PDA

View Full Version : ...Güldeste...



FNT
29-12-2008, 00:26
Hayata, aşka, sevgiye, sevgiliye dair her şey olacak bu başlıkta.

Şiirler olacak, sevgiliye, sevilene yakılan ağıtlar, gazeller olacak.

Biraz tasavvuf, biraz edebiyat.

İçten ve samimi...

FNT
29-12-2008, 00:31
Gel, gel, ne olursan ol yine gel,
İster kafir, ister mecusi, ister puta tapan ol yine gel,
Bizim dergahımız, ümitsizlik dergahı değildir,
Yüz kere tövbeni bozmuş olsan da yine gel...

Mevlana Celaleddin Rumi

FNT
29-12-2008, 00:33
Bekle Gülüm

Bekle gülüm, hayat bir gün bize de güler
Bir gün olur, sona erer bu kötü günler
Bu dağlar
Ve denizler
Engel değil bizim için
Bekle gülüm
Hangi dağ daha yüksek bizim yüreğimizden
Hangi deniz daha büyük bizim özlemimizden
Kavuşmak tutkusuyla delirince bu gönlüm
Duvarları deler gözlerim, seni görürüm
İşte o an dağ bir karış, deniz bir adım gülüm
O an
Saçlarını dağıtan
Rüzgâr değil
Nefesimdir gülüm
Hangi dağ daha yüksek bizim yüreğimizden
Hangi deniz daha büyük bizim özlemimizden
Özleminin yüreğini boğduğu bir gün
Haykırmak gelirse içinden, haykır gülüm
Dövsün sesin denizleri, dağlar dövsün
Bu dağlar
Ve denizler
Engel değil
Duyarım seni
Haykır gülüm
Hangi dağ daha yüksek bizim yüreğimizden
Hangi deniz daha büyük bizim özlemimizden

Kayahan Acar

FNT
29-12-2008, 00:45
İyilikte her düşmanı dost edinebilirsin, oysa nefsin ona iyilik ettikçe düşmanlığını arttırır. (Sâdî)


Hoşa gitmeyen söz söyleme, çünkü;

bu sözün karşılığı da hoşa gitmez.

FNT
29-12-2008, 00:53
Aşk, davaya benzer, cefa çekmek de şahide benzer. Şahidin yoksa davayı kazanamazsın. (Hz. Mevlana)

Düşünmeden konuşmanın cezası sonradan düşünmeye mahkum olmaktır.

Çalışanlar kötülük düşünmeye vakit bulamazlar, tembeller ise kendilerini kötülükten kurtaramazlar. (Hz. Ali)

FNT
29-12-2008, 00:58
Ya râb belayı aşk ile kıl aşina beni
Bir dem belâ-yı aşktan etme cüdâ beni

Az eyleme inâyetini ehli derdden
Yani ki çok belâlara kıl mübtelâ beni

Oldukça ben götürme belâdan iradetim
Ben isterim belâyı çü ister belâ beni

Gittikçe hüsnün eyle ziyâde nigarımın
Geldikçe derdine beter et müptelâ beni

Öyle zaîf kıl tenimi firkatinde kim
Vaslına mümkün ola getürmek saba beni

Nahvet kılıp nasib fûzûlî gibi bana
Ya râb mukayyed eyleme mutlak bana beni

Fuzuli

FNT
29-12-2008, 01:14
Gözyaşı

Çölün ortasında
Birkaç damla suya
Hasret çekeriz..

Geminin bordasında
Gözlerimiz yatar pusuya
Sahil bekleriz.

Bulutsuz gök boşluğunda
Ellerimiz uzanır duaya,
Yağmur isteriz..

Sudan uzakta susuz,
Suyun içinde huzursuzuz;
Bütün bir ömür boyu
Gözyaşıyla doluyuz.

Necdet Evliyagil

BOZOK
29-12-2008, 01:18
artik demir almak gunu gelmisse zamandan
mechule giden bir gemi kalkar bu limandan.

hic yolcusu yokmus gibi sessizce alir yol;
sallanmaz o kalkista ne mendil, ne de bir kol.

rihtimda kalanlar bu seyahetten elemli,
gunlerce siyah ufka bakar gozleri nemli,

bicare gonuller! ne giden son gemidir bu!
hicranli hayatin ne de son matemidir bu.

dunyada sevilmis ve seven nafile bekler;
bilinmez ki giden sevgililer donmeyecekler.

bir cok gidenin her biri memnun ki yerinden,
bir cok seneler gecti; donen yok seferinden.

FNT
29-12-2008, 01:19
Sevgiliye

Sen olmasan da yapraklar
Rüzgârın peşi sıra gidecek.
Sen gülmesen de bahar
Sevincini, renkli bahçelere götürecek..
Rüzgâr esecek;
Deniz ve gök
Maviliğini sürdürecek;
Sen olmasan da kalbimdeki
Ses, gene uzaklara;
Hem de çok uzaklara gidecek.

Necdet Evliyagil

KARADENIZ
29-12-2008, 01:20
sabahı öptüm gözlerinde
geceyi yaktım
ateşi aldım dudağından
sözleri yaktım

ben seni uzaklarda
ben seni tuzaklarda
ben seni yasaklarda sevdim
ben seni yasaklarda

baharı öptüm saçlarında
kışları yaktım
umudu aldım yüreğinden
düşleri yaktım

ben seni uzaklarda
ben seni tuzaklarda
ben seni yasaklarda sevdim
ben seni yasaklarda

FNT
29-12-2008, 01:25
Sn BOZOK, Sn KARADENIZ,

mekana şeref verdiniz. Ellerinize sağlık...

KARADENIZ
29-12-2008, 01:30
Saçlarında rüzgarları bulduysam
Gözlerinde yağmura dokunduysam
Yakınım sen uzağım sen olduysan
Sana olan sevdamdandır bilesin

Dağlarını yol edip yürüdüysen,m
Tuzunu yarama melhem bildiysem
Yollarıma milyon kere öldüysem
Sana olan sevdamdandır bilesin

Yar diye koynuma seni aldıysam
Seninle tutuşup senle yandıysam
Günü gelip bir başıma kaldıysam
Sana olan sevdamdandır bilesin

FNT
29-12-2008, 01:30
İsyanlı Sükut

Gitmişti makama arzuhal için
Beyy dedi yutkundu eğdi başını
Bir azar yedi ki oldu o biçim
Şeyy dedi yutkundu eğdi başını

Kapıdan dört büklüm çıktı dışarı
Gözler çakmak çakmak benzi sapsarı
Bir konağa baktı alttan yukarı
Vayy dedi yutkundu eğdi başını

Çekti ayakları kahveye vardı
Açtı tabakasını sigara sardı, daldı...
Neden sonra garsonu gördü
Çayy dedi yutkundu eğdi başını

İçmedi masada unuttu çayı
Kalktı ki garsona vere parayı
Uzattı çakmağı ve sigarayı
Sayy dedi, yutkundu eğdi başını

Döndü gözlerinde bulgur bulgur yaş
Sandım can evine döktüler ataş
Sordum memleketin nere gardaş
Köyy dedi yutkundu eğdi başını

Yürüdü kör topal çıktı şehirden
Ağzına küfürler doldu zehirden
Salladı dilini vazgeçti birden
Oyy dedi yutkundu eğdi başını

KARADENIZ
29-12-2008, 01:31
Sn BOZOK, Sn KARADENIZ,

mekana şeref verdiniz. Ellerinize sağlık...

eyvallah sagolasin , seninde ellerine saglik... :super::super:

FNT
29-12-2008, 01:34
Mihriban

Sarı saçlarına deli gönlümü,
Bağlamışım çözülmüyor Mihriban.
Ayrılıktan zor belleme ölümü,
Görmeyince sezilmiyor Mihriban.

Yar deyince kalem elden düşüyor,
Gözlerim görmüyor aklım şaşıyor.
Lambamda titreyen alev üşüyor,
Aşk kâğıda yazılmıyor Mihriban.

Önce naz sonra söz ve sonra hile
Sevilen seveni düşürür dile
Seneler asırlar değişse bile
Eski töre bozulmuyor Mihriban

Tabiplerde ilâç yoktur yarama,
Aşk deyince ötesini arama.
Her nesnenin bir bitimi var ama.
Aşka hudut çizilmiyor Mihriban

Boşa bağlanmamış bülbül gülüne
Kar koysan köz olur aşkın külüne
Saştım kara bahtım tahammülüme
Taşa çalsam ezilmiyor Mihriban

Tarife sığmıyor aşkın anlamı
Ancak çeken bilir bu derdi gamı
Bir kör düğüm baştan sona tamamı
Çözemedim çözülmüyor Mihriban

FNT
29-12-2008, 01:40
Adam Gibi

Ben seni hiç sevmedim ki
Yorgun akşamlarda söylediğimiz şarkıları sevdim
Bir çiçeği sevmeni bir güle benzemeni sevdim
Bir de yıldızları sevdim
Eylül akşamlarında gelip gözlerinde durdular
Ben seni hiç sevmedim ki

Beni yola koyduğunda ayrılmayı sevdim
Kurşunları sevdim beni vurduğunda
Ağlamayı sevdim unuttuğunda
Yalnız olduğumu anladığımda
Ayakta kalmamı sevdim
Yıkılmamı sevdim seni her hatırladığımda
Ekmeği sever gibi sevdim sensizliği
Su gibi özledim temmuz güneşinde sesini
İkindide yağmur gibi
Geceleyin rüzgar gibi sevdim seni sevdiğimi
Ben seni hiç sevmedim ki

Kuşlara şarkılar öğretmeni sevdim
Menekşeyle konuşmanı
Nisana hatırlatmanı
Baharın bir adının da yalnızlık olmadığını
Düştüğüm zaman kanayan yanlarımı
Ve tuhaflığımı üşüdüğüm zaman
Sakız satan çocukları
Yeni çıkan şarkıları
Her kaybettiğinde kazanan yanlarını sevdim
Denize düşmüş gül gibi düştüm ateşe
Ben yangını sevdim
Yandığım zaman böyle işte
Ben seni hiç sevmedim ki

Bir gece bir ceylan indi dağdan kalbine
Bir gece bir şiir kibrit alevinde
Alemin ortasında kimsesizliğin sesinde
Buğusunda sabahın
Acımasızlığında bir ahın
Ağlayan yüzünde isanın
Ferahlatan gücüyle duanın
Korkutan yanıyla narın

İncirin zeytinin ve kalbin üstüne
Gülün üstüne
Tutunduğum umudun üstüne
Korkunun üstüne
Senin üstüne
Hepsinin üstüne
Ben seni hiç sevmedim ki

Gittiğin zaman
Gitmeni sevdim
Evreni sevdim geldiğin zaman
Kalmanı SEVMEDİM
Ürküyordum sana alışmaktan
YİNE DE sevdim gülümsemeyi
Mendilimi sallarken seni götüren trenin arkasından
Kırlara ilk kar düştüğü zaman
Ölümün ne güzel olduğunu sevdim
SENİ İÇİMDE ÖLDÜRDÜĞÜM ZAMAN

Her kaybettiğinde kazanan yanlarını sevdim
Denize düşmüş gül gibi düştüm ateşe
Ben yangını sevdim
Yandığım zaman böyle işte
Ben seni hiç sevmedim ki
Ben sevdim mi

ADAM GİBİ SEVERİM

Tutkun Bıçak

FNT
29-12-2008, 01:43
Besmele

Her gün biraz daha yoruyor beni,
Hasretinle başa çıkamıyorum.
Her gece bir yerden vuruyor beni,
Sağ salim sabaha çıkamıyorum...

Savaşta geçirdim sanki bir ayı,
Düşmandan almadım ben bu yarayı,
Giderken verdiğin tek sigarayı,
Hatıradır diye yakamıyorum...

Vicdanın halimi hiç mi sormuyor?
Küsecek ne yaptım, aklım ermiyor!
Zalimsin demeye dilim varmıyor,
Tavrına bir isim takamıyorum...

Yeter ki mektup yaz canımı dile!
Yetmezse uğrunda çektiğim çile!
Nazar değer diye resmine bile
Besmele çekmeden bakamıyorum...

Cemal Safi

FNT
29-12-2008, 01:58
Bilgenin biri bir gün tam trene biniyordu ki, ayakkabılarından birisi ayağından çıktı ve yere düştü. Aşağı inip onu alması imkânsızdı, çünkü tren çoktan hareket etmişti. Yanındaki arkadaşları merakla ne yapacağını bekliyorlardı. O gayet sakin bir şekilde, diğer ayağındaki ayakkabıyı da çıkardı ve az önce düşürdüğü ayakkabıya yakın bir yere fırlattı.
Talebelerinden birisi dayanamayıp sordu:
"Neden böyle yaptınız?"
Gülümseyen bilgenin cevabı gayet basit ama hakikat yüklüydü;
"Demiryolunun üzerindeki ayakkabı tekini fakir biri bulursa, diğer teki de bulup giyebilsin diye."

FNT
29-12-2008, 02:13
Ağla Gözüm Ağla Gülmezem Gayri


Ağla gözüm ağla gülmezem gayri
Gönül dosta gider gelmezem gayri

Ne gam bunda bana bin kez ölsem
Orda ölüm olmaz ölmezem gayri

Yansın canım yansın aşkın oduna
Aksın kanlı yaşım silmezem gayri

Beni irşad eden mürşid-i kamil
Yeter ben el daha almazam gayri

Varlığım yokluğa değişmişim ben
Bu gün cana başa kalmazam gayri

Fenadan bakiye göç eder olduk
Yöneldim sol yola dönmezem gayri

Muhabbet bahrinin gavvası oldum
Gerekmez ceyhun'a dalmazam gayri

Dilerim fazlından ayrılmıyasın
Tanrı'm senden özge sevmezem gayri

Söyle aşık dilinden bunu YUNUS
Eğer aşık isem ölmezem gayri

FNT
29-12-2008, 10:23
Makber

Eyvah ne yer ne yar kaldı
Gönlüm dolu ah u zar kaldı

Şimdi buradaydı gitti elden
Gitti ebede gelip ezelden

Ben gittim o haksar kaldı
Bir köşede tarumar kaldı

Baki o enisi dilden eyvah
Beyrutta bir mezar kaldı

Bildir bana nerde nerde Ya Rab
Kim attı beni bu derde Ya Rab

Nerde arayayım o dil rübayı
Kimden sorayım bi-nevayı

Derler ki unut o aşnayı
Gitti tutarak reh-i bekayı

Sığsın mı hayale bu hakikat
Görsün mü gözüm bu macerayı?

Sür'atle nasıl da değişti halim
Almaz bunu havsalam hayalim.

Çık Fatıma! lahdden kıyam et
Yadımdaki haline devam et

Ketm etme bu razı şöyle bir söz
Ben isterim ah öyle bir söz

Güller gibi meyl-i ibtisam et
Dağı dile çare bul meram et

Bir tatlı bakışla bir gülüşle
Eyyamı hayatımı temam et

Makber mi nedir şu gördüğüm yer
Ya böyle reva mı ey cay-ı dilber.

Abdülhak Hamit Tarhan

FNT
29-12-2008, 10:44
Ben Güzelim Deyu Havadan Uçma

Ben güzelim deyu havadan uçma
İndirirler seni el yaman olur
Siyah kaküllerin gerdana saçma
Bad eser dağıtır yel yaman olur

Güzelsin sevdiğim sen de bilirsin
Ettiğin işlere pişman olursun
Gel akşamlayalım yolda kalırsın
Karanlık gecede yol yaman olur

Biçare Gevheri der halim yaman
Dağ başından eksik olmuyor duman
Elendim ben seni sardığım zaman
Aşkımız artar da hal yaman olur


Gevheri

FNT
29-12-2008, 11:31
Hayat

Rüzgârdan açılsa kapım bir anda,
Kara haber gelmiş gibi ürkerim.
Sanki gemilerim battı ummanda,
Paramparça oldu gökte ülkerim.

Ne acı, kaybetmek için sahiplik!
Ölümlüyü sevmek, ne korkulu iş!..
Hayat mı, püf desem kopacak iplik,
Çıkmaz sokaklarda varılmaz gidiş.

Necip Fazıl Kısakürek

FNT
29-12-2008, 12:37
Melek

Annesi dün Zeynebe
"Melek yavrum!" diyordu,
İşitince bu sözü
Kız merak etti, sordu:

-Melek yavrum ne demek?
Doğrusu anlamadım.
Melek kanatlı olur;
Hani benim kanadım?

Cevap verdi annesi:
- Üç yavrum daha vardı,
Onlar kanatlanarak
Elimden uçmuşlardı.

Hepsi yalnız bıraktı,
Bu talihsiz kadını,
Bari sen uçma diye
Kopardım kanadını!


Faruk Nafiz Çamlıbel

FNT
29-12-2008, 12:52
Kaz göndersem yolar mısın?

Çok soğuk bir kış günü padişah, tebdil-i kıyafet gezmeye karar vermiş. Yanına başvezirini alıp yola çıkmış. Bir dere kenarında çalışan yaşlı bir adam görmüşler. Adam elindeki derileri suya sokup, döverek tabaklıyormuş. Padişah, ihtiyarı selamlamış:

'Selamunaleykum ey pir'i fani...'

'Aleykümselam ey serdar'ı cihan...'

Padişah sormuş:

'Altılarda ne yaptın?'

'Altıya altı katmayınca, otuz ikiye yetmiyor...'

Padişah gene sormuş:

'Geceleri kalkmadın mı?'

'Kalktık... Lakin, ellere yaradı...'

Padişah gülmüş:

'Bir kaz göndersem yolar mısın?'

'Hem de ciyaklatmadan...'

Padişahla baş vezir adamın yanından ayrılıp yola koyulmuşlar. Padişah baş vezire dönmüş:

'Ne konuştuğumuzu anladın mı?'

'Hayır padişahım...'

Padişah sinirlenmiş:

'Bu akşama kadar ne konuştuğumuzu anlamazsan kelleni alırım.'

Korkuya kapılan başvezir, padişahı saraya bıraktıktan sonra telaşla dere kenarına dönmüş. Bakmış adam hala orada çalışıyor.

'Ne konuştunuz siz padişahla?'

Adam, başveziri şöyle bir süzmüş:

'Kusura bakma. Bedava söyleyemem. Ver bir yüz altın söyleyeyim.'

Baş vezir, yüz altın vermiş.

'Sen padişahı, serdar-ı cihan, diye selamladın. Nereden anladın padişah olduğunu?'

'Ben dericiyim. Onun sırtındaki kürkü padişahtan başkası giyemezdi.'

Vezir kafasını kaşımış.

'Peki, altılara altı katmayınca, otuz ikiye yetmiyor ne demek?...'

Adam, bu soruya cevap vermek için de bir yüz altın daha almış.

'Padişah, altı aylık yaz döneminde çalışmadın mı ki, kış günü çalışıyorsun, diye sordu. Ben de, yalnızca altı ay yaz değil, altı ay da kış çalışmazsak, yemek bulamıyoruz dedim. (32 ise ağızdaki dişten kinaye, boğaz)'

Vezir bir soru daha sormuş...

'Geceleri kalkmadın mı ne demek?'

Adam bir yüz altın daha almış.

'Çocukların yok mu diye sordu. Var, ama hepsi kız. Evlendiler, başkasına yaradılar, dedim....'

Vezir gene kafasını sallamış.

'Bir de kaz gönderirsem dedi, o ne demek...'

Adam gülmüş.

'Onu da sen bul...'

FNT
29-12-2008, 16:09
ENGİNDE YAVAŞ YAVAŞ

Enginde yavaş yavaş günün minesi soldu
Derdim bana arkadaş bugün de akşam oldu
Gölgeler indi suya kuşlar vardı uykuya
Gurbeti duya duya bugün de akşam oldu
Su uyur fısıldaşır gider yare ulaşır
Yolcu yolda yaraşır bugün de akşam oldu

NKD
29-12-2008, 16:18
Yazarını bilmiyorum ama güzel bir şiir. Yazanın eline sağlık, diyelim...



Deniz öyle güzelki
masmavi, upuzun, dalga dalga...
saçların gibi.

Güneş öyle güzel doğmuşki bugün bulutların arasından,
ışıl ışıl, sıcacık.
Öyle saf öyle temizki gülüm,
gözlerin gibi...

Sigaramın tadı bile başka güzel bugün.
Derin bir nefes çektim içime,
seni sarar gibi, sana sarılır gibi,
savurdum uzaklara gücümün yettiğince,
sana koşar gibi, sana uçar gibi.
Bırakacam bu mereti artık,
onu içerken seni hatırlamaktan
seni düşündükçe onu içmekten bıktım.
Onu sana rakip görmekten
onu senin yerine koymaktan
her aklıma geldiğinde ona sarılmaktan bıktım.
Senin yerini hiçbirşey tutamazki bir tanem.

Beyaz bir gül gördüm karşımda,
boynunu hafifçe yana bükmüş,
öyle temiz öyle güzel kokuyorki.
Koklamak istedim,
öpmek istedim yapraklarından
eğildim yavaşça üzerine
içinde seni gördüm gülüm.
Öpemedim, koklayamadım doyasıya gülümü.
Küçük bir öpücük kondurdum dudaklarımla,
sonra oturdum karşısına
seni düşündüm gülüm.
Boynun eğilmiş, gözlerin dolu,
bükme o güzel boynunu
kaldır kafanı gülüm, sil gözyaşlarını.
Yanında olsam,
avuçlarıma alsam yanaklarını,
gözlerini gözlerime hapsetsem,
dudaklarımla silsem gözyaşlarını,
başını omuzuma koyup, saçlarının arasında uyusam,
sımsıkı sarsam seni bırakmasam...

Gülüm, beyaz gülüm
Canımmm...

FNT
29-12-2008, 22:30
Oğluma Öğütlerim

Saat gibi durmadan,
Gece gündüz çalışan,
İnsanlar mes’ut olur,
Evlâdım buna inan.

Gıpta etme paraya,
Düşme sakin sefâya,
İşinde tutumlu ol,
Dayan daima cefaya.

Îmânına dayan sen,
Kuvvetine inan sen,
Fakat sakın saldırma,
Ortada sebep yokken.

Yalana sapma sakın,
Düşmanlarından sakın,
Herkesi dost bil de sen,
Daima güleryüz takın.

Calış, uğraş durmadan,
Bir gün olursun adam,
Paraya kul olma sen,
Oğlum ol hakka tapan.

Herkese ol bir örnek,
Al herkesten görenek,
Daima içinden inan,
Terbiye hayat demek.

Sana vurana vurma,
Fazla duygulu olma,
Bu dünyada cefâ çok,
Henüz doğmadan solma.

Saat gibi durmadan,
Gece gündüz çalışan,
Temiz kalpli insan ol,
İmrensin sana bakan.


Rauf Raif Denktaş

FNT
29-12-2008, 22:35
Çiçeğe Arı Arıya Asel

Çiçeğe arı arıya asel
Aptala boru boruya gazel
Şaire türkü türküye güzel
Güzele gerdan ne güzel uymuş

Kavuğa sarık sarığa sümbül
Köçeğe yanak yanağa kakül
Bahçeye güllük güllüğe bülbül
Bülbüle efgan ne güzel uymuş

Kediye fare fareye kovuk
Meclise kelam kelama doruk
Hastaya çorba, çorbaya koruk
Koruğa havan ne güzel uymuş

Yemeğe sahan sahana kalay
Fakire kibar kibara saray
Hünkara vezir vezire alay
Alaya kaftan ne güzel uymuş

Kapıya kilid kilide miftah
Dervişe hırka hırkaya külah
Kahveye yaran yarana meddah
Meddaha yalan ne güzel uymuş

Yayana atlı atlıya koşu
Dallıya kuşak kuşağa poşu
Sohbete helva helvaya turşu
Turşuya soğan ne güzel uymuş

Yağlıya nakış nakışa ipek
Üstada hüner hünere emek
Levni ye güzel güzele döşek
Döşeğe yorgan ne güzel uymuş


Levni

FNT
30-12-2008, 12:11
Bu Dünya Kimin Dünyası?

Yol üstünde biten çalı,
Bu dünya kimin dünyası?
Ak çiçekli ayva dalı
Bu dünya kimin dünyası?

Gediklerde esen poyraz,
Yaprakları dalda koymaz
Gözler doysa gönül doymaz
Bu dünya kimin dünyası?

Her gün eski her gün yeni
Tükenmez gidip geleni
Canevimden vurdu beni
Bu dünya kimin dünyası?

Kar yağar kaybolur izler
Her nakış binbir sır gizler
Ufuklara dalan gözler
Bu dünya kimin dünyası?

Toprak basar kucağına
Güneş çeker sıcağına
Atar derdin ocağına...
Bu dünya kimin dünyası?


Abdurrahim Karakoç

FNT
30-12-2008, 16:34
Duracaksın

Acı,
ağulu dikenler gibi ruhuna dolandığında,
öfke,
kızıl bir küheylan gibi koşturduğunda,
keder,
yaşlı bir ağaç gibi üstüne yıkıldığında,
duracaksın,
durup, gümüş bir su gibi akan sabahın tazeliğine
bakacaksın,
sana iki yüz yıl önceden haberler taşıyan
alaycı kargaların sesini
dinleyeceksin,
çiçeklerini koklayıp derin bir soluk
alacaksın.

Ölüm seni kuşattığında, tam o sırada, hayatı
düşüneceksin.
Acıyı, öfkeyi, kederi ulu bir gölgeliğe yatıracaksın
bir zaman, 'dinlenin biraz' diyeceksin.

Bir inci avcısı gibi, ta derinlere dalıp tek tek bütün
istiridyeleri açarak,
bir sevinç arayacaksın.
Hayaller kuracaksın.
Hatıralarını bir daha gözden geçireceksin.
Sevdiklerini düşüneceksin ve seni sevenleri.
Özlediklerini düşüneceksin ve seni özleyenleri.
Teninde iz bırakanları ve senin izini taşıyan
tenleri.
Seni şakalarıyla güldürenleri ve senin şakalarına
gülenleri.
Sevinçlerini, hayallerini, hatıralarını,
sevdalarını, sevişmelerini,
özlemlerini, şakalarını bir bir yerleştireceksin içine,
hayat denilen mucizenin sana verdiği armağanları
sıkıca kucaklayacaksın.

Ölüm her yandan üstüne saldırıp seni kuşattığında,
tam da o zaman, hayatı düşüneceksin.

Güzel bir haber gelecek belki yarın sabah.
Belki bir mektup alacaksın.
Sana gülümsemesini çok istediğin gülümseyecek belki sana.
Serüvenci gemiciler gibi meçhul denizlerde
kaybolduğunda,
tam da o zaman, karanın bir gün görüneceğini düşüneceksin.
Gözcünün 'kara göründü' diye bağırdığını hayal
edeceksin.
Kara, hiç görünmese bile,
hiç olmazsa neyi aradığını ve neyi kaybettiğini
bileceksin,
çektiğin onca fırtınanın, varmayı umduğun o umutlu
hedefle mana kazandığını anlayacaksın.

Her şeyini kaybetsen de hayallerini
kaybetmeyeceksin.
Neyi aradığını hiç unutmayacaksın.
Sevinçleri ne kadar hatırlarsan, acının derinliğini
o kadar kavrayacaksın.
Yaşadığın ve yaşayabileceğin güzel şeyleri ne kadar
çok düşünürsen
öfken o kadar keskinleşecek.
Karanlık inerken ışığa daha dikkatli bakacaksın.
Geleceğinle arana, dibinde canavarların dolaştığı
bir uçurum koyduklarında,
nasıl biteceğini bilmediğin atlayışını yapmadan önce,
geçmişine, sevinçlerine, hayallerine yaslanıp güç alacaksın.

Sevdiğin bir türküyü mırıldanmaktan hiç vazgeçmeyeceksin.
Bir çiçek iliştireceksin yakana.
Ölüm seni kuşattığında, tam da o zaman, hayatı düşüneceksin.
En azgın, en ihtiraslı sevişmelerini...
En çılgın hayallerini...
En çağıltılı kahkahalarını...

Acı,
ağulu dikenler gibi ruhuna dolandığında,
öfke,
kızıl bir küheylan gibi koşturduğunda,
keder,
yaşlı bir ağaç gibi üstüne yıkıldığında,
duracaksın,
durup gümüş bir su gibi akan sabahın tazeliğine
bakacaksın,
sana iki yüz yıl önceden haberler taşıyan alaycı
kargaların sesini dinleyeceksin,
çiçeklerini koklayıp derin bir soluk alacaksın.
Ölüm seni kuşattığında, tam o sırada, hayatı
düşüneceksin.

Ölüm seni kuşattığında, tam o sırada, hayatı
düşüneceksin.
Acıyı, öfkeyi, kederi ulu bir gölgeliğe yatıracaksın
bir zaman,
'dinlenin biraz' diyeceksin.
Onları, şefkatle dinlendireceksin.
Çünkü onlara yine ihtiyacın olacak.


Ahmet Altan

NKD
30-12-2008, 16:34
Sana Sevmeyi Öğreteceğim


Sen varsın
Aç kaldığım sofralarda
Öptüğüm dudaklarda
Sen varsın günün her saatinde
Seni sevmek var
Unutmam gerektiği halde

Bir de ben varım
Deli divane
Ne yaptığımı anlatmaya utanırım
Nasıl derim unutamadım seni
Özledim çocuksu gözlerini
/ ki.. onlar çıldırtan /

Anlamalısın beni
Hiç böylesine duygularımı gizleyecek kadar aciz
Dönmektense ölmeyi isteyecek kadar cesur
Olmamıştım ki
Hiç böylesine çaresiz kalmamıştım ki...

Aklımı karıştıran bir bilmece gibisin
Ve
Her bilmece gibi çözülmeye mahkum
Bu gün değilse bile
Bir gün mutlaka çözeceğim

Biliyorum özlediğini
Özlediğini biliyorum...
Ancak vakit çok erken!
Sana seni anlayabildiğim gün geleceğim
Çaresizlik ve pişmanlık seni boğarken
Çarelerle geleceğim sevgimle geleceğim
Ayrılığa bir nokta koyup,
Sana sevmeyi öğreteceğim...

Bahar Ş. Gülşen

ASPİRİN
30-12-2008, 16:56
Canım İstanbul

Ruhumu eritip de kalıpta dondurmuşlar;
Onu İstanbul diye toprağa kondurmuşlar.
İçimde tüten birşey; hava, renk, eda, iklim;
O benim, zaman, mekan aşıp geçmiş sevgilim.
Çiçeği altın yaldız, suyu telli pulludur;
Ay ve güneş ezelden iki İstanbulludur.
Denizle toprak, yalnız onda ermiş visale,
Ve kavuşmuş rüyalar, onda, onda misale.
İstanbul benim canım;
Vatanım da vatanım...
İstanbul,
İstanbul...

Tarihin gözleri var, surlarda delik delik;
Servi, endamlı servi, ahirete perdelik...
Bulutta şaha kalkmış Fatih`ten kalma kır at;
Pırlantadan kubbeler, belki bir milyar kırat...
Şahadet parmağıdır göğe doğru minare;
Her nakışta o mana: Öleceğiz ne çare?..
Hayattan canlı ölüm, günahtan baskın rahmet;
Beyoğlu tepinirken ağlar Karacaahmet...
O manayı bul da bul!
İlle İstanbul`da bul!
İstanbul,
İstanbul...

Boğaz gümüş bir mangal, kaynatır serinliği;
Çamlıca`da, yerdedir göklerin derinliği.
Oynak sular yalının alt katına misafir;
Yeni dünyadan mahzun, resimde eski sefir.
Her akşam camlarında yangın çıkan Üsküdar,
Perili ahşap konak, koca bir şehir kadar...
Bir ses, bilemem tanbur gibi mi, ud gibi mi?
Cumbalı odalarda inletir "Katibim"i...
Kadını keskin bıçak,
Taze kan gibi sıcak.
İstanbul,
İstanbul...

Yedi tepe üstünde zaman bir gergef işler!
Yedi renk, yedi sesten sayısız belirişler...
Eyüp öksüz, Kadıkoy süslü, Moda kurumlu,
Adada rüzgar, uçan eteklerden sorumlu.
Her şafak Hisarlarda oklar çıkar yayından
Hala çığlıklar gelir Topkapı sarayından.
Ana gibi yar olmaz, İstanbul gibi diyar;
Güleni şoyle dursun, ağlayanı bahtiyar...
Gecesi sünbül kokan
Türkçesi bülbül kokan,
İstanbul,
İstanbul…

Necip Fazıl Kısakürek

FNT
30-12-2008, 17:13
Canım İstanbul
......................

...............
Necip Fazıl Kısakürek

Ne güzel anlatmış İstanbul'u Necip Fazıl.

Ziya Osman SABA da İstanbul'u şöyle anlatıyor dizelerinde...

İstanbul

Seni görüyorum yine İstanbul
Gözlerimle kucaklar gibi uzaktan
Minare minare, ev ev,
Yol, meydan.

Geliyor Boğaziçi'nden doğru
Bir iskeleden kalkan vapurun sesi,
Mavi sular üstünde yine
Bembeyaz Kızkulesi.

