PDA

View Full Version : Orman yangınları çözüm önerilerimiz



MESAL
03-08-2008, 20:25
Hep birlikte denize küçük bir taş atalım istedim, kimbilir belki bir faydası dokunur.

İzninizle ilki benden olsun:
Hepiniz hatırlarsınız 40-50 yıllık Amerikan filmlerinde yangın kuleleri vardı düşününce yazın olup olacağı 3 aylık bir dönem için neden kullanılmasın diyorum.

http://www.cmkl.ca/ishpatina/images/36.jpg
http://www.sebeclakeweather.org/FIRE%20TOWER.jpg

Karıştırınca bizde de eskiden yaygın kullanılmış
Beyazıt kulesi 1749 da 85 metre ve daha pek çoğu
http://upload.wikimedia.org/wikipedia/commons/thumb/d/d4/Beyazit_Tower-Istanbul.JPG/450px-Beyazit_Tower-Istanbul.JPG


Hatta belki insan istihdam etmeden termal bir kamerayla olabilir mi dedim
http://www.firelab.org/images/stories/projects/thermalimaging/BlkMtn.jpg
oluyormuş ve görümümü buna benzermiş.

En son Antalya biliyorsunuz, 8000 futbol sahası dediler irkildim resmen.

Lütfen zihinlerimizi kısa bir süre biraz bu konuya odaklıyalım ve mümkünse listeyi kanallarımızı kullanarak ulaşabildiğimiz karar alıcılara aktarmayı deneyelim.

Şimdiden herkese teşekkür ediyorum.Kolay gelsin

ally_mcbeal
03-08-2008, 21:01
kesinlikle üzerine eğilinmesi gereken en önemli konulardan biri de budur, ülkemize herşeyiyle sahip çıkalım artık. giderek çölleşiyoruz ve bunda orman kaybının payı büyük.

ben de kontrol kulelerinin oluşturulması ve özellikle yaz aylarında sıkça denetlemeler yapılması taraftarıyım. bu zor birşey değil ki.... çevre ve orman bakanlığı bunu kolaylıkla gerçekleştirebilir, yıllar evvel çözülmeli idi bu problem.

bir de daha korkunç olan bir durum var ki bu yangınların insan eliyle kasıtlı biçimde çıkarılıyor olma ihtimali... buna inanmak bile istemiyorum ama işte durum bunu gösteriyor. pkk ya karşı yürütülen operasyonlar nedeniyle kanlı örgütün heryerde yıkıcı eylemler yapacağı yönünde haberler de yazılıyordu zaten. bu beyinsizler ordusu ormanları yakarak sadece bize zarar verdiklerini düşünebilecek kadar da kafasız ve cahiller. dünyayı yaşanmaz bir hale getirdikten sonra istediğin toprakları hakimiyetine alsan ne olur almasan ne olur bre gafil!

bizim ülkemiz pek çok özelliği nedeniyle idam cezasının asla kalkmaması gereken bir ülkeydi. depremin kol gezdiği bir coğrafyada inşaattan çalabilenleri, şehirde sınır tanımaz biçimde terör olaylarını gerçekleştirenleri, hem milli hem dünya serveti ormanlara kastedilen canavarları idam cezasından başka ne caydırabilir? burası gelişimini tamamlamış insanların yaşadığı bir iskandinav ülkesi değil. onlar bunu anlayamazlar. idam cezasının tr de niçin gerekli olduğunu kavrayamazlar....

ayyan
03-08-2008, 21:02
Öncelikle yaptırımlar arttırılmalı. Yangın çıkartan kişi ve destekçilerinin takip edilip idamla cezalandırılması uygun olur.

Bunun yanında devletimiz şu 2b arazi olayından vazgeçmeli, 2b arazisi olacak diye çıkartılıyor bu yangınların çoğu.

Dersiniz ki ihmal sonucu veya atılan cam şişe, izmarit türü şeylerden çıkıyor..
Yangın kuleleri koyalım, ormanlarımızda belirli noktalara duman sensörleri yerleştirelim, uyduları kullanarak tarama yapalım, gönüllü ve ücretli görevlendirmelerle- orman korucuları gibi- sürekli gözetim altında tutalım, ormanlık alanların statüsünü değiştirip izin almadan giriş çıkışları yasaklayalım,..
Ben bu yangınların kasıtlı olarak çıkartıldığını düşünüyorum. Her yıl bu kadar çok sayıda yangın dışarıdan müdahale olmadan çıkamaz, mümkün değil.

gencalp
03-08-2008, 21:31
Çevre ve Orman Bakanı Sayın Prof.Dr.Veysel EROĞLU'nu görevden alarak başlanması gerekir diye düşünüyorum...

Şu son aylarda ülkemizde olanlara bakın gün geçmiyorki bir felaket haberi gelmesin...

Bombalar patlıyor...

Çocuklar kaçak Kur'an kurslarında sağlıksız koşullarda patlamalarda can veriyor...

TV'den orman yangınlarını seyrederken alt yazı geçiyor 1 haftada 27 bebek ölmüş sadece bir hastahanemizde...

Diğer taraftan kimsenin nedenini çözemediği doğalgaz ve elektrik zamları dünyanın en pahalı akaryakıt fiyatlarının olduğu ülkemizde yağmur gibi geliyor...

Saymaya kalksak bitiremeyiz ülkedeki felaketleri ama ne hikmetse hiç bir bakan yada bu işlerle ilgili devlet görevlisinin görev yeri bile değiştirilmiyor...

Bunları siyaset yapmak için yazmıyorum ama olan bitenleri gördükce sade bir vatandaş olarak canım yanıyor ve ülkemizin bu kadar çok sorunu
var ve bunlara çare araması gerekenler üzülerek görüyorum,boş işlerle uğraşıyorlar...

MESAL
03-08-2008, 22:00
Arkadaşlar anlıyorum gördüğünüz bazı yanlışlar eleştirel bakışa itiyor ama benim topiği açma gayem sadece çözüm önerileri.Orman bakanı sizsiniz bu konuda ilk talimatınızı veriyorsunuz gibi bir yaklaşım kısa ve özet.

Mesela biliyorsunuz belli aralıklarla küçük yağmur göletleri açıldı, helikopterler 5-6 dk da bir buralardan su alıp dönebiliyor artık.(Bu birinin önerisidir haliyle)

"Ceza artırımı ve beklenti yaratan tasarı" konusunu not ettim sn ayyan, sonra becerebilirsem önerileri tek bir başlık altında listelemeye çalışacağım .

Mümkünse sadece kısa öneri daha yararlı olur kanaatindeyim

C.ÜNLÜ
03-08-2008, 22:16
Hızlı büyüyen herdem yeşil olmayan türler olabilir yeni yapılacak ağaçlandırma sahalarında.Tektip ağaçlandırmadan vazgeçmek gerekli.
kestane gürgen palamut altı yaprak üstü bulut gel sen burda derdi unut orman ne güzel ne güzel

morbid2
03-08-2008, 22:32
Bu konu gerçekten ülke insanımızın ciğerini de yakıyor. Bulunduğum bir orman alanında değişik mekanlarda fakat sıklıkla su bidonları görüyordum. Bu belki küçük bir çözüm ama bu kadar çözümsüzlük için de bu bile insanın aklına geliyor. Çünkü devletimiz orman yangınları konusunda pasif kalmıştır ve her yaz bunu milletçe ne yazıkki yaşıyoruz. Umarım en kısa zamanda bu yangınlar söndürülür çünkü sadece yanan ağaçlar değil ormanın içindeki bitki türleri hayvanlar.. bile bile katliam:((( Umarım en kısa zamanda söndürülür. Dualarımız bu yönde inşallah.

morbid
03-08-2008, 22:33
Yangın şeritleri olmalı,helikopter ucak ekipmanlar,arazözler,su depoları,orman bekçileri olmalı.İlk aklıma gelenler.Yıllarca arazi yangını söndürdüm.

balaban
03-08-2008, 22:33
Arkadaşlar anlıyorum gördüğünüz bazı yanlışlar eleştirel bakışa itiyor ama benim topiği açma gayem sadece çözüm önerileri.Orman bakanı sizsiniz bu konuda ilk talimatınızı veriyorsunuz gibi bir yaklaşım kısa ve özet.

Mesela biliyorsunuz belli aralıklarla küçük yağmur göletleri açıldı, helikopterler 5-6 dk da bir buralardan su alıp dönebiliyor artık.(Bu birinin önerisidir haliyle)

"Ceza artırımı ve beklenti yaratan tasarı" konusunu not ettim sn ayyan, sonra becerebilirsem önerileri tek bir başlık altında listelemeye çalışacağım .

Mümkünse sadece kısa öneri daha yararlı olur kanaatindeyim

Çözüm bulmak istiyorlar mı? Önemli olan bu.

Sevgili ayyan yazmış, 2B yasası bir sebep. Hep denizgören yerlerde orman yangını çıkıyorsa düşünmek gerekir. Olimpos yanıyor, Antalya yanıyor,...aynı zamanda 16 yangın abartı değil mi? Kendi kendine çıkmıyor yangınlar.

herşeyden önce, Orman arazisi asla vasfını yitirmez. O araziler hiç dokunulmasa tekrar orman olmaya başlıyor.

