View Full Version : Hisse.net ŞİİR
Pages :
1
2
3
4
5
6
7
8
9
[
10]
11
12
Nezaman geleceksin bilmiyorum ki
Zaman çokhızlı geçiyor burada
Çok soguk üşüyorum artık
Beklerken çok üşüdüm buralarda.....
MASAL BU YA
Masal bu ya
Sen Fırat’mışsın, ben Dicle
Kimi zaman coşkuyla
Kimi zaman sessizce,
Uzaktaki vuslattan habersizce
Akıp durmuşuz ayrı ayrı
Senelerce...
Derken bir gün, bir şekilde
Tanışmışız bir yerde
İşte o an, o yerde
Sevdalanmışız birbirimize
Bir başka akar olmuşuz
Bir başka coşmuşuz
Yaşam denilen o ülkede
Masal bu ya
Kavuşmak için birbirimize
Yaşar olmuşuz,
Coşar olmuşuz,
Koşar olmuşuz.
Derken
Yine bir gün, bir yerde,
Birleşip akar olmuşuz
Masal bu ya...
Bahar Ş. Gülşen
Ne Ararsın Tanrı İle Aramda
Ne ararsın Tanrı ile aramda?
Sen kimsin ki bana dinim sorarsın?
Hakikaten gözün yoksa haramda,
Başı açığa, neye türban sorarsın?
Rakı, şarap içiyorsam sana ne?
Yoksa sana zararım, içerim...
İkimiz de gelsek kıldan köprüye,
Ben dürüstsem, sarhoşken de geçerim...
Esir iken mümkün müdür ibadet?
Yatıp kalkıp Atatürk’e dua et...
Senin gibi dürzilerin yüzünden,
Dininden soğuyacak bu millet...
İşgaldeki hali sakın unutma..
Atatürk’e dil uzatma sebepsiz ;
Sen anandan yine doğardın amma,
Baban kimdi bilemezdin, ********...
Neyzen Tevfik
naylon vicdan
05-11-2007, 11:53
hayy uyku
eleme kiraladım seni
fizan zan altında
müntehir odamda nehir
aklım firak odunda
ÖZDOĞAN77
05-11-2007, 15:54
saatlerce bakıyorsun ekrana,yazık o gözlerine,
sırtına kramplar giriyor,parmaklarına ağrı,
sonra o kazandığın para ile bile,
alamayacaksın sağlığını...
nerede görülmüş,çakalların,sırtlanların yaşadığı yerde,
kuzuların uzun ömürlü olduğu,
bir atımlık canın varda,
neden yaparsın ki bu hovardalığı,
ders almazsan eğer söylediklerimden,
illaki tarihi tekerrür ettireceksen,
sen bilirsin dostum ,sen bilirsin,
kaderini bil ki ellerinle çizeceksin...
Ümit Özdoğan 05/11/2007
gizemliduygular
07-11-2007, 19:44
http://www.dudakpayi.com/seni_ozlemenin.htm
gizemliduygular
09-11-2007, 18:06
10 Kasım
10 kasım bir doğumdur
Her doğum başlangıçtır ölüme
Ölüm;
sığdırılmışsa içine bir yaşam
yaşam adanmışsa yaşamlara
ve öldüğünde insan
selam duruyorsa hala
topuyla,tüfeğiyle ve elinde çiçeğiyle
gözyaşlarıyla damla damla
insanlar
ve varsa hala ardından
ağlayan kadınlar
ve çocuklar
doğduklarında yokken bile sen
senin resminse yakalarındaki
cepheye giderken
ve anılıyorsan hala her 10 kasım da
senin adını taşıyorsa sokaklar,okullar
akıyorsa damlalar gözpınarlarından
yığınların
ve hala adın yazılamıyorsa
nüfus kütüklerinde
ve hala varsa öldürmek isteyenlerin
ölümün adı değildir
10 kasım
olsa olsa bir merhabadır ölüme
10 kasım 2006. Antalya
Yasin Yalçın
Alışkanlık
Gitgide alışıyorum sana....
Hiçbir alışkanlık bu kadar güzel olamaz...
Ellerin ellerimden uzaksa nasıl güçsüzüm bilemezsin...
Yanımda olduğun zamanlar;
sigara dumanı gibi ciğerlerime doluyor,
alkol gibi damarlarıma yayılıyorsun...
Durmadan başım dönüyor verdiğin hazdan...
Alışkanlıklar daima korkutur beni...
Düşün ki ben yaşamaya bile alışkın değilim...
Kendimi kendime alıştıramadım yıllardır...
Fakat şimdi sana alışıyorum...
Alıştıkça özlemim artıyor, daha yoğunlaşıyor.
Yalnız içimde garip bir korku var.
Sana alışmaktan değil seni kendime alıştırmaktan korkuyorum...
Bir gün sana şimdi verdiklerimden daha güzelini
daha değerlisini verememekten korkuyorum...
Bir gün ansızın ölmekten ve seni, bana olan alışkanlığınla
yapayalnız bırakmaktan korkuyorum...
Oysaki her zaman ve günün her saatinde
yanında olmalıyım senin... Bana alışmış olmaktan
pişmanlık duyacağın bir dakikan bile olmamalı...
Bütün zamanlarını zamanlarımla karıştırıp
emsalsiz bir zaman bileşiminde yaşatmalıyım seni...
Uykularda bile aynı rüyayı görmeliyiz.
Her şeyin ve her zevkin yarısı senin olmalı, yarısı benim...
"Bana alış" demeyeceğim... Nasıl olsa alışacaksın bir gün...
Şimdi çirkinliğimde güzellikler bulan gözlerin,
o zaman en güzeli görecek bende! Alışkanlığınla,
sevginle yepyeni bir "ben" yaratacaksın benden!
İlk defa sevilmenin ürpertileri içindeyim inan. Sevgimle
mukayese edebileceğim tek şeyi beni sevmende buldum...
Ömrümde kimse bana sevmenin gerekliliğini öğretmedi.
Kimseden sevgisini istemedim, verdiler almadım.
Bencildim bir zamanlar, sevmek benim hakkım diyordum.
Oysaki şimdi bir zamanlar hiç sevmemiş olduğumu
kendi kendime biraz da utanarak itiraf ediyorum.
Asıl büyük sevgiyi seni sevmekte buldum ve sevgim
senin sevginle değerleniyor, ayrı bir anlam kazanıyor...
Sevgin olmasaydı değersiz bir cam parçasıydım.
Sevginle bir aynayım şimdi. Bana bakanlar baştanbaşa
seni görecekler içimde...
Bir zincirin iki halkasıyız seninle anlıyor musun?
Aynı kadehte karışmış iki içkiyiz.
İki kelimeyiz seninle birbirini tamamlayan.
Her yerde iki olduğumuz için
bir bütün haline geliyoruz durmadan...
Alışkanlığım devamlı sana çekiyor beni...
Durup durup dudaklarını öpmek geliyor içimden...
Saçlarını okşamak geliyor, ellerini tutmak geliyor...
Kokunun tenime sindiğini hissediyorum geceleri...
Teninin dudaklarımda eridiğini hissediyorum...
Boynunun en güzel yerini benden başkası bilemez artık...
Seni kimse benim kadar benimle bir bütün olduğuna inandıramaz....
Gitgide bu alışkanlığın içinde kaybolduğumu hissediyorum...
Beni yaşadığım zamanın dışına çıkarıyorsun.
Bir gün tarih öncesinde yaşıyoruz , bir gün bulutların üstünde...
Uzun süren bir baygınlık sonrasının
o anlatılmaz baş dönmesi içindeyim...
Bütün merdivenler birbirine eklendiği zaman
seninle vardığım yüksekliğe erişemez...
Açılmış bütün kuyuların derinliği
içimde seni bulduğum yer kadar derin değil...
Alışkanlık kozasını ören bir ipekböceği gibi gitgide tamamlıyor bizi.
Emsalsiz bir oluşun içinde yuvarlanıyoruz.
Korkunç bir yangın başladı yüreklerimizde.
Özlem, kıskançlık, arzu ne varsa içimizde hepsi birdenbire tutuştu.
Alev almayan bir yerimiz kalmadı.
Alevlerimiz muhteşem bir kızıllığın içinde yıldızlara kadar uzanıyor.
Hiç bir su, bu ateşi söndüremez artık.
Nehirle, denizler boşalsa üstümüze hiç sönmeyeceğimizi biliyorum.
Bu yangın biz birer kor haline gelinceye kadar sürecek.
Önce bakışlarımız alıştı birbirine, sonra parmak uçlarımız...
Bu oluş tamamlandığı anda yeryüzünde
bizden güçlüsü olmayacak!
En mutlu olduğumuz yerde en güçlü de olacağız seninle...
Bu bir sonun değil bir varoluşun başlangıcıdır.
Geçmişteki tüm alışkanlıkların bana alışmanı önleyemez artık...
Ümit Yaşar OĞUZCAN
Köprü Altı Tutukladı Sensizliğimi
uçuk kaçık bir gökyüzü yarattım kendime
misinası kopuk...
uçup gitti balon ve kuşlar...sevgilim!
maviye yatan içimdeki çocuk...
kalakaldım!
bir köprü altı tutukladı sensizliğimi
ve
gece bir gardiyan
korku sardı içimi
gel desem
neredesin!?...
uyku biter elbet, bitmez seni sayıklamalar...
suskunluğunu yutarım çaresizliğin...
ağlamaya hazır gergef gibiyim...
ardına düşmek için badem çiçeklerinin!..
iki yarımımda, iki aynı zaman
bahardı söylemek istediğim...
biri nisan
biri ekim
ama aynı kokuydu, aynı renk, aynı aşk, aynı iklim...
adı sen olan,
adı ben olan sevincin...
neden yok olmuyor uzaklar!?..
yanıt bulmak için sendeki soruma
atlası serdim
enlemimiz aynıymış meğer
boylamımız faklı çıktı lakin..
bozdum kurgusunu saatlerin
gene de durmuyor zamanlar
lanet ettim...
Tayyibe Atay
Bir Nefes Düş Gibi
Bazı duygular vardır anlatılamaz, anlaşılır sadece.
Sevenin sevdiğini bilmesi kadar, sevilen de anlar sevildiğini.
Sevgi her zaman belirli kelimelerle söylenmez.
Çoğu defa bir bakış yeter de artar bile...
Yeryüzünde hiçbir kuvvet insanoğlunu
sevme hakkından alıkoyamaz.
Sevmek çoğu zaman var olmaktır.
Sonunda bizi yok olmaya götürse bile.
Ben şimdi varım ve seni sevmek hakkımı kullanıyorum.
Sen bile buna karşı koyamazsın.
Sana gelinceye kadar sonu gelmez bir arayıştı sevgilerim.
Bir zaman başkalarında aradım seni,
başka yüzlerde, başka ellerde aradım.
Aldandım, fakat birgün seni bulmak ümidini kaybetmedim.
Nasıl olsa gelecektin birgün.
Ve işte geldin de!
Bana tatmadığım hüzünleri tattırmaya,
bilmediğim kederleri öğretmeye geldin.
Acıdan yana ne kalmışsa yaşamadığım
hepsini bir bir sen yaşatacaksın bana.
Birgün yaşamanın gereksizliğini de senden öğreneceğim.
Bu selin akışını hiçbirşey duduramaz artık.
Ummadığım ve ummadığın bir anda çıktın karşıma.
Coşkun ırmaklar gibi, amansız seller gibi geldin,
mutlaka yıkarak ve benden birçok şeyleri
beraberinde sürükleyerek gideceksin.
İşte o zaman yoklukların
en dayanılmazı ile karşı karşıya kalacağım.
Ergeç gideceksin; beni anlayamadan,
beni sevemeden gideceksin.
Yalnız bir iç kırıklığı kalacak senden,
tesellisiz bir hüzün kalacak.
Yıllardır aradığım sendin
ama sen gittikten sonra başkasını aramayacağım.
Gelmeyecek bile olsan, ömrümün sonuna kadar arardım seni
Ama geldin bir kere; ister bilerek gelmiş ol, ister bilmeden...
Geldin ya!
Şimdi herşey güzel seninle.
Yürümenin, konuşmanın,
nefes almanın bir başka anlamı var artık.
Sen varsın ya, herşey bambaşka gözlerimde...
Ümit Yaşar Oğuzcan
BELKİ YİNE GELİRİM
Dudaklarımı kanatırcasına ısırıyorum günlerdir
her sözcük dilimin ucunda küfre dönüyor çünkü
Bir gök gürlese bari diyorum bir sağnak patlasa
bitse bu sessizlik, bu kirli yapışkanlık bitse
ama bir tufan az mı gelir yoksa yine de
yırtılan ve parçalanan birşeyler olmalı mutlaka
hiç durmadan yırtılan ve parçalanan bir şeyler
Oysa ne kadar sakin bu sokaklar ve bu kent
ne kadar dingin görünüyor bana şimdi gökyüzü
Gidenler nerde kaldılar, özledim gülüşlerini
bir kenti güzelleştiren yalnız onlardı sanki
onlardı çocuklara ve aşka ölesiye bağlanan
kadınları güzelleştiren herhalde onlardı
"Tükürsem cinayet sayılır" diyordu birisi
tükürsek cinayet sayılıyor artık
ama nerde kaldılar, özledim gülüşlerini onların
Uzun uzun bakıyorum kıvrılan sokaklara
tek yaprak bile kımıldamıyor nedense
ve tek tek söndürüyor ışıklarını varoşlar
alnımı kırık bir cama yaslıyorum, kanıyor
kanımın pıhtılarında güllerin serinliği
ve fakat bir cellat gibi yetişiyor pusudaki
Dilimin ucunda küfre dönüyor her sözcük
Yaşamak neleri öğretiyor, düşünüyorum
okuduğum bütün kitaplar paramparça
çıkıp dolaşıyorum akşamüstleri bir başıma
bir uçtan bir uca yalnızlıklar oluyor kent
bulvar kahvelerinin önünden geçiyorum
sırnaşık aydınlar, arabesk hüzünler
bir gazete sayfasında sereserpe bir yosma
Sesler gittikçe azalıyor, kuşlar azalıyor
ve ne zaman yolum düşse vurulduğun yere
kızgın bir halka oluyor boynumda o sokak
Hüznü yalnız atlarımız duyuyor artık
biz çoktan unutmuşuz böyle şeyleri
ama içimde bir sırtlanın dalgın duruşu
ve dilimin ucunda küfre dönüyor her sözcük
İçimde zaptedilmez bir kırma isteği
dizginlerini koparan bir at sanki bu
soluksoluğa kalıyorum her sonbahar
ve sevgilim ne zaman hoşgörülü olsa
bir yolculuk düşüyor aklıma, gidiyorum
bütün gençliğim böylece geçip gitti işte
ama hala bir şeyler var vazgeçemediğim
Hangi duvar yıkılmaz sorular doğruysa
birgün gelirsek hangi kent güzelleşmez
şiirlerim bir dostun vurulduğu yerde yakıldı
geri almıyorum külleri yangınlar çıksın diye
Devriyeler çıkart şimdi, bütün ışıklarını söndür
sorduğum hiçbir soruyu geri almıyorum ey sokak
ve dilimin ucunda küfre dönüyor her sözcük
Dudaklarımı kanatırcasına ısırıyorum günlerdir
bir gök gürlese bari diyorum bir sağnak patlasa
bitse bu kirli ve yapışkan sessizlik, hiç gitmesem
oysa ne kadar sakin sokaklar, kent ve bütün yeryüzü
ipince bir su gibi sızıyorum gecenin tenha göğüne
sessizce çekip gidiyorum şimdi, sessiz ve kimliksiz
Belki yine gelirim, sesime ses veren olursa bir gün
Ahmet Telli
KARA TOPRAK
Dost dost diye nicesine sarıldım
Benim sâdık yârim kara topraktır
Beyhude dolandım boşa yoruldum
Benim sâdık yârim kara topraktır
Nice güzellere bağlandım kaldım
Ne bir vefa gördüm ne fayda buldum
Her türlü isteğim topraktan aldım
Benim sâdık yârim kara topraktır
Koyun verdi kuzu verdi süt verdi
Yemek verdi ekmek verdi et verdi
Kazma ile döğmeyince kıt verdi
Benim sâdık yârim kara topraktır
Âdem'den bu deme neslim getirdi
Bana türlü türlü meyva yedirdi
Her gün beni tepesinde götürdü
Benim sâdık yârim kara topraktır
Karnın yardım kazmayınan belinen
Yüzün yırttım tırnağınan elinen
Yine beni karşıladı gülünen
Benim sâdık yârim kara topraktır
İşkence yaptıkça bana gülerdi
Bunda yalan yoktur herkes de gördü
Bir çekirdek verdim dört bostan verdi
Benim sadık yârim kara topraktır
Havaya bakarsam hava alırım
Toprağa bakarsam dua alırım
Topraktan ayrılsam nerde kalırım
Benim sâdık yârim kara topraktır
Dileğin varsa iste Allah'tan
Almak için uzak gitme topraktan
Cömertlik toprağa verilmiş Hak'tan
Benim sâdık yârim kara topraktır
Hakikat ararsan açık bir nokta
Allah kula yakın kul da Allah'a
Hakkın gizli hazinesi toprakta
Benim sâdık yârim kara topraktır
Bütün kusurumuzu toprak gizliyor
Merhem çalıp yaralarımı düzlüyor
Kolun açmış yollarımı gözlüyor
Benim sâdık yârim kara topraktır
Her kim ki olursa bu sırra mazhar
Dünyaya bırakır ölmez bir eser
Gün gelir Veysel'i bağrına basar
Benim sâdık yârim kara topraktır
Aşık Veysel ŞATIROĞLU
Duymasanda sessizliğim anlatır seni
Görmesemde vardır nedenleri sebepleri
Hep var olacağım sen olmasanda
Ben burdayım.
naylon vicdan
12-11-2007, 12:31
1- "duymasanda" değil, "duymasan da".
2- "görmesemde" değil, "görmesem de".
3- "olmasanda" değil, "olmasan da".
"neden" ile "sebep"in aynı satırda (af buyurun, dize diyemeyeceğim)
kullanılması da feci bir durum.
hata şu: sebep arapçadır (sabab) ve "neden"le aynı manadadır.
şimdi de buna buyrunuz: bab-ı âli yüksek kapısından duhul edip geçerken,
yek bir atlı süvariye tesadüfen rast geldim.
şiir yazma hevesine eyvallah, eyvallah olmasına da; önce muteber bir imla kılavuzunu
yanımızdan ayırmamayı ilke edinelim, sonra şiir yazmaya çalışalım.
gizemliduygular
12-11-2007, 12:35
1- "duymasanda" değil, "duymasan da".
2- "görmesemde" değil, "görmesem de".
3- "olmasanda" değil, "olmasan da".
"neden" ile "sebep"in aynı satırda (af buyurun, dize diyemeyeceğim)
kullanılması da feci bir durum.
hata şu: sebep arapçadır (sabab) ve "neden"le aynı manadadır.
şimdi de buna buyrunuz: bab-ı âli yüksek kapısından duhul edip geçerken,
yek bir atlı süvariye tesadüfen rast geldim.
şiir yazma hevesine eyvallah, eyvallah olmasına da; önce muteber bir imla kılavuzunu
yanımızdan ayırmamayı ilke edinelim, sonra şiir yazmaya çalışalım.
Sizin gibi değerli arkadaşların uyarılarına başta bendeniz olmak üzere ihtiyacımız var.
Müteşekkirim.
ANLARSIN
Bir gece habersiz bize gel
Merdivenler gıcırdamasın
Öyle yorgunum ki hiç sorma
Sen halimden anlarsın...
Sabahlara kadar oturup konuşalım
Kimse duymasın
Mavi bir gökyüzümüz olsun
Kanatlarımız dokunarak uçalım
İnsanlardan buz gibi soğudum
İşte yalnız sen varsın!
Öyle halsizim ki hiç sorma
Anlarsın...
Cahit Külebi
UYUSUNDA BÜYÜSÜN
Tüketme nefesini maviş kızım
Bildiğin Türkçe kıt gelir masallarıma
Sözden sazdan anlamazsın
Kuştan yapraktan haberin yok
Biz yaşlılar neler de bilmeyiz
Hele sen belle dilimizi
Biliriz de güzel laf etmesini
Çekiniriz konuşmaktan
Yazmasını bilir yazamayız
Üzme beni yum gözlerini
Uyutacak ninnilerim yok
Türküler mi istersin benden
Yanık memleket türküleri
Ne arasın bende o ses
Islıkla söyleni marşlar mı istersin
Bunlar size gelmez
Uykusunu kaçırır çocukların
Sana hazır ninniler söylesem
Bahçeye kurdum desem salıncak
İnanır mısın
Ne bahçe var ne beşik
Bir arabacık da istemezdi şu asfalt
Yorganın yatağın iğreti
Doğdun doğalı ne oyun gördün
Ne oyuncak
Uyu benim maviş kızım
Dem geçecek devran geçecek
Keloğlan muradına erecek
Sökülecek hasbahçenin çitleri
Ağlayan nar gülecek.
Bir arabacık da istemezdi şu asfalt
Yorganın yatağın iğreti
Doğdun doğalı ne oyun gördün
Ne oyuncak
Uyu benim maviş kızım
Dem geçecek devran geçecek
Keloğlan muradına erecek
Sökülecek hasbahçenin çitleri
Ağlayan nar gülecek.
Cahit Külebi
ÖZDOĞAN77
12-11-2007, 17:19
Hey sen ATATÜRK'üme dil uzatan piç,
önündeki suyu Ata'na şükrederek iç,
yoksa duyamazdın o ezan sesini,
olurdu ananın kocası yunan,adında aleksi.
Ümit Özdoğan
preatoria
12-11-2007, 19:47
DİYALOG
Efendiler buyurdu, biz yalnızca dinledik
Sükût altındır diye sustuk tasdik eyledik
Ağızlarında sakız, “diyalog”, “yumuşama”
“Ilımlı” ön adı da pek yakıştı İslâm’a (!)
Onlar da değişme yok biz olduk yumuşayan
Ölen kurtuldu gitti, her gün öldü yaşayan.
Şimdilik ihtiyaten mumları yanmasa da
Yedi kollu şamdanın gölgesi var masada.
Fırsat buldukları gün yakarlar kâinatı
Hedef, “Nil’den Fırat’a” Süleyman saltanatı.
Sokak sebillerinde İsa’nın eti kanı
Katliamlara perde demokrasi yalanı.
Beyaz eşekli papaz elinde asasıyla
Kıtalar dolaşıyor intikam sevdasıyla
Bunları dost edinmek yasakken ayet ile
Şeyhinde müridinde bu gayret acep niye?
Tutalım diye bize nasihat edilen yer,
Peygamber makamıdır camide kürsü, minber.
Elindeki kitabı okusana doğruca,
Allah indindeki din İslam değil mi hoca?
Bir devre yüz karası fetvası kepazenin
Halefleri sahnede yine Dürrizade’nin.
Muhterem Efendi’nin gözyaşı hürmetine,
İsa’yı beklettiler Muhammet ümmetine.
Dinlere bahçe oldu şüheda gövdeleri,
Kimlerle komşu şimdi evliya türbeleri
Yıldızlı ufuklarda ikbâle yol bulanlar,
Vatikan’a sadakat mektupları sunanlar…
Bunlar neye işaret, uyansana ey millet!
Bağrımızın başına bağdaş kurmuş ihanet.
Diyalog tezgâhında pazarlanan memleket,
Dedemden yadigârdı, torunumdan emanet.
Fazıl Ahmet BAHADIR
YENİDEN KUVA-YI MİLLİYE
Dedemin
Cephede bıraktığı kol,
Her gece rüyama,
Gündüz aklıma
Kan renkli,
Bir avuç toprakla gelir.
Hesap soran sesi
Kocatepe’den,
Yankısı İnönü’den,
Dumlupınar’dan gelir.
Harim i ismetimden
Tırnağımla,dişimle
Kovduğum çizmelerin
Vatanımda işi ne?
Ziller takıp gelirken,
Sevr’in efendileri.
Kim hortlattı yeniden
Bu Damat Feritleri?
Dersaadete benzeyip,
Duracaksa Ankara
Samsun, Amasya, Erzurum
Kalksın Sivas yürüsün.
Anaların anası,
Anadolu toprağı
Erkek doğurmuyorsa,
Çıksın er meydanına
Yine Kara Fatmalar,
Nene Hatunlar yürüsün.
Ölülerden hissizse,
Diri zannedilenler
Çanakkale toprağı
Yiğitleri geri ver !
Sakarya’da yatanlar
Doğrulsun birer birer.
Önde Gâzi’nin ruhu,
Ardından onlar yürüsün.
Yaşamak istiyorsak,
Bu toprakta
Alnı ak.
Sonsuza dek
Bu toprakta
Çalacaksa sazımız.
Sonsuza dek,
Türküler
Türk’ü söyleyecekse,
Eğilmeden başımız.
İstiyorsak hür doğsun,
Borçsuz olsun,
Yarınlarda bebekler.
Bu sinsi istilaya
Hayır desin yürekler.
Bir kutlu başkaldırış
Sarsın Anadolu’yu.
Hiç sönmesin diyorsak
Bu “ tüten en son ocak”
Başlasın seferberlik
Ruhlarda beyinlerde.
İlelebet payidar kalacaksa Türkiye
Yeniden Millî Misak !
Yeniden Kuva-yı Milliye !
Fazıl Ahmet BAHADIR
Beni Unutma
Bir gün gelir de unuturmuş insan
En sevdiği hatıraları bile
Bari sen her gece yorgun sesiyle
Saat on ikiyi vurduğu zaman
Beni unutma
Çünkü ben her gece o saatlerde
Seni yaşar ve seni düşünürüm
Hayal içinde perişan yürürüm
Sen de karanlığın sustuğu yerde
Beni unutma
O saatlerde serpilir gülüşün
Bir avuç su gibi içime, ey yar
Senin de başında o çılgın rüzgar
Deli deli esiverirse bir gün
Beni unutma
Ben ayağımda çarık, elimde asa
Senin için şu yollara düşmüşüm
Senelerce sonra sana dönüşüm
Bir mahşer gününe de rastlasa
Beni unutma
Hala duruyorsa yeşil elbisen
Onu bir gün benim için giy
Saksıdaki pembe karanfilde çiğ
Ve bahçende yorgun bir kuş görürsen
Beni unutma
Büyük acılara tutuştuğum gün
Çok uzaklarda da olsan yine gel
Bu ölürcesine sevdiğine gel
Ne olur Tanrıya kavuştuğum gün
Beni unutma..
Ümit Yaşar Oğuzcan
BEKLEYENLER İÇİN
Bir ayak sesi duymayayım
Kapıya koşuyorum
Gelen sen misin diye
Bir sarı saç görmeyeyim
Yüreğim burkuluyor
Ağlamaklı oluyorum
Her şey bana seni hatırlatıyor
Gökyüzüne baksam
Gözlerinin binlercesini görürüm
Bir rüzgar değse yüzüme
Ellerini düşünmeden edemem
Yaktığım bütün sigaraların dumanları sana benzer
Tadı senden gelir
Yediğim yemişlerin
İçtiğim içkilerin
Ve içimdeki bu dayanılmaz sıkıntı
Bu emsalsiz hüzün
Seni beklediğim içindir
Resmine bakamaz oldum
Uykulardan korkuyorum artık
Utanıyorum odamdaki bütün eşyalardan
Şu sedir hala gelip oturmanı bekliyor
Şu ayna karşısında güzelliğini seyretmeni
Şu kadeh dudaklarına değebilmek için duruyor masada
Ve şu saat geldiğin anda
Durabilir sevincinden
Zaman çıldırabilir
Çünkü benim dünyamda
Ölümsüzlük, seni sevmek demektir.
Bir çocuk doğmayı bekler
Bir ağır hasta ölmeyi
Bitkiler yağmur ve güneşi bekler
Yalnız bir kadın sevilmeyi
Ve düşün ki bir adam
İçinde bütün bekleyenlerin korkusu ve ümidi
Seni bekler
Asılmayı bekleyen bir idam mahkumu gibi
Sen gelinceye kadar
Pencerem kapalı duracak
Rüzgar gelmesin diye
Artık perdeleri açmayacağım
Gün ışığı girmesin diye
Sonra kahrolacağım
Bu karanlıkta, bu derin yalnızlıkta
Ve günlerce gecelerce haykıracağım
Nerdesin diye, nerdesin diye
Bir gün bu kapıdan sen gireceksin
Biliyorum
Ergeç bu bekleyişin bir sonu gelecek
Yıllarca sonra
Öldüğüm gün bile gelsen
Bütün bu bekleyişlerimi ve öldüğümü unutup
Çocuklar gibi sevineceğim
Kalkıp sarılacağım ellerine
Uzun uzun ağlayacağım
Ümit Yaşar Oğuzcan
HASRETİNDEN PRANGALAR ESKİTTİM
Seni anlatabilmek seni.
İyi çocuklara, kahramanlara.
Seni anlatabilmek seni,
Namussuza, halden bilmeze,
Kahpe yalana.
Ard- arda kaç zemheri,
Kurt uyur, kuş uyur, zindan uyurdu
Dışarda gürül- gürül akan bir dünya...
Bir ben uyumadım,
Kaç leylim bahar,
Hasretinden prangalar eskittim.
Saçlarına kan gülleri takayım,
Bir o yana
Bir bu yana...
Seni bağırabilsem seni,
Dipsiz kuyulara.
Akan yıldıza.
Bir kibrit çöpüne varana.
Okyanusun en ıssız dalgasına
Düşmüş bir kibrit çöpüne.
Yitirmiş tılsımını ilk sevmelerin,
Yitirmiş öpücükleri,
Payı yok, apansız inen akşamdan,
Bir kadeh, bir cigara, dalıp gidene,
Seni anlatabilsem seni...
Yokluğun, Cehennemin öbür adıdır
Üşüyorum, kapama gözlerini...
Ahmed Arif
Yalnızlık Şiiri
Karanlığın insanı delirten bir ihtişamı vardır
Yıldızlar aydınlık fikirler gibi havada salkım salkım
Bu gece dağ başları kadar yalnızım
Çiçekler damlıyor gecenin parmaklarından
Dudaklarımda eski bir mektep türküsü
Karanlıkta sana doğru uzanmış ellerim
Gözlerim gözlerini arıyor durmadan
Nerdesin?
Attila İlhan
gizemliduygular
14-11-2007, 00:28
ŞİNANAY
Ada vapuru yandan çarklı
Bayraklar donanmış caf caflı
Simitçi kahveci gazozcu
Şinanay da yavrum şinanay
Estirir de ada yeli estirir
Seni sevindirir beni kusturur
Lüküs kamarada kimler oturur
Şinanay da yavrum şina şinanay
şinanay da şinanay hopa şinanay
Müslümanı yahudisi urumu
İsporcusu ihtiyarı veremi
Kiminin saçı uçar kiminin eteği
Şinanay da yavrum şina şinanay
Şinanay da şinanay hopa şinanay
Melih Cevdet Anday
gizemliduygular
14-11-2007, 01:00
Ölüm yıldönümünde bir Orhan Veli şiiri....
HÜRRİYETE DOĞRU
Gün doğmadan,
Deniz daha bembeyazken çıkacaksın yola.
Kürekleri tutmanın şehveti avuçlarında,
İçinde bir iş görmenin saadeti,
Gideceksin
Gideceksin ırıpların çalkantısında.
Balıklar çıkacak yoluna, karşıcı;
Sevineceksin.
Ağları silkeledikce
Deniz gelecek eline pul pul;
Ruhları sustuğu vakit martıların,
Kayalıklardaki mezarlarında,
Birden
Bir kıyamettir kopacak ufuklarda.
Denizkızları mı dersin, kuşlar mı dersin;
Bayramlar seyranlar mı dersin,
Şenlikler cümbüşler mi?
Gelin alayları, teller, duvaklar,
Donanmalar mı?
Heeey
Ne duruyorsun be, at kendini denize:
Geride bekliyenin varmış, aldırma;
Görmüyor musun, Her yanda hürriyet;
Yelken ol, kürek ol, dümen ol, balık ol, su ol;
Git gidebildiğin yere...
ORHAN VELİ KANIK
gizemliduygular
14-11-2007, 01:24
Sevgili eşime ithafen...
Kadınımın
yürek koyduğum tek şey
cümlelere sığdıramadığm,
dünyada asla ikincisine rastlamadığım
içerimde yanan
inanılmaz bir sevinçsin sen
doğduğum gündür bana büyük şans
sen olmasanda
kudret dolmuş avuçlarım
sen doğmamış olsanda
bıraktım artık dünyaya güverçinimi
sen varsın istemem
başka dost sesi
asla doyamadım ve kanamadım
çatlak dudakların hasreti
kurduğum tek düşte gerçek
sensin
kadınım
herşeyim
Behzat Özdemir
Gözümü kapadıgımda gözümün önünde
O son havaalanı görüntüsü
Ben içeri gidiyordum elimde çantamla
Sen ise kapıdan çekip gittin
Arkama son bidefa baktığımda yoktun
İşte o an benim bittiğim andı.
GEL VUR
Bak şu güneş nasıl geliyor.
Sen de öyle gel be!!!!
Bak şu ışık nasıl vuruyor
Sen de öyle vur be!!!!
Bedri Rahmi Eyüboğlu
SEVGİ ÜSTÜNE
Bütün kitapları yakmalı
Sevda üstüne ne söylemişlerse yalandır
Kitaplara göre insan
Karanlıkta yüzüne bin mumluk lâmba tutulmuş
Gözleri, yüreği kamaşmış insandır
Aptaldır, hastadır, kahramandır
Bütün kitapları yakmalı
Sevda üstüne ne söylemişlerse yalandır.
İçinde bir tek suret yaşayan yüreğe yürek mi derler
Bir tek yaprak veren dalın boynun burarlar
Bir tek meyve veren dalı keserler
İnsan dediğin bir buğday tarlası gibi olmalı
Esti mi rüzgâr bir değil milyonlar için esmeli
Bir tek meyve veren dalı kesmeli
İnsan dediğin derya misali
Üstünde milyonlarca dalga
İçinde kıyametler kopmalı
İnsan dediğin derya misali
Uçsuz bucaksız olmalı.
Gel çıkalım sevgilim gel
Gel kurtaralım birler hanesinden
Çekelim gidelim bir uçtan uca
Açalım yüreğimizin kapılarını sonuna kadar
Sevelim sevelim sevelim
Sevebileceğimiz kadar
Bedri Rahmi Eyüboğlu
Kargaymış Meğer
Allanmış, pullanmış şişe içinde,
Şarap sandığımız, sirkeymiş meğer.
Şiir bulutuna binip, uçan da,
Şahin sandığımız, kargaymış meğer.
Şiiri başında nöbet tutarken,
Desteksiz, kösteksiz bol bol atarken,
Bülbüle özenip, caka satarken,
Çınar sandığımız, kargıymış meğer.
Boyundan yukarda boştur mahali,
Duymadı ikazı, bilmedi hali,
Geveze kaleme güldü ahali,
Gerçek sandığımız, kurguymuş meğer.
Hastaneye gitse, hekimler şaşar,
Her branştan biri peşinden koşar.
Hayal hareminde dengesiz yaşar,
Övgü sandığımız, yergiymiş meğer.
Çok geç kalmış akıl, dağıtılırken,
Nerede saklanmış, herkes alırken?
Kendi kafesinde saygı bulurken,
Şahin sandığımız, kargaymış meğer,
Yediği samanla, arpaymış meğer...
