PDA

View Full Version : Balyoz Planı



Pages : 1 2 3 4 5 [6] 7 8 9

karaboğa
24-02-2010, 11:47
Vallahi pess yani...
TSK düşmanlığı bu cemaatin aklını almış geriye bir tek bedenleri kalmış.
Kendilerini nasıl komik duruma düşürdüklerini farkedemiyorlar mı acaba?
Yazık ya...! Resmen kafayı yemiş durumdalar!!!


CEMAAT KANALINDA SKANDAL YORUM!

İnanılmaz ama STV Haber spikeri grizu patlamasını paşaların gözaltına alınmasına bağladı...

http://www.medyarazzi.com/haber_detay.asp?id=24119

ş...siz bu adamlar ya öyle laf olsun diye söylemiyorum gerçekten ********.. Burada ölen insanlarımızın tek suçlusu bir kaç ay önceki faciadan ders alıp maden ocaklarını yeterli denetlemeyen güvenliksiz olanları kapatamayan hükümettir.. Bunlar bu faciadan bile nasıl askeri karalarızın telaşındalar.. yazıklar olsun diyorum..

electrician
24-02-2010, 11:56
TSK ne olan bağlılığımız,içindeki art niyetli insanlara müsamaha gösterileceği anlamına gelmez,yargı süreci desteklenmelidir,TSK milletin devletine olan en sağlam bağıdır,bu yüzden en önemli desteği TSK üst kademesi vermelidir ve kendini temize çıkarmalıdır

yosun
24-02-2010, 12:05
Cemil Çiçek'in Cihaner'i aradığını belegeleyen tutanak yayınlandı...

http://www.internetajans.com/img/news/91302/system//91302-MP.jpg

Cihaner "Cemaat üylerini serbest bırak" diyen Çiçek'in sözlerini tutanağa geçirmiş.

Tutuklu bulunan Erzincan Başsavcısı İlhan Cihaner'in Başbakan Yardımcısı Cemil Çiçek tarafından arandığı ve savcıya "Gözaltındaki cemaat üyelerini serbest bırak" dediği ortaya çıkmıştı.

Bilindiği gibi Çiçek bu telefon konuşması hakkında önce konuşmamış, daha sonra Hürriyet’ten Fatih Çekirge’ye yaptığı açıklamada kerhen kabul etmiş, Başsavcıyı gözaltındaki küçük çocukların durumu hakkında bilgilenmek için aradığını söylemişti. Ancak gözaltına alınanlar arasında çocukların olmadığı ortaya çıkmıştı.

Dün Star Haber’de o belge yayınlandı. Başsavcı Cihaner, aramayı tutanakla belgelemişti. O tutanak sonunda ortaya çıktı. Uğur Dündar’la Star TV Ana Haber’de Lamia Ayhan, Erzincan Başsavcısı İlhan Cihaner’in el yazısıyla tuttuğu bir tutanağı ekrana getirdi.

http://www.internetajans.com/default.asp?nid=91302

Yürütmenin Yargıya müdahalesinin kanıtıdır bu.. :wink:

yosun
24-02-2010, 12:09
TSK ne olan bağlılığımız,içindeki art niyetli insanlara müsamaha gösterileceği anlamına gelmez,yargı süreci desteklenmelidir,TSK milletin devletine olan en sağlam bağıdır,bu yüzden en önemli desteği TSK üst kademesi vermelidir ve kendini temize çıkarmalıdır

Gülen cemaati tarafından madende meydana gelen grizu patlamasının sorumlusu olarak TSK ve paşalar gösteriliyorlar.
Üst kademe ne yapmalı bu durumda?
Nasıl kendini temize çıkarmalı?
Öneriniz nedir?

olması gereken;

İddiayı ortaya atanın iddiasını ispata davet edilmesi mi?
İddia edilerek itham edilen kurumun/ kişinin iddianın, yalan/yanlış olduğunu ispata davet edilmesi mi?

Hangisi daha adaletli görünüyor?

BORA YAŞAR
24-02-2010, 12:11
STV Haber kanalındaki ‘Son Durum’ programının sunucusu Asım Yıldırım, canlı yayında öyle bir yorum yaptı ki izleyenleri şaşkına çevirdi…

İnanılmaz ama STV Haber spikeri grizu patlamasını paşaların gözaltına alınmasına bağladı…

İşte şaşkına çeviren o sözler

Sevgili seyirciler tabii nasıl bir bağlantı kurabilirsiniz. Biz sadece hatırlatma yapıyoruz. Geçen sene Aralık ayında Bursa’da bir maden kazası meydana gelmişti. 19 madencimiz can vermişti.

Peki bu olaydan hemen bir gün önce ne olmuştu bir hatırlayalım. İstanbul’a cumhuriyet savcılarına İbrahim Fırtına, Aytaç Yalman, Özden Örnek gelip ifade vermişlerdi. Geldiklerinin hemen ertesi günü, pazar akşamı ise Bursa Mustafa Kemal Paşa’da 19 madencinin öldüğü maden kazası vuku bulmuştu.

Dün gözaltılar oldu, Balyoz Darbe planıyla ilgili, bugünse ne yazık ki işte Balıkesir Dursunbey’den gelen böyle bir maden kazası haberi var. Nasıl bağdaştırırsınız ya da var mıdır bir bağlantı yoksa sadece ve sadece tevafuk diyebileceğimiz hadiseler midir bunlar, bunu da sizin izanınıza bırakıyoruz. Belki de varsa da bir bağlantı tabii komplo teorisi üretmek hiç hoş değil. Çünkü birisinde 19 kişi diğerinde 17 kişi can verdi.

Bunlar aştılar artık...

Bu temelde kurulan ve de çalışan kafayı, doktora, hakime, subaya, mühendise, bilim adamına vs yerleştirmeye çalışılıyor..

Bir kanala katlanamıyoruz..

Onların arzuladıkları dünyayı bir düşünün..

.....

.....

Yeterli bence..


Daha fazlası çatlatır insanı..

gizemliduygular
24-02-2010, 12:15
[QUOTE=yosun;4083252]Vallahi pess yani...
TSK düşmanlığı bu cemaatin aklını almış geriye bir tek bedenleri kalmış.
Kendilerini nasıl komik duruma düşürdüklerini farkedemiyorlar mı acaba?
Yazık ya...! Resmen kafayı yemiş durumdalar!!!


CEMAAT KANALINDA SKANDAL YORUM!

Türk Silahlı Kuvvetleri'ni yönetenler ne menem paşalarmış be arkadaşlar!

Kendi karakolunu basarlar, kendi uçağını düşürürler, darbe planları yaparlar, orduda 25 yıllık hizmeti bulunan binbaşı, albay gibi adamların eline adres yazılı kağıt verirler adam takip ettirirler, oraya buraya silah, mühimmat gömerler, askere gönderdiğimiz çocuklarımıza çamaşır yıkatırlar, ayakkabılarını boyatırlar( bir yerde okudum sözde bir paşanın karısı bir askerini 40 kilometre uzaktaki bir yere beyaz kabuklu yumurta almaya yollamış mış da, asker sarı kabuklu yumurta almış mış da askeri güneydoğuya sürmüşlermiş miş), asker çok ciddi duruşundan dolayı halktan kopukmuş.....

Zamanında oruç tutan asker arkadaşlara seve seve hiç gocunmadan karavanayı taşıdım, arazideyken çok çok ciddi, stratejik bir yerde değilsek namaz kılan askerlerin etrafını çembere alarak namaz kılmalarına yardımcı olduğumuz çok oldu. Orucunu tutan, namazını kılan arkadaşlara yardımcı olunmasını söyleyenler omuzu çapraz kılıçlı yıldızları kalabalık olan o paşalardı.

brc@brk
24-02-2010, 12:16
Dün akşam saat 9 gibi eşimle eve gittik..

Canım acıyor içim yanıyor yüreğim sızlıyordu olanlardan..

Bu Cumhuriyet kime ne kötülük etmişti de bunları çekmeye mahkum olmuştu..

Yanıbaşımda Anıtkabir diğer tarafta Çankaya köşkü..Nasılda birbirleriyle bukadar bütünken şimdi apayrı noktalardaydı..

Eşime dedim ki , bırak bugün yemeği muhabbeti işi gücü..

Bana cd kutumu getir..

Kutudan 2 tane cd çıkardım bugün bizim yemeğimiz bu, bunları yicez ki karnımız bidaha hiç acıkmayacak şekilde doysun..

Önce Kurtuluşu izledik evde çıt yok...

İkimizinde kalbinde ağır bir sızı ve birbirimizden saklamaya çalıştığımız göz yaşlarımız..

Ardından sesimizi çıkarmadan 2.filmimiz 120 ye geçtik..

Canım acıdım...

Oturduğum sıcacık evden bindiğim arabama beğenmeye tenezül etmediğim giysilerimden özümde kendimden nefret ettim..

Dün gece biz hiç konuşmadık...

Aslında dün gece biz hiç uyumadık..

Tıpkı güzel ülkemi düşmanlardan şeyhlerden şıhlardan ve gericilerden temizleyen Mustafa Kemal ve Kuvay-ı Milliye ciler gibi..

Belkide bundan sonra hiç uyumayız..

Uyuyacak zaman değil uyandırılacak zaman..

OnurGururSeref
24-02-2010, 12:28
Yemin ederim Menemen ve bastirilan diger butun isyanlarin ve Istiklal Mahkemelerinin ve ayrica Cumhuriyetin ilk yillarinda halkin uzerindeki etkileri ellerinden alinan sakalli tayfasinin intikamini aliyorlar, ben baska bir anlam cikartamiyorum.. Tabii Amariga' ya usaklik etmiyorlarsa..

UNYELI CONAN
24-02-2010, 12:30
Vallahi pess yani...
TSK düşmanlığı bu cemaatin aklını almış geriye bir tek bedenleri kalmış.
Kendilerini nasıl komik duruma düşürdüklerini farkedemiyorlar mı acaba?
Yazık ya...! Resmen kafayı yemiş durumdalar!!!


CEMAAT KANALINDA SKANDAL YORUM!

İnanılmaz ama STV Haber spikeri grizu patlamasını paşaların gözaltına alınmasına bağladı...

http://www.medyarazzi.com/haber_detay.asp?id=24119

cok güldüm bu palyaco gösterisine. haber diyemeyecegim !

aklima 1999 depreminde . dalgiclarin su altindakicesetlerin domuz kafali oldugnu görmüsler dedikodulari geldi.. neymis efendim bunlarin ici ölünce dislarina vurmus.. :kahkah:

halbuki insanlari icleri yüzlerine vursa kimbilir kendileri domuz kafasiylami, örümcek kafasiylami yoksa seytan kafasiylami gezerlerdi ..kim bilir ..

iste simdi bu insanlarin elinde dinimiz nasil bu hale geldi belli oluyor..

simdi deprem olsa acaba kendilerine pay cikarirlarmi ? asla ! o zamanda "allah sevdigi kuluna azap cektirir derler" :kahkah:

SNOWDROP
24-02-2010, 12:38
Kim, devrimlerin ve cumhuriyetin sahibi ve bekçisi?
Devrimlerin gereğine, doğruluğuna herkesten çok inanan kim?
Yönetim biçimini ve devrimleri benimseyen kim?
Bunları güçsüz düşürecek en küçük ya da en büyük bir kıpırtı ve bir davranış duydu mu, “Bu ülkenin polisi vardır, jandarması vardır, ordusu vardır, adalet örgütü vardır” demeyecek olan kim?
Elle, taşla, sopa ve silahla; nesi varsa onunla kendi yapıtını koruyacak olan kim?
Polis gelecek, asıl suçluları bırakıp, suçlu diye kimi yakalayacaktır?
Kim, “Polis henüz devrim ve cumhuriyetin polisi değildir” diye düşünecek, ama hiç bir zaman yalvarmayacaktır.
Mahkemeler kimi yargılayacaktır?
Bütün bu olanlara rağmen “demek adalet örgütünü de düzeltmek, yönetim biçimine göre düzenlemek gerek” diye düşünecek olan kimdir?
Kimi hapse atacaklar?
Yasal yollarla karşı çıkışlarda bulunmakla birlikte cunhurbaşkanına, başbakana ve meclise telgraflar yağdırıp, haksız ve suçsuz olduğu için salıverilmesine çalışılmasını, kayrılmasını istemeyecek olan kimdir?
“ben inanç ve kanaatimin gereğini yaptım. Araya girişimde ve eylemimde haklıyım. Eğer buraya haksız olarak gelmişsem, bu haksızlığı ortaya koyan neden ve etkenleri düzeltmek de benim görevimdir.” diyecek olan kimdir?

UNYELI CONAN
24-02-2010, 12:42
Kim, devrimlerin ve cumhuriyetin sahibi ve bekçisi?
Devrimlerin gereğine, doğruluğuna herkesten çok inanan kim?
Yönetim biçimini ve devrimleri benimseyen kim?
Bunları güçsüz düşürecek en küçük ya da en büyük bir kıpırtı ve bir davranış duydu mu, “Bu ülkenin polisi vardır, jandarması vardır, ordusu vardır, adalet örgütü vardır” demeyecek olan kim?
Elle, taşla, sopa ve silahla; nesi varsa onunla kendi yapıtını koruyacak olan kim?
Polis gelecek, asıl suçluları bırakıp, suçlu diye kimi yakalayacaktır?
Kim, “Polis henüz devrim ve cumhuriyetin polisi değildir” diye düşünecek, ama hiç bir zaman yalvarmayacaktır.
Mahkemeler kimi yargılayacaktır?
Bütün bu olanlara rağmen “demek adalet örgütünü de düzeltmek, yönetim biçimine göre düzenlemek gerek” diye düşünecek olan kimdir?
Kimi hapse atacaklar?
Yasal yollarla karşı çıkışlarda bulunmakla birlikte cunhurbaşkanına, başbakana ve meclise telgraflar yağdırıp, haksız ve suçsuz olduğu için salıverilmesine çalışılmasını, kayrılmasını istemeyecek olan kimdir?
“ben inanç ve kanaatimin gereğini yaptım. Araya girişimde ve eylemimde haklıyım. Eğer buraya haksız olarak gelmişsem, bu haksızlığı ortaya koyan neden ve etkenleri düzeltmek de benim görevimdir.” diyecek olan kimdir?

kim ? :he:

yosun
24-02-2010, 12:46
simdi deprem olsa acaba kendilerine pay cikarirlarmi ? asla ! o zamanda "allah sevdigi kuluna azap cektirir derler" :kahkah:

Yok yok... hemen köşe yazarları, entel, dantel, liboş takımı kaleme sarılır, ünlü tv kanallarının ünlü spikerleri "TSK ülkede kaos ortamı yaratarak darbe yapmak için deprem yaptı" diye haber yapmak için birbirleri ile yarışırlar...
Nasılsa sorgusuz sualsiz inanan ahmaklar çok!

reha kaya
24-02-2010, 13:07
Yok yok... hemen köşe yazarları, entel, dantel, liboş takımı kaleme sarılır, ünlü tv kanallarının ünlü spikerleri "TSK ülkede kaos ortamı yaratarak darbe yapmak için deprem yaptı" diye haber yapmak için birbirleri ile yarışırlar...
Nasılsa sorgusuz sualsiz inanan ahmaklar çok!

Hemen, bir senaryo yazalım. Marmara fay hattının altına ABD getirilen atom bombası yerleştirildi ve patlatıldı. Deprem bu nedenle oldu, ilk yerleştirdikleri atom bombası ıslandığından patlamamıştı. :oley:

Buna inanacak, milyonlarca süzme çıkar, bu memlekette. :yes:

yosun
24-02-2010, 13:28
Hemen, bir senaryo yazalım. Marmara fay hattının altına ABD getirilen atom bombası yerleştirildi ve patlatıldı. Deprem bu nedenle oldu, ilk yerleştirdikleri atom bombası ıslandığından patlamamıştı. :oley:

Buna inanacak, milyonlarca süzme çıkar, bu memlekette. :yes:

flash....flash...flash!

Kozmetik odada geçen gün yapılan aramalar neticesinde ele geçen deprem darbesi planını açıklıyoruz!

TSK lı üst düzey komutanlar, ABD ile yaptıkları gizli anlaşma gereğince, İsrail'den satınalınan 6.6 şiddetinde deprem yaratacak deprem bombasını AB gümrüklerinden gizlice geçirmişler!
Paraları yetmediği için ancak 6.6 lık deprem etkili bomba alabilen TSK lı üst düzey paşalar deprem etkisini arttırarak 7.5 e yükseltmek ve tahrip gücünü arttırmak için bombanın kuyruğuna 5 metre uzunluğunda teneke parçaları bağlamışlar.
:bad::bad:

yosun
24-02-2010, 14:09
Vallahi pess yani...
TSK düşmanlığı bu cemaatin aklını almış geriye bir tek bedenleri kalmış.
Kendilerini nasıl komik duruma düşürdüklerini farkedemiyorlar mı acaba?
Yazık ya...! Resmen kafayı yemiş durumdalar!!!


CEMAAT KANALINDA SKANDAL YORUM!

İnanılmaz ama STV Haber spikeri grizu patlamasını paşaların gözaltına alınmasına bağladı...

http://www.medyarazzi.com/haber_detay.asp?id=24119


"STV SUNUCUSU AKLIN FİŞİNİ ÇEKMİŞ!"

Medya Mahallesi'nde STV RTÜK'e şikayet edildi.

Ayşenur Aslan televizyon ekranlarında STV'de yayınlanılan Son Durum adlı programının sunucu Asım Yıldırım'ı öne tüm Türkiye'ye sonra da RTÜK'e şikayet etti.

Aslan sunucunun yorumu için "Aklın fişinin çekildiği yada buzdolabına konduğu an" dedi ve sunucunun anonsunu yayınladı.

Sunucu Asım Yıldırım "1 yıl önce paşalar emniyette ifadelerini verdikten sonra Bursa'da da giruzu faciyası olmuştu şimdi paşalar tekrar ifade verdi ertesi günde yine grizo patlaması oldu" demişti.

Ayşenur Aslan "Sunucu ergenekon grizo mu patlatıyor demek istedi' dedi Medya Mahallesi'nin konuğu Hürrieyt yazarı Cüneyt Ülsever'de 'samimi tepkimi gösterirsem televizyon kapanır" dedikten sonra STV sunucusu için 'beynine oksijen gitmeyen bir insanın yorumu' dedi ve sunucunun 'kalleşce imada' bulunduğunu soyledi.

http://www.medyarazzi.com/haber_detay.asp?id=24125

Ladino
24-02-2010, 14:23
Yok yok... hemen köşe yazarları, entel, dantel, liboş takımı kaleme sarılır, ünlü tv kanallarının ünlü spikerleri "TSK ülkede kaos ortamı yaratarak darbe yapmak için deprem yaptı" diye haber yapmak için birbirleri ile yarışırlar...
Nasılsa sorgusuz sualsiz inanan ahmaklar çok!
hele boyle GIRGIRA SARMAYA DEVAM EDİN de görün hanyayı konyayı
BALYOZ
BALYOZ BALYOZ diye diye abarttınız
öyle BÜYÜTTÜNÜZ Kİ
sonunda borsayada BALYOZU İNDİRTMEYİ başardınız
BU KADAR GÜRÜLTÜNÜN sonucu boyle olur sonunda zarar bizi de vurur
ŞİMDİDE AKLA ZARAR YANGINA KÖRÜKLE GİTMEYE ÇALIŞANLAR VAR
YOK
EFENDİM DEPREMMMİŞ YOK EFENDİM KOZMİKTEN DEPREMİNDE PLANI ÇIKMIŞ YOK DAHA NELER
DEPREM İÇİN ÖZEL BOMBA GETİRİLMİŞ DEPREM ONDAN OLMUŞ
BOYLE düşünmeye devam edersek bizleri her kesim her cenah her yabancı gizili servis de istediği gibi kullanır
BİZİ ANCAK DEMOKRASİ ÇÖZER
ADIM ADIM DAHA İYİ DEMOKRATİK ŞARTLARI ARAYIP BULMALIYIZ_REFERANDUMLAR OLSA DA PEŞPEŞE

brc@brk
24-02-2010, 14:28
hele boyle GIRGIRA SARMAYA DEVAM EDİN de görün hanyayı konyayı
BALYOZ
BALYOZ BALYOZ diye diye abarttınız
öyle BÜYÜTTÜNÜZ Kİ
sonunda borsayada BALYOZU İNDİRTMEYİ başardınız
BU KADAR GÜRÜLTÜNÜN sonucu boyle olur sonunda zarar bizi de vurur
ŞİMDİDE AKLA ZARAR YANGINA KÖRÜKLE GİTMEYE ÇALIŞANLAR VAR
YOK
EFENDİM DEPREMMMİŞ YOK EFENDİM KOZMİKTEN DEPREMİNDE PLANI ÇIKMIŞ YOK DAHA NELER
DEPREM İÇİN ÖZEL BOMBA GETİRİLMİŞ DEPREM ONDAN OLMUŞ
BOYLE düşünmeye devam edersek bizleri her kesim her cenah her yabancı gizili servis de istediği gibi kullanır
BİZİ ANCAK DEMOKRASİ ÇÖZER
ADIM ADIM DAHA İYİ DEMOKRATİK ŞARTLARI ARAYIP BULMALIYIZ_REFERANDUMLAR OLSA DA PEŞPEŞE


Bu bahsettiğiniz hangi demokrasi oluyor???

Gerçek DEMOKRASİ Mİ?

Sayın Başbakan'ın demokrasisi mi????

yosun
24-02-2010, 14:58
hele boyle GIRGIRA SARMAYA DEVAM EDİN de görün hanyayı konyayı
BALYOZ
BALYOZ BALYOZ diye diye abarttınız
öyle BÜYÜTTÜNÜZ Kİ
sonunda borsayada BALYOZU İNDİRTMEYİ başardınız
BU KADAR GÜRÜLTÜNÜN sonucu boyle olur sonunda zarar bizi de vurur
ŞİMDİDE AKLA ZARAR YANGINA KÖRÜKLE GİTMEYE ÇALIŞANLAR VAR
YOK
EFENDİM DEPREMMMİŞ YOK EFENDİM KOZMİKTEN DEPREMİNDE PLANI ÇIKMIŞ YOK DAHA NELER
DEPREM İÇİN ÖZEL BOMBA GETİRİLMİŞ DEPREM ONDAN OLMUŞ
BOYLE düşünmeye devam edersek bizleri her kesim her cenah her yabancı gizili servis de istediği gibi kullanır
BİZİ ANCAK DEMOKRASİ ÇÖZER
ADIM ADIM DAHA İYİ DEMOKRATİK ŞARTLARI ARAYIP BULMALIYIZ_REFERANDUMLAR OLSA DA PEŞPEŞE

Yok canım daha neler...! :notr:
Borsaya balyoz bizler "balyoz balyoz deyip büyüttüğümüz" için değil , TSK ve üst düzey paşalar istediği için inmiştir!!! :wink:
Adamlardaki yeteneği görmüyor musunuz?
Maden ocağında grizu bile patlatıyorlar!!! :wink:

trusty
24-02-2010, 15:02
Bu zihniyetin ille de demokrasi demesi de guzel.

Yakinda yikmak icin elinden geleni yapacaklardir bu duzeni.

Halk biraz aydinlanir ve gozunu acarsa, bunlarin her biri demokrasi dusmani kesilecektir.

Yeni secilmis dometes guzeli gibi sIrItIyordu,sikma basli kadin.

Ulkemizi, Avrupa Insan Haklari Mahkemesine jurnalledigini aciklarken.

Sonra. bugun, adina demokrasi denen orta oyunu sayesinde, bilmem kac rakimli tepeye cikti oturdu, kocasinin ardindan.

Utanmadan.

Demokrasi bu.

Sayarsin parmaklari, secersin meczuplari, en olmadik kisileri en olmadik yerlere oturtursun.

ae1
24-02-2010, 18:28
yarınki 3lü toplantıdan sonra hava olumluya dönecektir. AKPye kapatma davası açılmayacak,şu an gözaltında bulunan üst rütbeli subaylar serbest bırakılacaktır. yani win-win stratejisi olacaktır.durum normalleşmeye başlayacaktır bunların olmaması durumunda (düşük ihtimal) ise herşey olabilir.destek direnç kalmaz ülke olarak hep beraber batarız.

kartal35
24-02-2010, 18:28
Kötü söz söylemenin hiç bir koşulda doğru olmadığına inanıyorum.

Bizleri yaratan ALLAH böyle davranışlar içinde olmamamızı öğütler.

Hadi diyelim ki bu öğüte uymuyorsunuz.

Gelenek ve göreneklerimiz de bunu uygun görmez ...Hele ki ölmüş birisine...

İllaki ben hakaret edeceğim diyorsanız....Hakaret edeceğiniz kişinin karşısına çıkar hakaretinizi mertçe -erkekçe dile getirirsiniz.

Forum sayfalarından hakaret etmek sizin erkekliğinize- mertliğinize bir şey katmaz..... Bunu mertlik-erkeklik olarak algılıyorsanız eğer...

Burada hakaret ettiğiniz kişi ölmüş olduğundan -sizin hakaretlerinize karşı kendini savunamayacağı,karşılık veremeyeceği için.... bu mertçe bir tutum olmadığından

Geleneklerimiz ölenin arkasından kötü söz söylenmesini uygun görmemiştir.

Bahsettiğim durum yazıya konu olan merhum için değil her bir şahıs için geçerlidir.


Sn.Kartal 35;

Sözlerinizde samimi olduğunuzu kabul ediyorum.

Keşke bu hassasiyetinizi ,Sevgili OGŞ 'de belirttiği gibi ;Atatürk'e küfredenlere karşıda

gösterseniz.


Bahsettiğim durum yazıya konu olan merhum için değil her bir şahıs için geçerlidir....diye belirtilmişti aslında.

Atatürk'te, her bir şahıs'a dahildir.



Özal sağken, ağzıma geleni söylerdim, paçayı kurtardık demek ki.

Sizin hesaba göre, Nemrud'a geberip gittiği için, arkasından hayır duası okuyacağız.

Vatan hainleri her daim, lanetle anılmalıdır.

Hakaret etmek,küfretmek ayrı bir şeydir-Hayır duası okumak başka bir şey.....


Bence Kartal Bey, Saidi Nursi'yi cok iyi bilmiyor.

Dokulen bunca kardes kanina sebep oldugunu bilse, bu konuda fikir izhar etmezdi.

Islamin ne yuce bir din oldugunu bildigi ve olulerin arkasindan konusulmamasi gerektigi dersini verdi bizlere.

Sagolsun.

Iste Hisse net'in ustunlugu bu.

Hepimiz hergun cok sey ogrenmiyormuyuz.

Sizde sağolun Sn trusty...

Nasiplendiklerimizi paylaşmaktan başka bir gayemiz yok...Yoksa ..Ders vermek kim ben kim...

Sad-i Nursi 'yi çok iyi bilmediğim doğru....Aslında hiç birimiz çok iyi bilmiyoruz...

O dönemde olan bitene hiç birimiz tam olarak vakıf değiliz....Resmi tarihi okursanız bir şey söyler...diğer kaynaklara bakarsanız başka bir şey söyler..

Said-i Nursi'nin yakınlarına- köylülerine sorsanız başka bir şey söylerler.

Hangisi doğru.?..Bilemiyoruz.... Hatta hepside yanlış olabilir...

Şimdi tam olarak bilemediğimiz bir konu hakkında biliyormuş gibi davranmak pek akıllıca gelmiyor.

Biliyormuş gibi davranmanın ötesine geçip konuyla ilgili şahıslara hakaret etmek ise zaten bambaşka bir şey ...Akıl ötesi bir saldırganlık türü gibi algılıyorum.

Misal olarak şöyle bir şeyden bahsedeyim;

Bugün yaşananları her birimiz farklı algılıyoruz değil mi ?

Darbe yapacakları iddiasıyla gözaltına alınıp tutuklananlardan bahsediyorum.

Bu konu ile ilgili üç kitap yazılsa-Yazarlardan biri siz olsanız,biri Sn ranger olsa biride diyelim ki ben olsam....Üç ayrı pencereden üç ayrı kitap ortaya çıkar.

Kitapların sonraki nesiller tarafından okunduğunu bir düşünün.

Her birinde konu ve konuya dahil aktörler hakkında değişik görüşleri okuyan kişilerin neyin tam olarak doğru olduğunu kavrayabilmelerine imkan var mı ?...Bence yok....

------

Kur'an İnsanların her şeyden çok tartışmaya düşkün olduklarından bahseder....Ve tam bir bilgiye sahip olmadan bunu yaptıklarını anlatır.

Ve devamında

Sizin gözünüzün önünde olanlarıda sizden gizli tutulanlarıda yalnızca ben bilirim der ALLAH....

BORA YAŞAR
24-02-2010, 18:46
Anlaşılan bilgilenmede işimiz Allah'a kalmış görünüyor..

Doğru hiçbirimizin dediği değil yani..

Zaten sorun da burada..

Bugün Çelişkilerde de yazdım..

Geldiğimiz nokta itibariyle bırakınız Balyoz gibi, herkesin tuttuğu yere göre tanımladığı file benzeyen bir olayı, insanı insan yapan değerlerde bile kamplaşma, birinin ak dediğine diğerinin beyaz dediği durumlar yaşıyoruz.

Ne oldu?

İyinin, güzelin, doğrunun, adilin, tanımı mı değişti?

Bu temel dğerler herkesin siyasi tarafına göre tanımlanmaya, insanlar buna göre cepheleşmeye başladımı, nizam bozulmuş demektir.

Kaos başlamış demektir.

Kaosun iyi tarafı da vardır..

Kaosun sonu selamettir..

BABUTSA
24-02-2010, 18:51
ünlü cuntacı madanoğlu'na 1960 darbesiyle ilgili olarak hazırlıkların ne zaman başladığı sorulmuş.. madanoğlu'nun cevabı şöyle- 14 mayıs 1950'de DP seçimleri kazandığı günden itibaren hazırlıklar başladı'.. akp'nin seçim kazandığı tarih kasım-2002, balyoz planının hazırlanma tarihi de aralık-2002 ile mart-2003 aralığı.. mart başında plan hazır.. ve seminer toplantısında masaya yatırılıyor.. o günlerin gündemini hatırlarsak; bütün dünya yaklaşan ırak savaşına konsantre durumda, saddam'ın elindeki kitle imha silahları özgür dünyayı tehdit ediyor, kimyasal füzelerin menzili ankara'ya kadar uzanıyor vs.. ve tabii ki, el-kaide.. 11-eylül saldırılarının üzerinden henüz 2 yıl geçmiş, ırak savaşına destek verecek ülkelerde el-kaide saldırıları muhtemel..

balyoz planı teskerenin reddinden önce kurgulanmış.. teskerenin reddini öngörmediği muhakkak.. amerika ırak'ı işgal ederken, türkiye işgalci asker vermemiş olsa bile, en azından geçiş kolaylığı sağlamış olacağı varsayılan bir ortam.. el-kaide bunu cezalandırmaz mıydı ? zaten el-kaide 3-5 ay sonra istanbul'da iki defa ikiz bombalama gerçekleştirmedi mi ?

cami havaya uçurmak kimin eylem tarzıdır ? el-kaide'nin.. ikiz bombalama kimin imzasıdır ? el-kaide'nin.. iki cami'de birden ikiz bomba patladığında, o dakka bütün medya kimi işaret edecekti ? tabii ki, el-kaide'yi.. ekranlara çıkan her terör uzmanı neyi konuşacaktı ? el-kaide'nin bunu niçin yaptığını.. herkes hatırlar o sıralar tv ekranlarını stratejistler kaplamıştı- tamamı emekli paşalardan oluşan stratejistler sürekli ırak savaşını yorumlardı (savaş olup btince, şunu görmüştük- bizim emekli paşalar savaşa ilişkin öngörülerinde tamamen çuvallamıştı, bu kadar mı öngörüsüz olunabilir diye şaşkınlığa düştüğümü hatırlıyorum)..

patlamanın video görüntülerinin internete verilecek olması enteresan.. o zaman, kasım-2003 hsbc/konsolosluk bombalamalarının görüntüleri nerede ?




Siz buralarda hiç harcanmayın ,Holywood'a senaryo yazın.Sizin öngörüsüz dediğiniz

paşalardan orgeneral Hüseyin Kıvrıkoğlu;

"Amerika ,Irak'ta bataklığa saplanır." dediğinde sizin gibi strateji dehaları (!) şaşırmış ve

adamı vizyonsuzlukla suçlamıştı.

sandavut
24-02-2010, 19:03
Balyozun sapını verdilermi bugun borsada...iyi günde değerini anlamazsınız bu hakaret ettiğiniz hükümetin... ağalar hem cebini doldurur hem küfür eder... oh ne güzel iş...

balyoz+ergenekon+ıslak imza +...vs ..vs...= orak-çekiç ...ismiyle tek dava olarak görülmeli...

BORA YAŞAR
24-02-2010, 19:23
Balyozun sapını verdilermi bugun borsada...iyi günde değerini anlamazsınız bu hakaret ettiğiniz hükümetin... ağalar hem cebini doldurur hem küfür eder... oh ne güzel iş...

balyoz+ergenekon+ıslak imza +...vs ..vs...= orak-çekiç ...ismiyle tek dava olarak görülmeli...

Üsluba, bilgi seviyesine bir bakın..

orak-çekiç ha?

Uyan babaya geldik..

Orak-çekiç, menşei Rusya'da bile aranıyor..

Bu arada..

Borsa ile para ile uğraşanların ne kadarı AKP taraftarı acaba?

VOB'a gidin görün..

O kadar uzmanlaşmışlar ki, balyozun sapı değil, demir kısmının bile bir zararını görmedi kimse..

Bu neodinci takımı, borsayı da, parayı da, faizi de, paradan para kazanmayı da çok iyi biliyor.

Tüm dünyevi nimetlerinin kaymağını da yiyerek çok da iyi yaşıyorlar..

Demokrasi onlara başa geçmek için bir araçtı..

Aynen din de..

Nihai amaç para kazanmak servet edinmekti..

Onu da sağladılar kendilerine ve etraflarına..

Şimdi ne kaldı?

Bugün yaşadıklarımız bir güç savaşıdır..

Gücü elde etmenin amacı ne?

Demokrasi ve özgürlük mü?

Biraz daha düşünün..

HaYaBuSa
24-02-2010, 19:30
Balyozun sapını verdilermi bugun borsada...iyi günde değerini anlamazsınız bu hakaret ettiğiniz hükümeti... ağalar hem cebini doldurur hem küfür eder... oh ne güzel iş...

balyoz+ergenekon+ıslak imza +...vs ..vs...= orak-çekiç ...ismiyle tek dava olarak görülmeli...

Arkadaşım ne demek istiyorsun sen.ne yani millet özgür iradesi ile serbes ekonomide 3 kuruş kar yada zararla işlem yapıyor.yapılan işlemler sonucunda kazanılmış para hükümete mal edilip.türkiye cumhuriyetinin savunucusu türk silahlı kuvvetleri personelinin ve tarikat esrar eroyin silah kaçakcılığı suçlaması ile soruşturma açan savcıların ne üdüğü belirsiz bir dış istikbarat teşkilatlarının sözcüsü tarafın yayınları sonucunda tutuklanmalarına sessiz kalacağımız anlamınamı geliyor.vatan bir bütündür para ile çıkar için satılmaz yada satılamaz.

trusty
24-02-2010, 19:33
Balyozun sapını verdilermi bugun borsada...iyi günde değerini anlamazsınız bu hakaret ettiğiniz hükümetin... ağalar hem cebini doldurur hem küfür eder... oh ne güzel iş...

balyoz+ergenekon+ıslak imza +...vs ..vs...= orak-çekiç ...ismiyle tek dava olarak görülmeli...


Yaz kardesim de, ne diyorsun dogru yaz.

Uslubuna da dikkat et.

Hanim arkadaslarimiz da var burada yazan okuyan.

sandavut
24-02-2010, 19:35
[QUOTE=BORA YAŞAR;4087253]Üsluba, bilgi seviyesine bir bakın..

orak-çekiç ha?

Uyan babaya geldik..Orak-çekiç, menşei Rusya'da bile aranıyor..

QUOTE]

Üslub konusunda topiğin sayfalarını geri doğru çevirirseniz , benim üslubumun masum kaldığını göreceksiniz...

Uyan babaya geldik.. buda sizin üslubunuz...

Orak-çekiç, menşei Rusya'da bile aranıyor: meselede bu ya, orada kaybettiklerini burda arıyorlar... rusya destekli darbe düşünebildiklerine göre...

BORA YAŞAR
24-02-2010, 19:48
Eski komünist ya da orak-çekiççilerin çoğu bugün kimine göre liberal demokratlar (kısaca liboş da deniyor) olarak bu yönetimin arkasındadırlar..

AKP nin dış dünya ile ilişkilerinde yumuşatıcı PR olarak hizmet görüyorlar..

Bunu da mı göremiyorsunuz?

Bir diğer çelişki:

Bu ülkede komüzimin baş düşmanı ordudur..

Atatürk'e mal edilen ve bence de gayetle yakışan "komünizm görüldüğü yerde ezilmelidir" le başlayan, Nazım'ın 17 sene hapiste yatmasıyla devam eden, Talat Aydemir'le iyice gelişen, 1970 ve 1981 darbelerinde tüm solcu öğrenci hareketinin üzerinden silindir gibi geçen ...

Bir önemli parantez de dincilerin hafızasına:

Dinci kadroları, kaçtığı ta İsviçre'den alıp getirip bu milletin başına bela eden de ordu mensuplarıdır..

1980 darbesinin hayatımızdaki en büyük sonucu, dincileri yönetime getirmesidir...Bugün hayali darbe teşebbüs iddiasıyla kuvvet komutanları, ordu komutanları, emekli ve muvazzaf askerler soruşturulurken, hakiki darbeciler bu yönetim tarafından korunuyorsa bu nedenledir. Medyunu şükrandırlar Evren'e.

Bugün, o darbenin sağcısı solcısuyla tüm kadroları etkisizleştirmesi sonucunda tek başlarına iktidardalar..

Bunları unutarak, unutturarak, bugünün mücadelesini, yönetimin orak-çekiçle olduğunu iddia etmek, bu ülke insanını enayi yerine koymaktır.


Darbelere hayır..

Ordunun bu yönde bir girişimi bundan böyle asla olmamalıdır..

Ordunun bu yöndeki her hareketi, son 10 yılda hep takunyalı kadrolara yaramış, onların iktidarını güçlendirmiştir..

BORA YAŞAR
24-02-2010, 19:54
Üslub konusunda topiğin sayfalarını geri doğru çevirirseniz , benim üslubumun masum kaldığını göreceksiniz...

Uyan babaya geldik.. buda sizin üslubunuz...

Orak-çekiç, menşei Rusya'da bile aranıyor: meselede bu ya, orada kaybettiklerini burda arıyorlar... rusya destekli darbe düşünebildiklerine göre...

Bilgi seviyeniz yeterli değil..

Üstadınız gelse, okusa şu satırları, o da beğenmeyecek eminim..

Meydanı ona bırakın derim..:he:


* Benim amiyane yazdığım, "balyozun sapını verdiler mi?" dizenize uygun bir karşılıktır sadece..

sandavut
24-02-2010, 20:00
SAVCININ AKLINDAKİ GERÇEK PLAN 17 mart 2008

Altan ,tartışma yaratacak yazısında Yargıtay Cumhuriyet Başsavcısı Abdurrahman Yalçınkaya'nın bu "hukuk dışı saçmalığa" tek başına girişmediğini düşünüyor ve şöyle soruyor:

"AKP’nin kapatılması halinde, yapılacak ilk seçimde bu partinin yerine kurulacak partinin yüzde ellilerin çok üstünde bir oyla iktidara geleceğini onlar da görüyor olmalı.

Herkesin gördüğünü onların görmediğini düşünmek yanlış olur.

Onlar da bu gerçeğin farkındadır.

O zaman, tek amaçları AKP’yi kapatmak olamaz.

AKP kapandıktan sonra en aşağı beş yıllığına seçimleri erteletecek bir başka plan daha olması gerekiyor akıllarında."

DARBEYİ HANGİ ÜLKE DESTEKLİYOR?

Altan'a göre eğer bu planın ordu içinde bir uzantısı varsa önümüzdeki iki hafta içinde "korkunç" bir olayla karşılaşacağız: Yeni bir DARBE...

Ancak Türkiye tek başına darbe yapacak güce sahip değil. ABD ve Amerika'da bu gelişmeyi desteklemediklerini açıkladı. Öyleyse Türkiye'nin arkasında kim var? Ahmet Altan'ın verdiği ülkenin ismi çok şaşırtıcı:

"Rusya…

Asker ve hukuk bürokrasisinin içinde, kendi gizli egemenliklerini sürdürebilmek için Türkiye’nin kampını değiştirmeyi göze alacak kadar kendini kaybetmiş birileri var mı? “Asla yoktur” diyemiyorum doğrusu."

DEMOKRASİ YANLILARI DA BOŞ DURMAYACAK

Altan darbecilerin bu planına karşı demokrasi yanlılarının da boş durmayacağını söylüyor.

"Darbeciler, Türkiye’yi yörüngesinden saptıracak kadar “korkunç” bir olay planlarken…

Demokrasi yanlıları da derhal Ergenekon çetesinin dışarıda kalanlarını tutuklayacaktır."

AKP'Yİ KAPATAYIM DERKEN KEMALİZMİ KAPATTI

Ancak ne olursa olsun Altan'a göre Türkiye geri dönülmüz bir yola girdi bile:

"Başsavcının iddianamesi, Kemalist devletin bitimini ilan ediyor bence.
(...)
Devletin içindeki bu darbeci Kemalist güçlerle birlikte yaşanamayacağını, buna mutlaka hukuki bir çözüm bulunması gerektiğini sanırım herkes anladı.
(...)
Darbeciler planlarına uygun olarak “o korkunç şeyi” yapsalar da, onu yapamadan yakalansalar da, Türkiye mutlaka demokrasi hamlelerine hız verip darbeci Kemalizmi devletten kazıyacaktır.

Başsavcı, AKP’yi kapatayım derken Kemalizm’i kapattı bence.

Dünyayı ve Türkiye’yi yok saymanın bedelini devletin içindeki bütün güçlerini kaybederek ödeyecekler."

BORA YAŞAR
24-02-2010, 20:10
Demek Ahmet Altan kaynaklı yazmakta idin...

Aferin sana..:)

Ben de masumane uydurmaların sanıyor cevap yazıyordum ..

Sana bir soru.. Sanırım rahatlıkla cevap vereceksin..

Cumhuriyet tarihinde Rusya (ya da SSCB) ile en sıkı ilişkide olan hükümet hangisidir?

Kurtuluş Savaşına hazırlanan TBMM hükümeti dahil..

RTE kaç defa Rusya'ya gitti? Onun kadar bu ülkede Rusya'ya giden oldu mu?


Sadece buna dürüstçe cevap ver yeter..


Not: RTE nin Rusya'ya gitmesinde bana göre bir mahzur ya da üzerinde komplo senaryosu yazılacak bir şey yoktur..

Rusya ve Türkiye komşudurlar..Rusya ile Türkiye'nin eşit ortaklığı her zaman hayrımızadır..

Ha bu arada .. Sana bir soru daha:

Eğer Rusya sana göre orak-çekiçle sembolize edilecek bir ülke ise, RTE orada ne arıyor dersin?

Yaptığı kaka bir şey mi?

reha kaya
24-02-2010, 20:14
Bilgi seviyeniz yeterli değil..

Üstadınız gelse, okusa şu satırları, o da beğenmeyecek eminim..

Meydanı ona bırakın derim..:he:


* Benim amiyane yazdığım, "balyozun sapını verdiler mi?" dizenize uygun bir karşılıktır sadece..

''Bigi seviyesi?'' Olmayan bir şey ölçülmez, sıfır ile ifade etsek. :gulen:

sandavut
24-02-2010, 20:22
syn bora yaşar... müsadenizle sorunuza üstadım cvp versin ...kimse..:)

BORA YAŞAR
24-02-2010, 20:23
Son bir yazı sana:

AA 'nın kaynak olarak alındığı, muteber bir adammış gibi ortaya konduğu bir yerde benim işim bitmiştir..

Bizler namuslu, ülkesini, bayrağını seven, bir çift kadın memesine vatanını satmayacak, dürüst insanlarız..

Bugüne kadar yaptıklarıyla, ortaya koyduklarıyla bu ülkenin hayrına çalışmadığı açık bir adam ve onun zehirli fikirleri ile ne işimiz, ne ilgimiz olabilir ki?


İyi geceler..

reha kaya
24-02-2010, 20:24
Sana bir soru.. Sanırım rahatlıkla cevap vereceksin..

Cumhuriyet tarihinde Rusya (ya da SSCB) ile en sıkı ilişkide olan hükümet hangisidir?

Kurtuluş Savaşına hazırlanan TBMM hükümeti dahil..

RTE kaç defa Rusya'ya gitti? Onun kadar bu ülkede Rusya'ya giden oldu mu?


Sadece buna dürüstçe cevap ver yeter..


Not: RTE nin Rusya'ya gitmesinde bana göre bir mahzur ya da üzerinde komplo senaryosu yazılacak bir şey yoktur..



Kafam karıştı şimdi, balyozcular Rusya destekli. RTE'nin bir ayağı Rusyada, Menderes sallandırılmasaydı Rusyaya gidecekti. :notr:

Cahillik zor, vesselam. :roll:

27 Mayıs 1960 darbesi olmasaydı Başbakan Adnan Menderes haziran ayında Moskova`ya gidecekti. 1950`li yıllarda başlayan kalkınma projeleri 1958`li yıllardan itibaren Batı`dan yeterli destek bulamayınca dönemin Başbakanı Menderes, Sovyetler Birliği`ne yöneldi. Hem kredi imkânlarını değerlendirmek hem de sanayi hamlesi için Moskova`nın desteğini almak kolay olacaktı. Türkiye`nin nötr bir ülke olarak kalmasını isteyen Sovyetler Birliği her türlü desteği vermeye hazırdı. Ancak 1960 darbesi Menderes`in Sovyetler Birliği açılımını engelledi.

BORA YAŞAR
24-02-2010, 20:27
syn bora yaşar... müsadenizle sorunuza üstadım cvp versin ...kimse..:)

Sn sandavut;

Kızıyor ve kendimden geçiyorum ama inanın tümüyle samimiyim..

Seninle ve senin gibi genç insanlarla bir kavganın içindeymişim gibi bir ruh hali bana sadece bezginlik ve ümitsizlik ve de yeis veriyor..

Bizler dedimya, düzgün, namuslu insanlarız..Hiçbir çıkarımız yok şurada yazdıklarımızdan.

AA senin gibi gençlerin fikri öncüsü olmamalı..

Neyse..

Ne olursa olsun..

Birbirimize saygımızı yitirmeyelim bari..

AA gibilerin belki de amacı bu..

karaboğa
24-02-2010, 20:28
Amerikanın Türk Silahlı Kuvvetlerinden ve Kemalizm'den ne kadar çekindiği Cia'nın kurşun kalemi altanın yazılarından gayet net anlaşılıyor..
Altanın burada özetle yapmaya çalıştığı şey, akepenin arkasında amerikanın olduğunu artık günyüzüne çıkmaya başladı bunu meşru gösterebilmek için Askerinde arkasında rusya var yani 80 deki gibi bir amerikan-rusya güç çekişmesi varmış gibi göstermeye çalışıyor işin aslı ise amerika Türkiye çekişmesi vardır.. burada ki amaçda BOP projesini gerçekleştirmekte kullanabilecekleri kendilerine tam bağlı olan bir ılımlı islam ülkesi Türkiye ortaya çıkarmaktır.. tezkere olayında ordu istemediği için tezkerenin geçmediğini abd biliyor ve bu şekilde kendilerini desteklemeyen ve bu kadar güçlü olan bir ordu varken BOP'un hayal olduğunu da biliyorlar

ozberehu
24-02-2010, 20:29
Balyozun sapını verdilermi bugun borsada...iyi günde değerini anlamazsınız bu hakaret ettiğiniz hükümetin... ağalar hem cebini doldurur hem küfür eder... oh ne güzel iş...

balyoz+ergenekon+ıslak imza +...vs ..vs...= orak-çekiç ...ismiyle tek dava olarak görülmeli...

sapla samanı karıştırmışınız...

sapın verilmesine gelince, verilmişliği var sanıyorum size...

uslupsuz, verilmişliği bilene; verilecek cevabın seviyesi bundan yukarı olamaz...

şabanın dişli'nin bir imzayla hani ıslak falan da değil hani 1 milyon dolarcığı vardı ya, fırat ın ortak olduğu şirketin içinden çıkan eroinler vardı ya, bosna kayıp trilyonları vardı ya, fenercikten o malum kanala aktarılan paracıklar vardı ya...para bırakmadı bunlar yediler içtiler piyasalarda para kalmadı hepsi cemaatlere gitti....gitmeyeydi sapımız çok olurdu tutacak...anladın sen onu...denklemci arkadaş...

reha kaya
24-02-2010, 20:30
Bizler namuslu, ülkesini, bayrağını seven, bir çift kadın memesine vatanını satmayacak, dürüst insanlarız..



Kiraz ağacıda yanında eşentiyon, unutmayalım. :vurkafa:

Vatanı bir kiraz ağacına ve kadın memesine satarım.

reha kaya
24-02-2010, 20:36
Amerikanın Türk Silahlı Kuvvetlerinden ve Kemalizm'den ne kadar çekindiği Cia'nın kurşun kalemi altanın yazılarından gayet net anlaşılıyor..
Altanın burada özetle yapmaya çalıştığı şey, akepenin arkasında amerikanın olduğunu artık günyüzüne çıkmaya başladı bunu meşru gösterebilmek için Askerinde arkasında rusya var yani 80 deki gibi bir amerikan-rusya güç çekişmesi varmış gibi göstermeye çalışıyor işin aslı ise amerika Türkiye çekişmesi vardır.. burada ki amaçda BOP projesini gerçekleştirmekte kullanabilecekleri kendilerine tam bağlı olan bir ılımlı islam ülkesi Türkiye ortaya çıkarmaktır.. tezkere olayında ordu istemediği için tezkerenin geçmediğini abd biliyor ve bu şekilde kendilerini desteklemeyen ve bu kadar güçlü olan bir ordu varken BOP'un hayal olduğunu da biliyorlar

Çok güzel tespitler, bu gün gazeteler yazdı ''İrana karşı, sabrımız tükeniyor.'' diye.

Suudi Arabistan ve emirlikler tam bir ABD uydusudur. Ürdün ve Mısırda bunlara dahil edilebilinir. Irak zaten bitti, Suriyenin esamesi okunmaz, geriye İran ve Türkiye kalmıştır, bu coğrafya da.

gizemliduygular
24-02-2010, 20:36
Kiraz ağacıda yanında eşentiyon, unutmayalım. :vurkafa:

Vatanı bir kiraz ağacına ve kadın memesine satarım

Ahanda tam Reha Bey'e ve konuya uygun bir reklam.:wink::wink:

İslami evlilik sitesi reklamı.

İnşallah bana denk gelmez böyle reklam. Denk gelse ne olur. Artık torun torba sahibi olacağız yakında.:he::he:

reha kaya
24-02-2010, 20:42
Ahanda tam Reha Bey'e ve konuya uygun bir reklam.:wink::wink:

İslami evlilik sitesi reklamı.

İnşallah bana denk gelmez böyle reklam. Denk gelse ne olur. Artık torun torba sahibi olacağız yakında.:he::he:

Bende bir firmanın, Laptop, LCD v.s. reklamı çıkıyor. :vurkafa:

İslam şeriatine uygun olarak, ikinci karı olarak alacağım deye, yazsammı acaba? :oley:

HaYaBuSa
24-02-2010, 20:47
ahmet altan


arkadaşım pkk lılarla fotoraf çekilip türk silahlı kuvvetlerini kandilden vuran bu taraf gazetesi yazarlarını savunuyorsan sana buradan yuhhhhhhhhhhhhhh çekiyorum.askerlik yaptınmı bilmem ama.türk silahlı kuvvetlerini kandilden yanına kara yılanı alarak yalanlayan yazarların ne yazısı nede delili benim gözümde pkk dan değerli değildir.

Ahmet Altan ve Yasemin Çongar Kandil'de

http://www.dunyabulteni.net/images/other/32813.jpghttp://yelims2.free.fr/Fumeurs/Fumeur13.gifhttp://yelims2.free.fr/Fumeurs/Fumeur13.gifhttp://yelims2.free.fr/Fumeurs/Fumeur13.gif

gizemliduygular
24-02-2010, 20:47
Bende bir firmanın Laptop, LCD reklamı çıkıyor. :vurkafa:

İslam şeriatine uygun olarak, ikinci karı olarak alacağım deye, yazsammı acaba? :oley:

Size yakışır efendim. Ne de olsa ''daş fırın ergeği'' siniz.:wink::wink:

Benim gibi duvarlarınız kılıbıklık diploma, madalya ve beratlarıyla dolu değildir.

Bu arada sevgili eşim de kızmaya başladı bana.

''Ne o öyle, seni tanımayan kurmay, kıdemli, uzman, baş kılıbık sanacak.'' diyor.:he::he:

sandavut
24-02-2010, 20:48
Sn sandavut;

Kızıyor ve kendimden geçiyorum ama inanın tümüyle samimiyim..

Seninle ve senin gibi genç insanlarla bir kavganın içindeymişim gibi bir ruh hali bana sadece bezginlik ve ümitsizlik ve de yeis veriyor..

Bizler dedimya, düzgün, namuslu insanlarız..Hiçbir çıkarımız yok şurada yazdıklarımızdan.

AA senin gibi gençlerin fikri öncüsü olmamalı..

Neyse..

Ne olursa olsun..

Birbirimize saygımızı yitirmeyelim bari..

AA gibilerin belki de amacı bu..

Kesinlikle sizi kızdırmak istemem...yazılarınızdan yaşça ileri, hayat tecrübesi olarak dahada ileri olduğunuzu hissediyorum.bundan şüpheniz olmasın...ayrıca kimseye fikrinden dolayı hor bakmam, hakarette etmem... saygıda kusur etmem... Aynı şeyi karşıdanda beklerim...

Savunduğum fikri canı yürekten inandığım değerler üzerine inşaa ederim... ATATÜRK e saygı duyarım, sonrakilere değil...MENDERES, ÖZAL, ERDOĞAN muhteşem üçlüm...

reha kaya
24-02-2010, 20:58
Balyozun sapını verdilermi bugun borsada...




hakarette etmem... saygıda kusur etmem....

Balyozun sapını, ne edeceğiz? :notr:

sandavut
24-02-2010, 21:12
Balyozun sapını, ne edeceğiz? :notr:

:fiyu: o neki... kim yazmış onu..:)

Cezve
24-02-2010, 21:14
Amerikanın Türk Silahlı Kuvvetlerinden ve Kemalizm'den ne kadar çekindiği Cia'nın kurşun kalemi altanın yazılarından gayet net anlaşılıyor..
Altanın burada özetle yapmaya çalıştığı şey, akepenin arkasında amerikanın olduğunu artık günyüzüne çıkmaya başladı bunu meşru gösterebilmek için Askerinde arkasında rusya var yani 80 deki gibi bir amerikan-rusya güç çekişmesi varmış gibi göstermeye çalışıyor işin aslı ise amerika Türkiye çekişmesi vardır.. burada ki amaçda BOP projesini gerçekleştirmekte kullanabilecekleri kendilerine tam bağlı olan bir ılımlı islam ülkesi Türkiye ortaya çıkarmaktır.. tezkere olayında ordu istemediği için tezkerenin geçmediğini abd biliyor ve bu şekilde kendilerini desteklemeyen ve bu kadar güçlü olan bir ordu varken BOP'un hayal olduğunu da biliyorlar

İşte burada yanılıyorsun...Askerleri milletvekilleri safına sokma...Sağcısından solcusuna büyük bir çoğunluk 'hayır' dedi ki,o tezkere geçmedi...Sapla - samanı karıştırma.

HaYaBuSa
24-02-2010, 21:23
sayın cezve Bu 533 milletvekilinden 264'ü lehte oy vermiş. şimdi bu amerikan çıkarları için 2 milyon ıraklının kanında parmağı olanların hiçmi suçu yok.iyi vallaha yarın birgün amerika kıbrısa gireceğim dese eminimki bu parmaklar gene kalkacaktır.

Cezve
24-02-2010, 21:25
Saddam'ın Enformasyon bakanı canlı yayında Amerikan tanklarının Bağdat'a girdiğini yalanlıyordu ...Hitler güya Rus topçusu Berlin'i bombalarken ordularına saldırı emri veriyordu ...

Zaman içinde Hitler ne zaman silahlarını kendini besleyen güce döndürdü o zaman çöküş başladı.Saddam ne zaman efendilerinin emirlerini dinlemedi o zaman koltuğundan oldu...

Şimdi AKP diyorki: AKP/KAPUSUZ:''HERKES DEGISIMI ANLAYACAK, ALGILAYACAK VE ALISACAKTIR, HER SEY NORMALLESECEKTIR'' . Bence ok yaydan çıktı...Gideceği yere kadar gidecektir...

HaYaBuSa
24-02-2010, 21:52
Saddam'ın Enformasyon bakanı canlı yayında Amerikan tanklarının Bağdat'a girdiğini yalanlıyordu ...Hitler güya Rus topçusu Berlin'i bombalarken ordularına saldırı emri veriyordu ...

Zaman içinde Hitler ne zaman silahlarını kendini besleyen güce döndürdü o zaman çöküş başladı.Saddam ne zaman efendilerinin emirlerini dinlemedi o zaman koltuğundan oldu...

Şimdi AKP diyorki: AKP/KAPUSUZ:''HERKES DEGISIMI ANLAYACAK, ALGILAYACAK VE ALISACAKTIR, HER SEY NORMALLESECEKTIR'' . Bence ok yaydan çıktı...Gideceği yere kadar gidecektir...

akp değişimi herkez anliyacak diyeceğine ,millete iş versin habire zam üstüne zam yapıp kanımızı emdiği yeter.değişim halkın yüzüne gözüne yansımadıktan sonra içine edeyim öyle değişimin ben.bi emekliye bak birde vekile .

http://www.hurriyet.com.tr/_newsimages/5031495.jpg bu adaletse bu iddada bulunan yetim hakkına ortak olandır.

al sana açılım
http://img.mynet.com/ha3/e/emekli.jpg

alsana insanca yaşamak.

http://www.haberciniz.biz/images/news/emekli-maaslari-odenecekmi-13113.jpg

emekliyi düşünen gelmiş geçmiş en baba başbakan .yaptığı zam oranı %250.

http://www.ekremsama.com/wp-content/uploads/erbakan03.jpg bu insanı da 28 şubatta askere harcatan abd .

karaboğa
24-02-2010, 22:01
İşte burada yanılıyorsun...Askerleri milletvekilleri safına sokma...Sağcısından solcusuna büyük bir çoğunluk 'hayır' dedi ki,o tezkere geçmedi...Sapla - samanı karıştırma.

1 mart tezkeresi hakkında askerin destek vermediğini cümle alem bilmektedir ve pek çok kuvvet komutanının tezkereden rahatsızlığı da medyada yazılıp çizilmiştir... zaten asker tezkere oylaması öncesi çıkıp tezkereyi savunan ve gerekli olduğunu belirten kelamlar etseydi tezkere kuvvetle muhtemel meclisde muhalefetten de destek görürdü.

hiçde öyle iddia ettiğin gibi büyük çoğunluk hayır demedi .. oylamaya 533 milletvekili katıldı 250 ret, 264 kabul, 19 çekimser oyu kullanıldı.. 264 kabul oyunun tamamı da akepeden geldi.. ve RTE tezkerenin ölümüne savunuculuğunu yapmıştır o günlerde..

Cezve
24-02-2010, 22:09
1 mart tezkeresi hakkında askerin destek vermediğini cümle alem bilmektedir ve pek çok kuvvet komutanının tezkereden rahatsızlığı da medyada yazılıp çizilmiştir... zaten asker tezkere oylaması öncesi çıkıp tezkereyi savunan ve gerekli olduğunu belirten kelamlar etseydi tezkere kuvvetle muhtemel meclisde muhalefetten de destek görürdü.

hiçde öyle iddia ettiğin gibi büyük çoğunluk hayır demedi .. oylamaya 533 milletvekili katıldı 250 ret, 264 kabul, 19 çekimser oyu kullanıldı.. 264 kabul oyunun tamamı da akepeden geldi.. ve RTE tezkerenin ölümüne savunuculuğunu yapmıştır o günlerde..

Siz ihtimaller üzerine konuşuyorsunuz...Yok asker evet deseymiş,geri kalanda peşi sıra gelirmiş...Meclisin yaklaşık yarısı oy verdi,doğru...Benim itiraz etmem şundan...Asker oy vermiş sanki o mecliste ya da meclise baskı yapmış sanki...Öyle anlaşılıyor.

karaboğa
24-02-2010, 22:15
Siz ihtimaller üzerine konuşuyorsunuz...Yok asker evet deseymiş,geri kalanda peşi sıra gelirmiş...Meclisin yaklaşık yarısı oy verdi,doğru...Benim itiraz etmem şundan...Asker oy vermiş sanki o mecliste ya da meclise baskı yapmış sanki...Öyle anlaşılıyor.

Bu ihtimal değil gerçek.. Askeriye bu tezkerenin gerekli olduğunu ima eden açıklamalar yapsaydı pek çok vekilin aklında ki sorular gitmiş ve o tezkere kesinlikle geçmiş olurdu.
Hatta Askeriyenin destekleyen aççıklamalar yapmadığı için tezkerenin geçmediğini RTE kendisi bile ifade etmiştir.

sandavut
24-02-2010, 22:25
BALYOZ CUNTASI EL KAİDE'NİN EYLEMLERİNE UMUT BAĞLAMIŞ

Taraf gazetesinin ortaya çıkardığı Balyoz darbe planında Çetin Doğan başkanlığındaki cuntanın El Kaide ve PKK'yla ittifakını gözler önüne serdi.

Balyoz Harekatı'nın "icra" safhasında yapılması öngörülenler arasındaki ilk eylem tarifi aynen şöyle:

"Bölücü Terör Örgütü ve El Kaide'inn büyük şehirlerde özellikle İstanbul'da eş zamanlı büyük eylemleri ve anılan eylemler sonrasında icra edilecek, Sivil Toplum Kuruluşu ve üniversiteler ile koordine ederek yönlendireceğimiz çok geniş katılımlı toplumsal gösteriler ve eylemler neticesinde oluşan kaos ve karmaşa nedeniyle öncelikle olağanüstü hal ve sonrasında sıkıyönetim ilan edilecek."

Bu irkiltici ifade, ordu içinde PKK ve El Kaide'nin eylemlerine sadece "araç" değil "garanti" gözüyle bakan, bu eylemleri kışkırtma ya da örgütleme gücüne sahip olduğunu düşündüren bir grubun varlığına işaret ediyor.

El Kaide'nin, Balyoz Planı'nın masaya yatırılmasından dokuz ay sonra İstanbul'da tam da plandaki ifadesiyle "eş zamanlı büyük eylemler" gerçekleştirmiş olması, HSBC, İngiliz Konsolosluğu ve sinagog saldırılarının hafızalarımızdaki dehşetini daha da arttırıyor.

http://sondakika.haber16.org/haber_detay.asp?haberID=664

Cezve
24-02-2010, 22:26
Bu ihtimal değil gerçek.. Askeriye bu tezkerenin gerekli olduğunu ima eden açıklamalar yapsaydı pek çok vekilin aklında ki sorular gitmiş ve o tezkere kesinlikle geçmiş olurdu.
Hatta Askeriyenin destekleyen aççıklamalar yapmadığı için tezkerenin geçmediğini RTE kendisi bile ifade etmiştir.

Yarın bir gün bu adamlar İran'a gireceğiz derse,her iki tarafında 'hayır' deme ihtimali yüksek.O yüzden şu anda yapılanlar belkide bir komplo.Ve birileri iki tarafı birbirine düşürmek için nemalanmaya çalışıyor.Ordu da bunu gördüğünden,yıpranmamaya çalışıyor.Şimdi yeni dönemde belkide böyle ilginç bir durum bizi bekliyor olacak...

Ama ben,hala bu keşmekeşin içinde meclisin tek başına karar alabileceğine inanıyorum.Ve sizin dediğinize bir önem atfetmekle beraber,o kadar etkili olmadığını düşünmek istiyorum ordunun(Son sözü söyleme babında)...

İyi akşamlar.

yosun
24-02-2010, 22:27
Kafam karıştı şimdi, balyozcular Rusya destekli. RTE'nin bir ayağı Rusyada, Menderes sallandırılmasaydı Rusyaya gidecekti. :notr:



:düsün: :nnee:

HaYaBuSa
24-02-2010, 22:32
BALYOZ CUNTASI EL KAİDE'NİN EYLEMLERİNE UMUT BAĞLAMIŞ

Taraf gazetesinin ortaya çıkardığı Balyoz darbe planında Çetin Doğan başkanlığındaki cuntanın El Kaide ve PKK'yla ittifakını gözler önüne serdi.