Yunanistan küçücük ülke ama kaç yangın söndürme uçağı var, bizde kaç tane var, almaya paramız mı yok?

Eğer Orman Bakanı 2B gibi yasaları gündeme getirmeyip, aynı arazileri ormana döndürme çalışmaları başlatırsa yangınlar azalır.

Yangın çıkaranlara hangi ceza uygulanıyor? Her şey yapanın yanına kalıyor, sadece orman yangınlarında değil, her konuda böyle.

Ülke ölmüş-bitmiş ama farknıda değiliz.

Serenler
04-08-2008, 11:30
Antalya yangınında yeni iddia

Antalya Manavgat'ta perşembe günü başlayan ve bölgede tarihin en büyük orman yangını olarak tanımlanan faciaya lokantacıların sebep olduğu iddia edildi.

Binlerce hektar ormanı, köyleri kül eden ve ölümlere de neden olan yangının elektrik tellerinden çıktığı iddialarına yanıt veren Türkiye Elektrik Dağıtım A.Ş (TEDAŞ) Genel Müdürü Haşim Keklik, "Yangının nasıl başladığını gören bir şahit var. Kendisi yangına bölgedeki lokantacıların yaktığı ateşin neden olduğunu söylüyor" dedi.
Görgü tanığının bir tur operatöründe şoförlük yapan H.B. isimli şahıs olduğunu belirten Keklik, bu kişinin gerekli yerlere ihbarda bulunduğunu, ancak henüz savcılık tarafından ifadesinin alınmadığını öğrendiklerini söyledi

Jandarmaya şikayet etmiş
Referans'ın sorularını cevaplandıran TEDAŞ Genel Müdürü Keklik, Antalya'da hala devam eden yangının elektrik tellerinin kopması sonucu meydana geldiği yönündeki iddiaları eleştirerek, yangının çıkış sebebine yönelik bir şahidin bulunmasına rağmen, henüz bu kişinin ifadesine başvurulmadığını dile getirdi.
Keklik, H.B. isimli tur operatörü şoförünün bölgedeki lokantacıların pişirme amaçlı yaktığı ateşi gördükten sonra uyarıda bulunduğu ve daha sonra Jandarma ile yangın ihbar merkezine ihbarda bulunduğu bilgisinin kendilerine ulaştığını belirterek, müdahalenin ise yangın çıktıktan sonra yapılmış olduğuna dikkat çekti. Yangın öncesinde ihbar olmasına rağmen duyarlı davranılmadığını vurgulayan Keklik, elektrik tellerinin dili olmadığını ancak bazı kişilerin neden olarak elektrik tellerini gösterebildiği eleştirisini yaptı.

Savcılıkta bilgileri var
Keklik, görgü tanığının şahit olmayı kabul ettiğini de belirterek, bu kişiyle ilgili iletişim bilgilerinin ise savcılıkta olduğunu kaydetti. Konunun TEDAŞ Bölge Müdürlüğü'ne de geldiğini ve bölge müdürlüğünün gerekli yerlere ilettiğini kaydeden Keklik, her yangın çıktığında elektrik tellerinin sebep olarak gösterilebildiğine dikkat çekti. Keklik, yangın bölgesinde bir arıza ya da tellerin rüzgar etkisiyle kopması gibi bir durumun meydana gelmediğini belirterek, "Faili meçhul olay faili mevcutmuş gibi yansıtılıyor" diye konuştu.

Yanan kozalak 1 kilometre öteye gitmiş
Çevre ve Orman Bakanlığı yetkilileri, elektrik tellerinin yangına gerekçe olarak gösterilmesinin ise 'tahmini' olarak yapıldığını vurgulayarak, bölgenin iklim açısından riskli olduğunu belirttiler. Yetkililer, yanan bir kozalağın 1 kilometre mesafeye kadar gittiğini ve yangının yayılma süresini hızlandırdığı örneğini vererek, iğne yapraklı bitki örtüsü nedeniyle yangının hızla ilerlediğine dikkat çektiler. Meteoroloji İşleri Genel Müdürlüğü ile koordineli çalışıldığını ve bölgedeki rüzgar durumu nedeniyle tehlikenin hafta ortası ya da haftasonuna kadar devam ettiğini kaydeden yetkililer, Ege ve Akdeniz bölgelerinin genelinin ise bu ay sonuna kadar riskli olduğunu ifade ettiler. Yangınların birden fazla bölgede eş zamanlı çıktığına dikkat çeken yetkililer, çalışmaların ise devam ettiğini belirttiler. Türkiye Elektrik İletim A.Ş (TEİAŞ) yetkilileri ise, bölgedeki ilk çalışmalara göre yangın çıkan alandan iletim hattı geçmediğinin tespit edildiğini belirterek, bölgedeki köylerin elektriği Manavgat girişindeki trafo merkezi üzerinden dağıtım hatları kanalıyla aldığını kaydettiler.


Yangının parçalı yapısı, müdahaleyi zorlaştırdı

TEMA Vakfı'ndan Orman Mühendisi Mahir Keskin, Antalya'da günlerdir süren yangının söndürülememesinde ihmal veya ekipman eksiği gibi konuların değil yangının parçalı yapısı ile rüzgarın etkisi olduğunu belirtti. Referans'ın sorularını yanıtlayan Keskin, her yaz kronikleşerek yaşanan orman yangınlarında halkın bilinçsiz olmasının ve özellikle de anız yakılmasının payının büyük olduğunu vurguladı. Keskin, bu nedenle halkı eğitecek çalışmalar yapılması çağrısında bulundu. Yangınlara müdahalede 500-bin ton arası su alabilen orman yangın havuzlarının önemi üzerinde de duran Keskin, bu havuzlara ilişkin çalışmaların sürdüğünü ve şu an Ege ve Akdeniz bölgesinde bu havuzların sayısının 100'ü aştığını kaydetti.
Antalya'daki yangında 10 bin hektarın üzerinde ormanın yandığını belirten Keskin, bunun yanı sıra ormandaki canlı hayata ve toprağa verilen hasarın da çok yüksek olduğunu vurguladı. Keskin, yanan ağaçların yerine TEMA'nın önerisinin yangına dayanıklı servi, akasya gibi ağaç türlerinin dikilmesi olduğunu sözlerine ekledi. TEMA Vakfı'nın orman yangınlarına ilişkin diğer önerileri arasında; halkı bilinçlendirme kampanyalarının yanı sıra enerji hatlarının orman dışında tutulması, hassas bölgelerde 1 hafta önceden yangın ihtimaline karşı önlem alınması, ormanlarda sık ağaçların aralanması gibi konular öne çıkıyor. TEMA'nın verilerine göre; Türkiye'de orman yangınlarının yüzde 80'i haziran-ekim döneminde yaşanırken, bunların yüzde 95'i insan kaynaklı olarak ortaya çıkıyor.


Referans

--------------------------------
Bu olayın nasıl olduğu araştırılacak. Suçlu bulunacak veya bulunamayacak.
Bulunsa ne yazar bulunmasa ne yazar. Gerçek olan devlet bütçesini bile zorlayacak bütçelerle bu ormanın en az 50 yıl yerine konamayacağı...
Konsa bile 3-5 yıl içinde gene hain bir el burayı kül edecek...
30 yıla yakın meslek hayatım boyunca ormanla, Orman Kanunuyla, Orman Teşkilatıyla meslek ve iş icabı hep iç içe, karşı karşıya oldum.
Bu konuda hayli doluyum...
Bir ara burada tartışalım;
Bakalım ormanın gerçek düşmanı keçi midir? orman köylüsü müdür? Orman Teşkilatı mıdır? Yoksa Orman kanunu mudur?

HAŞAT
04-08-2008, 12:39
Vakti zamanında meclisin birinde bakan konuşması sırasında "Okuma yazma oranını var gücümüzle yükseltmeliyiz arkadaşlar "demiş. Bir başka vekil de "O zaman okuma yazma bilmeyenleri öldürelim" demiş.

Tüm ormanlarımızı yakalım. Böylece gelecekte orman, yangın, söndürme uçağı, orman personeli, 2B ... hiçbir sorunumuz kalmaz.

Zaten bu cennet vatan bize fazla geliyor.

Filmlerde görürüz Avrupa çok büyük ormanlarla kaplıdır. Fakat bu ormanların hiçbiri doğal orman değildir. Toprak altında ve üstünde yaşayan organizmaları yoktur. Yanan sadece ağaçlar değil ayrıca o doğal hayatı oluşturan gözlerimizle göremediğimiz canlılardır.


Aklıma gelmişken en bozulduğum konu hasat sonrası anız yakılmasıdır. Yasaktır ama ben bugüne kadar cezalandırılan görmedim. Üstelik ispatı da açıktır. Simsiyah bir buğday tarlası. Anız yakıldığı zaman da o tarlada binlerce farklı canlı türü katledilmektedir.

Son bir ayda arabayla 6000 km. kadar yol gittim ve önümdeki araçlardan atılan yüzlerce izmarit gördüm. Hangisinin plakasını alıp şikayet ettim? Hiçbirini.
Esas sorumluluk bizlerin.

