View Full Version : Ariflerin hikmetli sözlerinden ne anlıyoruz
hanımeli
05-01-2009, 21:17
2007 yılı Mevlana yılı ,Mevlana hakkında her şey : Konulu topikte sohbete katılmayı istemiştim.Ancak konunun oldukça spesifik olması,Hz.Mevlana hakkında söz söyleyebilecek ehliyete sahip olmak gerekliliği,beni aşar diye düşündüm.
Hisse.net çok geniş bir kesimin izlediği ve gerçekten çok değerli üyelerin fikir alışverişinde bulunduğu bir ortam.Bundan cesaret alarak,bende yeni bir topik açma isteği hasıl oldu.
Amacım cuma akşamı haftalık stresli çalışma ortamının geride kaldığı bir günde bu topiğe başlamaktı.Nasip bu güne imiş.
Hepiniz gibi bende, kendi kültürümüzün temel eserlerini okurken ufkumu açan ,başkalarıyla paylaşmak istediğim,belki benden daha iyi anlamış olanlarında düşüncelerini öğrenmek istediğim,muhteşem ifadelerle karşılaşıyorum.
Çağımızın bilgi birikimiyle ,sizlerin kendi ihtisasınız dahilinde yapacağınız açıklamalarla kimbilir hangi Hakikat'lere ulaşabileceğiz.
Selam ve Saygılarımla
BORA YAŞAR
05-01-2009, 21:26
Başlık üretken olsun.
Şimdiden bir dilek:
Ne olursunuz,
" Ne olursa ol yine gel" şiiriyle başlamayalım Mevlana'dan.
Malum;
"Dün dünde kaldı cancağızım.
Bugün artık yeni şeyler söylemek lazım".:)
Not: "Ne olursan ol yine gel" temalı şiirin Mevlana'ya ait olmadığı geçen gün Haber Türk'de Murat Bardakçı tarafından ısrarla yinelendi.
hanımeli
05-01-2009, 22:10
Değerli Büyüğümüz,Sayın Bora Yaşar bir girizgah yapmış.
Kendisine hak vermemek mümkün değil.
Gerçekten yeni şeyler söylemek lazım.
İçimize şöyle bir baksak ve objektif olarak kendimizi iç dünyamız ve dış görünümümüzle bir değerlendirsek,ortaya, kendimize özgü ne çok tesbitler çıkartabiliriz.
Yani nefsin muhasebesi ve davranışlarımızın irdelenmesi.
Sufiler yaradandan başka her şeyin boyunduruğundan kurtulmaya hür olmak demişler.
Nelere aşırı düşkünlüğümüz var.?
Neler karşısında çok aciziz ve kontrol dışı tutkularımız var.?
Neleri herşeyden daha fazla seviyoruz.?
Bu arzu ve isteklerimiz,tutkularımız,davranışlarımızıda belirliyormu.?
Sözün kısası kendimiz kendi içselliğimizde ne kadar hürüz.?
Mesnevi,den
Denizi bir testiye doldursan ne alır.Nasibini...
hanımeli
06-01-2009, 20:22
Sn SİRİUS,
güzel bir alıntı yapmış.
Sizin okyanuslar gibi bilginiz ve değerleriniz olsa bile muhatabınız ondan ancak belli bir miktarda alabilir.
Her kap hacmi kadar alır..Bu herkesin bildiği bir fizik kuralıdır.
Hazineler umman gibi çok,yapabileceğimiz istifade kısıtlı.Testi kadar yaratılmışız.
O halde bütün suyu kabımıza doldurmanın hırsını makul gösterebilecek ne var?
Ancak suyu testiye doldurur,ihtiyacı olana dağıtır,sonra yeniden doldurur,yeniden ihtiyacı olana dağıtırız. Deryalar ,denizler ,dolan testilerle tükenmez.:):yes:
Aynı dili konuşanlar değil, aynı duyguları paylaşanlar anlaşabilir.
İnsanları iyi tanıyın, her insani fena bilip kötülemeyin, her insanı da iyi bilip övmeyin.
Ya olduğun gibi görün, ya göründüğün gibi ol.
Cömertlik ve yardım etmede akarsu gibi ol.
Şefkat ve merhamette güneş gibi ol.
Başkalarının kusurunu örtmede gece gibi ol.
Hiddet ve asabiyette ölü gibi ol.
Tevazu ve alçak gönüllülükte toprak gibi ol.
Hoşgörülülükte deniz gibi ol.
Ya olduğun gibi görün, ya göründüğün gibi ol.
hanımeli
07-01-2009, 21:44
İnsanın bir ağaç altında mola vermek misali kısacık ömründe,en iyi ahlakla bezenmesi,ahlaklanması murad edilmiş.Yakın çevremiz,uzak çevremiz,tüm kainat ,Mürebbilerimiz ,bize bunun dersini veriyor.
Büyüklerimiz bakın nasıl özetlemiş:
Cömertlik,yardım etme
Şefkat ve merhamet
Başkalarının kusurunu örtme
Hiddet ve asabiyetten eser olmaması
Tevazu ve alçak gönüllülük
Hoşgörü
İç aleminin dışa olduğu gibi yansıması hareketlerinde görülmesi
Dış görünüş ve davranışların iç alemini doğru göstermesi ,insanları yanıltmaması.
İşte ARİF söylerse böyle söyler.
selçuk efendi
17-01-2009, 12:18
Ayn’a Ayn’a ! - Meryem Irmak
Aklın devâsı bilgidir.
Her şeyin bir vuslatı vardır. Burnun vuslatı koku ile, gözün vuslatı görünen ile, aklın vuslatı bilgiyledir. Bilgi “isim”dir; sözdür; müsemmâ değildir. Bu nedenle, akılla idrâk ilmel yakîndir ve burası şeriat kapısıdır. Küçük çocuklara ve akli dengesi yerinde olmayanlara dinde sorumluluk yoktur. Öyleyse, aklını kullanmak şeriatın emri ve gereğidir. Akla davet ilmel yakine davettir ki bu başlangıç noktasıdır. O nedenle ilmel yakini küçümsememek, tersine çok önemsemek lâzımdır! Bilmenin başı burasıdır. İnsan bir şeyin ortasına veya sonuna davet edilmez! Başa davet edilir. Başlasın ve yürüyüp gitsin diye... Nitekim Kur’an’ı Kerim Azimüşşân insanları akla ve aklını kullanmaya davet eder. Bilişmemizi, bilgiyle buluşmamızı ister.. Çünkü aklın devâsı bilgidir.
Gönlün devâsı vuslattır.
O’dur. Sadece O. İlle “Müsemmâ”... Sevgili’den başkasına kanmaz ki gönül... İlle O, ille O... Kavuşmadıkça, bilgi falan para etmez. Aşk, otomatikman, terk-i “her şey”dir.
Lokman hekim gelse yaram azdırır
Yaramı sarmaya yâr kendi gelsin.
Yâr kendi gelsin!
Başka türlü olmaz! Yâr kendi gelsin! Aşıkın maşukundan gayrı devâsı yoktur. Derdi, dermanıdır ve her şeyi onundur.
Başka söz söylemem aşktan yana ben
Yaralı bir kuşum battım kana ben.
Ömrümce baş koydum güzelliğine
Azadsız köleyim bil ki sana ben
Azadsız köleyim bil ki sana ben
Bâki Sühâ Ediboğlu
Herkesin ona yoldaş bir derdi vardır. İnsan derdiyle iyi geçinmelidir. Çünkü dermanı en iyi bilen “dert”tir.
Dertlerin efendisi Aşk’tır. Mecazi aşktan dahi öğrenilecek çok şey vardır. Geçen yüzyılın büyük mürşidlerinden, Cerrâhi Şeyhi Muzaffer Ozak Efendi’ye bir adamcağız gelir, “Ben de derviş olabilir miyim?” der. Efendi, sorar: “Sen hiç hayatında bir kadına aşık oldun mu?” “Hayır, olmadım” yanıtını alınca, “Sen önce git, bir kadına aşık ol, ondan sonra gel!” derler. Selâm olsun Muzaffer Efendiye (k.s.) ve tüm aşıklara, erenlere, hâl ehline...
“Herhangi bir kimsede, gizli bir aşk derdi yoksa, o yaşıyormuş gibi görünse de, onun gönlü ve canı yoktur. O âdeta gezen, dolaşan bir ölüdür. Eğer aklın varsa, git de Hak'dan derd iste, çünkü derdsiz olmak, aşk derdine düşmemek, tedavisi imkansız bir hastalıktır.”
Hz. Mevlânâ
İnsan birini sevince onun tarafından da sevilmek ister. Sevilmedikçe acı çeker. Kavuşmak, sevilmektir. İster ki sevgilisi de onu sevsin, hem de başka hiç kimseyi onu sevdiği gibi sevmesin. İnsan vuslatsız da sever, ama sevgi doğası gereği vuslat ister. “Allah gayyûrdur”. Abdülkâdir Geylâni Hz. anlatır Allah’ın nasıl kıskanç/gayyûr olduğunu. Allah kulunu sevince onun gönlünden herşeyi uzaklaştırır, o gönülden masivâyı silermiş. Kâbeden putları sürermiş! Allah’ın sevdiği kuluna belâyı çoğaltması da bu yüzden herhalde! Celâlî temizlik! Ne mutlu “hoşgeldin belâ” diyebilenlere.... Ve Muhiddin Arabi hazretleri “Kıskançlık sevginin sıfatıdır” diyorlar. “Ben güzele güzel demem / Güzel benim olmayınca”. Ben’im olmadığım gönül, benim değildir. O sevgiliyi ne kadar seversem seveyim; o gönülde kendimi görmedikçe olmaz; olmaz sevilmedikçe!... “Kendimi görmem”, onun beni sevmesidir. Benim onu sevmem değil! O beni severse “onda” olurum. Gönül sahibinin gönlünde ne varsa, ancak onu sevmiştir. Gönlünde olmayanı sevmemiştir!
