyan yaratıklarız.

Ve nerede olursak olalım, onbinlerce canlının yaşamını söküp almakta hiçbir utanç duymuyoruz.

Çünkü biz insanoğlu aynı evrensel suçların gen mirasçılarıyız.

Aslında bu katliamlar sadece insanoğlunun zalimliğini anlatmıyor. Aynı zamanda ne kadar kolaycı olduğunu da gösteriyor.

Başa çıkamıyorsan, öldür.

Bir program geliştirip, hayvanların üremesini kontrol altına alarak ve onları sahiplendirerek gidilecek yol, zor olan.

Bütün bu zalimlikler içinde Facebook’ta bir grup hayvansever canla başla evsiz kedi ve köpekleri sahiplendirmeye çalışıyor.

Grubun amacı, şöyle anlatılıyor:

"Sahip Çıkalım, bütün bu kurumların bugüne kadar Türkiye’deki yardıma muhtaç hayvanlar konusunda feci bir biçimde başarısız olduğu inancı ile kurulmuştur. Türkiye’deki hayvan koruma sistemi tek kelime işlemiyor. Sahip Çıkalım, Türkiye’deki yeni bir kuşak hayvansever arasında yeni köprüler kurarak - her seferinde bir hayvan ve her seferinde bir kişi ile- bu eski sistemi geride bırakıyor. Sahip Çıkalım Ankara, özel olarak Ankara ilindeki yardıma muhtaç hayvanlar için kurulmuştur."

Bu hayvanseverler, sahiplendirirken bir dizi kurallar da koyuyorlar.

Örneğin;

En az bir hayvanınız olmalı. Bahçeli evde oturuyorsanız, alacağınız hayvana bahçede değil, evin içinde bakacaksınız. Hayvanın yaşam koşullarını gösteren bir fotoğraf albümü yapıp, diğer kişilerle paylaşacaksınız.

Ve grubun çalışmalarındaki en önemli noktalardan birisi:

"Belirli bir cinste ya da belirli bazı özelliklerde hayvan sahiplenmek isteyen kişilere yardımcı olmamaktadır. Bu ve benzeri nitelikteki taleplere cevap verilmemektedir."

Bağdat’ta katledilen köpekler size uzak gelebilir.

Peki ya Ankara’da yardım bekleyenler?

İsteyenler http://letsadopt.wordpress.com adresinden bilgi alabilirler.

Pimento’nun hazin öyküsü

SAHİP Çıkalım grubu sahip arayan kedi ve köpeklerin fotoğraflarıyla birlikte hikayelerini de yayınlıyor.

Mesela Sasha, dünyalar güzeli bir kangal.

Kimisinin hazin öyküleri var.

Örneğin Pimento.

Pimento Zekeriyaköy’de yabancı bir aile ile birlikte yaşıyordu.

Ailenin iki ferdini yaşamdan söküp götüren trajik bir olay Pimento’nun da yaşamını değiştirdi.

Karadeniz sahillerine giden ailenin küçük oğlu dalgalara kapıldı, baba oğlunu kurtarmak için sulara daldı ancak akıntı çok güçlü dalgalar çok yüksekti ve o da boğuldu.

Sahilde anne ile çaresizce kaldı Pimento. Anne daha sonra evine, Brezilya’ya döndü. Giderken de Pimento’yu bir aile dostuna emanet etti.

Ama Pimento bir süre sonra kaçtı, eski evine koştu. Günlerce bekledi. Aç, susuz. Bu bekleyiş bir komşunun Sarıyer Belediyesi’ne şikayet etmesiyle son buldu. Belediye Pimento’yu yakalayıp kısırlaştırdı ve ormana attı.

Bir ay sonra Pimento yeniden evine döndü. Zayıftı, susuz ve aç kalmıştı. Sahiplerini bekledi. Tekrar belediye geldi. Bu defa ormana atılmak yerine, çelik bir kabloyla bir direğe bağlandı.

Pimento yeniden kaçtı. Bu aşamada Sahip Çıkalım’daki bazı hayvanseverler müdahale edip Pimento’yu aldılar. Pimento için şöyle yazıyor:

"Pimento şimdi bizimle ve ne ilginçtir ki kaçmak için herhangi bir çaba göstermiyor. Bir yıldan fazla zamandır ilk defa ona sevgi ve ilgi gösteren insanların yanında, güvende."

Şimdi yeni bir sahip arıyor Pimento. Tıpkı sol ön ayağı olmayan mavi gözlü Carla gibi.

Ya da üç aylıkken Ümitköy’de sokağa atılan Martin gibi. Sandro, Cookie, Lucky, Johnny ve diğerleri gibi.

Tıpkı sahip bekleyen kediler, Benjamin, Sir Loras, Miyu, Rascal gibi.


http://www.hurriyet.com.tr/yazarlar/10427243.asp?yazarid=262&gid=140

AUDİ+
26-11-2008, 00:25
Bekir COŞKUN [email protected]

Bilezik...

KUCAĞINDA küçük bir köpek vardı.

Veteriner Tıp Merkezi'nin önünde dolanıp durdu bir süre.

Arada bir köpeğini okşuyor, hasta köpeği tüm acılarına rağmen o okşadıkça başını kaldırıp sahibini koklayarak öpüyordu.

Ve içeri girdiler.

Adam Karabük'te bir apartman görevlisiydi, adı; Oktay Özkul.

Köpeği Colly'nin çok hasta olduğunu anlattı, köpeği başını kaldırıp "Neler oluyor?.." der gibi onları dinledi.

Sevgili Veteriner Hekim Ateş, köpeği muayene etti. Kafasında tümör vardı ve ciddi bir ameliyat gerekiyordu.

Üstelik hemen...

Köpeğin sahibi o an elini cebine soktu, bir bilezik çıkarttı. "Bu karımın tek bileziği, çabuk gelelim diye bozdurmaya vakit bulamadım, bunu verebilir miyim?.." dedi.

Hekim Ateş'in gözleri doldu.

Adam ağladı...

Ve küçük köpek ameliyat edilmek üzere içeri alındı.

*

Van'daki vahşete, Şanlıurfa'da dört ayağı insan tarafından kesilmiş kediye, her an yurdun dört bir yanından gelen kötü-dehşet verici haberlere takılmışken...

Bir anda küçük köpeğini tedavi ettirmek için karısının tek bileziğini alıp koşan Karabük'ten Oktay'ın boynuna sarıldım, taa uzaktan uzaktan...

Onun yüce bir insan olduğunu düşündüm.

Ona, "Sen insanlığın yüz akısın" dedim, duysa da duymasa da...

Onu yüzünü görmeden sevdim...

Onunla aynı ulustan olmaktan, aynı topraklarda yaşamaktan, onunla vatandaşlığı paylaşmaktan gurur duydum...

*

Yazının tam burasında VTM'yi aradım:

Colly'nin durumu iyi. Ameliyat çok iyi geçmiş, kafası sargılar içinde öyle oturuyormuş.

Gözü kapıda...

Çünkü ben bunları bilirim; canları çok yansa da onların akılları sevdikleri insandadır, öyle beklerler...

VTM bileziği almadı, tüm masrafları karşıladı.

Belki yakında Colly, sahibinin kucağında evine dönecek.

Kolunda tek bilezik, ama yüreğinde hazineler taşıyan annesinin... Belki apartman görevlisi, ama insanlığın en yüce mertebesinde beylerbeyi olan babasının yanına...

Hakkaten böyle insanlarda varmış demekki..................:cool::cool::cool::cool:: cool:

ally_mcbeal
26-11-2008, 20:39
Hakkaten böyle insanlarda varmış demekki..................:cool::cool::cool::cool:: cool:

yine de canilerin verdiği zararı önleyemiyoruz, yasalar ağırlaştırılmalı!

Bunlar insan olamaz!

Mandalya, Carettaların ölüm körfezi oldu

DHA
--------------------------------------------------------------------------------


BALIK çiftliklerinin yoğunlukta olduğu Aydın'ın Didim İlçesi ile Muğla arasındaki Mandalya Körfezi'nde son beş ayda 5 Caretta Caretta'nın vahşice öldürülmesi çevrecileri isyan ettirdi.

Nesli tükenme tehlikesiyle karşı karşıya olan kamlumbağaların beslenme amacıyla balık çiftliklerine yaklaştığı ve burada balta gibi kesici bir aletle parçalandıkları tahmin ediliyor.

Eko Sistemi Koruma ve Doğa Sevenler Derneği (EKODOSD) acilen caretta katliamının önlenmesini istedi.



EKODOSD Başkanı Bahattin Sürücü, Mandalya'nın son aylarda Caretta Caretta kaplumbağaları için `ölüm körfezi' haline geldiğini belirterek, "Caretta ölümleri son yıllarda balık çiftliklerinin çoğaldığı Mandalya Körfezi'nde yoğunlaşmaktadır. Balık avcılığının yapıldığı ve balık çiftliklerinin çok fazla olduğu Mandalya Körfezi'ne gelen Carettalar, ağ içindeki balıkları yemek istiyor. Bazıları ağlara takılarak yaşamların kaybediyor. Bazıları da insan kaynaklı olarak vahşice öldürülüyor. Temmuz ayından bu yana ergin durumdaki 5 Caretta Caretta, kimliği belirsiz kişilerce vahşi biçimde öldürüldü. Önceki gün de balta olduğu tahmin edilen büyük bir kesici aletle parçalanarak öldürülen 2 Caretta Carettanın ölüsü Didim kıyılarında kıyıya vurdu" diye konuştu.

VAHŞİCE ÖLDÜRÜLÜYORLAR

2004 yılından bu yana bu bölgede Caretta Carettaları takip ettiklerini ve kayıt altına almaya çalıştıklarını aktaran Sürücü, "Nesli tükenmekte olan bu sevimli canlılar genellikle insan kaynaklı olarak bilinçli ve vahşi şekilde öldürülmektedir. Ergin yaşta olan Carettaların boynu kesilip, çok sert olan karapaksı parçalanarak, iç organları dışarı çıkarılarak öldürülmesi üzücüdür" dedi.

ÇİFTLİKLERE AYGIT TAKILSIN

Sürücü, balık çiftliklerinin bir çok ülkede kullanılan Kaplumbağa Dışlayıcı Aygıt (TED) kullanması gerektiğini vurgularken, "Bu yöntem bir ölçüde bu deniz canlılarının hayatını kurtaracaktır. Bu yöntem birçok dünya ülkesinde, Carettaların ölümlerinin yüksek olduğu bölgelerde kullanılmış ve olumlu sonuçlar alınmıştır. Carettalar için bilgi ağı da oluşturulmalıdır" diye konuştu.

MEZARLIK KURMAK ZORUNDA KALACAĞIZ

Balıkçıları, turizmcileri ve çiftlik sahiplerini uyaran Sürücü, şunları söyledi:

"Denizleri bu şekilde kirletmeye, sürat motorları ile jet skileri sorumsuzca kullanmaya ve sevimli canlıları vahşice öldürmeye devam edersek korkarız ki yakında bir Caretta Caretta mezarlığı kurmak zorunda kalacağız. Ülkemizin de taraf olduğu Bern ve Barcelona sözleşmeleri çerçevesinde nesli tehlike altında olan ve Anadolu kıyılarını üreme alanı olarak kullanan iribaş deniz kaplumbağalarını mutlaka korumalıyız. Carettalar olmazsa, denizanalarından denizlere giremeyiz. Öncelikle deniz adamlarına ve ekolojik dengeye saygısı olanlara büyük sorumluluklar düşmektedir."

DİDİM'DE DE KARAYA VURDU

Aydın'ın Didim İlçesi Altınkum sahilinde, kıyıya vurmuş ölü bir Caretta Caretta kaplumbağası bulundu. Nesli tükenmekte olan kaplumbağayı gören vatandaşlar Sualtı Araştırma Derneği Didim Temsilciliğini aradı. Sahile gelen dernek temsilcisi Mustafa Or, Caretta Caretta'dan DNA testi yapılması ve ölüm sebebinin öğrenilebilmesi için örnekler aldı. Numuneler incelenmek üzere Aydın Adnan Menderes Üniversitesi Veterinerlik Fakültesi'ne gönderildi. Mustafa Or, "Caretta Caretta'nın sırtında büyük bir yara var. İlk bakışta bir teknenin motoru çarpmış gibi görünüyor, ancak DNA testinden sonra kesin bir sonuca varacağız" dedi.

http://haber.gazetevatan.com/haberdetay.asp?detay=Bunlar_insan_olamaz_210760_7&Newsid=210760

habag
26-11-2008, 20:42
Kahramanmaş'ta çekilen köpek dövüşü görüntüleri görenleri dehşete düşürüyor.
Kahramanmaş'ta çekilen köpek dövüşü görüntüleri görenleri dehşete düşürüyor. Bahis üzerine yapılan dövüşlerde köpekler birbirlerini parçalıyor. Şenlik havasında başlayan köpek dövüşlerini yüzlerce kişi çember oluşturarak izledi. Kavgadan önce iyice kışkırtılan köpekler birbirlerini adeta parçalıyor. Yüzlerce kişi de bu vahşet görüntülerini ‘büyük bir keyifle' izliyor.


http://haber.mynet.com/sayfali/yasam/Vahseti-keyifle-izliyorlar-/25Kasim2008/X1227628187609/1

ally_mcbeal
02-12-2008, 00:44
Zeynep GÖĞÜŞ

Bekir Coşkun'a mektup

SEVGİLİ Bekir Abi, sürekli dolaşım halinde olduğumdan iletişime geçemedik.

İki hafta önce köşenizde, Türkiye'de hayvanların gördüğü eziyeti Avrupalı hayvan hakları savunucularının dillerine doladıklarını anlatan bir yazı yazmıştınız. Bundan utanç duyuyordunuz.

Ben de utancınızı paylaşıyorum, ama yine de size Avrupa'da tanık olduğum iki örneği vermek istiyorum.

Birinci olay, dünyanın en zengin ülkesi İsviçre'de geçer. Bu satırların yazarı, yatılı okul arkadaşının Neuchatel'deki evine davet edilir. Evin kapısında bir kova durmaktadır. Kovadaki suyun içinde yeni doğmuş beş kedi yavrusunun cesetleri yüzmektedir.

"Burada ádettir, yeni doğan yavruları kovada boğarlar. Niye şaşırdın ki?" der oda arkadaşı.

Ben ki yedi ceddi kedisever bir soydan gelme olup her gittiği şehirden eve hediye olarak kör, topal, kuyruğu kesik kediler getirip, örneğin "Kastamonu'nun kedileri harikadır" diyerek eşinin sabrını ölçen bir babanın kızıyım, bunu duyunca oracıkta şok geçirmez miyim? Ondan sonra da seneler boyu rüyamda suyun içinde boğulmuş kedi yavruları gördüm Bekir Abi.

* *Ê *

Sonra Bekir Abi, epey zaman geçti, yabancı bir meslektaş, hanımı Fransız sanatçı, Fransa'nın güneyinde otururlar, bana dedi ki: "Bizim gelinle hanım bozuştular." "Hayrola" dedim, ressam hanım tam da gelin ziyarete geldiği gün eve dadanan bütün kedileri zehirleyerek öldürmüş! Ve 25 yıllık arkadaşım, bunu bana dünyanın en normal şeyiymiş gibi anlatıyor. Ben tabii yine şoktayım, teselli için dedi ki: "Fareden farkı yok ki onların, üstelik de hırsızlar, tezgáhta bir şey bırakmaya gelmiyor. Ayrıca zaten, bunları doğar doğmaz yavruyken torba içinde nehre atmaktır ádet olan..."

Dahası da var, ölü kedileri arkadaşımın doktoralı kızı ve hanımı toplayıp çöpe atmışlar. İngiliz gelin de bu olay üzerine tasını tarağını toplayıp memleketine dönmüş.

Arkadaşıma kızacak oldum, demez mi ki bana: "Farklı bakış açıları olabilir!"

* *Ê *

Bundan 9-10 yıl önce bizim mahallede bir gecede bütün köpekleri zehirleyip vahşice öldürdüler. Ama artık böyle şeyler ender oluyor.

Erzurum'da ayağından ve gözünden yaralı kedi yavrusu için seferberlik ilan edilmiş mesela. Belediyenin Sokak Hayvanlarını Toplama ve Rehabilitasyon Merkezi, yavruyu bakıma almış.

Oralara gittiğimizde restoranlarda hayvan besleyen müşteri yok... Meydanlarda gelip geçenin sevdiği cılız köpekler de yok.

Ama galiba hayvanlar üzerinden politika yapanlar var Bekir Abi... Türkiye'de bu oluyor diye resmi ellerine verenler olursa, çocuklar gider dikilirler Avrupa Parlamentosu'nun kapısına...

* *Ê *

Kovadaki ölü kediciklerin yarattığı travmadan yıllarca kurtulamayan ben...

Le Soir Gazetesi'nde iki gün önce, Belçika'daki her altı kadından birinin fiziksel şiddet gördüğünü okuyan ben...

Demek istediğim, kadınına ve hayvanına kötü davranan tek yer burası değil. Oraları cennet, burası cehennem değil. Üstelik onlar bizden 10 kat zengin ve eğitimliler.

Kendimize haksızlık yapmayalım ve siz de bu kadar üzülmeyesiniz istiyorum Bekir Abi.



Son dakika notu: Sayın Başbakan seçimde kadın kotasına karşı çıkarken "Erkeğin lütfu olur" demiş. Erkek egemen Meclis'ten bir sürü kanun çıkıyor, bunların hepsi "lütuf" muydu? Bu arada kotayı da aşan dünya artık yüzde 50/50 eşit temsili tartışıyor.



bekir coşkunun cevabı da burda: http://hurarsiv.hurriyet.com.tr/goster/haber.aspx?id=10473134&yazarid=2

kartal35
02-12-2008, 01:33
Adam Karabük'te bir apartman görevlisiydi, adı; Oktay Özkul.

Köpeği Colly'nin çok hasta olduğunu anlattı, köpeği başını kaldırıp "Neler oluyor?.." der gibi onları dinledi.

Sevgili Veteriner Hekim Ateş, köpeği muayene etti. Kafasında tümör vardı ve ciddi bir ameliyat gerekiyordu.

Üstelik hemen...

Köpeğin sahibi o an elini cebine soktu, bir bilezik çıkarttı. "Bu karımın tek bileziği, çabuk gelelim diye bozdurmaya vakit bulamadım, bunu verebilir miyim?.." dedi.

Hekim Ateş'in gözleri doldu.

Adam ağladı...

Ve küçük köpek ameliyat edilmek üzere içeri alındı.




Haberi okuduğumda benimde gözlerim dolmuştu.
Apartman görevlisi OKTAY ÖZKUL - Topluma, İnsanlık dersi verdi bence.

AUDİ+
03-12-2008, 17:30
İşte anne yüreği!
Otoyolda yavrusu ezilen köpeğin ibretlik görüntüleri

03.12.2008 15:11
Otomobil çarpması sonucu ölen yavru köpeğin annesi, karayoluna girip adeta ölüme meydan okuyarak yavrusunun yanına gitti. Uzun süre yavrusunu yanı başından ayrılamayan köpek, yavrusunun ölüsünü yol ortasında bırakmak istemedi ve dişleriyle ensesinde yakalayarak yavrusunu yolun kenarına doğru götürdü.Bu görüntü yol kenarındakileri de duygulandırdı. Bir süre sonra gelen ekipler ölü yavru köpek ve annesini aldılar. Yetkililer, anne köpeğin köpek barınağına götürüldüğünü ve psikolojik bir travma yaşadığını belirttiler.İşte köpek de olsa anne yüreğinin en büyük kanıtı olan görüntüler.

VİDEO İÇİN TIKLAYIN

http://www.haberturk.com/haber.asp?id=112717&cat=200&dt=2008/12/03

ally_mcbeal
08-12-2008, 02:05
İçim sıkılıyor, yine bir kurban bayramı gerginliği üzerimde... Dinen maddi durumu iyi olanlara kurban kesmek vacip kılınmış. Amacı sosyal yardımlaşma olan bu bayramda kurban etleri yine hiç ihtiyacı olmayan eşe, dosta, komşuya dağıtılacak ve tabi büyük bölümü de evin et ihtiyacını görsün diye buzluğa konacak. İşin bir de statü belirleyici yanı var tabi; kurban kesmek her nasılsa bir hava atma vesilesi de sayılıyor toplumda. Öyle ya, farz olduğu halde kaç kişi kimin ne zekat verdiğini biliyor; bunu afişe etmek hem zor hem de ayıp. Ama kurban olayı fazlasıyla gözönünde, isteseniz de gizleyemezsiniz, maliyeti de zekata kıyasla çok düşük.

Kendimi bildim bileli babamın her yıl kurban kestiğini hatırlarım. Son yıllarda biraz da bizim ricamızla hayır kurumlarına bağış şeklinde yaptığı da oluyor. Ne babam ne biz kurban kesilişini hiç seyredemeyiz. Babama 'al çocukları da yanında götür ve seyrettir' diyenleri ve babamın 'ben bile gözlerimi kapıyorum olur mu öyle şey' dediğini hatırlıyor ve bazı yörelerde kesilen kurbandan akan kanın yüze sürülmesinin adetten sayıldığını biliyorum. Birkaç kez aldığımız koyunlara elimden tuz yedirdiğim de aklımda. Önce o benim elimden yiyor, bir gün sonra da ben onu yiyorum (tabi yiyemiyorum). Bu çok tuhaf bir his.

Yarın bayramın birinci günü.. Ortalıkta yine korku ve can havliyle koşturan hayvanlar ve peşlerinde onları kafasına vura vura, ayağından iple sürükleyerek ve daha aklıma gelmeyen türlü canice yöntemlerle yakalayıp görevi ifa eden kasaplar olacak, kimi hayvan ehil olmayan acemi kasapların elinde kör bıçaklarıyla gözleri dahi bağlanmadan müthiş bir korku ve panikle can verecek... ve bu sevap kabul edilecek.. (Allahım lütfen insanlığa akıl fikir ihsan eyle) Hiç birini ne görmek ne duymak istemiyorum. Bu kahredici manzaralar karşısında yapabileceğim bir şey yok çünkü. Son yıllarda her kurban bayramı ilk gününde yaptığım gibi evden dışarı adım atmayacağım ve tv ye olabildiğince bakmayacağım.

Veterinerler şoklama yöntemi ile kurban kesmenin dinen caiz olacağını, bu şekilde keserken hayvanın uyutulmayıp sadece bilinci kapandığı için kan boşalmasının usule uygun olarak tümüyle gerçekleşeceğini ve hayvana bu esnada hiç acı verilmeyeceğini anlatıyorlar. Bilinen usulde yapılan kesimde hayvan en az iki buçuk dakika boyunca acı çekiyormuş. İki buçuk dakikanın ne kadar uzun bir süre olduğunu size iğne yapılırken neler hissettiğinizi düşünerek kıyaslayabilirsiniz. İğne esnasında duyulan acı sadece birkaç saniye olduğu halde hissettiğiniz korku ve acıya paralel olarak bazen bu süre size çok daha uzunmuş gelebilir.

Din neyi öğütlüyor? "İyiliği emrediniz"
Kurban kesimini fakirlere yardım amacıyla yapınız ve bunu da acı vermeden, işkence etmeden, zamanın en modern yöntemleriyle yapınız. İyilik bu değil mi? Aslolan özü kavramak değil mi?

Bu yıl AB de kurban kesimini izlemek üzere gözlemciler gönderiyor. Nush ile uslanmayanın hakkı kötektir. Yine kendi iç dinamiklerimizden değil dış dinamiklerden gelen basınç ile eğitileceğiz. Dilerim çabuk olur.

Kötü olan bayram değil. İnsanın vahşiliği kötü.

İyi bayramlar, iyilik dolu günler.

kumralada
08-12-2008, 23:16
İçim sıkılıyor, yine bir kurban bayramı gerginliği üzerimde... Dinen maddi durumu iyi olanlara kurban kesmek vacip kılınmış. Amacı sosyal yardımlaşma olan bu bayramda kurban etleri yine hiç ihtiyacı olmayan eşe, dosta, komşuya dağıtılacak ve tabi büyük bölümü de evin et ihtiyacını görsün diye buzluğa konacak. İşin bir de statü belirleyici yanı var tabi; kurban kesmek her nasılsa bir hava atma vesilesi de sayılıyor toplumda. Öyle ya, farz olduğu halde kaç kişi kimin ne zekat verdiğini biliyor; bunu afişe etmek hem zor hem de ayıp. Ama kurban olayı fazlasıyla gözönünde, isteseniz de gizleyemezsiniz, maliyeti de zekata kıyasla çok düşük.

Kendimi bildim bileli babamın her yıl kurban kestiğini hatırlarım. Son yıllarda biraz da bizim ricamızla hayır kurumlarına bağış şeklinde yaptığı da oluyor. Ne babam ne biz kurban kesilişini hiç seyredemeyiz. Babama 'al çocukları da yanında götür ve seyrettir' diyenleri ve babamın 'ben bile gözlerimi kapıyorum olur mu öyle şey' dediğini hatırlıyor ve bazı yörelerde kesilen kurbandan akan kanın yüze sürülmesinin adetten sayıldığını biliyorum. Birkaç kez aldığımız koyunlara elimden tuz yedirdiğim de aklımda. Önce o benim elimden yiyor, bir gün sonra da ben onu yiyorum (tabi yiyemiyorum). Bu çok tuhaf bir his.

Yarın bayramın birinci günü.. Ortalıkta yine korku ve can havliyle koşturan hayvanlar ve peşlerinde onları kafasına vura vura, ayağından iple sürükleyerek ve daha aklıma gelmeyen türlü canice yöntemlerle yakalayıp görevi ifa eden kasaplar olacak, kimi hayvan ehil olmayan acemi kasapların elinde kör bıçaklarıyla gözleri dahi bağlanmadan müthiş bir korku ve panikle can verecek... ve bu sevap kabul edilecek.. (Allahım lütfen insanlığa akıl fikir ihsan eyle) Hiç birini ne görmek ne duymak istemiyorum. Bu kahredici manzaralar karşısında yapabileceğim bir şey yok çünkü. Son yıllarda her kurban bayramı ilk gününde yaptığım gibi evden dışarı adım atmayacağım ve tv ye olabildiğince bakmayacağım.

Veterinerler şoklama yöntemi ile kurban kesmenin dinen caiz olacağını, bu şekilde keserken hayvanın uyutulmayıp sadece bilinci kapandığı için kan boşalmasının usule uygun olarak tümüyle gerçekleşeceğini ve hayvana bu esnada hiç acı verilmeyeceğini anlatıyorlar. Bilinen usulde yapılan kesimde hayvan en az iki buçuk dakika boyunca acı çekiyormuş. İki buçuk dakikanın ne kadar uzun bir süre olduğunu size iğne yapılırken neler hissettiğinizi düşünerek kıyaslayabilirsiniz. İğne esnasında duyulan acı sadece birkaç saniye olduğu halde hissettiğiniz korku ve acıya paralel olarak bazen bu süre size çok daha uzunmuş gelebilir.

Din neyi öğütlüyor? "İyiliği emrediniz"
Kurban kesimini fakirlere yardım amacıyla yapınız ve bunu da acı vermeden, işkence etmeden, zamanın en modern yöntemleriyle yapınız. İyilik bu değil mi? Aslolan özü kavramak değil mi?

Bu yıl AB de kurban kesimini izlemek üzere gözlemciler gönderiyor. Nush ile uslanmayanın hakkı kötektir. Yine kendi iç dinamiklerimizden değil dış dinamiklerden gelen basınç ile eğitileceğiz. Dilerim çabuk olur.

Kötü olan bayram değil. İnsanın vahşiliği kötü.

İyi bayramlar, iyilik dolu günler.

Sevgili Ally, bu konudaki duygu ve düşüncelerinize yürekten katılıyorum.

Yüzyıllar öncesine dayandırılan bu tür alışkanlıkların hala sorgusuz sualsiz kabul edilip uygulanmasını -inanç adı altında sürdürülen pek çok hurafe gibi- bu çağda anlamakta zorlanıyorum. Amaç yardımlaşma ve dayanışma ise bunun insan onuruna yakışır çok daha çeşitli yöntemleri var.

Hayvanlara çoğunlukla acı çektirerek, insanları da acımasızlığa iterek yapılan bu katliama bayram diyemiyeceğim.

AUDİ+
08-12-2008, 23:43
Mersin'de kedi katliamı iddiası 8 Aralık 2008






MERSİN'in Mezitli İlçesi'nde deniz sahilinde kurulu Soli Tesisleri sakinleri, yönetimin talimatıyla işçilerin kedileri tarım ilacıyla zehirleyerek öldürdüğü iddiasıyla savcılığa suç duyurusunda bulundu. Soli Sitesi Yönetim Kurulu Başkanı Aydın Yeniçıkan ise kedi katliamı yaptıkları suçlamasını reddetti. Mersin'deki katliamın fotoğraflarını ibret olsun diye yayınlıyoruz.


18 YAŞINDAN KÜÇÜKLER VE YÜREĞİ DAYANMAYANLAR BU FOTOĞRAFLARA BAKMASIN…

1300 dairenin yer aldığı kışın 4 bin, yaz aylarında ise 10 bini aşkın nüfus hareketliliğinin yaşandığı Soli Tesisleri'nin sakinleri, sokak kedilerinin, yönetimin talimatı ile para karşılığı işçiler tarafından öldürüldüğünü öne sürdü. Tarım ilacıyla zehirlenerek öldürüldüğü iddia edilen kedilerin leşlerini veterinere götürerek gösteren Soli sakinleri, kedilerin darp sonucu ve organik fosforlu bir maddeyle zehirlendiğine dair rapor aldı. Soli yönetiminin, kedilerin aç kalarak atılan zehirli yiyecekleri yemeleri için binalara kedileri beslemenin yasaklandığı yolunda afişler astırdıklarını da iddia eden site sakinleri, 112 imza toplayarak, Valilik nezdinde girişimde bulundu. İşçilerin kedi yavrularını taşla öldürdüklerine tanık olduklarını da iddia eden site sakinleri Cumhuriyet Savcılığı'na da yönetim hakkında suç duyurusunda bulundu.

VETERİNERLERLE KORKUTUYORLAR

Site sakinleri, bu durumu e- posta yoluyla tüm basın- yayın kuruluşlarına da iletti. Mersin Veterinerler Odası'nın da yönetimle taraf olduğunu öne süren vatandaşlar, odanın kısa bir süre önce düzenlediği toplantıda, kedilerden insanlara geçebilecek parazitler konusunu abartarak ön plana çıkarıp, gözlerini korkutmayı amaçladıkları da öne sürüldü.

İddialarla ilgili açıklama yapan Soli Sitesi Yönetim Kurulu Başkanı Aydın Yeniçıkan da kedilere düşman olmadıklarını belirterek, şöyle dedi:

“Kedilerin bilinçsiz şekilde beslenmesine karşıyız. Kimse hayvan düşmanı değildir. Herkes kadar bizim de hayvan sevgimiz vardır. Ancak, bu kedilerin çoğalmasının da önüne bir şekilde geçilmesi hem çevre hem de sağlık açısından gereklidir. Biz bu çerçevede Mersin Valiliği, Çevre ve Orman Müdürlüğü, Hayvanları Koruma Derneği ile Veteriner Odası nezdinde ortak bir çalışma ile kedilerin kısırlaştırılması yönünde çalışmalar sürdürüyoruz. Bu konuda yaptığımız çalışmalar kedileri sevdiğini iddia eden kişiler tarafından engellenmek istenmektedir. Kesinlikle bir hayvan katliamı söz konusu değildir. Basına servis edilen fotoğrafların da bizimle ilgisi yoktur. Bu konuda biz de hukuksal mücadele başlatacağız.”


http://fotogaleri.hurriyet.com.tr/galeridetay.aspx?cid=18393&rid=2

ARKADAŞLAR BUNU HERKESE SORUYORUM BU KATLİAMI YAPAN İNSAN OLABİLİRMİ?:grrr::grrr::grrr:

AVCI06
09-12-2008, 00:04
Hayvanlara çoğunlukla acı çektirerek, insanları da acımasızlığa iterek yapılan bu katliama bayram diyemiyeceğim.

Al benden de o kadar sayın kumralada..:super:

ally_mcbeal
09-12-2008, 01:36
Sevgili Ally, bu konudaki duygu ve düşüncelerinize yürekten katılıyorum.

Yüzyıllar öncesine dayandırılan bu tür alışkanlıkların hala sorgusuz sualsiz kabul edilip uygulanmasını -inanç adı altında sürdürülen pek çok hurafe gibi- bu çağda anlamakta zorlanıyorum. Amaç yardımlaşma ve dayanışma ise bunun insan onuruna yakışır çok daha çeşitli yöntemleri var.

Hayvanlara çoğunlukla acı çektirerek, insanları da acımasızlığa iterek yapılan bu katliama bayram diyemiyeceğim.

İstanbul’daki kurban kesim yerleri bu yıl ilk kez Avrupalı sivil toplum örgütleri tarafından incelendi. Heyet, gördüğü manzaradan mennun olmadı.http://www.ntvmsnbc.com/news/468572.asp


bundan hiç hoşlanmıyorum ama bizi anca ab adam eder bu konuda. biz kendi içimizden gelen talepleri fazla kaale almıyoruz ta ki büyüğümüz saydığımız avrupa dayatana kadar. nedir bizim onlardan eksiğimiz? biz kendi kendimize yanlışlarımızı tespit edip bunları aşmanın yollarını arayamaz mıyız? bizim aklımız mı eksik? bu nasıl bir saçmalık? işkence edercesine hayvan keserek 'bayram' yapanları bir kez daha düşünmeye davet etmek istiyorum. ya kendisi bir inek veya koyun olarak yaratılsaydı? islam dünyasında herşeye öncülük ve önderlik etmiş olan biz türkler bayramı bayrama uygun şekilde yaşamanın ve yaşatmanın yollarını bulabilmeliyiz.

bourbon
09-12-2008, 01:57
kurban bayramına katlıam dıyen yabancılar once kendı arkalarını temızlesınler..
Japonların balına katlıamları,avrupalıların asyada cok buyuk ıstahla yedıklerı kafasına vurula vurula yarı canlı pısırılen kopekler kedıler,fok katlıamları,vb...

Bız ınsan olarak kendı kendımıze bazı seylerı asmalıyız..Gecen sene haberlerde gordum,adam kacan hayvana sallamayı saplıyor sonra kurban edıyor..Ya da can havlıyle kacan hayvana kalaslarla vurup sonra kurban etmeler..Bunlar bence de kurban bayramına yakısmayan davranıslar..

Sahsen 7 8 yıl once carrefour kozyatagında bır kurban bayramında,gozlerı acık yuzlerce hayvanın kesılen hayvanlara bakıp sıralarını beklerken tepısmelerını asla unutamıyorum...O gunden berı de kurban ıcın bagıs yapıyorum...

Kuranda zulum yapılan hayvanların bıle hesap soracagı yazar..Insanlarımız cahıllıkle kurban edılecek mubarek hayvana bıle kurban etmeden once ıskence vari davranıslarda bulunuyorsa bunda verılecek hesap olmasından endışe ederım..

Bız cocukken kurbanımızı 1 hafta once alır,kınasını surer,süsler,guzelce besler,bahcede gezdırır sonra gozleri kapalı bır sekılde kurban ederdık.O gece üzülürdüm.
Şimdi ınsana saygı kalmadıgı gıbı mubarek hayvanada saygı kalmadı..Yerı gelıyor taşla sopayla vurup öyle kurban edıyorlar ve cok daha fazla uzuluyorum..

ally_mcbeal
09-12-2008, 11:43
tv de haberlere bakmadım ama ordan burdan o kadar çok gönderiye rasladım ki yine asabım bozuldu. islam dünyası kurban bayramını işkenceye çevirmeye devam ettikçe tanrının daha çok gazabını çekecektir. ben böyle inanıyorum.

ally_mcbeal
10-12-2008, 00:12
Bekir COŞKUN [email protected]

Dana...

DANA kaçmadan önce etrafına bakar.

Orada duvara dayanmış, elindeki sopa yere düşmüş, sakalı uzamış, dişleri sarı, uyuklayan birisi vardır. Dana kuyruğunu sallar...

Boynuna bağlı ipi hafif bir yoklar... Yan gözle orada uyuklayanı kontrol eder...

Ve bir anda başını yukarı doğru kaldırıp ipe asılır, ipi koparır ve çitten atlayıp koşmaya başlar...

Uyuklayan adam o an aniden bağırır:

"Dana kaçtı..."

*

Bu akşam sizin televizyonlarda seyredeceğiniz, daha sonra BBC'de AB ülkelerinin vatandaşlarına gösterilecek olan "dana kovalama", olayın başlama anıdır.

Dana kaçar...

Çünkü; köyünde, ahırında, evinde, merasında kaçma huyu olmayan dananın burada kaçmasının nedeni; o başına geleceği bilir...

Hayvanlar sezerler...

Yeni doğmuş bir kedi yavrusunu aşağı doğru itiverin, tırnakları ile yerine yapıştığını, çünkü düşeceğini anladığını göreceksiniz... Bir koyuna sopa ile yanaşın... Bir kuşa yakalamak niyetiyle sokulmaya kalkın... Bir sineğe dahi avucunuzu sallayın...

Tümü sizi anlayacaktır...*

Dana kaçar...

Yeşil meralardan, annesinden doğduğu sıcak barakadan, sevdiği otlardan, aldığı nefesten olmak istemez...

Ama insanoğlu ilk çağlardan beri önce kendi çocuklarını, sonra başka kabilelerdeki insanları, daha sonra köleleri kesti... Şimdi de danayı keserek cennete gideceğine inanır...

Üstelik "Çocuklara göstermeyin" denilen, çocuklarından gizli bir ibadettir bu.

Dana kaçar...

Yarısı boynuna bağlı ip sallanır, duvarları atlar, bahçelere sığınmaya kalkar, otoyola çıkar, şaşkın ve çaresiz koşar... Peşindeki insanlar onu bir yere sıkıştırıp yakalarlar.

Öbür danaların, koyunların, kuzuların, hatta develerin arasında ertesi sabahı bekler...

Bilenen bıçak sesleri duyulur o sabah...

Ve ayağına inen darbelerle yere yatırıldığında, canı son kez yandığında... Gözüne gözüken bir yeşil meranın ortasında, bağlanmamış tek ayağı ile...

Dana koşar...

bourbon
10-12-2008, 03:36
Ankara’nın Beypazarı ilçesinde, kurbanlığı kaçan bir vatandaş, yakalayamadığı boğayı tüfekle vurdu.
Alınan bilgiye göre, Hacıkara Mahallesi’nde D.G. (33), kurbanlık için aldığı boğayı kesmeye hazırlandığı sırada hayvan kaçmaya başladı. Çevredekilerle birlikte boğayı yakalamaya çalışan D.G’nin uğraşları sonuç
vermedi. Bunun üzerine D.G, evinden getirdiği av tüfeğiyle Evren Caddesi’nde sıkıştırdığı boğayı ateş etti.
Boğanın dom dom kurşunuyla yaralanarak kaçamamasını fırsat bilen D.G. kurbanlığı yakaladı.

pes....Allah ıslah etsin...

ally_mcbeal
22-01-2009, 08:42
KÜRKE HAYIR !


Tüm kürkler hayvancıklardan canlı canlı çıkarılıyor. (Bununla ilgili görüntüleri dağıtacağız, bakalım seyredebilecek misiniz ?)


Tüm duyarlı vatandaşları hakiki kürk giymemeye ve giyenleri de "uyarmaya" davet ediyoruz. (Bununla ilgili yazılar dağıtacağız.)

Annenizden de kalsa, hediye de olsa giymeyin, kötü örnek oluyor.

İstanbul kutup bölgesi değil, yün de hanımları ısıtır.

Hakiki kürk giyen bir hanım arkadaşın kürküne sembolik şekilde "kırmızı" boya sıkacağız.

Bizim gibi düşünen ünlü sanatçılar da bizimle olacak.

Yer: Tünel, Beyoğlu, (Tünelin tünel kapısı)

Tarih: 23 Ocak 2009, Cuma günü Saat 14.00 - 14.30 arası (geç gelmeyin, uzun sürmeyecek.)

Hayvanların yaşam hakları için bir katkıda bulunun daha rahat ve huzurlu uyursunuz.

Lütfen gelin, bekliyoruz, kalabalık olalım.

Saygılarımla,

Prof. Dr. Orhan KURAL
İTÜ Ekoloji Kulübü Danışmanı
Tel: 212 285 66 88, (532) 252 30 87
E-posta: [email protected]
Web: www.orhankural.net



Not: Emniyet Müdürlüğü'ne bilgi verilmiştir.

ally_mcbeal
23-01-2009, 20:07
Bir kürkün nasıl yapıldığını biliyor musunuz? Korkunçtur. Bu herhangi bir canlı varlığın başına gelebilecek en vahşi eylem. Kan akıtmadan ve deriyi bozmadan hayvanların kürkünü almak istediklerinden öldürmeden derilerini yüzüyorlar. İnsanoğlunun acıma nedir bilmeden para hırsına kurban ettiği bu hayvancıklar tamamen derisi yüzüldükten sonra bile hala canlı kalıyorlar. keşke ölebilseler.... Şu anda dünyada hiç bir insanın canlı canlı derisi yüzülmediğine göre bundan daha ileri bir vahşet eylemi yoktur ve bu, insanım diyen herkeste tepki yaratır, yaratmalıdır.

Geçen hafta Orhan Kural'ın konuşmacı olduğu bir seminere katıldım. Amacı insanlara çevre bilinci aşılamak olan bu seminerlerin çok yararlı olduğu kanaatindeyim. Programın başında kürk nasıl yapılır onun videosunu seyrettirdiler, asla izlemek istemediğim bir şeydi ama bu sefer kaçamadım. Ardından insanın doğal yaşama verdiği zararın sonuçlarını gösteren bir slayt gösterisi vardı. Bugün kendi basit çıkarları uğruna doğaya zarar verenleri gelecekte torunları lanetle anacaktır. Gidişat bellidir. Dostoyevski'nin buna dair güzel bir sözü var: Doğaya karşı işlenen bir suçun intikamı, insan adaletinden daha zorlu olur.

Not: Forumda zaman zaman katılımcılara adab-ı muaşeret, usül ve sosyal kurallar hakkında tavsiye ve uyarılarda bulunan bir yazarın açtığım bu konuyu tiye almaya çalışan alaycı ifadelerinden sonra ettiği ayıbı farkedip özür dileyeceğini beklemiştim. olmadı. demek ki insan kendisiyle de çelişebiliyormuş.

Bu başlık daha evvel de bir kaç kez sataşmalara maruz kaldı... durduk yere... Şaşırıyorum çünkü herkesin ortak paydada buluşabileceği bir konu bu. Başka mevzularda zıt fikirler, görüş ayrılıkları olabilir ama bu kadar insancıl bir konuda nasıl olabiliyor? Bunu anlamam mümkün değil. Anlaşılan pek çok hayvansever olduğu gibi bir o kadar da hayvansevmez ve umursamaz var.

Bu konunun varlığının kimseye zararı yok. Hayvanların da kimseye zararı yok. Verirseniz yerler, vermezseniz aç kalırlar, dertlerini dile getiremezler, tamamen sizin insafınıza teslim edilmiş varlıklardır. Pek çok konuda gösterdiğimiz hassasiyet ve duyarlılığın hayvan hakları için duyarlı olmayı engelleyecek bir yanı da yok. Öyle değil mi?

Onların da can taşıdığını ve ne kadar hisli olduklarını hiç bir zaman hatırınızdan çıkarmamanız dileğimle.

MEMORY10
25-01-2009, 01:31
Doğal yaşamı yıllardır yok ediyoruz...Hayvanları öldü-rüyoruz.Düşünsenize bir Afrika ülkesinde bir çift yılan deri ayakkabı 15 dolar,ya da vaşak 'tan yapılmış terlik 30 dolar....Verdiğimiz kıymet bu kadar işte..Ondan sonra su yok kıtlık var diyoruz..dünyanın sonunu getiriyoruz da farkında değiliz....

ally_mcbeal
08-02-2009, 08:31
AKP'li vekil boğa kesilerek karşılandı

AKP'li vekile tuhaf karşılama töreni!

AKP Erdemli İlçe ve belde belediye başkan adayları tanıtım toplantısı için Erdemli’ye gelen Mersin Milletvekili Ali Er, Çeşmeli Beldesi girişinde konvoylu karşılandı. 500 araçlık konvoy eşliğinde Erdemli AKP binası önüne gelen ve seçim aracının üstüne çıkan Ali Er’in onuruna boğa kesilmek istendi. 2 bin 500 TL’ye satın alınan boğa kamyonla yol kenarına getirildi. Parti binası önündeki kalabalık nedeniyle boğa buraya indirilemeyince çağrılan vinçle, halata bağlanıp, Mersin-Antakya karayoluna indirildi. Yol 1 saat trafiğe kapatıldı. Yaklaşık 1000 kişinin bulunduğu yolda, boğa dualarla kesildi. Milletvekili Er de seçim aracının üzerinden kesimi izledi. Karayolu kan gölüne dönerken AKP İlçe Başkanı Vehbi Aksay, “Sık sık bölgemize gelip sorunlarımızı dinleyen vekilimiz 2 aydır gelemiyordu. Biz de vekilimizin ilçemizi ziyaretinden dolayı boğa alarak kendisine kurban ettik” dedi.

http://haber.gazetevatan.com/AKPli_vekil_boga_kesilerek_karsilandi/222146/1/Gundem

tvde de izledim haberi. hayvan nerdeyse işkence ile kesiliyordu. vince bir ayağından bağlı olarak aşağı sarkıtılıp o şekilde kesildi. yani milletvekili diyemez miydi gerek yok benim için kurban kesmeyin diye. bu ne ilkellik. bir de keserken allahu ekber diyorlar. vahşetlerine allahı da ortak etmesinler. yeter. allah cezalarını versin inşallah.

Serenler
15-02-2009, 14:46
Bekir Coşkun'dan Başbakan'a yanıt


Hürriyet Yazarı Bekir Coşkun, Başbakan'ın "sevgili köpekleri vardır, onlarla yatıp kalkarlar" sözlerine köpeğini konuşturarak yanıt verdi.

Hürriyet gazetesi yazarı Bekir Coşkun'un Başbakan Erdoğan'a cevap niteliğindeki yazısı şöyle:

Postal’dan Başbakan’a...

"BENİM adım Postal...

Bu evde, henüz süt emerken anneleri öldürülmüş Çıtır ve Suşi ile birlikte yaşıyorum.

İki tane de kedi var; Sarışeker ile Karabiber...

Onlar da yetim...

Benim adım; Postal...

Ayaklarım büyük olduğu için, bu ismi verdiler. Sokak köpeğiyim aslında, ama sanki av köpeğiymişim gibi gözüküyorum.

Düne kadar bizim evde her şey yolundaydı. Kediler, köpekler, hatta kar yağdığında terasa dolan kuşlar, bir arada mutlu yaşıyorduk.

Ta ki babam eve gelip "Şimdi de köpekleri diline doladı..." diyene kadar...

*

Siz Başbakan’sınız; hayvanları sevmek kötü bir şey değildir.

Niye her evde mutlaka bir hayvanın olduğu AB’ye girmek istiyorsunuz, hiç düşündünüz mü?..

Çünkü; o ülkeler zengin, barış içinde yaşıyorlar, çocukları mutlu, yoksulları-açları yok... Ama sizin aklınızdaki ülkelerde kan ve gözyaşı dinmiyor...

Sebebi; bir küçük köpeğin-kedinin, ya da kuşun sorumluluğunu yüklenen, onu seven, onu yaşatmaya çalışan çocuklar büyüdüklerinde, başka bir canlıya kıyamazlar... Ağzı-dili olmayan bir başka canlı ile iletişim kura kura büyüyen çocuk, öbür insanlarla hayda hayda iletişim kurabilir, anlaşır, uzlaşır...

Çocukları öldürdükleri günü hatırlıyorum...

Eşinizin ağladığı gündü, bizim evde de annem ağlamıştı.

Ama o çocukları öldürenlerin çocukluklarında birer yavru köpeği olsaydı ve yüreklerinde tüm canlıları sevme-koruma duygusu bulunsaydı...

*

Sayın Başbakan; hayvanları sevenlere, onlara sahip çıkanlara niye kızıyorsunuz, ben bile anlayamadım.

Hiç sevmekle öldürmek bir olur mu?..

Bir de arkasından "Yaradılanı yaradandan dolayı severiz" gibi bir laf ettiniz... Bu mudur bizi de yaratan "Yaradana" saygınız-sevginiz?..

Bizim dünyamızda siyaset-miyaset yoktur. Bizler sevince kuyruk sallar, sevmeyince havlarız.

Saf ve temizdir dünyamız.

Keşke çocukluğunuzda bir köpek yavrusunu sevseydiniz, herkesi sevecektiniz, beni de...

Benim adım; Postal..."

asagir
17-02-2009, 17:19
http://img24.imageshack.us/img24/452/fft1mf182981mz0.jpg
Bunu yapanlar insan olamaz
Nilgün SELVİBAYIR/İZMİT (Kocaeli), (DHA)
Yavru köpeğin birini bıçakla ikiye böldüler, diğerinin boynunu kırdılar

İZMİT'te Seka Park alanı girişindeki sahilde balıkçıların beslediği henüz birkaç aylık olan iki yavru köpek, akıllara durgunluk verecek vahşet uygulanarak telef edildi. Biri karın bölgesinden bıçakla kesilerek ikiye ayrılan, diğerinin ise başı defalarca çevrilerek boynu kırılıp öldürülen yavru köpeklerin annesi ise yavrularının ölülerinin başından ayrılmadı.
Seka Park girişindeki balık mezatının yakınında kırık bir sandalın altında barınan ‘Fadik’ adlı köpek ile iki yavrusunu, mezat yerinde çalışanlarla, balıkçılar besliyordu. Bu sabah köpekleri görmek için kırık sandalın yanına gelen ve balık mezatında çalışan Celal Çetin, gördüğü korkunç manzara karşısında şoke oldu.
Köpeklerden birinin karın bölgesinden bıçakla kesilerek ikiye ayrılmış, diğerinin ise başının burgu gibi defalarca çevrilerek boynunun kırılarak öldürülmüş olduğunu gören Celal Çetin, anne köpeği de onların yanından uzaklaştıramadı. Böyle bir vahşene inanmakta zorluk çektiğini söyleyen Celal Çetin, bunu, geceleri bu bölgede dolaşan alkoliklerin ‘eğlence olsun’ diye yapmış olabileceklerini söyledi.
Yavrularının başından ayrılmayan ‘Fadik’ ise sürekli onları yalayarak uyandırmaya çalıştı. Celal Çetin, daha sonra poşete koyduğu yavru köpeklerin ölülerini, yakındaki çöp konteynerine attı. Ancak ‘Fadik’, bu kez çöp konteynerinin yanından ayrılmadı.

http://www.milliyet.com.tr/Yasam/SonDakika.aspx?aType=SonDakika&Kategori=turkiye&ArticleID=1060860&Date=17.02.2009&b=Bunu yapanlar insan olamaz&ver=47
bu vahşeti yapanlar sokaklarda gezecek ve aynı sokaklarda çoluk çocuğumuzun hayatı güvende olacak.
...

bazen;
"insan olan yapmaz" diyoruz.
acaba bu klişe doğru mu?
insanın yaptığı vahşetin benzerini başka varlıkların yaptığına şahit olan var mı?
zevk için işkence eden,
zevk için öldüren
başka örnek (insan dışında) var mıdır?

ally_mcbeal
23-02-2009, 10:25
Yazarlar
Bekir COŞKUN [email protected]

Üniversite...


EĞER biz doğaya-çevreye saygıyı üniversitelerimize öğretememişsek, ne yapabiliriz?..

İnsan olmayan canlıların da yaşama hakkı olduğunu üniversitelerimiz bilmiyorsa... İlmin kaynağından merhametsizlik fışkırıyorsa... İrfanın çeşmesinden nefret akıyorsa... Bilimin yuvasında ilkellik varsa...

Ne yapabiliriz?..

Ne?..

*

Hacettepe Üniversitesi’nde, sömestr tatilini fırsat bilip zehirli yiyecekler atarak, kampusta ve çevre ormanında yaşayan kedileri-köpekleri öldürdüler...

Atılan zehir yüzünden kuşlar da öldü...

Tilkiler, sincaplar da...

Üniversitenin temizlik şirketi kaç gün ağaçların arasında ölmüş hayvanları topladı.

Bir cılız yavru köpek kaldı, günlerce ağlayarak korulukta annesini araya araya...

O kedilerden-köpeklerden çoğu üniversitedeki iyi yürekli öğrencilere-öğretim görevlilerine sığınmışlardı. Akşamları onların yolunu gözetleyip, çantalarda gizli saklı taşınan yiyecekleri bekliyorlardı.

Tümü öldürüldü...

*

Hacettepe Üniversitesi, çevre-doğa konusunda öğrencilerle yaptığım bir söyleşiden sonra bana plaket vermişti, gurur duyarak evimizin en güzel yerine koymuştum.

O gece plaketi oradan indirdim.

O plaketi bir daha görmeyeceğime ve o üniversiteye bir daha adım atmayacağıma, kendi kendime söz verdim.

*

Hayvanları öldürmek suçtur.

Biz tüm canlıların sevilmesi bir yana, onlara hiç olmazsa yasa gereği yaşama hakkı verilmesini üniversitelerimize dahi anlatamadıysak... Zırcahillere, ruh hastalarına, merhametsiz ve acımasızlara nasıl anlatırız?..

Peki, doğaya saygıyı, canlılara yaşama hakkını unutup, ilkel insanlar gibi anneleri yavrularının, yavruları annelerinin yanında öldürenler, o çocuklara neyi öğretiyorlar o üniversitede?..

Sevgiyi mi?..

Yaşama saygıyı mı?..

İnsanlığı mı?..

Neyi?..



22 Şubat 2009


**************************************************

sn asagirin yukarda dediği gibi insanın yaptığı vahşetin benzerini yapan başka varlık yok dünyada. ben tekrar söylüyorum; tanrı boşuna vermiyor bunca musibeti. dünkü programında nihat genç te bir ara değindi; artık hayvanların tümünü kafeslere hapsettik, doğayı gaspettik diye. doğal yaşam içersinde varolmaya çalışanlar da bu vahşi yöntemlerle yokediliyor. zehirlenerek öldürülen bir hayvanın ölüm sahnelerini görmenizi tavsiye etmem, korkunç bir acı içinde ölüyorlar. bir üniversite rektörü bunu nasıl isteyebilir? akıl alır şey değil? insanlar umursamıyor. hangi hakla o canlıların yaşamını elinden alabiliyorsunuz demiyor. onlar için kimse kimseden hesap bile sormuyor. şikayet edebilecek durumları da yok. insanlar en azından kendi hakları için mücadele edebilir, talep edebilir ama onlar bunu da yapamaz. biz sahip çıkmadıkça onları savunacak kimse yok........

JAKO
23-02-2009, 13:22
Türkiye'de insan hakları nerede ki, hayvan hakları olsun. Bir ortadoğu ülkesinde, bu hakların durumu ne ise, onlara bakıp, onlarla kıyaslayıp, şükredip oturmak yeter.
Yıllar önce, Türkiye güzeli seçilen Meltem Doğanay, İngiltere gezisinin izlenimlerini anlatırken, 'onlar, insan haklarını çözmüşler, hayvan haklarındalar' diye hayretlerini dile getirmişti, canlı yayında, trt kanalında.
Bize hayret etmek yakışır.

kaleci
28-02-2009, 13:44
http://yukleresim.com/images/wym7zbuys14s7cmkb9.jpg
Çok dikkat etmemiz gereken konularda biri.
Dikkatsiz sürücüler sayesinde bir sürü hayvan parçalanıyor.

ally_mcbeal
09-03-2009, 18:22
KAHVE, Ankara Konutkent semtinde yaşayan garip bir sokak köpeği idi.Gectigimiz persembe, anne oldu, ve 8 yavru dogurdu.Ormanlık alanda bir çam ağacının altına yavrularını sakladı.Fakat ormanlik alanin yakininda yasayan iki aile, bu durumdan hic hoslanmadi ve hemen Yenimahalle Belediyesi'ne sikayet telefonu ettiler.Belediye ekipleri hemen Kahve'yi yakalamak uzere geldiler ancak basaramadilar.Daha sonra gelmeye devam ettiler,ve sonunda kacinilmaz sona gelindi. Kahve, ortadan yok oldu. Ne olusu, ne dirisi bulunabildi.

Kahve anne olmasinin bedelini cani ile odedi, 8 yavrusu ise ortada kaldi. Neyse ki yavrular, cevrede yasayan bir hayvansever tarafindan iki ayri veteriner klinigine yerlestirildiler. Su anda hayatta kalma mucadelesi veriyorlar.

Ankara'li hayvan haklari savunuculari, 22 Mart Pazar gunu saat 11:00'da, Kahve'nin yok edildigi ormanlik alanda olacaklar, ve onun anisina agac dikecekler.

http://www.facebook.com/event.php?eid=59726876462

Lutfen bu protestoya katilin, ve zavalli Kahve icin siz de fidan dikin. Eger Ankara'da degilseniz, siz de ayni gun ayni saatte kendi ilinizde toplanarak, sizin bolgenizde kaybolan Kahveler icin eylem yapin.

Ve bir de not: Kahve'nin yasam mucadelesini kazanabilen yavrulari oldugu takdirde, sahiplendirilmeleri gerekecektir. Kahve'yi kaybettik, Kahve'nin anisina onun yavrularini sahiplenmek isteyen hayvanseverlerden [email protected] adresine mesaj gondermelerini rica ediyoruz.


http://www.facebook.com/album.php?aid=108764&id=601330489&l=c5506


VİCDANI OLAN İNSANLARIN YÜREĞİNİ TİTRETİYOR BU OLAYLAR. HER NE OLURSA OLSUN GÜN GELECEK HAYVAN HAKLARI KONUSU DA İNSAN HAKLARI KADAR ÖNEMSENEN BİR KONU OLACAK. BUGÜN İÇİN UZAK GÖRÜNEBİLİR; SUÇU GAZETE DAĞITMAK OLAN BİR İNSANIN(ENGİN CEBER) İŞKENCE İLE ÖLDÜRÜLDÜĞÜ BİR ÜLKEDE HAYVANLARIN HİSLERİ VEYA MARUZ KALDIĞI ZULÜMLERDEN BAHSETMEK FAZLA BİR HASSASİYET GİBİ GELSE DE "İNSAN" OLMA YOLUNDA BU ZORUNLU BİR DUYARLILIKTIR.

ally_mcbeal
24-03-2009, 22:54
'Fok cinayetleri' başladı


Kanada'da her yıl mart ayının son haftasında başlayan ve avcıların kullandığı yöntem sebebiyle tüm dünyanın “vahşet" olarak nitelendirdiği fok avı için gemiler dün St. Lawrence Körfezi'nden demir aldı.

