PDA

View Full Version : Görüş açısı



fiora
31-01-2004, 10:18
Piyasalar üzerinde etkili olabilecek her ne görüşümüz var ise;

1-teknik temel analiz dışında(çünkü bu analizler için forumumuzda ayrılmış özel bir bölüm mevcut)

veya;

2-kapanış tahminleri, ya da süregelen günlerdeki rakkamsal değişimler..

Bunların hepsini farklı başlıklara bırakırcasına çok farklı bir bölüme başlıyalım.

Şöyle ki; aklımıza takılan, geleceğe dönük dolaylı ya da dolaysız piyasaları etkileyen(piyasa sadece borsa değildir) neyi görüyor, ya da neyi seçebiliyorsak bu kısımda tartışalım.

Kısaca;gösterilmeye çalışanı değil,görülmesi gerekeni görelim

Her bir konu için açılacak başlıklar, eski tecrübelerime dayanarak söyliyebilirim ki belirli bir zaman sonunda topic ya da başlık kirliliğine dönüşüyor.

Neyi, nerede bulacağımızı şaşırır hale geliyoruz.

Bu amaçla, açmayı düşündüğüm bu başlık altında fikir jimnastiği yapmaya davet ediyorum sizleri.

Bu forumda istediğimiz her türlü konuya yer verebilmeliyiz. Hayat sadece borsada uçuşan rakkamlar, ertesi gün oluşabilecek fiyatları belirlemek ya da tahmin edebilmek değildir çünkü.
Amaç, yaşam standartlarımızı yükselterek yaşayabilmektir. Bunu yapabilmenin yolu da ileriye dönük tarafsız, etkisiz fikir alış- alışverişlerinden geçiyor da olabilir.

Bu tip konuları seven, ya da okumak katılmak isteyenler için güzel bir bölüm olabilir.

Diyor ve ekliyorum:

Yalçın DOĞAN

Aralıkta tarih var: Ve yıl 2013...

yazının minik bir kısmını da sizlere aktarıp çekiliyorum:


2007-2013 bütçesinde, AB sadece Balkan ulkelerine para ayiriyor. Bu butcede, Turkiye icin ayrilmis bir pay yok!..

Bu bizim tam uyeligimiz acisindan onemli bir gosterge. Onun icin, 2013 gibi

chem73
31-01-2004, 15:50
31.01.2004
Yalçın DOĞAN
Aralıkta tarih var: Ve yıl 2013...


58, 67 ve 48. Anket ilk kez farklı bir tablo sergiliyor.

Essen'de, Prof. Faruk Şen'in yönetimindeki Türkiye Araştırmalar Merkezi bir anket düzenliyor. Almanlar'a, Türkiye'nin üyeliği soruluyor.

Anketten çıkan sonuç, ilk kez Türkiye lehinde. Almanlar'ın yüzde 58'i Türkiye'nin AB üyeliğini onaylıyor. Türkiye'ye verilen destek, Alman Sosyal Demokratlarında yüzde 67'ye çıkıyor. Bugüne kadar Türkiye'yi hiç istemeyen, hatta kendi seçimlerinde bunu koz olarak kullanan Alman Hıristiyan Demokratları bile, yine ilk kez yüzde 48'e varan bir destek veriyor.

AB içinde en önemli ülke Almanya. Alman Halkı'ndan gelen bu desteğin devamında iki ziyaret var. Şubat sonuna doğu Alman Başbakanı Schröder Ankara'ya geliyor. Ama, ondan bir hafta kadar önce de, Alman Hıristiyan Demokratları'nın lideri Merkel Ankara'da!..

KIBRIS'A İNANÇ

Son on gün içinde Kıbrıs bağlantılı görüşmeler ve açıklamalar, AB'de yine ilk kez, Türkiye'nin çözümden yana olduğu yargısına yol açıyor.

Prodi-Erdoğan, Annan-Erdoğan, Bush-Erdoğan görüşmeleri aynı çizgide birleşiyor. Kıbrıs, AB adımında siyasal kriter değil. Ama, olmazsa olmaz koşulu!.. Türkiye, bu koşulu yerine getirmekte kararlı.

Bu kararlılık, AB'de sanıldığının ötesinde sıcak karşılanıyor. Rumlar bundan dolayı telaşlı!..

Dün Brüksel'in nabzını yokluyorum. AB ilk kez Rumlar taş koymazsa, Kıbrıs 1 Mayıs'a kadar çözülebilir düşüncesine geliyor.

Brüksel'deki nabız, yine ilk kez farklı atıyor.

Daha onbir ay var, hayat çok şeye gebe!.. Bununla birlikte, aralık ayında Türkiye için, görüşmelerin başlaması açısından bir tarih verilmesi eğilimi, eskiye göre, bugün daha ağır basıyor.

Bununla birlikte, aralıkta tarih verilmesinin, Türkiye'nin AB'ye tam üyelik kapısını o kadar çabuk ve kolay açacağı inancında da değilim.

Edindiğim izlenime göre, Türkiye ancak 2013'te tam üye olabilir!..

Olsun, gerçekçi bir takvim!.. Önemli olan, aralıkta tarih verilmesi!.. Neden 2013?..

AB altı yıllık bütçeler yapıyor. Şu anda 2000-2006 bütçesi uygulanıyor. 2007-2013 bütçesi ise, çoktan hazır.

2007-2013 bütçesinde, AB sadece Balkan ülkelerine para ayırıyor. Bu bütçede, Türkiye için ayrılmış bir pay yok!..

Bu bizim tam üyeliğimiz açısından önemli bir gösterge. Onun için, 2013 gibi!..

Öncelik Balkanlar'da

DÖRT Balkan ülkesinin önümüzdeki günlerde AB'ye tam üyelik başvurusunda bulunması bekleniyor.

Arnavutluk, Bosna-Hersek ve Makedonya.

Bir zamanlar Osmanlı ülkeleri!.. Daha düne kadar, kendi iç siyasal çekişmeleri, savaşları, ekonomik çöküntüleri, diktatörlükleri dışında, adı bile anılmayan ülkeler!.. Şimdi, AB'de Türkiye'nin önünde!.. Hazin bir tablo!.. Türkiye'yi son elli yılda yöneten tüm iktidarların eşsiz zaferi!..

Sırbistan'la birlikte, bu dört ülke, büyük olasılıkla 2013'e kadar AB'de tam üye!.. 2007-2013 bütçesinde, henüz başvurusunu yapmayan bu ülkeler için, para çoktan ayrılmış!..

Ama, bu dört ülkeden önce, Bulgaristan, Romanya ve Hırvatistan'ın 2007'de AB'ye tam üye olması bekleniyor.

Halen 15 ülke olan AB, 1 Mayıs'ta 25 oluyor. 2007'de 28'e yükseliyor. Ondan sonra, dört Balkan ülkesiyle birlikte, 32'yi buluyor.

Türkiye muhtemelen 33. ülke!..

Arka arkaya askeri darbeler, yıllarca altından kalkamadığımız ekonomik çöküntüler zinciri, hiçbir sonuç alamadığımız koalisyonlar kabusu, insanı deli eden siyasal çalkantılar, yıllarca süren sağ-sol çatışmaları, terör, devamında savaş gibi PKK terörü.

Belki, 33. ülke... Bunca maceradan sonra, yine de, seviniyorum!..

fiora
03-02-2004, 22:35
ANNAN İLGİLİ TARAFLARI NEW YORK'A DAVET ETMEYİ DÜŞÜNÜYOR
ABHaber.com - New York - 2004-02-03


BM Genel Sekreteri, bu hafta içinde Kıbrıs sorunuyla ilgili anahtar isimleri New York'a davet ederek sürmekte olan mevcut çelişkilerin çözüme varılması temelinde görüşmeyi düşündüğü belirtildi.

BM Genel Sekreterinin eski Kıbrıs Özel Danışmanı Alvaro de Soto ile BM Genel Sekreterinin diğer danışmanlarının yıllık olağan istişareler için New York'ta bulundukları ifade edildi.

Annan'ın adadaki Özel Temsilci yardımcısı Zbigniew Wlosowicz'in de istişareler için Cumartesi günü New York'a gideceği açıklandı.

SAGEN
03-02-2004, 23:11
tşk.ler sn fiora ,
bu topic iyi oldu.

dreissena
03-02-2004, 23:16
AB içinde genişlemeyle ilgili bu kadar fikir ayrılığı varken bu kadar ileriyi hedeflememiz bir handikap. Çok ileriki tarihlerde AB genişlemekden vazgeçip "çok kilo aldım biraz sindirmem lazım, bir süre bir şey yemeyip rejim yapacağım" derse işimiz zor olur. Genişlemeye karşı olanlar oldukça fazla halen. Her ne kadar Fransa, Almanya, İngiltere, Hollanda gibi ülkelerin karar almada ağırlıkları fazla olsa da, tüm üye ve aday ülkelerin genişleme üzerinde hemfikir olmaları yararlı olur bizim için.

Bir de türban konusunda Avrupa nın tartışıyor olması da önemli. Bu sorun bizdeyken birden oralara sıçradı. Türkiye' nin bu konuyu nisbeten kontrol altına almış ve toplum içinde bir uzlaşma kültürü oluşturmuş olması Avrupa' ya yardımcı olabilir. Hatta deli zannedeceklerini düşünmesem, bu sorunu Avrupa' ya bizimkilerin taşıdığını bile düşüneceğim. Önce sorunu yarat, sonra "bakın biz çözdük, alın bizi içeriye, sizinkini de çözelim" de. Ekonomik bir deyim olarak buna benzer bir ifade vardır zaten 1800 lü yıllardan kalan. İngilizcesi "Find a need, and fill it." "Bir ihtiyaç oluştur ve onu karşıla"

Bugün seyrettiğim "aşk heryerde" adlı bir İngiliz filminde, sevgi temasının işlendiği bir görüntüde, türbanlı bir kadının çocuğunu öperken gösterdiler. N'olmuş yani diyebilirsiniz, ama gözüme takıldı işte. Görüş açısı adı üzerinde. Sanki türbanı sindirmeye çalışıyorlar gibi geldi bana.

fiora
04-02-2004, 11:19
http://www33.brinkster.com/forumgrafik/file.asp?ID=59
http://www33.brinkster.com/forumgrafik/file.asp?ID=55
http://www33.brinkster.com/forumgrafik/file.asp?ID=56
http://www33.brinkster.com/forumgrafik/file.asp?ID=57
http://www33.brinkster.com/forumgrafik/file.asp?ID=58

fiora
06-02-2004, 08:32
http://www.milliyet.com/sabitimg/03/gazete/yazar/ic/k_uras.gif

Merkez Bankası, bankalar tarafından, akşamüzeri yatırılan, ertesi sabah çekilen "gecelik mevduata" ödediği faizi yüzde 26'dan yüzde 24'e düşürdü.
Bu, hem banka mevduatı olan Ayşe Hanım Teyzemi hem de bankadan tüketici kredisi kullanan Ali Rıza Bey Amcamı ilgilendirir.
Önce gecelik mevduat nedir, faizi neden önemlidir, bu faizin indirilmesini kimler ister, onları anlayalım. Sonra Ayşe Hanım Teyzem ile Ali Rıza Bey Amcamın durumuna sıra gelir.
Bizim bankalarımızda (çok kaba rakamlarla) 150 katrilyon lira mevduat var. Bankalarımız bunun 50 katrilyon lirasını kredi olarak ona buna vermiş durumda. 90 - 95 katrilyonunu Hazine bonosuna ve tahvile bağlamış. 6 - 9 katrilyon lira da kasalarında nakit duruyor.
Bu 6 - 9 katrilyon lirayı bankalar, akşamüzeri Merkez Bankası'na "gecelik mevduat" olarak yatırıyor, ertesi sabah parayı çekerek kasasına koyuyor. Bu parayı kredi olarak değerlendirebilirler veya bu para ile Hazine bonosu veya tahvil alabilirler. Almıyorlar. Çürkü Merkez Bankası'nın gecelik faizi onlara yetiyor.
Gecelik faiz oranı sadece bankaların kasalarında çok yüksek rakamda para tutmasını teşvik etmiyor, aynı zamanda ekonomideki faiz oranını belirliyor. Hazine, bono veya tahvil satarken Merkez Bankası'nın gecelik faizinin üzerinde faiz vermek zorunda. Bankalar işadamına veya tüketiciye kredi verirken Merkez Bankası'nın onların parasına ödediği faizin üzerinde faiz istemek durumunda. Mevduata ödenen faizi Merkez Bankası faizi sınırlıyor. Çünkü banka mevduat olarak topladığı parayı Merkez Bankası'na gecelik olarak yatırdığında alacağı faize bakarak mevduata faiz veriyor.
Merkez Bankası'nın faiz indirimini "piyasa" dört gözle bekliyordu. Hükümet de belli etmeden çok "istiyordu".
Hükümet faiz indirimini ekonomi politikalarının başarısını belgeleyen bir not olarak görüyor. Buna ek olarak Hazine'nin iç borç faiz yükünü azaltacak bir şans olarak değerlendiriyor.
Piyasa (bonocular - borsacılar ve dövizciler) için faiz indirimi çok önemli. Merkez Bankası faiz indirince, Hazine yeni satılacak bono ve tahvillerin faizini indirecek. Eskiden satılanları almış olanların portföyündeki bono ve tahvillerin kıymeti artacak.
Faiz düşünce tasarruflar alternatif yatırım alanı arayacak. Borsaya gidecek. Borsa canlanacak.
Faiz inince eskiden para dövize de yönelirdi ama, dövize güven kayboldu. Şimdi dövizciler faiz indiriminin dövizi daha da ucuzlatacağını söylüyor.
Normal dönemlerde ucuz faiz, kredi kullanımını teşvik eder, ekonomide yatırımları, üretimi artırır. Ama içinde bulunduğumuz konjonktürde 2 puanlık indirimin bu konuda büyük etki yapmayacağı görülüyor.
Gelelim Ayşe Hanım Teyzem ile Ali Rıza Bey Amcamın bu faiz indiriminden nasıl etkileneceğine. Ayşe Hanım Teyzemin bankada Türk lirası mevduat hesabı var. Bankası, faizi düşüre düşüre yüzde 24'lere düşürmüştü. Bundan da yüzde 18 vergi kesiliyor, eline yüzde 19.68 net faiz geçiyordu. Şimdi Ayşe Hanım Teyzemin bankadan aldığı net faiz en az 2 puan düşer. Eline yüzde 18 dolayında net faiz geçer.
Ali Rıza Bey Amcamın durumu bozuk olduğundan hem tüketici kredisi kullanıyor, hem de kredi kartı borcunu taksitlendirdiği için faiz ödüyordu. Onun faizinde ufak da olsa bir düşme görülür.

guras@milliyet.com.tr

Uzaklar
06-02-2004, 10:23
90 li yillarin basindan beri devam eden ''hicbir is yapmadan yasama'' furyasinin sonu geldi galiba, uzulsem mi sevinsem mi bilemiyorum. Bir yandan dusuk gelirli ve emeklileri diger yandan rantiyeleri dusunuyorum. Ancak faizlerin bundan sonra trend olarak yukselmesi cok zor gorunuyor.

fiora
06-02-2004, 10:30
İlgilendiğiniz sürece farklı görüşleri taşımaya devam edeceğim. Yoksa doğmadan ölenlerin arasına katarız olur biter..

Güngör uras ın yazısını MAHFİ EĞİLMEZ ile tamamlıyalım.Grubumuza dağitılan bir yazı bu.

Paranız varsa harcayın


Paramı ne yapayım sorusu sürüp gidiyor. Bu soruyla her karşılaştığımda sepet yapmanın en doğru yol olduğunu vurguladım. Duruma ve koşullara göre içeriği değişse de TL mevduatı, yabancı para mevduatı, hazine bonosu, yatırım fonu, hisse senedi gibi seçenekler bir arada tutulmalı. Hisse senedi biraz daha teknik bilgi ve özellikle de yakın izleme gerektirdiği için benim önerilerimde fazlaca yer tutmadı şimdiye kadar. Yine aynı görüşteyim. Eğer en az günde iki kez, sahibi olduğunuz hisse senedinin durumunu denetleme ve yönlendirebilme imkanına sahip değilseniz bence borsadan uzak durun. Sizin adınıza birisinin hisselerinizi yönetmesi yeterli değil.

Ekonomi toparlanmaya başladıkça eski gözdelerimizden gayrimenkul seçenekler arasına girmeye başlıyor ve fiyatları da yükseliyor. Ekonominin toparlanması hızlandıkça gayrimenkul primi daha da artacak. O nedenle gayrimenkul yatırımı yapmayı düşünenler geç kalmasalar iyi olacak.

Eğer beklentiler gerçekleşirse, yani Kıbrıs konusu çözüme yönelip de Türkiye AB'den müzakere takvimi almayı başaracakmış görüntüsü çizerse ve ekonomide IMF disiplini sürerse dolar yıl sonunda 1 milyon lira dolaylarına iner. Böylece 2005'de TL'den altı sıfır atıldığında 1 Dolar = 1 TL durumu ortaya çıkabilir. Ben aynı tarihlerde Euro / Dolar paritesinin de eşitlenmeye doğru gideceğini sanıyorum. Yani 2005 başında 1 TL = 1 USD = 1 Euro eşitliğiyle karşılaşma olasılığı oldukça güçlü. Tekrarlamakta yarar var: Bütün bu gelişmeler Kıbrıs ve AB konusundaki ilerlemeye bağlı. O zaman optik kırılma daha da büyüyecek ve döviz bozdurmak daha da zorlaşacak. Eğer eviniz yoksa ve bir ev alabilecek kadar birikiminiz varsa artık bu alımı ertelemeyin. Fırsatı bulunca evi alın. Buna karşılık oturmayacağınız evi yatırım amaçlı olarak almayın. Başınıza bela olur.

Biraz da para harcayın artık. Bakarsınız vergi kanunu değişir, olmayan vergiler gelir ya da olanların oranı artar, enflasyon artar, devalüasyon olur sıkılır, üzülürsünüz. Oysa harcamalarınızı ertelemeyip zamanında yaparsanız bu tür sıkıntılarınız olmaz. Paranızı harcamanın size keyif vermesinin yanısıra ekonomiye de büyük katksı olur. Sizin harcamanız başkalarının geliri demektir. Siz lokantada yediğiniz yemeğin parasını ödeyince bu sizin için harcama, lokantanın sahibi ve çalışanları için ise gelir olur. Böylece yalnızca kendi yaşam keyfinize katkı yapmakla kalmaz başkalarının da yaşam kalitesini yükseltmiş olursunuz.

Çoğu kez kendi kendimizi Türkiye'nin bir tüketim ekonomisi olduğundan şikayet ederken buluyoruz. Ve çoğu kez çevremiz de bize hak veriyor ve hep birlikte başlıyoruz üretmeden tükettiğimizi tekrarlamaya. Fransız iktisatçısı Jean Baptiste Say'in ortaya attığı ve kandi adıyla Say Yasası olarak tarihe mal olmuş bulunan "her arz kendi talebini yaratır" önermesi, yani asıl olanın tüketim değil üretim olduğu yolundaki görüşü, klasik ekonomi kuramının temel önermelerinden birisidir. Bu önerme, aslında paranın ekonomik faaliyetlere aracılık etmesinin doruk noktaya çıktığı döneme kadar geçerli bir önerme olarak kalmıştır. O dönemde geniş ölçüde takas ekonomisi geçerliydi. Yani örneğin buğdayını pazara götüren üretici bunun karşılığında örneğin öteden beri almak istediği halıyı alıyorsa arz talebi belirlemiş oluyordu. Çünkü üreticinin buğdayı pazara arz etmesinin ardında almak istediği halıya olan talebi yer alıyordu. Paranın alış verişte ya da arz ve talebi biçimlendirmekte yaygın biçimde aracı olarak kullanılmaya başlaması bu ilişkinin de biçimini değiştirmeye başladı. Buğday üreticisi artık buğdayını pazara götürüp halı ile değiştirmeye çalışmak yerine pazara götürdüğü buğdayını para karşılığı satıyor ve elde ettiği para ile halı alıyordu. Dolayısıyla takastan bağımsız bir alış veriş ortaya çıkmaya başlamıştı. Klasik ekonomiye karşı Keynes'in ortaya attığı yaklaşımın temel taşlarından birisi paranın araya girmesiyle ortaya çıkan bu bağımsız alış verişin gözlemlenmesine dayanıyordu. Keynes'e göre "arz talebi değil, talep arzı yaratır."

Bazen sloganların tersini düşünmek insanın ufkunu açar. "Her arz kendi talebini yaratır" yerine "her talep kendi arzını yaratır" da olduğu gibi, veya "üretmeyen ekonomi tüketemez" yerine "tüketmeyen ekonomi üretemez" gibi.

chem73
06-02-2004, 10:35
inşallah olan ayşe teyzeme ve alirıza amcama olmaz.bol kazançlar

Uzaklar
06-02-2004, 10:38
"tüketmeyen ekonomi üretemez" :)

Harcayin ki daha cok paraniz olsun

chem73
06-02-2004, 10:43
kazanmayan ayşe teyze harcamaz. bol kazançlar

Uzaklar
06-02-2004, 10:46
Ayse teyze zaten harcamiyodu ki :cool:

chem73
06-02-2004, 10:55
enflasyon neden oluyordu peki? bol kazançlar

fiora
14-02-2004, 23:16
IMF ile faiz pazarlığı tartışması

– Dünyada ortalama faiz oranı Libor+1-1.5 iken, IMF’nin uyguladığı faiz ortalaması hâlâ % 10’larda... NESRİN ŞİRVAN



IMF ile yürütülen programın süresi 2004’de sona erecek. Fakat 2005 ve sonraki yıllarda IMF'ye 30 milyar dolarlık borç geri ödememiz var. Her ne kadar kamu borçlarının döndürülmesinde belli bir aşama sağlandıysa da kamu borcunun milli gelire oranı yüzde 80'ler düzeyinde. Yani uluslararası kabul gören yüzde 60'ın üzerinde. Üstelik Türkiye’nin notu (B+)’ya yükselmişken ve Hazine % 6 ile borçlanabiliyorken, ekonomistler, IMF ile yeniden bir faiz pazarlığı yapılmasının gerekliliğine dikkat çekiyorlar. Nitekim, Uluslararası Para Fonu IMF’nin Türkiye’ye yönelik uyguladığı faiz oranı ortalama % 10 düzeyinde. Kriz döneminde bu rakam % 16’lara kadar çıkmıştı. Uzmanlar bu rakamın aşağıya çekilmesi gerektiğine dikkat çekiyorlar. Aksi halde dış borcumuz faiz sarmalına girecek.

OTORİTELER BİRBİRİNİ İZLEMİYOR Türkiye’nin ekonomik ve politik istikrarına yönelik her otorite farklı görüşe sahip. Örneğin; Fitch gibi rating şirketleri, Türkiye’nin notunu yükseltme yönünde karar alırken, IMF yetkilileri halen, uyum yasalarından, mali politikalara kadar birçok alanda ince eleyip sık dokuyor. Hükümet kanadına göre, Aralık ayında toplanacak AB zirvesinde, Türkiye'ye bir müzakere takvimi verilmesi, ekonomide IMF'den doğacak boşluğu fazlasıyla dolduracak. Bazı çevrelere göre ise Türkiye, IMF’ye her zaman muhtaç olacak. Fitch, son raporunda; IMF ile programın sona ermesinden sonra, IMF ile Türkiye arasında yeni bir anlaşmaya varılması gerektiğini savunuyor.

IMF TEFECİ BİR KURUM
İstanbul Üniversitesi Öğretim Üyesi Prof. Dr. Esfender Korkmaz, IMF’nin tüm dünyada istenmeyen ve başarısız bir kurum olduğuna dikkat çekerek, şunları söylüyor: "IMF, tüm dünyada tamamıyla ortadan kalkmalı. Çünkü 1944’deki Bretton Woods şartları bugün yok. Para bugün tamamıyla farklı bir yapıya kavuştu. Globalleşti. Son Uruguay Roundunda GATT Kuralları gereği gümrükler de ortadan kalkıyor. Kısacası IMF yerine yeni dünya düzenine göre yeni bir kurum oluşturulmalı. IMF’nin görevi kur istikrarını sağlamak. Bir ülkenin içişlerine karışmak değil. Gelişmekte olan ülkeleri daha da krize sokuyor. Daima kısa vadeli politikalar uyguluyor. Uzun vadeli politikaları riske sokuyor. Oysa bizde hâlâ yol gösterici bir kurum olarak önemseniyor. Oysa IMF tefeci bir kurum. Dünyada şu anda ortalama faizler gelişmiş ülkelerde Libor+ 1-1.5, Tükiye gibi ülkelerde ise Libor+ 3-3.5 seviyelerinde. Son günlerde Hazine bile % 6 ile borçlanabiliyor. Oysa biz IMF’ye yüzde 12’den faiz ödüyoruz. IMF ile oturup yeniden pazarlık yapılmalı. Uluslararası literatürde zor durumda kalan ülkeye yüksek faizle borç vermek kötüdür, zayıflığından faydalanmak demektir. IMF ile 30 milyar dolarlık borcumuz için faiz oranını % 12’den % 2.5’e çekmek için pazarlık yapılmalıdır."

IMF İLE ANLAŞMA ŞARTLARI YENİDEN DÜZENLENMELİ

Beykent Üniversitesi Öğretim Üyesi ve ATİAD Danışmanı Prof. Dr. Yusuf Ziya Aksu, Türkiye ekonomisindeki iyileşmenin Uluslararası Para Fonu IMF programlarının uygulanmasından kaynaklandığını, ancak daha somut adımların atılması gerektiğine dikkat çekerek, "Bugüne kadar IMF ile 18 anlaşma yapıldı, fakat sonuncusu hariç hiçbiri yürümedi. Fakat bu yönde popülist yaklaşımlar olursa, ekonomide yeniden çalkantılar olabilir. Politikacıların kendi çalışmalarını destekleyecek denetime ihtiyacı var. Bundan sonra anlaşma olsa da olmasa da önkoşullar yerinde olmalı. Politikacılarımız popülizme yatkın. Bu nedenle bize hâlâ IMF gibi regulatör görevi görecek bir kuruma ihtiyaç var" diyor. Yaşar Üniversitesi Öğretim Üyesi Prof. Dr. Cengiz Pınar da IMF ile ilişkilerin yeniden ve farklı bir biçimde ele alınması gerektiğinin altını çiziyor ve şöyle diyor: "Türkiye’nin Uluslararası Para Fonu’na ihtiyacının olmaması için sağlıklı bir ekonomik yapıda olması gerekir. IMF’nin en olumsuz tarafı gittiği ülkelerde uzun değil, kısa vadeli finansman sağlaması. Ayrıca IMF, Türkiye’de ekonomik birimlerin içişlerine karışmakla aslında baskın bir politika izliyor. Öte yandan, IMF’nin Türkiye’ye uyguladığı faiz oranı tüm yılların ortalaması ile % 10’un üzerinde. Bu oldukça yüksek bir oran. Bunun değişmesi gerekir."

fiora
18-02-2004, 09:12
AB'den Türkiye'ye Hukuki Güvence Yok
Nusret Özgül
Brüksel
17 Feb 2004, 19:04 UTC

http://www.voanews.com/mediastore/Alvaro_de_Soto_150_4676393.jpg

AP
BM Kıbrıs Özel Temsilcisi Alvaro de Soto
Türkiye’nin üyeliği konusunun Kıbrıs’ta varılacak muhtemel bir anlaşmaya hukuken nasıl yansıtılacağı meselesini görüşmek üzere Brüksel’e gelen, Birleşmiş Milletler Kıbrıs Özel Temsilcisi Alvaro de Soto adaya eli boş gidiyor.
Avrupa Komisyonu Başkanı Romano Prodi ve Genişleme Yetkilisi Günther Verheugen, de Soto’ya Türkiye ile üyelik müzakerelerinin başlatılacağına dair hukukî güvence veremeyeceklerini bildirdiler.



Komisyon Türkiye ile katılım müzakerelerini değil, aradaki mevzuatların taranacağı "screening" sürecini başlatma kararı alınacağını de Soto’ya bildirdi. Birleşmiş Milletler, bu durumun Türk kamu oyunda tepki yaratabileceğinden endişe ediyor.

Türkiye nasıl ikna edilecek? Daha doğrusu Türk kamu oyunun tepkisi nasıl yatıştırılacak ve garantör ülke sıfatıyla Adalet ve Kalkınma Partisi iktidarı, nihaî anlaşmaya nasıl "olur" verecek?

Kofi Annan’ın özel temsilcisinin Dublin ve Brüksel’e yaptığı ziyaretlerden bu sorulara tatmin edici bir yanıt alarak Kıbrıs'a doğru yola çıktığını söylemek son derece zor. Zira, Avrupa Komisyonu yetkilileri, Aralık ayında Türkiye ile üyelik müzakerelerini başlatma kararı alınabileceğinden kuşku duyuyorlar.
http://www.voanews.com/mediastore/eu_map.gif

Source: European Communities
En iyimser tahmin ile, önce iki taraf arasında tarama süreci adı verilen, aradaki mevzuatların uygunluğunu inceleme görüşmelerinin başlatılabileceğine inanıyorlar.

Genişleme sürecine dahil olan diğer aday ülkelerle de screening denilen bu çalışma asıl katılım müzakereleri öncesinde yapılmış, ancak Avrupa kamuoyunda, Ankara’ya bir tür üyelik güvencesi veriliyor şeklinde yorumlanacağından, Türkiye ile başlatılmamıştı.

Alvaro de Soto ile Günther Verheugen’un ortak basın toplantısında, genişleme yetkilisinin en büyük görevin hukukçulara düştüğünü söylemesi dikkatleri çekmedi değil. Üstelik, de Soto, Avrupa Birliği’nin kurum olarak Lefkoşa sürecinde müdahil taraf olmadığını vurgularken, Verheugen diplomatik ifadeyle varlık göstereceklerini ısrarla söylemekten kaçınmadı ve yarın da Kıbrıs’a gitmek üzere yola çıkacağını teyit etti.

Kıbrıs’taki yeni Anayasa’nın, Avrupa Birliği mevzuat ve müktesebatına uygun olması zorunlu. Elbette, bugün açıklanan kamuoyu araştırmasına göre her yüz Kıbrıslıdan 80’inin diğer üye olacaklara kıyasla ezici bir çoğunlukla destek verdiği Avrupa Anayasası’na da... Ancak, Türkiye’ye bütün bu siyasî ve hukukî süreçte nasıl bir güvence verilecek veya verileceği vaat edildi, denklemin bilinmeyeni bu?

http://www.voanews.com/mediastore/org_eu_verheugen_09dec03_150_russian.jpg
Günther Verheugen
Verheugen’e göre New York’ta mutabakat sağlanabildiyse, borçlu oldukları taraf Recep Tayip Erdoğan hükümeti... Ancak, Verheugen kelime oyunu yapmıyorsa, Alman Hıristiyan Demokratların önerdikleri imtiyazlı statüye Türkiye’nin zaten sahip olduğunu söyledi. Avrupa Birliği'ne üye olmadan gümrük birliği tesis eden tek ülke olduğunu tekrarlamayı da unutmadı. Ayrıca Erdoğan hükümetinin cesurca davranışını övmeyi ihmâl etmedi. Bütün bu övgü dolu sözlerden sonra Aralık ayında Avrupalı liderler müzakerelere ilişkin olarak nasıl bir karar verecekler konusunu ise geçiştirdi. Oysa, liderlere tavsiyede bulunacak kurum Avrupa Komisyonu, imzayı atacak yetkili de kendisi olacak.

Avrupa Birliği’nin 1999 Helsinki Liderler Zirvesi’nde başlattığı bir süreç var ve Türkiye’yi üyeliğe aday ülke olarak kabul ediyor.

Yol haritası belli, siyasî koşullar belli, ama son sözü söylemeye aşamasında tek yetkili Avrupa tarafı olacak. Mevcut hukukî güvence sorununun nasıl aşılacağı da bilinmiyor.



