View Full Version : Hisse.net ŞİİR
Pages :
1
2
3
4
5
6
7
8
9
10
[
11]
12
Sevinci Savrulmuş Haldaş Gözlerin
gece eksilebilir, eksilmez tanıdık yüzüne susuzluğum
doğrul sorgusuz, korkusuz gözlerinle konuş gel
ben gözlerini tanırım senin...
bu gece oturup seni özledim
ay doğruldu
su duruldu
örttün mü perdesini penceremizin?
şimdi yüreğime su taşıyan sesini sessizlik çaldı
yüzünde gölgelenmiş o bayat hüzünle
senin
sesin,
hasretin
ve gözlerin bana emanet kaldı...
*
gözlerin...yıllanmış şarkılar kadar yalnız
terli ve suskun akşamlar gibi yorgun
gibi ürkekti senin
/şimdi parmaklıkların perdesi ışık
sevgilim
sevgilim
sevinci savrulmuş haldaş gözlerin.../
Yılmaz Odabaşı
gizemliduygular
23-01-2008, 18:14
SAYGILARIN VE SEVGİLERİN EN ÜSTÜNÜNE LAYIK OLAN BÜYÜK İNSAN ULU ÖNDERİMİZ GAZİ MUSTAFA KEMAL ATATÜRK'ÜMÜZ İÇİN YAZILAN SAYISIZ ŞİİR İÇİNDE EN GÜZELLERDEN BİRİ DİYEBİLİRİM.
ATAM SEN RAHAT UYU. DEVRİMLERİNİN GERÇEK ANLAMDA YILMAZ BEKÇİLERİYİZ.
BİR ÖLÜRÜZ. BİNLERLE DOĞARIZ.
http://www.antoloji.com/siir/siir/siir_SQL.asp?sair=18351&siir=300647&order=oto
Mutluluk...
Sensin…
Adın mutluluk…
Sensin…
Elin mutluluk…
Gözlerin mutluluk…
Bakışındaki mana,
Mutluluk…
Duruşun derya…
Gülüşün,
Serap olur bana…
İşte budur mutluluk…
Elinde gülmek…
Dizinde ağlamak…
Senle iken,
Seni düşünmektir,
Mutluluk…
Konuşuyorsun,
Gözlerimle…
Hiç düşünmeden,
Anlıyorum…
“Sensiz olmaz” diyorum…
Tebessüm ediyorsun…
Yüzündeki o çiçektir,
Mutluluk…
…………….
Mutluluk…
Varlığınla,
Yok olmaktır…
Erhan Tuncer
YANKIBERKE
24-01-2008, 10:15
Yol ayrımında sınanır insan
Gizemli bir çekimle,
Farkına varamadan;
Gelinir yol ayrımına.
Zıt kutuplar çekiyor.
Bilmesen ne çıkar,
Kartondan kimlikler.
Korkma!
Uzat ellerini,
Bırak gözlerini gözlerime…
Hırçınlığın
Yüreğindeki yangınlar.
Yol ayrımında buluşur,
Yol ayrımında ayrılır;
Yol ayrımında sınanır insan.
Ahmet Bektaş
Uğur Mumcu’ya Ağıt
Bir kalem kırıldı, bir beyin göçtü
Yandı bir mum kandiline akıyor
Uğur’um Mustafa Kemal’e uçtu
Görüştüler şimşekleri çakıyor
Vurdular Mumcu’mu karanlıkçılar
Yobazlar, hainler, şoven ırkçılar
O ölmedi bilin, hey! ayrılıkçılar
Bulutlardan gülümseyip bakıyor
Kemalist kardeşim ellerimi tut
Uğur Mumcu bize bağladı umut
Hırsızlar sevinir, mollalar hoşnut
Devrimciler gözyaşları döküyor
Kalpaksız Millici, can usumuza
Nevzat’la kol kola, omuz omuza
Mumlar ışık versin ulusumuza
Bir mum bile bin karanlık yakıyor
Halk Ozanı Karamanlı Nevzat
24 Ocak 1993 günü uğradığı hain bombalı saldırı neticesinde yaşamını yitiren Uğur Mumcu'nun ölümünün 15. yılında rahmetle anıyorum.
Ruhu şad olsun...
YANKIBERKE
26-01-2008, 15:19
AKDENİZ
bütün kıyılarını dolaş akdeniz in
bütün limanlarını unut
gemileri bulutu ve kuşları
unut
deniz dibini -ki bilinç altıdır göğün-
balıkçıları hiyeroglifi
Adrian Zograffi yi bir de
unut
yalnız bir mavi getir bana
ben çoktan unuttum bademli geçidini
ot biçen kadınları yaylasını koca çamın
yabani baklasını
kara katran gölgesinde bilmem
içtim mi aykırı çay suyundan
çoktan unuttum
tek yeşil kaldı bende Toroslardan
bir gün dağın içindeki ninni
karanlık geçmişi derelerin
uykusunu koyulturken uygar taşların
sabah yeli kuytu buzluklardan aşırdı beni kıyıya
sen orada sözleştiğimiz gibi mavi
ah akdeniz bu kadar güzel miydin
Arzu ASLAN
YANKIBERKE
29-01-2008, 00:07
ARILAR
Emdiniz arılarım elma çiçeklerini,
Doldurdunuz bahçenin bütün peteklerini
Şimdi, tutun baharın, tutun eteklerini,
Gökte vızıldayarak uçun, uçun arılar.
Beyaz beyaz dallara, çiçeklere kondunuz,
Tepeler çıktınız, ovalara indiniz,
Bir çiçekten emip bir bu ota döndünüz
Haydi tepemden halka halka geçin arılar.
Böğürtlen içinde altın bir eviniz var,
Odalarınız sarı sarı balla doludur,
Beni de evinize davet edin bu bahar,
Sofranızda bana da bir yer açın arılar.
Ceyhun Atuf KANSU
YANKIBERKE
29-01-2008, 00:10
ÇOCUKLUK AŞKI
Düşün, düşün ki anne ben daha çok küçüğüm,
Ilık ellerimden tut, beraber götür beni,
Oyuncakçıda büyük mavi bir gemi gördüm,
İşlenmiş, dalgaların köpüğüyle yelkeni.