Avcılar, bu yıl Prens Edward İsland, New Brunswick ve Nova Scotia eyaletlerini içine alan bölgeyi kullanabilecekler. St. Lawrence Körfezi'ndeki Magdalen Adası;nda bekleyen 20 gemi ve 100 kadar avcı, Kanada Balıkçılık Bakanlığından gelen başlama duyurusu ile birlikte ava başladı.

Yetkililer, ilk gün avcıların 200 kadar fok avladığını açıkladı. Balıkçılık Bakanlığı Sözcüsü Phill Jenkins, 16 gözlemcinin sürekli olarak avlanmayı kontrol edeceklerini belirterek, “Bölgede basın mensupları ve sivil toplum kuruluşlarının temsilcileri de var. Fok avının protesto edilmesine itirazımız yok, ancak geçen sene 5,5 milyon olan fok sayısı, bu yıl 6,4 milyona çıktı. Avlanma olmazsa sorun daha da büyüyecek" dedi.

Öte yandan Kanada;nın Charlottetown kentindeki Atlantik Veteriner Kolejinden iki veterinerin, bakanlık gözlemcileri ve bir grup fok avcısına “daha insancıl av teknikleri" konusunda eğitim verdiği öğrenildi. Quebec ve New Foundland-Labrador eyalet hükümetleri tarafından finanse edilen eğitim kurslarının gelecek yıllarda geliştirileceği ve bir süre sonra bu kursları tamamlayıp sertifika almayanlara avlanma izni verilmeyeceği belirtildi.

Kanada, bu yıl 280 bin fokun avlanmasına izin verdiğini açıklamıştı.

http://www.milliyet.com.tr/Yasam/SonDakika.aspx?aType=SonDakika&ArticleID=1074976&Date=24.03.2009&b=Fok cinayetleri basladi&KategoriID=17&ver=85




o sevimli masum varlıklara vahşice kıyılıyor şu günlerde. gözünü para hırsı bürümüş bu yaratıklara tanrı inşallah en ağır cezayı verir.

şu güzellerin resimlerine bakar mısınız?

http://www.uslanmaz.com/resimler/resim.php?file=/Hayvan%20Resimleri/Fok%20Bal%FD%F0%FD%20Resmi/fok%20bal%FD%F0%FD%20resmi.jpg

gizemliduygular
26-03-2009, 08:35
'Fok cinayetleri' başladı


Fok avının protesto edilmesine itirazımız yok, ancak geçen sene 5,5 milyon olan fok sayısı, bu yıl 6,4 milyona çıktı. Avlanma olmazsa sorun daha da büyüyecek" dedi.

Kanada, bu yıl 280 bin fokun avlanmasına izin verdiğini açıklamıştı.

http://www.milliyet.com.tr/Yasam/SonDakika.aspx?aType=SonDakika&ArticleID=1074976&Date=24.03.2009&b=Fok cinayetleri basladi&KategoriID=17&ver=85




o sevimli masum varlıklara vahşice kıyılıyor şu günlerde. gözünü para hırsı bürümüş bu yaratıklara tanrı inşallah en ağır cezayı verir.

şu güzellerin resimlerine bakar mısınız?

http://www.uslanmaz.com/resimler/resim.php?file=/Hayvan%20Resimleri/Fok%20Bal%FD%F0%FD%20Resmi/fok%20bal%FD%F0%FD%20resmi.jpg


Adamlara bakınız ya, özürleri kabahatlerinden büyük. :grrr::grrr:Neymiş efendim nüfusları artıyormuş. Kanada, Avusturalya gibi ülkelerdeki nüfus artışı fokların nüfus artışından pek farklı değil.:yes::yes:Çok çocuklu aileler fazla sayıda.

İkinci bir konuda, Muhammedi inancına göre ben Allah rızası için kurban kesince vahşet deniyor. Kendileri turistik spor adı altında boğaları şişleyerek öldürürler, uzak doğuda vahşi köpekleri dövüştürürler, sokaklarda buldukları kedi ve köpeklerin canlı canlı derilerini yüzerek, kedi ve köpek eti yenen lokantalara satıyorlar, (Sanghai'ya gidenler bilirler bir dog restaurant, bir masaj salonu şeklindedir dükkanlar genellikle), balinalar koca av gemilerinde son nefeslerini nasıl verdiklerini biliyor musunuz?

Tüm bunların video görüntüleri her yerde mevcut. Sabah sabah içiniz kalkmasın, sevgilere değer eşimin ve benim hayvanlara olan sevgimizden ve insanlık bizde kalsın diye videoları koymuyorum.

ally_mcbeal
12-04-2009, 21:00
Bu kediler personelden sayılıyor

ABD Başkanı Barack Obama’nın Türkiye ziyaretinden akılda kalan karelerden biri de Başbakan Tayyip Erdoğan ile birlikte Ayasofya Müzesi’nin kadrolu kedisi Gli’yi sevmeleriydi. Erdoğan bir süre önce “köpekleriyle yatanlar” açıklamasıyla birçok hayvanseverin tepkisini üzerine çekmiş olsa da bu hareketiyle belki de en azından “kedici”lerle arasını düzeltmiş oldu. Biz de Obama ziyaretinin ünlü yaptığı Gli’den yola çıkarak çeşitli mekan ve kurumların “kadrolu kedilerini” bulduk.
tamamı:
http://www.milliyet.com.tr/Pazar/HaberDetay.aspx?aType=HaberDetay&KategoriID=26&ArticleID=1081960&Date=12.04.2009&b=Bu%20kediler%20personelden%20sayiliyor&ver=08



METROYA BİNİP ŞEHRE İNİYORLAR

Moskova'da, varoşlarda aç kalan köpekler, saatlerini ezberledikleri metroyla merkeze inerek yiyecek arıyorlar.
Rusya'da toplu taşıma araçlarının son günlerde yeni mudavimleri var. Başkent Moskova'nın varoşlarında yaşayan köpekler, yiyecek bulabilmek amacıyla her sabah metroya binerek şehir merkezine gidiyor, akşamları ise yine metroyu kullanarak yaşadıkları yerlere dönüyor. Moskova'nın karmaşık metro sistemini pek çok insandan daha iyi tanıdıkları gözlemlenen köpekler, inecekleri durağı ise yolculuk sürelerini akıllarında tutarak göre hesaplıyor.

tamamı ve videosu:
http://www.milliyet.com.tr/GaleriHaber.aspx?aType=GaleriHaber&ArticleID=1082210&PAGE=2


hep kötü şeylerden bahsetmek olmaz. onların da kendilerine göre yaşam mücadelesi, karın doyurma derdi, dostluk kurma ihtiyacını hatırlamak için bu iki habere yer vermek istedim.

bourbon
12-04-2009, 22:50
hayvanlar sandığımızdan çok daha zekiler..İşyerimin bahçesindeki kedileri artan öğle yemekleriyle besliyorum..Sabahları hıc gormedıgım kediler hergün 12-1 arası şirket kapısında beklıyorlar:)

balaban
14-04-2009, 00:33
Dişi kuş yaralanmış ve durumu vahim…Yolun üzerinde alçak

uçarken bir araba çarpmış ona...

http://img8.imageshack.us/img8/5287/000ame.jpg (http://img8.imageshack.us/my.php?image=000ame.jpg)

Erkek kuş, eşine yiyecek taşıyor… Ona sevgi ve şefkat gösteriyor.

http://img25.imageshack.us/img25/6650/0000gjl.jpg (http://img25.imageshack.us/my.php?image=0000gjl.jpg)

Gidip tekrar yiyecek getiriyor ama, öldüğü düşüncesiyle müthiş üzülüyor. Yerinden kımıldatmaya çalışıyor eşini... ki bu, kırlangıçlar için çok ender görülen bir durumdur!

http://img15.imageshack.us/img15/2741/00000zli.jpg (http://img15.imageshack.us/my.php?image=00000zli.jpg)

Sevgilinin öldüğünü ve asla geri dönmeyeceğini farketmesiyle birlikte, yitirdiği aşkına acı gözyaşları döküyor.

http://img13.imageshack.us/img13/5645/000000mle.jpg (http://img13.imageshack.us/my.php?image=000000mle.jpg)

Ölümünden duyduğu kederle eşinin başucundan ayrılmıyor.

Artık onu sonsuza dek yitirdiğini, kendisine dönmeyeceğini anlamıştır. Hüzün ve acı içinde onun yanında duruyor.

http://img13.imageshack.us/img13/8136/00000000b.jpg (http://img13.imageshack.us/my.php?image=00000000b.jpg)


Bu resimleri Amerika, Avrupa, hattâ Hindistan’da milyonlarca kişi izledi ve hepsi gözyaşlarına boğuldular. Fotoğrafçı bu resimleri ufak bir ücret karşılığında Fransa’nın en ünlü gazetesine sattı. Resimlerin basıldığı gün bayilerdeki tüm gazeteler anında tükendi. Ve bazı insanlar hâlâ “hayvanların beyni veya duyguları olmadığına” inanıyorlar değil mi?..

ally_mcbeal
25-04-2009, 00:30
Dişi kuş yaralanmış ve durumu vahim…Yolun üzerinde alçak

uçarken bir araba çarpmış ona...

Erkek kuş, eşine yiyecek taşıyor… Ona sevgi ve şefkat gösteriyor.

Bu resimleri Amerika, Avrupa, hattâ Hindistan’da milyonlarca kişi izledi ve hepsi gözyaşlarına boğuldular. Fotoğrafçı bu resimleri ufak bir ücret karşılığında Fransa’nın en ünlü gazetesine sattı. Resimlerin basıldığı gün bayilerdeki tüm gazeteler anında tükendi. Ve bazı insanlar hâlâ “hayvanların beyni veya duyguları olmadığına” inanıyorlar değil mi?..

fotoğraflar herşeyi mükemmel biçimde anlatıyor,

ben de hayvan hakları nedeniyle güzin ablaya dert yanan bir okurun mektubunu aktarmak istiyorum, lütfen ama lütfen... hayvanların zehirli yiyecekler ile öldürüldüğünün bilincinde olarak itlafa karşı durun.

bu konuda tavrınızı olur olmaz yerlerde belli edin, kamuoyu yaratalım. zehirlenerek öldürülmeleri en korkuncu. saatlerce korkunç bir acı içinde kıvranıyor bu masum canlar. sırf insanın dünyayı onlarla paylaşmaya tahammülsüzlüğü nedeniyle.... buna hakkımız var mı???




Siz bir köpek zehirlendiğinde neler yaşar bilir misiniz

Hayvansever gruplardan birinin üyesi Özlem K.’dan aldığım yazıyı sizinle paylaşmak istedim. Kendisi Facebook gruplarından alıntı olarak yolladığı bu yazının mutlaka köşemde yer almasını istemiş. S. Fırat imzalı bu yazı, bir hayvanın önüne zehirli et atarken yüreği sızlamayan, elleri titremeyen insanları anlatıyor.

“Bizler artık sözün bittiği yerdeyiz. Artık bu haberler sıradanlaştı: 200 köpek zehirlenerek katledildi, falanca parkta zehirlenmiş 20 köpek bulundu, filanca sitede bakılan 10 köpek sabah ölü bulundu...

Tabii bu arada belediyelerin de kuduz şüphesiyle barınaklarda ya da belirli sınırlar içinde itlaf ettikleri köpeklerin haberleri geliyor her yerden.

Ya siz zehirlenen bir köpek neler yaşar bilir misiniz? Ölmesi ne kadar sürer, neden ayaklarıyla toprağı kazar bilir misiniz?

Nerede öldüğünün ne önemi var? Ya üç kuruş menfaat için ya kişisel nefret ve kin yüzünden... Ama ne olursa olsun işkenceyle çırpınarak ölen bir canlının katledilmesine nasıl göz yumulur? Ne kadar çığlık atsak boşuna değil midir?

Siz sokaklarda yaşam savaşı veren bu masum canlar bir yaşını bile doldurabilmek için ne badireler atlatırlar bilir misiniz? Sokakta doğan her 10 köpeğin en fazla bir ya da ikisinin yaşayabildiğini bilir misiniz? Bu mucize eseri yaşayanların büyürken en az yüzde ellisinin daha öldüğünü bilir misiniz? Kalan üç-beş tanesinin vicdansız bir belediyenin emrindeki vicdansız itlaf memurunun elinden, ya da sıradan birinin elinden ölürken neler yaşar bilir misiniz?

Bu masum canların belki de üç-beş gündür aç olan karnını doyurmak için önüne konan zehirli etleri yedikten sonra en az birkaç saat can çekiştiğini bilir misiniz?

İç organlarının, ciğerlerinin, yemek borusunun, midesinin parçalandığını ve o müthiş acıdan kurtulmak için bunları kusmayı çalışırken, kendi kanıyla boğulduğunu bilir misiniz? Öleceğini anlayan o masum canın acı içinde ayaklarıyla yeri son bir çırpınış içinde kazarken, bir bakıma kendi mezarını kazdığını bilir misiniz?

Çırpınarak ölen bir köpek son bakışında size hiç “neden” diye sordu mu? O bakışlarla gözleriniz hiç karşılaştı mı? Ya o zehirli eti atan vicdansızlar, o gözlere bakma cesareti bulabildiniz mi hiç? Zehirlediğiniz hayvanın başında durup ölmesini izleyebildiniz mi?

Bizler burada bir canı daha kurtarabilir miyiz diye çırpınırken, köpeğiyle kedisiyle, serçesiyle, kirpisiyle, yüzlerce masum can bu zehir saçan eller yüzünden yok ediliyor sokaklarda parklarda... Her yerde...

Bu insanlar, ister belediye elemanları olsun, ister halktan kişiler olsun, hiç utanmazlar mı? Hiç Tanrı’dan korkmazlar mı? Yaşam alanlarını ellerinden aldığımız ve Tanrı’nın bize emanet ettiği üç-beş masum canı koruyamıyoruz.

Başta ben, hepimize, hepinize yazıklar olsun...”

AUDİ+
21-05-2009, 16:42
http://www.hurriyet.com.tr/gundem/11699259.asp?gid=229Köpeği otomobile bağlayıp, gaza bastı














BARTIN'da kullandığı otomobilin arkasına iple bağlı köpekle giden sürücü tepkiye neden oldu. Köpek koşmakta zorlanırken dışarda koşarken, sürücü tepkilere aldırış etmedi.

BUNU YAPAN İNSAN OLAMAZ

Bartın ile Karabük arasındaki karayolunda bugün arkasına iple bağlı köpekle giderken 74 AG 652 plakalı otomobili görenler şaşırdı. İkaz lambalarını yakarak yolda yavaş ilerleyen otomobilin arkasından dili dışarda koşan köpeği gören sürücüler, otomobili kullanan sürücüyü işaretlerle uyardı. Tepkilere aldırmayan sürücü yoluna devam etti.


Toplumumuzda bu tip hasta ruhlu insanlardan bolca mevcut.............

electrician
22-05-2009, 12:06
haber başlığı yanlış bunu yapan hayvan bile olamaz olmalıydı yazıklar olsun

kumralada
31-05-2009, 14:51
Dostluğun temeli, ilk harcı sevgi
Her derdin çaresi, ilacı sevgi..

Bir yargıç vardı


ADAPAZARILI Namık’a adam yaralamaktan 10 ay hapis cezası verdiler. Ama iyi halini, mahkemedeki davranışlarını gören yargıç, bu cezayı “yedi sokak köpeğine 20 ay bakmaya” çevirdi.

http://www.hurriyet.com.tr/yazarlar/11762014.asp?yazarid=2&gid=61

ally_mcbeal
01-06-2009, 22:12
Taksim Marmara Otel’in köpeği Ebru için adalet

Ebru yaklaşık 12 yıldır bu gelişmekte olan kentin, İstanbul’un simgesi olmuştur.

Safkan bir İstanbul sokak köpeği olan Ebru, İstanbul’un merkezi sayılan Taksim’deki Marmara Oteli tarafından yavruyken evlat edinilmişti. On yıldan fazla bir zamandır Ebru bu simgesel mekanın demirbaşlarındandı. Bu nazik ve sevgi dolu köpek sevgili kentimizi ziyaret eden pek çok kişiyi karşılamış, onlara patisini uzatmıştı. Büyükelçiler, Devlet Başkanları, işadamları, dünyanın her tarafından gelen turistler… Ebru her zaman oradaydı; yakın zamanlarda böyle soyut kavramları unuttuğu anlaşılan bu kentte ümit, şefkat ye hoşgörünün sembolü olarak Otel Konsiyerjinin yanı başında durur ya da yatardı.

Ebru dünyanın önde gelen yayınlarından bazılarında yer aldı. Time Dergisi, Newsweek, Paris Match, hatta aylık tasarım dergisi Wallpaper, bu inanılmaz hayvanı kapak yaptılar.

Ebru’nun yaşamı Cuma akşamı dramatik bir şekilde altüst oldu. Ebru, bu harika, şefkatli yaşlı köpek, herhalde en sevdikleri futbolcuları taklit etmeye çalışan bir veya birkaç kişi tarafından saldırıya uğradı, ve defalarca karnına tekmeler atıldı. Saldırı çok vahşi, ve hayvanlara eziyet edenlere has bir gaddarlıkta idi. En kötüsü, bu saldırı İstanbul’un en kalabalık meydanının ortasında, ve bu acımasız canavarları durdurmak için parmağını bile kıpırdatmayan onlarca, hatta yüzlerce insanın gözü önünde gerçekleşti.

Ebru orada, kötülüğün gözünün içine bakakaldı. Onu defalarca, olanca güçleriyle tekmelediler. Onu Taksim kaldırımlarında kanlar içinde ve felç olmuş durumda bırakıp yürüyüp gittiklerinde ızdırap çekiyordu. Ebru hiç geçen Cuma akşamı olduğu kadar yalnız hissetmemişti kendini.

Kanlar içinde ve hareketsiz Ebru derhal İstanbul’un en iyi veteriner kliniklerinden birine götürüldü, ve acil ameliyata alındı.

Göğüs kafesinde çoklu kırıklar, delinmiş ciğerler, yırtılmış bir diyafram. Tekmelerin şiddetinden Ebru’nun barsakları yukarıya itilmiş, kalp bölgesine gelmişti. Becerikli veteriner operatör Ebru’nun iç organlarını bulmaca çözer gibi yeniden yerleştirdi.

Durumu: Kritik…

Onun duymuş olduğu korku ve şaşkınlık akıllarımızda silinmez izini bırakacak. Bugüne kadar çalıştığımız vakalar arasında bu, ruhlarımızı derinden yaraladı.

Bir milletin kahramanlarına davranışı, değerlerini yansıtır. Ebru’nun (ve eziyet gören sayısız hayvanın) hikayesinin bize kendimiz hakkında neler anlattığını oturup iyice düşünmeliyiz.

Sahip Çıkalım tanıkları arayıp bulacak, delilleri toplayacak,
gerekli raporları hazırlayacak ve suçlulara dava açacaktır, ama önce onları bulmamız lazım, ve bunun için de yardımlarınız gerekiyor.

Sahip Çıkalım bu iğrenç gaddarlığı gerçekleştirenlerin yakalanmasına yol açacak bilgileri verene 2,000 USD ödül verecektir.

Eğer 29 Mayıs Cuma akşamı gerçekleşen bu olaya şahit olduysanız, veya şahit olan herhangi birini biliyorsanız lütfen [email protected] adresine bilgi verin.

Saygılarımla,

V

http://www.facebook.com/album.php?aid=27206&id=1314867706&l=b65131107f

ally_mcbeal
20-06-2009, 00:54
Sizlerle çok taze bir olayımı paylaşmak istiyorum:

2 yaşlarındaki tekir kedimden bahsetmiştim sanırım. İsmi Asil. Huyu asil olduğu için ismi de bu oldu. Asil biraz ürkek, dışarıya pek alışık değil, onu 2 haftalıkken yaralı bir halde aldığım ve çok insanla temas ettirmediğim için biraz içe dönük bir kedi. Ancak yazları olabildiğince yeşil alanlarda serbest bırakmaya çalışıyorum. Dış dünyaya olan korkusu ve bana aşırı düşkünlüğü nedeniyle genelde omzumda durmayı tercih eder gezerken. Ben de çoğu zaman bu şekilde yürüyüş yaparım. Bu akşam da aynı şekilde bir arkadaşım ve onun 6 yaşındaki kızını da alarak yürüyüşe çıktık.

Sahilde pek çok açık hava restoranı var. Bazıları ile ahbaplığımız da mevcut. Neyse yürürken sadece önünden geçmekte olduğum restorandan durduk yere bir sataşmaya uğradım. Çok enteresan. Olayın gelişimi şu şekilde: Arkadaşımın 6 yaşındaki kızı etrafına bakınarak bazen de oyalanarak yürüdüğü için biz de aralarda duruyorduk. Bu yere geldiğimizde ordaki bir çalışan "küçük kız içeriyi gez bak sahil tarafı güzel" diyerek lafa girdi.

Sonra bana döndü, konuşma karşılıklı şöyle:

"Siz sık sık kedinizle geziyorsunuz burda değil mi?"
"Evet çok sık olmasa da kedimle yürürüm burda bazen"
"Hıı sizi görüyorduk hep kedi omzunuzda dolaşıyorsunuz, sorun nedir peki?"
"Ne sorunu????"
"Hıı sorun yok yani elektiriğinizi falan mı alıyor kedi, nedir yani??"
"Yoo ne alakası var, ben sevdiğim için kedim var"
"İnsanları sevmiyorsunuz?"
"Bu ne demek, neden sevmeyeyim? abuk sabuk konuşuyorsunuz?"
"Biz böyle sizi yürürken gördükçe 'kim bu deli böyle omzunda kediyle gezip duruyor' diyorduk"
"Haddinizi bilin, bu ne densizlik, sizi ne ilgilendirir?"

Adam pişkin biçimde sırıtmaya başladı ben "terbiyesiz vs" diye söylenmeye devam ederek yürüdüm. Ama bozulan sinirim bir türlü yatışmadı tabi. Geri döndük, bu sefer restoranın önüne gidip sahibini sordum, orda değilmiş. Neyse bu densizi göremedim önce ordaki diğer çalışanlara anlattım "o burda çalışmıyor, öyle arada takılıyor, burayla ilgisi yok zaten" derken bir kaç kedi seven çalışanları da gelip kedime sevgi göstermeye başladı. O arada bizim densiz gözüktü ve sonraki konuşma:

"çok özür diliyorum, sizi bir tanıdığıma çok benzettim, nolur bağışlayın"
"ne benzetmesi ben, benden başka kedi gezdiren görmedim burda"
"yok var böyle biri ona söylemek istemiştim, nolur bağışlayın, arkanızdan koştum sonra ama yetişemedim"
"tanıdığınız biri bile olsa ona da böyle birşey denir mi? size zararı olmadıktan sonra insanların kedi-köpek gezdirmesi sizi ne ilgilendirir, siz buna karışamazsınız" (bu da arkadaşımın ilavesi idi)
"ben sizi misafir etmek istiyorum, bir kahvemizi için hiç değilse..."
"istemez, benim bu mekanda kesinlikle bir işim olamaz, zaten herkese de anlatıcam bunu... hayvanları sevmeyebilirsiniz bu da mümkün ama işletmeci olarak ta büyük aptallık, bu şekilde buraya müşteri kaybettirirsiniz ancak"

Adam özür dilemeye devam ederken biz de yürüyüp gittik, deşarj olmuştum ama şimdi düşünüyorum da okkalı bir tokadı da haketmişti aslında (kalabalık ortamlar bayanlar için bu bakımdan daha güvenlidir), bazen jeton geç düşüyor işte. İnsanların başkalarına durduk yerde sataşmasına gerçekten hayret ediyorum. Bir de bu nasıl bir hayvan düşmanlığı ki böyle bir cüreti bile gösterebiliyor bazı vatandaş? Genelde sokakta herkesin kedime sempatisine şahit olurum, ilk kez böyle bir düşmanlıkla karşılaştım.

carcharias
05-07-2009, 16:01
aslında bunu bora üstadımızın "çelişkiler" başlığına da yazabilirdik ama madem "hayvan hakları" diye güzel bir başlık açılmış buraya da yazılabilir

hayvan seviyor diye kuş besliyor desem... ya da ben birşey demeyim ya...
kanun (bana göre az da konuşmuş olsa da) birşeyler demiş sonuçta...

geçen hafta içinde olmuş ve bugün neticesi bildirilmiş bir olay

---------------o--


Adana’da evinin damında güvercin besleyen fırın ustası Halil Duygun, kuşlarına saldırdığını öne sürdüğü kedilere av tüfeğiyle ateş etti.

1 kedinin telef olduğu, 2 kedinin de yaralandığı olayı gören vatandaşlar Doğayı ve Hayvanları Koruma Derneği’ne (DOHAYKO) haber verdi. DOHAYKO yöneticilerinin de girişimiyle Çevre İl Müdürlüğü yetkilileri, belediye veterinerleri ve polis devreye girdi. Yaralı kediler barınağa götürülerek tedavi edilip, daha sonra hayvanseverlerce sahiplenildi. Hakkında tutanak tutulan Duygun’a, Hayvanları Koruma Kanunu’na göre, öldürdüğü kedi için 656, yaraladığı her kedi için de 344 TL olmak üzere toplam bin 344 TL para cezası verildi.





http://img16.imageshack.us/img16/3454/elleryukari2ev.jpg

-senin deeee ananun daaa

-haskkkt maooovvv.

ally_mcbeal
29-07-2009, 20:11
Adana’da evinin damında güvercin besleyen fırın ustası Halil Duygun, kuşlarına saldırdığını öne sürdüğü kedilere av tüfeğiyle ateş etti.

1 kedinin telef olduğu, 2 kedinin de yaralandığı olayı gören vatandaşlar Doğayı ve Hayvanları Koruma Derneği’ne (DOHAYKO) haber verdi. DOHAYKO yöneticilerinin de girişimiyle Çevre İl Müdürlüğü yetkilileri, belediye veterinerleri ve polis devreye girdi. Yaralı kediler barınağa götürülerek tedavi edilip, daha sonra hayvanseverlerce sahiplenildi. Hakkında tutanak tutulan Duygun’a, Hayvanları Koruma Kanunu’na göre, öldürdüğü kedi için 656, yaraladığı her kedi için de 344 TL olmak üzere toplam bin 344 TL para cezası verildi.


[.

bizde böyle... bakın abd de hayvana eziyet vererek öldüren kişilere ne uygun görülüyor:


26/3/2009 ·



Bir kediyi diri diri yakan ve çıkan yangın nedeniyle de boş bir
daireye hasar veren gençler, 25'er yıl hapis cezası istemiyle
yargılanıyor.
ABD'de, bir kediyi diri diri yakmaktan yargılanacak 2 gencin 25'er yıl
hapisle cezalandırılabilecekleri bildirildi.



New York'un güneyindeki Brooklyn kentinde savcılık tarafından yapılan
açıklamaya göre, bir apartmandaki boş bir daireye giren 17 ve 18
yaşındaki gençler, yanlarında getirdikleri kediyi, üzerine yanıcı
madde döküp ateşe verdiler. Gençler, boş dairede de hasara yol
açtılar.

Tamamıyla yandığı halde daha sonra canlı bulunan kedi, daha fazla acı
çekmesin diye ilaçla uyutularak öldürüldü.

Bu vahşeti kimin yaptığını belirlemek amacıyla çalışma başlatan hayvan
haklarını koruma derneği, failleri belirlemeyi başardı ve gençler
yakalandı.

Hayvana eziyet etmenin yanısıra başkasına ait mala zarar vermekten
haklarında dava açılan gençler, suçlu bulunurlarsa 25 yıla kadar
hapisle cezalandırılabilecekler.
http://www.kibrispostasi.com/

ally_mcbeal
29-07-2009, 20:42
modern zamanlarda soykırım, beykozda ormanda açlık ve susuzluk içinde terkedilen pek çok köpeğin içler acısı hali:
http://www.facebook.com/album.php?aid=95489&id=529373814#/album.php?aid=32488&id=1314867706&ref=nf
Bugün, 2009’da, Türkiye’nin dört bir yanında belediyeler bir başka yöntem deniyorlar, Osmanlı’nın Hayırsız Ada’da denediğine benzer bir yöntem bu. Ülkemizde pek çok belediye sahipsiz sokak hayvanlarını metropolleri çevreleyen ormanlık alanlara atıyor. Bu alanlarda içecek bir yudum su, yiyecek bir lokma ekmek bulmak imkansız.

Bu sistematik yokediş politikasının sonuçları ekteki fotoğraflarda görülebilir. Türkiye’nin her yerinde kentlerden toplanmış, kimi zaman kısırlaştırılmış ve ardından gecenin karanlığında ıssızlığın ortasında kaderine terkedilmiş köpeklerle ağzına kadar dolu. Yüzlerce, binlerce hayvan arabasıyla gelip geçenlerin şaşkın bakışları altında açlık ve susuzluktan ölüyor.


************************************************** *******

samatya eğitim hastanesinde hayvanlar üzerinde deneylere başlanıyor karşı duralım, ben imzaladım. işte site:
http://www.thepetitionsite.com/petition/339465181

21. yuzyil dunyasinda Amerika ve Avrupa'da hayvan deneylerini sonlandirmaya yonelik girisimler varken, ulkemizde HAYVAN DENEY MERKEZI kurma calismalari insanlik sucudur.
Unutulmamalidir ki, HAYVAN DENEYLERI ACILI OLUMDUR!
Laboratuvarlarda kullanilan hayvanlar hayatlari boyunca metalden yada plastikten yapilmis kucuk kafeslerde tutulurlar ( bu surecte dayanilmaz agri, aci, stres, korku yasarlar) ve sonlari kacinilmaz olarak olum olur.

HAYVANLAR UZERINDE YAPILAN DENEYLER ISE YARAMAZ ISKENCELERDEN IBARET!
AVRUPA HAYVANLAR UZERINDE YAPILAN DENEYLERIN INSANLAR ICIN TEDAVI VE ILAC GELISTIRMEKTE NE KADAR YETERSIZ VE YANLIS YONLENDIRICI OLDUGUNU GOSTEREN BIRCOK RAPOR YAYINLADI.
(DR. HADWEN TRUST'in konu ile ilgili carpici ve aydinlatici raporlari bulunmakta:http://www.drhadwentrust.org/ )
TUM BU DENEYLERDE KULLANILAN HAYVANLAR NEREDEYSE 4 YASINDAKI COCUK ALGISINA SAHIP OLMAKLA BERABER, EN KOTUSU DE ACIYI EN AZ INSAN KADAR HISSETMEKTEDIR.
BU NEDENLE "HAYVAN DENEYLERI"NE ALTERNATIF METHODLAR UZERINE YOGUNLASMAK INSANI VE ETIK BIR ZORUNLULUKTUR

e-fulya
29-07-2009, 20:52
Caretta'ya tören eziyeti


Geçen yıl bir otelin plajında yaralı bulunan 'Efe'nin yeniden denize bırakılması için tören düzenlendi. Ancak tören için Ankara'dan gelecek yetkililer gecikince, 'Efe' getirildiği otomobilin arka koltuğunda yaklaşık 1.5 saat bekletildi.Tören sırasında carettanın denize girişini görüntülemek isteyen dalgıçlar hayvanı ürküttü.


Antalya’nın Kemer İlçesi Göynük Beldesi'nde bulunan bir otelin plajına geçen yıl Ekim ayında yaralı olarak gelen ve cankurtaran tarafından kurtarıldıktan sonra yaklaşık 9 aydır Pamukkale Üniversitesi’nde tedavi altında tutulan ‘Efe’ adı verilen caretta caretta için otelin plajında denize bırakma töreni düzenlenmesine karar verildi. Sabah erken saatlerde başlaması beklenen program Ankara'dan gelecek Çevre ve Orman Bakanlığı Doğa Koruma ve Milli Parklar Genel Müdürlüğü heyetinin gecikmesi nedeniyle uzadı. Bu sırada tedavi gördüğü Pamukkale’den getirilen kaplumbağa otomobilin arka koltuğunda bekletildi. Daha sonra heyetin gelmesi üzerine törene geçildi.


ÜRKÜTTÜLER
Törende kaplumbağanın denize bırakılacağı plaj yoluna kırmızı şerit çekildi. Yerli ve yabancı tatilciler bu alanın gerisinde beklemeye başladı. Yetkililer ise caretta carettayı bir brandanın içinde denize doğru ağır adımlarla taşıdı. Ardından caretta denize doğru alkışlar eşliğinde bırakıldı. Ancak carettanın denize girişinin fotoğraflanması için görevlendirilen dalgıçlar, onu karşıdan çekmek isteyince, caretta plaja doğru geri döndü. Ardından kırmızı şeridin ardından töreni takip eden turistler de denize girince caretta ne yapacağını şaşırdı. Yüzlerce turist carettanın peşinden denize atladı. Caretta, uzun uğraşlar sonunda denizin derinliklerine doğru yol aldı.


http://www.hurriyet.com.tr/gundem/12172061.asp?gid=229

cengaver
29-07-2009, 22:35
Bilmem farkındamısınz insanlarda olduğu gibi hayvanların da kişiliği olanı var.
Sokağımdan taşınan birinin bıraktığı köpek.Peşlerinden aramaya kalkmadı.Giderseniz gidin dedi ve kimseye minnet etmeden yaşamını sürdürdü.Yeni sahip aramadı, herkesin oldu.Yavrusu oldu. Biber dedik.Annesi öldü.Genlerinde olsa gerek kimseye yalakalık etmeden anası gibi yaşadı.Herkes sevdi, saydı.Yabancı ve hırpani geçerken diğerleri gibi havlayıp şov yapmadı ,sadece süzdü ,adeta yabancı sokağın huzurunu bozma der gibi.

Dün yaşlılıktan öldü.Sokak saygı ile uğurladı.

ally_mcbeal
06-08-2009, 11:06
CEO’nun annesinin küllerini çalmışlar!DIŞ HABERLER SERVİSİ

Novartis CEO’su Daniel Vasella’nın annesinin küllerinin hayvanseverler tarafından çalındığı öne sürüldü

İsviçreli ilaç firması Novartis, hayvan hakları savunucularını, firmanın İcra Kurulu Başkanı (CEO) Daniel Vasella’nın annesinin küllerini çalmakla ve av evini ateşe vermekle suçluyor.
Firmanın sözcüsü Satoşi Sugimoto, Novartis’in CEO’su Vasella’nın annesinin mezarına düzenlenen saldırı ile Avusturya’nın Bach kentindeki av evinin ateşe verilmesi eylemlerini henüz kimin düzenlediğinin bilinmediğini, ancak saldırıların hayvan hakları savunucuları tarafından gerçekleştirildiğini düşündüklerini ifade etti.
Vasella’nın 2001 yılında ölen annesinin mezarını açan kimliği belirsiz saldırganlar, külleri aldıktan sonra sprey boyayla mezar taşına “HLS’leri Kapatın” yazmıştı. Yiyecek, ilaç ve kimyasal maddelerin test edilmesi amacıyla hayvanların ölümcül deneylerde kullanıldığı HLS (Huntingdon Life Sciences) laboratuvarları, Avrupa’nın en büyük hayvansal deney laboratuvarları olarak biliniyor. Çeşitli hayvan hakları savunucularının yanı sıra medya ve birtakım örgütler tarafından da sürekli protesto edilen İngiltere merkezli HLS laboratuvarlarının ABD’de de şubeleri bulunuyor.

http://www.milliyet.com.tr/Yasam/HaberDetay.aspx?aType=HaberDetay&KategoriID=5&ArticleID=1125397&Date=06.08.2009&b=CEOnun%20annesinin%20kullerini%20calmislar&ver=16

hayvan hakları savunucularının da tepkileri giderek büyümekte. şunu bir kez daha vurgulayacağım, herkes kendini hazırlasın: gün gelecek hayvana yapılan kötü muameleler de aynen insana yapılanlar kadar kınanacak ve cezalandırılacak. bu dünya bizim olduğu kadar da onların. bunu herkes kabullenecek. bizim daha zeki bir canlı türü olmamız onlara vahşet uygulama hakkını vermez, vermemeli.

ally_mcbeal
12-08-2009, 01:15
ben millet ayrımı yapmadan insanların başına gelen afetlere üzülen biriyim ama çin için hiç üzülemiyorum. bu insan görünümlü korkunç yaratıkların hayvanlara yaptığı işkenceyi zulmü izleyemezsiniz. izleyebilicekler baksın ve dünyada neler olabildiğini görsün : http://www.facebook.com/home.php?#/video/video.php?v=1094622934318&ref=nf

aslında çok daha kötüleri de var malesef. çin işkencesi diye bir tabiri literatürlere sokabilecek kadar işkenceci yönü gelişmiş olan çinliler uygur türklerine yıllardan beri zulmetmekte, yeri geldiğinde kendi insanına da çok hunharca davranabilmekte ve hiç bir günahı olmayan herşeyden habersiz kedi-köpeklere de öldürmeden canlı iken çok ızdıraplı işlemler yapmakta. ben şunu bir kez daha anlıyorum ki dünyada din şart. her insanın içinde doğal bir iyilik güdüsü yok çünkü. din olmadan olmuyor. tüm dinler her tür vahşeti şiddetle men eder. demekki budizmde de bir halt yokmuş. saçma sapan bir kaç söz demetiymiş.

vahşiliklerini duydukça çinden de çinin her tür malından da tiksinir oldum. ve tanrı affetsin onlara olan hiçbir afete üzülemem. ya ıslah olsunlar ya da toptan yokolsunlar inşallah. caniler.

lütfen çini her anlamda reddedin. bu korkunç canavar güruhu hiç bir şekilde desteklemeyin ve vahşetlerine karşı şu bağlantıdaki yazıyı imzalayın. orijinali fransızca ama ingilizceye google otomatik çeviri yapıyor hemen. http://www.one-voice.fr/fr/article/protection-des-animaux-bientot-une-realite-en-chine

bu vahşilere testere filmindeki sahneleri uygulamak gerek (izlemedim ama cezası bu olmalı). lütfen bu vahşete sessiz kalmayın. vakit ayırın. onlar da can.

kaleci
14-08-2009, 03:55
Bu köpeği bu hale getirene insan denmemeli...

http://photos-h.ak.fbcdn.net/hphotos-ak-snc1/hs144.snc1/5328_115609512334_542282334_2444695_5216633_s.jpg

http://www.sessizkalmasucaortakolma.com/dilekce/dilekce_detay.asp?id=117

kaleci
23-08-2009, 16:06
http://video.haberturk.com/Video.aspx?v_ID=39443&k_A=haberturk


Tepkisiz kalmayalım...

ally_mcbeal
24-08-2009, 17:19
http://video.haberturk.com/Video.aspx?v_ID=39443&k_A=haberturk


Tepkisiz kalmayalım...

gerçek bir vahşet. konu ile ilgili suç duyurusu yapılmış allahtan.....
lütfen imza kampanyasına destek olalım. tek yapacağınız sayfanın alt kısmındaki boşluğa adınızı soyadınızı ve şehrinizi yazmak.... atlamayın, hiç vakit alacak bir iş değil, mubarek ayda insaniyet adına gösterilen tepkiye siz de katılın.

http://www.yasamhakkinasaygi.com/dilekce/dilekce_detay.asp?id=124&DURUM=2

ally_mcbeal
24-08-2009, 23:06
önceki gönderimde verdiğim link hata veriyormuş. kontrol ettim, ben adımı yazdıktan sonra sayfayı kopyaladığım için isim boşluğu çıkmıyor o linkte, doğrusu şu olucak:

http://www.yasamhakkinasaygi.com/dilekce/dilekce_detay.asp?id=124

bu vicdansızlara tepkisiz kalmayalım.

BOZKIR
26-08-2009, 10:14
Sizlerin yaşadığı yerleri bilmiyorum ama benim oturduğum semtte bizim köyden daha çok (hemde kat be kat) köpek var.Geceleri dışarıda dolaşmak ne mümkün.

Hayvanlar artık insan haklarını ihlal ediyorlar.


Sokak hayvanları için endişendiğim kadar artık yakınlarım içinde endişeleniyorum.

Toplum olarak dengeleri oturtmayı bir türlü beceremiyoruz.

ally_mcbeal
26-08-2009, 12:30
Sizlerin yaşadığı yerleri bilmiyorum ama benim oturduğum semtte bizim köyden daha çok (hemde kat be kat) köpek var.Geceleri dışarıda dolaşmak ne mümkün.

Hayvanlar artık insan haklarını ihlal ediyorlar.

Sokak hayvanları için endişendiğim kadar artık yakınlarım içinde endişeleniyorum.

Toplum olarak dengeleri oturtmayı bir türlü beceremiyoruz.

dengeler önemli tabi. sizin öneriniz nedir bu konu için sn bozkır?

MIHNANA
03-09-2009, 14:26
İstenmeyen civcivi canlı canlı öğütüyorlar

Iowa'da bir yumurta üretme merkezinde istenmeyen civcivler canlı canlı öğütülüyor!

Hayvan hakları grubu Mercy for Animals'dan şok iddia: Iowa'da bir yumurta üretme merkezinde istenmeyen civcivler canlı canlı öğütülüyor!

SEKTÖRDE YAYGIN BİR UYGULAMA
Grubun yayımladığı video, mayıs ve haziranda iki haftada kaydedilmiş. Grup, kuluçkaya yatamayacak ya da kâr ettirecek kadar et veremecek erkek civcivlerin canlı canlı öğütücüye atılmasının bu sektörde yaygın bir uygulama olduğuna dikkat çekiyor.

CAN ÇEKİŞİYORLAR
Videoya çekilen firma, Batı Des Moines'daki Hy-Line America. Video, fabrikada işe giren bir Mercy for Animals çalışanı tarafından gizli kamerayla çekilmiş. Görüntülerde bir Hy-Line çalışanı ötüşen civcivlerin bulunduğu yerden bir grup alıp oluktan aşağı atıyor. Erkek olduğu belirtilen bu civcivler sonra canlı olarak öğütme makinesine atılıyor.
Devamında bir civciv bir yığın yumurta kabuğunun arasında, tasnif makinesinden düştükten sonra can çekişirken, hâlâ canlı olan bir başkasıysa bir yıkama döngüsü tarafından haşlandıktan sonra yerde yatarken görülüyor.

'ANİ ÖTANAZİ' MEŞRUYMUŞ
Hy-Line, görüntünün uygunsuz bir davranış ve firmanın hayvan hakları politikasının ihlali olduğunu belirtiyor. Ancak 'ani ötanazi' denilen, erkek civcivlerin öğütücüyle öldürülmesinin veteriner ve bilimsel topluluk tarafından desteklenen bir uygulama olduğunu da ekliyor. (Radikal)


http://www.ensonhaber.com/dunya/226435/istenmeyen-civcivi-canli-canli-ogutuyorlar.html


ŞU MÜBAREK GÜN NASIL BİR YORUM YAPAYIMKİ.
:grrr::grrr::grrr::grrr::grrr:

ally_mcbeal
24-11-2009, 16:22
Geçmişte anestezi yokluğunda cerrahi müdahaleler mecburen insanın canını acıtacak biçimde yapılıyordu, dünyada ilk anestezi 1846'da uygulandı ve günümüzde en küçük operasyonlar bile anestezi ile uyuşturularak yapılıyor. Şu durumda bu gelişmişlikle neden hala hayvanlar uyuşturulmadan kurban ediliyor?

Bir ineğin boynunun ne kadar kalın olduğunu ve ne kadar uzun süre acı çekiyor olduğunu düşündünüz mü dostlar? Din zorlaştırmaz, kolaylaştırır, öyleyse hala neden bu eziyetli ölüm? Kitaplar hayvanlara eziyeti yasaklıyor buna rağmen sanki Allah "Anestezi icad olsa bile siz onu sadece kendinize kullanın hayvanları ise canlı canlı kurban etmeye devam edin" demiş gibi yorumlamak insanın bencilliğinin ve duyarsızlığının bir başka göstergesidir.

Türkiye müslüman dünyaya örnek olacak bir gelişmeye imza atmakla yükümlüdür.

KURBAN KESİMİNDE ANESTEZİ ZARURİ HALE GETİRİLMELİDİR. İnsan kendine mübah gördüğü nimeti hayvanlardan esirgeme hakkına sahip değildir.

Dünyada ilk anestezi: AMELİYATTA İLK ANESTEZİ

Bu tür bir uygulama, ilk kez 16 Ekim 1846' da, ABD' nin Massachusetts kentinde " General Hospital " adlı hastanede yapıldı. Dr. John Collins Waren, Gilbert Abbott adlı 20 yaşındaki matbaa işçisinin çenesindeki bir tümörü alırken anestezi kullandı. Dr. Warren' ı bu ameliyat sırasında anestezi yapması için ikna eden kişi, Bostonlu Dişçi William Morton' dur. Morton' un ısrarla eteri tavsiye etmesi üzerine, Dr. Warren, hastasını ameliyat öncesinde uyuttu ve sonuç, son derece başarılı oldu. Operasyonun yapıldığı ameliyathanenin duvarına şu plaket asıldı: " Hasta, ameliyat sırasında hiç acı duymadığını söyledi ve 7 Aralık günü tamamen iyileşmiş olarak taburcu edildi. Bu buluş, bu odadan tüm uygar dünyaya yayıldı ve cerrahide yeni bir çığır açıldı."

iNdiKaTÖr
28-11-2009, 11:19
TV de dehşete düşerek izlediğim Urfa'da kurbanlık danaya yapılan işkence hapis ile cezalandırılmassa bırakın hayvan hakkını insan hakkından bile bahsetmek mümkün değil bu ülkede.

bourbon
28-11-2009, 18:33
TV de dehşete düşerek izlediğim Urfa'da kurbanlık danaya yapılan işkence hapis ile cezalandırılmassa bırakın hayvan hakkını insan hakkından bile bahsetmek mümkün değil bu ülkede.

lanet olsun dedim.
Allah'ın böyle işkenceyle kesilen kurbana ihtiyacı yok.
Allah,bu adam gibi sapıkları ıslah etsin.

iNdiKaTÖr
29-11-2009, 13:59
lanet olsun dedim.
Allah'ın böyle işkenceyle kesilen kurbana ihtiyacı yok.
Allah,bu adam gibi sapıkları ıslah etsin.

Yakalanmış, yaptığı vahşetin cezası 996 tl imiş.:grrr:

A.A 29 Kasım 2009

Şanlıurfa'da boğanın ayak bileklerine ve boynuna bıçak saplayarak Türkiye'yi kahreden ve 969 TL cezayla kurtulan cani kasap, “evrakta sahtecilik” yaptığı ve hakkında yakalama kararı bulunduğu gerekçesiyle gözaltına alındı. Cani kasap şimdi Maliye'ye hesap verecek.


http://www.hurriyet.com.tr/gundem/13066417.asp?gid=229

yosun
29-11-2009, 18:36
Birkaç gündür ne gazetelere, ne tv ye bakamıyorum. İçim acıyor... :cry:
Sırf bu hunharlık yüzünden neredeyse 7-8 yıldır mübarek kurban etini yiyemez oldum. :frown:

cehane27
29-11-2009, 21:22
birkaç sene önce gördüğüm bir olayı anlatayım.sahibi sıkışık trafik ortasında yere yıkılmış bir atı sinirli bir şekilde uzun bir sopayla döverek ayağa kaldırmaya
çalışıyordu.hayvan büyük ihtimalle hasta veya yorgundu.
tek bir insan bile tepki göstermedi çünkü aksi halde hayvansever damgası vurulacaktı.bu ülkede hayvansever olmak teröristlikten bile daha kötüdür.
giyotin e ismini veren doktor her canlının acı çekmeden ölmesi gerektiğini düşünerek bu icadını yapmıştı. ama idamları artırmaktan başka bir işe yaramadı
kasaplık hayvanlara yönelik şiddet konusunda batıyı örnek göstermekten vazgeçmek gerekir.örn.avrupalılar at eti ihtiyacının çoğunu hayvanseverler yüzünden ve birazda ucuz olduğu için çin,arjantin gibi ülkelerden karşılıyor.tabiiki oralarda atlar işkenceyle kesiliyor ve avrupalılar bunu gözardı ediyor.
isveç teki mezbahalarda yoğun iş yükü yüzünden domuz yavrularının canlı olarak kaynar suya atılması normal karşılanıyor.
geçen senelerde abd de sığırları işkenceyle kestikleri için büyük bir kuruluş batma tehlikesi geçirmişti.tam 60 bin ton sığır eti toplanıp imha edilse de işkencenin önü alınamamıştı.
kuş gribi,deli dana gibi salgın hastalıklarda yapılan toplu kesimlerde ilginç.örn.ingilterede milyonlarca koyun boğazlandıktan sonra dev çukurlarda yakılmıştı.
kuş gribi olayında türkiye de milyonlarca tavuk büyük çukurlar içine canlı olarak gömüldüğünde basın ve hayvanseverlerden tepki gelmedi.çünkü türkiyenin gündemi yoğundu.
hayvansal kaynaklı ürünlerin üzerine sözkonusu hayvanın nasıl öldürüldüğü yazılsa çok şey değişir.boynu kırılarak,iple veya karbondioksitle boğularak,boğazı kesilerek vb.ancak gıda ve hayvancılık endüstrisi çok büyük ve güçlü olduğu için ve de geniş halk yığınlarının PROTEİN İHTİYACI hiç tükenmeyeceği için tepkisizlik ve başı kuma gömmek en iyi yol gibi geliyor.
sokak kedi ve köpeklerine uygulanan şiddet ayrı bir yazı konusu olabilir.örn.izmir de 80 li yıllarda kedilerin büyük çatallarla öldürülmesi olağandı.

ally_mcbeal
30-11-2009, 21:34
İspanya, Türkiye ve Nepal’in ortak noktası nedir?


Coğrafya mı? Hayır.
Dil mi? Hayır.
Din mi? Hayır?
Tarih mi? Hayır?

Paylaştığımız şey. Kurban dediğimiz korkunç ve zalimce kan-akıtma ritüeli.

Kadim uygarlıklar en saf ve temizleri kurban ederek tarılarını onurlandırdılar.

Azteklerin tapınaklarını tekrar kutsamak için 80 binden fazla esiri kurban ettiği söylenir.

Hindistan’a Thugee kabilesi Ölüm tanrıçası Kali için 2 milyondan fazla insanı kurban etmiştir.

Çin ve Japonya‘da çoğu köle ve uşak milyonlarca insan, kutsal binaların ve önemli yapılara şans getirsin diye, veya öbür dünyada efendilerine hizmet edebilmeleri için kurban edilmiştir.


İÖ 97 yılına kadar ise Roma’da insan kurban etmek yasaldır.

Avrupa kültürleri, mesela Keltler, Norse’lar, Slav ve Macarlar, ve daha pek çoğu zaferlerini pekiştirmek için insan kurban vermişlerdir.

Hayvanları kurban etmek neredeyse tüm uygarlıklara saygın bir din kisvesi altında girmiştir. Üç İbrahimi din o veya bu şekilde kurban adetini uygulamış veya uygulamaktadır. Ortodoks Yunanlıların azizlerine keçi ve koç kurban etmesine Kourbania denir. Varlıklı Müslümanların Hac vazifesini yerine getirirken Kurban kesmesi adettir.

Yahudilikteki Korbanot, yani ritüel kurban kesimi şimdilerde pek uygulanmasa da günahlardan arınmanın en iyi yolu olarak kabul edilir.

Nepal’de, belki de dünyada en çok hayvanın aynı anda kurban edildiği en büyük etkinlik olan Gadhimai Festivali sırasında 3 gün içerisinde 250 000 hayvan öldürülür. “Festival” sırasında hayvanların kafası baltayla tek bir darbede gövdesinden ayrılır, omurilik ve atar damar bir darbede kesilir (Jhatka). Şehirli Hindu’ların reddettiği bu ritüel kırsal nüfus tarafından büyük bir coşkuyla Tanrılarına saygılarını sunmanın bir yöntemi olarak uygulanmaktadır.

İspanya, Portekiz, Fransa’nın bazı bölgeleri ve bazı Latin Amerika ülkelerinde boğaların belli bir ritüel takip edilerek kurban edilmesi, milyonlarca izleyicinin gözleri önünde devam etmektedir. Kökleri tarih öncesi boğa tapınma ve kurban edilmesine giden bu devasa ve kanlı endüstrinin bu haşmetli hayvanlara uyguladığı zulüm Avrupa Birliği fonlarıyla da desteklenmektedir. İspanyol dövüş boğası endüstrisi her yıl 500 milyon Euro’luk bir katkıdan faydalanmaktadır.

ally_mcbeal
03-12-2009, 02:31
2 yaşında, Van’da doğmuş bir sokak köpeği idi, ki Türkiye’ye aynı zamanda sokak hayvanları için cehennem demek de mümkün. Tıpkı diğer sokak hayvanları gibi, Karam'ın hayatı da dehşet, işkence ve zulümden başka birşey değildi. Karam, 2 yıllık yaşamında, tam 730 gün, 17520 saat ızdırap çekti. Şanslı bir gününde, çöpten bayatlamış yemek bulabiliyordu. Ama bu bile onun için bir lükstü. Diğer günlerde, çoğunlukla tamamen açtı. İçme suyu zaten söz konusu bile değildi (belki yağmur yağdığı zaman biraz su giriyordu midesine). O 17520 saatlik yaşamının çok büyük bir bölümünde ise açlıktan nefesi kokuyordu, sokak köpeklerinin haman böceği gibi görüldüğü bir ülkede başka bir yol yoktu onun için.

Karam’ın hayatı daha kötüye gidemez derken, gitti. 10 Kasım 2008 günü, Karam’a araba çarptı. Tabii ki şöfor olay yerinden kaçtı. Karam yolun kenarında acılar içinde kıvranmaya bırakıldı. İki ayağı da kırılmıştı, çektiği acının tarifi yoktu artık. İki ayağı da kırılmış olan Karam artık yürüyemiyor, sadece sürünebiliyordu. Ve derken, Van’da vicdan sahibi bir kişinin dikkatini çekmeyi başardı o hali ile. O vicdan sahibi kişi, Van belediyesinden yardım istedi köpeği gelip almalar için.


Ama Van belediyesi’nden ilgilenen olmadı – Karam, 3 gün boyunca Van sokaklarında süründü. Belediye, ne bir veteriner gönderdi, ne de başka birşey. 13 Kasım 2008 günü ise sonunda belediye birilerini gönderdi evet… Ama gönderilen, veteriner falan değil, bir ölüm timi idi.. Belediye, göndere göndere, bir çöp toplama kamyonu ve iki çöp toplama işçisi göndermişti. Ve onlar da işte böyle aldılar köpeği:


Boynuna bir ip bağladılar, sonra kürekle havaya kaldırıp, daha sonra da çöp kamyonunun arkasına fırlattılar. Karam bütün bunlar sırasında çığlık çığlığa bağırıyordu. O çığlıklar atarken, etraftakilerse gülüyordu. Karam’ın çektiği işkence, onlara bir komedi şovu gibi gelmişti.(aynen bu şekilde oluyor lanet videosunu izledim kopyalamayı beceremiyorum) Çöp işçileri, daha sonra Karam’ı götürüp çöplüğe attılar… ‘Merhamet duydukları’ için. Evet, belediyeden daha sonra yapılan açıklamada, en azından orada yemek bulur diyerek insani duygularla oraya atıldığı söylendi..

Bu aşamada, Karam felç olmuştu. Çöplükte, arka bacaklarına felç inmiş bir şekilde yatıyordu. Kürekle alınıp çöp kamyonuna fırlatılması durumunu daha da ağırlaştırmıştı. Omur iliğinde tamir edilemez hasar oluşmuştu. Yaşasa bile, hayatı boyunca felçli olacaktı.

Bu korkunç haber ulusal medyaya yansıdığı anda, bütün dünya ayağa kalktı. Belediye santrali, gelen telefonlar yüzünden kitlendi. Sadece Türkiye’den değil, dünyanın her yerinden telefonlar geliyordu belediyeye. Böylesine yoğun baskı altında kalan belediye, birşey yapmak zorunda olduğunu anladı ve bir zahmet Karam’ın çöplükten kurtarılması için bir ekip yolladı. Böylelikle, Karam Van 100 Yıl Üniversitesi Hayvan Hastanesi’ne götürüldü.


Tabii buraya hastane demek de çok zordu – Van’daki imkanlar çok yetersizdi. Karam kadar perişan durumda olan bir köpeğin tedavisi için gereken çok ileri sistemler burada mevcut değildi malesef.

