View Full Version : Hayatın İçinden
1998´de bir Fransız oldukça karmaşık bi intihar girişiminde bulundu.
Bir deniz kıyısında yüksek bir yamacın tepesine çıkıp boynuna bir ip bağladı, ipi de büyük bir kayaya bağladı. Sonra zehir içti ve kendini ateşe verdi. Uçurumdan atlarken de tabancayla kafasına ateş etti!
Ama devamı daha ilginç.
Çünkü kurşun onu ıskalayıp ipi kesti, böylece adam suya düştügünde asılı kalmadı. Soguk su yanan elbiselerini söndürmekle kalmadı aynı zamanda onu şoka sokarak yuttugu zehri kusmasını sagladı.
Sudan bir balıkçı tarafından çıkarılıp hastahaneye götürülen adam orada hipotermi (vücut ısısının aşırı düşmesi)den dolayı öldü...
Ramazan`ın hafızalara bıraktığı güzel hatıralardan biri de, cami avlularında kurulan kitap fuarları olsa gerektir. Yazarlarla okurlar bu fuarlarda buluşarak karşılıklı fikir alışverişinde bulunuyor, sorular sorulup cevaplar alınıyor, sıkıntılar dile getirilip çözümler araştırılıyor. Hatta oldukça tebessüm ettiren tevafuklar da söz konusu olabiliyor bu yazar-okur sohbetlerinde. İzin verirseniz Sultanahmet Camii avlusundaki fuardan kalan bir okur-yazar sohbeti hatıramı paylaşayım sizlerle.
Bir hanımefendi masadaki kitapların içinden Yeni Aile İlmihali`ni alıp evire çevire inceledikten sonra beyi ile anlaşamadıkları bir konuyu şöyle anlatmaya başladı:
- Beyim büyük bir işletmede müdür. Kendisiyle her konuda anlaşıyoruz. Çok iyi bir insandır. Ancak bir konuyu bir türlü düzeltemedik. Akşam eve gelince işiyle ilgili dosyalar getirip açar, erken bitirirse bu defa da televizyona kilitlenir, benimle konuşmaya fırsat bulamadan da uykusu gelir, gidip yatağına uzanır. Böylece ben gündüz de yalnızım, akşam da yalnızım evde. Bunu bir türlü düzeltemedik. Kendisine sizin Aile İlmihali`nizi anlattım, Peygamberimizin aile hayatından örnekler çok net anlatılmış, bize de ışık tutabilir, alalım dedim. İtirazlı cevaplar verdi:
- Bizim sorunlarımız dedi bu asra ait. O çözümler ise o asra ait. `Televizyon asrının sorunlarına o asrın çözümleri çare olabilir mi?` diye de soru sordu. İşte kendisi de geliyor, bu konuda size de soru sorabilir.
Az sonra hürmetli, saygılı bir beyefendi geldi karşıma, selam ve saygıdan sonra, hemen konuya girdi.
- Sizin Yeni Aile İlmihali`nizi tavsiye ettiler, onu almak için geldik, ancak şöyle bir sorum olacak size. "Aile içi anlaşmazlıklara gösterilen çözümler geçmiş asra ait çözümlerdir. Biz ise şimdi televizyon devrinin aile sorunlarını yaşıyoruz. Bunlara çözüm getirebilir mi o devrin örnekleri? Bunu merak ediyorum doğrusu," dedi.
- İsterseniz dedim o devirden bir örnek arz edeyim televizyon devrinin aile reisine. Bakalım bir ölçü verir mi, bir çözüm sunar mı bu asrın insanlarına bir görelim.
- Buyurun merakla dinleyeceğim sizi, dedi.
- Peygamberimiz dedim, gün boyunca mescidinde ashabının işleriyle meşgul oluyor, çoğu zaman yatsıdan sonra evine dönebiliyordu.
Bir gün yine yatsı namazından sonra evine geldi, şöyle bir müddet dinlendikten sonra ailesinden izin isteyerek dedi ki:
- Aişe! İzin verir misin, Rabb`imle baş başa kalıp biraz namaz kılayım?
Aişe validemiz (r.anha):
- Ya Resulallah dedi, akşama kadar seninle konuşmayı çok özlüyorum. Birlikte sohbeti hiçbir şeye feda etmem. Ancak Rabb`imle baş başa olayım diyorsunuz, öyle ise namazınıza mani olamam. Buyurun namazınızı kılın. Ben bekleyeyim.