Şu renk renk toplara bak, anne, ne güzel renk renk
Dönüyor içimde bir bayram yeri dönüyor,
Yuvarlanıyor gönlüm şu uçan toplara denk,
Bir yokuştan koşarak kalbim sana iniyor.
Kan değil, zafer akar benim savaşlarımda,
Hürriyet için ölür genç kurşun askerlerim,
İnsanlığın cenneti saklı göz yaşlarımda,
Yeni bir bahar çağı getirecek zaferim!
Korkma, korkma kaçmam ben, tahta atımla dağa,
Senden daha güzel bir dağ var mı rüyalarda?
Niçin uğraşsın küçük kuş yurdundan kaçmağa,
Yaşarken annesinin yeşerttiği kırlarda?
Kırılır, bütün iyi oyuncaklar kırılır,
Çocuk kalblerinden mi yaparlar hep onları,
Niçin oyun biterken en sonra hatırlanır,
Hâtıralarımızın en tatlı oyunları?
Satılır mı zengin bir oyuncakçıda söyle,
Anne, dün okuduğun masaldaki güzel kız?
Yeter, altın bir kalbim olsun, Tanrıdan dile,
Bütün zenginliğimi verir onu alırız.
Ceyhun Atuf KANSU
YANKIBERKE
29-01-2008, 23:12
AŞK
biz seninle ikimiz şubat gibiydik
kayadan düşsek ağrımazdı bir yerimiz
küçücük bir taş görsek irkilirdik
öyle sıkılırdık ki birbirimizden içimiz kalkardı
bir şiiri tersten okumak bile anlamlıydı
karıncaları başparmağınla ezmek
sinek kanatlarını yakmak o günlerde
hiç boş kalmayan ama hep yalnız
bir otel odası gibiydik seninle
boşuna aldatılırdık, boşuna susardık
boşuna bakardık çöken bir balkondan kendimize
bir anlam veremezdik çekip gitmememize
her aşk
aynıdır zaten çoğalır kan kaybettikçe
Altay ÖKTEM
YANKIBERKE
29-01-2008, 23:23
YALNIZLIK CİNAYETTİR
kendime kuytu bir ölüm arıyorum yalnızca kendime
düşlerime sokak kedilerinin gözleri giriyor, korkuyorum
boynunu kendi bileğine dolayıp asılan bir adam
kanını sulandırılmamış alkole banan
sokak satıcıları epey bilir bunu yalnızlık cinayettir
yalnızlık cinayettir bütün notalarda, bütün dillerde
bütün hecelerde, "a" sesinde, re minörde, mors alfabesinde
yalnızlık cinayettir kendi tükürüğüyle
ıslanan bedenlerde eski bir kokudur, yalnızca budur
ıslak paspas kokusudur, gece morudur
bileği tahriş olmuş bir kadının dinmeyen korkusudur
ansızın yakalanmasıdır bir kuşun kapana
trenin gecikmesidir istasyona yalnızlık cinayettir
sevişirken kramp girmesidir, ölürken birdenbire
sıçramaktır başka bir zamana, kadeh tutarken
elinin titremesidir, sesinin duyulmasıdır susarken
karnına saplanan bıçağı sevmektir yalnızlık cinayettir
cinnettir
kendime kuytu bir ölüm arıyorum çok iyi biliyorsun bunu
düşlerime kalabalık bir cadde giriyor. korkuyorum
saçlarını sırtından sallandıran kadınlar kadar
uzayıp gitmesi kadar bir aşkın telaşla
yanlışlıkla, su katılmamış bir sevişmenin ardından
ters yakılması kadar sigaranın, benim kadar
yani ellerim kadar, bedenim kadar, düşüncelerim
sırlarım, kaçışlarım kadar saçmadır yalnızlık cinayettir
cennettir
kendime kuytu bir ölüm arıyorum çok görüyorsun bunu
bütün delillerimi yaktım, beni ötelere götürecek
yollardan zaten uzaktım
her kadına yeni, bir zevk, her kadına
yeni kurulmuş tuzaktım bütün delillerimi yaktım
sonrası yok. sonrası çok gizli bir fotoğrafın arabı
yüzümüz siyah ve anlamsız, dışımız beyaz ve derin
sanki bir diktatör anıtı, kan akıtan bir nehir
işlenmemiş suçlarımız sanki yalnızlık cinayettir
cennettir
cinnettir
cinayettir.
zaman doldu
artık gidiyorum arkama bile bakmadan
arkaya bakmak çok eski huyudur
bazı çirkin adamların
zaman doldu
artık gizlemiyorum kendimi çok kadınla seviştim çoğu buluttu
basbayağı buluttu bildiğimiz buluttu dağılıp gidiyordu ben ço-
ğalttıkça
bir akşam usulca girdim kanıma
kendim karar verdim hep kendim karar verdim
yanlış da olsa sevdim pişman değilim, neden olayım?
bir akşam; üç gün üç gece poker oynamıştım
ne güzel. üç gün üç gece yeterince
içmiştik demek ki onar şişe, belki on beş
yirmi belki de.
abdullah, ah dostum, sevdiğim, çalı yüzlüm abdullah
kaç kurşun sıktı üstüme
yeterince içmiştik. vuramadı
vurdu, ben anlamadım belki de
belki de yavaş yavaş devam ediyorum ölmeye.
Altay ÖKTEM
YANKIBERKE
30-01-2008, 10:56
Islak Saçlı Kadınlar
(I)
Geveze yürek
yalın bir düş
arar kendine
Genzi ateş sözleri su
Bir saksının türediği ilk balkon
bir küpenin salındığı ilk kulak
bir güncenin başladığı o satır
satırlarla karmaşacak şu yalın hayat
Bir başlangıç
arar kendine
(II)
Manastır gidişli toprak dolanbaç
kıyılara inişli erik yokuşlar
ıssız incir karanlık dut yaban dut
Serin yataklar
arar kendine
Genzi ateş sözleri su
Yarım deniz limon güneş
bir düşte eksileduran
basamağını arar
(III)
Islak saçlı kadınlar
bir ayazma bir yunak içinde
katıl bana diye uyurlar
Dağınık yürek yalın bir düşüş
peşindedir etekleri ıslak
Etekleri kan ıslak
karmaşık hayat
Islak saçlı kadınlar
benzi ateş gözleri su
Hulki Aktunç
YANKIBERKE
31-01-2008, 23:33
AY ÇİÇEKLERİ
Yatağımı pencereye getirdim
Ay çiçekleri güneşe dönecek
Bahçelerden geldiğin için
Saksıdaki karanfil sallansa da
Ben üşümeyeceğim
İlkokul çocuklarının söylediği şarkı
Kırlara doğru uzaklaşıyor
O zaman annem izin vermezdi
Şimdi doktor kızıyor.
