PDA

View Full Version : Sizi kaynağı belirsiz bilgilerle bilgilendirecek küçük küçük etkileyeceğim..........



Augustlobster
24-06-2005, 04:18
küçük küçük değişeceksiniz :eek:

Augustlobster
24-06-2005, 08:16
KANLI GÖMLEK

Bu olay, Marmara Üniversitesi İngiliz Dili ve Edebiyatı Bölümü’nü 1993 yılında bitiren Dilek isimli bi kızın başından geçmiş. Dilek bi gün okuldan çıkmış, durakta minibüs bekliyomuş. Yalnız korkunç da yağmur yağıyomuş bu arada. Kızın önüne bi araba yanaşmış. İyi giyimli, temiz yüzlü bi genç, ''Yanlış anlamayın n’olur. Ben de yakın zamana kadar öğrenciydim. Islanmayın, gelin ben sizi uygun bi yere kadar bırakayı'' demiş. Dilek kız, başta biraz tereddüt etmiş ama çocuğun iyiniyetine inanmış ve arabaya binmiş. Yolda sohbet filan etmişler. Hoşlanmışlar birbirlerinden. Çocuk,''Lütfen izin verin sizi evinize bırakayım. Bakın yağmur da iyice hızland'' demiş, Dilek kabul etmiş taabi. Sohbet iyice koyulaşmış. Kızın evine gelmişler, bu arada telefon değiş tokuşu yapmayı da ihmal etmemişler.

Dilek çok etkilenmiş çocuktan. O hafta her telefon çaldığında yüreği hop etmiş, ''Ay benimki mi arıyo? '' diye telefona koşmuş. Ama arayan olmamış maalesef. Dilek yüzünü kızartıp çocuğu aramaya karar vermiş,''Belki numaramı kaybetmiştir, n’olucak ki ben arasa'' deyip kandırmış kendini. Telefonu ağlamaklı bi kadın sesi açmış. Meğer teyze, bizim çocuğun annesiymiş ve hıçkıra hıçkıra, oğlunun trafik kazasında öldüğünü söylemiş. Anlattıklarından Dilek anlamış ki, çocuk onu bıraktıktan 5 dakika sonra yapmış kazayı. ''Keşke eve bıraktırmasaydım. Benim bunun sorumlus'' diyerek hemen kendini suçlamaya başlamış. Suçluluk duygusundan kurtulmak için teyzeden adresi almış, ''En azından başsağlığına gideyim bar'' diye düşünmüş.

Ziyaret ağlamaklı ve de yaslı geçmiş. Ayrılma vakti geldiğinde iyice havaya giren kız, ''Bana oğlunuzdan bi hatıra verir misiniz? Onu gerçekten çok sevmişti'' demiş. Bunun üzerine anne içeriye gitmiş, döndüğünde elinde çocuğun kaza günü üzerinde olan gömlek varmış. Üstelik de hala kanlar içindeymiş gömlek. Dilek çok kötü olmuş, gömleğin niye saklandığı ve niye ona verildiği anlamsızlığına rağmen yine de kadını kıramayıp almış kanlı gömleği. Ama eve gelir gelmez ilk işi gömleği yıkayıp, ütülemek olmuş. Bütün gece gömleğe baka baka, zır zır ağlamış. Sürekli de, ''Onu ben öldürdüm, onu ben öldürdü'' diye tekrar ediyomuş kendi kendine.

Artık ağlamaktan bi’tap düştüğünde gömleği yastığının altına koymuş ve yatmış. Sabah uyandığında kendini daha iyi hissediyomuş. Ama yastığı kaldırdığında bi de görmüş ki gömlek yine kanlar içinde. İnanamamış bu duruma. ''Heralde dün o kafayla iyi yıkayamadım'' diyerek yeniden yıkamış gömleği. Ama ertesi sabah da hiç bi değişiklik yokmuş gömlekte, yine kanlar içindeymiş

Augustlobster
24-06-2005, 08:20
Gece saat 2. Tek başınıza tv izliyorsunuz evde. Aileniz tatilde, 1 saat önce konuştunuz annenizle, haftaya geleceklerini söyledi. Salondasınız. İçerdeki odalardan birinin kapısının kapandığını duyuyorsunuz. Dikkat kesiliyorsunuz. Salonun kapısında anneniz beliriyor. Üzerinde günlük kıyafetleri var. Gözleri parlıyor sanki. "Daha yatmadın mı oğlum?" diyor sakin, vurgusuz, tek düze bir sesle...

Augustlobster
24-06-2005, 08:23
Aktarılma olay

Bundan bir yada iki ay onceydi. Mersinde oturdugmuz icin Mersinin yerlileri olarak yaz geldimi yaylaya giderizki serin havalarda rahat olalim diye. Bu yaz yine yaylaya gitmistik. Bizim ev Namrun (Camliyayla) da ve en guzel yerinde. Yalniz tek kotu yani evin yaninda bir mezarlik vardi ve bazi geceler mezarliga bazi insanlar gelirdi. Bu olaylari yazarken su anda meazrliga burdan iki kisinin girdigini rahat gorebiliyorum. Olaylar soyle baslamis... Bundan yillar once bir araba dolusu genc surat denemeleri yaparken onlerine bir iki cocuk cikmis e bunlara carpmislar. Fakat ani manevra yaptiklari icin hem couklar olmus bunlarda yol disina cikip bir agaca carpmislar. Bu gencler birer yil arayla olmusler ve her yil her ay kazanin gerceklestigi gun ve saat vakti gelince mezarliga gelirlermis. Bunlari bana koyun imami anlatti. Yine bir gece onlari izliyordum. Ve birinin bana baktigini hissettim. Perdeyi hemen kapadim ve yatmak icin Karimin yanina gittim. Ertesi gun arabamin caminin kirik oldugunu gordum. Ama hicbir yerde cam parcasi yoktu. Ertesi gece yine izledim ve bu sefer iki tanesi bana bakiyordu. Cok korkmustum . Olenlerin ruhlari icin Fatiha okudum dua ettim olmadi. Sabah kalktigimda arabamin ustunde bir hirka buldum. Bu ogun kazada olen cocuklardan birine ayitmis. Aradan bir kac gun gecti ve mezarliga gittim. Ve mezarlarin uzarinde iki tane kutu vardi. Birinin ustunde benim arabanin kirilmis camlari birisinde ise benim saclarim. Bu olayi hocaya anlattim. 'Oglum sen buyuk gunah islemissin bu yaptigina kizmis olacaklar' dedi. Eve gittigimde gorduglerim beni dehsete dusurdu. Arabamin elfreni cekilmis ve mezarlarin uzerine itilmisti. Kapilarin kilitli oldugundan adim gibi emindim. Anahtarlar cebimde ve camlarida yaptirmistim. Arabam ise o iki cougun mezarlarinin ustunde duruyordu. Ogunden sonra bir daha ailemle oraya gitmedim. Ve siz siz olun asla olulerin islerine burun sokmayin.

Augustlobster
24-06-2005, 08:24
Gazetelere çıkmış "gerçek" 1 olay

Bu olay Bursada oldu. 17 yaşında bi genç kız aniden öldü. Aile perişan .

Aradan bikaç gün geçtikten sonra Baba kızını rüyasında görmüş. Kız sürekli titriyor ve Çok üşüyorum baba. Yalvarırım üstümü ört diyormuş. Adam sabah kalktığında rüya aklına gelince hüngür hüngür ağlamış. Gül gibi evladımı kaybettim. Rüyama giricek tabii diye düşünmüş. Karısının üzülmemesi için de ona hiç bişey söylememiş. Ama ertesi gece, sonraki gece, daha sonraki gece, hep aynı rüya: Çok üşüyorum baba. N'olur üstümü ört!

Baba bi gece yine aynı rüyayı görürken kan ter içinde uyanmış. Dayanamamış, karısının, Nereye bey bu saatte? demesine aldırmadan sokağa fırlayıp soluğu mezarlıkta almış. Kızının mezarına gelince ne görsün? Mezar açık ve bomboş! Adam ne yaptığını bilmez bi halde mezarlık bekçisinin kulübesine yönelmiş. Allahım, o an gördüğüne yürek dayanmaz& Bekçi resmen kıza tecavüz ediyomuş! Meğer bu aşşağılık herif her zaman, yeni gömülen ölülere belli bi süre bunu yapıyormuş...



Mezarlık bekçisi tutuklanmıştı ve olay gazetelerde de yeralmıştı. Hatta bayağı ayrıntılı bir şekilde, ölülerin üzerine sıcak su dökerek ısıttığı gibi şeyler yazılmıştı. Burada olan olayda fark, rüyayı kızın nişanlısı görmüştü.

Augustlobster
24-06-2005, 08:46
TAVLA

Genç bi kız ailesinin evde olmadığı bi akşam arkadaşlarını davet etmiş. Kız kıza yemişler, içmişler, derken içlerinden biri Hadi cin çağıralım demiş. Ev sahibi kız da hiç inanmazmış böyle şeylere ama arkadaşlarına ayıp olmasın diye kabul etmiş. Harfler kesilmiş, fincan ortaya konmuş ve elele bir masanın etrafında daire olunup cin çağırma olayına girilmiş. Cin gelmiş gelmesine ama bizim kız hala fincanı arkadaşlarının ittiğini düşünüyomuş. Bi ara fincan hızlı hızlı harflere giderek şöyle demiş: İçinizde bana inanmayan biri var. Yarın saat 4’te o kişiyle tavla oynamaya geleceğim! Kızlar feci tırsmıslar ama ev sahibi kız hala dalgasındaymış işin. Saat çok geç olmadığı halde seans hemen bitirilmiş ve kızlar evlerine dağılmış. Bizimki zaten o tür şeylere hiç inanmadığından cin olayını ertesi sabah unutmuşmuş bile. Öğlene doğru telefon çalmış. Arayan, kızın çok sevdiği, çok iyi anlaştığı teyzesiymiş, Bugün içimde bi sıkıntı var, evdeysen bi ara sana uğruycam. Dertleşelim biraz demiş. Kız da sevinmiş teyzesini görecek diye, Hemen gel, ben de seni çok özledim demiş. Kız, teyzesini hakikaten dertli ve solgun görmüş. Hoşbeş etmişler ama teyze hala dalgınmış. Kız, Teyzecim sen konuştukça daha kötü oldun, istersen başka bişey yapalım demiş. Teyzesi de O zaman tavla oynayalım. Ne zamandır seninle oynamadık. Kafam dağılır biraz demiş. Kız tavlayı almaya giderken bi gece önceki olay aklına gelmiş, Meğer benim teyzem cinmiş deyip gülümsemiş. Kızla teyzesi güle oynaya tavla oynarken bi ara teyze tuvalete gitmek için kalkmış. O içerdeyken telefon çalmış. Arayan kızın babasıymış. Adamcağız çok üzgün bi sesle konuşuyomuş: Kızım teyzen öğlen bi trafik kazası geçirdi. Durumu çok iyi değildi ama Allahtan ümit kesilmez deyip sana haber vermedik ama az önce teyzeni kaybettik, başımız sağolsun...

gemici
24-06-2005, 08:55
augustlobster nedir bunlar................ufaktan kafayımı yedireceksin millete..............s

bahriyeli
24-06-2005, 10:51
sabaha karşı yazmaya başladığına göre var bir şeyler, :D :roll:

minnosh
24-06-2005, 10:54
yaw kuçukken ben kardeşlerimi korkutmak için hep boyle hikayeler anlatırdım.hahahahah.

Babadağlı
24-06-2005, 11:08
Ya iyi güzelde şu cinli olayda teyzesi tuvaletten geldikten sonra ne olmuş? Çok merak ettim doğrusu...

chuckydoll
24-06-2005, 12:44
augustlobster.... bunlar bi yerden alıntı diilse.... telif hakkını al derim tvlere pazarlarsın.......:D:D

adnanfd
24-06-2005, 12:55
şu ruh çağırma işi gerçek mi


TAVLA

Genç bi kız ailesinin evde olmadığı bi akşam arkadaşlarını davet etmiş. Kız kıza yemişler, içmişler, derken içlerinden biri Hadi cin çağıralım demiş. Ev sahibi kız da hiç inanmazmış böyle şeylere ama arkadaşlarına ayıp olmasın diye kabul etmiş. Harfler kesilmiş, fincan ortaya konmuş ve elele bir masanın etrafında daire olunup cin çağırma olayına girilmiş. Cin gelmiş gelmesine ama bizim kız hala fincanı arkadaşlarının ittiğini düşünüyomuş. Bi ara fincan hızlı hızlı harflere giderek şöyle demiş: İçinizde bana inanmayan biri var. Yarın saat 4’te o kişiyle tavla oynamaya geleceğim! Kızlar feci tırsmıslar ama ev sahibi kız hala dalgasındaymış işin. Saat çok geç olmadığı halde seans hemen bitirilmiş ve kızlar evlerine dağılmış. Bizimki zaten o tür şeylere hiç inanmadığından cin olayını ertesi sabah unutmuşmuş bile. Öğlene doğru telefon çalmış. Arayan, kızın çok sevdiği, çok iyi anlaştığı teyzesiymiş, Bugün içimde bi sıkıntı var, evdeysen bi ara sana uğruycam. Dertleşelim biraz demiş. Kız da sevinmiş teyzesini görecek diye, Hemen gel, ben de seni çok özledim demiş. Kız, teyzesini hakikaten dertli ve solgun görmüş. Hoşbeş etmişler ama teyze hala dalgınmış. Kız, Teyzecim sen konuştukça daha kötü oldun, istersen başka bişey yapalım demiş. Teyzesi de O zaman tavla oynayalım. Ne zamandır seninle oynamadık. Kafam dağılır biraz demiş. Kız tavlayı almaya giderken bi gece önceki olay aklına gelmiş, Meğer benim teyzem cinmiş deyip gülümsemiş. Kızla teyzesi güle oynaya tavla oynarken bi ara teyze tuvalete gitmek için kalkmış. O içerdeyken telefon çalmış. Arayan kızın babasıymış. Adamcağız çok üzgün bi sesle konuşuyomuş: Kızım teyzen öğlen bi trafik kazası geçirdi. Durumu çok iyi değildi ama Allahtan ümit kesilmez deyip sana haber vermedik ama az önce teyzeni kaybettik, başımız sağolsun...

XZARA_
24-06-2005, 12:56
augustlobster nedir bunlar................ufaktan kafayımı yedireceksin millete..............s


...:D....

paradoxxx
24-06-2005, 12:57
Gazetelere çıkmış "gerçek" 1 olay

Bu olay Bursada oldu. 17 yaşında bi genç kız aniden öldü. Aile perişan .

Aradan bikaç gün geçtikten sonra Baba kızını rüyasında görmüş. Kız sürekli titriyor ve Çok üşüyorum baba. Yalvarırım üstümü ört diyormuş. Adam sabah kalktığında rüya aklına gelince hüngür hüngür ağlamış. Gül gibi evladımı kaybettim. Rüyama giricek tabii diye düşünmüş. Karısının üzülmemesi için de ona hiç bişey söylememiş. Ama ertesi gece, sonraki gece, daha sonraki gece, hep aynı rüya: Çok üşüyorum baba. N'olur üstümü ört!

Baba bi gece yine aynı rüyayı görürken kan ter içinde uyanmış. Dayanamamış, karısının, Nereye bey bu saatte? demesine aldırmadan sokağa fırlayıp soluğu mezarlıkta almış. Kızının mezarına gelince ne görsün? Mezar açık ve bomboş! Adam ne yaptığını bilmez bi halde mezarlık bekçisinin kulübesine yönelmiş. Allahım, o an gördüğüne yürek dayanmaz& Bekçi resmen kıza tecavüz ediyomuş! Meğer bu aşşağılık herif her zaman, yeni gömülen ölülere belli bi süre bunu yapıyormuş...



Mezarlık bekçisi tutuklanmıştı ve olay gazetelerde de yeralmıştı. Hatta bayağı ayrıntılı bir şekilde, ölülerin üzerine sıcak su dökerek ısıttığı gibi şeyler yazılmıştı. Burada olan olayda fark, rüyayı kızın nişanlısı görmüştü.


Ben olaya değil bir insanın(bekçi) böyle bir şey yapabileceğine inanmıyorum..

chuckydoll
24-06-2005, 13:03
Ben olaya değil bir insanın(bekçi) böyle bir şey yapabileceğine inanmıyorum..

o tarz mahluklar var ve olmaya devam edecektir.. onlara ne insan ne hayvan diyebilirim.... :vurkafa:

AZAZEL
24-06-2005, 13:24
o tarz mahluklar var ve olmaya devam edecektir.. onlara ne insan ne hayvan diyebilirim.... :vurkafa:


O MAHLUKLARI VARYA, SICAK SU DÖKÜP, DÖKÜP .......N :vurkafa:

Augustlobster
24-06-2005, 19:19
Üst Kattaki Katil


Büyük bahçeli bi villada yaşayan genç bi çift, çocuklarını bakıcıya bırakıp dostlarının verdiği bi partiye gitmiş. Bakıcı kız çocukları yatırdıktan sonra televizyon seyretmeye başlamış. Bi ara telefon çalmış. Kızcağız telefonu açtığında karşısında hırıltılı bi sesle konuşan biri varmış: Şu an üst katta çocukların başucundayım. Sen de gelsene buraya. Kız feci korkmuş haliyle. Ama kendini Kesin salak bi telefon şakası bu diye düşünüp sakinleştirmeye çalışmış ve televizyonun sesini sonuna kadar açmış. Telefon tekrar çalmış. Aynı hırıltılı ses yine o histerik kahkahasını attıktan sonra, Çocukların yanındayım. Hadi sen de gel yukarı demiş. Kız daha da korkmuş ve santrali arayarak durumu anlatmış. Santralde iyi bi kadın varmış, Adam sizi aradığında bi’kaç dakika konuşturun. Numarayı tespit eder, sonra da polise bildiririz diyerek kıza yardımcı olmuş. Bakıcı kız telefonu kapatır kapatmaz hemen çalmış telefon. Aynı ses yine aynı sözleri tekrar etmiş. Kız konuşmayı uzatmaya çalışmış ama sapık anlamış bunu ve hemen telefonu kapatmış. Bi’kaç dakika sonra tekrar çalmış telefon, arayan santral memuresiymiş ve panik durumdaymış: Hemmen kaç oradan! Arayan numaranın da adresi aynı. Yukarıda bi telefon hattı daha var demek ki! Kız koşa koşa kaçmış evden. Bu arada santraldeki kadın, polisi olaydan haberdar etmiş bile. Polisler bi’kaç dak’kada adrese gelip eve girmiş. Gerçekten de üst katta elinde satır olan bi katil yakalamışlar. Üst kat pencerelerinin birinden eve giren sapık katil iki çocuğu öldürdükten sonra o telefonları etmeye başlamışmış.

Augustlobster
24-06-2005, 21:43
Yaşadığını anlatan birinden

14 yasimdayken bir gün Isviçre'de arkadaslarla cin çagiralim dedik ve bu konu hakkinda bir sürü bilgi edindik. Yaklasik 1 hafta sonra ilk seansi denedik ve basarili olduk. Bu seanslar çok heyecanli olmaya basladi ve biz bunu sürekli tekrarladik... Ben bu konuyla arkadaslarimdan daha fazla ilgilendigim için onlara daha da yakinlasmak istedim!

Önceleri basarili olamadim ve cinlere inancim azaldi, derken 15 yaslarimda bu olaylari rüyamda yasamaya basladim ve gerçek hayata geçti. Yavas yavas sevmedigim insanlara küçük zararlar gelmeye basladi. Artik birseyler olmadan önce, hissedebiliyordum buda beni çok mutlu ediyordu ve ben gittikçe kendimi onlarin yaninda hissetmeye basladim! 16 yasimda Türkiye'ye temelli dönüsümde onlar da benimleydi. Bu sekilde çok güzel ve ilginç yillar geçirdim ve 21 yasima geldigimde bir radyoda DJ'likle ugrasiyordum. Bir gece nöbeti sirasinda yine yalniz degildim ama bu defa bunu hissetmek bana mutluluk vermiyordu aksine huzursuz olmaya ve bogulmaya basladim. Bir ses geçirmez stüdyo da ilginç bir sekilde birinin nefesini ensemde hissettim ve tüylerim ürperdi hatta ilk defa korktum! Tüm bunlarin yorgunluktan ve uykusuzluktan olabilecegini düsünerek mutfaga bir bardak su almaya gittim. Tam arkami dönüp isigi söndürürken biri arkamda adimi fisildadi ve o an korkudan kanimin çekildigini hissettim. En kötüsü de radyonun oldugu binadaki daireler isyerleriydi ve gecenin saat 02:30 da benden baska hiç kimse yoktu! Tam bu sirada bu düsüncelerimden siyrilmami saglayan ikinci ve daha siddetli bir sesle irkildim ve studyoya kaçip (belki aptallik ama) kapiyi kitledim! Yerime oturdum, suyumu içtim ve müzigi sonuna kadar açtim ama yine de bu durumdan kurtulamadim, çünkü bu defa omzuma bir el hissettim!!! Dona kaldim... Hiç kipirdamadan korkarak karsimdaki aynadan arkamda olup bitenleri kestirmeye çalistim ve gördüklerim beni dehsete düsürdü!!! Arkamda bir takim gölgeler yer degistirip duruyordu sanirim 7-8 tane! Panik halinde radyodan resmen kaçarak ve aglayarak asagi indim. tek düsündügüm motoruma atlayip ordan uzaklasmakti ama motoru çalistiramadim! Bir kaç kez denedikten sonra basardim ve süratle eve gittim. Tam eve yaklasirken motor birden durdu. Motorun sesini duyan köpegim kosarak geldi ve beni tanimamis gibi davranip (ki bu hiç yapmadigi bisey) kaçti! Aglayarak hizla eve girdim. Annem büyük bir panikle uyandi ve sonra bir kaç arkadasimi gecenin saat 03:00 ünde panikle eve çagirdim. O gece hiç birimiz uyumadik ve yalniz olmadigim için kendimi daha iyi hissettim. Ertesi gün farkli farkli hocalara gittik ve yapilmasi geteken ne varsa yaptilar. Ama tüm bunlar yetmedi ve pesimi birakmadilar ve en kötüsü artik onlara alismaya baslamistim! Sonra sadece birisini çok net bir sekilde bulundugum her ortamda görmeye basladim! Bir bayandi ve sürekli karsimda, yanimda, hep yakinimda bir yerlerde oturup gülerek beni izliyordu! Onun varligi artik bana korkudan çok rahatsizlik vermeye baslamisti. Çünkü; elini tuttugum veye dokundugum kizlarin o an ya burunlari kaniyordu ya düsüp bir yerlerini incitiyorlardi ya da bir yerleri agriyordu! Böyle devam edemeyecegimi düsünüp onu ciddiye alip dinlemeye karar verdim. Bu arada tekrar hocaya gidip bu konuyu danistim ve benzer olaylarla karsilasan insanlarla görüstüm. Onun beni rahat birakmasi için tek bir istegi vardi o da; cinsel beraberlik! Ama ben bunun yalan oldugunu ve bir kez beraber olduktan sonra ömür boyu onun esiri olacagimi ögrenmistim! Sürekli beni tahrik ediyordu ve kendime zor engel oluyordum. Bu sirada bana yardimci olan bir hocanin tavsiyesiyle istanbul da bir medyum a gittim. 3 gün onun evinde kaldim ve çok degisik yöntemler uyguladi. Sonuç mu: Bu basimdan geçen olayi yerime bir sey olmadan sizlere aktarabildim! Tek tavsiyem hayatinizi daha heyecanli kilabilmek için bu olaylarla ilgilenmeyin. Çünkü kaybettiginiz sey yine kendi hayatiniz!!!!

tulaycan
24-06-2005, 21:54
bu ne biçim yazılar ya:( akşam akşam psikolojim bozuldu

Augustlobster
24-06-2005, 22:05
OTOSTOPÇU KIZ

Adamın biri, bi cumartesi gecesi evine dönüyomuş. Birden 15-16 yaşlarında sevimli bi kızın yolun kenarında otostop yaptığını görmüş. Adamın da aynı yaşlarda iki kızı varmış. Hemen arabayı kızın yanına yanaştırmış,''Gece yarısı böyle ıssız bir yerde napıyosunuz Allah aşkına? Bu saatte otostop mu yapılır? '' demiş. Kız,''Uzun hikaye. Rica etsem beni evime ???ürür müsünüz? Buraya çok yakın. Bu iyiliğinizi ömür boyu unutmam'' diyerek arka koltuğa oturmuş. Kızın üzerinde cicili bicili, hoş bi elbise varmış. Evinin adresini vermiş. Gerçekten de yakınmış ev. Adam eve vardığında önünde durmuş,''İşte geldik küçük hanım'' diyerek arka koltuğa dönmüş ama arkada hiç kimse yokmuş. Gözlerine inanamamış tabi. Hemmen arabasından inip evin kapısını çalmış. Beyaz saçlı, çok yorgun görünen yaşlı bi kadın açmış kapıyı. Adam heyecanla,''Bana inanmayacaksınız ama yoldan küçük bi kız aldım. Bana buranın adresini verdi ama tam geldiğimizde..'' Yaşlı kadın adamı susturmuş,''Biliyorum, biliyoru'' demiş,''Sonra da ortadan kayboldu di mi? Bu başımıza ilk defa gelmiyo. Her cumartesi akşamı aynı şey olur..'' Meğer kız bi cumartesi gecesi diskodan dönerken trafik kazası geçirmiş ve oracıkta ölmüş. Şimdi her cumartesi gecesi kazada öldüğü yerden otostop yapıp evine gelmek istiyomuş ama bunu bugüne kadar başaramamış. Kadın bunları anlatırken adamın gözü piyanonun üzerindeki kızın fotoğrafına ilişmiş. Evet, kız aynı kızmış ve üzerinde de aynı elbise varmış.

gemici
24-06-2005, 22:14
augusto milleti şizoid edeceksin yeter ya.............s

balaban
24-06-2005, 22:21
Çocukken cinli perili hikayeler dinlediğimde gece korkardım neyse artık korkmuyorum ama arkadaşların ruh sağlığı bozulmasın herkes böyle hikayeleri sevmez.

