View Full Version : İlerisi için.Prof.Dr.Oktay SİNANOĞLU.
BEDESTENLİ
22-02-2009, 15:36
Türkiye’nin temel sorunlarını bir bilim adamı gözüyle tespit ederek çözümler üreten dünyaca ünlü memleket aşığı Sayın Sinanoğlu kimya, fizik, metematik, moleküler biyoloji dallarında teorileriyle uğraşırken bir yandan da gidegele 40 yıldır memleket meselelerine kafa yormayı çözümler üretmeyi bir vatan borcu bildi.
Bilimde herkesin çözülemez dediği işi bıraktığı, pes edip vazgeçtiği yerde o devam etti ve başardı.
Tarihin bu önemli dönemecinde de bizler için gerekli olan tavır da işte bu:
“Herkesin Türkiye’nin işi bitti, defteri dürüldü dediği zaman bile vazgeçmeden yola devam etmek.”
BEDESTENLİ
22-02-2009, 15:40
1935'te doğan Sinanoğlu, 1953’te Atatürk tarafından 1928 yılında kurulmuş TED Yenişehir Lisesini burslu olarak okudu ve birincilikle bitirdi. Okulun bursuyla kimya mühendisliği okumak üzere ABD'ye gitti. 1956’da ABD Kaliforniya Üniversitesi, Berkeley Kimya Mühendisliği'ni birincilikle bitirdi.
1957’de Massachusetts Institute of Technology ' yi ( MIT ) 8 ayda birincilikle bitirerek Yüksek kimya Mühendisi oldu. 1960’ta Yale Üniversitesinde "asistant professor" (yardımcı doçent ) olarak çalışmaya başladı.
26 yaşında iken atom ve moleküllerin çok elektronlu kuramı ile "associate professor" (doçent) ve 50 yıldır çözülemeyen bir matematik kuramını bilim dünyasına kazandırdı ve "full professor" ( profesör ) ünvanını aldı. Bu ünvan ile modern üniversite tarihinin ve Yale Üniversitesi tarihinin en genç profesörü oldu.
1964’te ODTÜ'ye danışman profesör oldu. Yale Üniversitesinde ikinci bir kürsüye daha profesör olarak atandı. Dünyada yeni kurulmaya başlayan Moleküler Biyoloji dalının ilk birkaç profesöründen biri oldu. (Watson ve Crick sarmal modelindeki dna sarmalının çözelti içinde o halde nasıl durduğunu keşfeden adam - solvofobik kuvvet ) Amerikan Ulusal bilimler akademisine Üye olarak seçildi. Buraya seçilen ilk ve tek Türk oldu.
İki defa Nobel' e aday gösterildi. Defalarca Nobel Akademisinin isteği üzerine Nobel'e adaylar gösterdi. Dünyanın sayısız yerinde sayısız buluşları ve teoremleri ile ilgili sayısız konferans verdi.
BEDESTENLİ
22-02-2009, 15:43
şimdiki zaman..hedefteki Türkiye..
http://video.google.com/videoplay?docid=-4491804874282242657&hl=tr
Bilimde herkesin çözülemez dediği işi bıraktığı, pes edip vazgeçtiği yerde o devam etti ve başardı.
Tarihin bu önemli dönemecinde de bizler için gerekli olan tavır da işte bu:
“Herkesin Türkiye’nin işi bitti, defteri dürüldü dediği zaman bile vazgeçmeden yola devam etmek.”
Çok anlamlı bir başlık açmışsınız. Kutluyorum.
BEDESTENLİ
22-02-2009, 15:51
Prof. Dr. Oktay Sinanoğlu
"...Gençler, Türkiye' de adet haline gelmiş göstermelik işlerden kaçının.
Sırf 'üniversite bitirdi' desinler diye, ananız babanız 'Amerika'da mastır yaptı' diye öğünebilsin diye yükseköğrenime gitmeyin. Sonunda ancak kendinizi kandırırsınız.
Temel gayeleriniz, kendinizin ufak çıkarları ötesinde, kendiniz dışında, bu ülke, bu ulus, Türk dünyası, Avrasya, insanlık için olsun.Yüksek hedefleriniz için çalışın. O zaman, kendi durumunuz da kendiliğinden düzelecektir.