Delik delik ciğerim
Bu sabah ilk defadır
Kayısı ağaçlarına minnettar
Kayısı kokusunu bilecek
Ben sevineceğim
Ay çiçekleri sevinecek.
Berin TAŞAN
YANKIBERKE
01-02-2008, 00:11
YAŞAMA SEBEBİ
sıkmışım dişlerimi gözlerim kanayana kadar
çeyizimizde hüzün motifleri
göçebe bir ağıt göğsümün derinliklerinde
bu aşkın dönüşü yoksa
duman kırığı gözlerinde gecenin hıçkırıkları
kırık keman sesi ve adağım var
moraran hercai düşlerim ateşi delip ıslatır mendilimi
kalbime dolar -sonsuz uykuma- korkuya susamış yasadışı bir rüzgâr
bu aşkın dönüşü yoksa
suya düşer kokusu menekşelerin
deniz her zamankinden daha köpüklü
serçeler bi garip ötüşlüdür
martıları mavnalarla başka türlü danseder hamuruna sevgi katılmış bu dünyanın
küflü yüzler yok hiçlik de
hani ne derler gözlerinden öperim çocuk,gamlı sevda, şiir
ne'm kalır geriye gülüm seni alırlarsa benden
tiksintiler toplamı umutsuzluk sapağında ölüm
Kaan İNCE
YANKIBERKE
02-02-2008, 15:13
DÜNYANIN GÖRMEDİĞİM KADINLARI İÇİN
Dünyanın görmediğim kadınları için
Bir sigara daha yaktım, bir dal incittim
Görmediğim kentleri için
Eskiye dair hatırlayacaklarımı yazdım
Bütün güzel kadınların siyah saçları vardı,
Yaşlı adamın intihar ettiği yerden başladım
Esrik bir Nisan sabahı hiç beklenmeyen yerden.
Ve sizleri hatırladım
Şaşırmış mıydınız, sizleri hatırladım.
Üstünüzü örttüm
Üşümüştünüz.
Ürkekti bakışlarınız, emin değildiniz
Korkuyordunuz belli ki
Anlayamıyordunuz
Kesinlikle anlayamıyordunuz
Kötü davranmışlardı size
Kötü davranacaklardı size
Anneniz yanağınızdan bir kere öpmüştü
Sizleri hatırladım.
Sizi ben de ne diye sevecektim ki
Daha vardı
Zamanınız gelecekti
Eni konu bir keşkeydi hayatınız
İşe yaramaz bir Nisan yağmurunda
İntihar eden yaşlı adam kadar keşke.
Çirkindiniz, arkadaşlarınız da.
Bir kara parçasıdır yaşlı adamın bu ölümü;
Hiçten parça parça..
Üstümde yine aynı ceket vardı
Yine aynı sararmış fotoğraf cebimde
Yine aynı dişlerim, parmaklarım
Aynı gözlerim vardı
- Sizi ilk kez gören bu gözlerim -
Yine uyuyordum
Hiçten parça parça, en çok da gölgesi...
Benzi solmuş aynalara
Hayatını anlattı yaşlı adam
- Aynalar mıydı tek onunla yaşlanan -
Donuk yeşil paltosu - ona benzeyen -
Bin dokuz yüz otuz dokuz yılında
Savaş çıkacaktı belki de - yine bir ayna söylemişti -
Paltosu ve kimbilir nerede bir ayna,
Hiç evlenmedi yaşlı adam.
Bir sigara daha yaktım
Yaşlı adamın
Dünyanın görmediği kadınları için
- Dünyanın görmediğim kadınları için başka başkadır herkese, durağan -
Yakmasa mıydım?
Öyle ya belki de yakmasa mıydım;
Ama ne farkımız kalırdı o zaman
İlkel dağ tanrılarından
Ağaca yeşil ol, rüzgara es diyen.
Ölmek çok uzaktaydı o zaman.
Yağmurda ıslanan bir köpekten korkmuştu yaşlı adam
Kimbilir nerede şimdi bir ayna
Anneniz ve siz
Ağlıyordunuz
Hüngür hüngür ağlıyordunuz
Kendinizden geçmiştiniz; çığlık çığlığa
Hakim olamıyordunuz kendinize
Duramıyor daha da ağlıyordunuz
Gözyaşlarına boğulmuştunuz
Devamlı ağlıyordunuz
Her aynanın ayrı bir hikayesi vardı
Her Eski bir mektubun
Ağlıyordunuz.
Genç, diri ve de çok güzel
Hem de şiirler yazan o kızın
Bin dokuz yüz otuz dokuz yazında
İntiharından ödünç aldığı
Nefesini üfledi aynaya,
Taşlar dokunulmayı beklerdi bir sonbaharın ardında
Bütün güzel kadınların siyah saçları gibi.
Hiç evlenmedi o yaşlı o adam.
O zamanlar çoğu insan küçüktü; hatırlamazlar,
Tarsus semalarında
Gece gündüze son mavinin eşiğinde
Herkesin bir annesi ağlardı.
Hele ki gün ışısın
Anneleri ağlar, onlar şiir yazardı
Tarsus semalarında
Bir gün daha biterdi böylece bir gün daha
Ve sizleri hatırladım ben yine.
Annelerinin bile hatırlamadığı sizleri
Bir papatya tutan elleri belki de sizleri
Çaresiz miydiniz
Kırbaç kırbaç bakışları sizleri...
Zamanlar oldu, çeşitli, çok, uzun
Büyütüldük, aksine uzun sürdü çocukluğumuz.