Mecâzi aşk öğretti: Mutasavvıfların “ayna” dedikleri şey, aslında, gönülde “kendini” bulmak! Başkasını değil! Kendini! Ki bu “sevilmektir”.
İnsan vuslatsız da sever birini, ama üzülür. Kendini sevgilinin gönlünde TEK görmedikçe, gülmez. Ben o gönülde, sevdiğimde kendimi görmedikçe mutlu olamam. Kendimi görmek isterim onda. Nasıl? Sevsin beni! Hem de her şeyden çok. Başka türlü olmaz. O beni ben onu sevince, o benim gözlerimde kendini, ben onun gözlerinde kendimi görünce, o bende ben onda OLunca, tamamdır! İnsanın sevince sevgilisinin gönlünde kendini görmek, bulmak istemesi ancak sevgilinin de onu sevip gönlüne almasıyla mümkün oluyor. Birbirinde olmadan BİR olunmaz! Ayna olmaz!
“Mürşidin gönlüne giren düdüğü çalar” Lütfi Filiz
“Ayn” olmak aynada OLmaktır. Ayna, mürşid-i kâmildir, onun gönlüdür.
“Beni sev ki sende olayım, seni sevdim BENDE oldun!”
“Kulun Allah’ı sevmeye gücü yoktur. Allah kulunu sevince kul âşık adını alır”Aziz Mehmet Dumlu. Demekki el tutan, “bende” olan, “gönüle giren” Sevgilinin gönlüne girmiştir. Ne mutlu ona! O, sevilmiştir. Fakat gâfilin bir şeyden haberi yoktur! O benlik sahibi olarak “ben seviyorum” sansa da, aslında seven Sevgili’dir. O sevilendir. Böylece, sevildiği için mutlu olacağına, “seviyoruM ama kavuşamıyoruM” diye mutsuz olur!
“Kulun gücü yoktur bulmaya mürşidi!
Mürşid bulur daima müridi!
Kul ölüdür, mürşid ise diri!
Cem etmiştir o Kâmil HAY ismini!”
“Vay ÖLÜ! ”
“Demek sandın ki, sen buldun O’nu!”
Bu yüzden;
“Her şey mâşuktur, âşık bir perdedir. Yaşayan mâşuktur, âşık bir ölüdür.
Kimin aşka meyli yoksa o kanatsız bir kuş gibidir, vah ona!
Sevgilimin nuru önde, artta olmadıkça ben nasıl önü, sonu idrak edebilirim?
Aşk, bu sözün dışarı çıkıp yazılmasını ister; ayna gammaz olmaz da ne olur?
Aynan, bilir misin, neden gammaz değil?
Yüzünden tozu, pası silinmemiş de ondan!”
Hz. Mevlânâ
“Yazı esnasında eli görmeyen kimse, kalemin hareketini, kalemden sanır.”
Hz. Mevlânâ
“Dünyada nice Eshab-ı Kehf vardır ki, bu zamanda, senin yanıbaşında ve önündedir. Mağara da, dost da onunla terennüm etmektir. Ne fayda, senin gözünde ve kulağında mühür var!”
Hz. Mevlânâ
“Bu söz idrak etmekte söze muhtaç olanlar içindir. Sözsüz idrak edebilenlerin söze ne ihtiyacı var? İdrak edebilen (anlayabilen) için bu göklerin yerlerin hepsi sözdür. Hafif bir sesi işitene bağırıp çağırmaya ne lüzum var.”
Hz. Mevlânâ
“Balıktan başka her şey suya kandı, rızkı olmayana da günler uzadı. Ham, pişkinin halinden anlamaz, öyle ise söz kısa kesilmelidir, vesselâm.”
Hz. Mevlânâ
yıldızlı semalardaki haşmet ne güzel şey
mehtâba dalıp yâr ile sohbet ne güzel şey
dünyamızın üstünde bütün ruhlar uyurken
dünyada senin aşıkın olmak ne saadet
bir bitmeyecek aşk-u muhabbet ne güzel şey
yıldızların altında ibadet ne güzel şey
Fâik Ali Ozansoy
hanımeli
18-01-2009, 23:20
Arzu ve isteklerimiz, yaşama dürtüsünün önde gelen itici güçleri.
Kendimize ve çevremize karşı sorumluluklarımızın gerçekleştirilebilmesi için ne kadar çok gerekli.
Ancak ariflerin dediği gibi,arzu ve istekler,tutku haline geldiğinde ,artık dizginlenemez olduğunda,ruhlarda nefsin esareti altına girmekte ve o zaman tutkulara tutsaklık, başlamaktadır.
Şu an yaşadığımız dünya ve yaşama biçimi eskilerle, özde aynı olsa bile,işleyişi,koşulları ile çok farklılıklar içermektedir.
Bu çağı yaşarken nefsin tutsaklığından kurtulabilmek,herhalde çok daha zor olmalıdır .
Çağın yaşama koşullarında davranışlarımızı belirleyen tutkuları ,bastırabilmek için neler yapıyoruz? Hangi gayret içindeyiz? Ne kadar sıklıkla sorguluyoruz?
selçuk efendi
22-01-2009, 07:51
Cevizi kırıp özüne inemeyen, hepsini kabuk zanneder.
(İmam Gazali)
selçuk efendi
22-01-2009, 07:55
Kadim vahylerin silik izleri
İslamiyeti bir emirler zinciri olarak görenlerle, gönülden gelen bir bağlılıkla, zorlama olmaksızın yaşanması gerektiğini söyleyenler vardır. Hua hu ching’deki şu satırlarda bir gerçek gizli olmasın?:
“Yol’un saygınlığı varlıkların lütfuyla değil
Kendiliğinden öyledir
Yol’a saygı duymak ve erdeme değer vermek,
Emredilmiş bir vecibe değil,
Tabii bir durumdur.”
Ancak bu tabi duruma perdeli olup içlerinde coşkuyu bulamayanlar için, idrak seviyeleri gereği, İslamiyet bir yaptırımlar bütünü haline gelir. İşte fark buradadır. Bu yaptırım zorunluluğu olmalıdır ki izafi nefs köreltilebilsin. Yine de aynı metinden, huşu haline örnek sayabileceğimiz şu pasajıları verelim:
“Sıradan insana göre mabet kutsal olduğu halde tarla öyle değildir
Bu ise hakikate aykırı olarak gelişen bir ikiliktir”
“Ne ilahiler söylemek, bir fırtınanın uğultusunu dinlemekten
Ne tesbih çekmek nefes alıp vermekten daha kutsaldır
Ne de dini kisveler, iş giysilerinden daha ruhanidir
Tao ile yekvücut olmak istersen yüzeysel maneviyata kapılma
Bunun yerine, sakin ve basit,
Düşüncelerden ve kavramlardan uzak bir hayat yaşa
Huzuru, tek gerçek güç olan anlama erdemini edinmekte bul”
Tao te ching’de de şöyle denir:
“Akıl ve duyguların karmaşasından azad olmak ve
Tao ile yek vücud olmak için iki yol vardır:
Birincisi kabul etme yolu:
Herşeyi ve herkesi kabul ederek
İyi niyetini ve dürüstlüğünü her yönde sebestçe yay
Uyumlu birliğin bir parçası olarak herşeyi kucakladığında onu anlayacaksın
İkincisi reddetme yolu:
Etrafta gördüğün herşeyin ve düşüncelerinin
Yanlış, yanılsama ve gerçeğin yüzüne örtülmüş peçeler olduğunu fark et
Birliğe, tüm peçeleri sıyırdığında ulaşacaksın
Kendiliğinden, büyük birliğin farkına varacaksın
Onunla bütünleşmeyi sağlamak için
Mücadele etmen gerekmeyeceğini hatırla
Tek yapman gereken, onun bir parçası olmaktır”
V. Korhan Koral (www.sufizmveinsan.com)
hanımeli
24-01-2009, 10:40
Kabuk yaratılmış güzellikleri,faydalı halde tutabilmek için bizlere sunulmuş bir nimet.
Evrene baktığımızda, her aşamada, vazifesini yapan bir koruyucuyu görebiliyoruz.
Annenin yumurta hücresi,babanın spermleri,cenin'in rahimde belli süre muhafaza edilmesi,hep koruyuculara muhtaç.
Gerçekler ,bilgiler,bize apaçık sunulmuş.Kabuğa ihtiyaç olmasın,hikmet nerdeyse kolayca alalım,diye.
Akıl hakikatler arasında köprü olup,doğruyu gerçeği bulmaya yarasın diye istifademize sunulmuşken,onu kullanmadan,düşünme yeteneğimizi hiç işin içine sokmadan,sorgulamadan,sadece genel kabul edilmişi değişmez,biricik, doğru kabullenmek,bizlerin oluşturduğu,gerçeklerin doğru algılanmasına engel kabuklardır.
:yes:
selçuk efendi
24-01-2009, 17:54
Ceviz ile insanın benzerliği üstüne bir yazı:
http://www.ahmedbaki.com/turkce/kitaplar/cuma/cuma05.htm
hanımeli
03-02-2009, 23:05
Beraber yaşadığımız ailemiz.