Maddiyat ile maneviyatı dengeleyin. Formülünüz 'bilim' + 'gönül' dür. Bu iki kanadın biri eksik olursa ne kendinize ne de insanlığa hayrınız dokunur.
Gündelik, siyaset , çıkar grupları, dışardan güdümlü gizli veya açık 'cemiyet'lerden uzak durun.
Atatürk'ün dediklerini bol bol okuyun, onları işte bu günler için demiş, yazmış. Türkiye'nin şerefli, refahlı, itibarlı ve bağımsız geleceği için Atatürk yolumuzu çizmiştir.
Dış ülkelerden, onların yerli kuyruklarından medet ummayın. Gayeleri bize yardımcı olmak değil, Türk adını tarihten silmektir.
Dünyanın neresinde olursanız olun, kimliğinizi, Türk dilini, Türk tarih bilincini, binlerce yıllık geleneğini kaybetmeyin. Dış ülkelerde ne kadar kimliğinizi korursanız yabancılar da size o kadar itibar edecektir.
Başkasını taklit etmeyin. Kendi yolunuzu çizip azimle yürüyün. O zaman herkes sonradan sizi taklit edecektir.
Eğitimde önce bir meslek gerçek bir beceri bir altın bilezik sahibi olmaya bakın Ne yaparsanız yapın en iyisini yapın. Siyasetçinin bilimcinin en kötüsü olunacağına tamircinin parmakla gösterilen en iyisi olmak yeğdir.
Bulabilirseniz Türk okuluna, eğitimin Türkçe verildiği okullara gidin. Konulara merak sarın not için çalışmayın. O meslekte yararlı olacak bir yabancı dili öğrenin. Bülbül gibi konuşup yabancıdan ayırt edilemez hale gelmek hiç şart değil.
Unutmayın ki Türk olmak bir kafa, gönül işidir. Türk; kültürüyle, diliyle, ata sevgisiyle Türktür. Soy sop meselesi karıştırarak, o her şeyimizi borçlu olduğumuz şerefli atalarımızı karalamaya çalışan iç düşmanların kitaplarına, yaygaralarına kulak asmayın.
Kültür genleri, ırk genlerinden daha önemlidir. Vatanı, milleti için her türlü fedakarlığa hazır bir taban gerekiyor. Bu taban son elli yılda hayli eritilmiş, kafası, gönlü karıştırılmış, birbirine düşen kesimler, dışa bağımlı sahte aydınlar, içinde vatanının geleceğini düşünmeyen, daha da acısı vurdum-duymazlaşmış kalabalıklar oluşturulmuştur. Bu durumda gerçek bir önder çıkabilse bile başarılı olması pek azdır.
Şimdi yapılacak iş hızla bu toplumun yeniden kaynaşmasına, bilinçleşmesine, vatanını, milletini kendisinden önce düşünen insanların çoğalmasına önayak olmaktır. Türkiyeyi tekrar Kuvayi Milliye ruhu, Atatürk ruhu kurtaracaktır..."
kıymetini öldükten sonra anlayacağımız..sonrada arkasından herzamanki gibi tüh tüh vah vah diyeceğimiz güzide insanlardandır sn.sinanoğlu...
keşke kendisini anlamaya çalışmak için biraz daha çaba sarfedebilsek...
BEDESTENLİ
22-02-2009, 16:21
Hedef Türkiye (Oktay Sinanoğlu) Özeti,Konusu,Karakterleri ve Yorumları
Hedef Türkiye
Yazarı: Oktay Sinanoğlu
Yayınevi: Otopsi Yayınları
Basım Tarihi: 2002
Sayfa Sayısı: 330
KİTAP HAKKINDA
Oktay Sinanoğlu bu kitabında yurt ve dünya sorunlarına ilişkin halktan gizlenen gerçekleri ifşaa ediyor ve diyor ki: Güçleri gizlilikten geliyor!