Greta Garbo'yu öpmüş müydü yaşlı adam
Belki de sadece kendi halinde bir müfettiş
Hala tam bilemedik tanrıyı, büyümüştük.
- siz değil ama, sizler çirkin -
- sizler annesinin bile özlemediği çocuklar -
Geniş zamanla geçmiş zaman arasına sıkıştık.
Korkak olduk, yorgun olduk
İlkel değildik, tanrı hiç, büyüyememiştik
Yalnız bir camiinin hüznü yeşerdi içimizde.
Yerleşti, anlayamıyorduk,
Aradık, bulamadık.
Aradık, bulamadık.
Aradık, bulamadık.
Bulamadık.
Ali Erdem URAL
YANKIBERKE
02-02-2008, 23:41
ACININ BİR UCUNDAN
Süzgün bir ceylan bakışın
Tedirgin ormanında hüznün
Avcılar acımasız
Avcılar kıyıcısı ömrümüzün.
Kaç kez tuz bastım yaraya
Kaç kez dağladım acıyı
İhanetin çatal dillisini gördüm
İnancın su katılmamışını.
İnce bir sızı büyür
Sesim boğulur ormanda
Rüzgâr yabanıl eser
Kalakalırım yollarda.
Kafeste kuş gibiyim
Yaralı, bungun ve tutsak
Sakıncalı bir iştir şimdi
Sevgi sözcükleriyle konuşmak.
Yaşamı paylaşıyorum seninle
İster zindanda ister sürgünde
Sevdadır emziren direncimi
Adın güneşli bir türkü dilimde.
Sorabilsem aklımdan geçenleri
Irmaklar nereye kuşlar nereye
Tut bir ucundan acının
Ekle yüreğini yüreğime.
Attila AŞUT
gizemliduygular
03-02-2008, 03:16
Bırak eş ruhun
Seni zifiri karanlıkların içine
Acımadan bir kere çeksin
Bırak dedikoducu insanlar
Konuşsunlar arkandan,
Dilediklerince, senin için
"Şu" veya "bu" desinler...
Ve sen hiç düşünmeden;
Bir gün ayakkabını çıkar,
Caddenin tam ortasında,
Yalınayak saatlerce yürü.
Kim ne derse desin, aldırma!
Yüreğinin söylediğince,
İçinden geldiğince,
Çılgınca bağıra bağıra konuş.
Yoksa kendini nasıl özgür kılabilirsin.?
Sen nasıl Kendin olabilirsin...?
Sen nasıl güneşin sıcaklığında
Çimenlerin üstündeki yağmurun
Kokusunu hissedebilirsin..?
Yoksa sen nasıl denizi, martıları,
Yoksa sen nasıl "seni seviyorum" diyen
Sesimi duyabilirsin..?
Seni seviyorum
Seni seviyorum
Seni seviyorum
Seni seviyorum
Seni seviyorum
Sen de beni seviyormusun?
Mr Can Akın
http://www.youtube.com/watch?v=dllJlF0suKY&NR=1
gizemliduygular
03-02-2008, 03:30
Sen Deli Okyanus
Bu hayatı nasıl yaşadım biliyor musun
ben hiç kıyamam gözyaşına
avucuma dökerim / alırım yüreğime
seni / sana ağlatamam
damla damla ruhuma akar / ciğerimi sökerim
bütün kırmızı ışıkları üstüme yakarım
ötelerde ağlayan mı var
hissediyorum zamanı çok dar
sar duygularım sar…
okyanus nedir biliyor musun
uçsuz bucaksız tuzlu, buz gibi bir su
azgın dalgaları cabası
kavuşamayan hiddetiyle alabildiğine başıboş
isyankar sarhoş…
vururlar kayalara korkusuzca
canları acır aldanırlar / umarsızca
sen korkusuz kadın !
sen deli okyanus !
sen küçük sularda kalamayan
boyundan büyük denizlerde koşan / hırçın !
gözün aydın !
ızdıraplarına sarılmış midyeler saklıymış dibinde
hayatın kendisi bu / her şey varmış içinde
hala almadın mı dersini
hala ezberlemedin mi kafiyeleri
ve
hala ağlamamak için direniyor musun
gürül gürül akan yaşlar ne / içine içine
haylaz yağmurlar mı güllere yağıyor
yoksa
ay mı düştü denize
ya da
kahramanlara mı anlatacaksın kendini
mahşere mi saklayacaksın sitemini
apansız kapanan gecelere bir bağırabilsem seni
kör bir zindana koydun kendini...
yarın bu saatlerde yorgun sesini duyacağım
içini kemiren kurşun kadar ağır avazını
dipsiz kuyulara boşaltacaksın yasakladığın sancını
yeter ki böl zamana kendini...
bir çocuğun masum çığlıkları gibi bağıracaksın
kapının eşiğindeki gölgeleri kovacaksın ve
haykıracaksın
bir ahenk seçeceksin bir endamla
bir köşede ağlayacaksın
sen deli okyanus !
sen boyundan büyük denizlere koşan hırçın kadın !
gözün aydın !...