Karam, 28 Kasım sabahı ağırlaştı. Ve bu sabaha çıkamadı. 1 Aralık sabahı öldü. Karam, kendini insan olarak tanımlayan canavarların kurbanı oldu. Şu anda ölü bedeni patoloji labaratuarında, ölüm sebebi ile ilgili resmi rapor yazılıyor.


hayvancağızın videosunu içim parçalanarak izledim bu nasıl bir duyarsızlık vicdansızlık kimsenin de kılı kıpırdamıyor hayvanı canlı gibi değil eşya gibi görüyor bu insanımsı mahluklar :grrr: :cry:

madruk
03-12-2009, 03:32
Hayvanlara yapılan zulme dayanamıyorum. Sokakta yaşayan hayvan dostlarımızın her daim yardımına koşan ve bu konuda kendi adıma hiç bir mazaret kabul etmeyen biriyim. Birebir şahit olduğum, insanların hayvanlara yaptığı zulumler karşısında hiçbir yaptırım gücü yok. Neden kendimizden olmayandan bu kadar rahatsız oluyoruz. Nasıl lafa gelince müslümanız diyerek ortalarda dolaşıyoruz. Müslümanlık demek önce insanlık demektir. Çağdaşlaşmak, sokaklardaki bize muhtaç hayvanları yoksayarak hatta onları katlederek onlarsız bir yaşam değildir. Artık yurdun dört bir yanından gelen zulümlere ilişkin fotoğraflara ve videolara bakamıyorum. İçim öyle bir acıyor ki, keşke yaşam mücadelesi veren tüm dostlarımızın yanında olarak son anlarında ellerini tutabilsem.. Son yoculuklarında eşlik ettiğim ve edemediğim tüm hayvan dostlarıma şunu söylemek istiyorum; her geçen gün sizlerin eksikliği elimi darlaştırıyor,ruhuma acıtıyor, kalbim kanıyor ve ben zamanın akarak sona yaklaşmaya o kadar çok seviniyorum ki çünkü sizin gittiğiniz o muhteşem dünya ya adımı atacağım günlere yaklaşmanın sevincini iple çekiyorum. Bazen korkunç bir şekilde de olsa bu dünyadan yitip gitmenize çok fazla üzülmüyorum. Sokakta yaşadığınız kötü yaşam koşullarının üsütne birde insanların zalimliği eklenince, yalan dünyadan gerçek dünya ya gitmeniz gerektiğini düşünüyorum. Bazen kendimi şöyle avutuyorum; tanrı sevdiklerini erkenden yanına alırmış...Ölümün yeni bir başlangıç olduğuna inananlardanım. Bu öyle bir başlangıç ki bir önceki yaşamınızda çektiğiniz acıların, elde edemediğiniz gerçek özgürlüğün tanrı tarafından size sunulacağı acısız bir yaşam..Önce insan değil önce olan gerçekten korunmaya muhtaç canlılardır. Bir çocuk annesiz babasız kaldığında ya da sosyolojik nedenlerden dolayı istenmediğinde herhangi bir yere bırakıldığı zaman devlet mekanizması devereye girerek bebekleri,çocukları koruma altına alarak onları sahipleniyor. Ancak annesini kaybeden bir kedi yada köpek yavrusu ortada kaldığında ,birinin marhametine maruz kalmazsa hayatını açıktan,susuzluktan, biliımum vesaire nedenlerden ötürü kaybedebiliyor. Beş tane yavrusunu canı pahasını korumak için mücadele eden ve sonunda mücadeleyi kaybeden bir anne kedinin çocuklarını sahiplenecek bir düzen yada devlet tarafından oluşturulmuş koruma mekanizması var mı ? Yok! Ancak benim gibi birileri çıkacakta şartlarınız zorlayarak (maddi anlamda değil) onlara ebeveynlik yapacakta hayatlarını kurtaracak. Ya kimse tarfından görülmeyen diğer canılılara ne demeli.. Hepsi bir kenarda kıvrına kıvrına can veriyorlar. Bu kadar mı gaddarlaştık. Neden yaşamın sorumluluklarını almak istemiyoruz. Lafa gelince tüm canlılardan üstün olduğumuzu alaycı bir tavırla keskinleştirmeyi biliyoruz. Ama sözde üstünlüğümüzü diğer canlıların yokolması için çabalıyoruz. Allahtan korkmaz kuldan utanmaz iki ayaklılar kendinize gelin.. Etrafınızda olanı biteni görün artık. Sizin ilginize sevginize muhtaç diğer canlılara hamilik yapın. İnsanım demek yetmiyor sadece. Ne bir köpek ne bir kedi nede herhangi bir başka canlı sizin oyuncağınız ve eğlence kaynağınız değil, canınız sıkıldığında işkence edeceğiniz bir araç hiç değil. Bu ülkede, özellikle köpeklere yapılan sistematik linçi esefle kınıyorum. Yapan ve yaptıranların hukuksal yönden olmasa bile ilahi adaletin kılıçını tadacaklarına inanıyorum. Unutmayalım ki özellikle kendi cinsine zarar veren tek hayvan insandır. Medeniyet olarak hayvanlar bizden kat be kat üstün. ister kabul edin, ister etmeyin.. kanımın son damlasına kadar dibinizde olacağım benim canım dostlarım.. Gün gelecek hep beraber olacağız. Bu komediye hep beraber güleceğiz. Hepinizi çok ama çok seviyorum...

JoNaThAn
03-12-2009, 10:37
2 yaşında, Van’da doğmuş bir sokak köpeği idi, ki Türkiye’ye aynı zamanda sokak hayvanları için cehennem demek de mümkün. Tıpkı diğer sokak hayvanları gibi, Karam'ın hayatı da dehşet, işkence ve zulümden başka birşey değildi. Karam, 2 yıllık yaşamında, tam 730 gün, 17520 saat ızdırap çekti. Şanslı bir gününde, çöpten bayatlamış yemek bulabiliyordu. Ama bu bile onun için bir lükstü. Diğer günlerde, çoğunlukla tamamen açtı. İçme suyu zaten söz konusu bile değildi (belki yağmur yağdığı zaman biraz su giriyordu midesine). O 17520 saatlik yaşamının çok büyük bir bölümünde ise açlıktan nefesi kokuyordu, sokak köpeklerinin haman böceği gibi görüldüğü bir ülkede başka bir yol yoktu onun için.

Karam’ın hayatı daha kötüye gidemez derken, gitti. 10 Kasım 2008 günü, Karam’a araba çarptı. Tabii ki şöfor olay yerinden kaçtı. Karam yolun kenarında acılar içinde kıvranmaya bırakıldı. İki ayağı da kırılmıştı, çektiği acının tarifi yoktu artık. İki ayağı da kırılmış olan Karam artık yürüyemiyor, sadece sürünebiliyordu. Ve derken, Van’da vicdan sahibi bir kişinin dikkatini çekmeyi başardı o hali ile. O vicdan sahibi kişi, Van belediyesinden yardım istedi köpeği gelip almalar için.


Ama Van belediyesi’nden ilgilenen olmadı – Karam, 3 gün boyunca Van sokaklarında süründü. Belediye, ne bir veteriner gönderdi, ne de başka birşey. 13 Kasım 2008 günü ise sonunda belediye birilerini gönderdi evet… Ama gönderilen, veteriner falan değil, bir ölüm timi idi.. Belediye, göndere göndere, bir çöp toplama kamyonu ve iki çöp toplama işçisi göndermişti. Ve onlar da işte böyle aldılar köpeği:


Boynuna bir ip bağladılar, sonra kürekle havaya kaldırıp, daha sonra da çöp kamyonunun arkasına fırlattılar. Karam bütün bunlar sırasında çığlık çığlığa bağırıyordu. O çığlıklar atarken, etraftakilerse gülüyordu. Karam’ın çektiği işkence, onlara bir komedi şovu gibi gelmişti.(aynen bu şekilde oluyor lanet videosunu izledim kopyalamayı beceremiyorum) Çöp işçileri, daha sonra Karam’ı götürüp çöplüğe attılar… ‘Merhamet duydukları’ için. Evet, belediyeden daha sonra yapılan açıklamada, en azından orada yemek bulur diyerek insani duygularla oraya atıldığı söylendi..

Bu aşamada, Karam felç olmuştu. Çöplükte, arka bacaklarına felç inmiş bir şekilde yatıyordu. Kürekle alınıp çöp kamyonuna fırlatılması durumunu daha da ağırlaştırmıştı. Omur iliğinde tamir edilemez hasar oluşmuştu. Yaşasa bile, hayatı boyunca felçli olacaktı.

Bu korkunç haber ulusal medyaya yansıdığı anda, bütün dünya ayağa kalktı. Belediye santrali, gelen telefonlar yüzünden kitlendi. Sadece Türkiye’den değil, dünyanın her yerinden telefonlar geliyordu belediyeye. Böylesine yoğun baskı altında kalan belediye, birşey yapmak zorunda olduğunu anladı ve bir zahmet Karam’ın çöplükten kurtarılması için bir ekip yolladı. Böylelikle, Karam Van 100 Yıl Üniversitesi Hayvan Hastanesi’ne götürüldü.


Tabii buraya hastane demek de çok zordu – Van’daki imkanlar çok yetersizdi. Karam kadar perişan durumda olan bir köpeğin tedavisi için gereken çok ileri sistemler burada mevcut değildi malesef.

Karam, 28 Kasım sabahı ağırlaştı. Ve bu sabaha çıkamadı. 1 Aralık sabahı öldü. Karam, kendini insan olarak tanımlayan canavarların kurbanı oldu. Şu anda ölü bedeni patoloji labaratuarında, ölüm sebebi ile ilgili resmi rapor yazılıyor.


hayvancağızın videosunu içim parçalanarak izledim bu nasıl bir duyarsızlık vicdansızlık kimsenin de kılı kıpırdamıyor hayvanı canlı gibi değil eşya gibi görüyor bu insanımsı mahluklar :grrr: :cry:



http://www.gencturkhaber.com/video/Kopege-insanlik-disi-mudahale.html,00e821


Diyecek pek bir şey yok. Belli ki, o insanların kendilerine bir hayrı yok. Hayvana hayırları zaten dokunamazdı.

Etraftaki onca insan da seyirci.

cehane27
03-12-2009, 12:42
stalin in meşhur sözü aklıma geldi.bir kişinin ölümü dram ,bir milyon kişinin ölümü istatistik. bu ülkede her yıl yüzbinlerce kedi ve köpeğin belediyelerce öldürüldüğünü insanlar anlamakta zorluk çekiyorlar.çünkü insan beyni bunu anlayabilecek güçte değil bu da tepkisizliği getiriyor
uzak doğuda kedi köpekler öldürülüp yenirken ,türkiyede öldürülüp toprağa gömülüyor.sonuç yine ölüm.
sokak hayvanlarının yiyecek sıkıntısı çektiğini sanmıyorum. çünkü hayvanseverler az da olsa var. bence en önemli sorun sağlık özellikle üreme sağlığı.örgütlü ve duyarlı bir toplum bunu kolaylıkla çözebilir.
ne demişler okumuş insanlar asla ellerini kirletmez.kuş gribi sırasında kümes hayvanlarının canlı canlı yakılarak veya toprağa gömülerek öldürülmesi veya belediyelerin her yıl belirli aylarda düzenli olarak yaptığı katliamlarda veya hayvanseverlere dönük cezalandırma faaliyetlerinde emirleri okumuş ,kariyer sahibi veterinerler vermektedir.
gerekçe olarak bazen kanunlar gösterilmekte,bazen de düpedüz yalan söylenerek inkar edilmekte.uygulama ise embesil ve moron seviyesinde zekaya sahip belediye çalışanları tarafından yapılmakta. örn.bir defasında köpeği öldürmek için gelen görevli kafası bozulunca köpeğin sahibini öldürmüştü.
ne demişler kanunlar düşmanlarım içindir .dostuma kanun işlemez.
peki düşman kim. HAYVANLAR ve HAYVANSEVERLER

cehane27
03-12-2009, 13:24
bu konuda din kavramını devreye sokmak doğru olmaz.din de bir kanundur ve bütün kanunlar çiğnenmek için vardır.
islam ülkelerinde görünüşte herşey yasaktır.ama bütün yasakların etrafından dolaşılmıştır.
örn .padişahın hareminde yüzlerce kadın vardır ama bunlardan sadece 4 üyle nikah yapılır.çünkü din öyle emretmiştir.
iran da genelev yasak ama tahran emniyet müdürü geçen sene 6 tane fahişeyle genelevde basılmıştı.
kayseri ve konya halkı ise hemen yakınındaki ürgüp ankara vb ne giderek dine aykırı işlere yönelmekte.suudi arabistan içinse bahreyn ve ürdün tabii.
ne demişler kirli çamaşırlar aile içinde kalmalı.
din deyince sokaktaki insanın aklına islam felsefesi ,psikolojisi,tarihi ,hukuku
değil,para, seks,şiddet,ölüm,suç ve ceza geliyor.
bence tek değişmez ve geçerli kanun doğa kanunlarıdır.yaşam kitaba sığmaz ,sonsuzdur.zaman geçer ama kurallar asla değişmez.önemli olan varolmaktır.kimin varolduğu önemli değildir.bakın mezarlıklar değerli insanlarla dolu.

pinky
05-12-2009, 20:24
Kene, kuş, domuz....
Hayvanat kafayı bize taktı birader.
Ve, maalesef olacağı buydu aslında.
Kurban Bayramı'nda elinden kaçırdığı agresif boğaya tüfekle ateş eden kasap da var, tenhada kıstırdığı uysal eşeğe tecavüz eden mühendis de... Allah'tan Adli Tıp raporuyla o eşeğin fingirdek olduğu tespit edildi de, hafifletici sebepten 240 lira cezayla yırttı mühendis.... Sonradan
*"töre"* cinayetine kurban gitti o eşek!
Sahibi vurdu.
...
Hiç unutmam, İzmir'de Basmane'deki havuza güzellik olsun diye ördek bırakmıştı belediye.... Ertesi sabah yok. Bi daha bıraktılar. Ertesi sabah gene yok. Bi daha bırakmadılar. Çünkü anlaşıldı ki, av eti ayaklarıyla Alsancak'ta satıyorlar ördekleri.
Oha filan demeye kalmadı, Aliağa'da iki balıkçı, kuş cennetinden arakladıkları pelikanları mangal yaparken yakalandı jandarmaya.. .
Enselenene kadar iki büyük rakı devirdikleri için, karakolda itiraf ettiler, flamingoların hazmı zormuş, o nedenle hafif ekşi olmasına rağmen, pelikanları tercih ediyorlarmış... Bu iki haber peş peşe patladı, İzmir'in yarısı vejetaryen oldu; ahalinin cibes, radika, istifno falan, denizbörülcesine yönelmesi ondan!
Vejetaryen olmayıp, et yemeyen de var. Bolu'da mesela... Yol kenarında bir ayı bulundu, ayı çıplak, postu yok! Merak edip araştırdılar, meğer, asfalta çıkan talihsiz ayıya çarpmış direksiyondaki ayılar... Bakmışlar ki, ayı ölmüş... Postunu yüzüp, oturma odasına sermişler iyi mi!
...
Hatırlayın, Ankara'da Atatürk Orman Çiftliği'nde ikamet eden, Pakize isimli piton kayboldu... *"Kardeşim, 4 metrelik piton nereye gider?" *diye şaşıranlara, *"Kardeşim, adam 4 kilometrelik fiberoptik kabloyu çalıyor güpegündüz, 4 metrelik pitonu beline sarar gene götürür, siz dikkat edin fili götürmesinler"* diye cevap yetiştirmeye gayret ediyorduk ki... Çevre Bakanımız açıkladı, *"Ankaralılara bugünlerde şiş kebap yemesini tavsiye etmem!" *Hayvan denince, bakanımızın aklına ilk gelen, Aliağa'daki balıkçılarla aynıydı çünkü, mangal... Melih Gökçek baktı ki, basın işin peşini bırakmıyor, taaa 73 gün sonra *"Aha işte Pakize"* diye bir pitonu getirdi koydu, yerine... Çakma Pakize ise, sanırsın Cem Garipoğlu'dur, *"73 gün nerede saklandın?" *sorularını, yanıtsız bırakıyor.
Bakın, Pakize dedim, aklıma geldi, Sinop'taki Balina Aydın'ı önce maymuna çevirdik, sonra Rus istihbaratında görevli denizaltı yakalama çavuşu olduğunu iddia ettik. Sivas'ta Murat 124'ün arka koltuğunda taşınan Dana Ferhat, meşhur oldu, vaktinden önce iki katı paraya sucukçuya satıldı. Yavru fok Badem'i sigara tiryakisi yaptılar Gökova'da... Rahmetli Özal'ın papağanı Cabbar aslında çoktan rahmetli oldu ama, *"Cabbar işte bu"* diye yakaladıkları papağanı animatör olarak kakalıyorlar Antalya'da.
...
Darıca'ya timsah getirdiler, millet görsün diye... Ööle duruyor, hareketsiz.. . Kafasına kaya attılar, yaşayıp yaşamadığını kontrol etmek için, hayvancağız debelendi ama, iş işten geçti, ruhunu teslim etti. Göçmen kuşların biyolojik silah taşıdığını öne sürdüler. Bodrum'da çok balık tüketiyor diye yunusları katlettik. Milas'ta, daracık yere sıkıştırıp, balık çiftliğindeki balıkları oksijensizlikten boğarak topluca öldürmeyi başardık.
...
Uçak için deve kestiler.
Beygirler zaten nallı kuzu.
Denizli'de at heykelini sünnet ettiler, malum yeri fazla büyük diye....
Sütaş'ın vole atan santrfor ineğini RTÜK'e şikâyet ettiler, memeleri görünüyor diye.
İşin hazin tarafı...
Memleketin adı, hindi.
İnsan olarak yaşamak zor.
Hayvan olarak yaşamak daha zor.
E bi intikamları olacak tabii.
Derenin intikamı olduğu gibi.



Posta kutuma gelen bir mesaj

pinky
07-12-2009, 17:38
BEYKOZ-Riva Köyü'ndeki camide, cenaze namazı kılınacaktı. Cemaat yerini aldığında kurt kırması bir köpek tabutun tam altına gidip yattı.

Onu kovmak isteyenler oldu ama imam ve cenaze sahipleri, "Vedalaşmak onun da hakkı" dediler.
Kurt, tören boyunca tabutun altından kalkmadı...
*
Riva'nın sevilen gençlerinden elektrikçi Hakan, o gün şehre gitmişti. Sokakta bulup büyüttüğü ve çok sevdiği köpeği, onun dönüşünü her zamanki gibi yüzü yola dönük öyle bekledi.
Ama Hakan dönmedi...
Trafik kazası geçirip ölmüştü Hakan.
Ertesi gün cenazesini kentten doğrudan doğruya cami avlusuna getirdiler.
Kurt, o tabutun içindekinin Hakan olduğunu nasıl anladıysa, oralardan ayrılmadı. Şaşkın ve canı yanmış gibi tedirgin, insanların arasında dolanıp durdu. Tabut camideki taşın üzerine konulur konulmaz gelip altına yattı. Duyarlı okurum İrfan Sarp, bu acı manzaranın fotoğrafını da gönderdiği notunda "Hepimiz bu dostluk ve vefa karşısında şaşkındık" diyor.
*
Ben tanığıyım...
Elimize bıçak-sopa aldığımızda kaçmalarından hayvanların korkularını... Başlarını okşadığımızda peşimizden koşmalarından sevgilerini... Gelmediğimizde yolumuzu beklemelerinden vefalarını...
Hiçbir zaman anlamak istemedik...
Ayakta kesilirken sahibinin ona kötülük yapabileceğini düşünmeden boynunu uzatan develerin, köydeki evine dönmek için kendini tellere vuran buzağıların, arkadaşlarından ayrıldığı için sabaha kadar ağlayan kuzuların "duyguları" olduğunu görmek istemiyor insanoğlu...
*
Hakan'ın köpeği, cemaatle birlikte mezarlığa gitti o gün.
Herkes evine döndü, o ayrılmadı oradan...
Köyün gençleri, kurdu daha sonraki günlerde hep mezarlıkta Hakan'ın mezarının başında oturmuş gördüler.
Riva Köyü'nün mezarlığından geçerseniz...
Aç, cılız, acı içinde bekleyen bir kurt görürseniz eğer...
Odur...
Hakan'ın köpeği'dir...

Posta kutuma gelen bir mesaj

pinky
08-12-2009, 11:02
http://img18.imageshack.us/img18/8702/fft2mm74251.jpg (http://img18.imageshack.us/my.php?image=fft2mm74251.jpg)


Ağrı Valiliği önüne yayılan kırmızı halının keyfini, Vali Mehmet Çetin'den torpilli sokak köpeği çıkarıyor.

07 Aralık 2009 - 13:09
Ağrı Valisi Mehmet Çetin, valilik binası girişindeki kırmızı halı üzerinde sıkça gördüğü köpeği kovalamak isteyenleri uyararak iyi davranılmasını istedi.

Vali Mehmet Çetin’in bu talimatı ile dokunulmazlık zırhına bürünen sokak köpeği, gününün büyük bölümünü kırmızı halı üzerinde yatarak geçirmeye başladı.

Vilayetteki görevliler de, “Köpek zararsız. Valimiz sayesinde kırmızı halının tadını çıkarıyor” dedi.

AĞRI, (DHA)

cehane27
12-12-2009, 21:40
londra deyince aklınıza ne geliyor.
big ben ,parlamento binası,thames nehri,milenyum çarkı,chelsea arsenal gibi dünyaca ünlü futbol takımları,film yıldızları.... hepsini unutun
çünkü londra bir sürü çöplük,genelev, morg ,mezbaha,hapishane,hayvan barınağı,mezarlık vb olan bir yeryüzü cehennemidir.
psikologlar ölüm , cinsellik ,şiddet gibi unsurların çocuk ve gençlere yani yeni nesillere tüm boyutlarıyla anlatılması gerektiğini söylüyorlar.
çünkü aksi durumda sokak ,okul ve basında tam bir bilgi bombardımanı altında kalan kişi
ya tamamen tepkisiz kalmak ya da aşırı tepki vermek gibi uç davranışlar sergileyebilir.

balaban
25-12-2009, 01:05
londra deyince aklınıza ne geliyor.
big ben ,parlamento binası,thames nehri,milenyum çarkı,chelsea arsenal gibi dünyaca ünlü futbol takımları,film yıldızları.... hepsini unutun
çünkü londra bir sürü çöplük,genelev, morg ,mezbaha,hapishane,hayvan barınağı,mezarlık vb olan bir yeryüzü cehennemidir.
psikologlar ölüm , cinsellik ,şiddet gibi unsurların çocuk ve gençlere yani yeni nesillere tüm boyutlarıyla anlatılması gerektiğini söylüyorlar.
çünkü aksi durumda sokak ,okul ve basında tam bir bilgi bombardımanı altında kalan kişi
ya tamamen tepkisiz kalmak ya da aşırı tepki vermek gibi uç davranışlar sergileyebilir.

Londra mı? O zaman cehennemde yaşayan binlerce kibar insan da mevcut.

balaban
25-12-2009, 01:07
İnsanlar; hayvanlara bakıp insanlık dersi alsalar. Öğrenebilirler mi?

http://img139.imageshack.us/img139/6269/000xy.jpg (http://img139.imageshack.us/my.php?image=000xy.jpg)

pinky
24-01-2010, 01:44
http://img22.imageshack.us/img22/1803/att00001em.jpg (http://img22.imageshack.us/my.php?image=att00001em.jpg)

Kümes hayvanlarından ders alalım.

pinky
25-01-2010, 18:11
Hepimiz hergun trafige cikiyoruz ve bazen araba carpmis can cekisen veya yol kenarinda hareket edemeyip yardim bekleyen hayvanlara rastlayabiliyoruz.
Bircok kisi umursizca basina kalmasin, masraf cikarmasin, sorumluluk olmasin diye gecip gidiyor :( bazilarimiz ise kimi arayacagimizi nasil yardim edecegimizi bilmiyoruz. Zavalli deyip gidiyoruz.

Simdi artik bir HAYVAN AMBULANSI var!

Yapmaniz gereken "153" numarasini arayip "beyaz masayi" tuslamak. Oradan size ambulans yonlendiriyorlar.
Dolayisi ile koordinatinizi cok net vermeniz gerekiyor. Ambulans gelinceye kadar bekleyebilirseniz cok iyi olur...Yol tarif etmek gerekebiliyor.
Ambulans gonulluler tarafindan kullaniliyor ve veteriner ile birlikte techizatli olarak donatilmis. Yerinde mudahale yapabiliyorlarmis.

Bu numarayi telefonlariniza kaydedin ve lutfen (umarim gerekmez) yarali, sakatlanmis, carpilmis hayvan gordugunuzde arayip yardim isteyin.

Herkese sevgiler.
Web sitesini inceleyin, cok guzel hikayeler okuyacaksiniz.

www.kalbimizsokaktaatiyor.org

PS. Maili Istanbul'da yasayan cevrenize gondermenizi herkesin haberdar olabilmesi acisindan rica ederim.


Barinak Gonulluleri ve Hayvanlara Yasam Hakki Dernegi
A: Bahariye Caddesi, Dr.Ihsan Unluer Sokak No:14/2 34770 Kadikoy-Istanbul
T: 0216 449 90 52-53
F: 0216 449 90 51

GSM: 0533 574 25 23 0533 574 25 23 0533 574 25 23 0533 574 25 23 0533 574 25 23 0533 574 25 23 0533 574 25 23 0533 574 25 23
E: [email protected]

C.ÜNLÜ
08-02-2010, 14:52
Hacze geldiler Toros'u öldürüp gittiler

Hacze giden stajyer avukat, bahçedeki köpeği bahane edip veteriner istedi ve.....

http://www.milliyet.com.tr/hacze-geldiler-toros-u-oldurup-gittiler/turkiye/sondakika/08.02.2010/1196212/default.htm?ver=42

Kim hayvan şimdi..........

yosun
28-02-2010, 01:37
Alkolik şempanze hastaneye yatırıldı

http://img4.mynet.com/ha4/s/sempanze.jpg

Rusya'da alkol ve sigara bağımlısı olan bir şempanze rehabilitasyon merkezine yatırıldı. :)

Rusya'nın Komsomolskaya Pravda gazetesinin haberine göre, Zhora isimli şempanze söz konusu kötü alışkanlıklarını Rostov şehrindeki bir hayvanat bahçesinde "kazandı".

Haberde, "Bira ve sigaranın Zhora'yı mahvettiği ve şempanzenin yoldan geçenlere dahi kendisine içki vermeleri için askıntılık yaptığı" ifade edildi.

Daha önce bir sirkte gösteri yaptığı belirtilen Zhora'nın çok sayıda yavrusu olduğu ve yazı yazabilmek gibi çok sayıda da yeteneği olduğu bildirildi.

Zhora şu an itibarıyla başkent Moskova'nın yaklaşık 800 km doğusundaki Kazan şehrinde alkol ve sigara tedavisi görüyor.

mynet

SİRİUS
28-02-2010, 22:50
Rıza Zelyut
İnsanlıktan hızla uzaklaşıyoruz
--------------------------------------------------------------------------------


60 yılı geride bıraktım. 1960'tan berisini iyi hatırlıyorum. Türkiye hiç bu kadar ilkelleşmemişti. Siyasetçinin gerdiği sinirler; gündelik hayata, vahşilik olarak yansıyor. Çocuklar; kedileri taşlıyor; babaları da köpekleri zehirliyor. Bunları yapanların ellerinde cep telefonları, altlarında arabalar var. Giysileri de gayet iyi. Ama kalıbın içinde insanlık kalmamış ki...
Atalay Karahanoğlu, Yeşil Niksar Gazetesi'nde eski Niksarlıların hayvan sevgisi anlatmış. Okuyun ve eski insanlarla bugünküleri bir kıyaslayın.
'Eskiden Niksar'da bütün hayvanlara kuşlara, karıncalara, koyunlara, kuzulara, ineklere, tosunlara, köpeklere velhasıl bütün hayvanlara sahip çıkılır, onlar hiç incitilmez, hayvanlara eziyet zulüm yapılmaz, aç sefil bırakılmazdı. Öyle ki ağır kış şartları Niksar ve çevresini karlarla kapladığı zamanlarda sahipsiz vahşi ve ehil hayvanlar aç kalmasın, insanlara saldırmasınlar diyerek şehrin dışında dört bir yana yiyecekler bırakılır, onlar doyurulurdu. (...)Niksar'ı kış bastırdığında okullarda, camilerde, kahvelerde, çarşı pazarda hayvanlara en iyi şekilde sahip çıkmanın fazileti ve sevabı anlatılırdı.
Çocuklar evlerin pencere önlerine, balkonlara aşlık, bulgur, buğday dökerler, aç kalan küçük kuşların bunları nasıl yediklerini pencere gerisinden sevinçle izlerlerdi. Ev sakinleri sokakta gezen aç perişan kedilere yiyecek ve içecek verir onları sıcak barınaklara alırlardı. Sahipsiz başı boş köpekler bulunur, karınları doyurulur, sıcak yerlerde barındırılırdı. Kediye köpeğe eziyet etmek taş atmak, vurmak çok ayıp karşılanır 'Aman ha elleriniz kırılır, büyük günaha girersiniz!' denirdi.
Büyükler; 'Bir iyilik yapın, yüz sevap kazının, merhametli olun ki size de merhamet edilsin. Amel defterinize sevap yazılsın. Kuşların taneye, sizin de sevap kazanmaya çok ihtiyacınız var. Sevap kazanmak büyük bir bahtiyarlıktır.' derlerdi.'

GERÇEK HACI KİM İMİŞ?
Atalay Karahanoğlu'nun yazısının bundan sonraki bölümünü; özellikle, günde beş vakit namaz kılan, kendisini Allah'a çok yakın gören din kardeşlerimizin daha bir dikkatle okumalarını istiyorum. Bakın bakalım gerçek hacı-hoca nasıl oluyormuş:
'Ata, eşeğe fazla odun yükletmezler, üzerlerinde fazla bekletmezler onları yormazlardı. Rahmetli zabıta amiri Hamdi Çavuş çarşı pazarda odun yüklü hayvanların bekletildiğini gördüğünde derhal yükleri hayvanların üzerinden yıktırır, sahiplerini azarlar, dövmeden beter ederdi.
Takva sahibi hacı-hoca dindar Niksarlı büyüklerimizin gözyaşı döküp ağladıkları sorulduğunda, sebep olarak derlerdi ki, 'Gezip tozarken bilmeyerek bir karıncanın, bir böceğin üstüne basıp onu öldürdükse, onları incittikse bunun hesabını nasıl veririz?' diye ağlarlar; karıncalardan, böceklerden tüm hayvanlardan özür diler, helallik isterlerdi. Büyükler,hayvanlara sahip çıkmada biz küçüklere çok iyi bir örnek olurlardı.
Pencere önlerindeki saksılardaki çiçekleri sık sık sulatırlar, karınca yuvalarına yem koydururlar. Arılar için pekmez, kuşlar kelebekler için yiyecekler bırakırlardı. Niksar'da bağ bahçe bozumunda kuşlar için, hayvanlar için 'Bunlar da onların hakkıdır.' diyerek meyveler bırakılır, hayvan haklarına mutlaka riayet edilirdi. Öyle ki evlerde, köylerde insanlar sofraya oturmadan kendi karınlarını doyurmadan önce ahırlardaki ineklerin, hayvanların önlerine yiyecek koyarlar, onların sularını verirler ondan sonra gelirler sofraya oturup karınlarını doyururlardı.
Yazın sığır sürüsünden eve gelen inekler kucaklanarak okşanarak sevinçle karşılanırdı. Hayvanlar olsun bitkiler olsun iyi davranışı sevgiyi ilgiyi çok iyi hissederler bunun karşılığını misli ile mutlaka verirler. Eskiler; bir kediye, bir köpeğe verdiğin bir lokma ekmeğin insanı her türlü kötülüklerden, hastalıklardan tehlikelerden koruyacağını insanları cennete, ebedi saadete de ulaştırabileceğine işaret etmişlerdir.
Niksar'da keyfi avcılık yapan, hayvanları öldüren, hayvanlar zulüm yapan, kediye köpeğe vuran inciten nice insanın sonlarının nasıl kötü, zelil olduğu, felç oldukları, ızdırap içinde yaşadıkları görülmüştür.
Şimdi yeniden Niksar'da bütün eğitim ve öğrenim kurullarından, okullardan, ailelerden başlanarak insanlarımızın beynine gönüllerine hayvan sevgisini yerleştirmeliyiz. Bir şehirde, bir mahallede, bir kedinin, köpeğin bacağı kırılsa, karnı açsa; inanın o şehir, o mahalle, o hane bundan sorumludur.
Ne demişler 'Mazlumun Ahı, İndirir Şahı'
Kaynak: Yeşil Niksar Gazetesi (www.yesilniksar.com)
Bugün şefkatini yitirmiş bir kara kalabalık haline geldik. Diğer varlıklara karşı şefkati kalmayan insanın imanı da uçup gitmiştir. Gittiği içindir ki iyiliksever hacıların yerini şimdi fabrikasyon hacılar almadı mı?

SİRİUS
12-03-2010, 14:05
Hürriyet




Öğrencinin gözü önünde köpek öldüren öğretmen ceza almadı


Sevgili Feyza Hanım, ülkemizde hayvan katillerinin, hayvana şiddet uygulayanların sayısı hızla artıyor.

Geçtiğimiz aylarda da İzmir-Torbalı’daki Şehitler İlköğretim Okulu öğretmenlerinden biri, bir köpeği -hem de öğrencilerin gözü önünde- sopayla döve döve öldürdü. Haberi medyada gördükten hemen sonra resmi mercilere başvurduk ve söz konusu öğretmene kanun gereği sadece “uyarı” cezası verildiğini öğrenince büyük şaşkınlık yaşadık.
Bir eğitim yuvasına çocuklarını teslim eden velilerin bu durum karşısında takındıkları tavrı çok merak etmekteyiz. Öğrencilerine insan, doğa ve hayvan sevgisi aşılaması gereken eğitim kurumlarında böylesi kişilerin bulunması, ülkemizin geleceği açısından endişe vericidir.
Duyarlı hiçbir veli, içinde öldürme hissi barındıran bir öğretmene çocuğunu teslim etmek istemez sanırım.
Sevgili Feyza Hanım, yaşam hakkı tartışılmaz. ınsanoğlunun başka canlılar üzerinde hakimiyet kurması, başka canlılara eziyet etme hakkını kendinde görmesi gibi bir düşünce kabul edilemez. ınsanlara insanlığı öğretmekte zorlandığımıza göre, kanunların daha sıkı bir şekilde uygulanması için acil olarak Hayvanları Koruma Kanunu’nda olumlu yönde bir değişiklik yapılması gerekmektedir.
Hayvanları Koruma Kanunu’nun yaptırımdan uzak Kabahatler Kanunu çerçevesinde değerlendirdiği bu ve benzeri olaylar, her gün ülkemizin her yanında meydana gelmektedir. Ülke gündemi yoğun olabilir ancak unutulmamalıdır ki her birim kendi sorumluluğu altındaki sorunlara çözüm getirmek zorundadır.
Hayvanlar katlediliyor, zehirlenerek öldürülüyor, tecavüze uğruyor, şiddete maruz kalıyor, ancak kanun yapıcılar ve uygulayıcılar çoğunlukla bu tür olaylar karşısında gerekli önlemleri almakta duyarsız davranıyor. Mahkemeye yansıyan bu tür şiddet olaylarında, sadece duyarlı bazı hakimlerimiz sayesinde hayvanlar lehine az sayıda karar çıkabiliyor.
Şu bir gerçek ki, bugün hayvanlara yönelik vahşeti sıradan ve önemsenmeyecek bir olay olarak algılayan zihniyetin artması halinde, gün gelecek aynı duyarsızlık insanlara karşı işlenecek suçlarda da kendini gösterecektir.
Feyza Hanım, bu satırlarla sizi üzdüğümü biliyorum ama dertleşmek için düşüncelerimi yazıya dökme ihtiyacı duydum. İsyanımızı duyan yok. Bu nasıl bir adalet duygusu anlamıyorum. Hele bir eğitim yuvasında bile böyle korkunç olaylar yaşanabilirken...
Lütfen siz de anne-babalara seslenin, belki o zaman olayın vahametini anlarlar.
Bu tepkisizlik için benim yorumum, çoğu kişinin “alt tarafı hayvan” düşüncesine sahip olması maalesef... Ben olsam, çocuğum adına bu olay karşısında çok ciddi bir tepki gösterirdim.
Sevgiyle kalın.
Hülya Alpgiray Başkan
ASKOD Aliağa Sokak Hayvanlarını Koruyanlar Derneği
www.askod.org
T.C.İzmir Valiliği Yerel Hayvan Koruma Görevlisi

Yazıyoruz, çiziyoruz, çığlıklarımıza kimse ses vermiyor. Yetkililer çok meşguller... Hayvan hakları yasası zaten boşluğu doldurmak için alelacele hazırlanmıştı. Bu nedenle yetersizliği dikkatten kaçacak gibi değil.
Ancak insanoğlunun (özellikle son yıllarda) insan-hayvan tüm canlılara karşı korkunç bir acımasızlık içinde olduğunu görmek, bana ilkel çağları hatırlatıyor. Sanki toplum olarak ileriye değil de, hem ruhsal hem de insani yönden süratle geriye gidiyor gibiyiz!

Yabani hayvanları ihmal ediyoruz

Sevgili arkadaşlar, şehirlerdeki hayvanları koruyoruz ama yabani hayvanları ihmal ediyoruz diye düşündük. Ve Yaban Hayatı Veteriner Hekimi Nilay Tezsay’ın moderatörlüğünü üstlendiği www.yabanhayatinikoru.com sitemizi hayata geçirdik. Tezsay’a bu çalışması nedeniyle teşekkürlerimizi iletiyoruz.
Site hepimizin; bu nedenle eklenmesini istediklerinizi, eksik gördüklerinizi ve bilgilerinizi bizimle paylaşın, daha da büyütelim. Paylaşımlarınız için veteriner hekimimizin e-posta adresi: [email protected]
Katılımınızı Bekleriz...
Özgün Öztürk
www.yabanhayatinikoru.com
www.yasamhakkinasaygi.com

Şehirlerde, sokaklarda çaresiz dolaşan hayvanlarımız için bile pek fazla bir şey yapabildiğimiz söylenemese de, yaban hayvanlarına bugüne kadar hiçbir şekilde yardımcı olunmamıştı. Bu nedenle büyük bir eksiği doldurduğunuzu düşünüyorum... Teşekkürler.

madruk
12-03-2010, 14:08
Hayvanlara zalimlik yapanlara hapis cezası verilmeden bu zulmün önüne geçmek çok zor....

cehane27
12-03-2010, 14:21
okumuş maaş,makam,mevki sahibi insanların uyguladığı şiddet örnekleri basına yansıyor.
konu kanun ve yönetmeliklerle çözülemez.

hapishaneler dolu bu nedenle sürekli genel veya özel af çıkarılıyor.

hayvanlara sevgi ,şefkat vermeli diyenler
dayak yiyip işkence gören hayvanları görünce arkasını dönüp gidiyor.
aman kan tutmasın.

dediğim gibi ortak bilinç yaratmak ,
duyarlı ve örgütlü toplum bu sorunu çözebilir.
hayvan hakları meselesi asla kamuya bırakılacak bir iş değil.

ülkedeki belediyelere sayısı artan sokak hayvanları ile ilgili
özellikle havaların ısınıp insanların sokağa çıktığı bahar mevsiminde yüz binlerce şikayet geliyor.
ÇÖZÜM ÖLÜM



ölüm adaleti sağlar.

insanla hayvan
zenginle fakir
güzelle çirkin vb

SİRİUS
13-03-2010, 18:32
Sağlık İl Müdürü’yle birlikte kedisi de makam değiştirdi


İstanbul Sağlık İl Müdürü Prof. Dr. Ali İhsan Dokucu, makamını çok sevdiği kedisi Paşa’yla paylaşıyor. Şişli Etfal Hastanesi’nde başhekimlik yaparken de onu yanından ayırmamıştı.

Dokucu’nun evinde bir kedisi daha var. Paşa’yı haftasonları “evci” çıkarıyor, evdeki İran kedisi Karabiber ile oyun oynuyorlar. Pazartesi olunca Paşa ve Dokucu, birlikte işbaşı yapıyor.

Mesude ERŞAN
Ali İhsan Dokucu, Paşa’yı “oğlum” diye seviyor. Paşa kah koltuğunda, kah arkasındaki yüksek dolabın üzerinde... Canı isterse, İl Sağlık Müdürü’nün resmi evrakları imzaladığı, toplantı yaptığı masaya yayılıyor.
Bu siyam kedisi, Dokucu ailesine 2.5 yıl evvel, henüz çok küçükken katıldı. Onlarınki, ilk görüşte aşk. Ali İhsan Dokucu, eve değil başhekimi olduğu hastaneye aldı Paşa’yı. Hiç de korktuğu gibi olmadı, kedi hastanede yadırganmadı. Hatta sadece onu sevmek için başhekimliğe gelenler vardı.
Paşa başta her kedi gibi meraklıydı. Dışarıdaki hayatı görmek için firar etti. Tam 3 gün sonra geri döndüğünde, yaralanmış, zarar görmüştü. Kulağında, yaşadığı travmaların izlerini hala taşıyor. O günden beri daha ürkek, kaçmaya teşebbüs etmiyor. Camdan dışarıyı seyretmekle yetiniyor.
Sekiz ay önce Sağlık İl Müdürlüğü’ne atanan Prof. Dr. Dokucu, Paşa’yı hemen müdürlüğe götürmedi. Önce nabız yokladı. Kaleminde çalışanlara, personele “Nasıl olur?” diye sordu. Aldığı yanıtların büyük çoğunluğu olumlu olunca, kedisini yeniden yanına aldı.
“Paşa’nın uyuklamaktan en çok hoşlandığı yer koltuğum. Arkadaşım gibi, burada olması benim için rahatlatıcı. Beni özlediğini hissediyorum. İlk getirdiğimde başta korktu, saklandı. Sonra yavaş yavaş ortaya çıkmaya başladı. Bazı yardımcılarım kedilerden çekiniyor. Ama o benim dışımda arkadaşlar edinmeyi başardı. Toplantılarımı bile uzaktan, çıktığı dolapların üzeriden sessizce izliyor” diyor.

SOKAK KEDİLERİNİ BESLİYOR

Sadece evdeki iki kediye değil, sokaklarda yaşayanlara karşı da büyük bir sevgi beslediğini anlatan Dokucu, “Akşamları geç saatte eve dönüyorum. Gelişimi gözleyen 3 sokak kedisi var. Beni nerede beklediklerini biliyorum. Eve uğruyorum, elimdekileri bırakıyorum, eşimin hazırladığı mamalarla onları da besliyorum. Medeniyet arttıkça çöp olmuyor, onlar da aç kalıyor. Su içecekleri kap bile yok. Onlar için hayat zor” diyor.

Hastane mutfağından artanları barınaklara vereceğim

“Medeniyetin hayvan dostu olmadığını çok acı bir şekilde görüyorum ve çok üzülüyorum. Sadece kediler değil sokak köpekleri de beni üzen konulardan. Belgrad Ormanları’nda ve Kemerburgaz yolunda terkedilmiş, aç kalmış köpekleri görüyorum. Sahipleri oraya bırakıp, açlığa yani ölüme mahkum etmiş. Onlar alışık olmadıkları doğa şartlarında ne yapsın! Köpeklerin ve diğer hayvanların şehir hayatından çekildiğini gözlüyorum. Bu da benim için bir üzüntü kaynağı. Tamam, şehirde kontrol dışı hayvanların bulunması doğru değil. Ama kontrol de hayvanların zehirlenmesi, itlafıyla olmaz. Hayvan barınaklarının bir kaçını gördüm. Kötünün iyisi. Hayvanlar orada aç kalmıyor ama hareket edemiyor, özgürlükleri yok. İnsanlar ve hayvanlar arasında daha insani bir denge kurulabileceğini düşünüyorum. Sokak hayvanlarını koruyan derneklerle temasım oldu. Hastanelerimizin mutfaklarından çıkan, uygun bazı gıdaları barınaklara verme konusunda destek sözü verdim.”

Ne zaman kısırlaştırmalı

Kedi ve köpeklerin kısırlaştırılması hakkında kulaktan kulağa yayılan, çoğu kez doğru olmayan bilgiler, tüm evcil hayvan sahiplerinin kafasını karıştırabiliyor.
Kısırlaştırma, kedi ve köpek nüfusunun kontrol edilebilmesi, evcil hayvanlarda görülen kalıtsal hastalıkların aktarılmasının önlenmesi, ırk özelliklerinin korunması ve bazı sağlık avantajları elde edilmesi amacıyla yaygın olarak uygulanmakta ve önerilmekte.
Evcil hayvan sağlığına verilen önemin gelişmiş olduğu ülkelerde, kedi ve köpekler genellikle 5-8 aylık dönemde kısırlaştırılır. Hatta son yıllarda yapılan çalışmalar, 2 aylık gibi çok erken bir dönemden itibaren kısırlaştırmanın, daha önceleri kaygı duyulan büyüme ile ilgili problemleri oluşturmadığını ortaya koyar nitelikte.
Burada asıl önemli olan, onun doğurmasını ve yavru yapmasını isteyip istemediğiniz. Şahsi olarak belirtmek istediğim önemli bir konu ise, özellikle Ankara ve Van kedisi, Kangal ve Anadolu çoban köpeği gibi, ülkemize özgü evcil hayvan ırklarının ortadan kalkmaması ve hiç değilse mevcut sayılarının korunması için bir veya birkaç kez kendi ırkından saf olanlar ile çiftleşmesine ve üremesine imkan tanınmasının akılda tutulması.

FAYDALARI NELER

Avantajlarını kısaca şöyle sıralayabiliriz:
* Dişilerde üreme organlarının yani rahim ve yumurtalıkların kanser olma riskini ortadan kaldırır.
* Meme kanseri riskini ciddi oranda azaltır.
* Pyometra gibi üreme organlarına yönelik enfeksiyonların ortaya çıkma riskini ortadan kaldırır.
* Erkeklerde prostat ve testis kanserleri riskini ortadan kaldırır.
* Üreme organlarında görülen enfeksiyonların oluşmasını engeller.
* Özellikle dişi köpeklerde çok sık görülen “yalancı (hayali) gebelik” ve buna bağlı sağlık problemlerini ortadan kaldırır.

DOĞRU BİLDİĞİMİZ YANLIŞLAR

* Bir kez çiftleştirdikten sonra kısırlaştırırsam kanser olma riski azalır veya bir kez çiftleştirip kısırlaştırırsam bu onun karakterini olumlu etkiler ve onu olgunlaştırır.
Yapılan çalışmalar, köpeklerin hamilelik sırasındaki yaşadığı hormon düzeylerinin farklılaşması nedeniyle ortaya çıkan fiziksel, metabolik ve davranışa yönelik değişikliklerin geri dönüşümlü olduğunu ve süt emzirme döneminden bir süre sonra kedi ve köpeğin eski konumuna döndüğünü gösteriyor. Kanser riski ise çiftleşme ile ilgili değil. Ne kadar erken kısırlaştırılırsa kanser riski o kadar azalır.
* Kısırlaştırıldıktan sonra kedi ve köpekler daha hareketsiz ve tembel olur, kilo alır.
Bu, çoğu kez kedi ve köpek sahipleri öyle olduğunu düşündüğü için ortaya çıkan bir sonuç. Normal günlük aktivitelerine devam eden ve dengeli beslenen hayvanlar, kısırlaştırıldıktan sonra tembellik ve kilo almak gibi değişiklikler yaşamaz.

PAKO PANO

* İki kardeşler, çok büyük özenle evde büyütüldüler. Şimdi 3.5 aylıklar ve çok güzel mama yiyorlar. Tuvalet alışkanlıkları var. İç ve dış parazit tedavileri yapıldı. Tek istekleri sıcak ve sevgi dolu bir yuva. İstanbul Tel: (555) 986 97 30 - (216) 384 51 65.

* Boncuk, 3,5 aylık, erkek bir kedi. İlk aşıları yapıldı, tuvalet terbiyesi var. Bu cana yakın ve uyumlu kediyi yanına almak isteyenler (532) 416 81 47 numaralı telefonu arayabilirler. İstanbul.

* Tekir kız Cici’ye hayatı boyunca sevgi ile bakılacağı bir yuva arıyoruz. Gayet sağlıklı ve oyuncu. Yaklaşık 9 aylık ve kısırlaştırıldı. Dışarıya alışkın olduğu için bahçeli bir yuva tercih sebebi. İstanbul Tel: (531) 317 28 71.

SİRİUS
19-03-2010, 13:51
Güzin Abla [email protected]




Tasmalı bir köpek bulduğunuzda ne yapmalısınız?


Pek çok hayvan severin karşılaştığı bir sorundur bu. Sahipli olduğunu düşündüğünüz tasmalı bir köpek bulduğunuzda ne yapacağınızı bilemezsiniz.

İşte size bu konuda işinize yarayacak önemli bilgiler...

1- İnternet ortamında fotoğraflı ama belirgin özellik vermeden duyuru yapın.
2- El broşürleri bastırıp, köpeği bulduğunuz yer ve çevresine, özellikle de taksi duraklarına asın. Muhtarlıklara da bu broşürden asabilirseniz çok iyi olur. El broşüründe hayvanın fotoğrafı olmalı, bir de sizin telefonunuz. Adres vermeyin, fazla açıklama yapmayın.
3- Köpeğin sahibi olduğunu iddia eden kişilerle mutlaka size yakın olan bir parkta buluşun. Asla onları evinize davet etmeyin!
4- Köpeğin sahibi olduğunu iddia eden kişiye soracaklarınız ve mutlaka görmek isteyecekleriniz şunlar olmalı:
a) Hayvanın kimliği/karnesini isteyin.
b) Nerede kaybolduğunu ve özelliklerini sorun.
c) Köpeğin veteriner kaydını veterinerden teyit ettirin.
d) Köpeğin bir fotoğrafını isteyin. (Köpeğini seven herkeste onun bir fotoğrafı olur.)
5- Yukarıdaki hususlar yerine getirilene kadar köpeği asla ve asla sahibi olduğunu söyleyen kişiye göstermeyin.
6- Bu hususlar yerine getirildikten sonra köpekle sahibi olduğunu iddia eden kişiyi karşılaştırın. Kavuşma anındaki davranışlarına dikkat edin.
7- İçinize sinmiyorsa vermeyin. Çünkü o kişi gerçek sahibi olsa da köpek dayak, açlık gibi kötü muameleden kaçmış olabilir.
8- O kişi köpeğin gerçek sahibi değil de köpek satıcısı da olabilir. Yalan beyanlarla sizden hayvanı almaya çalışabilir. Mutlaka ev telefonunu isteyin ve teyit edin.
9- Köpeği, sahibi olduğuna inandığınız kişiye teslim edin ve onunla dostluk kurun ki her zaman o köpeği kontrol edebileceğinizi hissetsin. Ve tüm bilgileri kayıt altında tutun, bir gün lazım olabilir...
Berra Özbey

Sevgili Berra Özbey, verdiğiniz bu yararlı bilgiler için çok teşekkürler. Yakın bir zamanda kızımla benim başıma böyle bir olay geldi ve ne yapacağımızı şaşırdık.
İnternet ortamında ve köpeğin dolaştığı yerlerde yaptığımız araştırmalar sonuç verdi ve onu gerçek sahibine ulaştırabildik. Ama oldukça üzüntülü günler geçirdik.
İnsan ne yapacağını bilemeyebiliyor. Her zaman da bir köpek satıcısıyla karşılaşma tehlikesi var. Bu nedenle uyarılarınız çok yararlı oldu...

Pitbull’u insanlar canavara dönüştürüyor

Merhaba ablacığım, ben hayvanları ayırt etmeden seven bir insanım. Sanıldığı gibi pitbull’ların canavar olduğunu da düşünmüyorum. Sadece yanlış ellerde harcandıklarına inanıyorum.
Benim sorunum, oturduğum yerdeki bir grup mahalle serserisinin bu hayvanları dövüştürerek onlara işkence etmesi.
İstanbul’da Ümraniye-Küçük Çamlıca tarafında oturuyorum. Buradaki bir arsaya bir köpeği bağlıyor, sonra da dövüştürüp perişan halde getiriyorlar.
Biz mahalle esnafıyla birlikte yaralı hayvanlara bakıyor, onları iyileştiriyoruz. Ama hayvan tam kendine geldiğinde tekrar alıp götürüyorlar.
Son olarak dün, uzun süre ortalıkta göremediğimiz bir hayvanı getirdiler. Perişan haldeydi. Tek gözü patlamış, kulakları yırtılmıştı.
Ne yapmalıyız, kime haber vermeliyiz bilmiyorum, lütfen yardım edin...
Rumuz: S.A.

Pitbull’lar konusunda size tamamen katılıyorum. Bazı kişiler bu hayvanları canavarlaştırıyor. Oysa bu cins köpekler arasında çok sevimli ve uysal olanlar da var.
Köpek dövüştürenlere gelince... Her ne kadar tam istediğimiz gibi hazırlanmasa da, ülkemizde halen bir Hayvan Hakları Yasası yürürlükte. Bu yasaya göre, hayvanlara eziyet etmek, onları dövüştürmek, öldürmek ya da yaralamak suç. Bu nedenle o insanları tanıyorsanız, karakola gidip haklarında suç duyusunda bulunun.
Onları suçüstü yakalatabilirseniz çok daha iyi. Ama bunu sakın tek başınıza yapmayın, bir grup oluşturun ve yine de kimliğinizi bilmelerine fırsat vermeyin.
Çünkü ne yazık ki yasaya göre birkaç aylık hapis cezası var, o da paraya çevrilebiliyor. Bu gözü dönmüş vicdansızlar size de bir kötülük yapmak isteyebilir...

SİRİUS
20-03-2010, 17:08
Evcil hayvanlar ve sahipleri hayırlı birer kısmet arıyor


İnternetteki arkadaşlık sitelerine her geçen gün bir yenisi ekleniyor, yeni yeni hedef kitleler belirleniyor. Örneğin bazılarının kullanıcısı, evcil hayvanlar ile sahipleri.

www.petarkadas.com, Türkiye’nin bütün illerinden farklı hayvan türlerinin birbirleriyle tanışıp çiftleşmesine fırsat tanıyor. Hayvanların sahipleri, karşı cinste aradıkları kriterleri sitedeki profillerine yazıyor, bu arada kendi bilgilerini de giriyor. Uygun partner bulunduğunda hayvanlar da sahipleri de buluşuyor. Bu buluşmalardan sahipler için de yeni arkadaşlıklar doğabiliyor.

Hayvanlara eş bulma ve çiftleştirme sitesi petarkadas.com’u, İzmirli iki kardeş; Umut Akyol ve Şafak Akyol, 2004’te kurdu. Site zaman içinde hayvan sahiplerinin dikkatini çekmeye başladı ve ismi kulaktan kulağa yayıldı.
Sitenin ilham kaynağı, Akyol kardeşlerin golden retriever cinsi köpeği Çakıl. “Bebekliğinden beri bizimle birlikte yaşıyor. Şu anda sekiz yaşında. Çakıl’a yeni arkadaşlar bulmak istedik. Bu yüzden bir internet sitesi açtık. Onu da siteye www.petarkadas.com/cakil linkiyle üye yaptık. Kısa zamanda üye sayımız 50 bini geçti. Site evcil hayvan sahipleri, doğa ve yaşadığı çevreye duyarlı insanlar için büyük bir sosyal topluluğa dönüştü” diyor Umut Akyol.

BİNLERCE PET MURADINA ERDİ

Bugün siteye kayıtlı 50 binden fazla insan ve 35 binden fazla hayvan var. Bunların yaklaşık 25 bini köpek, 7 bini kedi, 2 bin 700’ü kuş, 1068’i kemirgen, 913’ü de sürüngen. Dişiler çoğunlukta. Köpeklerde dişiler yüzde 57, erkekler yüzde 43; kedilerde dişiler yüzde 54, erkekler yüzde 46 oranında. Sitenin İstanbul, İzmir, Ankara, Antalya, Bursa, Adana, Muğla başta olmak üzere bütün illerden üyesi var. Şimdiye kadar kendisine arkadaş bulanların sayısı 10 binin üzerinde, binlercesinin muradına erdiği biliniyor.
Nasıl üye olacağınıza gelince... Site, sadece davetiyeyle üyelik kabul ediyor. Bu nedenle, sizden önce siteye üye olmuş birini bulmanız lazım. Tanıdığı olmayanlar, cep telefonlarıyla davetiye satın alabilir.
Üye olduktan sonra, evcil hayvanınız için bir profil yaratıyorsunuz. İçini en iyi fotoğraflar, videolar ve günlük gibi özelliklerle doldurmak gerekiyor. Daha sonra, pet’inizin türüne, özelliklerine göre arama yapıp forumlarda bilgi paylaşımına geçiyorsunuz. Her yıl onlarca üye buluşmaları düzenleniyor. Bu buluşmalar da yeni arkadaşlar edinmek konusunda yardımcı oluyor.
Bu iş, hayvan sahipleri için de bir eğlence. Onların arasında da yeni arkadaşlıklar doğuyor. Umut Akyol, bu yönleriyle eşsiz olduklarını söylüyor: “Sayfalarımızda bir yaşam biçiminin yansıması var. Sizin ve tüm evcil hayvanların eğlenceli vakit geçirebilecekleri, bir yandan da bilgilenip, sosyalleşebilecekleri topluluk sitesi.”

ÇİFTLEŞTİRME ÖNCESİ BUNLARA DİKKAT!

* Köpek sahipleri çiftleştirmeden önce köpeklerinin iç ve dış parazitlerden arınmış ve tüm aşılarının tamamlanmış olmasına dikkat etmeli. Böylece yavruları plasenta yoluyla geçebilecek parazitlere karşı korumuş olursunuz. Ayrıca yavru, emme sırasında anneden aşılarla ilgili antikorları alarak kendi aşıları yapılana kadar hastalıklardan korunur.
* Köpekler 3. kızgınlık döneminden itibaren çiftleştirilmeli. 6-8 aylıktan itibaren kızgınlık gösterebilirler ama vücutları tüm fizyolojik gelişimini tamamlamadığından çiftleştirme tercih edilmemeli.
* Hayvanlarını çiftleştirmeye karar verenler aynı zamanda doğum sıkıntılarının ve sütten kesilinceye kadar yavruların korunmasının da sorumluluğunu alacaklarını unutmamalı.
Çiftleşme sonucu doğacak yavruların geleceğini planlayıp ondan sonra çiftleştirmeli.

