PDA

View Full Version : Dowes



Pages : 1 2 3 4 5 6 [7] 8 9 10 11 12 13 14

buy&sell
05-01-2011, 19:42
Evet, benim merak ettigimde son aylarda yuklu miktarda dolar basilmasiyla ilgili. Dogal olarak dolarin dusmesi gerektigini dusunuyordu herkes. Beklenen oydu. 1$ 1TL olacak deniliyordu habire. Bu kadar dolar basilmasina ve piyasaya girmesine ragmen neden dolar deger kaybetmedi? Avrupada ekonomik sıkıntılar sürüyor ve EUR ; USD karşısında değer kaybederken 1 TL=1 $ olmaz diye düşünüyorum

Saygılar

JonDowes
05-01-2011, 20:28
Dolarda 1.39 ları konuşurken 1$=1TL leri konuşurken şimdilerde 1.60 ları konuşuyoruz!

Faiz arttırımı konuşuyorduk tersi oldu,Altın uçacak kaçacak dediler 1374 dolarda...

Öyle göstere göstere para kazanma,kazandırma dönemi bitti...


Evet, benim merak ettigimde son aylarda yuklu miktarda dolar basilmasiyla ilgili. Dogal olarak dolarin dusmesi gerektigini dusunuyordu herkes. Beklenen oydu. 1$ 1TL olacak deniliyordu habire. Bu kadar dolar basilmasina ve piyasaya girmesine ragmen neden dolar deger kaybetmedi?

bu "1 dolar 1 TL olacak" diyenler kimse ben bilmiyorum. son 3 yılda bunu ne dedim ne de diyen ciddi bir adama rastlamadım. geyik forumlarında diyen birileri varsa bilemem; benim 2011 için ortalama dolar/TL tahminlerim iki önceki sayfada var ve en düşük senaryom da kurun 1.4850, en yüksek 1.6250 civarında...

doların düşmesi demek dolar/TL'nin çakılmasını şart koşmuyor zaten... TCMB böyle faiz indirmeye devam ederse TL dolardan da çok değer kaybeder. dolar düşer ama faizi artan paralar göre sadece...

"para basılmasına rağmen şu anda neden parite düşüyor" diye bir soru sorarsanız bu en doğru yol olacaktır... bunun da cevabı "büyüme verilerinde" gördüğüm kadarıyla. ABD son 1 aydır hep olumlu ekonomik veriler açıklıyor ve euro bölgesinin sorunlarına kıyasla krizden daha erken çıkacak gözüküyor. para basma retoriği belki de fiyatlara yeterince yedirildi ve AB'nin yavaş gidecek olması euronun yükselmesine engel oluyor...

sonuçta pariteler asla tek yöne roket gibi gitmezler. belli dönemlerde ters yöne devam ederler, dalgalanırlar. şu anda 1.31lerde olan parite bu "canlı ekonomi" senaryosunu satın alırsa önce 1.25 sonra 1.17 civarına kadar düşebilir. piyasalarda kesin kurallar yoktur; o dönemki algı neyi gerektiriyorsa o fiyatlanır. şu anda faizi %4lere yaklaşan ABD tahvillerinin cazibesi nedeniyle dolara tekrar talep geldiği söylenegeliyor. bir müddet bu şartlar devam eder bir gün bakarsınız QE3 konuşulmaya başlanmış ve parite kaldıgı yerden yükselmeye başlamış... trenin yönünü bilmek iyidir amma, asıl iyisi kalkan trenin yönünü sorgulamadan ona binip yol alabilmektir.

altın notu: XAU 1 yıl önce 1130 idi... şimdi 1420den 1375'e düşmesini abartmamak lazım. piyasalar sonsuza kadar tek yöne gitmez, gidemez. altın/dolar 1130'a kadar düşerse o zaman bakarız nedenlerine. şu anda teknik olarak 1300'e kadar düşmesi çok mümkün. canlanan ekonomiyle beraber dolar değer kazandıkça altının düşmesi beklenen bir şey. bu algılar tamamen yanılgıysa, zaman içinde tekrar eski trendler devam eder ama önce biraz dalgalı denizde yüzeceğiz.

Figo
06-01-2011, 10:10
http://i55.tinypic.com/11jvkfs.jpg

dünyada tarım ürünleri fiyatlarında artış yaşanırken ve 10 yıllık Abd tahvili %3,48 ile bu beklenen enfülasyonu fiyatlarken bizim yurtiçi gıda fiyatlarında artış olmaması, enfülasyonun bizi teğet geçmesi çok ilginç

ekili alanlar yurtdışına göre küçük, birçok meyve sebze tohumunu yurtdışından alıyoruz, akaryakıt ve gübre de dışa bağımlı

ne olmuş tarımda hiç kimsenin bilmediği verim artış tekniklerini mi bulmuşuz?

yohsam istatistih yalan söleme sanatı midur ? :he::wink:

JonDowes
06-01-2011, 10:39
Biz tarim urunlerinin cogunu kendimiz uretiyoruz, bu yuzden gida fiyatlari ic talebe ve iklime cok bagli. bu nedenle zaten TUFE sepetinde en dalgali seyreden kalem hep gida. islenmemis gidadaki dalga, islenmis gidaya da yansiyor. mevsim iyi oldugunda gida enflasyonunun dusmesi normal.

Batililar tum yumusak emtialari yurtdisindan aliyor (ABD haric). onlarin fiyatlari disa bagimli; kurlara da... emtia endeksleri yukseldiginde elbette buna katlanmak zorundalar ancak artis oranlari ve enflasyonun varyansi bizdeki kadar yuksek olmadi hic. CRB yumusak emtia endeksi ornegin; 1970-2000 yillari arasinda 200-450 arasinda dalgalandi duruldu. 2008'de 550 ile tepe yapti. 2009'da 400'e kadar dusup tekrar yukselmeye basladi. 2010 basinda 660 idi, su anda rekor 775'e cikti. yani 1 yilda %17 artti. bu, global piyasa icin cok buyuk bir rakam ama bizim gibi %20 gida enflasyonu ile giden bir ulkede normal. yagis ve sicaklik uclara gitmediginde birkac ay gida fiyatlari yataya girer, sonraki mevsim yine %10-15 artar... global enflasyondan asagi dusmedik, sadece daha cok dalgalaniyoruz ve yapisal nedenlerle frekansimiz "aylik olarak" uyusmayabilir. yillik grafiklerde uyumsuzluk yok. tarimdaki verimsizligimiz nedeniyle o kadar uretime ragmen yuksek fiyatlara yillarca razi olduk zaten. aracilar ve subvansiyon sistemi ceplerden yemeye devam ediyor.

inanna
10-01-2011, 14:35
Artık papatya falı açmak gerekecek; ABD mi kötü ,AB'nin kendisi mi yoksa en kötü durumda olanı İngiltere mi?

Aşağıda ki yazıda soyadı Turk olan bir şahsiyet yorum yapmış;

http://www.kitco.com/ind/turk/turk.html

Özetlenecek olursa;

--Geçen hafta İngiliz pound'u USD karşısında %3 düşüş yaşadı.Bunun sebebi İngilterenin kankileri (kredi anlamında) İspanya'nın not uyarısı ve İrlanda'nın çöp durumu...
--Harcamalarda kısıntı sözlerine rağmen İngiltere'nin harcamalarının ve borçlanmalarının spiral olarak artarak kontrolden çıkması.Grafiğe göre İngiltere'nin borçları ürkünç ve 1 Trilyon pound...
--Özellikle 2007'deki (ve sonrası) yetkililerin cilalama işlemlerinden bahsediliyor.Geçiyorum...
--İngiltere'nin büyük açığının sürdürülemez olduğu ve daha büyük QE'lere,yani para basmaya sebep olabileceği...
--Son olarakta yazar Dolar'ın hiperenflasyona girerek çöküntüye uğruyacağını düşünürken,bu durumdan artık emin olmadığını.İngiltere'nin harcamalarının ve borçlanmalarının ABD'den çok daha kötü olduğunu ifade ederek ,ilk hiperenflasyona uğruyacak paranın Paund olduğunu belirtiyor.


Sonuçta İspanya çuvallarsa İngiltere'nin de ayvayı yiyeceği kesin gibi...Ne dersiniz kimyasal reaksiyonlarda ki gibi zincir devam edecek mi?


PALA , GLOBALLY YOURS...

skinnypuppy
10-01-2011, 14:42
Deutsche Bank'in 2011 ongorulerini yazdigi raporlar:



bunlar şahaneymiş hocam. eyvallah

JonDowes
10-01-2011, 15:45
Artık papatya falı açmak gerekecek; ABD mi kötü ,AB'nin kendisi mi yoksa en kötü durumda olanı İngiltere mi?


ozet icin tesekkurler. ben Ingiliz parasinin daha uzun yillar zayif devam etmesini bekliyorum sahsen. uzun vadede demografik yapisi ve demokrasisi sayesinde yine duzluge cikacak. ABD ise inovasyon ve rezerv para gucuyle buyumeye baslayacak... hem yasli hem tembel ekonomilerin ise pek sansi olmayacak.


bunlar şahaneymiş hocam. eyvallah

rica ederim

JonDowes
10-01-2011, 16:46
Gecen hafta Hazine, $1 milyarlik 2041 vadeli USD cinsi Eurobond satisi yapti. Forum icin belki biraz fazla teknik bir konu ama baslikta nadiren ismi gectigi icin bu haberi arsiv degeri acisindan post ediyorum...

---

17:37 10Jan11 RTRS-IFR- Turkey's black swan day
by John Weavers
LONDON, Jan 10 (Reuters) - Turkey began 2011 with an underwhelming new year issue as a sudden US Treasury market rout repriced its existing curve and forced the leads to shift size and pricing parameters. Rival syndication desks were quick to contrast the outcome with 2010's blow-out new year deal but in reality the latest transaction faced a far trickier market backdrop.

The 2011 funding schedule for the Republic of Turkey (Ba2/BB/BB+) began with something of a whimper as last Wednesday's 30-year new year global bond got caught out by a collapsing US Treasury market where yields soared in the aftermath of a reaffirming bout of strong US data releases.

Sharply rising Treasury yields played havoc with the deal's execution as ****t bookrunners Barclays Capital, Deutsche Bank and JP Morgan were forced to offer more generous terms and reduce the size of the deal to a relatively modest (for Turkey) US$1bn.

When the transaction was announced alongside 6.15% whispers around midday London time on Wednesday, 30-year Treasuries were yielding 4.36%. They had surged to 4.48% when official guidance was announced in the 6.25% area before climbing further, to 4.52%, at launch.

With the coupon set at 6.0% and the bond pricing at 6.25% in New York trading, the reoffer price was way down at 96.63, or 167.9bp wide of Treasuries.

In absolute terms, the deal reflects the huge strides Turkey has made in recent years and in particular its well-regarded handling of the credit crisis as it paid its lowest ever coupon and yield for a 30-year issue.

On the downside, however, the US$1bn deal size was below the US$1.5bn-$2bn the Treasury was known to be targeting and only half as much as 2010's record breaking new year bond.

The new offering attracted a book of US$5bn, with local investors securing a 35% allocation, just ahead of Europe's 33% and 31% for the US, while Asian accounts received the remaining 1%. Banks took 48%, asset managers 47%, insurance and pension firms 3% and hedge funds 2%.

The domestic allotment was above the 25% seen for 2010's new year offering but in line with or lower than other recent Turkish sovereign issuance, including the 40% local take-up for last April's euro transaction.

The relatively small issue size left many international funds under-allocated, which helped push the bond as high as 98-1/4 on the break before it settled back to 97-3/4 bid by Thursday lunchtime.

Gains in excess of one point represent quite a result for investors that are used to very aggressive pricing demands for new Turkish sovereign paper, especially as the 2041s are an obvious tapping candidate going forward.

Syndication desks not on the ticket wasted no time in criticising the first high-profile EEMEA transaction of the year, with one manager questioning the wisdom of releasing whispers less than two hours before the ADP Employment report that sparked the US Treasury collapse.

In truth, the leads could hardly have foreseen such a reaction to what is at best a secondary data release, while it certainly made sense to get a deal away before Friday's payrolls report, which has far greater potential to trigger a Treasury sell-off.

The manager also questioned the decision to release yield as opposed to spread guidance which "would have insulated the deal against Treasury volatility".

Miray Muminoglu, a director on the London syndicate team at Barclays Capital, conceded that the Treasury would ideally liked to have done a larger deal but given the "Black Swan Day" for US Treasuries, "Turkey will have been very pleased to get a benchmark offering away".

In response to suggestions that the bookrunners should have come out with spread guidance, Muminoglu stressed that Turkey always traded in price-yield terms and has never before released guidance over US Treasuries or mid-swaps for a dollar transaction.

Maryam Khosrowshahi, managing director and head of public sector coverage, CEEMEA, at Deutsche Bank, argued that "the outcome was pretty outstanding given the about two-point intraday sell-off in Treasuries".

Stefan Weiler, executive director at JP Morgan debt capital markets, concurred, saying: "The Republic was pleased with its ability to print a successful and well-performing 30-year benchmark-sized transaction despite the significant adversity created by the unexpected upsurge of Treasury yields."

Khosrowshahi noted the importance that Turkey, quite rightly, placed on distribution, saying: "On the back of the order book, Turkey could have done a larger deal but the Treasury is very sensitised to achieving the right balance between local and international demand and allocations."

In addition to Wednesday's extraordinary US Treasury fall-out, other factors helped contain demand, with one fund manager suggesting that the strength of Turkey's bonds had reduced their attractiveness to yield-hungry dedicated EM investors. He pointed to Turkey's 2010 new year bond, the 6.75% 2040s, which yielded a juicier 6.85% and were priced at a more attractive 224.7bp over Treasuries.

The new bonds' 30-year maturity would also have put off those investors looking to reduce duration in anticipation of rising US Treasury yields through 2011.

Indeed, Weiler said that "with US Treasury yields widely expected to rise further this year, the Republic chose wisely to issue a long-dated transaction last week".

Following November's 500m prefunding tap Turkey has now raised about US$1.66bn of this year's US$5.5bn Eurobond target. With parliamentary elections in June and given the Treasury's tradition of front-loading funding, more international issuance can be expected in the first half of 2011.

After a three-year absence, Turkey returned to the euro market last April with its 1.5bn euros 10-year and the success of this transaction suggests that the Treasury could revert to its previous policy of first-quarter euro issuance, while another dollar deal (perhaps a tap of the 2041s) is always on the cards.

Turkey also has plans to diversify its investor base with a 10-year debut JBIC-guaranteed Samurai that would represent its first yen deal in 10 years. Hiroshi Watanabe, president and CEO of Japan Bank for International Cooperation, said last November that Turkey was looking to raise about 150bn yen, or US$1.8bn-equivalent.

The Turkish Treasury launched 19 yen bond issues worth US$8bn between 1992 and 2000 and held talks with JBIC last April.

polkaad
10-01-2011, 17:17
Biz tarim urunlerinin cogunu kendimiz uretiyoruz, bu yuzden gida fiyatlari ic talebe ve iklime cok bagli. bu nedenle zaten TUFE sepetinde en dalgali seyreden kalem hep gida. islenmemis gidadaki dalga, islenmis gidaya da yansiyor. mevsim iyi oldugunda gida enflasyonunun dusmesi normal.

Batililar tum yumusak emtialari yurtdisindan aliyor (ABD haric). onlarin fiyatlari disa bagimli; kurlara da... emtia endeksleri yukseldiginde elbette buna katlanmak zorundalar ancak artis oranlari ve enflasyonun varyansi bizdeki kadar yuksek olmadi hic. CRB yumusak emtia endeksi ornegin; 1970-2000 yillari arasinda 200-450 arasinda dalgalandi duruldu. 2008'de 550 ile tepe yapti. 2009'da 400'e kadar dusup tekrar yukselmeye basladi. 2010 basinda 660 idi, su anda rekor 775'e cikti. yani 1 yilda %17 artti. bu, global piyasa icin cok buyuk bir rakam ama bizim gibi %20 gida enflasyonu ile giden bir ulkede normal. yagis ve sicaklik uclara gitmediginde birkac ay gida fiyatlari yataya girer, sonraki mevsim yine %10-15 artar... global enflasyondan asagi dusmedik, sadece daha cok dalgalaniyoruz ve yapisal nedenlerle frekansimiz "aylik olarak" uyusmayabilir. yillik grafiklerde uyumsuzluk yok. tarimdaki verimsizligimiz nedeniyle o kadar uretime ragmen yuksek fiyatlara yillarca razi olduk zaten. aracilar ve subvansiyon sistemi ceplerden yemeye devam ediyor.

Sayın JonDowes üstad,

Malum bizin insanımız kolay, çabuk ve hatta spekülatif işler yapmaya bayılıyor komisyonculuk ve aracılık revaçta,nacizane sorum şu;

Şeker,pamuk,özelikle buğday...vs fiyatlarında artış ile iştahı kabaran yukarıda bahsettiğim vatandaşlar bu tarımsal emtiaları iç piyasaya vermek yerine dış piyasaya yüksek fiyattan satmak isterlerse bizdeki fiyatlar ne olur?Hükümet tarımsal ihracatı sınırlandırabilir mi ya da tamamem yasaklayabilir mi?

http://img145.imageshack.us/img145/7427/tablo2.jpg


Dün Star tv Haberlerde Et fiyatları araştırılıyordu;Bağcılarda 14 TL olan kıyma,Etilerde 30 TL idi!!!Adam diyor ki kira yüksek!Kg başına 16 TL koymak demek (çünkü 14 TL satanda kazanıyor)100 kg ette 1600 TL Bağcılardakine göre fazla kazanmak demek,ben bu açıkgöz,cingöz vatandaşlardan bahsediyorum bir örneklede pekiştirmiş oldum ne tür insanları kastettiğimi yukarıda:)

Bu arada 2 yerdede etler yerli idi ithal değildi...

Bağcılarda satmak yerine ,Etilerde satmak Türkiyede ucuza satmak yerine dış piyasada pahalıya satmak gibi...

JonDowes
10-01-2011, 18:41
Sayın JonDowes üstad,

Malum bizin insanımız kolay, çabuk ve hatta spekülatif işler yapmaya bayılıyor komisyonculuk ve aracılık revaçta,nacizane sorum şu;

Şeker,pamuk,özelikle buğday...vs fiyatlarında artış ile iştahı kabaran yukarıda bahsettiğim vatandaşlar bu tarımsal emtiaları iç piyasaya vermek yerine dış piyasaya yüksek fiyattan satmak isterlerse bizdeki fiyatlar ne olur?Hükümet tarımsal ihracatı sınırlandırabilir mi ya da tamamem yasaklayabilir mi?

Dün Star tv Haberlerde Et fiyatları araştırılıyordu;Bağcılarda 14 TL olan kıyma,Etilerde 30 TL idi!!!Adam diyor ki kira yüksek!Kg başına 16 TL koymak demek (çünkü 14 TL satanda kazanıyor)100 kg ette 1600 TL Bağcılardakine göre fazla kazanmak demek,ben bu açıkgöz,cingöz vatandaşlardan bahsediyorum bir örneklede pekiştirmiş oldum ne tür insanları kastettiğimi yukarıda:)

Bu arada 2 yerdede etler yerli idi ithal değildi...

Bağcılarda satmak yerine ,Etilerde satmak Türkiyede ucuza satmak yerine dış piyasada pahalıya satmak gibi...

Gıda ürünü satmak, altın çıkarıp eritip külçe olarak ihraç etmeye benzemez. Batı ülkelerinin gıda kodeksleri kalındır; onlarca güvenlik maddesine uymalı ve dönemsel testleri geçmelisiniz. Bunu ha diyen adam yapamıyor; yapabilen adamın ürünü yurtdışında daha pahalıysa, zaten önce ihraç ediyor çünkü iyi ve güvenli malın alıcısı her zaman var. Et ürünlerinde ise bizim kadar pahalıya yiyen ülke olmadıgı için dışarıya satmak olasılık dışı... AB'de etin kilosu 15 lira yok bile.

Bu yüzden aracılar sadece yurtiçini düşünerek para kazanabilir. Yurtdışı ihracatı bilinçli ve hak edenler yapabilir. Bizim bol ekilebilir arazimiz var (http://en.wikipedia.org/wiki/Land_use_statistics_by_country), ancak kişi başına bölünce abartılı da değil; kendimize yetiyor:

http://profy.com/wp-content/blogs.dir/1/images/phil1/2/arableland.gif

trusty
10-01-2011, 19:39
Ben Turkiye'nin kendi kendine yettigi tezine katilmiyorum.

Bu eski bilgi.

Son 20 yilda nufus 50'lerden 73'e ciktigi icin oyle saniliyor.

Erozyon,Mera Alani yetersizligi ve yem fiyatlarindaki artis, kendi kendimize yeterli olmadigimizi gosteriyor.

JonDowes
10-01-2011, 20:10
-"Türkiye kendi kendine -her alanda" yeter" gibi bir cümle kurmadım. "Türkiye'nin ekilebilir arazisi, kendine yetecek kadar" demek istedim. Dünyanın en çok ekili alana sahip 12. ülkesiyiz, bizimkine yeterli demiyorsak bizden aşağıdaki 190 ülkeye biraz ayıp olur sanki... ha tabii ki verimsiz kullanıyoruz, israf ediyoruz, teknolojimiz geri ve nüfusumuz dünya sıralamasında 18. sırada bunlar da gerçek. yine de çoğu ülkeden ucuz meyve-sebze yiyebiliyoruz şimdilik.

polkaad
10-01-2011, 21:16
Teşekkürler saolun...

mustafab
12-01-2011, 19:21
Dolarin birkac ay daha guclu gidebilecegini,
Altinin yili yine yukselisle kapatabilecegini,
Borsanin not arttirimi ile tekrar yukselebilecegini,
Secimlere dogru butce rakamlarina gore doviz-faizin hareketlenebilecegini,
dusunuyorum. Sepet ve oranlariniza yorum yapmam yanlis yonlendirme olacaktir.

Sayın Jon Dowes

Cevabınız için teşekkürler. Eğer gerçekleşirse Dolar 1600 e gelince bozup borsa biraz inince fona girmeyi deneyecegim. Düz bir bakışla bu yıl kredi notu artar borsa da bu durumda her halukarda mevduattan fazla getirir düşüncesini denemeyi planlıyorum. A tipi fonlarla ilgili önerileriniz tecrübeniz varsa görüşlerinizi öğrenmek isterim.

JonDowes
13-01-2011, 00:06
A tipi fonlarla ilgili önerileriniz tecrübeniz varsa görüşlerinizi öğrenmek isterim.

özellikle bir fon önermek istemem, fonbul tarzı sitelerden geçmiş performansları karşılaştırabilirsiniz... şahsi olarak fonlara yatırım yapmıyorum; hisse portföyü yapmak istersem, inandıgım sektörlerden IMKB30'da yer alanlara dağılım yapmayı düşünürüm. örnek olarak; 1 sigorta, 1 banka, 1 çimento, 1 enerji, 1 perakende şirketi gibi.

evcil
13-01-2011, 00:34
peki nicin sigorta?

JonDowes
13-01-2011, 07:35
peki nicin sigorta?

Sigorta cunku; Turkiye'de kurumsal birikim cok dusuk ve hizla artmasi garanti gibi... ulkenin yas ortalamasi 29 ve onumuzdeki 20 yilda bu bireyler duzenli olarak emeklilik ve saglik primleri odeyecekler. bu biriken primlerin cok buyuk bolumu, yatirim fonlari tarafindan (bireylerin yasliliklarinda kullanilmak uzere) piyasaya yatirilacak. Su anda 41 milyar lira olan yatirim+emeklilik fonlari malvarliklarinin onumuzdeki 5 yilda 112 milyarin ustune cikacagini tahmin ediyor Bank of America (rapor ismi "2011: Graduation Time"). Bu paranin sadece 2 milyari borsada ve bunun da 16 milyara cikacagini tahmin etmis.

Ulkemiz halen finansal acidan bakir bir piyasa... kaldiracimiz dusuk, bankaya alistirilmis halk az ve sermaye birikimi oldukca ufak... Dusuk faizler ve duzenli buyume bunlarin hepsinin yuksek hizlarda buyumesi demek. Yatirim yapilabilir seviyeye cikarsak; ekonomizin simdikinden 2 kat buyuk noktaya ulastigi gun finansal kurumlar 3-4 kat buyuklukte olacak... Klasik olarak bankalar ilk buyume elde edecek hisseler gibi gozukse de, faiz hadleri (para alip satmaktan dogan kazanc) yillar icinde rekabetle daralarak nispeten daha az bankaya yuksek getiri potansiyeli getirecek (=konsolidasyon). sigortacilarin ise faize bakmasina gerek yok; duzenli musteri bulmak yeterli = artan primler garanti. nispeten daha az sayida buyuk oyuncu olan, hisse secmesi az daha kolay gozukuyor. bu sirketlerin para kazanmasi icin fonlarini buyutmesi yeterli; faizden degil komisyondan para kazaniyorlar malum.

tabi buradan "su anda borsa alim icin uygun" dedigim anlamini cikarmayin... ben okuduklarimin sonucunda onumuzdeki 5 yilda nelerin buyuyebilecegini ozetliyorum. onumuzdeki 2 yilda siyasi veya kuresel nedenlerle cikacak borsa dususleri, elbette su andakinden daha ucuzdan alim firsatlari verebilir. Bildigim sey su ki; faizimiz uzun yillar tek basamakli kalirsa, artik ulkenin borsaya daha yuksek sermaye yatirmasi gerektigi. cunku dusuk reel faiz daha az finansal kazanc, daha yuksek reel sektor potansiyeli demek.

----
13:43 06Jan11 -Anadolu Hayat Emeklilik'in fon büyüklüğü 2010'da %33.2 arttı -bülten
İSTANBUL, 6 Ocak (Reuters) - Anadolu Hayat Emeklilik'in fon tutarı 24 Aralık verilerine göre, 2010 yılında yüzde 33.2 büyürken, şirketin fon büyüklüğünde pazar payı ise yüzde 21.8 olarak gerçekleşti.
Şirketten yapılan yazılı açıklamada, AHE'nin fonlarını 2010 yılında 647.8 milyon TL artırdığı ve 24 Aralık 2010 itibariyle 2.6 milyar TL'ye yükselttiği belirtildi.
Açıklamada Anadolu Hayat Emeklilik Genel Müdürü Mete Uğurlu, şirketin fon performansına ilişkin olarak ise, "2004 yılı Ocak ayından 2010 yılı sonuna kadar geçen dönemde sektör fonları ortalama yüzde 188.4 oranında nominal, yüzde 65 oranında ise reel getiri sağladı. Anadolu Hayat Emeklilik'in kurucusu olduğu fonlara bakıldığında ise aynı dönemde yüzde 237.5 nominal ve yüzde 93.1 reel getiri elde edildiği görülüyor. Dolayısıyla şirket, katılımcılarına sistemin faaliyete başladığı günden bu yana sektör ortalamasının oldukça üzerinde kazandırmaya devam etti. (2010 yılında) Sektör fonlarının ağırlıklı ortalama getirisi yüzde 9.6 iken, Anadolu Hayat Emeklilik fonları yüzde 11.7 getiri sağladı" dedi.
Hali hazırda 19 ayrı emeklilik yatırım fonu sunduklarını söyleyen Uğurlu, 2011 yılında daha çok katılımcının yatırım ihtiyaçlarına daha geniş bir perspektif ile cevap vermek amacıyla fon çeşitliliğini arttırmayı planladıklarını belirtti.
----

[bilgi olarak, Bank of America'nin uzun vadeli hisse secimi: Akcansa, Anadolu hayat, Dogus, Enka, Is GMYO, Tekfen, Vakifbank, YKB]

Figo
13-01-2011, 09:26
The Bank of Korea has announced today its decision about the benchmark interest rate, where it decided to raise it by 25 basis points to 2.75% during the first month of 2011, to cool inflation from acceleration, after the Korean government pledged to fight higher prices that fuel inflation rates in the economy.

Figo
13-01-2011, 10:09
The Bank of Korea has announced today its decision about the benchmark interest rate, where it decided to raise it by 25 basis points to 2.75% during the first month of 2011, to cool inflation from acceleration, after the Korean government pledged to fight higher prices that fuel inflation rates in the economy.

Benzine yine zam geldi!

Akaryakıt ürünlerinden 95 ve 97 oktan benzinlerin satış fiyatı bugünden geçerli olmak üzere litrede 4-8 kuruş artırıldı.

97 oktan kurşunsuz benzin yeni zammın ardından POAŞ bayilerinde litrede Ankara’da 3,96 lira, İstanbul ve İzmir’de 3,98 lira, Van’da ise 4,06 liradan satılmaya başladı.

BP bayilerinde Ankara, İstanbul ve İzmir’de 3,99 liradan satılan 97 oktan kurşunsuz benzin, Van’da 4,09 lira, OPET bayilerinde de Ankara ve İstanbul’da 3,99 lira, İzmir’de 3,98 lira, Van’da ise 4,11 liradan satılıyor.

inanna
13-01-2011, 10:20
Sigorta cunku; Turkiye'de kurumsal birikim cok dusuk ve hizla artmasi garanti gibi...
----
13:43 06Jan11 -Anadolu Hayat Emeklilik'in fon büyüklüğü 2010'da %33.2 arttı -bülten



Sn Jondowes , öncelikle doyurucu bilgilendirmeleriniz için kendi adıma çok teşekkür ederim.Hisse.net'i izleyenlere faydalı olduğunuz çok açık...

Sn Red Baron'un yazılarıda çok iyi.Kirlilik yaratmamak için başlığına girmek istemediğimden , okuyorsa onada buradan teşekkürlerimi sunuyorum.

İnsanın normal hayatındaki olaylara bakış açısı yatırımları açısındanda iyimserlik-karamsarlık çizgisinde yürüyor.Aslolan objektif olabilmek,fakat bunu başarabilen çok az insanın olduğunu düşünüyorum.İşte bu yüzden kişinin gerçekçiliğinin iyimserlik-karamsarlık çizgisinin neresinde olduğu tamamen göreceli bir konu.

Örneğin yukarıdaki cümlenizde ''Turkiye'de kurumsal birikim cok dusuk ve hizla artmasi garanti gibi... ''
Evet bu husus yıllardır söylenegelen ve yabancı yatırımcıları,şayet yatırım yapıyorsa cezbeden bir konu.Fakat bildiğiniz gibi Türkiye yabancı kaynakla büyüyebilen bir ülke.Yukarıdaki Anadolu Hayat'ın 2010 yılındaki performansı söylediğinizi teyit eder nitelikte.Fakat ilerleyen yıllarda bunun böyle devam etmesi sıcağıyla soğuğuyla kısaca el parasının devamlılığına bağlı değil mi? Üretimimiz her yıl artıyor mu? Yada tersden okursak üretimimiz ithalata ne kadar bağımlı?

Diğer yandan gelişmiş ülkelerin QE'leri yüzünden emtiaların geldiği fiyat seviyeleri ortada.Sonuçlarıda yavaş yavaş ortaya çıkmaya başladı.Tunus Bangledeş ve Şilideki olaylar daha başlangıç gibi...

Neyse ülkemize dönersek gerek global olarak,gerekse yerel dinamiklerden insanların gelir seviyeleri düşerken hayat pahalılığı can yakmaya başladı.Korkarım ki yakın gelecekte pek çok insan bırakın sigortalı olmayı karınlarını doyurduğuğuna şükür ediyor hale gelecek gibi gözüküyor...
Yani kısaca ülke çalışanlarının gelirlerinin her geçen yıl düştüğü bir ortamda bireysel emekllilik yatırımlarının yeteri kadar artıp artamayacağı bence sorgulanması gereken bir konu.

Biraz karamsar oldu ama bu yazıyla kendimide sorguladığımdan sanırım gerçeklik çizgimdede tereddütler yaşıyorum.Siz ne dersiniz?

Son söz:Benim bildiğim doğru mutlak doğru olmayabilir!Selamlar&Saygılar

Gelirler açısında birde şöyle bir durum daha var.Hatırlatayım dedim: PALA , GLOBALLY YOURS..

JonDowes
13-01-2011, 10:40
The Bank of Korea has announced today its decision about the benchmark interest rate, where it decided to raise it by 25 basis points to 2.75% during the first month of 2011, to cool inflation from acceleration, after the Korean government pledged to fight higher prices that fuel inflation rates in the economy.

evet bir biz post-modern para politikasi izliyorduk diger tum Dogulular faiz arttiriyor. ancak bir yenilik var: dun TCMB baskani "faiz dusurmeyebiliriz" sinyali verdi. bu da bugun tahvilin 25 bps satis yemesine yol acti ve kur dususune neden oldu... belki de kisa vadeli dibi gorduk faizde. haftaya gorecegiz.


Benzine yine zam geldi!


once ana fikrim: Turkiye'de benzin cok pahali ve su anki hukumet, yaptigi sabit vergi artislariyla bunun tek sorumlusu.

ancak ek bir dusunce: her gun artan benzin fiyatlarini hukumet ayarliyormus gibi bir sunum var, gercek degil. hukumet, her 1.5-2 yilda bir sabit vergiyi arttiriyor o kadar. sonucta:

benzin pompa fiyati = f(petrol fiyati, dolar kuru) + sabit vergi

hergun ayarlanan sey, petrol ve dolar kurundan gelen etki... yanlis hatirlamiyorsam 2010 basinda sabit vergi arttirildi, o zamandan beri hukumetin benzin fiyatlariyla alakasi yok. petrol varil fiyati artiyor, benzin fiyati artiyor. dolar kuru artiyor, benzin fiyati artiyor... sabit vergi, bu artisin yuksek etki gostermesine neden oluyor tabii. ancak sabit vergide yeni bir artis yok.

her yapilan zamda hukumeti elestirmek, olayin monotonlasip yararsizlasmasina neden oluyor. zira adamlar son 6 aydaki her fiyat artisini petrol ve dolar kuruyla aciklayip olayi baska yerlere cekebilirler. aslolan, sabit vergi artisidir. bu oldugu zaman 20-30 kurus oluyor ama uzun vadede etkisi 1 liraya cikiyor. bu artis yapildigi anda arac sahipleri sokaga dokulse cok daha dogru olurdu.

JonDowes
13-01-2011, 10:50
Sn Jondowes , öncelikle doyurucu bilgilendirmeleriniz için kendi adıma çok teşekkür ederim.Hisse.net'i izleyenlere faydalı olduğunuz çok açık...

Sn Red Baron'un yazılarıda çok iyi.Kirlilik yaratmamak için başlığına girmek istemediğimden , okuyorsa onada buradan teşekkürlerimi sunuyorum.

Biraz karamsar oldu ama bu yazıyla kendimide sorguladığımdan sanırım gerçeklik çizgimdede tereddütler yaşıyorum.Siz ne dersiniz?


tesekkurler. sn Red Baron'un son donem yazilarini okumadim ama eski tartismalarimizdan genel gorus yapisina asinayim. bana ters geliyor acikcasi. kendisine kalsa, tum malvarligimizi satip uzaya kacmaliyiz... ABD berbat, AB cokmus, Turkiye rezil, Cin patlak, reel sektor yok, o yok bu yok su yok...

full karamsarlikla ne portfoy yonetilir ne servet ne de hayat. cozumun parcasi olmayan, sorunun parcasi olur. tum ulke bu tarz bir kara delik karamsarligiyla nereye varabilir ki? ben finansal piyasalarda calisiyorum, kurumuma para kazandirmaya calisiyorum, kendime para kazandirmaya calisiyorum... yillar gectikce bunda basari payim artiyor. bunu, optimistlik ve sorunlari cozmeye calisarak yapiyorum... sorunlari bolca listelemek bana sadece populizm olarak geliyor. cozumleri tartismayi daha dogru buluyorum.

dunyanin son 150 yildir ekonomik sistemi kapitalizm. bunun getirdigi finansallasmayi, bir balon ekonomisi olarak gorebilirsiniz. ancak bunun yikilma tarihi 20 yil veya 200 yil sonra mi olacak bilemezsiniz. hemen yarin dunyanin cokecegini dusunerek ekonomi konusulmamali bana gore. ayni sey Turkiye'nin durumu icin de gecerli. hepimiz 90lardaki ulkenin finansal durumunu hatirliyoruz. bugun nelere sahip oldugumuzu dusunup biraz daha "bu da iyi yahu" demeyi ogrenmeliyiz. zannediyoruz ki, iyi ulke olmak demek 3 yilda hemencecik 50 bin dolar kisi basi gelire ulasmak demek. ekonomik atilim bu kadar da kolay degil ki? yillik %5 buyume ile, 2-3 onyilda yapilabilen bir sey "kalkinmak".

biz, %5 buyumeyi hedefleyerek iyiye gideriz. ekonomideki sakatliklari tartismak elbette gerekir. fakat %5 gorebiliyorsak da "%15 degil, demek ki batacagiz" felsefesi bence dogru degil.

ideoloji tartismalarina girmeyecegim ama bilgi olarak; hayatimda su andaki hukumete oy vermedim, vermem de... ama acik bir gercek var: cumhuriyet tarihinin en basarili ekonomik onyilini yasiyoruz. devam ettigi surece de olumlu bakmaya devam etmeliyiz. sokakta mutlaka ac ve sefil insanlarimiz olacak. ama 20 yil once onlarin durumlari simdikinden daha iyi de degildi.

temel olarak bir ulkenin ekonomik durumunu: kisi basi alim gucu, enflasyon, istihdam ve altyapi gosterir. yapisal nedenlerle istihdam tarafinda zayifiz, kalan hepsinde duzenli olarak ilerliyoruz. enerji acigimiz nedeniyle cari acigimiz yapisal. bunun kapanmayacagi garanti, hukumetle alakasi olmayan bir gercek bu. benzin ve petrol urunleri kullanilmadan sanayi calisabildigi gunlerde, o cari acik da kapanir. o zamana kadar, ihracati arttirma calismalarina devam. bu cari acik muhabbetinde herkesin atladigi bir sey var: ulkenin luks ithalati dusuk. halk parasini yabanciya kaptiriyor olsa farkli bakardim ama petrol almak icin verilen dovize de cok kafayi takmiyorum. enerji urunlerini cikarsak, cari acik 4'te birine iniyor.

trusty
13-01-2011, 11:10
Ideoloji tartismalarina girmeyecegim ama bilgi olarak; hayatimda su andaki hukumete oy vermedim, vermem de... ama acik bir gercek var: cumhuriyet tarihinin en basarili ekonomik onyilini yasiyoruz. devam ettigi surece de olumlu bakmaya devam etmeliyiz. sokakta mutlaka ac ve sefil insanlarimiz olacak. ama 20 yil once onlarin durumlari simdikinden daha iyi de degildi.



Bu goruse katilirim.

Ben de bunlara oy vermedim, vermem de.

Ancak goz ardi edilmemesi gereken onemli bir konu var.

Cumhuriyet tarihinin en basarili 10 yili olmasi.

Bunlar disinda goz ardi edilmemesi gereken onemli bir degisim de, ozgurluklerde yasaniyor.

Kendi ulusuna karsi, necip turk milleti, vatan millet sakarya, oranin buranin kurtulusu gibi kurgularla, psikolojik savas uygulayan unsurlarin yok olmak uzere olmasi.

Ben bu basarinin hukukcularimiza ait oldugunu dusunuyorum.

Siyasilerin her turlu yanlisina ragmen.

inanna
13-01-2011, 11:18
Cevabıınız için teşekkür ederim.Bir finansçı olarak sürekli karamsarlıkla kendinizde kazanamadığınız gibi,çalıştığınız kurumada para kazandıramazsınız.Dolayısıyla en doğrusunu yapıyorsunuz.Benim mesleğim finans değil.Amatör olarak ekonomiyi takip ediyorum ve yatırımlarımı yönlendirmeye çalışıyorum.Fakat finansçı olsam herhalde bu tür kurumlarda fazla sürmez kapıya konurdum sanırım.Detaylarda farklı düşünsemde,yazınızdan faydalandığımı söylemeliyim.Sevgiler&Saygılar...

uzay
13-01-2011, 18:49
Sayın JonDowes doların düşüşünde MB Başkanının gün içindeki açıklamaları mı etkili oldu? Kısa ve orta vade için dolar öngörülerinizde değişiklik var mı ? Selamlar...

JonDowes
13-01-2011, 21:40
Sayın JonDowes doların düşüşünde MB Başkanının gün içindeki açıklamaları mı etkili oldu? Kısa ve orta vade için dolar öngörülerinizde değişiklik var mı ? Selamlar...

sayfanın yukarısında yazmıştım bunu:



evet bir biz post-modern para politikasi izliyorduk diger tum Dogulular faiz arttiriyor. ancak bir yenilik var: dun TCMB baskani "faiz dusurmeyebiliriz" sinyali verdi. bu da bugun tahvilin 25 bps satis yemesine yol acti ve kur dususune neden oldu... belki de kisa vadeli dibi gorduk faizde. haftaya gorecegiz.


Durmuş Yılmaz "faiz düşürme - sabit tutma" dengesinin ortaya kaydıgını ima eden bir konuşma yaparak önceki günkü sinyaline destek vermiş oldu, bu da TL'nin güçlenmesine yardımcı oldu.

kimseye tavsiye etmemekle birlkte bilgi olarak: 1.56 üzerinde açtıgım dolar shortlarını, önceden gelenlerle beraber tutmaya devam ediyorum. kısa vadede kurun 1.5250-1.6150 arasında dalgalanabileceğini düşünüyorum. shortlamaktaki amacım, 1.48 görülünceye kadar faiz x kaldıraç çarpanından yararlanmak ve azcık da olsa kur kazancı elde etmek. pozisyonum büyük olmadıgı için stopum yok, bunun yerine tepe oldugunu düşündüğüm yerlerde pozisyon arttırabilirim. shortları kapatma hedefimden de anlaşılabileceği gibi 3 ay gibi bir vadede tutabilirim. düşüş hızlanırsa hedefi aşağı çekerim (ki buna jargonda trailing profit diyorlar).

şef
13-01-2011, 22:52
jon üstad, 1 dolar 1 euro sepetinin grafiğini takip edebileceğimiz bir yer varmı?
bana dolar/tl stratejiniz pek uygun gelmedi. bundan 2-3 hafta öncesine kadar uygun bulurdum. lakin yapancıların davranışları pek hoşuma gitmiyor. önümüzde seçim varken, tayyip in yahudileri sert eleştirileri devam ederken ve bizim merkez bankamız faiz indirimi yaparken ve devam edebilme olasılığı varken... üstüne üstlük bazı gelişmekte olan ülkeler faiz arttırırken... cari açığı saymıyorum bile. borsadaki bankalar hedef fiyatlarına da gelmişken... sırf dünyada bol para var diye tl nin değerlenmesini beklemek yerine bilemiyorum rus parası olabilir, yada faiz arttıracak cari açık vermeyen başka bir gelişmekte olan ülke parası tercihi daha doğru olmaz mı? zira son zamanlarda , tl sort rus rublesi long pozisyon alındığını duydum. bilmiyorum böyle bir imkanınız var mı? bizim yokta, olsada risk sınırlarımızı aşıyor.

JonDowes
13-01-2011, 23:41
http://www.makronomi.com/index.php

bu siteye ücretsiz üye olup pek çok grafiğe ulaşabilirsiniz.

paylaştığım kur beklentileri tamamen şahsidir, katılmanız veya uygulamanız için yazmıyorum... bana soru bu konuda geldiği için cevap yazıyorum.

yeri gelmişken; bu forumda RUB veya AUD mevduatı kavramlarını ilk yazan kişi de benimdir muhtemelen. yine, bahsettiğiniz RUB/TL pozisyonunu öne atan Nomura raporları hep bu başlıkta link verildi...

tekrar; bu başlıkta "doğruları" değil, iyi-kötü şahsi fikirlerimi yazıyorum.

şef
14-01-2011, 08:17
benim beklentimde şahsidir. burayı okuyan başka arkadaşlarda yokmu? farklı bir bakış açısı görsün diye yazdım. düşüncelerinin bir önemi yok diyorsun, buraya bir dahada yazmam.

inanna
14-01-2011, 12:50
Sn Dowjones

ABD doları ve Euro'nun uzun vadede aşınmaya uğrayacağını düşündüğümden,acaba diyorum,İsviçre Frangı her ne kadar finansal sistemin bir parçası olsada (en azından bankacılık söktörü olarak) bir güvenli liman özelliği taşıyabilir mi? Cevabınız için şimdiden teşekkürler...
Selamlar&Saygılar...

JonDowes
16-01-2011, 21:33
Sn Dowjones

ABD doları ve Euro'nun uzun vadede aşınmaya uğrayacağını düşündüğümden,acaba diyorum,İsviçre Frangı her ne kadar finansal sistemin bir parçası olsada (en azından bankacılık söktörü olarak) bir güvenli liman özelliği taşıyabilir mi? Cevabınız için şimdiden teşekkürler...
Selamlar&Saygılar...

CHF'in gücünün korunması mümkün ama faizinin çok düşük oldugunu da hatırlamak lazım. uzun vadede bu kadar düşük faizli bir paranın değerli kalmasını, en azından TL'ye karşı beklemiyorum. güvenli liman derken ne kadarlık kayba tahammülünüz olduguna bağlı.

hep tekrar ettigim gibi; dünyanın büyüme hızına olumlu bakıyorsanız Dogu paralarını (ruble, rand, aussie) tercih etmek gerekir. yüksek faizleri ve emtialardan pozitif etkilenen yönleriyle artıları çok fazla. borç krizleri ve kötümser senaryolar içinse, tabii daha güvenilir olan borçlanma paraları (usd, jpy ve chf) değerlenecektir.

buy&sell
17-01-2011, 03:11
Sayın JonDowes, yazılarınızı uzunca süredir takip etmekte ve oldukça yararlanmakta,yeni bilgiler öğrenmekteyim. Her nedense sizin her yeni yazınızı okurken yüzüklerin efendisi filmindeki "Gandalf" isimli büyücü aklıma geliyor ve o bana bunları söylüyormuş gibï hissediyorum:):) Değerli paylaşımlarınız için çok teşekkürler.Saygılar

JonDowes
17-01-2011, 08:17
Sayın JonDowes, yazılarınızı uzunca süredir takip etmekte ve oldukça yararlanmakta,yeni bilgiler öğrenmekteyim. Her nedense sizin her yeni yazınızı okurken yüzüklerin efendisi filmindeki "Gandalf" isimli büyücü aklıma geliyor ve o bana bunları söylüyormuş gibï hissediyorum:):) Değerli paylaşımlarınız için çok teşekkürler.Saygılar

tesekkurler ancak o seviyeden cok uzagim. zaten o da "Ak Gandalf" oluncaya kadar pek bir vukuat gerceklestiremiyordu :) sadece tutarli dusuncelerimi ve iyi bildigim teknik konulari yaziyorum. bilmedigim veya anlayamadigim cok fazla sey var benim de.

bir not: bugunlerde kisisel sebeplerde mesai saatlerinde foruma cok fazla giremeyecegim ve yazilanlara yorumlar/cevaplarim normale gore uzun zaman alabilecek (12-48 saat gibi).

BullStock
21-01-2011, 10:40
sayın jondowes faiz indirimleriyle merkez bankasının bağımsızlığı konusunu son yaşanan olaylar çerçevesinde nasıl değerlendiriyorsunuz?

JonDowes
21-01-2011, 13:30
Faiz indirimleri, her hükümetin istediği bir şeydir. şu anki durumda TCMB, piyasanın isteğinin aksine faizi sabit tutmak yerine indiriyor. hükümet için olumlu gibi gözükse de, negatif mod nedeniyle kuru hızla yükseltiyor ve tahvil faizlerini de arttırıyor. yani matematiksel açıdan hükümetin işine gelen şeyler değil.

çekirdek enflasyon halen gecelik faizden yüksek oldugu için şimdilik TCMB üstü kapalı eleştiriliyor. ancak enflasyon yükselmeye devam edecek ve 5'in üstüne çıktıgında eleştiriler sertleşecek. o zamana kadar TCMB'nin zorunlu karşılıklar gibi diğer araçlarla ne kadar güç kullanabileceğini izleyeceğiz. şahsen ben faiz indiriminin etkisini nötralize edebileceklerini sanmıyorum. iç talep güçlü ve dış talebe bağlı ihracat sektörleri istihdamı çok arttıramasa bile, tüketim iyi gidiyor.

yine de TCMB'yi "hatalılar" diyip eleştirmek için erken. faiz kararlarının etkisinin önümüzdeki 12-18 ayı etkileyeceğini hatırlayalım. 6 ay sonra dünya ve ülke ekonomisi yavaşlama temposuna girerse, yine "sürprizler doğru çıktı" diyeceğiz. hatırlarsak gecelik faiz %12'den aşağıya dogru giderken her indirimde "bu kadarı da olmaz ama" diyorduk ama enflasyon bankayı haklı çıkardı.

haksız oldukları durumda; hızla dogru yöne gitmeleri ise aktif bir MB'den beklenen hareket olacak. aradaki negatif mod dalgalanmaları ise piyasanın emri. bu volatilite, trenlerin yönünü görebilene de trade şansı verecek.

trusty
21-01-2011, 13:42
haksız oldukları durumda; hızla dogru yöne gitmeleri ise aktif bir MB'den beklenen hareket olacak. aradaki negatif mod dalgalanmaları ise piyasanın emri. bu volatilite, trenlerin yönünü görebilene de trade şansı verecek.

Mukemmel bir yorum Sn.Dowes, Tesekkurler.

BullStock
21-01-2011, 13:45
Faiz indirimleri, her hükümetin istediği bir şeydir. şu anki durumda TCMB, piyasanın isteğinin aksine faizi sabit tutmak yerine indiriyor. hükümet için olumlu gibi gözükse de, negatif mod nedeniyle kuru hızla yükseltiyor ve tahvil faizlerini de arttırıyor. yani matematiksel açıdan hükümetin işine gelen şeyler değil.

çekirdek enflasyon halen gecelik faizden yüksek oldugu için şimdilik TCMB üstü kapalı eleştiriliyor. ancak enflasyon yükselmeye devam edecek ve 5'in üstüne çıktıgında eleştiriler sertleşecek. o zamana kadar TCMB'nin zorunlu karşılıklar gibi diğer araçlarla ne kadar güç kullanabileceğini izleyeceğiz. şahsen ben faiz indiriminin etkisini nötralize edebileceklerini sanmıyorum. iç talep güçlü ve dış talebe bağlı ihracat sektörleri istihdamı çok arttıramasa bile, tüketim iyi gidiyor.

yine de TCMB'yi "hatalılar" diyip eleştirmek için erken. faiz kararlarının etkisinin önümüzdeki 12-18 ayı etkileyeceğini hatırlayalım. 6 ay sonra dünya ve ülke ekonomisi yavaşlama temposuna girerse, yine "sürprizler doğru çıktı" diyeceğiz. hatırlarsak gecelik faiz %12'den aşağıya dogru giderken her indirimde "bu kadarı da olmaz ama" diyorduk ama enflasyon bankayı haklı çıkardı.

haksız oldukları durumda; hızla dogru yöne gitmeleri ise aktif bir MB'den beklenen hareket olacak. aradaki negatif mod dalgalanmaları ise piyasanın emri. bu volatilite, trenlerin yönünü görebilene de trade şansı verecek.

Teşekkürler.

Hükümetin faiz oranlarının düşmesi yönündeki baskıcı rolünü biliyoruz.Şimdi alınan kararda izlenimim birçok ekonomi yazarının bu durumu tehlikeli görmesi acaba alınan bu kararda hükümetin gizliden baskısı var sorusu akıllara geliyor.İlginç olan PPK'da oy çokluğu ve Durmuş yılmazın alehte oy kullanmasına rağmen bu kararın alındığı söyleniyor.

Merkez bankası bu kararın nötralize etmek için diğer araçları etkisiz olursa ya da ekonomistlerin bahsettiği olgular yaşanırsa merkez bankası bu kadar açık ve net alınan kararın altından kalkamaz.Ama etkisi uzun vadede görüleceği için o zamana kim öle kim kala..

Anlamadığım nokta merkez bankasının düşünüpte bunca ekonomistin düşünmediği bir şey mi var?Uğur Gürses'in bugünkü yazısındaki gibi tehlikeli deneye devam..Anlamadığım nokta merkez bankası hiç mi deney yapamaz hep beklentiler üzerine mi hareket etmeli?

epikur
21-01-2011, 13:49
Jon dostum, direk sormak istiyorum:
MB para politikasini sencede sahiden SIKILASTIRMAK istiyormu? ...politika faizini indirir gibi gözüksede! ;)
Cünkü piyasa faizlerinin yukari yönelmesi....para politikasinin SIKILASTIRILMASI demek...gecicide olsa. Bir haftada...gösterge faizi sonucda...yüzde 7 lerin altindan....7,68 e yükseldi!!!

Yani MB nin karari... bu acidan pek yanlisda görünmüyor. Hem hükümete sirin görünüyor...bak faizi indirdim iste diyerekden! :) Hemde munzam karsiliklari artirilcak....SIKILASTIRICAM ha...diyerekden... beklentiylende olsa.....sahiden SIKILASTIRIYOR!!
Burda esas kazigi yiyen...hükümet oluyor...gibi geldi bana! :)
Piyasaya zaten.... bakan yok....MB veya hükümet tarafindan! Ha... kurlarda biraz yükselmis...bu da herkezin az cok isine geliyor....olay kopmadikca! Bu kadar yaygaraya ragmen...kur saglam...halen 1,60 in altinda. So, what? :)

Not: Üstelik SICAK parada cidden az cok engellendi veya azaltildi...ve 1,55-1,60 civari bir kurda...hem enflasyon icin fena degil....hemde cari acik icin daha iyi! (ithal fiyatlar TL olarak ortalama 10% yükseldi) Yani...kisa vadede MB basarili...diyebiliriz....bence. Ha...bankalarin kredi verme istahlari azalacakmi...bunu hep beraber gelecek aylarda görecegiz! Ama oradada ipler tümüyle MB nin elinde....bankalar tepesinede binenibilirim diyor.....piyasada zaten sanirim buna gicik oldu...yani tehdidi ciddiye aldigindan! :)

JonDowes
21-01-2011, 19:01
Mukemmel bir yorum Sn.Dowes, Tesekkurler.

teşekkürler


Teşekkürler.

Hükümetin faiz oranlarının düşmesi yönündeki baskıcı rolünü biliyoruz.Şimdi alınan kararda izlenimim birçok ekonomi yazarının bu durumu tehlikeli görmesi acaba alınan bu kararda hükümetin gizliden baskısı var sorusu akıllara geliyor.İlginç olan PPK'da oy çokluğu ve Durmuş yılmazın alehte oy kullanmasına rağmen bu kararın alındığı söyleniyor.

Merkez bankası bu kararın nötralize etmek için diğer araçları etkisiz olursa ya da ekonomistlerin bahsettiği olgular yaşanırsa merkez bankası bu kadar açık ve net alınan kararın altından kalkamaz.Ama etkisi uzun vadede görüleceği için o zamana kim öle kim kala..