Balyoz Harekatı'nın "icra" safhasında yapılması öngörülenler arasındaki ilk eylem tarifi aynen şöyle:

"Bölücü Terör Örgütü ve El Kaide'inn büyük şehirlerde özellikle İstanbul'da eş zamanlı büyük eylemleri ve anılan eylemler sonrasında icra edilecek, Sivil Toplum Kuruluşu ve üniversiteler ile koordine ederek yönlendireceğimiz çok geniş katılımlı toplumsal gösteriler ve eylemler neticesinde oluşan kaos ve karmaşa nedeniyle öncelikle olağanüstü hal ve sonrasında sıkıyönetim ilan edilecek."

Bu irkiltici ifade, ordu içinde PKK ve El Kaide'nin eylemlerine sadece "araç" değil "garanti" gözüyle bakan, bu eylemleri kışkırtma ya da örgütleme gücüne sahip olduğunu düşündüren bir grubun varlığına işaret ediyor.

El Kaide'nin, Balyoz Planı'nın masaya yatırılmasından dokuz ay sonra İstanbul'da tam da plandaki ifadesiyle "eş zamanlı büyük eylemler" gerçekleştirmiş olması, HSBC, İngiliz Konsolosluğu ve sinagog saldırılarının hafızalarımızdaki dehşetini daha da arttırıyor.

http://sondakika.haber16.org/haber_detay.asp?haberID=664

amerikadan habersiz hiç bir örgüt ne istanbulda nede amerikadaki ikiz kulelerde saldırı düzenleyemez.http://i1002.hizliresim.com/2010/2/24/7570.gif

yosun
24-02-2010, 22:34
Bende bir firmanın, Laptop, LCD v.s. reklamı çıkıyor. :vurkafa:

İslam şeriatine uygun olarak, ikinci karı olarak alacağım deye, yazsammı acaba? :oley:

İlkinin gözlerinizi oyma ihtimalinin oranına göre karar verin derim... :mut:

OnurGururSeref
24-02-2010, 22:47
.................................................. .......................

emekliyi düşünen gelmiş geçmiş en baba başbakan . yaptığı zam oranı %250.

http://www.ekremsama.com/wp-content/uploads/erbakan03.jpg bu insanı da 28 şubatta askere harcatan abd . Yaw itiraf etsem mi diyorum, ben hayatim boyunca bu adama nefretle baktim, hele ki kpederimin has adami oldugu icin daha da... Ama bunlarin yanında bu adam tam bir milliyetci, vatan millet aşığı kaldi yemin ederim..

selim pusat
24-02-2010, 22:52
Haydarpaşa Garı otel olacakmış.Paşalar operasyonundan Haydar Paşa da nasibini aldı demek.

OnurGururSeref
24-02-2010, 23:13
Buradaki herkesin ve onlarin tum sevdiklerinin kandilleri mutluluklara arac olsun, sevincler getirsin.. Kandiliniz mubarek olsun!

selim pusat
24-02-2010, 23:51
Saygıdeğer insanlar yarın Gazi Üniveristesi'nde Hocalı katliamını anacağız, katılmak isteyen olursa kendisini kapıda karşılarım. (Resmi bir törendir, siyasi bir gruba ait değildir, rektörün ve Sn. Prof. Dr. Yusuf Halaçoğlu'nun katılımı ile gerçekleşecektir.)

reha kaya
25-02-2010, 00:46
İlkinin gözlerinizi oyma ihtimalinin oranına göre karar verin derim... :mut:

Ben, üste para bile alırım. :yes:

Takılar senden dersem, belki. :kahkah:

reha kaya
25-02-2010, 01:01
Yaw itiraf etsem mi diyorum, ben hayatim boyunca bu adama nefretle baktim, hele ki kpederimin has adami oldugu icin daha da... Ama bunlarin yanında bu adam tam bir milliyetci, vatan millet aşığı kaldi yemin ederim..

Hiç, sorma!!!

UNYELI CONAN
25-02-2010, 09:54
İşte burada yanılıyorsun...Askerleri milletvekilleri safına sokma...Sağcısından solcusuna büyük bir çoğunluk 'hayır' dedi ki,o tezkere geçmedi...Sapla - samanı karıştırma.

ne alaka ..

o gün ilk basta gecti zannedildi cogunluk evet dedidig icin .. ancak sonra belli oldu ki, cogunlugun yetmedigi ortaya cikti, yani belli bir % olmasi gerekiyordu..

chp be mhp silme hayir dedi.. gerisi ? AKP !!!! akp icindede az bir kesim hayir dedi..

haid akp'ye sempati duyuyorsunuz yada militani olabilirsiniz.. peki gercekleri carpitmak size ne kazandirir ????

hadi bilmiyorsaniz, burada yazmadan önce bir arastirin !

toplum olarak en büyük hasatligimiz bu .. bir tarafi tutuyorsak.. olaylari bizi destekleyecek sekilde büker , eger , tecavüz ederiz ama mutlaka bizim görüsümüz seklinde olmali :he:

biz kendimizi düzeltmek gibi bir telas icinde olmayiz..

ölümüne ayni kafada ve ayni fikirde bir ömür gecermi yahu :he:

UNYELI CONAN
25-02-2010, 09:57
Yaw itiraf etsem mi diyorum, ben hayatim boyunca bu adama nefretle baktim, hele ki kpederimin has adami oldugu icin daha da... Ama bunlarin yanında bu adam tam bir milliyetci, vatan millet aşığı kaldi yemin ederim..

akp ile erbakan tam zit.. erbakan ne kadar dini alet etmesini tasvip etmesemde gercekten vatanseverlik terazisinde "vatan severler" tarafindaydi.

simdiki tayfa ise öbür tarafta.. o tarafada sen isim ver :p :he:

ASPİRİN
25-02-2010, 11:59
3 Erk'i , hatta 4.sü olan medyayı dahi aşağıdaki hikayelere monte edemez miyiz ?

YENGEÇ ILE ANNESI

'Neden böyle yan yan yürüyorsun yavrum' diye sorar anne yengeç çocuğuna.
'Düzgün yürüsene ! ' der.

- 'Pekala anne' der çocuk.
- 'Sen önümden düzgün yürü, ben seni takip ederim. '

Netice ; AYİNESİ İŞTİR KİŞİNİN LAFA BAKILMAZ, YANİ ; HAREKETLER SÖZLERDEN ÇOK ÖNDE GELİR...

KAZLAR VE TURNALAR

Kazlar ve turnalar bir gün aynı tarlada yiyecek ararlarken birden yanlarına
yaklaşmaya çalışan avcıyı fark ederler. Turnalar daha çevik ve hafif oldukları için hemen uçarlar.
Oysa kazlar ağır hareket ettikleri için avcıdan kurtulamazlar.

Netice ; YAKALANANLAR HER ZAMAN SUÇLU OLANLAR DEĞİLDİR, BAZILARI DAHA EŞİT OLABİLİR ...

ASLAN, KOYUN, KURT VE TİLKİ

Aslanın biri, bir koyunu yanına çağırır ve nefesinin
kokup kokmadığını sorar.

Evet ! ? diye yanıtlar koyun. Aslan bu yanıta kızar ve
koyunu oracıkta parçalar.

Daha sonra kurda seslenip yanına çağırır, ona da aynı soruyu sorar.

Hayır ! ! ? diye yanıtlar kurt korkudan. Ancak o da yağcılık yaptığı için aslanın öfkesinden kurtulamaz.

Sıra tilkiye gelmiştir. Aynı soruyu tilkiye de sorar.
Tilkinin yanıtı şöyle olur;

- Üzgünüm, üşütmüşüm biraz, o yüzden burnum koku almıyor !

Netice ; AKILLI KİŞİ NEREDE NE KONUŞACAĞINI VE/VEYA SUSMASINI BİLENDİR ...

ugur1
25-02-2010, 12:11
akp ile erbakan tam zit.. erbakan ne kadar dini alet etmesini tasvip etmesemde gercekten vatanseverlik terazisinde "vatan severler" tarafindaydi.

simdiki tayfa ise öbür tarafta.. o tarafada sen isim ver

Doğrudur, birisi ekonomik yönden liberal kanadı temsil ederken, diğeri de ekonomik yönden daha devletçi kanadı temsil etmiştir, zaten bu yüzden birisinin önü kesilirken, diğerinin önü açılmıştır..

Şimdi ise dünya konjonktürü 95'te esen rüzgarların tam tersine işliyor.. Neredeyse 180 derece tersten esiyor rüzgarlar..

Tabii bu rüzgarlar tersten esince de üzerimizde fırtınalar çıkıyor, bugün olduğu gibi..

Tek farkı şudur, Türkiye'nin hata yapma şansı şu devirde yoktur, artık telafi edilemez..

kartal35
25-02-2010, 13:29
1 Ocak 2006 tarihli Adalet Bakanlığı genelgesi, siyasetin, yargının, sivil ve askeri bürokrasinin üst görevlileri hakkındaki soruşturmaların “kolluğa (polis, jandarma) bırakılmaksızın başsavcılar tarafından yürütülmesini” öngörüyor.

Cumhurbaşkanı, Meclis Başkanı, Başbakan, bakanlar, yüksek yargı organları başkanları ve başsavcılar, milletvekilleri ve kuvvet komutanları (eski, yeni) için ayrıcalık sağlayan bu genelgeyi savunuyor değiliz.

Tersine bu imtiyaz, oligarşilere yakışacak bir ayıptır ama maalesef yürürlükteki bir kuraldır. O halde kaldırılana kadar uygulanması gerekir.

Aslında bu torpil genelgesi, yüksek görevlerde bulunmuş kişilerin onurlarını, ellerine yetki geçince kendilerini devlet zanneden despotlara karşı korumak amacıyla hazırlanmıştır.

İşte asıl hastalık da buradadır.

Devlet yalnızca halkın “kodaman” dediği kişilere değil bütün vatandaşlara aynı korumayı garanti edebilmelidir.

http://haber.gazetevatan.com/haberdetay.asp?detay=Olcusu_kacan_yargi_taktikleri&tarih=25.02.2010&Newsid=289632&Categoryid=4&wid=2

Anayasa tüm bireylerin yasalar önünde eşit olduğunu söyler...

Ama sadece söyler...Uygulamalar hiçte eşit olmadığımızı açıkça ortaya koymaktadır...

1 Ocak 2006 tarihli Adalet Bakanlığı genelgesi ,aslında eşit olmadığımızı gösteriyor.

Anayasa eşitsiniz diyor....GÖSTERMELİK...

Hangisine inanacağız ....Eşit olduğumuza mı.... Olmadığımıza mı ?

Eşitsizlik karşısında

Anayasa Mahkemesi susuyor ....duruma müdahale etmiyor....

Muhalefet susuyor....

Yargı susuyor..

Bu kurumlar mı bizlere adalet dağıtacakmış ...

Demokrasiyle mi yönetiliyoruz.....Oligarşi ile mi ?

kartal35
25-02-2010, 13:55
Osman Can 1960 darbesini işaret etti!

Demokrat Yargı Genel Başkanı Osman Can, yargıda, 1960 darbesiyle, tek parti tüzüğüyle yeni bir sistem inşa edildiğini söyledi. Adalet Bakanlığı ve HSYK üzerinden yapılacak kurumsal reformlar olduğunu vurgulayan Can, yargının kendi içerisinde adeta bir emir-komuta ilişkisi olduğunu belirtti.



Stratejik Düşünce Enstitüsü tarafından düzenlenen "Demokratikleşme Sürecinde Hukukun Üstünlüğü ve Yargı" konulu konferansın açılışında konuşan Can, bütün diktatörlüklerin modernlikten üretildiğine dikkat çekti.

Modernliği en çok dile getirenlerin demokratikleşmeye en çok karşı çıktığını dile getiren Can, 1961 Anayasası'nda 63 tane temel hak ve özgürlüklerle ilgili madde bulunduğunu ancak hayata hiçbir zaman geçirilmediğini ifade etti.

Temel sorunun sistem olduğunu vurgulayan Can, yargı sisteminin referansını özgürlüklerden değil başka yerlerden aldığını ileri sürdü. Yargının ideolojiden referans aldığını ve bunun değişmesi gerektiğini anlatan Can, toplum-yargı ilişkisinin yeniden kurulması gerektiğini söyledi.

Uğradığı silahlı saldırı sonucu hayatını kaybeden Agos Gazetesi Genel Yayın Yönetmeni Hrant Dink'e "Türklüğe hakaret" iddiasıyla verilen cezanın Dink'in ölüm fermanı olduğunu vurgulayan Can, üst yargıyı yönlendiren referansların başka yerden olduğunu kaydetti.

Bir 'çerçeve anayasası' hazırlanması gerektiğinin altını çizen Can, "Buna hiçbir temel hak koymayın. Yargı ile toplumsal dinamikler arasında bağlantı kurulmalı. Sistem inşasını yeniden düşünmemiz lazım. Bu sistem inşasını Temyiz Mahkemeleri üzerinden ve HSYK üzerinden, belli ölçülerde Adalet Bakanlığı üzerinden yapacağımız reformlar var. Kurumsal reformlar var. Bu inşa, yani bu yargı ideolojisi, yargı kültürü üreten aynı zamanda yargının kendi içerisinde bir hiyerarşik yapısıdır. Adeta bir emir-komuta ilişkisi vardır. Bu neyle sağlanıyor; notlandırma sistemiyle çünkü tecrübe çok önemli, HSYK'nın elindeki terfi araçları, sicil araçları, meslekten atabilme araçlarıyla sağlanıyor. Bütün bunları değerlendirdiğiniz zaman şimdi yargıdan çok farklı alt derece mahkemelerden çok farklı bir dinamik ortaya çıkıyor. Ama bu dinamiğe karşı bu mekanizma, çok rahat bir şekilde sindirici adımlar atabiliyor. İşte o yüzden üst yapıda değişiklik yaptığımız anda çünkü alt yapı değişikliği zaten bunu zorluyor. Üst yapıda bir değişiklik yapıp işte İspanya, Almanya, hata şu sıralar Sırbistan enteresan bir örneği vardı. Bunları göz önünde bulundurarak o değişikliği yaptığımız zaman, toplum ile yargı arasında bağlantıyı üsten başlattığımız andan itibaren çözüm olur." diye konuştu.

(CİHAN)

taita-x
25-02-2010, 15:30
Çok tartışılacak bir ses kaydı daha ortaya çıktı. Ses kaydında 'Balyoz' Darbe Planı' çalışmasında adı geçen generallerden Tümg. Metin Yavuz Yalçın, emrindeki genç subaylara iktidarı ve muhalefetiyle siyaseti değerlendiriyor.

İşte ses kaydındaki şok eden ifadeler:

Kırılma noktasına doğru yanaşıyoruz

Biz özgürlük, insan hakları bilmem ne furyası ile AB'nin kapısında ne hale geldiğimizi artık herhalde hepimiz görüyoruz. Böyle bir şey olamaz arkadaşlar. Böyle bir ülke düşünemiyorum, artık belli bir kırılma noktasına doğru yanaşıyoruz.

Muhalefet meydanı boş bıraktı tehlikeli bir yerdeyiz

Meydanı boş buldular. Bunların karşısında kimse yok. Var diyen elini kaldırsın, yok! Birisi (deniz Baykal) Antalya'da gayet güzel yüzüyor, öbürü (devlet bahçeli) otağlarda oturuyor kımız içiyor, öbürü hırlı mı, hırsız mı mafya mı nedir o belli değil.. Yani ilerde hükümet değişikliği olsa dahi bu pisliği temizlemek bile ayrıca iki üç sene sürer. Bu da ülkenin gerilemesine yol açıyor. Tarif edilemeyecek kadar tehlikeli bir yerlerdeyiz.

TSK hakkında konuşan eşşekoğlu eşekler başka şeyle uğraşın!

Adamlar artık hiçbir şey söylememeye gayret ettikleri türk silahlı kuvvetleri hakkında konuşmaya başladılar. Ona bakacağınıza eşşekoğlu eşşekler dünya kadar problem var, onlarla uğraşın. Onlarla ilgilenin. Muhalefet, ohh yat para tıkır tıkır alıyor, hiç yapıcı bir muhalefet gördünüz mü? O da yok.. Yapıcı muhalefet olmadığı takdirde piyasa bunlara kalır. Bunlar da her geçen gün artan biçimde terbiyesizlik yapmaya başladılar. Bunu arttırabilirler.

Ortam 1980 gibi değil her şeyi hesap ediyoruz

Diyeceksiniz ki biz niye sesimizi çıkarmıyoruz? Şu konuda müsterih olmak gerekiyor: genelkurmay karargahı, kuvvet komutanları onlar hepsini, her şeyi ince ince hesaplıyorlar. Sıkılıyorsunuz ama hesapları iyi yapmanız gerekiyor. Şimdilerde ortam eskisi gibi değil. Yani 1980'deki gibi de değil. Her şey çok farklı. Her şeyin hesabını tutmanız gerekiyor. Çünkü karşımızdakiler bu ******** hükümetle gizli gizli bu işleri yürütüyorlar.

Tayyip Erdoğan'ın Türk olduğuna inanmıyorum

Bakın size söylüyorum bak: ben birçoğunun Türk olduğuna dahi inanmıyorum. Adam Rizeliyim diyor, benim Rizeli arkadaşlarım var.. İşte emir subayım biliyor, 15 yaşında gelmişler İstanbul'a. Adam hala o laz lehçesini kullanıyor, o güzel lehçesi hala duruyor. Bunda hiçbir şey durmuyor, hanımı da Arap.. Yok, Türk kadını, kadınını bunlar temsil edemez ya! Geldiler koskoca Türkiye cumhuriyetini idare ediyor, daha ne rezillikleri var, daha neler var neler.

AKP geldi devletin şahsiyeti kayboldu

Efendim son seçimlerden sonra, yönetime meydanı boş bulan AKP geçmiştir. Mecliste çok büyük bir çoğunluğu var. Arkadaşlar, devletimiz şahsiyetini kaybetti. Şahsiyet kaybı var, çok büyük çapta.. Şimdi İngiltere'nin demokrasisi ile Türkiye'nin demokrasisi arasında fark olması gerekmiyor mu? Demokrasi adına yazılmış her hangi bir kitap gördünüz mü? Varsa elini kaldırsın, yok.. Ya böyle şey olur mu ya! Şimdi Danimarka'nın bulunduğu coğrafi yapı ile benim bulunduğum coğrafi yapı aynı mı? Benim çevrem ile onun çevresi aynı mı? O zaman onun çizgilerini iyi çizmek lazım, biz çizemediğimiz için bu hale geldik.

Arkadaşlar: Mehmetçik gibi hammadde elinizde, iyi işleyin!

Biz ayakta durduğumuz sürece hangi model hükümet gelirse gelsin Türkiye cumhuriyetinin şekli ile kesinlikle oynayamazlar. Dert biziz.. Onun için yıpratma devam ediyor. Ulan polis teşkilatına ver bak ne oluyor güvenliğini! Eğitimlerinizi yaparsınız arkadaşlar, elinizde kitabınız dokümanınız her şeyiniz var, bir de çok önemli olan elinizde hammadde var: Mehmetçik var. Mehmetçiklere bunu çok iyi işleyin. Yurt sevgisi eğitimlerinden önemli daha bir eğitim yok.. Giden görevlerinizi yaparsınız, hammadde elinizde duruyor her zaman şeye bırakmayın, uzmana astsubaya bırakmak yok. Subay olarak sizin bilginiz kültürünüz onlardan çok daha yüksektir. Siz etkin olacaksınız.

Abdullah gül askeri şurada şerh koydum diyor, yalan söylüyor!

Arkadaşlar, askeri şuradan, ordudan ilişiği kesiliyor personelin, adam çıkıyor diyor ki dışarıda: şerh koydum diyor. Ulan ne şerhi ya, şerh merh bir şey yok ki, şerh ne demek ya! Şerh merh koymuyorlar ha.. Ben bizzat açıyorum buradayken de açıyorum telefonu; ne şerhi ya, yalan söylüyor eşşekoğlu eşşek diyor, yalan. OHAL çok önemli arkadaşlar. OHAL şartlarında, ohalin geçerli olduğu ortamda görev yaptım, onun güvenlik komutanlarına verdiği çok büyük bir şey var, avantaj var. Bu adamlarla kenefe bile gidilmez. Yalnız kalıyoruz, bir tane dayanağımız var o da kim? Cumhurbaşkanımız (Ahmet Necdet Sezer).

Ortada büyük tehdit var OHAL ilan etmemiz gerekir

Ortada çok büyük bir tehdit var, gel OHAL ilan edelim? Askeri komutanı yetkilendirmediğiniz takdirde ama yasal yetkiyi veremediğiniz takdirde askeri komutanın başarısı az olur. Ama gerek OHAL bölgesinde gerek sıkıyönetim yetkisiyle donatırsanız o zaman askeri komutan çok daha başarılı olur. Şimdi orda bir tane ben hiç hatırlamıyorum teröristi alıp efendim mezarlığa falan gömdüğümü ben hatırlamıyorum.

Şerefsiz bir ülke olduk

Milli güvenlik kurulunda başbakan genelkurmaya çağrılarak gerekli ortamda gereken her şey söyleniyor. O kadar ******** bir ülke olduk ki biz: ne ülke ne kimse yasalar gereği bu adam bu yayını dahi durduramıyor. Yok, herkes almış başını gidiyor. Bugünün resmini konuşuyorum ben... Tek güç, Türkiye'deki en organize güç Türkiye'deki silahlı kuvvetlerdir. Bunun üstünde başka kuruluş yoktur. Polis teşkilatı bilmem ne! Vatan millet, cumhuriyetin bekçisi falan yok öyle bir şey yok. Yok! Tek biz varız. Ha onlar bizim yanımıza gelir, yamacımıza koltuğumuzun altına girerler o usulden beraber gider. Tek, Türk silahlı kuvvetleridir.

Bir gün bize görev düşebilir

Uğraşılan, yıpratılmak istenen biziz.. Ben de sizin komutanınız olarak gelmişim diyorum ki: birlik bütünlüğünüzü muhafaza ediniz, bir gün bize bir görev düşebilir diyorum. Ve de çok önemlisini söylüyorum çocuklarımızın geleceği için bu bütünlüğün her zamankinden daha üstün olması gerekiyor. Önemli olan onlar. Biz belli yaşa-maşa pardon, siz gençsiniz, biz belli yaşa kadar geldik önemli olan onlar. Hiç kimse hiçbir şekilde Türkiye cumhuriyetinin mevcut yapısını de-ğiş-ti-re-mez....

Türban takıp gelen kenelere acımayın, yoksa yara dağılabilir

Son olarak bir şey daha söyleyeyim: baştan söyleyecektim unuttum. Eeee şimdi maiyetinizdeki personelin aile yapılarını inceleme göreviniz var değil mi? Buna çok dikkat edin arkadaşlar. Eee bizde oldu takip ediyorlar, türban takıp lojmanların girişinden önce çıkarıp içeri girip içeride takanlar o modelde insanlar da var. Hiç acımayın arkadaşlar, hiç acımayın. Hiç kimse silahlı kuvvetlerin sırtında, o neydi o yapışan şeyler söyle. Kene gibi bilmem ne gibi yok, hiç acımayın. Bu söylediğim birlik bütünlüğü tehlikeye atabilecek, her hangi bir harekette bulunan personele acımayın. Bir anda yara başka yerlere dağılabilir. Sonuçta biz silah arkadaşlarıyız, arkadaşlar.. Şimdi burada bir tane teğmen kalksın bir teğmen, ben senin silah arkadaşınım değil mi? Silah arkadaşlığı çok kutsal bir şeydir arkadaşlar. En uçtaki Mehmetçik de benim silah arkadaşım.

Genç subay arkadaşlarım yasalar her türlü yetkiyi size vermiş

Yasalar size her türlü yetkiyi vermiş, görüşlerinizi duydukça insanın içi de rahatlıyor. Çok yakından takip ettiğiniz olayları takip ettiğiniz değerlendirdiğiniz izlenimini aldım: ona da memnun oldum. Tekrar tekrar tekrar söylüyorum: önemli olan bir tek şey var, o da bizim birlik ve bütünlüğümüz. Biz silah arkadaşıyız, biz silahlı kuvvetler ailesiyiz.. Bütün mesele burada... Hepinize iyi akşamlar diliyorum.

Sağol!

taita-x
25-02-2010, 15:37
Zihniyet aynı. Yeter ki akp gitsin... savaş çıkmış darbe olmuş ne önemi var...

Ladino
25-02-2010, 15:42
akp ile erbakan tam zit.. erbakan ne kadar dini alet etmesini tasvip etmesemde gercekten vatanseverlik terazisinde "vatan severler" tarafindaydi.

simdiki tayfa ise öbür tarafta.. :p :he:

o zaman hep beraber saadet mi diyoruz
senin yorumuna göre demeliyiz anladım
saadetli günler

selim pusat
25-02-2010, 15:44
Çok tartışılacak bir ses kaydı daha ortaya çıktı. Ses kaydında 'Balyoz' Darbe Planı' çalışmasında adı geçen generallerden Tümg. Metin Yavuz Yalçın, emrindeki genç subaylara iktidarı ve muhalefetiyle siyaseti değerlendiriyor.

İşte ses kaydındaki şok eden ifadeler:

Kırılma noktasına doğru yanaşıyoruz

Biz özgürlük, insan hakları bilmem ne furyası ile AB'nin kapısında ne hale geldiğimizi artık herhalde hepimiz görüyoruz. Böyle bir şey olamaz arkadaşlar. Böyle bir ülke düşünemiyorum, artık belli bir kırılma noktasına doğru yanaşıyoruz.

Muhalefet meydanı boş bıraktı tehlikeli bir yerdeyiz

Meydanı boş buldular. Bunların karşısında kimse yok. Var diyen elini kaldırsın, yok! Birisi (deniz Baykal) Antalya'da gayet güzel yüzüyor, öbürü (devlet bahçeli) otağlarda oturuyor kımız içiyor, öbürü hırlı mı, hırsız mı mafya mı nedir o belli değil.. Yani ilerde hükümet değişikliği olsa dahi bu pisliği temizlemek bile ayrıca iki üç sene sürer. Bu da ülkenin gerilemesine yol açıyor. Tarif edilemeyecek kadar tehlikeli bir yerlerdeyiz.

TSK hakkında konuşan eşşekoğlu eşekler başka şeyle uğraşın!

Adamlar artık hiçbir şey söylememeye gayret ettikleri türk silahlı kuvvetleri hakkında konuşmaya başladılar. Ona bakacağınıza eşşekoğlu eşşekler dünya kadar problem var, onlarla uğraşın. Onlarla ilgilenin. Muhalefet, ohh yat para tıkır tıkır alıyor, hiç yapıcı bir muhalefet gördünüz mü? O da yok.. Yapıcı muhalefet olmadığı takdirde piyasa bunlara kalır. Bunlar da her geçen gün artan biçimde terbiyesizlik yapmaya başladılar. Bunu arttırabilirler.

Ortam 1980 gibi değil her şeyi hesap ediyoruz

Diyeceksiniz ki biz niye sesimizi çıkarmıyoruz? Şu konuda müsterih olmak gerekiyor: genelkurmay karargahı, kuvvet komutanları onlar hepsini, her şeyi ince ince hesaplıyorlar. Sıkılıyorsunuz ama hesapları iyi yapmanız gerekiyor. Şimdilerde ortam eskisi gibi değil. Yani 1980'deki gibi de değil. Her şey çok farklı. Her şeyin hesabını tutmanız gerekiyor. Çünkü karşımızdakiler bu ******** hükümetle gizli gizli bu işleri yürütüyorlar.

Tayyip Erdoğan'ın Türk olduğuna inanmıyorum

Bakın size söylüyorum bak: ben birçoğunun Türk olduğuna dahi inanmıyorum. Adam Rizeliyim diyor, benim Rizeli arkadaşlarım var.. İşte emir subayım biliyor, 15 yaşında gelmişler İstanbul'a. Adam hala o laz lehçesini kullanıyor, o güzel lehçesi hala duruyor. Bunda hiçbir şey durmuyor, hanımı da Arap.. Yok, Türk kadını, kadınını bunlar temsil edemez ya! Geldiler koskoca Türkiye cumhuriyetini idare ediyor, daha ne rezillikleri var, daha neler var neler.

AKP geldi devletin şahsiyeti kayboldu

Efendim son seçimlerden sonra, yönetime meydanı boş bulan AKP geçmiştir. Mecliste çok büyük bir çoğunluğu var. Arkadaşlar, devletimiz şahsiyetini kaybetti. Şahsiyet kaybı var, çok büyük çapta.. Şimdi İngiltere'nin demokrasisi ile Türkiye'nin demokrasisi arasında fark olması gerekmiyor mu? Demokrasi adına yazılmış her hangi bir kitap gördünüz mü? Varsa elini kaldırsın, yok.. Ya böyle şey olur mu ya! Şimdi Danimarka'nın bulunduğu coğrafi yapı ile benim bulunduğum coğrafi yapı aynı mı? Benim çevrem ile onun çevresi aynı mı? O zaman onun çizgilerini iyi çizmek lazım, biz çizemediğimiz için bu hale geldik.

Arkadaşlar: Mehmetçik gibi hammadde elinizde, iyi işleyin!

Biz ayakta durduğumuz sürece hangi model hükümet gelirse gelsin Türkiye cumhuriyetinin şekli ile kesinlikle oynayamazlar. Dert biziz.. Onun için yıpratma devam ediyor. Ulan polis teşkilatına ver bak ne oluyor güvenliğini! Eğitimlerinizi yaparsınız arkadaşlar, elinizde kitabınız dokümanınız her şeyiniz var, bir de çok önemli olan elinizde hammadde var: Mehmetçik var. Mehmetçiklere bunu çok iyi işleyin. Yurt sevgisi eğitimlerinden önemli daha bir eğitim yok.. Giden görevlerinizi yaparsınız, hammadde elinizde duruyor her zaman şeye bırakmayın, uzmana astsubaya bırakmak yok. Subay olarak sizin bilginiz kültürünüz onlardan çok daha yüksektir. Siz etkin olacaksınız.

Abdullah gül askeri şurada şerh koydum diyor, yalan söylüyor!

Arkadaşlar, askeri şuradan, ordudan ilişiği kesiliyor personelin, adam çıkıyor diyor ki dışarıda: şerh koydum diyor. Ulan ne şerhi ya, şerh merh bir şey yok ki, şerh ne demek ya! Şerh merh koymuyorlar ha.. Ben bizzat açıyorum buradayken de açıyorum telefonu; ne şerhi ya, yalan söylüyor eşşekoğlu eşşek diyor, yalan. OHAL çok önemli arkadaşlar. OHAL şartlarında, ohalin geçerli olduğu ortamda görev yaptım, onun güvenlik komutanlarına verdiği çok büyük bir şey var, avantaj var. Bu adamlarla kenefe bile gidilmez. Yalnız kalıyoruz, bir tane dayanağımız var o da kim? Cumhurbaşkanımız (Ahmet Necdet Sezer).

Ortada büyük tehdit var OHAL ilan etmemiz gerekir

Ortada çok büyük bir tehdit var, gel OHAL ilan edelim? Askeri komutanı yetkilendirmediğiniz takdirde ama yasal yetkiyi veremediğiniz takdirde askeri komutanın başarısı az olur. Ama gerek OHAL bölgesinde gerek sıkıyönetim yetkisiyle donatırsanız o zaman askeri komutan çok daha başarılı olur. Şimdi orda bir tane ben hiç hatırlamıyorum teröristi alıp efendim mezarlığa falan gömdüğümü ben hatırlamıyorum.

Şerefsiz bir ülke olduk

Milli güvenlik kurulunda başbakan genelkurmaya çağrılarak gerekli ortamda gereken her şey söyleniyor. O kadar ******** bir ülke olduk ki biz: ne ülke ne kimse yasalar gereği bu adam bu yayını dahi durduramıyor. Yok, herkes almış başını gidiyor. Bugünün resmini konuşuyorum ben... Tek güç, Türkiye'deki en organize güç Türkiye'deki silahlı kuvvetlerdir. Bunun üstünde başka kuruluş yoktur. Polis teşkilatı bilmem ne! Vatan millet, cumhuriyetin bekçisi falan yok öyle bir şey yok. Yok! Tek biz varız. Ha onlar bizim yanımıza gelir, yamacımıza koltuğumuzun altına girerler o usulden beraber gider. Tek, Türk silahlı kuvvetleridir.

Bir gün bize görev düşebilir

Uğraşılan, yıpratılmak istenen biziz.. Ben de sizin komutanınız olarak gelmişim diyorum ki: birlik bütünlüğünüzü muhafaza ediniz, bir gün bize bir görev düşebilir diyorum. Ve de çok önemlisini söylüyorum çocuklarımızın geleceği için bu bütünlüğün her zamankinden daha üstün olması gerekiyor. Önemli olan onlar. Biz belli yaşa-maşa pardon, siz gençsiniz, biz belli yaşa kadar geldik önemli olan onlar. Hiç kimse hiçbir şekilde Türkiye cumhuriyetinin mevcut yapısını de-ğiş-ti-re-mez....

Türban takıp gelen kenelere acımayın, yoksa yara dağılabilir

Son olarak bir şey daha söyleyeyim: baştan söyleyecektim unuttum. Eeee şimdi maiyetinizdeki personelin aile yapılarını inceleme göreviniz var değil mi? Buna çok dikkat edin arkadaşlar. Eee bizde oldu takip ediyorlar, türban takıp lojmanların girişinden önce çıkarıp içeri girip içeride takanlar o modelde insanlar da var. Hiç acımayın arkadaşlar, hiç acımayın. Hiç kimse silahlı kuvvetlerin sırtında, o neydi o yapışan şeyler söyle. Kene gibi bilmem ne gibi yok, hiç acımayın. Bu söylediğim birlik bütünlüğü tehlikeye atabilecek, her hangi bir harekette bulunan personele acımayın. Bir anda yara başka yerlere dağılabilir. Sonuçta biz silah arkadaşlarıyız, arkadaşlar.. Şimdi burada bir tane teğmen kalksın bir teğmen, ben senin silah arkadaşınım değil mi? Silah arkadaşlığı çok kutsal bir şeydir arkadaşlar. En uçtaki Mehmetçik de benim silah arkadaşım.

Genç subay arkadaşlarım yasalar her türlü yetkiyi size vermiş

Yasalar size her türlü yetkiyi vermiş, görüşlerinizi duydukça insanın içi de rahatlıyor. Çok yakından takip ettiğiniz olayları takip ettiğiniz değerlendirdiğiniz izlenimini aldım: ona da memnun oldum. Tekrar tekrar tekrar söylüyorum: önemli olan bir tek şey var, o da bizim birlik ve bütünlüğümüz. Biz silah arkadaşıyız, biz silahlı kuvvetler ailesiyiz.. Bütün mesele burada... Hepinize iyi akşamlar diliyorum.

Sağol!

İyi de bunun nesi tartışılacak ki? Tek tartışılacak yanı böyle askerlerin arasında yapılan konuşmların nasıl dışarı sızdığı. Yoksa eğer kayıt gerçekse gayet normal şeyler konuşulmuş, fikirlerini söylemiş. Ama gerçek şu ki TSK'nın içinde birileri artık herhangi bir konuşmayı kayıt altında alıp acaba f tipinin istediği bir lâf yakalayabilir miyim diyor. Tsk'nın içindeki bu çapulcu yobazlardır çürük elmalar, temizlenmesi gereken askeriye'de elektronik eşya kullanan f tipi örgütlenmelerdir.

taita-x
25-02-2010, 15:51
İyi de bunun nesi tartışılacak ki? Tek tartışılacak yanı böyle askerlerin arasında yapılan konuşmların nasıl dışarı sızdığı. Yoksa eğer kayıt gerçekse gayet normal şeyler konuşulmuş, fikirlerini söylemiş. Ama gerçek şu ki TSK'nın içinde birileri artık herhangi bir konuşmayı kayıt altında alıp acaba f tipinin istediği bir lâf yakalayabilir miyim diyor. Tsk'nın içindeki bu çapulcu yobazlardır çürük elmalar, temizlenmesi gereken askeriye'de elektronik eşya kullanan f tipi örgütlenmelerdir.

yazdıklarınızı hayretle okudum doğrusu... yani plan yapmak serbest sızdırmak suç... konuş bakalım devam et... meydan sizin...

OnurGururSeref
25-02-2010, 15:54
İyi de bunun nesi tartışılacak ki? Tek tartışılacak yanı böyle askerlerin arasında yapılan konuşmların nasıl dışarı sızdığı. Yoksa eğer kayıt gerçekse gayet normal şeyler konuşulmuş, fikirlerini söylemiş. Ama gerçek şu ki TSK'nın içinde birileri artık herhangi bir konuşmayı kayıt altında alıp acaba f tipinin istediği bir lâf yakalayabilir miyim diyor. Tsk'nın içindeki bu çapulcu yobazlardır çürük elmalar, temizlenmesi gereken askeriye'de elektronik eşya kullanan f tipi örgütlenmelerdir.Her iki yazının da altına imza degil, onurumu koyuyorum.

selim pusat
25-02-2010, 15:56
yazdıklarınızı hayretle okudum doğrusu... yani plan yapmak serbest sızdırmak suç... konuş bakalım devam et... meydan sizin...

Ne plânından bahsediyorsunuz? Konuşulanların içinde ne plânı var Tanrı aşkına? Bu kadar meraklı olmayın karalamaya, tartışılacak bir konuşma diye yazmışsınız neyi tartışılacak? Artık Türk askeri emri altındaki subayları ile konuşamayacak mı? Gidişatı sadece biz mi konuşalım, asker sussun mu? İrtica-i faliyet devletin iç tehditleri arasındadır. Herhangi bir tehlike anında iş en önce hukuka sonra da askere düşer. Gün geldiği zaman mı konuşsun asker, o zamana kadar sus pus otursun, ya da size göre sadece savaş mı yapsın? Askerin görevi ele silah alıp vatan savunmak değildir sadece, herhangi bir tehditte halk ilk askere güvenecektir ne kadar hazmedemesenizde.

selim pusat
25-02-2010, 15:58
Her iki yazının da altına imza degil, onurumu koyuyorum.

Kıvanç duyarım, teşekkürler...

OnurGururSeref
25-02-2010, 16:04
yazdıklarınızı hayretle okudum doğrusu... yani plan yapmak serbest sızdırmak suç... konuş bakalım devam et... meydan sizin...Bir komutan, emrindeki kuvvet askerlerine korkularindan bahsedip cozum yollari onermis. Senin işine elbette gelmez sonucta seni kastediyor tehlike diye, sana karsi onlem almak lazim diyor.. Ama bu konusma benzeri konusmalar yuzunden millet aylardir iceride iste. Yani sizlerin "vay bana karsi tedbir ha?" dediginiz sey aslinda sizin bizi ele gecirmenizi engellemek icin yapilmis fikir firtinalari.. Ben diger darbe plani eklentilerine asla inanmam, yalandir.. Benim enistem Korgeneraldi, cok da sevilirdi, yas haddinden emekli oldu neden or olamadi cunku o bir ordonat'mis, ve ordunun kendine has hiyerarsisi vardir.. Enistem YEMİN EDERİM cok ust duzey gorevlerde bulundu ya ordunun icindeki mescite giderdi, ya da makam odasinin 2 dakikaligina kapisini kapatip 5 vakit namazini kılardi (kılamazsa da aksam evinde kaza ederdi, herkes de bilirdi). Ablam hicbir zaman kapali bir kadın olmadı (60 yasinda) benim karım kapalı, bugun kandil, tum sevdiklerimi aradim, hayirli kandiller diledim, mubarek olsun dedim, tum bunlar inancimin durust olmasindan ve kimseleri ilgilendirmemesindendir.. Inanc baska sey inancin ustune basmak ayri sey.. Bir gun olsun bakan olan dayimin yanina gidip de beni yukarilara tasi demedim, Babacan'a bir gun olsun gitmedim, TED'in pilav gununde muhterem esiyle birlikteyken karsilastik opustuk, bana sordu "nerdesin" diye, demedim ki beni suralara yukselt. Eşim Munevver Arinc hanimefendiyle gorusur arada, bir gun dusunmedik bir sey. Dostluk baskaaaaa, bak biz de "inaniyoruz, hadi bizi yukari tasiyin" demek baska. Cok sukur eşim de ben de onurlu gururlu ve serefliyiz.. Anlasildi mi?

danoby
25-02-2010, 16:22
Hocam bunlara hiçbir şey ispat etmek zorunda değiliz.
Bunlar çamur, iftira atacak bizlerde yok öyle değil böyle diye savunmaya geçeceğiz.
Yok böyle yapmayın.
Ben bu tür mesajlarda genel de hep aynı yorumu yapıp geçerim,

Kör cehalet çirkefleştirir insanları !

Suskunluğum asaletimdendir...

Her lafa verecek bir cevabım var...

Lakin bir lafa bakarım laf mı diye,

bir de söyleyene bakarım adam mı diye...

Hz. Mevlana

Bu ülkede vatanını sevenler ile sevmeyenler bundan 90 sene önce apaçık ortaya çıkmıştı.
Şimdide onların torunları piyasada.
değişen tek şey o gün gazeteler siyah beyazdı, şimdi renkli.
Değer vermeyin böylelerine.
Bu iş cehaleti aştı artık.
Düşmanlık var cumhuriyete.
İşin özü budur değerli dostum.

yosun
25-02-2010, 16:52
TSK hakkında konuşan eşşekoğlu eşekler başka şeyle uğraşın!

Adamlar artık hiçbir şey söylememeye gayret ettikleri türk silahlı kuvvetleri hakkında konuşmaya başladılar. Ona bakacağınıza eşşekoğlu eşşekler dünya kadar problem var, onlarla uğraşın. Onlarla ilgilenin. Muhalefet, ohh yat para tıkır tıkır alıyor, hiç yapıcı bir muhalefet gördünüz mü? O da yok.. Yapıcı muhalefet olmadığı takdirde piyasa bunlara kalır. Bunlar da her geçen gün artan biçimde terbiyesizlik yapmaya başladılar. Bunu arttırabilirler.


Eğer bu sözler gerçekten edilmişse, cemaatin montajlaması yoksa...
Ayakta alkışlıyorum.
Bu sözleri edeni de alnından ve yüreğinden öpüyorum!
Millet aç, sefil, işsiz, aşsız, ülke yangın yerine dönmüş, her an kardeş kavgası çıkmak üzere, ülkeyi tarikatlar, cemaatler yönetir olmuş, neredeyse satılmadık bir tek devlet malı kalmamış, tabir yerinde ise ülke işgal edilmiş, birilerinin umurunda olmadığı gibi yangına körükle gidiyorlar.
Bu ülkede en son uğraşılacak kurumdur TSK!!!
Yargıyı ve TSK yı altettiğiniz gün bu ülke bitecektir.
Bunun böyle olduğunu SİZLER HERKESTEN DAHA İYİ BİLİYORSUNUZ!
BİLİYOR VE ÇANAK TUTUYORSUNUZ!
AVUCUNUZU YALAYACAKSINIZ...
GÜNÜ GELDİĞİNDE SÜPÜRGE, KAZMA, KÜREK, BIÇAK DA BİRER SİLAH OLACAKTIR ANADOLU İNSANININ ELİNDE!
BU VATAN 30 KUPONA ALINMADI BEYLER BAYANLAR!!!

reha kaya
25-02-2010, 16:52
Bu kadar karışık işe, ne gerek vardı? 5.000 sayfadan 400 kilodan aşağı iddaname/delil yok, koy balyoza veya zerzevatgenokonun bir köşesine, arada o davada görülsün. :oley:

Savcı Uzanlar davası hakkındaki görüşlerini açıkladı

25 Şubat 2010

Cem Uzan'ın da aralarında bulunduğu 29 sanığın,”suç işlemek amacıyla örgüt kurmak ve bu örgüte üye olmak”,”resmi belgede sahtecilik”, “özel belgede sahtecilik”, “nitelikli dolandırıcılık” ve “rüşvet vermek” suçlarından cezalandırılması istendi.

sandavut
25-02-2010, 17:56
Herkesin kandilini tebrik ediyorum...

trusty
25-02-2010, 18:37
yazdıklarınızı hayretle okudum doğrusu... yani plan yapmak serbest sızdırmak suç... konuş bakalım devam et... meydan sizin...



Yani bu komutanin dedikleri, bunlari simdi biz fisliyoruz diyenden, bize kani bozuklar diyenden dahami agir.?

Cok agirima gitti.

Memleket ve Cumhuriyet sevdalilarini, kani bozuklar diye tanimlayan bir zihniyetle nereye varacagiz biz.

ally_mcbeal
25-02-2010, 19:25
günler geçiyor, yeni yeni olaylar, gözaltılar, tutuklamalar ile birlikte her seferinde yeniden hayretlere düşüyoruz, son dönem haberleri aşırı derecede canımı sıktığından ne eskisi kadar izliyorum ne yorum yazıyorum. ne söylenebilir ki? koskoca türk ordusu tüm gücüne rağmen bu yobaz işbirlikçi takımının karşısında hakkını arayamaz hale gelmişse biz vatandaş olarak daha nasıl hakkımızı savunabiliriz? şu dönemde bile bunların defteri dürülmezse artık hiç dürülmeyecek demektir. bu işbirlikçi yobazlar nasıl geçmişte bu milletin gelişimine, varlığına çomak taşı soktuysa yine aynı şeyler oluyor, tarih hep mi tekerrür eder? pes diyorum, biz bunlarla daha ne kadar uğraşacağız, bizim insanımız daha ne kadar taassup ve dar görüşlülüğün bezdirici ezişine boyun eğecek? bu millet buna mı layıktı yani? insanların çoğu mutsuz hep gergin ama kimse niye olduğunu bile bilemiyor, halbuki egemenliğimiz, bireysel özgürlüğümüz, huzurumuz hatta düşünme biçimimiz bile tehdit altında. hocaları kanlı mı kansız mı demişti gayet becerikli kansız hallettiler işte... baykalın yüz ifadesine bakıyorum o bakımlı tayyiple yaş olarak aşık atan adam bir kaç günde çöküvermiş sanki, ifadesi değişmiş, eh başka da doğru düzgün konuşan görmüyorum. aydın diye birşey kalmadı, çoğunu tıktılar, kalanlar ya sus pus ya yalaka, memlekette siyasi hiciv bile yapılamaz hale geldi yahu görülmüş şey mi?

yüzde yüz maldayım ama borsanın durumu da hiç umrumda değil, bu iş o ne olduğu belirsiz özkök döneminde bitirilmeliydi o sindi bunlar iyice şirnediler artık daha da zorlaştı... şimdi halk en güvendiği kesim olan askerden nefret eder oldu nerdeyse pes ki ne pes!!!

not: dışardan yazıyorum, çıkıcam, dolayısıyla sataşmalar olursa cvp veremeyeceğim, önemli de değil, neyin ne olduğu ortada....

Serenler
25-02-2010, 19:30
Fırtına ve Saygun serbest bırakıldı
25 Şubat 2010



Eski Hava Kuvvetleri Komutanı emekli Orgeneral Halil İbrahim Fırtına ve eski Deniz Kuvvetleri Komutanı emekli Oramiral Özden Örnek, savcılık sorgularının ardından serbest bırakıldı.


“Balyoz Planı” iddialarına ilişkin soruşturma kapsamında gözaltına alınan eski Hava Kuvvetleri Komutanı emekli Orgeneral Halil İbrahim Fırtına, eski 1. Ordu Komutanı emekli Orgeneral Ergin Saygun ve eski Deniz Kuvvetleri Komutanı emekli Oramiral Özden Örnek'in savcılık sorguları tamamlandı.

Beşiktaş'taki İstanbul Adliyesine sabah saatlerinde getirilen emekli orgeneraller Fırtına, Saygun ve Örnek'in savcılıktaki ifade verme işlemleri yaklaşık 5,5 saat sürdü.

Eski Hava Kuvvetleri Komutanı emekli Orgeneral Halil İbrahim Fırtına ve eski Deniz Kuvvetleri Komutanı emekli Oramiral Özden Örnek, savcılık sorgularının ardından serbest bırakıldı.

ally_mcbeal
25-02-2010, 19:40
yazdıklarınızı hayretle okudum doğrusu... yani plan yapmak serbest sızdırmak suç... konuş bakalım devam et... meydan sizin...

meydan bizim değil sizin...
biz sadece biraz deşarj oluyoruz bari buna hak tanıyın.

aha şimdi bir internet kafedeyim içeri giren gençlerin tamamı "selamün aleyküm" ile lafa başlıyor. biz türkçe konuşulan bir ülkede değil miydik? nerden nereye...

BORA YAŞAR
25-02-2010, 21:02
Çolakkadı'dan açıklama

İstanbul Cumhuriyet Başsavcı Vekili Turhan Çolakkadı, komutanları neden serbest bıraktığını açıkladı.



ESKİ kuvvet komutanlarının ifadesine giren Başsavcı Vekili Turan Çolakkadı,"İki paşayı serbest bıraktık. Aralık ayında yine ifadelerini alıp serbest bırakmıştık. Kaçmadılar. Yeni suçlarından dolayı aradığımızda tekrar adreslerinde bulduk. Delilleri karartmaya teşebbüslerine rastlamadık. Tutuklanmanın en önemli sebebi kaçma ve delilleri karartma ihtimalidir. Dolayısıyla 2-3 ay önce serbest bıraktığımız halde adreslerini terk etmedikleri için tekrar kaçmayacakları düşüncesi ile serbest bıraktık" diye konuştu.

http://haber.gazetevatan.com/Colakkadidan_aciklama/289842/1/Gundem

Bu gerekçe ile serbest bırakacağına çekip vursalardı daha iyi olurdu..

3 gündür emniyette beklet..

Kapılarda, çekyatlarda süründür.

Sonra da bu açıklama ile komutanları salıver..

Kahredici..

Üçlü zirvenin sonuçları gibi bunlar..

Dün güneysu'nun yaxdığı, aslan ve inekler fıkrasındaki gibi, bazı subayları gözden çıkardılar kuvvet ve ordu komutanları için düşüncesi yayılacak..

Bu da ordunun itibarına bir başka darbe..


Üzüntü verici..

Serenler
25-02-2010, 21:12
"Tutuklanmanın en önemli sebebi kaçma ve delilleri karartma ihtimalidir. Dolayısıyla 2-3 ay önce serbest bıraktığımız halde adreslerini terk etmedikleri için tekrar kaçmayacakları düşüncesi ile serbest bıraktık"

Terbiyesizlik...
Söyleyecek başka söz bulamıyorum...

sandavut
25-02-2010, 21:22
PERİNÇEK'İN ŞOKA SOKAN CHP - PKK İTTİFAKI İTİRAFI

08 Nisan 2008 Salı 07:47

Ergenekon soruşturması çerçevesinde tutuklmanan İP Genel Başkanı Doğu Perinçek'in, "CHP,PKK ile ittifak yaptı, bana da 4 milletvekili verdiler ben kabul etmedim" şeklindeki itirafları çok tartışılacak.

Perinçek, 1 yıl önce çıktığı SKYTURK isimli haber kanalında yaptığı itiraflar hiçte yenilir yutulur değil.

SKYTURK'te Baykal'ı oldukça zor durumda bırakacak açıklamalar yapan Perinçek, "O zamanki adıyla SHP yani hepimizin bildiği CHP, PKK ile direkt görüşerek ittifak yaptı.İttifakı DEP üzerinden yaptılar ama herkes bilir ki DEP PKK'dır. Burda birbirimizi aldatmayalım SHP de CHP'dir.İttifak görüşmeleri CHP ve PKK arasında yürütüldü. O zamanlar SHP'nin genel sekreteri şimdiki CHP Genel Başkanı Deniz Baykal'dı.Yapılan anlaşma sonucu PKK'ya 22 milletvekilliği verildi. Bu 22 kişinin isimlerini tek tek Abdullah Öcalan yazdı ve Öcalan'ın yazısı CHP'ye verildi. CHP'de bu isimleri onayladı" dedi.

Perinçek açıklamasının bu kısmında duyanların tüylerini diken diken edecek bir ismi deşifre etti. Perinçek, o tarihte PKK'nın Avrupa sorumlusu olan halen bölücü hainlerin başında bulunan Murat Karayılan'ın da bu ittifakın içinde yer aldığını belirtti.

Yüzlerce Mehmetçiğin şehit edilmesinde başrolü oynayan Murat Karayılan'ın kendisini telefonla aradığını anlatan Perinçek, "Karayılan beni aradı. 'Biz CHP ile ittifak anlaşması yaptık.İş bitti. CHP bize 22 milletvekili garantisi verdi.Ancak bu 22 kişilik listede senin de olmanı istiyoruz. Diyarbakır 1. sıra, Şırnak 1.sıra ve Mardin 1. sırayı ve sizin belirleyeceğiniz bir il de daha size 1. sırayı vereceğiz. Böylece sizin de 4 milletvekiliniz olacak.Dört ilde listenin başını size veriyoruz.' dedi. Biz bunu reddettik. Kabul etseydik ne olacaktık.Biz de CHP milletvekili olacaktık.Apo'nun milletvekili olmayacaktık ki. Biz bu kombinenin içerisine girmedik" dedi.

Kendisinin PKK ile yapılan ittifakı reddetmesine rağmen partisine kapatılma davası açıldığını belirten Perinçek, "Ben kameraların önünde Erdal İnönü'ye, 'siz PKK ile ittifak yaptınız ama bize kapatma davası açıyorsunuz' dedim. PKK ile ittifak kuranlar bize kapatma davası açtı" şeklinde konuştu.

Perinçek'in geçen yıl SKYTURK ekranlarından yaptığı bu tarihi itiraflar, ertesi gün yazılı ve görsel hiçbir medya kuruluşunde tek satır bile yer almadı. SKYTURK televizyonu bile bu itiraflara haberlerinde yer vermedi.

Medyanın görmezden geldiği tarihi itiraflarla ilgili Yargıtay Cumhuriyet Başsavcılığı, herhangi bir işlem yapmadığı gibi Perinçek'in ifadesini alma gereğini bile duymadı.Yasalarımız teröristlerle işbirliği yaptığı belirlenen siyasi partilerin kapatılmasını, işbirliği yapan siyasetçilerinde yasaklı hale getirilmesini emrediyor. Hatta siyasi partilerin kapatılma gerekçelerinin ilk maddesi bu konuyla ilgili.

Yargıtay Cumhuriyet Başsavcılığı'nın dışında diğer savcılıklarda bu itiraflara herhangi bir işlem yapmadı.

O dönemin CHP’li ve DEP’li vekilleri

İŞTE ONLAR 19. Dönem TBMM’de DEP’lilerle birlikte yer alan CHP’liler arasında CHP Genel Başkanı Deniz Baykal’ın yanı sıra Genel Sekreter Yardımcıları Mehmet Sevigen, Algan Hacaloğlu, Genel Başkan Yardımcıları Eşref Erdem ve Cevdet Selvi, Hatay Milletvekili Fuat Çay, TBMM eski Başkanvekili Ali Dinçer, Gaziantep Milletvekili Mustafa Yılmaz’ın yanı sıra Gaziantep Milletvekili Abdulkadir Ateş ve Hakkari Milletvekili Esat Canan ile MYK üyesi ve Tunceli Milletvekili Sinan Yerlikaya da yer alıyor. O dönemde SHP çatısı altında TBMM’ye giren DEP’liler arasında halen terör örgütü PKK/Kongra Gel’in Genel Başkanı olan Zübeyir Aydar’ın yanı sıra Hatip Dicle, Nizamettin Toğuç, Sedat Yuttaş, Leyla Zana, Ahmet Türk, Mehmet Ali Yiğit, Sırrı Sakık, Naif Güneş, Orhan Doğan, Selim Sadak ve Remzi Kartal yer alıyordu.
HABERVİTRİNİ/ÖZEL


Sakık: CHP 20 militanı aday göstermek istedi
BDP'li Sırrı Sakık, "CHP, 1999'da seçim öncesinde gönderin 20 militanı aday yapalım önerisinde bulundu" iddiası Meclis'i karıştırdı.
Sırrı Sakık: 1999 seçimlerinden önce CHP 20 militanı bizden aday gösterin dedi.

ANKARA - CHP'nin Habur'dan gelen PKK'lıların tutuklanmaması yönünde hakimleri yönlendirdiği iddiasıyla İçişleri Bakanı Beşir Atalay hakkında verdiği gensoru önergesi bugün Meclis'te görüşüldü.

Meclis'teki görüşmeler sırasında BDP ve CHP arasında sert tartışma yaşandı. BDP Muş Milletvekili Sırrı Sakık'ın ortaya attığı iddia Meclis'te tansiyonu yükseltti.

Kürsüye gelen Sırrı Sakık, şu iddiayı ortaya attı:

"Atatürk Orman Çiftliği'ndeki görüşmede ben de vardım. Gensorudaki tartışmaların hiçbiri, görüşmede konuşulmadı. Yani bir pazarlık olmadı. Birçok kez görüşmeler yaptık. Bu ülkenin barışı için birçok şey bizimle mezara gider.

1999 yılında genel seçimlere gidiyoruz, CHP barajın altında. Sayın Genel Başkanınız bize elçi gönderdi; 'sizinle ittifak yapmaya hazırız' diye. Oturduk konuştuk. 'Sayın Türk'ü, Sayın Sakık'ı, Sayın Yurttaş'ı kaldıramam, ama bana 20 tane militan gönderin onları aday edeyim' dedi. Canlı tanığımız var. Yeri ve zamanı geldiğinde söylersiniz. Biz dün neysek, bugün de oyuz. O gün de bugün de Kürt halkının ön bahçesiyiz. Kimi günahlar vardır üstü örtülür, kimi günahlar vardır kabir defterine yazılır. Sizin Kürt halkına karşı yaptığınız günahlar, kabir defterinize yazılacak. Olayları farklı şekilde yönlendirmeye hakkınız yok, gidin Genel Başkanınıza sorun.''

Sakık'ın bu iddiası CHP'lilerin sert tepkisine neden oldu. CHP sözcüsü Mustafa Özyürek Sakık'ın yalan söylediğini savundu:

"Bozacının şahidi şıracıdır. Sakık, AK Parti'ye yaranmak için olayları çarpıtıyor. CHP'liler ile Deniz Baykal, DEP ile SHP'nin de işbirliğine karşı çıkmıştı. O dönemde de Deniz Baykal'ın yakınında bulunan biri olarak söylüyorum ki; bunlar yaşanmamıştır. Habur'un sıkıntısı PKK'lıları özel elbiseleri ve özel bayraklarıyla ve mobil mahkemelerde hemen salıvermenin sıkıntısıyla burada 1999 yılına gidilmektedir.

Yalan yanlış beyanlarda bulunulmaktadır. CHP, hiçbir zaman terör örgütünü kınamayanlarla işbirliği yapmamıştır ve yapmayacaktır. Herkes yerini, konumunu iyi tayin etsin. Biz Mustafa Kemal Atatürk'ün kurduğu Misak-ı Milli sınırları içinde herkesin özgürce yaşamasını da isteyen ama terörü kesinlikle lanetleyen bir partiyiz. Teröre bulaşan hiç kimseyle de işbirliği yapmamız mümkün değildir. Terör örgütünü kınamayanlarla gece yarısı AOÇ'ta gizli gizli görüşme yapanlardan hesap sorduğumuz için herkes bunalmış, yalan yanlış beyanlarda bulunuyorlar. Böyle bir görüşme olmamıştır.''

SAKIK AYRINTILARI ANLATTI
CHP'nin yanıt vermesinden ardından kürsüye tekrar çıkan Sakık, görüşmenin detaylarını da anlattı:

"Şunu herkes çok iyi bilsin, şu grup ve ben hiçkimseye yaranmak gibi bi derdimiz yok, boyun eğersek namerdiz. 1999 yılında sizin genel başkan yardımcınız ve yanında bir kişiyle Willy Brandt Sokağı'nda 1/1'e gelerek oturdular. 1999'da Eşref Erdemin evinde. Daha 1990'ı da var. Biz birçok görüşmeyi biliriz. Biz o gün de çocuklarımızla ilgili bir tek sözcük ağzımızdan duydunuz mu, en zor koşuullarda yargılanırken bile çocuklarımıza sahip çıktık, zor süreçlerden geliyoruz. Sizin yeriniz belli, Erzincan, Silivri, Erzurum."

BORA YAŞAR
25-02-2010, 21:23
http://i47.tinypic.com/opr0nc.jpg

Şeyhe dokunmak için birbirini ezdiler


3 bin 500 kişiye kandil yemeği



ŞANLIURFA'nın Viranşehir ilçesinde, dini dernekler tarafından okutulan mevlit sonrasında verilen ve yaklaşık 3 bin 500 kişinin katıldığı yemeğe katılan Nakşibendi Tarikatı'na bağlı olduğu söyleyen Şeyh Muhammet Ali Arslan'a dokunmak isteyen müritler izdihama neden oldu.

http://www9.gazetevatan.com/Seyhe_dokunmak_icin_birbirini_ezdiler/289835/1/Manset


http://i48.tinypic.com/2laew3r.jpg

Kayseri'de bir sohbet toplantısına katılan "Cüppeli Ahmet Hoca" lakaplı Ahmet Mahmut Ünlü, yaklaşık 8 bin kişiye hitap etti.

"Yaşamak Sadece Nefes Almak Değildir" konulu sohbet toplantısına katılmak üzere Kayseri'ye gelen 'Cüppeli Ahmet Hoca' lakaplı Ahmet Mahmut Ünlü, Kadir Has Stadı'nı dolduran yaklaşık 8 bin kişiye seslendi.

http://www.habervitrini.com/kayseride_cubbeli_ahmet_hoca_izdihami-447036.html


http://i45.tinypic.com/1z3uouf.jpg

"Balyoz"da 20 Subay Tutuklandı

Soruşturma kapsamında aralarında Eski Kuzey Deniz Saha Komutanı Emekli Koramiral Ali Feyyaz Öğütçü'nün de bulunduğu 20 subay tutuklandı.

http://www.tarafsizhaber.com/haber-quotBalyozquotda-20-Subay-Tutukland305-438661/




Türkiye şeyhler, dervişler, müritler ülkesi olmayacaktır ! K.Atatürk..



Özür dileriz Mustafa Kemal..

Oldu bile..

Sessiz ve derinden..

hamdido
25-02-2010, 21:26
"Tutuklanmanın en önemli sebebi kaçma ve delilleri karartma ihtimalidir. Dolayısıyla 2-3 ay önce serbest bıraktığımız halde adreslerini terk etmedikleri için tekrar kaçmayacakları düşüncesi ile serbest bıraktık"

Terbiyesizlik...
Söyleyecek başka söz bulamıyorum...


Bulamadığınız sözü avukat Turgut Kazan söyledi. Ben de çoğulunu söyleyeyim.

MİLİTAN SAVCILAR

ayhan53
25-02-2010, 21:31
"Tutuklanmanın en önemli sebebi kaçma ve delilleri karartma ihtimalidir. Dolayısıyla 2-3 ay önce serbest bıraktığımız halde adreslerini terk etmedikleri için tekrar kaçmayacakları düşüncesi ile serbest bıraktık"

Terbiyesizlik...
Söyleyecek başka söz bulamıyorum...
terbiyesizlik az kalır bu arada hakime sormak lazım seminerlere katılanlar neden tutuklandı
seminerleri düzenleyenler neden serbest bırakıldı 2 karardan biri yanlış
yada 2 kararda siyasi

Ladino
25-02-2010, 21:43
Kayseri'de bir sohbet toplantısına katılan "Cüppeli Ahmet Hoca" lakaplı Ahmet Mahmut Ünlü, yaklaşık 8 bin kişiye hitap etti.

"Yaşamak Sadece Nefes Almak Değildir" konulu sohbet toplantısına katılmak üzere Kayseri'ye gelen 'Cüppeli Ahmet Hoca' lakaplı Ahmet Mahmut Ünlü, Kadir Has Stadı'nı dolduran yaklaşık 8 bin kişiye seslendi.


Türkiye şeyhler, dervişler, müritler ülkesi olmayacaktır ! K.Atatürk..


Özür dileriz Mustafa Kemal..

Oldu bile..

Sessiz ve derinden..




PERİNÇEK'İN ŞOKA SOKAN CHP - PKK İTTİFAKI İTİRAFI


Ergenekon soruşturması çerçevesinde tutuklmanan İP Genel Başkanı Doğu Perinçek'in, "CHP,PKK ile ittifak yaptı, bana da 4 milletvekili verdiler ben kabul etmedim" şeklindeki itirafları çok tartışılacak.