Köpeklerde yalancı gebelik

Köpeklerde bazen, adet döneminin normal seyretmemesi durumunda, yalancı gebelik adı verilen bir durumla karşılaşabiliriz. Dişi köpek, erkek bir köpekle çiftleşmediği halde, vücudu hormonal olarak doğru olmayan uyarılar yaptığı için hamileymiş gibi bir dönem geçirip ardından süt salgılama, evdeki bir oyuncağı ya da başka bir nesneyi bebeği gibi besleme tarzında fizyolojik değişiklikler ve davranışlar gösterebilir.
Yalancı gebelik, hormonal olarak tetiklenen ancak sebebi tam olarak hala ispat edilememiş bir durum. Genellikle kızgınlık döneminin bitmesinden 60 - 80 gün sonra yani gerçek bir hamilelik süresi kadar zaman geçmesinin ardından ortaya çıkar. Bu durumda dişi köpekte sanki hamileymiş gibi karın bölgesinde şişme ve meme bezlerinde de büyüme meydana gelebilir. Bazı durumlarda meme bezleri süt üretmeye de başlar ve dişi köpek emzirme iç güdüsüyle evdeki bir nesneyi yada oyuncağı yavrusu gibi yanında gezdirerek emzirmek isteyebilir.
Bazen sadece bir veya birkaç kez ortaya çıkarken, bazı köpeklerde her kızgınlık döneminin ardından görülebilir.
Yalancı gebelik görülen köpeklerin yüzde 90’nında bu durum ve belirtiler genellikle kendiliğinde 2-3 hafta içinde herhangi bir tedaviye gerek kalmaksızın iyileşir. Geri kalan yüzde 10’da ise gerçek olmamasına rağmen hamilelik sonrasıymış gibi görülen belirtiler oldukça yoğun bir şekilde ortaya çıkabilir. Bu durumdaki köpek, diğer belirtilerin yanı sıra olmayan yavrularını arar ve mutsuz bir duygusal yapı gösterir. Meme bezlerindeki büyüme oldukça ileri düzeyde olabilir ve mastitis dediğimiz meme iltihaplanmaları meydana gelebilir. Bu durumlarda veteriner hekiminizin önereceği ilaçlar ve tedavi yöntemleri kaçınılmazdır.
Belirtilerin hafif seyrettiği durumlarda dişi köpeğin memelerine sıcak kompres uygulanması faydalı olabilir. Meme bezlerini masaj yaparak boşaltmaya çalışmak, uyarıcı etki yaparak süt üretimine neden olur. Bu nedenle kaçınmak gerekir. Eğer memelerini yalıyorsa, engellemek için elizabet yakalığı takmak ya da memeleri kapatacak bir giysi giydirmek aynı sebepten dolayı faydalı olur.
Bu durum dişi köpeğin çiftleşmesine engel teşkil etmez ancak yalancı gebelik gösteren köpeklerin genellikle üreme aktiviteleri diğer köpeklere göre daha düşüktür.
Eğer çiftleştirilmesi düşünülmüyorsa kısırlaştırılması, bu sorunu tamamen ortadan kaldırabilir, ilerde ortaya çıkması muhtemel üreme organları ve meme ile ilgili sağlık sorunlarının da önlenmesine faydalı olur.

PAKO PANO

* 6 aylık, çok sakin, kendini sevdiren, ev adabını öğrenmiş, kısırlaştırılmış renkli kızımız için çok acil yuva arıyoruz. Çok uslu, harika bir ev arkadaşı. Bu evini kaybetmiş kıza yuvanızı açmak ister misiniz? Tel: (216) 482 12 04.

* Evdeki diğer kedilerimiz istemediği için Prenses tekir kedimize sevgi ile bakılacağı bir yuva arıyoruz. Yaklaşık 9 aylık ve kısırlaştırıldı. Çok sağlıklı ve sevecen bir kedi. Onunla yuvanızı paylaşır mısınız. (531) 317 28 71.

SİRİUS
23-03-2010, 14:34
Bekir Coşkun
Köpek olsam...
21 Mart 2010 Pazar, 14:07:59


O bayan elimi sıkarken, heyecanla “Sizi ne zaman görsem aklıma köpek geliyor” demişti.
Zaten okurlarımın bakışlarından bunu her zaman anlarım.
Zamanla ben de değiştim, muhterem karım “Kulakların uzadı sanki” diyor.
Konuklarımızı ağırladığımızda, bir köşeye çekip tembihliyor kimi zaman:
“Konuşurken birisine kızdığında öyle ‘Hırrr’ sesi çıkarman hiç doğru değil...”
“.........?”
“O hanıma pati atman da iyi olmadı...”
“.........?”
O gün çok kızmıştı:
“Gördün mü yaptığını... Adamı ısırdım ne demek?..”

Dünkü Habertürk’ün “Polemik” sayfasında “Köpek giren eve melek girer mi, girmez mi?” tartışması vardı.
Size fantezi gibi gelse de, uygarlığın temel sorunuydu bu...
Malum zihniyet hâlâ “Köpek giren eve melek girmez” diyordu. Allah‘ın özenle yarattığı bir canlıdan, meleklerin kaçmasının en basit akla mantığa dahi sığmayacağını düşünmeden...
“İnsan sağlığı için zararlı” diyordu diğeri.
Her evde en az bir köpeğin bulunduğu İngiltere, Fransa, Belçika gibi ülkelerde ortalama insan ömrü 81 yıl...
Türkiye’de erkek ortalaması 68.8, kadınlar 73.6 sene... Evlerine asla köpek almayan Arap yarımadasında yaş ortalaması 50...
Ve Beyaz Saray’da mutlaka köpek besleyen ABD başkanlarının iki dudağı arasındadır, melekler girsin diye köpekleri kovalayanların kaderleri...

Bence size sığınmış canlılara, bahçenizde-balkonunuzda-evinizde, sizin için en uygun yerde yardım edin...
Başlarını okşayın, onlara yaşama hakkı verin...
Meleklerin, sevgiden merhametten kaçma olasılığı var mıdır?..
Ama insanlar gibi hayvanları da hastalıklardan arındıran tıbbın geldiği yeri görmeyen... Doğaya saygısızlığını, onu yaratana yükleyen... Sevgisizliğine merhametsizliğine melekleri ortak etmek isteyen olduğunda...
Bu sefer ısırmak gelir içimden...

SİRİUS
27-03-2010, 21:05
35 evsiz hayvan yuva arıyor


Geçtiğimiz günlerde açılan evsizim.org, sahipsiz hayvanlara yuva arıyor. Bu hayvanlar arasında cins kedi ve köpekler de var. Sitesinin kurucusu bir veteriner hekim. İsmi Devrim Baykal. Uzun süredir sokaklarda yaşayan ya da kapısına bırakılan sahipsiz hayvanlara yardım ediyor. Onlara kliniğinde eğitimler verip bakımlarını yapıyor. Varını yoğunu onlar için harcıyor. Şimdi 35 evsiz hayvana, en iyi şekilde yuva bulmak için sizlerden haber bekliyor.

Devrim Baykal, mesleğine daha ortaokulda karar verdi ve veteriner hekim oldu. Ama kliniğe gelen hayvanları iyileştirmek onun için yeterli değildi. Sahipsiz hayvanlara yardım etmek istiyordu. Hem de elinden gelse hepsine.
Bu hassasiyetini çevresindekiler fark edince onun da hikayesi başladı. Hasta veya istenmeyen hayvanlar, zamanla kliniğinin kapısına bırakılmaya başladı. Artık kliniği, bir nevi yetimhaneydi: “Hayvanı elime verip ‘size getirdik daha ne yapalım’ diyenler. Ya da kliniği arayıp ‘ben ne getirebilirim ne de para ödeyebilirim, kedi üç gündür yolun kenarında yatıyor araba çarptı, ben size haber verdim işte’ diyenler vardı” diyor.
Elinden geldiğince bütün istekleri karşılamaya çalıştı. Hasta olanların tedavilerini, aşılarını üstlendi. Trafik kazaları sonucu cerrahi müdahaleye ihtiyacı olanlara yardım etti, barınaklara teslim etti. Fakat iyileştirdiği hayvanlardan bazıları, barınaklarda kalabalık ve zor bakım şartları altında ya yeniden hastalanıyor ya da ölüyordu. Bu yüzden son bir yıldır tedavi ettiği hayvanları sahiplendirmese bile klinikten çıkarmıyor. Tabii bu hayli külfetli duruma varını yoğunu yatırdı.
“Hayvanları barınaklara bırakırken ellerimle ölüme göndermişim gibi hissediyordum” diyor: “Anlatılamaz bir suçluluk duygusu ama başka şansım yoktu. Bir şekilde ihtiyacı olanlara yer açmak durumundaydım. Ama artık böyle bir şansımız da kalmadı. Barınaklar rehabilitasyon merkezi oldu. 5199 sayılı kanun gereği hayvanları kısırlaştırıp aşılıyor ve tekrar aldıkları bölgeye bırakıyorlar. Bu konuda da bir sürü terslik var. Aldıkları bölgeye bırakmak yerine genellikle ormanlık bölgelere atılıyorlar. İstanbul’un 2010 Kültür Başkenti olması yüzünden sokak hayvanı istenmiyor. Dolayısıyla hem doğal seleksiyon hem de insanların yok etme çabaları sonucu durum gerçekten çok vahim bir hele geliyor” diyor.

MAVİ GÖZLÜ DEĞİLSE SOKAĞA ATAR MISIN?

Şimdiye kadar bine yakın hayvanla ilgilendi. Kısa süre önce kurduğu internet sitesiyle hayvanlara yeni bir dünyanın kapılarını aralamak istiyor. Adresleri www.evsizim.org. Site sayesinde hayvan isteyenler, onlara ücretsiz sahip olup bir yuva verebilecek.
Şu an klinikte 35 tane evsiz hayvan var. Yaşları dört ay ile 5 yaş arasında değişiyor. Aralarında golden retriever, masstif, terrier gibi ırklara dahil olanlar da var.
Eğer hayvanlardan birini evlat edinmek isterseniz öncelikle site üzerinden mail atmanız gerekiyor. Size sorulan soruları cevapladığınız takdirde, şartlarınız da sahiplenmeye uygunsa yüz yüze görüşmeye davet ediliyorsunuz. Devrim Baykal, özellikle ırk istediğini belirtenlere köpek ya da kedi emanet etmeyeceğini üstüne basarak belirtiyor: “Görüntüsü önemliyse bu sevgi değildir. İnsanlar çocuklarını gözü mavi değil diye sokağa bırakabiliyorlar mı.”
Bu etabı atlatabilenlerle köpek ya da kedi seçimine geçiliyor. Son olarak her hayvana sahiplenildiği an çip takılıyor ve klinik adına kaydı alınıyor. Bu çip sayesinde hayvanın sonraki aşamaları takip ediliyor. Ayrıca önceleri daha sık aralıklarla olmak üzere ev ziyaretleri ve telefon iletişimi devam ediyor.

KIRMA VE YAVRU İSTEYENLER BİZİ DİNLEYİNCE VAZGEÇEBİLİYOR

Benzer bir çok site var. Bir kaç kez o ilanlarla iletişimi denedim. Fakat çoğunda cevap sahiplendirdik oldu ve bu cevabın üzerine aylarca ilanları devam etti. Bizim bakış açımız farklı. Çünkü biz bir sahiplendirme sitesinden öte bilinçlendirme platformu kurduk. Bana göre sokağa hayvan bırakılmasının en büyük sebebi, bilnçsiz sahiplenme ve yanlış seçimler. İlginç bir şekilde illa ırk diye gelenlere bile karakter bilgilerini doğru verebildiğimiz ve yaşam şartlarına uygun bir kedi, köpek anlattığımız an kırma da olabilir diyor. Mesela çoğu insan yavru ister. Yavru bakmak hiç kolay değildir hem maddi hem manevi yıpratıcı bir süreç, bunları öğrendiklerinde erişkin olanı tercih ediyorlar. Hakan GENCE

Kedilerde pankreas yangısı

Pankreas, mide ve bağırsağın ilk kısmı olan duodenum’un hemen arkasında yer alan V şeklinde bir organ. İnsanda olduğu gibi kedilerde de iki temel fonksiyonu var. İnsülin üreterek şeker metabolizmasına yardım etmek ve pankreatik enzimleri üreterek besin maddelerinin sindirimine yardımcı olmak. Bu enzimler yağların sindirimi ve emilimi ile ilgili görevlerde kullanılır. Akut pankreatitis ani, kronik pankreatitis ise yavaş yavaş ortaya çıkan pankreas yangılarıdır.
Pankreatitis bir çok etkene bağlı olarak ortaya çıkabilir. Bazı ilaç uygulamaları, enfeksiyonlar (FIP ve Toxoplasma v.s.), hiperlipidemi (kanda lipid yüksekliği) veya hiperkalsemi (kanda kalsiyum yüksekliği) gibi metabolik bozukluklar, travma ve şok gibi durumlarda ortaya çıkabilir.
Yüksek ateş, kalp atışların hızlanması, karın bölgesinde ağrı, iştahsızlık, halsizlik gibi belirtiler görülür. Bazen kusma da gözlenebilir.
Teşhisi veteriner hekiminiz tarafından, hastalığın geçmişi ile ilgili olarak kedi sahibinden alacağı bilgilere, fiziksel muayene ve laboratuvar testlerine göre yapılır.
Tedavisinde ana hedef, ortaya çıkan komplikasyonları kontrol etmek ve destek tedavilerle pankreası dinlendirmektir. Bu amaçla genellikle en az 24 saat ağız yoluyla su yemek ve ilaç uygulaması önerilmez. Bu dönemde serum yoluyla sıvı tedaviler uygulanır. Kedinin tedavilere vereceği cevaba göre 1-3 gün sonra küçük miktarlarda kolay sindirilebilen ve yağ oranı düşük özel bir diyet uygulaması önerilir. İlerleyen günlerde tedavi ile birlikte bu yemek miktarları ve öğün sayısı kademe kademe arttırılır.
Pakreatitis önceden tahmin edilebilmesi zor bir hastalık. Bu nedenle orta düzeyde seyrettiği durumlarda uygun diyet ve tedavilerle iyileşme oranı yüksek. Ancak tekrar eden ve uygun tedavi edilmeyen durumlarda tedavisi daha zor ve iyileşme şansı düşük düzeylere ilerleyerek kedi için hayatı tehdit edici bir hastalığa dönüşebilir.

PAKO PANO

* Anneleri sokak kedisi, evimde doğum yaptı. Bu iki tekir yavrusunu birlikte sahiplendirmek istiyorum. İsimleri Dana ve Jelibon. Akıllı, oyuncu,bakımlı ve tatlılar. Tuvalet eğitimler var. İstanbul. Tel: (554) 791 97 25.

* 3.5 aylık Cimcime kızı, 1 aylıkken annesiz kalmış bahçede bulduk. Bizi hiç üzmedi, hemen tuvalet alışkanlığını edindi. Çok güzel mamasını yedi. Başka kedilerle çok iyi anlaşan, hatta 15 günlük yavrulara bile annelik yapmaya çalışan çok iyi huylu bir kız.
İç ve dış parazit tedavileri yapıldı. Bu kıza yuvanızı açar mısınız? İstanbul. Tel: (555) 986 97 30 - (216) 384 51 65.

SİRİUS
03-04-2010, 18:29
İguş’un mu var, derdin var!


İstanbul Eminönü’ndeki Mısır Çarşısı’nda dolaşırken içinde küçük yeşil ejderhaların olduğu bir kafesin önünde kalakaldık.

Isırır mı, adı ne, ne yer, kaç para derken 10 dakikanın sonunda kendimizi elimizde bir mukavva paket ve içinde bir iguanayla bulduk. Mahvolduk.

Bir iguana sahibi olmanın en zevkli yanı onu satın almak. Fakat gerçekte ne aldığınızı satıcıyla konuşurken değil eve gelip internete girince anlıyorsunuz. İguana sahiplerinin ve meraklılarının yaptıkları ilk uyarılar “Biliyor musunuz köpek beslemekten çok daha zor ve zahmetli bir işe kalkıştınız” diye başlıyor. Oysa satıcı “gayet basit, marulla besleniyor” demişti.
Üstelik bu eziyet öyle böyle değil, epeyce de uzun sürüyor. Allah ömür versin ama her bir iguana 18-20 yıl kadar yaşıyor. Bu süre boyunca ilk karşılaştığınız haliyle kalmıyor; minik, sevimli bir ejderha boyutundan 2 metreye kadar da uzuyor!

EVDE BREZİLYA İKLİMİ

İguana, tropikal iklimde yaşayan iri bir kertenkele türü. Dolayısıyla kışın memleketimiz, hele de İstanbul iklimi, onlar için öldürücü. Mutlu bir iguanaya sahip olmak istiyorsanız, çözmeniz gereken ilk mesele bu. “Kalorifer yakınına koyayım” demekle de halledemiyorsunuz sorunu. Mutlaka elektrikli ısıtma taşlarından gerek. Fiyatları 25 liradan başlıyor 100 Euro’lara kadar çıkıyor. 25 liralık Çin mallarının şöyle bir sıkıntısı var; az yandığında sorun yok ama arada fazla ısınıp hayvanı kızartabiliyor.
Kertenkele deyip geçmeyin. Herkesin sindirim sorunları olabilir ve bu iguanalar için bir yaratılış meselesi. Yediklerini sindirebilmeleri için karınlarını bu sıcak taşlara yaslamaları şart. Bir başka olmazsa olmaz da UV aydınlatma. Gece ve gündüz için ayrı ayrı UV ışığı yayan ampul almak zorundasınız. Deri ve kemikleri için gereken güneş ışığını bu lambalar sağlıyor, sindirimlerine de yardımcı oluyor. Ve bu lambalar sabah-akşam değiştirilmeli. Tabii özel UV lambaları satan bir elektrikçi bulabilirseniz...

KAHVALTI ÇOK ÖNEMLİ

İçinde bulunduğu akvaryum ya da terrariyumun belli bir nem oranında olması gerek. Bunun için nemlendirici bulundurmalısınız. Ve sık sık derisine fısfısla su sıkmalısınız. Su ihtiyaçlarını genellikle kayaların, yaprakların üzerinde biriken nem damlalarından sağlıyorlar ama ayrıca bir su kabı sürekli bulundurulmalı ve her gün yıkanıp temizlenmeli. Su kabı, yıkanma kabından da ayrı olmalı. Çünkü tuvaletini çoğunlukla banyoda yapmayı seviyor, sonra bu suyu içmemesi lazım.
İguanalar tamamen otçul. Ama saldım çayıra tekniğiyle beslenmiyorlar. Yedikleri nebatatın çoğunun ismini bile ilk defa duyduk: Roka, marul, tere tamam da, radika, hindiba, ebegümeci, turp otu, dut yaprağı, Japon gülü, papaya ve yenidünya (tatlı olacak!) nereden bulunur? Diyelim buldunuz... Ver yesin de yanlış. Vereceksiniz, yediğini yiyecek, yemediğini önünden alacaksınız. Çünkü beklemiş yeşillikten zehirleniyorlar. Üstelik bu işin sabahları erkenden, işe gitmeden yapılması lazım.

BANYO ÜSTÜ MANİKÜR

Haftada bir büyük banyo yapması ve bunu sizinle yapması öneriliyor. Banyoya girer girmez tuvaletini koyuveriyor. İlk suyu boşaltıp, ikinci bir su yapacaksınız... Bu birlikte banyo hikayesi iletişiminiz için de önemli. Çünkü iguanaları köpek gibi eğitmek lazım. Size alışmalı, zamanla kuralları öğrenmeli, yoksa yabani oluyorlar. Her akşam çocuk gibi karşınıza alıp sevmeli, konuşmalı, kendinize alıştırmalısınız.
İguananın manikürü bir başka alem. Düzenli olarak tırnaklarını kesmezseniz, yanlışlıkla bir yere takıp toptan parmağı kırabiliyorlar. O zaman harbiden yandınız işte! İguana uzmanı veteriner çok az olduğu gibi, ilaçları, vitaminleri de çok pahalı.

BİLENLER İGUŞ’U ANLATIYOR

* Genelde İgor ismi takılan şirin hayvan. Ama Rusya’da yaşaması imkansız tabii. Acaba Ruslar da bu ismi verirler miydi iguşlara?
* Sürekli elden beslemek tavsiye edilmez, bir kez elden yedi mi bir daha kaptan yemesi için baştan eğitilmesi gerekir, öyle de insancıl olabilirler.
* Hareketsizliği bilgeliğindendir. Örnegin bir petshop’ta hamster kafesi 50 bin kere tavaf ederken yan komşusu iguanalar tüm bu çabanın boşa olduğunun farkında bir edayla onlara gülüp geçer, boşa harcanan enerjiye tahammülleri yoktur.
* Kafalarının okşanmasına bayılırlar. Gözlerini kapatıp mest olmuş bir şekilde dururlar. Eğer iguananız sevdirtmiyorsa sabırlı olun, benimkini sevmeye başlamam iki yılımı aldı, önceden asla dokundurtmuyordu.

RAKI-BALIK YAPACAĞIZ

* Nankör insanoğluna karşın, büyük saygı duyuyorum ve yakında alacağım. Sinir bozucu diyorsunuz ama iç dünyasını biliyor musunuz o hayvanın; neler yaşamış, ne zorlu yollardan gelmiş bugünlere? Ortama gidersiniz, yalan dostlar, yalandan eğlence, muhabbet edemezsiniz... Ama iguana öyle mi, koy masada karşına, koy bir duble rakı, anlat sabaha kadar, oturur arada dilini çıkarır, gözünü kırpar, sabaha kadar derdini dinler, “ben sıkıldım arkadaş gidiyorum” demez, hatta bu yüzden insanın en sadık dostu köpek değildir, iguanadır. Alacağım arkadaş, TSM koyacağım arka fona, her gece rakı-balık yapacağız... Kurban olayım sana ben!
* Tatile giderken arabanın arka camına kafasını dayayıp sabit bir şekilde arkasına bakan küçük, yeşil, dinazorumsu, keyfine düşkün bir sürüngen.
* Sevişmek istedigi zaman gıdısı renk değiştirir. Eş bulması zor. Bendeki erkek ve bakir. İçkisi, sigarası, kumarı yok; uygun bir bayan iguana bulursak kamerasız ortamda sevişmeye bırakacağım.
* Evcilleştirilmesi basit bir sürüngen. Bizler gibi hapşırıp gaz çıkartabiliyorlar. Kuyrukları ve parmakları kopunca yeniden çıkıyor.
* Tuvaletini yapması için evin bir köşesine birazcık kedi kumu ayarlanması yeterli. İguana beslenen evde karınca, hamam böceği, sivrisinek gibi sorunlar olmaz.

PAKO PANO

* Annesiz bebekler özenle, sevgiyle büyütüldüler. Şimdi 1.5 aylıklar. Onlara sevgi dolu yuvalar arıyorum. İstanbul, tel: (216) 384 51 65, (555) 986 97 30.

* Tekir kız Cici’ye hayatı boyunca sevgi ile bakılacağı bir yuva arıyoruz. Gayet sağlıklı ve oyuncu. Yaklaşık 9 aylık ve kısırlaştırıldı. Dışarıya alışkın olduğu için bahçeli bir yuva tercih sebebi. Yuvanızı veya bahçenizi kızımız ile paylaşır mısınız? İstanbul, tel: (531) 317 28 71.

* Biz 4 kardeşiz, dört tane zeytin tanesiyiz. İki aylığız. Tuvalet alışkanlığımız var. İç ve dış parazit tedavilerimiz yapıldı. Mamamızı çok güzel yeriz, çok oyuncuyuz. Bizi sokağa terk etmeyecek sıcak yuvalar arıyoruz. İstanbul, tel: (216) 384 51 65 - (555) 986 97 30.

* Bu iki tekir yavrusu, 12.12 2009 doğumlu. Akıllı, oyuncu, bakımlı ve tatlılar. Tuvalet eğitimler var. Onları çok sevecek ve ileride sokağa atmayacak ev arıyorum. İstanbul, tel: (554) 791 97 25.

SİRİUS
10-04-2010, 22:09
Pako'nun Sayfası





Petinize couture tasma


Markanın ismi Çomar Pet Couture. Sahibi Gökçen Ataman genç bir tasarımcı. Sokak hayvanlarından ilham alarak yarattığı markasında hayvanlara özel tasma tasarlıyor.


Gökçen Ataman, aslında çocuk kitapları çizeri. Ankaralı ama İstanbul’da yaşıyor. TED Ankara Koleji’nin ardından Hacettepe Üniversitesi’nde heykel eğitimi aldı. Üstüne Kanada’da, Humber College’da bir sene tasarım okudu.
Hayvanlara her zaman çok yakın oldu. Babası gerçek bir hayvansever olduğu için her tip hayvanı kardeşten sayarak büyüdü. Çekirge hatta fare bile besledi. Dört yaşından beri sadece evdeki değil oturduğu mahalledeki bütün hayvanlara da bakıyor, besliyor, büyütüyor.
Tasma tasarlamaya kendi kedi ve köpeği için başladı. Profesyenel bir iş çıkarmak için çok uğraştı. Bu işi en iyi kim yapar, işin hakkını hangi ustalar verir aradı, buldu.
KÖPEĞİNİN ADI DA ÇOMAR
Markasının adı Çomar Pet Couture. Çomar hem kendi köpeğinin adı hem de bildiğiniz gibi tüm sokak köpeklerinin anonim çağrılış şekli. Gökçen Ataman da kendi Çomar’ını beş sene önce sokaktan almış. Bu konu hakkında diyecek bir çift lafı var: “Çomar’ı 5 sene önce ‘lets adopt’tan sahiplendim. Sokak hayvanlarının Türkiye’de çok büyük bir sorun olduğunu düşünüyorum ve bu durumda petshop’tan cins köpek sahiplenmenin büyük lüks olduğuna inanıyorum. Bu probleme dikkat çekmek için markamın adını “Çomar Pet Couture” koydum.”
Gökçen Ataman’ın ilk koleksiyonu 15 parçadan oluşuyor. Beş model kedilere, 10 model köpeklere ait. “Kediler tasma takmayı pek sevmezler, o nedenle onlara büyük bir koleksiyon yok” diyor.
Modellerin hepsi çok süslü, renkli ve dikkat çekici. Kullanımı ise kolay ve pratik. Büyük köpekler için yaptığı tüm tasmaları önce kendi köpeğinde test etmiş. Sağlamlık ile ilgili sorun çıktıysa hemen gerekli düzeltmeleri yapmış.
Çomar Pet Couture, hayvana özel tasma da tasarlıyor. Benim köpeğimin tasmasından başka köpekte olmasın diyorsanız, gidiyorsunuz Gökçen Ataman’a, size ve köpeğinize özel bir model yaratıyor. O modelin ikincisini asla üretmiyor. Peki Çomar Pet Couture yalnızca bir tasma markası mı? Hayır, yakında yemek kapları ve bel tasmaları da piyasaya çıkacak. / Sibel ARNA [email protected]

Pireden nasıl korunmalı

Bahar ve yaz aylarında, en belirgin problemlerinden biri pireler. Alınacak önlemler, hem sizi hem de kedi veya köpeğinizi sıkıntıdan korumak için oldukça önemli. Önlemler, pireyle dış ortamda mücadele, ev ortamında mücadele, kedi ve köpekteki pirelerin uzaklaştırılması ve pirenin ergin olmayan formları ile mücadeleyi kapsayan yöntemleri içeriyor.
Dış ortamda pire kontrolü, özellikle müstakil evlerde ve bahçe katlarında yaşayanlar için oldukça önemli. Bu ortamlarda kolayca yaşamaya ve üremeye başlayan pirelerin önünü kesmek için öncelikle bahçe bakımlı, derli toplu ve temiz olmalı. Çimen ve diğer otların fazla uzamasına izin verilmemeli. Düzenli olarak yapılacak ilaçlamalarla (3-4 haftada bir) dış ortamda haşerelerin, bunların larva ve yumurtalarının yaşaması engellenmeli.
Ev ortamında pire kontrolü için öncelikle kedi ve köpeğin yaşadığı yerler elektrik süpürgesiyle düzenli olarak süpürülmeli. Bu temizlik bile, tek başına ortamdaki parazit yumurtalarının yüzde 50 oranında azalmasını sağlar. Sprey yada toz olarak hazırlanmış ilaçlarla evdeki pirelerle mücadele edilmeli. Köpek ve kedinin yattığı yatağın düzenli olarak temizlenmesi, pire problemlerini en aza indirecektir.
Mevcut pirelerin uzaklaştırılması için bir çok yöntem ve uygulama var. Bunlar;
- Spot-on şekilde deriye damlatılan ilaçlar
- Pire spreyleri
- Pire ilaçlı şampuanlar
- Pire tasmaları
- Ağızdan veya enjeksiyonla uygulanan ilaçlar
- Pire tarakları olarak sayılabilir.
Damla şeklindekiler, aylık olarak deriye uygulanan ve yaklaşık 1 ay kadar etki eden ilaçlardır. Spreyler genellikle aeresol ya da pompalı şişelerle püskürtülür. Bunları uygularken dikkatli olmak, havadar bir yerde uygulamak ve gözü korumak gerekir. Pire ilaçlı şampuanlar da oldukça yaygın kullanılan bir yöntem. Bunları uygularken 10 dakika kadar kedi ya da köpeğinizin üstünde bekletmeye özen göstermelisiniz. Pire tasmaları da yaygın ve etkin yöntemlerden. Ancak tasmanın uygun büyüklükte ve doğru olarak takılması önemli. Özellikle deri ile temas etmesini sağlamak için tasmayı kedi ve köpeğinizin derisiyle tasma arasına iki parmağınız girecek sıkılıkta uygulamaya dikkat etmelisiniz. Ağızdan ve enjeksiyon tarzında uygulanan ilaçlar veteriner hekimiz tarafından uygulanabilir. Bunlar da pirenin gelişimini bozarak etki eder. Doğrudan pireyi öldüren ve pille çalışan taraklar da kullanılabilir. Özellikle ilaçların zararlı olabileceği, hasta, hamile ya da yavru hayvanlarda bu taraklar daha güvenli ve yan etkisizdir.

SİRİUS
17-04-2010, 17:57
Pako'nun Sayfası





Kafes kuşlarında davranış bozuklukları


Saldırgan karakter sergileme, ısırma, çığlık atma, tüy yolma ve değişik korkular geliştirme gibi davranış sorunları, kafes kuşlarında karşımıza sık çıkmakta ve bu durum hem sahipleri hem de kuşlar için ömür boyu mutsuzluk kaynağı olmakta.

Böyle sorunlar genellikle, kuşun gözden kaçırılan veya yeterince önemsenmeyen yaşam alanındaki olumsuz faktörlerin etkisiyle görülür. Temel yaklaşım, kuşun temel ihtiyaçlarının sağlıklı bir şekilde karşılanıp karşılanmaması ile ilgili olmalı. Bu temel ihtiyaçlar, yiyecek, su, kafes ortamı, uyku ve sosyal iletişim olarak özetlenebilir. İhtiyaçlarla ilgili olumsuzluk ve eksikler düzeltildiğinde, buna bağlı oluşan davranış bozuklukları da hızla ortadan kalkar.
Kafes büyüklüğü: İhtiyacından daha küçük bir kafeste yaşamak, kuşlarda strese ve buna bağlı davranış bozukluklarına yol açar. İdeal kafes boyu, kuşun kanat açıklığının (iki kanadını tam açtığı zaman kanat uçları arasındaki mesafe) en az 1.5 katı kadar yükseklik, genişlik ve derinlikte olmalı. Ancak bu büyüklükte bir kafes, sağlıklı hareket etmesine imkan sağlar.
Konumu: Bazı kuşlar son derece aktif ve cesurdur. Bu nedenle ailenin yaşadığı alanın tam ortasında yer almak isterler. Bazı kuşlar ise daha sinirli ve çekingen karakterde olup daha sessiz ve stressiz bir ortamı tercih edebilir. Ancak bu kuşlar da sahipleri ve evde yaşayan insanlarla iletişim halinde olmak isterler. Bu nedenle kuşun karakterine ve ihtiyacına göre, kafesini uygun bir yere koymak gerekir. Kafesin bir tarafının duvara yakın olması kuşun kendini emniyette hissetmesi, sakin ve stressiz olması için faydalı olabilir. Buna karşılık kafesin cam önüne konması, hayvanın sürekli düşmanlarına karşı tetikte olmasına ve emniyet duygusunun sarsılmasına yol açar.
Yüksekliği: Kafesin çok alçak seviyede olması, kuşun emniyet duygusunu sarsabilir. Aynı zamanda kendisini seviye olarak daha zayıf hissetmesine de yol açabilir. Tam tersi olarak insanların omuz hizasından yukarı konan kafes de, kuşun kendisini insandan daha üst bir mertebede hissederek hırçın ve iletişimsiz olmasına sebep olabilir. Bu nedenle kafesin insanla iletişim kurabileceği bir seviyede olması önerilir. Evde küçük çocuklar varsa, bu yükseklik onların boyuna göre biraz daha aşağı çekilebilir. İdeal yükseklik omuz hizasıdır. Kafesin yere konulması ise kuşu tamamen strese sokar. Bu açıdan bakıldığında yüksekliği ayarlanabilir bir ayak üzerine kafesin konulması ve duruma göre yüksekliğin ayarlanması iyi olur.
Kuşun gerçekten eğitimli ve sakin olduğundan emin olmadığınız sürece asla omzunuza ve vücudunuzda size zarar verebileceği bir yere alınmaması gerekir. Kuş eğitimli bile olsa omzunuzda dururken dengesini kaybedip tutunmak için yine yüzünüze, kulağınıza gagası ile tutunup size zarar verebilir.
Kuşun sıkılması: Kuşlarda davranış bozukluklarının çoğu, kuşun sıkılması sonucu kendini meşgul edecek şeyler geliştirirken ortaya çıkar. Doğal ortamdaki kuşlar, vakitlerini yiyecek aramak, eşiyle oyun oynamak, çiftleşmek ve tüylerine bakım yapmakla geçirirler. Ev ortamındaki kuşlar ise aile bireyleri işe gidip onu 8-10 saat yalnız bıraktıklarında sıkıntı ile baş başa kalırlar. Bu sıkıntıyı gidermek için, kafesin değişik yerlerine saklanan yiyecek ve oyuncaklar, onların doğal ortamdaki gibi vakit harcamasını sağlayabilir. Oyuncaklarını düzenli değiştirirseniz, sıkılıp bırakmasının önüne geçmiş olursunuz.
Uyku ihtiyacının karşılanması: Bir çok kafes kuşu türü, genellikle tropik bölgelerden gelir. Bu nedenle, 10-12 saat kadar uyku uyumaya alışkın bir yapıları vardır. Bu ihtiyacını gidermesi için kuşun kafesi ile birlikte gürültüsüz ve yeterince karanlık bir odaya alınması önerilir. Sabah olunca, aile bireylerinin ortak kullandığı oturma odası gibi bir yere almak gerekir. Uyku için daha küçük ve farklı bir kafes, yatak odası gibi kullanılarak, geceyi farklı ve sessiz bir odada geçirmesi sağlanabilir.
Yukarıda saydığımız çevresel koşullara dikkat edilmesi, bir çok davranış probleminin ortaya çıkmasını engellemek için yeterlidir.

SİRİUS
20-04-2010, 12:56
Ömür GEDİK [email protected]




Hayvanları koru-ma


Hayvan hakları için HAYTAP’la birlikte kolları sıvadık.

Tabii ki yükün ağırı onlarda. Çünkü devletle uğraşıyorlar!
Ben de buradan ve olabilen her yerden onlara destek çıkıyorum, seslerinin duyurulmasına yardımcı olmaya çalışıyorum.
Gündemde konu çok; mezbahalarda kesim öncesi işkence gören hayvanlar (Bursam Et adlı firmanın mezbahasında hamile ineğe yapılanlar nasıl unutulabilir ki), gösteri yunusları (bkz The Cove ve Flipper’ı Kurtarmak belgeselleri), petshoplar’da havasız ortamlarda hapsedilen yavrular, doping yapılan yarış atları, gücünden fazlasını çekmeye zorlanan fayton atları (adalardaki durum yaz yaklaştıkça daha da kötüleşiyor), sirk hayvanları...
Bunları yan yana yazınca, hayvanların insan gördükleri yerden hemen uzaklaşmaları gerektiğini düşünüyorum.
Neyse, ben bunların hepsine yeri geldikçe değineceğim ama şu anda gündemdeki konuların en önemlilerinden biri beklenen yasa değişikliği.
“AB’ye girmek hakkımız” diye bas bas bağırılan Türkiye’de hayvanlara yapılan işkence hâlâ ceza kapmasında değil.
Kapalı yerde sigara içmekle bir ata tecavüz etmek, bir kedinin gözünde sigara söndürmek, bir köpeğe asit dökmek ne yazık ki aynı şekilde ve sadece üç kuruş parayla cezalandırılıyor.
ıstediğimiz ve olması gereken şey ise bunları yapanların mahkemeye çıkması, gerekirse hapis cezası alması...
Biz hayvanseverler arasında “Aferin Oğlum Yasası” olarak adlandırılan, hayvanlara işkenceyi teşvik edecek kadar gevşek olduğunu düşündüğüm 5199 sayılı Hayvanları Koru-ma! yasasının bir an önce değişmesi gerekiyor.
Leonardo Da Vinci “hayvan öldürmek bir gün insan öldürmekle aynı suç kapsamına girecek” demişti.
Devletimiz buna ne diyor merak ediyorum, bir cevap varsa bu köşede paylaşmaya hazırım.

SİRİUS
24-04-2010, 16:05
Pako'nun Sayfası





Romatizmalı kedi ve köpeklere fizyoterapi


İnsanda görülen pek çok rahatsızlığa, kedi ve köpeklerde de rastlanıyor. Üstelik bu hastalıkların tedavileri de bazen benzerlik gösterebiliyor.

Örneğin eklem iltihaplanması, romatizma, kırık çıkık, lif kopmaları gibi durumlarda, onların da fizyoterapiye gerek görülüyor.
Ancak Türkiye’de evcil hayvanlar için fizyoterapi imkanı son derece kısıtlı. Florya Hayvan Hastanesi, fizyo terapi imkanı bulunan adreslerden biri. Hastane yöneticisi, veteriner hekim Muhsin Algedik, yurtdışından bir alet ve sistem getirmiş. Eklem romatizmalarında, iltihaplanmalarında, kalça ve eklem çıkıklıklarında, kırılma ve çatlak tedavilerinde, lif kopmalarının amelityat sonrası tedavisinde, kas ağrılarında, tendon, apse, astım, ödem, kronik deri ülserleri ve yaralarda kullanılabiliyor.
Bu güne kadar bu sorunların sadece ilaçla tedavi edildiğini belirten Algedik “Kedi ve köpeklerde ilaç uygulamasının yanısıra mutlaka elektro ve lazer terapi uygulaması da gerikiyor” diyor. Bu aletle tedavinin bir seansı 30 ila 50 lira arasında değişiyor.
Physiomed ultrason terapi cihazının elektro terapi uygulamasında sinirler ve kaslar uyarcı akımlarla tedavi ediliyor ve böylelikle ağrı ve felç tedavileri ile sinir uyarılmalarında etkin sonuçlar alınabiliyor. Lazer kalemiyle yapılan terapiyle, doku onarımı, hücre güçlendirimesi, dolaşım düzenleme ve ağrı kesme sansları gerçekleştiriliyor. Sorunlu bölgeyi traş ediyor sonra da ışınla ısıtarak tedaviyi uyguluyorlar.
Aynı cihazdan İstanbul Veterinerlik Fakültesi’nde de bulunuyor.

Kediler de sara nöbeti geçirir

Kedilerde sinirsel nöbetler, beyinde travma, enfeksiyon veya ilaçlara ya da diğer toksik maddelere bağlı zehirlenmeler sonucunda ortaya çıkabilir. Metabolizma hastalıkları nedeniyle ya da kalıtsal olarak da görülebilir. Bu tip metabolizma hastalıklarına şeker hastalığı ve karaciğer harabiyeti örnek olarak verilebilir. Yanı sıra herhangi bir sebebe bağlı olmaksızın idiyopatik olarak görülen sinirsel nöbetler de bulunmakta. Böyle nöbetler genellikle sara ya da epilepsi olarak adlandırılır.
Sebebi ne olursa olsun, epilepsi nöbetlerinde beyin içindeki sinirlerin koordinasyonsuz şekilde çalıştığı, bunun sonucunda nöbet şeklinde krizlerle kedinin çevresiyle irtibatının kesildiği, titreme ve kontrolsüz vücut hareketleri ile kendini kaybettiği görülür.
Epileptik kedilerde ilk nöbetler genellikle 2-3 yaşlarında ortaya çıkar. Genç ve yavru kedilerde nadiren izlenir. Bu nöbetler şiddetine göre hafif sara, şiddetli sara ve epileptik durum olarak üç grupta tanımlanır. Hafif geçen sara nöbetlerinde, bir bacakta titreme veya canı yanıyormuş gibi kedinin bağırdığı görülür. Hafif sara nöbetleri genellikle 1 dakikadan kısa sürer. Şiddetli sara nöbetleri daha yaygın görülür ve kedi birden bire yan yatar, şiddetli kasılmalar geçirir, genellikle bu durumda dışkısını ve idrarını yapar, ayaklarını sanki pedal çeviriyormuş gibi hareket ettirir, ağzından salya gelebilir ve bazen de şiddetle bağırabilir. Bu durum genellikle 5 dakika veya daha kısa sürer. Epileptik durum ise en şiddetli olandır, saatlerce sürebilir.
Epilepsi kronik bir rahatsızlıktır, çoğu kez hafif ve şiddetli sara nöbetleri tedavi edilemese bile kontrol altında tutulabilir. Sarası olan kediler eğer dikkatli takip edilir ve nöbetler esnasında zarar görmeleri engellenirse hayati tehlike yaşamazlar. Ancak epilepsi nöbetlerinin saatlerce sürdüğü çok şiddetli vakalarda iç organlarda harabiyet ve ölüm görülebilir. Bu nedenle şiddeti ne olursa olsun, sara nöbetlerinde mutlaka veteriner hekiminizden yardım almalısınız.
Hekiminiz, eğer varsa, bu nöbetlere neden olan asıl hastalığı teşhis ve tedavi ederek kedinize yardımcı olacaktır. Eğer sara nöbetleri kalıtsal ya da idiopatik ise, şiddetini ve ortaya çıkma sıklığını azaltacak ilaç uygulamaları ile kedinize destek verecektir.

PAKO PANO

* Bir apartmanın bahçesinde yaşamaya çalışan dişi kedicik yaklaşık 9 aylık ve kısırlaştırıldı. Ona acilen sıcak bir yuva arıyoruz. İstanbul tel: (531) 317 28 71.

* Annesiz bebekler özenle büyütüldüler, şimdi 2 aylık oldular. Onlara yuvanızı açar mısınız? İstanbul, tel: (216) 384 51 65, (555) 986 97 30.

* Havuç, 3 aylık erkek. Metro istasyonunda gece ağlarken bulundu. Çok cana yakın, kucağı seviyor, oyuncu. Başında yastık, üstünde örtüyle uyuyor. Kuru mama yiyor ve de tuvalet terbiyesi var. Parazit aşısı yapıldı, sağlıklı ve pırıl pırıl, şirin bir yavru. Havuç’u bir ömür boyu sahiplenmek isterseniz, bizi arayın... İstanbul, tel: (532) 426 15 60.

SİRİUS
30-04-2010, 13:32
Güzin Abla [email protected]




Hep güzel hayvanları sahiplenmek istiyorlar


Sevgili Feyza Hanım, muhtaç durumdaki hayvanlara olan duyarlılığınızı ve toplumu bu konuda bilinçlendirme çabalarınızı son derece takdir ediyorum.


Sokak hayvanlarıyla ilgili yazılarınızı çoğu kez hüzünlenerek, bazen de mutlu olarak okuyorum.

Ben İzmir’de oturuyorum. Dokuz Eylül Üniversitesi’nde çalışıyorum. Çocukluğumdan beri ailemden hayvan sevgisi alarak büyüdüm.
şimdi de evimde, sokaktan aldığım kedilere bakıyorum. Ayrıca oturduğum çevrede ve üniversitede bulunan kedi ve köpeklere de elimden geldiğince bakmaya çalışıyorum.

Mutlu olduğum bir konu, insanlardaki hayvan sevgisinin eskiye oranla artmış olması. Benimle aynı düşüncede olan komşularımla birlikte hem sokaktaki hayvanları beslemeye ve kısırlaştırmaya hem de onları sahiplendirmeye çalışıyoruz.

Sağlam yavruları sahiplendirmek sorun olmuyor ama sakat bir yavrunun sahip bulma olasılığı hâlâ çok düşük. İnsanlar köpek yavrularının cins olanlarını, kedi yavrularının ise güzel olanlarını almak istiyor.

Mahallemizde bulunan bir kedinin ne yazık ki yavruları hasta doğdu.

Ben ve komşularım tedavilerini yapıyoruz ama yavruların ikisinin gözlerinin kör olduğu belirlendi. Birinin ise arka bacakları sakat.

Bu yavruların sokakta yaşama şansları hiç yok. Fakat hepsi de çok tatlı ve akıllı.

Onları gerçekten sevecek, sıcak bir yuva verecek insanlara ihtiyaçları var. Bu konuda yardımcı olabilirseniz, size minnettar olacağım.
E-mail: [email protected]

Hasdal Rehabilitasyon Merkezi önüllülerinden yardım çağrısı

İki aydır hafta içi her gün gönüllü olarak Hasdal Rehabilitasyon Merkezi’ne gidiyorum. Hasdal, ıstanbul Büyükşehir Belediyesi’ne bağlı bir rehabilitasyon merkezi, yani barınak değil.

Buraya köpekler kısırlaştırma işlemi için getiriliyor. Gelen köpeklerin ortalama 10 gün süreleri var.

Kimi hasta, kimi uyuz olduğu için ilaç yapılıyor ama 10 günün sonunda serbest bırakılıyor.

Köpekleri getiren belde yetkilileri 10 gün sonra onları tekrar alıp götürüyor. Buraya araçlarla gelecek gönüllülere ihtiyacımız var. Tedavi sponsorlarına da. Çünkü kırığı çıkığı olan hayvanları da buraya getiriyorlar.

Henüz bebek olan hayvanlar barınakta durdukları sürece hastalanıp ölebiliyorlar ya da ayaklanıp gezmeye başladıkları anda diğer köpekler onlara zarar verebiliyor.

Büyüyene kadar bekleyecekleri uygun bir yerleri yok. Olsa da yedi aylık olduklarında kısırlaşacak ve merkezden ayrılacaklar. Merkezde büyümüş köpekler sokağa ayak uydurabilir mi?

Hamile hayvanlar getiriliyor. Doğum yapıyorlar ve özel bakıma ihtiyaçları oluyor. Cins köpekler var, onlara da yer bulmamız gerekiyor. Acele, evlere ihtiyacımız var, çünkü zamanları kısıtlı.

Kimse bu konu yüzünden belediyeyi arayıp şikayet etmesin. Çünkü burası bir kısırlaştırma merkezi ve burada yapılması gereken yapılıyor. Bizler de gönüllü olarak çalışıyoruz.

İstanbul’un her yerinden köpekler getiriliyor ama 100 köpek kapasiteli bir yer burası. Ve zaten köpeklerin burada uzun süre kalmaları sağlıklı değil.

Herkesten yardım istiyorum. Buradaki köpekler hepimizin. Boş zamanı olanlar yardıma gelsin lütfen. Yeri olanlar en azından geçici olarak evlerini açsın, bir cana kol kanat gerip uygun yuva bulunana kadar baksınlar...

Merkeze ikametgah senedi ve kimlikleri ile hafta içi saat 16.00’ya kadar gelip köpekleri sahiplenebilirler.

Kebire Bozkurt
E-mail:
[email protected]

SİRİUS
01-05-2010, 18:12
Pako'nun Sayfası





Köpeklere fısıldayan adam Türkiye’de


Cesar Millan, dünyanın en ünlü köpek eğitimcisi, köpek davranışları uzmanı.

Cinsi ya da sorunu ne olursa olsun, rehabilite edemediği köpek yok. Meksikalı Millan, tanrı vergisi yeteneğinden dolayı “köpeklere fısıldayan adam” olarak tanınıyor. Yıllardır yaptığı televizyon programının adı da bu ve 27 Nisan’dan beri Türkiye’de de izlenebiliyor.

Cesar Millan, köpeklerle arasında herkesten daha farklı bir bağ olduğunu fark ettiğinde 13 yaşındaydı. Nereye gitse, etrafından köpekler oluşan bir koloni oluyordu. Bu durumu gören mahalleli, ona “El Perrero” (İspanyolca köpek adam) adını taktı.
Genç Cesar’ın durumundan şikayeti yoktu. Dünyanın en iyi köpek eğitimcisi olmak için ABD’ye gitti. Köpek psikolojisi üzerine çalıştı ama kendi formülünü gözlemleri, kişisel tecrübeleri ile yarattı. Köpekleri dengeli, sakin ve itaatkar yapabiliyordu.
Köpekleri otur, dur, gel, eğil gibi temel komutları öğretmek üzere eğitmiyor. Onun işi dengesiz, istenmeyen veya anti sosyal köpeklerle. Bir köpek psikoloji merkezi de açtı.
Ona göre, bir köpeğin ve sahibinin ilişkilerinden mutlu olmalarını sağlamanın yolu, doğa anayı dinlemekten geçiyor. Vahşi doğada sürüler halinde yaşayan köpeklerin, sahiplerini takım lideri olarak kabul etmesi, ona itaat etmesi gerekiyor. İnsanla köpek arasında böyle bir ilişki kurulamadığında hayvanın dengesi bozuluyor. Bu arada sahibin de dünyayı bir köpeğin gözünden görmesini sağlıyor Cesar.
National Geographic kanalı için hazırladığı Köpeklere Fısıldayan Adam, 2004 yılında yayınlanmaya başladı. Ondan sonra da şöhreti dünyayı sardı. Programın iki Emmy adaylığı bile var. Cesar da bir pop kültür ikonu artık. Oprah Show, Entertainment Tonight, Martha Stewart gibi önemli şov programlarına konuk oldu. Oprah Winfrey, Nicholas Cage, Scarlett Johansson, Phil Jackson, Will Smith, Ashley Simpson gibi Holywood ünlülerinin köpeklerini o eğitti. Yazdığı iki kitap, New York Times gazetesinin en çok satanlar listesine girdi.

Cesar Millan’ın köpeği Daddy, iki ay önce 16 yaşında öldü. Millan, köpeğinin anısına bir acil hayvan kurtarma vakfı kurdu. National Geogrphic kanalı da bir fotoğraf galerisi açtı. Daddy, 4 aylıktan beri Millan ile birlikteydi. Bu sakin pit bull, televizyon programının 50’den fazla bölümünde yer almıştı. Sahibine zorlu vakalarda asistanlık yapıyordu. Millan köpeği için “Daddy’yi her zaman hayat öğretmenim olarak gördüm. Benim ve ailemin neşe kaynağıydı” diyor.

Aşırı havlama davranış sorunu olabilir

Bilimsel araştırmalara göre köpek sahiplerinin üçte biri, köpeklerinin aşırı havlaması ile ilgili sıkıntılar yaşıyor. Havlamak, normal şartlar altında köpeklerin doğal iletişim ve davranış yapılarının bir parçası. Ancak gereğinden fazla havlamaları genellikle davranış problemleri, yaşadıkları ortamla ilgili uyumsuzluklar veya başka sorunlarla ilgili olarak ortaya çıkabiliyor. Bunu kontrol edebilmek ve engellemek için öncelikle havlama çeşitlerine ve neden havladıklarına bir göz atmak gerekiyor.
Köpeklerde normal havlama çeşitleri ve nedenleri:
+ Uyarı havlaması, genellikle herhangi bir tehlike karşısında veya yabancı biri geldiğinde sahibini uyarmak içindir. Bu davranış çoğu kez hayvan sahibinin bebeklikten itibaren köpeğe bu yönde cesaret vermesi ile gelişir. Uyarı havlamaları tehlikeye yol açan unsurun yaklaşması ile birlikte sıklaşır.
+ Korku ve saldırı ile ilgili havlamalar, genellikle düşük perdede ve hırlama ile birlikte duyulur. Bu özellik, uyarı ile korkuya bağlı havlamaları ayırt etmek açısından önemli.
+ İlgi çekmek için havlama, genellikle yavru köpeklerde görülür. Israrcıdır, kontrol edilmezse ileri yaşlarda bir davranış sorunu olarak rahatsız edebilir.
+ Oyun ve heyecan esnasında havlamalar, genellikle kısa ve keskindir. Köpeğin oyunun heyecanı ile keyif almasından kaynaklanır.
+ Köpeğin kendini tanıtmak için havlaması, genellikle sesini duyduğu diğer köpeklere verdiği “ben buradayım” anlamındaki yanıttır.
+ Köpeğin sıkıldığı zaman havlaması, enerji harcamak istediğinde ve çevre ile daha interaktif bir ilişki yaşamak istediğinde görülür.
+ Köpeğin yalnızlık ve kaygı ile havlaması, genellikle sahibinden uzak kaldığı zaman yaşadığı ayrılık kaygısı ile ilgilidir. Kaygı ile mücadele etmek ve güçlü hissetmek içindir. Oldukça yüksek tonda ve uzun süreli olabilir ve genellikle komşuları en rahatsız eden havlamalar da bunlardır.
+ Ürkme ve şaşkınlıkla ilgili havlamalarsa genellikle köpeğin aşina olmadığı veya ani çıkan seslere karşı tepkisel bir durumdur.

PATALOJİK HAVLAMALAR

Yukarıda bahsettiğimiz havlamalar dışında, genellikle ayrılık kaygısının veya diğer davranış hatalarının kontrol edilememesi ve patolojik bir hal almasından kaynaklanan obsesif-kompulsif bozukluklar gibi davranış problemlerine bağlı havlamalardır. Bu durumdaki köpekler genellikle aşırı gergindir. Çevrelerinde hareket eden en ufak şeye bile şiddetli havlarlar ve kendilerine yaklaşan insan ve diğer canlılara aşırı heyecanlı ve yüksek sesle normal ötesi tepkiler verirler. Eğer havlamayla birlikte asabiyet de izleniyorsa, önce bu asabiyetin ve ardında yatan sorunların çözülmesi gerekir.
Davranış problemi ve patolojik havlaması olan köpeklerin mutlaka aile bireyleri, veteriner hekim, köpek eğitimi ve davranışı konusundaki profesyonellerden oluşan bir takım tarafından ele alınması gerekir.

NELER YAPABİLİRSİNİZ

+ Köpeğin havlamasını azaltmak istiyorsak öncelikle onun huzurlu olmasını ve sahibine itaat etmekten keyif almasını sağlamalıyız. Özellikle yavru köpekleri yanınıza çağırıp severek, yere yatırarak (köpekler yatarken daha az havlarlar!) yanınızda durmasını sağlarsanız havlama sorununu çözme konusunda doğru yoldasınız demektir.
+ Köpeğiniz havladığında ona yüksek sesle “HAYIR!” diye bağırmanız, problemi çözmek yerine daha da şiddetlendirebilir. Çünkü köpeğiniz yüksek sesle bağırmanızı “yaşasın sahibim de havlayarak bana katılıyor” diye anlayacaktır.
+ Evdeki herkesin ortak kullanacağı bir kelime seçip bunu sabit olarak normal ses tonuyla ona susması için komut olarak kullanabilirsiniz. Örneğin, “TAMAM” ya da “YETER” gibi.
+ Davranış değişikliği zaman isteyen bir uygulama. Bu nedenle sabırlı olmalısınız. Köpeğinize sinirlendiğinizde, davranışını değiştirme şansını da yitirebilirsiniz.
+ Onu pozitif yönde motive ederek havlama ile ilgili davranış değişikliğini hem daha hızlı hem de sağlıklı ve kalıcı bir şekilde gerçekleştirebilirsiniz. Uygun davrandığı her sefer onu ödüllendirip, sevgi ve mükafat sözcükleri ile severek bunu kolaylaştırabilirsiniz.
+ Köpeğinizin havlamasını oyun olarak kullanmak veya havladığında onu kucağa almak gibi gereksiz veya aşırı ilgili davranışlar, havlama sorununu çözmek yerine içinden çıkılmaz bir hale getirebilir.
+ Havlama ile ilgili davranış düzenlemesi eğitimlerinizi 5-10 dakikayı aşmayacak sürelerle ve sık olarak uygulayın.
+ Köpek eğitim uzmanları, köpek davranış bilimcileri ve veteriner hekiminizden yardım almaya çekinmeyin.

Pako pano

* 1.5 aylık, dört tane birbirinden sevimli erkek ve dişi kardeşlere yuva aranıyor. İç ve dış parazit tedavileri yapıldı. Çok sağlıklı ve oyuncular. İstanbul tel: (216) 384 51 65 - (555) 986 97 30.

* Biri dişi diğeri erkek iki yavru kedi yuva arıyor. Her ikisi de son derece sağlıklı. Parazit uygulamaları yapıldı. Kuru mamaya alışkınlar, kum terbiyeleri var. Tel: (533) 622 44 59.

* Bir apartmanın bahçesinde yaşamaya çalışan dişi kedicik yaklaşık 9 aylık ve kısırlaştırılmış. Acilen sıcak bir yuva arıyor. İstanbul tel: (531) 317 28 71.

gizemliduygular
02-05-2010, 19:28
Sevgiye, şefkata, ilgiye muhtaç, ağzı var dili yok hayvan dostlarımıza sahip çıkanlara, onlara kapılarını, beyinlerini ve yüreklerini açanlara selam olsun.

SİRİUS
02-05-2010, 22:23
Eyvallah,bilmukabele.

SİRİUS
15-05-2010, 16:28
Pako'nun Sayfası





Köpekleri obesiteden korumanın yolları


Köpeğinizi şişmanlıktan korumak, ona şişmanladıktan sonra kilo verdirmeye çalışmaktan çok daha kolaydır. Bir çok sağlık sorununu beraberinde getiren ve köpeklerde en yaygın metabolizma hastalığı olarak karşımıza çıkan şişmanlık (obesite) ile mücadele etmek için aşağıdaki önerilerden yararlanabilirsiniz.