N. Göçmen
BEKLEYEN KADININ GÜNÜ
Kadınım saçlarını tarar aynada,
Benim parmaklarım değmişçesine.
Bahçeye çıkıp şarkı söyler içinden
Sesinden sesim geçmişçesine.
Güneşin kızarttığı kayısılar gibi
Aklından ben geçerim güneşlenirken,
Kızarır al al olur ben öpmüşçesine.
Eğilmiş dikiş diker, gömleğimin düğmesi
Hayal eder beni, birden ürperir
İnce bir sızı duyar iğne batmışçasına.
Çocuğunu göğsüne bastırdığında
Erkekliğim geçer ta iliğinden
Benimle uzanıp yatmışçasına.
Bir sabah ayrıldım bir akşam kavuştum
-Ah, olgun dutlar gibi ballanmış gözlerinde-
saatlerin biriktirdiği o tatlı özlem
sanki uzak denizlerden dönüyorum,
karşılar, beni yıllarca beklemişçesine.
Ceyhun Atıf KANSU
ALDANMA
Aldanma cahilin kuru lafına
Kültürsüz insanın külü yalandır..
Hükmetse dünyanın her tarafına
Arzusu hedefi yolu yalandır..
Kar suyundan süzen çeşme göl olmaz
Gül dikende biter diken gül olmaz
Vız vız eden her sineğin bal'olmaz
Peteksiz arının balı yalandır..
İnsan bir deryadır ilimle mahir
İlimsiz insanın şöhreti zahir
Cahilden iyilik beklenmez ahir
İşlediği amel hali yalandır..
Cahil okur amma alim olamaz
Kamillik ilmini herkes bilemez
Veysel bu sözlerin halka yaramaz
Sonra sana derler deli yalandır.
AŞIK VEYSEL
KIŞLADA BAHAR
Kara gözlüm, efkarlanma gül gayri
İbibikler, öter ötmez ordayım
Mektubunda diyorsun ki: 'Gel Gayri'
Sütler kaymak tutar tutmaz ordayım
Ah çekerim resmine her bakışta
Bir mahzunluk var o boyun büküşte
Emin ol ki, her sigara yakışta
Sanki, duman tüter tütmez ordayım
Mor dağlara karargahlar kurulur
Eteğinde bölük bölük durulur
On dakika istirahat verilir
Tüfekleri çatar çatmaz ordayım
Dağlar taşlar bu hasretlik derdinde
Sabır sebat etmez gönül yurdunda
Akşam olur tepelerin ardında
Daha güneş batar batmaz ordayım
Aramıza dağlar girmiş koskoca
Meraklanma gönlüm dağlardan yüce
Bir gün değil, beş gün değil, her gece
Yatağıma yatar yatmaz ordayım
Bahar geldi koyun kuzu koklaştı
İki aşık senelerdir bekleşti
Kara gözlüm, düğün dernek yaklaştı
Vatan borcu biter bitmez ordayım
Bekir Sıtkı Erdoğan
KALAN
Bir şey kaldı gecelerden birinde
Senden.
Öncesinde bilinmemiş birşey,
Silinmez bir ses gibi giden..
Kelimelerden büyük, kelimelerin içinde,
Bir şey kaldı senden
Yaşamalar'ın arasında kaçamaklı.
Veriliş rengi başka, alınış rengi başka..
Söylemeye vakit kalmadan
Dudakların altına bırakılmış bir şey.
Karanlıkların tam ortasında bir kırmızı nokta..
Gözlerce pırıl pırıl, ellerce saklı.
Bir şey kaldı, bir denizin kıyısında senden,
Bakışlarla yüklü, söylemelerle sessiz..
Seninle dolu, seninle sensiz bir şey..
Arandıkça bulunmamış yıllar yılı,
Bulundukça aramaklı.
Özdemir Asaf
Yildizsever
17-11-2007, 06:08
kıyamet günü (b i r ş e y s ö y l e)
Bir şey söyle
Denizler tutuşturulduğunda
Dağlar yürütüldüğünde bir şey söyle
Yıldızlar semadan bir bir döküldüğünde üstümüze
Bir şey söyle
Ben seni unuturum
Söyle
Yer başka gök başka olduğunda
Sallanıp çalkalandığında uçsuz bucaksız sema
Hani biz
Ateşin etrafını sarmış pervaneler gibi olduğumuzda
Bir şey söyle
Unuturum ben seni söyle
Kalplerde gizlenenler ortaya döküldüğü zaman
Gök yarıldığı zaman
Ne oluyor bu yere böyle dediği zaman insan
Ve kalakaldığında yüzkarası şiirlerim
Ve sensiz bir zaman
Ve ayaklarımızın altından toprak kayıp
Dümdüz edildiği zaman
Bir şey söyle
Yoksa unuturum ben seni
Bir şey söyle
Emzikli anne kucağındaki yavrusunu unuttuğu zaman
Güneş katlanıp dürüldüğünde
Unuturum ben seni
Yıldızlar kararıp döküldüğünde
Unuturum
Dağlar yürütüldüğünde
Gebe develer salıverildiğinde
Vahşi hayvanlar toplanıp biraraya getirildiğinde
Bir şey söyle
Denizler bir kez daha tutuştuğunda
Ruhlar birleştirildiğinde
Diri diri toprağa gömülen kız için sorulduğunda
Bunun ölümü hangi suçu sebebiyle
Haydi söyle
Bir şey söyle
Defterler açıldığında
Gökyüzü sıyrılıp alındığında
Cehennem tutuşturulduğunda
Cennet yaklaştırıldığında
Unuturum ben seni
Her şeyin unutulduğu o anda
Bir şey söyle
Gök sallanıp çalkalandığı
Dağlar yürütüldüğü
Yalanlayanın vay haline olduğu zaman
Unuturum
Bir şey söyle
Bir şey söyle
O ses geldiği zaman
Yıldızların ışığı söndürüldüğü
Gökkubbe yarıldığı
Dağlar ufalanıp savrulduğu zaman
Cehennem pusuda beklerken
Ver herkesin kendine yetecek bir derdi olduğu zaman
Unuturum ben seni
Bir şey söyle
Yıldızların ışığı söndürüldüğü
Gökkubbe yarıldığı
Dağlar ufalanıp savrulduğu zaman
Göz kamaştığı
Ay tutulduğu
Güneşla ay biraraya getirildiği zamam
Hani insan "kaçacak yer neresi" dediği zaman
Ben seni unuturum
Bir şey söyle
Unuturum ben seni
Denizler tutuşturulduğunda
Dağlar yürütüldüğünde
Yıldızlar semadan bir bir döküldüğünde üstümüze
Ben seni unuturum
Söyle
Yer başka gök başka olduğunda
Sallanıp çalkalandığında uçsuz bucaksız sema
Hani biz
Ateşin etrafını sarmış pervaneler gibi olduğumuzda
Unuturum ben seni
Yıldızlar dökülsün yere
Güneş sönsün
Bir şey söyle
İBRAHİM SADRİ
Yildizsever
17-11-2007, 06:45
adın batsın
Yüreğime bir gül çizdim kanlı yaş ile
Yaktın beni küle döndüm dumana döndüm
Nasıl edem nere gidem dertli baş ile
Bilemedim teli kırık kemana döndüm
Canım aldın can evimden vurdun ya sende
Küstüm sana faydası yok geri dönsen de
Sen de vefasız çıktın, sen de hayırsız çıktın
Sen de vicdansız çıktın
Adın batsın...
Zaman ola devran döne sen de çekesin
Yitiresin umudunu heder olasın
Aşka düşe kahrolasın candan bıkasın
Ömrün boyu bir kez olsun gülmeyesin
Sen ki beni rezil ettin yedi cihanda
Yalan oldum talan oldum senin sayende
Sen de vefasız çıktın, sen de hayırsız çıktın
Sen de vicdansız çıktın
Adın batsın...
Beni özleyince bir nehir yatağını bulsun
Kor düşsün yağlarına ceylanlar suya insin
Sesime bakıp da ağlıyorum sanma
Seni özleyince böyle olsun birazda
Canım aldın can evimden vurdun ya sende
Küstüm sana faydası yok geri dönsen de
Sen de vefasız çıktın, sen de hayırsız çıktın
Sen de vicdansız çıktın
Adın batsın...
Ayrılıversin yaprak dalından
İnsan sevdiğinden ayrılıversin
Kan damarından, can pazarından
Adam baharından ayrılıversin
Dağda dört mevsim erimeyen kar varya
Yokluğun öyle erimesin
Sen de vefasız çıktın, sen de hayırsız çıktın
Sen de vicdansız çıktın
Adın batsın...
İ b r a h i m S a d r i
http://www.youtube.com/watch?v=OOXZamxb9Aw
gizemliduygular
17-11-2007, 20:18
Bir Kadın Bilirim...
Ben bir kadın bilirim
Yüzünde meleksi masumiyeti
Gözlerinde çocuksu hüznü
Yüreğinde dünya dolusu sevgisi
Ben bir kadın bilirim
Ağlamaktansa; sıradağlar gibi
Gözpınarlarında sıralayan kederini
Avuçlarında büyütmüş acının filizlerini
Büyütür taçyapraksız çiçeklerini
Ben bir kadın bilirim;
Başından ileri sayan sevdiklerini
Yürürken üzerinde dikenli tellerin
Görmezden gelen ardındaki kan göllerini
Ben bir kadın bilirim
Uçuşurken özgürce, mutlu semalarda
Mahkum etmişler olmadık bir anda
Vurgun yemiş şiirlerde yaşamaya
Ben bir kadın bilirim;
Türlü kalleşliklerine rağmen
Sımsıkı sarılmış yaşamın eteğinden
Yaz, güz, bahar demeden
İnadına rüzgârlara direnen
Ben bir kadın bilirim
Kasırgaların pençesinde bile
Hoyratça sürüklendiği heryerde
Yaşanabilecek kuytular bulabilen
Ben bir kadın bilirim
Aynalara her bakışında
Kendini değil silüetini gören...
İbrahim Özcan
BEYAZPERDE
Artıyor kara çarşaflılar
yurdumun her köşesinde
neden olacak
siyaha boyanıp
kadınlara giydiriliyor
yıkılan sinemalardan
geriye kalan
onca beyaz
perde...
Sunay Akın
BU VATANA NASIL KIYDILAR
İnsan olan vatanını satar mı?
Suyun içip ekmeğini yediniz.
Dünyada vatandan aziz şey var mı?
Beyler bu vatana nasıl kıydınız?
Onu didik didik didiklediler,
Saçlarından tutup sürüklediler.
Götürüp kâfire : "Buyur..." dediler.
Beyler bu vatana nasıl kıydınız?
Eli kolu zincirlere vurulmuş,
Vatan çırılçıplak yere serilmiş.
Oturmuş göğsüne Teksaslı çavuş.
Beyler bu vatana nasıl kıydınız?
Günü gelir çark düzüne çevrilir,
Günü gelir hesabınız görülür.
Günü gelir sualiniz sorulur :
Beyler bu vatana nasıl kıydınız?
Nazım Hikmet Ran
gizemliduygular
17-11-2007, 22:07
Saygılara değer forumdaşım yosun... Harika bir şiir asmışsınız gündemimize de tam uygun. Emeğinize, yüreğinize sağlık.
Saygılarımın kabulüyle.
:bravo::bravo::bravo::bravo::bravo:
Estağfurullah, saygımız ve sevgimiz büyük şaire...
gizemliduygular
17-11-2007, 22:23
Estağfurullah, saygımız ve sevgimiz büyük şaire...
Saygılarımız ve sevgilerimiz sanata ve sanatçılarımıza.
Yüce İnsan Ulu Önder Atatürk'ümüzün dediği gibi...
''Sanatsız kalan bir milletin hayat damarlarından biri kopmuş demektir.''
DUDAK PAYI
Çay bardağında
Bırakılan dudak payı
Kadar bile
Uzak kalamam
Gözlerine
Yakın olsun isterim
Ellerime ellerin
Yanındaki beton binaya
Yaslanması gibi
Köhne bir evin
Seni bir çivi
Gibi çaktım
Çünkü beynime
Ve toplayıp
Bütün kerpetenleri
Attım denize
SUNAY AKIN
Dosttan Mektup
Yüce Rahman adıyla sana verdim selam
Gel dostum oturalım edelim iki kelam
Paylaşalım acımızı dinleyelim meram
Can dostluk kolayına kazanılırmı
Sızlayan yüreği dost gibi saran olmaz
Her aradığında dost gibi can bulunmaz
Yaralıyım yanmışım sesimi duyan olmaz
Can dostluk kolayına kazanılırmı
Derdim çok dostum beni dinlermisin
Bir acı kahveni benden esirgermisin
Dost kapını çalsam misafir edermisin
Can dostluk kolayına kazanılırmı
Yaren ile muhabbet hazzı bambaşkadır
Sözleri bal gibi dili bülbül aşktadır
Dostluk ne hısımlıkta nede yaştadır
Can dostluk kolayına kazanılırmı
Dostluk candan öte insana yoldaştır
Yeri gelincede ciğer paren kardeştir
Bazende can ahbap bazende bir eştir
Can dostluk kolayına kazanılırmı
Dost demek sevgilerin sevda çağıdır
Dost demek gönüllerin yaren bağıdır
Dost demek yüreklerin yüce dağıdır
Can dostluk kolayına kazanılırmı
Zeki Çimen
Öp beni!
uzanırsın yanıma
başak dolu ovalarca...
bir nehir geçer ortandan,
ben suyuna tutsak...
atlarım içine balıklar misali...
yuvarlanıp gideriz taşlar gibi
birbirimize çarparak...
ufalanmadan öp beni!...
Tayyibe Atay
Yildizsever
19-11-2007, 16:58
Canımız çocuklar, ne kadar da içtendirler...
Birgün bir markette, küçük bir çocuğun birçok çikolatalara
Sevimli gözlerle daldığını gördüm...
Gözleri nasıl da ışıldıyordu,en güzelini beğendi...
-Baba,baba şunu alalım mı?
Babası nasıl alabilsin,alamadı, bunu düşündünüz mü?
-Oğlum,şu aldıklarım yeter oğlum...
Bunu söyleyen baba, nasıl da yapmacık gülümsüyordu...
Çünkü,çünkü olanları bizim izlediğimizi biliyordu...
Hemen gittim,hemen alıverdim,hemen veriverdim o küçüklüğe...
Bunu yapmasaydım, ben uyuyamazdım o gece dostlar...
Kırmızı Araba
Süleyman karabıyıklı bir işçidir
Ve bu karabıyıklı Süleyman'ın hikayesidir
İş bulduğu günlerde evine dik dönmekte
Ve götürdüğü ekmeği yemektedir
Karısı neriman ve oğlu Cevahir'le birlikte
Ne kadar zalim esse de rüzgarı
Ne kadar belini bükse de ekmek parası
Aslan gibi bir adamdır işçi Süleyman
Çünkü onun cevahir'i vardır
Çünkü cevahir altı yaşındadır
Çünkü gözleri çakmak çakmaktır
Çünkü süleyman'a bir başka bakmaktadır
Bir pazar sabahı
Tutar babası Süleyman, Cevahir'in elinden
Ve yanında kader yoldaşı karısı Neriman
Çıkarlar gezmeye İstanbul'u inadına
Bir yol düşünür Süleyman
Ulan bu bahtı kapalı kentte yürümek de parayla değildir elbette
Üstelik Neriman'a hanidir istediği o naylon terlikle
Canından özü Cevahir'ine bir gazozla
Bir simidi alabilecek kadar para da vardır cepte
Yürürler İstanbul şehrinin kalbine
Önce neriman'ın naylon terliği alınır bir seyyardan
Sonrada beğenirler simidi en hasosunu umutları Cevahire
Anlatır işçi baba süleyman
İş ararken adım adım arşınladığı sokakları
Bak cevahir işte şu yenicami
Hem cami hem güvercinlerinin bakması nasılsa bedavadır
Bak cevahir şu dumanı tütenler vapur
Şu çığlık çığlığa ağıt yakanlar martılarıdır
Hem vapurun dumanı hem vapurun düdüğü de bedavadır
Bak cevahir şu uzakta görünen de köprüdür
Geçmesi değilse de onun da bakması bedavadır
O pazar günü
Karabıyıklı işçi Süleyman
Karısı can yoldaşı Neriman
Ve gözleri çakmak çakmak olan oğulları Cevahir
Gezerler İstanbul şehrini bedavadan
Ve birden mumun alevi söner
İstanbul'un yalanı biter
Nasıl olur bilinmez takılır Cevahir'in gözü
Bir oyuncakçı vitrininde pırıl pırıl yanan
Kırmızı bir oyuncak arabaya
Döner karabıyıklı dağ gibi babası Süleymana
Bana şu kırmızı arabayı alsana baba
Alsana be Süleyman canına can parçana
Bir oyuncak araba alamayacaksan eğer
Yuh olsun sana
Nasıl olsa babası onu çok sevmektedir
İşin belası küçük Cevahir bunu bal gibi bilmektedir
Bir vitrindeki kırmızı arabaya bakar Süleyman
Bir karısı Nerimana
Sonra takılır gözleri Cevahir'in gözlerindeki umuda inadına
Ulan alt tarafı bir oyuncak araba
Dünya yansa yorganın yok içinde Süleyman
Alem çökse üstüne hayıfın çok Süleyman
Bakarsın cepteki son gazoz parasına
Cevahirin o kocaman umuduna
Yakışır şu kırmızı araba
Bırakır karısı neriman'la Cevahiri dışarda
Girer iflah etmez umutla dükkana
Sorar kara bıyıklı dağ gibi Süleyman
Usta şu vitrindeki nazlı gelin
Şu zalimin ışıltısı
Şu bahtımın karayıldızı
Şu İstanbul ağrısı
Şu Cevahir'in çakmak çakmak gözleri
Şu kırmızı araba
Kaç para
Bir Süleymana bakar adam bir arabaya
Çok para der hemşerim yani çok para
Süleyman cebinde bir gazoz parası
Yıkılmış bir dağ artığı bir tutam sonrası perişanlığı
Döner kapıya çıkmak için dışarı
Oğlu cevahir kırmızı arabayı getirecek babasını beklemektedir
Nasıl olsa babası ordan o kırmızı arabayla çıkacaktır
Nasıl olsa karabıyıklı dağ gibi işçi süleyman babasıdır
Yani cevahirin gözünde o
Dünyanın en güçlü dünyanın en zengin
Dünyanın en büyük adamıdır süleyman
Ama Süleyman eli boş çıkar dükkandan
Hani kırmızı araba sorar hesap bulutlar dağa
Nasıl desin süleyman nasıl desin adam yüreği
Ben onu sana alamadım
Nasıl desin adam yüreği
Benim ona param yetmedi diye
Başlar ağlamaya Cevahir
Başlar bulutlar ağlamaya
Yanar yerin yedi arzı ve güvercinler kalbi başlar kanamaya
Ulan İstanbul yanar içinde Süleyman'ın
Sorar Cevahir hani baba hani kırmızı araba
Martıları gösterir Süleyman
Bak ne güzel uçuyor Cevahir martılar havada
Boşver kırmızı arabayı baksana
Bakmaz martılara Cevahir
Bakar yangın gibi arabaya
Ama bak der Süleyman ne güzel uçuyorlar martılar havada
Cevahir bir çocuktur küçük yüreğinde yer çoktur
Takılır gözü martılara
Gözünden sel olup akan kan rengi yaşlarını siler
Evet der ne güzel uçuyor martılar havada
Ve unutur gider Cevahir kırmızı arabayı
Unutur gider dalar gözleri martılara
Cevahir unutur unutmasına ya
Karabıyıklı dağ gibi işçi baba Süleyman
Ömrü boyunca unutmaz o kırmızı arabayı
Her gece döşeğine yattığında
Uyumak için gözlerini kapadığında
Demir lokma gibi bir kırmızı araba takılır durur kursağına
Bütün ömrü boyunca
İşte bu
Karabıyıklı Süleyman'ın hikayesidir
Ve herkesin bir yerine bir gün bir Süleyman acısı değmiştir
İbrahim SADRİ
http://www.youtube.com/watch?v=8V7DhyQI8XE
Canımız çocuklar, ne kadar da içtendirler...
Birgün bir markette, küçük bir çocuğun birçok çikolatalara
Sevimli gözlerle daldığını gördüm...
Gözleri nasıl da ışıldıyordu,en güzelini beğendi...
-Baba,baba şunu alalım mı?
Babası nasıl alabilsin,alamadı, bunu düşündünüz mü?
-Oğlum,şu aldıklarım yeter oğlum...
Bunu söyleyen baba, nasıl da yapmacık gülümsüyordu...
Çünkü,çünkü olanları bizim izlediğimizi biliyordu...
Hemen gittim,hemen alıverdim,hemen veriverdim o küçüklüğe...
Bunu yapmasaydım, ben uyuyamazdım o gece dostlar...
http://www.youtube.com/watch?v=8V7DhyQI8XE
Dışarıda hayat o kadar zor ki,çekmeyene bunlar masal gibi geliyor.Aynı sınıfta beslenme saatinde bir çocuk kuru ekmeği aşağı yuvarlamak için debelenirken diğeri muzu beğenip yemiyor.Zekat,sadaka ve komşuluk.İslâmın sosyal yaşantıya ne kadar önem verdiğini göstermektedir.Evlatlarımıza bu duyguyu vermemiz lâzım.:yes:
Sayın cakhall, ilgili topiği şaşırdınız sanırım. :D:D
KAN UYKUSU
Yatanları ölü sanma sakın
bir çagrıyla akın akın
toplanacakları an çok yakın
bu uyku gaflet degil KAN UYKUSUDUR
Şehit kanı her santiminde olan burası
daha iyileşmemişken çanakkalenin sakaryanın yarası
elbet gelecek şehadete bizlerinde sırası
bu uyku gaflet degil KAN UYKUSUDUR
amerikası hülasa tüm batısı
yaptıkları zulümün en katısı
yalancılar zalimler yakındır akşamla yatsı
bu gaflet degil KAN UYKUSU
Uysal denildiyse sanmayın bu milleti koyun
kesilse acımazda çekmeye gelmez bizim boyun
oynadınız asırlardır oyun üstüne oyun
bizim bu halimiz gaflket degil KAN UYKUSU
Hiç belli olmaz ha işimiz bizim
akmaya görsün kanımız, kırılmasın dişimiz bizim
uykudada olsak zaferdir düşümüz bizizm
gaflet degil KAN UYKUSUDUR bu
Mustafayı garibim içinizden garip biri
Gömmek istiyorlar bizi tarihe diri diri
GAFİL OLANLAR DÖNÜP BİR ADIM BAKSIN GERİ
Kimlerin evladı torunuyuz biz
Gaflette olsa şimdilik KAN UYKUSUNDAYIZ BİZ
MUSTAFA ÖZGÜL
gizemliduygular
19-11-2007, 20:01
YÜRÜR MİLYONLAR
Devir geçse de, destanın söylenir.
Yürür on binler, meydanlar gümbürder.
Bayrak diyende, bebeler dillenir,
Yürür yüz binler, meydanlar gümbürder.
Niyet kötüyse, durup gülümsenmez.
Gelir durursa, zulüm küçümsenmez.
Vatan yastaysa, ölüm önemsenmez.
Yürür yüz binler, meydanlar gümbürder.
Dostun var mıdır, zamanı sormanın,
Genci yaşlısı, savrulur harmanın,
Bir gün sorulur, hesabı devranın,
Yürür yüz binler, meydanlar gümbürder.
Çabuk bilenir, vatanın sevgisi,
Yanık söylenir, türkümün ezgisi,
Tarih güllenir, yeniden dizgisi,
Yürür yüz binler, meydanlar gümbürder.
Örnek isteme, yazıyor kitaplar,
Düşme mateme, azıtır alçaklar,
İki siteme, bilenir kılıçlar,
Yürür yüz binler, meydanlar gümbürder.
Akıl üstündür, karanlık duramaz,
Kalem keskindir, kullanan farımaz,
Bilim sanındır, başka san aranmaz,
Yürür yüz binler, meydanlar gümbürder.
Yürür milyonlar, meydanlar gümbürder.
Musa Eryiğit
Mart 2005- Eğirdir
Sayın cakhall, ilgili topiği şaşırdınız sanırım. :D:DSormayın araba bazen yoldan çıkıyor.:wink:Rot-balansa girmem lazım.:D:D:D
gizemliduygular
21-11-2007, 20:01
KURTULUŞ SAVAŞI
Ayın altında kağnılar gidiyordu .
Kağnılar gidiyordu Akşehir üstünden Afyon'a doğru .
Toprak öyle bitip tükenmez .
Dağlar öyle uzakta ,
Sanki gidenler hiçbir zaman
Hiçbir menzile erişmeyecekti .
Kağnılar yürüyordu yekpare meşeden tekerlekleriyle .
Ve onlar ayın altında dönen ilk tekerlekti .
Ayın altında öküzler
Başka ve çok küçük bir dünyadan gelmişler gibi Ufacık, kısacıktılar Ve
pırıltılar vardı hasta , kırık boynuzlarında Ve ayakları altında akan
toprak , Toprak Ve topraktı ..
Gece aydınlık ve sıcak
Ve kağnılarda tahta yataklarında
Koyu mavi humbaralar çırılçıplaktı .
Ve kadınlar
Birbirlerinden gizleyerek
Bakıyorlardı ayın altında
Geçmiş kafilelerden kalan öküz ve tekerlek ölülerine .
Ve kadınlar
Bizim kadınlarımız :
Korkunç ve mübarek elleri ,
İnce , küçük çeneleri , kocaman gözleriyle Anamız , avradımız , yarimiz
Ve sanki hiç yaşamamış gibi ölen Ve soframızdaki yeri öküzümüzden sonra
gelen Ve dağlara kaçırıp uğrunda hapis yattığımız Ve ekinde , tütünde ,
odunda ve pazardaki Ve karasabana koşulan Ve ağıllarda Işıltısında yere
saplı bıçakların Oynak , ağır kalçaları ve zilleriyle bizim olan
Kadınlar Bizim kadınlarımız Şimdi ayın altında Kağnıların ve
hartuçların peşinde Harman yerine kehribar başaklı sap çeker gibi Aynı
yürek ferahlığı , Aynı yorgun alışkanlık içindeydiler .
Ve on beşlik şarapnelin çeliğinde
İnce boyunlu çocuklar oynuyordu .
Ve ayın altında kağnılar
Yürüyordu Akşehir üstünden Afyon'a doğru ...
«6 Agustos emri» verilmistir.
Birinci ve Ikinci ordular, kit'alari, kagnilari, süvari alaylariyla
yer degistiriyordu, yer degistirecek.
98956 tüfek,
325 top,
5 tayyare,
2800 küsur mitralyöz,
2500 küsur kiliç
ve 186326 tane piril piril insan yüregi
ve bunun iki misli kulak, kol, ayak ve göz
kimildaniyordu gecenin içinde.
Gecenin içinde toprak.
Gecenin içinde rüzgâr.
Hatiralara bagli, hatiralarin disinda,
gecenin içinde :
insanlar, aletler ve hayvanlar,
demirleri, tahtalari ve etleriyle birbirine sokulup,
korkunç
ve sessiz emniyetlerini
birbirlerine sokulmakta bulup,
kocaman, yorgun ayaklari,
toprakli elleriyle yürüyorlardi.
Ve onlarin arasinda
Birinci Ordu Ikinci Nakliye Taburu'ndan
Istanbullu soför Ahmet
ve onun kamyoneti vardi.
Bir acayip mahlûktu üç numrolu kamyonet :
Ihtiyar,
cesur,
inatçi ve sirret.
Kirilip daglarda kalan sol arka makasi yerine
sasinin altina, dingilin üzerine
budakli bir gürgen kütügü sarmis olmasina ragmen
ve kalb agrilariyla
ve on kilometrede bir
karanliga yaslanip durdugu halde
ve vantilatöründe dört kanattan ikisi noksan iken
sahsinin vekarli kudretini resmen biliyordu :
«6 Agustos emri»nde ondan ve arkadaslarindan
«... ihzar ve teskil edilmis bulunan
ve cem'an 300 ton kabiliyetinde kabul olunan
100 kadar seri otomobil...» diye bahsediliyordu.
Ihzar ve teskil olunanlar,
bu meyanda Ahmet'in kamyoneti,
insanlarin, âletlerin ve kagnilarin yanindan geçip
Afyon - Ahirdaglari ve imtidadina dogru iniyorlardi.”
NAZIM HİKMET RAN
gizemliduygular
21-11-2007, 21:24
Aldırma Gönül Aldırma
Başın öne eğilmesin
Aldırma gönül aldırma
Ağladığın duyulmasın
Aldırma gönül aldırma
Dışarda deli dalgalar
Gelir duvarları yalar
Seni bu sesler oyalar
Aldırma gönül aldırma
Görmek istersen denizi
Yukarıya çevir yüzü
Deniz gibidir gökyüzü
Aldırma gönül aldırma
Kurşun ata ata biter
Yollar gide gide biter
Mahpus yata yata biter
Aldırma gönül aldırma
Dertlerin kalkınca şaha
Bir sitem yolla Allah'a
Görecek günler var daha
Aldırma gönül aldırma
Sabahattin Ali
gizemliduygular
21-11-2007, 21:42
Bu Mezarda Bir Garip Var
Hızlı hızlı giden yolcu
Bu mezarda bir garip var
Bak taşına acı acı
Bu mezarda bir garip var
Kurumuş yeşil otları
Toprak olmuş umutları
Gökte mavi bulutları
Bu mezarda bir garip var
İzi bile yok dünyada
Onu aramak beyhuda
Ne gezersin bu ovada
Bu mezarda bir garip var
Gökler yüksek toprak derin
Rüzgar eser serin serin
Senin olsun çiçeklerin
Bu mezarda bir garip var
Etrafı agaç dizili
Vücudu toprak sızılı
Taşı Mahzuni yazılı
Bu mezarda bir garip var
Aşık Mahzuni Şerif
Yildizsever
22-11-2007, 19:15
Cem Karaca'nın duygusal parçası ve İbrahim Sadri'nin Buyur Usta şiiri...
Cem Karaca'yı çok araştırmasam da,sesinin parçadaki yankıyışları
herkesi onu dinlemeye itmiş gibidir.
İbrahim Sadri, Buyur Usta adlı şiirinde Cem Karaca nın
Tamirci Çırağı parçasını kullanmış.
BUYUR USTA
"Tamirhane kapısı
karaağaç karademir
Ben ustama emanetim
ustamın dilleri zehir"
Oğlum, onüç-ondört anahtarı ver
Al usta
Oğlum, yat motorun altına
Nesi var bir bakıver
Olur usta
Oğlum, iyi sık civatayı
Sonra sahibi ne der?
Sıkıyorum usta
Bileğim yettiğince
Yüreğim yettiğince
Sıkıyorum işte
Oğlum, terlemişsin
Akmasın terin motora
Motor pas yapar sonra
Olur mu be usta
Ter pas yapar mı
Gözyaşı pas yapar mı?
"Tamirhanenin direği
Yok mu ustanın yüreği"
Oğlum ne diyorsun bak işine
Bakıyorum usta
Yalnız ellerim
Ellerim çatlamış be usta
Ellerim acı içinde
Yüreğim var ellerimde
Yüreğim yanıyor usta
Kan ter içinde.
Hem usta
Sen hiç misket oynadın mı sokakta?
Kırmızı kaplı defterlerin var mıydı
Sen hiç okula gittin mi
Okul nasıl bir şey yav usta
Öğretmen nasıl biri?
Usta sahi
Orda da motor baktırırlar mı ki?
Orda da söverler mi çocuklara
Be usta
Orda da döverler mi?
"Vurma usta anam ağlar
Gir koluma sıra dağlari"
Oğlum bak işine !
kızdırma beni.
Olur usta
Ha usta,
Senin anan da saçlarını okşar mıydı?
Sana ağlar mıydı gecenin al yalazında?
Sahi usta
Sen hiç ağladın mı
Bir sabah
Cansız düşende anan
Yavaşca gözlerinin önünde?!
Oğlum bak işine !
Attırma tepemi
Gir motorun altına
Usta dur kızma!
Bak giriyorum motorun altına
Dünyanın altına
Giriyorum usta giriyorum
Desteğe gerek yok usta
Desteğe gerek yok
Ben oraya yüreğimi koyuyorum
İnan, inan taşır be usta
İbrahim SADRİ
http://www.youtube.com/watch?v=RvV87Brk56Y
ÖZDOĞAN77
24-11-2007, 09:37
Vakko
Hani derler ya insan ne yerse ona benzer,
Vakko aldım bende oldum Yahudi Enver,
Bir yıl sabrettim sonuç zarar,
Başka kağıtta olsam dağ gibi olurdu kar,
Yanlış zaman yanlış kağıt,
Aylardır yakıyordum durmadan ağıt,
Satalı onbeş gün oldu şükür,
Bir yılda kalmadı saymadığım küfür,
Dostum bilesin borsada olmaz hep kazanç,
Kağıdına daima olmalı inanç,
Bu sözler beni bağlar elbette,
Bilemeyiz neler vardır kısmette,
Doğru yolda olduğuna inanıyorsan eğer,
Elbette bekleyin gerçekten buna değer…
Ümit Özdoğan
KARDA İZLER
Karda izler bırakıyorum avcılar peşime düşsün
Bir uçurum kıyısında vursunlar beni ki dünya
Uğuldayıp duran bir uçurum değil miydi zaten
Karda izler bırakıyorum avcılar peşime düşsün
Adımı yazıyorum kar üstüne ve ıslığını çığlık
Gibi incelterek yetişiyor ardımdaki tipi bana
Siliyor adımı bir dal kırarak çam ormanından
Geçmişim kar sessizliğiyle özetleniyor artık
Anılarım buz tutmuştur aşklarım kar yangını
Ömrüm parmak uçlarımda eriyen bir kar tanesi
Karda izler bırakıyorum avcılar peşime düşsün
Kar yağıyorken milyon bekerel hüzün yağıyordur
Derim ki kar ve hüzün bir aşkın seyir defteridir
Yolculuklar ve ayrılıklarla anlatılabilir ancak
Karda izler bırakıyorum avcılar peşime düşsün
Bir uçurum kıyısında vursunlar beni,vursunlar
Bir kahkahayla çekip giderim karlı ovalardan
Şairler vurulmalıdır,hayat yakışmıyor onlara
Ahmet Telli
Merdüm-i dîdeme bilmem ne füsûn etti felek
Eşkimi kıldı füzûn giryemi hûn etti felek
Şîrler pençe-i kahrımda olurken lerzân
Beni bir gözleri âhûya zebûn etti felek
Yavuz Sultan Selim
gizemliduygular
30-11-2007, 08:00
Merdüm-i dîdeme bilmem ne füsûn etti felek
Eşkimi kıldı füzûn giryemi hûn etti felek
Şîrler pençe-i kahrımda olurken lerzân
Beni bir gözleri âhûya zebûn etti felek
Yavuz Sultan Selim
Bu şiirin anlamı şudur.
Gönül dideme bilmem ne büyü yaptı felek
Göz yaşımı çok etti aşkım rezil etti felek
Aslanlar pençemin kahrından paramparça olurken
Beni bir gözleri ahuya esir etti felek
Yavuz bu şiiri Enderun-u Hümayun'dan yetişen Sırp kökenli olan Sadrazamı Koca Mustafa Paşa için yazmıştır. Bu paşa Yavuz'un babası 2.bayezid'in erkek odalıklarından biridir maalesef.