Komşularımız,
Mahalle ve iş çevremiz,...
Sosyal bir varlık olarak hergün ilişki içinde olduğumuz bir çok insan.
Hatta hiç görmediğimiz ,tanımadığımız ,sanal dünyada bilgi alışverişinde bulunduğumuz kişiler.
Aldığımız hizmetin karşılığını rayiç bedelle ödediğimizde tüm borcumuzu ödemiş oluyormuyuz.?
Muayene olduğumuz doktora vizitesini ödediğimizde,eve gelen tesisatçının musluğu tamir ettiğinde ücretini verdiğimizde.Bizi taşıyan şöföre taksimetrenin yazdığını takdim edince tüm gerekenleri yapmış oluyormuyuz ?
Sosyal düzen içinde gösterilen saygı ve sevgi ,kazanmak için hiç bir çabanın gerekmediği, doğal hakkımız mı ? Herkes bu davranışları göstermek zorunda mı?
selçuk efendi
04-02-2009, 00:45
İnsanlara şükretmeyen Allah'a şükretmiş olmaz sözü hatırlandı şimdi. Aslında bu söz göründüğünden fazla şey anlatıyor. Denilmiş ya işte: Her işin başı Allah'ı anlamaktır, Allah'ı anlamayanın işi boşa emektir...
sen@senibil
04-02-2009, 09:26
HAKKI BULDUM CAN İÇİNDE
Baştan ayağa değin, Haktır ki seni tutmuş
Haktan ayrı ne vardır, Kalma guman içinde
Bir isen birliğe gel, ikiyi bırak elden
Bütün mana bulasın, sıdk u iman içinde
*** ***
Girdim gönül şehrine, daldım onun bahrine
AŞK ile gider iken, iz buldum can içinde
Bu izimi izledim, sağım solum gözledim
Çok acaibler gördüm, yoktur cihan içinde
*** ***
Yunus senin sözlerin, manadır bilenlere
Söylenecek sözlerin devr-i zaman içinde
sen@senibil
04-02-2009, 09:29
iki sey "Kalitesiz insan" in özelligidir :
1-Şikayetcilik
2- Dedikodu
iki sey cözümsüz görünen problemleri bile cözer :
1- Bakiş acisini değiştirmek
2- Karşindakinin yerine kendini koyabilmek
iki şey yanlış yapmanı engeller :
1- Şahıs ve olayları akil ve kalp süzgecinden geçirmek
2- Hak yememek
iki sey kisiyi gözden düşürür :
1- Demagoji (Laf kalabaligi)
2- Kendini ağıra satmak (övmek, vazgecilmez göstermek)
iki sey insani "Nitelikli insan" yapar :
1- iradeye Hakim Olmak
2- Uyumlu Olmak
iki sey "Ekstra Deger" katar :
1- Hitabet ve diksiyon egitimi almak
2- Anlayarak hizli okumayi ögrenmek
iki sey geri birakir :
1- Kararsizlik
2- Cesaretsizlik
iki sey kasif yapar :
1- Nitelikli cevre
2- Biraz delilik
iki sey ömür boyu bosa kürek cekmemeni saglar :
1- Baskin yetenegi bulmak
2- Sevdigin igi yapmak
iki sey basarinin sirridir :
1- Ustalardan ustaligi ögrenmek
2- Kendini güncellemek
iki sey basariyi mutlulukla beraber yakalamanin sırrıdır :
1- Niyetin saf olmasi
2- Ruhsal farkindalik
iki sey milyonlarca insandan ayırır :
1- Sorunun degil, cözümün parcasi olmak
2- Hayata ve herseye yeni (özgün, orijinal, farkli) bakis acisiyla yaklasabilmek
iki sey gelismeyi engeller :
1- A$irilik ( abarti, ifrat, tefrit)
2- Felakete odaklanmis olmak
iki sey cözüm getirir :
1- Tebessüm (gülümseme)
2- Sükut (susmak)
hanımeli
21-02-2009, 16:28
Hayat ibret alınabilecek bir çok olaylarla karşılaştığımız,yaşayarak öğrendiğimiz bir mektep.
Doğal süreci aklını başına almış herkes biliyor.
Kimse için bir muamma değil.
İçinde bulunduğu toplumda ,güç kazanmış ,mutlu, refah içinde yaşamını sürdürebilen ,toplum içinde saygınlık kazanmış insanlar hayatın tadını çıkarabiliyor.
Bundan doğal ne olabilir?
Mutluluğu sorgulamak kimin haddine.
Yaradılışından özürlü,güçsüz yada ömrünün belli bir döneminde çeşitli nedenlerle ,ne kendisine nede çevresine bir katkısı olamayan bir çok insanda yaşamını sürdürmek zorunda kalabiliyor.
Sosyal çevremizde bunları görebiliriz.Bazen karşılıklı ilişkimiz olmadığından hiç dikkatimizi bile çekmeyebilir.Bazı hallerde ise onlar zaten bizim sosyal çevremize dahil olmadıklarından ,onlarla hiç bir temasımız olmaz.
Varlıklarından bile haberdar olmayız.
Hayat akıp gider.
sen@senibil
23-02-2009, 14:12
"İnsanların çoğu kaybetmekten korktuğu için, sevmekten korkuyor.
Sevilmekten korkuyor, kendisini sevilmeye layık görmediği için
Düşünmekten korkuyor, sorumluluk getireceği için.
Konuşmaktan korkuyor, eleştirilmekten korktuğu için.
Duygularını ifade etmekten korkuyor, reddedilmekten korktuğu için.
Yaşlanmaktan korkuyor, gençliğinin kıymetini bilmediği için.
Unutulmaktan korkuyor, dünyaya bir şey vermediği için.
Ve ölmekten korkuyor, aslında yaşamayı bilmediği için."
W. Shakespeare
demiş şekspir..
Önemli olan yaşamayı bilmek ve yaşarken de paylaşmayı, dünyada her insanın yaşam
hakkına saygı duymayı, insanları anlamayı ve en önemlisi de hoşgörüyle bakmayı
savunmak ve sevmesini bilmek. Her şey son derece hassas ve basit. Zor görünse de.
insanları diğer canlılardan ayıran özellikler de bunlar olsa gerek…
Bence bu dünyada ihtiyacını duyduğumuz ve muhtaç olduğumuz en önemli şey sevgi,
dostluk ve hoşgörüdür. Küçücük bir tebesüm ve tatlı dil, karşımızdakine
verebileceğimiz en güzel hediyedir, unutmayalım. İnsanlar sevmeli, şartlar ne olursa
olsun insanlar sevmesini bilmeli. Hayata hoşgörü ile bakılınca olaylara pek çok şey
yumuşuyor. Bunu hepimiz de biliyoruz mutlaka, ama yine de söylemeliyiz biribirimize,
hatırlatmalıyız. Çünkü yaşamın tadı ayrıntılarda gizlidir, yaşamak sevmektir,
hissetmektir, anlamaktır.
hanımeli
13-03-2009, 22:28
Kişiye emanetlerin en önemlisi vücudumuz.
Sağlıklı olmak ise hem bedenen, hem de kafaca (ruhen demiyorum,psişik de demiyorum ) kişinin kendini iyi ve güçlü hissetmesi.
Yaradılıştan gelen yapı muhakkak çok önemli.
Ancak varolanı en azından sağlıklı tutmak hatta geliştirmekte son derecede önemli.
Güçlü ,kuvvetli olmak,fiziki yapıyı geliştirmek en önemli vazifelerimizden başlıcası.Bunun için,başta sağlıklı beslenmek,fiziksel etkin bir yaşama biçimini tercih etmek.Uykuyu yeterli miktarda ve zamanda alabilmek.Zamanı gelmişse iyi bir aile hayatı ...
Duygusal dünyamız muhakkak çok önemli.
Davranışlarımızı mümkün olan objektiflikle analiz edebilmek.
Güzel davranışlarla sosyal hayatımızı zenginleştirerek,kendimizi ve içinde yaşadığımız toplumu,onun bireylerini mutlu edebilmek.
İçinde bulunduğumuz evreni ve bizim bu evrendeki konumumuzu irdeleyebilmek.
Kendine ve çevresine saygılı olabilmek.
Zor olsada hoşgörülü olabilmek.
Kendimize ve diğer insanlara iyi dileklerde bulunmak.
Acizleri görüp haline şükretmek.
Acıma duygusunu,empatiyi,yardım etmeyi ihmal etmemek...
Tüm güzel davranış ve düşüncelerin yaygınlaştırılmasına çalışmak.
Ahlaken örnek olmayı kendimize prensip edinmek....
Mutluluğunuzun artması ve sağlıklı olmanız dileğiyle,
Selam ve Saygılar.
selçuk efendi
19-03-2009, 17:29
DAĞ
Adam, cennetin cehennemin ne olduğunu öğrenmek istiyordu. Ona dediler ki, uzak bir ülkede yüksek bir dağ vardır. Bu dağda derin bir mağara… Öyle derindir ki bu mağara, yerin, bir insan için inilebilecek en derin yerine iner. Orada bir bilge yaşar. Cehennemi en iyi o bilir. Ve o dağ, öyle uludur öyle uludur ki, zirvesi, yerin bir insan için çıkılabilecek en yüksek yeridir. Orada da bir bilge yaşar. Cenneti en iyi bilen de odur.