Türkiye’nin geçmişten kalan acı tecrübeleri var. Bir yenisini daha yaşamak istemiyor. Ancak, Verheugen, de Soto ile görüşmesinden sonra, önümüzdeki haftalarda takvime ve belirlenen koşullara sadık kalmaları yolunda ilgili tüm tarafları ve özellikle de Birleşmiş Milletler ile Avrupa Birliği’ni özellikle hukukî çalışmalarda sıkı işbirliği yapmaya çağırmaktan öteye gitmedi. Bu arada şeffaf olunması gerektiğinin altını çizmeyi de unutmadı.

Diyelim ki, Lefkoşa sürecinde uzlaşma sağlandı ve plânlandığı gibi halkoylamasına gidildi ancak taraflardan birinde veya ikisinde birden "birleşmeye hayır" neticesi çıktı.

Birleşmiş Milletler'in bir B plânı var mı?

Zira, Avrupa Birliği açısından sorun yok. Zaten Verheugen de bu konudaki soruyu duymazlıktan geldi.

Birleşmiş Milletler Genel Sekreteri'nin Kıbrıs Özel Temsilcisi ise, böyle bir plânlarının olmadığını, senaryolar üzerinde oynamadıklarını, tarafların bu kadar çabadan sonra evet diyeceklerinden emin olmak istediklerini söylemekle yetindi.

De Soto Türkiye’nin liderlerine güveniyor. Elbette Kıbrıs Türk liderlerine de... Halkları ikna etmede başarılı olacaklarını ve bunca yıllık katmerleşmiş sorunun üstesinden geleceklerini umuyor.

Türkiye’nin üyelik konusunda hiçbir güvence almadan 30 yıllık ayrılıktan sonra Kıbrıs’taki iki toplumun yeniden biraraya gelmesine onay vermesi, Brüksel’de ilişkileri yakından izleyenlere göre, düşünülmesi bile ürpertici olan bir durum...

Tam üyelik müzakerelerinin yerine, teknik gerekçeler ileri sürülerek başlatılacak tarama çalışmalarıyla yetinmesi de Avrupa Birliği’nin oyalama taktiğine bile bile lades demesi anlamına gelecek.

Ancak Kıbrıs'ta müzakereler başlamadan ve çalışmalarda ilerleme sağlanmadan bugün için yapılacak bir şey yok.

Zaten, Brüksel’in temkinli bir iyimserlik içinde olması da boşuna değil. Kıbrıs Cumhuriyeti’ni tek başlarına temsil eden Rum yönetiminin de Avrupa Birliği’nin de kaybı olmayacak.

Kaybeden taraf Türkiye ve Kıbrıs Türkleri olacak.

Hukukçulara göre de uluslararası hukuk Birleşmiş Milletler'in gözü önünde yeniden çiğnene çiğnene...

fiora
18-02-2004, 20:58
– 1998 yılında krize giren sektör, yatırımların tekrar kendisine yönelmesi sonucunda hareketlilik kazanmaya başladı...
TÜRKAN GÜLTEKİN

1998 krizinden sonra durgunluk yaşayan emlak sektörü, 2004 yılında faizlerin düşmesi ile birlikte canlanmaya başladı. Yatırım sahipleri, faizlerin yüzde 60’lardan yüzde 25’lere düşmesi ile birlikte paralarını konuttan yana kullanmaya başladılar, bu da emlak sektörünün tekrardan hareketlenmesini sağladı. Re/Max Genel Müdürü Murat Goldştayn, “Her sektörde olduğu gibi emlak sektöründe de bir canlanma var. En belirgin göstergelerden biri de, bankaların konut kredi faiz oranlarını TL. ve dolar bazında düşürmesi ile halkın uzun vadeli konut kredilerine ilgisi daha da arttı. 2004 yılı emlak sektörü için çok daha iyi olacak” dedi.

Emlakçılar için getirilen yeni standartların, sektörün gelişiminde ve profesyonelleşmesinde atılan önemli bir adım olduğunu vurgulayan Murat Goldştayn şunları söyledi: “Standartlar arasında bizce en önemlisi, emlak komisyonluğunda bulunacak kişilerin, ilgili meslek kuruluşlarınca düzenlenecek kursları bitirmeleri ve emlakçılar odasına üye olmalarıdır. Türkiye’de, devletin bu sektöre yapmış olduğu ilk yatırım. Ve bunun altyapısını oluşturmak çok da kolay değil. Çünkü, Türkiye’de 200 binden fazla emlakçı olduğu tahmin ediliyor. Birden varolan bu sistemin eğitimini ve standartını sağlamak zor.” 30 yıllık kredilerin, Türkiye’nin Avrupa Birliği’ne kabul edilmesi ile daha kısa zamanda gerçekleşeceği inancında olduklarını belirten Goldştayn, Türkiye’de 2000 yılında da bankaların 15-20 yıl vadeli krediler verebildiğini, o dönemde Re/Max’in Garanti Bankası ile yaptığı anlaşma çerçevesinde birçok müşterisine kredi kullandırdığını söyledi. Ayrıca Goldştayn, 2004 yılı göstergelerinin ekonominin daha iyi bir seyir izleyeceği yolunda olduğunu, 2005 yılında kredi faiz oranlarının düşerek vadelerin uzayacağını vurguladı. Garanti Bankası ile başlattıkları projeden de bahseden Goldştayn, Bonus card projesi ile Re/Max’e hizmet bedeli ödeyen müşterilerin, bu bedelleri taksitle ödeyebileceklerini belirtti. Re/Max’in Türkiye genelinde 86 ofisi olduğunu söyleyen Murat Goldştayn, “Hedefimiz, 2004 yılında 100 ofise ulaşmak. Doğu Anadolu’da en son Elazığ ofisinin açılışını yaptık. Doğu illerindeki çalışmalarımıza 2004 yılında daha da yoğunluk kazandıracağız. Çünkü, bu bölgelerin sektörel anlamda bize ihtiyacı var” şeklinde konuştu.

25 FRANCHISE’A ULAŞTIK

Century 21 Pazarlama Müdürü Okan Koç, Amerika merkezli Century 21’in Türkiye’de 2 yıl gibi kısa süredir faaliyet göstermesine rağmen, 25 franchise (bayi) alt yapısına ulaştığını belirtti. Emlak sektörünün 2004 yılında büyüyeceğinden bahseden Koç, son 3 aylık dönemde insanların emlak alma konusunda önemli adımlar attıklarını söyledi. Koç, 2004 yılının tüm sektörlerde olduğu gibi emlak sektöründe de parlak bir yıl olacağını belirterek, bunun önemli bir göstergesinin sadece Ocak ayı içerisinde, Century 21’in 3 yeni franchise’ı ofis sistemine kattığını vurguladı. Emlakçılar için getirilen standartlara da değinen Koç, “Century 21 olarak emlak sektörü için getirilen standartları olumlu buluyoruz. Emlak sektörünün profesyonel anlamda ele alınıp, yetişmiş iş gücü ile müşterilerine hizmet veren bir sektör olması önemli” dedi. 2004 yılı içerisinde Century 21’in İstanbul dışında yapılanacağını belirten Koç, şunları kaydetti: “Century 21 olarak hedefimizi büyük tutarak, emlak sektöründe lider firmalar arasında yer almayı istiyoruz. 2004’ü önemli bir çıkış yılı olarak görüyoruz. Çünkü; tüketicilere yoğun pazarlama faaliyetleri ile daha yakın olacağız. Anadolu’da alışveriş merkezlerindeki aktivitelerimiz ile hem Century 21 ağımızı hem de franchise’larımızı tüketicilerimizle buluşturacağız.” İpoteğe dayalı 30 yıllık konut kredisinden de söz eden Koç, bu krediye yurtdışında ‘mortgage’ denildiğini, bu sistem ile kira öder gibi ev sahibi olunabildiğini söyledi. Ayrıca, Century 21’in dünyada mortgage sistemiyle birçok kişiyi ev sahibi yaptığını belirten Koç, “Century 21 Türkiye’de bu sistemi kurma ve uygun koşullarla ev sahibi yapma yolunda bankalarla işbirliği yapıyor. Buradaki en önemli konu ise uzun dönemli kredinin Türkiye’de tam oturmamış olmasından dolayı, insanlar uzun dönemli borçlanma konusunda tedirginler” diye konuştu.

EMLAK SEKTÖRÜ İÇİN İYİ BİR YIL

United Milliennium Gayrimenkul Yöneticisi Ramazan Deniz, “2004 yılında faizlerin ve doların düşmesi ile birlikte yatırımcı emlak sektörüne yöneldi. 2004 yılı emlak sektörü için iyi bir yıl olacak” dedi. United Milliennium’un 1995 yılından beri emlak sektöründe faaliyet gösterdiğini belirten Deniz, 2003 yılı içerisinde 105 adet daire sattıklarını ve 217 daireyi de kiraladıklarını, ayrıca 7 bin müşteriye de sahip olduklarını söyledi. Emlak sektörü için getirilen yeni standartlara da değinen Deniz, “Emlak sektörüne getirilen yeni standartlara göre, emlakçının eğitim alması gerekiyor. Ayrıca, emlak sektörü ile ilgili olarak, bünyemizde 3 aylık bir kurs da veriyoruz. İstanbul’da bulunan 6 şubemizi de sürekli olarak denetliyoruz” diye konuştu. 2004 yılı içerisinde uygulamayı düşündükleri bir projeleri olduğuna değinen Deniz, şunları söyledi: “Uygulamayı düşündüğümüz projede; kiracıların, kiralama masraflarını düşürmeyi amaçlıyoruz. Bir kiracı evi kiralarken, öncelikle yüzde 12 komisyon ücreti ödüyor. Daha sonra nakliye ücreti, depozito ve dairenin masrafı derken, ev kiralamak pahalıya mal oluyor. Biz, Türkiye’de ilk defa uygulamaya koyacağımız projede, sadece kiracıdan alınan yüzde 12’lik komisyon ücretini, ev sahibinden almayı düşünüyoruz.”

pej
18-02-2004, 22:07
KERKÜK'E NATO MÜDAHALESİ SENARYOSU HAZIR

(Ortadoğu'da Yeni Bir Kıbrıs Yaratmak)
Kerkük'te garip bir şeyler oluyor. Hayır; aylardır geliyorum diyen, Türkmenlere yönelik ABD'nin korumasındaki Kürt peşmergelerin alan genişletme faaliyetlerini kastetmiyoruz. Bizim kastettiğimiz; Kerkük ve bağlantılı politikalarla ilgili çeşitli kanaat odaklarının birden bugüne kadar ki çizgilerinden sapış göstermesi.

Cengiz Çandar örneğini ele alalım.

ABD Başkanı Bush'un konu ile ilgili ilk demecinden itibaren Pentagon politikasından bir milim bile sapmayan Cengiz Çandar, işgalin başlamasından beri işgalcinin hukukunu ve pozisyonunu meşrulaştıran kalemi ile sürekli Kürt milliyetçiliğinin yanında yeralırken en ufak bir çekince göstermedi bile. Wolfowitz'in masasında oturmanın bedelinin ne olduğunu bilen akıllı bir adam sonuçta. Kendi devletini dikta, başka devletleri "think tank" algılayan zihniyetin en müstesna örneklerinden biri olan bu şahsiyet, Kuzey Irak'ta Türkiye'nin çıkarlarının ancak ABD ile paralel olunduğu noktada korunabileceğini savundu durdu ve bunu yaparken Türkmenlerin adını ağzına bile almadı.

Fakat son günlerde Çengiz Çandar'ın özellikle Kerkük konusunda birden Kürtlerin "maksimalist" taleplerinden şikayet eder bir tona büründüğünü görüyoruz ve kendisi ilk defa Kuzey Irak'ta bir şehrin tartışmasız bir Türk şehri olduğunu savunacak kadar insanı şaşırtıyor. Çandar'ın Kuzey Irak'la ilgili kendi deyimi ile "yüzlerce kitap, binlerce makale okuyup, onlarca kez seyahat ettikten" sonra bile zar zor görebildiği Türkmen gerçeğinin bir entellektüel günah çıkarma olduğuna inanmak çok zor.

Nitekim bu niteliği ile; son yıllarda bir kere bile olsun kendi devletinin resmi politikasına destek vermeyen Mehmet Ali Birand'ın birden Suriye Devlet Başkanı'nın Türkiye'yi ziyaretini resmi devlet politikası ağzı ile yorumlaması örneğinde olduğu gibi hayli dikkat çekiyor.

Biliyoruz ki; bu iki isim ve gibileri, Türkiye'nin resmi çıkarları doğrultusunda ancak bu resmi çıkarlar Brüksel-Washington ekseni ile çakıştığı noktada konuşurlar.

Bu yüzdendir ki; Kıbrıs Barış Harekatı ile ilgili zamanında en ateşli kitaplara ve belgesellere imza atan Mehmed Ali Birand ; ne zamanki NATO'nun Kıbrıs konsepti değişmiştir, işte o zaman Kıbrıs'ın yeni statüsünü bir Yunanlıdan daha ateşli savunur hale gelmiştir.

Kerkük konusunda da Çandar'ın birden Türkmenlere değer veren bir havaya bürünmesi insanı önce şaşırtıyor. Fakat sonra Çandar ağzındaki baklayı çıkarıyor : Kerkürt'ün statüsü konusunda Brüksel modeli uygulansın.

Bingo.

Bunu Çandar'ın kulağına kimlerin fısıldadığını tahmin etmek hiç de zor değil; sonuçta entellektüel pınarlarının kaynağı fazla da çeşitli sayılmaz.

Bu durumu biraz araştırdığımızda ; Kerkük konusunda ilginç bir senaryo çıkıyor karşımıza.

Neticede Kerkük'te işlerin kontrolden çıktığı noktada; şehrin Türkiye'nin de desteği ile tamamen Türkmenlerin eline geçmesi gibi bir tehlike sözkonusu.

Bu durumda bölgede Kürtlerin ve Türkmenlerin karşılıklı kışkırtılarak ortamın ısıtılması neticede bir tek şeye sebebiyet verecektir.

Bunun Türk Silahlı Kuvvetleri'nin bölgeye Türkiye'nin milli çıkarları doğrultusunda tek taraflı müdahalesi olamayacağını artık sokaktaki çocuk bile biliyor. Bu irade olsaydı çoktan ortaya çıkardı.

ABD'nin iyice çamura battığı bir noktada; bölgeye uluslararası bir gücü çekme gereğinin arttığı da ortada.

Böyle bir durumda; Kerkük'teki duruma el koymak için NATO'yu göreve çağırmak en doğru seçenek olacaktır.

Bunu nereden mi çıkarıyoruz?

İstanbul Saldırılarının gerçekleştiği hafta sırasında Harp Akademilerinde 2000 NATO mensubunun katıldığı ve NATO'nun yeni güvenlik konsepti çerçevesinde oynadığı Harp Oyunu sırasındaki senaryonun ne olduğunu hatırlayalım. Senaryo; NATO güçlerinin etnik çatışma yaşanan bir adaya müdahale ederek taraflar arasında tampon bölge oluşturmasını ve tarafları uzlaştırmasını içeriyordu.

Kerkük'ün Irak içinde etnik bir adaya dönüştüğü ve çatışmaların müdahaleyi meşrulaştırdığı noktada, NATO bu iş için biçilmiş kaftan olarak sahaya sürülecektir.

NATO bünyesinde TSK kuvvetleri de yeralacağı için, Türk milletinin gururu okşanacak ve TSK'nın yıpranan görüntüsü bir ölçüde telafi edilirken; Kerkük'ün Brüksel gibi uluslararası bir koloni olması yolunda ilk askeri ve hukuki temel atılmış olacaktır.

Kerkük; ne Kürtlere, ne Türklere yar edilecek ve Irak'ın petrol rezervlerinin %40'ını bünyesinde barındıran bu bölge, "uluslararası maske" altında Irak'ın içinde yeni çağın Kıbrıs'ı olarak yerini alacaktır.

Bir Kıbrıs sorununu çözülürken, bölgede Türkiye'nin yine bir taraf olduğu yeni bir "Kıbrıs" adası yaratacaktır : Adı Kerkük.

Bir stratejik araştırmalar kuruluşundan aktarılmıştır.

fiora
19-02-2004, 08:51
Ümit Erol

Geçen iki yazımda dünya ekonomisindeki risklere dikkat çektim. Dünya genelinde borsalarda ve ekonomide bir düzelme gözlendiğini ancak bunun sağlıklı bir temele dayanıp dayanmadığı konusunda kuşkular olduğuna değindim. Peki Türkiyede durum ne? Hükümet ve çeşitli çevreler işlerin iyi gittiğini söylüyor. İlk bakışta rakamlar da bunu doğruluyor gibi. Enflasyon son 28 yılın en düşük düzeyinde ve % 20’nin altında. Büyüme hızında 2003 yılında % 5’in üstünde bir rakam tutturduk. İhracat 50 milyar dolara yaklaştı. Üstelik ihracatın kompozisyonu önemli yapısal değişiklikler gösteriyor. Son verilere göre Türkiye yıllık bazda yaklaşık 7.5 milyar dolarlık otomotiv ve 5 milyar dolarlık elektronik eşya ihracatı yaptı. Yani Türk ihracatının yaklaşık % 25’i gıda ya da tektile göre daha yüksek katma değer ve teknoloji içeren ürünlerden oluştu. İç ve dış borç toplamının ulusal gelire oranı % 70 düzeylerine geriledi. Bu yıl içinde bu oran Maastricht kriterlerine uyan % 60 gibi bir orana da gelebilir. En önemlisi ise faizlerin % 25 düzeylerine gerilemesi. On yılı aşkın bir süredir % 25-30 gibi reel faizlerle yaşayan Türkiyede ilk kez reel faiz % 10 seviyelerine geriledi. Bu önemli sonuçları olabilecek bir gelişme. Reel faiz bu düzeylerde kalırsa, 2004 yılı borsanın yılı olabilir ve sabit sermaye yatırımlarında hatırı sayılır bir canlanma olabilir.

Bunlar bardağın dolu tarafı. Boş tarafına gelince, Metro zincirinin genel müdürü satışların hala yavaş olduğunu söylüyor. Rakamlara bakılınca, reel tüketim harcamaları hala 1997 düzeyinin altında. Nüfus arttığı halde; toplam tüketimde reel bir artış görülmüyor. Geçen yıl artış daha çok otomobil ve beyaz eşya sektörlerinde oldu. Bu da ertelenmiş taleplerin karşılanmaya başladığını gösteriyor. Ancak öte yandan kredi kartı harcamalarında ve tüketici kredilerinde bir patlama gözleniyor. Bunun anlamı ise tüketimin artan kısmının da gelirle değil, borçla finanse edildiğini gösteriyor. İşlerin ters gittiği bir noktada bu önemli sorunlara yol açabilir.

Öte yandan borcun ulusal gelire oranının düşmesi kısmen doların aşırı düşük kalmasından kaynaklandı. Aynı şekilde kişi başı gelirin 3400 dolara çıkması da aynı etkinin sonucu. Yani doların 2001 seviyelerinde kalması dolar bazında yapılan hesapları çarpıtıyor ve ortaya olduğundan daha iyi bir resmin çıkmasına neden oluyor. Çünkü TL bazında sabit bir endekse göre bakıldığında toplam borç yükü azalmış değil artmış durumda. Yani Türkiye hala ciddi borç riski taşıyan bir ülke. Geçen yıl faiz dışı bütçe ulusal gelirin % 5’i kadar fazla vermiş olabilir. Ama kamu gelirlerinde vergi affından kaynaklanan ek gelirlere rağmen hedefin altında kalındı. Üstelik SSK harcamaları büyük bir hızla artıyor. Yani temel kamu dengelerinde ciddi bir düzelmeden söz etmek zor. Elde edilen ve olumlu gibi gözüken sonuçlar harcamalarda ciddi bir reel kısıntı ile elde edildi. Esas olarak da kamu yatırımlarında reel bir kısıntı sözkonusu. İstanbulun ilk kar fırtınasında felce uğraması biraz da bu ekonomik gerçeklerle ilgili çünkü reel bazda eskisi kadar yenileme yatırımı yapılamıyor. Sonuç elektiklerin kesilmesi ve karayollarının acizliği.

Enflasyondaki düşüş iyi haber ama bundan sonra enflasyondaki düşüşler daha zor olacak. Ayrıca kur aşırı düşük. Dolarda herhangi bir nedenle oluşacak ve eski kayıpları telafiye dönük bir yükselme enflasyon programını altüst edebilir. Geçen yıl Türkiye yurtdışından çok daha elverişli şartlarda borçlandı ve faizler düştü. Ama burada dünya konjonktürü de önemli. A.B.D’nin faiz hadlerini yüksetlmesi, hem Türkiyenin dış borçlanmasını zorlaştırır hem de faizlerde yükselmeye neden olabilir. Tabii bunlar ille olacak diye bir şeyi ekonomide söyleyemeyiz. Ama realist olmak da gerekli. Sonuçta bunlar bazı riskler ve Türkiyenin yumuşak karnı bazı şeylerin ters gitmesi halinde ağrıyabilir.

fiora
19-02-2004, 21:13
Yunanistan’la doğalgaz köprüsü
http://www.petrolcu.com/haber/image/doğalgaz1.jpg
Türkiye’den Yunanistan’a doğalgaz satışını öngören anlaşma TBMM’de onaylandı. Anlaşma uyarınca iki taraf boru hattının inşasını ortaklaşa gerçekleştirecek. Türkiye ile Yunanistan arasında 23 Şubat 2003 tarihinde Selanik’te imzalanan, Türkiye Cumhuriyeti ile Yunanistan Cumhuriyeti arasında ‘gaz bağlantı hattı gerçekleştirilmesi ve Yunanistan’a doğal gaz arzına’ ilişkin anlaşma onaylandı. Resmi Gazete’nin bugünükü sayısında onaylanarak yayımlanan anlaşma uyarınca, iki ülkenin doğalgaz şirketleri, kendi sınırları içinde kalan boru hattını çift yönlü olarak inşaa edecek ve işletecek. Anlaşmayla, iki ülke arasında doğalgaz alım-satımı konusunda da şirketlere yetki verilirken, 20 yıl süreli anlaşma taraflardan biri tarafından son verilmediği sürece, 5 yıllık dönemler itibariyle otomatik uzayacak. Ayrıca iki ülke, üçüncü taraflara ait gazın kendi boru hattı sistemleri üzerinden Avrupa Bölgesi ile Balkanlara transit geçişinin sağlanması için, Enerji Şartı Antlaşması hükümlerine uygun olarak tüm önlemleri alacak. Ankara AA 17 Şubat 2004—

Master
20-02-2004, 00:45
Hıristiyan Demokrat Birlik Partisi'nin dış politika uzmanı Ruprecht Polenz, "Avrupa Birliği'ne tam üye olabilmesi için Türkiye'ye şans tanınmalıdır" dedi. ;) Sonuç ve Neticesi belli,hep geç seviniriz.

AloneWolf
20-02-2004, 08:14
kasetler kimdeydi çalsın sazlar :)

fiora
20-02-2004, 08:51
Topic canlanmaya başlamış. Baya moralim bozulmaya başlamıştı kendim yazıp kendim mi okuyorum acaba diye. :mad:

Kişinin birşeylerde katkıda bulunması,hele ki bu katkıya paylaşım olduğu görülürse..Hoş oluyor :)

chem73
21-02-2004, 00:54
Kaos durumuna doğru da gidebiliriz

Biliyorsunuz bu memlekette son gözde meslek dalı vücut dili okumacılığı.

Bunlar, Başbakan Erdoğan Bush'tan hemen sonra bacak bacak üstüne attığı için neredeyse ABD'ye karşı büyük zafer ilan etmişlerdi.

Onlara tavsiyem Başbakanı izlemeye bir süre ara verip Rauf Denktaş'ın suratına arada bir baksalar çok iyi olacak.

Çok hızla ve acilcilik hissiyatıyla ilan edilen 'Kıbrıs'ta büyük ve tarihi adım' haykırmalarından sonra pek de duyulmak istenmeyen gerçeklik 'maalesef' tekrar ortaya çıktı.

Pazar akşamı Denktaş, bence son derece gergin ve oldukça sert bir açıklama yaptı.

O açıklamadan çıkarılacak manşet 'barış için gerekli esneklik gösterilecek' cümlesi katiyen değildi.

Denktaş onca lafının arasında büyük ihtimalle Türk hükümeti üzülmesin diye bu lafı da söylemişti ama asıl mesajı görülmek istenmeyen öteki cümlelerindeydi.

'Artık bu işin sorumluluğu benden gidiyor' diyordu Denktaş.

Daha da önemlisi Denktaş, bu meselede aslında katiyen çözüm itemeyen, çünkü çözüm olmadığında Türkiye'yi daha da zor duruma düşürme planları yapan Rum ve Yunan tarafının yeni bir oyununa işaret ediyordu.

Görüşmelerde bir tıkanma noktasına gelindiğinde Türkiye ve Yunanistan'ın da görüşmelere katılması bunları tatmin etmiyordu.

Onlar Avrupa Birliği'nin de görüşmelerde mutlaka temsil edilmesini istiyorlardı.

Düşünsenize içinde Türkiye'nin Avrupalı olmasına ölümüne karşı olan ülkeleri barındıran AB'nin temsilcisi, Türkiye'nin üyeliği üzerinde veto hakkına sahip olan Yunanistan ve bu hakka çok yakında sahip olacak Kıbrıs (Rum) hükümeti aynı masada Türkiye ve KKTC ile birlikte oturmak istiyorlar.

Ve bizlerin de bu formülden Türkiye ve Kıbrıs Türkü lehine bir şeyler çıkacağına inanmamızı bekliyorlar.

Boş geçin Allah aşkına, bu laflara karnımız tok.


* * *


Çok çarpıcı bir gerçeklik var Türkiye'de.

Çarpıcı olduğu kadar son derece de hüzünlü bir gerçeklik bu.

Türkiye'de kamuoyu oluşması sürecinde hayli etkili olan bir grup insan arasında ağırlığı olan bir kesim, Türk devleti ne yaparsa yanlış yapar görüşünü taşıyorlar.

Bunların önemli bir bölümü de ellerine geçen her fırsatta, fırsat kendiliğinden doğmazsa da fırsatı kendileri yaratarak bu devlete ağır vurmayı entelektüelliğin, aydınlığın bir gereği sayıyorlar.

İddia ediyorum, kendilerinin hayranlıkla baktığı Batı ülkelerinde kendi ülkelerinin stratejik çıkarları söz konusu olduğunda kendi devletlerini bu şekilde yalnız başına bırakmaya çok istekli böylesine bir kesim katiyen yoktur.

Bunun temel nedeni de bizim ülkemizde uluslararası ilişkiyi stratejik çıkarlar ve oyunlar çerçevesinde görme, anlama, değerlendirme adetinin, geleneğinin pek olmamasıdır

Örneğin 'Batılılaşma' hedefi ana yön olarak tayin edildiğinde, Avrupa Birliği nihai hedef olarak belirlendiğinde bir şekilde bizim düşünürlerin de gözleri kararıyor.

Birçok ülkenin Türkiye'ye yönelik planları olabileceğini, bunun normal olduğunu, o ülkelerin stratejik çıkarları doğrultusunda Türkiye'yi ele alacaklarını, çeşitli oyunlar oynayacaklarını, Türkiye'nin de bunları görüp gerektiği gibi cevaplar vermesi gerektiğini bu insanlar kabul etmiyorlar.

Bunları görmek, pozisyon almak Batı düşmanlığı değildir. Bunları yapmak Kıbrıs'ta çözüme de karşı olmak anlamına gelmez.

Sadece bir konuda çözüme giderken Türkiye'nin ve Kıbrıs Türkü'nün çıkarlarını da olabildiğince korumak ve tarihsel gerçekleri de göz ardı etmeme duyarlılığıdır, bunun uğraşıdır bu.


* * *


Geldiği noktada Türkiye büyük bir kıskaca alınmış durumdadır.

Son umut olarak sunulan Avrupa Birliği üyeliği sürecinde Türkiye'ye birçok oyun oynayacaklardır, bu daha şimdiden nettir.

Türkiye bunu görse, hissetse bile bir şey yapamayacak konuma itilmektedir çünkü bir ihtimal ya mucize olursa diyerek tüm umudunuzu Avrupa'ya bağlayıp, öteki tüm ulusal çıkarlarınızda tavize yatkın olduğu mesajınızı verirseniz, siz kendi isteğinizle oynanılan piyon olmayı kabul etmişsiniz demektir

Lütfen dikkatli olalım, Batı'nın tarihini tekrar hatırlayalım. Özellikle güçlü devletlerin nasıl davrandıklarını, nasıl planlar yaptıklarını, kendi stratejik çıkarları gerektiğinde nasıl da acımasız, yıkıcı olabildiklerini yeniden öğrenelim.

Bu onlara yöneltilen bir eleştiri değildir. Bu, Türkiye içinde tek bir hedefe kilitlendiğinden dolayı maalesef oyuna gelmek üzere olan insanlara yönelik bir uyarıdır.

Benim için kaos durumu, bazı beklentiler nedeniyle Yunan ve Rum ulusal çıkarları karşısında taviz vermeye zorlanacak Türkiye'nin son anda Avrupa Birliği'nden beklediğini alamaması durumunda ortaya çıkacaktır.

İşte asıl o felaket senaryosudur çünkü o durumda Türkiye'de derin bir dizi olay yaşanacak ve o durumda Türkiye'de oyunun kuralları da yeniden yazılacaktır.

Bu sonuncu cümledeki fikir de benim orijinal düşüncem değil, sadece bu konuda Ankara'da duyduklarımı aktarıyorum yorum yapmadan .

Ve bazılarının çok beklediği gibi Denktaş görüşmelerden bir aşamada çekilirse bilin ki kaos durumu da başlamış demektir, benden söylemesi.
Serdar TURGUT 17 ŞUBAT 2004

LAZIO
21-02-2004, 15:27
Iste Gorus Acisi

Maliye Bakani,oglunun ithal ettigi 4 bin ton misir icin,"tavuklarina yedirecek" buyurmus;

Hamam ayni,terleyenler,keselenenler ayni birtek tellaklar degisti.....Ustelik bu tellaklarin amacida belli degil......LAZIO

------------------------------------------------------------------------------------

fiora
03-03-2004, 23:16
IMF yeni program için dayatıyor


– 2005 ve 06’da yüksek miktarda kredi geri ödemesi beklenirken, Hükümet yeni Stand-By istemiyor...
ÖZDEN ALPDAĞ / ANKARA

Uluslararası Para Fonu IMF’ye, 2005 ve 2006 yıllarındaki yüksek kredi geri ödemeleri, Türkiye’nin IMF ile ekonomik ilişkilerini zorluyor.

Başbakan Recep Tayip Erdoğan, “2004’ten sonra IMF ile yeni bir Stand-By’a gidilmeyeceğini” zaman zaman vurgularken, IMF, “2004 sonrasında da yeni ekonomik program önerisiyle Ankara’da, yedinci gözden geçirme” çalışmalarını başlattı. IMF, “2004’ten sonra yeni bir program” diye dayatırken, IMF ile yeni bir borç ötelemeleri gündeme geldi. Ancak, hükümetin önündeki bir diğer çıkış yolu da, 2004 yılında AB’den müzakere tarihi alabilmesi. Şayet hükümet, AB’den müzakere tarihi alırsa, Türkiye’ye doğrudan yabancı sermaye akımı olacağından, Hazine, IMF’ye iki yıl üst üste 9.5 milyar ve 9 milyar dolarlık borç geri ödemelerini kendi iç dinamikleriyle rahatça yapabilir deniliyor.