Burda birbirimizi aldatmayalım SHP de CHP'dir.İttifak görüşmeleri CHP ve PKK arasında yürütüldü. O zamanlar SHP'nin genel sekreteri şimdiki CHP Genel Başkanı Deniz Baykal'dı.Yapılan anlaşma sonucu PKK'ya 22 milletvekilliği verildi. Bu 22 kişinin isimlerini tek tek Abdullah Öcalan yazdı ve Öcalan'ın yazısı CHP'ye verildi. CHP'de bu isimleri onayladı" dedi.
Perinçek açıklamasının bu kısmında duyanların tüylerini diken diken edecek bir ismi deşifre etti. Perinçek, o tarihte PKK'nın Avrupa sorumlusu olan halen bölücü hainlerin başında bulunan Murat Karayılan'ın da bu ittifakın içinde yer aldığını belirtti.

Yüzlerce Mehmetçiğin şehit edilmesinde başrolü oynayan Murat Karayılan'ın kendisini telefonla aradığını anlatan Perinçek, "Karayılan beni aradı. 'Biz CHP ile ittifak anlaşması yaptık.İş bitti. CHP bize 22 milletvekili garantisi verdi.Ancak bu 22 kişilik listede senin de olmanı istiyoruz. Diyarbakır 1. sıra, Şırnak 1.sıra ve Mardin 1. sırayı ve sizin belirleyeceğiniz bir il de daha size 1. sırayı vereceğiz. Böylece sizin de 4 milletvekiliniz olacak.Dört ilde listenin başını size veriyoruz.' dedi. Biz bunu reddettik. Kabul etseydik ne olacaktık.Biz de CHP milletvekili olacaktık.Apo'nun milletvekili olmayacaktık ki. Biz bu kombinenin içerisine girmedik" dedi.

Kendisinin PKK ile yapılan ittifakı reddetmesine rağmen partisine kapatılma davası açıldığını belirten Perinçek, "Ben kameraların önünde Erdal İnönü'ye, 'siz PKK ile ittifak yaptınız ama bize kapatma davası açıyorsunuz' dedim. PKK ile ittifak kuranlar bize kapatma davası açtı" şeklinde konuştu.

Perinçek'in geçen yıl SKYTURK ekranlarından yaptığı bu tarihi itiraflar, ertesi gün yazılı ve görsel hiçbir medya kuruluşunde tek satır bile yer almadı. SKYTURK televizyonu bile bu itiraflara haberlerinde yer vermedi.

Medyanın görmezden geldiği tarihi itiraflarla ilgili Yargıtay Cumhuriyet Başsavcılığı, herhangi bir işlem yapmadığı gibi Perinçek'in ifadesini alma gereğini bile duymadı.Yasalarımız teröristlerle işbirliği yaptığı belirlenen siyasi partilerin kapatılmasını, işbirliği yapan siyasetçilerinde yasaklı hale getirilmesini emrediyor. Hatta siyasi partilerin kapatılma gerekçelerinin ilk maddesi bu konuyla ilgili.

Yargıtay Cumhuriyet Başsavcılığı'nın dışında diğer savcılıklarda bu itiraflara herhangi bir işlem yapmadı.
O dönemin CHP’li ve DEP’li vekilleri

İŞTE ONLAR 19. Dönem TBMM’de DEP’lilerle birlikte yer alan CHP’liler arasında CHP Genel Başkanı Deniz Baykal’ın yanı sıra Genel Sekreter Yardımcıları Mehmet Sevigen, Algan Hacaloğlu, Genel Başkan Yardımcıları Eşref Erdem ve Cevdet Selvi, Hatay Milletvekili Fuat Çay, TBMM eski Başkanvekili Ali Dinçer, Gaziantep Milletvekili Mustafa Yılmaz’ın yanı sıra Gaziantep Milletvekili Abdulkadir Ateş ve Hakkari Milletvekili Esat Canan ile MYK üyesi ve Tunceli Milletvekili Sinan Yerlikaya da yer alıyor. O dönemde SHP çatısı altında TBMM’ye giren DEP’liler arasında halen terör örgütü PKK/Kongra Gel’in Genel Başkanı olan Zübeyir Aydar’ın yanı sıra Hatip Dicle, Nizamettin Toğuç, Sedat Yuttaş, Leyla Zana, Ahmet Türk, Mehmet Ali Yiğit, Sırrı Sakık, Naif Güneş, Orhan Doğan, Selim Sadak ve Remzi Kartal yer alıyordu.
HABERVİTRİNİ/ÖZEL


Sakık: CHP 20 militanı aday göstermek istedi
BDP'li Sırrı Sakık, "CHP, 1999'da seçim öncesinde gönderin 20 militanı aday yapalım önerisinde bulundu" iddiası Meclis'i karıştırdı.
Sırrı Sakık: 1999 seçimlerinden önce CHP 20 militanı bizden aday gösterin dedi.

Kürsüye gelen Sırrı Sakık, şu iddiayı ortaya attı:

1999 yılında genel seçimlere gidiyoruz, CHP barajın altında. Sayın Genel Başkanınız bize elçi gönderdi; 'sizinle ittifak yapmaya hazırız' diye. Oturduk konuştuk. 'Sayın Türk'ü, Sayın Sakık'ı, Sayın Yurttaş'ı kaldıramam, ama bana 20 tane militan gönderin onları aday edeyim' dedi. Canlı tanığımız var. Yeri ve zamanı geldiğinde söylersiniz.

SAKIK AYRINTILARI ANLATTI
CHP'nin yanıt vermesinden ardından kürsüye tekrar çıkan Sakık, görüşmenin detaylarını da anlattı:

"Şunu herkes çok iyi bilsin, şu grup ve ben hiçkimseye yaranmak gibi bi derdimiz yok, boyun eğersek namerdiz. 1999 yılında sizin genel başkan yardımcınız ve yanında bir kişiyle Willy Brandt Sokağı'nda 1/1'e gelerek oturdular. 1999'da Eşref Erdemin evinde. Daha 1990'ı da var. Biz birçok görüşmeyi biliriz. . Sizin yeriniz belli, Erzincan, Silivri, Erzurum."

bu ülkeyi kim yönetsin
cübbeli yönetmeye talip mi bilemem ama chp evet yönetimde her an iktidar olamasada her an

MEMLEKETİN HALİ GERÇEKTEN ÇOK YAMAN
NE HALE GELMİŞİZ
MANTIKLAR ARTIK GERÇEĞİ BULAMIYOR
HER ŞEY BİRBİRİNE KARIŞMIŞ

Her bir fert olarak hepimiz suçluyuz

Özür dileriz Mustafa Kemal..

Oldu bile..

Sessiz ve derinden

ayhan53
25-02-2010, 21:48
bu arada demekki tutuklananlar askerlerin hepsi kaçmaya meyilliymişler
yaşasın adalet

yosun
25-02-2010, 21:53
bu arada demekki tutuklanalar askerlerin hepsi kaçmaya meyilliymişler

Sadece askerler mi?
Rektörler, profesörler, akademisyenler, gazeteciler, işadamları, avukatlar, savcılar...

Kaçmaya meyilli olmayan Zahit Akman tutuklandı mı? :wink:

Çetin Doğan'ın avukatı açıkça itiraf etmiş zaten... :wink:
"Füze ayarlamaya çalışıyoruz, Ay'a kaçacağız" diyerek... :he:

BORA YAŞAR
25-02-2010, 21:57
Bir PKK sempatizanının 9 sene sonra tam da zamanında ortaya çıkmasıyla nasıl da rahatladı değil mi ortalık?

Yersek..

Geçen gün hapisteki bir başka PKK sempatizanı, Kürt hareketinin önde gidenlerinden biri, İçişleri Bakanı hakkında bugün gensoruya kadar giden laflar etmişti.

Ona inanmayın buna inanın..

Neye inanırsanız inanın..

Görmek isteyenlere herşey açık..

Bahane üretmek isteyenler, suç üstü yakalananlar, seneler önceki oluşumları, sıkıştılar mı fırına veriyorlar..

Cambaz ipte...


Yukardaki fotoğraflar, bugüne dair birşey söylemiyorsa, diyeceğim yoktur..

Sarıklı cübbeli tarikat ehlinin yönetmeye talip olmasına gerek var mı?


Bunların vekalet verdiği adamlar, Afganistan'da şeyhin dizinden kalkıp da başa geçtiler..

Herşey sırayla..

sandavut
25-02-2010, 22:01
Mürtecisin be Paşa! Mürteciyim hamdolsun…
24.02.2010
Eyüp CAN

Madem önceki gün başlayan operasyona "var olma savaşı" dedik, gelin bu savaşın sonunu da konuşalım.
Suçlama ne?
"Türkiye Cumhuriyeti hükümetini cebren (zorla) ıskat (devirme) ve anayasal düzene karşı eyleme girişme."
Suçlananlar kim?
Aralarında kuvvet komutanlarının da bulunduğu 17 emekli general, 4 muvazzaf amiral, 28 subay ve 1 astsubay.

Savcılar yaptıkları inceleme sonucunda "Balyoz Darbe Planı" adıyla anılan belgelerin altında eski 1. Ordu Komutanı Çetin Doğan dahil, birçok komutanın ıslak imzası olduğunu tespit etmiş.
İşte bu yüzden hepsi gözaltında.
Bu yüzden "dokunulmazlar eşiği" aşılmış.

Bakıyorum, bu eşiğin aşılmış olmasına sevinen de var, üzülen de.
Demokratik bir ülkede hukuk herkese (asker ya da sivil) dokunur.
Eğer şimdiye kadar bazı kişi ve kurumlara dokunulmamışsa bu, Türk demokrasisinin eksiğiydi; son gözaltılarla bu eksik giderildi yani dokunulmazlık eşiği aşıldı.
Bence buraya kadar bir sorun yok. Bundan sonrası yargının işi.
Esas sorun "uzlaşma eşiği"nde.
Çünkü "var olma savaşı"nın sonunu "uzlaşma eşiği" belirleyecek.

Yargıda yaşanan deprem ve kapatma davası sinyali uzlaşma zeminini ciddi zedeledi.
Sabah yazarı Emre Aköz dün köşesinde "Artık sayıyla galibiyet yok. Taraflardan biri nakavt olmadan bu kavga bitmez. Uzlaşma eşiği aşıldı" demiş.
Ben aynı kanaatte değilim.
Çünkü ne generallerin tutuklanması ne de başbakanların siyasi yasaklı hale gelmesi birlikte yaşamak zorunda olduğumuz gerçeğini değiştirmiyor.
"Var olma savaşı" illaki bir tarafın yok olmasıyla sonuçlanmaz.
Hele de aynı ülkede yaşayan farklı duyarlılıklara sahip insanlar ve kurumların mücadelesiyse bu.

Maksat "iç savaş" çıkarmaksa söyleyecek sözüm yok.
Değilse gaz vermeyi bırakıp bu varlık savaşını "birlikte var olma" mücadelesine dönüştürmemiz gerekiyor.
Nasıl mı?
Başbakan Recep Tayyip Erdoğan konuşmalarında sık sık Mehmet Akif'ten şiirler okur.
En çok da "Zulmü alkışlayamam, zalimi asla sevemem/Gelenin keyfi için geçmişe asla sövemem" dizelerini.
Ben bu toz duman arasında, kavgada kendisine yer arayan herkese "uzlaşma eşiği" torpillenmeden önce "Akif'in şu sarsıcı mısralarına kulak verin" diyorum:

İnkılâp ümmetinin şânı yakıp yıkmaktır.
Size çılgın demeyen varsa, kuzum, ahmaktır.
Yıkmak insanlara yapmak gibi kıymet mi verir
Onu en çolpa herifler de emin ol becerir.

Sade sen gösteriver "işte budur kubbe" diye
İki ırgadla iner şimdi Süleymaniye.
Ama gel kaldıralım dendi mi heyhat o zaman
Bir Süleyman daha lazım yeniden bir de Sinan.

Bunların var mı sizin listede hiç benzeri; yok.
Ya ne var? Bir kuru dil, siz buyurun karnım tok.
Ötmeyin nafile baykuş gibi karşımda, susun.
Mürtecisin be imam? Mürteciyim hamdolsun…

OnurGururSeref
25-02-2010, 22:07
SAYIN Perincek ve SAYIN Sakık'ın bu itiraflari gercekten cok inandirici ve beni kahretti. Artik dogruyu gordum.. Bundan sonra oyum SAYIN Basbakanın partisinin.. Yani hepimizin partisi AKePe'nin.. Canim AKePe'mmmm..


NOT: SAYGIDEĞER yoneticilerden bir dilegim var, nick'imi de artik Kubi olarak degistirebilirler mi?

X..
25-02-2010, 22:09
Şeriatçı Yobaz örgütlenme ve bağlantılı cemaatler gemi azıya aldı!!!

Azdılar !!!TÜRK ORDUSU içinden vurldu!

TÜRKİYE nin savunma zaafiyeti oluşturuldu.

ABD şu an istediği zaman ülkeyi istila edebilir.

Ordunun yönetim kademelerinin elleri kolları bağlandı!

CIA bağlantılı şeriatçı terör örgütü hedefine ulaşmış görünüyor!!!

Türk Ordusun gizli bilgilerini CIA işbirlikçileri aracılığı ile düşmana iletenler Hareket Ordusu!! gelince nereye kaçacaklar acaba!!!!

Uzak değil!!

Uyan TÜRK.

ayhan53
25-02-2010, 22:10
SAYIN Perincek ve SAYIN Sakık'ın bu itiraflari gercekten cok inandirici ve beni kahretti. Artik dogruyu gordum.. Bundan sonra oyum SAYIN Basbakanın partisinin.. Yani hepimizin partisi AKePe'nin.. Canim AKePe'mmmm..


NOT: SAYGIDEĞER yoneticilerden bir dilegim var, nick'imi de artik Kubi olarak degistirebilirler mi?
kubi bunların yanında sütten çıkmış ak kaşıktır yahu

baron11
25-02-2010, 22:13
Vatan Gazetesi İnternet Sitesi Yayın Yönetmeni Aylin Duruoğlu, "Benliğim, onurum paramparça edildi. 10 aydır tutukluyum serbest kalmak istiyorum. Kendimi sanık olarak değil terör mağduru olarak görüyorum. Terör örgütü üyesi olarak suçlanmak çok ağırıma gidiyor" dedi. Mahkeme Duruoğlu ile birlikte 10 kişinin tahliyesine karar verdi...

http://www.radikal.com.tr/Radikal.aspx?aType=RadikalDetay&ArticleID=981954&Date=24.02.2010&CategoryID=77

Kapusuz’un şu çağrısı da pek hoş!

“Herkesi Anayasa ve yasalardaki yazılı olan kurallara davet ediyor, buna uygun hareket etmelerini bekliyorum.”

Devlet çatırdamaya başlamadan söylense daha iyi olurdu ama bu sözler samimi bir tövbe ise yine de hiçten iyidir!

http://haber.gazetevatan.com/haberdetay.asp?detay=Olcusu_kacan_yargi_taktikleri&tarih=25.02.2010&Newsid=289632&Categoryid=4&wid=2

--------------------------------------------------------------------------------------------------------------

Bu insanlara sorgusuz sualsiz hayatlarından giden koskoca 10 ayı , stresi , sıkıntıyı ve yaşanan ruhsal bozukları kim geri verecek kim düzeltecek ?

Öyle pardon demekle olmuyor bu işler , kimse bunun sorumlusu hesabını vermeli...Türkiye kimsenin babasının çiftliği değil...

asbest38
25-02-2010, 22:23
"Tutuklanmanın en önemli sebebi kaçma ve delilleri karartma ihtimalidir. Dolayısıyla 2-3 ay önce serbest bıraktığımız halde adreslerini terk etmedikleri için tekrar kaçmayacakları düşüncesi ile serbest bıraktık"

Terbiyesizlik...
Söyleyecek başka söz bulamıyorum...

Ne yani diger tutuklanan komutanlar .. Kacmamalari icinmi tuttuklanmislar...Pes yani.

Anlasilan cemaat mulkuyeyi..adliyeyi ele gecirmis..askeriyeyede sizmis.

Ama bazilarinin gozleri var gormezler..kulaklari var duymazlar.

Benim korkum cemaat bu kadar guclenmisse.. durumun hicde ic acici olmadigi yonunde.

OnurGururSeref
25-02-2010, 22:24
Hikaye cok sizde.. Alin bu da benden.. Buyur buradan yak!

“MÜSLÜMAN’A HARAM” ÇEŞMESİ


Vaktiyle Bursa’ da bir müslüman, eski adı “Yahudilik Yolağzı”, bugünkü adı Arap Şükrü olan muhitte çeşme yaptırmış ve başına bir kitabe eklemiş: “Her kula helâl, Müslüman’a haram!..”
Bursa başkent, tabii Osmanlı karışmış, bu nasıl fitnedir diye...
Gitmişler kadıya şikâyete, adam yakalanıp yaka-paça huzûra getirilmiş. “Bu nasıl fitnedir, dîni İslâm, ahâlisi Müslüman olan koca devlette sen kalk, hayrattır, sebildir diye çeşme yap, ama suyunu
Müslüman’a yasakla!.. Olacak iş midir, nedir sebebi, aklını mı yitirdin?..” diye çıkışmışlar adama.
Adam:
- “Müsaade buyurun, sebebi vardır, lâkin isbat ister, delil şarttır…”
dedikçe kadı kızmış:
- “Ne delili, ne isbatı?.. Sen fitne çıkardın, Müslüman ahâlinin huzûrunu kaçırdın, katlin vâciptir!” demiş.
Demiş ama, bir yandan da merak edermiş:
- “Nedir gerekçen?..” diye sormuş.
Adam:
- “Bir tek Sultan’a derim…”
diye cevap verince, ortalık yine karışmış. Söz Sultan’a gitmiş, adam yaka paça saraya götürülmüş...Padişah da sinirlenmiş ama, diğer yandan o da meraklanırmış:
- “De bakalım ne diyeceksen. Bu nasıl iştir ki, hem çeşmeyi yaparsın, hem de her kula helâl,
Müslüman’a haram yazarsın?..”
Adam, başı önünde konuşur:
- “Delilim vardır, lâkin isbat ister.”
- “Ya dediğin gibi sağlam değilse delilin?..”
- “O zaman boynum, hükme kıldan incedir Sultânım…”
- “Eeee?!..”
- “Sultânım, herhangi bir havradan (sinagog) rastgele bir hahamı izahsız yaka-paça tutuklayın, bir hafta tutun. Bakın neler olacak…”
Dediği yapılmış adamın. Bütün azınlıklar bir olmuş, başlarında Mûsevîler, “ne oluyor, bu ne zulüm?.. Bizim din adamımıza biz kefiliz, ne gerekirse söyleyin yapalım, o masûmdur, gerekirse kefâlet ödeyelim...”
Çevre ülkelerden bile elçiler gelmiş, elçiler mektup üstüne mektup getirmiş… Bir hafta dolunca, adam:
- “Sultânım, artık bırakmak zamanıdır” demiş.
Haham bırakılmış, azınlıklar mutlu, bu sefer Sultan’a teşekkürler, hediyeler…
Az zaman geçmiş ki, adam:
- “Aynı işi herhangi bir kiliseden herhangi bir papaz içinyaptırınız Sultânım” demiş.
Aynı şekilde bir papaz derdest edilip yaka-paça alınmış Pazar âyininden ve aynı tepkiler artarak devam etmiş. Haftası dolunca da serbest bırakılmış. Mutlulukk ve sevinç gösterileri daha bir fazlalaşmış, teşekkürler, şükranlar... Levantenler din adamlarına kavuşmanın mutluluğuyla
daha bir sarılmışlar birbirlerine...

Sultan:
- “Bitti mi?..” demiş adama.
- “Sultânım son bir iş kaldı, sonra hüküm zamanıdır izninizle” demiş.
- “Şimde nedir isteğin?..”

- “Efendim, pâyitahtımız Bursa’nın en sevilen, en sözü dinlenilen, itimad edilen âlimini alınız minberinden…”
Adamın dediğini yapmışlar, Ulucâmi imamını Cuma hutbesinin ortasında almışlar, yaka-paça götürmüşler...
Ve ne olmuş bilin bakalım?..
Bir Allah’ın kulu çıkıp da, “ne oluyor, siz ne yapıyorsunuz?.. Hiç olmazsa va’zı bitene kadar bekleseydiniz”, gibi tek bir kelâm etmemiş, imamın peşinden giden, arayan-soran olmamış...
Geçmiş bir hafta, “nerde imam” diye gelen-giden yok!.. Aptal ve câhil bir imam tâyin edilmiş yerine, ne konuştuğunu kendi kulağı duymayan tam yobaz cinsinden biri… Halk hâlinden memnun, başlamış bir dedikodu, o geçen hafta derdest edilen koca âlim için:
- “Biz de onu adam bilmiş, hoca bellemiştik…”
- “Kimbilir ne halt etti de tevkif edildi!..”
- “Vah vaah!.. Acırım arkasında kıldığım namazlara…”
- “Sorma, sorma...”
Padişah, kadı ve adam izliyorlarmış olup-bitenleri. Sonunda Padişah çeşmeyi yaptırana sormuş:
- “Eee, ne olacak şimdi?..
Adam:
- “Bırakma zamanıdır. Bir de özür dileyip helâllik almak lâzımdır hocadan.”

“Haklısın” demiş padişah, denilenin yapılması için emir buyurmuş ve adama dönmüş. Adam başı önünde konuşmuş:
- “Ey büyük Sultânım, siz irade buyurunuz lûtfen, böyle Müslümanlar’a su helâl edilir mi?..”
Sultan acı acı tebessüm etmiş:
- “Hava bile haram, hava bile!..” demiş...

asbest38
25-02-2010, 22:31
Ben yurtdisinda yasiyorum...

Bunlarin cok sevdigi cemaatler.. avrupadaki muhafazakar vatandaslarimizi..Allahu ekber diyerek..faiz haram diyerek..50milyar euro dolandirmislardir. benim sevgili akrabalarimda ellerinde kombasan kuponlari ile hala bekliyorlar:)

Bunlar varya bunlar..Allahu ekber diyip.. opuyorlar adami..

Allahim sen bizi munafiklarin serrinden koru yarabbim.Amin

selim pusat
25-02-2010, 22:31
Cemaat başı yeşil pasaportu ile Abd'de,
Dağdan inen it sürüleri TOKİ'nin yapacağı evlerde konaklamak için gün sayıyorlar,
Daha dün dağlarda askerlerimize kurşun sıkanlar mecliste,
Analarının, bacılarının, çocuklarının namusunu ve can güvenliğinin teminatı olan askere ve cumhuriyete onun kurucusu Mustafa Kemal Atatürk'e sövenler kaloriferli evlerinde,
İmralı'daki eşkıyaya sayın diyen adam başbakan koltuğunda,
Lâikliği ve cumhuriyeti beğenmeyen, vakti zamanında şeriatçı olduğunu söyleyen Çankaya Köşk'ünde,
Vatanın birliği bütünlüğü, cumhuriyetin sağlamlığını korumak için çalışan, geleceğin teminatı olan ve kendilerine çeşitli yaftalar vurulan, suçu kanıtlanmayan askerler, hastanesinde bir sürü kişiyi kanserden kurtaran üniversite hocası hapislerde...
Bu durum için bizler ne yapıyoruz? Hangimiz sokağa çıkıp bağırıyoruz, hangimiz tepkimizi dile getiriyoruz? Hani cumhuriyet mitinglerinin örnekleri? Hani Atatürk gençliği? Hani askere güvenen millet?
Bizler şu an sıcacık evlerimizde oturuyoruz, olacakları bekliyoruz. Ama ya 5 yıl sonra, ya 10 yıl sonra? İlletvekili çıkıp fişliyoruz ONLARI diyor... Kimleri? Bizleri... Peki neden fişliyorlar? 10 yıl sonra nerede görüyoruz kendimizi? Haritaya bakarken aynı sınırlar içinde görebilecekmiyiz TÜRKİYE yazısını? Ben söyleyeyim, bir dahaki seçimde de halk %30dan fazla oy verirse bu meczuplara, benim hiç umudum yok hiç...

OnurGururSeref
25-02-2010, 22:48
Cemaat başı yeşil pasaportu ile Abd'de,
Dağdan inen it sürüleri TOKİ'nin yapacağı evlerde konaklamak için gün sayıyorlar,
Daha dün dağlarda askerlerimize kurşun sıkanlar mecliste,
Analarının, bacılarının, çocuklarının namusunu ve can güvenliğinin teminatı olan askere ve cumhuriyete onun kurucusu Mustafa Kemal Atatürk'e sövenler kaloriferli evlerinde,
İmralı'daki eşkıyaya sayın diyen adam başbakan koltuğunda,
Lâikliği ve cumhuriyeti beğenmeyen, vakti zamanında şeriatçı olduğunu söyleyen Çankaya Köşk'ünde,
Vatanın birliği bütünlüğü, cumhuriyetin sağlamlığını korumak için çalışan, geleceğin teminatı olan ve kendilerine çeşitli yaftalar vurulan, suçu kanıtlanmayan askerler, hastanesinde bir sürü kişiyi kanserden kurtaran üniversite hocası hapislerde...
Bu durum için bizler ne yapıyoruz? Hangimiz sokağa çıkıp bağırıyoruz, hangimiz tepkimizi dile getiriyoruz? Hani cumhuriyet mitinglerinin örnekleri? Hani Atatürk gençliği? Hani askere güvenen millet?
Bizler şu an sıcacık evlerimizde oturuyoruz, olacakları bekliyoruz. Ama ya 5 yıl sonra, ya 10 yıl sonra? İlletvekili çıkıp fişliyoruz ONLARI diyor... Kimleri? Bizleri... Peki neden fişliyorlar? 10 yıl sonra nerede görüyoruz kendimizi? Haritaya bakarken aynı sınırlar içinde görebilecekmiyiz TÜRKİYE yazısını? Ben söyleyeyim, bir dahaki seçimde de halk %30dan fazla oy verirse bu meczuplara, benim hiç umudum yok hiç...Neden ortaya kimseler cikmiyor biliyor musun? Cunku herkes bogazina kadar borc icinde. Borcu cok olanin sesi solugu cikmaz. Pavyon gulleri misali 7 sene once bizim Ali hepimize borclar verip, senetler imzalatti uzun vadeli, ne hikmetse borcumuz oduyoruz oduyoruz affa ugruyoruz felan ama hic bitmiyor, bitemiyor bi turlu.. Korkuyoruz ya isimizden olursak.. Bu borcu hic odeyemez duruma dusersek. Cocuklarimiz ortada kalirlarsa Allah korusun! Naaapariz? En iyisi simdilik kendimi belli etmeyeyim, bir gun olur da ortalik karisirsa o zaman ben de yavasca cikarim saklandigim delikten, delikanlilik yapariz 2 sekil...

Anladin mi simdi tazecik arslanlar kaplanlar gibi kardesim Selimcigim?

reha kaya
25-02-2010, 22:50
Bu gün için, en yumuşak söyleyebileceğim, cümle;

''Taşları bağlamışlar, itleri salmışlar''

JoNaThAn
25-02-2010, 22:51
Devrim ve darbeleri sadece ordular yapmaz. Darbe ve devrim, mevcut rejimin belirli baskılarla sonlandırılması ve değiştirilmesi ise eğer; bu ülkede mevcut rejim ile ilgili kimlerin sorunları olduğunu bulmak konusunda fazla zorluk çekmeyiz..

Bu durumda gerçek darbeciler kimler oluyor dersiniz? Kimlerin cumhuriyet ile, Atatürk ilkeleri ile, laiklik ile, modern eğitim sistemi ile sorunu var dersiniz? Tablo gayet açık ancak bu ideolojiye sahip insanların en büyük özelliklerinden birisi gözlerinizin içine baka baka yalan söylemeleridir.

Her fırsatta inançlarının özgürlüğünden, yardım severliğinden, dostluğundan ve saygısından bahseden bu insanlar; diğer yandan kendi inançlarına mensup olmayan tüm milletlerin, insanların, topluluklarının canlarının ve mallarının kendilerine helal olduğunu bilirler.. Tarihleri de bu kirli özellikleri destekler. Buna rağmen gözünüzün içine baka baka; dünyanın benzer ideoloji ile yönetilen tüm ülke ve örneklerine rağmen kendilerinin son derece çağdaş, saygılı, özgürlükçü olduklarını söylerler.. İşin garibi bu söylediklerine kendileri de inanırlar..


Son sözüm.. Fırsat bu fırsat.. Ellerinde fırsat varken kesinlikle acımasınlar; en acımasız, katı, sert biçimde yapacaklarını yapsınlar.. Savaşlarda hak, hukuk olmaz. Ancak zamanı geldiğinde kendileri de acıma beklemesinler.. Bu iş böyle yürür. Başka türlü yürümez. Ama ne var ki; hala varlıklarını sürdürmeleri gerçeğine bakarsak, eskiden birileri bunu tam kavrayamamış olacak ki; bunlara acıma göstermiş..

sandavut
25-02-2010, 22:54
Ergenekoncuların anlamadığı

FATİH ALTAYLI

BAZI "salaklar" Türkiye'de sürekli bir darbe ortamı olduğundan söz ediyorlar. Ergenekon'u da bu kapsamda değerlendiriyor, önemsiyorlar.
Bakın ben size bir şey söyleyeyim.
Ergenekon soruşturması olsa da olmasa da, Türkiye'de bir darbe olmazdı. Olmayacak da.
Bu, darbe heveslileri olmayacak anlamına gelmiyor. Buna heves edenler olacaktır ama bugünkü dünya düzeni bir darbeye müsait değil.
O yüzden de kimse "Darbeyi önledim" havasına girmesin.
Darbe olma ihtimali yoktu.
Türkiye'de Batı desteğiyle AKP'yi iktidardan indirmeyi planlayanlar ise "Salağın önde gideniydi".
Bugün çektikleri de salaklıklarının cezası.
Bunlar Batı ülkelerine gidip AKP'yi, "Bunlar İslamcı, bunlar Batı medeniyetine karşı" diye şikâyet ettiler, Türkiye'ye gelip, "Bunlar Siyonistlerle, ABD ile işbirliği içinde Türkiye'yi bölecekler" diye şikâyet ettiler.
Birbiriyle bu kadar çelişen iki önerme olmayacağı için de çuvalladılar.
Bu kadar aptallığın cezasını şimdi Silivri'de ödüyorlar.
Aralarında yaşları da yakarak.

http://www.fatihaltayli.com.tr/content.cfm?content_id=5709

OnurGururSeref
25-02-2010, 22:56
Devrim ve darbeleri sadece ordular yapmaz. Darbe ve devrim, mevcut rejimin belirli baskılarla sonlandırılması ve değiştirilmesi ise eğer; bu ülkede mevcut rejim ile ilgili kimlerin sorunları olduğunu bulmak konusunda fazla zorluk çekmeyiz..

Bu durumda gerçek darbeciler kimler oluyor dersiniz? Kimlerin cumhuriyet ile, Atatürk ilkeleri ile, laiklik ile, modern eğitim sistemi ile sorunu var dersiniz? Tablo gayet açık ancak bu ideolojiye sahip insanların en büyük özelliklerinden birisi gözlerinizin içine baka baka yalan söylemeleridir.

Her fırsatta inançlarının özgürlüğünden, yardım severliğinden, dostluğundan ve saygısından bahseden bu insanlar; diğer yandan kendi inançlarına mensup olmayan tüm milletlerin, insanların, topluluklarının canlarının ve mallarının kendilerine helal olduğunu bilirler.. Tarihleri de bu kirli özellikleri destekler. Buna rağmen gözünüzün içine baka baka; dünyanın benzer ideoloji ile yönetilen tüm ülke ve örneklerine rağmen kendilerinin son derece çağdaş, saygılı, özgürlükçü olduklarını söylerler.. İşin garibi bu söylediklerine kendileri de inanırlar..


Son sözüm.. Fırsat bu fırsat.. Ellerinde fırsat varken kesinlikle acımasınlar; en acımasız, katı, sert biçimde yapacaklarını yapsınlar.. Savaşlarda hak, hukuk olmaz. Ancak zamanı geldiğinde kendileri de acıma beklemesinler.. Bu iş böyle yürür. Başka türlü yürümez. Ama ne var ki; hala varlıklarını sürdürmeleri gerçeğine bakarsak, eskiden birileri bunu tam kavrayamamış olacak ki; bunlara acıma göstermiş..Helal olsun, ben bunlari bu kadar guzel ifade edemezdim..

Acimak! Bana acimasinlar. Ben de acimayacagim.. Gunu gelecek.. Belki yarin belki yarindan da yakın!

selim pusat
25-02-2010, 22:57
Neden ortaya kimseler cikmiyor biliyor musun? Cunku herkes bogazina kadar borc icinde. Borcu cok olanin sesi solugu cikmaz. Pavyon gulleri misali 7 sene once bizim Ali hepimize borclar verip, senetler imzalatti uzun vadeli, ne hikmetse borcumuz oduyoruz oduyoruz affa ugruyoruz felan ama hic bitmiyor, bitemiyor bi turlu.. Korkuyoruz ya isimizden olursak.. Bu borcu hic odeyemez duruma dusersek. Cocuklarimiz ortada kalirlarsa Allah korusun! Naaapariz? En iyisi simdilik kendimi belli etmeyeyim, bir gun olur da ortalik karisirsa o zaman ben de yavasca cikarim saklandigim delikten, delikanlilik yapariz 2 sekil...

Anladin mi simdi tazecik arslanlar kaplanlar gibi kardesim Selimcigim?

Evet abi ama durum malesef üniversitemde de böyle, yakın çevremde de böyle... NE bileyim gençler bile örgütlenemiyor. Ben yazın kürt açılımına tepki düzenledim, 30 Ağustos'ta çıkmak istedim sokağa herkesi toplayıp. İzin alamadım valilikten, ama yine de gazeteye ilân verdim, facebook aracılığı ile örgütlendim, 200 kişi toplanma kararı aldık hepsi de tanımadığım kişiler sadece babam var tanıdığım. İnanmazsınız belki ama 200 kişi içinden babamla birlikte 4 kişi vardık. bağırdık mı bağırdık, tepkimizi dile getirdik. Ama insan yoruluyor be abi, yılıyor, bütün bunlar bu duyarsız, umarsız insanlar için mi? Vatan elden gittiği vakit mi uyanacağız bilemiyorum. Kesinlikle size değil lâfım, Türk gençliğine bu lâflarım. İşçileri sonuna kadar destekleyen komünist veletler kadar olamadı vatansever gençler, ona üzülüyorum...

yosun
25-02-2010, 23:09
Şu anda "Siyaset Meydanı"nda değerli hukukçular konuyu tartışıyor...

sandavut
25-02-2010, 23:13
Bazı arkadaşlar ülkeyi texas sanıyor... yazık... benim yaşım 36 burda yaşı kemale gelmiş insanlarda var... ama malesef bir tane , yahu bu millet in çektiği acılar yeter, ne diyorsunuz siz diyecek olgunlukta biri çıkmadı.... malesef...

Bu topikte neden kendiniz çalıp kendiniz oynadığınız şimdi daha iyi anladım... karşıt görüşe hiç birşekilde tahammülünüz yok...hemen vur kır yok et...hep iktidar güç sizin elinizde olsun, ozaman sorun yok...

Aferim...aynı kafayla devam edin...

reha kaya
25-02-2010, 23:15
Devrim ve darbeleri sadece ordular yapmaz. Darbe ve devrim, mevcut rejimin belirli baskılarla sonlandırılması ve değiştirilmesi ise eğer; bu ülkede mevcut rejim ile ilgili kimlerin sorunları olduğunu bulmak konusunda fazla zorluk çekmeyiz..

Bu durumda gerçek darbeciler kimler oluyor dersiniz? Kimlerin cumhuriyet ile, Atatürk ilkeleri ile, laiklik ile, modern eğitim sistemi ile sorunu var dersiniz? Tablo gayet açık ancak bu ideolojiye sahip insanların en büyük özelliklerinden birisi gözlerinizin içine baka baka yalan söylemeleridir.

Her fırsatta inançlarının özgürlüğünden, yardım severliğinden, dostluğundan ve saygısından bahseden bu insanlar; diğer yandan kendi inançlarına mensup olmayan tüm milletlerin, insanların, topluluklarının canlarının ve mallarının kendilerine helal olduğunu bilirler.. Tarihleri de bu kirli özellikleri destekler. Buna rağmen gözünüzün içine baka baka; dünyanın benzer ideoloji ile yönetilen tüm ülke ve örneklerine rağmen kendilerinin son derece çağdaş, saygılı, özgürlükçü olduklarını söylerler.. İşin garibi bu söylediklerine kendileri de inanırlar..


Son sözüm.. Fırsat bu fırsat.. Ellerinde fırsat varken kesinlikle acımasınlar; en acımasız, katı, sert biçimde yapacaklarını yapsınlar.. Savaşlarda hak, hukuk olmaz. Ancak zamanı geldiğinde kendileri de acıma beklemesinler.. Bu iş böyle yürür. Başka türlü yürümez. Ama ne var ki; hala varlıklarını sürdürmeleri gerçeğine bakarsak, eskiden birileri bunu tam kavrayamamış olacak ki; bunlara acıma göstermiş..

Yazınızın bir kısmını özellikle işaretlendim ya, aslında hepsi doğru.

Kusura bakmayın, efendim. Saygılar.

JoNaThAn
25-02-2010, 23:15
Helal olsun, ben bunlari bu kadar guzel ifade edemezdim..

Acimak! Bana acimasinlar. Ben de acimayacagim.. Gunu gelecek.. Belki yarin belki yarindan da yakın!


İnsanların içindeki vicdanlarına, inanmak istedikleri değerlere bir şey diyemem.. Aynı kültüre mensup insanlar, inanmak istediği varlığı belirtirken benzer ismi kullansa da, gidin 10 farklı insanla konuşun; her birinin içindeki tanrı anlayışı farklıdır.. Kendi içlerindeki vicdan haritasına da tam tamına uygundur ne hikmetse.. Buna bir itirazım yok. Doğru olduğu için değil; tamamıyla yanlış. Ama insanların düşüncelerine müdahale etmek anlamsız bir girişimdir.

Ancak siyasal ve organize islam çok uzun zamandan beri geçerliliğini yitirmiş bir politikaydı. Komünizm ile mücadele için belirli bölgelerde tekrar, sistematik olarak hortlatıldı. Çok komik, saçma, sapıkça unsurlar.. İran gibi bir ülkenin yönetim kademelerine bakarsanız bu rezaleti daha net görürsünüz.. Mevcut baskılardan ve en ufak bir ayaklanmada ülkenin tüm dünya ile bağlantısının kesilmesi konusuna değinmiyorum bile.. O siyasal ve organize islam denilen şey bundan farklı değildir, hiçbir zaman olmamıştır, hiçbir zaman da olamayacaktır.. Peki neden? Çünkü özünde baskı, sindirme, cehalet, sorgusuz kabul, terör vardır. Başka türlü bir şekilde uygulanması mümkün değildir; çünkü böyle bir durumda ya yapılması gereken çağa uygun reformlar ile yüzleşmeleri gerekir, ya da dönüp dolaşıp aynı yere gelirler..

Birinci neden, ikinci nedene direkt olarak bağlıdır.. Reform yapmaları mümkün değil; çünkü ortada müthiş bir sorgusuz kabul ve cehalet var.. Bu da onları 2. noktaya getirir; aynı yere..

Peki ne olacak.. Olan şey, bunları tek çatı altında toplamaktan başka bir şey değil. Canlarını yakacaklar, daha doğrusu canlarına okuyacaklar.. Ancak bunu yapabilmek için modern dünyayı tehdit eden bir görselliğe ihtiyaçları var. Hem dış destek için, hem iç destek için.. Misal, İran batıyı rahatsız ediyor.. Bir müdahale gelecek. Ancak bu müdahaleye tek desteği batı vermeyecek; çünkü İran'ın içi kaynıyor.. Halk senelerden beri 5 para etmez cahillerin pençesinde kıvranıyor.. Rezilce, utanmazca bir cehalet bu. Görüldüğü yerde sorgusuz sualsiz yok edilmesi gereken bir cehalet. İnsanlık düşmanı, sadistçe, kör bir cehalet. Bastırılmış halkın, kendi devletine olan tepkisi de bu sadistliğe paralel bir tepki.. Etki-tepki meselesi.. İşgali, el koymayı, savaşı hızlandırır; kolaylaştırır..


Türkiye'de yapılmak istenen tam olarak budur. Neden yazdım bunları.. Korkunç ama net bir gerçeğe vurgu yapmak için.. İşte o gün geldiğinde, bunlar kendi kazdıkları kuyulara kendileri düştüklerinde; dünyanın hiçbir yerinde acıma olmamalı bunlara.. Acıma gösterilmeyecek zaman o zamandır.. Henüz değil.

reha kaya
25-02-2010, 23:23
Bazı arkadaşlar ülkeyi texas sanıyor... yazık... benim yaşım 36 burda yaşı kemale gelmiş insanlarda var... ama malesef bir tane , yahu bu millet in çektiği acılar yeter, ne diyorsunuz siz diyecek olgunlukta biri çıkmadı.... malesef...

Bu topikte neden kendiniz çalıp kendiniz oynadığınız şimdi daha iyi anladım... karşıt görüşe hiç birşekilde tahammülünüz yok...hemen vur kır yok et...hep iktidar güç sizin elinizde olsun, ozaman sorun yok...

Aferim...aynı kafayla devam edin...

Bu millet ne acısı çekmiş, çok şükür; 85 yıldır, kıçını devirip yattı.

Balkan harbini, Sarıkamış faciasını tekrar yaşamadı, tok tutsun diye zeytini çekirdeği ile yemedi.

X..
25-02-2010, 23:29
Bazı arkadaşlar ülkeyi texas sanıyor... yazık... benim yaşım 36 burda yaşı kemale gelmiş insanlarda var... ama malesef bir tane , yahu bu millet in çektiği acılar yeter, ne diyorsunuz siz diyecek olgunlukta biri çıkmadı.... malesef...

Bu topikte neden kendiniz çalıp kendiniz oynadığınız şimdi daha iyi anladım... karşıt görüşe hiç birşekilde tahammülünüz yok...hemen vur kır yok et...hep iktidar güç sizin elinizde olsun, ozaman sorun yok...

Aferim...aynı kafayla devam edin...

Burdakilerin hepsi aynı görüşte,sen hepsinin karşısındasın öylemi!!!

Yazdıklarından anlıyamadık.Senin karşıt!! görüşün nedir!!

selim pusat
25-02-2010, 23:34
Bazı arkadaşlar ülkeyi texas sanıyor... yazık... benim yaşım 36 burda yaşı kemale gelmiş insanlarda var... ama malesef bir tane , yahu bu millet in çektiği acılar yeter, ne diyorsunuz siz diyecek olgunlukta biri çıkmadı.... malesef...

Bu topikte neden kendiniz çalıp kendiniz oynadığınız şimdi daha iyi anladım... karşıt görüşe hiç birşekilde tahammülünüz yok...hemen vur kır yok et...hep iktidar güç sizin elinizde olsun, ozaman sorun yok...

Aferim...aynı kafayla devam edin...

Sorun sürekli sizin forumdakilerden SİZ diye bahsetmesi olabilir mi? Başka ülkenin insanları mıyız? Yoksa farklı bir milleten misiniz? Neden sürekli fakir edebiyatı yapıyorsunuz? Neden iktidardakiler gibi hep acındırma?

reha kaya
25-02-2010, 23:53
Sorun sürekli sizin forumdakilerden SİZ diye bahsetmesi olabilir mi? Başka ülkenin insanları mıyız? Yoksa farklı bir milleten misiniz? Neden sürekli fakir edebiyatı yapıyorsunuz? Neden iktidardakiler gibi hep acındırma?

Eskiden kelle kulak giderlerdi, ezilme ve aşağılanmanın daha çok oy potansiyeli olduğunu gördüler.

Arada, RTE gibi ''Van minuts'' çıkışları bir sene yeter, bunlara.

Karatepe gibi, delikanlı adamlar bekliyoruz. İki tane çıktı, hemen sattılar galiba?

Şükrü Karatepe (Kayseri Büyükşehir Belediye Başkanı): Zaman zaman içinde bulunduğumuz şartlarda mecburiyet karşısında gittiğimiz yerde inancımıza küfür edilirken içimiz kan ağlayarak resmi görevimiz icabı orada bulunmak zorunda kalıyoruz.

'' Ey Müslümanlar, sakın ha içinizden bu hırsı, bu kini, nefreti ve bu inancı eksik etmeyin.''

selim pusat
26-02-2010, 00:04
Eskiden kelle kulak giderlerdi, ezilme ve aşağılanmanın daha çok oy potansiyeli olduğunu gördüler.

Arada, RTE gibi ''Van minuts'' çıkışları bir sene yeter, bunlara.

Karatepe gibi, delikanlı adamlar bekliyoruz. İki tane çıktı, hemen sattılar galiba?

Şükrü Karatepe (Kayseri Büyükşehir Belediye Başkanı): Zaman zaman içinde bulunduğumuz şartlarda mecburiyet karşısında gittiğimiz yerde inancımıza küfür edilirken içimiz kan ağlayarak resmi görevimiz icabı orada bulunmak zorunda kalıyoruz.

'' Ey Müslümanlar, sakın ha içinizden bu hırsı, bu kini, nefreti ve bu inancı eksik etmeyin.''


Zaten bu halk bir Allahı ağzından dğşürmeyene bir de ezilene (ezik gösterilene) sahip çıkar. Onlar da tribünlere oynasınlar bakalım, kullansınlar bunu bol bol elbet biter uzatma dakikaları da...

reha kaya
26-02-2010, 00:17
Bazı arkadaşlar ülkeyi texas sanıyor... yazık... benim yaşım 36 burda yaşı kemale gelmiş insanlarda var... ama malesef bir tane , yahu bu millet in çektiği acılar yeter, ne diyorsunuz siz diyecek olgunlukta biri çıkmadı.... malesef...

Bu topikte neden kendiniz çalıp kendiniz oynadığınız şimdi daha iyi anladım... karşıt görüşe hiç birşekilde tahammülünüz yok...hemen vur kır yok et...hep iktidar güç sizin elinizde olsun, ozaman sorun yok...

Aferim...aynı kafayla devam edin...

Sn. Sandavut, abemiz araziye karıştı.

Bu, terbiyesizliktir. Yaşı kemale ermiş insanlar buradaysa, olgunluk cart curt diye laf edeceksen, cevabını vereceksin!

Aha demokrasi, bu milletin vakti zamanında, bir metre kefenlik bezi yoktu, be!

Ladino
26-02-2010, 07:41
Şu anda "Siyaset Meydanı"nda değerli hukukçular konuyu tartışıyor...
hukukçular tartışatursun da
asıl önemliyi
1. Ordu Komutanlığı Askeri Savcılığı bilirkişi heyeti SÖYLEMİŞ.
Buna herkes kulak kabartacakBu değerleme herşeyden çok önemli
BELKİ DE SON SÖZ
YADA SÖZÜN ARTIK BİTTİĞİ YER

http://www.sabah.com.tr/Gundem/2010/02/26/askeri_savcilik_balyoz_seminer_degil_darbe_plani

Askeri savcılık:
'Balyoz' seminer değil, darbe planı

Veli SARIBOĞA 26.02.2010
Askeri savcılığın oluşturduğu bilirkişinin darbe tespiti içeren ÇÇ raporu önceki gün İstanbul Cumhuriyet Savcılığı'na gönderildi
BALYOZ Güvenlik Harekâtı Planı'yla ilgili 1. Ordu Komutanlığı Askeri Savcılığı'nca oluşturulan bilirkişi heyeti, yaptığı inceleme sonucunda, belgelerin seminer değil darbe planı olduğu sonucuna vardı. Askeri Savcılık, bu doğrultuda hazırlanan bilirkişi raporunu, özel kuryeyle önceki gün "Balyoz Eylem Planı" soruşturmasını yürütülen Özel Yetkili İstanbul Cumhuriyet Savcılığı'na gönderdi.

12 EYLÜL'DEN ESİNLENİLDİ
Balyoz Güvenlik Harekât Planı'nın, 12 Eylül 1980 askeri darbesine için hazırlanan "Bayrak Harekât Planı"ndan esas alınarak hazırlandığı iddia edilmişti. Balyoz Eylem Planıyla ilgili olarak İstanbul Cumhuriyet Savcılığı'yla eş zamanlı olarak 1. Ordu Askeri Savcılığı da harekete geçti. Askeri savcılık, Taraf Gazetesi'nden belgelerin bulunduğu 4 adet DVD'yi istedi. DVD'yi incelemeye alan askeri savcılık, Taraf gazetesi Genel Yayın Yönetmeni Ahmet Altan'ı da tanık olarak dinledi. Gazeteci Mehmet Baransu, ıslak imzalı orijinal belgeleri, bir valiz içerisinde Özel Yetkili İstanbul Cumhuriyet Savcılığı'na vermişti. Askeri savcılık bu orijinal belgelerin de bir suretini istemişti. Özel Yetkili İstanbul Cumhuriyet Savcılığı, belgelerin ve CD'lerin bir kopyasını aldıktan sonra orijinal belgeleri adli emanete almıştı. Özel Yetkili 3 Cumhuriyet Savcısı tarafından bir ay boyunca belgeler incelendi. Bu süre içinde ıslak imzalı orijinal belgeler ile ses kayıtlarının da bulunduğu CD'ler, Emniyet Kriminal ve TÜBİ- TAK'ta incelettirildi. İnceleme sonucunda belgelerin 1. Ordu Komutanlığı'nda bilgisayarlarda hazırlandığı tespit edilince 22 Şubat pazartesi günü sabah erken saatlerde 6 ilde eş zamanlı olarak operasyonlar yapıldı. 20'si muvazzaf 48 subay gözaltına alındı. Şüphelilerin, emniyette ifadeleri alındığı saatlerde Özel Yetkili Cumhuriyet Savcılara askeri savcılık raporu ulaştırıldı. Emniyet Kriminal ve TÜBİTAK'tan sonra Asker Savcılık tarafından oluşturulan "Bilirkişi Heyeti" de Balyoz Güvenlik Harekâtı Planı belgelerinin orjinal olduğunu ve darbe planı olduğunu belirledi.

28 ÜST RÜTBELİ SUBAY TUTUKLANDI
Özel Yetkili İstanbul Cumhuriyet Savcılığı'nın talimatıyla gözaltına alınan 48 subayın, "Balyoz Güvenlik Harakâtı Planı" seminerine katılarak sunum yapan, aktif olarak görev alan subaylar olduğu belirtildi. Soruşturma kapsamında, 23 Şubat'ta 2'si muvazzaf 7 subay, 24 Şubat'ta ise adliyeye sevkedilen 20 şüpheliden 7'si muvazzaf 13 subay tutuklandı. Dün de adliyeye çıkarılan 12 şüpheliden 7'si muvazzaf subay 8 asker cezaevine gönderildi. Son 3 günde, aralarında 2'si muvazzaf 6 amiral, 2'si muvazzaf 3 general ve 9'u muvazzaf 10 albayın da bulunduğu toplam 28 subay tutuklanmış oldu.

Ladino
26-02-2010, 07:50
Bize demokratik rejim


Bir dönemde muhalefet lideri olan kilolu bir siyasetçi, sürekli davet edildiği halde tek kanallı televizyonun tartışma programlarına katılmıyordu.
Kendisini evinde ziyaret edip, televizyon programlarını boykot etmesinin nedeni sordum.
- Beni şişman gösteriyorsunuz, diye cevap verdi.
Gülümsedim,
- Rejim yapıp zayıflasanız o zaman, dedim.
Bu sözlerime sinirlendi...
- Bize lazım olan zayıflama rejimi değil, demokratik rejim, dedi.
Söyleyecek söz bulamadım, güldüm.
O da güldü...
Ama daha sonra da katılmadı tartışma programlarına.
Zayıflamadı da.
Demokratik rejim sayesinde ileri tarihte yine iktidar oldu. Aradan uzun yıllar geçti.
Ve şimdi yine "Bize hangi tür rejim lazım" sorunsalı üzerine çeşitlemeler yapıyoruz.
Bazıları "Cumhuriyet rejimini kurtarmak için askeri rejim lazım bize" demiyorlar mı?

Dünle bugün farksız gibi
Siyaset hayatımızda "Dön baba dönelim, hacılara gidelim" tekerlemesi benimsendiği için, Mevlana'nın (ve Sezen Aksu'nun) "Dün dünle bitti cancağızım/ Artık yeni şeyler söylemek lazım"ına itibar eden pek yok.
Bu nedenle çok önce yazdıklarımızı siyasi aktörlerin isimlerini değiştirip yeniden yayınladığımızda, günceli yine yakalayabiliyoruz.
Mesela ben özetle şunları yazmışım geçen yılın ekiminde:
Rejime dönük düşüncelerimizi kişilere endeksli sevgilere ve nefretlere göre seslendirdiğimiz sürece sağlıklı bir sonuca varabilmemiz pek mümkün değildir.
Şimdi gündemde "Hangi lider asker karşısında dik durabildi" tartışması var.
Başbakan Erdoğan bir toplantıda "Bu ülke demokrasiye yönelik müdahale ve tehditlerle karşı karşıya kaldı. Ve bazıları vicdanı hiç sızlamadan bu ülkeyi bunlara teslim etti. Fötr şapkalarını alıp kaçanları bu ülkede çok gördük" diye konuşunca kendisine gönderme yapıldığını düşünen Süleyman Demirel iki köşe yazarına şunları söyledi:
- Ben Genelkurmay Başkanı Cemal Tural'ı görevden almıştım. Ayrıca 12 Mart askeri müdahalesinde de tek hedefimiz parlamentoyu açık tutmaktı, bunu da sağladık. Bu nedenledir ki 2 yıl sonra ben gene Başbakan oldum... Erdoğan bu konuları ayrıntı bilmeden konuşuyor...

Atatürk ne yapardı?
Bu açılımda gelişen düşünceler üzerinde doğal olarak yorumlar da yapılmakta.
Şimdi kimi Demirel'i, kimi Erdoğan'ı yeriyor.
Çoğumuzun bir klişe halinde seslendirdiğimiz "Atatürk olsaydı böyle durumlarda ne yapardı" sorusunun cevabını arayanlara da, Neşe Düzel'le konuşan Sabancı Üniversitesi öğretim üyesi Cemil Koçak şu açıklamalarla ışık tuttu:
- Atatürk, "Ordu politikaya karışmasın" diye bir şey hiç söylemedi. Bu kadar meraklı olsa, kendisi karışmazdı. Gençliğinden beri politikanın içinde. İstifa eder ve politikacı olurdu. Atatürk'ün kendi hayatı bu lafı tekzip ediyor zaten... Atatürk askerlikten 1927'de emekli oldu. 1927'de İsmet Paşa'yla birlikte kendi istekleriyle üniformalarını çıkardılar. "Emeklilik maaşımızı istiyoruz" diye Savunma Bakanlığı'na dilekçe verdiler ve askeriyeyle ilişkileri o andan itibaren kesildi... Kendilerini artık siyaseten güvende hissettikleri için bunu yaptılar. Ordu artık emin ellerdeydi. 1926'da bütün muhalefet bertaraf edilmişti. 1927'de de Nutuk okunmuştu. Tek adamlık onaylanmıştı...
Yeni tartışmaların eskilerden farkı, bu dönemde Tayyip Erdoğan'ın da siyaset sahnesinde bulunması ve Genelkurmay Başkanlığı'nda da yeni bir isim olan Org.Başbuğ'un olması.
Bu isimleri çıkartıp, Atatürk, İnönü, Bayar, Menderes, Demirel veya Özal'ı siyasi aktörler hanesine yerleştirin.

İsimler değişir
Kazım Karabekir, Ali Fuat Cebesoy, Fevzi Çakmak, Rüştü Erdelhun, Cemal Gürsel, Cemal Tural veya Cevdet Sunay gibi eski komutanları da askeri aktörler hanesinde değerlendirin...
Durumun hiç değişmeyeceğini görürsünüz. Burada değerlendirmeler size hangi isimlerin daha yakın geldiğine bağlı olarak yapılır. Ya Çakmak'ı ya da İnönü'yü tutarsınız mesela.
Bu arada ne kadar "Sivilci" olursanız olun, eğer seçilmiş siyasetçiye karşı antipati duymaktaysanız, askerleri tutarsınız.
O sivil siyasetçi isterse ağzıyla kuş tutsun, ülkesine hizmet etmek için istediği kadar kendisini parçalasın, bunları görmezden gelir ve "Rejim tehlikede" sloganına sarılıp "Askeri rejim" isteyenlerin safında yer alırsınız.........
Ne dersiniz?
Beş ay önce bugün bile güncel olan bir yazı yazmamış mıyım?

2/26/2010

hiyo
26-02-2010, 08:04
komplo teorileri uzmanı yaptılar milleti :he:

çekiç orak balta planı yokmu :he:

loyd
26-02-2010, 08:48
Tamamı komutanımızın ağzından;

"Biz özgürlük, insan hakları bilmem ne furyası ile AB'nin kapısında ne hale geldiğimizi artık herhalde hepimiz görüyoruz. Böyle bir şey olamaz arkadaşlar. Böyle bir ülke düşünemiyorum, artık belli bir kırılma noktasına doğru yanaşıyoruz.(...) Meydanı boş buldular. Bunların karşısında kimse yok. Var diyen elini kaldırsın, yok! Birisi (Deniz Baykal) Antalya'da gayet güzel yüzüyor, öbürü (Devlet Bahçeli) otağlarda oturuyor kımız içiyor, öbürü hırlı mı, hırsız mı mafya mı nedir o belli değil.. Yani ilerde hükümet değişikliği olsa dahi bu pisliği temizlemek bile ayrıca iki üç sene sürer. Bu da ülkenin gerilemesine yol açıyor. Tarif edilemeyecek kadar tehlikeli bir yerlerdeyiz."
"Adamlar artık hiçbir şey söylememeye gayret ettikleri TSK hakkında konuşmaya başladılar. Ona bakacağınıza (... küfür ediyor) dünya kadar problem var, onlarla uğraşın. Onlarla ilgilenin. Muhalefet, ohh yat para tıkır tıkır alıyor, hiç yapıcı bir muhalefet gördünüz mü? O da yok.. Yapıcı muhalefet olmadığı takdirde piyasa bunlara kalır. Bunlar da her geçen gün artan biçimde terbiyesizlik yapmaya başladılar. Bunu arttırabilirler."
"Biz ayakta durduğumuz sürece hangi model hükümet gelirse gelsin Türkiye Cumhuriyeti'nin şekli ile kesinlikle oynayamazlar. Dert biziz. Onun için yıpratma devam ediyor. Ulan polis teşkilatına ver bak ne oluyor güvenliğini! Eğitimlerinizi yaparsınız arkadaşlar, elinizde kitabınız dokümanınız her şeyiniz var, bir de çok önemli olan elinizde hammadde var: Mehmetçik var. Mehmetçiklere bunu çok iyi işleyin. (...) Giden görevlerinizi yaparsınız, hammadde elinizde duruyor her zaman şeye bırakmayın, uzmana astsubaya bırakmak yok. Subay olarak sizin bilginiz kültürünüz onlardan çok daha yüksektir. Siz etkin olacaksınız."
ORTAM 1980'DEKİ GİBİ DEĞİL
"Diyeceksiniz ki biz niye sesimizi çıkarmıyoruz? Şu konuda müsterih olmak gerekiyor: Genelkurmay Karargâhı, kuvvet komutanları onlar hepsini, her şeyi ince ince hesaplıyorlar. Şimdilerde ortam eskisi gibi değil. Yani 1980'deki gibi de değil. Her şey çok farklı. Her şeyin hesabını tutmanız gerekiyor. Çünkü karşımızdakiler bu ******** hükümetle gizli gizli bu işleri yürütüyorlar. Arkadaşlar, devletimiz şahsiyetini kaybetti. Şahsiyet kaybı var, çok büyük çapta."
"Ortada çok büyük bir tehdit var, gel OHAL ilan edelim? Askeri komutanı yetkilendirmediğiniz takdirde ama yasal yetkiyi veremediğiniz takdirde askeri komutanın başarısı az olur. Ama gerek OHAL bölgesinde gerek sıkıyönetim yetkisiyle donatırsanız o zaman askeri komutan çok daha başarılı olur. Şimdi orda bir tane ben hiç hatırlamıyorum teröristi alıp efendim mezarlığa falan gömdüğümü ben hatırlamıyorum."
"Bugünün resmini konuşuyorum ben... Tek güç, Türkiye'deki en organize güç Türkiye'deki silahlı kuvvetlerdir. Polis teşkilatı bilmem ne! Vatan millet, cumhuriyetin bekçisi falan yok öyle bir şey yok. Yok! Tek biz varız. Ha onlar bizim yanımıza gelir, yamacımıza koltuğumuzun altına girerler o usulden beraber gider. Tek, Türk Silahlı Kuvvetleri'dir."
"Uğraşılan, yıpratılmak istenen biziz. Ben de sizin komutanınız olarak gelmişim diyorum ki: Birlik bütünlüğünüzü muhafaza ediniz, bir gün bize bir görev düşebilir diyorum. (...) Hiç kimse hiçbir şekilde Türkiye Cumhuriyeti'nin mevcut yapısını de-ğiş-ti-re-mez."
"Eee bizde oldu takip ediyorlar, türban takıp lojmanların girişinden önce çıkarıp içeri girip içeride takanlar o modelde insanlar da var. Hiç acımayın arkadaşlar, hiç acımayın. Yasalar size her türlü yetkiyi vermiş, görüşlerinizi duydukça insanın içi de rahatlıyor."
Emekli Korgeneral Metin Yavuz Yalçın, 5-7 Mart 2003'te Selimiye Kışlası'nda yapılan 'Balyoz' darbe planının seminerine katılanlar arasında yer alıyordu. İddiaya göre Yalçın, söz konusu seminerde yaptığı konuşmasında şunları söylemişti: "Ben 2. ve 5. Kolordu Komutanlığımdan yeterli emniyet tedbirlerini alabilecek bütün birliklerimi oraya görevlendiririm. Onun dışındakilerin tamamını buraya getiririm. İstanbul'un üzerine çökerim. Ve belediye başkanıymış, yok ondan sonra savcıymış, hâkimmiş, kaymakammış, bu konuya olumsuz bakan tablolarda yer alan insanları gerekirse belediye başkanlıkları komutanları o görev de uhdesinde olacak şekilde görevlendirmek suretiyle ve ağır bir baskı ve biraz evvel ifade ettiği gibi. Ben tabii komutan arkadaşıma katılıyorum ama bir yerde de hani karşımıza halkı almak meselesi ayrı, bunlar kararlarını vermişlerdir. Bu ülkeyi bölecek parçalayacaklardır ve ülkeyi başka bir rejimin içerisine taşıyacaktır. Böyle kararlı olan bir halka karşı da acımasızca hareket etmek bizim görevimizdir."

yosun
26-02-2010, 11:08
CEMAATİN ŞİFRELİ HABERLEŞME SİSTEMİNİ AÇIKLIYORUZ


Son dönemde Türkiye gündemini belirleyen gelişmeler ile Fethullah Gülen Cemaati arasında sık sık bağlantı kuruluyor. Cemaatin emniyet, yargı, siyaset içinde örgütlenmesinin son dönem orduya karşı faaliyetleri belirlediği konuşuluyor.

Peki, bu iddialar ne kadar gerçek? Haberleşme nasıl sağlanıyor?

Rüya tabiri ve Gülen sitesi aynı kanaldan

Bu konuyla ilgili herkesi şaşırtacak bir örnek verelim. Örneğimizde şifreli bir haberleşme yöntemi kullanılıyor.
Önce kısa bir bilgilendirme…

Fethullah Gülen ile bilgilerin, videoların, yazıların, özel fotoğrafların, konuşmaların yayınlandığı özel bir site var.

Sitenin adı “www.fethullahgulenhasreti.com”.

Site, “Bünyamin İzzet” isimli “İzmir-Alsancak” adresli bir kişi adına kayıtlı.
Yine aynı kişi ve adrese kayıtlı bir site daha var “www.tabirci.com”.

Sitenin iletişim adresindeki yetkili ile görüşmemizde “fethullahgulenhasreti.com” sitesinin servis sağlayıcısının kendileri olduğunu ancak içeriğin bir hekim tarafından sağlandığını, “tabirci.com” un ise içerik ve servis sağlayıcısının kendileri olduğunu söyledi.

tabirci.com’a girenler rüyalarını belli bir ücret karşılığı yorumlatıyorlar. Kısacası bankaya belli bir ücret yatırdıktan sonra rüyanızı bu adrese gönderiyorsunuz. Site rüyanızın tabirini size yapıyor.
Site geçtiğimiz yıllarda Fethullah gülen’in Türkiye’ye gelişinin gecikeceğini de rüya tabiri yoluyla bilmesiyle tanınıyor.