Düzenli egzersiz: Kalori yakmanın yanı sıra bir çok faydası var. Bunlar:
· Solunum ve dolaşım sistemini kuvvetlendirir
· Dokulara daha fazla oksijen gitmesini sağlar
· Kaslar ve eklemler daha güçlü olur
· Köpek enerji atarak rahatlar, zekası gelişir
· Sindirime yardımcı olur.
Uygun bir mama ve uygun miktarda tüketim: Köpekler hayatlarının değişik dönemlerinde farklı mamalara ve farklı miktarlarda mama tüketimine ihtiyaç duyar.
Genç hayvanlar daha çok protein, enerji ve mineral maddeye gerek duyarken yaşlı köpeklerde bu durum tam tersidir. Daha aktif köpekler veya dış ortamda beslenen köpekler evde beslenenlere göre daha fazla enerjiye ihtiyaç duyarlar. Hamile ve emziren köpeklerin de kalori ve protein ihtiyacı daha yüksektir. Bazı köpekler enerji ihtiyaçlarına göre kendilerini ayarlayabilir. Ancak bir çok köpek önüne konan her yemeği silip süpürür. Bu nedenle yaşına ve fiziksel ihtiyaçlarına uygun bir mamayı ölçülü miktarlarda ve ihtiyacı kadar hesaplanmış bir gramajda, öğünler halinde vermelisiniz.
Düzenli olarak tartma: Rutin olarak köpeğinizi aynı terazide ve günün aynı saatinde tartarak hafif kilo artışlarını vaktinde fark edip şişmanlamadan durumu kontrol altına alabilirsiniz.
Ağırlığı kontrol altında tutma: Özellikle büyüme döneminde olması gerekenden fazla kilolu köpekler, ileriki yaşlarında obesite sorununa daha yatkın olur. Büyüme döneminde, bir an önce büyümesi için gereğinden fazla beslemek, ileride ciddi şişmanlık sorunlarına ve bunun yanı sıra ciddi eklem hastalıklarına yol açabilir.
Ödülleri ve sofradan yiyecek vermeyi sınırlama: Mamanın sağladığı enerjinin yan sıra ilave olarak verilen ödüller ve sofradan ikram edilen yiyecekler de bir noktadan sonra kilo almaya yol açabilir.
Beslenme hataları dışında obesiteye yol açabilecek hastalıklara karşı da dikkatli olmak gerekiyor. Eğer köpeğiniz birden bire daha iştahlı olduysa, hızla kilo alıyorsa mutlaka veteriner hekiminize danışın ve obesite yol açan hastalıklar açısından köpeğinizi muayene etmesini isteyin.

//////PAKO PANO///////

* Anneleri bulundukları apartman sakinleri tarafından alınıp boş bir araziye atılmış.
Yavruları korkup bahçede kaçışmışlar. Haber alır almaz hemen gidip yavruları bulduk. 2 aylık dört kardeşler. Çok ama çok tatlılar. Puf puf tüylüler. Karınlarını doyurduktan sonra yorgun düşene kadar oyun oynayıp, birbirlerine sarılıp uyuyorlar. Tek istedikleri sıcak sevgi dolu yuvalar. Tuvalet alışkanlığı edindiler. İç ve dış parazit tedavileri yapıldı. Çok güzel kuru mama yiyorlar. Onları asla sokağa terketmeyecek sıcak yuvalar arıyoruz. Yardımcı olur musunuz? İstanbul tel: (216) 384 51 65 - (555) 986 97 30.

* 6 haftalık olduğunu tahmin ettiğimiz erkek kedi Mısır, bahçemize bırakılmıştı. Çok fazla kedimiz olduğundan bu minik yakışıklı oğlana yuva arıyoruz. Çok oyuncu ve canayakın.
Tel: (541) 256 33 12.

SİRİUS
20-05-2010, 12:57
Ömür GEDİK [email protected]




Hayvanları koru-ma


Hayvan hakları için HAYTAP’la birlikte kolları sıvadık.


Tabii ki yükün ağırı onlarda. Çünkü devletle uğraşıyorlar!
Ben de buradan ve olabilen her yerden onlara destek çıkıyorum, seslerinin duyurulmasına yardımcı olmaya çalışıyorum.
Gündemde konu çok; mezbahalarda kesim öncesi işkence gören hayvanlar (Bursam Et adlı firmanın mezbahasında hamile ineğe yapılanlar nasıl unutulabilir ki), gösteri yunusları (bkz The Cove ve Flipper’ı Kurtarmak belgeselleri), petshoplar’da havasız ortamlarda hapsedilen yavrular, doping yapılan yarış atları, gücünden fazlasını çekmeye zorlanan fayton atları (adalardaki durum yaz yaklaştıkça daha da kötüleşiyor), sirk hayvanları...
Bunları yan yana yazınca, hayvanların insan gördükleri yerden hemen uzaklaşmaları gerektiğini düşünüyorum.
Neyse, ben bunların hepsine yeri geldikçe değineceğim ama şu anda gündemdeki konuların en önemlilerinden biri beklenen yasa değişikliği.
“AB’ye girmek hakkımız” diye bas bas bağırılan Türkiye’de hayvanlara yapılan işkence hâlâ ceza kapmasında değil.
Kapalı yerde sigara içmekle bir ata tecavüz etmek, bir kedinin gözünde sigara söndürmek, bir köpeğe asit dökmek ne yazık ki aynı şekilde ve sadece üç kuruş parayla cezalandırılıyor.
ıstediğimiz ve olması gereken şey ise bunları yapanların mahkemeye çıkması, gerekirse hapis cezası alması...
Biz hayvanseverler arasında “Aferin Oğlum Yasası” olarak adlandırılan, hayvanlara işkenceyi teşvik edecek kadar gevşek olduğunu düşündüğüm 5199 sayılı Hayvanları Koru-ma! yasasının bir an önce değişmesi gerekiyor.
Leonardo Da Vinci “hayvan öldürmek bir gün insan öldürmekle aynı suç kapsamına girecek” demişti.
Devletimiz buna ne diyor merak ediyorum, bir cevap varsa bu köşede paylaşmaya hazırım.

ally_mcbeal
22-05-2010, 11:08
inşallah kısa sürede iyileşir, iyilik yapmanın karşılığı bu mu :(


NİLÜFER KANDIRMIŞ Muğla DHA

Türkiye’yi 2007’de Oscar Akademi Ödülleri’nde temsil eden, Yüksel Aksu imzalı “Dondurmam Gaymak” filminin başrol oyuncusu Turan Özdemir, Muğla’nın Bodrum ilçesinde, yol ortasındaki bir kediyi kurtarmak isterken geçirdiği trafik kazasında ağır yaralandı.
Eşi Müzeyyen Özdemir ile birlikte Bodrum’a arkadaşlarını ziyarete gelen Özdemir, önceki gün akşam saatlerinde Ortakent-Yahşi beldesinde, otobüs durağında beklerken yol ortasında gördüğü kediyi almak istedi. Yola çıkıp kediyi aldıktan sonra durağa yönelen Özdemir’e, Onur Küpeli (29) yönetimindeki motosiklet çarptı. Ağır yaralanan Özdemir ile motosiklet sürücüsü Küpeli, ambulansla Bodrum Devlet Hastanesi’ne kaldırıldı.

Beyin kanaması geçirdi
Kafa travması geçirdiği belirlenen Özdemir yoğun bakımda tedaviye alındı. Yoğun bakım ve anestezi uzmanı Dr. Eylem Tınaz, “Özdemir’in kafatasında kırık var ve beyin kanaması tespit ettik. Bilinci açık ancak zaman zaman ilaç vererek uyutuyoruz” dedi.
Bodrum Devlet Hastanesi Başhekimi Dr. Oğuz Şahin de “Tomografiye göre kötüye gidiş yok. Ancak hastanın hayati tehlikesi devam ediyor. Beyin kanaması mevcut, takibe devam edeceğiz. Kanama yaklaşık 8 milimetre civarında. Ancak beyin şişmemiş bu sevindirici bir durum. İyimserliğimizi koruyoruz” dedi.
Motosiklet sürücüsünün de bir gözünü kaybedebileceği belirtildi.

Kedinin durumu iyi
Kazanın duyulmasının ardından “Dondurmam Gaymak” filminin yönetmeni Yüksel Aksu ile Özdemir’in eşi Müzeyyen, annesi Suzan, ağabeyi Esat ve kızı Ezgi Özdemir hastaneye gelerek sanatçının sağlık durumu hakkında bilgi aldı. Müzeyyen Özdemir, “Eşimle otobüs durağında bekliyorduk. Yolun karşısından bize doğru bir kedi geliyordu. Eşim yolun ortasındaki kediyi aldı ve benim yanıma dönmek istediği esnada motosiklet çarptı. Kaza esnasında yol çok karanlıktı” dedi.
Özdemir’in kaza anında, yoldan almaya çalıştığı kedinin, sitenin bahçesinde sağlıklı şekilde gezdiği görüldü. Site görevlisi Saniye Sarı, kazanın yaşandığı bölgenin oldukça karanlık olduğuna dikkati çekerek, “Özdemir, kediyi kurtarayım derken, kamyonun arkasından gelen motosikleti görmemiş” diye konuştu.


Çekimlerde motordan düşmüştü
Özdemir’in kaza geçirdiğini öğrenince hastaneye koşan, yönetmen Yüksel Aksu, “Turan abi film çekiminde de motosikletten düşüp kaza geçirmişti. Çok talihsiz bir olay... Çok üzgünüz, sağlığına kavuşması için dua ediyoruz. Yaşam tehlikesi devam ediyor. Sabahtan beri o kadar çok telefon geldi ki, Turan abinin ne kadar sevildiğini bir kez daha gördük. Çok değerli bir insan, bir an önce sağlığına kavuşmasını ve aramıza dönmesi için dua ediyoruz” dedi. Evli ve iki çocuk babası olan Muğlalı sanatçı Özdemir, Hacettepe Üniversitesi Devlet Konservatuvarı Tiyatro Bölümü’nden mezun olduktan sonra İzmir Devlet Tiyatrosu’nda görev aldı. Ardından İstanbul’a yerleşti. Birçok sinema filminde oynayan sanatçı, başrolünü üstlendiği “Dondurmam Gaymak” filmiyle üne kavuştu.

SİRİUS
22-05-2010, 15:48
Pako'nun Sayfası





İstanbul’un Köpekleri Cannes’da yarışıyor


Atalarının yaşadığı Bursa Sölöz köyü hakkındaki belgeseli “Aynı Sudan İçtik” ile tanıdık Serge Avedikian’ı.

Bu kez Catherine Pinguet’in İstanbul’un Köpekleri adlı kitabından esinlenerek Chienne d’histoire (Tarihin Köpeği) adlı animasyon bir kısa film çekti. 15 dakikada tıpkı kitapta olduğu gibi, 1910’da İstanbul’da toplu halde imha edilen sokak köpeklerinin hikayesi anlatılıyor. Hikaye Avrupalılar’ın da ilgisini çekmiş olacak ki, film şu sıralar Cannes Film Festivali’nde yarışıyor.

Ermeni asıllı Fransız oyuncu ve yönetmen Serge Avedikian’ın Türkiye’yle bağları, Osmanlı dönemine dayanıyor. Atalarının izini sürerek Bursa’nın Sölöz Köyü’ne 1987, 2003 ve 2005 yıllarında yaptığı ziyaretleri “Aynı Sudan İçtik” adıyla belgeselleştirmişti. Eser, Avrupa’nın yanı sıra İstanbul’da da gösterilmişti.
Serge Avedikian, bu yıl da yine Türkiye’yle yakından alakalı bir kısa filme imza attı: Chienne d’histoire (Tarihin Köpeği).

Film, 12 yıl Cihangir’de yaşamış Fransız akademisyen Catherine Pinguet’in yazdığı İstanbul’un Köpekleri kitabındaki gerçek hikayeyi anlatıyor. 2008’de Fransa’da basılan kitap, geçen yıl Yapı Kredi Yayınları’ndan Türkçe’ye çevrilmişti. Pinguet, sokakta halı satan Osman ve köpeklerinin ilişkisinden yola çıkarak hazırladığı kitaba, İstanbullular’ın 1910 öncesinde kendi mahallerindeki köpeklerle mutlu bir hayat sürdüklerini anlatarak başlıyor. Köpeklerin o dönemde mahallenin güvenliğinden, hatta çöp toplayıcılığından bile sorumlu olduklarını vurguluyor. Ancak Batılılaşma hareketleriyle birlikte Fransa başta olmak üzere Avrupa toplumlarına özenildiğini ve hijyen endişesiyle sokakta köpek barındırmama fikrinin ortaya çıktığını anlatıyor. Sultan II. Abdülhamid’in tahttan indirilip Jön Türkler’in iktidara geçişinden sonra İstanbul’daki sokak köpeklerinin kökünün nasıl kazındığını gerçek hikayelerle kanıtlıyor.

1910 itibariyle özel ekipler İstanbul sokaklarındaki köpekleri toplamaya başlıyor. Yaklaşık 30 bin köpek Sivriada’ya götürülüp kaderine terk ediliyor. Hayvanlar açlık ve sıcaktan birbirlerini parçalayarak öldürüyorlar.
Serge Avedikian’ın Cannes Film Festivali’nde yarışmaya hak kazanan 15 dakikalık animasyon filminde anlattığı öykü bu.

Bugün köpeğiniz bir yıldız olabilir

Bugün köpeği ile İstanbul’da Bebek ve Maçka parklarına veya Caddedostan sahile uğrayanları çok güzel bir hatıra resmi ve sürpriz hediye bekliyor. Sabah 10’dan akşam 19.00’a kadar köpekler fotoğraflanacak, aralarından en beğenilenleri, dünyanın en ünlü köpek eğitmeni Cesar Millan’ın “Köpeklere Fısıldayan Adam” programının tanıtım filminde yer alacak. Program National Geographic kanalında yayınlanıyor.

Tavşanlar için ideal kafes ölçüsü nedir

Tavşanların evde sağlıklı ve huzurlu bir yaşam sürecek şekilde beslenmesi için kafes koşullarının uygun olması gerek. Ülkemizdeki tavşanlar genellikle orta büyüklükte. Orta boy bir tavşan için ideal kafes ölçüleri standardı olarak 60-75 cm (en), 75 cm (boy) ve 45-60 cm (yükseklik) boyutları önerilebilir. Bu durumda yaşam alanı yaklaşık 0,20 - 0,30 metreküp olacaktır.
İdeal kafes ölçülerinin yanı sıra tavşanın yaşayacağı kafesin yapısı ve yeri ile ilgili olarak da dikkat etmeniz gereken konular var. Örneğin düzenli temizlenmesi gerektiğinden, uygun bir malzeme ile yapılmış kafesleri tercih etmelisiniz. İçinde tavşanın dinlenmesi ve oturması için ayrı bir bölüm hazırlamalısınız. Günün çoğunu bu bölümde geçireceği için zemin ayaklarına zarar vermeyecek pleksiglas, tahta ya da havlu gibi bir malzeme ile kaplanmalı. Zeminin bir bölümünde havlu kullanmaya karar verirseniz, tavşanın bunu kemirmeyeceğinden emin olmalısınız. Zeminin temiz kalmasını arzu ediyorsanız, tavşana biraz uğraşarak kafesin içindeki bir kaba tuvalet yapmasını öğretebilirsiniz. Tavşanlar için ideal çevre ısısı 26 derecedir. Bu nedenle kafesin onu soğuktan koruyacak bir yerde ancak iyi havalanan ve yüksek sıcaktan da koruyan bir alanda tutulmasında fayda var.

PAKO PANO

* Köpeğimiz Turbo, 18 Mayıs salı günü, İstanbul Cihangir’de kayboldu. 5 yaşında erkek labrador. Sara hastası olduğundan düzenli kullanması gereken ilaçları var. Boynunda siyah tasma ve aynıca kamuflaj desenli göğüs tasması vardı. Görenler veya nerede olduğunu bilenler bize bu numaradan ulaşabilirler: (530) 349 17 26, (212) 244 17 54.

* Onları bir apartman bahçesinde bulduk. Annelerinin başına bişey gelmemiş olsa bu kadar ufak yavruları bırakıp gitmezdi. Evimize aldık ve biberonla büyüttük. 2 aylık üç kardeşler. İç ve dış parazit tedavileri yapıldı, çok sağlıklılar. Tuvalet alışkanlıkları var. Çok güzel kuru mama yemeye başladılar. Tek eksikleri bir yuva. Tel: (216) 384 51 65 - (555) 986 97 30.

* Fotoğraftaki Naz bebek ve kardeşleri, biberonla beslenip yaşama sıkı sıkıya tutundular. Şimdi yuvalanma zamanı... Tel: (216) 384 51 65, (555) 986 97 30.

* Bu güzel tekir bebek, çok minikken bulundu ve bugünlere getirildi. Şu an 1 buçuk aylık. Ona evinizi açar mısınız? İstanbul tel: (541) 256 33 12.

SİRİUS
28-05-2010, 12:54
Güzin Abla [email protected]




Hayvanlara şiddet uygulayanlar cezalandırılmazsa suc da artar


Sayın Algan, son günlerde daha da artarak yükselen şiddet dalgası hepimizi üzmekte ve derinden yaralamakta.


Geleceğe dair umutların zaman zaman dibe vurduğunu gözlemlerken yine de yılmadan “daha iyi bir dünya için” savaşmaktan vazgeçmeyenler olarak mücadeleye devam ediyoruz. Meclise gönderdiğim yazılardan birini sizinle de paylaşmak istedim.
“Günümüz şartlarında giderek geriye itilen ‘vicdan’ duygusunun yok oluşu özellikle hayvanlara karşı olmak üzere, güçsüz, kendini koruyamayan tüm canlılara yönelmiş korkunç bir tehdit haline gelmiştir.
Bazı suçların ‘suç olarak görülmemesinin’ kesin bir sonucudur. Her zaman savunduğumuz gibi ‘hayvanların yaşama ve doğal haklarını gözardı etmeden, hak savunularının arasında hak ettiği yere oturtmak’ aslında toplumda bir sonraki aşamaya giden suç işleme fiillerine de bir fren teşkil edecektir.
Hayvanlara tecavüzün toplumsal şakalaşma kültüründen çıkarılması için bugüne kadar hiçbir ciddi çalışma ve eğitim yapılmadığı içindir ki kolayca bir sonraki aşamaya geçiliyor ve insana, bebeğe karşı suçlar hızla artıyor. Bu bir sarmaldır ve en zayıf halkası gerçekten de hayvanlardır. şiddet sarmalını ancak hayvanları koruyarak kırabiliriz.
Bir toplum düşünün ki, maddi menfaate dayandırmadan, sadece insan olmanın, medeni olmanın gereği olarak sahipsiz ve muhtaç hayvanları koruma konusunda duyarlı olsun. Bu toplumda suç oranı elbette düşük olacaktır.
Hayvan hakları suçlarının Ceza Kanunu kapsamına alınmasının adliyelerdeki iş sayısını artıracağı yönündeki eleştiriyi tartışma dışı bırakıyoruz.
Çünkü suçun ilk basamağı çoğunlukla hayvanlara karşı işlenen fiiller olmaktadır. Medeni uygulamalarda hayvana karşı suçların aslında ‘topluma karşı işlenen suçlar için bir erken uyarı’ olarak değerlendirildiğini gözlemliyoruz.
Hayvanların haklarına duyarsız kalmak demek; yasal düzenlemeyle korumamak demek; toplumsal suçun oluşmasına cevaz vermek demektir.
Hayvana kıyım uygulayan kişilerin ‘tehlikeli’ görülmeyip toplum içine cezasız olarak salınması bu sorumluluğun gözardı edildiğini gösterir.
Özellikle hayvanlara kol kanat geren ve kendi şartları gereğince yalnız yaşamakta olan ‘Kadınlara Karşı’ işlenen suçlarda da hareketsiz kalınması, bu konunun aslında ‘Kadın Haklarıyla’ da iç içe geçtiğinin göstergesidir.
Toplumun hayvana karşı işlenen suçların cezasızlığından kaynaklanan vurdumduymazlığı nedeniyle birçok kadın hayvansever ‘cinsel tacize varan’ fiillere maruz kalmakta.
Bunu da meclis gündemine taşımak üzere Kadın Merkezleri ve ınsan Hakları kuruluşları ile irtibata geçtik.
Amacımız ve mutlak hedefimiz, hayvan haklarının hukuki yarar şartları içinde değerlendirilmesi ve buna karşı suçların mutlaka adli olarak cezalandırılmasının sağlanmasıdır. Hayvanları korumaya çalışan kişilerin, diğer kişilerle aralarında doğan husumetler de mutlaka kanun kapsamında yapılacak düzenlemeler sonucu çözülebilecektir.
ınanıyoruz ki ancak o zaman insanların güvende ve huzurla yaşadıkları bir toplum olabilme yolunda hızla ilerleyebileceğiz.”
Av. Hülya Yalçın/ ıstanbul Barosu Hayvan Hakları Komisyonu Başkanı

ally_mcbeal
29-05-2010, 00:32
Kasaba satılmak istenen dana, kaçıp denize atladı

Fethican YILDIRIM/İNEBOLU (Kastamonu), (DHA)

KASTAMONU’nun İnebolu İlçesi’nde hayvan pazarından kaçarak denize atlayan dana, Sahil Güvenlik ekipleri tarafından kurtarıldı.

İlçeye bağlı Yenimahalle’de oturan 31 yaşındaki Mehmet Koç'un, satmak için hayvan pazarına getirdiği danası, kasapla pazarlık yaptığı sırada elinden kaçtı. Dere yatağına atlayarak koşmaya başlayan dananın peşine hayvanın sahibi Mehmet Koç ile kasap Suat Balaban ve çevredeki vatandaşlar takıldı. Dere yatağı Çay içinde yaklaşık 200 metre koşan dana, daha sonra denize atladı.

Dana denizde açığa doğru sürüklenirken, vatandaşlar İnebolu Sahil Güvenlik Komutanlığı’na haber verdi. Sahilden 100 metre açıkta bulunan dananın yanına Zodyak botla gelen Sahil Güvenlik ekibi, danayı çekerek sahile çıkardı.

Sahile çıktıktan sonra çevredekilere saldırmaya başlayan dana, güçlükle zaptedildi. Hayvanın denizden boğulmadan çıkartılması üzerine sahibi Mehmet Koç rahat bir nefes aldı. Öfkeli dana daha sonra kesilmek üzere mezbahaya götürüldü.


HAYVANCAĞIZ KESİLECEĞİNİ ANLAMIŞ, KİMBİLİR BELKİ DE ANNESİ GÖZLERİ ÖNÜNDE KESİLMİŞTİR, OLMAYAN ŞEY DEĞİL. KORKU İÇİNDE KAÇAN HAYVANCAĞIZI İNSAFSIZCA KESENLERİN DE HABABAM "ET YİYİN" REKLAMI YAPAN AVANAKLARIN DA TANRI CEZASINI VERSİN, BAŞKA BİRŞEY DİYEMİYORUM :(

VAY BE NASIL BİR MERHAMETSİZLİK.

SİRİUS
31-05-2010, 17:45
31/05/2010 12:08

Malezyalı bir bakan laboratuar inşa etme planıyla ilgili olarak, 'Allah'ın hayvanları deney için yarattığı' yorumunu yaptı.



KUALA LUMPUR-Malezya’da bir bakan, bir Hint şirketinin Malezya’da ilaçların hayvanlar üzerinde deneneceği laboratuar inşa etme planıylailgili olarak, "Allah’ın hayvanları deney için yarattığı" yorumunu yaptı.

Malezya’nın Malacca eyaletinden sorumlu bakan Muhammed Ali Rüstem, hükümetin Vivo BioTech şirketinin eyalette kurmayı planladığı biyoteknoloji merkezine onay verdiğini belirterek, ilaç yapımı için hayvanların denek olarak kullanılması gerektiğini söyledi.

"Allah, maymunları ve fareleri insanların hayrına deneyler için yarattı" diyen Rüstem, hayvan hakları savunucuları ve kuruluşlara, söz konusu laboratuarda suiistimal olmayacağı ve uygun prosedürlerin izleneceği güvencesini verdi. Rüstem, "Hayvanların etini yemek de zalimce görülebilir, ancak bu, yaygın
bir biçimde kabul ediliyor" diye konuştu.

Laboratuvarın kurulması planı, Malezya’nın hayvan araştırmaları konusunda düzenlemeleri olmaması ve hayvanların suiistimale açık hale getirilebileceği gerekçesiyle eylemcilerin tepkisini çekmişti.(aa)

ally_mcbeal
12-06-2010, 19:04
antalya da iki yavru kedinin gözleri oyulmuş. allah belalarını versin! savunmasız canlılara eziyet eden herkes en büyük acıları çeker inşallah!

http://www.milliyet.com.tr/yavru-kedilere-iskence-/turkiye/sondakika/12.06.2010/1250060/default.htm

adelaide
12-06-2010, 19:13
Ally_'nin hassasiyeti super.Harika.Tesekkur.Bende biraz katkida bulunayim.
http://www.retrospection.org/tag/animals/
http://www.sccs.swarthmore.edu/org/arc/
http://dlibrary.acu.edu.au/research/theology/ejournal/aejt_2/Wade.htm
http://www.fanpop.com/spots/animal-rights/images/1085538/title/friends-not-food

sandavut
12-06-2010, 22:10
antalya da iki yavru kedinin gözleri oyulmuş. allah belalarını versin! savunmasız canlılara eziyet eden herkes en büyük acıları çeker inşallah!

http://www.milliyet.com.tr/yavru-kedilere-iskence-/turkiye/sondakika/12.06.2010/1250060/default.htm

Syn ally_mcbeal... o haber benide çok etkiledi....o haberi görünce burda hemen hayvanlarla ilgili bir topik topik açmak geçti aklımdan... tabiki burda böyle bir topikten habersizdim...

Masum, savunmasız kedi yavrucaklarına, bu vahşiliği yapan insanlıktan nasibini alamamış, insanım diye dolaşan ruhsuz biridir...hakettiğini bulur merak etmeyin...

SİRİUS
25-06-2010, 12:53
Güzin Abla [email protected]




Sokak köpeklerinin dramı


Siz sokak köpeklerini bilmezsiniz...


Evlerde telaşla sofraların kurulduğu, lüks lokantalarda kahkahaların çınladığı, karanlığın ve hüznün şehrin üzerine ağır bir kadife perde gibi indiği saatlerde, onlar gün boyu saklandıkları kovuklardan dışarı çıkarlar.
Siz sokak köpeklerini bilmezsiniz... Uyku kara bir çarşaf gibi bedenleri sarıp sarmalarken, onlar gün ışıyana dek süren amansız bir ekmek maratonuna başlarlar. Tehlikelerle dolu bu bin çehreli kentte, patileriyle çöp yığınlarının bulunduğu sokakları arşınlarken, düşlerini süsleyen tek bir şey vardır: Bir parçacık kemik bulabilmek...
15 yıllık ömürlerini asla tamamlayamazlar. Itile kakıla, horlana taşlana geçen kısacık bir zaman diliminde bir güncük bile köpek tadında yaşayamadan göç edip gidiverirler bu dünyadan.
Siz sokak köpeklerini bilmezsiniz... Duygulu, sadık ve sevecendirler. Bir lokmacık ekmek uğruna kulunuz köleniz olurlar.
Siz sokak köpeklerini bilmezsiniz... Tek bir suçları vardır, köpek olmak. Bu suçu da asla isteyerek işlememişlerdir. O hüzün dolu gözleriyle özür diler gibi bakmaları işte bu yüzdendir. Eğer ta içine bakmasını bilirseniz o gözlerin, ısınıverir içinizin bütün üşümüşlükleri.
Siz sokak köpeklerini bilmezsiniz, bilseniz seversiniz onları...
Bu yaptıklarınızdan üzüntü duyardınız.
Ortaca Tarım, Çevre ve Turizm Festivali yetkilileri

Basına gönderilen bu yazı gerçekten tüyler ürpertici bir gerçeği yansıtıyor. O hor gördüğünüz, tekmeleyip, aç bıraktığınız köpekler, iç dünyalarını dile getirebilselerdi, ancak bu kadar içten yazabilirlerdi duygularını.
Üstelik bu hayvancıklar, çok önceki dönemlerde bile, insanoğluna dost ve arkadaş olsun diye her an yanında yer alan sevgi dolu varlıklardır.
Köpeğin insana olan dostluğu o kadar sonsuzdur ki, istediğiniz kadar karnını doyurun, yanında değilseniz eğer, mutsuz olur. Çünkü o insan olmadan yaşayamaz.
Köpek, küçücük yaştan itibaren insanoğluna sevgiyi, hem de karşılıksız sevgiyi öğretmek üzere yaratılmıştır.

Evde 23 kediye bakıyoruz

Yedi sene önce bir kediyle başlayan hayvanseverliğimiz sokakta gördüğümüz kedileri yardım etme amaçlı eve almamızla çığ gibi büyüdü. Kedilerin üremeleri sebebiyle de sürekli nüfusları çoğaldı ve şu an 23 kedimiz bulunmakta. Fakat şu 7 sene içerisinde 100’den fazla kediye ev sahipliği yaptık.
Artık maddi gücümüz yetmiyor. Kedilerimizi bir barınağa verebilir miyiz, örneğin çok güvenilir bir barınak olan Üsküdar barınağı gönüllü yöneticisi Asude Ustaoğlu’na bu mailimi verebilir misiniz? Yaptığımız aylık masrafı gene onlara bakabilmek için ulaştırabiliriz.
? Rumuz: Angel
Sevgili kızım, mailiniz Asude Hanım’a ulaştığında, size şöyle bir yanıt verdi: “Çevrenizdeki kedilere yardım etmeniz güzel ancak üremelerinin önüne geçmediğiniz müddetçe bu sorun çığ gibi büyüyecek. Keşke benden sadece kısırlaştırma için destek isteseydiniz. Tüm kedilerinizi ücretsiz olarak kısırlaştırabileceğiniz belediyeler ve bakım evleri var. Böylece, büyük sorumluluğunuzu
hafifletebilirdik.
Ne yazık ki, kedicikleri alabilme gibi bir durumumuz yok. Dişileri kısırlaştırıp sağlıklı olanlarını da sokağa alıştırıp sokakta bakmanız çok iyi olur.
Asude Ustaoğlu; Hayvan Hakları Aktivistleri Derneği Başkanı

SİRİUS
02-07-2010, 13:51
Güzin Abla [email protected]




Pitbull’ları dövüştürenleri cezalandırın


Valiliklere genelge gönderen üç bakanlık, pitbull ve benzeri yırtıcı köpeklerin toplanmasını, sahiplerinden alınmasını ve internet üzerinden satışının yasaklanmasını istedi.


Bu duruma başta Veteriner Hekimleri Odası olmak üzere çeşitli kuruluşlardan, derneklerden ve halktan tepki geldi. Ve bu tepkiler giderek büyüyor...

TBMM Dilekçe Komisyonu’nun üç bakanlığa gönderdiği “harekete geçin” talimatı sonuç verdi. Bakanlıklar, 7 Haziran’da valiliklere gönderdikleri genelgeyle, başta pitbull olmak üzere kanunen yetiştirilmesi ve sahiplendirilmesi yasak olan hayvanların toplatılması, yetiştirenlere ceza kesilmesi, internet üzerinden satışı ve dövüştürülmelerinin engellenmesi talimatını verdi.

Ancak genelge hayata geçirilirse, yerel yönetimler pitbull’ların barındırılabilmesi ve rehabilitasyonu için ne teknik olarak ne de parasal açıdan bir kaynak ayıracaklardır.

Bu çözümsüzlük sonunda hayvanlar sahipli olup olmamasına bakılmaksızın toplanacak ve yok edilecektir. Uygulanabilirliği mümkün görünmeyen bu genelgenin tekrar görüşülmesini talep ediyoruz.

Doğuştan agresif değiller

Ne yazık ki ülkemizde konunun uzmanları yetiştirilmemekte, olanlara da bu gibi durumlarda danışılmamaktadır.

Öte yandan basında sıkça yer alan “Pitbull gibi vahşi hayvan” tanımlamaları yanlıştır. Araştırılsa görülecektir ki, ırkı ne olursa olsun, bir köpeğin saldırgan olması, tamamen sahibinin inisiyatifindedir.

Pitbull Terrier, Japanese Tosa, Dogo Argentino, Fila Brasileiro cinsi köpeklerin dövüşlerde kullanılmasının en önemli nedeni, “zeka ve hafıza seviyesi düşük, çene yapısı güçlü, cüssesi dayanıklı köpek” kategorisinde olmalarındandır.

Dövüştürülen tüm bu köpekler, asla doğuştan agresif yapıya sahip değildirler. Muhtemelen sahipleri tarafından aylarca saldırganlık eğitimleri almakta ve ölmemek için dövüşmeye mecbur bırakılmaktadırlar.

Aynı zulümlü eziyete minicik bir Kaniş, hatta bir kedi dahi maruz bırakılsa, saldırgan olması kaçınılmazdır. Suç köpeğin ırkında değil, onu deforme eden insandadır.

Genelge değiştirilmeli

Söz konusu genelgenin acilen tashih edilerek netleştirilmesini, dövüştürülen köpeklerin kurtarılarak özel barınaklarda rehabilite edilmesinin sağlanmasını, bu hayvan türlerini sadece insani niyetle himaye eden kişilerin cezai muayede uygulanmasından muaf tutulmasını, hayvanları dövüştürenlerin ise hapis cezasıyla cezalandırılması konusunda kanun değişikliğine gidilmesini, hayvanlarla ilgili benzeri ciddi kararlarda, konuların uzmanı olan derneklerin fikirlerine itibar edilmesini yetkililerden rica ediyoruz.

Bize destek verenler, lütfen aşağıdaki linkten oylamaya katılsın:
http://www.sessizkalmasucaortakolma.com/dilekce/dilekce_detay.asp?id=397

Sitare ŞAHİN (Çanakkale), Gamze ERKÖK (HAYKOD), Sesiz Derneği, Andoya Platformu, Sessizliğin Sesi Platformu, Özgün ÖZTÜRK (Yaşam Hakkına Saygı Platformu)

SİRİUS
03-07-2010, 21:42
Pako'nun Sayfası





40’ını deviren yırttı


Pitbull cinsi köpeklerin üretimi, sahiplendirilmesi, ülkeye girişi ve satışı aslında 2004’ten beri yasak.


7 Haziran’da pitbull’ların toplatılmasıyla ilgili çıkan kararsa hayvan sahiplerini iyice endişelendirdi. Ancak genelge sadece 6 yaşından küçük hayvanları kapsıyor. İnsan yaşıyla 42’yi bulan pitbullar genelgeden muaf.
Zeynep BİLGEHAN

Pitbull saldırılarında yaralanan vatandaşların başvurusuyla TBMM Dilekçe Komisyonu 26 Mart 2010’da pitbull’ları toplatma kararı almıştı. Kağıt üzerindeki kararın hayata geçirileceği
haberi, pitbull sahiplerinde endişe yarattı.
İçişleri Bakanlığı, 7 Haziran’da, “kanunen üretilmesi ve sahiplendirilmesi yasak olan hayvanların toplatılması, bulunduranlara ceza kesilmesi ve bu tür hayvanların internet satışıyla dövüştürülmelerinin engellenmesi” konusunda bir genelge yayınladı. Tarım ve Köyişleri Bakanlığı da Türk Veteriner Hekimleri Birliği’ne bağlı 51 oda başkanlığıyla Tarım İl Müdürlüklerine bir yazı göndererek tüm muayenehane, poliklinik ve hayvan hastanelerinin TBMM’nin kararı doğrultusunda bilgilendirilmesi uyarısında bulundu.
En sert girişimse Çevre ve Orman Bakanlığı’ndan geldi. Klinik ve hastanelere getirilen tehlikeli köpeklerin kimlik
ve adres bilgilerinin kendilerine bildirilmesi, bu hayvanların bakımevlerine teslim edilmesi ve sahiplerine 3 bin 434 lira para cezası kesilmesi talimatı verildi.
Pitbull cinsi köpeklerin üretimi, sahiplendirilmesi, ülkeye girişi ve satışı aslında 2004’ten beri yasak. Koruma ve Kontrol Genel Müdürlüğü’nün çıkardığı 5199 sayılı kanuna göre, bu tarihten önce sahiplenilen hayvanların, yasa çıktıktan sonraki 6 ay içinde kısırlaştırılması gerekiyordu. Yeni genelgeye göre altı yaşından küçük Pitbull cinsi köpekler, kısırlaştırılmış olsa da el konularak bakımevlerine gönderilecek. Sahiplerineyse 3 bin 434 lira para cezası kesilecek.
UYGULAMASI ÇOK ZOR
Hayvan Hakları Federasyonu (HAYTAP) Yönetim Kurulu Başkanı Ahmet Kemal Şenpolat, kararın uygulanabilirliği için “Oldukça zor. Öncelikle bir altyapı yok. İstanbul’da sadece 40 hayvan bakımevi var; onların da personeli yetersiz. Veterinerler niçin müşterilerini ihbar etsin ki? Zaten denetimler için il-ilçe müdürlüklerinin kadroları yok” diyor.
Veteriner Hekim Talat Gülbay da kararla ilgili tepkisini, “Burada hayvanın suçu nedir ki? Hayvanı agresifleştiren, kötü niyetli sahipler. Asıl bu insanlar cezalandırılmalı. Hayvan bakmak isteyenlere ‘uygunluk ehliyeti’ verilmeli. Hayvanlarla ilgili sorunları çözmeden asla Avrupa Birliği’ne giremeyiz” diyerek dile getiriyor.

YURTDIŞINDA DURUM

Hollanda’da 1993’te bir pitbull’un üç kardeşi öldürmesinden sonra toplatma kararı çıkarılmış, ancak saldırı oranlarının azalmaması sonucunda karar, 2009 yılında geri çekilmişti. İngiltere de benzer bir kanunu geri çekmek üzere. Amerika Birleşik Devletleri’nde ise pitbull beslemek serbest, ancak bir yaralama durumu olduğu zaman sahipler yüksek para cezalarına mahkum oluyorlar.

Veteriner Hekim Talat GÜLBAY

Doğuştan saldırgan ırk yok saldırganlaştırılan köpek var

Saldırgan mizac, köpek tarafından öğrenilen bir durumdur. Her tür köpek ve canlı, koşullar ve komutlar doğrultusunda zararlı hale gelebilir ve getirilebilir. Bu konuda hızla önemli uygulamalar yapılması gerekiyor. Cani insanların elinde saldırgan hale getirilen köpekler derhal kötü insanların elinden kurtarılmalıdır. Ancak asıl problem yapılacak uygulama neticesinde bu ırklardan olup da çevreyle problemsiz yaşayan köpekler ve onlarla mutlu bir hayat süren insanların uğrayabileceği mağduriyet. Aklı selimin bilgi ve vicdanla durumu çözeceğini ümit ediyor, naçizane mesleki ve insani fikir ve önerilerimi paylaşmak istiyorum.

- Hayvanlardaki davranış bozukluğu kötü ve ruh sağlığına aykırı ortamlarda ve insan tarafından öğretilerek ortaya çıkar. Aynı şeyi terörist ve katil yetiştirerek birbirlerine de yapacak kadar caniliklerini ispat etmiş tek canlı türü insandır.
- İnsan dahi bu caniliğini genetik olarak kendinden sonraki kuşaklara aktaramaz. Yani katillerin akrabalarına veya ırkdaşlarına katil muamelesi yapılamaz. Bu nedenle herhangi bir davranış problemi göstermediği halde ırk özellikleri nedeniyle sadece dış görünümü birbirine benzeyen canlıların köpek olduğu için suçlu ve tehlikeli muamelesi görmesi adalete ve vicdana uygun değil.
- Profesyonel olarak alınacak tedbirler ve akılcı uygulamalarla insana ve başka canlılara zarar verecek yönde saldırganlaştırılmış tüm hayvanların tespit edilmesi sağlanmalıdır.
- Saldırganlık olarak tanımladığımız davranış bozukluğunu gösteren köpekler profesyonel olarak veteriner hekimler ve hayvan davranış uzmanları tarafından rehabilite edilmeli ve insanoğlunun bu canlıya verdiği zararı gidermek için insandan daha aciz olan bu canlılara yardım edilmelidir.
- Bunun tüm maliyeti duruma yol açan insana ödetilmelidir. İnsan tarafından bu duruma getirilerek mağdur olan canlının bir kez daha cezalandırılarak mağdur edilmesi vicdana aykırıdır.
- Evcil hayvanlara zarar vererek onları saldırgan hale getiren insanlar tespit edilmeli ve uzman doktorlar tarafından incelenerek akıl sağlıkları kontrol edilmelidir. Eğer ruhsal hastalıkları varsa bu insanların tedavileri ve iyiliştirilmeleri sağlanmalı ancak tekrar hayvan beslemeleri engellenmelidir.
- Akıl sağlıkları yerindeyse durumları suç olarak değerlendirilmeli; hayvana ve insana karşı suçlu sayılmalıdırlar. Çünkü sadece hayvana değil, onu saldırgan hale getirerek insana da büyük zarar verebilirler.
- İnsan tarafından eğitilerek saldırgan mizaca sahip hale getirilebilen tüm hayvan ırklarını beslemek isteyenlerin uzman kurullarca değerlendirilmesi ve ruhsatlandırılması sağlanmalıdır.
- Bu hayvanların sosyalizasyonları ve çevreyle uyumları düzenli olarak denetlenmeli takip edilmelidir. Hayvanı besleme ruhsatı almadan besleyen ve ruhsat aldıktan sonra da gerekli durumlara uymayanları cezalandırılması zorunlu olmalıdır.
- Şu anki uygulama ve durumda zararlı olduğu düşünülerek toplatılması kararlaştırılan ancak çevreleriyle sosyal sorunu olmayan; insan ve diğer canlılarla dost ve uyumlu bir şekilde yaşayan köpeklerin sahipleriyle birlikte profesyonel bir şekilde ve yönetmeliklerle federe edilerek kulüpleştirilmeleri sağlanmalıdır.
HAYVAN SAHİPLERİ EĞİTİLMELİ
- Üretimleri, satışları ve kısırlaştırılmaları bu federe sistemler dahilinde denetim altında gerçekleştirilmelidir. Bu köpek ırklarının bunun dışındaki tüm koşullarda ve yerlerde üretilmeleri ve satılmaları engellenmelidir.
- Zaman içinde tüm köpek, kedi ve diğer evcil hayvan ırklarının kulüplerinin kurulması sağlanmalı ve bu canlıların ehil olmayan insanlar tarafından üretilmeleri, satılmaları ve sahiplendirilmeleri uzun vadede tamamen ortadan kaldırılmalıdır.
- Tüm evcil hayvanların diğer canlılara zarar vermeyecek şekilde sosyalize edilmeleri dost bir şekilde beslenmeleri ve yaşatılmaları denetlenmelidir.
- Bunun için de veteriner hekimlerin, evcil hayvan eğitim merkezleri veya bu merkezlere sahip olarak yapılandırılacak evcil hayvan kulüplerinin bu hayvanlarla sürekli iletişim halinde ve program altında onları ve sahiplerini takip ettikleri sistemler kurulmalı ve bu sistemler işler halde tutulmalıdır.
- Tüm bunları gerçekleştirmek için hayvan sahiplerinin, hayvan hakları koruyucularının, veteriner hekimlerin, akademik kurumların, evcil hayvan davranış uzmanlarının, profesyonel hayvan yetiştiricilerinin ve konuyla ilgili devlet kuruluşlarının ortaklaşa kurullar oluşturması son derece faydalı ve çözüme yönelik olacaktır.
- Bu konuda uygulama yapacak olanlara akılcı ve bilimsel destek verilmelidir. İlgili kurumların ve sivil toplum örgütlerinin bu konuyla ilgili olarak yapacakları uygulamaların da sağlıklı bir şekilde gerçekleştirilebilmesi için birbirilerinin bünyesinde temsilcilerinin olması sağlanmalıdır.

reha kaya
05-07-2010, 03:15
5 Temmuz 2010
Mehmet Y. YILMAZ

Bir Pitbull’u sevdim!

CUMARTESİ günü Bodrum’a yakın köylerden birindeki bir sahil lokantasında arkadaşlarımla otururken komşu evlerden birinden bir Pitbull çıkageldi.

Masamızdaki arkadaşlardan birinin köpeğiymiş ve doğrusunu isterseniz bir Pitbull’u o ana kadar sadece fotoğraflarda gördüğüm için ne olduğunu tam anlayamadım.
Siyah beyaz, hafif tıknaz sayılabilecek bir köpekti ve benim bulunduğum tarafa doğru koşunca oynamak istediğini düşündüm.
Patilerini kucağıma koydu ve kafasını uzattı. Gıdısını kaşıdım, kafasını okşadım, biraz sıkıştırdım ve bıraktım.
O güzel köpeği severken de cinsini sordum, “Pitbull” yanıtını alınca da irkildiğimi söylemeliyim.
Arkadaşım, “Gördüğün gibi” dedi, “bunların da diğer köpeklerden bir farkı yok. Sevilmek isterler, oynamak isterler”. Sonra ekledi: “Sorun bir köpekte değil, o köpeğin nasıl yetiştirildiğindedir. Pitbull’ları saldırgan diye toplayacaklarına, o köpekleri öyle yetiştiren sahiplerini toplamalılar.”
İçinden çıkılması zor bir çelişki bu! Kuşkusuz ki arkadaşımın söylediklerinde haklılık payı var ama bunu nasıl ayırt edeceğiz ve saldırgan olarak yetiştirilen köpeklerin insanlara zarar vermelerini nasıl önleyeceğiz?

-----------------------------------------

Teşhis, çok doğru. Bu zavallı hayvanlar yerine, iki ayağının üzerine dikilmenin, insan olmak olduğunu zanneden, hayvanlar toplanmalı.

SİRİUS
07-07-2010, 09:52
Hüseyin TÜCCAR / DHA 7 Temmuz 2010



Bursa’nın Osmangazi İlçesi’nde Erman Kalıt’a ait petshop, sahibinin 4 gün önce şehir dışına çıkması nedeniyle açılmadı.


AÇ VE SUSUZ KALAN HAYVANLAR KURTARILDI



Petshop’un vitrinine teşhir için bırakılan 2 tavşan, 2 kedi ve 2 hamsterdan bir tavşan ile bir hamster açlık ve susuzluktan telef oldu. Camekanın önünde ölü hayvanları görenler durumu 155’e bildirdi. Dükkana gelen ekiplerin girişimi sonucu iş yeri sahibi bir arkadaşını dükkana göndererek kapıyı açtırdı. Ölen hayvanlar vitrinden kaldırılırken, diğerlerine bölgedekiler yiyecek ve su verdi. Polis ekipleri iş yerini açan Erman Kalıt’ın arkadaşını, hayvanları beslemesi için uyardıktan sonra dükkandan ayrıldı

SİRİUS
17-07-2010, 13:38
Pako'nun Sayfası





Kedilerde üreme problemi köpeklerde yalancı gebelik


Bu hafta kedi ve köpeklerin üreme sağlığını ele alıyoruz. Kedilerdeki üreme sorunları dişiden de erkekten de kaynaklanabiliyor. Dişi köpeklerdeyse ‘yalancı gebelik’ sendromuna sık rastlanıyor

Dişi kedilerin çiftleşme ve hamile kalamamasıyla ilgili üreme sorunlarının en yaygın sebeplerinden biri erkek ve dişi kedilerin çiftleşmelerinin yetersizliği. Dişi kediler çiftleşme dönemlerinde erkek kediyle bir-iki gün arayla ve günde üç-dört kez çiftleştirilmeli. Buradaki en önemli faktörlerden biri, kedilerin birbirini reddetmemeleri. Bazı kediler birbirlerinden hoşlanmadıkları zaman çiftleşmeyi reddedebilir. Bu durumda başka bir partner bulmak gerekir. Dişi kediler aynı çiftleşme döneminde değişik zamanlarda birden fazla erkek kediyle çiftleşebilir ve farklı erkek kedilerden aynı dönemde hamile kalarak farklı yavrular doğurabilir.
Çiftleşme süresi, sayısı ve çiftlerin birbirini kabul etmesiyle ilgili bir sorun yaşanmadığı halde, dişi kedi hamile kalmıyorsa dişi ve erkek kedide üremeyle ilgili sağlık sorunları olup olmadığı incelenmeli. Erkek kedilerde düşük sperm sayısı, sperm yapısının zayıflığı veya sperm motilitesinin yetersizliği gibi sorunlar ilk sıralarda. Bunlar kalıtsal olabileceği gibi üreme organı hastalıklarından veya enfeksiyonlardan da kaynaklanabilir. Erkek kedi veteriner tarafından muayene edilip ve sperm örneği analiz edilmeli.

DİŞİ KEDİLERİN SORUNLARI

Dişi kedilerde aşırı zayıf ya da aşırı kilolu olmak hamile kalmayı güçleştirebilir. Yetersiz veya az miktarda mamayla beslenme de olumsuz etkenlerden. Beslenme yetersizliği, çiftleşme zamanı ve süresindeki hatalar sonucu ortaya çıkan üreme sorunları genellikle kolay düzeltilebilir. Veterinerinizden veya profesyonel yetiştiricilerden bilgi alarak üreme sorunlarını ortadan kaldırabilirsiniz.
Dişi kedinin üreme organlarıyla ilgili hastalıkları ve sorunları da hamile kalmayı engeller. Üreme organları enfeksiyonları, hormon hastalık ve dengesizlikleri, kalıtsal hastalıklar, anatomik bozukluklar, beslenme ve metabolizma hastalıkları, üreme organlarındaki kistler, tümörler, kanser türleri, fark edilmeyen düşük (abort) yapma durumları, kızgınlık dönemi düzensizlikleri, bazı ilaç uygulamaları, gün ışığı, sıcaklık ve çevresel koşullardaki yetersizlikler ve kronik enfeksiyon ve hastalıklar da diğer nedenler. Bu tarz hastalık ve yetersizliklerin ortaya çıkarmak için dişi kedinizi mutlaka veterinere muayene ettirmelisiniz. Sizden aldığı bilgilerin yanı sıra, fiziksel muayene, kan analizi, ultrason ve endoskopi gibi görüntüleme teknikleriyle sorunu ortaya çıkartacaktır.

KENDİNİ ANNE ZANNEDEN KÖPEKLER

Bazen adet döneminin normal seyretmemesi durumunda, dişi köpeklerde ‘yalancı gebelik’ durumuyla karşılaşabiliyoruz. Dişi köpek erkek bir köpekle çiftleşmediği halde, vücudu hormonal olarak doğru olmayan uyarılar yaptığı için hamileymiş gibi bir dönem geçirir. Süt salgılamak, bir oyuncağı ya da nesneyi bebeği gibi beslemek tarzında fizyolojik değişiklik ve davranışlar gösterebilir.
Yalancı gebelik hormonal olarak tetiklenen ancak sebebi hala tam anlamıyla kanıtlanmamış bir durumdur. Genellikle kızgınlık döneminin bitmesinden 60-80 gün sonra, yani gerçek bir hamilelik süresi geçmesinin ardından çıkar. Dişi köpekte sanki hamileymiş gibi karın şişer, meme bezleri büyür ve süt üretmeye de başlar. Dişi köpek emzirme içgüdüsüyle bir nesneyi ya da oyuncağı yavrusu gibi yanında gezdirerek emzirmek isteyebilir. Bazen sadece bir veya birkaç kez ortaya çıkarken, bazı köpeklerde her kızgınlık döneminin ardından görülebilir.

KESİN ÇÖZÜM KISIRLAŞTIRMAK

Köpeklerin yüzde 90’nında bu durum genellikle 2-3 hafta içinde kendiliğinden ortadan kalkar. Geri kalanındaysa, sanki hamilelik sonrasıymış gibi, bu dönemin belirtileri yoğun bir şekilde görülür. Dişi köpek olmayan yavrularını arar ve mutsuz bir duygusal yapı gösterir. Meme bezlerindeki büyüme ileri düzeyde olabilir, meme iltihaplanmaları da (mastitis) tabloya dahil olabilir. Bu durumlarda veterinerinizin önereceği tedavi yöntemleri etkili olur.
Belirtilerin hafif seyrettiği durumlarda, dişi köpeğin memelerine sıcak kompres uygulanması faydalı olabilir. Meme bezlerine masaj yapılarak boşaltılmaya çalışılması uyarıcı etkiyle süt üretimine neden olacağından bundan kaçınmalı. Eğer dişi köpek kendi memelerini yalıyorsa, engellemek için ‘elizabet yakalığı’ takmak ya da memeleri kapatacak bir giysi giydirmek faydalı olur. Veterinerinizin süt üretimini engellemek için yapacağı medikal uygulamalar da diğer tedavi yöntemleri arasında.
Bu durum dişi köpeğin çiftleşmesinde sorun yaratmasa da, yalancı gebelik gösteren köpeklerin üreme aktiviteleri genellikle diğer köpeklerden daha düşüktür. Eğer çiftleştirilmesi düşünülmüyorsa dişi köpeğin kısırlaştırılması bu sorunu tamamen ortadan kaldırabilir. İlerde çıkması muhtemel üreme organları ve memeyle ilgili sağlık sorunlarını da önleyebilir.

Beethoven yerine cırcır böceği

Cırcır böcekleri Avrupa ve Uzak Doğu’da yaz gecelerinde şarkı söyleyen bir hayvandan çok daha fazlası. Kolay ve ucuz bakımı olan sempatik ev hayvanları. Üstelik çocuklara doğayı öğretmenin en rahat yolu

Zeynep BİLGEHAN
Türkiye’de evcil hayvan denince akla kedi, köpek, kuş gibi geleneksel hayvanlar gelir. Oysa kolay ve ucuz bakımıyla cırcır böcekleri Avrupa ve Uzakdoğu’da popüler ev hayvanları olarak öne çıkıyor. Özellikle Çin’de kutsal sayılan cırcır böcekleri tarih boyunca iyi şans simgeleri olarak görüldüğü için altın kafeslerde besleniyor.
Cırcır böcekleri çocuklara doğayı sevdirmek için de ideal hayvanlar. Hacettepe Üniversitesi Zooloji Anabilim Dalı Öğretim Üyesi Prof. Dr. Ali Demirsoy Türkiye’de bu kültürün gelişmemiş olmasından üzgün: “Bizde börtü-böcek diye kötü bir kavram var. Halbuki cırcır böcekleri çocuklara doğayı sevdirmenin en ucuz ve kolay yolu. Üstelik en fazla bir yıl yaşadıkları için çocuklar kısa sürede doğayı gözlemleme imkanı buluyorlar”. Erzincan’ın Yuva Köyü’nde doğan Prof. Dr. Ali Demirsoy, çocukken oynamayı çok sevdiği böcekler sayesinde biyolojiye ilgi duymaya başlamış. Şimdi bir entomoloji (böcek bilimi) profesörü. Demirsoy böceklerin birçok bilim dalında yol gösterici olduğunu söylüyor: “Doğa bilimlerinde atılım yapan Kuzey Avrupa ülkelerinde cırcır böceklerinin evcil hayvan olarak kullanımı çok yaygın. Malesef bizde doğadaki ilginç canlılara henüz ilgi yok. Bu nedenle de bilimsel gelişmelerde diğer ülkelerin gerisindeyiz. Avrupa’da insanlar cırcır böceklerinin karanlıkta söyledikleri şarkıları kendilerini doğaya daha yakın hissettirdiği için Beethoven’a tercih ediyorlar” dedi.

KIŞIN DA YAŞIYORLAR

Gryllidia ailesine ait cırcır böcekleri, yaklaşık beş yıl boyunca toprak altında yaşıyor. Dışarıdaki hayatları ise ortalama iki yıl. Hep karıştırılan Ağustos böceklerinin aksine cırcır böcekleri sadece yazın değil, kışın da yaşayabiliyor. Erkekler, üreme zamanı dişiyi çekmek için kanatlarını titreştirerek müzik yapıyor. Çiftleşme sonrasında da hemen ölüyor. İnsanlara karşı zararsız olan cırcır böcekleri çoğunlukla bitkisel besinlerle besleniyor.

DÜNYADAN CIRCIR BÖCEĞİ EFSANELERİ

* Barbados’taysa yüksek sesle şarkı söyleyen cırcır böceklerinin para getireceğine inanılıyor. Bu nedenle evlerin içinde hiçbir şekilde öldürülmüyorlar.
* Brezilya’da da cırcır böcekleri birçok efsanede yer alan önemli hayvanlar. En yaygın efsane, cırcır böceklerinin yağmuru haber vermesi.
* Cırcır böcekleri, özellikle Çin’de büyük önem taşıyor. Çin kültüründe ölümsüzlüğü ve ölümden sonraki hayatı simgeliyorlar. Bu nedenle kafeslerde beslenmesinin yanında, her yerde cırcır böceklerini tasvir eden objeler görmek mümkün. Cırcır böceklerinin kabuğu bugün hala geleneksel Çin tıbbında panzehir olarak ve kansere karşı geliştirilen ilaçlarda kullanılıyor.

Pako pano

* Gümüş henüz iki buçuk aylık bir kedi. İlk bakım ve tedavileri yapılmış sağlıklı bir yavru. Kuru mama yiyor ve tuvalet terbiyesi var. Bir ömür boyu hayatını paylaşacağı ailesini arıyor. (533) 622 44 59

* Kuzum iki buçuk aylık sağlıklı bir yavru kedi ama gidecek yeri yok. Bu tatlı yavruyu sokaktan kurtaralım. Onun yeni ailesi olmak ister misiniz? (533) 622 44 59

* Bir buçuk yaşında olan kedimizin bir ayağı aksıyor. Tüm aşıları yapıldı. Şu an geçici olarak veterinerde kalıyor. Sokağa geri dönmemesi için kalıcı bir yer arıyoruz. (541) 669 71 43

SİRİUS
24-07-2010, 10:10
Pako pano




* Çomar dünyalar tatlısı bir dişi köpek. Aylardır kafeste kalmaktan çok mutsuz. Kuyruğunu bile eskisi gibi sallamıyor. Eğer yuva bulunamazsa barınak veya sokağa terk edilecek. Bu yavruyu büyütmek isterseniz lütfen arayın. (533) 622 44 59

* Onları barınaktan alıp büyüttüm, ilk bakımlarını yaptırdım. İki buçuk aylık, değişik renklerdeki sağlıklı altı yavruya yuva arıyorum. Lütfen yuvanızı bu güzel bebeklere açın. (216) 384 51 65

* Köpeklerimizin sadece bir hafta süreleri var. Eğer onlara sahip çıkmazsanız yeniden sokaklara dönmek zorunda kalacaklar. Geçici ya da kalıcı yuva arıyoruz. (555) 422 88 95

* Pamuk, henüz 2 aylık dişi bir kedi. Yavrularını karıştıran bir anne kedi onu gerçek annesinden ayırdı. Annesi de daha sonra sahiplenmedi. Cana yakın, oyuncu, pamuk gibi bir kedi. Tuvalet terbiyesi var, parazit aşıları yapıldı. (532) 426 15 60

* Annelerinin ameliyatı nedeniyle 10 günlükten itibaren biberonla beslenen beş kardeşten dördü yuva buldu. Geriye bir tek Naz Bebek kaldı. Dört aylık bu güzel kedinin yuva bulmasına yardım eder misiniz? (555) 986 97 30

* Prenses 20 günlükken annesiz kalmış. Şimdi üç aylık, çok tatlı ve sağlıklı bir dişi yavru. Tuvalet alışkanlığı, iç ve dış parazit aşıları, sağlık karnesi tam. Tek eksiği sıcak bir yuva. (543) 723 83 83

BORA YAŞAR
28-07-2010, 13:33
Boğa güreşi yasaklanıyor

İspanya'nın Katalonya bölgesi, 1 Ocak 2012 tarihinden itibaren boğa güreşlerini yasaklıyor.