Türkiye Masası Şefi Rıza Moghadam Başkanlığı’ndaki IMF heyeti, “Kamu bankaları özelleştirilmesi, kamu finansman açığının kapatılıp, yüzde 6.5’lik faiz dışı fazlanın mutlaka gerçekleştirilmesi, vergi reformu ve İmar Bankası gibi konularda” ekonomi bürokratlarıyla görüşmelerini sürdürürken, kamu bankalarının özelleştirilmesi için Dünya Bankası heyeti de devrede. Ancak, şu aşamada iki büyük kamu bankası Halkbank ve Ziraat Bankası ile tam kamu bankası statüsünde sayılmayan Vakıfbank’ın özelleştirilmesi zor görülüyor. IMF ile “Yedinci gözden geçirme çerçevesinde rutin görüşmeler” sürerken, Başbakan Erdoğan ve ekonomi yönetiminin karşı yöndeki görüşlerine, 2004’ten sonra IMF ile işimiz kalmaz” açıklamalarına karşılık, “Türkiye’nin, 2004’ten sonra da yeni bir Stand- By anlaşması yapması yönündeki talepler” artıyor. Bu arada, 2005 ve 2006 yıllarında IMF’ye yapılması öngörülen yüksek borç geri ödemelerinde de, geçen yılki gibi bir borç ötelemesi gündeme oturmuş bulunuyor.

TİCARET muhabirine bilgi veren kaynaklar, “Bu konularda zihinsel egzersizler yapılıyor. Ancak etraflı bir karşılıklı görüşme, müzakereye açılmış değil. 2005’te Türkiye yoluna IMF ile mi devam edecek. IMF’siz mi devam edecek, üzerinde karşılıklı tartışmalar var” diyorlar. Bir süre önce Koç Holding CEO’su Bülent Özaydınlı’nın, “2005’te de IMF ile beraber olalım” talebini açıkça dile getirdikten sonra, TÜSİAD’ın da İstanbul’da, IMF ile görüşmesinde aynı talebi telaffuz ettiği öğrenildi. IMF Türkiye Masası Şefi Rıza Moghadam ile Türkiye Temsilcisi Odd Per Brekk, İstanbul’da çeşitli kesimlerde temaslarda bulunurlarken, heyette yer alan uzmanlar, bankacılar ve iktisatçılar, çeşitli özel görüşmelerinde, “2004 yılından sonra Türkiye-IMF ilişkileri ne olacak?” sorusuna yanıt aradılar. IMF uzmanları, Türkiye Masası Şefi Moghadam ve IMF Türkiye Temsilcisi Odd Per Brekk ile görüşenler, “IMF’nin 2004’ten sonra da bir anlaşma öngördüğü” üzerinde duruyorlar.

IMF’YE YÜKSEK ÖDEMELER

Öte yandan, IMF ile 2005’ten sonra ilişkilerin sürdürülmesine ilişkin zihinsel egzersizler yapılırken, IMF ile ilişkilerin 2004 yılından sonra sürdürülüp sürdürülmemesi konusunda, karşılıklı görüşme ve bir müzakere açılmış değil, Türkiye yoluna IMF ile mi devam edecek yoksa IMF’siz mi konusu, önümüzdeki günlerde netleşecek. Bir müzakere açılmamakla beraber, bu konuların tartışması da yapılıyor.

TİCARET muhabirinin belirlemelerine göre tartışmanın çıkış nedeni, 2005 ve 2006 yıllarında IMF’ye yapılacak yüksek geri ödemeler. İlgililer bu konuda, “Türkiye kriz döneminde IMF’den çok yüklü kredi kullanmıştı. Bunların geri ödemeleri, 2005 yılında yaklaşık 9.5 milyar dolar, 2006 yılında da 9 milyar dolara yakın bir büyüklükte olacak. Bunlar, her ülke için büyük sayılacak dış borç geri ödemeleri” diyorlar. Türkiye’nin bunları nasıl ödeyeceği konusu tartışılırken, “Bu ödemeler, IMF’den ilave kaynak sağlanarak mı, yoksa vadeye yayarak borçları öteleyerek mi gerçekleşecek?” tartışması, IMF ile görüşmelerde masaya gelirken, “IMF muhtemelen, Türkiye’ye yeni bir anlaşmayla ek bir kaynak sağlayacak, böylece 2005 ve 2006 yıllarında yapılacak borç geri ödemeleri, 2007 ve 2008 yıllarına yayılacak.”
Ekonomistler, “Bunun için Türkiye’nin, IMF ile yeni bir Stand-By anlaşması yapması gerekiyor. Bunun gerekçeleri, IMF’ye yüklü geri ödemelerin, Türkiye’nin ödemeler dengesinde rahatsızlık yaratabilir” şeklinde Ankara’da tartışılıyor. IMF Türkiye Masası Şefi Rıza Moghadam ve IMF Türkiye Temsilcisi Odd Per Brekk de iş dünyasıyla yaptıkları her toplantıda, “IMF ile yeni bir Stand-By’ı gündeme getirip, 2004’ten sonra yeni bir Stand-By’ı savunuyorlar.” Ancak, bu tartışmalar devam ederken, “Hükümetten bu konuda henüz net bir yanıt gelmiş değil.” Seçimlerin yaklaştığı bir dönemde hükümet, “IMF kontrolünde mi seçime gider, yoksa IMF’siz daha rahat bir ortamda mı seçime gitmek ister?” soruları değerlendirilirken, “Orada da ikilem şu, hükümetin önünde iki yıl üst üste çok yüksek miktarda, IMF’ye dış borç geri ödemeleri var. O zaman hükümetin içerde her halükarda kemerleri biraz daha sıkması gerekiyor. Hükümet IMF’siz gitmeyi düşünüyorsa, o zaman hükümetin tek çıkış yolu, 2004 sonunda AB’den müzakere tarihi alabilmesinden geçiyor. Çünkü o zaman hükümetin doğrudan yabancı yatırımların 10-15 milyar dolar gibi büyük boyutlara ulaşmasıyla Türkiye çıkış yolunu bulur. O zaman hükümetin, IMF ve Dünya Bankası ile ek anlaşmalar yapması gerekmez. Hükümet, ülkenin kendi iç dinamikleriyle, bu rakamları rahatlıkla ödeyebilir” diyorlar.

dreissena
04-03-2004, 00:43
AB ye üyelik konusunda Kopenhag kriterleri (http://www.abofisi.metu.edu.tr/MetinVers/kopenhag.htm) , Maastricht kriterleri (http://www.tokel.com/belge/ab_maastrichtkriterleri.doc) gibi kriterler var. Bunlar sosyal ve ekonomik olmazsa olmazlar. Peki çalışanların sosyal hakları, izin süreleri, çalışma ortamları, haftalık azami çalışma süresi, fazla mesai süreleri gibi kriterler yok mu ve bu konular ülkemizde nasıl ele alınıyor? AB ye dahil olma süreci içinde Türkiye bu kriterlerin neresinde? Bugün RG de yıllık ücretli izin süreleri ile ilgili yönetmelik yayımlandı. Aramızda ücretli çalışanların fazla olacağı düşüncesiyle bu yönetmeliği vermek istedim.

Çalışma ve Sosyal Güvenlik Bakanlığı'nın, işverenlerce işçilere verilecek yıllık ücretli izinlerin usul ve esaslarını belirleyen Yıllık Ücretli İzin Yönetmeliği, Resmi Gazete'nin bugünkü sayısında yayımlandı. Buna göre, işyerinde bir yılını dolduran personel yıllık ücretli izin hakkı kazanırken, işçilere verilecek yıllık ücretli izin süresi, hizmet süresi;

Bir yıldan beş yıla kadar (beş yıl dahil) olanlara ondört günden,

Beş yıldan fazla onbeş yıldan az olanlara yirmi günden,

Onbeş yıl (dahil) ve daha fazla olanlara yirmialtı günden,

Onsekiz ve daha küçük yaştaki işçilerle elli ve daha yukarı yaştaki işçilere verilecek yıllık ücretli izin süresi yirmi günden
az olamayacak.

Yönetmelik, yıllık ücretli iznin işveren tarafından bölünemeyeceğini, ancak işçi ve işverenin anlaşması durumunda yıllık izin süresinin on günden aşağı olmamak üzere en çok üçe bölünebileceğini hükme bağlarken, yıllık ücretli izinlerini işyerinin kurulu bulunduğu yerden başka bir yerde geçirecek olanlara istemde bulunmaları ve bu hususu belgelemeleri koşulu ile gidiş ve dönüşlerinde yolda geçecek süreleri karşılamak üzere işverenin toplam dört güne kadar ücretsiz yol izni vermesini de zorunlu kılıyor.

Toplu izin

İşveren, Nisan ayı başı ile Ekim ayı sonu arasındaki süre içinde, işçilerin tümünü veya bir kısmını kapsayan toplu izin uygulayabilir. Toplu izin dönemleri, bu dönemlerde henüz yıllık ücretli izin hakkını kazanmayan işçileri de kapsayacak şekilde belirlenebilir.

Yıllık Ücretli İzinlere İlişkin İşverenin Yükümlülükleri


İşverenin, çalıştırdığı işçilerin izin durumlarını gösteren, yıllık izin kayıt belgesini tutma zorunluluğu vardır.

İzin ücretinin belirlenmesinde; fazla çalışma karşılığı alınacak ücretler, primler, sosyal yardımlar ve işyerinin devamlı işçisi olup, normal saatler dışında hazırlama, tamamlama, temizleme işlerinde çalışan işçilerin bu işler için aldıkları ücretler hesaba katılmaz.

İşveren veya işveren vekili, yıllık ücretli iznini kullanan her işçiye izin dönemine ilişkin ücreti ile ödenmesi bu döneme rastlayan diğer ücret ve ücret niteliğindeki haklarını izine başlamadan önce peşin olarak vermek veya avans olarak ödemek zorundadır.

Yüzde usulünün uygulandığı yerlerde izin ücreti yüzdelerden toplanan para dışında işveren tarafından ödenir.

Yıllık ücretli izin süresine rastlayan hafta tatili, ulusal bayram ve genel tatil ücretleri ayrıca ödenir.

YN: Bu madde tartışma yaratır, şirketler farklı uygulamalar yapabilir.

pej
04-03-2004, 09:36
AB üyeliği kısa ve orta vadede (bir kaç seneye kadar) şirketlerin maliyetlerini bu tür uyulması gerekli kurallar yüzünden çok arttıracaktır.

Bunlar tabii ücretlilerin çok lehine olacak ve yaşam kalitesi yükselecektir.

Bunlara uymayan şirketler şikayet karşısında yüklü tazminatlar ödemek zorunda kalacaklardır.

Verimlilik ve kaliteye değilde düşük ücrete dayanan ve kayıt dışı kalarak para kazanan şirketler zaman içinde kapanacak ve el değiştirecektir.http://mysmilies.ipbfree.com/s/cwm/3dlil/cry.gif

Sonuçta teknoloji,marka,sermaye,çağdaş yönetim,rekabet,pazarlama ve dağıtım gibi güçleri olan şirketler yavaş yavaş egemen olacaklardır.http://www.stupid-boy.com/smilies/contrib/icw/006.gif

Bakkal ve Süpermarket hikayesi.

Bakkal kendi dükkanında özgür ama fakirlik sınırında yaşamak yerine daha yüksek maaşla süpermarkette patenli dolaşan servis elemanı olarak sabah 8.00-akşam 14.00 arası 65 yaşına kadar çalışacaktır .

Happy end....http://www.click-smilies.de/sammlung0903/party/party-smiley-052.gif

ogog
04-03-2004, 16:29
Merhabalar,

Bir süredir formu izlemekle beraber bugün ilk kez aktif katılıyorum.

Farklı bir görüş açımın olup olmadığında emin değilim. Uzun vadede bir yükseliş trendi içinde olduğumuzu kabul etmekle beraber aşağıdaki konularda düşünceleriniz paylaşırsanız sevinirim:

-Geçen aylarda Calpers retirement fund (160 milyarlık USA emeklilik fonu)Türkiye ve Arjantini 2004 yılı yatırım listesinden çıkardı
-Yine yakınlarda Norvegian Petroleum fund(900 milyar norveç kronu bütçeli) 2004 için Türkiyeyi yatırım listesinden çıkardı
-Borsada 50 centten 142 cente kadar varan ciddi bir çıkış yaşandı. %200 e yakın kar var.
-Doların euro karşısında değer kazanmaya başlaması ve FED in faiz arttırımına gitme olasılığının gelişmekte olan piyasalara para akışını kısacağı söyleniyor
- Index 18-20,000 aralığında iken hsbc nin raporlarında birçok şirketin piyasa değeri hedeflenen değerlerini geçmişti.
- 3 futbol şirketi halka açıldı ve çevremdeki borsa ile uzun süredir ilgilenmeyen arkadaşlarım senet aldıklarını söylüyorlar

greenback
04-03-2004, 17:04
ogog a bir ekte ben yapmak isterim.
geçen seçimin sonuçlarını anımsayan borsayla ilgisiz bir çok insan seçim haftasına işinden,maaşından bir haftalık, 10 günlük fonlar yaratmaya çalışıyor.

tahminim seçim dönemi ile ky ye teslimat operasyonu sona erer.

bilhassa yeni değeri ile ülker falan iyi gider...:)

pej
04-03-2004, 17:13
Yabancı sermaye ancak Türkiye'nin AB'den müzakere tarihi alacağının %100 kesinleşmesi ile doğrudan ve portföy yatırımlarını gündeme alacaktır.

Türkiyede değişken kur sistemi ve de değerli TL şu anda yabancı sermayeye yatırım için cazip gelmiyor.

Bu şartlarda ancak aşırı spekülatif bir kazanç görürler ise sıcak para portföy yatırımı olarak gelebilirler.

Tabi portföy yatırımlarını da faiz,döviz ve IMKB ayaklarında doğru zamanlama ile yapmaları gerekir,yoksa büyük paralar kaybedebilirler.

ÇifteVatandaş
04-03-2004, 17:42
Yabancilar IMKB den yeterince kazandilar, biraz da biz kazanalim degil mi? Ama nasil, iste sorun burada basliyor. :confused:

Rizzi
04-03-2004, 18:42
Yunanistan’la doğalgaz köprüsü
http://www.petrolcu.com/haber/image/doğalgaz1.jpg
Türkiye’den Yunanistan’a doğalgaz satışını öngören anlaşma TBMM’de onaylandı. Anlaşma uyarınca iki taraf boru hattının inşasını ortaklaşa gerçekleştirecek. Türkiye ile Yunanistan arasında 23 Şubat 2003 tarihinde Selanik’te imzalanan, Türkiye Cumhuriyeti ile Yunanistan Cumhuriyeti arasında ‘gaz bağlantı hattı gerçekleştirilmesi ve Yunanistan’a doğal gaz arzına’ ilişkin anlaşma onaylandı. Resmi Gazete’nin bugünükü sayısında onaylanarak yayımlanan anlaşma uyarınca, iki ülkenin doğalgaz şirketleri, kendi sınırları içinde kalan boru hattını çift yönlü olarak inşaa edecek ve işletecek. Anlaşmayla, iki ülke arasında doğalgaz alım-satımı konusunda da şirketlere yetki verilirken, 20 yıl süreli anlaşma taraflardan biri tarafından son verilmediği sürece, 5 yıllık dönemler itibariyle otomatik uzayacak. Ayrıca iki ülke, üçüncü taraflara ait gazın kendi boru hattı sistemleri üzerinden Avrupa Bölgesi ile Balkanlara transit geçişinin sağlanması için, Enerji Şartı Antlaşması hükümlerine uygun olarak tüm önlemleri alacak. Ankara AA 17 Şubat 2004—

Bryat ve brsan alalim yani :D

dreissena
07-03-2004, 00:14
Çin askeri bütçesini arttırdı

PEKİN: Çin Halk Cumhuriyeti, bu yılki askeri harcamalarını yüzde 11.6 oranında arttırma kararı aldı. Askeri harcamalar için 2 milyar euronun üzerindeki bu artışın, Çin’in devlet bütçesindeki diğer kalemlerdeki artıştan iki kat fazla olduğu bildiriliyor. Çin Ulusal Halk Kongresi, oturumunda ülke bütçesinde, geçtiğimiz yıllardaki rekor açığın ise bu yıl artmayacağı bildirildi. 31 milyar euroluk açık, Çin gayri safi milli hasılasının yüzde 2,5 denk düşüyor. 2003 yılında yüzde 9.1 olan ekonomik büyüme hızının ise bu yıl düşmesi bekleniyor.

dreissena
07-03-2004, 00:16
AB, 2010 yılına kadar Akdeniz'de serbest ticaret bölgesi oluşturmayı hedefliyor

Agadir'de imzalanan anlaşmayla 4 ülke arasında bir serbest ticaret bölgesi oluşturuldu. 150 milyar euroluk bir piyasa yaratan anlaşma, AB tarafından da destekleniyor.

Ürdün, Mısır, Tunus ve Fas, dün imzaladıkları Agadir anlaşmasıyla aralarındaki ticaret bariyerlerini kaldırmayı hedefliyor. Fas’ın Agadir şehrinde imzalanan anlaşmayla dört ülke arasında bir serbest ticaret bölgesi oluşturuluyor. Dört ülkenin bu girişimini başından beri destekleyen Avrupa Komisyonu ise ticaret ve yatırımlar önündeki engellerin kaldırılmasını AB ve Akdeniz bölgesi arasındaki stratejik ortaklığın önemli bir parçası olarak görüyor. Agadir anlaşması, AB ile Akdeniz bölgesi arasında 2010 yılına kadar oluşturulması planlanan serbest ticaret bölgesi için de önemli bir dönemeç oluşturuyor.

150 milyar euroluk piyasa

Ürdün, Mısır, Tunus ve Fas arasında imzalanan Agadir anlaşmasıyla yüz milyon nüfuslu ve toplam 150 milyar euroluk bir Gayrisafi Yurtiçi Hasılaya sahip bir piyasa yaratılıyor. Bu girişim, bölgede acil ihtiyaç duyulan ekonomik dinamiği yaratmak açısından önemli bir adım.

Avrupa Komisyonu sözcüsü Emma Udwin anlaşmanın aynı zamanda AB ile Akdeniz ülkeleri arasında büyük bir serbest ticaret bölgesi oluşturma projesine katılacak diğer tüm ülkeler için de iyi bir örnek oluşturduğunu belirtiyor: ‘’Bu Akdeniz için gerçekten önemli bir dönemeç. AB olarak Akdeniz ülkelerinin, 2010 yılına kadar tüm Güney Akdeniz’i kapsayacak bir serbest ticaret bölgesi oluşturma girişimlerini destekledik. Agadir anlaşması ile dört ülke, oluşturulması planlanan bu büyük serbest ticaret bölgesinin ilk adımını attılar. Bu heyecan verici bir gelişme.’’

10 yıl önce ortaya çıkan fikir

Avrupa ile Akdeniz bölgesi arasında büyük bir serbest ticaret bölgesi oluşturma fikri, 1995 yılında Barcelona’da gerçekleştirilen Avrupa-Akdeniz Konferansı’na uzanıyor. AB’ye üye ülkelerin çoğu uzun süredir Akdeniz ülkeleriyle yakın siyasi, ekonomik ve kültürel ilişkilere sahip. Ticaret ve kalkınma alanlarında 20 yılı aşkın bir süre devam eden ikili temasların ardından 1995 yılında Barcelona’da ilişkilerde yeni bir dönem açıldı. AB, 12 ülkeyle ortaklık anlaşmaları imzaladı. Bu ülkeler, Türkiye, Fas, Cezayir, Tunus, Mısır, İsrail, Filistin özerk bölgeleri, Ürdün, Lübnan ve Suriye ile 1 Mayıs’ta Birlik’e dahil olacak Kıbrıs ve Malta. Libya ise gözlemci statüsünde bulunuyor.

Bölgesel entegrasyon

2010 yılına kadar Akdeniz’de bir serbest ticaret bölgesi oluşturulması Barcelona sürecinin temel taşlarından. Ancak asıl önemli yönü, bu ülkelerin hem kendi aralarındaki hem de AB ile olan ilişkilerini derinleştirmesi. Avrupa Komisyonu sözcüsü Emma Udwin, bunun Akdeniz bölgesinin kalkınmasında önemli rol oynayacağını belirtiyor: ‘’Barcelona süreci, bir bölge oluşturma hedefinin bir parçası. Ve biz bölgesel entegrasyonu varlık nedeni olarak gören AB olarak bu oluşumun başarıya ulaşması için katkımızı sürdüreceğiz. Bölgesel entegrasyonun istikrar ve refahı artıran birşey olduğunu yaşayarak gördük. Bunun diğer ülkeler için de yararlı olacağını düşünüyoruz.’’

Yeni fırsatlar

Avrupa Komisyonu’nun dış ilişkilerden sorumlu üyesi Chris Patten, Avrupa-Akdeniz ortaklık anlaşmasının diğer üyelerini de Agadir anlaşmasına katılmaya teşvik ediyor. Komisyon sözcüsü Udwin tüm ülkelerin bu projeden karlı çıkacağını belirtiyor: ‘’Anlaşma tabii ki bu dört ülke arasındaki ticari ilişkilerde yeni fırsatlar anlamına geliyor. Ancak daha da önemlisi bölge, Avrupalı yatırımcılar için daha çekici hale gelecektir ve belki gelecekte daha da büyük bir oluşumun temelini oluşturacaktır. AB olarak şunu çok iyi biliyoruz ki, ekonomik anlaşmalarla başlamak çok daha derin ilişkilere yönlendirebiliyor.’’

Son halka Suriye

AB, Akdeniz ülkeleriyle siyasi, ekonomik ve sosyal bağları geliştirmek amacıyla çok sayıda ortaklık anlaşması imzaladı. Bu zincirin son halkası ise Suriye. Ortaklık anlaşması için müzakereler sürüyor, ancak ne zaman imzalanacağı konusunda henüz kesin bir tarih yok. Agadir anlaşmasından doğan olumlu sonuçların Suriye ile olan süreci de hızlandıracağı tahmin ediliyor.

Alexander Göbel -DW

istanbullu
07-03-2004, 00:27
Bu habere göre Türkiye'ye açıldığı varsayılan üyelik vizyonu tam da yerine oturuyor.Ortadoğu ve Akdeniz havzasında artık ABD'ye karşı da bir alternatif hazırlayan ve kuşatılmayı durdurmaya çalışan AB'nin Türkiye'yi devre dışı bırakması artık düşünülemez.Sn Dreissena aktardığınız bu bilgi için çok teşekkür ederim...

dreissena
07-03-2004, 01:14
Evet, Türkiye Akdeniz' de her zaman önemli bir konuma sahipdi zaten. Tarihsel süreç de bunun en büyük ve en önemli kanıtı. AB nin Türkiye' yi devre dışı bırakmasının düşünülemeyeceğine de katılıyorum. Ancak nam-ı diğer dansöz Avrupa, Türkiye' yi içine almamanın ancak devre dışı da bırakmamanın yollarını da arıyor. Bununla ilgili bir haber daha var.

dreissena
07-03-2004, 01:16
Fitch: AB, müzakere tarihini 2004 yerine 2005 sonunda verebilir, üyelik sürecinde işler düzelir.

Türkiye'nin Avrupa Birliği üye adaylığını değerlendiren uluslararası kredi derecelendirme kuruluşu Fitch Ratings, Türkiye'nin arkasındaki artan desteğe rağmen bu yıl sonundaki AB zirvesinden hayal kırıklığı yaratacak bir sonuç çıkması ihtimalinin varlığını koruduğunu ileri sürdü. Türkiye'ye tarih verilmesinin bir yıl ertelenebileceğini tahmin eden kurulu, bu durumun Türkiye'nin de işine geleceğini belirtti.
Fitch'in 04/03/2004 de yayınladığı "Türkiye ve AB - Kısaca Sorular ve Cevaplar" başlıklı raporda, Türkiye'nin AB adaylığı yolundaki çabalarına ve sene sonundaki AB zirvesinden çıkabilecek olası sonuçlara ilişkin senaryolara yer verildi.

Son haftalarda Kıbrıs müzakerelerine yeniden başlanmasıyla Türkiye'nin üyelik şansının arttığına dikkat çeken Fitch, Kopenhag Kriterleri'ne uyum için yasalarda yapılan reformları da hatırlattı. AB'nin aralık ayında Türkiye'nin kriterlere uyumunu inceleyerek bir karar vereceğini belirten kuruluş, AB'nin ya üyelik müzakereleri için bir tarih vereceğini, yada daha fazla siyasi reform için baskı yapacağını ifade etti.

Kıbrıs'taki son gelişmeler, AB'nin bazı kilit üyelerinin destek mesajları ve Ankara'nın kararlı tutumunun, zirveden, muhtemelen 2005'te, müzakerelere başlama tarihi çıkması ihtimalini yükselttiğine dikat çeken kuruluş, yine de bunun Fitch'in 1'inci senaryosu olmadığını vurguladı.

"Tarih 2004 sonu yerine 2005 sonunda gelecek"

Fitch'in senaryosuna göre AB, Türkiye'ye açıkça bir tarih vermeden önce 2005 sonuna kadar süre verip yeni siyasi reformlar talep edecek. 1 yıllık ertelemenin Türkiye'de hayal kırıklığına yol açacağını ancak AB ile ilişkileri bozmayacağını tahmin eden Fitch, AB'nin Türkiye'nin yüzüne kapıyı kapatması olasılığının bulunmadığının altını çizdi.

AB üyeliğinin hükümetin en önemli gündem maddesi olduğunu, bunun iktidardaki AKP'nin de gücünü artıracağı için hükümetin kolay kolay vazgeçmeye niyeti olmadığı anlatılan raporda, bir yıllık sürenin Türkiye'nin kaydedeceği ilerlemeyi açıkça gösterme şansını artıracağı, bu arada AB'nin reddetme ihtimalini de azaltacağı ifade edildi.

Üyelik süreci ekonomiye doping etkisi yapar.

Başarıyla katılımın hükümet politikaları üzerinde disiplini artırıcı etki yapacağı, ekonomi üzerindeki belirsizliklerin de azalarak doping etkisi yapacağı bildirilen Fitch raporunda, Türkiye'nin de önceki adayların yolundan gitmesi halinde şartların düzeleceği tahmininde bulunuldu. AB ile sıkı ilişkiler sayesinde üyelik öncesi kaynak desteğinin yanısıra piyasalarda makroekonomik güven ve istikrarın artacağını belirten Fitch, bu sayede faizlerin düşeceğini, volatilitenin de azalacağını, böylece hükümetin daha ucuza borçlanabileceğini kaydetti.

Salacaklı
07-03-2004, 02:16
------------------------------------------------------------------------------birileri kuruma yagli bir düdük vermis.öttürüyorlar
aslinda bu kurumlari arastirip. dil bildigimiz oranda onlara soru sormaliyiz..

susmak iyi degil

beni bilgilendirirmisiniz diye sorular sorulmali,,,
sayet cevap vermezlerse
bizler o düdükcüleri bir cirpida madara edebiliriz...

lobiler haril haril calisiyor.

bizlerde burada bir LOBI degilmiyiz

chem73
30-04-2004, 17:34
Yine ekonomik kriz mi?

Hafızası zayıf olanlara yine hatırlatmalıyım.

Bundan önceki büyük krizimize giden yolda, bütün medya 'Model ülke Türkiye'nin' başarıları, bizim ülkenin ekonomik gücünün nasıl dünyaca hayranlıkla izlendiğini filan yazarken, yani düpedüz yalan söylerken, ben ve birkaç insan 'Dikkat kriz geliyor' diye bas bas bağırmıştık.

Biliyorum 'Ben demiştim' türünden yazılar sinir bozar ama ne yapacaksınız, arada bir de hatırlatma yapmazsanız da millet tümden unutacak olan biteni.

Ders almıyoruz biz bir türlü.

Daha doğrusu ders almak istesek de yapılacak bir şey yok çünkü dönemsel olarak büyük krizler yaratan ve de yine yaratacak olan model bizi teslim almış durumda.

Bu modelin temel hatları şöyle:

1- Çok yüksek oranda dış ve iç borç. Yine çok yüksek oranda dış ve iç borç faiz ödemeleri.

2- Gelir dağılımında çarpıklık. Orta sınıfın tamamen silinmiş olması

3- Çok yüksek oranda işsizlik.

4- Çok düşük düzeyde ücret ve maaşla çalışan ezici çoğunluk.

5- Tarım kesiminin fiilen ölmüş olması.

6- Ülkeyi ileriye taşıyacak sanayi dallarında yatırım yapılmaması, genelde durgunluk.

7- Ülkeyi her an, saniyesinde terk etmeye hazır sıcak para.

Ülkemizde geçerli olan ekonomik modelin temel hatları bu şekildedir.

Siz eğer bu ekonomik sisteme dışardan şok edici bir müdahalede bulunmazsanız, bu sistem hiç durmadan hem de kısa aralıklarla büyük krizler üretir.

Ve o model içinde sıkışıp kalındığı sürece de periyodik krizleri önlemenin imkanı yoktur, çünkü krizler o modelin kendi içinde düzeni sağlama yoludur.


* * *


Uzun zamandır enflasyonun düşürülmüş olmasıyla övünülüyor.

Bu kendi başına övünülecek değil, endişe duyulacak bir şeydir.

Bir ülkede yatırımlar yapılır, ekonomi büyürken, zenginlikler yaratılırken enflasyon düşürülürse bu başarıdır.

Siz büyük bir durgunluk yaratırsınız, yatırımları büyümeyi durdurursanız enflasyon oranı da sıfır olabilir.

Örneğin Kenya'da enflasyonun sıfır düzeyde olması o ekonominin ABD ekonomisinden güçlü olduğunu göstermez.

Gerçi bizim istatistikçiler arada bir ekonominin büyüme oranlarını da yayınlıyorlar son zamanlarda.

Açıkça söylemek gerekirse hangi ekonominin, nasıl büyümekte olduğu da meçhuldür.

Piyasaları bilen, işlerin içinde olan, elini taşın altına koyup fabrikalar kurmuş arkadaşlarım var. Hangisiyle konuşsam bu ekonomik büyümeden kendilerinin haberdar olmadıklarını söylüyorlar.

Tabii ki bir zamanlar dibe vurmuştuk sonra dipten hafif kıpırdanmalar başladı bu da istatistiklere büyüme olarak yansımış olmalı.

Ancak yukarda saydığım yapısal özellikleri nedeniyle hiç durmadan periyodik kriz yaratacak olan sistem ile ilgili ciddi bir şeyler yapılamadığı takdirde bu 'büyüme' geçici bir kandırmaca olmaktan ibaret olacaktır.


* * *


Türkiye, kısa bir aradan sonra gelecek ikinci büyük krizi kaldıramaz.

İlk krizde radikal kararlar son anda alınmamış olsaydı ülke uçuruma düşecekti, kenardan zor bela döndük.

Kısa süre içinde olabilecek ikinci bir krizde uçuruma gidişi önleyebilecek dayanma, direnme gücümüzün olabileceğini sanmıyorum.

Ne yazık ki yine önceden olduğu gibi ekonomi birçok tehlike sinyalini tekrardan hem de güçlü biçimde vermeye başladı.

Şimdi olanların tek farkı birçok yazarın ilk krizdeki yanlışlarından ders alıp 'yaklaşan tehlikeyi' görmezden gelmekten vazgeçmiş olmalarıdır.

Bu konuda daha şimdiden bir tartışma başlamış olması bile bir şanstır.

Ancak dikkat ederseniz tartışmalar da yine yukarıda ana özelliklerini saymış olduğum modelin sınırları içinde kalınmaya özen gösterilerek yapılmaktadır.

Bu model çok matah bir şeymiş gibi bu özenin neden gösterildiğini anlamak da çok zor.

Dolayısıyla model içi o tartışmaların da uzun dönemde bir yararı olmayacaktır.

O tartışmalardan üretilecek fikirlerle ancak krizden kısa çıkış yolu belki açılacak ama krizin bir süre sonra tekrar kapıyı çalması için gereken fikirler üretilemeyecektir.