Bu noktada şaşırtıcı bir bağlantı daha var.

Tabirci.com sitesinde Fethullah Gülen ile ilgili çeşitli rüyalar da yer alıyor.
Rüyalarında Fethullah Gülen’i görenler bu rüyalarını siteye gönderiyor. Site ise bu rüyaları yorumluyor.

Rüyaların tabirlerinde güncel olaylara ilişkin şifreler yer alıyor. Bu rüyalar daha sonra “fethullahgulenhasreti.com” sitesinde de yer alıyor.

Balyoz'u rüyasında görmüş!

tabirci.com sitesinde yayınlanan 6 Aralık 2009 tarihi ve halen sitenin manşetinde yer alan bir rüya tabiri var. Rüya şu başlıkla verilmiş: “DEVLET BAŞKANI İHTİLAL GİRİŞİMİ İÇİNDEKİ YÖNETİCİLERİ GÖREVDEN ALACAK”.

Üstelik rüya tabirinin yanında Abdullah Gül’ün de resmi var.



Siteye rüyayı gönderenin rüyası noktasına, virgülüne dokunmadan şöyle:

“Ben sanırım yurtdısı gibi bi yerdeyim yani evden uzakta bi yerde. Gokyuzune bakıyorum ama gece. Sonra ay çıkıyor ama kıpkırmızı ve dolunay. Kocaman bi de.
Birden yakınlaşıp uzaklaşmaya gokyuzunde hareket etmeye başlıyor. Ama ateş sacar gibi kıpkırmızı. Bi gariplik var diyorum sonra deprem gibi yer sallanıyor falan
Zaman duruyor. Saatler çalışmıyor vs. Herkes ay cekimden çıktı falan diye bağrısıyor. Acayip korkuyorum urkuyorum .”

Rüya ise site tarafından şöyle tabir edilmiş:

“Rüyanızda yabancı yerde olduğunuzu görmeniz; içinde olduğunuz ve karar vermekte zorlandığınız bir duruma işaret etmektedir. Bu durumdan zarar görmeden çıkmak istiyorsanız tecrübeli insanlara danışın.

Rüyanızdaki gökyüzü, kıpkırmızı dolunay, dolunayın ateş saçması ülkemizde en önemli kurumların üst yönetimlerindeki değişikliğe işaret etmektedir.

Devlet başkanı bu kurumların başında bulunan kişilerin etkilerini azaltacak ve onları zarar veremez hale getirecek.

Bu süreçte kızgınlık ve dehşet senaryoları uygulamaya konulacak.Halk korku ve dehşet içinde olayları izlerken zarar görmeyecek.

Ülkemiz korktuklarından emin olarak güzel günlere doğru hızla ilerleyecek.

Devlet başkanının bu tasarrufu adalet eliyle de tecelli edebilir yetkileriyle de. O günlerde ülkede çok büyük kargaşa çıkarma girişimleri olacak.

Yer sarsılması benzeri olay halk hareketlerine işaret etmektedir. Bu kurumların içindeki illegal uzantılar halkı sokağa dökmek için çok çaba serf edecekler.

Tüm çabaları boşa çıkacak. Halk onları terk edecek ve evlerine çekilecekler.

Kim evine ve devletine sığınırsa korktuklarından emin olacak. Bu rüya ülkemizin yakın geleceğinde yaşanacak olaylara apaçık işaret ediyor.

Devlet yönetimini elinde bulunduranların bu günden önlem almaları, illegal unsurların zarar vermeleri, ülkemizdeki huzuru bozmaları engellenmiş olur.

Devleti yönetenlerin doğru ve hızlı istihbarat almaları, etkili emniyet kuvvetlerini hazır bulundurmaları acil ve elzemdir.

Ay çekiminden çıkması bir tür ihtilal girişimi anlamına gelebilir.

Devleti yönetenlerin bu süreçte kısa süreli de olsa kararsız kalmaları söz konusudur. Bu konuda yapılacak tek şey istişare, danışmaktır.

Devleti yönetenlerin bu sorunları ve girişimleri danışarak aşabileceği rüyanızdan anlaşılıyor.”

Tevafuk mu

Rüya ve tabiri biraz tuhaf değil mi? Durumdan değil ama rüyadan vazife çıkarmak buna denir zannedersem. Tabirin bu kadar detaylı günceli yakalaması ve 06.12.2009’dan bugüne yaşananlar hakkında ipucu vermesi de STV’nin acar yorumcusu Asım Yıldırım’ın deyimiyle “tevafuk” olsa gerek.

Taraf Gazetesi Balyoz Planı’nı 20 Ocak 2010 tarihinde yayınladı. Planın ardından bugün emekli kuvvet komutanlarının sorgulanmasına kadar giden süreç başladı. Erzincan-Erzurum hattında Gülen Cemaati’ni soruşturan savcı tutuklandı. 3. Ordu Komutanı ifadeye çağrıldı. Eski Erzincan Alay Komutanı tutuklandı. Genelkurmay Başkanlığı’nda tüm orgeneral ve amiraller olağanüstü bir toplantı yaptı. Cumhurbaşkanı Abdullah Gül, Başbakan ve Genelkurmay Başkanı ile zirve gerçekleştirdi.

Başbuğ’u “görevden al” mesajı

Evet, Balyoz’un Taraf Gazetesi tarafından açıklanmasından bir ay önce “Bu süreçte kızgınlık ve dehşet senaryoları uygulamaya konulacak. Halk korku ve dehşet içinde olayları izlerken zarar görmeyecek” ifadeleri ile yaşanacak olaylar önceden haber veriliyor.
Ardından Cumhurbaşkanı Abdullah Gül’e istişare etmesi, kararsız olmaması, askerleri etkisizleştirmesi uyarısında bulunuluyor. Bu etkisizleştirmenin ise Başbuğ’un görevden alınmasıyla olacağı anlaşılıyor.
Yakında bu güçlerin bitirileceği, emniyet teşkilatının hazır tutulması uyarısında bulunuluyor.

Rüya tabircisi olarak kendini tanıtan ve Fethullah Gülen’le aynı kanaldan yayın yapan bu sitenin sadece rüya tabiri yapmadığı, belirli yerlere mesajlar verdiği izlenimi genel kabul görüyor. Bir rüya sitesi adeta haberleşme amacıyla kullanılıyor izlenimi sitedeki mesajlardan anlaşılıyor.

Efe Noyan
Odatv.com
http://www.odatv.com/n.php?n=cemaatin-sifreli-haberlesme-sistemini-acikliyoruz-2502101200

yosun
26-02-2010, 11:24
komplo teorileri uzmanı yaptılar milleti :he:

çekiç orak balta planı yokmu :he:

Sıralarını bekliyorlardır. Her başları sıkıştığında birini çıkartıyorlar ya...
Son günlerde Tekel İşçilerinin eyleminden, teröristlerin Habur'da davul zurna ile karşılanmasından, açlıktan, sefaletten bahsedeni, tv lerde açık oturumlarda bu konuların tartışıldığını, gazetelerin yazdığını duydunuz, okudunuz mu?

brc@brk
26-02-2010, 11:54
Medyanın tahriklerine gelmeyeceğiz. Cumhurbaşkanın başkanlığında üçlü zirve yaptık. Ona bile öyle çirkin yırumlar yapıyorlar. Cumhurbaşkanı'nın Başbakan'la Genelkurmaybaşkanı ile görüşmesi garip bir şey mi? Bunu yazan gazetecilerin patronlarına sesleniyorum. Ne yapım köşeyazarı hakim olamıyorum diyemezsin, sorumlusu sensin. O gazetecinin maaşını sene veriyorsun. Bir taraftan maaşlar niey böyle diyeceksin, sonradan ekonomiyi çökertmeke için uğraşacaksın. Bu ülkeyi germeye hakları yoktur. bunlar edebe adaba uymaz. Herkes fikrini söylemekte serbesttir ama bu insanlara kalemleri teslim edenler kusura bakma sana burada yer yok demelidir.



Alın size başbakanın demokrasi anlayışı..

Yanlış anlamayın arşivlerden falan almadık bugün söyledi bunları başbakan..

Gazeteci gazeteciliğini yapamayacaksa o makamda sizin ne işiniz var diye sormazlarmı adama?

İşte asıl darbe budur!!!

Bunun adı Sivil Darbedir..

Ben ne hükümete ne sayın başbakana ne tarikatlara ne din bezirganlarına kızmıyorum artık..

Bu orta oyununa izin veren halka kızıyorum...

Yazacak çok şey varda amannnnnnn

Kimin için ne için....

İran Afganistan yada Cezayir olunda görün gününüzü..

Ne haliniz varsa görün!!!!

doruca
26-02-2010, 13:58
Bir komutan, emrindeki kuvvet askerlerine korkularindan bahsedip cozum yollari onermis. Senin işine elbette gelmez sonucta seni kastediyor tehlike diye, sana karsi onlem almak lazim diyor.. Ama bu konusma benzeri konusmalar yuzunden millet aylardir iceride iste. Yani sizlerin "vay bana karsi tedbir ha?" dediginiz sey aslinda sizin bizi ele gecirmenizi engellemek icin yapilmis fikir firtinalari.. ...Yani buda sizin hoşunuza gidiyor öylemi?Hayır bu ordu Taita-x inde ordusu,Ahmet inde ordusu Mehmet inde.Sizin illa bunları ayırmak istemenizdeki sebep ne yani?O ordu da hepimiz askerlik yaptık,yapıyoruz,yapacağız.Nedir bu milleti geri zekalı yerine koyma gayreti?TSK niye sadece belli bir görüşün ordusu olacakmış,neden?Benim hizmet ettiğim kurum bana düşman bu ne saçma şey ?Anlayamadığınız kendinizi geliştiremediğiniz nokta bu.Ne o osunuz ne busunuz,arada kalmışsınız.Üstelik TSK sizin gibilere rağmen değişiyor ya o komik.Bizzat askerlerin yönettiği kurum bankasını gavurlara satınca soğuk duş alınmıştı.Şimdi de darbecilikten istifa etmiş bakışını değiştirmiş bir kuruma hala yalvar yakar olunması ne acaip.

kartal35
26-02-2010, 14:08
Devrim ve darbeleri sadece ordular yapmaz. Darbe ve devrim, mevcut rejimin belirli baskılarla sonlandırılması ve değiştirilmesi ise eğer; bu ülkede mevcut rejim ile ilgili kimlerin sorunları olduğunu bulmak konusunda fazla zorluk çekmeyiz..

Bu durumda gerçek darbeciler kimler oluyor dersiniz? Kimlerin cumhuriyet ile, Atatürk ilkeleri ile, laiklik ile, modern eğitim sistemi ile sorunu var dersiniz? Tablo gayet açık ancak bu ideolojiye sahip insanların en büyük özelliklerinden birisi gözlerinizin içine baka baka yalan söylemeleridir.

Her fırsatta inançlarının özgürlüğünden, yardım severliğinden, dostluğundan ve saygısından bahseden bu insanlar; diğer yandan kendi inançlarına mensup olmayan tüm milletlerin, insanların, topluluklarının canlarının ve mallarının kendilerine helal olduğunu bilirler.. Tarihleri de bu kirli özellikleri destekler. Buna rağmen gözünüzün içine baka baka; dünyanın benzer ideoloji ile yönetilen tüm ülke ve örneklerine rağmen kendilerinin son derece çağdaş, saygılı, özgürlükçü olduklarını söylerler.. İşin garibi bu söylediklerine kendileri de inanırlar..


Son sözüm.. Fırsat bu fırsat.. Ellerinde fırsat varken kesinlikle acımasınlar; en acımasız, katı, sert biçimde yapacaklarını yapsınlar.. Savaşlarda hak, hukuk olmaz. Ancak zamanı geldiğinde kendileri de acıma beklemesinler.. Bu iş böyle yürür. Başka türlü yürümez. Ama ne var ki; hala varlıklarını sürdürmeleri gerçeğine bakarsak, eskiden birileri bunu tam kavrayamamış olacak ki; bunlara acıma göstermiş..

Sn Jonathan;

Kalınlaştırdığım kısımda bahsedilen nitelikler İslam ideolojisi değildir...Aksine...

Yahudi topluluğunun sapık bireyleri tarafından kullanılan ideolojidir...ki..Bozulmuş Tevratta da bu konu işlenmiştir...

Siz,
Balyoz Darbe planı ile ilgili konuya gireceğinize , İslama ve Müslümanlara saldırmayı tercih etmişsiniz.

Daha önce defalarca yaptığınız gibi.....İslamla -Müslümanlarla alıp veremediğiniz nedir ?....Direkt bunu ifade ederseniz daha dürüstçe bir yaklaşım sergilemiş olursunuz.

Türkiyede ki Müslümanlara onca laf ettiğiniz yetmezmiş gibi ,bir sonraki mesajınızda da İranda ki Müslümanlara ağzınıza geleni söylemişsiniz.

Sırada hangi Müslüman ülke var ?....

AKP üzerinden yahut başka bir şey üzerinden İslama ve Müslümanlara saldırmaktan ne zaman vazgeçeceksiniz.?

Veya vazgeçecekmisiniz...

-Konu Balyoz Darbe Planı.

Bugunkü gazetelerde yer alan haber doğru ise;

Askeri savcılık bilirkişi heyeti , Balyozun seminer notları değil -Darbe planı olduğunu söylemektedir....

Yani bu topikte konu ile ilgili görüş bildirenlerin- bu haber sonrası hala Balyoz darbe planı değildir demelerinin

bir anlamı yoktur.

Askeri savcılık bile bu bir darbe planıdır diyor ise ......Aksini savunmanın artık imkanı kalmamıştır.

Darbeleri savunanlar hariç onlar istediklerini söyleyebilirler.

OnurGururSeref
26-02-2010, 14:22
Yani buda sizin hoşunuza gidiyor öylemi?Hayır bu ordu Taita-x in de ordusu,Ahmet in de ordusu Mehmetin de.Sizin illa bunları ayırmak istemenizdeki sebep ne yani? O orduda hepimiz askerlik yaptık,yapıyoruz,yapacağız. Nedir bu milleti geri zekalı yerine koyma gayreti? TSK niye sadece belli bir görüşün ordusu olacakmış, neden? Benim hizmet ettiğim kurum bana düşman bu ne saçma şey ?Anlayamadığınız kendinizi geliştiremediğiniz nokta bu.Ne o osunuz ne busunuz,arada kalmışsınız.Üstelik TSK sizin gibilere rağmen değişiyor ya o komik.Bizzat askerlerin yönettiği kurum bankasını gavurlara satınca soğuk duş alınmıştı.Şimdi de darbecilikten istifa etmiş bakışını değiştirmiş bir kuruma hala yalvar yakar olunması ne acaip.Kusura bakma ama yazdiklarinda zerre kadar mantik olmadigi gibi, benim yazimi da zerre kadar anlayamamissin. Benim hizmet ettigim ordu bana dusman demissin.. Eger sen ve senin gibi dusunenler bu rejimi degistirmeyi orduyu da kendi zihniyetinize hizmet eder hale getirmeyi, bizlerin yasamak istemedigi bir yasam seklini de bizlere dayatmayi dusunuyorsaniz elbette ordu buna karsi cikacak.. Adi ne? Guvenlik kuvvetleri. E ne is yapar bu guvenlik kuvvetleri? Ancak disaridan birileri saldirirsa senin yerine gider olur oyle mi? İceriden bir dusmanlik gelirse "Hissst! Gec bakiiim sen kıslana, otur yerine, agzini da acma, bu senin isin degil" oyle mi? Kimin isi o zaman sizlere dur demek? Sizler derken de dogru anla lutfen, evet biz ayni evin cocuklariyiz ama siz babamizi ve onun biz dogdugumuzdan beri suren yonetimini devirip, yerine sizin istediginz seklilde bir yonetim getirmeyi arzu ediyorsunuz, ancak bu yonetim sekliyle ben mutlu olamayacagim, sen diyorsun ki " sen de ben gibi yasyacaksin, yoksa....." Iste ordu da buna karsi cikiyor ve diyor ki "Yok oyle yagma, biz senin yasamina mudahale etmiyoruz, sen de bize dusmanlik yapma".. Ama sizler israrla hayir bizim istedigimiz gibi olacak hersey demeye devam ediyorsunuz, bu yuzden de calmadiginiz kara, cevirmediginiz dolap yok! TSK belli bir gorusun ordusudur evet, o gorusse bu Cumhuriyet'in temel gorusudur, temel ilkesidir. Insanlarin ayrilmadan yonetilmesi uzerine kuruludur bu ilke. Ama siz hayir biz gibi olacak hersey ve herkes derseniz iste o zaman da ordu o belli gorus dahilinde size izin vermez. Aslinda bi yerde haklisin neden ordu diyorsun dogrudur, eger siviller ordu kadar bu rejime ve bu vatana baglilik gosterebilselerdi hicbirimiz cikip da ordumuz bizi kurtarir diye dusunmezdik hatta bunu asla istemezdik. Cidden de ben ornegin, bir daha olene kadar darbe gormek istemem. Askerin yonetiminde yonetilmek istemem. İgrenc bir durumdur o. Sen 4-5 yaslarinda oldugun icin o gunlerde, nasil bir kotuluktur bilemezsin darbe yonetimi altinda ise gitmek okula gitmek vs. Asker astigim astik kestigim kestik davranir cunku. Eger butun bu acilari bilmemize ragmen hâlâ asker gel bizi bun baskicilardan kurtar diyorsak sen artik bizi nasil bunalttiginiz anla, inanclarla degil (cunku sınırı yoktur inancin) toplumsal anlasma yontemiyle ortaya konan yasalarla yonetilmek istiyorum ben. Dogru durun, orduyu yonetimde gormeyelim hep beraber..

way_be
26-02-2010, 14:34
kime inanalım şaşırdık...resmi tarihe mi.....bu yazılanlara mı....??gerçekten derin ilişkiler ve oyunlar dönüyor ülkemiz üzerinde...


ABD'nin Sırrı ve Derin Türk Tarihi

Muammer Karabulut



17.01.2010 http://www.acikistihbarat.com/


Geçen günkü AHİM’in resmi kimliklerden din hanesinin kaldırılması ile resmi alfabede Kürtçe harflerin bulunmamasına ilişkin kararından sonra, “Tehcir-Tasfiye+Mübadele-Tasfiye=Açılım” başlıklı yazımı hesabını vermeye karar verdim…

Fakat ilk önce tüm olanların soyut ABD egemenliği ile değil, 1812 yılında İngiltere’ye karşı bağımsızlık savaşı veren ABD’nin ve tüm dünyanın mali kaynaklarını kontrol altında tutan, dinle oyun oynayan, savaşları organize eden, kendilerini Allahoğlu gören FED(*) ve onun en büyük hissedarı olan başta kalpazan Mayer Ainschel ROTHSCHILD (1743-1812) ailesi ve diğerleri olduğunu unutulmamalıdır!..

Sorun ise egemenin kim olduğunu bilmektir.

Egemeni emperyalizm kavramı, B'NAİ B'RITH ve Bilderberg gibi oluşumların ötesinde iyice somutlaştırarak, tüm bu kavramların arkasında acı ve kanla beslenenin FED (Federal Rezerv,ABD Merkez Bankası) olduğunu göstermek gerekiyor. Görünürde Türkiye’nin kontrolü ABD’nin, ABD’nin kontrolü ise FED’in elindedir.

İşte o FED, ilk önce ABD’yi II. Dünya savaşından sonra dünya ekonomisinde en az zarar gören ülke konumuna getirerek, diğer ülkeler karşısında ekonomik üstünlük sağladı.

Savaş sonrası mali konularda ülkelerin ortak hedefi; uluslararası para sisteminin düzenli biçimde işlemesini sağlamak, ülkelerin dış ödeme güçlüklerinin çözümüne katkıda bulunmak ve uluslararası mali krizlerin" yönetimi oldu.

ABD bu amaçla, 44 devleti 1944 yılının Temmuz ayında New Hampshire eyaletine bağlı Bretton Woods kasabasında bir araya getirdi.

Konferansa katılan devletlere yaptırılan anlaşma sonucunda, Dünya Bankası ile birlikte IMF'nin kurulmasına karar verildi. En önemli karar ise 1 ons altının (31.1035 gr.) = 35 dolar'a sabitlenmesi, uluslararası işlem gören doların ise rezerv para olma özelliği ile tescil edilmesiydi.

Zaten, ABD'nin Bretton Woods kasabasında oynanan oyunun özün de doların rezerv para olması vardı. ABD'ye egemen olan sapkınların, o tarihlerde yaptığı plan anlaşılmadı. Ne de olsa savaşın ağırlaşan sonuçları ile dünyayı dize getirmişlerdi. II. Dünya savaşı sonrası, Avrupa ile Asya aç ve işsizdi. Onun için Federal reserve'nin ABD aracılığı ile istediğini alması çok kolaydı. İstediği ise dünya ekonomisini dolar ile yönetmekti.

Doları rezerv para olarak kabul eden ülkeler, dünya bankası aracılığı ile mali piyasalarını ve dış ticaretlerini kontrol altına alacaklarını düşündüler.

Elde ettikleri kaynakların kullanımını ise adını 1944 yılında toplantının yapıldığı kasabadan alan Bretton Woods Sistemi ile Dünya Bankası-IMF yönetecekti. Güya bu banklardan hisseleri vardı.

Böylelikle 27 Aralık 1945 yılında IMF'nin kuruluşu da tamamlandı. Bu tarihten sonra ABD dolarını basan Federal reserve, ABD dolarını altın karşısında sabit tutma taahhüdünü, 1945-1971 yılları arasında hızla savaş ve petrol ekonomisine dönüştürdü. Doların karşılığı ise altın olmaktan çıktığı, iyileşmeye başlayan Avrupa ve Asya ekonomileri tarafından yavaş yavaş anlaşılmaya başlandı.

ABD doları rezerv para olarak elinde tutma avantajını kullanarak, ekonomi de dışa yöneldi. Karşılığı olmayan veya kara para nasıl harcanıyorsa öyle harcanmaya başlandı...

Sonuçta, “1967'deki 3,4 milyar dolarlık dış açık ve 1971'de 29,7 milyar dolara”, altın stokları ise tükenme noktasına geldi! Sapkınlar, İNSAN emeği ile dünyanın yeraltı ve yerüstü kaynaklarını hızla tüketiyorlardı.

Biraz geri gittiğimizde, yani henüz dünya ekonomisinin yüksek enflasyon ile tanışmadığı zamanlarda; ABD yasalarına göre dolarının basılması yine belli miktarda altının desteği ile sağlanıyordu. FED-Federal reserve, her 1(bir) doların basılması için kırk sent tutarında garanti vermek zorundaydı...

Fakat 1929 yılında başlayan ve 1931 yılına kadar ABD'de ve dünyada yaşanan yüksek enflasyon, kamu açıklarının ortaya çıkmasına neden oldu. ABD de ekonomik durum ağırlaştı. "Ağırlaştırıldı!..." ABD Başkanı Roosevelt de çözüm olarak ilk önce 1932 yılında altına sabitlenmiş olan dolar basımını serbest bıraktı.

Şimdi tekrar 1970'li yıllara dönecek olursak, ABD dışındaki biriken-rezerv olan dolarların karşılığında altın stoklarının yetersizliği konusunda finans dünyası, başta Fransa olmak üzere Almanya ve Japonya'yı kaygılandırmaya başladı. ABD Başkan Nixon baskılar artınca, doların altına konvertibilitesini aynen başkan Roosevelt'in 1932 yılında yaptığı gibi kaldırdı. Tek fark, yapılan anlaşma uluslararasıydı ve ABD bu anlaşmayı tek taraflı sona erdirmiştir.

ABD'li sapkın Federal reserve'cilerin yarattığı bu haksız rekabetin, insanlığı ve onu ürettiği değerleri tehdit etmesi kaçınılmazdı. Böylesi emek dışı Bretton Woods sistemi ABD'nin petrol ve savaş oyunları için kullandığı araç haline dönüştü. Konuya ilişkin, 5 Ocak 2007 günü Kanaltürk de yayınlana Ceviz Kabuğu programına bağlanan Prof. Dr. Hüseyin BAĞCI

“Dünya üzerinde silah satışı yapan ilk 10 şirketin 8'i Amerikan menşei, 2'si de Batı menşeidir... 20 yıllık süreçte Irak'ın silah için Batı'ya verdiği para 320 milyar dolardır”,

dedi. Bu rakamın tüm körfez ülkelerinde ki tutarı ise aynı yıllarda 2 trilyon dolar olduğu tahmin edilmektedir.

Özetleyecek olursam; Federal reserve'ciler ilk önce, Roosevelt'e 1932 yılında, ABD'de 1929-1931 yılları arasında yaşanan ekonomik krizi bahane ederek, doları altın karşılığı basılmasını iptal ettirdiler.

Sonrada, ele geçirdikleri ABD ile 44 devleti, II. Dünya savaşının ağır ekonomik şartlarını kullanarak, 1944 yılında doların rezerv para olması için karar verdirdiler. Kabul ettirdiler ve 1945 yılında IMF kuruldu!!!

1944 yılında; 100 $. = 1 ONS (31. gr altın) 1 ONS altın, 35.-$
2010 yılında (10 Şubat); 100 $. (0.07 sent'tir -basım maliyeti) = 1 ONS altın 1.075,- $'dır.
1994-1960 yılında; 1 Varil Petrol (159 litre) 2 - 3. $.
2010 yılında (Şubat); 1 Varil Petrol (159 litre) 75 - 80. $.

Günümüzde 100 ABD dolarının 0.07 sent'in karşılığı ise 100 milyonu aşan insan kanı, I. - II. Dünya savaşı, Vietnam, 11 Eylül, Afganistan, Irak, yarın İran, Suriye ve Türkiye... diye devam edecek olan dünya terörüdür... Federal reserve için, 1, 5, 20, 50 ve 100 banknot doların basım maliyetleri 0.07 senttir.

Bu arada günümüzün, devlet adamlarına, siyasi ve ekonomik çevrelerine hatırlatmakta fayda var. Dünya ekonomik krizinin yaşandığı 1929-1931 tarihlerinde, krizden etkilenmeyen ülkelerden birisi de Türkiye'dir...

Enflasyon % 0.90, büyüme hızı % 9, 1 Türk Lirası = 0.47 dolar'dır.

Genç Türkiye Cumhuriyeti üstelik Devleti Aliye'nin borçlarını ödenmekte ve dış yardım almamaktadır!!!

O dönemler de, emeği ve ürettiği ile yaşayan dış ticaret fazlası bile olan Türkiye Cumhuriyeti'nin başında Mustafa Kemal ATATÜRK vardır. Türkiye IMF'ye 11 Mart 1947 yılında üye oldu.

Onun için Türkiye’de TEHCİR, MÜBADELE ve günümüzde de AÇILIM ile devam eden süreçte FED’in rolünü görmek ve algılamak zorundayız. Yoksa, Türkiye’deki AÇILIM ile Irak’ın kuzeyinde olanları yalnızca Kürdistan kurma operasyonu olarak görerek yanılırız…

FED’in “Amerikan dolarını petrol ticaretine yön veren para birimi olarak muhafaza etme amacı, Irak işgalinin temel nedenidir. Bu neden, sadece Irak petrolünü kontrol etme amacından daha önemlidir.” (Prof. Dr. Bülent GÖKAY)

ABD’nin tek sırrı olan bu gerçek ile son krizde “25 trilyon dolar uçup” gitti.
(Hürriyet Gazetesi 8 Aralık 2008)

Bugünkü ABD, varlığını ve uluslararası mali piyasalarda gerileyen rekabetini, FED’in karşılıksız doları basması ile sağlamaya devam etmektedir. Şimdilik tek güvencesi askeri alandaki üstünlüğüdür. Bunun da tek başına işe yaramadığını, Afganistan ve Irak’ta gördü.

ABD kamuoyu ise bu kirli oyunun tamamını, geçen seçimlerde başkan adayı olan Ron PAUL’un hedefleri ile öğrendi.

Hürriyet Gazetesinin 17 Kasım 2007 tarihindeki haberine göre Ron PAUL seçim propagandası sırasında, doların olmayan karşılığı için yeniden “altın standardına geri dönelim” derken, “ABD Merkez Bankası-FED’in lağvedilmesini” istedi. Irak’taki ABD askerini çekeceğini ve CIA’da kapatacağını açıkladı.

Türkiye’de ise henüz bu gerçeklerden bahseden bir siyasi parti, ekonomist ve liberalleşmiş aydın yok.

(Açık İstihbarat : Bu yazıyı 11 Şubatta yayınlanan , Açık İstihbarat uyarıyor : Yeni ABD dolarına Hazır Olun başlıklı yazımızla beraber okumanızı tavsiye ederiz )

FED’in ABD’den sonra en güçlü olduğu ülke de hiç şüphesiz ki Türkiye’dir.

Sırasıyla DP, AP, ANAP ve en son AKP’yi iktidara FED taşımıştır… Türkiye’de biliyorum ki bu gerçek, başta o partilerin mensupları da dahil olmak üzere fazlaca bilinmiyor…FED şuan tezkereden sonra bir türlü ANAYASA’yı da TBMM’den geçiremeyen AKP’nin yerine yeni bir iktidar arayışındadır. Göreceksiniz, AKP hükümetinden sonra iktidara gelecek olanların ilk işi ANAYASA’yı değiştirmek olacaktır.

Onun için, günümüzde olanları tehcir-tasfiye, mübadele-mübadele ve cinayet boyutlarını görmek üzere, bölünmenin başladığı yıllara gidelim.

I- MORA İSYANI İLE TÜRKLERİN BALKANLARDAN TASFİYESİ

II. Mahmud’un başdanışmanı Mehmet Sait Halet EFENDİ 25 Mart 1821 yılında Mora yarımadasında ortaya çıkan isyanı örgütledi. Halet EFENDİ, Balkanların kudretli paşası olan Tepedelenli Ali Paşa’yı astırdı, tertibin farkında olan Sadrazam Benderli Ali Paşa’yı öldürttü.

SONUÇ

Devleti Aliye olanların sorumlusu olarak Halet EFENDİ ile Patrik Gregorios’u gördü. Her ikisi de bedelini canları ile ödedi. Ama aynı yıllarda, daha çok Alevi ve Sünni kaynaklı ayrımdan dolayı kapanan Yeniçeri Ocağı’nın ardından 1829 yılında bugünkü Yunanistan devleti kuruldu. İsyan sonrası kurulan Yunan devleti için, ABD Başkanı Georges BUSH Yunan milli günü-isyan günü münasebeti ile 25 Mart 2006 tarihinde Beyaz Saray’da yaptığı konuşmada, “gençlerimiz Yunan bağımsızlığı için savaştı” dedi.

II- GREOGARYAN TÜRK ERMENİLERİN TEHCİRİ İLE ANADOLU’DAN BAĞIMSIZ HRİSTİYANLARIN TASFİYESİ

Bugünkü AB-D’li sapkınlar, 1830 yıllarında Yunan devletinin kurulması ile toplumsal yaşamda fazlaca etkisi olmayan Müslümanları Hristiyan yapmak yerine, daha etkin durumda bulunan Greogaryan Türk Ortodoks Ermenileri, Protestan ve Katolik yapmak üzere karar verdi.

Böylelikle 1831 yılında Fransa Büyükelçiliğinin girişimi ile Ermeni Katolik Kilisesi, 1853’te İngiliz ve ABD misyonerlerinin çabaları ile de Ermeni Protestan Cemaati kuruldu...

Katolik Cizvitlerin, daha sonra Protestan Misyonerlerin faaliyetleri, 1870'lerden itibaren Tiflis’te Taşnak, İsviçre’de Hınçak komitelerinin kurulması ile bölgede 1877-1878 yılında yaşanan Osmanlı Rus Savaşı ve Berlin Antlaşması ile gelişen yeni dönemde Ermeni ıslahatı gündeme taşındı, antlaşma sonrasında da Ermeni sorunu süreklilik arz eden bir sorun haline dönüştü…

Anadolu’ya Amerika’dan gelen misyonerlerin, Ortodoks Ermenileri Protestan Ermeni’ye dönüştürme çabalarında açtıkları kolejler ile etkili oldu.

Osmanlı bölgesinde yaşayan Ermenilerin eğitim faaliyetleri için, “80 normal lise düzeyinde kolej, 8 yüksek kolej ve 16 kız okulu” açıldı.

Açılan okullarda öğrenim gören Ermeni öğrenci sayısının “27 bini” aştığı tespit edildi.

“1900'lu yıllarda ise Osmanlı topraklarında misyonerlere ait toplam yabancı okul sayısı 2000 civarında idi; azınlıkların kendi okulları ile birlikte bu sayı 10.000'e yaklaşmaktaydı.”

OSMANLI döneminde “Millet-i Sadıka” olarak adlandırılan, günlük hayatta saygınlığı olan, XIX. yüzyılın sonuna kadar imparatorluk yönetiminde, “22 bakan, 33 milletvekili, 7 büyükelçi, 11 konsolos, 29 paşa ve 11 profesörü” bulunan Ermenilerin, neden “Türkler bize soykırım yaptılar” dediğini anlamışınızdır.

Osmanlı Ermenilerinin Protestan Ermeni’ye dönüşmesi Yusuf HALAÇOĞLU’nun söylediği gibi “Osmanlı topraklarına 1800’lerin başında gelen misyonerler” sayesinde oldu!..

SONUÇ

Mora’da kurulan Yunan devletinden sonra Türklerin çoğunlukta olduğu Girit adası 1866, Bulgaristan ise 1908 yılında Osmanlı topraklarından ayrıldı.

Osmanlının doğusunda yaşayan Ermenilerin dinini değiştirme veya Ortodoks Ermenilerin tasfiye süreci ise Osmanlı ordusunun 1915-1916 tarihlerinde ülkenin batısında Alman başkomutan Liman Von Sanders emrinde Çanakkale’de göğüs göğse çarpıştığı sırada oldu.

Yüz binlerce insan öldü. Sonra da ülkenin doğusunda “Millet-i sadıka” ile yaşattıklarının adına “Ermeni soykırımı” dediler... Bu süreç de 1914-1915 yılları arasında yaratılan “tehcir oyunu” ile son buldu.

Tehcir sırasında, Katolik ve Protestan yapılan kolejli Ermeniler tehcire tabii tutulmadı!.. Fakat yıllar sonra olanların farkında varan Protestan Ermeni Hrant DİNK’i öldürdüler…Bugün Hrant’ın ve diğer tüm aydınların katili kim sorusunu arayanlar ile hepimiz Hrant’ız diyenlerin bu gerçeği bilmesinde çok fayda var.

III- KARAMANLI TÜRK HRİSTİYANLARIN MÜBADELESİ İLE ANADOLU’DAN ULUSAL BİLİNCİN VE LAİKLİĞİN TASFİYESİ

Tehcirden sonra sıra Karamanlı Türk Ortodokslara geldi.

Kurtuluş savaşında Aydın bölgesinin komutanı olan Mehmet Şefik Bey’in yazdığı “İstiklal Harbinde 57. Tümen ve Aydın Milli Cidali” adlı yapıtta, Ege’de demografik yapısıyla ilgili olarak, Ayvalık bölgesinde 1800 lü yılların son çeyreğine kadar bu bölgede Rumların olmadığını belirtir. Bölgedeki yaşlı tanıkların anlatımlarından yola çıkılarak hazırlanan eserinde ise

“gerçekten de bilinenin aksine Rumlar Batı Anadolu’ya ancak 1838 Balta Limanı Antlaşması sonrası gelen İngilizlerin kurdukları büyük çiftliklerde çalıştırılmak için getirilmiş ve buralarda”,

yerleşmediklerini söyler…

Mehmet Şefik Bey, Türkçe konuşan bütün Rumların “fizyonomi ve adat bakımından da” komşuları Müslüman Türklerin benzeri olduğunu belirtirken (M. Şefik, I.Cilt, s.8.), bu Rumların, Orta Anadolu Rumları gibi esasen Türk olan Ortodokslar olduğu tespitinde de bulunur.

Şefik Bey’e göre bu konuda

“Osmanlı İmparatorluğu’nun son yarım asırdaki Tanzimatçılığı, Anadolu Türk Hıristiyanlarının Yunanlılığa döndürülmesi işinde Türk tarihi huzurunda suçludur
( M. Şefik, I.Cilt, s.9.).”

Anadolu’da 19. yüzyıl sonlarına kadar bir kelime Rumca bilmeden gelen Türk Ortodokslara karşı Fener Rum Kilisesi öncülüğünde Yunanlılaştırma gayretleri vardır.

Hatta Yunanistan’dan Rumca öğretmek için Antalya’ya gelen Nikolaidis, Antalya’da yaşayanların “bir kelime Rumca bilmediğini” itiraf eder.

Fakat Türk Ortodoks Ermenileri kadar başarılı olmaz.

Çünkü, aslen Türk olan Papa Eftim Yunan-Patrikhane ve batı işbirliği ile geliştirilen “ayrılıkçı” politikalara karşı çıkar ve Türk Ortodokslarını 1918’den itibaren yayınladığı bildiriler ile uyarır!... Papa Eftim’in yayınladığı ilk bildiri de anlatmak istedikleri, yağmacı zihniyetin oyun sahasına dönüşen günümüz Türkiye’sine de hitap eder. Eftim’in bildirisi hala alınması gereken dersler ile doludur.

Papa Eftim yayınladığı bildiri de,

“Avrupa müdahalesi ve bilhassa son zamanlarda Yunan taarruzları neticesinde Anadolu’nun Müslümanları gibi biz Hristiyanları da müteessir ve mutazarrır oluyorlar… Anadolu’da hiçbir Hristiyan yoktur ki; şu umumi felaketin kendilerine ait kısmın yegane müsebbibinin İstanbul Patrikhanesi olduğuna getirmemiş olsun. Türk Hükümetinin geçmişinde kiliselere bir müdahalesi olmamış iken İstanbul Patrikhanesi mübarek İsa Mesih’imizin emri hilafına ruhaniyetine ve mezhebimize şerre alet ederek, Türk olduğumuz halde Elenizm-Yunan propagandası ile iğfal edilerek güya aslen Yunanlı imiş ve aslına rücu edermiş gibi ekalliyet hukuku iddiasıyla mezhebi millete karıştırarak, bir taraftan bizi Yunan amaline alıştırmak...” sureti ile “Avrupa’ya karşı hükümetimizden müşteki sıfat ve vaziyetiyle göstermeye kalkıştılar…

Mesela İstanbul Patrikhanesi’nin bize Türklüğümüzü unutturmak için aldığı bunca tedbirler hiç kar etti mi? İşte Türk tabiiyetimiz ve lisanımız olduğu bakidir. Halis Türk ve Türk evlatları olduğumuz adet, töre, kültür ve ahvalimizle ispat etmekteyiz”

der.

Fakat, 15 Mayıs 1919 tarihine gelindiğinde İzmir limanındaki gemiler de, valilik balkonunda ABD bayrağı vardır. İşgal devam eder.

Tarih yazılırken, dönemin fotoğraflarında dahi, Yunan bayrağı görünür, ABD bayrağı görünmez. Kurtuluş Savaşı başlar,

9 Eylül 1922 tarihine gelindiğinde İzmir limanından ayrılanların bindiği teknelerde yine görünmeyen ABD bayrağı vardır. Ama savaş bitmemiştir.

İşgal güçleri, 11 Ekim 1922 tarihinde imzalanan Mudanya Ateşkes Antlaşması ile meydanda kaybettikleri savaşı bu sefer Kasım ayında Lozan’da masaya taşımaya karar verir.

ABD Hükümeti Lozan’a hazırlıklıdır. Hazırlıklı olduğunu da Mudanya Ateşkesinden 9 gün sonra, 30 Ekim 1922 tarihinde Lozan konferansına katılan itilaf devletlerine yolladığı muhtıranın 5. maddesinde;

“Problemin en olumlu çözümü, Küçük Asya ile Yunanistan’daki Hıristiyan ve Müslüman azınlıkların mübadelesi olabilecektir” (GÜRÜN Kamuran (1986), Savaşan Dünya ve Türkiye, Bilgi Yayınları, İSTANBUL. s. 407) , cümlesi ile anlaşılmaktadır.

Lozan’da 22 Kasım 1922 günü başlayan görüşmelerde 30 Ocak 1923 günü verilen iki karardan birisi, Yunan ve Türk Halklarının Mübadelesine İlişkin Sözleşme ve Protokole ilişkin Türk Ortodoks Hristiyanlar ile Yunanistan’da yaşayan Yunan uyruklu Müslümanların mübadele-değiş tokuş kararı vardır.

Karar; henüz 22 Temmuz 1923 tarihinde imzalanan Lozan görüşmelerinin devam ettiği 1 Mayıs 1923 tarihinde uygulanmaya konur.

Yunanistan’ın Rumca öğretmek istediği, Papa Eftim için ATATÜRK’ün “Milli mücadele yıllarında bize bir ordu kadar yardım etti” sözü ile daha anlamlı kılınan Türk Ortodokslar zorunlu olarak Yunanistan’a yollanır.

Türk Hristiyanlar, “ahlak, adalet ve lisanımıza uygun olmayan topraklarda yaşayamayız, yaşamamıza imkan yoktur” feryatlarını kimseye duyuramazlar.

Ama aralarında din değiştiren, “Katolik Rumların, mübadele dışında kalmasına yettiğini hatırlatmak isteriz” (Doç. Dr. Engin BERBER).

Evet aynı durum, 1914-1915 tarihlerinde uygulanan “tehcir” kararında Ermeni Protestan ve Katolikler için de geçerliydi.

SONUÇ

ABD’nin planladığı zorunlu mübadele ile 1 Mayıs 1923-1927 tarihleri arasında ANADOLU’da yüzlerce yıldır yaşayan, Kurtuluş Savaşı’na destek veren bir milyonu aşkın Türk Ortodoks Hristiyan, yalnızca inançları yüzünden Yunanistan’a gitti. Daha doğrusu, Türk olarak Kurtuluş Savaşına verdikleri destekten dolayı cezalandırıldılar.

Ve 11 Kasım 2008 Hürriyet gazetesinde yer alan bir habere göre AKP’li Milli Savunma Bakanı Vecdi GÖNÜL, “Mübadele olmasa, Milli Devlet Olabilir miydik?” sorusu ile milli devlet olmayı mübadeleye bağladı.

Aslında ATATÜRK’ün en büyük hatalarımdan biri dediği mübadele olduğu için, ne milli devlet, ne de laik devlet olamadık. AB-D’li sapkınlar planını çoktan yapmışlardı. Binlerce yıldır birlikte yaşayan Türkleri inançları için birbirinden ayırmıştık. Bugüne bakarak, bugün için sorulması gereken soru,

-Türkü Hristiyan olduğu için kendi topraklarından tasfiye-mübadele eden bir ülke, laiklik ve ulus temelinde yükselen bir devlet kurabilir mi?

IV- AÇILIM İLE DEVAM EDEN, İSLAM’I PROTESTANLAŞTIRARAK, İSLAM’IN TASFİYESİ…

Tarihi olarak aradan çok kısa bir zaman geçti.

AİHM 2 Şubat 2010 günü karar verdi. Türk nüfus cüzdanlarında din hanesinin kaldırılmasını istedi.

AİHS’ye göre, “kimliklerde din ibaresi bulunması İNSAN HAKKI İHLALİ” idi. AİHM'in “din hanesi kalksın” kararına ilişkin başbakan ERDOĞAN, “anormal değil” dedi.

AİHM’nin bu kararı, küçük Asya’da oynanan oyunların farkında olan Mustafa Kemal ATATÜRK’ün 1928 Anayasasında, “Devletin dini İslam dinidir” şeklinde yer alan ikinci maddesini kaldırarak, 1937 yılında kabul edilen Anayasanın ikinci maddesine bu sefer “Türkiye Cumhuriyeti'nin Laik bir Devlet” olduğunun nedenlerini hatırlattı.

ATATÜRK, Türkiye Cumhuriyeti’nde laikliği dinsizlik değil, din üzerinde kazanç sağlayan, siyaset yapan, görüldüğü gibi toplumların yapısını bozan, tehcir ve mübadele olarak bilinen tasfiye süreçlerinin yaşanmaması için kabul etti.

Zaten, 30 Kasım 1925 tarihinde 677 sayılı kanun ile tekke, zaviye ve türbelerin kapatılması kabul edilmesinin nedeni Türk milletinin inanç sisteminin korunmasına yönelikti.

Korunmak istenen yalnızca Sünni İslam değil, insanların kabul ettiği tüm dinlerdi.

Fakat, egemenlikleri için dini inançları kontrol altında tutma konusunda deneyimli olan AB-D’li sapkınlar dün Anadolu’nun asli unsurlarından olan, Türk ve Ermeni Ortodokslar ile yaşanan acılar, yüzyılların birlikte yaşama kültürü olmasına rağmen yaşatmışlardır.

Bugünün Türkiye’sinde, benzer ilişki ve adı konulmayan “savaş” bu sefer de Protestanlaştırılmak istenen İslam aracılığı ile sözde Kürdistan kurmak üzere yeniden yaratılmıştır.

AB-D’li sapkınlar, F. GÜLEN’in ışık evlerinde ve okulları aracılığı ile eğittikleri Müslümanları, işlerine yarayacak şekilde tarihte Ermenileri Protestanlaştırdıkları gibi Protestanlaştırmak üzere en üst düzeyde eğitti ve eğitmeye de devam ediyor...

Bugün nasıl ABD’de okuyanların çoğu, F. GÜLEN cemaatine ait okullardan seçiliyorsa, 1830-1914 yılları arasında ABD’de okuyacak olanlar da din değiştiren Protestan Ermeniler arasında seçiliyordu!!!

Bugün de yaptıkları katliamları Türklerin üzerine atan, bir telaş ile soykırımı tanıyalım diyerek roman yazdıran, yazdırılan romana Nobel ödülü verenler ve laik Türkiye Cumhuriyeti Anayasasını değiştirilmesini isteyenlerin hepsi F. GÜLEN merkezli yapılanmadan çıkmaktadır.

ABD’li sapkınların uğraşları ile Protestanlaştırılmak istenen Ermenilerin bugünkü sayısı yalnızca Türkiye’de 500 kişi ile sınırlı kalırken. Yaşadıkları topraklardan kopartılan milyonlarca Türk Ortodoks Hristiyan ise ERENEROL ailesi tarafından temsil edilmektedir...

SONUÇ

Bugün için, yine AB-D’li sapkınlarca AÇILIM adı ile planlanan ve bir türlü masaya konulamayan AÇILIM, dünün Greogaryan Türk Ortodoks Ermenilerin TEHCİRİ ve Karamanlı Ortodoks Türk Hristiyanların MÜBADELESİNDEN farksızdır.

Aynı yöntemlerle bugün İSLAM’ı TASFİYE ediyorlar…

Türkiye’de teslimiyete varan sessizliğin ve derin PASLAŞMANIN tek nedeni budur…

Bir taraf İslam’ı ılımlaştırmayı kabul ederken, diğer tarafta güya laikliğin önünde tek engel olarak gördüğü radikal İslam’a karşı tedbir alıyor. Her iki TARAF’ın da bilmesi gereken, Türkiye Cumhuriyeti’nin bizlere verdiği bilinçte, hiçbir ayrım yok, yasalar önünde eşitlik var, inançların korunması ve inançlar üzerinden oyun oynanmasına karşı durmak vardır!..

Her iki TARAF’ta bu ilkeden ayrıldığı takdirde kazanan yine kan emici sapkınlar olacaktır.

Nasıl Küçük Asya’ya Greogaryan Türk Ortodoks Ermenilerin TEHCİRİ ve Karamanlı Ortodoks Türk Hristiyanların MÜBADELESİ acılar getirdiyse, aynı durum AÇILIM ile de devam edecektir.

AB-D’li sapkınlar, acı ve kanla besleniyorlar.

Öldürdükleri İNSAN sayısı yüz milyonları aştı.

Bilinmesi gereken Mora isyanı ile 25 Mart 1821 yılında başlayan sürecin devam ettiğidir.

Unutmayın, bu ülkeyi en iyi tanıyan devlet adamı Mustafa Kemal ATATÜRK’e bile Lozan’da sonradan pişmanlık duyacağı Karamanlı Türk Ortodoks Hristiyanların mübadelesine engel olamadı.

Ama bu türden oyunlara karşı duracak Türkiye Cumhuriyeti’nin temellerini attı.

İşte, o bilinçle görüyor ve yazıyorum.

Küçük Asya’da DİNLE OYUN OYNATMAYIN!..

Tanrı inancınız için, tarikata, cemaate ve sapkınlara ihtiyacınız yok. Yoksa bir gün bir AB-D’li sapkın, F. Gülen cemaatine mensup kişileri kastederek Georges BUSH’un itiraf gibi, FED’in karşılıksız doları için, “gençlerimiz savaştı” diyecektir. 10 Şubat 2010

Saygılarımla

(*) Federal Reserve Banks (FED) 1913 yılında ABD Dolarını basma yetkisi aldı, ABD başkanı ve kongreden bağımsız hareket eden merkez bankası yetkilerini kullanan fakat resmi olmayan özerk bir kuruluştur. Ortak olan bazı bankalar: FED Bank of New York, National Bank, First National Bank, Chase National Bank, National Bank of Commerce of New York City, City Bank, Chase Manhatten Bank, J.P. Morgan ve bu bankaları kontrol eden işte birkaç kişi ve kuruluş: Rockefeller, Rothschilds, Lazard F

asbest38
26-02-2010, 14:41
Cemaat ve yanci medya yarin tarkani ergenekoncu yaparsa sasmam.

asbest38
26-02-2010, 14:43
Basbakanimizi elestiren ya ergenekoncu..yada darbeci..ne ampulmus be.........

Ama bana bir tane ... eninde sonunda patlamayan bir ampul gosterin bende ampul olacam:)

doruca
26-02-2010, 15:05
Kusura bakma ama yazdiklarinda zerre kadar mantik olmadigi gibi, benim yazimi da zerre kadar anlayamamissin. Benim hizmet ettigim ordu bana dusman demissin.. Eger sen ve senin gibi dusunenler bu rejimi degistirmeyi orduyu da kendi zihniyetinize hizmet eder hale getirmeyi, bizlerin yasamak istemedigi bir yasam seklini de bizlere dayatmayi dusunuyorsaniz elbette ordu buna karsi cikacak.. Adi ne? Guvenlik kuvvetleri. E ne is yapar bu guvenlik kuvvetleri? Ancak disaridan birileri saldirirsa senin yerine gider olur oyle mi? İceriden bir dusmanlik gelirse "Hissst! Gec bakiiim sen kıslana, otur yerine, agzini da acma, bu senin isin degil" oyle mi? Kimin isi o zaman sizlere dur demek? Sizler derken de dogru anla lutfen, evet biz ayni evin cocuklariyiz ama siz babamizi ve onun biz dogdugumuzdan beri suren yonetimini devirip, yerine sizin istediginz seklilde bir yonetim getirmeyi arzu ediyorsunuz, ancak bu yonetim sekliyle ben mutlu olamayacagim, sen diyorsun ki " sen de ben gibi yasyacaksin, yoksa....." Iste ordu da buna karsi cikiyor ve diyor ki "Yok oyle yagma, biz senin yasamina mudahale etmiyoruz, sen de bize dusmanlik yapma".. Ama sizler israrla hayir bizim istedigimiz gibi olacak hersey demeye devam ediyorsunuz, bu yuzden de calmadiginiz kara, cevirmediginiz dolap yok! TSK belli bir gorusun ordusudur evet, o gorusse bu Cumhuriyet'in temel gorusudur, temel ilkesidir. Insanlarin ayrilmadan yonetilmesi uzerine kuruludur bu ilke. Ama siz hayir biz gibi olacak hersey ve herkes derseniz iste o zaman da ordu o belli gorus dahilinde size izin vermez. Aslinda bi yerde haklisin neden ordu diyorsun dogrudur, eger siviller ordu kadar bu rejime ve bu vatana baglilik gosterebilselerdi hicbirimiz cikip da ordumuz bizi kurtarir diye dusunmezdik hatta bunu asla istemezdik. Cidden de ben ornegin, bir daha olene kadar darbe gormek istemem. Askerin yonetiminde yonetilmek istemem. İgrenc bir durumdur o. Sen 4-5 yaslarinda oldugun icin o gunlerde, nasil bir kotuluktur bilemezsin darbe yonetimi altinda ise gitmek okula gitmek vs. Asker astigim astik kestigim kestik davranir cunku. Eger butun bu acilari bilmemize ragmen hâlâ asker gel bizi bun baskicilardan kurtar diyorsak sen artik bizi nasil bunalttiginiz anla, inanclarla degil (cunku sınırı yoktur inancin) toplumsal anlasma yontemiyle ortaya konan yasalarla yonetilmek istiyorum ben. Dogru durun, orduyu yonetimde gormeyelim hep beraber..

Korku ; cehaletin kaynaklarından biridir.
Hayalle düşünüp hayallerle yaşıyorsunuz.TSK nın şu anda nasıl bir değişimi geçirdiğini nerde durmak istediğini görmek istemiyorsunuz.Aslında görmekten ve duymaktan korktuğunuz şey bu.Çok ilginç...Nerden nereye .
Uzlaşmak zorunda olduğumuzu görmüyorsunuz.Ne kadar da muhafazakarsınız;bu da ilginç.:wink:

trusty
26-02-2010, 15:38
Korku ; cehaletin kaynaklarından biridir.
Hayalle düşünüp hayallerle yaşıyorsunuz.TSK nın şu anda nasıl bir değişimi geçirdiğini nerde durmak istediğini görmek istemiyorsunuz.Aslında görmekten ve duymaktan korktuğunuz şey bu.Çok ilginç...Nerden nereye .
Uzlaşmak zorunda olduğumuzu görmüyorsunuz.Ne kadar da muhafazakarsınız;bu da ilginç.


Basindan beri okuyorum bu tartismayi.

Sn.Doruca, siz neden israrla, bu takunyali ahlaksizlara karsi duran her vatandasi, askerin yanina koyup darbecilikle sucluyorsunuz.

Siz de biliyor olmalisiniz, Hz.Tayyip, bu demokrasilesme, cagdaslasma, birey merkezli soyleminde samimi degil, her zaman oldugu gibi takkiye yapiyor.

AsIl niyeti, yeterli gucu elde edince, bu rejimi degistirip, yerine seriata dayali bir islam cumhuriyeti kurmak. Vatandasi degil birey teba yapmak.

Simdi, siz oyle dusunuyorsunuz diyebilirsiniz, ama biraz tarafsiz olun,Yargitay Bassavcisi, " laiklik karsiti eylemlerin odagi olmak " suclamasiyla, kapatma davasi acmadimi bu AKP icin.

Burada surekli olarak bir mantik hatasi yapiyorsunuz, yasimiz 55, biz polis copunun tadini da kafaya yenen dipcik tadini da iyi biliriz.

Bizleri, bizim gibi dusunenleri anlamaya calisin.

Biz darbeyi, darbecileri savunmuyoruz.

Bu tur tamamen duzmece, samimiyetsiz, yalan iddialarla, bu ulusun en durust kurumu olan TSK'yi suclamaktan, karalamaktan vaz gecin.

Burada yazan, gercekleri daha iyi goren bilen arkadaslari anlamaya calisin.

Ya da isime gelmiyor benim, bu meczuplarla idealim ayni deyip, samimi olun.

Biz de yazilarinizi ona gore okur, bosa vakit harcamayiz.

JoNaThAn
26-02-2010, 15:45
Takunyacıların arkasında duran değerli dostlarım için 2 seçeneği düşünmek mümkün..

Ya birazcık saflar; bu mümkündür.. Zira ben daha gözlerden anlarım bu saflığı; kendini belli eder.. Durmuş beynin bir yansımasıdır gözler..

Ya da işin iç yüzünü bilirler de çaktırmazlar.. Buna mümaşat politikası denir. Bir nevi köprüyü geçene kadar ayıya dayı demektir bunların yaptığı.. Ya da sürekli demokrasi ve özgürlükten bahsederek, demokrasinin tüm kalelerini zaptetmek, sonrasında da sadede gelmektir asıl amaç.. Emin olun; sadede her zaman gelirler.. Zira dünyada bulunma amaçlarını bu ideolojiye bağlamışlardır.

O nedenle konunun tekrar özüne inerek diyoruz ki; fırsat bu fırsat acımasınlar.. Kesinlikle gözlerini kırpmasınlar.. Fakat zamanı geldiğinde de aynısını karşı taraftan beklemesinler.. Fazla söze gerek yok; anlayış zamanında yaşamıyoruz artık. Onlar mazide kaldı. Kalmalı da. O nedenle laf anlatmaya, ortadaki mantıksızlığı savunmaya çalışmayın onlara karşı.. Onlar gidişatı sizden daha iyi takip ediyorlar, değerli dostlarım..

Demokratik bir sevgiyle:)

yosun
26-02-2010, 17:11
CEMAATİN ŞİFRELİ HABERLEŞME SİSTEMİNİ AÇIKLIYORUZ


...
Siteye rüyayı gönderenin rüyası noktasına, virgülüne dokunmadan şöyle:

“Ben sanırım yurtdısı gibi bi yerdeyim yani evden uzakta bi yerde. Gokyuzune bakıyorum ama gece. Sonra ay çıkıyor ama kıpkırmızı ve dolunay. Kocaman bi de.
Birden yakınlaşıp uzaklaşmaya gokyuzunde hareket etmeye başlıyor. Ama ateş sacar gibi kıpkırmızı. Bi gariplik var diyorum sonra deprem gibi yer sallanıyor falan
Zaman duruyor. Saatler çalışmıyor vs. Herkes ay cekimden çıktı falan diye bağrısıyor. Acayip korkuyorum urkuyorum .”

Rüya ise site tarafından şöyle tabir edilmiş:

“Rüyanızda yabancı yerde olduğunuzu görmeniz; içinde olduğunuz ve karar vermekte zorlandığınız bir duruma işaret etmektedir. Bu durumdan zarar görmeden çıkmak istiyorsanız tecrübeli insanlara danışın.

Rüyanızdaki gökyüzü, kıpkırmızı dolunay, dolunayın ateş saçması ülkemizde en önemli kurumların üst yönetimlerindeki değişikliğe işaret etmektedir.

Devlet başkanı bu kurumların başında bulunan kişilerin etkilerini azaltacak ve onları zarar veremez hale getirecek.

Bu süreçte kızgınlık ve dehşet senaryoları uygulamaya konulacak.Halk korku ve dehşet içinde olayları izlerken zarar görmeyecek.

Ülkemiz korktuklarından emin olarak güzel günlere doğru hızla ilerleyecek.

Devlet başkanının bu tasarrufu adalet eliyle de tecelli edebilir yetkileriyle de. O günlerde ülkede çok büyük kargaşa çıkarma girişimleri olacak.

Yer sarsılması benzeri olay halk hareketlerine işaret etmektedir. Bu kurumların içindeki illegal uzantılar halkı sokağa dökmek için çok çaba serf edecekler.

Tüm çabaları boşa çıkacak. Halk onları terk edecek ve evlerine çekilecekler.

Kim evine ve devletine sığınırsa korktuklarından emin olacak. Bu rüya ülkemizin yakın geleceğinde yaşanacak olaylara apaçık işaret ediyor.

Devlet yönetimini elinde bulunduranların bu günden önlem almaları, illegal unsurların zarar vermeleri, ülkemizdeki huzuru bozmaları engellenmiş olur.

Devleti yönetenlerin doğru ve hızlı istihbarat almaları, etkili emniyet kuvvetlerini hazır bulundurmaları acil ve elzemdir.

Ay çekiminden çıkması bir tür ihtilal girişimi anlamına gelebilir.

Devleti yönetenlerin bu süreçte kısa süreli de olsa kararsız kalmaları söz konusudur. Bu konuda yapılacak tek şey istişare, danışmaktır.

Devleti yönetenlerin bu sorunları ve girişimleri danışarak aşabileceği rüyanızdan anlaşılıyor.”

Tevafuk mu

Rüya ve tabiri biraz tuhaf değil mi? Durumdan değil ama rüyadan vazife çıkarmak buna denir zannedersem. Tabirin bu kadar detaylı günceli yakalaması ve 06.12.2009’dan bugüne yaşananlar hakkında ipucu vermesi de STV’nin acar yorumcusu Asım Yıldırım’ın deyimiyle “tevafuk” olsa gerek.

Taraf Gazetesi Balyoz Planı’nı 20 Ocak 2010 tarihinde yayınladı. Planın ardından bugün emekli kuvvet komutanlarının sorgulanmasına kadar giden süreç başladı. Erzincan-Erzurum hattında Gülen Cemaati’ni soruşturan savcı tutuklandı. 3. Ordu Komutanı ifadeye çağrıldı. Eski Erzincan Alay Komutanı tutuklandı. Genelkurmay Başkanlığı’nda tüm orgeneral ve amiraller olağanüstü bir toplantı yaptı. Cumhurbaşkanı Abdullah Gül, Başbakan ve Genelkurmay Başkanı ile zirve gerçekleştirdi.

Başbuğ’u “görevden al” mesajı

Evet, Balyoz’un Taraf Gazetesi tarafından açıklanmasından bir ay önce “Bu süreçte kızgınlık ve dehşet senaryoları uygulamaya konulacak. Halk korku ve dehşet içinde olayları izlerken zarar görmeyecek” ifadeleri ile yaşanacak olaylar önceden haber veriliyor.
Ardından Cumhurbaşkanı Abdullah Gül’e istişare etmesi, kararsız olmaması, askerleri etkisizleştirmesi uyarısında bulunuluyor. Bu etkisizleştirmenin ise Başbuğ’un görevden alınmasıyla olacağı anlaşılıyor.
Yakında bu güçlerin bitirileceği, emniyet teşkilatının hazır tutulması uyarısında bulunuluyor.

http://www.odatv.com/n.php?n=cemaatin-sifreli-haberlesme-sistemini-acikliyoruz-2502101200

Ne yorummuş be kardeşim...!
Vatandaş sanki kahin!
Üstelik bir de hekim.
Tıp Fakültesinde ders olarak okutuluyor zahir rüya yorumları... :wink:

karaboğa
26-02-2010, 17:24
Basbakanimizi elestiren ya ergenekoncu..yada darbeci..ne ampulmus be.........

Ama bana bir tane ... eninde sonunda patlamayan bir ampul gosterin bende ampul olacam:)

bu amerikan malı ampullerin ömrü kaç yıl oluyor bilen var mı ??:halayci::halayci:

KUTERO
26-02-2010, 17:50
Özetle ülkemiz çok kritik bir dönemden geçmekte..
Sonuçta ortada bazı belgeler var..Biz ise sadece basına yansıyan küçük bir bölümünü görüp yorumlar yapmaya çalışıyoruz..
Ve bu olaylar kuşkusuz bir yargı reformu yapılmasını tetikleyecektir..
Yargı kurumlarıyla, meclisiyle, askeri ile oturulsun tartışılsın ve çağa uyumlu bir anayasa yazılsın..

Beğenirsiniz, beğenmezsiniz C.Çandar şöyle yazmış bugünkü köşesinde..
....
.........
Türkiye'ye özgü bu olgu, siyaset sahnesinden medyaya, medyadan yargıya uzanan geniş yelpazeye bakıldığında, Silahlı Kuvvetler içinde siyaset alanına müdahale imtiyazını muhafaza etmek isteyen gruplaşmalar ve hatta "cunta oluşumları" için bereketli bir zeminin varlığını ifade ediyor.
O nedenle askerin siyaset dışına çıkarılması zaman isteyen bir konu olarak siyaset gündemimizde kalmaya devam edecek.

Türkiye'de hiçbir askeri müdahale ve darbeyi, ülkenin jeopolitiği ve uluslararası ilişkiler sistemi "dış boyutu" olmaksızın düşünmek de gerçekçi değildir. Yakın tarihimizdeki askeri darbe ve müdahalelerin her birinin özellikle Amerika'nın işi, Amerikan onaylı ya da hiç değilse Amerika'nın karşı çıkmayacağı cinsten olduğuna dair bir önkabul var.
28 Şubat'tan başlayan 2009 yılının Kafes ve İrtica ile Mücadele Eylem Planı'na ulaşan tarihi zincirde de Amerika vardı. Tayyip Erdoğan başkanlığındaki AK Parti hükümetine yönelik "Türkiye'yi İslamcılaştırıyorlar" kampanyasının, Washington'da hangi düşünce kuruluşlarında pompalandığını hatırlayın bir. Bu düşünce kuruluşları arasında yer alan Hudson Institute'de tartışılan senaryoları, kendisinin de bir "senaryo" olduğu iddia edilen Balyoz Darbe Planı ile yan yana koyun. Benzerliği şaşırtıcı bulacaksınız.

Hudson Institute senaryolarına katılan ya da orada adı geçen, dönemin üst rütbeli komutanlarının, bu hafta başında gözaltına alınan generaller arasında bulunması ve aynı şekilde Balyoz Darbe Planı ile ilgili belgelerde rol almış oldukları bir tesadüf müdür acaba?