XTRADERX
04-08-2008, 17:41
Orman yangınları ile mücadelenin önleme ve söndürme gibi iki ana boyutu bulunmaktadır. Orman yangınlarının kamuoyunca bilinen ve öne çıkan yönü ise sadece söndürme çalışmaları ve bu noktada neler yapıldığı ile ilgilidir.
Oysa orman yangınlarının önlenmesine yönelik çalışmalar, yangınların azaltılması açısından öncelikli ve ağırlıklı ele alınması gereken kısmını oluşturmalıdır. Hali hazırda yapılan uygulamalar bu doğrultuda mı yapılmaktadır? Üzülerek öyle olmadığını belirtmek gerekiyor.
Yüzde 97 insan kaynaklı olan orman yangınlarının (yüzde 52’sinin çıkış nedeni bilinmiyor ama çoğu insan kaynaklı, yüzde 22’si kasıt, yüzde 23’ü savsaklama) yine insan odaklı ele alınarak yürütülmesi gerekmektedir. Orman yangınlarını önleme ve söndürme çalışmalarının başarılı bir noktaya getirilmesi için ülkemiz ormanlarının ve ormancılığının mevcut durumunun tespiti ile insan etmeninin dikkate alınarak aşağıdaki gibi bir değerlendirmeye konu edilmesi gerekmektedir.
202 milyon dönüm olan ormanlarımızın yüzde 58’ini oluşturan 120 milyon dönümü, orman yangını çıkma olasılığının en yüksek olduğu Ege ve Akdeniz bölgelerinde bulunmakta ve bu ormanların çoğunluğunu, en kolay yanabilen kızılçam ve karaçam ormanları oluşturmaktadır.

Koruyanların sayısı düştü
16 bin dolayındaki drman içi ve bitişiğindeki köyde yaşayan 7-8 milyon köylü yurttaşımız, tarım ve hayvancılıkla ilgili uğraşını çevrelerindeki ormanlarda gerçekleştirmekte ve yanlış ormancılık politikalarının sonucunda ormanlara yabancılaşmakta ve orman kuruluşuna hasım olmaktadır.
Görevleri sadece “ormanları korumak” olan ve daha önceki yıllarda sayıları on binlerle ifade edilen orman muhafaza memurlarının sayısı bugünlerde 4 binlere düşürülmüş, sorumlu tutuldukları alanlar ise eskiye nazaran 15-20 kat büyüdüğü için ormanı kontrol ve denetim olanakları zayıflatılarak “orman muhafaza memurluğu” düzeni giderek tasfiye edilmekte ve “orman koruma” çalışmaları, belirli bir ücret karşılığında köy tüzel kişiliklerine devredilmektedir.
Yeni ormanların yetiştirilmesi sırasında yangınlara karşı dirençli orman yapıları oluşturma ve ormanlardaki yanıcı madde birikimini azaltma tekniklerinden gerektiğince yararlanılmamaktadır.

Kadrolaşma ve sürgün
Yangın önleme ve söndürme çalışmalarını yürüten orman işletme müdürlükleri bünyesinde yeterli sayıda ve nitelikte teknik personel ve uzman, yangın söndürme işçileri işlendirilmemekte ve yeterli eğitim verilmemekte, tazminat hakkından yoksun, üstelik keyfi ve partizanca uygulamalarla yangın konusunda deneyimi olmayanlar, yangınların yoğun olduğu yerlere veya tam tersi uygulamalarla bir yerden başka bir yere sürülebilmektedir.
Orman yangınlarını söndürme çalışmalarının yönetiminde “çok başlılık”, eşgüdüm sorunları çözümlenememiş olup orman yangınları ile ilgili veri tabanı ve araştırmalar yetersizdir.
Orman yangınlarının çıkma nedenlerinin hem tarihsel hem de yersel olarak büyük ölçüde değişmesine karşın, yangın önleme ve söndürme çalışmalarında geleneksel yaklaşımlar sürdürülmekte, gelişkin teknoloji ve tekniklerden yeterince yararlanılmamaktadır. (Risk taşımalarına karşın tek motorlu keşif ve su atar uçakları hâlâ kullanılmakta, bu çalışmalarda sürekli görev alan ormancı çalışanlara hiçbir tazminat ödenmemektedir.)
Kitle iletişim araçlarının orman yangınlarıyla ilgili bilgilenmeleri çoğunlukla son derece yüzeysel kalmakta, ilgilenme biçimleri de yurttaşlarımızı bilinçlendirici doğrultuda olmamaktadır; bakan, vali vb. konumdaki yöneticilerin açıklamaları ise çoğunlukla yanıltıcıdır.
Çok önemli bir konu olarak; önceki iktidarlardan daha pervasızca bir uygulama içinde olan AKP’nin 4.5 yıllık hükümeti süresince ormanların para kaynağı olarak görülmesi, Anayasa ve yasal değişiklikler yoluyla satışa konu edilmesi girişimleri, özellikle kıyıların turizme tahsis edilmesi ve betonlaştırılması, yüzlerce hektar orman alanının yok edilerek golf alanları açılması, orman alanlarının, her türlü maden ve taş ocağı izni verilmesiyle delik deşik edilmesi vb. olumsuz uygulamalar yanında kamuoyunun geçmiş yıllarda yakından izlediği 2B alanlarının satışa konu edilmesi, orman alanlarının kapanın elinde kalan ve işgal edilerek ileride tapuya konu edilmesi olası alanlar olarak özendirilmesi, ormanlar üzerinde büyük bir baskı oluşturmaktadır.

Yapılması gerekenler
Orman yangınlarının çıkma veya çıkarılma olasılığını en aza indirgemek için mücadelenin ağırlığını ve önceliğini yangın önleme çalışmalarına vermek gerekmektedir.
Aynı zamanda; çıkan veya çıkarılan orman yangınlarının en az zararla ve hızla söndürülmesi esas alınarak, ona göre donanımlı olunmalı ve yeni teknolojik gelişmelerin dışında kalınmamalıdır.
Orman yangınlarına neden olan ve yukarıda tespiti yapılan temel sorunlar ve olumsuzlukların aşılmasına yönelik öneriler ise şöyle sıralanabilir:
l Orman yangınlarının önlenmesi ve söndürülmesine yönelik yeterli nitelik ve nicelikte, kolay ulaşılabilir bir veri tabanı ile araştırmaların yapılması programlanmalıdır.
l Ormancılık örgütlenmesinin değiştirilerek ormancı personelin insanca yaşayabileceği yeterli bir standart sağlanmalı, orman yangınlarında görevli çalışanlar fiili hizmet kapsamına alınmalıdır.
l Orman yetiştirme çalışmalarında yangın çıkma olasılığını azaltacak ormancılık uygulamaları esas alınmalı, yangına dirençli ormanlar kurulmalıdır.
l Orman içi ve bitişiğinde yaşayan yurttaşların ormancılığımız ile barışması sağlanmalı, orman köylüsünün yaşam düzeyini yükselten projeler geliştirilmeli, orman söndürme çalışmalarına katılma yükümlülüğünü orman köylüsü ile birlikte toplumun değişik kesimlerine yaymalı, halkın eğitimi ve bilgilendirilmesi artırılmalıdır.

hexedemical
04-08-2008, 17:48
bir kere yeni gelen yasa ile ormanları talan etmek artık cazibe olacak, yunanistanda bu durumu yaşadı ülkede orman kalmadı.. bizde böyle geçmiştin ve etrafta olup bitenden ders almayan yöneticiler ve hazır kıta şakşakçıları ile Türkiye'de yakında orman kalmayacaktır..

hexedemical
04-08-2008, 17:51
Antalya’daki orman yangınları sürerken, Antalya Belediye Başkanı özel aracıyla Çeşme’ye tatile gitti.. :grrr::grrr:

Antalya’da perşembe günü başlayan yangın felaketi, Manavgat ile Serik ilçelerinde binlerce hektarlık ormanlık alanı kül ederken, Antalya Büyükşehir Belediye Başkanı Menderes Türel, ailesiyle Çeşme’ye tatile gitti.

Cumartesi günü saat 19.15 sıralarında özel otomobiliyle Çeşme Ontur Oteli’ne gelen Başkan Türel, otelin Genel Müdürü Gökçe Kesikciler tarafından kapıda karşılandı.

Başkan Türel, eşi Ebru Türel ve minik oğlu Akant ile birlikte bir süre otel girişinde sohbet etti. Bugün otelden çıkış yapacağı öğrenilen Başkan Türel ve ailesinin iki günlük haftasonu tatili için çok sayıda bavulla Çeşme’ye gelmesi dikkati çekti.