İspanya'nın doğusundaki Katalonya bölgesinin özerk yönetim parlamentosu, İspanyolların ünlü boğa güreşlerinin bu bölgede yapılmasını 1 Ocak 2012 tarihinden itibaren yasakladı.

Bir sivil toplum örgütünün geçen yıl başlattığı boğa güreşlerinin Katalonya'da yasaklanması kampanyası çerçevesinde toplanan 180 bin imzanın ardından Aralık ayında Katalan parlamentosunda başlayan tartışma, bugün yapılan oylamayla sonuçlandı.

http://www.haberturk.com/dunya/haber/536785-boga-guresi-yasaklaniyor

Yasak kısmen de olsa sevindirici bir gelişme..

Darısı, köpek, horoz vs döğüşlerinin yasaklanmasının başına..

ally_mcbeal
04-08-2010, 09:44
boğa güreşlerinin yasaklanması uzun zamandır beklediğim bir haberdi, bu önemli gelişmeyi duymak beni mutlu etti. öte yandan yurt içinde yapabileceklerimize bakarsak şu alıntıyı paylaşmak isterim:

Trafik kazası geçirmiş bir sokak hayvanına rastlarsanız veteriner masrafı veya kuduz şüphesi gibi nedenlerle onu kaderine terk etmeyin. Kaza geçiren sokak hayvanlarının çoğu basit bir kırık veya şok nedeniyle düştüğü yerden kalkamadığı için arkadan gelen araçların altında kalarak can verir. Tedavisini üstlenmek istemiyorsanız dahi güvenli bir yere taşıyın ve yakınlardaki bir kliniğe haber verin veya bir hayvan hakları derneğiyle görüşün; pek çok klinik ve dernek bu durumdaki bir sahipsiz hayvanın tedavisini ücretsiz veya düşük bir ücrete gerçekleştirme imkanı sunar.


Şehirlere göre tek tek liste yapamayız ancak en bilinenleri bir çatıda toplayabiliriz.. sevgiyle ;)

Türkiye Hayvanları Koruma Derneği

(212) 246 11 11

Sahipsiz Hayvanları Koruma Derneği

(212) 875 29 59 pbx 138-155

Kadıköy Hayvan Dostları Platformu

(216) 499 83 90

İstanbul Veteriner Hekimler Odası

http://www.ist-vho.org.tr/

İstanbul Hayvanseverler Derneği

(216) 347 57 04

(216) 339 49 70

Hayvanların Yaşam Haklarını Koruma Derneği

[email protected] (212) 218 58 02

(212) 218 02 84

Hayvanları Koruma Derneği - HAYKOD

[email protected]

http://www.haykod.org/

(312) 215 15 55

(312) 222 57 17

Evsiz Hayvanları ve Doğayı Koruma Derneği - EHDK

[email protected]

http://www.evsizhayvanlar.org/

(212) 271 77 17

Edremit ve Çevresi Hayvanları Koruma Derneği

(266) 385 02 226

Doğayı Hayvanları Koruma ve Yaşatma Derneği - DOHAYKO

[email protected]

(322) 457 54 22

(322) 338 62 25

Diyarbakır Sokak Hayvanlarını Koruma Yaşatma ve Hayvanseverler Derneği

[email protected]

(412) 248 8 001-4508

Bodrum Hayvan Hakları Derneği

[email protected]

http://www.bodrumhayvanhaklari.org/

(252) 316 33 03

Bakırköy Hayvan Rehabilitasyon Merkezi

(212) 572 64 87

Adalar Doğa,Çevre ve Hayvan Dostları Derneği

(216) 381 16 50

(216) 381 17 57



(alıntı kedigünlüğüm)

SİRİUS
07-08-2010, 11:56
Pako'nun Sayfası





Gina’nın Bağdat sendromu


Köpeklerde travma sonrası stres bozukluğu görülür mü? Bugünlerde ABD’de tartışılan konulardan bir tanesi de bu. Tartışmanın kahramanı Bağdat’ta görev yapan çoban köpeği Gina

ABD bir süredir köpeklerin travma sonrası stres bozukluğu yaşayıp yaşamayacağını tartışıyor. Tartışmayı başlatansa Amerikan donanmasının kahramanlarından iki yaşındaki Alman çoban köpeği Gina. Gina, Peterson Hava Kuvvetleri merkezinde eğitilmiş, ardından Irak’a göreve gönderilmiş. Altı ay Irak’ta kalmış. Görevi, askerlere baskınlar sırasında yardımcı olmakmış. İhbar edilen evlere, depolara Amerikan donanması baskın düzenlerken Gina’yı yanlarında götürüyorlamış. Gina da baskın öncesi etrafı kokluyor olası patlayıcıları askerlere haber veriyormuş. Anlaşılan o ki bu zorlu süreç Gina’yı derinden sarsmış. Gina yeniden Colorado’daki hava üssüne döndüğünde eski eğitmenleri bile onu tanıyamamış. Kapalı mekanlara giremiyor, en ufak bir ses duyduğunda yere yatıyormuş. Gina ile yakından ilgilenen Çavuş Eric Haynes, bu durumun tipik bir travma sonrası stres bozukluğu olduğu görüşünde. Haynes 12 yıldır Peterson Hava Üssü’nde köpeklerden sorumlu. Şu ana kadar 100 kadar köpeği tedavi etmiş ama Gina kadar kötü durumda olanını hiç görmemiş. Ne var ki, bilim dünyasının bir kısmı Haynes’e karşı ayakta. Örneğin Columbia Üniversitesi’nden Jack Saul, travma sonrası stres bozukluğu teriminin insanlar için geliştirildiğini bu nedenle Gina’ya bu teşhisin konulamayacağını savunuyor. Cummings Üniversitesi’nden Nicholas Dudman da, köpeklerde bu bozukluğa çok benzer belirtiler görüldüğünü ama insanlarda görülenle tamamen aynı olmadığı görüşünde.
Travma sonrası stres bozukluğu ABD ve Afganistan’dan dönen Amerikan askerlerinde oldukça sık görülen bir durum. Gina üzerinden gerçekleşen bu tartışmanın askerlerde yanlış anlaşılmalara yol açılmasında da korkuluyor.
Gina süredir kızakta, patlayıcı arama görevini şu anda gerçekleştirmiyor. Ama tedaviye başlandığından bu yana oldukça ilerleme kaydetmiş. Çavuş Haynes, neredeyse bütün gününü Gina ile geçiriyor. Gina sık sık yeşil alanlarda yürüyüşe çıkarılıyor. Ama Haynes, Gina’nın yüzde 100 eski haline dönemeyebileceğini belirtiyor.

PAMELA ANDERSON KÖPEKLER İÇİN KOLLARI SIVADI

Meksika Körfezindeki petrol sızıntısı, çevresel etkilerinin yanında bölge halkı için ekonomik felakete yol açtı. Körfezde çalışan pek çok aile ticaret durduğu için iş yerlerini kapatmak zorunda kaldı, çalışanlar işsiz kaldı. İnsanlarla beraber, olanlar köpeklere de oldu. Parasız kalan ve başka eyaletlere taşınmak zorunda kalan aileler, köpeklerini geride bıraktı. Özellikle Louisiana’da yüzlerce köpek evsiz. Köpekler sokaklarda aç kalınca, Hollywood yıldızlarından Pamela Anderson kolları sıvadı. Anderson Louisiana’da evsiz kalan iki Chihuahua cinsi köpeği evlat edindi. Ama sadece bununla yetinmedi, hayvan hakları savunucusu PETA ile işbirliği yaptı ve evsiz kalan 50 köpeğin de başka aileler tarafından sahiplenilmesini sağladı. Ne var ki, Anderson’ın 13 ve 11 yaşlarındaki iki oğlu Brandon ve Dylan üzgün. Çünkü Brandon ve Dylan’a göre servet sahibi anneleri 50 köpeğin 50’sini birden bizzat sahiplenmeli.

Dikkat edin, köpeğiniz ‘hot dog’ olmasın

PETA, hazırladığı ‘Hot Dogs’ afişiyle köpek sahiplerini uyarıyor. ‘Hot dog’ hem sıcak köpek anlamına geliyor, hem de sosisli sandviç için kullanılan İngilizce bir tabir. Bu afişin amacı yaz sıcağında arabalarda bırakılan köpeklerin sahiplerini uyurmak / Mehmet ÖZDOĞAN

Pek çok köpek, aşırı sıcakta araçlarda bırakıldıkları ve unutuldukları için ölüyor. Dünyanın en büyük hayvan hakları örgütü PETA da, hazırladığı ‘Hot Dogs’ afişiyle bu soruna dikkat çekmek istiyor. Amaç, bütün hayvanseverlerin bu afişi internetten indirip, her yere asmaları ve hayvan sahiplerinin dikkatini bu konuya çekmek.
PETA Kampanya Yöneticisi Magdalena Scherk, köpekleri yazın arabada bırakmanın bariz bir hayvan hakları ihlali olduğunu belirtiyor: “Yazın park halindeki araçların içindeki sıcaklık 70 dereceye çıkabiliyor. Aracın penceresini aralık bırakmak veya aracı gölgeye park etmek bir şeyi değiştirmiyor. Aracın sıcaklığı 15 derece olsa bile, hızla yükseliyor. Geçen yıl Ankara’da öğle yemeği sırasında aracın içinde bırakılan altı polis köpeğinin sıcaktan can verdiğini hatırlayın. Bunlar çok sık yaşanıyor.”

KÖPEKLERDE TER BEZİ YOK

Köpeklerde ter bezleri olmadığı içinı sadece solunum yoluyla serinleyebiliyor. Bu nedenle de aşırı sıcakta birkaç dakikada ölebiliyorlar. Ya da beyinleri ciddi hasara uğrayabiliyor. Köpeklerde sıcak çarpmasının belirtileri; kısa aralıklarla ve hızlı hızlı nefes alıp vermek, kusma, ishal, titreme ya da kramplar şeklinde kendini gösteriyor. Baygınlık da görülebiliyor.
Scherk, tüm dünyada süren kampanyanın Türkiye ayağı için, hayvanseverlere sesleniyor: “Türkiye halkından ricamız, bu tür eziyetlere karşı duyarlı olmaları. www.peta.de/hotdogs/turkey linkinden ‘Hot Dogs’ afişini ücretsiz indirin. Alışveriş merkezlerine, veteriner muayenehanelerine kısaca her yere asın. Bir aracın içinde köpek görüp, sahibini bulamadıysanız; hemen polisi arayın. Böylece belki de bir hayat kurtaracaksınız.”

PAKO PANO

* Bu sevimli kedi henüz iki aylık. Sokakta aç bulundu. Çok zeki ve mutlu bir kedi. Tuvalet terbiyesi var; aşıları da tamamlanmış. Tek ihtiyacı ona sıcak bir yuva verecek bir aile. (534) 468 73 83

* Yaşlı bir İran kedisi, üç bacaklı başka bir kedi ve kör olmak üzere daha yeni doğmuş bir kedi, onlara sahip çıkacak bir aile arıyor. Tedavisi tamamlanmış kedilerimiz de var. Süremiz kısıtlı, telefonunuzu bekliyoruz. (555) 422 88 95

VETERİNER HEKİM TALAT GÜLBAY

Köpeklerin şekeri düşmesin kediler aşırı su tüketmesin

Bu sıcaklar hem kedileri hem de köpekleri yoruyor. Yavru köpeklerde hipoglisemi (kan şekeri düşüklüğü) sorununa sık rastlanıyor. Kedilerde de aşırı su tüketimine bağlı çeşitli hastalıklar çıkıyor. Bu durum bazen de başka hastalıkların belirtisi olabiliyor

Yavru köpeklerde özellikle yetersiz beslenme, kalitesiz ve sindirim oranı düşük mamaların kullanılması ya da yavru köpeğin gereğinden fazla egzersizle çok aşırı enerji harcaması sonucu kan şekeri düşmesi durumları ortaya çıkabilir. Karaciğer ve bazı sindirim sistemi hastalıkları da yavru köpeklerde hipoglisemiye neden olabilir.
Hipoglisemi tablosu ortaya çıkan köpeklerde halsizlik ve bitkinlik en dikkat çeken bulgudur. Kan şekerinin düşmesi durumlarında kaslar ve beyin dokuları da enerjisiz kalabileceği için titreme, dengesiz ve sarhoş gibi yürüme, huzursuzluk, kasılma ve titreme gibi belirtiler de ortaya çıkar. Bazı ileri durumlarda bu belirtiler daha da şiddetlenerek nöbetler ve takiben koma durumu da ortaya çıkabilir.
Hastalığın şiddeti ve tehlikesi kan şekerinin ne düzeyde düştüğüne bağlı. Eğer kan şekeri yavru köpeğin beslenme yetersizlikleri ve hatalarından ya da aşırı egzersiz sonucunda enerji kaybetmesinden kaynaklanıyorsa bu durumların düzeltilmesiyle problem hızla düzeltilebilir.

DUDAKLARINA ŞEKER DAMLATIN

Karaciğer ya da sindirim sistemi bozuklukları sonucu ortaya çıkan hipoglisemilerse yavru köpeklerde kronik ve ömür boyu sürebilen bir hastalığa dönüşebilir. Hipoglisemi belirtileri gördüğünüzde yavru köpeğinize sıvı glikoz, mısır şurubu, şekerli su veya bir miktar bal vererek yardımcı olabilirsiniz. Şekerli sıvıları azar azar dudaklarına ve diş etlerine damlatarak veya sürerek uygulayabilirsiniz.
Bu şekilde kan şekeri düşmüş olan yavru köpeğinize destek verdikten sonra, vakit kaybetmeden veterinerinize başvurmalısınız. Veterineriniz yapacağı muayene ve gerekli gördüğü kan ve laboratuvar analizleriyle hipogliseminin asıl nedenini ortaya çıkarır.
Hipoglisemi beslenme hataları ve aşırı egzersizden kaynaklanıyorsa bunları düzeltmeniz hipoglisemi tablosunu da düzeltir. Diğer hastalıklardan kaynaklanan hipoglisemilerin tedavisi içinse veterinerinizden yardım istemelisiniz.

madenci1
07-08-2010, 14:17
14 senedir, evde bizimle birlikte yaşayan kedi öldü. Bana en yakın bir insanın ölümü kadar üzüldüm.

Evlerinde olanlar ya da almak isteyenler için paylaşmak istedim. Ömürleri insan ömrüne göre çok kısa, ölümleri de yıkıma yol açıyor. Ufacık bir kedinin bu kadar önemli olduğunu hiç düşünmemiştim. Kaybettikten sonra anladım.

Belki de bu kadar üzülmemin sebebi; karşılıksız sevgi alışverişi yaptığımız bu varlığa çok sevgi borcumun kalmasıdır. Fakat ben kedimi çok sevmiştim.

er76014560
08-08-2010, 11:48
Bir karıncanın bile hakkının korunmasından yanayım....
Ama benim de bir köpekle aynı markette, otobüste yan yana seyahat etmeme hakkım, çocuklarımı bir pit-bull korkusu olmadan parka götürme hakkım var!!!

SİRİUS
09-08-2010, 00:39
Bir karıncanın bile hakkının korunmasından yanayım....
Ama benim de bir köpekle aynı markette, otobüste yan yana seyahat etmeme hakkım, çocuklarımı bir pit-bull korkusu olmadan parka götürme hakkım var!!!

Haklısın dediklerine katılıyorum.Herşeyde olduğu gibi hayvan hakları ve insan hakları vs.vs ülkemizde,dünyada en çok istismar
edilen bir konudur.Hele bu konudaki derneklerin çoğunun samimiyetine bile inanmıyorum.İşte örnek YENİÇAĞ gazetesinde AFŞİN SELİM,den
alıntıdır.


Ece’yi değil, Pitbull’u ziyaret ettiler
“Hayvan hakları savunucuları, felç kalan Ece’yi değil, Pitbull’u ziyaret ettiler” başlıklı bir haber yayımlandı. Dikkatinizi çekti mi? Okurken insanlığım adına utandım: “Saldırının ardından iki ameliyat geçiren, 3 ay sonra yeniden bıçak altına yatacak olan Ece, artık sokağa çıkmaya korktuğunu söylüyor. Tedavi süreci boyunca en çok zoruna giden olayın ise Hayvanları Koruma Derneği üyelerinin kendisine saldıran köpeği belediyenin hayvan barınağında ziyaret etmesi olduğuna dikkat çekiyor. Ece Erboğa, Ben hastanede can çekişirken onlar köpeğe bir şey olmuş mu olmamış mı diye hayvan barınağına gitmiş, onu sevmişler. Bir defa olsun beni ziyaret etmediler. Ne halde olduğumu sormadılar, diye konuştu.”
Ne yâni, Ece’nin serzenişini dile getirdim diye, hayvansevmezlik mi yapmış oluyorum şimdi? Hayvanseverliği, öncelikle hayvanseverlerin elinden kurtarmak gerekiyor herhalde...

Ama ağzı olup dili olmayan bu sevgili varlıkları koruyup kollamak bizim (herkesin hakkını ve güvenliğini düşünerek)
insani vazifemizdir.

MCMIII
12-08-2010, 03:45
ne zamandır bu başlığa yazmak istiyorum ama bir türlü elim gitmiyor.

belki nereden başlayacağımı bilememek,

belki de hayatının 15 yılına iki köpeği dahil etmiş, özellikle ikincisiyle tam 12 yılı paylaşmış ve onun ölümünün ardından hâlâ kendine gelememiş bir bünyenin ruh hali...

bu başlığı açan ve katkıda bulunan duyarlı tüm hayvansever dostlara en içten saygılarımı sunuyorum.

* hayvanlara yapılan zulümlerin imza-kampanya vs. ile çözüme kavuşacağına inanmıyorum. hele ki bu iktidarla sadece hayal...

elbet etkisi olur ama yapılması gereken ilk iş, o zulmü yapan yaratığın kafasını gözünü kırmaktır. ya olur mu diyeceksiniz, olur olur.. (ben yaptım ordan biliyorum.)

** sayın bora yaşar'ın geçmiş sayfalardaki boğa güreşlerinin yasaklanması konulu mesajına ilişkin olarak:

her zaman boğa'dan tarafım. matador ölsün isterim.

arenada boğa güreşi izleyen ve zavallı hayvana her mızrak darbesinde ole çekip orgazm olan o insan kılığındaki organizmaların da deprem, bombalanma vs. nedenlerle yok olmalarını dilerim hep. ütopya tabi...

neyse...

tekrardan selamlar saygılar güzel insanlara...

SİRİUS
14-08-2010, 12:42
Pako'nun Sayfası





50 gün oturacağım eğer yetmezse kendimi köprüye zincirleyeceğim


Tiyatro oyuncusu Tuna Arman, yarın bir oturma eylemine başlıyor. İzinlerini tamamladı, destekçilerini yanında aldı.

4 Ekim’e kadar tam 50 gün Beyoğlu Galatasaray Lisesi’nin önünde oturacak. Derdi, hayvanlara eziyetin, tecavüzün ve hayvanların öldürülmesinin hapisle cezalandırılmasını sağlamak. Çünkü Türkiye’de hayvana karşı işlenen bu suçların cezası en fazla 300 lira. Eğer maktul sokak hayvanıysa ceza bile yok
Mehmet ÖZDOĞAN

Bugüne kadar kaç hayvan beslediniz?
- Bir buçuk yaşımda Sapanca’da oturduğumuz evin merdivenlerinde, patatesimin yarısını bir köpekle paylaşmışım. O zamandan beri var bu aşk. Ailem pek sevmezdi hayvanları. Sokakta, merdiven altında hep gizli köpek ve kedilerim olurdu. Bugüne kadar 30’un üzerinde hayvanı evimde beslemişimdir. Yüzlerce de sokakta var; onları saymıyorum.

Böyle koyu bir hayvansever olmak insana neler kaybettiriyor?
- Birçok şey. Mesela ailem dahil herkesin gözünde pis kadınım ben. Hayvanseverlere hemen deli damgası vuruluyor. Karşı komşum bile bir şey dese, susmak zorunda hissediyorum. Neyse, varsın ‘deli’ desinler. Bu ülkede delirmeden hiçbir şey başaramıyorsun. E tabii ilişkilerimde de kayıplarım oldu. Oğlumum babası sevmezdi. Her gün kavga çıkardı evde bu yüzden. Hatta şimdi, “Kendin pistin, oğlanı da pis yapıyorsun” diyor. Oğlum Sinan, benden de manyak çünkü.

Hayvanlara tecavüz etmenin veya hayvanları öldürmenin cezası farklı mı?
- Şaka gibi bir sistemimiz var. Bir kere zarar gören hayvanın sokak hayvanı olmaması gerekiyor. Sokak hayvanıysa, sıfır ceza. Bu bana çok ağır geliyor. Neyse, diyelim sahipli bir hayvan söz konusu. İster öldür, ister tecavüz et, ister sakat bırak; 5199 sayılı Kabahatler Kanunu’na göre cezası 300 lira. O da ispatlanırsa tabii. Bir köpeği öldürmekle, bir insanın malına zarar vermek aynı cezayı gerektiriyor. Çünkü kanuna göre hayvan sadece bir eşya.

Bunu yapanların sicillerine de böyle birşey işlenmiyor haliyle?
- Kesinlikle işlenmiyor. Köpeğe tecavüz eden, kediyi öldüren sapık, çocuğa ne yapmaz? Bu adamın akıl sağlığının yerinde olmadığı açık. 300 lira ceza alıyor, sonra yine sokakta. Ne bir tedavi görmeye zorlanıyor, ne de bu suç sabıkasına işliyor. Bu tehlikeli yaratıkla aynı bakkaldan alışveriş yapmayı, aynı otobüse binmeyi hazmedemiyorum. Onun yeri hapis.

BUGÜN HAYVANA YARIN SİZE

Başka kanınızı donduran olaylar var mı?
- Bugün bir kedinin kafasına yüzlerce kere tekme atıldığını duydum. İzmir’de bir adam bir köpeği üç gün eve hapsedip, defalarca tecavüz etmiş. Şimdi nerede? Sokakta. Bütün bilim adamları söylüyor. Seri katillerin büyük bir çoğunluğu, ilk olarak hayvanlara zarar veriyor. En son Amerikan Psikiyatri Derneği’nin raporunda okudum.

Halk bunu bilmediği için mi bu suçlar yüksek sesle konuşulmuyor?
- Kesinlikle bu yüzden. Bakın mesela geçenlerde bir polis dedi ki, “Yakalıyoruz sapığı, nezarethaneye sokuyoruz. Ama kanun yetersiz. Ertesi gün salıvermek durumunda kalıyoruz.” Sadece polisler değil, bu vahşetin cezasız kaldığını bilen herkes çok tepkili.

Neden oturma eylemi? Ne kadar sürecek?
- Elimden gelen her şeyi yaptım ama sonuç alamadım. Eylem yarın başlıyor. 4 Ekim Hayvanlar Günü’ne kadar tam 50 gün boyunca sürecek. Her gün 15.00 ve 19.00 arasında oradayım. Dört saat izin vermişler. Bence eylem güzel geçecek. Bakın sadece iki hafta oldu eylem fikri ortaya çıkalı, binlerce destekçim var. Eş zamanlı olarak 10’a yakın il ve ilçede de oturma eylemleri başlıyor. www.dostlarimizicin.com internet sitesi günde binlerce kez tıklanıyor.

Peki eylemden sonra ne olacak?
- 4 Ekim’de oturma eylemi yapıp, imza kampanyası toplayan herkes farklı şehirlerden Ankara’ya hareket edecek. Bu imzaları Adalet Bakanlığı’na ileteceğiz. Başbakan Erdoğan’dan da randevu almaya çalışıyoruz.
Tuna Arman, tiyatroya ve televizyona yıllarını vermiş bir oyuncu. Komşularından gizli gizli evinde dört köpek, üç kedi besliyor. Köpeklerinden biri kör. Diğer evcil hayvanlarının çoğunu ya çöpten çıkarmış, ya da sokakta bulmuş. Ona deli damgası vurmuşlar, pis demişler ama umrunda değil. Kör köpeğinin bulaşık makinesini açıp tabakları yalamasını, kedisiyle köpeğinin yan yana dolaşmasını izlemek yetiyor ona. Bir köpeğin tecavüze uğradığını duyunca hıçkırıklara boğularak ağlıyor. Yetkililere sesleniyor: “Bu hastaları tıkın bir yerlere, yoksa bir gün sizin de canınızı yakacaklar.”

Size ne dense, ‘Tamam, amacım buydu’ dersiniz?
- Hayvana karşı şiddet, taciz, tecavüz uygulayan, onları öldürenlerin en az birkaç yıl hapis cezasıyla yargılanması ve zorunlu tedavi altına alınmasına ‘tamam’ derlerse; ben dünyanın en mutlu kadını olurum.

Diyelim on binlerce imza topladınız ama sonuç çıkmadı. Ne yapabilirsiniz daha fazla?
- Geçenlerde Reyhan’la (Karaca) bir işkence haberine delirdik. Ciddi ciddi Boğaziçi Köprüsü’ne kelepçeleyecektik kendimizi. Bu eylem sonuç vermezse onu da yaparım.

YURTDIŞINDA 10 YIL HAPİS VAR

Biz, köpeği öldürene 300 lira bile ceza veremezken, yurtdışında bir adam sadece köpeğini yanlış beslediği için 3 bin Avro ceza alıyor. İşkencenin, tecavüzün cezası zaten hapis. 1 yıldan başlıyor 7-8 yıla kadar çıkıyor. Bir de zorunlu tedavi ve para cezası ekleniyor. Mesela ABD çok katı. Hayvana işkencenin cezası 10 yıl hapse çıkıyor. En az para cezası da 5 bin dolar. İnsanlar beni yolda çevirip, ‘Cezanın bu kadar az olduğunu bilmiyorduk’ diyorlar. Eminim bilmeyen milyonlarca insan var.

TEDAVİ Mİ TECAVÜZ MÜ

İnternette ‘adaklık kedi var’ ilanları görüyorum. İnsan nasıl delirmez? Bu çocukların hepsi 18’in altında. En son yaşadığım olay... 15 yaşında satanist bir kız çocuğu. Kestiği kedileri internet sitesinde yayınlayacak kadar ileri gidiyor. ‘Yavru kedilerinizi istiyorum’ gibi şeyler yazıyor. Ve bu çocuk, Türk Ceza Kanunu’nda hayvana zarar tanınmadığı için kedileri kesmeye devam ediyor. Kimse bir şey yapamıyor. Bir de ‘hayvanlarla cinsel ilişkiye girmek, cinsel hastalıklara iyi geliyor’ söylentisi var. Söylerken bile tüylerim diken diken oluyor. Onlarca ürolog açıkladı kesinlikle doğru olmadığını. Ve bu bahane bazen zanlının cezasız kalmasını bile sağlıyor.

Kediler de dipsoman olur: Potomania

Aşırı sıcak sadece sizi değil kedilerinizi de etkiliyor. Kedilerde aşırı su tüketimine bağlı çeşitli hastalıklar çıkıyor. Bu durum bazen de başka hastalıkların ya da psiklojik bir rahatsızlığın belirtisi olabiliyor

Kedilerde aşırı su tüketiminin tıbbı bir adı var: Polidipsia. Genellikle ‘polyüri’ olarak adlandırılan aşırı idrar yapmayla birlikte seyreden bir belirti. Kedilerde aşırı su tüketimi ve normalden fazla miktarda idrar yapma belirtisiyle seyreden birçok hastalık bulunur. En başta akla gelenler şüphesiz böbrekle ilgili problemler. Gerek akut, gerekse kronik böbrek yetmezliklerinde ve nefritte kedilerde su tüketimi artar. Diabet (şeker hastalığı) ve hipertyroidizm gibi endokrin sistem hastalıklarında da su tüketiminde ve idrar miktarında artış görülür.

İÇME HASTALIĞI

Karaciğer yetmezliği de kedinizin fazla su içmesine neden olabilir. Eğer kediniz dişi ve kısırlaştırılmamışsa aşırı su tüketimi, ‘pyometra’ gibi rahim iltihaplanmaları ve üreme sistemi hastalıklarının belirtisi olabilir. Kanda kalsiyum, azot ve potasyum oranları dengesizliğine yol açan hastalıklarda da su tüketimi artışı önemli bir bulgudur.
Eğer kedinize yakın zamanda kortizon, diüretik ya da bazı antibiyotikler uygulandıysa bunlar su tüketiminin artmasına yol açabilir. Herhangi bir hastalığa bağlı olmadan aşırı tuzlu ev yemekleri verilmesi de su tüketimini arttırabilir. Çok ender de olsa bazı kedilerde psikolojik bir bozukluk olan ‘potomania’ da (içme hastalığı) görülür ve bu durumda su tüketimi artar. Aşırı su içme, önemli hastalıkların belirtisi olabileceği için vakit kaybetmeden kedinizi mutlaka bir veterinere göstermelisiniz.

Pako Pano

* Bu bebeğin adı Deniz ve daha iki aylık. Tuvalet terbiyesi var, aşıları tamam, kuru mamaya da bayılıyor. Tek eksiği sıcak bir aile (532) 416 81 47

* Üç renkli minik kızlarımıza acilen yuva arıyoruz. Daha iki buçuk aylık hepsi. Oyuna bayılıyorlar. Mümkün olursa birlikte, olmazsa da ayrı ayrı onlara yuvanızı açar mısınız? (536) 437 21 46

SİRİUS
21-08-2010, 10:36
Pako'nun Sayfası





Güvercin pazarı mı kuş işkencehanesi mi


İstanbul’un çeşitli semtlerinde her hafta ‘güvercin pazarları’ kuruluyor. Meraklıları 15 liradan 3-5 bin dolara kadar çıkan paralar ödüyor.

Ancak bu değerli güvercinler pazarlarda adeta işkence yaşıyor. Küçücük tel kafeslerde tıka basa sergileniyor. Karton kutuların içinde, birbirlerinin üstünde sabahtan akşama kadar güneşin altında bekletiliyor. Ayaklarına bağlanan iplerse sadece 3-5 metre havalanmasına izin veriyor. Pazarın yanındaki ayrı bir bölüm dövüş horozları ve tavuklara ayrılmış. Gerilmiş bir ipte tek ayaklarından bağlanarak sıralanmışlar. Avlanması ve satılması yasak olan sakalar da kuytu bir köşede alıcı bekliyor
Cahit AKYOL

Edirnekapı’daki kuş pazarı her cumartesi ve pazar Tekfur Sarayı’nın kalıntılarının dibinde kuruluyor. Cumartesi pazar kadar renkli ve kalabalık olmuyor ama meraklıları her ikisine de geliyor. Havalar biraz serinlediğinde günde 1000- 1500 kişinin pazarı ziyaret ettiği söyleniyor.
Pazarda renk renk, cins cins güvercinler satılıyor. En fazla ilgiyi havada attığı taklalarla meşhur Mardin cinsi güvercinler görüyor. Paçalı, beyaz, siyah tüylü ve çizgili yüzlerce güvercini bir arada görmek ve seyretmek insana huzur veriyor.

KADIN YOK HEPSİ ERKEK
Pazarda tek bir kadına bile rastlamak olası değil. Tüm kuş meraklıları erkek. Yaşları 7’den 70’e değişiyor. Aralarında çocuklar da var, dedeler de. Mesleklerini sorduğunuzda genellikle garson, çırak, berber kalfası, tezgâhtar ve işçi emeklisi olduğunu öğreniyorsunuz. İşsizlerin sayısı da az değil. Pazara İstanbul’un her semtinden gelen meraklılar geliyor. Ama ağırlık Esenler, Güneşli, Şirinevler, Kocamustafapaşa, Bağcılar ve Kasımpaşa gibi semtlerde.
Güvercinlerini ‘Zamanı geldiğinde bir kat daha çıkarız’ umuduyla çatısını yapmadıkları evlerinin teraslarında beslediklerini söylüyorlar. Kuşbazların bazıları biraz ‘delikanlı’ bir hava yaratmak istedikleri için fotoğraflarının çekilmesinden pek hoşlanmıyorlar: ‘Bizi çekeceğinize kuşları çekin’ diye sertçe uyarıyorlar.
Fotoğrafı güvercin dışındaki kanatlıların satıldığı yan bölümde çekmek istersiniz uyarılar daha da sertleşiyor. Çünkü burada yakalanması ve satışı yasak saka kuşlarının kafesleri olduğu için deşifre olmak istemiyorlar.

YİYİP İÇMEYİZ, KUŞA YATIRIRIZ
Edirnekapı Pazarı’nın ziyaretçileri genellikle tüm pazarların müdavimi. Satıcılar ve alıcılar birbirlerini tanıyor. Ve alışveriş yapmasalar bile, her haftasonu tüm işi gücü bırakıp buraya geldiklerini gururla anlatıyorlar. Çoğunun maksadı ticaret değil. Ortak paydaları güvercinler uğruna her haftasonu buluşuyorlar. Gelir düzeyleri çok yüksek gibi görünmese de önlerindeki tezgâhlardaki kutuların içindeki güvercinlerin binlerce lira ettiğini öğreniyorsunuz: ‘Güvercin bizim için bir yaşam tarzı. Yemeyiz içmeyiz ama güvercin alırız. Çünkü onunla huzur buluruz. Güvercin bir tutkudur. Paramızı kuşa yatırırız’ diyorlar. Bazıları evlerindeki kuşların maddi değerlerini binlerce lira olduğunu hatta otomobil fiyatına yakın değerde kuşları olduğunu ileri sürüyor.

DURUŞUNDAN KANADINDAN GÖZÜNDEN ANLIYORLAR
Kuş pazarının meraklıları Türkiye’deki diğer kuşbazlarla genellikle internet üzerinden yazışarak haberleşiyor. Türkiye Güvercin Forumu’nun 8 bin üyesinin olduğu iddia ediliyor. Meraklıların çoğu konularında uzman. Kuşları duruşundan, kanadından veya tüylerinden bir bakışta değerlendirdiklerini söylüyorlar. Sıradan bir güvercini ‘cinsmiş’ gibi satmak isteyen açıkgözlere de rastlamak mümkün ama onların hedefi yolu bir şekilde bu pazara düşmüşler.
Pazarda yem, kafes, suluk gibi malzemeler satan esnafın yanı sıra; su satıcıları başta olmak üzere tatlıcı, çiğ köfteci, simitçi yeme-içme esnafı da hizmeti veriyor.

SAKALAR DA ÜRKÜYOR SAHİPLERİ DE
Bu pazarda sadece güvercin satılmıyor. Diğer kanatlılar da var. Onlar pazarın dışında bağımsız gibi görünen ayrı bir bölümde bulunuyor. Girişte daha kuytu bir bölümde de saka satıcıları kümelenmiş. Yakaladıkları yavru sakaları kafeslerin içine koymuşlar. Tanesini 10 liradan satıyorlar. Fotoğraf makinesiyle yaklaştığımızı görünce tedirgin olup sertçe uyarıyorlar. Renkleri ağırlıklı olarak kızıl ve kanatlarının üstünde sarı, mor, gri lekeler olan saka yavruları da en az onları yakalayan sahipleri kadar tedirgin. Kafese bir insanın yaklaşması onları ürkütüyor.
Sakaların yanında kanaryalar var. Fiyatları 50 lira civarında. Onların ilersindeyse tavuklar bulunuyor. Tavuklar 20, ördekler 30 lira. Kaçamayıp bir arada dursunlar diye tek ayaklarından bir ipe dizilerek bağlanmış. Bir ipte yaklaşık 7-8 tavuk var ve bunun adı resmen ‘işkence’.

FİYATLAR 15 LİRADAN BAŞLIYOR

Pazarın gözde kuşları güvercinlerin başlıca cinsleri Mardin, Kanırık, Posta Güvercini, Yan Dönek, Kelebek, Bursa Güvercini, Mantolu, Pirinç Gagalı, Taklanbaç, Muro, Sabuni, Sıvama, Bozdak, Mermeri, Mavi, Kuveyt, Devetüyü, Askılı Mantolu, Malatya Paçalısı ve Buhara. Fiyatları kuşun durumuna ve sahibinin pazarlama yeteneğine göre değişiyor. Genellikle 15 liradan başlayan fiyatlarla satılıyor.

PAKO PANO

*Bu dünyalar güzelini otoyol kenarında bulduk. Oyuna aşık, aşıları tam, kuru mama seven tam bir prenses. Tuvalet alışkanlığı da olan bu yavruya sıcak bir yuva arıyoruz. (555) 986 97 30

madruk
21-08-2010, 10:48
Geçen 2 hafta içinde bir kaç kere istiklal caddesinden geçtim.. Gece 11-12 gibi istiklalin girişinde bir adam, elinde ki yavru köpeği satmaya çalışıyordu. Hava çok sıcak, inanılmaz bir kalabalık, ve yavru köpek gıkını çıkarmadan adamın elleri arasında satılmayı bekliyordu. O kadar rahatsız oldum ki anlatamam. Orada bulunan polisler ve belediye zabıtaları niye müdahale etmiyorlar anlamış değilim. Hayvanların parayla satılmasına sebep ne olursa olsun karşıyım. Hele ki böyle saçma sapan yerlerde olunca ifrit oluyorum. Bu gece özellikle istiklal'e giderek, adam ordaysa yetkililere engelletmeye çalışacağım. Lütfen sizlerde böyle rezillikler görürseniz müdahele etmeye gayret gösterin..

SİRİUS
26-08-2010, 13:14
Ayşe ARAL
[email protected]




Güngören Hayvan Barınağı masum bir köpeği uyutmak üzere





Ayşe Hanım,

3.5 yaşında, Mask adındaki, bugüne kadar hiçbir insana saldırmamış, dövüştürülmemiş, kimseye zararı olmayan Stafford Shire cinsi köpeğimi savcılık kararı olmadığı halde 2 tane polis ekip otosu, 1 tane zabıta otosu, 1 tane kamyonet ve 15 kişilik bir ekiple zorla, ellerinde demir ve sopalarla, tehditle hayvan barınağına götürdüler. Sadece bir şikâyet üzerine...

Hâlbuki köpeğimin tüm aşıları tamamdı, kendi bahçemizde bakıyordum ona, ağızlığı ve diğer tüm kanuni aksesuarları eksiksizdi.

Mask'a bakmaya gittiğimde önünde bir kap suyu bile yoktu. Yemek koymuşlar önüne ama hayvan resmen derdinden 2 gün boyunca yemeğine dokunmamış bile.

Beni gördüğünde kendini demir parmaklıklara vurdu, insan gibi ağladı. ''Beni buradan kurtar'' der gibi.

1 haftalık bir süreden sonra Mask'ın iğneyle öldürüleceğini öğrendim. Daha yavruyken aldığım ve bin bir fedakârlıkla büyüttüğüm köpeğimi, savcılık kararı bile olmadan zorla alıkoymak niye?

Savunmasız bir köpeği alıkoymak için bu kadar ekibin gelmesi niye? Adam öldürüldü desek bu kadar (adam) gelmez. Suç nerede?

İlker PAKKAN



Bu köpeğe yapılan zulmün cevabını yetkililerden bekliyorum.

Nasıl bir şey bu ya, ne demek? Gecenin bir saati elim kolum uyuştu, normalde yazı günüm değil ama bu acil durum.

Bu işin peşini bırakırsam ne olayım, yetkililerden bu hatanın acilen düzeltilmesini bekliyorum.

Yarın gidip Güngören Hayvan Barınağı’nda bu hayvancağızı ziyaret edeceğim, bu işin peşini de bırakmayacağım.

Az önce Av. Merve Gürcan’la da telefonda kısaca görüştüm.

Sahipli bir hayvana herhangi bir sebep olmaksızın el konulup uyutmanın hukuka aykırı olduğunu söyledi.

“Mülkiyet ve yaşam hakkı ihlali” nedeniyle Güngören Hayvan Barınağı ve ilgili Belediye aleyhine bir dava açmak gerektiğini belirtti.

Yargılamanın sonuçlanmasına kadar da geri dönülemez bir zararın oluşmasını önlemek amacıyla davanın tedbir talepli olarak açılması gerektiğini söyledi.

SİRİUS
11-09-2010, 10:01
Pako'nun Sayfası





Kuşlarda düzenli dışkı kontrolü


Kafes kuşları diğer evcil hayvanlara göre yabani hayata ait özelliklerini daha fazla korudukları için hastalık belirtilerini daha fazla gizlerler. Bu durum hastalık teşhisini güçleştirdiği gibi kuş sahiplerinin de besledikleri kuşun sağlık durumunu izlemeleri için daha dikkatli olmalarını gerektirir

Kafes kuşlarının sağlık durumuyla ilgili en hızlı göstergelerden birisi kuşun dışkısıdır. Günlük olarak kuşun yaptığı dışkının kontrol edilmesi hastalık ya da stres durumlarını ortaya çıkarmak ve zamanında düzeltebilmek için önemli bir uygulamadır.
Kuşların sindirim sistemi fiziksel olarak son derece basittir. Vücuda gıda alımından atılımına kadar geçen sindirim süresi bir günden daha az sürer. Bu sayede kuşun en son yedikleri ve günlük aktivitesiyle kuşun dışkısı arasında bağlantı kurulabilir. Eğer kuşunuzun normal durumdaki dışkısını takip ediyorsanız farklılıkları ve anormallikleri de fark etmeniz kolaylaşır.
Kuşlarda dışkı, memeli hayvanlardan farklı olarak, sindirim sisteminden gelen dışkı, böbreklerden gelen idrar ve üratın (ürik asit protein metabolizması artığı) bir araya gelmesiyle oluşur. Aynı anda dışarı atılan bu üç artık maddeden bir veya bir kaçında değişiklik meydana gelirse bu durum veteriner hekiminiz için hastalık teşhisi açısından önemli ipuçları taşıyabilir.
Kuşun dışkısını günlük olarak kontrol ederken dört şeye dikkat etmek gerekir : 1- Dışkının rengi, 2- Dışkının yapısı, 3-Dışkıdaki sıvı miktarı, 4- Dışkı sayısı.
Normalde her kuş türüne göre bu kriterler değişiklik göstermektedir. Beslenme ve kuşun yaşı da dışkıda normal kabul edilen değişikliklere neden olabilir. Bu nedenle öncelikle kuşunuzun normal dışkı periyodunu bulmak için bir süre dışkı sayısını ve tipini takip etmelisiniz. Böylece onun normal durumunu tespit edebilirsiniz. Bunu dışında dışkının normal özellikleri şunlardır :
* Kokusuz olmalıdır
* Katı olan kısım şekilli ve rengi, kuşun türüne ve yemine göre kahverengi veya yeşil renkte olmalıdır. Yem yiyen kuşlarda genellikle dışkı koyu yeşil olmaktadır. Dışkı kurudukça rengi siyahlaşır.
* Sıvı kısım berrak ve temiz olmalıdır.
* Ürat içeren kısım krema beyazı gibi ve genellikle tebeşir görünümündedir.
* Muhabbet kuşlarında günlük dışkı sayısı 35-50 arasındadır. Daha büyük kuşlarda bu sayı daha azdır. Yem dışındaki su oranı yüksek meyve ve sebzeler normal olarak dışkıdaki sıvı miktarını arttırabilir.

ANORMAL BULGULAR

* Katı kısmın açık renk olması, hardal renginde olması veya kan içermesi
* Dışkının çok büyük olması veya çok sulu ya da sünger gibi olması
* Dışkının içinde sindirilmemiş yem bulunması
* Dışkının kötü kokması
* Sıvı kısmın renkli olması ve berrak olmaması
* Ürat içeren ve normalde beyaz olan kısmın sarı veya yeşil olması
* Dışkı sayısının dikkat çekecek oranda artması veya azalması
* Eğer dışkıdaki bu değişikliklerin yanı sıra halsizlik, yem yememe, kafesin dibinde ya da tünekte sürekli hareketsiz oturma, ve/veya tüylerin kabarması, solunum değişiklikleri veya ağız açık solunum alma gibi belirtiler de varsa mutlaka veteriner hekiminize başvurmalısınız. Veteriner hekiminize giderken kafesin altına serdiğiniz dışkı bulunan kağıdı da yanınıza almayı unutmamalısınız.

Pako pano

* İki aylık minik Pandiş’in gidecek yeri yok. İç ve dış parazit ilaçları yapıldı. Çok güzel kuru mama yiyor. Sokakta kalmış başka yavrular da var. Bu kedilere sıcak bir yuva arıyorum. (216) 384 51 65

* Sokakta yaşayan bebek kedilere yuva arıyoruz. 1.5 aylık bu yavruları sokaktan kurtarıp yuvanızda yaşama şansı verir misiniz? (533) 529 16 51

MCMIII
29-09-2010, 03:54
köpeğin, sahibine (yoldaşına) mektubu: ''Nasıl Yaparsın?..''
Yazan: Jim Willis (How Could You?)

'' Üzerinden seneler geçti, şimdi hatırlıyorum da, ben yavruyken şirinliklerime katıla katıla güler, beni "yavrum" diye çağırırdın...
Ve birkaç dişlenen ayakkabı ve katledilen yastık dışında, kısa zamanda senin en vazgeçilmez dostun oldum.
Ne zaman bir muzurluk yapsam bana parmağını sallar ve "nasıl yaparsın" diye çıkışırdın.
Ne var ki hemen arkasından kızgınlığın geçerdi ve beni yere yatırır, ters çevirir ve göbeğimi okşardın.

Çok meşguldün o aralar çok... Dolayısıyla tuvalet eğitimim tahminimizden uzun sürdü...
Ama ikimiz el ele verip üstesinden geldiydik alimallah.

Yatağında sana sokulup da koynunda geçirdiğim geceleri unutamam.
Sen farkında değildin belki ama, ben senin rüyalarını ve saklı hayallerini gizlice dinler ve bundan daha mutlu olunamayacağına kanaat getirirdim.

Beraberce uzun yürüyüşlere çıkar, parklarda koşuşturur, dondurma yerdik hatırlıyor musun? [dondurma dokunur diye bana sadece külahını verirdin]
Ve evde senin dönüşünü beklerken sırtımı ılık güneşe verir, huzurlu, derin bir uyku çekerdim.

Zamanla, yavaş yavaş, işinde daha fazla vakit geçirmeye başladın ve boş kalan zamanlarında da kendine bir eş aramaya koyuldun.
Ben seni her zamanki gibi sabırla bekledim, sana hayal kırıklıkların ve acılarında teselli oldum, yanlış kararlarını hiçbir zaman kınamadım, her defasında seni büyük bir sevinçle karşıladım...

Ve sonunda sen birine aşık oldun.

Evlendin...

Ne var ki eşin köpeklerden pek hazzeden biri çıkmadı.
Yine de ben onu bizim evimizde sevinçle karşıladım, ona sevgi gösterdim ve dediğinden dışarı çıkmadım.
Mutluydum, çünkü sen mutluydun.

Sonra, insan bebekler geldi aramıza ve yeni yavruların heyecanını sizle aynen paylaştım.
Onların pespembe yumuşacık tenleri, mis gibi bebek kokuları beni heyecanlandırıp, hayran bırakıyordu... Ve ben de onlara annelik etmek istiyordum.

Ne yazık ki - her nedense - hem eşin hem de sen, benim onlara zarar vereceğime kanaat getirdiniz ve beni ayrı bir odaya veya kulübeme kapattınız hep.
Halbuki kendim sevgiden mahrum kaldıkça, onlara olan sevgim ne kadar daha arttı... Bilemediniz hiç.

Çocuklar büyüdükçe, onların en yakın dostu oldum.
Tüylerime tutunup tombul bacaklarının üzerinde ilk adımlarını attılar, gözlerime minicik parmaklarını soktular, kulaklarımın içini karıştırdılar ve burnuma öpücükler kondurdular.

Onlara, kısacası onlarla ilgili herşeye tapardım – bilhassa temaslarına - zira senin temasına hasret kalır olmuştum.
Gerektiğinde onları hayatım pahasına korumaya hazırdım.

Artık onların yataklarına girip, onlarla sarmaş dolaş olup, onların gizli hayal ve üzüntülerini dinler, onlarla beraber senin akşam gelişini bekler olmuştum.

"Köpeğin var mı?" sorusuna, cüzdanından resmimi çıkarıp, hakkımda şirin hikayeler anlattığın zamanlar artık geride kaldı.
Son senelerde kuru bir "evet" le karşılık verip konuyu değiştirir oldun artık.

"Senin köpeğin" olmaktan, "itin biri" oldum ve bana yaptığın her tür masraf sana batmaya başladı.

Sonunda da başka bir şehre tayinin çıktı.

Yeni apartmanınızda sana ve onlara yer vardı, ama bana yoktu.
Haliyle ailen için en doğru kararı verdin belki... Ama unutma ki bir zamanlar ailen bir tek benden ibaretti.

Son araba gezintimize çıktığımızda heyecanlıydım... Ta ki barınağa varana kadar. Barınak köpek, kedi, korku ve umutsuzluk kokuyordu.
Gereken evrakları doldurduğunu ve "ona çok iyi bir ev bulacağınıza eminim" dediğini hatırlıyorum.
Onlar omuz silkip sana karamsar bir bakış attılar. Onlar orta yaşlı, terkedilen bir köpek veya kedinin akibetinin farkındaydılar.

Oğlunun tasmama yapışıp kalan elini zorla açmak zorunda kaldın. "Baba, ne olur köpeğimi elimden almalarına izin verme" diye çığlık çığlığa haykırmasına sen aldırmadın belki ama, ben onun adına hem üzüldüm hem de çok endişelendim.
Endişem, ona şu anda arkadaşlık, sadakat, sevgi ve sorumluluk, ve bilhassa bir cana duyulan saygı konusunda vermiş olduğun hayat dersinde yatıyordu.

Başıma son bir kere dokunup bana veda ettin, özellikle göz göze gelmemeye özen gösterdin, ve sana uzatılan tasma ve kayışımı kibarca geri çevirdin.
Gitmen gereken yerler, yetişmen gereken işler vardı ve zaman aleyhine çalışıyordu... Nasıl ki şimdi de benim aleyhime çalıştığı gibi.

Sen ayrıldıktan sonra, barınaktaki iki tatlı kadın, Allah bilir taşınacağını aylar öncesinden bildiğini ve bana uygun bir yuva bulmak için en ufak bir çaba sarfetmediğinden yakındılar.
Sadece üzüntü içinde başlarını sallayıp "nasıl yaparsın" diye sordular arkandan.

Barınakta, zamanları izin verdiği ölçüde bizimle ilgileniyorlar. Bizi besliyorlar tabii ki...
Ama ne var ki bende iştah falan kalmadı.

Önceleri ne zaman biri kafesime yaklaşsa, sensindir belki diye kafesin önüne koşardım...
Belki kararını değiştirdin... Belki bunların hepsi kötü bir rüyadan ibaretti – veya belki bana acıyan biri beni kurtarmaya gelmişti.
Ama ne zaman anladım ki, minik ama akibetlerinden habersiz şirin yavru köpeklerle bu konuda yarışmam söz konusu bile değil, işte o zaman kaderime razı olup, köşeme çekildim ve akibetimi beklemeye koyuldum.

Önce ayak seslerini duydum onun.
El ayak çekildikten sonra beni kafesimden çıkardı, ve onu uslu uslu koridorun sonundaki odaya kadar takip ettim. Sessiz, sakin bir oda.
Beni yavaşca kaldırdı ve masanın üstüne koydu, başımı okşadı, kulaklarımın arkasını kaşıdı, ve tasalanmamamı söyledi.
Kalbim muhtemelen olacaklar karşısında heyecanla çarpıyordu, ama aynı zamanda içimi de sonsuz bir huzur kapladı. Sevgi tutsağının sayılı günleri dolmuştu demek ki. Karakterim icabı, kendimden çok onun için üzülüyordum.
Üzerindeki yük çok ağırdı ve onu eziyordu, ve ben – beraberliğimiz süresince senin de her ruh halini anladığım gibi – onun da içinde bulunduğu durumun çok iyi farkındaydım.

Eli çok hafifti, ve gözünden akan yaşları görmesem, ön patime bağladığı turnikeyi nerdeyse fark etmeyecektim bile.
Seneler önce seni de teselli ettiğim zamanlardaki gibi, hafifçe elini yaladım.

İğnenin ucunu usulca damarımdan içeri kaydırdı. Önce hafif bir sızı, arkasından damarlarımda dolaşmaya başlayan buz gibi sıvıyı hissettim. Kafam ve gözlerim ağırlaştı, ve onun merhamet dolu gözlerine bakarak son olarak "nasıl yaparsın?" diye fısıldadım.

Belki de benim lisanımı iyi anladığı için, "ne kadar üzgünüm bilemezsin" diye cevap verdi.
Bana sarıldı, ve alelacele işinin beni çok daha huzurlu ve güzel bir yere göndermek olduğunu anlatmaya başladı.
Öyle bir yer ki – bir daha ne ihmal edilecek, ne acı çekecek, ne de kendimi korumak zorunda kalacaktım...
Öyle bir yer ki sevgi ve ışık içinde, bu sefil dünyadan çok daha farklı güzellikte bir boyut.

Son kalan nefesimle ve kuyruğumu son bir kere sallayarak ona "nasıl yaparsın" dan onu kastetmediğimi anlatmaya çalıştım.

Kastettiğim sendin, canımdan çok sevdiğim sahibim...

Seni her zaman anacağım; ve sonsuza dek bekleyeceğim, bunu bil.

Son dileğim ise, hayatındaki herkesin sana benim gösterdiğim sadakati göstermesidir.''

ally_mcbeal
01-10-2010, 09:03
Sayın forum üyeleri:

Pazartesi 4 ekim hayvan hakları günü. Muhtemelen birtakım etkinlikler olacak.

Bu bir yana o gün hayvanlara iyilik etmek için güzel bir fırsat sunuyor mağazalar.

Pek çoğu (migros, real, carrefour vs) 4 ekim günlerinde geleneksel olarak tüm hayvan ürünlerini yarı fiyatına satıyor.

Evinizi paylaştığınız bir candostunuz yoksa bile sokak hayvanları için bir paket mama alıp dağıtabilir, barınaklara veya hayvanlarla ilgilenen ancak maadi açıdan zorlanan dağıtıcılara hediye edebilirsiniz. Herhalukarda benim tavsiyem alın bir büyük paket atın araba bagajına garibanlara rasladıkça onları sevindirir kendinizi de çok daha iyi hissedersiniz.

Vicdan sahibi herkese selamlar.

ANALİST
01-10-2010, 09:37
Hayvanları normal günlerde hatırlamayanlar onlara şevkat göstermiyenler, 4 ekimdede umursamıyacaklardır... insanda vicdan olsun.. olduktan sonra hayvanlar gününede gerek yok... bu günlerde 3 küçük çocuğu kaçırıp iç organlarını alıp bedenlerini göle atan insanları duyuyoruz haberlerde izliyoruz görüyoruz... hayvanları bazı insanlardan daha çok seviyorum... çünkü bazı insanlar hayvanlardan kat ve kat daha aşağı seviyede...

metkon
01-10-2010, 11:17
MCMIII,

Şu koyduğun yazıyı ne zaman okusam ağlıyorum...Cuma cuma ağlattın yine beni...:(

Hemen eve gidip Badem ime sıkı sıkı sarılasım geldi yine...(Badem, Amerikan Cocker, dişi ve 7 yaşında)

SİRİUS
02-10-2010, 11:11
Serdar Akinan
Evlat acısı
Onu ilk tanıdığımda beş küçük kardeştiler... Her birini tek tek elime alıp, yüzümle aynı seviyeye çıkarıp gözlerine baktığımı hatırlıyorum.
Sadece o bakışlarını kaçırmadı... Yere yatırıp sırt üstü toprağa bastırdığımda, bir süre sakin durup sonra ani bir hareketle elimin baskısından kurtulmak için debelenmeye başladı.

Yüzündeki maskesi, o tombulluğu ve gelecekte ne menem bir irilikte olacağını anlatacağı iri kemikleri; ön iki ayağındaki süt beyazı lekeler kararımı pekiştirdi.

Yıllar sonra nihayet bir ''Sivas Kangal'ım olacaktı... Kangala karar vermemin nedeni çok basitti... Onca cins arasından evimi, evdeki diğer hayvanları koruyacak, çocuklarıma zarar vermeyecek, sevdiklerimi sevecek, bana zarar verecekleri hissedecek bir sağlam dosta ihtiyacım vardı.

Bulut, tüm o testleri geçtikten sonra benimle birlikte Çatalca'ya geldi...
Bugüne kadar varlığıyla; duruşuyla; bazı yalnızlık anlarımda karşıma uzanıp beni sadece derin manalı bakışlarıyla teskin ettiği anlardan sonra nasıl bir dost kazandığımı anladım.

Geçen günlerde, artık belki de yaşı geldiğinden, sık sık evden kaçıp yakınlardaki köye gidip kendisine eş aramaya başladı.

Böylesi bir günde evdekiler onu alıp eski bir kulübenin yanına bağlıyorlar. Ve farkında değiller ki o kulübenin içinde yabanarıları bir kovan yapmış.
Bir süre sonra o arılar Bulut'a saldırıyorlar. Zincire bağlı olduğundan kaçamıyor ve arılar sürü halinde ve dakikalarca ona saldırıyorlar.
Evdekiler fark edip onu çözdükleri anda ise acı içinde koşarak ormana kaçıyor.