Yildizsever
30-11-2007, 16:47
Bu şiirin anlamı şudur.
Gönül dideme bilmem ne büyü yaptı felek
Göz yaşımı çok etti aşkım rezil etti felek
Aslanlar pençemin kahrından paramparça olurken
Beni bir gözleri ahuya esir etti felek
Yavuz bu şiiri Enderun-u Hümayun'dan yetişen Sırp kökenli olan Sadrazamı Koca Mustafa Paşa için yazmıştır. Bu paşa Yavuz'un babası 2.bayezid'in erkek odalıklarından biridir maalesef.
Evet, belki sağdan soldan duyulanlarla herkes bir şeyler uydurabilir.
Bunu ''maalesef''le bize duyurduğuna göre, arkadaş belki padişahtan hoşlanmıyor olabilir.
Tarihi zaferlerle dolu olan bir padişah,kısacası:
***'' Çaldıran Zaferi'nden sonra, Erzincan, Bayburt kesin olarak Osmanlı hakimiyetine geçti. Kemah kalesi alındı. Ayrıca ipek yolu da Osmanlı denetimine girdi.''
***'' Kazanılan Mercidabık zaferi sonunda Suriye'nin kapıları Osmanlılara açılmış oldu.''
***'' 22 Ocak 1517'de Ridaniye Zaferi kazanıldı. Bu zaferle birlikte Memluk Devleti yıkıldı, toprakları Osmanlı egemenliğine girdi.''
Zaferlerle Osmanlı İmp. büyüdüğüne göre, -bana göre- arkadaşın verdiği
safsata duyumlarına inanmak aklımın ucundan geçmiyor.
İşin ilginç yanı, bu zaferlere mühür vuran padişahımız Allah(cc)ın nazarında
bir İslamiyet Sultanıdır.
Safsatayı ortaya atanların İslamiyet kuralları konusunda çok cahil kaldığı da
apaçıktır.
Yavuz Sultan Selim nasıl yan gelip yatarak sapık olabilir?
Topiğimizi bir şiirle bitirelim ki, durumlar daha da güzelleşebilir: :)
Vallahi Yan Gelip Yatmadım Anne...
Künyem gelsin benden sana hediye
Şehidin ardından oku methiye
Kuruşunda yetim hakkı var diye;
Boş yere tek kurşun atmadım anne
Vallahi yan gelip yatmadım anne...
Yatıyor diyenler yalan söylüyor
Yatmadığımızı o da biliyor
Öyle konuştukça; düşman gülüyor,
Yattı diyenleri bekledim anne
Vallahi yan gelip yatmadım anne...
Dedeniz maraş\'da şehit olmuştu
Babanı antep\'de kurşun bulmuştu
Dün gece düşlerim nurla dolmuştu;
Şeref bildim vatan satmadım anne
Vallahi yan gelip yatmadım anne...
Bayrak sevgisiyle dolu bedenim
Yüreğimde; nefret, kin yoktur benim
Mermi yedim anne; üşüyor tenim,
Kimseye düşmanca bakmadım anne
Vallahi yan gelip yatmadım anne...
Düşman namert olmuş yiğitlik yoktur
İtlere et veren; satılmış çoktur
Hainler yol almış; karnı pek toktur.
Vuruldum, vuruldum bitmedim anne
Vallahi yan gelip yatmadım anne...
Hubbül vatan minel iman diyorum
Öndekine dua gönderiyorum
Aklaşsın kazanlar; ben geliyorum.
Ecdadımı inkâr etmedim anne
Vallahi yan gelip yatmadım anne...
Öğretmen kabrime gelemiyormuş
Gelenlerin sonu kötü olurmuş
Efendiler öyle emir buyurmuş,
Gelmeyeni ayrı tutmadım anne
Vallahi yan gelip yatmadım anne...
Şehide fatiha okunmasın mı?
Dua; oya oya dokunmasın mı
Öğretmenim bana bakınmasın mı?
Doğruya yalanı katmadım anne
Vallahi yan gelip yatmadım anne...
Emirle gelecek gelmesin bana
Gözlerime bak sen; yeterim sana
Timsah gözyaşlılar gitsin yoluna,
Kimseyi aldatıp; ütmedim anne
Vallahi yan gelip yatmadım anne...
Ben musalladayım; gelen olursa
Silmeyin bu taştan; kanım kurursa
Birileri burda, nutuk okursa;
Beyhuda lafları, yutmadım anne
Vallahi yan gelip yatmadım anne...
Yalanlarla tüysüz kazlar yolmadım
Filan yere genel müdür olmadım
Yirmibeş yaşında gemi almadım,
Başımı eğip diz, çökmedim anne
Vallahi yan gelip yatmadım anne...
Aslım, neslim belli; künyem kitabe
Deyin talkın veren; imam hatibe
Kıblem seyyar değil; kâbe\'dir, kâbe
Patriğin elini öpmedim anne
Vallahi yan gelip yatmadım anne...
Kimselere kızıp bağırmadım ben
İtleri yemeğe çağırmadım ben
Haramla helâli yoğurmadım ben.
Haram lokmaları tatmadım anne
Vallahi yan gelip yatmadım anne...
Mevsimlik müslüman olmadım anam
Papazla kıbleyi bulmadım anam
Soysuz asillerle kalmadım anam,
Kurumlu bacada tütmedim anne
Vallahi yan gelip yatmadım anne...
Dinime; ılımlı, karlı dediler
Gayri müslümlerle iftar yediler
Mehmetler düştükçe; gülümsediler...
Mazlumu korudum; itmedim anne
Vallahi yan gelip yatmadım anne...
Emir kullarına dokunmayınız
Kimseden korkup; sakınmayınız
Evlat verdik diye yakınmayınız,
Şehit oldum şehit; yitmedim anne
Vallahi yan gelip yatmadım anne...
N.ACAR
gizemliduygular
30-11-2007, 17:26
Evet, belki sağdan soldan duyulanlarla herkes bir şeyler uydurabilir.
Bunu ''maalesef''le bize duyurduğuna göre, arkadaş belki padişahtan hoşlanmıyor olabilir.
Tarihi zaferlerle dolu olan bir padişah,kısacası:
***'' Çaldıran Zaferi'nden sonra, Erzincan, Bayburt kesin olarak Osmanlı hakimiyetine geçti. Kemah kalesi alındı. Ayrıca ipek yolu da Osmanlı denetimine girdi.''
***'' Kazanılan Mercidabık zaferi sonunda Suriye'nin kapıları Osmanlılara açılmış oldu.''
***'' 22 Ocak 1517'de Ridaniye Zaferi kazanıldı. Bu zaferle birlikte Memluk Devleti yıkıldı, toprakları Osmanlı egemenliğine girdi.''
Zaferlerle Osmanlı İmp. büyüdüğüne göre, -bana göre- arkadaşın verdiği
safsata duyumlarına inanmak aklımın ucundan geçmiyor.
İşin ilginç yanı, bu zaferlere mühür vuran padişahımız Allah(cc)ın nazarında
bir İslamiyet Sultanıdır.
Safsatayı ortaya atanların İslamiyet kuralları konusunda çok cahil kaldığı da
apaçıktır.
Yavuz Sultan Selim nasıl yan gelip yatarak sapık olabilir?
Topiğimizi bir şiirle bitirelim ki, durumlar daha da güzelleşebilir: :)
Vallahi Yan Gelip Yatmadım Anne...
Künyem gelsin benden sana hediye
Şehidin ardından oku methiye
Kuruşunda yetim hakkı var diye;
Boş yere tek kurşun atmadım anne
Vallahi yan gelip yatmadım anne...
Yatıyor diyenler yalan söylüyor
Yatmadığımızı o da biliyor
Öyle konuştukça; düşman gülüyor,
Yattı diyenleri bekledim anne
Vallahi yan gelip yatmadım anne...
Dedeniz maraş\'da şehit olmuştu
Babanı antep\'de kurşun bulmuştu
Dün gece düşlerim nurla dolmuştu;
Şeref bildim vatan satmadım anne
Vallahi yan gelip yatmadım anne...
Bayrak sevgisiyle dolu bedenim
Yüreğimde; nefret, kin yoktur benim
Mermi yedim anne; üşüyor tenim,
Kimseye düşmanca bakmadım anne
Vallahi yan gelip yatmadım anne...
Düşman namert olmuş yiğitlik yoktur
İtlere et veren; satılmış çoktur
Hainler yol almış; karnı pek toktur.
Vuruldum, vuruldum bitmedim anne
Vallahi yan gelip yatmadım anne...
Hubbül vatan minel iman diyorum
Öndekine dua gönderiyorum
Aklaşsın kazanlar; ben geliyorum.
Ecdadımı inkâr etmedim anne
Vallahi yan gelip yatmadım anne...
Öğretmen kabrime gelemiyormuş
Gelenlerin sonu kötü olurmuş
Efendiler öyle emir buyurmuş,
Gelmeyeni ayrı tutmadım anne
Vallahi yan gelip yatmadım anne...
Şehide fatiha okunmasın mı?
Dua; oya oya dokunmasın mı
Öğretmenim bana bakınmasın mı?
Doğruya yalanı katmadım anne
Vallahi yan gelip yatmadım anne...
Emirle gelecek gelmesin bana
Gözlerime bak sen; yeterim sana
Timsah gözyaşlılar gitsin yoluna,
Kimseyi aldatıp; ütmedim anne
Vallahi yan gelip yatmadım anne...
Ben musalladayım; gelen olursa
Silmeyin bu taştan; kanım kurursa
Birileri burda, nutuk okursa;
Beyhuda lafları, yutmadım anne
Vallahi yan gelip yatmadım anne...
Yalanlarla tüysüz kazlar yolmadım
Filan yere genel müdür olmadım
Yirmibeş yaşında gemi almadım,
Başımı eğip diz, çökmedim anne
Vallahi yan gelip yatmadım anne...
Aslım, neslim belli; künyem kitabe
Deyin talkın veren; imam hatibe
Kıblem seyyar değil; kâbe\'dir, kâbe
Patriğin elini öpmedim anne
Vallahi yan gelip yatmadım anne...
Kimselere kızıp bağırmadım ben
İtleri yemeğe çağırmadım ben
Haramla helâli yoğurmadım ben.
Haram lokmaları tatmadım anne
Vallahi yan gelip yatmadım anne...
Mevsimlik müslüman olmadım anam
Papazla kıbleyi bulmadım anam
Soysuz asillerle kalmadım anam,
Kurumlu bacada tütmedim anne
Vallahi yan gelip yatmadım anne...
Dinime; ılımlı, karlı dediler
Gayri müslümlerle iftar yediler
Mehmetler düştükçe; gülümsediler...
Mazlumu korudum; itmedim anne
Vallahi yan gelip yatmadım anne...
Emir kullarına dokunmayınız
Kimseden korkup; sakınmayınız
Evlat verdik diye yakınmayınız,
Şehit oldum şehit; yitmedim anne
Vallahi yan gelip yatmadım anne...
N.ACAR
Saygılara değer Yildizsever...
Öncelikle şiir için teşekkürlerimi sunuyorum.
Osmanlı kelimenin tam anlamıyla iyiydi ya da kötüydü diyemeyiz. Herkesin olduğu gibi Osmanlı Devletinin de artıları ve eksileri vardı. Özellikle son 10 yıldır açılan arşivlerde çok ilginçliklere rastlıyoruz.
Dediğiniz gibi İslamiyet Sultanı olan padişahların özel yaşamları, Türk ve Müslüman olmayan kadınlarla evlenmeleri hanedanın saf Türk Kanından giderek uzaklaşmasına ve halkın dertlerine kulak tıkamasına sebep olmuştur.
Topkapı Sarayı'nda halka açılan ve henüz açılmayan bölümlerinde ve arşivlerinde, sarayın hangi yerinde, odasında, dairesinde ne gibi ağza alınmayacak lafların dendiğini, hayal bile edilemeyecek olayların yaşandığını, nice nice valide sultanların, haseki sultanların, başmabeyincilerin, ikballerin, cariyelerin, gözdelerin, hekimbaşıların kellerinin saray entrikalarıyla koparıldıklarını resmi tarihi kaynaklardan okuyoruz.
Yildizsever
30-11-2007, 18:11
Sayın gizemliduygular,
dediklerinizi araştırmasam da, ''Bunlar da safsata'' diyemem herhalde...
Sadece, Yavuz Sultan Selim hakkında dediklerinize katılmamıştım.
Şöyle bir şiir var, kısa ama öpöz bir şiir,
şairi çok tanınmış: Mehmetçikler...
Hepinize sevgiler...
Asker de Ağlar
Kim demiş asker ağlamaz?
Askerde ağlar komutanda…
Hem de;
Gurbete ağlar, sılaya ağlar…
Gözyaşı sel olur,
Rüzgârla vatana akar.
Vatan millet sağ olsun der; ağlar
Kim demiş asker ağlamaz?
Ağlar, ağladığını sezdirmez,
Çünkü o gönülden ağlar,
Göz yaşını göremezsin,
Onda sırlar gizlidir…
Ama yine asker askerdir,
Şendir, kuvvetlidir, ümitlidir…
Bir vatan ona bakar,
Yüreği turp gibidir.
Mehmetçik boş değil ki…
Yüreği dağlar gibidir.
Bar değil, yârdır asker,
Sizleri hıfzeden Mevlâ’dır asker.
Askerlik vatana mevlâ dır,
Asker asker ocağına mevlâ dır,
Candır ciğerdir asker,
Size sahip çıkan Mevlâ dır asker.
M e h m e t ç i k
http://www.youtube.com/watch?v=Jv6ju1mBMGk
TEKBASİNALİK
Ben tek basina ne yapabilirim
Diye dusundu biri
Ve hicbirsey yapmamaya karar verdi
Ben tek basina ne yapabilirim
Diye dusundu bir oteki
Ve yalnizliginin kuytuluguna cekildi
Ben tek basina ne yapabilirim
Diye dusundu bir ucuncu
Ve tek basina dusunmeyi sürdürdü
Ben tek basina ne yapabilirim
Diye dusundu yuzbinler
Ve tek basınaliklarını surdurduler.
Ben tek basina ne yapabilirim
Diye dusundu milyonlar
Milyonlarcaydılar
Ve tek basinaydilar
Bu arada birileri
Onlar adına
Karar vermekteydi
Tek basina olduklarını sananlar
Topluca ortadan kaldirildilar....
ATAOL BEHRAMOGLU.
Diken
hayatın
yer çekimine isyanıdır
dikenin
eti kanatan dik başı
her sabah güneşe battı...
döküldü renkler
açtı nar çiçekleri
yüzün yerleşti herbirine
uzanıp öptüm
dudağın,dudağıma aktı...
susadım
ve
ayaklarımı kurtardım daldığım çamurdan
içimde
kırlangıçlar havalandı...
yağmurlar yağdı sonra
ıslandı kanatlarım
üşüdüm derken
tam da seni özlerken yani
bir baktım
ateşler yandı...
yeniden tutuştu
kopyalı bir hayatın parşömen kağıdı
kıvrımında
adın vardı...
Tayyibe Atay
Hüzünlerdi Dökülen
Yorgun kanatlarınla bir akşam üstü
Özlem bulutlarından süzülüver içime.
Sen gideli menekşeler bahara küstü,
Ne gün doğdu, ne yıldız gülümsedi geceme.
Dalında kurudu ümidin goncaları
Sevdaya alkış tutan elleri kader kırdı.
Bir türlü bulamadım o dörtlü yoncaları
Aşkın mutlulukları; çözülmeyen bir sırdı.
Şarkılar, hep tek yanlı aşklar için ağladı.
Hüzünlerdi dökülen tamburların telinden
Gönül mangalında ateşler kül bağladı
Sağlam bentler yıkıldı ihanetin selinden.
Çalmadın bir daha gönül kapısını,
Gülmedin sabahıma pembe şafaklar gibi.
Bir kenara fırlattın aşkımın tapusunu
Yüreğime saplandın keskin bıçaklar gibi...
İlhan Geçer
Sen Olmasan Ben Olmazdım
Sen bir aşksın ben bir mecnun
Sen olmasan ben olmazdım
Sen bir gülsün ben bir bülbül
Sen olmasan ben olmazdım
Kalbimde yaşarsın her an
Varım yoğum sensin inan
Kalbimdeki aziz mihman
Sen olmasan ben olmazdım
Ansızın kalbime girdin
Türlü türlü dertler verdin
Beraberce çeker derdin
Sen olmasan ben olmazdım
Sensin benim cümle varım
Yoktur başka kisb ü kârım
Hem yazımsın hem baharım
Sen olmasan ben olmazdım
Bağrımdaki açan çiçek
Türlü koku türlü irenk
Bu bendeki olan gerçek
Sen olmasan ben olmazdım
Dokun Veysel tele dokun
Coştu gönül etti akın
Sensin bana benden yakın
Sen olmasan ben olmazdım
Aşık Veysel Şatıroğlu
GÖNÜL BİR GÜZELİ SEVMİŞ
Gönül bir güzeli sevmiş ayrılmaz
Dolanır peşinde çoban misâli
Hiç kimse bu derdin dermânın bilmez
Azmış yaraları perişan hali
Lokman çâre bulmaz yoktur Eflâtun
Yârdan ayrılması ölümden çetin
Elde endaz ettim bu aşkın atın
Terkettim sılayı vatanı ili
Ferhat Şirin için kestiği taşlar
Benim senin için döktüğüm yaşlar
Seni yaksın beni yakan ateşler
Yaktı bu sinemi savruldu külü
Arılar bal için bekler petekler
Alır her çiçekten verir emekler
Mecnun Leylâ için pınarı bekler
Ben de bir yâr için olmuşum deli
Evvelden var idi bu sevda bende
İlikte damarda cesette canda
Ölünce hû çeksin kemiğim sinde
Dünyâda durunca Veysel'in dili
Aşık Veysel Şatıroğlu
SENİ DÜŞÜNDÜĞÜM TÜRKÜ
Benim bir canla sevip bin özlemle andığım,
Bari gölgeni bırak bana
Su çiçeklerinin en güzel yanları budur,
Giderken gölgelerini verirler suya.
Güz akşamları dal kıpırdamazken,
Suda halkalanan gözleridir
Sen de gölgeni bırak bana.
Gönlümün bin güzelliğiyle inanıp sevdiğim,
Güzelliğini burada ince ince aratma.
Bir kıyıya, bir gün inen fırtına gibi
Birdenbire bir şeyler bırak.
Birşeyleri soğut, birşeyleri yak,
Dağıt birşeyleri, birşeyleri kur.
Kendini hiç yokmuşsun gibi bırakma
Kafamın her yanıyla bir şeyler öğrendiğim ,
Sonsuza uzanan sevinç, güzele vurgun tasa
En azından bin yılda arayıp bulduğum,
Bana aşk şiirleri yazdırma artık
Beni burada gölgen gibi bırakma
Afşar TİMUÇİN
Merdüm-i dîdeme bilmem ne füsûn etti felek
Eşkimi kıldı füzûn giryemi hûn etti felek
Şîrler pençe-i kahrımda olurken lerzân
Beni bir gözleri âhûya zebûn etti felek
Yavuz Sultan Selim
Osmanlı Sultanı bu şiiri bir paşa için değil bir Türkmen kızı için söylemiştir.
Bilmem ki gözlerime nasıl bir büyü yaptı felek
Gözlerimi kan içinde bıraktı aşkımı büyüttü felek
Aslanlar bile pençemin kahrından korkup titrerken
Beni bir gözleri ahuya esir etti felek
GÖRÜŞ GÜNÜ
Bugün görüş günümüz
Dost kardeş bir arada
Telden tele
Mendil salla el salla
Merhaba !
İzin olsun hapisane içinde
Seni
Senden sormalara doyamam
Yarım döner cıgaranın ateşi
Gitme dayanamam
Enver Gökçe
ÖZDOĞAN77
05-12-2007, 08:58
YÂ RÂB BU UĞURSUZ GECENİN YOK MU SABÂHI?
"İçimizdeki beyinsizlerin işledikleri yüzünden,
bizi helâk eder misin, Allah’ım?"
(A’râf 155)
Yâ Râb, bu uğursuz gecenin yok mu sabâhı?
Mahşerde mi bîçârelerin, yoksa felâhı!
Nûr istiyoruz... Sen bize yangın veriyorsun!
"Yandık!"diyoruz... Boğmaya kan gönderiyorsun!
Esmezse eğer bir ezelî nefha, yakında,
Yâ Rab, o cehennemle bu tûfan arasında,
Toprak kesilip, kum kesilip Âlem-i İslâm;
Hep fışkıracak yerlerin altındaki esnâm!
Bîzâr edecek, korkuyorum, Cedd-i Hüseyn'i,
En sonra, salîb ormanı görmek Harameyn'i!...
Bin üç yüz otuz beş senedir, arz-ı Hicaz'ın
Âteşli muhitindeki sûzişli niyâzın
Emvâcı hurûş-âver olurken melekûta?
Çan sesleri boğsun da gömülsün mü sükûta?
Sönsün de, İlâhi, şu yanan meş'al-i vahdet,
Teslîs ile çöksün mü bütün âleme zulmet?
Üç yüz bu kadar milyonu canlandıran îman
Olsun mu beş on sersemin ilhâdına kurban?
Enfâs-ı habisiyle beş on rûh-u leimin,
Solsun mu o parlak yüzü Kur'an-ı Hakim'in?
İslâm ayak altında sürünsün mü nihâyet?
Yâ Rab, bu ne hüsrandır, İlâhi, bu ne zillet?
Mazlûmu nedir ezmede, ezdirmede mânâ?
Zâlimleri adlin, hani öldürmedi hâlâ!
Câni geziyor dipdiri... Can vermede mâsûm!
Suç başkasınındır da niçin başkası mahkûm?
Lâ yüs'ele binlerce sual olsa da kurbân;
İnsan bu muammalara dehşetle nigeh-bân!
Eyvâh! Beş on kâfirin îmanına kandık;
Bir uykuya daldık ki: cehennemde uyandık!
Mâdâm ki, ey adl-i İlâhi yakacaktın...
Yaksaydın a mel'unları... Tuttun bizi yaktın!
Küfrün o sefil elleri âyâtını sildi:
Binlerce cevâmi' yıkılıp hâke serildi!
Kalmışsa eğer bir iki mâbed, o da mürted:
Göğsündeki haç, küfrüne fetvâ-yı müeyyed!
Dul kaldı kadınlar, babasız kaldı çocuklar,
Bir giryede bin ailenin mâtemi çağlar!
En kanlı şenâatle kovulmuş vatanından,
Milyonla hayâtın yüreğinden gidiyor kan!
İslâm'ı elinden tutacak, kaldıracak yok...
Nâ-hak yere feryâd ediyor: Âcize hak yok!
Yetmez mi musâb olduğumuz bunca devâhi?
Ağzım kurusun... Yok musun ey adl-i İlâhî!
Mehmet Akif Ersoy
4 Cemaziyelevvel 1331 - 28 Mart 1329 (1913)
ÖZDOĞAN77
05-12-2007, 08:59
ÇANAKKALE ŞEHİDLERİNE
Şu Boğaz Harbi nedir? Var mı ki dünyada eşi?
En kesîf orduların yükleniyor dördü beşi,
- Tepeden yol bularak geçmek için Marmara'ya -
Kaç donanmayla sarılmış ufacık bir karaya,
Ne hayâsızca tahaşşüd ki ufuklar kapalı!
Nerde - gösterdiği vahşetle "Bu: bir Avrupalı"
Dedirir - yırtıcı, his yoksulu, sırtlan kümesi,
Varsa gelmiş, açılıp mahbesi, yahut kafesi!
Eski Dünya, Yeni Dünya, bütün akvâm-ı beşer,
Kaynıyor kum gibi, tûfan gibi, mahşer mahşer.
Yedi iklîmi cihânın duruyor karşında;
Ostralya'yla beraber bakıyorsun: Kanada!
Çehreler başka, lisanlar, deriler, rengârenk.
Sâde bir hâdise var ortada: Vahşetler denk.
Kimi Hindû, kimi Yamyam, kimi bilmem ne belâ...
Hani tâûna da züldür bu rezil istîlâ!
Ah o yirminci asır yok mu, o mahlûk-u asil,
Ne kadar gözdesi mevcûd ise hakkıyla sefil,
Kustu Mehmed'ciğin aylarca durup karşısına;
Döktü karnındaki esrârı hayâsızcasına.
Maske yırtılmasa hâlâ bize âfetti o yüz...
Medeniyet denilen kahpe, hakîkat, yüzsüz.
Sonra mel'undaki tahrîbe müvekkel esbâb,
Öyle müthiş ki: eder her bir mülkü harâb.
Öteden sâikalar parçalıyor âfâkı;
Beriden zelzeleler kaldırıyor a'mâkı:
Bomba şimşekleri beyninden inip her siperin;
Sönüyor göğsünün üstünde o arslan neferin.
Yerin altında cehennem gibi binlerce lâğam;
Atılan her lâğımın yaktığı: yüzlerce adam.
Ölüm indirmede. gökler, ölü püskürmede yer;
O ne müthiş tipidir: Savrulur enkaaz-ı beşer...
Kafa, göz, gövde, bacak, kol, çene, parmak, el, ayak,
Boşanır sırtlara, vâdîlere sağnak sağnak.
Saçıyor zırha bürünmüş de o nâmerd eller,
Yıldırım yaylımı tûfanlar, alevden seller.
Veriyor yangını, durmuş da açık sînelere,
Sürü hâlinde gezerken sayısız tayyâre.
Top tüfekten daha sık, gülle yağan mermiler...
Kahraman orduyu seyret ki bu tehdîde güler!..
Ne çelik tabyalar ister, ne siner hasmından;
Alınır kal'a mı göğsündeki kat kat imân?
Hangi kuvvet onu, hâşâ, edecek kahrından râm?
Çünkü te'sis-i ilâhî o metîn istihkâm.
Sarılır, indirilir mevki-i müstahkemler,
Beşerir azmini tevkîf edemez sun'-ı beşer;
Bu göğüslerse Hüdâ'nın ebedî serhaddi;
"O benim sun'-ı bedîim, onu çiğnetme!" dedi.
Âsım'ın nesli... Diyordum ya... Nesilmiş gerçek:
İşte çiğnetmedi nâmûsunu, çiğnetmeyecek.
Şühedâ gövdesi, baksana, dağlar, taşlar...
O, rükû olmasa dünyâda eğilmez başlar,
Vurulup tertemiz alnından uzanmış yatıyor;
Bir hilal uğruna, yâ Rab, ne Güneşler batıyor!
Ey, bu topraklar için toprağa düşmüş, asker!..
Gökten ecdâd inerek öpse o pâk alnı değer.
Ne büyüksün ki kanın kurtarıyor Tevhîd'i...
Bedr'in arslanları ancak, bu kadar şanlı idi...
Sana dar gelmeyecek makberi kimler kazsın?
"Gömelim gel seni târîhe!" desem, sığmazsın.
Herc ü merc ettiğin edvâra da yetmez o kitâb.
Seni ancak ebediyyetler eder istiâb.
"Bu, taşındır" diyerek Kâbe'yi diksem başına;
Rûhumun vahyini duysam da geçirsem taşına;
Sonra gök kubbeyi alsam da, ridâ nâmiyle,
Kanayan lâhdine çeksem bütün ecrâmiyle,
Ebr-i nîsânı açık türbene çatsam da tavan,
Yedi kandilli Süreyyâ'yı uzatsam oradan;
Sen bu âvizenin altında, bürünmüş kanına,
Uzanırken, gece mehtâbı getirsem yanına,
Türbedârın gibi tâ haşre kadar bekletsem;
Gündüzün fecr ile âvizeni lebrîz etsem;
Tüllenen mağribi, akşamları, sarsam yarana...
Yine birşey yapabildim diyemem hâtırana.
Sen ki, son ehl-i salîbin kırarak savletini;
Şarkın en sevgili sultânı Selâhâddîn'i,
Kılıç Arslan gibi iclâline ettin hayrân...
Sen ki, İslâmı kuşatmış, boğuyorken husran;
O demir çemberi göğsünde kırıp parçaladın;
Sen ki rûhunla berâber gezer ecrâmı adın;
Sen ki a'sâra gömülsen taşacaksın... Heyhât!
Sana gelmez bu ufuklar, seni almaz bu cihât...
Ey şehîd oğlu, şehîd isteme benden makber,
Sana âğûşunu açmış duruyor Peygamber.
Mehmet Akif Ersoy
Yildizsever
05-12-2007, 10:21
Sn.ÖZDOGAN77, şiirler için teşekkürler.
Birgün çanakkale türküsünü sazda çalarken, yüzü nûr dolu bir kızın bu şiiri
(Çanakkale Şehitlerine) duâlar gibi içten
okuduğunu görmüştüm... İnsanın gözleri yaşarmaz mı?
Yildizsever
08-12-2007, 12:57
Şu mısralar, ne güzel sıralanmış...
Gelin bunu bağlamamızda besteleyelim.
Şiirin sonunda videoya çekilmiş güzel bir ''Oğul''
şiiri daha veriyoruz...
Oğlum Mustafa'ya
Çıplak ağaçlarda
Kuşlar dondular
Islık çalıyor rüzgar
Dışarda tipi kar
Kar... oğul kar
Vurulup ta düşsem toprağa
Beni öldüremezler
Bir canım yok benim
Binlerce canım var
Var... oğul var
Binlerce yıl
Özgür yaşamışım
Sevmişim bu toprakları
Uğruna can vermişim
Kan vermişim
Tutsak yaşamak bana ar
Ar... oğul ar
Beni sürmek isterler
Bu sevdiğim topraklardan
Başka el'de yaşayamam ben
Bu topraklar bana yar
Yar...oğul yar
Öyle sevmişim ki
Bu toprakları
Bir gün ölürsem eğer
Üstüme kefen istemem
Çıplak bedenimle beni
Toprağa öyle sar
Sar... oğul sar
Nihat Yücel
http://www.youtube.com/watch?v=zrXyAcxRGRU
Yildizsever
09-12-2007, 18:51
Platonik aşk, insanı sevgi konusunda düşüncelere itebilir...
Şimdi, Uğur Oğuz Şahin'den platonik aşk üzerine mısralar...
Platonik Aşk
Ulaşamadığın aşk
Senin değildir
Acı verir sancı çektirir
Zordur
Durmadan
Yürekte duran bir kordur
Onunla uykuya dalmak zordur
Ne yemek ne bir şey ister
Dizlerde takat'ı keser
Ne zordur bu
Platonik aşk
Sevginin
En sonsuz zahmeti onda
Alkol sınırı aşar gibi kanda
Çile çekersin isyan edersin
Derdini kimseye söyleyemezsin
Derbedersin
Yıldızlar kadar asilsin
Çünkü sen gerçeksin
Sahte değilsin
Platonikte olsa
Adam gibi sevensin
Sen hayat yolunda
Ağır gönül işçisi
En zora mahkûm edilensin
Hiç hile bilmez
Hüküm sürmez
Sevilmeden sevensin...
Bu aşkı yaşamadan hayatta sevginin
güzelliklerine inebilir miyiz acaba? Divan Edebiyatı şairleri, aşkı
dünya için düşündüklerinde platonik aşk düşünceleri söylerlerdi.
Belki de Osmanlı Devri, platonik aşkların devriydi...
Şİmdi size, platonik aşk yaşayan bir köylünün
mısralarını videoda veriyorum. Adam ne yapsın, yaşadığı aşkın duygularını
bizlere vermeye çalışıyor! Düşünmek nerde, hep komik mısraları bekliyoruz... :)
http://www.youtube.com/watch?v=WlKfLHVlJJc
Kardeşim
Kardeşim sen düşünceden ibaretsin,
Geriye kalan et ve kemiksin,
Gül düşünür gülüstan olursun,
Diken düşünür dikenlik olursun,
Mevlana Celaleddin Rumi
Ne Olursan Ol
Paranı ver, gönlünü ver, canını ver
Ama SIRRINI VERME! ...
Günlerini say, kazancını say, büyüklerini say
Ama YERİNDE SAYMA! ...
İşini beğen, aşını beğen, eşini beğen
Ama KENDİNİ BEĞENME! ...
Emek ver, kulak ver, bilgi ver
Ama SAKIN BOŞ VERME! ...
Fidan büyüt, çocuk eğit, yoksul besle
Ama KİN BESLEME! ...
Davet et, hayret et, ülfet et, affet
Ama İHANET ETME! ...
Kitap oku, meslek oku, dünyayı oku
Ama LANET OKUMA! ...
Sınıfını geç, hayatını seç, rakibini geç
Ama GÜLÜP GEÇME! ...
Gönül al, dost al, yoldaş al
Ama BEDDUA ALMA! ...
Yaklaş, tanış, konuş, uzaklaş
Ama UŞAKLAŞMA! ...
Doğrul, sayrıl, evril, devril
Ama EĞRİLME! ...
Hislen, tasalan, seslen, uslan
Ama PASLANMA! ...
İtil, ütül, atıl, katıl
Ama SATILMA! ...
Mevlana Celaleddin Rumi
Olduğun Gibi Görün ya da Göründüğün Gibi Ol
Güneş gibi ol şefkatte,merhamette.
Gece gibi ol ayıpları örtmekte.
Akarsu gibi ol keremde,cömertlikte.
Ölü gibi ol öfkede ,asabiyette.
Toprak gibi ol tevazuda,mahviyette.
Ya olduğun gibi görün,ya göründüğün gibi ol.
Mevlana Celaleddin Rumi
gizemliduygular
09-12-2007, 22:53
Sabret
Son defa
Sevmek istedim
Kahretsin ki
İlk defa öğrendim
Aşık olmayı
şimdi
ne sevgi istiyorum
ne de başka aşk
dilim susmayı
sen de
beklemeyi öğren yüreğim
a
.ş
..k
...ı
....m
.......s
.........a
...........b
.............r
..............e
................t
Arzu Altınçiçek
gizemliduygular
09-12-2007, 22:55
Gereklilik Kipinde Aşk...
İstemem,
Böyle olmamalı aşk.
Bir alev olup yakmalısın içimi
Bulmamalıyım seni her aradığımda
Kolaya gelmemeli öpüş...
Yolların yokuş olmalı,
Terlemeliyim biraz...
Hayata çabucak geçip de
Anlamını yitirmemeli en güzel düş...
Zor olmalı zor...
Yorulmalı insan.
Ama yormamalı aşkı!
Aceleye kaçmamalı yarin koynunda
Çabucak yaşayıp da tüketmemeli.
Aramalıyım günlerce, gecelerce seni
Gizlenmelisin sır perdesinin ardında
İbadetim olmalı yüreğine inen yol
Ve adım adım yaklaşmalıyım sana...
Yeni doğmuş bebek gibi
İlk önce emeklemeli aşk...
Sonra konuşmalı...
Yürümeli...
Koşmalı...
Derken coşmalı,
Katmalı tozu dumana...
Serkeş olmalı hayatı karşı,
Öyle yaşamalı...
Ben buyum sevdiğim,
Ve budur aşktan anladığım...
Böyle sevdim...
Böyle sevildim...
Aşk vurdu, öldüm! gıkım çıkmadı.
Can verdikçe yaşadım,dirildim...
Bundan gayrisine aşk demem,
Demedim...
Sonunda ölüm olsa da
böyle yaşanmalı aşk,
Sen o sır perdesinin ardında gizlenen kadın olmalısın,
Ben aramaktan usanmayan serseri...
