PDA

View Full Version : Hayatın İçinden


Pages : [1] 2

Objektif
31-05-2005, 07:24
Offtopic başlığında bir çok karışık konu vardı. Bunun içinde hayatın içinden gelen mesajları burada kategorize etmek okumayı daha kolaylaştıracaktır diye düşünüyorum.

hakanen
31-05-2005, 07:47
Hayır olmaz ,niye orada değilde burada kategorize ettiniz ,niye o , bu , şu değilde siz düşündünüz ,niye herkes yazıyor ,muhalefetim arkadaş.. :D :D :D

Objektif
31-05-2005, 08:18
Sabah sabah ödümü koparttın hakanen. Kalp hastası mı yapacaksın beni :)

XZARA_
31-05-2005, 14:43
ben de dıyordum hayat topıgıne ne oldu? :D ...aradım bulamadım...

hakanen
31-05-2005, 21:06
Sabah sabah ödümü koparttın hakanen. Kalp hastası mı yapacaksın beni :)

Aman diyim Sn.Objektif .Gerçi sen hasta olmaya vakit bulamıyorsundur bu forum yüzünden.. :D

bikmisbroker
01-06-2005, 14:13
YÜREK SOĞUTMAK DİYE BUNA DENİYOR İŞTE...



Yabancılar karşısında



İSMET Bozdağ, Atatürk'ün başyaveri Salih Bozok anlatıyor adıyla yayınlamış:

Latife ve Fikriye... İki Aşk Arasında ATATÜRK...

Kitabın ana konusu da ilginç... Ama ben çok önem verdiğim başka bir
konudan söz etmek istiyorum...

Yabancılar karşısında ATATÜRK'çe DURUŞ'un ne olduğuna bir örnek...

"Yalvar yakar, ezik büzük" duruşu siyaset sananlara bir hatırlatma
olsun isterim.

İngilizler'in beslediği, batılıların desteklediği Yunan ordusu
yenilmiş ve İzmir'e girilmiştir.

İşte böyle günlerden birinde limanda bekleyen donanma komutanı olan
İngiliz Amirali, Gazi'ye gelir...

Suç işleyenler?

BUNDAN sonrasını kitaptan okuyalım:

"Amiral önce:

-Çok güç koşullar altında bir savaş kazandınız. Sizi, asker olarak
içtenlikle kutlarım... Çanakkale'deki başarınızı rastlantıya borçlu
olmadığınız kanıtlanmış oldu. Büyük bir askerle tanıştığım için
memnunum...

Amiral bir süre sonra konuya girmiş:

- Ülkenin kontrolünüz altında bulunan bölümünde bizim teb'amız ve
sizin azınlıklarınızdan Ermeniler, Rumlar var. Yeni askeri yönetim
altında bu insanların statüsü nedir, güvende midirler?

- Hiç kuşkunuz olmasın Amiral! Türkiye'deki bütün insanlar gibi,
teb'anız ve sözünü ettiğiniz azınlıklar da Türkiye Büyük Millet
Meclisi Hükümeti'nin eşit koruması altındadırlar. Suç işlemeyenler,
kendilerini bu memlekette benim kadar güvende sayabilirler...

- Suç işleyenler?

- Suç işleyenler Amiral, dünyanın her yerinde olduğu gibi, ülkemizde
de adaletin huzuruna çıkarlar... Suçlu iseler cezalarını elbette
çekeceklerdir..

- Fakat Paşa Hazretleri, fevkalâde günler geçirdik... Yunan
Ordusu'ndan cesaret alan Rumlar'ın bazıları şımarıklık yapmış
olabilir. Bugün bu insanlar, yerli halkın düşmanlığıyla yüz
yüzedirler. Ermeniler için de başka açıdan aynı şeyleri
söyleyebilirim. Biliyorsunuz, arkadaşlarının büyük bir bölümü göçe
zorlandı ve önemlice bir bölümü de hayatını kaybetti. Bu ruh
tedirginliği içinde Yunan ordusu ile işbirliği yapmış, bazı Türkler'e
zor günler geçirtmiş olabilirler. Bunlar, fevkalâde günlerin
olaylarıdır. Bağışlanması, hoş görülmesi gerekir. Eğer bu kimseler,
halkın husumetine bırakılacak olurlarsa, bütün dünya aleyhinize
kıyameti koparır!

Son cümleye kadar Amirali gülümseyerek dinleyen Mustafa Kemal Paşa,
dünyanın koparacağı gürültü ile kendisini tehdide girişince, sözünü
bıçak gibi kesmiş:

Efendi devlet

- Şu Efendi Devlet rolünü bir kenara koyunuz Amiral! Milletleri de
tehdit etmekten vazgeçiniz! İngiltere ve müttefiklerinin kıyameti
koparıp koparmayacaklarını düşünmem. Bunlar, memleketimin iç
işleridir, kimsenin bu işlere de karışmasına müsaade edemem...

Majestelerinizin devleti memleketimizin azınlıklarıyla uğraşmaktan
vazgeçsinler. Kim bize saygı beslemezse, bizden saygı beklemeye hakkı
olmaz. Şimdi söyleyeceklerinizi dinliyorum...

Amiralin benzi önce kül gibi olmuş, sonra ıstakoz gibi kızarmış:

- İngiltere hükümetinin tebasını her yerde koruma hakkı, devletler
hukuku teminatı altındadır. Avrupa devletleriyle birlikte
arkaladığımız Rum ve Ermeniler'in güven içinde bulundurulmasını sadece
rica ettik. Yoksa (Elini limandaki gemilerden tarafa uzatarak) biz bu
güvenliği sağlayacak kuvvetteyiz.

İşte o zaman Mustafa Kemal Paşa'nın tepesi iyice atmış:

- Arkaladığınız Yunan ordusunun denizde yüzen leşlerini herhalde
görmüş olmalısınız! Türk Ordusu, asayişi sağlayacak güçte olduğu gibi,
limanı boşaltacak güçtedir de... İsterseniz, Türk'e ihanet eden
teb'anızın ve azınlıklarımızın adaletten kaçan sefillerini geminize
doldurabilirsiniz! Donanmanızın da en kısa bir zamanda limanı terk
etmesini istiyorum!

Ne mi oldu?

İngiliz ve Fransızlar uyruklarını ve kuyruklarını gemilere bindirip
birkaç saat içinde sessizce çekilip gittiler...



NAMIK KEMAL ZEYBEK

bourbon
01-06-2005, 14:36
50 senedir ülkemizi yöneten asalakların yabancılarla ilşkilerine ne kadarda çok benzer bir davranış değilmi?Saygılar..

bikmisbroker
01-06-2005, 14:49
http://img.photobucket.com/albums/v85/bbroker/gmail.jpg

bikmisbroker
01-06-2005, 15:09
AMERiKANIN FLORiDA EYALETiNDE BULUNAN BiLiM MERKEZiNCE
HAZIRLANAN 10 MiLYON ISIK YILI iLE BASLAYAN UZAKLIKLARDAN, DUNYA
YUZEYINE YAKLASARAK BIR YAPRAGIN NANOMETRELERLE INCELENEN MIKROSKOPIK
GORUNTUSUNE VE DNA AYRINTILARINA KADAR UZANAN MUKEMMEL BIR GOSTERI
ASAGIDAKI LINKE TIKLAYIP AZ BEKLEYIN GORUNTU KENDINI OTAMATIK
ZOOMLUYOR ENFES BIR OLAY...



http://www.micro.magnet.fsu.edu/primer/java/scienceopticsu/powersof10/index

simyacı
01-06-2005, 17:06
AMERiKANIN FLORiDA EYALETiNDE BULUNAN BiLiM MERKEZiNCE
HAZIRLANAN 10 MiLYON ISIK YILI iLE BASLAYAN UZAKLIKLARDAN, DUNYA
YUZEYINE YAKLASARAK BIR YAPRAGIN NANOMETRELERLE INCELENEN MIKROSKOPIK
GORUNTUSUNE VE DNA AYRINTILARINA KADAR UZANAN MUKEMMEL BIR GOSTERI
ASAGIDAKI LINKE TIKLAYIP AZ BEKLEYIN GORUNTU KENDINI OTAMATIK
ZOOMLUYOR ENFES BIR OLAY...



http://www.micro.magnet.fsu.edu/primer/java/scienceopticsu/powersof10/index
Şimdi bu olay gerçekmiiiiiiiiiiiiiiiiiiiiiiiiiiiiiii. :eek:

gemici
01-06-2005, 17:31
süpperrr......................

Baydisiplin
01-06-2005, 17:47
Kesinlikle güzel bir gösteri olduğuna katılıyorum ve yine kesinlikle teknolojinin bu aşamaya gelmesini ne biz ne de bizden sonra gelecek insanoğlunun başaramayacağını düşünüyorum.

simyacı
01-06-2005, 18:16
Kesinlikle güzel bir gösteri olduğuna katılıyorum ve yine kesinlikle teknolojinin bu aşamaya gelmesini ne biz ne de bizden sonra gelecek insanoğlunun başaramayacağını düşünüyorum.
bence imkansız hiçbirşey imkansız değil. insan oğlu bunu defalerca kanıtladı.

paranoid
02-06-2005, 12:14
İşte size günün hikayesi, hayatın ta içinden.

XZARA_
05-06-2005, 21:35
guzel ama bı okadar da acımasız....

skoc
07-06-2005, 03:37
Dikkat! Yaşanmış bir olay olarak forwardlandı:
YER İSTANBUL....

Bir genç deniz kenarında, bankta yorgunluğunu atmak için oturmaktadır.
Bir müddet tek başına oturduktan sonra 20-22 yaşlarında başka bir genç
yanına gelerek bankın diğer ucuna oturur. 2-3 dakika sonra bu gencin
arkadaşları olduğu anlaşılan iki akranı daha gelir ellerinde 3 bardak
çayla... Gençler birer bardak kendileri alırlar ve 3. bardağı daha
önceden gelip oturmakta olan diğer arkadaşlarına ikram ederler..

Fakat yoğun ısrarlara rağmen arkadaşlarına çayı sevmediğini zaten bildiklerini,
bu yüzden de o çayı boşa aldıklarını söyleyerek reddeder...
O zamana kadar hiç bir diyaloga girmedikleri arkadaşa dönerek:

"Yaa hocam bu çayı aldık ama arkadaş içmeyecek.. bari sen iç de israf olmasın" derler..

İlk basta reddetse de ısrarlara dayanamayıp çayı alır ve içmeye başlar..
Bu arada üçlü, ne kadar yan yana olsalar da arkadasimdan bagimsiz olarak koyu bir sohbete dalmistir..
Çayın sonlarina dogru bas dönmesi hissetmeye baslar tabii o an anlar basina bir bela aldigini. Üçlü ise sohbetlerine bununla ilgilenmeden hala devam etmektedirler..
Baş dönmesi ve halsizlikle oldugu yerde durmaktadir..
Bir an kendine gelip bunlardan uzaklasmasi gerektigini düsünerek ayaga kalkar ve biraz ilerdeki otobüs duragina zor da olsa varir.. Fakat üçlü de bununla
birlikte harekete geçmis ve duraga gelmistir...

Otobüse binip koltuga oturdugunda üçü de otobüse binip bunu rahatça görebilecekleri bir yere oturur.. Fakat bu arada artik neredeyse bilincini kaybetmek üzeredir.. Büyük bir gayretle cep telefonunu çikarip (teknolojinin gözünü seveyim) arkadasini arar, basina böyle bir is geldigini, o an otobüste oldugunu, falanca durakta inecegini ve arkadasindan kesinlikle orda bekleyip kendisini almasini söyler. Duraga geldiginde iner ve arkadasinin kucagina bayilir.. Arkadasi ise bununla beraber inen üçlüden süphelenir. Birlikte hemen bir taksiye binip hastaneye giderler..

Acilde doktorlar imdada yetisir ve arkadasinın yanina gelerek:
"Arkadasin intihar mi etti?" diye sorar.
Neden böyle bir sey sordugunu sorar doktora. Doktor ;
"Aşırı dozda ilaç almis. Gecikseydiniz kurtaramayabilirdik" diye
cevap verir..

Isin daha ilginci ve can alici noktasiysa daha sonra bu üçlünün
ORGAN MAFYASI olmasi ihtimalinin düsünülmesidir.

Bu üçlü o zaman yakalanamadi.

Yani hala ortaliklarda geziniyorlar..

İzmit depreminde ölülere musallat olan organ mafyalari,
isi daha da ileri götürerek canli insanlarin pesine düsmektedir..

Bu yasanmis bir olay. Herkesin çolugu çocugu ve yakinlari var,
özellikle Istanbul'dakiler dikkat etsin...

Savas, ekonomi, Kibris derken hayatin detaylari çok korkunç olabiliyor.

Saglikli ve kazasiz belasiz günler dilerim..

TANIMADIGINIZ YABANCI KISILERDEN NE KADAR KALABALIK BIR ORTAMDA DAHI OLSANIZ KESINLIKLE YIYECEK, ICECEK V.S. KABUL ETMEYIN....

ARTIK INSANLARI ÖLÜ-CANLI INSAN, HAYVAN DEMEDEN ACIMASIZCA KATLEDİP PARAYA ÇEVIRMEYE BAKIYORLAR...

BU MAILI TUM SEVDIKLERINIZE, TANIDIKLARINIZA ILETIN.
MAIL OKUYACAK DURUMDA OLMAYANLARA VE AILELERINIZE SÖZLÜ OLARAK ANLATIN...

LÜTFEN ÇOK DİKKATLİ OLUN.

JAKO
07-06-2005, 08:54
http://www.strasbourgcurieux.com/fourrure/

XZARA_
07-06-2005, 21:12
benım kalbım senın kadar SAGIR DEIL.....Daha yolumuz var senle....benı yıktıgın gıbı gun gelecek ben de senİ yıkacam....BUGUN SONDU....OKADAR.....

XZARA_
07-06-2005, 21:26
bak ben elımı uzattım sıra sende....

kentuf
07-06-2005, 22:14
İstanbul daki hava şartları ve yaşam koşulları yüzünden insan ömrünün ortalama 12 yıl kısalttığını biliyormuydunuz?

AngelHeart
08-06-2005, 10:07
AMERiKANIN FLORiDA EYALETiNDE BULUNAN BiLiM MERKEZiNCE
HAZIRLANAN 10 MiLYON ISIK YILI iLE BASLAYAN UZAKLIKLARDAN, DUNYA
YUZEYINE YAKLASARAK BIR YAPRAGIN NANOMETRELERLE INCELENEN MIKROSKOPIK
GORUNTUSUNE VE DNA AYRINTILARINA KADAR UZANAN MUKEMMEL BIR GOSTERI
ASAGIDAKI LINKE TIKLAYIP AZ BEKLEYIN GORUNTU KENDINI OTAMATIK
ZOOMLUYOR ENFES BIR OLAY...



http://www.micro.magnet.fsu.edu/primer/java/scienceopticsu/powersof10/index



şerefsizim benim aklıma gelmişti:) makrocosmos ile mikrocosmos arasındaki tuhaf ilişki hep ilgimi çekmişti... evrenin sonsuzluğunun yanısıra mikro evrenin de sonsuzluğu şaşırtıcı gerçekten...
yüce rabbim, büyüksün!

cyrano
08-06-2005, 10:52
ATAN ALIR SPOR:
Mahalle maclarý genellikle caddelerde yahut bahcelerde yapýldýgý için
topun kaçma olasýlýgý olan cok yer vardýr. Top bir yere kactýðýnda
topu kacýran takýmýn karþýsýndaki takým hemen,
"Atan alýr sipor." der.
Top onlarýn sahasýnda auta cýkmýþ olduðu halde karþý takým topu almak
zorunda kalýr.

ELiN AVANTAJI OLMAZ:
Takýmlardan biri ataktadýr. Defans oyuncusu topu elle keser fakat
pozisyon devam eder ve gol olur. Golu yiyen takim el var diye
mýzýrdar. Karþý takým,
"Avantaj olm." der.
Hemen akabinde kaleci
"Ulan elin avantaji olmaz." diye haykirir.
Bir yere varýlamaz. Kýsýr döngüdür.

ADAMIN GOL DiYO:
Gol atýlýr fakat yýyen takým saymaz. Hep bir agýzdan "Direk ulan."
diye anýrmaktadýrlar. Fakat içlerinden biri, "Gol abi." der. Karþý
takýmdan bunu duyan biri direk atlar ve,
"Ulan adamýn gol diyo." diye serzeniste bulunur.
Gol sayýlýr, adam dövülür.

ABANMA YOK:
Genelde küçük çocuklar arasiýda yaygýndýr. Kaleciler abanma yok
derler. Aralarýndan yaþca büyük olaný "Lan karý mýsýnýz." dese de
abanma olmaz.