Augustlobster
24-06-2005, 22:22
şu ruh çağırma işi gerçek mi


o gerçek,tarihten beri çoğu zaman yaşanmış yada anlatılan olaylarla varolmuş birşey.ama bunun için değişik açıklamalar var.buna parapsikoloji deniyor ve aldığım bazı bilgilere göre bu bilim dalı birçok yabancı üniversitede literatüre sokulmuş ve eğitimine başlamış.merak eden arkadaşlar araştırabilirler ancak bu bilim dalının dinle ters düşen,enazından tamamen karşı çıkmasada örtüşmeyen yanları var.bunlardan biri:

"bu dünyada bir bedende yaşarken ölmüş, ancak öldüğünün daha farkına varamamış varlıklar spatyom diye tabir edilen (yani ne bu taraf ne öte alem) yere giderler. Bu varlıklar daha doğrusu enerji biçimleri, bir bedene sahip olmamakla birlikte hala yaşadıklarını sanırlar.İnsanoğlunun kanallarıda bazen öyle bir konuma gelir ki normalde algılanamayan şeyleri algılar.( Bu kanallar yoğun çalışma ile açılıp normalde algılanamayanı algılamak da mümkündür). İşte gördükleriniz bu enerjilerdir. Hatta çoğu insanın ruh çağırıp temasa geçtiğini sandığı enerjiler de bu varlıklardır."

bu konu üzerinde bu bilim dalında birçok araştırmalar mevcuttur,özellikle parapsikoloji diğer tabiriyle metafizikle alakalı olan bu araştırmalar birçok şeyi kanıtlar niteliktedir.tabiki kimsenin inancı tartışılamaz ama parapsikolojinin varlığı ve gerçekleşen fiziküstü olayların varlığıda asla yadsınamaz...söz konusu ruh çağırma eylemi,bu tip ölmüş ama öldüğünün farkında olamayan,spatyom denilen alemde dolaşan ve bu çeşit zihinsel haberleşme yollarıyla çağrılabilen enerjilerdir.diğer bir inanışa göre,bu ruhlar defalarca beden değiştirirler,her ruhun bu değiştirmeler sonucunda vardığı düzey farklıdır.her bir bedende ve hayatta eyni birşeyler öğrenir ve,misal olarak bir hayatında işini ilerletmeyi bilgilerini sürekli çoğaltmayı amaçlayan ve bu amaç uğruna yaşayan bir bilim adamı bir profesör olarak varolurken,birdahaki gelişinde insanları katletmenin ve öldürmenin verdiği ilginçliği,öğreticiliği yaşamak için varolur..

gemici
24-06-2005, 22:23
anlıyorsan ruh çağırmadan gel de yapalım bir seans...............s

balaban
24-06-2005, 22:23
Ruh çağırmaya inanmıyorum. Biz çağırırız da o gelmez veya gelemez.

Thesecret
24-06-2005, 22:30
anlıyorsan ruh çağırmadan gel de yapalım bir seans...............s
Ben çağıracam da online değil............m

Augustlobster
24-06-2005, 22:31
KARABASAN


Uyandiginiz halde yataktan kalkamamaniz, bir guc tarafindan hareketlerinizin engellenmesi, kipirdayamamaniz yada konusamamaniz, bagirmaya calistiginiz halde sesinizin tum cabalamalariniza ragmen cikmamasi, bu sure zarfinda cesitli sesler ve halusunasyonlar gormeniz yani, halk arasinda Karabasan diye tabir edilen olay.

19 yasindaydim. O zamana kadar karabasanin ne adini ne sanini duymustum. Ilk yillar sesli ve goruntulu yogun bir sekilde yasadim. Ailecek panik icerisindeydik. Caresizlikten herkezin verdigi akli uygulamaya koyulduk.Bu arada cok komik olaylar da yasadim. Dortyol agizlarina sekerli sular doktum, yatagimin altinda kuranla uyudum o olmadi bicakla uyudum o olmadi makasla uyudum o da olmadi hocaya gittik bana muska yazdi. O olaydan sonra yogunluk azaldiysa da tam olarak kesilmedi.Cahil insanlar da degiliz ama nedense o zamanlar hic aklimiza bir psikologa danismak gelmedi . Cunku birazdan anlatacagim seyler cok mistik doga ustu olaylardi.

Her olay sonrasinda yataga oturup '' Neden Ben?'' diye aglardim. Ne yapmistim acaba.Neden boyle korkunc olaylar beni bulmustu.Bu konuyu her ne kadar arastirdiysam da bir sonuca ulasamamistim. Gorduklerim ruya miydi acaba? Kendimi cok tahlil ettim .Her defasinda gozlerim acik bulundugum mekani cok iyi gorebiliyordum. Fakat bir turlu ne hareket ediyor ne de bagirabiliyordum.Hadi hareket edip bagiramiyorum tamam ama o anda duydugum sesler ya da gordugum goruntuler beni zivanadan cikariyordu . Yasadiklarimi arkadaslarima anlattigimda pek inanan olmadi.Benim gibi karabasanlar tarafindan basilanina da rastlayamamistim. Bulundugum mekani degistirirsem belki yarari olur deyip yurtdisina ciktim olmadi evlendim yine olmadi. Dindar bir teyzemize bu konuyu anlattim. Teyze bana Kuran dan bazi ayetler okudu. O gunden sonra olaylar kesildi.Arasira yine bu olayi yasasamda eskisi gibi degil artik..

Basimdan gecenleri bir internet sitesinde 4-5 satirla ozetledim.Bu konuda yuzlerce mesaj aldim.Bir kismi cinlerle ilintili oldugunu soylerken, diger kismi beyinsel fonksiyonlarla iniltili oldugundan bahsettiler. Buyuk cogunluk ise basindan bu tarz olaylar gecen insanlardan aldigim mesajlardi. Hepsi de benden bu konuda yardim istiyordu. Hal boyle olunca kayitsiz kalamadim ve bu siteyi yapmaya karar verdim.Benim yasadiklarim korkunctu hic bir yerde cevap bulamamistim daha da kotusu bu olayin yalnizca benim basima geldigini saniyordum.Ama simdi biliyorum ki bu olayi bir cok insan yasiyor .Turkiye'de bu konuyla ilgili ne bilimsel ne de dinsel bir bulguya rastlayamadim. Tahmin edersinizki bu olay yalnizca Turk insanin basina gelmiyor. Amerika'da bu olaya SLEEP PARALAYSIS adi verilmis.

Bir grup insan bu olayin cinler tarafindan yapildigini, diger bir grupsa bu konunun beyinle ilgili olup adinin uyku felci oldugunu savundular.Ben her iki grubun da aciklamalarina yer verecegim. Bu konuda bilgisi olanlarin bilgilerini bizimle paylasmalarini da isteyecegim.Ayrica basinizdan gecen deneyimlerinizi de bana yazabilirsiniz.Yalniz bildigimiz bir sey var ki her ne ise, Dunyanin her yerinde bu olayi insanlar yasiyorlar. Eger bu olaylar surekli basiniza geliyor ise benim size tavsiyem hastahanelerin neurology klinigine gidip bir beyin filmi cektirmeniz. Hepinize karabasansiz gunler dilerim.

Thesecret
24-06-2005, 22:35
KARABASAN

hmm yatmamak lazım diyosun, gelip karabasmasın falan................

minnosh
24-06-2005, 22:40
Ben çağıracam da online değil............m


bendede offline gozukuyor.

gemici
24-06-2005, 22:40
karabasmayın iz olur................s

Augustlobster
24-06-2005, 22:42
hmm yatmamak lazım diyosun, gelip karabasmasın falan................


dahaçok parapsikolojiye ilgiliyim ama bu tip şeyler inananlar için söylüyorum,kurandada yer alır.parapsikolojiye göre çeşitli dünya üzerinde dolaşan ruhların ve enerjilerin uykudayken seninle geçtiği temasdır.bilime göre,bir çeşit uyku felci olarak adlandırılıyor.

bana 2 sene önce oldu ama ne olduğunu bilmiyorum.size siyah şapkalı ve siyah pardüseli adamdan bahsedecek değilim.ama kontrolümü kaybetmediğimi daha doğrusu bilincimi kaybetmediğimi hatırlıyorum,kendime sakin ol dediğimi
hatırlıyorum.ama nefessiz kaldım ve kafamın arkası uyuşmuş-karıncalanmış gibiydi.onu bunu bilmem ama tanrı,yaratan gerçeği olsun olmasın,inanlar olsun olmasın,bu varlıkların yada enerjilerin olduğu gerçektir.

Thesecret
24-06-2005, 22:44
dahaçok parapsikolojiye ilgiliyim ama bu tip şeyler inananlar için söylüyorum,kurandada yer alır.parapsikolojiye göre çeşitli dünya üzerinde dolaşan ruhların ve enerjilerin uykudayken seninle geçtiği temasdır.bilime göre,bir çeşit uyku felci olarak adlandırılıyor.

bana 2 sene önce oldu ama ne olduğunu bilmiyorum.size siyah şapkalı ve siyah pardüseli adamdan bahsedecek değilim.ama kontrolümü kaybetmediğimi daha doğrusu bilincimi kaybetmediğimi hatırlıyorum,kendime sakin ol dediğimi
hatırlıyorum.ama nefessiz kaldım ve kafamın arkası uyuşmuş-karıncalanmış gibiydi.onu bunu bilmem ama tanrı,yaratan gerçeği olsun olmasın,inanlar olsun olmasın,bu varlıkların yada enerjilerin olduğu gerçektir.
Sen aşmışsın................ Fazla yazma çıkar gelir gene karabasar masar maazallah...................m

Augustlobster
24-06-2005, 22:53
Sen aşmışsın................ Fazla yazma çıkar gelir gene karabasar masar maazallah...................m


bir insanın nekadar yaşayıp nezaman öleceklerini nerden bildiklerini bilmemde,bildiğim bişey varsa,her insana hayatında kesin 1kere geldiği.bana geldi..tanıdığım birçok insanada gelmişliği var..ama anlaşılan sana gelmemiş...dikkatli ol the secretciğim...........k

Thesecret
24-06-2005, 23:00
bir insanın nekadar yaşayıp nezaman öleceklerini nerden bildiklerini bilmemde,bildiğim bişey varsa,her insana hayatında kesin 1kere geldiği.bana geldi..tanıdığım birçok insanada gelmişliği var..ama anlaşılan sana gelmemiş...dikkatli ol the secretciğim...........k
nicki üstünde................thesektret................. ...m

Çömez
24-06-2005, 23:02
agustoslobstrşt abi korkunç şeyler yazmıssın yaa :eek:

Augustlobster
24-06-2005, 23:05
Piramitlerin Esrarı

* Her biri 20 ton olan taşlardan inşa edilmiştir ve bu taşları temin edilebilecek en yakın mesafe yüzlerce kilometre uzaklıktadır. Bu taşların nasıl getirildiği konusunda kesin olmayan farklı varsayımlar bulunmaktadır.

* Piramit, kimin adına yapıldıysa, onun bulunduğu odaya, yılda sadece 2 kez güneş girmektedir. (doğduğu ve tahta çıktığı günler)

* Mumyalarda radyoaktif madde bulunduğundan mumyaları ilk bulan 12 bilim adamı kanserden ölmüştür.

* Piramitlerin içerisinde ultra sound, radar, sonar gibi cihazlar çalışmamaktadır.

* Kirletilmiş suyu, birkaç gün Piramit'in içine bıirakırsanız; suyu arıtılmış olarak bulursunuz.

* Piramit'in içerisinde süt, birkaç gün süreyle taze kalır ve sonunda bozulmadan yoğurt haline gelir.

* Bitkiler Piramit'in içinde daha hızlı büyürler.

* Piramit'in içine bırakılmış su, 5 hafta süreyle bekletildikten sonra yüz losyonu olarak kullanılabilir.

* Çöp bidonu içindeki yemek artıkları, hiç koku vermeden Piramit içinde mumyalaşır.

* Kesik, yanık, sıyrık gibi yaralar büyükçe bir Piramit'in içinde daha çabuk iyileşme eğilimi gösterir.

* Piramitlerin bazı odalarının içinde ne olduğu hakkında bir bilgi yoktur; araştırmacıların çoğu, ya içinde kayboldular ya da aynı yerde birkaç tur attılar, fakat içlerini göremediler.

* Piramitlerin içi yazın soğuk kışın sıcak olur.

Augustlobster
24-06-2005, 23:08
TELEFONDAKI SES
Bir gece basucumdaki telefonun sesiyle uyandim telefona dogru hamle yapmak istedigimde kipirdayamadim.Telefonun acildigini hissettim telefonu goremiyordum.Ahizeden bir ses gelmeye basladi.Ses enistemin sesiydi ve sacma sapan seyler konusuyordu.O anda telefonun gercekte calmadigini ve o konusanin gercekte enistem olmadigini anladim .Yataktan firlayip kalktigimda telefon kapali duruyordu.

KOLTUKTAN GELEN SES
Ablam yurtdisinda yasiyordu .Bir gece yatarken acaba onu dusunsem telepati kurabilirmiyim dedim.O anda ayak ucumdaki tek kisilik koltugun uzerinden bir ses geldi . '' Ohoooo kizim onlar coktan uyumustur'' Birden koltuga baktim hic kimse yoktu ama orda birisinin oldugunu seziyordum yine hareket etmek, bagirmak icin cetin bir mucadele vermistim

BABAMIN KILIGINDA
Bir aksam ustu annemlerin yatak odasinda uzanmis yatiyordum.Birden karabasanin geldigini anladim.Hareket edemiyor, kurtulmaya calisiyordum.O sirada babam iceri girdi.Uzerini cikarip, esofmanlarini giydi , aynanin karsisinda saclarini taradi.Ben hem onu seyrediyor hemde bagirmaya calisiyordum.Oda karanlik oldugu icin beni farkedemedigini dusunuyordum. Kendimi farkettirmek icin epey bagirmaya ugrastim.Bir turlu beni gormuyordu.Saclarini taradiktan sonra kapiyi acip cikti.Bir muddet sonra bulundugum durumdan kurtulup iceri gittim.Babami ariyordum ona alanlari anlatacaktim.Anneme babam nereye gitti diye sordugumda 'Daha isten gelmedi ki !'dedi.

ONA DOKUNDUM
Ertesi gun gece bir durtuyle uyandim ve gordugum manzara karsisinda dehsete dustum. Kapkaranlik odanin icerisinde bir cift korkunc goz bana bakiyordu.Yerimden firlayip isigi acmak icin davrandim ama kipirdayamadigimi hissettim.Ne kadar cabalarsam cabalayim bir guc beni tutuyordu.Ciglik atmaya calistim nafile, sesim solugum cikmiyordu.Sadece gozlerimi oynatabiliyordum ve o seyle goz goze gelmemek icin baska yerlere bakiyor bir yandan da yataktan kalkmak icin ugrasiyordum.Bir muddet sonra cozuldugumu hissedip yataktan firladim.Annem yanima geldiginde agliyordum.Beraber yattik.Ben kolumu yataktan disari cikacak sekilde basimdan yukari dogru atip yatttim.Birden avucuma yumusak bis sey degmeye basladi.Sanki satene benzer yumusak bir kumasti.Giderek agirlasmaya ,agirligin etkisiyle de kolum yavas yavas assagi cekilmeye basladi. Kolumu hemen geri cekmek istedim ama o anda yine kipirdayamadigimi farkettim .Ama korkmuyordum, ne de olsa yanimda annem vardi.Icimden ufak capli bir kufur ettim.Iste o anda hayatimin hatasini yapmistim.Korku filmlerindeki tarzdan bir gurultu kulaklarimda yankilanmaya ve cinlamaya basladi neye ugradigimi sasirmistim ayni zamanda beni yatagin icinde bir saga bir de sola hizli hizli salliyordu..Yatagin icindeki sallantimdan annem uyanip beni tuttu ve o anda kendime gelebildim.Resmen carpilmistim.

KARABASANLA ILK TANISMAM
19 yasima gelene kadar Karabasan'in ne adini ne de sanini duymustum. Taki o geceye kadar... Gece uzerimde hissettigim iki elin baskisiyla uyanmistim.O iki el beni yatakta hafifce saga sola salliyordu. .Duvara dogru donuk yan yatmis vaziyette oldugum icin arkamdakinin kim oldugunu anlayamadim. Arkama donmek istedigimde kipirdayamadigimi farkettim.Hareket edemiyordum.Cok uykum oldugu icin fazla ustunde durmadim gelenin annem oldugunu zannedip uykuma devam ettim.O gun ilk karabasan deneyimimi yasamistim.


SOGUKTAN TITRIYORDU
Arkadasimin evinde, sirtim duvara dogru donuk yan yatiyordum. Sabah yorganin hafifce acilip arkamdan birinin yataga girdigini ve titredigini hissettim.Ne oldugunu anlayamadim arkama donmek istedim hareket edemiyordum.Gelen arkadasim olamazdi o karsimdaki yatakta yatiyordu onu goruyordum.Arkamdaki kimse cok usuyordu.Son bi gayretle yataktan firladim ama baktigimda yatakta kimse yoktu.

KENDIMI GORDUM
Sabaha karsi karabasani hissedeerek uyandim.Ayak ucuma dogru duran tv nin ekranindaki yansimadan kendimi ve odayi gorebiliyordum.Birden yanima biri geldi ekrana iyice baktigimda bu kisinin kendim oldugunu gordum.Yatakta yatiyordum ama basucumda benim bir kopyam dikilmis bana bakiyordu.
__________________

Augustlobster
24-06-2005, 23:10
UĞURSUZ ARYA
1852 yılında, Paris Operası Kral VI. Charles tarafından açıldığında öylesine olay olmuştu ki, gazeteler açılışı, "Ezici bir başarı" olarak nitelemişlerdi. Açılış gecesinde dönemin en ünlü tenoru Mafiani başroldeydi. İkinci tenor, "Tanrım, onları ez..." diye başlayan aryasına başladığında, Mafiani'nin gözleri tavana ilişti. Kubbenin hemen altında bulunan "kedi balkonu" denen çember balkondan dev bir parça yerinden koparak düştü. Beton blok, doğrudan talihsiz tenorun üzerine geldi ve onu ezerek öldürdü.

Herşeye rağmen gösteri sürecekti... Ertesi gece Mafiani ön sıraları boş olan salonda yine sahneye çıktı ve o an geldi. Yine "Tanrım, onları ez..." aryası başladığında tenorlardan birisi göğsünü tutarak yere düştü, kalp krizi geçiriyordu ve kurtarılamadı.

Yapımcılar ve sorumlular panik halindeydiler; ölümün üçüncü kez geleceğinden korkuyorlardı. Ama Mafiani direndi ve meşum aryanın söylenmesine karar verildi. Zamanı geldiğinde orkestra susacak ve aryadan sonra çalmaya devam edeceklerdi. Gerçekten de öyle oldu; orkestra sustu, ama müzisyenlerden biri refleks olarak sözcükleri mırıldanmaya başladı. Mafiani duydu ve adama ters ters bakarken, kemancılardan biri aynen bir önceki gibi kalp krizi geçirerek o anda yaşama veda etti.

Artık herkes pes etmişti; opera kapatıldı, oyun kaldırıldı. Sahneler aylar sonra bir başka oyunla açıldı. Ancak o oyun bir daha asla oynanmadı.

GARiP APARTMAN
23 Ağustos 1980'de, New York'ta geceyarısı NBC kanalında yayınlanan bir talk-show'da ruhçuluğa meraklı Alex Tanous'un söyledikleri aylar sonra gerçekleşecekti.

Talk-Show yöneticisi Lee Spiegel'in amacı yetenekli gördüğü insanlarla deneyler yapmaktı. Spiegel NBC radyosunda yayınlanan 'Açıklanamayan Olaylar' adlı programın yapımcısı olarak ün yapmıştı. 73. Cadde'de bulunan Amerikan Ruhsal Derneği önünde bir deney yapmak amacındaydı. Aynı caddede bulunan Dakota Apartmanları ise ünlülerin oturdukları bir yer olarak tanınıyordu. Spiegel, Tanous'la beraber apartmanların önünde durarak, gelecek birkaç ay içinde ünlülerin yaşamında nelerin olabileceğini sordu. Bir an düşünen Tanous, gözlerini kapadı ve konuştu:

"Bu sözlerim gerçekleşecek. Çok ünlü bir rock yıldızının zamansız ölümünü görüyorum ve bu ölüm şu andan itibaren her an gerçekleşebilir. Tekrar ediyorum, bu çok zamansız bir ölüm ve garip bir yabancı onun ölümüne neden olacak. Bu ölüm sayısız insanın bilincini etkileyecek, çünkü o kadar ünlü biri..."

Bu talk-show 5 Eylül 1980'de yayınlandı; ancak 8 Aralık 1980 günü tekrarlanacaktı; çünkü o gün dünyanın en ünlü müzisyenlerinden biri olan pop-star John Lennon, eşi Yoko ile birlikte Dakota Apartmanları'ndaki dairelerine dönerken, uzak bi eyaletten gelen psikopat biri tarafından vurularak öldürüldü.

Tanous, bahsettiği ünlü kişiyi kimin öldüreceği sorulduğunda bir isim vermemişti. Ama yapımcı aylar önce programı yayınladığında, altı ünlü sanatçıdan oluşan bir liste okumuştu ve listenin başında John Lennon bulunuyordu.

Bir şey daha var; korku sinemasının en iyi örneklerinden sayılan ve başrolünü Mia Farrow'un oynadığı 'Rosemary'nin Bebeği' filminin çekimi sırasında ard arda bir sürü uğursuzluk yaşanmış ve oyunculardan bazıları sonradan psikiyatrik tedavi görmüşlerdi. Ve bu film aynı yerde, yani Lennon'un vurulduğu Dakota Apartmanları'nda çekilmişti...

Katil soruşturmada Lennon'u neden vurduğunu bilmediğini söylüyordu. Tanous'un kehaneti gerçekleşmişti...

gemici
24-06-2005, 23:10
iyi fikir imkb yi koysak pramit içine 60binleri kesin görürüz................s

Çömez
24-06-2005, 23:10
Piramitlerin Esrarı

* Her biri 20 ton olan taşlardan inşa edilmiştir ve bu taşları temin edilebilecek en yakın mesafe yüzlerce kilometre uzaklıktadır. Bu taşların nasıl getirildiği konusunda kesin olmayan farklı varsayımlar bulunmaktadır.

* Piramit, kimin adına yapıldıysa, onun bulunduğu odaya, yılda sadece 2 kez güneş girmektedir. (doğduğu ve tahta çıktığı günler)

* Mumyalarda radyoaktif madde bulunduğundan mumyaları ilk bulan 12 bilim adamı kanserden ölmüştür.

* Piramitlerin içerisinde ultra sound, radar, sonar gibi cihazlar çalışmamaktadır.

* Kirletilmiş suyu, birkaç gün Piramit'in içine bıirakırsanız; suyu arıtılmış olarak bulursunuz.

* Piramit'in içerisinde süt, birkaç gün süreyle taze kalır ve sonunda bozulmadan yoğurt haline gelir.

* Bitkiler Piramit'in içinde daha hızlı büyürler.

* Piramit'in içine bırakılmış su, 5 hafta süreyle bekletildikten sonra yüz losyonu olarak kullanılabilir.

* Çöp bidonu içindeki yemek artıkları, hiç koku vermeden Piramit içinde mumyalaşır.

* Kesik, yanık, sıyrık gibi yaralar büyükçe bir Piramit'in içinde daha çabuk iyileşme eğilimi gösterir.

* Piramitlerin bazı odalarının içinde ne olduğu hakkında bir bilgi yoktur; araştırmacıların çoğu, ya içinde kayboldular ya da aynı yerde birkaç tur attılar, fakat içlerini göremediler.

* Piramitlerin içi yazın soğuk kışın sıcak olur.

yanlış anlama ama abi ispatı varmı bunların? yemiş olabilirler mi acaba seni :p

_serhat_
24-06-2005, 23:23
valla ağustos kardeş, benim başımdan bahsettiğin karabasan dediğin şeyler fazlasıyla geçti, ve hala geçiyor, hatta bir keresinde uyandığımda kendi boğazımı var gücümle sıkıyordum, yani uyanmasam o biçim.. bu olayı doktorlara da sordum ve sebebini öğrendim.. kaslarla ilgili bir problem oldugunu söylediler bana, yani doktor varsa daha iyi bilir ama kaslar uyku sırasında başka bi çeşit faza geçiyolar, uyanınca ise beyin kadar hızla faz değiştiremiyolar ve kasılı kalıyolar. yani ben böle anladım belki de yanlış anladım.. sabah ereksiyonunun sebebi de böyle bşi ya..
bu arada sen nasıl böyle şeyleri yazıyosun anlamıyorum, bu kadar hoşuna giden ne var?? ben açıkçası gördüğüm rüyalardan parçalar böle fotografik aklıma geliyor ve tırsıyorum şuan evde..
zaten hiç anlamam korku dan zevk alma olayını, abi korku filmi diye bşi var ya????? gidin bari şöle kırbaçlatın kendinizi biyerde..

gemici
24-06-2005, 23:26
birde kaplan olacaksın kaplanserhat................s

Augustlobster
24-06-2005, 23:26
yanlış anlama ama abi ispatı varmı bunların? yemiş olabilirler mi acaba seni :p


o konulara özellikle merakım vardır.piramitlerle ilgili bi çokşey okudum veya duydum.piramitlerin bu tip özellikleri olduğı gerçektir.ve yapılışları ozamanki teknolojiyle ancak 665 yıl civarı gerçekleşmesi gerekirken sadece 20-30 yıl süre içerisinde gerçekleşmiştir.piramitler 2.600.000 adet ve herbiri 12 ton olan taşların üstüste ve yanyana konulmasıyla oluşmuştur.yüzbinlerce işçinin çalıştıgı bilinmektedir.üstelik bu taşların kütükler üzerinde yuvarlanarak yürütüldüğü.bu çok komiktir çünkü o ağaçların gölgelerinden ve vereceği ürünlerden vazgeçemezlerdi.ayrıca bu sırları araştırdığınızda,biraz açık fikirli olan ve ileriyi düşünen bir insan bunların sadece o işçiler tarafından yapılamayacağınıda görebilir.ben inanmıyorum.dünya gibi trilyonlarca gezegenin olduğu ve bunların enaz 180.000inde yaşam olma ihtimali çok yüksek olan kainatta sadece dünyada yaşam olması benim inanacağım birşey değil.siz bilirsiniz ama piramitlerin sırlarını bir araştırın derim.öyleki şuanki modern teknolojiyle bile ancak keşfedilebilen 60.000yılda tamamlanan gezegen döngüleri o zamanlar bizim şuanki hesabımızdan 1kaç saat farkla hesaplanıp yazılmıştır (belkide şuandakiler yanlıştır).bazı bilim adamcıkları,şuan en modern teleskoplar ve araştırma üniteleriyle bile ancak hesaplanabilen bu döngülerin,ozamanlar piramitin tepesinden çıplak gözle izlenebileceğini öne sürmektedirler.şuan biliyorsunuz ki bikaç gezegen sadece belirli zamanlarda dünyadan çıplak gözle görülebilmektedir.ancak güneş sistemi dışında oluşan bu döngülerin çıplak gözle görülmesi imkansızdır.herşey biryana farzedin ki piramidin tepesinden denildiği gibi bu döngüler çıplak gözle görülebiliyordu...amaaaaaaaa......piramitler bu döngülerin bulunmasından çok sonra yapılmış olup,bu döngülere göre hesaplanıp yapılmışlardır.mısır kültür ve biliminde gelinen o noktanın gerisi yoktur.nasıl çıktığı bilinmemektedir.gelişme yavaş yavaş boy göstermemiş biranda ortaya çıkıvermiştir.ve mısırdaki firavunlardan I.Ramses in mezar inşaatından 6.sülaleye kadarki mezar stilleri en ufak bir farklılık göstermemiş olup aksine,her yeni mezar bir öncekinin zayıf bir kopyası olarak kalmıştır.sizce arkadaşlar,bukadar hzılı ilerleyen bir bilim ve teknoloji 1000yıl hiç ilerlemedenmi durmuştur.şuan bütün kıtaların kaynaklarını ve düzlemlerini verseniz bile hiç bir mimar,bilim adamı o piramitlerin bir benzerini yapamaz.bir piramit dünyanın tam ağırlık merkezinde bulunmaktadır ve yüksekliğinin 1 milyarla çarpımı,güneşle arasındaki mesafeyi vermektedir.eğer bunu o anki insanların yaptığını iddia edecek ve teori öne sürebilecek arkadaşlar varsa,sabırla okumayı beklerim..