Ve seni;
Her adımda daha çok hissetmeli,
Daha çok sevmeliyim...
Öleceksem eğer bir gün;
Asla yokluğunda değil,
Kollarında...
O da olmadı, yollarında ölmeliyim...
Okan Savcı
gizemliduygular
09-12-2007, 23:02
Şiir okumayan, şiiri yaşayan şair Akif Oktay'dan şahane bir performans.
http://www.youtube.com/watch?v=A7nWVojcTak
BAHAR
Bir bahar akşamı rastladım size
Diyor bir şarkı..
bir başka Şarkı ben her bahar aşık olurum, rüzgar olurum
Yağmur olurum diye devam ediyor...
Şair bahar havalarında
Beni bu güzel havalar mahvetti böyle bir havada
Aşık oldum diyor...
Bahar... bahar... bahar...
Üzerine nice şiirler...
Nice şarkılar söylenmiştir...
Söylenecektir...
İnsan ömründe bahar
Bir başka güzel...
Sanki kaç bahar yaşadım ki!
Mahmut Tekin
gizemliduygular
09-12-2007, 23:15
Açmazların bağlandığı patiskalarda
Yoksunlukları/ acıları/ kederleri
Ne varsa hepsini sırtlanıyorum
Giderken seni de götürüyorum
Sonun olmadığı sonralara
Sonsuzluğun/ sonsuzun hırpalanmadığı
Sence karanlık/ bence aydınlık
Yeni hayata gidiyorum Sevgili
gizemliduygular
09-12-2007, 23:24
Sonsuz son susuşunu yapacak
Sonsuz son susayışında susuz
Yanarken yüreği aşk ateşiyle
Vücudu buz gibi olacak
Yarın son liman olmayacak
Ben de son yolcu değilim
Zemheride üstüme gazeteler örtecekler
Ertesi gün de üçüncü sayfada
Küçük bir puntoda haberim çıkar
Belalım
Uçurum uçurum gözlerine baktığım sensin
Prangalarca boynuma taktığım sensin
Dağ gölleri gibi, gibi hasret çektiğim
Her gece uyku diye yattığım sensin
Yanarım, yanarım tutuşur
Yanarım kavurur ateşim
Seni de beni de belalım
Yanarım, yanarım tutuşur
Yanarım kavurur ateşim
Seni de beni de belalım, ah belalım
Damga damga göğsüme vurduğum sensin
Öfke dolu şehirlerde bulduğum sensin
Yer nerede, gök nerede, ben neredeyim
Diye diye sınırlara geldiğim sensin.
Yanarım, yanarım tutuşur
Yanarım kavurur ateşim
Seni de beni de belalım, ah belalım.
Sezen Aksu
gizemliduygular
09-12-2007, 23:51
Gece yarısı oldu şimdi canım
Bilirsin insan bir defa sever
Bir defa yaşar, bir defa......
Bir birdir, saat de birdir/hayat gibi....
YANKIBERKE
10-12-2007, 00:18
Bir Memet Daha
Topraktan mı çıktı yarı toprak bir yaratık,
Gökten mi indi yarı gök bir kartal.
Bir Memet daha var oldu o sıra,
Tepenin doruğunda kalpağı al.
Bir Memet olduğu besbelli,
Saçları başakta, gözleri çiçekte.
Elleri ayakları öylesin kocaman,
Yüzü altı Memet'in yüzüne öylesin benzemekte.
Vardı üç adımda masalcana,
Ağzı duman tüten makineliye, dev.
Kabzayı kavrar kavramaz bastı tetiğe
Fışkırdı namludan sonsuz bir alev.
Allah Allah, şaştı bütün dağlar, bütün gök,
Şaştı dost düşman.
Bu kimdir, bu kaçıncı Memet'tir,
Ölülerde dirilerde dondu kan.
Görsen efsane, görmesen efsane,
Duysan efsane.
Uzak mıdır bayraktan düşen,
Yakın mıdır ne?
Bir parıltı bir parıltı tarihten,
Tanrıca dik.
Yurdun ulusun kutsal gücü,
Bu yedinci Memet, Memetçik.
Fazıl Hüsnü Dağlarca
yüz üstü uzanmış yere, yüzü bana dönük.memet,memet dedim gülümsüyordu,uykusunda yavuklusu/nişanlısını gördüğünü sandım o an.memet,mehmet,memetttttttt,memoooooo ses/tepki yok.yaklaştım sırt üstü çevirdim,ölmüştü.........vurulunca ne düşündüğünü hiç öğrenemedim ama........(tüm memet'lere)....ben
YANKIBERKE
10-12-2007, 09:32
Gittin İçimde Kaldı Ayrılık
Gittin
Ayrılırken buz tutmuş bıyıktı gözlerin
Kaçamak ellerimiz komutsuz sallandı
Dudaklarımızda sıradan sözcükler
Vedalaşmayı bile beceremedik
Son bir bakış kaldı arkanda
Kalabalığa karışan
Her şey düzmece bir dinginliğe gömüldü
Gittin.
İçimde
Yığınlarca kitap kaldı uçuşan
Sözcükler beynimin köşelerinden
Çıkıp korkuttular gecelerimi
Peşimden geldi gölgeler
Aynalara bakamaz oldum
Hiçbir oyun avutmadı beni
Yaşamıma sığmayan bir şey kaldı
İçimde.
Kaldı
Yeni bir kent işkenceye hazır
Ödeşemedim gittiğin mevsimlerle
Belleğimi silkeleyip anılardan
Tik tak çaldın uzun zaman
Alışamadım yarımlığa
Düşlerimde intihar tutkuları
Sırtımda hançerinin oyduğu boşluk
Kaldı.
Ayrılık
Çoğalarak giriyor günlerime
Senden başka kim bilebilir
Geçmişin dökümünü yaptığımı
Ağır ağır pulsara dönüşürken güneşler
Sonbahar hüznüne benziyor pencerede
Artık konuk beklemeyen gözlerim
Sayfalar da bitti ışık da her yanı kapladı
Ayrılık.
A. Kadir
YANKIBERKE
10-12-2007, 14:04
Aşkın
Yaşayamadığım bir şeysin sen, elinden tutup sokağa
çıkamadığım
Kış günü bir avuç kar süremediğim yüzüne
Otlar ve çiy damlalarıyla sevişemediğim
Kımıldatmayan bir bakış, bir söz
Tam söylenecekken açıp kapıyı
Karanlık ağzımı ışıklandıran, yakan fotoğrafları
Gümüş laledan masamda, birden leylak..
Dirhemleyen sevincimi ışıktan tartacında
Can alıp veren, su verip gönül yağmalayan
Kurnaz bakkal, hırkama göz diken
Yaşayamadığım bir şeysin sen, kokular dağıtıp
Kendine yeni adlar yakıştıran
Beynimde cıva damlacığı, şehvetin sinir telleriyle
Dokuyan kazaklarımı, göz çukurlarımı aşkın
Tılsımlı gövdesiyle ovan
Yastıkta bir yumak saç
Boynu kıvrılıp ölmüş güvercin, dokunamadığım
Şeylersin sen, bitiremediğim...
Barış Pir Hasan
Arkadaşlar adana c harekete hazır heran çıkış yapabilir herkese bol kazançlar...
borakaran
10-12-2007, 15:19
ne kadınlar sevdim zaten yoktular
yağmur giyerlerdi sonbaharla bir
azıcık okşasam sanki çocuktular
sanmayın ki beni unuttular
arada bir mektupları gelir
ne kadınlar sevdim zaten yoktular
ATTİLA İLHAN
YANKIBERKE
10-12-2007, 22:25
Acıyla Erir Yüzüne Aşık Çocuk
Ne zaman yüzüne baksam
yalnızlığın o mutlu gerilimi
O öksüz göl hızla derinleşir
biliyorum,acılarım hiç bitmeyecek,bu öyle bir
yeşil
Ne zaman gözlerinin içine baksam,biliyorum
ikimizi de aşar,o kapının ardındaki masal
bense yüreğimin bu hallerinden korkar,kalırım
bir hız trenine bindirilmiş küçük bir çocuk gibi
geçip giden yüzlerine bakar kalırım
Ömrün kısalığı çarpar camlara
ateş hızla yayılır içerilere
Akşam olur,evler dolar boşalır
acıyla erir,yüzüne aşık çocuk
Ne zaman gözlerinin içine baksam,bliyorum
İkimizi de aşar,o kapının ardındaki masal
cezmi ersöz
YANKIBERKE
10-12-2007, 22:27
Bu Kadar Sevmedim ki
Dönemem terk ettiğim hiç bir yere
Dolaşıp duruyorum sokaklarda
Dilimde o son duam
Ben hiç kimseyi bu kadar sevmedim ki
Sonsuzluk gibi çıkıyordu
Bu söz içimden
Umutsuz bir yakarış gibi
Hiç bitmeyecek bir hasret gibi
Ben hiç kimseyi bu kadar sevmedim ki
cezmi ersöz
YANKIBERKE
10-12-2007, 22:51
Yalnızlığın Adı
Derin bir uyku...
Düşümde
Düşündüm ister istemez
Aklıma takıldı
Yalnızlığın adı
Tam o sırada
Bir sinek
Beni uyandırdı
Gerçek bir sinek
Yalnızlığın adı
Düşümde kaldı
Özdemir Asaf
YANKIBERKE
10-12-2007, 22:52
Yalnızlık
I
Yalniz kaldınız sanırsınız,
Biliyorum.
Yalnız bırakılmışsınız,
Biliyorum.
Ötesi yok.
II
Ötesi var:
Yalnızlık
Müziğin bile seni dinlemesidir.
Yalnızlık
İnsanın kendine mektup yazması
Ve dönüp-dönüp onu okuması
Yalnızlığın da ötesidir.
Özdemir Asaf
YANKIBERKE
10-12-2007, 22:53
Yalnızlık Paylaşılmaz
Yalnızlık, yaşamda bir an,
Hep yeniden başlayan...
Dışından anlaşılmaz.
Ya da kocaman bir yalan,
Kaçtıkça kovalayan...
Paylaşılmaz.
Bir düşün'de seni bana ayıran
Yalnızlık
Paylaşılsa yalnızlık olmaz.�
Özdemir Asaf
Beklerim
kırkikindi yağmurlarında
yıkarım yüzümü her dem
kan düşer güle
gittiğin vakitlerde
beklerim...
Bahar Ş. Gülşen
Tevehhüm
Bir gonca gülün yaprağı günden solmuş
Kerem ile Aslı der ki; hüzünden solmuş
Gönlündeki ateşli tevehhümler ile
Bülbül sanır kendi yüzünden solmuş
Bahar Ş. Gülşen
ÖZDOĞAN77
10-12-2007, 23:32
Onlar domuz jambonlu masada,bizi birbirimize kırdırma planları yaparken kadeh tokuşturarak,
Biz tarhana çorbasına beraber kaşık salladık soğuktan üşüyen ellerimizi ovuşturarak.
Onlar petrol kuyularını parsellerken birer birer şirketlerine,
Bu toprakların insanları sebepsiz kurşun sıkar oldu birbirlerine.
Sevr'i miras bıraktılar,incile el basarak,çocuklarına,
Yemin ettiler içtiğimiz suyu,
Soluduğumuz nefesi,
Yediğimiz ekmeği,
Haram edip boğazımıza tıkamaya...
Oyuna geldin kandırılmış kardeşim,pis bir oyuna,
ellerin bulaştı bak kardeş kanına,
Döndü gözler,
bulandı beyinler,
tetiğe bastı gafletle eller,
Kanlı,kirli,uyuşturucu parasıyla...
Unuttuk binbir çiçekli,beyaz kuzulu ovaları,
Ciğer yakan temiz havasına doyulmaz yaylaları,
Hezil çayı kinli ve boynu bükük akmamalı,
Kardeş kanı artık yürekleri yakmamalı...
Namerdin işi bitince boş çuval gibi seni kenara atacak,
Sonra o pişman gözler al bayrağa nasıl bakacak?
Ot bile bitmez nefretin ve hainliğin olduğu yerde,
Bu ateş farkında bile olmadan seni ve sevdiklerini yakacak.
Ümit Özdoğan 11/12/2007 00:27
YANKIBERKE
11-12-2007, 00:16
Kızın Adı: Özgürlük
Minnacık bir kız vardı,
Bir ormanda yaşardı.
Karanlıkta kaybolsak,
Elimizden tutardı.
Yürüdüğü kırlarda
Papatyalar açardı.
Omuzundan güvercinler uçardı.
Minnacık bir kız vardı,
Göğsüne gül takardı.
Beyaz bir at üstünde
Bulutlara konardı.
Irmağın aynasında
Saçlarını tarardı.
Yüzünü ayışığıyla yunardı.
Minnacık bir kız vardı,
Yüreği kuş kadardı.
Tutunca rüzgar olur
Bir su gibi kayardı.
Geciken şafaklarda
Yıldızları yakardı.
Uyanınca seher yeli kokardı.
Öldürdüler, yarım kaldı,
Dudağında son gülücük.
Yalnızca bir adı kaldı,
Kızın adı: Özgürlük
Kaynak: Gözleri İntihar Mavi
Yusuf Hayaloğlu
gizemliduygular
11-12-2007, 18:00
Ölümünün 32. yılında büyük Türk şairi, romancısı ve düşün adamı Hüseyin Nihal Atsız'ın anısına şiirlerinden ve sözlerinden birkaçını sunuyorum.
KAHRAMANLIK
Kahramanlık ne yalnız bir yükseliş demektir,
Ne de yıldızlar gibi parlayıp sönmektir.
Ölmezliği düşünmek boşuna bir emektir;
Kahramanlık; saldırıp bir daha dönmemektir.
Sızlasa da gönüller düşenlerin yasından
Koşar adım gitmeli onların arkasından.
Kahramanlık; içerek acı ölüm tasından
İleriye atılmak ve sonra dönmemektir.
Yırtıcılar az yaşar... Uzun sürmez doğanlık...
Her ışığın ardında gizlidir bir karanlık.
Adsız sansız olsa da, en büyük kahramanlık;
Göz kırpmadan saldırıp bir daha dönmemektir.
Kahramanlık ne yalnız bir yükseliş demektir,
Ne de yıldızlar gibi parlayıp sönmektir.
Bunun için ölüme bir atılış gerekir.
Atıldıktan sonra bir daha dönmemektir...
Hüseyin Nihal Atsız
gizemliduygular
11-12-2007, 18:02
TÜRKLERİN TÜRKÜSÜ
Dilek yolunda ölmek Türklere olmaz tasa,
Türke boyun eğdirir yanliz türeyle yasa;
Yedi ordu birleşip karşımızda parlasa
Onu kanla söndürüp parçalarız , yeneriz .
Biz Tufani yarattık uyku uyurken batı,
Nuh doğmadan kişnedi ordularımızın atı.
Sorsan söyle diyecek gök denilen şu çatı :
Türk gücü bir yıldırım Türk bilgisi bir deniz.
Delinse yer ,çökse gök yansa kül olsa dört yan,
Yüce dileğe doğru yine yürürüz yayan.
Yıldırımdan tipiden kasırgadan yılmayan,
Ölümlerle eğlenen tunç yürekli Türkleriz....
Hüseyin Nihal Atsız
gizemliduygular
11-12-2007, 18:03
Yarının Türküsü
Arkadaşlar, haydi artık saflar dizilsin!
Uzak, yakın ufuklardan koşup gelerek
Belde çelik kılıç, içte çelikten yürek
Taşıyanlar saflardaki yerini bilsin!
Bir çığ gibi yürüyelim gözler ilerde;
Keder, elem her ne varsa geride kalsın!
Tehlikeler duman gibi tüterken yerde
Arkadaki her düşünce sönüp ufalsın.
Kahramanlar yürük gider ölüme karşı,
Bir sevgili gibi onu basar bağrına!
Bak, uzaktan çalınıyor bir zafer marşı,
Yürüyelim şu doğmakta olan yarına...
Sen ne kadar güzel şeysin, ey şanlı ölüm!
Bizim bütün talihimiz sende saklıdır.
Ey dünyada her yiğite nişanlı ölüm,
Zevki sende arayanlar elbet haklıdır.
Köprüköy'den, Pilevne'den gelen ses nedir?
Çanakkale şehitleri dirildiler mi?
Çocuklarda yeni doğan bu heves nedir?
Kocamışlar bir sır için gençlik diler mi?
Saflarımız seylerse de yine ileri!..
Düşenlerin kanlarından doğar bir şafak!
Haydi sarssın yeri, göğü cenk türküleri;
Kanımızla burda yarın güller açacak.
Hüseyin Nihal Atsız
gizemliduygular
11-12-2007, 18:04
YOLLARIN SONU
Bugün yollanıyorken bir gurbete yeniden
Belki bir kişi bile gelmeyecektir bize.
Bir kemiğin ardında saatlerce yol giden
İtler bile gülecek kimsesizliğimize.
Gidiyorum: Gönlümde acısı yanıkların...
Ordularla yenilmez bir gayiz var kanımda.
Dün benimle birlikte gelen tanıdıkların
Yalnız bir hatırası kaldı artık yanımda.
Yufka yüreklilerle çetin yollar aşılmaz;
Çünkü bu yol kutludur, gider Tanrı Dağı`na.
Halbuki yoldaşını bırakıp dönenlerin
Degişilir topu da bir sokak kaltağına.
İster düşün... Kendini ister hayale kaptır...
Uzar, uzar, çünkü hiç sonu yoktur yolların.
Bakarsın aldanmışşın, gördüğün bir seraptır
Sevimli bir hayale açılırken kolların.
Ey doğunun alnımı serinleten rüzgarı!
Ey karanlıkta bana arkadaşlık eden ay!
Arzularim bir oktur, aşar ulu dağları,
Düştüğü yer uzakta dilek adlı bir saray.
O sarayda bulunca Tanrı`laşan erleri
Artık gözüm arkaya bir daha dönmeyecek.
Hepsi sussa da "Kür Şad" uzatarak elini:
"Hoş geldin oğlu ATSIZ, kutlu olsun" diyecek.
Hüseyin Nihal Atsız
gizemliduygular
11-12-2007, 18:08
Ölmek yenilmek değil,
Yüceltmektir Şanını!
Tasa mıdır yakarsa bir kurşun kalbimizi?
Ne çıkar süngülerle delinirse bağrımız?
Bu kurşunlar, süngüler öldüremezler bizi,
Belki diner onlarla ezeli kalp ağrımız.
Millî benliğimize inanalım.
Milletimize tapalım.
Gam mı ceylan gözlüler bizlere yar olmasa?
Yeter ki kılıçlarla süngüler yar olmalı,
Rahat yatakta ölmek sanki değil mi tasa?
Savaş ve er meydanı bize mezar olmalı.
Iztırabı kanına katta göz kırpmadan iç!
Varsın gülsün ardından, ne çıkar, bir iki piç...
Bu varlık dünyasinda yalnız senin hiç mi hiç
Bir şeyin olmayacak... Hatta mezar taşın da...
Biz, mezarsız ölüp giden genç atsızlarız;
Yaramızı suyla yıkar, otla sararız;
Kimsemiz yok, fakat gönüllerde biz varız,
Bize şefkat sunmaz hiç bir kadın dudağı...
Hüseyin Nihal Atsız
Ah Ulan Rıza
Neden hala gelmedi... Yoksa
Saati mi şaşırdı bu hıyar?
Gerçi hiç saati olmadı ama en azından
Birisine sorar...
Cebimde bir lira desen yok!
Madara olduk meyhaneye
Ah eşşek kafam benim..
Nasıl da güvendim bu hergeleye!..
Gelse balığa çıkacaktık,
Ne çekersek kızartıp birayla yutacaktık...
Kafamız tam olunca şarkılar döktürüp
Enteresan hayallere dalacaktık...
Bu sandalı geçen hafta denk getirdik
Çalıntıdan düşürdük...
Arkadaşlar ısrar etti,
Biz de, iyi olur, bize uyar diye düşündük...
Saat sekizde gelecekti,
Bana birkaç milyon borç verecekti..
Yoksa o nemrut karısı kaçtı da
Onun peşinden mi gitti?...
Eğer öyleyse yandık,
Gudubet gene yaptı yapacağını!..
Geçen sene de merdivenden itip
Kırmıştı Rıza’nın bacağını...
Korkuyorum, bir gün ya kendini asacak,
Ya horlarken Rızayı boğacak..
Bak şimdi acıdım, aşk olsun adama...
Ben olsam vallahi başedemem!...
Hele beş tane velet ki boy boy,
Allah'tan düşmanıma dilemem!...
Aslında iyi çocuktur Rıza, efendi huyludur,
Herkesin suyuna gider...
Yoksa, kalıba vursan hani,
Tek başına on tane adam eder!...
Bir keresinde, hiç unutmam
Üç-beş zibidi haraca dadandı;
Rıza, sandalyeyi kaptığı gibi
Herifleri hastaneyi kadar kovaladı!.
Aynı mahallede büyüdük, aynı kızları sevdik,
aynı kafadaydık...
Orta ikiden bıraktık, matematik ağır
geliyordu
Biz başka havalardaydık...
Aynı gömleği giyer, aynı sigaraya takılır,
Aynı takımı tutardık...
Fener'in her maçına iddialaşıp
Millete az mı yemek ısmarladık!.
Bir tek askerde ayrıldık,
Bana Bornova düştü, Ona Gelibolu..
Döner dönmez evlendirdiler
En büyük salaklığı da bu oldu!.
Bense hiç düşünmedi, .zaten param yoktu.
Hep tek tabanca gezdim...
Benim beğendiğimi annem istemedi
Onun gösterdiğini ben sevmedim...
Neyse, bunlar derin mevzu..
Anlaşıldı, bu herif artık gelmeyecek..
Ufaktan yol alayım
Anam evde yalnız, şimdi merakından ölecek!
Gittim, vurup kafayı yattım,
Rüyamda gördüm gülümseyerek geldiğini
Ne bilirdim, yolda kamyon çarpıp
Hastaneye kavuşmadan can verdiğini!..
Vay be Rıza!..
Sonunda sen de düşüp gittin azrailin peşine!
Dün, boşuna günahını almışım,
Ne olur kızma bu kardeşine...
Öğlen kahvede söylediler, Rıza öldü, dediler
Ne kolay söylediler!..
Sanki dev bir taş ocağını
Kökünden dinamitleyip üstüme devirdiler!...
Ah dostum... O kocaman gövdene
O beyaz kefeni nasıl kıyıp giydirdiler?.
O zalim tabutun tahtalarını
Senin üstüne nasıl böyle çivilediler?
Yani sen şimdi gittin, yani yoksun, yani
Bir daha olmayacak mısın?
Yani bir daha borç vermeyecek
Bir daha bira ısmarlamayacak mısın?.
Peki, beni kim kızdıracak,
Kim zar tutacak, kim ağzını şapırdatacak?
Peki, beni bu köhne dünyada
Senin anladığın kadar kim anlayacak?.
Ulan Rıza... Ne hayallerimiz vardı oysa,
Ne acayip şeyler yapacaktık..
Totoyu bulunca dükkan açacak,
Adını Dostlar Meyhanesi koyacaktık..
Talih yüzümüze gülecekti be,
Hafta sonu iki yavru kapıp
Boğaz yolunda o biçim fiyaka atacaktık!.
Ah ulan Rıza...
Bu mahallenin nesini beğenmedin de öte
yere taşındın?
Arasıra gıcıklaşırdın ama inan ki,
Benim en kral arkadaşımdın!..
Ah ulan Rıza...
Ben şimdi bu koca deryada tek başıma ne halt ederim?
Senden ayrılacağımı sanma,
Bir kaç güne kalmaz ben de gelirim!..
Yusuf Hayaloğlu
http://www.youtube.com/watch?v=pUCzQCiT1Jg
YANKIBERKE
12-12-2007, 23:07
Makedon Güzelini Arayan Çingene
Anız yangınları sıçramıştı
yaban güllerine
başakçılara sordum
sordum sordum sordum
tirşe gözyaşları düşüyordu
cam göbeği göğsüme
göcen avcılarına sordum
sordum sordum sordum
sazlı çatakta dolandım
yeşil yareler içinde
taraşçılara sordum
sordum sordum sordum
yar seni sordum
onbaşılar kollarımı bağlıyordu
uzakta taliga yollarından
Tekirdağ'ın hanları yanıyordu
bohcacılara sordum
yemen illerinden ipeklilere
şam boncuklarına
yar seni sordum
sordum sordum sordum durdum
Adnan Özer
1957 yılında Tekirdağ'ın Gazioğlu köyünde doğdu
YANKIBERKE
13-12-2007, 11:45
İnanç Çiçekleri
Her yanımız çiçek
- Sevmek - çiçekleri
Yaşamayı sevmek
Çalışmayı sevmek
Sevmek işimiz
Elimizin usumuzun emeğini
Dolu dolu
Yüreğimiz titreyerek
Sevmek işimiz
Bizden olanı
Dosdoğru sevmek
"Dostuna dost düşmanına düşman"
Olmayı bilerek
İşimiz sevmek
Yerimizi yurdumuzu
Suda yelen ateşte
Sevmek birliğimizi
Cengiz Bektaş
YANKIBERKE
13-12-2007, 11:46
Nereden
çamuru samanla kardılar
kalıplara döküp kestiler
alt üst pişirdiler kerpici
güneşte
analı kuzulu ördüler
sarduri buyruğu
duvarlar kurdular
buğdayla ambarlar
doldurdular
şarapla sarnıçlar
bağırlar kurumadı
üçbin yıl binlerce yıl
herşeyi haldi bildi
rahipler bildiler hep
bir başı saray bir başı kışla
orta yeri tapınak tepenin
ne krallar geçti ne tanrılar
tepeden tepelerden baktılar
savrulan harmanın
güneşe
varan
tanesi
bir çocuk sapsarı
kanter alınlardan
geçti serin
çıplak ayakları
çakır dikenleri
sarılar morlarla
düşmüş yola
akar
nereye çocuk nereye
sabanın toprağa
girişinden bu yana
koyaklar kıvrılıp
nereye çocuk nereye
küçülmüş azalmış
bir göz kırpışı
çakallar tepesi
çarıklar acısı
koskoca ovalar
bilmezlik kölesi
neyi bildin
nasıl süzdün
pasını suların
bir yudumun
bir soluğun
olabilsem
çocuk
nereye
Cengiz Bektaş
YANKIBERKE
13-12-2007, 14:10
SEVDALAR BÖYLE BAŞLAR
Önce dünyama sesin girdi özlemli, kısık
Bir mutluluk muştusu gibi ta uzaklardan
Çok sonrası öptüğüm o gül dudaklarından
Önce sesindi cağıran beni gür ve aydınlık
Önce küçük ellerin kondu avuçlarıma
Yolunu şaşırmış bir kuş gibi, ürkek
Alıştım herşeyine, her yerine giderek
Saplandın iğnelerce parmak uçlarıma
Önce bir akşamdı gelen seninle dopdolu
İnanılmaz, doyulmaz, anlatılmaz, kanılmaz
Bir akşamdı sevgiden, apaydınlık, bembeyaz
Bir akşamdı, alev alev istekli, duygulu
Herşey gerçekti, öylesine güzel, yalansız
Ağladım sensiz geçen ve geçecek günlere
Sende ölümsüzlüğün çağrısını duydum önce
Sonra tutuşup, yandım ben, sevdalandım apansız.
ü.y.oğuzcan
YANKIBERKE
13-12-2007, 14:11
YÜZ YILA MAHKUM
sende karlı dağların serinliği
sende mayıs rüzgarlarının ılıklığı var
sen denizlerimde bir büyük dalgasın
ben senin sonsuzluğunda bir kum tanesi
sen bir tanyerisin renkli camlar gibi
ben her sabah senin şafaklarında uyanıyorum
seni kimseler bilmeyecek benden başka
kimseler bilemeyecek seni sevdiğimi
ona yanıyorum
hiç bir şey beni kurtaramaz artık
jüri karar verdi suçluyum
işte ellerime kelepçe vurdular
alıp götürüyorlar beni
güneşe ve gökyüzüne son defa bakıyorum
zaman bir ateş oluyor yüreğime düşen
kendimi kadere ve sana bırakıyorum
yüz yıl sana mahkumum ben
YANKIBERKE
13-12-2007, 14:12
YA SENSİZLİK ÖLMEKSE
Bir zamanlar sen vardın ya ben böyle yok değildim
Düşünürdüm neyi mi? Hep seni odalarda
Kimdi bana benziyen baktığım aynalarda
Senden başkası mıydı o sessiz beklediğim
Bir zamanlar sen vardın ya ben böyle değildim
Kim bilir ağlamayı ölüp kendi kabrinde
Sensizliği bu türlü benim kadar kim bilir
Akşam karanlığında herkes gider o gelir
En sevdiğim çiçekler çürümüş ellerinde
Kim bilir ağlamayı ölüp kendi kabrinde
Ya sensizlik ölmekse her gün bir başka türlü
Ya bir şey olmamaksa sen olmak o yerlerde
Yaşamak nerde hani yaşamak gücü nerde
Bilinmez sensiz kalan yaşıyor mu ölü mü
Ya sensizlik ölmekse her gün bir başka türlü.
SUSKUN
Sus, kimseler duymasın,
Duymasın, ölürüm ha.
Aymışam yarı gece,
Seni bulmuşam sonra.
Seni, kaburgamın altın parçası.
Seni, dişlerinde elma kokusu
Bir daha hangi ana doğurur bizi?
Ruhum... Mısra çekiyorum haberin olsun.
Çarşıların en küçük meyhanesi bu,
Saçları yüzümde kardeş, çocuksu.
Derimizin altında o ölüm namussuzu...
Ve Ahmedin işi ilk rasgidiyor.
İlktir dost elinin hançersizliği...
Ağlıyor yeşil.
Rüya, bütün çektiğimiz.
Rüya kahrım, rüya zindan.
Nasıl da yılları buldu,
Bir mısra boyu maceram...
Bilmezler nasıl aradık birbirimizi,
Bilmezler nasıl sevdik,
İki yitik hasret,
İki parça can.
Çatladı yüreği çakmaktaşının,
Ağıyor gökkuşaklarının serinliğinde
Çağlardır boğulmuş bir su...
Ağıyor yeşil.
Ahmed ARİF
YANKIBERKE
14-12-2007, 11:52
CEHENNEMDE BİR MEVSİM
Aldanmıyorsam bir zamanlar hayatım,önüne
bütün gönüllerin açıldığı, yoluna bütün şarapların
döküldüğü bir şölendi.
Bir akşamdı dizimi oturttum Güzelliği-Terslik
edecek oldu-İler tutar yerini bırakmadım ben de.
Bayrak açtım adalete karşı.
Aldım başımı kaçtım. Ey büyücüler, size ey
bahtsızlık, ey nefret, hazinem size emanet.
Azmettim, söndürdüm içerimde insan ümidi adına
ne varsa. Bir yırtıcı hayvan amansızlığıyla atıldım
üzerlerine boğayım diye cümle sevinci.
Cellatlara seslendim, ısırayım diye ölürken
mavzerlerin kabzalarını. Seslendim salgınlara,
boğsunlar istedim, kan içinde, kum içinde beni. Tanrı
bildim musibeti. Gırtlağıma kadar battım çamurlara.
Cürümün ayazında kurundum. Hop oturup hop
kaldırdım çılgınlığı.
Bana baharın getirdiği iğrenç bir budala kahkahasıydı.
Derken az önce işte, bir de baktım ki kıkırdamak
üzereyim; aklıma eski şölenin anahtarlarını aramak
geldi, dedim belki de yeniden heveslenirim.
Hayırmış meğer o anahtarın adı-Anlaşıldı ben bir
düşteymişim.
"Sen canavar kalacaksın..." falan filan... atıp
tutmaya başladı başıma bu şirin hasırları ören şeytan.
"Ölümüne sürsün cümle iştahın, bencilliğin, cümle
bağışlanmaz günahın."
Ah, canıma yetti arttı-Kuzum şeytan, ne olur daha
bir öfkesiz bakıver de benden yana ufak tefek, yolda
kalmış alçaklıklar vara dursun, sen ki yazarda tasvir,
öğreticilik vergilerinin yokluğuna vurgunsun, senin için
kopardım lanetli gün defterimden bu uğursuz yaprakları.
ARTHUR RIMBAUD
YANKIBERKE
14-12-2007, 11:54
OFELYA
Yıldızların vurduğu durgun, karanlık suda
Beyaz Ofelya, büyük, beyaz bir zambak gibi,
Gelin esvapları içinde dalgalanmada.
Uzak ormanda yerlilerin gürültüleri.
Mahzun Ofelya, beyaz bir tayf gibi, yıllardır
Dolaşır bu siyah nehrin suları içinde.
Deliliği içinde bir şarkı mırıldanır,
Bir çocukluk şarkısı, akşam serinliğinde.
Rüzgâr göğsünü öper ve açar yaprak yaprak
Sularda ağır ağır savrulan etekleri.
Söğütler omuzlarına sarkar ağlaşarak,
Hulyalı alnına eğilir su çiçekleri.
Dört bir yanına üzgün nilüferler dizilir.
Uykudaki bir ağaç uyanır, zaman zaman;
Bir yuvadan küçük bir kanat sesi yükselir;
Sihirli bir şarkı gelir altın yıldızlardan!
ARTHUR RIMBAUD
YANKIBERKE
14-12-2007, 11:57
SARHOŞ GEMİ
Ölü sularından iniyordum nehirlerin
Baktım yedekçilerim iplerimi bırakmış;
Cırlak kızılderililer, nişan almak için
Hepsini soyup alaca direklere çakmış.
Bana ne tayfalardan; umurumda değildi
Pamuklar, buğdaylar, Felemenk ve İngiltere;
Bordamda gürültüler patırtılar kesildi;
Sular aldı gitti beni can attığım yere.
Med zamanları, çılgın çalkantılar üstünde,
Koştum, bir çocuk beyni gibi sağır, geçen kış
Adaların karalardan çözüldüğü günde
Yeryüzü böylesine allak bullak olmamış.
Denize bir kasırgayla açıldı gözlerim;
Ölüm kervanı dalgaları kattım önüme;
Bir mantardan hafif, tam on gece hora teptim;
Bakmadım fenerlerin budala gözlerine.
Çocukların bayıldığı mayhoş elmalardan
Tatlıydı çam tekneme işleyen sular;
Ne şarap lekesi kaldı,ne kusmuk, yıkanan
Güvertemde; demir, dümen ne varsa tarumar.
O zaman gömüldüm artık denizin Şi’rine,
İçim dışım sütbeyaz köpükten, yıldızlardan,
Yardığım yeşil maviliğin derinlerine
Bazan bir ölü süzülürdü, dalgın ve hayran.
Sonra birden mavilikleri kaplar meneviş
Işık çağıltısında, çılgın ve perde perde,
İçkilerden sert, bütün musikilerden geniş
Arzu, buruk ve kızıl, kabarır denizlerde.
Gördüm şimşekle çatlayıp yarılan gökleri,
Girdapları, hortumu; benden sorun akşamı,
Bir güvercin sürüsü gibi savrulan fecri,
İnsana sır olanı, gördüğüm demler oldu.
Güneşi gördüm, alçakta, kanlı bir ayinde;
Sermiş parıltısını uzun, mor pıhtılara.
Eski bir dram oynuyor gibiydi, enginde,
Ürperir uzaklaşan dalgalar sıra sıra.
Yeşil geceyi gördüm, ışıl ışıl karları;
Beyaz öpüşler çıkar denizin gözlerine;
Uyanır çın çın öter fosforlar, mavi, sarı;
Görülmedik usareler geçer döne döne.