VALİ 4′ÜNCÜ GÜN BÖLGEDE

Bir süre önce yıllık izne ayrılan Antalya Valisi Alaaddin Yüksel de önceki akşam iznini yarıda keserek Antalya’ya döndü. Önce Trabzon’a gittiği, buradan ailesinin yaşadığı İstanbul’a geçtiği öğrenilen Yüksel, Manavgat ve Serik’teki yangının dördüncü gününde yangın bölgesinde havadan helikopterle incelemelerde bulundu. Ardından da feci yangının bilançosuyla ilgili açıklama yaptı

ally_mcbeal
04-08-2008, 18:21
Başkan Türel, eşi Ebru Türel ve minik oğlu Akant ile birlikte bir süre otel girişinde sohbet etti. Bugün otelden çıkış yapacağı öğrenilen Başkan Türel ve ailesinin iki günlük haftasonu tatili için çok sayıda bavulla Çeşme’ye gelmesi dikkati çekti.



başkanın oğlunu Allah bağışlasın. kendisi ise Antalya'da 5500 köpeğin gizlice itlafından sorumludur.

onursal
04-08-2008, 18:25
Eğitim şart...

silvereng
04-08-2008, 19:44
Arkadaşlar anlıyorum gördüğünüz bazı yanlışlar eleştirel bakışa itiyor ama benim topiği açma gayem sadece çözüm önerileri.Orman bakanı sizsiniz bu konuda ilk talimatınızı veriyorsunuz gibi bir yaklaşım kısa ve özet.

Mesela biliyorsunuz belli aralıklarla küçük yağmur göletleri açıldı, helikopterler 5-6 dk da bir buralardan su alıp dönebiliyor artık.(Bu birinin önerisidir haliyle)

"Ceza artırımı ve beklenti yaratan tasarı" konusunu not ettim sn ayyan, sonra becerebilirsem önerileri tek bir başlık altında listelemeye çalışacağım .

Mümkünse sadece kısa öneri daha yararlı olur kanaatindeyim

Beyler,

Termal kameralar var. belirli mesafelerdeki sıcaklıkları ölçebiliyor. bunlar kullanılabilir. tutuşma sıcaklıklarına yakın ağaç bölgelerine erken müdahale edilip, yangın önlenebilir.

XTRADERX
04-08-2008, 20:05
YANGINLAR NEDEN ÇIKIYOR?

Türkiye genelinde 1 Ocak 2008 - 3 Temmuz 2008 tarihlerinde çıkan yangınlarda 461.6 hektar "normal koru", 453 hektar "bozuk koru", 85.5 hektar "bozuk baltalık sahası", 244.6 hektar ağaçlandırma sahası, 33,9 hektar makilik, 9,6hektar "normal baltalık" alan zarar gördü.

3 Temmuz itibarıyla kontrolaltına alınan 19 yangında zarar gören 201 hektar alanda ise saha araştırması sürüyor. Yangın nedenleri arasında hem yanan alan hem de yangın sayısı açısından "ihmal ve dikkatsizlik" ilk sırada yer alıyor. Bu yılki 681 orman yangınından 351'ine neden olarak gösterilen ihmal ve dikkatsizlik, yanan bin 490 hektarlık arazinin yarısından fazlası olan 837,4 hektarlık alanın zarar görmesine yol açtı.

İhmal ve dikkatsizlik yüzünden çıkan yangınlarda da söndürülmemiş sigara izmariti atılması ve anız yakılmasının büyük zarara neden olduğu dikkati çekti. Sigara izmariti yüzünden çıkan 58 yangında 41,2 hektar, anız yakılması sonucu çıkan 27 yangında 57,2 hektar, "çoban ateşi" ile çıkan 42 yangında 17,7 hektar, piknik ateşi kaynaklı 9 yangında ise 4,7 hektar orman alanı kül oldu.

Kundaklama, "alan açma" gibi nedenlerle kasıtlı çıkarılan 59 yangında 142,4 hektar, enerji nakil hatlarından kaynaklanan "kazalar" yüzünden çıkan 25 yangında 102,5 hektar alan zarar görürken, yıldırım düşmesinden kaynaklanan 63 yangın 20,5 hektar alanda tahribata neden oldu.

BİR KOVA SU DA SİZ ATIN!

Orman yangınları ile mücadele etmek için yapılması gereken en önemli çalışmalar maddi olanaksızlıklar nedeniyle gerçekleştirilemiyor. Yangın söndürme uçaklarının yüksek maliyeti nedeniyle sayıları artırılamıyor ve yangın bölgelerinde yeterli yangın havuzu bulunmaması nedeniyle müdahaleler yeterince hızlı yapılamıyor. Bu engelleri aşmak için ise iki büyük kampanya düzenlendi. THK ve OGEM-VAK orman yangınlarında yaşanan kayıpları azaltabilmek için tüm vatandaşlarımızın bu kampanyalara katılımını bekliyor.

İşte kampanyaların içerikleri...

- THK'dan yangın uçağı alım kampanyası -

Türk Hava Kurumu (THK)'nun, küresel ısınmayla artan orman yangınlarına havadan daha etkin müdahale edebilmek için, ''Susmasın Ağaçlar Kararmasın Gelecek'' sloganıyla başlattığı uçak alım kampanyası sürüyor.

Yangınlarda bölgeye çok kısa aralıklarla su boşaltılması gerekiyor ancak, mevcut uçakların sınırlı kapasiteleri ile ihtiyaca yeterince cevap verilemiyor.

THK yangın söndürme amacıyla kullanılabilecek sadece 1,5-2 ton kapasiteli 12 uçağa ve 3 de keşif uçağına sahip. Bu nedenle "amfibik" denilen, suya inip kalkabilen uçakların alınabilmesi için "THK Yangın Söndürme Uçak Alım Kampanyası" başlattı ancak yetkililer kampanyaya yeterli katılım sağlanamamasından şikayetçi.

Tek motorlu, 2.5-3 ton su kapasitesine sahip küçük amfibik uçaklar yaklaşık 2 milyon 800 bin ile 3 milyon dolar, 6 ton su taşıyabilen büyük uçaklar ise yedek parça, eğitim, bakım gibi teşkilatıyla birlikte ancak 25 milyon dolara satın alınabiliyor.

gencalp
04-08-2008, 21:09
Bence en iyisi ormanla ilgili bütün işleri bir süreliğine askere devir etmek...

Gerekli birimleri kurarlar,ellerindeki alet edavat,araç,uçak,teknik eleman çok daha fazla...En azından belli bir süre bu konuda çalışma yapsınlar,gerekli birimleri yapılanmayı oluştursunlar...Askere alınan gençlerden oluşturacakları birimler,eleman açığı olduğunda bu açığı kapatacak şekilde istenildiğinde yeniden istihdam edilebilir...

Siviller ile bizim ülkede gelinen nokta ortada,böyle giderse yakın gelecekte gerek yangınlar gerekse siyasilerin gözlerini ormanlık arazilerdeki rant kapılarına dikmeleri sonucu orman kalmayacağı için bu sorunda ortadan kalkacak...

Serenler
05-08-2008, 14:56
Bir önceki sayfada ormanın gerçek düşmanları kimlerdir diye sormuştum;
Bunlardan biri keçilerdi.
Bakalım işin içyüzü nedir:
Kuş gribi bahanesiye köylerimizde tavuk katliamı yapıldı,
Şimdi de keçi katliamı yapılmak nesli tüketilmek isteniyor.
Burada dizi bu konuda değerli bir bilim adamımız hocam Prof Dr sn İbrahim Ortaş'ın yasısıyla başbaşa bırakayım;

Orman Yangınları ve Keçilerin Önemi

Prof. Dr. İbrahim ORTAŞ, Çukurova Üniversitesi. iortas@cu.edu.tr



Orman Yangınları ve Keçi Düşmanlığı

Yazın gelmesini çok severim, ancak orman yangınları çıkacak diye de hep endişelenirim. Bu yaz bir tarafta ülkenin yükselen sıcak gündemi, diğer taraftan artan küresel düzeydeki kuraklık ve sıcaklar ile birlikte çıkan orman yangınları da hepimizi üzmektedir.

İki gündür Mersinin Gülnar ilçesinde meydana gelen yangında iki kişi yaşamını yitirdi, yaklaşık 50 kişi dumandan etkilendi, 200 baş hayvan yandı, 9 köyün yangından etkilendiği belirlendi. Yangının büyüklüğü uydulardan çekilen fotoğraftan da görülüğü gibi dumanları Kıbrıs adasının üzerine kadar yayılmış durumdadır. Bir tarım bilimcisi ve ekoloji gönüllüsü olarak bu yangına duyarsız kalınmaması gerektiğini düşünüyorum.

2008 yılı içinde şu ana kadar 642 orman yangını meydan geldi ve bu yangınlardan 18000 dekar orman alanı yanmıştır. Orman yangınlarının bir çok nedeni var. Bir önceki yazımda da belirttiğim gibi çoğunlukla %95 oranında insandan kaynaklandığı artık resmi ağızlardan duyurulmaktadır.