Yapılacak tek iş var, korkusuzca ve risk alarak bazı yapısal sorunların üzerine gitmektir.

Türk ekonomisi başıboştur, plansız, programsızdır.

Türkiye'nin geleceği 'piyasa faktörlerinin ve oyuncularının' eline bırakılmıştır. Ama unutulan şudur ki piyasa faktörlerinin ve oyuncularının vatanı yoktur.

Onlar bir vatanın çıkarlarını gözetmek zorunda değillerdir, böyle bir sorumlulukları hiç olmamıştır.

Bu bir suçlama filan da değildir, kapitalizmi iyi anladığını sanan bir insanın durum tespitinden ibarettir.

Türkiye sanayi yatırımı yapmadan, tarımını canlandırmadan, ülkesinin yatırımcısına, kapitalistine geleceğini görebilecek bir program, bir plan sunmadan, hep kısır döngünün içinde kalmaya mahkum olacaktır.

Türkiye'nin bu durumunda, dünyanın da gidişatına bakınca, ben ekonomimizin halinin de bir ulusal güvenlik meselesi haline iyice geldiğini düşünüyorum.

Eğer bu kabul edilirse, konuyu sadece bir fikir jimnastiği olmaktan çıkarıp, ülkeye yeni yollar açacak ekonomik-stratejik işbirliklerine gitmemizin önünü açabilecek adımları atmamız da kolaylaşır.

Serdar TURGUT

pej
02-05-2004, 17:51
CIA raporunda AKP ve Fethullah Gülen...

CIA'nin 88 sayfalık İslamiyet Raporunun girişinde şu cümleler dikkat çekiyor:

"İslam Dünyası kendi değerlerini ve doğasını tanımlamanın kavgasını yaşıyor. Peki ABD'nin bu kavgadaki öncelikleri neler? Önce İslamiyet'ten kaynaklanan şiddetin önlenmesi, sonra ABD'nin İslamiyet'e karşı olduğu imajından kaçınılması ve daha sonra da İslam dünyasının demokratikleştirilmesine yönelik atılacak radikal adımların planlanması...

"İslam dünyası şu an gelişme yoksunluğu ve globalleşme ile uyumsuzluk sorunlarıyla boğuşuyor ve bugüne kadar İslam dünyasında çare için bulunan milliyetçilik, Pan-Arabizm, İslam devrimi vb. kavramların da bu çözümde yetersiz kaldıkları görülüyor."

Bu tanımlamadan sonra raporda İslam dünyası 4 başlıkta şöyle kategorize ediliyor:

"1) Köktendinciler: Demokratik değerleri redderler ve İslami değerlerle yönetilen otoriter bir dtevlet biçiminden yanadırlar.

2) Tutucular: tutucu bir toplum isterler ve modernleşme ve değişim konularına kuşkulu yaklaşırlar.

3) Ilımlılar: İslam dünyasının, globalleşmenin bir parçası olmasından yanadırlar ve İslamda reform ve modernleşme isterler.

4) Laikler: Din ve devlet işlerinin ayrılmasından yanadırlar. Batı türü demokrasiden yanadırlar ve dini kişi düzeyine indirgemeye çalışırlar."

Bu kategorilendermenin ardından ABD yönetiminin yapması gerekenler raporda şöyle sıralanıyor:

"Önce "Ilımlı İslamcılar" desteklenecek: Çalışmaları ve görüşlerinin yayınlanması ve dağıtılmasına maddi katkı yapılacak, daha geniş kitlelere ve özellikle gençlere ulaşmaları teşvik edilecek, sivil toplum kuruluşları kurmalarına, eğitim için yer bulmalarına ve politik süreç içinde gelişmelerine destek olunacak, görüşlerini yaymak için web sitesi, okul, enstitüler kurmalarının önü açılacak ve Ilımlı İslam'ın kitlelerin alternatifi olması sağlanacak.

Köktendincilere karşı tutucular desteklenecek: Bu amaçla, her iki grubun ittifak kurmalarının önüne geçilecek, tutucularla Ilımlı İslamcıların ittifak kurmaları sağlanacak ve tutucu eğitim kurumlarında ılımlı İslamcılar'ın görüşlerinin yayılmasına çalışılacak, tutucu İslamcılar arasında özellikle Sufizm'in taban bulması için uğraşılacak.

Laikler, duruma göre desteklenecek: Laikler'in köktendinci tehhlike karşısında ABD ile aynı görüşte olmaları için uğraşılacak ve bu durum laiklerin milliyetçilik ve sol akımlara yanaşması önlenerek gerçekleştirilecek.

Köktendincilerle etkili mücadele edilecek: bu konuda da köktendincilerin terör eylemleri sürekli gündemde tutulacak, gazetecilerin köktendinci akımlar içindeki yolsuzlukları, baskıları, moralsizliği sürekli gündemde tutmaları sağlanacak, aralarındaki bölünmeler hızlandırılacak."

Raporun daha sonraki bölümlerinde kategoriler daha detaylı olarak anlatılıyor ve Türkiye'yi ilgilendiren bölümler başlıyor.

Örneğin Köktendinci gruplar arasında El Kaide ile birlikte Kaplancılar da sayılıyor. Laik kategoriye en iyi örnek olarak Türkiye'deki Kemalistler gösteriliyor ve aslında milliyetçilik vb akımlar nedeniyle aslında laiklerin ABD'ye çok yakın bakmadıkları da raporda yer alıyor.

Peki bu durumda en iyi ittifak olarak kim kalıyor?

Rapora göre bu durumda en iyi ittifak Ilımlı İslamcılar'la yapılabilir... Ve sıkı durun raporun 38. sayfasında Ilımlı İslamcı olark Türkiye'den Fethullah Gülen'in adı örnek olarak veriliyor. 39. sayfada da Ilımlı İslamcılar'ın en büyük eksikliklerinden birinin "ekonomik güç" olduğu vurgulanıyor ve maddi açıdan desteklenmeleri isteniyor.

Raporda Türkiye'nin Ilımlı İslam için iyi bir madel oluşturduğu tespitinde bulunularak, bu konuda Türkiye'deki iktidarın desteklenmesinin altı çiziliyor.

Raporun daha sonraki bölümlerinde kategorilendirilen İslami grupların, kadın, evlilik, cihad, demokrasi, eğitim vb. konulara nasıl baktıkları da ayrıntılarla inceleniyor.

Raporun son bölümünde "Derin Strateji" başlığı altında da, ilk başta verilen "Yapılacaklar" daha da detaylandırılıyor.

Burada en ilgi çekici olanı da, "Ilımlı İslami bir lider oluşturulması" başlığı altında ortaya çıkıyor:

"Ilımlı İslamcılar'ın cesur sivil liderler olmasına çalışılmalı ve demokrasi, insan hakları, kadın hakları konusunda etkili politikalar geliştirmeleri sağlanmalı. İslamın bir üst kimlik olduğundan çok, insanlarının kimliklerinin bir parçası olduğu işlenmeli, sivil toplum örgütleri oluşturarak Ilımlı İslamcı liderlere yardım edilmesine çalışılmalı..."

Tabii raporda Türkiye'yi, Irak'ı ve tüm İslam dünyasını ilgilendiren bölümler ve hepimize tanıdık gelecek "uygulama önerileri" bulunuyor...

Biz burada sadece raporu kısaca özetledik...

Bilmek sabır ve araştırma istiyor. Bilen, bulmacayı daha kolay çözüyor...

aydino
02-05-2004, 20:53
Sayin Pej

Bu raporun detaylarina nerden ulasabilirim ?

pej
02-05-2004, 21:08
Sayin Pej

Bu raporun detaylarina nerden ulasabilirim ?

Benim erişebildiğim bukadardı.

pej
16-05-2004, 16:39
10 MİLYAR DOLARLIK SAVUNMA İHALELERİ, AVRUPALI FİRMALAR İÇİN İPTAL EDİLDİ

Türkiye’nin çeşitli dönemlerde açtığı, atak helikopter, modern tank ve insansız hava araçları için yaklaşık 10 milyar dolarlık ihale dün iptal edildi.

Başbakan Tayyip Erdoğan başkanlığında, Genelkurmay Başkanı Orgenaral Hilmi Özkök, Milli Savunma Bakanı Vecdi Gönül ve Savunma Sanayii Müsteşarlığı yetkililerinin katılımıyla yapılan ve yaklaşık 4 saat süren dünkü İcra Komitesi toplantısında iptal kararı çıkması, en fazla ABD’li Bell Textron firmasında şok etkisi oluşturdu. Bülent Ecevit başkanlığındaki 57. hükümet döneminde, yaklaşık 145 adet atak helikopteri ihalesinde öncelik Bell Textron’un ürettiği ‘King Kobra’ya verilmişti. King Kobra’nın olmaması durumunda sırada Rus-İsrail ortak yapımı olan ve ‘Erdoğan’ diye adlandırılan Kamov KA 50-2 helikopterleri vardı.

King Kobra’nın sürekli fiyat artırması bir süreden beri Türk tarafında rahatsızlık yaratmıştı. Dünkü toplantı sonrası yapılan yazılı açıklamada, ‘mevcut modellerle uzun süredir sonuçlandırılamayan modern tank, taarruz taktik keşif helikopteri ve insansız hava araçları projelerinin mevcut ihalelerinin iptal edilmesine karar verildiği’ kaydedildi.

İcra Komitesi, bu kararıyla Ecevit hükümeti döneminde ihaleden elenen Fransız-Alman ortak yapımı Eurocopter’in ürettiği ‘Tiger’ helikopterleri ile İtalyan Mangusta firmasının helikopterlerine göz kırptı. Üst düzey bir yetkili, yeni açılacak ihalelerde Avrupa firmalardan teklif alınacağını söyledi.

YÖN DEĞİŞTİ

İhalenin iptal edilmesinde, Türkiye’nin yıl sonunda AB’den müzakere tarihi almak istemesinin etkili olduğu belirtiliyor. AB’nin Türkiye ile ilgili vereceği kararı dikkate alan hükümet, şu ana kadar Ankara için sıcak mesajlar vermeyen Fransa’ya karşı atak helikopter ihalesini koz olarak kullanmak istiyor. Hükümet bu ihaleye karşılık, Fransa’dan AB’nin Türkiye ile müzakerelere başlama tarihine destek vermesi hesabını yapıyor.

İcra Komitesi’nin dün iptal ettiği yaklaşık 1000 tanklık ihale ile insansız hava araçları projesi ise uzun süreden beri ‘donuk ihale’ durumundaydı. Tank için ABD, Ukrayna, Fransa ve Almanya devredeydi.

İcra Komitesi, bundan sonraki ihalelerde yerli imkanların kullanılmasına daha fazla ağırlık verilmesini de kararlaştırdı. Bu çerçevede BMC, Nurol ve Otokar’ın, savunma ihalelerinden daha fazla pay almaları bekleniyor.

pej
16-05-2004, 20:57
DOVİZ VE EKONOMİDE DURUM NE OLUR ?
Anlaşıldığı kadarıyla son dört aydır gizli ve açık yollarla 6-8 milyar dolar arası para TL den dövize çevrildi ve sistemden çıktı. Bu rakamın büyük tutarı yabancılara ait. Yabancılar 4 milyar dolar getirdilerse bunu 7 milyar dolar yapıp gittiler. Biz ise son yıl 45 milyar dolarlık ihracat yaptık. Acaba toplam ihracattan 3 milyar dolar faaliyet karı elde ettik mi? Şirketlerimiz bu kadar tutar sermaye birikimi elde etti mi ? Yani büyük fedakarlıklarla yapılan ihracattan elde ettiğimiz karı, yabancıların cebine koyduk mu ? Yabancılar bize teşekkür edip, ekonominiz çok güzel sakın programdan taviz vermeyin diyerek sırtımızı sıvazladı mı ? % 80 reel döviz bazında faiz veren ve sonra tekrar borç aramaya gidecek bir ekonomi yönetiminin başarısının sırrı nedir ?

Bundan sonra ne olur ?

- Yabancı analistler bundan sonra ekonomideki olumsuzluklara dikkat çekecek, raporları bu şekilde çıkacaktır. Çünkü artık Türkiyede pozisyon riski taşımıyor olacaklar.
- Faizler ve döviz kuru daha da yükselecek
- Enflasyon dahil hedeflerin hiçbiri tutmayacak (ihracat hariç)
- Kur ve faiz cazip noktaya gelince ve Türkiye bir şekilde yeni kredi imkanı yakalayınca, yüksek kurdan dövizi bozup yüksek faizli bonolara tekrar gelecekler. (Bunun için AB tarihi ya da başka bir faktör beklenecek)
- Yeni kredi bulunamazsa, ABD de yönetim değişir ve Türkiye kendi haline bırakılırsa, Türkiyenin borçlarının konsalidasyonu beklenecek. (Düşük ancak olasılık dahilinde) Daha sonra oluşan duruma göre toz duman dağıldıktan sonra gelecekler.
- Ana oluşum tamamlanıp önlerini görene kadar teknik alım-satımlar süreç içinde devam edecek.

Daha önce yazmıştım. Yabancılar Türkiyede bono ve borsa pozisyonu taşıdığı sürece bizi över, karını dövize çevirip cebine attıktan sonra eleştirir. Saf olmayan herkes bunu tahmin edebilir. Ekonomi sadece döviz-faiz-borsa-vergi değildir. Ekonomi yönetiminde iki özelliğiniz olacak. Hem ekonomiyi ve ülke şartlarını iyi bileceksiniz hem de yöneticiliği. Biri eksikse ekonomide yabancı portföylerin uşaklığından öteye fonksiyonunuz olmaz.


Not :

Sürecin büyük bir finansal kriz boyutuna varmaması, ihracat, turizm, Irakla yapılan ticaret, diğer dış döviz gelirleri ile ABD nin yeni kredi açması, anlamlı AB müzakere tarihi alınması gibi faktörler ile bankacılık sektörünün derin risklerinin boyutuna bağlı. Günlük ani kriz yerine zamana yayılmış zorluklar beklemek daha doğru olur. Borcunu borçla ödeyip düze çıkmış bir ekonomi henüz tarih kitaplarında yok.

Kaynak: Digimedya

chem73
22-05-2004, 23:36
BEYNİMİZ ve KAZANMAK

Beynimiz ve aklımız aynen bir kas sistemi gibi çalışır. Uzunca bir koşu sonrasında enerjiniz tükenir ve bir yerden sonra artık bir adım bile atamaz olursunuz. Yeniden koşuya başlamadan önce dinlenmeniz ve enerji toplamanız lazımdır. Eğer borsada trade (alım-satım) yapıyorsanız durum farksızdır. Beynin enerjisinin veya aklınızı kullanma gücünüzün sınırlı olduğunu bilmek hayati önem taşımaktadır. O zaman beyninizi de dinlendirmeli ve yeniden enerji kazanmasını sağlamalısınız.

Borsada alım satımda başarı piyasanın önemli dönüm noktalarında doğru hareketi yapmakla olacaktır. Bu tür zamanları kaçırmamak ve gerekli avantajlarını kullanmak için akli kaslarınızın rahat olması gerekmektedir. Eğer yorgun bir beyinle karar almaya kalkarsanız kararlarınızda gecikecek veya fırsatları değerlendiremeyeceksiniz. Takatsız kalmış ve bütün enerjisini kaybettiği paraya yoğunlaştırmış bir beyinle ancak ve ancak yeni yanlış kararlar alacaksınız. Saniyeler içinde sürekli olarak haberler gelmektedir. Kaybetme korkusu içinizde olduğu sürece, bu haber ve gelişmelerin her birini beyniniz yorumlamaya ve karar vermeye çalışacaktır. Bu arada en önemsiz gelişme ve haberleri bile çok önemliymiş gibi yorumlayabilir ve çok ters kararlar alabilirsiniz.

Bir günde borsaya ayırdığınız süre çok önemlidir. Her gününüzü bir maraton gibi düşünürseniz, bu maratonu koşmak için gerekli enerjiyi toplamalı ve beyin jimnastiğini yapmalısınız. Kesinlikle dinlenmiş bir beyinle güne başlamalı ve önceden plan yapmalısınız. Unutmayın ki borsada kazanmak uzun bir maratondur. Bu maratonda stratejileri olanlar, önceden plan ve taktik geliştirenler uzun soluklu olacaklardır.

Beyni dinlendirmenin en güzel yolu ise, tamamıyla farklı bir şeyle meşgul olmaktır. Beyniniz size sürekli olarak “şu kadar kaybettin bunu yapmayacaktın, burada satacaktın” gibi mesajlar gönderir. Bu mesajları almaya başladığınızda yapacağınız en temel şey ise “kazanç da var zarar da var” şeklinde düşünmek ve bu mesajların beyni daha fazla yormasına izin vermemektir.

Endişeli bir ses geçenlerde beni Avrupa’dan arıyor ve 140 milyarının 110 milyara düştüğünü söylüyordu. Elbetteki üzücü bir durum, fakat tekrar 140 milyara çıkmayı amaçlıyordu. En tehlikeli şeylerden biri, zararı çıkarmak üzere yeni yanlış adımlar atmak ve yılana sarılmaktır. Sizi düşüren piyasa aynı zamanda sizi yukarı da çeker. Bu tür bir durumda, kendinize sadece 110 milyarınızı olduğunu kabullendirmek ve beyninizi “kaybettiği 30 milyara yoğunlaşmasından” alıkoymaktır. Bu tür durumlarda etrafınıza bir bakın yeter.

Geçenlerde Kadir Has Üniversitesi’nin hemen yanı başında ALBAYIM isimli ve yaptığı tostla meşhur birinden öğrencilerin önerisi üzerine tost yemeye gittim. Gerçekten tostu mükemmel. Eğer yolunuz Unkapanına düşerse, eski Tekel fabrikası ve Şimdi Kadir Has Üniversitesi olan yerde hemen üniversitenin arkasındaki küçük parkın kenarındaki bu tostçuya uğrayın. Albayımın söylediğine göre kendisinden tost alıp Almanya’ya götürmüşler. Çok kaliteli ve zengin malzeme kullanıyor.

Her neyse, tost yerken yüzü sakallı ve sakallarının yarısı ağarmış 40-45 yaşlarında bir adam geldi ve aç olduğunu söyledi. Albayım ona oturmasını ve tost vereceğini söyledi. O da bir banka oturdu ve beklemeye başladı. Çok aç olduğu belliydi ve uzunca bir süredir bir şey yememişti. Ben de yanına oturdum. Kendisini anlatmasını istedim. Zamanında Malatya’dan üvey annesinin kötü davranışı üzerine İstanbul’a kaçmış. Çöp tenekelerinden kağıt toplayarak günde 3-5 milyon kazanıp hayatını geçindiriyormuş, fakat kağıt topladığı arabasını çalmışlar. Belki de 50 milyona alınabilecek o araba bence 140 milyardan daha önemliydi. Çünkü adamcağız bütün sermayesini, yani her şeyini kaybetmişti. Bir barakada yatıyormuş (Sonra o barakayı da gördüm fakat anlatamam). En az 6 aydır su yüzü gördüğünü zannetmiyorum. Sonrasında O’nun için çok büyük, benim için ise çok önemsiz bir şeyler yapmaya çalıştım ve mutlu oldu.

Burada vurgulamak istediğim nokta şu; paranızın bir kısmını şu an endeks aşağıda olduğu için kaybetmiş görünebilirsiniz, fakat mutlu ve huzurlu olmak için o kadar çok sebep var ki anlatamam. Seans devam ederken, kaybettiğiniz paraya bakıp kendinizi harap edip, bütün sağlıklı düşünme mekanizmalarını yok etmek yerine, o anda seansı izlemeyi bırakın ve gidip bir hastanedeki herhangi bir hastayı veya bir cezaevindeki bir hükümlüyü ziyaret edip O’nun hikayesini dinleyin. Halini hatırını sorup bir ihtiyacı olup olmadığını sorun. O’nların yüzündeki mutluluk sizin beyninizin RESET olmasını sağlayacaktır. İnanılmaz bir şekilde sağlıklı, makul ve mantıklı düşünmeye başlayacaksınız ve bu da portföyünüze inanılmaz yansımalar yapacak. İnanmayan denesin.

pej
23-05-2004, 00:22
Y.Erdinç hoca güzel bir yazı yazmış ancak bazı noktalar dikkatimi çekti.

Malum borsa alışkanlığı her yazı,bilanço ve yorumu çelişkiler ve tutarsızlıklar açısından irdelemekte çoğumuz hatırı sayılır tecrübeye sahibiz.

1-Başkalarına yardımı sadece yorulan kafayı soğutmak için bir egzersiz şekli olarak önermesi eksik olmuş.Önemli olan bunu insanın kazandığı zaman da yapabilmesi.

Burada biraz iyilik yapıp karşılığında Allahtan şans bekleme olayı algılıyorum.

2-Yorgun kafayı dinlendirmek için bir sürü yöntemler vardır;en etkilisi egzersiz yapmaktır,kan dolaşımını hızlandıran egzersizler.

3-Önerdiği tost yemek sağlıksız beslenme şeklidir,üstelik onun yaşında artık dikkat etmesi gerekir.

4-Sitesinde önerilerinde doğru şeylerde söylüyor,ancak Haluk Yasar gibi test edilmiş bir sistemi olmadığı için hatalı al-sat önerileri verdi.

Sonunda da spekülatörlerin onun öngörülerini önceden öğrendikleri için tersini yaptıklarını söyleyip işin içinden çıktı.

ogog
24-05-2004, 10:47
10 MİLYAR DOLARLIK SAVUNMA İHALELERİ, AVRUPALI FİRMALAR İÇİN İPTAL EDİLDİ

Türkiye’nin çeşitli dönemlerde açtığı, atak helikopter, modern tank ve insansız hava araçları için yaklaşık 10 milyar dolarlık ihale dün iptal edildi.

Başbakan Tayyip Erdoğan başkanlığında, Genelkurmay Başkanı Orgenaral Hilmi Özkök, Milli Savunma Bakanı Vecdi Gönül ve Savunma Sanayii Müsteşarlığı yetkililerinin katılımıyla yapılan ve yaklaşık 4 saat süren dünkü İcra Komitesi toplantısında iptal kararı çıkması, en fazla ABD’li Bell Textron firmasında şok etkisi oluşturdu. Bülent Ecevit başkanlığındaki 57. hükümet döneminde, yaklaşık 145 adet atak helikopteri ihalesinde öncelik Bell Textron’un ürettiği ‘King Kobra’ya verilmişti. King Kobra’nın olmaması durumunda sırada Rus-İsrail ortak yapımı olan ve ‘Erdoğan’ diye adlandırılan Kamov KA 50-2 helikopterleri vardı.




King Kobra’nın sürekli fiyat artırması bir süreden beri Türk tarafında rahatsızlık yaratmıştı. Dünkü toplantı sonrası yapılan yazılı açıklamada, ‘mevcut modellerle uzun süredir sonuçlandırılamayan modern tank, taarruz taktik keşif helikopteri ve insansız hava araçları projelerinin mevcut ihalelerinin iptal edilmesine karar verildiği’ kaydedildi.

İcra Komitesi, bu kararıyla Ecevit hükümeti döneminde ihaleden elenen Fransız-Alman ortak yapımı Eurocopter’in ürettiği ‘Tiger’ helikopterleri ile İtalyan Mangusta firmasının helikopterlerine göz kırptı. Üst düzey bir yetkili, yeni açılacak ihalelerde Avrupa firmalardan teklif alınacağını söyledi.

YÖN DEĞİŞTİ

İhalenin iptal edilmesinde, Türkiye’nin yıl sonunda AB’den müzakere tarihi almak istemesinin etkili olduğu belirtiliyor. AB’nin Türkiye ile ilgili vereceği kararı dikkate alan hükümet, şu ana kadar Ankara için sıcak mesajlar vermeyen Fransa’ya karşı atak helikopter ihalesini koz olarak kullanmak istiyor. Hükümet bu ihaleye karşılık, Fransa’dan AB’nin Türkiye ile müzakerelere başlama tarihine destek vermesi hesabını yapıyor.

İcra Komitesi’nin dün iptal ettiği yaklaşık 1000 tanklık ihale ile insansız hava araçları projesi ise uzun süreden beri ‘donuk ihale’ durumundaydı. Tank için ABD, Ukrayna, Fransa ve Almanya devredeydi.

İcra Komitesi, bundan sonraki ihalelerde yerli imkanların kullanılmasına daha fazla ağırlık verilmesini de kararlaştırdı. Bu çerçevede BMC, Nurol ve Otokar’ın, savunma ihalelerinden daha fazla pay almaları bekleniyor.




Pentagon acaba kurduğu vakıflarla yine kendisine silah satıyormu ? Bu konuda bilginiz varmı ?

Ülkemizde kamunun vakıflar yoluyla yine kendisine mal satması( Hastaneler, belediyeler, asker, vb) ülkede yerli sanayinin ve rekabetin gelişmesinin önündeki en önemli engellerden birisi.

Alıcı ile satıcının aynı olduğu yada organik bağı olduğu bir sistemde sürekli proje üretmek zorunda kalırsınız ki oluşan bu devasa çark dönsün. Gerçekleşen projelerin fiyat-performans ölçütleri, kalitesi , gerçekten ihtiyaç olup olmadığı gibi konular böyle bir sistem içinde gözardı edilir diye düşünüyorum.

pej
26-05-2004, 21:39
IMKB de güncel dış faktörler:

Borsa ve para piyasalarını etkileyen kısa vadeli dış ekonomik ve politik durumları şöyle değerlendirebiliriz:

1-Petrol Fiatları:

Suudi Arabistan ve Rusya gibi iki çok önemli üreticinin üretim miktarlarını arttıracağını açıklaması fiatlardaki artış trendini duraksattı.
3 Hazirandaki OPEC toplantısında benzer önlemler açıklaması ile fiat 40 $ altında tutulabilir. Borsalar bu günlerde petrol fiatları artış ve düşüşlerine doğrudan tepki vermektedirler.

2-ABD topraklarında terör beklentisi:

Iraktaki işkence ve direniş olaylarından sonra ABD topraklarında terör olayları beklenmektedir.Bunun ile ilgili istihbarat örgütleri çok sayıda bilgi geldiğini söylemektedirler.Buda hafta sonlarına ve tatil dönemlerine girmeden önce borsalarda risk almak istemeyenlerin satışlarına sebep olmaktadır. Ayrıca belki bu günlerin konusu değil ama önümüzdeki haftalarda birkaç ay sonra başlayacak Atina Olimpiyatlarının stresi de başlayacaktır.

3-ABD Nisan ayı ekonomik verileri:

Şubat ve Mart ayında gelen ve güçlü büyüme gösteren verilerden sonra Nisan ayındaki zayıf veriler kafaları karıştırmış ve Haziran ayına kadar öne çekilmiş FED faiz artırımı beklentilerini daha geriye atmıştır.
-Dayanıklı Tüketim Malları siparişleri Nisan ayında %2.9 düştü.
Bu Şubatta %3.9 ve Martta %5.7 artış idi.
-Yeni ev satışları 10 senenin en düşüğü %11.8 azalış oldu.

4-Çin etkisi:

Uzakdoğuda Çin kaynaklı bir mali kriz beklentisi yakın zamanlara kadar konuşuluyordu.Bunu kaynağı Çindeki hızlı büyümeye devletin sağladığı rasyonel olmayan teşvikler sonucunda %60 lara ulaştığı söylenen riskli krediler idi.Çin hükümetinin bunun ile ilgili gerekli önlemleri alacağını ve büyümeyi yavaşlatacağını açıklaması Uzakdoğu borsaları tarafından inandırıcı bulundu ki son birkaç günde güçlü çıkışlar izlendi.

5-AB ve Kıbrıs:

Kıbrıs konusunda Annan Raporunun BM güvenlik konseyine sunulmasını takiben KKTC ile ilgili izolasyonların bir kısmının kaldırılması bekleniyor.KKTC Kıbrısa giren yabancıların ve Rumların pasaportsuz giriş çıkış yapmalarına olanak sağladı.

AB Parlementosunun hazırladığı yeni Anayasa taslağında yeni üyelerin katılımı için oy birliği yerine oy çokluğunun konulması için Türkiye’nin AB’ye girmesini isteyen grupların çaba gösterildiği bilgileri geliyor.

AB Parlemento seçimleri 15 Haziranda yapılacak ve bu tarihten sonra ve 28 Haziran Nato Toplantısı öncesi Türkiye’nin müzakere tarihi almasını destekleyen demeçlerin Fransa dahil ön plana çıkmasını bekleyebiliriz.

pej
26-05-2004, 22:07
Yabancı geri geldi, sevinelim mi?

-26/05/04-
Önümüzdeki günlerde de bu trend devam edecek gibi gözüküyor. Zaten Türkiye, gelişmekte olan ülkeler arasında piyasaları en fazla çalkalanan ülke oldu ve diğer ülkelerde yaşanan düzeltme, Türk piyasalarına yeni yeni yansıyor.

Nisan ayında sıcak paranın çıkışıyla başlayan süreç, mayıs başında bir anda her türlü TL yatırımından kaçma hareketine dönüştü. Yabancılar, önce pozisyonlarını kapattı, ardından TL borçlanıp döviz satın alarak bu TL'den kaçış psikolojisinden yararlanmaya çalıştı. Şimdi bu aşırı kötümser tablonun bir düzeltmesi yaşanıyor.

Bunun geçici bir düzeltme mi olduğunu söylemek için erken. Gelişmekte olan piyasalar aslında mayıs başından bu yana sakin ve şu anda Türk piyasalarında gözlenen düzeltme hareketi diğer piyasalarda daha önce yaşandı. Şimdi dünya piyasaları ABD'de 4 Haziran'da açıklanacak istihdam rakamlarını, ardından gelecek ABD mayıs ayı enflasyon rakamlarını bekliyor. Enflasyon rakamları şu anda istihdam rakamlarından daha önemli, çünkü ABD Merkez Bankası, canlanma sinyallerini aldı, artık enflasyondaki kıpırdanmanın devam edip etmediğine göre kararını verecek. Bununla birlikte, enflasyonun yüzde 2'ye doğru yükselmesi nedeniyle, FED'in faiz artırımında geç kaldığını savunanlar giderek artıyor. FED'in haziran ayında yüzde 1 olan kısa vadeli faizini 0,25 puan artırması şaşırtıcı bir gelişme olmayacak.

BIZE NASIL YANSIR?

Aslında dünya piyasalarındaki süreç bize yansıdı, bu nedenle çıkacak yabancı sermaye çıktı. Şimdi yeniden biraz para girişi yaşanıyor. Ne yazık ki yabancı yatırımcılar, birkaç milyar dolarla Türk piyasasını bir trende sokup bunu sürdürebilecek imkana sahipler, daha doğrusu başta Merkez Bankası olmak üzere biz onlara bu imkanı tanıyoruz.

TÜPRAŞ'IN SATIŞI

Şu anda TL'nin değerlendiği, faizin düştüğü, borsanın yükseldiği bir süreç başladı. Üstelik Tüpraş'ın satışının durması da bu dalgayı etkilemedi. Bu piyasalar için kısa vadede de önemli bir gelişme, çünkü Hazine, Mayıs ayı iç borç geri ödemeleri için bu satıştan gelecek 1.4 katrilyon lirayı kullanmayı planlıyordu. Hazine'nin daha fazla borçlanması gerek, ancak bu durum faizlerin düşüşünü durdurmadı. Bazı yabancı yatırımcıların özellikle bono pozisyonlarını kapatamamış olmalarının da bu süreçte önemli etkisi var.

TL varlıklar para kazandırmaya başladı ya, bir anda iki hafta önce gündeme gelen konuların hepsi bir kenara bırakılır. Oysa cari açıkla ilgili kaygılara, bir de enflasyonda beklenen sıçrama eklendi.