Bir yanda, serin sabahlarla beraber,
Doğduğum kıyılar: Beşiktaşım.
Baktıkça hep, semt semt, yer yer,
Beş yaşım, onbeş yaşım, ah yirmi yaşım!

Durmuş bir tepende okuduğum mektep,
Askerlik ettiğim kışladır ötesi.
Bir gün bir kızını benim eden
Evlendirme dairesi.

Benim de sayılmaz mı oralar?
Elimi tutar gibi iki yanımdan,
Babamın yattığı Küçüksu,
Anamın toprağı Eyüpsultan.

Önümde, açık kollarıyla boğaz,
Çengelköy'den aktarma Rumelihisarı.
İstanbul, İstanbul'um benim,
Kadıköy'ü, Üsküdar'ı...

Gün olur, Köprü ortasında durur
Anarım, Adalar'da çamların uykusunu.
Gün olur, Beyoğlu'nu özler içim,
Koklamak isterim Tünel'in kokusunu.

Bulut geçer üstünden,
Gemi gelir yanaşır
Bir eski türküdür, kulağıma fısıldar,
"İçi dolu çamaşır."

Göğünde tanıdım ayın ondördünü.
Kırlarında bilirim baharı,
Herşey içimde, herşey,
İstanbul yadigarı.

Bir daha görüyorum seni dünya gözüyle,
Göğün hep üstümde, havan ciğerlerimdedir.
Ey doğup yaşadığım yerde her taşını
Öpüp başıma koymak istediğim şehir!

FNT
30-12-2008, 17:29
Aldırma Reis

Sen içerdeyken ben
Sinemalara gittim
Bütün filmlerini seyrettim
O sevdiğimiz artistin
Sen içerdeyken ben
Vita kutularında çiçek yetiştirdim
Sokakta top oynadım çocuklarla
Ayakkabılarımı eskittim
Güneşe karşı durdum sabahları
Geceleri bir başıma yıldızları bekledim
Annenin gönlüne su serptim
Aldırma dedim aldırma
Bir şarkı söyle, bir dilek tut herkes için
Bir ada rüzgarı gibi
Sürtünerek geç hayata
Bir sarmaşık gibi tutun
Ve değer ver hatıralara
Aldırma dedim
Sen annesin, aldırma

Sen içerdeyken ben
Kiramı ödedim, pijamalarımı giydim
Haber bültenlerini izledim
Gazetelerden kupon kestim
Sen içerdeyken ben
Sigara içtim, öksürdüm
Otobüse bindim
Fotoğraflarımıza baktım
Acıyan yanlarımı körelttim
Deniz kıyısında yürüdüm
Manavdan soğan aldım
Yeni çıkan şarkıları dinledim
Kafeste beslediğimiz kuşu saldım
Islık çaldım
Sen içerdeyken ben
Hep uyandım, sayıkladım
Kanadım boyuna
Takvimler aldım
Her gün bir yaprağını kopardım
Deli ayrılığın

Sen içerdeyken ben
Gömleğimi ütüledim
Sobada elimi yaktım
Bir şiir yazdım
Bir hercai menekşe aldım çiçekçiden
Hani o alnına kader değmiş
Hani o dudaklarına deniz tuzu dokunmuş
Hani o erken vurulmuş
Gençliğimiz gibi dağıldım
Sen içerdeyken ben

Bir adını söyleyemedim
Şöyle bağıra bağıra
Bir yüzünü göremedim
Görüş günlerinde
Bir de eline değemedim
Bir de yüreğine
Şöyle kucaklayamadım bir de
Ölümüne

Sen içerdeyken ben
Kapı kapattım, pencere açtım
Mutfakta oyalandım
Kanepede yattım
Hatta bir yolluk aldım odaya
Çok da kulak asmadım
Çok da koymadı bu bana
Alt tarafı içerdeydin
Alt tarafı bir yanımı alıp götürmüştün
Bir yanımı
Yani adamlığımı
Yani gözlerimin ferini
Yani canımı
Alt tarafı şarkılar ölecekti
Alt tarafı kanayacaktı kalbim
İşte sensiz
İşte nefessiz
İşte kimsesiz bir sesti alt tarafı
Her tarafım

Yıldızlar yine oradaydı oysa
Yazdıklarım
Gözden kaçan o defter yapraklarında
Boşver 128
Hayat bir gemi
Yürüt onu göreyim seni
Boşver 128
Boşveriyor ya
Aldırma reis
Reis aldırmıyor ya

Bir adını söyleyemedim
Şöyle bağıra bağıra
Bir yüzünü göremedim
Görüş günlerinde
Bir de eline değemedim
Bir de yüreğine
Şöyle kucaklayamadım bir de
Ölümüne

Sen içerdeyken ben
Vitrinlerin önünden geçtim
Minibüs duraklarında bekledim
Simitçilerle yarenlik ettim
Üstüme bir ceket aldım
El tezgahlarında kitaplara baktım
Sen içerdeyken ben
Hiç oturup ağlamadım
Hiç karartmadım umudu
Hiç bulandırmadım onuru
Öyle dimdik durdum ortada
İşte burada ulan işte burada
Böyle burada
Hiç yıkılmadan
Hiç utanmadan
Ve hiç unutmadan

Sen içerdeyken ben
Gülen resmimi yaptırdım
Sokaktaki ressama
Her zaman yaptığım gibi
Buzdolabını ayağımla kapadım
Parkların banklarına adını kazıdım
Adını kazıdım duvarlara
Adını, adımın yanına yazdım
Hiç unutmadım, utanmadım
Korkmadım
Parmaklarımı şıklattım Fidayda'da
Hani vardı ya
Fidayda'da hanım kızım Fidayda
Gelip geçen her tren bağırtısında
Kalkıp aynaya baktım sonra

Sen içerdeyken ben
Perdeleri hiç kapatmadım
Hiç bakmadım arkama
Başını ellerinin arasına alan
Üç-beşinin arasında olmadım
Öyle bıraktığın gibi
Öyle yaşadığımız gibi yaşadım
Sen içerdeyken ben

Bir adını söyleyemedim
Şöyle bağıra bağıra
Bir yüzünü göremedim
Görüş günlerinde
Bir de eline değemedim
Bir de yüreğine
Şöyle kucaklayamadım bir de
Ölümüne
Sen içerdeyken ben...


İbrahim Sadri

FNT
30-12-2008, 17:43
Sakarya Türküsü

İnsan bu, su misali, kıvrım kıvrım akar ya;
Bir yanda akan benim, öbür yanda Sakarya.
Su iner yokuşlardan, hep basamak basamak;
Benimse alın yazım, yokuşlarda susamak.
Her şey akar, su, tarih, yıldız, insan ve fikir
Oluklar çift; birinden nur akar, birinden kir.
Akışta demetlenmiş, büyük, küçük, kâinat;
Şu çıkan buluta bak, bu inen suya inat!
Fakat Sakarya başka, yokuş mu çıkıyor ne,
Kurşundan bir yük binmiş, köpükten gövdesine;
Çatlıyor, yırtınıyor yokuşu sökmek için.
Hey Sakarya, kim demiş suya vurulmaz perçin?
Rabbim isterse, sular büklüm büklüm burulur,
Sırtına Sakarya'nın, Türk tarihi vurulur.
Eyvah, eyvah, Sakaryam, sana mı düştü bu yük?
Bu dava hor, bu dava öksüz, bu dava büyük!..

Ne ağır imtihandır, başındaki, Sakarya!
Binbir başlı kartalı nasıl taşır kanarya?

İnsandır sanıyordum mukaddes yüke hamal;
Hamallık ki, sonunda, ne rütbe var, ne de mal.
Yalnız acı bir lokma, zehirle pişmiş aştan;
Ve ayrılık, anneden, vatandan, arkadaştan;
Şimdi dövün Sakarya, dövünmek vakti bu an;
Kehkeşanlara kaçmış eski güneşleri an!
Hani Yunus Emre ki, kıyında geziyordu;
Hani ardına çil çil kubbeler serpen ordu?
Nerede kardeşlerin, cömert Nil, yeşil Tuna;
Giden şanlı akıncı, ne gün döner yurduna?
Mermerlerin nabzında halâ çarpar mı tekbir?
Bulur mu deli rüzgar o sedayı: Allah bir!
Bütün bunlar sendedir, bu girift bilmeceler;
Sakarya, kandillere katran döktü geceler.

Vicdan azabına eş, kayna kayna Sakarya,
Öz yurdunda garipsin, öz vatanında parya!

İnsan üç beş damla kan, ırmak üç beş damla su;
Bir hayata çattık ki, hayata kurmuş pusu.
Geldi ölümlü yalan, gitti ölümsüz gerçek;
Siz, hayat süren leşler, sizi kim diriltecek?
Kafdağını assalar, belki çeker de bir kıl!
Bu ifritten sualin, kılını çekmez akıl!
Sakarya, saf çocuğu, masum Anadolu'nun,
Divanesi ikimiz kaldık Allah yolunun!
Sen ve ben, gözyaşıyla ıslanmış hamurdanız;
Rengimize baksınlar, kandan ve çamurdanız!
Akrebin kıskacında yoğurmuş bizi kader;
Aldırma, böyle gelmiş, bu dünya böyle gider!
Bana kefendir yatak, sana tabuttur havuz;
Sen kıvrıl, ben gideyim, son Peygamber kılavuz!

Yol onun, varlık onun, gerisi hep angarya;
Yüzüstü çok süründün, ayağa kalk, Sakarya!..


Necip Fazıl Kısakürek

FNT
30-12-2008, 18:38
Siyah Perçemlerin

Siyah perçemini dökmüş yüzüne,
Salınarak gelen hümaya bakın.
Kimden söz işitmiş düşmüş hüzüne,
Kader yakışmayan simaya bakın.

Yaktın yandırdın beni,
Zalım aldattın beni.
Ne dedim de darıldın,
Bir pula sattın beni.

A göğsün üstüne bir bağ dikilmiş,
Bin bir çeşit çiçeklerden ekilmiş.
Dün uğradım bir ücraya çekilmiş,
Bulut mu gaplamış şu aya bakın.

Elin sitemini ağlarken gördüm,
Gül dibinde kâh gül sararken gördüm,
Bir seher akşamı çağlarken gördüm,
Davut Sulari'deki sevdaya bakın.


Davut Sulari

FNT
30-12-2008, 19:58
Hayat bir yapboz bulmacası gibi.

Doğduğumuzda önümüzde bulmacanın

dağınık parçaları vardır. Bize düşen

bunlardan iyi ya da kötü bir resim yapmaktır.

FNT
30-12-2008, 22:44
Makam: Rast
Usûl : Semâi
Beste: Gültekin Çeki
Güfte: Hayri Mumcu

Eski dostlar

Unutulmuş birer birer
Eski dostlar, eski dostlar
Ne bir selâm, ne bir haber
Eski dostlar, eski dostlar

Hayâl meyâl düşler gibi
Uçup giden kuşlar gibi
Yosun tutan taşlar gibi
Eski dostlar, eski dostlar

Unutulmuş isimlerde
Bilinmez ki nasıl, nerde
Şimdi yalnız resimlerde
Eski dostlar, eski dostlar

FNT
30-12-2008, 22:59
YENİ DÜNYANIN MODERN KATİLLERİNİ DURDURALIM. BOYKOTA DESTEK OLALIM...

http://www.boykot-israil.org/sirketler.htm

FNT
31-12-2008, 14:21
“Altay Türkçesi: Slerdi cangı cılla utkup turum!
Azerbaycan Türkçesi: Yeni iliniz mübarek olsun!
Başkırt Türkçesi: Hizzi yangı yıl menen kotlayım!
Çuvaş Türkçesi: Sene sul yaçepe salamlatap!
Füyu Kırgızcası: Naa cılıngar guttug bolsun!
Gagauz Türkçesi: Yeni yılınızı kutlerim!
Hakas Türkçesi: Naa çılnang alğıstapçam sirerni!
Karaçay-Malkar Türkçesi: Cangı cılığıznı alğışlayma!
Karakalpak Türkçesi: Canga cılıngız kuttı bolsın!
Karay/Karaim Türkçesi: Sizni yanhı yıl bıla kutleymın!
Kazak Türkçesi: Janga jılıngız kuttı bolsın! veya Janga jılıngız ben!
Kırım Türkçesi: Yangı ılıngız kaırlı (veya mubarek) olsun!
Kırgız Türkçesi: Cangı cılıngız kuttu bolsun!
Kumuk Türkçesi: Yangı yılıgız kutlu bolsun!
Nogay Türkçesi: Yanga yılıngız men!
Özbek Türkçesi: Yengi yılıngız mübarek bolsun!
Sarı Uygurca Türkçesi: Ak éy yahşi mo!
Şor Türkçesi: Naa çıl çakşı polzun!
Tatar Türkçesi: Sezne yanga yıl belen tebrik item!
Tuva Türkçesi: Caa çıl-bile bayır çedirip or men!
Türkiye Türkçesi: Yeni yılınız kutlu olsun!
Türkmen Türkçesi: Teze yılınızı gutlayaarın!
(Irak Türkmenleri) Yengi iliyiz (iliwiz) mubarak olsun!
Uygur Türkçesi: Yengi yılıngızğa mübarek bolsun!
Yakut Türkçesi: Ehigini şanga sılınan eğerdeliibin!”

FNT
31-12-2008, 15:45
Dönence

Dün çoktan döndü buralarda
Ve ben simsiyah bir gecenin koynunda yapayalnız bekliyorum
Duyuyorum, görüyorum bir gün gelecek dönence biliyorum

Simsiyah gecenin koynundayım yapayalnız
Uzaklarda bir yerlerde güneşler doğuyor
Görüyorum dönence
Kupkuru bir ağacın dalıyım yapayalnız
Uzaklarda bir yerlerde bir şeyler kök salıyor
Biliyorum dönence
Çatlamış dudağımda ne bir ses ne bir nefes
Uzaklarda bir yerlerde türküler söyleniyor
Duyuyorum dönence

Simsiyah gecenin koynundayım yapayalnız
Uzaklarda bir yerlerde güneşler doğuyor
Görüyorum dönence
Kupkuru bir ağacın dalıyım yapayalnız
Uzaklarda bir yerlerde bir şeyler kök salıyor
Biliyorum dönence
Çatlamış dudağımda ne bir ses ne bir nefes
Uzaklarda bir yerlerde türküler söyleniyor
Duyuyorum dönence

Duyuyorum biliyorum görüyorum dönence
Dönence gün dönende dönence
Bir gün gelecek dönence biliyorum

Barış Manço

FNT
31-12-2008, 16:09
Hatırlasana

Hatırlasana hani bana sözvermiştin
O akşam ayrılırken döneceğim demiştin
Yıllar geçti bekledim boş ümitlerle

Hatırlasana hani bana söz vermiştin
O akşam ayrılırken seviyorum demiştin
Yıllar geçti bekledim boş ümitlerle

Duydumki bugün evleniyormuşsun
Artık başkasının oluyormuşsun
Gücüm kalmadı dayanmaya
Ağlamak istiyorum doya doya hıçkıra hıçkıra

Hatırlasana hani bana söz vermiştin
O akşam ayrılırken seviyorum demiştin
Yıllar geçti bekledim yaşlı gözlerle

Barış Manço

Bir yıl daha geçti...

FNT
01-01-2009, 22:38
O Belde

Denizlerden
Esen bu ince hava saçlarınla eğlensin.
Bilsen
Melal-i hasret ü gurbetle ufk-ı şama bakan
Bu gözlerinle, bu hüznünle sen ne dilbersin!
Ne sen,
Ne ben,
Ne de hüsnünde toplanan bu mesa,
Ne de alam-ı fikre bir mersa
Olan bu mai deniz,
Melali anlamayan nesle aşina değiliz.
Sana yalnız bir ince taze kadın
Bana yalnızca eski bir budala
Diyen bugünkü beşer,
Bu sefil iştiha, bu kirli nazar,
Bulamaz sende, bende bir ma'na,
Ne bu akşamda bir gam-ı nermin
Ne de durgun denizde bir muğber
Lerze-i istitar ü istiğna
Sen ve ben
Ve deniz
Ve bu akşamki lerzesiz, sessiz
Topluyor bu-yi ruhunu guya.
Uzak
Ve mai gölgeli bir beldeden cüda kalarak
Bu nefy ü hicre müebbed bu yerde mahkumuz...
O belde?
Durur menatık-ı duşize-yi tahayyülde;
Mai bir akşam
Eder üstünde daima aram;
Eteklerinde deniz
Döker ervaha bir sükun-ı menam.
Kadınlar orda güzel, ince, saf, leylidir,
Hepsinin gözlerinde hüznün var
Hepsi hemşiredir veyahud yar;
Dilde tenvim-i ıstırabı bilir
Dudaklarındaki giryende buseler, yahud,
O gözlerindeki nili sükut-ı istifham
Onların ruhu, şam-ı muğberden
Mütekasif menekşelerdir ki
Mütemadi sükun u samtı arar.
Şu'le-i bi-ziya-yı hüzn-i kamer
Mülteci sanki sade ellerine
O kadar natüvan ki, ah, onlar,
Onların hüzn-i lal ü müştereki,
Sonra dalgın mesa, o hasta deniz
Hepsi benzer o yerde birbirine...
O belde
Hangi bir kıt'a-i muhayyelde?
Hangi bir nehr-i dur ile mahdud?
Bir yalan yer midir veya mevcud
Fakat bulunmayacak bir melaz-ı hulya mı?
Bilmem... Yalnız
Bildiğim, sen ve ben ve mai deniz
Ve bu akşam ki eyliyor tehziz
Bende evtar-ı hüzn ü ilhamı
Uzak
Ve mai gölgeli bir beldeden cüda kalarak
Bu nefy ü hicre müebbed bu yerde mahkumuz...


Ahmet Haşim

ASPİRİN
02-01-2009, 08:38
Ben de böyle dostlar istiyorum...
Karşılaşınca içimin huzur dolduğu...
Huzura ihtiyacım olduğu zaman ekmek, su gibi aradığım...
Kendisine sığındığımda ana kucağının sıcaklığını hissettiğim...
Hala var mıdır, kalmış mıdır , ne dersiniz ?


Dostları Olmalı İnsanın

Dostları olmalı insanın,
Aynen gemilerin limanlari gibi...
Zaman zaman uğradığın...
Yükünü boşalttığın...

Dalgalar dininceye kadar beklediğin koynunda...
Sonra açık denizlere uğurlamalı seni,
Geri döneceğin günü bekleme umuduyla...
Bazen rüzgâra o açmalı yelkenini

Yanağına konan bir öpücüğün coşkusuyla...
Halatlarını çözmeli...
Seni çok ama çok özlemeli...
Dostları olmalı insanın,

Ermiş, bilge, hayatı ezbere okuyabilen,
Düşünmediklerini düşündüren...
Seni bir cambaz ipinde güvenle tutabilen,
Gerektiginde senin için ateşi yutabilen.

Yolunu ısıtan ustan olmalı,
Şekillendirmeyi öğretmeli hayatın çömleğini.
Sana verebilmeli soğuk bir kış gününde,
Üzerindeki tek gömleğini.

Oğuzkan Bölükbaşı

FNT
02-01-2009, 15:19
Ben de böyle dostlar istiyorum...
Karşılaşınca içimin huzur dolduğu...
Huzura ihtiyacım olduğu zaman ekmek, su gibi aradığım...
Kendisine sığındığımda ana kucağının sıcaklığını hissettiğim...
Hala var mıdır, kalmış mıdır , ne dersiniz ?




Belki de vardır, aramak lazım...
----------------------------------------------------------------------
""""""""""""""""""""""""""""""""""""""""""""""""""""""""""""""""""""""""""""""""""""""""""""""""""
Sevecekmiş Gibisin

Her günün ardından senden bir ümit var hep gelecekmiş gibisin
İçimde bir duygu gözümde bir hayal sanki sevecekmiş gibisin
Sevmek acı dolu sevmek çile dolu çektirecekmiş gibisin
Aklımı başımdan beni şu canımdan sanki edecekmiş gibisin

Ne sevdim diyorsun ne de sevemiyorsun açmayan bir çiçeksin
İçimde bir duygu gözümde bir hayal sanki sevecekmiş gibisin
Her sözün ardından gizli bir davet var gel diyecekmiş gibisin
Aşkın kanununu kaderimin yolunu sanki çizecekmiş gibisin

Gönül toprağına dert yağmurlarını yağdıracakmış gibisin
Ne sevdim diyorsun ne de sevemiyorsun kokmayan bir çiçeksin
Ne senle ne de sensiz geçmez oldu hayat vazgeçilmez tesellisin
Aklımı başımdan beni şu canımdan sanki edecekmiş gibisin


Ali Tekintüre

FNT
03-01-2009, 18:03
Saat Kaç?

Bir yürek, bir yürek, kutuda, tık tık...
Korkarım, saat kaç diye bakamam.
Son vapur kalkarken atlayamadık,
Kapılar kapandı, vâdeler tamam.

Ne oldu, ne bitti, anlayamadık:
Zamandaymış meğer zorlanmaz mantık,
O, her yaratığı yiyen yaratık,
Bense öz beynini dişleyen yamyam.


Necip Fazıl Kısakürek

FNT
03-01-2009, 18:04
Buyur Usta

Oğlum, onüç-ondört anahtarı ver
Al usta
Oğlum, yat motorun altına
Nesi var bir bakıver
Olur usta
Oğlum, iyi sık civatayı
Sonra sahibi ne der?
Sıkıyorum usta
Bileğim yettiğince
Yüreğim yettiğince
Sıkıyorum işte
Oğlum, terlemişsin
Akmasın terin motora
Motor pas yapar sonra
Olur mu be usta
Ter pas yapar mı
Gözyaşı pas yapar mı?
Oğlum ne diyorsun bak işine
Bakıyorum usta
Yalnız ellerim
Ellerim çatlamış be usta
Ellerim acı içinde
Yüreğim var ellerimde
Yüreğim yanıyor usta
Kan ter içinde
Hem usta
Sen hiç okula gittin mi
Okul nasıl bir şey be usta
Öğretmen nasıl biri
Usta sahi
Orda da motor baktırırlar mı ki
Orda da söverler mi çocuklara be usta
Orda da döverler mi?
Oğlum bak işine kızdırma beni
Olur usta ha usta
Senin anan da saçlarını okşar mıydı
Sana ağlar mıydı gecenin al yalazında
Sahi usta sen hiç ağladın mı bir sabah
Cansız düşende anan
Yavaşca gözlerinin önünde
Oğlum bak işine !
Attırma tepemi gir motorun altına
Usta dur kızma!
Bak giriyorum motorun altına
Dünyanın altına
Giriyorum usta giriyorum
Desteğe gerek yok usta
Desteğe gerek yok
Ben oraya yüreğimi koyuyorum
İnan taşır be usta


İbrahim Sadri

ASPİRİN
04-01-2009, 12:14
Dost Dost Diye Nicesine Sarıldım
Benim Sadık Yarim Kara Topraktır
Beyhude Dolandım Boşa Yoruldum
Benim Sadık Yarim Kara Topraktır

Nice Güzellere Bağlandım Kaldım
Ne Bir Vefa Gördüm Ne Faydalandım
Her Türlü İsteğim Topraktan Aldım
Benim Sadık Yarim Kara Topraktır

Koyun Verdi Kuzu Verdi Süt Verdi
Yemek Verdi Ekmek Verdi Et Verdi
Kazma İle Dövmeyince Kıt Verdi
Benim Sadık Yarim Kara Topraktır

Ademden Bu Deme Neslim Getirdi
Bana Türlü Türlü Meyva Yetirdi
Her Gün Beni Tepesinde Götürdü
Benim Sadık Yarim Kara Topraktır

Karnın Yardım Kazma İle Bel İle
Yüzün Yırttım Tırnak İle El İle
Yine Beni Karşıladı Gül İle
Benim Sadık Yarim Kara Topraktır

İşkence Yaptıkça Bana Gülerdi
Bunda Yalan Yoktur Herkesler Gördü
Bir Çekirdek Verdim Dört Bostan Verdi
Benim Sadık Yarim Kara Topraktır

Havaya Bakarsam Hava Alırım
Toprağa Bakarsam Dua Alırım
Topraktan Ayrılsam Nerde Kalırım
Benim Sadık Yarim Kara Topraktır

Dileğin Varsa İste Allah'tan
Almak İçin Uzak Gitme Topraktan
Cömertlik Toprağa Verilmiş Haktan
Benim Sadik Yarim Kara Topraktır

Hakikat Ararsan Açık Bir Nokta
Allah Kula Yakın Kul Da Allah'a
Hakkın Gizli Hazinesi Kara Toprakta
Benim Sadık Yarim Kara Topraktır

Bütün Kusurlarımı Toprak Gizliyor
Merhem Çalıp Yaralarım Düzlüyor
Kolun Açmış Yollarımı Gözlüyor
Benim Sadık Yarim Kara Topraktır

Her Kim Ki Olursa Bu Sırra Mazhar
Dünyaya Bırakır Ölmez Bir Eser
Gün Gelir Veysel'in Bağrına Basar
Benim Sadık Yarim Kara Topraktır

Aşık Veysel Şatıroğlu

FNT
04-01-2009, 23:40
Ateş İcat Olup Tütün Tütmeden

Ateş icat olup tütün tütmeden
Aşkın ocağında biz yanıp tüttük
Güller açılmadan bülbül ötmeden
Mana aleminde şakıdık öttük

Her kaynaktan akmaz böyle duru su
Bu yer gerçek erenlerin korusu
Duygu çiçeğinden ilham arısı
Sevgiden bal yaptı önce biz tattık

Gönül diyarında sevda elinden
Hasret dağlarından çile çölünden
Peygamber izinden Allah yolundan
Yirminci asırda biz geldik gittik

İrfan sofrasının altın tasıyım
Muhabbet suyunun şelalesiyim
Hüdai Yunus'un sülalesiyim
Tasavvuf ilmini biz tamam ettik


Aşık Hüdai

FNT
04-01-2009, 23:44
Ben Osmanlı'yım

Dinle evlat, sana bir çift söyleyecek sözüm var.
Beni bilmek ister isen, Hakk'a bağlı özüm var
Neslim bana bühtan etmiş, yüreğimde sızım var

Bu sayfalar tanır beni, ha bu kitaplar tanır.
Şanlı tarih dile gelse, bütün dünya utanır.

İlim, irfan, medeniyet yaymak için büyüdüm.
Kuru kavga için değil, hizmet için yürüdüm.
Bir küçücük beylik idim, üç kıtayı bürüdüm.

Bu tepeler tanır beni, ha bu ufuklar tanır.
Şarktan güneş doğduğunda, gölgem garba uzanır.

Mazlumların gözyaşlarını şefkat ile silmişim.
Vatan, namus, din ve devlet kıymeti bilmişim
Irzıma göz dikenlerin haklarından gelmişim.

Bu hisarlar tanır beni, ha bu kal'alar tanır.
Nal sesimi işitenler, kıyamet koptu sanır!


Gürbüz Azak

FNT
05-01-2009, 11:03
İstanbul Yoktu Sen Olmasaydın

Ben nice İstanbul’lular gördüm sana gelinceye kadar
Kirli paçavralara benzerdi insanları
Dostluktan, vefadan yoksun.
Bölünmüş, dağılmış, parçalanmış
Ve herbiri kendi ağırlığıyla ezilmiş, yorgun.
Yüzümde dolaşan birer iğrenç böcekti gözleri
Bir tutsam
Yapışır kalırdı ellerime en çirkin yerleri
Evlerinde bulduğum yalnızlık
Sokaklarında bulduğum upuzun bir kahırdı.
Günler boyunca
Bir başka karanlık gelirdi
Karanlığın biri kaybolunca
Güneşler doğardı görmezdim.
Bir ses durmadan ölüme çağırırdı beni
Bilmezdim bu şehirde senin yaşadığını.
Bilmezdim...

Zindandı bütün meyhaneler
Duvarlar karaydı
Köhne bir bizans eskisiydi İstanbul sensiz.
Semt semt bir ağır yorgunluktu
Sürekli bir aldanıştı sokak sokak
Benden en uzak sevgilerde yaşadım yıllarca
O büyük yalanlarda yaşadım.
Senden habersiz bir ölü gibi
Senden uzak zamanlarda yaşadım.

Mabetler yıkıldı içimde
Umutlar hayaller yıkıldı
Bir gün bütün İstanbul yıkıldı.
Sokaklar kaydı ayaklarımın altında
Gün oldu kalabalık meydanlarında inançlarım yıkıldı
Gün oldu
Gözlerime çiviler çakıldı merhametsiz.
Toz toz oldum, duman duman oldum
Aldığını geri vermedi yıllar
Yitirdim kendimi bu rezil şehirde
Seni buluncaya kadar.

Eskiden bir lale hatırlardım
Yada mavi mavi bir deniz İstanbul denince
Serin rüzgarlar okşardı saçlarımı
Rıhtımlar balık balık kokardı.
Ne zaman
Yumsam gözlerimi bir gemi kalkardı.
Vapur düdükleri durmadan öterdi.
Eskiden bir İstanbul vardı bilmediğim
Bana yeterdi.

Sonra kaç yıl yaralı bir hayvan gibi
Gezdim sokaklarında
Sonra kaç yıl bir sevgi aradım
İstanbul’u aradım.
Belki de seni aradım bilmeden
Ayaklarımın dibinde den,izler can çekişti
Şehirler parçalandı
Bir çağ öldü gözlerimin önünde
Benim en güzel çağım öldü.
Bizi topraktan yarattılar
Gel gör ki...
Bu şehirde
Benim toprağım öldü.

Seni aradım bu şehirde yıllarca
Yana yakıla seni..
Sen kimdin, sen neredeydin kimbilir.
Hep böyle sensizmiydi bu şehir.
Bu şehir İstanbul’muydu ?
Öyleyse sensiz yaşanmazdı bu şehirde
Gemiler demir almazdı
Trenler işlemezdi
Sen olmasaydın
Bir ömür bitip
Yepyeni bir ömür başlamazdı içimde
Bahar gelmezdi
Ağaçlar çiçek açmazdı
Seni bulmasaydım
Ve ben yoktum
İstanbul yoktu
Sen olmasaydın.


Ümit Yaşar Oğuzcan

FNT
05-01-2009, 12:10
Sevgiler

İnsanlar, hepinizi seviyorum!
İçinizde dostlarım, kardeşlerim var.
Ey şehir! Bütün hemşerilerim.
Bayramınız bayramım, kederiniz kederim.
Yoksullar, hastalar, zavallılar,
Sizler için gözlerimdeki pınar.

Ölüler! Özlemez olur muyum dünyanızı,
Aranıza karışmış annem var, babam var.

Günler geçiyor diye bir yandan içim sızlar,
Hayat! Hayat! Seviyorum seni.
Yemyeşil çayırlarda bembeyaz gezen kızlar!
Aranızda sevgilim var.

Ziya Osman Saba

FNT
06-01-2009, 11:43
Yağmur Duası

Ben geldim geleli açmadı gökler
Ya ben bulutları anlamıyorum
Ya bulutlar benden birşey bekler
Hayat bir ölümdür aşk bir uçurum
Ben geldim geleli açmadı gökler

Bir yağmur bilirim bir de kaldırım
Biri damla damla alnıma düşer
Diğerinde durup göğe bakarım
Ne şehir ne deniz kokan gemiler
Bir yağmur bilirim bir de kaldırım

Nedense aldanmış bir gece annem
Bir kadın gömleği giydirmiş bana
İşte vuramadı gökler bana gem
Dinmedi içimde kopan fırtına
Nedense aldanmış ilk gece annem

Biri çıkmış gibi boş bir mezardan
Ortalıkta ölüm sessizliği var
Bana ne geldiyse geldi yukardan
Bana ne yaptıysa yaptı bulutlar
Biri çıkmış gibi boş bir mezardan

İyi ki bilmiyor kalabalıklar
Yağmura bakmayı cam arkasından
İnsandan insana şükür ki fark var
Birine cennetse birine zindan
İyi ki bilmiyor kalabalıklar

Yağmur duasına çıksaydık dostlar
Bulutlar yarılır gökler açardı
Şimdi ne ihtimal ne de imkan var
Göğe hükmetmekten kolay ne vardı
Yağmur duasına çıksaydık dostlar

Ben geldim geleli açmadı gökler
Ya ben bulutları anlamıyorum
Ya bulutlar benden birşey bekler
Hayat bir ölümdür aşk bir uçurum
Ben geldim geleli açmadı gökler


Sezai Karakoç

FNT
06-01-2009, 23:51
Gül Bebeğim

Sen cennete uçtun ama
Kokun sinmiş yatağıma, odama
Derin derin soluyorum seni
İçime hapsediyorum seni
Alışamadım bir türlü yokluğuna, gül bebeğim
Sensiz yaşamak ne kadar zor
Ayrılık acısını gel bana sor
Nasıl kıydın kendine gül bebeğim

Geceler çok soğuk geceler sessiz
Nasıl yaşarım şimdi ben sensiz
Hani bana verdiğin o sözler
Hani o gülen masum gözler
Alışamadım bir türlü yokluğuna, gül bebeğim
Sensiz yaşamak ne kadar zor
Ayrılık acısını gel bana sor
Nasıl kıydın kendine gül bebeğim

Gözyaşım karıştı yağmura
Damla damla süzülüyor toprağa
"Bizi ancak ölüm ayırır" diyordun bana
Söyle nasıl kıydın kendine gül bebeğim
Seni benden ölüm bile ayıramadı işte
Nasıl kıydın kendine söyle, gül bebeğim

Dar geliyor bana bu yerler
Kırılsın seni taşıyan bu eller
Hani bana verdiğin o sözler
Hani o gülen masum gözler
Alışamadım bir türlü yokluğuna, gül bebeğim
Sensiz yaşamak ne kadar zor
Ayrılık acısını gel bana sor
Nasıl kıydın kendine gül bebeğim


Barış Manço

FNT
07-01-2009, 13:06
Hayat

Bir cinayet eli gibi,
Bir cengâver beli gibi
Git al da gel, kuşan da gel
Hançerini, kılıcım en kıyıcı silâhını;
Gözlerini kan bürümüş deli gibi
Zincirlerden boşan da gel!
Hiç dinmiyen o sebepsiz hiddetinle
Bana saldır!
Sonra kaldır,
Kaldır hüsnündeki tesir
Her faniyi sana esir
Eden o zalim başım,
Bak ve dinle:
Gönlümün ahı,
Gözlerimin yaşını!
Gördüğün ne? Bir güler yüz! İşittiğin? Bir kahkaha!
Yazık sana!
Uğraşırken en bahtiyar fanilerle,
Pembe saadetlerinde bir siyah süs
Gibi küçük bir kederle
Herbirini harap eden sana yazık!
İki düşük omuzla bir sıska göğüs,
Bir hasta baş... Böyle dermansız düşmana,
Sen ki elinde bin dert,
Yenildin mi koca namert?
Durmasana saldır üstüme bir daha!
Bu kırk yıllık muharebe bitsin artık!