Oyunlar dikkat! > Ölüm kalım savaşı! > Yeniden Kurtuluş Savaşı Başlamıştır! > 11 Eylül'den bir hafta önce;
Avrupa'da neler konuşuldu? > 11 Eylül Günü > 11 Eylül'den sonraki birkaç gün > Küreselleşme mi, küresel kraliyetçilik mi? > Artık bilimsel gelişmelerin merkezi ABD değil > Amerika'daki 'insan genomu tasarısı' üzerine Miami'deki tropik ağaçlar altında bir sohbet >
İnsanlık düşmanı küresel kraliyetçilerin hakimiyeti bitiyor > Avrupa Birliği'ne ne demeliyiz? > Fransa, İngiltere, Amerika, Rusya işgal ettiği ülkede ne yapar? >
Fransa'ya ne yapmalıyız? > Hangi Avrupa Birliği? > Avrupa'ya çok şey öğrettik! > Her ülkenin milli hedefleri var >
Ya Türkiye?
Neden hedefsizlik? > Hedeflerimizi bilelim > Asyalı mı, Avrupalı mı, Avrasyalı mı olmak > Yeni dünya düzeni ve Türkiye'nin geleceği > Atatürkçülük yerine 'sahte sağ', 'sahte sol' > Türkiye düşmanı 'milliyetçi'ler, 'sağcı'lar, 'solcu'lar, Atatürkçü'ler > Muz iktisadiyatı >
Türk milleti olarak küreselleşme > Basında neler oluyor öyle? > Hazırlık sınıfı ya da 'kendi yurdunda yabancı olmak' >
Yabancı dille eğitimde iş anaokuluna kadar inince > Romalılarda kültürel soykırım > İngiliz-İrlanda meselesi > Dedesini ingiliz huliganı zannedenler > İsmet İnönü'nün Amerika ile yaptığı anlaşma >
YÖK kuruldu bilim bitti > Eğitim için yılda 6 milyar dolar ödüyoruz > Bilim ve din birbirini tamamlar >
Kültür genleri
> Mensubiyet hissi > Asyalı olmakla övünüyorum > Müslüman'ı Türk'e, Türk'ü Müslüman'a düşman ettiler > Türkiye'yi acı günler bekliyor; ama sonunda düzlüğe çıkacağız >
Saptırmak için her kesimin sahtesini kullanırlar > Gene de başaracağız > Kazakistan bayrağında bir bürgüt kuşu >
Ve kurtuluş...
BEDESTENLİ
22-02-2009, 16:22
Ülkelerin Hedefleri
Her ülkenin hedefleri var. Devletler bu hedeflere doğru yürünmesinde öncülük ediyor.
Peki, Amerika'dan bize ihraç edilen bütün "devleti küçültme", "özelleştirme", "küreselleşme", serbest piyasa" edebiyatına bakarak A.B.D.'nin hedefleri olmadığına, devletinin bu işlere karışmadığına mı hükmetmeliyiz?
Ya Türkiye? Neden Hedefsizlik?
Her ülkenin hedefi var dedik; dün de vardı; bugün daha da fazla var. Birkaç tane büyük güç, başta bir taneniz sonra ne olacak. Bunlar böyle bizimki gibi gariban ülkelere musallat olmuşlar... Aslında bir şeyimiz gariban değil Allaha şükür; ne tarihimiz gariban, ne dilimiz gariban, hattâ ne iktisâdî durumumuz gariban, ne coğrafyamız gariban, ne insanımız gariban, Ancak kafalar garibanlaşmamış, hattaâ perişan olmuş, çünkü kafalar köleleştiriliyor,kafalar sömürgeleştiriliyor.
BEDESTENLİ
22-02-2009, 16:25
kitaptan..
Bence Türkiye'nin birinci sorunu, (biz de doğduğumuzdan beri bunları gecegündüz düşünüyoruz), ne "para şişmesi" (enflâsyon), ne Avrupa Birliği'ne bizi almamaları, ne o parti, ne bu fırka. Birinci sorun hedefimizi şaşırmış olmamız. Milletçe sormamız lâzım: Atatürk'ten beri bu milletin hiçbir hedefi, gayesi var mı? Ne olmalı? Yoktur. Birileri dayatıyor, , "illâ küçük Amerika olacağız" derlerdi, sonra "illâ Avrupa'lı olacağız." Nedeni yok, başka bir şey yok; onun için de millet gittikçe dağılıyor, o zaman birbiriyle uğraşıyor. O zaman dışarıdan oyunlar çok kolaylaşıyor; sağ, sol, başörtüsü, ıvır zıvır falan bütün bunları çıkarıp milleti meşgul etmek, futbol maçı, seçim maçı, onu seçtik, bunu seçtik, o geldi, bu gitti. Bunlar kolay olur; çünkü milli bir hedef yok. İnsanları birleştiren bir şey yok, Atatürk'ten beri yok.