Günlerce aradık. Her kafadan farklı ses çıktı... Bir umutla bekledik, bekledik...

Nihayetinde dün sabah telefonum çaldı. Bulut'un cansız bedenini evin altındaki bir vadide, bir çalılığın içinde çevreye yaydığı kokudan bulmuşlar.
Telefonu kapattığımda kime ne diyeceğimi bilemedim. Kime neden, nasıl kızayım? Neye isyan edeyim?

Fakat daha önemlisi şuydu: Bana bu kadar derin bir acıyı yaşatan neydi?
Belki de hayatlarımızın bu döneminde, etrafımızdakilerin zaman zaman anlaşılamaz ikiyüzlülükleri, güven üzerine inşa edildiğini sandığımız büyük aşkların kırılganlıkları... Belki de hepsinden önemlisi, sevginizi verdiğiniz; sizi neyseniz o halde kabul etme olgunluğunu göstereceğini vaat edenlerin onların temel referanslarıyla çeliştiğinizde hayatlarınızdan çekip gitmeleri...

Bir insan değil ama bir köpek bana bunların hiçbirini yapmadı.
Hoş o da hayatımdan ansızın çekip gitti.
Evlat acısı dedim ya... Değil... Gerçek ve sessiz bir dostumu yitirmişim şimdi anladım.

ally_mcbeal
02-10-2010, 12:04
serdar akinanın çatalcada devamlı yaşadığını sanmıyorum. zaten o orda değilken olay vuku bulmuş. evlat acısı diyor ama kimse evladını yanından ayırmıyor. çalışanların kabahati çok büyük ancak kendisi de suçsuz değil. çok üzüldüm.

ally_mcbeal
02-10-2010, 12:13
Katliamı gördüm


Karnıma kramplar giriyor.

Çaktırmamaya çalışıyorum ama tedirginim.


Evet ben hayvanseverim. Benim için insan-hayvan ayrımı yok. İkisini de Tanrı yarattı. Elimden geldiğince onların yaşam hakkına saygılıyım. Onlara zarar vermenin, acı çektirmenin Tanrı nezdinde günah olduğuna inanıyorum. Bir yerde yazmıyor ama ben biliyorum. Karnıma giren kramplar o yüzden.

Çünkü bir mezbahanın önündeyim, birazdan içeri gireceğim.

Ya dayanamazsam?

Bayılırsam? Kusarsam?

Ama ne kadar kötü olabilir ki? 21. yüzyılda yaşıyoruz. Üstelik bu, memleketin en modern mezbahalardan biri. Bir de şu var, biz bu konuda efsunlu bir milletiz, Kurban Bayramlarında ne fena, ne vahşi görüntülere tanık olmuşuzdur. Bir arkadaşım çocukken, yollarda kafası kesik bir dananın koştuğunu, bir süre sonra da dizlerinin üzerine çöktüğünü görmüş, anlatırdı. Benim zihnimdekiler onunkiler kadar kötü değil. Yine de üzücü.

İçeri girmesem mi? Vaz mı geçsem? Sakin ol Ayşe, sakin ol.

Tamam doğru, et yiyoruz.

Ama çayırda, dağda, bayırda mutlu mesut dolaşan koyunlar, danalar, nasıl kasaptaki et haline dönüşüyor biliyor muyuz? Birazdan göreceğim. Her şeyin bir ilki var, bu da benim ilk mezbaha seferim. Kafadan içeri dalıyoruz.


1- Burası, satış pavyonu. Sıra sıra etler, konfeksiyon deposundaki elbiseler gibi asılı.

Havada kan kokusu yok. Biraz soğuk, o kadar. Ürkütücü değil, korkutucu değil. Kendi kendime, “Amma da abarttın bir şey yokmuş” diyorum.

Devam ediyoruz yürümeye.

Etraf, hafiften kan kokmaya başlıyor.

2- “Burası sakatat kısmı” diyorlar. Üç kadın, bant sistemiyle, bir bütün halinde önlerine gelen kesilmiş koyunların, iç organlarını çıkartıyorlar. Ellerini daldırıyorlar, hayvanın midesini, işkembesini, bağırsaklarını alıyorlar. Metal tepsilere koyuyorlar. Hani suşicilerde önünüzden akıp giden bir bant vardır ya, burada da onun bir değişiği dönerken, kadın işçiler üzerlerindeki tepsilere sakatatları yerleştiriyorlar. Yine kötü hissetmiyorum kendimi.

Yürüyoruz...

3- Biraz daha sarsıcı bir görüntüyle karşılaşıyorum.

Tepeden sarkan koyunlara hava verip şişiriyorlar ki, derisi daha kolay yüzülsün.

4- Bir kadın işçiyle konuşuyorum, görevi kesilen ayakları toplamak. Ve kafaları.

Arada, gözü açık kalmış, kesik koyun kafaları görüyorum. İçimden onları kaldırıp bir kenara koymak geçiyor. Yerde öyle atılmış vaziyette durması saygısızlıkmış gibi geliyor.

Bu arada, görevliler sürekli suratıma bakıp beni kontrol ediyorlar. Ne zaman bayılacağım diye. “Yok, ben iyiyim” diyorum. Ama artık, etraf iyice kanlanmaya başlıyor. Gelsin hortumlar, yıkansın bej epoksi zeminler. Hemen bir gözlemimi söyleyeyim, gayet temiz, steril bir mezbaha, görevliler de öyle, herkes işini ciddiye alıyor, herhangi bir laubalilik yok, bir saatte 100 koyun kesiyorlar. Sadece her yer kan ya, “Kaymayın dikkat edin” diyorlar.

Ve yolun sonu...

Bir sessizlik oluyor.


“Nedir?” diyorum.

“Geldik” diyorlar, “Aşağısı kesim yeri.”

Yüzlerindeki ifadede bir şey var.

“İsterseniz bakmayın” diyorlar, “Güzel bir manzara değil...”

“Yok yok olur mu, ben havyan kesimi görmek için geldim” diyorum. “Kesildikten sonra neler yapıldığını anladım, şimdi sıra kesimde...”

5- Ve aşağı bakıyorum. Sanırım orada, o gün gördüğüm görüntüler, bütün bir hayat boyu zihnimden silinmeyecek. Silinmesin de.

“İnsan vahşidir” cümlesi bir şey ifade etmiyor tek başına. Ama böyle bir vahşete tanık olunca ediyor: İnsan gerçekten vahşi.

6- Ben bir katliam gördüm!

Demek ki, orada ve Türkiye’deki diğer tüm mezbahalarda bu katliam yaşanıyor.

Bir kan gölünün tepesindeyim.

Aşağıda üç kasap var.

7- Cellat gibi duruyorlar. Üzerlerinde sarı bir önlük. Kan, her taraf kan. Havaalanlarında bavulunu, çantanı bir banda koyarsın ya, öyle bir bant var. “V” şeklinde.
Koyunlar yürüyerek art arda oraya giriyorlar. “Ölüme hazırlık tüneli.” Öyle melul melul bakıyorlar. Sıraları gelince, o üç cellattan biri, ayağına zincir geçiriyor, hayvan bir afallıyor, sendeliyor, düşüyor, yan yatıyor; diğer kasap, bilediği bıçak ile hayvanın gırtlağını kesiyor.

İşte zurnanın zırt dediği yer burası...

8- Burada olanlarıı seyrederken yaşadığım şeyi anlatabilecek sözcük bulamıyorum. İşkenceden daha şiddetli bir şey. İki türlü vahşet söz konusu. Bir, gırtlağı kesilen hayvan hemen ölmüyor. Can çekişerek, debelenerek dakikalarca yaşıyor. Bazen iki, bazen üç, bazen dört, bazen beş dakika daha. O görüntüyü izlemek kahredici. Gözünün önünde bir insanı kesiyorlar diyelim, ne hissedersin? İşte bunun da hiç farkı yok!
Koşup onun acısını dindirmek istiyorsun. Ama çaresizsin. Elinden cellada, “Bir daha vur, ölsün, bir an önce ölsün!” demekten başka hiç bir şey gelmiyor. Dua ediyorsun ki, acısı bir an önce dinsin. Vahşetin ikinci yüzüyse, orada boynu kesilmiş üç-dört tane koyun can çekişirken, sıradaki diğer koyunlar onları seyrediyor. Bazen de o esnada, görevliler çay molasına gidiyor. Yanlış anlamayın, ben ne mezbahaları ne de orada çalışan görevlileri suçluyorum. Onlar, söyleneni yapıyor. Vazifeleri bu. Uymak zorunda kaldıkları usul bu. Onlar, kuralın dışına çıkamaz.
Ama biz o kuralı değiştirebiliriz, tartışarak, konuşarak, çare arayarak...

Ölüm sessizliği nedir onu da orada öğrendim.

9- Gırtlağı kesilmiş hayvanın, boğazından kan fışkırıyor, ama henüz ölü değil, çırpınıyor, inliyor, bağırıyor, her tarafı seyiriyor, kontrolsüz bir sürü hareket... Ve epey bir zaman sonra... Bir an geliyor... Ortalığı bir sessizlik kaplıyıveriyor. Ölüm işte o, sessizliğiyle geliyor. Sonra o zavallı koyuncuklar, bacaklarından asılı bir şekilde “ölüm yolu”na geçiyorlar, o yokuşta bütün kanları akıyor.

O yokuşun sonuna geldiklerinde, benim mezbahaya girer girmez tanık olduğum, kesim sonrası rutin süreç başlıyor: Kafaları, ayakları kesiliyor, şişiriliyor, derileri yüzülüyor, sakatatı alınıyor ve kasaplık et haline gelip, satış deposuna konuyor...

Dışarı ağıla çıktığında bambaşka bir dünya var.

10- “Meeee”leyen koyunlar, kuzular...

Kesilinceye kadar orada gayet iyi besleniyorlar. Kimse onlara kötü muamale etmiyor. Hasta ise iyileştiriliyorlar. Çünkü dinimizde hasta hayvan, yorgun hayvan kesilmiyor, helal değil.

Ama bir hayvanı bağırta bağırta, can çekiştire çekiştire beş dakikada öldürmek helal!

Ben de bunu anlamış değilim.

Dünyada “ağrısız kesim” diye bir şey var. Bu gördüğümüz mezbahada her şey aynı kalacak, tek şey, hayvanlar kesilmeden şoklanacak ya da bir aletle belli bir süreliğine bayıltılacak, o zaman gırtlakları kesildiğinde ölene kadar can çekişmeyecek, başlarına neyin geldiğini bile anlamayacaklar.

Avrupa, bu yönteme 2003’te geçmiş.

Ben inanıyorum ki 15-20 yıl sonra bizde de geçilecek. Ayrıca, baygın hayvanın da bütün kanının boşaltılabileceği söyleniyor.

Öyleyse...

Bir canlıya bu kadar acı vermemizin nedeni ne?

Devam edecek...

ally_mcbeal
02-10-2010, 13:29
Sayın forum üyeleri:

Pazartesi 4 ekim hayvan hakları günü. Muhtemelen birtakım etkinlikler olacak.

Bu bir yana o gün hayvanlara iyilik etmek için güzel bir fırsat sunuyor mağazalar.

Pek çoğu (migros, real, carrefour vs) 4 ekim günlerinde geleneksel olarak tüm hayvan ürünlerini yarı fiyatına satıyor.

Evinizi paylaştığınız bir candostunuz yoksa bile sokak hayvanları için bir paket mama alıp dağıtabilir, barınaklara veya hayvanlarla ilgilenen ancak maadi açıdan zorlanan dağıtıcılara hediye edebilirsiniz. Herhalukarda benim tavsiyem alın bir büyük paket atın araba bagajına garibanlara rasladıkça onları sevindirir kendinizi de çok daha iyi hissedersiniz.

Vicdan sahibi herkese selamlar.


bu haftasonu boyunca migros, carrefour petshoplarında %50 indirim var

ally_mcbeal
04-10-2010, 22:16
4 ekim hayvanları koruma günü bugün. elbette insanlar türlü türlü acılar çekerken öncelikli olan budur, insan.... lakin.... unutmayalım.... hayvanlar, onlar da "can" taşıyor. kartondan değiller..... biraz insaf, biraz merhamet, biraz duyarlılık....

bu dünya bizim olduğu kadar da onların. tüm canlıların haklarına saygı....

ayşe arman mezbahaların durumunu anlatmış önceki yazısında. bu aşağıdaki yazıda da aldığı tepkiler var. bu dünyada çok güzel insanlar var ve inşallah güzellik kazanacak.




Ayşe Arman

Acısız kesim hayal mi?


http://www.hurriyet.com.tr/yazarlar/15930497.asp?yazarid=12&gid=61

SİRİUS
09-10-2010, 12:09
Pako'nun Sayfası





Kötü kedi sahibi olmak


İstanbul’da yalnız yaşadığım ilk evimdeki ilk kedim Ginger’ı ajanstaki iş arkadaşlarımdan biri otoparkta bulmuştu. Kedi sahiplenmek istediğimi de bildiği için, bir aylık annesiz yavruyu kutuda masama bırakıvermişti. Kendisi güzel, huyu kötü bu kediyi sonunda sakinleştirmeyi başarmıştım. Ama hiperaktif bir kediyi durultma konusunda herkes benim kadar şanslı değil

Ginger, benim için hâlâ dünyanın en güzel kedilerinden biri. Hem tipiyle hem de huyuyla. Zencefil anlamına gelen ismi yanıltmasın, gri-beyaz bir kedi. Gözleri yemyeşil, burnunu kaplayan simsiyah üçgen bir lekesi var. Ağzı da ‘çilek ağızlı’ sıfatını hak edercesine kıpkırmızı.
Huyu da güzel diyorum ama başlarda hiç de öyle değildi. Tanıştığımız ilk günlerdeki yabaniliğine diyecek yok. Otoparkta doğmuş, hayatla üzerinden otomobiller geçe geçe tanışmış, gayet korkak olmayı hak eden bir kediydi. Birkaç güne geçer, demiştim. Günler, haftalar geçtiğinde yanıldığımı hissetmeye başladım. Sürekli tıslıyor, çok az kedide gördüğüm, küçük bir patlama sesine benzeyen ‘phhhk’ diye bir şey yapıyor ve sürekli kötü bir koku salgılıyordu. O kadar tedirgindi ki, uykusu geldiğinde bile ayakta uyumaya çalışıyordu. Gözleri kapanıp yana devrildiğinde, bir tıs bir phhkk eşliğinde yeniden kalkıyordu. Sadece uykuya yenik düşüp bayıldığında kucağımda uyuyordu. Bu asabiyetine, uyurken bana saldırmalar da eklendi. Biliyorum, REM uykusunda hareket eden gözbebeklerime atlıyordu aslında. Ama uyurken iki gözün ortasına birden patlayan iki pati ve khhh diyerek kaçan bir kedi çok mutlu duygular uyandırmaz insanda.

HİPERAKTİF KEDİ SORUNU

Kaç kere koltukta oturup, “Allah’ım, neden bana böyle bir kedi verdin” diye ağladığım, bilmiyorum. Bol dua, iyi dilek ve enerji sonrasında altıncı ay civarında bir mucize oldu ve Ginger durulmaya başladı. Savaşlı günlerin yerini, patilerini avcuma koyarak, çenemi veya gıdımı acıtmadan dişlerinin arasına alıp uyuyan kedili günler aldı. Ginger şimdi 8 yaşında, bütün ailenin ilk gözağrısı. Özgürdür ama kucağa da gelir, koynumuzda da yatar. ‘Gerçek kedi’ lakabını tamamıyla hak ediyor.
Ben şanslıydım ama bir de sahiplendiği yavru hiç durulmayanlar var. İki sene önce yöneticimin 8 yaşındaki kızı için onlarca yavru arasından sahiplendikleri Hardal mesela. Sarışın bir bombaydı ama güzellikte değil, yaramazlıkta. Koridorda düz yürüyemiyor, yarış arabası gibi duvarlarda manevra yaparak koşuyor, tavşan gibi zıplıyordu. Üç metrelik tavana tırmanıp perdeleri lime lime ediyordu. Gece mutfak kapısını açıp, tezgahta ne var ne yok aşağı atıyor, ekmek kutusundaki ekmekleri çıkarıp bin parçaya bölüyordu. Çok uğraştılar, sakinleşmedi. Hiperaktifti çünkü. Defalarca veterinere gitti, haftalarca orada kaldı. Sonrasını bilmiyorum, öğrenmek de istemiyorum, galiba sokağa geri gitti. Bunu kesinlikle tasvip etmiyorum ama 8 yaşındaki bir çocuğun saldıran bir kediyle yaşamasının da doğru olmadığını biliyorum.

YAPMA RECEP, YAPMA!:he:

Bir başka arkadaşım da aynı dertten mustarip. Sokakta buldukları Recep, evi birbirine katıyor. Yeşim ve Mahmut için uykuya yatmak, savaşta siperde uyumaya benziyor. Çok miyavlayıp apartmanı inlettiği için kapıyı kapatamıyorlar. Zaten artık kapı açmayı da öğrenmiş. Recep sadece yüze saldırmıyor üstelik. El, kol, bacak, neresi denk gelirse artık... Biraz büyüyünce ve kısırlaşınca geçer dedik; geçmedi, geçmedi. Üstelik nerdeyse 1 yaşına geldi.
Yeşim’le kahvaltıda buluştuk, parmağımın haline bak, dedi. Tam uykuya dalarken yastığın altına elini sokmuş. Recep de yastığın öbür tarafından dalıp eline saldırmış. Evde yürürken futbolcu gibi bacak koruması takmaya ihtiyaçları var. İşin komik yanını da görüyorlar. “Komşular eve gizli gizli bir erkek aldığımı düşünüyor” diyor Yeşim. Çünkü gece-gündüz “Yapma Recep” şeklinde çığlıklar atan bir kadın var.:he:
Hiperaktif kedi aslında duymadığımız bir şey değil. Böyle durumlarda kullanılan hafif sakinleştirici ilaçlar da var hatta. Ama tabii kedinin karakterini öldürmeden, huyunu değiştirmeden, doğru doz ve bilinçli bir tedavi kapsamında etkili oluyorlar.Pako pano

* 2 aylık kadife tüylü Zeytin kızımıza acilen sevgiyle bakılacağı bir yuva arıyoruz. Yuvanızı böcük kızımızla paylaşmak isterseniz bizi arayın. (533) 529 16 51

* 4 aylık güzel kızımız ve 5 aylık kadife tüylü tekir kız kendilerine kucak açacak sıcak yuvalar arıyor. Minik kedilerimiz oyuncu ve sevilince mırıldar. (536) 437 21 46

* 2.5 aylık Papatya sokaklardan alınıp ilk bakım ve tedavileri yapıldı. Ev adabını bilen, oyuncu, sevecen sağlıklı erkek bebeğin sıcak bir yuvaya ihtiyacı var. (533) 622 44 59

* Calico 2 aylık uzun tüyleri olan rengarenk bir kız. Parazit tedavileri yapıldı, evde yaşamaya alışmış bu son derece sağlıklı kedicik kendisine sevecen bir aile arıyor. (533) 622 44 59

* Somon 4 aylık son derece uysal, sağlıklı, kucağınızdan inmek istemeyecek masum yüzlü bir kız. Parazit tedavileri yapıldı, aşılarına başlandı, ev adabına alışkın. Kendisine kalbini açabilecek bir sahibe ihtiyacı var. (533) 622 44 59

ally_mcbeal
11-10-2010, 21:17
Tekmeledikleri kedinin kafasını ezdiler!


İzmir'in Bornova ilçesinde izleyenlerin kanını donduracak bir olay yaşandı.Güncelleme:11 Ekim 2010 17:50
Bornova'daki bir büfenin güvenlik kamerası, bir kedinin göz göre göre öldürüldüğü vahşet görüntülerini kaydetti.

İŞTE O KAN DONDURAN GÖRÜNTÜLER - VİDEO

Yanlarında bir köpekle büfe önüne gelen 5 gençten biri, önce karton içerisinde yatan kediyi uyandırarak dışarı çıkardı, ardından da acımasızca tekmeledi.

Aldığı darbeyle hareket edemez hale gelen kediyi başına vurarak acımasızca katleden gençler ardından bölgeden uzaklaştı.

YAKALANDI

Kediyi kafasına basarak canice öldüren ve bütün Türkiye'yi ayağa kaldıran 21 yaşındaki şahıs, Bornova Asayiş Ekipleri tarafından yürütülen çalışma sonucu yakalandı.

Edinilen bilgiye göre, sabah saatlerinden beri Tunceli nüfusuna kayıtlı olan ve Ege Üniversitesi'nde okuyan U.G.(21) isimli gencin evinin önünde bekleyen polis, genci evine geldiği sırada kıskıvrak yakaladı. Polis otosunun içinde olayla ilgili konuşan U.G., o gece çok alkollü ve ne yaptığını bilemez durumda olduğunu söyledi. Ayrıca, öldürdüğü kedinin pitbull cinsi köpeğine saldırdığını iddia eden U.G., bu yüzden kedinin saldırgan halinden etkilendiğini söyledi.

1 yıldır öldürülen kediye baktığını ifade eden büfeci Emre Baran ise yaşadıkları olaydan son derece üzüntülü olduğunu söyledi. Sabah dükkanını açmak için geldiğinde yerde kan izini gördüğünü ve hemen kamera kayıtlarına baktıklarını belirten Baran, "Gördüğümüz manzara karşısında şaşkına döndük. Zaten kedimiz çok yaşlıydı. Daha önce bir araba çarpmıştı ve dişleri yoktu. Bizde ona sahip çıkmıştık. Her gün yemeğini verir yanımızda barınmasını sağlardık. Bunu yapan bir insan olamaz. Bir hayvana bunu yapan insana neler yapar" dedi.

HUKUKİ OLARAK CEZASI YOK

Çevredeki vatandaşların tepkisiyle karşılaşan U.G., pitbull köpeği ve arkadaşıyla birlikte polis otosuna bindirilerek Bornova Merkez Amirliği'ne götürüldü. Türk Ceza Kanunu'na göre yapılan hareketin suç karşılığı olmaması nedeniyle olaya Kaymakam'ın olaya el atacağı öğrenildi.





BU İNSAN MÜSVETTESİNİN İSMİ UFUK GÜNAYDIN. RESMİ DE ŞU LİNKTE: http://haber.mynet.com/detay/yasam/tekmeledikleri-kedinin-kafasini-ezdiler/536388
FACEBOOK SAYFASI: http://www.facebook.com/UfukGunaydin

ALLAH BELASINI VERSİN TEZ VAKİTTE.

MCMIII
12-10-2010, 02:52
bu hareketi ancak bir ''insan'' yapabilirdi; nitekim öyle olmuş.

bu yaratıkla aynı ülkenin vatandaşı olmak, aynı havayı soluyor olmak da cabası.

gelecekte bir gün aynı harekete maruz kalmasını ummaktan başka bir şey gelmiyor elimden.

cezası 300 tl imiş; ve şu an serbest.. hey yavrum hey.. ab yolundaki türkiye.. sevsinler..

bu olaydan sonra, yasalarda gerekli düzenlemeleri yapmadıkları sürece, devletin tüm ilgilileri ve yetkililerinin gözümdeki değeri, o hareketi yapan yaratık kadardır; en alt kademesinden en üst kademesine kadar...

AUDİ+
13-10-2010, 01:24
Tekmeledikleri kedinin kafasını ezdiler!


İzmir'in Bornova ilçesinde izleyenlerin kanını donduracak bir olay yaşandı.Güncelleme:11 Ekim 2010 17:50
Bornova'daki bir büfenin güvenlik kamerası, bir kedinin göz göre göre öldürüldüğü vahşet görüntülerini kaydetti.

İŞTE O KAN DONDURAN GÖRÜNTÜLER - VİDEO

Yanlarında bir köpekle büfe önüne gelen 5 gençten biri, önce karton içerisinde yatan kediyi uyandırarak dışarı çıkardı, ardından da acımasızca tekmeledi.

Aldığı darbeyle hareket edemez hale gelen kediyi başına vurarak acımasızca katleden gençler ardından bölgeden uzaklaştı.

YAKALANDI

Kediyi kafasına basarak canice öldüren ve bütün Türkiye'yi ayağa kaldıran 21 yaşındaki şahıs, Bornova Asayiş Ekipleri tarafından yürütülen çalışma sonucu yakalandı.

Edinilen bilgiye göre, sabah saatlerinden beri Tunceli nüfusuna kayıtlı olan ve Ege Üniversitesi'nde okuyan U.G.(21) isimli gencin evinin önünde bekleyen polis, genci evine geldiği sırada kıskıvrak yakaladı. Polis otosunun içinde olayla ilgili konuşan U.G., o gece çok alkollü ve ne yaptığını bilemez durumda olduğunu söyledi. Ayrıca, öldürdüğü kedinin pitbull cinsi köpeğine saldırdığını iddia eden U.G., bu yüzden kedinin saldırgan halinden etkilendiğini söyledi.

1 yıldır öldürülen kediye baktığını ifade eden büfeci Emre Baran ise yaşadıkları olaydan son derece üzüntülü olduğunu söyledi. Sabah dükkanını açmak için geldiğinde yerde kan izini gördüğünü ve hemen kamera kayıtlarına baktıklarını belirten Baran, "Gördüğümüz manzara karşısında şaşkına döndük. Zaten kedimiz çok yaşlıydı. Daha önce bir araba çarpmıştı ve dişleri yoktu. Bizde ona sahip çıkmıştık. Her gün yemeğini verir yanımızda barınmasını sağlardık. Bunu yapan bir insan olamaz. Bir hayvana bunu yapan insana neler yapar" dedi.

HUKUKİ OLARAK CEZASI YOK

Çevredeki vatandaşların tepkisiyle karşılaşan U.G., pitbull köpeği ve arkadaşıyla birlikte polis otosuna bindirilerek Bornova Merkez Amirliği'ne götürüldü. Türk Ceza Kanunu'na göre yapılan hareketin suç karşılığı olmaması nedeniyle olaya Kaymakam'ın olaya el atacağı öğrenildi.




BU İNSAN MÜSVETTESİNİN İSMİ UFUK GÜNAYDIN. RESMİ DE ŞU LİNKTE: http://haber.mynet.com/detay/yasam/tekmeledikleri-kedinin-kafasini-ezdiler/536388
FACEBOOK SAYFASI: http://www.facebook.com/UfukGunaydin

ALLAH BELASINI VERSİN TEZ VAKİTTE.
O video,yu izlerken içim içimi yedi bunu yapan mahlukat sözde en üstün yeryüzü canlısı zavallı hayvanı yerinden zorla çıkararak öldürüyor bu gibi şereften yoksun insanları lanetle kınıyorum ve aynı zamanda AB,ye ayak uydurmaya çalışan ülkemizin ne kadar çagdaş oldugunu ceza sisteminden görmüş olduk .........................

metkon
13-10-2010, 10:28
Bir de üniversite okuyormuş (eğitimli varsayılanlardan yani)....Peeehhhh...Umarım birgün aynı şey kendi başına gelir...

ae1
13-10-2010, 11:27
böyle sevimli hayvanlar tekmelenirmi...

http://i54.tinypic.com/2ikrxtx.jpg

SİRİUS
13-10-2010, 17:53
Cengiz SEMERCİOĞLU [email protected]




Kedi öldüren insan da öldürür


İzmir Bornova’da üç gencin bir kediyi öldürme görüntüleri hem televizyonlarda hem internette yayınlandı.


Muhtemelen ellerindeki pitbull’a kedi boğdurmak gibi sapıkça bir eğlence için yola çıkmışlar.

Kedi yuvasından çıkmayınca tekmelemeye çalışan gençlerden biri yere düştü, sinirlenince de kediyi kafasına basarak öldürdü.

Bu nasıl bir caniliktir, bu nasıl bir vahşiliktir inanılır gibi değil.

Daha da korkuncu, bu vahşetin cezası Türkiye’de hâlâ yok...

Dün öğlen saatlerine kadar İzmir’de üniversitede okuduğu söylenen gençler bulunamamıştı.

Bulunsa ne olacak ki?..

Kabahatler kanuna girdiği için 100-150 lira para cezası kesilecek kediyi öldüren gence, onun tahsil edilip edilmeyeceği bile muamma.

Sonra pitbull’una boğdurmak için sokakta yeni kediler arayacak.

Onun pitbull sahibi olması da hayvan sevgisinden kaynaklanmaz, şiddet sevgisinden kaynaklanır.

Gelişmiş toplumlar bu olaya şöyle bakar; normal bir insan kediyi üzerine basarak öldürür mü?

Hayır...

Bunu yapıyorsa şiddete eğilimli biridir.

Hiçbir suçu olmayan bir canlıyı öldüren, günün birinde insan da öldürebilir.

Bu yüzden hayvanı öldürene en ağır cezayı verirler, tedavi için kliniklere gönderirler.

Hayvanları Koruma Kanunu, TCK’ya göre suç kapsamına alınmadığı sürece ise Türkiye’de bu işin önüne geçilmez.

Bu olay, ‘ne var işte bir kedi öldürülmüş’ diye bakılmayacak kadar önemli.

Bugün toplumda sürekli artan şiddeti anlamak için o toplumun geçmişine bakmak gerekiyor...

Orada çocukluğunda kedinin kuyruğuna teneke bağlayan, köpeği taşlayan, ilk gençliğinde keçiye-eşeğe tecavüz eden, kedilerin başını ezen bir kuşak göreceksiniz.

Bunu değiştirmek için hayvan hakları hemen şimdi!

MCMIII
15-10-2010, 22:47
http://sphotos.ak.fbcdn.net/hphotos-ak-snc4/hs006.snc4/33666_490406681256_229995021256_7332889_1424079_n. jpg

MCMIII
16-10-2010, 04:08
http://img828.imageshack.us/img828/8668/bensizeneyaptm.jpg (http://img828.imageshack.us/i/bensizeneyaptm.jpg/)

Uploaded with ImageShack.us (http://imageshack.us)

cehane27
16-10-2010, 11:16
kanunlarla,hukuki düzenlemelerle şiddet engellenemez.

anca caydırıcı olur.
peki kimi caydırır..

kanunlar... namuslu,efendi insanları durdurmak içindir.

namussuz,şiddete eğilimli,hapis ve para cezasını göze almış
hatta bunları itibar kaynağı onurlu bir şey olarak gören bireye kanun işlemez.

zaten bizim insanımız bu tip eli sopalı insanları korkuyla karışık bir saygıyla yüceltir.
aynı tanrıya besledikleri duygular gibi yani.

bornova hayvan hakları bakımından izmir'in utanç kaynağı durumundan kurtulmalı.
belki de parıltılı gece hayatının ya da düz bir ovaya yayılmasının sonuçlarıdır.

hayvan psikolojisini de anlamak gerekir.

o kedi kutu veya duvar dibine yapışmış..
tekmelenip kafası ezilmesine rağmen kaçmıyor.

saldırıya uğrayan kedinin yere uzanıp bir köşeye sığınması bir mesaj.
sana düşmanlığım yok demek istiyor.

ben izmirde küçükten beri böyle yüzlerce olay yaşadım.

işte doğada bir mücadele vardır.
her şey bireysel,sınıfsal vb mücadelenin eseridir.

üzerinizdeki elbise,oturduğunuz ev,cebinizdeki para,
sokaktaki kedi varlığını mücadeleye borçludur.

birileri o kedileri öldürmek ister birileri de yaşatmak.

kasım veya aralıkta sıradan bir grip salgınında sayısız kedi ölecek.
ya da yılın belli zamanlarında dağ gibi yığılan şikayetler nedeniyle sayısız kedi öldürülecek.

Hayvanları ilaçla veya silahla öldürmek..
çaresizliğin görünür hale gelmiş şeklidir.

Her sene şehirlerdeki kedi-köpek öldürmeleri örneğin..
Sağ kalanlar hızla ürer.
Gördüğünüz yerde vurun diye emir çıkartırlar.

Çare değil bunlar..

Anlamadıkları şu.

Karşılarında hayvan değil doğa var.
Doğa Tanrıdır.

Yani karşılarında Tanrı var.
Tanrı ölür mü..öldürülür mü.

SİRİUS
16-10-2010, 11:44
Pako'nun Sayfası





Adı kötüye çıkmış kedileri aklayacak bir kitap


Sevenleri bilir, kediler insan gibi yaratıklar. Her birinin kendine has karakteri var. Seveni de sevmeyeni de bol. Aralarında Mark Twain, Oscar Wilde ve Grimm Kardeşler gibi isimlerin bulunduğu 35 yazarın kedi hikayeleri, sevmeyenlerin fikrini değiştirebilecek ‘Kedi Hikayeleri’nde derlendi

Zeynep BİLGEHAN
İsimleri ‘nankör’ diye kötüye çıkmış ve ‘insanın en iyi dostu’ ünvanını köpeklere kaptırmış olsalar da kediler tarih boyunca insanların yanında oldu. Öyle ki bilim dergisi Science’ın haberine göre Kıbrıs’ta yaklaşık 9500 yıllık bir neolitik çağ mezarında özenle insanın yanına konulmuş bir kedi iskeleti bulundu. Kendilerine has karakterleri olduğu, asla tam anlamıyla itaat etmediği için seveninden çok sevmeyeni ya da anlamayanı var kedilerin...
Yapı Kredi Yayınları’ndan çıkan ‘Kedi Hikayeleri’ bu yanlış anlaşılmayı değiştirebilecek bir derleme. Kitap, 35 yazarın kedilerle ilgili kısa hikayelerinden, anektod ve şiirlerinden oluşuyor. Yazarlar arasında Hans Christian Andersen, E.T.A Hoffman ve Mark Twain gibi tanınmış yazarlar da var; yeni, çağdaş yazarlar da...
Her yazar, kendine has uslubuyla başka bir kediyi anlatıyor. Örneğin D.L. Stewart ‘Asla Kedilere Tahammül Edemem’ adlı kısa hikayesinde istemeye istemeye bir kediye nasıl bağlandığını anlatırken, Damon Runyon ‘Lillian’da Wilbur Willard adlı adam ve tuhaf kedisinin gizemine ışık tutuyor. Oscar Wilde, kedilere sevgisini 85 dörtlükten oluşan ‘Sfenks’ adlı şiiriyle gösteriyor.
Kitap kedi sahipleri için “Benimki de aynen böyle!” dedirtecek cinsten. Kedilerle şimdiye kadar mesafeli ilişkisi olanlar içinse yepyeni bir keşif olabilir. Kitaptaki her bir kahramanla hemen yakınlık kuruluyor, hikayenin içine giriliyor. Üstelik yazılar hep farklı tarzlarda olduğundan bir sonraki kediyi nasıl bir hikaye içinde bulacağınızı kestiremiyorsunuz...

Bir Chartreux kedisinden PROUST ANKETİ

Proust anketi, yazar Marcel Proust hayatında iki kere doldurduğu için yazarın adıyla anılıyor. Geçmiş yıllarda sevilen bir cemiyet oyunu olarak görülüyordu. Kedi Hikayeleri’ndeyse bu anket, ilk defa, gri bir Chartreu kedisi tarafından yanıtlanıyor:
Sizin için en büyük talihsizlik nedir?
- Uykusuzluk
En başta hangi hatayı affedersiniz?
- Havlayan köpekleri. Havlamamak ellerinde değildir.
Tarihte en sevdiğiniz şahsiyet kimdir?
- Winston Churchill, kedisinin masayı kurmasına her zaman izin vermiştir.
Bir erkekte en çok hangi niteliklere değer verirsiniz?
- Dakik besleme ve oyun saati.
Bir kadında en çok hangi niteliklere değer verirsiniz?
- Yatağında kedinin yatmasına müsaade etmesine.
En sevdiğiniz uğraş nedir?
- Kestirmek, uyumak, diinlenmek, yemek yemek, halı tırmalamak.
Başlıca özelliğiniz nedir?
- Özgür irade.
En çok hangi tarihi şahsiyeti küçümsersiniz?
- Blondi. (Hitler’in Alman çoban köpeği)
Hangi doğal yeteneğe sahip olmak istersiniz?
- Konserve açacağını kullanabilmek.

Kedilerin tuvalet terbiyesi bozulursa

Kum kabının dışına tuvalet yapmak, yaşlı kedilerde sık rastlanan sorunlardan. Bu davranışın pek çok sebebi olabilir ama öncelikle bir hastalık belirtisi olup olmadığının anlaşılması gerek

Kedinizin veteriner hekiminiz tarafından muayene edilmesi bu davranışa yol açacak bir sağlık sorununun olup olmadığının tespit edilmesi gerekir. Kedilerde kum kabının dışına tuvalet yapmak; çok sık idrar ve dışkı yapmaya neden olan bir hastalıktan kaynaklanabilir. Kolit, bağırsak yangıları, şeker hastalığı, hipertiroidizm, böbrek ve karaciğer hastalıkları ve alt üriner sistem hastalılarından biri mesela.
Yine idrar veya dışkı yaparken sancı veren eklem hastalıkları, anal kese hastalıkları, sancılı kolitler ya da kum kabını bulmasını engelleyen görme kaybı gibi sağlık sorunları da neden olabilir. Böyle bir durumda bu hastalıların tedavi edilmesi elzem. Ya da kum kabının daha kolay tuvalet yapmaya yönelik düzenlenmesi, kedinin günün çoğunu geçirdiği yere konması veya kum kabı sayısının arttırılması bu sorunu çözmeye yardımcı olur.
Hastalıklar dışında; her yaştaki kedide kum kabı dışına tuvalet yapma sorunu en çok strese bağlı olarak çıkıyor. Taşınma, kedinin odasının, yem ve kum kaplarının yerinin değiştirilmesi, evdeki rutinlerin bozulması, aile fertleri ve ortamdaki diğer evcil hayvanlarla ilgili değişiklikler strese neden olabilir. Bu stres faktörlerinin azaltılması da sorunu çözmeye yardım eder.

KUMDAN HOŞLANMAMIŞ BİLE OLABİLİR

Ayrıca bazı kediler kum kabından veya kumdan hoşlanmadığı zaman da tuvaletini kum kabı dışına yapabilir. Aynı şekilde kum kabını temizlerken kullandığınız parfümlü temizlik malzemeleri ve antiseptikler de kedinizin kum kabından uzaklaşmasına neden olabilir. Bazen kum kabının bulunduğu yer de kedinin tuvalet ihtiyacını karşılamasına uygun değildir. Bazı kediler yemeklerinin ve suyunun bulunduğu yere yakın bir yerde tuvalet ihtiyacını gidermek istemez. Evde trafiğin yoğun olduğu ve çok fazla girip çıkılan bir yerde kedi rahatsız olup tuvaletini başka yerlere yapabilir. Evde başka bir kedi daha varsa kum kabını paylaşmaktan da hoşlanmayabilir.
Bazı kediler de idrarını yaptığı kaba dışkısını yapmayabilir. Bu durumları da göz önüne alarak kum kabı sayısını arttırmak, daha büyük bir kap kullanmak, kumu günlük yenilemek, haftada bir kum kabını temizlemek ve kabın sakin bir yere konulması sorunu çözebilir.
Unutmamanız gereken en önemli nokta, sorunun kaynağını bulup düzeltmeye çalışırken kedinizi cezalandırmamanız. Ceza sadece stresi ve sorunu arttırmakla kalmaz, kum kabı dışına tuvalet yapmayı kalıcı bir davranış sorununa dönüştürebilir.

Pako pano

* Bu yakışıklı boxer, erkek ve gerçekten sağlıklı. Sokaklarda yaşaması imkansız. Ama birkaç gün içinde salınacak. Sıcak bir yuva arıyoruz. (533) 563 48 58

* Barınaktan alıp, evde özenle büyüttük. Şu an altı aylık, kısırlaştırıldı ve aşıları tamam. Evde çok kedi olduğu için bakamıyorum. Onun ailesi olur musunuz? (216) 384 51 65

* Dört aylık güzel kızımız ve beş aylık kadife tüylü tekir kızımız var. İkisi de oyuncu ve sıcak bir yuva arıyor. (536) 437 21 46

* İki ve üç aylık yedi yavru kedime yuva arıyorum. Sokakta yaşayamazlar. Evimde çok kedi var, onlara bakamıyorum. (216) 384 51 65

* Yaklaşık iki buçuk aylık pofuduk tüylü tekir kedicik, köpekler saldırmak üzereyken kurtarıldı. Bir aydır bir klinikte kafeste. İlk bakımları ve aşısı yapılmış. Ona aile olur musunuz? (532) 311 48 20

* “İki gündür kapımızda yatıyor, ben bakamam o yüzden size getirdim” dedi getiren kişi ve bıraktı gitti. İki gün sevilmemesine rağmen adamın arkasıdan bakakaldı mavi bir çift göz. Bu bir çift yaşlı mavi gözü kim sahiplenmek ister? (555) 422 88 95

ANALİST
17-10-2010, 11:38
http://img828.imageshack.us/img828/8668/bensizeneyaptm.jpg (http://img828.imageshack.us/i/bensizeneyaptm.jpg/)

Uploaded with ImageShack.us (http://imageshack.us)

O katledilen kediciğin fotoğrafımı bu resimdeki...

O tekmeliyen genç için sevindiğim tek bir şey varsa herkes onun yüzünü televizyonlarda,gazetelerde ve internette gördü...yani cümle Türkiye ye rezil oldu...kedicik için ise derin bir iç çekmekten başka ne yapayım...Gerçekten tüm hayvan severler gibi için için üzülmekten başka.........İnsanın bazen haykırası,hakaret edesi,isyan edesi geliyor...Ama böyle vahşetleri yapanda bir insan...

Her insan değerlidir...insan şerefli bir varlıktır...her daim saygıyı hak etmektedir... Ama aynı insan yaptığı davranışlarla kendi saygınlığını dahada yüceltir ve başkalarına kendisini sevdirir...yada insan gerçekleştirdiği vahşi ve çirkin davranışları,hareketleriyle kendisini alçaltır hatta şerefini kaybeder...

Hayvanlara gereken değer verilmiyor ülkemizde...hayvanlara bir zarar yapıldığında kabahatler kanuna göre hüküm veriliyor...200-300 lira para cezalarıyla en fazla salıveriliyor insanlar...bence bir hayvana kasten zarar veren yada öldüren ,işkence yapan kişileride bunu bir insana yapmışçasına ceza verilmeli ve kanunlarda buna göre değiştirilmeli ve düzenlenmeli... çünkü hayvanlar bir eşya yada mal değiller... bu dünyada yaşamaya hakları olan masum canlılar onlar...Aslında şu son yaşanan olay bu hukuki düzenlemeler için bir fırsat ama millet vekilleri de yeterince değer vermiyorlar,umursamıyorlar belkide bu olayı seyredip hiç üzülmedilermi acaba.......

TUNABEN10
17-10-2010, 12:03
Hayvan haklarını korumak için, hayvanlara eziyet yapanlar hayvanat bahçesinde teşhir edilsin. Belki düşünmeye başlayıp hayvanları, canlıları anlarlarlar. Doğaya saygı duymayan, doğanın önemini anlamayana insan demek istemiyorummm.

Bu dünya sadece insanlara ait değil.

madruk
17-10-2010, 12:08
Öldükten sonra kesinlikle hayvanların olduğu bir yerde yaşamak istiyorum.. Kendi neslimden utanıyorum hem de çok.. Yeryüzünde varlığımı sürdürdüğüm müddetçe acımasızca katledilerek öte dünyaya giden hayvanların gölgesiyim. Bu yüzden artık farklı bir frekansta yaşıyorum ve koruyabildiğim ve bakabildiğim kadar hayvan sahiplenmeye çalışıyorum. Evimi alabildiği kadar kedi doldurdum. İyi ki varlar hayatımda! Umarım bir daha böyle vahşet olaylarına seyirci kalmayız.

MCMIII
17-10-2010, 22:51
O katledilen kediciğin fotoğrafımı bu resimdeki...

O tekmeliyen genç için sevindiğim tek bir şey varsa herkes onun yüzünü televizyonlarda,gazetelerde ve internette gördü...yani cümle Türkiye ye rezil oldu...kedicik için ise derin bir iç çekmekten başka ne yapayım...Gerçekten tüm hayvan severler gibi için için üzülmekten başka.........İnsanın bazen haykırası,hakaret edesi,isyan edesi geliyor...Ama böyle vahşetleri yapanda bir insan...

Her insan değerlidir...insan şerefli bir varlıktır...her daim saygıyı hak etmektedir... Ama aynı insan yaptığı davranışlarla kendi saygınlığını dahada yüceltir ve başkalarına kendisini sevdirir...yada insan gerçekleştirdiği vahşi ve çirkin davranışları,hareketleriyle kendisini alçaltır hatta şerefini kaybeder...

Hayvanlara gereken değer verilmiyor ülkemizde...hayvanlara bir zarar yapıldığında kabahatler kanuna göre hüküm veriliyor...200-300 lira para cezalarıyla en fazla salıveriliyor insanlar...bence bir hayvana kasten zarar veren yada öldüren ,işkence yapan kişileride bunu bir insana yapmışçasına ceza verilmeli ve kanunlarda buna göre değiştirilmeli ve düzenlenmeli... çünkü hayvanlar bir eşya yada mal değiller... bu dünyada yaşamaya hakları olan masum canlılar onlar...Aslında şu son yaşanan olay bu hukuki düzenlemeler için bir fırsat ama millet vekilleri de yeterince değer vermiyorlar,umursamıyorlar belkide bu olayı seyredip hiç üzülmedilermi acaba.......

o kedicik bu resimdeki kedicik değil sanırım;

ama fark eder mi?

yarın öbür gün bu kediciğin de bir psikopat organizmanın kurbanı olmayacağının garantisi var mı? yok tabi..

hayvanların mal/eşya kategorisinde değerlendirilip onlara karşı yapılan vahşet kabahat olmaktan çıkarılıp suç kapsamına alınmadıkça bu tür olaylara yenileri eklenecektir.

hoş, yukarda bir kardeşimizin belirttiği üzere, kanunlar efendi insanlar içindir, bu tür pisliklere kanun manun sökmez; ama en azından az da olsa caydırıcı olacaktır.

ha, bu hükümetten böyle bir şey bekliyor muyum? sümme haşa.. hayvan mekruhtur diyen zihniyetten hayvanlar yararına hiçbir şey çıkmaz, çıkarsa da avrupa'nın abd'nin zorlamasıyla belki bi şeyler çıkar, keşke yanılsam.

son olarak;

cumartesi gelen herkesin ayağına sağlık. çok güzeldi.. görebildiğim kadarıyla bayağı kalabalık vardı, haberlerde de öyle söylemişler, son yılların en kalabalık etkinliğiymiş.

artarak devam etmesi umuduyla...

ally_mcbeal
19-10-2010, 00:28
resimdeki kedi sanırım o kedi her yerde o fotoyu görüyorum, videodaki ile aynı, büfecinin himayesinde olduğuna göre cep telefonuna bir kaç pozunu kaydetmiştir büyük ihtimal ki kedinin kayıtlarından bahsedilen bir haber var aşağıda... bu arada bende de iki tane tekir kedi var genelde tekirlerin zeki ve sahibine diğer kedilere nazaran daha bağlı olduğu söylenir. hayvancık o anda neler hissetmiştir kimbilir.... ne zararı vardı da bunu yapacak kadar delirdi bu psikopat mahluk acaba?

ayrıca o pitbull da elinden alınmalı zaten bu pitbull toplanması kararından devleti caydıran gerzek hayvansever kesime de çok kızgınım. pitbull köpekler normal değil, genetiği ile oynanmış, sahibini bile parçalayanı var. pitbull alan insan normal olamaz. çevreye korku salmak isteyen bu psikopatlar engellenmeli.

kanunlarda hayvana ve insana karşı işlenen suçlar eşitlenmeli, hayvanı öldürmenin sonraki adımı mutlaka insanı öldürmektir, katillerin çoğunun geçmişinde hayvan katli hikayesi var. güzel olan gelişme büfeci suç duyurusunda bulunmuş şu durumda bu cani daha ağır bir ceza alabilir. gelmiş bir de pislik arkadaşları kedinin helvasını yemekten bahsediyor pisliğin facebook sayfasında.... böyle işte....


İzmir'de büfeci Arda Baran, beslediği sokak kedisini öldüren üniversite öğrencisi U.G. hakkında İzmir Cumhuriyet Başsavcılığı'na suç duyurusunda bulundu.

Kedinin bütün kayıtlarını da delil olarak veren büfeci Baran'ın avukatı Barış Kaşka, "Hayvanları Koruma Kanunu'ndan değil, Türk Ceza Kanunu'nda yer alan 'Mala zarar verme' suçundan şikâyet ettiğimiz kişinin yargılanıp cezalandırılmasını istedik" dedi.

U.G. hakkında sadece Hayvanları Koruma Kanunu gereği 687 TL para cezası kesildiğine dikkat çekilen şikâyet dilekçesinde, masum ve savunmasız bir cana kıymanın bedelinin sadece 687 TL olamayacağı anlatıldı. U.G.'nin hem Türk Ceza Kanunu, hem de Ev Hayvanlarının Korunmasına Dair Avrupa Sözleşmesi'ne göre suç işlediği belirtilerek, hapis cezası verilmesi istendi. 

Kaynak: Sabah Gazetesi


yukarda konuyla ilgili yorumları okurken çok duygulandığımı da belirtmek isterim. çok güzel insanlar var bu ülkede.... umut veriyor böyle birşey....

MCMIII
19-10-2010, 02:30
evet, bu ülkede güzel insanlar da var;

ama o güzel insanların kötülere olan oranı her geçen yıl gerilemekte..

misal, ben 80'li hatta 90'lı yılları çok özlüyorum.

90'lı yıllarda güzel insanlar daha fazlaydı..

o yıllarda, sevgi saygı hele ki dostluk çok fazlaydı.

şimdi öyle değil..

her geçen gün, bir önceki günü aratıyor.

pesimist, yani kötümser değilim; ama gerçek bu..

emeği geçenlere saygılar...

SİRİUS
23-10-2010, 13:00
yatakta 5 kişi
[email protected]


Kedilerle taşınmak zor


Leyla hayatımıza girdikten sonra yapılması gereken mecburi hareketlerin biri de taşınmak oldu. Eski evimizi seviyorduk ama öyle denedik olmadı, böyle denedik olmadı; sığamadık, taşındık!


Efe bu aralar yine Büyükada’da saltanat hayatı yaşadığı için ondan yana bir sorunumuz olmadı. Allahtan Ada’da, yoksa işimiz 10 kat zor olurdu. Kolilerden korkar, sürekli hırlar, sonunda da eşyalar taşınırken nakliye şirketinin görevlilerine bir yandan kuyruk sallayıp bir yandan havlarken hayatımızı cehenneme çevirirdi.
Taşınma hazırlıkları yapmaya başladığımız günlerde Karaçi de Muşka da çok mutlu oldu. Evin her tarafı teker teker içine girip teftiş ettikleri kolilerle doldu. Kapanıp üst üste yığılan kolilerse en sevdikleri ‘tırmanırken azalım’ oyunu için Disneyland’a dönüştü. Geceleri koliden koliye zıplayıp arada birkaçını devirdiler bile.
Taşınma günü için iki opsiyonum vardı: Ya hiç kokusunu bilmedikleri bir eve emanet edecektim ya da bir odada güvenli ortam sağlayıp, en son onları nakledecektim. İkincisini tercih ettik. Zaten hiç bilmedikleri bir eve gidecekler, bari gündüz strese girmesinler, dedik. Yatak odamıza kumlarını, mamalarını ve sularını koyup oraya kapattık. Üstünde yattıkları halıyı koyup gardırobun kapağını açık bıraktım. Ha, bir de taşıma kutularının kapaklarını açık bıraktım ki; belki girip çıkar, kokusuna alışırlar...

YENİ TAHTINI BELİRLEDİ

Nitekim, eve ilk taşımacının girmesiyle Karaçi için travma anları başladı. Kapısı kapalı olmasına rağmen boş dolabın en üst rafının köşesine saklandı. Eh, nasıl rahatsız olmasın... Yıllarını geçirdiği odada hiç eşya yok. Üstelik evin her odasında bir sürü tanımadığı insan, eşyalarını götürüyor! Muşka bu sırada ne yapıyordu? Hiç! Halının üstünde yalana yalana yatıyordu.
Taşınmak uzun sürdü. Leyloş’u komşudan, dört ayaklıları evden ancak gece alabildik. Eve vardığımızda kutularını masanın üstüne koyup beş-on dakika ortamı incelemelerine fırsat verip öyle açtık.
Sonraki olaylar, geceyle gündüz kadar farklı kedilerimizin karakterine uygun gelişti. Muşka kutudan çıkar çıkmaz rahat rahat evi dolaştı, her yeri kokladı. Kumunu, mamasını bulması bir saniye sürdü. Sabah olmadan yeni tahtını belirlemişti: Kaloriferin üzerindeki ağaç manzaralı cam içi.

DOLAP İÇİNDE HAYAT

Karaçi ise kutudan ok gibi fırlayıp evin en arkasına gitti, bulduğu ilk dolaba saklandı. Gece dolabın üst rafına çıkmış, iki gün boyunca hiç inmedi. Abartmıyorum; mamasını ve suyunu dolaba koydum diyeyim, siz anlayın! Çişini yapması için bile kucağımda götürdüm kum kabına. Çişini yapar yapmaz, vınnn geriye...
İki gün sonra hareketlenmeye başladı. Önce diğer dolapları ve kütüphanenin en üst raflarını keşfetti, sonra geceleri ufak ufak ortaya çıktı. Banyo, yatak odası derken salona kadar geldi. Bir kedi için küçük, Karaçi için büyük bir mesafe! Mutfağa hâlâ girmedi, korkuyor. Mamasını salona getirdim. İki gündür geceleri yatak odamızdaki camın içinde yatıyor ama hâlâ evde yeteri kadar güvenli ve huzurlu hissetmiyor. Neden böyle bu kedi bilmiyorum ama karakterine saygı duyup, korkutmadan ufak ufak alıştırıyorum. Anlayacağınız, bugünlerde iki küçük bebeğim var: Leyla ve Karaçi.
Evin içini hallettikten sonra sırada dışarısı var. Birinci kattayız ama terastan rahatlıkla kaçabilecekleri noktalar var. O yüzden ikisi de evin kokusuna iyice alışana ve kedi kapısı takılana kadar pencereyi bile aralık bırakmıyoruz. Kokuyu iyice öğrenmeden dışarı çıkarlarsa geri dönemeyebilirler.

ally_mcbeal
26-10-2010, 01:29
bu çok önemli bir konu... kedi katili cani ufuk günaydının ne şekilde o masum hayvanı katlettiği şu anda tv de yine veriliyor. okan bayülgenin bu geceki muhabbet kralı programının konusu bu. insanım diyen herkese çok dokunucak bir olay.

hayvanlarla ilgili forumda iki anlamlı topik var, biri "hayvan sevgisi" hayatın içinden bölümünde yeralıyor yanlış hatırlamıyorsam. orada hayvanlarla ilgili değişik hikayeler, nasıl bakılacağına dair bilgiler yeralıyor. ve şahane fotoğraflar var... aslında o topiği de güncellemek lazım. bir de bu topik var ki hayvan meselesini daha çok hukuki boyutuyla ele alıyor, haksızlıklar üzerine kamuoyu oluşturmayı hedefliyor.

hayvan sevgisi her tür hayat görüşünün üzerinde ve dışında bir konu. çok farklı bakış açısına sahip insanlar hayvan sevgisinde buluşabiliyor.

hayvanlara eziyet eden birinin psikolojisi incelenmeli; zayıfı ezen insanlar korkaklardır ve fırsatını bulunca herkese zarar verebilirler. yaşayan organizmaya zarar verebilen herkes muhakkak surette ceza almalıdır, son günlerde bunun mücadelesi verilmektedir.


İNSAN ÖLDÜRMEKLE HAYVAN ÖLDÜRMEK ARASI SADECE BİR ADIMDIR.

ally_mcbeal
28-10-2010, 14:17
Bu topikle tam ilgisi olmayabilir ama bu konuya burda dikkat çekmek daha uygun geldi. Ne de olsa soyu tükenmekte olan bir canlı hakkında. Türk denizlerinin özel balığı lüfer-blue fish alarm veriyor, tükeniyor. Sebebi bilinçsiz avlanma.

Denizlerimizde lüfer nerdeyse kalmadı. Bilinçsiz balıkçılar açgözlülükle çinekop-sarıkanat avlamaya devam ediyorlar. İş o hale geldi ki bunlar da tükendiği için daha da ufağı olan defne yaprağını avlayıp çinekop diye satmaya başladılar.

Arkadaşlar lüfer tekrar denizlerimizde varlığını gösterene kadar lütfen bu balıkları almayalım, yemeyelim, talep yaratmayalım: sarıkanat-çinekop-defne yaprağı. Bunların hepsi lüferin küçükleridir. Lüferin denizlerimizden yokoluşuna razı gelmeyelim, diğer balık türlerini seçelim, lüferimize sahip çıkalım.

SİRİUS
30-10-2010, 10:46
Pako'nun Sayfası





Datvi’den sonra Bambi


Fotoğraf sanatçısı Cemal Gülas, 2007’de evlat edindiği ayısı Datvi’den sonra yine vahşi doğadan bir hayvanla arkadaş oldu: Karaca Bambi!