SAHTE CENNET

Bir ay içinde, dolar kuru 1 milyon 400 bin liranın altına inerse hiç şaşırmam (bu bir tahmin değil ama bugünkü koşullarda mümkün) Ama Merkez Bankasi, böyle bir 'sahte cennet' oluşmasına bir kez daha izin vermemeli. Cari işlemler rakamları, aşırı değerli TL'nin, dengeleri sürdürülemez biçimde bozduğunu gösterdi.

Merkez Bankası'nın elinde bu yapay iniş-çıkışları engelleyecek imkanlar var. Kurlardaki gerileme, enflasyonu da aşağı çekiyor diye TL'nin aşırı değerlenmesine seyirci kalırsa, birkaç ay sonra piyasaların yeniden alt üst olduğuna tanık oluruz.


Murat Arın

pej
03-06-2004, 14:31
Petrol fiatları artışına sadece Irak gerginliği açısından bakmamak gerekiyor belkide.Tüketim üretimden daha hızlı artıyor anlaşılan.

Yeni teknoloji Fuel Cell (Yakıt Hücresi) ile ilgili sevindirici bir haber.
Çocuklarımız için tabii. :)

Hidrojen Enerjisi Araştırma Merkezi İstanbul'da Kuruluyor

Geleceğin enerjisi olarak adlandırılan hidrojen ile ilgili dünyanın en büyük araştırma merkezi İstanbul’da kuruluyor.

Enerji ve Tabii Kaynaklar Bakanlığından yapılan açıklamaya göre, Uluslararası Hidrojen Enerjisi Teknolojileri Merkezi’nin (ICHET) kurulmasına ilişkin anlaşma, Türkiye Cumhuriyeti adına Enerji ve Tabii Kaynaklar Bakanı Dr. Mehmet Hilmi GÜLER ile Birleşmiş Milletler Sınai Kalkınma Örgütü (UNIDO) arasında, Viyana’da imzalanacak. İstanbul’da kurulacak olan dünya hidrojen merkezi, UNIDO’nun oluşturacağı bir hibe fonuna sahip olacak, bu fona, Türkiye ve bir çok ülke ve kuruluş hibe yapabilecek. Anlaşmanın imzalanmasını takip eden ilk yılın başlangıcında, Türkiye UNIDO’ ya aktaracağı hibe miktarı, 1.5 milyon ABD Dolarını bulacak. Anlaşmanın mali portresi 40 milyon ABD doları kadar olacak, Türk hükümeti merkeze arsa ve bina hibe edecek. Ülkemiz ile birlikte, uluslararası enerji çevrelerinin büyük önem verdiği ve geleceğin enerjisi olarak adlandırılan hidrojen enerjisinin İstanbul’da kurulacak olan merkezin üst organları direktör, ICHET sekreteryası, Yönlendirme Komitesi ve Uluslararası Bilimsel Danışma Kurulundan oluşacak. Yönlendirme Komitesinin 4 üyesinden ikisini, Türkiye atayacak. 2004 yılından itibaren faaliyete geçecek merkezin direktörlüğünü, dünyanın önde gelen hidrojen uzmanı, Miami Üniversitesi Temiz Enerji Enstitüsü Başkanı, Türk bilim adamı Prof. Dr. Nejat Veziroğlu üstlenecek.

ICHET’in başlıca amaçları:

Ülkemizin en önemli enerji kaynaklarından Bor’un, sodyum bor hidrür gibi bileşenlerinin de hidrojen enerjisi konusunda işleneceği merkezin başlıca amaçları şöyle;
· Kalkınmış ve kalkınmakta olan ülkeler arasında bir köprü vazifesi görerek; hidrojen araştırma, geliştirme ve yatırımcı kuruluşlar arasında bir koordinasyonu sağlamak ve gelecekteki hidrojen teknolojisi ve endüstrisinin uygulama alanlarını tespit etmek.
· Hidrojen teknolojisi uygulamalarında barışçıl ve kalkınmaya yönelik işbirliğini geliştirmek.
· Hidrojen araştırma ve geliştirme çalışmalarının arttırılması için kalkınmış ülkelerin bilim adamlarını ve uzmanlarının doğrudan katkılarını sağlamak,
· Kalkınmakta olan ülkelerin ar-ge merkezlerinin ve programlarını desteklemek, hidrojen teknolojileri alanındaki yatırımları teşvik etmek.

ICHET’in Faaliyetleri;

· Uzun ve kısa dönemli atölye (workshop) çalışmaları, bilimsel toplantılar, bilim adamları ve uzmanların katılacağı uygulamalı (yaparak öğrenme) eğitim programları düzenlemek;
· Ar-ge ve teknoloji transferi yapmak;
· Danışmanlık hizmeti sunmak;
· Endüstri ile işbirliği kurmak;
· Hidrojen enerjisi teknolojilerini tanıtmak amacıyla katılımcı ülkelere tekno-ekonomik çalışmalar, teknoloji izleme ve tahmini, ar-ge, teknoloji transferi, eğitim, burs ve danışmanlık hizmeti sağlamak;
ICHET’in çalışma kapsamı içerisinde:

· Hidrojen enerjisi politikası oluşturulması, büyük miktarlarda hidrojen üretimi ve hidrojen enerji teknolojilerinin uygulanmasının ve çevresel çalışmaların ekonomik analizi;
· Diğer yenilenebilir enerji sistemleriyle hidrojen üretim tekniklerinin entegre edilmesi;
· Hidrojen depolama teknikleri;
· Klima sistemleri ve hidrojen depolamada hidrojen hidratlarının kullanımı;
· Boru ile hidrojen nakli;
· Sıvı hidrojen teknolojileri;
· Hidrojenle çalışan taşıtlar ( otobüsler, kamyonlar, otomobiller, iki ve üç tekerlekli taşıtlar);
· Yakıt pili uygulamaları(desentralize enerji üretimi ve taşıtlar);
· Hidrojen alt yapısı geliştirilmesi;
· Kimyada enerji üretiminde, gaz petrol endüstrisinde ve metalürjide hidrojen uygulamaları;
bulunmaktadır.

Kaynak: www.enerji.gov.tr

chem73
21-06-2004, 19:05
http://www.radikal.com.tr/veriler/2004/06/21/haber_119971.php

fiora
01-07-2004, 23:44
Eğer otomotiv sektörü ile ilgileniyorsanız, ve yine eğer hangi şirketin model bazında üretimini merak ediyorsanız, mayıs ayı için istatistiki verileri

http://www33.brinkster.com/forumgrafik/file.asp?ID=64
adresinden temin edebilirsiniz..

pej
14-07-2004, 16:32
Son ABD Parekende Satış verileri satışlarda azalma verdi.

Veriler %0.9 oto satışları ve 0.2% parekende satışları düşüşleri toplamı olarak %1.1 düştü.Tahminler toplamda %0.6 düşüş idi.

Yüksek enerji fiatları ve akaryakıt fiatlarındaki artışın insanların diğer kalem harcamalarını kısmasına sebep olduğu yorumu yapılıyor.

Reuters-Washington
Retail Sales: Larger-Than-Expected Fall
Wednesday July 14, 8:34 am ET

Bu durumda ABD ekonomisinde FED'in politikaları enflasyon kontrolü ağırlıklı olacak.

Ekonomide büyümenin zannedildiği gibi güçlü olmayacağı algılanır ise FED faiz politikasını enflasyon ile mücadele ile büyümeyi canlı tutma arasında dengede götürmeye çalışacaktır.

Bu da radikal faiz arttırımı yapamayacak demektir.Ancak genel beklenti sene sonuna kadar FED O/N faizlerin %2 ye ulaşması.

Sonuç:

FED faiz arttırımı beklentisi fiatlara girdiği seviyelerde bir süre sabit kalacaktır.
Bu da bizim bono ve eurobondların üzerindeki satış baskısını azaltır.

Artık ön plana petrol fiatları ve buna bağlı global enflasyon çıkabilir.
Ana metal hammadde fiat artışları da bunda etkili,Çinde yavaşlama da olsa.

Gelişmiş piyasalardaki enflasyon ve neticesindeki büyüme yavaşlamasından emerging marketler belli bir zaman fazı ile etkilendiğinden yabancıların henüz bizim piyasalarındaki pozisyonlarını azaltmak için sebepleri yoktur diyorum.

Ayrıca Türkiyenin ekonomi verileri iyi ve de ilaveten AB beklentileri var.

Tek bilinmeyen terör faktörü.Bunun da artık ABD seçimlerine kadar ses getirecek bir seviyede yapılabileceğini düşük olasılık görüyorum.

Vay bee..Tek bir ABD verisinden nekadar çok tahmin yapabildim.

Insan senette olunca her şey olumlu gözüküyor .Hele bir satayım cari açık ve borç verileri gözümün önünde uçuşur herhalde.

fiora
16-07-2004, 10:58
Uluslararasi bir banka musteri numarasi bu.. iceriginde ulke, banka, sube ve musteri bilgileri olan 10-12 haneli bir numara..

Bankalar birligi bir kac once bu numaralarin olusturulmasi ile ilgili
bankalara yazi gonderdi, 2005'ten itibaren her musteriye verilecek..www.tbb.org.tr 'den detay bilgi bulmaniz mumkun

fiora
16-07-2004, 23:39
Pamukbank, Halkbank’a devredildi

Pamukbank’ın Halk Bankası’na devrini öngören yasa tasarısı, TBMM Genel Kurulu’nda kabul edildi. Yasaya göre, Pamukbank’ın tüm aktif ve pasifleri ile bilanço dışı yükümlülükleri, düzenlenecek bir protokol ile Halkbank’a devredilecek.

Ankara
AAdetay bilgi (http://www.ntv.com.tr/news/278756.asp)

Amateur
17-07-2004, 00:07
Uluslararasi bir banka musteri numarasi bu.. iceriginde ulke, banka, sube ve musteri bilgileri olan 10-12 haneli bir numara..

Bankalar birligi bir kac once bu numaralarin olusturulmasi ile ilgili
bankalara yazi gonderdi, 2005'ten itibaren her musteriye verilecek..www.tbb.org.tr 'den detay bilgi bulmaniz mumkun

Avrupa'da IBAN kodu uygulaması başarıyla uygulanıyor. Havale işlemlerinde kolaylık ve hız kazandırıyor. Ayrıca havale ücretleri de düşük oluyor. 1 Temmuz 2003'te bu uygulamaya geçildi ve AB içerisinde havale masrafı sıfıra indi. Avrupa'dan Türkiye'ye havale ücretleri de oldukça azaldı. 12.500 Euro için 13 Euro civarında havale masrafı alınıyor. Daha evvel aynı miktar için 38 Euro alınıyordu. Türkiye'de de uygulamaya geçilmesinin büyük faydası olur.

fiora
20-07-2004, 11:23
http://www.lefigaro.fr/international/photos/20040720.FIG0114_1.jpg



Fransa ya AB sınıfında ,iyi bir talebe örneği verilmeye çalışılıyor!
geniş bilgi (fr) (http://www.lefigaro.fr/international/20040720.FIG0114.html)
**********
FRANSIZ BASINI:"TÜRKİYE, PARİS'TE DAVASINI SAVUNUYOR"...


20 TEMMUZ 2004 İST- Başbakan Recep Tayyip Erdoğan'ın Paris ziyaretine geniş
yer ayıran Fransız basını,
Türkiye'nin Fransa'dan destek arayışı içinde olduğu yazdı.
Le Figaro gazetesinin birinci sayfasında manşetten verilen
haberde, Başbakan Erdoğan'ın Paris'te Türkiye'nin AB üyeliğini
savunduğu ve bu konuda Fransa'nın desteğini istediği kaydedildi.
Türkiye'nin AB üyeliğini kolaylaştırma yolunda Başbakan'ın
yürüttüğü kampanyada Paris'in önemli bir durak olduğu ifade edilen
haberde, Erdoğan'ın, Türkiye'nin üyeliğine ilişkin olarak Fransa'nın
çekingenliğini ortadan kaldırabilmek için, ''Ankara'nın, Brüksel
tarafından belirlenen kriterlere saygı gösterdiği ve Avrupa sınıfının
iyi bir talebesi olduğu'' mesajını vereceği ifade edildi.
Haberde, ''Fransa'nın, Türkiye'nin üyeliğine en fazla karşı çıkan
ülkelerden biri olduğu'' belirtilerek, ''bu konuda yapılan kamuoyu
yoklamalarında, halkın büyük bir çoğunluğunun Türkiye'nin üyeliğine
karşı çıktığı'' hatırlatıldı.
Le Figaro gazetesi, ''Türkiye'nin üyeliğinin Fransız siyasetini de
ikiye böldüğünü; sağ partiler arasında iktidardaki Halk Hareketi
Birliği (UMP), Fransa Demokrasi Birliği (UDF) ve Ulusal Cephe (FN)
Türkiye'nin üyeliğine karşı çıkarken; sol partilerden Sosyalist
Parti'nin Türkiye'nin üyeliğini şartlı desteklediğini, Yeşil Parti'nin
de üyeliğe destek verdiğini'' yazdı.

-EKONOMİK İLİŞKİLER-

Türkiye ile Fransa arasındaki ekonomik ilişkilere de değinilen
haberde, ''Fransız işadamlarının Türkiye'deki ekonomik belirsizlikten
etkilendikleri'' yorumu yapılırken, Türkiye'ye tam üyelik
müzakerelerinin verilmesinin Fransız yatırımcılarının Türkiye'ye
ilgisini de artıracağı kaydedildi.
Haberde, iki ülke arasındaki ekonomik ilişkilerin son 20 yılda
giderek büyüdüğü belirtildi.
Türkiye'nin 70 milyonluk bir pazar oluşturduğu kaydedilen haberde,
yaklaşık 300 Fransız şirketinin yatırım için Türkiye'yi seçtiği ifade
edildi.
Le Parisien gazetesinde ''Türkiye, Paris'te davasını savunuyor''
başlığıyla verilen haberde de Başbakan Erdoğan'ın, 3 günlük resmi
ziyareti boyunca Ankara'nın AB üyeliği konusunda Fransa'nın desteğini
isteyeceği bildirildi.
''Fransa'nın, AB ülkeleri içinde Türkiye'nin üyeliğine en fazla
karşı çıkan üyelerden biri olduğu'' belirtilen haberde, bununla
birlikte Cumhurbaşkanı Jacques Chirac'ın, ''Türkiye'nin üyeliği geri
döndürülemez'' şeklindeki açıklamasına yer verildi.
Le Parisien gazetesi, ''kamuoyu yoklamalarına göre, Fransız
halkının büyük bir kısmının Türkiye'nin üyeliğine karşı çıktığını'' da
yazdı.
(20/07/2004 - 11:12:23)

gemici
20-07-2004, 11:37
olumlu haberi öne çıkaralım:
Cumhurbaşkanı Jacques Chirac'ın, ''Türkiye'nin üyeliği geri
döndürülemez'' demiş.....................

fiora
29-07-2004, 08:15
Sıra şimdi İran’da.




Sevgili dostlar bugünkü yazımda devrileceğini bir
çocuğun bile tahmin edebileceği hızlandırılmış ölüm
makinasından bahsetmeyeceğim konu hakkında kusturana
kadar yazı yazıldı zaten. Vicdan azabından ağlayarak
koltuğunu terk etmesi gerekenlerin gösterdiği
pişkinlikten de bahsetmeyeceğim çünkü vicdanı olmayan
robotlara harcayacak bir harfim bile olamaz.
Size bugün Amerikanın yemek menüsünde sıradaki yemek
olarak belirlenen İran’dan bahsetmek istiyorum.

İran aslında baştan beri Amerikan emperyalizminin
menüsündeki ana yemeği oluşturuyordu fakat hazımsızlık
yapmaması için kahvaltı niyetine önce Afganistan’ı
sonrada Irağı yuttu obur Amerikan devi. İlk olarak
Afganistan işgal edildi "tesadüfe" bakın ki bu ülkenin
İran’la upuzun bir sınırı bulunuyor. Yine tamamen
"tesadüf" ikinci işgal talihlisi Irağında İran ile
sınırı bulunmakta. Bu şekilde İran iki cepheden
sıkıştırılarak Amerikan işgali için hazırlanmış oldu
buna bir de Amerikanın her dediğini yapmayı görev
bilen Türkiye sınırını da eklerseniz İran’ın
preslenmiş bir halde yenmeyi beklediğini anlarsınız.

Tabii İranlılarda bunu görmekteler ve harıl harıl bir
savaşa hazırlanıyorlar ve şu an itibariyle kesinlikle
Saddamın ordusundan çok daha iyi bir durumda İran
ordusu. İranlılar yerin altında sebil olarak
buldukları petrol rezervlerinden gelen paranın büyük
kısmını silahlanmaya yatırıyor bu kapsamda Rusya’dan
milyarlarca dolar tutan savaş uçakları aldı SU 27 ve
SU 34 gibi Amerikan uçaklarının canına okuyabilecek
sürprizlerde bu uçaklara dahil. İran olası bir savaşta
kendisine konacak muhtemel ambargoları düşünerek silah
endüstrisini de geliştirmiş durumda ve bugün artık
kendi zırhlı araçlarını ve alçak irtifa saldırı
uçaklarını üretebiliyor. İran’ın Amerika’ya karşı
hazırladığı en büyük sürpriz ise muhtemelen nükleer
saldırı gücüne sahip olması. Mollalar Amerika’ya karşı
cüppe altından bir kaç nükleer başlık çıkarırsa siz
seyredin gümbürtüyü o zaman.

Bazı irice kuşlar İran’ın elli kadar nükleer silaha
sahip olduğunu ve bu nükleer sürprizlerin İngiltere ve
Amerika’ya kadar da uçabileceklerini fısıldıyor. Sabah
gazetesinde açlıktan öldükleri söylenen Kuzey Kore’nin
İranlı kardeşlerine yardımıyla üretilen bu nükleer
silahlar Amerikanın meraklı uydularının keskin
kameralarının erişemeyeceği dağ içlerine oyulan
silolarda tutuluyormuş. İran eğer bu tip nükleer
başlıklara sahipse bunları istediği yere fırlatmakta
da hiç zorlanmayacağını söyleyebiliriz. Türkiye’nin
tersine İran yıllardan beri çok sağlam bir füze
programına sahip. İran’ın elinde bulunan Şahin-3
füzesi İsrail’e,Şahin-4 Avrupayla Londra’ya ve Şahin-5
Amerikanın doğu yakasına kadar süzülebiliyorlarmış.
Şimdi bu iddiaları alın ve Amerikanın arka tarafı
tutuşmuş bir halde Avrupa ve Türkiye’ye kurmak
istediği füze savunma ağı haberlerinin üstüne ekleyin.
Nasıl bir sonuca varıyorsunuz.

Amerika şu anda iyice sıkışmış durumda. İran’ın
nükleer olarak daha fazla güçlenmesine izin vermeden
İran’ı vurmak zorunda ama bunu yapmak için "İran’da
Kitle İmha Silahı var" feryadını savurursa Irak
skandalından sonra Amerikan Pinokyosuna artık kimse
inanmaz. Amerika İran’a saldıracak güzel bir bahane
ararken kaybettiği zamanda İranlılar harıl harıl
nükleer güçlerini arttırıyor olabilir. Mesela İran’ın
fanatik birlikleri Devrim Muhafızlarının önümüzdeki
seneye yüz kadar nükleer oyuncakla
silahlandırılabileceği iddiası bile Amerika’daki
siyonist-kapitalist elitin gecelerini kabusa
çevirebilir.

Bu sebepten dolayıdır ki eğer Başkan Bush seçilirse
zafer duasını eda ettikten ve karısını öptükten sonra
yapacağı ilk iş İran’a saldırı için düğmeye basmak
olacaktır. Bu saldırı nükleer korkudan dolayı Irak’a
olduğu gibi askeri bir baskın şeklinde değil
istihbarat operasyonları şeklinde olacaktır ve İran
içine sızdırılacak pek çok ajanın görünmez bir savaşı
şeklinde geçecektir. Tabi eğer Ruslar İran’a vermeye
söz verdikleri nükleer yakıt çubuklarını teslim eder
ve Buşehrde bulunan reaktör faaliyete geçerse Amerikan
kovboyu ve İsrail çakalı sinirlerine hakim olamayıp
ufak bir hava saldırısı ile bu reaktörü buhara
çevirmeyi düşünebilirler. Böyle bir olayın olması
durumunda yani faaliyet halindeki bir reaktörün
bombalanması halinde etrafa yayılacak radyasyon
bulutlarının ilk hedeflerinden biride Türkiye
olacaktır ve bu sefer sadece çaylarımızı içmekle bu
radyasyondan kurtulamaya biliriz. Olsun canım
müttefiğimiz Amerika için biraz radyasyon yutmuşuz ne
olur yani di mi?

İran’ın içinden yıkılması çabalarında Amerikanın en
büyük yardımcısı bizzat mollaların kendisi aslında.
Devirdikleri şahın göz göre göre gelen sorunlara ve
halkın homurtularına kulak tıkama hastalığına
Mollakrasi elemanları da kapılmış görünüyor. O kadar
petrole rağmen nüfusun yüzde altmışını oluşturan
gençlere iş ve gelecek umudu veremeyen onun yerine
ellerine ortaçağdan kalma molla kitaplarını tutuşturan
ve Kuranın değişime direnen insanlara yaptığı
uyarıları göz ardı eden mollalar Amerikanın ve CIA'nin
ekmeğine yağ sürüyorlar.

CIA şu anda güneşli Kaliforniya’da kurduğu bir düzine
kadar Farsça yayın yapan ve uydu üzerinden İran’a
ulaşan televizyon ve radyolarla faaliyete geçti bile
ve Mollaların yasaklarına rağmen gizlice kurdukları
uydu antenlerle pek çok İranlı bu yayınları huşu
içinde dinliyorlar.

Irak üzerinden yayın yapan Amerikanın Sesi radyosunun
yayınları ve İnternetide hesaba katarsak pek çok
İranlının Amerika tarafından kaşınmaya başladığını
söyleyebiliriz.

Evet manzara o ki daha Irak’ın dumanları sönmeden 2005
yılında başka bir komşumuzun da iyice karışacağı ve bu
karışıklığın nükleer senfoni eşliğinde olabileceği
ihtimali görünmekte. Benim korktuğum ise Türkiye’nin
bu tehlikeli döneme trenleri raylarında bile tutamayan
bir yönetim anlayışıyla girecek olması ve Türkiye’nin
tamamen raydan çıkması. Çok geç olmadan vatansever ve
milliyetçilerin kısılan seslerini ayyuka çıkarma
vaktidir. Uyanın artık yahu be adamlar yoksa bir daha
uyanamayacaksınız.

Saygılarımla
Serdar Kuru

trusty
30-07-2004, 05:18
Kovboy ile cakal benzetmesi cuk oturmus, yazarin ellerine saglik....

fiora
30-07-2004, 23:53
Tüketici kredilerinin yerinde saymasına karşın, ticari kredilerdeki artış, reel banka kredilerini tarihi zirvelere yaklaştırmıştır. Mevduat tarafında ise TL mevduatlar 2004 yılında toparlanma eğilimine girmiştir.


Kredilerde artış devam ediyor… Reel banka kredilerinin Haziran ayı itibariyle 2003 sonuna göre %20.4 oranında artış göstermesinde TL cinsi ticari kredilerin aynı dönemde %34 artış göstermesi etkili oldu. Tüketici kredileri tarafında Haziran sonu itibariyle konut ve otomobil kredilerindeki artışlar sırasıyla %127.5 ve %66.6 olurken, Temmuz ayının ilk 2 haftası verilerine göre, tüketici kredilerinde önemli bir değişiklik olmadığını izlemekteyiz. Mevduat tarafında ise, toplam mevduat DTH’taki çözülmeyle azalırken, TL mevduatlar 2003’teki seviyesine göre bir toparlanma eğilimine girmiş gözükmektedir.


Ticari kredilerde 2003’ün ikinci yarısından itibaren görülen yükşeliş, 2004 yılının Haziran ayına geldiğimizde de güçlenerek devam ediyor.


TÜFE ile reel hale getirerek hesapladığımız TL cinsi ticari kredi endeksi, ekonomik aktivitedeki canlanmaya paralel olarak Haziran ayında 2003 sonundan beri %34 artış göstermiştir.


Bugün açıklanan ve hükümet tarafından alınan karara göre, ticari kredilerden alınan KKDF’nin sıfırlanması da aracılık maliyetlerinin düşmesi sebebiyle ticari kredilerdeki artışın devamını sağlayabilir.


Tüketici kredileri ve kredi kartları endeksi Haziran ayında da artış eğilimini sürdürdü ve 2003 sonuna göre %55 oranında artış gösterdi. Haziran sonu itibariyle 15.7 ktrn TL’ye ulaşan tüketici kredileri içinde konut kredileri aynı dönemde reel olarak %127.5’la en yüksek artışı gösterirken, otomobil kredileri %66.5 oranında yükseldi.


Temmuz ayı başında tüketici kredileri verilerinde yapılan yeni düzenlemeyle önceki aylara göre kıyaslama yapmak zorlaşmıştır. Ancak, Temmuz ayının ilk 2 haftası için yayınlanan verilere göre, tüketici kredilerinin yerinde saydığı görülmektedir. Mevduat tarafında ise, DTH’taki çözülmeyle birlikte toplam mevduat reel olarak düşük seviyelerini koruyor. TL mevduatlarda ise 2003 yılından itibaren bankadışı kesimin DİBS alımına yönelmesine rağmen, DTH’dan geçişler ve yeni tasarrufların TL mevduatlarda değerlendirilmesi nedeniyle 2004 yılına girdiğimizde 2003 sonuna göre %13.2’lik bir toparlanma göze çarpmaktadır.

Haluk Bürümcekçi
Dışbank A.Ş.
Ekonomik Araştırmalar Bölümü

chem73
30-07-2004, 23:57
kredilerin artmasını olumlu mu algılamalıyız?

trusty
02-08-2004, 02:42
kredilerin artmasını olumlu mu algılamalıyız?


Sevgili Chem,

Evet olumlu algilamaliyiz....

Ekonomide CARPAN ve HIZLANDIRAN denen iki faktor vardir...

Harcanan her lira, artik bir lira degil, degil daha buyuk bir degerdir...

Pek vaktim olmadigi icin uzun yazamayacagim, ancak Iktisat ogrencilerinden bir arkadas, bu durumu aciklarsa hepimiz istifade ederiz...

Saygi ile...

Matematikçi
02-08-2004, 08:14
iran öyle kolay kolay yenilecek bir lokma degil.
Amerika'nin bile gücünün belli sinirlari vardir...

chem73
02-08-2004, 09:25
kredilerin artmasını olumlu mu algılamalıyız?


Sevgili Chem,

Evet olumlu algilamaliyiz....

Ekonomide CARPAN ve HIZLANDIRAN denen iki faktor vardir...

Harcanan her lira, artik bir lira degil, degil daha buyuk bir degerdir...

Pek vaktim olmadigi icin uzun yazamayacagim, ancak Iktisat ogrencilerinden bir arkadas, bu durumu aciklarsa hepimiz istifade ederiz...

Saygi ile...

geri dönmeyen krediler ???

bikmisbroker
02-08-2004, 12:26
geri dönmeyen krediler ???


Bi laf vardir atasozu "Demirden korkan Trene binmesin"...:D


Dedikten sonra biraz bilgi verelim;Kredi miktarindaki artislar, Ekonomide bazi parasal oranlarin iyilesmesi ile ortaya cikan SONUC tur. Sadece bizim ekonomimize OZEL bir durum olmayip, buyun dunya ekonomilerinde gecerli olan bir durumdur.
Hani vardir ya, Hastanin atesi dusmeye baslar, Yuzune RENK gelir, Gozleri daha bir parlak bakar? Kredi miktarindaki artis bu duruma benzetilerek IZAH edilebilir.
Sihhatli ekonomilerde geri donmeyen kredilerin geri donen kredilere orani COK dusuktur Para piyasalari bankalar vasitasi ile topladiklari parayi PLASE etmeleri=KREDI olarak musterilerine vermeleri ile degerlendirilirler.
Hos ulkemizde yasanan EKONOMIK sIkIntIlar o boyutlara geldi ki, o Yasanan KRIZ ler o sIklIkta olduki, faizden ya da alternatif olarak DOVIZ den baska birsey dusunemez olduk.

skinnypuppy
02-08-2004, 12:39
Tüketici kredilerinin yerinde saymasına karşın, ticari kredilerdeki artış, reel banka kredilerini tarihi zirvelere yaklaştırmıştır. Mevduat tarafında ise TL mevduatlar 2004 yılında toparlanma eğilimine girmiştir.


Kredilerde artış devam ediyor… Reel banka kredilerinin Haziran ayı itibariyle 2003 sonuna göre %20.4 oranında artış göstermesinde TL cinsi ticari kredilerin aynı dönemde %34 artış göstermesi etkili oldu. Tüketici kredileri tarafında Haziran sonu itibariyle konut ve otomobil kredilerindeki artışlar sırasıyla %127.5 ve %66.6 olurken, Temmuz ayının ilk 2 haftası verilerine göre, tüketici kredilerinde önemli bir değişiklik olmadığını izlemekteyiz. Mevduat tarafında ise, toplam mevduat DTH’taki çözülmeyle azalırken, TL mevduatlar 2003’teki seviyesine göre bir toparlanma eğilimine girmiş gözükmektedir.


Ticari kredilerde 2003’ün ikinci yarısından itibaren görülen yükşeliş, 2004 yılının Haziran ayına geldiğimizde de güçlenerek devam ediyor.




Haluk Bürümcekçi
Dışbank A.Ş.
Ekonomik Araştırmalar Bölümü


Tüketici kredilerinin artması iyidir ama bir yere kadar. Ticari kredilerin artması ise o kadar iyidir ki hakkıyla anlatmaya sayfalar yetmez. Ticari kredilerin artması kısaca:

1)Yatırım-İstihdam-Üretim-Tüketim-Yatırım döngüsünün başladığını gösterir.
2)Türk bankalarının gerçek bankacılık yapmaya başladıklarını gösterir.

Bunlar da çok iyi şeylerdir.

fiora
04-08-2004, 17:35
http://www.ntvmsnbc.com/news/163129.jpg


Türkiye Aralık’ta koşullu tarih alır’

Dünyanın en büyük bankaları arasında yer alan HSBC’nin, yatırım kurumları arasında yaptığı anket, Türkiye’nin Aralık ayında AB’den tam üyelik için koşullu tarih alacağını ortaya koydu.

Londra
CNBC-E
detay bilgi (http://www.ntvmsnbc.com/news/281053.asp?0m=-11U)

fiora
04-08-2004, 17:38
TMSF İLE ÇUKUROVA GRUBU ARASINDA BORÇLARIN ÖDENMESİNE İLİŞKİN ANLAŞMA İMZALANDI.
04 AĞUSTOS 2004 İST- TASARRUF MEVDUATI SİGORTA FONUNDAN YAPILAN AÇIKLAMADA KURUM İLE ÇUKUROVA GRUBU ARASINDA BUGÜN SAAT 17. 00'DE MUTABAKAT SAĞLANAN ŞARTLARIN EK BİR SÖZLEŞME İLE İMZA ALTINA ALINDIĞI DUYURULDU. TMSF İLE ÇUKUROVA GRUBU ARASINDA 31 OCAK 2003 TARİHİNDE İMZALANAN VE ERKEN ÖDEME HALİNDE İNDİRİM YAPILMASINI ÖNGÖREN ANA SÖZLEŞME HÜKÜMLERİNE GÖRE GRUBUN ERKEN ÖDEME TALEBİ DEĞERLENDİRİLMİŞ VE YENİ ÖDEME PLANI ÜZERİNDE PRENSİP MUTABAKATI SAĞLANMIŞTI. İMZALANAN EK SÖZLEŞMENİN ŞARTLARI İSE WWW.TMSF. ORG. TR SİTESİNDE YAYINLANACAK... (04/08/2004 - 17:33:20)

fiora
05-08-2004, 21:29
Petrol fiyatlarindaki son yukselisin Turkiye uzerindeki olasi
etkilerini inceleyen calismayi www.tech-strategy.org sitesinde asagidaki
linki tiklayarak inceleyebilirsiniz.


http://tech-strategy.org/Analiz/Petrol-Fiyatlari.pdf

fiora
06-08-2004, 09:48
Petrol fiyatları son 2 aylık dönemde 33$'dan 41$'a çıkarak %30 bir
artış
göstermiş. İMKB ise son 2 aylık dönemde %8 oranında yükseliş kaydetmiş.
Demek ki; petrol fiyatları yükseldikçe İMKB'de yükseliyor diyebiliriz
yada
petrol fiyatları ile İMKB arasında korelasyon yok.
2 değişken birbirinden bağımsız hareket etmekte denebilir.
Petrol fiyatları yükseldi, borsa düştü tezi hiçbir rakamsal veriden
çıkmamakta.