Celal Sahir Erozan

FNT
08-01-2009, 16:47
BİR GECE

Ondört asır evvel, yine böyle bir geceydi,

Kumdan, ayın ondördü, bir öksüz çıkıverdi!


Lakin, o ne husrandı ki: Hissetmedi gözler,

Kaç bin senedir halbuki bekleşmedelerdi!


Neden görecekler? Göremezlerdi tabiî;

Bir kerre, zuhûr ettiği çöl en sapa yerdi,


Bir kerrede, mâmûre-i dünyâ, o zamanlar,

Buhranlar içindeydi, bu günden de beterdi.


Sırtlanları geçmişti beşer yırtıcılıkta;

Dişsiz mi bir insan, onu kardeşleri yerdi!


Fevzâ bütün âfâkını sarmıştı zemînin.

Salgındı, bugün Şark'ı yıkan, tefrika derdi.



Derken, büyümüş kırkına gelmişti ki öksüz,

Başlarda gezen kanlı ayaklar suya erdi!


Bir nefhada insanlığı kurtardı o Ma'sum,

Bir hamlede kayserleri, kisrâları serdi!


Aczin ki, ezilmekti bütün hakkı, dirildi;

Zulmün ki, zevâl aklına gelmezdi geberdi!


Âlemlere rahmetti evet şer-i mübîni,

Şehbâlini adl isteyenin yurduna gerdi.


Dünya neye sâhipse, O'nun vergisidir hep;

Medyûn ona cemiyyet-i, medyun O'na ferdi.


Medyundur o mâsûma bütün bir beşeriyet...

Yâ Rab, bizi mahşerde bu ikrâr ile haşret.


Mehmet Akif Ersoy

FNT
08-01-2009, 17:17
Edebiyat Matinesi

Kaykılmış koltuğunda bir kız
Çiğner çiklet.
Bir oğlan dalgada,
Geldiğine pişman uyuklar
Bir başkası arkada.
Hiç bulabilir mi beyaz evi çok uzak
Uçurduğunuz kuş?
Kılıç gibi keskin karlı dağ.
Hiç yeri miydi açmak kalbi
Bu çiğ ışık altında.
Sizden önce birisi bir fantazi okudu,
Kırdı geçirdi.
Yayvan gülüşlerden ağızlar çok geç döner;
Şimdi sıra sizde üzgün ağır,
Ne güzel!
Olsa bari benzeri duygularla tedirgin,
Sizdekini yaşamış
Birkaç kişi.
Işıktasınız seçilmiyor,
Karanlıkta hepsi.
Okudunuz,
Bittiğine memnun,
Anlamamış;
Bozuk paralar gibi düşer önümüze
Alkış.
Gördünüz işte yerde
Çürük domatesler gibi ezik,
Avuçlarda mıncıklanmış kalbiniz.
Büyürken leke ince ipekte,
Yeniden eğildiniz!


Behçet Necatigil

FNT
09-01-2009, 16:29
Ey Yolcu

Gitme, ey yolcu, beraber oturup ağlaşalım:
Elemim bir yüreğin kârı değil, paylaşalım:
Ne yapıp ye'simi kahreyleyeyim, bilmem ki?
Öyle dehşetli muhitimde dönen matem ki!..
Ah! Karşımda vatan namına bir kabristan,
Yatıyor şimdi... Nasıl yerlere geçmez insan?
Şu mezarlar ki uzanmış gidiyor, ey yolcu,
Nereden başladı yükselmeye, bak, nerde ucu!


Mehmet Akif Ersoy

FNT
11-01-2009, 00:21
Bekle Geliyorum

Daha dün diyorsan geçen yıllara
Gözlerinde anılar hala yeşilse
Ve hala ıslaksa kirpiklerin
Bekle geliyorum...

Bırakıp bütün mutlulukları
Bırakıp bütün güzellikleri bir yana
Bekledinse yollarımı
Bekle geliyorum...

İsyan edip ağladığın mevsimlerde
Aşkımla silebildinse gözyaşlarını
Sevemedinse benden başkasını
Bekle geliyorum...

O bensiz gülüşler avutamadıysa seni
Dindiremediyse hasretini yıllar
Ve bir türlü unutamadınsa beni
Bekle geliyorum...


Ahmet Selçuk İlkan

KARADENIZ
11-01-2009, 00:31
[B]İstanbul Yoktu Sen Olmasaydın



Istanbul demisken...aklima geldi . memleketimin en guzide yerini anmak .....guzeldir Istanbul' u yasamak.............bilin kiymetini............//



Salkim salkim tan yelleri estiginde
Mavi patiskalari yirtan gemilerinle
Uzaktan seni düşünürüm Istanbul
Binbir direkli Halicinde akşam
Adalarinda bahar
Süleymaniyende güneş
Hey sen güzelsin kavgamizin şehri

Ve uzaklardan seni düşündügüm bugünlerde
Bakişlarimda akşam karanligin
Kulaklarimda sesin Istanbul

Ve uzaklardan
Ve uzaklardan seni düşündügüm bugünlerde
Sen şimdi haramilerin elindesin Istanbul

Plajlarinda karaborsacilar
Yagli gövdelerini kuma sermiştir.
Kürtajli genç kizlar cilve yapar karşilarinda
Balikpazarinda depoya kaçirilan fasulyanin
Meyvesini birlikte devşirirler
Sen şimdi haramilerin elindesin Istanbul

Et tereyagi şeker
Padişahin üç ogludur kenar mahallelerinde
Yumurta masaliyla büyütülür çocuklarin
Hürriyet yok
Ekmek yok
Hak yok
Kollarin ardindan baglandi
Kesildi yolbaşlarin
Haramilerin gayrisina yaşamak yok

Almiş dizginleri eline
Bir avuç vurguncu müteahhit toprak agasi
Onlarin kemik yalayan dostlari
Onlarin sazi cazi villasi doktoru dişçisi
Ve sen esnaf sen söyle sen memur sen entellektüel
Ve sen
Ve sen haktan bahseden Ortaköyün Cibalinin işçisi
Seni öldürürler
Seni sürerler
Buhranlar senin sirtindan geçiştirilir
Ipek şiltelerin istakozlarin
ve ahmak selameti için
Hakkinda idam hükümleri verilir

Haktan bahseden namuslu insanlari
Yagmurlu bir mart akşami topladilar
Karanlik mahzenlerinde şehrin
Cellatlara gün dogdu
Kardeşlerin acisiyla yanan bir çift gözün vardir
Bir kalem yazin vardir
Dudaklarini yakan bir çift sözün vardir
Söylenmez

Haramiler kesmiş sokak başlarini
Polisin kirbaci celladin ipi spikerin çenesi baski makinesi
Haramilerin elinde
Ve mahzenlerinde insanlar bekler
Gönüllerinde kavga gönüllerinde zafer
Bebeklerin hasreti içlerinde gömülü
Can yoldaşlar saklidir mahzenlerinde

Boşuna çekilmedi bunca acilar Istanbul
Bulutlarin ardinda damla damla sesler
Gülen çehreleri ve cesaretleriyle
Arkadaşlar çikti karşima
Dindi şakalarimin agrisi

Bir kadin yoldaş tanirdim
Bir kardeş karisi
Hasta cigerlerini taşidigi çelimsiz kemikli omuzlari
Ve hüzünlü çehresiyle bebelerini seyrederdi
Cellatlara emir verildigi gün haramilerin sarayinda
Gebeligin dokuzuncu ayinda
Aç kurtlarin varoşlara saldirdigi
Tipili bir gece yarisi
Sirtinda çok uzak bir köyden indirdi
Otuzbeş kiloluk sirrimizi
Zafer kanli zafer kipkirmizi

Boşuna çekilmedi bunca acilar Istanbul
Bekle bizi
Büyük ve sakin Süleymaniyenle bekle
Parklarinla köprülerinle kulelerinle meydanlarinla
Mavi denizlerine yaslanmiş
Beyaz tahta masali kahvelerinle bekle
Ve bir kuruşa Yenihayat satan
Tophanenin karanlik sokaklarinda
Koyunkoyuna yatan
Kirli çocuklarinla bekle bizi
Bekle zafer şarkilariyla caddelerinden geçişimizi
Bekle dinamiti tarihin
Bekle yumruklarimiz
Haramilerin saltanitini yiksin
Bekle o günler gelsin Istanbul bekle
Sen bize layiksin

FNT
11-01-2009, 00:39
Sevgili dostum KARADENIZ,

Katkınız için çok teşekkür ediyorum.

Bu da benden size olsun.

*******************

Kardeniz, karadeniz
Fırtınalar içindeyiz
Dört karanfil verdim sana
Her biri bir engin deniz

Dağlarda kır çiçekleri
Sevgi dolu yürekleri
Doğdu ülkemin üstüne
Güneşten sıcak gözleri

Dağda yanar bir top çiçek
Hepsi bir yumruk bir yürek
Bahar eylediler kışı
Geceyi gündüz ederek

Açlık karanlık bir yandan
Her taraf zindanmı zindan
Ateş yakıp ısındılar
Elleri çözüldü kından

Kardeniz, karadeniz
Fırtınalar içindeyiz

Söyleyen : Edip Akbayram

KARADENIZ
11-01-2009, 01:06
[B]Sevgili dostum KARADENIZ,

Bu da benden size olsun.

]

Sagolasiniz....
hazir Karadeniz demisken............ devam edelim..Temel Fikrasi kivaminda..
...



Kanatları gümüş yavru bir kuş gibi hey
Gemimizin direğine konmuş gibi hey

Dağlara çıkma hey karadeniz
Yavrudur yarim uçamaz bensiz hey hey

Bir yarim var bu yavru kuş gibi hey hey
Yarim yüreğime konmuş gibi hey hey

Dağlara çıkma hey karadeniz
Yavrudur yarim uçamaz bensiz hey hey

FNT
11-01-2009, 23:41
İkinci Bahar

Gamze gamze bir gülüver şimdi
Beni göğsüne alıver şimdi
Mevsimi geldi susadım aşka
Benimle bir bütün oluver şimdi

İkinci bahar yaşıyor ömrüm
Gel benim yarim oluver şimdi
Seni gül gibi öpe koklaya
Gözümden, dilimden, sakınır saklar
Bugünki aklımla severim şimdi

İkinci bahar yaşıyor ömrüm
Gel benim yarim oluver şimdi
Seni gül gibi öpe koklaya
Gözümden, dilimden, sakınır saklar
Bugünki aklımla severim şimdi

Şiirler, şarkılar söyleyerek
Mehtabı birlikte seyrederek
Benimle bir rüya kuruver şimdi
Aahhh....

İkinci bahar yaşıyor ömrüm
Gel benim yarim oluver şimdi
Seni gül gibi öpe koklaya
Gözümden, dilimden, sakınır saklar
Bugünki aklımla severim şimdi

İkinci bahar yaşıyor ömrüm
Gel benim yarim oluver şimdi
Seni gül gibi öpe koklaya
Gözümden, dilimden, sakınır saklar
Bugünki aklımla severim şimdi

İkinci bahar yaşıyor ömrüm
Gel benim yarim oluver şimdi
Seni gül gibi öpe koklaya
Gözümden, dilimden, sakınır saklar
Bugünki aklımla severim şimdi


Sezen Aksu

FNT
12-01-2009, 00:07
GİDİYORUM

Ne başkası oldu ne de olacak
Sen çalmazsan kapım açılmayacak
Şimdi içimde yanan bu ateş
Sanma ki bir son bulacak

Hiç utanmam gülüm divaneyim
Parçalanmış dünyam viraneyim
Seni her şeyden çok çok istedim
Vuruldum avareyim

Ne olurdu benim olsan
Şu yaralarımı sarsan
Bıktım artık yol almaktan
Önüme çıkıp durdursan

Gidiyorum buralardan
Tüm rüzgarlar senin olsun
Benden ayrı rüyadasın
Dilerim birgün utanırsın

Yıllar sonra bir gün yaşlandığında
O ipek saçların ağardığında
Kuru yaprak gibi dağıldığında
Kalırsın tek başına

Oysa seni ne çok ne çok sevmiştim
Tüm çiçeklerimi sana dermiştim
Şimdi ellerim boş yüreğim sarhoş
Oysa neler ümit etmiştim

-ŞİİR-

Elimde,
Eski bir aşktan kalma tutku damlacıkları
Arkamda,
Diz boyu balçık hatıraların çığlığı var
Yırtmış atmışım her şeyi,
Bir ben kalmışım ortada
Birde sen içimde,
Taa şuramda...


Kıraç

FNT
12-01-2009, 22:03
Eşkiya dünyaya hükümdar olmaz


Bir yanımı sardı müfreze kolu
Bir yanımı sardı var iki oğlu
Beş yüz atlıyınan kestiler yolu
Eşkiya dünyaya hükümdar olmaz

Yıl bin üçyüz kırkbir mevsime uydum
Sebep oldu şeytan bir cana kıydım
Katil defterine adımı yazdım
Eşkiya dünyaya hükümdar olmaz

Sen ağlama anam dertlerim çoktur
Çektiğim çilenin hesabı yoktur
Yiğitlik yolunda üstüme yoktur
Eşkiya dünyaya hükümdar olmaz

NKD
13-01-2009, 10:56
Bazen acı dinmez, bazen de yağmur
Sevgilim gülümse, her şey unutulur
Suskunuz bu akşam üstü
Hasrete yanmışız, neylersin
Bir gün, bu mahzun sevdadan geriye
Kalırsa, sadece o hüzün kalır..
Sen de anladın ki yapa-yalnızız…
Buluşmamız yasak,
Görüşmemiz uzak…
Devrilmiş kadehler gibi, dönüyor başımız,
Neylersin…
Ah güzelim,
İncinmiş bir sesi vardır yağmurun;
Yanaklarına vurduğunda hissedersin.
Ve bir veda sözcüğü, saçlarına,
Titreyen bir öpücükle dokunduğunda;
Bu anı dondurmaya yetmez nefesin.
Bir film sahnesi gibi
Akar gider ayrılık,
Neylersin…
Biz zaten hiçbir romanda
Kendi hayatımıza rastlamadık.
Bütün şarkılar bizi yanlış anlatmıştı.
Ve bütün bulmacalar yarım bırakılmıştı.
Tenha sokaklarda üşüyüp durdu sırtımız.
Oysa tuttuğumuz balıkları bile
Yeniden denize bağışlamıştık.
Biz, hayata dair
Hiçbir yanlış yapmamıştık…
Neylersin…
Biz bu sonucu hak etmedik,
Hayır, etmedik…
Ömrümüz bu talana lâyık değildi.
Bazen acı vurdu, bazen de yağmur
Hiç gülmedi yüzümüz,
Hiç büyümedi gülümüz…
Bizi yalnızca akşamlar kucakladı,
Biliyorsun,
Sabaha çıkmayan bir yoldu yürüdüğümüz…
Bir gün, bu öykünün sonuna gelince
Ansızın desem ki: hoşça kal canım!
Unutursun,
Mecburen unutursun…
Yıldızlar söner, bu aşk da biter!
Bazı gün hatırlayınca, sessizce ağlarız.
Neylersin…
Ah bebeğim, ah..
Kekremsi bir tadı vardır gözyaşının,
Dudaklarına sızınca farkedersin.
İçindeki vurgun aşklar mezarlığında,
Ayrılık, ölümden üste yazılınca,
Gideni durdurmaya yetişmez sesin…
Bir inme gibi dolaşır bedeninde pişmanlıklar,
Neylersin…
Biz zaten hiçbir sinemaya
Tam vaktinde yetişemedik.
Bütün vapurlar bizden önce kalkmıştı.
Ve bütün biletler biz gelmeden satılmıştı.
Boşuna telaşlarda yorduk günlerimizi.
Oysa Nuh’un Gemisi’nde bile
Bize yer kalmamıştı.
Ve hiçbir mutluluğa adımız kaydolmamıştı.
Neylersin…
Biz bu aşkı sürdüremezdik,
İnan, sürdüremezdik…
Kalbimiz bu heyecana müsait değildi.
Bize hep acılar kaldı, bize hep yağmur…
Unutmasan bile artık
Unutur gibi yapacaksın.
Ve buruşturup-buruşturup attığım kağıtlarda,
Hiç bitiremediğim
Bir şiir olarak kalacaksın…

FNT
13-01-2009, 16:14
Aheste Çek Kürekleri

Aheste çek kürekleri mehtap uyanmasın
Bir alemi hayale dalan ab uyanmasın
Aguşuna nevbaharda habide bir cihan sürsün sabaha haşre kadar hab uyanmasın
Dursun bu musiki semavi içinde saz nevbit olanda bir dahi mızrab uyanmasın aman

Ey gül sükut onarmayı emreyle bülbüle
Gülşende mest-u zevk olan ahbab uyanmasın
Değmez keman uyanmaya ikmalim için aman
Varsın bu uykudan dil bi-tab dil bi-tab uyanmasın ah uyanmasın

Yahya Kemal BEYATLI

FNT
14-01-2009, 12:59
Maden ocağının dibinde

Maden ocağının dibinde
Hava yok ışık yok
Maden ocağının dibinde
Besin yok karın yok
Maden ocağının dibinde
Oğlun bile yok...
Maden ocağının dibinde
Bir sen varsın, direnen
Maden ocağının dibinde
Işık yok hava yok
Maden ocağının dibinde
Besin yok karın yok
Maden ocağının dibinde
Oğlun bile yok...
Bir sen varsın, direnen
Maden ocağının dibinde

"Ayırdılar seni dünyadan.
Aldılar elinden ışığını, havanı, besinini.
Sevdiğin kadını taptığın oğlunu aldılar elinden.
Ayırdılar seni dünyadan..."

Cem KARACA

FNT
15-01-2009, 17:10
Vurdum En Dibe Kadar

Büyülü gölgelerden
Ruhuma akan zehir
Kandırır gözlerimi
Sahte bir dünya verir

Ateşlerle uyandım
Yangın heryeri sarar
Gördüğüm acılarla
Vurdum en dibe kadar

Heryerde ölüm tutar saatler
Kan kusmuş yaralanmış şehirler
Alışılan zamanla dokunmayan
Sıradan parçalanmış resimler

Topladım avucumda kaderim
Bir demet gülde arsız dikenim
En yüksek dağların tepesinden
Boşluğa savrulur da giderim

Neşe Açıker

FNT
20-01-2009, 13:58
Kirpiklerin ok ok eyle
Vur sineme öldür beni
Bıktım dünyanın halinden
Vur sineme öldür beni
Öldür beni....

Yoktur ellere mihnetin
Varsa indinde kıymetim
Eğer satmaksa niyetin
Vur sineme öldür beni
Öldür beni....

FNT
20-01-2009, 14:00
Varoşların aşıkları gerçek olur çıkarsız
Bende seni öyle sevdim gözüm gibi yalansız
İş ararken kahvelerde inanan gözlerin vardı
Aş pişmeyen ocaklarda aç doyuran umutlardı

Yağmur çamur varoşlarda sımsıcak yürekler vardı
Yalınayak çocuklarda tertemiz gelecek vardı

Söyle birbirimizi nasıl sevdik
Saçları sırma gelincik
Gözleri sürme gelincik
Suçumuz neydi bizim

Varoşların sevdaları gerçek olur çıkarsız
Gözlerinde bir ümitti yanıyordu güneş gibi
Yoksulluğun pençesinde arıyordu gözlerimi

Yağmur çamur varoşlarda sımsıcak yürekler vardı
O dalgalı saçlarında gül kokan rüzgarlardı

Şimdi sarılıp o geçmişe ağlar
Ağlar açılmaz yüreğim
Suçumuz neydi bizim

FNT
22-01-2009, 23:36
A bebeğim uyan

Dudakların buz gözlerin boş boş bakıyor
Sen böyle yapmazdın böyle durmazdın
Susmazdın susmazdın
Anladım gidiyorsun beni öksüz bırakıp
Gidiyorsun sonsuzluğa beni atıp yalnızlığa
Ben de gelmek istiyorum
Dayanamam sensizliğe

A bebeğim uyan bebeğim uyan
Uyanda göğsüme dayan
Yan yüreğim yan yan ciğerim yan
Yan parçalan

Açmasın güller gelmesin bahar istemem
Açmasın güller doğmasın güneş istemem
Ben sensiz yapamam sensiz duramam
Olamam yaşayamam
Olur mu hayat sensiz olur mu sevginsiz
Yaşam neki ölüm neki bir devriliş gönlümdeki
Ben de ölmek istiyorum taşıyamam ben bu yükü

A bebeğim uyan bebeğim uyan
Uyada göğsüme dayan
Yan yüreğim yan yan ciğerim yan
Yan parçalan

İbrahim Erkal

FNT
26-01-2009, 00:40
Gül Bahçesi

Olamazsın onlar gibi yorma artık kendini
Sen gül bahçesinde büyüdün, hatırla
Onlar gibi değil, anlar gibisin
Dön bir kendine ve hatırla

Biz bu şarkıları ruhumuza yazdık
Sakız değil ki çiğneyip tüküresin
Biz bu aşkları ömrümüze yazdık
Düşürmedik kimselerin diline, hatırla
Hatırla...

Olamazsın onlar gibi yorma artık kendini
Sen gül bahçesinde büyüdün, hatırla
Onlar gibi değil, anlar gibisin
Dön bir kendine ve hatırla

Sırf siz mutlu olun hep var olun diye
O güller değil miydi her dem vazgeçen
Açıp da güller gibi solunca gün gelip de
Kokun kalır geriye o misler gibi
Hatırla... hatırla...

Biz bu şarkıları ruhumuza yazdık
Sakız değil ki çiğneyip tüküresin
Biz bu aşkları ömrümüze yazdık
Düşürmedik kimselerin diline

Sen gül bahçesinde büyüdün
Olamazsın onlar gibi...

Söz-müzik: Nev

Wrangler
26-01-2009, 01:04
Ağlıyor Musun?

Aceleci adımlar ve
Mutsuz tavırlar
Ne bu halin canım
Seni bir üzen mi var

Kiminin cazip hali
Kiminde alkol tesiri
Gününü gün ettiN ama
Geçici hepsi

Ağlıyor musun

Kendin ettin
Kendin buldun
Bilmiyor musun

Ağlıyor musun

Elinin kınası değil bu
Görmüyor musun

Her büyük sevda
Tuzağa düşer
Ben affetsem
Aşk affetmez
Anlıyor musun

Acınası bakışlar ve
Huysuz cevaplar
Ne sanmıştın canım
Bunu hoş gören mi var

Kimisi endam sahibi
Kimi zaten yer etmedi
Sen çok eğlendin
Ama canıma yetti

Söyleyen : Candan Erçetin

Wrangler
26-01-2009, 01:06
Ahmet Beyin Ceketi


Tanrı bütün kullara rızkını dağıtırken
Kimi sırtüstü yatar kimi boşta gezerken
Kul Ahmet erken kalkar haydi ya nasip derdi
Kimseler anlamazdı ya nasip ne demekti

O mahallede herkes gömlek giyerdi
Bizim kul Ahmet bir gün bir ceket diktirdi diktirir ya
Mahalleye dert oldu kul Ahmet'in ceketi

Kul Ahmet erken kalkar haydi ya nasip derdi
Kimseler anlamazdı ya nasip ne demekti
Herkes gömlek giyerken Ahmet ceket giyerdi
Konu komşuya dert oldu kul Ahmet'in ceketi

Mahalleli kahvede muhabbet peşindeyken
Leylekler lak lak edip peynir gemisi yüklerken
Kul Ahmet erken yatar sabaha ya kısmet derdi
Kimseler anlamazdı ya kısmet ne demekti

Herkes gömlek giye dursun
Bizim kul Ahmet ceketine bir de astarla kaplatıverdi
kaplatır ya
Konu komşuya dert oldu kul Ahmet'in ceketi
Kul Ahmet erken yatar sabaha ya kısmet derdi
Kimseler anlamazdı ya kısmet ne demekti
Herkes gömlek giyerdi
Konu komşuya dert oldu kul Ahmet'in ceketi

Bir gün bir yoksul öldü üzüldü mahalleli
Ama bir kefen parası bulamadı mahalleli
Kul Ahmet dedi yalan dünya çıkardı ceketini
Örttü garibin üstüne kaldırdı cenazeyi

Sonunda herkes anladı ya nasip ya kısmeti
Bizim kul Ahmet birdenbire oluverdi Ahmet bey
Ceket ise Ahmet beyin ceketi
İbreti alem oldu Ahmet beyin ceketi
Sonunda herkes anladı ya nasip ya kısmeti
İbreti alem oldu Ahmet beyin ceketi
Meğerse tüm keramet ceketteymiş be Ahmet
Barış a sorar isen sen bu yolda devam et
Söyleyen : Barış Manço

Wrangler
26-01-2009, 01:15
Bari Sen Unutma Beni

Son deminde akşam
Merhaba dostum hüzün
Yalnızım yine yalnız
Nerdesin iki gözüm

Böyle mi yaşanır
Ayrılık acısı
Gözlerimden anla yeter

Gel de al canımı
Al da kurtulayım
Ayrılık ölümden beter

Sende unuttum hayalleri
Sende unuttum sevilmeyi
Bari sen unutma beni

Sende unuttum ümitleri
Sende unuttum ben herşeyi
Bari sen unutma beni

-Şiir -
Yüreğimin kıyısına vurdu minicik bir dalga
Susmalıydım, tutamadım kendimi
Bi canım var feda etsem sevdamı bilemezsin
Bi acım var anlatsam önünü göremezsin
Herkes unuttu gitti, ben de unuttum her şeyi
Bari, bari sen unutma beni
Söyleyen : Ayna

FNT
26-01-2009, 13:51
Kapkara
Bir kör kuyu
Çıkıyorsa eğilme koynuna
Her bir gölge bir anda sen olursun
Karanlığında kaybolursun.
Kapkara, yarınlara
Çıkıyorsa sokağın yenilme korkuna
Kendi ayak sesinden yorulursun
Geceden de kovulursun
Alışmadan yalnızlığa
Affetmeyi öğren, vakit varken
Geç kalmadan kaybetmeli
Zaferlere ödül yalnızlıktır, yalnızlık

FNT
28-01-2009, 23:58
İçimde Bir Dinamit

Bulut gibi gözlerin
Ha yağdı ha yağacak
Kurşun gibi sözlerin
Ha vurdu ha vuracak

Öyle gelme üstüme
Dağlar çökmüş içime
Baksana şu kalbime
Ha durdu ha duracak

Sende kaldı son ümit
Ne olursun deme git
İçimde bir dinamit
Patladı patlayacak

Unut bu olanları
Kucakla yarınları
Ayrılığın çanları
Ha çaldı ha çalacak

Ahmet Selçuk İlkan

Wrangler
29-01-2009, 00:18
Canımın Yaprakları

Bugün uyandığımda yoktun yanımda
Canım bugün ilaçlarımı almadım
Bugün ne kadar alışmışım anladım
Canım bugün ilk defa sensiz kaldım
Canım canımım yaprakları gözlerin yok
Çok canımı yakıyor özlemin
Çok çok çok herşeyden çok
Sönmeyen ateşlerde günahlarım yanıyor
Bıraktığın bu yerde hayallerim ağlıyor ah canım
Mahvediyor karanlıklar
Sönmeyen ateşlerde günahlarım yanıyor
Bıraktığın bu yerde yüreğim kan ağlıyor ah canım
Mahvediyor karanlıklar
Herşeyden çok herşeyden çok

Günler denize bakıyor günlerdir
Günler güneşi özlüyor sersefil
Canım canımım yaprakları gözlerin yok
Çok canımı yakıyor özlemin
Çok çok çok herşeyden çok
Sönmeyen ateşlerde günahlarım yanıyor
Bıraktığın bu yerde hayallerim ağlıyor ah canım
Mahvediyor karanlıklar
Sönmeyen ateşlerde günahlarım yanıyor
Bıraktığın bu yerde yüreğim kan ağlıyor ah canım
Mahvediyor karanlıklar
Herşeyden çok herşeyden çok

FNT
30-01-2009, 02:12
Filistin

Hey! Filistin, medeniyet beşiği, Peygamberler diyarı.
Meskeni zalimlerin, mazlumların diyarı.
Bu ne yaman çelişki, bu ne çözülmez bilmece.
Gül kokacak sokaklar, dönmüşler kan gölüne.
Miraç ile kutsanan aydınlık yüreğine
Saplamış oklarını, lanetlenmiş bir güruh
Üzgünüz güzel diyar, kalmamış bizlerde ruh.
Nerde aşkı şehadet, nerede coşkun ümmet?
Kalmamış sana dair, içimizde bir mihnet.
Biz cenneti Allah'tan satın almışız.
Tevekkül et demişler, öyle yapmışız.
Hiçbir zaman kendimizi sorgulamadan
Ebabiller öcümüzü alır sanmışız.
Yahudi ümmete bıçak bilerken;
En büyük şeyh bizimdir, deyip durmuşuz.
Hey! Filistin, ey mazlum diyar.
Fidanını kan kan ile büyüten diyar.
Gün gelecek, çekilen bu acılar.
Zalimin sonunu hazırlayacaklar.
Lakin bizlerden ümidini kes.
Biz Cennet'i kazanmakla meşgulüz.
Cübbe giy, sarık tak, sakalını doğru kes.
İşte budur sünnetten anladığımız.
Biz sana değil, sen bize acı.
Çok ucuza sattık ruhlarımızı.

İstanbul - 28.12.2008

Ali Ekinci

FNT
30-01-2009, 02:13
Filistin Günlüğü

1.
Sanırım, ellerinden tutmalıyım.
Bir ikindi vakti gibi durmalıyım önünde, ortada.
Tüm anlamsız çabalarımı bir yana koymalıyım.
Sanırım, yangın olmalıyım,
yanmalıyım!
nasıl yanıyorsa senin yüreğin,
nasıl yanıyorsa ellerindeki çiçekler.

Sonra,
aslında,
acı yüklü kervanlar da geçip gitmeli, Kudüs surlarının önünden.
esmer bir erkek çocuğu gibi büyümeli intifâda.
Sanırım,
bir taş daha atmalıyım,
bir taş daha!
ve sonra,
bir taş daha olmalıyım.
büyükçe bir taş,
bir taş daha!

2.
Sanırım ellerinden tutmalıyım.
Boynu tutulmuşlara sırtımızı dönüp çekilmeliyiz,
Daha kuzeyden, daha batıdan.
Ancak böyle kırılır değil mi?
Ramallah’ın,
Kâbil’in
Ve İstanbul’un zincirleri.

Ve hemen duaya koyulmalıyız ardından,
"yetişin hüznün coğrafyasına, ey! hüznün peygamberleri!"

3.
ve gece saat 3’ü vurduğunda,
sanırım ellerinden tutmalıyım.
Bir söylentidir diye değil a!
Öyle olması gerektiği için.
Azıcık aralanmalı koyu bulutlar,
Işık dokunmalı azıcık senin bahçene,
Ve benim bahçeme de doluşmalı yetim kuşlar.

4.
Sen uyurken,
Zayıf adamlar yürüyordu, Filistin sokaklarında.
Toplarına kin yüklüyordu tanklar.
Ebed müddet bir kin.
Muhammed’in küçük kardeşinin, kefene ihtiyacı kalmamıştı artık.