Burada dikkatinize arz etmek istediğim husus şudur:
- Resulullah (sas) Hazretleri, namaz kılmak için neden hanımından izin istiyor? Namaz için de hanımdan izin istenir mi? Siz ne diyorsunuz bu izin isteme olayına?
- Sahi neden namaz için izin istedi acaba? Ben de merak etmeye başladım doğrusu.
- Çünkü yatsıdan sonraki saatler ailesine ayıracağı saatlerdir. Ailesinin saatlerini kullanmak ancak yine ailenin izniyle mümkün olmaktadır. İzin vermeseydi demek ki nafile namaza dahi durmayacak, onunla oturup konuşmayı tercih edecekti. Ne dersiniz bu örneğe? Geçmişten gelen bu örnek, yatsıdan sonra ailesini ihmal ederek televizyona kilitlenen çağdaş aile reislerine bir sınır çiziyor, bir ölçü veriyor mu? Hakları var mı bu aile reislerinin hanımlarına ait vakti saatlerce televizyona kilitlenerek harcamaya? Sonra da konuşmadan yatıp uyumaya? Hanımı gündüz de gecede yapayalnız bırakmaya?
Bu sorulardan sonra ayaklarının ucuna bakarak düşünmeye başlayan müdür bey, neden sonra başını kaldırıp hanımına şöyle seslendi:
- Hanım! Hocamızın keşfi açık galiba! Akşamları seni ihmal ederek televizyona kilitlenişimi keşfetmiş olacak ki itirazı mümkün olmayan çarpıcı bir örnekle beni uyardı. Aile İlmihali`ni al da akşamları birlikte okuyalım. Galiba, günümüzdeki yanlışları düzeltecek yegâne örnekler de bunlar olsa gerektir. Şimdiye kadar biz farkına varmamış olsak da.
Kitap fuarındaki okur-yazar sohbetinden bir hatıra arz etmiş oldum. Bilmem size de bir mesajı var mı bu olayın?
(alıntı)
**Cerrahpaşa Tıp Fakültesi Kulak Burun Boğaz Anabilim Dalı
olarak 12 yaş altı işitme problemi olan, maddi durumu kötü,
hiçbir sağlık güvencesi olmayan fakir çocukların tüm
tedavisini ve kullandıkları işitme cihazını ücretsiz
karşılayacağız.
Çevrenizde bu tür çocuklar varsa lütfen benim telefonumu
verin.
*
*SEMA ONAY** (Rektör Asistanı)
Cerrahpaşa Tıp Fakültesi Yurtiçi Yayın Koordinatörü
Cep Tel: 0543 291 65 65
-- 0532 504
02 22 */
Bumail sizin için hiçbir şey ifade etmiyor olabilir ama,
belki de ulaştıracağınız bir kişinin vasıtasıyla bile hiç
tanımadığınız birçocuğun umudu, zor dünyasında bir ses
olabilirsiniz, elimizden geldiği kadar çok kişiye iletelim
XTRADERX
11-11-2008, 12:47
**Cerrahpaşa Tıp Fakültesi Kulak Burun Boğaz Anabilim Dalı
olarak 12 yaş altı işitme problemi olan, maddi durumu kötü,
hiçbir sağlık güvencesi olmayan fakir çocukların tüm
tedavisini ve kullandıkları işitme cihazını ücretsiz
karşılayacağız.
Çevrenizde bu tür çocuklar varsa lütfen benim telefonumu
verin.
*
*SEMA ONAY** (Rektör Asistanı)
Cerrahpaşa Tıp Fakültesi Yurtiçi Yayın Koordinatörü
Cep Tel: 0543 291 65 65
-- 0532 504
02 22 */
Bumail sizin için hiçbir şey ifade etmiyor olabilir ama,
belki de ulaştıracağınız bir kişinin vasıtasıyla bile hiç
tanımadığınız birçocuğun umudu, zor dünyasında bir ses
olabilirsiniz, elimizden geldiği kadar çok kişiye iletelim
ben sahsım adına o numarayı arıyıp elımden gelenı yapacagım....degerlı arkadasım ırmak.........
herkezı duyarlı olmaya davet edıyoruz
sahinsukru
11-11-2008, 13:45
http://www.zaman.com.tr/haber.do?haberno=329628
**Cerrahpaşa Tıp Fakültesi Kulak Burun Boğaz Anabilim Dalı
olarak 12 yaş altı işitme problemi olan, maddi durumu kötü,
hiçbir sağlık güvencesi olmayan fakir çocukların tüm
tedavisini ve kullandıkları işitme cihazını ücretsiz
karşılayacağız.