Tüketici kredilerin bir önceki döneme göre 5 katına çıktığı dönemde de,
tüketimin daraldığı söyleniyordu.
Şimdi ise tüketici kredilerinde ciddi düşüşler var ama şimdide
tüketimin
patladığı söyleniyor.

Biz Türküz,Ezbere konuşuruz.

Gökhan USKUAY

fiora
06-08-2004, 14:35
TÜrk Banka Ve Holdİnglerİnİn 2004 Yilinda AlmiŞ OlduĞu Sendİkasyon Ve SekÜrİtİzasyon Kredİlerİnde Malİyetlerİ DÜŞtÜ....
06 AĞustos 2004 İst- GeÇen Sene Ortalama Lİbor Arti 90'la 1 Yillik Sendİkasyon Kullanabİlen TÜrk Kurumlari 2004 Yilinda Karliliklarini Artirmalari Ve BİlanÇolarinda GÜÇlenme İle Malİyetlerİ Lİbor Arti 55 Cİvarina Gerİledİ. Malİyetlerdekİ Alinan Kredİ Mİktarida Artti. GeÇen Senenİn İlk 8 Ayinda 1. 3 Mİlyar Doalr Sendİkasyon SekÜrİtİzasyon SaĞlayan TÜrk Banka Ve Holdİnlerİ Bu Yilin İlk 8 Ayinda 3. 6 Mİlyar Dolarlik Yurt DiŞi Fon SaĞladi. (06/08/2004 - 14:33:03)

fiora
06-08-2004, 14:46
RUSYA'DAN BU YIL İÇİNDE 8-12 MİLYAR DOLARLIK SERMAYE ÇIKIŞI BEKLENİYOR...
06 AĞUSTOS 2004 İST- Rusya'dan bu yıl içinde 8 ile 12 milyar dolar arasında sermaye çıkışı olabileceği bildirildi. Rusya Ekonomi Bakanlığı Makroekonomi Bölüm Başkanı Andrey Klepaç, sermaye kaçışında ülkenin en büyük petrol ihracatçısı YUKOS ile ilgili krizin etkili olduğunu, ancak esas sorunu, bankacılık sektörü ile ilgili endişelerin oluşturduğunu söyledi. Rusya, Sovyetler Birliği'nin çöktüğü 1991 yılından sonra, boyutları tam ölçülemeyen büyüklükte bir sermaye kaçışına tanık olmuştu. Bununla birlikte Moskova, yoğun dış borçlanma sayesinde sermaye kaçışının yarattığı sıkıntıyı önemli ölçüde hafifletmişti. (06/08/2004 - 14:43:14)

Ke$i$
07-08-2004, 15:23
Onemli bir gosterge olabilir...
Issizlik halkimizi etkileyen en buyuk sorunlarimizdan bir digersi.

=============
— Türkiye Odalar ve Borsalar Birliği’nin (TOBB) Ticaret Sicili verilerine göre, yılın ilk 7 ayında geçen yılın aynı dönemine göre, açılan şirket sayısında yüzde 24.21, kapanan şirket sayısında ise yüzde 12.49 oranında artış oldu. TOBB’dan yapılan açıklamaya göre, bu yılın ilk 7 ayında açılan şirket sayısı 48 bin 776 olarak belirlenirken, bu rakam, geçen yılın aynı döneminde 39 bin 268 olan sayısının yüzde 24.21 üstüne çıktı.

fiora
12-08-2004, 15:16
Sırat Köprüsü..

KOMİSYON ÜYELERİ::

http://europa.eu.int/comm/mediatheque/photo/barroso/commission_en.htm


http://europa.eu.int/comm/mediatheque/photo/barroso/barroso/p-010802-00-5.smq

http://europa.eu.int/comm/mediatheque/photo/barroso/barroso/p-002749-01-11ahh.smq

http://europa.eu.int/comm/mediatheque/photo/barroso/barroso/p-010187-00-1hh-smq

ve diğerleri...

http://europa.eu.int/comm/mediatheque/photo/barroso/barroso/M%20Boel.smq

gemici
12-08-2004, 15:46
1-2-4 iyiye benziyorda 3 resimdekini hiç beğenmedim benim gıcık bir arkadaşım vardı valla aynısı bu adam tehlikeli...........................

LAZIO
12-08-2004, 15:50
Herkesin bilip soylemeye dilinin varmadigi gercekleri Bekir Coskun bu gun "Eroinman" yazisinda dile getirmis.....Okumayanlarin okumalarini oneririm....Ozellikle bu sistem icinden cozum bekleyenlerin......LAZIO

--------------------------------------------------------------------------

LAZIO
12-08-2004, 20:35
Turkiye'de vergi toplanamaz....Vergi geliri uretken nufusa oranla en dusuk ulkelerden biridir...Vergi denetim elemanlari sabah aksam denetim yaparlar,defter inceler,fatura kontrol ederler.....neticede uc otuz paralik kacak bulup uc otuz para ceza yazarlar....Dostlar alis veriste gorsun....

Vergi kacagini onlemenin en basit ve etkin yolu,mukelleflerin gelirleri ile servetlerini mukayese etmek ve burada bir anormallik varsa "Nereden buldun" diye sormaktir......Bircok bati ekonomisinde basari ile uygulanan bu sistemi Turkiye'ye getirmek isteyen eski Maliye Bakani'ni (basta kendi partisi)dogduguna pisman ettiler...Ne komunistligi kaldi ne servet dusmanligi......Nedenmi?....Turk ekonomisini donduren kara para kacar diye....

Buyuk ekonomistler dusunedursun bu kadar ic-dis borc,cari acik,reel faiz,kaynak israfi,hortum,soygun varken bu ekonomi nasil ayakta duruyor diye....Cevap basit....kara para ve kayit disi ticaret ile.....

Sartlar bu iken ha Tayyip olmus ha Deniz olmus,ha Friedman ne farkeder.....Hep soyluyorum tellak degisir,keselenenler ayni kalir......Goruntu boyle iken umalim AB bir yalnislik yapip bizi birlige alsin......Yoksa bu pisligin temizlenecegi yok.....LAZIO

--------------------------------------------------------------------------

LAZIO
13-08-2004, 21:37
Mit gorevlisi,Danistay Bassavcisini ziyarete geliyor...Sebep Cakici davasinin Cakici lehine cevirilmesini talep icin....Bas savci "Mitci diye suc duyurusunda bulunmadim" diyor.....Devlet-Mafia el ele guzel gunlere......LAZIO

--------------------------------------------------------------------------

chem73
14-08-2004, 17:00
Yazarlar
14.08.2004
Ege CANSEN

Allah’tan enflasyon düşüyor


ULAŞTIRMA Bakanı Binali Yıldırım’la işimiz var. Hızlandırılmış tren kazasından sonra takındığı ‘fatalistik’ (ne yaparsan yap, olacaklara ve öleceklere engel olamazsın) söylemini Tavşancıl’daki ikinci tren kazasından sonra da sürdürüyor.

Ben izninizle, Sayın Binali Yıldırım’ın dinsel bakış açısını ekonomik ve sosyal olaylara uygulayacağım.

Adalet ve Kalkınma Partisi (AKP) iktidara geldiğinden beri ekonomide gözle görülür, elle tutulur iyileşme var. Bu iyileşmede, ne Başbakan Erdoğan’ın, ne devlet bakanları Şener ve Babacan’ın, ne Maliye Bakanı Unakıtan’ın ne de uygulanan politikaların siyasi sorumlusu AKP meclis grubunun bir katkısı vardır. Zaten enflasyon da daha önce Allah’tan çıkmıştı; şimdi de Allah’tan iniyor. Ekonomiyi iyileştiren de kötüleştiren de Allah. Geçmişte bir alay şirket ve banka da Allah’tan battı. Bu şirketlerin ve bankaların batışında, ne makro ekonomik şartların kötüleşmesinin ne de ‘kendi şirketini/bankanı, kendin soy’ diyerek şirketlerinin ve bankalarının içini hortumlayan ‘bi b.ktan çakmaz’ sözde işadamlarının bir kusuru, kastı veya kabahatı yoktur. Türkiye’nin gidgide uyuşturucu ağalarının devlet egemenliğine ortak olduğu, yani devletin toplaması gereken vergileri topladığı ve devletin koyduğu kurallara meydan okuduğu bir Güney Amerika ülkesine dönüşmesinde kimsenin bir kusuru, kabahatı veya kastı yoktur. Bunlar hep Allah’tan. Allah izin vermese bunlar olur mu? Depreme dayanıksız bina inşa eden mühendis ve müteahhidin de kusuru yok. Fay hattı üzerine çürük çarık bina yapmak da, zelzelede bu binalar yıkılınca altında kalıp ölmek de Allah’tan değil mi?

* * *

Başlamış ve bitirilmemiş ve dolayısıyla hiçbir katma değer yaratmayan yatırımlara Türkiye’nin 100 milyar dolardan fazla para gömmesi de Allah’tan. Bu átıl duran 150 katrilyon TL’lik (100 milyar dolar) yatırım için, 150 katrilyon lira borçlanmış bulunan devletin her sene 25 katrilyon lira faiz ödemesi ve bu faizi ödeyeceğim diye yeni yatırımları yapamaması ve fakir-fukaranın ümüğünü sıkması da Allah’tan. Bunda da kimsenin bir kabahati, kusuru veya kastı yok. O zaman Başbakan Erdoğan’nın ‘Yolsuzluklara karşı damardan girip mücadele edeceğiz’ demesi de boş bir böbürlenme. İsraf da, yolsuzluklar da Allah’tan değil mi?

Daha fazla saçma sapan örnek türetmeme gerek yok. Bakan Yıldırım gibi dindar olmayı fatalist olmakla karıştıran bir kişi dahi, yukarıdaki örnekleri onaylamaz.

* * *

Dinler, insanlara fatalist değil, determinist olmayı öğütler. Din kelimesi, ‘yasaklar’/’kurallar’ kavramlarından türemiştir. İlk semavi din olan Museviliğin kurucusu Musa’nın on emri ‘Evamiri Aşere’ on adet yasaktır. Toplum hayatını tanzim eden ‘yasa’lar da aslında ‘yasak’lardır. İnsanların, Allah’ın bahşettiği iradelerini kullanıp özgürce yaşarken, hem kendilerinin hem de başkalarının selameti için dinsel ve bu bağlamda bilimsel yasalara uymaları gerekir.

Bu yazıyı da dostum Uğur Özoğuz’un eşsiz özdeğişiyle bitiriyorum.

Son Söz: Kaza, takdiri iláhi değil; tekdiri ilahidir.

chem73
14-08-2004, 17:25
Enflasyon şaşırtıyor (08/08/2004)

Asaf Savaş Akat

Çarpıcı bir soru ile yola çıkalım. Kriz sonrası dönemin en şaşırtıcı ekonomik olayı nedir diye soralım. Cevapların iki konuda yoğunlaşacağını tahmin ediyorum. Biri döviz kurunun seyri olurdu. Çünkü Türkiye kurun aşağı da gidebileceğine ilk kez bu dönemde tanık oldu. Bu olayı hala içine sindiremeyenler var.

Ya diğeri? Bence enflasyondaki hızlı ve sürekli düşüştür. Kimse böyle bir şey beklemiyordu. Bırakın sokaktaki vatandaşı, profesyonel iktisatçılar enflasyonun düşeceğine inanmıyordu.

Daha da önemlisi, ekonomiyi yönetenlerin de bu konuda çok şaşırdıkları ortaya cıktı. Örneğin geçmiş dönem kotasyonlarının yüksekliği Merkez Bankası'nın enflasyonu çok daha yüksek öngördüğüne işaret ediyor.

Velhasıl garip bir süreç yaşandı. Kimse düşeceğine inanmadı. Ama düştü. Üstelik ekonomide büyüme hızlandıkça enflasyon daha hızlı düştü. Sürekli hedeflerin altında kaldı. İkibuçuk yıl içinde tek haneye iniverdi.

Trendleri okumak
Okuyucularımızın enflasyon eğilimlerini daha iyi görmelerini sağlamak için basit bir grafik kullanıyoruz. Esas olarak nisbeten daha güvenilir bulduğumuz tüketici fiyatları endeksini - TÜFE - alıyoruz.

Çubuklar son iki yıl boyunca yıllık enflasyonu ifade ediyor. Temmuz 2002'de yüzde 40'mış. Ocak 2003'te yüzde 26'ya düşmüş. Ama tekrar yükselmiş. Mayıs 2003'te yüzde 31'e çıkmış.

Sonra Temmuz 2003'te yeni bir düşüş trendine girmiş. Onüç ay boyunca düşerek Haziran 2004'te yüzde 8.9'a inmiş. Ve geçen ay yeniden yüzde 9.6'ya yükselmiş.

Gazetedeki köşemde yer alan grafikte biri kesikli diğeri kesiksiz iki çizgi bu verilere tekabül eden iki farklı trend ölçümünü gösteriyor. Kesikli çizgide basit bir üstel trend kullanıyoruz. Uzun dönem düşüş eğilimini çok iyi yakalıyor.

Düz çizgi ele alınan dönem içi dalgalanmaları da kapsayan bir trend hesabıdır. Örneğin 2003 yılbaşında enflasyonun yüzde 30 civarında duraklamasını yakalıyor. Aynı şekilde, Mayıs-Temmuz 2004 döneminde yüzde 10 civarında bir duraklama derhal göze çarpıyor.

Düşmekten yorulunca dinleniyor
Özetleyelim. Birincisi, enflasyonda çok güçlü bir düşüş trendi vardır. Görünürde bu eğilimi değiştirecek boyutta bir gelişme yoktur. Dolayısı ile geçmişte olduğu gibi gelecekte de orta dönemde enflasyondaki düşüş sürecektir.

İkincisi, bu genel trend içinde küçük dalgalanmalar olmaktadır. Önümüzdeki aylarda yıllık TÜFE'nin bir süre yüzde 8-9 civarında kalacağı, hatta yüzde 10'u geçebileceği anlaşılmaktadır.

Bir sonraki düşüş dalgası enflasyon yorgunluğunu attıktan sonra başlayacaktır.

fiora
17-08-2004, 19:53
Üretimde Yavaşlama Sinyalleri - 17.08.2004


TCMB’nin Temmuz ayı İktisadi Yönelim Anketi’nde ihracattaki güçlü trende rağmen iç talepteki zayıflama sinyalleriyle sanayi üretiminin artış hızında yavaşlama sinyalleri göze çarpıyor.

Güçlü ihracat, zayıflayan iç talep... Temmuz ayında Reel Kesim Güven Endeksi geçen aya göre %0.5 oranında düşüş gösterdi. İç talepteki zayıflamanın bir göstergesi olarak iç pazara satılan mal hacmi geçen aya göre %5 gerilerken, toplam siparişler de %6.6 azaldı. Ankete katılan firmalara göre önümüzdeki 3 ayda da iç talepteki zayıflamanın devam etmesi bekleniyor.


Cari açık da hız kesebilir... Dahilde işleme rejimi kapsamında belirlenen ihracat verilerine göre, ihracat hacmi Ağustos ve Eylül aylarında azaldıktan sonra, artmaya devam edecek. Bu doğrultuda da önümüzdeki aylarda sanayi üretimindeki artış hızında bir miktar yavaşlama görülebilir ve bunun da cari açıktaki genişlemenin azalmasında büyük etkisi olacaktır.


Reel Kesim Güven Endeksi Temmuz ayında Haziran ayına göre %0.5 oranında geriledi. Bu gerilemede en büyük pay -%6.6 ile toplam siparişlerde ve -%5 ile iç pazara satılan mal hacminde görüldü.


Ankette, iç taleple ilgili gelecek 3 ay beklentilerinde bir yavaşlama göze çarpmaktadır.


Öte yandan, sanayi üretiminin Haziran ayında yeni bir rekor kırmasının ardından, ankete katılan firmaların gelecek 3 aya ait üretim göstergelerinde, üretim hacminde yine bir miktar artış beklentisi görülmektedir. Öte yandan, Dış Ticaret Müsteşarlığı tarafından açıklanan Dahilde İşleme Rejimi kapsamında verilen ihracat taahhüdü Temmuz ayında Haziran ayındaki 3,122 milyon dolardan 2,689 milyon dolara geriledi.


Dahilde işleme kapsamındaki ihracatın gerçekleşen ihracatı yaklaşık 4 aylık bir öncüleme gücü olduğunu hesaba katarsak, Ağustos ayında fabrikaların tatile girmesiyle yavaşlayacak sanayi üretiminin ardından, yılın son çeyreğinde ihracatın artmaya devam edeceğini ve 6 milyar dolar seviyelerine çıkabileceğini tahmin ediyoruz. İhracattaki artış trendine rağmen iç talepteki zayıflama sinyallerinin, sanayi üretiminin hızında bir yavaşlama getireceğini düşünüyoruz.


Bu durumda, genel gidişat ve ihracat eğilimleri arasındaki farkı kullanarak hesapladığımız öncü gösterge, üretimdeki yavaşlamayla birlikte cari açıktaki artış hızının önümüzdeki aylarda düşebileceğine işaret etmektedir.


Haluk Bürümcekçi
Dışbank A.Ş.
Ekonomik Araştırmalar Bölümü

fiora
20-08-2004, 15:05
Le Point : Coğrafî açıdan, Türk topraklarının ekseriyeti Asya'dadır. Ne pahasına olursa olsun, Avrupa'ya bağlanmak niye?
Semih VANER : Sultan Abdül Mecit'in, 1839-1876 arasında Tanzimat dediğimiz, siyasî ve idarî köklü reformlar başlattığı 19.yy'dan itibaren Türkiye bir medeniyet seçimi yapmıştır. Mustafa Kemâl bu tercihi Batı'dan yana sürdürmüştür. Ardından, Soğuk Savaş döneminde Türkiye'nin, Batı güvenliğinin sağlanmasında önemli bir yeri vardır. Bu konumu Avrupa'ya ait olduğunu teyit etmiştir. Demokratikleşme süreci 1946'da başlamıştır. Herşey mükemmel olmasa dai Avrupa olumlu bir yaklaşım sergilemek zorundadır. Türkiye'nin zaaflarını öne çıkartmaya son verip, çok sayıda ki reform ve iyileştirmeleri yüreklendirmek gerekmektedir. Oysa, bir kaç siyasi oluşum dışında, Fransa'da çok az sayıda parti bu eğilimdedir.
Le Point : Türkiye'yi bünyesine kabul etmekle Avrupa Birliği'nin menfaati ne olacaktır?
Semih VANER : Türkiye'nin üyeliği lehine çeşitli gerekçeler savunulmaktadır. De Gaulle ve Adenauer, Türkiye'yi 1963 yılından itibaren Avrupa'ya kabul ettiler. 1996'da gümrük birliği, süreçe yeni bir safha olarak damgasını vurdu. 1999'da Helsinki'de, Jacques Chirac ve Lionel Jospin, üyelik lehine olan yükümlülüklerini tekrarlamışlardır. 2004 sonunda Avrupa Birliği'nin nasıl geriye adım atabileceğini görmekte zorlanıyorum. İkinci neden; Türkiye zaten Avrupa Konseyi'nin (Strasbourg), Ekonomik İşbirliği ve Kalkınma Teşkilâtı OECD'nin ve NATO'nun içindedir. Batılı bu kuruluşlara bağlılığını her zaman kanıtlamıştır. Avrupa'nın inşa çalışmalarına tarihi ve kültürel katkılarıyla dahil olmuştur. Üçüncü gerekçe; Ankara, Batı Dünyası ile Müslüman Dünya arasındaki diyalogta esaslı bir rol oynayabilir.
Le Point : Demek ki, Türkiye'nin Avrupa Birliğine katılımı vazgeçilemeyecek bir mantık çerçevesine girmektedir?
Semih VANER : Türkiye, 40 yıldır talep eden taraftır.Avrupalılar bu dönemde Türkiye'ye zamanı gelince üyelik dışında başka bir perspektif sunmadılar. Gerçek sorun, en mükemmel koşullarda gerçekleşmesi için, bu bütünleşmenin iyi biçimde hazırlanmasından kaynaklanmaktadır.

Le Point : Avrupalıların üyeliğe bakışları nasıl?
Semih VANER : İspanya, İtalya, Büyük Britanya, İskandinav ülkeleri daha fazla lehindeler. Hatta Almanya da... Türk ve Kürt diasporasının ağırlığı iç politika mülâhazasından dolayı konuya farklı yaklaşılmaktadır. Fransa ve Avusturya diğerlerinden ayrılmaktadırlar. Endişe verici olan Fransa'nın, siyasî açıdan Avusturya'nın yanında yer almasıdır. Sanırım Fransa yanına bir suç ortağı aramaktadır. Bu (Türkiye'nin üyeliği) Fransa iç siyasetinin bir sorunudur.

Le Point : Türkiye'nin üyeliği için en gerçekçi tarih sizce hangisidir?
Semih VANER : Önemli olan, Aralıkta somut vecibelerle donatılmış güçlü bir işâretin Türkiye'ye verilmesidir. En gerçekçi tarih bana göre 2012'dir.
Le Point : Ya Avrupa Birliği Türkiye'yi reddederse?Semih VANER : Bu red, ciddi bir düş kırıklığı yaratacak ve hükümeti sarsacaktır. Bu red, Başbakan RTE'nin AKP'sinin başarısızlığı olarak algılanacaktır. Ancak, Türkiye bu darbeye dayanabilecek güçtedir. Önemli bir buhran beklenmiyor. Türkiye ile ABD arasındaki ilişkiler güçlenecektir. Bu durumun Müslüman Dünya üzerinde yansıması olacaktır. Avrupa Birliği de bir Hıristiyan Klüp olduğunu kanıtlamış olacaktır.
Le Point : Türkiye'nin İslâm Dünya'sındaki yeri nedir?

Semih VANER : Arap Dünya'sı ile İran'ın Türkiye'ye karşı kuşkuları bulunmaktadır. Laikliğe, İran ve Arap Dünya'sında iyi gözle bakılmamaktadır. Halifelik ile Sultanlığın lavedilmesi, latince harflere geçiş hoş karşılanmadı. 1949'da İsrail ile kurulan ilişkiler aradaki çukuru derinleştirdi. Herşeye rağmen, Türk modelinin, Müslüman elit tabaka üzerinde giderek büyüyen bir etkisi mevcuttur.

Le Point : İktidarda Müslüman bir partinin bulunduğu bir ülkeyi Avrupa Birliği kabul edebilir mi?
Semih VANER : Müslüman Dünya'sını artık çeşitliliği ile görme zamanı gelmiştir. Türkiye'de, demokratik ve çoğulcu parlamenter sistem yerleşiktir. Yol kazalarına ve ordunun önemli ağırlığına karşın, Türkiye'nin yönü demokrasiden yanadır. AKP, bu süreci özümlemiştir. Ben bu partiyi muhafazakâr Müslüman veya Demokrat Müslüman olarak niteleyebilirim. Batılı siyasî partilerden kimilerinde mevcut Hıristiyan duyarlıkla bir koşutluk kurulabilir.
**********
Semih VANER, Akademisyen ve AFEMOT'inin (Doğu Akdeniz ve Türk-İran Dünyası araştırmalar derneği) başkanıdır.

Resmî olmayan tercüme : Nusret Özgül

fiora
23-08-2004, 09:28
Bankalar Ozsermaye artirimina gidecek



Bu yontemi dikkate alan BDDK'nın getirecegi onlemlerin oncelikle bu sistemi cozmeye yonelik olacagi belirtiliyor. Bir kisinin farkli bankalardan aldigi cok sayida kartla yuksek kredi limitlerine ulasmasinin engellenecegi kaydediliyor.



BDDK bankalarin kredi karti icin ayirdiklari ozsermaye miktarini da yukselterek, kart enflasyonu ve hizli harcama aliskanliginin onune set cekecek.



Bankalar verdikleri her kredi icin karsilik olarak belirli bir miktarda ozsermaye bulundurmak zorunda. Bu kredi kartlari icin de gecerli. Su anda bir banka, musterisine verdigi 1 milyar limitli kredi karti karsiliginda toplam 20 milyon lira, yani yuzde 2 ozkaynak bulunduruyor (Turkiye'de kredi kartlarinin toplam limiti 30 katrilyon lira olarak tahmin ediliyor. Bu durumda bankalar soz konusu limit icin 600 trilyon liralık ozkaynak ihtiyacı duyuyor) Ancak musteri krediyi kullanirsa oran dort kat artarak yuzde 8'e cikiyor. Boylece banka 1 milyar liralik harcama karsiliginda ek olarak 80 milyon liralık ozsermaye bulundurmak zorunda kaliyor. (Turkiye'de halen 9.5 katrilyon liralık kredi karti harcamasi oldugu dusunulurse bu rakam bankalara 800 trilyon liraya yakin bir ozkaynak bulundurma zorunlulugu yukluyor).



Bu da bankacilik sistemi ozsermayesinin yaklasik yuzde 2'si kadar bir buyukluge denk geliyor. Karsilik orani iki kat artirilirsa, ya bankalar kredi kartı verirken frene basacak ya da sermayelerini artirmak zorunda kalacak. Bu da sektorde kredi kartlari icin yeni bir sermaye artirimi doneminin baslamasi anlamina gelecek.



Karttan 10 katrilyon cektik 500 trilyonu odeyemedik Ekonomi yonetimini 'acil' onlem almaya yonelten kart harcamalarindaki dejenerasyonun en onemli ayaklarindan biri de geri donmeye kredilerdeki hizli tirmanis. Kredi karti borcunu odemeyen tuketicilerden olusan ve "kara liste" diye bilinen sorunlu musteri sayisi yilin ilk ayinda yaklasik 47 bin kisi artti. Buyuk krizin yasandigi 2001'den sonraki en yuksek seviyeyi temsil eden soz konusu rakam neredeyse 2002 yilinin tumundeki sorunlu musteri rakamına esit duzeye ulasti. Ocak-Haziran doneminde sorunlu kredi karti alacaklari ise yuzde 40 buyumeyle 526 trilyon 89 milyar liraya ulasti. Bu rakam gecen yil 391 trilyon lira seviyesindeydi.



Bilgin: Borcla kurulan saadet zincirinden cok rahatsiziz, onlem alacagiz

BDDK Baskani Tevfik Bilgin Turkiye'de kredi karti kullaniminda yanlis uygulamalar oldugunu ve ozellikle bazi tuketenlerin birden fazla bankadan aldigi kredi kartiyla saadet zinciri seklinde yasamaya basladigini soyledi. Bu tuketicilerin artik bir kredi kartindan cektigi krediyle, diger bankanin kartina olan borcunu oder duruma geldigini vurgulayan Bilgin, "Biz asil bu durumdan rahatsiziz" dedi.



Bankalarin sokaklarda kredi karti dagitmaya basladiklarini ve bu urun hakkinda net bir duzenleme olmadigini kaydeden Bilgin, kredi kartlariyla ilgili hazirlanan yasayi bir ay içinde cikartmayi planladiklarini vurguladi. Bilgin tuketicinin kredi kartlariyla ilgili yanlis davranislarini onlemek icin bankalara yonelik olarak bazi acil tedbirler getireceklerini ifade etti. Bilgin alinacak tedbirlerin sektorde bir alarm durumu anlamina gelmedigini, ancak BDDK olarak gorevlerinin sorun cikmadan engellenmesi oldugunu belirtti.
Vatan gazetesinin mansetten verdigi Oguz Karamuk'un haberine gore

fiora
28-08-2004, 20:46
Le Point :Türkiye'nin, Avrupa Birliği'nin tam üyesi olmasına niçin muhalefet ediyorsunuz?

Wolfgang Schäuble: "İmtiyazlı ortaklık" fikrini tercih ediyorum. Diğer deyişi ile; Avrupa Birliği ile Türkiye arasında kurumsal sıkı bir işbirliğini... Avrupa Birliği'nin, aynı kimlikten olan insanları birleştiren, gerçek bir siyasî varlık olmasını arzuluyorum. Eminim ki; Avrupalıların ekseriyeti, Avrupa kıtası hudutlarını aşan siyasî bir varlık etrafında buluşamazlar. Almanları, Fransızların ve diğerlerinin çoğu açısından, Türkiye ile Irak veya İran arasındaki hudutlar, Avrupa'da değildir. Türkiye, AB'nin tam üyesi olursa, vizyonlarını zorla benimsetmeye muktedir, güçlü ve dayanışma ruhuyla hareket edecek büyük bir siyasî Avrupa oluşturulamaz. Bu Türkiye'yi takdir etmediğimiz, son zamanlarda gerçekleştirdiği ilerlemeleri yadsıdığımız anlamına alınmamalı. Sadece, Siyasî Avrupa fikrini korumak istiyoruz. Almanya ve Fransa gibi siyasî birlik isteyenler için, Türkiye'nin gelişi ile Avrupa Birliği'nin sonsuza dek genişlemeye açık olması, bu projeyi öldürecektir.

Le Point : Avrupa'nın sınırlarını nerede noktalıyorsunuz?

Wolfgang Schäuble: Yanıtım çok pragmatik olacaktır: Avrupa'nın çevresini, çoğrafya belirlemektedir. Toplumların, sınırları çizilmiş, belli alanları vardır. Elbette, Kafkaslar'da sınırları tam olarak belirlemek zordur. Ancak, Cebelitarık ve Boğaziçi, doğal hudutlardır. Fas, Cezayir ve Tunus Avrupa Birliği üyesi olurlarsa, Libya, Mısır, Çad niçin olmasınlar? Hududu belirleyen ne olacaktır? Sahra mı? Rusya ve Türkiye'nin durumları özeldir. Bu ülkelerin topraklarının bir bölümü Avrupalıdır. Geriye kalan kısımları değildir. Saint-Petersbourg Avrupalıdır. Vladivostok değildir. Türkiye'nin hudutları Boğaziçi'nden öteye gitmeseydi, hiçbir sorun kalmaz, Avrupa'ya katılırdı. Fakat, Türkiye'yi ikiye bölemeyiz. Bu ülkeler (Türkiye ve Rusya) için Avrupa ile ilişkilerde özel bir şekil bulmak gerekmektedir.

Le Point : "imtiyazlı ortaklık" ile ne anlatmak istiyorsunuz?

Wolfgang Schäuble: Ayrıcalıklı ekonomik ilişkiler, zaten NATO üyesi olan Türkiye ile, savunma alanındaki ilişkileri yoğunlaştırmak... Türkiye ile Avrupa arasındaki işbirliğini arttıracak yönde kurumsal yeni şekillendirmeye gitmeliyiz.

Le Point : Türkiye kabul edebilir mi?

Wolfgang Schäuble: Türkiye elbette Avrupa Birliği'nin tam üyesi olmak istiyor. Fakat, Ankara'nın diğer çözümleride dikkate alacağına inanıyorum.. Özelliklede, bu "imtiyazlı ortaklık"ı. CDU-CSU tarafından önerilen bu formül, kimilerinin çekindiği gibi ülkedeki (Türkiye) demokratikleşme sürecini kesintiye uğratmayacaktır. Türkiye için önemli olan, bir karara varılmasıdır. Şuna eminim ki; Türkler, Avrupa Birliği üyeliğinin ülkelerinin otonomisi, ulusal egemenliği açısından ne anlama geldiğini tam olarak anladıkları vakit, itiraz sesleri yükselecektir. Türkiye ile açık bir diyalog kurulmalıdır. Birlikte en mükemmel çözüm üzerinde düşünülmelidir. Avrupa Birliği, yılın sonunda Ankara ile müzakereleri başlatma kararı alırsa, işin başından itibaren imtiyazlı ortaklık ve tam üyelik çözümleri arasında açık bir tercih yapılmalıdır.