Azgın boğalar gibi kayalara saldıran
Dalgalar aylarca sürükledi durdu beni
Beklemedim Meryem’in nurlu topuklarından
Kudurmuş denizlerin imana gelmesini.
Ülkeler gördüm görülmedik, çiçeklerine
Gözler karışmış, insan yüzlü panter gözleri
Büyük ebem kuşakları gerilmiş engine,
Morarmış sürüleri çeken dizginler gibi.
Bataklıklar gördüm, geniş, fıkır fıkır kaynar;
Sazlar içinde koskoca bir ejderha,
Durgun havada birdenbire yarılır sular,
Enginler şarıl şarıl dökülür girdaplara.
Gümüş güneşler, sedef dalgalar, mercan gökler;
İğrenç leş yığınları bozbulanık koylarda;
Böceklerin kemirdiği dev yılanlar düşer.
Eğrilmiş ağaçlardan simsiyah kokularla.
Çıldırırdı çocuklar görseler mavi suda
O altın, o gümüş, cıvıl cıvıl balıkları.
Yürüdüm, beyaz köpükler üstünde, uykuda;
Zaman zaman kanadımda bir cennet rüzgarı.
Bazan doyardım artık kutbuna, kıtasına;
Deniz şıpır şıpır kuşatır sallardı beni;
Garip sarı çiçekler sererdi dört yanıma;
Duraklar kalırdım, diz çökmüş bir kadın gibi.
Sallanan bir ada, üstünde vahşi kuşların
Bal rengi gözleri, çığlıkları, pislikleri;
Akşamları, çürük iplerimden akın akın
Ölüler inerdi uykuya gerisin geri.
İşte ben o yosunlu koylarda yatan gemi
Bir kasırgayla atıldım kuş uçmaz engine;
Sızmışken kıyıda, sularla sarhoş; gövdemi
Hanze kadırgaları takamazken peşine.
Büründüm mor dumanlara, başıboş, derbeder,
Delip geçtim karşımdaki kızıl semaları;
Güvertemde cins cins şaire mahsus yiyecekler;
Güneş yosunları, mavilik medusaları.
Koştum, benek benek ışıkla sarılı teknem,
Çılgın teknem, ardımda yağız deniz atları;
Temmuz güneşinde sapır sapır dökülürken
Kızgın hunilere koyu mavi gök katları.
Titrerdim uzaklardan geldikçe iniltisi
Azgın Behemotların, korkunç Maelstromların.
Ama ben, o mavi dünyaların serserisi
Özledim eski hisarlarını Avrupa’nın.
Yıldız yıldız adalar , kıtalar gördüm; çoşkun
Göklerinde gez gezebildiğin kadar, serbest
O sonsuz gecelerde mi saklanmış uyursun
Milyonlarca altın kuş, sen ey gelecek kudret.
Yeter, yeter ağladıklarım; artık doymuşum
Fecre, aya, güneşe; hepsi acı, boş, dipsiz,
Aşkın acılığı dolmuş içime, sarhoşum;
Yarılsın artık bu tekne, alsın beni deniz.
Gönlüm Avrupa’nın bir suyunda, siyah, soğuk,
Bir çukurda birikmiş, kokulu akşam vakti;
Başında çömelmiş yüzdürür mahsun bir çocuk
Mayıs kelebeği gibi kağıttan gemisini.
Ben sizinle sarmaşdolaş olmuşum dalgalar,
Pamuk yüzlü gemilerin ardında gezemem;
Doyurmaz artık beni bayraklar, bandıralar;
Mahkum gemilerin sularında yüzemem
ARTHUR RIMBAUD
YANKIBERKE
14-12-2007, 12:00
YOL
Tekmil haklar alınır.
Tekmil hürriyetler kısılır.
Tekmil köşe başları, tekmil kapılar tutulur.
Gökyüzü tıkılır dört duvar içine.
Bütün bunlara karşı,
dümdüz, apaydınlık kalır
seni bana getiren yol.
A.KADİR
YANKIBERKE
15-12-2007, 14:58
MEMLEKETİ-TOPRAĞINI SATANLARA, DİL-DİN-IRK-MEZHEP-CİNS-İNSAN-ETNİK YAPI-SOY-SOP-SINIF-SINIR...AYRIMI YAPANLARA..... İNAT / TÜM-HER KONUDA DUYARLI İNSANLARA........
SEKİZİNCİ BAP
26 AĞUSTOS GECESİNDE SAATLAR
İKİ OTUZDAN BEŞ OTUZA KADAR
ve
İZMİR RIHTIMINDAN AKDENİZ'E
BAKAN NEFER
Saat 2.30.
Kocatepe yanık ve ihtiyar bir bayırdır,
ne ağaç, ne kuş sesi,
ne toprak kokusu vardır.
Gündüz güneşin,
gece yıldızların altında kayalardır.
Ve şimdi gece olduğu için
ve dünya karanlıkta daha bizim,
daha yakın,
daha küçük kaldığı için
ve bu vakitlerde topraktan ve yürekten
evimize, aşkımıza ve kendimize dair
sesler geldiği için
kayalıklarda şayak kalpaklı nöbetçi
okşayarak gülümseyen bıyığını
seyrediyordu Kocatepe'den
dünyanın en yıldızlı karanlığını.
Düşman üç saatlik yerdedir
ve Hıdırlık-tepesi olmasa
Afyonkarahisar şehrinin ışıkları gözükecek.
Küzeydoğuda Güzelim-dağları
ve dağlarda tek
tek
ateşler yanıyor.
Ovada Akarçay bir pırıltı halinde
ve şayak kalpaklı nöbetçinin hayalinde
şimdi yalnız suların yaptığı bir yolculuk var :
Akarçay belki bir akar su,
belki bir ırmak,
belki küçücük bir nehirdir.
Akarçay Dereboğazı'nda değirmenleri çevirip
ve kılçıksız yılan balıklarıyla
Yedişehitler kayasının gölgesine girip
çıkar.
Ve kocaman çiçekleri eflâtun
kırmızı
beyaz
ve sapları bir, bir buçuk adam boyundaki
haşhaşların arasından akar.
Ve Afyon önünde
Altıgözler Köprüsü'nün altından
gündoğuya dönerek
ve Konya tren hattına rastlayıp yolda
Büyükçobanlar Köyü'nü solda
ve Kızılkilise'yi sağda bırakıp
gider.
Düşündü birdenbire kayalardaki adam
kaynakları ve yolları düşman elinde kalan bütün nehirleri.
Kim bilir onlar ne kadar büyük,
ne kadar uzundular?
Birçoğunun adını bilmiyordu,
yalnız, Yunan'dan önce ve Seferberlik'ten evvel
Selimşahlar Çiftliği'nde ırgatlık ederken Manisa'da
geçerdi Gediz'in sularını başı dönerek.
Dağlarda tek
tek
ateşler yanıyordu.
Ve yıldızlar öyle ışıltılı, öyle ferahtılar ki
şayak kalpaklı adam
nasıl ve ne zaman geleceğini bilmeden
güzel, rahat günlere inanıyordu
ve gülen bıyıklarıyla duruyordu ki mavzerinin yanında,
birdenbire beş adım sağında onu gördü.
Paşalar onun arkasındaydılar.
O, saatı sordu.
Paşalar : «Üç,» dediler.
Sarışın bir kurda benziyordu.
Ve mavi gözleri çakmak çakmaktı.
Yürüdü uçurumun başına kadar,
eğildi, durdu.
Bıraksalar
ince, uzun bacakları üstünde yaylanarak
ve karanlıkta akan bir yıldız gibi kayarak
Kocatepe'den Afyon Ovası'na atlıyacaktı.
YANKIBERKE
15-12-2007, 14:59
Halimur - Ayvalı hattı üzerinde
manga mevziindedir.
İzmirli Ali Onbaşı
(kendisi tornacıdır)
karanlıkta gözyordamıyla
sanki onları bir daha görmiyecekmiş gibi
baktı manga efradına birer birer :
Sağda birinci nefer
sarışındı.
İkinci esmer.
Üçüncü kekemeydi
fakat bölükte
yoktu onun üstüne şarkı söyliyen.
Dördüncünün yine mutlak bulamaç istiyordu canı.
Beşinci, vuracaktı amcasını vuranı
tezkere alıp Urfa'ya girdiği akşam.
Altıncı,
inanılmıyacak kadar büyük ayaklı bir adam,
memlekette toprağını ve tek öküzünü
ihtıyar bir muhacir karısına bıraktığı için
kardeşleri onu mahkemeye verdiler
ve bölükte arkadaşlarının yerine nöbete kalktığı için
ona «Deli Erzurumlu» derdiler.
Yedinci, Mehmet oğlu Osman'dı.
Çanakkale'de, İnönü'nde, Sakarya'da yaralandı
ve gözünü kırpmadan
daha bir hayli yara alabilir,
yine de dimdik ayakta kalabilir.
Sekizinci,
İbrahim,
korkmıyacaktı bu kadar
bembeyaz dişleri böyle tıkırdayıp
birbirine böyle vurmasalar.
Ve İzmirli Ali Onbaşı biliyordu ki :
tavşan korktuğu için kaçmaz
kaçtığı için korkar.
Saat 4.
Ağzıkara - Söğütlüdere mıntıkası.
On ikinci Piyade Fırkası.
Gözler karanlıkta, uzakta.
Eller yakında, makanizmalar üzerinde.
Herkes yerli yerinde.
Tabur imamı
mevzideki biricik silâhsız adam :
ölülerin adamı,
kırık bir söğüt dalı dikerek kıbleye doğru,
durdu boyun büküp
el kavuşturup
sabah namazına.
İçi rahattır.
Cennet, ebedî bir istirahattır.
Ve yenilseler de, yenseler de âdâyı,
meydânı gazadan o kendi elleriyle verecektir
Cenâbı rabbülâlemîne şühedâyı.
Saat 4.45.
Sandıklı civarı.
Köyler.
Sarkık, siyah bıyıklı süvari,
çınar dibinde, beygirinin yanında duruyordu.
Çukurova beygiri
kuyruğunu karanlığa vuruyordu :
dizkapaklarında kan,
kantarmasında köpük...
İkinci Süvari Fırkası'ndan Dördüncü Bölük,
atları, kılıçları ve insanlarıyla havayı kokluyor.
Geride, köylerde bir horoz öttü.
Ve sarkık, siyah bıyıklı süvari
ellerinin tersiyle yüzünü örttü.
Karşı dağlar ardında, düşman elinde kalan
bir başka horoz vardır :
baltaibik, sütbeyaz bir Denizli horozu.
Düşmanlar herhal onu çoktan kesip
çorbasını yapmışlardır...
Saat beşe on var.
Kırk dakka sonra şafak
sökecek.
«Korkma sönmez bu şafaklarda yüzen al sancak».
Tınaztepe'ye karşı Kömürtepe güneyinde,
On beşinci Piyade Fırkası'ndan iki ihtiyat zabiti
ve onların genci, uzunu,
Darülmuallimin mezunu
Nurettin Eşfak,
mavzer tabancasının emniyetiyle oynı*****
konuşuyor :
-Bizim İstiklâl Marşı'nda aksıyan bir taraf var,
bilmem ki, nasıl anlatsam,
Âkif, inanmış adam,
fakat onun, ben,
inandıklarının hepsine inanmıyorum.
Meselâ, bakın :
«Gelecektir sana vaadettiği günler Hakkın.»
Hayır,
gelecek günler için
gökten âyet inmedi bize.
Onu biz, kendimiz
vaadettik kendimize.
Bir şarkı istiyorum
zaferden sonrasına dair.
«Kim bilir belki yarın...»
Saat beşe beş var.
Dağlar aydınlanıyor.
Bir yerlerde bir şeyler yanıyor.
Gün ağardı ağaracak.
Kokusu tütmeğe başladı :
Anadolu toprağı uyanıyor.
Ve bu anda, kalbi bir şahan gibi göklere salıp
ve pırıltılar görüp
ve çok uzak
çok uzak bir yerlere çağıran sesler duyarak
bir müthiş ve mukaddes mâcereda,
ön safta, en ön sırada,
şahlanıp ölesi geliyordu insanın.
Topçu evvel mülâzımı Hasan'ın
yaşı yirmi birdi.
Kumral başını gökyüzüne çevirdi,
kalktı ayağa.
Baktı, yıldızları ağaran muazzam karanlığa.
Şimdi bir hamlede o kadar büyük,
öyle şöhretli işler yapmak istiyordu ki
bütün ömrünü ve hâtırasını
ve yedi buçukluk bataryasını
ağlanacak kadar küçük buluyordu.
Yüzbaşı sordu :
- Saat kaç?
- Beş.
- Yarım saat sonra demek...
YANKIBERKE
15-12-2007, 15:00
98956 tüfek
ve şoför Ahmet'in üç numrolu kamyonetinden
yedi buçukluk şnayderlere, on beşlik obüslere kadar,
bütün âletleriyle
ve vatan uğrunda,
yani, toprak ve hürriyet için ölebilmek kabiliyetleriyle
Birinci ve İkinci ordular
baskına hazırdılar.
Alaca karanlıkta, bir çınar dibinde,
beygirinin yanında duran
sarkık, siyah bıyıklı süvari
kısa çizmeleriyle atladı atına.
Nurettin Eşfak
baktı saatına :
- Beş otuz...
Ve başladı topçu ateşiyle
ve fecirle birlikte büyük taarruz...
Sonra.
Sonra, düşmanın müstahkem cepheleri düştü.
Bunlar :
Karahisar güneyinde 50
ve doğusunda 20-30 kilometredeydiler.
Sonra.
Sonra, düşman ordusu kuvâyi külliyesini ihâta ettik
Aslıhanlar civarında
30 Ağustosa kadar.
Sonra.
Sonra, 30 Ağustosta düşman kuvâyı külliyesi imha ve esir olundu.
Esirler arasında General Trikopis :
Alaturka sopa yemiş bir temiz
ve sırmaları kopuk frenk uşağı...
Yaralı bir düşman ölüsüne takıldı Nurettin Eşfak'ın ayağı.
Nurettin dedi ki : «Teselyalı Çoban Mihail,»
Nurettin dedi ki : «Seni biz değil,
buraya gönderenler öldürdü seni...»
Sonra.
Sonra, 31 Ağustos günü
ordularımız İzmir'e doğru yürürken
serseri bir kurşunla vurulan
Deli Erzurumluydu.
Devrildi.
Kürek kemikleri altında toprağı duydu.
Baktı yukarı,
baktı karşıya.
Gözler hayretle yandılar :
önünde, sırtüstü, yan yana yatan postalları
her seferkinden kocamandılar.
Ve bu postallar daha bir hayli zaman
üzerlerinden atlayıp geçen arkadaşların arkasından
seyredip güneşli gökyüzünü
ihtiyar bir muhacir karısını düşündüler.
Sonra...
Sonra, sarsılıp ayrıldılar birbirlerinden
ve Deli Erzurumlu ölürken kederinden
yüzlerini toprağa döndüler...
Solda, ilerdeydi Ali Onbaşı.
Kan içindeydi yüzü gözü.
Bir süvari takımı geçti yanından dörtnala.
Kaçanı kovalamıyordu yalnız
ulaşmak da istiyordu bir yerlere
ve sadece kahretmiyor
yaratıyordu da.
Ve kılıçların,
nalların,
ellerin
ve gözlerin pırıltısı
ardarda çakan aydınlık bir bütündü.
Ali Onbaşı bir şimşek hızıyla düşündü
ve şu türküyü duydu :
«Dörtnala gelip Uzak Asya'dan
Akdeniz'e bir kısrak başı gibi uzanan
bu memleket bizim.
Bilekler kan içinde, dişler kenetli, ayaklar çıplak
ve ipek bir halıya benziyen toprak,
bu cehennem, bu cennet bizim.
Kapansın el kapıları, bir daha açılmasın,
yok edin insanın insana kulluğunu,
bu dâvet bizim...
Yaşamak bir ağaç gibi tek ve hür
ve bir orman gibi kardeşçesine,
bu hasret bizim...»>
Sonra.
Sonra, 9 Eylülde İzmir'e girdik
ve Kayserili bir nefer
yanan şehrin kızıltısı içinden gelip
öfkeden, sevinçten, ümitten ağlıya ağlıya,
Güneyden Kuzeye,
Doğudan Batıya,
Türk halkıyla beraber
seyretti İzmir rıhtımından Akdeniz'i.
Ve biz de burda bitirdik destanımızı.
Biliyoruz ki lâyığınca olmadı bu kitap,
Türk halkı bağışlasın bizi,
onlar ki toprakta karınca,
suda balık,
havada kuş kadar
çokturlar;
korkak,
cesur,
câhil,
hakîm
ve çocukturlar
ve kahreden
yaratan ki onlardır,
kitabımızda yalnız onların mâcereları vardır...
Nâzım HİKMET
YANKIBERKE
15-12-2007, 15:45
“Canının içinde bir can var, o canı ara!
Dağının içinde bir hazine var, o hazineyi ara!
A yürüyüp giden sûfî, gücün yeterse ara;
Ama dışarıda değil, aradığını kendinde ara!”(Rubâîler I, 43)
“Gel, gel, her ne olursan ol, gel!
İnançsız da, putperest de olsan, gel!
Burası umutsuzluk dergâhı değil,
Yüz kere bozsan da tövbeni, yine gel!” (Rubâîler, 23)
YANKIBERKE
15-12-2007, 15:58
[B]Serseri Girme Meydana
Aşık, Senden Yol İsterler
Kallaş İle Oturmadın
İman Ehli Kul İsterler
Bu Yola Giren Oturmaz
Hak Söze Hile Katılmaz
Bunda Hiç Hile Satılmaz
Cevherinden Pul İsterler
Bir Kılı Bin Pare Eder
Bu Yolu İhtiyar Eder
Şah'ım Bir Yol Kurmuş Gider
Yol İçinde Yol İsterler
Şah Hatayi Serseri Girme Meydana
Aşık, Senden Yol İsterler
Kallaş İle Oturmadın
İman Ehli Kul İsterler
Ölünce Sevemezsem Seni
Toprağından dönsün yüzüm
Ölünce sevemezsem seni
Kan ağlasın iki gözüm
Ölünce sevemezsem seni
Hak rahmetin görmeyim
Gonca gülün dermeyim
Muradıma ermeyim
Ölünce sevemezsem seni
Yaşamak yıldızlarda
Seninle olmak istiyorum
Sevişmek hüner değil
Yanında kalmak istiyorum
Yaşamak hüner değil
Seninle ölmek istiyorum
Ben bu yerde ölsemde
Ay yüzlüm yine elde
Muhtaç olayım namerde
Ölünce sevemezsem seni
Yaşamak yıldızlarda
Seninle olmak istiyorum
Sevişmek hüner değil
Yanında kalmak istiyorum
Yaşamak hüner değil
Seninle ölmek istiyorum
YANKIBERKE
16-12-2007, 01:03
insanlar ve uluslar
kendileri yaratmadıkça
kimse onlara
bir tarih bahşetmez...
HER AN
AMA HİÇ DURMADAN
TARİHİ YENİDEN YARATAN
BENLİĞİ İLE GELECEĞE TAŞIYAN
YENİYE NESNE
GÜZELE ÖZNE
OLAN İNSANI ANLATACAĞIM
İNSANI, İNSANLIĞIYLA
gülbahar uluer
gencturk
18-12-2007, 10:58
Dün kopan bir yapraktı,düşen bir kuru daldı
Bugünden güzel değil bulacağın yarında
Aç ellerini bir bak yanan avuçlarında
Dün gitmiş yarın yok bize bir bugün kaldı
Bir bugün kaldı bize birlikte yaşanacak
Bir bugün öyle güzel ve dopdolu özlemli
Dalından yeni kopmuş tomurcuk güller gibi
Bir bugün herşeyiyle taptaze ve sımsıcak
ÜMİT YAŞAR OĞUZCAN
YANKIBERKE
18-12-2007, 13:55
Umut Sende ,
Sen YÜrekte,
YÜrek Her
Yerdedİr………
rasim555
18-12-2007, 18:13
ABBAS
Haydi Abbas, vakit tamam;
Aksam diyordun iste oldu aksam.
Kur bakalim cilingir soframizi;
Dinsin artik bu kalp agrisi.
Su agacin golgesinde olsun;
Tam kenarinda havuzun.
Aya haber sal ciksin bu gece;
Gorunsun soyle gonlumce.
Bas kirbaci sihirli seccadeye,
Goster hukmettigini mesafeye
Ve zamana.
Katip tozu dumana,
Var git,
Boyle ferman etti Cahit,
Al getir ilk sevgiliyi Besiktas'tan;
Yasamak istiyorum gencligimi bastan.
Cahit Sitki Taranci
rasim555
18-12-2007, 18:14
BIZ NERDEYIZ SEVGILIM?
Gecesi benden, mehtabi senden
Bir bahcesi var ki askimizin,
Mevsimlerdir dolasiriz, bitmez.
Kim demis ki zamanla gul solar?
Bulbul hic yorulur mu turuden?
Dilbersin iste, delikanliyim.
Ne hikmettir bu Yarab, ne guzel!
Herhalde yeryuzunde degiliz;
Sahiden biz nerdeyiz sevgilim?
CAHIT SITKI TARANCI
YANKIBERKE
18-12-2007, 23:30
KARA GÖZLERİN
Kara gözlerindeki umut
Siyah saçları kadar karamsardı
ve kadere küsmüştü O, bir kere
Sevgiyi öldürdü diye...
Sanki ona uzanan ellerde
Keskin bir bıçak
Ha vurdu ha vuracak
Bu, benim karanlıklarım,
Bu benim sırlarım diyor hep
Bir gün gelecek
Şefkatle kollarına saracaklar...
Asılsız sevgilerdi onu yıkan aslında
Umutları umduğu gibi çıkmamış
Beklentileri hep korkuları olmuş
Sanki bütün hayatı,
Kupkuru bir odadaymış kopamadıklarıyla..
Gülüşleri bir sigara içimi zamanı kadar az
Her nefeste biraz daha kısalırken
Bütün beklentileri
Duman duman uçuyorlardı.
Kurallar koymak isterken dostluklarına,
Kuralları bozduğunun farkında değildi aslında...
Şimdi o gözlerde,
Vakitsiz yağan yağmurlar var,
Hasat mevsimi bitmiş bahçelere
Sağnak sağnak yağacaklar.,
Belki gönlünde gökkuşağı açacak
Ama, altından çocuklar geçmeyecekler.
Su yerine zehir akacak ırmaklarından,
Hiç kimse içmeyecek...
ya Ben,
Şimdilerde bir bağ bozumu hüznü var içimde,
Üzümlerim gazap üzümü
Şaraplarımsa gözyaşları...
Sen güz güneşinde, sanki kanadı kırık bir kuş,
Konmuştu bahçeme,
Ona şefkatle eğilirken
Pır diye uçtu birden
Kırık sandığım kanatlarındaki sahtelik,
ve inancımla birlikte.
AHMET MUHİP DIRANAS
YANKIBERKE
18-12-2007, 23:41
ANA ÖĞÜDÜ
Çiçekleri ezme yavrum
Çiçekler bir yüreğe benzer
Çiçek ezen, insan ezer.
Sakın sen kuş vurma yavrum
En engin bir kardeşlikte
Uçar kuşlar gökyüzünde.
Tüfekle oynama yavrum
Şakacığı bile çirkin
Bir canlıyı öldürmenin.
Gel bir çiçek ol sen yavrum
Kendi ülkenin renginde
Şu yeryüzü demetinde.
Tahsin Saraç
YANKIBERKE
18-12-2007, 23:45
GECEDİR
gecedir
durdum ortasında hüznün
yağmur mermi gibi iniyor sabrıma
bu dar havadan bıktım artık
yoluma mayın ekerek giden aralık
yatmış pusuya
Ocak sapa kaldı
yamacından geçtim şubatın da
gecedir
yumruğum kendi avcuma
öylesine sürüldü ki yüreğim buzullara
öğrendim ateş yakmasını suda
o hırçın nehir
köprüleri yıkmış
bahar karşı kıyıda
gün olur bir şiir açar
gökyüzü büyür
tat gelir acıya.
Türkan İldeniz
asbest38
19-12-2007, 07:59
Sanma şahım /herkesi sen / sadıkane / yar olur
Herkesi sen / dost mu sandın / belki ol / ağyar olur
Sadıkane / belki ol / alemde bir / dildar olur
Yar olur / ağyar olur / dildar olur / serdar olur "
Yavuz Sultan Selim Han'a ait bir beyit. Dizelerin ilk kelimeleri yukarıdan aşağıya okunduğunda aynı dizeyi verir.Bu tarzda yazılan ilk beyit olduğu söylenmektedir. Divan edebiyatında bu özelliğe vezni aher denir.
Yavuz Sultan Selim Han bu beyiti Şah İsmail'e yazmıştır. Hikayesi şöyledir:
Yavuz şiire, edebiyata ve satranç oynamaya meraklı biridir. Aynı şekilde Şah İsmail'de de bu özellikler vardır. Sarayında ünlü şairleri barındırır ve çok iyi satranç oynar. Bunu bilen Yavuz Şahın şahın bu özelliğinden yararlanmak ister. Tebdili kıyafetle (gezgin bir abdal kılığında) şahın ülkesine gider. Hanlarda , Kervansaraylarda satranç oynayarak önüne geleni yener. Haber şaha ulaşır. Şah der ki çağırın birde benimle oynasın. Yavuz Şah'ı da yener. Şah sinirlenir ve Yavuz'a der ki: " sen edep nedir bilmez misin? Hiç şahlar mat edilir mi?" Elinin tersiyle Yavuza bir tokat atar. Şahın kızdığını anlayan Yavuz onu yücelten şiirler okumaya başlar. İşte şahın huzurundan ayrılırkende bu şiiri okur. Ancak Şah İsmail hala onun Yavuz Sultan Selim olduğunu anlamamıştır.
Yavuz yediği tokatın acısını unutmaz. Birkaç sene sonra Çaldıran'da Şah İsmail'i yener ve ona bir mektup gönderir. Mektupta o günkü tokadın acısını aldığını söyler ve ilave eder: " atacaksan tokadı böyle atacaksın. "
ALINTIDIR
YANKIBERKE
19-12-2007, 11:59
Birden Bire
Beklenmedik bir anda bastırdı yağmur
Sağanak halinde geldi
Bereketinden yeşerdi her yer
Güneş ışıdı aydınlattı evreni
Açıldı tüm çiçekler
Kuşlar kanat çırpar oldu sevgiye
Mutluluğa döndü kederler
Hiç hesapta yoktu yeniden sevmek
Kırık dökük yüreğim kapatmıştı kapılarını
Bir daha üzülmemek adına
Sen
Kırdın zincirlerimi
Özgür kıldın alabildiğine
İçimdeki ikinci beni
Aşk mı
Sevgi mi
Adı her neyse
Yaşamak istiyorum bu güzelliği
Seninle elele
Yürek yüreğe
Nursen Ateş
YANKIBERKE
19-12-2007, 12:17
KIR UYKUSU
Ne hoştur kırlarda yazın uyumak!
Bulutlar ufukta beyaz bir yumak,
Ağaçlar bir derin hulyaya varmış,
Saçında yepyeni teller ağarmış.
Baş yorgun, yaslanır yeşil otlara,
Göz dalgın, uzanır ta bulutlara.
Öğleyin bu uyku bir aralıktır,
Saf hava bir kanat gibi ılıktır.
zaman gönülde ne varsa diner,
Yüzlere tülümsü bir buğu iner.
Erirken sıcakta yaz kokuları,
Ne hoştur, ne hoştur kır uykuları
ahmet kutsi tecer
YANKIBERKE
19-12-2007, 12:20
GESİ BAĞLARI
Gesi Bağları@nda dolanıyorum,
Yitirdiğim yârimi aman aranıyorum.
Bir tek selâmına güveniyorum,
Gel otur yanıma, hâllerimi söyleyeyim.
Derdimden anlamaz, ben o yâri neyleyeyim.
Gesi Bağları@nda üç top gülüm var.
Hey Allah@tan korkmaz, sana bana ölüm var.
Ölüm varsa bu dünyada zülüm var,
Atma garip anam beni dağlar ardına
Kimseler yanmasın anam yansın derdime.
barış manço
YANKIBERKE
19-12-2007, 12:23
ANLATAMIYORUM
Aglasam sesimi duyar misiniz,
Misralarimda
Dokunabilir misiniz,
Gozyaslarima, ellerinizle?
Bilmezdim sarkilarin bu kadar guzel,
Kelimelerinse kifayetsiz oldugunu
Bu derde dusmeden once.
Bir yer var biliyorum;
Her seyi soylemek mumkun;
Epiyce yaklasmisim, duyuyorum;
Anlatamiyorum.
orhan veli kanık
YANKIBERKE
19-12-2007, 12:28
SENI SAKLAYACAGIM
Seni saklayacagim inan
Yazdiklarimda, cizdiklerimde,
Sarkilarimda, sozlerimde.
Sen kalacaksin kimse bilmeyecek
Ve kimseler gormiyecek seni,
Yasayacaksin gozlerimde.
Sen goreceksin, duyacaksin
Parildayan bir sevi sicakligi,
Uyuyacak, uyanacaksin.
Bakacaksin, benzemiyor
Gelen gunler gecenlere,
Dalacaksin.
Bir seviyi anlamak
Bir yasam harcamaktir,
Harcayacaksin.
Seni yasayacagim, anlatilmaz,
Yasayacagim gozlerimde;
Gozlerimde saklayacagim.
Bir gun, tam anlatmaya..
Bakacaksin,
Gozlerimi kapayacagim..
Anlayacaksin.
Özdemir Asaf
YANKIBERKE
19-12-2007, 12:41
KARANLIK HEP KENDİNE GİDER
Aydınlık
Karanlığa gider,
Seslenir:
Gel karanlık,
Der,
Seni aydınlatayım;
Görsünler,
Sende ışık pırıltısını.
Karanlık
Açmaz kapısını,
Bu çağrıdan ürker,
Ses vermez...
Bırakıp pılısını pırtısını,
Çeker gider.
Nereye gittiğini
Karanlıktan kimse görmez.
Özdemir Asaf
YANKIBERKE
19-12-2007, 12:46
ANNEM
Bir sessizlikti annem
Nice cileden örülmüs
Sevincleri de var miydi bilmem
Kendisinden bile gizlenmis
Her anne cocuklarini yasar degil mi?
Ben annemi hiç yasamadim
Çünkü cocuklar
Bir rüzgara biner giderler
Anne yüregi de beraber
kemal burkay
YANKIBERKE
24-12-2007, 13:27
SENİNLE ÖLMEK İSTİYORUM
Dağbaşında bir avcı kulübesi
Yerler dizboyu kar ocakta ateş
Dışarda rüzgar
Hadi gel önce sevişmeliyiz uzun uzun
Yerdeki ayı postunun uzerine uzanmalıyız
Bütün vücudunu santimetre karelere ayırıp
Birer birer öpmeliyim
Ve sonra sımsıkı sarılmalıyım sana
Böylece ölmeliyiz aradan yıllar geçip
Bizi buldukları zaman
Etlerimiz çürümüş olsa da
Kemiklerimiz ayrılmamalı birbirinden Hadi gel
Nefes almak hüner değil
Seninle ölmek istiyorum…
ümit yaşar oğuzcan
YANKIBERKE
24-12-2007, 14:42
De Gülüm
de gülüm! De ki: ela bir günde gelecegim
istanbul darmadagin olacak, saçlarim
darmadagin. Hepsi, darmadagin!
üzülme gülüm! Toparlanacagiz, birlikte,
ayaga da kalkacagiz, yürüyecegiz de gülüm
hem de çelikten topragini dele dele hayatin!
de gülüm! De ki: bitmiştir umut, bitmiştir
sevgi, bitmiştir güven!
güven bana gülüm!
sana bitmemişligi ögretecek, tattiracaktir
hasretten-hakikaten-ten degiştiren yüzüm!
göreceksin gülüm! Bekle!
hirslarimiz, acilarimiz gitgide ihanetlere
hainlere, ezilmelere alişacak..
göreceksin-sevinçten aglayacaksin gülüm-ki
işte o vakit bana-dogrudur!-
şair olmak, seni sevmek pek çok yakişacak!
bak! şiirler var, mektuplar var, çocuklar var,
sokaklar var, kediler!
inan bana gülüm, ölüm yok bir tek! ölüm yok bize!
ölüm inananlar için sessizce
kara kapli kitaplardan çikartilacak..
göreceksin gülüm! Bekle! Göreceksin!
artik hiçbir insan, hiçbir kavga ve hiçbirimiz
bu dünyada, yapayalniz, umarsiz kalmayacak!
Küçük İskender
//rüzgar//
25-12-2007, 07:05
0’dan onunla başlarsın hayata
1 bakmışsın girivermiş hayatına
2’de bir düşüverir aklına
3günlük dünyada tek zevkindir aslında
4 dörtlük gecer zamanın onla
5 vakit namaza yoktur bu bağlılık
6 üstü bi insan aslında
7 cihanda yoktur olan onda
8 köşe olursun konuşurken onunla
9 doğurursun göremeyip konuşamayınca
10’u seversin çok SEVERSİN..
YANKIBERKE
25-12-2007, 10:25
Akşam Ezgileri
Akşamın binbir rengi
Deli bir tekne olur yüreğimde
Nerede gül beyazı balıklarım
Deli bir tekne olur yüreğimde
Bütün yaşadıklarım
Ve bütün yaşamadıklarım
Alır başını açılır
Kuşlar gibi ne varsa içimde
Yasalarını bile duymadığım
Alır götürür beni
Adını ve yerini bilmediğim
Uzaklara bırakır
Bir akşam vakti sana sarılışım
Deli bir tekne olur yüreğimde
Haydi gidiyoruz der
Derken buluşur dudaklarımız
Birden papatyalar açar içimde
Afşar Timuçin
YANKIBERKE
25-12-2007, 10:30
Ali'nin Türküsü
Baba kar çok olunca balkonda
Çıkıp kardan adam yapalım mı?
(İyi giyiniriz üşümeyiz)
Ama ya kar tutmazsa
Eskiden yapmıştık
Havuç oturtmuştuk burnuna
Burnuna gene havuç oturtalım mı?
Süpürge verelim mi eline gene?
Bir güzel süpürsün mü karları?
Kardan adamın başına koyalım mı şapkanı?
Baba kar yağıyor
Dağlara çıkıp biz de kayalım mı?
Dağlar uzak, olsun gideriz baba
Neden gülmüyorsun, neden dağlara gitmiyoruz?
Neden kardan adam yapmıyoruz eskisi gibi?
Neden hep düşünüyorsun, neyi, kimi?
Baba çıkıp kartopu oynayalım mı?