Nihal Mirdoğan
gizemliduygular
03-02-2008, 03:33
GÖZLERİN ÇAĞIRIYOR BENİ
Eflatun sular süzülüyor aynalardan
Damlacıklarında hicranlı yüzün
Ben kapıları aldatıyorum gün be gün
Sen pencereleri
Ben denizlere bakarak martılara yalanlar söylüyorum
Sen gemilere
Sonra liman bilmez korsanlara terk edip
Issız adalara sürüyorsun dizelerimi
Gitmek istiyorum çakıp da kaybolan şimşekler gibi
Gel gör ki, önümde hatıralar mahzeni
Parmak uçlarımda paslı çiviler
Bütün zindanları yıkarak birer birer
Gözlerin çağırıyor beni
Gözlerin en soylu atların koştuğu bir bahar gezegeni
Çeşmelerin bakınca gülümsediği
Irgatların göklere yöneldiği
Latince bilenlerin nergis akşamlarında
Göllere meydan okuyup
Kıyısında şarkılar dinlediği
Tutkular değirmeni
İnciterek aşk kitaplığındaki bütün harfleri
Kirpiklerinde efsane şairlerin mağrur kalemleri
Gözlerin çağırıyor beni
Kaşlarının cilveli bir ahu gibi
Ömrümüze düştüğü günden beri
Köleleri ağlattın ey sevda semenderi
Adı konulmamış yıldızlardan koparak
Vadilerde biriken yalnızlığım
Kalbimi avuçlarına almış
Tutuyor sana doğru
Çölde bir kuyuya mı bırakayım ellerimi
Geceye otağ mı kurayım buzullar ortasında
Ne yapayım bilmiyorum ey acılar bedesteni
Biraz ateş ve hüzün
Biraz köpük ve leylak
Gözlerin çağırıyor beni
Gittim son ışığından bakışlarının
Kırdım kanatlarını bin bir gece masallarında
Zümrüdüanka kuşlarının
Şimdi nasıl da yürüyorum dağlara karşı farkında mısın
Umursamıyorum boğazımda düğümlenen yolları
Bulutları susturuyorsun söylemesinler diye
Turnaların toprağa dökülen eşsiz definelerini
Damıt kalbini kuşkulu yokuşlardan
Kurtul karanlığından fotoğrafların
Her köşede ısırgan edalı kan evleri
Her menzilde leylayı küçümseyen kaktüsler
Ne seni görüyorum hayatın boşluğunda
Ne de son anlarında resmini büyütüyor
Yokluğunla savaşan intihar temrinleri
Gizlenme ardına fesleğenlerin
Bahaneden bıkmıştır bezirganlar, mevsimler
Yüzeyde ve sancılı haykırışlar uğruna
Derinden ve telaşsız bir uyanıştır şiir
Bu yüzden zehre batmış urganlar gül kokulu
Bu yüzden gözlerine ayarlıdır saatler
O öpüp okşadığın yaprak akkorsa şimdi
Kim bilir hangi zaman gönlüme uğramıştır
Kollarına aldığın mutluluk servileri
Bana dokunduğunda sessizce ağlamıştır
Simyası bozulduysa dilimin, kelimeler
Bir volkandan geriye kalan ırmaklar gibi
Bilinmez ki nereden akmıştır yüreğime
Geçerek en azılı köprülerden, duraksız
Varmak için sevdanın tükendiği ülkeye
Duygularına ölüm yüklüyorum ömrümün
Yaklaştığım her sahil tutuyor ellerimi
mor bir yangın, hercai dalgalar, kum taneleri
Çakallar iniyor dağlardan apansız
Ardımsıra gölgeler, gökkuşağı
Rengarenk uçurtmalar gibi kaplıyor göklerimi
Gözlerin çağırıyor beni
Oysa ben hiç görmedim dünyada gözlerini
Takılmadım engellerine nilüfer bakışlarının
Bir ses beklediysem yankılansın diye evrenimde
Kalbinden benim adıma
Sevdalı bir vuruşun özlemiydi süsleyen
Sokaklarımı, şehirlerimi
Gözlerin çağırsa da beni
Çağırmadan kalbin çatlayan gözlerimi
Görmeden ellerinde hangi toprakların yayılıp
Hangi tohumların yeşerdiğini
Tutunmayacağım zamana dilenci gibi
Hala uzaklardan işaret parmağıyla
Gözlerin çağırsa da beni
Gidiyorum; adımlarım yaz kurdu, güz kefeni
Nurullah Genç
gizemliduygular
03-02-2008, 03:38
AY KARANLIK
Maviye
Maviye calar gözlerin
Yangin mavisine
Rüzgarda asi
Körsem
Senden gayrisina yoksam
Bozuksam
Can benim,düs benim
Ellere nesi
Hadi gel
Ay karanlik
Itten ac,yilandan ciplak
Vurgun ve bela
Gelip durmussam kapina
Varmi"ki doymazligim
Illede illede
Sevmelerim
Sevmelerim gibisi
Oturmus yazicilar
Fermanim yazar
N`olur gel
Ay karanlik
Dört yanim pust zulasi
Dost yüzlü
Dost gülücüklü
Cigaramdan yanar
Alnim öperler
Suskun ,hayin,ciyansi
Dört yanim pust zulasi
Dönerim dönerim cikmaz
En leylim gecede ölesim tutmus
Etme gel
Ay karanlik..
Ahmed Arif
gizemliduygular
03-02-2008, 03:41
http://misra.blogcu.com/7435061/
gizemliduygular
03-02-2008, 03:51
SEN UYURKEN
Sen uyurken
Ben Sensizliğin savaşında,
Yalnızlığımdan bıkkın.
Hasret ve Özleminin yükü
Omuzlarımda.
Bedenim
hergünkünden çok daha yorgun.
Gözlerimde günlerdir tanışılmamış
Uykuların sevdası.
İçim sana kavuşmak ümidiyle yanarken.
Sana seni çok sevdiğimi fısıldıyorum.
SEN UYURKEN
Yzn:Fuat COŞKUN
İnanırdım duyduğum her söze
Bir zamanlar saflık vardı
Şimdi yerim yok aldanmaya
Bir hayat sıradanı kalbim
Bana bitmeyen bir tek şey söyle
Söyle sonsuza inanayım
Bana nasıl seveceğimi anlat
Aşk karlı yokuş yorulmayalım
Söz ver durma öyle bana söz ver
Bakışına kanmam artık söz ver
Çok zor soru değil bu hadi çöz ver
BİRLİKTE ÖLECEKMİYİZ
Hadi beni biraz heyecanlandır
Yüzüm gülmüyor çoktandır
Ben kaybetmekten çok korkarım
Tüm alışkanlıklar çocukluktandır
Geleceksin belki çok seveceksin
Zamanı gelince gideceksin
Bir keşkeye daha yer yok kalbimde
Birlikte ölecekmiyiz
Söz ver durma öyle bana söz ver
Bakışına kanmam artık söz ver
Çok zor soru değil bu hadi çöz ver
BİRLİKTE ÖLECEKMİYİZ
YANKIBERKE
04-02-2008, 09:03
FORSA
gurbeti hançer
yapıp gezinir
kendi zincirine
vurgun forsa.
devrilen turuncu
bir ayın şavkında
aras gözyaşı akar
hemşeri göçmen kuşa.
horasan´dan yeni
kalkan bir tren
nasıl saplanmışsa
kara ve acıya.
sensin, yüküyle
batmış mavna
kurt ağızlı
gecenin ortasına.