Le Point : Almanya'da 3 milyon Türk yaşıyor. Almanya'nın oynayacağı özel bir rol yok mu?

Wolfgang Schäuble: Avrupa'da en kalabalık Türk topluluğunun Almanya'da bulunması, Alman-Türk ilişkilerinin güçlenmesinin özelliğini oluşturuyor. Topraklarımızda yaşayan bu 3 milyon Türk için, Türkiye'nin Avrupa Birliği'ne girmesini savunacak değiliz. Önemli olan husus; Türkiye'nin demokratikleşme sürecini ve Batı Dünyası ile NATO'daki yerini koruyabilmektir...

Le Point : Almanya'daki Türk topluluğu, önerinize ne gibi bir tepki gösteriyor?

Wolfgang Schäuble: Almanya'daki Türklerin ekseriyetinin, Türkiye'nin Avrupa Birliği'ne girmesinden yana olduklarını sanıyorum. Bu tutumlarınıda anlayışla karşılıyorum. Yine de, Türk dernkeler tarafından davet edildiğimde, görüşümü dinlemeye hazır olduklarını müşahade ediyorum.

Hafta içinde Fransızcasını dağıttığım Fransa'nın haftalık Le Point dergisinde yayımlanan « Non à la Turquie » başlıklı mülâkatın, tarafımdan yapılan, gayrıresmî tercümesidir.NÖ

fiora
04-09-2004, 16:18
İçinde bulunduğumuz gün itibarı ile 17 Aralık için bir değerlendirme yaparsak, 4 olası senaryonun varlığından bahsedebiliriz

Dördüncü ve büyük olasılıkla bu süreçte karşılaşacağımız senaryoyu ise

Senaryo’nun sonuçlarını Avrupa Komisyonu, AB ve Türkiye perspektiflerinde değerlendirebilir ve Aralık öngörülerini şimdiden yapabiliriz.

Yatırımcı gözüyle sürecin algılanması

Belki de geçtiğimiz hafta içinde Moody’s’in Türkiye’nin notunu değiştirmeye yanaşmamasının ardında da bu değerlendime ve Brüksel’den gelen fısıltılar yer alıyor.

Ancak “belirsizlikler tam olarak kalkar mı?” sorusunu ortaya atarsak ne yazık ki cevabımız hayır olacaktır

yazının tamamı için (http://www.abhaber.com/canbaydarol/can0012.asp)

ozerab
05-09-2004, 12:27
YABANCI LAR POORSLAR MOODYSLER hepsi bir şirket dahılınde çalışıyorlar.ağızlarından çıkan sözler karşı gibi olsada aynı gayeye yönelik.,kafa karıştırıyorlar va kabahatı zamanın üzerine atarak zamanlama yapıyorlar.yazdıklarını sadece okuyup geçmeyin,fatih terimin oyunu okuduğu gibi okuyun.aman

fiora
05-09-2004, 17:50
http://www.ameinfo.com/images/news/2/8322-amlak.jpg

Mohammed Ali Al Hashimi, chief executive officer of Amlak;

Türkiye piyasasına yönelmenin tam zamanıdır.

mortgage finance JV in Turkey (http://www.ameinfo.com/news/Detailed/44760.html)

kasved
05-09-2004, 18:33
http://www.ameinfo.com/images/news/2/8322-amlak.jpg

Mohammed Ali Al Hashimi, chief executive officer of Amlak;

Türkiye piyasasına yönelmenin tam zamanıdır.

mortgage finance JV in Turkey (http://www.ameinfo.com/news/Detailed/44760.html)

Satın almadan önce satın alacağınımı duyuruyor? :confused: :eek:

fiora
05-09-2004, 18:39
Aslında şimdi gördüm. Cnn de de bu habere yer verilmiş.Buradaki haber de Kuveyt Turk açısından geçilmiş.

http://www.cnnturk.com/EKONOMI/SIRKETLER/haber_detay.asp?pid=42&haberid=32553

hakkinen
05-09-2004, 23:55
http://www.ameinfo.com/images/news/2/8322-amlak.jpg

Mohammed Ali Al Hashimi, chief executive officer of Amlak;

Türkiye piyasasına yönelmenin tam zamanıdır.

mortgage finance JV in Turkey (http://www.ameinfo.com/news/Detailed/44760.html)

Amerikanin Ortadogudaki tutumu nedeniyle Daha onceden aramizin iyi olmadigi
Suriye ve Iran gibi ulkelerle sosyal ve ekonomik alanda yakinlasmaya gidecegimizi dusunuyorum. Hatta sosyal yondeki ilerleme Iranda rejimin degismesine bile yol acabilir. Ekonomik alanda bakildiginda zaten Irandan gelen turist sayisinda son 10 yilda 4 kat artis oldugu gorulur. Ben bu ekonomik yakinlasmalarin bize buyuk katkisinin olacagini dusunmekteyim.

fiora
12-09-2004, 17:09
Economic development of the Turkish Cypriot community
Vote : 13.09.2004

Salı sabahı görüşülecek..

eğer onaylanırsa çarşamba öğleden sonra detayları çizilecek..

Perşembe günü de onaylanacak..

Kuzey Kıbrıs Türkleri ile ekonomik ilişkiler...€259 million luk yardım..

Geniş ve detaylı bilgi için;

http://www2.europarl.eu.int/omk/sipade2?PUBREF=-//EP//TEXT+RULES-EP+20040720+RULE-134+DOC+XML+V0//EN&HNAV=Y

trusty
12-09-2004, 17:47
Ekonomik alanda bakildiginda zaten Irandan gelen turist sayisinda son 10 yilda 4 kat artis oldugu gorulur. Ben bu ekonomik yakinlasmalarin bize buyuk katkisinin olacagini dusunmekteyim.

Sevgili Hakkinen'in temennilerine katiliyorum...

ABD bu konuda kendi anti-tezini kendi yaratti...

Bence ABD'nin en buyuk korkusu bu...

Eger oyleyse bence bu yakinlasma cok iyi bir sey...

Kuzey Irak'taki oynadigi oyunun karsiligini da boylece almis olur...

Bu yakinlasma surdugu surece, K.Irak'taki tavrin degisecegine eminim...

Saygi ile...

fiora
20-09-2004, 09:01
Biz anlatmadık ama borsa öğretecek...



http://www.sabah.com.tr/i/y/71.jpg
Avrupa Birliği Genişlemeden Sorumlu Komiseri Günter Verheugen, işlerin pürüzsüz yürüdüğü bir sırada "zina" odaklı gereksiz tartışmalar çıkınca:
- Şaka gibi, demişti...
Başbakan Tayyip Erdoğan'ın, Meclis'i olağanüstü toplantıya çağırıp CHP ile anlaştıktan sonra kabul edilen tasarının yürürlüğe girmesini sağlayan maddeleri geri çektiğini, ardından da "AB bizim için olmazsa olmaz değildir" ve "Biz Türkiye'yiz ve Türk'üz, kendi kararlarımızı kendimiz veririz" dediğini duyunca da, mutlaka kendi kendine mırıldanmıştır:
- Şakacı...
Dün bizim gazetede "Bahçesaray yolu AB'ye ulaşacak" başlığını okuyunca şakanın devam ettiğini gördüm...
Bugüne kadar hiçbir başbakanın ziyaret etmediği Van'ın Bahçesaray ilçesini ziyaret eden başbakan Recep Tayyip Erdoğan sanki AB yolunu kendi berhava etmemiş ve işi kendisi zora sokmamış gibi "AB'ye giden yol burasıdır" demiş...
2004 yılı itibariyle de medeniyeti tanımlamış:
- Medeniyet yol, sudur... "İnsan odaklı" bir yücelmenin zihniyetini temsil eden AB'nin bu yaklaşımla anlaşılması gerçekten kolay değil... Hala "yol, su" düzeyindeki bir medeniyet tanımıyla AB'nin zihniyetini anlamak nasıl mümkün olacak?



***

Dünkü Hürriyet "Zinada altı faktör" başlığıyla Tayyip Erdoğan'ın "Biz Türk'üz" noktasına hangi etkenlerle geldiğini özetliyordu:
Kendi içindeki duygusal gel-gitler, AKP içindeki Milli Görüş'çüler, cemaatler, dinci basın, Erbakan'ın yol göstericiliği yaptığı Saadet Partisi'nin Anadolu muhalefeti, bakan eşleri...
Bu faktörleri dikkate alan ve onlara göre hareket eden Saadet Partisi zaten var...
Onların anlayışı geçerli olsa bugün iktidarda onlar olurdu, oyları yüzde 2'lere düşmezdi... AKP AB yolunu bu yaklaşımla tıkadığı an kendisi de ikinci bir Saadet olmuyor mu?
AB yolunu ve kendi geleceğini derinden hançerleyen anlayışı, ne "sağduyu" çağrıları, ne de Günter Verheugen'ın "Biz Türkiye'ye değil, Türkiye AB'ye üye olmak istiyor" demesi şu an için etkileyebilecek gibi görünmüyor...
Ancak başkalarının anlatamadığını, çok ağır bir fatura çıkararak anlatacak bir güç var, o da ekonominin gerçekleri.
Başbakan, bugüne kadar büyük bir gayretle yaptıklarını, kat ettiği yolları inkar eder bir biçimde "milliyetçiliğe" ve "AB karşıtlığına" soyunduğu basın toplantısını düzenlediğinde Borsa'nın kapanmasına çok az bir zaman kalmıştı...
O konuşmanın hemen ardından borsa ilk on dakikada yüzde 4 oranında düştü... Söylentilere bakılırsa, son on dakika borsa kapatılmadı ama işlem yapılmaması için çok uğraşıldı. İlk on dakikadaki yüzde 4'lük düşüşle borsada işlem gören kağıtların değeri altı katrilyon azalırken, yatırımcı da 1.5 katrilyon kaybetti...


***

Tayyip Erdoğan, Tacikistan'dan iki gün sonra dönse ve TCK tasarısına müdahale etmese Türkiye'nin AB yolu kesilmeyecekti.
Başbakanın çıkışı bu yolu çok sert biçimde kesmekle kalmadı, Borsa yanında Hazine'ye de yüz trilyona mal oldu. Başbakan AB'ye rest çekince faizler yükseldi ve Hazine borçlanmasına yüz trilyon daha ek harcama bindi...
Hazine çarşamba günü eylül ayının en yüksek iç borç ödemesini yapacak... Bu tutar altı katrilyon...
Borsa'nın birkaç dakika içinde düştüğü, doların anında şahlandığı, faizlerin yukarı tırmandığı bir ortamda yeni hafta başlıyor...
Piyasalar, Başbakan'ın Türkiye'yi içine soktuğu ağır belirsizliğe bu hafta cevap verecek... Başbakan, Meclis'i olağanüstü toplantıya çağırıp, muhalefet partisiyle anlaşıp, sonra "içime sindiremedim" yaklaşımıyla her şeyi alt üst etmenin "ne anlama" geldiğini somut olarak bugünlerde görecek...
Söylenenlere kulak asmasa da, ekonomi ona yaptığı yanlışı öğretecek... Ama maalesef ağır faturayı hepimiz ödeyeceğiz.


***

Ne olup bittiğini anlayamayan, olup bitene anlam veremeyen Günter Verheugen, TCK'nın "olmazsa olmaz" koşul olduğunu hatırlattığı Brüksel'deki Büyükelçimiz Oğuz Demirsoy'a "İlerleme Raporu"nun bu olaydan önce lehimize yazıldığını söylemiş.
İçindeki onca muhalefete rağmen AB yönetiminin Türkiye lehine karar aldığı bir sırada, Türkiye'yi kendi başbakanının çelmelemesi de makus talihimizin alıştığımız şakalarından. Ama bu kez, faturası daha önce hiç görülmemiş ölçüde yüksek bir şaka olacak bu...

serdarkus
20-09-2004, 14:08
...iki hafta önce tribünlere çekilmemiş olan yatırımcıların şu veya bu şekilde epey para kaybetmeleri yüksek bir olasılıktır..

SALİH NEFTÇİ'NİN VATAN'DAKİ YAZISI:

Bundan sonraki geri adım

Türbülansın esas büyüğü bundan sonra mı gelecek? Büyük bir olasılıkla... Evet. Talihsiz AB'ye rest olayı eğer yaşanmamış olsaydı bugünkü yazıda iki hafta için tribünlere çekilme döneminin sona erdiğini ve yeniden kağıda girilmesi gerektiğini vurgulayacaktık. Şimdi beklemedeyiz.

Kuşkusuz bir geri adım atılacak. Ancak, piyasalar konusunda bir şey söylemeden önce bu geri adımın boyutunu ve çeşidini görmek gerekiyor.

Çünkü bu seferki geri adımın orta vadede ne kadar etkili olacağından emin değiliz.

Büyük risk

Ortada piyasalara vurulmuş önemli bir darbe var. Üstelik de, yanılmıyorsak, burada kalıcı bir darbe söz konusu. Son gelişmelerle AKP iktidarı Avrupalı'ya önemli bir bilgi verdi...

Türkiye'yi yönetenler AB oyununun kurallarını bilmiyor!

Oyun Türkiye için halen de "yepyeni".

Böyle bir ülke 10-15 yıl içinde yepyeni bir oyunun kurallarını öğrenebilir mi? Daha da önemlisi...

Avrupalı bu riski almayı kabullenir mi?

Avrupalı iyi eğitim almıştır. Zengindir ve bütün günlük sorunlara rağmen yaşamı imrenilecek bir düzeydedir. Avrupa Birliği de esasta gayet iyi işleyen bir dengeyi yerine oturtmayı başarmıştır.

Bu dengeler oyunun kurallarını bilmeyen bir büyük oyuncunun sahneye girmesi ile birden değişmez mi?

Ve en kritik soru....

Avrupalı bu riski almakla ne elde edecektir?

Hele İslam dünyasındaki sefalet ve acınacak durum bütün açıklığı ile ortada iken...

Geri adım

Türkiye ekonomisinde var olan dengeler esas olarak AB üyeliğinin gerçekleşeceği varsayımı üzerine kurulu. Bu varsayım birkaç yıldan beri gitgide güçlendi ve piyasalarda fiyatları bu seviyelere çıkartan esas unsur oldu.

Eğer bu varsayım zayıflarsa piyasalarda ortalık birbirine girebilir.

Hükümet de bunu görecek ve büyük bir olasılıkla bir geri adım atacaktır.

Kuşkusuz, AB de gerginliği azaltıcı girişimlerde bulunabilir. Bunlar birleşince hava yumuşayabilir.

En büyük olasılık budur.

Yeterli olur mu?

Bu talihsiz gelişmenin en önemli yanı bu sefer sıradan bir geri adımın ancak sınırlı bir etki yapacak olmasındadır.

Çünkü Avrupalı'ya önemli bilgiler verilmiştir. Yönetimin AB olgusunu anlamadığı gösterilmiştir. Ve... Verilmiş olan bilgi de geri alınmaz.

Peki ne yapılmalı?

Piyasaları büyük bir darbe yemekten ne kurtarabilir?

Aslında bu konuda söyleyeceklerimiz var. Ama bunları önce başka bir platformda ele alacağız.

Burada vurgulamak istediğimiz, sıradan bir geri adımın AB projesini bir ay önceki durumuna geri döndüremeyeceğidir.

Sonuç

Biliyoruz, okurlar bu yazıda piyasaların yiyeceği darbenin boyutu konusunda da bir şeyler söylememizi bekliyor.

Borsa ne kadar düşer? Faizler ve döviz ne kadar yükselir? Tahminler nelerdir?

Bu soruların cevabı yazının yazıldığı saatlerden... Piyasaların açılacağı ana kadar geçen sürede atılabilecek olan geri adımın çeşidine bağlıdır. Şu anda bilemiyoruz.

Rakam verecek durumda değiliz.

Ama iki hafta önce tribünlere çekilmemiş olan yatırımcıların şu veya bu şekilde epey para kaybetmeleri yüksek bir olasılıktır.
20.09.2004 - 13:46"

fiora
27-09-2004, 21:39
BORSADA İŞLEM GÖRMEK ÜZERE BAŞVURUDA BULUNAN ŞİRKETLER



Şirket............................................ ...........Başvuru Tarihi.....Sermaye Oranı (%)

Karel Elektronik Sanayi ve Ticaret A.Ş................07.09.2004....................2 6,341

Mert Gıda Giyim Sanayi ve Ticaret A.Ş................09.08.2004..................... 25,00

Günkol Güneş Enerjisi ve Klima Sanayi A.Ş...........10.06.2004....................18,48

Akça Enerji Üretim ve Dağıtım Otoprodüktör Grubu A.Ş..31.05.2004...........40,00

Coca-Cola İçecek A.Ş........................11.08.2004/Yenileme.....................33,36

Denizbank A.Ş.................................19.08.2004/Yenileme.....................22,24

Korteks Mensucat Sanayi ve Ticaret A.Ş.............15.04.2004....................16,6 7

Büyük İstanbul Otobüs İşletmeleri A.Ş...............09.04.2004.....................3 0,00

AFM Uluslararası Film Prodüksiyon Tic. ve San. A.Ş...17.08.2004/Yenileme.....-----

Gama Holding A.Ş. (ERTELENDİ)......................31.03.2004....... ..............26,13

Elbak Elektrolitik Bakır Sanayi ve Ticaret A.Ş........04.03.2004....................43,43

Turkon Konteyner Taşımacılık ve Denizcilik A.Ş.....14.10.2003....................15,01

Zass Ev Aletleri A.Ş.........................................11.07. 2003....................25,00

İş Girişim Sermayesi Yatırım Ortaklığı A.Ş..10.08.2004/Yenileme.................32,78 --------------------------------------------------------------------------------

fiora
29-09-2004, 08:47
Ege CANSEN
Borsa ne kadar artar


Gelelim borsanın daha ne kadar yükseleceği muhabbetine? Yukarıdaki bölümden anlayacağınız gibi, rakam verip mahçup olma riskini almayacağım. İsterseniz ‘muhtemelen yılbaşına kadar, en azından epey daha yükselir; sonrası bilinemez’ diye tavuk eti lezzetinde bir kehanette bulunayım. Ama irdelemek istediğim husus başka. Meselenin biraz derinine ineceğiz. Teorik soru şu: Acaba hisse senetlerinin ortalama fiyatı, kısaca borsa endeksi, uzun vadede, mesela yirmi yılda, milli gelir artışından daha hızlı artabilir mi? Daha genel bir soru sorayım. Bir ülkede ‘varlık fiyatları’ (asset prices) milli gelir artış hızından daha hızlı artar mı? Bu sorunun cevabının hayır olması gerekir. (Yoksa gerekmez mi?) Borsa, ‘milli servet’in bir parçası olan şirket değerlerinin bir göstergesidir. Milli servetin değeri de, onun hasıl ettiği milli gelirin belli bir katı olmak mecburiyetindedir. Dolayısıyla, borsanın uzun vadede reel olarak, milli gelir artışından fazla artamaması gerekir. Artıyorsa varlık değerlerinde bir ‘balon’ oluşuyor demektir. Patlayacaktır. Artmamışsa, fiyatlar geri kalmış, yakında artacak demektir. Çünkü ‘akım’ olan milli gelirle, ‘stok’ olan milli servet arasında bir ‘sebep-sonuç’ ilişkisi vardır.(devam edecek)

detay (http://www.hurriyetim.com.tr/yazarlar/yazar/0,,authorid~17@sid~9@nvid~474764,00.asp)

fiora
01-10-2004, 08:36
AB Komisyonu'nun Türkiye'nin Avrupa'ya etkisi raporu
( Tam metin-İngilizce)



ABHaber, AB Komisyonu'nun Türkiye'nin AB üyeliğine etkisini inceleyen ve 6 ekim'de resmen açıklanacak olan raporun tam metnini açıklıyor.


1. BÖLÜM

2.BÖLÜM

3.BÖLÜM

detay (http://www.abhaber.com/rapor/rapor_3009.asp)

fiora
01-10-2004, 08:48
AB, dilinin altındaki baklayı çıkartmaya başladı.

Avrupa Komisyonu, Türkiye ile üyelik müzakerelerinin başlatılması üzerine bildireceği görüşü için kamuoyunu hazırlama kampanyasını hızlandırmış bulunuyor.

Brüksel'de sızdırılan, Türkiye'nin AB üyeliğinin olumlu katkıları ve getireceği yükleri irdeleyen raporu bu çerçevede değerlendirmek gerekiyor.

Bilinenler dışında rapordan anladıklarımı aşağıda sıralayacağım, isteyen belgeyi bu başlıkları dikkate alıp okusun. Belki de yanılıyorumdur.

Belge, âdet olduğu üzere "langue de bois-odun dili"nde yazılmış. Ağacı, ormanı karıştırmışta olabilirim. Temkinli olmanızda yarar var !

* Türkiye'nin AB ekonomisine büyük bir katkı sağlayacağı söylenemez. Tam tersine 2025'te üye olacağı tahmininde yola çıkılırsa, Türkiye ortak domuzcuk kumbaraya 1 koyacak, 6 alacak. Diğer deyişi ile; 22 milyar - 33 milyar Euro karşılığı sadece 5.6 milyar Euro verecek.

* Türkiye'nin Avrupa Birliği'ne asıl katkısı diplomatik ve askerî açılardan olacak:
- Çalkantılarla dolu, enerji üretim merkezleri ile geçiş hatlarının bulunduğu coğrafî bir bölgede Türkiye, AB'nin ve dolayısıyla Batı'nın vurucu gücü olacak.
- Güçlü bir orduyu ayakta tutmak içinde bol silâh satılacak.
- AB kaşıkla verdiğini, kepçeyle çıkaracak.
- Ya Allah Bismillâh, Allah-ü Ekber, Mehmetçik olsun muzaffer, nidaları yeri göğü inletecek.

* AB'nin ve dolayısıyla Batı'nın en çekindiği ne? İslâm fanatikleri.
Oysa Türkiye laik bir ülke olarak üye olursa, bu fanatiklerle mücadeleyi de üstlenebilir. Müslüman Müslümana kırdırılınca daha büyük bir keyf alınmaz mı?

Ayrıca, İslâm'ın, Avrupa değerleri ile bağaşabileceğini bölgenin Müslüman halklarına kanıtlar. Ve hatta model bile ihraç edebilir.

Öyle ya, hep İran'ın mollaları ihracatçı rolü oynayacak değiller herhalde.

* Ama büyük sorunlar var. Başında tarım sektörü geliyor. Bölgeler arası dengesizlik öyle kolayca giderilecek gibi değil. Türkiye'nin güçlü bir kalkınma stratejisine ihtiyacı var. A'dan Z'ye sil baştan yapmak gerekecek.

* Herşey yolunda gider ve Türkiye disiplinli bir asker gibi davranırsa 2020'lerden itibaren üye olabilecek seviyeye erişir.

* Kurumsal sorun çıkartacağı sanılmıyor. AB'nin ağababalarının grubuna katılıp, küçüklere karşı ittifak oluşturulmasında ve kararların alınmasında yardımcı bile olur.

Gerisi bla...bla...


ABD ile de karşı karşıya gelebilir miyiz acaba?

Ama dedim ya, benim algıladığım şekle siz itimat etmeyin, birde kendiniz baştan aşağı belgeyi okuyun. Sonra gerekirse tartışabiliriz.

Evet, müzakereler çantada keklik gözükmeye başladı.

Kekliğin başını, komisyon önümüzdeki hafta gösterecek. Gövdesi ise artık kasım başında mı, yoksa belirlendiği gibi 17 Aralıkta mı çantadan fırlar, bekleyeceğiz.

Sonra da hep birlikte 'kekliği düz ovada avlarlar' türküsünü söylemeye başlarız herhalde?

Nusret Özgül

fiora
03-10-2004, 10:56
Dönüyorlar


Beyin bedenden, beden beyinden uzakta, birbirine hasret büyümüş.


Bush yönetiminin yeni güvenlik yasalarının, Amerika'yı yabancılara -hele Müslümanlara- dar etmesiyle bu süreç hızlanmıştı.
Yurtdışı cazibesini yitirirken, dönenlerden gelen haberler "Neden olmasın" düşüncesi yaratmıştı.
Henüz yurtdışı eğitimini tamamlamamış olanların çoğu da bitirip dönme kararındaydı.
Yaptığım konuşma bir tespitten çok bir temenniydi belki...
Ama aldığım karşılığı görünce heyecanım bir kat daha arttı:
Evet, dönüyorlar!
Özendirici politikaları devreye sokup bedeni, beynin dışarı akan yarısıyla buluşturabilirsek bir mucize yaratabiliriz.
New York'tan bunun umuduyla dönüyorum.

Can Dündar

detay (http://www.milliyet.com.tr/2004/10/03/yazar/dundar.html)

gemici
03-10-2004, 13:08
Sonra da hep birlikte 'kekliği düz ovada avlarlar' türküsünü söylemeye başlarız herhalde?by fiora
çantadaki bir keklik dağdaki beş keklikten iyidir.........................

fiora
14-10-2004, 22:28
TMSF alacakların 3/4’ünü tahsil edebilir

Protokol yapılan ve yapmaya hazırlanılan 14 gruptan sadece üç grup, borcun tamamını ödeyebilecek kapasitede...
NESRİN ŞİRVAN


Bankacılık sistemi yapılan reformlarla disiplin altına girerken, Türkiye’de banka sayısı 70’lerden 30’lara düştü. Banka sahibi grupların bünyesinde yer alan irili ufaklı yüzlerce şirket küçülürken, ana hedefleri grup bankalarının borcunu ödemek olarak değişti. Bu şirketlerin çoğu KOBİ niteliğinde olduğu için, şirketlerin milyarlarca dolarlık banka borcunu karşılaması bugün için imkansız. TMSF Başkanı Ahmet Ertürk de, Türkiye'de batık bankaların devlete maliyetinin 50 milyar doları geçtiğini, bunun 37.6 milyar dolarının geri dönüşünün imkansız olduğunu söylemişti. 1.5 yılda tahsil edilen para sadece 160 milyon dolar. Bunun 2004 yılı sonu itibarıyla 220 milyon dolara ulaşması bekleniyor.

UZAN GRUBU EN İYİMSER TAHMİN: 3 MİLYAR $

El konulan 22 bankanın devir tarihleri itibarıyla yükü 17 milyar doları buluyor. Bunun, 11 milyar dolarlık kısmı hakim ortaklardan olan alacaklardan oluşuyor. Geri kalan 6 milyar dolarlık kısım ise, batık bankalardan kredi kullanan firma ve bireysel kredi kullanan müşteriler üzerindeki alacaklardan kaynaklanıyor. İmarbank'ın da, 5-6 milyar dolarlık ayrıca yükü var. İmarbank'ın, diğer firmalara ve bireysel kredi müşterilerine kullandırılmış kredisi bulunmuyor. İmarbank'tan olan alacaklar için Uzan Grubu’nun 219 şirketine el koyan TMSF, şirketleri satarak zararın büyük kısmını karşılamayı planlıyor. Bugüne kadar sadece gayrimenkul ve benzeri malların satışı gerçekleştirildi. Bunun da 200 milyon doları geçmeyeceği söyleniyor. Asıl hedef ise Telsim’in ve medya grubunun satışa çıkarılması. Çünkü Telsim’in piyasa değeri 3 milyar dolara yakın. Medya grubu ile birlikte 3-3.5 milyar dolarlık bir gelir elde edilse bile, geri kalan 3 milyar dolarlık borcun kapatılması imkansız görünüyor.

ÇUKUROVA ŞİRKETLERİ KÂRLI DEĞİL

Çukurova Grubu ile başlayan borcun geri ödenememesi sorunu şimdi diğer gruplar için de geçerli olacak görünüyor. Grubun 2 yılda 5 milyar dolar ödemesi bugünkü konjonktürde mümkün görünmüyor. TMSF’nin de tasfiyesine 2 yıl kaldı. Bu süreden sonra borçların tasfiyesi varlık yönetim şirketlerine geçecek ama bu şirketlerin de gerçek anlamda tahsilat yapması mümkün görünmüyor. Örneğin Çukurova Grubu’nun BMC’si, Medya Grubu ve diğer şirketleri kârlı değil. Bir de bu şirketlerin zararının ödenmesi söz konusu. Tek kârlı şirket olan Turkcell’de ise sadece % 40’lık bir hisse Karamehmet’e ait. Kısacası Çukurova Grubu’nun 5 milyar doları ödemesi pek mümkün görünmüyor.

SÜRMELİ’DE PROBLEM YOK

Sürmeli Grubu ile de 21 Kasım 2003'te, 10 yıl süreli, nakit tutarı 8 milyon 444 bin 170 dolar, gayri nakit tutarı da 2 bin 995 dolar olan toplam 8 milyon 447 bin 165 dolarlık protokol imzalandı. Protokole esas hesaplama tarihi 1 Ocak 2003 kabul edilirken, yıllık yüzde 8 basit faiz uygulanması öngörüldü. Protokol kapsamında geçen yıl sonu itibarıyla 1 milyon 116 bin 854 dolar tahsilat yapıldı. Sürmeli Grubu güneydeki turizm yatırımlarına devam ediyor. TMSF’ye olan borcun ödenme ihtimali oldukça yüksek.

BAYINDIR GRUBU’NUN YENİ PROJESİ YOK

Bayındır Grubu ile 25 Ekim 2002'de düzenlenen 9 yıl süreli protokole 27 Mart 2003'te ek yapıldı. Protokole esas hesaplama dönemi 31 Aralık 2001 kabul edildi. Açıklamada, 4743 sayılı kanun kapsamında finansal yeniden yapılandırma sözleşmesi (FYYS) imzalandığı, bu sözleşme çerçevesinde alacaklı bankaların gruba nakdi ve gayri nakdi kredi desteği vereceği belirtilmişti. FYYS'de, TMSF'nin 100 milyon 104 bin 873 dolar nakit, 53 milyon 434 bin 589 dolar gayri nakit olmak üzere, toplam 153 milyon 539 bin 462 dolar alacağı görünüyor. Protokolde faiz oranı libor+2.5 olarak belirlenirken, geçen yıl sonu itibarıyla 14 milyon 215 bin 819 dolar tahsil edildi. Bayındır Grubu inşaat sektöründeki dev projelerini askıya aldı. Şu anda herhangi bir proje söz konusu değil. Bayındır Tıp ise şu andaki en kârlı şirket durumunda. Grubun belirlenen sürede borcunu ödeme ihtimali yüksek görünmüyor.

YAŞAR GRUBU İLE PROTOKOL YENİDEN

Yaşar Grubu ile 9 Ağustos 2002'de, nakit tutarı 132 milyon 239 bin 849 dolar, gayri nakit tutarı 12 milyon 145 bin 188 dolar olan toplam 144 milyon 385 bin 37 dolarlık, 7 yıl süreli bir protokol imzalanmıştı. Protokole esas hesaplama tarihi 31 Aralık 2001, uygulanacak faiz oranı ise libor+4.5 olarak belirlenmişti. Fakat Grubun itirazı üzerine faiz oranlarında diğer gruplarla aynı faiz oranının geçerli olması için yeni bir protokol yapılması gerekiyor. Protokol kapsamında, bankanın fona devrinden itibaren, 12 milyon 526 bin 755 doları nakit, 3 milyon 640 bin doları ayni, 7 milyon 604 bin 580 doları gayri nakti olmak üzere, toplam 23 milyon 771 bin 335 dolar tahsil edildi. Faiz oranlarının yeniden belirlenmesi ile grubun borcunu belirlenen süre içinde ödemesi mümkün görünüyor. Grubun gıda, boya ve diğer sektörlerdeki kârlı şirketleri ile ödemelerde bir aksama olması ihtimali az görünüyor.