----------------------------------------------------------------Sayfa 27
Sen Avrupalısın falan dediklerinde, "Estağfurullah " diyorum, gerçi yarım saat ona "Estağfurullah"ın ne demek olduğunu izah etmemiz gerekiyor, çünkü Batı'da böyle incelikli kavramlar yok ki, kelimesi olsun.. ("Gönül" lâfı bile yoktur.).. Hâşâ, ne demek; lütfen bana öyle demeyin. Ben Avrupalı değilim, "ben Asyalı'yım" diye kasılıyorum. Peki ne oluyor, adamlar bana kızıyor mu? Hayır, adamların bana saygısı artıyor. Yabancı doktora öğrencilerinin hepsi, bir bakardım, ellerine "Türkçe Öğrenmek" kitabını almışlar, Türkçe öğreniyorlar. Ben hiç öyle bir telkinde bulunmadım, lâfını bile etmedim. Eloğlu Türkçe öğreniyor, illâ gelip Türkiye'de çalışacağız diyorlar. Türkiye'yi gözlerinde büyütmüşler. Sen kimliğine, tarihine, diline, kültürüne sahip çıkarsan, kızmazlar; itibarın artar.. Türkiye desin ki; "Ben niye Avrupalı olacakmışım? Sizin tarihiniz katliamlarla doludur, 200-300 senelik bir tarihiniz var, o da böyle hunharlıklar, barbarlıklar, yamyamlıklardan geçer, bugün bile öylesin. Birden elektronik âletler kullanmayı öğrenmiş, ama insanlıktan uzak barbarlar". Onları da küçümsemiyoruz da, şu Batılı'ya iyi bir bakın, tanıyın.. Ben niye onlar gibi olayım? Onlar benim tarihime, manevî değerlerime, dilime, derin kültürüme, insanlık anlayışıma özeniyor.
-----------------------------------------------------------Sayfa 33
Bizim için durup dinlenmek, yılmak yoktur. Biz önce kendimizi toparlayacağız bir, ikincisi Türk Dünyası'nın toparlanmasına yardımcı olacağız. Ondan sonra şu İslam Dünyası'na da biraz yardımcı olalım; Batı'nın köleliğinden kurtulmalılar. Onların da şu aşağılık duygusundan, Batı'nın oyunlarından kurtulmalarına destek olmalıyız.. Diyelim o da oldu; ondan sonra Batı insanını bir daha yetiştir, bizim işimiz çok. Türk gençliği, üniversiteli gençlik sınıfta yok, laboratuarda yok, araştırma yok, düşünme yok, bir şey yok, hepsi kantinde. Kantinde ne yapıyorlar? Vatan mı kurtarıyorlar? Hayır; oturmuşlar duvara bakıyorlar, saatlerce. Dedim bunlar nasıl vakit buluyorlar? Bu gençliğe bu kadar iş düşerken, önüne bu kadar hedef çıkmışken, gençlik nasıl oluyor da saatlerce kantinde aylak aylak oturup duvara bakıyor? Nasıl vakit buluyorlar? Hayret
---------------------------------------------------------------Sayfa 35
BEDESTENLİ
24-02-2009, 17:41
Emine Çaykara
BİR ”DAHİ”YLE KONUŞMAK
Bir Çocuğun meraklı ve ayrıntıları kaçırmayan gözleri; bir sanatçının doğaya, insanlığa ve özgürlüğe aşık ruhu; bir bilgenin tevazu ile yoğrulmuş derin hayat bilgisi; bir vatanseverin kültürüne, kimliğini araştırıp ondan aldığı güçle duyduğu gururu; bir d~hinin şaşırtıcı ve keskin zekası... Oktay Sinanoğlu’nu düşününce ilk anda aklıma gelen ve aslında onu anlatmakta yetersiz birkaç tasvır...