Anlamadığım nokta merkez bankasının düşünüpte bunca ekonomistin düşünmediği bir şey mi var?Uğur Gürses'in bugünkü yazısındaki gibi tehlikeli deneye devam..Anlamadığım nokta merkez bankası hiç mi deney yapamaz hep beklentiler üzerine mi hareket etmeli?

bu alınan kararlar yıllarca düzeltilemeyecek sonuçlara yol açmaz. çünkü Türkiyede vade kısa. enflasyon yükselirse faizler çok kısa sürede arttırlabilir ve fiyat artışlarına gem vurulabilir. PPK'nın oy dağılımı açıklanmıyor. katılımcıların dışarı haber sızdırdıgını da hiç sanmıyorum. yani kimin ne oy verdiği tamamen spekülasyondan ibaret.

bunca ekonomist dediğiniz çoğu yazar Batılı yatırım bankalarının gazıyla hareket ediyor; yani faiz kazananlardan etkileniyor. haklı oldukları şüpheler var ama düşük faizin de bazı yararları var. Saruhan Özel gibi faiz düşüşünü destekleyen iyi yazarlar da var bu arada. TCMB bağımsız bir kurum olarak ne hükümet ne kamuoyundan etkilenmeden kararlarını almalı...

naçizane benim görüşüm; tehlikeli bir deneme oldugu ama son 1.5 yılda hiperaktif düzeye geçen para politikasının gerektiğinde hızla sıkılaştırma yapabileceğini düşünüyorum. belki enflasyon hedeflenen kadar düşürülemez ama patlama da yapmaz gibi geliyor. bekleyip göreceğiz. bu arada, Ugur Gürses'in bir yazısı uzun zamandır bana böyle ters gelmemişti. söylediği gibi TL sadece batıdaki gelişmelerden dolayı değer kaybediyor olsaydı; ZAR, RUB, KRW gibi paralara karşı yatay kalmalıydı. aylardır bu paralardan çok daha sert düşen bir TL var.

JonDowes
21-01-2011, 19:14
Jon dostum, direk sormak istiyorum:
MB para politikasini sencede sahiden SIKILASTIRMAK istiyormu? ...politika faizini indirir gibi gözüksede! ;)
Cünkü piyasa faizlerinin yukari yönelmesi....para politikasinin SIKILASTIRILMASI demek...gecicide olsa. Bir haftada...gösterge faizi sonucda...yüzde 7 lerin altindan....7,68 e yükseldi!!!

Yani MB nin karari... bu acidan pek yanlisda görünmüyor. Hem hükümete sirin görünüyor...bak faizi indirdim iste diyerekden! :) Hemde munzam karsiliklari artirilcak....SIKILASTIRICAM ha...diyerekden... beklentiylende olsa.....sahiden SIKILASTIRIYOR!!
Burda esas kazigi yiyen...hükümet oluyor...gibi geldi bana! :)
Piyasaya zaten.... bakan yok....MB veya hükümet tarafindan! Ha... kurlarda biraz yükselmis...bu da herkezin az cok isine geliyor....olay kopmadikca! Bu kadar yaygaraya ragmen...kur saglam...halen 1,60 in altinda. So, what? :)

Not: Üstelik SICAK parada cidden az cok engellendi veya azaltildi...ve 1,55-1,60 civari bir kurda...hem enflasyon icin fena degil....hemde cari acik icin daha iyi! (ithal fiyatlar TL olarak ortalama 10% yükseldi) Yani...kisa vadede MB basarili...diyebiliriz....bence. Ha...bankalarin kredi verme istahlari azalacakmi...bunu hep beraber gelecek aylarda görecegiz! Ama oradada ipler tümüyle MB nin elinde....bankalar tepesinede binenibilirim diyor.....piyasada zaten sanirim buna gicik oldu...yani tehdidi ciddiye aldigindan! :)

Ben de benzer düşünüyorum. TCMB para piyasasını sıkılaştırmak istiyor ama şimdiye kadar aldıgı kararların beklenti yönetiminde sıkıntı yaşamak istemiyor. Gecelik oran değil, uzun vadeli faizler ekonomik canlılıga etki eder. Tahvil faizi yükseliyor, kredi faizleri yükseliyor, kur yükseliyor... bunların hepsi ekonominin ateşini düşürücü (yavaşlatıcı) maddeler. TCMB net açıklamasa da yükselen kuru teşvik ediyor. Görünürde tek yaptıgı gecelik faizi indirmek.

Bu olanlar klasik anlamda popülist bir hükümetin işine gelmez. ancak halihazırdaki yönetim "istihdamı arttıcı, zenginleri üzücü" daha uzun vadeli, reel sektöre odaklı bir yol seçtiyse; içten içe seviniyor olmaları gerekir.

Zorunlu karşılıkların arttırılması sonucu ilk kez bugün piyasadan 7.4 milyar gibi muazzam bir para çekildi. Artık göreceğiz bankalar krediyi kaçtan kime veriyor :) eksiye düşmez ama büyüme oranı mutlak yavaşlamalı.

epikur
21-01-2011, 19:32
Ben de benzer düşünüyorum. TCMB para piyasasını sıkılaştırmak istiyor ama şimdiye kadar aldıgı kararların beklenti yönetiminde sıkıntı yaşamak istemiyor. Gecelik oran değil, uzun vadeli faizler ekonomik canlılıga etki eder. Tahvil faizi yükseliyor, kredi faizleri yükseliyor, kur yükseliyor... bunların hepsi ekonominin ateşini düşürücü (yavaşlatıcı) maddeler. TCMB net açıklamasa da yükselen kuru teşvik ediyor. Görünürde tek yaptıgı gecelik faizi indirmek.

Bu olanlar klasik anlamda popülist bir hükümetin işine gelmez. ancak halihazırdaki yönetim "istihdamı arttıcı, zenginleri üzücü" daha uzun vadeli, reel sektöre odaklı bir yol seçtiyse; içten içe seviniyor olmaları gerekir.

Zorunlu karşılıkların arttırılması sonucu ilk kez bugün piyasadan 7.4 milyar gibi muazzam bir para çekildi. Artık göreceğiz bankalar krediyi kaçtan kime veriyor :) eksiye düşmez ama büyüme oranı mutlak yavaşlamalı.

Piyasada bu kadar "cesitli" ve degisik yorumlar okudukdan sonra...seninle ayni fikirde oldugumuza inan cok sevindim.

Tek sorum var daha: Bu indirilmis olan faiz...Politika faizi olan bir hafta vadeli repo ihale faiz oranı yüzde 6,50’den yüzde 6,25’e düsürülmüstür.

Tam olarak... bu düsürülmüs olan...."haftalik repo ihale faizi"... bankalari veya tüketicileri (kredileri) veya banka karlarini hangi "agirlikda" yada seviyede etkiliyor... derinlestirebilirmisin biraz? Sonucda bu faiz....piyasa faizinin (yani 07112T14 ün - gösterge faizinin)...tam tersi yönünde görünüyor. ve böylece faizler iniyormu...yoksa cikiyormu konusunda degisik yorumlara neden oluyor....konuyu kavrayaman bir cok "uzman" tarafindan. :)

epikur
21-01-2011, 19:56
http://www.patronlardunyasi.com/haber/Merkez-Bankasi-repo-ihalesine-basliyor-/84160

20 Mayıs 2010 Perşembe 11:15
Merkez Bankası repo ihalesine başlıyor
Merkez Bankası, bugünden itibaren gerçekleştirilecek bir hafta vadeli repo ihalelerinin, Para Politikası Kurulu tarafından tespit edilen yüzde 7 faiz oranından miktar ihalesi yöntemine göre gerçekleştirilmeye başlanacağını bildirerek, her bir kuruluşun en fazla ilan edilen ihale tutarı kadar teklif verebileceğini kaydetti.

Merkez Bankası bir hafta vadeli repo ihaleleri yöntemine ilişkin yaptığı açıklamada, Merkez Bankası'nın küresel kriz sırasında alınan önlemlerin geri alınması ve para politikasının normalleştirilmesi operasyonlarını içeren çıkış stratejisinin detaylarının 14 Nisan'da açıklandığı anımsatıldı.

BİR HAFTA VADELİ REPO İHALELERİNİN FAİZ ORANI YÜZDE 7

14 Nisan tarihinden bu yana geçen sürede, piyasa ihtiyacının üzerinde yapılan fonlamanın göreceli olarak azaltılırken, likidite açığının öngörüler çerçevesinde gerçekleşmeye devam ettiği vurgulanan açıklamada, şöyle denildi:

“Diğer yandan, bir hafta vadeli repo ihale faiz oranları, sınırlı da olsa, Merkez Bankası'nın gecelik işlemler için ilan ettiği borçlanma faiz oranının 50 baz puandan daha fazla üzerinde oluşmaya başladı. Bu çerçevede, Para Politikası Kurulu 18 Mayıs tarihinde gerçekleştirdiği toplantıda teknik faiz ayarlaması sürecinin ilk adımının atarak 20 Mayıs tarihinden itibaren bir hafta vadeli repo ihalelerinin sabit faiz oranından miktar ihalesi yöntemiyle gerçekleştirilmeye başlanmasına karar vermiş, para politikası açısından bundan böyle politika faiz oranı niteliği kazanacak olan bir hafta vadeli repo ihale faiz oranını yüzde 7 olarak belirlemişti.”

İHALE TUTARLARI SAAT 10.00'DA İLAN EDİLECEK

Bugünden itibaren gerçekleştirilecek bir hafta vadeli ihalelerinin, Para Politikası Kurulu tarafından tespit edilen sabit faiz oranından miktar ihalesi yöntemine göre gerçekleştirilmeye başlanacağı bildirilen açıklamada, Merkez Bankası'nca açık piyasa işlemleri çerçevesinde gerçekleştirilen diğer ihalelerin geleneksel yöntemle gerçekleştirilmeye devam edileceğinin altı çizildi.

İhale tutarlarının saat 10.00'da ilan edilmeye ve ihalelerin saat 11.00'de gerçekleştirilmeye devam edileceği belirtilen açıklamada, “Kuruluşlar teklif mesajlarının faiz oranı alanına Para Politikası Kurulu tarafından belirlenen faiz oranını girecekler, her bir kuruluş en fazla ilan edilen ihale tutarı kadar teklif verebilecek.
Bir kuruluşun ihale teklifleri toplamının ihale tutarını aşması halinde, aşan kısım değerlendirmeye alınmayacak. Gelen tekliflerin toplamı ilan edilen ihale tutarından az veya eşit ise tekliflerin hepsi kazanacak. Ancak, gelen tekliflerin ilan edilen ihale tutarını aşması durumunda, ihale tutarı kuruluşlara, ihale tutarının toplam teklif tutarına oranı ile her bir kuruluşun toplam teklifinin çarpılması yoluyla dağıtılacak' denildi.

İHALELERE İLİŞKİN MEVCUT KURALLAR GEÇERLİ OLMAYA DEVAM EDECEK

Açıklamada, likiditede öngörülemeyen nedenlerle sıkışıklık ortaya çıkması ve bir hafta vadeli gün içi repo ihalesi yapılmasına karar verilmesi halinde, söz konusu ihalelerin de miktar ihalesi yöntemine göre, Para Politikası Kurulu tarafından bir hafta vadeli repo ihaleleri için belirlenen faiz oranından gerçekleştirileceği ifade edilirken, ihalelere ve işlemlere ilişkin mevcut diğer kuralların geçerli olmaya devam edileceği kaydedildi.




Anlayabildigim kadariyla....bu bahsedilen haftalik repo ihalesi faizi...gecen sene nisanda 7% iken su an 6,25% lerde. Ve bankalar haftada bir kere MB nin belirledigi miktarlarda....bu faizle....föyüdeki tahvillerden MB sina gecici olarak vererek...karsiliginda...haftalik nakit ihtiyacini aliyor.
Yani bu faizin düsmesi tabiiki "belli bir oranda"... paranin maliyetini düsürüyor? Mevduat icin müsteriye ödedigi faiz her halükarda...bu orandan...daha yüksek. Ama gecelik faiz ise....yüzde 9 ile cok daha yüksek! MB galiba her gece nakide SIKISMIS bankalarla zirt pirt muhatap olmak istemiyor...o yüzden 9% diyor! :biggrin:

TCMB tarafından yapılan açıklamaya göre, Merkez Bankası borçlanma faiz oranı yüzde 1,50 düzeyinde, borç verme faiz oranı yüzde 9 seviyesinde sabit tutulurken, açık piyasa islemleri çerçevesinde piyasa yapıcısı bankalara repo islemleri yoluyla tanınan borçlanma imkanı faiz oranı da yüzde 8 düzeyinde sabit tutuldu.

Ama piyasa faizi....gösterge tahvilinin faizi ve fiyati bu semada nasil yer aliyor? :)
Zor konular...sahiden.

JonDowes
21-01-2011, 20:00
Piyasada bu kadar "cesitli" ve degisik yorumlar okudukdan sonra...seninle ayni fikirde oldugumuza inan cok sevindim.

Tek sorum var daha: Bu indirilmis olan faiz...Politika faizi olan bir hafta vadeli repo ihale faiz oranı yüzde 6,50’den yüzde 6,25’e düsürülmüstür.

Tam olarak... bu düsürülmüs olan...."haftalik repo ihale faizi"... bankalari veya tüketicileri (kredileri) veya banka karlarini hangi "agirlikda" yada seviyede etkiliyor... derinlestirebilirmisin biraz? Sonucda bu faiz....piyasa faizinin (yani 07112T14 ün - gösterge faizinin)...tam tersi yönünde görünüyor. ve böylece faizler iniyormu...yoksa cikiyormu konusunda degisik yorumlara neden oluyor....konuyu kavrayaman bir cok "uzman" tarafindan. :)

Finansal sistemde maliyet; bankalar üzerinden diğer aktörlere yansır bu yüzden bu sektörün üzerinden gidelim:

TL mevduat: 447 milyar TL
YP mevduat: 197 milyar TL
yurtdışı bankalardan alınan: 96 milyar TL (%90'ı YP)
emanet menkul değerler: 128 milyar TL
özkaynaklar: 134 milyar

kabaca 1 trilyonluk bu kaynak; bankalar tarafından devlet, özel sektör ve bireylere kredi olarak veriliyor. bunun içerisinde maliyeti gecelik/haftalık faizden direkt etkilenen kısım kabaca %60'tır sanırım. ancak etkilenme oranı farklı dönemlerde farklı olabilir. en büyük kalemin mevduat oldugu açık. mevduat sahipleri %7.50'lere kadar düşen oranları kabullenmiş durumdalar. daha dogrusu alternatif risksiz getirisi yüksek araç olmadıgından zorla bağlıyorlar.

mevduat ile tahvilin interaktif bir yapısı var. ikisi birbirinin tam rakibi değil çünkü tahvilin çoğu bankaların elinde. yani biri bankaların para sağlama aracı, diğeri ise parayı yatırdıkları araç... bu yüzden mevduat faizleri çok artarsa tahvil de artmak zorunda kalıyor. çok etki uyandırmadıgı zaman, bankalar gelecekteki enflasyon ve fonlama beklentilerine göre tahvil faizlerinin yükselip düşmesine neden oluyorlar. TCMB tüm bu olayların merkezinde. piyasanın referans başlangıç noktası olan fonlama faizini idare ediyor. ayrıca piyasa likiditesi ve para çarpanını yönetiyor. yani TCMB ısrar ederse, tüm faizleri düşürebilir de çıkarabilir de. ancak aşırı uçlara giderse, kredibilite yitirip tümden ipleri elinden kaçırabilir. örnekler: a) 90larda para basmaya başlayınca, eroin gibi bir daha kurtulamayan TCMB b) 70'lerin sonlarında, enflasyona karşı duracağım diyerek ekonomiyi boğulma noktasına getiren %19 dolar faizi açıklayan FED.

yani para politikası bu işin merkez noktası. ona bakış açısına göre bankalar ve diğer ekonomik aktörler kendi duruşlarını ortaya koyuyorlar. sonunda deflasyon-enflasyon arasında gidip gelen konjonktürler oluşuyor. bu ekosistemdeki hiçbir unsur, geleceği göremiyor, net olarak plan ortaya koyamıyor. küresel piyasalar birbirini etkiledikçe, havuzlar arası "beklenti transferleri" gerçekleşiyor. bir dönem dogu gibi "aman büyüyecek çok para akıtalım" denen bir ülke oluyorsunuz. biraz zaman geçiyor, "bunlar kriz mağduru AB'nin dibinde, kesin küçülürler" deniyor hop paralar kaçıyor.

para ile sosyal politikalar birbirine benziyor: tek bir doğru yok ve ipi hangi tarafa çekerseniz diğer taraftan çukura düşenler oluyor.



Ama gecelik faiz ise....yüzde 9 ile cok daha yüksek! MB galiba her gece nakide SIKISMIS bankalarla zirt pirt muhatap olmak istemiyor...o yüzden 9% diyor! :biggrin:

TCMB tarafından yapılan açıklamaya göre, Merkez Bankası borçlanma faiz oranı yüzde 1,50 düzeyinde, borç verme faiz oranı yüzde 9 seviyesinde sabit tutulurken, açık piyasa islemleri çerçevesinde piyasa yapıcısı bankalara repo islemleri yoluyla tanınan borçlanma imkanı faiz oranı da yüzde 8 düzeyinde sabit tutuldu.


%9 ve %8 gibi oranlara takılmayın, o kadar kısa vadeli parayı hiçbir banka o orandan almıyor. onlar acil durum kaynakları ve çok az kullanılıyor. kullanana da hoş gözle bakılmaz uzun vadede. varsa yoksa haftalık repo TCMB'nin gerçek faizi.

JonDowes
21-01-2011, 20:19
bu arada... süper bir ekonomik parodi videosu. rap-severler için geliyor:


http://www.youtube.com/watch?v=IGYAhiMwd5E

epikur
21-01-2011, 20:20
Evet, mozaiksel resmi tamamlamaya calisiyorum. :)

alintiladim:

".....bu yüzden mevduat faizleri çok artarsa tahvil de artmak zorunda kalıyor. çok etki uyandırmadıgı zaman, bankalar gelecekteki enflasyon ve fonlama beklentilerine göre tahvil faizlerinin yükseliğ düşmesine neden oluyorlar."



Su son bir haftada görmüs oldugumuz tahvil faizleri yükselislerini (sonucda....gösterge faizi...6,80 lerden....7,68 lere kadar "yükseltildi")....bankalarin enflasyon korkusu degilde.... fonlama beklentilerine göre....yükseldigini herhalde söyleyebiliriz. Dogrumu? Maliyeti sonucda tam olarak bilinemiyen bir munzam karsiliklari yükseltilme tehdidi var ortada!

JonDowes
21-01-2011, 20:28
Hem fonlama hem kar satışı diyebiliriz. sonuçta banka kasalarında halen 100 birim tahvil var. bunların fiyatını, 2 liralık trade piyasası belirliyor. almak isteseler yine birkaç günde 2 liralık işlemle koca portföyün değerini arttırabilirler (tahvil faizini %7'ye düşürebilirler). hareket halindeki az miktar tahvilden çok, stokta bekleyen tahvillerin ne kadarının vadesi geldiginde tekrar ihaleden satın alınacagı... bu, ortalama 2-3 yıl vadeye yayılacak bir olay. yani kötümser hava veya enflasyon korkusu sürekli olursa, faiz de yükselmeye devam edebilir. ve o zaman devletin beklediği faizlerden yüksek tahvil faizleri ortaya çıkar. şimdilik birkaç günlük hareket var. şahsen önümüzdeki 3/4 yılda, ortalama olarak tek basamaklı faize razılar diye düşünüyorum.

epikur
21-01-2011, 21:16
Hem fonlama hem kar satışı diyebiliriz. sonuçta banka kasalarında halen 100 birim tahvil var. bunların fiyatını, 2 liralık trade piyasası belirliyor. almak isteseler yine birkaç günde 2 liralık işlemle koca portföyün değerini arttırabilirler (tahvil faizini %7'ye düşürebilirler).
hareket halindeki az miktar tahvilden çok, stokta bekleyen tahvillerin ne kadarının vadesi geldiginde tekrar ihaleden satın alınacagı... bu, ortalama 2-3 yıl vadeye yayılacak bir olay. yani kötümser hava veya enflasyon korkusu sürekli olursa, faiz de yükselmeye devam edebilir.
ve o zaman devletin beklediği faizlerden yüksek tahvil faizleri ortaya çıkar.
şimdilik birkaç günlük hareket var. şahsen önümüzdeki 3/4 yılda, ortalama olarak tek basamaklı faize razılar diye düşünüyorum.

Kar satisi deyince aklima geldi...bankalarin bu satislardan gelen nakitle....aslinda gelecek günlerde yeni bir tahvil/bono ihalesinde... "yükselmis" faizlerden :) ...tekrar tahvillere girmeleride aslinda mantikli.... ve ayni anda....muhtemelen büyüyen kredi hacimlerindede...bono satarak...likiditelerini kendileri yaratabilirler sanirim ...yani MB nin haftalik repo ihalelerinde SINIRLADIGI miktara ragmen!?? MB sinin KISITLAMA cabalarina karsi güzel bir savunma araci...olabilirmi... portföylerindeki bonolarin satislari? :biggrin:

Ama sonucda o deger yalnizca aktiflerinde yer degistiriyor. Dönen varliklar kaleminde... menkul kiymetlerden...hazir degerlere aktariliyor.
Tabiiki yükselen tahvil faiziyle.... stoklarindaki tahvillerin (menkul kiymetlerin) düsmesiyle kendi aktif degerlerinide (varliklari) ...hatiri sayilir yükseklikde düsürme tehlikesi mevcut! Yani olayi fazla abartamazlarda....aslinda.

O yüzden ben sahsen...gösterge faizlerinin cok dahada fazla yükselecegini beklemiyorum. Hadi biraz daha satsinlar... ve 11. kasimdaki denenen 7,92% oranina kadar...yada 8% e kadar cikarsinlar...daha yukarisi bankalar icinde...problem yaratacak seviyeler...bence.
Hatta bu yüzden....kisa vadeli portföyümdeki bonolari atarak...071112 lere girdim. (7,67 den). Bu kadar ay/yil mevduat ve orta vadeli bonodan sonra...insallah yeni bir faiz yükseltme dönemi baslamamasi umuduyla. Ama hem aylik faiz artik brüt 8% in altina kaydigi icin....ilgincligini kaybettiginden....hemde kisa/orta vadede satma mecburiyetim olmayip... vade sonunu bekleme imkanim oldugundan...bir yükselisinde cok fazla bir problem olmayacagina kanaat getirdim. :)

JonDowes
21-01-2011, 21:26
Bankalar her zaman önce borçlanır, sonra yatırım aracı alır. yukarıda yazdım; kendilerine ait paraları 134 milyar; yani tüm bilançonun 10'da biri. aldıkları malların sadece %10'unu kendi paralarıyla, kalan %90'ı borçlanarak alıyorlar. yani borçlandıkları faiz çok daha önemli... kısa vadede elbette malları pahalanınca satıp ucuzlayınca almak mantıklı olur ancak tahvillerde bu hep işlemez. öncelikle: ileride tekrar %7'ye düşeceğinin garantisi yok. %7.7'den aldıgınız tahvilin faizi 9'a giderse, mevduatlar da artar ve ömür billah zarar yazarsınız. zaten bu yüzden trading diye bir şey var; fiyatın ne zaman nereye gideceğini tahmin etme oyunu...

ikincisi; tahvil satışından bankaların eline aman aman likidite geçmez. çünkü bankalar satarsa; onu ya mevduatçı alacak ya yabancılar (uzaya gidemeyeceğine göre). e onlara para nereden gelecek? azcık kısmı TCMB'den ama asıl büyük kısmı bankaların diğer borçlanma kaynaklarından. yani tahvilden gelecek likidite yine tahvile gidecek; bankacılık sektör bazında paraya bogulmayacak. sadece borçlarını ve aktiflerini azaltmış; "bilanço küçültmüş" olurlar.

tahvil faizlerinin daha da yükselmeyecegine inanıyorum ben de. ama bunun temelinde; "çok yükseldi daha gitmez"den daha çok; "enflasyon henüz azmadı ve tahviller fonlama faizinden çok da uzaklaşamaz" düşüncem yatıyor.

epikur
21-01-2011, 22:06
Düzeltmeler icin tesekkürler. Cok sey ögreniyorum.
Amatör olarak basit bir düsünceyle...kagidi sat...gelen nakdi hazir degerlerine yaz...al sana likidite...diye basitlestirmisim olayi. :)
Biraz daha genis kapsamli düsününce bunun böyle olamiyacagini kavriyorum...piyasadaki SINIRLI likiditeyle...yeni likidite yaratilamiyor tabiiki. MB nin rizasi kesinlikle gerek.
Belki bu yüzden bankalar disaridan sendikasyon kredileriyle...ek likidite aliyorlar diyecegim ama...alinan döviz...yine SINIRLI TL de cevrilmesi gerektiginden....yine ek likidite olusmuyor....ve MB si bu dövizleri satin alip...piyasaya TL vermezse...bu sefer TL nin degerlenmesine yol acar herhalde!?
Evet...ipler MB nin elinde..sahiden.

Ve piyasa faizlerinin...fonlama faizinden cokda uzaklasamiyacagini unutmusum! :)
Ve ana fonlama maliyetide halen..yüzde 45 ile TL mevduat faizi...yukarida yazmis oldugunuz gibi. Ve...politik faizini yükselmeside tahvil fonlama maliyetini aslinda kisa vadede...cokda fazla etkilemiyor...maliyet artirici bakis acisindan...Ana etken yani mevduat faizi...

Yinede merak ettim...bu haftalik repo ihalesinde politik faizle (sonucda bankanin bulabildigi en düsük maliyetli likidite herhalde) alinan miktarlari:
Mesela... Is Bankasi gibi büyük bir bankanin... haftalik repo ihalesinde....alabilecegi veya bu hafta almis oldugu TL miktari yayinlaniyormu? Yani her bankanin tek tek aldiklari miktarlar biliniyormu, yoksa yalniz MB nin bankalara verdigi toplam miktarmi yayinlaniyor?

BullStock
21-01-2011, 22:38
bu arada... süper bir ekonomik parodi videosu. rap-severler için geliyor:


http://www.youtube.com/watch?v=IGYAhiMwd5E

müthiş..

JonDowes
21-01-2011, 23:39
Yinede merak ettim...bu haftalik repo ihalesinde politik faizle (sonucda bankanin bulabildigi en düsük maliyetli likidite herhalde) alinan miktarlari:
Mesela... Is Bankasi gibi büyük bir bankanin... haftalik repo ihalesinde....alabilecegi veya bu hafta almis oldugu TL miktari yayinlaniyormu? Yani her bankanin tek tek aldiklari miktarlar biliniyormu, yoksa yalniz MB nin bankalara verdigi toplam miktarmi yayinlaniyor?

toplamı görmek çok kolay, TCMB sitesinde haftalık repo ihaleleri yayınlanıyor. banka bazında da bulabilirsiniz ama bilançoları biraz deşmek gerekir. ama ben yuvarlak olarak söyliyim; bankalarda 100 birim mevduat varsa; TCMB'den alınan para 3-4 birim civarıdır.

güzel bir fikir alışverişi oldu; ben de bir süredir az yazdıgım başlıkta son görüşlerimi yazmış oldum.


müthiş..

beğenmenize sevindim, ben baya eğlendim :)

herkese iyi haftasonları

ihvan
22-01-2011, 01:51
Bankalar her zaman önce borçlanır, sonra yatırım aracı alır. yukarıda yazdım; kendilerine ait paraları 134 milyar; yani tüm bilançonun 10'da biri. aldıkları malların sadece %10'unu kendi paralarıyla, kalan %90'ı borçlanarak alıyorlar. yani borçlandıkları faiz çok daha önemli... kısa vadede elbette malları pahalanınca satıp ucuzlayınca almak mantıklı olur ancak tahvillerde bu hep işlemez. öncelikle: ileride tekrar %7'ye düşeceğinin garantisi yok. %7.7'den aldıgınız tahvilin faizi 9'a giderse, mevduatlar da artar ve ömür billah zarar yazarsınız. zaten bu yüzden trading diye bir şey var; fiyatın ne zaman nereye gideceğini tahmin etme oyunu...

ikincisi; tahvil satışından bankaların eline aman aman likidite geçmez. çünkü bankalar satarsa; onu ya mevduatçı alacak ya yabancılar (uzaya gidemeyeceğine göre). e onlara para nereden gelecek? azcık kısmı TCMB'den ama asıl büyük kısmı bankaların diğer borçlanma kaynaklarından. yani tahvilden gelecek likidite yine tahvile gidecek; bankacılık sektör bazında paraya bogulmayacak. sadece borçlarını ve aktiflerini azaltmış; "bilanço küçültmüş" olurlar.

tahvil faizlerinin daha da yükselmeyecegine inanıyorum ben de. ama bunun temelinde; "çok yükseldi daha gitmez"den daha çok; "enflasyon henüz azmadı ve tahviller fonlama faizinden çok da uzaklaşamaz" düşüncem yatıyor.

carry trade yapan hedge fonlar , ucuza borçlandıkları ülkenin faiz oranları yükseldiğinde ne yaparlar???

epikur
22-01-2011, 20:17
.....tahvil faizlerinin daha da yükselmeyecegine inanıyorum ben de. ama bunun temelinde; "çok yükseldi daha gitmez"den daha çok; "enflasyon henüz azmadı ve tahviller fonlama faizinden çok da uzaklaşamaz" düşüncem yatıyor.

Evet...tahvil fiyatlarini etkileyen faktörleri az cok kavradim, Jon dostum.

Tabiiki...fonlama maliyetlerinin yüksekligi...yani politika faizinin durumu (arti mevduat faizleri) ve en az o kadar önemli olan ...piyasanin enflasyon beklentileri....tahvil faizlerini "normal sartlarda" etkileyen ana faktörler.

Gelecek durak sanirim MB nin 25 ocakdaki...enflasyon konulu basin toplantisi!

Son durum sanirim söyle idi...bayagi aktüel gerci:

20 Ocak 2011 Perşembe 15:09
Merkez Bankası Ocak ayı ikinci dönem beklenti anketi sonuçlarını açıkladı.

Buna göre, 2010 Ocak ayının ilk anketinde yüzde 6,56 olan yıl sonu enflasyon beklentisi, Ocak ayının ikinci anketinde yüzde 6,61’e yükseldi.

Bu beklentilerde olacak sapmalar...tabiiki tahvil faizlerini...yönlendirmede etkin olacaklar.



Prensip olarak...carry trade yapan hec fonlarin...borclandiklari ülkenin paralarinin degerlenmesi sebebiyle...zarar yazmamak icin....yatirdiklari yüksek faizli ülkelerdeki tahvilleri (bizim piyasa gibi) büyük capda sattiklari zaman....o ülkenin bono faizlerinide yükselttiklerine... deginmeyi unuttuk herhalde, dostum. :biggrin:
Ama su anlarda (hatta gelecek 6-9 ay gibi zaman zarfinda) ... ne FED tarafindan, nede BOJ tarafindan.....paralarini yükseltme riski iceren...muhtemel faiz yükselislerinin..söz konusu olmadigindan... sanirim hatirlatma geregini duymadiniz. Ben buradan bu "olasiligida" eklemis olayim ki...problem olmasin. :biggrin:

Jon dostum, eline, kalemine saglik.... büyük bir sabir ve itina ile...senin icin basit görünen sorulara bile...usanmadan tek tek cevaplaman...benim gibi ögrenme hastasi insanlar icin....bulunmaz bir nimet!
Tekrar cok tesekkürler ve.... hayirli hafta sonlari dilerim.

JonDowes
22-01-2011, 22:23
carry trade yapan hedge fonlar , ucuza borçlandıkları ülkenin faiz oranları yükseldiğinde ne yaparlar???

carry trade'leri biraz kapatmaları beklenir. ancak o zaman geldi mi? ve borçlanma paralarının faizleri kaç olacak? TL %6 faiz verirken; dolar faizi 0'dan 0.50'ye çıktı diye Türkiyedeki tüm yabancıların kaçacagını düşünmüyoruz heralde. 20 milyarları varsa 18-19'a indirirler.

batı paralarının faizlerinin anlamlı yerlere (3-4%) çıkmasına daha uzun yıllar var. o oluncaya kadar bizim faizlerimiz zaten yükselmeye başlayacak (bence).



Jon dostum, eline, kalemine saglik.... büyük bir sabir ve itina ile...senin icin basit görünen sorulara bile...usanmadan tek tek cevaplaman...benim gibi ögrenme hastasi insanlar icin....bulunmaz bir nimet!
Tekrar cok tesekkürler ve.... hayirli hafta sonlari dilerim.

rica ederim, size de iyi tatiller

mandrake
23-01-2011, 00:53
Jondowes arkadasim

Bir sorum olacak, asagida TR nin gecen haftalardaki 30 yillik dolar bazli bono ihracindan bahsediliyor ama ben faize kafam takildi. %6.25 diyor

TL cinsinden %7 civarinda borclaniyoruz ayni zamanda %6.25 dolar cinsinden borclanabiliyoruz. TT nin son yillarda riskinin dustugu en azindan yurtidisndan oyle gordundugu muhakkak ama aradaki cok cuzi fark beni sok etti. Bunun sebebini aciklayabilirmsin?

http://www.finansgundem.com/haber/30-yillik-tahville-5-milyar-+dolar+-talep/44961

JonDowes
23-01-2011, 01:04
Farkın nedeni vade. 30 yıl çok uzun bir süre. o vadede TL borçlanamıyoruz, sadece USD bulabiliyoruz. onun da faizi %6.25 gibi çok da düşük olmayan bir yerde. TL'deki gösterge tahvil gibi 2 yıllık borçlanmak istesek, dolar faizi %3 civarında olur ve nispeten daha kabul edilebilir bir marj görürsün. TL cinsi 30 yıllık sabit faizle borçlanılmak istense, o da heralde %12 veya daha üstünde olurdu.

ayrıca, kısa vadeli TL tahvil piyasasında TCMB'nin fonlama oranının çok önemli referans oldugunu hatırlayalım. tahvillerin çoğu bankalarda, onlar düşük faizle borç bulabildiği sürece tahvilleri alıyor olmaları dogal zira para kazanıyorlar.

bunlara rağmen "3-5 puan fark yine düşük" diyorsan... eskisi gibi 15-20 puanlık marjlar olmaması; artık para basmıyor oluşumuzdan. bir de devletin borçlarının oransal olarak çok düşmesinden. bu ikisi birleşince; hem enflasyon hem faizler tek basamağa indi. yıllar önce olması gereken de buydu.

epikur
24-01-2011, 00:43
Dostum, bahsettigin gibi...enflasyon beklentilerinin...bono faizlerini etkileyen 2 ana faktörden biri oldugunu düsünerek son MB anketi enflasyon beklentilerini tekrar asagida ekliyorum..gözümüzden kacmamasi...niyetiyle :)

Cari ayın... tüketici fiyatları endeksi (TÜFE) beklentisi,
ocak ayının ikinci anketinde yüzde 0,59 dan....0,62'ye yükseldi.

Gelecek ayın TÜFE beklentisi (Subat ayi)
yüzde 0,61'den yüzde 0,59'a indi,

iki ay sonrasının TÜFE beklentisi ise (Mart ayi)
yüzde 0,57'den yüzde 0,61'e yükseldi.

Ocak ayının ilk anketinde belirlenen... yıl sonu TÜFE beklentisi ise bu ayın ikinci anketinde
yüzde 6,56 dan ......yüzde 6,61'e çıktı.

12 ay sonrasının yıllık TÜFE beklentisi
yüzde 6,42'den yüzde 6,55'e,

24 ay sonrasının yıllık TÜFE beklentisi de
yüzde 6,12'den yüzde 6,17'ye yükseldi.

Ayni sekilde...aktüel...politika faizi beklentilerinide ekliyorum:

cari ay sonu Merkez Bankası bir hafta vadeli repo ihale faiz oranı beklentisi
yüzde 6,29'dan yüzde 6,50'ye, (sanirim...6,25%e düsmeden evveldi...6,50% de kalir diye)

gelecek 3 ay sonundaki Merkez Bankası bir hafta vadeli repo ihale faiz oranı beklentisi
yüzde 6,08'den yüzde 6,31'e yükseldi.

Gelecek 6 ay sonundaki TCMB bir hafta vadeli repo ihale faiz oranı beklentisi
yüzde 7,32,

gelecek 12 ay sonundaki TCMB bir hafta vadeli repo ihale faiz oranı beklentisi
yüzde 6,50,

gelecek 24 ay sonundaki MB bir hafta vadeli repo ihale faiz oranı beklentisi
yüzde 7,64 oldu.

http://www.cnnturk.com/2011/ekonomi/genel/01/20/enflasyon.beklentisi.yukseldi/603989.0/index.html

JonDowes
24-01-2011, 11:35
TCMB TL mevduata uygulanan zorunlu karşılık oranlarını bir kez daha arttırdı. detayları burada (http://www.tcmb.gov.tr/yeni/duyuru/2011/DUY2011-03.htm).

Böylece bankaların mevduat toplarken (veya ucuza TL kredi verirken) katlandıgı maliyet tekrar artıyor. ayrıca 18 Şubat'ta piyasadan 9.8 milyar TL daha likidite çekilmiş olacak. Bunlar büyük rakamlar; TL faizi yükseltici, döviz kurlarının yukarı gitmesini engelleyici (veya yavaşlatıcı?)...

BEYAZIT
24-01-2011, 11:42
TCMB TL mevduata uygulanan zorunlu karşılık oranlarını bir kez daha arttırdı. detayları burada (http://www.tcmb.gov.tr/yeni/duyuru/2011/DUY2011-03.htm).

Böylece bankaların mevduat toplarken (veya ucuza TL kredi verirken) katlandıgı maliyet tekrar artıyor. ayrıca 18 Şubat'ta piyasadan 9.8 milyar TL daha likidite çekilmiş olacak. Bunlar büyük rakamlar; TL faizi yükseltici, döviz kurlarının yukarı gitmesini engelleyici (veya yavaşlatıcı?)...

bu kısmı anlayamadım acıklarsanız memnun olurum tskler

epikur
24-01-2011, 12:08
Tcmb, tl zorunlu karsılık oranlarını vadesız, ıhbarlı mevduatlar ve ozel carı hesaplar ıcın
%8'den %12'ye yukselttı
kurulustan konuya ılıskın olarak yapılan basın acıklaması asagıda yer alıyor:

Turk lırası zorunlu karsılık oranları;

- vadesız, ıhbarlı mevduatlar ve ozel carı hesaplar ıcın
yuzde 8'den yuzde 12'ye,

- 1 aya kadar vadelı mevduatlar/katılma hesapları (1 ay dâhıl) ıcın
yuzde 8'den yuzde 10'a,

- 3 aya kadar vadelı mevduatlar/katılma hesapları ve ozel fon havuzları (3 ay dâhıl) ıcın
yuzde 7'den yuzde 9'a,

- mevduat/katılım fonu dısındakı dıger yukumlulukler ıcın
yuzde 8'den yuzde 9'a yukseltılmıs,

- 6 aya kadar vadelı mevduatlar/katılma hesapları ıcın (6 ay dâhıl)......... yuzde 7,
- 1 yıla kadar vadelı mevduatlar/katılma hesapları ıcın.......................... yuzde 6,
- 1 yıl ve 1 yıldan uzun vadelı mevduatlar/katılma hesapları ıle bırıkımlı
mevduatlar/katılma hesapları ıcın .................................................. ...yuzde 5,
- 6 aya kadar (6 ay dâhıl) ve daha uzun vadelı ozel fon havuzları ıcın vadesıne
karsılık gelen ılgılı oranlar olarak sabıt tutulmustur.

Boylece olusan turk lırası zorunlu karsılık oranları asagıdakı gıbıdır:

Tl yukumlulukler zorunlu karsılık oranları (%)
vadesız, ıhbarlı mevduatlar ve ozel carı hesaplar.................12
1 aya kadar vadelı mevduatlar/katılma hesapları (1 ay dâhıl) 10
3 aya kadar vadelı mevduatlar/katılma hesapları (3 ay dâhıl) 9
6 aya kadar vadelı mevduatlar/katılma hesapları (6 ay dâhıl) 7
1 yıla kadar vadelı mevduatlar/katılma hesapları .................6
1 yıl ve 1 yıldan uzun vadelı mevduatlar/katılma hesapları ıle
bırıkımlı mevduatlar/katılma hesapları................................5
ozel fon havuzları vadesıne karsılık gelen oranlar
mevduat/katılım fonu dısındakı dıger yukumlulukler...............9

soz konusu duzenleme 4 subat 2011 tarıhlı yukumluluk cetvelınden ıtıbaren gecerlı olacak ve 18 subat 2011 tarıhı ıtıbarıyla tesıs edılmeye baslanacaktır.

Boylece mevcut verılere gore pıyasadan yaklasık 9,8 mılyar turk lırası lıkıdıte cekılmıs olacaktır.

-matrıks-



Sanirim, 0,25% politik faizinin yaninda...aciklanan...bu likidite daraltilmasi...ciddi bir adim!
10 milyara yakin bir rakam...kücük degil gibi geldi bana. :(
Ve...MB nin vadeleri uzatma istegi belli oluyor...bankalar bunu nasil yapabilecekse? Kisa vade icin müsteriye ödedigi faizi düsürüp....yüksek vadelininkini...yükseltecekmi... kendi maliyetine göre...müsteriyi kisa vadeden caydirmak icin??


Birde...haftalik repo ihalesinin "her gün" yapildigini bugün...farkettim. :)
Faiz belli...6,25 %. Tutarda...19.620 mn TL teklif verilmis....3 milyar TL si karsilanmis.. yaziyor.
TCMB nin eli bayagi SIKI galiba...bu aralar...diyecekdim ama?
Her seferinde...bankalarin istedigi paranin yaklasik...yüzde yirmisi verildigi görülüyor. Bankalarda ihtiyaci oldugu paranin...5 kati bir teklif vererek... "problemi" cözmüs görünüyorlar. :biggrin:
Yaniliyormuyum?


TCMB REPO IHALESINE GELEN TEKLIFLERIN TOPLAMI 19 MILYAR 620 MILYON TL

MERKEZ BANKASI'NIN BUGUN ACTIGI 31 OCAK 2011 VADELI REPO IHALESI ILE
PIYASAYA............ 3 MILYAR TL VERDI.

IHALE SONUCUNDA;

EN DUSUK BASIT FAIZ % 6.25
EN DUSUK BILESIK FAIZ % 6.45

ORTALAMA BASIT FAIZ % 6.25
ORTALAMA BILESIK FAIZ % 6.45

EN YUKSEK BASIT FAIZ % 6.25
EN YUKSEK BILESIK FAIZ % 6.45 OLDU. -MATRIKS-

JonDowes
24-01-2011, 12:39
bu kısmı anlayamadım acıklarsanız memnun olurum tskler

TL'nin zor bulunur oldugu, faizinin sert yükseldiği ortamda.... TL borçlanıp spot USD satın alarak bu maliyete (veya TL faizi kazanamamanın alternatif kazanç kaybına) katlanmanın azalması beklenir. klasik deyimiyle: reel faizi artan paranın değeri artar. şimdi TCMB 2 harekette piyasadan 16 milyar TL'ye yakın para çekmesi, para çarpanlarını da düşününce... ciddi bir parasal sıkılaştırma demek. yani faizler artacak; şimdiden sonuçlarını görüyoruz. döviz sepetimiz son dönemlerde sadece "reel getirisi düştüğü" için yükseliyordu. (makro anlamda fazla sorun yok: enflasyon, borç ödeyememe veya bankacılık sektörü riskleri fazla yüksek değil)

alibaba9
24-01-2011, 13:02
Sayın JonDowes hocam, güncel bir XAU, gram/tl grafik paylaşabilir misiniz bizimle? Sizin kanaldaki alt çizgiye yakın mıyız acaba?
saygılar

JonDowes
24-01-2011, 20:21
Grafik yükleme ile ilgili bir sorun yaşıyorum şimdilik sözlü yorum yapayım: $1315 ve €950 civarında önemli destekleri var. bunları kırarsa ciddi yönde aşağı trende başlayabilir.

JonDowes
31-01-2011, 14:15
GARANTİ BANKASI'NIN 1 MİLYAR LİRA TUTARLI BANKA BONOSUNUN FAİZİ %7.68 OLDU-KAP
İSTANBUL, 31 Ocak (Reuters) - Garanti Bankası'nın <GARAN.IS> 1 milyar lira nominal tutarlı 360 gün vadeli banka bonosu ihracında faiz yüzde 7.68 oldu.
Bankadan KAP'a yapılan açıklamada, ihraç fiyatının 92.96 TL olduğu belirtilerek, halka arzda toplanan talepler sonucunda banka bonolarının yüzde 45'inin yurt içi bireysel yatırımcılara, yüzde 53.95'inin yurt içi kurumsal yatırımcılara ve yüzde 1'inin ise yurt dışı kurumsal yatırımcılara tahsis edildiği ifade edildi.

-----

TCMB, Para ve Banka İstatistiklerini güncelledi. detaylı exceli burada (http://www.tcmb.gov.tr/yeni/evds/yayin/parabank/aylik.html). 2010 sonu analitik bilançoyu yapıştıralım:


1. DIŞ VARLIKLAR 135,536,827
2. İÇ VARLIKLAR -7,111,652
2.1 Nakit İşlemler 134,198
2.11 Hazine Borçları 7,924,866
2.111 Bankamız Portföyü 8,022,978
2.1111 5 Kasım 2001 öncesi DİBS 0
2.1112 İkincil Piyasadan alınan DİBS 8,022,978
2.112 Diğer -98,112
2.12 Bank.Sektör. Açıl. Nakit Krediler 689,345
2.13 TMSF'na Kullandırılan Krediler 0
2.14 Diğer Kalemler -8,480,013
2.2 Değerleme Hesabı -7,245,850
2.3 IMF Acil Yardım Takip Hesabı (Hazine) 0
TOPLAM 128,425,175

YÜKÜMLÜLÜKLER
1. TOPLAM DÖVİZ YÜKÜMLÜLÜKLERİ 57,807,874
1.1 Dış Yükümlülükler 20,964,571
1.2 İç Yükümlülükler 36,843,303
1.21 Döviz Olarak Takip Olunan Mevduat 7,498,754
1.22 Bankaların Döviz Mevduatı 29,344,549
2. MERKEZ BANKASI PARASI 70,617,301
2.1 Rezerv Para 75,986,981
2.11 Emisyon 48,937,560
2.12 Bankalar Mevduatı 26,805,959
2.121 Bankalar Zorunlu Karşılıkları 0
2.122 Bankalar Serbest İmkanı 26,805,959
2.13 Fon Hesapları 104,696
2.14 Banka Dışı Kesimin Mevduatı 138,766
2.2 Diğer Merkez Bankası Parası -5,369,680
2.21 Açık Piyasa İşlemleri -10,913,061
2.22 Kamu Mevduatı 5,543,381
TOPLAM 128,425,175

Bunlar kısaca ne demek? TCMB, bankalardan topladıgı 29 milyar rezerv, işçi dövizlerinden oluşan 7 milyar mevduat, 21 milyar dış borç ve halihazırda basılı bulunan parayı simgeleyen 75 milyar ile... 135 milyar yabancı varlık (tahvil, altın, döviz) almış.

canavar_vasfi
31-01-2011, 14:59
Sayın Jones merhaba, Türkm lirasındaki değer kaybı ve japon yeni ile ilgili neler düşünüyorsunuz, paylaşabilir misiniz?

sayg.

JonDowes
31-01-2011, 15:16
TL'nin TCMB zoruyla değer kaybetmesini sürekli konuşuyoruz. Kısa faizlerin düşürülmesi ve dalgalandırılması, rezerv miktarlarının arttırılması ve likiditenin düşürülmesi gibi çeşitli etmenlerle; bilerek değer kaybettiriliyor. Tercih meselesi; makro anlamda bir risk oldugundan değil yükseliş. Mısır'dan kaynaklanan risk varlıklarının satış etkisi de buna destek oluyor. sepet bazında dirence yakınız; kırılırsa dolar/TL'nin 1.67'ye kadar yükselmesi olası...

JPY'yi TL'den bağımsız olarak dolara karşı incelemek gerekir. parite, 80 civarlarına kadar tekrar düştü ve tüm zamanlar dibini test ediyor. ekonomik anlamda iyi durumda olmayan Japonya'nın borçlarının çoğunun kendi vatandaşlarına karşı olması; makro sorunlarının para birimine yansımasını engelliyor. tam tersine, elinde çokca yurtdışı varlıgı bulunan Japonların bunları satarak yen'e değer kazandırması mümkün oluyor. dünya büyümesi ağır aksak oldugu sürece JPY'deki yüksek değerlenmenin soğuması kolay değil gibi. ancak Batı merkez bankalarının faiz arttırım döngüsüne girmesi bunu değiştirebilir şu anki resimde.

bunları kombine ederek JPY/TL paritesine de bakmak istersek: şimdilik trend yukarı. 3 ayda %14 gibi uzun bir yol gelindi ama daha yukarı gitmeyeceginin de garantisi yok. yıl sonuna dogru, TCMB faiz arttırımlarıyla beraber düşüş beklemek lazım.

canavar_vasfi
31-01-2011, 16:34
Sayın dowes, detaylarını hatırlamıyorum ama 2-3 ay kadar önce japon yetkililern başlattığı müdahelenin etksi neden bu kadar sınırlı kaldı? Yine yanlış hatırlamıyorsam sizin buradaki yazılarınızdan birinde 2000li yıllarda yapılan müdahelede parite 105 ten 120 lere çıkmıştı. Şimdiki müdahelenin etkisini neden göremiyoruz?

JonDowes
31-01-2011, 17:42
o zamanlar tek müdahaleyi BoJ yapıyordu. Şu anda FED ve ECB kardeşler de müdahalenin dibine vuruyor (parasal bollaştırma Batı dünyasına yaygın)... ayrıca şu anda küresel faizler sıfıra yakın; yani dışardaki Japon parası ülkesine geri dönmeye yatkın. bu da yabancı paraların satılıp JPY alınması demek. kaldıraç azaltma (de-leveraging) ve düşük faiz günleri bitmeli ki ülkeden dışarı finansal yatırım amaçlı çıkışlar tekrar büyüsün.

BullStock
31-01-2011, 19:30
http://img41.imageshack.us/img41/3505/dowqy.jpg (http://img41.imageshack.us/i/dowqy.jpg/) Uploaded with ImageShack.us (http://imageshack.us)

sayın jondowes 2001-2005 yıllarında abd reel büyüme oranlarıyla(grafikte 3 er aylık dilimlerde) dow jones sanayi ortalaması arasındaki korelasyonla 2005 yılından günümüze kadar olan ilişki arasında farklılık görüyorum.

bu konu hakkında yorumlarınızı alabilir miyim?

JonDowes
31-01-2011, 23:42
1- büyümeye reel bakıyorsanız; borsaya da reel bakmalısınız. borsa değerinin içinde enflasyon payı var.
2- her ne kadar borsalar ekonomiyi fiyatlasa da, bunu uzun dalgalar şeklinde ve belli projeksiyonlarla yaparlar. borsa; geçmiş 2-3 yılı değil gelecek 4-5 yıldan beklentileri fiyatlar.
3- üçüncü bin yılın ilk 10 yılı; Batı dünyasının kaldıraç ve türev ürün balonlarını şişirerek geçti. bu onyıl içerisinde 2 kez; piyasalar balonları fark ederek reel hayata uygun fiyatlara döndüler. 2000 yılında hisse alan insanların büyük çoğunluğu, 10 yıllık ortalamada reel olarak kazanç elde edemediler bu nedenlerle. zira Batı üretmeyi bıraktı; sadece tüketimle de borsalar yol alamadı.

2009'dan itibaren değerlendirmeye, merkez bankaları girdi. artık büyük bir likidite yastıgının üzerinde yol alan varlık sınıfları var. bu parasal bollaştırmanın hem sıfırlanması hem de etkilerinin silinmesi uzun yıllar alacak. bu yüzden içinde bulundugumuz onyılın borsa gelişimine de bunu dikkate alarak bakmak şart. Amerikan borsalarının birimi "1/dollar"... miktarı çok arttıgı için dolar değer kaybederse; borsaların nominali artar. henüz ortada güçlü bir büyüme olmamasına rağmen, bu basit matematik nedeniyle 12 bini geçmeyi test eden bir Dow 30 görüyoruz. FED desteklemese; stok yenileme bittikten sonra solugu kesilen üretim kapasitesi nedeniyle 7-8 bin civarında dalgalanan bir borsa da olabilirdi.

JonDowes
02-02-2011, 07:44
Son 3 ayda Türk ekonomisindeki gelişmelere dair...

Ege Cansen / Düşük faiz yüksek kur (http://www.hurriyet.com.tr/yazarlar/16911042.asp)

Saruhan Özel / Piyasalardaki sıkıntının sebepleri... (http://www.zaman.com.tr/yazar.do?yazino=1087782&keyfield=)

kura dair...
ilk destek 1.5650... sonra 1.5300... buranın da kırılması kolay değil. not artışı veya TCMB'nin 25bp'lik indirimi yapmaması daha aşağısını gösterebilir. kışı şimdilik 1.5300-1.6200 arasında devam ettireceğiz gibi... Mısır'ın sakinleştiğini ve küresel borsalarda yeni bir umutsuzluk dalgasının başlamayacağını varsayıyorum. para politikasındaki belirsizlik zihinlerde sindirildikten sonra hareketli ortalamaların yataya girmesi mümkün.

Ms-DoS
02-02-2011, 23:03
İyi günler dilerim öncellikle, bu ekonomiden anlamasamda sayın jondowes yazılarınızı okumak gerçekten büyük bir keyif.Bir yıl önce sizin yazılarınızı farkettiğimde üye oldum ama genellikle misafir olarak okuyorum.

Umarım sorucağım soruyla konu akışınızı bozmam.Birikimimle çok ihtiyaç duymaya başladığım için araba aldım param sıfırlandı.Tekrardan biriktirmek istiyorum.Azar azar her ay 1000tl --- 2500TL arası aylık birikimim oluyor.Beni üzmeyecek getiriside diğerlerine göre iyi olan yaklaşık 2-4 yıl arası tayinim çıkana kadar biriktirmeyi planlıyorum.tayinim çıktığı yerde eksiği krediyle kapatım ev alma planım var böyle bir durumda ne şekilde biriktirmemi önerirsiniz.

JonDowes
02-02-2011, 23:13
merhaba. her soruya açığız belli bir akış yok zaten... lakin, yatırım tavsiyesi vermek de kurallara aykırı. ben olsam ne yapardım onu söyleyeyim siz fikir edinin.