Ve adam gitti uzak ülkeye. Buldu ulu dağı. Mağarasına girdi. Günlerce indi yerin içine. Ve en karanlık, en alçak yerde, bilgeyi buldu. Sordu ona, cehennem nedir? Bilge şöyle bir baktı karanlık gözlerle adama. Baktı. Cehennem nefsindir, dedi. Ve karanlığa sindi der demez, kayboldu gözden…
Adam cevabı düşünerek mağaradan çıkmaya koyuldu. Günlerce ilerledi yine. Ve çıktığında, birkaç gün dinlendikten sonra dağın eteklerinde, zirveye tırmanmaya başladı. Cehennemi anlayamamıştı. İnşallah cenneti anlarım, diyordu içinden. Günlerce tırmandı. Ve güneşe en yakın, en yüksek yerde, bilgeyi buldu. Sordu ona, cennet nedir? Bilge şöyle bir baktı adama ve dedi ona parlayan gözleriyle, cennet nefsindir. Ve ışıkta kayboldu.
Adam şaşkın, kalakaldı. Büyük bir hayal kırıklığı içindeydi. Bunca yolu bunun için mi aşmıştı. Anlayamadığı şeyleri duymak için. Neden sonra inmeye koyuldu zirveden. Dağın eteklerine yaklaştığında bir çobana rastladı. Selamlaştılar. Çoban, nereden geldiğini sordu yabancıya. O da anlattı hayal kırıklığını. Çoban elbette öyledir, dedi bilen gözlerle adama, neden anlamadın ki. Bilmez misin, küçükken bana babam söylemişti, ona da babası söylemiş, bu dağ nefsindir…
hanımeli
05-04-2009, 11:05
İstanbulda hava çok güzel.
Güzel havalarda bahçeler,parklar,deniz kenarları,hoş manzaralı lokantalar insanlarla dolu olur.
Aileler coluk çocuk yollardadır.
En çok dikkatimi çeken ,genç nesil anne babaların çocuklarına düşkünlüğü.
Gözler çocukların üzerinden bir an bile ayrılmıyor,odak noktası çocuklar.
Her istedikleri yapılıyor.
Ne kadar güzel.
Ailelerin çocuklarını iyi yetiştirmesi hele ahlaken onlara örnek olabilmek ne kadar faziletlidir.
Öte yandan,imkanları çok kısıtlı bir ailenin çocuğu olmak, ana babadan yoksun bulunmak,henüz bakıma ilgiye muhtaç olduğu bir dönemde hayatta küçücük ayaklarının üzerinde durmaya çalışmak,ne kadar zor olmalıdır ?
Boyacı sandığının arkasında yada yol kenarında bir merdivene ilişmiş mutlu insanları seyreden,bilmediği geleceğini hayal ederken mahzun gözlerle etrafı süzen çocuklar,sevgiye hasret ,kimbilir hangi duygular içindeler?
O çocukları sizlerde hiç gördünüzmü?
Kendi çocuklarımızdan hiç esirgemediğimiz sevgiyi onlarlada paylaşmak isteyip bir çift güzel sözle onlarada, belkide hiç bilmedikleri mutluluğu tattırabildinizmi ?
Bugün hava çok güzel,sokaklar dolup taşıyor.
Çocuklarımız neşe içinde,hiç bir endişeleri yok,cıvıl cıvıl koşuşturup oynuyorlar...
selçuk efendi
05-04-2009, 12:09
Ne gariptir ki insanlık önce anaerkil, sonra ataerkil olmuş. Günümüzde de çocukerkil olmaya yol alıyor bulunmakta.
hanımeli
03-06-2009, 14:37
Değerli arkadaşlar.
Bu topiği açtığımızda ,niyetimiz seviyeli bir duygu ve düşünce paylaşmasını sağlayabilmekti.
Edebiyat başlığı sanıyorum bir çok üyenin belkide hiç uğramadığı ,bir başlık.
Geçen sürede ,bizim topiğimizde yazılan konularla ilgili 2-3 arkadaş dışında görüş bildiren,yada katkı yapan olmadı.
Bu nedenle başlangıçtaki amaçlarımızın ne ölçüde gerçekleştiği konusunda bir fikrim olamadı.
Sanıyorum topiği kapatma zamanı geldi.
Selam ve Saygılar
selçuk efendi
03-06-2009, 17:16
Dursun Sn. hanımeli, günü gelir coşar belki. Bir kenarda bulunsun...
hanımeli
21-08-2009, 00:02
Ramazan ayının hayırlara vesile olmasını dilerim.
Selam ve Saygılar:)
hanımeli
26-11-2009, 22:51
Değerli gönül dostları,
Hepinizin bayramını tebrik ederim.
Sağlık ve afiyet dilerim.
hanımeli
27-11-2009, 09:14
Değerli dostlar,kardeşlerim.
Bugün bir çok insan kurban kesiyor yada kurban kesilmesi amacıyla vekalet vererek,kurbanlarını bağışlıyor.
Bir çok insan hac görevlerini tamamlayarak hacı olmanın sevinciyle bugün kutsal topraklarda bayram yapıyor.
Eşi dostu hac yapmış bir çok insan onlarla duygusal paylaşım içinde seviniyor ve sevdiklerinin dönüşünü bekliyor.
Sabah bayram namazı nedeniyle bir çok insan toplandı,ilk bayram tebrikleri yapıldı.
İstanbulda çocukluğumda evler bahçeli,nüfus az,boş arsa yada alanlar yeterliydi.
İmkanı olan aileler,kurbanlarını uygun bir şekilde kolayca kesebilirlerdi.
Günler önce sürülerle kurbanlık şehre gelir,bir çok mekanda toplanır,birkaç gün önce yada bayram sabahı kurbanlar alınır,eve getirilirdi.
Biz çocuklar, günlerce ,bahçede bağlı kurbanla ilgilenirdik.Hepimiz için çok özel bir olaydı kurban.
Sabah erkenden kasap gelir,kurbanlar usulüne uygun kesilirdi.Sonra komşulara ,mahallede fakir olarak bilinenlere,süratle kurban parçaları dağıtılmaya başlanırdı.Bu görev evin küçük çocuklarına aitti.
Bu zevkli koşuşturma içinde karnımız acıkır,annemizin ilk kavurmayı yapıp sofraya getirmesini dört gözle bekllerdik.
Artık şehirler mega kentler haline geldi.
Şimdilerde büyük şehirlerde kurban kesmek,bu güzel anları yaşayabilmek mümkün olamıyor.
Et en önemli ve gerekli protein kaynağı.Gerçekten yaşamsal önemi var.
Bir çoğumuz ona her zaman ulaşabiliyor.
Ancak bugün hala ,günlerce,haftalarca girmediği bir çok evin olduğunu bilmemiz ve unutmamamız gerekir.
Nasıl asırlar önce et insanlar için çok önemli ise bugünde et insanlık için çok önemlidir.
Gerek keserek,gereksede bağışlıyarak kurbanlarımızı ihtiyaç sahiplerine ulaştırabiliyorsak ne mutlu.
Kurban,kurb,kurbiyyet yani yakınlaşma,ne güzel bir duygu.Kurbanla beraber,inananlar yaratıcısına,kurbanla evlerine,mutfaklarına,boğazlarına et giren insanlarında ,bu armağanı kendilerine gönderen insanlara olan yakınlığı nekadar anlamlı ve güzel.
Kurban günlerinin, hepimizde bu kalbi gönül yakınlığını pekiştirmesini dilerim.
Selam ve Sevgilerle.
Mesnevi,den
Denizi bir testiye doldursan ne alır.Nasibini...
Nasib olarak değil birde şöyle düşünün...
Testinin kapasitesi diye düşünün...Testi ancak kendi kapasitesi kadar bir suyu denizden alabilir..
Ve bu düşünceyi şöyle bir dünyaya genelleyin :) Derin derin düşünün
hanımeli
27-11-2009, 10:08
Sn SİRİUS,
güzel bir alıntı yapmış.
Sizin okyanuslar gibi bilginiz ve değerleriniz olsa bile muhatabınız ondan ancak belli bir miktarda alabilir.
Her kap hacmi kadar alır..Bu herkesin bildiği bir fizik kuralıdır.
Hazineler umman gibi çok,yapabileceğimiz istifade kısıtlı.Testi kadar yaratılmışız.
O halde bütün suyu kabımıza doldurmanın hırsını makul gösterebilecek ne var?
Ancak suyu testiye doldurur,ihtiyacı olana dağıtır,sonra yeniden doldurur,yeniden ihtiyacı olana dağıtırız. Deryalar ,denizler ,dolan testilerle tükenmez.:):yes:
Söz döndü dolaştı,büyük mütefekkiri anmaya vesile oldu.Buda dostlar arasında kurbiyyet.
Yani günün manasına çok uygun.
Kurban bayramında bundan alası mı olur?
Selam
hanımeli
06-12-2009, 14:29
Değerli Dostlar.
Türkçemizde olayları daha kolay anlatabilmek,gözlerimizin önünde daha kolay canlandırabilmek için tanımlayıcı sözcüklere ihtiyaç duyarız.
Ağlıyor derken, durumu daha açık bir hale getirebilmek , ağlayanı daha özel tanımlıyabilmek amacıyla, için için ağlıyor,yada hıçkıra hıçkıra ağlıyor,gibi sözcüklere başvururuz.Gülenin nasıl güldüğünü daha özelleştirebilmek için,kıs kıs güldü,yada kahkahalar atarak güldü gibi anlatımları seçeriz.
Gerçekleri resmederken kelimeler tam ve hakikate uygun seçilemez,yada esas amacı tanımlayamazsa karşımızdaki insanın kafasında olması gereken açıklık oluşmamış olabilir.