Sen uyurken,
Ve ben uyurken,
Kudüs
"Ağla ey Salahaddin!" diyerek ağıt yakıyordu.
Beline bağladığı kilolarca bombayla birlikte patlıyordu,
Muhammed’in öteki küçük kardeşi,
Rüyasında.
Rüyasında, rüya göremiyordu diğerleri.

Ben mi utanmalıyım?
Ben mi?
Yoksa ben mi?
Tarihin ilk başladığı günden beri, herkes mi alçaklığı seçiyordu?

Sen uyurken,
Ben uyuyordum.
Ve biz uyurken,
Ölüyordu,
bahçemizde tanklarla oynayan esmer küçük bebekler.

Sinan Doğan

FNT
30-01-2009, 02:14
Filistin Türküsü

Zaman durmuş, tanklar ölüm kusmuş
Cansız bedenler yerlere düşmüş
Kafa, kol, bacak bir tarafta
Yanmakta Filistin yanmakta
Benim canım gidiyor bakıyorsun Amerika
Müslümanlar nerede, nerede bu insanlar
Masum bebekler ölüyor Siyonizm uğruna

Mescidi Aksa kan ağlıyor
Günahsız insanlar bir hiç için ölüyor
Bırakın topları, bırakın tüfekleri
Bir karış toprak için benim gülüm soluyor

Hakan Yazıcı

FNT
01-02-2009, 17:48
Bir selam daha

Bir dilim ekmeği bölüşürüm seninle
Suyu aynı tastan yudumlarım seninle
Eğer kalbin kırıksa dost yüzünden
Bir selam sana gönül dağlarından

Gel sen de katıl bizlere dolaş bahçemizde gönlünce
Uzat korkma elini bak beş parmağım var benimde
Eğer kalbin kırıksa dost yüzünden
Bir selam sana gönül dağlarından

Gel sen de katıl bizlere dolaş bahçemizde gönlünce
Uzat korkma elini bak beş parmağım var benimde
Eğer kalbin kırıksa dost yüzünden
Bir selam sana gönül dağlarından
Al selamımı gönül dağlarından

Barış Manço

******************************
Yol verin ağalar beyler

Selam olsun ağalar beyler mor sümbüllü alaca dağlar
Yol verin hele bir yol geçeyim
Yol verin yare kavuşayım
Yol verin ağalar beyler bitsin bu hasret

Bekledim tam yedi iklim geçti
Bekledim bağ bahçe bozuldu
Yol verin ağalar beyler bitsin bu hasret

Seherde esen ılık rüzgar hasretliği çekenler anlar
Yol verin hele bir yol geçeyim
Yol verin yare kavuşayım
Yol verin ağalar beyler bitsin bu hasret

Bekledim tam yedi iklim geçti
Bekledim bağ bahçe bozuldu
Yol verin ağalar beyler bitsin bu hasret

Barış Manço

*******************************

Yine yol göründü

Yine yol göründü gurbete güz geldi yapraklar döküldü
Martılar göç etti turnalar süzüldü yine yol göründü gurbete
Köyüme kara kış çökse de aşıklar boynunu bükse de
Desen ki nazlı yar insafa gelse de yine yol göründü gurbete

Acı keder hep bana kardeş,bacı,ana,baba
Benim olsa bütün dünya yetmez ki
Derdimi kimlere söyleyim ben garip Barış'ım neyleyim
Anadan babadan yuvadan uzakta yine yol göründü gurbete


Barış Manço


Ruhun şad olsun Barış Ağabey...

FNT
07-02-2009, 00:32
50. Yıl Hesabı

Bağladım nefsimi zincir yulara
Dünyayı duvara astım gel de gör
Rahatı huzuru attım kenara
Çileyi bağrıma bastım gel de gör

Yürüdüm sel oldum, durdum göl oldum
Mazluma, mağdura kıvrak dil oldum
Zulüm sıcağında serin yel oldum
Yürekten yürege estim gel de gör.

Sonu hatırladım, ilki duyunca,
Kula kul olmadım ömür boyunca!
Hakkın zehirini içtim doyunca
Batılın balina kustum gel de gör.

Ülfetim olmadı iriler ile
Ağıla girmedim sürüler ile;
Ölümden korkmayan diriler ile
Selamı, sabahı kestim gel de gör.

Aşk ceylanı emzirince sütünü
Taşa çalıp, kırdım benlik putunu
Düşmanımdır inkarcının bütünü
Allah dostlarıdır dostum gel de gör.

Bazı kötülüğü kovdum elimle
Bazı kötülüğü yerdim dilimle
Gücüm yetmeyince kendi halimle
Haksıza buğzettim, küstüm gel de gör.

Çıkar için laf davulu çalmadım
Hiçbir yerden makam, rutbe almadım
Bildimse söyledim, korkak olmadım
Bilmediğim yerde sustum gel de gör.


Abdurrahim Karakoç

FNT
07-02-2009, 00:35
Kırkıncı Yıl Hesabı

Uykuları harman ettim, savurdum
Bir mübarek düş aradım kırk sene.
Ne usandım, ne yoruldum, ne durdum
İçi doğru dış aradım kırk sene.

Çıktım dağ boş, indim baktım ova boş
Toprak garip, su tedirgin, hava boş
Nere gitsem dallar kırık, yuva boş
Yumurtada kuş aradım kırk sene.

Aşk yükünü indirince arkamdan
Doğmadık bebekler tuttu yakamdan
Hesap-kitap ettim kaçtım rakamdan
On yitirdim, beş aradım kırk sene.

Binalar yükselir: Gözyaşı, kin, kan...
Koymuşlar adını "uygarlık, ümran"!
Yükseklerde, midelerdir hükümran
Alçaklarda, baş aradım kırk sene.

Gönül penceremi dünyaya açtım
Baktım manzaraya, ben benden geçtim...
Ucuzdan tiksindim, kolaydan kaçtım
Belâsı çok, iş aradım kırk sene...

Birbirinden çürük çıktı seneler
Öz yiğidi az doğurdu analar
Hayâl oldu gönlümdeki binalar
Temel için taş aradım kırk sene.

Adı "devrim" oldu avrat soyarak
Denge kurdu toklar açı yiyerek
Aptallara ibret olsun diyerek
Solucanda diş aradım kırk sene.

Abdurrahim Karakoç

FNT
07-02-2009, 00:39
Suları Islatamadım

Savaştayım elli yıldır
Ömrüm geçti boşalt, doldur
Anlamadım bu ne haldir

Birgün silah çatamadım
Suları ıslatamadım

Ekin ektim başak yılan
Kuşandığım kuşak yılan
Yorgan akrep, döşek yılan

Birgün rahat yatamadım
Suları ıslatamadım

Ne payem oldu ne sayem
En doğruya varmak gayem
Düşüncemdir tek sermayem

Alan yoktur satamadım
Suları ıslatamadım

Yolum yokuş, izim ayrı
Dilim yağsız, sözüm ayrı
Bedenimden özüm ayrı

Biri bire katamadım
Suları ıslatamadım

Talipli yoktur sevgiye
Anlamadım, neden? Niye?
Canlar gücenmesin diye

Can attım gül atamadım
Suları ıslatamadım


Abdurrahim Karakoç

FNT
12-02-2009, 00:55
Şubat Yolcusu

seni kim çizebilir şubat yolcusu
yalnız akşam olsun dağınık olsun
ceplerinde bozuk bir bulut uğultusu
geceleyin dörtte bir ölüm korkusu
dörtte dört sabaha karşı yağmursun
seni kim çizebilir şubat yolcusu
bütün çizgileri bozuyorsun


Attila İlhan

FNT
21-02-2009, 09:52
Dostlara Türkü

Dostlar bilin ki burda
Bir fakir Cahit Külebi
Garaja çekilmiş hurda
Paslanmış kamyonlar gibi
Bekler durur Ankarada.

Ne kadın, ne aşk, ne kumar
Ne çalışmak, akşamadek;
Yüz vermez oldu sokaklar
Bir bardak su, biraz ekmek,
Yaşa yaşadığın kadar!

Gel be dünyalık hevesim
Sokul bir parça yanıma!
Toplasalar çıkmaz sesim
Bütün kızları başıma,
Gelmez elimi süresim.

Hasreti yeşerten, ufak
Ufak esen mavi rüzgâr
Nerde rüyalı ve uzak
Bildir gezdiğim tarlalar!
Dul bir kadın kadar sıcak!


Cahit Külebi

FNT
28-02-2009, 22:26
Babadan Oğula

Eve dönmez bir akşam;
Ve gün yüzlü çocuğu,
Sorar: Nerede babam?

Bakarlar, oldu, bitti;
Gelir, derler çocuğa,
Baban attaya gitti.

Uzar gider bu atta;
Ve neler neler olmaz
Ve kimbilir ve hatta;

Bir mahşer gerisinde;
Babası döner bir gün,
Oğlunun derisinde...

Necip Fazıl Kısakürek

FNT
06-03-2009, 13:01
Daha Gidecek Yolumuz Var

Bir salkım söğüdün altında
Sen bana ben sana kavuşalım
Bedenimi, ruhumu al
Al ki kurtulsun bu can
Benliğimi, her şeyimi
Al ki kurtulsun can

Daha gidecek çok yolumuz var
Var güzel yarim
Daha gidecek yolumuz var

Dağlar dağların ardında
Ağlama su yüzlü sevdiceğim
Yüreğimi, aşkımı al
Al ki kurtulsun bu can
Ellerimi, gözlerimi
Al ki kurtulsun can
Daha gidecek çok yolumuz
Var güzel yarim
Daha gidecek yolumuz var

Şevval Sam

FNT
08-03-2009, 00:24
"Andolsun ki içlerinden, kendilerine Allah'ın âyetlerini okuyan, (kötülüklerden ve inkârdan) kendilerini temizleyen, kendilerine Kitap ve hikmeti öğreten bir Peygamber göndermekle Allah, müminlere büyük bir lütufta bulunmuştur. Halbuki daha önce onlar apaçık bir sapıklık içinde idiler."
(Âl-i İmrân, 164)

FNT
13-03-2009, 23:06
Han-ı Yağma

Bu sofracık, efendiler - ki iltikaama muntazır
Huzurunuzda titriyor - bu milletin hayatıdır;
Bu milletin ki mustarip, bu milletin ki muhtazır!
Fakat sakın çekinmeyin, yiyin, yutun hapır hapır...

Yiyin efendiler yiyin, bu han-ı iştiha sizin,
Doyunca, tıksırınca, çatlayıncaya kadar yiyin!

Efendiler pek açsınız, bu çehrenizde bellidir
Yiyin, yemezseniz bugün, yarın kalır mı kim bilir?
Bu nadi-i niam, bakın kudumunuzla müftehir!
Bu hakkıdır gazanızın, evet, o hak da elde bir...

Yiyin efendiler yiyin, bu han-ı iştiha sizin,
Doyunca, tıksırınca, çatlayıncaya kadar yiyin!

Bütün bu nazlı beylerin ne varsa ortalıkta say
Haseb, neseb, şeref, oyun, düğün, konak, saray,
Bütün sizin, efendiler, konak, saray, gelin, alay;
Bütün sizin, bütün sizin, hazır hazır, kolay kolay...

Yiyin efendiler yiyin, bu han-ı iştiha sizin,
Doyunca, tıksırınca, çatlayıncaya kadar yiyin!

Büyüklüğün biraz ağır da olsa hazmı yok zarar
Gurur-ı ihtiıamı var, sürur-ı intikaamı var.
Bu sofra iltifatınızdan işte ab u tab umar.
Sizin bu baş, beyin, ciğer, bütün şu kanlı lokmalar...

Yiyin efendiler yiyin, bu han-ı iştiha sizin,
Doyunca, tıksırınca, çatlayıncaya kadar yiyin!

Verir zavallı memleket, verir ne varsa, malını
Vücudunu, hayatını, ümidini, hayalini
Bütün ferağ-ı halini, olanca şevk-i balini.
Hemen yutun düşünmeyin haramını, helalini...

Yiyin efendiler yiyin, bu han-ı iştiha sizin,
Doyunca, tıksırınca, çatlayıncaya kadar yiyin!

Bu harmanın gelir sonu, kapıştırın giderayak!
Yarın bakarsınız söner bugün çıtırdayan ocak!
Bugünkü mideler kavi, bugünkü çorbalar sıcak,
Atıştırın, tıkıştırın, kapış kapış, çanak çanak...

Yiyin efendiler yiyin, bu han-ı iştiha sizin,
Doyunca, tıksırınca, çatlayıncaya kadar yiyin!


( Han-ı Yağma: yağma sofrası)

Tevfik Fikret

FNT
01-04-2009, 13:57
"Anama Mektup"

Bugün sekiz mayıs 'Anneler Günü'
Hatırlanıp kucaklanıyormuş anne ve sevgi
Kalplerde şefkatle tam koca bir gün
Hatırlanıp kucaklanıyormuş anne ve sevgi.
Ben seni bugün hatırlamadım anne
Sana karşı sevgim aynıydı yine
Benim sevgim sığmaz ki öyle bir gün'e
Bir ömür de olsa doyamam sevgine.
Her an ruhumu ısıtır sıcaklığın
Seni düşünmek bile doyumsuz zevk
Acısı derin senden uzaklığın
Sensin benim dünyama ışık ve renk...


Özledim ışıl ışıl sevgi dolu gözlerini
Ne güzeldi göğsüne yaslanıp öyle ağlamak
Ellerimle yırtardım o gül yüzlerini
Zevk verirdi nasırlı ellerinde hırpalanmak.
Yine arıyorum dostluk dolu o yüzün
Hep ben muhtaçtım sana yine muhtacım
Aşkımı, sevgimi gösteremedim bir gün
Saçlarım ağarsa da hep sana muhtacım.

Yollarım açılsa bağrıma bassam
Sımsıcak göğsünde öyle ağlasam
Doyumsuz sevgini tekrar yaşasam
Hıçkırıp, naz yapın "Ana" diyerek
Anamsın, bu bir gerçek
Sen olmasan ben olmazdım
Sensin gönlümdeki en güzel çiçek
İncinip, koparılsan yaşamazdım.
Hasretin unutturdu beni bana
Sevgine karşılık veremiyorum.

Adet olsun diye olsa da sana
Layık bir hediye bulamıyorum.
Maddi değerleri tek tek arasam
Hazırlasam güzel bir buket sana
Zümrütten, yakuttan saraylar alsam
Değeri ölçülmez yanında Anam...

Çiçek aradım dün beklersin diye
Bulamadım taş ve demirden başka
Sevgimin ifadesi bir tek hediye
Yollayamadım ki inan dua'dan başka
Cennetle müjdelenmiş analar
Sen de gezin cennet bahçelerinde
Ayakların altından aksın ırmaklar
Makamın melekler gibi yükseklerde
Şefaatına mazhar ol Muhammed Mustafa (s.a.v)'nın
Rahmetiyle kuşatsın seni Allah'ım
Yoldaşı ol hurilerle anamız Fatma'nın
Babamla firdevs bahçelerinde gezin cananım.
Saadetle ol dünya ve ahirette
Sana sağlık ve sıhhatler diliyorum
Selam ve sevgiler yollayıp nihayette
Ta yürekten ANA, ANA diyorum


Muhsin Yazıcıoğlu
http://img208.imageshack.us/img208/6300/gulso4.jpg (http://imageshack.us)

FNT
17-04-2009, 12:20
Yaz Yağmuru

Çok seneler geçti senden sonra
Ben hep yalancı aşklar yaşadım
Hiç bir zaman ölmeyen şarkılar gibi
Ben hiç seni unutmadım

Şimdi hatırlarım, eski günleri
Belki döner gelirsin bir sabah
Ağlamaktan usanmadan
Hergün ağladım durmadan
Şimdi beni yalvartmadan gel

Yaz yağmuru, düşer durur yüreğime
Bir küçük aşk, yeter benim hasretime
Sende benim yağmurum ol
Damla damla yağ gönlüme

Serdar Ortaç

ÇAKAL
28-04-2009, 18:57
Ne hasta bekler sabahı
Ne taze ölüyü mezar
Ne de şeytan bir günahı
Seni beklediğim kadar

Geçti,istemem gelmeni
Yokluğunda buldum seni
Bırak vehmim de gölgeni
Gelme artık neye yarar.

FNT
29-04-2009, 01:52
Nakarat

Küçükken derdi ki, dadım:
Çoğu gitti, azı kaldı.
Büyüdüm, ihtiyarladım,
Çoğu gitti, azı kaldı.

Vur kazmayı dağa Ferhat
Çoğu gitti, azı kaldı.
Kişne kır at, kişne kır at
Çoğu gitti, azı kaldı.

Doğar bir gün benim günüm,
Çoğu gitti, azı kaldı.
Kırk gün, kırk gece düğünüm,
Çoğu gitti, azı kaldı.

Ektik, ektik, yetişecek,
Çoğu gitti, azı kaldı.
Bütün yollar bitişecek,
Çoğu gitti, azı kaldı.

Bir gün anlaşılır şiir;
Çoğu gitti, azı kaldı.
Ekmek gibi azizleşir,
Çoğu gitti, azı kaldı...

Necip Fazıl

FNT
13-05-2009, 00:06
Adaletin bu mu dünya

Güvenemem servetime malıma
Ümidim yok bugün ile yarına
Toprak beni de basacak bağrına

Adaletin bu mu dünya
Ne olur yaşasak dünya
Küçük bir yuva kurmuştum
Acımadan yıktın dünya

Ne yar verdin ne mal dünya
Benimde canımı al dünya
Benden iyi adam bulda
Aleminde gezdir dünya

Kötülerinsin sen dünya
İyileri öldüren dünya
Benden iyi adam bulda
Aleminde gezdir dünya

Ne insanlar gelip geçti kapından
Memnun gelip giden var mı yolundan
Kimi fakir kim ayrılmış yurdundan

Ercan Mecnun gibi dağda dolaşır
Kimisi de ölüm yok gibi çalışır
Kimi meteliksiz kimi milyona karışır

FNT
26-05-2009, 16:00
Yıllar nasıl da su gibi akıp geçiyor...

Ünlü şairimiz Necip Fazıl Kısakürek vefat edeli bugün itibari ile tam 26 yıl olmuş. Sanki dün gibi...

26 Mayıs 1904 perşembe günü İstanbul'da doğan şair Necip Fazıl, 25 Mayıs 1983 tarihinde vefat etti. 26 Mayıs perşembe günü toprağa verildi. Günü gününe tam 79 yıl yaşadı.

Milli Şairimiz Mehmed Akif’i vefatında nasıl ki gençlik omuzladı ise, merhum Necip Fazıl da benzer bir cenaze töreni ile son yolculuğuna uğurlandı. Hatta hiç unutmuyorum, cenazesine katılan sınıf arkadaşlarımdan o gün Sıkıyönetim Komutanlığı tarafından gözaltına alınanlar olmuştu. Kimin gözaltına alındığını ertesi günü sınıfın yarısı okula gelmeyince ancak anlayabilmiştik. O kadar zor, özgürlükler açısından o kadar sıkıntılı günlerdi.

Mayıs ayı Necip Fazıl’ın hayatında hep sırlarla dolu oldu. Tam 26 yıl önce yine gizemli bir Mayıs gecesinde, takvimlerin 25 Mayıs 1983 gece yarısını gösterdiği saatlerde, hastalığının ilerlediği dakikalarda yatağından hafifçe doğruldu, elâ gözlerini pencereden dışarıya çevirdi, derin karanlığa baktı.

Ne gördü bilinmez; ateşin verdiği etki ile kırmızıya yakın pembeleşen dudakları hafifçe kıpırdadı ve "Demek böyle ölünürmüş!.." dedi...

Kimbilir belki de o an, ölüm meleğinin (Azrailin) evine teşrifini gördü...

Nitekim bu sözlerinden hemen sonra şahadet getirerek son nefesini verdi.

Geride güzel bir vasiyet bıraktı. Sevenleri de gereğini yaptı.

Vasiyetini ilk okuduğum andan beri çok hoşuma gitmiştir. Her cenaze töreninde merhum Necip Fazıl’ın vasiyetinde yer alan bazı noktalar gelir aklıma.

Hele, Türkan Saylan’ın cenaze töreninde uzunca bir konuşma yapan ve evvelce de müftülük yaptığı söylenen din görevlisinin tutumunu görünce, Necip Fazıl’ın vasiyetini hatırlamamak mümkün değildi.

Bu din görevlisi beyefendi kendisine yapılan alkışlardan çok hoşlanmış olacak ki, hemen başucunda dikildiği cenazenin yanında konuşmasını yaparken, ‘İslam geleneğinde alkış yoktur, dinimize göre cenaze şöyle uğurlanır...’ diye bir kez bile olsun hatırlatma gereği duymadı. Aksine, olan bitenden memnun gibi hali vardı.

Halbuki o sırada çok sayıda kanal canlı yayındaydı. Onbinlerce kişi cami avlusunda ve yakın çevresinde, milyonlarca kişi de ekran başında cenaze törenini izliyordu.

Eğer bu din adamı tam da böylesi bir anda İslam’a uygun cenaze uğurlaması nasıl olur meselesine sadece 1 dakika temas etseydi, şuna kuvvetle inanıyorum ki, din görevlisi olarak hayatını geçirdiği tüm zamanlar boyunca kazandığı sevaptan ve işlediği hayır amelden zannımca daha fazlasına o dakikalarda nail olurdu.

Kime nasip olur ki aynı anda milyonlarca kişiye bir cenaze vesilesi ile de olsa hitap etmek. Bundan daha önemli fırsat mı olur. 20 dakika Türkan Saylan’dan söz ettiği kadar, keşke 1 dakika da İslam’a göre cenaze adabına girseydi... Bu vesile ile, böylesine yararlı bir bilginin kendi cenazesinde toplumla paylaşılmasına vesile olan Türkan Hanım’ın da bu sevaptan hissedar olmasına zemin hazırlasaydı.

Tam aksine bu beyefendi, tam da o noktada gerekli ikazları yapmamak suretiyle cenazeye alkış yapılması gibi dinimize göre çirkin bir davranışın meşrulaşma eğilimine girmesi gibi bir anlayışa da zemin hazırladı. Normalmiş gibi algılanmasına neden oldu. Cem Karaca’nın hassasiyeti kadar duyarlılık gösteremedi.

Yazımızı, merhum Necip Fazıl’ın uzunca vasiyetinde yer alan ve cenazesinin nasıl kaldırılmasını istediği satırlarla bitirelim. Yazının bu kısmını, bahsi geçen müftü beyefendiye ithaf ediyorum.

Necip Fazıl’ın vasiyetindeki ilgili kısımlar şöyle:

“...Nasıl, nerede ve ne şekilde öleceğimi Allah bilir. En büyük korkularımdan biri, nice müellifin başına geldiği gibi, ölümümden sonraki tahriflerdir.

Beni, ayrıca hususi vasiyetimde gösterdiğim gibi, İslami usullerin en incelerine riayetle gömünüz!

Cenazeme çiçek ve bando muzika gönderecek makam ve şahıslara uzaklığımız ve kimsenin böyle bir zahmete girişmeyeceği malum. Fakat bu hususta bir muziplik zuhur edecek olursa, ne yapılmak gerektiği de beni sevenlerce malum... Çiçekler çamura ve bando yüzgeri koğuşuna...

Cenazemde, namazıma durmayacaklardan hiç kimseyi istemiyorum! Nede, kim olursa olsun, kadın... Ve bilhassa, ölü simsarı cinsinden imam! Ve "bid"at" belirtici hiçbirşey!...

Başucumda ne nutuk, ne şamata, ne medh, ne şu, ne bu... Sadece Fatiha ve Kur"an...

Mezarımda ilahi ve ulvi isim ve sıfatlardan ve benim beşeri ve süfli isim ve sıfatlarımdan hiçbir iz bulunmayacak... Mevlid de istemem! Onu, uhrevi rüşvet vasıtası yapanlara bırakınız! Sadece Kur"an...

Şimdi sıra en büyük dileğimde... Müslümanlardan, Eğer bu davada hizmetim geçtiğine inanan varsa, şunları istiyorum: Her ferdin, herhangi bir kifayet hesabına yanaşmaksızın, benim için "Necip Fazıl"ın kaza borcuna karşılık" niyeti ile bir günlük (Beş vakit) namaz kılması ve yine birgün oruç tutması... Mevtanın ardından, onun için kaza namazı Şafii içtihadında caizdir ve aynı içtihat Hanefilerce de rahmettir. Her ferdin, en aşağı yüz Tevhid kelimesi okuyup sevabının mislini bana hediye etmesi... 70 bine dolması lazım... Bir de, üzerimde hakkı olanların bunu Allah rızası için helal etmeleri... Ölünceye dek, üzerimdeki Allah ve kul haklarından mümkün olanını ödeyebilmek için elimden geldiği kadar cehdetmek azmindeysem de ne olacağını, nereye, hangi noktaya varabileceğimi bilmiyorum ve yardımı müslümanlardan bekliyorum. "Şey"en lillah" tabiriyle bana Allah için birşey veriniz! Yardımınızı esirgemeyiniz!

Allah’ı, Allah dostlarını ve düşmanlarını unutmayınız! Hele düşmanlarını!...

Olanca sevgi ve nefretinizi bu iki kutup üzerinde toplayınız!

Beni de Allah ve Resul aşkının yanık bir örneği ve ardından bir takım sesler bırakmış divanesi olarak arada bir hatırlayınız!”

Necip Fazıl’ın vasiyetiinn bazı bölümleri işte böyle...

Biz de kendisinin vasiyetine uyarak bu vesile ile Üstad Necip Fazıl’ı hatırlamış olduk. Mekanı cennet olsun...


Prof. Dr. Osman ÖZSOY - Haber7.com
yazaramesaj@gmail.com

FNT
26-05-2009, 16:02
Türkçem...

Sessiz sedasızdı hep gidişler. Herkesin ekonomik sıkıntılar, dayanılmaz sarsıntılar yaşadığı demlerde hem de. Birer ikişer gitmişlerdi geride kimleri kimleri koyarak hem de. Bir bilinmeze yapılan seyahatti bu. Meçhule ayarlı saatti. Geleceği ümitli, ikbali tâ seneler öncesinden teyitli, istikbali körpe ellere teslim bir devirdi. Şaşasız gidişleri hep kendi öz değerleri içindi.

Parya sayıldıkları beldelerden, onun adını şahlandırmak içindi bu zamanın dehlizine doğru yapılan dalış. Bayrağını masuniyet darağacından alma ahdiydi. Toprağını kabından dışarı çıkarmaya cehddi. Milletini o eski günlere davetti. Dilini belde belde gezdirmekti.

Ne ki dil, ben demekti. O benin en kestirme ve kısadan ifadesiydi. Muhatabını kendi kabulleri içinde benimsedikten sonra zararı neydi ki böyle bir seslenişin. Ayrıca dil bir ruhtu. Bir milletin ruhuydu. Hayat emaresiydi o yani canlılığı salık veren. Gidenler için görevse bu nefhayı her camide üfleyip onda hayat aramaktı. Köprüydü dil, ötekini beri yapmak için.

Dil, kültürdü, ahlaktı; bana ait ne varsa onların bütünüydü. Dili kabul beni kabuldü. Dile evet, bana evetti. Dile davet, bize gelden başka neydi ki.. onlar el ettiler. Samimiyetle el ettiler. Aldırış etmeden devam ettiler. Zorlukları görmeden ısrar ettiler.

Aşkları uğruna, sevdaları hatırına, istikbal-i inkılapları hatırına vazgeçmediler. Gün oldu belki sitem ettiler. Gün oldu Nebiye baş vurup onun sözleriyle el kaldırdılar 'Bilmiyorlar Ya Rabbi, bilseler onlar da bunu etmezler' dediler. Ama bıkmadılar. Bıktırmadılar. Kulak asmadılar söylenenlere. Aldırış etmediler peşleri sıra Habeşistan misali ülke ülke gelip zehrini kusanlara. Belde belde takipte olanlara. Onlar el edişlerine hüsnü seda verenlere daldılar. Bu dalışta ne mercanlar avladılar. Ne ceylanlar yakaladılar.

Zira davetlerinin özü kardeşlikti. Tefani sırrı ile hemhal bir hazineydi terkilerindeki. Hangi sahib-i akıl hayır derdi ki bu samimi davete. Bu ideal insanının samimi sesiydi. Zira o ne yollar tepmiş, ne belalar savmış da gelmişti bu davet için. Yârı ve yârânı geride koymuş da gelmişti. Terk ettiği yer tek başına şahitti işte samimiyetini teyit adına. Bazı dönemler değil mi ki o sadece kendi ile dertleşmişti. Yalnızca duvarlara içini şerh etmişti. Tanınıncaya dek adım attığı beldelerde 'Rabbi la tezerni ferden ente hayrul varisun' hakikatiyle yatmış o gerçekle uyanmıştı. Ve Rabbi onu yalnız koymamıştı işte.

Duasına şahit kılmıştı etrafındaki cennetasa gülleri. Kendisine şirin görünmek için onu dilinden konuşan gülşenleri. Onun ruh dünyasındaki boranın bağrına düşen cemreleri. Kısa sürede aynen asırlar evvelinde olduğu gibi ziraatçısını bile şaşırtarak hem de kısa bir sürede boy veren yemişleri...

Çünkü onlar çekilen ızdırapın hasatlarıydı. Onlar bülbüllerle dem tutulan zamanların turfandalarıydı. Irmaklarla beraber yakılan türkülerle büyütüldü zira bunlar. Ne ki, ne feryada şahitlik eden oldu, ne bir tek damla gözyaşı gören.. o hıçkırıklarla büyütülen hicran ninnilerinin çocuğu. Nazlı...

İşte ruhi bir cerbeze yaşanılan an. Onu bana yakın kılan, başka ne ki aynı ruhu taşıyor olmasından. Dil motifiyle örgülü ruhu, benden bir parça adeta. Bir fasl-ı müşterekimiz var artık onunla. Dil ortak paydasında buluşmuş, aynı şarkıyla coşmuş, aynı şiirle ağlaşmış, aynı masalla korkmuş ve yine aynı hülya ile saf tutmuşuz.

Derdimiz hafiflemiş. Zira el verenlerimiz ziyadeleşmiş. Aralarındaki birliktelikleri menfaate dayanmayan bir güruh. Hayat felsefeleri cidal olmayan bir ön kabul. Sevgi ve mürüvvet destekli bir yapı bu. Muavenet ve yardımlaşma tasdikli bir hal.

Arz edilen tabloda cümlesi mevcut. Herkes kendi payı nispetinde nasipli hali hazırdaki manzaradan.

Öyle ya, tek başına arkandan el sallayanın bile olmadan gitmiştin ülkenden. Kim derdi ki, gün gelecek törenlerle karşılanacaktın. Çekilmez çile ki, hem de ne çileler çektin. Onu bir sen bir de Rabbin bilirdi. Zaten sen de onu ifşa edecek değildin. O sende saklıydı, saklı kalmalıydı. Davanın hatırına, peşine takılıp şimdi karşında saf tutan güllerin hatırına saklı kalmalıydı.

Olsundu, hali hazırdaki tablo sana kafiydi. İçin de dışın da bahardı. Surdaki delik ahiret hesabına çok manidardı, değerdi tüm çilelere, gerisi hep angaryaydı.

Ne ki, sonu gelmez yarınlarda acılarla doluyduk biz, her şarkıda duygulanan, hüzün yutan, o hasretin ve gurbetin oğlu ve kızlarıydık.

Erozyon yaşamamıştık. Hedeften sapmamıştık. Herkesle birlikte bu manzaraya nazar ederken bile durumdan zerre miktar nefsimize pay ayırmamıştık. Hep o ilk gidişteki misal, kıyıda köşede kendi halimizde, sanki bu manzara ile alakası olmayan bir fert misali uzaktan uzağa kendi dünyamızda tartmıştık onu.

İnat etmeseler onlar da artık bundan sonra bari demiştik. Ebu Cehil otağından hiç olmazsa artık ırak dursalar. Kinden besili, nefret kıskaçlı zaaflarından sıyrılsalar. Vicdan denen dehlizlere hayat sunsalar. Kulaklarındaki pası bu şiirlerle şarkılarla atıp, ruhun efsunlu koridorlarında onlar da yol vursalar. Hem bu dünyada hem de ötelerde zillet ve mahrumiyetten kurtulsalar...

Polat HAN / Azerbaycan / Haber 7
polat_han@hotmail.co.uk

FNT
16-06-2009, 12:34
İslâm

Her fikir, her inanış, tek mevsimlik vesselam;
Zaman ve mekan üstü biricik rejim, İslâm...

Necip Fazıl

FNT
20-06-2009, 09:53
Hüzün



Hüzün zaman zaman deli dalgalarla gelir,
Gönlümün kıyısına vurur.
Aşınan kayalar gibi ruhum,
Suskun, yorgun, öylece durur.
Islak kumlara yazılmış hikayeler,
Ummana karışır silinir yavaş yavaş,
Her dalga ömrümden bir şeyler koparır.
Ağır, ağır sönen gönlüm,
Sakin koyları özler,
Son kum tanesi olana kadar.