öncelikle; bu parayı fazla riske atmadan biriktirip kullanmak istiyorsunuz. yani risk eğiliminiz düşük tercihleri de buna göre yapmak gerekir. buna göre; spekülatif emtialar, türev ürünler ve borsa; risk açısından çok uygun değil. buna bir açıdan altın bile dahil. her ne kadar 4 yıllık periyotlarda TL cinsi hiç kaybettirmemiş olsa bile... paranın büyük kısmını tek bir riskli yere yatırmak doğru olmayacaktır.

garantili kazanç için; paranın %50 gibi iyi bir kısmı faizde durmalı. tabi bu likit fon değil; mevduat veya yüksek faizli tahvillerde olmalı. yanına, döviz kuru seviyesindeki beklentinize göre döviz tevdiat hesabı eklenebilir. payı daha küçük olacak şekilde, büyük kurum hissesi ve emtia da alınabilir. öngörünüz olan bir alanda anapara garantili fon da olabilir.

yani ben olsam her ay 2.000 TL ile:
1.000 TL uzun vade bono alır, kalanı ise borsa-altın-döviz arasında bölerdim. (tutacağım vade: 3-4 yıl arası... risk iştahı: düşük)

BullStock
03-02-2011, 08:43
1- büyümeye reel bakıyorsanız; borsaya da reel bakmalısınız. borsa değerinin içinde enflasyon payı var.
2- her ne kadar borsalar ekonomiyi fiyatlasa da, bunu uzun dalgalar şeklinde ve belli projeksiyonlarla yaparlar. borsa; geçmiş 2-3 yılı değil gelecek 4-5 yıldan beklentileri fiyatlar.
3- üçüncü bin yılın ilk 10 yılı; Batı dünyasının kaldıraç ve türev ürün balonlarını şişirerek geçti. bu onyıl içerisinde 2 kez; piyasalar balonları fark ederek reel hayata uygun fiyatlara döndüler. 2000 yılında hisse alan insanların büyük çoğunluğu, 10 yıllık ortalamada reel olarak kazanç elde edemediler bu nedenlerle. zira Batı üretmeyi bıraktı; sadece tüketimle de borsalar yol alamadı.

2009'dan itibaren değerlendirmeye, merkez bankaları girdi. artık büyük bir likidite yastıgının üzerinde yol alan varlık sınıfları var. bu parasal bollaştırmanın hem sıfırlanması hem de etkilerinin silinmesi uzun yıllar alacak. bu yüzden içinde bulundugumuz onyılın borsa gelişimine de bunu dikkate alarak bakmak şart. Amerikan borsalarının birimi "1/dollar"... miktarı çok arttıgı için dolar değer kaybederse; borsaların nominali artar. henüz ortada güçlü bir büyüme olmamasına rağmen, bu basit matematik nedeniyle 12 bini geçmeyi test eden bir Dow 30 görüyoruz. FED desteklemese; stok yenileme bittikten sonra solugu kesilen üretim kapasitesi nedeniyle 7-8 bin civarında dalgalanan bir borsa da olabilirdi.

sayın jondowes yeni vaktim oldu.kusura bakmayın.cevabınız için tşk ederim...çok naziksiniz.

Ms-DoS
03-02-2011, 12:29
Cevabınız için teşekkürler.

JonDowes
03-02-2011, 23:27
ben de sorularınız için teşekkür ederim :cool:

-----

bugün Deutsche Bank'ın döviz kurunun Türk hisselerine etkisine dair uzun bir rapor okudum. anafikrini gösteren birkaç grafiği ekliyorum...

Türkiye'nin dış borcunun kimin tarafından alındığı:
http://farm5.static.flickr.com/4136/5414482860_653ece9c1c_z.jpg

döviz kurundaki sert ve kalıcı bir yükselişten olumlu ve olumsuz etkilenecek şirketler:
http://farm5.static.flickr.com/4079/5413872313_a896cb50f8_b.jpg

bu şirketlerin etkilenme nedenleri:
http://farm6.static.flickr.com/5214/5414482972_262a67649b_b.jpg
http://farm6.static.flickr.com/5260/5414483054_2d0f5fcfd4_b.jpg


notlar:
CBT: TCMB, public sector: kamu borcu, nonfinancial: reel sektör, financial: banka borçları
FX revenues/revenues: şirket gelirlerinin ne kadarının döviz cinsi olduğu
FX costs/costs: şirket maliyetlerinin ne kadarının döviz cinsi olduğu
operational leverage: ilk 2 maddenin farkı; yani döviz yükselişinden +/- etkilenme oranı

BullStock
04-02-2011, 01:00
ben de sorularınız için teşekkür ederim :cool:

-----

bugün Deutsche Bank'ın döviz kurunun Türk hisselerine etkisine dair uzun bir rapor okudum. anafikrini gösteren birkaç grafiği ekliyorum...

Türkiye'nin dış borcunun kimin tarafından alındığı:
http://farm5.static.flickr.com/4136/5414482860_653ece9c1c_z.jpg

döviz kurundaki sert ve kalıcı bir yükselişten olumlu ve olumsuz etkilenecek şirketler:
http://farm5.static.flickr.com/4079/5413872313_a896cb50f8_b.jpg

bu şirketlerin etkilenme nedenleri:
http://farm6.static.flickr.com/5214/5414482972_262a67649b_b.jpg
http://farm6.static.flickr.com/5260/5414483054_2d0f5fcfd4_b.jpg


notlar:
CBT: TCMB, public sector: kamu borcu, nonfinancial: reel sektör, financial: banka borçları
FX revenues/revenues: şirket gelirlerinin ne kadarının döviz cinsi olduğu
FX costs/costs: şirket maliyetlerinin ne kadarının döviz cinsi olduğu
operational leverage: ilk 2 maddenin farkı; yani döviz yükselişinden +/- etkilenme oranı

valla artık size ne diyeyim sayın jondowes muhteşem bir paylaşım..çok tşkler.

prof_USA
04-02-2011, 05:49
emrahkorhan'a aynen katiliyorum, sayin jowdones, degerli vaktinizi ayirip bu aciklamalari yaptiginiz ve paylasimlariniz icin ne kadar tesekkur etsek az.
selamlar

valla artık size ne diyeyim sayın jondowes muhteşem bir paylaşım..çok tşkler.

JonDowes
04-02-2011, 08:55
rica ederim, paylaşıma devam...

---

VOB GM DÖNMEZ, "VOB NİSANDA 24 SAAT İŞLEM YAPAR DURUMA GELECEK"

Vadeli İşlem ve Opsiyon Borsası (VOB), 'üzerinde güneş batmayan' borsa olmaya hazırlanıyor.

Dünya Gazetesine açıklamalarda bulunan Genel Müdür Çetin Ali Dönmez, dünya pazarlarının 24 saat işlem yapar hale geldiğini, VOB'un da nisanda 24 saat işlem yapar duruma geleceğini açıkladı. Böylece Türkiye piyasası kapandıktan sonra da yurtdışı piyasalarda gelişmeler izlenerek işlem yapılabilecek. Gündüz işinde olan kişiler gece yatırımlarıyla ilgilenebilecek. Dönmez, "24 saat hizmetin bir diğer unsuru yabancı borsalarla işbirliği, emirleri tek bir havuza toplayabilmek. Bu yönde bazı yabancı borsalar bize ulaştı, görüştük. İşbirlikleri yapmayı planlıyoruz" dedi.

Genel Müdür Dönmez, 2011 yılındaki ilk hedeflerinin opsiyon işlemlerini başlatmak olduğunu dile getirdi. Dönmez, "Bu sermaye piyasalarında, İMKB ve VOB'un kuruluşu dışında üçüncü büyük adım olacak. 2011'de hacim konusunda da iddialı olmaya devam edeceğim, işlem hacmimizin yıllık yüzde 40 civarında artarak 600 milyar TL'ye
ulaşacağını düşünüyorum. Geçen yıl iki büyük yabancı aracı kuruluş borsamıza üye oldu. Yabancı ilgisi artıyor" dedi.

tumer1962
04-02-2011, 10:01
Sayın jonDowes
AMERİKAN DOLARInın 1.585 üzerinde kaldıgı sürece sırası ile 1.610-1.650-1.670 dirençlerini test etmesi
muhtemel görünmektedir.İçinde bulundugumuz konjoktürde doların çok daha yükseklere gidebilmesi mümkünmüdür.Böyle bir durum bankalar ve özel sektörü daha zor durumda bırakmazmı sizce,zaten bankalar bir konsolidasyon sürecine ve düşük karlara maruz kalmışken.Alınan sendikasyon kredilerinin geri dönmesinde problemler ile karşılaşmazlarmı son çıkardıkları bonolar ile belki sendikasyonları geri ödeyebilirler ancak uzun süre kendilerini toparlayabilirlermi.Borsadan yabancı çıkışı bunu fiyatlıyor olabilirmi.teşekkür ederim.

madenci1
04-02-2011, 11:42
Mısır'ın sakinleştiğini ve küresel borsalarda yeni bir umutsuzluk dalgasının başlamayacağını varsayıyorum.

Yukarıdaki tablo ve diğer paylaşımlarınız için çok teşekkürler...
Bir önceki sayfadaki mesajınızda kötümser düşünüldüğünde usd/tl'nin 1,67'yi görebileceği var.

Şayet şöyle düşünürsek, usd/tl'de 1,67'nin de üzeri görülebilir mi? Ya da aşağıdaki gibi kötümserlik arttığında usd/tl'de hangi seviyeler görülebilir.

Mısır'daki olaylar durulmaz. Kontrollü ve sürekli bir kaos yaratılır. Devamında olaylar Suudi Arabistan'a bulaşır. Suudi Arabistan'da Şii ve Sünniler arasında gerilimler ve çatışmalar meydana gelir. Hatta olaylar daha da ilerler ve İran, Suudi Arabistan'daki Şiilerin hamiliğini üstlenmeye kalkar. Sonuçta Suudi Arabistan'ın Şii ve Sünni olarak ikiye bölünmesi gündeme gelir.

Böyle bir senaryoda usd/tl ve altın fiyatlarını yorumlayabilirmisiniz? Çok kötümser oldu fakat bu senaryoyu olabilir görüyorum...Teşekkürler...

JonDowes
04-02-2011, 12:38
Sayın jonDowes
AMERİKAN DOLARInın 1.585 üzerinde kaldıgı sürece sırası ile 1.610-1.650-1.670 dirençlerini test etmesi
muhtemel görünmektedir.İçinde bulundugumuz konjoktürde doların çok daha yükseklere gidebilmesi mümkünmüdür.Böyle bir durum bankalar ve özel sektörü daha zor durumda bırakmazmı sizce,zaten bankalar bir konsolidasyon sürecine ve düşük karlara maruz kalmışken.Alınan sendikasyon kredilerinin geri dönmesinde problemler ile karşılaşmazlarmı son çıkardıkları bonolar ile belki sendikasyonları geri ödeyebilirler ancak uzun süre kendilerini toparlayabilirlermi.Borsadan yabancı çıkışı bunu fiyatlıyor olabilirmi.teşekkür ederim.

merhaba. TCMB; uzun yıllar piyasayı alıştırdığı "yüksek reel faiz" politikasından kopup da "gevşek faiz, sıkı miktar politikasına" geçtiğinden beridir... bu iki uçlu yöntemin kafalarda yarattığı soru işaretleri arttı. aslında reel olarak yaşanan kötü bir durum yok; cari açık artmaya devam ediyor çünkü büyüme hızlanıyor. belirsizlik ise kurun yükselmesine neden oluyor çünkü spekülatif olarak döviz satışı ve carry trade'ler azaldı. yerli döviz sahipleri de "bakalım nereye kadar gidecek" diyerek satışlarını azalttılar (yeni satış dalgası 1.70'lere doğru gelebilir deniyor).

Türk bankaları, aldıkları döviz cinsi sendikasyonları temel olarak döviz kredisi vermekte kullanırlar. bir kısmını ise; "döviz takaslarıyla uzun vadeli TL fonlama yaratmak" üzere ayırırlar. bu işlemlerin hiçbir yerinde "kur riski" alınmaz. yani, kur nereye giderse gitsin bu sendikasyonların ne gelmesini ne gitmesini engellemez. çünkü Türk bankalarının "açık döviz pozisyonundan yüksek faiz kazanma" devri 2001'den sonra bitti. bu yüzden kur yükselmesinin buradan bir etkisi yok.

nereden var? bilançodaki varlık-borç kalemlerinin bileşiminden kaynaklanan bir "değerleme ve zamanlama farkı" var. kurun hızla yükselmesi; bu farktan dolayı kısa vadede banka portföylerinde zarar olarak görülebilir. ancak uzun vadeli işlemler yaklaştıkça bu fark kapanarak artıya döner. yani kur; neti sıfır olan iki kalemin vade farkları "önce zarar sonra kar" olarak gözükür. tabii burada kur yükselişinin eninde sonunda duracağını varsayıyoruz. sistemsel kronik devalüasyonlar bu yapıyı bozabilir.

borsadan yabancı çıkışı; kurun yükselişini fiyatlamıyor yani. oranın fiyatladığı şey bankaların temel ekmek kapısı olan "faiz marjlarındaki düşüş"ten ileri geliyor. 2-3 yıl önce alınan yüksek faizli tahvillerin vadeleri bitiyor. gecelik oran düşürülmesine rağmen fonlamanın yegane aracı olan mevduat faizi ise yükseliyor. tüm getiri eğrisi yükselmeye başladı ve ek olarak piyasa likiditesi, alınan zorunlu karşılık kararları nedeniyle iyice daraltıldı.

kısaca: banka karları düşeceği için borsada değer yitiriyorlar. hissesini satan da ülkeden çıkıyor. kur yükselişi bunların sebebi değil; sonucu...

JonDowes
04-02-2011, 12:51
Yukarıdaki tablo ve diğer paylaşımlarınız için çok teşekkürler...
Bir önceki sayfadaki mesajınızda kötümser düşünüldüğünde usd/tl'nin 1,67'yi görebileceği var.

Şayet şöyle düşünürsek, usd/tl'de 1,67'nin de üzeri görülebilir mi? Ya da aşağıdaki gibi kötümserlik arttığında usd/tl'de hangi seviyeler görülebilir.

Mısır'daki olaylar durulmaz. Kontrollü ve sürekli bir kaos yaratılır. Devamında olaylar Suudi Arabistan'a bulaşır. Suudi Arabistan'da Şii ve Sünniler arasında gerilimler ve çatışmalar meydana gelir. Hatta olaylar daha da ilerler ve İran, Suudi Arabistan'daki Şiilerin hamiliğini üstlenmeye kalkar. Sonuçta Suudi Arabistan'ın Şii ve Sünni olarak ikiye bölünmesi gündeme gelir.

Böyle bir senaryoda usd/tl ve altın fiyatlarını yorumlayabilirmisiniz? Çok kötümser oldu fakat bu senaryoyu olabilir görüyorum...Teşekkürler...

selamlar. önce dövize bakalım... dolar kurumuz 1.67'den sonra, 1.7250, 1.7800 ve 1.8250 değerlerini direnç olarak kabul edebilir. ancak son 2 tanesi, ilk defa küresel kriz esnasında görülmüş tüm zamanlar rekorları olduğu için güvenilirlikleri düşük. (klasik bir direncin defalarca çalışmış, "oradan geri, aşağıya döndürecek sertliği göstermiş" olması gerekir)... sepet bazında bakar ve 4.10'u tepe kabul edersek... eurusd paritesinin de 1.25'e kadar düşeceği varsayımı altında en uç dolar/TL tahmini yine 1.8250 civarlarına geliyor. bunun üstündeki yeni rekorlar, yeni teknik algılayış yapısı gerektirir.

altın; $1420'lerde üçlü tepe yaptığı için tekrar 1400 civarlarına gelmekte çok zorlanacak. öncelikle teknik hedefi olan $1270'i görmesi gerektiğini düşünüyorum. yılın ikinci yarısında gelebilecek yüksek küresel enflasyon rakamlarıyla beraber yine eski yükseliş trendine oturacaktır. kriz senaryolarının altını ne kadar etkileyeceğini bilemiyorum. ortadoguda büyük karışıklık olursa petrolden etkilenerek yükselebilir tabii her zaman.

(yazdıgım tüm beklentiler ve teknik analizler, şahsi görüşlerimdir. yüksek oranda yanılabileceğimi şimdiden belirteyim. şahsen dövizin 1.80'lere tekrar gitmesini beklemiyorum)

mustafab
04-02-2011, 15:12
Sayın Dowes,

Sepetin ve USD'nin direnç ve destek seviyeleri kaçtır?

USD de 1.65-1.67 ötesini dogrusu ben de beklemiyorum.

Hatta 1.615 imkanı varken bozdursa mıydım orada da tereddütte oldugumu belirtmeliyim.

JonDowes
04-02-2011, 15:28
dolar seviyelerini önceki iki mesajımda (2 şubat 08:44 ve bugün 13:51) yazmıştım; ek yazabileceğim bir seviye yok.

sepet için destekler: 3,74 -> 3,66 -> 3,54 dirençler: 3,825 -> 3,915
şu an 3,75'teyiz...

(1+1 yerine 0.5+0.5 sepetine bakanların, bu değerlerin yarısını alması yeterli)

JonDowes
04-02-2011, 15:47
14:10 04Feb11 RTRS-ANALYSIS-Hot money flees Turkey's lira but no wider rout
* Lira eases some 6 pct to dollar, further easing eyed
* $8 bln short-term money left Turkey - finance minister
* $2 billion of foreign capital entered bonds since mid-Dec
* Long-term Turkey a strong play, but inflation key focus

By Alexandra Hudson and Behiye Selin Taner
ISTANBUL, Feb 4 (Reuters) - Seven weeks since starting its offensive against inflows of hot money, Turkey's central bank looks to be winning the battle.

Interest rate cuts have sent foreign buyers into retreat, weakening the lira by some 6 percent since the bank launched its bold new policies. Finance Minister Mehmet Simsek stated calmly this week that $8 billion worth of short-term money has left.

Data on foreign flows explains the relative sense of calm. The central bank has managed to engineer, as intended, the weakening of what it viewed as an over-valued currency without sparking a large-scale flight of foreign capital from bonds and shares as it aims to nudge investors into longer maturity investments.

Doubts over progress made by the bank on other fronts however -- its fight against rampant credit growth and a surging current account deficit -- could curb growth potential for Turkish assets in the short term.

The chief fear is that the central bank is inviting higher inflation with its unorthodox mix of interest rate cuts with increases to banks' required reserve ratios, and that it will be forced into a sudden reversal later this year.

Few foreign investors are seen significantly selling out of a country which boasts a young, growing and increasingly wealthy population and where economic growth is forecast at 4-5 percent this year, after probably topping 7 percent in 2010.

But it will take at least until the end of the first half for markets to gauge if the bank's policy gamble has paid off.

"Turkey remains one of our biggest overweights," said George Hoguet, senior portfolio manager at State Street.

"Its economic prospects are bright though we have to bear in mind if we get a large shock to the world economy ... Turkey would be impacted significantly from an economic standpoint as well as capital flows."

Data on foreign holdings of short-term lira deposits is not available, but data on treasuries and equities suggests Turkey can still attract the longer-term money it wants.

From mid December until Jan. 28 there has been an inflow of $2.088 billion worth of foreign capital into Turkish treasuries, although $1.1 billion worth of outside capital has left the equity market, whose free float is two-thirds foreign owned.

"We see a sharp positioning shake-out as a low-risk event considering Turkey's strong fundamentals, attractive growth prospects, stabilising domestic political tensions and Turkish yields still among the highest in the investable world," economists at RBC wrote in a note.

But they added that with 18 percent of the government's marketable debt stock in foreign hands, it would be damaging if current account deficit fears or inflation fears start to drive selling -- ratcheting up the stakes in the bank's fight.

LOWER LIRA
As recently as 2008 the lira had some of the highest overnight borrowing rates in the world at 16.75 percent, spurring carry trade. Although the bank had cut rates to 6.5 percent by early 2009, quantitative easing in western economies spurred renewed carry trade -- inflating the lira.

The central bank struck back by making the repo rate its main policy rate, and in November slashing the overnight borrowing rate to 1.75 percent from 5.75 percent -- all but strangling foreign flows into overnight deposit accounts. It cut further to 1.5 percent last December.

Some analysts now see the lira sliding to as far as 1.62 to the dollar in the first quarter from current levels of 1.59, with the blessing of the central bank.

A weaker lira makes imports more expensive and will cool rampant domestic demand, helping reduce the current account deficit, which surged to an estimated 6.2 percent of gross domestic product last year, from 2.3 percent in 2009. But a weaker lira also risks higher inflation, particularly at a time of rising food and fuel prices.

The central bank says it has balanced inflationary effects by raising lenders' required reserve ratios, reducing the amounts they dish it out in cheap loans.

"Net-net the central bank's action is a tightening, although the required reserve ratio increases apply only to the domestic economy. For forex trading the moves definitely have an easing effect, which is why foreigners are flowing out of the lira," said Namik Aksel, fund manager at HSBC Asset Management.

"I think the moves are negative for the lira, flat to negative for treasuries -- particularly shorter-term maturities, but at the longer end it is a very different story. I also think Turkish equities will see buyers after recent underperformance."

Turkish shares fell 1 percent since the start of 2011, after rallying 27 percent last year.

"Valuations are attractive relative to other emerging markets. The hope is that earnings growth compensates for any foreign exchange losses," Hoguet said.

The average price to earnings ratio for the index for 2011 is 10, compared with an average of 12 for Czech stocks, 13 for Polish stocks, 9 for Russian stocks, and 18 for South African stocks.

JonDowes
07-02-2011, 13:31
ISTANBUL, Feb 7 (Reuters) - Moody's Investors Service on Monday applauded an unusual combination of policy moves by Turkey's central bank but warned it would soon have to change back to raise interest rates as inflation risks grew.

In December and January, the central bank cut its one-week repo policy rate by a total 75 basis points in a bid to curb speculative "hot money" inflows and it also raised banks' reserve requirements in a bid to reduce credit supply.

Moody's said the bank's unorthodox policy mix was credit- positive for Turkish sovereign ratings because it is tailored to the country's specific economic challenges.

In the Moody's Weekly Credit Outlook, senior analyst Sarah Carlson said the Turkish policy choices were not without risk, but they were likely to be successful.

"The Central Bank of Turkey is adopting an unorthodox approach, but one that is credit-positive for the Turkish sovereign," Carlson said.

Moody's has a Ba2 rating on Turkey, two notches below investment grade, with a positive outlook.

There was little market reaction to the comments.

The inflows of short-term capital have led to upward pressure on the lira, increased imports and high credit growth, exacerbating the current account deficit.

"The combination of falling inflation, strong credit growth, and hot money inflows gives the central bank the scope to adopt this monetary policy approach," Carlson said.

However, this policy approach had a limited shelf life because core inflation is already rising and is likely to have an impact on headline inflation over the coming months.

"The timing, speed, and magnitude of future policy rate increases will be important, as a failure to respond quickly enough would damage the central bank's inflation-fighting credentials, which would be credit-negative for the sovereign, as it would increase balance of payment risks," she added.

JonDowes
07-02-2011, 16:33
16:55 07Feb11 RTRS- TCMB sunumunda daha şahin bir ton kullanmasının ardından faiz yükseldi

İSTANBUL, 7 Şubat (Reuters) - TCMB Başkanı Durmuş Yılmaz'ın Londra'da yatırımcılarla yaptığı toplantıda yaptığı sunumun ardından gösterge tahvilin faizi yükselirken, bankacılar, bu yükselişte TCMB'nin para politikasına yönelik yaptığı açıklamalarda daha "şahin" bir ton kullanması ve önümüzdeki dönemde belirsizliğin artacağı endişelerinin etkili olduğunu söylediler.

Açıklama öncesi yüzde 8.39 seviyelerinde olan gösterge tahvil faizi yüzde 8.46'ya kadar yükseldi.

TCMB Başkanı Yılmaz, yaptığı sunumda TCMB ve diğer kurumların uyguladığı ve uygulayacağı politikaların net etkisinin sıkılaştırıcı yönde olacağını, düşük küresel büyüme ve gelişmiş ülkelerde uzun sürecek nicel gevşeme öngören senaryonun gerçekleşmesi halinde düşük faiz ve yüksek zorunlu karşılık uygulamasının uzun süre devam edebileceğini söyledi.

Garanti Yatırım Stratejisti Tufan Cömert, "TCMB parasal sıkılaştırmaya devam edeceğini söylüyor aslında farklı bir şey yok. Ama Ocak ayı enflasyon rakamı sonrasında piyasada TCMB'nin bu ay beklemede kalacağı düşüncesi artmaya başlamıştı. Sanırım bu beklentinin yeniden değişmesi söz konusu. Sunumda TCMB sadece kredi büyümesini kontrol etmeye değil, finansal istikrarı sağlamaya yönelik olarak da bu önlemleri almaya devam edeceğini söylüyor. Bu da piyasada geçen hafta oluşan beklentiyi bozdu" dedi ve şöyle devam etti:

"TCMB'nin daha 'şahin' bir ton kullanması ve diğer kurumların atabileceği adımlar. TCMB bilinen kalıpların dışında şeyler söylüyor ve yapıyor. Bu yüzden de piyasadaki belirsizlik bundan sonra daha da artacak. Piyasa hem daha şahin olmasından hem de belirsizliğin artmasından endişe ediyor. Faizde yüzde 9'a doğru bir hareket olabilir. Bundan sonra seviyeden ziyade belirsizlik herkesi rahatsız edecek."

Sunumda baz senaryonun politika faizi ve zorunlu karşılık oranlarını değiştirmek suretiyle kademeli bir sıkılaştırma öngördüğü ve böyle bir sıkılaştırmanın sadece kredi büyümesini ve iç talebi yavaşlatmayı hedeflemesi gerektiği değil aynı zamanda finansal istikrara yönelik endişeleri de azaltması gerektiği belirtildi.

Yılmaz, küresel ekonomik problemlerin güçlenmesi ve iç ekonomik aktivitede daralmaya katkıda bulunması halinde bütün politika araçlarında gevşeme gerekebileceğini, küresel ekonominin beklentilerden hızlı iyileşmesi ve küresel enflasyonun artması halinde gelişmiş ülkelerde para politikalarında sıkılaştırmanın tetikleneceğini ve bu durumda para politikasında da sıkılaştırma gerektirebileceğini söyledi.

Başka bir bankanın tahvil-bono işlemcisi de, "Zaten hep konuşulan konular. Ancak biraz daha şahin bir ton kullanılınca, piyasada satış etkisi de biraz daha artıyor. Sıkılaştırmanın yanında yüksek faizden sık söz edilmesi ve olası senaryoların çoğunda şiddetli faiz artırımları gelebilecek olması piyasayı rahatsız etti" dedi.

Yılmaz, emtia fiyatlarında kalıcı artış orta vadede enflasyon hedefine ulaşmayı zorlaştırırsa baz senaryoda öngörülenden daha güçlü sıkılaştırmanın söz konusu olabileceğini, ancak bu senaryo altında para politikasının bileşiminin dış talep, sermaye akımları ve kredi büyümesinin görünümüne bağlı olacağını belirtti.

JonDowes
09-02-2011, 09:35
10:26 09Feb11 RTRS-Fitch Turkey praises c.bank policy moves-paper

ISTANBUL, Feb 9 (Reuters) - Ratings agency Fitch, which rates Turkey one notch below investment grade, praised the Turkish central bank's new policies, but cautioned Ankara needs to rely less on foreign funding.

In December and January the bank cut interest rates and increased reserve requirement ratios, aiming to reduce inflows of hot money, cool credit growth and limit a soaring current account deficit.

The bank has insisted its moves will have an overall tightening effect but markets are worried the new policy mix may let inflation get out of hand and have complained about a lack of policy visibility -- reflected in a volatile bonds market.

In an interview with daily Dunya published on Wednesday the head of Fitch Turkey Botan Berker said the bank was acting wisely. Earlier this week ratings peer Moody's Investor Service also backed the central bank.

"I think it's a very good policy. I think what they are doing is very wise. The central bank has access to economic data markets do not.. policies announced up to now are very successful. They managed a serious crisis very well. I think this will have a good outcome."

But she added Turkey's external funding need was too high.

"The current account deficit is actually a small and rather insignificant part of the foreign financing need."

In determining ratings a country's political risk, economic outlook and inflation outlook all came into play, "but in the end it is all based on the affordability of debt," she said.

"Turkey is one of the countries with the highest foreign financing needs.... Turkey's foreign financing need is around 100 billion dollars, which means Turkey has to acquire this amount of money from abroad every year."

Moody's Investors Service said the central bank's unorthodox policy mix was credit positive for Turkish sovereign ratings because it is tailored to the country's specific economic challenges.

In the Moody's Weekly Credit Outlook, senior analyst Sarah Carlson said the Turkish policy choices were not without risk, but they were likely to be successful.

JonDowes
09-02-2011, 15:17
MERKEZ BANKASI, 11 MILYAR DOLARLIK GURBETCI DOVIZINI GOZDEN CIKARDI - ZAMAN

Gurbetci dovizlerine uygulanan faizi yuzde 1'den yuzde 0,25'e kadar dusuren Merkez Bankasi, bu hesaplardan tamamen kurtulmanin yollarini ariyor. Zaman Gazetesinin haberine gore, Ocak 2002'de gurbetcinin birikimine odenen iki yil vadeli faiz orani yuzde 7,5 seviyesinde idi. Merkez Bankasi tarafindan hazirlanan 2011-2015 Stratejik Plani'na gore soz konusu hesaplarla ilgili islemler kademeli olarak azaltilacak. Bu hesaplarin bankanin asil fonksiyonlari arasinda yer almadigina dikkat cekilen stratejik planda, "Bu hesaplarla ilgili islemlere tedricen son verilmesi banka politikasi olarak benimsenmis ve rezerv yonetim surecine yansitilmistir." denildi. Son 3-4 yil icinde bu hesaplardaki azalma 4 milyar dolarin uzerine cikti.

Merkez Bankasi'nin gorevinin fiyat istikrarini saglamak oldugunu aktaran banka yetkilileri, "Biz mevduat bankasi degiliz. Dolayisiyla uzun vadede isci dovizlerini rezervleri tehlikeye sokmayacak sekilde dusurmeyi planliyoruz." dedi. Doviz rezervinin kaynaklarindan birisi olan isci dovizi hesaplari, ulke ekonomisinin icinde bulundugu doviz sikintisini asmak amaciyla yurtdisinda doviz geliri elde eden Turk vatandaslarinin birikimlerini degerlendirmek amaciyla Nisan 1976'da gelistirilmisti. Avrupa'nin bircok ulkesinde hukumetler ulkesindeki birikimlerin yurtdisina cikisini onlemenin hesabini yaparken, Turkiye gurbetciye sirt cevirmeye devam ediyor. Bir donem Turkiye ekonomisini sirtlayan isci dovizleri dusuk faiz politikasi sebebiyle onemli miktarda azaldi. 28 Aralik 2007'de 15 milyar 814 milyon dolar olan bu kapsamdaki tutar, 25 Haziran 2010'da 10 milyar 962 milyon dolara geriledi.

Kredi Mektuplu Doviz Mevduati Hesabi icin gurbetciye iki yil once yuzde 2,75 oraninda faiz odenirken, ayni oran Mayis 2008'de yuzde 1'e geriledi. 1 Ekim 2010 tarihinden gecerli olmak uzere ise yuzde 0,25 olarak uygulaniyor. Ayni oran dokuz yil once yuzde 7,5 seviyesinde idi. Bu hesapta parasi bulunan gurbetci mudi sayisi ise 300 bin civarinda. Dunya genelinde isci dovizlerin buyuklugu 500 milyar dolarin uzerinde. En az bin Euro, dolar, sterlin ve iki bin İsvicre Frangi ile acilan bu hesapta para iki yilligina yatiriliyor. Mart 2006 tarihinde yapilan degisiklik ile bir yil vadeli Kredi Mektuplu Doviz Tevdiat Hesabi artik acilamiyor. Turkiye Cumhuriyeti kimligine sahip gercek kisiler Merkez Bankasi nezdinde Kredi Mektuplu Doviz Tevdiat ve Super Doviz Hesabi actirabiliyor.

JonDowes
09-02-2011, 17:03
17:23 09Feb11 RTRS-ANKET: PPK attığı adımların sonuçlarını görmek için politika faizini sabit tutar, ZK'lar artırılabilir

İSTANBUL, 9 Şubat (Reuters)- TCMB'nin Ocak ayında gerçekleştirdiği sürpriz faiz indiriminin ardından bu ay, attığı adımların sonuçlarını izleyeceği görüşünde olan ekonomistler, ağırlıklı olarak politika faizinin sabit tutulmasını bekliyor.

Reuters'ın 15 bankanın katılımıyla hazırladığı ankette 10 kurum yüzde 6.25 seviyesindeki politika faizlerinde değişim beklemezken, 5 kurum 25 baz puanlık indirim bekliyor.

Öte yandan 7 kurum bu ay zorunlu karşılık oranlarında artış beklerken, 4 kurum ise oranların sabit kalacağını öngörüyor.

Politika faizinin bu ay sabit kalmasını bekleyen Morgan Stanley ekonomisti Tevfik Aksoy, "Zorunlu karşılık oranlarının da aynı kalmasını bekliyorum. Diğer önlemler daha sonraki aylarda alınabilir. TCMB bir süre gelişmelere ve verilere bakıp değerlendirme yapacaktır" dedi.

TCMB Başkanı Durmuş Yılmaz'ın 7 Şubat'ta Londra'da yatırımcılarla bir araya geldiği bir toplantıda daha "şahin" bir ton kullandığı algısıyla gösterge faiz yükselmişti.

Yılmaz, ertesi gün Reuters'a yaptığı açıklamada ise, "Londra'da dün yaptığım sunumda enflasyon raporunda yer alan politika duruşunu yatırımcılara anlattım, baz senaryo geçerliliğini koruyor. Para politikası duruşunda bir değişiklik yok" dedi.

Merkez Bankası 25 Ocak'ta açıkladığı enflasyon raporunda baz senaryo altında, daha düşük politika faizi ve daha yüksek zorunlu karşılık oranları şeklindeki politika bileşiminin, içinde bulunduğumuz konjonktürde finansal istikrarı ve fiyat istikrarını birlikte gözetebilmek açısından en uygun seçenek olarak ortaya çıktığını belirtmişti.

Merrill Lynch tarafından yayımlanan bir notta, güçlü Aralık ayı sanayi üretim verisi ve küresel enflasyonist ortamın TCMB'yi daha fazla faiz indirimi yapmaktan caydırabileceği belirtilerek, "Piyasada bir kısım halen Şubat ya da Mart'ta 25 baz puanlık indirim bekliyor. Bizce TCMB faiz indirim sürecini tamamladı ve yılın üçüncü çeyreğinden itibaren politika faizinde artırımlara başlamasını ve 2011'de, son yapılan 75 baz puanlık indirimi tersine çevirmesini bekliyoruz" denildi.

Merkez Bankası Para Politikası Kurulu (PPK), Ocak toplantısında ağırlıklı faiz indirimi olmayacağı yönündeki piyasa beklentisinin aksine politika faizi olan bir hafta vadeli repo ihale faiz oranını 25 baz puan düşürerek yüzde 6.25'e çekerken, O/N borçlanma faizini yüzde 1.5, borç verme faizini ise yüzde 9 seviyesinde tuttu. Sonrasında ise TCMB TL zorunlu karşılık oranlarını vadesiz hesaplarda 400 baz puan; 1 ve 3 ay vadeli mevduatlarda 200 baz artırdı.

Yabancı para yükümlülüklerde yüzde 11 olan zorunlu karşılık oranlarında ise değişikliğe gidilmedi. PPK, faiz kararını 15 Şubat saat 1400 itibarıyla açıklayacak.

JonDowes
10-02-2011, 09:21
10:08 10Feb11 RTRS- Borsa birleşmeleri hız kazanırken Alman Borsası NYSE Euronext'i satın alıyor

NEW YORK/FRANKFURT, 10 Şubat (Reuters) - Almanya'nın Deutsche Boerse borsasının, New York Stock Exchange'i (NYSE) satın almak için ileri safhada görüşmeler sürdürüldüğü açıklandı. Böyle bir birleşme, dünyanın en büyük finansal işlem merkezini oluşturacağı gibi, Amerikan kapitalizminin en güçlü kalelerinden biri olan New York borsasını yabancı denetimine sokacak.

Dün yapılan açıklamadan birkaç saat önce de, Londra Borsası, Kanada Borsasının operatörü olan TMX'i satın almaya karar verdiğini duyurmuştu.

Deutsche Boerse haberi üzerine NYSE hisseleri yüzde 14 fırlayarak iki yılın en yüksek düzeyini gördü ve benzer birleşmelerin gelebileceği tahminleriyle diğer borsaları da destekledi.

LSE'nin Toronto borsasını almasıyla, dünyanın dördüncü büyük borsası ve gelişmekte olan madencilik ve enerji sektörleri için en önemli merkezi ve yılda 4.1 milyar dolar değerinde hissenin el değiştirdiği bir ortam oluşacak.

Buna rağmen bu birleşme, Deutsche Boerse ile NYSE Euronext'in birleşmesi yanında küçük kalacak.

Bu birleşmeyle kurulacak olan grubun New York ve Frankfurt'ta iki merkezi olacak ve Deutsche Boerse hissedarları yeni şirketin yüzde 60 hissesine sahip olacak. Kalan hisseler ise NYSE ortaklarının elinde bulunacak.

Ortak açıklamada, NYSE Euronext Başkanı Duncan Niederauer'in yeni grubun CEO'su olacağı ve Deutsche Boerse Başkanı Reto Francioni'nin de başkan yardımcılığın getirileceği duyuruldu. İki kurum, kesin bir anlaşmaya varılmamış olmasına rağmen, birleşmeyle giderlerin yılda 300 milyon euro azaltılabileceğine dikkat çektiler.

Bir sektör kaynağı, anlaşmanın gelecek hafta açıklanabileceğini söyledi.

Ülkelerin iş dünyasındaki gücünün simgeleri olarak kabul edilen bu ulusal sermaye piyasalarının satışı her ülkenin düzenleyici kurumunun onayını gerektiriyor.

JonDowes
11-02-2011, 08:17
Prof. Dr. Burak Saltoğlu'nun FinansOnline'da yayınlanan yazısı...

Yakın zamanda ABD ekonomi basınında çıkan bir habere göre ABD yönetimi, 50 ila 100 yıl vadeli Hazine Tahvili çıkarmayı planladığını açıkladı. Bu haftaki yazımızda ABD’nin bu stratejiye neden ihtiyaç duyduğu ve bu çerçevede ABD kamu borçlarının kısa ve orta vadede parite üzerindeki etkilerini tartışacağız.

Dünya tarihinde çıkarılan en uzun vadeli tahvilin vadesi nedir?
Dünyanın en uzun vadeli tahvilinin vadesi sonsuzdur, yani anapara hiç ödenmez. Konsol (ya da perpetuity) olarak bilinen bu tahviller her yıl belirli bir faizi sonsuza kadar öderler. İlk olarak, 1750 yılında İngiltere hükümeti tarafından Fransa ile yapılacak savaşı finanse etmek için çıkarılmışlardır. Bu ürün halen İngiliz borçlanma enstrümanlarının küçük bir oranını oluşturmaktadır.

50-100 yıllık tahvilleri kim alır?
Dünyada bu tür çok uzun vadeli borçlanma ürünlerinin alıcıları genelde sigorta şirketleridir. Bu tür şirketlerin yükümlülük vadeleri çok uzun olduğu için uzun vadeli tahviller almayı tercih ederler. Bir sigorta müşterisi, çalıştığı şigorta şirketine çok uzun bir vade boyunca (örneğin 30-40 yıl) kaynak sağlayabilmektedir (mevduat vadeleri hiçbir zaman bu kadar uzun vadeli olamaz). Ülkemizde ise, sigorta ve özel emeklilik şirketlerinin büyüklüğü henüz yeterli olmadığı için hazinenin borç vadesini uzatması çok kolay olmayacaktır. Son dönemde Merkez Bankası’nın, munzam karşılıklarının vadeye göre düzenlenmesi ile mevduat vadesini uzatma fikri doğru olmakla beraber sınırları vardır. Özellikle sigorta kesimini ve özel emeklilik piyasalarını belirli bir seviyeye getirmeden hazinenin borçlanma vadesini uzatmak pek kolay değildir.

ABD neden böyle bir borçlanma stratejisi seçmiştir?
Bu stratejinin en temel nedeni halen çok kısa olan ABD Hazinesi’nin borç vadesini uzatmaktır. Şu anda ABD Hazinesi’nin borçlanma vadesi sadece 4,9 yıldır. Bu vade, gelişmiş ülkelere oranla son derece kısadır. Örneğin, Financial Times’a göre bu vade İngiltere’de 13,4 yıl, Fransa ve Almanya’da ise 6-7 yıl seviyelerindedir. ABD yönetimi çok uzun vadeli hazine borçları ile borç vadesini uzatmak istemektedir. Bunun yanında, görece düşük faiz oranları da uzun vadeli borçlanmayı çekici kılmaktadır.

Uzun vadede ABD Doları’nın önündeki riskler nelerdir?
Gerek kısa vadeli borç çevirme riski gerek hızla artan kamu borçları, ABD ekonomisinin orta ve uzun vadeli risklerini artırmaktadır. ABD ekonomisinin kriz yönetimi için almış olduğu borçların geri dönüşleri vade kısalığı nedeni ile daha yüksek faizli borçlarla ödenme zorunluluğu yaratabilir. Örneğin, şu an itibarıyla (yeni borç alınmadığı durumda) ABD Hazinesi’nin en yüklü borç ödemeleri 2012’de başlayacak ve önemli bir bölümü 2020’de tamamlanacaktır. ABD’li uzmanların belirttiği üzere, yine yakın gelecekte artacak olan sosyal güvenlik maliyetleri borç yüklerini daha da olumsuz bir yöne çekmektedir. Bu bilgiler ışığında krizin hafifleyip enflasyon ve yüksek faiz konularının gündeme geleceği 2012 ve sonrasında riskler şekil değiştirerek devam edecektir. ABD’nin yüksek borçlanma gereksinimi dünya ekonomisindeki kırılganlıkları hem ekonomik hem de politik anlamda artırabilecektir.

Uzun vadede euro/dolar paritesi, faiz seviyeleri
Döviz kuru, tahmini en zor konulardan biridir. Ancak yine de eldeki veriler ışığında birkaç tespit yapabiliriz. Sorunlarını para basarak ve yüksek kamu borçları ile çözmeye çalışan ABD ekonomisinin bu borç yapısının ilerde sorun yaratması çok muhtemeldir. Eğer önemli bir ekonomik büyüme ve vergi geliri artışı yakalanamazsa ABD’nin, orta ve uzun vade borç finansmanında belirsizlikler görülebilir. Dünyanın en büyük ekonomisinin kalıcı bir borç sorunu ile karşılaşması belki düşük bir ihtimaldir ama uzun vadede bu ülkenin döviz kuru ve faizlerinde önemli oynaklıklar oluşabilir. Bu gelişmeler doğal olarak global ekonomiye de yansıyacaktır. Örneğin, ABD’deki faiz belirsizliği bir çok emtia ürününde oynaklık yaşanmasına neden olacaktır. Bu gelişmelerin, başta euro olmak üzere diğer döviz kurları üzerinde de önemli ölçüde belirsizlik yaratma olasılığı vardır. Bu çerçevede uzun vadede döviz kuru oynaklığı ve rezerv para tartışmaları daha da alevlenecektir. Çin’in ABD hazine bonolarının en büyük alıcısı olması ise yine önemli risklerdendir. Zira bu iki ülke arasındaki dış ticaret ve diğer tartışmalı konular için Çin’in eline önemli bir silah vermiş olur. Kısacası, dünya ekonomisi bu iki ülke arasındaki ticari ve mali konulardaki çekişmeyi daha canlı bir biçimde yaşayacaktır. Diğer yandan devam edecek borç problemleri ve karmaşık birçok problem AB ekonomileri ve euro için sorun olmaya devam edecektir. Bu yüzden, orta vadede de euro/dolar paritesi önemli oynaklıklar göstermeye devam edecektir. Sonuçta, euro da dolar da geçmişteki kadar güçlü olamayabilirler. Bu yüzden, başta altın olmak üzere değerli madenler orta vadede güçlerini koruyacaklardır. Finans piyasaları alternatif rezerv para alternatiflerini aramaya devam edecektir.

Kısa vadede euro/dolar paritesi
Öncelikle euro/dolar paritesinin kısa bir zamanda 1,28’den 1,37’li seviyelere gelmesinin ardındaki nedenleri sıralayalım. Birincisi, Merkel’in euroyu kesintisiz destekleyeceğini açıklaması euroya destek vermiştir. Diğer bir destek ise Çin’den gelmiştir. Yurtdışı basına göre son aylarda AB üyesi ülkelerin tahvillerine Çin’den çok önemli bir alım gelmiştir. Çin, bu strateji ile euronun çöküp doların tek rezerv para olmasını önlemeyi amaçlamaktadır. Ancak Almanya’nın birlikten talep ettiği bazı istekleri AB üyelerinin yerine getirmesi çok kolay görünmemektedir. Tüm bunlar paritedeki oynaklıkları devam ettirecektir. Döviz kuru opsiyon verileri önümüzdeki bir ay içinde paritenin 1,30-1,41 bandında bulunmasına, hafta içinde de 1,34 ile 1,39 bandında hareket edebileceğine işaret ediyor.

wednesday
11-02-2011, 14:35
Aha da milli şef Ron Paul 'a Fed Oversight komite başkanlığını vermişler. Giydiri giydirivermiş hemen, "rekabet istiyorum" demiş.
:)

Röportaj ve yazı için link
http://finance.yahoo.com/tech-ticker/ron-paul-doesnt-want-to-violently-overthrow-the-fed-he-just-wants-to-see-it-go-away-yftt_535916.html

excali
11-02-2011, 14:50
Bddk yetkılısı: Syr'sı % 16 ve ustu olan bankaların daha kolay kredı vermesını zorlastırıyoruz - cnbce



-matrıks-

skinnypuppy
11-02-2011, 15:27
Aha da milli şef Ron Paul 'a Fed Oversight komite başkanlığını vermişler. Giydiri giydirivermiş hemen, "rekabet istiyorum" demiş.
:)

Röportaj ve yazı için link
http://finance.yahoo.com/tech-ticker/ron-paul-doesnt-want-to-violently-overthrow-the-fed-he-just-wants-to-see-it-go-away-yftt_535916.html

Ron Paul'a laf yok hocam. Ordaki sesimiz zat-ı şerifleri. :)

skinnypuppy
11-02-2011, 15:37
Prof. Dr. Burak Saltoğlu'nun FinansOnline'da yayınlanan yazısı...

Yakın zamanda ABD ekonomi basınında çıkan bir habere göre ABD yönetimi, 50 ila 100 yıl vadeli Hazine Tahvili çıkarmayı planladığını açıkladı. Bu haftaki yazımızda ABD'nin bu stratejiye neden ihtiyaç duyduğu ve bu çerçevede ABD kamu borçlarının kısa ve orta vadede parite üzerindeki etkilerini tartışacağız.

sosyal güvenlik de dahil olmak üzere bebekler dahil her abd'li vatandaş 260.000 USD borçlu. hal böyle olunca tabi aslında batmış oluyorlar. battık demeden batmanın yolu enflasyonla borçları ufaltmak. şu anda abd hazinesinin ortalama borç vadesi 6 yıl. 6 yıl ortalamalı borçları enflasyon yaratarak kadük etmek oldukça tehlikeli çünkü:

1-enflasyonun 3 haneli rakamlara çıkma riski oldukça yüksek.
2-enflasyon derhal faizleri artıracak ve hazine'nin batmasını hızlandıracak.

işte bu yüzden abd hazinesi bulabileceği bütün salaklara 100 senelik bono satmaya çalışıyor ki paralarını 10/15 senede ortalama %10 gibi nispeten kontrollü bir enflasyonla iç edebilsin. :halayci:

olay budur yani.

kaynak:
http://www.zerohedge.com/article/guest-post-fifty-ways-leave-your-lender

JonDowes
14-02-2011, 10:34
Her ABD'linin ortalama borcu 50 bin dolar civarında... 260 bini bulmak için gelecek 30 yılda taahhüt edilen her sorumlulugun (başta sağlık ve emeklilik hizmetleri) yerine getirilmesi gerekiyor. Halbuki finansın yazılı olmayan ama her daim geçerli bir kuralı var: ödenemeyecek para, ödenmez... yani; o sorumluluklardan feragat edilecek, veya o kadarlık ekstra vergi toplanacak. bu yüzden ABD'nin ilk batacak Batı ülkesi olmasının garanti oldugunu düşünmüyorum. Japonya yıllardır %200+ kamu borcuyla devam ediyor. son 3 yıl içinde neler gördük, bundan sonra çok daha farklı beklenmedik şeyler yaşanabilir (iki yönde de). tabii ki ilk izlenim tüm batının borç batagında oldugu.

borç demişken; bizim hazine de 10 yıl sonra ilk kez Yen cinsi borçlanmaya hazırlanıyor...

11:24 14Feb11 RTRS- Hazine samuray tahvil ihracı için 3 kuruluşu yetkilendirdi
TOKYO, 14 Şubat (Reuters) - Hazine'nin samuray tahvil ihracı için Daiwa Securities Capital Markets, Mitsubishi UFJ Morgan Stanley Securities ve Mizuha Securities'e yetki verdiği bildirildi. Thomson Reuters servislerinden IFR'da yer alan haberde, ihracın 10 yıla kadar vadede, 170 milyar yene kadar (2 milyar dolar) kadar olacağı ve tahvilin Mart ayında fiyatlanmasının beklendiği belirtildi. Hazine'nin, gelecek hafta içinde Japonya'da roadshow'a çıkacağı kaydedildi. Hazine tahvil ihracı hakkında henüz resmi bir açıklama yapmadı.

trusty
14-02-2011, 10:42
Sn.Dowes,

Yarin aciklanacak PPK karari hakkinda dusunceniz nedir, herhangi bir degisiklik bekliyormusunuz ??

JonDowes
14-02-2011, 11:02
Piyasa ikiye bölünmüş durumda: 0.25 indirim bekleyenler ve sabit tutar diyenler. İki taraf da zorunlu karşılıklara yine yükseltme bekliyor bu kesin gibi.

Son 18 ayda TCMB'nin para politikasındaki trendini bozmayacagını ve "genişliğini" yavaş terk edeceğini (son kez 0.25 indireceğini) düşünüyorum.

wednesday
14-02-2011, 11:27
Sevgili toprağım Dowes, :)
Hazine neden 10 yıl vadeli YEN borçlanmak ister ?
Bunu ilişki çerçevesinde mi değerlendirmek lazım, yoksa bugünden YEN borçlanmanın alternatif maliyetinin diğer döviz cinslerine göre makûl olduğunu mu hesap etmiştir ?

excali
14-02-2011, 11:40
borç demişken; bizim hazine de 10 yıl sonra ilk kez Yen cinsi borçlanmaya hazırlanıyor...
.

"Gelirleri döviz cinsinden olmayanlar, dövizle borçlanmasınlar" diye kim diyordu??

JonDowes
14-02-2011, 12:53
JPY cinsi borçlanma amaçları:
1. Japonya dünyanın önde gelen yabancı yatırımcılarından. biz USD cinsi tahvil satsak da bunu Amerika değil uzakdogu ve Araplar alıyor... bu yatırım iştahını kullanmak borçlanmayı kolaylaştırır.
2. Tahvil çeşitliliği, hem yatırımcı ilgisini çeker hem de yumurtaların sepetlere dağılmasını sağlar.
3. döviz riski almak istemeyen Japonların Türk tahvili almasının yolu açılır.