Behçet Aysan
YANKIBERKE
05-02-2008, 23:43
Şiir, boğazın orta yerindeki bu ülser.
Şiir, kafatasını temizleyen bu akbaba.
Şiir, aklını yitirdiğin bu poker.
Şiir, gerçeklikten bu kaçma ödevi.
Şiir, sözcüklerin birbirini öldürdükleri sessizliğin.
Şiir, bu çığırtkan ve etobur çiçek.
Şiir, derinin altında yatan bu kızkardeş.
Şiir, en tatlı şeylere edilen bu küfür.
Şiir, sevecenliğin dibindeki bu isyan.
Şiir, görünür krallığı reddedişin.
Şiir, sana kuşku şırıngalayan bu zehir.
Şiir, ağaçları deli bu bahçe.
Şiir, artık hiçbir şey öğrenmemek için aldığın ders.
Şiir, doğduğun okyanusa dönüşün.
Şiir, senden başkası olma mutluluğun.
ALAIN BOSQUET
YANKIBERKE
06-02-2008, 00:22
PENÇE
Kambur yürüyen gökyüzü soluk soluğa kalıyor çabucak;
Arabulucu, duyulmadı;
Onu mavi üstüne mavi, siyah üstüne altın rengi boyuyorum.
Bu gök bir ilkokullu çantası,
Dutların lekelediği.
René CHAR
Çeviri: Aytekin KARAÇOBAN
gizemliduygular
09-02-2008, 22:55
Baharı Bekleyen Kumrular Gibi
Baharı bekleyen kumrular gibi
Sende beni bekle sakın unutma
Ellerin havada gözlerin yolda
Bir tanrıyı bir de beni sakın unutma
Çınladın durdun kulaklarımda
Süzülen yaştın yanaklarımda
Bir şarkı oldun dudaklarımda
Senin ismini söyledim durdum
Bende unutamam geçsede yıllar
Seviyorum seni dünyalar kadar
Dudaklarımda ismin gözümde yaşlar
Bir tanrıyı bir de beni sakın unutma
Söz:Tuncay Tuncel
Beste:Coşkun Sabah
Makam:Kürdi
TOPLAN GİDİYORUZ EY KALBİM
haydi toplan akşam oldu
vakit doldu
toplan gidiyoruz ey kalbim
kırkikindi yağmurlarına kalamam
kaldıramam bunca ağrıyı, ihaneti
biliyorum kirlenmiş hiç bir bakışta yer yok bana
bu yüzdendir ceylanlara küsmüşlüğüm
sevdalara küsmüşlüğüm bu yüzden
bir gül yaprağı bulup sarmak için yaramı
alıp götür beni buralardan
içimdeki cesetleri çiğneyerek
kalbimdeki mahşere
bak akşam
vakit tamam
dürüp ömrümün defterini
toplan gidiyoruz ey kalbim
yorgunum
bir sonbahar ezgisi gibi bekleyemem son yaprakta
sevgisi iğdiş edilmiş tarihlere koma beni ey kalbim
bak güz yağmurları iniyor acılar ve ihanetler üstüne
çırılçıplak ve sevgisiz kalmış bir şiirim
kimsesiz bir kış sokağında
ne gülen gözleri menekşelerin avutuyor beni
ne de munzur bakışlı cerenler
al götür beni buralardan ey kalbim
geçtiğim tüm kıyılara kırık göz yaşlarımı
ince duygularımı bırakarak
ve kırarak aynalarını hüzünlü bakışlarımın
artık hiç bir sevince yakışmıyor yüzüm
sevinçlere geç kalmış yorgun ve yaralı bir yolcuyum
heybemde türküleri unutulmuş bir şafağın yalnızlığı
geçtiğim bütün kıyılara gözyaşı yağdırıyorum
bütün dinlerden kovsunlar beni
bütün ülkelerden
bütün yüreklerden kovsunlar
hangi tanrıya sığınsam yaramın merhemi yok
biliyorum kirlenmiş hiç bir bakışta, yer yok bana
bu yüzdendir ceylanlara küsmüşlüğüm
sevdalara küsmüşlüğüm bu yüzden
yeni bir gül yaprağı bulup sarmak için yaramı
sevdalı bir kuş yükleyip acılarımı kanatlarına
alıp götürsün beni buralardan
içimdeki ölüleri çiğneyerek
kalbimdeki mahşere
hamuru çürümüş dostluğun, vefanın, aşkın
vefasız mevsimlere bırakma beni ey kalbim
ağlatma beni sevda kapılarında
kahpe kapılarında eğme boynumu
kurşunlar sıkılsa da canevime
çiğnetme yoksulluğumu ayaklar altında
bırak başım dik, içim ezik kalsın
onurlulara mahsus bir makamda ağırla beni
satılmışlığın, alçaklığın, ihanetin ortasında koma
biliyorum bu düş sığmaz kirlenmiş sokaklara
bu sevda sığmaz
bakmayın gözlerime
nasıl saklarım yüreğimdeki incinmişlikleri
kınalı bir kelebek konunca saçlarıma
ah! benimde hayallerim vardı
baharlarım vardı yazlarım vardı
kuşlar uçup gitti yüreğimden
gökyüzü yaralı kaldı
bir isyan giydirip gözlerime
dipsiz bir uçuruma yuvarladım umutlarımı
aşk diyordum talan oldu, yalan oldu ömrüm
tınısı kırık bir keman sızısıyım artık
yok gideceğim bir başka kapı
haydi toplan vakit tamam
toplan gidiyoruz ey kalbim
boşalsın ince duygularımın sırtındaki yük
paranın sevgiye ihanetini gördüm
insanın önünde diz çöküp ibadetini
dünler harabe yarınlar umut değil
hüznün neresinden dönsem, kırgınım
öpmeye uzandığım bütün dudaklar frengili...