Hüzün zaman zaman deli dalgalarla gelir,
Gönlümün kıyısına vurur.
Son kum tanesini alana kadar...

Güfte: Cansın Erol
Beste: Selahattin İçli

FNT
02-07-2009, 18:09
Bebeğe İhtar

Geçmişte yağmanın hasat dönemi
Acele gel diye çağırdım seni
Şimdi iş değişti dur, dinle beni
Dokuz aylık yolu altmış ayda çek
Beş sene dolmadan doğma ha bebek.

Emmin, dayın annen, baban kereste
İşçi, memur, çiftçi, çoban kereste
Çarşı, pazar, yazı-yaban kereste
İnsanlar ya mertek, ya orta direk
Beş sene dolmadan doğma ha bebek.

Doğarsan üç günlük iş bulamazsın
Acıkırsın, ekmek, aş bulamazsın
Ucuz toprak, beleş taş bulumazsın
Yaşamak rezillik, rüsvaylık demek
Beş sene dolmadan doğma ha bebek.

Arı peteğinde ağulu bal var
Kaçıp kurtulmaya ne yön, ne yol var
Sıkıver dişini, annene yalvar
Buradan rahattır orda beklemek
Beş sene dolmadan doğma ha bebek.

Kurtlar sülük oldu, sıyrıldı posttan
Kaçan kurtuluyor, ahbaptan dosttan
Değişti bahçıvan, bozuldu bostan,
Hıyarlar acıdır, karpuzlar kelek
Beş sene dolmadan doğma ha bebek.

Vaziyet bambaşka vaziyet oldu
Yaşamak işkence, eziyet oldu
Dalkavukluk üstün meziyet oldu.
Sanatkârlar sansar, dâhiler şebek
Sözümü dinlersen hiç doğma bebek.



Abdurrahim Karakoç

FNT
31-07-2009, 21:35
O Adam


O yüreği sevmekten yaralı

Şiire aşık bir insan

O da herkes gibi

Payını almış dünyadan

Kimi gün ağlamış, kimi gün gülmüş

Kimi gün vurulmuş, kimi gün düşmüş

Taş olmuş susmuş

Kuş olmuş uçmuş

İncinmiş, kırılmış, küsmüş

Kimini deliler gibi sevmiş

Yıldızlar gibi yüceltip övmüş

Kiminin yüzüne tükürmüş, sövmüş

Bir kere yaşamış, bin kere ölmüş

Şimdi 'bir avuç gözyaşı'

'Bir demet şarkı'

Ve bir de bu 'uykusuz şiirler'

Ardından kalan...


İşte son perde

İşte son sahne

İşte



Ahmet Selçuk İlkan

FNT
01-09-2009, 22:17
BİSMİLLÂHİRRAHMÂNİRRAHIYM,

Allâhümme inni es’elüke bismikel hüsna. Yâ Allâh, fa’lem ennehû lâ ilâhe illellâh
Yâ Rahmân, errahmânü allemel Kur’an
Yâ Rahiym, ve kânellâhü Ğafûrar Rahıymâ
Yâ Mâlik, mâliki yevmiddin
Yâ Kuddûs, el Melikül Kuddûsüs Selâm
Yâ Müteâl, fe teâlellâhül melikü hakk
Yâ Selâm, vâllahü yed’û ilâ dâris selâm
Yâ mü’min, el Mü’minül Müheyminül Aziyz
Yâ Aziyz
ve kânellâhü Aziyzen Hakiymâ
Yâ Cebbâr, el Cebbârül Mütekebbir
Yâ Hâlik, fe tebârekellâhü ahsenül hâlikıyn
Yâ Musavvir, hüvellezi yüsavviruküm fil erham
Yâ Bâriül Musavvir
Yâ Evvel, hüvel evvelü vel âhiru vez Zâhiru vel Bâtin
Yâ Şekûr, inne Rabbenâ le Ğafûrun Şekûr
Yâ Vedûd, ve hüvel Ğafûrul Vedûd
Yâ Zâhir, vez Zâhiru vel Bâtin
Yâ Kâimen bil kıstı lâ ilâhe illâ hû
Yâ Hayy, Allâhü lâ ilâhe illâ hüvel hayyül kayyûm
Yâ Aliym, Yâ Basıyr, innellâhe basıyrun bil ıbâd
Yâ Haliym innehû le aliymün haliym
Yâ Hakiym, ve kânellâhü aziyzen hakiymâ
Yâ Keriym, innellâhe le Ğaniyyün Keriym
Yâ Kâdir, kul hüvel kâdiru alâ en yeb’ase
Yâ Muktedir, ınde meliykün muktedir
Yâ Bâis, innellâhe yeb’asü men fil kubûr
Yâ Râzık, vallahü hayrür râzikıyn
Yâ Vâris, Ve LillÂhi miyrâsüs semâvati vel ard
Yâ Kaviyy, innellâhe le kaviyyün aziyz
Yâ Şehiyd, innellâhe alâ külli şey’in şehiyd
Yâ Mübdiü, innehû hüve yübdiü ve yüıydü
Yâ Razzâk, vellâhü yerzüku men yeşa
Yâ Tevvâb, innellahe kâne tevvâben rahiymâ
Yâ Vehhâb, inneke entel vehhâb
Yâ Celiyl zül celâli vel ikrâm
Yâ Cemiyl, fasbir sabran cemiylâ
Yâ Vekiyl, ve kefâ billâhi vekiylâ
Yâ Kâfi, ve kefallâhül mü’miniynel kıtâl
Yâ Veliyy, vehüvelveliyyül hamiyd
Yâ Rabbi, fe tebârekellâhü rabbül âlemiyn
Yâ Ğaniyy, vellâhül ğaniyyü ve entemül fükarâ
Yâ Şâkirü, innellahe şâkirun aliym
Yâ Hallâk, vehüvel hallâkul aliym
Yâ Muhsin, vellâhü yuhibbül muhsiniyn
Yâ Kadiyr, vellâhü alâ külli şey’in kadiyr
Yâ Mufaddil, vellâhü zül fadlil azıym
Yâ Mütimm, ve yütimmü ni’metehû aleyk
Yâ Müızz, tüızzü men teşâü ve tüzillü men teşâ
Yâ Refiy’u, refiud deracâti zül arş
Yâ Şefi, men zellezi yeşfeu indeh
Yâ Kebiyr, innellâhe kâne aliyyen kebiyrâ
Yâ Hakk, fe teâlellâhül melikül hakk
Yâ Berru, innehû hüvel berrür rahıym
Yâ Vitr, veş şef’ı vel vetr
Yâ Ğaffâr, innehû kâne Ğaffârâ
Yâ Ğafir, ve ente hayrül ğafiriyn
Yâ Hamiyd, tenziylün min hakiymin hamiyd
YâMennân, be lillâhü yemünnü aleyküm
Yâ Bâki, ve yebkâ vechü rabbike zül celâli vel ikrâm
Yâ Vâhid, kul hüvellâhü ehad
Yâ Metiyn, innellâhe, hüver razzâku zül kuvvetil metiyn
Yâ Hâdi, innellâhe yehdi men yeşâ’
YÂ Bedi’, bediy’as semâvâti vel ard
Yâ Aliym, âlimül ğaybi veş şehâdeh
Yâ Fettâh, ve hüvel fettâhül aliym
Yâ Muhıyt, vellâhü bi mâ ta’melûne muhıyt
Yâ Kâdi, vellâhü yakdi bil hakk
Yâ Samed, Allâhüs samed
Yâ Hasib, ve kânellâhü alâ külli şey’in hasiba
Yâ Nasıyr, ni’mel mevlâ ve ni’men nasıyr
Yâ Vâsiu, ve kânellâhü vâsian hakiyma
Yâ Kâhir, ve hüvel kâhiru fevka ıbâdih
Yâ kebiyr, kebiyrul müteâl
Yâ men leyse lehû veledün, lem yelid ve lem yûled ve lem yekün lehû küfüven ehad
Yâ Men Leyse kemislihi şey’ün ve hüves semiul basıyru ni’mel mevlâ ve ni’men nasıyr
Vel lâ havle ve lâ kuvvete illâ billâhil azıym.

MANASI:

Esirgeyen ve bağışlayan Allah’ın adı ile


Ey Rabbim!
Yüce Esmai Hüsnan hürmetine senden istiyorum Ey Allah’ım! Senden başka ilah yoktur
Ey Merhametli Rabbim! Yüce Kitabımız Kur’an’ı öğreten, affeden ve acıyan sensin
Ey mülkün ve kıyamet denilen dehşet verici günün sahibi ve hakimi Rabbim!
Ey bütün eksik ve noksanlıklardan münezzeh, Malik, güven veren ve yüce olan Rabbim!
Melik, Hak ve selam isimlerinin sahibi olan Allah, imansızların vasfından beridir.
Allah insanları kurtuluş yurduna çağırır
Ey güven sağlayan, görüp gözeten, zor kullanma gücüne sahip yüce ve münezzeh Rabbim
Ey Aziz ve Hakim Rabbim! Ey güç ve kuvvetin sahibi Rabbim! Yücelik, güç ve kuvvet ancak sana aittir
Ey yoktan var eden Rabbim! Yoktan varetmek ancak sana aittir
Ey şekil veren Rabbim! Ana rahimlerinde bulunanlara istediği şekli veren Sensin
Zat'ına karşı söylenen sözlerden beri olan, evvel, ahir, zahir, batın ve yapılan şükürleri kabul eden Rabbim! Mutlaka bağışlayan ve şükürleri kabul eden sensin
Ey merhametlilerin en merhametlisi, çok bağışlayıp, çok acıyan Rabbim! Ey her görünende birliği gayet açık, zahir ve batın olan Rabbim!
Ey herşeyi ayakta tutan, mutlaka adaletin sahibi, zatından başka gerçek bir ilah olmayan Rabbim! Ey Hay sıfatının sahibi! Sen teksin ve birsin. Senden başka bir ilah yoktur
Hay ve Kayyum olan Rabbim!
Ey ilmiyle herşeyi kuşatan! Sen herşeyi bilen ve işitensin!
Ey herşeyi gören, mutlak surette kulların hert haline nigahban olan Rabbim!
Ey yapılan bunca isyana karşı sabırlı olan, Rabbim! Çünkü Sen ilminle herşeyi bilir ve sabrınla bir müddet verirsin
Ey gerçek hükmün sahibi! Sen Azizsin ve gerçek hüküm ancak Sendedir
Herşeye gücü yeten, öldükten sonra da diriltmeye ancak Sen muktedirsin
Ey herşeyi kudreti ile ayakta tutan Rabbim! Yarın kıyamet gününde takva sahibi kullar Melik-i muktedir olan Rabbin katında bulunacaklardır
Ey ölenleri dirilten! Kabirlerde çürüyecek toprak olanları da sen dirilteceksin
Ey her canlının rızkını veren! En güzel rızkı veren sensin
Ey mülkün yegane sahibi! Semaların ve yerin mutlak sahibi Sensin
Ey en güçlü! Güçlü ve Aziz sensin
Ey her şeyin şahidi! Mutlaka her şeyin gerçek yüzünü bilen sensin
Ey yoktan varden! Yoku var, varı yok eden Allah’ım! Ey bol rızık veren! Dilediğine rızık veren sensin
Ey tevbeleri, yakarmaları kabul eden rabbim! Karşılıksız veren ancak sensin
Ey Yüce olan Rabbim! Celal ve ikram sahibi sensin
Ey güzeller güzeli Rabbim! Her hususta bizi güzel sabredenlerden eyle
Ey herşeyin dayanağı Allah’ım! Dayanak olarak sen bize kafisin
Ey rızıkları üzerine alan Rabbim! Herkesin rızkını vermeye ancak sen kefilsin
Ey bakıp gözeten Allah’ım Savaşta mü’minleri gözetip muvaffak kılan sensin
Ey dost olanların dostu olan Rabbim! Övülmeye layık tek dost sensin
Ey her şeyi terbiye eden! Alemleri terbiye eden ancak Sen’sin
Ey Ğaniy! Zengin olan ancak Sen’sin! Başkası senin zenginliğin karşısında fakirdir. Ey şükredenlerin şükrünü kabul buyuran Allah'’m! Şükredenleri ancak bilen sensin
Ey yoktan var eden Allah'’m! Yoktan var eden ve bilen sensin
Ey hazinelerinden ihsan eden Allah'’ım! Sen, senin için ihsanda bulanan kullarını seversin
Ey Kadir olan Allah’ım! Her şeye kadir olan sensin
Ey herşeyi kemale erdiren! Her şeyi kemale erdiren sensin
Ey yücelten!Dilediğini yücelten, dilediğini alçaltan sensin
Ey dereceleri yükselten! Dereceleri yükselten, arşınsahibi sensin. Şefaat edenler ancak senin izninle şefaat edeceklerdir
Ey büyük olan Allah’ım! Yüce ve en büyük olan Sen’sin!
Ey Hakk olan Rabbim! Bütün mahlukatın gerçek hakkını veren Melik Sen’sin
Ey iyilik edenleri seven Allah’ım! İyilik edenleri seven ve onlara acıyan Sen’sin
Ey tek olan Allah’ım! Her çift ve teke yemin eden Sen’sin
Ey günahları bağışlayan Allah’ım! Affedenlerin en hayırlısı Sen’sin
Ey Hamd edenlerin hamdini kabul buyuran Rabbim! Kur’an kendisine hamd olunan, gerçek hükmün sahibi Allah tarafından indirilmiştir
Ey ihsan edici Allah’ım Gerçek ihsanın sahibi Sen’sin
Ey Baki olan Allah’ım! Senden başka her şey fani, yalnız Sen Baki’ sin. Celal ve İkram sahibi Sen’sin
Ey bir olan Allah’ım! Tek olan ancak Sen’sin
Ey güçlü olan Allah’ım! Güçlü olan, rızık veren ancak Sen’sin
Ey yol gösteren Allah’ım! Dilediğini doğru yola gösteren Allah’ım! Dilediğini doğru yola götürecek Sen’ sin
Ey en güzel Yaratıcı Allah’ım! Yerleri ve gökleri yaratan Sen’sin
Ey bilen Rabbim! Görünen ve görünmeyen alemleri bilen Sen’sin
Ey maddi ve manevi her çeşit fütuhatı veren ve bilen Sen’sin
Ey her şeyi kudreti ile ihata eden Sensin
Ey hükmün sahibi Allah’ım! Gerçek adil hükmü veren Sen’sin
Ey herkesin kendine muhtaç olduğu Rabbim! Herkesin hesabını en iyi bilen Allah’ım! Herkesin hesabını en ölçülü şekilde görecek sensin
Ey yardım eden Allah’ım! Sen ne güzel yardım eden bir Mevlasın
Ey Kainatı kudret elinde tutan Allah’ım! Her şey Sen’in kudret elindedir
Ey bütün varlıkları bir anda yok etme gücünün sahibi Allah’ım! Kulları öldürmek de, Sen’in kudret elindedir
Ey büyüklerin büyüğü olan Rabbim! En yüce ve en büyük Sen’sin
Ey zatı ile kaim olan Rabbim! Doğmamış, doğrulmamış Allah’ım! Sen’in eşin ve bir benzerin yoktur
Ey misli olmayan Rabbim! Sen duyan ve herkesin görmediği gizliliklere vakıfsın. Sen ne güzel bir Mevla ve ne güzel bir yardımcısın
Ey yüce Rabbim! Güç ve kuvvet ancak senin yardımınla mümkündür.

(Üç aylar Hikmeti ve fazileti-Pamuk Yayınları)

http://www.yazgulu.com/gulbahcesi/ramazan_duasi.php

FNT
29-10-2009, 21:53
Canım İstanbul

Ruhumu eritip de kalıpta dondurmuşlar;
Onu İstanbul diye toprağa kondurmuşlar.
İçimde tüten birşey; hava, renk, eda, iklim;
O benim, zaman, mekan aşıp geçmiş sevgilim.
Çiçeği altın yaldız, suyu telli pulludur;
Ay ve güneş ezelden iki İstanbulludur.
Denizle toprak, yalnız onda ermiş visale,
Ve kavuşmuş rüyalar, onda, onda misale.

İstanbul benim canım;
Vatanım da vatanım...
İstanbul,
İstanbul...

Tarihin gözleri var, surlarda delik delik;
Servi, endamlı servi, ahirete perdelik...
Bulutta şaha kalkmış Fatih'ten kalma kır at;
Pırlantadan kubbeler, belki bir milyar kırat...
Şahadet parmağıdır göğe doğru minare;
Her nakışta o mana: Öleceğiz ne çare?..
Hayattan canlı ölüm, günahtan baskın rahmet;
Beyoğlu tepinirken ağlar Karacaahmet...

O manayı bul da bul!
İlle İstanbul'da bul!
İstanbul,
İstanbul...

Boğaz gümüş bir mangal, kaynatır serinliği;
Çamlıca'da, yerdedir göklerin derinliği.
Oynak sular yalının alt katına misafir;
Yeni dünyadan mahzun, resimde eski sefir.
Her akşam camlarında yangın çıkan Üsküdar,
Perili ahşap konak, koca bir şehir kadar...
Bir ses, bilemem tanbur gibi mi, ud gibi mi?
Cumbalı odalarda inletir "Katibim"i...

Kadını keskin bıçak,
Taze kan gibi sıcak.
İstanbul,
İstanbul...

Yedi tepe üstünde zaman bir gergef işler!
Yedi renk, yedi sesten sayısız belirişler...
Eyüp öksüz, Kadıkoy süslü, Moda kurumlu,
Adada rüzgar, uçan eteklerden sorumlu.
Her şafak Hisarlarda oklar çıkar yayından
Hala çığlıklar gelir Topkapı sarayından.
Ana gibi yar olmaz, İstanbul gibi diyar;
Güleni şöyle dursun, ağlayanı bahtiyar...

Gecesi sünbül kokan
Türkçesi bülbül kokan,
İstanbul,
İstanbul...

1963


Necip Fazıl Kısakürek

ASPİRİN
17-11-2009, 18:47
KARACAAHMET

Deryada sonsuzluğu zikretmeye ne zahmet!
Al sana, derya gibi sonsuz Karacaahmet!

Göbeğinde yalancı şehrin, sahici belde;
Ona sor, gidenlerden kalan şey neymiş elde?

Mezar, mezar, zıtların kenetlendiği nokta;
Mezar, mezar, varlığa yol veren geçit, yokta...

Onda sırların sırrı: Bulmak için kaybetmek.
Parmakların saydığı ne varsa hep tüketmek.

Varmak o iklime ki, uğramaz ihtiyarlık;
Ebedi gençliğin taht kurduğu yer, mezarlık.

Ebedi gençlik ölüm, desem kimse inanmaz;
Taş ihtiyarlar, servi çürür, ölüm yıpranmaz.

Karacaahmet bana neler söylüyor, neler!
Diyor ki, viran olmaz tek bucak, viraneler,

Zaman deli gömleği, onu yırtan da ölüm;
Ölümde yekpare an, ne kesiklik, ne bölüm...

Hep olmadan hiç olmaz, hiçin ötesinde hep;
Bu mu dersin, taşlarda donmuş sukuta sebep?

Kavuklu, başörtülü, fesli, başacık taşlar;
Taşlara yaslanmış da küflü kemikten başlar,

Kum dolu gözleriyle süzüyor insanları;
Süzüyor, sahi diye toprağa basanları.

Onlar ki, her nefeste habersiz öldüğünden,
Gülüp oynamaktalar, gelir gibi düğünden.

Onlar ki, sıfırlarda rakamları bulmuşlar,
Fikirden kurtularak, ölümden kurtulmuşlar.

Söyle Karacaahmet, bu ne acıklı talih!
Taşlarına kapanmış, ağlıyor koca tarih!

N.F.K

ASPİRİN
17-11-2009, 18:51
İSTANBULA KAR YAĞIYORDU

Yetmiş dokuzun kışıydı,
Sertti, soğuktu
İstanbul’a kar yağıyordu..
Kömür yanıyordu sobalarda
Geceleri polisler, bekçiler oluyordu..
Bir de biz oluyorduk
Ölümüne üşüyorduk ha
Yalan yok polisler de üşüyordu

On altı yaşındaydım..
Her şeyi bükecek bileğim vardı
On altı yaşındaydım

Aslan gibi ortadaydım
Gündüzleri okulda coğrafya defterimin arkasına
Senin için şiirler,
Geceleri duvarlara ülkemi kurtarmak için
Kahrolsun yazacak kadar adamdım
On altı yaşındaydım
Ne senin haberin oluyordu şiirlerimden
Ne de birileri kahroluyordu
Mahalle duvarlarına çiziktirdiğim harflerimden
On altı yaşındaydım
Yalan yok

Ben yazmaya böyle başladım
Coğrafya defterim bir eskiciye kurban gitti
Duvarlarına yüreğimi bağırdığım o evler birer birer
Yıkıldı gitti..

Şimdi güzel kağıtlara yazıyorum,
Kocaman laflar ediyorum
Marşlar biliyordum,
Kitaplar okuyordum.
Koşarak ve ıslanmadan geçiyordum sulardan
Koşarak ve ıslanmadan yaşıyordum.
Bak
İstanbul’u seviyordum
Seni seviyordum
Dualar öğreniyordum
Meydanlarda toplanıp bağırıyordum
Herkes gibiydim,
Herkes kadar cesur..
Herkes kadar korkak
Herkes kadar filinta delikanlı
Ve herkes kadar buralı..

Yetmiş dokuzun kışıydı,
Sertti, soğuktu
İstanbul’a kar yağıyordu..
Ağzımızdan dumanlar çıkıyordu konuşurken..
Haliç’ in arkasında toplanıyorduk
Gece adamı içine çekiyordu
Biz geceyi içimize çekiyorduk..
En güzel ben yazıyordum duvarlara yazıları
Herkes beni seviyordu..
En güzel şiirleri de ben yazıyordum oysa
Coğrafya defterimin arkasına..
Bunu kimse bilmiyordu

Sizin evin duvarına kahrolsun diye yazıyordum
Ve hızla kaçıyordum
Sizin evin duvarına bir kez olsun
Seni seviyorum diye yazamadım
O zaman duvarlara öyle şeyler yazılmıyordu
Dedim ya
Yetmişdokuzun kışıydı
Sertti, soğuktu
İstanbul'a kar yağıyordu.

İBRAHİM SADRİ

FNT
18-11-2009, 17:25
HEYKEL


Yıllar bir gözyaşı olup da kaymış
Bu eski heykelin yanaklarında.
Yapraktan saçını yerlere yaymış,
Sonbahar ağlıyor ayaklarında.
Süzüyor ufukta bir kızıl yeri
İçi karanlıkla dolu gözleri.
Alnında akşamın ince kederi,
Sessizliğin sırrı dudaklarında.

Yanan bir kagıtta nasıl bir satır
Kaybolursa, akşam onu karaltır.
Artık o silinen bir hatıradır
Bir ıssız bahçenin uzaklarında.

Necip Fazıl

FNT
18-11-2009, 17:28
Biter

Kalkılır bir yerde, kalır oyuncak,
Kurgular biter.
Ölüm... O geldi mi ne var korkacak?
Korkular biter.

Fikir, açmaz artık beyinde kuyu;
Burgular biter.
Unuturuz hayat adlı uykuyu,
Uykular biter.

Biter, her şey biter; ses, şekil ve renk,
Kokular biter.
Kabir sualiyle kapanır kepenk,
Sorgular biter.
Necip Fazıl

FNT
18-11-2009, 17:29
Ölüm güzel şey; budur perde ardından haber...
Hiç güzel olmasaydı ölür müydü Peygamber?

FNT
18-11-2009, 17:30
Bir oda, yerde bir mum, perdeler indirilmiş;
Yerde çıplak bir gömlek, korkusundan dirilmiş.
Sütbeyaz duvarlarda, çivilerin gölgesi;
Artık ne bir çıtırtı, ne de bir ayak sesi...
Yatıyor yatağında, dimdik, upuzun, ölü;
Üstü, boynuna kadar bir çarsafla örtülü.
Bezin üstünde, ayak parmaklarının izi;
Mum alevinden sarı, baygın ve donuk benzi.
Son nefesle göğsü boş, eli uzanmış yana;
Gözleri renkli bir cam, mıhlı ahşap tavana.
Sarkık dudaklarının ucunda bir çizgi var;
Küçük bir çizgi, küçük, titreyen bir ân kadar.
Sarkık dudaklarında asılı titrek bir ân;
Belli ki, birdenbire gitmiş çırpınamadan.
Bu benim kendi ölüm, bu benim kendi ölüm;
Bana geldiği zaman, böyle gelecek ölüm

necip fazıl

FNT
18-11-2009, 17:30
SESSiZ GEMi

Artık demir almak günü gelmişse zamandan,
Meçhule giden bir gemi kalkar bu limandan.

Hiç yolcusu yokmuş gibi sessizce alır yol;
Sallanmaz o kalkışta ne mendil ne de bir kol.

Rıhtımda kalanlar bu seyahatten elemli,
Günlerce siyah ufka bakar gözleri nemli.

Biçare gönüller. Ne giden son gemidir bu.
Hicranlı hayatın ne de son matemidir bu.

Dünyada sevilmiş ve seven nafile bekler;
Bilmez ki, giden sevgililer dönmeyecekler.

Bir çok gidenin her biri memnun ki yerinden.
Bir çok seneler geçti; dönen yok seferinden

yahya kemal beyatlı

FNT
18-11-2009, 17:31
ölüm ne yakın ne uzak bize,
ölümsüzlüğü tattık, ölüm ne yapsın bize.

FNT
18-11-2009, 17:31
Sözünde durmadı mavi gökler;
Gün kararıyor gitgide ölüm.
Akşam yeli nedameti söyler;
Nedamet yer etti bende ölüm.

Ne yapsam, gün doğmuyor gönlümce;
Sudur akar kendi bildiğince,
Hangi pencereye koşsam gece;
Gitmiyor bu can bu tende ölüm.

Ne vefasız geçmişten hayır var,
Ne gelecekler imdada koşar,
Çoktandır tekneyi aldı sular;
Çoktandır ümitler sende ölüm.

CAHiT SıTKı TARANCı

FNT
18-11-2009, 17:32
Dünyada Tükenmez Murat Varmış

Dünyada tükenmez murat var imiş
Ne alanı gördüm ne murat gördüm
Meşakkatin adın murat koymuşlar
Dünyada ne lezzet ne bir tat gördüm

Ölüm var dünyada yok imiş murat
Günbegün artıyor türlü meşekkat
Kalmamış dünyada ehl-i kanaat
insanlar içinde çok fesat gördüm

Nuşveranı Adil nerede tahtı
Süleyman mührünü kime bıraktı
Resul u Ekrem'in kanunu haktı
Her ömrün sonunda bir feryat gördüm

Var mıdır dünyada gelip de kalan
Gülüp baştan başa muradın alan
Muradı maksudu hepisi yalan
Ölümlü dünyada hakikat gördüm

Dönüyor bir dolap çarkı belirsiz
Çağlayan bir su var arkı belirsiz
Veysel neler satar narhı belirsiz
Ne müşteri gördüm ne hesap gördüm

Aşık Veysel

FNT
18-11-2009, 17:33
ölmek için güzel bir gün
bir daha para sıkıntım olmayacak,
görmeyeceğim bir daha kara kışı,
his etmeyeceğim soğuğu,
duymayacağım mutsuzluk duygusunu.
bu kadar çabadan sonra,
hâlâ ızdırap çekmeyeceğim.

ölmek için güzel bir gün,
bugün benim doğum günüm.

zeynel çetinkaya

FNT
20-11-2009, 20:03
Ağzıma soğuk kurtlar dolacak , gözüme kum;
Dipsiz kuyu, sürdükçe zaman, sürecek uykum

-

Şu geçeni durdursam çekip eteğinden;
Soruversem; haberin var mı öleceğinden?

FNT
20-11-2009, 20:04
Hasis sarraf kendine bir başka kese diktir!
Mezarda geçer akçe neyse onu biriktir!

-

Başım çığlıklı çocuk onu nasıl avutsam?
Ne yapsam da ölümü bir saatçik unutsam?..

FNT
20-11-2009, 20:04
Sultan olmak dilersen, tacı , sorgucu unut!
Zafer araban senin gıcırtılı bir tabut!

-

Dostlarım ev eşyamdı, bir bir gitti diyorum
Artık boş odalarda ölümü bekliyorum

FNT
20-11-2009, 20:04
Bu dünyada renk, nakış, lezzet, ne varsa küsüm;
Gözümde son marifet, Azraile tebessüm…

-

O demde ki, perdeler kalkar, perdeler iner,
Azraile “Hoşgeldin” diyebilmektir hüner!..

FNT
20-11-2009, 20:04
O dem çocuklar gibi sevinçten zıplar mısın?
Toprağın altındaki saklambaçta var mısın?

-

Kapı kapı bu yolun son kapısı ölümse;
Her kapıda ağlayıp son kapıda gülümse!

FNT
20-11-2009, 20:04
Öleceğiz; müjdeler olsun müjdeler olsun
Ölümü de öldüren Rabbe secdeler olsun

-

Ölüm güzel şey; Budur perde ardından haber
Hiç güzel olmasaydı ölür müydü Peygamber

FNT
22-11-2009, 18:15
VUR BİTSİN

Orada masanın üstünde bir resim,
İkimiz denize karşı durmuşuz Üsküdar’da
Saçlarımızın üzerinde martılar,
Gözlerimizde acemi bir aşk
Ve tuhaf ve çocuksu bir mutluluk,
Senin sırtında sarı yağmurluğun
Kadıköy’de ucuzluktan almışız
Bende o siyah kazak hani bir kedi gibi sokulduğun
Şubat ve yağmur yağıyormuş meğerse,
Islatan her tarafımızı
Orada masanın üstünde bir resim,
Yak bitsin
Orada kapının arkasında bir yazı,
Seviyoruz yazmışız birlikte,
Harfler nasıl titremiş meğer ellerimizde,
Bir pazartesi akşamı ben eve dönünce
Tutup öyle yazmışız nereden estiyse,
Hep gülüşün, hep sıcaklığın sinmiş harflere,
Ne yaptığın çorbanın, ne pilavın tadı
Sobayı yakmayı unutmuşuz ne gam,
Senin çiğdemler açmış yüzünde sıcaklığın
Orada kapının arkasında bir yazı
Sil bitsin.
Orada sehpanın üzerinde iki bardak,
Senin demlediğin çayı içmişiz birlikte
Nasılda dalgamızı geçmişiz dünyanın bütün dertleriyle,
Bir masalmış bir yalanmış gibi korkmuşuz,
Sıkı sıkıya yaslanmışız bahtımızın kara yıldızına
Ben tek sen üç şeker atmışın filiz çayımıza
Sonra açıp perdeyi gökyüzünden bir dilek tutmuşuz,
Mehtap gülümsemiş deli yürek çocukluğumuza
Orada sehpanın üzerinde iki bardak,
Kır bitsin.
Orada odaya saçılmış küçük hatıralar,
Ne yana dönsem bir parça bir şey senden
Belki minik kızgınlığın, belki bir gülüşün orda,
Böreğin altını yakışın, düğmeyi dikerken iğneyi eline batırışın,
Ve saçların hep o kan gülleri taktığın saçların, beni mahpus bıraktığın saçların.
Ne yana dönsem bir parça bir şey senden
Hep o kanepede oturmuşluğun, şu senin küçük yastığın, şu eşarbın,
İşte şu bir haziran akşamı gitmek için ayaklanışın
Ne yana dönsem bir parça bir şey senden
Orada odaya saçılmış küçük hatıralar,
Git bitsin.
Orada ayaklarının dibinde bir adam,
Adam bütün adamlığını dökmüş önüne,
Böyle kaç gün yada kaç gece, ayaklarının dibinde,
Öyle kolay mı öyle kolay gitmek,
Her şeyi bu İstanbul’u, o sevdiğin adaların kokusunu
Mısır çarşısını, Eminönü’nün balık ekmeğini
Beyoğlu’nun sinema salonlarını birlikte beklediğimiz 28 numarayı,
Unutmak öyle kolay mı, öyle kolay,
Orada ayaklarının dibinde bir adam,
Kov bitsin.
Orada çekmecede yedi otuzbeş bir silah,
Babadan kalma,
Hani bir bayramda saydırmışız havaya,
Sen biraz ürkek sokulmuşun omzuma,
Kuşlar havalanmış bütün kuşları İstanbul’un,
Giderken galiba bir beni birde bunu unutmuşun
Orada çekmecede yedi otuzbeş bir silah,
Ve burada zaten öldürdüğün bir yürek,
Vur bitsin

FNT
22-11-2009, 20:09
Aman Efendim Aman...!

aman efendim aman
galiba ahir zaman
manzarası yurdumun
tufan gününden yaman
göz görmez aydınlıkta
asümandedek duman
yer dumanmış ne çıkar
duman dolu asüman
türk evi delik deşik
yıkık dökük hanüman
duraksız itiş kakış
süresiz karman- çorman
anne çocuk doğurur
köpek soyundan azman
beyinler zıpzıp kadar
mideler koskocaman
aziz fikir buğdayı
katıra mahsus saman
boş laf, hep dalga dalga
uçsuz bucaksız umman
hayvanlık orkestrası
eşek birinci keman
orman keleş, nebat kel
nebat adamlar orman
midelerde ihracat
günde beş milyon batman
milli servet matbaa
bilmem kaç milyar harman
yangın evinde satranç
plan, reform ve uzman
tam birbuçuk asırdır
maymunlardan eleman
bizdeki hale nispet
maymun taklitten pişman
hangi yol türke uygun,
hangi parti tercüman?
çıkamaz meydanlara
camide mahpus imam
silah küfrün belinde
küfrün elinde ferman
cehle sorarsan, ilim
zehre sorarsan, derman
rahmet meçhul kelime
bilinmez isim Rahman
kutsal kitaptır fuhuş
ahlak, okunmaz roman
tarih kontra gerçeğe
hürriyet hakka düşman
millete kastedenin
ismi milli kahraman
yere batsın bu dünya
bu dünyadan hayr uman!
genç adam at yorganı
sana haram uyuman
Aman, efendim aman!
Efendim, aman.. aman..!