GöNüL ALMA:
Büyüklerle küçüklerin ortak oynadýgý maçta büyüklerden biri gaza gelip
kucuk bir cocuga sert girince direk penaltý olur. Nerede olursa olsun.
Kucuk cocuk sevilen bi simadýr ve faulu yapan abidir. Penaltý
kullanilir, genelde gol olmaz cünkü kalede bir ayi vardýr ve penaltýyý
atan kucuk cocuktur.

KALECI DEGISTIN 2 PENALTI:
Herhangi bir penalti pozisyonunda kaleye hemen forvetin etkili
silahlarindan biri gecmek ister cunku o her mevkide iyidir.Buna
karsilik karsi takima teselli olarak ekstra bir penalti verilir. 1+1=2.

3 KERE SEKTIRME:
Kaleci degaj kullanirken eger yaninda bir rakip forvet varsa topu 3
kere sektirir ve,
"Acilsana ulan uc kere sektirdim iste." der,
rakip acilir. Ne keyiflerdi bunnar bea. Bak gozlerim dolu dolu oldu.

1'E 1 ATIS:
Cift penalti sisteminde eger birinci penalti kacarsa ikinci sans
vardir ama gol olursa ikinci sans kullanilamaz. Bunun mantigini hala
cozebilmis degilim.

SAGLIK ONLEMLERI:
Bazen top insanin pek munasip olmayan bi tarafina gelir, herkesin
reaksiyonu aynidir:
"iþe iþe!."
Uygun araziye cis edildikten sonra maca devam edilir.
Mahalle maclarinda her zaman saci ince telli ve uzun olan kisiler
vardir. Bunlar geriden topu alip butun gucleriyle ileri kosarken
kafalarini ileri dogru atarlar. Amac gol atmak ya da rakibi çalimlamak
degil, saclarin ruzgarda ahenkle dans etmesini saglamaktir. Bu kisiler
buyuyunce Ümit Davala gibi olurlar.

TOP KURTARMA OPERASYONU:
Top zirt pirt araba altina kacar. Boyle durumlarda, sahadaki en
celimsiz ve en hop-zip kisi, en iri iri kisi tarafindan topu almaya
gonderilir. Arabanin altina kacan toplar tam ortasinda durur bazen,
kimse yetisemez oraya. Bu sefer tas atma ve sopayla itekleme fasli
baslar. Arabanin egzosuna vurulan birkac darbeden sonra top yuvarlana
yuvarlana cikar bir taraftan; artik kosarak maca geri donme zamanidir.

AT BAKIIM AABININ KILLI GOGSUNE...
Ya ne iirenc bisiiydi bu. Sen takimini kurmussun, pasa pasa macini
yapiyosun. Muhtemelen yasca ve boyutca senden buyuk olan eleman
damlar, bu gereksiz cumleyi sarfederek maca dahil olur, tadimizi
tuzumuzu kacirir.

GOL DIIL OLM BEL USTU:
Minyatur kale maclarda elle tutulmasina engel olunmak icin getirilmis
bir cozumdur ancak bel ustu gibi kisiden kisiye degisen ve ispati zor
bir kriter getirdigi icin nice kavgalarin cikmasina, nice baslarin
yarilmasina sebep olmustur.

Iyi guzel de butun bu kavramlar kitabi olmadan, televizyon olmadan
nasil herkes tarafindan bilinebiliyo? Ben diyorum ki gizli bi orgut
var, her mahalleye bi adam gonderiyo bilmem kimin amcaoglu olarak
bilmem kim de orgutten. Sonra mesela hem gol hem penalti olunca
agizlara kolayca yerlesecek "giren gole penalti olmaz" cumlesini
soyluyo, pozisyon geciyo, cocuk evine donuyo ama ifade baki.

Oynayacak kisi sayisinin tek olmasi ve kimsenin oyundan cikarilarak
kalbinin kirilmak istenmemesi durumu sozkonusu olur sikca. bu durumda
futbol kariyeri en berbat durumda olan fasulyeden tabiri ile
adlandirilarak birinci devre bi takimdan ikinci devre bi takimdan
oynatilarak ufacik yureklere ve beyinlere adaleti yerine getirmis olma
duygusu zerk edilir. Aksam herkes eve gidip yattiginda da hep o gunku
maci, varsa attigi golleri, kacirdiklarini, bir sonraki maclarda
yapmayi planladigi hareketleri hayallenerek uykuya dalar. Bu planlanan
ama becerilemeyen hareketlere girmiyorum. ben mahalle maci
kurallarinin nasil bilindigi sorusuna ise kalitsal diyorum.

Bazen kucukler kendi aralarinda oynarken eli torbali bi is donusu
adami maca dalip topu kucuklerin ayagindan alir ve aptal aptal seyler
yapmaya baslar. Eger adam yetenekliyse bi iki numara yapip cocuklarin
aklini alir. En konunda topa hizlica vurur. Cocuklar topu yakalayamaz
ve top uzaga gider. Eli torbali is donusu adami yaptigi ufak
hareketten mutlu bir halde evinin yolunu tutarken cocuklarin "hay
........., top ta .............. gitti, kim alcek lan topu?" dedikleri
duyulur.

ELDEN GOL OLMAZ:
Pasa pasa oynuyoruzdur, adamin tekinin eline carpar top, biz dikeriz
topu, hemen bi mahalle maci oyun kurallari uzmani portler oradan bi
yerden ve der ki, "Elden gol olmaz"! Ulan niye olmasin hasta misin
sen? El karari verilmisse, bunun sonucu frikiktir. Herkes de
kabullenmistir elden gol olmayacagini, hatta baraj bile kurulmazdi
bazen. Ben de buyuyunce ogrendim elden direk kaleye cekilip gol
atilabilecegini. Ogrendim de ne oldu, o caanim frikikler geri mi geldi?

UC ADIM ACILMAK:
"uc adim acilmak" denen olayi atlamak senelerini betonda top
oynayarak, dizinde o cok derin olmayan ama surekli yanan yaralarla
dekore eden bicok mahalle topcusunu uzecektir. Top frikik noktasina
dikilir ve rakip barajin ustune dogru adeta 'onnar orda diilmiscesine
yurunur'. Kocaman uc adim atilir ve baraj gogusle itmek suretiyle
uzaklastirilir. Adimlarin buyuklugunden sikayet edenler iki kere
"o-ha" der.

TEKNIK VURMAK:
Penalti vuruslarinda en bickin forvet oyuncusu sahne alacagindan
kalecinin gozu korkar. Hemen ici rahatlatilir: "korkma olm, teknik
vurcam".

KALECI DUZENI:
Mahalle maclarinda rastlanan pekcok tatsiz durumdan sadece biridir
kalecisizlik. Herkes kendisini ispatlamak ve golleri yagmur edip
yagdirmak Ýstediginden kimse kaleye gecmeyecektir. Adil duzen ilk
"kalede son" diye bagirani kayirmaktadir. Hemen arkasindan gelen "son
bir", "son iki".. gibi cigliklarin sonunda artik son kac oldugunun bir
onemi kalmayan agir kanli arkadas kaleye gecer. Kaleci gerek iki golde
bir, gerekse dakka ayriyla eldivenleri bir sonraki arkadasina teslim
edebilir. Nizam boyle emreder.

Arkadasin biri iyi orta gol getirir diye bagirir o da iyi bi orta
yapmaya calisir ve ortasini yaptiktan sonra duser. Arkadasin dizi
kaniyodur ama farkinda deðildir birisi ordan "olm dizin kaniyo" der ve
olan olmustur dizi kaniyan cocuk aglamaya baslar.

Eee bide her zaman baðýrýlarak söylenen sözler vardýr;
- Avut be oglum avut
- Kasti faul yapma lann
- direk abi direk
- valla gol diil
- Abi siz cok guclu oldunuz ya
-"Mithat'i bize verin, Mete'yi siz alin"
- Ahh bacagim
- annem anneeem
- Top benim oolum istedigimi oynatirim
- Beste devre onda biter
- Santra yapin lan santraaa
- Sahsi oynama oglum pas ver
- Abanma beee
- Yuhhh o da kacar mi
- Hakeme gozluuuk
- Ortani goriyim

pride
08-06-2005, 23:24
word'u acınız
> >
> > Q33NY yazın (11 Eylül 2001'de Dunya Ticaret Merkezi kuleleri'ne ilk
> > bindiren, New York tarifeli ucagın ucus kodu)
> >
> >
> > word'de puntoyu 72'ye getirin ki gozlerinize inanın.
> >
> > yazı karakterini en alt sıralardaki wingdings 1'e getirin.
> >
> > bu testi word programının 95 versiyonunda da yapabilirsiniz.Sonuc
> > degismeyecek.
> > Acaba biz mi cok paronayagız yoksa bazı seyler onceden mi programlı?

bayat bir konu ama çok ilginç ya...

AngelHeart
09-06-2005, 08:23
word'u acınız
> >
> > Q33NY yazın (11 Eylül 2001'de Dunya Ticaret Merkezi kuleleri'ne ilk
> > bindiren, New York tarifeli ucagın ucus kodu)
> >
> >
> > word'de puntoyu 72'ye getirin ki gozlerinize inanın.
> >
> > yazı karakterini en alt sıralardaki wingdings 1'e getirin.
> >
> > bu testi word programının 95 versiyonunda da yapabilirsiniz.Sonuc
> > degismeyecek.
> > Acaba biz mi cok paronayagız yoksa bazı seyler onceden mi programlı?

bayat bir konu ama çok ilginç ya...




bu yeni dünya düzeni uygulayıcıları diğer bir adıyla tapınak şövalyeleri , alayı kabbalacıdır bunların, büyücüdür, gizemcidir... böyle ebced hesaplarına, görünenin altına sır sokuşturmakta üstlerine yoktur, hoşlanırlarda bundan...
Hz Musa nın hacamat ettiği zamanın firavunun büyücülerinin devamıdır bunlar...

binaenaleyh her bir numara beklenir bunlardan, şaşırmayın...

yarı şaka, yarı ciddi...olur mu olur anasını satiim:)

pride
09-06-2005, 20:40
hakikaten olurmu olur....

balaban
09-06-2005, 21:48
e-mail ile geldi. Aynen gönderiyorum.

Ünlü zatin oglu kirmizi isikta durmadan geçiyor, pesine takilan ekipten
kurtulmak için hizlanirken ilerde ünlü bir sanatçiya çarpiyor...

Agir yarali olarak hastaneye kaldirilan sanatçi 6 gün sonra ölüyor.

Karakola götürülen delikanliya polislerin ehliyet sormamasi sanatçinin
esinin dikkatini çekiyor.

Polislere hatirlatti?inda: Siz ukalalik etmeyin biz ne yapacagimizi biliriz,
gibi bir cevap aliyor.

Kazadan sonra belediye arazözleri kazanin olduugu mahalle gelip caddeyi
bastan asagi yikiyor ve 35 metrelik fren izini tamamen siliyorlar.

Delikanliya kazadan sonra, üç ay önce verilmis gibi ehliyet düzenleniyor.
Sanatçinin kocasi hakime çocugun ehliyeti olmadigini, düzmece ehliyet
verildigini söylediginde adam: Ne siz koskoca belediye ba?kanyny
sahtecilikle mi suçluyorsunuz, diye azar isitiyor...

Olayi gören taniklarin hepsi tehdit edilip korkutuluyor. Sanatçinin kocasi
aile meclisini topluyor. Bakiyorlar ki polis, adalet, belediye hep birlikte
olmus üzerlerine geliyor. Mecburen olayin pesini birakiyorlar. Sonuçta
mahkeme trafik canavari genci 3 ay hapse mahkum ediyor... O da 1998' in
fiyatiyla 540 bin lira cezaya çevriliyor. Sen sag, ben selamet; güzide
sanatçi Sevim Tanürek gitti gider.

Bu olayi Sevim Tanürek'in esi, Emin Çölasan'a yukaridaki satirlarla anlatmis
Sözü geçen katil delikanli Istanbul'un o zamanki belediye baskani Recep
Tayyip Erdogan'in oglu...

Not: Insanlar birbirlerine "bu maili tüm tanidiklariniza gönderin" baslikli
mailler atar ve ben buna çok kizarim. Ama bu maili herkes görmeli bence. Siz
de bu maili tüm tanidiklariniza atin.

Ahmet Can

balaban
10-06-2005, 12:52
GERÇEK OLAYLAR


1: Yüzlerce davetlinin katildigi dügün yemeginde, damat
eline mikrofonu aldiginda herkes mutluluk saçan bir konusma dinlemeye
hazirlanmisti. Oysa damat, yaptigi kisa konusmada, kendisinin ve gelinin
balayina ayri ayri çikacaklarini,dönüste de evliligi iptal
edeceklerini açikladi. Konusmasina son verirken de bu kararin nedenini
merak edenlerin tabaklarinin altina bakmasini söyledi.
Heyecanli misafirler tabaklarini çevirdiklerinde gelinin sagdiçla
çirilçiplak sevisirken çekilmis fotograflarini buldular


2: Genç kizin 16`inci dogum günü ve ailesi hafta sonunda
Baska bir kente tatile gider. Tabii, ev bos olunca, hanim kizimiz erkek
arkadasini çagirir ve kizin anne babasinin yataginda sevismeye
baslarlar. Ne var ki, isin en eglenceli yerinde telefon çalar, annesi
bodrumda ütüyü kapatip kapatmadigini hatirlayamadigini söyleyerek,
bakmasini ister. Sevisme seanslarini bitirmek istemeyen oglan, kizi
kucagina alir ve çirilçiplak, kahkahalar atarak bodruma inerler ve isigi
yaktiklarinda kizin tüm arkadaslarinin, akrabalarinin ve komsularinin
sürpriz partisiyle karsilasirlar.


3: Milanolu Marco Zagni, ayrildigi karisini yeniden kazanmak
için, Tarzan gibi giyinip disaridaki elektrik diregine bagladigi bir
halatla sallanarak ikinci kattaki yatak odasinin penceresinden
girmeye çalisti. Pencereden içeri girmeyi basardi ama bayildi.
Olaydan hiç etkilenmeyen eski karisi "Nasil böyle bir salakla
evlenebildim?" dedi.


4: Israilli disci Jacob Baisvitz, karisi Rachel`in kendisini
aldattigini ögrendikten sonra teselliyi bir telekizin kollarinda
aramaya karar verdi. Ne yazik ki gelen telekiz karisi Rachel çikti.
Çift kisa bir süre sonra bosandi.


5: 1992 yilinda New York`ta bir çift, kullanilmayan bir
metro istasyonunda raylara dösediklerini sererek sevismeye
baslar.Ne yazik ki istasyon tamamen kullanilmayan bir istasyon degildir.
Kadinin "tren geliyor" uyarisini bir ask oyunu zanneden erkegin
bacaklari ve omurgasi kirilir, son anda kaçmayi basaran kadinsa olayi
ufak tefek siyriklarla atlatir.

balaban
10-06-2005, 13:52
"Bogazimden haram gecmesin" ya da "gecmedi" vs.. bir deyimdir sIkca

kullanilir.



Bir kanalda inanilmaz bir haber duydum. Kocaeli'de, besbinden fazla,

kacak su kullanan vatandas tespit edilmis Bu kacak su kullanan

yurttaslarimizdan bazilari (onemli bir sayi idi, binlerce) kacak

baglantiyi soyle yapmis:



Mutfakta icme suyu olarak kullandiklari musluga sayac baglatmislar,

fakat banyo ve temizlik amacilya kullandiklari cikislar sayacsiz imis.



Bunun aciklamasi da, "bogazimizdan haram su gecmesin" imis. Bircok

abonenin ayda 3 YTL civarinda para odedigini farkeden belediye bu

tespiti yapmis.



Aklim durdu... Ilk kez dinin inanclarini deyimden ilham alarak ayar

yapan bir mantik ile karsi karsiyayiz,



Tabii basbakan "insan laik olmaz, devlet laik olur" derse, "Ben bir

muslulamn olarak laik degilim, ama laik devleti yonetebilirim" gibi

sacma sapan laflar ederse halk da boyle yapar.



Yani Imam birsey yaparsa cemaat kimbilir ne yapar.



Bunlar bizim ulus devlet yapili ulkemizin yurttaslari. Ama benim bazan

bir Fransiz ile daha yakin dusundugum oluyor. Hatta bir Taiwan'li ile

iyi anlasirken bir Izmit'li ile akil birliginde bulusamiyoruz.



Allah allah....