Thesecret
24-06-2005, 23:27
AugustLobsterı nasıl bilirdiniiiiiiiiiiiiiiiiiiiiiiiiiiz............... ......m

gemici
24-06-2005, 23:28
AugustLobsterı nasıl bilirdiniiiiiiiiiiiiiiiiiiiiiiiiiiz............... ......m
çok ruhani...............s

gemici
24-06-2005, 23:30
12000 ton değilde 12 ton sanırım...............s

_serhat_
24-06-2005, 23:32
benim kaplanlık he-man in kaplanı gibi, yeri gelince.......

Thesecret
24-06-2005, 23:32
çok ruhani...............s
gömelüm müüüüüüüüüüüü....................m

Augustlobster
24-06-2005, 23:37
12000 ton değilde 12 ton sanırım...............s


onikibin ton..diyecektim ki kaynağa baktım bidaha yanlış yazmışım...hmm demekki piramitleri dünyalılar yapmış..şimdi ikna oldum işte :gulen: :gulen: :bravo: :bravo:

Thesecret
24-06-2005, 23:38
onikibin ton..diyecektim ki kaynağa baktım bidaha yanlış yazmışım...hmm demekki piramitleri dünyalılar yapmış..şimdi ikna oldum işte :gulen: :gulen: :bravo: :bravo:
ağır ağır dönüyosun dünyaya.................m

gemici
24-06-2005, 23:39
12 tonu nasıl taşımışlar kolaymı..............s

SALESMAN
24-06-2005, 23:46
dahaçok parapsikolojiye ilgiliyim .

bende sadece para ile ilgiliyim ama parada psikolojimle çok ilgili haliyle ..
ama hikaye bunlar neydi o komik adam köylüyü organize edip böyle dümenden cin peri muhabbeti yapıyordu tv de anca onlara yarar artık bu çağda bu mevzular.

ayrıca ben ne ruh çağıracam çok meraklıysa o beni çağırsın...

Ali Baba
24-06-2005, 23:47
:D Bilgi doğru olduktan sonra kaynağı önemli değil. Üzüm ve bağın adresi meselesi .. :D

Augustlobster
24-06-2005, 23:51
Başka 1 forumda bir arkadaşın kendi ağzından anlattığı bir olayı size aktarıyorum

Ya arkadaşlar şimdi bende başımdan geçen bi olyı anlatimm o ki bööle bi topic var tırsmıyacaksanızz... ama bu olay cidden başımdan geçen tek olağanüstü ve gerçek olan bi olaydır... kafa bulmayasız ynii

96 yılının sonbaharıydı sanırım, o sabah her sabah kalktığımdan niyese daha erken uyanmıştım sabah 04 30 Am. civarıydı yanılmıyorsam... Bnm oda şehrin en büyük caddesine bakar,o saatlerde de kimse olmaz sokaklarda ( şehir ismi vrmycm) derken bi dışarı bakim dedim pencereden( hallaa hallaa cidden sanki tekrar yaşıyorum olayıı yusuffff )ve caddenin tam ortasında arkası bana dönük namaz kılan siyah cüppeli bi hoca!! şimdi ben bunu görünce nedendir bilinmez bi tepki gösteremedim ama korkmadığımı hatırlıyorumm...bi süre izledim ne olduğunu çözmeye çalışıyorum kendimce, ne iş yanii mantığı nedir başka namaz kılacak yer mi yok dyee ? Yaklaşık 3 yada 4 dakika izledim ben bu olayıı, adamın namazının bittiğini anladım ayağa kalktı (sıkı durun ) ve bzm ev 3. kat da. Bu şey, bu şey diyorum çünkü ne olduğunu hala bilmiyorum, orda birçok apartman olmasına rağmen, bu şey sanki ben buna seslenmişim gbii hani biri seslendiğinde direk o yöne bakarsınız yaa, bu da gözlerini direk bana çevirerek döndü benm orda olduğumu biliyordu kesinlikle ve biz bu şeyle direk göz göze geldik ve kanımın donduğunu hissettim, bu bakışma süresi de şmdi ne desem yalan gbi sanki çk uzun sürdü gbi geldi bna ama 5 yada 6 saniye diyebilim... Ne hareket ne ses çıkarabiliyorum, babamı çağıracam hemen yan odamda ses çıkmıyoo... sonra güçlükle bunu kesinlikle babama göstermeliyim diyerek kendimi topladım, kapıyı açıp hızla babamın odasına girerek uyandırdım, bnm suratı görünce bi o kadar da o telaşlandıı, hemen bnm odaya gttk, pencereden baktık kimse yok.. o her ne ise yoktu artık.......

İşte bööle bi olayy yorumlar daha sze kalmışşş.....

Augustlobster
24-06-2005, 23:54
bir alıntı

BU KORKUNÇ İŞTE.OKURKEN KORKMADIM DESEM YALAN OLUR.TÜYLERİM DİKEN DİKEN OLDU.
Zamaniyle bizde ruhlara cinlere meraklıydık. Aslında bunu yazmak istemiyodum ama paylasmak istedim...

Yaklasık 6 sene once ben 15 yasındaydım ve arkadaslarla her zamanki gibi evin onunde oturup muhabbet edecektik.Bende hemen assaga indim. Assaga indigimde bir cocugu korkutuyolardı.Bende buna katıldım ve bu apartmanda gizlice biri oldu ve bizde onu duvarların arasına gomduk dedik ve ruhunun hep gezindigini ve herkesin cok korktugunu solemistik. Tabi cocuk aklıyla inandı buna bizde bunu korkutmaya calısıyoruz. Bunlar evin arkadasında yururlerken ben dısarı cıkardıgım muzik setinin kolonlarıyla mikrofon dan cıkardıgım garip garip sesleri assagıdakilere dinletiyorum... Cocuk olesine korkmustuki bunu bilmeyen baska cocuklarda buna inanmaya baslamıstı. Bizde bunun devam etmesi icin yan blogun bodrum katına bir yer hazırladık ve sanki insan olusu varmıs gibi duruyodu arkadaslarda duvarların arkasından yerlere cam lar atıyoar icerde cıkan sesler yankılanıyodu...

Artık butun mahallenin cocukları buna inanmıstı. Hepsi olamaz bole bir sey diyodu. Sonunda bir aksilik cıkmadan aksamı getirmistik. Bu arkadaslardan bir grubu yine assaga ineceklerdi. İnanmıslardı ama gece ne olacagını merak ediyolardı. Gece biz bunların buraya gidecegini ogrendik ve arkadaslarla bir sey yapamayacagımız icin kara kara dusunmeye basladık cunku oyunumuz ortaya cıkacaktı. Cardakta oturuyoduk o sırada kapkara bir sey onumuzden gecti biz ya kedi ya kopek dedik bunun icin. En sonunda karar aldık. Gizli saklanma yerimize gidecektik. Bu bos bir evdi apartmanın zemin katı panjurdan giriyoduk. Eve girmistik Isıkları acmaya calsıtık ama yanmadı ve birden onumuzden yine o siyah sey gecti.İnanamamıstık kedi degildi kopek olsa saldırırdı. Cok urkmustuk. O sırada cıglıklarla arkadasları bizi aramaya basladılar biz bize bir oyun oynadıklarını dusunduk. Fakat oyun degilmis Assaga indiklerinde bodrumun ısık alan camları kırılmaya baslamıs ve duvarların icinden sesler gelmeye baslamıs.Bizde buna inanmayıp assaga indik. Ve gordugumuz sey sonunda bizide korkutmutu.Orada bir sey ler fazla idi ve bunu bir insan bizden habersiz yapamazdı anahtarlar bizde idi.

Oradaki masa ve bıcak.Resmen kanlıydı ve o sırada iceriden dısarıya yine o siyah sey cıktı. Artık altımıza dolduracaktık. kactık en iyisi herkezin evlerine gitmesiydi. Evlere gittik.Ben durmadan dua ediyodum. En sonunda anneannem bizde kaldıgı icin bende salonda yatacagımdan esyalarımı aldım ve salona gittim. Uyumak icin gozlerimi kaptıgımda bir ses duyuyodum. Bunlar sanki birinin bana dogru yurudugu sanki yaklastıgı gibi ayak sesleriydi gozumu actım ve sesler kesildi.Tekrar gozumu kapdıgımda yine bana bir sey ler yaklasıyo gibiydi ama cok hızlı sekilde gozumu actık. Dayanamıyodum cıglık atacaktım en sonunda bildigim butun dua ları okudum ve uyudum.Fakat cagre etmedi resmen icimden bir ses kesinlikle dua etme ve gozunu acma diyodu. Dayanamamıstım birden cıglıkla kalktım ve iceriye kostum. O gun abimin yanında yattım. Fakat oburgun uyandıgımda bulusma yerinde bir seyler olmustu. Sabah o ısık girmeyen evde onlarca göz ve insan golgesi sesler duymuslardı. Hepimiz delirmis gibiydik. İyilesene kadar cıkamadık bir yere. Sondan biz bu oyunu yaptıgımızda birilerinin ruh cagordıgını ogrendik. ve bir daha bole bir sey yapmamaya soz verdim...

HOWARD ROAK
24-06-2005, 23:55
ugh..!!!

Augustlobster
24-06-2005, 23:56
OTOSTOPÇU KIZ

Adamın biri, bi cumartesi gecesi evine dönüyomuş. Birden 15-16 yaşlarında sevimli bi kızın yolun kenarında otostop yaptığını görmüş. Adamın da aynı yaşlarda iki kızı varmış. Hemen arabayı kızın yanına yanaştırmış,''Gece yarısı böyle ıssız bir yerde napıyosunuz Allah aşkına? Bu saatte otostop mu yapılır? '' demiş. Kız,''Uzun hikaye. Rica etsem beni evime ???ürür müsünüz? Buraya çok yakın. Bu iyiliğinizi ömür boyu unutmam'' diyerek arka koltuğa oturmuş. Kızın üzerinde cicili bicili, hoş bi elbise varmış. Evinin adresini vermiş. Gerçekten de yakınmış ev. Adam eve vardığında önünde durmuş,''İşte geldik küçük hanım'' diyerek arka koltuğa dönmüş ama arkada hiç kimse yokmuş. Gözlerine inanamamış tabi. Hemmen arabasından inip evin kapısını çalmış. Beyaz saçlı, çok yorgun görünen yaşlı bi kadın açmış kapıyı. Adam heyecanla,''Bana inanmayacaksınız ama yoldan küçük bi kız aldım. Bana buranın adresini verdi ama tam geldiğimizde..'' Yaşlı kadın adamı susturmuş,''Biliyorum, biliyoru'' demiş,''Sonra da ortadan kayboldu di mi? Bu başımıza ilk defa gelmiyo. Her cumartesi akşamı aynı şey olur..'' Meğer kız bi cumartesi gecesi diskodan dönerken trafik kazası geçirmiş ve oracıkta ölmüş. Şimdi her cumartesi gecesi kazada öldüğü yerden otostop yapıp evine gelmek istiyomuş ama bunu bugüne kadar başaramamış. Kadın bunları anlatırken adamın gözü piyanonun üzerindeki kızın fotoğrafına ilişmiş. Evet, kız aynı kızmış ve üzerinde de aynı elbise varmış.

HOWARD ROAK
24-06-2005, 23:57
ugh.........!!!

Augustlobster
25-06-2005, 00:00
ugh.........!!!

her bir ughta noktalar artıyor dikkat et..............k


(senin harfin yokmu noktaların sonuna koymaya?bak gemiciye secrete,hepsinin harfi var..duyduğumuza göre noktaların son ucunu açık bırakanın,odasının kapısı açılıyormuş kendiliğinden.. :hmm: )

HOWARD ROAK
25-06-2005, 00:01
her bir ughta noktalar artıyor dikkat et..............k


(senin harfin yokmu noktaların sonuna koymaya?bak gemiciye secrete,hepsinin harfi var..duyduğumuza göre noktaların son ucunu açık bırakanın,odasının kapısı açılıyormuş kendiliğinden.. :hmm: )

guh.................................!............. .!!!.... :cheers:

Augustlobster
25-06-2005, 00:16
bir gönderi

Hikayeleri okuyunca biraz etkilendim birazda tebessüm ettim... başıma gelen bu olayı kime anlatıysam yarısı inandı yarısıda olamaz öyle şey dedi yoru hakkı sisze ait tabii..

2004'ün temmuz ayı günlerden cuma annem ve babam kütahya da ki abim yanına gitmişlerdi evde kimse yoktu ve haliyle aklıma bin bir türlü şeyler geliyodu. sebze ve meyve toptancılığı yaptığımız için bursa ya çarşamba günü gitmiş cuma günü ise geri dönüyordum. Başıma bir kaç kez karabasan geldiği için artık alışmıştım ne biliyim arabanın içinde bile bana geliyodu artık. cuma günü eve geldiğimde saat 23":30 civarıydı yatağıma girip uyuma çalışırken birden olduğum yere sızdım. ve derken o uyku esnasında kapı gıcırtısı geldi yattığım yerden kalkamadım ve sanırım bizimkiler geldi dedim.
sonra mutfaktan tava tencere sesi geldi ve yattığım odanın kapısı yarım kapalıydı ve kapı birden yavaşca açıldı fakat benim üstümde bir ağırlık vardı ve bir türlü kalkamıyordum. odaya girdi üzerimde ki örtüyü yavaşca kaldırdı ve bir diziyle üstüme bastırdı ve ağzımı kapamaya çalıştı o an aşırı bir korku ve telaş vardı bende. ağzım san ki düğümlendi hiç birşey yapamıyordum. ve allah'a dua etmeye başladım sonra kelime-i şahadet getirdim e üzerimden yavaşca kalktı o karabasan kalkar kalmaz bende ayaga kaltım iki elim öne doğru uzatıp yakalamaya çalıştım sonra evde ki telefonluğun altına doğru sıkıştırdım telefonluğun ayansından ayın ışığı yansıyordu birden kafamı kaldırıp aynaya baktım kendimi göremedim kafamı geriye çevirip baktım ve bedenim ilk yattığım şakilde duruyordu o an içime öyle bir krku ve heyecan sardı ki ne pacağımı şaşırmıştım...
sonra bedenimin içine tekrar giridim Allah'a tekrar dua ettim karabasan geldi üzerimden sıyırmış olduğu örtüyü iki eliyle tutu havaya kadırıdı(kaldırıdğı esna da kolları ve bedeni uzadı nerdeyse tavana çarpacak duruma geldi)üstümü örttü ve geldiği gibi odanın kapısını yavaşca kapadı sonra tekrar mutfaktan yine tava tencere sesi geldi en son dış kapı sesi gırtısı geldi ve gitti.
karabasan gider gitmez ben yattığım yataktan kalktım ve saate bahtım saat tam 00:30 u gösteriyodu afallamıştım oturdum 3 kulfü 1 fatiha okuyup yattım ama yatana kadar da en bi 2 saat geçti

not : bu olaya inanmayanların başına da aynı şekilde gelmiştir.

Gönderen: alsancak

Çömez
25-06-2005, 00:19
bir gönderi

not : bu olaya inanmayanların başına da aynı şekilde gelmiştir.

Gönderen: alsancak
oldu mu agustos abi, yaktın bizi valla...Inansam bi türlü inanmasam başka :evil:

Ali Baba
25-06-2005, 00:22
OTOSTOPÇU KIZ

Adamın biri, bi cumartesi gecesi evine dönüyomuş. Birden 15-16 yaşlarında sevimli bi kızın yolun kenarında otostop yaptığını görmüş. Adamın da aynı yaşlarda iki kızı varmış. Hemen arabayı kızın yanına yanaştırmış,''Gece yarısı böyle ıssız bir yerde napıyosunuz Allah aşkına? Bu saatte otostop mu yapılır? '' demiş. Kız,''Uzun hikaye. Rica etsem beni evime ???ürür müsünüz? Buraya çok yakın. Bu iyiliğinizi ömür boyu unutmam'' kızın fotoğrafına ilişmiş.


Geçenlerde bir gece yarısı benimde başıma böyle bir olay geldi. 25 yaşlarında bir kız arabanın önüne atladı ve evinin yakında olduğunu onu evine kadar götürmemi rica etti. İspanyol aksanı ile konuşuyordu. Aldım evine kadar götürdüm. sonra indi ve bu iyiliği hiç unutmayacağını söyledi. sanki birinden kaçıyormuş gibi bir hali vardı.


Acaba o damı ruhtu.. Bak kafam karıştı şimdi.

Augustlobster
25-06-2005, 00:24
Odasındaki pencereyi sonuna kadar açtı. Yeterince sıcaktı içerisi. Derin bir nefes aldı. Beynine oksijenin dolduğunu hisseder gibi oldu. Hafif bir uyanma hissi geldi. Geri dönüp yatağını süzmeye başladı Günlerdir toplamamıştı yatağını. Yatağındaki parıldadı. Soğuk bir rüzgar gelip terli sırtını yalayınca pencerenin kenarından ayrılıp yatağa doğru ilerledi. Boş yatağa oturup, beklemeye başladı. Yataktakinin parıltısına kapılıp eline aldı. Ağırca bir silah. Yeterince etkili. Silah elindeyken başını ellerinin arasına aldı, dizlerine çöküp düşünmeye başladı.

Pencerede bir tıkırtı oldu. kafasını kaldırıp oraya baktığında uzun siyah saçlı sevgilisinin pencereye tünemiş halde oturuyor olduğunu gördü. Uzun dümdüz saçları şampuan reklamlarındaki gibi parlıyordu. Kız, pencereden aşağı indi, aşk dolu gözlerle adama baktı. Yerin hafifçe üzerinde yüzüyordu. Adım atmadan adama doğru yaklaşamaya başladı. Tümüyle sessizdi, bir hışırtı bile yoktu.

Adam aniden ayağa kalktı, sağ elindeki silahı kıza doğrulttu. Sonra iki eliyle sıkıca kavradı silahı. Hayır, silahın ağırlığından değil. Vazgeçmekten korkuyordu. Bir eli vazgeçerse diğeri tutmalıydı, vazgeçmemeliydi.

Kız durdu. Şaşırmıştı. Gerçekten şaşırmıştı. Düşünebileceği en son şeydi bu: Yıllardır beraber olduğu insan kendisini öldürmek mi istiyordu?

Tümüyle öldürmek...

Şaşkın gözlerle bir namlunun ucuna bir adamın gözlerine bakıyor, bir anlam çıkarmaya çalışıyordu. Adam titrek bir sesle konuştu:

"Seni öldürmeliyim"

Ağzı kurumuştu. Yapış yapıştı ağzının içi. Yutkundu, devam etti:

"O günden beri acı çekiyorum"

Kadın yumuşak bir sesle:

"Hayatım o bir kazaydı...Ölümümün suçlusu ben değilim"

Adam haykırdı:

"Ben hiç değilim! Biliyorum, herşeyi biliyorum. Ama bilmek yardımcı olmuyor. Sürekli sürüncemede kalmak bu...bu deli ediyor beni. Arada sıkışıp kalmak... Fotoğraflarını görmeye dayanamazken her gece..."

Sustu. Sonuçta aşkıydı karşısındaki. Bu işi olabildiğince az acıyla yapmalıydı. Kız hüzünlü bir sesle sordu:

"Buraya gelmem seni rahatsız mı ediyor?

Sevdiğine "Seni unutabilmeliyim" diyebilir misin? Ona sırılsıklam aşıkken.

Bir çift gözyaşı döküldü kızın gözlerinden: "Acını anlıyorum"

Adam silahını hiç indirmeden sürekli ağlıyordu. Başı dönüyordu. Hıçkırıklar içinde yere diz çöküp kusmaya başladı. Yarım saat önce ne yediyse herşeyi çıkarmıştı. Pilav artıkları. Son bir kaç defa daha öğürdü, ama bir şey gelmedi midesinden. Kafasını kaldırdı. Sol eliyle ağızından akan salyaları silerken sağ elindeki silahı kıza doğrulttu. Ayağa kalktı. Sonra iki eliyle tuttu yine silahı.

"Seni öldürmeliyim. Gerçekten ölmelisin. Benim yaşayabilmem için."

Namlunun ucu titriyordu. Bütün vücudu gibi. Bacaklarının sözünü dinlemdiğini hissetti. Çözülmek üzerelerdi. Sürekli hıçkırıyor, ağlıyordu. Gözleri karardı bir an. Terlemeye başladı. Kollarının gücü kalmamıştı artık. Gözleini kapadı, dişlerini tüm gücüyle sıktı ve arka arkaya ateş etmeye başladı. Sonunda durdu, her nasılsa...

Gözlerini açtığında sevgilisini yerde yatarken gördü. Tüm vücudu delik deşikti. Usulca yanına sokulup, baş ucuna diz çöktü. Oysa sadece kaybolmasını beklemişti. Yaralarına dokundu sevgilisinin. Gerçek gibiydi. Sanki... Gerçek...Hani gerçek gibi.

Yanağını okşadı. Hala sıcaktı. Sıcak?!? Canlı gibi.

Gibi...

Bir hayalet.

Sıcak bir hayalet...

Saçlarını okşadı. İpek gibi. Elindeki kan bulaştı kızın saçlarına.

Canlı...

Gibi...

Bir hayaletti oysa. Gecelerinin kabusuydu bir yıl boyunca.

Bir hayaletti...Gibiydi...

Oysa şimdi....

Birşeyler oldu. Bir bağ koptu evrenin derin köşesinde. Bir ışık bir karanlıkla yer değiştirdi.

Bir ara elindeki silahı gördü adam...

Bir karadelik, yıllardır evrende dolaşan bir toz parçasını yutuverdi.

Sonra sanki silahını yavaş yavaş şakağına doğru yaklaştırıyormuş gibi geldi. Sevgilisinin başında otururken... Boş gözlerle kızın alnındaki beyin parçalarını seyrederken...

Diyorum ya, birşeyler koptu, çözüldü. Ilık bir rüzgar girdi açık pencereden.

Sanki bir an namluyu şakağında hissetti.

Soğuk olması gerekirken sıcak olan sevgilisinin başında...Hayal olması gereken gerçeğin başında...

Titreyen işaret parmağı...Şakakta sıcak demir...

İşaret parmağını yöneten Tanrı...

Deliliğin şahidi pencereden giren rüzgar...

Bir titreşim tetikte...Nedir pencerenin önündeki ağaçta tünemiş kuşları havalandıran? Bir içgüdü?

Bu benim cesedim mi, düşen? Yer çekiminden başka Tanrı tanımayan...

Olaydan bir kaç saat sonra, polisler tüm evi doldumuş yalnız bir adamın intihara ne kadar da yatkın olabileceğini tartışırken, önceki gün intihar eden genç kizın otopsi ile gebe olduğunun anlaşılmasını birbirlerine haber verirken, silah meraklısı bir memurun böyle bir adamın böyle bir silahı neden aldığı hususundaki dersini dinlerken, tüm bunlar olurken, kimsenin farketmediği bir olay oldu. Memurlar sırtlarını dönüp odadan çıkarken, dün gece içeri giren rüzgar yavaşça dışarı çıktı.

Hiç sesini çıkarmadan...

Augustlobster
25-06-2005, 00:28
bir şeye dikkat edin.geçen sene,kerpe diye bir yerde yazlık var orada oturuyoruz.gece 4-6 arası hatırlamıyorum bütün gece uyanığız.neyse ezan okunmaya başladı.kerpede,orman kayalıklar deniz,sahil,kumlar..herşey içiçedir..orman vardır girersin içine,bir patikadan yürürsün karşına deniz çıkar..neyse o orman ıssızdır ama gür ağaçlar vardır,karadeniz zaten..arkadaş ezan okunmadan dedi ki,bak şimdi ezan okunacak sesleri iyi dinle..gerçekten korktum çünkü eza başladığı anda köpek ve çakal ulumaları başladı,hoca nefes alırken o seslerde duruyordu,ulumayı kesiyorlardı.ama hoca soluklanıp devam etmeye başlayınca,ulumalar geri dönüyordu..baya şaşırdım..arkadaş,bazı 3 harflilerin bu köpeklere ve çakallara gözüktüğünü söyledi ezan okunup gitme vaktileri gelince..nekadar doğru bilemem..ama ben ne sabaha karşı o ormana bazı şeyleri araştırmak için yürüyüşe çıktım,nede yalnız başıma gündüz yürüdüm..pek içime sinmedi ama size adresi verebilirim..........................k

camarors
25-06-2005, 01:11
Bu gece biraz disarida takiliim diye dusunuyordum, tirstim yaw.