Çevrenizde bu tür çocuklar varsa lütfen benim telefonumu
verin.
*
*SEMA ONAY** (Rektör Asistanı)
Cerrahpaşa Tıp Fakültesi Yurtiçi Yayın Koordinatörü
Cep Tel: 0543 291 65 65
-- 0532 504
02 22 */
Bumail sizin için hiçbir şey ifade etmiyor olabilir ama,
belki de ulaştıracağınız bir kişinin vasıtasıyla bile hiç
tanımadığınız birçocuğun umudu, zor dünyasında bir ses
olabilirsiniz, elimizden geldiği kadar çok kişiye iletelim
XTRADERX
11-11-2008, 13:57
ılgınc sahınsukru bılgı ıcın tesekkurler...........
arastıralım o zaman...
Hmmm... Yaziyi oldugu gibi kendi sitemdeki foruma eklemistim... silip beklemeye aldim simdilik.. Umarim kisa zamanda dogruluk derecesini ögreniriz...
Ki, devlet parasiz yatili okulunda okurken yeterli ihtimam gösterilmedigi ve zamaninda müdahale edilmedigi icin su an % 47lik bir isitme kaybim var...
Dilerim bu haber yalan cikmasin....
**Cerrahpaşa Tıp Fakültesi Kulak Burun Boğaz Anabilim Dalı
olarak 12 yaş altı işitme problemi olan, maddi durumu kötü,
hiçbir sağlık güvencesi olmayan fakir çocukların tüm
tedavisini ve kullandıkları işitme cihazını ücretsiz
karşılayacağız.
Çevrenizde bu tür çocuklar varsa lütfen benim telefonumu
verin.
*
*SEMA ONAY** (Rektör Asistanı)
Cerrahpaşa Tıp Fakültesi Yurtiçi Yayın Koordinatörü
Cep Tel: 0543 291 65 65
-- 0532 504
02 22 */
Bumail sizin için hiçbir şey ifade etmiyor olabilir ama,
belki de ulaştıracağınız bir kişinin vasıtasıyla bile hiç
tanımadığınız birçocuğun umudu, zor dünyasında bir ses
olabilirsiniz, elimizden geldiği kadar çok kişiye iletelim
Bu çok eski bir hikaye ve yalanlarla dolu bir haber. Daha öncede günlerce konu olmuştu. Biraz araştırıp, bilgi paylaşımı yapsanız daha iyi olmaz mı? :frown:
XTRADERX
11-11-2008, 15:16
svg ırmak bu maılın nerden geldıgı kaynagına ulasman gerekıyor baksana arakdaslar dogru bılgıyı verıyolar....yalanmıs :(
sahınsukru ve progısm 'e tesekkurler
JoNaThAn
23-11-2008, 23:26
Artık öyle bir hale geldik ki; yolda ölen birini görsek, yalan diye yardım etmeyeceğiz..
Zaman, biz insanlığımızı kaybedeliyi çok geçiyor..
Ben her gün aynı bahane ile dilenen insanlar görüyorum.. Bazen çıkarıp tek kelime etmeden para veriyorum.. Neden verdiğimi de umursamıyorum.. Bazen cevap vermeden yanlarından geçiyorum..
Ben en çok şarapçıları seviyorum aslında.. Onlar en dürüstleri.. Şarap parası istiyor.. Ve çıkarıp istediğim kadar veriyorum.. "Yolda kaldım"dan daha inandırıcı geliyor bana.. Özellikle o kişi her gün aynı yerde yolda kalıyorsa..
Date: Sun, 23 Nov 2008 09:01:13 -0800
From: valehhuseynov@yahoo.com
Subject: ERZAK YARDIMI
Degerli Ogrencilerimiz,
Istanbul'da ogrenim goren ve evde kalan tum ogrencilerimize ERZAK YARDIMI planlamaktayiz.
Erzak yardimi almak isteyen ogrencilerimizden asagidaki belgelerle birlikte Istanbul Valiligi Turk Dunyasi ve Akraba Topluluklari Koordinatorlugu'ne basvurmalari rica olunur.
Gerekli Belgeler:
1) Ogrenci Belgesi
2) Ikamet Tezkeresi
3) Kira Kontrati
4) Dilekce
Adres: Eminonu Kaymakamlıgı Hizmet Binası, Zemin Kat, Cagaloglu, Istanbul
*** Bu maili tanidiginiz butun arkadaslariniza ve ogrenci mail gruplarina atmaginiz onemle rica olunur.
Saygilarimla,
Valeh HUSEYNOV
Istanbul Valiligi Yabanci Uyruklu
Ogrenci Meclis Baskani
Kerime Nine'nin yürek burkan dramı!