Ne garip bir dunya.

balaban
12-06-2005, 11:55
http://www.strasbourgcurieux.com/fourrure/


Bu adrese girip ortadaki resmi tıkladığınızda insan olmaktan çok utanıyorsunuz. Birşey yapamadığınız içinde büyük üzüntü duyuyorsunuz.

Sayın JAKO, daha önce 'GÜNÜN EN İLGİNÇ........' topiğinde fokları öldürmeyin kampanyası için link vermiştim. Bu adrestekine benzer görüntülerin olduğu bir video vardı elimde ve sizlere izlettirememiştim. Şimdi arkadaşlar izleyebilirler.

chuckydoll
12-06-2005, 12:02
Bu adrese girip ortadaki resmi tıkladığınızda insan olmaktan çok utanıyorsunuz. Birşey yapamadığınız içinde büyük üzüntü duyuyorsunuz.

Sayın JAKO, daha önce 'GÜNÜN EN İLGİNÇ........' topiğinde fokları öldürmeyin kampanyası için link vermiştim. Bu adrestekine benzer görüntülerin olduğu bir video vardı elimde ve sizlere izlettirememiştim. Şimdi arkadaşlar izleyebilirler.

bu göruntulerdeki ler insan diil abii.. hayvan desem hayvanlara hakaret olur...

balaban
17-06-2005, 21:21
Aynı olay komşumuzun torununun başına geldi. Onun tek böbreğini almışlardı. Özellikle genç delikanlıları seçiyorlar.


!!!LÜTFEN!!!
HER SORUMLU GENÇ BU UYARIYI DİKKATE ALSIN VE İNSANLIK NAMINA TANIDIK TANIMADI HERKESE ANLATSIN
.
Bir genç cumartesi gecesi bir partiye gidiyor.Çok eğleniyor, birkaç bira içiyor. Partiden tanıştığı bir kız ondan çok etkilenmiş görünüyor ve onu başka bir partiye davet ediyor.

Hemen kabul ediyor ve diğer partinin gerçekleştiği yerde birkaç bira daha içiyor ve daha sonra anlaşıldığı üzere birileri buna uyuşturucu veriyor (hangi uyuşturucu olduğu bilinmiyor).

Daha sonra bu genç uyandığında içi buzla doldurulmuş bir küvette çırılçıplak olduğunu anlıyor.

Hala içkinin ve uyuşturucunun etkisinde olduğunu hissediyor ve etrafına baktığında yalnız olduğunu anlıyor,etrafına bakıyor göğsünde rujla yazılmış bir kağıt olduğunu fark ediyor.

Kağıtta söyle yazıyor: "112'yi ara yoksa öleceksin!". Küvetin yakınında bir telefon görüyor ve hemen 112'yi arıyor ama nerede olduğunu, ne içtiğini, kimlerle olduğunu bilmediğini söylüyor.

Operatör hemen ona küvetten çıkmasını ve bir aynanın karsısına geçmesini söylüyor. Genç, göğsünde hiçbir anormallik görmüyor ama operatör sırtına bakmasını söyleyince,sırtında 2 tane büyük yarık olduğunu fark ediyor.

Bunun üzerine operatör, onun tekrar buz dolu küvete dönmesini ve orada ambulansı beklemesini söylüyor.

Hastanede yapılan incelemeden sonra, onun 2 böbreğinin calinmiş olduğu anlaşılıyor. Her bir böbrek karaborsada 10.000 Dolar ediyor (gencin bundan haberi yok tabii).
Daha sonra anlaşıldığına göre: 2. parti tamamen sahte, bu ise karışan insanların çok iyi tıbbi bilgileri var ve verilen uyuşturucu eğlence amacını içermiyor.Su anda bu genç hastanede,onu yasamda tutan bir alete bağlanmış durumda ve hala dokularına uygun bir böbrek bekliyor.Profesyonellerle çalışan büyük şehirlerde aktif durumda çok
böyle grup olduğu biliniyor. New Orleans, New York ve bir söylentiye göre
İstanbul ve Ankara'da da faaliyet gösteriyor Bu mafya.Çok iyi örgütlenmiş
ve finanse edilmiş. 112 bu sucu artık tanıdığından dolayı,kişileri hemen aynaya yönlendirerek, olayın boyutunu anlamaya çalışıyor.

semerkandi
17-06-2005, 23:56
>BARIŞ MANÇO'NUN CANLI YAYINDA KÜSTAH FRANSIZ SPIKERINE VERDIGI DERS
>
>Barış Manço Fransa'da bir televizyon kanalinin canli yayinina konuktur...
>Küstah bir spiker vardir ve Barış Manço ile dalga geçmektedir...
>Sürekli, "iste Türk, yani barbar, vahsi vs..." demektedir...
>Barış Manço daha fazla dayanamaz ve spikere "yaninizda kâgit para var mi?"
>diye sorar!
>Bu soruya spiker sasirir ve "evet var ama n'olacak" der...
>Barış Manço israr edince spiker cebindeki kâgit paralari çikartir...
>Bu olaydan az önce Barış Manço canli yayinda "Anahtar" adli sarkisini
>söylemi?tir...
>Bu sarkinin bir bölümü söyledir:
>"Bes Akif- bir Saat Kulesi, iki Kule-bir Fatih, bes Fatih-bir Mevlana, iki
>Mevlana-bir Sinan"
>(Baris Manço / Anahtar sarkisi / Darisi Basiniza Albümü / 1992)
>Bu sarki bir matematik sorusudur ve sarkida adi geçen kisiler o dönemdeki
>Türk parasy olan banknotlarin arkasinda fotografi olan kisilerdir...
>Baris Manço spikere sorar: "Bu paranizda fotografi olan kisi kim?"
>Spiker:
>"General......." Barış Manço diger paralardaki fotograflari olan
>kisileri de sorar, spikerin verdigi cevaplar hep aynidir,
>"General.......", "Amiral...........", "Komutan............."
>Spikerin bu "falanca General, falanca Amiral, falanca Komutan" cevabyndan
>sonra,
>bu sefer de Barış Manço cebinden Türk paralarini çikarir... Spikere der ki:
>"Bu parada fotografi olan kisi Mehmet Akif Ersoy'dur. sairdir...
>Bu fotograftaki kisi Mevlana'dir. Düsünürdür...
>Bu paradaki fotografi olan kisi Fatih Sultan Mehmet'dir. Adaletin
>sembolüdür...
>Bu paradaki kisi ise Atatürk'tür. "Yurtta baris, dünyada baris" diyen
>kisidir...
>Bizim paralarimiz bunlar... Biz Türkler ince ruhlu, kibar, medeni insanlar
>oldu?umuz için paralarimizin arkasyna "sairlerimizin",
>"düsünürlerimizin","bilim adamalarimizin" fotograflarini bastik...
>Siz Fransizlar kendiniz barbar, vahsi oldugunuz için paralarinizin arkasina
>hep savas
>Adamlarinin fotograflarini basmisiniz!" der...
>Barış Manço'nun bu müthis cevabindan sonra televizyon yöneticileri
>Canli yayini keserler ve spikeri oradan kovarlar, baska bir spiker yerine
>gelir ve canli yayin yeniden baslar, yeni spiker Barış Manço'dan ve
>Türklerden özür diler, programa böylece devam edilir...
>

Salacaklı
18-06-2005, 00:19
Topragi bol olsun Rahmetlinin

severdim

o Deliyi

Barisimiz

zir Deliydi

okka gibi yürek vardi

cünki

onun Arkadasi Essek di

a i ai diyerek bagirirdi..

onun Arkadasi Essek di


topragin bol olsun

Rahmetlimiz...

:cheers: :mod: :cheers:

gemici
18-06-2005, 00:21
bravo barışa................

onkel 3
18-06-2005, 00:32
Sarkilarlnl zevkle dinledim, halende dinliyorum . Her milliyetcinin olmasi gerektigi kadar milliyetciydi . Sayglyla anlyorum

hakanen
18-06-2005, 07:45
O benim için 1 numaraydı, hep öyle kalacak.. :aglayan:

trakyalı
18-06-2005, 08:03
Mekanı cennet olsun.

krokodil
18-06-2005, 09:59
>BARIŞ MANÇO'NUN CANLI YAYINDA KÜSTAH FRANSIZ SPIKERINE VERDIGI DERS
>
>Barış Manço Fransa'da bir televizyon kanalinin canli yayinina konuktur...
>Küstah bir spiker vardir ve Barış Manço ile dalga geçmektedir...
>Sürekli, "iste Türk, yani barbar, vahsi vs..." demektedir...
>Barış Manço daha fazla dayanamaz ve spikere "yaninizda kâgit para var mi?"
>diye sorar!
>Bu soruya spiker sasirir ve "evet var ama n'olacak" der...
>Barış Manço israr edince spiker cebindeki kâgit paralari çikartir...
>Bu olaydan az önce Barış Manço canli yayinda "Anahtar" adli sarkisini
>söylemi?tir...
>Bu sarkinin bir bölümü söyledir:
>"Bes Akif- bir Saat Kulesi, iki Kule-bir Fatih, bes Fatih-bir Mevlana, iki
>Mevlana-bir Sinan"
>(Baris Manço / Anahtar sarkisi / Darisi Basiniza Albümü / 1992)
>Bu sarki bir matematik sorusudur ve sarkida adi geçen kisiler o dönemdeki
>Türk parasy olan banknotlarin arkasinda fotografi olan kisilerdir...
>Baris Manço spikere sorar: "Bu paranizda fotografi olan kisi kim?"
>Spiker:
>"General......." Barış Manço diger paralardaki fotograflari olan
>kisileri de sorar, spikerin verdigi cevaplar hep aynidir,
>"General.......", "Amiral...........", "Komutan............."
>Spikerin bu "falanca General, falanca Amiral, falanca Komutan" cevabyndan
>sonra,
>bu sefer de Barış Manço cebinden Türk paralarini çikarir... Spikere der ki:
>"Bu parada fotografi olan kisi Mehmet Akif Ersoy'dur. sairdir...
>Bu fotograftaki kisi Mevlana'dir. Düsünürdür...
>Bu paradaki fotografi olan kisi Fatih Sultan Mehmet'dir. Adaletin
>sembolüdür...
>Bu paradaki kisi ise Atatürk'tür. "Yurtta baris, dünyada baris" diyen
>kisidir...
>Bizim paralarimiz bunlar... Biz Türkler ince ruhlu, kibar, medeni insanlar
>oldu?umuz için paralarimizin arkasyna "sairlerimizin",
>"düsünürlerimizin","bilim adamalarimizin" fotograflarini bastik...
>Siz Fransizlar kendiniz barbar, vahsi oldugunuz için paralarinizin arkasina
>hep savas
>Adamlarinin fotograflarini basmisiniz!" der...
>Barış Manço'nun bu müthis cevabindan sonra televizyon yöneticileri
>Canli yayini keserler ve spikeri oradan kovarlar, baska bir spiker yerine
>gelir ve canli yayin yeniden baslar, yeni spiker Barış Manço'dan ve
>Türklerden özür diler, programa böylece devam edilir...
>

.................................................. .................

işte bu...barış manço vefat ettiğinde sanki ailemden biri vefat etmişcesine üzüldüğümü hatırlıyorum.evet..insanların kalplerinde diğer insanlara karşı duyulan tarifi olmayan sevgi ve saygı duygularıda yüce allahın bir lütfudur.bu sevgi ve saygıya layık olabilmenin bir karşılığı, ihsanı..

iyi bir sanatçı,güzel bir insandı.yaptığı işi güzelliklerle süsledi,insanlara ve bilhassa çocuklara hep güzel mesajlar ,iyilikler yükledi..

allah günahlarını bağışlasın,rahmet etsin.bir kerre daha.amin..

cagdast
18-06-2005, 13:57
Ressamın Farklı ama güzel bakış açısı!...

Işılay
18-06-2005, 17:21
O'nu rahmetle anmayacak Türk evladı düşünemiyorum.

Herkesin sevgilisiydi rahmetli.

programının adı gibi 7 den 77 ye.....

Sevgiyi, dostluğu, acıma duygusunu, paylaşmanın güzelliğini anlattı hep.....

O'nun için 5 yaşındaki çocuğun da 80 yaşındaki kocamışın da fikirleri önemliydi..
Vatanına bağlılığı sadece lafta değildi, aktifti. Çok azımıza nasip olduğu kadar.

Nur içinde yatsın.....

semerkandi
19-06-2005, 22:35
bin kere amin

saygılarımla

camarors
20-06-2005, 00:05
.................................................. .................

işte bu...barış manço vefat ettiğinde sanki ailemden biri vefat etmişcesine üzüldüğümü hatırlıyorum.evet..insanların kalplerinde diğer insanlara karşı duyulan tarifi olmayan sevgi ve saygı duygularıda yüce allahın bir lütfudur.bu sevgi ve saygıya layık olabilmenin bir karşılığı, ihsanı..

iyi bir sanatçı,güzel bir insandı.yaptığı işi güzelliklerle süsledi,insanlara ve bilhassa çocuklara hep güzel mesajlar ,iyilikler yükledi..

allah günahlarını bağışlasın,rahmet etsin.bir kerre daha.amin..


Amin :)

balaban
20-06-2005, 21:27
Uluslararası ölçekte bir kadın araştırması yapan sosyolog,dünyanın çeşitli ülkelerinde kadınlara bir soru sormuş.
-kocanız başka bir kadınla yakalarsanız ne yaparsınız?
Soruya ülkeler göre verilen yanıtlar ise şöyle olmuş:
isveçli:neyimi beğenmediğmi sorarım
rus:evi terk ederim
fransız:sesimi çıkarmam,sevgilime gider beni teselli etmesini isterim
italyan:kadını vururum
ispanyol:kocamı vururum
yunan:her ikisini de vururum
Türk:benim kocam yapmaz!

DrX
24-06-2005, 21:00
Ülkemizde anakonda da varmış...Hem de ne anakonda..20 m. boyunda elektrik direği kalınlığında :gulen:

Kışı nerde geçiriyorsa :düsün:

DrX
25-06-2005, 19:56
Vali Beyi'in Başına gelenler...Yoksa ayının başına gelenler mi demeliydim :D
Her neyse aşağıda işte.. Okuyun öğrenin :hayır:

Dün Trabzon'da Başbakan Erdoğan'ın açılış ve temel atma törenlerine katılan Dalmaz, gece geç saatte Gökalp Uzun'un kullandığı makam otomobiliyle Gümüşhane'ye gitmek üzere yola çıktı. Otomobil, Gümüşhane'nin Mescitli Köyü yakınlarında karşı yönden gelen bir kamyonun arkasından aniden yola çıkan ayıya çarptı. Çarpmanın etkisiyle ayı yaklaşık 30 metrelik uçuruma yuvarlandı, koruma ekibinin bulunduğu otomobil de makam aracına arkadan çarptı.

Kazada yaralanan olmazken, her iki otomobilde hafif hasar meydana geldi.

Ayının durumunu merak eden Dalmaz, bir süre olay yerinde bekledi. Olay yerine gelen jandarma ekipleri, el fenerleriyle yanına yaklaştıkları ayının arka ayaklarından yaralandığını belirledi.

Vali Dalmaz tarafından yaralı hayvanı tedavi etmek için görevlendirilen 2 veteriner hekim, sabah jandarma ekipleriyle gittikleri olay yerinde ayıyı bulamayınca çevrede arama çalışması başlattı.

DrX
25-06-2005, 20:06
SNAKE BAR

Doğu Karadeniz de....Biraz uzak ve self servis... :)

Ama ölümcül olabiliyor :gulen:
Detay aşağıda :roll:


BARTIN (İHA) -Ulus İlçesi Kayabaşı Köyü'nde dün gece meydana gelen olayda, ahırdan ses geldiğini duyan Hayretten Karakaşoğlu, ahıra indiğinde, ineğinin karnında üç tane yılan bulunduğunu gördü. Tüfeğini alan Hayrettin Karakaşoğlu, ineğin memesinden akan süt kokusuna geldikleri belirlenen yılanları öldürdü.

Yaşanan bu olay üzerine köyde herkesin tedirgin olduğunu belirten Karakaşoğlu, ''Daha önceleri kapılarımızın önüne kadar yılanlar geliyordu. Ama ilk defa böyle bir olayla karşılaştık. İneklerin sağlık durumunda herhangi bir şey yok. Bir yılanın gelip ineğin memesinden süt içmesi daha önce görülmüş bir olay değil. Bu olaydan sonra köyde panik yaşanıyor'' dedi.

simyacı
25-06-2005, 21:51
yaa arkadaş bunları yapan insan olamaz.
hayvanın derisini alıyorsunuz ulan şeref..... bari öldürün sonra yapın.
gerçi bunlar hayvana yapıyor sn balabanın yazısındaki böbrek olayına nedemeli.
akşam akşam sinirlerim bozuldu, bu nasıl bir mantıktır arkadaş.

egecal
25-06-2005, 21:57
aa siz fransızca olan linkden bahsediyorsunuz... foruuire sanırım

rezillik abi ben yazmıyorum büyüklerim yazsın :D:D:D

bikmisbroker
26-06-2005, 04:26
KUYRUĞU DİK TUTABİLDİNİZ Mİ...?






