PDA

View Full Version : ...Güldeste...



FNT
29-12-2008, 01:26
Hayata, aşka, sevgiye, sevgiliye dair her şey olacak bu başlıkta.

Şiirler olacak, sevgiliye, sevilene yakılan ağıtlar, gazeller olacak.

Biraz tasavvuf, biraz edebiyat.

İçten ve samimi...

FNT
29-12-2008, 01:31
Gel, gel, ne olursan ol yine gel,
İster kafir, ister mecusi, ister puta tapan ol yine gel,
Bizim dergahımız, ümitsizlik dergahı değildir,
Yüz kere tövbeni bozmuş olsan da yine gel...

Mevlana Celaleddin Rumi

FNT
29-12-2008, 01:33
Bekle Gülüm

Bekle gülüm, hayat bir gün bize de güler
Bir gün olur, sona erer bu kötü günler
Bu dağlar
Ve denizler
Engel değil bizim için
Bekle gülüm
Hangi dağ daha yüksek bizim yüreğimizden
Hangi deniz daha büyük bizim özlemimizden
Kavuşmak tutkusuyla delirince bu gönlüm
Duvarları deler gözlerim, seni görürüm
İşte o an dağ bir karış, deniz bir adım gülüm
O an
Saçlarını dağıtan
Rüzgâr değil
Nefesimdir gülüm
Hangi dağ daha yüksek bizim yüreğimizden
Hangi deniz daha büyük bizim özlemimizden
Özleminin yüreğini boğduğu bir gün
Haykırmak gelirse içinden, haykır gülüm
Dövsün sesin denizleri, dağlar dövsün
Bu dağlar
Ve denizler
Engel değil
Duyarım seni
Haykır gülüm
Hangi dağ daha yüksek bizim yüreğimizden
Hangi deniz daha büyük bizim özlemimizden

Kayahan Acar

FNT
29-12-2008, 01:45
İyilikte her düşmanı dost edinebilirsin, oysa nefsin ona iyilik ettikçe düşmanlığını arttırır. (Sâdî)


Hoşa gitmeyen söz söyleme, çünkü;

bu sözün karşılığı da hoşa gitmez.

FNT
29-12-2008, 01:53
Aşk, davaya benzer, cefa çekmek de şahide benzer. Şahidin yoksa davayı kazanamazsın. (Hz. Mevlana)

Düşünmeden konuşmanın cezası sonradan düşünmeye mahkum olmaktır.

Çalışanlar kötülük düşünmeye vakit bulamazlar, tembeller ise kendilerini kötülükten kurtaramazlar. (Hz. Ali)

FNT
29-12-2008, 01:58
Ya râb belayı aşk ile kıl aşina beni
Bir dem belâ-yı aşktan etme cüdâ beni

Az eyleme inâyetini ehli derdden
Yani ki çok belâlara kıl mübtelâ beni

Oldukça ben götürme belâdan iradetim
Ben isterim belâyı çü ister belâ beni

Gittikçe hüsnün eyle ziyâde nigarımın
Geldikçe derdine beter et müptelâ beni

Öyle zaîf kıl tenimi firkatinde kim
Vaslına mümkün ola getürmek saba beni

Nahvet kılıp nasib fûzûlî gibi bana
Ya râb mukayyed eyleme mutlak bana beni

Fuzuli

FNT
29-12-2008, 02:14
Gözyaşı

Çölün ortasında
Birkaç damla suya
Hasret çekeriz..

Geminin bordasında
Gözlerimiz yatar pusuya
Sahil bekleriz.

Bulutsuz gök boşluğunda
Ellerimiz uzanır duaya,
Yağmur isteriz..

Sudan uzakta susuz,
Suyun içinde huzursuzuz;
Bütün bir ömür boyu
Gözyaşıyla doluyuz.

Necdet Evliyagil

BOZOK
29-12-2008, 02:18
artik demir almak gunu gelmisse zamandan
mechule giden bir gemi kalkar bu limandan.

hic yolcusu yokmus gibi sessizce alir yol;
sallanmaz o kalkista ne mendil, ne de bir kol.

rihtimda kalanlar bu seyahetten elemli,
gunlerce siyah ufka bakar gozleri nemli,

bicare gonuller! ne giden son gemidir bu!
hicranli hayatin ne de son matemidir bu.

dunyada sevilmis ve seven nafile bekler;
bilinmez ki giden sevgililer donmeyecekler.

bir cok gidenin her biri memnun ki yerinden,
bir cok seneler gecti; donen yok seferinden.

FNT
29-12-2008, 02:19
Sevgiliye

Sen olmasan da yapraklar
Rüzgârın peşi sıra gidecek.
Sen gülmesen de bahar
Sevincini, renkli bahçelere götürecek..
Rüzgâr esecek;
Deniz ve gök
Maviliğini sürdürecek;
Sen olmasan da kalbimdeki
Ses, gene uzaklara;
Hem de çok uzaklara gidecek.

Necdet Evliyagil

KARADENIZ
29-12-2008, 02:20
sabahı öptüm gözlerinde
geceyi yaktım
ateşi aldım dudağından
sözleri yaktım

ben seni uzaklarda
ben seni tuzaklarda
ben seni yasaklarda sevdim
ben seni yasaklarda

baharı öptüm saçlarında
kışları yaktım
umudu aldım yüreğinden
düşleri yaktım

ben seni uzaklarda
ben seni tuzaklarda
ben seni yasaklarda sevdim
ben seni yasaklarda

FNT
29-12-2008, 02:25
Sn BOZOK, Sn KARADENIZ,

mekana şeref verdiniz. Ellerinize sağlık...

KARADENIZ
29-12-2008, 02:30
Saçlarında rüzgarları bulduysam
Gözlerinde yağmura dokunduysam
Yakınım sen uzağım sen olduysan
Sana olan sevdamdandır bilesin

Dağlarını yol edip yürüdüysen,m
Tuzunu yarama melhem bildiysem
Yollarıma milyon kere öldüysem
Sana olan sevdamdandır bilesin

Yar diye koynuma seni aldıysam
Seninle tutuşup senle yandıysam
Günü gelip bir başıma kaldıysam
Sana olan sevdamdandır bilesin

FNT
29-12-2008, 02:30
İsyanlı Sükut

Gitmişti makama arzuhal için
Beyy dedi yutkundu eğdi başını
Bir azar yedi ki oldu o biçim
Şeyy dedi yutkundu eğdi başını

Kapıdan dört büklüm çıktı dışarı
Gözler çakmak çakmak benzi sapsarı
Bir konağa baktı alttan yukarı
Vayy dedi yutkundu eğdi başını

Çekti ayakları kahveye vardı
Açtı tabakasını sigara sardı, daldı...
Neden sonra garsonu gördü
Çayy dedi yutkundu eğdi başını

İçmedi masada unuttu çayı
Kalktı ki garsona vere parayı
Uzattı çakmağı ve sigarayı
Sayy dedi, yutkundu eğdi başını

Döndü gözlerinde bulgur bulgur yaş
Sandım can evine döktüler ataş
Sordum memleketin nere gardaş
Köyy dedi yutkundu eğdi başını

Yürüdü kör topal çıktı şehirden
Ağzına küfürler doldu zehirden
Salladı dilini vazgeçti birden
Oyy dedi yutkundu eğdi başını

KARADENIZ
29-12-2008, 02:31
Sn BOZOK, Sn KARADENIZ,

mekana şeref verdiniz. Ellerinize sağlık...

eyvallah sagolasin , seninde ellerine saglik... :super::super:

FNT
29-12-2008, 02:34
Mihriban

Sarı saçlarına deli gönlümü,
Bağlamışım çözülmüyor Mihriban.
Ayrılıktan zor belleme ölümü,
Görmeyince sezilmiyor Mihriban.

Yar deyince kalem elden düşüyor,
Gözlerim görmüyor aklım şaşıyor.
Lambamda titreyen alev üşüyor,
Aşk kâğıda yazılmıyor Mihriban.

Önce naz sonra söz ve sonra hile
Sevilen seveni düşürür dile
Seneler asırlar değişse bile
Eski töre bozulmuyor Mihriban

Tabiplerde ilâç yoktur yarama,
Aşk deyince ötesini arama.
Her nesnenin bir bitimi var ama.
Aşka hudut çizilmiyor Mihriban

Boşa bağlanmamış bülbül gülüne
Kar koysan köz olur aşkın külüne
Saştım kara bahtım tahammülüme
Taşa çalsam ezilmiyor Mihriban

Tarife sığmıyor aşkın anlamı
Ancak çeken bilir bu derdi gamı
Bir kör düğüm baştan sona tamamı
Çözemedim çözülmüyor Mihriban

FNT
29-12-2008, 02:40
Adam Gibi

Ben seni hiç sevmedim ki
Yorgun akşamlarda söylediğimiz şarkıları sevdim
Bir çiçeği sevmeni bir güle benzemeni sevdim
Bir de yıldızları sevdim
Eylül akşamlarında gelip gözlerinde durdular
Ben seni hiç sevmedim ki

Beni yola koyduğunda ayrılmayı sevdim
Kurşunları sevdim beni vurduğunda
Ağlamayı sevdim unuttuğunda
Yalnız olduğumu anladığımda
Ayakta kalmamı sevdim
Yıkılmamı sevdim seni her hatırladığımda
Ekmeği sever gibi sevdim sensizliği
Su gibi özledim temmuz güneşinde sesini
İkindide yağmur gibi
Geceleyin rüzgar gibi sevdim seni sevdiğimi
Ben seni hiç sevmedim ki

Kuşlara şarkılar öğretmeni sevdim
Menekşeyle konuşmanı
Nisana hatırlatmanı
Baharın bir adının da yalnızlık olmadığını
Düştüğüm zaman kanayan yanlarımı
Ve tuhaflığımı üşüdüğüm zaman
Sakız satan çocukları
Yeni çıkan şarkıları
Her kaybettiğinde kazanan yanlarını sevdim
Denize düşmüş gül gibi düştüm ateşe
Ben yangını sevdim
Yandığım zaman böyle işte
Ben seni hiç sevmedim ki

Bir gece bir ceylan indi dağdan kalbine
Bir gece bir şiir kibrit alevinde
Alemin ortasında kimsesizliğin sesinde
Buğusunda sabahın
Acımasızlığında bir ahın
Ağlayan yüzünde isanın
Ferahlatan gücüyle duanın
Korkutan yanıyla narın

İncirin zeytinin ve kalbin üstüne
Gülün üstüne
Tutunduğum umudun üstüne
Korkunun üstüne
Senin üstüne
Hepsinin üstüne
Ben seni hiç sevmedim ki

Gittiğin zaman
Gitmeni sevdim
Evreni sevdim geldiğin zaman
Kalmanı SEVMEDİM
Ürküyordum sana alışmaktan
YİNE DE sevdim gülümsemeyi
Mendilimi sallarken seni götüren trenin arkasından
Kırlara ilk kar düştüğü zaman
Ölümün ne güzel olduğunu sevdim
SENİ İÇİMDE ÖLDÜRDÜĞÜM ZAMAN

Her kaybettiğinde kazanan yanlarını sevdim
Denize düşmüş gül gibi düştüm ateşe
Ben yangını sevdim
Yandığım zaman böyle işte
Ben seni hiç sevmedim ki
Ben sevdim mi

ADAM GİBİ SEVERİM

Tutkun Bıçak

FNT
29-12-2008, 02:43
Besmele

Her gün biraz daha yoruyor beni,
Hasretinle başa çıkamıyorum.
Her gece bir yerden vuruyor beni,
Sağ salim sabaha çıkamıyorum...

Savaşta geçirdim sanki bir ayı,
Düşmandan almadım ben bu yarayı,
Giderken verdiğin tek sigarayı,
Hatıradır diye yakamıyorum...

Vicdanın halimi hiç mi sormuyor?
Küsecek ne yaptım, aklım ermiyor!
Zalimsin demeye dilim varmıyor,
Tavrına bir isim takamıyorum...

Yeter ki mektup yaz canımı dile!
Yetmezse uğrunda çektiğim çile!
Nazar değer diye resmine bile
Besmele çekmeden bakamıyorum...

Cemal Safi

FNT
29-12-2008, 02:58
Bilgenin biri bir gün tam trene biniyordu ki, ayakkabılarından birisi ayağından çıktı ve yere düştü. Aşağı inip onu alması imkânsızdı, çünkü tren çoktan hareket etmişti. Yanındaki arkadaşları merakla ne yapacağını bekliyorlardı. O gayet sakin bir şekilde, diğer ayağındaki ayakkabıyı da çıkardı ve az önce düşürdüğü ayakkabıya yakın bir yere fırlattı.
Talebelerinden birisi dayanamayıp sordu:
"Neden böyle yaptınız?"
Gülümseyen bilgenin cevabı gayet basit ama hakikat yüklüydü;
"Demiryolunun üzerindeki ayakkabı tekini fakir biri bulursa, diğer teki de bulup giyebilsin diye."

FNT
29-12-2008, 03:13
Ağla Gözüm Ağla Gülmezem Gayri


Ağla gözüm ağla gülmezem gayri
Gönül dosta gider gelmezem gayri

Ne gam bunda bana bin kez ölsem
Orda ölüm olmaz ölmezem gayri

Yansın canım yansın aşkın oduna
Aksın kanlı yaşım silmezem gayri

Beni irşad eden mürşid-i kamil
Yeter ben el daha almazam gayri

Varlığım yokluğa değişmişim ben
Bu gün cana başa kalmazam gayri

Fenadan bakiye göç eder olduk
Yöneldim sol yola dönmezem gayri

Muhabbet bahrinin gavvası oldum
Gerekmez ceyhun'a dalmazam gayri

Dilerim fazlından ayrılmıyasın
Tanrı'm senden özge sevmezem gayri

Söyle aşık dilinden bunu YUNUS
Eğer aşık isem ölmezem gayri

FNT
29-12-2008, 11:23
Makber

Eyvah ne yer ne yar kaldı
Gönlüm dolu ah u zar kaldı

Şimdi buradaydı gitti elden
Gitti ebede gelip ezelden

Ben gittim o haksar kaldı
Bir köşede tarumar kaldı

Baki o enisi dilden eyvah
Beyrutta bir mezar kaldı

Bildir bana nerde nerde Ya Rab
Kim attı beni bu derde Ya Rab

Nerde arayayım o dil rübayı
Kimden sorayım bi-nevayı

Derler ki unut o aşnayı
Gitti tutarak reh-i bekayı

Sığsın mı hayale bu hakikat
Görsün mü gözüm bu macerayı?

Sür'atle nasıl da değişti halim
Almaz bunu havsalam hayalim.

Çık Fatıma! lahdden kıyam et
Yadımdaki haline devam et

Ketm etme bu razı şöyle bir söz
Ben isterim ah öyle bir söz

Güller gibi meyl-i ibtisam et
Dağı dile çare bul meram et

Bir tatlı bakışla bir gülüşle
Eyyamı hayatımı temam et

Makber mi nedir şu gördüğüm yer
Ya böyle reva mı ey cay-ı dilber.

Abdülhak Hamit Tarhan

FNT
29-12-2008, 11:44
Ben Güzelim Deyu Havadan Uçma

Ben güzelim deyu havadan uçma
İndirirler seni el yaman olur
Siyah kaküllerin gerdana saçma
Bad eser dağıtır yel yaman olur

Güzelsin sevdiğim sen de bilirsin
Ettiğin işlere pişman olursun
Gel akşamlayalım yolda kalırsın
Karanlık gecede yol yaman olur

Biçare Gevheri der halim yaman
Dağ başından eksik olmuyor duman
Elendim ben seni sardığım zaman
Aşkımız artar da hal yaman olur


Gevheri

FNT
29-12-2008, 12:31
Hayat

Rüzgârdan açılsa kapım bir anda,
Kara haber gelmiş gibi ürkerim.
Sanki gemilerim battı ummanda,
Paramparça oldu gökte ülkerim.

Ne acı, kaybetmek için sahiplik!
Ölümlüyü sevmek, ne korkulu iş!..
Hayat mı, püf desem kopacak iplik,
Çıkmaz sokaklarda varılmaz gidiş.

Necip Fazıl Kısakürek

FNT
29-12-2008, 13:37
Melek

Annesi dün Zeynebe
"Melek yavrum!" diyordu,
İşitince bu sözü
Kız merak etti, sordu:

-Melek yavrum ne demek?
Doğrusu anlamadım.
Melek kanatlı olur;
Hani benim kanadım?

Cevap verdi annesi:
- Üç yavrum daha vardı,
Onlar kanatlanarak
Elimden uçmuşlardı.

Hepsi yalnız bıraktı,
Bu talihsiz kadını,
Bari sen uçma diye
Kopardım kanadını!


Faruk Nafiz Çamlıbel

FNT
29-12-2008, 13:52
Kaz göndersem yolar mısın?

Çok soğuk bir kış günü padişah, tebdil-i kıyafet gezmeye karar vermiş. Yanına başvezirini alıp yola çıkmış. Bir dere kenarında çalışan yaşlı bir adam görmüşler. Adam elindeki derileri suya sokup, döverek tabaklıyormuş. Padişah, ihtiyarı selamlamış:

'Selamunaleykum ey pir'i fani...'

'Aleykümselam ey serdar'ı cihan...'

Padişah sormuş:

'Altılarda ne yaptın?'

'Altıya altı katmayınca, otuz ikiye yetmiyor...'

Padişah gene sormuş:

'Geceleri kalkmadın mı?'

'Kalktık... Lakin, ellere yaradı...'

Padişah gülmüş:

'Bir kaz göndersem yolar mısın?'

'Hem de ciyaklatmadan...'

Padişahla baş vezir adamın yanından ayrılıp yola koyulmuşlar. Padişah baş vezire dönmüş:

'Ne konuştuğumuzu anladın mı?'

'Hayır padişahım...'

Padişah sinirlenmiş:

'Bu akşama kadar ne konuştuğumuzu anlamazsan kelleni alırım.'

Korkuya kapılan başvezir, padişahı saraya bıraktıktan sonra telaşla dere kenarına dönmüş. Bakmış adam hala orada çalışıyor.

'Ne konuştunuz siz padişahla?'

Adam, başveziri şöyle bir süzmüş:

'Kusura bakma. Bedava söyleyemem. Ver bir yüz altın söyleyeyim.'

Baş vezir, yüz altın vermiş.

'Sen padişahı, serdar-ı cihan, diye selamladın. Nereden anladın padişah olduğunu?'

'Ben dericiyim. Onun sırtındaki kürkü padişahtan başkası giyemezdi.'

Vezir kafasını kaşımış.

'Peki, altılara altı katmayınca, otuz ikiye yetmiyor ne demek?...'

Adam, bu soruya cevap vermek için de bir yüz altın daha almış.

'Padişah, altı aylık yaz döneminde çalışmadın mı ki, kış günü çalışıyorsun, diye sordu. Ben de, yalnızca altı ay yaz değil, altı ay da kış çalışmazsak, yemek bulamıyoruz dedim. (32 ise ağızdaki dişten kinaye, boğaz)'

Vezir bir soru daha sormuş...

'Geceleri kalkmadın mı ne demek?'

Adam bir yüz altın daha almış.

'Çocukların yok mu diye sordu. Var, ama hepsi kız. Evlendiler, başkasına yaradılar, dedim....'

Vezir gene kafasını sallamış.

'Bir de kaz gönderirsem dedi, o ne demek...'

Adam gülmüş.

'Onu da sen bul...'

FNT
29-12-2008, 17:09
ENGİNDE YAVAŞ YAVAŞ

Enginde yavaş yavaş günün minesi soldu
Derdim bana arkadaş bugün de akşam oldu
Gölgeler indi suya kuşlar vardı uykuya
Gurbeti duya duya bugün de akşam oldu
Su uyur fısıldaşır gider yare ulaşır
Yolcu yolda yaraşır bugün de akşam oldu

NKD
29-12-2008, 17:18
Yazarını bilmiyorum ama güzel bir şiir. Yazanın eline sağlık, diyelim...



Deniz öyle güzelki
masmavi, upuzun, dalga dalga...
saçların gibi.

Güneş öyle güzel doğmuşki bugün bulutların arasından,
ışıl ışıl, sıcacık.
Öyle saf öyle temizki gülüm,
gözlerin gibi...

Sigaramın tadı bile başka güzel bugün.
Derin bir nefes çektim içime,
seni sarar gibi, sana sarılır gibi,
savurdum uzaklara gücümün yettiğince,
sana koşar gibi, sana uçar gibi.
Bırakacam bu mereti artık,
onu içerken seni hatırlamaktan
seni düşündükçe onu içmekten bıktım.
Onu sana rakip görmekten
onu senin yerine koymaktan
her aklıma geldiğinde ona sarılmaktan bıktım.
Senin yerini hiçbirşey tutamazki bir tanem.

Beyaz bir gül gördüm karşımda,
boynunu hafifçe yana bükmüş,
öyle temiz öyle güzel kokuyorki.
Koklamak istedim,
öpmek istedim yapraklarından
eğildim yavaşça üzerine
içinde seni gördüm gülüm.
Öpemedim, koklayamadım doyasıya gülümü.
Küçük bir öpücük kondurdum dudaklarımla,
sonra oturdum karşısına
seni düşündüm gülüm.
Boynun eğilmiş, gözlerin dolu,
bükme o güzel boynunu
kaldır kafanı gülüm, sil gözyaşlarını.
Yanında olsam,
avuçlarıma alsam yanaklarını,
gözlerini gözlerime hapsetsem,
dudaklarımla silsem gözyaşlarını,
başını omuzuma koyup, saçlarının arasında uyusam,
sımsıkı sarsam seni bırakmasam...

Gülüm, beyaz gülüm
Canımmm...

FNT
29-12-2008, 23:30
Oğluma Öğütlerim

Saat gibi durmadan,
Gece gündüz çalışan,
İnsanlar mes’ut olur,
Evlâdım buna inan.

Gıpta etme paraya,
Düşme sakin sefâya,
İşinde tutumlu ol,
Dayan daima cefaya.

Îmânına dayan sen,
Kuvvetine inan sen,
Fakat sakın saldırma,
Ortada sebep yokken.

Yalana sapma sakın,
Düşmanlarından sakın,
Herkesi dost bil de sen,
Daima güleryüz takın.

Calış, uğraş durmadan,
Bir gün olursun adam,
Paraya kul olma sen,
Oğlum ol hakka tapan.

Herkese ol bir örnek,
Al herkesten görenek,
Daima içinden inan,
Terbiye hayat demek.

Sana vurana vurma,
Fazla duygulu olma,
Bu dünyada cefâ çok,
Henüz doğmadan solma.

Saat gibi durmadan,
Gece gündüz çalışan,
Temiz kalpli insan ol,
İmrensin sana bakan.


Rauf Raif Denktaş

FNT
29-12-2008, 23:35
Çiçeğe Arı Arıya Asel

Çiçeğe arı arıya asel
Aptala boru boruya gazel
Şaire türkü türküye güzel
Güzele gerdan ne güzel uymuş

Kavuğa sarık sarığa sümbül
Köçeğe yanak yanağa kakül
Bahçeye güllük güllüğe bülbül
Bülbüle efgan ne güzel uymuş

Kediye fare fareye kovuk
Meclise kelam kelama doruk
Hastaya çorba, çorbaya koruk
Koruğa havan ne güzel uymuş

Yemeğe sahan sahana kalay
Fakire kibar kibara saray
Hünkara vezir vezire alay
Alaya kaftan ne güzel uymuş

Kapıya kilid kilide miftah
Dervişe hırka hırkaya külah
Kahveye yaran yarana meddah
Meddaha yalan ne güzel uymuş

Yayana atlı atlıya koşu
Dallıya kuşak kuşağa poşu
Sohbete helva helvaya turşu
Turşuya soğan ne güzel uymuş

Yağlıya nakış nakışa ipek
Üstada hüner hünere emek
Levni ye güzel güzele döşek
Döşeğe yorgan ne güzel uymuş


Levni

FNT
30-12-2008, 13:11
Bu Dünya Kimin Dünyası?