Kaçkar Dağları’nın yamacında yaralı bulunan Bambi, tedavisini yapan Gülas’ı hergün ziyaret ediyor; onu ıslık çalarak selamlıyor. / Zeynep BİLGEHAN

Fotoğraf sanatçısı ve belgeselci Cemal Gülas tam bir doğa insanı. Yıllar önce birçok şehirlinin hayalini kurduğu şeyi yapıyor; kentin kaosuna isyan edip Rize’de Kaçkar Dağları’nın eteklerine yerleşiyor. Gülas; “Bir gün fark ettim ki insanlar sürekli mutfakta durunca pişen yemeğin sadece kokusunu alıyor, tadına varamıyor. Ben de kentlerde yaşamayı böyle görüp, mutfaktan çıkmaya karar verdim. Doğa içinde ufkunuz genişliyor, üretkenliğiniz artıyor. Hayata bambaşka bir gözle bakıyorsunuz” diyor ve merkeze, ilçelere, her yere uzakta, orman kenarına evini kuruyor. Tüm ekibini, ofisini buraya taşıyor. Onlara en yakın yerleşim birimi on hanelik bir köy... Gülas ve ekibi burada doğayla iç içe yaşıyor.
Mayıs ayında bir gün, köylüler bacağı kırımış bebek bir karaca bulup Cemal Gülas’a getiriyorlar: “Yeni doğmuştu, daha bir veya iki günlüktü. Boyu sadece 14 santimdi... Bana getirdiklerinde ölmek üzereydi. Karaca vahşi doğada yaşayan bir hayvan. Vahşi hayvanları insanlara maruz bırakmak ve alıştırmak, onlara yapılacak en büyük kötülük. Hayvanı kesinlikle doğasından uzak tutmamalısınız. Bu nedenle veterineri yaralı karacanın olduğu yere getirdik.”
Tedaviden sonra Cemal Gülas, yaralı karacanın bakımını üstleniyor. Adını, dünyanın en meşhur çizgi film karakterlerinden birinden esinlenerek Bambi koyuyor. Bambi, Gülas’ın himayesinde süt içiyor, yemek yiyor. 10 günde sağlığına kavuşuyor: “Bambi, beni annesi gibi gördü. Ancak ona kucak açan sadece ben değildim. Evde aynı zamanda bir kangal köpeğimiz var; o dönem onun da yavruları olmuştu. Kangal, kendi yavrularıyla birlikte Bambi’ye de süt verdi. Bu nedenle aslında bize çok da ihtiyacı olmadı. Karaca, köpek yavrularıyla birlikte büyüdü.”

ISLIKLA SELAM VERİYOR

Serpilip büyüdükten sonra Gülas, onu ait olduğu yere, doğaya bırakıyor. Ancak Bambi, bakıcı ailesini unutmuyor. Özgürlüğüne düşkün bir vahşi hayvan olmasına rağmen eski evini sık sık ziyaret ediyor: “Karacalar, evcil hayvanlar değil. Bu nedenle evde bakımını yaptığımız zaman bile Bambi’yi asla onun doğal algısı dışında evcil bir kedi veya köpeği sever gibi sevmedik. Buna rağmen Bambi, ne beni ne de süt kardeşlerini unuttu. Şimdilerde kangallara orman gezintilerinde eşlik ediyor, onlarla çete gibiler! Bizi ziyaret etmeyi de ihmal etmiyor. Evin etrafında taze otlar var, vahşi karacalar her sabah saat 6-7 gibi otlamaya gelir. Bambi de geliyor ama diğerleri gibi uzaktan otları yiyip gitmiyor. Bize ıslık çalıyor. Islığının üstünde kafamı çevirip ona el sallayınca da hoplayıp zıplıyor. Karşılıklı selamlaşıyoruz.”
Bambi, Cemal Gülas’ın vahşi doğadan ilk arkadaşı değil. Şu andaysa evinde yaklaşık 40 tavşanı, keklikleri, sülünleri, tavukları ve dört kangalı bulunuyor: “Hayvanlar da hayatın bir parçası. Biz bu dünyada, burada yaşıyorsak onlar da bizim komşularımız. Benim Bambi için yaptığım iyi komşuluk için sadece küçük bir örnekti. Herkes, kim veya ne olursa olsun kendi komşularıyla iyi geçinmeli. Bir arada, barış içinde yaşamalıyız.”

DATVİ KİMDİ

Datvi, Rize Çamlıhemşin köyü sakinlerinin 2007’de bulduğu annesi avcılar tarafından öldürülmüş üç aylık bir boz ayı yavrusuydu. Bakımı bir süre Doğa Koruma ve Milli Parklar Müdürlüğü görevlilerince yapıldı. Bursa Karacabey’deki Ayı Rehabilitasyon Merkezine gönderilip kısırlaştırılacakken Cemal Gülas, Datvi’yi evlat edindi. Doğal ortamında, evinin geniş arazisinde 14 ay boyunca büyüttü. Ancak Datvi 100 kiloya ulaşınca, çevreye zarar verebileceğine dair şikayetler üstüne yetkililer tarafından Gülas’tan alınıp Karacabey Rehabilitasyon Merkezi’ne götürüldü.

PAKO PANO

* Köpeğimiz Klayd 23 Ekim’de Maçka Parkı’nda tasmasından çıkarak kaybolmuştur. Sadece altı aylık bir bebek ve çok ürkek. Üç bacaklı kardeşi Bonnie ile ilk defa ayrıldılar. Birbirlerine ihtiyaçları var, bizim de onlara. Lütfen bulmamıza yardım edin. (532) 638 54 21.

* Bir buçuk aylık Çıtır ile Pıtır, kuru mama yiyorlar. Bu bebekleri büyütmek ister misiniz? (533) 622 44 59

* Yaklaşık iki buçuk aylık bu sevimli dişiye evimizde çok fazla kedi olduğundan yuva arıyoruz. (216) 410 40 57

* Üç aylık bir dişi iki erkek siyah kedi sıcak yuva arıyor. Hala anne sütüyle besleniyorlar. (533) 636 45 99

* Oyuncak Müzesi’nde bulunan beş yavru kediden biri öldü, diğeri kör kaldı, ikisi de sokağa atıldı. Kör kedimize yuva arıyoruz. (216) 359 45 50-51

* Yaklaşık iki aylık olan Garfield ve kardeşi Piko prensese sevgiyle bakılacak yuvalar arıyoruz. Son derece sağlıklı ve oyuncular. Anne sütüyle büyüdüler. Şimdi kendi yuvalarına uçma zamanı. Yuvanızı onlarla paylasır mısınız? (533) 529 16 51

* Üç aylıklar, hepsi erkek. Anne sütüyle büyüdüler, dolayısıyla çok sağlıklılar, kuru mama yiyorlar ve tuvalet eğitimleri var. Küçük oğullarımıza onları çok sevecek aileler arıyoruz. Beykoz’dayız. (532) 720 86 20.

* İki buçuk ve üç 3 aylık erkek-dişi birçok yavruya evde özenle bakarak büyüttüm, artık yuvalarına gitme zamanları geldi. Evimde çok kedim olduğu için onları daha fazla tutamayacağım, lütfen bu yavrulara yuvanızı açın. (216) 384 51 65.

* İkisi de Hasdal Rehabilitasyon Merkezi’ne geldiler. İkisi de mutsuz, ikisi de bir evin bir köpeği olmak istiyor. Kızıl labrador yeni doğurmuş, memeleri süt dolu ama neden yavrularından ayrı bilmiyorum. Belki de bebekleri öldü. Bir hafta süresi var bu ikisinin. Bu köpekleri geçici olarak ya da kalıcı tutabilecek birileri var mı? Eğer cins köpek isteyen varsa işte size hem kızıl hem de siyah labrador. (555) 422 88 95.

VETERİNER HEKİM TALAT GÜLBAY

Kaplumbağalarda kabuk yumuşaması

Yemle aldığı A vitamini ve kalsiyum oranlarını düzenleyip yeterli gün ışığı alması sağlandığında problem çoğunlukla ortadan kalkıyor

Kaplumbağalarda kabuk yumuşamasına yol açan hastalıkların başında metabolik kemik hastalığı dediğimiz bir sorun geliyor. Metabolik kemik hastalığı kalsiyum ve D vitamini eksikliklerinde, kaplumbağanın yeterli gün ışığı yani ultraviole alamadığı durumlarda ve karaciğer, böbrek ve paratroid bezi hastalıklarında ortaya çıkıyor. Bu hastalığın en belirgin özelliği kaplumbağanın kabuğunda yumuşama oluşması ve şekil değişiklikleri meydana gelmesi. Metabolik kemik hastalığı olan kaplumbağalarda üst taraftaki kabuk parçalarının piramit şeklinde konik bir hal aldığı çok sık olarak gözleniyor. Kaplumbağanın yemle aldığı A vitamini ve kalsiyum oranlarını düzenleyip yeterli gün ışığı alması sağlandığında problem çoğunlukla ortadan kalkıyor. Ancak karaciğer, böbrek ve paratiroid gibi organlardaki bozukluklardan kaynaklanan kabuk yumuşaması problemlerinde detaylı analizler yapılması ve uygun bir tedavi belirlenip uygulanması gerekiyor.

KABUK ÜLSERLERİ

Metabolik kemik hastalığı dışında kabuklarda yumuşamaya yol açan bir diğer problem de kabukta meydana gelen ülserler. Bu ülserlerin bakteriler tarafından enfekte edilmesiyle tüm kabuğa, hatta bazen ayaklara kadar yayılan bir hastalık tablosu oluşuyor. Böyle bir durumda da yapılması gereken en önemli şey veteriner hekiminizin kaplumbağanızı muayene edip bu ülserler için uygun bir tedavi belirlemesi. Uygun tedavinin yanısıra daha önce yaptığınız gibi her gün kabuk üstünü zarar vermeden fırçalayarak ölü dokuları uzaklaştırmanız faydalı olur. Ülserlerin kabukta yaptığı harabiyet ciddi boyutlarda ve kabukta derin doku kayıplarına yol açmış durumdaysa cerrahi yöntemle ve akrilik gibi maddelerle bu dokuların onarılması mümkün.
Gerek ülserlerin, gerekse metabolik kemik hastalığının yol açtığı kabuk problemlerini tedavi ederken kaplumbağanızın yaşam koşullarındaki ve akvaryumundaki hijyen ve temizlik kurallarını aksatmadan uygulamanız ve beslenme kalitesine ve yeterliliğine dikkat etmeniz onun sağlığına kavuşmasını hızlandırır.

Tnaaa28
30-10-2010, 22:02
bu çok önemli bir konu... kedi katili cani ufuk günaydının ne şekilde o masum hayvanı katlettiği şu anda tv de yine veriliyor. okan bayülgenin bu geceki muhabbet kralı programının konusu bu. insanım diyen herkese çok dokunucak bir olay.

hayvanlarla ilgili forumda iki anlamlı topik var, biri "hayvan sevgisi" hayatın içinden bölümünde yeralıyor yanlış hatırlamıyorsam. orada hayvanlarla ilgili değişik hikayeler, nasıl bakılacağına dair bilgiler yeralıyor. ve şahane fotoğraflar var... aslında o topiği de güncellemek lazım. bir de bu topik var ki hayvan meselesini daha çok hukuki boyutuyla ele alıyor, haksızlıklar üzerine kamuoyu oluşturmayı hedefliyor.

hayvan sevgisi her tür hayat görüşünün üzerinde ve dışında bir konu. çok farklı bakış açısına sahip insanlar hayvan sevgisinde buluşabiliyor.

hayvanlara eziyet eden birinin psikolojisi incelenmeli; zayıfı ezen insanlar korkaklardır ve fırsatını bulunca herkese zarar verebilirler. yaşayan organizmaya zarar verebilen herkes muhakkak surette ceza almalıdır, son günlerde bunun mücadelesi verilmektedir.


İNSAN ÖLDÜRMEKLE HAYVAN ÖLDÜRMEK ARASI SADECE BİR ADIMDIR.

Bir vahşet daha...
Televizyondada çıktı bu haber...

****
30/10/2010 - 10:25:52

http://i1002.photobucket.com/albums/af148/Ahm365/kedi.jpg

Kedisinin kulağını kesen eşine dava açacak

Bolu’da kedisinin eşi tarafından kulağının koparıldığı ve ayaklarının kırıldığını ileri süren kadın, kocasını mahkemeye verecek. Yıldız A. isimli kadın “Süslü” adını verdiği 2 aylık yavru kedisinin kulağının koparılmış, bacaklarının da kırılmış olduğunu fark edince, talihsiz hayvanı veterinere götürdü. Veteriner, kedinin sol ön ve sağ arka bacağının kırık, sol kulağının üst kısmının koparılmış olduğunu tespit etti. Yıldız A. kedisinin bu hale gelmesinden eşi Ahmet A’nın sorumluğu olduğunu ileri sürerek, eşi hakkında Cumhuriyet Başsavcılığına suç duyurusunda bulunacağını söyledi.

http://www.yenicaggazetesi.com.tr/yg/habergoster.php?haber=41544

bourbon
31-10-2010, 23:15
Bu topikle tam ilgisi olmayabilir ama bu konuya burda dikkat çekmek daha uygun geldi. Ne de olsa soyu tükenmekte olan bir canlı hakkında. Türk denizlerinin özel balığı lüfer-blue fish alarm veriyor, tükeniyor. Sebebi bilinçsiz avlanma.

Denizlerimizde lüfer nerdeyse kalmadı. Bilinçsiz balıkçılar açgözlülükle çinekop-sarıkanat avlamaya devam ediyorlar. İş o hale geldi ki bunlar da tükendiği için daha da ufağı olan defne yaprağını avlayıp çinekop diye satmaya başladılar.

Arkadaşlar lüfer tekrar denizlerimizde varlığını gösterene kadar lütfen bu balıkları almayalım, yemeyelim, talep yaratmayalım: sarıkanat-çinekop-defne yaprağı. Bunların hepsi lüferin küçükleridir. Lüferin denizlerimizden yokoluşuna razı gelmeyelim, diğer balık türlerini seçelim, lüferimize sahip çıkalım.

denizi,balık avcılığını iyi bilen biri olarak şunu söyleyebilirim.
lüfer 20 cm cıvarında yumurta bırakmaya başlıyor.Şu anda tezgahlardaki ufak cinekoplar 1 yaşına dahi gelmemiş balıklar.Yani bu balığın yumurtlamasına,çoğalmasına izin vermıyoruz.
Trolculer,gırgırcılar denizin dibini tarayarak,yuvaları bıle dağıtarak resmen katlıam yapıyorlar.
Yunanıstan da balık tükenme noktasına gelmişti,hükümet 2 sene boyunca trol cinsi avlanmayı yasaklayıp bunun için balıkçılara fon ayırdı sonuç Çanakkaleden çıkmayan sardalyayi şu an Yunanistan dan ithal ediyoruz.
3 hafta önce Suadiye de dalıyordum,kıyıdan 100-200 metre açığı bile ağla çevirdiler.Usulsüz,canice avlanmaya ciddi yasaklar gelmezse bırakın lüferi,karagözü ilerde istavriti bile göremeyebiliriz.

bourbon
31-10-2010, 23:23
[QUOTE=tnaaa28;5026420]Bir vahşet daha...
Televizyondada çıktı bu haber...

****
30/10/2010 - 10:25:52

http://i1002.photobucket.com/albums/af148/Ahm365/kedi.jpg

Kedisinin kulağını kesen eşine dava açacak

İnşallah biri de bu sapığın kulağını keser eline verir.

SİRİUS
06-11-2010, 12:59
Pako'nun Sayfası





Yavru köpek eğitimi


Hiçbir köpek insanın vereceği cezayla eğitilmez, sadece korku sahibi olur ve kendini bir gün korkmayacak kadar güçlü hissettiğinde aldığını zannettiğiniz tüm eğitimin yıkıldığını görürsünüz

Yaygın ve yanlış bir uygulama olarak köpeklerin eğitimine dört aylıktan sonra başlanması gerektiğine inanılır. Ve bu zamana kadarki süreyi köpeğin bir şeyler öğrenmeden yeni evine alışarak geçirmesi gerektiği düşünülür. Ve yine yanlış bir kanı da; eğitime erken başlanırsa köpeğe zarar verileceği ve sosyalizasyonunun olumsuz etkileneceği. Eğer köpek eğitimini köpeği çeşitli ceza yöntemleriyle belli bir karaktere koşullandırmak olarak düşünüyorsanız, söylenenleri doğru kabul edebilirsiniz. Ancak tüm dünyada yaygın kabul görmeye başlayan son görüş köpek eğitiminin 7 haftalıktan itibaren başlayabileceği. Burada öncelikle kavranması gereken en önemli husus köpek eğitiminin köpeği cezalandırmak, korkutmak, gazete kağıdıyla vurmak veya canını yakmak olmadığını kabul etmek ve hiçbir ceza yönteminin gerçek bir köpek eğitimi olamayacağını anlamak.
Hiçbir köpek insanın vereceği cezayla eğitim almaz sadece korku sahibi olur. Kendini korkmayacak kadar güçlü hissettiğinde aldığını tüm eğitimin yıkıldığını görürsünüz. Ya da korkuyla köpeğinizin karakterinin bozulduğunu izlersiniz. Kısacası eğitimin köpeği ceza yöntemleriyle koşullandırmak olduğunu düşünüyorsanız telafisi pek mümkün olmayan bir hata yapıyorsunuz.

CEZA DEĞİL ÖDÜL

Yavru bir köpeği eve içgüdüleri kaynaklı bir karakterle alır ve eğitimle güdülerinden kaynaklanan davranışları daha olumlu yönde değiştirmesini isteriz. Bizimle yaşayacağı hayata uygun ve gelişmiş bir karakterde olmalıdır. Bunu köpeğimizin de istemesi eğitimin en temel noktası. Bu nedenle ona öğreteceğimiz her şey; ödül yöntemine dayanmalı ve köpeğiniz sizin istediğiniz şeyleri yapmaktan mutluluk duymalı.
Bu açıdan bakıldığında köpeğin eğitimi; eve ilk girdiği andan itibaren yani 6-7 haftalıkken zaten başlıyor. Bu dönem köpeğinizin size daha az direndiği ve en çok sahiplendiği dönem. 7 haftalıktan itibarenki dönemin bu avantajından yararlanmalı ve onu eğitmeye başlamalısınız. Eğer 4 aylıktan itibaren eğiteceğinizi düşünüp, evde karakteri ve davranışları açısından kontrolsüz bırakırsanız kendi başına kötü davranışlar ve size karşı direnç geliştirebilir. Daha sonra bu davranışları düzeltmek ve bu direnci aşmak çok zor, bazen de imkansız olabilir. Bu direnci kırmak ve eğitmek için seçeceğiniz ceza yöntemiyle köpeğinizin karakterine verdiğiniz zararın düzeltilmesi imkansız bir huya dönüşmesi ihtimali de önemli bir tehlike.
‘Puppy training’ yani yavru köpek eğitimi olarak tüm dünyada kabul gören ödüllendirmeye dayalı bu yöntemleri alanında uzman ve eğitim almış köpek eğitimcilerinden yardım alarak öğrenebilirsiniz. Ödüle dayalı bu yöntemlerle köpeğiniz sizinle aynı evde yaşamayı, size ve çevrenizdeki insan ve eşyalara zarar vermemeyi, yanınızda yürümeyi ve sizi dinlemeyi büyük bir keyif alarak öğrenir. Böylece köpeğiniz eve adım attığı andan itibaren sizinle yaşamaktan mutluluk duyar ve sağlıklı bir karakterle adapte olur.
İleride eğer isterseniz; Alan koruma, insan koruma ve kurtarma gibi diğer ileri eğitimleri de böyle sağlıklı bir karakterin üzerine inşa etmek çok daha kolay ve kalıcı olur.

Pako pano

* Evde doğmuş üç kardeşten sonuncusuna yeni yuva aranıyor. İki aylık kedinin tuvalet terbiyesi var ve kuru mamaya alışkın. (536) 989 80 74

* Bu yavru kediler henüz bir aylıkken annelerini kaybettiler. Parazit tedavileri yapıldı ve kuru mamaya alıştılar. Tercihen ikili olarak verilecekler. İstanbul dışı istemiyoruz. (536) 989 80 74

* Bu erkek kedi sokakta bir ay önce bulundu. Parazit tedavisi yapıldı ve tuvalet terbiyesi var. Henüz iki aylık olan kedimiz yeni sahibini arıyor. İstanbul’da olanlar arasın lütfen. (536) 989 80 74

* Bu Terrier ’i sokakta bulduk. Havalar iyice soğumadan ona evini açabilecek bir hayvansever arıyoruz. (507) 225 54 26

* Annesiz büyüyen bu kedi kendi kendine yemek yemeğe başladı. İç, dış parazit tedavileri yapıldı. Ona bir yuva vermek isterseniz bizi arar mısınız? İstanbul’da olanlar arasın. (536) 989 80 74

* Calico adındaki kızımız beş aylık. Zeki ve hareketli. Ulaşım sağlanır. (536) 437 21 46

* Barınaktan alıp evde büyüttüğüm yavrulara acil yuva arıyorum. (216) 384 51 65

* Oyuncak Müzesi; geçen haftaki ilanın bakıp ve sahiplendirdikleri kedileri sokağa attıkları izlenimi yarattığını belirtti. Bu yanlış anlaşılmayı düzeltmek için, kedilere ev bulunduğunu, sadece adını Sunay Akın’ın koyduğu Guntherman’a yuva arandığını söyleyelim. (216) 359 45 50?51

SİRİUS
06-11-2010, 13:03
yatakta 5 kişi
[email protected]




Yeni balkonun fethi


Taşınmanın ardından evdeki dört ayaklılar konusunda epey gelişme yaşadık. Ortalıktaki koli yığını gidince Muşka ve Karaçi evin bütün köşelerini rahatça keşfettiler. Sonra da balkona çıkmayı öğrendiler

Uzun ve kısmen sancılı taşınmamızda Karaçi ve Muşka’nın yeni eve nasıl alışacakları bizim için dertti. Üstelik sadece yeni ev travması değildi gözümüzü korkutan, bir de balkon vardı. Buradaki balkon, birinci katta ve çok büyük. Daha çok da bahçeyi andırıyor. Komşu balkon, istinad duvarı, yan apartmanın girişiyla aramızdaki küçük duvar kombinasyonunda kaçabilir, düşebilir ve evin kokusuna alışmadıkları için geri dönmeyebilirler diye korktuk.
Aslında birkaç hassas noktaya dikkat ettiğimiz takdirde işimizin zor olmadığını biliyordum. Bugüne kadar okuduklarım ve duyduklarımdan aklımda kalanları harmanladım, üstüne cesaretimizi ekledik ve biraz paldır küldür de olsa olaya giriştik.

KARAÇİ’NİN SİCİLİ BİZİ KORKUTTU

Daha taşınırken evdeki herkes sıkı sıkı tembihlendi: Balkona açılan kapılar ve pencereler kesinlikle açık bırakılmayacak, kedilerin dışarı çıkmasına izin vermeyecektik. Karaçi’nin sicili temiz değil, üç haftalık bir firar hikayesi olduğu için çok titiz davrandık. Neyse ki zaten korkaklar kraliçesi olduğundan sorun yaşamadık. Zira ilk hafta çalışma odasından çıkmadı. Kendine bir dolabın içini ve kütüphanenin üstünü yuva yaptı. Muşka da evin içinde rahat rahat dolaşıyor ama kapılara yaklaşmıyordu.
Sonunda ikinci hafta, havaların güzel olduğu bir gün açtık balkon kapısını. Bizimkiler birer birer gelip kapının önünde durdu, etrafı kolaçan ettiler. Önce ikisini de teker teker kucağıma alıp balkonda birkaç adım attım, içeri geri koydum. Sonra peşlerine takılarak dışarı çıkmalarına izin verdim. Muşka tabii ki daha cesaretliydi. Karaçi iki adım attıysa, o dört adım gitti. Böylece ufak ufak alıştı bizimkiler balkona. Şimdi kafalarına göre girip çıkıyorlar.

YENİ EV YENİ DOSTLAR

Fakat bu güzel gelişmeye rağmen balkona kedi kapısı taktıramayacağız. Çünkü bu balkonda bir sürü davetsiz misafirimiz var! Hem de ne misafirler! Utanmasalar yatağımıza girecekler. İkisi 7/24 geliyor. Biri siyah-beyaz, diğeri sarışın. Kod adları Beşiktaş ve Pudra. Beşiktaş yemek konusunda arsız, mutfak kapısından ayrılmıyor. Geceleri Leyla’nın penceresinde yatıyor. Ne versem yiyor. Pudra ise rahatına düşkün. Balkondaki kanepeyi kendine ev yaptı. Sabah akşam orada yatıyor. Yavaş yavaş içeri sızma alıştırmalarına da başladı. Başka kediler bizim için sorun değil ama Karaçi ve Muşka pek öyle düşünmüyor. Bazen açık balkon kapısının ağzında karşılaşıp, birbirlerine dik dik bakarak uluyor, bağırıyor ve tıslıyorlar. Bir de camın ardından birbirlerine saldırıyorlar. Daha çok sabah beş civarı olan bu kavgalar hiç hoşumuza gitmiyor. Önce gırtlaklanan kedi sesi geliyor salondan. Sonra gümmm diye bir cama çarpma sesi. Uyku sersemi, salona koşup bakıyoruz ki, bizimkiler bütün tüyleri kabarık, sırtları kambur bir halde nöbette. Neymiş, balkon kapısında uyuyup bunları kaale almayan Pudra veya Beşiktaş’a saldırıyorlarmış. Duymasınlar ama çok komik görünüyorlar. Bir gün arkadaş olacaklar mı acaba?

KEDİNİZİ ADIM ADIM DIŞARIYA ALIŞTIRIN

* Kedinizin evin kokusunu ezberleyeceği iki, belki de üç hafta boyunca bahçeye çıkmasına izin vermeyin. Kapıları ve pencereleri kapalı tutun, evdeki diğer kişileri uyarın. Evin kokusunu öğrenmeden dışarı çıkan bir kedi, uzaklaştığında nereye döneceğini bilemez ve kaybolur.
* Kediniz evde rahatça dolaşmaya başladığında, bahçeyi keşfetmeye hazır demektir.
* İlk dışarı çıkma tecrübesini mümkünse yemek saatinden önce deneyin. Korkup da dışarıda bir köşeye siner veya ağaca tırmanırsa, yemeği onu içeri çekmek için kullanabilirsiniz.
* Kapıyı açın ama dışarı çıkması için zorlamayın. Bırakın koklasın, baksın.
* Kucağınıza alıp çıkabilirsiniz ama onu bahçede yere koymadan, kucağınızda geri dönün. Böylece güvenle çıktığı bahçede bir anda korunmasız kalmaz.
* Bir süre dışarıda kalın, bahçede dolaşın. Sizi takip etmesini sağlayın. Ya da siz onun yanından ayrılmayın.
* İlk tecrübeyi uzatmayın, aynı gün ilerleyen saatlerde veya ertesi gün tekrar deneyin. Birkaç gün sonra istedikleri kadar kalabilirler.
* Kediniz dışarıdayken kapı veya pencere açık kalsın.
* Bahçeye ya da sokağa çıkan kedilerin buna göre aşılanması gerektiğini ve künyeli tasma taşımasının iyi olacağını unutmayın. Sokakta yaşayan kedilerin yakalanma ihtimali olan birçok hastalık var, o yüzden aşılarını gözden geçirmeniz gerek.

Tnaaa28
06-11-2010, 15:56
Bir vahşet daha...
Televizyondada çıktı bu haber...

****
30/10/2010 - 10:25:52

http://i1002.photobucket.com/albums/af148/Ahm365/kedi.jpg

Kedisinin kulağını kesen eşine dava açacak

Bolu’da kedisinin eşi tarafından kulağının koparıldığı ve ayaklarının kırıldığını ileri süren kadın, kocasını mahkemeye verecek. Yıldız A. isimli kadın “Süslü” adını verdiği 2 aylık yavru kedisinin kulağının koparılmış, bacaklarının da kırılmış olduğunu fark edince, talihsiz hayvanı veterinere götürdü. Veteriner, kedinin sol ön ve sağ arka bacağının kırık, sol kulağının üst kısmının koparılmış olduğunu tespit etti. Yıldız A. kedisinin bu hale gelmesinden eşi Ahmet A’nın sorumluğu olduğunu ileri sürerek, eşi hakkında Cumhuriyet Başsavcılığına suç duyurusunda bulunacağını söyledi.

http://www.yenicaggazetesi.com.tr/yg/habergoster.php?haber=41544

BOLU (CİHAN) - Bolu'da eşinin evde beslediği 2 aylık yavru kedinin kulağını koparan ve bacaklarını kıran Ahmet Aslan özür diledi. Aslan, "Sabah kalktığımda hayvanın pisliğine bastım, o anlık bir öfkeyle oldu. Bütün halktan, hayvanseverlerden ve özellikle eşimden özür diliyorum." dedi.

Ahmet Aslan, bugün, Bolu Hayvanları Koruma Derneği'ne geldi. Dernek Başkanı Gülay Albayrak'ın yanında gazetecilere açıklama yapan Aslan, herkesten özür diledi. Aslan, şunları söyledi: "Bütün halktan hayvanseverlerden özellikle eşimden özür diliyorum. Eşimi çok seviyorum. Gülay Hanım'a çok teşekkür ediyorum, bu fırsatı bana verdiği için. Üzgünüm. Sabah kalktığımda havyanın pisliğine bastım, o anlık bir öfkeyle sinirle olmuş bir olay. Mutlu değilim. Bu yaptığımdan dolayı vicdan azabı çekiyorum. Affedilecek bir hata değil. Affedilmeyi de istemiyorum. Tüm halktan özür diliyorum. Bundan sonra Gülay hanımın yanındayım. Üye olacağım. Kötü bir insan olarak tanınmak istemiyorum, güzel bir insan olarak tanınmak istiyorum. Benim de hayvanlarım var. İki kedim var. İster istemez oldu böyle bir şey. Kedimi gördüm, yıkıldım."

Aslan, açıklamanın ardından bir süre, Bolu Hayvanları Koruma Derneği'nin bahçesinde bulanan kedilerle ilgilendi.

http://www.aktifhaber.com/kedinin-kulagini-kesen-aslan,-esinden-ve-hayvanseverlerden-ozur-diledi-350793h.htm

*******************

Hayvanseverler.. Aslan bey özür diliyor bizlerden.. kabul ediyormusunuz özürünü.

Eeee bir ufacık kediyi dövmekten bacaklarını kırıp kulağını kesmekten işin bukadar dallanıp budaklanıp
Türkiyeye rezil olacağını tahmin etmiyodun tabi Aslan efendi...

Televizyonda baktım bi kediyi almış eline seviyor ediyor özür falan diliyor... melaike kesilmiş.. pehhh..
Kedi döven ,kedi kesen adam olarak bilinmek nasıl bir duygu acaba...yoksa utanılacak birşeymi bu..
O halde neden yaptın bunu...

bırak ulenn bu ayakları derler adama...

ally_mcbeal
18-11-2010, 11:42
bu bayram mısırdaydım kurban bayramının mısırda çok moral bozucu olacağını sanırken ilginç bir şekilde hiç kurban kesimine raslamadım, meğer bizdeki gibi herkes kurban kesmezmiş orda.

dikkatimi çeken diğer husus ise bu fakir ülkede kedilere verilen değer oldu. hz muhammedin kedi sevgisini sünnetten sayan mısırlıların kedileri hayli besili ve şefkat gören hayvanlar.

SİRİUS
20-11-2010, 12:28
Pako'nun Sayfası





Mama seçiminin 6 püf noktası


Kedi ve köpeğinize mama alırken nelere dikkat etmeniz gerektiğini biliyor musunuz?

Kedi ve köpeklerin besin ihtiyaçları türlerine, yaşlarına, günlük etkinlik düzeylerine, yaşadıkları çevre koşullarına, büyüme-hamilelik ve emzirme dönemleri gibi fizyolojik durumlarına göre farklılıklar gösteriyor. Bu nedenle kedi ve köpekleriniz için mama seçerken ilk dikkat edilecek konu onların ihtiyacına uygun mamayı seçmek. Bu konuda veteriner hekiminiz de yardımcı olabilir. Aşağıdaki bilgiler uygun mamayı seçerken yol göstermek açısından faydalı olabilir.
1. Satın alacağınız mamanın evcil hayvanınızın ihtiyaç duyacağı tüm besin maddelerini içermesine dikkat etmelisiniz. Bunlar proteinler (esansiyel amino-asitler ve nitrojen), esansiyel yağ asitleri, mineraller, vitaminler ve benzerleri olarak sayılabilir.
2. Besin maddelerini uygun oranlarda ve dengeli kompozisyonlarda içeren mamaları tercih edin.
3. Sindirim oranı yüksek mamaları seçin. Mamaların içerdiği besinlerin kolay sindirilebilkmesi hem sindirim sistemindeki stresi azaltır. Hem de satın aldığınız ürünün fiyat performansını gösterir. Sindirim oranı düşük mamaların tüketim oranları daha yüksek olduğu için fiyatları ucuz bile olsa ekonomik olmuyor.

TÜKETİLEN MİKTAR ÖNEMLİ

4. Alacağınız mamanın metabolize olabilir enerji düzeyi uygun seviyede olmalı ve evcil hayvanınızın ihtiyacından düşük olmamalı. Bu da sindirim sistemi üzerindeki baskıyı azaltmak ve mamanın fiyat performansını belirlemek açısından çok önemli.
5. Mama paketlerinde önerilen tüketim oranları ortalama ve optimal değerler. Bu önerilen miktarları uygulamadan önce kedi ve köpeğinize uygun bireysel tüketim miktarını veteriner hekiminizin önerileri doğrultusunda tekrar değerlendirmeli ve belirlemelisiniz. Böyle yapmanız kedi ve köpeğinizin yetersiz ya da fazla beslenme sonucu yaşayacağı beslenme hastalıklarının önlenmesi açısından çok önemli.
6. Uygun marka seçerken diğer hayvan sahiplerinin, profesyonel yetiştiricilerin ve özellikle veteriner hekimlerin bu ürünlerle ilgili tecrübelerini dikkate almak yine oldukça yararlı. Bunun yanı sıra kedi ve köpek mamalarının üretim standartlarını belirleyen kuruluşların (AAFCO Association of American Feeding Control Officials gibi) ve beslenme denemeleriyle ilgili paketteki standart unsurlarını da dikkate almak doğru ürün seçmek açısından faydalı olur.

Pako pano

iki aylık Sarı Şeker sokakta bulunup kliniğe getirilen sakin mizaçlı, uysal, mırıl mırıl bir oğlan. Kalbinizi bu tatlı yavru için ömür boyu açar mısınız? (533) 622 44 59

Mahzun sütanneyle büyüdü, kardeşleri yaşamadı ama bu oğlan hayata tutunmayı başardı. Şu an 5 aylık, sağlık sorunu yok. Evinizde bir minderlik yer var mı? (533) 622 44 59

Tüylü Beyaz Kız fotoğrafı
Bir buçuk aylık muhteşem güzellikte üç kardeşi ömür boyu sevgi, özen ve itinayla büyütürüm derseniz lütfen arayın. (533) 622 44 59

Evde doğmuş bu iki aylık kedicik yeni yuvasına hazır. Tuvalet terbiyesi verildi ve kuru mamaya alışkın. İstanbul içi bir yuva arıyoruz. (536) 989 80 74

SİRİUS
27-11-2010, 12:08
Pako'nun Sayfası





Hayvanat bahçeleri tehlikedeki çeşitlerin son sığınağı olacak


Uzun süre Avrupa Hayvanat Bahçeleri ve Akvaryumlar Birliği (EAZA) başkanlığını yapan, dünyanın sayılı hayvanat bahçesi uzmanlarından Koen Brouwer geçen hafta Türkiye’deydi. Darıca Faruk Yalçın Hayvanat Bahçesi’ne danışmanlık yapan Brower’la Türkiye’deki hayvanat bahçesi kültürünü ve eleştirileri konuştuk

Tam olarak ne iş yapıyorsunuz?
- 30 yıldır hayvanat bahçelerinin gelişmesi için çalışıyorum. Hayvanların refahı, çalışan kalitesi ve ziyaretçi servisleri gibi konularda dünyanın dört tarafındaki parklara danışmanlık veriyorum. Uzun süre EAZA Başkanlığı yaptım. Bir dönem kendi hayvanat bahçem vardı ama bakımı zor olduğu için başkasına devrettim. Hayvanat bahçelerinin modern dünyada çok önemli bir yeri var. Hepimiz gri, karanlık şehirlerde yaşıyoruz, orman hayatını görmüyor, çamurda oynamıyoruz. Hayvanat bahçeleri şehir hayatıyla doğa arasındaki bağ. Tabii iyi şartlardakilerden bahsediyorum.

İyi bir hayvanat bahçesi için asgari şartlar neler?
- En önemli şart hayvanların refahı. Belli standartlar gerekiyor; iyi gıda, bakım ve çevre. Hayvanın tırmanması gerekiyorsa tırmanmalı, kazması gerekiyorsa kazmalı. Önemli olan hayat kalitesi. Örneğin yaşamak için büyük bir apartman binasına ihtiyacınız yoktur ama iyi standartlarda bir ev gerekir; rahat yatak, temiz mutfak gibi... Hayvanlar da büyük alana değil, iyi yaşam alanına ihtiyaç duyar. Onları bulundukları yere biz koyduğumuz için en iyi şekilde bakma sorumluluğumuz var. İyi bir hayvanat bahçesi yenilik, araştırma ve teknolojiye açık olmalı.

Ya çalışanlar?
- Belli bilinçte olmaları lazım. Çalıştıkları hayvanlarla ilgili bilgileri işi yaparken öğrenebilirler ama eğitim şart. Akdeniz ülkelerinde bu tarz eğitim alacakları yer ne yazık ki yok. Oysa Hollanda ve Danimarka’da hayvanat bahçesi çalışanları için dört yıllık okullar var. Tabii Amsterdam Hayvanat Bahçesi 1838’den beri açık. Bu fark ziyaretçileri kıyaslayınca bile anlaşılıyor.

KAFES VE YEMEK YETMEZ

Türkiye’deki hayvanat bahçesi kültürü ne durumda?
- Daha çok yeni. Pazarlama, yönetim gibi konularda eksik yok ama hayvan bakımıyla ilgili desteğe ihtiyaç var. Bu konuda Türkiye henüz çok ilkel; bakım sadece ‘hayvan, kafes ve yemek’ olarak görülüyor. Ayrıca hayvanat bahçeleri işbirliği yapmalı. EAZA’nın tek üyesi Darıca Faruk Yalçın Hayvanat Bahçesi. Bu ağı genişletmeye çalışıyoruz.

Ziyaretçilerde nasıl bir fark var?
- Hayvanat bahçeleri hayvanları görmek için en iyi yer. Ancak en güzel haliyle görülmezse büyük bir hayal kırıklığı oluyor. Türkiye’de insanlar henüz bu konuda hassas değil. Kıyaslayacakları iyi örnek olmadığından zavallı haldeki bir hayvanı görüp heyecanlanıyorlar. Hayvanların koşullarındansa giriş ücretine ya da restorandaki içeceklerin kalitesine daha eleştirel yaklaşılıyor. Bunlar değişmeli.

Hayvanların refahıyla ilgili ne yapılmalı?
- Nicelikten çok niteliğe bakmalı. Mesela dünyada sadece 3 bin Siberya kaplanı kaldı. Tundrada yaşayan bu kaplanın yaşam alanı 100 kilometrekare. Sumatra kaplanıysa Ekvator’da yaşadığı için av çeşitliliği çok daha fazla, 10 kilometrekare yetiyor. Oysa hayvanat bahçelerinde buzdolabı hep dolu, çünkü avı biz temin ederiz. Üstelik bakımlarını yaparız. Dışarıdaki hayvanlar çok daha kısa ömürlü çünkü parazit kapar, avlanılır veya yaşam alanları yok edilir.

Peki ya avlanma içgüdüleri?
- Aslında hayvanlar düşündüğümüzden daha tembel. Mecbur oldukları için avlanıyorlar. Biz hareketli olmaları için ‘çevresel zenginleştirme’yle yemek için çaba harcamalarını sağlıyoruz. Örneğin belli bir yüksekliğe asıyor ya da saklıyoruz. Bu tür küçük şeylerle beyinlerini meşgul tutuyoruz.

KAPLANLAR SADECE HAYVANAT BAHÇESİNDE

İnsanların doğayı görmesi için hayvanların esaret altına alınması haksızlık değil mi?
- İnsanlar bütün doğayı öldürüyor. Hayvanat bahçelerinin eğlenceden başka işlevleri de var; koruma, araştırma ve eğitim. Biz, insanları yeşili, suyu, havayı ve doğal hayatı korumanın önemi konusunda bilinçlendiriyoruz. Bazı insanların hiçbir fikri yok doğal hayatla ilgili. Bu nedenle bir şeyi kurtarmakla ilgilenmiyor, çaba göstermiyorlar. Dolayısıyla insanlara hayvanları iyi şekilde göstermek çok önemli. Ayrıca hayvanlar dışarıda da daha iyi durumda değil. Kuşlar yıllardır kuzeyden güneye göç ediyor. Değişen tek şey avlanan insanların sayısının, çarptıkları elektrik direklerinin ve verilen zararın artması.

Yani kapalıyken daha mı iyi durumdalar?
- İyi veya kötü diyemem ama hayvanat bahçeleri tükenme tehlikesi olan hayvanların son sığınağı. Hükümetler milyonlarca dolar harcıyor ama kaplanların nesli yine de tükenecek. Görebileceğimiz son kaplanlar da hayvanat bahçelerindeki üretim merkezlerinde. Hayvanat bahçeleri üniversite, devlet ve STK’larla daha fazla işbirliği yapıyor, hayvanların koruma altında üremelerini sağlıyor. Memnuniyetlerini ölçmenin yolu yok ama hayat uzunlukları, üreme sıklıkları ve tipik davranışları bizi bilgilendiriyor. Yürüyüş hızlarında değişiklik varsa ya da kendilerine zarar veriyorlarsa bir sorun vardır. Daha iyisini yapmak için çabalıyoruz.

Türkiye’de korunması gereken hayvanlar hangileri?
- Elektrik ihtiyacını karşılamak için sular barajlarda toplanıyor. Kuşlar, sürüngenler ve su hayvanları zor durumda. Örneğin sadece Türkiye’de yaşayan Silifke Dikenli Fareleri büyük tehlike altında. Türkiye’de insanlar ekonomik büyüme kadar doğal hayatı koruma konusunda hassas değiller. Avrupa’da kaybettiklerimizi geri kazanmak için inanılmaz paralar ödüyoruz. Sizse bu doğaya hala sahipsiniz. Korumak için sadece büyük bir uyanışa ihtiyaç var.

YUNUS GÖSTERİ MERKEZLERİ YANLIŞ MI

Türkiye’de de yunus gösterisi yapan yerlerde büyük artış var. Buradaki yanlışlık araştırma, eğitim ya da korumaya yer vermeden sadece para için bu işin yapılması. Bir AVM’de havuzda yüzen yunuslar kabul edilemez ama iyi imkanlı ve araştırmacı yönü de olan yunus gösteri merkezlerinin hayvanlara bir zararı yok. Depresyona girip, daha kısa süre yaşadıklarını düşünmüyorum. Her hayvan depresyona girebilir. Özgür olanlar da kirli denizlerde yüzüyor, avcılar tarafından hunharca öldürülüyor. Sırf kötü örnekler var diye her şeye karşı çıkmanın anlamı yok. Zeynep BİLGEHAN

Köpeklerde koku sorunu

Köpeğiniz kötü mü kokuyor? Ciddiye alınması gereken bu meselenin altında birçok sebep yatıyor olabilir

Köpeklerde ağır kokuya yol açan problemleri tespit etmek için öncelikle kokunun yoğunluk kazandığı vücut bölgesini tespit etmek gerek. Eğer koku daha ziyade köpeğinizin ön tarafından yayılıyor ve burada yoğunluk kazanıyorsa ağız ve kulakta kokuyla seyreden hastalıklar ilk olarak akla gelebilir. Eğer koku köpeğinizin arka tarafında yoğunlaşıyorsa bu defa anüs bölgesi, anal keseler, üreme organları ve idrar yollarıyla ilgili hastalıkları akla getirmek gerek.
Eğer koku genel olarak köpeğin tüm vücudundan hissediliyorsa bu durumda kokunun kaynağı çoğu kez deri ve deri problemleriyle seyreden hastalıklar olabilir.
Baş bölgesinde yoğunlaşan kokuların en yaygın sebebi kötü ağız ve nefes kokusu. Bunun da en çok karşılaşılan nedenleri diş ve diş eti enfeksiyonları, ağız ve dilde oluşan yaralar. Bunun yanı sıra mide hastalıklarında, şeker hastalığında ve böbrek yetmezliklerinde de ağız ve nefeste alışılmadık türde farklı ve rahatsız edici kokular algılanabiliyor.
Kulaklarda kokuyla seyreden en önemli problemler mantar ve bakteri gibi etkenlerin yola açtığı kulak enfeksiyonları. Bu enfeksiyonlar tek kulakta olabileceği gibi iki kulakta birden de ortaya çıkıp köpekten etrafa kötü bir koku yayılmasına sebep olabiliyor.
Köpeklerde de insan da olduğu gibi gıda değişikliği veya bağırsaktaki bakteri tipi ve sayısının değişmesine bağlı olarak şiddetli ve sürekli gaz şikayetleri olabilir. Bu da doğal olarak köpeğinizin ortama fena bir koku yaymasına yol açabiliyor.

KAN TESTİ GEREKEBİLİR

Anüsün hemen gerisinde yer alan ve köpeğin dışkısına kendine özgü kokusunu veren salgıları üreten anal keselerin tıkanıp dolması veya iltihaplanmasına yol açan enfeksiyonların oluşması da köpekten çok rahatsız edici düzeyde kokular yayılmasına neden olabilir. Aynı şekilde üreme yollarındaki enfeksiyonlar ve idrar yolu enfeksiyonları da bu rahatsızlığı ortaya çıkarabilir.
Yukarıdaki bölgesel koku oluşturan durumların yanı sıra köpeklerde tüm derinin kötü bir şekilde kokmasına yol açan durumlar da görülebiliyor. Tüy foliküllerinin aşırı çalışması sonucu deride aşırı yağlanmaya bağlı kokular, tüm deriye yayılan genel enfeksiyonlar bu tarz kokuların ortaya çıkmasının nedenlerinin başında.
Veteriner hekiminizin yapacağı genel muayene, kokunun yoğunlaştığı bölgenin kontrolü ve bu bölgeden alınacak laboratuar örneklerinin incelenmesi ve ilave olarak gerekli olduğunda kan testleriyle kötü kokuya yol açabilecek hastalıkların teşhis edilmesine yönelik incelemeler yapılması bu sorunun teşhisi için aydınlatıcı bilgiler verir. Kokuya sebep olan asıl sorunun tedavi edilmesiyle, kötü koku da ortadan kalkar.

Pako pano

* Evde doğmuş bu kedicikler artık yeni yuvalarına hazır. Tuvalet terbiyesi verildi ve kuru mamaya alışkınlar. İstanbul içi aileler tercih sebebi. (536) 989 80 74

* Yaklaşık üç aylık bu kedinin sadece boynunda ve göbeğinde beyazları var. Sahiplenecek bir hayvansever arıyoruz. (532) 311 48 20

* İki aylıkken sokakta bulunup kliniğe getirilen sakin bir oğlan. Evinizi bu kediye ömür boyu açar mısınız? (533) 622 44 59

* Beş aylık kedinin sağlık sorunu yok. Bu oğlan sıcak bir yuva arıyor. (533) 622 44 59

pinky
14-12-2010, 10:43
Kuşuna arkadaş bul

http://www.evcilkuslar.com/kus-irklari/mavi-sari-ara

ally_mcbeal
17-12-2010, 02:25
sayın arkadaşlar, kürk satışı nasıl da yeniden hortladı mağazalarda görüyor musunuz? aşağıdaki mektup mudoya yönelik ama network, fabrika, batik, park bravo, polo, roman, beymen, vakko, vs pek çok marka malesef kürklerle doldurmuş reyonlarını. kürk aslında hiç zarif bir duruşa da sahip değil. yaptığı çağrışım çok kötü. hele de bunu vahşi vicdan yoksunu çinlilerden almak !!!!

"Vitrinler Kansız Olsun"

MUDO sözünü tutmalı!

MUDO geçen yıl kürk satmayacağı yönünde yaptığı açıklamanın arkasında durmamaktadır.

Aşağıdaki metni [email protected] ve [email protected] adreslerine göndererek MUDO' ya sözünü hatırlatmamıza yardım edebilirsiniz.

Sn. Yetkili;


2009 yılında Kürke Hayır Platformu olarak tarafınıza mağazalarınızda kürk içerikli ürünlere yer verilmesini protesto eden bir çağrıda bulunmuş, dünyanın en gereksiz ve kanlı üretim biçimi olan kürk satışını durdurmanızı istemiştik. Hürriyet Gazetesi Moda Yazarı Melis Alphan'ın da yazılarıyla destek verdiği çağrımız sonucunda "kürk satışına son vermesi" yönünde yapılan protestolara cevaben kürk endüstrisinin kullandığı vahşi yöntemlerden haberdar olduğunuzu ve üst yönetim ile yapılan toplantı sonucunda stoklardaki kürk içerikli ürünleri tükettikten sonra mağazalarınızda bu tarz ürünlere yer vermeyeceğinizi iletmiştiniz.

Ancak; aradan geçen süre sonucunda karşılaştığımız durum biz kürk karşıtlarını ziyadesiyle üzmüştür. Kürk vahşetinden haberdar olduğu iddiasındaki MUDO, 2010-2011 kış sezonunda vitrinlerine 'Made In China' etiketli ve kürk içerikli ürünler çıkarmayı sürdürmektedir. Yani şu videoyla (bknz. http://features.peta.org/ChineseFurFarms/) kana susamışlığı kanıtlanan Çin Kürk Pazarı'ndan ürün getirtmek suretiyle bu vahşete ortak olmaktadır. Bu durum, destekçilerimiz tarafından büyük bir üzüntüyle bize bildirilmiştir. MUDO'yu çeşitli sebeplerle beğenen ve alışveriş eden kesim kendilerini kandırılmış hissetmekte ve tepki göstermektedir.

Bilinçli tüketici, bugün MUDO'dan satın alınan her kürkün Çin'deki vahşi üretim koşullarına destek vermek ve kana ortak olmak demek olduğunu bilmektedir. Bu sömürü, hayvan hakları sömürüsünün yanında doğal çevreye ve insan haklarına da zarar vermektedir. Çin'de kürk sektöründe yaşananan hak istismarı Londra'lı çağdaş sanatçı Banksy'nin 'The Simpsons' dizisi için hazırladığı jeneriğe girecek kadar bilinen bir gerçektir. Hal böyleyken, MUDO gibi bir firmanın bu olumsuz koşulları görmezden gelmesi bilinçli ve vicdanlı kişiler tarafından kabul edilemez bir hal almıştır.


Kürke Hayır Platformu olarak, yaşam hakkına saygılı ve bilinçli tüketiciyi MUDO bu ayıbı durdurmadan hiçbir şekilde alışveriş yapmamaya ve bunun sebeplerini yeniden bu firmaya hatırlatmaya çağırdık. MUDO, doğaya, doğanın bir parçası olan canlılara ve insana saygıyı öncelik kabul eden adil üretimi desteklemedikçe ve kürk konusunda kesin bir tavır almadıkça mağazalarınızdan alışveriş yapmama konusundaki tavrımız net ve kesindir.


Bilginize sunarız.

www.kurkehayir.gen.tr

AUDİ+
26-12-2010, 00:40
http://www.hurriyet.com.tr/yazarlar/16615666.asp?yazarid=174&gid=61&hid=16616334Yazıyı kopyalayacaktımda bir arıza var heralde karışık çıkıyor yazılar....

MCMIII
31-12-2010, 03:40
pet-shop ticaretine son, diyoruz da,, biz söylüyor biz dinliyoruz.

almayın arkadaş şu pet shop'lardan.

köpek mi istiyorsun? sokakta yüzlerce var.

kedi mi istiyorsun? yüzlercesi sokakta seni bekliyor.

nedir bu üstüne 800-900 tl verip hayvan edinme sevdası?

ben bu pet shop'lardan kedi köpek alanların hayvan sevgisinin özentiden ileri gitmediğini düşünüyorum.

of of..

madruk
12-01-2011, 00:19
Diyarbakır Seyrantepe Toplu Konutlarında, evlerin arasında, çocukların bulunabileceği bir ortamda, bir bankın üzerinde 16-17 yaşlarında bir genç çok büyük olmayan bir köpeğe tecavüz ediyor. Evinin balkonundan bunu gören bir kişi resimlerini çekiyor. Çocuk resimlerinin çekildiğini gördüğü halde işine devam ediyor. Resimleri çeken kişi aşağıya inip çocuğu kovalıyor. Yakalasaydım çok kötü dövecektim diyor. Bu ve bunun gibi çocukların bu işi devamlı yaptıklarını görmüş resimleri çeken kişi ve her defasında çocukları kovalamış ama benim isteğim üzerine bu sefer resimlerini de çekti.

http://www.haytap.org/index.php/201101073058/haberler/diyarbakir-da-kopege-tecavuz

Kelimelerin tükendiği yerdeyim, sadece gözyaşlarım devrede ve insan olduğum için utanıyorum..

MCMIII
13-01-2011, 21:55
http://www.facebook.com/video/video.php?v=144278505629683&oid=117344904983974&comments

sözün bittiği, insanlığın dibe vurduğu yer...!

ally_mcbeal
14-01-2011, 00:24
videoyu izlerken insanın sinirlerinin bozulmaması mümkün değil.

barınaklar çok yetersiz, belediyeler ivedilikle kısırlaştırma işine asılmalı ama bunu yapmıyorlar, devlet bu işe özel bütçe ayırmalı. hayvanlar sokaklarda ciddi yaşam mücadelesi veriyor, çoğaldıkça insanların tepkileri artıyor, barınaklar dolmuş taşmış, personel yetersiz. bu işe çözüm şart, öyle obamanın yanında kedi okşamakla olmaz bu işler.

ihvan
14-01-2011, 01:42
belediyenin bir çukuru idi- yada ptt nin------sanırım 1.5 metre var idi-------hava buz gibi karlı idi---------------her yer kar idi-----büyük istanbul karlarının yağdığı sene-------adamlar açtıkları çukuru açık unutmuş- yada kar var diye çalışmayı yarıda kesmişler---------okula gidiyordum- kuyunun yanından geçerken köpek havlamaları duydum-------saat sabahın 8 i idi sanırım........kimse yok etrafta----dedim bi bakayım , ,,kafayı bi uzattım, köpekcağız debeleniyor kuyuda, kuyuda da biraz su var,,,,,,çevreden geçen iki amca gördüm- alalım şu köpeği dedim- kimse oralı olmadı-------dedim ben bu işi beceremem- en iyisimi okula gideyim------bir kaç adım attım, ilerledim--------ama nasıl bağırıyor hayvan------yavru bebek ağlıyor sanki-------şapkamı kulaklarıma indirdim- yürümeye devam ettim-----------

köpekten baya uzaklaştım- ---ama ses halen kulaklarımda,,,,,,,,,,,içimi tırmalıyor-----------amaaannn--ne olacaksa olsun- dedim ve döndüm kuyuya------montu çıkardım----indim kuyuya---köpeği kucağıma almaya çalıştım----köpek beni ısırdı-------fena ısırdı-------bende panikledim daracık kuyuda-------ama artık belime kadar düşmüşüm kuyuya ------bu köpeği almadan çıkarsam- boşuna ıslanıcaz dedim ve köpeği boynundan tuttum----sonra ayaklarımı kuyunun yanlarına destek yapıp- güç bela çıktım biraz yukarı ve köpeği yukarı ittim--------hayvan çıkar çıkmaz attı kendini dışarı-------sonrada ben çıktım dışarı----------ama nasıl donuyorum------nasıl titriyorum-----köpek titrerken- bende titriyorum------çenem zangır zangır titriyor------okula gidemedik-------eve geldim-------evdekiler sordu- yolda düştüm dedim---ama demek 5 dakika sürdü nerdeyse-------çene halen titriyor zangır zangır--------------banyoya girdim ve bi baktım- kolda baya bi diş izi var--------kanamış---------hapşura hapşura , titreye titreye- sobanın başına oturdum-----bu seferde kolum sancı yapmaya başladı------morarmıştı----------gittim bi eczaneye-----beni köpek ısırdı , ne lazım bana dedim----------aç göbeğini dedi ve iğne yaptı---------yaklaşık bir kaç gün böyle iğne yemeye devam ettim--------cebtede para yok------öğrencilik halleri-------eczacı kadına duruma anlatınca------sonra öderim deyince- almıcam senden para dedi-------eczeneye son iğne vurunmaya gittiğimde köpeği gördüm ,,,,,,hayvan kuyruğunu sallaya sallaya geldi- ayağımın dibine yattı--------unutmamış beni---------o kadar sevindim ki onun bu davranışına----ayakkabımı yaladı----kafasını paçalarıma sürdü------peşimden eczaneye kadar geldi------

hayvan da olsa--------------bilmem nede olsa--------can taşıyor-------------hayvanlara eziyet eden asla insan olamaz---------hayvandan daha aşağı biri olur ancak

ihvan
14-01-2011, 14:57
içinizde istanbul da olan varsa, fatih camisinin bahçesine arada bir kedi maması ile uğrasın lütfen--------

mütfülük ve caminin imamı, bahçeye birkaç sokak kedisini koymamıza izin vermişti------istanbul dışına gidince,,,sokakta ki yavru kedilere kimsenin bakmayacağını düşünmüştüm ve barınaklarında özgürlükleri kıstığını düşündüğümden aklıma ilk cami geldi emanet için-------cami görevlileride -cami cemaati bakar onlara demişlerdi------------sağolsunlar onlar baya bi besliyor hayvanları ama adamlarında başına iş açtık-------aradan baya bi zaman geçti ve dün saydığımda, kedi sayısı 47 olmuştu----(görebildiğim)---camide ki güvercinlere saldırmıyorlar---hiç saldırmadılar bugüne kadar-----muhtemelen- karınları tok olduğu için- yada bilmediğim bir sebepten dolayı........içlerinde van kedisi ve ankara kediside gördüm---belki inanmıcaksınız ama, siyam kediside gördüm----------oraya nasıl geldiklerinden hiç haberim yok-----ben bıraktıklarımı biliyorum ama, benden sonra baya bi kedi gelmiş oraya

kedilerin sayısı baya bi arttı------aranızda o camiye yakın olupta uğrayanlar olursa sevinirim-----

şunuda izah edeyim-------ilahi adalete inanırım--------bu kedilere baktığım için bana çevremde ebu hureyre diyen çok, adam kedi ile kafayı bozmuş diyende çok--------ama bu kedilere bakmaya başladıktan sonra işlerim öyle düzeldi ki- tarif bile edemem-------yaptığınız iyilik asla karşılıksız kalmaz--------buna kefilim