Ayagima da bisey surtunuyo gibi geldi simdi, hakkaten surtunuyo, bu ne yaw, ohhh, bizim kediymis bee.

Ben bu topige fazla takilmiim bari :gulen:

camarors
25-06-2005, 01:12
Geçenlerde bir gece yarısı benimde başıma böyle bir olay geldi. 25 yaşlarında bir kız arabanın önüne atladı ve evinin yakında olduğunu onu evine kadar götürmemi rica etti. İspanyol aksanı ile konuşuyordu. Aldım evine kadar götürdüm. sonra indi ve bu iyiliği hiç unutmayacağını söyledi. sanki birinden kaçıyormuş gibi bir hali vardı.


Acaba o damı ruhtu.. Bak kafam karıştı şimdi.


Ispanyolca aksaniyla konusuyorsa problem yok, istanbul turkcesi olsaydi sakatti durum ama :D

Augustlobster
25-06-2005, 02:57
yaşayan kişi tarafından anlatılan 1 olay

Bende size başımdan geçen bi olayı anlatıyım bi gün ilahi kitaplarda cinler hakkında bilgi araştırması yaparken elime bazı dualar geçmişti.bigün yatakhanede toplanıp bu konuyu tartışıoduk bi yandan çerezler kolalar bisküviler oda ankara çöplüğünden beterdi herşey yere döküldü saçıldıı tam manasıyla berbattı.gece olduğunda bazılarımız karşı çıksada hep beraber tüm yatakhaneyi toplayıp çağırmaya karar verdik(haftasonu oldu için 20_25kişi idik)hepimiz bir yere oturduk ve bendeki duayı hep bir ağızdan okumaya başladık ve bir süre sonra geldi ve galiba kötü bir cine rast gelmiştik yatakları kanapeleri herşey bir anda havada uçuşutu tabi biz korkudan hemen o odadan çıkmaya çalışıoduk ama o kadar basit deildi hepimiz itilip kakılıorduk yatakhanemiz 2 bölümden ibaretti biz 1. bölümdeydik 1.bölümden 2.bölüme geçmeye çalışırken 1.bölümün elektrikleri kesildi.hepimiz bir odaya sığındık.merkez yurtta toplantı oldundan tüm hocalar merkezde toplantıdaydı yani yatakhanede 1.kattaki bekçiden başka kimse yoktu o çığlıkları gürültüleri bağrışmaları sabaha kadar dinledik.saklanddığımız odanın kapısına defter çöp kovası ne bulurlarsa atmışlar.ogün hepimiz sabaha kadar dua ettik bilenler kuran okudu bilmeyenler ise sabaha kadar namaz kıldık.sabahleyin kapıyı hocalar açınca önce korktuk sonra rahatladık ve tüm olan biteni anlattık sona hocalarla beraber bi kaç dua okuduk ve hocalarla olayların başladığı odaya gittiğimizde herşey dağıtılmış herşey elbise dolaplarımız açılmış elbiselerimiz yerlere saçılmıştı ama ilginç olan tek şey vardı oda yerde dünden kalan en ufak bi çöp yoktu bisküviler kolalar hepsi temizlenmişti sanki halılar süpürülmüş ve yıkanmış gibiydi en ufak bir çöp yoktu sadce eşyalar ve yataklar kırılıp dağıtılmıştı çöplerin nasıl kayboldunu hiç birimiz bilmioruz açıkçası merak bile etmedik ve bi daha bu tarz olayların yapılması planlandığı hiçbir ortama birdaha girmedim ve o duayıda şuan hala evimde bir kuranın arasına sakladım ve ogünden beri hiç çıkarmadım size tavsiyem cinlerle uğraşmayın bunu yaşayan biri olarak onlardan mümkün olduğunca uzak durmaya çalışın benim gibii

Augustlobster
25-06-2005, 03:14
AlıntıdırArkdaşlar gerçekten tüyler ürpertici bir hikaye...----------

Bu olayi anlatirken hala daha tüylerim kalkiyor ve aglamamak için kendimi zor tutuyorum. Fakat bunu bilmenizi isterim ki benim basimdan böyle bir olay geçti ve ben bu olaydan sonra bir daha ruh çagirmamak üzere yemin ettim! Isteyen inansin istemeyen de inanmasin birini inandirmaya da zorlamiyorum zaten!! Adim belli, adresim belli, saklamiyorum onlar da yayinlansin!

Bundan bes alti yil önce, ben daha o zamanlar 14-15 yaslarinda iken, bir yaz günü ayni mahallede oturdugum bir arkadasimin evinde 4-5 kisi ruh çagirmak için t0planmistik. O zamanlar da bu ruh çagirma olaylari çok moda idi. Herkes birbirine hikayeler anlatiyor, ruh çagiriyor, basindan geçenleri anlatiyor ve çogu zaman da korkutmak için kafadan atiyordu. Yani sahsen ben hiç inanmiyordum. Bir çok defa da ruh çagirmistik ve hepsi fiyasko idi. Hatta bir çogunda aramizdan birini kurban belirleyip onu korkutuyorduk. Ortada bir sey yokken ruh gelmis gibi yapip o seçilen arkadasimizi korkutmak için ruh çagiriyorduk. Her neyse, fakat bu son ruh çagiracagimiz zaman gerçekten aramizda, ne seçilmis bir kurban, ne de numara çeken biri vardi! Saat gecenin üçüydü ve arkadasimizin anne ve babasi uyuyordu. Biz de evin oturma odasina tam teskilat yerlesmistik. Gerçekten herkes o ortamdan biraz da olsa ürkmüstü ve herkes cidden ruh çagirmak istiyordu. Derken hazirliklar bitmis ve Klasik ruh çagirma olayi baslamisti. Üzerinde harfler ve birtakim gerekli yazilar falan bulunan büyük karton kutu, üzerinde okunmus fincan, dualar falan iste her sey hazirdi ve her sey ciddi bir sekilde yapiliyordu. Ben de biraz gerilmistim artik çünkü her sey gayet ciddi ve bilinçli idi. Ne kadar da inanmasam böyle seylere gene de ya gelirse diye bir heyecan vardi içimde. Artik ruhun gelmesini bekliyorduk. Her sey yapilmis, ruh belirlenmis, dualar okunmus, herkesin isaret parmagi fincanin üzerinde bir hareket bekliyorduk. 10 dakika geçmeden fincan kipirdamaya basladi. O anda herkes bir birine suç atmaya basladi, parmaginla kipirdatma su fincani, ben kipirdatmiyorum ya gerçekten kim kipirdatiyor gibisinden ama kimse kipirdatmiyordu! Derken sorular basladi ve fincan bize bu sorulari cevapliyordu. Yanitlarin hepsi dogruydu! En son artik öyle sorular soruyorduk ki aramizdaki sahislarin bilemeyecegi türden sahsi sorular, fakat onlari da biliyordu! Çok korkmustuk! Evin sahibi olan arkadasimizin böyle seylere çok zaafi vardi ve çocuk birden aglamaya basladi! Bu arada belirteyim ruh çagiranlarin ben dahil hepsi erkek. Çocuk çok kötü olmustu ve kurban olarak seçilenin kendisi oldugunu sanip bize yalvariyordu. Artik oyun oynamamizi, çok korktugunu, bu kadarin asiri oldugunu söyleyip duruyordu ve agliyordu! Iste o an korkum 2 ye katlanmisti. Atik ruhu göndermeye çalisiyorduk ama o da gitmiyordu. Ruh gitmeden de fincani kaldiramiyorduk. Ev sahibi arkadasimiz git gide fenalasiyordu ve resmen agliyordu haykira haykira, benim de gözlerimden yas gelmedi desem yalan olur yani!! Öyle bir an oldu, arkadasimiz dayanamadi artik ve herkese küfrederek fincani kaldirdigi gibi pencereden disari yola firlatti. Fincan kirilmisti. Böylelikle ruh çagirma olayi da bitmisti tabii ama herkesin içinde bir endise vardi ve o arkadasimiza ne yapiyorsun sen gibisinden bakiyorduk endiseli gözlerle. Ev sahibi arkadasimiz hala daha sövüyordu ve siz arkadas degilsiniz diye hem bize hem de ruhlara kadar sövüyordu. Allah'tan anne babasi gürültüye uyanmamislardi. Bizde daha fazla gürültü rezalet çikmadan yavas yavas evlere dagilmanin iyi olacagini anlamistik. Öyle böyle herkes kendi evine gitti ve yattik uyuduk. Ertesi sabah kalktigimda mahallede bir bagrismanin oldugunu duydum. Bu sesler ruh çagirdigimiz arkadasimizin evinden geliyordu. Herkes agliyor, bagiriyor ve saga sola anlamsizca kosuyordu! Ben resmen sok olmustum! Ruh çagirdigimiz evde oturan o arkadasimizin Babasi uyurken sabaha karsi kalp krizi sonucu vefat etmisti!!.....

Augustlobster
25-06-2005, 06:00
Genç Kadın, bebeğin, güzelliği karşısında büyülenmiş gibiydi. Kıvırcık sarı saçları, iri mavi gözleri, kalkık bir burun ve küçük kırmızı dudaklarıyla bir kartpostalı andıran bebek, kadının şimdiye kadar gördüğü en cana yakın kız çocuğuydu. Onun ipek yanaklarını doya doya öpmek ve Cennet kokusunu içine çekmek için eğildiğinde:

- Dokunma bana!. diye bir ses duydu. Beni okşamaya hakkın yok senin!...

Kadın, korkuyla irkilip etrafa baktı. Bebekle kendisinden başka kimse yoktu. Aynı sesi tekrar duyduğunda bebeğe döndü. Aman Allah'ım!.. Yeni doğmuş gibi görünmesine rağmen konuşan oydu.

Bebek:

- Bana yaklaşmanı istemiyorum!. diye devam etti. Hemen uzaklaş benden!.

Kadın, biraz olsun kendini toparlayıp:

- Çocuklarımız hep erkek oluyor, dedi. Onlar da güzel ama, kız çocukları başka. Bu yüzden seni öpmek istemiştim.

- Beni öpemezsin!. diye ağlamaya başladı bebek. Benim de seni öpmem mümkün değil.

- Neden? diye sordu kadın. Neden öpemezsin ki?

Bebek, hıçkırıklara boğulurken:

- Bunun sebebini bilmen gerekir!. dedi. Düşünürsen mutlaka bulacaksın.

Kadın, neler olup bittiğini hatırlamak üzereyken kendine geldi. Özel bir hastanenin en lüks odasında yatıyor ve narkozun tesirinden midesi bulanıyordu. Aile dostları olan genç doktor, kadına bir demet çiçek uzatıp:

- Geçmiş olsun hanımefendi, dedi. Başarılı bir kürtajdı doğrusu. Ha..! Sahi, "kız" mış aldırdığınız ....

Augustlobster
25-06-2005, 06:02
Geçenlerde bir gece yarısı benimde başıma böyle bir olay geldi. 25 yaşlarında bir kız arabanın önüne atladı ve evinin yakında olduğunu onu evine kadar götürmemi rica etti. İspanyol aksanı ile konuşuyordu. Aldım evine kadar götürdüm. sonra indi ve bu iyiliği hiç unutmayacağını söyledi. sanki birinden kaçıyormuş gibi bir hali vardı.


Acaba o damı ruhtu.. Bak kafam karıştı şimdi.


eve gidip sordunmu..sor bakalım o kızmı oturuyormuş o evde..daha doğrusu ev hala oradaysa...ya acaba yanılmıs olamazmısın?yani kız sana "beni evime kadar götürürmüsün" değilde,"beni evine kadar götürürmüsün"dediyse....ne olacak?kızı bıraktın oralarda belki evide yoktu ruhlar yedi :hmm: :hmm: :hmm:

Augustlobster
25-06-2005, 06:59
bunu bir sitede okudum...baya gerilim dolu
1975 haziran ayinin basinda bir olay yasadim. Tam olarak ne oldugunun yorumunu hala yapmadim ama benzer olay yasayan biriyle karsilasmak isterdim. Ogün her zamanki gibi büyükannem ve dedeme gitmistim.
Aksam üstü eve gitmek için kalktim dedem eski tip asansörün kapisini açmak için anahtar aramaya koyuldu sabredemedim, en üst kattan merdivenlerden indim. Birinci kat merdivenlerine geldigimde inerken apartmanin tamamen cam kapisinda distan içeri dogru bakan bir fötr sapkali adamin durdugunu gördüm.Olagan bir sekilde ilerleyip kapiyi açip çikacaktim ama adam yerinden kimildamiyordu.Çekilip bir türlü yol vermedi. Döndüm baktim adamin arkasindan batan günesin kuvvetli isiginda yüzünü göremedim sadece sülieti gözüküyordu ve oldukça iri yapiliydi. Kenara çekilip bekledim girsinde ben çikayim diye gene çekilmedi. Kötü niyetli veya bana saka yapan birimi olduguna karar veremedim. Adini koyamadigim bir sekide sanki içim üsüyor ve ürperiyordum.Geri dönüyormus gibi yaparak bir üst katta beklemeye basladim. Eve çikip dedemi de üzmek istemiyordum. adam en az on dakika ayni noktada kimildamadan durdu. Sonra kapiyi açti içeri girdi bende durdugum yerden egilirsem yukardan görebiliyordum. En sonunda gidiyor diye sevindim. Bir baktim ki adam robot gibi yürüyor.Asansörün önüne geldi ayni sekilde hiç kipirdamadan on dakikada orada durdu. Ne oldugunu anlayamiyordum . Yukardan egilerek kaçamak bakislarla inceliyordum. Yaz olmasina ragmen kislik elbise ve sapka vardi, ayakkabilari bagcikli subay ayakkabisi seklindeydi. Sapkadan yüzünü göremiyordum. iki basamak inip iyice egilip yüzünü görmeye çalistim ve sok oldum. Gözlerini göremedim ama yüzü porselen tabak gibi beyaz ve parlakti. Artik panik oldum. Adam o anda elini robot gibi yavasça kaldirdi asansörün dügmesine basti. Oh! gidiyor derken elektrikler kesildi.
Adam birden merdivenlere yöneldi, bende yukari dogru firladim .heyecandan hizli çikamiyordum kesildim , bana yetistigini görünce telaslandim ve merdivenden yuvarlandim.Hiç gözümü açmadan bir süre oturdum. Yanima geldigini hissettim aglamak istiyordum. Birden elektrik geldi, gözümü açtim kimse yok. Önünde oturdugum kapinin ardinda bi köpek havliyor, karsi kapidan anne çocuk sesleri geliyor. Daha önce hiç ses olmadigni farkettim.Ertesi günü tekrar geldim. Dedem balkonda yarim saatten fazla bekledigini ama benim çiktigimi görmedigini merdivenlerden seselendigini cevap alamadigini söyledi.Ona dis kapida duran sapkali biri olup olmadigini sordum. Bulundugu noktadan tüm kapi görünür ama hiç kimseyi görmedigini söyledi.Bende normal bir olayi kendim degisik yasadim diyerek yillarca kimseye anlatmadim. Yillar sonra bir kitapta ayni bu sekilde giyinmis beyaz yüzlü, robot gibi yürüyen , gelince elektrik kesintisi olan varliklarin insanlari ziyaret ettiklerini okudum. Bunun öyle bir olay oldugunu zannediyorum .Bir daha olmadi.

Augustlobster
25-06-2005, 07:17
bir hikaye daha........alintidir...


Su an 17 yasindayimm ve olay bundan 3-4 sene evvel yasanmistir.

O yaz en büyük zevkimiz arkadaslarla gece asagi inmek idi ve hemen hemen indigiimiz her gece birbirimize korku hikayeleri anlatiyorduk. Anlattigimiz hikayeler genelde kendi hayal ürünümüz olurdu fakat anlatirken sanki yasanmis gibi anlatirdik ve kendi uydurdugumuz hikayeye o ortamin verdigi gerilimle kendimiz de inanir ve korkardik.

içimizde en çok hikaye anlatan Nedim diye bir arkadasimiz idi. Nedim yasça bizden büyüktü ve bizi korkutmayi iyi basariyordu açikcasi. Yine böyle bir gecede Nedim bize çok ilginç bir hikaye anlatti. Hikayeye göre bazi insanlar sebepsiz yere içlerinden gelen bir atesle küle dönüsecek kadar yaniyorlarmis. Bu yanma o kadar çabuk gerçeklesiyormuski, kendisini kurtarmaya zamani olmuyormuS kurbanIn. AyrIca bu olay kurban yalnIzken gerçeklesiyormuS, yani görgü tanigi olmuyormus hiçbir zaman.

Bu anlattigi hikaye ilginç oldugu kadar inandirici gelmemisti çogumuza. Fakat Nedim evinden getirdigi ansiklopedi de yazilanlari bize gösterince tüylerimiz diken diken olmustu hepimizin. Bu olaylar gerçek yasanmis olaylar olarak anlatiliyordu ansiklopedide kanitlari ile. O gece eve kosar adimlarla çiktim ve bütün gece gözlerime uyku girmedi.

Ertesi gün ise belki hepimiz için hayatimizinn en korkunç günü olmustu. Gelen habere göre Nedim bir sokak arasinda ölü bulunmustu ve isin ilginç yani Nedim'in gömüldügü mezarlikta 1 hafta sonra yangin çikti ve bütün mezarlar yok olmustu.

inanmayan arkadaslar eski gazeteleri karistirabilirler. Tarih: 3 Eylül 1997, Mersin mezarligi orman tarafinda onlarca mezar yanmistir.

Augustlobster
25-06-2005, 12:20
İngiltere aniden bastıran sisiyle ünlüdür. Yine sisin yoğun olduğu bir gün kadının biri şehirlerarası bir yolda arabasıyla seyahat ediyormuş. Sabahın erken saatleriymiş. Sis yüzünden pür dikkat ve olabildiğince yavaş gidiyormuş. Derken yolun iki tarafında oldukça garip açıyla park etmiş iki araba görmüş. Önce tırsmış. Ama merakına yenik düşmüş ve arabasını biraz ileride güvenli bir yere çekmiş.

İhtiyatla ilk arabaya yaklaşmış. Her halinde savrularak durduğu belli olan otomobilin görünen bir hasarı yokmuş. Otomobilin etrafında dolaşan kadın şoför mahalinde yan koltuğa doğru yatmış bir adam olduğunu görmüş. Açık pencereden içeri uzanarak, adama seslenmiş. Yanıt alamamış. Bu arada farkında olmadan kapıyı tutunca eline yapışkan bir şey bulaşmış. Alacakaranlıkta eline bulaşan şeyin önce ne olduğunu anlayamamış, ama birden bire jeton düşmüş. Elindeki kanmış.

Panik içinde arabasına koşmuş. Son sürat en yakın yerleşim yerine gidip, polise durumu anlatmış. İngiliz polisi hemen harekete geçmiş. İki arabanın bulunduğu yere vardıklarında, olağanüstü tedbirler alarak arabalara aynı anda iki ekip halinde yaklaşmışlar. Biraz sonra her iki ekip lideri, polis müdürüne arabalarda kafası kopuk birer ceset olduğunu rapor etmişler.

Bir süre sonra cesetlere ait iki kafa bulunmuş. Kafaların her ikisi de darmadağan olmuş vaziyetteymiş. Otomobillerde ise hiç bir hasar yokmuş, cesetlerde başka bir darbe de. Kafalar ise kesici bir aletle kesilmemiş, güçlü biri ya da bir şey tarafından sanki bir serçe kafasıymış gibi çekip kopartılmışa benziyormuş. Polisler bu işin içinden bir türlü çıkamamış. Olaya İngiliz gizli polisi MI5 el koymuş.

MI5'da yeni kurulan seri katil araştırma birimi, olay mahalini didik didik incelemiş. İki gün sonra MI5 karargahına bu esrarengiz olay hakkında bir rapor ulaşmış. Dehşet verici bu olay, aslına basit bir trafik kazasıymış. Raporda olay şöyle anlatılıyormuş. Yoğun sise rağmen hız yapan iki sürücü de bellerine kadar sarkarak yolu daha iyi görmeye çalışıyorlarmış. Karşı yönlerden gelen bu iki otomobildeki sürücüler hızla gelen diğer otomobili çok geç farketmişler. Kafaları birbirine hızla çarpınca, ikisinin de kafası kopmuş

HOWARD ROAK
25-06-2005, 12:40
ugh...!!!

bikmisbroker
25-06-2005, 13:17
...............
Kafaları birbirine hızla çarpınca, ikisinin de kafası kopmuş

Tip adamlardir bu ingilizler vesselam..............
Hele irlandalilar?? :D:D:D

Augustlobster
25-06-2005, 13:23
Tip adamlardir bu ingilizler vesselam..............
Hele irlandalilar?? :D:D:D


Treavanian'ın bir kitabında,"dünyanın en iyi insanları,ingiltereden çıkınca ilk gördüğünüz kişilerdir" yada tam hatırlayamadım ama böyle bir atasözü okumuştum.bide "ingilizler halk olarak bitmiş durumdalar,ama bunu anlayacak kadar mantıkları yok"diye bir söz okumuştum.Max Strange diye bir adam söylüyordu Jonathan Hemlock'a..

Augustlobster
25-06-2005, 13:40
1forumdan,1.kişiden alıntı


bu olaya ilk tanık olduğumda gece sabaha kadar uyumadığım gecelerden birindeydi,grafik ve programlama calıştığım için geceleri pek uyumam,(suan anlatmaya baslamadan bi tuaf oldum ,gözlerim doldu)

billgisayara dalmışım gene bişeylerle uğrasıyorum ,dikatimi biyere verdim öylemi olur böylemi olacak derken ,ezan sesini duydum,vaybe dedim gene sabah oldu aradan epey zaman gecti 15 dakka kadar dikkatini bişey cekti bu ezan hiç bitmiyodu,acaba dedim sabah ezanları bukadar uzunmu sürüyor,camı actım ezanın sonları ve bitti ama ezan sesi okadar derinden geliyoki,yani biraz farklıydı, ben hala olayı anladadım,kapadım camı ,odaya girdim ,bilgisayarın saatine baktığımda dondum kaldım hala tüylerim diken diken oluyo ,cünkü saat henüz 3 : 30 du ve inanmadım evdeki bütün saatlere baktım 3 : 30 du.hiç bişey olmamış gibi devam etim heralde dedim beyin yorgunluğudur, bu olayın üzerinden 2 hafta falan gecti öyle saatleri hala bu olay nasıl olur diye düşünüyorum acaba bu mesajmı diyip sonradan gülüyorum kendime!,

o arada ezan başladı bak dedim demekki tam ezan okunmasını bekliyormusun ,ama bu ezan seside o gece duyduğuma benziyodu saate baktım 2,20 civarı bu saate ezan okunmaz, camı actım sesi duyamadım oyutrdum yatağın üstüne tekrar başladı ,gene gitim actım camı gene kesildi,kapadım camı arkamı döndüm gene başladı delirdiğimi falam düşündüm ,cıktım odadan ,

bu olayı gercekten anlayamadım nasıl olur nedir o ses,hiç anlamadım,acaba bi sözmü vermiştim ona onumu yapmadım yada yapmıyorum o yüzdenmi bunu duyuruyo bana gibi binbir tane soru geldi aklıma,ama hala anlayamadım gercekten böyle şeyleri duyardımda inanmazdım

Thesecret
25-06-2005, 13:57
Augustum Lobsterım (rainbow'u andım da :p) uğraşma bu derin konularla. yazıktır sana bak. Karabasanı, karahasanı, cini, fışkısı, rakısı toplanıp gelecekler basacaklar seni ansızın. Ne deşifre edinyon bizi kızacaklar. Kuşlarla uğraş, böceklerle uğraş, istakozlarla uğraş ne işin var cinle rakıyla karahasanla...........

Augustlobster
25-06-2005, 14:01
Augustum Lobsterım (rainbow'u andım da :p) uğraşma bu derin konularla. yazıktır sana bak. Karabasanı, karahasanı, cini, fışkısı, rakısı toplanıp gelecekler basacaklar seni ansızın. Ne deşifre edinyon bizi kızacaklar. Kuşlarla uğraş, böceklerle uğraş, istakozlarla uğraş ne işin var cinle rakıyla karahasanla...........


inanma robot o...................................

Augustlobster
25-06-2005, 14:02
:sus: :sus: :sus: :sus: :sus: :sus: :sus: :sus: :sus: :sus:

Augustlobster
25-06-2005, 14:03
:eek: :eek: :eek: :eek: :eek: :eek: :eek: :eek: :eek: :eek:

HOWARD ROAK
25-06-2005, 14:05
inanma robot o...................................
geçmişin tehlikelerinden biri esir olaktı, geleceğinki ise robot olmak..
e.from

gemici
25-06-2005, 18:23
geçmişin tehlikelerinden biri esir olaktı, geleceğinki ise robot olmak..
e.from
howard sendende beteri varmış..................s

HOWARD ROAK
25-06-2005, 18:25
ugh.... !!! beterin beteri de var abi...

EFE
25-06-2005, 19:25
KANLI GÖMLEK

Bu olay, Marmara Üniversitesi İngiliz Dili ve Edebiyatı Bölümü’nü 1993 yılında bitiren Dilek isimli bi kızın başından geçmiş. Dilek bi gün okuldan çıkmış, durakta minibüs bekliyomuş. Yalnız korkunç da yağmur yağıyomuş bu arada. Kızın önüne bi araba yanaşmış. İyi giyimli, temiz yüzlü bi genç, ''Yanlış anlamayın n’olur. Ben de yakın zamana kadar öğrenciydim. Islanmayın, gelin ben sizi uygun bi yere kadar bırakayı'' demiş. Dilek kız, başta biraz tereddüt etmiş ama çocuğun iyiniyetine inanmış ve arabaya binmiş. Yolda sohbet filan etmişler. Hoşlanmışlar birbirlerinden. Çocuk,''Lütfen izin verin sizi evinize bırakayım. Bakın yağmur da iyice hızland'' demiş, Dilek kabul etmiş taabi. Sohbet iyice koyulaşmış. Kızın evine gelmişler, bu arada telefon değiş tokuşu yapmayı da ihmal etmemişler.