Hudson Institute ve AK Parti hükümetine karşı amansız bir kampanya yürüten Washington düşünce kuruluşlarının dönemin Amerikan Başkan Yardımcısı Dick Cheney ve onun çevresindeki Neo-Con kadrolarla yakınlığını da bir kenara yazın.
Ancak, Cheney ve onların Amerika'da kaybettiğini ve Barack Obama'nın bugün Beyaz Saray'da oturduğunu da. Türkiye'de bu günlere ulaşmamızda bu "dış boyut"un etkisini de düşünmeliyiz.
Tabii, bu hükümetin İsrail ile içine girdiği tatsız ve rahatsız ilişkilerin, İsrail'in Silahlı Kuvvetler'e olan özel muhabbetini ve Amerikan siyaset sahnesindeki etkisini de hesaplayın.
....
.......

http://www.referansgazetesi.com./haber.aspx?YZR_KOD=151&HBR_KOD=137284

Turkbroker
26-02-2010, 18:40
ERTUĞRUL GÜNAY'DAN FLAŞ AÇIKLAMALAR
Günay, Bloomberg HT'de Gülin Yıldırımkaya'ya konuştu

26.02.2010 18:38
Bloomberg HT’de Gülin Yıldırımkaya’nın sorularını yanıtlayan Kültür ve Turizm Bakanı Ertuğrul Günay Ergenekon ve Balyoz operasyonlarıyla ilgili çarpıcı değerlendirmelerde bulundu. Balyoz operasyonu kapsamında halasının oğlu Hava Kuvvetleri eski Komutanı İbrahim Fırtına’nın da gözaltına alındığını söyleyen Günay, bu durumun gözaltıları hükümet yaptırıyor diyenlere de yanıt teşkil ettiğini söyledi. Haksız gözaltı ve tutuklamalara isyan eden Günay’ın açıklamaları şöyle:


Eski aletlerle yeni bir sitem kurmaya çalışıyoruz, ondan kaynaklanan sorunlar oluyor. Türkiye bir konuyu sorgularken sorgulama yöntemleri eskimiş. Örneğin Emniyet’in ya da hukukun kullandığı yöntemler artık bu çağda biraz terkedilmesi gereken daha özenle davranılması gereken yöntemler var.

Ergenekon, Balyoz operasyonları için mi söylüyorsunuz?

Evet şu an için söylüyorum. Çok önemli bir yargılama sürecinden geçiyoruz çok önemli bir araştırma ama bu süre geçmişteki hukuksuzlukların geçmişteki yanlışlıkların sorgulanması ise o görüntüler vermemeye özen göstermesi daha dikkatli bir yöntem uygulamak gerekir. Osmanlıda bir söz vardır ‘Kötü aletle iyi iş yapılmaz’.

Nedir sizi rahatsız eden Emniyet ve yargının yöntemlerinde?

Herkesin biraz daha özenli, yaşadığımız dönemin kritik olduğunun farkında ve Türkiye’yi iyiye götürme gayretimiz olduğunu bilerek biraz daha dikkatli olmasının altını çizmek istiyorum. İnsanlar için bir saat haksız gözaltı, bir gün haksız gözaltı, bir ay haksız tutukluluk çok önemlidir. Bunu ancak yaşayanlar bilir. Yaşamayanlar ‘ Ne var canım bir günde ‘ diyebilir. Evet olağanüstü bir dönem yaşıyoruz ama hukuk devleti içinde saydamlaşmaya demokratikleşmeye yönelik bir genel kavram olarak olağanüstülük yaşıyoruz. Yoksa hukuk sistemi, anayasa, yasalar hepsi olağan şekilde işleyecekse o zaman herkesin daha yumuşak daha uyumlu bir üslup, daha spekülasyona meydan vermeyecek bir zamanlama gayreti göstermesi gerekecek. Özenle sözcük kullanmaya çalışıyorum çünkü Türkiye’de yasama yürütme yargı diye bir sistem var. Yasama ve yürütme genelde içiçedir ama yargı gerçekten Türkiye’de bağımsızdır. Sanıyorlar ki Türkiye’de hakim ve savcıları hükümet atıyor hatta Adalet Bakanlığı atıyor, en küçük bir etkisi yok sadece bir kurula başkanlık ediyor Adalet Bakanı dışardan zannediyorlar ki hakim bağımsızlığı zedelendi. Onların alanına giren hiç bir söz söylemek istemiyorum ama Türkiye’nin bütün kurumların bu olağan üstü geçiş dönemin demokratikleşme ve saydamlaşma döneminde hiç bir şekilde en küçük şekilde tartışmaya açmayacak şekilde hareket etmeleri lazım.

Balyoz’da gözaltına alınan Hava Kuvvetleri Eski Komutanı İbrahim Fırtına halanızın oğlu. Operasyonları hükümet yaptırıyor gibi bir algı var kamuoyunun bir bölümünde. Aileden sizi arayan, ne yapıyorsunuz diyen oldu mu?

En azından böyle bir olayla, gözaltıları hükümetin yapmadığını anlamak mümkün. Sayın Fırtına hem akrabam, hem uzun yıllardır tanıdığım çok saygı değer devlet adamı. Elbette herkesin mevcut bir siyaset durumu ile ilgili tartışmaları, eleştirileri olabilir ama ben demokrasiye karşı bir girişimi olmadığını yıllardır bu yana sürdüğüm ilişkiden biliyorum. Benim siyasi görüşüm karşısında takındığı tavırdan biliyorum. O yüzden bu sorgulamanın sonucunda serbest kalacağını biliyordum ama bu kadar uzun sürmesi üzdü beni.

Siyasi tercihinize takındığı tavır nedir, yani Ak Partiye katılmanızı destekledi mi?

Evet destekledi, hizmet yapmanın iş yapmanın doğru ve dürüst yapacağımı biliyordu. Böyle bir olayın içinde olan bir insanın siyasi harekete karşı komplonun içinde olan insanın müsamakar bir tavır alması beklenebilir mi? Tabii bunlarda yargının tartıştığı konular.

Sağlık durumunu sizden öğrenebiliriz o zaman? Geçmiş olsun demişsinizdir, arayıp…

Evet, son derece uygar şartlarda misafir edildiler, o konuda bir sıkıntı olmadı.

Turkbroker
26-02-2010, 18:42
TBMM'DE SICAK DAKİKALAR
BDP'Lİ SAKIK'IN ŞOK İDDİASI ORTALIĞI KARIŞTIRDI



TBMM Genel Kurulu'nda İçişleri Bakanı Beşir Atalay'la ilgili gensoru görüşmelerinde BDP Milletvekili Sırrı Sakık'ın CHP ve Deniz Baykal ile ilgili iddiası ortalığı karıştırdı. Sakık, 1999 seçimlerinde CHP'nin kendilerine bir heyet göndererek ittifak teklifinde bulunduğunu ve "20 militanı aday gösterebiliriz" dediğini iddia etti. CHP'liler ise görüşmenin gerçekleştiği adresi de açıklayan Sakık'ı yalanladı.

"1999'DA BİZE GELDİLER"

BDP Muş Milletvekili Sırrı Sakık, 1999 yılında yaşandığını iddia ettiği olayı şöyle anlattı:

"1999 genel seçimlerinde CHP barajın altındaydı. Deniz Baykal bize elçi gönderdi ve 'Sizinle ittifak yapmaya hazırım' dedi. Sayın Ahmet Türk de
görüşmede vardı. CHP heyeti bize 'Sizin isimlerinizin ağırlığını kaldıramam. Ama bize 20 tane militan gönderin. Onları aday gösterelim' dedi."

ÖZYÜREK: BÖYLE BİR GÖRÜŞME OLMADI

Sakık'ın bu sözleri CHP sıralarından çok yoğun tepki gördü. Sakık'a cevap vermek üzere kürsüye gelen CHP Genel Saymanı Mustafa Özyürek, iddiaları sert bir dille yalanladı ve Habur'da yaşananları unutturmak için böyle yalanların ortaya atıldığını savundu.

CHP'liler ile Deniz Baykal'ın, DEP ile SHP'nin de işbirliğine karşı çıktığını anlatan Özyürek, şöyle devam etti:

''O dönemde de Deniz Baykal'ın yakınında bulunan biri olarak söylüyorum ki; bunlar yaşanmamıştır. Habur'un sıkıntısı PKK'lıları özel elbiseleri ve özel bayraklarıyla ve mobil mahkemelerde hemen salıvermenin sıkıntısıyla burada 1999 yılına gidilmektedir. Yalan yanlış beyanlarda bulunulmaktadır. CHP, hiçbir zaman terör örgütünü kınamayanlarla işbirliği yapmamıştır ve yapmayacaktır. Herkes yerini, konumunu iyi tayin etsin. Biz Mustafa Kemal Atatürk'ün kurduğu Misak-ı Milli sınırları içinde herkesin özgürce yaşamasını da isteyen ama terörü kesinlikle lanetleyen bir partiyiz. Teröre bulaşan hiç kimseyle de işbirliği yapmamız mümkün değildir. Terör örgütünü kınamayanlarla gece yarısı AOÇ'ta gizli gizli görüşme yapanlardan hesap sorduğumuz için herkes bunalmış, yalan yanlış beyanlarda bulunuyorlar. Böyle bir görüşme olmamıştır.''

SAKIK: "EŞREF ERDEM'İN EVİNDE GÖRÜŞTÜK"

Özyürek'in sert konuşmasından sonra Sırrı Sakık tekrar kürsüye geldi ve iddialarını tekrarlayarak görüşmenin yerini de açıkladı. Sakık, "1999 yılında sizin genel başkan yardımcınız ve yanında bir heyetle Willy Brandt Sokağı'nda 1/1'e gelerek oturdular. 1999'da Eşref Erdem'in evinde, 1999 ve 1990'ı da var. Biz birçok görüşmeyi biliriz." dedi. CHP sıralarından gelen tepkiler üzerine Sakık, "Beni daha fazla konuşturmayın. 1999'a tekrar götürmeyin. 1990'a götürmeyin." şeklinde konuştu. BDP'li Sakık, CHP'lilere yönelik olarak "Kimin hangi terör örgütüyle ilişkisi olduğu belli. Sizin yeriniz neresi? Silivri, Erzincan, Erzurum" sözlerinin ardından konuşmasını tamamlayarak kürsüden indi.

BAYKAL DA YALANLADI

CHP Genel Başkanı Baykal ise konuyla ilgili olarak "Böyle bir şey söz konusu olmaz. Teröre bulaşanlar muhatabımız olamaz" dedi

Turkbroker
26-02-2010, 18:45
Askeri savcılık da Balyoz'a 'darbe planı' dedi
Askeri savcılığın oluşturduğu bilirkişinin darbe tespiti içeren ÇÇ raporu önceki gün İstanbul Cumhuriyet Savcılığı'na gönderildi. Savcılıktan gelen bilirkişi raporu planın bir seminer değil darbe planı olduğu yönündeydi




Veli Sarıboğa´nın haberi

BALYOZ Güvenlik Harekâtı Planı´yla ilgili 1. Ordu Komutanlığı Askeri Savcılığı´nca oluşturulan bilirkişi heyeti, yaptığı inceleme sonucunda, belgelerin seminer değil darbe planı olduğu sonucuna vardı. Askeri Savcılık, bu doğrultuda hazırlanan bilirkişi raporunu, özel kuryeyle önceki gün "Balyoz Eylem Planı" soruşturmasını yürütülen Özel Yetkili İstanbul Cumhuriyet Savcılığı´na gönderdi. 12 EYLÜL´DEN ESİNLENİLDİ Balyoz Güvenlik Harekât Planı´nın, 12 Eylül 1980 askeri darbesine için hazırlanan "Bayrak Harekât Planı"ndan esas alınarak hazırlandığı iddia edilmişti. Balyoz Eylem Planıyla ilgili olarak İstanbul Cumhuriyet Savcılığı´yla eş zamanlı olarak 1. Ordu Askeri Savcılığı da harekete geçti. Askeri savcılık, Taraf Gazetesi´nden belgelerin bulunduğu 4 adet DVD´yi istedi. DVD´yi incelemeye alan askeri savcılık, Taraf gazetesi Genel Yayın Yönetmeni Ahmet Altan´ı da tanık olarak dinledi. Gazeteci Mehmet Baransu, ıslak imzalı orijinal belgeleri, bir valiz içerisinde Özel Yetkili İstanbul Cumhuriyet Savcılığı´na vermişti. Askeri savcılık bu orijinal belgelerin de bir suretini istemişti. Özel Yetkili İstanbul Cumhuriyet Savcılığı, belgelerin ve CD´lerin bir kopyasını aldıktan sonra orijinal belgeleri adli emanete almıştı. Özel Yetkili 3 Cumhuriyet Savcısı tarafından bir ay boyunca belgeler incelendi. Bu süre içinde ıslak imzalı orijinal belgeler ile ses kayıtlarının da bulunduğu CD´ler, Emniyet Kriminal ve TÜBİ- TAK´ta incelettirildi. İnceleme sonucunda belgelerin 1. Ordu Komutanlığı´nda bilgisayarlarda hazırlandığı tespit edilince 22 Şubat pazartesi günü sabah erken saatlerde 6 ilde eş zamanlı olarak operasyonlar yapıldı. 20´si muvazzaf 48 subay gözaltına alındı. Şüphelilerin, emniyette ifadeleri alındığı saatlerde Özel Yetkili Cumhuriyet Savcılara askeri savcılık raporu ulaştırıldı. Emniyet Kriminal ve TÜBİTAK´tan sonra Asker Savcılık tarafından oluşturulan "Bilirkişi Heyeti" de Balyoz Güvenlik Harekâtı Planı belgelerinin orjinal olduğunu ve darbe planı olduğunu belirledi.

(Sabah)






Askeri savcılık o iddiayı yalanladı
Askeri Savcılık: "Balyoz planı için 'darbe planı' tespitimiz yok"

26.02.2010 20:51
Askeri Savcılık, NTV'nin haberine göre Sabah Gazetesi'nin iddiasını yalanladı.

SABAH GAZETESİ NE DİYORDU?

Açıklamada, "Askeri Savcılığımızca başlatılan soruşturma halen devam etmektedir. Ancak bugüne kadar adı geçen darbe planının gerçek olduğuna dair herhangi bir tespite varılamamıştır" deniliyor.

BORA YAŞAR
26-02-2010, 19:10
Yeni bir başlık açmak istemiyorum..

İlk balyoz harekatı, malum, artık neredeyse küllenen, HERYEREKON davasıdır..

Nerdeyse aktif, başbelası, her meslekten cumhuriyet değerlerini ve inkilaplarını savunan insanlar, tarihte görülmedik bir usulle, evleri aranmış, gözaltına alınmış, sorgulanmış ve bir kasaba büyüklüğündeki Silivri Hapishanesine yargılanmak üzere doldurulmuşlardır..

Yüzbinlerce sayfalık iddianame ve ekleri ile Mahkeme süreci bilerek uzatılmakta, neyle sorgulandığını bilmeyen insanlar aylardır içeride süründürülmektedirler..

Tutuklu insanlar, eşlerinden, çocuklarından , işlerinden, sağlıklarından uzaklaştırılmıştır..

Yüzlerce kişiyle zenginleştirilen, odalar dolusu evraklarla iddiaları uzatılan insanlar, mahkemeye çıkarılmak için aylarca beklemektedirler..

Bu sürecin siyasi olduğunu artık tüm dünya idrak etmiş görünmektedir..

Vatan Gazetesinin internet sorumlusu bir hanım 10 ay sonunda çıkarıldığı ilk mahkemede salıverildi..

Bu mudur acaba adalet?

Sizin de, yakınlarınızın da başınıza böyle bir sürecin, muamelenin gelmesini istermisiniz?


Burada bazı kişilerece vatan haini kabulü gören PKK lılarla yaptığı röpörtaj nedeniyle hemen yaftalanan, İŞÇİ Partisi Başkanı Doğu Perinçek 2 yıldır içeride..

Her savunması derslik..

Her savunması onurlu, başı dik, gürültüye pabuç bırakmayan insanların okuması gereken metinler..

Aşağıda onun bugün çıkarıldığı mahkemede savunma olarak söyledikleri..


Perinçek'ten mahkeme heyetine ağır hakaretler


İstanbul 13. Ağır Ceza Mahkemesi Başkanı Köksal Şengün, birinci ''Ergenekon'' davasının tutuklu sanıklarından İP Genel Başkanı Doğu Perinçek'i mahkeme heyetine yönelik sözleri nedeniyle uyardı.


Silivri Ceza İnfaz Kurumları Yerleşkesi'ndeki salonda görülen davanın bugünkü duruşmasında söz alan Perinçek, hukukun arkasında devletin yaptırım gücü bulunan kurallar bütünü olduğunu belirterek, ''Adaletin simgesi olan o güzel hanımın elindeki kılıç devlet zorunu temsil ediyor. Hukukta o kılıç vardır. Şimdi size soruyorum. Sizin arkanızda hangi kılıç var? 13. Ağır ceza mahkemesi diye adlandırılan mahkemenin arkasında hangi kılıç var?'' dedi.

''Devletin kılıcının ordu olduğunu'' savunan Perinçek, ''Peki ordu bu davanın neresinde? Ordu bu davanın sanığıdır. Kimse kendisini kandırmasın. Elinizdeki şemaya bakın. Eşref Bitlis, Hüseyin Kıvrıkoğlu. Şemada Türk Silahlı Kuvvetleri var. Türk Silahlı Kuvvetleri burada zanlıdır. Şanlı ordu, bu soruşturmada zanlı olmuştur. O zaman sizin arkanızdaki kılıç ne?'' diye konuştu.

Beşiktaş'taki hakimlerin Türk yargısından koptuğunu, yargının da Yargıtay, Danıştay, HSYK ile bu tertibe isyan ettiğini öne süren Perinçek, ''Yargı, sizin içine memur olarak dahil edildiğiniz tertibe isyan etmiştir. Sizin arkanızdaki kılıç Amerikan kılıcıdır'' dedi.

Soruları ve cevaplarıyla ''Demokratik Açılım Süreci Milli Birlik ve Kardeşlik Projesi'ne ilişkin kitapçığın kapak fotokopisini gösteren Perinçek, ''altında Başbakan Recep Tayyip Erdoğan'ın imzasının bulunduğu bu kitapçığa göre mahkemenin özel bir mahkeme olduğu'' iddiasında bulundu.

''İşte bu sizsiniz. Yani sizin arkanızda Türk yargısı yok, Türk ordusu da yok'' diyen Perinçek, şöyle devam etti:

''Amerika'ya dayalı hesaplar geçicidir. Hesaplaşmaya gelindiğinde bu tertipte rol alan ve yasaları çiğneyen hakimler ve savcılar Türk yargısının karşısına oturtulur. Ayağımıza kapansanız kimse sizi affetmeyecektir. Suçlarınız büyüyüktür. Bu adaletsizlikleri yapanların gecelerinin korku içinde geçtiğini çok iyi biliyorum. Özel tertiplerde hakim ve savcılardan kimler rol almışsa ayarlanmışlardır diye söz ediliyor. Siz de biraz hakim onuru olması gerekmez mi? Ayarlanmış olmayı kabul ediyor musunuz? Sizi ayarladılar mı? Sizin yerinize 3 çoban oturtun, 2 gün sonra fasa fiso der. Çoban, Osman Yıldırım'ın 3 dakika içinde yalan söylediğini görür. Birbirimize burada çalım atmayalım, çalım satmayalım.''

Sanık olmadığını, Türkiye emekçilerinin iktidar davasının adamı olduğunu belirten Perinçek, herkesin yerini belirleyeceğini, mahkemenin de yerini belirlemesi gerektiğini savundu.

Perinçek'in, ''Şu an bulunduğunuz yer iftihar edeceğiniz yer değildir. Çocuklarınıza bırakacak, övünülecek yerde değilsiniz'' sözleri üzerine Mahkeme Heyeti Başkanı Köksal Şengün, ''Size öyle geliyor'' dedi. Perinçek de ''Ben burada sizin şahsınız ve kişiliğinizle uğraşmıyorum'' diye konuştu.

Başkan Şengün'ün ''Mahkeme bunları kabul etmiyor'' demesi üzerine Perinçek de ''Her şey meydanda. Sizin arkanızda cemaatin silahlanması dışında ne var? Akşamları rahat uyuyamıyorsunuz'' dedi. Şengün ise ''Ben her akşam çok rahat yatarım'' diye konuştu.

Şengün'ün ''Lütfen durun'' uyarısı üzerine Perinçek, savunmasını yaptığını söyledi. Şengün de ''Böyle savunma olmaz. Hakkınızdaki delilleri anlatın dinleriz'' dedi. Perinçek de ''Sizde vicdan olduğunu anladım. Vicdanınıza söylüyorum. 4'ünüz birlikte iddianameyi açın okuyun. Mülakat diye bir delil var mı?'' dedi.

''Demokratik açılım'' konulu fotokopi sayfasını Şengün'e gösteren Perinçek, ''Sizin hakkınızda özel yetkili denmesi yalan mı?'' dedi. Şengün ise ''Mahkeme asla bunu yapmaz. Hepsi yalan'' diyerek, haklarında bu tür iddialarda bulunanların alnını karışlayacağını söyledi.

Duruşma, taleplerin alınmasıyla devam ediyor.


http://www.zaman.com.tr/haber.do?haberno=956039&title=perincekten-mahkeme-heyetine-agir-hakaretler

BABUTSA
26-02-2010, 19:17
Özetle ülkemiz çok kritik bir dönemden geçmekte..
Sonuçta ortada bazı belgeler var..Biz ise sadece basına yansıyan küçük bir bölümünü görüp yorumlar yapmaya çalışıyoruz..
Ve bu olaylar kuşkusuz bir yargı reformu yapılmasını tetikleyecektir..
Yargı kurumlarıyla, meclisiyle, askeri ile oturulsun tartışılsın ve çağa uyumlu bir anayasa yazılsın..

Beğenirsiniz, beğenmezsiniz C.Çandar şöyle yazmış bugünkü köşesinde..
....
.........
28 Şubat'tan başlayan 2009 yılının Kafes ve İrtica ile Mücadele Eylem Planı'na ulaşan tarihi zincirde de Amerika vardı. Tayyip Erdoğan başkanlığındaki AK Parti hükümetine yönelik "Türkiye'yi İslamcılaştırıyorlar" kampanyasının, Washington'da hangi düşünce kuruluşlarında pompalandığını hatırlayın bir. Bu düşünce kuruluşları arasında yer alan Hudson Institute'de tartışılan senaryoları, kendisinin de bir "senaryo" olduğu iddia edilen Balyoz Darbe Planı ile yan yana koyun. Benzerliği şaşırtıcı bulacaksınız.

Hudson Institute senaryolarına katılan ya da orada adı geçen, dönemin üst rütbeli komutanlarının, bu hafta başında gözaltına alınan generaller arasında bulunması ve aynı şekilde Balyoz Darbe Planı ile ilgili belgelerde rol almış oldukları bir tesadüf müdür acaba?





Sn.Kaptanım;

Benim anlamadığım şu;

Darbe planı olduğu iddia edilen Balyozun icra tarihi 2003,

Hudson Enstitünün çok tartışılan toplantı tarihi 2007.

Bu durumda ,Hudson'un toplantı gündemini TSK belirliyor ya da Balyoz planı ABD tarafından yazılıp servis edildi.

Matt Bryza ,neoconların adamıydı ve teskere geçmediği için Türkiye'ye çok kızgındı (Bu şahıs Enstitünün demirbaşıdır).

Tezkereye evet oyu veren AKP,geçmesi için kılını kıpırdatmayan ise TSK idi.Sizce bu durumda hedef tahtasına

kimi oturtması gerekiyordu.

Malum toplantıya katılan dönemin Vaşington askeri ataeşesi B.Logarlaroğlu ve tutuklanan emekli general S.Tanyeri idi.

Yani, C.Çandar'ın salladığı gibi "Balyoz planında adı geçen üst komutanlar" dediği topu topu tek kişi.Onunda ne kadar üst olduğu

tartışılır.

Saygılarımla...

Turkbroker
26-02-2010, 19:31
Doğu Perinçek Kimdir...büyük vatansever!!!!!!!!!!!!!!!!!

http://www.youtube.com/watch?v=FPkOiJDYLiY&feature=related

BABUTSA
26-02-2010, 20:02
Orduya balyoz ABD ve AB'nin elinde. Hedef:Ulus devlet yapısı


Türk Silahlı Kuvvetleri’ni çökertmeye yönelik “asimetrik psikolojik savaş” sürerken emekli veya muvazzaf askerlerin “yakalanması” ve bir kısmının tutuklanması, dünya basınının da gündeminde. Bunlardan biri var ki “Türkiye devletleri” başlığını taşıyor.

Birleşik Arap Emirlikleri’nde yayımlanan el Haliç gazetesinin yazarı Muhammed Nureddin 23 Şubat 2010 tarihli yazısında, devlet içindeki devletleri veya paralel devletleri kastediyor.

Türkiye’nin şu anda içinde bulunduğu durumu, bu kavram karşılıyor. Nurettin, HSYK’yı eleştiriyor ve bir yargı devletinden söz ediyor, AKP’yi övüyor ama bu arada bazı gerçekleri de vurgulamış oluyor.
“AKP’nin reformları, Avrupa, ABD ve içeride gerçek bir sivil otorite şevkiyle yanıp tutuşan demokratik güçler tarafından desteklendi. ABD’nin desteği, demokrasi sevdasından kaynaklanmıyordu. ABD’nin desteği, Irak’ın işgalini desteklemeyen orduyu zayıflatmak amacıyla oluştu. Böylece ordunun rolü geriledi, darbe planları ortaya çıktı ve ordu, sınırdaki asıl görevini unutup siyasi işlerle uğraştı. Bu durum ordunun, vatanı koruyan bekçi görüntüsünü parçaladı.”

Alman Die Welt gazetesi de “Orduyla hesaplaşma” başlıklı bir yorum yayınladı. Süddeutsche Zeitung ise “Yargı geri vuruyor” diyor:

“Türkiye’deki çok sayıda gözlemci, Ergenekon davasını Erdoğan’ın ılımlı İslamcı hükûmet partisi AK Parti ile kendisini Türklerin katı laikliğinin garantörü olarak gören ordu arasındaki güç çekişmesinin bir parçası olarak görüyor.”

* * *

İngiltere’nin Financial Times gazetesi ise “Gözaltılar Türk fay hattını ortaya çıkardı” başlıklı bir yorum yayınladı. Gazete, CIA görevlisi Henri Barkey’in yorumuna da yer verdi:

“En büyük zorluk Orgeneral Başbuğ’un bu yaz görev süresi sona erdiğinde yaşanacak. Türkiye bir kırılma noktasında. Yakın gelecekte ya siyasi istikrarsızlıkla karşı karşıya kalacak ya da ciddi bir anayasa değişikliği girişiminde bulunacak. Hiçbir şey yapmamak bir seçenek değil.”

Anayasa değişikliği, ABD ve AB’nin dayatması. Bu öteden beri biliniyor. Barkey, bunu bir tespit gibi sunuyor. ABD ve AB, Türkiye’yi üniter ve ulus devlet yapısını değiştirmeye zorluyor. TSK üzerindeki operasyonun asıl sebebi budur.


Devamı



http://www.yg.yenicaggazetesi.com.tr/yazargoster.php?haber=12226

KUTERO
26-02-2010, 21:01
Sn.Kaptanım;

Benim anlamadığım şu;

Darbe planı olduğu iddia edilen Balyozun icra tarihi 2003,

Hudson Enstitünün çok tartışılan toplantı tarihi 2007.

Bu durumda ,Hudson'un toplantı gündemini TSK belirliyor ya da Balyoz planı ABD tarafından yazılıp servis edildi.

Matt Bryza ,neoconların adamıydı ve teskere geçmediği için Türkiye'ye çok kızgındı (Bu şahıs Enstitünün demirbaşıdır).

Tezkereye evet oyu veren AKP,geçmesi için kılını kıpırdatmayan ise TSK idi.Sizce bu durumda hedef tahtasına

kimi oturtması gerekiyordu.

Malum toplantıya katılan dönemin Vaşington askeri ataeşesi B.Logarlaroğlu ve tutuklanan emekli general S.Tanyeri idi.

Yani, C.Çandar'ın salladığı gibi "Balyoz planında adı geçen üst komutanlar" dediği topu topu tek kişi.Onunda ne kadar üst olduğu

tartışılır.

Saygılarımla...

Sn. ranger,
Çok teşekkür ederim ilginize ve saptadığınız noktalara..

Dediğiniz gibi tarihler 2003 ve 2007..
Şıklardan ikincisi daha olası gibi..Belkide onlar yazmayıp yazdırdılar..

Tezkere konusunda yeşil ışığı yakmayan TSK ya kızgın oldukları doğrudur..

Sonuçta yine çok konuşulan gruplar arası çatışmaya geliyoruz..
Karışık bir durum..


Sevgilerimle..

Bottousa
26-02-2010, 21:05
Orduya balyoz ABD ve AB'nin elinde. Hedef:Ulus devlet yapısı



Anayasa değişikliği, ABD ve AB’nin dayatması. Bu öteden beri biliniyor. Barkey, bunu bir tespit gibi sunuyor. ABD ve AB, Türkiye’yi üniter ve ulus devlet yapısını değiştirmeye zorluyor. TSK üzerindeki operasyonun asıl sebebi budur.


Devamı



http://www.yg.yenicaggazetesi.com.tr/yazargoster.php?haber=12226

İşte durum budur... Yılardan beri gele ABD ve AB ne istediyse bu ülkede o oluyor. Kendilerine muaalif gördükleri gerek siyasi parti olsun gerekse ordu olsun ezmek için elinden geleni yapıyor.

Bakınız asıl sorun BAĞIMSIZLIK arkdaslar. BAĞIMSIZ DEĞİLİZ ki biz... ABD bu Türkiye'de kimi isterse ona secimi kazandırır. CHP de tek başına başa gelir MHP de... YETERKİ SUYUNA GİTSİNLER

Ülkemin Toprağımı mı dersin Suyu mu.. Doğası mı?? Madeni mi? Nerde görürsün bir ülkede aynı anda 4 Mevsim yaşamayı mı?? Bu Tarihi nerde yaşarsın....

EMİNİM BU DEDİKLERİME HEPİNİZ KATILIYORSUNUZ DA BİR KATILMAYAN FETTUHLAH GÜLEN. NE OLDU AMREKİ KARŞITI EYLEMLERİN. NE VAAT ETTİLERDE SANA AMERİKACI OLDUN.

Bu adamlara kutsal toprakları size vereceğiz deseler ülkeyi satarlar. Balyozmuş yapmayın ya.. güldürmeyin adamı. yazıp yazıp okumayın bunları. birileri yazıyor ABD ve AB nin elinde oyuncak olmuş AKP de oynuyor. Biliyorlar secimi kazanamayacağını bişeyler yapmak zorundalar. Mazlum durumuna düşürecekler güya seni halkta gene acıyacak kanacak. Üç beş torbada kömür ikide beyaz eşya tamam. Seçim senin. Çünkü ne CHP ne de MHP suyuna gitmeyecek onların.

sandavut
26-02-2010, 21:06
Bu millet ne acısı çekmiş, çok şükür; 85 yıldır, kıçını devirip yattı.Balkan harbini, Sarıkamış faciasını tekrar yaşamadı, tok tutsun diye zeytini çekirdeği ile yemedi.

Yazınız ibretlik , aynı zamanda bu millete geçmişte hiç bir şey vermemiş, gelecektede bir kazanım vaadetmeyen zihniyetinizi çok güzel özetlemiş...küçük olsun benim olsun anlayışı , bu ülkeyi her alanda geri bırakan sebeptir...biz neden bir japonya almanya gibi güçlü bir sanayileşme gelişim yakalamadık diyeceğiniz yerde , zeytini çekirdeği ile yediği günleri örnek vermeniz vizyonunuzu ele veriyor..sefalet.... halkın ne düşündüğü , nasıl yaşadığı önemli değil sizin için ...önemli olan asl olan sizsiniz...malesef ki bu ülkeye hiç bir şey vermediniz , veremezsiniz, veremiceksiniz...
Vaad ettiğiniz şey , daha güçlü , huzurlu, barış içinde, özgürce daha iyi şartlarda yaşamak değil...sadece halka rağmen halkı yönetmek, kendi diktatöryanızın devamı...siz bu halkı hiç düşünmediniz.



Burdakilerin hepsi aynı görüşte,sen hepsinin karşısındasın öylemi!!!

Yazdıklarından anlıyamadık.Senin karşıt!! görüşün nedir!!

Elbette hepsi değil, ama öne çıkan yazılarda böyle bir durum sözkonusu...% 47 içinden desem...



Sorun sürekli sizin forumdakilerden SİZ diye bahsetmesi olabilir mi? Başka ülkenin insanları mıyız? Yoksa farklı bir milleten misiniz? Neden sürekli fakir edebiyatı yapıyorsunuz? Neden iktidardakiler gibi hep acındırma?

Siz diye hitap; mesela size ! ve fanatik duygularla vur, kır çizgisinde yazı yazanlara . Elbette aynı ülkenin, vatanın insanıyız. biz bu vatan uğruna ,şehadet için yanıp tutuşanlardanız. 1905 bulgaristan göçmenidir dedelerim. Biz burjuva sınıfından olamadık ..


Sn. Sandavut, abemiz araziye karıştı.

Bu, terbiyesizliktir. Yaşı kemale ermiş insanlar buradaysa, olgunluk cart curt diye laf edeceksen, cevabını vereceksin!

Aha demokrasi, bu milletin vakti zamanında, bir metre kefenlik bezi yoktu, be!

Bu yazınızda ibretlik. çıkmak zorunda kalıp yazamamış olabilme ihtimali olamaz değilmi... Bu millete kefeni bari çok görme... nasıl bir düşünceye sahipsiniz sizi bir türlü anlayamıyorum...millet uzayı keşif derdinde, sen milletin kefenine göz dikersin...


İnkılâp ümmetinin şânı yakıp yıkmaktır.
Size çılgın demeyen varsa, kuzum, ahmaktır.
Yıkmak insanlara yapmak gibi kıymet mi verir
Onu en çolpa herifler de emin ol becerir.

Sade sen gösteriver ‘işte budur kubbe’ diye
İki ırgatla iner şimdi Süleymaniye.
Ama gel kaldıralım dendi mi heyhat o zaman
Bir Süleyman daha lazım yeniden bir de Sinan.

Bunların var mı sizin listede hiç benzeri; yok.
Ya ne var? Bir kuru dil, siz buyurun karnım tok.
Ötmeyin nafile baykuş gibi karşımda, susun.
Mürtecisin be imam? Mürteciyim hamdolsun...

kartal35
26-02-2010, 21:15
bu amerikan malı ampullerin ömrü kaç yıl oluyor bilen var mı ??:halayci::halayci:

Bir rivayete göre 1000 yıl ....

Bknz. Hüseyin Kıvrıkoğlu-28 şubat süreci 1000 yıl sürecek ...Sürmedi o ayrı...

merlin
26-02-2010, 21:27
AKP 12 Eylülü sorgulayabilir mi ? Güzel bir tahlil okumanızı öneririm.
http://www.cumhuriyet.com.tr/?im=yhs&kid=24&hn=81334
http://www.cumhuriyet.com.tr/?im=yhs&kid=24&hn=81718




Doğu Perinçek Kimdir...büyük vatansever!!!!!!!!!!!!!!!!!

http://www.youtube.com/watch?v=FPkOiJDYLiY&feature=related
Perinçek önemsiz biridir. O kadar önemsizdir ki ciddiye bile alınmayacak bir adamdır. Ben 10 sene evvel bir konferansta canlı dinlemiştim , gülmüştüm sözlerine.
Ve inanın bana onu çevresindeki 200-300 militanı dışında ciddiye alan yok.

Koca koca generallerin onu ciddiye almasına ben ihtimal dahi vermiyorum. Değil general rütbesine erişmiş 60 yaşındaki adamlar , okul çağındaki çocuk bile ciddiye almaz onu...

Ama Perinçek iğrenç bir adam da değildir. Ben acıyorum ona. 40 sene önce fakültedeki işinden atılmış, peşinden vurulmuş. Bacaklarından sakat , tekerlekli sandalyeye mahkum.

Videoda anılan diğer isim Yalçın Küçük ise ....
Yalçın Küçük enteresan bir adamdır. Çok ama çok zeki bir adam. Orhan Pamuk'tan grup sexe, arabeskten Hakan Şükür'e , Fatih Sultan Mehmet'ten Özal'a çok geniş bir alanda çok enteresan tahlillere sahiptir. Ben onun kitaplarındaki yöntemi beğenirim. Ama abartılı sonuçlara ulaşabilen bir adam. Tahlil için okurum ama ulaştığı sonuçların büyük kısmına katılmak pek mümkün değil . Ama kara cahil bir adam da değil, onu belirteyim. Çok zeki bir adam, bilimsel yöntemlerden haberdar bir adam , bilgisi epeyce derin bir adam ama kendini çok beğenir . Yazdığı her satırda bunu hissedersiniz.
Ben onun kitaplarını okumanızı öneririm. Söylediklerine inanın ama fikirlerine pek itibar etmeyin. Sonuçta fikir kısmında siyasi görüşünün etkisinde kalabiliyor.
Vatan haini midir ?
Bilemiyorum. Katılmadığım çok fikri var. Pek bana göre değil.
AB'ye karşı , Amerika'ya karşı. Türkiye, Yunanistan,Suriye, Irak,İran,Ermenistan,Gürcistan ve Azerbaycan'dan oluşan bir birliği yani Avrasya'yı savunur.Bizim Avrupa kültürüne dahil olmadığımızı ama klasik Arap kültüründen de farklı olduğumuzu söyler. Ve iflah olmaz bir İsrail düşmanıdır. Yazdığı her kitapta hissedersiniz bunu .

Yani insanlar hakkında tek yanlı fikirlerin etkisinde kalmayın :)

Serenler
26-02-2010, 21:50
Bildiğiniz bir hikayedir belki ama şu sıralar tekrar hatırlamakta fayda var.


''Müslümana haram''dır Çeşmesi.

Bursa'da zamanında Müslüman bir zat bir çeşme yaptırmış. Eski adı
yahudilik yol ağzı, bugün ki adı Arap Şükrü muhitinde, ve başına bir
kitabe eklemiş, "her kula helâl, müslümana haram"... Tabii başkent,
Osmanlı karışmış, bu nasıl fitnedir diye...

Efendime söyleyeyim, gitmişler kadıya şikâyete, yaka paça yakalanmış
adam huzura getirilmiş, bu nasıl fitnedir, dini islam ahalisi müslüman
olan koca devlette, sen kalk hayrattır, sebildir diye çeşme yap, ama
suyunu müslümana yasakla... Olcak iş midir, nedir sebebi, aklını mı
yitirdin? diye çıkışmışlar adama...

Adam müsade buyrun sebebi vardır, lakin ispat ister, delil şarttır
der... Kadı kızar: "Ne delili, ne ispatı, sen fitne çıkardın müslüman
ahalinin huzurunu kaçırdın katlin vaciptir!" der. Ama bir yandan da
merak eder, nedir gerekçen diye sorar, adam bir tek Sultan´a derim
diye cevap verince, karışır yine ortalık. Söz Sultan´a gider, adam
saraya yaka paça götürülür...


Padişah sinirlenir ama diğer yandan da meraklanır : "De bakalım ne
diyeceksen, bu nasıl iştir ki, hem çeşmeyi yaparsın, hem de her kula
helâl, bir tek müslümana haram yazarsın..."

- Adam başı önünde delilim vardır, lâkin ispat ister

- Ya dediğin gibi sağlam değilse delilin?

- O zaman hükme kıldan incedir boynum sultanım

- Eeee

- Sultanım her hangi bir havradan (sinagog´dan) bir rastgele haham ı
izahsız yaka paça tutuklayın, bir hafta bakın neler olacak..

Dediği yapılmış adamın, tüm azınlıklar bir olmuş, başlarında
museviler, "Ne oluyor, bu ne zulüm, bizim din adamımıza biz kefiliz,
ne gerekirse söyleyin yapalım, o masumdur, gerekirse kefalet
ödeyelim..." efendim çevre ülkelerden bile elçiler gelmiş, elçiler
mektup üstüne mektup getirmiş,

Bir hafta dolunca: Sultan´ım artık bırakmak zamanıdır demiş adam,
haham bırakılmış, azınlıklar mutlu, bu sefer sultana teşekkürler,
hediyeler, az zaman geçmiş ki adam aynı işi herhangi bir kiliseden bir
papaz için yaptırınız sultanım demiş.


Aynı işlemle, aynı usulle bir papaz derbest edilmiş, yaka paça
alınmmış pazar ayininden, aynı tepkiler artarak devam etmiş. Haftası
dolunca da serbest bırakılmış. Mutluk ve sevinç gösterileri daha bir
fazlalaşmış, teşekkürler, şükranlar... Levantenler din adamlarına
kavuşmanın mutluluğu ile daha bir sarılmışlar birbirlerine.

Sultan: "Bitti mi?" demiş adama.

- "Sultanım son bir iş kaldı, sonra hüküm zamanıdır izninizle" demiş.

- Şimde nedir isteğin?

- Efendim başkentimiz Bursa'nın en sevilen, en sözü dinlenilen, itimad
edilen alimini alınız mimberinden,

dedikleri gibi olmuş, Ulucamiinin imamını, cuma hutbesinin ortasında
almışlar... Yaka paça götürmüşler...

Ve ne olmuş bilin bakalım ?


Bir Allah'ın kulu, tek bir olumlu kelâm etmemiş, ne oluyor, siz ne
yapıyorsunuz hiç olmasa vaazı bitene kadar bekleyeydiniz, dememiş.
Peşinden giden olmamış, arayan soran olmamış...

Geçmiş bir hafta, nerde imam diye gelen giden olmamış... Aptal ve
cahil bir imam atanmış yerine, ne konuştuğunu kulağının duymadığı
yobaz cinsinden, halk halinden memnun, başlamış bir dedikodu, o geçen
hafta derbest edilen koca âlim için;

-bizde onu adam, hoca bellemiştik,

- kimbilir ne haltlar etti de tutuklandı...

- vah vah acırım arkasında kıldığım namazlar...

- sorma sorma...

Padişah, kadı ve adam izlemişler olanı biteni, padişah;

- eee ne oalcak şimdi adam

- bırakma zamanıdır, bide özür dileyip helallik almak lazımdır hocadan

- "haklısın" demiş padişah, denilenin yapılması için emir buyurmuş ve
adama dönmüş, adam başı önünde;

- ey büyük sultanım, siz irade buyurunuz lütfen, böylesi müslümanlara
SU HELÂL edilir mi?

Sultan acı acı tebessüm etmiş;

- "Hava bile haram, hava bile..." demiş...

=======================

Yukarıdaki hikaye aklıma geldi buraya alayım dedim.

kartal35
26-02-2010, 21:51
Perinçek önemsiz biridir. O kadar önemsizdir ki ciddiye bile alınmayacak bir adamdır. Ben 10 sene evvel bir konferansta canlı dinlemiştim , gülmüştüm sözlerine.
Ve inanın bana onu çevresindeki 200-300 militanı dışında ciddiye alan yok.

Koca koca generallerin onu ciddiye almasına ben ihtimal dahi vermiyorum. Değil general rütbesine erişmiş 60 yaşındaki adamlar , okul çağındaki çocuk bile ciddiye almaz onu...


Videoda anılan diğer isim Yalçın Küçük ise ....



Perinçek'in partisinde ciddi sayıda emekli asker vardır.

Yani ciddiye alanlar var...

Önemsiz olduğu konusunda ki fikrinize katılıyorum.....Ne dediği belli olmayan..Bir gün dediğinin tersini ertesi gün yapan birisi ...

Kitaplarında;Atatürke diktatör,Türk ordusuna işgalci ,katliamcı,hakim güçlerin çıkarlarını koruyor diyen Perinçek -

Daha sonra başımıza ulusalcı kesilmiştir.

Yalçın Küçük te onun benzeri bir adamdır.

HaYaBuSa
26-02-2010, 21:57
Perinçek'ten mahkeme heyetini amerika da cıa korumasında olan bir cemaatin temsilcileri olarak gördüğünü söyledi.



İstanbul 13. Ağır Ceza Mahkemesi Başkanı Köksal Şengün, birinci ''Ergenekon'' davasının tutuklu sanıklarından İP Genel Başkanı Doğu Perinçek'i mahkeme heyetine yönelik sözleri nedeniyle uyardı.


Silivri Ceza İnfaz Kurumları Yerleşkesi'ndeki salonda görülen davanın bugünkü duruşmasında söz alan Perinçek, hukukun arkasında devletin yaptırım gücü bulunan kurallar bütünü olduğunu belirterek, ''Adaletin simgesi olan o güzel hanımın elindeki kılıç devlet zorunu temsil ediyor. Hukukta o kılıç vardır. Şimdi size soruyorum. Sizin arkanızda hangi kılıç var? 13. Ağır ceza mahkemesi diye adlandırılan mahkemenin arkasında hangi kılıç var?'' dedi.

''Devletin kılıcının ordu olduğunu'' savunan Perinçek, ''Peki ordu bu davanın neresinde? Ordu bu davanın sanığıdır. Kimse kendisini kandırmasın. Elinizdeki şemaya bakın. Eşref Bitlis, Hüseyin Kıvrıkoğlu. Şemada Türk Silahlı Kuvvetleri var. Türk Silahlı Kuvvetleri burada zanlıdır. Şanlı ordu, bu soruşturmada zanlı olmuştur. O zaman sizin arkanızdaki kılıç ne?'' diye konuştu.

Beşiktaş'taki hakimlerin Türk yargısından koptuğunu, yargının da Yargıtay, Danıştay, HSYK ile bu tertibe isyan ettiğini öne süren Perinçek, ''Yargı, sizin içine memur olarak dahil edildiğiniz tertibe isyan etmiştir. Sizin arkanızdaki kılıç Amerikan kılıcıdır'' dedi.

Soruları ve cevaplarıyla ''Demokratik Açılım Süreci Milli Birlik ve Kardeşlik Projesi'ne ilişkin kitapçığın kapak fotokopisini gösteren Perinçek, ''altında Başbakan Recep Tayyip Erdoğan'ın imzasının bulunduğu bu kitapçığa göre mahkemenin özel bir mahkeme olduğu'' iddiasında bulundu.

''İşte bu sizsiniz. Yani sizin arkanızda Türk yargısı yok, Türk ordusu da yok'' diyen Perinçek, şöyle devam etti:

''Amerika'ya dayalı hesaplar geçicidir. Hesaplaşmaya gelindiğinde bu tertipte rol alan ve yasaları çiğneyen hakimler ve savcılar Türk yargısının karşısına oturtulur. Ayağımıza kapansanız kimse sizi affetmeyecektir. Suçlarınız büyüyüktür. Bu adaletsizlikleri yapanların gecelerinin korku içinde geçtiğini çok iyi biliyorum. Özel tertiplerde hakim ve savcılardan kimler rol almışsa ayarlanmışlardır diye söz ediliyor. Siz de biraz hakim onuru olması gerekmez mi? Ayarlanmış olmayı kabul ediyor musunuz? Sizi ayarladılar mı? Sizin yerinize 3 çoban oturtun, 2 gün sonra fasa fiso der. Çoban, Osman Yıldırım'ın 3 dakika içinde yalan söylediğini görür. Birbirimize burada çalım atmayalım, çalım satmayalım.''

Sanık olmadığını, Türkiye emekçilerinin iktidar davasının adamı olduğunu belirten Perinçek, herkesin yerini belirleyeceğini, mahkemenin de yerini belirlemesi gerektiğini savundu.

Perinçek'in, ''Şu an bulunduğunuz yer iftihar edeceğiniz yer değildir. Çocuklarınıza bırakacak, övünülecek yerde değilsiniz'' sözleri üzerine Mahkeme Heyeti Başkanı Köksal Şengün, ''Size öyle geliyor'' dedi. Perinçek de ''Ben burada sizin şahsınız ve kişiliğinizle uğraşmıyorum'' diye konuştu.

Başkan Şengün'ün ''Mahkeme bunları kabul etmiyor'' demesi üzerine Perinçek de ''Her şey meydanda. Sizin arkanızda cemaatin silahlanması dışında ne var? Akşamları rahat uyuyamıyorsunuz'' dedi. Şengün ise ''Ben her akşam çok rahat yatarım'' diye konuştu.

Şengün'ün ''Lütfen durun'' uyarısı üzerine Perinçek, savunmasını yaptığını söyledi. Şengün de ''Böyle savunma olmaz. Hakkınızdaki delilleri anlatın dinleriz'' dedi. Perinçek de ''Sizde vicdan olduğunu anladım. Vicdanınıza söylüyorum. 4'ünüz birlikte iddianameyi açın okuyun. Mülakat diye bir delil var mı?'' dedi.

''Demokratik açılım'' konulu fotokopi sayfasını Şengün'e gösteren Perinçek, ''Sizin hakkınızda özel yetkili denmesi yalan mı?'' dedi. Şengün ise ''Mahkeme asla bunu yapmaz. Hepsi yalan'' diyerek, haklarında bu tür iddialarda bulunanların alnını karışlayacağını söyledi.

Duruşma, taleplerin alınmasıyla devam ediyor.

helal olsun şu perinçeke.adam tek başına amerikaya karşı sağlam bir duruş sergiliyor.aynı duruşu isviçrede sözde ermeni soykırımı kabulü sırasında ,hapse girmeyi göze alarak göstermişti.ben bu adamın niye yargılandığını çok iyi biliyorum.2003 yılında ıp sitesinde emliyet fethullah gülen cemaati ve cia şemalı bir kroki yayınlamıştı ve bop projesinin hayata geçtiğini anlatmıştı.

BORA YAŞAR
26-02-2010, 21:58
Sevgili Serenler;

Göreceksin şimdi de içerdekilerin müslümanlığını sorgulayacaklar..:)

Yukarıda insan sarrafları oturmuş, Türk siyasetinde Türk yazınında onlarca kitap yazmış, fikirlerinin arkasında kale gibi durmuş, hapisse yatmış, zulümse görmüş insanları, elma armut seçer gibi seçme hakkını görüyorlar.

Kimsiniz siz ?

Bu hakkı nereden alıyorsunuz?

Hayatınız klişe..Reçeteyle raftan ilaç veriyorsunuz..Arada bir de doğal olarak öksürük ilacı yerine, müshil koyuyorsunuz milletin torbasına..

Neyse ..

X..
26-02-2010, 21:59
'Balyoz darbe planı' gerçek değil Paylaş



26 Şubat 2010



Birinci Ordu Askeri Savcılığı, “Bugüne kadar yapılan inceleme ve araştırmalar sonucunda 'Balyoz darbe planı'nın ve bu plana dayanak teşkil eden çeşitli eylem planlarının gerçek olduğuna dair Askeri Savcılıkça herhangi bir tespite varılamadığını” bildirdi.


Birinci Ordu Askeri Savcılığı'ndan yapılan yazılı açıklamada, “Bugün bir gazetede ve bu gazete haberine dayalı olarak bazı televizyon kanallarında Askeri Savcılık tarafından görevlendirilen bilirkişinin de 'Balyoz darbe planını doğruladığı' şeklinde haber ve yorumlara yer verildiği” belirtildi.

Askeri Savcılıkça başlatılmış olan soruşturmanın halen devam ettiği vurgulanan açıklamada, “Ancak, bugüne kadar yapılan inceleme ve araştırmalar sonucunda adı geçen darbe planının ve bu plana dayanak teşkil eden çeşitli eylem planlarının gerçek olduğuna dair Askeri Savcılığımızca herhangi bir tespite varılamamıştır. Dolayısıyla söz konusu seminer faaliyetlerinin darbe planı teşkil ettiğini söylemek mümkün değildir” görüşüne yer verildi.

Açıklamada şunlar kaydedildi:

“Yapılmakta olan soruşturma kapsamında seminer faaliyetlerine yönelik teknik bilgiye ihtiyaç duyulmuş ve bu maksatla bilirkişi görevlendirmesi yapılmıştır. Bilirkişi; bu konudaki raporunu hazırlarken temin edilen söz konusu üç adet DVD, bir adet CD'de herhangi bir sahtecilik yapılmadığı düşüncesi altında, içeriğindeki bilgilerin gerçek olduğu, söz konusu plan seminerinin icrası kapsamında kullanıldığı faraziyesine dayanarak hareket etmiş, bu durum bilirkişi raporunun üçüncü maddesinde de açıkça belirtilmiştir.

Ancak, bilirkişi raporu kamuoyunu yanıltacak tarzda haber konusu yapılarak söz konusu dokümanların gerçek olduğu izlenimi yaratılmaya çalışılmıştır.
Haber konusu edilen bilirkişi raporu, İstanbul Özel Yetkili Cumhuriyet Başsavcılığının talebi üzerine, kendilerinin görevlendirdiği memurlara yürütülen soruşturmanın gizliliği esas alınarak 24 Şubat 2010 tarihinde teslim edilip gönderilmiştir.”




Yandaş yobaz vatan hainleri,amerikan casusları bu haberi çarpıtarak vermişti.Hani Askeri savcılık darbe planı diyordu.Şerefsizler

OnurGururSeref
26-02-2010, 22:04
Yazınız ibretlik , aynı zamanda bu millete geçmişte hiç bir şey vermemiş, gelecektede bir kazanım vaadetmeyen zihniyetinizi çok güzel özetlemiş... küçük olsun benim olsun anlayışı , bu ülkeyi her alanda geri bırakan sebeptir...biz neden bir japonya almanya gibi güçlü bir sanayileşme gelişim yakalamadık diyeceğiniz yerde , zeytini çekirdeği ile yediği günleri örnek vermeniz vizyonunuzu ele veriyor..sefalet.... halkın ne düşündüğü , nasıl yaşadığı önemli değil sizin için ...önemli olan asl olan sizsiniz...malesef ki bu ülkeye hiç bir şey vermediniz , veremezsiniz, veremiceksiniz...

Vaad ettiğiniz şey , daha güçlü , huzurlu, barış içinde, özgürce daha iyi şartlarda yaşamak değil...sadece halka rağmen halkı yönetmek, kendi diktatöryanızın devamı...siz bu halkı hiç düşünmediniz...................................... ..... SAYIN Sandavut, bu sozleriniz, ithamlariniz sizin dusunce yapinizin temsilcisi olan su anki iktidara ait degil mi? Yani ben baska bir sey anlamadim da.. O 5 parasiz gunlerden hem Osmanli'nin borclarini odeyip hem de ticaret hayati ve sanayii kurmaya calisan ve bunu da o kosullara gore gayet iyi basaran o guzelim insanlarin artlarinda biraktiklarini BİZ gelistiremedik, buyutemedik cogaltamadik, SİZ de "babalar gibi sattınız" ve yerlerine de yenilerini koymadınız. Halk ise su anda tam olarak sadakaya muhtac durumda... Benim maasima 25 TL zam geldi bu yil. 7 senedir benzin 3 katina cikti nerdeyse ama maaslarimiz sadece % 30 artti.. Ben Allah'a her gun sukrediyorum, hic olmazsa yavrularimi besleyebiliyorum. Ama aksam dukkanini kapatirken kasayi acip da orada sadece bir 5 TL bulan zavalli evine nasil gitsin? Insanlar ac yatiyorlar biliyor musun? Ama 7 sene oncesine kadar yirtik ayakkabilarla dolasip, peynir ekmekle karin doyuran (bunu kucumseyerek yazmiyorum asla) "uyanık"lar ne tarafi tutmalari gerektigini bizden daha iyi gormus, karilarini kizlarini kapatip sinyali cakmis, toplanmakta olan "ordu" ya katilmaya hazir olduklarini gostermislerdir ve bugun artik semereleri toplamaya baslamis, jeeplerde gezmektedirler, dun Allah icin yola cikanlar bugun Allah'in evinin "White House" oldugunu ilan etmislerdir.. Siz de iste bu ordunun belki bir neferi belki de bayagi yuksek bir rutbelisisiniz, bunu bilemiyorum. Ancak bilebildigim sey su: 7 sene once baslayan ordu, digerini artik yok etmek icin dise dis cana can bir savas icindedir. Ama unutmayin ki sizin topladiginiz ordunun temeli yoktur, tipki 7 sene once oldugu gibi kaypak insanlardan olusmustur. Oysa ki 85 yil once kurulan ordunun hem temelleri coookk eskilere dayanir, saglamdir, hem de arkasinda duranlar saglamdir, onurlu gururlu ve sereflidirler, satmazlar, degismezler..


Anlasilmayan?

kartal35
26-02-2010, 22:11
Perinçek'ten seçmeler;

Kitabın adı: Faşizm halkın mücadelesini durduramaz:

Türkiye ordusu, hakim sınıfların hakimiyet ve baskı aracıdır. 'İç emniyet görevi' adı altında orduya yüklenen görev budur. Bu 'emniyet', milyonlarca halkın emniyeti değil, bir avuç sömürücünün emniyetidir. syf 32

“Doğu bölgemizde sık sık köylü isyanlarını bastırma tatbikatları yapılıyor. 'Bulca', 'Alpdoğan 73', 'Alparslan', 'Yavuz 71' gibi tatbikatlarda 'iç düşman' olarak görülenler kendi halkımızdır, (Anadolu'nun yiğit köylüleridir). 'Alpdoğan 73' tatbikatında, Elazığ ve Tunceli'de napalm bombalarıyla, boşaltılmış köylere saldırılıyor. Tarlalar yakılıyor. Bu tatbikatlar, ağır milli baskılar altında ezilen Kürt milliyetinden halka karşı bir gözdağıdır. Ve tıpkı dersim katliamında olduğu gibi kitleleri imha provasıdır.” Syf 42

Ve bugünün ulusalcısı Doğu Perinçek'in Kıbrıs konusunda da dayanılmaz bir manevra yaptığı ortaya çıkıyor. Ak Parti hükümetini Kıbrıs'ı satmakla suçlayan Perinçek, Türk Silahlı Kuvvetleri'nin 1974 yılında Rum zulmüne "dur" demek için yaptığı barış harekatını bakın nasıl anlatıyor?

“Türk işgali, emperyalist sermayedarların menfaatlerini korumak yanında, Kıbrıs'ta tamamen sömürücü ve yağmacı bir rol oynamıştır.” syf 62


“M. Kemal milli burjuva devriminin önderidir ve Kurtuluş Savaşı’ndan sonra da Kemalist burjuva diktatörlüğünün başıdır.” syf 81

“Kemalistlerin zorba diktatörlüğünü faşizmle karıştırmayalım” syf 75

Kemalist rejimin işçi ve köylüleri ezen karakterini açıkça ortaya koyar ve onunla mücadele ederiz. Çünkü bizler işçi sınıfı ihtilalcileriyiz.” syf 20

“Kemalizm, burjuvazinin ideolojisidir. Biz ise Marksistiz. Biz, bir ideoloji olarak Kemalizm’i savunmuyoruz. ” syf 85

“Bugüne kadar çeşitli türden oportünist akımlar, Kemalist iktidarın halkı ezen zorba karakterini gözlerden kaçırmaya çalıştılar.” syf 79

Kitap: Kemalist Devrim: 1925 yılı, Kemalist iktidarın halk yığınları üzerindeki baskısının yoğunlaştığı bir yıl oldu. Kürt halk kitlelerine uygulanan katliam biliniyor.” syf 77

OnurGururSeref
26-02-2010, 22:19
SAYIN Kartal bu adam kafayi siyirmis olmali.. Lutfen kardes daha fazla bizim sinirimizi bozma bu 2 yuzluden bahsederek. Bas kopegin yanında diger kopekleri siritarak denetledigi fotografi hic gozumun onunden gitmiyor.. Ne yapayim ABD ye Isvicreye dik baslilik yapmis!

HaYaBuSa
26-02-2010, 22:21
Perinçek'ten seçmeler;

Kitabın adı: Faşizm halkın mücadelesini durduramaz:

Türkiye ordusu, hakim sınıfların hakimiyet ve baskı aracıdır. 'İç emniyet görevi' adı altında orduya yüklenen görev budur. Bu 'emniyet', milyonlarca halkın emniyeti değil, bir avuç sömürücünün emniyetidir. syf 32

“Doğu bölgemizde sık sık köylü isyanlarını bastırma tatbikatları yapılıyor. 'Bulca', 'Alpdoğan 73', 'Alparslan', 'Yavuz 71' gibi tatbikatlarda 'iç düşman' olarak görülenler kendi halkımızdır, (Anadolu'nun yiğit köylüleridir). 'Alpdoğan 73' tatbikatında, Elazığ ve Tunceli'de napalm bombalarıyla, boşaltılmış köylere saldırılıyor. Tarlalar yakılıyor. Bu tatbikatlar, ağır milli baskılar altında ezilen Kürt milliyetinden halka karşı bir gözdağıdır. Ve tıpkı dersim katliamında olduğu gibi kitleleri imha provasıdır.” Syf 42

Ve bugünün ulusalcısı Doğu Perinçek'in Kıbrıs konusunda da dayanılmaz bir manevra yaptığı ortaya çıkıyor. Ak Parti hükümetini Kıbrıs'ı satmakla suçlayan Perinçek, Türk Silahlı Kuvvetleri'nin 1974 yılında Rum zulmüne "dur" demek için yaptığı barış harekatını bakın nasıl anlatıyor?

“Türk işgali, emperyalist sermayedarların menfaatlerini korumak yanında, Kıbrıs'ta tamamen sömürücü ve yağmacı bir rol oynamıştır.” syf 62


“M. Kemal milli burjuva devriminin önderidir ve Kurtuluş Savaşı’ndan sonra da Kemalist burjuva diktatörlüğünün başıdır.” syf 81

“Kemalistlerin zorba diktatörlüğünü faşizmle karıştırmayalım” syf 75

Kemalist rejimin işçi ve köylüleri ezen karakterini açıkça ortaya koyar ve onunla mücadele ederiz. Çünkü bizler işçi sınıfı ihtilalcileriyiz.” syf 20

“Kemalizm, burjuvazinin ideolojisidir. Biz ise Marksistiz. Biz, bir ideoloji olarak Kemalizm’i savunmuyoruz. ” syf 85

“Bugüne kadar çeşitli türden oportünist akımlar, Kemalist iktidarın halkı ezen zorba karakterini gözlerden kaçırmaya çalıştılar.” syf 79

Kitap: Kemalist Devrim: 1925 yılı, Kemalist iktidarın halk yığınları üzerindeki baskısının yoğunlaştığı bir yıl oldu. Kürt halk kitlelerine uygulanan katliam biliniyor.” syf 77


adam doğru söylemiş ne emliyet ne asker halkı koruyamıyor.bir avuç zenginin semtinde ve kapısının etrafında koruma görevi yapıyor.halk yani bizler savunmasızız.hergün bir eve hırsız giriyor.her gece arabalarımız soyuluyor.ne çelik kapı ne alarım ne kamera fayda etmiyor.hırsızlık çeteleri her yerde cirit atıyor.görevlerini yapamıyorlarsa istifa etsinler.bizim vergimiz ile maaş alıp bizim soyulmamıza engel olamıyolar.ne yapalım bizde siahlanır hırsızları kendimiz temizleriz.poliside bulunduğumuz bölgeye sokmayız.nasıl hırsızlar göğsünü gere gere semtlerde ev ve arabaları soyarken polis yok ise .biz kendimmizi savunurkende olmayacak.

kartal35
26-02-2010, 22:21
Yukarıda insan sarrafları oturmuş, Türk siyasetinde Türk yazınında onlarca kitap yazmış, fikirlerinin arkasında kale gibi durmuş, hapisse yatmış, zulümse görmüş insanları, elma armut seçer gibi seçme hakkını görüyorlar.

Kimsiniz siz ?

Bu hakkı nereden alıyorsunuz?

Hayatınız klişe..Reçeteyle raftan ilaç veriyorsunuz..Arada bir de doğal olarak öksürük ilacı yerine, müshil koyuyorsunuz milletin torbasına..

Neyse ..

Bu hakkı nereden mi alıyoruz .

Bahsettiğimiz kişilerin yazdığı kitaplarından alıyoruz ....söylediği sözlerinden alıyoruz elbette ki.

Elma -Armut meselesi değil yani.

Siz kimsiniz de .... hesap sormaya kalkıyorsunuz.....

merlin
26-02-2010, 22:24
Doğu Perinçek Kimdir...büyük vatansever!!!!!!!!!!!!!!!!!

http://www.youtube.com/watch?v=FPkOiJDYLiY&feature=related


Bildiğiniz bir hikayedir belki ama şu sıralar tekrar hatırlamakta fayda var.


''Müslümana haram''dır Çeşmesi.