"Geliri döviz olmayan ülke neden döviz borçlanır?"
1. TRY cinsi dış borç çok çok az bulabildiği için.
2. TRY cinsi uzun vadeli borç hiç alamadıgı için
3. kısa vadeyi kabul etse bile sırf TRY cinsi borçlanmak istese bile bu kadar tasarruf olmadıgı için (tasarruf eksiği = cari açık)
4. geliri olmasa bile stok olarak birikmiş bir döviz rezervinin, ödemede kolaylık sağlayacağı düşünüldüğü için, doğru fiyatlara döviz cinsi borç bulunabildiği için.

anafikir: paramız döviz rezervi (hard currency) idiydi de biz mi uzun vadeli TL borç almadık :)

en son 10 yıllık tahvillerimiz çıktı. 20 ve 30 yıllıklar çıktığı zaman istendiği kadar çok satılabilirse; o zaman diğer dövizlerde borçlanmak zorunda kalmayız. ancak TL'ye bu kadar uzun vadeli güvenen yatırımcı yok henüz. hele ki iç tasarruf sahiplerinin 1-2 ay gibi komik bir süreyi tek yatırım vadesi olarak seçtiği bir ülkede asıl sorgulanması gereken dış değil iç borç yapısıdır. devlete uzun vadeli iç borcu sadece kurumlar veriyor. kendi devletine 10 yıl vadeli güvenmeyen bireylerin TL cinsi dış borç alınamamasını çok rahat anlıyor olması lazım.

tüketici kredilerine gelecek olursak: bireylerin kısa vadeli döviz hareketlerine elastikiyeti yoktur. kur %50 fırladıgında taksitler de fırlar ve ödemede güçlük çekilir. devletler ise böyle değildir; çok uzun yıllar reel olarak düşük faizle döviz borçlanmış olabilirsiniz. başka deyişle: döviz kurlarınız kısa değil ama uzun vadede enflasyonun ima ettiğinden daha az yükseliyor olabilir. bu da, TL değil döviz cinsi borçlanana fayda sağlar. eğer birey her tür kur hareketini ödeyebilecek güçte ise ve vadesi de uzunsa (10-30 yıl), döviz borçlanarak daha az faiz ödeyebilir. ancak bu; kur, faiz ve ekonomi bilgisi gerektirir. TL'nin en değerli oldugu yıllarda JPY cinsi mortgage kullanmanın anlamı yoktur. krizin göbeğinde ise (spekülatif de olsa) vardır... ancak artık tüm döviz kredileri yasak oldugu için çok da uzatılacak bir tartışma değil.

chucky68
14-02-2011, 21:51
jon hoca...2 hafta kadar önce citibanka gitmiş ve ordaki faiz oranlarını sormuştum..önce mablağımı sordular....sonra ben onlara vadem dolunca en yüksek veren bankaya geçicem arayış içerisindeyim dedim...onlarda %8.50 veriyoruz deiler...ing şu an en yüksek veren dedim...ama citibank onları kötüledi...vede vademin ne zaman dolacağını sordular...bende attım kafadan bir tarih....şimdi dün beni aradılar....ben onlara bugün için vademin dolacağını demişim:)...cep telefonuma çıkan kız ısrarla benim gelmemi ve müdürleriyle tanışmamı istediler..bende ing ye gidicem sizin faiz bana yaramaz dedim...ancak mutlaka gelmemi istediler...başka alternatif ürünleri var olduğunu falan söylediler....bende tamam gelirim deyip salladım....ancak bugünde ısrarla en az 7 kez telefon açtılar...bende açmadım tabiki...şimdi bunların beni ısrarla aramalarını anlamadım....bu kadarmı aç kalmışlar yada sebep nedir sence...gene aynı durumu bundan 3 hafta önce yapıkredi bankası için yapmıştım...ancak onlarda nasıl olduysa bana ulaşmayı becermişler:)...çünki onlara kafadan bir cep nosu salladım...ama genede beni buldular...bunu nasıl başardılar anlamış değilim....hadi citibankı anladımda yapı kredi nasıl gel diye yalvarır...:)...düne kadar bu kadar mevduat diye yırtınmazlardı...birde yapı kredi bireysel emeklilik fonlarıyla ilgili(emeklilik değil) bir arkadaş sürekli beni arayıp duruyor...geçen hafta benle cepten 1 saat konuştu..yarın içinde müdürleriyle yapıkredi bankasının şubesine gelip randevu talep ettiler...normal mevduttan çok getirisi falan var deyip anlattıda anlattı...üstelik yarına bana tatlı vs gibi şeylerde teklif ettiler...özel bir odada bana bu fonları müdürleri eşliğinde çay kahve tatlı eşliğinde kafama takılan soruları aydınlatarak anlatacaklar...gerçi ben onlarıda sallıyorum..maksat dostala ralışverişte görsün....100.000 tl bu fonlara giriş yaparım dediğim için bana özel vip muamelesi yapacaklarmış:)....tabi ben içten istemiyorumda onlara diyemiyorum...sence bunların dedi ne benle....bukadar ihtiyaçlarımı var 100.000 tl ye...ayrıca trilyonlarca bireysel emeklilik fonlarını takip ediyorlarken...neden beni arayıp duruyorlar....

chucky....................lanet bebek cenk oluç

chucky68
14-02-2011, 22:00
paran varsa hem derdin hemde huzurun var...paran varsa hem saygın hemde itibarın var...paran varsa hem çevren hemde gücün var...paran yoksa yiyebileceğin ne leblebi çekirdek nede sıkışırsan gidebileceğin wc var..

chucky...........................yoldaş bebek

LVTHN
14-02-2011, 22:34
Sayın Dowes,

Bilmiyorum okudunuz mu fakat Yaman Törüner bugünkü yazısında devalüasyondan bahsediyor. Sizce orta ve uzun vadede Türkiye'de devalüasyon olasılığı var mıdır? Teşekkür ederim.

mandrake
14-02-2011, 23:02
jon hoca...2 hafta kadar önce citibanka gitmiş ve ordaki faiz oranlarını sormuştum..önce mablağımı sordular....sonra ben onlara vadem dolunca en yüksek veren bankaya geçicem arayış içerisindeyim dedim...onlarda %8.50 veriyoruz deiler...ing şu an en yüksek veren dedim...ama citibank onları kötüledi...vede vademin ne zaman dolacağını sordular...bende attım kafadan bir tarih....şimdi dün beni aradılar....ben onlara bugün için vademin dolacağını demişim:)...cep telefonuma çıkan kız ısrarla benim gelmemi ve müdürleriyle tanışmamı istediler..bende ing ye gidicem sizin faiz bana yaramaz dedim...ancak mutlaka gelmemi istediler...başka alternatif ürünleri var olduğunu falan söylediler....bende tamam gelirim deyip salladım....ancak bugünde ısrarla en az 7 kez telefon açtılar...bende açmadım tabiki...şimdi bunların beni ısrarla aramalarını anlamadım....bu kadarmı aç kalmışlar yada sebep nedir sence...gene aynı durumu bundan 3 hafta önce yapıkredi bankası için yapmıştım...ancak onlarda nasıl olduysa bana ulaşmayı becermişler:)...çünki onlara kafadan bir cep nosu salladım...ama genede beni buldular...bunu nasıl başardılar anlamış değilim....hadi citibankı anladımda yapı kredi nasıl gel diye yalvarır...:)...düne kadar bu kadar mevduat diye yırtınmazlardı...birde yapı kredi bireysel emeklilik fonlarıyla ilgili(emeklilik değil) bir arkadaş sürekli beni arayıp duruyor...geçen hafta benle cepten 1 saat konuştu..yarın içinde müdürleriyle yapıkredi bankasının şubesine gelip randevu talep ettiler...normal mevduttan çok getirisi falan var deyip anlattıda anlattı...üstelik yarına bana tatlı vs gibi şeylerde teklif ettiler...özel bir odada bana bu fonları müdürleri eşliğinde çay kahve tatlı eşliğinde kafama takılan soruları aydınlatarak anlatacaklar...gerçi ben onlarıda sallıyorum..maksat dostala ralışverişte görsün....100.000 tl bu fonlara giriş yaparım dediğim için bana özel vip muamelesi yapacaklarmış:)....tabi ben içten istemiyorumda onlara diyemiyorum...sence bunların dedi ne benle....bukadar ihtiyaçlarımı var 100.000 tl ye...ayrıca trilyonlarca bireysel emeklilik fonlarını takip ediyorlarken...neden beni arayıp duruyorlar....

chucky....................lanet bebek cenk oluç

Seni israrla aramalarinin sebebi meblag soylemissin mesela 1 milyon TL falan. Yoksa 100 bin desen arayacaklarini zannetmiyorum

JonDowes
15-02-2011, 07:49
sence bunların dedi ne benle....bukadar ihtiyaçlarımı var 100.000 tl ye...ayrıca trilyonlarca bireysel emeklilik fonlarını takip ediyorlarken...neden beni arayıp duruyorlar....

mevduat için peşinden koşanlar biraz hırslı arkadaşlarmış, 1-2 ay para tutman için bu kadar uğraşmaları fazla olmuş. 0.25 yüksek verseler uğraşmadan daha fazla toplarlar ama şimdilik müşteri peşinde koşmayı deniyorlar.

ancak, BESçiler için ufak para olmaz. çünkü vade en az 10 yıl. yönetim giderini %0 kabul ettirsen bile en az %2.5 yıllık fon kesintisi garanti. bileşiklendirmesek bile kesinti minimum 10 yıl = %25... yani 100 bin koydugun anda 25 bin lira prim sözü vermiş oluyorsun (10. yıla kadar)

JonDowes
15-02-2011, 08:00
Sayın Dowes,

Bilmiyorum okudunuz mu fakat Yaman Törüner bugünkü yazısında devalüasyondan bahsediyor. Sizce orta ve uzun vadede Türkiye'de devalüasyon olasılığı var mıdır? Teşekkür ederim.

Sevmediğim bir adam, siz söyleyince şimdi okudum. zamanında MB başkanlıgı yapmış bir adamın bu kadar finanstan kopuk olmasını aklım almıyor. yazısında sonda belirttiği maddelere bakalım:

"Bankalarımızdaki döviz hesapları artıyor. Bu devalüasyon beklentisinin arttığı biçiminde yorumlanabilir."
yorum: döviz kuru 2006'dan sonra 1.76'dan 1.19'a inerken de döviz hesapları artıyordu?

"Banka dışı kesim dışarıdan borçlanma yerine, borçlarını ödüyor. Belli ki, döviz fiyatlarında bir yükselme bekliyorlar."
yorum: döviz borçlular sadece döviz fiyatı yükselişi bekleyince mi borç öder?! a) geliri de döviz olan adam niye böyle bir şey yapsın? b) üretim fazlası varsa yeni borcu kullanamayacagı için borç ödüyor olmasın?

"Bankalar dışarıdan bol miktarda borçlanıyor. Borçlandıkları parayı içeride döviz kredisi olarak verirlerse, riskleri nispeten az. Aksi takdirde, döviz fiyatının artış riskini alıyorlar demektir."
yorum: 2002'den sonra bankalar ne zaman döviz kuru riski aldılar? bankacılıgın açık pozisyon toplamının son 10 yıllık grafiğine hiç mi bakılmadı gazetede köşe yazarı olurken?

"Dışarıdan gelen doğrudan yatırımlar azalıyor. Bu durum, yıl içinde yapılacak seçimin sonucu ile beklentiler nedeniyle olabilir."
yorum: bunu yazmak için büyük iktisatçı olmak gerekmiyor sanırım.

"Yabancılar hisse senedi yerine tahvil almayı tercih ediyorlar ama sonuçta sıcak para girişinde ciddi artış var."
yorum: hangi dönem için? son 3 ayda çıkış var. son 30 yılda artış var.

"Döviz rezervlerindeki artış nedeniyle devalüasyon riski hala yüksek değil. Ancak, önümüzdeki aylarda trend terse dönerse, bir devalüasyon baskısı ile karşılaşabiliriz."
yorum: kendi dönemindeki ekonomik çarpıklıklar devam ediyor zannediyor bu adam. faiz ve kur artık büyük ölçüede TCMB'nin elinde, yabancı bankaların değil. reel faiz %1-2 arttırılsın bakalım kur nerelere iner... kurda kalıcı yükseliş istenirse de faiz düşük ve oynak tutulmaya devam edilir.

sonuç: kur yükselişi olacak mı değil, TCMB bunu ne kadar daha istiyor desek yeridir. reel faiz nereye, TL'nin relatif gücü oraya.

Çiller ne kadar iyi başbakansa, bürokratı Törüner de ancak o kadar iyi analisttir.

JonDowes
15-02-2011, 13:19
Sağolsun TCMB faizleri sabit tuttu. Ben içimden bunu istesem de "piyasanın isteğinin aksini yapma alışkanlığıyla son kez 25bp indirir" yazmıştım. Sabit tutma, faizlerde dip olarak görülebilir ve TL'ye yavaş da olsa destek olabilir. Şahsi dolar shortlarımı koruyorum, taa ki artıya geçinceye kadar.

excali
15-02-2011, 13:40
Sağolsun TCMB faizleri sabit tuttu. Ben içimden bunu istesem de "piyasanın isteğinin aksini yapma alışkanlığıyla son kez 25bp indirir" yazmıştım. Sabit tutma, faizlerde dip olarak görülebilir ve TL'ye yavaş da olsa destek olabilir. Şahsi dolar shortlarımı koruyorum, taa ki artıya geçinceye kadar.

Munzam karşılıkları ile ilgili bir bilgiye ulaşabildin mi? :notr:

JonDowes
15-02-2011, 13:42
Artış olmadı. "Gelecek toplantıya kadar gelişmeleri izleyeceğiz" denmesi nedeniyle; ZK'da o zamana (23 Mart) kadar bir değişiklik beklenmiyor. Bu da bonoya ve dolaylı olarak banka hisselerine pozitif psikolojik destek demek. Tabii etkisi kısa sürede sindirilir.

LVTHN
15-02-2011, 20:42
Sevmediğim bir adam, siz söyleyince şimdi okudum. zamanında MB başkanlıgı yapmış bir adamın bu kadar finanstan kopuk olmasını aklım almıyor. yazısında sonda belirttiği maddelere bakalım:

"Bankalarımızdaki döviz hesapları artıyor. Bu devalüasyon beklentisinin arttığı biçiminde yorumlanabilir."
yorum: döviz kuru 2006'dan sonra 1.76'dan 1.19'a inerken de döviz hesapları artıyordu?

"Banka dışı kesim dışarıdan borçlanma yerine, borçlarını ödüyor. Belli ki, döviz fiyatlarında bir yükselme bekliyorlar."
yorum: döviz borçlular sadece döviz fiyatı yükselişi bekleyince mi borç öder?! a) geliri de döviz olan adam niye böyle bir şey yapsın? b) üretim fazlası varsa yeni borcu kullanamayacagı için borç ödüyor olmasın?

"Bankalar dışarıdan bol miktarda borçlanıyor. Borçlandıkları parayı içeride döviz kredisi olarak verirlerse, riskleri nispeten az. Aksi takdirde, döviz fiyatının artış riskini alıyorlar demektir."
yorum: 2002'den sonra bankalar ne zaman döviz kuru riski aldılar? bankacılıgın açık pozisyon toplamının son 10 yıllık grafiğine hiç mi bakılmadı gazetede köşe yazarı olurken?

"Dışarıdan gelen doğrudan yatırımlar azalıyor. Bu durum, yıl içinde yapılacak seçimin sonucu ile beklentiler nedeniyle olabilir."
yorum: bunu yazmak için büyük iktisatçı olmak gerekmiyor sanırım.

"Yabancılar hisse senedi yerine tahvil almayı tercih ediyorlar ama sonuçta sıcak para girişinde ciddi artış var."
yorum: hangi dönem için? son 3 ayda çıkış var. son 30 yılda artış var.

"Döviz rezervlerindeki artış nedeniyle devalüasyon riski hala yüksek değil. Ancak, önümüzdeki aylarda trend terse dönerse, bir devalüasyon baskısı ile karşılaşabiliriz."
yorum: kendi dönemindeki ekonomik çarpıklıklar devam ediyor zannediyor bu adam. faiz ve kur artık büyük ölçüede TCMB'nin elinde, yabancı bankaların değil. reel faiz %1-2 arttırılsın bakalım kur nerelere iner... kurda kalıcı yükseliş istenirse de faiz düşük ve oynak tutulmaya devam edilir.

sonuç: kur yükselişi olacak mı değil, TCMB bunu ne kadar daha istiyor desek yeridir. reel faiz nereye, TL'nin relatif gücü oraya.

Çiller ne kadar iyi başbakansa, bürokratı Törüner de ancak o kadar iyi analisttir.

yanıtınız için çok teşekkür ederim.

mustafab
16-02-2011, 06:19
Sayın Dowes

USD maliyetiniz nedir?

JonDowes
16-02-2011, 07:45
ortalama 1.5350. ancak uzun süredir açık bir pozisyon; kısa vadeli trade edenlere örnek olmasın. ben yılsonuna kadar pozisyonu taşıyabilirim ki o zaman başabaş noktam da 1.60'lara kadar çıkmış olacak. kur seviyesinde nokta atışı yapmayı denemektense kaldıraçlı faiz kazanarak yola devam ediyorum. beklentim yaz aylarında faiz artışları gelmesi ve seçim sonucuyla beraber tekrar 1.50 ve daha altını görmek.

excali
16-02-2011, 07:57
ortalama 1.5350. ancak uzun süredir açık bir pozisyon; kısa vadeli trade edenlere örnek olmasın. ben yılsonuna kadar pozisyonu taşıyabilirim ki o zaman başabaş noktam da 1.60'lara kadar çıkmış olacak. kur seviyesinde nokta atışı yapmayı denemektense kaldıraçlı faiz kazanarak yola devam ediyorum. beklentim yaz aylarında faiz artışları gelmesi ve seçim sonucuyla beraber tekrar 1.50 ve daha altını görmek.

Bu kısmı anlamadım??:notr:

JonDowes
16-02-2011, 08:41
VOB bildiğin gibi kaldıraçlı bir piyasa. eğer tam bugün dolar shortlasam vade Aralık ayına kadar beklesem, kur o gün de tam bugünkü yerinde olsa... o tarihe kadar olan 10.5 aylık swap point (dolar-TL faiz farkı) kazanmış olacagım. bu kazanç, short noktamın başabaş maliyetini yukarı taşıyor. nam-ı değer carry trade bu yani...

sayısal örnek: tam şu anda kur 1,5950... Aralık11 vadeli kontrat ise 1,6650... yani Aralık shortlarsam maliyetim 1,6650 olacak ve vade sonu geldiğinde kur halen 1,5950 ise; farkı olan 700 pip (swap point) kazanmış olacagım (mealen: 70TL/kontrat.. yani 70/160= %43 anapara kazancı). veya; kur 1,66'ya yükselmiş ise... maliyetimi artık 6650 saydıgımdan 50 pip (5TL/kontrat = %3 anapara kazancı) kazanmış olacagım.

ben bugün shortlamadım da eski shortumu taşıyorum. sürekli açık kaldıgım bu pozisyonda hergün faiz farkı kazancım başabaş maliyetimi yukarı taşıyor. 2012 sonuna kadar bekleyecek olsam maliyetim kabaca 1.76'ya kadar çıkacak. tabii burada "vob'a yatırdıgım teminata faiz kazanmadıgımı" eklemek gerek. kurun düştüğü aylarda o minik kaybı kat kat çıkarmak mümkün... bu klasik carry trade olayında tabii ki gereken şey en dipten shortlamamak ve vadenin uzun olacak olması. sürekli yukarı giden devalüasyonist bir sistemde kaldıraçlı açık pozisyon hızla servet sıfırlar. içsel beklenti: kur sert yukarı gitse bile uzun vadeli ortalamalarına geri dönmesi (mean reversion).

cans
16-02-2011, 11:01
tabii burada "vob'a yatırdıgım teminata faiz kazanmadıgımı" eklemek gerek.

Döviz kontratlarında nemalanma yok mu? Takasbank tarafından nemandırılması lazım. Yani faiz almanız lazım.

JonDowes
16-02-2011, 11:08
Ben de var diye biliyorum normalde ama benim tutar az oldugu için teminat pek artmamış gibi gördüm. 50k üstü teminatım olsa heralde daha iyi fark edebilirdim.

Takasbankın uyguladıgı faizin çok düşük oldugunu düşündüğümden yok gibi varsayıyorum. malum TCMB 1.50'den geri alıyor ve repo piyasası da çok düşebiliyor.

chucky68
16-02-2011, 19:51
jon hocam yukarda anlattığın işlemler şunu gösteriyorki hepimiz aslında aynı yolların yoldaşıyız...ben dcd işlemleri konusunda senin bu yazdıklarına benzer işlemler deniyorum...sense dcd değilde sadece adı değişiyor vopta deniyorsun...mantık hemen hemen aynı...sadece kağıt üzerinde ayrılıyoruz...sende aslında gizli yoldaşsın:)

chucky...................dobracı bebek.......cenkoluç

JonDowes
17-02-2011, 23:11
para kazanmak herkesin istediği şey...

----

TCMB geçen yıl sonunda oluşan özel sektör dış borç raporlarını yayınladı (http://www.tcmb.gov.tr/odemedenge/kredi/krediTr.html). pek çok detayı var ben sadece en ilgimi çekeni ekliyorum. dış borcu kim, kimden almış:

http://farm6.static.flickr.com/5093/5454660252_31b3c213e0_b.jpg

JonDowes
18-02-2011, 09:29
Düne kadar 15-20 milyar arasında dalgalanan piyasa net likidite açığı; birkaç hafta önce arttırılan zorunlu karşılıklar nedeniyle bugün çekilecek ~9 milyar sonucu 30 milyar civarına çıkacak. TCMB böylece repoyu arttırarak kısa faizlerde ipleri iyice eline alacak. fonlama kısma/yaratma ile hem kur hem tahvile etki edebilecek. dolaylı sonuçları borsada da görülebilir.

Desperado
18-02-2011, 11:54
Ne gibi dolayli sonuclardir borsada da gorulecek olanlar sn JonDowes? Biraz acarsaniz?

JonDowes
18-02-2011, 12:37
Etkiye TCMB karar verecek. Piyasadan net likidite çekildiği için bankaların Merkez'den aldığı tutar artıyor.

1. İsterse az fon vererek, piyasa maliyetlerini (repo, interbank, swap) yükseltir. Yabancıların çok kısa vadeli spekülasyonları için kullandıgı kaynaklar da pahalanmış olur. Pahalı para, borsaya hafif negatif etki yaratabilir. Maliyet-kazanç farkı daha da azalan bankaların hisseleri kısa vadede göreceli olarak güçsüz kalmaya devam edebilir. Yani, sırf faiz yükseldi diye XU30 shortlamak pek doğru olmaz tabii. Direkt etki daha çok XU30-100 fark kontratında gözükebilir...

2. İsterse yine yeterli miktarda fon verir. Borsada varsaydıgım etkiler gözlenmez.

Burada "TCMB borsaya bilerek yön veriyor" demişim gibi de anlaşılmasın. TCMB'nin amacı farklı; bunlar ilacın olası yan etkisi.

buy&sell
20-02-2011, 17:49
sayın Dowes , XAG/TRY için öngörülerinizi alabilir miyiz? Saygılar

JonDowes
20-02-2011, 22:21
sayın Dowes , XAG/TRY için öngörülerinizi alabilir miyiz? Saygılar

Gümüşteki patlayıcı yükseliş herkesin ilgisini çekiyor. Parabolik spot grafiği biraz anlaşılır kılmak için yine logaritmik (değişim yüzdesi orantılı) bakalım. orada hem dolar hem TL cinsi daha ilginç şeyler görülüyor:

XAG/USD
http://farm6.static.flickr.com/5014/5462860590_18b3b7ca2e_b.jpg

XAG/TRY
http://farm6.static.flickr.com/5052/5462259679_b8e71dde67_b.jpg

10 yıllık düzenli yükselişin tepe çizgilerine yakın... altın gibi; buralardan uzun vadeli almanın riskli oldugunu düşünüyorum. yukarı hareketin yıl içinde biraz daha yukarı gitmesi için engel ise yok. kısa vadeciler için hedef 40$ ve 60 lira gibi gözüküyor.

2006-9 arasında: tepeye değip, biraz soluklanıp yine tepeye yönelişe dikkat. 2011-13 arası yinelenebilir mi acaba?

skinnypuppy
20-02-2011, 22:31
Gümüşteki patlayıcı yükseliş herkesin ilgisini çekiyor. Parabolik spot grafiği biraz anlaşılır kılmak için yine logaritmik (değişim yüzdesi orantılı) bakalım. orada hem dolar hem TL cinsi daha ilginç şeyler görülüyor:


hocam gumuste bazi babalar fiziki teslimat istemisler. vadeli o yuzden backwardation'a girmis (ileri vadeler) diyorlar. bu konuda kulagina carpan bir sey oldu mu?

JonDowes
21-02-2011, 00:35
Backwardation oldugu zaman söylentiler de artıyor tabii. çok hızlı yükseldiğinde, üreticilerin ileri vadeli kontratları satarak kazançlarını garantilemeleri de var. gümüş, altının 10 katı fazla üretilen ve stoğu bol olan bir maden oldugundan ben kalıcı bir etkisi olacagını düşünmüyorum. panik sonucu yapacak olsalar altın gibi daha ufak bir piyasada yaparlar.

Desperado
21-02-2011, 12:44
Altin konusundaki uzun vade hakkindaki yazinizi goremedim sn JonDowes, yaziyi alintilamaniz veya cok kisa gorusunuzu yazmanizi rica etsem?

JonDowes
21-02-2011, 14:06
Çok fazla bir şey yazmadım aslında ama buraya da yapıştırayım:


bir süre yoktum, biraz geniş açıyla dönüş deneyeyim... logaritmik xau/tl grafiği:

http://farm6.static.flickr.com/5014/5451434691_0f0c291648_b.jpg

(normal eksende hiperbole dönüşen altın fiyatının ne yapacagı sadece görerek anlaşılamıyor ancak logaritmik grafikte tl'ye karşı yükselişin her yıl belli ortalama yüzdede oldugu anlaşılıyor.)

çok uzun vadeci olmayanlar için bu yıl satış için uygun gözüküyor sanki... alt banda yaklaşabilirse yine almak üzere.

Desperado
21-02-2011, 14:26
Teknik disinda, temel olarak gorusunuz nedir? Son yillardaki ciddi artis buyuk oranda spekulasyon kaynakli mi yoksa yillik uretim artik yillik talebin gerisinde mi kaliyor (Cin kaynakli bilhassa)?

JonDowes
21-02-2011, 14:49
servet değeri olan emtialarda stoğu sadece endüstri talebi etkilemiyor malum. eskiden olsa, mücevher talebi şu kadar üretim bu kadar deyip net arz/talep miktarından yola çıkardık. son 3-4 yıldır oluşan gelişmeler tamamen "yatırım talebi"ni tahmin etmeyi gerektiriyor. yani hem kasalarına külçe altın koyanları hem de GLD gibi büyük altın fonlarını takip ederek bir sonuca varmak gerekiyor. bu da kolay değil.

işin içinde hem finansal korkular, hem para kazanma hırsı (spekülasyon) hem enflasyon/deflasyondan korunma isteği var. fiyatın gittiği yerlerin açıklamasını bu faktörleri ayrıştırarak yapmak mümkün değil. bu yüzden zaten 2000 olacak diyen de var 30 bin olacak diyen de... herkesin kendi mantıgı başka.

ben dünyada uç şeyler olmadıkça basit mantıkla bakıyorum: altın eğer goldbug'ların istediği gibi alternatif bir para birimi olacaksa... değerini de dünya paralarının miktarına kıyasla değişimi belirlemeli. başka deyişle: merkez bankalarının bilançoları büyürse ve faizleri düşük kalırsa; artmaya devam etmeli. ancak ters trend başladıgında ne kadar düşecek onu bilemiyorum. sonuçta USD cinsi fiyatlanan altın 1970'lerde zincirinden, ikibinli yıllarda ise MB'lerin arz boyundurugundan kurtuldugundan beridir yükseliyor. 70lerin sonundaki gümüş çılgınlıgı gibi birkaç manipülatorün yaptıgı bir hareket de değil hem; tüm dünya düzenli olarak altın yatırımı yapıyor.

Çindeki durumu şeffaflık olmaması nedeniyle bilemiyoruz. resmi veriler 5 yıl gecikmeli ve şaibeli geliyor. ancak ikili ticaretten görülen şey şu: Çin dışardan altın ithal etmek yerine; kendi maden kuruyor ve yabancı madenleri satın alıyor. burada ürettiği madenin tamamı iç piyasada satılıyor ve hatta halk devlet eliyle altın yatırımına teşvik ediliyor. halk fakir olmasına rağmen (sosyal güvenlik sistemi olmaması nedeniyle) tasarruf iştahı çok yüksek. örnek verecek olursak: bizim ülkemiz kelle başı 10 bin dolar kazanırken "hayat pahalı nasıl biriktirelim" diyip ortalama %10 birikim yapıyor... Çinliler ise kazandıkları 3.000 doların %40'ını biriktiriyor. üstüne devletin rezervlerini ekleyince sağlam sermaye oluşuyor. toplamda birikim miktarına kıyasla altının payı halen çok ufak. ancak dünyanın en büyük altın üreticisi haline gelen Çin'in tüketimde de yükselmesi beklenen bir şey. Hindistan'ın geleneksel durumu nedeniyle kişibaşı tüketimde yetişemeseler bile toplam stoklarda geçebilirler.

buy&sell
21-02-2011, 17:40
Teşekkürler sayın Dowes, bugün biraz risk alarak gümüş/tl alımı yaptım, kısa vadede mevduattan daha iyi getireceğini düşünerek pozisyon açtım.İnşaallah hayırlı olur .Saygılar

epikur
21-02-2011, 21:12
Kisa vadeyi bilemem ama...orta vadede zirveye yakin bir alim olmus... yani teknik bakimdan fiyat ciddi gerileyerek...üzebilir....dostum...bence.
Ben mesele...bahsettigim nedenden dolayi... 2008 de fiziki olarak almis oldugum külce veya sikkelerde su an...cok ciddi azaltmaya gittim. Ve fiyat zirvede oldugundan...kapis kapis gidiyor. Mal yetistiremiyorum millete. Ama fiyatin gerileme olasiligi nedeninden dolayi...ben cok memnunum.
Yinede hayirlisi olsun...dostum.

buy&sell
22-02-2011, 07:43
Tesekkurler sayın epikur, haklısınız fiyatlar oldukca riskli,ancak kısa %10 un üzerinde bir potansiyeli barındırmasıyla biraz risk almayı denedim.çünkü ortadoğudaki gelismeler ve iç piyasada yasanacak dolar/tl kurunda artış gorulurse kısa vadede kar saglanabilir diye dusundum,hayırlısı bakalım

mandrake
23-02-2011, 17:57
Turk CDS leri 6 ayin en yuksegine cikmis

Bundan kasit sanirim fiyat ama ben anlamadim bu kaos ta fiyatlarin dusup faizin yukselmesi lazim degilmiydi?

http://t24.com.tr/basin/detay.aspx?yol=2011/02/23/kupurler/dunya_big.jpg

JonDowes
23-02-2011, 19:53
CDS = risk primi
CDS yükseliyor = ülkeye atfedilen risk yükseliyor
demek.

bono faizleri düşmüyor artıyor... 2, 5, 10 yıllık tahvil faizleri:

http://farm6.static.flickr.com/5057/5471846736_533e8bc935_b.jpg
-

büyük etken; emtia fiyatlarının enflasyon getirecek olması. son 6 aydaki TL cinsi fırlayış:

http://farm6.static.flickr.com/5013/5471253521_c49bb97634_b.jpg
-

ortadogu krizi nedeniyle petrolün varili (TL cinsi) fırlamış durumda:

http://farm6.static.flickr.com/5094/5471253431_15e2ea924f_b.jpg
-

ortadogu ülkelerine yaptıgımız ihracat ciddi düzeyde:

http://farm6.static.flickr.com/5056/5471846898_aae714daa7_z.jpg
-

çift tepesini yapan XU30 ($ cinsi), daha kötü işlem görmeye devam edebilir:

http://farm6.static.flickr.com/5292/5471847260_c2c53b6e85_b.jpg
-

artan kur nedeniyle kişibaşı milli gelirin ($ cinsi) hızlı artması zorlaşacak:

http://farm6.static.flickr.com/5136/5471253255_6bc3f3902a_z.jpg

buy&sell
24-02-2011, 10:07
Tesekkurler sayın epikur, haklısınız fiyatlar oldukca riskli,ancak kısa %10 un üzerinde bir potansiyeli barındırmasıyla biraz risk almayı denedim.çünkü ortadoğudaki gelismeler ve iç piyasada yasanacak dolar/tl kurunda artış gorulurse kısa vadede kar saglanabilir diye dusundum,hayırlısı bakalım

Sayın Dowes, şimdilik durum bu paralelde ilerliyor, öğleden sonra amerikan borsalarının da açılmasıyla haftanın son günü , güvenli limanlara geçiş oranı artabilir mi? Saygılar

JonDowes
24-02-2011, 10:17
Hem öğleden sonra hem de haftanın son günü demişsiniz; buguünü mü yarını mı kastettiğinizi anlamadım. Neyse, cevabım değişmez zaten:

yüksek volatilenin oldugu günlerde günlük veya saatlik yön tayini mümkün değildir. döviz kurunun 1.59'dan 1.62'ye gitmesi bugün de olur yarın da. veya en yukarıdan düşmesi sabah da olur akşam da... bu modları önceden bilen veya tahmin eden olamaz. olsa zaten şimdiye çoktan köşe olmuştur.

dövizde, faizde temel yön yukarı. borsada ise aşağı... sadece bu şekilde genel konuşabiliriz. yurtdışı borsaların açık veya kapalı olması da kötü yön için fazla fark etmez; emerging piyasalarda oynayan yabancılar ilgili ülkenin yerel saatlerine göre takip ediyorlar. örnek olarak dolar/tl'nin en yüksek hacimleri 10-12 ve 14-16 arasında gerçekleşir. sonrasında Dow açıldı diye aniden hacim artışı olmaz. ancak beklenmedik büyük hareketler olursa hacim artar.

chucky68
28-02-2011, 01:06
jon hoca...diğer topikte hsbc bankasının faizlerini kısmen %9 gibi gösterdiğini sonrasında eski seviyesine çekeceği belirtilmiş...tahminimce bazı bankalarda bu %9 seviyelerine belki çıkabilecek gibi duruyor...ancak öğrenmek istediğim bankalar bu topladıkları paraları kredi olarak eskisi gibi veremedikten sonra vede kredi faizlerini yükseltmek zorunda kaldıklarına göre neden TL ye ihtiyaç duysunlarki??...zaten ellerinde yeterince para varken hala faiz yükselterek TL istemelerini pek anlamadım...bolca kredi dağıtırlar çeşitli kaynaklarda kullanırlar anlarım...kredi talebi muhtemelen düşmüşken sence bu tip bankaların ara sırada olsa faiz yükseltmelerinin sebebi nedir??...yoksa örnekte olduğu gibi hsbc bankası krediye yetişemiyormu??...daha çok parayamı ihtiyacı var...

chucky...............................paranın saltanatı

JonDowes
28-02-2011, 08:18
Mevduatın ortalama vadesi 50 gün. Her bankada her gün milyonlarca liralık fon giriyor, çıkıyor... bazıları bazen çok çıkış görüyor bazıları çok giriş görüyor. krediler uzun vadeli; dışarıya verildi mi 1-2 yılda bir kısmı ancak ödeniyor. yani banka 3-5 ay tek kuruş kredi vermese, yine mevduat toplamak zorunda çünkü o para zaten kullanılmış ve tekrar borçlanılmak zorunda.

kredi ve mevduat vadeleri eşit olsaydı ancak o zaman sorabilirdik "neden" diye...

bunun dışında bir de diğer bilanço kalemleri var: çokca tahvil almış banka daha çok borç bulmak ister. mevduat-dışı iç kaynakları ve yurtdışı borç kaynakları (head office, seküritizasyon, sendikasyon) azalan bankalar yine mevduata yönelir...

sonuçta bankaların bilançosu hep dengede olmak zorunda. kefelerden birinin ağırlığı arttırılmaya çalışılıyorsa, diğerinin zaten o ağırlıkta olacagı bilindiğindendir.

JonDowes
01-03-2011, 08:51
Dış açıkta sürpriz genişleme
İnan Demir - Finans yatırım

Türkiye’nin kronik dış açığı piyasaların değişmeyen odak noktalarından biridir ve risk algısının bozulduğu dönemlerde sık sık satış bahanesi olarak kullanılır. Ama dış açığa ilişkin aylık verilerin piyasalarda önemli hareketlere yol açması çok sık görülmez.

Ama dünkü Ocak dış ticaret verisi buna bir istisna teşkil etti ve aylık dış ticaret açığının 7.3 milyar dolar olarak açıklanmasının ardından döviz ve faiz yükseldi, borsa ise geriledi. Böyle bir reaksiyon görmemizin sebebi doğal olarak verideki sürpriz unsuru; piyasa beklentisi aylık açığın 4.5 milyar dolar civarında olması yönündeydi, gerçekleşme bu beklentinin yaklaşık %60 üzerinde oldu.

Ama tek sebep gerçekleşmenin beklentiden daha yukarıda olması değil. Ocak verileri dış dengede beklentilerin tam zıt istikametinde bir eğilime işaret etti, zaten esas önemli sorun da bu.

Merkez Bankası’nın yeni para politikası durşuna geçiş yaptığı Aralık ayından ya da bir başka bakış açısıyla TL’nin değer kaybetmeye başladığı Kasım ayından itibaren öncü göstergeler ekonomik faaliyette bir “yeniden dengelenme” sürecinin ipuçlarını veriyordu. Bunun en belirgin örneği Aralık ayında ihracatın mevsimsel etkilerden arındırıldıktan sonra bir önceki aya göre artması, buna karşılık ithalatın daralması ve sonuçta aylık dış ticaret açığının Kasım’a göre yaklaşık %25 daralmasıydı.

Bu trendin Ocak ayında da devam edeceğini tahmin ediyorduk. Hatta Merkez Bankası da aynı görüşteydi ve son PPK tutanakları yıllık bazda dış açığın genişlemeye devam edeceğini ama mevsimsellikten arındırılmış verileri takip etmenin daha sağlıklı olacağını vurguluyordu.

Ocak dış ticaret verisinin beklentilerin tam zıt istikametinde bir eğilime işaret etmesi derken de bunu kastediyorum. Mevsimsellikten arındırılmış olarak dış ticaret açığı daralmak bir yana tarihi rekor seviyeye ulaştı. Ocak’ta ihracat geçen aya göre %4.2 gerilerken ithalat artışı %9.7 oldu ve bunun sonucunda aylık dış ticaret açığı Aralık’a göre %32 artarak 8.9 milyar dolara ulaştı ve bir rekor kırdı.

Daha önemli nokta şurada ki Ocak verisi petrol fiyatında yaşanan keskin artışın etkilerini henüz yansıtmıyor. Ocak’ta enerji ithalat faturası geçen yılın aynı ayına göre %31 arttı, bu oran hem toplam ithalat artışı olan %44’ün altında hem de son altı ayda kaydedilen ortalama %28’likten artıştan çok da farklı değil. Yani Ocak’ta dış ticaret dengesinde gördüğümüz olumsuz sürprizin müsebbibi petrol fiyatı değil, ama önümüzdeki aylarda göreceğimiz verilerde petrol fiyatının olumsuz etkilerinin hissedilmesini beklemek gerek. Yani aslında Ocak’ta gördüğümüzden daha kötü dış ticaret verileri yolda.

Bu görünümün piyasa etkisine kısaca değinirsek dış ticaret açığında bozulmanın hızlanması TL için negatif. Ayrıca ithalat büyümesinde bir yavaşlama görülmemesi de daha fazla parasal sıkılaşmanın (ya zorunlu karşılıklar yoluyla ya da başka çare kalmazsa faiz artırımları yoluyla) gerekeceğini gösteriyor. Kısacası bu dış denge görünümü hem TL hem de faiz için negatif.

JonDowes
02-03-2011, 08:06
Cari açık... Bankaların 3 koldan sorgulanması (TCMB, BDDK, RK)... TCMB para politikasının daha fazla eleştirilmesi... seçimin yaklaşması... dışardan gelen enflasyonist tehditler (başta petrol fiyatları)... borsadaki rating balonunun tamamen söndürülmesi... margin call yiyenlerin stoplaması... TL borç bulmanın hızla pahalanması...

hepsi bir araya geldi ve 3.5 aydır süren trendin yeni tepelere yönelmesini sağladı. genel bakış için sayısal veri verelim:

döviz: 1.6050'nin kolay kırılmayacağı düşünülüyordu. zorlana zorlana o da gitti. 1.6750'dan yakın direnç yok. 1.71 bir sonraki. euro da 2.28'lere kadar gidebilir.

faiz: 7.00'de dip yapan gösterge tahvil 9.60 hedefliyor. sonraki gelişmeler 10.30'a kadar götürebilir yıl bitmeden.

borsa: U30; 4.2 cent'teki direncine geldi çarptı. kurdaki yükseliş sürerse ana direnci olan 3 cent'i deneyebilir. lira cinsi bakacak olursak U100 için 54 ve 48 bin'lerin tutmasını bekleriz.

altın: kısa vadede 78, yılsonuna kadar 89 TL'nin hedeflenebileceğini düşünüyorum. yine düşüş yaşayacaktır ama ana trend yukarı.

petrol/benzin: 113 civarından geri düşemezse, Brent'in 126 dolara gitmesi çok zor olmayacak. bize kur/petrol etkisinin hafif gecikmeli yansıdıgını düşünürsek; 4.10 civarına gelen benzinin 4.30-4.50'ye kadar çıkabileceğini fark etmek gerek.

TCMB zorunlu karşılıkları, BDDK bankaları kastırmaya devam edecek. şartlar çok zorlarsa seçimden önce bile faiz arttırımı gelmesi muhtemel... banka hisseleri için henüz dipler görülmemiş olabilir. "aman ucuzlamış alalım" demeden önce beklentiye göre hedef seçmek şart. cari açık nedeniyle rating artışı giderek öteleniyor.

JonDowes
02-03-2011, 15:33
02Mar11 RTRS-ANALİZ Kur etkisi ve mevsimsellikten arındırıldığında kredilerdeki artış hızında yavaşlama var
Aslı Kandemir

İSTANBUL, 2 Mart (Reuters) - Ekonomi yönetimine, bankaların kredilerindeki artış hızını yavaşlatarak cari açıktaki genişlemeye engel olmak için Aralık ayından bu yana tedbirler almalarına karşın, izlenen politikaların kredilerde istenen etkiyi göstermediği eleştirileri yapılırken, bazı analistler, toplam krediler içinde döviz kredilerinin payının çok yüksek olduğunu ve kredilerdeki nominal artışa kur etkisinden ve mevsimsellikten arındırılarak bakılması gerektiği görüşündeler.

Analistler, kredilerdeki artış hızının kur etkisi ve mevsimsellikten arındırıldığında yavaşlama trendinde olduğunu belirtiyorlar.

Erste Securities bankacılık analisti Sadrettin Bağcı, "Kredilerde belirgin bir artış olduğunu düşünmüyorum. Hesaplama yaparken kur etkisini de elimine ediyorum. Yılbaşından bu yana kredilerdeki artış Merkez Bankası'nın da hedeflediği şekilde yıllık olarak yüzde 25'e denk geliyor. Kredilerdeki asıl yavaşlamanın ikinci yarıdan sonra olacağını düşünüyorum. Şu anda belli hızda devam eden bir hareketin yavaşlatılması söz konusu, bu da zaman alacaktır" dedi.

BDDK verilerine göre bankacılık sektörü toplam kredileri, mali kesim dahil, 18 Şubat itibariyle yıllık bazda yüzde 35.6 artarken, geçen yıl sonuna göre yüzde 2.78 yükselişle 550.27 milyar liraya ulaştı; geçen yıl sonundan bu tarihe kadar en fazla artış ise yüzde 3.7 ile tüketici kredilerinde gerçekleşti. Geçen yıl sonunda 535.38 milyar lira olan toplam krediler 18 Şubat itibariyle 550.27 milyar lira olarak gerçekleşirken, tüketici kredileri yüzde 3.7 artışla 133.8 milyar lira oldu.

Kredilerin alt kalemlerine bakıldığında ise, 1 Ocak-18 Şubat döneminde konut kredileri yüzde 3.5 artışla 62.9 milyar liraya, taşıt kredileri yüzde 1.8 artışla 5.77 milyar liraya çıktı. Yıl sonuna göre azalan tek kredi kalemi ise spot krediler oldu. 2010 sonunda 70.81 milyar lira olan spot krediler 18 Şubat itibariyle yüzde 5.5 azalarak 66.9 milyar liraya geriledi.

Analistler, toplam kredilerin yaklaşık üçte birinin yabancı para cinsi veya dövize endeksli krediler olduğunu vurgulayarak, Kasım ayının başından bu yana TL, sepet bazında yaklaşık yüzde 10 değer kaybettiği göz önüne alındığında, kur etkisi nedeniyle yabancı para cinsi krediler (yeni kredi açılmamış olsa bile) Türk lirasına çevrildiğinde hacim olarak artmış gözüktüğünü belirtiyorlar.

Adının açıklanmasını istemeyen bir analist, Temmuz 2010-Ekim 2010 döneminde, mali kesim hariç, toplam kredilerdeki artışın yüzde 24.9, Kasım 2010-Aralık 2010'da yüzde 63.8 ve Ocak 2011-Şubat 2011 döneminde ise yüzde 29.2 olduğunu hatırlatarak, "Kur etkisinden arındırıldığında kredi hacmindeki artışın Kasım-Aralık döneminde yüzde 64 değil, yüzde 46 olduğu görülüyor, benzer bir etki Ocak-Şubat dönemi için de geçerli ve oradaki artış da yüzde 29.2 değil yüzde 23.9'a geriliyor" dedi.

Analistler ayrıca, dikkate alınması gereken ikinci unsurun kredi talebindeki mevsimsellik etkileri olduğunu belirterek, kredi talebinin yılın tamamına eşit olarak yayılmamış olması nedeniyle, aylık kredi artışlarını yıllıklandırarak kredi artış trendi hakkında çıkarımda bulunmanın doğru olmayacağını kaydediyorlar.

Kur etkisinden arındırılmış ve yıllıklandırılmış kredi artış oranlarının Kasım 2010'da yüzde 45.7, Aralık 2010'da yüzde 54.1, Ocak 2011'de yüzde 17.8 ve Şubat 2011'de yüzde 28.3 olduğunu belirten diğer bir analist, 2006-2010 döneminde kur etkisinden arındırılmış yıllıklandırılmış kredi artış oranlarının Kasım ayı için yüzde 23.1, Aralık ayı için yüzde 36, Ocak için yüzde 9.6 ve Şubat için yüzde 27.4 olduğuna işaret ederek, "2010 Kasım'da kredi artış hızı, son 5 yıl ortalamasının 22 yüzde puan üzerindeyken, bu fark Aralık'ta 18 puana, Ocakta 8 puana, Şubat'ta 1 puana geriledi" dedi.

Ekonomi yönetiminin kredi talebini dizginleyerek cari açığı azaltma hedefi doğrultusundan Aralık ve Ocak aylarından aldığı kararların etkili olup olmadığı piyasalar tarafından yakından izleniyor. Merkez Bankası Başkanı Durmuş Yılmaz ve ekonomi yetkilileri kararların etkisinin Mart ayında da izleneceğini ve gerekirse ek tedbirler alacaklarını açıkladılar. Yılmaz 25 Şubat'ta yaptığı açıklamada, kredilerde yıllık bazda yüzde 25 civarında bir artışın sürdürülebilir cari açıkla uyumlu olduğunu söyledi.

PPK toplantısının 23 Mart'ta olacağını hatırlatan analistler, o tarihe kadar kredilerdeki seyir konusunda Merkez Bankası'nın yeterli veri toplamış olacağını ve bu verilerin gösterdiği trende göre zorunlu karşılık oranlarında yeni bir artışın söz konusu olabileceğini belirtiyorlar.

Öte yandan, dün Reuters'a bilgi veren bir BDDK yetkilisi, banka kredilerindeki artışın kendilerini şaşırtmadığını belirterek, bankalara bu konuda sözlü uyarı yaptıklarını, bunun sonuçlarının da 15-30 gün içinde görüleceğini ifade etti.

Aynı yetkili, sözlü uyarıların sonuç vermemesi halinde kredi maliyetlerini yükseltecek tedbirler alınabileceğine dikkat çekerek, "Kredilerden çok, karşılıklara ve kredilerin rasyoları bozmamasına dikkat ediyoruz. Şifahi ikazlarımızın sonucunu 15 gün 1 ay içinde göreceğiz. Şifahi uyarıdan bir adım sonrası kredi maliyetini yükseltici önlemler olabilir" dedi.

mustafab
06-03-2011, 10:42
Sayın Dowes

Finans işlerinden cok anlamamakla beraber sunu merak ediyorum.

USD 1.605 direncini geciyor ama o esnada batan Avro bölgesinin para birimi 1.4 USD'ye yaklasıyor.

USD nin onundeki direnc 1.675 e gelmesi icin EURUSD nin 1.3 lere dogru gelmesi mi daha yüksek ihtimal sizce yoksa TL nin sepete karşı deger kaybetmesi mi? Buna gore bir hedge mi dusunsem ki yalın USD de kalmak yerine diye aklıma geldi. EUR a yanasmayalım bitiyor diye dusunmustum 1.29 beklerken 1.39 oldu parite.

JonDowes
06-03-2011, 12:28
Paritenin yönüyle, TL'nin gücünü birbiriyle ilişkilendirmek mümkün değil. Böyle bir olanağın var oldugu zamanlar geride kaldı.

Bu ikisini ayırarak , ayrı ayrı işlem yapmak gerekir. veya, hem EUR/TL hem USD/TL işlemi yaparak, yani sepetin yönüne oynayarak parite etkisinin yok edilmesi işe yarar.

JonDowes
08-03-2011, 13:20
Bankacılık sektörü net kârı Ocak'ta yüzde 24.2 azalarak 1.56 milyar TL oldu -BDDK
İSTANBUL, 8 Mart (Reuters) - Bankacılık Düzenleme ve Denetleme Kurumu (BDDK) kesinleşmemiş geçici verilerine göre, Ocak ayında Türk bankacılık sektörünün net kârı bir önceki yılın aynı dönemine göre yüzde 24.2 azalarak 1.56 milyar lira oldu.
Sektörün net kârı Ocak 2010'da 2.06 milyar lira, 2010 sonunda ise 22.13 milyar lira olmuştu.
Bankacılık Düzenleme ve Denetleme Kurumu'nun (BDDK) kesinleşmemis geçici verilerine göre, sektörün aktif büyüklüğü Ocak 2011 itibarıyla, bir önceki yılın aynı dönemine göre yüzde 24.8 artarak 1.02 trilyon liraya ulaşırken, krediler bir önceki yılın aynı dönemine göre yüzde 36.2, 2010 sonuna göre ise yüzde 2 artışla 536.6 milyar liraya çıktı.
Bankacılık sektörünün brüt takipteki alacakları ise Ocak ayında, bir önceki yılın aynı dönemine göre yüzde 8.4 azalarak 19.96 milyar lira olarak gerçekleşti.
Sektörün mevduatları ise aynı dönemde yüzde 20.1 artarak 615.08 milyar lira olurken, bu rakam 2010 sonuna göre de yüzde 0.3'lük bir azalışa işaret ediyor.
Sektörün Ocak 2010 döneminde yüzde 20.4 seviyesinde olan sermaye yeterliliği standart oranı ise Ocak 2011 itibarıyla yüzde 18.4 seviyesinde gerçekleşti.

trusty
08-03-2011, 13:27
Bu bilgi, 2011 yili Ocak ayina ait.

2010 yili karlilik oranlari tamamen farkli.

MB'sinin son aldigi kararlar, vadelerin uzamasi yonunde beklenen sonuclari verirse, karlilik oranlari ileriki aylarda artacaktir.

Bu arada RK'nun alacagi en kotu karar bile bankalari etkilemeyecek, cunku Torba Yasa ile gelen affa giriyor.

Bu fiyatlardan banka kagidi almayanlar, bu isi bilmiyor demektir.

JonDowes
08-03-2011, 13:33
Vadelerin uzaması böyle birkaç ayda olabilecek iş değil. daha milyarlarca liralık tahvil ihraç etmeleri lazım ki düzgün bir bilanço yönetimi yapılmaya başlansın.

TCMB'nin likiditeyi kısıtlayıcı etkileri ve tahvil faizlerinin yükselmeye devam etmesi banka karlarını düşürmeye yıl boyunca devam edecek. Ocak sadece bir trendin başıydı. 2009-10 yıllarındaki kar rakamlarının içinde bulundugumuz 10 yıl için rekor olarak kalacagını yazmıştım, tahvil faizleriyle beraber rüzgarın terse döneceği uzun aylardır yazılıyor.

Hisse bazında bir iddiam yok yine de. borsanın dinamikleri farklı. dönem gelir 6 F/K 'dan banka almak istemezsiniz. dönem gelir 12 F/K'lar ucuz görünür. şu anda petrol fiyatları yüksek seyrediyor ve işler Türkiye yerine uzakdogu ve latin ülkelerinin lehine gelişiyor. cari açığı kısıcı önlemler ve tabii ki referans faiz artışları ortamı biraz düzeltecek sadece.

JonDowes
10-03-2011, 09:29
Running on credit, Turks spending brings headache
By Ibon Villelabeitia

ANKARA, March 10 (Reuters) - Inside the electronics store the wall-to-wall rows of imported flat-screen TVs switched to a commercial break in perfect synch, beckoning Turkish consumers to do what comes naturally -- spend more.

The day out at one of the shopping malls that have mushroomed across Turkey in recent years has become a feature of family life that an older generation could neither imagine or afford.

"My parents never had it this easy," said Yuksel Turker, 38, who came to shop in one of Ankara's gleaming super malls armed with four credit cards.

"Inflation was very high and even white goods then were hard to buy. Now you can find anything you want and it's accessible."
But there's a homily about having too much of a good thing.

Turkey has a long history of financial meltdowns, banking collapses and International Monetary Fund rescues.
Officials now face a different challenge -- one brought by Turkey's stunning economic success and gains in prosperity.

A spending boom fuelled by a double-digit increase in consumer loans is helping to push Turkey's trade deficit to perilously high levels, putting the country's otherwise bright economic outlook at risk.

The economy's dependence on energy imports is largely to blame for Turkey's external deficits, but a driving force behind the imbalances is the new consumer habits of Turkey's growing middle classes, who are sucking up credit at historically low interest rates from well capitalised banks.

Turkey's benchmark interest rate has fallen from levels of 16 percent in late 2008, among the highest in the world, to a record low of 6.25 percent.

"This is a completely new phase for Turkish consumers," said Sinan Ulgen, from the Centre for Economics and Foreign Policy Studies think-tank in Istanbul.

"For a long time it used to be that if you had the money, you spent it. With macro-stability Turkish consumers have become acquainted with debt-related instruments and are taking advantage as they want to improve their standard of living."

Banks, competing aggressively for business, opened a total of 485 new branches last year and are doing their utmost to lure borrowers.

It is not uncommon for middle-class Turks to have five credit cards. Huge billboards advertise advantageous loan rates for anything from cars to houses to holidays to weddings.

PROSPERITY
For decades a financial basket-case sitting on the edge of Europe, Turkey has undergone a dramatic economic transformation as it integrated with the global economy.

Gross Domestic Product (GDP) per capita in 2001, when Turkey was hit by a deep financial crisis, was $3,000, compared to $10,000 in 2010, according to figures by the World Bank.

Many Turks remember the bad old times when their savings evaporated in triple-digit inflation.
The gains in prosperity have been underpinned by the unprecedented political stability of eight years of single-party rule of Prime Minister Tayyip Erdogan's AK Party.

Conservative on social issues and liberal on economic ones, the AK government has attracted foreign capital and opened doors for Turkish businessmen to make money in the Middle East and Central Asia.

With a youthful and increasingly wealthier population, Turkey's economy is expected to grow 5 percent this year.
Famed for its Ottoman-era bazaars, Turkey is now gripped by a super-mall fever as consumerism has taken hold. Istanbul claims to have Europe's largest shopping center.

But the boom times are bringing new anxieties, and there are fears overheating is posing a threat to stability.
Consumer goods from 3D TVs to Ipods to high-street clothing, made cheaper by a stronger lira, have flooded into Turkey along with energy and raw materials imports, sending the current account deficit deeper and deeper into the red.

For centuries, Turks honoured an Ottoman-era tradition of keeping their saving in gold under the bed, particularly rural women. But as Turks moved to the cities in search of prosperity, households started to take on more debt and save less.

With lower interest rates, Turkish bank loans rose 34 percent in 2010 and Turkish officials say a rise in excess of 20-25 percent growth this year would be unsustainable.

"It's the success of the middle class," said Alexander Kyrtsis, banking analyst at UBS, who said Turkey was going through a "necessary evil" of growth and open free market.

"We saw the same thing in markets like Romania and Bulgaria when they entered the European Union. The economy boomed, everybody wanted to improve their standards of living, there was exuberance, but it all ended in tears and with a 10-15 pct GDP reduction since 2008."

Kyrtsis said consumer loans alone rose 42 percent in 2010 while credit card growth reached 24 percent.
In a bid to curb inflows of "hot money" financing the deficit, weaken the lira and cool credit growth, the Central Bank in December and January cut interest rates. To offset that it also raised banks' reserve requirements to reduce liquidity.

But there are doubts the policies have had the intended tightening effect.
Any abrupt moves to rein in the economy could cost votes ahead of June elections, in which Erdogan's AK Party is seen easily winning a third consecutive term in office.

"Strong domestic demand is not necessarily bad in itself. It is something expected in an emerging economy, but you have to relieve the concerns of investors and authorities need to start taking precautionary measures," said Yarkin Cebeci at JP Morgan.