98 yaşındaki Kerime Nine'nin öyküsü yürek sızlattı. Geçimini uzun süre tartıcılık yaparak sürdüren Kerime Budakoğlu, 'ekmek parası' mücadelesini bakın nasıl anlatıyor?
Hayrabolu'da 98 yaşındaki Kerime Budakoğlu, tartıcılık yaparak geçimini sağlıyor.
Budakoğlu, yaptığı açıklamada, Alpullu Caddesi Doğanbey İlköğretim Okulu karşısında yaklaşık 42 yıldır tartıcılık yaptığını belirtti.
Eskiden tartıcılık yaparak iyi para kazandığını anlatan Budakoğlu şunları söyledi:
''Geçimimi uzun yıllar tartıcılık yaparak sağladım, evime destek oldum. Ama artık eskisi gibi işe çıkamıyorum. Havalar soğuyunca artık dayanamıyorum. Çabuk hastalanıyorum. Geçmişte iyi para kazandım ama artık sadece bir iki insan yüzü görmek için çıkıyorum. Beklerken de para kazanıyorum. Ne yapacaksınız ekmek parası. Zaten artık gözlerim de iyi görmüyor. Yine de tartı işine çıktığımda 5-6 YTL kazanıyorum.'
AA / haber7.com
sen@senibil
15-12-2008, 09:32
Fransız Havva'nın duası kabul oldu
Mesnevi'yi okuduktan sonra İslamı'ı seçip Havva adını alan ve Mevlana'nın yanında gömülmek isteyen Fransız yazar Eva de Vitray Meyerovitch'in duası geç de olsa kabul oldu ve ölümünden 10 yıl sonra naaşı Konya'ya getirildi.
Mevlana hayranı olan ve Müslüman olduktan sonra Konya'ya gömülmek istediğini vasiyet eden Fransız profesör Eva De Vitray Meyerovitch'in cenazesi, uçakla Konya'ya getirildi. Cenazeyi havaalanında, Selçuk Üniversitesi Fen-Edebiyat Fakültesi Dekan Yardımcısı Doç. Dr. Abdullah Öztürk ve Konya Büyükşehir Belediyesi Kültür İşleri Dairesi Başkanı Ercan Uslu ile belediye yetkilileri karşıladı. Doç. Dr. Abdullah Öztürk, havaalanında gazetecilere yaptığı açıklamada, Meyerovitch'in hayattayken 2 duası olduğunu, bu dualarının da Mesnevi'nin Fransızca'ya çevrilmesi ve Konya'da Mevlana'nın yakınlarında mütevazı bir mezara gömülmek olduğunu söyledi.
http://yenisafak.com.tr/Aktuel/?t=15.12.2008&c=5&i=156201
bizlerde korkunç bir batı hayranlığı ve kendi değerlerimize yabancılaşmak durumu sözkonusu,belki bu gibi haberler biraz bizi silkeler,kendimize getirir,kendi iç dünyamıza bakmamıza sebep olur,ne dersiniz?
cengaver
20-12-2008, 16:09
Filmi büyük çoğunluk beğendi. Belki başımızdan geçen belkide geçtiğini sandığımız basit bir hikaye güzel müzik ,güzel mekan ,güzel oyun ile kısacası güzel bir şekilde anlatılmış.
Çok yorumu yapıldı.
Ancak bir tarafı bana daha önemli geldi.
Müzik neydi ? Bir zamanların star olamamışlarının söylediği parçalar.Çok sonralar görmedikleri ilgiyi gördüler ve hemen bütün kanallara davetliler.
Demekki zorlama değilde bu filimde olduğu gibi uygun yere konulmaları çok daha önemli.
İlgisiz gibi gözükse de Avrupa kültür başkenti zorlamalarındansa uygun zamanda ve mekanda uygun perfonmansı göstermemiz gerekmez mi şayet öyle bir potansiyelimiz varsa.
cengaver
01-01-2009, 10:00
Lütfen girin net e ve ne olup olmadığını görün.Neredeyse avrupada bu ünvanı almayan şehir kalmamış.Bizdeki heyecana abartıya bakın.
Nedir bu Avrupa ezikliğimiz.Neden atamayız üzerimizde.Biraz tepeden bakacaksınki sana değer versinler.