Necip Fazıl Kısakürek

FNT
22-11-2009, 20:22
ÇİLE..

Gaiblerde bir ses geldi: Bu adam,
Gezdirsin boşluğu ense kökünde!
Ve uçtu tepemden birdenbire dam;
Gök devrildi, künde üstüne künde...

Pencereye koştum: Kızıl kıyamet!
Dediklerin çıktı, ihtiyar bacı!
Sonsuzluk, elinde bir mavi tülbent,
Ok çekti yukardan, üstüme avcı

Ateşten zehrini tattım bu okun,
Bir anda kül etti can elmasımı.
Sanki burnum, değdi burnuna (yok)un,
Kustum, öz ağzımdan kafatasımı

Bir bardak su gibi çalkalandı dünya;
Söndü istikamet, yıkıldı boşluk.
Al sana hakikat, al sana rüya!
İşte akıllılık, işte sarhoşluk!

Ensemin örsünde bir demir balyoz,
Kapandım yatağa son çare diye.
Bir kanlı şafakta, bana çil horoz,
Yepyeni bir dünya etti hediye

Bu nasıl bir dünya, hikayesi zor;
Makâni bir satıh, zamanı vehim.
Bütün bir kainat muşamba dekor,
Bütün bir insanlık yalana teslim.

Nesin sen, hakikat olsan da çekil!
Yetiş körlük, yetiş, takma gözde cam!
Otursun yerine bende her şekil;
Vatanım, sevgilim, dostum ve hocam!

Aylarca gezindim, yıkık ve şaşkın,
Benliğim bir kazan ve aklım kepçe,
Deliler köyünden bir menzil aşkın,
Her fikir içimde bir çift kelepçe.

Niçin küçülüyor eşya uzakta?
Gözsüz görüyorum rüyada, nasıl?
Zamanın raksı ne bir yuvarlakta?
Sonum varmış, onu ögrensem asıl?

Bir fikir ki sıcak yarad kezzap,
Bir fikir ki, beyin zarında sülük.
Selam sana haşmetli azap;
Yandıkça gelişen tılsımlı kütük.

Yalvardım: Gösterin bilmeceme yol!
Ey yedinci gök, esrarını aç!
Annemin duası, düş de perde ol!
Bir asâ kes bana, ihtiyar ağaç!

Uyku, katillerin bile çeşmesi;
Yorgan, Allahsıza kadar sığınak.
Teselli pınarı, sabır memesi;
Size şerbet, bana kum dolu çanak.

Bu mu, rüyalarda içtiğim cinnet,
Sırrını ararken patlayan gülle?
Yeşil asmalarda depreniş, şehvet;
Karınca sarayı, kupkuru kelle...

Akrep nokta nokta ruhumu sokmus,
Mevsimden mevsime girdim böylece.
Gördüm ki, ateşte, cımbızda yokmuş,
Fikir çilesinden büyük işkence.

Evet, her şey bende bir gizli düğüm;
Ne ölüm terleri döktüm, nelerden!
Dibi yok göklerden yeter ürktüğüm,
Yetişir çektiğim mesafelerden!

Ufuk bir tilkidir, kaçak ve kurnaz;
Yollar bir yumaktır, uzun ve dolaşık.
Her gece rüyamı yazan sihirbaz,
Tutuyor önümde bir mavi ışık.

Büyücü, büyücü ne bana hıncın?
Bu kükürtlü duman, nedir inimde?
Camdan keskin, kıldan ince kılıcın,
Bir zehir kıymak gibi, beynimde.

Lugat, bir isim ver bana halimden;
Herkesin bildiği dilden bir isim!
Eski esvaplarım, tutun elimden;
Aynalar söyleyin bana, ben kimim?

Söyleyin, söyleyin, ben miyim yoksa,
Arzı boynuzunda taşıyan öküz?
Belâ mimarının seçtiği arsa;
Hayattan mühacir; eşyadan öksüz?

Ben ki, toz kanatli bir kelebeğim,
Minicik gövdeme yüklü Kafdağı,
Bir zerrecigim ki, Arş'a gebeyim,
Dev sancılarımın budur kaynağı!

Ne yalanlarda var, ne hakikatta,
Gözümü yumdukça gördüğüm nakış.
Boşuna gezmişim, yok tabiatta,
İçimdeki kadar iniş ve çıkış.

Gece bir hendeğe düşercesine,
Birden kucağına düştüm gerçeğin.
Sanki erdim çetin bilmecesine,
Hem geçmis zamanın, hem geleceğin.

Açıl susam, açıl! Açıldı kapı;
Atlas sedirinde mavera dede.
Yandı sırça saray, ilahi yapı,
Binbir avizeyle uçsuz maddede.

Atomlarda cümbüş, donanma, şenlik;
Ve çevre çevre nur, çevre çevre nur.
Içiçe mimari, içiçe benlik;
Bildim seni ey Rab, bilinmez bilinmez meşhur!

Nizam köpürüyor, med vakti deniz;
Nizam köpürüyor, ta çenemde su.
Suda bir gizli yol, pırılıtılı iz;
Suda ezel fikri, ebed duygusu.

Kaçır beni ahenk, al beni birlik;
Artık barınamam gölge varlıkta.
Ver cüceye, onun olsun şairlik,
Şimdi gözüm, büyük sanatkarlıkta.

Öteler öteler, gayemin malı;
Mesafe ekinim, zaman madenim.
Gökte saman yolu benim olmalı;
Dipsizlik gölünde, inciler benim.

Diz çök ey zorlu nefs, önümde diz çök!
Heybem hayat dolu, deste ve yumak.
Sen, bütün dalların birleştiği kök;
Biricik meselem, Sonsuza varmak

Necip Fazıl

FNT
28-11-2009, 20:15
Bekle Buğday Tanesi

Bekle kar altında kalan buğday tanesi
Yine onun sularıyla yeşereceksin
Gözyaşların çare değil ağlama büyü
Başını dik tutabilirsen boy vereceksin

Her yanımda allı morlu
Güller açar türlü türlü
Bu fırtına dünden belli
Başedeceksin

Korku kar eylemez bir kez yola düşene
Sen bir aşkın içindesin yaşayacaksın
Dört yanını börtü böcek sarsa ne çıkar
Toprağa sıkı sarıl başedeceksin

Her yanımda allı morlu
Güller açar türlü türlü
Bu fırtına dünden belli
Başedeceksin


İbrahim Karaca

FNT
28-11-2009, 20:16
Harman yeri sürseler
Oy sanem oy sanem
Yerine gül ekseler
Esmer gaday ben alim
Bahtılı kız başına
Oy sanem oy sanem
Sevdiğine verseler
Esmer gaday ben alim


Harman yeri yaş yeri
Oy sanem oy sanem
Yavaş yürü hoş yürü
Esmer gaday ben alim
Gel beraber gezelim
Oy sanem oy sanem
Sevdiğim kaçma geri
Esmer gaday ben alim

FNT
01-12-2009, 22:46
Vaz geçtim bu dünyadan tek ölüm paklar beni

Değmez bu yangın yeri avuç açmaya değmez

Değil mi ki yoksullar mutluluktan habersiz

Değil mi ki ayaklar altından insan onuru

O kız olan kız erdem dağlara kaldırılmış

Ezilmiş, hor görülmüş el emeği, göz nuru

Ötekiler geçmiş başa, derken mertlik bozulmuş

Değil mi ki korkudan dili bağlı sanatın

Değil mi ki çılgınlık sahip çıkmış düzene

Doğruya doğru derken eğriye çıkmış adın

Değil mi ki kötüler kadı olmuş Yemen'e

Vaz geçtim bu dünyadan, dünyamdan geçtim ama

Seni yalnız komak var ya...

O koyuyor adama



William Shakespeare (Çeviri)

hakansahin
01-12-2009, 22:49
Gitme Sevgilim



Gözümde yaşlarla bırakıp beni

Elveda diyerek gitme sevgilim

Bir anlık öfkeyle yıkma her şeyi

Kalbine sormadan gitme sevgilim



Ağlatır şarkılar susturamazsın

Zor gelir ayrılık alışamazsın

Canlanır anılar unutamazsın

Kalbine sormadan gitme sevgilim



Mutluluk getirmez vefasız yıllar

Teselli vermez ki baktığın fallar

Gurur dağlarından aşılmaz yollar

Kalbine sormadan gitme sevgilim

FNT
01-12-2009, 22:51
Anadolu

Gençliğe

Yürüyordum: Ağlıyordu ırmaklar;
Yürüyordum: Düşüyordu yapraklar;
Yürüyordum: Sararmıştı yaylalar;
Yürüyordum: Ekilmişti tarlalar.

Bir ses duydum, dönüp baktım, bir kadın:
Gözler dönük, kaşlar çatık, yüz dargın;
Derileri çatlak, bağrı kapkara,
Sağ elinin nasırında bir yara

Başında bir eski püskü peştemal
Koltuğunda bir yamalı boş çuval...
........................
-Ne o bacı?
- Ot yiyoruz, n'olacak!..
-Tarlan yok mu?
- Ne öküz var, ne toprak...
Bugüne dek ırgat gibi didindim;
Çifte gittim, ekin biçtim, geçindim,
Bundan sonra...
- Kocan nerde?
- Ben dulum;
Kocam şehit, bir ninem var, bir oğlum.
- Soyun, sopun?
- Onlar dahi hep yoksul!
Ah Efendi, bize karşı İstanbul
Neden böyle bir sert, yalçın taş gibi?
Taşraların hayvanlık mı nasibi?..
........................
Hayır hayır, bu nasibi almak için doğmadın.
Onun için doğdun ki sen kadınlığın hakkiyle
Ocağının karşısında saadete eresin,
Göğsünü kabarttıran anneliğin aşkiyle
Evladına südün gibi pak duygular veresin.
Sen bir aziz yoldaşsın:
Senin sesin hayat için dövüşmeğe koşturur;
Senin sevgin vatan için fedakarlık öğretir;
Senin yüzün insan için bir merhamet duyurur;
Senin ile insanoğlu yeryüzünü şenletir.
Lakin bizler bu hakları unuttuk;
Kadınlığı hayvanlıkla bir tuttuk;
Ninen gibi sana dahi hor baktık;
Seni dahi garip, yoksul bıraktık!..
........................
Kinler için karaları bağlıyan,
Zevkler için zelil sefil ağlıyan.
Acı gören, cefa çeken, ezilen,
Irzdan başka her şeyini veren sen!
Sen şu güzel vatanında cehennemde gibisin;
Gözyaşınla ıslattığın kanlı toprak üstünde
Sana her yer bir çöl gibi cıvıltısız, çiçeksiz;
"Ekmek" diye ağladığın sağır bir halk önünde
Sana herkes bir kurt gibi merhametsiz yüreksiz.
Senin herbir ümidin
Ayrılıksız, yoksulluksuz bir dünyaya kalmıştır,
Oraya ki masum çiftler hıçkırıksız yaşarlar;
O melekçe sevgilerle birbirini okşarlar;
Ve burada Allah bütün dilekleri yaratır?
Ne vakte dek gençliğine hakaret,
Bu ayrılık, bu gözyaşı bu ölüm?..
Bu sert demir, bu ağır yük. bu zulüm?
Yazık, sana ağlamıyan şiire;
Yazık, sana titremiyen vicdana;
Yazık, sana uzanmayan ellere;
Yazık, seni kurtarmıyan insana!..
........................
Ey vatanın bağrı yanık bucağı.
Hani senin bereketli hasadın,
Yeşil yurdun, mesut çatın, şen çiftin?
Hani senin medeniyyet hayatın,
Yolun, köprün, kazman, iğnen, çekicin?
Ey Türklüğün otağı!
Ne vakte dek bu acıklı sefalet,
Bu viranlık, bu inilti, bu kaygu?
Ne vakte dek bu uğursuz cehalet.
Bu taassup, bu görenek, bu uyku?
........................
Yazık, sana ağlamıyan şiire;
Yazık, sana titremiyen vicdana,
Yazık, sana uzanmayan ellere;
Yazık, seni kurtarmıyan insana!..



Mehmet Emin Yurdakul

FNT
01-12-2009, 22:56
Bir Nazenin Bana Gel Gel Eyledi


Bir nazenin bana gel gel eyledi

Varmasam incinir varsam incinir

Beyaz gerdanından ince belinden

Sarmasam incinir sarsam incinir



Kaşına çekilmiş kudret kalemi

Görmemiş dünyada derd ü elemi

Her sabah her akşam verir selamı

Almasam incinir alsam incinir



Gene görünüyor yarin illeri

Başımızda esen sevda yelleri

Yarin bahçesinde gonca gülleri

Dermesem incinir dersem incinir



Nereden nereye sevmişim yari

Ateşi komuyor yakıyor beni

Aşık Emrah sever böyle bir canı

Sevmesem incinir sevsem incinir



Erzurumlu Emrah

FNT
15-12-2009, 17:10
Dinleyin Ehbablar Tarif Edeyim

Dinleyin ehbablar tarif edeyim
Yetmiş iki dertten baştır bu sevda
Yandırır odlara pervane gibi
Daim sönmez bir ateştir bu sevda

Felek hisar çekmiş yolum açılmaz
Bir bülbülüm gonce gülüm açılmaz
Felek kırdı kanat kolum açılmaz
Yazı gelmez yaman kıştır bu sevda

Muhibbi'nin elif kaddin dal eyler
Ağlatuben gözyaşını sel eyler
Hicran haddesinden çeker tel eyler
El sanır ki bir cümbüştür bu sevda


Muhibbi

FNT
15-12-2009, 17:12
Sen ve Ben

herkes dört gözle tatili beklerdi
bense okulların açılmasını
çünkü seni görmek vardı koridorlarda
ve bana güleceğin günü beklemek.

ben okul bahçesindeki ağaca, başharflerimizi
sen gönlüme sevdanın adını yazmıştın
ben sırama isimlerimizi
sen kalbime ilk aşkı yazmıştın.

senden sonra sana yazdığım şiirlerden
haberin bile yok
ve yağmur yüzüme vuruyor
ve soğuk.

okuldan sonra
her dolma kalem, her lacivert kravat
her beyaz gömlek ve yakalık
ve her 12 aralık
sen gelirsin aklıma
çocukluk işte, belki de ilk Aşk
belki de ilk delilik.

seversin demiştin ya hani bundan sonra da
inan ki o kadar kimseyi sevemedim
ve o iki kelimeyi senden sonra kimseye
ama kimseye söyleyemedim.

belki hiç olmadın benim için
belki de azdın
ama olsun
ben hep sana şiirler yazdım.

ceketimi ve kravatımı saklıyorum hala
birinin üzerinde tebeşir
birinin üzerinde ayran lekesi
ve Seni Seviyorum Hala
elmayı da, havayı da, suyu da

ve bilmeni istemiyorum hala
sana şiirler yazdığımı
ve bilmeni istemiyorum bütün bunları
çünkü herşey böyleyken güzel
en dokunulmamış, en yaşanmamış
ve en tadılmamış haliyle.

bir sahilde elele dolaşılmamış
ve bir kafede çay içilmemiş haliyle
herşey
böyleyken güzel belki de

ama sen gönlüme sevdanın adını yazmıştın
ben aşkına tutulmuş bir deli candım
sen gönlüme sevdanın adını yazdın
ben aşkına tutulmuş seni ararım.
Seni Seviyorum...

Uğur Arslan

drcz
15-12-2009, 22:01
Memleket Türküsü

El gibi dolaşma Anadolu'nda,
Arkadaş, yurdunu içinden tanı.
Dinle bir yosmayı pınar yolunda,
Dinle bir yaylada garip çobanı.

Bir ıssız ev gibi gezdiğin bu yurt,
Yıllarca döktürür sana gözyaşı,
Yavrunun derdiyle ah eder Bayburt,
Turnanın özlemi yakar Maraş'ı...

Bir gölü andırır bil ki dört yanın,
Bağrını delmezse yanık türküler.
Varlığı bu korla tutuşmayanın,
Kirpiği yaşarsa, gözleri güler.

Faruk Nafiz Çamlıbel

FNT
13-01-2010, 20:17
Sabaha Çok Var

Yarım kalmış aşkların gözyaşıyım
Yağan yağmurların çıplak aşığıyım
Şarkılarda yaşar el değmemiş aşklar
Kaçan yağmurların ateşli aşığıyım

Gecenin her çöküşü benden bir şeyler götürür
Sabaha çok var... daha çok var
Bekleyemem ölümümü

Tanrım beni duyar gönülden kucaklar
Yelkenimin tadı beni başka dünyalara katar
Hayat yine gelir yelkenimi bana verir
Yollarım çiçek açar acım benden çıkar

Gecenin her çöküşü benden bir şeyler götürür
Sabaha çok var... daha çok var
Bekleyemem ölümümü

Yarım kalmış aşkların gözyaşıyım
Yağan yağmurların çıplak öldüren aşığıyım
Hayat yine gelir yelkenimi bana verir
Yollarım aşka bakar
Acım teninde akar

Gecenin her çöküşü benden bir şeyler götürür
Sabaha çok var... daha çok var
Bekleyemem ölümümü

Murat Yılmazyıldırım

FNT
13-01-2010, 20:21
Aynanın Oyunu

Bir çocuk doğdu, bendim.
Sıraya girdim insanlar içinde.
Alay - bayrak büyüdüm
Odalar, sofalar içinde.
Bir ayna doğdu, gördüm.
Sıraya girdi aynalar içinde.
İşime geldi, aldım,
Çarşılar, pazarlar içinde.
Bunca yıl yüzüne baktım.
Kendisini aşmadı
Olanlar içinde.
Bir sabah uyandım,
Duruyordu karşımda
Düşmancasına,
Bir cam,
Aldanmış,
Kendini ayna sanmış..



Özdemir Asaf

FNT
13-01-2010, 20:23
Hiç Kimse Çekebilmez
Hiç kimse çekebilmez
Güçtür feleğin yayı
Derdine gönül verme
Bir götürür vayı

Oynayu gelir aldar
Çünkü eli çabuktur
Bir bunculayın fitne
Kande bulur arayı

Bir fani vefasızdır
Kavline inanma hiç
Gah bayı eder yoksul
Gah yoksul eder bayı

Hayran kamu alimler
Bu mani'nin alında
Kaf'tan kaf'a hükmeder
Bilmez bu muammayı

Vahittir o vahdette
Kesrette kani tefrik
Hızr ermedi bu sırra
Bildirmedi Musa'yı

Miskin Hacı Bayram sen
Dünyaya gönül verme
Bir ulu imarettir
Alma başa sevdayı



Hacı Bayram Veli

FNT
13-01-2010, 20:25
Altım Üstüm Kaç Kuruşluk

Altım üstüm kaç kuruşluk
Efsaneyim, efsaneyim
Aşık olmak dile kolay
Bahaneyim, bahaneyim

Aşığın gönlü külhanda
Çok marifet vardır onda
İki kapılı bir handa
Mihmaneyim, mihmaneyim

Durmaz eser aşkın yeli
Buna revan çeşmim seli
Ben bir günahkar kul Dertli
Divaneyim, divaneyim



Dertli Divani

Halil64
14-01-2010, 12:44
ARAYIŞ

Bir tas zehir verin bana içeyim
Tek unutmak için acılarımı
Baksana; kırdılar kapılarımı
Yağmalandı kalbim, ömrüm, herşeyim
Kurşuna dizdiler anılarımı
Yenik düştüm bu savaşta neyleyim
Bir mezar nasılsa işte öyleyim
Unuttum en güzel şarkılarımı
Gündüzü yok upuzun bir geceyim
Yitirdim umut kırıntılarımı
Sevgimi, neşemi, bütün varımı
Çaresiz bir yokluğun içindeyim
Gömdüm içime yıkıntılarımı
Arıyor bir yarım öbür yarımı

ÜMİT YAŞAR OĞUZCAN

FNT
14-01-2010, 13:34
Gözlerin

ve gözlerin gelir aklıma
ve sözlerin
gidişin gitmiyor gözümün önünden
ve izleri derin
ilk değilsin bu senin de bildiğin
ve yine biliyorsun
sen son sevdiğim
şimdi uzaklardasın
ben çamlar arasında bir hastane odasında
ciğerimde bir ince hastalık
içimde kapanmak bilmeyen bir yara
ve sanki elimde inadına bir sigara
biliyorum dönmeyeceksin
hatta arkana bile bakmazsın
gün gelir belki bir yuva kurarsın
oğlun olsa benim adımı koyar mısın
gittin
dağ gibi sevdamı devirip ardında
gittin
allahaısmarladık bile demedin
sazlar çalınır çamlıcanın bahçelerinde
o şarkıyı bir daha hiç söylemedim
şimdi elimde bir bardak çay
ve dudağımda buruk bir tebessüm
kendi kendimi üzmemeye söz verdim
ve ben seni hayatımın bir musalla taşına en yakın yerinde sevdim
ısrar etmedin kendine beni sev diye
beyaz bulutlar gibi sırtını rüzgarlara verip gittin
bense durdum ve bekledim
ve ben seni hayatımın bir musalla taşına en yakın yerinde sevdim



Uğur Arslan

ATTİLA HAN
14-01-2010, 17:59
sevmek ne kadar tuhaf
geride kalana acı kere acı
varmı öyle sıranın önüne geçmek
varmı öyle sevilmeye izin vermemek..

sonsuzluk seni ister anlarımda
sen niye kendin gidersin.
Ah canım kokun kaldı geride
başka bir şey koklayamaz oldum.

Keşke herşey rüya olsa
uyandığımda sen olsan
öpsem seni koklasam seni
canım benim canım benim.
.
.

ATTİLA HAN
14-01-2010, 22:17
sevmek ne kadar tuhaf
geride kalana acı kere acı
varmı öyle sıranın önüne geçmek
varmı öyle sevilmeye izin vermemek..

sonsuzluk seni ister anlarım
sen niye acele edersin
Ah canım kokun kaldı geride
başka bir şey koklayamaz oldum.

Keşke herşey rüya olsa
uyandığımda sen olsan
öpsem seni koklasam seni
canım benim canım benim.

FNT
18-01-2010, 15:32
Annem

İçimde bir sızı var
Göğsümde büyür anne
Koskoca bir şehirde
Yalnızım yine anne

Kavgalardan, küslüklerden
İki yüzlü dostluklardan
Yalanlardan, çalanlardan
Yoruldum artık anne

Bu şehir hüzün kokar
Kaybolmuş tüm sokaklar
Hepimiz yıldız gibi
Yalnızız yine anne

Şinasi Kula

ceozbay
06-02-2010, 00:01
"Memleket isterim"

Gök mavi, dal yesil, tarla sarı olsun;
Kuşlarin çiceklerin diyarı olsun.

Memleket isterim
Ne basta dert, ne gönülde hasret olsun;
Kardeş kavgasına bir nihayet olsun.

Memleket isterim
Ne zengin fakir, ne sen ben farkı olsun;
Kış günü herkesin evi barkı olsun.

Memleket isterim
Yasamak, sevmek gibi gönülden olsun;
Olursa bir sikâyet ölüm'den olsun.

Cahit Sitki TARANCI

FNT
26-03-2010, 21:39
Vatan Türküsü

İşte adû, karşıda hâzır-silah,
Arş yiğitler vatan imdâdına.
Arş ileri, arş bizimdir felah,
Arş yiğitler, vatan imdâdına!

Cümlemizin vâlidemizdir vatan,
Herkesi lûtfuyla odur besleyen;
Bastı adû göğsüne biz sağ iken,
Arş yiğitler, vatan imdâdına!

Şân-ı vatan, hıfz-ı bilâd û ibâd,
Etmededir süngünüze istinâd;
Milleti eyler misiniz nâ-murad,
Arş yiğitler, vatan imdâdına!

Rehberimiz gayret-i merdânedir,
Her taşımız bir nice bin cânedir;
Câne değil meyi bugün, şânedir,
Arş yiğitler, vatan imdâdına!

Yare nişandır tenine erlerin,
Mevt ise son rütbesidir askerin;
Altı da bir, üstü de birdir yerin
Arş yiğitler, vatan imdâdına.



Namık Kemal

FNT
26-03-2010, 21:41
Ave Meria

Rüzgar tersine esiyor... Niçin?
Eski günler geri mi gelecek?
Kımıldıyor kozasında böcek
Bildiği hayata doğmak için.

Neden içimize doldu vehim?
Ah ümit, ümit yollar boyunca
Düşünmez miydi akşam olunca
Hacer'in kollarında İbrahim

Ve gemisinde Kleopatra?
Neden yine kaynaştı havalar?
Saadet mi getiriyor rüzgar
Dolarak erguvan atlaslara?

Elimize değen kimin eli?
Kimdir bu muammalarla gelen?
O mu helezonlara yükselen,
Saba ellerinin en güzeli?

Sesler mi çözülüyor derinde,
Nedir durup dinlediklerimiz,
Şarkı mı söylüyor semiramis
Babil'in asma bahçelerinde?

Omzundan örtüler kaydı yere.
Kim bu, kim? alnımızdaki yazı:
Gözlerinde günahının hazzı
Gülüyor saz benizli bakire.


Orhan VELİ

ATTİLA HAN
29-03-2010, 22:57
Ah Ahh desem

Varmı bundan ötesi desem

Neyin ötesi

Aşkın tabiki

Niye ah çekersin o vakit

Çok geç geldi de ondan

Geçen zamanı geri almanın bir yolunu bulmalıyım

Buldum galiba

Her gün bir kere değil yüz kere sevmeliyim

Meğer ne açmış bizim gönül

Kana kana su içerdim

Kana kana sevmeye başladım

Yahu deseler ki

Şu an seni dünyaya yeniden getirelim

Kabul etmem imkansız

Ölümsüzlüğü verseler bana

Tercihimdir sevdiğimle

az vakit ölümlü olmaya
.

FNT
23-04-2010, 11:05
İnci Dakikaları

Sen bana yeni yılsın her dakika
Her dakika bir yaşıma daha giriyorum

Sen benim üstüne titrediğim güzel ve yeni
Saatim kadar saadetimin gözbebeği zamansın
Ben bin parçaya bölündüm her parçasında
Her parçasındayım kırkayak sesli boğuk arkadaşlığın
Çalkantısız Üniversitenin yalnızlığın ve ağlamanın
Erkek ağlar mı diyeceksin
Hayberin kapısı ağlar mı erkek ağlar mı
Ben yel gibi erkekler ağlar diyorum
Bir dakika ağlar yılbaşı dakikasında
Daha gözlerimin gerçek yaşları belirmeden
Ağlamak diye bir şey yoktur diye bir şey
Yüzme bilmeyen bir uyurgezer yüzer ya
Çürük ve havada asılı tahtalar üstünde
Hafif kedi ayaklarıyla yürür gerçekten yürür ya
Sen benim ağlamamı erkekliğime
Uyanan ölmeyen yenilenen
Azgın kışlar içinde keskin baharlar bulan
Seni bulan yeniden bulan tekrar tekrar bulan erkekliğime say

Bütün bir yıl bütün bir yaşama boyu
Gizli heybelere binbir gece eşyası doldurduğuma say

Ben otomobilleri böylesine yankısız sağır komam
Öyle bir isyan şiiri var ki ben onu yakalayacağım
Bu yunan şehrinin düzenini öper ve yalvarırım
Şehrin ölümünü yanlış anlama
Gözleri kör oldu doğrudur ama o kadar
Ve şehrin gözlerini geri verme dakikalarıdır bu yılgın çanlar

Senin odan gün ışığı en güzel müzik bana
Farklılıklar odası
Giden tren buharları içinde örümcek ağı
Sen güzel örümcek ağı yaşamakla yaşamamak
Doğduğumuz şüpheyle öldüğümüz şüphe arasına gerilmiş
Garip bulut farklı müzik güzel örümcek ağı

Ben bir yabancı buğunun kokusunu alıyorum
Bu kokuyu alıyorsam onulmaz kıskançlık yaramdandır
Benim garipliğime bakma benim kıskançlığıma bakma benim
İncilerin ilk gerçek ve yeni yorumunu bulur gibi oluyorum
Bu inciler denizlerin en karanlık noktalarında bile yoktur
Benim ak ve kara kayalar içinde bulduğum inciler
Bu inciler sen olmasan bende bile yoktur
Oldukları yerde bile



Sezai Karakoç

FNT
20-05-2010, 18:11
Kağıt Evler

Kağıt evler içinde
Ateş yakmak gibi ısınmak için
Sana gelmek böyle işte
Parçalanmak milyon kere.

O iğne sessizliği
Bir terzi ağzındaki
Sensiz olmak böyle işte
Niye böyle, niye?

Ah olmuyor
Ne yapsam olamıyor
Hep buzlu yolların
Yürünmüyor, yürünmüyor

Ve sen en yanlış kadın
Sende kalmak bile bile
Yüzünü çizmek gibi su üstüne
Adını anmak gizlice.

Kağıt evler içinde
Yanmış her şey düşler bile
Peki sen en yanlış kadın
Nasıl en çok sen acıttın?

Ah olmuyor
Ne yapsam olamıyor
Hep buzlu yolların
Dönülmüyor, dönülmüyor


Şarkı: Emre Aydın

FNT
24-05-2010, 23:51
Ağlatan Mutluluk

Çıksam şimdi güzelliğin gökyüzüne
Dolaşsam
Görsem bütün tanrısal sevgileri
Ölümsüzlüğün sofrasına bağdaş kursam
Ve anlatsam
Anlatsam o ağlatan mutluluğu
Bilmem inanır mı bana mavilikler

Suskun bir coşkunun doruklarında
Pürköpük ve rüzgarlı
Bir nehir kahkahasıydı gözyaşı

Vivaldi böyle dinlenirmiş meğer
Mutluluk bile sensiz çekilmezmiş
Ben ki yaşamı toprak bilmiştim
Nice tohumlar ekmiştim bunca yıl
Geç anladım
Aşkın tohumu sensiz ekilmezmiş

Sessizlik açarken zulüm bahçeleri
Gözlerinde bir anda dört mevsim
Her mevsimin güzelliğinde sen
Bunca ayrık ve diken içinden
Güle çıkmak işte budur desem
Bilmem inanır mı bana çiçekler

İçimde sayısız denizlerin şahlandığı
O günü tarihlesem şimdi
Irmak ırmak çizsem zamanın yüzüne
Adına sonsuzluk desem
Ve her saniyesini o sonsuzluğun
An be an şiirleştirmek istesem
Bilmem inanır mı bana sözcükler



Adnan Yücel

FNT
27-05-2010, 10:03
Ve sen en yanlış kadın
Sende kalmak bile bile
Yüzünü çizmek gibi su üstüne
Adını anmak gizlice.

FNT
30-05-2010, 11:24
Sükut-u Hayal

Ne başlayabildik doğru dürüst
Ne de bitirebildik
Ne vazgeçebildim, bilirsin beni
Ne de anlatabildim
Ah bu aşk iflah etmez beni
Onunsa umrumda değil
Biliyorum
Zaman sen diyorlar çaresi
Geç de nasıl geçersen geç bildiğin gibi

Ah şu gönlüm hiç kimseyi böyle sevmedi
Hiç kimseye böylesine yenilmedi
Ne yapsam ne söylesem de değişmedi
Ama al dedim, vur demedim ki

Ayakta hislerim dilimde düğümler
Söz geçmiyor ki kendime
Mecalim yok
Anlat diyorsun ya bendeki usul kıyameti
Hani birisi daha çok sever ya
Bizimkisi o misal
Meğer o vefasız çoktan gitmiş
Gel de anlat kendine
Gel de anlat ellere

Ah şu gönlüm hiç kimseyi böyle sevmedi
Hiç kimseye böylesine yenilmedi
Ne yapsam ne söylesem de değişmedi
Ama al dedim, vur demedim ki

Ah şu gönlüm hiç kimseyi böylesine sevmedi
Hiç kimseye böylesine yenilmedi
Ne yapsam ne söylesem de değişmedi
Ama al dedim, vur demedim ki

Ah şu gönlüm hiç kimseyi böyle sevmedi
Hiç kimseye böylesine yenilmedi
Ne yapsam ne söylesem de değişmedi
Al dedim al dedim, vur demedim ki

Kırılmış gururum hiç aman vermiyor
Ne söylese haklı işin aslı bende saklı


Söz - Müzik: Nev

FNT
01-06-2010, 10:30
http://img329.yukle.tc/images/2515filistinli.jpg (http://www.yukle.tc)

Ağla Bu Gece Filistin!!