Yol üstünde biten çalı,
Bu dünya kimin dünyası?
Ak çiçekli ayva dalı
Bu dünya kimin dünyası?

Gediklerde esen poyraz,
Yaprakları dalda koymaz
Gözler doysa gönül doymaz
Bu dünya kimin dünyası?

Her gün eski her gün yeni
Tükenmez gidip geleni
Canevimden vurdu beni
Bu dünya kimin dünyası?

Kar yağar kaybolur izler
Her nakış binbir sır gizler
Ufuklara dalan gözler
Bu dünya kimin dünyası?

Toprak basar kucağına
Güneş çeker sıcağına
Atar derdin ocağına...
Bu dünya kimin dünyası?


Abdurrahim Karakoç

FNT
30-12-2008, 17:34
Duracaksın

Acı,
ağulu dikenler gibi ruhuna dolandığında,
öfke,
kızıl bir küheylan gibi koşturduğunda,
keder,
yaşlı bir ağaç gibi üstüne yıkıldığında,
duracaksın,
durup, gümüş bir su gibi akan sabahın tazeliğine
bakacaksın,
sana iki yüz yıl önceden haberler taşıyan
alaycı kargaların sesini
dinleyeceksin,
çiçeklerini koklayıp derin bir soluk
alacaksın.

Ölüm seni kuşattığında, tam o sırada, hayatı
düşüneceksin.
Acıyı, öfkeyi, kederi ulu bir gölgeliğe yatıracaksın
bir zaman, 'dinlenin biraz' diyeceksin.

Bir inci avcısı gibi, ta derinlere dalıp tek tek bütün
istiridyeleri açarak,
bir sevinç arayacaksın.
Hayaller kuracaksın.
Hatıralarını bir daha gözden geçireceksin.
Sevdiklerini düşüneceksin ve seni sevenleri.
Özlediklerini düşüneceksin ve seni özleyenleri.
Teninde iz bırakanları ve senin izini taşıyan
tenleri.
Seni şakalarıyla güldürenleri ve senin şakalarına
gülenleri.
Sevinçlerini, hayallerini, hatıralarını,
sevdalarını, sevişmelerini,
özlemlerini, şakalarını bir bir yerleştireceksin içine,
hayat denilen mucizenin sana verdiği armağanları
sıkıca kucaklayacaksın.

Ölüm her yandan üstüne saldırıp seni kuşattığında,
tam da o zaman, hayatı düşüneceksin.

Güzel bir haber gelecek belki yarın sabah.
Belki bir mektup alacaksın.
Sana gülümsemesini çok istediğin gülümseyecek belki sana.
Serüvenci gemiciler gibi meçhul denizlerde
kaybolduğunda,
tam da o zaman, karanın bir gün görüneceğini düşüneceksin.
Gözcünün 'kara göründü' diye bağırdığını hayal
edeceksin.
Kara, hiç görünmese bile,
hiç olmazsa neyi aradığını ve neyi kaybettiğini
bileceksin,
çektiğin onca fırtınanın, varmayı umduğun o umutlu
hedefle mana kazandığını anlayacaksın.

Her şeyini kaybetsen de hayallerini
kaybetmeyeceksin.
Neyi aradığını hiç unutmayacaksın.
Sevinçleri ne kadar hatırlarsan, acının derinliğini
o kadar kavrayacaksın.
Yaşadığın ve yaşayabileceğin güzel şeyleri ne kadar
çok düşünürsen
öfken o kadar keskinleşecek.
Karanlık inerken ışığa daha dikkatli bakacaksın.
Geleceğinle arana, dibinde canavarların dolaştığı
bir uçurum koyduklarında,
nasıl biteceğini bilmediğin atlayışını yapmadan önce,
geçmişine, sevinçlerine, hayallerine yaslanıp güç alacaksın.

Sevdiğin bir türküyü mırıldanmaktan hiç vazgeçmeyeceksin.
Bir çiçek iliştireceksin yakana.
Ölüm seni kuşattığında, tam da o zaman, hayatı düşüneceksin.
En azgın, en ihtiraslı sevişmelerini...
En çılgın hayallerini...
En çağıltılı kahkahalarını...

Acı,
ağulu dikenler gibi ruhuna dolandığında,
öfke,
kızıl bir küheylan gibi koşturduğunda,
keder,
yaşlı bir ağaç gibi üstüne yıkıldığında,
duracaksın,
durup gümüş bir su gibi akan sabahın tazeliğine
bakacaksın,
sana iki yüz yıl önceden haberler taşıyan alaycı
kargaların sesini dinleyeceksin,
çiçeklerini koklayıp derin bir soluk alacaksın.
Ölüm seni kuşattığında, tam o sırada, hayatı
düşüneceksin.

Ölüm seni kuşattığında, tam o sırada, hayatı
düşüneceksin.
Acıyı, öfkeyi, kederi ulu bir gölgeliğe yatıracaksın
bir zaman,
'dinlenin biraz' diyeceksin.
Onları, şefkatle dinlendireceksin.
Çünkü onlara yine ihtiyacın olacak.


Ahmet Altan

NKD
30-12-2008, 17:34
Sana Sevmeyi Öğreteceğim


Sen varsın
Aç kaldığım sofralarda
Öptüğüm dudaklarda
Sen varsın günün her saatinde
Seni sevmek var
Unutmam gerektiği halde

Bir de ben varım
Deli divane
Ne yaptığımı anlatmaya utanırım
Nasıl derim unutamadım seni
Özledim çocuksu gözlerini
/ ki.. onlar çıldırtan /

Anlamalısın beni
Hiç böylesine duygularımı gizleyecek kadar aciz
Dönmektense ölmeyi isteyecek kadar cesur
Olmamıştım ki
Hiç böylesine çaresiz kalmamıştım ki...

Aklımı karıştıran bir bilmece gibisin
Ve
Her bilmece gibi çözülmeye mahkum
Bu gün değilse bile
Bir gün mutlaka çözeceğim

Biliyorum özlediğini
Özlediğini biliyorum...
Ancak vakit çok erken!
Sana seni anlayabildiğim gün geleceğim
Çaresizlik ve pişmanlık seni boğarken
Çarelerle geleceğim sevgimle geleceğim
Ayrılığa bir nokta koyup,
Sana sevmeyi öğreteceğim...

Bahar Ş. Gülşen

ASPİRİN
30-12-2008, 17:56
Canım İstanbul

Ruhumu eritip de kalıpta dondurmuşlar;
Onu İstanbul diye toprağa kondurmuşlar.
İçimde tüten birşey; hava, renk, eda, iklim;
O benim, zaman, mekan aşıp geçmiş sevgilim.
Çiçeği altın yaldız, suyu telli pulludur;
Ay ve güneş ezelden iki İstanbulludur.
Denizle toprak, yalnız onda ermiş visale,
Ve kavuşmuş rüyalar, onda, onda misale.
İstanbul benim canım;
Vatanım da vatanım...
İstanbul,
İstanbul...

Tarihin gözleri var, surlarda delik delik;
Servi, endamlı servi, ahirete perdelik...
Bulutta şaha kalkmış Fatih`ten kalma kır at;
Pırlantadan kubbeler, belki bir milyar kırat...
Şahadet parmağıdır göğe doğru minare;
Her nakışta o mana: Öleceğiz ne çare?..
Hayattan canlı ölüm, günahtan baskın rahmet;
Beyoğlu tepinirken ağlar Karacaahmet...
O manayı bul da bul!
İlle İstanbul`da bul!
İstanbul,
İstanbul...

Boğaz gümüş bir mangal, kaynatır serinliği;
Çamlıca`da, yerdedir göklerin derinliği.
Oynak sular yalının alt katına misafir;
Yeni dünyadan mahzun, resimde eski sefir.
Her akşam camlarında yangın çıkan Üsküdar,
Perili ahşap konak, koca bir şehir kadar...
Bir ses, bilemem tanbur gibi mi, ud gibi mi?
Cumbalı odalarda inletir "Katibim"i...
Kadını keskin bıçak,
Taze kan gibi sıcak.
İstanbul,
İstanbul...

Yedi tepe üstünde zaman bir gergef işler!
Yedi renk, yedi sesten sayısız belirişler...
Eyüp öksüz, Kadıkoy süslü, Moda kurumlu,
Adada rüzgar, uçan eteklerden sorumlu.
Her şafak Hisarlarda oklar çıkar yayından
Hala çığlıklar gelir Topkapı sarayından.
Ana gibi yar olmaz, İstanbul gibi diyar;
Güleni şoyle dursun, ağlayanı bahtiyar...
Gecesi sünbül kokan
Türkçesi bülbül kokan,
İstanbul,
İstanbul…

Necip Fazıl Kısakürek

FNT
30-12-2008, 18:13
Canım İstanbul
......................

...............
Necip Fazıl Kısakürek

Ne güzel anlatmış İstanbul'u Necip Fazıl.

Ziya Osman SABA da İstanbul'u şöyle anlatıyor dizelerinde...

İstanbul

Seni görüyorum yine İstanbul
Gözlerimle kucaklar gibi uzaktan
Minare minare, ev ev,
Yol, meydan.

Geliyor Boğaziçi'nden doğru
Bir iskeleden kalkan vapurun sesi,
Mavi sular üstünde yine
Bembeyaz Kızkulesi.

Bir yanda, serin sabahlarla beraber,
Doğduğum kıyılar: Beşiktaşım.
Baktıkça hep, semt semt, yer yer,
Beş yaşım, onbeş yaşım, ah yirmi yaşım!

Durmuş bir tepende okuduğum mektep,
Askerlik ettiğim kışladır ötesi.
Bir gün bir kızını benim eden
Evlendirme dairesi.

Benim de sayılmaz mı oralar?
Elimi tutar gibi iki yanımdan,
Babamın yattığı Küçüksu,
Anamın toprağı Eyüpsultan.

Önümde, açık kollarıyla boğaz,
Çengelköy'den aktarma Rumelihisarı.
İstanbul, İstanbul'um benim,
Kadıköy'ü, Üsküdar'ı...

Gün olur, Köprü ortasında durur
Anarım, Adalar'da çamların uykusunu.
Gün olur, Beyoğlu'nu özler içim,
Koklamak isterim Tünel'in kokusunu.

Bulut geçer üstünden,
Gemi gelir yanaşır
Bir eski türküdür, kulağıma fısıldar,
"İçi dolu çamaşır."

Göğünde tanıdım ayın ondördünü.
Kırlarında bilirim baharı,
Herşey içimde, herşey,
İstanbul yadigarı.

Bir daha görüyorum seni dünya gözüyle,
Göğün hep üstümde, havan ciğerlerimdedir.
Ey doğup yaşadığım yerde her taşını
Öpüp başıma koymak istediğim şehir!

FNT
30-12-2008, 18:29
Aldırma Reis

Sen içerdeyken ben
Sinemalara gittim
Bütün filmlerini seyrettim
O sevdiğimiz artistin
Sen içerdeyken ben
Vita kutularında çiçek yetiştirdim
Sokakta top oynadım çocuklarla
Ayakkabılarımı eskittim
Güneşe karşı durdum sabahları
Geceleri bir başıma yıldızları bekledim
Annenin gönlüne su serptim
Aldırma dedim aldırma
Bir şarkı söyle, bir dilek tut herkes için
Bir ada rüzgarı gibi
Sürtünerek geç hayata
Bir sarmaşık gibi tutun
Ve değer ver hatıralara
Aldırma dedim
Sen annesin, aldırma

Sen içerdeyken ben
Kiramı ödedim, pijamalarımı giydim
Haber bültenlerini izledim
Gazetelerden kupon kestim
Sen içerdeyken ben
Sigara içtim, öksürdüm
Otobüse bindim
Fotoğraflarımıza baktım
Acıyan yanlarımı körelttim
Deniz kıyısında yürüdüm
Manavdan soğan aldım
Yeni çıkan şarkıları dinledim
Kafeste beslediğimiz kuşu saldım
Islık çaldım
Sen içerdeyken ben
Hep uyandım, sayıkladım
Kanadım boyuna
Takvimler aldım
Her gün bir yaprağını kopardım
Deli ayrılığın

Sen içerdeyken ben
Gömleğimi ütüledim
Sobada elimi yaktım
Bir şiir yazdım
Bir hercai menekşe aldım çiçekçiden
Hani o alnına kader değmiş
Hani o dudaklarına deniz tuzu dokunmuş
Hani o erken vurulmuş
Gençliğimiz gibi dağıldım
Sen içerdeyken ben

Bir adını söyleyemedim
Şöyle bağıra bağıra
Bir yüzünü göremedim
Görüş günlerinde
Bir de eline değemedim
Bir de yüreğine
Şöyle kucaklayamadım bir de
Ölümüne

Sen içerdeyken ben
Kapı kapattım, pencere açtım
Mutfakta oyalandım
Kanepede yattım
Hatta bir yolluk aldım odaya
Çok da kulak asmadım
Çok da koymadı bu bana
Alt tarafı içerdeydin
Alt tarafı bir yanımı alıp götürmüştün
Bir yanımı
Yani adamlığımı
Yani gözlerimin ferini
Yani canımı
Alt tarafı şarkılar ölecekti
Alt tarafı kanayacaktı kalbim
İşte sensiz
İşte nefessiz
İşte kimsesiz bir sesti alt tarafı
Her tarafım

Yıldızlar yine oradaydı oysa
Yazdıklarım
Gözden kaçan o defter yapraklarında
Boşver 128
Hayat bir gemi
Yürüt onu göreyim seni
Boşver 128
Boşveriyor ya
Aldırma reis
Reis aldırmıyor ya

Bir adını söyleyemedim
Şöyle bağıra bağıra
Bir yüzünü göremedim
Görüş günlerinde
Bir de eline değemedim
Bir de yüreğine
Şöyle kucaklayamadım bir de
Ölümüne

Sen içerdeyken ben
Vitrinlerin önünden geçtim
Minibüs duraklarında bekledim
Simitçilerle yarenlik ettim
Üstüme bir ceket aldım
El tezgahlarında kitaplara baktım
Sen içerdeyken ben
Hiç oturup ağlamadım
Hiç karartmadım umudu
Hiç bulandırmadım onuru
Öyle dimdik durdum ortada
İşte burada ulan işte burada
Böyle burada
Hiç yıkılmadan
Hiç utanmadan
Ve hiç unutmadan

Sen içerdeyken ben
Gülen resmimi yaptırdım
Sokaktaki ressama
Her zaman yaptığım gibi
Buzdolabını ayağımla kapadım
Parkların banklarına adını kazıdım
Adını kazıdım duvarlara
Adını, adımın yanına yazdım
Hiç unutmadım, utanmadım
Korkmadım
Parmaklarımı şıklattım Fidayda'da
Hani vardı ya
Fidayda'da hanım kızım Fidayda
Gelip geçen her tren bağırtısında
Kalkıp aynaya baktım sonra

Sen içerdeyken ben
Perdeleri hiç kapatmadım
Hiç bakmadım arkama
Başını ellerinin arasına alan
Üç-beşinin arasında olmadım
Öyle bıraktığın gibi
Öyle yaşadığımız gibi yaşadım
Sen içerdeyken ben

Bir adını söyleyemedim
Şöyle bağıra bağıra
Bir yüzünü göremedim
Görüş günlerinde
Bir de eline değemedim
Bir de yüreğine
Şöyle kucaklayamadım bir de
Ölümüne
Sen içerdeyken ben...


İbrahim Sadri

FNT
30-12-2008, 18:43
Sakarya Türküsü

İnsan bu, su misali, kıvrım kıvrım akar ya;
Bir yanda akan benim, öbür yanda Sakarya.
Su iner yokuşlardan, hep basamak basamak;
Benimse alın yazım, yokuşlarda susamak.
Her şey akar, su, tarih, yıldız, insan ve fikir
Oluklar çift; birinden nur akar, birinden kir.
Akışta demetlenmiş, büyük, küçük, kâinat;
Şu çıkan buluta bak, bu inen suya inat!
Fakat Sakarya başka, yokuş mu çıkıyor ne,
Kurşundan bir yük binmiş, köpükten gövdesine;
Çatlıyor, yırtınıyor yokuşu sökmek için.
Hey Sakarya, kim demiş suya vurulmaz perçin?
Rabbim isterse, sular büklüm büklüm burulur,
Sırtına Sakarya'nın, Türk tarihi vurulur.
Eyvah, eyvah, Sakaryam, sana mı düştü bu yük?
Bu dava hor, bu dava öksüz, bu dava büyük!..

Ne ağır imtihandır, başındaki, Sakarya!
Binbir başlı kartalı nasıl taşır kanarya?

İnsandır sanıyordum mukaddes yüke hamal;
Hamallık ki, sonunda, ne rütbe var, ne de mal.
Yalnız acı bir lokma, zehirle pişmiş aştan;
Ve ayrılık, anneden, vatandan, arkadaştan;
Şimdi dövün Sakarya, dövünmek vakti bu an;
Kehkeşanlara kaçmış eski güneşleri an!
Hani Yunus Emre ki, kıyında geziyordu;
Hani ardına çil çil kubbeler serpen ordu?
Nerede kardeşlerin, cömert Nil, yeşil Tuna;
Giden şanlı akıncı, ne gün döner yurduna?
Mermerlerin nabzında halâ çarpar mı tekbir?
Bulur mu deli rüzgar o sedayı: Allah bir!
Bütün bunlar sendedir, bu girift bilmeceler;
Sakarya, kandillere katran döktü geceler.

Vicdan azabına eş, kayna kayna Sakarya,
Öz yurdunda garipsin, öz vatanında parya!

İnsan üç beş damla kan, ırmak üç beş damla su;
Bir hayata çattık ki, hayata kurmuş pusu.
Geldi ölümlü yalan, gitti ölümsüz gerçek;
Siz, hayat süren leşler, sizi kim diriltecek?
Kafdağını assalar, belki çeker de bir kıl!
Bu ifritten sualin, kılını çekmez akıl!
Sakarya, saf çocuğu, masum Anadolu'nun,
Divanesi ikimiz kaldık Allah yolunun!
Sen ve ben, gözyaşıyla ıslanmış hamurdanız;
Rengimize baksınlar, kandan ve çamurdanız!
Akrebin kıskacında yoğurmuş bizi kader;
Aldırma, böyle gelmiş, bu dünya böyle gider!
Bana kefendir yatak, sana tabuttur havuz;
Sen kıvrıl, ben gideyim, son Peygamber kılavuz!

Yol onun, varlık onun, gerisi hep angarya;
Yüzüstü çok süründün, ayağa kalk, Sakarya!..


Necip Fazıl Kısakürek

FNT
30-12-2008, 19:38
Siyah Perçemlerin

Siyah perçemini dökmüş yüzüne,
Salınarak gelen hümaya bakın.
Kimden söz işitmiş düşmüş hüzüne,
Kader yakışmayan simaya bakın.

Yaktın yandırdın beni,
Zalım aldattın beni.
Ne dedim de darıldın,
Bir pula sattın beni.

A göğsün üstüne bir bağ dikilmiş,
Bin bir çeşit çiçeklerden ekilmiş.
Dün uğradım bir ücraya çekilmiş,
Bulut mu gaplamış şu aya bakın.

Elin sitemini ağlarken gördüm,
Gül dibinde kâh gül sararken gördüm,
Bir seher akşamı çağlarken gördüm,
Davut Sulari'deki sevdaya bakın.


Davut Sulari

FNT
30-12-2008, 20:58
Hayat bir yapboz bulmacası gibi.

Doğduğumuzda önümüzde bulmacanın

dağınık parçaları vardır. Bize düşen

bunlardan iyi ya da kötü bir resim yapmaktır.

FNT
30-12-2008, 23:44
Makam: Rast
Usûl : Semâi
Beste: Gültekin Çeki
Güfte: Hayri Mumcu

Eski dostlar

Unutulmuş birer birer
Eski dostlar, eski dostlar
Ne bir selâm, ne bir haber
Eski dostlar, eski dostlar

Hayâl meyâl düşler gibi
Uçup giden kuşlar gibi
Yosun tutan taşlar gibi
Eski dostlar, eski dostlar

Unutulmuş isimlerde
Bilinmez ki nasıl, nerde
Şimdi yalnız resimlerde
Eski dostlar, eski dostlar

FNT
30-12-2008, 23:59
YENİ DÜNYANIN MODERN KATİLLERİNİ DURDURALIM. BOYKOTA DESTEK OLALIM...

http://www.boykot-israil.org/sirketler.htm

FNT
31-12-2008, 15:21
“Altay Türkçesi: Slerdi cangı cılla utkup turum!
Azerbaycan Türkçesi: Yeni iliniz mübarek olsun!
Başkırt Türkçesi: Hizzi yangı yıl menen kotlayım!
Çuvaş Türkçesi: Sene sul yaçepe salamlatap!
Füyu Kırgızcası: Naa cılıngar guttug bolsun!
Gagauz Türkçesi: Yeni yılınızı kutlerim!
Hakas Türkçesi: Naa çılnang alğıstapçam sirerni!
Karaçay-Malkar Türkçesi: Cangı cılığıznı alğışlayma!
Karakalpak Türkçesi: Canga cılıngız kuttı bolsın!
Karay/Karaim Türkçesi: Sizni yanhı yıl bıla kutleymın!
Kazak Türkçesi: Janga jılıngız kuttı bolsın! veya Janga jılıngız ben!
Kırım Türkçesi: Yangı ılıngız kaırlı (veya mubarek) olsun!
Kırgız Türkçesi: Cangı cılıngız kuttu bolsun!
Kumuk Türkçesi: Yangı yılıgız kutlu bolsun!
Nogay Türkçesi: Yanga yılıngız men!
Özbek Türkçesi: Yengi yılıngız mübarek bolsun!
Sarı Uygurca Türkçesi: Ak éy yahşi mo!
Şor Türkçesi: Naa çıl çakşı polzun!
Tatar Türkçesi: Sezne yanga yıl belen tebrik item!
Tuva Türkçesi: Caa çıl-bile bayır çedirip or men!
Türkiye Türkçesi: Yeni yılınız kutlu olsun!
Türkmen Türkçesi: Teze yılınızı gutlayaarın!
(Irak Türkmenleri) Yengi iliyiz (iliwiz) mubarak olsun!
Uygur Türkçesi: Yengi yılıngızğa mübarek bolsun!
Yakut Türkçesi: Ehigini şanga sılınan eğerdeliibin!”

FNT
31-12-2008, 16:45
Dönence

Dün çoktan döndü buralarda
Ve ben simsiyah bir gecenin koynunda yapayalnız bekliyorum
Duyuyorum, görüyorum bir gün gelecek dönence biliyorum

Simsiyah gecenin koynundayım yapayalnız
Uzaklarda bir yerlerde güneşler doğuyor
Görüyorum dönence
Kupkuru bir ağacın dalıyım yapayalnız
Uzaklarda bir yerlerde bir şeyler kök salıyor
Biliyorum dönence
Çatlamış dudağımda ne bir ses ne bir nefes
Uzaklarda bir yerlerde türküler söyleniyor
Duyuyorum dönence

Simsiyah gecenin koynundayım yapayalnız
Uzaklarda bir yerlerde güneşler doğuyor
Görüyorum dönence
Kupkuru bir ağacın dalıyım yapayalnız
Uzaklarda bir yerlerde bir şeyler kök salıyor
Biliyorum dönence
Çatlamış dudağımda ne bir ses ne bir nefes
Uzaklarda bir yerlerde türküler söyleniyor
Duyuyorum dönence

Duyuyorum biliyorum görüyorum dönence
Dönence gün dönende dönence
Bir gün gelecek dönence biliyorum

Barış Manço

FNT
31-12-2008, 17:09
Hatırlasana

Hatırlasana hani bana sözvermiştin
O akşam ayrılırken döneceğim demiştin
Yıllar geçti bekledim boş ümitlerle

Hatırlasana hani bana söz vermiştin
O akşam ayrılırken seviyorum demiştin
Yıllar geçti bekledim boş ümitlerle

Duydumki bugün evleniyormuşsun
Artık başkasının oluyormuşsun
Gücüm kalmadı dayanmaya
Ağlamak istiyorum doya doya hıçkıra hıçkıra

Hatırlasana hani bana söz vermiştin
O akşam ayrılırken seviyorum demiştin
Yıllar geçti bekledim yaşlı gözlerle

Barış Manço

Bir yıl daha geçti...