"It is unfortunate we are in a pre-election period."
Authorities have said they will sanction commercial banks that chase loan growth, but experts say it will be difficult to dampen consumer spending, and the country's salesmen don't see an end to the shopping party any time soon.

"Turkish consumption has not reached its full capacity and there is more potential," said the general manager of a dealership in Ankara that sells luxury foreign cars of up to 200,000 euros and who did not want to give his name.

"There are 75 million Turks getting married, getting jobs, buying houses and buying cars. Turkey is closing the gap in life standards," the general manager said.

"We have entered the global economy. This is the new Turkey."

mustafab
16-03-2011, 18:14
Sayın Jondowes,

Son gelişmelerle ilgili yorumunuz nedir? Japonya'nın borsalara etkisi ve Libya/petrolun artışı baglamında?

Bir de EUR neden 1.4 leri aşacak pozisyona geldi? Portekizin de notu indirilmiş.

Selamlar

JonDowes
16-03-2011, 23:27
Japonya çok büyük bir ithal tüketim ülkesi değil ancak dünya üretiminde payı büyük. depremin etkisinin dünyaya etkisi olacaktır ama bu fırsat da getirecek: ekonominin inşaat ve altyapı sektörlerine canlılık getirecek. kısa vadede önce nükleer reaktörün radyasyon yaymasını engellemeleri lazım. bu da dünyaya korku veriyor = risk iştahını düşürüyor. o risk bertaraf edilince; tsunaminin hasar raporu çıkarılıp finansal acısı çekilmeli.

küresel anlamda bu olay "kar satışları" için bir süre daha kullanılabilir. FED zaten faiz arttırmanın adını bile haram görüyor. ECB ve BOE'ye ise tehdit oldu; faiz arttırılmaması için üzerlerinde baskı hissedecekler.

petrol ayrı bir alem. Libya ve Ortadogu halen çözülmedi sadece gündemden düşer gibi oldu. bu ülkelerin gelecekteki yönetim şekilleri (ve petrol üretiminin dünyaya kolay ulaşımı) netleşmediği sürece fiyatı yukarı ittirecek olaylar doğabilir. şimdilik $100 civarında seyrine devam edecek gibi.

muratteknik
16-03-2011, 23:34
emek ve paylaşımlarınız içn teşekkürler.
iyi geceler

JonDowes
17-03-2011, 10:50
SÖYLEŞİ - Enflasyonist baskı tekrar ortaya çıkar, yıl sonu enflasyonu %7'nin üzerinde olur - Garanti GMY
*Enflasyonist baskı depremle ortadan kalkmaz, bir süre sonra bizim gibi gelişmekte olan ülkelerde tekrar ortaya çıkar, ilk reaksiyonlar kalıcı görünmüyor
*Enflasyon görünümünde bozulma olursa TCMB tedbir alır
*Enflasyonun yılsonunda yüzde 7'nin üzerinde olacağını düşünüyorum
*Cari açığın finansman kalitesinde düzelme var
*İstenilen yavaşlığa gelmese de krediler yavaşlıyor, böyle bir ortamda başka önlem alınması gerekmiyor

İSTANBUL, 17 Mart (Reuters) - Garanti Bankası Genel Müdür Yardımcısı Uruz Ersözoğlu, Japonya'daki depremin ardından ilk tepki olarak dünya ekonomisi yavaşlayacağı ve enflasyonist etkiler azalacağı düşüncesi oluştuğunu ancak Türkiye gibi gelişmekte olan piyasalarda enflasyonist baskıların tekrar ortaya çıkacağını belirterek, TCMB'nin de enflasyon görünümünde bir bozulma olması halinde tedbir alacağını ve yıl sonunda enflasyonun yüzde 7'nin üzerinde olmasını beklediğini söyledi.

Reuters ile yaptığı söyleşide, yaşanan depremin TCMB'nin para politikası kararlarını etkilemesini beklemediğini söyleyen Ersözoğlu, "Faiz artırımlarını seçime endekslemek de istemiyorum. TCMB'nin enflasyon görünümünde bozulma olduğu, enflasyonist baskı hissedildiği anda tedbir alacağını düşünüyorum. Bu seçimden önce mi sonra mı olur bilmiyorum. Ama eğer önlem almazsa, piyasalar ters tepki verir. Hele bir de yeni merkez bankası yönetimi gerektiği kadar enflasyonla mücadele edeceği izlenimi vermezse piyasalar buna dünyanın her yerinde ters tepki verir" dedi ve şöyle devam etti:

"Enflasyonist beklentilerin ne kadar çabuk bozulacağı, enflasyonun ne kadar hızlı yükseleceğine bağlı olarak TCMB'nin alacağı kararlar da farklı olacaktır. Enflasyon TCMB'nin Enflasyon Raporu'nda öngördüğünden daha fazla olacaktır, yılsonunda yüzde 7'nin üzerinde olacağını düşünüyorum."

TCMB'nin 2011 sonu enflasyon hedefi yüzde 5.5, son enflasyon raporundaki tahmininin orta noktası ise yüzde 5.9 seviyesinde.

Piyasalarda emtia, petrol ve gıda fiyatlarının hızlıca yukarı gitmesi ve ağırlıklı olarak gelişmekte olan ülkelerde yüksek büyüme oranları nedeniyle bir enflasyon korkusu olduğunu ve faiz eğrisinin uzun vadeli tarafını yükselttiğini söyleyen Ersözoğlu, deprem sonrasında zararın boyutlarının, Japonya ve dünya ekonomisine etkisinin hâlâ belirsiz olduğunu belirtti ve şöyle devam etti:

"İlk reaksiyon olarak dünya ekonomisinin yavaşlayacağı ve enflasyonist etkilerin azalacağı düşüncesiyle yabancılar, Türkiye dahil bütün dünyada tahvil piyasasına girdi. Bu hareket kalıcı mı geçici mi önümüzdeki günlerde göreceğiz ancak benim beklentim global ekonomilerdeki enflasyonist baskının Japonya'daki depremle ortadan kalkmayacağı yönünde. Yani bir müddet sonra riskten kaçan, korunaklı limana giden paralar tekrar sabit getirili enstrümanlardan çıkar. Bizim gibi gelişmekte olan ülkelerdeki enflasyonist baskı beklentisi tekrar ortaya çıkar. Dolayısıyla ilk reaksiyonlar çok kalıcı gibi görünmüyor."

TCMB'nin şu ana kadar uygulanan politikaların, alınan kararların sonuçlarını görmek isteyeceğini zorunlu karşılıklara ilişkin kararların da sonrasında değerlendirileceğini söyleyen Ersözoğlu, "Bizim için en önemli risk global olarak enflasyonun yükselmesi, bizim de enflasyonun yükselmesi ve enflasyon beklentilerinin bozulup TCMB'nin buna tepkisiz kalmasıdır" dedi.

CARİ AÇIĞIN FİNANSMAN KALİTESİNDE DÜZELME VAR
Cari açığın finansman kalitesinde düzelme olduğunu, finansmanın kaynağının değişerek kısa vadeli portföy yatırımından Türk bankacılık sistemine kaydığına dikkat çeken Ersözoğlu, Türk bankacılık sistemi ve özel sektörün yurtdışından bulduğu kaynaklarla ve göreceli olarak kısa vadeli sermaye hareketlerinden daha uzun vadeli fonlarla cari açığı fonladığını belirtti.

"Dolayısıyla TCMB'nin politikaları bu anlamda işe yaramış durumda" diyen Ersözoğlu, "Türkiye cari işlemler açığını finanse ettiği sürece bir sorun yok. Sorun açığın finansmanının kısa vadeli olup ani risk algılaması değişimlerinde ani olarak çekilmesi. Bence o anlamda başarılı politikalar. Öte yandan bu politikalar enerji hariç cari işlemler açığında başarılı olabilir ancak petrol fiyatlarının geldiği seviyeler ve aşağı gelemeyeceği için toplam cari işlemler açığında çok başarılı olma şansı yok" diye konuştu.

Cari açık Ocak ayında 6.1 milyar dolar olan beklentilerin altında kaldı ancak Ocak ayı bazında rekor seviyeye çıkarak 5.86 milyar dolar olurken yurtdışı kredileri; bankalarda 700 milyon doları kısa vadeli olmak üzere toplamda 1.5 milyar dolar, reel sektörde 200 milyon doları kısa vadeli olmak üzere toplamda 500 milyon dolar artış kaydetti. Ocak ayı itibarıyla 12 aylık cari açık 51.4 milyar dolar iken, net enerji ithalatı hariç cari açık da 10.1 milyar dolardan 12 milyar dolara ulaştı.

KREDİLER YILSONUNA DOĞRU YAVAŞLAR
Kredi büyümesinin geçen yıl son çeyrekte çok hızlandığını, o ivmeyle ilk aylarda her ne kadar yavaşlasa da yine de hızlı olduğunu ancak yılın sonuna doğru gittikçe yavaşlayacağını söyleyen Ersözoğlu, "Zaten yavaşlamaya da başladı. Ama yılın başında ani bir yavaşlama olması imkansızdı zaten o da olmadı. Haftalık verilere baktığımızda her hafta bir önceki haftaya göre yavaşlama var" dedi.

Kredilerdeki yavaşlamanın istenilen ölçüde olmaması durumunda TCMB'ye diğer kurumlardan destek gelmesini beklemediğini belirten Ersözoğlu, "Zaten kontrolden çıkmış bir kredi büyümesi olacağını düşünmüyorum. Her kredi cari işlemler açığıyla birebir ilişkili de değil. TCMB şu anda aldığı önlemlerin karşılığında kredilerin yavaşlayıp yavaşlamadığını da gözlemliyor. Onlar da her geçen gün kredinin bir evvelki döneme göre yavaşladığının farkındadır. İstenilen yavaşlığa gelmese de yavaşlıyor. Böyle bir ortamda başka önlemlerin alınmasını beklemiyorum, alınması gerektiğini de düşünmüyorum" diye konuştu.

JonDowes
20-03-2011, 15:46
XU 100 endeksinin farklı görünüşü...

EUR cinsinden endeks:

http://farm6.static.flickr.com/5251/5543066422_7d5c51bbf6_b.jpg

-

Altın (ons) cinsinden endeks:

http://farm6.static.flickr.com/5056/5543066538_eda8df7776_b.jpg

epikur
20-03-2011, 16:56
Jondowes dostum, sunmus oldugun bu tablo sahiden cok güzel bir grafik ve yorumlamaya deger bir tablo.
Cözemeyen ve belki bu grafigi anlamadan gecip giden arkadaslar icin netlestireyim; sonucda bende biraz üzerinde düsündükden sonra... bu rasyonun, yani su anki 28,5 olan cari rakaminin ne manaya geldigini anladim. :)

Pay, yani kesirin üstü belli: Endeks 100 ün cari degeri = 63.839,2
Ve paydayi, yani kesirin altini cari altin fiyati 1.418 $ carpi cari dolar fiyati 1,58 ile düsününüz... yapar 2.240 TL.
Nedir bu 2.240? Altinin TL olarak ons fiyati. 1 ons=31,1 gramm altinin su anki degeri= 2.240 TL
63.839,2 bölü 2.240 TL yapar...28,5 gibi bir rakam...kabaca.

Manasina dairde tam olarak söyle diyebiliriz: Su anki borsa 100 endeksimizi satin almak icin, "para birimimiz" 1 ons altin olsa (TL, usd falan degil!!) 28,5 ons altin ile endeksimizi satin alabiliyoruz! :)
Borsaya TL veya dolar ve euro olarak bakarsak, uzun vadede....borsamiz degerlenmis gözüküyor ya, gecmise göre! Bu bakisda alternatif bir bakis acisi. :biggrin:

Ama para birimlerini "ucucu", gecici bir sey olarak görürsek ve gercekden ancak 1 ons altinin degerini kalici/temel deger olarak kabül edersek (ben kabul ediyorum mesela :)) borsanin grafigi ayni asagida görüldügü gib görünmektedir!

Borsamizin su anki degeri tüm suni zirvelere ragmen, temmuz 2009, ekim 2008, kasim 2003, mayis 2002, kasim 2001, temmuz 2001, ekim 1999, hatta...Ocak 1990 degeri ile....yine AYNI!!!
Yani borsamizin degeri 1990 da 28,5 ons altin iken, simdide ayni degerde!
Inanilmasi güc, ama gercek. :ayy:

Yani 1990 ocak ayinda borsadan anlamayan, ama parasiyla cumhuriyet/ata altini alan bir kisi, 21 senedir borsada endekse yatirim yapan biriyle ayni performansi yakalamis görünüyor. :)

Endekse degilde, direk temettü ödeyen sirketlere yatirim yapilmissa, ancak toplanan temettüler ile, kara gecilebiliyor, cünkü endeksimiz bildigim kadariyla "fiyat endeksi", getiri endeksi degil! (yani temettü ödemeleri endeksden düsülüyor)
Yani sonucda, temettü geliri olmazsa, borsanin, uzun vadede altini "temel deger" olarak varsayarsak, altina göre hic bir avantaji yok!
Hocam, bu tespitte bir hatam varmi?

Ben bu grafigin anlatmak istedigi "gercegi" gördükden sonra...sürekli temettü ödeyebilen sirketleri bas taci yapmamin, ne kadar dogru ve zaruri oldugunu bir daha anlamis bulunmaktayim!



Altın (ons) cinsinden endeks:

http://farm6.static.flickr.com/5056/5543066538_eda8df7776_b.jpg

epikur
20-03-2011, 17:01
Pardon...bir sey daha gördüm!

Endeks 16 ile 20 ons altin fiyatina geriler ise...kademeli olarak bu seviyelerden kesinlikle bir ALIM FIRSATI doguyor...uzun vadede...altin yatirimcisi icin bile! :yes:

JonDowes
20-03-2011, 20:44
Dediklerine aynen katılıyorum dostum. Altın tek başına borsadan daha iyidir gibi bir çıkarsama yapamayız ancak borsa/altın oranının trendlerini takip ederek hangisinden diğerine geçiş yapmanın tarihsel ortalamalara göre iş yapacağını öngörebiliriz.

Burada unutulmaması gereken bir nokta da: dünyada yüksek faizler oluştuğunda her iki varlık sınıfının da bunu genel olarak fazla uzun süre sevmeyeceği... yani ikisi de düşebilir ve sadece bu ikisinden birinde kalan yatırımcı para da kaybedebilir. sonuç: kısa vadecilerin çok yararına olmayan ama ciddi uzun vadecilerin dikkat etmesi gereken bir ölçüt.

epikur
21-03-2011, 20:36
Genel teyidin icin cok tesekkürler, dostum.
Yok, altin borsadan iyidir gibi, bir düsüncem zaten olamaz. Demek istedigim tam tersineydi. Borsa altini bile getiri bakimindan 20 senede yenemiyorsa, ters giden bir seyler oldugu aklima geldi. Sonucunda, yalniz temettü ödemesi yapan sirketlerin esasinda altina karsi gercek/reel bir getiri sagladigina kanaat getirdim.

Dünyada reel faizler yükselmeye basladigi an, altinin 11 senedir süren yükselisinin biteceginden ve yerini uzun sürecek bir gerilemeye birakacagindan, eminim. Su an ufukda görünmesede! :)

Tam tersine FED ve diger para otoritelerinin QE tipi politikalari bu sekilde devam ederse (ve Volcker politikasi uygulanmazsa) ve global ticaret/büyüme yine cidden teklemeye baslarsa, endeks/altin rasyosuda ileride rahatlikla 20 lere hatta altlarina gidebilecegini düsünüyorum.

trusty
21-03-2011, 21:39
Global ticaret ve buyume devam eder, etmek zorunda, her gecen gun, cok sayida bogaz doyurulmak zorunda, aksi halde, savas,vahset, gozyasi..

Dunya bunlari gecmiste cok yasadi.

BullStock
22-03-2011, 11:04
Sayın dow jones bu yıl sonuna kadar belki de 2012 mart aylarına kadar usd/jpy paritesine long pozisyon açmak istiyorum.

Parite şu an 80 li dip seviyelerde.Sizce abd de enflasyonist baskı ne zaman ön plana çıkar ve faiz arttırım havasına girilmiş olur?

Ayrıca japonya'nın önümüzdeki süreçte ekonomisine ait yorumlarınız nelerdir

Saygılar..

JonDowes
22-03-2011, 11:44
16 Mart'ta USDJPY tarihindeki en düşük seviye olan 77'leri gördü. Bundan önce sadece 1995'te bir gün 80'nin altına düşmüştü. Bu harekette Batı piyasalarına olan güvensizlik, Japon ekonomik kırılganlığı ve ülkeye dönen JPY fonlamanın (yabancı varlıkları satıp geri gelen iç tasarrufların) etkisi var gibi... Bunu gören ve kötü etkilerinin farkında olan G7 ülkeleri birlikte JPY satma kararı alınca tekrar 80'nin üstüne geçilebildi. ancak 2007 yılında görülen 124 seviyesinden beri düzenli düşüşünü sürdüren "makro" bir hareket var ve bunun önüne 3-5 günlük; 3-5 milyar dolarlık hareketler set çekemez. daha büyük kararlılık; daha sert açıklama ve hareketler ancak duvar örerse 80'i dip kabul edebiliriz.

Japonlar, iç faizlerinin düşüklüğü nedeniyle yabancı ülkelerin tahvillerini çok severler. En çok alınan ABD tahvilleri faizleri; USDJPY'nin yönüne de her zaman gösterge olmuştur. Finansal kriz çıktıgından beri yapılan QE (parasal bollaştırma) nedeniyle bu korelasyon biraz sekteye uğrar gibi oldu. yani dolar faizleri yükselmesine rağmen JPY güçlenmeye devam etti. çünkü ilk paragrafta saydıgımız nedenlerle Japonlar tasarruflarını ülkeye geri çekmeye devam ettiler. hükümetlerinin giderek daha fazla açık vermesi bunda önemli de bir etken...

kısa vadede "G7'ye mi inanılır yoksa makro JPY trendi mi güçlenir?" sorusunun cevabı, paritenin yönünü gösterecek. FED faiz arttırmadıgı sürece ben 84 ve 88'deki dirençlerin üstüne net olarak çıkılmasının kolay olmadıgını düşünüyorum. bu da en azından 1 yıl daha güçlü JPY görebiliriz anlamına geliyor. ABD'de enflasyon şu anda bile var ama FED ister işsizliğe, ister çıktı açığına bakıp faiz arttırımını öteleyecek bahane bulabilir. şu anda en bol para politikasını uygulayan ülke ve tersini yapmaları için büyük bir sebep oluşmadı.

sonuçta; USDJPY yükselmesi mümkün olan ama aşağı riskleri de bulunan bir parite...

Japon ekonomisi hakkında yanlış bilinen mitleri ise; akşam ekleyeceğim grafiklerle göstereceğim (ofiste resim eklemek çok meşakkatli)

JonDowes
23-03-2011, 00:16
Japon ekonomisi hakkında genelde yanlış veya eksik bilinen gerçekler

http://flags.redpixart.com/img/1869/flag_256.jpg

? Dünyanın en borçlu devleti olan Japonya, yakın zamanda iflas edebilir çünkü milli gelirinin 2 katından fazla kamu borç stoğu var ?
! Yanlış. İflas etmek borç verecek kimse bulamamaktan kaynaklanır. Japon halkı (ve şirketleri), bir şey biliyor ve devletine güveniyor ki... yabancıların borç senedi almasına ihtiyaç kalmıyor. Yabancılarda olan tahvil oranı rekor düşük seviyede... yani dış etmenler Japon ekonomisini en azından borçluluk anlamında zorlamıyor !

Yabancı portföylerinde bulunan kamu borcu
http://farm6.static.flickr.com/5177/5551381590_520060e63b_b.jpg

----
? Yabancılar almasa bile kamu borcu o kadar yüksek ki, yerlilerin devlete borç verme ritüeli pek yakında tamamen son bulacak ?
! Yanlış. Birincisi; Japon kamu borcu hep brüt inceleniyor. Net olarak bakıldıgında (varlıklar ve kamu kurumları arası borçlar düşüldüğünde); piyasaya olan kamu borcu GSMH kadar. İkincisi; Japon şirketlerinin değeri (ve isterlerse tahvil alma gücü) çok yüksek. Japonya'da deflasyonist ortam sürdüğü sürece borç vermek en garanti para kazanma yolu !

Net kamu borcu vs Özel sektör net değeri
http://farm6.static.flickr.com/5222/5550800131_9d4cb744ae_b.jpg

----
? Japonya hiç büyüyemeyen bir ülke. Pek yakında esameleri okunmayacak ?
! Yanlış. Büyüme verileri hep toplam üretim olarak değerlendiriliyor. Halbuki aslolan bu üretimin kişibaşı yarattığı gelir/servet. Japonya'nın nüfusunun azalıyor olması nedeniyle oluşan durum olayı özetliyor: Japonya'nın kişibaşına düşen büyüme hızı gelişmiş Batı devletlerinin ortalamasına çok yakın !

Kişibaşı GSMH büyüme hızı
http://farm6.static.flickr.com/5293/5550800311_5c783b891e.jpg

----
? 2008 küresel krizi Japon ihracatını da vurdu. Yakın zamanda şirketler ihracattan döviz kazanamaz hale gelecek ?
! Yanlış. 1990'dan beri nice küresel krizler görüldü. Yıllık ortalama 125 milyar dolar cari fazla veren ülkenin eksiye yaklaştığı bir yıl bile yok. !

Japonya yıllık cari fazlası
http://farm6.static.flickr.com/5301/5551381712_06df449545_b.jpg

----
? Satışlar iyi gitse bile Nikkei yıllardır çökük halini düzeltemedi. Demek ki şirketler mal satıyor ama gelir pek yok. hisselere yansımıyor ?
! Yanlış. Nikkei bir finansal balondu ve patladı. Ama Japon şirketleri varlıklarını borsa dışı yatırımlarda değerlendiriyorlar ki, yıllardan beri net varlık değerleri düzenli artış gösterdi. Nikkei'nin güçsüzlüğündeki önemli bir neden JPY'nin güçlülüğü. başka deyişle: dolar cinsi baksak Nikkei çoktan yukarı fırlamış durumda zaten !

Nikkei vs Şirketlerin finansal ve finansdışı varlıkları
http://farm6.static.flickr.com/5222/5551381970_4fab415421_b.jpg

----
? Japon ihracatı iyi durumda olsa bile Çin'in parası onları çoktan geçti. Yeni varlık kralı Çin sermayesi ?
! Yanlış. Sadece resmi döviz rezervlerinde Çin lider olabilir ama net dış varlıklar ve toplam dış varlıklar diye bakarsak; yani "tüm borçlar geri ödense ve finansal varlıklar yerlilere geri satılsa elde ne kalır?" sorusuna cevap verecek olursak... Çin henüz Japonya'nın bir 10-15 yıl gerisinde !

Ülkelerin dış varlıkları
http://farm6.static.flickr.com/5132/5550800025_4c255241f1_b.jpg

----
? Şimdiye kadar çok marka ürettiler ama yaşlanan Japon ekonomisi çağı yakalamakta zorlanıyor ?
! Yanlış. Her 1 milyar dolarlık yaratılan milli gelir başına düşen yeni patent sayısında Kore'den sonra Japonya geliyor. Küresel marka isimlerini bilemeyiz ama yeni teknoloji Japonya'dan gelmeye uzun süre devam edecek. !

Her milyar dolarlık gelir başına patent sayısı
http://farm6.static.flickr.com/5300/5551381510_555b840b68_b.jpg

----
? FED'in şu anda yaptığı gibi fazlaca para basan Japonya, eninde sonunda emtia enflasyonu ve yen güçsüzlüğüne boyun eğecek ?
! Yanlış. BoJ bundan 20 yıl önce yaşadı bu senaryoyu ve herkesten daha tecrübeli. Son krizde bilançosunu büyütme hızı FED'le karşılaştırılamayacak kadar küçük. Tehditler enflasyon değil deflasyon tarafında hala. !

Bank of Japan bilançosu vs FED
http://farm6.static.flickr.com/5298/5551381658_1b06bc1259.jpg


----
? USDJPY paritesi tarih boyunca dolar-yen faiz farklarına paralel hareket etti. Dolar faizleri arttığında JPY tepetaklak olacak ?
! Kısmen doğru/yanlış. Uzun yıllar kazanılan dövizler Batı ülkelerinin (özellikle ABD'nin tahvillerine) yöneldiği için böyle net bir korelasyon ortaya çıktı. Ancak son 1.5 yıldır gözlendiği gibi faizler paritenin hep tek öncüsü olmayabilir. Japonlar ABD tahvillerini fazla riskli (batabilir) gördükleri anda alımı kesebilir ve paritenin aşağı gitmesine neden olabilirler. Bu yüzden hem BoJ hem G7 ülkeleri para sahiplerinin dikkatini çekecek kadar büyük makro hatalar (aşırı monetizasyon, fazla uzun süren bol+ucuz para politikası) yapmamalı. !

Dolar-Yen faiz farkı vs USDJPY paritesi
http://farm6.static.flickr.com/5297/5550799677_14a28bb5cd_b.jpg

sonuç itibariyle USDJPY değerlendirmesi: kendi haline bırakılsa JPY çok uzun yıllar daha değer kazanabilir. Fakat ekonominin dengesi açısından bunun engellenmesi gerektiği için tüm dünya bu büyük ekonominin parasını borçlanmaya ve değerini düşük tutmaya gayret gösterecek....

(Bugün Nomura tarafından yayınlanmış raporu manidar bulduğum için grafiklerini yapıştırdım. Tüm yorumlar bana ait)

BullStock
23-03-2011, 09:24
Çok kapsamlı değerli yorumlarınız için teşekkürler.

Ben paylaştıklarınızı kendimce yorumladığımda usd/jpy paritesine long yapmanın anlamlı olduğunu düşünüyorum.

oguzozi
23-03-2011, 14:30
Muzzam karşılık oranlarının arttırılmasıyla dolarda düşüş hızlandı. Doların seyri ne olur?Sizce daha aşağı iner mi?
Cenkoluş usta sen ne yaptın dcd döndü mü?eğer döndüyse iyi para kırmışsındır :)

JonDowes
23-03-2011, 15:06
Sepetin %2-%3 civarı düşüş yeri daha var diye düşünüyorum önümüzdeki günlerde. Bu gerçekleşirse kurlarımız:

Paritenin 1.4300 olduğu senaryoda: USD 1.51 EUR 2.16

Paritenin 1.3800 olduğu senaryoda: USD 1.54 EUR 2.13

Desperado
23-03-2011, 15:21
sn JonDowes, MB'nin son kararlari ile ilgili vob topigindeki yazinizi okudum. Burada biraz daha bu kararlarin size gore orta/uzun vadede etkileri neler olacak yazarsaniz sevinirim...

Grandmaster
23-03-2011, 15:28
elinize saglık JonDowes...emekleriniz icin tesekkurler

JonDowes
23-03-2011, 17:01
elinize saglık JonDowes...emekleriniz icin tesekkurler

teşekkürler


sn JonDowes, MB'nin son kararlari ile ilgili vob topigindeki yazinizi okudum. Burada biraz daha bu kararlarin size gore orta/uzun vadede etkileri neler olacak yazarsaniz sevinirim...

VOB24'te yazdıklarıma ek:
Dünyada finansal krizin etkileri geçtikçe parasal şartlar sıkılaşacak ve likidite düşecek. Gelişmekte olan ekonomilerin bir çoğu aynı anda hem faiz arttırıyor hem rezerv oranlarını yükseltiyor. TCMB faiz arttırmamak adına rezervlere yükleniyor. Bu da yabancıların enflasyon hedeflemesine şüpheyle bakmasına ve finansal varlıklarından kaçınmasına neden olabiliyor. Şu anda piyasadan çekilen toplam 40 milyar TL, aynı zamanda net piyasa likiditesinin büyük kısmını oluşturuyor. Başka deyişle bankacılık sektörü ya TCMB'den ya yabancılardan bu kadarlık bir fonlama bulmak durumunda. TCMB şu anki gibi repo fonlamasıyla hepsini sağlarsa; üzüm yiyeyim derken bağcıyı dövmüş gibi olacak. Zira kredilerde yavaşlamaya pek bir etki olmayacak. Eğer repoyu arttırmazsa bu sefer kısa vadeli faizler yükselecek ve referans repo oranı düşük ve anlamsız kalmış olacak; referanslıktan çıkacak. Artı, yabancı girişleri nedeniyle asıl amaçlanan sıkılaştırma ve kredi yavaşlaması da zorlaşacak. Son olarak: faiz ödenmeme kararıyla beraber banka gelirlerini ve hisselerini sert vurmaya devam edecek rezerv paralar.

___

Bu konuyla ilgili bugün rastladığım bir makale:

23Mar11 RTRS-ANALYSIS-Unusual EM policies help bide time till West tightens
By Sujata Rao

LONDON, March 23 (Reuters) - Emerging economies have had to use some unconventional policy tools to slow loan and money supply growth, but overall the gamble seems to be paying off as they wait for the West to start tightening monetary conditions.

For months the developed world's zero-interest rate policies have unleashed waves of yield-seeking capital and inflation onto emerging economies, pushing up their currencies and jeopardising exports.

But fearful of hurting still-fragile growth or abetting further currency strengthening, emerging market central banks have balked at using the most potent policy tool in their arsenal -- interest rate hikes.

Instead, many, facing soaring loan and liquidity growth, have responded with measures such as upping banks' reserve requirement ratios. This have been dubbed quantitative tightening, the flipside of quantitative easing in G3 states.

The hope was that these moves would allow them to get away with as few rate rises as possible, at least as long as the West stays in zero-interest rate or money-printing mode.

So has the quantitative tightening worked?

"If you look at Chinese inflation and PMI data, you can argue things have slowed, so the measures seem to be working to some extent," said Phil Poole, head of global and macro strategy at HSBC Global Asset Management.

"But what they are really doing is buying time. The expectation is, developed markets' monetary policy won't be loose forever."

Reserve requirement ratios (RRRs) force banks to deposit more cash with central banks rather than use it to make loans. Users include China, Russia, India, Brazil, Peru, Indonesia, Poland, Taiwan, Israel, Malaysia and Turkey, which raised its ratio further on Wednesday. [ID:nLDE72M0RE]

In China, money supply growth and economic activity has slowed to pre-2009 levels, and while Brazil's inflation is high, loan growth has eased. Israel, which put higher reserve ratios on accounts dealing FX derivatives, has seen the shekel fall.

Poole said reserve ratios are more effective when used in conjunction with rate rises, as in China or Brazil.

The litmus test will be Turkey, the only one to cut rates even as it raised reserve ratios. It has had some initial success though, and the measures have helped check the lira's surge versus the dollar.

COMPLEX TOOLS

Still, the efficacy of these steps is often limited.

Reserve requirement ratios don't work on their own as banks, keen to lend to credit-hungry borrowers, simply borrow to acquire funds, or sell some domestic bond holdings. Both these will ultimately drive up short-term domestic interest rates.

Interest rate rises on the other hand directly contract money supply by discouraging borrowing and encouraging saving.

"In practice, if RRRs are effective they push up short-term interest rates. So you can't raise RRRs too far without doing what you were trying to avoid in the first place," said Kasper Bartholdy, head of emerging markets research at Credit Suisse.

In fact, UBS economists argue in a recent note that only China has achieved significant monetary tightening via reserve ratios, while Peru, Brazil, Indonesia and Turkey have only managed to bring skyrocketing base money growth back to emerging market norms.

The price of short-term interbank funds has held steady in these countries despite reserve ratios, UBS said. But rates in China zoomed up as the central bank reeled in excess liquidity.

Hiking ratios also burdens the banking sector as the cost of sterilising money supply is effectively moved to banks from the government. This is most evident in Turkey where bank stocks have fallen more than broader equity markets this year.

Investors are most pessimistic over Turkey as it has coupled its substantial reserve ratios with rate cuts to deter hot money. Up to $10 billion may have fled Turkey, weakening its currency, while after Wednesday's reserve move, liquidity amounting to 40 billion lira will have been drained from the market.

But investors see the rate cuts as entrenching inflation and reckon the 20-25 percent loan growth target remains elusive.

"Brazil and China have been able to get away with it as central bank credibility is reasonably strong. In Turkey the risk is the central bank is relying on this for too long and not hiking rates," said UBS strategist Manik Narain.

"If you rely on RRRs exclusively, markets will fear the tightening is lacking decisiveness."

But the momentum for reserve requirement ratios may soon start petering out.

"(Quantitative tightening) was an essential response to the fact that most emerging markets are importing liquidity from the developed economies," said Manoj Pradhan, chief EM economist at Morgan Stanley. "As long as QE is not renewed, emerging markets will get some relief from liquidity inflows."

While Pradhan warns G3 monetary policy will still be very accommodative, the crucial issue is euro zone and UK interest rates will rise soon. U.S. rates will go up in 2012 but the Fed should wrap up its $600 billion bond-buying programme by mid-year, making huge capital inflows less of a risk.

And above-target inflation almost everywhere will force central banks to step up the pace of rate rises and tolerate some currency strength. Also, with reserve ratios already at 20 percent in Brazil and China, raising them further may be tough.

Still, these ratios have served as an effective stopgap, which is probably what emerging policymakers had hoped for.

""The use of RRRs in emerging markets is only a short-term palliative," HSBC's Poole said. "It won't change the use of interest rates as the primary tool of monetary policy."

kreal
24-03-2011, 00:54
Bu durum seçimlere kadar devam edebilir.

Seçimlerden sonra faiz artırımları gelebilir diye düşünüyorum.

JonDowes
26-03-2011, 11:57
Bir dostum şöyle bir soru sordu:
"Borsalar yükselen faizi sevmez. Ama faiz artınca döviz düşüyor... döviz düştüğü için bu sefer borsaların yükselmesi beklenir. Buradaki paradoks niçin var? nasıl doğru denklemi kuracağız?"

Kendisine verdiğim sade cevabı bir de buraya yazayım; başlığa post etmeye değecek kadar uzun olmuş.

-----

selamlar. bakış açılarınız doğru; kafanızın karışması da normal

borsalar düşük faizi sever çünkü borsadaki paranın bir maliyeti vardır. herkesin kredi çekip borsaya yatırdıgını düşünün... herkes o faizi kaybeder (çünkü ya kredi çekmiştir veya mevduat yapamadıgı için alternatif kayıp oluşur)... ancak; bunun da etki etmesinin belli bir sınırı vardır. bu sınırın ufak oldugunu fark ederseniz kafa karışıklıgınız düzelir.

şu anda tl faizi %7 civarında. hadi borsaya gelecek adam için bu %10 diyelim. demek ki; borsadaki parasını 1 yılda en az %11 büyütmeli ki borsaya girmesi onu artıya geçirsin. ugraştıgına degmesi içinse en az %15-%20 kazanç bekliyor olmalı; %10'u faize gidecek.

faizlerin artışa başlayacagını düşünelim: %2 artarsa... artık adamımızın maliyeti %12. yukardaki örnege göre başabaş noktası bu ve iyi bir kazanç için %22 getiri elde etmeli... faizler arttıkça bu "yüksek getiri olmalı ki maliyeti geçsin" mantıgı güçleniyor ve borsanın yukarı gitmesini engelliyor. çünkü hem yükseldikçe kar satışları geliyor hem de yeni gelecek adamların zaten artan faiz maliyetleri girme iştahlarını azaltıyor.

peki her şey faize mi baglı? hayır. çünkü bu konustugumuz yıllık faizler kısa vadede çok etki etmiyor. 1 aylık faiz %1'den ufak. borsa hergün %2-3 artabiliyor. demek ki kısa vadede para yapmak isteyen adam için faizin artması çok matah değil.

tüm mesele... en az 2-3 yıl borsadan çıkmayacak uzun vadeli yatırımcıların iştahında. onlar faize bakıyor ve "bu ortamda faiz kazanırım daha iyi" deyip borsadan çıkıyor.

dolar/TL'yi ise bundan ayırmak lazım. türk yatırımcı için risk seviyesini gösteriyor ama getiriyle direkt alakası yok. çünkü yatırdıgı para da TL, geri alacagı para da TL... tek alternatifi çok düşükken dövize çevirip; yükselince satmak. ama bu da borsanın artış hızına yetişemez. zaten o kadar hızlı yükselme belirtileri varsa borsa da düşüyordur dediginiz gibi: çünkü ekonomide riskler artmış olabilir, kriz çıkıyor olabilir, büyüme yavaşlıyor olabilir.

büyüme demişken: yükselen faizlerin ekonomik büyümeyi, yani şirket karlarını da yavaşlatacagı malum. bir de makro açıdan borsayı etkiliyor yani faiz.

peki bunları neden direkt formüle yazıp birim cinsi birbirlerine etkilerini kurallaştıramıyoruz? çünkü para kazanmak bu kadar kolay degil. çeşitli yatırım araçlarını karşılıklı halat çeken takımlar gibi düşünün. tam ortadan tek bir şekilde düğümlü 3-4 tane halat var. her takım kendi yanına çekmeye çalışıyor. bazen 2 takım yanyana geldiği için o tarafa kayıyor düğüm yeri... karşı tarafta tek başına kalan takımın gücü yetmiyor öne dogru kaykılmaya başlıyor. sonra yanyana gelmiş 2 takım birbirlerinden uzaklaşıyor ve ortak güçleri yok oluyor... bu sefer 90 derece yanda kalan ve diger eksende yorulmadıgı için güçlenen bir başka takım en güçlü gözüküyor ve kendi eksenine çekiyor düğümü...

sonuç: borsada tek bir yatırımcı tipi yok. kısacı yerliler ve uzun vadeli yerel fonlar var. kısa vadeci, dövizin hareketine çok duyarlı yabancılar var. uzun vadeci, faizin hareketine çok duyarlı yabancılar var. günlükçüler var. piyasa yapıcıları var... patronlar var, spekülatörler var. hedge fonlar var. yabancı devletlerin resmi fonları var.

bunları tek bir formülde birleştiremezsiniz. yapabileceğiniz en iyi şey; içinde bulundugunuz haftanın, yılın "kokusunu" alabilmek. günlük rüzgarlarla fark edemezseniz terste kalabilirsiniz. ama arkalardan gelen koku, o dönemdeki yönü belirler.

epikur
26-03-2011, 16:50
A. ...borsalar düşük faizi sever çünkü borsadaki paranın bir maliyeti vardır. herkesin kredi çekip borsaya yatırdıgını düşünün....

B....büyüme demişken: yükselen faizlerin ekonomik büyümeyi, yani şirket karlarını da yavaşlatacagı malum. bir de makro açıdan borsayı etkiliyor yani faiz.

Dostum, üstte, A ve B diye belirginlestirdigim 2 ayni yöndeki etkinin, oranlari halinde bir tahminde bulunabilirmisin?

Biliyorum bu oran.. borsadaki kazanc beklentilerine göre degismekde....yani düsmesi beklenen faizler, büyümesi beklenen bir ekonomi, ve yükselmesi beklenen bir borsa endeksi (B etkisi), tabiiki A payinida akabinde yükseltecekdir. Yani millet kredili hisse senedi alislarini artiracakdir.

Su yönden soruyorum: Ben sahsen B sebebini temel kriter olarak, yada esas sebep diye algiliyorum. Yani faizlerin düsmesi...reel ekonominin kamcilanmasi, satislarin ve karlarin artmasi ve akabinde borsadaki sirketlerinde degerlerinin yükselmesi....ana kriter.

A sebebi ise daha cok tali, yani sebepden cok, bir sonuc! Tabiiki faizlerin yükselmesini bekliyorsam, reel ekonominin yavaslamasini bekliyorsam...sirket degerlerininde düseceginden korkuyorsam...yapmam gereken, kullanmakda oldugumum borsa kredilerini kapamak olacakdir. Yani yine bir sonuc!
Biliyorum göreceli ve degiskenbir etki yapisi var. :)

Zaten ayni degerlendirmeyi yukaridada yapmissin.


peki her şey faize mi baglı? hayır. çünkü bu konustugumuz yıllık faizler kısa vadede çok etki etmiyor. 1 aylık faiz %1'den ufak. borsa hergün %2-3 artabiliyor. demek ki kısa vadede para yapmak isteyen adam için faizin artması çok matah değil.


Ha birde su var.
Borsanin ilk yükselis safhasinin (büyük düsüsden sonra) faiz etkenli oldugu söylenir. (interest-driven).
2 safhasi ise, daha cok "kar motorlu" yürür (earnings-driven) ve genelde...faiz yükseltmelerinin ilk zamanlarinda (en azindan bir 6 ay daha) bile borsa rahatlikla yukari yürümeye devam eder. Cünkü yükseltilen faiz, aslinda reel ekonominin ne kadar güclü oldugunun bir kanitidir...merkez bankalari tarafindan "tasdiklenmis KANIT". :)

Bu yönden bakarsak, borsamiz 2. yükselis fazina daha gecmedi bile! Yani, abartma, balon namina aslinda daha hic bir sey yok, .....borsamiz batacak, cökecek, göcecek diyenlerin tüm yaygaralarina ragmen. :)

Bu konu aslinda cok önemli...su anki borsa seviyelerimizi biraz daha genis bir bakis acisiyla daha mantikli degerlendirebilmek icin.

trusty
26-03-2011, 17:24
Faiz'lerdeki artis Borsa'lara negatif etki yapar.

Bunun sebebi, faizlerin artmasiyla, daha az riskli oldugu dusunulen sabit getirili, risksiz, yatirim araclarinin goreceli olarak daha cazip hale gelmesidir.

Ancak dunyadaki degisimi iyi okumak lazim.

Hemen butun cevremiz, siyasi calkantilar ve gelecek endisesi tasiyan ulkelerle dolu hale geldi, bu insanlar, saglam ve istikrarli bir ulkede yatirim yapmak isteyecekler ve Turkiye'ye giren para hizli bir sekilde artacaktir.

Bu anlamda, bence, MB'nin almis oldugu kararlar son derece yerindedir.

Faizler artsa da, IMKB cazibesini koruyacak, ozellikle, yillik guclu temettu veren, ve profesyonellerce yonetilen hisseler,deger kazanacaktir, ISYAT, AKBYO, ISMEN gibi.

Bu donemde, ozellikle, yatirim yapiyorum diye, 2014'leri isaret eden, kar edip bilancosunu sisiren, ortaklarina kar payi dagitmayan, dolasimdaki hisse adedi 100 milyonlarca olan sirketlerden uzak durmak gerekiyor.

Eger bizler bu degerlere dikkat edersek, IMKB'de kote olan sirketler, bu dogrultuda, kendilerine ceki duzen verip, yatirimcisini adam yerine koymak zorunda kalacaklardir.

Herkes her durumda hisse almak zorunda degil, bir sure nakitte kalmak, uygun fiyat beklemek ve almayi dusundugu hisseyi hic yoksa iki ay takip etmek, akilli bir strateji olur.

Ozetle, al-sat icin zor bir donem geliyor.

Herkese bol kazanclar.

JonDowes
28-03-2011, 10:36
Dostum, üstte, A ve B diye belirginlestirdigim 2 ayni yöndeki etkinin, oranlari halinde bir tahminde bulunabilirmisin?

Biliyorum bu oran.. borsadaki kazanc beklentilerine göre degismekde....yani düsmesi beklenen faizler, büyümesi beklenen bir ekonomi, ve yükselmesi beklenen bir borsa endeksi (B etkisi), tabiiki A payinida akabinde yükseltecekdir. Yani millet kredili hisse senedi alislarini artiracakdir.

Su yönden soruyorum: Ben sahsen B sebebini temel kriter olarak, yada esas sebep diye algiliyorum. Yani faizlerin düsmesi...reel ekonominin kamcilanmasi, satislarin ve karlarin artmasi ve akabinde borsadaki sirketlerinde degerlerinin yükselmesi....ana kriter.

A sebebi ise daha cok tali, yani sebepden cok, bir sonuc! Tabiiki faizlerin yükselmesini bekliyorsam, reel ekonominin yavaslamasini bekliyorsam...sirket degerlerininde düseceginden korkuyorsam...yapmam gereken, kullanmakda oldugumum borsa kredilerini kapamak olacakdir. Yani yine bir sonuc!
Biliyorum göreceli ve degiskenbir etki yapisi var. :)


Borsaya gelenlerin mutlaka kredi çekmiş olması gerekmez A'nın etken olması için. Kendi parasını getiren için de alternatif kazanç maliyeti olduğu için faiz seviyesi önemlidir. Ben borsadan 1 yılda sadece %10 kazanç bekliyorsam; mevduatın %9.5 garanti vermesi benim için daha tercih edilebilir olabilir. Bankayla yatırımcı arasındaki faiz ödemesinin yönü önemli değil demek istedim. Kredi çekilince ödenen faiz daha dikkat çekici ve borsanın maliyetini ortaya koyucu olduğu için o yönde yazmaya başladım.

İkincisi; makro açıdan yükselen faizler şirket getirisini direkt olarak etkilemez. Dediğin gibi zaten ekonominin ve getirilerin arttığının teyididir. Ama şu var: hisse değerlemesi, gelecekteki nakit akışlarının (=temettünün) bugüne indirgenmiş halidir. Faizler ne kadar yüksekse; gelecekte alınacak temettünün günümüzdeki değerler toplamı o kadar azalır. Borsaların yüksek faizi sevmemedeki formülü budur.

Çarpan istemişsin. Buna tek bir açıdan (faizsel) bakmak sonuç vermez sadece algılamayı kolaylaştırır. Yani; hesaplanacak bir çarpan sadece geçmişteki oluşanı ortaya koyar. Geleceği bilmesi ise; durmuş bir saatin güncel zamanı söyleme ihtimali kadardır :) 1440 dakikada 2 kere. Çünkü bu değerleme sadece çok uzun vadeli ortalamaların hesabında tutabilir. Yine de bakalım:

http://www.proshareng.com/admin/upload/articles/072805093929.jpg

P0: şirket hissesinin 1 dönemlik ekonomik değeri
D: şirketin dönemsel temettüsü
r: sermaye maliyeti (faiz)
g: temettü büyüme oranı (terminal; sonsuz vadenin ortalaması)

Bu resimde yok ama Pt (şirket toplam değeri) de, formül olarak sonsuza varan Pn'lerin bugüne r faizi ile indirgenmiş halinin toplamıdır. Bu çok sade bir formüldür. Hem her dönemin r'si, hem de g'si sabit olmaz, sürekli aşağı yukarı değişir. Bu yüzden böyle bir toplamın tahminininde hata payı çok yüksektir. Hele ki Türkiye gibi oynak bir ekonomide; aynı hissenin uzun vadeli değerini 1 de bulabilirsiniz 4 de.. Yine de teoriye devam:

Temettü ve temettü büyüme oranı sabit dersek... (r-g)'nin bulunduğu orana göre %1'lik faiz değişimi farklı etkilerle sonuçlanır.

örnek olarak: r-g=%12 olan şirket için... faizin %1 artması; böleni %8.3 arttırır veya genel sonucu %7.7 düşürür. yani şirketin hissesi artık %7.7 düşmüş olmalıdır.

Faiz ve büyüme oranları çok daha düşük olan batı ekonomilerinde %1'lik faiz düşüşünün etkisi bu yüzden çok daha büyük olur (borsaları çok daha hızlı yükseltir). Doğu ekonomilerinde ise faizler %1-%2 değişirse çok büyük etki uyanmaz zira büyüme oranı (g) zaten %5-%10 artmış olabilir; hisse değerini çok daha hızlı yükseltir.

Bu nedenle zaten MB'lerin hareketleri hep gecikmeli görünür... Ekonominin yönünü hemen çevirmeye yetmez. Curve'ün gerisinde kalmak dedikleri budur. Erken hareket edebilmeleri için piyasayı şaşırtacak hızlı hareketler yapmaları gerekir.

JonDowes
28-03-2011, 10:50
Munzamın güzelliği
Tanju Görgülü - Finans yatırım

Çoğumuz bir para politikası aracı olarak munzam karşılıklar ile oynamanın etkin olmadığını düşünüyoruz. Faiz oranı kadar direkt ve orta vadeli eğilimi belirleyici bir mesaj olmadığından, yapılan artış veya indirimlerin “çarpanı” konusunda kuşkular olduğundan dolayı ısınamadık.

Ama bir de olaya başka taraftan bakalım. Çoğumuzun “Merkez’in sürpriz kararlılığı” diye nitelediği munzam karşılıklardaki artışa bankaların verebileceği tepki açısından.

Bankanın karar verenisiniz. Yaklaşık 8-9 çeyrek boyunca bireysel kredilere, 6-7 çeyrek boyunca kurumsal kredilere basmışınız ve oldukça sağlam bir karlılık yakalamışsınız. Bilançonuz 2001 krizinin hiçbir izini taşımadığı gibi, dünya normlarında bir kompozisyona oturmuş. İşler yolunda gidiyor. Ve bir gün (bundan birkaç ay önce) Merkez’in munzam kararları geliyor.

Munzam karşılık artınca bilançonuzun pasifinde bulunan mevduatlarınızın maliyeti artıyor. Ama bu artışı “aşağıdaki çocuklara” hesaplattığınızda, bilançonun toplamına yansıyan artışın müşteriye yansıtılabilecek bir rakam olduğunu görüyorsunuz. Zaten –dünyadaki her banka gibi- mevduat vadeniz ile aktif vadeniz arasında bir uçurum var. Mevduatların ortalama vadesi 6 ay gibi, aktiflerin ortalama vadesi 16. Ve yine zaten siz bu “gap” riskini yönetmeyi biliyorsunuz.

Hepimizin “vay! ne? pes!” dediği son munzam kararının otomobil kredilerine yansıyan maliyet artışı aylık 5-10 baz puan kadar. Tüketici henüz bu 5-10 baz puan yüzünden ekonomik faaliyetinde değişiklik yapacak tedirginliğe ulaşmamış. Tüketici hala her şeyi, her gün taksitle alabilmenin coşkusunu yaşıyor.

Mevcut aktif yapınızda da zarara düşmüyorsunuz. Elinizde eski günlere göre komik, ama yine de ciddi miktarda tahvil var. Tahvil likit değer demek. Kötüsü gelirse bir sonraki ihalede munzam artışının önemli bir kısmını geri alabilecek kadar yüksek bir verim talep edebilirsiniz. Bu da bilançonun aktif tarafında ortalama oranı istediğiniz yere getirir.

Yani bu karar, size “mesaj” olacak kadar heybetli de, “işe taş koyacak” kadar radikal değil. Müşterilerin bu karar sonunda hissedilir bir daralma algılaması da mümkün olmayacak. Müşterilere “ekonomi kötüye gidiyor, kapanalım” mesajı verecek bir etki çıkmıyor ortaya. Bu işten anladığını ilan edenlerin yazılarını, bu işten faydalananların %1’i bile okumuyor.

Tablo bu. 12 Haziran seçimleri öncesi, Kuzey Afrika’da ortalık toz dumanken, Japonya’da Fukushima reaktörleri ısınmaya devam ederken, Portekiz eski sömürgesi Angola’ya bakıp kendi durumuna hayıflanırken; tablo bu.

Bu tablo içinde Merkez’in “kararlı” tavrı bir başka görünüm alıyor. Daha bir dolaylı, daha bir suya sabuna uzak. Seçim öncesi “ciddiyet değişmiyor” mesajı ile yüklü, ama seçim öncesi radikal olmaktan bir o kadar uzak bir manevra. Hem ilerideki tehlikeyi vurgulayan hem de bu tehlikenin oluşmasına katkı yapmayacak kadar dolaylı bir ayarı içeren bir mesaj.

İşte munzam bu yüzden güzel bir ayar. Teorik doğruluğu tartışılamayacak, ama pratikte etkinliği tartışılabilecek bir ayar. Tam seçim öncesi ayarı.

Durmuş Yılmaz’ı özleyeceğiz. Umarım, mumla aramayız.

Not: Mısır borsası haftalarca kapalı kaldı, bir-iki seans tabanda gitti, dün tavan yaptı. Analistler isyanın ekonomideki hasarının hesabında “abartı” gördüler. Bu olay ışığında tüm dünya borsalarındaki hisse senedi analistlerine selam olsun. Ve helal olsun.

JonDowes
29-03-2011, 10:23
29Mar11 RTRS-Bankacılık sektörünün kârlılığının zamansız bir şekilde tırpanlandığını düşünüyorum-Özince

ANKARA, 29 Mart (Reuters) - İş Bankası Genel Müdürü Ersin Özince, bankacılık sektörünün kârlılığının zamansız bir şekilde tırpanlandığını düşündüğünü söyledi.

Anadolu Ajansı'nın haberine göre, İş Bankası şubesinin açılışını gerçekleştirdikleri Erbil'de gazetecilerin sorularını yanıtlayan Özince, Merkez Bankası'nın ekonomiyi soğutma yönünde bankalara yönelik aldığı kararlara ilişkin şunları söyledi:

"Ben bunu doğrusu anlayamıyorum. Ben ne ekonomistim ne Merkez Bankacıyım. Benim bütün anladığım piyasayı, ekonomiyi tüm unsurlarıyla iyi teşhis etmeye çalışmak. Bankacılık sadece kuralla yapılmaz. Ticaret gönüllü yapılır. Ticarette alıcı ve satıcının niyetini anlarsınız ve onu yönlendirmeye çalışırsınız. Bankacılık, nihayetinde kaynak aktarma işidir. Kaynak da dış ticaret açığı yaratmak için aktarılmaz. Kaynak, üretim için istihdam için aktarılır. Bizim İş Bankası özelinde kredilerimizi üçe bölecek olursak her bir üçte bir parçası sırasıyla kurumsal, KOBİ ve bireysel segmentlere ait. Yani bugün kurumsal kredilerimizin çok büyük bölümü başta enerji olmak üzere proje finansmanına özgüleniyor. Bunun dış ticaret açığı yarattığını düşünmek hayaldir, hayal... KOBİ kesiminin yarısını en az imalatçı KOBİ'ler, büyük bölümünü ihracatçı teşkil ediyor. Bireylerin de kullandıkları kredilerin haddi yüzde 80'i, ki değil, tartışılır. Konut kredisi mesela dış ticaret açığı yaratır mı yaratmaz mı? Konut kredisinin en önemli kapattığı açık, güvenli konut açığı...Buyurun bugün engelleyin konut kredisini... Depreme bu kadar açık bir ülkede insanların iyi standartlarda kırk yılda bir ödeyebilecekleri faiz oranıyla elde edecekleri konut finansmanını, bunun yaratacağı üretimi, istihdamı erteleyin. Bunun hiçbir mantığını anlamıyorum. Bugün düz mantık, 'kredi artışı dış ticaret açığını etkiliyor' derken, o kredinin cinsini açıklamaya, o ayrıntıya girmeye ihtiyaç duymadan doğru orantı kurmak benim anlayabildiğim bir konu değil."