Kimseye yakışmıyor sana yakıştığı kadar gözyaşları
Ve kimseden çıkmıyor direnişin çığlıkları
Boş ver ağla Filistin kader de ağla gece boyunca
Tan ağırıncaya dek
Ağla biz iman etmişiz bizim dostumuz da, ilahımız da tek

Ağla bu gece Filistin
Gözyaşınla yaz tarihini ve gözyaşınla besle mübarek neslini
Allah Resulünün Sahabesi timsali
Ağla ve ağlat bütün alemi
Filistin denince direniş, direniş denince Filistin gelsin akla ve silinmez olsun gözyaşının tarihi

Ağla bu gece Filistin:
Bu gecenin en garibi, en mahsunu sensin ağla ağla ki utansın ümmetin kızarmayan yüzü, ağla ağla ki kış olsun dünyanın yazı
Ağla Filistin gözyaşınla aleme ismini kazı
Ağla ve yürekler dağla, bu gece arşa ulaşsın hıçkırıkların
Duyulsun Alemlerin Rahmeti olan Habibe feryatların

Ağla Bu Gece Filistin:
Ağlayalım beraber gözyaşını sen dök toprağa ağıtını ben yazayım
Bırak mezarımı toprağında kazayım
Hicret edeceksem şayet bir gün bırak sana varayım, sana varayım ki şahadetin ne demek olduğunu, şerefli onurlu yaşamanın ve melek kanadında şahit olmanın ne demek olduğunu anlayayım

Ağla bu gece Filistin:
Bir bebek misali topraklarında beslenen Kudüs’ü ağlatma
Sen ağla, ben ağlayayım, ümmet ağlasın ama Habibim, Sahabe ve Selahattin’in kalbini sızlatma
Yürek ol Kudüs’e ninni ol, teselli ol Şehitler boşalırken, Rahmetle dol
Ağla Filistin ağla ki dünya bilsin sen kimsin?

Ağla bu gece Filistin;
Ağlamak yakışıyor sana, sen ağladıkça ağlasa da 7 kat sema,
Sen ağladıkça inlese de birkaç geda, Sen ağladıkça sızlasa da cüda,
Sen ağla ağla ki utansın cihatsız bırakarak bu dini lekeleyenler, ağla ki utansın İslam kutlasın ve taklitçiler,
Sen ağla ki kızarsın nurdan yoksun yüzler

Ağla bu gece Filistin;
İmandan yoksun Müslümanlar, cihaddan habersiz Müslümanlar duyarsız ve onursuz Müslümanlar var oldukça sen daha çok ağla
Boş ver kaderden öteye yol gitmez
Gözyaşıyla süsle sancağını, gözyaşınla yadet şühedanı
Gözyaşlarınla karşıla Alemlerin Sultanını

Ağla ağla ki Alem bilsin Sen Kimsin?

Gözyaşı ve Çile İmparatorluğu Filistin!

Ey Peygamber Diyarı! Çekilen çilen carsa yoldaş olayım

Bu gece ağla ağla ki beraber ağlayalım…

FNT
01-06-2010, 17:41
Öyle sabah uyanır uyanmaz yataktan fırlama
Yarım saat erkene kurulsun saatin.
Kedi gibi gerin, ohh ne güzel yine uyandım diye sevin..
Pencerini aç, yağmur da olsa, fırtına da olsa nefes al derin derin...
Yüzüne su çarpma, adamakıllı yıka yüzünü serin serin...
Geceden hazır olsun, yarın ne giyeceğin.
Ona harcayacağın vakitte bir dilim ekmek kızart,
Çek kızarmış ekmek kokusunu içine,
Bak güzelim kahvaltının keyfine.
Ayakkabıların boyalı olsun, kokun mis,
Önce sana güzel gelsin aynadaki siluetin..
Çık evinden neşeyle, karşına ilk çıkana gülümse, aydınlık bir gün dile.
Sonra koş git işine, dünden, önceki günden,
Hatta daha da eskiden yarım ne kadar işin varsa hepsini tamamla,
Ohhh şöyle bir hafifle
Bir güzel kahve ısmarla kendine,
seni mutlu eden sesi duymak için "alo "de
Hiç işin olmasada öğle üzeri dışarı çık
Yağmur varsa ıslan, güneş varsa ısın, hatta üşü hava soğuksa....
Yürü, yürürken sağa sola bak, öylesine değil, görerek bak
Çiçek görürsen kokla ,köpek görürsen okşa ,
çocuk görürsen yanağından makas al.
Sonra,şöyle bir düşün, kimler sana yol açtı,
sen çok dar da iken kimler seni ferahlattı,
hani kapını kimsenin çalmadığı günlerde kimler kapını tıklattı?
Ne kadar uzun zamandır aramadın onları değil mi?
Hadi hemen uğrayabilirsen uğra, arayabilirsen ara
Hatırlarını sor, öyle laf olsun diye değil, kucaklar gibi sor..
Bu sadece onların değil, senin de yüreğini ısıtacak,
yüzünde güller açtıracak.

Günün güzeldi değil mi? Akşamın da güzel olsun..
Yemeğin ne olursa olsun, masanda illaki kumaş örtü olsun..
Saklama tabakları, bardakları misafire
Sizden ala misafir mi var bu dünyada
Ailecek kurulun sofraya, öyle acele acele değil,
vazife yapar gibi hiç değil,
Şöyle keyife keyif katar gibi, lezzete lezzet katar gibi,
eksik bıraktıklarını tamamlar gibi tadına var akşamının..
Gece evinde, dostların olsun
Sohbetin yemeğin, kahkahan olsun..

Arkadaşım,
hayat bu daha ne olsun?
Ama en önce ve illa ki sağlık olsun!


Can Yücel

SİRİUS
01-06-2010, 21:47
BEŞ BİN KİŞİYİZ BURADA

Beş bin kişiyiz burada
kentin bu küçük parçasında.
Beş bin kişiyiz.
Ne kadar olacağız bilemem
kentlerde ve tüm ülkede?
Burada yapayalnız
on bin el, tohum eken
ve fabrikaları çalıştıran.
İnsanlığın ne kadarı
açlıkla, soğukla, korkuyla, acıyla,
baskıyla, terör ve cinnetle karşı karşıya?
Yitip gitti aramızdan altısı
karıştı yıldızlara.
Biri öldü, diğerini vurdular asla inanmazdım
bir insanın bir başkasına böyle vuracağına.
Öbür dördü sona erdirmek istedi bu dehşeti
biri boşluğa attı kendini,
diğeri vuruyordu başını duvarlara
ama ölümün işareti var hepsinin bakışlarında.
Nasıl dehşet saçıyor faşizmin yüzü!
Kusursuz bir kesinlikle yürütüyorlar planlarını.
Hiçbir şey umurlarında değil.
Onlar için kan madalyadır,
kıyım kahramanlık gösterisi.
Tanrım, senin yarattığın dünya bu mu,
çalışıp hayran kaldığın yedi günlük emek bu mu?
Dört duvar arasında tükeniyor ömürler
sanki hiç geçmiyor,
yakarı yalnızca ölümün bir an önce gelmesi için.
Ama birdenbire içim sızlıyor
ve görüyorum bu akışı yürek vurusu olmadan,
yalnızca makinelerin nabzıyla
ve ortaya çıkıyor askerlerin ebelerinin yüzlerinin
yalancı tatlılığı.
Ya Meksika, ya Küba ve tüm dünya
ağlıyorlar bu alçaklık karşısında!
On bir el buradayız
üretmekten yoksun bırakılmış.
Ne kadarız hepimiz tüm ülkede?
Başkanımızın kanı, yoldaşımızın,
Daha güçlü vuracak bombalar ve makineli tüfeklerden!
İşte böyle vuracak bizim yumruğumuz da yeniden!

Ne zor şarkı söylemek
dehşetin şarkısı olunca.
Dehşetti yaşadığım,
ölümüm dehşetti.
Gördüğüm kendimdi oncasının arasında
ve oncasının sonsuzluk anı içinde
sessizliğin ve çığlıkların
ezgileridir şarkımın noktalandığı.
Hiç görmemiştim böylesini
Hissetmiş ve hissetmekte olduğum
Yeni bir tohumun doğumu olacak bu...



Şili Stadyumu, Eylül 1973

Victor JARA



NOT:
şili li öğretmendi.
aynı zamanda gitar çalıyordu.muhalif inti illimani 'nin sanat danışmanıydı.11 eylul 1973 sabahı üniversitede bir konsere giderken, elinde gitarıyla gözaltına alındı. askerler darbeyle yönetime el koymuştu.victor jara da, silah zoruyla evlerinden alınıp santiago 'daki bir stadyuma toplananların arasına kondu.
stadyumda beklerken, gitarını çıkarıp venseremos u (kazanacağız) çalmaya başladı.
şili de sosyalistlerinin marşıydı bu...
biraz sonra marş stadyuma doldurulan 5 bin kişilik tutuklular tarafından bağıra bağıra söylenmeye başlandı.
jara götürülüp dövüldü.
dipçikle parmakları kırıldı. o da ıslıkla çalarak söylemeye devam etti, ancak dili ve bilekleri kesilerek susturulabildi.
ardından da kurşuna dizildi.

FNT
27-06-2010, 19:41
Kadın

Kalıp değil bir fikir...
Elmas sorguçlu fakir;
Açıkta sırrı bakir;
Kadın...

Çölde kaçan bir serap;
Yönü kementli mihrap...
Madeni som ıstırap;
Kadın...

Dipsiz hasrete tuzak;
En yakınken en uzak...
Tadı zehrinde erzak;
Kadın...

Bir işaret, bir misal;
Ayrılık remzi visal...
Allah'a yol bir timsal;
Kadın...



Necip Fazıl Kısakürek

FNT
27-06-2010, 19:44
Kadın

Kadından kendisinde olmayanı isteriz;
Hasret yerinde kalır ve biz çekip gideriz...

Necip Fazıl Kısakürek

FNT
24-08-2010, 23:54
Kadın

Kalıp değil bir fikir...
Elmas sorguçlu fakir;
Açıkta sırrı bakir;
Kadın...

Çölde kaçan bir serap;
Yönü kementli mihrap...
Madeni som ıstırap;
Kadın...

Dipsiz hasrete tuzak;
En yakınken en uzak...
Tadı zehrinde erzak;
Kadın...

Bir işaret, bir misal;
Ayrılık remzi visal...
Allah'a yol bir timsal;
Kadın...


Necip Fazıl Kısakürek

FNT
26-08-2010, 21:23
Demedi Deme

Korkuyorum belki yarın geç olur
Geleceksen bir gün önce gelsene.
Yaralıya yol gözlemek güç olur
Geleceksen bir gün önce gelsene.

Kar yağar, çığ düşer yollar açılmaz.
Seller iner derelerden geçilmez
Senet yoktur ömre vade biçilmez
Geleceksen bir gün önce gelsene.

Can kuşu kafeste durmaz demişler
Kaçan kuş kafese girmez demişler
Son pişmanlık fayda vermez demişler
Geleceksen bir gün önce gelsene.



Abdurrahim Karakoç

FNT
16-09-2010, 21:10
Kadın


Kimi der ki kadın
Uzun kış gecelerinde yatmak içindir.
Kimi der ki kadın
Yeşil bir harman yerinde
Dokuz zilli köçek gibi oynatmak içindir.
Kimi der ki ayalimdir,
Boynumda taşığıdım vebalimdir.
Kimi der ki hamur yoğuran,
Kimi der ki çocuk doğuran,
Ne o, ne bu, ne döşek, ne köçek, ne ayal, ne vebal.
O benim kollarım, bacaklarım, başımdır.
Yavrum, annem, karım, kızkardeşim, hayat arkadaşımdır.

Nazım Hikmet

FNT
16-10-2010, 20:31
Koku ve Ses

Hayatımız boyunca duyduğunuz bütün sesler arasında en
az tanıdığımız,daha doğrusu hiç tanımadığımız tek ses,
kendi sesimizdir. Başka sesler bize birçok şeyi hatırlattığı
halde kendi sesimiz bize hiçbir şey hatırlatmaz. Sesimiz,
hafızamızda tek bir ışık bile yakmaz.

Kendi sesimiz bize yabancıdır
Kendi kokumuzu da alamayız.
Kokumuz da yabancıdır bize.

Bu kadar yakın olup da sesine ve kokusuna yabancı
olduğumuz tek insan kendimiziz. Belki de bu yüzden
kendimizi tanımayız. Belki de bu yüzden bir başka insanın
sesine ve kokusuna bu kadar çok ihtiyaç duyuyoruz. Belki
de bu yüzden aşık oluyoruz. Belki de, bir başkasının sesini
ve kokusunu kendi sesimizin ve kokumuzun yerine
koymaya, bir başkasının sesini ve kokusunu bir parçamız
gibi hissetmeye aşk diyoruz. Belki de, sevdiğimiz insanın
sesine doğru akıp gitmemiz, aslında kendimize doğru
yaptığımız bir yolculuk.

Kendi sesimize ve kokumuza hafızamızda yer yok.
Biz kendimize yabancıyız.
O yüzden başkalarının sesiyle sevinip, başkalarının sesiyle
acı duyuyoruz.
Aşkı aramak, hep kendi sesimizi, kendi kokumuzu aramak
belki.
Hafızamızda bizi dolaştıracak bir kılavuzu bulmaya
çalışmak.
Terkedildiğimizde duyduğumuz acı, bir parçamızı
kaybetmekten.
Terkettiğimizde ardımızda bıraktığımız keder, terkettiğimiz
insanın sesini ve kokusunu kendimizle birlikte götürerek
geride bıraktığmız boşluktan.

Aşkı yaşarken bunu hiç bitmeyeceğini sanmamız, bize
bağışlanan büyük yanılgı sonucu, aşık olduğumuz insanın
sesini ve kokusunu kendi parçamız sanmamızdan.

Sesler ve kokular olmasa geçmişimiz olmazdı.
Sesler ve kokular olmasa aşklar olmazdı.
Sesler ve kokular olmasa acılar ve sevinçler olmazdı.

Aşk kendimizin sandığımız bir sesin ve kokunun aslında
bize ait olmadığını, bir başkasının sesi ve kokusu olduğunu
anladığımız zaman bitiyor. Yanıldığımız sürece aşığız biz.

Seslerini kokularını istediklerimizin, vücutlarını da
isteyeceğiz. Seni seviyorum dediğimizde, sen benim sesim
ve kokumsun demek isteyeceğiz. Kendi hafızamızda
başkalarının sesleri ve kokularını kılavuz yapıp
dolaşabileceğiz ancak. Kendi geçmişimize ancak
başkalarıyla ulaşabileceğiz.

Aşk tanrısı, dünyayı yanılın emriyle yaratacak.
Hep yanılacağız.
Hep yanılıp yanıldığımız için hep acı çekeceğiz.
Ama sevinçlerimizi de bu yanılgıya borçlu olacağız.
Yanıldığımız sürece seveceğiz.
Sonra yanıldığımızı anlayacağız.
Ve gidip yeniden yanılacağız



Ahmet Altan

Halil64
21-10-2010, 10:33
Kadın Bacakları


Her kadının bastığı yerde sanki kalbim var
Kalbim ki zevk alır ezilişinden
Ömrümüzün geçtiği yolda bana sorsalar
Gidiyorum bir kadın bacağının peşinden

Bir kadının, içinden ağlayışı, gülüşü
Gözlerinden ziyade bacaklarına yakın
Bir lisandır onların duruşu, bükülüşü
Kadınlar, onlar varken konuşmayınız sakın

ince sütunlardaki ilahi güzelliğe
Bacakların ruhudur şekil veren, diyorum
Bacakları bir kalın örtüde saklı diye
Mermerde kalbi çarpan Venüs'ü sevmiyorum

Boynuma doladığım güzel putu görseler
insanlar öğrenirdi neye tapacağını
Kör olsam da açılır gözüm ona sürseler
isa'nın eli diye, bir kadın bacağını

Necip Fazıl Kısakürek

ASPİRİN
21-10-2010, 11:05
Herşey İnanmakla Başlar… Bana İnan

Her şey inanmakla başlar…
İnanmadığın bir savaşı kazanamazsın
İnanmadığın bir maçı alamazsın
İnanmadığın bir ilişkiyi sürdüremez
İnanmadığın bir yuvayı kurtaramazsın…
İnanmadığın bir hareketin taraftarı olmaz
İnanmadığın bir insanın arkasından yürüyemezsin…
İnanmadığın insanla arkadaşlık kurmaz
İnanmadığın yerlerde yatırım yapamazsın…
Her şey inanmakla başlar…
İnanırsan yaparsın…

İster insana, ister mekâna, ister memleketine, ister zamana;
Nereye yatırım yapacaksan yap,
Önce inanacaksın…
Çünkü; inanmazsan inandıramazsın.

Her şey inanmakla başlar…
Bu cümleyi çok duymuş ve de çok kullanmış olabilirsin…
Şimdi onu sözden eyleme geçirmenin zamanının geldiğine inanacaksın.
İNANIRSAN başına gelen hastalıkla mücadele eder;
Bırakamıyorum dediğin alkol uyuşturucu belasından sen de kurtulursun.

Oku tarihi; tüm başarıların altında
İnanmak yatar…
Ve her şey önce kendine inanmanla başlar
İnanırsan Haliç’e gemileri karadan da indirebilirsin Fatih gibi
İnanırsan en zenci yanınla yepyeni bir Afrika çıkarabilirsin Mandela gibi
İnanırsan dünya seni anlamaya çalışır Gandi gibi
İnanırsan koskoca bir tarih yazarsın Çanakkale gibi
İnanırsan tarih de seni yazar Mecnun gibi, Kerem gibi,

Sen kendi savaşına inanacaksın,
Benden bir şey olmaz demeyeceksin…
Birini ya da bir şeyi öldürmeye inanırsan onu öldürürsün
Birini ya da bir şeyi yaşatmaya inanırsan onu da yaşatırsın
Çünkü; sende tüm kötülüklerin mayası var Kabil gibi
Çünkü; sende tüm iyiliklerin mayası var Habil gibi…

Ne demiştik; Her şey inanmakla başlar.
Gün senin, hayat senin,
UNUTMA Kİ;
Sevmek de ölmekle başlar...

Bedirhan Gökçe

Halil64
21-10-2010, 16:14
[B]Herşey İnanmakla Başlar


İnanmak başarmanın yarısıdır, Aspirin hocam. :)

utkuran
06-12-2010, 23:53
Cemil Meriç’ten Lamia Hanım’a

Ben Ezeli Bir Mağlubum…

Mektuplarını üzülerek okudum. Sen ki son liman, son ümit, son dost, ilk ve son sevgilisin. Sen ki yıldızım, sen ki annem, sen ki çocuğumsun… Acılarımla hırçınlaştığına üzüldüm. Istıraplarım çok mu çirkin, çok mu çocukça? Onları senden mi gizleyeceğim?

Sahneye maskeyle çıkmak! Ben aktör değilim. Sesinin tonunda minnacık bir soğuyuş hissettiğim an yokum. Acılarımın kaynağı sensin, evet ama hayatımın kaynağı da sensin, senin için ve seninle yaşıyorum. Sen uçuruma yuvarlanırken tutunulan dal, sen vaha, sen bütün hayal kırıklıklarımın dudaklarında ümitleştiği kadın. …

Sen bütün kitaplardan daha derinsin, sana yazdığım mektuplardan utanıyorum, kendi kendini oku. … BİLİYORUM Kİ BENİMSİN Ve gece bir deniz kızı gibiydi. Şarkılarla başladı yıldız yıldız; köpük köpük. Kah bir çöl rüzgarı gibi yakıcı, kah bir çöl gecesi kadar serin. Hangi beste sözün musikisiyle, sözün füsunuyla boy ölçüşebilir. Kelime kanattır, kelime buse. Ve gece bir deniz kızı gibi başladı. Harikulade gözleri vardı gecenin.

Ve saçları bir kucak alevdiler ve dudaklarında bütün yaraları kapayan, bütün zilletlerin hatırasını silen bir iksir. … Salzburg tuzlalarına atılan kuru dallar, bir zaman sonra bir kristal hevengi olarak çıkartılırmış; artık dal kaybolurmuş, gözleri kamaşırmış insanın. Kainatta farkına vardığımız her yeni güzellik, bizi hayrete düşüren bir keşif olup çıkar. Aa, deriz, tıpkı onun sesi, tıpkı onun bakışı, tıpkı onun kahkahası. Kristalizasyon yüzünden günün birinde kendi yarattığımız bir hayale aşık olduğumuzu, hayretler içinde görürüz. Tecrübe güvensizlik yaratır.

Gittikçe kristalizasyon kabiliyetimiz azalır. Aşkın hazları, ilham ettiği korkular ölçüsünde büyüktür. … Yalnız seninim. Ve yalnız beni düşündüğün müddetçe aşkımızın ömrü ebedidir. Büyüyü ancak ihanetin bozar. Manevi ihanetin. Bir an için gözbebeklerinde raksedecek herhangi bir yabancı hayal, o zaman bu rüya bir kabusa döner ve bir uçurumun kıyısında uyanırsın. … MEKTUPLARIN BÜYÜLÜ BİR AYNA Karanlıklardayım. Ve cinnetin sesi yüzümü kamçılıyor; bir baykuş kahkahası, bir kobra ıslığı…

Karanlıklardayım. Zindanımı aydınlatan tek ışık cıvıltılarınızdı. Yıldızım benim. Ve uzaklardasınız. … Çöldeki kumlar gibi susuzum, canım benim, çatlayan topraklar gibi susuzum. Ve mektupların nisan yağmuru. Hind’in turnaları gökkubbeden dökülen damlaları toprağa düşmeden içerlermiş. Kelimeler alnımı, ruhumu serinleten birer buse. Onları senin ellerin yazmış, güzel ellerin. Bir afyonkeş gibi akşamı bekliyorum. Postacı geç uğruyor.. Bu acılar saadetin gölgesi, bu acılar vuslatın dikenli yolu. Bu acılar araf. … Arzın bütün mevsimleri vardı mektuplarında, göğün bütün ışıkları vardı.

Şimdi yıldız yıldızdı kelimeler, şimdi şimşek şimşek. Arada gök kararıyordu. Sonra vuslat gibi güzel bir fecir. Mektupların fırtınayla doluydu, meltemle doluydu, lema ile doluydu, yani Lamia’mla doluydu. Kuşlar tarlada mı şakıyorlardı, içimde mi? … Merhaba canım benim. Sen aşkın bütün hazinelerini büyük bir titizlikle fatihine saklayan gerçek kadın. Yalnız kelimelerin değil, rüyaların bile bakir. … Rüyalarını ver bana, kendini değil. Olmak istediğin gibi görün, olduğun gibi değil. …

FNT
17-01-2011, 00:11
Yöneticilere altın kurallar
Altı bin kişilik Alarko Şirketler Topluluğu'nu İshak Alaton'la birlikte dünyada söz sahibi konuma getiren Alarko Şirketler Topluluğu Eş Başkanı Üzeyir Garih, geliştirdiği kendine has yönetim tarzları ve insan kaynaklarına verdiği değer ile Alarko Holding'in başarılarının altındaki en büyük etken oldu.

Üzeyir Garih için insan ilişkileri ve insan kaynakları çok önemliydi.
İnsanların sosyal niteliklerine bakmadan herkese karşı saygılı ve ölçülü davranışlarıyla bilinen Garih, bilgisini genç yöneticilere aktarmaktan bıkmadan, her zaman onlara yol gösterici olmuştur. Özellikle yönetim, organizasyon ve ekonomi ile ilgili Üzeyir Garih'in yazıları birçok yöneticinin başvurduğu kaynaklar arasında yer aldı. 25 Ağustos günü Eyüp Mezarlığı'nda öldürülen Üzeyir Garih'in yönetici ve yönetici adayları için kaleme aldığı yazılarından bazı bölümler sunuyoruz.
GARİH'TEN YÖNETİCİLERE TAVSİYELER
* Altınızdakilerle konuşurken ses tonunuzu yükseltmeyiniz. Bu onları tedirgin eder, sizinle tartışma zeminini yok eder. Sonuçta yanlış karar alma olasılığınızı artırır.
* Münakaşaları uzatmayınız. İkna olamadığınız veya edemediğiniz hallerde, görüşmeyi erteleyiniz.
* Kızma hakkınızı, karşınızdaki bu hakkını kullanmasını müteakip derhal uygulamayınız. Kızma hakkı, soğuk yenmesi gereken bir yemektir. Aksi halde durum kavgaya dönüşür.
* Taltifi aleni, cezalandırma veya haklı dahi olsa tenkidi, ilgili ile teke tek yapınız.
Gülümseyiniz, gülünüz ve muhatabınızı gülümsemeye ve gülmeye teşvik ediniz.
Selamlamayı ve mümkünse el sıkmayı ihmal etmeyiniz. Kimseyi görmezlikten gelmeyiniz.
* Karşınızdakine hakkını her durumda teslim ediniz.
* Yanlış bir hareketiniz olursa, duruma göre gerekirse aleni özür dilemekten çekinmeyiniz. Bu sizi yüceltir.
* Aşırıya kaçmadan ve istihza izlenimi vermeden karşınızdakine zaman zaman kompliman (iltifat) yapmaktan geri durmayınız. Sempatiyi artırır.
* Her gelen mektup ve yazıya bekletmeden aldığınızı belirten bir cevabı mutlaka ve derhal yazınız. Ciddiyetinizin bir ifadesidir.
* Lüzumsuz münakaşalardan sakınınız ve bunlardan kaçınınız. Zaman ve prestij kaybetmeyiniz.
* Muhatabınızla karşılıklı olarak birbirinizi ikna edemiyorsanız, ısrar etmeyiniz. Güvendiğiniz uzman bir danışmanla istişare ediniz.
* Uzmanı olmadığınız konularda kesinlikle ısrarcı olmayınız. Mümkünse bu konularda dinleyici olmayı yeğleyiniz.
* Karşınızdakini durum ne olursa olsun hele alenen aşağılamayınız.
* Bir konunun size izahı halinde, konuyu anlamış olsanız bile karşınızdakinin sözünü kesmeyiniz. En kötü halde o sırada zihnen başka bir sorununuza çözüm arayın. Muhatabınızın içini boşaltmasına izin veriniz.
* Kesinlikle astlarınıza talimat vermeyiniz. Gerekçeli kararlarını talep ederken aynen tashihen veya tadilen, görüşerek onaylamaya çalışınız veya reddediniz.
* Muhatabınızı huzura kavuşturmaya gayret ediniz. Oturma şeklini örnek olarak rahatlatınız.
* Birini karşılarken ayağa kalkıp rahat bir köşeye karşılıklı oturtmaya bakınız. Masanız başında büyüklük taslar durumdan kaçınınız.
* Muhatabınızı biliyor iseniz karakterine ve eğilimlerine uygun şekilde motive etmeye çalışınız.
* Konuşma arasına konuya uyumlu bir fıkra anlatmak durumu yumuşatır. Kişiye dokunacak veya kaba esprili nükte ve anekdotlardan kaçınınız.
* Psikolojik davranıp, karşınızdakinin görüşmeden, sonuç ne olursa olsun rencide olmadan memnun ayrılmasını sağlamaya bakınız.
* Nihayet, dış görünümünüze dikkat ediniz. Görünüm bir oranda şahsiyeti belirler

FNT
17-01-2011, 00:20
HİPNOZ
Gözkapakların
ağırlaşıyor...
ağırlaşıyor...
ağırlaşıyor...

Hipnoz altındaki kişilerin kendi ismini unuttuğu, her şeyi siyah beyaz gördüğü, çocukluğuna geri döndüğü iddiaları bilimsel çevrelerde kuşkuyla karşılanıyor. Şimdi bilim adamları hipnoz durumunun ne kadarının gerçek, ne kadarının öykünme olduğunu araştırıyor.
Yıl 1970. Yer İngiltere'nin kuzeyinde bir televizyon stüdyosu. Amerikalı ünlü sihirbaz ''Muhteşem Kreskin'', namı diğer George Kresge , 22 yaşındaki bir öğrenciyi sahnede uyutmaya çalışıyor.
Kresge önce herkesin bildiği nakarata başlıyor.''Şimdi dikkatle beni dinle. Gözkapakların ağırlaşıyor...ağırlaşıyor...'' Gönüllü istenilen kıvama gelince sıra telkinlere geliyor. Hipnoz altındaki gönüllü bir süre sonra sanki elleri arkasından bağlıymış gibi sandalyesinden yuvarlanıyor. Salondakiler gencin dünyadan tuhaf bir şekilde koptuğunu ve trans haline geçtiğini söylüyor.
Aradan 28 yıl geçiyor. Graham Wagstaff adındaki bu öğrenci Liverpool Üniversitesi'nde psikoloji eğitimini tamamladıktan sonra uzmanlık dalı olarak hipnozu seçiyor. Wagstaff bugün hipnoz konusunda dünyanın en yetkin isimlerinden biri.
Wagstaff, yaklaşık 20 yıldır hipnozun günlük yaşamda sıkça görülen etkilenme ve telkin altında kalabilme yeteneği olduğunu savunuyor. Etkilenmenin dozu yetkili bir kişinin ikna yeteneğine ve etkilenen kişinin hayal gücüne bağlı olarak değişiyor. Sahnede olduğu gibi hipnoz kliniklerinde de benzer olaylar yaşanıyor. Hipnotizmacının bir iki sözü üzerine hipnoz altındaki kişi renk körü olduğunu, kollarını kıpırdatamadığını veya 5 yaşına döndüğünü ifade ediyor. Katı nesneler görünmez oabiliyor veya koyu renk mürekkep ile yazılmış okunaklı yazılar okunamaz hale geliyor. Ve hipnoz altındaki kişi adı dahil pek çok şeyi unuttuğunu iddia ediyor. Wagstaff'a göre ''Bütün bunlar deneğin rol yapma yeteneğine bağlı düzmece davranışlar. Ayrıca bu tuhaflıkları trans haline geçme gibi egzotik göndermelerle açıklamaya çalışmak gereksiz.''

Resmi Teori
Ne var ki hipnoz konusunda herkes Wagstaff gibi düşünmüyor. '' Resmi teorisyenler olarak tanınan bir grup hipnoza yürekten inanıyor. Bunlara göre hipnoz, trans olarak adlandırılabilecek yoğun konsantrasyon durumuna yol açabiliyor. Trans durumunda insanlar beyinlerini alışılmışın dışında kullanabiliyor; kontrollu bir şekilde halüsinasyon görüyor ve acı gibi duygulardan kendini arındırabiliyor. Bu görüşü destekleyen akademisyen ve araştırmacılar hipnoza inanmayan grubu ikna edebilmek için yıllardır çaba harcıyor.
Hipnozun bir öykünme ve sıradan bir telkin altında kalabilme yeteneği olduğu savına şiddetle karşı çıkanların başında Stanford Üniversitesi nöropsikoloji bilimdalı öğretim üyesi David Spiegel geliyor. Resmi teorisyenlerin en büyük amacı, hipnozun ''karanlık bir odada sarkaç gibi sallandırılan bir cep saati yardımıyla adam uyutma yöntemi'' olarak algılanmasına son vermek. Son yıllarda hipnoz konusunda yapılan deneylerde, ileri teknoloji ürünü tıbbi cihazlardan yararlanılıyor. Hipnoz altındaki deneklerin beyin faaliyetleri beyin tarayıcıları veya kafatasına bağlı elektrotlar ile izleniyor ve ölçülüyor.
Spiegel ve çalışma arkadaşlarının Harvard Üniversitesi'nden görüntü uzmanları ile birlikte sürdürdüğü çalışmalarda, pozitron emisyon tomografisi (PET tarama) yardımıyla hipnoza bağlı olarak ortaya çıkan kan dolaşımı değişiklikleri saptandı. ''Bu değişiklikler bizi heyecanlandırıyor'' diye konuşan Harvard'lı görüntü uzmanı William Thomson, ''Ancak bu sonuçların ne anlama geldiğini anlamak için önce tüm verilerin incelenmesi gerekiyor'' diyor.
Kral çıplak mı değil mi?
Hipnoz uzmanlarının, görüşleri ne olursa olsun, üzerinde anlaştıkları tek bir nokta var: Herkes hipnotize edilemez ve hipnotize edilebilenlerin de ancak beşte biri hipnoza duyarlıdır. İşte bilim adamları bu özel kişilerde gözledikleri hipnoz durumunun gerçek mi yoksa düzmece mi olduğunu araştırıyor.
Harvard ekibinin yürüttüğü bir araştırmada, hipnotize edilen denekler PET'e bağlandı ve bilgisayar ekranındaki görüntüleri renk açısından değerlendirmeleri istendi. Bilim adamlarının amacı, iddia edildiği gibi hipnoz altındaki kişilerin renk körü olup olmadıklarını araştırmaktı.
Araştırma sonuçlarından çıkartılan ön bilgilere göre, renk körü olduklarını iddia eden gruptakilerin beyinlerinde, korteks tabakasının üzerindeki renk merkezinde, kan dolaşımında gözle görülür değişiklikler meydana geldi. Spiegel bu sonuçtan hareketle, renkleri olduğu gibi algıladığı halde, her şeyi siyah beyaz gördüğünü iddia eden bir kişinin beyninde bu değişikliklerin meydana gelmesinin olanaksız olduğuna dikkat çekiyor.