FNT
01-01-2009, 23:38
O Belde

Denizlerden
Esen bu ince hava saçlarınla eğlensin.
Bilsen
Melal-i hasret ü gurbetle ufk-ı şama bakan
Bu gözlerinle, bu hüznünle sen ne dilbersin!
Ne sen,
Ne ben,
Ne de hüsnünde toplanan bu mesa,
Ne de alam-ı fikre bir mersa
Olan bu mai deniz,
Melali anlamayan nesle aşina değiliz.
Sana yalnız bir ince taze kadın
Bana yalnızca eski bir budala
Diyen bugünkü beşer,
Bu sefil iştiha, bu kirli nazar,
Bulamaz sende, bende bir ma'na,
Ne bu akşamda bir gam-ı nermin
Ne de durgun denizde bir muğber
Lerze-i istitar ü istiğna
Sen ve ben
Ve deniz
Ve bu akşamki lerzesiz, sessiz
Topluyor bu-yi ruhunu guya.
Uzak
Ve mai gölgeli bir beldeden cüda kalarak
Bu nefy ü hicre müebbed bu yerde mahkumuz...
O belde?
Durur menatık-ı duşize-yi tahayyülde;
Mai bir akşam
Eder üstünde daima aram;
Eteklerinde deniz
Döker ervaha bir sükun-ı menam.
Kadınlar orda güzel, ince, saf, leylidir,
Hepsinin gözlerinde hüznün var
Hepsi hemşiredir veyahud yar;
Dilde tenvim-i ıstırabı bilir
Dudaklarındaki giryende buseler, yahud,
O gözlerindeki nili sükut-ı istifham
Onların ruhu, şam-ı muğberden
Mütekasif menekşelerdir ki
Mütemadi sükun u samtı arar.
Şu'le-i bi-ziya-yı hüzn-i kamer
Mülteci sanki sade ellerine
O kadar natüvan ki, ah, onlar,
Onların hüzn-i lal ü müştereki,
Sonra dalgın mesa, o hasta deniz
Hepsi benzer o yerde birbirine...
O belde
Hangi bir kıt'a-i muhayyelde?
Hangi bir nehr-i dur ile mahdud?
Bir yalan yer midir veya mevcud
Fakat bulunmayacak bir melaz-ı hulya mı?
Bilmem... Yalnız
Bildiğim, sen ve ben ve mai deniz
Ve bu akşam ki eyliyor tehziz
Bende evtar-ı hüzn ü ilhamı
Uzak
Ve mai gölgeli bir beldeden cüda kalarak
Bu nefy ü hicre müebbed bu yerde mahkumuz...


Ahmet Haşim

ASPİRİN
02-01-2009, 09:38
Ben de böyle dostlar istiyorum...
Karşılaşınca içimin huzur dolduğu...
Huzura ihtiyacım olduğu zaman ekmek, su gibi aradığım...
Kendisine sığındığımda ana kucağının sıcaklığını hissettiğim...
Hala var mıdır, kalmış mıdır , ne dersiniz ?


Dostları Olmalı İnsanın

Dostları olmalı insanın,
Aynen gemilerin limanlari gibi...
Zaman zaman uğradığın...
Yükünü boşalttığın...

Dalgalar dininceye kadar beklediğin koynunda...
Sonra açık denizlere uğurlamalı seni,
Geri döneceğin günü bekleme umuduyla...
Bazen rüzgâra o açmalı yelkenini

Yanağına konan bir öpücüğün coşkusuyla...
Halatlarını çözmeli...
Seni çok ama çok özlemeli...
Dostları olmalı insanın,

Ermiş, bilge, hayatı ezbere okuyabilen,
Düşünmediklerini düşündüren...
Seni bir cambaz ipinde güvenle tutabilen,
Gerektiginde senin için ateşi yutabilen.

Yolunu ısıtan ustan olmalı,
Şekillendirmeyi öğretmeli hayatın çömleğini.
Sana verebilmeli soğuk bir kış gününde,
Üzerindeki tek gömleğini.

Oğuzkan Bölükbaşı

FNT
02-01-2009, 16:19
Ben de böyle dostlar istiyorum...
Karşılaşınca içimin huzur dolduğu...
Huzura ihtiyacım olduğu zaman ekmek, su gibi aradığım...
Kendisine sığındığımda ana kucağının sıcaklığını hissettiğim...
Hala var mıdır, kalmış mıdır , ne dersiniz ?




Belki de vardır, aramak lazım...
----------------------------------------------------------------------
""""""""""""""""""""""""""""""""""""""""""""""""""""""""""""""""""""""""""""""""""""""""""""""""""
Sevecekmiş Gibisin

Her günün ardından senden bir ümit var hep gelecekmiş gibisin
İçimde bir duygu gözümde bir hayal sanki sevecekmiş gibisin
Sevmek acı dolu sevmek çile dolu çektirecekmiş gibisin
Aklımı başımdan beni şu canımdan sanki edecekmiş gibisin

Ne sevdim diyorsun ne de sevemiyorsun açmayan bir çiçeksin
İçimde bir duygu gözümde bir hayal sanki sevecekmiş gibisin
Her sözün ardından gizli bir davet var gel diyecekmiş gibisin
Aşkın kanununu kaderimin yolunu sanki çizecekmiş gibisin

Gönül toprağına dert yağmurlarını yağdıracakmış gibisin
Ne sevdim diyorsun ne de sevemiyorsun kokmayan bir çiçeksin
Ne senle ne de sensiz geçmez oldu hayat vazgeçilmez tesellisin
Aklımı başımdan beni şu canımdan sanki edecekmiş gibisin


Ali Tekintüre

FNT
03-01-2009, 19:03
Saat Kaç?

Bir yürek, bir yürek, kutuda, tık tık...
Korkarım, saat kaç diye bakamam.
Son vapur kalkarken atlayamadık,
Kapılar kapandı, vâdeler tamam.

Ne oldu, ne bitti, anlayamadık:
Zamandaymış meğer zorlanmaz mantık,
O, her yaratığı yiyen yaratık,
Bense öz beynini dişleyen yamyam.


Necip Fazıl Kısakürek

FNT
03-01-2009, 19:04
Buyur Usta

Oğlum, onüç-ondört anahtarı ver
Al usta
Oğlum, yat motorun altına
Nesi var bir bakıver
Olur usta
Oğlum, iyi sık civatayı
Sonra sahibi ne der?
Sıkıyorum usta
Bileğim yettiğince
Yüreğim yettiğince
Sıkıyorum işte
Oğlum, terlemişsin
Akmasın terin motora
Motor pas yapar sonra
Olur mu be usta
Ter pas yapar mı
Gözyaşı pas yapar mı?
Oğlum ne diyorsun bak işine
Bakıyorum usta
Yalnız ellerim
Ellerim çatlamış be usta
Ellerim acı içinde
Yüreğim var ellerimde
Yüreğim yanıyor usta
Kan ter içinde
Hem usta
Sen hiç okula gittin mi
Okul nasıl bir şey be usta
Öğretmen nasıl biri
Usta sahi
Orda da motor baktırırlar mı ki
Orda da söverler mi çocuklara be usta
Orda da döverler mi?
Oğlum bak işine kızdırma beni
Olur usta ha usta
Senin anan da saçlarını okşar mıydı
Sana ağlar mıydı gecenin al yalazında
Sahi usta sen hiç ağladın mı bir sabah
Cansız düşende anan
Yavaşca gözlerinin önünde
Oğlum bak işine !
Attırma tepemi gir motorun altına
Usta dur kızma!
Bak giriyorum motorun altına
Dünyanın altına
Giriyorum usta giriyorum
Desteğe gerek yok usta
Desteğe gerek yok
Ben oraya yüreğimi koyuyorum
İnan taşır be usta


İbrahim Sadri

ASPİRİN
04-01-2009, 13:14
Dost Dost Diye Nicesine Sarıldım
Benim Sadık Yarim Kara Topraktır
Beyhude Dolandım Boşa Yoruldum
Benim Sadık Yarim Kara Topraktır

Nice Güzellere Bağlandım Kaldım
Ne Bir Vefa Gördüm Ne Faydalandım
Her Türlü İsteğim Topraktan Aldım
Benim Sadık Yarim Kara Topraktır

Koyun Verdi Kuzu Verdi Süt Verdi
Yemek Verdi Ekmek Verdi Et Verdi
Kazma İle Dövmeyince Kıt Verdi
Benim Sadık Yarim Kara Topraktır

Ademden Bu Deme Neslim Getirdi
Bana Türlü Türlü Meyva Yetirdi
Her Gün Beni Tepesinde Götürdü
Benim Sadık Yarim Kara Topraktır

Karnın Yardım Kazma İle Bel İle
Yüzün Yırttım Tırnak İle El İle
Yine Beni Karşıladı Gül İle
Benim Sadık Yarim Kara Topraktır

İşkence Yaptıkça Bana Gülerdi
Bunda Yalan Yoktur Herkesler Gördü
Bir Çekirdek Verdim Dört Bostan Verdi
Benim Sadık Yarim Kara Topraktır

Havaya Bakarsam Hava Alırım
Toprağa Bakarsam Dua Alırım
Topraktan Ayrılsam Nerde Kalırım
Benim Sadık Yarim Kara Topraktır

Dileğin Varsa İste Allah'tan
Almak İçin Uzak Gitme Topraktan
Cömertlik Toprağa Verilmiş Haktan
Benim Sadik Yarim Kara Topraktır

Hakikat Ararsan Açık Bir Nokta
Allah Kula Yakın Kul Da Allah'a
Hakkın Gizli Hazinesi Kara Toprakta
Benim Sadık Yarim Kara Topraktır

Bütün Kusurlarımı Toprak Gizliyor
Merhem Çalıp Yaralarım Düzlüyor
Kolun Açmış Yollarımı Gözlüyor
Benim Sadık Yarim Kara Topraktır

Her Kim Ki Olursa Bu Sırra Mazhar
Dünyaya Bırakır Ölmez Bir Eser
Gün Gelir Veysel'in Bağrına Basar
Benim Sadık Yarim Kara Topraktır

Aşık Veysel Şatıroğlu

FNT
05-01-2009, 00:40
Ateş İcat Olup Tütün Tütmeden

Ateş icat olup tütün tütmeden
Aşkın ocağında biz yanıp tüttük
Güller açılmadan bülbül ötmeden
Mana aleminde şakıdık öttük

Her kaynaktan akmaz böyle duru su
Bu yer gerçek erenlerin korusu
Duygu çiçeğinden ilham arısı
Sevgiden bal yaptı önce biz tattık

Gönül diyarında sevda elinden
Hasret dağlarından çile çölünden
Peygamber izinden Allah yolundan
Yirminci asırda biz geldik gittik

İrfan sofrasının altın tasıyım
Muhabbet suyunun şelalesiyim
Hüdai Yunus'un sülalesiyim
Tasavvuf ilmini biz tamam ettik


Aşık Hüdai

FNT
05-01-2009, 00:44
Ben Osmanlı'yım

Dinle evlat, sana bir çift söyleyecek sözüm var.
Beni bilmek ister isen, Hakk'a bağlı özüm var
Neslim bana bühtan etmiş, yüreğimde sızım var

Bu sayfalar tanır beni, ha bu kitaplar tanır.
Şanlı tarih dile gelse, bütün dünya utanır.

İlim, irfan, medeniyet yaymak için büyüdüm.
Kuru kavga için değil, hizmet için yürüdüm.
Bir küçücük beylik idim, üç kıtayı bürüdüm.

Bu tepeler tanır beni, ha bu ufuklar tanır.
Şarktan güneş doğduğunda, gölgem garba uzanır.

Mazlumların gözyaşlarını şefkat ile silmişim.
Vatan, namus, din ve devlet kıymeti bilmişim
Irzıma göz dikenlerin haklarından gelmişim.

Bu hisarlar tanır beni, ha bu kal'alar tanır.
Nal sesimi işitenler, kıyamet koptu sanır!


Gürbüz Azak

FNT
05-01-2009, 12:03
İstanbul Yoktu Sen Olmasaydın

Ben nice İstanbul’lular gördüm sana gelinceye kadar
Kirli paçavralara benzerdi insanları
Dostluktan, vefadan yoksun.
Bölünmüş, dağılmış, parçalanmış
Ve herbiri kendi ağırlığıyla ezilmiş, yorgun.
Yüzümde dolaşan birer iğrenç böcekti gözleri
Bir tutsam
Yapışır kalırdı ellerime en çirkin yerleri
Evlerinde bulduğum yalnızlık
Sokaklarında bulduğum upuzun bir kahırdı.
Günler boyunca
Bir başka karanlık gelirdi
Karanlığın biri kaybolunca
Güneşler doğardı görmezdim.
Bir ses durmadan ölüme çağırırdı beni
Bilmezdim bu şehirde senin yaşadığını.
Bilmezdim...

Zindandı bütün meyhaneler
Duvarlar karaydı
Köhne bir bizans eskisiydi İstanbul sensiz.
Semt semt bir ağır yorgunluktu
Sürekli bir aldanıştı sokak sokak
Benden en uzak sevgilerde yaşadım yıllarca
O büyük yalanlarda yaşadım.
Senden habersiz bir ölü gibi
Senden uzak zamanlarda yaşadım.

Mabetler yıkıldı içimde
Umutlar hayaller yıkıldı
Bir gün bütün İstanbul yıkıldı.
Sokaklar kaydı ayaklarımın altında
Gün oldu kalabalık meydanlarında inançlarım yıkıldı
Gün oldu
Gözlerime çiviler çakıldı merhametsiz.
Toz toz oldum, duman duman oldum
Aldığını geri vermedi yıllar
Yitirdim kendimi bu rezil şehirde
Seni buluncaya kadar.

Eskiden bir lale hatırlardım
Yada mavi mavi bir deniz İstanbul denince
Serin rüzgarlar okşardı saçlarımı
Rıhtımlar balık balık kokardı.
Ne zaman
Yumsam gözlerimi bir gemi kalkardı.
Vapur düdükleri durmadan öterdi.
Eskiden bir İstanbul vardı bilmediğim
Bana yeterdi.

Sonra kaç yıl yaralı bir hayvan gibi
Gezdim sokaklarında
Sonra kaç yıl bir sevgi aradım
İstanbul’u aradım.
Belki de seni aradım bilmeden
Ayaklarımın dibinde den,izler can çekişti
Şehirler parçalandı
Bir çağ öldü gözlerimin önünde
Benim en güzel çağım öldü.
Bizi topraktan yarattılar
Gel gör ki...
Bu şehirde
Benim toprağım öldü.

Seni aradım bu şehirde yıllarca
Yana yakıla seni..
Sen kimdin, sen neredeydin kimbilir.
Hep böyle sensizmiydi bu şehir.
Bu şehir İstanbul’muydu ?
Öyleyse sensiz yaşanmazdı bu şehirde
Gemiler demir almazdı
Trenler işlemezdi
Sen olmasaydın
Bir ömür bitip
Yepyeni bir ömür başlamazdı içimde
Bahar gelmezdi
Ağaçlar çiçek açmazdı
Seni bulmasaydım
Ve ben yoktum
İstanbul yoktu
Sen olmasaydın.


Ümit Yaşar Oğuzcan

FNT
05-01-2009, 13:10
Sevgiler

İnsanlar, hepinizi seviyorum!
İçinizde dostlarım, kardeşlerim var.
Ey şehir! Bütün hemşerilerim.
Bayramınız bayramım, kederiniz kederim.
Yoksullar, hastalar, zavallılar,
Sizler için gözlerimdeki pınar.

Ölüler! Özlemez olur muyum dünyanızı,
Aranıza karışmış annem var, babam var.

Günler geçiyor diye bir yandan içim sızlar,
Hayat! Hayat! Seviyorum seni.
Yemyeşil çayırlarda bembeyaz gezen kızlar!
Aranızda sevgilim var.

Ziya Osman Saba

FNT
06-01-2009, 12:43
Yağmur Duası

Ben geldim geleli açmadı gökler
Ya ben bulutları anlamıyorum
Ya bulutlar benden birşey bekler
Hayat bir ölümdür aşk bir uçurum
Ben geldim geleli açmadı gökler

Bir yağmur bilirim bir de kaldırım
Biri damla damla alnıma düşer
Diğerinde durup göğe bakarım
Ne şehir ne deniz kokan gemiler
Bir yağmur bilirim bir de kaldırım

Nedense aldanmış bir gece annem
Bir kadın gömleği giydirmiş bana
İşte vuramadı gökler bana gem
Dinmedi içimde kopan fırtına
Nedense aldanmış ilk gece annem

Biri çıkmış gibi boş bir mezardan
Ortalıkta ölüm sessizliği var
Bana ne geldiyse geldi yukardan
Bana ne yaptıysa yaptı bulutlar
Biri çıkmış gibi boş bir mezardan

İyi ki bilmiyor kalabalıklar
Yağmura bakmayı cam arkasından
İnsandan insana şükür ki fark var
Birine cennetse birine zindan
İyi ki bilmiyor kalabalıklar

Yağmur duasına çıksaydık dostlar
Bulutlar yarılır gökler açardı
Şimdi ne ihtimal ne de imkan var
Göğe hükmetmekten kolay ne vardı
Yağmur duasına çıksaydık dostlar

Ben geldim geleli açmadı gökler
Ya ben bulutları anlamıyorum
Ya bulutlar benden birşey bekler
Hayat bir ölümdür aşk bir uçurum
Ben geldim geleli açmadı gökler


Sezai Karakoç

FNT
07-01-2009, 00:51
Gül Bebeğim

Sen cennete uçtun ama
Kokun sinmiş yatağıma, odama
Derin derin soluyorum seni
İçime hapsediyorum seni
Alışamadım bir türlü yokluğuna, gül bebeğim
Sensiz yaşamak ne kadar zor
Ayrılık acısını gel bana sor
Nasıl kıydın kendine gül bebeğim

Geceler çok soğuk geceler sessiz
Nasıl yaşarım şimdi ben sensiz
Hani bana verdiğin o sözler
Hani o gülen masum gözler
Alışamadım bir türlü yokluğuna, gül bebeğim
Sensiz yaşamak ne kadar zor
Ayrılık acısını gel bana sor
Nasıl kıydın kendine gül bebeğim

Gözyaşım karıştı yağmura
Damla damla süzülüyor toprağa
"Bizi ancak ölüm ayırır" diyordun bana
Söyle nasıl kıydın kendine gül bebeğim
Seni benden ölüm bile ayıramadı işte
Nasıl kıydın kendine söyle, gül bebeğim

Dar geliyor bana bu yerler
Kırılsın seni taşıyan bu eller
Hani bana verdiğin o sözler
Hani o gülen masum gözler
Alışamadım bir türlü yokluğuna, gül bebeğim
Sensiz yaşamak ne kadar zor
Ayrılık acısını gel bana sor
Nasıl kıydın kendine gül bebeğim


Barış Manço

FNT
07-01-2009, 14:06
Hayat

Bir cinayet eli gibi,
Bir cengâver beli gibi
Git al da gel, kuşan da gel
Hançerini, kılıcım en kıyıcı silâhını;
Gözlerini kan bürümüş deli gibi
Zincirlerden boşan da gel!
Hiç dinmiyen o sebepsiz hiddetinle
Bana saldır!
Sonra kaldır,
Kaldır hüsnündeki tesir
Her faniyi sana esir
Eden o zalim başım,
Bak ve dinle:
Gönlümün ahı,
Gözlerimin yaşını!
Gördüğün ne? Bir güler yüz! İşittiğin? Bir kahkaha!
Yazık sana!
Uğraşırken en bahtiyar fanilerle,
Pembe saadetlerinde bir siyah süs
Gibi küçük bir kederle
Herbirini harap eden sana yazık!
İki düşük omuzla bir sıska göğüs,
Bir hasta baş... Böyle dermansız düşmana,
Sen ki elinde bin dert,
Yenildin mi koca namert?
Durmasana saldır üstüme bir daha!
Bu kırk yıllık muharebe bitsin artık!


Celal Sahir Erozan

FNT
08-01-2009, 17:47
BİR GECE

Ondört asır evvel, yine böyle bir geceydi,

Kumdan, ayın ondördü, bir öksüz çıkıverdi!


Lakin, o ne husrandı ki: Hissetmedi gözler,

Kaç bin senedir halbuki bekleşmedelerdi!


Neden görecekler? Göremezlerdi tabiî;

Bir kerre, zuhûr ettiği çöl en sapa yerdi,


Bir kerrede, mâmûre-i dünyâ, o zamanlar,

Buhranlar içindeydi, bu günden de beterdi.


Sırtlanları geçmişti beşer yırtıcılıkta;

Dişsiz mi bir insan, onu kardeşleri yerdi!


Fevzâ bütün âfâkını sarmıştı zemînin.

Salgındı, bugün Şark'ı yıkan, tefrika derdi.



Derken, büyümüş kırkına gelmişti ki öksüz,

Başlarda gezen kanlı ayaklar suya erdi!


Bir nefhada insanlığı kurtardı o Ma'sum,

Bir hamlede kayserleri, kisrâları serdi!


Aczin ki, ezilmekti bütün hakkı, dirildi;

Zulmün ki, zevâl aklına gelmezdi geberdi!


Âlemlere rahmetti evet şer-i mübîni,

Şehbâlini adl isteyenin yurduna gerdi.


Dünya neye sâhipse, O'nun vergisidir hep;

Medyûn ona cemiyyet-i, medyun O'na ferdi.


Medyundur o mâsûma bütün bir beşeriyet...

Yâ Rab, bizi mahşerde bu ikrâr ile haşret.


Mehmet Akif Ersoy

FNT
08-01-2009, 18:17
Edebiyat Matinesi

Kaykılmış koltuğunda bir kız
Çiğner çiklet.
Bir oğlan dalgada,
Geldiğine pişman uyuklar
Bir başkası arkada.
Hiç bulabilir mi beyaz evi çok uzak
Uçurduğunuz kuş?
Kılıç gibi keskin karlı dağ.
Hiç yeri miydi açmak kalbi
Bu çiğ ışık altında.
Sizden önce birisi bir fantazi okudu,
Kırdı geçirdi.
Yayvan gülüşlerden ağızlar çok geç döner;
Şimdi sıra sizde üzgün ağır,
Ne güzel!
Olsa bari benzeri duygularla tedirgin,
Sizdekini yaşamış
Birkaç kişi.
Işıktasınız seçilmiyor,
Karanlıkta hepsi.
Okudunuz,
Bittiğine memnun,
Anlamamış;
Bozuk paralar gibi düşer önümüze
Alkış.
Gördünüz işte yerde
Çürük domatesler gibi ezik,
Avuçlarda mıncıklanmış kalbiniz.
Büyürken leke ince ipekte,
Yeniden eğildiniz!