Özince, alınan kararların sektöre etkilerine ilişkin de şu görüşleri dile getirdi:
"Korkarım şu olacak; biz milyonlarca müşteriye 'pardon kredi bitti, limite dayandık' diyemeyeceğimize göre az sayıdaki kurumsal müşteriden, büyük ihtimalle daha çok büyük müşterilerden çekileceğiz. Veyahut bazı imkanı olan bankalarımız, eğer yurt dışında bir bankanın iştirakiyse oraya gönderecekler. Daha olmadı yurt dışındaki bankalarla birtakım yapılandırmalara girip krediyi buradan verip orada gösterecekler. Daha da olmadı birtakım kredilerini yurt dışındaki bankalara satacaklar. Yani ben dış ticaret açığıyla mutlaka mücadele edilmesi gerektiğini düşünüyorum. Ama bu sadece ithalatı azaltmaya çalışmakla olamaz. İhracatı artırma işini kim yapacak? Bu politikalar etkin olur mu olmaz mı bilmiyorum, ama canımızı çok yaktığı kesin. Peki canı yanan kim? Canı yanan ben değilim. Ben zaten bankanın maaşlı çalışanıyım. Banka hissedarı olan milyonlarca insan var. Sadece İş Bankası hissedarı olan 200,000 yatırımcı var. Bu yatırımcılar bugün buraya koydukları sermayenin karını tahsil dahi edemiyorlar. BDDK, en güçlü bankalarımızda dahi elde edilen karı çoğunlukla sermayeye ekletiyor. Devamlı bankacılık sektörünün çok karlı olduğu söyleniyor. Hatta bu konuda en fazla şikayeti olan birtakım sivil toplum yöneticisine 'sizin kar beklentiniz nedir' dediğimde, 'yüzde 40' diyebilecek kadar da Türkiye'de kârlı işadamları var."

"Sonuçta ben bankacılık sektörünün çok zamansız ve çok gereksiz bir şekilde kârlılığının tırpanlandığını düşünüyorum. Hadi munzam karşılığı artırdınız, anlamıyorum ben de... Bir nedeni, mantığı var. Peki bunun faizini vermemek niye? Faizi sıfır yapmak niye? Niye sıfır? Bir değil, iki, üç değil... Bunları söylediğimizde ülke örneği veriliyor. O ülkelerde bankalara devlet garanti veriyor. Biz bankacılık sektörüne devletin garantisini reddetmiş sektörüz. 'Katiyen yapılmamalı' dedik. Ben bu politikaların mutlaka doğru bir nedenden kaynaklandığını ama yanlış tedavi yöntemi olduğunu düşünüyorum. Doğru tedavi yönteminin ne olabileceğine dair birtakım önermeler yaptığımızda, bunların serbest piyasada uygulanamaz diye cevaplara şahit olduk. Serbest piyasa ekonomisinde hiçbir şey yapılamıyor da yapıla yapıla sadece bankalara mı yapılıyor?"

Özince, ithalatı sadece bankaların değil piyasanın kendisinin de finanse ettiğini belirterek, "Kalkıp bankacılık sektörünün sağlığını etkileyecek önlemler alırken, bence o konuda da bazı kısıtlamalara gidilebilmesi lazım. Nasıl benzinin fiyatını 4 lira yapıyorsak, başkaca tüketimlere de aynı şekilde caydırıcı davranmalıyız. Lüks tüketime gerekirse daha ağır vergiler uygulayalım. Durduk yere dönüp dönüp bankacılığın açtığı şubeden, topladığı mevduata kadar her şeyi defalarca vergilendirecekseniz... Benim kanaatim bu bir işe yaramaz. Dış ticaret açığının da bu şekilde kapanacağını hiç zannetmiyorum. İnşallah mahcup olurum" yorumunu yaptı.

oguzozi
30-03-2011, 12:12
29Mar11 RTRS-Bankacılık sektörünün kârlılığının zamansız bir şekilde tırpanlandığını düşünüyorum-Özince

ANKARA, 29 Mart (Reuters) - İş Bankası Genel Müdürü Ersin Özince, bankacılık sektörünün kârlılığının zamansız bir şekilde tırpanlandığını düşündüğünü söyledi.

Anadolu Ajansı'nın haberine göre, İş Bankası şubesinin açılışını gerçekleştirdikleri Erbil'de gazetecilerin sorularını yanıtlayan Özince, Merkez Bankası'nın ekonomiyi soğutma yönünde bankalara yönelik aldığı kararlara ilişkin şunları söyledi:

"Ben bunu doğrusu anlayamıyorum. Ben ne ekonomistim ne Merkez Bankacıyım. Benim bütün anladığım piyasayı, ekonomiyi tüm unsurlarıyla iyi teşhis etmeye çalışmak. Bankacılık sadece kuralla yapılmaz. Ticaret gönüllü yapılır. Ticarette alıcı ve satıcının niyetini anlarsınız ve onu yönlendirmeye çalışırsınız. Bankacılık, nihayetinde kaynak aktarma işidir. Kaynak da dış ticaret açığı yaratmak için aktarılmaz. Kaynak, üretim için istihdam için aktarılır. Bizim İş Bankası özelinde kredilerimizi üçe bölecek olursak her bir üçte bir parçası sırasıyla kurumsal, KOBİ ve bireysel segmentlere ait. Yani bugün kurumsal kredilerimizin çok büyük bölümü başta enerji olmak üzere proje finansmanına özgüleniyor. Bunun dış ticaret açığı yarattığını düşünmek hayaldir, hayal... KOBİ kesiminin yarısını en az imalatçı KOBİ'ler, büyük bölümünü ihracatçı teşkil ediyor. Bireylerin de kullandıkları kredilerin haddi yüzde 80'i, ki değil, tartışılır. Konut kredisi mesela dış ticaret açığı yaratır mı yaratmaz mı? Konut kredisinin en önemli kapattığı açık, güvenli konut açığı...Buyurun bugün engelleyin konut kredisini... Depreme bu kadar açık bir ülkede insanların iyi standartlarda kırk yılda bir ödeyebilecekleri faiz oranıyla elde edecekleri konut finansmanını, bunun yaratacağı üretimi, istihdamı erteleyin. Bunun hiçbir mantığını anlamıyorum. Bugün düz mantık, 'kredi artışı dış ticaret açığını etkiliyor' derken, o kredinin cinsini açıklamaya, o ayrıntıya girmeye ihtiyaç duymadan doğru orantı kurmak benim anlayabildiğim bir konu değil."

Özince, alınan kararların sektöre etkilerine ilişkin de şu görüşleri dile getirdi:
"Korkarım şu olacak; biz milyonlarca müşteriye 'pardon kredi bitti, limite dayandık' diyemeyeceğimize göre az sayıdaki kurumsal müşteriden, büyük ihtimalle daha çok büyük müşterilerden çekileceğiz. Veyahut bazı imkanı olan bankalarımız, eğer yurt dışında bir bankanın iştirakiyse oraya gönderecekler. Daha olmadı yurt dışındaki bankalarla birtakım yapılandırmalara girip krediyi buradan verip orada gösterecekler. Daha da olmadı birtakım kredilerini yurt dışındaki bankalara satacaklar. Yani ben dış ticaret açığıyla mutlaka mücadele edilmesi gerektiğini düşünüyorum. Ama bu sadece ithalatı azaltmaya çalışmakla olamaz. İhracatı artırma işini kim yapacak? Bu politikalar etkin olur mu olmaz mı bilmiyorum, ama canımızı çok yaktığı kesin. Peki canı yanan kim? Canı yanan ben değilim. Ben zaten bankanın maaşlı çalışanıyım. Banka hissedarı olan milyonlarca insan var. Sadece İş Bankası hissedarı olan 200,000 yatırımcı var. Bu yatırımcılar bugün buraya koydukları sermayenin karını tahsil dahi edemiyorlar. BDDK, en güçlü bankalarımızda dahi elde edilen karı çoğunlukla sermayeye ekletiyor. Devamlı bankacılık sektörünün çok karlı olduğu söyleniyor. Hatta bu konuda en fazla şikayeti olan birtakım sivil toplum yöneticisine 'sizin kar beklentiniz nedir' dediğimde, 'yüzde 40' diyebilecek kadar da Türkiye'de kârlı işadamları var."

"Sonuçta ben bankacılık sektörünün çok zamansız ve çok gereksiz bir şekilde kârlılığının tırpanlandığını düşünüyorum. Hadi munzam karşılığı artırdınız, anlamıyorum ben de... Bir nedeni, mantığı var. Peki bunun faizini vermemek niye? Faizi sıfır yapmak niye? Niye sıfır? Bir değil, iki, üç değil... Bunları söylediğimizde ülke örneği veriliyor. O ülkelerde bankalara devlet garanti veriyor. Biz bankacılık sektörüne devletin garantisini reddetmiş sektörüz. 'Katiyen yapılmamalı' dedik. Ben bu politikaların mutlaka doğru bir nedenden kaynaklandığını ama yanlış tedavi yöntemi olduğunu düşünüyorum. Doğru tedavi yönteminin ne olabileceğine dair birtakım önermeler yaptığımızda, bunların serbest piyasada uygulanamaz diye cevaplara şahit olduk. Serbest piyasa ekonomisinde hiçbir şey yapılamıyor da yapıla yapıla sadece bankalara mı yapılıyor?"

Özince, ithalatı sadece bankaların değil piyasanın kendisinin de finanse ettiğini belirterek, "Kalkıp bankacılık sektörünün sağlığını etkileyecek önlemler alırken, bence o konuda da bazı kısıtlamalara gidilebilmesi lazım. Nasıl benzinin fiyatını 4 lira yapıyorsak, başkaca tüketimlere de aynı şekilde caydırıcı davranmalıyız. Lüks tüketime gerekirse daha ağır vergiler uygulayalım. Durduk yere dönüp dönüp bankacılığın açtığı şubeden, topladığı mevduata kadar her şeyi defalarca vergilendirecekseniz... Benim kanaatim bu bir işe yaramaz. Dış ticaret açığının da bu şekilde kapanacağını hiç zannetmiyorum. İnşallah mahcup olurum" yorumunu yaptı.



Özince resmen ağlamış..Diğer banka müdürleride mi aynı söylemler içerisinde mi acaba?
Sanayiiciyi örnek gösteriyorsun da, Sanayiici üretiyor.. Sizin gibi yattığı yerden, başkasının parası üzerinden para kazanmıyor. En basitinden havale yapıyorum 50 kuruş masraf. Eft yapıyorum 1.3 tl masraf..
Söylenecek çok şey var da neyse...

JonDowes
30-03-2011, 14:47
Özince resmen ağlamış..Diğer banka müdürleride mi aynı söylemler içerisinde mi acaba?
Sanayiiciyi örnek gösteriyorsun da, Sanayiici üretiyor.. Sizin gibi yattığı yerden, başkasının parası üzerinden para kazanmıyor. En basitinden havale yapıyorum 50 kuruş masraf. Eft yapıyorum 1.3 tl masraf..
Söylenecek çok şey var da neyse...

Para kazanan bir sektörün bu olanağı devlet eliyle kısılırsa; sektörün önde gelenleri her zaman ağlar. Bunun bankacılığa özel olmadığı malum. Peki bu ne kadar doğru ne kadar yanlış? Buna bakalım.

Önce genel resme bakış: Bankalar fon sahibi bireylerden para toplar; kredi ihtiyacı olan kurum ve şahıslara borç verir. Amaçları bu. Ayrıca, nakit yönetimi, dış ticaret, para transferi, döviz ve türev ürünler gibi çeşitli hizmetler verirler. Bunlar karşılığında da komisyon ve faiz geliri elde ederler. Kabaca ikibin yıldır bu sistem iyi kötü bu şekilde.

Şimdi bu resme bakıp "bankalar para kazanmamalı" dersek heralde doğru olmaz. Çünkü bunlar devletin KİT'leri değil (artık); hepsi para kazanma amacı güden (çoğu) özel kuruluşlar. "Para kazansın ama bu kadar da değil" dersek bunu inceleyerek bir fikir edinebiliriz.

Türk bankacılık sisteminde banka sahiplerince ortaya konan sermaye: 48 milyar TL. bunun üstüne, şimdiye kadar kazanılan 72 milyar TL ödenmemiş kar, yedek akçe olarak eklenmiş. Birkaç ufak kalem daha gelince, toplam sektör özkaynakları 133 milyar TL'ye ulaşmış.

Sektörü tek bir şirket gibi düşünelim ve 2001'de sistemin elden geçirilip yeni kurallara göre düzenlenmesinden sonraki yıllarda karlarına bakalım:
2002 2.9 milyar
2003 5.6 milyar
2004 6.4 milyar
2005 5.9 milyar
2006 11.3 milyar
2007 14.8 milyar
2008 13.4 milyar
2009 20.1 milyar
2010 22.1 milyar
9 yıllık toplam: 102.5 milyar, yıllık ortalama: 11.4 milyar

Sistemin büyüklüğü, kredi-mevduat hacmi ve genel bankacılık faiz hadleri hesaba katıldığında; Türk bankalarının en azından 8-10 milyar TL/yıl kazanması beklenebilir. Bu bakımdan 2006'ya kadar olan durumu "toparlanma ve sistem kurma"... 2006-8 arasını "yabancı girişleriye beraber hızlı büyüme" dönemi sayabiliriz. Bu yıllarda bankalar 90'lı yıllardan alışkın oldukları "açığa döviz satıp devlet tahvili üzerinden yüksek faiz kazanma" işlemlerini sıfır düzeyine indirdiler. Bunun yerine, olması gerektiği gibi sürekli kredilerde ve "TL ile fonlanan TL tahvilleri portföyü"nde büyümeye gittiler.

2008'de malum kriz çıktı. ancak çok güçlü (muhafazakar) sayısal değerlere sahip sistemde herhangi bir sorun çıkmadı. Döviz riski alınmamıştı ki, yeni batık olsun. Batık gelebilecek 2 yer vardı: hızlı yükselecek TL faizleri ve batabilecek özel sektör kredileri. iki alanda da dalgalar geldi geçti. 2009'dan itibaren düzelme başladı ve bankalar yine eski risk/getiri özelliklerine döndüler.

2009/10 yılında banka karlarında ani bir artış görüyoruz. Bunun tek büyük sorumlusunu artık duymayan kalmadı heralde: asırlardır yüksek seyreden enflasyon düştüğü için TCMB referans oranı ve devlet tahvillerin faizleri başta olmak üzere tüm TL faizleri hızla aşağı indi. Bu, yüksek oranlı tahvil almış veya tüketici kredileri vermiş bankaların kısa vadede çok iyi paralar kazanmasını sağladı. Sayısal açıdan özet %20 kazandıran varlıkların fonlamasının artık %18 yerine %10 maliyetle yapılması... Peki bu rekor; "ortaya 1 koyup 100 alma" şeklinde mi gerçekteşti? Son görülen rekor 22 milyar karın 133 milyar üzerinden elde edildiğini düşünürsek: 22/133=%16.5 anapara getirisinin çok da abartı olmadğını anlarız. Özince "bazıları anapara üzerinden %40 getiri kazanırken bizim %16.5'a laf etmeleri enteresan" demiş işin özü. Kazanılan para da hissedarlara dağıtılıp bir bakıma "çarçur" edilmiyor; yine anaparaya eklenerek ülkenin bu kaynaklardan kredi olarak faydalanması sağlanıyor. Bu sayede de devlet ve borçlular daha az faiz ödüyor. Devletin daha az faiz ödemesinin "daha az zam, daha az vergi" olduğunu heralde belirtmeye gerek yok.

Kredi-tahvilde vadeler kısa derken; vadenin 1-4 yıl oldugunu belirtelim (dünyada 5-10 yıl ortalama). Yani faizin %20lerden %8'lere inmesinin olmulu katkıları 2013'e kadar yavaşlayarak da olsa katkı verecek. Şunu biliyoruz ki içinde bulundugumuz yıl bu düşüşün orta vadeli dibi gibi gözüküyor. yani bankalar açısından "eski kredi-tahvillerden tatlı para kazanma dönemi" yavaş yavaş kapanacak. TCMB'nin sıkılaştırması bu düşüşü hızlandırıyor. Bu da banka hisselerini düşürüyor.

Bu olan biten bize şunu söylüyor: 2011 ile beraber banka karları tekrar yüksek 1x'li rakamlara dönüş yaşayacak. Kalıcı yükselişi sistemin büyümesi (daha çok kredi verilmesi) sağlayacak. Kapitalizmin kuralı açık: hiçbir sektör düşen karları kabul edemez, tek amaç tüm sayısal parametreleri büyütmektir. Düşüşü engelleyici araçlar da bankalar tarafından kullanılmaya başlanıyor: daha yüksek komisyonlar, yeni finansal ürünler, çapraz satış ile toplumun daha büyük bölümünü bankacılık sektörüne sokmak ve gelir elde etmek.

Aslında bu olanlar 2 yıl önce başlamamıştı. 2001'den öncesinde sadece devletin borçlanabilmesi için çalışıyor gözüken bankalar, halkı da "döviz sağlayıcı" olarak görüyor ve standart işlemlerden ya hiç komisyon almıyor veya cüzi kesintiler alıyordu. Bunun da nedeni açıktı: sistem çok sadeydi ve kazanılan paraların büyük kısmı "kur riski alıp devlete borç vermek"ten geçiyordu. Bu spekülatif yöntem (artı banka hortumları) yüzünden onlarca banka battı. BDDK ve TMSF bu çarpıklığa dur denmesi için kuruldu.

Şimdi, dünyanın kabul ettiği bankacılık ilkelerini görüyoruz: Daha az dolarize olmuş, daha çok kendi para birimini kullanan bir ülke. Mantıklı yerlere düşen enflasyon ve faiz oranları. Banakaların bireylere ve şirketlere hizmet etmesi ve borç sağlaması, yatırım kanalları yaratması. Bunları yaparken de rekabet koşulları içerisinde para kazanmaları.

Şahsen ben hep doğru yöne gidiliyor gibi hissediyorum. Bozukluklar hep vardı, şimdi de mutlaka vardır. örneğin bankaların oransal olarak en düşük komisyonu aldığı müşteriler: en büyük boy holdingler. birim işlem başına Sabancı grubu 10 lira komisyon öderken aynı hacimde işlemi bireyler 1000 lira komisyonla yapıyor. Çünkü bankaların halen en çok ihtiyaç duyduğu şey likidite; yani hacim. Bireylerin ufak işlemlerinde alınan komisyonlar oransal olarak yüksek ama tutar olarak düşük.

örneğe göre: havale 50 kuruş, eft 130 kurunmuş denmiş. bunlar lafı bile edilmeyecek kadar ufak tutarlar. aynı işlemi şubeden yapsanız 10-25 lira arası kesinti istenebilir. Belki de fark edilmeyen şey şu: 2000'lerin başında "bedava" hizmet veren çeşitli bankacılık kanallarının sonsuza kadar bedava işleyişini sürdüreceği zannediliyordu. insan bir şeye uzun yıllar bedava sahip olunca, bunun doğuştan doğal hakkı olduğunu sanır ama aslında o dönemler sadece hediyedir.

İşin doğrusu; müşterilerden alınan kesintileri eskiden hep devlet ödüyor gibiydi. Bankacılıkta para, devletten kazanılırdı. Devlet fahiş faiz ödemeyi bıraktı. Önceden haberi sızdırılan devalüasyonlar bitti. Bu yüzden işlem masrafları müşterilere yansıtılmaya başlandı. Tüm sistemin tekrar eskisi gibi "bedava bankacılık"a dönmesini beklemek hayal olur. Şunu beğenir miydik acaba: tüm bankacılık hizmetlerini devlet ödesin. ama gelir vergisi %1 artsın. tüm çalışan bireylerin maaşının 25 lira düştüğünü varsayalım: bir yılda toplanacak 5-6 milyar para bankaların işlem kesintilerini ödemeye yeter. hem de farkında olmayız bile yine eskisi gibi... ama matematik açık: artık bunu devlet ödemediği için 25 lira daha fazla kazanıyoruz (daha az vergi veriyoruz). üstüne; halen bedava hizmet edenlere kayma veya masrafları pazarlıkla düşürme gibi bir "tercih" hakkımız mevcut.

Bu gerçeği sindirmek zor olabilir ama başka örnek verelim:

Siz Cola fabrikasına gidip "bana 10 kamyon kola satın" derseniz; litre başına maliyetiniz (rakamları atıyorum) 35 kuruştur. Bir bakkal "10 kasa" istediğinde bu 50 kuruşa yükselir. Büfe 1 koli istediğinde 75 kuruş olur. Bunun üstüne dağıtım ve kar payı konularak tüketiciye sunulur. Tüketici hipermarketten litresini 1 liraya alır. Bakkala giderse 2 lira öder. Restoranda 6-7, havalimanında 10, barda 20 liraya kadar çıkar litre başına ödenen para.

Kola'nın ne kadar ucuzdan ne kadar pahalıya gittiğini anlamakta sorun yoksa... "tüm gelir ve giderleri elden ödemek, tüm ödemeler için kurumların veznelerine gitmek; tüm işlemleri nakten kuruşu kuruşuna yapmak, belgelerini maktu olarak alıp-vermek, vergilerini devlete giderek elden ödemek, paranın taşıma ve korunma maliyetlerine veya risklerine katlanmak..." gibi "manuel" işlemlerin de bir katkı yaptığını ve bunları sağlayanların hizmet bedeli alacağını da bilmek gerekir. Ortada bir maliyet var. bunun üstüne konan bir de kar payı var. Bu kar, rekabet ortamında ortaya çıkıyor. Hiçbir işleminizi en yüksek komisyonlu bankadan yapmak zorunda değilsiniz.

Kapitalist sistemi beğenmek zorunda değiliz ama içinde yaşıyorsak uyum sağlamak işimize gelir. Ne kadar anlarsak, o kadar iyi arka kapılarından dolanabiliriz.

Mevduat bağlayan kişinin sadece %0.25 daha iyi faizi alabildiği bir bankadan yıllık ekstra geliri 200-300 lira ise... aynı bankaya toplam 100 lira/yıl masraf ödemesinin çok da matah olmadığını düşünüyorum. Bunu bile çok bulan varsa; her zaman için "EFT bedava" diyen rakipler bulunabilir. Bunu diyen bankaların riski yüksekse, veya şubeleri uzaksa veya başka alanlarda dezavantajları varsa... bunu da kabul etmek gerekecektir tabii.

Bireysel müşteriler bankaların hem gelir hem gider kapısıdır. Bankaların en büyük maliyeti şube açmak ve açık tutmaktır. Şubelerdeki müşterilerin %90'ı da bireyseldir. Ortada bir hizmet olmasa; şubeler boş olur. Hizmet var ki, kesinti de var. Fahiş komisyon alanlar da vardır; çok az alanlar da. Ama sistem bu. Masrafı az olanı bulmak da doğal olarak hizmeti satın alan tüketicinin işi. Sistem toplu olarak bir kartele dönüşüyorsa; bunu engellemek de rekabet kurumu, BDDK ve TCMB gibi regülatörlerin görevi. müşteri olarak illegal durumları bildirerek haksızlığa maruz kalınmaması da mümkün.

Başka bir şehirle telefonla 3-4 dakika konuşmanın 1 lira olduğu bir ortamda, aynı şehre para göndermenin 50 kuruş olmasını ben hala "ucuz" buluyorum. 10 yıl sonra bu katlanmış olabilir (dünya ortalaması böyle). Basit bir işleme 30-40 lira para istenmesini savunmuyorum; buna herkes karşı çıkar. Lakin artık hiçbir hizmetin bedava verilmemesini da anlamak lazım. Başka herhangi bir sektörde "bedava" verilen hizmet olduğunu zannetmiyorum. Varsa da, öncesinde satılan başka ürünlerin fiyatına eklenmiştir ve gizli olarak zaten ödeniyordur.

JonDowes
31-03-2011, 07:45
Mahfi Eğilmez'in bugünkü yazısından parasal göstergeler:

http://i.radikal.com.tr/150x113/2011/03/30/fft16_mf692851.Jpeg

JonDowes
31-03-2011, 13:32
GSYH 2010'da %8.9 büyüdü, iç talepteki güçlü seyri devam etmesi halinde TCMB yeni önlemler alabilir
İSTANBUL, 31 Mart (Reuters) - İç talepte devam eden güçlü seyrin etkisiyle gayri safi yurtiçi hasıla (GSYH) 2010 dördüncü çeyrekte beklentilerin üzerinde büyüme kaydederken, verinin TCMB'nin yeni önlemler almasına neden olabileceğini belirten ekonomistler, bu yılın ilk aylarındaki verilerin de iç talepteki güçlü seyrin sürdüğünü gösterdiğini kaydederek, 2011 büyüme beklentilerini yukarı yönlü revize ediyorlar.

Türkiye İstatistik Kurumu (TÜİK) verilerine göre, geçen yılın son çeyreğinde GSYH büyümesi yüzde 7.3 olan beklentilerin oldukça üzerinde yüzde 9.2 oldu. 2010 yılının tamamında ise yüzde 8.45'lik beklentiye karşılık yüzde 8.9 ile yıllık bazda 2004 yılından bu yana en yüksek seviyede gerçekleşti. Mevsim ve takvim etkisinden arındırılmış GSYH 2010'un son çeyreğinde yüzde 3.6 artarken, 2009 yılının son çeyreğinde yüzde 0.9 artmıştı.

Reuters'ın 19 banka ve aracı kurum ekonomisti ile yaptığı ankete göre, GSYH'da 2011'de artış beklentisi ise OVP'deki yüzde 4.5'in üzerinde yüzde 4.8 seviyesindeydi. Ancak veri sonrası ekonomistler beklentilerini yüzde 5'in üzerine revize ettiler.

JP Morgan Ekonomisti Yarkın Cebeci, dördüncü çeyrekte iç talepte sert bir yeniden ivmelenme olduğunu ancak (kısmen yılın ikinci yarısında görülmesi beklenen mali ve para politikalarında sıkılaştırma ve kısmen de bu beklentilerle talebin öne çekilmiş olduğu ve her halükarda yavaşlaması gerektiği görüşü nedeniyle) iç talebin hızını kaybetmesini beklediğini söyledi.

Cebeci, "Bununla birlikte güçlü ivme nedeniyle 2011 beklentimizi yüzde 4.5'ten yüzde 5.6'ya, güçlü baz etkisi nedeniyle 2012 beklentimizi ise yüzde 5'ten yüzde 4.3'e revize ediyoruz" dedi. İç talepte devam eden güçlü seyrin daha fazla mali ve para politikası sıkılaştırmasını desteklediğini kaydeden Cebeci, şöyle devam etti:

"Aslında TCMB'yi geçen hafta zorunlu karşılıkları sert bir şekilde artırmaya sevk eden ana unsur da bu güç olmalı. TCMB'nin krediler kalemini daha yakından takip etmesini bekliyoruz. Belirgin bir yavaşlama olmaması ya da BDDK gibi diğer kurumlardan destek gelmemesi halinde önümüzdeki birkaç aylık süreçte zorunlu karşılıklarda daha fazla artırım yapılma ihtimali güçleniyor. Bugünkü veri aynı zamanda seçimlerin ardından faiz artırım beklentilerimizi de destekliyor. Yılın ikinci yarısında toplam 175 baz puanlık faiz artırımı bekliyoruz."

Büyümenin 2010 yılı son çeyrekte beklentilerin üzerinde gerçekleşmesinin ardından ekonomiyi soğutmak için yeni tedbirler gelebileceği ve TCMB'nin beklenenden daha önce faiz artırımına gidebileceği endişeleriyle 7 Kasım 2012 itfalı gösterge tahvilin bileşik faizi yüzde 8.96'dan yüzde 9.01 seviyesine kadar yükseldi.

Devlet Bakanı ve Başbakan Yardımcısı Ali Babacan, büyüme rakamlarına ilişkin yaptığı açıklamada, "Türkiye finansal istikrarı korumak için para-maliye politikaları ile makro ihtiyati önlemleri zamanında uygulamaya koydu, bunun olumlu sonuçlarını önümüzdeki dönemde de görmeye devam edeceğiz. Türkiye ekonomisi dördüncü çeyrekte ve yıl genelinde yakaladığı bu yüksek büyüme hızı ile G20, Avrupa Birliği ve OECD’ye üye ülkelerin tamamı arasında en iyi performans gösteren bir kaç ülkeden biri olma konumunu sürdürüyor. Türkiye’nin 2011 yılında Avrupa'nın en hızlı büyüyen ekonomisi olması bekleniyor" dedi.

Maliye Bakanı Mehmet Şimşek ise güçlü büyümenin bu yıl daha makul oranlarda da olsa devam edeceğini söyledi.

İÇ TALEBİN BÜYÜMEYE KATKISI REKOR
Garanti Ekonomik Araştırmalar tarafından yayımlanan notta, büyümenin önceki çeyreklerde olduğu gibi dördüncü çeyrekte de iç talepten kaynaklandığı, stok hariç iç talebin büyümeye yüzde 15.4'lük rekor seviyede katkıda bulunurken; dış talebin yüzde 5.6 ile büyümeyi rekor seviyede aşağı çektiği belirtildi ve şöyle devam edildi:

"Yılın ilk iki ayına ait veriler, özellikle yatırımlar tarafında yüksek büyümenin devam ettiğine işaret ediyor. Tüketim tarafında ise dördüncü çeyreğe göre bir yavaşlama olsa da, büyüme halen yüzde 5'in üzerinde. Bu iki kalemdeki büyüme rakamlarına göre birinci çeyrekte büyüme yüzde 7 civarında olabilir. Açıklanan 2010 dördüncü çeyrek verilerinin ışığında 2011 birinci çeyreğindeki gelişmeleri göz önüne alırsak, 2011 yılı büyümesinin ikinci yarı yıldaki yavaşlama öngörüsüne rağmen yüzde 5'in üzerine çıkabileceği görülüyor. 2011 yılı için yüzde 4.7 olan büyüme tahminimizi yüzde 5.6'ya revize ediyoruz."

TÜİK, Q3'de yüzde 5.5 olan büyümeyi yüzde 5.2, Q2'de yüzde 10.2 olan büyümeyi yüzde 10.3, Q1'de yüzde 11.8 olan büyümeyi yüzde 12 olarak revize etti.

TÜİK verilerine göre, yerleşik hane halklarının tüketimi dördüncü çeyrekte yüzde 9, yılın tamamında yüzde 6.6, özel sektörün yatırım harcamaları ise dördüncü çeyrekte yüzde 49.5, yılın tamamında ise yüzde 33.5 büyüme gösterdi. Devletin tüketim harcamaları son çeyrekte yüzde 3.2, 2010'un tamamında yüzde 2, kamu sektörü ise dördüncü çeyrekte yüzde 17.1, yılın tamamında yüzde 15.1 arttı.

Royal Bank of Scotland Ekonomisti Timothy Ash ise, "Çok güçlü rakamlar... Türkiye'nin 2010'da büyüyen Avrupa ülkelerine öncülük ettiğine ve Şubat ayı dış ticaret açığındaki artış da göz önüne alındığında TCMB'nin iç talebi azaltmaya tekrar odaklanacağına işaret ediyor... Büyüme rakamlarının TCMB'nin kararları öncesinde ait olduğu hatırlatılabilir, ama yine de büyüme verisi çıktı açığının, eğer hâlâ varsa, çok çok hızlı kapandığını gösteriyor."

Dördüncü çeyrekte ihracat yüzde 4.3, yılın tamamında yüzde 3.4, ithalat ise son çeyrekte yüzde 25.4, yılın tamamında yüzde 20.7 artış kaydetti.

GSYH dördüncü çeyrekte sabit fiyatlarla 28.015 milyar TL, 2010 yılının tamamında 105.68 milyar TL olarak gerçekleşirken, takvim etkisinden arındırılmış sabit fiyatlarla GSYH, 2010 yılı son çeyreğinde bir önceki yılın aynı dönemine göre yüzde 9.6 artış gösterdi.

======

ek döküman:

TEPAV (Türkiye Ekonomi Politikaları Araştırma Vakfı) araştırması: Büyüme Rakamları Üzerine Karşılaştırmalı Bir Değerlendirme (http://www.tepav.org.tr/upload/files/1301569080-7.Buyume_Rakamlari_Uzerine_Karsilastirmali_Bir_Deg erlendirme.pdf)

JonDowes
31-03-2011, 20:29
http://farm6.static.flickr.com/5261/5577085447_772d04ee80_z.jpg

aokan1973
01-04-2011, 10:55
Sayın JonDowes,
Bugünkü Habertürk'de sayın Barış Erkaya'nın bir makalesi vardı.. Ancak makalenin sonunda vardığı sonuçlar, özellikle "TL’nin değeri azalırken döviz kurları daha değerli olacak" varsayımı bana makale bütünlüğü içinde tutarsız geldi?
Sizin görüşlerinizi de almamız mümkün müdür?
Saygılar..

kaynak: http://ekonomi.haberturk.com/yazarlar/baris-erkaya/615895-bu-da-merkeze-zorunlu-karsilik

İstikrarlı büyüyen bir ekonomi. Üstelik de hem muhalefeti hem de iktidarı, önüne aynı hedefi koymuş. Dünyada belki de önüne bu kadar iddialı hedef koymuş bir tek ülke yok. 2023’te dünyanın en büyük 10 ekonomisi arasına girmek. Üstelik bu hedef öyle eften püften de değil. İşkembe-i kübradan uzak, istatistiksel mekanizmaları iyi oturtulmuş, harekat planları inceden düşünülmüş bir hedef. Merakı olan alsın TİM’in raporunu okusun. Tüm yol haritası çizilmiş.

BU İŞTE Bİ EKSİKLİK VAR
Peki bu hedefe nasıl gidecek Türkiye?
Eğri oturup doğru konuşalım. Türkiye’nin dünyanın en büyük 20 ekonomisinden biri olması için ihtiyacı olan en önemli şey yatırım sermayesi. Yani Türkiye’de en az olan şey.
Girişim ruhu: Dünya yarışamaz.
Yaratıcı ticari zeka: Fıkra gibi öykülerle kanıtlanmış bir ticari zekamız var.
Emek gücü: Sadece Türkiye’yi değil, Almanya, İsviçre, Avusturya, Danimarka, Belçika’yı bile sırtlıyor.
Coğrafya: Deniz ve havayolu, karayolu ile daha avantajlı bir ülke daha yok.
Genç nüfus, jeo-stratejik konum, Avrupa ve Asya kültürünün sentezi vs vs. Say say bitmez. Bu denklemde bir tek şey eksik. O da yatırım sermayesi. Bu yüzden zaten tarihi boyunca Türkiye yatırım sermayesini daima dışarıdan çekmeye çalıştı. Kimi zaman borçla, kimi zaman sattığı, özelleştirdiği varlıklarla.

Hedef önümüzde. Çok net ve açık. Kararlılık büyük. Televizyonlarda reklamları bile şimdiden dönmeye başladı.

BANKALARA OH MU OLSUN?
Fakat şu sıralar bir şeyler değişiyor. Merkez Bankası stratejisini değiştiriyor. Faiz üzerinden uyguladığı politikanın yerine denenmemiş bir silah alıyor: Zorunlu karşılık politikası.

Nedir bu zorunlu karşılık? Çok basit anlatalım. Siz bankaya götürüyorsunuz bir para yatırıyorsunuz. Banka sizin yatırdığınız bu para karşılığında size faiz veriyor. Sizin yatırdığınız paranın da büyük bölümüyle kredi olarak veya borçlanma senetleri alımında kullanıyor. Siz 1 yatırıyorsunuz. Banka onu 3-5 kez kullanıyor ve yatırdığınızın misli misli kaydî para yaratıyor. Fakat banka bu para yaratma mekanizmasını çalıştırırken sizin paranızın hepsini kullanamıyor. Çünkü bu paranın belli bir bölümünü Merkez Bankası’nda tutmak zorunda. Ne kadarını tutacağına Merkez Bankası karar veriyor. Merkez, eskiden kendisinde tutulan bu paralar karşısında bankalara faiz verirdi. O artık yok. Merkez, eğer zorunlu karşılık oranını artırmaya karar verirse, haliyle bankanın kullanabileceği para miktarı azalıyor.
İşte Merkez Bankası, bu yılın başından beri bu karşılık oranlarını oldukça radikal miktarlarda artırdı. Bu da piyasalardan toplamda 41.3 milyar dolar çekilmesine neden olacak bir operasyon.

Sonuç ne olacak? Piyasadaki para miktarı azalacak. Yaratılan para miktarı azalacağı için bankaların kârları da azalacak. Romantik düşünceyle bakarsak: Bankalara oh olsun!
Peki ya objektif ve mantıklı bakarsak?

FAİZLER YÜZDE 1'İN ÜZERİNE ÇIKACAK
Azalan para miktarı, parayı daha değerli hale getirecek. Yani çok basit: Faizler artacak. Araba veya ev almak gibi bir niyetiniz varsa kısa vadede elinizi çabuk tutsanız iyi olur. Çünkü bankalar kredi musluğunu yavaş yavaş kısacak. Üstelik kredi almanın maliyeti eskisi kadar ucuz da olmayacak. HT Ekonomi’den Sefer Yüksel’in Denizbank Finansal Hizmetler Grubu Başkanı Hakan Ateş’le yaptığı ropörtajda her şey çok net şekilde anlatılmış. Merkez’in kararlarının bankalara maliyet etkisi 40 baz puan. Bunun 20-25 baz puanını bankalar karşılayacak (yani kârları düşecek), 15-20 baz puanı da banka müşterilerine yani bize yansıyacak. Kredi faizleri yüzde 1’in üzerine çıkacak. Parayı kullanmak artık daha pahalı olacak.

VERGİ AÇIĞINI KİM TELAFİ EDECEK?
İkinci etkisi?
Bankalar bu ülkede 1 yılda toplanan kurumlar vergisinin yaklaşık dörtte birini ödüyor. 2009 yılında toplanan kurumlar vergisi 18 milyar TL civarında. Bunun 4.73 milyar TL’sini bankalar ödedi. 2010 yılının ilk üç çeyreğinde toplam 14.95 milyar TL’lik kurumlar vergisi tahsilatı yapıldı. Bunun 3.68 milyar TL’sini bankalar ödedi.
Devletin 2011 yılında hedeflediği kurumlar vergisi tahsilatı yaklaşık 23 milyar TL. Yani devletin aynı orantıyla bakarsak bankalardan 5.8 milyar TL’ye yakın vergi tahsilatı yapmaya ihtiyacı var.
Diyelim ki bankacıların bu kararların ardından yaptıkları kehanet gerçekleşti ve banka karları yüzde 20 azaldı. Bu durumda tahsil edilecek vergi miktarı 1 milyar TL azalacak. Toplamda devletin vergi açığı 1.8 milyar TL’yi bulacak. Peki devlet bu vergiyi bir şekilde bulmak zorundaysa nasıl karşılayacak açığı? Her zaman olduğu gibi dolaylı vergilerden mi?
Dolaylı vergi lafını duyar duymaz elinizi cüzdana atmanız gerektiğini sanırım artık hepiniz biliyorsunuz. Eğer bu açık dolaylı vergiden karşılanacaksa dolaylı vergi mükellefinin cebinden ekstra 500-1000 TL bir ilave yıllık vergi çıkması mümkün. Ya da lüks tüketime ilave vergi konulur, sigara vergileri zamlanır, içkiye ekstra vergi gelir, akaryakıta yansırsa bu vergi, o zaman hepimizin cebinden çıkmaz bu para. Ama aramızdan bazılarının cebinden fena çıkar. Veya devlet, “Ne yapalım canım, banka kârları azaldı. Biz de ayağımızı yorganımıza göre uzatırız” diyip, daha az harcar.
Bazı bakanlıkların veya idarelerin bütçeleri azaltma yönünde revize edilir..

BORSANIN YARIDAN FAZLASI
Üçüncü etkisi borsaya. Alınan kararlar İMKB-100 endeksinin yüzde 41’ini doğrudan, yüzde 57’sini ise dolaylı olarak etkiliyor. Banka karlılıklarının yüzde 20-25 azalması, bankaların ‘fiyat/kazanç’ gibi uluslararası değerleme kriterleri açısından yüzde 20-25 daha pahalılaşmasıyla eşdeğer. Zaten bunların piyasaya yansımalarını görmeye başladık. Banka hisseleri dengeyi bulabilmek açısından düşüyor. Dolayısıyla yüzde 41’ini banka hisseleri oluşturan İMKB-100 endeksinin de buna kayıtsız kalma imkanı yok.
Fakat bu etki sadece yüzde 41’le sınırlı kalacak bir etki değil. Çünkü kârlılığının çok ciddi bir bölümünü bu bankalardan sağlayan büyük holdingleri de unutmamak lazım. Banka karlarındaki azalma bu holdinglerin elde ettikleri temettüyle doğru orantılı olarak karlarının da azalmasına, dolayısıyla endeks üzerinde ağırlığı bulunan bu holding hisselerinin de pahalı hale gelmesine neden olabilecek. Yabancıların hakimliği üzerinden bakarsanız piyasanın yüzde 70’inden fazlası bu karardan etkileniyor.

2010 yıl sonu karlarını açıklayan şirketler üzerinden bir hesaplama yapıldığında İMKB yaklaşık olarak ortalama 12.78 fiyat/kazanç oranıyla işlem görüyor. Geçen yılın aynı döneminde bu oran 12.19 civarındaydı.

Dow Jones 15, Hong Kong Borsası 28, Singapur Borsası 21, Meksika Borsası 19, Brezilya 13, Alman Borsası 12.5, Kanada ve Londra 12, İspanya 11.75 ve Rusya 9.5 civarında fiyat/kazanç oranlarına sahip. Yani Rusya’ya göre oldukça pahalı, bazı gelişmiş ülkelere göre de pahalı durumdayız. Bazılarına göre ise ucuz. Fakat uluslar arası sermaye borsa yatırımı yaparken bugünkü fiyat/kazanç oranlarını değil, 12 ay sonrasını hesaplar ve kararını ona göre yapar. 12 ay sonrasında banka karlarında düşüş görünüyor. Dolayısıyla hiç de ucuz bir piyasa görünmüyor.

ENFLASYON İTHALATINA DAVETİYE Mİ?
Dördüncü etkisi. Eğer Merkez Bankası’nın şimdilik “bekleyip-görelim” gibi bir tavırla tanımladığı bu politika eğer tutarsa o zaman TL’nin değeri azalırken döviz kurları daha değerli olacak. Bu durumda ithal malın maliyeti de artacak. Türkiye ithalatla büyüyen bir ülke. Bunu artık hepimizin kabul etmesi gerekiyor. Son gelen rakamlara bakın. Büyüme 2010'da yüzde 8.9. Şubat ayında ithalattaki artış yüzde 48.7, ihracattaki artıy yüzde 22.2.
Yani tüketeceğimiz malı yurtdışından alıyoruz. Zaten Merkez'in yola çıkış noktası da bu. Ucuz dolar, pahalı TL nedeniyle cari açık dert olmaya başlıyor. Tamam, peki, eğer malın yerli alternatifi var ve ucuzsa bu politikayla oh ne âlâ. Cari açık belası yere iner. Sonra da önümüze gelene bir tekme!
Ya alternatifi yok ve olan da pahalıysa. Ya Türkiye o malları hiçbir zaman ucuza üretemiyorsa. O zaman nur topu gibi bir ithal enflasyonumuz olursa hiç şaşırmamak gerek.
Zaten petrol ve emtia fiyatları yükselişte.

Otomotivcilerin işinin zor olacağı bir dönem başlar. Hammaddesini ithal kullanan her sektör için geçerli bu durum. Turizmciler ve ihracatçılar içinse cennet gibi bir dönem yaşanır.
Fakat bu dengelerle içeriye sermaye çekecek bir cazibe noktası bulunamazsa 2023 hayalleri başka bahara kalır.

JonDowes
01-04-2011, 11:24
Sayın JonDowes,
Bugünkü Habertürk'de sayın Barış Erkaya'nın bir makalesi vardı.. Ancak makalenin sonunda vardığı sonuçlar, özellikle "TL’nin değeri azalırken döviz kurları daha değerli olacak" varsayımı bana makale bütünlüğü içinde tutarsız geldi?
Sizin görüşlerinizi de almamız mümkün müdür?
Saygılar..

merhaba. yazar birkaç farklı etmeni farklı yerlerde kullanarak yazmış ve birbirine ilintilememiş bu yüzden karmaşa oluşmuş. söyledikleri basitçe şunlar:

1. azalan TL likiditesi, paranın maliyetini artırır. TL'nin iç değeri = faizler artar.
2. banka karlarının düşmesi hem özel sektörü hem devleti kötü etkiler.
3. zaten ucuz olmayan borsa f/k yüzünden düşebilir.
(4). faizlerin arttırılmaması enflasyonu arttırabilir. borsanın düşmesi de yabancıyı kaçırtır.
5. artan enflasyon yerlileri, düşen borsa yabancıları dövize yönlendirir. döviz kurları yükselir = TL'nin dış değeri düşer.

4'ü ben yazdım, bu bağlantıyı yapmamış. bir de "para biriminin iç değerine faiz, dış değerine kur" ismi verildiğini açıkca yazmamış.

not: bunların tamamına %100 katılıyorum diyemem, sadece yazarın mantığını açıklamaya çalıştım.

JonDowes
01-04-2011, 21:17
Sepetin %2-%3 civarı düşüş yeri daha var diye düşünüyorum önümüzdeki günlerde. Bu gerçekleşirse kurlarımız:

Paritenin 1.4300 olduğu senaryoda: USD 1.51 EUR 2.16

Paritenin 1.3800 olduğu senaryoda: USD 1.54 EUR 2.13

hemen hemen 8 gündür beklediğimiz yere geldi 50:50 döviz sepeti:

http://farm6.static.flickr.com/5029/5579807883_34395b460d_z.jpg

burayı kırarsa düşüş trendi ilginç yerlere gidebilir. makro durum ve bankaların karlılık düşüşü böyle bir şeyi öngörmüyor ama piyasa bu; kafasına koyduysa dinlemez.

anes55
02-04-2011, 22:48
Sayın Jon Dowes istikrarlı bir ekonomik büyüme herkesin hayali ama bana göre Türkiye nin şu anki durumu gerçeklerden uzak bir görünüm gösteriyor Yani %8.9 büyüme yalancı bir baharın çiçeği gibi bahar yalancı olunca çiçeğe kim inanır ithalat ve ihracat arası dengesizlik gittikçe büyüyür ve bu bize altın tepside büyüme göstergesi olarak sunuluyor hangi kitapta dışardan aldığın emtiyalarla büyüme kabul edilebilir ki büyüme dediğin üretimin ve çeşitliliğin ham maddesinin de kendi içinden elde ettiğin ürünlerin sepetini çeşitlendirme zenginleştirme yaparak büyüttüğün zaman elde ettiğin rakamlarla olmalıdır .bizde ise büyüme rakamları = cari açıkta büyüme zenginleştik diyoruz ama baktığımızda borçlanma oranlarımız artıyor.İthalatın ihracata oranı % 6.6 en büyük ithalat kalemimiz enerji enerji fiyatları uçmaya başlıyor.. Bu rakamlara bakarak gelecek için endeks ve parite yorumlarınızı alabilirsem sevinirim....Şimdiden teşekkür ederim...

JonDowes
03-04-2011, 12:09
Öncelikle şu var: ithalata bağımlı bile olsa büyüme; küçülmeden iyidir. Tabii ki kalitesi değişir. Sadece yüksek teknoloji ve markalarını satan ihracatçıların gelirleri çok daha yüksek olur. Emek ve madde ağırlıklı ihracat yapanların gelirleri nispeten düşüktür.

Eğer biz mutlaka petrol ve enerji ürünlerini azaltırken ihracatı arttıracağız diyorsak; teknoloji şirketlerine vergi indirimi, altyapı ve teşvik primleri vermeliyiz. örneğin; 5 yıl önce birkaç elektronik şirketi "ilk Türk panel fabrikasını kuralım ama kendimiz yapamayız devlet destek vermeli" demişti. büyük ihtimalle bu firmaların kayırıldıgı imajı oluşmasın diye destek verilmedi. bu paneller dünyanın tüm LCD ve LED üreticilerine satılabilecekti, şu anda bile 20-30 farklı marka TV sadece 3-4 farklı üreticiden panel alıyor. finansal gücü tek başlarına yetmeyen şirketlerin 2 alternatifi var: ya borç alacaksınız ya teşvik.

forumda sürekli "bu kötü, şu kötü, böylesi berbat" diye yorumlar okuyoruz. iyi de, daha iyisini yapmak için ne yaptık da eleştiriyoruz? ileri teknoloji fabrika mı kurduk? global marka mı yarattık? tüm insanlıgın işine yarar bir buluşumuz mu var?

yıllarca çalışmadan, bir şeylerin peşinden koşmadan olmuyor bunlar. AR-GE'ye inanılmaz para akıtmanız lazım. bu yapılsa bir takım insanlar da çıkıp diyecek ki "memlekette bu kadar fakir insan varken para neden çarçur ediliyor?" ya biri ya diğeri. dünyanın kaynakları sınırlı. buna zeka ve eğitimli insangücü de dahil. ne kadar yatırım; o kadar sonuç.

doğru şekilde yapılan sermaye borçlanması bu yüzden doğru. araba almak için değil, araba fabrikası kurmak için borç alınmalı. bunun için de şirketlere sermaye lazım. para ya ortaklıkla ya borçla bulunur. ortaklık nedir? anonim şirket payı... Türk insanı zamanında krizden bir korkmuş şimdi borsaya para yatırmıyor. bir de üstüne yabancıların borsaya hakim olmasını eleştiriyor. e koy madem paranı oraya da yerli sermaye olsun? hem elini taşın altına koyma; yabancı kazanıp paraları yurtdışına götürünce de itiraz et. hayat ve iş yaşamı bu kadar kolay değil. insanın kalbi ve sözleri nerdeyse, eli ve parası da orada olmalı. buna cesareti yoksa da, eleştiri denemesi inandırıcılıgını yitiriyor.

neyse, sayısal kısma gelelim. bankaların karlılıgındaki azalma nedeniyle bir süre daha borsada geçmiş tepelere ulaşmak zaman alacak gibi gözüküyor. büyük ihtimalle not artışı gelinceye kadar çok yukarılara gitmeden %20'lik bir bantta dalgalanacağız. keza döviz kurunun da çok aşağılara gitmesi TCMB ve döviz ihtiyacı olan şirketler tarafından, çok yukarılara gitmesi de büyüme potansiyeli ve yabancı ilgisi nedeniyle engellenecek. küresel bir sorun çıkmazsa; 1.45-1.65 arasında 1-2 yıl daha gideriz diye düşünüyorum.

JonDowes
03-04-2011, 12:37
Education First (http://www.ef.com.tr/epi/about-ef-epi/) isimli özel kuruluş, ülkelerin İngilizce konuşma düzeylerini ölçen bir araştırma testi yapmış. Sonra da İngilizce bilme seviyeleriyle ekonomik gelişmişlik arasında ilişki aramış. sonuç net:

En iyi İngilizce konuşma seviyeleri
http://farm6.static.flickr.com/5064/5584875080_07cbe7a35a_z.jpg
http://farm6.static.flickr.com/5135/5584875126_670cb22881_z.jpg

ülkelerin İngilizce'si geliştikçe, kişibaşı ihracatları da hızlı artıyor:

http://farm6.static.flickr.com/5101/5584285525_5461da082e_b.jpg

tabii burada karşılıklı bir dinamik mevcut; para kazandıkça daha çok eğitim veren ülkeler daha iyi İngilizce öğretiyor. öğrendikçe de küresel ekonomiye daha iyi entegre oluyorlar. bunu sadece Sultanahmet'teki turistlere yol tarifi gibi düşünmeyin. yabancılara karşı fikren ve zihnen açık olmak farklı bir olgu. onyıllarca "Türk'ün Türk'ten başka dostu yok" zihniyetiyle içine kapanan bir ülkenin o sevmediği insanlara mal satması düşünülemez bile. mal satacağınız dünyayı anlayacaksınız, trendlerini takip edeceksiniz. onların ihtiyaçlarını belirleyip, onlar gibi düşünerek mal üreteceksiniz.

Türk insanının boş zamanının büyük kısmı TV izleyerek geçiyor. kitap okumayı, eğitim almayı geçtik; TV'de bile sadece yerli diziler ve spor izleniyor. Holywood'u saymazsak; yabancıların yapımlarının %5'ten fazla pay alındıgı görülmüş şey değil. bir gün bu tekdüzelik aşıldıgında; ihracatımız ve gelirimiz de artacak.

istemek yolun yarısı ama, sadece istemekle yetinmek asla %50'yi geçirtemiyor.

akcay
03-04-2011, 15:23
"MAdem işsizlik iyi geldi Euro nasıl bu kadar yükselebilir?" Sorunun cevabını bir trade deskin mesajında gizli :USD getting spanked today is Bank of Korea selling $7Bn USD it bought during the coordinated USDJPY intervention, and buying GBP and EUR with it. I can understand why they would get rid of the USD, but why buy GBP and EUR with it???? Either way, goes to show how useful it is to do an intervention, they drop the reserves 2 weeks after... we'll be back to square 1 in no time if everybody follows suit!" Yani Kore MB'si Yen müdahalesi sırasında aldığı dolarları aman elimde kalmasın diyerek satıp euro ve pounda geçmiş.

thron
03-04-2011, 15:34
Öncelikle şu var: ithalata bağımlı bile olsa büyüme; küçülmeden iyidir. Tabii ki kalitesi değişir. Sadece yüksek teknoloji ve markalarını satan ihracatçıların gelirleri çok daha yüksek olur. Emek ve madde ağırlıklı ihracat yapanların gelirleri nispeten düşüktür.