Kedilerle ilgili bu durumu yeni ögrenmistim:
Normalde sokak kedisi kendini saldirgan köpeklere karsi
koruyabilirmis. Bu direnci kiran tek sey neymis biliyor musunuz:
Sevgi... Insanoglu, eger bir sokak kedisinin basini oksar ve ona
sefkat gösterirse kedicik kendisinin koruma altinda oldugunu zanneder
ve sivri tirnaklarini içeri çekermis. Ve vahsi köpeklerin azgin
dislerini girtlaklarinda veya itlaf ekiplerinin zehirli etlerini
midesinde bulurmus.. Küçücük bir dokunusta gardi düsen ve ölümcül
yaralara açik hale gelen sarmanlarin kaderinde kendi ask hayatimizin
Hülasasini buldum.

Biz de Eros'un sefkatine siginip, sevdalaninca en mahrem zaaflarimizi
elevermiyor muyuz?Yillar yili ardina sigindigimiz barikatlarin
anahtarini gönüllü teslimedip, tirnaklarimizi içeri çekmiyormuyuz?
Sevginin bizi kollayacagina,sarip sarmalayacagina dair ön kabulümüz
yüzünden koruma duvarlarimizi gönüllü kaldirip, yaralarimizi açik hale
getirmiyormuyuz?


Sonra ne oluyor? Sevdamiz en büyük zaafimiza dönüsüyor. Saçimizi
oksayan elin bizi ilelebet kollayacagina inaniyor, tatli sözlere
kaniyoruz.Taklalar atip,cilveler yapiyoruz. Ve en ummadigimiz anda, en
korunaksiz halimizle yakalaniyoruz Askin hoyrat yüzüne... Sefkatimiz
katilimiz oluyor. Ders almak mi? Ne münasebet!..Daha son ihanetin
yarasi kabuk baglamadan, yeni yaralar için araliyoruz kalbimizin
kapilarini... Zavalli bir kedi yavrusundan farkimiz yok askin
karsisinda... Boynumuzda, kalbimizde pençe pençe darbe izleriyle, her
sicak dokunusta çocukça uysallasip, her hayal kirikliginda "köpek
gibi" pisman olarak, her terkediste aci çekip Her dönüste biraz daha
kanayarak, kanayan yerlerimizi kediler gibi dilimizle yalayarak, "Bir
daha asla"larla "Daima"lar arasinda yalpalayarak yara bere içinde
yasiyoruz. O yüzden "Melek"ler, içe kivrik patilerle gömülüyor.
Ve hayata "Seytan"lar hükmediyor. Belki de en iyisi kuyrugu her daim
dik tutmaktir... Sefkate kanmis mefta bir ev kedisi olmaktansa,
gardini almis hayatta bir sokak kedisi kalmak daha iyidir.

CAN DÜNDAR

bikmisbroker
26-06-2005, 04:27
İNSANLIK ''BİREYSELLEŞME'' Yİ SEVEMEDİ.. ''PAYLAŞMAK'' YENİDEN ÖN
PLANA ÇIKIYOR.... ŞİMDİDE UNUTTUKLARININ EĞİTİMİNİ ALIYOR DİYELİM....


>
>SEKIZ GÜZEL HEDIYE
>
>DINLEME...
>
>Ama gerçekten dinleyin. Kesmeden, hayal kurmadan, vereceginiz cevabi
düsünmeden... Can kulagiyla dinleyin.
>
>
>
>SEVGI...
>
>Kucaklamalar, öpücükler, sirt sivazlamalar ve el tutmalar konusunda cömert
olun. Bu ufak hareketler, aileniz ve dostlariniza olan sevginizi daha açik
göstermenizi saglayabilir.
>
>
>
>KAHKAHA...
>
>Fikra anlatin, neseli hikayeleri paylasin. Bu armaganiniz "Seninle birlikte
gülmeyi seviyorum" anlamina gelir.
>
>
>
>YAZILI BIR NOT...
>
>Basit bir "Yardimin için tesekkürler" notu, ya da belki bir siir... Kisa,
elle yazilmis bir not bazen ömür boyu hatirlanir.
>
>
>
>ILTIFAT...
>
>Basit, içtenlikle söylenen bir söz ("Bu renk sana ne çok yakismis", "Harika
bir is çikardin", "Yemek nefis olmus" gibi) karsinizdakinin içini
aydinlatir.
>
>
>
>IYILIK...
>
>Her gün, rutininizi kirip birisine hos, nazik bir sey yapin.
>
>
>
>YALNIZLIK...
>
>Bazen tek istedigimiz yalniz kalmaktir. Bu anlara duyarli olun ve ihtiyaci
olana yalniz kalma armaganini verin.
>
>
>
>NESELI BIR YAPI...
>
>Birine tatli bir söz söylemek gibisi yoktur. Selam vermek veya tesekkür
etmek o kadar zor mu
>

bikmisbroker
26-06-2005, 04:28
> ETMEYİN
>
>
>
> Emanete ihanet etmeyin..
>
> Halinizden Şikayet etmeyin..
>
> Büyüğünüze emretmeyin..
>
> Boş şeylerde ısrar etmeyin..
>
>
>
> Cahillerle sohbet etmeyin..
>
> Nefesinizi boşa tüketmeyin..
>
> İnsanları bekletmeyin..
>
> Etrafınızı kirletmeyin..
>
>
>
> Kimseye lanet etmeyin..
>
> İmanınızdan şüphe etmeyin..
>
> İnsanları katletmeyin..
>
> Hayatınızı mahvetmeyin..
>
>
>
> Kimseye minnet etmeyin.
>
> İnsanları yüzüne karşı methetmeyin..
>
> Kimseye küfretmeyin..
>
> Kötülüğe meyil etmeyin..
>
>
>
> Malınızı boşa sarf etmeyin..
>
> Kimseye beddua etmeyin..
>
> Sırrınızı açık etmeyin..
>
> Her şeyi merak etmeyin..
>
>
>
> Suçunuzu inkar etmeyin..
>
> Şerefinizi kaybetmeyin..
> Vatanınızı terk etmeyin..
>
>
> EDİN
>
>
>
> İyiliğe niyet edin..
>
> Büyüklere hürmet edin..
>
> Sıkıntıya sabredin..
>
> Aza kanaat edin..
>
>
>
> Sözünüzde sebat edin..
>
> Bildiğinizle amel edin..
>
> Hatanızı kabul edin..
>
> Daima ibadet edin..
>
>
>
> Yaramaz ise def edin..
>
> Varken tasarruf edin..
>
> Alimlerle sohbet edin..
>
> Nefsinizle inat edin..
>
>
>
> Sofranıza davet edin..
>
> Zararlıysa men edin..
>
> Seviyorsanız ifade edin..
>
> Kalpleri fethedin..
>
>
>
> Misafire ikram edin..
>
> Muhtaca yardım edin..
>
> Bilseniz de istişare edin..
>
> Tehlikeye dikkat edin..
>
>
>
> Hakkı teslim edin..
>
> Unutacaksanız kaydedin..
>
> Esirgemeyin lütfedin..
>
> Gariplere merhamet edin..
>
>
>
> Kazanmaya gayret edin..
>
> Müminlere dua edin..
>
> Çalışanı takdir edin..
>
> Başarıyı tebrik edin..
>
>
>
> Mazereti kabul edin..
>
> Her an tevekkül edin..
>
> Hastaları ziyaret edin..
>
> Çocuğunuzu terbiye edin..
>
>
>
> Herkese tebessüm edin..
>
> Güvenseniz de kontrol edin..
>
> İnanmayana ispat edin..
>
> Fakirleri gözetin..
>
>
> Hayır için sarf edin..
>

zülfikar
26-06-2005, 13:34
SNAKE BAR

Doğu Karadeniz de....Biraz uzak ve self servis... :)
Ama ölümcül olabiliyor :gulen:
Detay aşağıda :roll:
BARTIN (İHA) -Ulus İlçesi Kayabaşı Köyü'nde dün gece meydana gelen olayda, ahırdan ses geldiğini duyan Hayretten Karakaşoğlu, ahıra indiğinde, ineğinin karnında üç tane yılan bulunduğunu gördü. Tüfeğini alan Hayrettin Karakaşoğlu, ineğin memesinden akan süt kokusuna geldikleri belirlenen yılanları öldürdü.

Yaşanan bu olay üzerine köyde herkesin tedirgin olduğunu belirten Karakaşoğlu, ''Daha önceleri kapılarımızın önüne kadar yılanlar geliyordu. Ama ilk defa böyle bir olayla karşılaştık. İneklerin sağlık durumunda herhangi bir şey yok. Bir yılanın gelip ineğin memesinden süt içmesi daha önce görülmüş bir olay değil. Bu olaydan sonra köyde panik yaşanıyor'' dedi.
Batı karadeniz o.Benim memleketim oluyorda biraz. :D

zülfikar
26-06-2005, 13:38
Bu adrese girip ortadaki resmi tıkladığınızda insan olmaktan çok utanıyorsunuz. Birşey yapamadığınız içinde büyük üzüntü duyuyorsunuz.
...


İntikam günü olduğuna inanmasak nasıl gezebilirdik bu yeryüzünde.Her sith o gün ektiklerini biçecek.Bunun aynısını kendi cinsine yapan da var. :mad: :hayır:

Ersay
26-06-2005, 18:17
Sevgili arkadaşlar bir sitede okudum sizinle paylaşmak istedim....


Bir Afrikali tarafindan yazilmis .

*Sevgili Beyaz Adam,
*Dogarim, siyahim
*Büyürüm, siyahim
*Güneslenirim, siyahim
* Üsürüm, siyahim
* Korkarim, siyahim
* Hastalanirim siyahim
* Ve ölürüm, hala siyahim

Ve sen Beyaz Adam
* Dogarsin, pembesin
* Büyürsün, beyazsin
* Güneslenirsin, kizarirsin
* Üsürsün,morarirsin
* Korkarsin, sararirsin
* Hastalanirsin, yesilsin
* Ve ölürsün, grisin
Ve hala utanmadan bana renkli dersin...

balaban
26-06-2005, 22:55
Profesör Üstün Dökmen, Hayvan dergisinde yayımlanan röportajında, "Yere
düşen ekmeğin üstüne basan insan görmedim ama yere düşen insanı tekmeleyen
çok kişi gördüm" diyor... Saygılı olmaktaki kusurlarımızı şöyle anlatıyor:
- Birbirimize saygılı olma konusunda 3 tip temel hatamız var...
Avrupa'da yaşayan vatandaşımız, orada yerlere çöp atmıyor ama
Kapıkule'den girer girmez yerlere tükürmeye, çöp atmaya başlıyor. Niye
burada böyle yapıyorsun diye sorulduğunda, herkes böyle yapıyor diyor.
Kendi fikri olmayan insanın duruma göre hareket etmesidir bu.
İkinci hatamız, adama göre davranmamız. Karşımızdaki adam iri yarıysa,
'Buyur Abi', diyoruz, ufak tefekse, 'Ne var lan!' diyoruz. Oysaki,
insanlarin onuru birbirine eşittir.
Üçüncü hata, keyfimize göre davranmak. Keyfimiz yerindeyse eve girerken
'Merhaba millet' diyoruz, değilse surat asıyoruz. Oysa
keyfimiz yerinde olsun olmasın insanlara saygılı davranmak zorundayız.
Diyorum ki, yerdeki ekmeğe saygılı olma konusunda ülkemde mutabakat var,
kimse basamaz, ayağıyla dürtüklemez ya da öper, koyar bir kenara.
Ekmek nimettir kabul, peki insan nimet değil mi?

balaban
26-06-2005, 23:01
Öğrendik ki....
Bir tek insanın bize ''iyi ki varsın'' demesi, varolduğumuz
için mutlu olmamızı sağlar....

Öğrendik ki....
Kibar olmak, haklı olmaktan daha önemlidir.

Öğrendik ki....
Hayat şartları bizi ne kadar ciddi görünmeye zorlasada hepimiz
çılgınlıklarımızı paylaşacak birini arıyoruz....

Öğrendik ki....
Bazen tek ihtiyacımız olan bir el ve bizi anlayacak bir
yürektir.....

Öğrendik ki....
Parayla ''klas insan'' olunmuyor....

Öğrendik ki....
Gün içinde başımıza gelen küçücük şeyler gün sonunda koca bir
mutluluğa dönüşüyor....


Öğrendik ki....
İnkar edip içimizde sakladığımız şeyler gerçekliğini
kaybetmiyor....

Öğrendik ki....
Biriyle dalaştığımızda tek başardığımız onun bize daha çok zarar
vermesini sağlamaktır....

Öğrendik ki....
Her yarayı saran zaman değil sevgidir....


Öğrendik ki....
Çabuk olgunlaşmak için zeki insanlardan çevre edinmek
gerekir.....

Öğrendik ki...
Karşılaştığımız herkes bir gülüşümüzü hak eder.....

Öğrendik ki....
Hiç kimse mükemmel değildir....

Öğrendik ki....
Hayat zorludur ama biz daha zorluyuz....

Öğrendik ki....
Gülümsemek, daha güzel bir görüntüye kavuşmanın bedava
yoludur....

Öğrendik ki....
Hepimiz zirvede olmak istesek de asıl keyif oraya tırmanırken
yaşadıklarımızdır....

Öğrendik ki....
Zamanımız ne kadar azsa yapacak işler o kadar çoktur....

Öğrendik ki....
BİRİNİ NE KADAR ÇOK SEVERSEK HAYAT ONU BİZDEN O KADAR ÇABUK
ALIYOR.....


CAN DÜNDAR

onkel 3
26-06-2005, 23:06
Öğrendik ki....
Bir tek insanın bize ''iyi ki varsın'' demesi, varolduğumuz
için mutlu olmamızı sağlar....

Öğrendik ki....
Kibar olmak, haklı olmaktan daha önemlidir.

Öğrendik ki....
Hayat şartları bizi ne kadar ciddi görünmeye zorlasada hepimiz
çılgınlıklarımızı paylaşacak birini arıyoruz....

Öğrendik ki....
Bazen tek ihtiyacımız olan bir el ve bizi anlayacak bir
yürektir.....

Öğrendik ki....
Parayla ''klas insan'' olunmuyor....

Öğrendik ki....
Gün içinde başımıza gelen küçücük şeyler gün sonunda koca bir
mutluluğa dönüşüyor....


Öğrendik ki....
İnkar edip içimizde sakladığımız şeyler gerçekliğini
kaybetmiyor....

Öğrendik ki....
Biriyle dalaştığımızda tek başardığımız onun bize daha çok zarar
vermesini sağlamaktır....

Öğrendik ki....
Her yarayı saran zaman değil sevgidir....


Öğrendik ki....
Çabuk olgunlaşmak için zeki insanlardan çevre edinmek
gerekir.....

Öğrendik ki...
Karşılaştığımız herkes bir gülüşümüzü hak eder.....

Öğrendik ki....
Hiç kimse mükemmel değildir....

Öğrendik ki....
Hayat zorludur ama biz daha zorluyuz....

Öğrendik ki....
Gülümsemek, daha güzel bir görüntüye kavuşmanın bedava
yoludur....

Öğrendik ki....
Hepimiz zirvede olmak istesek de asıl keyif oraya tırmanırken
yaşadıklarımızdır....

Öğrendik ki....
Zamanımız ne kadar azsa yapacak işler o kadar çoktur....

Öğrendik ki....
BİRİNİ NE KADAR ÇOK SEVERSEK HAYAT ONU BİZDEN O KADAR ÇABUK
ALIYOR.....


CAN DÜNDAR



ÖGRENDIKKI GERCEKTEN ÖGRENMISMIYIZ

balaban
26-06-2005, 23:18
ÖGRENDIKKI GERCEKTEN ÖGRENMISMIYIZ


Bazılarımız öğrense de hepimiz öğrenmedik.

balaban
26-06-2005, 23:41
Bin Aynalı Tapınak
"Hindistan'da yüksek bir dağın doruğuna yapılmış "BİN AYNALI TAPINAK" adlı görkemli bir tapınak vardı.

Günlerden bir gün bir köpek dağa tırmandı, tapınağın merdivenlerinden çıkarak "BİN AYNALI TAPINAK"a girdi.