TEMA Vakfı orman yangınları ile mücadele için alınması gereken önlemleri şöyle sıralamaktadır

Yangın Eylem Planı Hazırlanmalı,
Bilinçlendirme Kampanyası Sürdürülmeli,
Erken Uyarı Sistemi Geliştirilmeli,
Erken Müdahale Yöntemleri Geliştirilmeli,
Hava Söndürme Araç Sayısı Artırılmalı,
Yanmayan Servi ve Akasya Gibi Ağaçların Dikimi de Önemli,
Yangın Emniyet Yolları Açılmalı,
Mesire Yerlerinin Yasaklanması Gündeme Gelmelidir

Temelde insan faaliyetleri yanında, yanlış enerji hatlarının ormanlık alanlardan geçirilmesi de nedenler arasındadır. Şimdilik elektrik kablolarının geçirildiği alanlar temizleniyor. Doğrusu artık elektrik hatlarının yer altına taşınması bir çok yönden güven oluşturacaktır.

Orman yangın kuşaklarının oluşturulmaması, bunun için orman içinde belirli alanların oluşturulması ve yangının yayılmasının önlenmesi açısından önemlidir.



Keçi Orman İçin Zararlı Değil Yararlı da Olabilir

En önemlisi de orman diplerinin temizlenmemesidir. Orman diplerinin temizlenmemesi ve yapılan ihmaller yangınların hızla yayılmasına neden olmaktadır.

Tabii bütün bunlar orman yönetimi açısından önemli stratejilerdir. Uzun zamandır yüksek yapılı bitkilerin kök biyolojisini çalıştığım için ağaca ve ormana ayrı bir ilgi duymaktayım

Orman Mühendisleri Marmara Bölgesi Başkanı Prof. Dr. Uçkun Geray ise ilkimin kuraklaşması ile başlayan yangınların arttığını, yangın söndürme ekonomisi uygulanması gerektiğini belirtti. Ancak bütün bu önlemlere rağmen doğanın kendi yöntemleri ve ekolojisine de dikkat edilmesi gerektiğini düşünüyorum. Özellikle doğanın ve ekolojinin yasalarından biri de keçinin ekosistemdeki yeridir. Akdeniz bölgesinin orman yangınları bakımından diğer bölgelere göre daha az etkilendiği belirtilmektedir. Yangının nedenini tam olarak bilmiyoruz ancak Akdeniz bölgesinde meydana gelen yangınlar ile birlikte aklıma kıl keçilerinin varlığı gelir.



Keçi Akdeniz Bitki Örtüsü İçin Zararlı mı?

Orman yangınları söz konusu olduğunda konuyu bilen bilim insanları için hep akla keçiler gelir. Genelde keçiler orman için zararlıdır diye suçlu ilan edilir. Hatta bazıları için ormana zarar veriyor gerekçesiyle soyu tükensin diye fetva da verilmektedir. Ancak gerçeğin kendisi öyle değildir. Akdeniz maki bitki topluluğunun olduğu alanlarda belki daha eski olan tarihi kayıtlı bilgi ile MÖ 4000 yıllarından bu yana yaşadığını tahmin ettiğimiz latincesi Capra İngilizceci Ordinary Goat olarak bilinen kıl keçileri doğanın bir parçası olarak varlıklarını günümüze kadar sürdüregelmişlerdir. Bir yandan doğanın bir parçası olan keçilerin doğanın düşmanı ilan etmek doğanın diyalektiğine aykırıdır. Her türlü arazi koşullarına adapte olabilmesi ve manevra yeteneği yüksek olan kıl keçisi genelde düz ovada beslenmek yerine orman ve kayalık alanda beslenmeyi daha çok tercih etmektedir.



Doğaya Saygı, Keçiye Saygı Ormanı Yangından Korur

Orman yangınları konusundaki en önemli yönetim, anlayışıma göre dip temizleme işlemidir. Bilindiği gibi keçinin otlandığı makilik Akdeniz ekosisteminde dip temizlemeden dolayı daha az yangın çıktığı da bilinen bir gerçektir.

Ülkemizde Akdeniz havzasında 100 milyon hektarlık alan kaplayan ve Akdeniz iklim tipinin klimaks bitki örtüsü olan makiliklerin varlığını bugüne kadar taşımasında keçilerin varlığı da inkar edilemez. Keçinin hep maki bitki örtüsüne sahip ormanlar üzerinde baskı unsuru olduğu söylenir. Bu nedenle ormanların genç fidanlarını yok ettiği iddia edilir. Evet ormanların genç fidanlarına zarar verdiği doğrudur, ancak keçilerin olduğu ortamda ormanların varlığını günümüze kadar sürdürdüğü de bir başka geçektir. Ancak unutmamak gerekir ki orman yangınlarının neredeyse tamamına yakınının nedeni insan faktörü ve açılan alanların doğaya uygun olmayan baskı, yeni kesim, tarla açma ve kültür ormanı alanlarından kaynaklandığını belirtmek gerekir.



Kontrollü Keçi Otlatılması Yararlıdır

Dünya bilim çevrelerinin önerdiği ve bizim orman bakanlığının da kabul ettiği “keçiler ormanların fahri dip temizleyicileri” ifadesi çok anlamlıdır. Keçilerin orman içinde yarattıkları seyreltme olayı ve açtıkları patika yollardan dolayı hem yangın çıkması ve yayılması engellenmiş olmakta hem de yangın çıkması olasılığında iç alanlara ulaşılmasında yarar sağlayan etkisi bulunmaktadır. Kemirgen ve selülozu yüksek bitkileri tercih eden keçiler makiliklerde bir tarafta dipte biriken otları temizlerken diğer taraftan ağaçları üst dallarını 1.5-2 m kadar tırmanarak besinlerini sağlarken doğal olarak ağaçları budayarak yangından korur. Keçinin olmaması durumunda diğer otlar gelişiyor ve yazın kuruyan otlar mercek etkisi yapan cam kırıkları nedeniyle yangına davetiye çıkarılmaktadır.

Özellikle makilikler arasında koridorlar açarak olası yangınları önlemeleri ormancılar tarafından benimsenmektedir. Keçilerin sürgünlerin olduğu dönemin dışında otlatılması bu konuda orman köylülerinin bilinçlendirilmesi ve ormanın sürdürülebilirliğinin sağlanması bakımından önemlidir. Özellikle vurgulanması gereken KONTROLLÜ OTLATMA ve keçi yetiştiricilerinin bilinçlendirilmesi orman yangınlarının önlenmesi ve ormanların doğasına uygun korunması için yapılması yararlı bir işlemdir..



Bilim İnsanları Keçi-Ekosistem-Yangın İlişkisini Araştırmalıdır

Kaldı ki yangınlar çoğunlukla rantın yüksek olduğu müdahaleli alanlarda çıkıyor. Yeni veya yenilenen dikim alanları başta olmak üzere ekosistemin taşıyamayacağı ağaçlandırma alanlarında yangının çıktığını söylersek yanlış olmaz.

Maki bitki örtüsü kendi sürdürülebilirliği en yüksek olan bir bitki topluluğu olup yangın çıkması olasılığı daha az olan korumalı bir bitki örtüsüdür. Yarı kurak, uzun süren yaz sıcaklarının bulunduğu coğrafyalarda makinin kendini sürdürmesi başka türlü de açıklanamaz. Söz konusu alanlarda keçinin sistemden çekildiği durumlarda otsu türlerin çoğalması ile yangına hassas hale gelir ve alanların yangınla tahribatı artar. Nihayet bunun en açık örneği ülkemizin Akdeniz Bölgesinde Ege ve diğer bölgelere göre daha az yangın çıkmaktadır. Bu konuda ormancılar, toprak ve ekoloji bilimcilerininin ortak araştırma yapması çok yararlı olacaktır.



Keçi Orman Dostudur Sorun İnsandan Kaynaklanıyor

Son yıllarda doğal bitki örtüsüne ve binlerce yıllık adaptasyona rağmen bir üst Klimaks bitki örtüsünün sisteme alınması ile başlayan kültür ormancılığının toprak, besin ve su talebinin fazla olması nedeniyle hem başarılı olmamakta hem de yangına davetiye çıkarılmaktadır.

Bu bağlamda Orman Bakanlığına bağlı Ağaçlandırma Genel Müdürlüğünün konuyu yeniden dikkate alarak tek bitki yerine doğaya adapte olmuş bitki türleri zenginliğine dönmesi ve keçi ile maki bitki örtüsünün korunmalı duruma getirilmesi yararlı olacaktır. Bu bağlamda insanın doğaya müdahalesi durdurulmalıdır.

Doğayı kendi haline bırakırsan doğa daha başarılı bir denge içinde yaşamını sürdürecektir. Doğa günümüze kadar aslan ve kaplan gibi geviş getiren hayvanları yiyerek beslenen hayvanlarla dengeyi bozmadığı gibi ağaçların fidanlarını yiyen keçiler de tükenmedi. Doğa kendi dengesini kendisi kurmakta ve ihtiyacı kadarını tüketmektedir. Asıl sorunu gözü doymayan, bir anda binlercesini yok eden insanda aramak gerekir.

Doğanın yasalarının bilinmesi doğanın yönetilmesine büyük katkı sunulmasına yardımcı olacaktır. Doğayı bilmeden kulaktan dolma bilgiler ile yola çıkılması durumunda keçiler “günah keçisi” olurlar.