Nuri Can
Değerli Hocam'a saygı ve sevgilerimi gönderiyorum. Yüreği dert görmesin.
gizemliduygular
09-02-2008, 23:11
Acıyla Erir Yüzüne Aşık Çocuk
Ne zaman yüzüne baksam
yalnızlığın o mutlu gerilimi
O öksüz göl hızla derinleşir
biliyorum,acılarım hiç bitmeyecek,bu öyle bir
yeşil
Ne zaman gözlerinin içine baksam,biliyorum
ikimizi de aşar,o kapının ardındaki masal
bense yüreğimin bu hallerinden korkar,kalırım
bir hız trenine bindirilmiş küçük bir çocuk gibi
geçip giden yüzlerine bakar kalırım
Ömrün kısalığı çarpar camlara
ateş hızla yayılır içerilere
Akşam olur,evler dolar boşalır
acıyla erir,yüzüne aşık çocuk
Ne zaman gözlerinin içine baksam,bliyorum
İkimizi de aşar,o kapının ardındaki masal
Cezmi Ersöz
gizemliduygular
09-02-2008, 23:21
Usta şairimiz Cezmi Ersöz'ün yarın çıkacak olan şiir kitabından bir şiir.
KENDİNİ SAKLAMA ÇİÇEKLERİ
Biz aşk bahçemizi küçük tuttuk
seninle
içinde güvensizlik ağaçları,
küstüm otları
kendini saklama çiçekleri
Özlem kirlibir kan gibi yüreklerimizi boğmasın
yalnızlık karanllık bir orman gibi
çökmesin içimize diye
biz aşk bahçemizi küçük tuttuk seninle
Önümüzde dokunuşlardan uzak,
İnsafsız ve çok uzun bir kış var diye
koca bir yaz kendini saklama çiçeklerini
suladık durduk yalnızca
Biz aşk bahçemizi küçük
çok küçük tuttuk seninle...
Cezmi ERSÖZ
gizemliduygular
09-02-2008, 23:29
Çatlamaya Koşan At
Aşk için kötü olmayı seçtim
kavuşmaların önünden koştum hep
acısını senden çıkarttım
içine çekmeye unuttuğun kalbinden
Son gece anladım
bu sessizlikten bir yangın kuşu doğacak
çatlamaya koşan bir at, hırpalanmış
unutmuş yarışı
Aşk için kötü olmayı seçtim
sahipsiz yüzlerimin tuzağına düşürdüm seni
özlemini büyük tuttum tenimizin uyumundan
Sevdikçe öldüren aşk için
kötü olmayı seçtim...
Cezmi Ersöz
Bilirsiniz
Siz ölümlü olduğunuzu bilirsiniz
Bir gün ota ağaca böceğe
Suya toprağa karışacaksınız bilirsiniz
Bir gün gelecek
Adınızı bilen de bulunmayacak
Bilirsiniz
Sebahattin Kudret
YANKIBERKE
10-02-2008, 21:04
Sadece Eğer Diyebiliyorum
Eğer...eğer...eğer...
tehtitleri sevmiyorum, yaralanmayı mı onu hiç ama hiç!
Gelecek dedim öykünün en yaşlı yerinde gelecek
sevginin en kuvvetsiz yerin de
yalan bu gelecekti.
Biz bakıştık mı ? dinledik mi hiç birbirimizi ?
Bilmem!
belkide hayır ne dersin
evet evet
Hayır!
Ve şimdi biz bir yoklama kağıdının yarı çıplak yoklukları...
ikiside ne dedi birbirinden habersiz birbirine bilmek istermisin?
Eğer bir daha fırsatım olsaydı
eğer bir daha işkence altında yüreğine yatırılsaydım
eğer...arasında kalp geçen yollara sürülseydim
eğer işte, sadece eğer
sevseydi beni eğer
eğer
sıramı, fırsatımı kullanıp ona ölmekten yana kullanmaz mıydım?
Kim durdururdu bizi, söyle ha kim?
Ah bu dudağını baştan bükmüş sevdam
eğer arkamdan lanet bir müzik başlasaydı
ve ben o müsibetin yanına varan olsaydım
ne farkederdi?
Eğer bir daha işkence altında yüreğine yatırılsaydım
eğer...arasında iki kalp geçen yollara sürülseydim
eğer işte, sadece eğer
sevseydi beni eğer demezdim bu kez
ne farkederdi ki yürek yurdum?
Seni sevdim.
Demet Ihkan
Gülleri sana bırakıp dikenlere gidiyorum
Gidiyorum
bütün acılarımı vurup sırtıma
umutları bırakıp başucuna
ıtırları, menekşeleri, kırgüllerini bırakıp
şiirlerimi sarıp bohçama
yüreğimin yangınına gidiyorum
hoşca kal usulboylum, güzel gözlüm hoşca kal
Gidiyorum
gözyaşlarımı papatya diye saçlarına takıp
yüreğimdeki yağmurlarla bir ırmağa akmaya gidiyorum
içimde yeşerttiğim tüm çimenler sana kalsın
sana kalsın baharçiğdemleri, kırgelincikleri, kırkkanatlılar
gülleri sana bırakıp dikenlere gidiyorum
Gidiyorum
başımda gam, gözlerimde nem
toplayıp önüme düşen gölgeleri
savurup acılı rüzgarlara gözyaşlarımı
gidiyorum
bütün hatıraları bırakıp geride
ve usulca çekip kapıyı ardımdan
alıp başımı gidiyorum buralardan
şafak sökmeden kimseler görmeden
yağmurun yağmadığı çöllere gidiyorum
sevgi dolu yüreğimi bir ıssızda yakmak için
Hoşça kal suyundan çimdiğim dere
kana kana içtiğim pınar
say ki, hiç yaşamadım bu yerlerde
nazlı çiçeklerini okşamadım baharın
bozguna uğramış bir bostanın hüznüyle
bir yaprağın ürpertisine yazıp ömrümü
çekip gidiyorum buralardan
Çekip gidiyorum bir bilinmeze doğru
hem yol, hem yolcu olmaya
acılarımla başbaşa kalmaya
bütün yıldızları takıp kanatlarıma
rüzgarların uğultusunda kaybolmaya gidiyorum
Yüreğimin sızılarında damıttığım her şiiri bin kez öperek
ve sökerek sevgiden yana ne varsa göğsümde
gecelerin zifiri saçlarında çıkıp yola