Eğer biz mutlaka petrol ve enerji ürünlerini azaltırken ihracatı arttıracağız diyorsak; teknoloji şirketlerine vergi indirimi, altyapı ve teşvik primleri vermeliyiz. örneğin; 5 yıl önce birkaç elektronik şirketi "ilk Türk panel fabrikasını kuralım ama kendimiz yapamayız devlet destek vermeli" demişti. büyük ihtimalle bu firmaların kayırıldıgı imajı oluşmasın diye destek verilmedi. bu paneller dünyanın tüm LCD ve LED üreticilerine satılabilecekti, şu anda bile 20-30 farklı marka TV sadece 3-4 farklı üreticiden panel alıyor. finansal gücü tek başlarına yetmeyen şirketlerin 2 alternatifi var: ya borç alacaksınız ya teşvik.

forumda sürekli "bu kötü, şu kötü, böylesi berbat" diye yorumlar okuyoruz. iyi de, daha iyisini yapmak için ne yaptık da eleştiriyoruz? ileri teknoloji fabrika mı kurduk? global marka mı yarattık? tüm insanlıgın işine yarar bir buluşumuz mu var?

yıllarca çalışmadan, bir şeylerin peşinden koşmadan olmuyor bunlar. AR-GE'ye inanılmaz para akıtmanız lazım. bu yapılsa bir takım insanlar da çıkıp diyecek ki "memlekette bu kadar fakir insan varken para neden çarçur ediliyor?" ya biri ya diğeri. dünyanın kaynakları sınırlı. buna zeka ve eğitimli insangücü de dahil. ne kadar yatırım; o kadar sonuç.

doğru şekilde yapılan sermaye borçlanması bu yüzden doğru. araba almak için değil, araba fabrikası kurmak için borç alınmalı. bunun için de şirketlere sermaye lazım. para ya ortaklıkla ya borçla bulunur. ortaklık nedir? anonim şirket payı... Türk insanı zamanında krizden bir korkmuş şimdi borsaya para yatırmıyor. bir de üstüne yabancıların borsaya hakim olmasını eleştiriyor. e koy madem paranı oraya da yerli sermaye olsun? hem elini taşın altına koyma; yabancı kazanıp paraları yurtdışına götürünce de itiraz et. hayat ve iş yaşamı bu kadar kolay değil. insanın kalbi ve sözleri nerdeyse, eli ve parası da orada olmalı. buna cesareti yoksa da, eleştiri denemesi inandırıcılıgını yitiriyor.

neyse, sayısal kısma gelelim. bankaların karlılıgındaki azalma nedeniyle bir süre daha borsada geçmiş tepelere ulaşmak zaman alacak gibi gözüküyor. büyük ihtimalle not artışı gelinceye kadar çok yukarılara gitmeden %20'lik bir bantta dalgalanacağız. keza döviz kurunun da çok aşağılara gitmesi TCMB ve döviz ihtiyacı olan şirketler tarafından, çok yukarılara gitmesi de büyüme potansiyeli ve yabancı ilgisi nedeniyle engellenecek. küresel bir sorun çıkmazsa; 1.45-1.65 arasında 1-2 yıl daha gideriz diye düşünüyorum.

sayın Dowes,
Ar-Ge konusunda bildiğiniz gibi hükümet çeşitli teşvikler verdi fakat çalıştığım iki firmada da (ikiside türkiye de ilk 20 de) kayde değer en ufak bir ar-ge faaliyeti görememekteyim.

Yerli otomobil kuralım dendiğinde ise Koç grubu başta olmak üzere yan çiziyorlar zira rahatları bozulsun istemiyorlar.

Hükümet kendine yakın bir gruba yaptırmaya çalışsa bu sefer peşkeş muhabbetleri başlıyor.

nasıl gelişeceğiz bilmiyorum inanın,

önüne geleni üretime katkısı olmayan devlet memuru yapın,

neye hizmet ettiği belli olmayan finans merkezi projeleri, ki finans piyasalarının çeşitlenmesine türev ürünlere vs.. sıcak bakmıyorum zira kime ne kattıklarını anlamış değilim varsa yoksa spekükasyon.

aokan1973
03-04-2011, 18:49
Sayın JonDowes,
Sayın Mahfi Eğilmez'in Cari açık ve kurlar hakkındaki yazısını müsadenizle paylaşıyorum. Sayın Eğilmez üstü örtülü kur uyarısında da bulunmuş diye düşünüyorum.. Sizin görüşlerinizi de almamız mümkün müdür?
Saygılar..
kaynak: http://www.radikal.com.tr/Default.aspx?aType=RadikalYazar&Date=29.03.2011&ArticleID=1044452


Tek elle iki kurbağa yakalanmaz

Türkiye Cumhuriyet Merkez Bankası’nın (TCMB) yasasında yazılı tek görevi fiyat istikrarını sağlamak, yani enflasyonu önlemektir. TCMB bu görevi yerine getirmek için enflasyon hedeflemesi uyguluyor. İthalat artmaya devam ettiği için cari açık da artıyor. Bunu önlemenin iki yolu var: İlk yol olarak karşımıza ihracatı arttırmak ve/veya ithalatı kısıtlamak yolu çıkıyor. İhracatı teşvik etmek için ihracatçıya ucuz kredi veya enerji vermek ya da ihracatta vergi iadesi yapmak gibi sübvansiyonlar uygulanabilir. İthalatı kısıtlamak için gümrük tarifeleri arttırılabilir, ek vergi ya da fon uygulaması getirilebilir, kota uygulamasına geçilebilir. Bunları uygulamak bugünün küresel sisteminde pek mümkün görünmüyor. Dünya Ticaret Örgütü Sözleşmesi ve AB anlaşması bunları gelişigüzel uygulamaya engel oluşturuyor. O halde bu ilk gruba giren önlemler bugün için uygulanabilir önlemler değildir.

Kuru piyasa belirliyor
İkinci yol olarak kurla oynamak bir çözüm olarak geliyor gündeme. Bu da eskisi kadar kolay bir yöntem değil. Eskiden olsa kuru Türkiye Cumhuriyet Merkez Bankası saptadığı için TL’nin dış değerini istediğimiz gibi ayarlamak mümkün olabilirdi. Ne var ki serbest kur yönteminde kur artık piyasada belirleniyor. Bu durumda kuru istenilen düzeye getirebilmek için Türkiye Cumhuriyet Merkez Bankası’nın döviz satın alması ve piyasaya TL vermesi gerekiyor. Bu durumda döviz kıtlaşacağı için pahalanırken TL bollaşacağı için ucuzlayacak ve dolayısıyla değeri düşen TL ihracatı özendirirken ithalatı zorlaştırarak cari açığın düşmesini sağlayacak.
Bu açıklamalardan çıkan mantıklı sonuç; TCMB’nin piyasadan döviz satın alarak piyasaya TL sürmesi ve TL’nin değerini düşürmesidir. Tıpkı Çin’in rezervlerini bu yolla arttırırken bir yandan da Yuan’ın değerini düşük tutması ve o yolla ihracatı özendirip ithalatı caydırmasında olduğu gibi. Peki o halde TCMB niçin bu yola gitmiyor da mevduat karşılık oranlarını arttırıyor?
İthalatın hızla artmasının nedeni Türkiye’nin hızlı büyümesidir. Türkiye’nin ithalatındaki ağırlık büyük ölçüde yatırım malları, ara malları ve hammaddeden oluşuyor. Yani Türkiye yatırım ve üretim yapmak için ithalat yapıyor. Büyüme düşerse ithalat, ithalat düşerse cari açık, cari açık düşerse sıcak para ihtiyacı düşer.

Bir taşla iki kuş
Türkiye’nin son 11 yılda nominal GSYH’si yüzde 182 artarken reel GSYH’si yüzde 40 artmış. Eğer TL, enflasyon kadar dış değerini de kaybetmiş olsa bizim GSYH’miz 750 milyar dolar değil 375 milyar dolar dolayında olacaktı. Bu durumda kişi başına gelirimiz de 10.000 dolar değil 5.150 dolar olacaktı. Eğer TCMB, piyasadan döviz alıp karşılığında TL satarak pariteyi örneğin 1.80’e getirmiş olsa GSYH’miz 611 milyar dolar, kişi başına gelirimiz de 8.300 dolar olur. Öyle olursa daha az övünebiliriz.
TCMB, döviz satın almak yerine karşılık oranlarını arttırarak iki hedefi aynı anda tutturmak istiyor. İlk olarak kredi hacmi daralacak ve bu yolla büyümenin biraz sınırlanması ve ekonominin soğuması sağlanmış olacak. Bu da ithalatın yavaşlamasına ve cari açığın azalmasına yol açacak. Sonuçta sıcak paraya ihtiyacımız azalacak. İkinci olarak kurlar çok fazla etkilenmeyecek. Yani TL, döviz satın alıp piyasaya TL sürmeye göre çok daha kontrollü bir değer kaybı yaşayacak. Bunun yararı ne olacak? Bunun yararı da GSYH’nin yüksek görünmeye devam etmesi ve bizim övünmeye devam etmemiz olacak. Türkiye Cumhuriyet Merkez Bankası’nın birçok kişiye sürpriz gibi görünen kararının temelinde bu düşüncelerin yattığını düşünüyorum.
Bu gibi durumlarda nedense aklıma bir Çin atasözü takılır hep: Tek elle iki kurbağa yakalanmaz.

JonDowes
03-04-2011, 20:41
sayın Dowes,
Ar-Ge konusunda bildiğiniz gibi hükümet çeşitli teşvikler verdi fakat çalıştığım iki firmada da (ikiside türkiye de ilk 20 de) kayde değer en ufak bir ar-ge faaliyeti görememekteyim.

Yerli otomobil kuralım dendiğinde ise Koç grubu başta olmak üzere yan çiziyorlar zira rahatları bozulsun istemiyorlar.

Hükümet kendine yakın bir gruba yaptırmaya çalışsa bu sefer peşkeş muhabbetleri başlıyor.

nasıl gelişeceğiz bilmiyorum inanın,

önüne geleni üretime katkısı olmayan devlet memuru yapın,

neye hizmet ettiği belli olmayan finans merkezi projeleri, ki finans piyasalarının çeşitlenmesine türev ürünlere vs.. sıcak bakmıyorum zira kime ne kattıklarını anlamış değilim varsa yoksa spekükasyon.

Teşvikler bile o yatırımın potansiyelini yeterince yükseltmiyorsa; sermayedar parasını riske etmez. kapitalizmde "tembellik" para kazandırmaz. rahatını bozmayanlar rekabete yenilir gider. Türkiyede hiçkimse araba üretmiyorsa; üretmenin büyük maliyetinin, markanın "belki tutar-belki tutmaz" riskinden dolayı büyük olmasından. adam parasını bildigi işe yatırmaya devam ederek %15 sermaye getirisi sağlıyorsa; tamamını kaybetme riski olan bir işe sırf hayrına girmez elbette. araba en büyük endüstriyel pazar ve yıllarca deneme-yanılma gerekiyor. mutlaka bununla başlayacagız diye şart yok.

Doğu Anadoluda uzun süre geçerli vergi muafiyeti vb güzel teşvikler var. terör bitebilirse oradaki büyük olanaklar daha iyi kullanılacak. şimdilik domates fabrikası, çağrı merkezi, hayvan çiftlikleri, taş ocağı gibi garantili alanlar değerlendiriliyor. yatırım var, olmasa %9 büyüyemeyiz. ama doğru alanlara, doğru sektörlere yatırım yapmak için daha bilinçli politika olması da şart. "araba yapın bakayım" demek bunun iyi bir örneği değil. özel sektör elbette devletten daha iyi bilir neyin para kazandırıp neyin aşırı risk alımı olacagını. onlar girebilecekleri işlere de teşvik istiyorlardır zaten. seçecek çok fazla alan mevcut.

JonDowes
03-04-2011, 20:48
Sayın JonDowes,
Sayın Mahfi Eğilmez'in Cari açık ve kurlar hakkındaki yazısını müsadenizle paylaşıyorum. Sayın Eğilmez üstü örtülü kur uyarısında da bulunmuş diye düşünüyorum.. Sizin görüşlerinizi de almamız mümkün müdür?

Eğilmez'in bahsettikleri hepimizin bildiği gerçekler. son 10 yılda döviz kurumuz enflasyon farkları kadar yükselmedi. faizle çekilen yabancı sermaye, kurun yükselmesini engelledi. değerlenen TL iç tüketimi ve ekonominin dolar cinsi değerini arttırdı.

bu tür bir harcama ekonomisi yaratmak en doğru yol değil elbette. ama tercihler de sadece TCMB'nin elinde değil. faizi düşük tutsalar bu sefer de "enflasyona hakim olamadılar" diye eleştirilir. yıllarca en büyük derdimiz enflasyonken; "dolar kurunu fazla düşürdünüz" demek de bence doğru değil. sonuçta bankanın kanunu fiyat istikrarını tek hedef gösteriyor.

ekonominin üretime yönelmesi, daha az dış borç alması gibi "makro" alanların tek sorumlusu var: ekonomiyi yönetenler; hükümetler. maliye politikaları doğru değilse; uzaydan adam da getirseniz merkez bankası tek başına bir şey yapamaz. çünkü elindeki silah sadece 2 işe yarıyor: 1) faizi düşük tutarak enflasyonun yükselmesine göz yummak 2) faizi yüksek tutarak yabancı para akımlarına göz yummak

küresel ekonomiye "biz de varız" imzasını attıgımızdan beridir; "hem kek yapalım hem dondurma alalım, ikisini biz yiyelim, üstüne de para ödemeyelim" diyemiyoruz. para ve maliye politikaları eşzamanlı doğru yönde olacak ki aşırı uçlara gitmeden büyüme elde edebilelim.

aokan1973
03-04-2011, 21:02
'Her sorun fırsat yaratır'
http://www.sabah.com.tr/Ekonomi/2011/03/20/her_sorun_firsat_yaratir

Akbank Yönetim Kurulu Başkanı Suzan Sabancı Dinçer'in görüşleri..
"Türkiye 2010'u çok başarılı geçirdi. Kamu borcunun GSMH'ye oranına, işsizlik ve büyüme oranına baktığınızda çok iyi bir yerde. Ama Türkiye'nin en önemli konusu cari açık. İhracatın artması bizim için önemli. Fakat 2010'da cari açığın GSMH'ye oranı yüzde 6.6 oldu. Ama bunun yüzde 4.4'ü enerji ithalatından geliyor. 2011 yılında cari açık GSMH'nin yüzde 7.4'ü gibi olacak ve bunun 5.4'ü yine enerjiden. Yani Türkiye'nin cari açığındaki önemli meselelerinden biri enerji oldu. Biz hiçbir şey yapmasak bu yıl yüzde 5.5 civarında bir açıkla başlayacağız. Dolayısıyla enerji üretimi ve yenilenebilir enerjiye yatırım çok önemli. "

2011 yılında beklenen GSMH'nin %7.4'üne tekabül eden oran beklenen büyüme gerçekleşmezse daha da artacak bir parametre olarak sizce Türkiye ekonomisi için ciddi bir risk faktörü olarak değerlendirilebilir mi?
Teşekkürler..

JonDowes
03-04-2011, 21:26
2011 yılında beklenen GSMH'nin %7.4'üne tekabül eden oran beklenen büyüme gerçekleşmezse daha da artacak bir parametre olarak sizce Türkiye ekonomisi için ciddi bir risk faktörü olarak değerlendirilebilir mi?


elbette... yüksek cari açığın büyük risk olduğunu yaşayarak öğrendik bundan önce de. sorun kalıcı ve köklü çözüm üretmeden; kurla, faizle değiştirilebilecek bir şey değil.

wednesday
04-04-2011, 19:39
Milli şefim Jondowes,

Şimdi altının kendi topiği var diyeceksin ama orası güniçi trade salonuna döndüğünden mütevellit, rica etsek senin şu orta-uzun vadeli (haftalıktı galiba) XAU/USD grafiğinin updateini geçebilirmisin.

banka anapara korumalı altın fonu kerkmeye çalışıyor inatla, cuma son gün kaçın sakırmayın ! dayatmalarından gına geldi. Aslında portföye bi miktar almak ta istiyorum zira altın altındır !

Fekat vade 381 gün olunca insan 2 kere düşünüyor. (GLDTR alayım diyorum onunla da ilgilenemem diye çekiniyorum. Of Allaam naapsak ? :)

biraz beyin fırtınalatsan çok sevaba girersin.

şu da göz zevki olsun Allah daha iyilerini sizlere versin (amma fakir edebiyatı yaptım ha !)

http://www.youtube.com/watch?v=OtsIBbIPW9A

JonDowes
04-04-2011, 20:20
selamlar. Anapara garantili fonlar, parayı koruma adına çok güzel ürünler. ancak her güzel şeyin de bir fiyatı olduğu aşikar. bu fonlar içerdikleri opsiyonlar nedeniyle; dayanak varlıktaki getirinin sadece bir kısmını yatırımcıya verirler. hem de fona kesinti alırlar tabii. "varsın getirinin %30-%40'ını versin ama anaparam korunsun" diyorsanız... denenebilir.

Altının grafikleri kafalarda 2 direkt fikir oluşturuyor:
1. yıllardır yükselen altın tepelerine çok yakın. buradan bir düşse dibi nerede olur kim bilir?
2. 10 yıldır düzenli yükseliyor. neden şimdi dursun? trende binmeyen dizini dövmez mi?

Makro gerçekler de 2 şey diyor:
1. bol ve ucuz para daha burada. altın niye düşsün rakibi mi var?
2. eninde sonunda QE'ler bitecek. realizasyon erken başlarsa tepede yakalanmaz mıyız?

Vadenize, getiri beklentinize ve risk alma iştahınıza göre altın almayı tercih edebilirsiniz. alımları ve satımları kademeli ve önceden belirlediginiz hedeflere mutlaka uyarak işlem yapmak riski azaltır.

Uzun ve orta vadeli TL grafiklerindeki çizgiler sadece benim fikrimi yansıtıyor, veri almayınız:

http://farm6.static.flickr.com/5105/5589194357_4486b4945b_b.jpg

-

http://farm6.static.flickr.com/5226/5589194525_a38d3b0cc9_b.jpg

-

video için teşekkür. Saliva iyi geldi bayadır dinlememiştim :) 'vette de fazla takla atmadan durabilmiş neyseki.

trusty
04-04-2011, 20:24
Milli şefim Jondowes,u okuyunca, gulmekten, Sevgili Wendesday'in yazisini dogru duzgun okuyamadim.

Zaten kiracam bu gozlukleri, elifi gorsek mertek saniyoruz.

Gozlugu sil, bir daha oku, bi da, neyse,

Tesaduf az once gazetelere goz atiyordum.

Bir gazete ilk sayfadan gecmis, Seyyar Tayyar, zimmetten, " patladi gitti "diye.

Bu defa gulme krizine girdikki evlere senlik.

Gozluk bi tarafa ben bi tarafa.

şartolsun kiracam bu inbe gozlugu...:)

JonDowes
05-04-2011, 07:52
http://i.radikal.com.tr/150x113/2011/04/04/fft16_mf695858.Jpeg

JonDowes
05-04-2011, 13:13
İSTANBUL, 5 Nisan (Reuters) - Bankacılık Düzenleme ve Denetleme Kurumu (BDDK), kesinleşmemiş geçici verilerine göre, Şubat 2011 itibarıyla geçen yılın aynı dönemi ile karşılaştırıldığında Türk bankacılık sektörü ana göstergeleri şu şekilde gerçekleşti:

* Bankacılık net kârı Şubat 2011'de %13.5 azalarak 3.097 milyar lira oldu
* Bankacılık kredileri toplamı Şubat 2011'de %36.1 artışla 552.26 milyar lira oldu
* Bankacılık aktif toplamı Şubat 2011'de %24.6 artışla 1.05 trilyon lira oldu
* Bankacılık brüt takipteki alacakları Şubat 2011'de %10.9 azalışla 19.39 milyar lira oldu
* Bankacılık sektörünün Şubat itibariyle sermaye yeterlilik oranı %18.1 olarak gerçekleşti.

---------------

ANALYSIS-After brief hiatus, emerging markets are back
LONDON, April 5 (Reuters) - The exodus of investors from emerging market equities that began late last year is reversing, in part due to the prospects for higher interest rates in developed economies and partly due to them becoming cheaper.

Moves to date reflect a classic rotation by investors back into a long-term bull play that had become overbought. While still tentative, they may be a precursor for a larger embrace of high-growth emerging markets later in the quarter.

Emerging market equities were among the hottest investor plays for much of 2009 and 2010, with MSCI's benchmark index for the sector rising nearly 150 percent from March 2009 until mid-January this year.

Until recently, however, many investors had switched out of the sector, believing it to be overbought and at a disadvantage to resurgent developed markets, particularly the United States. The index was in the red for most of the first quarter.

This has changed dramatically in the space of a week or so. The index has gained around 10 percent since hitting a post-Japanese earthquake low on March 17. It is now up more than 3.6 percent for the year to date.

Developed market stocks have underperformed, rising about 7 percent since March 17, although they remain the better bet for the year to date, up more than 5 percent.

It is not just market movements that suggest some kind of return is underway. EPFR Global noted that emerging market equity funds it tracked ended the first quarter with their highest weekly inflow, a net $2.6 billion, since the first week of January.

This contrasted with a net 24.5 billion being pulled out in the quarter for a whole. U.S. financial services firm State Street, meanwhile, sees increasing moves towards emerging market equities and currencies in the multi-trillion dollar portfolios it keeps as custodian.

"Flows into certain high-beta currencies -- namely the IDR (Indonesia), KRW (Korea), MXN (Mexico) and ZAR (South Africa) -- have firmed, while the past month has seen cross-border equity flows into EM once again outpace developed markets," it said.

CHANGING LANDSCAPE
Expected rate rises from the European Central Bank starting this week and the likelihood that the U.S. Federal Reserve will not extend ultra-loose monetary policy have contributed to this change.

Part of this year's earlier rotation was based on assumptions that monetary policy designed to boost economies in developed economies would remain advantageous while higher rates designed to cool growth in emerging markets were to be expected.

That advantage has now dissipated. "We saw food price inflation driving emerging monetary policy, while nobody expected the ECB and Fed to move," said Maarten-Jan Bakkum, emerging equity strategist at ING Asset Management.

"Now that has changed completely. Emerging market central banks are probably close to done."
China raised interest rates for the second time this year on Tuesday but economists say it is well into its tightening cycle.

Goldman Sachs, which predicted emerging markets sliding in popularity in the first half of this year before picking up again in the second, suggested that it may be time to switch already, although it prefers developed stocks with emerging exposure.

"After a few months of underperformance, we believe that EM-exposed stocks should start outperforming again. The growth/inflation outlook is improving in EM while developed markets, especially in Europe, are likely to see an acceleration in the pace of tightening," it said in a note.

EARLY DAYS
Monetary policy is not the only driver for emerging markets, of course. Their hiatus from the investment landscape over the first quarter or so has made them cheaper.

I/B/E/S data shows the 12-month forward price to earnings ratio for emerging market stocks at 10.8, compared with 11.6 back in November. Developed market stocks, meanwhile, have stayed at around 12.1, which means a valuation gap has opened up. Some firms have been taking advantage of this as the flow data shows.

Many of the moves to date, however, appear to be investors shifting their recent underweight positions into more neutral exposure. Credit Suisse has done just that and is eyeing the future for emerging market gains to accelerate.
The underlying appeal of fast growing emerging markets -- primarily a shift from West to East -- remains a strategic play even if there is the occasional short-term tactical setback.

Explaining his company's recent swing away from emerging market stocks and then return, Lothar Mentel, chief investment officer of Octopus Investments, said: "We did not think that the overall massive growth story had gone away. It was just a little bit over-stretched."

JonDowes
05-04-2011, 22:34
Uzun süredir tuttuğum sepet (%60 EUR %40 USD) shortumu teknik desteğe dokunması nedeniyle kapattım. 2 haftadır beklediğimiz ve izlediğimiz TL değerlenmesi, gelişmekte olan piyasaların varlıklarına olan "koşu" sayesinde gerçekleşti. henüz bittiğine dair bir işaret yok fakat tekrar shortlamak için %2 yükseliş bekleyeceğim. bu olmadan düşmeye devam edecekse de 1.80 sepet hedefi var gözüküyor.

http://farm6.static.flickr.com/5101/5592747887_38cce18f8d_z.jpg

-

Bir süredir cari açık konuşuyoruz. Cari açığın tek büyük öncüleyicisini bir de grafikte görelim. Brent petrol fiyatı ve aylık cari açık trendimiz (mevsimsellik anlamı flulaştırmasın diye 2 / 6 periyodluk hareketli ortalamalar aldım)

http://farm6.static.flickr.com/5174/5593338380_c0e7b87c7a_b.jpg

alt tarafta kalan grafik ise dolar kurumuz. kriz çıktıgında dogal olarak oluşan "döviz yukarı cari açık aşağı" olgusunu saymazsak; cari açığımızın yönü dolar kurunun yönünü pek de sallamıyor ve trend diyor ki; 150 dolarlık uzun vade petrol ortalaması, cari açığımızı (aylık) 6-7 milyar yapacak. 75-80 milyar dolarlık fonlama ihtiyacını petrodolarlarla (getiri amacıyla ülkeye giren Arap sermayesi) kapatabilir miyiz muamma.

-

Rekor tazeleyen altın madeniyle kapatalım. son 10 yılda ABD hükümetinin borç stoğu (siyah çizgi, sağ eksen, trilyon dolar cinsinden) arttıkça; altının dolar fiyatı onu izliyor. Clinton döneminde oldukça iyi bütçeler nedeniyle düşüş yaşayan altın; 9/11 bahanesiyle bulduğuna savaş ilan eden G.W. Bush sayesinde 30 derecelik bir yükseliş trendi yakaladı. türev varlık ve emlak balonlarının patlaması nedeniyle Obama döneminde iyice yükselen artış hızı; onun döneminde artık yeni reformlar yapılamayacagından sabit giderse... ve sonrasında yeni başkan veya 2. dönem seçilecek Obama sert reformlar getirirse, eski yükseliş trendine döneceği varsayımı ile... fazla uçmadan yapılacak bir altın tahmini 2014 sonu için 1850$ gösteriyor. burada içsel olarak kastedilen: ABD dışardan (temel olarak Orta ve Uzakdogu) bolca borç alıyor; 10 bin mil uçan yeşil paralar kasada durmak yerine çeşitli varlık sınıflarına yatırılıyor. altın bu "USD recycling" döngüsünde önemli bir yere sahip oldugunu; korelasyondaki güzellikle gösteriyor:

http://farm6.static.flickr.com/5150/5592747637_e287cebb14_b.jpg

Altın başlıgında daha kısa vadeli, hafifçe daha yukarı dönmüş bir trende dair beklentilerimi de şöyle yazmıştım (http://www.hisse.net/forum/showthread.php?t=34646&p=5716400#post5716400):


2011 sonu için beklentim $1300-$1600 arası, 2012 sonu için beklentim $1500-$1750 arası.

yazdıklarım herhangi bir asset class için tavsiye olarak alınmamalıdır. olacakları değil; olanları yorumlamayı deniyorum. vadeli beklentilerim sadece kendime bir yol haritası çizme ve fikir teatisi amaçlıdır.

JonDowes
08-04-2011, 10:17
Kur ne oldu? (Tanju Görgülü, Finans Yatırım)

Son aylarda ekonomide ısınma olduğunu sezen ve bu ısınmanın zamansız bir şekilde sıkıntı yaratabileceğini öngören Merkez (ve tabii ki hükümetin bir kanadı) belli önlemler almaya, ekonomiyi dengeli bir biçimde soğutmaya çalışıyor. Benim gibi çoğu kişi de önlemin etkinliğini de gerekliliğini de sorgulama halinde.

Merkez bu işe sıvandığından bu yana, ekonomide rekorlar konuşuluyor. Enflasyon tarihimizdeki en düşük seviyede, cari açık malum, dış ticaret açığı da, büyüme Avrupa rekoru kırdı, konut ruhsatlarında rekor kırılıyor. Bu rekorların göğsümüzü kabartması dışında bir ortak tarafı daha var; hepsi de ısınan ekonominin göstergesi.

Önlemlerin net etkisi kredi hacminde kısılma, tüketimde yavaşlama olacakken bugün önümüzdeki tablo bambaşka. Son haftalarda ülkeye giren 10 milyar dolardan, önlemlerden sonra yükselen tahvil verimlerinden, ve hızla yükselen borsa ile hızla düşen kurdan bahsediyoruz.

Hızla düşen kur önemli; çünkü bütün bu sofistike “çift stoper” stratejilerin amacı cari açık sorunu ile baş edebilmekti. Hesapta kurun en azından sabit tutulabilmesi, ekonomi soğutulurken kurun cilvelerinden arındırılmış bir yöntem bulunması önemliydi.

Ama olmadı. Peki neden?

Birkaç yazı önce munzam artırılınca kurun düşebileceğini, mekanizması ile birlikte yazmıştım. Düşmesine kesin gözü ile baktığımdan değil; amacım bu iki bacaklı sistemin bir bacağının (bu örnekte munzam) abartılması ile mekanizmanın terse işlemesinin olası olduğunu vurgulamaktı.

Kanımca en önemli sorunlardan biri, ekonomimizin geldiği seviyede ciddi bir modelleme sıkıntısı yaşanması. Eski yıllarda en ufak haber ya da gelişme ile “deniz anası” gibi açılıp kapanabilen bir yapı varken, şimdilerde elimizdeki yapının cesametini yeterince kavrayamadığımız bir durum var.

Bir ihtimal ekonominin büyüklüğü ile doğru orantılı olan momentum olgusunun devreye giriyor olması. Momentum önemli. Okuldaki fiziği hatırlayanlar momentumun kütle ile hızın çarpımı olduğunu bilir. Yani kütle büyüdükçe hız sabit kalsa bile karaya vurduğumuzda yaratacağımız hasar daha büyük olacaktır. Frenlemek istediğinizde araba için tasarlanmış mekanizma ile kamyon durdurmaya çalışıyor olabiliriz. Gerek ekonomideki gidişatı değiştirmek için alınan önlemlerin etkisi, gerekse ekonomideki olumlu ya da olumsuz gelişmelerin yön değiştirmesi daha yavaşlamış olabilir.

Diğer ihtimal ekonomide artık yaşamaya alışmaya başlamamız gereken “kaldıraç” olgusu. Tekrarlamakta hiçbir sakınca görmüyorum; Türk tarihinde kredi kullanımı açısından bu kadar yaygın ve derin bir periyod yaşamadık. Bu fiili bir durum; ve biz bu durumun getirdiği değişimi henüz özümseyemedik. Çünkü yatırım ve tüketim kararları kendi paran ile başka, başkasının parası ile başka türlü alınıyor.

Kuşkusuz gerçek yukarıdaki ihtimallerin, başka sebeplerle harmanlanmış halinde gizlidir. Ama bu sonucu değiştirmiyor. Ekonomiye “uyarı” yaptığınızda yavaş tepki almanız, ya da tepkinin beklendiği gibi olmaması bir sorundur. Ya uyarı yanlış, ya da tepki. Sonuç değişmez. Çözüm değişmelidir; o ayrı.

trusty
08-04-2011, 10:46
Milli şefim Jondowes,

Bu yazida bahsedilen momentum iyi bir benzetme.

Minicooper freni ile TIR durmuyor.

Suni ya da gercek yasanan pek cok olumsuzluga ragmen IMKB'nin banamisin dememesinin nedeni de bu.

Hele secimden tek parti iktidari cikarsa, bu momentum, daha buyuk bir dalga haline gelecektir.

Unutulmamasi gereken, kayalari yikan, dalgalarin gucu degil, surekliligidir.

Turkiyemiz, yeni bir doneme giriyor.

Bundan sonra hicbir sey eskisi gibi olmayacak

Bu buyuk gucu durdurmak, frenlemek pek mumkun gorunmuyor.

JonDowes
08-04-2011, 11:00
Evet. Brezilya bunun güzel örneği. Krizden önce bile sermaye girişlerini engellemek için tedbir alıyorlardı. Yabancılara vergiler, sermaye kısıtlamaları vb her tür şeyi denediler. Ama para birimi Real halen hızla değerlenmeye devam ediyor.

Batı kapitalizminde anapara getirisi o kadar düştü ki; gelişmekte olan ülkelerin (en azından bazılarının) kaldıramayacağı kadar fazla para Güney'e ve Doğu'ya akıyor. Meyve yemek sağlığa yararlıdır ama günde 20 elma 30 muz yemek değil :)

akcay
11-04-2011, 07:52
Pimco ABD tahvillerini boşaltmakla kalmamış ekte gördüğünüz üzere artık açığa satmaya başlamış durumda (mbsleri de 34ten 28%e düşürmüş). Hem piyasa değeri hem de durasyon olarak eksi . Enflasyon beklentilerinin arttığı bu günlerde sadece bu hafta CPI ne olur sorusundan ziyade FED'de alımları durdurunca ABD bonolarını kim alacak sorusunu sormamızı gerektirecek bir durum.

http://i52.tinypic.com/29up0uw.jpg

WSJ’nin Pimconun açıklamalarına dayandırdığı habere göre (aşağıda) Pimco en büyük fonu olan Total Return Fonunda ABD tahvil (ve benzer) pozisyonunu sıfırlamış durumda.Bloombergde fonun benchmarkı olarak Barcap Us Agg. Total Return endeksi görülüyor. https://ecommerce.barcap.com/indices/index.dxml adresine girerek söz konusu endeksin Nisan 2010 tarihli son dökümantasyonunda Hazine + Government Related pozsiyonunun ortalama 35-40% civarına denk geldiğini görebilirsiniz (aşağıdaki tablo).Yani Fon Benchmarkından büyük oranda sapma gösteren bir şekilde konumlanmış durumda. FED toplantısı öncesi Pimco radikal bir pozisyon almış görünüyor.Enflasyon beklentilerini yansıtan 10 Yıllık breakevenların (ekte) artık 2007 seviyesine yüksemiş olması Pimconun mantıklı bir pozisyon aldığını düşündürüyor. Ancak yeni bir güvenli liman hareketi veya FED’in Qeyi sürdüreceğine dair bir sinyal işleri Pimco için zorlaştırabilir.

http://i55.tinypic.com/t5r608.jpg

http://i51.tinypic.com/34fyw78.gif

http://online.wsj.com/article/SB10001424052748704132204576190483400009882.html?K EYWORDS=Pimco
Mr. Gross, founder and co-chief investment officer of Newport Beach, Calif.-based Pacific Investment Management Co. has emptied Pimco's Total Return Fund, the world's biggest bond fund, of its U.S. government-related holdings, including Treasury debt, the company disclosed on Wednesday.

JonDowes
11-04-2011, 08:18
Haftasonu BBC'de Ascent of the Money isimli belgesel vardı. Kapitalizmde finansal piyasaların nasıl oluştugunu ve çeşitli savaşları ne şekilde paranın yönlendirdiğini anlatıyordu. örneğin Rotschild'lar önce İngiliz tahvili alarak Fransızlara karşı savaşta silah alınmasını sağlamış. sonra ABD İç Savaşı'nda güneylilerin tahvilini almayarak kuzeyin elinin güçlenmesine neden olmuştu. New Orleans limanının kuzeylilerin eline geçmesi, pamuk gelirine dayalı tahvillerin sonu olmuş ve güneyi yenilgiye mahkum etmişti.

Bill Gross da programda sonlara doğru ekrana geldi. 60'larda Las Vegas'ta kumarbazmış, sonra yeteneklerini finansta denemeye başlamış. 10 yıllıkları 4.25'in üstünde görmeden almayacak muhtemelen :)

PIMCO'nun "ABD batar" diye düşünmediğine eminim şu an tahvil tutmazken. Dünyada pek çok ülke rezervlerini, yani servetlerini dolar olarak tutuyor. bu, kasada yeşil paralar var demek değil; bir şekilde ABD tahvili alıyorlar demek. Çin ve Araplar tahvil satmadan sadece faiz ayarlaması yapılır, yola devam edilir. ABD ne kadar berbat finansal işler yapsa da çok büyük bir reel ekonomi. Gerekirse gösterge sayıları sıfırlanır, yeniden yaratılır.

EKaya
11-04-2011, 09:15
zeitgeist i izleyin :D daha agresif.
2007 den baslayin.

homojen bir bakis acisiyla notr izlemenizi tavsiye derim.

http://www.zeitgeistmovie.com/

Koza621
12-04-2011, 10:40
selamlar hocam, döviz mevduatları munzam karşılıklarının arttırılması, MB politika faiz artışı yapıldığında uygulanırsa, TLnin yükselen faiz ile gereğinden çok değerlenmesi engellenebilir mi? TCMB de ABD den önce faiz artışı bekleniyor.. Sizce Türkiye Cumhuriyet Merkez Bankası faizleri arttırırken, TLnin aşırı değerlenmesini önlemek için döviz karşılık oranlarını da arttırır mı?

JonDowes
12-04-2011, 12:01
merhaba. sorunuza cevabına soruyla gireyim:

şu anda TL faizleri %8 ve DTH faizleri %3 varsayalım... TL faizi 1 yıl sonra %10, DTH faizi %5 olursa... siz paranızı şu ankinden farklı bir türe çevirir misiniz?

genel olarak bu mevduat faizlerini kullananlar yerli yatırımcı ve kurumlar. böyle bir değişiklik döviz-TL dengelerini çok da fark ettirmeyecektir. Türk bankalarındaki mevduatların döviz kısmı geçmişte %35'lerdeyken, son yıllarda %25'e düştü ve orada dalgalanıyor. bu zaman zaman %20 olur veya %30 olur ama çok dışına çıkmıyor. yani hareketlilik sadece %5'lik kısımd oluyor.

bu durumda TCMB'nin etkileyeceği faizlerin yerli para açısından etkisi sınırlı. asıl etki, yabancı para girişinden kaynaklanıyor. yabancılar sadece yüksek TL faizleri için yurda giriyor (DTH yapan mikroskobiktir). TL faizi arttıgında; eğer diğer şartlar da uygunsa TL değerleniyor. bu uygun şartlar: yükselişe geçmeyen enflasyon ve kamu maliyesi. ekonomi hızlı büyüdüğü zaman bu şartlar ve şirketlerin gelecek gelir beklentileri iyileştiğinden dolayı borsa ve tahvile para girişi hızlanıyor.

iyi zamanlarda TCMB'nin bu iyimserliği sadece munzam oranlarıyla etkilemesi imkansız. çünkü zaten Türkiye'de toplam 100 milyar dolar DTH var. bunun zorunlu karşılıgını %3-5 arttırarak TL'nin değerini etkileyemezsiniz; çapı ufak. zorunlu karşılıgı %40 yapsanız ancak o zaman etkilerdi ama bu da bağcıyı öldürmek olur.

TL'nin değerini, yabancıların faiz iştahını engellemek başka araçlarla mümkün... kısa vadeli paraya kesinti ve stopaj gibi (uzun vadeli borçlanma genel olarak teşvik edildiğinden kısıt konmayacaktır). örnek olarak yılbaşından beri TL tahvillere 10 milyar TL'ye yakın yabancı parası girmiş olabilir. bu, 10 milyar dolara kadar bir döviz pozisyonu alınmış olabilir demek. Türkiye'de bunun karşısında duracak kadar büyük yatırımcı yok. yerlilerin ufak alımları ancak seviyelere bakarak etki gösteriyor: 1.50'nin altından dolar alıyoruz; 1.60'ın üstünden satıyoruz. bu yüzden 50-60 arasında "alıcı" olmadıgından düşüş hızlı oluyor. şimdi 1.48'in altına inildikçe yabancıların riski artacak, yerlilerin alım iştahı yükselecek = doların hızlı düşüşü zor hale gelecek.

tam tersi oldugunda ve işler kötüleştiğinde de... pozisyon kapatan yabancılar dolara geçecekler. yerli yatırımcı biriktirdiği dolarları 1.60'tan önce kolay vermeyecek. bu yüzden 48'den 60'a çıkmak da hızlı olabilecek. tabii bu tek yöne giden muntazam bir piyasa hareketinde olacak olay. piyasa dalgaları her zaman bu süreci uzatabilir, yayabilir.

ama döviz ve TL değerinin genel dengeleri bu şekilde çalışıyor. eli güçlü ve bir anda girip çıkabilen yüksek hacimli yabancı yatırımcılar... ufak parçalardan oluşan ve seviyeye göre toplu olarak alım-satım yapan yerli yatırımcılar... bunun yanında düzenli olarak döviz alan bir TCMB var ama onun hareketi uzun vadeli sonuç doğuruyor.

saf
12-04-2011, 18:38
Haftasonu BBC'de Ascent of the Money isimli belgesel vardı. Kapitalizmde finansal piyasaların nasıl oluştugunu ve çeşitli savaşları ne şekilde paranın yönlendirdiğini anlatıyordu. örneğin Rotschild'lar önce İngiliz tahvili alarak Fransızlara karşı savaşta silah alınmasını sağlamış. sonra ABD İç Savaşı'nda güneylilerin tahvilini almayarak kuzeyin elinin güçlenmesine neden olmuştu. New Orleans limanının kuzeylilerin eline geçmesi, pamuk gelirine dayalı tahvillerin sonu olmuş ve güneyi yenilgiye mahkum etmişti.

Bill Gross da programda sonlara doğru ekrana geldi. 60'larda Las Vegas'ta kumarbazmış, sonra yeteneklerini finansta denemeye başlamış. 10 yıllıkları 4.25'in üstünde görmeden almayacak muhtemelen :)

PIMCO'nun "ABD batar" diye düşünmediğine eminim şu an tahvil tutmazken. Dünyada pek çok ülke rezervlerini, yani servetlerini dolar olarak tutuyor. bu, kasada yeşil paralar var demek değil; bir şekilde ABD tahvili alıyorlar demek. Çin ve Araplar tahvil satmadan sadece faiz ayarlaması yapılır, yola devam edilir. ABD ne kadar berbat finansal işler yapsa da çok büyük bir reel ekonomi. Gerekirse gösterge sayıları sıfırlanır, yeniden yaratılır.

Sn JonDowes, paylaşımlarınızı büyü keyf alarak ve çok şey öğrenerek takip ediyorum.
Yanlız sizin de meşhur " batmak için çok büyük" tezini kabullenmeniz, Triche'nin bile kabul ettiği Natalie Portman'ın "siyah kuğu" riskini gözardı ettiğiniz anlamına gelmiyor mu?
Saygılar...

JonDowes
12-04-2011, 20:36
Tam olarak "batamayacak kadar büyük" demek istemedim aslında. "Dolar batar ama ABD bitmez" demek istedim. "Gerekirse gösterge sayılar sıfırlanır, yeniden yaratılır" derken yeni bir para birimi olasılığını düşünmüştüm ilerleyen onyıllarda. örnek olarak dolar %75 devalüe edilip altın, yuan veya SDR gibi bir birime sabitlenebilir ABD borçları akıl almaz boyutlara ulaştıgında. bu aslında "ABD'nin çaktırmadan batması" anlamına gelir. tahvil sahipleri paralarını geri alabilir ama yeni kura göre %75 zararla... şu anda Yunanistan'ın devalüasyon yapmış hali gibi olur. kurtarıcı birileri yerine, varlıklarının şişkinliğini minimuma indirir (ve dolar cinsi varlığa boğulmuş dünyanın reel servetini düşürür).

"Batamayacak kadar büyük" lafı daha çok finansal kurumlar için geçerli oldu. Ben reel anlamda ABD'nin büyük arazi, emtia, insangücü ve teknoloji varlıgı nedeniyle "ülke olarak" batamayacagını düşünüyorum. Tahvilleri ise her finansal kağıt gibi mort olabilir. En uç durumda; dünya ile ticareti kesilir ama her alanda kendine yeter. Petrol ve doğalgaz sıkıntı çıkarır ve Brezilya/Kanada ile yapılacak özel anlaşmalar onu da çözer. Bir Japonya gibi dünyanın en kuytu yerinde değiller; yakınlarında hem gıda hem enerji kaynakları bol.

----

Türk ekonomisinin son yıllardaki finansal gelişimi, arşivde bulunsun:

http://farm6.static.flickr.com/5190/5613523085_ebd8f721cc_b.jpg

-

http://farm6.static.flickr.com/5302/5614103040_4e7f155165_b.jpg

trusty
12-04-2011, 20:44
Tam olarak "batamayacak kadar büyük" demek istemedim aslında. "Dolar batar ama ABD bitmez" demek istedim.


ABD'yi gormeden ve orada bir muddet yasamadan bu buyuklugu idrak edebilmek cok guc.

Sadece mukayese edebilmek adina, Kanada ekonomisinin tumu, ABD ekonomisinin % 3'u kadardir.

Sadece NY'daki polis sayisi Kanada ordusundan fazla.

trusty
12-04-2011, 20:54
Peki bu kadar buyuk bir guc nasil olustu, bu bence dikkate deger bir sorudur.

Tum savaslari okyanus otesi kabul etmesi yaninda, dini inanclari Avrupa originli olmalarina ragmen, farkli bir hristiyanlik anlayisina sahipler.

Katolik ve vatikan'in o kaotik, dedigim dedik, bolucu geleneksel anlayisindan bir sekilde uzak kalmislar ve korunmuslar.

Akil,sagduyu ve fen disinda bir inanci amerikaliya kabul ettirmek zordur.

Bu konuda, cok degerli buldugum, bir kitap okuyorum, size de tavsiye ederim.

Eserin adi Levh-i Mahfuz, yazar Sn.Burak OZDEMIR.

trusty
12-04-2011, 20:58
Peki bu kadar buyuk bir guc nasil olustu, bu bence dikkate deger bir sorudur.

Tum savaslari okyanus otesi kabul etmesi yaninda, dini inanclari Avrupa originli olmalarina ragmen, farkli bir hristiyanlik anlayisina sahipler.

Katolik ve vatikan'in o kaotik, dedigim dedik, bolucu geleneksel anlayisindan bir sekilde uzak kalmislar ve korunmuslar.

Akil,sagduyu ve fen disinda bir inanci amerikaliya kabul ettirmek zordur.

Bu konuda, cok degerli buldugum, bir kitap okuyorum, size de tavsiye ederim.

Eserin adi Levh-i Mahfuz, yazar Sn.Burak OZDEMIR.

Bu eseri, yuksek lisansla ugrasan okuyucuya ozellikle tavsiye ederim, hele doktora calismasina baslayanlarin, bu eseri okumus oldugu tasavvur edilecektir..

trusty
12-04-2011, 21:00
Sohbete katilalim dedik ama biraz monolog gibi oldu..:))

saf
12-04-2011, 21:40
Tam olarak "batamayacak kadar büyük" demek istemedim aslında. "Dolar batar ama ABD bitmez" demek istedim. "Gerekirse gösterge sayılar sıfırlanır, yeniden yaratılır" derken yeni bir para birimi olasılığını düşünmüştüm ilerleyen onyıllarda. örnek olarak dolar %75 devalüe edilip altın, yuan veya SDR gibi bir birime sabitlenebilir ABD borçları akıl almaz boyutlara ulaştıgında. bu aslında "ABD'nin çaktırmadan batması" anlamına gelir. tahvil sahipleri paralarını geri alabilir ama yeni kura göre %75 zararla... şu anda Yunanistan'ın devalüasyon yapmış hali gibi olur. kurtarıcı birileri yerine, varlıklarının şişkinliğini minimuma indirir (ve dolar cinsi varlığa boğulmuş dünyanın reel servetini düşürür).

"Batamayacak kadar büyük" lafı daha çok finansal kurumlar için geçerli oldu. Ben reel anlamda ABD'nin büyük arazi, emtia, insangücü ve teknoloji varlıgı nedeniyle "ülke olarak" batamayacagını düşünüyorum. Tahvilleri ise her finansal kağıt gibi mort olabilir. En uç durumda; dünya ile ticareti kesilir ama her alanda kendine yeter. Petrol ve doğalgaz sıkıntı çıkarır ve Brezilya/Kanada ile yapılacak özel anlaşmalar onu da çözer. Bir Japonya gibi dünyanın en kuytu yerinde değiller; yakınlarında hem gıda hem enerji kaynakları bol.



En masum ve olası senaryo olarak bende bunu düşünüyordum ancak; abd' nin bu borç sarmalından parayı değersizleştirerek çıkış stratejisinde de şöyle bir handikap var.
Batışın kokusu arttıkça muhtemelen m3 ten başlayarak yavaş yavaş bir kaçış olacak, m1 e doğru. Sonrasında diğer sanal enstrümanlar... Ve her buharlaşan enstrüman yerini diğer para çeşitleri doldurmaya çalışacak. Domino taşları misali... Taa ki dolaşımdaki reel dolar kalana kadar.
Bu, yeşil, gerçek, kağıt, dolar da tüm piyasayı fiyatlamaya çalıştığında belli bir süre pariteleri gökyüzüne taşımaz mı? Adına "hiperenflasyonlu stagflasyon" diyebileceğimiz ve dünyadaki tarım hariç herşeyi felç eden bir süreci başlatmaz mı?
Saygılar...

trusty
12-04-2011, 21:47
En masum ve olası senaryo olarak bende bunu düşünüyordum ancak; abd' nin bu borç sarmalından parayı değersizleştirerek çıkış stratejisinde de şöyle bir handikap var. Batışın kokusu arttıkça muhtemelen m3 ten başlayarak yavaş yavaş bir kaçış olacak, m1 e doğru. Sonrasında diğer sanal enstrümanlar... Ve her buharlaşan enstrüman yerini diğer para çeşitleri doldurmaya çalışacak. Domino taşları misali... Taa ki dolaşımdaki reel dolar kalana kadar. Bu dolar da tüm piyasayı fiyatlamaya çalıştığında belli bir süre pariteleri gökyüzüne taşımaz mı? Adına "hiperenflasyonlu stagflasyon" diyebileceğimiz ve dünyadaki tarım hariç herşeyi felç eden bir süreci başlatmaz mı?

Adam Turkiye'ye geldi, genis ciftlikler alin, tarima yatirim yapin dedi, biz adamla dalga gectik, ne diyor bu ya diye..

Aynen katiliyorum..

JonDowes
12-04-2011, 22:13
Akil,sagduyu ve fen disinda bir inanci amerikaliya kabul ettirmek zordur.


ben farklı tarzda katılırım bu görüşe... ABD Batı dünyasının en dindar ülkelerinden biridir. sadece; iç işlerinde kararları dine değil kişisel özgürlüğe dayanarak alır.



Batışın kokusu arttıkça muhtemelen m3 ten başlayarak yavaş yavaş bir kaçış olacak, m1 e doğru. Sonrasında diğer sanal enstrümanlar... Ve her buharlaşan enstrüman yerini diğer para çeşitleri doldurmaya çalışacak. Domino taşları misali... Taa ki dolaşımdaki reel dolar kalana kadar.
Bu, yeşil, gerçek, kağıt, dolar da tüm piyasayı fiyatlamaya çalıştığında belli bir süre pariteleri gökyüzüne taşımaz mı? Adına "hiperenflasyonlu stagflasyon" diyebileceğimiz ve dünyadaki tarım hariç herşeyi felç eden bir süreci başlatmaz mı?


ekonominin teorisinde 2 çeşit piyasa vardır: mal/hizmet piyasası ve para piyasası. IS-LM eğrileriyle simgelenen bu piyasalar hem kendi içinde hem de birbirleriyle dengeye ulaşmaya çabalar. dengesizlikler; iki tarafa da yansır. merkez bankaları para tarafını (faiz, arz) manipüle ederek mal tarafını (fiyatlar) kendi istedikleri yöne çekmeye çalışır. önce para tarafındaki önerinize bakalım:

M3'ün içinde M1 var zaten. birbirinden farklı yerdeki arzlar değil bunlar. FED pratikte olmasa da; teorik olarak isterse bu ikisini eşitleyebilir ( a) tüm bankacılık işlemlerinin nakit olarak takas olmasını emrederek b) nakti ortadan kaldırıp herkesi banka parasına geçirterek).

geniş para arzının tanımı olan M3'ün azalması 2 yolla olur:
1. paranın dolaşım hızı azalır ve türev ürünlerin değeri çakılır.
2. FED, para tabanını düşürür (piyasadaki fazla likiditeyi çeker)

M3'ün azalması demek; enflasyon yaratabilecek para balonun sönmesi demektir. QE2 bitirilip FED'in elindeki tahviller piyasaya geri satılırsa... bunun ufak bir denemesi olur. balonlar yavaşlar ve biraz da söner. ancak para arzı sırf bununla azalmaz. Bernanke'nin doktora tezi bunun (Büyük Buhran) üzerinedir: küçülen bir ekonomide bir de para arzını kısarsanız... ekonomi resmen durur. çünkü hiç kimse kullanacak para bulamaz. herkes borçlarını ödemeye çalışır zira gelecekteki geliri düşeceği için ödemedikçe borcu reel olarak şişer. Bernanke küresel krizde bu korkuyla para musluklarını açtı ve akışı kıssa bile vakum yapıp geri alacağa benzemiyor kendi döneminde.

gelelim denklemin diğer tarafına; mal piyasası. buradaki kısa vadeli şokları saymazsak; yatırım/tasarruf yapılabilecek para arzı sabitken... arz-talebin fiyatlarda yarattığı oynaklık nispeten düşüktür. asıl etkiyi (enflasyonu); paranın hızı ve miktarı yapar. basit örnekle: Türk hükümetleri yıllarca para basarak ve para kullanım hızını maksimuma (gecelik, saatlik) çıkararak (yani M3'ü katlayarak) hiperenflasyon yarattılar. 2001'den sonra sadece para basma durdurulduğu için enflasyon %10'lara indi. denklemi basit:

mal fiyatı = mal miktarı / para miktarı

mal arzındaki yıllık değişim %10-%20 oynayabilirken... para miktarı eski Türkiye ve güncel ABD ekonomilerindeki gibi yıllık %50-%100 arası değişebilir.

sonuç: hiperenflasyonu (temel olarak bütçe açıklarını fonlamak üzere) basılan para hortlatır. FED printerları durduğu an; belli bir vadede fiyat artışları da yavaşlar. tabii bu esnada dolara olan güvenin sıfırlanıp borçları ödeyememe gibi bir risk doğar. bunu da, reel ekonomi üretip satarak; borçlarını ödeyerek azaltmalıdır.

çok uzattım; sorunuza en kestirme cevap: bir para biriminin miktarı ya artar (değeri zayıflar) veya azalır (değeri güçlenir). ilkinin trend oluşturması enflasyonu, ikincisinin ise deflasyonu doğurur. her ikisi de istenen sonuçlar olmadığı için merkez bankaları parasal büyüklükleri ciddiyetle ayarlamalıdır.
ülkenin parası hızla zayıflıyorsa; "gerçek dolar" diye bir şey kalmaz. herkes dolardan, reel varlıklara (emtia ve toprak) kaçar.

JonDowes
15-04-2011, 11:32
Bir süredir köşe yazılarını aktarmayı boşladım. Hatırladıkça devam edeceğim...

Uğur Gürses / Durmuş Yılmaz'a veda (http://www.radikal.com.tr/Default.aspx?aType=RadikalYazar&ArticleID=1046238&Yazar=UĞUR GÜRSES&Date=15.04.2011&CategoryID=101)

Ali Ağaoğlu / Merkez’de kurumsal hafıza devam edecek! (http://haber.gazetevatan.com/haberdetay.asp?Newsid=371182&Categoryid=4&wid=104)

Prof.Dr.Taner Berksoy / Cari abartma (http://www.dunya.com/cari-abartma-prof-dr-taner-berksoy_132_119553_yazar.html?)

Bilgütay Yaşar / Bireysel emeklilik ve hayat sigortası sahiplerini sevindiren Danıştay kararı (http://www.dunya.com/vergi-portali_161_0_yazar.html)

akcay
15-04-2011, 14:26
syn jondowes spk'nın denetlediği kurumlardan eurusd ve gold future işlem yapmasını yasaklaması konusunda ne düşünüyosunuz...konunun detayında vobda eurusd ve gold kontratları varmış ordan yapabilirsiniz diyor...akşam 17,30 da kapanan bir future kontratında gece oluşabilecek zararı nasıl açıklayabilecekler...bana çok saçma bir uygulama gibi geldi...