Dilek çok etkilenmiş çocuktan. O hafta her telefon çaldığında yüreği hop etmiş, ''Ay benimki mi arıyo? '' diye telefona koşmuş. Ama arayan olmamış maalesef. Dilek yüzünü kızartıp çocuğu aramaya karar vermiş,''Belki numaramı kaybetmiştir, n’olucak ki ben arasa'' deyip kandırmış kendini. Telefonu ağlamaklı bi kadın sesi açmış. Meğer teyze, bizim çocuğun annesiymiş ve hıçkıra hıçkıra, oğlunun trafik kazasında öldüğünü söylemiş. Anlattıklarından Dilek anlamış ki, çocuk onu bıraktıktan 5 dakika sonra yapmış kazayı. ''Keşke eve bıraktırmasaydım. Benim bunun sorumlus'' diyerek hemen kendini suçlamaya başlamış. Suçluluk duygusundan kurtulmak için teyzeden adresi almış, ''En azından başsağlığına gideyim bar'' diye düşünmüş.

Ziyaret ağlamaklı ve de yaslı geçmiş. Ayrılma vakti geldiğinde iyice havaya giren kız, ''Bana oğlunuzdan bi hatıra verir misiniz? Onu gerçekten çok sevmişti'' demiş. Bunun üzerine anne içeriye gitmiş, döndüğünde elinde çocuğun kaza günü üzerinde olan gömlek varmış. Üstelik de hala kanlar içindeymiş gömlek. Dilek çok kötü olmuş, gömleğin niye saklandığı ve niye ona verildiği anlamsızlığına rağmen yine de kadını kıramayıp almış kanlı gömleği. Ama eve gelir gelmez ilk işi gömleği yıkayıp, ütülemek olmuş. Bütün gece gömleğe baka baka, zır zır ağlamış. Sürekli de, ''Onu ben öldürdüm, onu ben öldürdü'' diye tekrar ediyomuş kendi kendine.

Artık ağlamaktan bi’tap düştüğünde gömleği yastığının altına koymuş ve yatmış. Sabah uyandığında kendini daha iyi hissediyomuş. Ama yastığı kaldırdığında bi de görmüş ki gömlek yine kanlar içinde. İnanamamış bu duruma. ''Heralde dün o kafayla iyi yıkayamadım'' diyerek yeniden yıkamış gömleği. Ama ertesi sabah da hiç bi değişiklik yokmuş gömlekte, yine kanlar içindeymiş

Hocam bu hikaye bana da mail yoluyla geldi ama sen eksik yazmışsın.

Kız bu olaylardan sonra bir hocaya gider ve bu olayın ne anlama geldiğini ve nasıl yorumlaması gerektiğini sormuş.

Hoca da kıza gömleği neyle yıkadığını sorunca normal deterjanla cevabını alır.. Hoca birden ürpererek;

Kızım çok büyük yanlış yapmışsın, kanlı bir gömlek asla normak deterjanla yıkanmamalı, mutlaka ARİELMATİK kullanman gerekiyordu, demiş.

Olayın aslı budur lütfen kamuoyunu yanıltmayalım.

gemici
25-06-2005, 19:48
Hocam bu hikaye bana da mail yoluyla geldi ama sen eksik yazmışsın.

Kız bu olaylardan sonra bir hocaya gider ve bu olayın ne anlama geldiğini ve nasıl yorumlaması gerektiğini sormuş.

Hoca da kıza gömleği neyle yıkadığını sorunca normal deterjanla cevabını alır.. Hoca birden ürpererek;

Kızım çok büyük yanlış yapmışsın, kanlı bir gömlek asla normak deterjanla yıkanmamalı, mutlaka ARİELMATİK kullanman gerekiyordu, demiş.

Olayın aslı budur lütfen kamuoyunu yanıltmayalım.
işte gerçek gün ışığına çıkmış oldu..................s

Augustlobster
25-06-2005, 20:54
Hocam bu hikaye bana da mail yoluyla geldi ama sen eksik yazmışsın.

Kız bu olaylardan sonra bir hocaya gider ve bu olayın ne anlama geldiğini ve nasıl yorumlaması gerektiğini sormuş.

Hoca da kıza gömleği neyle yıkadığını sorunca normal deterjanla cevabını alır.. Hoca birden ürpererek;

Kızım çok büyük yanlış yapmışsın, kanlı bir gömlek asla normak deterjanla yıkanmamalı, mutlaka ARİELMATİK kullanman gerekiyordu, demiş.

Olayın aslı budur lütfen kamuoyunu yanıltmayalım.


ben onu Omo olarak biliyordum ama..gerçeklik payı olanlarla olmayanlar kendini belli ediyor,ilgilenen arkadaşların dikkatine söylüyorum,gerçek olanları zaten üstte 1.agoızdan alıntı olarak bildiriyorum.ama açıkçası bu hikayeyi koyma nedenim ürkütücü olsun diye.hikayeler içlerinde inandırıcı olanlar var,anlatanlara göre gerçeklerde var.ayrıca o Omo...eminim..

simyacı
25-06-2005, 21:13
o konulara özellikle merakım vardır.piramitlerle ilgili bi çokşey okudum veya duydum.piramitlerin bu tip özellikleri olduğı gerçektir.ve yapılışları ozamanki teknolojiyle ancak 665 yıl civarı gerçekleşmesi gerekirken sadece 20-30 yıl süre içerisinde gerçekleşmiştir.piramitler 2.600.000 adet ve herbiri 12 ton olan taşların üstüste ve yanyana konulmasıyla oluşmuştur.yüzbinlerce işçinin çalıştıgı bilinmektedir.üstelik bu taşların kütükler üzerinde yuvarlanarak yürütüldüğü.bu çok komiktir çünkü o ağaçların gölgelerinden ve vereceği ürünlerden vazgeçemezlerdi.ayrıca bu sırları araştırdığınızda,biraz açık fikirli olan ve ileriyi düşünen bir insan bunların sadece o işçiler tarafından yapılamayacağınıda görebilir.ben inanmıyorum.dünya gibi trilyonlarca gezegenin olduğu ve bunların enaz 180.000inde yaşam olma ihtimali çok yüksek olan kainatta sadece dünyada yaşam olması benim inanacağım birşey değil.siz bilirsiniz ama piramitlerin sırlarını bir araştırın derim.öyleki şuanki modern teknolojiyle bile ancak keşfedilebilen 60.000yılda tamamlanan gezegen döngüleri o zamanlar bizim şuanki hesabımızdan 1kaç saat farkla hesaplanıp yazılmıştır (belkide şuandakiler yanlıştır).bazı bilim adamcıkları,şuan en modern teleskoplar ve araştırma üniteleriyle bile ancak hesaplanabilen bu döngülerin,ozamanlar piramitin tepesinden çıplak gözle izlenebileceğini öne sürmektedirler.şuan biliyorsunuz ki bikaç gezegen sadece belirli zamanlarda dünyadan çıplak gözle görülebilmektedir.ancak güneş sistemi dışında oluşan bu döngülerin çıplak gözle görülmesi imkansızdır.herşey biryana farzedin ki piramidin tepesinden denildiği gibi bu döngüler çıplak gözle görülebiliyordu...amaaaaaaaa......piramitler bu döngülerin bulunmasından çok sonra yapılmış olup,bu döngülere göre hesaplanıp yapılmışlardır.mısır kültür ve biliminde gelinen o noktanın gerisi yoktur.nasıl çıktığı bilinmemektedir.gelişme yavaş yavaş boy göstermemiş biranda ortaya çıkıvermiştir.ve mısırdaki firavunlardan I.Ramses in mezar inşaatından 6.sülaleye kadarki mezar stilleri en ufak bir farklılık göstermemiş olup aksine,her yeni mezar bir öncekinin zayıf bir kopyası olarak kalmıştır.sizce arkadaşlar,bukadar hzılı ilerleyen bir bilim ve teknoloji 1000yıl hiç ilerlemedenmi durmuştur.şuan bütün kıtaların kaynaklarını ve düzlemlerini verseniz bile hiç bir mimar,bilim adamı o piramitlerin bir benzerini yapamaz.bir piramit dünyanın tam ağırlık merkezinde bulunmaktadır ve yüksekliğinin 1 milyarla çarpımı,güneşle arasındaki mesafeyi vermektedir.eğer bunu o anki insanların yaptığını iddia edecek ve teori öne sürebilecek arkadaşlar varsa,sabırla okumayı beklerim..
bende inanmıyorum.
piramitler konusu önemlidir, şimdiki bilimin çok ileri olduğunu söylüyoruz, açıklasınlar o zaman piramitlerin nasıl yapıldığını, bu matematiksel hesapları.
ne yani sizce tesadüfmü. bence değil.
cin peri olayları inançla alakalıdır bunların yerine piramitler gibi bilimsel yaklaşımlar bence daha iyi olur.

Augustlobster
25-06-2005, 21:50
bende inanmıyorum.
piramitler konusu önemlidir, şimdiki bilimin çok ileri olduğunu söylüyoruz, açıklasınlar o zaman piramitlerin nasıl yapıldığını, bu matematiksel hesapları.
ne yani sizce tesadüfmü. bence değil.
cin peri olayları inançla alakalıdır bunların yerine piramitler gibi bilimsel yaklaşımlar bence daha iyi olur.


aslında ilginç yazıları ve bilgileri buldugum siteler varda kopyalama yasak ordada.o nedenle tam yazamıyorum.ilginç olanları yazıyorum illaki konu cin peri değil ama piramit olayları doğrudur.yani imkansız o yapıtları insanların sadece o günkü teknolojiyle yapması.konuyu bilmeyenler,piramitlerin özellikleri bilmeyenler insanların yaptıgına inanabilirler.ama işin içine girildiğinde biraz araştırıldığında,o günkü teknolojiyle bırakın Marduk gezegeninin döngülerini,60000yıllık döngüleri,güneş sisteminin yakınımızdaki 2 gezegen hariç yapısını çizmek bile imkansızdı.

qedi
26-06-2005, 16:49
Amerikada yaşayan bir arkadaşın ağzından; Bizim bir komşunun akrabası olan Linda başka bir kentte oturan kızkardeşini ziyarete gitmiş. Oradayken bir gün alışverişe çıkmış ve eve dönerken de şehir merkezindeki bir süpermarkete uğramış. Marketin önündeki otoparka arabasını parketmiş. Kapıları kilitlerken hemen yanındaki arabada bir kadının gözleri kapalı vaziyette, elleriyle başının arkasını sıkıca tuttuğunu görmüş. Kadın o halde epeyce tuhaf görünüyomuş.
Linda markete girip alışverişini yapmış. Arabasının başına döndüğünde kadının yine aynı durumda olduğunu görmüş. Cama doğru eğilip, “İyi misiniz?” diye sormuş. Kadın hiç kıpırdamamaya gayret ederek, “Başımın arkasından vuruldum. Beynim dışarı akmasın diye böyle tutuyorum” demiş. Linda panik olmuş tabii. Koşarak gidip market görevlilerini çağırmış. Adamlar da telaşla gelmişler ve arabaya girmeye çalışmışlar ama kapılar kilitliymiş. Onlar uğraşırken zavallı kadın, “Yavaaşş... Sarsmayın! Duruunn! Beynim dışarı akıyooor” diyomuş. Kapı açıldığında gerçek ortaya çıkmış. Meğer kadının arka cam tarafında teneke kutudaki bisküvitlerden varmış. (Bu bizde çok yaygın değil ama ABD’de genelde bisküvitler teneke kutuda satılıyor) Kadın marketten çıkıp arabasına bindiğinde muhtemelen sıcaktan genleşen kutu patlamış ve içindeki yumuşamış bisküvitler de kadının kafasına fırlamış. Kadın patlamayı silah sesi sanıp, -darbe de gelince- başından vurulduğunu sanmış. O an panikle elini vurulduğu yere atmış tabii. Dokunduğu ılık, hamurumsu şeyin de beyni olduğunu düşünmüş kadıncağız.

Augustlobster
27-06-2005, 02:09
Amerikada yaşayan bir arkadaşın ağzından; Bizim bir komşunun akrabası olan Linda başka bir kentte oturan kızkardeşini ziyarete gitmiş. Oradayken bir gün alışverişe çıkmış ve eve dönerken de şehir merkezindeki bir süpermarkete uğramış. Marketin önündeki otoparka arabasını parketmiş. Kapıları kilitlerken hemen yanındaki arabada bir kadının gözleri kapalı vaziyette, elleriyle başının arkasını sıkıca tuttuğunu görmüş. Kadın o halde epeyce tuhaf görünüyomuş.
Linda markete girip alışverişini yapmış. Arabasının başına döndüğünde kadının yine aynı durumda olduğunu görmüş. Cama doğru eğilip, “İyi misiniz?” diye sormuş. Kadın hiç kıpırdamamaya gayret ederek, “Başımın arkasından vuruldum. Beynim dışarı akmasın diye böyle tutuyorum” demiş. Linda panik olmuş tabii. Koşarak gidip market görevlilerini çağırmış. Adamlar da telaşla gelmişler ve arabaya girmeye çalışmışlar ama kapılar kilitliymiş. Onlar uğraşırken zavallı kadın, “Yavaaşş... Sarsmayın! Duruunn! Beynim dışarı akıyooor” diyomuş. Kapı açıldığında gerçek ortaya çıkmış. Meğer kadının arka cam tarafında teneke kutudaki bisküvitlerden varmış. (Bu bizde çok yaygın değil ama ABD’de genelde bisküvitler teneke kutuda satılıyor) Kadın marketten çıkıp arabasına bindiğinde muhtemelen sıcaktan genleşen kutu patlamış ve içindeki yumuşamış bisküvitler de kadının kafasına fırlamış. Kadın patlamayı silah sesi sanıp, -darbe de gelince- başından vurulduğunu sanmış. O an panikle elini vurulduğu yere atmış tabii. Dokunduğu ılık, hamurumsu şeyin de beyni olduğunu düşünmüş kadıncağız.


:bravo: :bravo: :bravo:

Augustlobster
27-06-2005, 21:24
evet..biraz ara verdik amma lakin bugece biraz kaliteli hikayeler ve olaylar araştırıp,korkutalım milleti.ilginç olaylar olsada olur.maksat burada,okuyanları,yer yer korkutacak,ürkütecek ama buna reğmen tuhaf bir itkiyle okumasına neden olacak hikayeler,yaşanmış "güzel" olaylar bulup yerleştirmek..

Augustlobster
27-06-2005, 21:25
Annem ve kardeşim babamın son zamanlarda oluşan korkularını anlattığında şaşırmadım. Hatta geç bile kaldı diye düşündüm.
Çünkü onun hiçbişeyden korkmayışına şaşıryordum.
Helede yaşadığımız evde. Ama artık korku bizimle uğraşmaktan bıkmış olacak babamın dünyasınada girmeye karar vermiş.
Yıllar önce annem onu gördüğü gece benim korkularım başlamıştı. Hatta onunla karşılaşan annem olduğu halde ben ondan fazla korkuyordum. Annemin bizi yataktan fırlatan çığlığı hala kulaklarımdadır. ama asıl hatırladığım annemin yüzündeki dehşet ifadesi.
Karanlığı aydınlatan ve kendisine gülümseyen varlığı defalarca anlattı ona buna, ve ben her seferinde korkuya duyulan meraktan olacak dinledim onu.
Sonraki yıllar bir daha karşılaşmadı annem onunla, ama onun benzeri varlıklar olan karabasalarla uğraşır bazen.
Babam hiç umursamazdı, ne kadar cesur derdim hep.
ama son zamanlarda geceleri uykusundan inleyerek uyandığını ve bir daha uyuyamadığını, hatta evde yalnız kalamadığını anlattı.
Artık zamanı gelmişti diye düşündüö hemen.
Artık evde birşeyler olduğu malumdu, herkesçe kabul ediliyordu.
(DEVAMı var)

Augustlobster
27-06-2005, 21:29
küçük küçük başlayalım


Koskoca adam oldum. Hala kucuklugumden kalan aliskanligimdan kurtulamadim. Korkuyorum. Resmen korkuyorum. Saygin bir isyerinde yoneticilik yapiyorum. Bazi günler geceyarisina kadar buromda kaliyorum. Guvenlik gece 12'de gidiyor. Ben de buromda korkuyorum. Hem de cinlerden perilerden korkuyorum. Bugune kadar hic gormedim. Ama ya gorursem diye korkuyorum. Lavaboya bile gidemiyorum. Butun konsantrasyonum bitiyor. Disari cikarken ise merdivenleri beser beser atlayarak resmen kaciyorum ve bildigim butun dualari okuyorum. Bu durumumu bilen yok. Eve giderken de arabanin arka koltugunda birseyler oldugunu hissediyorum. Dikiz aynasindan bakamiyorum. Ya ben kafayi yemisim ya da var biseyler.. Yok oyle seyler diye kendime bin turlu cesaret veriyorum, ama her gun ayni iskecenyi gene yasiyorum. N'apicam bilmiyorum. Bu yasta butun yasamim altust oluyor. Offf gene korkuyorum simdi yaaa...

Augustlobster
27-06-2005, 21:33
GERÇEK BİR HİKAYE
....... tarafından 21 ocak, 2005 - 10:00am tarihinde gönderilmiştir.

Tıp fakültelerinde kadavra dersleri olur. Hani ölüler üzerindeki uygulamalı dersler yapılır ya... Eğer bu derslerden geçemezseniz, doktor olamazsınız! Bir sürü öğrenci de bu dersler yüzünden ya okulu terk eder,ya da bayılır falan...
Ankara'daki Hacettepe Üniversitesi'nde okuyan 4 kız arkadaş, birlikte bir evde yaşıyorlar. Bunlardan bir tanesi, kadavra derslerinden gerçekten iğrenirmiş, ama böyle zar zor dayanırmış artık. Yoksa doktor olamayacak ya!
Bu kızın arkadaşları, onun bu derslere alışması için bir şeyler yapalım demişler. Ve de yapmışlar.
Sınavdan önceki gün arkadaşları, başka bir arkadaşlarının evine gidip çalışacaklarını ve de orada kalacaklarını söylemişler. Tamam, demiş kız,kendisi de biraz oturmuş, biraz da ders alışmış ve yatmış.
Herkes okula gitmiş, sınavlar olunacak, herkes gergin... Kızın arkadaşları bakmışlar ki, bizim ki yok! Neyse, herhalde geç kaldı falan demişler, kızı
aramışlar ama yok! Kız da böyle hafiften inek bir öğrenciymiş, hani sınavı
kaynatıyım, sonra bi şeyler olur falan diyecek tipte değil hani. Sonuçta
sınav bitmiş, kız hala ortada yok. Arkadaşları kızın evine gitmişler, kız
orada da değil! Sonra banyodan garip sesler geldiğini farketmişler ve
banyoya gitmişler.
Kızın saçları gri olmuş, ve banyonun bir köşesinde bir şeyler yapıyor
gibi. Sanki bir şey yiyor. Kıza yaklaşmışlar ve kız, bir ölünün elini
yiyormuş! Arkadaşları onun korkusu geçsin diye, bir ölünün elini
koymuşlar, ancak kız öyle korkmuş ki, o eli yemeye başlamış.
Daha sonra kızın ailesi, arkadaşlarına dava açmışlar ancak sonucunu
bilemiyoruz..

Augustlobster
27-06-2005, 21:36
...::: Ölünün Altın Dişleri :::...
.... tarafından 21 ocak, 2005 - 9:59am tarihinde gönderilmiştir.
Ben Gaziantep/Nizip ilçesinde oturuyorum.Tarih yaklaşık olarak 1993-1994. Ben evden kaçmaya karar verdim cebimde param olmadığı için yola çıkıp otostop yaptım. Adana'ya kadar bir kamyonla gittim, tek amacım Ankara'ya ulaşmaktı. Adana'nın içinde gezerken bir arkadaşa rastladım o da benim gibi evde kaçmıştı. Onla tanıştık tan sonra onunda ismini Coşkun olduğunu öğrendim. Adaşıma durumumu izah ettim onunda durumu benden farksız değildi. Uyumak için bana camiyi teklif etti. Yatsı namazı herkes namaz kılarken bizde en arka sırada yerimizi aldık. Herkes secde ettiğinde adaşım bana dik dik duran halıları gösterdi. Cemaat yine secde ettiğinde biz kaçtık ve o halıların arasına gizlendik. Namaz bitti herkes evine dağıldı hoca kapıyı kilitledi. Biz tekrar halıların arasından çıkıp rahat rahat uyumaya başladık, sabah namazında aynı şekilde çıkarız diye düşünüyorduk. Gece saat iki, iki buçuk arası kapıda bir tıkırtı duyuldu.. biz hemen halıların arasındaki yerimizi aldık. İçeriye bir tabut bıraktı ve gittiler üzerinde bir yabancı yazı yazılıydı. Arkadaşım tabutu açmamızı teklif etti tabi ben bu işe karşı çıktımsa da dinlemedi. Caminin içinde tabutu açmak için bir şeyler ararken hocanın tamirat için kullandığı içinde çivi, kerpeten, çekiç olan ahşap bir kutu bulduk ve onla tabutu açtık ve tabutta bir bayan cesedi olduğunu gördük. Arkadaşım ağzına baktığında üç tane altın dişi olduğunu gördü ve onları çekmeye başladığında ben çok korkmuştum.
Sen bana güvenmiyorsun diye altın dişleri bana verdi ve yarın o dişleri satıp karnımızı doyurup ve yol parası yapacaktık. Kendisi uyudu ben korkudan uyuyamadım. Sabah namazı hoca geldi ve biz tabi halının arasındaki yerimizi almıştık. Hoca geçerken cüppesi tabutun kapağına takılıp ve tabutun kapağı yere düştü bu esnada arkadaşım fırlayıp dışarı kaçtı ben kaçacağım sırada hoca aniden kapıyı kapattı. Hoca caminin içinde beni kovaladığı yerde açık bir kapı buldum ve içeri girdim oysaki o kapı minarenin kapısıymış. Yukarı tırmanırken hocada arkamdan geliyordu. Şerefeye çıktığımızda hoca aniden beni yakalayacağı yerde ben dengemi kaybedip minareden aşağı düştüm. Uyandığımda karyoladan düştüğümü fark ettim. Uyandığımda ise cebimde 3 tane altın dişin olduğunu fark ettim. O dişleri cebimden çıkartıp anneme gösterdiğimde, o dişlerin babaanneme ait olduğunu öğrendim. Fakat o dişlerin hala nasıl cebime girdiğini anlamış değilim.

Augustlobster
27-06-2005, 21:39
Yıllardan 1994'dü.Ben annem ve ağabeyim Tunceli'deki köyümüze gitmiştik .O
zamanlar 12 yaşında falandım. Oraya gittik ve amcamların evine yerleştik.
Benim orada tanıdığım hiç kimse olmadığı için ben amca oğluyla(Yusuf)la
oynuyordum .O bana biraz macera yaşamak istediğinden falan bahsederdi hep
ve bir gece onla uyumadık ve biraz macera yaşabilmek için neler
yapabileceğimizi düşündük ve en sonunda köyü çevreleyen dağlardan
birindeki bir eve gitmeyi önerdi Yusuf fakat bunun çok tehlikeli
olabileceğini köyün ileri gelenlerinin sık sık onları oraya çıkmamaları
konusunda uyardığını söyledi. Bizde bunu büyük bir gizlilikle yapacaktık.
Yusuf’un en yakın arkadaşı İsmete anlattık düşündüğümüzü ilk başta biraz
tırstı fakat daha sonra oda bunu kabul etti. Ertesi gün
çantalarımızı,yiyeceklerimizi hazırladık ve erkenden yola çıktık .O gün
hava biraz pusluydu ve içimden bir ses bunun tehlikeli olabileceğini
söylüyordu. Fakat bunu onlara söylemedim ve yolumuza devam ettik ve yolda
giderken etrafta bol bol koyu,inek,keçi,tavuk gibi hayvanların
kemikleriyle karşılaşıyorduk ben biraz daha korkmuştum ve neredeyse
ağlamak üzereydim. en sonunda oradaki eve vardık ve içeri girdik içerde
anlamadığımız diller yazılar falan vardı ve penceresi olduğu halde içerisi
karanlıktı içeride anlayamadığımız çok değişik cisimler vardı etrafta
tasların içerisinde sular falan vardı. Ve döner bıçağı gibi kocaman ama
paslanacak kadar eski birkaç bıçak vardı birden İsmet değişiverdi sanki
biz korkmaya başlamışken o gülüyordu.Kendi kendine oynaşırken taslardaki
suyu üstüne döktü ve bir bıçağı eline alıp oynamaya başladı bir anda
bıçakla oynarken bıçakla parmağını kesti ben çok korkmuştum ağlamaya
başladım çünkü bir anda Yusuf da değişmiş sanki çıldırmış gibi oldu bu
arada İsmetin parmağı çok feci bir şekilde kanıyordu. Daha sonra koştum
koştum sanki bir şey beni kovalıyor gibiydi ve annemin dürtmesiyle uyandım
bana gece boyunca döndüğümü,ağladığımı tepindiğimi söyledi. Kahvaltıda
Yusuf'la konuşmaya başladım rüya mı anlattım ve belki inanmayacaksınız ama
bana tepedeki evi nereden bildiğimi sordu. Daha sonra dışarı çıktık ve
İsmeti gördük parmağı sarılıydı...

HOWARD ROAK
27-06-2005, 21:40
Tîg-i gam ile hasmını hakla
Okunu düşmanın bağrında sakla
Küheylan at ile kargı mızrakla
Gel efendim yaylalara gidelim

Augustlobster
27-06-2005, 21:41
karşılaşma

Bundan tam 9 sene önceydi. Yaz tatiline türkiyeye gelmistik. O zamanlar ip atlamaktan saklambaç oynamaktan baska birşey yoktu aklımda. Birgün arkadaslarimla oynarken cin diye birsey oldugunu duydum. Yurtdisinda yasadigim icin böyle bir varligin oldugunu hic duymamistim. Birkac hikayede anlattilar cinler üzerine. Bende iyice merak etmeye basladim cinleri. Sabah aksam sürekli aklimdaydilar. Nasil görünüyorlardi? Ne giyerlerdi? Ne yer ne icerlerdi? Cocuk akli iste.