Bir yada bir tek sözcükleri ,mutlak anlamda yegane tek olmayı her zaman açıklamıyor olabilir.Bir bölünüp parçalanabilir ve birden,bir çok birler oluşabilir.Kainat bunun örnekleriyle doludur.Bir dişi bir erkekten bir yada bir çok yeni bireyler oluşabilir.Elinizdeki bir cismi iki parçaya ayırdığınızda,artık elinizde ,o cisimden iki tane cisim vardır.
Bölünmeyen ,herşeyi kuşatan,kendinden yeni birler olması olanaksız bir,Yegane Bir,En özel Bir,Biricik.
hanımeli
17-12-2009, 21:38
Değerli Can Dostları Kardeşlerim,
17 Aralık 1273 Mevlana Hazretlerinin vefat ettiğ gün olup,kendi tabiriyle Şeb-i Arus,yani kavuşma gecesi ,Düğün gecesi olarak tanımlanmıştır.
Gözünü hırs bürüyen kendi ayıbını zerre kadar göremez,fakat genede alemin ayıbını arar.
Şükret mağrur olma,ululanma,kulak ver.Kendini hiç önemseme.
Şu yeryüzünde,şu gök yüzünde ne varsa,zerre ,zerre herşey,kehribar gibi kendi cinsini,kendine çekmektedir.
Ölüm gününde ulu bir bey olmak için,ecel vaktine kadar,iyi tohumlar ekmek gerek.
Hazret-i Pir'in öğretilerinden bir kaç tanesini bu günün bereketi olarak istifadelerinize sunmayı,Şeb-i Arusa uygun düşer diye düşündüm.
Kendisine Yaradandan Rahmet niyaz ederim.
Değerli Dostlar.
Türkçemizde olayları daha kolay anlatabilmek,gözlerimizin önünde daha kolay canlandırabilmek için tanımlayıcı sözcüklere ihtiyaç duyarız.
Ağlıyor derken, durumu daha açık bir hale getirebilmek , ağlayanı daha özel tanımlıyabilmek amacıyla, için için ağlıyor,yada hıçkıra hıçkıra ağlıyor,gibi sözcüklere başvururuz.Gülenin nasıl güldüğünü daha özelleştirebilmek için,kıs kıs güldü,yada kahkahalar atarak güldü gibi anlatımları seçeriz.
Gerçekleri resmederken kelimeler tam ve hakikate uygun seçilemez,yada esas amacı tanımlayamazsa karşımızdaki insanın kafasında olması gereken açıklık oluşmamış olabilir.
Bir yada bir tek sözcükleri ,mutlak anlamda yegane tek olmayı her zaman açıklamıyor olabilir.Bir bölünüp parçalanabilir ve birden,bir çok birler oluşabilir.Kainat bunun örnekleriyle doludur.Bir dişi bir erkekten bir yada bir çok yeni bireyler oluşabilir.Elinizdeki bir cismi iki parçaya ayırdığınızda,artık elinizde ,o cisimden iki tane cisim vardır.
Bölünmeyen ,herşeyi kuşatan,kendinden yeni birler olması olanaksız bir,Yegane Bir,En özel Bir,Biricik.
Saygıdeğer hocam Hanımeli üstadım, edebiyat başlığına çok zamandır hep bakayım deyip duruyordum ama maalesef gerek iş yoğunluğundan gerekse ihmalkarlığımdan ancak bugüne nasip oldu.
Çok güzel paylaşımlar var. Ama geçim dünyası olduğundan mıdır nedir, ilk önce elimiz ekonomi sayfalarına gidiyor. Site ekonomi ağırlıklı olduğu için çoğu üye belki ben gibi böyle nadide köşeler olduğunu bilmiyor.
Üstadım dünyadaki her canlı üremek, çoğalmak üzere programlanmış, hatta bitkiler bile. Bilirsiniz bir patatesi ikiye bölüp toprağa ayrı ayrı gömerseniz, artık onlar da onlarca yeni patates doğururlar. Bir tohum toprağa düşmeye görsün. İki kaya arası bile olsa tohum oradan başını çıkarır dünyaya ve büyür gider.
Ama çoğalmayan, yegane, tek olan tüm bu olanları programlayan, 99 addan da biri "Vâhid" dir. Yani tek olan, eşi benzeri olmayan anlamında. Bu sıfat O'nun adları arasında da vardır.
Saygı ve selamlarımla Halil.
hanımeli
30-12-2009, 10:42
Çok değerli kardeşim halil64 Bey,
İltifatlarınıza teşekkür ederim.
Konu başlığındanda anlaşıldığı gibi amacımız hikmeti paylaşabilmek.
Güzel anlayışınız her türlü takdirin üzerinde.
Sizin gibi ariflere tarif gerekmez.
Yolunuz aydınlık ve açık olsun.
Çok teşekkür ederim üstadım takdirlerinize.
Hikmet demişken aklıma geldi. Hoca Ahmed Yesevi Türk kültür tarihinin ilk sufisi sayılır. Orta Asyada ilk mutasavvıflarımızdandır. Onun "Hikmet" şiiri aklıma geldi. Orada anlatılan düşünce beni çok etkilemiştir, onu paylaşmak istedim.
Malumunuz şiirde Hoca Ahmet Yesevi 63 yaşına gelince yerin altında yaşamaya başlıyor. Sebebi de Hz. Muhammed 63 yaşında bu dünyadan göçtü, yani yerin altına geçti düşüncesiyle kendisini bu dünyada yaşamaya layık görmüyor Hz. Muhammed'e olan sevgisinden, saygısından dolayı ve kendine yer altında bir ortam ayarlayıp orada inzivaya çekiliyor.
Üstadım sürç - ü lisan ettiysem affola.
Saygı ve selamlarımla Halil.
2. Hikmet
Ey dostlar, kulak verin söylediğime,
Ne sebepten altmış üçte girdim yere?
Mirâc sırasında Hakk Mustafa ruhumu gördü,
O sebepten altmış üçte girdim yere.
Hakk Mustafa Cebrâil'den eyledi sual
"Bu nasıl ruh, bedene girmeden buldu kemal?"
Gözü yaşlı, halkın başçısı, bedeni hilal;
O sebepten altmış üçte girdim yere.
Cebrail dedi: "Ümmet işi size tam hak
Göğe çıkıp meleklerden alır ders
Feryadına feryad eder yedi kat gök... "
O sebepten altmış üçte girdim yere
Önce "Elestû birabbikum?" dedi bil Hakk
"Kalu bela" dedi ruhum, aldı ders
Hak Mustafa oğul" dedi bilin mutlak
O sebepten altmış üçte girdim yere
"Evladım" deyip Hakk Mustafa eyledi kelam
Ondan sonra bütün ruhlar eyledi selâm
Rahmet denizi dolup taş, diye yetişti haber
O sebepten altmış üçte girdim yere.
Rahim içinde belirdim, ses geldi;
"Zikir söyle!" dedi, organlarım titreyiverdi
Ruhum girdi, kemiklerim Allah" dedi;
O sebepten altmış üçte girdim yere.
Dörtyüz yıldan sonra çıkıp ümmet olacak
Nice yıllar dolaşıp halka yol gösterecek
On dört bin alimler hizmet eyleyecek
O sebepten altmış üçte girdim yere.
Dokuz ay ve dokuz günde yere düştüm;
Dokuz saat duramadım, göğe uçtum;
Arş ve Kürsü derecesini varıp kucakladım;
O sebepten altmış üçte girdim yere.
"İnna fetehna... "yı okuyup anlam sordum;
Işık saldı, kendimden geçip cemal gördüm;
Hocam vurup "Sus'" dedi, bakıp durdum;
Yaşımı saçıp, çâresiz olup durdum ben işte.
"Ey cahil, gerçek bu!" diye söyledi, bildim;
Ondan sonra çöller gezip Hakk'ı sordum;
Nasip etti, şeytanı tutup bindim;
Kararlı olup, belini basıp ezdim ben işte.
Zikrini tamam eyleyip döndüm divaneye;
Hakk'tan başka birşey demeyip bilmeyene
Mumunu arayıp çırak girdim pervaneye;
Kor ateş olup, kavrulup yanıp söndüm ben işte.
Nam ve nişan hiç kalmadı, "Lâ... -La..." oldum;
Allah zikrini diye diye "...illâ..." oldum;
Halis olup, muhlis olup "...lillah" oldum;
"Fena fillah" makamına geçtim ben işte.
Arş üstünde namaz kılıp dizimi büktüm;
Dileğimi deyip, Hakkâ bakıp yaşımı döktüm;
Yalancı âşık, sahte sufi gördüm, kötüledim
O sebepten altmış ûçte girdim yere.
Candan geçmeden "Hû Hû" demenin hepsi yalan;
Bu arsızdan sormayın sual, yolda kalan;
Hakk'ı bulanın özü gizli, sözü gizli
O sebepten altmış üçte girdim yere.
Bir yaşımda ruhlar bana pay verdi;
İki yaşta peygamberler gelip gördü;
Üç yaşımda Kırklar gelip halimi sordu;
O sebepten altmış üçte girdim yere.
Dört yaşımda Hakk Mustafa verdi hurma.
Yol gösterdim, yola girdi, nice günahkar
Nereye varsam Hızır Baba'm bana yoldaş
O sebepten altmış üçte girdim yere.
Beş yaşımda belimi bağlayıp ibadet eyledim
Nafile oruç tutup âdet eyledim
Gece gűndüz zikrini deyip rahat eyledim
O sebepten altmış üçte girdim yere.