Bursa'da zamanında Müslüman bir zat bir çeşme yaptırmış. Eski adı
yahudilik yol ağzı, bugün ki adı Arap Şükrü muhitinde, ve başına bir
kitabe eklemiş, "her kula helâl, müslümana haram"... Tabii başkent,
Osmanlı karışmış, bu nasıl fitnedir diye...

Efendime söyleyeyim, gitmişler kadıya şikâyete, yaka paça yakalanmış
adam huzura getirilmiş, bu nasıl fitnedir, dini islam ahalisi müslüman
olan koca devlette, sen kalk hayrattır, sebildir diye çeşme yap, ama
suyunu müslümana yasakla... Olcak iş midir, nedir sebebi, aklını mı
yitirdin? diye çıkışmışlar adama...








=======================

Yukarıdaki hikaye aklıma geldi buraya alayım dedim.
:cool::cool:

Bottousa
26-02-2010, 22:30
dun Allah icin yola cikanlar bugun Allah'in evinin "White House" oldugunu ilan etmislerdir..

Anlasilmayan?

Peki abi ne vaad ettilerde bunlar amerikacı oldu... Küfürler, tehtidler ederken neden amerikayı memleket belledi bu fettulah gülen.

HaYaBuSa
26-02-2010, 22:32
Bu hakkı nereden mi alıyoruz .

Bahsettiğimiz kişilerin yazdığı kitaplarından alıyoruz ....söylediği sözlerinden alıyoruz elbette ki.

Elma -Armut meselesi değil yani.

Siz kimsiniz de .... hesap sormaya kalkıyorsunuz.....

manipilasyon yapıp milletin kafasını karıştırma.sıkı yönetim zamanında mahkemede verdiği ifade tutanağı olarak lansedilen konuşmayı burada yazdığı kitapmış gibi millete sunup kafa karıştırma.adı üzerinde sııkı yönetim.sen o dönemde ifade vermiş olsan belki ifadende sana atatürkü bile ben öldüdüm dedirttirlerdi.

HaYaBuSa
26-02-2010, 22:34
Peki abi ne vaad ettilerde bunlar amerikacı oldu... Küfürler, tehtidler ederken neden amerikayı memleket belledi bu fettulah gülen.

belkide amerikada tutsaktır.okuduğum kadarı ile cıa tarafından tutulmakta.amerikan çıkarları için çalıştırılmakta.

OnurGururSeref
26-02-2010, 22:35
Peki abi ne vaad ettilerde bunlar amerikacı oldu... Küfürler, tehtidler ederken neden amerikayı memleket belledi bu fettulah gülen. Ayetullah gibi gunun birinde bir THaYe ucagiyla gelip devletin basina gecmek teklif edilmis, ama ondan once de digerlerine yani su ankilere de "o" gelene donene kadar "hic bitmez dokunulmazlik" vaadedilmis olabilir mi?

kartal35
26-02-2010, 22:36
manipilasyon yapıp milletin kafasını karıştırma.sıkı yönetim zamanında mahkemede verdiği ifade tutanağı olarak lansedilen konuşmayı burada yazdığı kitapmış gibi millete sunup kafa karıştırma.adı üzerinde sııkı yönetim.sen o dönemde ifade vermiş olsan belki ifadende sana atatürkü bile ben öldüdüm dedirttirlerdi.

Saçma sapan konuşmasan iyi edersin.

Kitap isimleri ve sayfaları orada yazıyor.

Kemalist Devrim I
Teorik Çerçeve
Doğu Perinçek

Kaynak Yayınları / Doğu Perinçek''in Kitapları

Etiket: 8,00 TL
NetKitap Ederi: 6,80 TL



Bu kitap, Kemalist Devrim'i tarihsel materyalizm açısından incelemek isteyen araştırmacılara ve okurlara teorik bir çerçeve sunuyor.
Bilimsel sosyalizm adına ortaya atılan Kemalist Devrim teorileri burjuvazinin devrimci tarihçiliğinden ve hatta emperyalist ve gerici tarih yazımından bağımsız zeminlerde üretilmediği için, böyle bir teorik çerçeveye ihtiyaç var. Doğu Perinçek, ultra 'solcu'-Troçkist tezleri eleştirirken, emperyalist Batı tarihçilerinin, İslamcıların, geleneksel veya liberal Atatürkçülerin, 'Sivil Toplum'cuların ve Kürt milliyetçiliğinin görüşlerini de eleştirmiş oluyor.
Bütün bu akımlar, aslında 'resmi ideoloji-sivil ideoloji' kavramlaştırması ekseninde buluyorlar, sınıfsal çelişme ve konumları bulandırıyorlar.
Perinçek, elinizdeki kitapta Kemalist Devrim'in sınfsal karakterini, tarihsel rolünü, cılız kalmasının nedenlerini, Türkiye'nin adım adım yeniden dünya kapitalist sistemiyle daha sıkı bütünleşmesi sürecini tahlil ediyor ve Kemalist Devrim'in bilançosunu çıkarıyor.
Elinizdeki 'Teorik Çerçeve', Kemalizmin devlet teorisini ve siyasal yapısını, ekonomik program ve pratiğini, milliyetçi ideolojisini ve Kürt sorunundaki tavrını, din ve Allah konusundaki görüşlerini ve laiklik sürecini ele alan altı kitaplık bir dizinin ilkini oluşturuyor.

115 sayfa, _Tanımsız. hamur, ISBN: 975-343-038-8; Boyut: 13cm x 19cm; Baskı Tarihi: 2000
Özgün Dili: Türkçe
------------------------------------------------------------------------------------------

Faşizm Halkın Mücadelesini Durduramaz (Sıkıyönetim Mahkemelerindeki Konuşma ve Dilekçeler)

Yazarı: Doğu Perinçek
Çeviren:
Hazırlayan:

Yayınevi: Aydınlık Yayınları
Yayın Yeri:
ISBN NO:
Yayın Yılı: 1975

HaYaBuSa
26-02-2010, 22:36
Amerika, CİA, Fethullahçılar, Fethullahçılık, Gülen Hareketi, Gülenist



Amerikan istihbarat kurumlarında uzun süre çalışan Wayne Madsen, ılımlı islamcı olarak tanımladığı Nurcu lider Fethullah Gülen’in CIA tarafından kullanıldığını iddia etti. Uzun yıllar Amerikan İstihbarat (Dinleme) Kurumu Ulusal Güvenlik Ajansı (NSA)de çalıştıktan sonra serbest gazetecilik yapan Madsen, CIA’nın aralarında Gülen’in de olduğu dünyanın değişik yerlerindeki dini liderleri kullandığını öne sürdü. Amerikalı istihbaratçı kendine ait web sayfasında yayınladığı bir raporda, CIA’nın çeşitli yıllarda kullandığı dini lider ve misyonerlerden örnekler verdi. Daha önce Abdullah Öcalan’la ilgili yaptığı açıklamalarla gündeme gelen Madsen, sürekli cep telefonuyla konuşan Öcalan’ın geveze ve aptal olduğunu, Kenya’ya gidinceye kadar NSA tarafından dinlendiğini söylemişti.

Amerikalı istihbaratçı, ABD’nin Pennsylavania eyaletinde yaşayan Gülen’e Amerika’da sürekli oturma imkanı sağlayan Green Card (Yeşil Kart) verilmesini CIA’nın sağladığını bildiriyor ve bu desteği, Amerika’nın AKP’yle yakın ilişkilerini korumak açısından bir güvenlik politikası şeklinde değerlendiriyor. Madsen, Başkan Bush döneminde Fethullah Gülen’in Türkiye’ye iadesine karar verildiğini, ancak birdenbire bundan vazgeçilerek Yeşil Kart başvurusuna itirazdan vazgeçildiğini yazıyor. NSA eski mensubu Madsen, Pennsylvania Göçmen Dairesinin reddettiği Gülen’in Yeşil Kart başvurusuna CIA’nın müdahele ettiğini iddia ediyor. Madsen’e göre, Göçmen Dairesi Savcısı, Fethullah Gülen’in Yeşil Kart başvurusunun reddedilmesini isterken, gerekçe olarak, Gülen hareketine, CIA, Türk Hükümeti, Suudi Arabistan ve İran tarafından mali yardım yapıldığını öne sürdü ancak CIA’nın girişimiyle bu itiraz kaldırıldı ve sonunda Gülen’e Yeşil Kart verildi

Washington/Yılmaz Polat

merlin
26-02-2010, 22:38
Doğu Perinçek Kimdir...büyük vatansever!!!!!!!!!!!!!!!!!

http://www.youtube.com/watch?v=FPkOiJDYLiY&feature=related


Sevgili Serenler;

Göreceksin şimdi de içerdekilerin müslümanlığını sorgulayacaklar..:)

Yukarıda insan sarrafları oturmuş, Türk siyasetinde Türk yazınında onlarca kitap yazmış, fikirlerinin arkasında kale gibi durmuş, hapisse yatmış, zulümse görmüş insanları, elma armut seçer gibi seçme hakkını görüyorlar.

Kimsiniz siz ?

Bu hakkı nereden alıyorsunuz?

Hayatınız klişe..Reçeteyle raftan ilaç veriyorsunuz..Arada bir de doğal olarak öksürük ilacı yerine, müshil koyuyorsunuz milletin torbasına..

Neyse ..

Sanırım bu sözler bana . Hayatımı bilemezsiniz ,klişe olup olmadığımı da bilemezsiniz. Yalçın Küçük'ün yazdığı kitapların 8 tanesini okudum . Yöntemi güzel, bakış açısı güzel, ama fikirlerine katılmak zor diyorum. Ne var bunda ? Siz pardon, kaç kitabını okudunuz yazarın ? Bu ülkede insanlar başkalarının fikirleriyle değil kendi fikirleriyle konuşabildikleri gün zaten pek çok sorunu aşmış olacağız.
Sorun Doğu Perinçek'i ciddiye almamamsa....
Almak zorunda değilim. Onu ciddiye alan sosyalist bulamazsınız bu ülkede. Dahaca Marxist bakış açısından bihaber. Ama ahkam kesiyor. Aklı başında hiç kimse onun peşinden gidip darbe yapmaz diyorum. Bu yüzden zaten tüm bu planlara filan gülüp geçiyorum . Onunla bir sürü insan arasında bağ kuruldu. Mehmet Haberal ve Doğu Perinçek...Yanyana bile oturamazar 2 dakika. Budur demek istediğim .

Acı çekmesi , işkence görmesi ise ayrı konu. Binlerce insan gibi sistematik işkenceden geçirilmiş, işinden kovulmuş , sakat bırakılmış ...Bunların hesabı sorulmalıyken hesap kendisinden soruluyor.

HaYaBuSa
26-02-2010, 22:57
....................................

üstat saçma sapan yerine ,yanlış biliyorsunuz deseniz daha şık olurdu.kitap içerisine koyulan bilgiler,zaten yaşanmış olaylardan oluşmaktadır.sıkı yönetim zamanında baskı altında yazdırılmış dilekçe ve dgm tutanaklarının kitapta yer almassı doğu prinçekin damardan kemalizm savunucusu oladuğu gerçeğini değiştirmez.adı üzerinde sıkı yönetim dönemi.düşünki 28 şubatta erbakan israil savaş pilotlarının konyada eğitilmesi ve uçuç yapmalarına imkan sağlayan belgenin altına imza attırılmış.doğuya kemalizim kötülettirilmiş.bu ikiside bana göre sıkı yönetim altında olmuş içten gelmeyen baskı neticesinde gerçekleşmiş olaylardır.

sandavut
26-02-2010, 23:00
SAYIN Sandavut, bu sozleriniz, ithamlariniz sizin dusunce yapinizin temsilcisi olan su anki iktidara ait degil mi? Yani ben baska bir sey anlamadim da.. O 5 parasiz gunlerden hem Osmanli'nin borclarini odeyip hem de ticaret hayati ve sanayii kurmaya calisan ve bunu da o kosullara gore gayet iyi basaran o guzelim insanlarin artlarinda biraktiklarini BİZ gelistiremedik, buyutemedik cogaltamadik, SİZ de "babalar gibi sattınız" ve yerlerine de yenilerini koymadınız. Halk ise su anda tam olarak sadakaya muhtac durumda... Benim maasima 25 TL zam geldi bu yil. 7 senedir benzin 3 katina cikti nerdeyse ama maaslarimiz sadece % 30 artti.. Ben Allah'a her gun sukrediyorum, hic olmazsa yavrularimi besleyebiliyorum. Ama aksam dukkanini kapatirken kasayi acip da orada sadece bir 5 TL bulan zavalli evine nasil gitsin? Insanlar ac yatiyorlar biliyor musun? Ama 7 sene oncesine kadar yirtik ayakkabilarla dolasip, peynir ekmekle karin doyuran (bunu kucumseyerek yazmiyorum asla) "uyanık"lar ne tarafi tutmalari gerektigini bizden daha iyi gormus, karilarini kizlarini kapatip sinyali cakmis, toplanmakta olan "ordu" ya katilmaya hazir olduklarini gostermislerdir ve bugun artik semereleri toplamaya baslamis, jeeplerde gezmektedirler, dun Allah icin yola cikanlar bugun Allah'in evinin "White House" oldugunu ilan etmislerdir.. Siz de iste bu ordunun belki bir neferi belki de bayagi yuksek bir rutbelisisiniz, bunu bilemiyorum. Ancak bilebildigim sey su: 7 sene once baslayan ordu, digerini artik yok etmek icin dise dis cana can bir savas icindedir. Ama unutmayin ki sizin topladiginiz ordunun temeli yoktur, tipki 7 sene once oldugu gibi kaypak insanlardan olusmustur. Oysa ki 85 yil once kurulan ordunun hem temelleri coookk eskilere dayanir, saglamdir, hem de arkasinda duranlar saglamdir, onurlu gururlu ve sereflidirler, satmazlar, degismezler..


Anlasilmayan?

Anlarız, Anlaşırız. anlaşılamıyacak bir şey yok ortada. şu konuda da anlaşalım, ŞEREF ...insan olan şerefi onuru haysiyeti için yaşar. çok şükür ne bunu hatırlatma gereği hissederim, ne de bir başka kişiyi tersi ile itham ederim. temelde herkesin bu vasfa sahip olduğu düşüncesiyle hareket ederim. Her düşünceyi savunan cenah tan çürük elmalar çıkmazmı . çıkar.

Çok şükür , daha bu yaşıma kadar hiç bir siyasi partinin kapısından ne menfaat icabı nede başka bir maksatlı adım atmış değilim. özel şirkette çalışan, sabah 6 kalkıp, akşam 7 de eve dönen bir emekçiyim.

Son 7 yıldaki ekonomik gelişimi görmezden gelmemek gerek. %30 gelir artışı yanlış bilgi. 2002 de asgari ücret 150 milyon idi...dolar kuru 1,50 civarı idi...benim aldığım müh maaşı 300 $ kadar düşmüştü. şunu diyebilirsin bu başarı hükümetin değil, dünyadaki iyimser havanın etkisiyle bizde iyi bir ekonomik gelişim oldu . o senin fikrin derim. ama son 7 yıldaki alınan yolu inkar edemeyiz.

Malesefki her iktidar kendi burjuvasını oluşturuyor. bu beni de sizi rahatsız ettiği kadar ediyor.

Oy desteği verenleri 'ordu' olarak tasvir etmeniz çok yanlış...Bu ülkenin tek ordusu var oda TSK... bu yüzde 47 nin evlatları nerde askerlik yapıyor :? yunan ordusundamı...

kadir_ist
26-02-2010, 23:14
Buralar şenlenmiş....
Darbe artığı tipler bize darbe demagojisi yapıyorlar.
Siz darbenin d'sini görseniz gam yemem.Gerçekten darbe yapanlar ellerini kollarını sallarken darbe planı yapanlar sorgulanıp içeri atılmaya çalışılıyor.

Askerimizin kafasına çuval geçirilmesi milattır. Amerika orduyu karşısına almıştır. Hedef açıktır.
Ergenekonlar, suikast planları ; F tipi savcılar aracılığıyla yargı üzerinde oynanan oyunlar.
Muvazzaf subaylar, paşalar sırf büyük bir yetkiyi kötüye kullanma sonucu tutuklanıyor.Adamı tutuklamadan yargılayabilirsin.Ama öyle yapılmıyor.
Muzavvaf subay zaten yeri yurdu belli olan adam, nereye kaçar eder anlamak mümkün değil. Suçunu bilmeden yargılanmayı bekleyen insanlar Ergenekon adı verilen bir hayal ürünü yüzünden içerde tutuluyor.

Ergenekon ne menem şeymiş....İşsizliğin sebebi bu, dün akşamki maç mağlubiyetlerinin, yolsuzlukların ve hatta fakirliğimizin.
Gel vatandaş gel her derde deva!

yosun
26-02-2010, 23:17
belkide amerikada tutsaktır.okuduğum kadarı ile cıa tarafından tutulmakta.amerikan çıkarları için çalıştırılmakta.

Kim yazmışsa bunu iyi sallamış. Adam kendi isteği ile gitti. Üstelik uzun yıllar kanser tedavisi görüyormuş diye acındırıp, yaygara koparıldı.
Bu nasıl bir tutsaklıkmış ki; 200 e yakın CIA ve FBI ajanı tarafından korunan kocaman bir çiftlikte yaşayıp, misafir kabul edebiliyor.
İnternet siteleri sayesinde hastalıklı fikirlerini empoze etmeye devam ediyor.

yosun
26-02-2010, 23:24
'Balyoz darbe planı' gerçek değil
...
Yandaş yobaz vatan hainleri,amerikan casusları bu haberi çarpıtarak vermişti.Hani Askeri savcılık darbe planı diyordu.Şerefsizler

http://img5.mynet.com/ha5/yazi/balyoz-darbe3.jpg

haberin doğrusu aşağıdaki linkte...

http://haber.mynet.com/detay/guncel/askeri-savciliktan-balyoz-aciklamasi/497589

Ee bu zavallı güruhtan başka ne beklenir ki...
İşleri güçleri yalan, dolan, hıyanet.

sandavut
26-02-2010, 23:24
Fehmi Koru
26 Şubat 2010

İlk uyarı fişeği

Geçmişte de şimdikinden farklı davranmıyorlardı: Türk Silâhlı Kuvvetleri'nde (TSK) 40 yıl her kademede hizmet verdikten sonra Genelkurmay Başkanlığı makamına da yükselmiş Org. Doğan Güreş'e, siyasiler karşısında darbeci yüz sergilemediği için, 'Tak-şak Paşa' adını takmış, karikatürlerinde kendisine etek giydirmişlerdi.

Şimdilerde de, yine bir eski Genelkurmay Başkanı (Org. Yaşar Büyükanıt) için küçültücü sıfatlar kullanıp duruyorlar. Kendisi için sarf edilen aşağılayıcı sözcükler yüzünden mahkemelere başvurmayı düşündüğünü daha geçenlerde bir başka Genelkurmay Başkanı'ndan (Org. Hilmi Özkök) öğrenmiştik... Görevdeki Genel Kurmay Başkanı'na dil uzatmaya henüz cesaretleri yetmiyor, ama hele bir görevden ayrılsın, onun için de heybelerinde sakladıkları kirli sözcükler mutlaka vardır...

Türk medyasında etkili-yetkili konumda bulunanlar, köşeleri tutmuş olanlar, 27 Mayıs (1960) darbesi sonrası darbeciler tarafından oluşturulmuş yanlış 'medya-asker düzeni'nin çatırdadığını anladıkça, hınçlarını, bekledikleri gibi davranmayan askerlere yöneltiyorlar.

Askerler ne yapsın? Dünya konjonktürü ve bölgedeki yeni konumu Türkiye'nin askeri yönetim altına düşmesine izin vermiyor. Dahası, demokrasiye tuzak kurma macerasına kapılacakları hesaba çekmeyi görev alanı içerisinde gören yargıçlar da var. Özellikle komuta kademesinde bulunanlar, demokrasi-dışı çözümleri başta kendileri kabul etmeyecek kadar dünyayı ve yaşadıkları zamanın özelliklerini değerlendirebilecek donanımda insanlar; darbelerin geçmişte ülkenin ve TSK'nın başına açtığı rahneleri de iyi biliyorlar...

Boğazın kaç düğüm olduğunu şimdilerde öğreniyor komutanlar ve her zaman 'dost' gözüyle baktıkları medyadan tiplerin gerçek yüzlerini yeni yeni keşfediyorlar. Düne kadar "Yaz" dediklerinde yazan, "Haber yap" dediklerinde haber yapanları kendilerine mûti yurtseverler sanıyorlardı; oysa yazanlar ve haberleştirenler için yazdıkları ve haberleştirdikleri kendilerinin işlerine gelen şeylerdi. Bugünlerde yazıp haberleştirdikleri, en fazla kendilerine 'dost' gözüyle bakmış askerleri yaralıyor olmalı.

Düne kadar darbeler öncesindeki 'asker-medya' ilişkisinin 'askerin emrinde medya' biçiminde yerleştiği düşünülürdü; bugün bu denklemin tersine olduğu iyice belli artık. Askerin darbe niyeti taşımadığı, demokrasiye bağlı kalmaktan başka bir davranış içerisine girmeyeceği iyice anlaşıldıktan sonra medyadaki kalemlerin hırçınlaşması esas gerçeği yüzlere vuruyor: 27 Mayıs (1960) sonrasına egemen olan 'asker-medya ilişkileri'nde hakim güç, o dönemin önünü açtığı kalemler ile onların ellerinden tuttukları tiplermiş...

Kimi zaman "Darbe olacak" diye korkutarak, kimi zaman "Daha ne duruyorsunuz?" çağrısında bulunarak, bazen de bizzat karargâha kadar gidip teşvik ederek siyasi hayatı derinden etkilemiş medya kadrosu, bugün ne yapacağını bilemez halde...

Ağızlarını bozup etrafa küfür yağdırmaları, eski komutanları bile saygısızca saldırılarına muhatap etmeleri bu yüzden...

Ortalık durulduğunda ne görüneceğinin kaydını buraya şimdiden düşebilirim: 'Akredite medya' ile asker arasındaki yandaşlık ilişkisi büyük darbe alacak...

Son günlerde yaşananlar, medyanın kendisini kullandığını askerin anlamasına yol açtığı için de önemlidir. İlişkinin yanlışlığı, medyada yerleşik düzenin, köşeleri işgal etmekte olan bir güruhun askerlerin yanında görünürken aslında kendilerini bulundukları yerde tutması karşılığı patronlarının palazlanmasını sağlamak üzerine oturduğu gerçeği, hiç bu kadar gözle görünür, elle tutulur bir hale gelmemişti çünkü...

Patronlar siyasilerin kendilerine karşı duydukları hiddetin sebebini anlamadıkları gibi askerin müstakbel tepkisini de öngöremeyebilirler... Patronlarına da 'etek' giydirir bunlar...

Benim burada yaptığım bir ilk uyarı yerine geçsin.

asagir
26-02-2010, 23:26
Not: bu yazı IQ'sü 70'in altında olanlar içindir. Yazının sonuna yazılması gereken bu notu buraya yazıyorum ki; yüksek IQ’ ye sahip olanlar okuyup "aaa bu ne saçma yazıdır” veya “aaa burada bize yanlış yapılıyor, hücuum” demesinler. Uğraşacak halim yok.


Bugünlerde herkes "milliyetçi" olduğunu iddia ediyor. Milli birlikten bahsediyor. Güzel...
Ama sakın buna bakarak, her önüne geleni; "aaa bu milliyetçi imiş, Atatürk ilkelerinde de 'milliyetçilik' ilkesi vardı. O halde bu vatansever" şeklinde düşünmeyin.
Not: "aaaa bu Müslüman" şaşkınlığından sonra çocuğunun nafakasını kaptırıp, sonra, "yandım Allah" diye feryat eden “alamancı”ları unutma...

Önemli not: bu sahte milliyetçiler genellikle bu din bezirgânlarının arasından çıkarlar.

Din piyasası grafiği ikili tepe yapıp düşüşe geçtiğinde genellikle milliyetçiliğe sarılırlar ve o kadar bağırırlar ve ileri giderler ki; bir raddeden sonra onlardan başka herkesin vatan haini olduğunu sanırsınız.
İşte burada dikkat edilmesi gereken, nicel bakımdan çok küçük, ama nitel bakımdan dev bir fark var;
Herkesin bahsettiği bir millet-milliyetçilik var, doğru.
Ama milletten millete fark var.
Milliyetçilikten milliyetçiliğe fark var.
Çoğu defa Kast edilen milletler de farklı...
Anlayın işte.
Şeyh Said'i göklere çıkartıp, Kürt isyanlarını bastıranlara veryansın eden Necip Fazıl'ın millet anlayışı ile, Türk Milletine hakaret edildiği için Paris’te sinema perdesine tabancasındaki mermileri boşaltan Hasan Tahsin'in millet anlayışı arasındaki fark gibi. Onların gönüldaşları arasındaki fark gibi...
Bu öyle bir farktır ki;
bir taraf, Cumhuriyet kurulduğu, Türk Milletinin canı, namusu kurtulduğu için kutlamalar yapar. Diğer taraf ise yas tutar.
Bir taraf istiklal için Atatürk ve silah arkadaşlarına minnet duyar. Diğer taraf ise; "Keşke İngiliz sömürgesi olsaydık" der.
Normal olan da budur zaten.
Herkes, bulunduğu yerden dünyaya bakar.
Hayatı ona göre yaşar.
Ona göre mutlu ya da mutsuz olur.
Ona göre sever ya da nefret eder.
Örneğin, İngiliz köpeği Şeyh Said'in gönül yoldaşları; "Cumhuriyet kurulduğu için çok mutluyuz, Atatürk'ü çok seviyoruz" diyebilirler mi? Ya da Kubilay'ın katilleri'nin torunları/gönül yoldaşları? Ya da; "işgalcilere direnenler dinden çıkar, öldürülmeleri caizdir" diyen din adamlarının gönül yoldaşları? Ya da işgale direnenlere ölüm fermanı çıkartan padişahın gönül yoldaşları?
Ne derler?
Siz olsanız ne dersiniz?
Onları suçlayabilir miyiz?
Eğer, Şeyh Sait isyanına katılanların torunları bugün;
"Cumhuriyet'ten rövanş almaya geldik" diyebiliyorlarsa, suç onlarda mıdır?
Elbet onlar kendilerinden bekleneni, kendilerine düşeni yapıyorlar.
Ben de Şeyh Said'in yolunda gitsem, oradan dünyaya baksam, herhalde onu geberttiren Atatürk'ten ve getirdiği her şeyden nefret ederdim.
Bu nedenlerle, eğer ortada bir suç varsa; o suç bize aittir.
Şeyh Said'in ve Kubilay'ın katillerinin gönül yoldaşları çalışıp serpilirken biz ne yaptık? Atatürk'ün ve o savaşlarda gelecek nesiller(Biz ve diğer gelecek nesiller oluyor.) için şehit olan dedelerimizin beklentilerine uygun bir genç olabildik mi? Orta yaşımızda ne yaptık? Ya yaşlanınca? Bizim için o zorluklara katlanmalarına, ölmelerine değdi mi?

Gerçi, cevabı Reha Bey çok güzel vermiş :)


85 yıldır, kıçını devirip yattı.
Sevgiler.

selim pusat
26-02-2010, 23:31
Daha orta okul sondayken ışık evlerine çağrılıp ders çalışma bahanesi ile beyin yıkama amaçlarını anlamıştım bu cemaatçilerin, fakat hâlâ yolun yarısına gelmiş bazı aklı eveller bu haysiyetsiz İslâm istismarcılarının ne yapmaya çalıştıklarını anlayamadılar.Yazık...

trusty
26-02-2010, 23:31
.

Oy desteği verenleri 'ordu' olarak tasvir etmeniz çok yanlış...Bu ülkenin tek ordusu var oda TSK... bu yüzde 47 nin evlatları nerde askerlik yapıyor :? yunan ordusundamı...


Konuyu saptirmisiniz Sn.Sandavut,

Orada kastedilen ordu % 47 ile gelen, ve saglanan is ve menfaat olanaklari ile buyumus olan ordu.

Seref bahsine gelince, keske bizim gibi dusunenlerin Serefini konu etselerdi , adam kani-bozuklar diyor...

Bottousa
26-02-2010, 23:38
Ayetullah gibi gunun birinde bir THaYe ucagiyla gelip devletin basina gecmek teklif edilmis, ama ondan once de digerlerine yani su ankilere de "o" gelene donene kadar "hic bitmez dokunulmazlik" vaadedilmis olabilir mi?

gelmesine ne gerek var abi düşünceerini her türlü yaptırıyor.

Benim için kişilik, karakter bir insanın sahip olabileceği en önemli inanç olmalı. Din seçimi ise bir insan sahip olduğu kişilik özelliklerinin karekterinin yansımasıdır diye düşünüyorum.

Bugün konuştukları konusunda insan elbet pişman olabilir, üzüntü duyabilir ama fettullah gülenin davranışlarında ve zamanın akıp giden çizgisi boyunca sergilediğin hareketleri reddetmesi onun kişiliksiz ve karaktersizliğinin göstergesidir.

Bugün kendini Amerika kucağına bırakırsın Yarın İsrail. Hiç şaşırmayın arkdaşlar evet İsrail... Zamanında bugün İsrail için dediklerini, yaptıklarını Amerika için dmedi yapmadı mı bu adamlar.

Şu an ne yaptığını merak ediyorsanız CIA in kucağına oturmuş yeni bir darbe planı hazırlamakla mesguldur kendisi. Rahatsız edilmek istemiyormuş ağlayarak böğürerek yeni destanlar yazıyormuş...

yosun
26-02-2010, 23:41
Daha orta okul sondayken ışık evlerine çağrılıp ders çalışma bahanesi ile beyin yıkama amaçlarını anlamıştım bu cemaatçilerin, fakat hâlâ yolun yarısına gelmiş bazı aklı eveller bu haysiyetsiz İslâm istismarcılarının ne yapmaya çalıştıklarını anlayamadılar.Yazık...

Mankurtlaştırılmış bireyler normale dönemezler!

HaYaBuSa
26-02-2010, 23:48
Konuyu saptirmisiniz Sn.Sandavut,

Orada kastedilen ordu % 47 ile gelen, ve saglanan is ve menfaat olanaklari ile buyumus olan ordu.

Seref bahsine gelince, keske bizim gibi dusunenlerin Serefini konu etselerdi , adam kani-bozuklar diyor...

bende bir içimi boşaltmak istiyorum.breee kanı maddiyatla yıkanmışlar ,o dokunulmazlık zırhınızı gün gelipte kanı sağlam bir başbakan ihtidara geldiğinde kaldırırsa ,o kanınızın akacağı bir karış toprağı bulabilecekmisiniz.

selim pusat
26-02-2010, 23:49
Mankurtlaştırılmış bireyler normale dönemezler!

Malesef...

yosun
26-02-2010, 23:54
Özden Örnek: Bildiğim tek balyoz çekicin büyüğü....

Balyoz soruşturması kapsamında gözaltına alınan ve 72 saat ifade verdikten sonra serbest bırakılan eski Deniz Kuvvetleri Komutanı Özden Örnek Balyoz Darbe Planı iddiaları hakkında konuştu. Örnek: Bildiğim tek balyoz çekicin büyüğü. Kimseye kırgın ya da üzgün değilim. Emniyette kalmaktan gocunmadım. Görevlilerle iftihar ediyorum... Dünyaya yeniden gelsem yine bahriyeli olmak isterdim.

http://www.internetajans.com/default.asp?NID=91471

Turkbroker
26-02-2010, 23:58
sondan başlayalım tek yanlı fikirlerin etksinde kalmayın diyorsunuz, bir kere fikir ne demek:Herhangi bi konu hakkında ortaya atılan kapsamlı yorumlar topluluğu,haklısınız videodan ses geldiği için yorumlandı diyelim video nun sesisini kısalım hani tek yanlı yorum yapmamak adına sadece görüntüde olanları bile izlesek aklı selim herkes o dediğiniz 300 kadar kişi dışında diyelim ! elinize kağıt kalem alın sessizce görüntüleri izleyin ekranda ki fotoğraflar ,o muhteremlerin!!! kendi yazılarını alsın herkes kendi çapında yorumlasın söylediğim için bir kere de öyle izledim valla çok hoş şeyler karalamamışım :). Zavallı perinçek! ,siz öyle yazdıktan sonra hislendim! yazık adama keşke cumhuriyet mitnglerini de organize eden insanlar onun eline o mübarek bayrağı verdirip binlerce insana hitap ettirtmeseydiler!!! o zaman ben düşünüyorum bir tarafta bir eli bebek katilinin sırtında diğer eli türk bayrağında binlerce kişinin önünde vatan millet sakarya diyor:)acaba ona orada müsade edenlerin eli hangisinde!!! kusura bakmasınlar o zaman çok farklı bakış açısına sahip olamıyorum .Cidddiye alınmayacak bir kişiyi değer olarak topluluğun karşısına taktim ediyorsanız demek onu maske olarak yüzünüze geçiriyorsunuzdur.
Yalçın Küçük le alakalı yazmışınız bir kaç satır çok ama çok zeki bir adam olabilir ,entellektüel boyutu ile ilgilenmiyorum onun gibi çok insan var elbet engin ve derin bilgilerinden nasipleneceğimiz beni ilgilendiren karşıma nasıl çıktığıdır önerdiğiniz linkleri okudum tahlil için teşekkür ederim
AKP 12 Eylülü sorgulayabilir mi ? Güzel bir tahlil okumanızı öneririm.
http://www.cumhuriyet.com.tr/?im=yhs&kid=24&hn=81334
http://www.cumhuriyet.com.tr/?im=yhs&kid=24&hn=81718




Perinçek önemsiz biridir. O kadar önemsizdir ki ciddiye bile alınmayacak bir adamdır. Ben 10 sene evvel bir konferansta canlı dinlemiştim , gülmüştüm sözlerine.
Ve inanın bana onu çevresindeki 200-300 militanı dışında ciddiye alan yok.

Koca koca generallerin onu ciddiye almasına ben ihtimal dahi vermiyorum. Değil general rütbesine erişmiş 60 yaşındaki adamlar , okul çağındaki çocuk bile ciddiye almaz onu...

Ama Perinçek iğrenç bir adam da değildir. Ben acıyorum ona. 40 sene önce fakültedeki işinden atılmış, peşinden vurulmuş. Bacaklarından sakat , tekerlekli sandalyeye mahkum.

Videoda anılan diğer isim Yalçın Küçük ise ....
Yalçın Küçük enteresan bir adamdır. Çok ama çok zeki bir adam. Orhan Pamuk'tan grup sexe, arabeskten Hakan Şükür'e , Fatih Sultan Mehmet'ten Özal'a çok geniş bir alanda çok enteresan tahlillere sahiptir. Ben onun kitaplarındaki yöntemi beğenirim. Ama abartılı sonuçlara ulaşabilen bir adam. Tahlil için okurum ama ulaştığı sonuçların büyük kısmına katılmak pek mümkün değil . Ama kara cahil bir adam da değil, onu belirteyim. Çok zeki bir adam, bilimsel yöntemlerden haberdar bir adam , bilgisi epeyce derin bir adam ama kendini çok beğenir . Yazdığı her satırda bunu hissedersiniz.
Ben onun kitaplarını okumanızı öneririm. Söylediklerine inanın ama fikirlerine pek itibar etmeyin. Sonuçta fikir kısmında siyasi görüşünün etkisinde kalabiliyor.
Vatan haini midir ?
Bilemiyorum. Katılmadığım çok fikri var. Pek bana göre değil.
AB'ye karşı , Amerika'ya karşı. Türkiye, Yunanistan,Suriye, Irak,İran,Ermenistan,Gürcistan ve Azerbaycan'dan oluşan bir birliği yani Avrasya'yı savunur.Bizim Avrupa kültürüne dahil olmadığımızı ama klasik Arap kültüründen de farklı olduğumuzu söyler. Ve iflah olmaz bir İsrail düşmanıdır. Yazdığı her kitapta hissedersiniz bunu .

Yani insanlar hakkında tek yanlı fikirlerin etkisinde kalmayın :)

merlin
27-02-2010, 00:11
bende bir içimi boşaltmak istiyorum.breee kanı maddiyatla yıkanmışlar ,o dokunulmazlık zırhınızı gün gelipte kanı sağlam bir başbakan ihtidara geldiğinde kaldırırsa ,o kanınızın akacağı bir karış toprağı bulabilecekmisiniz.
Dokunulmazlık kalkarsa , 100 den fazla subay ve astsubayı , generalleri, aydınları içeri alan savcılar emin olun sizin seçtiğiniz vekilleri de içeri alır , şaşar kalırsınız. Hukuka güvenin ama fakat gereğinden fazla güvenmeyin . Belli başlı tüm sosyologlar hukuku '' bir sınıfın diğer sınıf üzerindeki belli belirsiz tahakkümü ''diye niteler. Bu yüzden zaten birinin arabasını çalmak , banka boşaltmaktan daha ağır cezalandırılır ceza kanunlarınca.
Savcılar yetki ve ortam bulursa ABD başkanını bile görevden almaya çalışabilir. (bknz. Clinton...Oral sex yaptırdı diye adamı alaşağı edeceklerdi Bush yanlıları ).

Yani ; dokunulmazlık sevimsiz bir şeydir. Ancak gerekli olduğu için hemen hemen tüm dünyada var. Yürütmeyi yasama ve yargıya karşı korumak amaç.

Bu ülkede senelerdir birileri, hakim ve savcılar bile , DGM leri kaldırın diye bağırdı . Bu mahkemeler olağanüstü mahkemeler, bireysel özgürlükleri tehdit ediyorlar dendi . Gencecik çocuklar , masum insanlar aslı astarı olmayan suçlamalarla o mahkemelerde yargılandı. Sicilleri bozuldu. Ama kaldırmak -maalesef- ne askerin, ne sivillerin(!) işine geldi . Öyle ya , solcuları nasıl susturup pasifize edebileceksiniz ki ?

2004 CMUK değişikliğiyle güya bu mahkemeler kaldırıldı . Fakat işin aslı kaldırılmak bir yana bu mahkemelerde görevli savcılara çok fazla yetki verildi . Mahkemelerin ismi değişti, özel yetkili mahkeme oldular. Ama işin özü aynıdır ,bunlar bildiğiniz DGM .

Bakın bunlar olağan mahkemeler değiller, olağanüstü mahkemeler. Çete ,mafya gibi suçlarda uzmanlaşmaları için kurulurlar normalde batı ülkelerinde. Fakat bizde normal vatandaş bile Ceza kanunlarının sağladığı güvenceleri bertaraf eden düzenlemelere sahip bu mahkemelerde yargılanıyor.
Suçu 2 kişi işlemen yeterli olabiliyor.



Neyse...Sözün özü : Bu mahkemelerin kaldırılmasına senelerce muhalefet edenler bir gün sıranın kendilerine de geleceğini akıl edemediler. (güvenlik kaygısıyla iyiniyetli generaller bile )

Achiles
27-02-2010, 00:13
Dün akşam NTV de bir tartışma programı vardı. Emekli bir paşamız da konuşmacıydı. Şunu fark ettim. Çok ciddi bir bilgi kirliliği var.

Balyoz Planı denilen plan tam olarak seminerle nasıl ilişkilendiriliyor hala orası anlaşılabilmiş değil. Zira Balyoz adında bir plan yok, bir plan var ama adı başka ve gizli olduğu için ve henüz kimse deşifre etmediği için, kimse de deşifre eden olmak istemiyor..

Gerçi daha gerilerdeki sayfalarda yazdım ama tekrar konuyu derlemek istiyorum, her ne kadar kutuplar arasında kısır tartışmaya faydasının olmayacağını düşünsem de;

Planlar çok uzun yıllar önce yapılmış planlardır. Bu planlar zaman zaman tadil edilir. Planların tadili içinse seminer yapılır ve seminerden çıkan sonuçlara göre, ya tamamı ya da bir kısmı güncellenir.

Plan kelimesi ile ilgili bir sıkıntı var. Siviller göre ''Plan'' kelimesi, yarın veya ilk fırsatta uygulamaya konacak bir tasarı anlamını taşırken, askerler içinse, olması muhtemel her duruma karşı hazırlıklı olmak ve bazen de sadece beyin fırtınası yapmak için üretilmiş, faraziyelere bağlı alternatif tasarılardır.

Bir kere bu ''Plan'' kelimesini bile bir süre önce Çetin Doğan Paşa izah etmedi. Çünkü sadece 20 yıl generalliği, 50 yıl askerlik hayatı olan bu adamlar, bunun farkında değiller. Ama dün akşam çıkan paşamız daha genç, Tuğgenerallikten emekli birisi olduğu için yakalayabiliyor bu gariplikleri..

Yani sivil diyor ki, kardeşim plan yapmışsınız..Şöyle amiyane ve basit bir örnek vereyim;

Asker diyor ki, peki Tufan olursa ne yaparız?

1-Şu büyük gemiye doldurabildiğimiz kadar insanı ve erzağı doldurur, onların kurtulmasını sağlarız..

İyi de bu gemi, herkesi almaz ki?

2-O zaman kadın ve çocukları doldururuz..

İyi de herkesi almaz ki?

3-O zaman 35 yaşın altındaki kadın ve çocukları alırız, diğerleri hayattan biraz da olsa nasiplerini almışlar deriz..

Peki, ya biz sadece 35 yaşın altındakileri gemiye alırken ya karışıklık çıkar da, 35 yaşın üstündekiler de binmek isterse?

4-Havaya uyarı ateşi açarız..

Peki ya dinlemezler hatta gemi batma tehlikesi geçirirse..

5-Bunu yapanları öldürürüz o zaman..

Şimdi Taraf manşet atıyor; Bunlar 35 yaşın üzerindeki kadınları öldürmeyi planlamışlar..

Gel de çık işin içinden..

Bahse konu olan seminer, 3 günlük bir seminer..

Bu seminerin irtica ile darbe ile alakası bile yok, bir muhtemel savaş durumu ve safhaları tartışılıyor..

2.5 gün boyunca, sadece nasıl gideriz, nerde kalırız, nerden geçeriz bunlar tartışılıyor..

Seminerlerin ve planların formatları var..Bu eklerden birisi de Geri Bölge Emniyeti..Son yarım günde de Geri Bölge Emniyetinde muhtemel senaryo ne olabilir bu konuşulacak..Kural da şu, mümkün olan en gerçekçi senaryo olmalı...İstanbul ve batısındaki bütün muhtemel durumlar konuşuluyor..Bu arada Çetin Paşa ara ara giydiriyor, gerçekle senaryoyla karışık..

Şimdi bu seminerde darbe tartışılsa, darbeden daha öncelikli bir konu olur mu? 3 gün hiç darbeden bahsetmeyip de son yarım gün geri bölge savunması içinde mi tartışılır..Kaldı ki darbe böyle bir seminerde konuşulur mu?

Seminer sonrası gerekli ise plan tadil edilir..Plan ekleri ile yaklaşık bir tuğla kadar olur..Ana metin kısmı 30-50 sayfa ya da çok daha kısa da olabilir..Gerisi tamamen doldurulması gereken bir form gibidir..Formata göre doldurulması gereken tüm ekler doldurulur..Bu planın ana metin kısmını komutan imzalar, eklerini hazırlayan ilgili karargah subayları imzalar..Komutan ana metni imzalarken tüm ekleri okumaz..En son verdiği şifahi emirlere ve alınan kararlara göre ilgililerce hazırlandığına itimat eder..Zaten eklerin sorumluluğunu da tam olarak taşımaz, sorumluluğu paylaşır..

Ana planın ismi Balyoz olmadığına ve ana plan zaten darbeyle marbeyle alakalı olmadığına göre bu olsa olsa varsa şayet, ana planın eklerinden biri olabilir..Bu da büyük ihtimalle ele geçirilen bu ana planın öneminden ve ilgi çekiciliğinde istifade etmek isteyenlerce araya sokuşturulmuş..Zira elinde tek bir sayfa planla çıksalar inandırıcılığı olmayacakken, 5000 sayfalık bir planın parçası gibi göstermek çok daha taktiksel bir yaklaşım..

Herşeyden önce seminere katılan 170 kusür kişinin hepsi de darbe marbe konuşulmadığını, ne cami bombalanmasından ne uçak düşürülmesinden bahsedilmediğini söylüyorlar zaten..

Bu salt bir gerçek..

Gelgelelim olay halka öyle bir servis ediliyor ki, iddialarla zaten amaçlarına ulaşıyorlar, toplumu yönlendiriyorlar..Bu dava sonucunda herkes beraat edecek bile olsa, sadece dava sürecinde onları hapiste yatırmak suretiyle de amaçladıkları bedeli ödetmiş olacaklar..

Aslında EMASYA Seminerlerinden nemalanabilirlerdi bence, daha çok materyal bulurlardı belki bu seminerlerden ancak, EMASYA Seminerlerine Emniyet Teşkilatı Temsilcileri de katıldığından,kendi kalelerine gol atmamak için bu yolu seçmediler:)

TSK da kimse kalkıp da cümbür cemaat darbe planlamaz..Planlanacaksa bile bu Plan Çalışmaları kapsamında yapılmaz, sivillerin anladığı anlamda oturulup plan yaparlar, bunu da 10 kişiden başkası bilmez, zınk diye uygularlar...Ula bir gün savaş çıkarsa ne yaparızı planladığımız gibi, bi de hazır darbe planı yapıp kozmiğe koyalım da, darbe yapılacağı zaman kullanırız gibi birşey yok, olmaz, saçma sapan bu..Ama bunu algılamak mı zor, hakikaten algılanamıyor mu, işlerine mi gelmiyor..

Bunlar gelir geçer..Suçu olan cezasını çeker..Bunlardan daha da önemli birşey var;

TSK nın Özel Kuvvetler Karargahına da girilip Seferberlik durumlarına da bakıldı..Geri kalan planlar da uçusuyor ortalıkta..Bu amatör bir iş değil..Bu zannedildiği gibi TSK nın içindeki darbe karşıtlarınca, ya da TSK ya sızmış tarikat mensuplarınca sızdırlmış, becerilmiş işler değil...Bunlar devletler arası istihbarat çalışmalarının ürünü..Bu darbeden de darbecilerden de korkunç birşey..Demek ki bu ülkede sırf TSK yı sindirmek ve hizaya sokmak adına yabancı ülkelerle işbirlikleri yapılıyor...Türkiye'nin bütün savunma planlarını ellerine geçirmişler demek ki..Ordu sizin ordunuz, plan da aslında sizin planınız:)

Bu işler olup bitince muhtemelen bütün planlar çöpe atılıp, sıfırdan tekrar planlanacak..Bu sefer dijital ortama kesinlikle geçirilmeyecek..Hatta şu Almanya örneğinde olduğu gibi Windowstan komple bir vazgeçme bile söz konusu olabilir..

yosun
27-02-2010, 00:17
HERKES VİTRİNİNE LAYIK OLANI KOYAR

"Bunu köşelerine yazdıran gazete patronlarına diyorum ne yapayım yazıyor diyemezsin. Sahip çıkacaksın. Köşende yazı yazanın maaşını sen veriyorsun. Biz bu ülkenin ekonomik noktadaki gelişmesini önce insan diyerek ele aldık. Bir taraftan millete vuracaksın niye böyle diyeceksin sonra böyle yazdıracaksın. Piyasalar düşüyorsa bunun sebebi ortadadır. Köşe yazarlarınız bana eleştiri yapar ama bende uyarımı yaparım. Herkes yerini konumunu bilmelidir. Cumhurbaşkanıyla nasıl böyle konuşurlarmış. Bunlar edebe adaba hiç bir şekilde sığmaz. Herkes fikrini söylemekte serbest. Ama o insanlara o kalemleri teslim edenler der ki kusura bakma sana yer yok. Herkes vitrinine layık olanı koyar."
Recep Tayyip Erdoğan

İşte Türkiye Cumhuriyeti Başbakanı'nın demokrasi anlayışının açıklaması, kendi sözcükleri ile böyledir.
Türkiye'ye gelen demokrasi anlayışı budur!
Bunun askeri rejimlerdekinden ne farkı var?

merlin
27-02-2010, 00:18
sondan başlayalım tek yanlı fikirlerin etksinde kalmayın diyorsunuz, bir kere fikir ne demek:Herhangi bi konu hakkında ortaya atılan kapsamlı yorumlar topluluğu,haklısınız videodan ses geldiği için yorumlandı diyelim video nun sesisini kısalım hani tek yanlı yorum yapmamak adına sadece görüntüde olanları bile izlesek aklı selim herkes o dediğiniz 300 kadar kişi dışında diyelim ! elinize kağıt kalem alın sessizce görüntüleri izleyin ekranda ki fotoğraflar ,o muhteremlerin!!! kendi yazılarını alsın herkes kendi çapında yorumlasın söylediğim için bir kere de öyle izledim valla çok hoş şeyler karalamamışım :). Zavallı perinçek! ,siz öyle yazdıktan sonra hislendim! yazık adama keşke cumhuriyet mitnglerini de organize eden insanlar onun eline o mübarek bayrağı verdirip binlerce insana hitap ettirtmeseydiler!!! o zaman ben düşünüyorum bir tarafta bir eli bebek katilinin sırtında diğer eli türk bayrağında binlerce kişinin önünde vatan millet sakarya diyor:)acaba ona orada müsade edenlerin eli hangisinde!!! kusura bakmasınlar o zaman çok farklı bakış açısına sahip olamıyorum .Cidddiye alınmayacak bir kişiyi değer olarak topluluğun karşısına taktim ediyorsanız demek onu maske olarak yüzünüze geçiriyorsunuzdur.
Yalçın Küçük le alakalı yazmışınız bir kaç satır çok ama çok zeki bir adam olabilir ,entellektüel boyutu ile ilgilenmiyorum onun gibi çok insan var elbet engin ve derin bilgilerinden nasipleneceğimiz beni ilgilendiren karşıma nasıl çıktığıdır önerdiğiniz linkleri okudum tahlil için teşekkür ederim

:)
300 kişi dediğim partisi aslında .
Cumhuriyet Mitingi ise (ben de 500 km yol yapıp katıldım gururla ifade edeyim :) ) o zaman herkesin sahiplenmeye çalıştığı bir şeydi . Zaten ergenekon,balyoz filan 28 şubatın değil bana göre o mitinglerin intikamı . Yani Perinçek oraya hiç gelmese de oraya insanlar giderdi.

Zavallı deme gerekçem onu küçümsemek değil. Gariban demek istiyorum, yazık adama diyorum . Düşünsene , savunduğun fikir için hunharca vuruluyorsun ve tüm yaşamın alt üst oluyor . Yani acıyorum ona, ama küçümseyerek değil, üzülüyorum . Kim olursa olursa üzülürüm zaten :)

Ciddiye almamam ise savunduğu fikirler açısından. Eski fikirleri . Bu videodaki fikirleri de değil. 1970 lerdeki fikirleri. Gerçi saygı duyuyorum , halen aynı cephede. Yoksa ondan daha katıydı normalde 30 sene önce Hasan Cemal ve saz arkadaşları ,lakin liboşluk daha cazip geldi. Medya plazalarda güzel oda, dolgun maaş, sexi çalışma arkadaşları, elit hayat ...

danoby
27-02-2010, 00:20
Balyoz darbe planı gündemi meşgul ederken bakınız geri planda neler oluyor, malı nasıl götürüyorlar...............

Necati Doğru dan alıntıdır;

İstanbul’un Anadolu yakasındaki pırlanta arsası; TEKEL’in Kartal Cevizli’deki sigara fabrikasının, ambalaj fabrikasının, puro fabrikasının, lojmanlarının, kreşlerinin, futbol, basketbol sahaları, yüzme havuzlarının, konukevinin, Araştırma Enstitüsü’nün içinde yer aldığı toplamı 46 bin dönüm (460 bin metrekare) arazinin 29 bin dönümlük (296 bin metrekare) bölümü, üzerinde sadece 4 bin 100 ağaç fakat hiçbir yapı olmayan boş yemyeşil şehir toprağıdır.

Toplam alan:

460 bin metrekare.

Pırlanta alan:

296 bin metrekare.

Bu pırlantayı; Özelleştirme Yüksek Kurulu, (Başbakan Tayyip Erdoğan, Maliye Bakanı Mehmet Şimşek, Devlet Bakanı Ai Babacan, Ulaştırma Bakanı Binali Yıldırım, Devlet Bakanı Cevdet Yılmaz) 28 Kasım 2008 tarihinde Özelleştirme İdaresi’nden alıp Maliye Bakanlığı’na “hibe etme” kararı verdi. Pırlanta mülk bir kararla, bir gecede Özelleştirme’nin sahipliğinden çıktı, Maliye’nin mülkiyetine geçti. Maliye Bakanlığı da kendisine hibe edilen bu pırlantayı; 9 Şubat 2009 tarihinde İstanbul Şehir Üniversitesi adına “irtifak hakkı” tahsisi yoluyla yıllığı 1 milyon 600 bin TL bedelle 49 yıllığına kiralayıverdi.
Kimindir bu üniversite?

Aslında ortada üniversite yok.

Kuracak olanın adı var.

Şanı, şöhreti, yakınlığı var.

Kuracak olan, Bilim ve Sanat Vakfı’nın (BİSAV) internet sitesinde yer alan yazılardan anlıyoruz ki; vakfın şimdiki Başkanı, iktidar yanlısı Yeni Şafak Gazetesi yazarı Prof. Dr. Mustafa Özel’dir ve vakfın Mustafa Özel’den önceki başkanı ise Başbakan Tayyip Erdoğan’a önce dış politika danışmanlığı yapan şimdi de Dışişleri Bakanı olan Prof. Dr. Ahmet Davutoğlu’dur.
Önce hibeleme!

Sonra tahsisleme!

Sonra binaları yapmak için İstanbul Büyükşehir Belediyesi’inden imar izni isteme...

Ne dersiniz?

Hep tutan tahmininiz nedir?

İstanbul Büyükşehir Belediye Meclisi oy çoğunluğu ile bu pırlanta araziye “080 emsalle toplam 240 bin metrekare bina yapmaya” imar izni vermiş midir? TEKEL’in Cevizli’de elde kalan ve her yapısı üniversite binası olmaya çok uygun; sigara fabrikası, ambalaj fabrikası, puro fabrikası, lojmanlar, konukevleri, spor tesisleri, araştırma enstitüsü binaları hazır varken ve boşa çıkmış duruyorken iktidara yakın Bilim ve Sanat Vakfı, niçin o binaları istemedi de güzelim ağaçlarla kaplı pırlanta araziye göz dikti ve onu aldı?

merlin
27-02-2010, 00:25
Dün akşam NTV de bir tartışma programı vardı. Emekli bir paşamız da konuşmacıydı. Şunu fark ettim. Çok ciddi bir bilgi kirliliği var.

Balyoz Planı denilen plan tam olarak seminerle nasıl ilişkilendiriliyor hala orası anlaşılabilmiş değil. Zira Balyoz adında bir plan yok, bir plan var ama adı başka ve gizli olduğu için ve henüz kimse deşifre etmediği için, kimse de deşifre eden olmak istemiyor..



EMASYA...Askerlik yapanlar bilir, böyle savunma planları hazırlanır. Toplumsal olaylara karşı. Mesela ''gece 2 'de şehirde isyan çıkarsa ne yapılacak '' .Gibi.
Ya da '' hafta sonu X kışlasına ateş açılırsa ne yapılacak '' gibi.
Yahut '' X şehrinde 9 şiddetinde deprem olursa kim nerede ne görev yapacak '' gibi...Çok detaylı raporlar ve planlar hazırlanır.

Achiles
27-02-2010, 00:36
Sn Merlin,
Keşke yazımın tamamını okumuş olsaydınız..Neyse..

Yargı reformu İç Hizmet Kanunu da, Askeri Ceza Kanunu da kapsayacak..Cumhuriyeti koruma ve kollama görevi ile iç ve dış tehdit tanımları kaldırılacak..MSB ye bağlanacak..Bunlar ön hazırlıklar..7 sene önce planlanmış bir darbe hikayesi değil, 28 Şubat meselesi ise hiç değil zira hiçbir 28 Şubatçıya dokunulmadı, mevzusu bile geçmedi..

ABD nın İran operasyonu öncesi yetiştirilmesi gereken işlerden biri bu..Merak ediyorum ABD Türkiyeden cephe açarak İrana dalıp da tüm müslümanları bombalayıp, doğrarken bunlar halka hangi hikayeyi anlatacaklar, Altan ne manşet atacak..Az kaldı..

kemal.erdem
27-02-2010, 00:39
EMASYA...Askerlik yapanlar bilir, böyle savunma planları hazırlanır. Toplumsal olaylara karşı. Mesela ''gece 2 'de şehirde isyan çıkarsa ne yapılacak '' .Gibi.
Ya da '' hafta sonu X kışlasına ateş açılırsa ne yapılacak '' gibi.
Yahut '' X şehrinde 9 şiddetinde deprem olursa kim nerede ne görev yapacak '' gibi...Çok detaylı raporlar ve planlar hazırlanır.

dogrudur askerlik yapanlar biliyordur, toplumsal olaylara karsi ne yapilacagini, isyan cikarsa ne yapilacagini falan.

ama merak ederim hep, Sivas ta derin birtakim guclerin ( basta dogu perincek ekibi olmak uzere) ince bir sekilde dokuduklari provakasyonlar ile sucsuz gunahsiz bir otel dolusu insan musluman gecinen yezitlerce atese verilirken sivasta ki askeri birlikler ne yapmaktaydi ? Emasya larimi yoktu, sungulerimi, mermilerimi?

merlin
27-02-2010, 00:42
Sn Merlin,
Keşke yazımın tamamını okumuş olsaydınız..Neyse..

Yargı reformu İç Hizmet Kanunu da, Askeri Ceza Kanunu da kapsayacak..Cumhuriyeti koruma ve kollama görevi ile iç ve dış tehdit tanımları kaldırılacak..MSB ye bağlanacak..Bunlar ön hazırlıklar..7 sene önce planlanmış bir darbe hikayesi değil, 28 Şubat meselesi ise hiç değil zira hiçbir 28 Şubatçıya dokunulmadı, mevzusu bile geçmedi..

ABD nın İran operasyonu öncesi yetiştirilmesi gereken işlerden biri bu..Merak ediyorum ABD Türkiyeden cephe açarak İrana dalıp da tüm müslümanları bombalayıp, doğrarken bunlar halka hangi hikayeyi anlatacaklar, Altan ne manşet atacak..Az kaldı..

Yooo, muhalefet etmek için yazmadım. EMASYA yı biraz açmak istedim yalnızca :)
Yazıyı da okudum bu arada :)

Altan ne manşet atar ?
Oturur sex romanı yazar. Her zaman yaptığı gibi.İranlı çocuklara acıyacağını sanmıyorum. Iraklılar'a acıma belirtisi görmedim çünkü .

HaYaBuSa
27-02-2010, 00:43
Dokunulmazlık kalkarsa , 100 den fazla subay ve astsubayı , generalleri, aydınları içeri alan savcılar emin olun sizin seçtiğiniz vekilleri de içeri alır , şaşar kalırsınız. Hukuka güvenin ama fakat gereğinden fazla güvenmeyin . Belli başlı tüm sosyologlar hukuku '' bir sınıfın diğer sınıf üzerindeki belli belirsiz tahakkümü ''diye niteler. Bu yüzden zaten birinin arabasını çalmak , banka boşaltmaktan daha ağır cezalandırılır ceza kanunlarınca.
Savcılar yetki ve ortam bulursa ABD başkanını bile görevden almaya çalışabilir. (bknz. Clinton...Oral sex yaptırdı diye adamı alaşağı edeceklerdi Bush yanlıları ).

Yani ; dokunulmazlık sevimsiz bir şeydir. Ancak gerekli olduğu için hemen hemen tüm dünyada var. Yürütmeyi yasama ve yargıya karşı korumak amaç.

Bu ülkede senelerdir birileri, hakim ve savcılar bile , DGM leri kaldırın diye bağırdı . Bu mahkemeler olağanüstü mahkemeler, bireysel özgürlükleri tehdit ediyorlar dendi . Gencecik çocuklar , masum insanlar aslı astarı olmayan suçlamalarla o mahkemelerde yargılandı. Sicilleri bozuldu. Ama kaldırmak -maalesef- ne askerin, ne sivillerin(!) işine geldi . Öyle ya , solcuları nasıl susturup pasifize edebileceksiniz ki ?

2004 CMUK değişikliğiyle güya bu mahkemeler kaldırıldı . Fakat işin aslı kaldırılmak bir yana bu mahkemelerde görevli savcılara çok fazla yetki verildi . Mahkemelerin ismi değişti, özel yetkili mahkeme oldular. Ama işin özü aynıdır ,bunlar bildiğiniz DGM .

Bakın bunlar olağan mahkemeler değiller, olağanüstü mahkemeler. Çete ,mafya gibi suçlarda uzmanlaşmaları için kurulurlar normalde batı ülkelerinde. Fakat bizde normal vatandaş bile Ceza kanunlarının sağladığı güvenceleri bertaraf eden düzenlemelere sahip bu mahkemelerde yargılanıyor.
Suçu 2 kişi işlemen yeterli olabiliyor.



Neyse...Sözün özü : Bu mahkemelerin kaldırılmasına senelerce muhalefet edenler bir gün sıranın kendilerine de geleceğini akıl edemediler. (güvenlik kaygısıyla iyiniyetli generaller bile )

cevap için teşekkür ederim.inanın dokunulmazlıklar kalktığında özel yetkili savcılarında özel yetkileri ne üdüğü belirsiz kimin nesi kimin fesi olduğu belli olmayan .dün pkk nın bu gün ise emerikanın himayesindeki gazetelerin ,bir takım delil belge diye sunduğu kağat parçalarını yayınlayarak ,o özel yetkili savcılarında bu yayınları belge niteliğine alarak ülkede önemli makam ve mercilerde bulunanları .göz altına almak ,suçları sabit olmasada ,ülkeden çıkış ihtimalleri bulunmasada ,senelerdir ceza evlerinde tutmak.bazılarının ölümüne sebebiyet vermekten bazılarının kanser hastası bazılarının ise onurlarını 2 paralık etme yetkileride olmayacaktır.burası muz cumhuriyetinemi dönüyor.ne demktir ergenekon terör örgütü.ne demektir senelerce ceza evinde suçu sabit görülmeyen kişilerin tutulması.bunlar resmen insan hakları ihlalidir.apoya gösterilen saygı bu ülkede askerlerimize gösterilmemektedir. buda bize kuşatma altında olduğumuzu göstermezmi.şu son 5 yıla bir bakın .kimler suç işlemiş ve serbes burakılmış .kimler vatanı savunmuş ve ceza evlerine tıkılmış.benim hırsızınm iyi senin ki kötü olmaz hırsız hırsızdır.yarın bir günde biri çıkar savcılara öyle bir özel yetki tanırki o savcılarda başbakanı cumhur başkanını genel kurmay başkanını tutuklatıp .özel yetkiyi tanıyan kişinin devletin başına geçmesine hizmet eder.ya o özel yetki dış güçler tarafından tanınır ise .?

Achiles
27-02-2010, 00:47
dogrudur askerlik yapanar biliyordur, toplumsal olaylara karsi ne yapilacagini, isyan cikarsa ne yapilacagini falan.

ama merak ederim hep, Sivas ta derin birtakim guclerin ( basta dogu perincek ekibi olmak uzere) ince bir sekilde dokuduklari provakasyonlar ile sucsuz gunahsiz bir otel dolusu insan atese verilirken sivasta ki askeri birlikler ne yapmaktaydi ? Emasya larimi yoktu, sungulerimi, mermilerimi?

Belki de emir vermesi gereken bir Vali yoktu..

EMASYA Birlikleri kendi başına hiçbir şey yapamazlar...Valinin emir vermesi gerekir..Mutlaka telefon açılmıştır, ateş açalım mı diye?

Aynen şöyle denmiştir;
-Bi süre daha takip edelim..
-Grup arasında silahlı olanlar var mı..
-Gruptan ateş açan oldu mu..
-Du bakalım İç İşleri Bakanına ben bi danışayım..
-Silah kullanma yetkisini biliyorsunuz, siz kararını verin..
-İtfaiye çağırın..
-Ne oldu bi gelişme var mı?
-Aman olaylar büyümesin..zart zurt..

Aynen..O katliamı yapanların hepsi çıktı dolanıyorlar ortalıkta, velev ki bir rütbeli valilik onayını almadan durumdan vazife çıkarıp da ateş açtırsaydı, 3 kişiyi öldürseydi, sittin sene hapisten çıkamazdı, meslekten atılırdı, bi de üstüne donuna kadar tazminat ödetirlerdi..Katılmıyorum diyebilir misiniz?

kemal.erdem
27-02-2010, 01:11
Belki de emir vermesi gereken bir Vali yoktu..

EMASYA Birlikleri kendi başına hiçbir şey yapamazlar...Valinin emir vermesi gerekir..Mutlaka telefon açılmıştır, ateş açalım mı diye?