Behçet Necatigil

FNT
09-01-2009, 17:29
Ey Yolcu

Gitme, ey yolcu, beraber oturup ağlaşalım:
Elemim bir yüreğin kârı değil, paylaşalım:
Ne yapıp ye'simi kahreyleyeyim, bilmem ki?
Öyle dehşetli muhitimde dönen matem ki!..
Ah! Karşımda vatan namına bir kabristan,
Yatıyor şimdi... Nasıl yerlere geçmez insan?
Şu mezarlar ki uzanmış gidiyor, ey yolcu,
Nereden başladı yükselmeye, bak, nerde ucu!


Mehmet Akif Ersoy

FNT
11-01-2009, 01:21
Bekle Geliyorum

Daha dün diyorsan geçen yıllara
Gözlerinde anılar hala yeşilse
Ve hala ıslaksa kirpiklerin
Bekle geliyorum...

Bırakıp bütün mutlulukları
Bırakıp bütün güzellikleri bir yana
Bekledinse yollarımı
Bekle geliyorum...

İsyan edip ağladığın mevsimlerde
Aşkımla silebildinse gözyaşlarını
Sevemedinse benden başkasını
Bekle geliyorum...

O bensiz gülüşler avutamadıysa seni
Dindiremediyse hasretini yıllar
Ve bir türlü unutamadınsa beni
Bekle geliyorum...


Ahmet Selçuk İlkan

KARADENIZ
11-01-2009, 01:31
[B]İstanbul Yoktu Sen Olmasaydın



Istanbul demisken...aklima geldi . memleketimin en guzide yerini anmak .....guzeldir Istanbul' u yasamak.............bilin kiymetini............//



Salkim salkim tan yelleri estiginde
Mavi patiskalari yirtan gemilerinle
Uzaktan seni düşünürüm Istanbul
Binbir direkli Halicinde akşam
Adalarinda bahar
Süleymaniyende güneş
Hey sen güzelsin kavgamizin şehri

Ve uzaklardan seni düşündügüm bugünlerde
Bakişlarimda akşam karanligin
Kulaklarimda sesin Istanbul

Ve uzaklardan
Ve uzaklardan seni düşündügüm bugünlerde
Sen şimdi haramilerin elindesin Istanbul

Plajlarinda karaborsacilar
Yagli gövdelerini kuma sermiştir.
Kürtajli genç kizlar cilve yapar karşilarinda
Balikpazarinda depoya kaçirilan fasulyanin
Meyvesini birlikte devşirirler
Sen şimdi haramilerin elindesin Istanbul

Et tereyagi şeker
Padişahin üç ogludur kenar mahallelerinde
Yumurta masaliyla büyütülür çocuklarin
Hürriyet yok
Ekmek yok
Hak yok
Kollarin ardindan baglandi
Kesildi yolbaşlarin
Haramilerin gayrisina yaşamak yok

Almiş dizginleri eline
Bir avuç vurguncu müteahhit toprak agasi
Onlarin kemik yalayan dostlari
Onlarin sazi cazi villasi doktoru dişçisi
Ve sen esnaf sen söyle sen memur sen entellektüel
Ve sen
Ve sen haktan bahseden Ortaköyün Cibalinin işçisi
Seni öldürürler
Seni sürerler
Buhranlar senin sirtindan geçiştirilir
Ipek şiltelerin istakozlarin
ve ahmak selameti için
Hakkinda idam hükümleri verilir

Haktan bahseden namuslu insanlari
Yagmurlu bir mart akşami topladilar
Karanlik mahzenlerinde şehrin
Cellatlara gün dogdu
Kardeşlerin acisiyla yanan bir çift gözün vardir
Bir kalem yazin vardir
Dudaklarini yakan bir çift sözün vardir
Söylenmez

Haramiler kesmiş sokak başlarini
Polisin kirbaci celladin ipi spikerin çenesi baski makinesi
Haramilerin elinde
Ve mahzenlerinde insanlar bekler
Gönüllerinde kavga gönüllerinde zafer
Bebeklerin hasreti içlerinde gömülü
Can yoldaşlar saklidir mahzenlerinde

Boşuna çekilmedi bunca acilar Istanbul
Bulutlarin ardinda damla damla sesler
Gülen çehreleri ve cesaretleriyle
Arkadaşlar çikti karşima
Dindi şakalarimin agrisi

Bir kadin yoldaş tanirdim
Bir kardeş karisi
Hasta cigerlerini taşidigi çelimsiz kemikli omuzlari
Ve hüzünlü çehresiyle bebelerini seyrederdi
Cellatlara emir verildigi gün haramilerin sarayinda
Gebeligin dokuzuncu ayinda
Aç kurtlarin varoşlara saldirdigi
Tipili bir gece yarisi
Sirtinda çok uzak bir köyden indirdi
Otuzbeş kiloluk sirrimizi
Zafer kanli zafer kipkirmizi

Boşuna çekilmedi bunca acilar Istanbul
Bekle bizi
Büyük ve sakin Süleymaniyenle bekle
Parklarinla köprülerinle kulelerinle meydanlarinla
Mavi denizlerine yaslanmiş
Beyaz tahta masali kahvelerinle bekle
Ve bir kuruşa Yenihayat satan
Tophanenin karanlik sokaklarinda
Koyunkoyuna yatan
Kirli çocuklarinla bekle bizi
Bekle zafer şarkilariyla caddelerinden geçişimizi
Bekle dinamiti tarihin
Bekle yumruklarimiz
Haramilerin saltanitini yiksin
Bekle o günler gelsin Istanbul bekle
Sen bize layiksin

FNT
11-01-2009, 01:39
Sevgili dostum KARADENIZ,

Katkınız için çok teşekkür ediyorum.

Bu da benden size olsun.

*******************

Kardeniz, karadeniz
Fırtınalar içindeyiz
Dört karanfil verdim sana
Her biri bir engin deniz

Dağlarda kır çiçekleri
Sevgi dolu yürekleri
Doğdu ülkemin üstüne
Güneşten sıcak gözleri

Dağda yanar bir top çiçek
Hepsi bir yumruk bir yürek
Bahar eylediler kışı
Geceyi gündüz ederek

Açlık karanlık bir yandan
Her taraf zindanmı zindan
Ateş yakıp ısındılar
Elleri çözüldü kından

Kardeniz, karadeniz
Fırtınalar içindeyiz

Söyleyen : Edip Akbayram

KARADENIZ
11-01-2009, 02:06
[B]Sevgili dostum KARADENIZ,

Bu da benden size olsun.

]

Sagolasiniz....
hazir Karadeniz demisken............ devam edelim..Temel Fikrasi kivaminda..
...



Kanatları gümüş yavru bir kuş gibi hey
Gemimizin direğine konmuş gibi hey

Dağlara çıkma hey karadeniz
Yavrudur yarim uçamaz bensiz hey hey

Bir yarim var bu yavru kuş gibi hey hey
Yarim yüreğime konmuş gibi hey hey

Dağlara çıkma hey karadeniz
Yavrudur yarim uçamaz bensiz hey hey

FNT
12-01-2009, 00:41
İkinci Bahar

Gamze gamze bir gülüver şimdi
Beni göğsüne alıver şimdi
Mevsimi geldi susadım aşka
Benimle bir bütün oluver şimdi

İkinci bahar yaşıyor ömrüm
Gel benim yarim oluver şimdi
Seni gül gibi öpe koklaya
Gözümden, dilimden, sakınır saklar
Bugünki aklımla severim şimdi

İkinci bahar yaşıyor ömrüm
Gel benim yarim oluver şimdi
Seni gül gibi öpe koklaya
Gözümden, dilimden, sakınır saklar
Bugünki aklımla severim şimdi

Şiirler, şarkılar söyleyerek
Mehtabı birlikte seyrederek
Benimle bir rüya kuruver şimdi
Aahhh....

İkinci bahar yaşıyor ömrüm
Gel benim yarim oluver şimdi
Seni gül gibi öpe koklaya
Gözümden, dilimden, sakınır saklar
Bugünki aklımla severim şimdi

İkinci bahar yaşıyor ömrüm
Gel benim yarim oluver şimdi
Seni gül gibi öpe koklaya
Gözümden, dilimden, sakınır saklar
Bugünki aklımla severim şimdi

İkinci bahar yaşıyor ömrüm
Gel benim yarim oluver şimdi
Seni gül gibi öpe koklaya
Gözümden, dilimden, sakınır saklar
Bugünki aklımla severim şimdi


Sezen Aksu

FNT
12-01-2009, 01:07
GİDİYORUM

Ne başkası oldu ne de olacak
Sen çalmazsan kapım açılmayacak
Şimdi içimde yanan bu ateş
Sanma ki bir son bulacak

Hiç utanmam gülüm divaneyim
Parçalanmış dünyam viraneyim
Seni her şeyden çok çok istedim
Vuruldum avareyim

Ne olurdu benim olsan
Şu yaralarımı sarsan
Bıktım artık yol almaktan
Önüme çıkıp durdursan

Gidiyorum buralardan
Tüm rüzgarlar senin olsun
Benden ayrı rüyadasın
Dilerim birgün utanırsın

Yıllar sonra bir gün yaşlandığında
O ipek saçların ağardığında
Kuru yaprak gibi dağıldığında
Kalırsın tek başına

Oysa seni ne çok ne çok sevmiştim
Tüm çiçeklerimi sana dermiştim
Şimdi ellerim boş yüreğim sarhoş
Oysa neler ümit etmiştim

-ŞİİR-

Elimde,
Eski bir aşktan kalma tutku damlacıkları
Arkamda,
Diz boyu balçık hatıraların çığlığı var
Yırtmış atmışım her şeyi,
Bir ben kalmışım ortada
Birde sen içimde,
Taa şuramda...


Kıraç

FNT
12-01-2009, 23:03
Eşkiya dünyaya hükümdar olmaz


Bir yanımı sardı müfreze kolu
Bir yanımı sardı var iki oğlu
Beş yüz atlıyınan kestiler yolu
Eşkiya dünyaya hükümdar olmaz

Yıl bin üçyüz kırkbir mevsime uydum
Sebep oldu şeytan bir cana kıydım
Katil defterine adımı yazdım
Eşkiya dünyaya hükümdar olmaz

Sen ağlama anam dertlerim çoktur
Çektiğim çilenin hesabı yoktur
Yiğitlik yolunda üstüme yoktur
Eşkiya dünyaya hükümdar olmaz

NKD
13-01-2009, 11:56
Bazen acı dinmez, bazen de yağmur
Sevgilim gülümse, her şey unutulur
Suskunuz bu akşam üstü
Hasrete yanmışız, neylersin
Bir gün, bu mahzun sevdadan geriye
Kalırsa, sadece o hüzün kalır..
Sen de anladın ki yapa-yalnızız…
Buluşmamız yasak,
Görüşmemiz uzak…
Devrilmiş kadehler gibi, dönüyor başımız,
Neylersin…
Ah güzelim,
İncinmiş bir sesi vardır yağmurun;
Yanaklarına vurduğunda hissedersin.
Ve bir veda sözcüğü, saçlarına,
Titreyen bir öpücükle dokunduğunda;
Bu anı dondurmaya yetmez nefesin.
Bir film sahnesi gibi
Akar gider ayrılık,
Neylersin…
Biz zaten hiçbir romanda
Kendi hayatımıza rastlamadık.
Bütün şarkılar bizi yanlış anlatmıştı.
Ve bütün bulmacalar yarım bırakılmıştı.
Tenha sokaklarda üşüyüp durdu sırtımız.
Oysa tuttuğumuz balıkları bile
Yeniden denize bağışlamıştık.
Biz, hayata dair
Hiçbir yanlış yapmamıştık…
Neylersin…
Biz bu sonucu hak etmedik,
Hayır, etmedik…
Ömrümüz bu talana lâyık değildi.
Bazen acı vurdu, bazen de yağmur
Hiç gülmedi yüzümüz,
Hiç büyümedi gülümüz…
Bizi yalnızca akşamlar kucakladı,
Biliyorsun,
Sabaha çıkmayan bir yoldu yürüdüğümüz…
Bir gün, bu öykünün sonuna gelince
Ansızın desem ki: hoşça kal canım!
Unutursun,
Mecburen unutursun…
Yıldızlar söner, bu aşk da biter!
Bazı gün hatırlayınca, sessizce ağlarız.
Neylersin…
Ah bebeğim, ah..
Kekremsi bir tadı vardır gözyaşının,
Dudaklarına sızınca farkedersin.
İçindeki vurgun aşklar mezarlığında,
Ayrılık, ölümden üste yazılınca,
Gideni durdurmaya yetişmez sesin…
Bir inme gibi dolaşır bedeninde pişmanlıklar,
Neylersin…
Biz zaten hiçbir sinemaya
Tam vaktinde yetişemedik.
Bütün vapurlar bizden önce kalkmıştı.
Ve bütün biletler biz gelmeden satılmıştı.
Boşuna telaşlarda yorduk günlerimizi.
Oysa Nuh’un Gemisi’nde bile
Bize yer kalmamıştı.
Ve hiçbir mutluluğa adımız kaydolmamıştı.
Neylersin…
Biz bu aşkı sürdüremezdik,
İnan, sürdüremezdik…
Kalbimiz bu heyecana müsait değildi.
Bize hep acılar kaldı, bize hep yağmur…
Unutmasan bile artık
Unutur gibi yapacaksın.
Ve buruşturup-buruşturup attığım kağıtlarda,
Hiç bitiremediğim
Bir şiir olarak kalacaksın…

FNT
13-01-2009, 17:14
Aheste Çek Kürekleri

Aheste çek kürekleri mehtap uyanmasın
Bir alemi hayale dalan ab uyanmasın
Aguşuna nevbaharda habide bir cihan sürsün sabaha haşre kadar hab uyanmasın
Dursun bu musiki semavi içinde saz nevbit olanda bir dahi mızrab uyanmasın aman

Ey gül sükut onarmayı emreyle bülbüle
Gülşende mest-u zevk olan ahbab uyanmasın
Değmez keman uyanmaya ikmalim için aman
Varsın bu uykudan dil bi-tab dil bi-tab uyanmasın ah uyanmasın

Yahya Kemal BEYATLI

FNT
14-01-2009, 13:59
Maden ocağının dibinde

Maden ocağının dibinde
Hava yok ışık yok
Maden ocağının dibinde
Besin yok karın yok
Maden ocağının dibinde
Oğlun bile yok...
Maden ocağının dibinde
Bir sen varsın, direnen
Maden ocağının dibinde
Işık yok hava yok
Maden ocağının dibinde
Besin yok karın yok
Maden ocağının dibinde
Oğlun bile yok...
Bir sen varsın, direnen
Maden ocağının dibinde

"Ayırdılar seni dünyadan.
Aldılar elinden ışığını, havanı, besinini.
Sevdiğin kadını taptığın oğlunu aldılar elinden.
Ayırdılar seni dünyadan..."

Cem KARACA

FNT
15-01-2009, 18:10
Vurdum En Dibe Kadar

Büyülü gölgelerden
Ruhuma akan zehir
Kandırır gözlerimi
Sahte bir dünya verir

Ateşlerle uyandım
Yangın heryeri sarar
Gördüğüm acılarla
Vurdum en dibe kadar

Heryerde ölüm tutar saatler
Kan kusmuş yaralanmış şehirler
Alışılan zamanla dokunmayan
Sıradan parçalanmış resimler

Topladım avucumda kaderim
Bir demet gülde arsız dikenim
En yüksek dağların tepesinden
Boşluğa savrulur da giderim

Neşe Açıker

FNT
20-01-2009, 14:58
Kirpiklerin ok ok eyle
Vur sineme öldür beni
Bıktım dünyanın halinden
Vur sineme öldür beni
Öldür beni....

Yoktur ellere mihnetin
Varsa indinde kıymetim
Eğer satmaksa niyetin
Vur sineme öldür beni
Öldür beni....

FNT
20-01-2009, 15:00
Varoşların aşıkları gerçek olur çıkarsız
Bende seni öyle sevdim gözüm gibi yalansız
İş ararken kahvelerde inanan gözlerin vardı
Aş pişmeyen ocaklarda aç doyuran umutlardı

Yağmur çamur varoşlarda sımsıcak yürekler vardı
Yalınayak çocuklarda tertemiz gelecek vardı

Söyle birbirimizi nasıl sevdik
Saçları sırma gelincik
Gözleri sürme gelincik
Suçumuz neydi bizim

Varoşların sevdaları gerçek olur çıkarsız
Gözlerinde bir ümitti yanıyordu güneş gibi
Yoksulluğun pençesinde arıyordu gözlerimi

Yağmur çamur varoşlarda sımsıcak yürekler vardı
O dalgalı saçlarında gül kokan rüzgarlardı

Şimdi sarılıp o geçmişe ağlar
Ağlar açılmaz yüreğim
Suçumuz neydi bizim

FNT
23-01-2009, 00:36
A bebeğim uyan

Dudakların buz gözlerin boş boş bakıyor
Sen böyle yapmazdın böyle durmazdın
Susmazdın susmazdın
Anladım gidiyorsun beni öksüz bırakıp
Gidiyorsun sonsuzluğa beni atıp yalnızlığa
Ben de gelmek istiyorum
Dayanamam sensizliğe

A bebeğim uyan bebeğim uyan
Uyanda göğsüme dayan
Yan yüreğim yan yan ciğerim yan
Yan parçalan

Açmasın güller gelmesin bahar istemem
Açmasın güller doğmasın güneş istemem
Ben sensiz yapamam sensiz duramam
Olamam yaşayamam
Olur mu hayat sensiz olur mu sevginsiz
Yaşam neki ölüm neki bir devriliş gönlümdeki
Ben de ölmek istiyorum taşıyamam ben bu yükü

A bebeğim uyan bebeğim uyan
Uyada göğsüme dayan
Yan yüreğim yan yan ciğerim yan
Yan parçalan

İbrahim Erkal

FNT
26-01-2009, 01:40
Gül Bahçesi

Olamazsın onlar gibi yorma artık kendini
Sen gül bahçesinde büyüdün, hatırla
Onlar gibi değil, anlar gibisin
Dön bir kendine ve hatırla

Biz bu şarkıları ruhumuza yazdık
Sakız değil ki çiğneyip tüküresin
Biz bu aşkları ömrümüze yazdık
Düşürmedik kimselerin diline, hatırla
Hatırla...

Olamazsın onlar gibi yorma artık kendini
Sen gül bahçesinde büyüdün, hatırla
Onlar gibi değil, anlar gibisin
Dön bir kendine ve hatırla

Sırf siz mutlu olun hep var olun diye
O güller değil miydi her dem vazgeçen
Açıp da güller gibi solunca gün gelip de
Kokun kalır geriye o misler gibi
Hatırla... hatırla...

Biz bu şarkıları ruhumuza yazdık
Sakız değil ki çiğneyip tüküresin
Biz bu aşkları ömrümüze yazdık
Düşürmedik kimselerin diline

Sen gül bahçesinde büyüdün
Olamazsın onlar gibi...

Söz-müzik: Nev

Wrangler
26-01-2009, 02:04
Ağlıyor Musun?

Aceleci adımlar ve
Mutsuz tavırlar
Ne bu halin canım
Seni bir üzen mi var

Kiminin cazip hali
Kiminde alkol tesiri
Gününü gün ettiN ama
Geçici hepsi

Ağlıyor musun

Kendin ettin
Kendin buldun
Bilmiyor musun

Ağlıyor musun

Elinin kınası değil bu
Görmüyor musun

Her büyük sevda
Tuzağa düşer
Ben affetsem
Aşk affetmez
Anlıyor musun

Acınası bakışlar ve
Huysuz cevaplar
Ne sanmıştın canım
Bunu hoş gören mi var

Kimisi endam sahibi
Kimi zaten yer etmedi
Sen çok eğlendin
Ama canıma yetti

Söyleyen : Candan Erçetin

Wrangler
26-01-2009, 02:06
Ahmet Beyin Ceketi


Tanrı bütün kullara rızkını dağıtırken
Kimi sırtüstü yatar kimi boşta gezerken
Kul Ahmet erken kalkar haydi ya nasip derdi
Kimseler anlamazdı ya nasip ne demekti

O mahallede herkes gömlek giyerdi
Bizim kul Ahmet bir gün bir ceket diktirdi diktirir ya
Mahalleye dert oldu kul Ahmet'in ceketi

Kul Ahmet erken kalkar haydi ya nasip derdi
Kimseler anlamazdı ya nasip ne demekti
Herkes gömlek giyerken Ahmet ceket giyerdi
Konu komşuya dert oldu kul Ahmet'in ceketi

Mahalleli kahvede muhabbet peşindeyken
Leylekler lak lak edip peynir gemisi yüklerken
Kul Ahmet erken yatar sabaha ya kısmet derdi
Kimseler anlamazdı ya kısmet ne demekti

Herkes gömlek giye dursun
Bizim kul Ahmet ceketine bir de astarla kaplatıverdi
kaplatır ya
Konu komşuya dert oldu kul Ahmet'in ceketi
Kul Ahmet erken yatar sabaha ya kısmet derdi
Kimseler anlamazdı ya kısmet ne demekti
Herkes gömlek giyerdi
Konu komşuya dert oldu kul Ahmet'in ceketi

Bir gün bir yoksul öldü üzüldü mahalleli
Ama bir kefen parası bulamadı mahalleli
Kul Ahmet dedi yalan dünya çıkardı ceketini
Örttü garibin üstüne kaldırdı cenazeyi

Sonunda herkes anladı ya nasip ya kısmeti
Bizim kul Ahmet birdenbire oluverdi Ahmet bey
Ceket ise Ahmet beyin ceketi
İbreti alem oldu Ahmet beyin ceketi
Sonunda herkes anladı ya nasip ya kısmeti
İbreti alem oldu Ahmet beyin ceketi
Meğerse tüm keramet ceketteymiş be Ahmet
Barış a sorar isen sen bu yolda devam et
Söyleyen : Barış Manço

Wrangler
26-01-2009, 02:15
Bari Sen Unutma Beni

Son deminde akşam
Merhaba dostum hüzün
Yalnızım yine yalnız
Nerdesin iki gözüm

Böyle mi yaşanır
Ayrılık acısı
Gözlerimden anla yeter

Gel de al canımı
Al da kurtulayım
Ayrılık ölümden beter

Sende unuttum hayalleri
Sende unuttum sevilmeyi
Bari sen unutma beni

Sende unuttum ümitleri
Sende unuttum ben herşeyi
Bari sen unutma beni

-Şiir -
Yüreğimin kıyısına vurdu minicik bir dalga
Susmalıydım, tutamadım kendimi
Bi canım var feda etsem sevdamı bilemezsin
Bi acım var anlatsam önünü göremezsin
Herkes unuttu gitti, ben de unuttum her şeyi
Bari, bari sen unutma beni
Söyleyen : Ayna

FNT
26-01-2009, 14:51
Kapkara
Bir kör kuyu
Çıkıyorsa eğilme koynuna
Her bir gölge bir anda sen olursun
Karanlığında kaybolursun.
Kapkara, yarınlara
Çıkıyorsa sokağın yenilme korkuna
Kendi ayak sesinden yorulursun
Geceden de kovulursun
Alışmadan yalnızlığa
Affetmeyi öğren, vakit varken
Geç kalmadan kaybetmeli
Zaferlere ödül yalnızlıktır, yalnızlık

FNT
29-01-2009, 00:58
İçimde Bir Dinamit

Bulut gibi gözlerin
Ha yağdı ha yağacak
Kurşun gibi sözlerin
Ha vurdu ha vuracak

Öyle gelme üstüme
Dağlar çökmüş içime
Baksana şu kalbime
Ha durdu ha duracak

Sende kaldı son ümit
Ne olursun deme git
İçimde bir dinamit
Patladı patlayacak

Unut bu olanları
Kucakla yarınları
Ayrılığın çanları
Ha çaldı ha çalacak

Ahmet Selçuk İlkan

Wrangler
29-01-2009, 01:18
Canımın Yaprakları

Bugün uyandığımda yoktun yanımda
Canım bugün ilaçlarımı almadım
Bugün ne kadar alışmışım anladım
Canım bugün ilk defa sensiz kaldım
Canım canımım yaprakları gözlerin yok
Çok canımı yakıyor özlemin
Çok çok çok herşeyden çok
Sönmeyen ateşlerde günahlarım yanıyor
Bıraktığın bu yerde hayallerim ağlıyor ah canım
Mahvediyor karanlıklar
Sönmeyen ateşlerde günahlarım yanıyor
Bıraktığın bu yerde yüreğim kan ağlıyor ah canım
Mahvediyor karanlıklar
Herşeyden çok herşeyden çok

Günler denize bakıyor günlerdir
Günler güneşi özlüyor sersefil
Canım canımım yaprakları gözlerin yok
Çok canımı yakıyor özlemin
Çok çok çok herşeyden çok
Sönmeyen ateşlerde günahlarım yanıyor
Bıraktığın bu yerde hayallerim ağlıyor ah canım
Mahvediyor karanlıklar
Sönmeyen ateşlerde günahlarım yanıyor
Bıraktığın bu yerde yüreğim kan ağlıyor ah canım
Mahvediyor karanlıklar
Herşeyden çok herşeyden çok

FNT
30-01-2009, 03:12
Filistin

Hey! Filistin, medeniyet beşiği, Peygamberler diyarı.
Meskeni zalimlerin, mazlumların diyarı.
Bu ne yaman çelişki, bu ne çözülmez bilmece.
Gül kokacak sokaklar, dönmüşler kan gölüne.
Miraç ile kutsanan aydınlık yüreğine
Saplamış oklarını, lanetlenmiş bir güruh
Üzgünüz güzel diyar, kalmamış bizlerde ruh.
Nerde aşkı şehadet, nerede coşkun ümmet?
Kalmamış sana dair, içimizde bir mihnet.
Biz cenneti Allah'tan satın almışız.
Tevekkül et demişler, öyle yapmışız.
Hiçbir zaman kendimizi sorgulamadan
Ebabiller öcümüzü alır sanmışız.
Yahudi ümmete bıçak bilerken;
En büyük şeyh bizimdir, deyip durmuşuz.
Hey! Filistin, ey mazlum diyar.
Fidanını kan kan ile büyüten diyar.
Gün gelecek, çekilen bu acılar.
Zalimin sonunu hazırlayacaklar.
Lakin bizlerden ümidini kes.
Biz Cennet'i kazanmakla meşgulüz.
Cübbe giy, sarık tak, sakalını doğru kes.
İşte budur sünnetten anladığımız.
Biz sana değil, sen bize acı.
Çok ucuza sattık ruhlarımızı.