Teknik, Algıyı Değiştiriyor
Benzer bir çalışma Kanada'da Montreal Üniversitesi'nde yapıldı. Pierre Rainville , Catherine Busnell ve çalışma arkadaşlarının gerçekleştirdiği çalışmada, PET yardımıyla hipnoz ile ağrı kontrolu arasındaki ilişki araştırıldı. Sonuçları geçen yıl Science dergisinde yayınlanan araştırma hipnoza duyarlı 8 kişi üzerinde yürütüldü. Hipnoz altındaki gönüllülerden, can yakacak kadar sıcak bir suya ellerini daldırmaları istendi. Daha sonra deneklere, suyun olduğundan daha sıcak ya da daha soğuk olduğu yolunda telkinlerde bulunuldu.
Tüm denekler hipnotizmacının telkinleri ile aynı doğrultuda algılarının gerçekten değiştiğini ifade ettiler. PET taramalarını değerlerdiren araştırmacılar, deneklerin rol yapmalarının mümkün olmadığını, çünkü beynin anterior cingulate adı verilen kısmında önemli değişikliklerin meydana geldiğini kaydettiler. Hipnotizmacının su sıcaklığının acı verecek dereceye çıktığını söylemesi, söz konusu bölgedeki kan dolaşımını hızlandırıyordu.
Anterior cingulate'ın başlıca görevlerinden biri beynin algılama ve düşünmeye bağlı olarak ürettiği duygusal kayıtların dozunu ayarlamaktır. Bilim adamları hipnoz altındaki kişilerin anterior cingulate bölgelerindeki kan dolaşımındaki değişikliklerin PET taramalarında açıkça görüldüğünü belirttiler.

Gerçeği Algılama
Beyin görüntüleme teknikleri, hipnoz altındaki kişilerin gerçeği yansıtıp yansıtmadıklarını ortaya çıkartan tek yöntem değil. Hipnotize edilmeleri mümkün olmayan kişilerin hipnoz altındaymış gib i düzmece davranışlar sergilediklerini ortaya çıkartan Connecticut Üniversitesi'nden Irving Kirsch ve arkadaşları, ''gerçek'' ile ''simülatör'' arasındaki farkı ortaya çıkartan bir yöntem geliştirdiler. Deneyde, bir hipnotizmacının teybe alınan sesi deneklere iki kez dinletildi. İlkinde denek, teypteki sesi araştırmacıyla beraber dinlerken, ikincisinde yalnız bırakıldı. Bu iki süreç de gizlice filme alındı.
Simülatörler, araştırmacı ile birlikte iken hipnotizmacının buyruklarına normalin üzerinde bir uyum gösterirken, yalnız olduklarını sandıkları durumda buyrukları ''geçiştirdiler.'' Oysa gerçek hipnoz altındakilerin tepkisi iki durumda da birbirinin aynısı idi. Deneyin sonucunda film çekimlerini inceleyen Kirsch, hipnoz altındaki kişilerin, hipnoz altındaymış görüntüsü verenlerden kolayca ayrıldığını ileri sürüyor.
Ne var ki bazı kişilerin gerçekten hipnotize edilebileceğini kabul etmek, trans durumunu kabul etmekle aynı şey değil. Gerçek hipnotik durum ile trans durumu arasında fark olup olmadığı da ayrı bir tartışma konusu. Kirsch ve ekibi arada bir fark olmadığını söylerken, resmi teorisyenler fark olduğunu ileri sürüyor. Bu iki grubun uyuşamadığı en önemli konu trans durumunun tanımı.
Bilim adamları transın tanımında zorlanıyor. Pek çoğu hipnoz sırasında beynin ''içine döndüğü''nü ve dış dünya ile tüm bağlantıların koptuğunu ileri sürüyor. Beyin bu durumda hayal ürünü olan nesneleri gerçek olarak algılıyabiliyor. Rainville trans hakkında şunları söylüyor:''Bilinç, hipnoz sırasında dış dünyaya ilişkin duyguların denetiminden çıkarak tümüyle telkinlerin güdümü altına girer.''
Londra Imperial College Scholl'un Tıp Fakültesi'nden nöropsikolog John Gruzelier ve çalışma arkadaşları elektrotlar ve psikolojik testler yardımıyla trans durumuna açıklık getirmeye çalışıyor. Gruzelier'in elde ettiği sonuçlar zihinsel odaklamanın önemini doğruluyor. Hipnoz seansının başında nakarat bölümünde, insanların kendilerini dış dünyadan soyutlayıp, tümüyle hipnotizmacının sesine kilitlenmeleri gerekiyor. Kolay ipnotize olan insanlar, kendilerini şartlayarak rahatsız edici sesleri duymayabiliyorlar.

Hepsi yanılgı mı?
Anc ak Gruzelier için bu yeterli değil. Aynı zamanda insanların kendilerini rahat bırakabilme yeteneğine da sahip olmaları gerekiyor. Gruzelier'e göre hipnotizmacı yorgunluk ve ağır gözkapaklarından söz etmeye başlar başlamaz denek frontal loptaki devreleri gevşetebilmeli. Gruzelier'in çalışmaları bir başka gerçeği daha su yüzüne çıkartıyor. Hipnoz, frontal loptaki sözel yetenek merkezini de bozuyor.
Başta Wagstaff olmak üzere hipnoza inanmayanlar bütün bu değerlendirmeleri yanılgı olarak görüp, tüm iddiaları çürütebileceklerini söylüyor. Wagstaff'a göre beyin taramalarında gözlenen farklılıklar, trans durumundan değil, yoğun konsantrasyon ve gevşemeye bağlı sıradan zihinsel ve fiziksel değişikliklerden kaynaklanıyor.
Bu durumda kralın gerçekten çıplak olup olmadığı konusunda kimse kesin bir yargıya varamıyor. 1840'da hipnoz sözcüğünün icadından bu yana tartışmaların ardı arkasının kesilmemesi bunun an açık kanıtı. Görüntüleme teknikleri ve kafatası kayıtları da bu düğümü çözmeye yetmiyor, çünkü görüntüler de doğruyu yansıtmayabiliyor. Bu cihazlardan alınan görüntüler yalnızca kan dolaşımını ve elektriksel faaliyetleri gösterirken, insanların ne düşündüğü konusunda en ufak bir ipucu vermiyor.
Kısaca, beynin günlük bilinci bile nasıl ürettiği bilinemezken, hipnoz konusunda bilim adamlarının bugünlerde görüş birliğine varacaklarını ummak aşırı iyimserlik olur.

Reyhan Oksay
New Scientist 4 Temmuz 1998
http://www.cumhuriyet.com.tr/

FNT
13-02-2011, 20:26
Aşkta Yarın Yoktur Sevgili

Aşk bu dünyanın ölçüleriyle açıklanamaz sevgili
O ilkel bir acıdır, yaban bir ağrıdır.
Gelir ve içimizdeki o çok eski bir şeye dokunur.
Sonra bir perde açılır ve yolculuk başlar
Bu yolculukta artık para, tarifeler
Beklentiler, randevular, taksitler, iş,
Anneler ve korkular yoktur
Aşkın kendi gerçekliği vardır sevgili.
İnsan başka bir ışığa teslim olur,
Daha derinden anlamaya başlar, bilgeleşir
Hiç bilmediği sezgileriyle buluşur
Yükü çok ağırdır, kendiyle buluşmuştur
Hem dışındadır dünyanın, hem de tam ortasında.
Hindistan'da Ganj Nehri'nin yakılan
Yoksun adamın hissettikleri de onunladır,
Yitirdikleri de...
New York'ta, bir sokakta,
Kartondan kulübesinde yaşayan kadının
Çıplak yalnızlığı da
Her şey onunladır, ona emanettir sanki,
Ama o, çıldırtıcı bir yalnızlık içindedir yine de...
Aşkın kültürlü olmakla, bilgili olmakla da ilgisi yoktur sevgili,
Kanımıza karışan ilkel acı, o yaban ağrıyla
Hiçbir kitabın yazamadığı hakikatlere daha yakınızdır,
İnan...
Kim demiştir hatırlamıyorum,
Aşk varlığın değil, yokluğun acısıdır diye.
Belki de bu yüzden ilk gençliğimde,
O yoğun aşık olduğum yıllarda,
Gözüme uyku girmez, dudağımda bir ıslıkla
Bütün gece şehri, o karanlık, o hüzünlü sokakları dolaşır,
İnsanları uykularından uyandırmak isterdim.
Uyanıp, içimde derin bir sızıyla uyanan
O derin sancının acısına ortak olsunlar diye...
Aşk çok eski bir şeydir sevgili
Onun içinden o çileli çocukluğumuz geçer
Sevdiğimiz insanların çocuklukları da...
Oradan üvey anneler, eksik babalar, parasız yatılılar geçer
Ve sonra aşk bütün bunları alır, daha da eskilere gider,
Hep o ilkel acıya, o yaban ağrıya...
İnsan bazen nedensiz yere umutsuzluğa kapılır
Kimselere veremez sevgisini,
Kimselere derdini anlatamaz, evlere kapanır...
Bazen denizler kıyılar çeker insanı.
İnsan bu kapılmayı anlayamaz,
Oysa
Çok eski bir yerde yaşanmasından korkulup
Vazgeçilmez aşkların sızısıdır bu.
Bu sızı, bu yenilgi mevsimlerle yıllarla devrilir başka insanlara...
Bir insanın yaptığı bir hatanın
Tüm insanlara yayılması gibi...
İşte şimdi biz de sevgili,
Ya olmadık zamanlarda umutsuzluğa kapılıp,
Soluğu evlerde alacağız,
Ya da denizler, kıyılar çekecek bizi.
Nasıl biz başkalarının korkularını taşıyorsak,
Başkaları da bizim korkularımızı taşıyacak,
Yenilgimizi, umutsuzluğumuzu...
Birazdan sabah olacak...
Para, tarifeler, beklentiler, randevular, taksitler,
İş, anneler ve korkular başlayacak...
Bunlar varsa bizim için geçerliyse
Aşk yoktur ve hiç olmamıştır sevgili.
Birbirimizi kandırmayalım...
Hadi güne hazırlan,
Yaşadıklarımızı unutmaya çalış
Aşk bize güvenip verdiği büyüsünü,
Sırlarını, cesaretini, bilgeliğini ve o ilkel,
O yaban ağrısını geri alacak
Bunlar olurken içimiz bir an Üşüyecek,
Sonra geçecek...
Hadi, oyalanma birazdan yarın olacak...
Aşkta yarın yoktur sevgili.



Cezmi Ersöz

FNT
13-02-2011, 20:28
Kalp Ağrısı

İşte yine başbaşayız içimin acısı
yine birlikteyiz
ver elini
sus ve ne olur incitme beni

Ey kalbimin ağrısı
ver elini
çıkalım seninle soluksuz kalmadan sessizce
bu karanlık ve uğultulu ormandan

İçimin acısı, kalbimin ağrısı, aşkım
işte yine başbaşayız
ver elini
sus ve ne olur incitme beni



Cezmi Ersöz

oktayhan23
17-02-2011, 13:40
BÜYÜK İSTİFHAM ÜZERİNDE


1. şimdi sen olsan...

ilk sonbahar yağmuruyla oturduk hayli dertleştik
ben camın önündeydim o arkasındaydı
sen izmir taraflarında uzakça bir yerdeydin

dünden bugüne çektiklerin eksilmedi dedi yağmur bana
eksilmeyecek dedi bugünden yarına
bir hiçliğin koynunda istifham gibi büyüyeceksin
sual sorduğun herşey senden sual soracak
bitirdim sandığın vakit başladığını göreceksın

yağmurun altında insanlar biçimsizdiler
şimdi sen olsan ortalık şenlenecekti
sanki birdenbire ışıklar yanacaktı
oysa ben içimdeki kandili söndürecektim

oktayhan23
17-02-2011, 13:40
2. gözlerimi kapasam

gözlerimi kapasam
akşam
bir karanlığın dibinden gözlerin ağzıma bakıyorlar
ellerimi yüzümü yıldızlarla yıkayorum
saçların boynuma sarılıyorlar

gözlerimi kapasam
sen boylu boyunca yanıbaşımdasın
dişlerinin arasında bembeyaz bir nilüfer
alevleri bile öpebilirmiş gibi
güçlü ve gururlu ağzın
beni öptüğün zaman erkek seni öptüğüm zaman kadın
yanıbaşımdasın

gözlerimi kapasam
senin için bir mısra tasarlasam
bir renk düşünsem
başımı senin dizine koyduğumu uyuduğumu düşünsem
çocuğunmuşum gibi saçlarımı okşadığını
kocanmışım gibi yakama çiçek taktığını
bir yağmur şehrin bütün seslerini öldürse
sen ve ben günün yirmi dört saatını öldürsek
boğazlasak
ellerin göğsüme girse avuçlayıp kalbimi koparsa
sımsıcak ben senin kanına girsem
kalbine kurulup otursam

gözlerimi kapasam
rüzgârın kapıları derhal açılacak
dağbaşlarının temkinli sessizliğiyle sonsuzluğu dinleyeceğiz
kendimizi inkâr edeceğiz
hele inkârımızı büsbütün inkâr edeceğiz
bütün münkirler günde beş vakit bizi inkâr edecekler
bir kibrit aydınlığında çatılmış kaşlarını göreceğim
jiletle çizilmiş gibi keskin
ince
içimde kanlı bir ihtilâl kopacak
dudakların bir akşam üstü dudaklarıma değince
kadehim kırılacak
münkirlere müminlere küfredeceğim

oktayhan23
17-02-2011, 13:40
3. iki elin kızıl kanda

sökülüp
salkım salkım leylekler gelirse ilkbahar olur
kül mavinin yanına kirli sarı gelirse
sonbahar
sen benim yanıma gelirsen
kıyamet olur
bir damla gözyaşı okyanus boşluklarını doldurur
senin gözyaşların beş kıtayı eritirler
hünerli ellerin yeni bir dünya yaratırlar
gözlerimden milyonlarca yıldız çoğaltırsın
milyonlarca defa bakabilmem için
geceleri sana bir saniyede
parmaklarımdan istifhamlar çoğaltırsın
her ağacın dalına bir istifham asarsın
ölüme mahkûm eder beni asarsın
ben tutar seni asarım
karanlıkta kalmış çocuklara döneriz
artık ben diye bir şey kalmamıştır
sen diye bir şey yoktur
hiç gelmemişe döneriz
korkarız

gözlerine baktığım zaman
sonsuzluğu görebilmeliyim
parmaklarım dudaklarında dolaşırken
sonsuzluğa dokunmalı
konuştuğun zaman
sonsuzluğun sesini dinlemeliyim
bir istifham gibi eğilip
seni bir istifham gibi öpmeliyim
elimden ne gelirse yapmalıyım
bir tevrat bir incil bırakmalıyım
beni bir dağ başına koymalılar
başıma bir dağ koymalılar
anama avradıma sövmeliler
sen duymalısın
iki elin kızıl kanda olsa
gelmelisin

oktayhan23
17-02-2011, 13:41
4. sen olmadığın vakit

sen olmadığın vakit büyük yalnızlığım var
dalgaların kendilerini taştan taşa vurmaları
sonbahar yıldızlarının sessiz sedasız çırpınmaları
ve büyük yalnızlığım var
biliyorsun hani o
rüzgârın gözüne karanlık bir yelken gibi açtığım
içimsıra vahşi bir kadın gibi taşıdığım yalnızlığım

sen olmadığın vakit o denizde
şarabım tuzlu bir lezzet kazanıyor
avuçlarımda bir ateş yanıyor
bir çift insan gözü
hırsızı iti uğursuzu
köpek gözü toz ve toprak
bir kadeh quantro bir kadeh rom bir kadeh yağmur
avuçlarımda ve çırılçıplak
sen olmadığın vakit ben de olmuyorum

o denizde gördüğüm sen
benim için bir şarkı söyleyecektin
hazırdın gitarını bir çocuk gibi dizlerine yatırdın
kanada'lı üç tayfa tezgâhın içine girdiler
karanlık kıllı kollarıyla şarkının içine girdiler
kavga çıktı birbirinin çenesini kırdılar
o denizde gördüğüm sen
benim için bir şarkı söyleyecektin
ağlayacaktın
görecektim
sıradan bir şarkı söyleyecektin
kanada'lı tayfalar kahrolup öleceklerdi
ben de ölecektim

oktayhan23
17-02-2011, 13:41
5. değil mi ki...

şehrin üstünde tozlu bir ay silkinmektedir
mevsim yaz olmuş sonbahar olmuş ne umurum
değil mi ki o büyük istifham üzerindeyiz
birbirimizi seviyoruz
ve sevgimizden şüphe ediyoruz

Attila İLHAN

FNT
16-04-2011, 15:32
MANALI GÖZLER

HAYATTA EN ACI ŞEY YANLIZLIK
EN KORKUNÇ ŞEY AYRILIK
EN ÜZÜCÜ ŞEY UNUTULMAK
EN FECİ ŞEY ÖLÜM
FAKAT EN MUHTEŞEM ŞEY ÖZLEMDİR

DÖRT DUVAR DERİN YAVRULAR VE YAR
ZİNCİRE MAHKUM ACI DUYGULAR
NEYİM KALMIŞ Kİ BENİ HAYATTA BAĞLAR
İKİ DAMLA YAŞ MUTLULUĞU ARA

DUYGULARLA ÇEVRİLMİŞ HALİM YAMAN
SİGARA İÇERKEN ACI GELİYOR DUMAN
TATLI BİR SÖZE HASRETİM İNAN
AĞLAMAK İSTERİM ZAMAN ZAMAN

GECE OTURUR SİGARA İÇER
UYKU GİRMEZ GÖZÜME SABAHI BEKLER
İÇİMİ SARMIŞ SIKINTI DERTLER
AKLIMDA DAİMA MANALI GÖZLER


--alıntıdır--

FNT
17-04-2011, 09:49
Ey içimdeki SEN,
Atmak istesem de atamadığım
Kalbimden...

FNT
17-04-2011, 13:45
Aşkımı dağlara taşlara yazmak istedim,
Şelale gibi çağlayan yüreğimin derinliklerinden.
Karşı koyulmaz bir istek, bir arzu, özleyiş.
Izdırap verse de yokluğun, özlemin yetiyor,
Mazideki günlerimizin avuntusuyla yaşıyorum...

FNT
17-04-2011, 13:51
Ağlamak Yok Yüreğim

Bir anda bırakıp gitti
Ardına bakmadan terketti
Hain bir pusuda vurdu ikimizi
Yalnızlığıma hapsetti
Bu gönül oyununu beceremedik biz seninle
Bizi yaktı kahretti

Ağlamak yok yüreğim
Sızlamak yok yüreğim
Ne acılar yaşadık biz seninle
Haykırmak yok yüreğim
Yalvarmak yok yüreğim
Bu acıyada katlanırız seninle


Hakan Altun

FNT
17-04-2011, 14:19
Aşklar Eskir


Sevdim seni gizlisi saklısı yok
Sevdim seni başkası yok
Bir savaştır sürüp gider aramızda, haklısı yok

Ne bu aşk bir kedi ne de sen bir kuşsun
Ne hayat bir hamal ne de sen yokuşsun
Ne yalnızlık peçete ne de aşk leke
Dökülmüş üstüne hadi sil
Hadi sil sararıp solan aşkımızı
Güller ve hayaller
İsimler ve resimler silinir
Aşklar da bir gün eskir

İster sev ister sevil
Hiçbir şey olması gerektiği gibi değil.


Nadir Göktürk

FNT
20-04-2011, 17:14
Fakirliğin Sevdası

sen var ya hani şu sabah ezanında
halk ekmek sıralarında beklediğim
hani şu apti bakkalın kireç gibi peynirini yediğim
gecenin bir vakti aylardan da temmuz ya
teybe bir ferdi baba koyup da
sonra bir sigara efkar dağıttığım zamanların aşkısın
sen benim fakirliğimin sevdasısın
zengin olunca terk ettiğim
ama ben zengin olunca duygularımı kaybettim

sen var ya hani şu sabahın kör karanlığında
işe gitmek için ayaklandığım
beklerken gençliğimi eskittiğim
yirmidört numaranın
ve yine işe geç kalıp da patrondan tekdir aldığım
zamanların aşkısın
sen benim fakirliğimin sevdasısın
zengin olunca terk ettiğim
ama ben zengin olunca duygularımı kaybettim

sen var ya hani şu pazar günleri
hasan abilerle top oynadığım
sonra kahvede pişpiriğe daldığım
ve hep ağladığım zamanların aşkısın
sen benim fakirliğimin sevdasısın

sen var ya hani şu senin için
mahallenin demir başlarıyla kavga ettiğim
lisenin önünde gelişini beklediğim
hani şu kadir abiden alıp da
ümit yaşarın şiirlerini ezberlediğim
ve her gece sana söylediğim zamanların aşkısın
sen benim fakirliğimin sevdasısın
zengin olunca terk ettiğim
ama ben zengin olunca duygularımı kaybettim

sen var ya hani şu bir pantolon bir gömlek
yabanlığımın olduğu
hani şu giyerken yamalı yamalı
gözlerime yaş dolduğu
ve sonra utancımdan o yaşların hep kuruduğu
zamanların aşkısın
sen benim fakirliğimin sevdasısın

sen var ya hani şu stada girdiğimiz son onbeş dakika
ve sonra elimizde bayrak gezdiğimiz sokaklarda
ve bağırdığımız rerere rarara
sen, sen benim o takımı tuttuğum zamanların aşkısın
sen benim fakirliğimin sevdasısın
zengin olunca terk ettiğim
ama ben zengin olunca duygularımı kaybettim.


Fatih Çınar

FNT
22-04-2011, 18:34
DİNLE ÇOCUĞUM

Gayretim büyütmek, mutlu etmek seni,
Geldin dünyaya , bin bir emekle çocuğum.
Gülücüğün mutlu etmeğe yeter beni,
Haydi az daha gayret, emekle çocuğum.

Sen tok olunca, ben razıyım gezsem de aç.
Kuru ekmek de yerim, tek sen ye bulamaç.
Sorma benden, sorma , özel doktor ve ilâç,
Hasta olsan tedavin sülükle çocuğum.

Mutluluk kervanından geri kalma sakın.
Saf gözlerinle güzel yarınlarda bakın,
Az sabır, güzel günlerin gelmesi yakın,
Dur hele, büyüme daha, bekle çocuğum.

Elalem gül dererken sen diken dereceksin.
Nice büyük sıkıntıya göğüs gereceksin,
Bir zaman gelecek ve bana hak vereceksin.
Günlerce doymayı bil, bir günlükle çocuğum.

Kalkmak istersin ayağa, başına vurulur,
Gün gelir yapmadığın işten hesap sorulur,
Senin kemiklerin naziktir çabuk kırılır,
Yerine çekeyim derdini, yükle çocuğum.

Yan yatar, gam denizinde bindiğin sallar,
Çıkmaza götürür, gittiğin bütün yollar.
Elinde kalır , güvendiğin nice dallar,
Ayırmalı, sağlamı çürükle çocuğum.

Vasıl olmak istersen Allah rızasına;
Tevekkül eyle, kaderine , kazasına.
Yöneleyim deme hiç makam sevdasına,
Küçükle küçük, büyük ol büyükle çocuğum.


Sedat YILMAZ

FNT
22-04-2011, 18:39
çocuğum

sen çocuğum yıllar oldu
nerede ne haldesin
üzüldün mü unuttun mu
sana can dışında hiçbir şey vermemiş birini
ne yüzün var bende ne kokun...
okullu oldun yazıyorsun kelimeleri
baba yazarken zor geldi kalemin
acıdı parmakların küçük yüreğin
nerden bilirsin ismini söylemediğimi
kalemin kör benim dilsiz olduğumu
sende yok musun annen gibi...
kim bilir neleri tükettim yıllardır
sen sanarak kaç çocuğa dokundum
ne oyuncaklarını kırdım sana veremeden
bir gün benden bisiklet istersin diye
bir kutu içinde ne paralar biriktirdim.
şimdi dokunamıyorum okşayamıyorum
sensiz fotoğrafları oysa oradaydın
yanı başımıza oturmuş gülüyordun.
bu hallere düşürenlere lanet okur gibiydin
küçücük ellerinle annenin saçlarını okşuyordun
kim bilir...tek fotoğrafımız olmayacaktı bu
sen çocuğum yıllar oldu
nerede ne haldesin...


**alıntı**

FNT
22-04-2011, 18:41
ölmüş annenin çocuğuna şiiri


birgün çevirecek etrafını toprak yığınlarından oluşmuş küçük kareler,

ÖYlece durup seyredeceksin telaşsız arayışlarla..

Farketmeyebilirsin ;bir esintiye karıştığımı yanağına dokunarak..

Dipsiz bir hüzün olacak gözlerinde,yüzünse soluk.

Hiçbirşey duymacaksın üşümeye dair o an..

Gözlerinden geçeceğim sımsıcak kucağımı anımsatarak..

Hissetmeyebilirsin bir kaç damla gözyaşın akarken yanaklarından usulca öptüğümü

Tıpkı anne rahminde olduğun günkü kadar ılık bir su yumuşaklığında olabilirim..

Olabilirim her elementinde yaşamın,

Havada,suda,ateşte yada toprakda..

Çocuğum getirdiğin gülleri üstüme bırak

Yakışır toprağa güle kavuşmak...

FNT
27-04-2011, 17:46
Dinlen Biraz

Çakıl taşları dökülüyor ceplerinden
nasıl biriktirdin
nasıl taşıdın bunca zaman
açtığı yaralar nerede?

Bırak bu gece şiirlerimi yakayım
Isın biraz...

Bakışlarında bu ateşi
nasıl yaktın
nasıl dayandın bunca zaman
yanıkların bıraktığı izler nerede?

Bırak bu gece zamanı dondurayım
Soluklan biraz...

Pişman bir söylenmemişlik dudağında
nasıl sustun
nasıl ağlamadın bunca zaman
içindeki isyan nerede?

Bırak bu gece elinden tutayım
Dinlen biraz...

Biraz otur,
bu geceyi sabahıma bağışla
yorgunsun.
Bırak da omzum destek olsun sana
yaralarına bakayım, acıtmam seni...

Seni kim üzdü bu kadar
uğrunda yanmayanın kaşığı kırılsın!

(08.02.2006) Beyoğlu

Barış Aluk

--alıntı--

FNT
07-05-2011, 20:48
Baba Sevgisi

Nazarımdaki en adaletli baba sensin
Evimiz ve ailemizin orta direği sensin
Dünyaya geliş vesilemden biri sensin
Sanki dünyada en güçlü erkek sensin

Ah yemeyip yedirdin, giymeyip giydirdin
Her halinle bize kendini ne çok sevdirdin
Helal kazancınla, hep bizim kanımızdasın
Gösterdiğin sevgi/şefkatinle canımızdasın

Her akşam sarılıp da kollarında uyusam
Gözümü açtığımda hep yanımda bulsam
Seninle övünüp, mutluluklara gark olsam
Ne fark ederdi, gözünde hep baka kalsam

Bebekliğimin nasıl geçtiğini bilemiyorum
Belleğimdeki albümümde çok mutluydum
Az zamanda seninle çok mutluluk yaşadım
Birlikteyken vaktin nasıl geçtiğine şaşardım

Sırtın ter, elin ayağın, nasır olsa, çalışırsın
Gece gündüz demez karınca gibi çalışırsın
Kendinden ziyade, hep bizim için çalışırsın
Aile ve obamızı kem nazarlardan korursun

Bize yedirdiğin her helal lokma sadakadır
Bize gösterdiğin her güler yüz sadakandır
Baba bize giydirdiğin her elbise zekatındır
Bize öğrettiğin her müspet ilim sevabındır

Keşke, biraz daha yaşayıp da dede olsaydın
Ben oğul, sen de torun sevgisine doysaydın
Ben senin sen de torunun elinden tutsaydın
Ne olurdu, hayatta torun sevgisini tatsaydın

Senin dünyada yapacağın daha çok şey vardı
Benim de sana soracağım daha çok şey vardı
Senden, öğreneceğim daha çook şeyler vardı
Beraber yapacağımız daha çok işlerimiz vardı

Ne edem, kader erken ayırdı bizi birbirimizden
Ama, o derin sevgin hiç eksilmedi yüreğimden
O dekor, ekol ve siluetin, hiç gitmez gözümden
Ben kadere razıyım, inşallah O da razıdır bizden


Bayram Tunca

FNT
07-05-2011, 20:50
Babam Diye Ağladı

Bir çocuk, maziye dikti gözünü,
Soruşturdu, babam diye ağladı.
Güldüğünde güller açan yüzünü,
Buruşturdu, babam diye ağladı.

Bir yanda feleğin kör kaprisleri,
Bir yanda yangının kalan isleri,
Bir yanda derbeder olan hisleri,
Yarıştırdı, babam diye ağladı.

Aynı dertten muzdaripiz ikimiz,
Çilelerin tamamına hakimiz,
Bizi böyle üzenler kim? biz kimiz?
Karıştırdı, babam diye ağladı.

Ciğerimi delen saf bakışlarla,
Sanki beni eziyordu taşlarla,
En sonunda gözlerimi yaşlarla,
Görüştürdü, babam diye ağladı.

Bu derde çare yok duruma göre,
Sanki gözler kaynak, yanaklar dere,
Hak katında erişilmez yerlere,
Eriştirdi, babam diye ağladı.



Hasan Özdilek

FNT
07-05-2011, 20:50
Babam Ölmesin


Ağıtlar duymak istemiyorum
Ağlayan anamı kardeşlerimi
Toprağa vermek istemiyorum seni
Çürütemem göz göre göre o bedenini
Ardından yalnız kalamam
Sensiz yıkılır yok olurum ben
Ne olur Allah’ım babam ölmesin
Sen olmadan kime derim derdimi
Yüreğimdeki acıyı
Kime sığınırım senden sonra
Kime derim baba ocağı
Ne olur Allah’ım babam ölmesin
Bilirim silinmez kaderim
Öleceğiz ne bugün yarına değin
Zamanı erken verme ölüme bedenin
Kırma yıkma gönül direğim
Ne olur Allah’ım babam ölmesin



Fatma Helin Şimşek

ayhan53
07-05-2011, 20:52
Ben Hayatta En Çok Babamı Sevdim

Ben hayatta en çok babamı sevdim
Karaçalılar gibi yerden bitme bir çocuk
Çarpık bacaklarıyla -ha düştü ha düşecek
Nasıl koşarsa ardından bir devin

O çapkın babamı ben öyle sevdim
Bilmezdi ki oturduğumuz semti
Geldi mi de gidici - hep, hep acele işi
Çağın en güzel gözlü maarif müfettişi
Atlastan bakardım nereye gitti
Öyle öyle ezber ettim gurbeti

Sevinçten uçardım hasta oldum mu,
Kırkı geçerse ateş, çağırırlar İstanbul'a
Bi helallaşmak ister elbet , diğ'mi oğluyla!
Tifoyken başardım bu aşk oy'nunu,
Ohh dedim, göğsüne gömdüm burnumu,

En son teftişine çıkana değin
Koştururken ardından o uçmaktaki devin,
Daha başka tür aşklar, geniş sevdalar için
Açıldı nefesim, fikrim, canevim
Hayatta ben en çok babamı sevdim.


Can Yücel

FNT
07-05-2011, 20:53
ANNE SEVGİSİ

Sıcağın sinmiş bana,
Seni severim ana,
Sensiz bana kan veren
Sensiz bana can veren.

Küçükken yudum yudum,
Sütlerinle uyudum.
Kulağıma ninniler,
Neler söyledin neler.

Beni büyüttün ana,
Beni yürüttün ana,
Göremeyince seni
Kucaklarım gölgeni

MEHMET Necati ÖNGAY

FNT
07-05-2011, 20:55
Anneme Mektup

Minicik bir bebektim, büyüttün anne
Küçücük bir fidandım, yeşerttin anne
Mekteplerde okuttun, eğittin anne
Gözlerin hiç açıkta kalmasın anne

Hayat çok zor olsa da ne yazar anne
Gözyaşın rahmetiyle ferahım anne
Meşakkatli çileli anımda anne
Duaların yanımda bilesin anne

Kimi görsem annesi yanında anne
İşte o zaman bağrım dağlanır anne
Tek güçlüğüm ayrılık yanarım anne
Geceler sessiz sensiz ağlarım anne

Ömür su gibi hızla akıyor anne
Ak düştü saça vade bitiyor anne
Ak alınla başı dik evladın anne
Ak atla bir gün gelir yanına anne



Nizamettin Korucu