ENGINEER68
09-01-2009, 15:08
Dünyayı değiştirecek buluş
AA
Türk ve ABD'li bilim insanlarının ortak çalışmasıyla, vücut hareketi, ısı ve titreşimi enerjiye çevirmede kullanılan malzemeler, saç telinden 5 bin kat incelikte üretildi. Böylelikle kendi enerjisini üreten malzemelerin yolu açıldı.
Nanoteknolojiyle geliştirilen “piezoelektrik malzeme”lerle gelecekte hayal gibi gösterilen kendi enerjisini üreten otomobiller ve güdümlü ilaç sistemlerinde yeni çözümler geliştirilmesinin de yolu açıldı.
Nanoteknoloji üzerine özgün araştırmaları nedeniyle 1999'da dünyanın en prestijli ödüllerinden Feynman Nanoteknoloji ödülünü alan ve alternatif yakıt teknolojileri üzerinde 20 yıldır ABD ve Türkiye'den pek çok araştırma grubuyla çalışan Teksas Üniversitesi Öğretim Üyesi Prof. Dr. Tahir Çağın, piezoelektrik malzemelerin bazı kristal ve seramik materyallerde bulunduğunu ve bu malzemelerin yıllardır elektronik ve mekatronik aygıtlarda yaygın biçimde kullanıldığını anlattı.
Bu malzemelere baskı uygulanması ya da esnetilmesi sonucu oluşan kutuplaşma ile kendi enerjilerini üretebileceğini anlatan Çağın, "bu malzemelerin ayrıca ayak ve vücut hareketlerinden elektriğin üretebileceğini ve böylece kendini ısıtan kıyafetlerin yolu açılacak.Yada ısı ve titreşim olarak kaybedilen enerjinin bir bölümünü dönüştürerek kendi enerjisini üreten otomobiller yapılabileceğini, güdümlü nano ilaç taşıyıcı sistemleri ile kendi enerjisini üreten küçük ilaç kapsüllerini ürettikleri enerjiyi kullanarak vucutta istedikleri yere yollayabileceklerini" söyledi.
HAYAL TEKNOLOJİLER 15 YIL SONRA GERÇEKLEŞECEK
Çağın, mekanik enerjiyi kullanılabilir elektrik enerjisine çeviren piezomalzemelerin üretildiği materyallerin kimyasını, alaşımlarını ve nano yapılarını optimize etmeyi hedeflediklerini belirterek şöyle konuştu:
“Özellikle fosil yakıtlara dayanan teknolojilerin yerine koyacağımız yeni enerjileri araştırıyoruz. Çalışmalarımızla zaten kullanılan bu piezoelektrik malzemeleri maksimum verim alacak seviyeye getirdik. Fosil yakıtların yerine sürdürebilir üretim ve yaşam bağlamında kayıp ısıyı kullanılabilir enerjiye dönüştüren termoelektrik sistemler, hidrojen ekonomisinde önemli rol oynayacak yakıt pilleri için hidrojen depolama ve taşıyıcı sistemler, yüksek verimli katalizörler ve membranlar ışık enerjisinin dönüştürülmesinde önemli kazanım sağlayacak nano sistemler yürüttüğümüz araştırmaların odağını oluşturuyor. Bu nano yapılı malzemeler, örneğin bir ilacı taşıyan kapsülün vücudun belirli bir yerine gönderilmesi için etraftaki mekanik enerjiyi kullanmasında nano yapılı jenerator olarak kapsülün yapısında kullanılabilir. Bu nano yapılı piezomalzeme ilaç taşıyıcı kapsülleri güdümleme için gerekli küçücük enerjileri taşıma ortamında var olan salınımlardan kendileri üretebilecek.
Bu salt mekanik enerjinin dönüştürülmesiyle sınırlı değil, benzer şekilde atık ısı, güneş enerjisinin dönüştürülmesinde de verimin uygun teknolojik cihazlarla en yükseğe çıkartılması mümkün."
Çağın, tüm dönüştürücülerin yüksek teknoloji cihazlarında hali hazırda kullanıldığını, verimin optimize edilmesiyle bunların yakın gelecekte tüketicilerin de kullandığı gündelik aygıtlarda yer bulacağını da kaydederek, “Bunlar şu an hayal gibi, ancak 5-10 sene sonra insanlar bunları sıklıkla kullanabilecekler” diye konuştu.