Tapınağın bin aynalı salonuna geçtiğinde bin tane köpek gördü. Korkarak tüylerini kabarttı; kuyruğunu bacaklarının arasına sıkıştırdı; korkutucu hırıltılar çıkararak dişlerini gösterdi. Ve bin köpek de tüylerini diktiler; kuyruklarını bacaklarının arasına alıp korkunç sesler çıkartıp dişlerini gösterdiler. Köpek paniğe kapılarak tapınaktan kaçtı.

Ve o andan itibaren bütün dünyanın tehlikeli, korkunç köpeklerle dolu olduğuna inandı.

Bir süre sonra bir başka köpek gelip dağa tırmandı. O da tapınağın
merdivenlerinden çıkıp "BİN AYNALI TAPINAK"a girdi.Tapınağın bin aynalı salonuna geldiğinde bin tane köpekle karşılaştı ve çok sevindi: Kuyruğunu salladı; neşeyle oradan oraya zıpladı ve köpekleri oynamaya çağırdı.

Bu köpek tapınaktan çıktığında dünyanın dost ve sevecen köpeklerle dolu olduğuna inanıyordu."

bikmisbroker
27-06-2005, 15:16
Topragi bol olsun Rahmetlinin

severdim

o Deliyi

Barisimiz

zir Deliydi

okka gibi yürek vardi

cünki

onun Arkadasi Essek di

a i ai diyerek bagirirdi..

onun Arkadasi Essek di


topragin bol olsun

Rahmetlimiz...

:cheers: :mod: :cheers:

Sahsen tanirdim, Oglu Dogukan, ve Batikan (ve saygideger esi) ile Baris Manco moda da benim musterimdi..Baris her gelisinde en az 1 saat ayak ustu sohbet ederdik..Surekli yeni projeler ureten tez canli bir BABA idi..

Saci sakali uzun, parmaginda yuzukler, Kolunda bilezikler olmasi sanatciligindan kaynaklanan bir vatanseverdi...

Oldukten sonra en az 1 ay sure ile MODA daki evinin bulundugu mekanda gencler her gece nobet tuttular, gitar esliginde onun sarkilarini soylediler, Turkiyede hic bir sanatciya nasip olmayan bir sekilde duygu yuklu olarak anilan TEK sanatcidir o..

Mekani cennet olsun.. :bravo: :bravo:

balaban
27-06-2005, 23:26
Önyargılı olmak



İki kere düşünün

Bir şeye karar vermeden önce 2 defa düşünün!
Özürlü sekiz çocuğu olan ve frengi hastası hamile bir kadına rastlasaydınız, ona kürtaj olmasını tavsiye eder miydiniz?

Bu sorunun yanıtını vermeden önce lütfen aşağıdaki soruyu okuyun.

Şimdi bir dünya lideri seçme zamanı ve sizin oyunuz da sonucu etkileyecek. İşte üç aday hakkındaki gerçekler:

1. aday: Sahtekar siyasetçilerle işbirliği içinde ve falcılara danışıyor. İki metresi olmuş. Paket paket sigara ve günde 8 ile 10 bardak martini içiyor.
2. aday:İki kere işten atılmış, öğlene kadar uyur. Üniversitedeyken uyuşturucu kullanmış ve her gece 1 litre viski içiyor.
3. aday: Madalya almış bir savaş kahramanı, vejeteryan, sigara içmiyor. Nadiren bira içer ve evlilik dışı hiçbir ilişkisi olmamış.

Tercihiniz bu adaylardan hangisi olurdu?
Önce karar verin, kopya çekmek yok, daha sonra aşağıdaki yanıta bakın lütfen!



























1. aday: Franklin D. Roosevelt
2. aday: Winston Churchill
3. aday: Adolf Hitler

ve bu arada...
Kürtaj sorusuna eğer evet dediyseniz, Beethoven'i öldürdünüz !!!

bikmisbroker
28-06-2005, 02:27
Denizleri seviyorsan, dalgaları da seveceksin

Sevilmek istiyorsan, önce sevmeyi bileceksin

Cenneti de gördüm cehennemi de

Öyle bir aşk yaşadım ki

Tutkuyu da gördüm pes etmeyi de

Bazıları seyrederken hayatı en önden

Kendime bir sahne buldum oynadım

Öyle bir rol vermişler ki

Okudum okudum anlamadım

Kendi kendime konuştum bazen evimde

Hem kızdım hem güldüm halime

Sonra dedim ki 'söz ver kendine'

Denizleri seviyorsan, dalgaları da seveceksin

Sevilmek istiyorsan, önce sevmeyi bileceksin

Uçmayı seviyorsan, düşmeyi de bileceksin

Korkarak yaşıyorsan, yalnızca hayatı seyredersin

Öyle bir hayat yaşadım ki, son yolculukları erken tanıdım

Öyle çok değerliymiş ki zaman

Hep acele etmem bundan; anladım...




F.NIETZSCHE

balaban
28-06-2005, 12:01
Sıcak nemli bir günde evli genç bir kadın koltukta oturmuş, ziyaretine gittiği annesiyle buzlu çay içiyordu. Hayat, evlilik, hayatın yüklediği sorumluluklar ve yetişkinliğin getirdiği yükümlülükler hakkında konuşurlarken, anne bardağındaki buzları düşünceli bir şekilde birbirine tokuşturdu ve dönüp kızına ciddi bir bakış attı.

"Kız arkadaşlarını unutma" diye tavsiyede bulundu, çay yapraklarını bardağın dibine doğru daldırarak "Yaşın ilerledikçe senin için daha önemli olacaklar, kocanı sevsen de, çocuklarını ne kadar çok sevsen de önemi yok, yine de kız arkadaşlarına ihtiyaç duyacaksın. Onlarla şu anda ve daha sonra bir yerlere gitmeyi ihmal etme, onlarla birşeyler yap ve kız arkadaşlarını hatırla onlar sadece arkadaşların değil, senin
kardeşlerin, kızların ve diğer akrabaların aynı zamanda. Diğer kadınlara ihtiyaç
duyacaksın" dedi.

"Ne kadar komik bir öğüt" diye düşündü genç kadın. "Daha yeni evlenmedim mi ? Çift dünyasına yeni katılmadım mı? Artık ben evli kadınım. Tanrı aşkına, yetişkin bir kadınım, kız arkadaşlarına ihtiyaç duyan bir genç kız değilim. Eminim ki kocama ve aileme hayatımı harcamak, ihtiyaç duyduğum tek şey olacak"

Ama annesini dinledi ; kız arkadaşlarıyla iletişim kurmaya devam etti ve her geçen yıl buna daha çok vakit ayırdı. Yıllar geçtikçe , annesinin kendisine dediklerinin ne anlama geldiğini , bildiğini anladı Zaman ve koşullar değiştikçe ve kadın üzerindeki gizemini göstermeye başladıkça, kız arkadaşları, kendi hayatının başlıca dayanağı oldu.
Bu dünyada yıllarca yaşadıktan sonra işte öğrediğim şey :
Zaman geçiyor.
Hayat akıyor.
Mesafe ayırıyor.
Çocuklar büyüyüyor.
Aşk büyüyor ve azalıyor.
Kalpler kırılıyor.
Kariyerler son buluyor.
İşler geliyor ve gidiyor.
Ebeveynler ölüyor.
Erkekler arayacaklarını söyleyip aramıyor.
Ama kız arkadaşlar hep oradalar, aranızda ne kadar zaman ve kaç km olduğu önemli değil. Bir kız arkadaş, hiçbir zaman ona ihtiyaç duyduğunuzdan daha uzak değildir. Yalnızlık vadisinde , yalnız ve kendiniz için yürümeniz gerektiğinde ,kız arkadaşlanız vadinin kenarında sizi alkışlayarak, sizin için dua ederek, sizi çekerek, vadinin sonunda
kollarını açarak sizi bekliyor olacak.Bazen kuralları çiğneyecek ve yanında yürüyecek, ya da içeri gelecek ve seni dışarı taşıyacak. Benim kızım, kız kardeşlerim, annem, görümcelerim, kayınvalidem, teyzelerim, yeğenerim, kuzenlerim, bütün diğer ailem ve arkadaşlarım hayatımı koruyor.

Dünya onlar olmadan aynı olmazdı ve tabi bende.
Kadınlık denen bu maceraya başladığımız zaman, önümüzde uzanan bu inanılmaz sevinçler ve kederler hakkında hiçbir fikrimiz yoktu, birbirimize ne kadar ihtiyaç duyduğumuz hakkında olmadığı gibi. Hergün hala birbirimize ihtiyaç duyuyoruz.

balaban
28-06-2005, 13:15
Hanım kız ne güzel yazmış-alıntı

ANNESINI OZLEYENLERE.....

*.siginma istegi yaratan duygu... annenin kokusunu içine çekmek, boynunun boslugunda hüngür hüngür aglamak istemini beraberinde getirir.. anneyi hatirlatan herhangi bir obje, bir koku, bir olay bunu tetikler. kazik kadar olmussunuzdur, kilometrelerce mesafeye alismis, metinsinizdir.. lakin "anne" kelimesi beyninizde yankilanir, her ne hatirlattiysa sizi saniyesinde 4 yasinda çocuk zekasina indirebilir. sonra istanbul yagmurlari gibi bosalan gözlere ve bas agrisina sahip olursunuz. tarifsiz bir kederdir.

*.anneyi özlemek.. eve gelince koltukta uyuyuşunu, uyandırınca "nörüyonuz?!!" temalı tepkilerini özlemek.. onu mıncıklamayı, peluş bebekmişçesine kurcalamayı, kulağından öpüp gıcık etmeyi özlemek..

çay yapmak amacıyla çaydanlığa su koyup yaklaşık üç saat sonra hatırladığı andaki yüz ifadesini, sonu çoğunlukla "tencere dibin kara" şeklinde biten yemek yapma maceralarını, onunla beraber mutfağa girip de yapılan keki babaya göstermeye utanıp çöpe atmayı; akabinde babanın akşam eve gelip şahane bir tiremisu yapması ile dumur olmayı, rezil rüsva olmayı özlemek..

kredi kartını kızından saklamasını, kaptırınca olağanca savurduğu tehtitlerini, tüm bunların üstüne rüşvet olarak aldığı bir öpücükle susmasını özlemek.. bir şey anlatınca anlamadığı zamanlardaki muzip ama aptal bakışlarını özlemek..ama asla ve asla kavgaları, kavgaların sonundaki ağlamaları zırlamaları özlememek..

*.sarilacak birisinin yaninda olmamasidir anneyi ozlemek, hastalandiginda kimsenin sana onun gibi bakmama halidir anneyi ozlemek, "dunyanin en guzel kizi sensin"i o kadar icten ve tereddutsuz soyleyecek baska birisinin olmamasidir anneyi ozlemek. bir gelsede o guzel yuzunu gorup hasret gidersek, bir cay icip gidersin be melegim dileklerinin bosuna oldugunu bilmektir anneyi ozlemek, yine de bir ucak mesafesinde oldugu tesellisiyle yasayip sayili gunun cabuk gecmesi icin dua etme sebebidir anneyi ozlemek.

*.daha dün kucağında meme aranan, altını pisleten, haydut miniğin biriydiniz. ne çabuk da adam oldunuz? yoksa adam olduğunuzu mu sandınız? hayır, kaç yaşında olursanız olun, ne kadar kavga ederseniz edin, siz onun küçük bebeğisinizdir ve hep öyle kalacaksınızdır. damarlarınızda hissettiğiniz o sevginin eşi benzeri yoktur. 60 yaşına da gelseniz o sıcaklığı özler, ararsınız. bilirsiniz ki kimse sizi anneniz kadar sevemez. sizin de asıl yariniz annenizdir zaten.

*.başa geldiği zaman, kurabiye kokusunun bile gözleri boncuk boncuk doldurmaya yettiği türden bir duygu coşumudur bu. hayatın sıkıcı ve yıpratıcı oduğu dönemlerde daha şiddetli hissedilir, bütün sıkıntılar yalnızca onun omzuna yaslanılınca bitecek, onun dokunuşlarıyla bütün gözyaşları dinecekmiş gibi gelir insana. annedir, uzak kalınamayacak varlıktır, ne kadar özlense yeridir.

*.her gün telefonla konuşsamda yetmez oldu, kokusu burnumda tüter oldu, şimdi olsa yanı başımda kızım diyip sarıp sarmalasa, yanı başıma uzansa, sırf akşam lokantada yediğim kuru fasulyeyi anlattım diye sabah önüme kahvaltı yerine özlemişsindir diyip kuru fasulye koysa...

çok özlüyorum evet, varlığın bana nasıl bir güç veriyorsa, mesafede olsa aramızda yanıbaşımda olduğuna emin olsamda, senin o her zaman korumacı cesur yanın aklımda kalsada, kokunu duymak istiyorum sadece işte...

bazen düşüyorumda ben anneme hiç seni seviyorum demedim ?!? oysa hayatımda varolan ne kadar boş insana söyledim bu sözleri ...

son günlerde daha sık hisseder oldum varlığını, daha çok anlar oldum seni hele ki çocukken ateşli bir hastalığa yakalandığımda sabahlara kadar beklerdin başımda, gözümü araladığımda sen bakardın yalnızca bana, şimdi yine hastayım, yine telefonun bir ucunda yine yanı başımdasın, ben mi üzülme nolur ben sadece üşüttüm...

ben kıyamadığın, sen kıyamadığım...
kokunu çok özledim anne...

*.birlikteyken ne giyeceginizden tutun ne yapacaginiza kadar mutemadi kavgalar ettiginiz (hem de bu kavgalarin onun dusuncelerini degistiremeyecegini bile bile), ayni evde oturuyorken soyle dogruduzgun sohbeti kimbilir kac zamanda bir ettiginiz bir insani ozluyorsaniz, bu kisi ancak anne olabilir. ve anneyi ozlemek duygusunda ozlemle karisik bir hafif pismanlik vardir edilen kavgalara, olasi karsindakini kirmalara dair - ve bu kisim yas ilerledikce artar. o yuzdendir ki yas ilerledikce annenize daha bir yumusak davranmaya baslarsiniz.

ve butun bunlar annenizin calisan anne olmasi dolayisyla yalniz -kreslerde, cocuk bakicilarinin ellerinde bir cocukluk gecirmis olsaniz da gecerliligini kaybetmez. anneyi ozlemek bakidir.

*.doğum gününüzde içinizi acıtan tek histir. kac senedir bu günü meleğinizden ayrı gecirdiğinizi hesaplar içinizi karartırsınız. çünkü gerçekten o anda yanınızda olup size sarılmasını istediğiniz tek varlık odur. işte tam o sırada aslında hayatınızdaki en önemli ve en çok sevdiğiniz insanın anneniz olduğunu, o olmasaydı bu hayatta asla var olamayacağınızı farkeder, geçmişte yaptığınız hatalar için pişmanlık duyarsınız, akabinde telefona sarılıp hemen annenizi arar ve ona şunu dersiniz;

annem, sen benim yaşama sebebimsin

gallax
05-07-2005, 12:55
YANKI


Bir adam ve oğlu ormanda yürüyüş yapıyorlarmış.
Birden oğlan takılıp düşüyor ve canı yanıp “AHHHHH” diye bağırıyor.
İleride bir dağın tepesinden “AHHHHH” diye bir ses duyuyor ve şaşırıyor. Merak ediyor ve “SEN KİMSİN?” diye bağırıyor.
Aldığı cevap “SEN KİMSİN?” oluyor.
Aldığı cevaba kızıp “SEN BİR KORKAKSIN” diye tekrar bağırıyor. Dağdan gelen ses “SEN BİR KORKAKSIN” diye cevap veriyor.
Çocuk babasına dönüp
“BABA NE OLUYOR BÖYLE?” diye soruyor.
“OĞLUM” diyor adam, “DİNLE VE ÖGREN!” ve dağa dönüp “SANA HAYRANIM” diye bağırıyor.
Gelen cevap “SANA HAYRANIM!” oluyor.
Baba tekrar bağırıyor, “SEN MUHTEŞEMSİN!”
Gelen cevap ; “SEN MUHTEŞEMSİN!”
Oğlan çok şaşırıyor, ama halen ne olduğunu anlayamıyor.
Babası açıklamasını yapıyor,
“İnsanlar buna “Yankı” derler, ama aslında bu “Yaşamdır.”

“Yaşam daima sana senin verdiklerini geri verir.
Yaşam yaptığımız davranışların aynasıdır.
Daha fazla sevgi istediğin zaman daha çok sev!
Daha fazla Şefkat istediğinde, daha şefkatli ol!
Saygı istiyorsan insanlara daha çok Saygı duy.
İnsanların sabırlı olmasını istiyorsan sen de daha sabırlı olmayı öğren.
Bu kural yaşamımızın bir parçasıdır, her kesiti için geçerlidir.”