İstanbul - 28.12.2008

Ali Ekinci

FNT
30-01-2009, 03:13
Filistin Günlüğü

1.
Sanırım, ellerinden tutmalıyım.
Bir ikindi vakti gibi durmalıyım önünde, ortada.
Tüm anlamsız çabalarımı bir yana koymalıyım.
Sanırım, yangın olmalıyım,
yanmalıyım!
nasıl yanıyorsa senin yüreğin,
nasıl yanıyorsa ellerindeki çiçekler.

Sonra,
aslında,
acı yüklü kervanlar da geçip gitmeli, Kudüs surlarının önünden.
esmer bir erkek çocuğu gibi büyümeli intifâda.
Sanırım,
bir taş daha atmalıyım,
bir taş daha!
ve sonra,
bir taş daha olmalıyım.
büyükçe bir taş,
bir taş daha!

2.
Sanırım ellerinden tutmalıyım.
Boynu tutulmuşlara sırtımızı dönüp çekilmeliyiz,
Daha kuzeyden, daha batıdan.
Ancak böyle kırılır değil mi?
Ramallah’ın,
Kâbil’in
Ve İstanbul’un zincirleri.

Ve hemen duaya koyulmalıyız ardından,
"yetişin hüznün coğrafyasına, ey! hüznün peygamberleri!"

3.
ve gece saat 3’ü vurduğunda,
sanırım ellerinden tutmalıyım.
Bir söylentidir diye değil a!
Öyle olması gerektiği için.
Azıcık aralanmalı koyu bulutlar,
Işık dokunmalı azıcık senin bahçene,
Ve benim bahçeme de doluşmalı yetim kuşlar.

4.
Sen uyurken,
Zayıf adamlar yürüyordu, Filistin sokaklarında.
Toplarına kin yüklüyordu tanklar.
Ebed müddet bir kin.
Muhammed’in küçük kardeşinin, kefene ihtiyacı kalmamıştı artık.

Sen uyurken,
Ve ben uyurken,
Kudüs
"Ağla ey Salahaddin!" diyerek ağıt yakıyordu.
Beline bağladığı kilolarca bombayla birlikte patlıyordu,
Muhammed’in öteki küçük kardeşi,
Rüyasında.
Rüyasında, rüya göremiyordu diğerleri.

Ben mi utanmalıyım?
Ben mi?
Yoksa ben mi?
Tarihin ilk başladığı günden beri, herkes mi alçaklığı seçiyordu?

Sen uyurken,
Ben uyuyordum.
Ve biz uyurken,
Ölüyordu,
bahçemizde tanklarla oynayan esmer küçük bebekler.

Sinan Doğan

FNT
30-01-2009, 03:14
Filistin Türküsü

Zaman durmuş, tanklar ölüm kusmuş
Cansız bedenler yerlere düşmüş
Kafa, kol, bacak bir tarafta
Yanmakta Filistin yanmakta
Benim canım gidiyor bakıyorsun Amerika
Müslümanlar nerede, nerede bu insanlar
Masum bebekler ölüyor Siyonizm uğruna

Mescidi Aksa kan ağlıyor
Günahsız insanlar bir hiç için ölüyor
Bırakın topları, bırakın tüfekleri
Bir karış toprak için benim gülüm soluyor

Hakan Yazıcı

FNT
01-02-2009, 18:48
Bir selam daha

Bir dilim ekmeği bölüşürüm seninle
Suyu aynı tastan yudumlarım seninle
Eğer kalbin kırıksa dost yüzünden
Bir selam sana gönül dağlarından

Gel sen de katıl bizlere dolaş bahçemizde gönlünce
Uzat korkma elini bak beş parmağım var benimde
Eğer kalbin kırıksa dost yüzünden
Bir selam sana gönül dağlarından

Gel sen de katıl bizlere dolaş bahçemizde gönlünce
Uzat korkma elini bak beş parmağım var benimde
Eğer kalbin kırıksa dost yüzünden
Bir selam sana gönül dağlarından
Al selamımı gönül dağlarından

Barış Manço

******************************
Yol verin ağalar beyler

Selam olsun ağalar beyler mor sümbüllü alaca dağlar
Yol verin hele bir yol geçeyim
Yol verin yare kavuşayım
Yol verin ağalar beyler bitsin bu hasret

Bekledim tam yedi iklim geçti
Bekledim bağ bahçe bozuldu
Yol verin ağalar beyler bitsin bu hasret

Seherde esen ılık rüzgar hasretliği çekenler anlar
Yol verin hele bir yol geçeyim
Yol verin yare kavuşayım
Yol verin ağalar beyler bitsin bu hasret

Bekledim tam yedi iklim geçti
Bekledim bağ bahçe bozuldu
Yol verin ağalar beyler bitsin bu hasret

Barış Manço

*******************************

Yine yol göründü

Yine yol göründü gurbete güz geldi yapraklar döküldü
Martılar göç etti turnalar süzüldü yine yol göründü gurbete
Köyüme kara kış çökse de aşıklar boynunu bükse de
Desen ki nazlı yar insafa gelse de yine yol göründü gurbete

Acı keder hep bana kardeş,bacı,ana,baba
Benim olsa bütün dünya yetmez ki
Derdimi kimlere söyleyim ben garip Barış'ım neyleyim
Anadan babadan yuvadan uzakta yine yol göründü gurbete


Barış Manço


Ruhun şad olsun Barış Ağabey...

FNT
07-02-2009, 01:32
50. Yıl Hesabı

Bağladım nefsimi zincir yulara
Dünyayı duvara astım gel de gör
Rahatı huzuru attım kenara
Çileyi bağrıma bastım gel de gör

Yürüdüm sel oldum, durdum göl oldum
Mazluma, mağdura kıvrak dil oldum
Zulüm sıcağında serin yel oldum
Yürekten yürege estim gel de gör.

Sonu hatırladım, ilki duyunca,
Kula kul olmadım ömür boyunca!
Hakkın zehirini içtim doyunca
Batılın balina kustum gel de gör.

Ülfetim olmadı iriler ile
Ağıla girmedim sürüler ile;
Ölümden korkmayan diriler ile
Selamı, sabahı kestim gel de gör.

Aşk ceylanı emzirince sütünü
Taşa çalıp, kırdım benlik putunu
Düşmanımdır inkarcının bütünü
Allah dostlarıdır dostum gel de gör.

Bazı kötülüğü kovdum elimle
Bazı kötülüğü yerdim dilimle
Gücüm yetmeyince kendi halimle
Haksıza buğzettim, küstüm gel de gör.

Çıkar için laf davulu çalmadım
Hiçbir yerden makam, rutbe almadım
Bildimse söyledim, korkak olmadım
Bilmediğim yerde sustum gel de gör.


Abdurrahim Karakoç

FNT
07-02-2009, 01:35
Kırkıncı Yıl Hesabı

Uykuları harman ettim, savurdum
Bir mübarek düş aradım kırk sene.
Ne usandım, ne yoruldum, ne durdum
İçi doğru dış aradım kırk sene.

Çıktım dağ boş, indim baktım ova boş
Toprak garip, su tedirgin, hava boş
Nere gitsem dallar kırık, yuva boş
Yumurtada kuş aradım kırk sene.

Aşk yükünü indirince arkamdan
Doğmadık bebekler tuttu yakamdan
Hesap-kitap ettim kaçtım rakamdan
On yitirdim, beş aradım kırk sene.

Binalar yükselir: Gözyaşı, kin, kan...
Koymuşlar adını "uygarlık, ümran"!
Yükseklerde, midelerdir hükümran
Alçaklarda, baş aradım kırk sene.

Gönül penceremi dünyaya açtım
Baktım manzaraya, ben benden geçtim...
Ucuzdan tiksindim, kolaydan kaçtım
Belâsı çok, iş aradım kırk sene...

Birbirinden çürük çıktı seneler
Öz yiğidi az doğurdu analar
Hayâl oldu gönlümdeki binalar
Temel için taş aradım kırk sene.

Adı "devrim" oldu avrat soyarak
Denge kurdu toklar açı yiyerek
Aptallara ibret olsun diyerek
Solucanda diş aradım kırk sene.

Abdurrahim Karakoç

FNT
07-02-2009, 01:39
Suları Islatamadım

Savaştayım elli yıldır
Ömrüm geçti boşalt, doldur
Anlamadım bu ne haldir

Birgün silah çatamadım
Suları ıslatamadım

Ekin ektim başak yılan
Kuşandığım kuşak yılan
Yorgan akrep, döşek yılan

Birgün rahat yatamadım
Suları ıslatamadım

Ne payem oldu ne sayem
En doğruya varmak gayem
Düşüncemdir tek sermayem

Alan yoktur satamadım
Suları ıslatamadım

Yolum yokuş, izim ayrı
Dilim yağsız, sözüm ayrı
Bedenimden özüm ayrı

Biri bire katamadım
Suları ıslatamadım

Talipli yoktur sevgiye
Anlamadım, neden? Niye?
Canlar gücenmesin diye

Can attım gül atamadım
Suları ıslatamadım


Abdurrahim Karakoç

FNT
12-02-2009, 01:55
Şubat Yolcusu

seni kim çizebilir şubat yolcusu
yalnız akşam olsun dağınık olsun
ceplerinde bozuk bir bulut uğultusu
geceleyin dörtte bir ölüm korkusu
dörtte dört sabaha karşı yağmursun
seni kim çizebilir şubat yolcusu
bütün çizgileri bozuyorsun


Attila İlhan

FNT
21-02-2009, 10:52
Dostlara Türkü

Dostlar bilin ki burda
Bir fakir Cahit Külebi
Garaja çekilmiş hurda
Paslanmış kamyonlar gibi
Bekler durur Ankarada.

Ne kadın, ne aşk, ne kumar
Ne çalışmak, akşamadek;
Yüz vermez oldu sokaklar
Bir bardak su, biraz ekmek,
Yaşa yaşadığın kadar!

Gel be dünyalık hevesim
Sokul bir parça yanıma!
Toplasalar çıkmaz sesim
Bütün kızları başıma,
Gelmez elimi süresim.

Hasreti yeşerten, ufak
Ufak esen mavi rüzgâr
Nerde rüyalı ve uzak
Bildir gezdiğim tarlalar!
Dul bir kadın kadar sıcak!


Cahit Külebi

FNT
28-02-2009, 23:26
Babadan Oğula

Eve dönmez bir akşam;
Ve gün yüzlü çocuğu,
Sorar: Nerede babam?

Bakarlar, oldu, bitti;
Gelir, derler çocuğa,
Baban attaya gitti.

Uzar gider bu atta;
Ve neler neler olmaz
Ve kimbilir ve hatta;

Bir mahşer gerisinde;
Babası döner bir gün,
Oğlunun derisinde...

Necip Fazıl Kısakürek

FNT
06-03-2009, 14:01
Daha Gidecek Yolumuz Var

Bir salkım söğüdün altında
Sen bana ben sana kavuşalım
Bedenimi, ruhumu al
Al ki kurtulsun bu can
Benliğimi, her şeyimi
Al ki kurtulsun can

Daha gidecek çok yolumuz var
Var güzel yarim
Daha gidecek yolumuz var

Dağlar dağların ardında
Ağlama su yüzlü sevdiceğim
Yüreğimi, aşkımı al
Al ki kurtulsun bu can
Ellerimi, gözlerimi
Al ki kurtulsun can
Daha gidecek çok yolumuz
Var güzel yarim
Daha gidecek yolumuz var

Şevval Sam

FNT
08-03-2009, 01:24
"Andolsun ki içlerinden, kendilerine Allah'ın âyetlerini okuyan, (kötülüklerden ve inkârdan) kendilerini temizleyen, kendilerine Kitap ve hikmeti öğreten bir Peygamber göndermekle Allah, müminlere büyük bir lütufta bulunmuştur. Halbuki daha önce onlar apaçık bir sapıklık içinde idiler."
(Âl-i İmrân, 164)

FNT
13-03-2009, 23:06
Han-ı Yağma

Bu sofracık, efendiler - ki iltikaama muntazır
Huzurunuzda titriyor - bu milletin hayatıdır;
Bu milletin ki mustarip, bu milletin ki muhtazır!
Fakat sakın çekinmeyin, yiyin, yutun hapır hapır...

Yiyin efendiler yiyin, bu han-ı iştiha sizin,
Doyunca, tıksırınca, çatlayıncaya kadar yiyin!

Efendiler pek açsınız, bu çehrenizde bellidir
Yiyin, yemezseniz bugün, yarın kalır mı kim bilir?
Bu nadi-i niam, bakın kudumunuzla müftehir!
Bu hakkıdır gazanızın, evet, o hak da elde bir...

Yiyin efendiler yiyin, bu han-ı iştiha sizin,
Doyunca, tıksırınca, çatlayıncaya kadar yiyin!

Bütün bu nazlı beylerin ne varsa ortalıkta say
Haseb, neseb, şeref, oyun, düğün, konak, saray,
Bütün sizin, efendiler, konak, saray, gelin, alay;
Bütün sizin, bütün sizin, hazır hazır, kolay kolay...

Yiyin efendiler yiyin, bu han-ı iştiha sizin,
Doyunca, tıksırınca, çatlayıncaya kadar yiyin!

Büyüklüğün biraz ağır da olsa hazmı yok zarar
Gurur-ı ihtiıamı var, sürur-ı intikaamı var.
Bu sofra iltifatınızdan işte ab u tab umar.
Sizin bu baş, beyin, ciğer, bütün şu kanlı lokmalar...

Yiyin efendiler yiyin, bu han-ı iştiha sizin,
Doyunca, tıksırınca, çatlayıncaya kadar yiyin!

Verir zavallı memleket, verir ne varsa, malını
Vücudunu, hayatını, ümidini, hayalini
Bütün ferağ-ı halini, olanca şevk-i balini.
Hemen yutun düşünmeyin haramını, helalini...

Yiyin efendiler yiyin, bu han-ı iştiha sizin,
Doyunca, tıksırınca, çatlayıncaya kadar yiyin!

Bu harmanın gelir sonu, kapıştırın giderayak!
Yarın bakarsınız söner bugün çıtırdayan ocak!
Bugünkü mideler kavi, bugünkü çorbalar sıcak,
Atıştırın, tıkıştırın, kapış kapış, çanak çanak...

Yiyin efendiler yiyin, bu han-ı iştiha sizin,
Doyunca, tıksırınca, çatlayıncaya kadar yiyin!


( Han-ı Yağma: yağma sofrası)

Tevfik Fikret

FNT
01-04-2009, 14:57
"Anama Mektup"

Bugün sekiz mayıs 'Anneler Günü'
Hatırlanıp kucaklanıyormuş anne ve sevgi
Kalplerde şefkatle tam koca bir gün
Hatırlanıp kucaklanıyormuş anne ve sevgi.
Ben seni bugün hatırlamadım anne
Sana karşı sevgim aynıydı yine
Benim sevgim sığmaz ki öyle bir gün'e
Bir ömür de olsa doyamam sevgine.
Her an ruhumu ısıtır sıcaklığın
Seni düşünmek bile doyumsuz zevk
Acısı derin senden uzaklığın
Sensin benim dünyama ışık ve renk...


Özledim ışıl ışıl sevgi dolu gözlerini
Ne güzeldi göğsüne yaslanıp öyle ağlamak
Ellerimle yırtardım o gül yüzlerini
Zevk verirdi nasırlı ellerinde hırpalanmak.
Yine arıyorum dostluk dolu o yüzün
Hep ben muhtaçtım sana yine muhtacım
Aşkımı, sevgimi gösteremedim bir gün
Saçlarım ağarsa da hep sana muhtacım.

Yollarım açılsa bağrıma bassam
Sımsıcak göğsünde öyle ağlasam
Doyumsuz sevgini tekrar yaşasam
Hıçkırıp, naz yapın "Ana" diyerek
Anamsın, bu bir gerçek
Sen olmasan ben olmazdım
Sensin gönlümdeki en güzel çiçek
İncinip, koparılsan yaşamazdım.
Hasretin unutturdu beni bana
Sevgine karşılık veremiyorum.

Adet olsun diye olsa da sana
Layık bir hediye bulamıyorum.
Maddi değerleri tek tek arasam
Hazırlasam güzel bir buket sana
Zümrütten, yakuttan saraylar alsam
Değeri ölçülmez yanında Anam...

Çiçek aradım dün beklersin diye
Bulamadım taş ve demirden başka
Sevgimin ifadesi bir tek hediye
Yollayamadım ki inan dua'dan başka
Cennetle müjdelenmiş analar
Sen de gezin cennet bahçelerinde
Ayakların altından aksın ırmaklar
Makamın melekler gibi yükseklerde
Şefaatına mazhar ol Muhammed Mustafa (s.a.v)'nın
Rahmetiyle kuşatsın seni Allah'ım
Yoldaşı ol hurilerle anamız Fatma'nın
Babamla firdevs bahçelerinde gezin cananım.
Saadetle ol dünya ve ahirette
Sana sağlık ve sıhhatler diliyorum
Selam ve sevgiler yollayıp nihayette
Ta yürekten ANA, ANA diyorum


Muhsin Yazıcıoğlu
http://img208.imageshack.us/img208/6300/gulso4.jpg (http://imageshack.us)

FNT
17-04-2009, 13:20
Yaz Yağmuru

Çok seneler geçti senden sonra
Ben hep yalancı aşklar yaşadım
Hiç bir zaman ölmeyen şarkılar gibi
Ben hiç seni unutmadım

Şimdi hatırlarım, eski günleri
Belki döner gelirsin bir sabah
Ağlamaktan usanmadan
Hergün ağladım durmadan
Şimdi beni yalvartmadan gel

Yaz yağmuru, düşer durur yüreğime
Bir küçük aşk, yeter benim hasretime
Sende benim yağmurum ol
Damla damla yağ gönlüme

Serdar Ortaç

ÇAKAL
28-04-2009, 19:57
Ne hasta bekler sabahı
Ne taze ölüyü mezar
Ne de şeytan bir günahı
Seni beklediğim kadar

Geçti,istemem gelmeni
Yokluğunda buldum seni
Bırak vehmim de gölgeni
Gelme artık neye yarar.

FNT
29-04-2009, 02:52
Nakarat

Küçükken derdi ki, dadım:
Çoğu gitti, azı kaldı.
Büyüdüm, ihtiyarladım,
Çoğu gitti, azı kaldı.

Vur kazmayı dağa Ferhat
Çoğu gitti, azı kaldı.
Kişne kır at, kişne kır at
Çoğu gitti, azı kaldı.

Doğar bir gün benim günüm,
Çoğu gitti, azı kaldı.
Kırk gün, kırk gece düğünüm,
Çoğu gitti, azı kaldı.

Ektik, ektik, yetişecek,
Çoğu gitti, azı kaldı.
Bütün yollar bitişecek,
Çoğu gitti, azı kaldı.

Bir gün anlaşılır şiir;
Çoğu gitti, azı kaldı.
Ekmek gibi azizleşir,
Çoğu gitti, azı kaldı...

Necip Fazıl

FNT
13-05-2009, 01:06
Adaletin bu mu dünya

Güvenemem servetime malıma
Ümidim yok bugün ile yarına
Toprak beni de basacak bağrına

Adaletin bu mu dünya
Ne olur yaşasak dünya
Küçük bir yuva kurmuştum
Acımadan yıktın dünya

Ne yar verdin ne mal dünya
Benimde canımı al dünya
Benden iyi adam bulda
Aleminde gezdir dünya

Kötülerinsin sen dünya
İyileri öldüren dünya
Benden iyi adam bulda
Aleminde gezdir dünya

Ne insanlar gelip geçti kapından
Memnun gelip giden var mı yolundan
Kimi fakir kim ayrılmış yurdundan

Ercan Mecnun gibi dağda dolaşır
Kimisi de ölüm yok gibi çalışır
Kimi meteliksiz kimi milyona karışır

FNT
26-05-2009, 17:00
Yıllar nasıl da su gibi akıp geçiyor...

Ünlü şairimiz Necip Fazıl Kısakürek vefat edeli bugün itibari ile tam 26 yıl olmuş. Sanki dün gibi...

26 Mayıs 1904 perşembe günü İstanbul'da doğan şair Necip Fazıl, 25 Mayıs 1983 tarihinde vefat etti. 26 Mayıs perşembe günü toprağa verildi. Günü gününe tam 79 yıl yaşadı.

Milli Şairimiz Mehmed Akif’i vefatında nasıl ki gençlik omuzladı ise, merhum Necip Fazıl da benzer bir cenaze töreni ile son yolculuğuna uğurlandı. Hatta hiç unutmuyorum, cenazesine katılan sınıf arkadaşlarımdan o gün Sıkıyönetim Komutanlığı tarafından gözaltına alınanlar olmuştu. Kimin gözaltına alındığını ertesi günü sınıfın yarısı okula gelmeyince ancak anlayabilmiştik. O kadar zor, özgürlükler açısından o kadar sıkıntılı günlerdi.

Mayıs ayı Necip Fazıl’ın hayatında hep sırlarla dolu oldu. Tam 26 yıl önce yine gizemli bir Mayıs gecesinde, takvimlerin 25 Mayıs 1983 gece yarısını gösterdiği saatlerde, hastalığının ilerlediği dakikalarda yatağından hafifçe doğruldu, elâ gözlerini pencereden dışarıya çevirdi, derin karanlığa baktı.