Prof. Oktay Sinanoğlu ile 1997 yılında tanıştım; gazetecilik yapıyordum ve bir dergide kendisiyle bilim dünyası hakkında yapılan bir söyleşiyi okumuştum. ”Türkçe eğitim yapılmazsa bilim olmaz” diyen, defalarca televizyonlara çıkmış, gazete ve dergi yazılarıyla gündeme gelmişti. Ve ben ne yazık ki ondan haberdar değildim; dünyanın el üstünde tuttuğu bu bilim adamı, üstelik Yale Üniversitesi’ndeki görevini artık Türkiye merkezli yürütüyordu.
Şansım yaver gitti ve Yale’e gitmeden önce - dönem dönem öğrencilerini takip etmek için ABD’ye gidiyor - onunla telefonla görüşerek randevulaştık. Yıldız Teknik Üniversitesi, Fen Fakültesi’nin devlet dairesini andıran koridorlarından odasına ilerlerken merak içindeydim. Heyecanın içinde biraz korku olan bir merak... Söyleşi, dokusu farklı birini müjdeliyordu. Yanılmamıştım. Karşımd’a söylediği her kelimeyi bilgi imbiğinden süzerek aktaran, konuşmasıyla zihninizi açan ve düşünmeye sevk eden, ne davranışı ne sözleriyle hiçbir şeyin ”takma” olmadığı gerçek bir entelektüel vardı; görüşmenin bitiminde masasının üzerindeki tarih, dil ve kültürle ilgili pek çok kitaba gözüm iliştiğinde kendi alanının dışında çok okuyan, düşünen, dünyayı ve insanlığı anlamaya çalışan derya insanlardan biriyle tanışmaktan memnun, zamanın azizliğiyle daha çok konuşamadığımız için üzgündüm doğrusu.
Oktay Sinanoğlu, dünyada bir Türk bilim adamı olarak kendini kabul ettirmenin ötesinde ürettiği teoriler, çözdüğü kuramlarla çığır açmış birisi. 1962 yılında, henüz 26 yaşındayken -bürokratik işlemler iki yıl sürdüğü için gazetelere 28 yaşında diye geçse de- Yale Üniversitesi’nde ”en genç profesör” unvanını aldıktan sonra ”Yale’de bir Harika Türk”, ”Altın Çocuk”, ”Bilimin Harika Çocuğu” manşetleriyle dünyaya tanıtılıyor... Yıllarca çözülemeyen teorileri son derece basit bir şekilde bilim dünyasına kazandırıyor. Pek çok alanda öncü oluyor, -Türkçe’nin korunması da dahil- ödüller alıyor... İki kere Nobel’e aday gösteriliyor... Bilim dünyasına değerli bilim adamları yetiştiriyor... Bilimsel alanda yaptığı son derece önemli işler dışında hayatını eğitimin Türkçe yapılmasının önemine ve Türk kimliğinin hak ettiği yere gelmesine adıyor. Tüm bilgisini, birikimini Türkiye için kullanmak üzere savaş veriyor... Türkiye’de birçok üniversitenin kuruluşunda yer alıyor, araştırma merkezleri kurulması ve bilimde söz sahibi olmamız için uğraşıyor... Öncü yanı o kadar çok ve etkileyici ki bir Türk olarak bunlarla gururlanmamak imkansız, kitabı okurken keyfini çıkarmanız için burada özetle geçiyorum.
Türkiye İş Bankası Kültür Yayınları’nın Nehir Söyleşileri dizisi için Mürşit Balabanlılar’a Sn. Oktay Sinanoğlu’nu önermemin ardından hayatını kitaplaştırma çalışmasına başladığımızda 2000 yılının Haziran ayıydı. Moda Çay Bahçesi’ndeki ilk buluşmalarla birlikte yazdan sonbahara, sonbahardan kışa geçtik. Güneş çok yükselince ana mekânımız Tünel’deki K.V. Kahve oldu ve söyleşilerimizi burada sürdürdük; sessiz bir köşe, bir kafeinsiz, bir kafeinli ”süzme kahve” -filtre değil!- ve onun meşhur purosu eşliğinde geçen keyifli saatler... Sinanoğlu’nun Amerika ziyaretleri ve yurt çapındaki konferansları nedeniyle kısa süreli aralar verdik ve yoğun bir çalışmayla Şubat ayının sonunda tamamladık. Oktay Sinanoğlu, geleneklerimizden gelen söylemle söyleşiler boyunca ”ben” yerine ”biz” demeyi tercih etti hep. 0 kadar ki tek başına ürettiği teoriler için dahi ”biz”i kullanması kendini yaptığı işe vermesi ve onun içinde erimesinin de deliliydi; onun için ben değil biz vardı öncelikle; kendi yarattığı önemli buluş ve teorilerde dahi... Ün, şöhret peşinde kesinlikle değil; pek çok bilim adamını Nobel’e aday göstererek ödül kazanmalarını sağlıyor ama asıl uğraşı kendisinin alacağı ödüller değil: ”Kaç kere Nobel’e aday gösterildik. Belgelerini yolla diyorlar, iki sandık dolusu belge, üşeniyorum, yollamıyorum!”