Keçi Sayısını Artıralım, Ormanları Yangından Daha İyi Koruyalım

Keçi ile doğanın otlatılması ormanların yangından kurtarılması bakımından önemli bir unsur ocaktır. Onun için Orman Bakanlığının keçi sayısını azaltması değil tam terinse artırması, orman köylüsüne destek çıkması ve koruması önerilmedir. Doğal alanların kontrollü keçi otlatmasına açılması, bölge çiftçisi ve köylülerinin geçim kaynağı olabileceği gibi, sağlıklı süt ve beslenmesi için de yararlı olacaktır.

Keçiyi bilmeden düşman ilan etmeyelim, yararlı hayvanın hakkını verelim.

İnsan olarak tahrip ettiğimiz, yakıp yıktığımız doğamızın zararını keçiye yüklemekten vazgeçelim. Doğaya ve keçiye saygı, insana ve ormana saygıdan geçer. Keçi ile uğraşmaktan vaz geçelim insanımızı duyarlı ve bilinçli duruma getirecek süreçlere taşımanın yollarını arayalım.

Güzelim ülkemizin doğal kaynaklarını doğru tanıyalım, ekolojimizi iyi koruyalım, sürdürülebilirliğin ilkelerine değer verelim. Ülkemizin eğitimli insanlarının orman yangınları konusunda biraz daha duyarlı olması, çevresini başta sigara izmariti, şişe ve diğer mercek etkisi yaratacak materyalleri ormanlık alana atmamaları konusunda toplumun eğitilmesi ve uyarılması yararlı olacaktır. Hepimiz bu coğrafyanın her yönden yaşanılabilir olmasından sorumluyuz. Küçük çıkarlarımız için değil, güzel geleceğimiz için üzerimize düşen sorumluluğu yerine getirelim.

Serenler
05-08-2008, 15:01
Çukurova’da Keçi ve Erozyon

Suçlu keçi mi? İnsan mı?

Prof. Dr. İbrahim Ortaş

Çukurova Üniversitesi, Ziraat Fakültesi, Toprak Bölümü, Adana.





Erozyon Nedir?

Çocukluğumda keçi ve oğlak güderek büyüdüm. Hatta annemin sütü yetersiz olduğu için de keçi sütü ile büyütülmüşüm. Bilindiği gibi anne sütüne en yakın süt keçi sütüdür. Onun için keçilere karşı bir sempatim vardır.

Ancak keçi ile ormanların zayıflatılması ve erozyon arasında bir bağ kurulduğu için konu bilimsel olarak ilgimi çekmektedir. Onun için konunun açıklığa kavuşması için öncelikle erozyon nedir? Keçi ne kadar erozyonun oluşmasında etkindir? İnsanın rolü ihmal mı ediliyor? Onu açıklayalım.

Erozyon “Toprağın su ve rüzgâr gibi doğal etmenleri ile aşındırılması sonucunda bulunduğu yerden başka yerlere sürüklenmesidir”. Bu işlem gerçekleşince arazinin yüzeyinde bitkilerin besin elementi ve su sağladıkları kısım uzaklaştığı için bitkisel üretim istenilen ölçüde gerçekleşememektedir. Bunun oluşturduğu etkiler maddi ve manevi boyut ile ciddi sorunlar yaratmaktadır. İnsanlık, yanlış toprak ve bitki yönetimi nedeniyle yurtlarından olmuştur. Bunu da en iyi Orta Asya’dan Anadolu’ya göç eden Türkler biliyor.



Erozyon iki şekilde oluşur

1. Doğal yolla oluşan etkiler

2. İnsan faaliyetleri sonucu oluşan etkilerle.

Doğal olan erozyon doğal sürecin bir parçasıdır. Bazı kültürel önlemlerle doğal erozyon önlenebilir. Ancak doğal erozyonun faydaları da bulunmaktadır. Eğer doğal erozyon olmasaydı bugün Çukurova diye bir verimli tarım ovası olmaz idi. Denizlerdeki canlıların büyük çoğunluğu erozyon sonucu ırmaklardan denize taşınan organik bileşikleri tüketerek yaşamlarını sürdürmektedirler. Ekosistemin işleyiş mekanizması içinde canlıların birbirini yiyerek sürdürülebilirliğinde doğal erozyonun bir miktar faydası da vardır.

İnsanın yarattığı erozyon ise çok daha ciddi sorun yaratmaktadır. İnsanın doğaya hakim olması ile başlayan doğa-insan savaşının bir parçası olarak devam eden erozyon riski günden güne artarak devam etmektedir.



İnsan Doğa İlişkisi

Orta Asya da yanlış arazi kullanımı ve otlatma sonucu yurtlarını terk etmek zorunda kalan Türk boyları Anadolu’ya vardıklarında adeta her tarafı yeşilliklerle kaplı bir yurt bulmuşlardı. Ankara’nın Çubuk ilçesi civarında Yıldırım Beyazıt ile Timurlenk’in fillerinin orman içinde ağaçların altında saklanarak savaştıkları söylenmektedir.

Arkeologlar MÖ 3-4 bin yıl önce Orta Anadolu’da yaşayan Hititlerin Çukurova’ya şimdiki Gülek boğazından inmeyi denediklerini yoğun ormanlarla karşılaşmışlardı ki, ondan başka da geçiş yolunun olmadığını belirtiyorlar. Milattan önce 430 yılında Atinalı Kirus (Kyrus M.Ö. 401) Kilikya Bölgesinde her türlü meyve ağaçları ve asmaları bol olan bir ovaya indiğini ve burada susam, darı, buğday ve arpa yetiştiğini belirtmektedir.

Karatepe rölyeflerine yansıyan resimlerde bölgede hurma tarımının yapıldığı belirtilmektedir. Evliya Çelebi, Seyahatnamesinde, Adana ovasında ekilmiş arazinin çokluğundan ve nimetlerinin bolluğundan söz ederken, portakal, limon, zeytin, incir, nar ve şeker kamışını överek, pamuğun her tarafa buradan gittiğini, halkın çoğunun pamuktan para kazandığını söyler.

1850 yıllarından Alman Elçisi Karataş ilçesine yoğun bitki örtüsü ve yırtıcı hayvanlardan dolayı gidemediğini ve Doğankent civarından geri dönmek zorunda kaldığını belirtiyor.





Dinlerin kökeni olarak bilinen Hz. İbrahim, Mezopotamya’daki Ur şehrinden gelmiş, 75 yaşına kadar Harran’da tarımla uğraşmıştır. Nemrut’un, Hz. İbrahim’i Urfa kalesinden Mancınık ile dev odun ateşinin üzerine atması ve odun parçalarının mucizeyle birer balık olması geçmişte bölgenin ormanlık olduğunun ve verimli alanların varlığının bir göstergesi olarak kabul edilmektedir.

Evliya Çelebi Seyahatnamesinde Gaziantep’e palmiye bahçeleri arasından girdiğini söyler. Gavurdağının ve Torosların yüksek çam ağaçlarından bahsedilir. Bugün ise kuru tarımın ve zeytin, fıstık ve asmanın dışında susuz hiç bir ürünün yetişmediği herkesin malumudur. Uygarlığın beşiği olarak anılan bölgede geçmişten günümüze yürütülen arkeolojik kazılar, bu bölgede geçmişte tarımın yapıldığını ve yanlış toprak yönetimi sonucu arazinin bozunuma uğradığı ve bunun sonucu olarak zaman zaman büyük göçlerin yaşandığı yönünde deliller ileri sürmektedir.

Tüm bu gelişmeler, tarihi bilgi ve belgeler toplum olarak arazi kullanımı konusunda çok duyarlı olmadığımızı göstermektedir.

Bu süreçte ne tür yanlışlar yapıldı? Veya ülkemizin erozyon ve çölleşmeye neden olan başlıca etkenler nelerdir

1. Mera niteliğindeki arazilerin bir bölümünün sürülerek tarıma açılması,

2. Meraların kapasitesinin üzerinde otlatılması,

3. Tarım alanlarının yerleşim yerlerine açılması (Adana bunun ciddi bir örneğidir),

4. Plansız göçler sonucu yerleşim yerlerinin aşırı büyümesinin doğa üzerinde yaratığı tahribat,

5. 5. Ormanların tahribi,

6.

7.

8.

9.

10.

11.

12.

13.

14.

15.

16.

17.



gibi faktörler yanında doğal erozyonun da etkisiyle ülkemizin dağlarından ovalarına ve denizlerine geniş bir sedimantasyon taşınması gerçekleşmiş ve süreç devam etmektedir.

18.

19.

20.

21.

22.

23.

24.



Azalan meraların yetersizliği, hayvan yemlerinin azalması sonucu ülkenin hayvan varlığında da ciddi zaaflar yaşanmıştır. Tarım dışı alanların tarıma açılması ve hayvanların beslenme alanlarının sınırlandırılması doğal olarak ormanların beslenme alanı olarak seçilmesine neden olmuştur. Keçi; koyun ve sığırlardan farklı olarak daha dayanaklı olması ve orman ağaçlarının yapraklarını tüketiyor olması nedeniyle eskiden beri erozyona neden olan bir hayvan olarak bilinir. Bu süreçte keçinin konu olması ve keçi nezdinde erozyonun nedenleri ve çözüm yolarının tartışılması bilimsel ve sosyo-ekonomik yönden bir bütün olarak işlenmelidir.