Aynen şöyle denmiştir;
-Bi süre daha takip edelim..
-Grup arasında silahlı olanlar var mı..
-Gruptan ateş açan oldu mu..
-Du bakalım İç İşleri Bakanına ben bi danışayım..
-Silah kullanma yetkisini biliyorsunuz, siz kararını verin..
-İtfaiye çağırın..
-Ne oldu bi gelişme var mı?
-Aman olaylar büyümesin..zart zurt..

Aynen..O katliamı yapanların hepsi çıktı dolanıyorlar ortalıkta, velev ki bir rütbeli valilik onayını almadan durumdan vazife çıkarıp da ateş açtırsaydı, 3 kişiyi öldürseydi, sittin sene hapisten çıkamazdı, meslekten atılırdı, bi de üstüne donuna kadar tazminat ödetirlerdi..Katılmıyorum diyebilir misiniz?


sayin achiles donemin sivas valisini dinleyelim bakalim askere ne demis asker ne yapmis o soylesin CNN TURK te Can Dundarla yaptigi roportajda

Göz göre göre katliam



Dönemin Valisi Ahmet Karabilgin, Sivas katliamının 9. yılında herkese suçlama yağdırdı:


Sivas katliamının yıldönümü nedeniyle hazırlanan ‘O Gün’ belgeseli için Can Dündar’la görüşen dönemin Sivas Valisi Ahmet Karabilgin askerden, itfaiyeye, içişleri bakanından, belediye başkanına kadar herkesi çok ağır eleştirdi...

Askere : Geç geldiler, seyrettiler

Polise : Sırtlarını sıvazladılar

İtfaiyeye: İsteksizdiler

İçişleri bakanına: İşine daldı

Belediye başkanına: Bakanı yanılttı

9 yıl önce bugün Sivas’ı bir cehenneme çeviren katliamın anısına hazırlanan "O Gün" belgeseline konuşan dönemin Sivas Valisi Ahmet Karabilgin, 2 Temmuz gününü bütün açıklığıyla anlattı ve ciddi ithamlarda bulundu.

Dönemin askeri yetkililerini olayları uzaktan izlemekle suçlayan Karabilgin, linç tehlikesiyle karşılaşan Jandarma Komutanının, emrindeki timi devreye sokması sayesinde ölümden kurtulduklarını anlattı.

Beni linç edeceklerdi

Can Dündar tarafından hazırlanan ve bu gece CNN Türk’te yayınlanacak olan "Sivas Cehennemi" adlı belgesele konuşan Karabilgin, 2 Temmuz akşamı saldırganların oteli yaktıktan sonra "Vali istifa" sloganlarıyla Valiliğe yürüyüp kapıya dayandıklarını hatırlatarak içerde yaşadıklarını şöyle anlattı:

"Yağmur gibi taş yağıyordu. 3 vali yardımcım, Emniyet Müdürü, Jandarma Komutanı, iki korumam ve odacım aşağıda. Başka kimse kalmadı. Herkes kayıp. Bir yandan Ankara’dan telefon yağıyor, bir yandan muhasara altındayım. Saldırganlarla aramda sadece 30-40 basamak var. Adamlar girecek, beni linç edecek, yeşil bayrağı da yukarı asacak. Bunun başka sonucu yok".

İntihar edecektim!

Vali Karabilgin, o an yanındakilere "Sonumuz geldi" dediğini ve bir ara linç edilmektense kendi canına kıymayı düşündüğünü açıkladı:

"Bir şey yapmak lazımdı. İnsanlar kapıdan girdiği anda fiziki gücümüz onlarla mücadeleye yetmeyecekti. Canlı ya da cansız bizi parçalayacaklardı. 5 - 6 kişi ne yapabilir? işte o anda onlara teslim olmaktansa intihar etmeyi düşündüm".

Umutların tamamen tükendiği o anda, Jandarma Komutanının, Alay binasını korumakla görevli 18 kişilik bir yedek timden söz ettiğini belirten Karabilgin, berber, bulaşıkçı, terzi, ütücü erlerden oluşan 18 kişilik bu timin başlarında bir başçavuşla, havaya ateş ederek hükümetin önüne geldiğini, saldırganları gerilettiğini ve kendilerini linç edilerek öldürülmekten kurtardığını anlattı.

Asker öylece bekledi

Karabilgin, askerin ilk andan itibaren olayları yakından izlediğini hatta Genelkurmay Başkanı Orgeneral Doğan Güreş’in kendisini arayarak "Orada 6 bin mevcudum var, hepsi emrinde" dediğini de anlattı: "Güreş Paşa’ya, ‘Paşam bunları bana söylemeyin. Yanımda Tugay Komutanı var. Telefonu ona veriyorum. Ona söyleyin, talimatınızı ona verin’ dedim. Tugay Komutanı telefonu aldı, ‘Başüstüne komutanım’ dedi ve gitti".

Ancak Vali Karabilgin’e göre, beklenen askeri kuvvet bir türlü gelmedi. Öğleye kadar Valiyle olan Tugay Komutanı Tuğgeneral Ahmet Yücetürk, asıl hedef olan Aziz Nesin’in Madımak Otel’de bulunduğunu yangından 1 saat önce öğrenmiş ve Meclis Araştırma Komisyonu’na verdiği ifadede bu gecikmeden dolayı Vali’yi suçlamıştı.

"Oteli değil orduevini korudular"

Vali Ahmet Karabilgin "Asker yetişti" sandıklarında yaşanan hayal kırıklığını ise şöyle anlattı: "Sonunda 20 - 30 asker geldi, hükümet meydanına... Ama orduevini koruyacak şekilde mevzi aldılar. Bunları maalesef ben yaşadım, gördüm. Halbuki benim güvenliğimle ilgili bir sorun yok, Madımak’ta sıkıntımız var, oraya yoğunlaşması lazım. Ama askeri birlikten parça parça gelen bu gruplar olay yerinden çok, ana caddedeki mağazaların, kuyumcuların, askeri risk altına atmayacak bölgelerin etrafında güvenlik önlemi aldılar".

Askeri etkisizleştirdiler

Yangından hemen önce komutanın, küçük bir askeri birlikle Madımak Oteli’nin bulunduğu meydana girdiğini anımsatan Vali Karabilgin, o birliğin de "Asker Bosna’ya", "En büyük asker bizim asker" sloganlarıyla etkisizleştirildiğini söyledi. Karabilgin, bu tavrın nedenini de şöyle açıkladı: "Kahramanmaraş, Çorum, Sivas olayları masaya yatırılsa görülecektir ki, asker hepsinde olay bittikten sonra devreye girmiştir. Niye? Çünkü asker, savunma ve savaş düzeni esasına göre eğitilir. Oysa toplumsal olaylar, farklı eğitim ve deneyim ister. Komutanlar ‘Siviller işlerini kendileri bir yapsın, görelim. Belki başarırlar’ anlayışıyla son ana kadar bekler. Askerin burnu kanamasın ister. Bu da onların sorumluluğudur. Genelkurmayın izni olmadan hiçbir birlik komutanı bir tek neferi olayların içine atamaz. Bunlar konuşulmuyor, onlar hiçbir şey söylemiyor ama Sivas’ta da birlik komutanı, Genelkurmayın verdiği izin kadar asker yollama yetkisini kullanabilmiştir".

Polis teşvikçi, itfaiye isteksiz

Karabilgin, o gün kentte 350 civarında polis ve 80 civarında jandarmanın görev yaptığını, saldırganların sayısının ise 15 bini bulduğunu söyledi. Bu koşullarda polis, jandarma ve itfaiyecilerin çoğu görevini fedakarca yapsa da istisnalar olduğunu da vurguladı: "5 saat, polis ve jandarma Madımak’a saldırganların girişini engelledi. Yerine göre havaya ateş açtı, yerine göre cop kullandı, yerine göre kenetlendi, yerine göre de belki birilerinin sırtını sıvazladı. Bunlar da oldu, olmadı demiyorum. O noktada tıkandık artık. Polisin panzeri yok ki, topluluğu nasıl dağıtacaksınız. Emniyet Müdürü ‘itfaiyeye tazyikli su sıktırıp dağıtalım’ dedi. Ancak Belediye Başkanı ‘Su sıkıldığı zaman halk birbirini ezer’ gibi bahanelerle olumsuz tavır aldı. Bir süre sonra itfaiyeyi hükümetin önüne getirtebildik, ama ileriye adım atamadı. Hep kafamda bunları düşünürüm, acaba otelin yanacağını birileri biliyor muydu da o rahat dönemde itfaiye gelmedi diye.. Oysa araçlar yanarken bir tek itfaiyeyi otelin önüne ulaştırabilmiş olsaydık, kesinlikle oteli yaktırmazdık. itfaiye buna istekli miydi? Hayır, itfaiye de isteksizdi".
Göz göre göre katliam

baron11
27-02-2010, 01:14
Meseleyi dört ana başlıkta toplayabiliriz aslında...

1)-Cumhuriyet'in kurucu ideolojisine sahip çıkma meselesi...

2)-Ulusal bütünlüğü , bağımsızlığı koruma , komşularla savaşmama meselesi...

3)-Ortadoğu'da teşeron olmayı reddetme meselesi...

4)-Dünyanın en büyük petrol rezervlerine sahip Irak ve İran'da ki petrol kuyularının bekçiliğini yapmama meselesi...

Aranızda Fuller ismini duyan var mı ? Bugün yarın demeç vermeye başlar New York'dan eli kulağındadır...Ben kendisini New York aydını diye isimlendiriyorum...:bad:

Sayın Achiles , arkadaşımızın düşüncelerine katılıyorum...

Aslında hepiniz haklısınız ne görüyorsanız onu yorumluyorsunuz...

merlin
27-02-2010, 01:22
dogrudur askerlik yapanar biliyordur, toplumsal olaylara karsi ne yapilacagini, isyan cikarsa ne yapilacagini falan.

ama merak ederim hep, Sivas ta derin birtakim guclerin ( basta dogu perincek ekibi olmak uzere) ince bir sekilde dokuduklari provakasyonlar ile sucsuz gunahsiz bir otel dolusu insan atese verilirken sivasta ki askeri birlikler ne yapmaktaydi ? Emasya larimi yoktu, sungulerimi, mermilerimi?

:)

Açıklayayım efendim...

Sivas yaklaşık 500 senedir dinsel gözüken fakat esasında ideolojik olan gerilimlere sahne olan bir ilimiz. Şehirde Pir Sultan Abdal şenlikleri düzenlenecektir ve birileri ortamı haftalar öncesinden gerer. Bildiriler dağıtılır.

Aziz Nesin 'in konuşması bahane edilip onbinlerce insan gaza getirilir. Konuşmasında İslam ya da başka bir dine hakaret yoktur esasen. Tam tersine biraz Aleviler'e yüklenir. Siz iktidar olamazsınız, olsanız da taşıyabileceğinizden emin değilim filan der. (Bana inanmayanlar olacaktır, konuşmasının tam metni için : ''Sivas Davası , Barolar Birliği Yayınları , 3Cilt '' okunabilir ).


----------------------

Suçun toplumsal tahlili : Yığınların işlediği suçlar hakkında litaratürde çok şey yazılıdır. Yığınları oluşturan her bir birey normalde çok sakin, beyefendi olabilir, insancıl olabilir (olmaya da bilir) . Ama o yığın ''tek tek bireylerden oluşan bir şey değil, canavara dönüşmüş tek bir bireydir artık '' ...İtalyan hukukçular 100 sene evvel böyle tanımlıyor. Ve o canavar , normalde asla yapmayacağı şeyler yapabilir, şehri yok edebilir.

Sivas'ta insanları kışkırtan(insanların en azından bir kısmı kışkırtılmaya dünden razı sanki o olayda , öyle duruyor ) 40-50 yobaz bu onbinlerce insandan oluşan canavarı yaratır böylece....

---------------------------------
Peki normalde 300-500 güvenlik görevlisinin bastırabileceği bu olaylar beklenmedik biçimde nasıl çığırdan çıkar? Polis aciz kalır . Sayısı da yetersizdir. Emniyet Müdürü ve Vali olayları ilk etapta idrak edemez.


Sorunuza geleyim .
Peki asker neden müdahale etmedi ? Müdahale etti, ama çok geç kaldı . Otel yanarken jandarma yeni gelmişti ve zaten sayısı da yeterli değildi.
Kabahat kimde ?

Askerin (jandarma hariç) , normal dönemlerde(meclisçe ilan edilen olağanüstü hal ve sıkıyönetim dışında) şehir merkezlerinde kolluk yetkisi yoktur .
Yani asker olaylara kendisi resen müdahale edemez. Mesela Piyade ya da tankçı şehir merkezinde trafik kontrolü yapamaz.

Vali , polisle engelleyemeyeceğine kanaat getirdiği ,alışılmadık derecede ciddi şiddet olaylarında askerden yardım isteyebilir, en yakın askeri kuvvet komutanından yardım isteyebilir ve bu isteği derhal yerine getirir. Eğer o şehirde yeterli askeri birlik yoksa Vali İçİşleri bakanlığı aracılığıyla çevre illerden yardım ister.

Vali , durumu İç İşleri Bakanına derhal bildirir.
İçİşleri bakanı askerin Vali emrinde kullanmasına müsade eder .


İşte tüm bu süreç bizim hantal devlet yapımız ve basiretsiz idarecilerimiz nedeniyle çok ağır işlemiş o zaman. Vali durumun vahametini idrak edememiş. İdrak ettiğinde Başbakana(Demirel) ve başbakan yardımcısına (İnönü) ulaşmaya çalışmış. İnönü ''merak etmeyin meseleyi çözeceğiz ''demiş.
İçİşleri Bakanı emri verdiğinde ise iş işten geçmiş.
Çevre illerden yardım ise muhtemelen gelmedi ya da yetişmedi. Şehirdeki jandarma ve polis sayısı yetersiz kaldı muhtemelen. (Sİvasta jandarma dışında askeri birlik var mı bilmiyorum)


---------------
Olayda hayatını kaybeden insanların yakınları bu konuyla ilgili Danıştay'da devlet aleyhine tazminat davası açtı geçmişte . Ve o davayı kazandılar .




--------------
Durun tahmin edeyim :) Diyeceksiniz ki , madem öyle , EMASYA ne iş ?
Efenim, EMASYA olağanüstü hal ve sıkıyönetim uygulamasıdır. Ve olağanüstü hal ve sıkıyönetimi zaten meclis ilan eder ve o şehirde polisin yetkileri askere geçer.
İstisnaen bu haller dışında da valinin rızasıyla uygulanabilir mi , inanın bilmiyorum. Ancak askerin şehir merkezlerinde yetkisini artıran protokol Erbakan hükümetince imzalandı . Yani Sivas olaylarında böyle bir protokol yoktu.



Benim bildiklerim böyle . Konuyla ilgili Danıştay kararlarını okumuştum, oradan biliyorum meselenin gelişme yönünü. Ve Sivas Davası isimli Barolar Birliğinin kitabında da genişçe anlatılır.

merlin
27-02-2010, 01:28
cevap için teşekkür ederim.inanın dokunulmazlıklar kalktığında özel yetkili savcılarında özel yetkileri ne üdüğü belirsiz kimin nesi kimin fesi olduğu belli olmayan .dün pkk nın bu gün ise emerikanın himayesindeki gazetelerin ,bir takım delil belge diye sunduğu kağat parçalarını yayınlayarak ,o özel yetkili savcılarında bu yayınları belge niteliğine alarak ülkede önemli makam ve mercilerde bulunanları .göz altına almak ,suçları sabit olmasada ,ülkeden çıkış ihtimalleri bulunmasada ,senelerdir ceza evlerinde tutmak.bazılarının ölümüne sebebiyet vermekten bazılarının kanser hastası bazılarının ise onurlarını 2 paralık etme yetkileride olmayacaktır.burası muz cumhuriyetinemi dönüyor.ne demktir ergenekon terör örgütü.ne demektir senelerce ceza evinde suçu sabit görülmeyen kişilerin tutulması.bunlar resmen insan hakları ihlalidir.apoya gösterilen saygı bu ülkede askerlerimize gösterilmemektedir. buda bize kuşatma altında olduğumuzu göstermezmi.şu son 5 yıla bir bakın .kimler suç işlemiş ve serbes burakılmış .kimler vatanı savunmuş ve ceza evlerine tıkılmış.benim hırsızınm iyi senin ki kötü olmaz hırsız hırsızdır.yarın bir günde biri çıkar savcılara öyle bir özel yetki tanırki o savcılarda başbakanı cumhur başkanını genel kurmay başkanını tutuklatıp .özel yetkiyi tanıyan kişinin devletin başına geçmesine hizmet eder.ya o özel yetki dış güçler tarafından tanınır ise .?

Kaygılar hepimizin .......

kemal.erdem
27-02-2010, 01:29
Donemin Sivas valisi Karabilgin,

askerin ilk andan itibaren olayları yakından izlediğini hatta Genelkurmay Başkanı Orgeneral Doğan Güreş’in kendisini arayarak "Orada 6 bin mevcudum var, hepsi emrinde" dediğini de anlattı: "Güreş Paşa’ya, ‘Paşam bunları bana söylemeyin. Yanımda Tugay Komutanı var. Telefonu ona veriyorum. Ona söyleyin, talimatınızı ona verin’ dedim. Tugay Komutanı telefonu aldı, ‘Başüstüne komutanım’ dedi ve gitti".

merlin
27-02-2010, 01:31
sayin achiles donemin sivas valisini dinleyelim bakalim askere ne demis asker ne yapmis o soylesin CNN TURK te Can Dundarla yaptigi roportajda

Göz göre göre katliam



Dönemin Valisi Ahmet Karabilgin, Sivas katliamının 9. yılında herkese suçlama yağdırdı:



.

Ben vali olsam, görev yaptığım şehirde böyle sıkıntılar olsa , böyle vahim olaylar olsa....
Askeri suçlarım.
Polisi suçlarım.
Başkalarını suçlarım.

Ama vicdanım der ki ....
''Ey aslanım merlin...
Vali oldun. Herkes emrinde.
Şehir 1 aydır çalkalanıyor .
Bildiriler elden ele.
kahvelerde toplantılar yapılıyor.
Hava kan kokuyor.
Ne halt yemeye beklendin olay gününü ?
Ne önlem aldın ?
100 000 kişi otelin önünde toplandıktan sonra ABD ordusu engel olamazdı, o kalabalığa nasıl oldu da müsade ettin?
Kimseyi suçlama, en büyük suçlu belki de sensin....Çünkü bu şehirde herkes senin emrinde....





Yanlıyor muyum ?

merlin
27-02-2010, 01:36
Donemin Sivas valisi Karabilgin,

askerin ilk andan itibaren olayları yakından izlediğini hatta Genelkurmay Başkanı Orgeneral Doğan Güreş’in kendisini arayarak "Orada 6 bin mevcudum var, hepsi emrinde" dediğini de anlattı: "Güreş Paşa’ya, ‘Paşam bunları bana söylemeyin. Yanımda Tugay Komutanı var. Telefonu ona veriyorum. Ona söyleyin, talimatınızı ona verin’ dedim. Tugay Komutanı telefonu aldı, ‘Başüstüne komutanım’ dedi ve gitti".

Bu detayı duymamıştım. Doğru olabilir.
Ama bilemeyiz, belki de Doğan Güreş gibi düşünenler şu an TSK içinde üstünlüğü tekrar ele geçirmeye çalışıyor ? Dışarı sızan onca bilgi , belge ....Çamur at izi kalsın, içeri aldır o tuğgenarali, antiamerikan görüşte o ve 5 sene sonra orgeneral alacak. Tasfiye tasfiye...Bizimkilerin önünü açalım ...
Olabilir mi ?

kemal.erdem
27-02-2010, 01:51
Bu detayı duymamıştım. Doğru olabilir.
Ama bilemeyiz, belki de Doğan Güreş gibi düşünenler şu an TSK içinde üstünlüğü tekrar ele geçirmeye çalışıyor ? Dışarı sızan onca bilgi , belge ....Çamur at izi kalsın, içeri aldır o tuğgenarali, antiamerikan görüşte o ve 5 sene sonra orgeneral alacak. Tasfiye tasfiye...Bizimkilerin önünü açalım ...
Olabilir mi ?
su gladio mudur ergenekonmudur,kontrgerillamidir , bir cozulsede kim ilerici kim gerici kim antiamerkanci bir yurdum evladi gorse !

ASPİRİN
27-02-2010, 07:26
İlk kurşunmuş, Hasan Tahsin'miş , hala aynı terane ; yıkılmadım ayaktayım , peh !
Ne zamandan beri Sebataylar,masonlar vatan kahramanı oldu ??? :bad:
Soner Yalçın daha tamamını yazamadı bunların !
Hoş, birgün birileri de çıkıp Soner Yalçın'ı yazacak !
Bu memleketi sutre gerisinden yönetenler hep bunlardı !

Uyu Ali Uyu ,Oya ip atla ...

...... Sanıyorum derin devlet ya da derin irade denen şeyin ne olduğunu, bazı kimselerin laiklik anlayışının neden rasyonelin ötesine geçtiğini, başörtüsü sorununun gerçek nedenini, Çevik Bir'in 28 Subat çıkışını ve sonrasında neden Sabah gazetesince cumhurbaşkanı adayı olarak lanse edildiğini, genelkurmaydaki Hasan Tahsin Harekat Odasına neden bu adın konduğunu (Hasan Tahsin -Osman Nevres- bir sabetaycıydı ve düşmana ilk kurşunu onun attığı sabetaycı basın tarafından uydurulmuştur ancak bunun gerçekdışılığı sonradan kanıtlanmıştır), eski Dışişleri bakanı Coşkun Kırca'nın açık islam karşıtlığı ve din eğitimi hakkındaki çirkin söylemininin altında yatanları, Can Paker'in neden protestan bir islam talep ettiğini, Mina Urgan'ın kitabında neden Necip Fazıl ve Yahya Kemal'den aşağılamayla sözettiğini, özünde bir sabetaycı hareket olan Yeni Türkiye Partisi'nin kuruluş aşamasında Asaf Savaş Akad ve Bülent Eczacıbaşı'nın neden rol aldığını şimdi anlamışsınızdır...

http://www.angelfire.com/de3/dumrul/mas7pp.html

http://66.102.9.132/search?q=cache:A1W-UMMPOngJ:www.exsehir.com/forum/index.php%3Ftopic%3D2586.0%3Bwap+hasan+tahsin+maso n&cd=9&hl=tr&ct=clnk&gl=tr

Efendi adlı kitaptan;

.......ilk kurşunu " izmir'de değil isviçre'de attı.
yıl 1911. italyan - osmanlı osmanlı orduları trablusgarp'ta savaşıyor. o günlerde isviçre sinemalarında osmanlı devleti aleyhine bir film gösteriliyor. filme tahammül edemeyen osman nevres neuchatel'deki sinemanın beyaz perdesine üç kurşun sıkıyor.
ikinci kurşunun adresi bükreş !
o artık teşkilatı mahsusa'nın fedaisiydi. teşkilata onu alan isim ise, hemşerisi doktor nazım'dı.
kod adı hasan tahsin'di. görev yeri ise romanya'ydı.
1916 yılında osmanlı ve alman orduları bükreş'e doğru ilerlediler. siyasi mahkumlar daha iç bölgelerde bulunan hapishanelere taşınacaktı. mahkumlar banliyö istasyonuna götürüldü, osman nevres buradan kaçmayı başardı.
talat ve enver paşaların isteği üzerine istirahat etmesi ve muhtemel bir görevi üstlenmesi için isviçre'ye gönderildi. 1918 yılında isviçre'den döndü. kısa bir süre istanbul'da kaldı, ardından izmir'e gitti.
O günlerde hasan tahsin'in ailesinin yardımına, gemi acentesi van der zee'nin patronu hollandalı yahudi tüccar heinrich van der zee yetişti. aynı zamanda o günlerde norveç fahri konsolosu olan van der zee, hasan tahsin'in ailesini bir süreliğine amerikan koleji'nde sakladı.
bugün hasan tahsin'in mezarı yoktur. istanbul'da karakaşi sabeteyistlerin mezarlığı olarak bilinen bülbülderesi mezarlığı'nda adına dikilen bir anıt vardır.

cehane27
27-02-2010, 09:10
28 şubat süreci sırasında erbakan başkanlığında rp-dyp koalisyon hükümeti vardı.
almanya zenginliğini komşuları ile yaptığı ticarete borçludur.

erbakanda bu amaçla tamamı eli sopalı tek adam veya soylu ailelerle yönetilen arap ülkelerine ziyarette bulundu.ancak akılalmaz
saygısızlıklarla karşılandı.bu onun prestijini olumsuz olarak etkiledi.

1-mısırda türk bayrağının göndere çekilmemesi.
2-libyada kaddafinin güneydoğu ile ilgili çirkin sözleri.
3-1975 te s .arabistanda saatlerce bir yerde muhatapsız olarak bekletildiği söylenir.


28 şubat sürecinde erbakan
1-askerlere normalin üzerinde bir zam yapılmasını sağladı.
2-israille olan bütünleşmeyi artıran askeri anlaşmaları onayladı.
3-bir takım subayların ordudan atılmasını sağlayan kararları onayladı.

erbakan emperyalizme yani küresel hakim güçlerin -abd,israil- planlarına karşı çıkan bir insan olmasına karşın niye böyle davrandı.

çünkü kendi askeriyle çatışmak ya da gerilimi artırmak istemedi.

erbakanın uzlaşma ,asgari müşterek de anlaşma çabaları
ordu tarafından zayıflık işareti görülerek düşmanlıkla karşılandı.

sonuçta dyp li bazı vekillerin istifası ile hükümet dağıldı.bu vekillere darbe olsılığı söz edilerek-yağlı kazığa oturturuz -gibi tehdit dolu telefonlar geldiği söylenir.

ilginçtir...geçmişte demokrasi mücadelesi vermiş bazı dyp liler istifa ettiler.

1-erbakanın bilmediği şey küresel hakim güçlerin dediği olur ilkesi.yani onların dediklerini dinlemeyen iktidarda kalamaz.

şöyle bir düşünün akp niye senelerdir başta.

2-erbakanın kanlı mı olacak kansız mı olacak cümlesini kullanmış olması.özellikle bu cümle nedeniyle aihm rp nin kapatılmasını hukuka uygun buldu.

OnurGururSeref
27-02-2010, 09:14
Vay canına SAYIN Aspirin! Bize bunlar nasil anlatilmisti oysa! Hepsi yalanmis. Hasan Tahsin diye biri bile yokmus; tipki Fadime Sahin gibi.. Daha kimbilir kimler yoktu da biz var saniyorduk. Belki Mustafa Kemal de cizgi roman kahramaniydi da bize Karagoz perdesindeki hayaller gibi hayal ettirdiler.. Olur mu olur! Artik hersey "oluyor"..


Cok tesekkur ederiz bize dogrulari ogrettiginiz gozumuzu actiginiz icin SAYIN Aspirin.. Lutfen "olmayanlari" bize gostermeye devam ediniz..

ozberehu
27-02-2010, 09:39
İlk kurşunmuş, Hasan Tahsin'miş , hala aynı terane ; yıkılmadım ayaktayım , peh !
Ne zamandan beri Sebataylar,masonlar vatan kahramanı oldu ??? :bad:
Soner Yalçın daha tamamını yazamadı bunların !
Hoş, birgün birileri de çıkıp Soner Yalçın'ı yazacak !
Bu memleketi sutre gerisinden yönetenler hep bunlardı !

Uyu Ali Uyu ,Oya ip atla ...

...... Sanıyorum derin devlet ya da derin irade denen şeyin ne olduğunu, bazı kimselerin laiklik anlayışının neden rasyonelin ötesine geçtiğini, başörtüsü sorununun gerçek nedenini, Çevik Bir'in 28 Subat çıkışını ve sonrasında neden Sabah gazetesince cumhurbaşkanı adayı olarak lanse edildiğini, genelkurmaydaki Hasan Tahsin Harekat Odasına neden bu adın konduğunu (Hasan Tahsin -Osman Nevres- bir sabetaycıydı ve düşmana ilk kurşunu onun attığı sabetaycı basın tarafından uydurulmuştur ancak bunun gerçekdışılığı sonradan kanıtlanmıştır), eski Dışişleri bakanı Coşkun Kırca'nın açık islam karşıtlığı ve din eğitimi hakkındaki çirkin söylemininin altında yatanları, Can Paker'in neden protestan bir islam talep ettiğini, Mina Urgan'ın kitabında neden Necip Fazıl ve Yahya Kemal'den aşağılamayla sözettiğini, özünde bir sabetaycı hareket olan Yeni Türkiye Partisi'nin kuruluş aşamasında Asaf Savaş Akad ve Bülent Eczacıbaşı'nın neden rol aldığını şimdi anlamışsınızdır...

http://www.angelfire.com/de3/dumrul/mas7pp.html

http://66.102.9.132/search?q=cache:A1W-UMMPOngJ:www.exsehir.com/forum/index.php%3Ftopic%3D2586.0%3Bwap+hasan+tahsin+maso n&cd=9&hl=tr&ct=clnk&gl=tr

Efendi adlı kitaptan;

.......ilk kurşunu " izmir'de değil isviçre'de attı.
yıl 1911. italyan - osmanlı osmanlı orduları trablusgarp'ta savaşıyor. o günlerde isviçre sinemalarında osmanlı devleti aleyhine bir film gösteriliyor. filme tahammül edemeyen osman nevres neuchatel'deki sinemanın beyaz perdesine üç kurşun sıkıyor.
ikinci kurşunun adresi bükreş !
o artık teşkilatı mahsusa'nın fedaisiydi. teşkilata onu alan isim ise, hemşerisi doktor nazım'dı.
kod adı hasan tahsin'di. görev yeri ise romanya'ydı.
1916 yılında osmanlı ve alman orduları bükreş'e doğru ilerlediler. siyasi mahkumlar daha iç bölgelerde bulunan hapishanelere taşınacaktı. mahkumlar banliyö istasyonuna götürüldü, osman nevres buradan kaçmayı başardı.
talat ve enver paşaların isteği üzerine istirahat etmesi ve muhtemel bir görevi üstlenmesi için isviçre'ye gönderildi. 1918 yılında isviçre'den döndü. kısa bir süre istanbul'da kaldı, ardından izmir'e gitti.
O günlerde hasan tahsin'in ailesinin yardımına, gemi acentesi van der zee'nin patronu hollandalı yahudi tüccar heinrich van der zee yetişti. aynı zamanda o günlerde norveç fahri konsolosu olan van der zee, hasan tahsin'in ailesini bir süreliğine amerikan koleji'nde sakladı.
bugün hasan tahsin'in mezarı yoktur. istanbul'da karakaşi sabeteyistlerin mezarlığı olarak bilinen bülbülderesi mezarlığı'nda adına dikilen bir anıt vardır.

meydan boş ya sallayınız, ya tutarsa....bari bilmiyorsunuz okuyun...

tarihte kurtuluş savaşına simge olmuş insanları, bu tarihten yaklaşık 9 yıl sonra öleli 100 yıl olacak, Türk Milletinin kahraman kabul ettiği insanları burda o cu bu cu diye fişlemek adam gibi adamlara yakışmaz...marifet burda lakırdamakta kafa bulandırmakta değil 100 yıl önce işgalci Yunanın sancağını taşıyan subayına öyle dimdik durabilmekte....mezarı olsun olmasın, bu insanlar hayatlarını sen ben bugünlerde bu lafları özgürce söyleyebilelim diye feda etmiş...gereksiz lakırdamaların alemi yok...

Hasan Tahsin bak bu anlattığım aşağıdaki, o yukarda bahsettiğiniz kayla alınası değil ama kim inansın diye yazıyorsanız ben de onlar okusun inanmasın diye yazıyorum arkadaş...gayem o dur anlayana...

"Egede Kurtuluş Savaşı Başlarken HASAN TAHSİN" isimli kitapdan yararlanılmıştır.

15 Mayıs 1919 Perşembe günü, Yunanlılara ilk kurşunu atan Hasan Tahsin, o tarihden 31 yıl önce 1304'de (1888) Selanik'de doğdu. Ona Osman Nevres adını verdiler. Hasan Tahsin takma adını 1914'de Buxton kardeşleri vurmak için Romanya'ya gittiği sırada almış ve bir daha bırakmamacasına benimsemiştir. Babasının adı Recep, annesinin adı Rabia'dır. Rabia, Recep ağanın ikinci karısıdır. Osman Nevres'in bu evlilikden Binnaz ve Melek adlı iki kız kardeşi olmuştur. Babasının ilk evliliğinden de Mehmet Recep adında bir ağabeyi vardır.

Öğrenim çağına gelince, Mustafa Kemal'in de okuduğu Şemsi Efendi okuluna gönderildi. Daha sonra, yine Selanik'deki Feyziye Mektebi'ne gitti. Mektebin müdürü daha sonraları İttihat Terakki'nin Maliye Nazırlığını yapacak olan Cavit Bey'di. Osman Nevres, zeka ve çalışkanlığı ile Cavit Bey'in dikkatini çekmiştir. Daha sonraları ailesi ticaret yapmak için İstanbul'a yerleşmesine rağmen Osman Nevres gitmeyerek, Cavit Bey'in gözetimi altında kaldı. Okulu tamamlayınca, ülke sorunlarıyla ilgilenmek, siyasetiyle uğraşmak hevesiyle İstanbul'a gelir (1907). 1909 ve 1914 yılları arasında Fransa'ya gider. Paris'de Sorbonne'a kaydolan Osman Nevres, "siyaset bilimleri" eğitimi görmeye başladı. Burada Belçika'lı sosyalist Emile Vandervelde'nin konferanslarını izlemiştir. 1914'ün ilk aylarında İstanbul'a dönmüş olduğu yönünde bulgular vardır. Sorbonne'un siyasal bilimler bölümünü bitirdiğine ilişkin hiçbir bilgi elde edilememiştir.

İstanbul yıllarında İttihat ve Terakki hükümeti ile çalıştı. Daha sonraları kurulan Teşkilat-ı Mahsusa'ya İttihat ve Terakki tarafından verilen ve Balkan ülkelerini, ülke aleyhine kışkırttığı öne sürülen Buxton kardeşler suikastında görev aldı. Ancak bu görevlendirme Teşkilat-ı Mahsusa tarafından mı yoksa Osman Nevres (Hasan Tahsin) 'in kendisi tarafından mı üstlenildiğine dair bir bilgiye ulaşılamamıştır. Hasan Tahsin adını ilk kez bu görevlendirmede kullanmış daha sonraları İzmir'de yaptığı çalışmalarda da tamamen bu ismi benimsemiş ve kartvizitlerini de bu şekilde bastırmıştır.Gerçek Hasan Tahsin İttihat ve Terakkinin illegal çalıştığı yıllarda vurucu güç olarak çalışan kadroda bulumuş daha sonraları legalleşen örgütle beraber, örgüte verdiği zararlardan dolayı öldürülmüş bir başka şahıstır. Osman Nevres Romanya'da yapacağı çalışmalarda gizlilikten ve deşifre olmamaktan dolayı bildiği bu ismi kullanmış ve Romanya'da bu isimle bulunmuştur. 2 Ekim 1914'de ki suikast girişiminde başarılı olamamış, Buxton kardeşlerin biri yara almadan, diğeri hafif yaralarla kurtulmuştur. Yakalanan Osman Nevres (Hasan Tahsin) Bükreş'de bir hapishaneye konulmuştur. Uzun süren sorgulama ve duruşmalardan sonra, Hasan Tahsin (Osman Nevres), 5 yıl kalebentliğe mahkum oldu. Hasan Tahsin'in bir mektubunda da belirttiği gibi bu gibi suçlara Romanya mahkemeleri 20 yıl kürek cezası vermektedir. Bu cezadan suikastın fazla önemsenmediğini söyleyebiliriz.

Hasan Tahsin ittifak kuvvetlerinin Romanya'ya saldırması ve Bükreşi ele geçirmesi ile 8 Aralık 1916 da hapisden kurtulmuştur. İstanbul'a geri döndükden sonra İttihat ve Terakki tarafından 1917 yılının ilk baharında İsviçre'ye gönderilmiştir. Burada sürgündeki aydınlarla çeşitli bağlantılar gerçekleştirdikden sonra 1917'nin sonlarında İstanbul'a dönmüştür. Daha sonra 1918'in ortalarında, gazete çıkarmak ve İsviçre'de kafasında oluşan barışı oluşturmak için İzmir'e gelmiştir. Buraya gelişi ile birlikte Hasan
Tahsin adını tamamı ile kullanmaya başlamıştır.

İzmir'de bulunduğu yıllarda daima koyu renk elbiseler giyiyordu. Tek bir kez olsun, onu başında fesle İzmir sokaklarında dolaşırken gören olmamıştır. Frenk mahallesinde iki katlı tipik bir rum evini kiralamıştı. Bu ev Birinci Kordon'daki Sporting Kulüp'ün birkaç sokak arkasına düşüyordu.

İzmir'de Mondoros Mütarekesini izleyen günlerde Hukuk-u Başer (İnsan Hakları, 11 Kasım 1918) adında bir gazete çıkararak mücadelesini bu yönde sürdürmeye başlamıştır. Hasan Tahsin iki üç ay boyunca bu gazetede sanıldığı gibi ateşli ve yurtsever yazılar yayınlamış değildir.İlk başlarda
direnmeden değil, büyük devletleri kızdırmadan ve onların gözüne hoş görünmekle ülkeyi esenliğe çıkarabilmenin yolundadır. Daha sonra bu düşüncesinden vazgeçmiş ve çok ateşli yazılar yayınlamıştır.

Ülkedeki durum, özellikle bu yıllarda, Türk halkı ve köylüsü için daha da zorlaşmıştır. Hükümetin Milli iktisat politikası, Türk burjuvazisi ve tüccarıyerine, ortaya çıkara çıkara vurgunculardan, karaborsacılardan kurulu bir savaş zengini sınıf çıkarmıştı. Türk halkı ve köylüsü için ortada gene değişen bir durum yoktu. I. Dünya Savaşı'ndan önce azınlıklar ve yabancılar tarafından sömürülen Türk halkı, bu kez Türk tüccarı tarafından daha da acımasız bir şekilde sömürülmeye başlanmıştı.

Bu şartlarda gazetesini çıkarıp yaşatma çalışmaları yapan Hasan Tahsin bunda fazla başarılı olamaz ve gazetesi kapatılır. Daha sonra bir süre için Sulh ve Selamet gazetesini çıkaran Hasan Tahsin burada mütarekeden sonra savaşla birlikde türeyen bu sınıfı eleştiren seri yazılar yayınlıyordu. Bu gazete aynı zamanda, daha sonra parti haline gelen Osmanlı Sulh ve Selamet Cemiyeti'nin İzmir'deki organı durumundaydı.

Hasan Tahsin'in emperyalizme karşı olan bu mücadelesiyle beraber, 2 Mayıs 1919'da İngiltere Başbakanı Lloyd George, Fransa Başbakanı Clemenceau ve ABD Başkanı Wilson İzmir'in işgali sorununu görüşmeye başladılar. Görüşmeler, İtalyanların dışında olarak 11 Mayısa kadar sürdü.

7 Mayıs günü yapılan toplantıya Yunan Venizelos'da katılmıştır.12 Mayıs'da İtalyanlar tekrar katıldılar. Bu tarihde İzmir'in işgali kararı, oluşan bu konsey tarafından alındı. Karar 13 Mayıs'da Yunanlılar tarafından uygulamaya geçirildi. 14 Mayıs çarşamba günü, İzmir valisi İzzet ile 17. Kolordu kumandanı Ali Nadir Paşa'ya işgal notası verildi. Bu notadan sonra İzmir'de çeşitli cemiyetler ilhak hakkında halkı bilgilendirme ve harekete geçirmek için çalışmalar yapmıştır. Bu konuda İzmir'in büyük alanlarında Maşatlık'da çok büyük bir miting yapılmış, burada tüm halka ilhak ve işgalin detayları aktarılmaya çalışılmıştır. Maşatlık mitinginden sonra Hasan Tahsin halkda aradığı hareketi bulamadığı ve yeterli direnme gücünün olmadığını üzülerek tespit etmiştir.

14 Mayıs günü tüm olanlardan ve aradığı direnişi Validen, kolordudan ve halktan bulamayacağını anlayan Hasan Tahsin tek başına direnmeyi kafasına koymuştur. 15 Mayıs 07:30 da ilk işgal başlatıldı. Saat 11 sularında işgal kuvvetleri Konak Meydanı'na kadar ulaştılar. Burada Hasan Tahsin tabancasını ateşleyerek, atında, elinde Yunan bayrağı taşıyan teğmeni vurmuştur. Böylece ilk kurşun Askeri Kıraathane'nin önünde sıkılmıştır. Bu karışılıkdan sonra Hasan Tahsin ilk kurşunun sıkıldığı yerden 150 metre uzakta vurularak öldürülmüştür. 15 Mayıs 1919'da kan dökülerek girilen İzmir'den 9 Eylül 1922'de yine aynı yerden denize dökülerek çıkılmıştır. Böylece Megali-İdea ve bu olguyu işleyen emperyalizm de böylece İzmir'den atılmıştır.


"İstanbul'da Bir Zürafa" kitabından Hasan Tahsin'le ilgili bir bölüm aktarılmıştır."

Leylekler Geçerken;
Bükreş Cezaevi'ndeki mahkum, her sabah olduğu gibi, 1915 yılının 13 Şubat günü de, hücresinin penceresine konan serçelerin ötüşleriyle uyanır. O gün, kahvaltısının bir bölümünü serçelerle paylaştıktan sonra oturur ve dört duvar arasından bir mektup yazar kız kardeşlerine: "Serçelerim elimden kırıntıları yiyerek bir toplumsay düzeye yükseldiler. İlk günler çağrıma sekerek, korkarak gelen bu kanatlı çiçekler, şimdi güvenle parmaklarımın ucundan kırıntıyı gagalıyor, yöremde cıvıltıyla uçuşuyorlar".
Alcatraz Kuşçusu gibi serçelerle dostluk kuran, onları elleriyle besleyen mahkum, Selanik'te doğmuş ve Mustafa Kemal Atatürk'ün de okuduğu Şemsi Efendi Mektebi'ne gitmiştir. 27 yaşındaki mahkum, ziyaretçisi olduğunu söyleyen gardiyanın ardından yürürken merak içindedir; yabancısı olduğu bu kentte kendisini görmek isteyen kim olabilir ki?

Mahkum, iki yıl önce, öğrenci olarak bulunduğu Paris'in bir sinemasında Trablusgarp Savaşı'nda İtalyanlar'ı haklı gösteren sahneleri izlerken sinirlerine hakim olamamış, sahneye sandalyesini fırlatmıştır. Kendisini ziyarete gelen ise, Balkan halkını Osmanlı'ya karşı kışkırttığı için karşısına tabancayla dikildiği İngiliz gazeteci Noel Edward Buxton'dur. Mahkum, Noel Buxton'a ateş etmiş ama kardeşi Leland Buxton'u yaralamıştır. O gün, ziyaretçi şunları söyler mahkuma: "Sen cesur bir çocuksun. Ben de fena adam değilim. Tesadüf bizi karşı karşıya getirdi. Aramızdaki fikir aykırılığını ve siyasi kini bir tarafa bırakarak insan sıfatıyla ahbap olamaz mıyız?"

Cezaevi serüveni, Romanya'da gizli çalışmalar yapan İngiliz Noel Edward Buxton ve Leland Buxton adlı kardeşlerin karşısına 2 Ekim 1914'de tabancasıyla dikildiğinde yakalanmasıyla başlamıştır. Balkan halklarının İngiltere yanında yer alması için Osmanlı'ya karşı etkinlik yürüten kardeşlerden Noel Buxton, kendilerini öldürmek isteyen adamı merak ederek cezaevine gider. Böylelikle, mahkumun serçelerle kurduğu dostluktan çok daha sıcak bir dostluk başlar aralarında. Öyle ki, Bükreş'in Almanlar tarafından işgal edilip, mahkumun serbest bırakılmasına kadar sürer gider bu dostluk!Kenti işgal eden askerler, saat kulesinin bulunduğu meydana geldiğinde binaların çatılarına konan kuşlar aşağıda olup bitenleri şaşkınlıkla izlemekteydiler. Maydanlarını askerleri alkışlamak için toplananlara kaptıran kuşların yüzlerindeki endişe, kalabalığın arasına tek tük serpilmiş insan yüzlerinde de görülmektedir. Bahar yağmuru taşıyan bulutlarla kaplıdır gökyüzü. Yol boyunca alkışlanan askerlerin en önünde ilerleyen at üstündeki adamın elinde, ucu yere kadar uzanan görkemli bir bayrak vardır. Gök gürültüsünden önce duyulan silah sesiyle bayrağın tamamı serilir yere. Askerler ve onları karşılamaya gelen insanlar kaçışırlarken, köşedeki kıraathanenin önünde eli silahlı bir adam heykel gibi durmaktadır. Onun bu duruşu yıllar sonra gerçek bir heykele dönüştürülecek ve kaidesine "Hasan Tahsin"adı yazılacaktır.

...Hasan Tahsin'in açtığı Emperyalizm'e karşı direniş yolunda binlerce insan geçer Anadolu'ya. O yıllarda Hilal-i Ahmer'in, yani Kızılay'ın idarecilerinden olan Adnan Adıvar ve eşi Halide Edip Adıvar da direnişçiler arasındadır. Bu durum, işgal güçlerinin kuklası olan İstanbul Hükümeti'nin Hilal-i Ahmer üzerinde baskı kurmasına neden olur. Derneğin kasasındaki altınlara göz koyan İstanbul Hükümeti, yardım isteğinde bulunur. Katib-i Umumi Hikmet Gizer, böyle bir isteğin kuruluş amaçlarına aykırı olacağı karşılığını verince de, derneğin gelirine el koymak amacıyla bir denetleme heyeti gönderilir. Ancak, dört müfettişten oluşan heyetteki Ermeni Aram Bey ve Nedim Nazmi Bey, Hilal-i Ahmer lehine oy kullanınca plan bozulur. Bu sırada, Sivas Kongresi toplanmış, Bağimsızlık direnişini yönetecek olan temsil kurulu belirlenmiştir. Derneğin altınlarının Anadolu'ya gönderilmesi kararı üzerine tüm tehlikeyi göze alan İsmail Besim Paşa, sorumluluğu üstüne alarak altınları Mustafa Kemal Paşa'ya teslim eder. Emperyalizm'e karşı harcanan altınlar, savaş sonrasında eksiksiz olarak geri ödenir Kızılay'a....

asagir
27-02-2010, 09:52
..Merak ediyorum ABD Türkiyeden cephe açarak İrana dalıp da tüm müslümanları bombalayıp, doğrarken bunlar halka hangi hikayeyi anlatacaklar, Altan ne manşet atacak..Az kaldı..

ABD Irak'ta 1,5 milyon insanı tecavüz ve işkencelerle öldürürken hangi hikayeyi anlattılarsa, yine o hikayeyi anlatacaklar. Hatta, orada işleri daha kolay olacak. Çünkü; İran şiilerin çoğunlukta olduğu bir ülke. Malum, bizim ileri derecede insan sevgisi ile dolu müslümanlar için kendinden olmayanın öldürülmesi, insanlık onurunun, namusunun ve diğer haklarının çiğnenmesi önemli değildir. Hatta "caizdir"...

cehane27
27-02-2010, 10:12
bütün siyasi mücadeleler -büyük bir bütçe ve varlığa sahip olan - devletin mülkiyetini ele geçirmek için yapılır.
anayasada herkesin kanunlar karşısında eşit olduğu yazılıdır.
demokrasi ise halkın aracılar yoluyla ülkeyi yönetmesidir.

1-yasama ,yürütme ,yargı üyeleri
2-yüksek bürokrat ve askerler
3-büyük sermaye sahipleri imtiyazlı bir sınıf oluşturur.

bu imtiyazlı sınıflar,büyük şehirler veya sayfiye yerlerinde,korunaklı sitelerde toplu halde yaşarken

bunların varlıklarını borçlu oldukları geniş halk yığınları gecekondu mahalleri veya kırsal kesimde yaşar.

a-bir takım ideolojilerle karşıt görüşlü durumuna getirilmiş ve de yapay gündemlerle beyinleri
b-yardım ,maaş ve kolluk kuvvetleri yoluyla da bedenleri ele geçirilerek oy deposu haline getirilmiş
c -seçim dışı dönemde pasif durumda kalan yığınlar söz konusu.

ülkenin yönetilebilir olması için halkın sessiz,tepkisiz,itaat eden ,sorgulamayan bir durumda olması gerekiyor.
insanlar vatan ve dinin tehlike de olduğu sıkça dile getirilerek saflardan birine girmesi isteniyor.

dediğim gibi yeni nesiller bir büyüğe bağlanma ve onu yüceltme psikolojisi ile yetiştiriliyor.

türkiyede hakim güçler arasında devlet ve ordunun mülkiyeti için
hukuk sistemi de kullanılarak

kendinden olmayana dönük
meydan okuma ,gövde gösterisi,dayatma ,sindirme,hesaplaşma,operasyon,askeri veya sivil darbeler yapılıyor.

bu olaylar sırasında -sessiz kalması gereken yığınlar yerine konuşan- gazeteci,sendikacı vb kişiler etkileniyor, kurban ya da mağdur oluyor.

hatta olan bitene küresel hakim güçler açık veya örtülü olarak müdahil oluyor.

krezüs
27-02-2010, 10:38
Özetle ülkemiz çok kritik bir dönemden geçmekte..
Sonuçta ortada bazı belgeler var..Biz ise sadece basına yansıyan küçük bir bölümünü görüp yorumlar yapmaya çalışıyoruz..
Ve bu olaylar kuşkusuz bir yargı reformu yapılmasını tetikleyecektir..
Yargı kurumlarıyla, meclisiyle, askeri ile oturulsun tartışılsın ve çağa uyumlu bir anayasa yazılsın..

Beğenirsiniz, beğenmezsiniz C.Çandar şöyle yazmış bugünkü köşesinde..
....
.........
Türkiye'de hiçbir askeri müdahale ve darbeyi, ülkenin jeopolitiği ve uluslararası ilişkiler sistemi "dış boyutu" olmaksızın düşünmek de gerçekçi değildir.
..
Hudson Institute senaryolarına katılan ya da orada adı geçen, dönemin üst rütbeli komutanlarının, bu hafta başında gözaltına alınan generaller arasında bulunması ve aynı şekilde Balyoz Darbe Planı ile ilgili belgelerde rol almış oldukları bir tesadüf müdür acaba? Hudson Institute ve AK Parti hükümetine karşı amansız bir kampanya yürüten Washington düşünce kuruluşlarının dönemin Amerikan Başkan Yardımcısı Dick Cheney ve onun çevresindeki Neo-Con kadrolarla yakınlığını da bir kenara yazın.
Ancak, Cheney ve onların Amerika'da kaybettiğini ve Barack Obama'nın bugün Beyaz Saray'da oturduğunu da. Türkiye'de bu günlere ulaşmamızda bu "dış boyut"un etkisini de düşünmeliyiz.
Tabii, bu hükümetin İsrail ile içine girdiği tatsız ve rahatsız ilişkilerin, İsrail'in Silahlı Kuvvetler'e olan özel muhabbetini ve Amerikan siyaset sahnesindeki etkisini de hesaplayın.
....
.......

http://www.referansgazetesi.com./haber.aspx?YZR_KOD=151&HBR_KOD=137284

hudson senaryosunu hatırlamanın tam zamanı, sn kutero.. o da balyoz gibi bir tür plan-seminer idi..

ulusalcı/cuntacı cemaat hudson hikayesini de 'kardeşim, bunlar senaryo, beyin fırtınası, think tank, zart zurt' diye gargaraya getirmeye çalışmıştı.. neydi hudson senaryosu ? anayasa mahkemesi başbakanı öldürülüyor (pkk), beyoğlu havaya uçuruluyor- 100 ölü (pkk yaptı).. bunun üzerine ordu pkk'yı tepelemek için k.ırak'a giriyor.. toplantıya katılan türk generaller bu senaryo gerçekleşirse abd'nin tepkisi ne olur diye' nabız yokluyor.. toplantının özeti bu.. (yani senaryo bizimkilere ait, ve bu durumda amerika ne der ? sorusunun cevabı araştırılıyor)

2006- 2007 döneminde k.ırak'a girmek türk askeriyesi için saplantı haline gelmişti, oraya bi giriverseler, yılanın başını ezecekler ve pkk işi toptan çözüme kavuşacaktı.. amma velakin, hükümet buna izin vermiyordu (hem abd uşağıydı, hem barzani'yle kirli ortaklığı vardı).. o sıralar pkk eylemleri yoğunlaşmıştı, sürekli mayınlı tuzaklar patlıyor, her şehit cenazesinde hükümetin bakanlarının suratlarına tükürülüyordu- cenazeler hükümet aleyhine (mhp lehine) bir kampayaya dönmüştü.. bu mayınlı tuzaklar cep telefonu tertibatıyla çalışıyordu- yani devriye/intikal yapan birlikler basit bir jammer kullansa, hiç bir mayın patlayamazdı aslında (tcell yetkilileri de bunu doğrulamıştı)..

[ aylar sonra ordu'nun k.ırak'a girebilmesi sağlandı- abd'nin, ab'nin, rusya'nın, bütün bölge ülkelerinin diplomatik onayı alındıktan sonra.. kandil aylarca havadan bombalandı, kara birlikleri sınırı geçti, günlerce operasyon yapıldı.. ve pkk sorunun kökten çözümlendi.. !! ]

burdaki tezat; 2006-2007 döneminde şehit cenazeleri üzerinden yürütülen kampanya, kandil'e bir operasyon yapılsa işin çözüleceği ama hükümetin buna izin vermediği üzerine kurulan paradigma ile sonradan ortaya çıkan realite arasındaki muazzam çelişkidir.. yaşar paşa emekli olunca çıktığı tv programında şunu demişti hatırlarsanız 'kandil çok zor bir coğrafyadır, tsk toptan gitse kandil'i temizleyemez (http://www.ensonhaber.com/gundem/202117/tsk-gitse-kandili-temizleyemez.html).. madem böyleydi, 2007 yılında yaptığın açıklamalara ne demeli ?

2007 başında hudson'dan zeyno baran '2007 yılında askeri darbe ihtimalinin fifty-fifty' olduğunu ilan etti, bu öngörüyü üst düzey generallerden aldığı bilgiye dayandırdığını da açıklamıştı.. bilgi kaynağının g.k. 2. başkanı org. ergin saygun olduğu anlaşıldı.. esasen bana da sorsalar, cb seçiminin yapılacağı bir yılda askeri müdahale ihtimalinin %50 olduğunu ben de söylerdim..

asagir
27-02-2010, 10:57
Saçmalama hakkını sonuna kadar kullanan (Yanlış anlaşılmasın, herkesin saçmalama hakkı olduğunu düşünüyorum, ama, bu tür yazılara benim harcanacak zamanım yok) iki forum üyesini saçma sapan yazılarına zaman ayırmamak için ret listeme eklemiştim. Ama, başka forumdaşlarımın alıntısından ret listeme eklediğim o forum üyelerinden birinin yine saçmalama hakkını kullanarak benim yazıma boş lakırdıdan ibaret cevap yazdığını fark ettim. Ne yapalım; "can çıkar huy çıkmaz" demiş atalarımız.
Neyse;
anlaşılan, bu forumdaşımız yazılarımın sıkı takipçisiymiş. Bu da iyi bir şey. Belki bu sayede doğru yolu bulur, hayatlarını şekillendiren bağnaz eğitim ve düşüncenin etkisinden kurtulurlar.
Bu forumdaşımız, bağnaz düşüncelerin etkisinden kurtulacağı o gün gelinceye kadar yazılarına zaman ayırıp okumaya değer bulmayacağımdan ret listemde kalmaya devam edecek.

deniz43
27-02-2010, 10:58
ALGILATILANLAR VE GERÇEKLER




-Kafes eylem planı kapsamında,Koç müzesindeki denizaltıyı gezecek 700 öğrencinin patlayıcı ile öldürülmesi planlanmış?!

Bütün denizaltılarda bir miktar patlayıcı bulunur,burada amaç düşmanın eline geçme durumunda,şifreleri,gizli evrakı ve kripto cihazını imha etmektir,bulunan patlayıcı muhtemelen denizaltının müzeye bağışlanması sırasında unutulmuş patlayıcıdır.
Denizaltında görev sırasında yaklaşık 100 kişi bulunur,bunun 50 si yatar,vardiya değişiminde diğer 50 si ile yer değiştirir,şartlar çetindir,nefes almakta bile zorluk çekilir.Bu yüzden müzede denizaltı ziyareti 8 kişilik guruplar halinde,ancak bir grup tamamladıktan sonra diğer gurubun girişi mümkün olduğundan,700 kişinin patlayıcı ile öldürüleceği iddiasının hiç bir mantıksal temeli yoktur.

-Balyoz planı çerçevesinde kendi uçağımızı düşürmemiz ve bunun Yunanlıların üzerine atılması planlanmış?!

Bir gerginlik halinde başta ABD olmak üzere bir çok ülkenin askeri uyduları derhal bölgeye döner ve daha uçağımız denize düşerken,uluslararası haber ajanslarında’’Türkler kendi uçağını düşürdü’’ diye haber geçer,bir Hava Kuvvetleri Komutanının bunu bilmemesi mümkünmüdür.

-Geçekten bu iddialar çok mantısız ve bir temelden yoksun görünüyor ama,bu belgelerin gerçek olduğu,Birinci Ordu bilgisayarlarından çıktığı,uzmanlarca doğrulandı?!

Teknolojideki gelişmeleri takip edenler bilir ki bu konuda ancak doğru olmadığı ispatlanabilir,doğru olduğu ispatlanamaz,çünkü:
İnternet üzerinden bilgisayara girilip,güvenlik duvarları devre dışı bırakıldıktan sonra
-Bilgisayardaki her türlü doküman transfer edilebilir.
-Bilgisayara her türlü doküman gönderilip,kopyalayıp yapıştırma yöntemiyle mevcut dokümanlara ek montajlar yapılabilir.
-Bilgisayar ele geçirildikten sonra,bilgisayarın hoparlör ve mikrofonları kullanılarak,kayıt yapılabilir,dışarıya aktarım yapılabilir.

Bunlar elbette herkesin yapabileceği kolay şeyler değildir,sistemin güvenlik duvarlarını geçip,bilgisayarı kontrol altına almak bilgisayar dahisi dediğimiz korsanların becerisiyle olabilir,bu tür korsanlar zaman,zaman en geniş güvenlik sistemlerine sahip,Pentagon,CIA,FBI bilgisayarlarına dahi sızabilmektedir.Mevcut göstergelere bakıldığında,bazı personelce dışarı binlerce sayfa doküman sızdırılması çok zayıf bir ihtimaldir,kuvvetli olan ihtimal,Genel Kurmayın bilgisayarlarına dışarıdan girilerek mevcut dokümanların manüpile edilerek ve çeşitli ekler,çıkarmalar yapılarak,dışarı transfer edilmesi ve yayınlanması gözüküyor.
Bir ihtimal de dış yabancı servislerden yardım alınmasıdır:
ABD Hükümeti,terörist saldırılarına karşı,ulusal güvenlik için teröristleri takip etmek için Microsoft dan Windows un kaynak kodlarını defalarca istedi,ama Microsoft şirketin ticari namusu olduğu gerekçesiyle hep reddetti ancak 11 Eylül saldırısından sonra Microsoft,Bush hükümetinin baskılarına daha fazla dayanamayarak,Windows un kaynak kodlarını ABD güvenlik sevislerine verdi.Şu anda dünyada hemen hemen tüm bilgisayarlar Windows kullanıyor,ve eğer herhangi biri bu kodları biliyorsa onun için dünyadaki tüm bilgisayarlar çıplak demektir.O zaman bilgisayar dahisi olmak gerekmeden,internet üzerinden her bilgisayara girilebilir,rahatça güvenlik duvarları kaldırılabilir,her türlü doküman istenen tarihte oluşturulmuş gibi bilgisayarın içine eklenebilir,her türlü parmak izi de yok edilebilir,ya da olması istenenlerin parmak izleri eklenebilir,kısaca bu işler Ordumuz üzerine kurulmuş bir tezgahsa,bu ya belirli çevrelerin özel yetiştirmiş oldukları bilgisayar dahisi korsanlarca yapılmış olabilir,bir ihtimal de eğer çıkarları o yöndeyse ABD güvenlik servislerinden yardım almış olabilirler.


-Peki,o zaman fotoğrafı nasıl okumak gerekir?!
Belirli periyotlarla MİT iç ve dış güvenlik tehdit belgeleri hazırlıyor,bunlar Milli Güvenlik Kurulunda karara bağlanıyor ve Hükümete tavsiye ediliyor ondan sonra milli güvenlik strateji belgesi olarak,gereğinin yapılması ve tehdite karşı koymak için gereken planlama ve güç ayrılması için ilgili kurumlara,yani silahlı kuvvetlere ve emniyet genel müdürlüğüne bu belge yollanıyor,ve sonra genel kurmay başkanlığı iç ve dış tehdite karşı ilgili ordu komutanlıklarına gerekli planların hazırlanması emrini veriyor.Örneğin bir kürt devleti kurulması ve ülke topraklarının bir kısmının koparılması yönünde ülkenin muhtelif yerlerinde bir ayaklanma olursa,bu iç tehdite karşı ne yapılacağı bu planlama kapsamındadır.
Ama fotoğrafın tamamını okumak gerekirse,yapılan şey olan bir plana kamuoyunda infial oluşturacak şekilde gerçekle hiç bir ilişkisi olmayan eklemeler yaparak ulusal birliğimizin,toprak bütünlüğümüzün ve cumhuriyetimizin temel değerlerinin koruyucusu ordumuzu itibarsızlaştırmak,güçten düşürmek ,hareket edemez hale getirmek, ondan sonra da ajandalarını hedeflerine ulaşmak olarak gözüküyor.

sandavut
27-02-2010, 11:11
28 Şubat'ın beyni cezaevinde

Balyozcu Paşa darbe yapmaz diyenlere
27 Şubat 2010 / 10:58

Balyoz Güvenlik Harekat Planı’na ilişkin soruşturma kapsamında gözaltına alınan 1’inci Ordu eski Komutanı emekli Orgeneral Çetin Doğan ile emekli Korgeneral Engin Alan çıkarıldıkları İstanbul 10’uncu Ağır Ceza Mahkemesi’nce tutuklandı. 28 Şubat'ın beyni Çetin Doğan, 28 Şubat'ın 13. yıldönümünde "cunta lideri" olduğu iddiasıyla cezaevinde!

28 ŞUBAT BİN YIL SÜRECEK DİYEN PAŞA

Dönemin Genelkurmay Başkanı Orgeneral Hüseyin Kıvrıkoğlu'nun '28 şubat ne zaman bitecek?' sorusuna verdiği yanıt hala hafızalarda: "28 Şubat bin yıl sürecek"

28 ŞUBAT'IN 13 YIL DÖNÜMÜNDE CEZAEVİNDE

Tarih 27 Şubat 2010. 28 Şubat'ın 13. yıldönümüne bir gün var. 28 şubat sürecinde İstanbul Büyükşehir Belediye Başkanı iken okuduğu şiir nedeniyle cezaevine gönderilen Recep Tayyip Erdoğan bugün başbakan. O sürecin beyni Batı Çalışma Grubu'nun (BÇG) Başkanı emekli Orgeneral Çetin Doğan "Balyoz" operasyonu kapsamında "cunta lideri olduğu" iddiasıyla bugün cezaevinde.

ANDIÇLAMA VE FİŞLEME FAALİYETLERİ

1997 yılında sonradan kurgulama olduğu ortaya çıkan Müslüm Gündüz, Fadime Şahin gibi olaylarla 'İrtica geliyor' algısı kamuoyuna aşılanmış, Sincan'da tankların yürütülmesiyle başlayan süreç, 28 Şubat'ta toplanan MGK'da tarihi '28 Şubat Kararları' olarak anılan bir dizi kararın alınması ve Erbakan hükümetinin istifaya zorlanmasıyla sonuçlanmıştı. Çetin Doğan'ın başında olduğu Batı Çalışma Grubu (BÇG) bu süreçte kişi ve kurumları karalama ve görevden almayla sonuçlanan yoğun bir andıçlama ve fişleme faaliyeti yürütmüştü.