“Yasam bir tesadüf değil, yaptıklarınızın
aynada bir yansımasıdır.”

lutas
05-07-2005, 15:55
Son Akşam Yemeği

Leonardo da Vinci
'Son Akşam Yemeği' isimli resmini yapmayı düşündüğünde
büyük bir güçlükle karşılaştı...
İyi'yi İsa'nin bedeninde,
Kötü'yü de İsa'nın arkadaşı olan
ve son akşam yemeğinde
ona ihanet etmeye karar veren
Yahuda'nın bedeninde tasvir etmek zorundaydı...

Resmi yarım bırakarak
bu iki kişiye model olarak kullanabileceği
birilerini aramaya başladı...
Bir gün bir koronun verdiği konser sırasında
korodakilerden birinin İsa tasvirine çok uyduğunu fark etti...
Onu poz vermesi için atölyesine davet etti,
sayısız taslak ve eskiz çizdi..
Aradan 3 yil geçti.
'Son Akşam Yemeği' neredeyse tamamlanmıştı,
ancak Leonardo da Vinci henüz
Yahuda için kullanacağı modeli bulamamıştı...

Leonardo'nun çalıştığı kilisenin kardinali,
resmi bir an önce bitirmesi için
ressamı sıkıştırmaya başladı...
Günlerce aradıktan sonra Leonardo
vaktinden önce yaşlanmış genç bir adam buldu...
Paçavralar içindeki bu adam
sarhoşluktan kendinden geçmiş bir durumda
kaldırım kenarına yığılmıştı...

Leonardo yardımcılarına a
damı güçlükle de olsa kiliseye taşımalarını söyledi
çünkü artık taslak çizecek zamanı kalmamıştı..
Kiliseye varınca yardımcılar adamı ayağa diktiler.
Zavallı, başına gelenleri anlamamıştı..
Leonardo adamın yüzünde görülen inançsızlığı,
günahı, bencilliği resme geçiriyordu...

Leonardo işini bitirdiğinde,
o zamana kadar sarhoşluğun etkisinden kurtulmuş olan berduş
gözlerini açtı ve bu harika duvar resmini gördü.
Şaşkınlık ve hüzün dolu bir sesle şöyle dedi: '
Ben bu resmi daha önce gördüm'... '
Ne zaman' diye sordu 'Leonardo da Vinci, o da şaşırmıştı.
'Üç yıl önce.. Elimde avucumda olanı kaybetmeden önce.
O sıralarda bir koroda şarkı söylüyordum,
pek çok hayalim vardı,
bir ressam beni İsa'nın yüzü için
modellik yapmak üzere
davet etmişti'...

İyi ve Kötü'nün yüzü aynıdır.
Her şey insanın yoluna ne zaman çıktıklarına bağlıdır...

futbolcu
05-07-2005, 16:07
:bravo: :bravo: :bravo: :bravo: :bravo: :bravo: :bravo: :bravo: :bravo: :kucak: :kucak: :kucak: :kucak: :kucak: :kucak: :kucak: :kucak:

lutas
05-07-2005, 16:16
İnsanoğlunun değeri bir kesirle ifade edilecek olursa;

payı gerçek kişiliğini gösterir,
paydası da kendisini ne zannettiğini,
payda büyüdükçe kesrin değeri küçülür.


Ne güzel demiş değil mi dostum...

lutas
07-07-2005, 12:07
Yıkıverin birinin üstüne...

Ben bayılıyorum bu çözümlere...
Mesela, bizim Balkan harbinden kalma,
dandik vagonlara 160 kilometre hız yaptırdılar.
İlk virajda sizlere ömür.
Kimin üstüne kaldı?
Makinist'in...

Mersin'de bayrağımız yakıldı, yırtıldı.
Askere taş attılar, panzere Molotof.
Memleket ayağa kalktı.
Kimin yüzündenmiş?
İki veled...

Gelene geçene ayran tost falan satan,
kendi halinde sakin bir kasabaydı,
Susurluk.
İçişleri Bakanlığı, MİT, Jitem, generaller,
özel tim polisleri,
kumarhaneciler, bakanlar,
milletvekilleri, işadamları.
Nerdeyse bin kişi yargılandı.
Herşey kimin başının altından çıkmış?
Yeşil'in...

Deprem oldu.
7 vilayette 50 bin kişi öldü.
Binlerce bina yıkıldı,onbinleri ağır hasarlı.
Hepsinin sorumlusu olarak kimi
kulağından tutup
hapse tıktık?
Veli Göçer'i...

Edirne'de bebeler şakır şakır öldü.
Hiç utanmadan bisküvi kolilerine
koyup, gömdüler.
"Araştırdık, ihmal yok" dediler.
Peki neden öldü bu yavrular?
Klima'dan.
Dikkat isterim, klimacı bile değil,
klima...

Rakıdan öldük.
O gün ile bu gün arasında ne değişti?
Kapağın rengi...

Sanal "sorumlumuz" bile var.
Yollarda hergün 20 insanımız heba oluyor.
Trafik Canavarı'ndan...

Dolar patlarsa?
Enflasyon Canavarı'ndan...

Hatta "sorumlu olmayan sorumlumuz" da var...
Milli takım oynayıp yeniliyor.
Suçlusu kim?
Takıma alınmayan
Hakan...

Domatesleri Ruslara kakalayamıyoruz.
Sinekten...

Deli dana geliyor.
İnekten...

Millet hormonlu diye tavuk yemiyor.
Erman Toroğlu'ndan...

Evleri su basıyor.
Yağmurdan...

Ormanlar yanıyor.
Sigaradan...

Gemi batıyor.
Dalgadan...

İyi de kardeşim, uçak neden düşüyor?
Rahmetli pilottan...

Peki bu şartlarda hayatta kalmayı nasıl başarıyoruz?
Allah'tan...



YILMAZ ÖZDİL

gallax
07-07-2005, 15:15
YAŞAMAYA VARMISIN ?


Güneşin o ilk doğuş anına en son ne zaman tanık oldun insanoğlu? Taptaze ışıklarının tüm vücuduna yayılmasını ne zaman izledin kendinde? Bir sonbahar sabahı o ılıklığı ne zaman hissettin yüreğinde?
Bizler aslında bize her günün bir lütuf olduğunu anlamayacak kadar duyarsız bir şekilde geçip gidiyoruz bu hayattan. Hanginiz sabah gözünü açtığında şunu dünyaya tekrarlıyor: "Bugün özel bir gün çünkü ben bugün de yaşıyorum. Gözlerim açık, ilk nefesimi bilinçli bir şekilde çektim içime. Bu bir ayrıcalık! Bugün özel bir gün, evet, bugün bana bir gün daha yaşama şansı verildi..."
İnsan yaşamında ne sorunlar var ama biz o kazağı alamadık diye bütün günü o güzelim ruhumuza ve bedenimize azap çektirmekle geçiriyoruz veya sevgilimiz sevgimizin yüceliğini anlamadı diye kahroluyoruz veya sular kesildi diye, hava soğudu diye bütün gün kendimize ve sevdiklerimize surat asıyoruz.
Bir de şöyle düşünelim: Siz başlı başına bir yaşamsınız ve hayatta telâfi edilemeyecek tek şey ölümdür. Sular elbette gelecektir. Soğuk hava için biraz daha sıkı giyinebiliriz. Sevgiliniz sizi anlamıyorsa aslında sevdanıza layık olmadığını pekalâ algılayabilirsin...
Peki, bu hayata ne zaman gülümseyeceksin? Ne zaman kendin için bir şeyler yapacaksın? En sevdiğin çiçeği neden hâlâ başkalarından bekliyorsun? Bugün kendine niye o çiçeği almıyorsun? Neden miskinliğinden bir sabah ödün verip de doğanın uyanışına kendini şahit etmiyorsun? Unutma ki bu hayatı güzelleştirecek olan da, çekilmez hale getirecek olan da sensin. Sakın başkalarını suçlama...
Haydi artık her sabah yüreğine kocaman gülümsemelerle dolu bir nefes çek ve bütün gün verdiğin her nefesin içine bu gülümsemelerden katarak etrafındaki tüm canlı varlıkları varlığından haberdar et.
Hayata öylesine gelme ve de öylesine gitme. Unutma ki bir ağacın gövdesine sarıldığında onun kalp atışlarını duyabilecek kadar duyarlı yaşamak senin elinde.
Her ne olursa olsun, tanı veya tanıma ama günaydınını ve gülümsemeni hiçbir canlıdan eksik etme.
Unutma sen bu dünyada başlı başına bir yaşamsın ve bu yüzden bile varlığın çok özel.

balaban
09-07-2005, 11:42
İki Gezgin Melek, geceyi geçirmek için oldukça varlıklı bir ailenin evinin kapısını çalmışlar.

Aile, pek kaba bir üslupla,meleklere yatacak yer olarak koca malikanenin konuk odalarından birini vermek yerine, soğuk bodrumundaki küçük bir köşeyi göstermiş. Melekler buz gibi odanın soğuk ve sert zemininde kendilerine yatacak bir yer hazırlamaya çalışırken, Yaşlı Melek duvarda bir delik görmüş ve kalkıp deliği onarmaya girişmiş.

Genç Melek, Yaşlı Meleğe bu hareketinin nedenini sorunca, Yaşlı Melek hafifçe gülümsemiş: Herşey, her zaman, göründüğü gibi değildir...

Sabah malikaneden ayrılan melekler, gece bastırınca bir kez daha kalacak yer bulmak umuduyla, bu defa çok fakir bir çiftçi ailesinin kapısını çalmışlar.

Son derece misafirperver olan fakir karı koca, sofralarında ne var ne yoksa meleklerle paylaştıktan sonra, onlara rahatça uyumaları için kendi yataklarını vererek yanlarından ayrılmışlar. Sabah güneş doğduğunda, melekler zavallı karı kocayı gözyaşları içinde bulmuşlar: Yegane geçim kaynakları olan tek inek de tarlalarının ortasında cansız yatmaktaymış.

Genç Melek bu sefer iyice öfkelenerek Yaşlı Meleğe isyan etmiş: Bunun olmasına nasıl izin verebildin ?! O varlıklı kaba adamın herşeyi vardı ama sen kalktın ona yine de yardım ettin. Bu iyi yürekli fakir ailenin ise o tek inekten başka hiçbir şeyleri yoktu; buna rağmen onu bile paylaşmaya gönüllü oldular. Ama sen o ineği de yitirmelerine izin
verdin!?

Bunun üzerine Yaşlı Melek, Genç Meleğe dönerek şu cevabı vermiş: Herşey, her zaman, göründüğü gibi değildir. O zengin malikanenin bodrumunda kaldığıımız gece, duvardaki deliğin dibinde külçe külçe altın saklı olduğunu farkettim. Malikanenin sahibi bu kadar açgözlü olduğu için ve kendisine verilmiş şans sayesinde edindiği zenginliğin bir parçasını bile paylaşmaya yanaşmadığı için, ben de o deliği öyle bir kapatıp mühürledim ki artık arayıp bulsa da açamaz. Ve devam etmiş: Sonra, dün gece biz çiftçi ailesinin yatağında uyurken, Ölüm Meleğinin o çiftçinin karısını almaya geldiğini gördüm. Ben de onun yerine Ölüm Meleğine ineği verdim.Yaşlı Melek, gülümseyerek bir kez daha eklemiş: Herşey, her zaman, göründüğü gibi değildir. Bazen, işler istediğimiz gibi sonuçlanmadığında, aslında bizim de başımıza gelen tam da budur işte.

Eğer inanıyorsanız, yapmanız gereken şey sadece, her sonucun her zaman sizin lehinize olduğuna güvenmektir.

Bunun böyle olduğunu, ancak belirli bir zaman sonra öğrenebilecek olsanız bile Bazı insanlar, Hayatımıza girerler Ve çabucak çıkarlar.. Bazıları ise, Dostumuz olur Ve bir süre orada kalırlar.. Yüreklerimizde O güzel izlerini bırakarak.. Ve bu, İyi bir dost kazandığımız için, Bir daha asla eskisi gibi olmayacağız demektir! Dün, tarih oldu.
Yarın, bir gizemdir. Bugün ise bir armağan
Bence bu çok özel bir şey .... her anı doyasıya yaşayın ve tadını çıkarmaya bakın ... Hayat, bir kostümlü prova değildir!

balaban
09-07-2005, 12:10
BİRAZ UZUN BİR YAZI, ÜŞENMEYİN OKUYUN DERİM


ARADA BiR ÇOK BUNALDIĞINIZDA ...

Bir zamanlar bir psikoloji kitabında okuduğum bir bölüm
vardı...

Hayatın ve getirilerinin kıymetini anlamak için tavsiye
edilen bir metod
vardı içinde..
Deniyordu ki; "arada bir, çok bunaldığınızda, hayatın
sizin için çekilmez
hale geldiğini düşündüğünüzde kendinize 10 dakika ayırın
ve kendi cenaze
töreninizi düşünün"...
Cümleyi ilk okuduğumda çarpılmıştım...
Ben girişin akabinde pozitif bir gelişme ve tavsiye
bekliyordum...
Ama " kendi ölümümüzü ve cenazemizi " düşünmemiz tavsiye
ediliyordu...
Tüylerim diken diken oldu ve yazarın saçmaladığını
düşündüm o an...
Ama önyargı düşmanı biri olarak okumaya devam ettim...
Diyordu ki; " bunları düşündüğünüzde dünyadaki yerinizi,
dünyayı
terkettiğinizde oluşacak boşluğu, sevdikleriniz ve sizi
sevenler için
öneminizi anlayacaksınız... özellikle insanların
sizin için neler söyleyeceklerini, onlar için ne ifade
ettiğinizi
hissetmeye çalışın...
O andan geriye dönme şansınız olmadığını, hayat denen
kredinizin
bittiğini
ve onlara yanıt verme şansınız olmadığını düşünün...

Tekrar sarılma, bir kez daha öpme ihtimalinizin bittiğini
hissedin...
Dünyadaki küslüklerin, ayrılıkların, kavgaların yanında bu
acının ve geri
dönülmezliğin korkunç çaresizliğini yaşayın...
Bırakın canınız yansın, bırakın alevler içinde kavrulsun
tüm ruhunuz...
Orada, o musalla taşında düşünün kendinizi...
Seyredin şu an çevrenizde olanların yüz ifadelerini...
Akıllarından ve yüreklerinden geçen cümleleri hayal
edin...

Kitaba devam etmeden bıraktım kenara ve gözlerimi kapatıp
aynen düşünmeye
başladım... Eşimi, oğlumu, annemi, babamı, kardeşlerimi ve
diğer tüm
çevremi oturttum tek tek kendi cenaze törenimdeki
yerlerine... birer
birer
yerleştirdim tabutumun çevresine hepsini...hayatımda çok
nadir bu kadar
canım yanmıştı... görüyordum işte "babaaaa..." diye
ağlayan biricik
oğlumu...
Eşim kucağında "ağlayan emanetimle" ayakta durmaya
çalışıyordu
perperişan...
Koca çınar babacığım, belli belirsiz dualar okuyordu, o
gözümden hala
gitmeyen vakur uruşuyla... Annem, ciğerinden bir parça
canlı canlı
koparılmış gibi hem içine hem dışına akıtıyordu
gözyaşlarını...
Kardeşlerim, akrabalarım "çok erken gitti, doyamadı
oğluna.."diyordu
acıyan
ses tonlarıyla... Ve dostlarım... Onlar da şaşkındı...
Bazısı "daha dün
birlikteydik, nasıl olur.." diyordu... Bunları seyredip
onlara "hayır
ölmedim, burdayım.." demek istedim hayal olduğunu
unutup... Sonra anladım
yazarın ne demek istediğini daha devamını okumadan
kitabın...