Ne gördü bilinmez; ateşin verdiği etki ile kırmızıya yakın pembeleşen dudakları hafifçe kıpırdadı ve "Demek böyle ölünürmüş!.." dedi...

Kimbilir belki de o an, ölüm meleğinin (Azrailin) evine teşrifini gördü...

Nitekim bu sözlerinden hemen sonra şahadet getirerek son nefesini verdi.

Geride güzel bir vasiyet bıraktı. Sevenleri de gereğini yaptı.

Vasiyetini ilk okuduğum andan beri çok hoşuma gitmiştir. Her cenaze töreninde merhum Necip Fazıl’ın vasiyetinde yer alan bazı noktalar gelir aklıma.

Hele, Türkan Saylan’ın cenaze töreninde uzunca bir konuşma yapan ve evvelce de müftülük yaptığı söylenen din görevlisinin tutumunu görünce, Necip Fazıl’ın vasiyetini hatırlamamak mümkün değildi.

Bu din görevlisi beyefendi kendisine yapılan alkışlardan çok hoşlanmış olacak ki, hemen başucunda dikildiği cenazenin yanında konuşmasını yaparken, ‘İslam geleneğinde alkış yoktur, dinimize göre cenaze şöyle uğurlanır...’ diye bir kez bile olsun hatırlatma gereği duymadı. Aksine, olan bitenden memnun gibi hali vardı.

Halbuki o sırada çok sayıda kanal canlı yayındaydı. Onbinlerce kişi cami avlusunda ve yakın çevresinde, milyonlarca kişi de ekran başında cenaze törenini izliyordu.

Eğer bu din adamı tam da böylesi bir anda İslam’a uygun cenaze uğurlaması nasıl olur meselesine sadece 1 dakika temas etseydi, şuna kuvvetle inanıyorum ki, din görevlisi olarak hayatını geçirdiği tüm zamanlar boyunca kazandığı sevaptan ve işlediği hayır amelden zannımca daha fazlasına o dakikalarda nail olurdu.

Kime nasip olur ki aynı anda milyonlarca kişiye bir cenaze vesilesi ile de olsa hitap etmek. Bundan daha önemli fırsat mı olur. 20 dakika Türkan Saylan’dan söz ettiği kadar, keşke 1 dakika da İslam’a göre cenaze adabına girseydi... Bu vesile ile, böylesine yararlı bir bilginin kendi cenazesinde toplumla paylaşılmasına vesile olan Türkan Hanım’ın da bu sevaptan hissedar olmasına zemin hazırlasaydı.

Tam aksine bu beyefendi, tam da o noktada gerekli ikazları yapmamak suretiyle cenazeye alkış yapılması gibi dinimize göre çirkin bir davranışın meşrulaşma eğilimine girmesi gibi bir anlayışa da zemin hazırladı. Normalmiş gibi algılanmasına neden oldu. Cem Karaca’nın hassasiyeti kadar duyarlılık gösteremedi.

Yazımızı, merhum Necip Fazıl’ın uzunca vasiyetinde yer alan ve cenazesinin nasıl kaldırılmasını istediği satırlarla bitirelim. Yazının bu kısmını, bahsi geçen müftü beyefendiye ithaf ediyorum.

Necip Fazıl’ın vasiyetindeki ilgili kısımlar şöyle:

“...Nasıl, nerede ve ne şekilde öleceğimi Allah bilir. En büyük korkularımdan biri, nice müellifin başına geldiği gibi, ölümümden sonraki tahriflerdir.

Beni, ayrıca hususi vasiyetimde gösterdiğim gibi, İslami usullerin en incelerine riayetle gömünüz!

Cenazeme çiçek ve bando muzika gönderecek makam ve şahıslara uzaklığımız ve kimsenin böyle bir zahmete girişmeyeceği malum. Fakat bu hususta bir muziplik zuhur edecek olursa, ne yapılmak gerektiği de beni sevenlerce malum... Çiçekler çamura ve bando yüzgeri koğuşuna...

Cenazemde, namazıma durmayacaklardan hiç kimseyi istemiyorum! Nede, kim olursa olsun, kadın... Ve bilhassa, ölü simsarı cinsinden imam! Ve "bid"at" belirtici hiçbirşey!...

Başucumda ne nutuk, ne şamata, ne medh, ne şu, ne bu... Sadece Fatiha ve Kur"an...

Mezarımda ilahi ve ulvi isim ve sıfatlardan ve benim beşeri ve süfli isim ve sıfatlarımdan hiçbir iz bulunmayacak... Mevlid de istemem! Onu, uhrevi rüşvet vasıtası yapanlara bırakınız! Sadece Kur"an...

Şimdi sıra en büyük dileğimde... Müslümanlardan, Eğer bu davada hizmetim geçtiğine inanan varsa, şunları istiyorum: Her ferdin, herhangi bir kifayet hesabına yanaşmaksızın, benim için "Necip Fazıl"ın kaza borcuna karşılık" niyeti ile bir günlük (Beş vakit) namaz kılması ve yine birgün oruç tutması... Mevtanın ardından, onun için kaza namazı Şafii içtihadında caizdir ve aynı içtihat Hanefilerce de rahmettir. Her ferdin, en aşağı yüz Tevhid kelimesi okuyup sevabının mislini bana hediye etmesi... 70 bine dolması lazım... Bir de, üzerimde hakkı olanların bunu Allah rızası için helal etmeleri... Ölünceye dek, üzerimdeki Allah ve kul haklarından mümkün olanını ödeyebilmek için elimden geldiği kadar cehdetmek azmindeysem de ne olacağını, nereye, hangi noktaya varabileceğimi bilmiyorum ve yardımı müslümanlardan bekliyorum. "Şey"en lillah" tabiriyle bana Allah için birşey veriniz! Yardımınızı esirgemeyiniz!

Allah’ı, Allah dostlarını ve düşmanlarını unutmayınız! Hele düşmanlarını!...

Olanca sevgi ve nefretinizi bu iki kutup üzerinde toplayınız!

Beni de Allah ve Resul aşkının yanık bir örneği ve ardından bir takım sesler bırakmış divanesi olarak arada bir hatırlayınız!”

Necip Fazıl’ın vasiyetiinn bazı bölümleri işte böyle...

Biz de kendisinin vasiyetine uyarak bu vesile ile Üstad Necip Fazıl’ı hatırlamış olduk. Mekanı cennet olsun...


Prof. Dr. Osman ÖZSOY - Haber7.com
yazaramesaj@gmail.com

FNT
26-05-2009, 17:02
Türkçem...

Sessiz sedasızdı hep gidişler. Herkesin ekonomik sıkıntılar, dayanılmaz sarsıntılar yaşadığı demlerde hem de. Birer ikişer gitmişlerdi geride kimleri kimleri koyarak hem de. Bir bilinmeze yapılan seyahatti bu. Meçhule ayarlı saatti. Geleceği ümitli, ikbali tâ seneler öncesinden teyitli, istikbali körpe ellere teslim bir devirdi. Şaşasız gidişleri hep kendi öz değerleri içindi.

Parya sayıldıkları beldelerden, onun adını şahlandırmak içindi bu zamanın dehlizine doğru yapılan dalış. Bayrağını masuniyet darağacından alma ahdiydi. Toprağını kabından dışarı çıkarmaya cehddi. Milletini o eski günlere davetti. Dilini belde belde gezdirmekti.

Ne ki dil, ben demekti. O benin en kestirme ve kısadan ifadesiydi. Muhatabını kendi kabulleri içinde benimsedikten sonra zararı neydi ki böyle bir seslenişin. Ayrıca dil bir ruhtu. Bir milletin ruhuydu. Hayat emaresiydi o yani canlılığı salık veren. Gidenler için görevse bu nefhayı her camide üfleyip onda hayat aramaktı. Köprüydü dil, ötekini beri yapmak için.

Dil, kültürdü, ahlaktı; bana ait ne varsa onların bütünüydü. Dili kabul beni kabuldü. Dile evet, bana evetti. Dile davet, bize gelden başka neydi ki.. onlar el ettiler. Samimiyetle el ettiler. Aldırış etmeden devam ettiler. Zorlukları görmeden ısrar ettiler.

Aşkları uğruna, sevdaları hatırına, istikbal-i inkılapları hatırına vazgeçmediler. Gün oldu belki sitem ettiler. Gün oldu Nebiye baş vurup onun sözleriyle el kaldırdılar 'Bilmiyorlar Ya Rabbi, bilseler onlar da bunu etmezler' dediler. Ama bıkmadılar. Bıktırmadılar. Kulak asmadılar söylenenlere. Aldırış etmediler peşleri sıra Habeşistan misali ülke ülke gelip zehrini kusanlara. Belde belde takipte olanlara. Onlar el edişlerine hüsnü seda verenlere daldılar. Bu dalışta ne mercanlar avladılar. Ne ceylanlar yakaladılar.

Zira davetlerinin özü kardeşlikti. Tefani sırrı ile hemhal bir hazineydi terkilerindeki. Hangi sahib-i akıl hayır derdi ki bu samimi davete. Bu ideal insanının samimi sesiydi. Zira o ne yollar tepmiş, ne belalar savmış da gelmişti bu davet için. Yârı ve yârânı geride koymuş da gelmişti. Terk ettiği yer tek başına şahitti işte samimiyetini teyit adına. Bazı dönemler değil mi ki o sadece kendi ile dertleşmişti. Yalnızca duvarlara içini şerh etmişti. Tanınıncaya dek adım attığı beldelerde 'Rabbi la tezerni ferden ente hayrul varisun' hakikatiyle yatmış o gerçekle uyanmıştı. Ve Rabbi onu yalnız koymamıştı işte.

Duasına şahit kılmıştı etrafındaki cennetasa gülleri. Kendisine şirin görünmek için onu dilinden konuşan gülşenleri. Onun ruh dünyasındaki boranın bağrına düşen cemreleri. Kısa sürede aynen asırlar evvelinde olduğu gibi ziraatçısını bile şaşırtarak hem de kısa bir sürede boy veren yemişleri...

Çünkü onlar çekilen ızdırapın hasatlarıydı. Onlar bülbüllerle dem tutulan zamanların turfandalarıydı. Irmaklarla beraber yakılan türkülerle büyütüldü zira bunlar. Ne ki, ne feryada şahitlik eden oldu, ne bir tek damla gözyaşı gören.. o hıçkırıklarla büyütülen hicran ninnilerinin çocuğu. Nazlı...

İşte ruhi bir cerbeze yaşanılan an. Onu bana yakın kılan, başka ne ki aynı ruhu taşıyor olmasından. Dil motifiyle örgülü ruhu, benden bir parça adeta. Bir fasl-ı müşterekimiz var artık onunla. Dil ortak paydasında buluşmuş, aynı şarkıyla coşmuş, aynı şiirle ağlaşmış, aynı masalla korkmuş ve yine aynı hülya ile saf tutmuşuz.

Derdimiz hafiflemiş. Zira el verenlerimiz ziyadeleşmiş. Aralarındaki birliktelikleri menfaate dayanmayan bir güruh. Hayat felsefeleri cidal olmayan bir ön kabul. Sevgi ve mürüvvet destekli bir yapı bu. Muavenet ve yardımlaşma tasdikli bir hal.

Arz edilen tabloda cümlesi mevcut. Herkes kendi payı nispetinde nasipli hali hazırdaki manzaradan.

Öyle ya, tek başına arkandan el sallayanın bile olmadan gitmiştin ülkenden. Kim derdi ki, gün gelecek törenlerle karşılanacaktın. Çekilmez çile ki, hem de ne çileler çektin. Onu bir sen bir de Rabbin bilirdi. Zaten sen de onu ifşa edecek değildin. O sende saklıydı, saklı kalmalıydı. Davanın hatırına, peşine takılıp şimdi karşında saf tutan güllerin hatırına saklı kalmalıydı.

Olsundu, hali hazırdaki tablo sana kafiydi. İçin de dışın da bahardı. Surdaki delik ahiret hesabına çok manidardı, değerdi tüm çilelere, gerisi hep angaryaydı.

Ne ki, sonu gelmez yarınlarda acılarla doluyduk biz, her şarkıda duygulanan, hüzün yutan, o hasretin ve gurbetin oğlu ve kızlarıydık.

Erozyon yaşamamıştık. Hedeften sapmamıştık. Herkesle birlikte bu manzaraya nazar ederken bile durumdan zerre miktar nefsimize pay ayırmamıştık. Hep o ilk gidişteki misal, kıyıda köşede kendi halimizde, sanki bu manzara ile alakası olmayan bir fert misali uzaktan uzağa kendi dünyamızda tartmıştık onu.

İnat etmeseler onlar da artık bundan sonra bari demiştik. Ebu Cehil otağından hiç olmazsa artık ırak dursalar. Kinden besili, nefret kıskaçlı zaaflarından sıyrılsalar. Vicdan denen dehlizlere hayat sunsalar. Kulaklarındaki pası bu şiirlerle şarkılarla atıp, ruhun efsunlu koridorlarında onlar da yol vursalar. Hem bu dünyada hem de ötelerde zillet ve mahrumiyetten kurtulsalar...

Polat HAN / Azerbaycan / Haber 7
polat_han@hotmail.co.uk

FNT
16-06-2009, 13:34
İslâm

Her fikir, her inanış, tek mevsimlik vesselam;
Zaman ve mekan üstü biricik rejim, İslâm...

Necip Fazıl

FNT
20-06-2009, 10:53
Hüzün



Hüzün zaman zaman deli dalgalarla gelir,
Gönlümün kıyısına vurur.
Aşınan kayalar gibi ruhum,
Suskun, yorgun, öylece durur.
Islak kumlara yazılmış hikayeler,
Ummana karışır silinir yavaş yavaş,
Her dalga ömrümden bir şeyler koparır.
Ağır, ağır sönen gönlüm,
Sakin koyları özler,
Son kum tanesi olana kadar.

Hüzün zaman zaman deli dalgalarla gelir,
Gönlümün kıyısına vurur.
Son kum tanesini alana kadar...

Güfte: Cansın Erol
Beste: Selahattin İçli

FNT
02-07-2009, 19:09
Bebeğe İhtar

Geçmişte yağmanın hasat dönemi
Acele gel diye çağırdım seni
Şimdi iş değişti dur, dinle beni
Dokuz aylık yolu altmış ayda çek
Beş sene dolmadan doğma ha bebek.

Emmin, dayın annen, baban kereste
İşçi, memur, çiftçi, çoban kereste
Çarşı, pazar, yazı-yaban kereste
İnsanlar ya mertek, ya orta direk
Beş sene dolmadan doğma ha bebek.

Doğarsan üç günlük iş bulamazsın
Acıkırsın, ekmek, aş bulamazsın
Ucuz toprak, beleş taş bulumazsın
Yaşamak rezillik, rüsvaylık demek
Beş sene dolmadan doğma ha bebek.

Arı peteğinde ağulu bal var
Kaçıp kurtulmaya ne yön, ne yol var
Sıkıver dişini, annene yalvar
Buradan rahattır orda beklemek
Beş sene dolmadan doğma ha bebek.

Kurtlar sülük oldu, sıyrıldı posttan
Kaçan kurtuluyor, ahbaptan dosttan
Değişti bahçıvan, bozuldu bostan,
Hıyarlar acıdır, karpuzlar kelek
Beş sene dolmadan doğma ha bebek.

Vaziyet bambaşka vaziyet oldu
Yaşamak işkence, eziyet oldu
Dalkavukluk üstün meziyet oldu.
Sanatkârlar sansar, dâhiler şebek
Sözümü dinlersen hiç doğma bebek.



Abdurrahim Karakoç

FNT
31-07-2009, 22:35
O Adam


O yüreği sevmekten yaralı

Şiire aşık bir insan

O da herkes gibi

Payını almış dünyadan

Kimi gün ağlamış, kimi gün gülmüş

Kimi gün vurulmuş, kimi gün düşmüş

Taş olmuş susmuş

Kuş olmuş uçmuş

İncinmiş, kırılmış, küsmüş

Kimini deliler gibi sevmiş

Yıldızlar gibi yüceltip övmüş

Kiminin yüzüne tükürmüş, sövmüş

Bir kere yaşamış, bin kere ölmüş

Şimdi 'bir avuç gözyaşı'

'Bir demet şarkı'

Ve bir de bu 'uykusuz şiirler'

Ardından kalan...


İşte son perde

İşte son sahne

İşte



Ahmet Selçuk İlkan

FNT
01-09-2009, 23:17
BİSMİLLÂHİRRAHMÂNİRRAHIYM,

Allâhümme inni es’elüke bismikel hüsna. Yâ Allâh, fa’lem ennehû lâ ilâhe illellâh
Yâ Rahmân, errahmânü allemel Kur’an
Yâ Rahiym, ve kânellâhü Ğafûrar Rahıymâ
Yâ Mâlik, mâliki yevmiddin
Yâ Kuddûs, el Melikül Kuddûsüs Selâm
Yâ Müteâl, fe teâlellâhül melikü hakk
Yâ Selâm, vâllahü yed’û ilâ dâris selâm
Yâ mü’min, el Mü’minül Müheyminül Aziyz
Yâ Aziyz
ve kânellâhü Aziyzen Hakiymâ
Yâ Cebbâr, el Cebbârül Mütekebbir
Yâ Hâlik, fe tebârekellâhü ahsenül hâlikıyn
Yâ Musavvir, hüvellezi yüsavviruküm fil erham
Yâ Bâriül Musavvir
Yâ Evvel, hüvel evvelü vel âhiru vez Zâhiru vel Bâtin
Yâ Şekûr, inne Rabbenâ le Ğafûrun Şekûr
Yâ Vedûd, ve hüvel Ğafûrul Vedûd
Yâ Zâhir, vez Zâhiru vel Bâtin
Yâ Kâimen bil kıstı lâ ilâhe illâ hû
Yâ Hayy, Allâhü lâ ilâhe illâ hüvel hayyül kayyûm
Yâ Aliym, Yâ Basıyr, innellâhe basıyrun bil ıbâd
Yâ Haliym innehû le aliymün haliym
Yâ Hakiym, ve kânellâhü aziyzen hakiymâ
Yâ Keriym, innellâhe le Ğaniyyün Keriym
Yâ Kâdir, kul hüvel kâdiru alâ en yeb’ase
Yâ Muktedir, ınde meliykün muktedir
Yâ Bâis, innellâhe yeb’asü men fil kubûr
Yâ Râzık, vallahü hayrür râzikıyn
Yâ Vâris, Ve LillÂhi miyrâsüs semâvati vel ard
Yâ Kaviyy, innellâhe le kaviyyün aziyz
Yâ Şehiyd, innellâhe alâ külli şey’in şehiyd
Yâ Mübdiü, innehû hüve yübdiü ve yüıydü
Yâ Razzâk, vellâhü yerzüku men yeşa
Yâ Tevvâb, innellahe kâne tevvâben rahiymâ
Yâ Vehhâb, inneke entel vehhâb
Yâ Celiyl zül celâli vel ikrâm
Yâ Cemiyl, fasbir sabran cemiylâ
Yâ Vekiyl, ve kefâ billâhi vekiylâ
Yâ Kâfi, ve kefallâhül mü’miniynel kıtâl
Yâ Veliyy, vehüvelveliyyül hamiyd
Yâ Rabbi, fe tebârekellâhü rabbül âlemiyn
Yâ Ğaniyy, vellâhül ğaniyyü ve entemül fükarâ
Yâ Şâkirü, innellahe şâkirun aliym
Yâ Hallâk, vehüvel hallâkul aliym
Yâ Muhsin, vellâhü yuhibbül muhsiniyn
Yâ Kadiyr, vellâhü alâ külli şey’in kadiyr
Yâ Mufaddil, vellâhü zül fadlil azıym
Yâ Mütimm, ve yütimmü ni’metehû aleyk
Yâ Müızz, tüızzü men teşâü ve tüzillü men teşâ
Yâ Refiy’u, refiud deracâti zül arş
Yâ Şefi, men zellezi yeşfeu indeh
Yâ Kebiyr, innellâhe kâne aliyyen kebiyrâ
Yâ Hakk, fe teâlellâhül melikül hakk
Yâ Berru, innehû hüvel berrür rahıym
Yâ Vitr, veş şef’ı vel vetr
Yâ Ğaffâr, innehû kâne Ğaffârâ
Yâ Ğafir, ve ente hayrül ğafiriyn
Yâ Hamiyd, tenziylün min hakiymin hamiyd
YâMennân, be lillâhü yemünnü aleyküm
Yâ Bâki, ve yebkâ vechü rabbike zül celâli vel ikrâm
Yâ Vâhid, kul hüvellâhü ehad
Yâ Metiyn, innellâhe, hüver razzâku zül kuvvetil metiyn
Yâ Hâdi, innellâhe yehdi men yeşâ’
YÂ Bedi’, bediy’as semâvâti vel ard
Yâ Aliym, âlimül ğaybi veş şehâdeh
Yâ Fettâh, ve hüvel fettâhül aliym
Yâ Muhıyt, vellâhü bi mâ ta’melûne muhıyt
Yâ Kâdi, vellâhü yakdi bil hakk
Yâ Samed, Allâhüs samed
Yâ Hasib, ve kânellâhü alâ külli şey’in hasiba
Yâ Nasıyr, ni’mel mevlâ ve ni’men nasıyr
Yâ Vâsiu, ve kânellâhü vâsian hakiyma
Yâ Kâhir, ve hüvel kâhiru fevka ıbâdih
Yâ kebiyr, kebiyrul müteâl
Yâ men leyse lehû veledün, lem yelid ve lem yûled ve lem yekün lehû küfüven ehad
Yâ Men Leyse kemislihi şey’ün ve hüves semiul basıyru ni’mel mevlâ ve ni’men nasıyr
Vel lâ havle ve lâ kuvvete illâ billâhil azıym.