JonDowes
15-04-2011, 16:00
-Forex şirketlerini denetleyemiyorum
-Küçük yatırımcılar dolandırıcılığa kurban gidiyor
-Kaldıraçlı işlem (=spekülasyon) yapmak isteyenler için takas korumalı VOB mevcut
-VOB'da işlem saatleri henüz 24 saate çıkarılmadı ama ne yapalım, üst maddelerdeki risklerin en doğruya yakın çözümü bu...

Bunlar denetçinin kafasındaki olası düşünceler olabilir. Doğrusu; 24 saat açık bir piyasanın kurulup denetlenmesi elbette.

akcay
15-04-2011, 21:11
burdaki olay biraz farklı forex şirketlerine birşey yapamıyor ve yapamazda sınırlama getirdiği kurumlar kendi denetimi altında olanlar...örnek ben iş yatırımdan yurt dışı future işlemlerimi yapıyorum sen iş yatırımdan eurusd ve gold işlemleri yapamazsın diyor sebebi ise vobda eurusd ve gold kontratlarının olması fakat gold'da bizim vobda olan günlük hacim uluslarası piyasadaki hacime göre bir kontrata denk geliyor...bu kadar sığ akşam kapanan bir piyasada nasıl işlem yapıcan resmen parayı yurtdışına gönder ordaki kurumlardan işlemlerini yap diyor...

JonDowes
15-04-2011, 22:05
Kurumun Türkiye'de olması denetlenebilir oldugu anlamına gelmiyor. "Yurtdışı" dediniz; yurtdışı kontratları gizlice yapan bir aracı kurumu nasıl denetleyebilir ki regülatör. ürünlerin de yurtiçi ürünler olması ve takaslarının yurtiçi ayaklarının olması istenir. VOB büyüyecek ve 5/24 işler hale gelecek... ancak o zaman derinlik gelir. Altın kontratı için kuyumcular arasında spekülatör ruhluların gelip alışması Vob'a lazım. onlar şimdilik kendi aralarında sözlü kumara devam ediyorlar.

akcay
18-04-2011, 09:40
GREECE ASKED EU/IMF AT ECOFIN TO RESTRUCTURE DEBT - GREEK NEWSP
APER, CITING SENIOR IMF SOURCE


Kübler-Ross modeli ölüm korkusu veya çok büyük bir kayıp karşısında kişilerin davranış biçimlerini modellendiren bir çalışmadır. Modelin aşamaları 1-İnkar (kendimi iyi hissediyorum) 2-Öfke (neden ben?buna ne sebep oldu?) 3-Pazarlık (birkaç yıl daha, en azından çocuklarımın mezuniyetin görseyidim) 4-Depresyon (herşey bitti) 5-Kabullenme (sorun diil herşey iyi olacak) şeklindedir. Şimdi aşağıdaki haber üzerinden Yunanistanı inceleyelim:

Aşama- Restructuring is not an issue we’re discussing,” Greek Finance Minister George Papaconstantinou said
Aşama We ourselves were in the last few months the victims of speculators," Mr Papandreou said, after meeting Mr Obama
3. Aşama Greece has asked euro-area partners to consider
rescheduling all of its debt, the Wall Street Journal reported.
4. Aşama The cost of insuring Greek government debt rose to a record 1,155 basis points on April 15.The contracts indicate investors see about a 63 percent chance the nation will default within five years.
5. Aşama- German Deputy Foreign Minister Werner Hoyer told Bloomberg News last week that restructuring “would not be a disaster

+------------------------------------------------------------------------------+

Greece Denies Restructuring Plan as Traders Raise Default Bet
2011-04-17 19:35:47.350 GMT


(See {GMEET <GO>} for more on the IMF meetings.)

By Mark Deen and Rainer Buergin
April 18 (Bloomberg) -- Greece said it has no plans for a
debt restructuring even as German officials openly discuss the
possibility and investors charge a record amount to insure the
country’s obligations.
“Restructuring is not an issue we’re discussing,” Greek
Finance Minister George Papaconstantinou said in an April 16
interview in Washington. “The pain and the cost” of doing so
would be greater than repaying lenders, he told reporters the
same day.
Greece found support from International Monetary Fund
Managing Director Dominique Strauss-Kahn and French Finance
Minister Christine Lagarde after German Finance Minister
Wolfgang Schaeuble was quoted as saying “further measures may
have to be taken” if Greece fails a June audit. German Deputy
Foreign Minister Werner Hoyer told Bloomberg News last week that
restructuring “would not be a disaster.”
Traders are betting on a default. The cost of insuring
Greek government debt rose to a record 1,155 basis points on
April 15, according to CMA prices for credit-default swaps. The
contracts indicate investors see about a 63 percent chance the
nation will default within five years.

‘Rightly Nervous’

Restructuring would “create realized losses across the
global banking system -- but mainly in Europe,” David Zervos,
head of global fixed-income strategy at Jefferies & Co. in New
York, said in a note to clients on April 15. “Markets are
rightly nervous.”
Greece’s aid program was designed on the assumption that
the country would repay debt rather than restructure, and
“nothing has changed,” Strauss-Kahn said as he hosted the
IMF’s semi-annual meetings in the U.S. capital. Lagarde said
April 14 at the same talks that “there is no discussion about
debt restructuring, none whatsoever.”
The yield on 10-year Greek debt rose 55 basis points to
13.83 percent on April 15, widening the spread over German bunds
to a record 1,045 basis points. The euro dropped from a 15-month
high versus the dollar on concern of the first default by a
euro-area country. A basis point is 0.01 percentage point.
“The issue of Greece is not whether there will be debt
restructuring, but when it will be done, and whether it will be
an orderly market-oriented debt exchange or disorderly like in
Argentina,” Nouriel Roubini, the economist who predicted the
global financial crisis, said at a conference in Kazakhstan on
April 15.

Euro Partners

Greece has asked euro-area partners to consider
rescheduling all of its debt, the Wall Street Journal reported
citing people familiar with the matter who weren’t identified. A
finance ministry press officer in Athens, who declined to be
identified citing government policy, denied the report.
Lucas Papademos, an adviser to Greek Prime Minister George
Papandreou and a former vice president of the European Central
Bank, suggested April 9 that extending maturities of debt would
be one option to consider after implementing measures attached
to a 110 billion-euro loan package from the European Union and
IMF.
Asked April 16 about the possibility, Papaconstantinou
declined to comment directly. Rescheduling all debt and pushing
back maturity of European loans is “not the same thing,” he
said in Washington. “The official sector can choose to do so.”

‘No Need’

European Central Bank governing council member Ewald
Nowotny said he sees “no need” for a restructuring by Greece.
Such a step “would be very harmful and not efficient,” he said
in an April 16 interview with Bloomberg News in Washington.
Questions over Greek finances are mounting while the
country steps up efforts to reduce its budget deficit. Greece
last week outlined 26 billion euros in cuts and 50 billion euros
in asset sales.
The Wall Street Journal reported that IMF officials believe
Greece’s debt burden is unsustainable and should be restructured.
William Murray, an IMF spokesman, said yesterday that “there is
absolutely no truth” to the story. Martin Kotthaus, a spokesman
for Schaeuble, said there is “no basis” for a Financial Times
report that German officials are considering a plan to let
holders of Greek bonds swap them for safer securities guaranteed
by euro-member countries.
Greece isn’t the only euro-area country relying on support
from neighboring governments and the IMF. Officials are
preparing a plan to support Portugal, and Ireland has also
received a bailout.





------------------------------------

Şant Manukyan

JonDowes
18-04-2011, 16:02
The great Bernanke-ite burn-out
By Brendan Brown

LONDON -- In the near 100-year history of the Federal Reserve, the central bank has shown one perpetual blind spot.

Top officials from Benjamin Strong onwards have totally failed to recognise the existence of asset price inflation, and to see the avoidance of this as one key aspect of a stable monetary regime.

It seems that the blindness is only getting worse, even though outside the ruling Bernanke-ite triumvirate, two regional Fed presidents (Fisher and Hoenig) are now expressing dissent.

Monetary instability can manifest itself in two ways: it can produce goods and services inflation, and it can produce asset price inflation (or both at the same time). In asset price inflation, monetary disequilibrium fuels irrational exuberance; prices across a range of asset markets rise to levels which cannot be justified by a sober appraisal of the main possible scenarios with realistic probability weights attached.

Asset price inflation imposes big real economic costs. These come partly in the form of misallocation of capital -- far too much investment taking place in sectors driven by hot markets which subsequently become loss-making. The other form of cost is the economic and financial boom-and-bust patterns which are likely to emerge.

But asset inflations, even if left untreated, burn themselves out. Indeed treatment, if it comes late, might make the burn-out more severe than it otherwise would be. The burn-out is what economists describe as "endogenous", without external causes; it is driven by factors such as a fall in profit margins, accumulating bad loans, reawakened risk aversion among lenders, and new supply. That is in contrast to goods and services inflation, which continues and likely gets worse unless corrective monetary action is taken.

In today's world it is best to think of commodity markets in general as asset markets, and the appearance of sky-high prices there as indicative of asset inflation. Across a broad span of commodities, financial investors (with no direct commercial interest) have become big market participants. The producers, and equity investors in those producers, are in effect holding long positions in the commodity asset class.

Behind asset inflation there are always non-monetary factors, a story based on the real economy, but the underlying source of power is monetary disequilibrium.

Examples of real-economy stories include "Chinese demand for oil is growing so fast as to mean X percent of supplies must come from extraordinarily high-cost extraction within five years," and "We have entered a new era in which profit margins for U.S. corporations can rise a lot further from present record levels, since a technological revolution should mean a burst in productivity growth over a decade or more."

Without monetary disequilibrium, the real-economy stories influence asset prices to a limited extent; the markets weigh the stories up with a degree of critical judgement.

Monetary disequilibrium, as generated for example by the Federal Reserve's QE1 and QE2 monetary bombing campaigns, magnifies the power of the real-economy stories many times over by fuelling widespread desperation for yield and anxiety about currency debasement. And in the case of the current situation, there are not one but two sources of monetary disequilibrium: the Fed, and the monetary explosion in China during 2009-10.

The outbreak of Chinese speculative fever set off by the loose policy of the People's Bank of China, plus a related, unsustainable real capital spending boom, have contributed greatly to asset inflation. Chinese investors have been driven by their own domestic monetary disorder into a range of global asset markets (not only commodities but also real estate in London and Toronto, for example).

BIPOLAR MONETARY DISORDER

Many analysts and investors are therefore concerned that the bipolar monetary disorder in the United States and China will end up fuelling an extended period of high inflation around the world.

That gloomy forecast, though, is built on a confusion between asset and goods inflation -- a confusion that stems to a considerable degree from the hybrid nature of commodities. These enter directly or indirectly into the conventional measures of goods and services price inflation. But in principle, commodity prices should be regarded as asset prices. The present spike of inflation across the world is for the most part related to asset prices, not goods and services.

Of course no-one knows for sure the extent of asset price inflation. There are some commodity bulls out there who swear that there is not even a whiff of a bubble. You just have to listen a few hours of financial cable television to realise there is a whole host of analysts telling their clients that the equity market can only go up from today's "bargain levels".

The likelihood, though, is that the combination of the world's largest central bank trying to breathe in inflation via massive monetary base expansion, and the second largest central bank only gently pulling back from an historic episode of monetary explosion, has caused an epic rise in speculative temperatures.

The irony is that these temperatures will fall back without Professor Bernanke having to realise his mistakes and without President Obama suddenly turning on his man at the Fed and replacing him, in the mode of President Carter bringing in Paul Volcker. Endogenous factors will act to cool the boom, perhaps within months, perhaps within a year or two.

A significant economic slowdown in China and a sudden attempt of speculators to realise their profits are at the top of the list of possible factors. When temperatures do fall, equity and high-risk credit markets will become an engine of global economic slowdown, especially for countries such as Germany, which have thrived on the boom in China and the commodity-exporting countries.

A historical parallel does exist for the looming burn-out of asset price inflation, subject to the usual warnings about the perils of entering the laboratory of history.

In 1935-6, the Fed was running a version of QE with rates pinned down at zero, the monetary base exploding because of gold inflows, and the dollar devalued deliberately by the Roosevelt Administration. In 1936 and early 1937 the commodity and equity markets displayed symptoms of speculative fever which alarmed many observers. In the winter of 1936-7 the Fed raised reserve requirements, and by the spring of 1937 the equity and commodity markets were crashing as the U.S. economy entered the Roosevelt recession -- a slump that was on several metrics more harsh than the 1929-30 recession.

The lesson which Milton Friedman, and a later generation of monetary economists including Ben Bernanke, took away from 1936-7 was that the Fed should not have raised reserve requirements, and that by implication everything would have been fine otherwise.

The lesson suggested by the analysis here, however, is that the Fed should have acted much earlier to head off asset price inflation. By waiting until the winter of 1936-37, the Fed may have moved only when endogenous factors were already starting to produce a natural burn-out of speculative temperatures. This made the ensuing economic downturn worse.

The message to the Fed's monetary policymakers in the present is obvious: Most probably you have already condemned the United States and much of the rest of the world to an asset burn-out recession starting in 2012 or 2013. Just don't make it worse, please!

epikur
18-04-2011, 18:14
Dostum, bu günkü haber ile Amerikanin Triple-A notu, sallantida.
Risk: Tahvillerinin ileriki günlerde ciddi satis yemesi ve böylece tahvil faizlerinin yükselise gecmesi.
Sonuc: Faiz yükü artmaya devam edecek ve eninde sonunda güven krizi kapida belirecegi icin, Amerikanin Volckervari bir programla düsüse karsi cikma mecburiyeti. Bernanke politikasinin ve dünyadaki bol paranin...sonu.

Borsa paniklemesinin ciddi nedenleri var bence. Cünkü ciddi bir paradigma degisikligi kapida gibi?

saf
18-04-2011, 18:33
The message to the Fed's monetary policymakers in the present is obvious: Most probably you have already condemned the United States and much of the rest of the world to an asset burn-out recession starting in 2012 or 2013. Just don't make it worse, please!

Benim iyimser senaryom da böyle....
Yavaş yavaş resesyon ile halledilmesi....
*
Ama bir de kötü senaryo var ki......
Bir büyük haberle hiper enflasyonun tetiklenmesi gibi...
Ülkeleri batırır, insanları gökdelenlerden atlatır....

JonDowes
18-04-2011, 21:33
Dostum, bu günkü haber ile Amerikanin Triple-A notu, sallantida.
Risk: Tahvillerinin ileriki günlerde ciddi satis yemesi ve böylece tahvil faizlerinin yükselise gecmesi.
Sonuc: Faiz yükü artmaya devam edecek ve eninde sonunda güven krizi kapida belirecegi icin, Amerikanin Volckervari bir programla düsüse karsi cikma mecburiyeti. Bernanke politikasinin ve dünyadaki bol paranin...sonu.

Borsa paniklemesinin ciddi nedenleri var bence. Cünkü ciddi bir paradigma degisikligi kapida gibi?

2008'den beri olan değişimin devamı... hareketliliğe devam ancak kaçacak çok fazla delik de yok. dolarla ya araba alabilirsiniz, ya yabancı ülke varlığı ya da amerikan tahvili :)


Benim iyimser senaryom da böyle....
Yavaş yavaş resesyon ile halledilmesi....
*
Ama bir de kötü senaryo var ki......
Bir büyük haberle hiper enflasyonun tetiklenmesi gibi...
Ülkeleri batırır, insanları gökdelenlerden atlatır....

Varlık enflasyonu başladı zaten yazının belirttiği gibi. İşsizlik nedeniyle mal enflasyonu ise zor. insanlar kazanamadıkları bir parayı harcayamazlar ve şirketlerin daha yüksek fiyatı bırakın aynı fiyata satacak bir talep bulması bile zor olur. Emtia fiyatlarındaki artıştan kaçamayan çapraz-korelasyonlu ürünlerde enflasyon mutlaka olacak ama genel anlamda hiperenflasyondan çok stagflasyon beklenmeye devam ediliyor. tabii FED'in bir noktada ECB-vari şekilde para basmayı durdurması şartıyla.

JonDowes
19-04-2011, 11:02
Başçı görevi devralırken, plan, misyon ve planlarda Yılmaz'ın çizgisini sürdüreceğine vurgu yaptı

ANKARA, 19 Nisan (Reuters) - TCMB Eski Başkanı Durmuş Yılmaz'dan başkanlık görevini bugün devralan Erdem Başçı, Yılmaz'ın hazırladığı banka stratejik planı, vizyonu ve misyonunun yeni yönetimin de plan, vizyon ve misyonu olduğunu belirterek Yılmaz'ın çizgisinde devam edileceğini vurguladı.

TCMB Başkanlığı'nın devri sebebiyle bugün düzenlenen basın toplantısında konuşan Başçı, TCMB'nin 2011-2015 dönemi Stratejik Planı'nda yer alan Yılmaz'ın mesajından alıntı yaparak, "Planınız planımız... vizyonunuz vizyonumuz... misyonunuz misyonumuzdur" diye konuştu.

TCMB 2011-2015 Stratejik Plan'da, TCMB'nin vizyonu, "Bağımsızlığı, güçlü örgüt yapısı, nitelikli kadrosu, teknolojik üstünlüğü ve etkili sonuçlar alma özelliği ile TCMB'nin dünyanın önde gelen merkez bankaları arasında yer almasını temin etmek" olarak yer alırken, misyonu ise şu şekilde tanımlanıyor:

"Para, kredi ve sermaye piyasaları başta olmak üzere ekonomideki tüm sektörlerin sağlıklı bir biçimde işlemesi amacıyla fiyat istikrarını temin edecek, finansal istikrarın sağlanmasına katkı yapacak politikaları oluşturmak ve uygulamak, döviz ve altın rezervlerini yönetmek, ülkenin banknot ihtiyacını karşılamak, dolaşımdaki banknotun sağlıklı ve güvenilir olmasında sürekliliği temin etmek, ödeme sistemlerini kurmak ve işletmek; uluslararası ilişkileri geliştirerek bölgesel ve küresel ölçekte etkililiği artırmak; hesap verme sorumluluğu taşıyan şeffaf bir kurum olarak yönetişim ilkeleri çerçevesinde çalışanlarına, paydaşlarına ve topluma değer katmak."

TCMB'nin uygulamakta olduğu düşük politika faizi, geniş faiz aralığı ve yüksek zorunlu karşılıklarından oluşan para politikası karışımının mimarlarından olan Başçı'nın TCMB başkanı olarak atanması piyasalar tarafından sürpriz olmayan bir gelişme olarak değerlendirildi. Analistler, Başçı'nın para politikasında kısa vadede önemli bir değişikliğe gitmesini beklemiyorlar.

Başçı, "Başkanlık döneminde Yılmaz'dan, TCMB başkanlarının aynı zamanda mütevazi olabileceğini, mutlaka ortak akla önem vermesi gerektiğini ve son derece kararlı olması gerektiğini öğrendim. Ve bir insanda bu üç özelliğin bir arada bulunabileceğini öğrenmiş oldum" diye konuştu.

Yılmaz da yaptığı konuşmada vermek istediği mesajın TCMB'nin kurumsal kimliğinin devamı ile ilgili olduğunu belirtti ve "Görevi devralırken, 'Bizden öncekiler bir kurum inşa ettiler biz de elimizden geldiği kadar bu duvara bir taş koyacağız' dedik. Bizden sonra gelenler de kurumun güçlenmesine katkıda bulunacaklar. Benim vurgulamak istediğim husus kurumsal kimliğin güçlenerek devam etmesi. İlerleme olması için mutlaka bir sonra gelenin daha iyi olması gerekir. Ben daha iyisini yapacaklarından eminim" dedi.

saf
19-04-2011, 15:32
Varlık enflasyonu başladı zaten yazının belirttiği gibi. İşsizlik nedeniyle mal enflasyonu ise zor. insanlar kazanamadıkları bir parayı harcayamazlar ve şirketlerin daha yüksek fiyatı bırakın aynı fiyata satacak bir talep bulması bile zor olur. Emtia fiyatlarındaki artıştan kaçamayan çapraz-korelasyonlu ürünlerde enflasyon mutlaka olacak ama genel anlamda hiperenflasyondan çok stagflasyon beklenmeye devam ediliyor. tabii FED'in bir noktada ECB-vari şekilde para basmayı durdurması şartıyla.
Ciddi montanlı bir dijital para buharlaşması olursa....
Mesela LGE kaldıraçlı işlemlerdeki miktarı fiziksel olarak karşılayamayıp batarsa.....
Devlet tahvillerini yerlerde süründürecek, cds leri uçuracak bir domino etkisi başlarsa..
Stagflasyondan önce hiper enflasyonu görmez miyiz..?

ozbek1
19-04-2011, 15:36
Ciddi montanlı bir dijital para buharlaşması olursa....
Mesela LGE kaldıraçlı işlemlerdeki miktarı fiziksel olarak karşılayamayıp batarsa.....
Devlet tahvillerini yerlerde süründürecek, cds leri uçuracak bir domino etkisi başlarsa..
Stagflasyondan önce hiper enflasyonu görmez miyiz..?

goruruz ama TR de değil
zaten tum dunyada enflasyon yokken bizde hiper vardı
şimdi tum dunyada hiper olunca bizde normal olur
yoksa bu kadan dayireyi GYO lar bankalar Ağatorunları kime satabilir?
hemde ıssız otoban kenarlarında inek otlayan yerlerde 1 binada 50 daire var daire başı 180 kağıt
ohhh suyundan da koy

JonDowes
19-04-2011, 20:37
Ciddi montanlı bir dijital para buharlaşması olursa....
Mesela LGE kaldıraçlı işlemlerdeki miktarı fiziksel olarak karşılayamayıp batarsa.....
Devlet tahvillerini yerlerde süründürecek, cds leri uçuracak bir domino etkisi başlarsa..
Stagflasyondan önce hiper enflasyonu görmez miyiz..?

soruyu hangi ülke için sordugunuza bağlı. böyle bir durumda borçlanma paralarına (USD, JPY, CHF) büyük bir kaçış olur. bu devletler deflasyon yaşar, gelişmekte olan ülkeler döviz kaynaklı enflasyon yaşar.

hiperenflasyon (yıllık en az %70-80 enflasyon), para arzı düzenli olarak para basılarak %30-%40 arttırılan ülkelerde olur. petrol 150'den 200'e çıktı diye olmaz. para basılmıyorsa; hiperenflasyon da olmaz. enflasyonun 1-2 yıl %25-30'lara çıkması hiperenflasyon olarak tanımlanamaz.

saf
19-04-2011, 21:36
soruyu hangi ülke için sordugunuza bağlı. böyle bir durumda borçlanma paralarına (USD, JPY, CHF) büyük bir kaçış olur. bu devletler deflasyon yaşar, gelişmekte olan ülkeler döviz kaynaklı enflasyon yaşar.

hiperenflasyon (yıllık en az %70-80 enflasyon), para arzı düzenli olarak para basılarak %30-%40 arttırılan ülkelerde olur. petrol 150'den 200'e çıktı diye olmaz. para basılmıyorsa; hiperenflasyon da olmaz. enflasyonun 1-2 yıl %25-30'lara çıkması hiperenflasyon olarak tanımlanamaz.
Teşekkür ederim.

oguzozi
20-04-2011, 13:20
euro/dolar paritesi 145 i kırdı. dolar/tl 1500 altına kısa sürede sarkacak gibi görünüyor..

JonDowes
21-04-2011, 16:34
TCMB politikaya bağlılık mesajı verdi, seçim öncesi enflasyon riski oluşmadan faiz artırımı yapılmaz

İSTANBUL, 21 Nisan (Reuters) - Merkez Bankası Para Politikası Kurulu (PPK) Nisan ayı toplantısında politika faizi ve gecelik borçlanma ile borç verme faizlerini sabit bırakarak, kısa vadeli yabancı para ve TL zorunlu karşılık oranlarında sınırlı artırıma giderken, ekonomistler, alınan kararların mevcut para politikasına bağlılığın ve aynı politikanın bundan sonra da devam edeceğinin bir göstergesi olduğu görüşünde.

TCMB'nin gelecek hafta açıklanacak olan Enflasyon Raporu'nda beklentilerde fazla değişikliğe gitmesini beklemeyen ekonomistler, enflasyon beklentileri ciddi ölçüde baskı altına girmeden seçim öncesi faiz artırımlarının söz konusu olmadığını belirtiyor.

TCMB, vadesiz ve 1 yıla kadar vadeli DTH'ler ile diğer döviz yükümlülüklere uygulanan zorunlu karşılık oranını 100 baz puan; 3 yıla kadar vadeli diğer döviz yükümlülüklerde 50 baz puan, vadesiz ve 1 aya kadar (1 ay dahil) vadeli TL cinsi mevduatlarda ise 100 baz puan artırdı.

TCMB tarafından yapılan açıklamaya göre 29 Nisan tarihli yükümlülük cetvelinden itibaren geçerli olacak düzenleme ile yeni oranlar üzerinden hesaplanan zorunlu karşılıklar 13 Mayıs itibarıyla tesis edilmeye başlanacak ve piyasadan yaklaşık 1.4 milyar dolar ve 1.5 milyar TL likidite çekilmiş olacak.

Açıklamada, TCMB'nin Kasım ayından bu yana aldığı tedbirlerin, yılın ikinci çeyreğinden itibaren krediler ve iç talep üzerinde etkilerinin belirginleşmesinin beklendiği, bununla birlikte iç ve dış talebi dengeleyerek makro finansal riskleri azaltmak için kısa vadeli yabancı para ve Türk lirası zorunlu karşılık oranlarının sınırlı oranda artırılmasının faydalı olacağı değerlendirmesinde bulunuldu.

TCMB'nin kredi büyümesinde yavaşlama olmaması ve enflasyon beklentilerinin bozulması halinde daha fazla zorunlu karşılık artırımlarına hazır olduğunu söyleyen JP Morgan Ekonomisti Yarkın Cebeci, "Limitli zorunlu karşılık artışı yapılabilecek olmasına karşın enflasyon beklentileri, TCMB'nin kredibilitesi ve TL ciddi baskı altına girmediği sürece seçim öncesi faiz artırımları imkansız. Önümüzdeki aylarda enflasyonun yüzde 7'yi aşmasını ve TCMB'nin faiz artırımlarına başlamasına bekliyoruz. Bununla birlikte - TCMB'nin beklediği üzere- enflasyon hedefin sadece hafif üzerinde kalırsa, artırımlar gecikebilir" dedi.

GÖSTERGE FAİZ KADEMELİ OLARAK SON 2 AYIN EN DÜŞÜĞÜNE GERİLEDİ

PPK kararı ardından Reuters Matching sisteminde dolar/TL 1.5170'ten 1.5221'e kadar yükselmesinin ardından 1.5150'lere gerilerken, gösterge tahvilin bileşik faizi yüzde 8.57'den yüzde 8.61'e yükseldikten sonra kademeli olarak son iki ayın en düşüğü olan yüzde 8.31'e kadar geriledi.

Bankacılar zorunlu karşılıklardaki artışların ardından faiz artırım beklentilerinin daha da ötelenmesi nedeniyle bonoya yabancı alımı geldiğini belirtiyor.

TCMB, yabancı para zorunlu karşılık oranları vadesiz ile ihbarlı DTH ve yabancı para özel cari hesaplarında, 1 aya kadar vadeli, 3 aya kadar vadeli, 6 aya kadar vadeli ve 1 yıla kadar vadeli DTH/yabancı para katılma hesaplarında yüzde 12, 1 yıl ve daha uzun vadeli DTH/yabancı para katılma hesapları ile birikimli DTH/yabancı para katılma hesaplarında yüzde 11, 1 yıla kadar vadeli (1 yıl dâhil) diğer yükümlülüklerde yüzde 12, 3 yıla kadar vadeli (3 yıl dâhil) diğer yükümlülüklerde yüzde 11.5, 3 yıldan uzun vadeli diğer yükümlülüklerde yüzde 11 olarak belirlendi.

Öte yandan, TL zorunlu karşılık oranları vadesiz, ihbarlı mevduatlar ve özel cari hesaplar için yüzde 15'ten yüzde 16'ya, 1 aya kadar vadeli mevduatlar/katılma hesapları (1 ay dâhil) için yüzde 15'ten yüzde 16'ya yükseltilirken, bunların dışında kalan diğer yükümlülükler için sabit tutuldu.

Vakıfbank Ekonomik araştırmalar veri sonrası yayımladığı notta, TL zorunlu karşılıklarda daha önceki toplantılara göre daha sınırlı bir artırıma gidilmesinin TCMB'nin bundan sonraki dönemde "bekle-gör" politikasına geçebileceği sinyali olarak algılandığını belirterek, şöyle dedi:

"TCMB'nin politika faiz oranında Temmuz ayında artırıma başlamasını ve politika faiz oranını toplamda 100 baz puan artırarak 2011 yıl sonunda yüzde 7.25 seviyesine çekmesini bekliyoruz. Ancak bu beklentimiz üzerinde bir takım riskler önemli görünmekte. Özellikle son dönemde TL'nin değer kazanması ve petrol fiyatlarında yaşanan yukarı yönlü hareketin hafiflemesi ile enflasyonist baskıların beklendiği kadar yüksek olmayabileceği değerlendirildiğinde, TCMB'nin politika faiz oranında beklenenden daha az artırıma gitmesi ya da artırımı ötelemesi mümkün olabilir."

İKİNCİL ETKİLER YAKINDAN İZLENECEK

TCMB tarafından yapılan açıklamada, petrol fiyatlarındaki artışların gecikmeli yansımaları ve baz etkileri nedeniyle enflasyonun kısa vadede yukarı yönlü bir eğilim sergileyeceği, yıl boyunca hedef etrafında dalgalandıktan sonra yılı yüzde 5.5 olan hedefin bir miktar üzerinde tamamlayacağı tahmin edilerek, "Merkez Bankası petrol ve diğer emtia fiyatlarındaki artışların birincil etkilerine tepki vermeyecektir. Ancak, ikincil etkiler yakından izlenecek ve fiyatlama davranışlarında bozulma olmasına izin verilmeyecektir" denildi ve şöyle devam edildi:

"Bu değerlendirmeler doğrultusunda Kurul, fiyat istikrarına ve finansal istikrara ilişkin risklerin azaltılması açısından; düşük düzeyde politika faizi, geniş faiz koridoru ve yüksek zorunlu karşılık oranlarından oluşan politika bileşiminin sıkılaştırıcı yöndeki etkilerinin yakından izlenmeye devam edilmesinin ve gerekli görüldüğü takdirde aynı doğrultuda ilave tedbirler alınmasının uygun olacağını belirtmiştir."

Açıklamada, açıklanan verilerin iktisadi faaliyetin 2010 yılının son çeyreğindeki güçlü artıştan sonra daha ılımlı bir büyüme eğilimine girdiğine işaret ettiği, bununla birlikte iç talep gücünü korumakta, dış talebin ise göreli olarak daha zayıf seyrettiği belirtilerek, istihdam koşullarındaki iyileşmenin sürdüğü ancak işsizlik oranlarının halen kriz öncesi seviyelerin üzerinde bulunduğu kaydedildi.

Koza621
21-04-2011, 22:10
jon hocam selamlar. 1.50 altında dolar toplanır mı ne dersiniz? cari açığın bu derecede olduğu bir durumda TL'nin çok da fazla değerlenebilmesi mümkün görünmüyor gibime geliyor.. hoş gerçi faiz artışı da var önümüzde ama.. kriz öncesi seviyeler olan 1.20leri görme ihtimali var mıdır makro açıdan etkiler göz önüne alındığında?

JonDowes
21-04-2011, 23:05
Cari açık şimdilik büyük sorun değil. Dövizin düşmesine kısa vadede makro etmenler değil TCMB engel olacaktır bence. Şu anda dolar tüm dünyaya karşı güç kaybettiği için sadece dolar kuruna bakmak yeterli olmayacaktır. Sepet bazında da düşüş yaşandı ama şimdilik duruldu. Yaza doğru yabancı girişleri güçlenirse rezervleri arttırarak döviz düşüşü durdurulmak istenecektir. Gelişmekte olan ülkelerin hepsinde bu durum var; hiçkimse net bir çare bulabilmiş değil. FED tahvil alım programını durduruncaya ve aldıklarını geri satmaya başlayıncaya kadar bu yönde hareketlerin devamını görebiliriz.

Şahsen 1.45'in altında kalıcı bir dolar kuru beklemiyorum.

chucky68
21-04-2011, 23:36
Cari açık şimdilik büyük sorun değil. Dövizin düşmesine kısa vadede makro etmenler değil TCMB engel olacaktır bence. Şu anda dolar tüm dünyaya karşı güç kaybettiği için sadece dolar kuruna bakmak yeterli olmayacaktır. Sepet bazında da düşüş yaşandı ama şimdilik duruldu. Yaza doğru yabancı girişleri güçlenirse rezervleri arttırarak döviz düşüşü durdurulmak istenecektir. Gelişmekte olan ülkelerin hepsinde bu durum var; hiçkimse net bir çare bulabilmiş değil. FED tahvil alım programını durduruncaya ve aldıklarını geri satmaya başlayıncaya kadar bu yönde hareketlerin devamını görebiliriz.

Şahsen 1.45'in altında kalıcı bir dolar kuru beklemiyorum.

büyüksün jon hoca...:).....ama keşke kur yıl sonuna doğru 1450 usd olsa....

C H U C K Y

Koza621
21-04-2011, 23:48
anlaşıldı hocam saolun.. bu arada yaklaşık 1 hafta önce sormuştum size sanırım; döviz karşılıklarında artış olursa.... diye, siz doları fazla etkilemez demiştiniz nedenlerini sıralayıp. Bugünkü MB kararından sonra haklılığınız kanıtlandı, onun için de teşekkür ederim. iyi akşamlar.

excali
22-04-2011, 09:00
Sevgili Jon,

Gösterge Faizin, dün TCMB kararının ardından düşmesi hakkında görüşlerini paylaşabilir misin? :notr:

JonDowes
22-04-2011, 09:41
büyüksün jon hoca...:).....ama keşke kur yıl sonuna doğru 1450 usd olsa....


Araba alacaksın heralde :) çok düşerse, yükseltici tedbirler de gelir.


anlaşıldı hocam saolun.. bu arada yaklaşık 1 hafta önce sormuştum size sanırım; döviz karşılıklarında artış olursa.... diye, siz doları fazla etkilemez demiştiniz nedenlerini sıralayıp. Bugünkü MB kararından sonra haklılığınız kanıtlandı, onun için de teşekkür ederim. iyi akşamlar.

rica ederim


Sevgili Jon,

Gösterge Faizin, dün TCMB kararının ardından düşmesi hakkında görüşlerini paylaşabilir misin? :notr:

Piyasa tekrar anladı ki yeni MB başkanı da "benden faiz maiz istemeyin; sıkılaştırmayı miktarsal yapmaya devam edeceğim" diyor. Zorunlu karşılıktan etkilenen lokal bankalar yabancılara yüklü bono satmışlardı geçtiğimiz haftalarda. buna rağmen faiz fazla yükselmedi. şimdi "faizler beklentilerden uzun düşük kalacak" farkındalığı oluşunca da yeni göstergeye talep geldi... bankaları etkileyen enflasyon %4... repo faizi %6.25... önümüzdeki 12-24 ayın beklentileri çok yukarlarda değil... bunları birleştirince "bono alınır" dediler ve aşağı sürdüler.

gösterge tahvilin %8.00'in altına inmekte zorlanacağını düşünüyorum. bu yıl 8-9 arasında dalgalara devam.

trusty
22-04-2011, 09:47
....buna rağmen faiz fazla yükselmedi. şimdi "faizler beklentilerden uzun düşük kalacak" farkındalığı oluşunca da yeni göstergeye talep geldi...


Buyuksun Sefim..:)

Bence bu yuzden, ne altin'in yukselisi ne de petrol fiyatlarindaki artis IMKB'yi durduramiyor..

JonDowes
23-04-2011, 23:45
Geçmişteki farklı dönemlerden seçtiğim birkaç gazete küpürü...

http://farm6.static.flickr.com/5302/5647077811_5771540c64_z.jpg
-
-
-
-

http://farm6.static.flickr.com/5264/5647078079_e8a509a102.jpg
-
-
-
-

http://farm6.static.flickr.com/5307/5647642558_b813599ed8.jpg
-
-
-
-

http://farm6.static.flickr.com/5025/5647642698_1b42de236d_b.jpg

skinnypuppy
24-04-2011, 01:23
Tam olarak "batamayacak kadar büyük" demek istemedim aslında. "Dolar batar ama ABD bitmez" demek istedim. "Gerekirse gösterge sayılar sıfırlanır, yeniden yaratılır" derken yeni bir para birimi olasılığını düşünmüştüm ilerleyen onyıllarda. örnek olarak dolar %75 devalüe edilip altın, yuan veya SDR gibi bir birime sabitlenebilir

bunlar cok kansiz olacak isler degil bence.. sadece yunanistanin batmasi bile bircok bankayi devirebilecekken boyle bir sey oldugunda dunyada saglam herhangi bir finansal kurulus kalmaz. kagit para sistemi coker. milyonlarca insan issiz kalir. tedarik zincirleri durur. sehirlere ekmek bile gelmez..

ha ama hayatta kalanlar icin oldukca hayirli olur.. borcla yaratilan ve dunyanin kanini emen asalak kagit para sistemi yerine gelebilecek trilyon tane daha saglikli alternatiften biri gelir.. sonra herkes mutlu mesut yasar, kimsenin borc vermek icin savas cikarmasina gerek kalmaz..

trusty
24-04-2011, 05:46
bunlar cok kansiz olacak isler degil bence.. sadece yunanistanin batmasi bile bircok bankayi devirebilecekken boyle bir sey oldugunda dunyada saglam herhangi bir finansal kurulus kalmaz. kagit para sistemi coker. milyonlarca insan issiz kalir. tedarik zincirleri durur. sehirlere ekmek bile gelmez..

ha ama hayatta kalanlar icin oldukca hayirli olur.. borcla yaratilan ve dunyanin kanini emen asalak kagit para sistemi yerine gelebilecek trilyon tane daha saglikli alternatiften biri gelir.. sonra herkes mutlu mesut yasar, kimsenin borc vermek icin savas cikarmasina gerek kalmaz..

Guzel bir yorum olmus..

Gecenlerde, Marc FABER'in benzer bir yorumu olmustu,

CNBC-e’nin 10. kuruluş yılı etkinlikleri kapsamında düzenlenen ”Geleceği Görmek: Ekonomide 1000 günde neler olacak?” konulu konferansa, video konferans bağlantısı ile katılan Yatırım Uzmanı Marc Faber, bir gün Amerikan ekonomisinin iflas edeceğine inandığını ifade ederek, ”Ama iflas etmeden önce de para basıyorlar” demis,

“Emlak, arsa alın. Hatta Türkiye’den çiftlik alın” tavsiyesinde bulunmustu.

http://www.patronturk.com/marc-faber-turkiyeden-ciftlik-alin

Bu haber ajanslara dusunce, Bloomberg ve CNBC'de, bizim yorumcular " Ne diyor bu adam ya..!" gibi cok ciddi (!) kritiklerde bulunmuslardi.

Bu konu 2013 yili basindan itibaren, dunya'nin gundemi olacak gibi gorunuyor.

JonDowes
26-04-2011, 14:16
- kayda değer bir haber olmamasına rağmen TL'nin sepet bazında gücü 2 haftadır tıngır mıngır düşüyor. döviz shortlamak için henüz erken; kredi büyüme hızlarını ve TCMB tepkilerini 3-5 hafta daha izlemeye devam. longçulara bir şey diyemem; benim elim gitmiyor.

- yabancıların yüksek tahvil iştahı faizleri aşağıda tutmaya devam ediyor. düşük TL likiditesi nedeniyle onlardan gelecek hacimsiz satışların faizi hızlı yükseltme olasılığı var (40-60 bps).

- dikkatlice izlenen emtia pozisyonundai Brent, yerini tekrar gümüşe bıraktı. her roket bir gün yerçekimine yenik düşebilir.

- geçen aylarda bahsettiğimiz sanayi vs banka hisselerindeki ayrışma yavaşladı ve yataya girdi. bu yıl birbirlerine paralel gitmeleri beklenebilir. banka hisselerindeki maliyet baskılarının bu yıl seçime rağmen ralli yaptırması kolay olmayacaktır.

- Mahfi Eğilmez bugünkü yazısında altın yatırımının çeşitli tiplerine değinmiş fakat bazı araçlar (fon vb) dolar kurundan bağımsız fiyatlanıyormuş gibi bir anlam çıkmış. kendisiyle yaptığımız kısa bir mail'laşma sonucu bu ima'nın hatalı oldugunu; her tür altın fiyatının mutlaka dolar kurunu da hesaba katarak bulunduğunu teyit ettik. belki sonraki yazısında düzeltme geçer.

- yeni MB başkanının ilk sunumu (http://yarından itibaren efektiflerin finsofta girişini size bırakıyormuşuz duymuşsundur)... bakanlar kuruluna yapılması nedeniyle sanırım, ekonomiye oldukça optimist bakılmış lakin odaklandığı detaylar güzel. işler terse döndüğünde de aynı grafiklerin güncel hallerini koyacaklar mı, takipteyiz.

aokan1973
02-05-2011, 19:22
Sayın Erdoğan'ın Enflasyon oluşumda fazi "sebep" olarak gören düşüncesine Radikal ekonomi yazarı Uğur Gürses'in eleştirisi..
kaynak:http://www.radikal.com.tr/Default.aspx?aType=RadikalYazar&ArticleID=1047960&Yazar=UĞUR GÜRSES&Date=02.05.2011&CategoryID=101

Siyasetçinin faiz takıntısı asla bitmez.
Tuhaf biçimde, faizi yapay yollarla indirerek ülke ekonomisini güllük gülistanlık yapmak gibi
‘çılgın bir hayal’ içine dalarlar. Geçmişte buna kapılan ekonomi profesörü bir başbakan, ülkeyi sarsıcı bir krize götürmüş; ülke hem küçülmüş hem de reel faiz oldukça yüksek bir yere çıkmıştı. Oysa bugün gelişmiş olan ve yurttaşları görece yüksek refah içinde olan ülkelerden hiçbiri, faizleri yapay olarak düşürerek bulunduğu yere gelmemiştir. Faiz hep, ekonomideki doğru adımların bir sonucu olarak düşmüştür.
Başbakan Erdoğan da bir süredir tuhaf bir eğilimi seslendiriyor. Ya da hep öyleydi, şimdi yüksek sesle söylüyor olmalı. Cumartesi günü, aynen şunları söyledi: “Açık söylüyorum, bu kardeşiniz faizi netice olarak gören bir kardeşiniz değil. Bu kardeşiniz, faizi bir sebep olarak, enflasyonu da netice olarak gören bir kardeşinizdir. Enflasyon, faizin neticesidir. Hedef nedir? Hedef inşallah faizle enflasyonu aynı seviyeye getirmektir. Onu buraya indireceğiz. Faizi sıfırlamak için bunu yapmaya mecburuz. Bu adımları atacağız. Türkiye ona doğru gidiyor.”

O halde faizi düşürelim
“Bu adımları atacağız” dediğine göre doğru ya da yanlış bir tarafa, Başbakan Erdoğan bunu nasıl sağlayabilir?
Önce duruma bakalım; enflasyon, yıllık yüzde 3.99’a gerilemiş durumda. Ancak Merkez Bankası yıl sonunda enflasyon tahmininin orta noktasının yüzde 6.9 olduğunu açıkladı. Mali piyasa oyuncularının ‘resmi’ beklentisi de aynı. Merkez Bankası ise belirlediği kısa vadeli faizleri yüzde 6.25 seviyesinde tutuyor. Uzun vadeli tahvil faizleri ise yüzde 8.4 seviyesinde.
Başbakan Erdoğan’ın istediği biçimde, ‘faizle enflasyonu aynı seviyeye getirmek’ nasıl olabilir? Madem faizi düşürme hedefleniyor; birkaç yol-yöntem var. Ama bunlarla hayal kuranların karşılaşacağı gerçeklik, ilk başlangıç noktasına göre daha kötü bir durumla karşılaşmak, krize girmekten başka bir şey olmayacaktır.
Faizi düşürmek hedefse ister “Bugünkü enflasyon yüzde 4’te, faiz yüzde 6.25 ila 8.5 arasında” diyerek aradaki farkı yani faizleri düşürme peşine düşülecek, isterse “Yıl sonunda enflasyon yüzde 7’ye yakın olacaksa -ki bu sonuçtur- bugün faizi aşağı çekelim ki enflasyon düşsün” diyerek faizi düşürme peşine düşülecek demektir!

İşte ‘üç çılgın adım’
Birincisi, madem ‘faizler neden, enflasyon sonuç’, Merkez Bankası’nın faizleri düşürmesi gerekecek demektir! Bunun için de “Faizi düşür, gerekiyorsa munzamı yükselt” diyerek Merkez Bankası’na telkinde bulunmak bir seçenek. Merkez Bankası’nın son dönemde giriştiği deney de buna pek uzak sayılmaz. Bu yönde daha fazla ilerlemezse yasasında değişikliğe gidilerek, Merkez Bankası Başbakan’a bağlı bir kamu bankası gibi genel müdürlük haline dönüştürülebilir. Daha parlak bir öneri: Bankayı bakan Zafer Çağlayan’a bağlarsınız! Sonrası kolay, ver talimatı düşür faizi.
İkincisi, uzun vadeli faizleri düşürmek. Bunun için de Hazine’nin bütçe nakit dengesinin bir sonucu olarak yaptığı borçlanmalarının azaltılması. Bunun bütçe disiplini ile olacağını beklemeyin. Kolayı var: Amacımız faizi düşürmek değil mi? Faiz yüksekse geçmişte yapılmıştı, Hazine ihalelerini iptal ederek bunu sağlamaya çalışabilirsiniz. Olmadı, Hazine tarafından düşük sabit faizle ve ‘tap’ yöntemle ihraç edilecek tahvillerin, genel müdürlük haline dönüştürdüğünüz Merkez Bankası’nca alınması talimatı verebilirsiniz!
Üçüncüsü, kamu bankalarına talimat verirsiniz; düşük faizlerle Hazine ihalelerine girerek tahvil alırlar. Gereken parayı da Merkez Bankası’ndan alırlar. “Parasal genişleme oluyor, iç borç parasallaşıyor” sözlerine de aldırmazsınız!
Faizi düşürecek bu üç ‘çılgın’ adımı atamıyorsanız, hayali bırakıp gerçekliğe dönmek en iyisidir: Enflasyonu düşürmek ve bütçe dengesini iyileştirmek!

JonDowes
02-05-2011, 23:07
Uğur Gürses bu işi bilenlerin yazmadığı veya yazmaya cesaret edemediği şeyi yazmış...

Faizin enflasyonu takip etmesi diye bir şey olmaz. ne olur? piyasa oyuncuları aşırı yüksek reel faizlere alışmıştır, bunu törpülersiniz. ancak enflasyondan düşük faiz oranlarının enflasyonu "aşağı çektiği" görülmüş şey değil. bunu ancak talep düşmesi sağlar, şu anda böyle bir şey de yok.

para arzı veya genel mal talebi azalmadığı sürece enflasyonun %5'den aşağıda kalıcı olması öyle kolay değil. TCMB de bunun farkında olarak beklentilerini güncelledi. aynısını 2012 beklentileri için yapmak zorunda kalacaklar.

trusty
03-05-2011, 02:33
Faizi sebep olarak gormek ve bunu aciklamak buyuk bir hata.

Sadece populist bir yaklasim ve secimlere donuk bir soylem.

Bir ulkede ekonomik faaliyetlerin tumu, kendi halinde, basibos gitmez.

Hedefler neyse ona gore yonlendirilir.

Yonlendirmesi gereken unsurlarin elinde iki silah vardir.

Faiz( monatery ) ve Vergi ( fiscal ).

Buradaki fiscal policy dedigimiz, fist, yani yumruk sozcugunden gelir, vurursun yumrugu salarsin vergiyi.

Eger Faiz'i neden olarak gorur, dengeleri dusunmeden, dusururseniz, anlamsiz bir sekilde, iki silahinizdan birini kaybedersiniz.

Eger mutlu azinlik dedigimiz, zengin sanayici is adami'ni mutlu etmek icin bunu yaparsaniz, onlar cok kazanir, siz iktidarinizi dayandirdiginiz milleti kaybedersiniz.

Eger bu dengeleri tutturmak icin daha cok OTV,KDV,Gelir Vergisi vs.'yi artirirsaniz , devlet zenginlesir, vatandas kole haline gelir.

Bu durum, her gecen gun daha guclu hale gelen devlet dusmanligini korukler, daha cok genci daglara salarsiniz.

Bu silahlar ve onlarin kullanimi ic barisin anahtarlaridir.

Bakmayin siz Zafer CAGLAYAN'a,o secimler nedeniyle boyle konusuyor.

Kimse, o boyle diyor diye, MB'ni Gnl.Md.'luk filan haline getirmez, getiremez.

Ama oy veren cogunluk, pek bu konulari bilmedigi icin, faiz kotu, bunlar iyi soyluyor diye dusunur.

Zaten amacta budur.

trusty
03-05-2011, 02:43
Bir guzel insan..

Merkez Bankası Başkanlığından kısa süre önce ayrılan Durmuş Yılmaz'dan BUGÜN'e özel açıklamalar..

Torba yasadan eski Merkez Bankası Başkanı Durmuş Yılmaz'a da öğrenim piyangosu çıktı. Yılmaz, öğrenci affından yararlanıp 1970 yılında yarım bıraktığı hukuk eğitimine kaldığı yerden yeniden başlayacak

Merkez Bankası Başkanlığından kısa süre önce ayrılan Durmuş Yılmaz, BUGÜN Gazetesi'ni Yenimahalle'de yeniden yaptırdığı evinde akşam çayında ağırladı ve özel hayatındaki bir çok ayrıntıyı paylaştı. Kamu alacaklarına ödeme kolaylığı getiren Torba Yasa'nın içerisine son anda önergeyle dahil edilen öğrenci affının kendisine de yaradığını belirten Yılmaz, 1970 yılında Ankara Üniversitesi Hukuk Fakültesi öğrencisiyken yarım bıraktığı öğrenimine geri döneceğini açıkladı. Yılmaz şöyle dedi:

Edebiyat dersi alacak

"Af büyük sürpriz oldu. Hukuk öğrenimimi üçüncü sınıfta bırakmıştım. Şimdi yeniden üçten mi başlatırlar yoksa müfredat değiştiği için ikinci sınıftan mı başlatırlar bilemiyorum. Ancak okula dönmeye karar verdim. 2011-2012 öğrenim yılında yeniden öğrenci olacağım. Yarım kalan öğrenimimi tamamlamak istiyorum. Eğer fırsatım olursa İskender Pala'dan divan edebiyatı dersi de almak istiyorum. Şu anda önümdeki iki planım bu!"

Kitaplarıma ağladım

Yılmaz 12 Eylül dönemine ilişkin ilginç bir anısını da bizimle paylaştı. Merkez Bankası'nda işe girip Ankara'ya geldiğinde kitaplarını Uşak'ta bırakmak zorunda kalan Yılmaz, ihtilal olunca tüm kitaplarını yangında yitirmiş. Yılmaz, bunu şöyle anlattı: "Öğrenciliğim bittiğinde çok zengin bir kütüphaneye sahiptim. İçerisinde Marks'ın İngilizce yazılmış Das Kapital'inden Kuran'ı Kerim'e kadar binlerce kitap. 12 Eylül olunca annem, kalın kitaplara el konulup sahiplerinin hapse atıldığını duyunca korkmuş. Önce hepsini samanların arasına saklamış. Ancak korkusu geçmeyince hepsini ocakta tek tek yakmış. Durumu öğrenince başladım ağlamaya. Annem, 'Ağla oğlum ağla! Ben ağlayacağıma sen ağla!' dedi. Hala o günü düşündükçe üzülürüm."

Bankalar için kötü müşteriyim

Durmuş Yılmaz, kredi kartı kullanımıyla ilgili vatandaşlara ders olacak ilginç bir özelliğini anlattı. Yılmaz, şunları söyledi: "Ben bankalar için çok kötü bir müşteriyim. Çünkü kredi kartı borcumun tamamını son ödeme gününde ödüyorum. Taksit yapmıyorum. Asgari borcu ödeyip kalanı üzerinden bankalara faiz kazandırmıyorum. Ne yazık ki, asgari tutarı ödeyip bankalara faiz ödeyen milyonlarca dar gelirli vatandaşımız benim ve benim gibilerin 40 günlük kredi harcamasının faizini finanse ediyor. Bu durum beni kahrediyor " diye konuştu.

Evde ilk kavga kahvaltıdan çıktı

Yılmaz, görevden ayrılırken, en çok evinde kahvaltı yapmaya başlayacağı için sevindiğini söylemişti. Ancak Yılmaz, evine döndükten sonra eşi Duriye Yılmaz'la ilk tartışmayı kahvaltı yüzünden yaptıklarını anlattı. Yılmaz, sabah erkenden kalkıp yan komşusunun bahçesine çiçek fideleri dikmeye başlamış. Ancak zamanın nasıl geçtiğini anlayamadığı için kahvaltıya gelememiş. Kahvaltıyı hazırlayıp eşini uzun süre bekleyen eşi de bu duruma çok sinirlenince ilk kavga kaçınılmaz olmuş.

Maaş'la anneye radyo

Yılmaz 1966 yılında 396 lira 20 kuruş olan maaşının yarısıyla annesine bu transistörlü radyoyu alıp hediye etti.

http://www.borsagundem.com/haber/Durmus-Yilmaz-a-emeklilik-fircasi/54375

JonDowes
03-05-2011, 08:11
sn trusty, neyseki AKP kadar yüksek bir oyla bu kadar uzun kalan bir yönetimin baskıcı gücüne karşı koyabildi TCMB. Çiller dönemindeki gibi para politikası hükümet oyuncağı olsaydı vay halimize. umalım ki aşağıda makalesini linklediğim yeni başkan da eskisi kadar direnç gösterebilir.

-------

İktisat, İşletme ve Finans dergisi Mayıs11 makaleleri (http://www.iif.com.tr/index.php/iif/issue/view/iif.302)

1. Finansal istikrar ve para politikası
Erdem Başçı, Hakan Kara

2. Merkez Bankası’nın yeni para politikası:İki hedef-üç ara hedef-üç araç
Fatih Özatay

3. Son para politikası uygulamaları üstüne gözlemler
Murat Üçer

4. A prediction for AKP’s nationwide vote share in the 12 June 2011 Turkish parliamentary election
Ali T. Akarca

5. Temsilde adalet – yönetimde istikrar ikileminde seçim barajına yönelik senaryo analizleri ve optimal baraj için bir model önerisi
Türkmen Göksel, Yetkin Çınar

6. Ramazan ayı, üretim için de on bir ayın sultanı mı?
Aslıhan Atabek Demirhan