Prof. Dr. Çağın, çalışmalarının uluslararası bilim dergileri Physical Review, Applied Physics Letters, Chemical Physics de yayınlandığını, benzer konularla ilgili patent başvurularının olduğunu da sözlerine ekledi.
http://www.hurriyet.com.tr/_np/4233/7114233.jpg
Korku filmi değil gerçek. İdam mahkumu, hücresinde kendi gözünü çıkarıp yedi.
"Kuzuların Sessizliği" filminin yamyamı Hannibal bile kendini yememişti. Teksas'ın Livingstone kentindeki cezaevinde, yüksek güvenlikli hücresinde tutulan idam mahkumu 25 yaşındaki Andre Thomas, kendi elleriyle, kendi gözünü çıkarıp yiyerek yamyamlığın da ötesine geçti.
Eşini, oğlunu ve eşinin ilk kocasından olan üvey kızını öldürmekten 2004'te idam cezasına çarptırılan ve o günden beri cezaevinde bulunan Thomas, yaptıklarıyla bir kez daha herkesi şoke etti.
Olayı geçen cuma günü açıklayan cezaevi sözcüsü Jason Clark "Olay aralık sonunda meydana geldi. Nasıl olduğunu bilmiyoruz. Ama bunu yapmak için ellerini kullandığı anlaşılıyor" dedi.
Andre Thomas, şimdi yüksek güvenlikli bir psikiyatri kliniğinde tedavi altına alındı.
http://www.hurriyet.com.tr/_np/4330/7114330.jpg
ENGINEER68
14-01-2009, 14:51
Hepsi mavi gözlü, sarı saçlı ama hepsi kayıptı. Aralarından biri çıktı ve o korkunç hikayeyi anlattı.
Hazin bir geçmiş
Adı Folker Heinecke ve 67 yaşında. Asıl adı ise Aleksander Litau...
63 yıl önce, henüz 4 yaşındayken aniden kaybolmuştu. Aslında Kırım'da doğduğunu biliyor, annesi ile babasını hayal meyal hatırlıyor.
1947 yılının güzel bir ilkbahar gününde, annesi onu parka götürmüş, o da slıncakta sallanırken aniden birileri gelip onu kaçırmışlardı.
Annesi, bir anda yok olan dünyalar güzeli oğlunu yıllarca aradı ama ona bir daha kavuşamadı.
Avrupa'nın birçok yerinde meydana gelen benzer olaylar sonucunda 12 bin çocuk bu şekilde ortadan kayboldu. Hepsinin ortak bazı özellikleri vardı: Hepsi mavi gözlü, sarışın ve kusursuz sayılacak güzellikte.
65 yıl önce yaşanan bu kayıp çocuk olaylarının sırrı daha sonra çözüldü. Çocuklar, o dönem Avrupa'yı altüst eden Naziler'in "ari ırk" programının bir parçası oldular. SS'in başındaki pskikopatik eğilimleri olan Heinrich Himmler'in "Lebensborn" adlı programın kapsamına alınan bu çocuklar daha sonra, Almanya'ya götürülüp, burada Nazi sempatizanı, zengin Alman ailelerine evlatlık olarak verildi.
Bazı filmlerde, mavi gözlü kayıp çocukların dramı anlatıldı.
Şimdi ise bir zamanların mavi gözlü kayıp çocuklarından biri olan Folker Heinecke, onu evlat edinen Alman ailesiyle yaşadıklarını, ve yıllardır dinmeyen merak ve acısını birinci ağızdan anlattı. 63 yıl önce kaçırıldığı Kırım'a yaşlı bir adam olarak ve gerçek adı Aleksander Litau olarak döndü. "Ailemi bulmadan rahat edemeyeceğim. Onları ölünceye kadar arayacağım" diyor.
Onun gibi, bir zamanların kayıp çocukları olan sayısız kişi, artık açık olan eski gizli arşivlere akın ederek, ailelerinin izini bulmaya çalışıyor.
Gaz odalarında yok edilenlerin yerini bu çocukların çoğalarak almaları planlanmıştı.
sen@senibil
09-02-2009, 16:06
"Rabbin balarısına vahyetti: Dağlarda, ağaçlarda ve onların kurdukları çardaklarda kendine evler edin. Sonra meyvelerin tümünden ye, böylece Rabbinin sana kolaylaştırdığı yollarda yürü - uçuver. Onların karınlarından türlü renklerde şerbetler çıkar, onda insanlar için bir şifa vardır. Şüphesiz düşünebilen bir topluluk için bunda gerçekten ayetler vardır." (Nahl Suresi, 68-69)
http://content.hurriyet.com.tr/?path=/dunya/10953507.asp&y=41&mid=10953507Karıncaların bilinmeyen sırrı
Karıncaların yuvalarına mikrofon ve hoparlör yerleştiren bilim adamları büyük sırrı ortaya çıkardı.