(İyi giyiniriz üşümeyiz)
Afşar Timuçin
YANKIBERKE
25-12-2007, 10:50
Yaşanmamış Çocukluğun Türküsü
Bir de onlar inancı örer gibi
Kendilerini gererler boşluğa, ölüm gibi
Bir günlük çocukluğa, bin yılını verirdin
Artık çocuk değilsin, büyüdün artık
Yolda yürürken kendine dikkat et
Yemek yerken sakın üstüne dökme
Kömür mü taşıdın, kapkara tırnakların
İyi bir işin olsun, gösterişli bir çantan
Güzel bir ceket, pantolon yaptır
Annenin elini öp, dostlarına telefon et
Bir sözün, bir sözünle çelişmesin
Sokakta türkü söyleme, ayıptır
İçinden gelmese de
Her zaman, bir şeyler yapacakmış gibi dur
Şiir ve aşk üstüne konuşmayı bil
Donla denize girme, çok içme rakıyı
Ne olursun o berbat kasketi değiştir
Bir günlük çocukluğa, bin yılını verirdin
Ama çocuk olmadın bir gün bile
(Büyük insan gibidir benim yavrum)
Sen şimdi sessiz bir deniz kıyısında
Dönüşsüz büyümüşlüğünle durmadan
Panayırlar, balonlar, kayıklar özlüyorsun
Afşar Timuçin
YANKIBERKE
25-12-2007, 12:47
Yasak
yasak bana gözlerini anlamak
ellerin
bana yasak
ah olaydım
gözünde yaş
fikrinde telaş
düşünce suçun
beraatin olaydım
fakat yasak
yasak bana gözlerini anlamak
ellerin bana yasak
ah olaydım
yüzünde sürgün
yatağında mülteci
vatanın
anayurdun olaydım
fakat yasak
yasak bana gözlerini anlamak
ellerin, uyruğum
bana yasak.............
Aralık 1993
Yılmaz Erdoğan |
YANKIBERKE
25-12-2007, 13:06
Değişmeyen
Dünyam benim;
Küçücük dünyam,
İşim,
Aşım,
Uğraşım.
Kusurum, yanlışım, yanılmışlığım,
Kızgınlığım, kıskançlığım, alınganlığım,
Birdenbire evrenliğim;
Birbaşıma kalmışlığım bir anda.
Belalara koşmuşluğum;
Sinmişliğim inimde.
Dünyam benim;
Küçücük dünyam benim,
Sevincim, üzüntüm, gerçeğim benim.
Dünyam benim;
Kocaman dünyam benim.
Gündüzlere, gecelere sığmayanlığım,
Caddelere, alanlara sığmayanlığım,
Kocaman dünyam benim.
Kulübede bir ölüm,
Dağbaşında bir ışık,
Kafeste bir kanarya,
Saksıda bir tohumcuk,
Bilinende acım benim.
Bilinmezde kurtuluşum.
Yana yana kül oluşum,
Külde çiçek açışım,
Özlemim, susuzluğum, kaçışım benim.
Kocaman dünyam benim.
Hasan Hüseyin Korkmazgil
YANKIBERKE
26-12-2007, 10:07
Gökkuşağından Darağacı
Şimdi'nin bedeni yok,
Yontuyor geçmiş bilgisiyle
gelecek belki olur diye taşı,
taşını kokluyor
yontu dağılıyor...
Şimdi'si yitik
bundan boyuyor
boyuyor evine aldığı
ağacın üzerine tüneyip
duvarını, tavanını, geçmişi
ve geleceği ve her yanını;
dal kırılıyor...
Şimdi'si yitik
diziyor diziyor notalarını,
göğe ışık üzerine boncuklarını,
ucuza getiriyor varlığını
sonsuzun sessizliğiyle
sonlunun gürültüsü arasında,
O bitirince kıyısında gezindiği
yol çöküyor...
Şimdi'si yitik
bundan yazıyor
yazıyor enine boyuna
içini ve dışını ve yeri
ve göğü ve suyu,
bindiği kadırga
o inince batıyor
Ağustos 1987
Nilgün Marmara
gizemliduygular
26-12-2007, 10:19
ölümdür yaşanan tek başına
aşk iki kişiliktir
http://www.balca.net/siir10004.aspx
gizemliduygular
26-12-2007, 11:50
KİTABE-İ SENG-İ MEZAR
Hiç bir şeyden çekmedi dünyada
Nasırdan çektiği kadar.
Hatta çirkin yaratıldığından bile
O kadar müteessir değildi.
Ayakkabısı vurmadığı zamanlarda
Anmazdı ama Allah'ın adını
Günahkar da sayılmazdı
Yazık oldu Süleyman Efendi'ye...
Orhan Veli KANIK
gizemliduygular
26-12-2007, 12:01
Bahara Doğru
http://siir.balca.net/siir10174.aspx
gizemliduygular
26-12-2007, 12:06
Aşkım Yadigar Kalacak Sana
http://siir.balca.net/siir10160.aspx
gizemliduygular
26-12-2007, 13:14
İşte sevginin ve aşkın zirve yaptığı bir şiir. Gerçi benim eşimin adı Ayten değil ama bu şiiri ona armağan ediyorum.
MİLYON KERE AYTEN
Ben bir Ayten'dir tutturmuşum oh ne iyi
Ayten'li içkiler içip sarhoş oluyorum ne güzel
Hoşuma gitmiyorsa rengi denizlerin
Biraz Ayten sürüyorum güzelleşiyor
Şarkılar söylüyorum şiirler yazıyorum Ayten üstüne
Saatim her zaman Ayten'e beş var
Ya da Ayten'i beş geçiyor
Ne yana baksam gördüğüm o
Gözümü yumsam aklımdan Ayten geçiyor
Bana sorarsanız mevsimlerden Aytendeyiz
Günlerden Aytenertesidir
Odur gün gün beni yaşatan
Onun kokusu sarmıştır sokakları
Onun gözleridir şafakta gördüğüm
Akşam kızıllığında onun dudakları
Başka kadını övmeyin yanımda gücenirim
Ayten'i övecekseniz ne ala, oturabilirsiniz
Bir kadehte sizinle içeriz Ayten'li
İki laf ederiz.
Onu siz de seversiniz benim gibi
Ama yağma yok Ayten'i size bırakmam
Alın tek kat elbisemi size vereyim
Cebimde bir on liram var
Onu da alın gerekirse
Ben Ayten'i düşünürüm, üşümem
Üç kere adını tekrarlarım, karnım doyar
Parasızlık da bir şey mi?
Ölüm bile kötü değil Aytensizlik kadar
Ona uğramayan gemiler batsın
Ondan geçmeyen trenler devrilsin
Onu sevmeyen yürek taş kesilsin
Kapansın onu görmeyen gözler
Onu övmeyen diller kurusun
İki kere iki dört elde var Ayten
Bundan böyle dünyada
Aşkın adı Ayten olsun
Ümit Yaşar Oğuzcan
Sen
Bir dağ başı yalnızlığı yaşıyorum yeniden...
Dağ başı yalnızlığı ölümden beter.
Hiç kimse aramasa sormasa beni
Sen gelsen yeter...
Huzur ellerinin güzelliğidir.
Gözlerin karşımda mutluluk denizi.
Her sabah soframızda ekmeğimizi
Sen bölsen yeter...
Yüreğim seninle yaylalar kadar serin
Ne bir çizgi hasret, ne bir nokta gam
Yayla dumanı gibi gözlerime her akşam
Sen dolsan yeter...
Bende çaresizlik sonsuz kördüğüm.
Bende sabır, sende naz...
Gündüzünden vazgeçtim, düşümde biraz
Bir yüz görümlüğü sen olsan yeter...
Duymasa da hiç kimse
Şâir gönlümün, sende karar kıldığını.
Ve içimin şerha, şerha yarıldığını
Sen bilsen yeter...
Bir gün duysan bittiğimi, tükendiğimi.
Çıkıp gelsen uzaklardan korkulu ürkek.
Bir incecik dal gibi üzerime titreyerek,
Eğilsen yeter...
Yavuz Bülent Bakiler
YANKIBERKE
27-12-2007, 15:33
Sürgün Acısı
Tarifi imkansız acılar içindeyim
Gurbette akşam oldu yine rüzgar peşindeyim
Yurdumdan uzak yağmurlar içindeyim
Akşam oldu sürgün susuyor
Dönecekler birgün
Al kırlara, bozkırlara güneşi sunacaklar
Yanacaklar, yanacaklar ama bir daha yalnız kalmayacaklar
İki gözüm kör olsun
Tarifi imkansız sancılar içindeyim
Gurbette akşam oldu yine rüzgar peşindeyim
Yurdumdan uzak yangınlar içindeyim
Akşam oldu sürgün ağlıyor
Ahmet Kaya
YANKIBERKE
28-12-2007, 10:52
Dostun
Umutsuzluk bilmez umut satıyor
Sevgisi sevdası bir başka dostun
Gönül gözü ile dosta bakıyor
Hüzünü hasreti bir başka dostun
Yüreğinde sevgi pınarı akar
Sevgiye susamış canları yıkar
Dost dediğin dosta hasretle kokar
Gönül sofrasında lokmadır dostun
Şişeler boşaldı kadeh dolmadı
Fırsatcılık çıktı dostluk kalmadı
Dost şeref im der ki benlik olmadı
Yaren yar olunca yar olur dostun
Şerafettin Muş
YANKIBERKE
28-12-2007, 21:38
Bağımsızlık Gülü
Yerden alıp o gülü
Hangi gülü?
Bir topçu neferinin
Sakaryalı yaz toprağında
Sıcak kan gülü.
Alıp koklamak o gülü
Hangi baharda?
Türkçenin özgür kırlarında
Türkülerde burcu burcu,
Bilgeliğin ana gülü!
Bir basmadan alıp o gülü,
Hangi basmadan?
Nazilli fabrikasından
Pamuğumuzdan, emeğimizden,
Dokuduğumuz halk gülü.
Hoyrat ellerinden alıp o gülü
Hangi ellerden?
Uzak Teksaslı çobanların
Bilmediği, uğruna can vermediği
Türkiyeli o çileler gülü.
Yerine koymak, kutsamak o gülü,
Hangi yerine?
Mustafa Kemal'in bahçesine
Bir ulusun suladığı beslediği
Yediveren bağımsızlık gülü!
Ceyhun Atuf Kansu
YANKIBERKE
28-12-2007, 21:43
Tutuklamayın Ozanları
Bir ozanı tutuklamak
Tutuklamaktır ana dilini
Gökyüzünü yoksunlamak Türkçeden
Kırmaktır en taze dalı su yürürken
Bir ozanı tutuklamak
Tutuklamaktır ana sözcüğünü
Dili büyüten güneşli kapı önlerinde
Konuşurken gelen geçenle
Bir ozanı tutuklamak
Tutuklamaktır yaşamın pınarını
Bir ulusun yağmurlarını biriktiren
Ve akıtan zamanın dağ eteğinden
Bir ozanı tutuklamak
Nisan başlangıcında bir daldan
Üreyen bir gül haberini
Dondurmaktır ve sürdürmektir zemheriyi
Ozanı tutuklayan toplum, tutuklar kendisini
Bir büyük hapishanedir artık orası
Devlet adamı da tutukludur orda bir bakıma
Muş ovasında ot biçen bir köylüyü de..
Ceyhun Atuf Kansu
DÜŞÜYORUM
kırılgan bir köprüdeyim şimdi
aşağıda dipsiz kuyular...
dönüp durmakta alıcı kuşlar
/ etrafımda /
çığlık çığlığa
son bir umut / sesleniyorum /
duy beni sevdiğim / duy /
sessizliğimdeki sesi
uzattım ellerimi bak
tut ne olur
/ bırakma beni /
düşüyorum...
Bahar Ş. Gülşen
YANKIBERKE
29-12-2007, 19:28
BİR GÜN
Apansız uyanırsan gecenin bir yerinde
Gözlerin uzun uzun karanlığa dalarsa
Bir sıcaklık duyarsan üşüyen ellerinde
Ve saatler gecikmiş zamanları çalarsa
Bil ki seni düşünüyorum
Bir vapur yanaşırsa rıhtımına bin,açıl
Örtün karanlıkları masmavi denizlerde
Ve dinle kalbimi bak nasıl çarpıyor nasıl
O bütün özlemlerin koyulaştığı yerde
Bil ki seni bekliyorum
Bir sabah gün doğarken aç perdelerini,bak
Sevinçle balkonuna konuyorsa martılar
Kendini tadılmamış bir hazza bırak
Döküldün dudağından en mutlu şarkılar
Bil ki seni istiyorum
Gecelerden bir gece uyanırsan apansız
Uzaklarda elemli,garip bir kuş öterse
Bir ceylan ağlıyorsa dağlarda yapayalnız
Ve bir gün kalbimde sarı çiçek biterse
Bil ki seni seviyorum
ümit yaşar oğuzcan
YANKIBERKE
29-12-2007, 19:37
SENSİZ
Sensiz de denizi seyredebiliyorum.
Hem dalgaların dili seninkinden açık.
Ne kadar hatırlatsan kendini boş.
Sensiz de seni sevebiliyorum.
Hep boş konuşurduk hatırlar mısın, bula bula,
Karşılaştığımız zamanlarda.
Sen, sevgiden şımaran çocuk,
Ben şaşıran budala.
özdemir asaf
Belki daha önce eklenmiştir ama gençlere gelecekteki yaşamlarını düzenlemeleri ve biz yaştakilerin de harekete geçme zamanının çoktan geldiğini hatırlatmak için...
ANLAR
Eğer yeniden başlayabilseydim hayata,
İkincisinde daha çok hata yapardım.
Kusursuz olmaya çalışmaz,sırt üstü yatardım.
Neşeli olurdum ilkinde olmadığım kadar,
Çok az şeyi ciddiyetle yapardım.
Temizlik sorun olmazdı asla,
Daha çok riske girerdim,
Seyahat ederdim daha fazla.
Daha çok güneşin doğuşunu izler,
Daha çok dağa tırmanır,
Daha çok denizlerde yüzerdim.
Görmediğim bir çok yere giderdim.
Dondurma yerdim doyasıya
Daha az bezelye,
Gerçek sorunlarım olurdu
Hayali olanların yerine.
Yaşamın her anını gerçek ve verimli kılan insanlardandım ben,
Yeniden başlayabilseydim eğer,
Yalnız mutlu anlarım olurdu,
Farkında mısınız bilmem,yaşam budur zaten.
ANLAR,sadece ANLAR.
Siz de “an”ı yaşayın.
Hiçbir yere,yanında şemsiye ve su olmadan
Gitmeyen insanlardandım ben.
Yeniden başlayabilseydim eğer,
İlkbaharda pabuçlarımı fırlatır atardım,
Ve sonbahar bitene dek yürürdüm çıplak ayakla.
Bilinmeyen yollar keşfeder,
Güneşin tadına varır,çocuklarla oynardım
Bir şansım daha olsaydı eğer.
Ama işte seksen beşimdeyim ve biliyorum,ÖLÜYORUM !
Jeorge Luis Borges
YANKIBERKE
30-12-2007, 13:47
YALNIZIN ŞARABI
Seven kadının o garip bakışı var ya,
Sere serpe yıkansın diye güzelliği
Dalgalı ayın titrek göle gönderdiği
Beyaz ışın gibi bize doğru kayar ya;
Bir kumarbazın sonuncu para kesesi;
Çapkıca bir öpücüğü sıska Adeline’in;
Tıpkı uzak sesi gibi insan derdinin,
Sinirlendirici, tatlı bir müzik sesi,
Bütün bunlar değmez, derin şişe, senin
Dindar ozanın susamış yüreği için
Bağrında tuttuğun etkili balsılara;
Umut, gençlik, yaşam boşaltısın içlere,
- Ve onur, hazine bütün dilencilere,
Ki bizi yengin ve eş kılar Tanrılara!
CHARLES BAUDELAİRE
YANKIBERKE
30-12-2007, 19:05
Şimdi Sevişme Vakti
Çıplak heykeller yapmalıyım,
Çırılçıplak heykeller
Nefis rüyalarınız için
Ey önünden geçen ak sakallı kasketli,
Yırtık mintanından adaleleri gözüken
Dilenci
Sana önce
Şiirlerin tadını
Aşkların tadını
Kitaplardan tattırmalıyım
Resimlerden duyurmalıyım. resimlerden...
Şu oğlan çocuğuna bak
Fırça sallıyor
Kokmuş manifaturacının ayağına
Dörtyüzbin tekliğinden
On kuruş verecek
Seni satmam çocuğum
Dörtyüzbin tekliğe,
Ne güzel kasların var
Ne güzel bileklerin
Hele ne ellerin var, ne ellerin.
Söylemeliyim,
Yok
Yok... meydanlarda bağırmalıyım.
Bu küçük
Güllerin buram buram tüttüğü
Anadolu şehri kahvesinde
Kiraz mevsiminin
Sevişme vakti olduğunu.
Resimler seyrettirmeli, şiirler okutturmalıyım
Baygınlık getiren şiirler
Kiraz mevsimi, kiraz
Küfelerle dolu pazar.
Zambaklar geçiriyor bir kadın.
Bir kadın bir bakraç yoğurt götürüyor
Sallıyor boyacı çocuğu fırçasını
Belediye kahvesinde hâlâ o eski, o yalancı
O biçimsiz bizans şarkısı.
Sana nasıl bulsam, nasıl bilsem,
Nasıl etsem nasıl yapsam da
Meydanlarda bağırsam
Sokak başlarında sazımı çalsam
Anlatsam şu kiraz mevsiminin
Para kazanmak mevsimi değil
Sevişme vakti olduğunu...
Bir kere duyursam hele güzelliğini, tadını,
Sonra oturup hüngür hüngür ağlasam
Boş geçirdiğim, bağırmadığım sustuğum günlere
Mezarımda bu güzel, uzun kaslı boyacı çocuğunun
Oğlu bir şiir okusa
Karacaoğlan'dan
Orhan Veli'den
Yunus'tan
Sait Faik Abasıyanık
AŞKTA YARIN YOKTUR SEVGİLİ
Aşk bu dünyanın ölçüleriyle açıklanamaz sevgili. O ilkel bir acıdır, yaban bir ağrıdır. Gelir ve içimizdeki o çok eski bir şeye dokunur. Sonra bir perde açılır ve yolculuk başlar. Bu yolculukta artık para, tarifeler, beklentiler, randevular, taksitler,iş, anneler ve korkular yoktur. Aşkın kendi gerçekliği vardır sevgili. İnsan bir başka ışığa teslim olur...
Aşkta yarın yoktur sevgili. Zaman ileri doğru değil, içeri, yüreklere, derinlere doğru işlemeye başlar, bilgeleşir. Hiç bilmediği sezgileriyle buluşur. Yükü çok ağırdır, kendiyle buluşmuştur. Hem dışındadır dünyanın, hem de ortasında. Hindistan'da Ganj Nehri'nin kıyısında yakılan yoksul adamın hissettikleri de onunladır, yitirdikleri de... Newyork'ta, bir sokakta, o kartondan kulübesinde yaşayan kadının çıplak yalnızlığı da. Her şey onunladır, ona emanettir sanki, ama o, çıldırtıcı bir yalnızlık içindedir yine de...
Aşkın kültürlü olmakla, bilgili olmakla da ilgisi yoktur sevgili, kanımıza karışan ilkel acı, o yaban ağrıyla hiçbir kitabın yazmadığı hakikatlere daha yakınızdır, inan... Kim demişti hatırlamıyorum, aşk varlığın değil, yokluğun acısıdır diye. Belki de bu yüzden ilk gençliğimde, o yoğun aşık olduğum yıllarda, gözüme uyku girmez, dudağımda bir ıslıkla bütün gece şehri, o karanlık, o hüzünlü sokakları dolaşır, insanları uykularından uyandırmak isterdim. Uyanıp, içimde derin bir sızıyla uyanan o derin sancının acısına ortak olsunlar diye...
Aşk çok eski bir şeydir sevgili. Onun içinden o çileli çocukluğumuz geçer. Sevdiğimiz insanların çocuklukları da.... Oradan üvey anneler, eksik babalar, parasız yatılılar geçer. Ve sonra aşk bütün bunları alır, daha da eskilere gider, hep o ilkel acıya, o yaban ağrıya... İnsan bazen nedensiz yere umutsuzluğa kapılır. Kimselere veremez sevgisini, kimselere kendini anlatamaz, evlere kapanır... Bazen denizler, kıyılar çeker insanı. İnsan bu kapılmayı anlayamaz, oysa çok eski bir yerde yaşanmasından korkulup vazgeçilmez aşkların sızısıdır bu. Bu sızı, bu yenilgi mevsimlerle yıllarla devredilir başka insanlara...
Bir insanın yaptığı bir hatanın tüm insanlara yayılması gibi... İşte şimdi biz de sevgili, ya olmadık zamanlarda umutsuzluğa kapılıp, soluğu evlerde alacağız, ya da denizler, kıyılar çekecek bizi. Nasıl biz başkalarının korkaklığını taşıyorsak, başkaları da bizim korkaklığımızı taşıyacak, yenilgimizi,umutsuzluğumuzu... Birazdan sabah olacak... Para, tarifeler, beklentiler, randevular, taksitler, iş, anneler ve korkular başlayacak... Bunlar varsa ve bizim için geçerliyse aşk yoktur ve hiç olmamıştır sevgili. Birbirimizi kandırmayalım... Hadi güne hazırlan. Yaşadıklarımızı unutmaya çalış. Aşk bize güvenip verdiği büyüsünü, sırlarını, cesaretini, bilgeliğini ve o ilkel, o yaban ağrısını geri alacak. Bunlar olurken içimiz bir an çok üşüyecek, sonra geçecek... Hadi, oyalanma birazdan yarın olacak...
AŞKTA YARIN YOKTUR SEVGİLİ!
Cezmi Ersöz
YANKIBERKE
01-01-2008, 00:11
SANA GELİYORUM
I.
Benim sabah keyfim
yeni açmış bir gülü
insanların gülücüklerine yerleştirmektir.
II.
Sana karlı bir günde geleyim
saçımın beyazlığı ve paltomun ıslaklığıyla
üşüyen dudaklarımı ısıt, tenimi kurula
uzun bir şarkıda susalım farkında olmadan
sobanın çıtırtılarına dalalım
sana küçük törenlerimizde şarkı söyleyeyim
içki içelim güneşle başbaşa
saçlarına dokunan tarağın hışırtısını dinleyeyim
gözlerinin titreşimini yansıtsın aynalar
bir gece şelalesi gibi
damarlarıma akıp yankılan yüreğimde.
III.
Sana yağmurlu bir günde geleyim
parkta ıslanalım birlikte
gürültüller toprağın kokusunda erisin
kentin görüntüsü değişirken bulutlarla
duraksamadan parlayan gözlerin
ve ıslaklığınla sar beni
en koyu kızıllığında dudaklarının
kıralım demir parmaklı pencereleri
önlerine ortanca saksıları yerleştirelim
ağız dolusu sobe diyelim dudaklarımıza.
IV.
Sana güneşli bir günde geleyim
ışıklı yollara halılar serelim
birlikte aşkınlığa yükselelim,
okyanus sularının ortasında altın kumsallarıyla
mücevher gibi parlayan adada,
ben hep iskeleye demir atmış
beyaz bir yelkenlinin düşünü gördüm
tuzlu dudaklarını yakmak için
sana kendi yaptığım güneşleri getireyim.
A. KADİR BİLGİN
gizemliduygular
02-01-2008, 19:18
KALANLARIN ARDINDAN
Kalanların ardından umutlar, sevgiler, aşklarda kalıverir bazen
Gözyaşlarıyla sulanır gidenin yolları,
Toz toprak olmasın diye giden sevgili…
Giden alır götürür hayata dair ne varsa,
Kalanın avuçlarında gizlenir bir garip veda, bir o kadarda ılık bir sevda
Gidende, kalanda aslında torbalarını yolluk yapmışlardır aşklarının son kırıntılarının
Yolun ilerisinde bir yerde nasıl olsa acıkacaklar ya…
Giden yol alırken kendince yeni umutlara
Yollarıyla doymayıp karnını doyurur yol üstü lokantalarında.
Ya kalana ne demeli…
Çıkını elinde beklemektedir yol kırıntılarını paylaşacağı bir yol arkadaşını.
İşte bende seni kırıntıların elinde beklerken bulmuştum bir yol kenarında
Hüzün bulutları sarsa da gözlerini hala sevgi dolu bakmaya başarabiliyordun.
Bağlıydın hayata, aynı benim sana hayat diye bağlandığım gibi…
Oysa ben ne kalandım ne de giden…
Paylaşabileceğim bir aşk kırıntımda yoktu elimde
Elimde kalan son kırıntılarının bir yudum suyla paylaşmaya da razıydım
Senin olduğun yerde nefes alınacak bir atmosfer olduğunu biliyordum
Senin gözlerinin içinde yaşanacak bir hayat olduğunu görüyordum
Senin görmediğini bile bile…
Sen o tozu dumanı katıp gidenin ardında bıraktığı son ayak izlerine kenetlemiştin gözlerini
Kim bilir… Olurda dönerse diye…
Seninle birlikte yol kenarında oturup onu beklemeye bile razıydım
Güneşine gölge, gecene perde olmaya hazırdım
Yıldız istiyorsan yıldız toplamaya, ay ışığını yorganın yapmaya razıydım
Sense karanlığa âşıktın
Olurda gecene ışık gibi doğarsa diye…
Ben yine de sevgimi çiçek diye toplayıp kırlardan sundum sana demet demet…
İster al vazoya koy, yaşatabildiğin kadar yaşat
İster bırak yanı başında kurusun
Sadece yanında olsun yeter
Beni sevmeyeceğini,
Sende kalan kırıntıların sadece sana yeteceğini bile bile serdim önüne sevdamı
Senden ne aşk ne sevgi dilenmiyorum
Ardımda bıraktığım kalanım olmayacaksın sen
Ama senin ardında kalan bir ben hep olacak
Ve sen kurumuş aşk kırıntılarınla boğazımı parçalarken
Ben yudum yudum su vereceğim sana
Sen farkına bile varmayacaksın
Sevgimin bir damla gözyaşıyla başlayıp dere olduğumu
Sonra ırmaklara nehirlere dönüştüğümü
Çağlayanlarla coşup nasıl bir sevgi denizi oluşturduğumu bilmeden
Serinleyeceksin sularımda
Ama asla boğulmayacaksın
Ben yaşadıkça sende yaşayacaksın sevgimin enginlerinde
Bir sana bir de aşka eğdim başımı…
Sevgim ışık olsun sana ve sevmeyi bilenlere…
http://www.youtube.com/watch?v=LHlKfXxVfv4&NR=1
gizemliduygular
02-01-2008, 19:44
BENİ GÜZEL HATIRLA
http://www.balca.net/siir10114.aspx
http://www.youtube.com/watch?v=pDNkSegL-sI
gizemliduygular
02-01-2008, 19:50
Gidersen Yıkılır Bu Kent
Gidersen yıkılır bu kent, kuşlar da gider
Bir nehir gibi susarım yüzünün deltasında
Yanlış adresteydik, kimsesizdik belki
Sarışın bir şaşkınlık olurdu bütün ışıklar
Biz mi yalnızdık, durmadan yağmur yağardı
Üşür müydük nar çiçekleri ürpeririken
Gidersen kim sular fesleğenleri
Kuşlar nereye sığınır akşam olunca
Sessizliği dinliyorum şimdi ve soluğunu
Sustuğun yerde birşeyler kırılıyor
Bekleyiş diyorum caddelere, dalıp gidiyorsun
Adını yazıyorum bütün otobüs duraklarına
Öpüştüğümüz her yer adınla anılıyor
Bir de seni ekliyorum susuşlarıma
Selamsız saygısız yürüyelim sokakları
Belki bizimle ışıklanır bütün varoşlar
Geriye mapushaneler kalır, paslı soğuklar
Adını bilmediğimiz doslar kalır yalnız
Yüreğimize alırız onları, ısıtırız
Gardiyan olamayız kendi ömrümüze her akşam
Gidersen kar yağar avuçlarıma
Bir ceylan sessizliği olur burada aşklar
Fiyakalı ışıklar yanıyor reklam panolarında
Durmadan çoğalıyor faili meçhul cinayetler
Ve ölü kuşlar satılıyor bütün çiçekçilerde
Menekşeler nergisler yerine kuş ölüleri
Bir su sesi bir fesleğen kokusu şimdi uzak
Yangınları anımsatıyor genç ölülere artık
Bulvar kahvelerinde arabesk bir duman
Sis ve intihar çöküyor bütün birahanelere
Bu kentin künyesi bellidir artık ve susuşun
İsyan olur milyon kere, hiç bilmez miyim
Sokul yanıma sen, ellerin sımsıcak kalsın
Devriyeler basıyor karartılmış evleri yine
Gidersen yıkılır bu kent kuşlar da ölür
Bir tufan olurum sustuğun her yerde
.
Ahmet Telli
http://www.youtube.com/watch?v=M31Q4E8YbD0&feature=related
TEMİZ ÇEVRE
Temiz çevre istiyoruz,
Doğayı çok seviyoruz.
Pırıl pırıl bir dünya
Yaşamaya hasretiz biz.
Denizler bizim,göller bizim,
Ovalar bizim, dağlar bizim,
Bu hazine hepimizin,
Bugün için varız biz.
Doğayı temiz tutalım,
Yerlere çöp atmayalım,
Hepimiz el ele verip
Yeşil bir dünya kuralım.
Bende çevre ile ilgili şiirle geldim...
Krizantem Mevsim
durmaksızın yırtıp sislerimi
bir şiire yattım son dizesinde...
(krizantem giyindim)
sesinle çiziktirdim ilk harfini
elini resimledim ilk hecesine
(kokuna fesleğen iliştirdim...)
durup dururken
ilk sözcük ihanet etti imgelerime
(sen sevişmeye gittin...)
nehrin tam ortasına düştü kirpiğim
ölü gözlü balıklar yapıştırdı göz kapaklarına
aynasını sürmeledi suların,
içmedin! ..
oysa aşktı,
temmuzdu biraz yaşamak istediğim
şimdi ise,
ağustosa kaldı seninle beraber
kırmızı erikleri toplama hevesim...
denizi kumlar çaldı,
ilk sözcüğü gece;
(seni sevmiştim! ..)
hüzün ve keder mimledim
son sözcüğüne şiirin...
yani
ölümden baktım krizantem zamana
görmedin!
iplere asılan çamaşırlar gibi
takılıp kaldım son harfine son şiirin...
kurudu sıcaklığım
(değmedin! ..)
rüzgar emdi nemimi, kattı denizlere
martılar yükledi acımı
uzaklara giden gemilere...
(bekledim, gelmedin! ..)
derdim,
derdin değilmiş meğer! ..
bu yüzden tamamlanmadı
seninle başladığım şiir...
küsüp gitti
aşk arakladığım imgelerim...
duydum ki göçü başlamış balıkların
sakın dalma sulara!
bir daha gelmez artık
sevda açan
krizantem mevsim...
Tayyibe Atay
ÇIPLAK AYAKLA YÜRÜMEK
1
resmi geçidinde
sırayla geçerken yıllar
tribünlerdeki güruh
çılgınca alkış tutar
çık da bir bak sıradan...
2
gençlik çağıldarken
yatağında düşlerin
hiçliğin darağacında
sallanır yaşam
3
karanlık bastırınca
kopup yiter yaşamlar
solar güller tek tek
bölük pörçük sevdalar
elde var hiç...
4
tutmak için kıyısından
çok sebep var artık
yaşamın heyhat
yiten gençliğim...
Bahar Ş. Gülşen
YANKIBERKE
03-01-2008, 08:48
Keder Sana Yakışıyor
Ne kadar değişmişsin görmeyeli,
Ellerin güzelliğini kaybetmiş nasırdan,
Hüzün rengi almış saçlarının her teli
Gözlerine gölgeler düşmüş kahırdan,
Gözlerin ki, gördüğüm gözlerin en güzeli
Ne kadar değişmişsin ben görmeyeli
Böyle mahzun kederli değildin eskiden
Fıkır fıkır gülerdi gözlerinin içi
Dudakların nemliydi sevgiden, arzudan
Yapraklarına çiğ düşmüş karanfiller gibi
Baygın kokusuna anılarla beraber giden
Böyle mahzun kederli değildin eskiden
Sevdiklerin vefasız mıydı bu kadar
Ağlamaktan mı karardı gözlerin
Bir zamanlar gözyaşını sevmezdin
Şimdi nerden yaşardı gözlerin
Hasta mısın, yorgun musun nen var
Sevdiklerin vefasız mıydı bu kadar
Arzular vardır bilirsin anlatılamaz
Eskisi gibi kalsaydın ne olurdu
Taptaze, ıpılık kar gibi beyaz
Keder sana yakışmıyor gül biraz
Arzular vardır bilirsin anlatılamaz.
Victor Hugo
YANKIBERKE
03-01-2008, 12:33
http://img119.imageshack.us/img119/2894/normalsunu1mo4.jpg (http://imageshack.us)
YANKIBERKE
03-01-2008, 12:43
http://img208.imageshack.us/img208/7291/normalslayt1nn9.jpg (http://imageshack.us)
YANKIBERKE
03-01-2008, 13:15
YIKILMA SAKIN
Kötü şey uzakta olmak
Dostlarından, sevdiğin kadından
Yasaklanmak bütün yaşantılara
Seni tamamlayan, arındıran
Kapatıldığın dört duvar arasında
Sağlıklı, genç bir adam olarak
Neler gelmez ki insanın aklına
Sevinçli, özgür günlere dair
Kalmıştır yüzlerce yıl uzakta
Onunla ilk kez öpüştüğün şehir
Acı, zehir zemberek bir hüzün
Kalbinden gırtlağına doğru yükselir
Görüyorsun işte küçük adamları
Köhnemiş silahlarıyla saldıran sana
Kimi tutsak düşmüş kendi dünyasına
Kimisi düpedüz halk düşmanı
Diren öyleyse, diren, yılma
Yürüt daha bir inatla kavganı
Babeuf´u hatırla, Nazım Hikmet´i
Bir umut ateşi gibi parlayan zindanlarda
Hatırla Danko´nun tutuşan kalbini
Karanlıkları yırtmak arzusuyla
Ve faşizme karşı, zulme, zorbalığa
Düşün acılar içinde vuruşan kardeşleri
Kötü şey uzakta olmak
Dostlarından, sevdiğin kadından
Yasaklanmak bütün yaşantılara
Seni tamamlayan, arındıran
Ama bir devrimciyi haklı kılan
Biraz da acılardır unutma
Yıkılma sakın geçerken günler
Yaralayarak gençliğini
Onurlu, güzel geleceklerin
Biziz habercileri düşün ki
Ve halkın bağrında bir inci gibi
Büyüyüp gelişmektedir zafer.
Ataol Behramoğlu
YANKIBERKE
03-01-2008, 13:18
TÜRKİYE; ÜZGÜN YURDUM, GÜZEL YURDUM
Türkiye, üzgün yurdum, güzel yurdum
Boynu bükük ay çiçeği
Şiirin ve aşkın geleceği
Türkiye, üzgün yurdum, güzel yurdum
Dağ rüzgarı, portakal balı
Alçak gönüllü, hünerli, sevdalı
Türkiye, üzgün yurdum, güzel yurdum
Yazgısı kara yazılmış gelin
Kurumuş sütü memelerinin
Türkiye, üzgün yurdum, güzel yurdum
Harlı bir ateş gibi derinde yanan
Haramilerin elinde bulunan
Türkiye, üzgün yurdum, güzel yurdum
Güngörmüş, bilge toprağım
Yunus, Pir Sultan ve Nazım
Türkiye, üzgün yurdum, güzel yurdum
Bozlat, ağıt, halay ve zeybek
Dumanı üstünde ekmek
Türkiye, üzgün yurdum, güzel yurdum
Yüzü kırış kırış anam
Ağlayan narım, gülen ayvam
Türkiye, üzgün yurdum, güzel yurdum
Asmaların üstünde gün ışığı
En güzel geleceğin yakışığı
Türkiye, üzgün yurdum, güzel yurdum
Zinciri altında kımıldayan
Bitecek sanıldığı yerde başlayan
Ataol Behramoğlu
gizemliduygular
03-01-2008, 15:38
Unutma!