Altı yaşta durmadan kaçtım insanlardan
Göğe çıkıp ders öğrendim meleklerden;
İlgimi kesip bütün tanıdık bağlardan;
O sebepten altmış üçte girdim yere.
Yedi yaşta Arslan Baba'm arayıp buldu;
Her sırrı görüp perde ile sarıp kapadı
Allah'a hamd olsun, gördüm" dedi, izimi öptü;
O sebepten altmış üçte girdim yere.
Azrail gelip Arslan Baba'mın canını aldı;
Huriler gelip ipek kumaştan kefen eyledi
Yetmişbin melekler toplanıp geldi;
O sebepten altmış üçte girdim yere.
Namazını kılıp yerden kaldırdılar
Bir anda cennet içine ulaştırdılar,
Ruhunu alıp "İlliyyin" cennetine girdirdiler
O sebepten altmış üçte girdim yere.
Allah, Allah yer altında vatan eyledi
Münker-Nekir "Men rabbük?" deyip soru sordu;
Arslan Baba'm İslâm'ından beyan eyledi
O sebepten altmış üçte girdim yere.
Akıllı isen, erenlere hizmet eyle
Emr-i mâruf kılanları aziz eyle
Nehy-i münker kılanları hürmetli eyle
O sebepten altmış üçte girdim yere.
Sekizimde sekiz yandan yol açıldı;
"Hikmet söyle!" diye, başlarıma nur saçıldı;
Allah'a hamd olsun, Pir-i kamil mey içirdi;
O sebepten altmış üçte girdim yere.
Pir-i kamil Hakk Mustafa, şüphesiz bilin;
Nereye varsan, vasfını söyleyip saygı gösterin
Salât-selâm deyip Mustafa ya ümmet olun;
O sebepten altmış üçte girdim yere.
Dokuzumda dolanmadım doğru yola;
Teberrük deyip alıp yürüdü elden ele;
Sevinmedim bu sözlere kaçtım çöle;
O sebepten altmış üçte girdim yere.
On yaşında delikanlı oldun Kul Hoca Ahmed;
Hocalığa bina koyup, eylemeden ibadet;
Hocayım, deyip yolda kalsan, vay ne hasret
O sebepten altmış üçte girdim yere.
ATTİLA HAN
31-12-2009, 01:41
----------------------------------------------------------------------------
İki İnsan konuşur;
Sevdiğine açılamadığın için pişmanmısın?
Evet.
Okuyamadığına Pişmanmısın?
Evet.
Çektiğin sıkıntılara pişmanmısın?
Hayır.
Peki neden pişman değilsin?
Çünkü bugünkü ben olamazdım..
Bu günkü sen olman kaç seneni aldı?
yaşım ; Bir ömür.
.
.
Değerli Can Dostları Kardeşlerim,
17 Aralık 1273 Mevlana Hazretlerinin vefat ettiğ gün olup,kendi tabiriyle Şeb-i Arus,yani kavuşma gecesi ,Düğün gecesi olarak tanımlanmıştır.
Gözünü hırs bürüyen kendi ayıbını zerre kadar göremez,fakat genede alemin ayıbını arar.
Şükret mağrur olma,ululanma,kulak ver.Kendini hiç önemseme.
Şu yeryüzünde,şu gök yüzünde ne varsa,zerre ,zerre herşey,kehribar gibi kendi cinsini,kendine çekmektedir.
Ölüm gününde ulu bir bey olmak için,ecel vaktine kadar,iyi tohumlar ekmek gerek.
Hazret-i Pir'in öğretilerinden bir kaç tanesini bu günün bereketi olarak istifadelerinize sunmayı,Şeb-i Arusa uygun düşer diye düşündüm.
Kendisine Yaradandan Rahmet niyaz ederim.
Kıymetli hocam hanımeli üstadım;
Mevlana hazretleri öldüğü gün için şeb_i arus diyor ve seviniyor o gece için çünkü düğün gecesinde insanlar yıllardır beklediği sevdiğine kavuşur.
Gelelim durumun tezatlığına. Bizde 1839 Tanzimat Fermanıyla başlayan batıdan gelen bir takım yenilikler ile Osmanlı her alanda sosyal ve kültürel değişikliğe uğramıştır. Fakat ne yazıkki güya aydınlanma adına Osmanlı aydınları, fikir adamları avrupaya eğitim için gitmişler ve geriye maalesef geleneklerine manevi değerlerine şüpheyle bakan aydınlar olarak geri dönmüşlerdir. İstisnalar hariç tabi.
Bu büyük şüphe sonunda aydınlarımızın kafasında birçok soru işaretleri bırakmıştır, artık düğün gecesi olan ölüm günü yerini yok olma, toprak olma fikrine bırakmıştır. Bu düşünce aydınlarımızı bunalıma sokmuştur çoğu zaman, hatta intihara kalkışan çok aydınımız vardır Dr. Abdullah Cevdet, Namık Kemal gibi. Tanzimattan sonra verilen edebi eserlerin bir kısmında bu bunalım, sıkıntı hat safhadadır. Özellikle Servet-i Fünun edebiyatı döneminde.
Mevlanaların, Yunusların, Hoca Ahmed Yesevilerin günümüz aydınlarından en büyük farkı bu bakış açısında yatmaktadır. Elbetteki her aydınımızı aynı kefeye koyamayız.
Saygılarımla Halil.
----------------------------------------------------------------------------
İki İnsan konuşur;
Sevdiğine açılamadığın için pişmanmısın?
Evet.
Okuyamadığına Pişmanmısın?
Evet.
Çektiğin sıkıntılara pişmanmısın?
Hayır.
Peki neden pişman değilsin?
Çünkü bugünkü ben olamazdım..
Bu günkü sen olman kaç seneni aldı?
yaşım ; Bir ömür.
.
.
Bu dünyada çekilen sıkıntılar insanı olgunlaştırır ATTİLA HAN üstadım.
Tasavvufa göre beşeri aşk ilahi aşka erişmek için bir eşiktir. İlahi aşka ulaşmanın yolu beşeri aşktan geçer.
Kendini yüce aşka adayan biri dervişin yanına gelmiş; sizin yolunuzdan gitmek istiyorum hocam demiş. Derviş de hiç aşık oldun mu oğlum sen, demiş. O da olmadım, diyor. Derviş git, birisine aşık ol, ondan sonra gel, diyor.
Malumunuz Leyla ile Mecnun hikayesinde geçer aynı konu, Mecnun Leyla'ya öyle aşık olmuştur ki bu aşk onu İlahi aşka ulaştırmıştır. Artık Leylasına kavuştuğunda bile onu gözü görmez.
Tabi sadece aşklar olgunlaştırmıyor insanı, hayatın sıkıntıları, gündelik geçim dertleri de yeterince olgunlaştırıyor.
Arzularımız
o kadar şiddetlidir ki bazen birbirimizi parçalamak isteriz.
Ama
topluluk duygusu bizi durdurur.
.
(Friedrich Nietzsche)
Arzularımız
o kadar şiddetlidir ki bazen birbirimizi parçalamak isteriz.
Ama
topluluk duygusu bizi durdurur.
.
(Friedrich Nietzsche)
Gerçekten öyle üstadım insanın aklından neler neler geçiyor, ama topluluk duygusu, sosyal baskı bu duygularımızı frenliyor.
Gerçekten öyle üstadım insanın aklından neler neler geçiyor, ama topluluk duygusu, sosyal baskı bu duygularımızı frenliyor.
bu da ahlak oluyor muş...............
selçuk efendi
05-01-2010, 22:06
Bildiğiniz gibi tasavvufta taşlanan 3 şeytandan biri toplumsal değerler ve yargılardır ve doğru bir değerlendirme için bunlardan kurtulmak gerekir ama artık bakıyorum da bu da olmasa dünyanın hali ne olurdu diye düşünüyorum. Gerçi insanlık olması gerektiği gibi değil de hayvani bir şekilde kurtulmaya başladı eğerlerinden ama neyse.
Bildiğiniz gibi tasavvufta taşlanan 3 şeytandan biri toplumsal değerler ve yargılardır ve doğru bir değerlendirme için bunlardan kurtulmak gerekir ama artık bakıyorum da bu da olmasa dünyanın hali ne olurdu diye düşünüyorum. Gerçi insanlık olması gerektiği gibi değil de hayvani bir şekilde kurtulmaya başladı eğerlerinden ama neyse.
Bold kısımdan ve diğer 2 şeytandan ne kast ediliyor-ediyorsunuz, biraz açar mısınız ?
selçuk efendi
05-01-2010, 22:56
Bu üç şeytanın batıni manası benlik, tabiat ve adetlerdir, bildiğim kadarıyla...
Bu üç şeytanın batıni manası benlik, tabiat ve adetlerdir, bildiğim kadarıyla...
Teşekkürler, benlik hariç ben farklı biliyorum , hem zahirde hem batında...
Neyse konu dağılmasın, topik kirlenmesin, hayırlı geceler...
ATTİLA HAN
05-01-2010, 23:56
----------------------------------------------------------------------------
İki İnsan konuşur;
Sevdiğine açılamadığın için pişmanmısın?
Evet.
Okuyamadığına Pişmanmısın?
Evet.
Çektiğin sıkıntılara pişmanmısın?
Hayır.
Peki neden pişman değilsin?
Çünkü bugünkü ben olamazdım..
Bu günkü sen olman kaç seneni aldı?
yaşım ; Bir ömür.
.
.
.
Bu dünyada çekilen sıkıntılar insanı olgunlaştırır ATTİLA HAN üstadım.