Karıncaların yuvalarına mikrofon ve hoparlörler yerleştiren bilim adamları, kraliçe karıncanın işçi karıncalara yönelik sesini kaydetti. İngiliz bilim adamları, karıncaların yuvalarının içinde konuştuğunu ifade ediyor. İngiliz gazetelerinde yer alan habere göre, yuvaların içine minyatür mikrofon ve hoparlör yerleştiren araştırmacılar, kraliçe karıncanın işçi karıncalara yönelik sesini kaydedip tekrar çaldı.
Oxford Üniversitesi'nden Jeremy Thomas, kraliçenin sesini çaldıklarında işçi karıncaların antenleri havada ve çeneleri açık saatlerce hareketsiz savunma durumunda beklediklerini kaydetti. İngiliz bilim adamı, "En önemli keşif, değişik seslerin karınca kolonisinin değişik tepkilerine yol açması' dedi.
Araştırma Science dergisinde de yayınlandı.
Ben gerçekten, benim Rabbim, sizin de Rabbiniz olan Allah'a tevekkül ettim. Onun alnından yakalayıp denetlemediği hiçbir canlı yoktur. Muhakkak benim Rabbim dosdoğru bir yol üzerindedir. (Hud Suresi, 56 )
ayrıca bknz.http://www.muhammedhasenoglu.org/karinca_mucizesi.html
sen@senibil
12-03-2009, 13:35
Başarı, bir hayal veya rüya ile başlar ve fikre dönüşür. Sonra, zihnimize hakim olarak bu fikri gerçekleştirmeye yöneltir. Yıllar boyu başarılı olanların örneklerine bakacak olursak, çoğunun ya kendileri için ya da başkalarının uğruna ‘hayat kurma’ yoluna yöneldiğini görürüz. Ancak hemen hepsi basit ve yeni bir fikirle başlamıştır.
1. Başarıya götürecek irade (istek) ve kararlılık.
2. Beyinlerimizi zamanımızı çalan yararsız şeyleri bir kenara bırakıp çok daha değerli şeylere odaklanmaya programlamak.
Fatih Sultan Mehmet:
Daha on yaşındayken kalbine doğan bir hayal ile başladı. Fatih’in hocası çok genç yaşta ona bu arzuyu verdi. Hocası Hz. Peygamberin (sav) hadisindeki müjdeyi anlattı: “İstanbul mutlaka feth edilecektir, onu feth eden komutan ne güzel komutan, onu feth eden ordu ne güzel ordudur.”
Hocası ona “bu komutan neden sen olmayasın” diye söylerdi. Bu yüzden Komutan kendisini bu misyona hazırlamaya başladı. Azar azar İstanbul’un korumalı duvarlarına yaklaşmaya başladı ve kalbinde “Peygamber’in övgüyle bahsettiği kişi ben olacağım” düşüncesi hakim oldu. Yönetim ve savaş sanatlarını öğrendi ve altı yabancı dili en güzel şekilde öğrendi ve tecrübesini sürekli geliştirdi. Hedefi gözünde netleşmişti ve bu sayede yirmi bir yaşında İstanbul’u feth etti.
Dr. Ahmet Züveyl:
Onun başarısının sırrını biliyor musunuz? Ony başarıya yöneltenin kim olduğunu biliyor musunuz? Gerçek şu ki, küçüklüğünde annesi onun odasına “Burası Dr. Ahmet Züveyl”in odası” diye bir levha asmıştır. Bu yüzden çok genç yaşında bir fikirle büyüdü. Kalbini ve zihnini bu yönde bir irade (istenç) oluşturacak biçimde doldurdu. Sonunda amacında başarılı oldu.