CEYLAN GRUBU BORCUN % 50’SİNİ ÖDEDİ

Ceylan Grubu ile de 30 Nisan 2003'te, 11 yıl süreli bir protokol yapıldı. Protokole esas hesaplama dönemi 30 Eylül 2002, FYYS'de uygulanacak faiz oranı ise libor+2.5 olarak belirlendi. Açıklamada, Ceylan Grubu ile 30 Nisan 2003'ten geçerli olmak üzere ,2 Mayıs 2003'te 4743 sayılı kanun kapsamında FYYS imzalandığı kaydedildi. Bu sözleşme uyarınca, alacaklı kuruluşlarca, borca mahsuben devir alınacak 155 milyon 864 bin 465 dolarlık gayrimenkul, üst hakkı ve şirket hissesinden 150 milyon 864 bin 465 dolarlık kısmının devir işlemleri tamamlandı. 5 milyon dolarlık gayrimenkul 2 yıl içinde devir edilecek. 68 milyon 735 bin 610 dolarlık ipotek/işletme rehni tesis edilirken, FYYS çerçevesinde alacaklı bankalar grubuna gayri nakti kredi desteği verilecek. Bankanın fona devrinden geçen yıl sonuna kadar 8 milyon 878 bin 325 dolar nakit, 62 milyon 917 bin 150 dolar ayni olmak üzere, toplam 71 milyon 795 bin 475 dolar tahsilat sağlandı. Grup halen inşaat ve turizm sektörlerindeki yatırımlarına devam ediyor.

BATIK HOLDİNGLERİN BORÇLARINI ÖDEME KABİLİYETİ


GRUP.......................HAKİM ORTAK.........ÖDEME KABİLİYETİ

Çukurova Holding....M. E. Karamehmet...Borcun 1/4'ü ödenebilir

Ceylan Grubu...........Mahmut Ceylan.......Borcun tamamı ödenebilir

Uzan Grubu.............Cem Uzan.................Borcun 1/2'si ödenebilir

Yaşar Grubu............Selçuk Yaşar.............Borcun tamamı ödenebilir

İhlas Grubu.............Enver Ören................Borcun tamamı ödendi

Bayındır Grubu........Kamuran Çörtük.......Borcun 1/2’si ödenebilir

Sürmeli Grubu........N. Sürmeli.................Borcun 3/4’ü ödenebilir

fiora
17-10-2004, 13:33
http://img.photobucket.com/albums/v397/sertac/gu.gif

fiora
21-10-2004, 09:24
TR ekonomisi 2005

pej
21-10-2004, 14:39
Petrol fiatları artık 50 $ civarına bir süreliğine yerleşti gözüküyor.

Daha önceki bir yazımda petrol fiatının tedirginlikler azaldığı zaman üretim arz fazlasını dikkate alırsak 30-35 dolar arasına geri dönmesinin beklendiğini yazmıştım.

Ancak şimdi petrolün 50 $ üzerinde olacak fiatlarının önümüzdeki bir kaç sene için kalıcı olabileceğini düşünüyorum.

Hesaplamalara göre 10 sene önceki değerini göz önüne alırsak enflasyon ilavesi ile 70 $'a kadar durgunluk bahasına da olsa tolere edilebilir diyenler de var.

Burada esas faktör enerji talebinin ve petrol ürünleri kullanımının ABD ve Çin de önemli miktarlarda artmış ve artmaya da devam ediyor olması.

Bunu karşılayacak arz tarafında ise iki düğüm var.

Birincisi ham petrol üretimi,ikincisi ise daha önemli olan rafinaj kapasitesi.

Ham petrol üretiminin talepten 1.5-3 milyon varil/gün fazla olduğu söylenmesine rağmen fiatlar yükseliyor,çünki rafinajda tam kapasiteye yaklaşılıyor.

Rafinaj kapasitesinin arttırılması ise ancak yeni rafineriler inşaası ile mümkün ancak bu da en az 2-3 sene istiyor.

Şimdi bizim Tüpraşın satışının iptali ne kadar isabetli oldu anlaşılıyor.

Ayrıca Tüpraşın bu konjönktürde oluşan önemli bir avantajı da yüksek kükürtlü ağır petrol işleyebilmesi,her nekadar çevreye ve arabalarımızın motorlarının içine etsede.

Mevcut rafinerilerin büyük çoğunluğu düşük kükürtlü hafif petrol (sweet crude)
kullandığı için ağır petrolün fiatı daha düşük talebe bağlı olarak daha yavaş artarak 7 dolar kadar ucuz kaldı.

Bu avantaj Türkiye'ye 7 $x175,000,000$=1.225 milyar USD daha düşük fatura demek,hadi eskiden de olan 1.5 $ civarı farkı düşersek 1 milyar $ diyelim.

Ayrıca bu özellik halen ful çalışan Tüpraşın rafinaj kar marjını da müthiş olumlu etkiliyerek eski Rus teknolojisi olmasına rağmen Avrupanın en karlı rafinerilerinden biri yapıyor.

Yani Tüpraş önümüzdeki bir kaç sene daha yüksek karlar yazacak ve eğer satılacaksa satış için iyi bir ortam var.

Umarım Unakıtan ve RTE devlet menfaatini ön planda tutarak Tüpraş konusunda doğru adımı atarlar yoksa ilerde birileri yakalarına muhakkak yapışır.

Sanırım akıllı büyük yatırımcılar da bunu değerlendirdiği için önceki Tüpraş teklifi yanlış hatırlamıyorsam 11 500 TL civarında olmasına rağmen bu günkü değerlere IMKB de sessizce yükseldi.

Bu yüksek petrol fiatı da şu anda halen eski fiatlı anlaşmalara göre petrol tedarik eden Türkiyenin cari açığına her 10 dolar için 1.75 milyar dolar ek yük getirecektir.

Şu anda Türkiye için 36 $/varil civarı ortalama petrol maliyetinden bahsedildiğine göre (41-42 $/varil Brent'e tekabül eder) bu durum 2005 senesi ortalamasında 50 $ civarına (57 $ civarı Brent) gelirse ek fatura 2.5 milyar $ civarı olacaktır.

Birde buna 2005 senesindeki 8 milyar $ civarı IMF geri ödemesini eklerseniz şu anki cari açık ciddi oranda artarak bilinen sonuçları ile korkutucu bir sorun olur.

Şu anda gözüken cari açık özel sektör kaynaklı olup bu da göreceli olarak daha ucuz yurtdışı finansman sebebi ile önemli bir kısmı vadeli yapılmış ithalattan kaynaklanmaktadır.İthalat tutarı cari açıkta negatif olarak gözükmekte,vadeli ödeme tutarı ise alttaki sermaye hareketlerinde 2005 senesinde gözükecektir.

Bu durumda IMF görüşmelerinde 2005-2006 senelerine yığılmış geri ödemelerin muhtemelen 2007 senesi seçim sonrasına ötelenmesi zorunlu olmaktadır.

Ayrıca bu RTE nin de elini seçimlere kadar güçlü tutacak ve eğer büyük bir süpriz olur da seçimde beklenmedik bir sonuç çıkarsa da bu borçlar IMF için demoklesin kılıcı görevi yapacaktır.

cenkog
24-10-2004, 02:59
AB, IMF, PİYASALAR ve TEKNİK DİNAMİKLER

Borsa endeksi yaklaşık 2 haftadır sıkışık bir seyre girdi. Bu sıkışık seyrin sonunu yatırımcı merakla bekliyor. İki açıdan değerlendirme yapmak mümkün. Birincisi temel analizin bakış açısı ikincisi de teknik analiz bakış açısıdır.

Temel açıdan baktığımızda Yaklaşık son 2-3 aydır gündemde olan temel konu, AB ve IMF'dir. Fakat görünen o ki AB ilişkileri şu an çok daha ön planda tutuluyor. Çünkü AB'ye ilişkin açıklamalar ve gelişmeler piyasanın hareketlerinde daha fazla etkili oluyor. Örneğin IMF ile anlaşmadan 1005 bütçesinin açıklanması mümkün değildi. Bütçe büyüklükleri ve hedefleri açıklandığına göre, IMF ile birçok konuda anlaşmaya varıldığını anlıyoruz. Geriye sadece 2005 ve 2006'da IMF'ye ödeyeceğimiz borçların ne kadarının ne kadar bir süre ile öteleneceği beklentisi kaldı. 10 milyar dolarlık bir rahatlamadan bahsediliyor fakat bunu ancak stand-by imzalanınca göreceğiz.

IMF konusu bu aşamadayken, 17 Aralık zirvesi öncesinde sayın Başbakan'ın Fransa ziyareti pek de olumlu geçmedi. Şu an piyasayı sıkıştıran ve tedirgin edene temel konu Fransa'nın referandum yapıp yapmayacağı konusudur. Fransız kamuoyu adeta Türkiye'ye düşman gibi. Çünkü Maliye bakanı bile sayın Erdoğan ile görüşmeye gelmemek için bin bir türlü bahane uydurdu. Öte yandan dün sayın Başbakan yaptığı açıklamada, Chirac'tan bir teyit beklediğini söyledi. Demek ki gerçekten de Fransa işi zorlaştırıyor. Almanya ve İngiltere şu an adeta müzakere tarihi verilmiş gibi hareket ederken, Fransa mide bulandırıyor. Peki Fransa müzakerelerin başlamasına "hayır" diyebilir mi? Buna cevabımız kesinlikle "hayır" olacaktır. Yani 17 Aralıktaki zirve'den Türkiye'ye müzakere tarihi verilecektir. Fakat 6 Ekim raporunda satır aralarında ortaya konulmuş olan kötü sinyaller ve Türkiye'ye özel engeller, 17 Aralık zirvesinde netleşebilir. Yani Zirve "müzakereler şu tarihte başlasın" diyebilir, fakat müzakereler başladıktan sonraki süreçte AB kapısının anahtarını asla ve asla vermeyecekleri kurallar, şartlar, engeller vs. vs. öne sürebilirler.

Durum böyle olunca, ister istemez piyasalar Fransa'nın başının altından çıkacak ve Rum kesimi tarafından da pompalanacak, abuk subuk isteklerin gündeme gelmesi olasılığından tedirgin oluyor. Piyasalar elbetteki müzakere tarihi alınacağını biliyorlar ama bunun öncesinde Fransa'daki bir referandum işleri çok bozabilir. Zaten şu an yapılmaya çalışılan şey, 17 Aralık öncesinde Fransa'dan bir referandum kararı çıkmasını engellemek. Piyasalarımızı şu an itibariyle dış siyaset belirliyor.

İnternet üzerinden Temel analiz eğitimlerimizi alanlar bilirler. İç siyasetin piyasaları nasıl etkilediğini anlatmış ve yapay zeka matrisini oluşturmuştuk. Şimdi ise dış siyasetin yarattığı etkinin yapay zeka matrisini oluşturmak gerekiyor. Şu anki durumda piyasalar "müzakere tarihi alınacak" diyor, ama gösterdiği davranışlar ise "bekleyelim görelim, beklerken de fazla risk almayalım" modunda. Dolayısıyla piyasa kısa vadede tedirgin ama 17 Aralık sonrasında her şey netleşecek. AB beklentilerine ilişkin bütün sonuçlar netleşeceği için yeni beklentilerin oluşturulması dönemine girilecek ve piyasa yönünü çizecek. Piyasa bu tür bir psikolojik yapıda olduğu için şu anki sıkışma piyasanın kararsızlığını en belirgin şekilde ortaya koyuyor.

İşlem hacminin çok düşmesi ve sıkışan piyasa, hızlı hareketlerin başlayacağına dair sinyal üretiyor. Bekleme ve kararsızlık modunda olan piyasa belirli bir yönde kararını verdikten sonra o yönde hızlı hareketlere başlayabilir. Bu açıdan hem 22.700'ün yukarı kırılması hem de 22.150'Nin aşağı kırılması önemli olacaktır. Çünkü bu tür kırılmalar sonrası hem hacim artar hem de hareket hızlanır. Peki teknik analiz ne gösteriyor?

Aslında teknik analiz de temel analizdeki kararsızlığı net bir şekilde ortaya koyuyor. Aşağıdaki grafikte görüldüğü üzere, çok zayıflayan hacme bakarak, ve teknik göstergelerin dip seviyelere geldiğini düşünerek, piyasanın yukarı yönde bir hareket başlatmasını bekliyorum. Fakat ve bu hareket eğer cılız kalırsa iyi bir satış fırsatı yaratmış olur. Eğer hareket güçlü gelirse, piyasa AB'den çıkacak sonuç konusunda kafasını netleştirmiş demektir ki bu durumda endekste yükseliş trendi hızlanır. Dolayısıyla teknik olarak yukarı yönde başlayacak bir hareketin gücü birçok şeyi netleştirebilir. Eğer aşağı yönde artan hacimli bir hareket başlarsa 22 bin 50 seviyelerinde nakde geçip beklemekte fayda olur.

Bir önceki yorumumu uzunca yazmıştım. Bu yorumda piyasanın çok kararsız olduğunu ve bu nedenle sıkıştığını ama kararsızlığın biteceğini ve yukarı doğru bir çıkış çabası izleyebileceğimizi ve bunun gücüne bakmak gerektiğini vurgulamıştım. Eğer bu çıkış cılız kalırsa bu durumda aşağı doğru kırılma olabileceğini belirtmiştim. Bu geniş yorumumu tekrar okuyabilirsiniz.
Endeksin ilk seanstaki hareketleri ve hacmin yapısı 22.1150 desteğinin aşağı kırılacağının sinyalini verdi. Bu nedenle 21.500'e kadar bir düşüşe hazırlıklı olmak gerekiyor. Yukarı yönlü trend içindeki önemli bir düzeltmeyi ya da "ayı tuzağı" dediğimiz bir dönemi yaşayabiliriz. Yani endeks hızla 21.750 seviyesinin altına gelip buradan yeniden yukarı dönüş yapabilir. Ben grafiklerin bana aktardıklarını size iletiyorum.

Konurbey
24-10-2004, 03:41
Tamam da arkadaşım buraya bir yorumcunun yazısını koymak için de topik açılmaz ki yani... Neydi şimdi bu ? Adam yorumlamış... Neyini beğenmediysen onu yaz.... Yok kendin bile ek bir yorumda bulunmayacaksan topik açma. :mad:

Topik kirliliği yapmanın alemi var mı...

PROF
24-10-2004, 12:24
Ben topic kirliligi olarak görmüyorum, cünki borsa hakkinda her haber bizleri bu zamanda yakindan ilgilendiriyor. Gerci her haberi yakindan takip etmeye calisiyoruz fakat kacirdiklarimizda oluyor. Zaten topice yazi yazma olmayinca
asagi siralara iniyor.
Yasar Erdinc, bugünkü Aksam gazetesi yorumunda ise endeksin nisan aylarinda 28-35 bin olacagini söylüyor.

TRT-teletekste ise AP raporunun ele gectigini taslakta alevilerin azinlik olarak taninmasi, ermenistan sinirinin acilmasi ve kibris rum kesiminin taninmasi isteniyor.
17 aralik zirvesi öncesi son sekli verilerek avrupali liderlere sunulacak olan Ap raporu'nun baglayici bir yönü bulunmuyor. Deniyor. ;)

cenkog
24-10-2004, 13:32
Topik kirliliği ne demek anlayamadım :roll: . Buraya fıkra filan mı yazdım ben :eek: ... Borsa forumunun üstelik genel kısmına kendimce önemli gördüğüm bir borsa yorumunu insanlar okusun faydalansın diye yazdım ... Burada kirlilik olan ne onu da anlamadım(Yaşar Erdinç mi acaba , yoksa yorumu mu ) :mad: ... Ben fıkra olsun diye yazmadım ama yurdum insanı gene olayı hoş tepkisiyle fıkraya dönüştürdü ...Neyse okuyun gülün işte ...Ek yoruma gelince siz yapmışsınız zaten bana hacet kalmamış :D ...



Tamam da arkadaşım buraya bir yorumcunun yazısını koymak için de topik açılmaz ki yani... Neydi şimdi bu ? Adam yorumlamış... Neyini beğenmediysen onu yaz.... Yok kendin bile ek bir yorumda bulunmayacaksan topik açma. :mad:

Topik kirliliği yapmanın alemi var mı...

janus
24-10-2004, 16:41
Yorumun yorumu nasıl olur ve neye yarar ki?

Matematikçi
24-10-2004, 22:55
Genelde anlaşılamayan sözleri açıklamak için bir yorum yapılır...
Bu yorumcunun sözlerinde anlamadığımız bazı noktalar mı bulunuyor acaba?

Konurbey
25-10-2004, 02:32
Sayın Janus ve Sayın Eko Uzman;

Benim kullandığım ifadeyi bir kez daha dikkatlice okumanızı tavsiye ederim. Zira orada sadece "ek bir yorum" denilmiştir ve yorumun yorumlanması gibi birşey istenmemiştir. Ama sizin gibi forumdaşları görünce bir şeyin iyi anlaşılması için bazı insanlara "yorumun bile yorumlanması gerekir" diye düşünesi geliyor insanın.

Sayın cenkog a gelince;

Ben bu forumun bir üyesi olarak okuduğumuz herbir metin için ayrı bir topik açılmasını gerçekten anlamsız buluyorum ve bunu ifade ettim. Ha sen başka birşey anladıysan o durumda yurdun insanlarına fıkra yazarak daha faydalı olabilirsin. Çokça rastlanıldığı üzre alaycı bir biçimde "yurdum İnsanı" deyişini kullanmak Türk toplumunu küçümseyen bazı kendini bilmezlerin moda davranış tarzıdır ve bunu yapmamanı tavsiye ederim.

Ayrıca bana dua etki açtığın topiği eleştirmişim. Gördüğüm kadarıyla gelen cevaplar genelde senin topiğine değil benim eleştirime yönelik. Bu da senin bence gereksiz açılmış topiğinin reytingini oldukça yükseltmiş. Bu nedenle sen çok basit haliyle insanları benim eleştirime gülmeye davet etmişsin ama ben senin için üzüldüm.

kalkedon
25-10-2004, 04:13
Aslında yorumu okuyunca da pek bişey yok.Fransa dan kıllanmış arkadaş.(TEMEL olarak :) ) Teknik olarak ta sıkıştık ya aşağı ya yukarı gideriz diyor. :D

janus
25-10-2004, 08:53
Günaydın,


Aynen şöyle yazmışsınız.




Tamam da arkadaşım buraya bir yorumcunun yazısını koymak için de topik açılmaz ki yani... Neydi şimdi bu ? Adam yorumlamış... Neyini beğenmediysen onu yaz.... Yok kendin bile ek bir yorumda bulunmayacaksan topik açma.
Paragrafın sonundan değil tümünden gelip "Ne sormuşum?".




Yorumun yorumu nasıl olur ve neye yarar ki?

Nasıl cevaplamışsınız?



...
Ama sizin gibi forumdaşları görünce bir şeyin iyi anlaşılması için bazı insanlara "yorumun bile yorumlanması gerekir" diye düşünesi geliyor insanın.

....

Anlama özürlüyüm....bir zahmet yorumlayıverinde, bütün gün kafamı kemirmesin.. Zaten konu açıldığından beri düşünüp duruyorum, işin içinden çıkamıyorum.

Konurbey
25-10-2004, 23:45
Sayın Janus;

Aslında yazmış olduğunuz her iki mesaj da haklı ve yerinde. Gereksiz bir polemiğe yuvarlandık hep birlikte.

Sizin de dediğiniz gibi bir yorumu tekrar yorumlamaya gerek olmadığı için böyle bir topic açıldığında insan buna ne ekler ki... Hepimizin kabul ettiği gibi yorum gerektirmeyen ve bir şey eklenemeyen tek bir yazıya neden topic açılır ki ? Bu tür yazıları duyurmak için güncel bir çok başlık var zaten. Oraya yerleştirilirse daha iyi olurdu. Bundan rahatsız oluyorum ve bunu dile getirdim. Gayet net. :cool:

Cevabınıza ve merakınıza saygımdan kısaca böyle özetleyeyim ve bitsin bari :rolleyes:

janus
26-10-2004, 08:29
Sayın Janus;

Aslında yazmış olduğunuz her iki mesaj da haklı ve yerinde. Gereksiz bir polemiğe yuvarlandık hep birlikte.

Sizin de dediğiniz gibi bir yorumu tekrar yorumlamaya gerek olmadığı için böyle bir topic açıldığında insan buna ne ekler ki... Hepimizin kabul ettiği gibi yorum gerektirmeyen ve bir şey eklenemeyen tek bir yazıya neden topic açılır ki ? Bu tür yazıları duyurmak için güncel bir çok başlık var zaten. Oraya yerleştirilirse daha iyi olurdu. Bundan rahatsız oluyorum ve bunu dile getirdim. Gayet net. :cool:

Cevabınıza ve merakınıza saygımdan kısaca böyle özetleyeyim ve bitsin bari :rolleyes:
Anlayışınız için Teşekkür ederim.

Saygılarımla

Konurbey
27-10-2004, 01:44
Anlayışınız için Teşekkür ederim.

Saygılarımla



Ben teşekkür ederim...

Saygılarımla... :) ;)

iagcakaya
27-10-2004, 03:51
Yaşar Erdinç beye saygılar...

fiora
27-10-2004, 11:12
Okay Gönensin


İktisatçılar son dönemde iki kavramla sürekli "bir şeyler" anlatıyor. Siyasiler de aynı kavramları kullanarak "bir şeyler" anlatıyor.

Biri "cari açık" diğeri de "faiz dışı fazla". Bunların yanına milyar, trilyon ve katrilyonlar eklendiğinde ortaya anlaşılması zor bir görüntü çıkıyor. Doğrusu vatandaşın bunları anlamak için çaba göstermesini bekleyen de yok. Onlar aralarında konuşuyorlar, başka kimsenin konuştuklarını anlaması pek işlerine gelmiyor.

Aslında bunlar çok açık ve basit durumları anlatıyor.

"Cari açık" ile başlayalım.

* Cari açık, yurt dışından gelen para ile yurt dışına çıkan para arasındaki farkı-gösteriyor.

Yurt dışından para birkaç yolla gelir. Yabancılar yatırım yapar, "sıcak para" denilen nakit parayla gelir borsadan kağıt alır.

Döviz dışarıya yatırım için çıkar, ithalat için çıkar. Eğer yurt dışına giden döviz gelen dövizden daha fazla ise aradaki farkın adı "cari açık" oluyor. Ve bu durumda aslında bizde olmayan dövizi harcamış oluyoruz.

* Bu yılın ilk beş ayında "cari açık" yaklaşık 9 milyar dolar. 33 milyar dolar gelmiş, 42 milyar dolar çıkmış.

Olmayan para harcanamayacağına göre bu fark, "cari açık" yine dışardan kredi alınarak, borç alarak karşılanıyor. Yani Türkiye biraz daha borçlanıyor.

Teorik moral...
* "Faiz dışı fazla" ise gerçekten kimsenin hiçbir şey anlamaması için iktisatçılar tarafından bulunmuş en ilginç kavramlardan. IMF heyetleri gelip gittikçe bu kavram kullanılıyor. Ne anlama geldiğini de yine sadece kendileri biliyor.

Önümüzdeki yılın bütçesini alalım. Bütçenin geliri 105 katrilyon, gideri 150 katrilyon. Yani daha baştan 45 katrilyon açık var.

Devlet bu açığı karşılamak için önce içeriye gidiyor, yani yine borç alıyor. Borçlanarak gelir gider eşitliği sağlanmış oluyor.

Sonra devlet buradan 65 katrilyon borç faizi ödüyor. Yani ödenen faiz 65 katrilyon, alınan borç 45 katrilyondur.

Bundan sonra o sihirli kelime geliyor: Faiz dışı fazla. Devletin geliri gerçekte 105 katrilyon. Önce 45 katrilyon borç alıyor. Faiz borçlarını ödüyor. Geriye 85 katrilyon kalıyor. Geliri 105 olduğuna göre, harcadığı da gerçekte 85 olduğuna göre 20 katrilyon tasarruf etmiş oluyor. Hesabı böyle yapıyorlar ve kağıt üzerinde büyük bir tasarruf görünüyor.

* Bu hesap sistemiyle gerçekte her gün, her yıl ağırlaşan borç yükü "kaynatılıyor."

Borçlanıyoruz, hepsi bu
Aslında gerçek durum özetle şudur:

Devletin gelecek yıl açığı 45 katrilyondur ve bu açık yine borç alınarak karşılanacaktır. Bu açık böylece kapandıktan sonra devlet 65 katrilyon faiz ödeyecek, 85 katrilyon ile diğer işlerini görecektir. Faiz dışı fazla da "teorik" olarak yapılan tasarrufu göstermektedir.

Gerçek durum şudur:

* "Cari açık" yani dışarıya giden paranın gelen paradan fazla olması dolayısıyla Türkiye bu yıl 20 milyar dolar kadar yeni borç almış olacaktır.

Bütçe açığı dolayısıyla da 45 katrilyon yeni iç borç alacaktır.

IMF heyeti dolayısıyla yine bu kavramlar ve rakamlar bol bol telaffuz edilecek, ama gerçekte ne olduğunu fazla kimse anlamayacaktır.

Sonunda böyle bir borç sistemiyle yeni bir krize girersek bunu da anlatmak zor olacaktır

Okay Gönensin
http://www.vatanim.com.tr

fiora
27-10-2004, 19:11
Dr. Coşkun ÖZDEMİR


Ekonomist filan değilsiniz, ama ülkenizdeki ekonomik durum doğaldır ki sizi yakından ilgilendiriyor. Varlıklı bir insan da değilsiniz, rantiye hiç değil. Hatta geçim sıkıntısı içinde olabilirsiniz.

Gazeteleri okuyor, TV kanallarında ekonomi uzmanlarını izliyorsunuz ve anlamak istiyorsunuz, acaba ülke ekonomisi nereye gidiyor? Dar gelirli, maaşlı bir insan için beklentiler ne olabilir?

Okuduklarınıza, dinlediklerinize bakarak görüyorsunuz ki eski deyimle rivayet muhtelif. Hem de inanılmaz boyutlarda. Borsa, döviz, enflasyon, faiz fazlası, cari açık, cari işlemler, safi milli hasıla, dış ticaret açığı, konsolide bütçe ve benzeri sözcükler... Anlayabilene aşkolsun. Borsa bazen iniyor bazen çıkıyor, nedir anlamı, kavrayabiliyor musunuz? Siz borsa yükselince seviniyor musunuz sevgili dostlar?

Geçenlerde Başbakan ''Borsa tavana vurdu, inkârcılar bunu görmüyorlar'' diyordu. Demek ki o tüm ulusun borsa yükselince mutlu olmasını bekliyor. Oysa hemen o gün, ünlü bir ekonomi profesörü, borsadaki iniş çıkışların kırılgan bir ekonomiye delalet ettiğini söyleyiverdi. Prof. Erol Manisalı 'nın yorumlarına dikkat ediyor musunuz? Çok ilginç, ''ülke aleyhine gelişmeler olunca borsa fırlıyor, ülke lehindeki oluşumlarda ise düşüyor'' diye bir vurgulama yapıyor.

Çok açık sözlü Prof. Osman Altuğ 'u dinlerseniz, borsa ile dikkate değer bir düzeyde ilgilenenlerin ya da ondan yarar sağlayanların bin kişinin altında olduğunu söylüyor. ''Borsanın halkı ilgilendiren bir tarafı yoktur'' diyor. Gerçekten nedir bu TV'lerde saatler alan, gazetelerde sayfalar dolduran borsanın sıradan vatandaşlar için anlamı? Gümrük birliğine girişimizi ağız dolusu övenler var.

Prof. Mehmet Altan bundan büyük yarar sağladığımızı ileri sürüyor. EKO Diyalogcuların(*) gümrük birliğine en azından bir itirazları yok, IMF'ye olmadığı gibi. Manisalı'ya göre ise gümrük birliği Türkiye'ye vurulmuş ağır bir darbedir, bize en az 100 milyar dolara mal olmuştur.

Ekodiyalog konuşmacılarını anmışken devam edelim, onlara göre ekonomide umut verici gelişmeler var; istihdam artıyor, enflasyon düşüyor, bütçe istikrara kavuşuyor, en çok kazananlarla en az kazananlar arasındaki büyük fark azalıyor, yatırımlar da artıyor. AB de istikrar getirecek. Onları dinleyince içiniz açılıyor, kendinizi iyimserliğe kaptırıyorsunuz. Yalnız şunu da unutmamak lazım, enflasyondan şikâyet edenler memurlara yüksek zam beklememeli.

Bazı köşe yazarlarımız da bu iyimserliğe katılıyorlar. NTV'deki Basın Odası konuşmacıları da iktidarın ekonomi politikalarını övgü ile anıyorlardı. Hürriyet gazetesinde bir başlık görmüştüm ''Halk sevinç içinde'' diyordu. Hani bir soru yöneltilir bu tür iddialar karşısında. Biz acaba bu insanlarla aynı ülkede mi yaşıyoruz diye.

Doğrusu benim yakın ilişki içinde olduğum binlerce alt gelir grubundan insanlarda böyle bir sevince tanık olmadım. Aksine ağır bir geçim sıkıntısı içinde yaşıyorlar.

Yoksulluk içinde kıvranan milyonlar ne enflasyondaki düşmeyi ne de o çok sözü edilen ve övünülen büyümeyi fark ediyor.

Dikkat ederseniz ekonomideki ferahlıktan söz edenler çok defa kişisel ekonomileri ferahlık içinde olan gruptan çıkıyor. İnanamadım ama bana Ekodiyalog konuşmacılarının her seansta 2500 dolar honorer aldıkları söylendi.

Doğru mu acaba? Belkide onların bu hizmetlerini, bilgilerini, birikimlerini ortaya koymalarının karşılığı ve değeri budur ve bunda yadırganacak bir şey yoktur.

Eğer doğru ise ayda 10 bin dolar kazanma şansına sahip olan insanların kolay kolay ekonomiyi kötüleyemeyeceğini düşünebiliriz, ne dersiniz?

Yalnız sizin de bu iyimserliğe katılabilmeniz için İzzettin Önder 'i Korkut Boratav 'ı, hele hele Erol Manisalı'yı ihmal etmeniz onları okumamanız gerekiyor.

Prof. Osman Altuğ'u da dinlememelisiniz. Yoksa kayıt dışı ekonominin yüzde 50'yi aştığını ve politikayı nasıl beslediğini, milli gelirin dağılımından bahsedemeyeceğimizi, çünkü dağılmadığını, en düşük maaştan vergi kesilirken 450 milyarlık faiz gelirlerinden vergi alınmadığını, hiçbir yönetimin bu korkunç vergi adaletsizliğinin üzerine gidemediğini, aslında ekonominin bir üçkâğıt ekonomisi olduğunu öğrenip iyimserliğinizi yitirebilirsiniz.

Yukarıda sözünü ettiğim uzman kişilere göre çok daha mütevazı bir yaşayışı sürdüren Prof. İzzettin Önder ve Prof. Korkut Boratav'ı her şeyi göze alıp okuyacak olursanız toplumun üretici, istihdam yaratıcı kesimden üretmeyen, istihdam yaratmayan bir yapıya dönüldüğünü, dış ticaret açığının arttığını, devlet borçlarının büyüdüğünü, yatırımların çok yetersiz olduğunu, kamu hizmetlerinin tasfiye edildiğini, katılımdan söz edildiğini, oysa halkın değil şirketlerin katılımının öngörüldüğünü, ekonomi politikalarının halktan yana olmadığını öğreneceksiniz.

Ne dersiniz, biz sade vatandaşlar olarak hangi tür ekonomistlerin görüşlerine itibar edelim, hangilerine inanalım?

(*) Son katılan konuşmacıdan önceki üçlü.