Ürettiği bilimsel teorileri bir yana bırakırsak -ki asla bırakamayız- hayatı roman olacak kadar zengin bir dahi vardı karşımda. Descartes’ın ”Düşünüyorum, öyleyse varım” sözünü ”Varım, öyleyse düşünüyorum” olarak okuyan Sinanoğlu, çok renkli, çok ilginç, çok yönlü, tüm dâhiler gibi sıradışı bir insan. 0, merkezini ABD’den Türkiye’ye taşımaktaki asıl amacını, ülkemizin gittikçe kangrenleşen sorunları konusunda insanları aydınlatmak ve ülkesine mümkün olduğunca yardımcı olmak olarak özetliyor. Sorunların kökeni ve gidişatı. konusunda söyleyecek çok şeyi var. Benim bizzat şahit olduğum bir gerçeği aktarmadan geçemeyeceğim. Oktay Bey, sekiz ay önce, yani söyleşimizin başlangıcında, kayıt dışı konuşmalarımızda bana inanmaya gönlümün razı gelmediği bir Türkiye panoraması çizmişti.
Derin mi derin bir kriz, öz kaynaklarımızın başkaları için tüketileceği, tarım ve hayvancılığımızın biteceği, yurtdışına bağımlı olacağımız, her şeyin ithal ürünlerle döneceği bir Türkiye’ydi bu ve öylesine karamsar bir tablo bizi bekliyordu ki insanlar bir an önce başka ülkelere gitmek isteyecekti... Bir dâhiye saygı duyarak dinledim, benim göremediklerimi görüyor belki diye düşündüm ama yine de bu kadar
kısa sürede o günleri yaşayacağımızı hayal edemedim doğrusu.
Ne yazık ki söylediklerinin tümü doğru çıktı.
0 krizi hep birlikte yaşadık, söylediği gibi tamamen elimiz kolu-muz bağlandı, onun deyişiyle ”son nokta” kondu ve ne yazık ki bizim için çok parlak olmayan bir geleceğe doğru tam gaz ilerliyoruz.
Ve işin ilginci çoğumuz bunun farkında değil. Sn. Oktay Sinanoğlu gibi bir bilim ve düşün insanının hayatını okurken bu açıdan da sizi farklı bir portre bekliyor.
Kendisi, uzun söyleşimiz boyunca hayatının rengarenk ayrıntılarının kişisel bölümlerine yer vermeyi istemedi. Önemli olan özel yaşamım değil, herkese faydası olacak bilgilerdir, dedi ve özel yaşamından söz etmedi. Mutluluğu son eşi Dilek Sinanoğlu’nda bulması, ikinci eşinden üç çocuğu olması onu ilgilendiriyordu ve konumuz bu değildi. Çocuklar ve gençlerle çok güzel ilişki kurduğuna şahit olmuş biri olarak yaşadığı olumsuzlukları hatırlamak istememesini anlayışla karşıladım. Dolayısıyla bu konuların devamı olan soruları kitapta bulamayacaksınız.
”Benim çalışma alanım bir üçgendir; bu üçgenin köşelerinde fizik, kimya ve matematik vardır. Bazen de son çalışmalarımda olduğu gibi biyolojiye giriyorum” diyor tevazu ile. Cümleleri yaptıklarını çok basite indirgese de muazzam derinliğe sahip bir insanın dünyasına girmenin keyfini çıkarmanız dileğiyle...
Emine Çaykara
İstanbul, 15 Mayıs 2001
Powered by vBulletin™ Version 4.0.6 Copyright © 2010 vBulletin Solutions, Inc. All rights reserved.