TUTUKLANDI
Emekli Orgeneral Çetin Doğan, 'Balyoz' operasyonunda gözaltına alınarak TCK'nın 312. maddesi kapsamında "Cebir ve şiddet kullanarak Türkiye Cumhuriyeti Hükümetini ortadan kaldırmaya veya görevlerini yapmasını kısmen veya tamamen engellemeye teşebbüs etmek" suçundan tutuklandı.

merlin
27-02-2010, 11:20
Sanıyorum derin devlet ya da derin irade denen şeyin ne olduğunu, bazı kimselerin laiklik anlayışının neden rasyonelin ötesine geçtiğini, başörtüsü sorununun gerçek nedenini, Çevik Bir'in 28 Subat çıkışını ve sonrasında neden Sabah gazetesince cumhurbaşkanı adayı olarak lanse edildiğini, genelkurmaydaki Hasan Tahsin Harekat Odasına neden bu adın konduğunu (Hasan Tahsin -Osman Nevres- bir sabetaycıydı ve düşmana ilk kurşunu onun attığı sabetaycı basın tarafından uydurulmuştur ancak bunun gerçekdışılığı sonradan kanıtlanmıştır), eski Dışişleri bakanı Coşkun Kırca'nın açık islam karşıtlığı ve din eğitimi hakkındaki çirkin söylemininin altında yatanları, Can Paker'in neden protestan bir islam talep ettiğini, Mina Urgan'ın kitabında neden Necip Fazıl ve Yahya Kemal'den aşağılamayla sözettiğini, özünde bir sabetaycı hareket olan Yeni Türkiye Partisi'nin kuruluş aşamasında Asaf Savaş Akad ve Bülent Eczacıbaşı'nın neden rol aldığını şimdi anlamışsınızdır...
[/COLOR][/B]
Birine gıcıksan eğer hemen mason damgasını vururlardı, sonra Yalçın Küçük ''sabetaycı kavramı''nı icat etti. Hemen yapıştır sıfatı ''vay ben bunun babasını bilirim, sabetaycı ''bu.
Coşkun Kırca ,DYP milletvekiliydi ve meclisin bu günkü vekil kalitesinin çok çok üstünde bir adamdı .
Mina URGAN 85 yaşında kendi köşesine oturmuş anılarını yazmış bir İngiliz Edebiyatı hocasıydı. Bir Dinazorun Anıları ve Bir Dİnazorun Gezileri diye 2 anı kitabı 90 ların sonunda çok sevilmişti. Alın okuyun, hayat dersidir. Okumadan insanları suçlamayın.

Orada Yahya Kemal 'in kişiliği eleştirilir. Çünkü Yahya Kemal Mina Urgan'ın anne-babasının aile dostudur. Onu yakından tanır. Haklı ya da haksız olabilir yazar, ama haksıza benzemiyor. Kitapta anlattığına göre ;
Yahya Kemal , Nazım Hikmet'in son derece güzel bir kadın olan annesi ile birliktedir. (cumhuriyetten önce). Aralarında uzun süreli bir aşk vardır . Bu aşk biter ya da bitmez. Bilemiyoruz. Ama seneler sonra Nazım Hikmet'in annesi artık kötürüm bir vaziyette ve gözleri de kör bir halde oğlunun hapisten çıkarılması için kampanya başlatır İstanbul sokaklarında. Oğlu 25 senedir içerdedir çünkü. Kampanya o yılların baskıcı ortamında bile ses getirir, destek bulur. Dönemin en sevilen şairi Yahya Kemal ise kaçar, destek vermek bir yana, o zavallı kadını gördüğü yerde kaçar. Mina Urgan kitabında bunun bizzat şahidi olduğundan ilk ağızdan anlatır.


Öte yandan Necip Fazıl'ın en yakın arkadaşlarından biridir Mina Urgan. Aynı bizim gibiydi diyor gençken. Beraber yer beraber içer, beraber gezerdik . Biz komünisttik, o değildi. Ama dini bir düşüncesi de yoktu. İçkiyi çok severdi diyor. Sonra sadece 1 günde değişti. Değişse yine anlarım ama en yakın dostumuz bize düşman oldu, bir daha semtimize uğramadı diyor. Ve şairin gençken aşırı bir insan olduğunu yazıyor...


Ama her ne hikmetse Mina Urgan mesela Ahmet Hamdi Tanpınar hakkında övgü dolu sözler söylüyor. (Tanpınar 'ın solcu ya da Kemalist olmadığını belirtmeme gerek yok sanırım) . Mükemmel karakterde harika bir insandı diyor.


Şimdi ....Ölmüş gitmiş insanlar hakkında sabetaycı gibi komik iddialar atmanın anlamı yok. Mina Urgan sabetaycı filan değil . Bir kadın , yakın arkadaşlarının tahlilini yapıyor kitapta. Ve bu kitaptan yola çıkarak kadına sabetaycı diyorlar. Yahu pes vallahi....!



Hasan Tahsin yaşamamış filan geçeceksiniz bunu . Bu ülkede aslında Kurtuluş Savaşının olmadığını iddia edenler var . Ne yapacağız şimdi ? İnanacak mıyız onlara...İnanacaksak benim büyük dedem o halde hayalperest bir adam, belki de şizofren , çünkü orada savaştığını anlatıyormuş.
Mahallede yaşlı bir adam var ...Bence deli, diyor ki ''ABD yalancı,aya hiç gitmediler. Aya nasıl gidersin, ay diye bir yer yok , nurdur ay nur ! '' ..... :he:

Nedir bu sabetaycı tantanası senelerdir ? Nedir bu kafatasçılık ? Bu kafatasçılığı güya solcu geçinenler (Yalçın Küçük, Soner Yalçın ve tayfası) yapıyor. Türkiye'deki tüm geriliklerin kaynağı onlara göre İsrail , Çoban SÜlo'nun hiç günahı yok. Ya da Menderes'in çekmecesine külodu İsrail koydu . Türkiye'de sosyal ahlakı Özal değil İsrail çökertti. Hatta İstanbul'daki deprem bile onların işi.

Şimdi gitsem Soner Yalçın'a ''Abi, sevgilim beni neden terketti ? '' desem aramızda şöyle bir diyalog geçer .

-Sevgilinin ismi ne ?
-Pelin
-Pelin Talat Paşa'nın halasının kızının ismi. Kökeni Penisilindir. Penisilini kim buldu ?
-Aleksandr (Alexander) Fleming
-Bak kendin söylüyorsun, Fleming ABD yahudi locasındandır. Tüm servetini oraya bağışlamıştır. Ne oldu aynı yıl ? Süleyman Seba BJK başkanı oldu , kurdun mu bağlantıyı ?
-Yani ???
-Senin kız sabetayist.
-Nasıl yani ?
-Bunlar dışarı kız vermezler , locadan izin çıkmamıştı.
-Abi benim Pelin ne alaka , babası memur, anası öğretmen. Türk kızı Pelin .

merlin
27-02-2010, 11:40
benim bildiğim 1902 doğumlu nazım hikmet 1938 harp okulu darbesinden sonra içeri girdi.
1950 deki genel af ile tahliye olup askere çağrıldı.yani 12 sene hapiste kaldı.

öldürülme korkusu ile bir kayıkla bulgaristana kaçtı.

yani geceyarısı ekspresi filmine konu olan
abd li uyuşturucu kaçakçısının imralıdan kayıkla kaçması gibi .

devlet de nazımdan kurtulduğu için mutlu oldu.

Hapisten çıktığında 51 yaşındadır. Ve askere alınması için işlem başlatılır. Sivas'ta yapacaktır askerliğini . 51 yaşında son 12 senedir hapiste olan bir adam Sivas'a askere yollanmaktadır. Sivas'ta kendisine tuzak kurulacağı ve öldürüleceği fısıldanır. Ve kaçar. Ömrünün son dönemini yurtdışında geçirir.
Hapse son girişi 1938 dir doğrudur. Fakat 1925 ten itibaren sürekli yargılanmış, sürekli tutuklanmış, kısa ya da uzun süreli hapse girip çıkmıştır defalarca.

Ne bu kin? Ne bu öfke ? Sevmeyebilirsiniz. Ama uyuşturucu kaçakçısıyla benzetme kurup adamı aşağılamanız garibime gitti.

merlin
27-02-2010, 11:47
28 Şubat'ın beyni cezaevinde

Emekli Orgeneral Çetin Doğan, 'Balyoz' operasyonunda gözaltına alınarak TCK'nın 312. maddesi kapsamında "Cebir ve şiddet kullanarak Türkiye Cumhuriyeti Hükümetini ortadan kaldırmaya veya görevlerini yapmasını kısmen veya tamamen engellemeye teşebbüs etmek" suçundan tutuklandı.

Teşebbüs ne demektir ? Suçu işlemek için faaliyete başlarsınız. Suçun unsurlarını gerçekleştirirsiniz , fakat suç gerçekleşmez, elinizde olmayan nedenlerle.
Mesela adama bıçağı saplarsınız sırtından ,ama adam ölmez. Adam öldürmeye teşebbüstür bu .
Ama adamı öldürmek için uzun süre plan yaparsınız, gece geçeceği yerin krokisini çizersiniz, silah temin edersiniz. Ve adamın her gece geçtiği yerde pusu kurarsınız. Ama adam o gece geçmez, ya da vazgeçersiniz . Teşebbüs yoktur. O ana kadar yaptığınız eylemler suçsa eğer mesela silah ruhsatsızsa yalnızca bundan yargılanırsınız.

BORA YAŞAR
27-02-2010, 11:59
Kimilerine göre bir insanın, müslüman, hristiyan, musevi ya da inanmayan (her türlüsü) olması onun insani değerini azaltmaz, halel getirmez. Başarılarını gölgelemez, görmemize, objektif olarak değerlendirmemizi etkilemez..

Milliyeti de..

Sabetaycılığa da bir itirazı yok Küçük'ün..Saygısızlığı da..

Sadece gizli bir cemiyet olması ve bu cemiyet hakkında içinde yaşadıkları toplumun bir bilgisi olmaması onu bu konuyu kitaplarca ele almasına neden oldu..

Küçük, isimler, soyadlar yolu ile sadece ve sadece bir yaklaşımda bulunuoyr..

Ve toplumu bu konuda düşünmeye davet ediyor..

Kendini sabetaycı olarak kabul etmeyen, bunu beyan eden herkesten aleni özür dilemiştir.

Sabetyacılık bir suç, ayıp, özür değildir..

Ancak içinde yaşadığı topluma çaktırmadan, gizli bir dayanışma içinde, toplumun tüm önemli kadrolarını, etkin oldukları tüm sektörlerin olanaklarını birbirlerine devrediyorlarsa, bizim için önemli görülmeyen bu inanç, kendileri için bizden ayrılma ve bu nedele de bir üstünlük konumuna yükseltiliyorsa, Küçük'ün itirazı bunadır..


Bu başlıkta, yanlışı doğruyla harmanlayıp, bilgi karmaşası şeklinde insanları ve yaptıklarını kötülemek doğru değildir..

baron11
27-02-2010, 12:15
Yargı reformu İç Hizmet Kanunu da, Askeri Ceza Kanunu da kapsayacak..Cumhuriyeti koruma ve kollama görevi ile iç ve dış tehdit tanımları kaldırılacak..MSB ye bağlanacak..Bunlar ön hazırlıklar..7 sene önce planlanmış bir darbe hikayesi değil, 28 Şubat meselesi ise hiç değil zira hiçbir 28 Şubatçıya dokunulmadı, mevzusu bile geçmedi..

ABD nın İran operasyonu öncesi yetiştirilmesi gereken işlerden biri bu..Merak ediyorum ABD Türkiyeden cephe açarak İrana dalıp da tüm müslümanları bombalayıp, doğrarken bunlar halka hangi hikayeyi anlatacaklar, Altan ne manşet atacak..Az kaldı..

Henüz farkında değiller...Irak'da 1.000.000 kişi öldü hala farkında değiller...Hizmeti olana dokunmak adetten değildir...Altan yerini hazırlamıştır , tıpkı Sakık'ın İtalya'da yerini hazırladığı gibi...:bad:

MaTHiLDa
27-02-2010, 12:15
Her toplulukta iyi de vardır kötü de vardır. Ordumuzun içinde darbeci cuntacı veya kukla insanlar olabilir. Ama bu ordumuzu sevmemize veya ordumuza sahip çıkmamıza engel değil. Şanlı ordumuzun her zaman yanındayız.

sandavut
27-02-2010, 12:16
28 ŞUBAT......
18/6/2007 -Kategori: siyaset

28 Şubat Postmodern Darbesi Bir TÜSİAD Ürünüdür

Refah-Yol güven oyu aldıktan on gün sonra, yani 18 Temmuz 1996’da, ABD'nin düşünce kuruluşu American Institute'ün Ortadoğu uzmanı Alan Makovsky ve Ian Lesser Washington’daki bir sempozyumda konuşma yapıyorlar. Sempozyumun konusu, Erbakan’ın başbakanlığındaki Türkiye’nin durumu ve alınacak önlemlerdir. İki planda karar kılınır. Birincisi, Refah-Yol Hükümetini başarısız kılmak, para istenirse verilmeyecek, ABD ve Batılı Devletler ile irtibatı kesilecek. Erbakan, Türkiye ve Batıdaki medya aracılığıyla aşağılanacak… Talabanı ve Barzani’nin şimdi karşı karşıya kaldığı çirkin muameleye benzer bir durum. Bu ilk plan tutmazsa ikinci plana geçilecek. 70 yaşlarında olan Erbakan’a karşı genç siyasetçiler kışkırtılarak parti parçalırsa hükümet de yıkılmış olur. Tabi ne birinci ne de ikinci plan tuttu. Biraz aşağıda değineceğimiz gibi, ekonomi beklenilenin aksine iyiye gitti, Refah Partisi yerine ortağı DYP parçalandı.

28 Şubat Türkiye’de oldu, ABD’deki Alan Makovsky ile ne alakası var? . ABD’nin dev şirketleri ile Türkiye’deki rantiyeci şirketler arasında çıkara dayalı ortaklıklar ve organic bağlar olduğundan, bir kiralık ekonomik tetikçi olan Makovsky’nin çıkışları fazla şaşırtıcı görülmemelidir. Görevi, tıpkı John Perkins’in bir zamanlar yaptığı gibi, ABD’nin dev şirketlerinin çıkarlarını gözetmek. Makovsky’nin planları Policy Watch (Siyasi Gözlem) adlı dergide birkaç makale olarak da yayınladı.

15.07.1997-08.01.1999 tarihleri arasında Başbakanlık Müsteşarlığı yapan Yaşar Yazıcıoğlu, ABD Dışişleri Bakanlığı 15 Ekim 1996’da ABD’nin Ankara Büyükelçiliği’ne çok gizli bir belge gönderdiğini ve 28 Şubat’ın bundan sonra başladığını söylüyor. Belgenin içeriğine ilişkin de şu bilgileri veriyor: Bu çok gizli evrakı bir ben, bir de Sayın Erbakan Hoca biliyor. Ben de göreve geldikten 9 ay sonra haberdar oldum. Evrak tarihi 15 Ekim 1996´dır. Evrakta açıkça şu ifadeler yazılıydı: ´Refah-Yol Hükümetiyle birlikte Erbakan artık Batı´dan iyice kopmuştür. İslâm ülkeleriyle ciddi adımlar atmaya başlamıştır. Erbakan D-8 ile birlikte büyük bir İslâm birliğine doğru ilerlemektedir. Tüm bunlar ABD´nın çıkarlarının zıddına olan gelişmelerdir. Size söylediklerimizi başaramadınız. Artık Erbakan bir şekilde uzaklaştırılmalıdır.

Bu yazının sadece ABD’nin Ankara Büyükelçiliği’yle sınırlı kalmadığını, bir şekilde TÜSİAD’a da iletildiğini TÜSİAD’in Ekim-Kasım 1996’da yaptırdığı araştırmanın sonucundan anlıyoruz. Sözkonusu araştırmada 1983-1995 yılları arasındaki toplam İmam-Hatip Okulları, Kuran Kursları ve öğrenci sayıları, Cami sayısı, Yeşil Sermaye gibi konular hakkında detaylı bilgiler veriliyor. Sonra Refah Partisi’nin kuruluşundan 1995’te birinci parti olana kadarki yükseliş trendi ele alınıyor. Bu iki veri kıyaslanarak İmam-Hatip, Kuran Kursları, Cami, Yeşil Sermaye ile Refah Parti’nin yükselişi arasında doğru bir oranti tesbit ediliyor.

Araştırmaya gore, böyle giderse Refah Partisi 2000’de % 35, 2005’de de % 66.9 oy seviyesine yükselecekti. Refah-Yol Hükümeti’nin kurulmasıyla maddi menfaatleri zedelenen TÜSİAD, askerlere, rant araçlarımızı kestiler, silahınızı alıp bu hükümete karşı mücadele ediniz! demek yerine rapordaki rakamları ve bilgileri abartarak hassas kurumları hükümete karşı tahrik etti. Adeta, eğer bu konuda bir önlem almazsanız Refah Partisi 2005’te tek başına iktidar olup laik ve demokratik rejimi değiştirecek güce ulaşır! diyerek rejim hassasiyeti olan kurum ve şahısları hükümete karşı mücadele için ikna etti. Uydurdukları rakamlarda inandırıcı olmak için rakamların kusuratını da ihmal etmediler. Bu safsatalarla Güven Erkaya, Çevik Bir, Erol Özkasnak gibi düşünme melekeleri tahrip olmuş askerleri inandırdılar.

Ellerinde silah olan askerler ikna edildikten sonra gerisi kolaydi. Askerler kullanilarak medya, siyasetci ve sivil kurumlar ikna edilecekti, ki oyle de oldu. Ozkasnak gibi askerler, TUSIAD’in kendilerine kabul ettirdigi safsatalari papagan gibi tekrarlayarak, Genelkurmay brifinglerine otobuslerle getirilen yuksek yargi, gazeteci, siyasetci, isadami, sivil dernek mensuplarina kabul ettirildi. Illegal brifinglerdeki tema suydu: Bu böyle giderse, din eğitimli 6 milyon 506 bin ilave seçmenin katılmasıyla 2005 yılındaki genel seçimlerde oyların yüzde 66.94'ünü alarak her konuda mutlak çoğunluğu elde edeceklerdir. TÜSİAD’cılar aynı oyunu defalarca denedikleri için, askerleri işin içine katarak amaçlarına daha hızlı ulaşacaklarını biliyorlardı. Açıktan işin içinde görünmek perde arkasına geçip tiyatroyu seyrederek rant musluklarının açılmasını sabırsızlıkla beklemeye koyuldular.

Taha Akyol, 28 Şubat sürecini şöyle tasvir ediyor: Psikolojik harekât teknikleriyle pek çok kimse inandırıldı! Sonra ‘1950 karşı devrimdir’ hezeyanı!.. Çevik Bir Paşa'nın ‘andıç’lardaki akıl almaz talimatı, ‘Amaca göre düzenlenmiş bilgiler...’ Ne rasyonalist teorilerin ‘sebep-sonuç’ bağlantısı, ne 'bilgi'lerin olgusal geçerliği! Bütün bu bilimsel ve akılcı dikkatleri berhava ederek 'bilgi'nin ‘amaca göre düzenlenmesi!..’ Aynı şekilde, merhum Oramiral Güven Erkaya'nın canlı yayınlarda dünya âleme yaptığı açıklama: ‘İrtica Türkiye'de İran türü halk ayaklanmaları yapacak!’ Yahut ‘RP tabanı silahlanıyor’ propagandası... Hepsi gerçek dışıydı bunların... Ama Türkiye'yi dünyaya nasıl gösteriyordu? Böyle bir ülkede siyasi ve ekonomik istikrar sağlanabilir miydi? Döviz, faiz, enflasyon nerelere tırmanacaktı?! (1 Mart 2007, Milliyet).

Taha Akyol’un şikayetçi olduğu bütün bu akıl almaz icraatlerden TÜSİAD ve yönlendirdiği askerler, hukukçular, işadamları, bazı siyasetçiler, kendilerine Beşli Çete diyen kuruluşlar ve bazı sivil toplum örgütleri sorumluydu.

TÜSİAD’in propaganda amaçlı araştırma verileriyle rejime yönelik büyük bir tehlikenin var olduğuna dair askerler ve onların süngü zoruyla diğer demokrasi karşıtları ikna edildikten sonra, geriye Refah Partisi’nin büyük ortağı olduğu Refah-Yol Hükümeti’ni yıkmak için düzenli bir plan hazırlamak kalıyordu. Yıl sonu toplantılarını Ankara’da yapan TÜSİAD, 1996 yılı toplantısını 11 Aralık’ta Türk-Yunan İşadamları Konseyi Toplantısı adı altında Atina’daki ABD Büyükelçiliği’nde yaptı. Toplantıya TESK, DİSK, Türk-İş, TOBB gibi derneklerin başkanları, Aydın Doğan ve Dinç Bilgin gibi medya patronları ve askerlerin sözcüsü sıfatıyla Deniz Kuvvetleri Komutanı Güven Erkaya katıldı. 28 Şubat sürecinde takip edilecek stratejiler detaylıca ele alındı.

28 Şubat sürecinde isminden çok söz ettiren ve Güven Erkaya’nin kontrolünde bulunan Batı Çalışma Grubu (BÇG) adlı illegal yapının temeli Atina’da atıldı. Çete özelliği taşıyan BÇG’nin görevi, darbe faaliyetlerini düzenli olarak idare ve kontrol etmekti.

Para baronları Atina’da toplantı halindeyken, Türkiye’de, Milliyet Gazetesi İlan Bürosu tarafından hazırlanan tam sayfa ilanlar 11-21 Aralık arasında Hürriyet, Milliyet ve Sabah gazetelerinde boy göstermeye başladı. Halkın çeşitli kesimlerine hitap eden ilanlarda Meclis başka Meclis olacak, hükümet başka hükümet olacak dendikten sonra, benim radyom var, dinliyorum; benim televizyonum var, izliyorum; benim gazetem var, okuyorum mesajlarıyla kamuoyunun dikkati kartel medyasına çevrilmeye ve insanlar Refah-Yol’a karşı başlatılacak illegal harekete alıştırılmaya çalışılıyordu. Cuntacıların yayın organı gibi faaliyet gösteren Cumhuriyet Gazetesi’nin son günlerdeki karanlık zemin üzerindeki provokatif reklamları, on küsür sene önceki bu kirli reklamları hatırlatıyor.

20 Aralık 1996 tarihli Hürriyet Gazetesi’nin manşeti, Bu defa işi silahsız kuvvetler halletsin!di. Bu sözlerin BÇG’nin başındaki cuntacı Güven Erkaya’ya ait olduğu daha sonra öğrenilecekti. 28 Şubat sürecinde darbeci medyanın manşetleri bunun gibi iğrenc, hukuk dışı ve aşağılayıcı ifadelerle doluydu. Çıkar peşinde olan sermaye gruplarının kontrolündeki gazeteler halkı bilgilendirme görevini bırakıp darbe borazancılığına soyunmuştu.

Darbe faaliyetlerini yürüten BÇG, darbeciler arasında görev dağılımı yapmıştı. Tarikatlerle ilgili faaliyetlerden sorumlu olan JİTEM, bu çalışma için transeksüel Sisi’yi görevlendirmişti. Sisi, faaliyetlerini darbeci medya ile paylaşıyordu. Ocak 1997’a gelindiğinde medyanın gündemi yoğunlukla tarikatlerle ilgiliydi. Gazetelerin hepsi, Tarikat Şeyhlerine İftar manşetiyle karşımıza çıktığında iftar daha olmamıştı! Sisi, tarikatler konusundaki çalışmalarını çok başarılı bir şekilde yürütüyordu. Gazete sayfalarını ve televizyon ekranlarını sarıklı ve cübbeli insanların fotoğraflarıyla süsleyip sanki Başbakanlık’taki iftara sadece sarıklı ve cübbeliler çağrılmış imajını vermeye çalışıyorlardı. Oysa iftara çağrılan davetlilerin büyük bir çoğunluğu Diyanet İşleri ve İlahiyat Fakültesi üyeleriydi. Bunların yanında sadece iki üç tane kanaat önderi din adamı çağrılmıştı.

TÜSİAD’in tahrik ettiği cuntacı askerler, kendilerini çok fena bir halde darbe yapma havasına kaptırmışlardı. Her on senede bir darbe geleneğine göre darbeyi 1990’da yapmayı bekleyen cuntacılar 7 sene gecikmeyle de olsa ayaklarına gelen darbe yapma fırsatını tepmek istemiyorlardı. Onun için işi çok ciddi tutuyorlardı. Sivil apoletlileri Genelkurmay’a çağırıp brifing vermeye başladılar. Cumhurbaşkanı Demirel de darbeci askerlerin ayağına gidenler arasındaydı. Daha önceki iki darbede fötr şapkasını alıp kaçan Demirel, bu sefer başına darbecilerin kepini geçirip Hasan Celal Güzel’in ifadesiyle, darbecilerin tanklarını arkadan iterek masum halkın üstüne sürerek darbecilerin değirmenine şu taşıdı.

28 Şubat sürecinde darbeye destek veren herkesin ajandaşı farklıydı. TÜSİAD’in başını çektiği sermaye gruplarının amacı, kısılan rant musluklarını tekrar açtırmaktı. Askerlerin amacı, 1990’da yapmayı umdukları darbeyi gecikmeli de olsa gerçekleştirip beceriksiz sivilleri yönetimden uzaklaştırmaktı. Demirel’in amacı kargaşadan istifade ederek 7 yıl daha Çankaya’da kalabilmeyi garantilemekti. Ayrıca, aile albümündeki hısım, akraba, kardeş, yeğen vs.’den oluşan işadamlarının menfaatleri için Refah-Yol Hükümeti’ni görevden uzaklaştırmak için uzun bir süreden beri fırsat kolluyordu. Zaten Necmettin Erbakan’a hükümet kurma görevini istemeyerek verdiğini ta o zamanlar itiraf etmişti. Aslında Demirel’in Erbakan hazımsızlığı çok daha eskilere dayanıyor. Başbakan olduğu 1969’larda, 25 Mayıs 1969’da TOBB Başkanlığı’na seçilen Erbakan'ı 8 Ağustos 1969’da polis zoruyla görevden almıştı.

Bu tantanalı günlerde bir rahatsızlığım nedeniyle Celal Bayar Üniversitesi Tıp Fakültesi Araştırma Hastahanesi’nde yatarken, Demirel’lerden birisinin para karşılığı Avrupa’dan çok yüklü bir miktarda zehirli/radyasyonlu artık getirtip, yanılmıyorsam, Isparta civarında toprağa gömdüğünü radyodan dinlemiştim. Cumhurbaşkanı Demirel aynı gün, MGK siyaset kurumunun altında değildir manasında bir ifade kullandı. O günden sonra, hükümete psikolojik baskı uygulama amacında olan darbeci medyanın gündemi MGK’da alınan kararlardı. Ayın en az üç haftasını MGK kararları oluşturuyordu. Demirellerin zehirli artık konusu da bu zehirli ve boğucu gündem arasında boğulup gitmişti.

Zenginler kulübü TÜSİAD’in dolmuşuna binen kuvvet komutanları, 23 Ocak 1997’de Gölcük’te toplanıp TÜSİAD’in Ekim-Kasım 1996’daki çalışma raporunu görüşüp sivil hükümeti alaşağı etmek için belirledikleri stratejiyi gözden geçirdiler. Cuntacı askerler TÜSİAD’in dümen suyuna girmiş, onun emir kulları gibi faaliyet gösteriyorlardı. Oynatılan sıradan bir piyesi bahane ederek, halkın vergileriyle halkı düşmandan korumak için kendilerine emanet edilen tankları, halkın gözünü korkutmak için Sincan sokaklarına sürdüler (4 Şubat 1997). Emir, Gölcük’te alınan karar dogrultusunda Kara Kuvvetleri Komutanı Hikmet Köksal’dan çıkmıştı.

Diğer taraftan, Örtülü Ödenek’ten beslenen Atatrükçü Düşünce Derneği, Çağdaş Yaşamı Destekleme Derneği gibi sözde sivil toplum kuruluşlarının yönetici ve üyeleri 14 Şubat 1997’de Genelkurmay brifinglerine çağrılarak beyin yıkama işlemine tabi tutuldular. Bu ve buna benzer derneklerin üyeleri, daha sonraki sokak yürüyüşlerinde, Türkiye laiktir laik kalacak gibi klasik sloganlar atan sokak amigoları olarak kullanılmaya başlandılar.

Sermaye sahibi darbecilerin maddi ve manevi desteğiyle iyice darbe havasına giren TSK içindeki cuntacıların sözcüsü konumundaki Çevik Bir, ABD’nin izni olmadan Türkiye’de darbe olmaz kuralı gereği 20 Şubat 1997’de ABD’den darbe vizesi almak için ABD’ye gittiyse de ABD’den doğrudan müdahale izni alamadan döndü. 24 Şubat’ta Güven Erkaya İrtica PKK’dan daha tehlikelidir açıklamasını yaptı. 28 Şubat 1997’de de meşhur MGK toplantısı yapıldı.

Refah-Yol kurulduğunda, hem iç hem de dış mihraklar hükümetin uzun süre ayakta kalamayacağı inancındaydılar. Ocak 1997’e gelene kadar düşük yoğunluklu muhalefet yapılıyordu. Hükümetin yıkılması yerine giderek güçlendiğini ve halkın teveccühünü kazandığını gören rantiyeci sermaye ve emirlerindeki TSK ve apoletli STK (sivil toplum kuruluşları), faaliyetlerini hukuk dışı bir oluşum olan BÇG aracılığıyla yürütmeye ve muhalefetlerini de sertleştirmeye başlamışlardı. Refah-Yol Hükümeti, 5 Mayıs 1997’ye kadar, kendilerine karşı darbe faaliyeti yapan illegal BÇG’nin farkında değildi. Askerlik görevini Deniz Kuvvetleri İstihbarat Daire Başkanlığı’ndan onbaşı olarak yapan polis memuru Kadir Sarmusak, görev yaptığı yerde Çevik Bir imzalı darbe belgesini Emniyet Müdürlüğü İstihbarat Dairesi’ne ulaştirir. Bu belge Bülent Orakoğlu tarafından İçişleri Bakanı Meral Akşener’e, o da Tansu Çiller ve Necmettin Erbakan’a iletir. BÇG’nin varlığı bu belgeyle anlaşılmıştı.

Erbakan, Cumhurbaşkanı Demirel’e intikal ettirilmesinin daha uygun olacağını söyleyerek illegal belgeyi Demirel’e götürür. Erbakan’a, Genelkurmay Başkanı ile üçümüz bir araya gelip bu konuyu konuşalım diyen Demirel, konuyla hiçbir zaman ilgilenmez. Belgeyi, ajanlara karşı daha dikkatlı olmaları için BÇG’nin başında bulunan Güven Erkaya’ya gönderir. BÇG’nin görevi, yukarıda da belirttiğimiz gibi, TÜSİAD tarafından hazırlanan propaganda ve dezenformasyon amaçlı, çoğu çarpıtma olan sözde araştırma sonuçlarını, programlı bir şekilde darbeci medya aracılığıyla gündeme pompalamaktı. Ayrıca, TÜSİAD’dan aldığı dezenformasyonu MGK, medya, derin istihbarat, sivil örgütler, muhalefet (ANAP, CHP, DSP vs) ile paylaşıyordu. Bütün bu kurum ve kuruluşlar, demokratik yollarla iktidara gelmiş legal bir hükümeti illegal yollarla çökertmek için BÇG ile dirsek temasındaydılar. BÇG’nin çalışma stiline bakıldığında, bu örgüt faaliyetlerinin çok iyi düşünülmüş ve planlanmış olduğu görülür. Bu da Güven Erkaya’nın meslek ve tecrübelerinden kaynaklanıyordu. Güven Erkaya’nın TÜSİAD’ın Atina toplantısına katılması bilinçli olarak sağlanmıştı.

Bütün yıldırma ve korkutma faaliyetlerine rağmen RP hükümetten çekilmeyince, Genelkurmay brifinglerine tam kadro katılıp askerlerin önünde hazırola geçen militarist hukukçular araya sokulur. Yargıtay Cumhuriyet Başsavcılığı seçimlerinde beş kişi arasında ikinci olmasına rağmen, seçim sürecinde seçilirsem RP’yi kapattıracağım dediği için sermaye sahipleri ve cuntaci askerler tarafindan Demirel’e tavsiye edilir. Demirel de onu, özellikle RP’yi kapattırmak için göreve atar (17 Ocak 1997). Göreve gelir gelmez ilk işi, ANAP’lı Meclis Başkanı Mustafa Kalemli’ye giderek yürürlükteki kanunlarla partileri kapatamıyoruz, parti kapatmayı kolaylaştıran kanun çıkartmalısınız demek olur. Hatta, parti kapatmayı kolaylaştırıcı bir madde metni vererek Meclis’teki milletvekillerine tasarı olarak sunmalarını ister. Yeterli sayıda darbeci milletvekili bulunamadığı için kanun değişikliği gerçekleşmez. Belirli bir amaç için göreve getirilen cuntacı Savaş, verilen gorevi yapmak için yoğun bir araştırma içine girer.

RP’ni nasıl kapatabileceğine dair Vural Savaş’a ilham veren de gene TÜSİAD olur. 5 Mayıs 1997’de TÜSİAD’ın düzenlediği bir toplantıda şimdi YÖK başkanı olan Erdoğan Teziç eşeğin aklına karpuz kabuğu düşürür. Vural Savaş, aldığı ilhamla hazırlıklarını yaparak 21 Mayıs 1997 tarihinde RP’nın temelli kapatılması için Anayasa Mahkemesi’ne başvurdu. Genelkurmay’dan brifingli A. Necdet Sezer başkanlığındaki Anayasa Mahkemesi, çok tartışmalı bir kararla büyük bir hukuk cinayeti işleyerek Haşim Kılıç ile Sacit Adalı'nın karşıoyları ve oyçokluğuyla RP’yi kapattı (16 Ocak 1998)! İktidardaki bir partinin kapatıldığı dünya tarihinde görülmüş değildir! Ama menfaatı zedelenen gözü dönmüş işadamlarının başlattığı psikolojik harp sonucu beyinlerine militarizm şrıngalanan hukukçular böyle bir rezalete imza atmaktan geri durmadılar.

BORA YAŞAR
27-02-2010, 12:17
Teşebbüs ne demektir ? Suçu işlemek için faaliyete başlarsınız. Suçun unsurlarını gerçekleştirirsiniz , fakat suç gerçekleşmez, elinizde olmayan nedenlerle.
Mesela adama bıçağı saplarsınız sırtından ,ama adam ölmez. Adam öldürmeye teşebbüstür bu .
Ama adamı öldürmek için uzun süre plan yaparsınız, gece geçeceği yerin krokisini çizersiniz, silah temin edersiniz. Ve adamın her gece geçtiği yerde pusu kurarsınız. Ama adam o gece geçmez, ya da vazgeçersiniz . Teşebbüs yoktur. O ana kadar yaptığınız eylemler suçsa eğer mesela silah ruhsatsızsa yalnızca bundan yargılanırsınız.

TCK'nun, eski 146 ve 147 ve buna tekabül eden yeni TCK nun 309, 311 ve 312. maddelerinde, "teşebbüs ve suç kabul edilen fiilin tamamlanması konusunda tümüyle farklı hükümler bulunmaktadır..

Meraklısı için bu konuda bir uzman görüşü:

http://www.tumgazeteler.com/?a=4760069

BORA YAŞAR
27-02-2010, 12:19
Sn Sandavut;

Koca koca metinleri, makaleleri bu başlığa yüklemenin ne mantığı var?

Koyun bir link, varsa bu konuda bir diyeceğiniz yazın..

Başlığı okunmaz hale getirmenin ne amacı var?

Lütfen..

Bu ricam sadece size değil tabi..

Herkese.

Kendi fikrimiz yokmuş gibi sürekli alıntılamak, okunur olmaktan çıkarıyor başlığı..


Neyse.. Benimki samimi bir öneri..

merlin
27-02-2010, 12:28
Bu başlıkta, yanlışı doğruyla harmanlayıp, bilgi karmaşası şeklinde insanları ve yaptıklarını kötülemek doğru değildir..
Kesinlikle....
Mina Urgan gibi değil mi ?

Türkiye'de en seçkin İngiliz Edebiyatı hocası olmuş , İngiliz Üniversitelerinde bile bu konuda referans gösterilen kitaplar yazmış , bilgece ve dostça yaşamış ve ölmüş bir insanı ;
Anılarında ''Türkiye'de artık paşa ünvanını hak eden birisi yok diyen birini ;
Yahya Kemal ile aile bağları olan ve onu yakınen tanıyan birini...

Kasıtlı olarak sanki 28 şubatın içindeymiş ve sebataycıların yolunu açıyormuş gibi ortaya dökmek de yanlış . Açın okuyun, Yapı Kredi Yayınlarında var kadının 2 kitabı da. 85 yaşındayken anılarını yazıyor kadın, sonra diyor ki ''neden bu kadar sattı acaba , ben kötü bir şey mi yazdım ? Kötü kitaplar çok satar çünkü ''....

Komünist olsa da Rusyanın kendisini çok büyük hayal kırıklığına uğrattığını ifade edebilecek kadar da samimi...


Ya da Hasan Tahsin'in sabetaycı olduğunu iddia edip Milli Mücadele sembolü olan bu adamı Samanyolu ve TGRT TV nin ağzına sakız yapan da aynı kesim.

ASPİRİN
27-02-2010, 12:32
Bir yığın şey yazılmış , her zamanki gibi hakaret etmeden konuşamama çukurluğunu gösterenlere söylediklerini aynen iade ettim...:bad:

Bir şarkı sözü ile toptan cevap vereyim, içinde bulunduğumuz olaylar ve insanlar da dahil , herkes için geçerli ...

Olacak O Kadar

Aç gözünü seyret tekrarı yok bunun
İşimiz muhabbet efkarı yok bunun
Arada bir dilimiz sürçer ise af ola
Susmasını biliriz de kemiği yok bunun

Olacak, olacak, olacak o kadar
Olacak, olacak, olacak o kadar

Niyetimiz kimseyi kırmak değildir
Şuradakini buraya koymak değildir
Arada bir zülfü yare dokunduk
Tam yerine rast geldi manzara koyduk :he:

sandavut
27-02-2010, 12:33
Sn Sandavut;

Koca koca metinleri, makaleleri bu başlığa yüklemenin ne mantığı var?

Koyun bir link, varsa bu konuda bir diyeceğiniz yazın..

Başlığı okunmaz hale getirmenin ne amacı var?

Lütfen..

Bu ricam sadece size değil tabi..

Herkese.

Kendi fikrimiz yokmuş gibi sürekli alıntılamak, okunur olmaktan çıkarıyor başlığı..


Neyse.. Benimki samimi bir öneri..

:cool: Haklısınız ...öylesi daha uygun olur...

BORA YAŞAR
27-02-2010, 12:38
Mina Urgan'ın kitabı şu anda tesadüfen oturduğum masaya bakan kitaplığın alt rafında..:)

Sadece siz okumuyorsunuz..

Herkes okuduğu kitabı burada tefrika etse yer kalmazdi..

Mühim olan okuduğumuz kitaplardan varacağımız sentez ve oluşturacağımız kendi fikirlerimizdir..

Sürekli alıntılamaya bu nedenle karşı çıkmaktayım..

Ne düşündüğümüzü bile unutuyoruz tembellikten..

Biraz yazalım lütfen..

Ama kendi fikirlerimizi..Kendi düşüncelerimizi.

Kendi doğrularımızı.. Kendi önerilerimizi..


Sabetaycılık çok eskidi artık..

Dünde kaldı..

Gündem çok hızla değişiyor bu coğrafyada..

Günümüzün sorunlarına bakalım..

Uzmanı olmadığımız TCK, Vergi, Hukuk, gibi konularda ahkam kesmeden okuyup öğrenelim..

Yoksa bırakalım..Uzmanları zaten yazıyor. Herkes okuyor..

cehane27
27-02-2010, 12:45
Hapisten çıktığında 51 yaşındadır. Ve askere alınması için işlem başlatılır. Sivas'ta yapacaktır askerliğini . 51 yaşında son 12 senedir hapiste olan bir adam Sivas'a askere yollanmaktadır. Sivas'ta kendisine tuzak kurulacağı ve öldürüleceği fısıldanır. Ve kaçar. Ömrünün son dönemini yurtdışında geçirir.
Hapse son girişi 1938 dir doğrudur. Fakat 1925 ten itibaren sürekli yargılanmış, sürekli tutuklanmış, kısa ya da uzun süreli hapse girip çıkmıştır defalarca.

Ne bu kin? Ne bu öfke ? Sevmeyebilirsiniz. Ama uyuşturucu kaçakçısıyla benzetme kurup adamı aşağılamanız garibime gitti.
kimse devletin göz yumması olmadan bu ülkeden kaçamaz.
1925 ten sonra defalarca gözaltına alınıp,yargılanmış,tutuklanmış.peki kim tarafından kemalist yönetim tarafından.
1938 de kime karşı darbe yapmak istemiş.mustafa kemale karşı.
siyasi görüşünüzü merak ettim.sakın kemalistim demeyin.

nazım kaçtıktan sonra doğu blokunun her yerinde ülke ülke dolaştırılmış.her gittiği yerde çiçeklerle karşılanmış.yani sovyet hakim güçlerine kendini kullandırmış.

imralıdan kaçan abd li ise 30 sene hapis cezası aldığı halde abd den gelen baskı üzerine kaçmasına göz yumulmuş bir kişi.
kaçmasına göz yumulacaksa niye 30 sene verildi.uygulanmayan kanun kanun değildir.

yazdığı kitap temel alınarak çekilen 2 oscarlı hapishane filmi 1978 den beri canim ülkemin tanıtımına katkı sağlıyor.

yarın öbür gün malum şahıs imralıdan kaçarsa sebebi belli.yani göz yumma.

merlin
27-02-2010, 12:48
TCK'nun, eski 146 ve 147 ve buna tekabül eden yeni TCK nun 309, 311 ve 312. maddelerinde, "teşebbüs ve suç kabul edilen fiilin tamamlanması konusunda tümüyle farklı hükümler bulunmaktadır..

Meraklısı için bu konuda bir uzman görüşü:

http://www.tumgazeteler.com/?a=4760069

Ümit Kardaş..... Kimdir bu adam ?
Eski bir askeri hakim. Emekli olduğu gün cüppeyi değiştirip avukat olan bir zat-ı muhterem. Her ne hikmetse ömrünün ilk 50 senelik kısmında suya sabuna dokunamayan, darbeci diye suçladığı ordunun içinde huzur ve güvenle hakimlik mesleği yapan , kaldırılmalı dediği askeri yargıda görev yapan bir adam.
İyi de madem kaldırılmalıydı , neden görev yaptın? Madem dmeokraside olmaz böyle şeyler, sen de o faşo mahkemelerde neden çalıştın diye sorarlar. Acaba beklediğin terfileri alamadın da intikam mı alıyorsun yazdıklarınla diye de sorarlar.
Şu an mesaisini Zaman,Radikal gibi gazetelerde harcıyor. 50 sinden sonra aklına demokrat olmak gelmiş. Emekli maaşını garantiye alıp avukatlık yapmak kolay. Madem o kadar rahatsızdın, istifa edip yapsaydın avukatlığı ...

merlin
27-02-2010, 13:11
İntihar Eden Albay Suçsuz Çıktı
http://haber.mynet.com/detay/guncel/intihar-eden-yarbay-sucsuz-cikti/497607


Hesabını kim verecek ?

patti
27-02-2010, 13:22
hesabını kim soracakki!!!

nds1
27-02-2010, 13:29
Aynı konuşma içinde öne çıkarılan iki yön, bunlar arasında çelişki var mıdır acaba?

Yoook canım, devlet büyüklerimiz her zaman en iyisini bilirler.....

http://i45.tinypic.com/qpfnfk.jpg

http://i47.tinypic.com/2cm4i9.jpg

baron11
27-02-2010, 13:29
Bir yabancı gazeteci gözüyle...

http://www.voanews.com/mediaassets/turkish/2009_11/Video/wmv/INT%20GARETH%20JENKINS.wmv

merlin
27-02-2010, 13:38
Bir yabancı gazeteci gözüyle...

http://www.voanews.com/mediaassets/turkish/2009_11/Video/wmv/INT%20GARETH%20JENKINS.wmv

Taraf gazetesi bu adama bile saldırdı. Sen nasıl Ergenekon yok dersin diye...İçimizdeki İngiliz Kemalist diye aşağıladılar adamı.

baron11
27-02-2010, 13:47
Taraf gazetesi bu adama bile saldırdı. Sen nasıl Ergenekon yok dersin diye...İçimizdeki İngiliz Kemalist diye aşağıladılar adamı.

Herkes kendisine verilen görevi icra ediyor , özgür basın değil mi ama...Bende bu işin sonunu pek merak ediyorum...Bakalım ne olacak ?

Söylenecek çok söz var ama , canım Allah'ıma havale ediyorum o işini bilir...:)

merlin
27-02-2010, 13:50
Aynı konuşma içinde öne çıkarılan iki yön, bunlar arasında çelişki var mıdır acaba?

Yoook canım, devlet büyüklerimiz her zaman en iyisini bilirler.....

http://i45.tinypic.com/qpfnfk.jpg

http://i47.tinypic.com/2cm4i9.jpg

2002'den beri hükümette olup halen stotükocular demek garip biraz.
Tüm KİT leri sattın, bankaların yarısını yabancılara sattın , yabancılara mülk edinme yetkisini verdin , her ile ve bazı köylere üniversite açıp cemaatlere anahtar teslim yaptın. Kimse karşı durmadı. halen stotükocu diyorsun. Kim engelledi ki seni?

Diğer cephede ;
Yabancı ülkeler gözünde karizmayı hızla çiziyor.
Doğan'a kestiği vergi cezası , laik orduya saldırısı, başsavcının içeri alınması dışarıda pek iyi karşılanmadı.
İsrail'e Hamas ağzıyla saldırması da kafalardaki olumlu imajı sarsmaya başladı yabancı ülkelerde.


İçerde ;
Karizma eskisi kadar iyi değil. Kendi anketlerinde bile oyları %3-4 seviyesinde düşmüş gözüküyor. Açılım halkımızda olumlu izlenim bırakmadı.Kürt kökenlilerde de öyle. Yandaş sermayeye kıyaklar artık insanları rahatsız ediyor. İnsanlar kör değil zira. Meclise 4. bir parti girerse tek başına hükümet olma şansı olmayacak . Hırçınlığı bundan. Askere ,Danıştaya ve Yargıtaya kasten sataşıyor. Karşılık bulup seçim meydanlarında ''mağdur edebiyatı'' yapacak.
Ama asker dişini sıkıyor , başsavcı kapatma davası yok diyor. Bu onu daha da hırçınlaştırıyor. Köşe yazarları şimdiki hedef.
Ve ilginçtir, Taha Akyol bile artık bu tayfayı ufaktan eleştirmeye başladı.
En büyük destekçileri Ahmet Altan ,Hasan Cemal ve saz arkadaşlarını ise kaale alan yok zaten.

baron11
27-02-2010, 13:57
Şimdi sırada CHP var...:yes:

merlin
27-02-2010, 13:58
Herkes kendisine verilen görevi icra ediyor , özgür basın değil mi ama...Bende bu işin sonunu pek merak ediyorum...Bakalım ne olacak ?

Söylenecek çok söz var ama , canım Allah'ıma havale ediyorum o işini bilir...:)

Bak dostum. Hiç sevmem ama Demirel hakkında bir anektod.
Özal hükümette . Özgürlükçü Özal siyasi yasakların kalkmasına itiraz ediyor. Meclisteki Sosyal Demokrat parti siyasi yasakların kalkması için teklif veriyor. Halbuki Sosyal Demokratların işine gelmiyor bu durum, Ecevit meclise girecek sol bölünecek çünkü. Buna rağmen rahmetli İnönü TV'deki açık oturumda ''biz bu yasaklara karşıyız ''dedi. Özal ise karşı çıktı .
Neyse, halkımız yasaklar kalksın dedi referandumda.

Demirel meydanlara koştu, Özal köşke kaçtı.


Bu ortamda Demirel Erzurum'a gider. Vali şehir merkezinde uygun bir yer vermez. Üstünde sinek uçan eski hayvan pazarını verir miting için. İtirazlar sonuç değiştirmez. Demirel yine de yapar mitingi. Kalabalığa der ki ''Eyyyy vali arkadaş, ben bu seçimi kazanacağım ve ilk işim senle olacak ! Gün olur devran döner, keser döner sap döner !''

Ve devran da döner keser de...

BABUTSA
27-02-2010, 14:17
.................................................. ..................................................


2006- 2007 döneminde k.ırak'a girmek türk askeriyesi için saplantı haline gelmişti, oraya bi giriverseler, yılanın başını ezecekler ve pkk işi toptan çözüme kavuşacaktı.. amma velakin, hükümet buna izin vermiyordu (hem abd uşağıydı, hem barzani'yle kirli ortaklığı vardı).. o sıralar pkk eylemleri yoğunlaşmıştı, sürekli mayınlı tuzaklar patlıyor, her şehit cenazesinde hükümetin bakanlarının suratlarına tükürülüyordu- cenazeler hükümet aleyhine (mhp lehine) bir kampayaya dönmüştü.. bu mayınlı tuzaklar cep telefonu tertibatıyla çalışıyordu- yani devriye/intikal yapan birlikler basit bir jammer kullansa, hiç bir mayın patlayamazdı aslında (tcell yetkilileri de bunu doğrulamıştı)..




.................................................. .................................................. .............


Sn.krezüs;

Biraz önce Sn.Bora Yaşar güzel bir şey yazdı,"Bilmediğimiz konularda ahkam kesmeyelim"

diye.

Maalesef bilgi sahibi olmadan ,fikir sahibi olunmuyor.Olmak isteyincede işte böyle komik

durumlara düşülebiliniyor.

Şimdi TSK'da Jammer türü cihazların ki ( Bunlar ELKAR,MİLKAR gibi) ne zamandır

kullanıldığını ,teknik özelliklerini,etki çaplarını biliyormusunuz.Bilmiyorsanız, isterseniz çok

bilen Turkcell yetkilisine sorabilirsiniz.

Peki bunları kullansanız dahi,patlayıcıların değişik yöntemlerle harekete geçirilebildiğini

biliyormusunuz.Pardon duyamadım.

E be kardeşim bunları biliyorsan ne demeye yazıyorsun.Bilmiyorsan bilmediğin bir konuda

neden ahkam kesiyorsun.

İkincisi askerlerin K.Irak'a girmesi seni neden rahatsız ediyor.Hiçbir askeri yetkili oraya

girersek terörü bitiririz diye demeç vermedi.

Bazı aklıevveller daha önce girildi de ne oldu? diye kafa bulandırmaya çalışırken;"Acaba

girilmeseydi bugün neler olurdu?" sorusuna cevap verememektedirler.

Hudson enstitüsü ile ilgili düşüncelerimi daha önce yazdığım için burada tekrarlamıyorum.

Bottousa
27-02-2010, 14:38
Sn Sandavut;

Koca koca metinleri, makaleleri bu başlığa yüklemenin ne mantığı var?
Koyun bir link, varsa bu konuda bir diyeceğiniz yazın..
Başlığı okunmaz hale getirmenin ne amacı var?
Lütfen..
Bu ricam sadece size değil tabi..
Herkese.
Kendi fikrimiz yokmuş gibi sürekli alıntılamak, okunur olmaktan çıkarıyor başlığı..
Neyse.. Benimki samimi bir öneri..

Kesinlikle katılıyorum.

ooz
27-02-2010, 14:49
"Demokrasi amaç değil araçtır ..Amacımıza ulaşana kadar demokrasiye bağlıyız. "

"Demokrasi bizim için bir tramvaydır. İstediğimiz durağa gelince ineriz."

bu sözleri bizzat kendisinden duymamış olsam acaba? diye düşüneceğim...ama vallahi de billahi de duydum..

peki şimdi "yok kardeşim bu söyledikleri asıl düşündükleri değil, yalan söylüyor" dediğimde kim kızabilir bana?

karaboğa
27-02-2010, 14:57
"Demokrasi amaç değil araçtır ..Amacımıza ulaşana kadar demokrasiye bağlıyız. "

"Demokrasi bizim için bir tramvaydır. İstediğimiz durağa gelince ineriz."

bu sözleri bizzat kendisinden duymamış olsam acaba? diye düşüneceğim...ama vallahi de billahi de duydum..

peki şimdi "yok kardeşim bu söyledikleri asıl düşündükleri değil, yalan söylüyor" dediğimde kim kızabilir bana?

hiç olur mu öyle şey Hz. Tayyip söyler mi hiç öyle.. zorla söyletmişlerdir belki hipnotize falan edilip söyletilmiştir.. yoksa ihtimal yok sütten çıkmış ak kaşık bile yanında kömür karası kalır :clown::clown:

ooz
27-02-2010, 14:58
İntihar Eden Albay Suçsuz Çıktı
http://haber.mynet.com/detay/guncel/intihar-eden-yarbay-sucsuz-cikti/497607


Hesabını kim verecek ?


hesabını kim soracakki!!!

tabi ki kimse vermeyecek..

Hasan Karakaya adlı yazarımız..vakit gazetesinde yazıyor..pek takip etmem kendisini..tesadüf denk geldim 21 Şubat tarihli yazısına..

yazının başlığı; Ölen ikiz bebeklerin hesabı da sorulacak mı?

özet olarak diyor ki sevgili yazarımız, Başsavcı Cihaner'in soruşturmasında ikiz bebeklerini düşüren kadının hesabı sorulacak mı?

hemen eposta attım kendisine..dedim ki; ben sizinle taban tabana zıt bir görüşteyim..bu bebeklerin hesabı sorulmalıdır..en ağır ceza verilmelidir..size sonuna kadar katılıyorum..

fakat ergenekon'un kasası diye içeri alınıp hapishane köşelerinde can veren adamın, ya da suçlamaları gururuna yediremeyip intihar eden, ve suçsuz olduğu sonradan ortaya çıkan askerin hesabı da sorulmasın mı?

ben sizden bunları köşenize taşımanızı elbette beklemiyorum..ancak samimiyetinize inanmam için en azından bu mesajıma cevap verin, evet hepsinin hesabı sorulsun deyin dedim özetle..

cevap yok..

herhalde okumadı diye düşündüm..her gün sabah akşam üşenmeden tekrar yolluyorum aynı iletiyi..

ama cevap yine gelmeyecek..çünkü samimi değiller..

bana ihtiyaçları yok..benim mesajıma da ihtiyaçları yok..hatta bana cevap vermeye bile gerek yok..

çünkü o istediğini aldı o yazıyla..kendi dünyaları için yeterliydi..kendi vatandaşlarına hitap etti..onlar da mutlu oldu..kendi de..

biz ayrı dünyalılar aslında yokuz onlar için..

emperador
27-02-2010, 15:39
vakit gazetesi adam olsa Hüseyin Üzmeze taraf olmazdı. sn.ooz okumuştur kesin yazınızı ama cevap vermez dediğiniz gibi işine gelen cevap verir bunlar.

merlin
27-02-2010, 15:57
vakit gazetesi adam olsa Hüseyin Üzmeze taraf olmazdı. sn.ooz okumuştur kesin yazınızı ama cevap vermez dediğiniz gibi işine gelen cevap verir bunlar.
2-3 sene sonra derler ki ''Hüseyin Üzmez de ergenekonun adamıydı, mazlum müslümanları ezmek için kullanıldı.
Derler mi ?
Bahse girerim derler :)

trusty
27-02-2010, 16:05
Dün akşam NTV de bir tartışma programı vardı. Emekli bir paşamız da konuşmacıydı. Şunu fark ettim. Çok ciddi bir bilgi kirliliği var.

Balyoz Planı denilen plan tam olarak seminerle nasıl ilişkilendiriliyor hala orası anlaşılabilmiş değil. Zira Balyoz adında bir plan yok, bir plan var ama adı başka ve gizli olduğu için ve henüz kimse deşifre etmediği için, kimse de deşifre eden olmak istemiyor..

Gerçi daha gerilerdeki sayfalarda yazdım ama tekrar konuyu derlemek istiyorum, her ne kadar kutuplar arasında kısır tartışmaya faydasının olmayacağını düşünsem de;

Planlar çok uzun yıllar önce yapılmış planlardır. Bu planlar zaman zaman tadil edilir. Planların tadili içinse seminer yapılır ve seminerden çıkan sonuçlara göre, ya tamamı ya da bir kısmı güncellenir.

Plan kelimesi ile ilgili bir sıkıntı var. Siviller göre ''Plan'' kelimesi, yarın veya ilk fırsatta uygulamaya konacak bir tasarı anlamını taşırken, askerler içinse, olması muhtemel her duruma karşı hazırlıklı olmak ve bazen de sadece beyin fırtınası yapmak için üretilmiş, faraziyelere bağlı alternatif tasarılardır.

Bir kere bu ''Plan'' kelimesini bile bir süre önce Çetin Doğan Paşa izah etmedi. Çünkü sadece 20 yıl generalliği, 50 yıl askerlik hayatı olan bu adamlar, bunun farkında değiller. Ama dün akşam çıkan paşamız daha genç, Tuğgenerallikten emekli birisi olduğu için yakalayabiliyor bu gariplikleri..

Yani sivil diyor ki, kardeşim plan yapmışsınız..Şöyle amiyane ve basit bir örnek vereyim;

Asker diyor ki, peki Tufan olursa ne yaparız?

1-Şu büyük gemiye doldurabildiğimiz kadar insanı ve erzağı doldurur, onların kurtulmasını sağlarız..

İyi de bu gemi, herkesi almaz ki?

2-O zaman kadın ve çocukları doldururuz..

İyi de herkesi almaz ki?

3-O zaman 35 yaşın altındaki kadın ve çocukları alırız, diğerleri hayattan biraz da olsa nasiplerini almışlar deriz..

Peki, ya biz sadece 35 yaşın altındakileri gemiye alırken ya karışıklık çıkar da, 35 yaşın üstündekiler de binmek isterse?

4-Havaya uyarı ateşi açarız..

Peki ya dinlemezler hatta gemi batma tehlikesi geçirirse..

5-Bunu yapanları öldürürüz o zaman..

Şimdi Taraf manşet atıyor; Bunlar 35 yaşın üzerindeki kadınları öldürmeyi planlamışlar..

Gel de çık işin içinden..

Bahse konu olan seminer, 3 günlük bir seminer..

Bu seminerin irtica ile darbe ile alakası bile yok, bir muhtemel savaş durumu ve safhaları tartışılıyor..

2.5 gün boyunca, sadece nasıl gideriz, nerde kalırız, nerden geçeriz bunlar tartışılıyor..

Seminerlerin ve planların formatları var..Bu eklerden birisi de Geri Bölge Emniyeti..Son yarım günde de Geri Bölge Emniyetinde muhtemel senaryo ne olabilir bu konuşulacak..Kural da şu, mümkün olan en gerçekçi senaryo olmalı...İstanbul ve batısındaki bütün muhtemel durumlar konuşuluyor..Bu arada Çetin Paşa ara ara giydiriyor, gerçekle senaryoyla karışık..

Şimdi bu seminerde darbe tartışılsa, darbeden daha öncelikli bir konu olur mu? 3 gün hiç darbeden bahsetmeyip de son yarım gün geri bölge savunması içinde mi tartışılır..Kaldı ki darbe böyle bir seminerde konuşulur mu?

Seminer sonrası gerekli ise plan tadil edilir..Plan ekleri ile yaklaşık bir tuğla kadar olur..Ana metin kısmı 30-50 sayfa ya da çok daha kısa da olabilir..Gerisi tamamen doldurulması gereken bir form gibidir..Formata göre doldurulması gereken tüm ekler doldurulur..Bu planın ana metin kısmını komutan imzalar, eklerini hazırlayan ilgili karargah subayları imzalar..Komutan ana metni imzalarken tüm ekleri okumaz..En son verdiği şifahi emirlere ve alınan kararlara göre ilgililerce hazırlandığına itimat eder..Zaten eklerin sorumluluğunu da tam olarak taşımaz, sorumluluğu paylaşır..

Ana planın ismi Balyoz olmadığına ve ana plan zaten darbeyle marbeyle alakalı olmadığına göre bu olsa olsa varsa şayet, ana planın eklerinden biri olabilir..Bu da büyük ihtimalle ele geçirilen bu ana planın öneminden ve ilgi çekiciliğinde istifade etmek isteyenlerce araya sokuşturulmuş..Zira elinde tek bir sayfa planla çıksalar inandırıcılığı olmayacakken, 5000 sayfalık bir planın parçası gibi göstermek çok daha taktiksel bir yaklaşım..

Herşeyden önce seminere katılan 170 kusür kişinin hepsi de darbe marbe konuşulmadığını, ne cami bombalanmasından ne uçak düşürülmesinden bahsedilmediğini söylüyorlar zaten..

Bu salt bir gerçek..

Gelgelelim olay halka öyle bir servis ediliyor ki, iddialarla zaten amaçlarına ulaşıyorlar, toplumu yönlendiriyorlar..Bu dava sonucunda herkes beraat edecek bile olsa, sadece dava sürecinde onları hapiste yatırmak suretiyle de amaçladıkları bedeli ödetmiş olacaklar..

Aslında EMASYA Seminerlerinden nemalanabilirlerdi bence, daha çok materyal bulurlardı belki bu seminerlerden ancak, EMASYA Seminerlerine Emniyet Teşkilatı Temsilcileri de katıldığından,kendi kalelerine gol atmamak için bu yolu seçmediler:)

TSK da kimse kalkıp da cümbür cemaat darbe planlamaz..Planlanacaksa bile bu Plan Çalışmaları kapsamında yapılmaz, sivillerin anladığı anlamda oturulup plan yaparlar, bunu da 10 kişiden başkası bilmez, zınk diye uygularlar...Ula bir gün savaş çıkarsa ne yaparızı planladığımız gibi, bi de hazır darbe planı yapıp kozmiğe koyalım da, darbe yapılacağı zaman kullanırız gibi birşey yok, olmaz, saçma sapan bu..Ama bunu algılamak mı zor, hakikaten algılanamıyor mu, işlerine mi gelmiyor..

Bunlar gelir geçer..Suçu olan cezasını çeker..Bunlardan daha da önemli birşey var;

TSK nın Özel Kuvvetler Karargahına da girilip Seferberlik durumlarına da bakıldı..Geri kalan planlar da uçusuyor ortalıkta..Bu amatör bir iş değil..Bu zannedildiği gibi TSK nın içindeki darbe karşıtlarınca, ya da TSK ya sızmış tarikat mensuplarınca sızdırlmış, becerilmiş işler değil...Bunlar devletler arası istihbarat çalışmalarının ürünü..Bu darbeden de darbecilerden de korkunç birşey..Demek ki bu ülkede sırf TSK yı sindirmek ve hizaya sokmak adına yabancı ülkelerle işbirlikleri yapılıyor...Türkiye'nin bütün savunma planlarını ellerine geçirmişler demek ki..Ordu sizin ordunuz, plan da aslında sizin planınız:)

Bu işler olup bitince muhtemelen bütün planlar çöpe atılıp, sıfırdan tekrar planlanacak..Bu sefer dijital ortama kesinlikle geçirilmeyecek..Hatta şu Almanya örneğinde olduğu gibi Windowstan komple bir vazgeçme bile söz konusu olabilir..

Eger bu yaziyi okumadiysaniz, okuyun lutfen...

Ben hicbir kose yazarindan, bu kadar mukkemmel bir yorum okumadim.

Bizim okuyucu, ortaokuldan beri uzun yazilari okumaz, atlar gecer.

Muhendisler, matematik adamlarinin oldum olasi, uzun yazilara allerjileri vardir.

Biraz da buna, olur olmaz uzun yazilari kopyalayanlar sebep oluyor.

Bu yaziyi okuyun lutfen.

Sevgili Achiles'e de emegi icin tesekkur edin.

Sagolasin Achiles, iyki varsin..

OnurGururSeref
27-02-2010, 16:29
Hakikaten ya, ben de basindan beri sunu dusunuyorum: TSK'da ne kadar cok TSK dusmani, ya da demokrasi havarisi, ust komutan dusmani, ya da belki de casus, baska servis ajani, hern neyse Turkiye'ye baska gozle bakan baskalarinin adami varmis! Y a da TSK meger ne kadar "gevsek" bir kurummus! Yaniliyor muyum? En basindan beri ortaya cikan hicbir seyi TSK da calismakta olan siviller ortaya cikarmis olamaz, ancak subaylarin bilebilecegi bilgilerdi ve hep disari sizdi. Gercek ya da yalan ama bu bilgiler belgeler hep TSK a aitti ve sizdi.. Cidden, SAYGIDEGER Achille'in yazdigi gibi en sonunda artik en gizli planlar da ele gecirildi, icleri rahatladi. Ama eger TSK TSK'ysa elbette herseyi cope atacak ve herseyi silbastan yenileyecektir. Bunu yaparken de aldigi buyuk derslerden faydalanacak, bu defa cok daha dikkatli olacaktir. Ben ordumdan bunu beklerim..