MANASI:

Esirgeyen ve bağışlayan Allah’ın adı ile


Ey Rabbim!
Yüce Esmai Hüsnan hürmetine senden istiyorum Ey Allah’ım! Senden başka ilah yoktur
Ey Merhametli Rabbim! Yüce Kitabımız Kur’an’ı öğreten, affeden ve acıyan sensin
Ey mülkün ve kıyamet denilen dehşet verici günün sahibi ve hakimi Rabbim!
Ey bütün eksik ve noksanlıklardan münezzeh, Malik, güven veren ve yüce olan Rabbim!
Melik, Hak ve selam isimlerinin sahibi olan Allah, imansızların vasfından beridir.
Allah insanları kurtuluş yurduna çağırır
Ey güven sağlayan, görüp gözeten, zor kullanma gücüne sahip yüce ve münezzeh Rabbim
Ey Aziz ve Hakim Rabbim! Ey güç ve kuvvetin sahibi Rabbim! Yücelik, güç ve kuvvet ancak sana aittir
Ey yoktan var eden Rabbim! Yoktan varetmek ancak sana aittir
Ey şekil veren Rabbim! Ana rahimlerinde bulunanlara istediği şekli veren Sensin
Zat'ına karşı söylenen sözlerden beri olan, evvel, ahir, zahir, batın ve yapılan şükürleri kabul eden Rabbim! Mutlaka bağışlayan ve şükürleri kabul eden sensin
Ey merhametlilerin en merhametlisi, çok bağışlayıp, çok acıyan Rabbim! Ey her görünende birliği gayet açık, zahir ve batın olan Rabbim!
Ey herşeyi ayakta tutan, mutlaka adaletin sahibi, zatından başka gerçek bir ilah olmayan Rabbim! Ey Hay sıfatının sahibi! Sen teksin ve birsin. Senden başka bir ilah yoktur
Hay ve Kayyum olan Rabbim!
Ey ilmiyle herşeyi kuşatan! Sen herşeyi bilen ve işitensin!
Ey herşeyi gören, mutlak surette kulların hert haline nigahban olan Rabbim!
Ey yapılan bunca isyana karşı sabırlı olan, Rabbim! Çünkü Sen ilminle herşeyi bilir ve sabrınla bir müddet verirsin
Ey gerçek hükmün sahibi! Sen Azizsin ve gerçek hüküm ancak Sendedir
Herşeye gücü yeten, öldükten sonra da diriltmeye ancak Sen muktedirsin
Ey herşeyi kudreti ile ayakta tutan Rabbim! Yarın kıyamet gününde takva sahibi kullar Melik-i muktedir olan Rabbin katında bulunacaklardır
Ey ölenleri dirilten! Kabirlerde çürüyecek toprak olanları da sen dirilteceksin
Ey her canlının rızkını veren! En güzel rızkı veren sensin
Ey mülkün yegane sahibi! Semaların ve yerin mutlak sahibi Sensin
Ey en güçlü! Güçlü ve Aziz sensin
Ey her şeyin şahidi! Mutlaka her şeyin gerçek yüzünü bilen sensin
Ey yoktan varden! Yoku var, varı yok eden Allah’ım! Ey bol rızık veren! Dilediğine rızık veren sensin
Ey tevbeleri, yakarmaları kabul eden rabbim! Karşılıksız veren ancak sensin
Ey Yüce olan Rabbim! Celal ve ikram sahibi sensin
Ey güzeller güzeli Rabbim! Her hususta bizi güzel sabredenlerden eyle
Ey herşeyin dayanağı Allah’ım! Dayanak olarak sen bize kafisin
Ey rızıkları üzerine alan Rabbim! Herkesin rızkını vermeye ancak sen kefilsin
Ey bakıp gözeten Allah’ım Savaşta mü’minleri gözetip muvaffak kılan sensin
Ey dost olanların dostu olan Rabbim! Övülmeye layık tek dost sensin
Ey her şeyi terbiye eden! Alemleri terbiye eden ancak Sen’sin
Ey Ğaniy! Zengin olan ancak Sen’sin! Başkası senin zenginliğin karşısında fakirdir. Ey şükredenlerin şükrünü kabul buyuran Allah'’m! Şükredenleri ancak bilen sensin
Ey yoktan var eden Allah'’m! Yoktan var eden ve bilen sensin
Ey hazinelerinden ihsan eden Allah'’ım! Sen, senin için ihsanda bulanan kullarını seversin
Ey Kadir olan Allah’ım! Her şeye kadir olan sensin
Ey herşeyi kemale erdiren! Her şeyi kemale erdiren sensin
Ey yücelten!Dilediğini yücelten, dilediğini alçaltan sensin
Ey dereceleri yükselten! Dereceleri yükselten, arşınsahibi sensin. Şefaat edenler ancak senin izninle şefaat edeceklerdir
Ey büyük olan Allah’ım! Yüce ve en büyük olan Sen’sin!
Ey Hakk olan Rabbim! Bütün mahlukatın gerçek hakkını veren Melik Sen’sin
Ey iyilik edenleri seven Allah’ım! İyilik edenleri seven ve onlara acıyan Sen’sin
Ey tek olan Allah’ım! Her çift ve teke yemin eden Sen’sin
Ey günahları bağışlayan Allah’ım! Affedenlerin en hayırlısı Sen’sin
Ey Hamd edenlerin hamdini kabul buyuran Rabbim! Kur’an kendisine hamd olunan, gerçek hükmün sahibi Allah tarafından indirilmiştir
Ey ihsan edici Allah’ım Gerçek ihsanın sahibi Sen’sin
Ey Baki olan Allah’ım! Senden başka her şey fani, yalnız Sen Baki’ sin. Celal ve İkram sahibi Sen’sin
Ey bir olan Allah’ım! Tek olan ancak Sen’sin
Ey güçlü olan Allah’ım! Güçlü olan, rızık veren ancak Sen’sin
Ey yol gösteren Allah’ım! Dilediğini doğru yola gösteren Allah’ım! Dilediğini doğru yola götürecek Sen’ sin
Ey en güzel Yaratıcı Allah’ım! Yerleri ve gökleri yaratan Sen’sin
Ey bilen Rabbim! Görünen ve görünmeyen alemleri bilen Sen’sin
Ey maddi ve manevi her çeşit fütuhatı veren ve bilen Sen’sin
Ey her şeyi kudreti ile ihata eden Sensin
Ey hükmün sahibi Allah’ım! Gerçek adil hükmü veren Sen’sin
Ey herkesin kendine muhtaç olduğu Rabbim! Herkesin hesabını en iyi bilen Allah’ım! Herkesin hesabını en ölçülü şekilde görecek sensin
Ey yardım eden Allah’ım! Sen ne güzel yardım eden bir Mevlasın
Ey Kainatı kudret elinde tutan Allah’ım! Her şey Sen’in kudret elindedir
Ey bütün varlıkları bir anda yok etme gücünün sahibi Allah’ım! Kulları öldürmek de, Sen’in kudret elindedir
Ey büyüklerin büyüğü olan Rabbim! En yüce ve en büyük Sen’sin
Ey zatı ile kaim olan Rabbim! Doğmamış, doğrulmamış Allah’ım! Sen’in eşin ve bir benzerin yoktur
Ey misli olmayan Rabbim! Sen duyan ve herkesin görmediği gizliliklere vakıfsın. Sen ne güzel bir Mevla ve ne güzel bir yardımcısın
Ey yüce Rabbim! Güç ve kuvvet ancak senin yardımınla mümkündür.

(Üç aylar Hikmeti ve fazileti-Pamuk Yayınları)

http://www.yazgulu.com/gulbahcesi/ramazan_duasi.php

FNT
29-10-2009, 21:53
Canım İstanbul

Ruhumu eritip de kalıpta dondurmuşlar;
Onu İstanbul diye toprağa kondurmuşlar.
İçimde tüten birşey; hava, renk, eda, iklim;
O benim, zaman, mekan aşıp geçmiş sevgilim.
Çiçeği altın yaldız, suyu telli pulludur;
Ay ve güneş ezelden iki İstanbulludur.
Denizle toprak, yalnız onda ermiş visale,
Ve kavuşmuş rüyalar, onda, onda misale.

İstanbul benim canım;
Vatanım da vatanım...
İstanbul,
İstanbul...

Tarihin gözleri var, surlarda delik delik;
Servi, endamlı servi, ahirete perdelik...
Bulutta şaha kalkmış Fatih'ten kalma kır at;
Pırlantadan kubbeler, belki bir milyar kırat...
Şahadet parmağıdır göğe doğru minare;
Her nakışta o mana: Öleceğiz ne çare?..
Hayattan canlı ölüm, günahtan baskın rahmet;
Beyoğlu tepinirken ağlar Karacaahmet...

O manayı bul da bul!
İlle İstanbul'da bul!
İstanbul,
İstanbul...

Boğaz gümüş bir mangal, kaynatır serinliği;
Çamlıca'da, yerdedir göklerin derinliği.
Oynak sular yalının alt katına misafir;
Yeni dünyadan mahzun, resimde eski sefir.
Her akşam camlarında yangın çıkan Üsküdar,
Perili ahşap konak, koca bir şehir kadar...
Bir ses, bilemem tanbur gibi mi, ud gibi mi?
Cumbalı odalarda inletir "Katibim"i...

Kadını keskin bıçak,
Taze kan gibi sıcak.
İstanbul,
İstanbul...

Yedi tepe üstünde zaman bir gergef işler!
Yedi renk, yedi sesten sayısız belirişler...
Eyüp öksüz, Kadıkoy süslü, Moda kurumlu,
Adada rüzgar, uçan eteklerden sorumlu.
Her şafak Hisarlarda oklar çıkar yayından
Hala çığlıklar gelir Topkapı sarayından.
Ana gibi yar olmaz, İstanbul gibi diyar;
Güleni şöyle dursun, ağlayanı bahtiyar...

Gecesi sünbül kokan
Türkçesi bülbül kokan,
İstanbul,
İstanbul...

1963


Necip Fazıl Kısakürek

ASPİRİN
17-11-2009, 19:47
KARACAAHMET

Deryada sonsuzluğu zikretmeye ne zahmet!
Al sana, derya gibi sonsuz Karacaahmet!

Göbeğinde yalancı şehrin, sahici belde;
Ona sor, gidenlerden kalan şey neymiş elde?

Mezar, mezar, zıtların kenetlendiği nokta;
Mezar, mezar, varlığa yol veren geçit, yokta...

Onda sırların sırrı: Bulmak için kaybetmek.
Parmakların saydığı ne varsa hep tüketmek.

Varmak o iklime ki, uğramaz ihtiyarlık;
Ebedi gençliğin taht kurduğu yer, mezarlık.

Ebedi gençlik ölüm, desem kimse inanmaz;
Taş ihtiyarlar, servi çürür, ölüm yıpranmaz.

Karacaahmet bana neler söylüyor, neler!
Diyor ki, viran olmaz tek bucak, viraneler,

Zaman deli gömleği, onu yırtan da ölüm;
Ölümde yekpare an, ne kesiklik, ne bölüm...

Hep olmadan hiç olmaz, hiçin ötesinde hep;
Bu mu dersin, taşlarda donmuş sukuta sebep?

Kavuklu, başörtülü, fesli, başacık taşlar;
Taşlara yaslanmış da küflü kemikten başlar,

Kum dolu gözleriyle süzüyor insanları;
Süzüyor, sahi diye toprağa basanları.

Onlar ki, her nefeste habersiz öldüğünden,
Gülüp oynamaktalar, gelir gibi düğünden.

Onlar ki, sıfırlarda rakamları bulmuşlar,
Fikirden kurtularak, ölümden kurtulmuşlar.

Söyle Karacaahmet, bu ne acıklı talih!
Taşlarına kapanmış, ağlıyor koca tarih!

N.F.K

ASPİRİN
17-11-2009, 19:51
İSTANBULA KAR YAĞIYORDU

Yetmiş dokuzun kışıydı,
Sertti, soğuktu
İstanbul’a kar yağıyordu..
Kömür yanıyordu sobalarda
Geceleri polisler, bekçiler oluyordu..
Bir de biz oluyorduk
Ölümüne üşüyorduk ha
Yalan yok polisler de üşüyordu

On altı yaşındaydım..
Her şeyi bükecek bileğim vardı
On altı yaşındaydım

Aslan gibi ortadaydım
Gündüzleri okulda coğrafya defterimin arkasına
Senin için şiirler,
Geceleri duvarlara ülkemi kurtarmak için
Kahrolsun yazacak kadar adamdım
On altı yaşındaydım
Ne senin haberin oluyordu şiirlerimden
Ne de birileri kahroluyordu
Mahalle duvarlarına çiziktirdiğim harflerimden
On altı yaşındaydım
Yalan yok

Ben yazmaya böyle başladım
Coğrafya defterim bir eskiciye kurban gitti
Duvarlarına yüreğimi bağırdığım o evler birer birer
Yıkıldı gitti..

Şimdi güzel kağıtlara yazıyorum,
Kocaman laflar ediyorum
Marşlar biliyordum,
Kitaplar okuyordum.
Koşarak ve ıslanmadan geçiyordum sulardan
Koşarak ve ıslanmadan yaşıyordum.
Bak
İstanbul’u seviyordum
Seni seviyordum
Dualar öğreniyordum
Meydanlarda toplanıp bağırıyordum
Herkes gibiydim,
Herkes kadar cesur..
Herkes kadar korkak
Herkes kadar filinta delikanlı
Ve herkes kadar buralı..

Yetmiş dokuzun kışıydı,
Sertti, soğuktu
İstanbul’a kar yağıyordu..
Ağzımızdan dumanlar çıkıyordu konuşurken..
Haliç’ in arkasında toplanıyorduk
Gece adamı içine çekiyordu
Biz geceyi içimize çekiyorduk..
En güzel ben yazıyordum duvarlara yazıları
Herkes beni seviyordu..
En güzel şiirleri de ben yazıyordum oysa
Coğrafya defterimin arkasına..
Bunu kimse bilmiyordu

Sizin evin duvarına kahrolsun diye yazıyordum
Ve hızla kaçıyordum
Sizin evin duvarına bir kez olsun
Seni seviyorum diye yazamadım
O zaman duvarlara öyle şeyler yazılmıyordu
Dedim ya
Yetmişdokuzun kışıydı
Sertti, soğuktu
İstanbul'a kar yağıyordu.

İBRAHİM SADRİ

FNT
18-11-2009, 18:25
HEYKEL


Yıllar bir gözyaşı olup da kaymış
Bu eski heykelin yanaklarında.
Yapraktan saçını yerlere yaymış,
Sonbahar ağlıyor ayaklarında.
Süzüyor ufukta bir kızıl yeri
İçi karanlıkla dolu gözleri.
Alnında akşamın ince kederi,
Sessizliğin sırrı dudaklarında.

Yanan bir kagıtta nasıl bir satır
Kaybolursa, akşam onu karaltır.
Artık o silinen bir hatıradır
Bir ıssız bahçenin uzaklarında.

Necip Fazıl

FNT
18-11-2009, 18:28
Biter

Kalkılır bir yerde, kalır oyuncak,
Kurgular biter.
Ölüm... O geldi mi ne var korkacak?
Korkular biter.

Fikir, açmaz artık beyinde kuyu;
Burgular biter.
Unuturuz hayat adlı uykuyu,
Uykular biter.

Biter, her şey biter; ses, şekil ve renk,
Kokular biter.
Kabir sualiyle kapanır kepenk,
Sorgular biter.
Necip Fazıl

FNT
18-11-2009, 18:29
Ölüm güzel şey; budur perde ardından haber...
Hiç güzel olmasaydı ölür müydü Peygamber?

FNT
18-11-2009, 18:30
Bir oda, yerde bir mum, perdeler indirilmiş;
Yerde çıplak bir gömlek, korkusundan dirilmiş.
Sütbeyaz duvarlarda, çivilerin gölgesi;
Artık ne bir çıtırtı, ne de bir ayak sesi...
Yatıyor yatağında, dimdik, upuzun, ölü;
Üstü, boynuna kadar bir çarsafla örtülü.
Bezin üstünde, ayak parmaklarının izi;
Mum alevinden sarı, baygın ve donuk benzi.
Son nefesle göğsü boş, eli uzanmış yana;
Gözleri renkli bir cam, mıhlı ahşap tavana.
Sarkık dudaklarının ucunda bir çizgi var;
Küçük bir çizgi, küçük, titreyen bir ân kadar.
Sarkık dudaklarında asılı titrek bir ân;
Belli ki, birdenbire gitmiş çırpınamadan.
Bu benim kendi ölüm, bu benim kendi ölüm;
Bana geldiği zaman, böyle gelecek ölüm

necip fazıl

FNT
18-11-2009, 18:30
SESSiZ GEMi

Artık demir almak günü gelmişse zamandan,
Meçhule giden bir gemi kalkar bu limandan.

Hiç yolcusu yokmuş gibi sessizce alır yol;
Sallanmaz o kalkışta ne mendil ne de bir kol.

Rıhtımda kalanlar bu seyahatten elemli,
Günlerce siyah ufka bakar gözleri nemli.

Biçare gönüller. Ne giden son gemidir bu.
Hicranlı hayatın ne de son matemidir bu.

Dünyada sevilmiş ve seven nafile bekler;
Bilmez ki, giden sevgililer dönmeyecekler.

Bir çok gidenin her biri memnun ki yerinden.
Bir çok seneler geçti; dönen yok seferinden

yahya kemal beyatlı

FNT
18-11-2009, 18:31
ölüm ne yakın ne uzak bize,
ölümsüzlüğü tattık, ölüm ne yapsın bize.

FNT
18-11-2009, 18:31
Sözünde durmadı mavi gökler;
Gün kararıyor gitgide ölüm.
Akşam yeli nedameti söyler;
Nedamet yer etti bende ölüm.

Ne yapsam, gün doğmuyor gönlümce;
Sudur akar kendi bildiğince,
Hangi pencereye koşsam gece;
Gitmiyor bu can bu tende ölüm.

Ne vefasız geçmişten hayır var,
Ne gelecekler imdada koşar,
Çoktandır tekneyi aldı sular;
Çoktandır ümitler sende ölüm.

CAHiT SıTKı TARANCı

FNT
18-11-2009, 18:32
Dünyada Tükenmez Murat Varmış

Dünyada tükenmez murat var imiş
Ne alanı gördüm ne murat gördüm
Meşakkatin adın murat koymuşlar
Dünyada ne lezzet ne bir tat gördüm

Ölüm var dünyada yok imiş murat
Günbegün artıyor türlü meşekkat
Kalmamış dünyada ehl-i kanaat
insanlar içinde çok fesat gördüm

Nuşveranı Adil nerede tahtı
Süleyman mührünü kime bıraktı
Resul u Ekrem'in kanunu haktı
Her ömrün sonunda bir feryat gördüm

Var mıdır dünyada gelip de kalan
Gülüp baştan başa muradın alan
Muradı maksudu hepisi yalan
Ölümlü dünyada hakikat gördüm

Dönüyor bir dolap çarkı belirsiz
Çağlayan bir su var arkı belirsiz
Veysel neler satar narhı belirsiz
Ne müşteri gördüm ne hesap gördüm

Aşık Veysel

FNT
18-11-2009, 18:33
ölmek için güzel bir gün
bir daha para sıkıntım olmayacak,
görmeyeceğim bir daha kara kışı,
his etmeyeceğim soğuğu,
duymayacağım mutsuzluk duygusunu.
bu kadar çabadan sonra,
hâlâ ızdırap çekmeyeceğim.

ölmek için güzel bir gün,
bugün benim doğum günüm.

zeynel çetinkaya

FNT
20-11-2009, 21:03
Ağzıma soğuk kurtlar dolacak , gözüme kum;
Dipsiz kuyu, sürdükçe zaman, sürecek uykum

-

Şu geçeni durdursam çekip eteğinden;
Soruversem; haberin var mı öleceğinden?

FNT
20-11-2009, 21:04
Hasis sarraf kendine bir başka kese diktir!
Mezarda geçer akçe neyse onu biriktir!

-

Başım çığlıklı çocuk onu nasıl avutsam?
Ne yapsam da ölümü bir saatçik unutsam?..

FNT
20-11-2009, 21:04
Sultan olmak dilersen, tacı , sorgucu unut!
Zafer araban senin gıcırtılı bir tabut!

-

Dostlarım ev eşyamdı, bir bir gitti diyorum
Artık boş odalarda ölümü bekliyorum

FNT
20-11-2009, 21:04
Bu dünyada renk, nakış, lezzet, ne varsa küsüm;
Gözümde son marifet, Azraile tebessüm…

-

O demde ki, perdeler kalkar, perdeler iner,
Azraile “Hoşgeldin” diyebilmektir hüner!..

FNT
20-11-2009, 21:04
O dem çocuklar gibi sevinçten zıplar mısın?
Toprağın altındaki saklambaçta var mısın?

-

Kapı kapı bu yolun son kapısı ölümse;
Her kapıda ağlayıp son kapıda gülümse!

FNT
20-11-2009, 21:04
Öleceğiz; müjdeler olsun müjdeler olsun
Ölümü de öldüren Rabbe secdeler olsun

-

Ölüm güzel şey; Budur perde ardından haber
Hiç güzel olmasaydı ölür müydü Peygamber

FNT
22-11-2009, 19:15
VUR BİTSİN

Orada masanın üstünde bir resim,
İkimiz denize karşı durmuşuz Üsküdar’da
Saçlarımızın üzerinde martılar,
Gözlerimizde acemi bir aşk
Ve tuhaf ve çocuksu bir mutluluk,
Senin sırtında sarı yağmurluğun
Kadıköy’de ucuzluktan almışız
Bende o siyah kazak hani bir kedi gibi sokulduğun
Şubat ve yağmur yağıyormuş meğerse,
Islatan her tarafımızı
Orada masanın üstünde bir resim,
Yak bitsin
Orada kapının arkasında bir yazı,
Seviyoruz yazmışız birlikte,
Harfler nasıl titremiş meğer ellerimizde,
Bir pazartesi akşamı ben eve dönünce
Tutup öyle yazmışız nereden estiyse,
Hep gülüşün, hep sıcaklığın sinmiş harflere,
Ne yaptığın çorbanın, ne pilavın tadı
Sobayı yakmayı unutmuşuz ne gam,
Senin çiğdemler açmış yüzünde sıcaklığın
Orada kapının arkasında bir yazı
Sil bitsin.
Orada sehpanın üzerinde iki bardak,
Senin demlediğin çayı içmişiz birlikte
Nasılda dalgamızı geçmişiz dünyanın bütün dertleriyle,
Bir masalmış bir yalanmış gibi korkmuşuz,
Sıkı sıkıya yaslanmışız bahtımızın kara yıldızına
Ben tek sen üç şeker atmışın filiz çayımıza
Sonra açıp perdeyi gökyüzünden bir dilek tutmuşuz,
Mehtap gülümsemiş deli yürek çocukluğumuza
Orada sehpanın üzerinde iki bardak,
Kır bitsin.
Orada odaya saçılmış küçük hatıralar,
Ne yana dönsem bir parça bir şey senden
Belki minik kızgınlığın, belki bir gülüşün orda,
Böreğin altını yakışın, düğmeyi dikerken iğneyi eline batırışın,
Ve saçların hep o kan gülleri taktığın saçların, beni mahpus bıraktığın saçların.
Ne yana dönsem bir parça bir şey senden
Hep o kanepede oturmuşluğun, şu senin küçük yastığın, şu eşarbın,
İşte şu bir haziran akşamı gitmek için ayaklanışın
Ne yana dönsem bir parça bir şey senden
Orada odaya saçılmış küçük hatıralar,
Git bitsin.
Orada ayaklarının dibinde bir adam,
Adam bütün adamlığını dökmüş önüne,
Böyle kaç gün yada kaç gece, ayaklarının dibinde,
Öyle kolay mı öyle kolay gitmek,
Her şeyi bu İstanbul’u, o sevdiğin adaların kokusunu
Mısır çarşısını, Eminönü’nün balık ekmeğini
Beyoğlu’nun sinema salonlarını birlikte beklediğimiz 28 numarayı,
Unutmak öyle kolay mı, öyle kolay,
Orada ayaklarının dibinde bir adam,
Kov bitsin.
Orada çekmecede yedi otuzbeş bir silah,
Babadan kalma,
Hani bir bayramda saydırmışız havaya,
Sen biraz ürkek sokulmuşun omzuma,
Kuşlar havalanmış bütün kuşları İstanbul’un,
Giderken galiba bir beni birde bunu unutmuşun
Orada çekmecede yedi otuzbeş bir silah,
Ve burada zaten öldürdüğün bir yürek,
Vur bitsin

FNT
22-11-2009, 21:09
Aman Efendim Aman...!

aman efendim aman
galiba ahir zaman
manzarası yurdumun
tufan gününden yaman
göz görmez aydınlıkta
asümandedek duman
yer dumanmış ne çıkar
duman dolu asüman
türk evi delik deşik
yıkık dökük hanüman
duraksız itiş kakış
süresiz karman- çorman
anne çocuk doğurur
köpek soyundan azman
beyinler zıpzıp kadar
mideler koskocaman
aziz fikir buğdayı
katıra mahsus saman
boş laf, hep dalga dalga
uçsuz bucaksız umman
hayvanlık orkestrası
eşek birinci keman
orman keleş, nebat kel
nebat adamlar orman
midelerde ihracat
günde beş milyon batman
milli servet matbaa
bilmem kaç milyar harman
yangın evinde satranç
plan, reform ve uzman
tam birbuçuk asırdır
maymunlardan eleman
bizdeki hale nispet
maymun taklitten pişman
hangi yol türke uygun,
hangi parti tercüman?
çıkamaz meydanlara
camide mahpus imam
silah küfrün belinde
küfrün elinde ferman
cehle sorarsan, ilim
zehre sorarsan, derman
rahmet meçhul kelime
bilinmez isim Rahman
kutsal kitaptır fuhuş
ahlak, okunmaz roman
tarih kontra gerçeğe
hürriyet hakka düşman
millete kastedenin
ismi milli kahraman
yere batsın bu dünya
bu dünyadan hayr uman!
genç adam at yorganı
sana haram uyuman
Aman, efendim aman!
Efendim, aman.. aman..!