Farkındalık önemli bir kavramdır psikolojide...
Belki de hiç aklımıza gelmeyen ve gelmeyecek bir
farkındalığı göstermek
istemişti yazar...
Kitabı okumaya ne gücüm kalmıştı, ne de isteğim...
Almam gereken dersi ve mesajı almıştım... Şimdi ne kitabın
adını ne de
yazarı hatırlamıyorum...
Şu an bunları yazarken bile çok kötü oldum... Bu olayda
tek farkındalık
da
yok üstelik... Biraz kendime geldikten sonra devam ettim
hayatımın en zor
hayaline... Sırada çevremdekilerin ölümümün akabinde neler
söyleyecekleri
vardı... Usulen ve nezaketen söylenenlerin dışında...
Onlarda bıraktığım
izleri, yaşananları ve yaşanamayanları elden geçirerek ben

konuşturacaktım
hayalimde...İçlerini okuyacaktım, senaryo bana ait
olarak...
Yaşarken neler yazmıştım, ölümümle neler okuyacaktım...
Gerçek duygularıydı ulaşmaya çalıştığım, ölüm acısının
etkisiyle girilen
duygusal mod değildi, deşifre etmem gereken metin...
Canım oğlumun söyleyecek çok şeyi yoktu...Özleyecekti,
yokluğumu
hissedecekti, ağlayacaktı aklına geldikçe... Belki ölümün
ne anlama
geldiğini hissedecek yaşa gelinceye kadar sıradan bir
üzüntünün ötesine
geçmeyecekti duyguları...
Ama hayal bu ya, 18-20 yaşına getirdim 2 saniyede
oğlumu... "hayal –
meyal
hatırlıyorum be baba seni... Keşke şimdi yaşıyor olsaydın
da erkek erkeğe
sohbet etseydik seninle... Bak mezuniyet törenimde de
babasızdım...
Askere
giderken kimin elini öpeceğim senin yerine..."diyecek canı
yanarak bir
köşede...
Sevgili eşim... Benim muhteşem hatunum... Nasıl dayanır
bensizliğe ?...
O ki, benim için herşeyini feda edip koşmuştu bana...
Hayatının tek adamı
şimdi toprak olacaktı... Bir daha " Seni seviyorum "
diyemeyecekti... Bir
daha hevesle açamayacaktı çalan kapıyı... Ve her gelen
gece bensizliğini
haykıracaktı yüzüne... Her sabah da bensiz başlayacaktı
koca gün...
Tek cümlesi takıldı o an içime; " Oyunbozanlık yaptın be
böceğim, hani
beraber ölecektik ?..."
Babam-annem, o bugüne kadar evlat olarak mutlu edecek
hiçbir şey
yapamamanın acısıyla kahrolduğum güzel insanlar...
Helaldi şüphesiz hakları...Bilerek hiç kırmamıştım
onları... Üzerine
titredikleri evlatları onlardan önce göçmüştü işte
önlerinde ve dualarına
muhtaçtım....Kaç anne ve babanın çekebileceği bir acıydı
ki evladının
cenazesinde bulunmak... Herhalde insanın uzun yaşadığına
üzüldüğü nadir
anlardan olsa gerek...

Diğerlerine geçmiyorum... Bu yazıyı şu an yazıp sizlerle
paylaştığıma
gore
"diğerlerine" artık sizler de dahilsiniz...
Düşünün, birgün bir mail ulaşıyor mail-box`ınıza "ölmüş"
diye...
Sizler kimbilir neler düşünür ve yazardınız...
Eşim şu an yanımda ağlıyor, sanki gerçekmiş gibi...
Oysa ki yazarın amacı " Yaşamanın ve hala nefes alıyor
almanın kıymetini
"
göstermekti...Benim de öyle...Lafı çok uzattım
farkındayım...Ama hayat
dediğimiz çözümü zor süreç 2 satırla özetlenemeyecek kadar
girintili
çıkıntılı...
Ben o gün kurduğum o hayalle, canımın tüm yanmasına rağmen
YENİDEN
DOĞDUM...
Bilgisayar diliyle "format attım hayatıma"...
Sahip olduklarımın farkına vardım ve hala nefes alıyor
olduğum için
şükrettim...
Gözlerimi açtığım anda o kötü ve acı sahne bitmiş, oyun
perde demişti...
Peki ya hayal değil de,gerçek olsaydı ve perde bir daha
açılmamak üzere
kapansaydı...
İşte bu final bu yazıyı buraya kadar okumanıza değmiş
olmalı...


CAN DÜNDAR

ŞahMat
09-07-2005, 12:21
Sn Balaban tesekkurler.
Bende cok sIkIsIrsam tabuta koyardim kendimi, bir de oyle bakarim meseleye..
fakat bu takinti haline gelirse yani her yenilgide, sIkIntIda kacarsak, basarilara imza atmak icin kasmamiz gereken yerde insani rahatliga yonelten bu yaklasimla sorunlarin ustesinde gelemez, bosveririz ve boylelikle hep kaybetmek ile ya da yerinde sayma ile karsiya karsiya kalabiliriz tabiyatiyla.. kararinda eyvalla..

gallax
10-07-2005, 16:12
Bir Tuğla

Genç ve basarili bir yönetici, yeni Jaguar'iyla bir mahalleden
hızlı bir şekilde geçiyordu. Parketmis arabaların arasından
yola aniden çıkabilecek çocuklara dikkat ediyordu ve bir şey
gördüğünü sanarak yavaşladı. Arabayla caddeden yavaşça
geçerken hiç bir çocuk göremedi fakat, arabasının kapısına
bir tuğla atıldığını far ketti. Aniden arabasını durdurarak
tuğlanın fırlatıldığı yere geri dondu.

Arabadan indi, orada bulunan küçük bir çocuğu tuttu ve onu
Parketmis bir arabaya doğru iterek bağırmaya başladı.

'' Bunu neden yaptın? Sen de kimsin, ne yaptığının farkında misin?''.

iyice sinirlenerek devam etti:

'' Bu yeni bir araba ve atmış oldu¿un bu tuğla bana çok pahalıya mal olacak. Bunu neden yaptın?'

çocuk yalvararak cevap verdi: '

' Lütfen efendim. çok üzgünüm ama başka ne yapabilirdim bilmiyordum.
Eğer tuğlayı fırlatmasaydım kimse durmazdı''

Parketmis bir arabanın arkasına işaret ederken çocuğun gözyaşları çenesine süzülüyordu.

''Ağabeyim kaldırımın kenarından yuvarlandı ve tekerlekli sandalyesinden düştü, ben onu kaldıramıyorum. Lütfen onu tekerlekli sandalyesine oturtmam için bana yardim eder misiniz? Benim için çok ağır.''

Bu durumdan son derece duygulanan Genç yönetici, boğazında büyüyen yumruyu zar zor da olsa yutkundu. Yerdeki Genç adamı kaldırarak, tekerlekli sandalyeye geri oturttu. Mendiliyle, çizik ve yaraları sildi ve Genç adamın ciddi bir yarası olup olmadığını kontrol etti. küçük çocuk Genç yöneticiye dönerek

'' teşekkür ederim efendim, Tanrı sizden razı olsun'' dedi.

Genç yönetici, küçük çocuğun, ağabeyini kaldırımdan evine doğru götürmesini izledi. Bulunduğu yerden arabasına geri dönmesi oldukça uzun sürmüştü. Uzun ve yavaş bir yürüyüştü.

Genç yönetici, kapıyı hiç tamir ettirmedi. Kapıda oluşan çöküntüyü hayatini birisinin kendisine tuğla atmasını gerektirecek kadar hızlı yaşamaması gerektiğini hatırlatması için öylece bıraktı. . . .

Allah, ruhunuza fısıldar ve kalbinize konuşur. :süzgün: Bazen, dinleyecek kadar zamanınız olmadığında ise, size bir tuğla fırlatır. İster fısıltıyı, ister tuğlayı dinleyin. :düsün: Bu sizin tercihiniz. ! :tamam:

balaban
10-07-2005, 22:55
Hikaye Turgut Özakman'nın "Şu Çılgın Türkler" adlı kitabından
alınmıştır.

Olay 1920 yılında işgal altında İstanbul'da, Ankara'ya para yardımı
yaparken geçer.
Sabah İstanbullular, Kızılay'ın çağrısına uyarak para yardımı yapmak
üzere gazetelerde sıraya girdi. İleri gazetesinin dar iderhanesine
sığmayanların büyük bir kısmı, dışarda kalmıştı.
Kaldırımın sonunda bir işgal devriyesi göründü. Düzenli adımlarla
yaklaşmaya başladı. İşgal askerlerine, her zaman kenara çekilerek yol
veren İstanbullular, bu sefer kıllarını bile kıpırdatmadılar. Devriye
kolu, kalabalığın arasından geçmeyi göze alamadı, yola inerek geçip
gitti.
İçerde, daha afyonu patlamamış olan huysuz idare memuru, bir deftere,
söylene söylene, bağış yapanların adını ve bağış miktarını yazıyordu.
"Kahveci Ali, 100 kuruş"
"Eskici Yusuf, 50 kuruş"
"Hallaç Asım, 75 kuruş"
"Bakkal Ahmet, 100 kuruş"
"Terlikçi Adem, 200 kuruş"
Sırada, küçük cılız bir oğlan vardı. Bir önceki bağışçının çocuğu
sanan memur, öfkeyle, yürüyüp yol vermesi için işaret etti. Ama çocuk
yürümedi, büyük bir ciddiyetle, bütün servetini çıplak masanın
üzerine bıraktı:
"Hasan, 5 kuruş"
Suratsız idare memuru birdenbire gözleri doldu. Ağladığını
göstermemek için yüzünü, kocaman mendilinin arkasına saklayarak
gürültü ile burunu sildi.

balaban
10-07-2005, 23:17
Adam yeni kamyonuna bakmak icin evinden ciktiginda, uc yasindaki oglunun gayet mutlu bir bicimde elindeki cekicle, kamyonunun kaportasini mahvettigini gormus. Hemen oglunun yanina kosmus ve cocugun eline cekicle vurmaya baslamis. Biraz sakinlesince olgunu hemen hastaneye goturmus.

Doktor cocugun kirilan kemiklerini kurtarmaya calistiysa da, elinden birsey gelmemis ve cocugun iki elinin parmaklanni kesmek zorunda kalmis.

Cocuk ameliyattan cikip, gozlerini actiginda, bandajli ellerini farketmis ve gayet masum bir ifadeyle,

"Babacigim, kamyonuna zarar verdigim icin cok uzgunum," demis ve sonra babasina su soruyu sormus:

Parmaklanm ne zaman yeniden cikacak?"
Babasi eve donmus ve intihar etmis.

Birisi masaya sut doktugunde ya da bir bebegin agladigini isittiginizde bu oykuyu animsayin. Cok sevdiginiz birine karsi sabrinizi yitirdiginizi anladiginizda, once biraz dusunun. Kamyonlar onarilabilir, ama kirilan kemikler ve incinen duygular hicbir zaman
onarilamaz; Genellikle kisiyle performansi arasindaki farki goremeyiz. Insan hata
yapar. Hepimiz hata yapariz. Fakat ofkeyle ve dusunmeden yapilan seyler, insani sonsuza kadar rahatsiz eder. Durun ve dusunun.

Harekete gecmeden once dusunun. Sabirli olun. Anlayis gosterin ve sevin.

TAVUK SUYUNA CORBA adli kitaptan

balaban
11-07-2005, 22:22
Şeytan

Bir gün şeytan büyük bahçeli, koskoca bir malikaneye
girmiş.Merdivenleri çıkmış. Bir kuzu görmüş.Kuzunun
boynunda bir ip varmış. Şeytan ipi çıkarmadan sadece
biraz gevşetmiş.Kuzu ipin gevşemesiyle hareket etmeye
başlamış ve malikanenin önünde bulunan aynayı görmüş.
şaşırınca bir hamle yapıp aynayı kırmış.
Çıkan gürültüye evin hizmetçisi gelmiş.
"Sen ne yaptın? Ben şimdi burayı nasıl temizliyeceğim.
Evin beyi bunu duyunca kesin beni kovar," demiş ve
kuzuya bir tekme atmış.Kuzu merdivenlerden düşünce ip
yetmemiş ve kuzunun boynunu kesip onu öldürmış.
Bu sırada evin uşağı gelmiş.Neler olduğunu sormuş.
Kadın anlatınca "Bunu nasıl yaparsın? Bey şimdi
ikimizi de kovacak.O kuzu onun için çok değerliydi."
demiş.Ve hafifçe kadını itmiş.
Kadın dengesini kaybetmiş ve merdivenlerden düşüp
boynunu kırmış.Sesi duyunca evin hanımı
gelmiş.Olanları
öğrenince sinirlenmiş.
Tam uşağı dövmek için usağa yaklaşırken uşak "Lütfen
beni bağışlayın ve beni kovmayın" diyerek diz çökmüş.
Uşağın üstüne hızla gelen kadın ise ona çarpıp
merdivenlerden yuvarlanmış ve ölmüş.Evin beyi gelip de
olanları dinleyince belinden silahı çekip uşağı
vurmuş.
Sonra kendi kendine "Eyvah ben ne yaptım? Bir kuzu,
aynanın kırılması ve sevmedigim karım için elimi kana
bulamaya, katil olmaya değer miydi?"demiş ve silahı
çekip bir kurşun da kendine sıkmış?.
Bütün bu olanları bir kenardan izleyen şeytansa
sırıtarak "Ben hiç birşey yapmadım ki. Sadece acıyarak
kuzunun boynundaki ipi gevşettim, o kadar..." demiş.

semerkandi
12-07-2005, 01:03
amin ağzına sağlık
sevgili bıkmış

saygılarımla

balaban
12-07-2005, 23:12
Sevginin ne olduğunu bile bilmiyoruz. İnşallah ilerde bir gün öğreniriz. Hayat şartlarından mı nedir her şeyi şarta bağlamışız.

EĞER, ŞAYET, LAKİN

Birbirinin aynıymış gibi üç kelime. Oysa değil işte, aynı değil ve aynı; taşıdıkları mutsuzluk ifade adına.
Seni seviyorum, eğer beni terk etmezsen. Seni seviyorum, şayet beni aldatmazsan. Seni seviyorum, lakin işimi de seviyorum. İstediğin oyuncağı alacağım eğer tabağındaki yemeği bitirirsen. Senin için o adamı arayıp iş isteyeceğim, şayet sen de bana kırmızı
kazağını verirsen. Sana hayranım, lakin saç modelini sevmiyorum, değiştirmelisin vs…
Kimbilir kaç kez kuruluyor buna benzer cümleler gün boyunca. Kaç kez duyuyor ve kaç kez söylüyoruz.

Nicedir uzak kaldık şartsız ve koşulsuz sevgi cümlelerinden.

Seni seviyorum. Sadece sen olduğun için. Gürültülü kahkahan, dağınıklığın, iştahın, sabah huysuzluğun, savrukluğun, küsmene rağmen. Seni seviyorum. Sen de
beni sev diye değil. Seni çok seviyorum, o kadar çok seviyorum ki yanımda mutsuzsan eğer, benden uzakta mutlu ol, diyebilecek kadar.

Ne varsa seninle ve senin sesinle, ne varsa elde kalan, paylaşarak. Eğer bir gün
gitsen de, şayet beni benim sevdiğim gibi sevmesen de seviyorum. Lakin, gitmeni hiç ama hiç istemiyorum….

Alıntı

zülfikar
12-07-2005, 23:59
efendim :eek: :eek:
;)
:D

lutas
13-07-2005, 01:25
Sevginin ne olduğunu bile bilmiyoruz.
İnşallah ilerde bir gün öğreniriz.
Nicedir uzak kaldık şartsız ve koşulsuz sevgi cümlelerinden.
Seni seviyorum. Sadece sen olduğun için.
Gürültülü kahkahan, dağınıklığın, iştahın,
sabah huysuzluğun, savrukluğun, küsmene rağmen.
Seni seviyorum.
Sen de beni sev diye değil.
Seni çok seviyorum,
o kadar çok seviyorum ki yanımda mutsuzsan eğer,
benden uzakta mutlu ol,
diyebilecek kadar.


Böyle sevgi kalmış mı?
Herşeye rağmen...

balaban
14-07-2005, 22:47
Carnegie'den DOST KAZANMA SANATI
INSANLARI YONETMEDE TEMEL TEKNIKLER

Elestirmeyin, suclamayin, sikayet etmeyin!
Icten ve durust takdirlerinizi esirgemeyin!
Karsinizdaki kiside is yapma istegi uyandirin!

INSANLARA KENDINIZI SEVDIRMENIN 6 YOLU

Baskalariyla ictenlikle ilgilenin!
Gulumseyin!
Herkes kendi adinin her dildeki en tatli ve en onemli sozcuk olduguna inanir! Bunu unutmayin!
Iyi bir dinleyici olun! Karsinizdakini kendisi hakkinda konusmaya yonlendirin!
Karsinizdakinin ilgisini cekecek konulardan bahsedin!
Karsinizdakinin kendisini onemli hissetmesini saglayin ve bunu ictenlikle yapin!