/tutamadığım/yeminim,
Sevdam olsan da.
http://www.dudakpayi.com/sizden04.htm
gizemliduygular
03-01-2008, 15:52
Şiirlerini severek okuduğum, ancak şiir yazma becerisini gösteremediğim için de bir o kadar kıskandığım :):) değerli şairlerden birinin şiiri. Şiir değil duygu yoğunlaşmasının en üst noktası.
Hocama saygı ve selamlarımla...
http://www.dudakpayi.com/sizden10.htm
YANKIBERKE
03-01-2008, 23:49
Hancı
Gurbetten gelmişim, yorgunum hancı!
Şuraya bir yatak ser yavaş yavaş...
Aman karanlığı görmesin gözüm,
Beyaz perdeleri ger yavaş yavaş...
Sıla burcu burcu ille ocağım...
Çoluk çocuk hasretinde kucağım
Sana her şeyimi anlatacağım,
Otur başucuma sor yavaş yavaş.
Güç bela bir bilet aldım gişeden,
Yolculuk başladı Haydarpaşa 'dan...
Hancı, ne olur, elindeki şişeden
Bir kaç yudum daha ver yavaş yavaş!..
Ben o gece hem ağladım hem içtim,
İki gün diyardan diyara uçtum
Kayseri yolundan Niğde'yi geçtim,
Uzaktan göründü Bor yavaş yavaş...
Garibim, her taraf bana yabancı,
Dertliyim çekinme, doldur be hancı!
İlk önce kımıldar hafif bir sancı,
Ayrılık sonradan kor yavaş yavaş...
Bende bir resmi var yarısı yırtık,
On yıldır evimin kapısı örtük...
Garip birde sarhoş oldu mu artık
Bütün sırlarını der yavaş yavaş...
İşte hancı! ben her zaman böyleyim,
Öteyi ne sen sor ne ben söyleyim?
Kaldır artık, boş kadehi neyleyim?
Şu benim hesabı gör yavaş yavaş...
Bekir Sıtkı Erdoğan
YANKIBERKE
03-01-2008, 23:51
Bana Acıma
Bana acıma
Git gönlün kimi istiyorsa
Ona git
Sanırsın ki bir tebessüm
Beni yolumdan döndürür
Sen bilmezsin, bir acı söz
Nice aşkları söndürür
Bana acıma
Tahammülüm yok yalana
Ona git
Sen kimsin ki kalp kırarsın
Özürdiler rahatlarsın
Sanırsın ki gülerim ben
Sen kendini kandırırsın
Bana acıma
Aldırma hiç ağladığıma
Ona git
Sevdim ya ne kıymeti var
Benim mi oldu dünyalar
Acıdan başka ne verdin
Dönsen bile neye yarar
Bana acıma
Ölsem bile pişman olma
Ona git.
Sultan Karataş
YANKIBERKE
04-01-2008, 10:25
http://img122.imageshack.us/img122/2986/normalkopekvedagcilaryz7.jpg (http://imageshack.us)
YANKIBERKE
04-01-2008, 10:26
http://img524.imageshack.us/img524/3/normalgolkenaridm8.jpg (http://imageshack.us)
http://img524.imageshack.us/img524/3/normalgolkenaridm8.8e53b931a8.jpg (http://g.imageshack.us/g.php?h=524&i=normalgolkenaridm8.jpg)
YANKIBERKE
04-01-2008, 10:28
http://img524.imageshack.us/img524/9389/normalkanatzq9.jpg (http://imageshack.us)
http://img524.imageshack.us/img524/9389/normalkanatzq9.338c949508.jpg (http://g.imageshack.us/g.php?h=524&i=normalkanatzq9.jpg)
YANKIBERKE
04-01-2008, 10:29
http://img524.imageshack.us/img524/7222/normalsunu2pn4.jpg (http://imageshack.us)
http://img524.imageshack.us/img524/7222/normalsunu2pn4.1c477b5ea4.jpg (http://g.imageshack.us/g.php?h=524&i=normalsunu2pn4.jpg)
Ben seni sevdim mi?
Ben seni sevdim mi? Sevdim, kime ne
Tuttum, ta içime oturttum seni
Aldım, okşadım saçlarını, öptüm
İçtim yudum yudum güzelliğini
Ben seni sevdim mi? Sevdim elbette
Bendeydi özlemlerin en korkuncu
Çıldırırdım sen ne kadar uzaksan,
Aşk değil, hiç doymayan bir şeydi bu
Ben seni sevdim mi? Sevdim doğrusu
Sevdikçe tamamlandım, bütünlendim
Biri vardı ağlayan gecelerce
Biri vardı sana tutkun; o bendim
Ben seni sevdim mi? Sevdim en büyük
En solmayan güller açtı içimde
Ömrümü değerli kılan bir şeydin
Sen benim bozbulanık gençliğimde
Ben seni sevdim mi? Sevdim, öyle ya
Bir çizgiye vardım seninle beraber
Ve bir gün orada yitirdim seni
Ben seni sevdim mi? Sevdim, ya sen beni?
Ümit Yaşar Oğuzcan
Herşey Sende Gizli
Yerin seni çektiği kadar ağırsın
Kanatların çırpındığı kadar hafif..
Kalbinin attığı kadar canlısın
Gözlerinin uzağı gördüğü kadar genç...
Sevdiklerin kadar iyisin
Nefret ettiklerin kadar kötü..
Ne renk olursa olsun kaşın gözün
Karşındakinin gördüğüdür rengin..
Yaşadıklarını kar sayma:
Yaşadığın kadar yakınsın sonuna;
Ne kadar yaşarsan yaşa,
Sevdiğin kadardır ömrün..
Gülebildiğin kadar mutlusun
Üzülme bil ki ağladığın kadar güleceksin
Sakın bitti sanma her şeyi,
Sevdiğin kadar sevileceksin.
Güneşin doğuşundadır doğanın sana verdiği değer
Ve karşındakine değer verdiğin kadar insansın
Bir gün yalan söyleyeceksen eğer
Bırak karşındaki sana güvendiği kadar inansın.
Ay ışığındadır sevgiliye duyulan hasret
Ve sevgiline hasret kaldığın kadar ona yakınsın
Unutma yagmurun yağdığı kadar ıslaksın
Güneşin seni ısıttığı kadar sıcak.
Kendini yalnız hissetiğin kadar yalnızsın
Ve güçlü hissettiğin kadar güçlü.
Kendini güzel hissettiğin kadar güzelsin..
İşte budur hayat!
İşte budur yaşamak bunu hatırladığın kadar yaşarsın
Bunu unuttuğunda aldığın her nefes kadar üşürsün
Ve karşındakini unuttuğun kadar çabuk unutulursun
Çiçek sulandığı kadar güzeldir
Kuşlar ötebildiği kadar sevimli
Bebek ağladığı kadar bebektir
Ve herşeyi öğrendiğin kadar bilirsin bunu da öğren,
Sevdiğin kadar sevilirsin...
Can Yücel
YAŞANMAMIŞ HATIRALAR
I
Yaşanmamış hatıralar bilirim
Büyülü sonbahar akşamlarında
Bulutlar üstünde su kenarında
Yalnız hayal edilen hatıralar
İşte; en ürpertici nağmelerle
Bizim şarkımızı söyliyen rüzgar
Sen dudağında gülümsemelerle
Ben gözyaşlarımla, bu alemdeyim
Fakat yine bizbize, başbaşayız
Duymasan düşünmesen de; unutma
Bir daha bu anı yaşayamayız.
II
Görülmemiş manzaralar bilirim
Karda, kışta, belki de ilkbaharda
Hür denizlerde, kuytu ormanlarda
Sadece hissedilen manzaralar
Bak. Dinle, neler anlatıyor yağmur
Üşüyorum üşüyorum beni sar
Karanlık başladı, gitme ne olur
İnan değişen manzaralar değil
Kilometreler ayıramadı bizi
Fakat bir gün gelir de birleştirir
Beyaz bir güvercin kanadı bizi
III
Söylenilmemiş mısralar bilirim
Hüzün dolu yağmurlu gecelerde
Alev çalgıların sustuğu yerde
Yalnız, yalnız düşünülen mısralar
Bilinen şeyler huzur içinde
Bilmenin bilinmez bir korkusu var
Bak bütün rüyalarım nur içinde
Çünkü, bugün havasını kokladığın
Denizaşırı bir diyar bilirim
Ve o diyarda seninle beraber
Yaşanmamış hatıralar bilirim
Ümit Yaşar Oğuzcan
Tek Vücut
Daha kaç gece bekleyeceksin geceye tutsaklığımı
Beni kucaklayan yalnızlığın kızıl sevişlerinde
Ne kadar kalacaksın uzaklarda
Sabredecek mi içindeki arzular
Yıldızların üzerime serilmesini
Kendime dokunuşlarım acıtmayacakmı canını
Boş yatağımın yarısı
Tenine yangın
Terine susamış bedenimde
Alev alev karanlık
Ben sonsuzluğu gözlerin bilirdim
Dokunuşların... düş bulutlarım
Senle uyumamak...sensiz uyanmamak gel-gitlerinde
Tüket denizleri aradan
İki yüreği tek vücudda karalım
Hadi bekleme...
Bekletme artık!
Arzu Altınçiçek
Hoş Geldin Sevdama
Geldiğinden beri ,
Çiçekler açtı penceremde
Denize çoktan düştü hayallerim
Haziran ‘sen’ oldu
Sense bahar.
Geldiğinden beri,
Huzur çöktü uykularıma
Kabus yerine rüyalar kapladı gecelerimi
Yastığım hasret koktu
Sense yıldız.
Geldiğinden beri,
Gülüşün düştü fırçama
Hayalin yerine, resmin kapladı bakışlarımı Renklerim ‘sen’ dolu
Sense gökkuşağı.
Geldiğinden beri,
Bir başka şakıdı kuşlar
Dalgalar bir başka vurdu sahile
Yağmurlar ‘sen’ düşürdü toprağa
Sense bulut.
Geldiğinden beri,
Aşk başka düştü dizelere
Notasında ‘sen’ vardı şarkıların
En güzel bestem oldu gülüşün
Sense düş.
Geldiğinden beri,
Hayat zaten vardı ya
Yaşam yokmuş gibi geldi öncesi
Nefesimde ‘sen’ vardı
Sense can.
Hoş geldin sevdama.
YANKIBERKE
06-01-2008, 01:04
http://img124.imageshack.us/img124/7053/wwwantolojicom750033327qa4.gif (http://imageshack.us)
Hadi Uzat Elini
Hadi uzat elini, tut
Beklediğimiz o beyaz bulut,
Şimdi bizi bekliyor,
Yanlız sen,ben ve çok sevdiğimiz bir kaç kişi,
Götürecek istediğimiz yere bizi,
Hadi uzat elini korkma,
Bakma sakın arkana,
Bırak, her şey olduğu gibi kalsın,
Yeni başlangıçların kapısı aralansın,
Bak, bugün sen hala VARSIN
(Tekirdağ 25.04.2007)
İlknur Tokgöz
BELKİ YİNE GELİRİM
Dudaklarımı kanatırcasına ısırıyorum günlerdir
Her sözcük dilimin ucunda küfre dönüyor çünkü
Bir gök gürlese bari diyorum, bir sağnak patlasa
Bitse bu sessizlik, bu kirli yapışkanlık bitse
Ama bir tufan az mı gelir yoksa yine de
Yırtılan ve parçalanan bir şeyler olmalı mutlaka
Hiç durmadan yırtılan ve parçalanan bir şeyler.
Oysa ne kadar sakin bu sokaklar ve bu kent
Ne kadar dingin görünüyor bana şimdi gökyüzü
Gidenler nerde kaldılar, özledim gülüşlerini
Bir kenti güzelleştiren yalnız onlardı sanki
Onlardı çocuklara ve aşka ölesiye bağlanan
Kadınları güzelleştiren herhalde onlardı
"Tükürsem cinayet sayılır" diyordu birisi
Tükürsek cinayet sayılıyor artık
Ama nerede kaldılar, özledim gülüşlerini onların
Uzun uzun bakıyorum kıvrılan sokaklara
Tek yaprak bile kıpırdamıyor nedense
Ve tek tek söndürüyor ışıklarını varoşlar
Alnımı kırık bir cama yaslıyorum, kanıyor
Kanımın pıhtılarında güllerin serinliği
Ve fakat bir cellat gibi yetişiyor pusudaki
Dilimin ucunda küfre dönüyor her sözcük
Yaşamak neleri öğretiyor, düşünüyorum
Okuduğum bütün kitaplar paramparça
Çıkıp dolaşıyorum akşamüstleri bir başıma
Bir uçtan bir uca yalnızlıklar oluyor kent
Bulvar kahvelerinin önünden geçiyorum
Sarmaşık aydınlar, arabesk hüzünler
Bir gazete sayfasında sereserpe bir yosma
Sesler gittikçe azalıyor, kuşlar azalıyor
Ve ne zaman yolum düşse vurulduğun yere
Kızgın bir halka oluyor boynumda o sokak
Hüznü yalnız atlarımız duyuyor artık
Biz çoktan unutmuşuz böyle şeyleri
Ama içimde bir sırtlanın dalgın duruşu
Ve dilimin ucunda küfre dönüyor her sözcük
İçimde zaptedilmez bir kırma isteği
Dizginlerini koparan bir at sanki bu
Soluk soluğa kalıyorum her sonbahar
Ve sevgilim ne zaman hoşgörülü olsa
Bir yolculuk düşüyor aklıma, gidiyorum
Bütün gençliğim böylece geçip gitti işte
Ama hala bir şeyler var vazgeçemediğim
Hangi duvar yıkılmaz sorular doğruysa
Bir gün gelirsek hangi kent güzelleşmez
Şiirlerim bir dostun vurulduğu yerde yakıldı
Geri almıyorum külleri yangınlar çıksın diye
Devriyeler çıkart şimdi, bütün ışıklarını söndür
Sorduğum hiçbir soruyu geri almıyorum ey sokak
Ve dilimin ucunda küfre dönüyor her sözcük
Dudaklarımı kanatırcasına ısırıyorum günlerdir
Bir gök gürlese bari diyorum bir sağnak patlasa
Bitse bu kirli ve yapışkan sessizlik, hiç gitmesem
Oysa ne kadar sakin sokaklar, bu kent ve bütün yeryüzü
İpince bir su gibi sızıyorum gecenin tenha göğüne
Sessizce çekip gidiyorum şimdi, sessiz ve kimliksiz
Belki yine gelirim, sesime ses veren olursa bir gün...
Ahmet Telli
YANKIBERKE
06-01-2008, 21:35
Ayrılık Sevdaya Dahil
Ayrılık Sevdaya Dahil
Acilmis sarmasik gulleri kokulariyla baygin
En gorkemli saatinde yildiz alacasinin
Gizli bir yilan gibi yuvarlanmis icimde kader
Uzak bir telefonda aglayan yagmurlu genc kadin
Ruzgar uzak karanliklara surmus yildizlari
Mor kivilcimlar geciyor daginik yalnizligimdan
Onu cok ariyorum onu cok ariyorum
Heryerimde vucudumun agir yanik sizilari
Bir yerlere yildirim dusuyorum
Ayriligimizi hisettigim an demirler eriyor hirsimdan
Ay isigina batmis karabiber agaclari gumus tozu
Gecenin irmaginda yuzuyor zambaklar yaseminler unutulmus
Tedirgin gulumser
Cunku ayrilik da sevdaya dahil cunku ayrilanlar hala sevgili
Hic bir ani tek basina yasayamazlar
Her an otekisiyle birlikte hersey onunla ilgili
Telasli karanlikta yumusak yarasalar
Gittikce genisliyen yakilmis ot kokusu
Yildizlar inanilmiyacak bir irilikte
Yansimalar tutmus butun sahili
Cunku ayrilmanin da vahsi bir tadi var
Oyle vahsi bir tad ki dayanilir gibi degil
Cunku ayriliklar da sevdaya dahil
Cunku ayrilanlar hala sevgili
Yanlizlik hizla alcalan bulutlar karanlik bir agirlik
Hava agir toprak agir yaprak agir
Su tozlari yagiyor ustumuze
Ozgurlugumuz yoksa yalnizligimiz midir
Eflatuna calar puslu lacivert bir sis kusatti ormani
Karanlik coktu denize
Yanlizlik cakmak tasi gibi sert elmas gibi keskin
Ne yanina donsen bir yerin kesilir fena kan kaybedersin
Kapini bir calan olmadi mi hele elini bir tutan
Bilekleri bembeyaz kugu boynu parmaklari uzun ve ince
Simsicak bakislari suc ortagi kacamak gulusleri gizlice
Yalnizlarin en buyuk sorunu tek basina ozgurluk ne ise yarayacak
Bir turlu cozemedikleri bu olu bir gezegenin soguk tenhaligina
Benzemesin diye ozgurluk mutlaka paylasilacak suc ortagi bir sevgiliyle
Sanmistik ki ikimiz yeryuzunde ancak birbirimiz icin variz
Ikimiz sanmistik ki tek kisilik bir yalnizliga bile rahatca sigariz
Hic yanilmamisiz her an dusup dusup kristal bir bardak gibi
Tuz parca kirilsak da hala icimizde o yanardag agzi
Hala kipkizil gulumseyen sanki atesten bir tebessum zehir zemberek ASKIMIZ
Atilla İlhan
YANKIBERKE
06-01-2008, 22:34
MASAL BU YA ..
Masal bu ya...
Sen Fırat’mışsın, ben Dicle,
Kimi zaman coşkuyla,
Kimi zaman sessizce,
Uzaktaki vuslattan habersizce,
Akıp durmuşuz ayrı ayrı,
Senelerce...
Derken bir gün, bir şekilde,
Tanışmışız bir yerde,
İşte o an, o yerde,
Sevdalanmışız birbirimize.
Bir başka akar olmuşuz,
Bir başka coşmuşuz,
Yaşam denilen o ülkede.
Masal bu ya...
Kavuşmak için birbirimize,
Yaşar olmuşuz,
Coşar olmuşuz,
Koşar olmuşuz.
Derken.....
Yine bir gün, bir yerde,
Birleşip akar olmuşuz...
Yaşam denilen o ülkede.
Masal bu ya.....
Bahar Ş. GÜLŞEN
YANKIBERKE
06-01-2008, 23:24
http://img410.imageshack.us/img410/9776/sen1mc1xdhq8.jpg (http://imageshack.us)
YANKIBERKE
07-01-2008, 07:51
http://img91.imageshack.us/img91/7825/normalkarlidaglarje5.jpg (http://imageshack.us)
Yıkansam Seninle
kelebekleri bilirsin sen..
incecik kanatları benekli..
pervane olurlar ışık başlarında,
çiçek yapraklarında...
ben
en mavisini severim ama,
beyazına da tutkunum; sana benzediği için..
kara benekleri kara gözlerin gibidir;
aşk taşır uzaklara...
benden alır sana getirir,
senden alır bana getirir,
zamanı sorma!
zaman bahar değilse değil.
oysa ben,
hep hazana takılan aklımın
şaşkınlığını yaşarım bahara dokunuşlarımda..
sana dokunuşlarımda sevgili!..
‘neden şimdi?’ desem, yanıt bulamam ki!..
bulsam da fark etmez nasılsa,
çünkü sana öyle alıştım ki,
çünkü sana öyle vurgunum ki!....
ne baharı hesaplayacak zaman,
ne de,
hazanı solduracak güneş gelir aklıma; unuturum!..
bir seni unutmam!
yüreğime usulca girişindeki süzülüşü,
dudağıma astığın gülüşü,
umuda açtırdığın çiçeği unutmam...
arkası yarınları eskiden de severdim ben,
şimdi daha iyi anladım, hala seviyormuşum...
çünkü umut taşıyan bir yanı vardı bunun.
benim sana kavuşmam umudu gibi!
'yarın 'deyip gülsem de şimdi,
ağzıma küfrünü iliştirdim sensizliğin:
vaz geçemediğim sevgili!
yalandı bu işte!
ben hiç sensiz değildim ki..
hep benimle oldun sen!..
hep bendeydin, kimseye benzemeden..
hep ‘hiç kimseydin’ bende ki!:
korkularımda yüreğim,
acılarımda afyonum,
hüzünlerimde gözyaşım,
sevinçlerimde müjdem,
yıkılışlarımda direğim,
uzaklarımda yolum,
özlemlerimde elim,
sevdalarımda koynum oldun ısındığım ..
teşekkür ederim sevgili!...
şimdi gece!
ve ben karanlığı bile sever oldum seninle..
çünkü;
korkularımı unutuyorum,
çünkü;
bitiyor yalnızlığım,
çünkü;
yıldızları topluyorum,
çünkü;
seni severken çoğalıyorum...
sokakta yürüyoruz işte: el ele...
sofrada yan yanayız,
yatakta göz göze....
ister bir çöle serilmiş olsun yatağımız,
ister bir denize...fark etmez ki!..
her seferinde,
tutamadığım bir pırıltı sıyırıp gider bedenimi..
serap olur,
yakamoz olur uzak denizlerde...
ah!..bir binebilsem gemilere...
FORA!...diye bağırsam,
susuverse martılar...
balıklar değse ellerime;
senden kalkıp bana yalpalanan yüzüşlerinde...
kayıp gitseler diplere doğru...
birde,
utanmasam cümle alemden!
yıkansam, yıkansam, yıkansam...
seninle!...
Tayyibe Atay
YANKIBERKE
07-01-2008, 22:22
http://img513.imageshack.us/img513/2039/alamak2ixwy8.jpg (http://imageshack.us)
http://img513.imageshack.us/img513/2039/alamak2ixwy8.d4aa8a4c58.jpg (http://g.imageshack.us/g.php?h=513&i=alamak2ixwy8.jpg)
Dayanamıyorum
yoksun
İsimler takıp şiirler söylediğim
gözlerin de yok
yoksun hiç bir şeyin tadı tuzu yok
koskoca evrende bir başımayım sanki
gülmeler bile yabancı artık bana
dost sohbetleri de yetmiyor gayrı
içimdeki kor ateşi söndürmeye
anılarla avunur oldum
karabasan gibi çöküyor zifiri karanlık geceler
bir türlü sabah olmak bilmiyor
korkuyorum...
küçük bir çocuğun
annesine özlemi gibi özlemim
sensiz sevgisiz kimsesizim
üşüyorum...
her nerede isen sevgili
gel artık
gel de kurtar beni
sensizliğe dayanamıyorum!
Bahar Ş. Gülşen
kelaynak
07-01-2008, 23:11
Sn Yosun ve Sn Ipeksay sayesinde şiiri sevmeye başladık
Teşekkürler :)
DUVAR USTASI
07-01-2008, 23:12
Burnumu buğulu camlara dayamaktan
İçimin rengini bilen yok
vazgeçtim.
Vazgeçtim istemekten yaşamı doğan günden
Pencerem kapalı şimdi
Perdeden ışık sızmıyor.
Odama karanlık
Sorguluyorum dostlarımı,
Dostluklarımı,
Sorguluyorum yaşamışlığımı.
Geceye yağmur yağıyor,
DUVAR USTASI
07-01-2008, 23:13
Camların ardında bekleyen sılam!
Pencere sensin, ışık ve hayat!
Dostlar,dostluklar yüzünü özler,
Kapatma perdeleri, pencereni aç!
Geceye yağmur yağdıkça açar;
Işık çiçekleri,Sende, odanda.
Karanlık ışığa hükmedemez ki,
Karanlık çoğaldıkça açar ışıklar.
Sen bir baharsın,gündüz ve güneş,
Özlenen,beklenen gökkuşağımsın.
Renklerin aksetmiş ta gözlerime!
Ardına düştüğüm pembe sılamsın....
YANKIBERKE
08-01-2008, 15:04
http://img162.imageshack.us/img162/1941/normaldenizegidenatllarfp0.jpg (http://imageshack.us)
YANKIBERKE
08-01-2008, 15:17
http://img162.imageshack.us/img162/2168/normalsilgiie6.jpg (http://imageshack.us)
AYAZ VURDU
bir damla şiir gölgesinde eskittim ruhumu
sen yokken
meze ettim sevdamı rakı masalarına
özlem türküleriyle yıkandım
/ kimsesiz /
sıska düşlerle sırçaladım yüreğimi
ve
bedenim sürgün ellerde ...
/ sensiz /
vakitsiz açan sevda çiçeği yüreğim
yangın yerine dönen karlı sokaklarda
don yemiş kardelen gibiyim
/ çaresiz /
tomurcuğa durmuştu
laf anlamaz asi dallarım
/ zamansız /
çiçeklendi dört bir yanım
ayaz vurdu!
/ tan bile ağarmamıştı henüz /
beklediğim bahardı oysa ...
Bahar Ş. Gülşen
YANKIBERKE
08-01-2008, 23:23
Akar dağ parçaları halinde
ellerinin acısı ellerimden
gelincik tarlası bir kadın
erir kıştan kalma karları
uykudan önceki yalnızlığı
büyütür tenimde kırmızı...
sezaiozener
08-01-2008, 23:56
Tetbir al
Tetbir al can bedende eylemez tehir.
Tokmak degmek üzre o zati zile
Hayat dedigimiz bu nazlı nehir
Çaglar gider mevla denen menzile.
ister aslan kaplan olsun ister fil ,
kisrada bulamaz kendine kefil
Gayet ayık davran olmaki gafil
Azız bagız,elindeki mendile
Nöbet bizde,nolmuş nice nicesi
Yana yatmış yosun tutmuş hecesi
Koyu karanlıktır kabrin kara gecesi
Fazla yagız fitil bagla kandile
Hep bir ayardır ahretteki nas
Ne rüşveti vardır ne de iltimas
Kar etmez sırata cebrile cinas
Aşamazsın füze ile fendile.
Ey zevraki kurur gürleyen gülün
Balık gibi kalır balcıkta ölün.
Kar etmez yelkenin kesilir yelin,
Ah edip ALLAHDAN el aman dile.
zevraki
SEN
özlediğim, beklediğim,
umudumsun sen
buz tutan yüreğimde açan,
nadide çiçeğimsin,
/ kardelen /
ahh! Sen var ya sen..
yaşadığım en deli aşksın
sen!
Bahar Ş. Gülşen
YANKIBERKE
09-01-2008, 13:55
Sn Yosun ve Sn Ipeksay sayesinde şiiri sevmeye başladık
Teşekkürler :)
neden sadece bayanlar:(
Küçük Fotoğrafçı
- Anneciğim,
Her zaman
Yanağını koyup yanağıma:
"Dünya bir yana, sen bir yana."
Dİyorsun.
Biliyorum, beni canından
Çok seviyorsun.
Ama anne,
Beni niçin çağırmadınız
Düğününüze?
Hiçbir fotoğrafınızda
Kendimi göremedim!
- Şey!...
Çünkü o fotoğrafları,
Sen çekmiştin yavrucuğum.
Bestami Yazgan
Çıtı Pıtı Kutu Kutu Şiirler -Aralık 2007
gizemliduygular
10-01-2008, 07:46
Dört Güvercin
geldi dört güvercin
suda yıkanmak için.
Su mahpusane yalağındaydı.
ve güneş
güvercinlerin
gözünde, kanadında, kırmızı ayağındaydı.
girdi dört güvercin
yıkanmak için
suyun içine.
ve kederli toprakta dört insan
baktı dört güvercine.
Güvercinler hep beraber
güneşi taşıyıp kırmızı ayaklarında
uçabilirler.
Durdurmaz onları demir ve duvar.
güvercinlerin yumuşak kanatları var.
Ve kanatlar
Şimdi burda, şimdi damın üzerinde.
İnsanların kanatları yok
İnsanların kanatları yüreklerinde.
Dört güvercin
güneşe varmak için
yıkandı, uçtu sudan.
Nazım Hikmet
YANKIBERKE
10-01-2008, 08:26
KIZ VE KİRAZ
Kiraz ağacındaki kız
Seker daldan dala
Kiraz devşirir
Dere boyunda ince ılgın
Salınır sağa sola
Savrulur etekleri
Sallanır iki yana
Kiraz moru memeleri
Açılır kapanır
Öpülse eriyip ağızda kalır
Kiraz çürüğü dudakları
Bir şarkıdır söylediği
Mavi bir sevda şarkısı
Hayır mavi değil
Ela bir şarkıdır söylediği
Kız basar
Dal ırgalanır
Yel eser kirazlar.
Yelde kız ve kiraz kokusu
Kız değil bre bu
Yürek üzgüsü
Metin Demirtaş
YANKIBERKE
10-01-2008, 08:49
DENİZ
Bu ada fırdolayı,
Allahına deniz be.
Coşar kendiliğinden,
Dakkası bel’olmaz.
Tutturmuş, bir evet bir hayır,
Mavişken: evet,
Köpükken: evet;
Tırıs mı: hayır der hayır
Tek durma bilmez,
Tos vurur taşa;
“Ben deniz” der durur,
Gel de taşı inandır.
Al işte o zaman:
Yedi yeşil denizin,
Yedi yeşil kaplanın,
Yedi yeşil köpeğin,
Yedi yeşil diliyle;
Yine gelir, dolanır,
Taşı öper, ıslatır,
Bağrını, vura döğe.
Yine der ki: “Ben deniz”.
Elbet sana deniz derler,
Hay deniz arkadaş.
Suyun tükenmesin,
Çağın geçmesin.
Dellenme, n’oluyorsun,
Yardım et bize,
Biz kimiz zaten:
Kıyı insanları,
Balıkçılar işte...
Açız, üşürüz, hasmanemizsin,
Bağırma öyle, sert vurma,
Aç yeşil kutunu,
Dök avuçlarımıza;
Gümüş armağanını:
Gündelik balıktan.
Burda, her evde.
Dileğimiz bu:
Gümüşmüş te.
Sırçaymış da, vay aymış;
Ne çıkar, balık niye olmuş:
Dünyanın,
Fakir mutfakları için.
Soğuk, ıslak şimşekten
Dalgaların altına,
Kaydırma bakayım onu,
Saklama;
Hele, gidinin cimrisi.
Bir açılsana, gel,
Ko onu ellerimizin
Şuracığına.
Yardım et bize,
Yeşil, derin baba.
Yardım et ki bir gün,
Dünya yoksulluğu, kalka.
Dipte kalmış meyvenin,
Sırılsıklam yüceliğin,
Madenlerinin,
Öküzlerinin, üzümlerinin,
Sendeki bitip tükenmez,
Şeylerin:
Hasadını yapalım, yardım et.
Sana kim derler, biliriz
Okyanus baba.
Sürü sepet martıcıklar,
Adını serper, kumlara.
De akıllı dur,
Silkme yeleni.
Gözdağı verme, ortalığa,
Gıcırdatma, göğe karşı
Güzelim dişlerini.
Bi dakkacık dursun,
O şanlı hikayelerin.
Sen, her gün balık ver
Balık.
Büyükmüş küçükmüş bakma
Ver gelsin:
Her kadın, her erkek, her bebeğe.
Gez, dünya sokaklarını,
Dağıt balıklarını.
Sonra da, bir bağır bir bağır.
Bağır ki işteki yoksullar,
Seni duysunlar.
Bağır ki:
Maden ağzına çıkanlar:
“Bak hele koca denize
Balık pay etmeden gelir” desinler.
Onlar gerçekte,
Çekip gidecekler, karanlıklara,
Gülerekten...
Ormandaki, caddedeki insanlar
Ve toprak:
Bir deniz gülüşüyle, gülecekler.
Yok ama, istemiyorsan
Sen bunu,
Dur bekle, düşüneceğiz.
Siftah, insan işlerini
Bir hale yola koymamız gerek:
Başta en önemlileri,
Sonra, ötekiler.
Gün ola,
Bir dalacağız sana:
Ateş bir kılıçla keseceğiz,
Dalgalarını.
Elektrik atla aşacağız,
Köpüğünden.
Türküler tutturarak,
İneceğiz karnının, en kuytu yerine.
Atom teli, saracak belini.
Bitkiler dikeceğiz:
Çimentodan, çelikten,
Derin bahçene;
Elini kolunu, bağlayacağız.
Ve koşum takarak sana,
Çekip çevireceğiz seni
Alacağız kaleni;
Salkımlarından, kopara tüküre
Basa basa geçeceğiz etinden.
Ama önce kendi dertlerimiz,
Seninkisi sonra.
Her şeyi düzenleyeceğiz,
Ufaktan, ufaktan:
Harika şeyler yapmaya
Zorlayacağız,
Toprak seni, deniz seni!
Harikalı şey, ekmek deniz,
Dediğin de ne?
Bunlar, kavganın içinde,
Zaten:
Bizdedir, bizde!
Pablo NERUDA
gizemliduygular
10-01-2008, 08:54
Bir vesile ile tanışma onuruna eriştiğim şair arkadaşım, güzel insan, mert Anadolu çocuğu Sunay Akın'ın sevdiğim şiirlerinden biri.
Kova Kaleci
Yedi kova su yeterliydi
sıvas'taki ateşi söndürmek için
oysa her biri
devlet dairesindeki kovaların
üstüne yazılı
altı harfli bir sözcüktü yangın
Yedinci kova
taşar engellenemez biçimde
çünkü emekçilerin
alın teriyle doludur
işte bu yüzden
sinek ölüleri yüzemez üstünde
Futbol takımında mahallenin
kova kaleciydi lakabım
ilk kez sevinecektim buna
ama yalnızca
avuçlarıma alabildiğim suyu
bir kova gibi sıvas'a taşıyamadım
G harfi boştur yangın kovalarının
ki ortaya çıkar
dolu olanları okununca
madımak oteli'nin merdivenlerinde
kurtulmayı bekleyenler için
verilen karar: Yan ın
Ve başında anladım ki bir kuyunun
ipin ucunda
derinlerdeki suya uzanan
birer kova gibidirler
yangınları söndürmek isteyen
darağacına asılı devrimciler
Sunay Akın
gizemliduygular
10-01-2008, 08:59
Şiiriçi Hatları Vapuru
Nazım Hikmet vapuru
deniz ile arasına
dökülen asfaltı kırar
ve özgürlüğüne kavuşturur
salacak iskelesini
batmak pahasına
Can Yücel vapuru
alaycı bir düdük çalar
savaş gemilerine
ki rakı şişeleri asılıdır
can simitlerinin
yerine
Attila İlhan vapuru
keyfile yarar suları
içinde çünkü sevgililer öpüşür
ve güvertesinde
sigarasını rüzgara karşı yakan
bir katil üşür
Edip Cansever vapuru
denize yansıyan
otel ışıkları altında
gider gelir boğazın en uzak
iki iskelesi arasında
Orhan Veli vapuru
evlerine taşırken
telaş içindeki insanları
küpeştesinden atılan
simitleri kapışır
martı kuşları
Cemal Süreya vapuru
akşamüstleri giyince
ışıklı elbisesini
ince bir duman savurarak havaya
dansa kaldırır
kız kulesini
Sunay Akın
gizemliduygular
10-01-2008, 10:33
Dönmemek üzere gidenlerin anısına.....
SESSİZ GEMİ
Artık demir almak günü gelmişse zamandan,
Meçhule giden bir gemi kalkar bu limandan.
Hiç yolcusu yokmuş gibi sessizce alır yol;
Sallanmaz o kalkışta ne mendil ne de bir kol.