Necip Fazıl Kısakürek

FNT
22-11-2009, 21:22
ÇİLE..

Gaiblerde bir ses geldi: Bu adam,
Gezdirsin boşluğu ense kökünde!
Ve uçtu tepemden birdenbire dam;
Gök devrildi, künde üstüne künde...

Pencereye koştum: Kızıl kıyamet!
Dediklerin çıktı, ihtiyar bacı!
Sonsuzluk, elinde bir mavi tülbent,
Ok çekti yukardan, üstüme avcı

Ateşten zehrini tattım bu okun,
Bir anda kül etti can elmasımı.
Sanki burnum, değdi burnuna (yok)un,
Kustum, öz ağzımdan kafatasımı

Bir bardak su gibi çalkalandı dünya;
Söndü istikamet, yıkıldı boşluk.
Al sana hakikat, al sana rüya!
İşte akıllılık, işte sarhoşluk!

Ensemin örsünde bir demir balyoz,
Kapandım yatağa son çare diye.
Bir kanlı şafakta, bana çil horoz,
Yepyeni bir dünya etti hediye

Bu nasıl bir dünya, hikayesi zor;
Makâni bir satıh, zamanı vehim.
Bütün bir kainat muşamba dekor,
Bütün bir insanlık yalana teslim.

Nesin sen, hakikat olsan da çekil!
Yetiş körlük, yetiş, takma gözde cam!
Otursun yerine bende her şekil;
Vatanım, sevgilim, dostum ve hocam!

Aylarca gezindim, yıkık ve şaşkın,
Benliğim bir kazan ve aklım kepçe,
Deliler köyünden bir menzil aşkın,
Her fikir içimde bir çift kelepçe.

Niçin küçülüyor eşya uzakta?
Gözsüz görüyorum rüyada, nasıl?
Zamanın raksı ne bir yuvarlakta?
Sonum varmış, onu ögrensem asıl?

Bir fikir ki sıcak yarad kezzap,
Bir fikir ki, beyin zarında sülük.
Selam sana haşmetli azap;
Yandıkça gelişen tılsımlı kütük.

Yalvardım: Gösterin bilmeceme yol!
Ey yedinci gök, esrarını aç!
Annemin duası, düş de perde ol!
Bir asâ kes bana, ihtiyar ağaç!

Uyku, katillerin bile çeşmesi;
Yorgan, Allahsıza kadar sığınak.
Teselli pınarı, sabır memesi;
Size şerbet, bana kum dolu çanak.

Bu mu, rüyalarda içtiğim cinnet,
Sırrını ararken patlayan gülle?
Yeşil asmalarda depreniş, şehvet;
Karınca sarayı, kupkuru kelle...

Akrep nokta nokta ruhumu sokmus,
Mevsimden mevsime girdim böylece.
Gördüm ki, ateşte, cımbızda yokmuş,
Fikir çilesinden büyük işkence.

Evet, her şey bende bir gizli düğüm;
Ne ölüm terleri döktüm, nelerden!
Dibi yok göklerden yeter ürktüğüm,
Yetişir çektiğim mesafelerden!

Ufuk bir tilkidir, kaçak ve kurnaz;
Yollar bir yumaktır, uzun ve dolaşık.
Her gece rüyamı yazan sihirbaz,
Tutuyor önümde bir mavi ışık.

Büyücü, büyücü ne bana hıncın?
Bu kükürtlü duman, nedir inimde?
Camdan keskin, kıldan ince kılıcın,
Bir zehir kıymak gibi, beynimde.

Lugat, bir isim ver bana halimden;
Herkesin bildiği dilden bir isim!
Eski esvaplarım, tutun elimden;
Aynalar söyleyin bana, ben kimim?

Söyleyin, söyleyin, ben miyim yoksa,
Arzı boynuzunda taşıyan öküz?
Belâ mimarının seçtiği arsa;
Hayattan mühacir; eşyadan öksüz?

Ben ki, toz kanatli bir kelebeğim,
Minicik gövdeme yüklü Kafdağı,
Bir zerrecigim ki, Arş'a gebeyim,
Dev sancılarımın budur kaynağı!

Ne yalanlarda var, ne hakikatta,
Gözümü yumdukça gördüğüm nakış.
Boşuna gezmişim, yok tabiatta,
İçimdeki kadar iniş ve çıkış.

Gece bir hendeğe düşercesine,
Birden kucağına düştüm gerçeğin.
Sanki erdim çetin bilmecesine,
Hem geçmis zamanın, hem geleceğin.

Açıl susam, açıl! Açıldı kapı;
Atlas sedirinde mavera dede.
Yandı sırça saray, ilahi yapı,
Binbir avizeyle uçsuz maddede.

Atomlarda cümbüş, donanma, şenlik;
Ve çevre çevre nur, çevre çevre nur.
Içiçe mimari, içiçe benlik;
Bildim seni ey Rab, bilinmez bilinmez meşhur!

Nizam köpürüyor, med vakti deniz;
Nizam köpürüyor, ta çenemde su.
Suda bir gizli yol, pırılıtılı iz;
Suda ezel fikri, ebed duygusu.

Kaçır beni ahenk, al beni birlik;
Artık barınamam gölge varlıkta.
Ver cüceye, onun olsun şairlik,
Şimdi gözüm, büyük sanatkarlıkta.

Öteler öteler, gayemin malı;
Mesafe ekinim, zaman madenim.
Gökte saman yolu benim olmalı;
Dipsizlik gölünde, inciler benim.

Diz çök ey zorlu nefs, önümde diz çök!
Heybem hayat dolu, deste ve yumak.
Sen, bütün dalların birleştiği kök;
Biricik meselem, Sonsuza varmak

Necip Fazıl

FNT
28-11-2009, 21:15
Bekle Buğday Tanesi

Bekle kar altında kalan buğday tanesi
Yine onun sularıyla yeşereceksin
Gözyaşların çare değil ağlama büyü
Başını dik tutabilirsen boy vereceksin

Her yanımda allı morlu
Güller açar türlü türlü
Bu fırtına dünden belli
Başedeceksin

Korku kar eylemez bir kez yola düşene
Sen bir aşkın içindesin yaşayacaksın
Dört yanını börtü böcek sarsa ne çıkar
Toprağa sıkı sarıl başedeceksin

Her yanımda allı morlu
Güller açar türlü türlü
Bu fırtına dünden belli
Başedeceksin


İbrahim Karaca

FNT
28-11-2009, 21:16
Harman yeri sürseler
Oy sanem oy sanem
Yerine gül ekseler
Esmer gaday ben alim
Bahtılı kız başına
Oy sanem oy sanem
Sevdiğine verseler
Esmer gaday ben alim


Harman yeri yaş yeri
Oy sanem oy sanem
Yavaş yürü hoş yürü
Esmer gaday ben alim
Gel beraber gezelim
Oy sanem oy sanem
Sevdiğim kaçma geri
Esmer gaday ben alim

FNT
01-12-2009, 23:46
Vaz geçtim bu dünyadan tek ölüm paklar beni

Değmez bu yangın yeri avuç açmaya değmez

Değil mi ki yoksullar mutluluktan habersiz

Değil mi ki ayaklar altından insan onuru

O kız olan kız erdem dağlara kaldırılmış

Ezilmiş, hor görülmüş el emeği, göz nuru

Ötekiler geçmiş başa, derken mertlik bozulmuş

Değil mi ki korkudan dili bağlı sanatın

Değil mi ki çılgınlık sahip çıkmış düzene

Doğruya doğru derken eğriye çıkmış adın

Değil mi ki kötüler kadı olmuş Yemen'e

Vaz geçtim bu dünyadan, dünyamdan geçtim ama

Seni yalnız komak var ya...

O koyuyor adama



William Shakespeare (Çeviri)

hakansahin
01-12-2009, 23:49
Gitme Sevgilim



Gözümde yaşlarla bırakıp beni

Elveda diyerek gitme sevgilim

Bir anlık öfkeyle yıkma her şeyi

Kalbine sormadan gitme sevgilim



Ağlatır şarkılar susturamazsın

Zor gelir ayrılık alışamazsın

Canlanır anılar unutamazsın

Kalbine sormadan gitme sevgilim



Mutluluk getirmez vefasız yıllar

Teselli vermez ki baktığın fallar

Gurur dağlarından aşılmaz yollar

Kalbine sormadan gitme sevgilim

FNT
01-12-2009, 23:51
Anadolu

Gençliğe

Yürüyordum: Ağlıyordu ırmaklar;
Yürüyordum: Düşüyordu yapraklar;
Yürüyordum: Sararmıştı yaylalar;
Yürüyordum: Ekilmişti tarlalar.

Bir ses duydum, dönüp baktım, bir kadın:
Gözler dönük, kaşlar çatık, yüz dargın;
Derileri çatlak, bağrı kapkara,
Sağ elinin nasırında bir yara

Başında bir eski püskü peştemal
Koltuğunda bir yamalı boş çuval...
........................
-Ne o bacı?
- Ot yiyoruz, n'olacak!..
-Tarlan yok mu?
- Ne öküz var, ne toprak...
Bugüne dek ırgat gibi didindim;
Çifte gittim, ekin biçtim, geçindim,
Bundan sonra...
- Kocan nerde?
- Ben dulum;
Kocam şehit, bir ninem var, bir oğlum.
- Soyun, sopun?
- Onlar dahi hep yoksul!
Ah Efendi, bize karşı İstanbul
Neden böyle bir sert, yalçın taş gibi?
Taşraların hayvanlık mı nasibi?..
........................
Hayır hayır, bu nasibi almak için doğmadın.
Onun için doğdun ki sen kadınlığın hakkiyle
Ocağının karşısında saadete eresin,
Göğsünü kabarttıran anneliğin aşkiyle
Evladına südün gibi pak duygular veresin.
Sen bir aziz yoldaşsın:
Senin sesin hayat için dövüşmeğe koşturur;
Senin sevgin vatan için fedakarlık öğretir;
Senin yüzün insan için bir merhamet duyurur;
Senin ile insanoğlu yeryüzünü şenletir.
Lakin bizler bu hakları unuttuk;
Kadınlığı hayvanlıkla bir tuttuk;
Ninen gibi sana dahi hor baktık;
Seni dahi garip, yoksul bıraktık!..
........................
Kinler için karaları bağlıyan,
Zevkler için zelil sefil ağlıyan.
Acı gören, cefa çeken, ezilen,
Irzdan başka her şeyini veren sen!
Sen şu güzel vatanında cehennemde gibisin;
Gözyaşınla ıslattığın kanlı toprak üstünde
Sana her yer bir çöl gibi cıvıltısız, çiçeksiz;
"Ekmek" diye ağladığın sağır bir halk önünde
Sana herkes bir kurt gibi merhametsiz yüreksiz.
Senin herbir ümidin
Ayrılıksız, yoksulluksuz bir dünyaya kalmıştır,
Oraya ki masum çiftler hıçkırıksız yaşarlar;
O melekçe sevgilerle birbirini okşarlar;
Ve burada Allah bütün dilekleri yaratır?
Ne vakte dek gençliğine hakaret,
Bu ayrılık, bu gözyaşı bu ölüm?..
Bu sert demir, bu ağır yük. bu zulüm?
Yazık, sana ağlamıyan şiire;
Yazık, sana titremiyen vicdana;
Yazık, sana uzanmayan ellere;
Yazık, seni kurtarmıyan insana!..
........................
Ey vatanın bağrı yanık bucağı.
Hani senin bereketli hasadın,
Yeşil yurdun, mesut çatın, şen çiftin?
Hani senin medeniyyet hayatın,
Yolun, köprün, kazman, iğnen, çekicin?
Ey Türklüğün otağı!
Ne vakte dek bu acıklı sefalet,
Bu viranlık, bu inilti, bu kaygu?
Ne vakte dek bu uğursuz cehalet.
Bu taassup, bu görenek, bu uyku?
........................
Yazık, sana ağlamıyan şiire;
Yazık, sana titremiyen vicdana,
Yazık, sana uzanmayan ellere;
Yazık, seni kurtarmıyan insana!..



Mehmet Emin Yurdakul

FNT
01-12-2009, 23:56
Bir Nazenin Bana Gel Gel Eyledi


Bir nazenin bana gel gel eyledi

Varmasam incinir varsam incinir

Beyaz gerdanından ince belinden

Sarmasam incinir sarsam incinir



Kaşına çekilmiş kudret kalemi

Görmemiş dünyada derd ü elemi

Her sabah her akşam verir selamı

Almasam incinir alsam incinir



Gene görünüyor yarin illeri

Başımızda esen sevda yelleri

Yarin bahçesinde gonca gülleri

Dermesem incinir dersem incinir



Nereden nereye sevmişim yari

Ateşi komuyor yakıyor beni

Aşık Emrah sever böyle bir canı

Sevmesem incinir sevsem incinir



Erzurumlu Emrah

FNT
15-12-2009, 18:10
Dinleyin Ehbablar Tarif Edeyim

Dinleyin ehbablar tarif edeyim
Yetmiş iki dertten baştır bu sevda
Yandırır odlara pervane gibi
Daim sönmez bir ateştir bu sevda

Felek hisar çekmiş yolum açılmaz
Bir bülbülüm gonce gülüm açılmaz
Felek kırdı kanat kolum açılmaz
Yazı gelmez yaman kıştır bu sevda

Muhibbi'nin elif kaddin dal eyler
Ağlatuben gözyaşını sel eyler
Hicran haddesinden çeker tel eyler
El sanır ki bir cümbüştür bu sevda


Muhibbi

FNT
15-12-2009, 18:12
Sen ve Ben

herkes dört gözle tatili beklerdi
bense okulların açılmasını
çünkü seni görmek vardı koridorlarda
ve bana güleceğin günü beklemek.

ben okul bahçesindeki ağaca, başharflerimizi
sen gönlüme sevdanın adını yazmıştın
ben sırama isimlerimizi
sen kalbime ilk aşkı yazmıştın.

senden sonra sana yazdığım şiirlerden
haberin bile yok
ve yağmur yüzüme vuruyor
ve soğuk.

okuldan sonra
her dolma kalem, her lacivert kravat
her beyaz gömlek ve yakalık
ve her 12 aralık
sen gelirsin aklıma
çocukluk işte, belki de ilk Aşk
belki de ilk delilik.

seversin demiştin ya hani bundan sonra da
inan ki o kadar kimseyi sevemedim
ve o iki kelimeyi senden sonra kimseye
ama kimseye söyleyemedim.

belki hiç olmadın benim için
belki de azdın
ama olsun
ben hep sana şiirler yazdım.

ceketimi ve kravatımı saklıyorum hala
birinin üzerinde tebeşir
birinin üzerinde ayran lekesi
ve Seni Seviyorum Hala
elmayı da, havayı da, suyu da

ve bilmeni istemiyorum hala
sana şiirler yazdığımı
ve bilmeni istemiyorum bütün bunları
çünkü herşey böyleyken güzel
en dokunulmamış, en yaşanmamış
ve en tadılmamış haliyle.

bir sahilde elele dolaşılmamış
ve bir kafede çay içilmemiş haliyle
herşey
böyleyken güzel belki de

ama sen gönlüme sevdanın adını yazmıştın
ben aşkına tutulmuş bir deli candım
sen gönlüme sevdanın adını yazdın
ben aşkına tutulmuş seni ararım.
Seni Seviyorum...

Uğur Arslan

drcz
15-12-2009, 23:01
Memleket Türküsü

El gibi dolaşma Anadolu'nda,
Arkadaş, yurdunu içinden tanı.
Dinle bir yosmayı pınar yolunda,
Dinle bir yaylada garip çobanı.

Bir ıssız ev gibi gezdiğin bu yurt,
Yıllarca döktürür sana gözyaşı,
Yavrunun derdiyle ah eder Bayburt,
Turnanın özlemi yakar Maraş'ı...

Bir gölü andırır bil ki dört yanın,
Bağrını delmezse yanık türküler.
Varlığı bu korla tutuşmayanın,
Kirpiği yaşarsa, gözleri güler.

Faruk Nafiz Çamlıbel

FNT
13-01-2010, 21:17
Sabaha Çok Var

Yarım kalmış aşkların gözyaşıyım
Yağan yağmurların çıplak aşığıyım
Şarkılarda yaşar el değmemiş aşklar
Kaçan yağmurların ateşli aşığıyım

Gecenin her çöküşü benden bir şeyler götürür
Sabaha çok var... daha çok var
Bekleyemem ölümümü

Tanrım beni duyar gönülden kucaklar
Yelkenimin tadı beni başka dünyalara katar
Hayat yine gelir yelkenimi bana verir
Yollarım çiçek açar acım benden çıkar

Gecenin her çöküşü benden bir şeyler götürür
Sabaha çok var... daha çok var
Bekleyemem ölümümü

Yarım kalmış aşkların gözyaşıyım
Yağan yağmurların çıplak öldüren aşığıyım
Hayat yine gelir yelkenimi bana verir
Yollarım aşka bakar
Acım teninde akar

Gecenin her çöküşü benden bir şeyler götürür
Sabaha çok var... daha çok var
Bekleyemem ölümümü

Murat Yılmazyıldırım

FNT
13-01-2010, 21:21
Aynanın Oyunu

Bir çocuk doğdu, bendim.
Sıraya girdim insanlar içinde.
Alay - bayrak büyüdüm
Odalar, sofalar içinde.
Bir ayna doğdu, gördüm.
Sıraya girdi aynalar içinde.
İşime geldi, aldım,
Çarşılar, pazarlar içinde.
Bunca yıl yüzüne baktım.
Kendisini aşmadı
Olanlar içinde.
Bir sabah uyandım,
Duruyordu karşımda
Düşmancasına,
Bir cam,
Aldanmış,
Kendini ayna sanmış..



Özdemir Asaf

FNT
13-01-2010, 21:23
Hiç Kimse Çekebilmez
Hiç kimse çekebilmez
Güçtür feleğin yayı
Derdine gönül verme
Bir götürür vayı

Oynayu gelir aldar
Çünkü eli çabuktur
Bir bunculayın fitne
Kande bulur arayı

Bir fani vefasızdır
Kavline inanma hiç
Gah bayı eder yoksul
Gah yoksul eder bayı

Hayran kamu alimler
Bu mani'nin alında
Kaf'tan kaf'a hükmeder
Bilmez bu muammayı

Vahittir o vahdette
Kesrette kani tefrik
Hızr ermedi bu sırra
Bildirmedi Musa'yı

Miskin Hacı Bayram sen
Dünyaya gönül verme
Bir ulu imarettir
Alma başa sevdayı



Hacı Bayram Veli

FNT
13-01-2010, 21:25
Altım Üstüm Kaç Kuruşluk

Altım üstüm kaç kuruşluk
Efsaneyim, efsaneyim
Aşık olmak dile kolay
Bahaneyim, bahaneyim

Aşığın gönlü külhanda
Çok marifet vardır onda
İki kapılı bir handa
Mihmaneyim, mihmaneyim

Durmaz eser aşkın yeli
Buna revan çeşmim seli
Ben bir günahkar kul Dertli
Divaneyim, divaneyim



Dertli Divani

halil64
14-01-2010, 13:44
ARAYIŞ

Bir tas zehir verin bana içeyim
Tek unutmak için acılarımı
Baksana; kırdılar kapılarımı
Yağmalandı kalbim, ömrüm, herşeyim
Kurşuna dizdiler anılarımı
Yenik düştüm bu savaşta neyleyim
Bir mezar nasılsa işte öyleyim
Unuttum en güzel şarkılarımı
Gündüzü yok upuzun bir geceyim
Yitirdim umut kırıntılarımı
Sevgimi, neşemi, bütün varımı
Çaresiz bir yokluğun içindeyim
Gömdüm içime yıkıntılarımı
Arıyor bir yarım öbür yarımı

ÜMİT YAŞAR OĞUZCAN

FNT
14-01-2010, 14:34
Gözlerin

ve gözlerin gelir aklıma
ve sözlerin
gidişin gitmiyor gözümün önünden
ve izleri derin
ilk değilsin bu senin de bildiğin
ve yine biliyorsun
sen son sevdiğim
şimdi uzaklardasın
ben çamlar arasında bir hastane odasında
ciğerimde bir ince hastalık
içimde kapanmak bilmeyen bir yara
ve sanki elimde inadına bir sigara
biliyorum dönmeyeceksin
hatta arkana bile bakmazsın
gün gelir belki bir yuva kurarsın
oğlun olsa benim adımı koyar mısın
gittin
dağ gibi sevdamı devirip ardında
gittin
allahaısmarladık bile demedin
sazlar çalınır çamlıcanın bahçelerinde
o şarkıyı bir daha hiç söylemedim
şimdi elimde bir bardak çay
ve dudağımda buruk bir tebessüm
kendi kendimi üzmemeye söz verdim
ve ben seni hayatımın bir musalla taşına en yakın yerinde sevdim
ısrar etmedin kendine beni sev diye
beyaz bulutlar gibi sırtını rüzgarlara verip gittin
bense durdum ve bekledim
ve ben seni hayatımın bir musalla taşına en yakın yerinde sevdim



Uğur Arslan

ATTİLA HAN
14-01-2010, 18:59
sevmek ne kadar tuhaf
geride kalana acı kere acı
varmı öyle sıranın önüne geçmek
varmı öyle sevilmeye izin vermemek..

sonsuzluk seni ister anlarımda
sen niye kendin gidersin.
Ah canım kokun kaldı geride
başka bir şey koklayamaz oldum.

Keşke herşey rüya olsa
uyandığımda sen olsan
öpsem seni koklasam seni
canım benim canım benim.
.
.

ATTİLA HAN
14-01-2010, 23:17
sevmek ne kadar tuhaf
geride kalana acı kere acı
varmı öyle sıranın önüne geçmek
varmı öyle sevilmeye izin vermemek..

sonsuzluk seni ister anlarım
sen niye acele edersin
Ah canım kokun kaldı geride
başka bir şey koklayamaz oldum.

Keşke herşey rüya olsa
uyandığımda sen olsan
öpsem seni koklasam seni
canım benim canım benim.

FNT
18-01-2010, 16:32
Annem

İçimde bir sızı var
Göğsümde büyür anne
Koskoca bir şehirde
Yalnızım yine anne

Kavgalardan, küslüklerden
İki yüzlü dostluklardan
Yalanlardan, çalanlardan
Yoruldum artık anne

Bu şehir hüzün kokar
Kaybolmuş tüm sokaklar
Hepimiz yıldız gibi
Yalnızız yine anne

Şinasi Kula

ceozbay
06-02-2010, 01:01
"Memleket isterim"

Gök mavi, dal yesil, tarla sarı olsun;
Kuşlarin çiceklerin diyarı olsun.

Memleket isterim
Ne basta dert, ne gönülde hasret olsun;
Kardeş kavgasına bir nihayet olsun.

Memleket isterim
Ne zengin fakir, ne sen ben farkı olsun;
Kış günü herkesin evi barkı olsun.

Memleket isterim
Yasamak, sevmek gibi gönülden olsun;
Olursa bir sikâyet ölüm'den olsun.

Cahit Sitki TARANCI