Yaklasik 2-3 gün gecti aradan. Kardesimle birlikte odamizda yatiyorduk saat gece 2-3 sulariydi. Benim gözüme bir türlü uyku girmiyordu. Herkes uyumustu fakat ben hala yatagimda bir o yana bir bu yana dönüyordum. Birden bir davul sesi yükselmeye basladi. Gittikce yaklasan bir davul sesi vardi. Cok sasirdim herimden kipirdayamadim. Birden o karanligin icinde beyaz bir isik belirdi. Tam karsimda. Birkac saniye icindede uzun boylu iri yapili beyaz sakalli buzmavisi gözlü yasli bir adam cikti o isigin icínden. Bana bakarak pis pis gülüyordu. Elinde bir davul bir yandanda onu caliyordu. Orada donup kaldim. Kimildiyamiyordum bagiramiyordum düsünemiyordum. Beynim durmustu korkudan. Sonra birden kayboldu ve davul seside kesildi.

Kendime geldikten sonra kardesimide kucagima alarak hizli adímlarla annemin yanida gittim ve uyandirip herseyi anlattim. Rüya gördügümü söyledi beni sakinlestirmek icin fakat oda korkmustu. Sabaha kadar uyumadik. Bütün tatil boyunca uyumaktan kortum ve tekrar döndügümüzde cok sevinmistim...

Augustlobster
27-06-2005, 21:43
Gece
blackwaterside tarafından 24 ocak, 2005 - 2:38pm tarihinde gönderilmiştir.
5-6 yaşlarımdayım... O zamanlar köylerde elektrik yok, gaz lambası kullanılırdı.
Geceler benim için işkenceydi. Yine bir gece gaz lambasının cılız ışığında uyumaya çalışıyordum. Birdenbire terlemeye başladım, sıkılmıştım...
Gözlerimi açtığımda yine o karşımdaydı... Kısa boylu, iri ve parlak gözlü, keçiye benzeyen bir şey ve yine dilim tutulmuştu. Zorladım kendimi ve son bir gayretle: "Nine!" diye bağırdım. O şey oradan oraya zıplıyor ve garip mimikler yapıyordu. Ninem odadan içeri girdi ve huzur veren sesiyle: "Ne oldu kızım... Yine mi korktun?" Sesi duyar duymaz, o şey hemen dolabın altındaki boşluğa gizlendi ve bana doğru bakıyordu parlak gözleriyle.
-"Nine, bak orada... Bana bakıyor"
-"Hani kızım... Bir şey yok ya orada."
Ninem göremiyordu. Ah bir görse de onu yok edebilse diye o kadar çok umutlanıyordum ki... Ninem orada olduğu müddetçe beni korkutamıyordu. O gece ninemin yanında uyudum, ertesi günü düşünerek...

HOWARD ROAK
27-06-2005, 21:43
Urdu beni zâlim kanlı yaramaz
Gayet çoktur değil benim yaram az
Bana yârdan gayri cerrah yaramaz
Umarım ki yine bağrım o yâra

Augustlobster
27-06-2005, 21:44
pencere...
kahvegibi tarafından 24 ocak, 2005 - 2:29pm tarihinde gönderilmiştir.
o gece çok yorgundum. ama sadece yorgunluk... güç bela odama gidip yataga yattım. yatagım anormal derecede soguktu. sanki buz kütleleri vardı yatagımda. oysa aylardan nisandı ve annem romatizmaları oldugu icin kaloriferleri yakmaya devam ediyordu.

o soguk yatakta uyumaya çalışırken pencereden bir ses geldi. sanki biri pencereye vuruyordu. o an tüm tüylerim diken diken oldu. şu anda bu satırları yazarken bile ürperiyorum ama neden bilmem o anlık bir cesaretle yatagımdan dogruldum ve pencereye gittim. güneslik çekiliydi ve actıgımda karşıma ne çıkacagını bilmiyordum. buna rağmen hic düsünmeden, sanki aklımı kaybetmiş gibi güneşligi açtım. tam karşımda bir adam duruyordu. oysa evimiz ücüncü kattaydı. bana bakıyor, gülümsüyor ve camı acmamı söylüyordu. taş kesilmiştim. camı açmadan yatagıma dogru döndüm. orada, yatagımda oturuyordu... gözlerimi kapattım ve bildigim tüm duaları okudum. yanımdan geçtigini, süzüldügünü duyuyor ama hic hareket etmeden sadece dua ediyordum. gözlerimi yeniden açtıgımda gün ışıyordu...

Augustlobster
19-09-2005, 02:04
şakamı sanmıştınız.................

Augustlobster
19-09-2005, 02:05
.....

http://www.deecee.de/Xfiles1.htm

Augustlobster
19-09-2005, 02:06
http://www.deecee.de/Xfiles2.htm

EFE
19-09-2005, 06:59
Anladığım kadarıyla dün gece sipalileri denkleştirip ziftlenememişsin, uğraştığın şeylere bak. Bırak bu halüsinojenleri de keyfine bak. Sağlıklı düşünebilmek için neden alkol aldığını anladım şimdi.

Augustlobster
19-09-2005, 11:45
Anladığım kadarıyla dün gece sipalileri denkleştirip ziftlenememişsin, uğraştığın şeylere bak. Bırak bu halüsinojenleri de keyfine bak. Sağlıklı düşünebilmek için neden alkol aldığını anladım şimdi.


amaç,değişik konular bulunsun topiclerde..böyle şeyler dikkat çeker genelde.aranızda korkanlar olursa bu beni çook sevindirir.. :fiyu: :evil: :evil: :evil: :evil: :evil: :sus: :nnee: :ley: :hg:

tatar
24-09-2005, 04:39
sn. Augustlobster

yazılarınız ilgimi çekti ama en çok bundan etkilendim acaba yazarını öğrenebilirmiyim...

saygılar........



Odasındaki pencereyi sonuna kadar açtı. Yeterince sıcaktı içerisi. Derin bir nefes aldı. Beynine oksijenin dolduğunu hisseder gibi oldu. Hafif bir uyanma hissi geldi. Geri dönüp yatağını süzmeye başladı Günlerdir toplamamıştı yatağını. Yatağındaki parıldadı. Soğuk bir rüzgar gelip terli sırtını yalayınca pencerenin kenarından ayrılıp yatağa doğru ilerledi. Boş yatağa oturup, beklemeye başladı. Yataktakinin parıltısına kapılıp eline aldı. Ağırca bir silah. Yeterince etkili. Silah elindeyken başını ellerinin arasına aldı, dizlerine çöküp düşünmeye başladı.

Pencerede bir tıkırtı oldu. kafasını kaldırıp oraya baktığında uzun siyah saçlı sevgilisinin pencereye tünemiş halde oturuyor olduğunu gördü. Uzun dümdüz saçları şampuan reklamlarındaki gibi parlıyordu. Kız, pencereden aşağı indi, aşk dolu gözlerle adama baktı. Yerin hafifçe üzerinde yüzüyordu. Adım atmadan adama doğru yaklaşamaya başladı. Tümüyle sessizdi, bir hışırtı bile yoktu.

Adam aniden ayağa kalktı, sağ elindeki silahı kıza doğrulttu. Sonra iki eliyle sıkıca kavradı silahı. Hayır, silahın ağırlığından değil. Vazgeçmekten korkuyordu. Bir eli vazgeçerse diğeri tutmalıydı, vazgeçmemeliydi.

Kız durdu. Şaşırmıştı. Gerçekten şaşırmıştı. Düşünebileceği en son şeydi bu: Yıllardır beraber olduğu insan kendisini öldürmek mi istiyordu?

Tümüyle öldürmek...

Şaşkın gözlerle bir namlunun ucuna bir adamın gözlerine bakıyor, bir anlam çıkarmaya çalışıyordu. Adam titrek bir sesle konuştu:

"Seni öldürmeliyim"

Ağzı kurumuştu. Yapış yapıştı ağzının içi. Yutkundu, devam etti:

"O günden beri acı çekiyorum"

Kadın yumuşak bir sesle:

"Hayatım o bir kazaydı...Ölümümün suçlusu ben değilim"

Adam haykırdı:

"Ben hiç değilim! Biliyorum, herşeyi biliyorum. Ama bilmek yardımcı olmuyor. Sürekli sürüncemede kalmak bu...bu deli ediyor beni. Arada sıkışıp kalmak... Fotoğraflarını görmeye dayanamazken her gece..."

Sustu. Sonuçta aşkıydı karşısındaki. Bu işi olabildiğince az acıyla yapmalıydı. Kız hüzünlü bir sesle sordu:

"Buraya gelmem seni rahatsız mı ediyor?

Sevdiğine "Seni unutabilmeliyim" diyebilir misin? Ona sırılsıklam aşıkken.

Bir çift gözyaşı döküldü kızın gözlerinden: "Acını anlıyorum"

Adam silahını hiç indirmeden sürekli ağlıyordu. Başı dönüyordu. Hıçkırıklar içinde yere diz çöküp kusmaya başladı. Yarım saat önce ne yediyse herşeyi çıkarmıştı. Pilav artıkları. Son bir kaç defa daha öğürdü, ama bir şey gelmedi midesinden. Kafasını kaldırdı. Sol eliyle ağızından akan salyaları silerken sağ elindeki silahı kıza doğrulttu. Ayağa kalktı. Sonra iki eliyle tuttu yine silahı.

"Seni öldürmeliyim. Gerçekten ölmelisin. Benim yaşayabilmem için."

Namlunun ucu titriyordu. Bütün vücudu gibi. Bacaklarının sözünü dinlemdiğini hissetti. Çözülmek üzerelerdi. Sürekli hıçkırıyor, ağlıyordu. Gözleri karardı bir an. Terlemeye başladı. Kollarının gücü kalmamıştı artık. Gözleini kapadı, dişlerini tüm gücüyle sıktı ve arka arkaya ateş etmeye başladı. Sonunda durdu, her nasılsa...

Gözlerini açtığında sevgilisini yerde yatarken gördü. Tüm vücudu delik deşikti. Usulca yanına sokulup, baş ucuna diz çöktü. Oysa sadece kaybolmasını beklemişti. Yaralarına dokundu sevgilisinin. Gerçek gibiydi. Sanki... Gerçek...Hani gerçek gibi.

Yanağını okşadı. Hala sıcaktı. Sıcak?!? Canlı gibi.

Gibi...

Bir hayalet.

Sıcak bir hayalet...

Saçlarını okşadı. İpek gibi. Elindeki kan bulaştı kızın saçlarına.

Canlı...

Gibi...

Bir hayaletti oysa. Gecelerinin kabusuydu bir yıl boyunca.

Bir hayaletti...Gibiydi...

Oysa şimdi....

Birşeyler oldu. Bir bağ koptu evrenin derin köşesinde. Bir ışık bir karanlıkla yer değiştirdi.

Bir ara elindeki silahı gördü adam...

Bir karadelik, yıllardır evrende dolaşan bir toz parçasını yutuverdi.

Sonra sanki silahını yavaş yavaş şakağına doğru yaklaştırıyormuş gibi geldi. Sevgilisinin başında otururken... Boş gözlerle kızın alnındaki beyin parçalarını seyrederken...

Diyorum ya, birşeyler koptu, çözüldü. Ilık bir rüzgar girdi açık pencereden.

Sanki bir an namluyu şakağında hissetti.

Soğuk olması gerekirken sıcak olan sevgilisinin başında...Hayal olması gereken gerçeğin başında...

Titreyen işaret parmağı...Şakakta sıcak demir...

İşaret parmağını yöneten Tanrı...

Deliliğin şahidi pencereden giren rüzgar...

Bir titreşim tetikte...Nedir pencerenin önündeki ağaçta tünemiş kuşları havalandıran? Bir içgüdü?

Bu benim cesedim mi, düşen? Yer çekiminden başka Tanrı tanımayan...

Olaydan bir kaç saat sonra, polisler tüm evi doldumuş yalnız bir adamın intihara ne kadar da yatkın olabileceğini tartışırken, önceki gün intihar eden genç kizın otopsi ile gebe olduğunun anlaşılmasını birbirlerine haber verirken, silah meraklısı bir memurun böyle bir adamın böyle bir silahı neden aldığı hususundaki dersini dinlerken, tüm bunlar olurken, kimsenin farketmediği bir olay oldu. Memurlar sırtlarını dönüp odadan çıkarken, dün gece içeri giren rüzgar yavaşça dışarı çıktı.

Hiç sesini çıkarmadan...

Augustlobster
24-09-2005, 06:02
sevgili dostum,onu www.gerilim.com diye bir adresten buldum yanılmıyorsam.diğerlerinin aksine,anlatımı daha güzel ve tek amacı korkutmak olmayan,aynı zamanda acı-saklı erotizm,melankoliyi-romantizmi ve tüm bunların üstünde burukluğu işleyen 1yazı..bu adresten bulabilirsin ama butür yazılardan çok olacağını sanmıyorum..

sevgiler..

Augustlobster
09-10-2005, 17:36
ODTÜ EFSANELERİ:


ODTÜ’NÜN PLANI TABANCAYA BENZER
ODTÜ hakikatten de Rusya'ya doğrultulmuş bir tabanca şeklindedir. Duyduğuma göre; Amerikalılar vakti zamanında Ortadoğudaki Amerikan müttefiki ülkelerden birine şahane bir üniversite inşa etmek istemişler. Elemelerde Türkiye ve İsrail finale kalmış. Sonuçta Türkiye'de karar kılınmış. Amerikalılar, Türkiye'den 28 kilometrekarelik bir toprak istemişler. Türkiye de Ankara'da bugünkü ODTÜ arazisini vermiş. Amerikalılar da buraya gerçekten de örnek gösterilebilecek bir üniversite dikerler. Üstelik ilk yıllarda üniversiteye acayip derecede para akıtırlar. Fakat daha sonra burada komünistlerin türemesi ve bunlarında okula gelen Amerikan büyükelçisinin arabasını yakmaları üzerine, buraya yapılan yardımı iyice kısarlar. Sonra Boğaziçi'ni kurdurturlar. ((Bu efsaneyi Mehmet Uzel aktarmıştı.)

ABD'YE DOĞRULTULMUŞ FÜZE
ODTÜ planı efsanesinin başka bir yorumu ise şöyle: Okulun planını ilk önce Rus mimarlar çizmiş. İlk plan ABD'ye doğrultulmuş bir füze biçimindeymiş. Daha sonra ODTÜ planına yeni eklemeler yapılacakken; eklemelerin planını, bu sefer ABD'li mimarlar yapmış. Bu plan, halihazırda ODTÜ'nün Rusya'ya doğrultulmuş bir tabanca şeklinde olan planıdır.

Augustlobster
09-10-2005, 17:37
AKLA ZİYAN HİKAYELER

Haluk Kalafat





Hazırlık’ta okurken her sabah altından kafamda bin bir hülyalı düşüncelerle “gölgesinin Ata yazdığı” metal üç bloktan geçerdim. Mimarlık binasının önündeki “heykel desen heykel değil” olarak tanımladığım (o zaman daha gençtim, heykel insan figürüydü benim için en çok da Atatürk şeklinde tezahür ederdi) o bloklara pek çok kez tırmanıp Ata yazısını okumaya çalıştım. Bloklar inatla “A ve T” harflerinden fazlasını göstermediler. Heykelin ATA yazdığını anlatanlar; ki kim anlatmıştı hatırlamıyorum, “belli bir mevsimde, günün belli bir saatinde gösteriyormuş, o yüzden göremiyorsun” ya da “10 Kasım günü saat dokuzu beş geçe yazar” derlerdi. Bir süre sonra bunun hoş bir şaka olduğunu anlamıştım. Gerçi o zaman eşek şakası gibi gelmişti bana ya neyse.



Oyuna gelen her kurbanın yapacağını yapıp, ben de aynı şakayı başkalarına yaptım tabii. ODTÜ’de kulaktan kulağa yayılan efsane, söylence zincirinin bir halkası da ben olmuştum. “ATA yazan heykel” hikayesinin klasik bir “şehir efsanesi” örneği olduğunu ve hatta bunun bilimsel bir inceleme konusu olduğunu (sosyoloji, antropoloji, sosyal psikoloji…) çok sonradan öğrendim.

AKLA ZİYAN HİKAYELER
Şehir efsaneleri kısaca modern zaman mitleri ya da sözlü tarihin yakın zaman ürünleri olarak tanımlanabilir. Bir çoğu akla ziyan hikayeler; Japonlar’ın Bedrettin Dalan’dan Haliç’i temizlerken çıkartılan çamuru büyük rakamlar ödemeyi göze alarak satın almak istemesi gibi. Bu şehir efsanesinin akla ziyanlığı çok açık, çünkü bu efsane şöyle devam ediyor: Bedrettin Dalan bu garip istek karşısında hemen karar vermiyor, ülkenin en önemli bilim adamlarını topluyor ve onlardan Haliç’in çamurunun öneminin ne olduğunu bulmalarını istiyor. Sonuçta bu çamurun bir örneğinin dünyada olmadığı, çok değerli bir sanayi ham maddesi olduğu ortaya çıkıyor. Tabii Bedrettin Dalan bu değerli çamuru Japonlar’a kaptırmıyor. Türkiye kullanıyor mu? Hayır. Peki neden satıp ülkeye döviz kazandırmıyor…

Akla ziyanlık kabaca ortak bilincin güdük bir milliyetçilik tepkisiyle açıklanabilir. Tıpkı Güney Doğu’nun altının petrol denizi olması ama süper güçlerin Türkiye’nin güçlenmesini istememesi nedeniyle çıkartılmaması gibi. Aslında bu tür efsaneler tarihin her evresinde olduğu gibi toplumsal çimento görevi gören kurumlardan biri. Efsanenin üretildiği döneme ve kesime göre ya “Türk’ün Türk’ten başka dostu yoktur”, ya “Eloğlu Ay’a biz yaya” ya da “Bir Türk dünyaya bedeldir” anafikirleri çıkar.

ODTÜ efsanelerinin içinde de kimi akla ziyan öyküler var. Ama çoğunluğu daha rafine. Melez ürünler de var; bazıları başka üniversitelerin hatta başka ülkelerin efsanelerinden devşirilmiş. Örneğin, ünlü final sınavı sorusu “Why” efsanesi birçok üniversitede anlatılır. ODTÜ’de okumuş olanlar ısrarla “Bizim felsefe bölümünde olmuş” der. Oysa bir çok ülkede anlatılan bir öyküdür bu; birkaç versiyonu vardır ama temelde aynı şeyi anlatır. ODTÜ’de bir çok efsane anlatılır ama gerçekten ODTÜ’den türediği sabit benim bildiğim birkaç örnek var.

Bu efsaneleri dört yıl kadar önce çalıştığım efsaneler.com sitesinde birkaç ODTÜ mezunu arkadaşın yardımıyla derlemiştim.

Augustlobster
09-10-2005, 17:41
MATEMATİK BÖLÜMÜ’NÜN HEYKELİ
ODTÜ Matematik Bölümü'nün önünde kitaplarını eline almış, uzun boylu, soluk yüzlü bir kız heykeli vardır. ODTÜ'de anlatılana göre; bu kız gerçekten yaşamış. Normal şartlarda bitirmenin büyük başarı sayıldığı Matematik Bölümü'nü 3 senede kafayı sıyırmadan birincilikle bitirmiş. Ancak mezuniyet törenine gelirken trafik kazası geçirip ölmüş. Bunun üzerine Matematik Bölümü, kızın heykelini "örnek öğrenci" niyetine diktirmiş. (Bu efsaneyi Ozan Bolat aktarmıştı.)

Augustlobster
09-10-2005, 17:43
DEVRİM YAZISI ATEŞLE YAZILMIŞ
ODTÜ stadyumundaki Devrim yazısının nasıl yazıldığı konusunda bir sürü efsane var. Bir anlatıma göre; bu yazıyı yakanlar, yazıyı yazdıktan sonra boyayı ateşe vermişler. Boya sabaha kadar cayır cayır yanmış. Ve Devrim yazısı adeta taşlara nakşedilmiş. Bir de yazı çok düzgündür. Bunu da şöyle becermişler: stadyumun tam karşısındaki spor salonunun damına çıkan öğrenciler, dürbün ve inşaat bölümünde kullanılan ölçüm aletlerinin yardımıyla, yazıyı yazanlara rehberlik etmiş. Böylece o kadar büyük bir yazı stadyum merdivenlerine düzgün bir biçimde yazılabilmiş.

DEVRİM YAZISI NEDEN SİLİNMİYOR
ODTÜ stadyumunun tribün merdivenlerinde boydan boya "Devrim" yazıyor. Okulda anlatılana göre; bu yazı, 80 öncesi kimya mühendisliğinde okuyan çocukların hazırladığı "özel" bir boyayla yazılmış. Yönetim tarafından defalarca üzeri boyanan, silinen, kazınan bu yazı bir türlü silinmiyor. Özellikle yağmur yağınca neredeyse yeni yazılmış kadar net okunuyor. Denilene göre; bu boyanın formülünü sadece bu boyayı hazırlayan öğrenciler biliyormuş.

Augustlobster
09-10-2005, 17:45
BETON KAYIK
ODTÜ'de okuyan bir arkadaşım beni kampüste dolaştırırken İnşaat Mühendisliği binasının önünde duran betondan bir kayık göstermişti. Arkadaşımın anlattığına göre kayığı yıllar önce İnşaat Bölümü öğrencileri yapmış ve yüzdüğünü iddia etmişler. Tabi beton kayık suya atılıp denenmediği için bu iddia çürütülememiş.

Augustlobster
09-10-2005, 17:46
PANKART ATÖLYESİ
Bi de ODTÜ yurtları içinde Birinci Yurt'un yeri bir başkadır. En eski erkek yurdu olan bu bina da bir dönem Deniz Gezmiş'in kaldığı, hatta jandarma baskını sırasında, Birinci Yurt'un altındaki dehlizlerden kaçtığı söylenir. Güya 80 öncesi, öğrenciler, bu yurtta seri pankart üretim atölyesi kurmuşlar. Bir ekip tepegöze standart sloganlardan oluşan astatlar koyup duvara yansıtıyor, büyük kalıplar çıkartıyormuş. Bir diğer ekip, bunları yine duvarlara asılmış bezlerin üstüne yapıştırıyormuş. En son ekip de hızla boyuyormuş. Mesela bir telefon geliyormuş, "Falan pankartlardan 50 tane yollayın" deniyormuş. Birinci Yurt atölyesi cart bi saatte teslim ediyormuş pankartları.

PLAKETİ TEK ELİYLE SÖKMÜŞ
Bunu bizim yurdun kantincisi anlatmıştı. Vakti zamanında 3. Yurt’un yataklarını, Sabancı bağış olarak vermiş. Yurt yönetimi de teşekkür babından yurdun dış duvarına kocaman bir şükran plaketi asmış. Deniz Gezmiş bir gün yurttaki odasına giderken bu plaketi görmüş. Çok sinirlenmiş tabii; tek eliyle tuttuğu gibi plaketi söküvermiş yerinden. Bu olayı gören binlerce öğrenci, yurt pencerelerine çıkıp çılgınlar gibi alkış tutmuş.

Augustlobster
09-10-2005, 17:51
Ata yazan anıt
Mimarlık anfisinin hizasında değişik açılarla, yataya yakın yerleştirilmiş üç büyük demir bloktan oluşan soyut bir anıt var. Güya bu üç blok öyle açılarla yerleştirilmiş ki; her 10 Kasım günü saat 9'u 10 geçe blokların gölgesi yere "ATA" yazıyormuş. 10 Kasım günleri çok kişi beklemiştir o anıtın altında, ben de dahil. Ama kimsenin bu yazıyı gördüğünü duymadım.

Augustlobster
09-10-2005, 18:04
...

Augustlobster
09-10-2005, 18:07
RESME..resimdeki kapıya sadece 30 saniye bakın..inanamayacaksınız..

Augustlobster
09-10-2005, 19:16
...


http://www.kotuvepis.com/hikaye.htm

Augustlobster
09-10-2005, 19:24
alıntı ama önemli 1konu..

Çok bilinmeyen bir haber sitesinde okudum bu iddiayı...Sitede yazılanlara göre geçtiğimiz günlerde yeni bulunduğu iddia edilen fayların varlığı 1999 yılında Prof Dr Ahmet Ercan tarafından zaten açıklanmıştı bu haberin yeniymiş gibi kamuoyuna sunulması planlanmış bir depreme kamuoyunu hazırlamak ve her an olabilirliğini hatırlatmakmış ki olduğu zaman şaşılmaya! ve abd başta olmak üzere bazı ükelerde yardım konvoyu görüntüsü altında profesyonel ekipler hazır bekliyorlarmış...zira Metal Fırtına serisinde ki gibi Türkiye ye direkt saldırı ile girmek hiçbir ülkenin isteyeceği birşey değilmiş...ve birkaç noktaya dikkat çekiliyor:1-Koç gibi koca koca nedense en ciddi teknolojilerini prefabrik fabrikalarada inşaa ediyor!? 2-Florya ve Yeşilköy de meskun masonlar Beykoz ve Riva ya niçin akın ediyor? ...

Augustlobster
09-10-2005, 19:30
bazı projelerle ilgili 1alıntı.aslına bakarsanız bu benim hemen hemen tamamen inandığım 1şey.yahudiler için bu toprakların çokbüyük 1önemi var.ve bunlar dinlerine herşeyden ve herkesten çok bağlıdırlar.