“Günah Keçide mi?”

Söz konusu “Orman, Keçi, Erozyon ve Turizm” konulu tartışmada, keçi erozyona neden olabilir mi? Olursa etkisi ne kadar olur?

Bu konuda ulus ve uluslararası literatür ne diyor?

Keçinin bulunmadığı bölgelerde erozyonun nedeni nasıl açıklanacaktır. Örneğin erozyonun yoğun yaşandığı İç Anadolu Bölgesinde ne kadar keçi bulunmaktadır.

Keçi Akdeniz ikliminin bir hayvanı. Ve bu kuşağın hakim bitki örtüsü ise makiliklerdir. Yani kısa boylu bitkilerdir. Keçinin binlerce yıldır bu ekolojide yaşadığı ve bulunduğu doğa ile iç içe mutlu bir şekilde bugüne kadar geldiyse ve erozyona neden olduğu konusunda da ciddi bir verinin olmadığı gerçeğini dikkate alırsak sorun keçi değildir anlayışı ortaya çıkar. Keçi yüzünden Akdeniz makilerinde önemli bir azalma olup olmadığı ciddi araştırmalarla ortaya konmaya muhtaçtır. Tabii siyasiler değil, ormancılar, botanikçiler, peyzaj mimarları, zoologlar ve ziraatçılar tarafından.

Sorularının cevabı söylendiği gibi, sorun keçi değil İNSAN.



Günah Keçisi Nedir”

Hepimiz “inatçı keçi”, “keçi gibi dağa tırmanan” “keçileri kaçırmak” ve değişik anekdotlar yanında keçinin sütünün ne kadar yarlı olduğunu biliriz. Ancak keçi hakkındaki en eski anekdot ise “günah keçisidir”. Yahudilikte günahlardan arınmanın bir yolunun da Tanrı’ya kurban vermek olduğu; bir keçi alıp çöle saldığımızda onunla günahlarımızdan da arınacağımız (uzaklaşacağımız) gibi bir inanış bulunuyor. Bu keçiye de “günah keçisi” adı veriliyor. O gündür bu gündür herhangi bir olumsuzluk olduğu zaman bir günah keçisi aranır. Sanırım bu gün biz iyi niyetle de olsak erozyonun sorumlusu olarak günah keçisini seçmiş bulunuyoruz (Umarım çevremizde gördüğümüz bunca çirkinliğin sorumlusu da keçi değildir). Kaldı ki doğadaki her canlımım bir birine katkısı var ve mutlaka biyolojik çeşitliliğe değer vermemiz gerekir.

Ayrıca ekolojik bakış açısı ile başta üniversiteliler olarak coğrafyamızdaki bütün gen kaynaklarını korumak ve geliştirmek zorundayız. Aksi takdir de dün yabancı ırk sığırlarda başımıza gelen yarın yabancı ırk keçilerde de gelebilir. Şimdiden gen kaynaklarımıza sahip çıkalım.



Erozyonun Nedeni Keçi mi? Yoksa İnsan mı?

Son yılarda sanki erozyona neden olan günah keçisi olarak fatura bizim orman köylüsünün biricik katık kaynağı olan keçilere biçildi. Evet, keçi orman tahribatında önemli bir tehdit. Ancak tek başına bugün erozyonun nedeni keçi değildir. En azından şunu biliyoruz ki keçinin olmadığı bazı ekosistemlerde de yoğun erozyon yaşanıyor.

Sonra keçinin orman için faydası da vardır. Keçi ağacın gövdesindeki daları ve yaprakları bir yere kadar tıraşladığı için yangında bu tür ağaçların kurtulduğunu ormancılar çok iyi bilirler.
Ancak Adana ve çevresinde yaşanan tarım dışı arazi kullanımı dikkate alındığında keçinin zararı neredeyse yok denecek kadar azdır. Literatürden bildiğimiz erozyonun % 95 nedeninin insan kaynaklı olmasıdır. Keçinin sahibi de insan. Keçiyi nereye sürersen oraya yayılmaya gider. Çoban ormana götürürse ormana, ovaya götürürse ormana.

Osmaniye’den tutun Mersine kadar neredeyse eski E5 yolunun sağlı solu her tarafı artık işgal altındadır. Binci sınıf tarım arazilerinin hepsi beton altında. Bölge sürekli bir göç altında. Halen de Adanın etrafından insan yerleşkesi için hâlâ tarım arazileri arsa olarak satılmaktadır. Adana’nın çevre mahallelerinde yoğun göçün yaratığı alt yapı yetersizliği, ikili eğitim, dengesiz gelir dağılımı, işsizlik ve buna bağlı olarak artan kapkaç, hırsızlık ve terör olgusu kanımca daha büyük zarar vermektedir.

Adana kentinin yetersiz park ve yeşil alan eksikliği nedeniyle artık insanlar Adana’da hava alacak yer bulamıyor. En azından işsiz güçsüz genç insanların enerjilerini alacak yeşil alan, spor yapabileceği ve olumlu yönde zaman geçireceği alanların olmaması erozyon kadar önemlidir.



Sonuç

Bilimsel bulgular ışığında bakarsak, dünyada doğal erozyon bütün şiddeti ile devam ediyor. Buna yapılacak pek müdahalemiz yok. Bu doğanın yasası. Ancak insan eli ile şiddetlenen erozyonu engelleyecek önlemler almamız gerekir. Bu bağlamda Belediye Başkanının duyarlılığı önemli. Bu duyarlılığı, geri dönülmez bir yanlış olacak 2B konusunda da göstereceği ümidimi korumak istiyorum. Herkesin üzerinde yaşadığımız toprakların kaybolmasına duyarlılık göstermesi gerekir. Başta da siyasiler. Ancak bölgemizdeki erozyonun insan kaynaklı olduğunu bildiğimiz için keçiden çok devletin başta 2B yasası olmak üzere doğayı tahrip eden yasaları geri çekmesi gerekir. Köyden kente göç engellenmeli. Şehirlerin plansız programsız daha da büyümesi engellenmelidir. Toprak yasası mutlaka çıkarılmalı. Toprak Su Teşkilatı yeniden kurulmalı. Tarım arazileri üzerinde yerleşke ve sanayi tesisi açılması engellenmeli. İnsanların bulundukları yerde mutlu olacak önlemler alınmalı. Başta insanın eğitimi önemli bir görev olarak kabul edilmelidir. Bütün sivil tolum kuruluşları bu tür anlayışlara destek vermeli.
Bilimsel olarak erozyonun nedeni olarak gösterilen yukarıdaki olguların ışığında eğer bugün erozyon konusunda suçlu ayağa kalk denirse, “Keçi mi? İnsan mı?”, bana göre İNSANIN ayağa kalkması gerekir. Onun için erozyonun esas sorumlusu keçi değil, İNSAN türünden birileri ve bazılarıdır.
Bunun için sayın başkanın erozyon konusundaki duyarlılığı anlıyorum ve destekliyorum. Bu konu aynı zamanda benim bilimsel sorumluluğum içinde bulunmaktadır. Ancak halen suçlunun keçi olduğu konusunda ben de tatmin olmuş değilim.

Ve diyorum ki, acaba üniversite olarak bu konuda biraz daha mı duyarlı davransak. Hani şu çarpık toprak ve kentleşme politikaları konusunda biraz daha duyarlı olsak. Bilimsel sorumluluğumuz bunu gerektiriyor. Bölge halkı da üniversiteden bilimsel sorumluluğa uygun olarak bölgenin sorunlarına yönelmesini istemektedir.

taraftar
05-08-2008, 15:20
Teknoloji o kadar gelişmişken, ve her türlü ve çeşit bombanın yapıldığı günümüzde orman yangınları için neden bomba tarzı birşey geliştirmiyorlar ...

Çok yazık ...

Ülkemizde ve dünyanın değişik her yerinde ... Yıllar süresince oluşan ve oluşturulan nacizane tabiat yok ooluyor ....

DÜNYA mız ölüyorr ...

Serenler
05-08-2008, 22:38
İŞTE YILIN KOMEDYEN BÜROKRATI !


5 bin hektar ormanı kül eden yangının bir de iyi yanı varmış!





05 Ağustos 2008 16:55
--------------------------------------------------------------------------------

Antalya’da orman yangını kontrol altına alındı.. Günlerce süren yangın yüzlerce hektar alanı kül etti.. Bugün ise Orman Genel Müdür Yardımcısı Mustafa Kurtulmuşlu’dan yaşananlara ilişkin bir açıklama geldi.

Kurtulmuşlu, Antalya'daki yangının bölgede atom bombası etkisi yarattığını söyledi. Bölgede soğutma çalışmalarının sürdüğünü, bu çalışmaların arkasından zarar tespitine başlanacağını kaydeden Kurtulmuşlu, yangın söndürmede birçok teknik kullanıldığını, havadan müdahalenin yanı sıra yer ekiplerinin iş makinesinden tarım aletlerine kadar birçok aleti kullanarak yangını söndürmek için çalıştıklarını söyledi.