Tasavvufa göre beşeri aşk ilahi aşka erişmek için bir eşiktir. İlahi aşka ulaşmanın yolu beşeri aşktan geçer.
Kendini yüce aşka adayan biri dervişin yanına gelmiş; sizin yolunuzdan gitmek istiyorum hocam demiş. Derviş de hiç aşık oldun mu oğlum sen, demiş. O da olmadım, diyor. Derviş git, birisine aşık ol, ondan sonra gel, diyor.
Malumunuz Leyla ile Mecnun hikayesinde geçer aynı konu, Mecnun Leyla'ya öyle aşık olmuştur ki bu aşk onu İlahi aşka ulaştırmıştır. Artık Leylasına kavuştuğunda bile onu gözü görmez.
Tabi sadece aşklar olgunlaştırmıyor insanı, hayatın sıkıntıları, gündelik geçim dertleri de yeterince olgunlaştırıyor.
.
Aşkına kavuşamamak o aşkı yaşamamış oldugunu göstermez ,
Bazı aşkların büyüklüğü o hasrette gizlidir.
.
.
ATTİLA HAN
14-01-2010, 20:56
İçim benden öteye gidiyor bazen
Arıyorum köşe bucak nerede diye
Buluyorum ! miss gibi kokusu var
ne güzelde çoşturur sevgi
kıymet bilmek mal ile olurmu
aç gönlünü korkma insan
haykır ki duyulasın seviyorum diye
inlet sonsuzluğu inanki duyulursun
Bilesin ki giden gelmez vakit dar
kıymet bilmek mal ile olurmu
.
.
ATTİLA HAN
14-01-2010, 22:47
Selam canlı cansız
nasıl gidiyor hallerin
saatlerin sana göre
tadı tuzu sen eke
sev bakalım yık bakalım
yıkınca ne geçerki sanki ele
canına can ekebilsem keşke
Uçabilsen aşka meşke
.
.
.
.
Aşkına kavuşamamak o aşkı yaşamamış oldugunu göstermez ,
Bazı aşkların büyüklüğü o hasrette gizlidir.
.
.
Evet üstadım zaten kavuşamadıkları için aşk devam ediyor, yoksa tersi durumda % 99 aşk olmaz ya da biter.
ATTİLA HAN
15-01-2010, 20:11
Evet üstadım zaten kavuşamadıkları için aşk devam ediyor, yoksa tersi durumda % 99 aşk olmaz ya da biter.
Selam üstadım...benden yana;
o kadar çok severim ki ...yanımda hasretimdir.
.
.
ATTİLA HAN
15-01-2010, 20:18
Elde mi tadın tuzun zamanı
kimi zaman elde kimi zaman değil
bilirdim ki dil tad alır diye
aynı dil aynı su
tadı ayrı düştü zamana
tuzu eken tadı da verdi
ne de iyi etti
nasıl sevmem şimdi tuzu ekeni
.
.
s.a. insanoğlunun omuzlarına, kimi zaman ona öyle gelmese de ,taşıyamayacağı kadar yüklenmeyeceğine göre nedendir isyan..ne kadar güçlü olduğumuzu bilmemek mi;yoksa,ne kadar güçsüz olduğumuzu bilmemek mi...?
başlık ve tüm emek verenlerden Allah razı olsun..özür bununla başlamalıydım..
ATTİLA HAN
15-01-2010, 22:12
Düşününce bulunur nice nice
bir gül ayrı ayrı koku
Gülün var dikeni korur kendini
rüzgar eser uçuşur yaprakları
Doğa da olan bize
.
.
hanımeli
22-01-2010, 09:36
Değerli can dostları kardeşlerim.
Hayatın koşuşturması devam ediyor.
Genelde insanlar,bu forumda, geleceklerine yönelik sağlıklı bir yatırım yapabilme amacıyla, bilgi paylaşımında bulunmak üzere çaba gösteriyorlar.
Bir çoğumuzun amacı,daha rahat bir hayatı yaşama arzusu,varsa çoluk çocuğun ilerki yaşamlarında ,daha güvenlli bir duruma gelebilmeleri.
Hepsini makul karşılamak mümkün.
Topluma daha bir dikkatli bakabildiğimizde ise,yaşamını sürdürme konusunda aciz,yada çok emek vermesi gereken, meşakkatli bir hayat süren ,büyük bir çoğunluk mevcut.
Bazen bir tuşla kazanılabilen değerler,bazıları için hayal dahi edilemeyen,imkanları olursa günlerce,çok zor şartlarda çalışmayı gerektiren bir miktar olabilmektedir.
Soyut kavramlarla söyleşmek,dile kolay gelebilir.
Gönül bu güzel sözlerden çokta haz alabilir.
İnsanları sevindirebilmek,onların dertlerine ortak olununca ,onların yüzlerindeki mutluluğu,hissedebilmek,güzel bir erdemdir.
Hiçbir menfaat gözetmeden,elindeki imkanlardan,fakir,aciz,muhtaçları gözetebilmek,güzel bir saadetin anahtarı olabillir.
Hepinize Selam .
Saygılarımla
Değerli can dostları kardeşlerim.
Hayatın koşuşturması devam ediyor.
Genelde insanlar,bu forumda, geleceklerine yönelik sağlıklı bir yatırım yapabilme amacıyla, bilgi paylaşımında bulunmak üzere çaba gösteriyorlar.
Bir çoğumuzun amacı,daha rahat bir hayatı yaşama arzusu,varsa çoluk çocuğun ilerki yaşamlarında ,daha güvenlli bir duruma gelebilmeleri.
Hepsini makul karşılamak mümkün.
Topluma daha bir dikkatli bakabildiğimizde ise,yaşamını sürdürme konusunda aciz,yada çok emek vermesi gereken, meşakkatli bir hayat süren ,büyük bir çoğunluk mevcut.
Bazen bir tuşla kazanılabilen değerler,bazıları için hayal dahi edilemeyen,imkanları olursa günlerce,çok zor şartlarda çalışmayı gerektiren bir miktar olabilmektedir.
Soyut kavramlarla söyleşmek,dile kolay gelebilir.
Gönül bu güzel sözlerden çokta haz alabilir.
İnsanları sevindirebilmek,onların dertlerine ortak olununca ,onların yüzlerindeki mutluluğu,hissedebilmek,güzel bir erdemdir.
Hiçbir menfaat gözetmeden,elindeki imkanlardan,fakir,aciz,muhtaçları gözetebilmek,güzel bir saadetin anahtarı olabillir.
Hepinize Selam .
Saygılarımla
Muhterem hocam, bu belki söylenmez ama kendi adıma insanlara çok faydalı olamasam da elimden geldiğince bazen dediğiniz gibi gerçekten ihtiyacı olanlara küçük de olsa yardım etmeye çalışıyorum, örneğin sattığı şeylerden ihtiyacım olmadığı halde alıyorum, sırf dediğiniz gibi onların yüzündeki mutluluğu görmek için.
Bu duygu çok başka bir şey. Bizim toplumumuzun ahlak geleneğinde de bu sosyal adalet var zaten.
Fakat burada bir noktaya dikkat çekmek istiyorum, yolda karşımıza çıkan çoğu zaman bize zorla direten insanlara karşı çok hoş gözle bakmıyorum.
Bugünlerde görsel medyada da haberlerde sık sık karşımıza bu türlü dilenci haberleri çıkıyor. Dikkat ederseniz gerçekten ihtiyacı olan isteyemez, istemez, çünkü arlıdır.
İnsanlarımız bu konuda daha dikkatli olurlarsa bu işi meslek edinmiş insanların sayısı zamanla azalacaktır.
hanımeli
24-01-2010, 12:37
İstanbulda hava kar yağışlı.
Etraf bembeyaz.
Yurdumuzun büyük bir bölümündede havanın soğuk ve karlı olduğunu biliyoruz.
Çoğumuzun evlerinde kaloriferler cayır cayır yanıyor.
Evler sıcak,artık soğuğun ne demek olduğunu unutmuş olanlarımız hiçde az değil.
Çocuklarımız için kar sadece dışarda oynanan kar topu,kardan adam ve kızaklarla kaymak için çok eğlenceli bir ortam.
Kar yağışı olan yerlerde yaşamış olanların da anılarında hep bunlar vardır.
Toplumda artık kibritler unutuldu.
Teknoloji,soba,ocak yaktırmıyor..
Çocuklarımızın ilgi alanları,uğraşıları çok farklı bir hale geldi.
Artık onlar küçük kibritçi kızın,yanan son kibritinin ne demek olduğunu bilmiyor.
Küçük kibritçi kızın hikayesini okumadan,erişkin olacaklar.
Küçük kibritçi kızın hikayesini okuyup,gözlerinde iki damla yaş,kalplerinde ince bir sızı duymadan,hayatları boyunca kibritçi kızlardan haberleri olabilecekmi?
Kar yağdığında bende eski çocukluk günlerimin,kardaki oyunlarını hatırlarım.
Ancak ,küçük kibritçi kızın hikayesini onlarca yıl bana hiç unutturamadı.
Selam ve Saygılar
İstanbulda hava kar yağışlı.
Etraf bembeyaz.
Yurdumuzun büyük bir bölümündede havanın soğuk ve karlı olduğunu biliyoruz.
Çoğumuzun evlerinde kaloriferler cayır cayır yanıyor.
Evler sıcak,artık soğuğun ne demek olduğunu unutmuş olanlarımız hiçde az değil.
Çocuklarımız için kar sadece dışarda oynanan kar topu,kardan adam ve kızaklarla kaymak için çok eğlenceli bir ortam.