"Girdiler bile.. Arnavutluk'u tanıyıp yunanlılara gözdağı vererek üs kurdular.. Kuzey Kıbrısa destek verip üs kurma hazırlıklarına başladılar.. Irakı vurarak Arap yarımadasına girdiler.. Afganistanı vurup ortaasya geçişinin kontrolünü ele geçirdiler.. Abluka daralıyor.. Sıradaki hedef Türkiye.. bunu kimse gözardı edemez... Allah korusun ama zaman aleyhimize... Armageddon* yaklaşıyor.. ister deprem ister savaş ama bu gerçek yadsınamaz...

not: Armageddon, yahudi kutsal kitabında geçen ve vadedilmiş toprakları(Aden-yemen-güneydoğu anadolu bölgesi) ele geçirmek için başlatılan yada başlatılacak olan büyük savaş anlamdında.. İnanmayanlar google'da ARMAGEDDON diye araştırsın neler çıkıyor baksın...
Saygılarımla"

Augustlobster
09-10-2005, 19:35
onlar ölmemişmiydi?

neyse..

devam edelim..
bu yazılara,biraz daha doğruluk payı olduğunu düşünerek yaklaşımlarda bulunabilirseniz..

Augustlobster
09-10-2005, 19:45
O zaman geri alıyorum. Sağlıklı günler dilerim.


:) :) :) :) :kucak: :kucak: :kucak: :kucak: :kucak: :kucak:

alkan_unal
09-10-2005, 22:53
augustlobster evet sana katılıyorum bu yahudilerden her şey beklenir... vaadelmiş toprakları var sanırım bizim ülkede....ama bir halt edemezler... gözümüzü açık tutalım....teşekkürler yazı için...

Augustlobster
09-10-2005, 22:58
size teşekkürler.bu hemen herkese masal gibi geliyor.ama bu olaylar doğru.mesela ben bir öngörümü söylüyorum.apo yakalandığında idam edilcek deniyordu.edemezler dedim.şuan apo senden benden iyi yaşıyor.krallar gibi,bir tatil hayatı sürüyor.bazı şeyler duydum çünkü..ne yalan söyliyim,hep aynı yer olmasa onun yerinde olmak isterdim şuanda..adama öyle imkanlar sunmuşlar ki..senin ancak emekliliğinde hayal edebileceğin türden..

ve ben şimdi diyorum ki,kıbrıs çoktan gitti.sizin haberiniz yok.ve yine diyorum ki,bu süreçte bu adam serbest bırakılacak.ve yine diyorum ki,bırakıldığı gibi eskiden vatan haini olan bu adam belki bir kahramana yakın yakıştırmayla anılcak,söylenecek.ve öyle 1şey ki,bu adamı meclistede görebiliriz.hepsi hayal gibi geliyor kulağa aslında ilk başta.ama yahudi denilen,beyin ve güç takımının sandığınızdan daha büyük etki ve gücü var.sadece türkiye değil dünya üzerinde.pekala amerikan sermayesinin %95i yabancı.bu sermayenin hemen hemen tamamı yahudilere ait.

Augustlobster
11-10-2005, 02:02
ABD'NİN PRESTİJLİ BİLİM DERGİSİNDEN İSTANBUL'A DEPREM UYARISI
Deprem İstanbul'un kapısında!








Scientific American dergisi, İzmit depremiyle açığa çıkan stresin İstanbul fayına yayıldığını, 30 yıl içinde İstanbul'da 7 büyüklükte deprem olasılığının yüzde 62 olduğunu yazdı.

Dünyanın en saygın bilim dergilerinden Scientific American, "Değişen Dünyamız" başlığıyla hazırladığı özel sayıda depremlere geniş yer ayırdı. ABD'nin deprem konusundaki tek otoritesi Amerikan Jeolojik Araştırmalar Enstitüsü (USGS) uzmanlarından Ross Stein tarafından kaleme alınan makalede şu ifadeler yer aldı:

1990'1ı yıllara kadar bilim adamları şu düşünceyi paylaşıyordu: 'Bir sarsıntı olduğunda o fayda biriken stres açığa çıkar. Aynı yerde yeniden deprem olması için zaman geçmesi gerekir.' Ancak bu değişti. 1992'den günümüze 22 deprem incelendiğinde sarsantı sonrası ortaya çıkan stresin, o fayın komşusu diğer faylara yayıldığı yani kaybolmadığı görüldü.

Bunun en önemli örneği ise 1999 yılındaki Gölcük depremi. Açığa çıkan stres istanbul ve Düzce faylarına dağıldı. Düzce sallandı ancak istanbul halen beklemede. Bu yeni bulgular ışında önümüzdeki 30 yıl içinde İstanbul'u vurması muhtemel büyük bir depremin olasılığı 3 kat yükseldi.

3 farklı teori var
İşte İstanbul depremi konusundaki teoriler:

Geleneksel teori
Tarihsel verilere bakarak her 100 yılda 7'lik, 10 yılda da 6'lık deprem olacağını varsayıyor. Buna göre istanbul'da 30 yıl içinde 7 ve üzeri deprem olma olasılığı yüzde 20.

Yineleme teorisi
"Bir bölgede uzun süre büyük deprem olmaması, meydana gelecek olası sarsıntının şiddetinin her gecen yıl büyümesine yol açar" görüşüne dayanıyor, istanbul için olasılığı yüzde 48 olarak veriyor.

Stres teorisi
En yeni teori. Depremin gerçekleştiği faydaki stresin komşu faylara dağılıp baskı uyguladığı tezine dayanıyor. Buna göre Düzce ve Gölcük depremlerinde baskı altında kalan istanbul fayında 7'den büyük bir deprem olma olasılığı önümüzdeki 30 yıl içinde tam yüzde 62!

Augustlobster
12-10-2005, 18:02
amaç öle bişi işte..

ÇELEBİOĞLU
12-10-2005, 22:09
Bu resmin gerçek olmadığını söyleyin bana.

balaban
12-10-2005, 22:24
Bu resmin gerçek olmadığını söyleyin bana.

Herhalde değildir. İğrenç görünüyor.

balaban
12-10-2005, 22:26
Resimler tam bu topiğe göre.

Red Kit
12-10-2005, 22:31
Brrrr bunlar ne hemen sildim bilgisayardan.

Augustlobster
12-10-2005, 23:28
Bu resmin gerçek olmadığını söyleyin bana.


herşey olabilir ama büyük olasılıkla gerçek değildir.çünkü böyle birşey olsa,en ufak bir durumda ortaya çıkan evrimciler bunu görmezden gelmezdi diye düşünüyorum..hadi insanın evrim geçirdiği doğrudur ama yaşayış sürecinde oluşan gelişmeler diyebiliriz buna.evlerde oturma,konusma,anlasma gibilerinden..önceden timsah değildik yani:roll: :roll: :roll: :roll: :roll:

tiyatro
13-10-2005, 00:06
Bir daha girersem iki olsun bu topige amanın kaç kaç.:a-o:

tiyatro
13-10-2005, 00:21
Dayanamadım balaban ın gönderdiği resimlerede bakayım dedim bir de üstüne 30 sn resmi.

İçerden sesler gelmeye başladı. bu bilgisayarda acaip sesler çıkarıyo zaten.
Yav psikolojim bozuldu galiba psikolojik tedavı merkezi hangi topicteydi.

:eek: :eek:

BULL MARKET
13-10-2005, 02:27
KARABASAN


Uyandiginiz halde yataktan kalkamamaniz, bir guc tarafindan hareketlerinizin engellenmesi, kipirdayamamaniz yada konusamamaniz, bagirmaya calistiginiz halde sesinizin tum cabalamalariniza ragmen cikmamasi, bu sure zarfinda cesitli sesler ve halusunasyonlar gormeniz yani, halk arasinda Karabasan diye tabir edilen olay.

19 yasindaydim. O zamana kadar karabasanin ne adini ne sanini duymustum. Ilk yillar sesli ve goruntulu yogun bir sekilde yasadim. Ailecek panik icerisindeydik. Caresizlikten herkezin verdigi akli uygulamaya koyulduk.Bu arada cok komik olaylar da yasadim. Dortyol agizlarina sekerli sular doktum, yatagimin altinda kuranla uyudum o olmadi bicakla uyudum o olmadi makasla uyudum o da olmadi hocaya gittik bana muska yazdi. O olaydan sonra yogunluk azaldiysa da tam olarak kesilmedi.Cahil insanlar da degiliz ama nedense o zamanlar hic aklimiza bir psikologa danismak gelmedi . Cunku birazdan anlatacagim seyler cok mistik doga ustu olaylardi.

Her olay sonrasinda yataga oturup '' Neden Ben?'' diye aglardim. Ne yapmistim acaba.Neden boyle korkunc olaylar beni bulmustu.Bu konuyu her ne kadar arastirdiysam da bir sonuca ulasamamistim. Gorduklerim ruya miydi acaba? Kendimi cok tahlil ettim .Her defasinda gozlerim acik bulundugum mekani cok iyi gorebiliyordum. Fakat bir turlu ne hareket ediyor ne de bagirabiliyordum.Hadi hareket edip bagiramiyorum tamam ama o anda duydugum sesler ya da gordugum goruntuler beni zivanadan cikariyordu . Yasadiklarimi arkadaslarima anlattigimda pek inanan olmadi.Benim gibi karabasanlar tarafindan basilanina da rastlayamamistim. Bulundugum mekani degistirirsem belki yarari olur deyip yurtdisina ciktim olmadi evlendim yine olmadi. Dindar bir teyzemize bu konuyu anlattim. Teyze bana Kuran dan bazi ayetler okudu. O gunden sonra olaylar kesildi.Arasira yine bu olayi yasasamda eskisi gibi degil artik..

Basimdan gecenleri bir internet sitesinde 4-5 satirla ozetledim.Bu konuda yuzlerce mesaj aldim.Bir kismi cinlerle ilintili oldugunu soylerken, diger kismi beyinsel fonksiyonlarla iniltili oldugundan bahsettiler. Buyuk cogunluk ise basindan bu tarz olaylar gecen insanlardan aldigim mesajlardi. Hepsi de benden bu konuda yardim istiyordu. Hal boyle olunca kayitsiz kalamadim ve bu siteyi yapmaya karar verdim.Benim yasadiklarim korkunctu hic bir yerde cevap bulamamistim daha da kotusu bu olayin yalnizca benim basima geldigini saniyordum.Ama simdi biliyorum ki bu olayi bir cok insan yasiyor .Turkiye'de bu konuyla ilgili ne bilimsel ne de dinsel bir bulguya rastlayamadim. Tahmin edersinizki bu olay yalnizca Turk insanin basina gelmiyor. Amerika'da bu olaya SLEEP PARALAYSIS adi verilmis.

Bir grup insan bu olayin cinler tarafindan yapildigini, diger bir grupsa bu konunun beyinle ilgili olup adinin uyku felci oldugunu savundular.Ben her iki grubun da aciklamalarina yer verecegim. Bu konuda bilgisi olanlarin bilgilerini bizimle paylasmalarini da isteyecegim.Ayrica basinizdan gecen deneyimlerinizi de bana yazabilirsiniz.Yalniz bildigimiz bir sey var ki her ne ise, Dunyanin her yerinde bu olayi insanlar yasiyorlar. Eger bu olaylar surekli basiniza geliyor ise benim size tavsiyem hastahanelerin neurology klinigine gidip bir beyin filmi cektirmeniz. Hepinize karabasansiz gunler dilerim.
Sayın augusto, bu konuda pek çok şey araştırdım ve sonuç: Yatmadan evvel yatağınızda bişeyler yiyin, kırıntılarıda toplayıp süpürmeyin temizlemeyin veya yapamazsanız bi sigara için ve küllüğü yatağınızın örtüsünün altına koyup üstüne yatın uyuyun, kesin bir olay yaşayacaksınız, işte bu olay augusto nun bahsettiği karabasan olayı olacaktır deniyor, ben denemedim, denemek istemedim çünkü sonrasında kurtulmak pek o kadar kolay olmuyormuş.Diyeceğim o ki, augusto nun bahsettiği olayı yaşayanlar inanmayıp bu işi denemişler ve sonuçta karabasan denilen olayı yaşamışlar, yemin ederek bana anlatanlar oldu ve korktum denemedim, belki hisse net te augusto ya inanmayanlar denemek isteyebilir diye yazıyorum, sigara külünün ve izmaritinin bile üstüne yatsanız uyusanız musallat oluyomuş bu mahluk, artık sigara içerken bile çok dikkatliyim kazara üstünde uyuyup kalırsam diye korkuyorum, bu konuda bi şeyler öğrenmiş olmanın huzuru içindeyim ve gerçek olduğunu ve hatta pek çok kişinin bu karabasan olayını yaşadığını duydum öğrendim, sebebide, kırıntı halinde de olsa nimet üstünde yatıp uyumakmış diye duydum ama denemeye cesaret edemem, pek çok insanın yaşadığı bu olayı bile bile yaşamak istemem, denemek isteyenlere ve inanmayanlara yazıyorum, gerçekten deneyip de sonucuda bu topiğe yazarlarsa sevinirim, saygılar..:tamam:

Augustlobster
13-10-2005, 13:08
Sayın augusto, bu konuda pek çok şey araştırdım ve sonuç: Yatmadan evvel yatağınızda bişeyler yiyin, kırıntılarıda toplayıp süpürmeyin temizlemeyin veya yapamazsanız bi sigara için ve küllüğü yatağınızın örtüsünün altına koyup üstüne yatın uyuyun, kesin bir olay yaşayacaksınız, işte bu olay augusto nun bahsettiği karabasan olayı olacaktır deniyor, ben denemedim, denemek istemedim çünkü sonrasında kurtulmak pek o kadar kolay olmuyormuş.Diyeceğim o ki, augusto nun bahsettiği olayı yaşayanlar inanmayıp bu işi denemişler ve sonuçta karabasan denilen olayı yaşamışlar, yemin ederek bana anlatanlar oldu ve korktum denemedim, belki hisse net te augusto ya inanmayanlar denemek isteyebilir diye yazıyorum, sigara külünün ve izmaritinin bile üstüne yatsanız uyusanız musallat oluyomuş bu mahluk, artık sigara içerken bile çok dikkatliyim kazara üstünde uyuyup kalırsam diye korkuyorum, bu konuda bi şeyler öğrenmiş olmanın huzuru içindeyim ve gerçek olduğunu ve hatta pek çok kişinin bu karabasan olayını yaşadığını duydum öğrendim, sebebide, kırıntı halinde de olsa nimet üstünde yatıp uyumakmış diye duydum ama denemeye cesaret edemem, pek çok insanın yaşadığı bu olayı bile bile yaşamak istemem, denemek isteyenlere ve inanmayanlara yazıyorum, gerçekten deneyip de sonucuda bu topiğe yazarlarsa sevinirim, saygılar..:tamam:

valla insanın başına gelenlerin %50si meraktan geliyor diye duymuştum ama..
şöyle söyliyim,zaten kurana ve dine inananların inanması gerek şeylerinde başında gelir bunlar:büyü,cin,karabasan tipi olaylar v.s..ama tabi kafayı bunlarla bozacağız anlamındada değil.ancak karabasan olayını bende yaşayanlardan duydum.duyduğuma göre,herkese hayatında 1kez gelirmiş.mahluğu herkes göremiyor ama tutuluyormuşsun,konuşamıyormuşsun,nefes almakta zorlanıyormuşsun.-muşsun gibilerinden ekler koyuyorum ama buna benzer birşey bir gece bana oldu.uykudaydım,ama birşekilde bilincim yerine geldi ve karabasan olduğunu düşündüm.yüzüm duvara dönüktü,kasıldım,nefes almakta çok zorlandım.ve kafamın arkası bir karıncalanma olmuş gibiydi..kendi kendime karabasan bu,şimdi sakin ol gibilerinden bir takım direktifler verdiğimi hatırlıyorum ama..emin değilim,uyku durumunda olan bir durumda olabilir ama çok benziyor diye anlattım.

AZAZEL
13-10-2005, 13:33
Bu resmin gerçek olmadığını söyleyin bana.
bu resim gerçek değil.:D

Augustlobster
17-10-2005, 02:30
Bu Bir Aşk Hikayesidir…


Birbirini çok seven iki genç.Bir gün sevgilisiyle kavga etmeye başlar.

Ama birbirlerine o kadar aşık ve seviyorlarki sanki ayrı dünyada yaşıyorlar.

Erkek kız arkadaşını daha fazla kırmamak için kapıyı çekip gidiyor.

Kafa dağıtmak için arabaya biniyor.Giderken yolda kaza yapıp ölüyor.

Kız bu olaylara, başına bu gelenlere inanamıyor ve yıllarca gelmesini bekliyor.

Ama ne yazik ki çocuk ölüyor.Kız tüm bu olanlardan kendisini sorumlu hissediyor.

Günlerce ağlıyor…

Sonradan arkadaşları kızın kafasını dağıtması için yanına geliyorlar.

Arkadaşlarıyla birlikte otururken kız eline gitarını alıp, başlıyor çalmaya…

Arkadaşlarıda bu müziği kaydeder. Sonradan daha fazla bu acıya dayanamayarak

intihar ediyor…



Şimdi bu müziği dinleyip kızın ne kadar sevdiğini ve ne acılar çektiğini anlayabilirsiniz…



Bu müziği ölümsüzleştirmek, tüm herkese duyurmak istiyoruz !!!



Tanıdığınız herkese bu yazıyla birlikte, şarkıyı yollayabilirseniz.belki Herkes sevginin ne demek olduğunu öğrenebilir

Augustlobster
20-10-2005, 12:44
Batıl İnanışlar




Birlikte yaşayan insanlar arasında kimi zaman korkudan, kimi zaman çaresizlikten, kimi zaman da rastlantılardan doğan bir takım inanışlar vardır. Bunlara "batıl inanışlar" denir. Bu inanışlar, ilk insanın var oluşundan günümüze kadar sürüp gelmiştir. Çoğunun bilimsellikle, akılla, çağdaşlıkla ve dinsel inançla bir ilgisi yoktur. Bunlar akılla bağdaşmadığı halde yazık ki insan oğlunun gönlünden, beyninden, vicdanından sökülüp atılamamışlardır. Bu tür inanışların doğmasında kişilerin doğal yapısı etken olduğu kadar büyüklerin, kimi din görevlilerinin cehalet örneği sözlerinin de etkisi olmaktadır. İnanışlar kişiden kişiye değişmekle birlikte ortak yanları da vardır. İnegöl halkından derleyebildiğimiz batıl inanışlar...

Augustlobster
20-10-2005, 12:45
Ayak ayak üstüne atılarak yemek yenmez, sofraya saygısızlıktır denir ve kıtlığa işaret sayılır.
Ayna kırılması uğursuzluktur; aynanın kırıldığı ev yedi sene iflâh olmaz denir.
Ayın onüçü uğursuz sayılır, o gün hiçbir şey yapılmaz.
Arabanın önünden geçilmez.
Arabanın önünden tavşan geçmesi uğursuzluk sayılır.
Ayakta pantolon giymek yoksulluğa işaret sayılır.
Akşam karanlığında kimseye süt verilmez, verilirse hayvan sütten kesilir denir.
Ayva çok olan yerin kışı azgın olur denir.
Ateşle oynayan çocuk altını ıslatır

Augustlobster
20-10-2005, 12:46
Baykuşun saçakta ötmesi ölüme işaret sayılır.
Bir şeyi kırk kere söylersen olur denir.
Bir insanın başka bir insana domuz demesi uygun bulunmaz; diyenin iştahını kırk gün kesileceğine inanılır.
Bir kimseye süt verilirken içine küçük bir kömür parçası ya da bir yeşil yaprak atılır, atılmazsa hayvanın sütünün kesileceğine inanılır.
Bir evin çevresinde kargaların gezinip uçması iyi sayılmaz.

Augustlobster
20-10-2005, 12:46
C

Cuma saati yola çıkılmaz.
Cuma günü salâ ezan arasında iş yapılmaz.
Cumartesi ve Salı günleri çamaşır yıkanmaz.

Augustlobster
20-10-2005, 12:46
Ç

Çocuk yalnız bırakılmaz, bırakmak gerekirse yanına bir süpürge konur.
Çamaşır kazanı uzun süre ateşte bırakılmaz, bırakılırsa o evden cenaze çıkar denir.
Çocuklara nazar değmemesi için nazar boncuğu takılır.
Çam ağacının kozalağının çok olması o yıl kışın şiddetli olacağına işaret sayılır.
Çarşamba günü yorgan kaplayan hastalanır.
Çocuğun üstünden atlanmaz, atlanırsa boyu kısa kalır denir.
Çocuk çamaşırlarının gün batımına kadar dışarıda askıda kalması çocuğun büyülenmesine neden olur, diye düşünülür.

Augustlobster
20-10-2005, 12:47
D

Dince kutsal sayılan gecelerde süpürge işi yapılmaz.
Doğum yapmış bir kadının gece gezmesi iyi sayılmaz.
Dört yapraklı yoncayı bulanın talihinin açılacağına inanılır.

Augustlobster
20-10-2005, 12:47
E

Ezan sırasında duyulan köpek uluması ölüm haberi sayılır.
Evde bebek emeklerse misafir gelir, denir.
Eller birbirine bağlanmaz, bağlanırsa kısmetin kesilir denir.
El ve ayak tırnakları birden kesilmez, kesenin bir üzüntü bir sevinçle karşılaşacağına inanılır.
Esnerken ağız kapanır, kapamayan şeytana ezan okumuş sayılır.
Elden ele makas alınmaz, makas düşman sayılır.
Ezandan sonra komşuya ekmek mayası verilmez.
Erkek çocuğun kesilen ilk saçı atılmaz, babasının cebine bereketi artar inancı içinde konur.
Ekmek kırıkları atılmaz, toplanıp yenirse evin bereketi çok olur denir.
Ellerini kavuşturanın kısmeti kapanır, anası ölür denir.

Augustlobster
20-10-2005, 12:47
G

Geceleri tırnak kesilmez
Geceleri aynaya bakılmaz.
Gelinin anne evine dönmesi için gelin arabasının ardından su dökülür, su tası ters çevrilip üstüne oturulur.
Gece sakız çiğnenmez, çiğneyenler için ölü eti yiyor denir.
Gece ayağı ile oynayanın anne ya da babasının öleceğine inanılır.
Gece ıslık çalınmaz, çalan için şeytanı çağırıyor denir.
Gece örümcek almak günah sayılır.
Gece yıldızları saymak iyi değildir denir.
Gece dışarıya kül atılmaz, suya kızgın kül dökülmez; yapanların uğrayacağına, yani cin çarpmasına tutulacağına inanılır.
Gece yorgan kaplanmaz.
Gece çamaşır yıkanan yerden geçilmez, çamaşır sularının üzerine basılmaz.
Gece kapı arkasında oturulmaz, oturanın iftiraya uğrayacağı düşünülür.
Gelin ayakkabısının altına mahalledeki kızların isimleri yazılır, düğün sonunda kimin ismi silinmediyse önce onun evleneceğine inanılır.
Gelin arabasının önünden geçilmez.
Gece vaktinden önce horoz ötmesi uğursuzluk sayılır.
Gökkuşağının altından geçen insanın cinsiyet değiştireceğine inanılır.

Augustlobster
20-10-2005, 12:48
H

Hıçkırık tutunca; “Bir kimse andı” denir ve “dostsa ansın, düşmansa çatlasın” diye söylenir.
Hapse giren, ölen birinin yüzüğünü takarsa çabuk çıkar denir.
Hastalar kurşun dökülür.

Augustlobster
20-10-2005, 12:48
İ

İki bayram arası düğün yapılmaz.
İkindiden sonra el işi yapılmaz.
İkindiden sonra bebek çamaşırı güneşe asılmaz.
İnsan üzerinde giysi söküğü dikilmez.
İkindiden sonra hiçbir yere kül atılmaz.
İnsanın önünden kara kedi geçmesi uğursuzluk sayılır.
İkindiden sonra örümcek alınmaz.
İşi yarıda bırakanın ölümü zor olur denir.
İki bebek kırkı çıkmadan aynı odada bulundurulmaz. Bulundurulursa birinin büyüyeceğine diğerinin kısa boylu kalacağına inanılır, buna “kırk basar” denir.
İki bayram arası nikâh kıyılmaz.
İğde dalı, leylek boku ve mavi boncuk bir araya bağlanır, koltuk altına konursa nazar değmez denir.
İki gelin aynı eve alınmaz.
İşe giden erkeğin önünden geçilmez.
İki kadının arasından geçen erkek karısına söz geçiremez.

Augustlobster
20-10-2005, 12:48
K

Köpek uluması iyi sayılmaz, duyulduğunda “sahibine uluyasın” denir.
Kızlar, iki öğün arasında yemek yerse kısmeti kapanır.
Kurban bayramının ilk üç günü elişi yapılmaz.
Küle basılmaz, basan çarpılır denir.
Karanlık yerden geçilmez, geçilmek zorunda kalınırsa “destur” denir.
Kapı eşiğine basma, iftiraya uğrarsın denir.
Kuş pisliği başa düşerse para gelecek denir.
Kulak çınlaması uğursuzluk sayılır.
Kuşun gagasıyla cama vurması gelecek haberin işareti sayılır.
Kesilen tırnak yere atılmaz, üstüne basılmaz.
Kapı eşiğinde oturmak iyi değildir, oturanın kısmeti kapanır.
Kara kedi görmek uğursuzluktur denir.
Kayan yıldız ölüme işarettir.
Kırkı çıkmamış bebek sokağa çıkarılmaz, mezarlığın yanından geçirilmez; tersi yapılırsa “kırk basar” denir.
Kahve içen oğlan çocuğunun bıyıkları çıkmaz, köse kalır.
Küçük çocuk avucunu çok sıkarsa büyüyünce cimri olur.
Küçük çocuğun ayak tabanından öpüldüğünde erken yürüyeceğine, dudağından öpüldüğünde erken konuşacağına, ensesinden öpüldüğünde inatçı olacağına inanılır.
Küçük çocuk apış arasından bakarsa eve misafir gelir.
Kapının eşiğinden içeriye sağ ayakla girmek uğur getirir.
Kedinin kıbleye dönüp ön ayaklarıyla başını kaşıması yağmur yağacağına işaret sayılır.
Kaza geçiren kişinin yeniden kaza geçirmemesi için başında tuz ya da para çevrilir.

Augustlobster
20-10-2005, 12:48
L

Leyleği havada gören o yılı durmadan gezerek geçirir, yerde gören evinde oturur.
Lağıma bulaşık suyu dökülmez, döken çarpılır.
Loğusa kadının kırk gün sokağa çıkması iyi sayılmaz.