İman Buhari:
Hayatına yön veren rüyayı gördüğünde yalnızca 12 yaşındaydı. Hz. Peygamber’in (sav) yolunda yürüdüğünü ve Peygamber’in ayağını koyduğu hemen her yere ayağını sürdüğünü gördü. Hayret içinde rüyasından uyandı ve hocasına gitti ve “Kim hadisleri derlerse ve onların zayıf ve uydurma olanlarını sağlam olanlarından ayıklarsa, sevgili Peygamber (sav) yolunda yürümek gibidir” dediğini duydu. Hemen rüyasının anlamını anladı ve İmam Buhari en sağlam Hadis derleyicisi oldu. O İlm-I Rical (Aktaranlar Bilimi) [2] ve Cerh ve Tâdîl İlmi (Aktarıcıları Red ve Kabul Bilimi) [3] gibi bilimleri kurmuştur ve sağlam aktarımları (rivayet) ispatlama kurallarını geliştirmiştir. Bu yöntemle 7,000 hadis toplamıştır. Sağlam anlatımları (rivayetleri) bulmak için dünyanın etrafını iki kez dolanacak biçimde bütün dünyada hadis aramıştır. Seyahatleri esnasında zamanın hadis aktarıcısı olarak tanınan dört bin alimi ziyaret etmiştir. Bir Bağdat ziyaretinde onu test etmek için bütün alimler toplanmıştı. Aktaranları yanlış söyleyerek 100 tane sağlam hadis söylediler. Her hadis okunduğunda “Bunu bilmiyorum, şunu bilmiyorum” dedi. Bitirince dediler ki “Bakın, bu adam ona söylediğimiz hadislerin hiçbirini tanımadı”. Ama sonra onları şaşırtacak biçimde söylenen her bir hadisi gerçek aktaranlarıyla beraber tekrar okudu ve hepsini bitirdi. Böylece kendi bilgi derinliğini ve aşılamayacak yetkinliğini göstermiş oldu.
Thomas Edison:
Elektriği keşfeden meşhur Thomas Edison 15 yıllık hayat kesitinde 1,093 tane icat patentine imza attı. Sorun şu ki, neden onun gibi Müslüman birini görmüyoruz? Edison’a onun diğer araştırmacılardan farkı sorulduğunda, cevabı şöyle olmuştu: “Ben hiç bir zaman dahi değildim, benim buluşlarımın % 1’i zeka, % 99’u ter (zahmet) ve iradedir”. Neden bu başarılı ama Müslüman olmayan adama gıpta etmiyoruz?
Ümeyye Juha:
Bütün Arap Dünya’sında ‘En İyi Karikatürcü’ lakabını kazandı. Ümeyye Juha kocasının ölümü ve çocuklarını yalnız yetiştirme gibi önüne çıkan bütün sorunlara rağmen bu ünvanı kazandı.
Gençler de bu listenin dışında tutulamaz.
Yusuf bin. Teşfin:
Bu model kişilik bu programın hem gençler hem de yaşlılara hitap ettiğini gösterecek. Yusuf Bin Teşfin Kimdir?
Bu kişi İspanya’daki Müslüman Endülüs Emevi Devleti’nin üç yüzyıl daha sürmesini sağlamıştı. Bu kahramanımız eyleme seçtiğinde 90 yaşında idi. 500 yıllık Müslüman yönetiminden sonra Endülüs’ün küçük krallıklar arasında paylaşılmış olduğuna şahit oldu. Bu sıralarda Avrupa orduları Endülüs Müslüman topraklarını geri almak için toplanıyorlardı. Bu duruma seyirci kalmadı. Çok ileri yaşına rağmen atına atladı Endülüs’ü koruyacak bir plan yaptı. Orduları savaşa yönlendirdi ve Zalaka Savaşı denen yaşamsal bir savaşta düşmanları dağıttı. Dolayısıyla, üç yüz yıl daha Endülüs’te Müslüman hakimiyetini yeniden devam ettirmiştir. Bütün bunları 90 yaşındaki yaşlı bir adam yapmıştı. Hayatının daha sonra ermediğini kanıtlamıştır.
Biz de hayatın yeniden kurabileceğini göstermek için bu örnek yolları izlemeliyiz.
Mimar Sinan:
Sinan, 50 yaşına kadar tasarıma başlamamıştı. 85 yaşında öldüğünde, 364 mimari eser miras bıraktı ve bütün Rönesans İtalyan sanatçıları ondan yararlanmıştır. 2. Dünya Savaşı’nda onun şaheserine zarar vermemek için Naziler İstanbul’u bombalamamışlardır. Ölürken demiştir ki: “Yüce Allah, şahidim ol ki bütün yaptıklarımı Senin rızan için yaptım. Sana yalvarıyorum, Senin rızan için yaptıklarımın hatırına beni cennetine koy.” Bu adamın bütün işi Allah’a sürekli ibadet değildi ama eserleriyle bütün bir milleti etkilemişti.
Powered by vBulletin™ Version 4.0.2 Copyright © 2010 vBulletin Solutions, Inc. All rights reserved.