Kar yağışı olan yerlerde yaşamış olanların da anılarında hep bunlar vardır.
Toplumda artık kibritler unutuldu.
Teknoloji,soba,ocak yaktırmıyor..
Çocuklarımızın ilgi alanları,uğraşıları çok farklı bir hale geldi.
Artık onlar küçük kibritçi kızın,yanan son kibritinin ne demek olduğunu bilmiyor.
Küçük kibritçi kızın hikayesini okumadan,erişkin olacaklar.
Küçük kibritçi kızın hikayesini okuyup,gözlerinde iki damla yaş,kalplerinde ince bir sızı duymadan,hayatları boyunca kibritçi kızlardan haberleri olabilecekmi?
Kar yağdığında bende eski çocukluk günlerimin,kardaki oyunlarını hatırlarım.
Ancak ,küçük kibritçi kızın hikayesini onlarca yıl bana hiç unutturamadı.
Selam ve Saygılar
İşte hocam bugünkü çocuklar dediğiniz gibi kibrit, ocak, soba zahmetini bilmeden rahat bir şekilde yetiştiği için maalesef hayatlarının, ana babalarının kıymetini çok bilmiyorlar. Bizim nesil ise bir uzaktan kumandalı arabanın, cicili bicili oyuncakların hasreti ile büyüdü. Onun için hayata biraz daha farklı gözle bakabiliyoruz.
Aslında çocuklar biraz bazı şeylere hasret olmalı, yoksa her istediğini elde edince çocuğun hayatta bir hedefi olmuyor ve çoğu zaman olmadık zararlı yerlere gidiyorlar ya da gayesiz, kendi öz kültüründen kopuk oluyorlar.
ATTİLA HAN
30-01-2010, 23:07
Sevgiye seslendim Yürüme koş !! Gel bir an önce yanıma , sarılayım sana diye
O da ne Koşamıyor,yürüyemiyor...Adım atacak hali kalmamış...
O da beni çağırıyor yanına gel yürüme koş diye...
Kalan gücümle ona varabilirim...gitmeliyim yanına...
Herşeye değer sevgiye koşmak...kavuşamasan bile...
.
.
Sevgiye seslendim Yürüme koş !! Gel bir an önce yanıma , sarılayım sana diye
O da ne Koşamıyor,yürüyemiyor...Adım atacak hali kalmamış...
O da beni çağırıyor yanına gel yürüme koş diye...
Kalan gücümle ona varabilirim...gitmeliyim yanına...
Herşeye değer sevgiye koşmak...kavuşamasan bile...
.
.
Evet üstadım doğru, :)
Meşhur hikayedir, karınca topal aksak Arabistan çöllerinde gidiyormuş, karıncanın bu halini gören biri sormuş, nereye gidiyorsun diye, o da hacca demiş. Bu yürümeyle bu hızla nasıl varacaksın oraya demiş. Karınca da " varamasam o yolda ölürüm " demiş.
hanımeli
03-02-2010, 20:02
Değerli kardeşlerim;
Anne, baba himayesinde dünyaya gelip yaşamını sürdürmek,çoğumuz için çok olağan bir durumdur.Bunun yanında hastalıklar,tabii afetler,kazalar bir çok insanın yaşamını bu destekten mahrum olarak sürdürmesini zorunlu kılar.Yalnızlık,ne kadar erken başlarsa yolculuk ,o kadar çetin geçmeye namzettir.
Şair soruyor:
Yetim ağlayınca nazını kim çeker?
Öfkelenince kimler hoş görür?
Sonra uyarmayı da ihmal etmiyor.
Aman,dikkat et de ağlamasın;yetim ağladığı zaman koskoca Arş titrer.
Selam ve Saygılar
Değerli kardeşlerim;
Anne, baba himayesinde dünyaya gelip yaşamını sürdürmek,çoğumuz için çok olağan bir durumdur.Bunun yanında hastalıklar,tabii afetler,kazalar bir çok insanın yaşamını bu destekten mahrum olarak sürdürmesini zorunlu kılar.Yalnızlık,ne kadar erken başlarsa yolculuk ,o kadar çetin geçmeye namzettir.
Şair soruyor:
Yetim ağlayınca nazını kim çeker?
Öfkelenince kimler hoş görür?
Sonra uyarmayı da ihmal etmiyor.
Aman,dikkat et de ağlamasın;yetim ağladığı zaman koskoca Arş titrer.
Selam ve Saygılar
Üstadım Allah kimseyi anasız babasız koymasın. Bizler çoğumuz ana babamızdan mahrum olmadığımız için bu duygunun kıymetini belki bilmiyoruz.
Ben bizzat yakın çevremde gördüm, ne kadar zor bir durum. O yüzden olsa gerek dünyada affedilmeyecek günahlardan birisi de yetim hakkı imiş.
Yetimlere karşı daha şefkatli olmalıyız.
Anacığımın bir sözü aklıma geldi, yetimin başını okşamak sadaka vermek gibi sevaptır, derdi.
Çok hassas ve bir o kadar da önemli konuya temas etmişsiniz Sn. Hanımeli Hocam teşekkür ederim.
ATTİLA HAN
07-02-2010, 14:56
Bir gönüle BİN YOL bulunur..(yeterki gönüle girmek isteyelim)
Başka gönülleri de mahvetmenin BİN YOLU olduğu gibi..(yeterki mahvetmek isteyelim)
Kendi gönlünü de yok etmemenin BİN YOLU vardır..(yeterki kendini mahvetmek iste)
.
.
hanımeli
13-02-2010, 17:11
Değerli kardeşlerim.
Maişetin temini herzaman kolay olmamaktadır.Bazılarımız için ise hayat, maddi sıkıntılardan çok uzak,refah içinde geçebilmektedir.
Cimrilik,cömertlik,müsriflik sınırlarını birbirinden ayırt edebilmek,hepimiz için çok temel bir önceliktir.
Sözü şaire bırakalım,bakalım nasıl söylemiş.
-El darlığına katlanamıyorsan,bolluk zamanında hesaplı davran.
-İhtiyaç gününün azığını varlık gününde ayır.Testiyi her zaman dolu bulundur,köyde mütemadiyen ırmak akmaz.
-Her bulduğunu avcuna alıp dağıtırsan,ihtiyaç vaktinde avcun boş kalır.
Cömertlik,kültürümüzde çok övülmüştür.
İsraf ise,hem kişisel,hemde ailevi,toplumsal hatta global zorlukların kaynağı olabilmektedir.
Kaynakların bilinçli bir şekilde ve tutumlu kullanılması hepimizin görevi haline gelmiştir.
Selam ve Saygılar
hanımeli
28-02-2010, 13:52
Değerli arkadaşlarım.
Toplumsal hiyerarşi zaman zaman,kulluğun ve ölümlü acziyetin gerçeklerini,kişiye unutturabilmektedir.
Şairin dediği gibi;
-Senden daha zayıf olanlar çoktur.Ancak düşün ki senden daha güçlü olanlar da var.
-Hizmetçine öfkeyle emir verme,Bir gün onun da emir vermesi mümkündür.
-Nice zorlu kimseler büsbütün düşmüşler ve nice düşkünlere talih yardım etmiştir.
-Nice azıksız fakirler doymuşlar ve nice zenginlerin yolunda giden işleri altüst olmuştur.
Etrafımıza gönül gözüyle baktığımızda hakikat pırıl pırıl,ufkumuzu açar.
Önemli olan çevremizde gerçekleşen dışımızdaki olayları ve kendi yaşantımızı hakkaniyet terazisinde dosdoğru ölçebilmektir.
Selam ve Saygılar
Değerli arkadaşlarım.
Toplumsal hiyerarşi zaman zaman,kulluğun ve ölümlü acziyetin gerçeklerini,kişiye unutturabilmektedir.
Şairin dediği gibi;
-Senden daha zayıf olanlar çoktur.Ancak düşün ki senden daha güçlü olanlar da var.
-Hizmetçine öfkeyle emir verme,Bir gün onun da emir vermesi mümkündür.
-Nice zorlu kimseler büsbütün düşmüşler ve nice düşkünlere talih yardım etmiştir.
-Nice azıksız fakirler doymuşlar ve nice zenginlerin yolunda giden işleri altüst olmuştur.
Etrafımıza gönül gözüyle baktığımızda hakikat pırıl pırıl,ufkumuzu açar.
Önemli olan çevremizde gerçekleşen dışımızdaki olayları ve kendi yaşantımızı hakkaniyet terazisinde dosdoğru ölçebilmektir.
Selam ve Saygılar
Muhterem Hocam Sn. Hanımeli, dediğiniz gibi düşünmüşümdür hep. İnsanların bugünü yarını hiç belli olmuyor, kimseyi hor hakir görmemeli. Geçen yıl içinde okumuştum galiba bir gazetede, bankada müstahdem olarak çalışan biri açık öğretimden iktisadi ve idari bölümlerden dört yıllık bir bölüm bitiriyor ve gel zaman git zaman derken çalıştığı bankaya müdür oluyor. :) Bundan güzel bir şey olabilir mi ! :)
Bunlar "kibir"i hatırlattı bana.
Kibir çevremizdeki insanlar gibi Yüce Yaradanın da hiç sevmediği davranışlardandır. Zaten büyüklenilecek iyi bir durum varsa onu çevremizdekiler takdir eder, biz söylersek çok hoş olmaz.
Saygı ve selamlarımla Halil.
Powered by vBulletin™ Version 4.0.2 Copyright © 2010 vBulletin Solutions, Inc. All rights reserved.