Augustlobster
20-10-2005, 12:49
M

Makasın açık kaldığı evde kavga çıkacağına inanılır.
Merdiven altından geçmek uğursuzluk sayılır.
Meleğin sağ, şeytanın sol omuzda olduğuna inanılır.
Mahalle halkından ölen olursa dolu su kapları boşaltılır.
Mezar ve mezarlığa doğru parmak uzatılmaz, uzatılırsa o parmağın ısırılıp ayak altına alınması gerekir.
Mavi boncuk nazarı engeller.
Makası açık bırakınca düşmanın ağzı açılır.

Augustlobster
20-10-2005, 12:49
Ö

Ölünün yıkandığı yerde yedi gece mum yakılır.
Ölü geçerken tırnaklara bakılmaz.
Örümcek tutmak fakirliğe yol açar.
Ölünün gözleri açıksa daha dünyasına doymamış denir.
Ölünün gözleri açıksa, arkasında kısa süre sonra bir başkasının öleceğine inanılır.

Augustlobster
20-10-2005, 12:49
P

Parmak kütletilmesi şeytanlara tesbih çekmek olarak düşünülür.
Pazarda, pazarcıdan ilk alışveriş yapan kişinin aldığı malın parasını tezgaha atması uğur sayılır.
Parmak kütletenin şeytanlar başına toplanır.

Augustlobster
20-10-2005, 12:49
R

Rüyada minare görmek sevinçli haberdir, ölü diri getirir, yeşil muradtır, asıldığını görmek ulu kişilerden görülecek yardıma işarettir.
Rüyada yumurta görmek kötü söze ve dedikoduya işaret sayılır.
Rüyada beyaz koyun görmek kışa ve yağacak kara işarettir.
Rüyada erkek cinsel organı görenin bir kadın yakını ölür.
Rüyada insan pisliğini görenin eline para geçer.
Rüyada kız çocuğu gören sıkıntılı haber alır.
Rüyada erkek çocuğu gören sevinçli haber alır.
Rüyada eline altın alan para kazanır.
Rüyada al at göre muradına erer.

Augustlobster
20-10-2005, 12:50
S

Sağ göz seyirmesi sağlığa, sol göz seyirmesi varlığa işaret sayılır.
Saç taramasında tarakta kalan saç sokağa atılmaz; atılırsa bir tavuğun ayağına dolanır, sürekli başın ağrır.
Sol avuç kaşınırsa para gelir, sağ avuç kaşınırsa para çıkar.
Salı günü başlanan iş sallanır, bu nedenle işe başlanmaz.
Sabun bir başkasına el üstünde verilir.
Saçak altından geçen çarpılır.
Sırtında giysisini diken aklını dikermiş.
Sokak kapısının arkasına asılan diken aileyi nazardan korur, ekin asılırsa bereket çok olur.
Su içerken sol el başın üstüne götürülür.
Salı günü yola çıkılmaz.
Sabah işe giden erkeğin önünden kadın geçmez, geçerse o erkeğin işi rast gitmez.
Suyun boş yere kaynatılması uğursuzluktur.
Salı ve Cumartesi günleri çamaşır yıkanmaz.
Sofraya önce büyükler oturur, yoksa sofranın bereketi kaçar.
Sobada ya da ocakta odunların ses çıkararak yanması o ev sahibi hakkında dedikodunun yapıldığına inanılır.


Ş

Şimşek çakarken kırmızı giysi giyilmez.

Augustlobster
20-10-2005, 12:50
T

Terlik ve ayakkabının ters dönmesi iyi değildir.
Tuvalette konuşulmaz, uğursuzluktur.
Tavuğun ötmesi uğursuzluk sayılır.
Tahtaya üç kez vurmanın kötülükleri kovacağına inanılır.
Terlik ve ayakkabı ters çevrilirse evden ölü çıkar.

Augustlobster
20-10-2005, 12:50
Y

Yeni yapılan evin temeline kurban kesilir.
Yola çıkanın arkasından su dökülür.
Yedi hafta boyunca Cumartesi günleri çamaşır yıkayanın evinden cenaze çıkar.
Yatağa çorapla girilmez.
Yeşil soğan ve yumurta kabuğu yakılmaz.
Yüzüstü yatılmaz, yatılırsa gâvura benzenirmiş.
Yeni doğan çocuğun kopan göbeği nereye atılırsa o mesleği seçermiş. O nedenle tuttuğu mesleğinde yükselmesi için kiremitliğe atmak gerekirmiş.
Yolculuğa çıkan kişinin önüne ilk çıkan kişi uğurlu ya da uğursuzluk getirirmiş.
Yeni gelinin kucağına erkek bebek verilir.
Yeni doğan bebeğin eline iyi huylu olsun ve iyi okusun diye kalem tutturulur.
Yüzüğün sol ele takılması iyi sayılmaz.
Yeni evlenen erkeğin düğününden sonra eve ilk girişinde bardak kırması uğurlu sayılır.
Yeni doğan bebek Cuma günü yıkanmaz.
Yeni doğan bebeğin ağzına üflenirse o bebeğin cana yakın olacağına inanılır.
Yemekte bardaktan su dökülürse eve misafir gelir.
Yalan yere yemin edenin başında yemin tutmasın diye ekmek çevrelip köpeğe atılır.
Yemin eden kişi, yemin ederken sağ ayağını kaldırırsa yemini kabul olmaz.
Yaranın üzerinde ekmek çevirilir, sabah ezanından önce mezarlığa gidip atılır, arkasına bakmadan eve dönülürse yara geçermiş.
Yatakta yayılıp yatanın rızkı bol, büzülüp yatanın az olurmuş.
Yaranın üzerinde ekmek ya da şeker çevrilir, sabah ezanından önce bir köpeğe atılırsa yara geçer.

Augustlobster
27-10-2005, 17:46
Akil ile zeka arasinda fark nedir? eKLeNMe

Akil yalanla gerçegi, dogruile yanlisi ayirabilme, bir konuda düsünce yürütebilme ve görüs bildirme yetenegidir. insan olgunlastikça akli gelisir. Zeka ise bir olayi önce anlama, iliskileri kavrama, yargilama ve açiklayarak çözme yatanegidir. Genel olarak 12 yasina kadar gelisir, 20 yasina kadar sürer sonra sabit kalir. Zeka bir insanin her türlü olay karsisinda ayni yetenegi gösterebilecegi anlamina gelmez. Bir besteci müzik yapitini akliyla degil zekasiyla yaratir. Fakat en basit matematik problemini çözemeyebilir. Sonuç olarak zeka, ruhsal olaylara, algi ve hafiza yetenegine, tutkulara, egilimlere göre farliliklar gösterir. Akil somut olarak ölçülemez, zeka IQ denilen testle ölçülebilir.

Augustlobster
27-10-2005, 17:46
Satrançta sah niçin o kadar pasiftir? eKLeNMe

Çünkü sah koruma altindadir. Zaten satrançta amaç sahi almaktir. O yüzden bütün taslar onu korumakla görevlidir. Vezir ise baskumandan gibi saha yardim eder. ileri geri, çapraz her yöne gidebilir. Batida vezire Kraliçe adi verilmistir. Bununla Kraliçe'nin Kralin en büyük destegi oldugunu isaret etmektir. Satranç 6. yüzyilda Hindular tarafindan oynanmaya baslanmis, oradan dünyaya yayilmistir.

Augustlobster
27-10-2005, 17:46
1 Nisan sakasinin kökeni nedir? eKLeNMe

1564 yilinda Fransa krali IX Charles, yil baslangicini Ocak ayinin birinci gününe aldi. Daha önce Avrupada yaygin olan yil baslangici Mart 25 idi. O zamanki iletisim sartlarinda IX Charles'in bu karari fazla yayilamadi. Duyanlar ise protesto amaciyla eski adetlerine devam ettiler.1 Nisan'da partiler düzenlediler. Digerleri ise onlari Nisan aptallari olarak nitelendirdiler.1 Nisan'a bütün aptallarin günü adini verdiler. Bu günde digerlerine sürpriz hediyeler verdiler, yapilmayacak partilere davet ettiler, gerçek olmayan haberler ürettiler. Yillar sonra Ocak ayinin yilin ilk ayi olmasina alisilinca, Fransizlar 1 Nisan gününü kendi kültürlerinin parçasi görerek devam ettirdiler. Oradan da bütün dünyaya yayildi

Augustlobster
27-10-2005, 17:46
insanlar niçin içki kadehlerini tokustururlar? eKLeNMe

Bu konuda iki ayri açiklama vardir.
1) insanlarin bes duyusunu tatmin amaciyla sarap kadehini sofrada çin sesiye tokusturmak. Şarabin rengi, görme; diliyle tat alma; burunla koklama;eliyle dokurma,ve çin sesiyle isitme. Şarap bütün duygulari tatmin eder anlamini tasir.
2)Antik çaglarda bir insanin düsmanini yemege davet edip,ona zehirli içki sunmasi dogal sayiliyordu. Ev sahibi içkinin zehirsiz oldugunu kanitlamak için kendi içkisini havaya kaldirir ve misafirin içkisinden bir yudumun kendi kadehine dökülmesini isterdi. Sonra ayni anda içkilerini içerlerdi. Misafir böyle durumda ev sahibine güvenini göstermek için kadehini ev sahibinin yukari kaldirdigi kadehe hafifçe vurur, çin sesiyle içkiyi denemeye gerek olmadigini gösterirdi.

Augustlobster
27-10-2005, 17:47
Çinliler yiyeceklerini niçin çubukla yerler? eKLeNMe

Çinlilerin yemek yeme aliskanliklarinin yiyeceklerini çok küçük parçalar halinde yemelerinden çubuk kullandiklari anlasiliyor.Çinde eskiden yalnizca zenginler masada otururlardi. Halkin çogunlugu tabaklari ellerinde yemek yerlerdi. Bir elleriyle tabaklarini tutar, öteki elleriyle çubuk kullanarak beslenirlerdi. Hizla artan nüfus yüzünden yiyecek sikintisi çeken çinliler önlerindeki yiyecegi küçük parçalar halinde çogaltarak yiyorlardi. O zamanlar agaç sikintisi nedeniyle de tahta kullanimi kisitliydi. Masa kullanimi bu yüzden çok zordu. Çubuklar fildisinden ve kemikten yapilirdi.

Augustlobster
27-10-2005, 17:47
Dünyanin en çok söylenen sarkisi hangisidir? eKLeNMe

Bu sarki"Happy birthday to you" dur. Şarkinin asil kaynagi Amerika'li iki kiz kardese aittir. Orijinal adi " Good Morning to All" yani " hepinize günaydin"dir. Daha sonra güftesi degistirilerek bütün dünyaya yayilmistir. Fakat telif hakki kardeslere aittir, onlardan sonra da Warner/chappel müzik sirketine geçmistir. Müzik ticari amaçli kullanildigi zaman sirkete ödeme yapma zorunlulugu vardir

Augustlobster
27-10-2005, 17:47
Mezara niçin çiçek konulur? eKLeNMe

ilk olarak Misir Firavunu Tutamkamon'nun milattan önce 1346 da öldügünde mezarinin çiçekten tacçlarla kaplandigi saptanmistir. Kuzey Avrupada ise M.Ö 2000 yillara kadar mezara çiçek kondugu belirlenmistir. O zamanlarda bu çiçeklerin amaci iyi ruhlari çekme, kötaü ruhlari kovma amaciylaydi. Sonradan ise asil amaç cesetler çürürken çikan kokuyu kamufle etme amacini tasir. Servi agaci da bu nedenle mazarliklarda kullanilir. Agacin yapraklari rüzgari önler, kendine özgü ferah kokusu vardir. Cenaze törenherinde siyah giyinmenin amaci da mezarliklarda hayalletlerden sakinmak amaci tasimaktadir.

Augustlobster
27-10-2005, 17:47
insanlar saatlerini niçin sol kollarina takarlar? eKLeNMe

Özel bir durum veya farkli olma düsüncesi yoksa insanlarin çogu saatlerini sol kola takar. Çünkü çogunluk sag elini kullanmaktadir ve bu kolun daha hareketli olmasi nedeniyle saatin bir yerlere çarpip zarar görme olasiligi yüksektir. Zaten saatin kurma dügmesi 3 rakaminin yanindadir. insanlar saati kurmak istedikleri zaman onu bilekten çikarmadan sag elle uzattiklari sol kollarindaki saati kurabilirler.

Augustlobster
27-10-2005, 17:48
Niçin otellerin kapilari döner kapidir? eKLeNMe

Döner kapilarin tek amaci enerji tasarrufudur. Büyük binalarin içerleri devamli olarak isitilir. Açilan normal kapidan içeri soguk hava rahatlikla girer. Eger normal kapi kullanilirsa hava degisimi nedeniyle klimalar veya motorlar yeniden çalisacaktir. Özellikle çok kisinin girip çiktigi otel veya benzeri binalarda enerji tasarrufu için döner kapi kullanilir. Döner kanatlar sicak havanin disari çikmasina, soguk havanin da içeri girmesini engeller.

Augustlobster
27-10-2005, 17:49
VeRTiCaL LiMiT(DiKeY LiMiT)

Filmin başında babaları düşerken 3 saniye boyunca ekranın üstünde duruyor. Ama arkada kuşlar ötüp, uçuyorlar.

Augustlobster
27-10-2005, 17:50
MiSSioN iMPoSiBLe 2

Otomobil ile kovalamaca sahnesinde Tom Cruise'un emniyet kemeri takılıyken bir sonraki görüntüde takılı değil.

Augustlobster
27-10-2005, 17:50
iNDePeDENCe DaY

Filmde uzaylılar kente saldırıyor ve her yerde yangınlar başlıyor.
1-Ertesi gün hiçbir yer yanmıyor. Tek bir ateş bile yok. Bütün kentin yangınını kim söndürdü?
2-Binaların enkazı da aynı günde kaldırılıyor. Ortada hiçbir yıkık bina yok.
3-Tüneldeki bir odaya saklanan kadın kurtuluyor. Nasıl oluyorsa o oda yanmıyor.
4-Her yer yanıyor ama ağaçlar sapasağlam.
5-Uzaylıların saldırısının ardından filmde karı-koca olan çiftten erkeği ABD Başkanı ile birlikte aynı yerde, bayanı ise ABD Başkanı'nın eşi ile aynı yerde kalıyor. Bu kadar rastlantı?

Augustlobster
27-10-2005, 17:50
eND oF DaYS

Filmin başında şeytan bir hava kütlesi olarak dolaşıyor. Restaurant'a giriyor ve kamera restaurantı dışarıdan gösteriyor. Ancak bu hava kütlesi pencerenin arkasından geçerken, pencerenin çerçeveleri de kabarıyor.

Augustlobster
27-10-2005, 17:50
TiTaNiC

Geminin ön kısmı batarken yatakta yatan ve beraber ölen 2 ihtiyar daha sonra kayıklara binerken görülüyor.
Başlangıç sahnesinde çekimlerin yapıldığı kara parçası, üzerindeki film ekibiyle birlikte uzaktan göze çarpıyor. Bu durum, geminin battığı sahnelere kadar sık sık tekrarlanıyor.
Jack (Leonardo Di Caprio) ve arkadaşı, geminin güvertesinde denizdeki yunusları seyrediyor. Ancak, küçük bir sorun var. İki yanı beyaz olan bu cins yunuslar, Pasifik açıklarında yaşar, Atlantik'te değil.
Filmdeki "genç Rose"un gözleri yeşil iken, yaşlılığını canlandıran aktris mavi gözlü.
Jack, Rose'a sarı kağıda yazılı bir not veriyor, Rose, notu açtığında kağıt, bir anda beyaz oluyor.
İnsanlar, buz dağına çarpan gemide, bir oraya, bir buraya savrulurken, geminin altında bunu sağlayan kaydırak gözüküyor.
Dikkatli izlendiğinde Jack'in birinci mevki restoranına girdiği cam kapıya karşıda çekim yapan kameramanın görüntüsünün yansıdığı görülüyor.
Rose filmin sonunda kurtulmak için bir düdük bulup çalıyor ama onca soğuğa rağmen metal düdük hala nasıl çalışıyor ve ağzına yapışmıyor.
Titanic tamamen battıktan sonra Rose denizin dibinden çıkıyor ve makyajı hala kusursuz.
Jack, Rose'a resimlerini gösterirken ve Titanic'in önünde el ele tutuşurken, güneşin konumu geminin gidiş yönüne göre yanlış.
Jack'in büyüdüğüm yer olarak Rose'a bahsettiği göl, yapay ve o tarihlerde bulunmuyor

Augustlobster
27-10-2005, 17:50
SaViNG PRiVaTe RYaN

Savaş sahnesinde vurulan bir asker, sol kolunu kaybediyor. Daha sonra, yerden bir sağ kol alıp gidiyor.
Filmin başından sonuna kadar Fransızca bilmediğini söyleyen Tom Hanks, filmin sonunda Fransızca bir şarkı dinliyor ve her nasılsa ne dendiğini anlıyor.
Herkesin Fransızca konuştuğu birliğe bombardımanın başlayacağını bildiren telgraf, Almanca geliyor.
Çevrede onlarca kum torbası olmasına rağmen, bir asker, bomba yapımı için çorabını veriyor.
Askerler, bir sahnede keyifle filtreli sigaraları tüttürüyorlar. Hem de bu sigaralar icat edilmeden yıllarca önce...

Augustlobster
27-10-2005, 17:51
BRaVe HeaRT

Filmin en can alıcı savaş sahnelerinin birinde dikkatli bakıldığında arkadan beyaz bir kamyonet geçiyor.
Savaşta kolu kopan bir adamın başka bir sahnede kopan kolu, yerine geliyor.
Filmde, 2. Edward'ın eşi, Fransız asilzadesi Isabella, kayınpederi 1. Edward tarafından William Wallace ile konuşmaya gönderiliyor. Ama, genç kadın, ona aşık oluyor, pek çok tehlikeye karşı uyarıyor, hatta ondan hamile kalıyor ve 1. Edward, felçli olarak yatarken onunla alay ediyor. Sonunda, Wallace idam ediliyor.
Ancak, filmdeki tarihi hatalar, yenilir yutulur gibi değil. William Wallace, 1305'te idam ediliyor. 1. Edward, 1307'ye kadar felç gibi bir rahatsızlık geçirmeden gayet sağlıklı yaşıyor. 2. Edward, Isabella ile 1308'de evleniyor ve kraliçe, İngiltere'ye o tarihlerde ilk kez geliyor. Asla Wallace'ı ya da 1. Edward'ı tanımıyor. İlk çocuğu 3. Edward'ı da 1312'de doğuruyor. Yani, Wallace'ın bu çocuğun babası olabilmesi için mezarından çıkması gerekiyor.
Filmde, baltalar, lastik top gibi zıplıyor.
Savaş sahnelerinden birinin figüranlar gözlüklü ve saatli olduğu için yeniden çekildiği biliniyor.
Son olarak, Wallace'ın idam sahnesinde kahramanın başının yanındaki perdenin arkasında içi kırmızı boyayla dolu bir sprey şişesi görülüyor.

Augustlobster
27-10-2005, 17:53
MuMYY

Mumyaların içine konan siyah böceklerin insanları yavaş yavaş yediği söyleniyor ama ayağı takılıp yere düşen birini bu böcekler anında temizliyor.

Augustlobster
27-10-2005, 17:53
MaVi KoRKu

Doktor bayan, suya elektrik vermeden önce soyunup elbisesini ayağının altına koyuyor. Ama o kadar tehlike içinde, bir sonraki sahnede giyinik ve üstü gayet düzgün.

Augustlobster
27-10-2005, 18:01
KuRTLaRLa DaNS

Filmin sonlarına doğru Kevin Costner'ın "yakın dostu" vahşi kurt, Amerikan ordusu tarafından öldürülüyor. Ordu uzaklaşıyor, görüntüde "vahşi" kurdun ölüsü var. Ama, boynunda bir tasmayla...

Augustlobster
27-10-2005, 18:44
Çok az insan uçar...
Böyle bir yargı her gün milyonlarca insanın tarifeli uçak seferleri ile yolculuk yaptığı, her birkaç saniyede bir dünyanın herhangi bir yerinden bir uçağın kalktığı ve yolcu uçaklannın her yıl milyonlarca mil uçtuğu bir zamanda gülünç görünebilir. Ama havayolu yolcuları gerçekten uçarlar mı?

Uçak sanayii için yolcuların böyle hissetmeleri yeterlidir. Bazı insanlar kuşlar gibi özgürce ve heyecanla uçmanın gerçek zevkine varabilirler. Bir jet uçağında, bulutlann üstünde giden yolculara göre altlarındaki dünyanın güzelliklerini çok daha iyi görebilirler. Saniyeler mertebesinde de olsa, uçabilmek için yaratıcı birçok insan neden binlerce yıldır sonsuz düşünce, çaba ve para harcadılar?

Burada suç kuşlardadır. O kadar kolay bir şekilde uçar göründüler ki, uçma meraklıları ağaç, tüy ve ku- maştan yaptıkları kanatları kollarına takıp en yakındaki yüksek yerden aşağıya atlayarak onları takip et- meye çalıştılar. Kanatlarını mutsuzca çırpan kuş-adamlar normal olarak sadece bir yöne uçtu, dikine- aşa- ğıya doğru. Seyirciler, bir çok gösteriden sonra "Tanrı insanların uçmasını isteseydi onları kanatlı yaratırdı" sözüne her zamankinden çok inanmış bie şekilde eve dönmüşlerdir.

Kanatlarının enkazını yerde bırakıp gidecek kadar şanslı olan kuş-adamlar başarısızlıkları için genellikle ilginç bahaneler bulurlardı. Uçmak yerine atladığı kale surlarının dibine düştükten sonra, kartal tüyü yerine tavuk tüyü ' kullanması nedeniyle, hata yaptığını söyleyenlerin çıktığı gibi.Uçarak ünlü olmak isteyenler sadece kuşlardan ilham almışlardır. Mitolojilere göre, hapsedildiği labirenthos adasından babası il ebirlikte omuzlarına bal mumu ile tutturdukları kanatlarıyla kaçmaya çalışırken, Icarus uçamanın verdiği heyecanla güneşe doğru çok fazla yükseldiğinden, kanatlarını bir arada tutan bal mumunu eriten yapısal bir arızaya maruz kalır ve düşüp ölür. Unutulmaz mucitlerden biri de Leonardo da Vinci'dir. Dehasından çok etkilenen bazı yazarlar olmadığı halde onu uçağın mucidi olarak anarlar. Uçak üstüne yaptığı tasarımlardan biri, bugünkü bilgimizi kullanarak çalıştırılabilecek olan sabit iç kanatlar ve hareketli dış kanatlardan oluşuyor- du. Ama, diğer tasarımları aynı eski kanat çırpma fikrine dayanıyordu. Leanardo'nun havacılığa esas katkısı, kollar ve bacaklar birlikte kullanılsa bile kas gücünün uçmak için yeterli olmadığını ve mekanik düzeneklere gerek olduğunu göstermesidir.

Her şeye rağmen inatla çalışmalarını sürdürenler çıkmıştır ..

Kas gücüyle uçuş; Uçan adam Lillianthal ve Chanute'in yaptıkları ilk planörlerin çağdaş modeli olan deltaplane'lerin parlak başarısından sonra ve özellikle yalnız kas gücünün yardımıyla uçabilen ilk uçakların gerçekleşmesini sağlayan teknik başarı sayesinde ortaya çıktı. Bu araçların tasarımında dikkate alınacak ilk adım, bir anlamda güç kaynağı olan insanın araç içindeki pozisyonudur. Hangi durum en fazla güç sağlayacaktır? Uçucu, araçta yüzükoyun uzanmalı mı, yoksa dik mi oturmalı? Bu konuda verilen karar geriye yatık vaziette oturuş şeklidir. Kas gücüyle uçurulan bu hava araçlarına kısaca HPA (Human-Po- wered Aircraft) denir.

Amerikalı mühendis Paul MacCready Ağustos 1973'te "Gossamer Condors"u ile pedal çevirerek çalıştırdı- ğı bir pervane sayesinde son derece hafif bir uçağın yerden havalanabileceğini gösterdi. Haziran 1979'da kas gücüyle çalışan daha gelişmiş "Gossamer Albatros" sürekli bir uçuş ve pedal çevirme sayesinde Manş denizini 2 saat 50 dakikada aştı.

Daha sonra, 11 uçağın tasarım çalışmalarına imza atmış Wayne Bliesner, kıdemli aero-dinamikçi olarak çalıştığı Boeing firmasının bilgisayar programlarını kullanarak benzer bir aracı-Marathon Eagle'i, 20 yıllık bir araştırma ve çalışma sonucunda ortaya çıkardı. 180 poundluk bir pilot için tasarlanan bu HPA, toplanıp açılabilen iniş takımlanyla, üç eksende hareketi sağlayan bir levye, parazit sürüklemesi minumuma indiril- miş ve saniyede 2.3 devirle dönen 9,5 feet çaplı pervane, gövde üstü kaplamaları kompozit, sparları karbon bazlı malzemeden 85 feetlik bir kanat, ağırlığı her feet-kare için 0.08 pounda düşürülmüş bir araçtı.

Sonuç, bu alandaki araçlar için büyük bir başarı. 25-30 mph hızda bir kaç saat süreyle uçabilen bu yeni HPA, bir önceki versiyonuna göre %25 daha fazla performansa sahiptir.

Kuşlar gibi uçmak hayali gerçekleşiyor...
Kara yoluyla ulaşımın doğada benzeri olmayan tekerleğin üstüne kurulmasıyla birlikte, hava yoluyla ulaşım da; çırpılan kanatların yerini alacak bir şey bulmak zorunda kalmıştır. Bunu gerçekleştirmeden önce insan- lar hiç de pratik olmayan bir hava aracıyla uçmayı öğrendiler-bir bitki tohumu gibi sadece rüzgarın yönlen- dirdiği bir yöne gidebilen bir araç ama buna rağmen insanı ilk defa kuşlar kategorisine sokan bir araç.

Böylece, bu uzun yolun sonunda gelinen aşamalarla Paul MacCready'yi örnek alarak onun yolundan gidenler sayesinde, insanlık yeni bir havacılık dalının doğuşuna ve Icarus'un rüyasının gerçekleşmesine tanık olmuştur.