Yerleşim birimlerini alevlerden korumak için yangına karşı ateş yaktıklarını anlatan Kurtulmuşlu, şöyle konuştu:

“Alevler son sürat yerleşim birimlerine doğru gelirken, yerleşim birimleri ile orman arasında şerit açarak bu bölgeyi kontrollü bir şekilde yaktık. Yani yangına karşı ateş açmış olduk. Hızla ilerleye alevler önceden yaktığımız bu şeride dayandığında bir anda söndü. Bu şekilde en az 10 mahalleyi alevlerden kurtarmış olduk.”

YANGININ “İYİ” TARAFI VARMIŞ !

Yangının bitki örtüsünün kaybına neden olduğunu, orman yolları ve köprüler gibi altyapıya zarar verdiğini ve bölgenin ağaçlandırılması için çok ciddi ekonomik kayıp olduğunu belirten Kurtulmuşlu, “Yangının bir tek iyi tarafı, bu ormanlarda kene kalmadı” dedi.


----------------------------

Kalan ormanlarımızı da yakıp kene derdinden hepten kurtulalım o zaman.:grrr:
Hatta pire ihtimaline karşı yorganlarımız da yakalım....

Yarabbim sen büyüksün!..
Çıldırmak üzereyim aklıma fikrime mukayyet oll..
Ormanlarımızı da bu tür insanların şerrinden koru!...

balaban
05-08-2008, 23:32
Ormanları keçiler yakıyor demek:yes::yes: Hiç bir canlı iki ayaklı hayvanlar kadar tehlikeli olamaz.

Keneler o ormanlardaymış demek. Bazı insanlar yanlış iş seçiyor. Komedyenlik iyi seçim olurmuş.

XTRADERX
05-08-2008, 23:34
orman yangınları ıcın baslatılan kampanyALarı destekleyelım lutfen dostlar.......ıyı aksamlar

C.ÜNLÜ
05-08-2008, 23:55
Bu yanan yerleri bir yıl içinde ağaçlandıracaklar ormanlardan sorumlu genel müdür öyle söyledi bugün.
Orman kıyısına kenar şeridi diksinler.Kuşburnu,böğütlen,yabanigül v.b gibi ya da orman kenarları için proje geliştirsinler örneğin kenarlar okaliptüs olsun hızlı gelişir (suyu bulursa)
Orman köylerinin yakınına ceviz,badem,kestane,zeytin gibi katkı sağlayacak ağaçlar diksinler.Doğal olana dokunmadan tabii ki
Çam ormanları yine olsun ama içinde ahlat olsun,harnup olsun
Ormanlarımız yanmasın da ne olursa olsun.............

ayyan
06-08-2008, 02:01
Böyle bir açıklama olabilir mi? Tövbeler tövbesi olsun, hayran kaldım bu zihniyete :mad: Akıllara zarar..

Sn Mesal, bir öneri daha.. "Önce zihniyet değiştirilmeli".. Bu konu hakkında şaka bile yapılmaz, söylenecek şey mi bu şimdi?
-------
Genel Müdür Yardımcısı'ndan tuhaf açıklama

Orman Genel Müdür Yardımcısı Mustafa Kurtulmuşlu Antalya'daki yangının bölgede atom bombası etkisi yarattığını söyledi. Antalya'daki yangına dikkat çekmek isteyen bürokratın yanan alanlarla ilgili 'Bu ormanlarda kene kalmadı" açıklaması ile skeçlere taş çıkartan cinsten.
..

MESAL
06-08-2008, 03:00
Ben de merak ettim kimmiş diye

http://www.ogm.gov.tr/mkurtulmuslu.htm

hatta posta adresini de vermişler :he:

slck
14-08-2008, 13:26
Çanakkale 18 Mart Üniversitesi Mühendislik Fakültesi Bilgisayar Bölümü öğretim üyeleri, orman yangınlarını önleyecek projelerini Kayseri'deki Proje Park 2008'de tanıttı.
Erciyes Üniversitesi Proje Park 2008 için Kayseri'de bulunan 18 Mart Üniversitesi Mühendislik Fakültesi Bilgisayar Bölümü Öğretim Üyeleri Utku Bayram ile Vildan Bayram'ın, orman yangınlarının gözle görülmeden önce elektronik ortamda tespit edilmesi için geliştirdikleri ''Bilgisayar Kontrollü Orman Yangını Tespiti Otomasyonu Sistemi", katılımcıların ilgisini çekiyor. Gelibolu'da meydana gelen büyük bir yangın sebebiyle bu tür bir proje gerçekleştirdiklerini kaydeden Utku Bayram, çalışmanın 8 ayda tamamlandığını belirtti. İstanbul'da Microsoft tarafından düzenlenen 'Imaging Cup' yarışmasında bu çalışma ile finale kaldıklarını vurgulayan Bayram, projenin yangınların gözle görülmeden önce elektronik ortamda tespit edilmesini sağladığını kaydederek yetkili kurum ve kuruluşlardan destek istedi.


Projenin çalışma mantığı hakkında da bilgi veren Bayram, "Orman içinde belirli bölgelere yerleştirilen sensörler ile algılanan duman, merkezi birime iletiliyor. Dumanı algılama sisteminde herhangi bir elektrik kullanmıyoruz, orman içine elektrik aksamı yerleştirmek tehlikeli olur. Güneş ile beslenen 5 voltluk pilin çalıştırdığı küçük Microsoft işlemcisi vasıtası ile duman dedektörlerinden alınan veriler; sırayla ara vericilere, ara istasyonlara ve yetkili istasyonlara gönderiliyor. Bu sistem ile yangının yeri belirlenebilirken, yangının yönü, hangi zamanlarda yangın çıktığı gibi istatistikleri de elde edebiliyoruz" dedi.

XTRADERX
04-09-2008, 09:41
CNN TÜRK, Çevre ve Orman Bakanlığı’yla birlikte Antalya’da yanan ormanlarımızın yerine yeni fidanlar dikilmesi için “Ormanı Yaşat” kampanyası başlattı. Ağustos ve Eylül aylarında devam edecek kampanya boyunca, daha önce yangın geçirmiş ve sonradan başarılı bir şekilde ağaçlandırılmış bölgelerle ilgili “başarı öyküleri”ne CNN TÜRK’te yer verilecek.

Yapılacak özel yayınlarda; yangına karşı alınması gereken önlemler, yangın esnasında yapılması gerekenler gibi bilinçlendirici yayınlar ve haberler de ekrana taşınacak.

Neden böyle bir kampanya yapıyoruz?

12 milyon kızıl ve kara çam ağacının kül olduğu Antalya’daki yangından 9 bin hektarlık bir alan etkilendi. Türkiye’nin ormanlarının 12 milyon hektarı sahil şeridinde yer alıyor ve bunların yüzde 58’i yangın riski altında bulunuyor. Yanan her 1 hektarlık alanın yeniden hayat bulması için 6 bin YTL gerekiyor.

Bir SMS bir fidan

Çevreci ünlülerin desteğinin de alınacağı kampanyaya destek vermek isteyen izleyicilerimiz –tüm operatörlerden- 1923’e (1 sms 1 fidan 5 YTL) boş mesaj göndererek ya da T.C. Ziraat Bankası 1923 numaralı hesabına bağış yapabilecek.

C.ÜNLÜ
02-02-2009, 02:50
Antalya’da ilk kez yangına dayanıklı orman kurduk 2 Şubat 2009


Onur BAYRAM / AFYONKARAHİSAR, DHA



Çevre ve Orman Bakanı Veysel Eroğlu, Türkiye’de ilk kez yangına dayanıklı orman çalışması yaptıklarını, Antalya’da yapraklı ve yangına dayanıklı ağaçlardan oluşan ekolojik orman kurulduğunu söyledi.

Bazı incelemelerde bulunmak üzere geldiği Afyonkarahisar’da konuşan Eroğlu şunları söyledi: "Antalya’daki alan daha önce yanmış, 20 sene sonra tekrar yanmış, 20 sene sonra tekrar mı yanacak burası? Onun için orman yangınlarına dayanıklı bir sistem kurduk. Nasıl mı? Şeritler açtık, orman köyüne yakın yerlere yapraklı, yangına dayanıklı ağaçlar, yani ekolojik bir orman kurduk. Bundan sonra bu tür problemler az yaşanacak. Yangın olmaması mümkün değil. Mühim olan en az zararla kurtarmak ve kısa sürede söndürmek." Yangın söndürme uçaklarının yetersiz kaldığı yönündeki eleştirileri de değerlendiren Eroğlu, "Mevcut yangın söndürme uçaklarının yanı sıra zaman zaman İstanbul Büyükşehir Belediyesi’nin uçaklarını da seferber ettik. Filoyu güçlendirmek için geçen ocak ayında helikopter ve uçak ihaleleri yapıldı" dedi.

:) :) :)

REST
02-02-2009, 08:47
Bu başlık dikkatimi çekti...
Orman yangınları çözüm önerisi...
Hükümet bu konuya kesin bir çare buldu..!!!!!!!
Sattı bitti..ne orman kaldı..nede yangın.''2B'':beurk:
REST