Rıhtımda kalanlar bu seyahatten elemli,
Günlerce siyah ufka bakar gözleri nemli.
Biçare gönüller. Ne giden son gemidir bu.
Hicranlı hayatın ne de son matemidir bu.
Dünyada sevilmiş ve seven nafile bekler;
Bilmez ki, giden sevgililer dönmeyecekler.
Bir çok gidenin her biri memnun ki yerinden.
Bir çok seneler geçti; dönen yok seferinden
YAHYA KEMAL BEYATLI
YANKIBERKE
10-01-2008, 23:17
http://img518.imageshack.us/img518/3121/post17611302724341aciv0.jpg (http://imageshack.us)
http://img518.imageshack.us/img518/3121/post17611302724341aciv0.45128f994c.jpg (http://g.imageshack.us/g.php?h=518&i=post17611302724341aciv0.jpg)
YANKIBERKE
10-01-2008, 23:18
http://img219.imageshack.us/img219/8461/41973355kc7.png (http://imageshack.us)
sezaiozener
11-01-2008, 23:24
SEVDİGİM.
Hal hatır sormazsın hayli zamandır
Yüregimi taş mı sandın sevdigim
Hüsnünün hicrinden gözlerim kandır
Bu akanı yaşmı sandın sevdigim
Ram rabbine de cıkma ki rakip
Mevladır üstünde gizli murakip
Gece gündüz vardır peşinde takip
Sen arkanı boş mu sandın sevdigim
Bir şey mi dedim ki sana söz atıp
Yahut yolunu mu kesdim gözetip
Gizlice gezersin kendin bezetip
Sen beni berduş mu sandın sevdigim
Gönüller kalası zorla alınmaz
Settar,ı sevenler saftan silinmez
Koskoca alemdir bu bilinmez
Her berduşu boş mu sandın sevdigim
Pervazdan mı geldin terin terlice
Aklın fikrin neden öyle kirlice
Gözlerimde yıkanırsın her gece
Deryaları duş mu sandın sevdigim
Zedesi yürek de görünmez zahir
İşledi ilige eyledi tehir
Zulalin camında sundugun zehir
Yedirdigin aş mı sandın sevdigim
Çözemessen eger bu ördügümü
Sanma iskender,in o kördügümü
Yedi hicabı yarıp gördüğümü
Yoksa ki düş mü sandın sevdigim
Bir karpuz misali kalbimi dilen
Bıcak gibi bana sana degilen
Hakdan başkasına hepden egilen
Boş topları baş mı sandın sevdigim
Bu samimi aşkım salacaktır ün
Saracaktır seni yeniden hergün
Beni görüp neden öyle üşüdün
Duş vaktini kış mı sandın sevdigim
Sahip ol sen ey yar o bakir bağan
Bir kerecik bak da şo solan sagan
Etrafı sarmış bütün saksagan
Kargaları kuş mu sandın sevdigim
Saadetin sırrı sabır sadakat
Her canda bulunmaz o cevher fakat
Tutmuyor dizlerim koymadın takat
Zevraki şarhoş mu sandın sevdigim...
Zevraki
YANKIBERKE
12-01-2008, 14:00
DAĞILGAN
Sesini öyle sesini
Görünen ağzında yarı çıplak
Seni sevdiğimin görünüşü gibi.
Güzdü, yapraklar vardı
Biz yitirmek için yaşadık bu ölmezliği
Güzdü, yapraklar vardı
Her bir bakışıyla o şimdi
Dağılan beni sevdiğinin dağılışı gibi.
Edip Cansever
Azeri Aşk şiiri
EŞK NEYSE ONU YAŞİYAH
Sen meni sev, men seni sevim
Sen menin için yan
Men seni severah yanim dutuşim
Glasik eşk neyse onu yaşiyah
Ya da sevme haberin olmasın
Men sana sevdalanıp dolaşim
Platonik eşk neyse onu yaşiyah
Sevdada oturah, yiyah içah
El ele olah, gan kusah
Tombilik eşk neyse onu yaşiyah
İstersen sevdandan kendimi kesim
Sağımı solumu doğriyim biçim
Psikopatik eşk neyse onu yaşiyah
Eyle sevah ki gara sevda olah
Araplara benziyeh gapgara olah
Gara eşk neyse onu yaşiyah
Yalan söylemiyah, hep dogru diyah
Beraber oturah beraber yiyah
Realist eşk neyse onu yaşiyah
Birbirimize türkü söyliyah, mizildiyah
El ele tarlalarda, bostanlarda gezah
Romantik eşk neyse onu yaşiyah
Kediyi, gudiği sen diye sevim
Sen de horozi, guliği men diye sev
Sembolik eşk neyse onu yaşiyah
Gel el ele tutuşip kendimizi elehtriğa verah
Zangir zangir titriyah, ölmiyah
Elektronik eşk neyse onu yaşiyah
Ahırlarda, komlarda buluşah
Tezek agalahlarının dibinde oturah
Otantik eşk neyse onu yaşiyah
Alıntıdır...
YANKIBERKE
12-01-2008, 23:37
GECE GELENİN TÜRKÜSÜ
Hangi saatte durur şiir
Hangi saatte başlar
Horozlar hangi saatte öter
Hangi saatte yıkanır ışıkla
Gecenin çamuruna batanlar
Böyle sen mi geldin sabaha karşı
Alkol tütün ve yalnızlık içinde
Böyle sen mi geldin sessiz
Çocukların doğmasından, günün ışımasından
Kavgada insanların ölmesinden korkarak
Böyle sen mi geldin kaça kaça
Kaygılar hangi saatte başlar
Hangi saatte yenik düşer
Gecenin bitimi doğan güne
Ve neden güne başlıyor gibi
Bazen çok sevdiklerimiz bile
Yeniden geceye başlarlar
Hangi saatte susar şiir
Hangi saatte yazar ölümün yazgısını
AFŞAR TİMUÇİN
DİYALEKTİK GAZEL
büyük bir şaşaadır ölüm
ebruli nurlarla gelir
öyle bir yanardağdır ki öfkesi
mutantan destur'larla gelir
karşıtıyla yüklüdür herşey
mutlak çözümlerden vazgeç
tartışılmaz mükemmellikler
ne gizli kusurlarla gelir
sen sen ol korkma karanlıktan
dik ışık çekirdeklerini
çünkü en berrak sular bile
en yağlı çamurlarla gelir
nasıl doğmakla başlarsa ölüm
ölmekle başlar öyle hayat
bil ki dünyayı sarsan sıçramalar
birikmiş şuurlarla gelir
ATTİLA İLHAN
TUT Kİ GECEDİR
tut ki gecedir
karanlık sıvaşır ellerine camlardan
birden kırmızıya döner
trafik ışıkları
kükürtlü dumanlar yükselir
korkuya batmış
camkırığı adamlardan
tehlikeye büyür sakalları
tut ki gecedir
ihbarlar birer sansar
bir telefondan bir telefona atlar
yeraltı örgütleri tetik üstünde
adres değiştirmiş silah kaçakçıları
fahişeler birbirinden kuşkulanıyor
tut ki gecedir
katiller huzursuz
hırsızlar sinirli
hainler ürkekçedir
elleri telefona kendiliğinden uzanıyor
ihanete gece müthiş bir gerekçedir
ihbarlar birer sansar
bir telefondan bir telefona atlar
ihanet bir bilmecedir
ATTİLA İLHAN
YANKIBERKE
14-01-2008, 12:20
Ölüm Dirim Günleri
Sözcükler yine
Işıltılı, şişman, ince, gülünç, acıklı
Kimi eski dost
Kimi kadın
Kimi yabancı.
Bunu ben yazmışım
Bunu da
İnanılır şey değil bunu da ben yazmışım.
Kantinde çay içerken konuşuyorum
Gilindre'de dam üstünde sesim dolaşıyor
Söylev yerindeki:
O da benim
Peki hangisi gerçek
Gür ve binlerce
Binlerce akarsuya ulanacak olan.
İten güç hani?
Bu sözcükler gördüğüm taş yığınlarından
Okuduklarımdan, insan yüzlerinden
Boş ve anlamsız imgeler mi?
Çok az gördüm satırlarımın
Birini etkileyip sarstığını
Gördüklerimin de çoğu esrimiş
Boşalacak yer arıyorlardı.
Türkülerim, doğrusu en çok beni değiştirdi
Beni koşturdu peşlerinden
Elimden tutup bir yukarı çıkardı.
Arıyorum titreşimin kaynaklarını
"Güzel" demeden
"Kavga" demeden önce
Hangi demirin hangi candamarı kestiğini
Sesler değişik
Anlam bağıl ve değişkenmiş
Olsun
Pıt pıt atan yüreğine inmek bir sürecin
Bütün bu çabalara değmez mi?
Ölüm-dirim günleri yaklaşıyor
Gövdemde gerginlik
En küçük halk birimlerinde kıpırdanmalar
Yönetenlerin beceriksizliği...
Türkülerim
Ağır çamurlu çizmeler geçecek üzerlerinizden
Yarın, pasaklı mürekkep lekeleri diyecekleri size.
Bunlar beni elden ayaktan düşürmüyor.
Duyuyorum dağlardan, köşebaşlarından, koğuşlardan
Duyuyorum odalardan, ciplerden, ırmaktan
Duyuyorum dışımda insan yüreklerinden, dudaklarından
Zorlu ve engin bir çığlık yürüyor dudaklarıma.
Barış Pir Hasan
YANKIBERKE
14-01-2008, 19:46
Saçlarında rüzgarları bulduysam
Gözlerinde yağmura dokunduysam
Yakınım sen uzağım sen olduysan
Sana olan sevdamdandır bilesin...
Hiçbir kalemin cesareti yoktur bu yürekteki yıkılışı yazmaya...
Geceler korkak, geceler korkulu, geceler korkunç...
Sabahına uyandığım her gün yapayalnız...
Sensiz... Sessiz...
Görmezsin...
Zaten görmek için yetmiyor gözler... Gidiyorum, ellerini aç, umutların sende kalsın diyerek; arkanı dönüp adımlar atmaya başlamak bir acı hikayenin ön sözü sayılıyor... Her yağmur, gözyaşlarıymış bu uçsuz bucaksız, vefasız, kalpsiz şehrin ve damlalarını düşürdüğü her kaldırım, yollarınmış adım adım geçtiğin...
Saçlarında rüzgarları bulduysam
Gözlerinde yağmura dokunduysam
Yakınım sen uzağım sen olduysan
Sana olan sevdamdandır bilesin...
Bilinmezliklerin en orta yeri kaldı senden geriye...
Ve hiçbir mektubu tek zarfta, tek kutuda toplayasım da yok artık...
Ya adın kalır üzerinde, ya da çıkmaz sokaklarla dolu adresin...
Anlamazsın....
Aşk bir yaşam biçimidir kandırmacasına boğulmuş gidiyordum işte... Kolaydı... Yaşamın, yaşamanın ve yaşatmanın en güzel anlamıydın çünkü... Sen vardın, seninleydim, kandım gitti işte!
Aşk mı? Boşversene...
Aşk olunca yanakların kızarışların en koyusunu yaşar, en koşarcasına adımlarını atarmış ayakların... Gözlerin daima uzağı görür, sessizliğin sesini daha iyi duyar, şubat ortasında mevsimlerin en sıcağını yaşarmışsın...
Ellerin hiç kurumaz, dudakların hiç solmazmış
Biri tutulur, diğeri öpülürmüş çünkü...
Boşverdim, inanmadım...
Saçlarında rüzgarları bulduysam
Gözlerinde yağmura dokunduysam
Yakınım sen uzağım sen olduysan
Sana olan sevdamdandır bilesin...
Her rüzgarda biraz daha koyuyorum zindanlara yüreğimi... Umutlarım demir parmaklıklara emanet... Çayı her yudumlayışımda, yaktığım her sigarada, dinlediğim her şarkıda bu dert beni iflah etmez öldürür tadını yaşatıyorum işte o yüreğe!
Her yanışımdan sonra, ayrılık da aşka dahil, palavrası atılıyor sokaklara... Aşka, yüreğe, umuda, bir bir tükenen her ümide ortak olduğu taraf, neresidir ayrılığın? Hangi yaşanmışlığa, hangi kaybedişe ve hangi hüzne denktir bu ızdırap?! Hangisine cevaptır her içimdeki bu ruhsuz örtü?!
Bilmezsin...
Öpüyorsam ayrılığı gözünden
Söküyorsam yüreğimi göğsümden
Geçiyorsam gözlerinin içinden
Sana olan sevdamdandır bilesin
YANKIBERKE
15-01-2008, 10:51
Ne İçindeyim Zamanın
Ne içindeyim zamanın,
Ne de büsbütün dışında;
Yekpare geniş bir anın
Parçalanmış akışında,
Bir garip rüya rengiyle
Uyuşmuş gibi her şekil,
Rüzgarda uçan tüy bile
Benim kadar hafif değil.
Başım sükûtu öğüten
Uçsuz, bucaksız değirmen;
Içim muradıma ermiş
Abasız, postsuz bir derviş;
Kökü bende bir sarmaşık
Olmuş dünya sezmekteyim,
Mavi, masmavi bir ışık
Ortasında yüzmekteyim.
Ahmet Hamdi Tanpınar
YANKIBERKE
15-01-2008, 11:03
Selâm Olsun
Selâm olsun bizden güzel dünyaya
Bahçelerde hâlâ güller açar mı?
Selâm olsun sonsuz güneşe, aya
Işıklar, gölgeler suda oynar mı?
Hepsi güzeldi kar, tipi, fırtına
Günlerin geçişi ardı ardına.
Hasretiz bir kanat şakırtısına
Mavi gökte kuşlar yine uçar mı?
Uzak, çok uzağız şimdi ışıktan,
Çocuk sesinden, gül ve sarmaşıktan,
Dönmeyen gemiler olduk açıktan,
Adımızı soran, arayan var mı?.
Ahmet Hamdi Tanpınar |
YANKIBERKE
16-01-2008, 14:42
ISSIZLIK
Dinle çocuğum ıssızlığı.
Dalgalanan ıssızlığı,
Vadilerin kaydığı ıssızlığı,
Yankıların olduğu ıssızlığı,
Alınları toprağa eğilten ıssızlığı
Garcia Lorca
YANKIBERKE
16-01-2008, 15:16
http://img529.imageshack.us/img529/4245/normalbaharzamanilo2.jpg (http://imageshack.us)
http://img529.imageshack.us/img529/4245/normalbaharzamanilo2.8ac74e527e.jpg (http://g.imageshack.us/g.php?h=529&i=normalbaharzamanilo2.jpg)
YANKIBERKE
17-01-2008, 23:36
Yitirilen - Umut Altınçağ
Olaki yürürüm bir başka aşka
Ya da yürürüm mavi olmayan bir gülüşe
Unutmaki tek aşk olduğum sensin
Aşık olduğum değil
Karanlıkla süzülüyor içime yıkım
Dur diyorum yıkılıyorum
Uçurumları baş ucuma koyuyorum sonra
Okşuyorum saçlarını rüzgarda
Sıcak, ılık bir koku siniyor yüreğime
Gitme diyorum gitme düşüyorum
Sonra beni soruyorlar bana
Tanımıyorum diyorum
Daha hiç karşılaşmadık
Aynı çizgide bilge sus umu dinliyorlar
Ben sustukca
Yazık, bir çığlığın doğuşu gibi ölüyorlar
Önce bir bir, sonra hepsi
Sonra bir uçurumlar kalıyor birde yıkımlar
Verilen herşey borçmus gibi alınıyor
Önce bir bir, sonra hepsi
Sonra mı bir ben kalıyorum, birde yalnızlık
Uçurumlar, yıkımlar, ben ve yalnızlık
Zorlu bir savaşın unutulmuş cesetleri gibi
Yatıyoruz yan yana
Öpüşüyoruz, sevişiyoruz da hatta
Herşey oyunun yasaklarına uygun bir günah oluyor
Tek umudumuzu göğe gelin ediyoruz
Telli, kanlı düğün işte
Üşüyor saçlar biliyorum dargınmısın
Bu baharda mayısta bıraktığım gibi misin hala
Vurulmuş çocuk gibi büyümemiş yüreğinde hüzün
Hala kaçıyormusun zamansız
Gözlerini bırakarak birilerinde
Hala ellerinden tutup sevgileri
Dipsiz kuyuya salıyor musun ağlayarak
Küçücük bir dokunuşla son sevilen olabiliyormusun
Kendin kadar aklımdasın
Hala öyle savruk bir gök
Hala öyle yerini yurdunu bulamamış bir mavi
Ve aşkını şaşırmış bir tanrı
Çoğalan sızısıyla mutlu bir yara
Öyle misin mavi gözlü sarı saçlı yoldaşım
Öyle bıraktığım gibi misin
Gerceği yakmada hala usta mısın
Yoksa çırak mı yanerken yalanda
Saçlarıma dolanan aydınlığımsın
Somutlastıramadığım tek imgemsin şiirde
Anlattıkca eksilen tek anlam
Anlattıkca eksilen tek anlam
Hala bıraktığım gibi misin
Yoksa beni bıraktığın gibi mi
Kaç mevsimsiz kar düştü toprağıma
Kaç mevsimsiz kar düştü benim toprağıma
Hala bıraktığım gibi misin
YANKIBERKE
18-01-2008, 07:56
Alev Tanrısı
Kaç kere yaktım sevgini
kaç kere attım ufuklara
yine şafakla döndün
yıldız yıldız düştün kollarıma
Omuzlarına inen
alevli tanrılar
buğulu gözlerine çektiler
ahh kilitlenmiş sevdam ahh
masala döndürdün beni
Zümrütüankanın kanatlarındayım
yükseliyorum Kafdağından
küçüldükçe dünya
sen büyüyorsun
kilitlenmiş sevdama
prangadır diyorsun...
Ali Küçük
YANKIBERKE
18-01-2008, 10:02
Son
Saten işlemeli uçurum
açılır sandığın tokmaklarıyla
son vuruluşu bu kaygısız
senin ellerin bunlar
bu vuruş senin.
kuyuya depreşir oyasız yazma
iğnenin telaşı gelir
katılaşır adımların
dolaşır;
işlemler,ucu yanık çiçekler
seni seçen desenler.
satır kayar sandık diplerinden
katlanır toprağın sevinci
dürtülür kör boncuklar
aynı iğne,cemaat aynı
ebruli yelpazen,damgalı bebeğin
senden düştü bu renkler........
Tuana
YANKIBERKE
18-01-2008, 10:16
Hazırlandın Diyelim
hazırlandın diyelim bir yolculuğa
"bu,yalnızlığıda olabilir"diyor birisi
dayanıklımısın bakalım
silahın nedir
ilkin asfalt ve beton
bir bakarsın önün ardın su kesilir
yüzme de bilmezsin ayrıca
"çocuklukdan kalma şeyler bunlar"
diyor matrağa düşkün biri
"nasıl olsa yenilir"
Oysa kavradığım herşeyin adını bilmek
biraz bunaltıyor beni
örneğin bir atom santrali projesi
Hollanda daki bir caz konseri
ölececeğimi biliyorum nasıl olsa
ama gölgemi önüme düşürüyor
güneş önümden gelirken
şaşırıyorum gövdemi
matrağa alışkınım aslında ama
ille kayayı delen incir,
suları aşan gemi!
Turgut Uyar
Yeni Bir Sayfada Sana Bakmak
Her şey yapılabilir bir beyaz kağıtla
Uçak örneğin uçurtma mesela
Altına konabilir bir ayağı ötekilerden kısa olduğu için
Sallanan bir masa
Veya şiir yazılabilir süresi ötekilerden kısa
Bir ömür üzerine
Bir beyaz kağıda herşey yazılabilir
Senin dışında
Güzelliğine benzetme bulmak zor
Sen iyisi mi sana benzemeye çalışan herşeyden
Bir gülden, bir ilk bir sonbahardan sor
Belki tabiattadır çaresi senin bir çiçeğe bu kadar benzemenin
Ve benim bilinci nasırlı bahçıvan çaresizliğim
Anlarım bitkiden filan ama anlatamam
Toprağın güneşle kavuşmasını
Sana çok benzeyen bir çiçek yoluyla
Sen bana ışık ver yeter bende filiz çok
Köklerin içimde gizlidir,
Gelen, giden arayan, soran dere budak yok
Bir şiir istersin içinde benzetmeler olan
Kusura bakma sevgilim
Heybemde sana benzeyecek kadar güzel birşey yok...yok!
Uzun bir yoldan gelen, tedariksiz katıksız bir yolcuyum
Yaralı yarasız sevdalardan geçtim
Koynumda bir beyaz kağıt boşluğu
Herşeyi anlattım olan olmayan, acıtan sancıtan
Bilsem kisana varmak içindi bütün mola sancıları,
Daha hızlı koşardım, severadım gelirdim gözlerinin mercan maviliğine
Sana bakmak suya bakmaktı
Sana bakmak, bir mucizeyi anlamaktı
Sana sola bakmadan yürüdüğüm yollar tanıktır
Aşk sorgusunda şahanem, yalnız kelepçeler sanıktır
Ne yazsam olmuyor çünkü bilenler hatırlar
Hem yapılmış hem yapma çiçek satanlar baçıvanlar değil tüccarlar
Sen öyle gçz, sen öyle toprak ve güneş ortaklığı
Sen içimde cennet kayganlığı iken,
Sana şiir yazmak ahmaklıktı...
Bir tek söz kalır dişlerimin arasında
Ben sana gülüm derim gülün ömrü uzamaya başlar
Verdiğim bütün sözler sende kalsın isterim
Ben sana gülüm derim gül sana benzediği için ölümsüz,
Yazdığım bütün şiirler sanabaşlayan bir kitap için önsöz
Sana bakmak bir beyaz kağıda bakmaktır
Herşey olmaya hazır
Sana bakmak, suya bakmaktır
Gördüğün suretten utanmak
Sana bakmak,
Bütün rastlantıları reddedip bir mucizeyi anlamaktır
Sana bakmak,
Allaha inanmaktır
Yılmaz Erdoğan
Geceler ki, Seni Anımsatır
Bu rezil gecelerden çok çektim
Despot acılar kıvranır yüreğimde
Geceler kan tükürür artık biteviye
Şehrin bağrına siyah lekeler düşer
Yalnızlığın saçaklarından hüzün damlar beynime
Kimse tutmadı elimden aşka itirazım var
Yüreğimin şerhalarına kimse şerh düşmedi
Ruhu şad olsun şairin
"Dert aşıkın burhanıdır" demeseydi
Dertlerle hemhal olur muydu ruhum
Aldırma sen yazdığım dizelere
Sen dağıt hayata çocuksuluğunu
Beni kıskandır mutluluğunla
Ben kıvranırken acıların kıskacında
Zırnık kadar umut koklatmam yüreğime...
Ersin Gürbüz
Gizli Sevda
Hani bir sevgilin vardi
Yedi sekiz sene once,
Dun yolda rasladim
Sevindi beni gorunce.
Sokakta ayakustu
Konustuk ordan burdan.
Evlenmis, cocuklari olmus
Bir kiz, bir oglan.
Seni sordu
Hic degismedi dedim.
Bildigin gibi..
Anliyordu
Mesutmus, kocasini seviyormus.
Kendilerininmis evleri..
Bir suclu gibi ezik.
Sana selam soyledi
Behçet Necatigil
Sana Sevmeyi Öğreteceğim
Sen varsın
Aç kaldığım sofralarda
Öptüğüm dudaklarda
Sen varsın günün her saatinde
Seni sevmek var
Unutmam gerektiği halde
Bir de ben varım
Deli divane
Ne yaptığımı anlatmaya utanırım
Nasıl derim unutamadım seni
Özledim çocuksu gözlerini
/ ki.. onlar çıldırtan /
Anlamalısın beni
Hiç böylesine duygularımı gizleyecek kadar aciz
Dönmektense ölmeyi isteyecek kadar cesur
Olmamıştım ki
Hiç böylesine çaresiz kalmamıştım ki...
Aklımı karıştıran bir bilmece gibisin
Ve
Her bilmece gibi çözülmeye mahkum
Bu gün değilse bile
Bir gün mutlaka çözeceğim
Biliyorum özlediğini
Özlediğini biliyorum...
Ancak vakit çok erken!
Sana seni anlayabildiğim gün geleceğim
Çaresizlik ve pişmanlık seni boğarken
Çarelerle geleceğim sevgimle geleceğim
Ayrılığa bir nokta koyup,
Sana sevmeyi öğreteceğim...
Bahar Ş. Gülşen
YANKIBERKE
19-01-2008, 22:31
ORADA DURAN
Dün gece gördüm seni
Ay doğarken oradaydın
Bir içim suydu çocukluğun
Keşke o gün içseydim seni
Dün gece ay doğarken
Ormanda ışıkla oynaşan
Bir mor menekşeydi çocukluğun
Keşke o gün koklasaydım seni
Ay ışığı saçılırken geceye
Oradaydın saçların omuzlarında
Fırınlanmış bir meşe tahtasında
Yıkasalardı seni yeşerirdi
Keşke o gün öpseydim seni
Vecihi TİMUROĞLU
YANKIBERKE
20-01-2008, 19:37
KINAR HANIMIN DENİZLERİ
Bir çakıl taşları gülümseyişi ağlarmış karafaki rakısıyla
şimdi dipsiz kuyulara su olan kınar hanım'dan
düz saçlarıyla ne yapsın şehzadebaşı tiyatrolarında şapkalarını
tüketemezmiş hiç
İşte kel hasan bu kel hasan karanlığı süpürürmüş
ters yakılmış güldürmemek için serkldoryan sigaralarıyla
işte masallara da girermiş bir polis o zamanlardan beri sürme
kirpiklerini aralayarak insanları çocukların
Ve içinde birikmiş ut çalan kadın elleri olurmuş hep
gibi bir üzünç sökün edermiş akşamları ağlarken kuyulara kınar
hanım'ın denizlerinden.
Ece AYHAN
YANKIBERKE
20-01-2008, 19:44
OLMACA
Ben çocuk olsaydım eğer
Kav çakmak satardım
Bulut amcalara
Pamuk şekeri alırdım yerine
Patlamış mısır alırdım
Ben çiçek olsaydım eğer
Hiç saksı giymezdim ayağıma
Ödünç kanat alırdım
Güvercin teyzemden
Barış uçardım üstünüze
Ben ırmak olsaydım eğer
Altıma saklamazdım ayaklarımı
Öyle yaklaşmazdım denize
Düşmana yaklaşır gibi
Sürüne sürüne
Ben tüfek olsaydım eğer
Patlamazdım kimsenin üstüne
Bir tetiğimden utanırdım
Bir de eğri parmağından
İnsan amcaların
Ali YÜCE
YANKIBERKE
20-01-2008, 19:49
AÇ AĞZINI KARANLIK
İşim gücüm bu benim
Sorguya çekmek gerçeği
Sevginin rüzgarı ak da
Savaşın bayrağı niçin kara
Bütün suçum bu benim
Evreni kucaklamak
Çözmek kör düğümleri
Sonra bildiğiniz gibi
Gecenin içine attılar beni
Kirden pasaktan gecenin
Ta dibine yuvarlandım
Sevindiler gerisin geri
Acıya öfkeye bulandım
Aç ağzını karanlık
Dişlerini sayacağım
Eğilip aldı beni yerden
Halk anam güzel anam
Yıkadı kirimi pasımı
Ağrımı acımı silkeledi
Toz alır gibi aldı öfkemi
Sıcacık et koynunda
Yıllarca ısıttıktan sonra
Yeniden doğur beni
Giydim yeni giysilerimi
Çıktım yeni bir yola
Yeni ayaklarımla yürüdüm
Yeni gözlerimle baktım dünyaya
Günaydın dedim yeni sesimle
Başı sevda dolu bir değa
İşim gücüm bu benim
Sorguya çekmek çirkinleri
Emeğin suyu ak da
Sömürünün değirmeni niçin kara
Bütün suçum bu benim
Tahta çıkarmak güzeli
Uygarlığı halklamak
İşte sabah oldu
Yum gözlerini karanlık
Eski bir ormanda ben
Yeni bir ağaçmış gibiyim
Aç gözlerin karanlık
Tepeden tırnağa ben
Çiçek açmış gibiyim
Ali YÜCE
YANKIBERKE
22-01-2008, 19:41
RÜZGARLARIM KONUŞUYOR
VII
Ben bir harp esiriydim
Bulutları seviyordum, hürriyeti seviyordum
İnsanları seviyordum, yaşamayı seviyordum
Bulutları gözlerimden boşalttılar bir gece.
Yalan söylemeyen bir dünyada.
Ben de yalan söyleyemem.
Ve ben şeffaf, tertemiz
Pırıl pırıl bağırıyorum:
Yetişir oltaya yem
Dile küfür olduğumuz,
Yetişir bozuk para gibi savrulduğumuz.
Gözlerim var, görüyorum:
Yarı çıplak, çırılçıplak
Ölülerle dolu toprak
Ölüler sarmaş dolaş
Ölüler sivil, asker, ihtiyar
Ölüler buram buram
Nefret kokuyor
Ve dilim var, söylüyorum:
Benim de altçenemi
Gözlerimi alacaklar belki de
Yaşamak ve hürriyet istedim diye
Ve belki de bir sabah
Gün doğmadan az önce
Heykelim dikilecek
Bir darağacına.
Cahit IRGAT
YANKIBERKE
22-01-2008, 19:41
ROSE
Seated at the core of the rose I weep
As I die in the street each night
Ahead and beyond all unmindful
Pang upon pang of dark diminution
Of eyes upheld blissful with life
Your hands are in my caress into dusk
Hands forever white forever white
Cast into my soul icicles of fright
A train a while at the station
A man who lost the station to me
On my face I rub the rose
Fallen forlorn over the pavement
And cut my body limb by limb
Bloodgush doomsday madmusic
On the horn a gypsy is reborn
Cemal SÜREYA
Çeviri:
Talât Sait HALMAN
YANKIBERKE
22-01-2008, 19:57
SİS
İki şehri var gecenin, biri gözümde
tütüyor, birinin dumanı üstünde yağmur
gibi çöken siste, bana bu uykusuz
şehri niye bıraktın, göze alamadığım
bir şehrin yerine bütün şehirlerdesin,
gece değil istediğin hayli karanlık
bakışlı bir şehrin gözleriyle çarpışmak
hevesindesin! Gözlerini anlıyorum, henüz
bağışlayabileceği gözleriyle çarpışmadı kimsenin;
gözlerimizi uzaklıklar değil ki yalnız
göze alamadığımız yakınlıklar da acıtır,
ve gözleri ancak gözler bağışlayabilir,
öyle acıyor ki gözlerim kim bağışlayacak,
sis değil, uykusuzluk değil, iki uzak
şehir gibi ayrılıktan kavuşmuyor gözlerim:
Biri hepimizle gözgöze gibi hala uykusuz,
biri sis içinde kirpiklerine kadar açık,
bu sessizliği kim bıraktıysa, göremiyorum
konuşkan gözlerinde tek sözcük bile,
gözlerimiz birbirine değmiyor gecenin iki şehrinde.
Kimsenin kimseye gözü değmiyorsa, şiir niye ?
Haydar Ergülen( 1956 - )
YANKIBERKE
22-01-2008, 19:58
ADAM
- İdil'e -
O şehre davrandığın gibi davran bana da,
O şehre gittiğin gibi bana da git uçarak,
bana da in, bana da kon ve el salla geride
bıraktığına: Elveda benim küçük adamım!
Ufacıktan bir şehri nasıl adam ettinse,
Sevdinse adam gibi, beni de o şehir gibi
sev! Korkma sakın, adam etmez aşk beni,
geç benden, benim de köprülerim var,
aşkı seyret oradan, dalgın günüm geçiyor,
benim de gecelerim var, danset, eteklerin
fırdönsün, sen bana dön, bana eşlik et,
benim de sabahlarım var, uyanmaya ne saat,
ne telefon, ne kapı: bisikletin zilini
dizlerini kanatan bir deli kız çalsın yeter ki!
Benim de parklarım var, uzanıver salkımsaçak
üstüme, dalımdan tut, benim de yapraklarım var
güneşli gövdene müjde eli kulağında bahar,
benim de şiirlerim var, aşk konulu, senin
o şehri sevmene benziyor, seni sevmeye
benziyor adamakıllı serserin olana kadar.
Bir şehri kıskanıyorum, benim böyle neyim var?
Haydar Ergülen( 1956 - )
YANKIBERKE
22-01-2008, 20:08
Yazıldı Adın- Atalante
yazıldı adın
kil tabletlere
atalante geziniyor tırnakların rüyalarımda
tırmalıyor çığlığın ciğerlerimi
sen avcı olamazsın
ve kan revan içinde bir ceylan
atalante
acı ve kan,
kalbimde bitmeyen kurtların musikisi
bak kan sızıyor, parmak uçlarından
atalante, en ağır sözleri haykır bana
armağan sayılır, şehirleri yıkan fırtına
sızarken damarlarımdan kan
siyah kılıfları takma saçına
kaldır peçeni, atalante
çıkar kuyulardan, çile çekeni
bir ömür bitmez, atalante
şair çıkarsa da şiiri hasta kalbinden
ordular kurulsa da
Nil boyansa da kızıla, kılıçların altında
kanlar içilse oluk oluk
atalante
bitmez çile
kuyularda
Yusuf Bal
gizemliduygular
23-01-2008, 08:08
Seni Seviyordum
Sana uzak kentlerden birinde zamanın bir yerinde seni ve senli günleri anımsattı akşam güneşi...
Onca zamanın üstünde eskimeyen bir düşüncesin şimdi
İnsan hergün anımsar mı aynı gözleri
SENİ SEVİYORDUM ve senin haberin yoktu
Saçlarını izliyordum uzaktan, kulağının arkasına düşüşü ve burnun, herkesten başkaydı işte...
Güldüğü zaman yukarıya bakardı;
Yukarı kalkan başın ve gülen gözlerin vardı...
Ne güzeldiler sen bilmiyordun...
BEN SENİ SEVİYORDUM...
Kalbime sığmıyordu aklımdan geçenler
Duvarlara, vitrin camlarına, kaldırımlara çarpıyordu
Geri dönüyordu, çoğalarak
Senin sesini duyduğum masalarda erteliyordum herşeyi, herseyi erteleyişim oluyordun
Kalp ağrısı oluyordun,
Birlikte soluduğumuz sokak isimleri oluyordun,
Mevsimler değişiyor ve büyüyorduk,
Dönemeçler geçiyor, köprüler göze alıyorduk ve bazen tekin olmayan suların üzerinden atlıyorduk
Cesurduk...
Ufuk çizgisi maviydi, gün batımı hep turuncu ve kırmızıydı bütün karanfiller...
Ben SENİ SEVİYORDUM sen bilmiyordun...
Sevinçlerim oluyordun arasıra sen hiç bilmiyordun
Sonra herhangi biri oldun, bütün sevinçlerim bittikten sonra
Yağmurlar yağdı, serin haziran akşamları
Derken bir gün uzaktan gördüm seni...
Saçların bana inat başın herseye meydan okuyarak işte yine aynı
Kalbimi acıttı her zamanki gibi...
Değiştik sanıyordum ve sen yine bilmiyordun
Şimdi bunları anlatsa sana birileri kim bilir yada boşver bilme en iyisi...
İclal Aydın
http://www.izlesene.com/video/amator-iclal-aydin---seni-seviyordum/131616
Powered by vBulletin™ Version 4.0.6 Copyright © 2010 vBulletin Solutions, Inc. All rights reserved.