INSANLARI SIZIN GIBI DUSUNMEYE YONELTMEK
Tartismadan en iyi sonucu almanin tek yolu tartismadan sakinmaktir!
Baskal a rinin goruslerine saygi duyun! Kimseye “yaniliyorsun” demeyin!
Yaniliyorsaniz, vakit gecirmeden bunu ictenlikle ortaya koyun!
Soze dostca baslayin!
Karsinizdakinin “Evet” demesini saglayin !
Birakin konusmanin cogunu karsinizdaki yapsin!
Birakin, karsinizdaki kisi fikrin kendisine ait oldugunu dusunsun!
Olaylari karsinizdakinin bakis acisindan gormeyi deneyin! Bunu durustce ve ictenlikle yapin!
Karsinizdaki insanin duygu ve dusuncelerine anlayis gosterin!
Insanlarin soylu gudulerine seslenin!
Dusuncelerinizi sunarken ”Gosteri Sanati”nin gucunu unutmayin!
Insanlara mucadele zevki verin!

ONCU OLABILMEK; GUCENDIRIP KIZDIRMADAN INSANLARI DEGISTIRMENIN YOLLARI
Soze overek ve durustce takdir ederek baslayin!
Insanlara yanlislarini dolayli yoldan anlatin!
Karsinizdakini elestirmeden once kendi yanlislarinizdan soz edin!
Dogrudan emretmek yerine oneriler getirin!
Kimsenin ayibini yuzune vurmayin!

balaban
25-07-2005, 20:15
Philip E. Humbert adlı bir psikiyatri profesörü, "İnsanlara mutlu yaşamın anahtarını 10 kuralda toplayacak olsam, hangi deyişleri seçerdim" diye kapsamlı bir çalışma sonrası bir liste çıkartmış.


1. Kendini tanı. (Sokrat)
Kendi içinde yolculuk yap. Günlük tut. Kalbin, gönlün, vicdanın ne diyor? Neyi öne çıkartıyor? Dünyaya bilinçli bakmanın yolu başta bu iç yolculuktan geçiyor.


2. Olduğun gibi görün ya da göründüğün gibi ol. (Mevlâna) Dürüst ol, adil ol, hakça düşün. İçinden gelen sesin öne çıkardığı değerleri koru. Hayatta birşeyleri korumak için ayakta kalmazsan her şey seni düşürür.


3. En yukarda aşk var. (Aziz Paul)
Sesi müziğe dönüştüren aşktır. Aşk olmazsa, sevgi ilişkileri yoksa, ihtimam eksikse hayatın kuru bir daldan farkı kalmaz.


4. Dünyayı hayal gücü döndürür. (Albert Einstein)
Yaptığımız her şey hayal kurarak başlar. Hayat -herkes için- hayalleri gerçekleştirmek ve yapabileceğinin en iyisi, olabileceğinin en güzeli peşinde gitmektir. Bobby Kennedy nin sözü gibi: Diğerleri dünyaya bakıyor ve "Neden" diye soruyor. Ben bambaşka bir dünya düşünüyor ve "Neden olmasın" diye soruyorum


5. Fazla güzellik göz çıkarmaz. (Mae West)
Güzel hayat doya doya yaşanır. Mutluluk paylaşılır, hayatı sevme hissi coşkuyla beraber gelir. Ruhun müziğinde "Haydi bastır, göster kendini" temposu vardır. Kibir değil, çoşku!


6. Fırsatlar yakalandıkça çoğalır. (Sun Tzu)
Başarı cesaret ister, başlangıçtaki cesaret sonradan inanca dönüşür. İnanç insanlığa daha iyi hizmet arzusuna dönüştüğünde fırsatlar yelpazesi yukarı bir seviyede tekrar açılır.


7. Ya yap ya yapma. Denemek yok! (Yoda - Yıldız Savaşları)
Hayat seri hareket, karar ve kararlılık gerektirir. Tereddütte kalanlar geride kalır. Hayatın üstüne gitmezseniz hayat sizin üstünüze gelir.


8. Mükemmellik, ekleyecek bir şey kalmadığında değil, alınacak bir şey kalmadığında oluşur. (Antoine de St.Exupery)
Hayatınızı basitleştirin. Basite indirge, indirge, bir kere daha indirge... O zaman ne kalıyor, ona bak. İstekler listenizi kısa tutun. Kısa tutun ki fokus edebilesiniz. Güneş ışığına büyüteç tutmak gibi, odaklamazsanız hayatı yakamazsınız.


9. Kabiliyet yoksa sanatçı olmaz, ama çalışılmadıkça kabiliyet hiç bir işe yaramaz. (Emile Zola)
Ancak akıllı, bilinçli ve odağı şaşmayan çabalar sonrası olası potansiyelin yapabilecekleri gerçekleşir. Elması yontmadıkça elinizde sadece bir taş parçası vardır.


10. Hayatı yaşamanın iki yolu var. Biri hiçbir şey mucize değilmiş gibi yaşamak... Diğeri herşey mucizeymiş gibi yaşamak. (Albert Einstein)
Şükretmeyi unutmamak gerek!

balaban
27-07-2005, 23:53
...

semerkandi
31-07-2005, 17:26
http://img14.imageshack.us/img14/7484/bonanza4zx.png


BONANZA vardı bir zamanlar hey gidi günler hey
bizim gibi orta yaş kuşağı onunla büyümüştük
bilenler bilirler
öylesine aklımıza düştü işte

geçmişi yad etmek isteyenler için adresi aşağıda :

http://tv-cult.tripod.com/diziler/Bonanza/bonanza1.html

saygılarımla

balaban
01-08-2005, 23:33
İNDİRİM

Cüneyd Suavi

AYAKKABICI, yeni getirdiği malları vitrine yerleştirirken, sokaktaki bir
çocuk onu izlemekteydi. Okullar kapanmak üzere olduğundan, spor
ayakkabılara rağbet fazlaydı. Gerçi mallar lüks sayılmazdı ama, küçük bir
dükkan için yeterliydi. Onların en güzelini ön tarafa koyunca, çocuk
vitrine doğru biraz daha yaklaştı. Fakat bir koltuk değneği kullanmaktaydı.
Hem de güçlükle..

Adam ona bir kez daha göz attı. Üstündeki pantolonun sol kısmı, dizinin alt
kısmından sonra boştu. Bu yüzden de sağa sola uçuşuyordu.

Çocuğun baktığı ayakkabılar, sanki onu kendinden geçirmişti. Bir müddet
öyle durdu. Daldığı hülyadan çıkıp yola koyulduğunda, adam dükkandan dışarı
fırlayıp:

? Küçükk!. diye seslendi. Ayakkabı almayı düşündün mü? Bu seneki modeller
bir harika!.

Çocuk, ona dönerek:

? Gerçekten çok güzeller!. diye tebessüm etti. Ama benim bir bacağım
doğuştan eksik.

? Bence önemli değil!. diye, atıldı adam. Bu dünyada her şeyiyle tam insan
yok ki!. Kiminin eli eksik, kiminin de bacağı. Kiminin de aklı ya da imânı.

Küçük çocuk, bir şey söylemiyordu. Adam ise konuşmayı sürdürdü:

? Keşke imanımız eksik olacağına, ayaklarımız eksik olsa idi.

Çocuğun kafası iyice karışmıştı. Bu sefer adama doğru yaklaşıp:

? Anlayamadım!. dedi. Neden öyle olsun ki?

? Çok basit!. dedi, adam. Eğer imanımız yoksa, cennete giremeyiz. Ama
ayaklar yoksa, problem değil. Zaten orda tüm eksikler tamamlanacak. Hatta
sakat insanlar, sağlamlara oranla, daha fazla mükafat görecekler...

Küçük çocuk, bir kez daha tebessüm etti. O güne kadar çektiği acılar,
hafiflemiş gibiydi. Adam, vitrine işaret ederek:

? Baktığın ayakkabı, sana yakışır!. dedi. Denemek ister misin?

Çocuk, başını yanlara sallayıp:

? Üzerinde 30 lira yazıyor, dedi. Almam mümkün değil ki!.

? İndirim sezonunu, senin için biraz öne alırım!. dedi adam. Bu durumda 20
liraya düşer. Zaten sen bir tekini alacaksın, o da 10 lira eder.

Çocuk biraz düşünüp:

? Ayakkabının diğer teki işe yaramaz!. dedi. Onu kim alacak ki?

? Amma yaptın ha!. diye güldü adam. Onu da, sağ ayağı eksik olan bir çocuğa
satarım.

Küçük çocuğun aklı, bu sözlere yatmıştı. Adam, devam ederek:

? Üstelik de öğrencisin değil mi? diye sordu.

? İkiye gidiyorum!. diye atıldı çocuk. Üçe geçtim sayılır.

? Tamam işte!. dedi adam. 5 Lira da öğrenci indirimi yapsak, geri kalır 5
lira. O da zaten pazarlık payı olur. Bu durumda ayakkabı senindir, sattım
gitti!.

Ayakkabıcı, çocuğun şaşkın bakışları arasında dükkana girdi. İçerdeki
raflar, onun beğendiği modelin aynısıyla doluydu. Ama adam, vitrinde olanı
çıkarttı. Bir tabure alıp döndükten sonra, çocuğu oturtup yeni ayakkabısını
giydirdi. Ve çıkarttığı eskiyi göstererek

? Benim satış işlemim bitti!. dedi. Sen de bana, bunu satsan memnun olurum.

? Şaka mı yapıyorsunuz? diye kekeledi çocuk. Onun tabanı delinmek üzere.
Eski bir ayakkabı, para eder mi?

? Sen çok câhil kalmışsın be arkadaş.. dedi, adam. Antika eşyalardan
haberin yok her halde. Bir antika ne kadar eski ise, o kadar para tutar. Bu
yüzden ayakkabın, bence en az 30- 40 lira eder.

Küçük çocuk, art arda yaşadığı şokları, üzerinden atabilmiş değildi.
Mutlaka bir rüyada olmalıydı. Hem de hayatındaki en güzel rüya. Adamın,
heyecandan terleyen avuçlarına sıkıştırdığı kağıt paralara göz gezdirdikten
sonra, 10 liralık banknotu geri vererek:

? Bana göre 20 lira yeterli.. dedi. İndirim mevsimini başlattınız ya!..

Adam onu kıramayıp parayı aldı. Ve bu arada yanağına bir öpücük kondurdu.
Her nedense içi içine sığmıyordu. Eğer bütün mallarını bir günde satsa,
böyle bir mutluluğu bulamazdı.

Çocuk, yavaşça yerinden doğruldu. Sanki koltuk değneğine ihtiyaç
duymuyordu. Sımsıcak bir tebessümle teşekkür edip:

? Babam haklıymış!. dedi. ?Sakat olduğum için, üzülmeme hiç gerek yok!.?
demişti.

balaban
04-08-2005, 00:32
Koskoca bir bahçede
Demetler içinde bir papatya.
Aşık olmuş, yanmış, tutuşmuş
Ak sakallı bahçıvana...
Bir ümit bekliyormuş.
Yüzlerce çiçeğin arasından
Onunla, sadece onunla
Saatlerce ilgilenmesini.
Buz gibi suyunu
Sadece ona döksün istiyormuş...
Sadece ona değsin makası,
Sadece ona gülsün dudakları.
Kıskanıyormuş bahçıvanı
Kırmızı güllerden,
Sarı lalelerden,
Mor menekşelerden.
Papatya, sadece bahçıvan için açıyormuş,
Bembeyaz yapraklarını...

Bir gün,
Aşkı öyle büyümüş ki,
Papatya yapraklarını taşıyamaz olmuş.
Eğilivermiş boynu.
Toprağa bakıyormuş artık.
Bahçıvanın sadece sesini duyuyormuş
Ayaklarını görüyormuş.
Bunada sükür diyormus.
Yetiyormuş ona, bahçıvanın varlığını hissetmek.
Zaman akıp gidiyormuş.
Papatya bahçıvanın yüzünü görmeyeli çok olmuş.
Ne var sanki boynumu kaldırsa
Bi kerecik daha görsem yüzünü diyormuş.
Yanıp tutuşuyormuş...

Ve işte bir gün..
Bahçıvan papatyaya doğru yaklaşmış.
İncecik bedenini ellerinin arasına almış.
Elindeki sopayı, köklerinin yanına, toprağa sokmuş
Bir iple papatyanın gövdesini bağlayıvermiş sopaya.
Papatya o an daha çok sevmiş bahçıvanı.
Hâlâ göremiyormuş onu,
Ama bedeni kurtulmuş.
Uzun bir müddet sonra,
Bahçıvan uğramaz olmuş bahçeye.
Gelen giden yokmuş...

Kahrından ölecekmiş papatya.
Ama işte bir sabah,
Hortumdan akan suyun sesiyle uyanmış.
Derin bir oh çekmiş.
Çılgıncasına sevdiği bahçıvan geri gelmiş.
Birden, kendisine doğru gelen iki ayak görmüş.
Bu onun delicesine sevdiği bahçıvan değilmiş.
Başka birisiymiş.
Adamın elinde bir de makas varmış.
Papatyanın kafasını kaldırmış yukarıya doğru
Ne güzel açmışsın sen öyle demiş.
Bu gencecik, yakışıklı bir delikanlıymış.
Gözleri gök mavisi, saçları güneş sarısıymış...
Ama gövden seni taşımıyor demiş.
Elindeki makası papatyanın boynuna doğru uzatmış
Ve bir hamlede başını gövdesinden ayırmış.

Papatya yere düşerken hatırlamış sevdiğini,
O ak saçlı, ak sakallı, yaşlımı yaşlı bahçıvanı hatırlamış.
Bir de o gencecik, yakışıklı delikanlıyı düşünmüş,
Ve o an anlamış, neden o yaşlı bahçıvanı sevdiğini.
O, her şeye rağmen, papatyaya emek vermiş.
Belki, ona hiç bir zaman güzel olduğunu söylememiş,
Ama onu aslında hep sevmiş.
Papatya anlamış artık.
Sevgi; emek istermiş...
Yere düştüğünde son bir kez düşünmüş sevdiğini,
Teşekkür etmiş ona içinden..
Son yaprağı da kuruduğunda,
Biliyormuş artık...
Gerçek sevginin, söylemeden,
Yaşamadan ve asla kavuşmadan
Varolabileceğini...

Morientes
14-08-2005, 12:32
New York'ta Brooklyn Köprüsü üzerinde gerçekten ihtiyaç sahibi yaşlı
ve gözleri görmeyen bir adam bir gün, bir şairin dikkatini çeker. Bu
adamın boynunda asılı bir tabela vardır. Şair, yardıma muhtaç kişiye,
günlük kendisine ne kadar yardım edildiğini sorar.

Yardıma muhtaç kişi bu miktarın, bir günde ancak sekiz - on dolar
kadar olduğunu söyler. Bunun üzerine şair, görünüşünden çok sıkıntı
içinde olduğu anlaşılan bu adamın boynundaki tabelayı ters çevirerek
bir şeyler yazar; 'Şimdi sana daha fazla yardım edilmesini sağlamak
için buraya bir şeyler karaladım. Tabelayı bundan böyle ters olarak
boynuna asman yeterli. Bir hafta sonra yanına geldiğimde bana sonucu
söylersin' der ve oradan ayrılır.

Şair, bir hafta sonra söz konusu kişinin yanına uğrayıp kendini
tanıtınca, yardıma muhtaç bu adam:

- 'Bayım size ne kadar teşekkür etsem azdır. Bir hafta içinde gelip
geçenler iki kat daha fazla yardım yaptılar. Çok merak ediyorum
tabelaya neler yazdınız?'

Bunu üzerine şair gülümser ve:

'Tabelada – "Doğuştan körüm, yardım edin" yazıyordu.

Bense – "BAHAR gelecek, ama ben yine göremeyeceğim" - diye yazdım' .
"Unutma dostum, her şeyin daha iyi anlatılacağı bir yol mutlaka
vardır" der ve oradan uzaklaşır.

gzmnc
14-08-2005, 19:48
Tesvikiye'de dolasiyordum. Yarim saat bos vaktim vardi. Hava çok güzeldi.

Kisacasi piril piril keyifli bir gündü.Yürüdügüm kaldirimin karsisindaki kaldirimda yasli bir beyefendi dikkatimi çekti.
Ileri yasina ragmen sik giyimli ve bakimliydi. Seksen yaslarinda olmaliydi. Oldukça zor yürüyordu. Sik bir baston ona yürürken destek oluyordu. Birden içimde önüne geçilmez bir istek uyandi. Zor yürüdügü için yardim etmek istedim. Sanirim büyükbaba ve dedemi çok erken yaslarda kaybetmis olmak ve onlarla dede-torun birlikteligini, paylasimini hiç yasayamamis olmak içimde ukde kalmis. Hemen karsi kaldirima geçtim ve onu ürkütmeden koluna girdim.
- Böyle güzel bir havada sizin gibi yakisikli bir beyefendiyl