dağlı bir ırmak gibi çarpa çarpa kıyılara
içimdeki yaraları kanatmaya
bir ceylanın gözlerinde ağlamaya gidiyorum
Bütün borçlarımı ödedim alacaklarımı erteledim
artık ne diyecek bir sözüm kaldı sevdiklerime
ne okuyacak bir şiirim
gözlerimin içinde iki damla gözyaşı gibi
bakmadan ardımdaki uçurumlara
alıp götürüyorum yüreğimdekileride
hoşca kal usulboylum, güzel gözlüm hoşca kal
Nuri CAN
Seni Seven Yüreğime Sor Beni
Her gece kan-ter içinde uyanıyorsam eğer
hasretin ateş olup giriyorsa koynuma
seni düşünüp özlüyorsam, uyuyamıyorsam
ıslanıyorsa kirpiklerim seni her andığımda
yağmur olup yüreğime yağıyorsan her gece
her düşündüğümde hızla çarpıyorsa kalbim
sensiz bir kez olsun gülmüyorsam bu şehirde
savruluyorsam sokak sokak
ürperiyorsam yaprak yaprak
esip geçen rüzgarlara sor beni
Hasret ateşleri yağıyorsa üzerime her gece
kül ateş, ateş alev, alev kor olup yakıyorsa
kahroluyorsa kalbim seni andığımda
ve hiç bir kural tanımıyorsa artık
titreyen yüreğime söz geçiremiyorsam
kaçmak istedikçe sana dönüyorsam yine
ölüyorsam aşkından her gün dirhem dirhem
ateş - alev sevdalara sor beni
Seninle gözgöze her geldiğimde
ben lal olmuş bülbül, sen gül oluyorsan
düğümleniyorsa boğazım
çıkmıyorsa sesim, daralıyorsa nefesim
konuşamıyorsam tek bir kelime
depremsi bir titreme başlıyorsa bedenimde
ve çözülüveriyorsa dizlerimin bağı
şu deli - divane gönlüme sor beni
Sensiz böyle boynu bükük duruyorsam eğer
kirpiklerimden süzülen damlalar,
ıslatıyorsa yüreğimi her gece.
hep bulutlarda saklıyorsam gözlerini
içime düşüyorsan tane tane her yağmur yağıdığında
kirpiklerimin kıyısında martı olup uçuyorsan
sesinden başka ses duymuyorsa kulaklarım
susuyorsa denizler seni düşündüğümde
gelip seriliyorsan kıyılarıma sular gibi
gelip sokuluyorsan uykularıma
gelip sokuluyorsan rüyalarıma
sensiz geçen gecelere sor beni
Damarlarımda aşk olup dolaşıyorsan
şiir şiir duruveriyorsan içime her düşündüğümde seni
her şarkıda nağme nağme doluveriyorsan kulaklarıma
mavi bir coşku oluyorsan bedenimde aşkça
çıkıp ırmaklarla dertleşiyorsam her gece
ay gibi akıyorsan yüreğime beyaz tüller içinde
yalnız yıldızlarla paylaşıyorsam seni sevdiğimi
sana anlatamıyorsam
bir kır çiçeği hüzün saçıyorsa gözlerime
su olup akıyorsam, ateş olup yakıyorsam
beceremiyorsam sana aşkımı anlatmayı
beceremiyorsam sensiz yaşamayı ve ölmeyi
şu seni ölümüne seven yüreğime sor beni
Nuri CAN
Buğulu Camlarda Kaldı Adın
Sendin hayatımın kaynağı
saçlarıma dolanan aydınlık
papatyanın akı, karanfilin alı
algülüm, gülgüzelim, gözgülüm
umudum, özlemim, vazgeçilmezim
seninle uçardım
güvercin kanatlarında her sabah
bir ipekböceği sabrı
bir güvercin aklığı
bir anne sıcaklığı
ve bir kumru saflığıyla severdim seni
bilmezdin
dudağımda bir ıslıkla
bir sevda masalında beklerdim seni
gelmezdin
her gece sevgimi
göğe yıldız diye serperdim
görmezdin
gülüşün bahar buğusu olurdu
gülüşün bir avuç su
gülüşün gül
gülüşün karanfil kokusu
seni görmediğim gün
iki damla özlem
iki damla hasret çiçeği olur
düşerdin yüreğime tane tane
kirpiklerimin kıyısında martı olur uçardın
susardı bütün denizler seni özlediğimde
gelmezdin
bir sevda masalında arardım seni
bir gülün alında, bir çınarın dalında
saçlarını koklardım tel tel
dudağına en güzel şarkılar yakıştırırdım
ayışığı dökerdim bakışlarına her gece
bilmezdin
güz biter
kış gelir giderdi
yaz biter
bahar gelir geçerdi
gelmezdin
buğulu camlara yazardım adını
yüzünü gözlerimde
sesini ruhumda saklardım
bilmezdin
İsterdim ki,
baharda toprak olayım
rüzgarda yaprak olayım
kırmızı balonlara yükleyip yüreğimi
her gece sana yollayayım
isterdim ki,
en güzel aşk öyküsü olsun aşkımız
yüreklere yazılsın şiir şiir
dünyada bütün sevenler, sevmeyenler
gelenler, geçenler hep seni okusun
isterdim ki,
İçtiğim her suda seni bulayım
sana dökülsün yüreğim damla damla
umudum, ekmeğim, cançiçeğim
züllü yarim olasın.
serin bir meltem gibi saçlarıma
soğuk pınar gibi. umutlarıma dolasın
isterdim ki,
kokladığım her çiçekte seni koklayayım
saflığın aksın içime damla damla
hayatın kaynağı
sevginin bağı olasın
gökyüzü kadar mavi
bulutlar kadar beyaz,
en güzel aşk hikayesi olsun aşkımız
Nuri CAN
Sustum
Sustum!
.............
yüzünle konuşuyorum şimdi!
bir beyaz hayal seriliyor çimenlerime;
papatyalara benziyor...(dönüyor sonra sarışın bir kuş sürüsüne..)
gözlerinde dokunuyorum güzelliğine..
seni özlüyorum anlamıyorsun
tutup öldürüyorum birini (sevgim kanıyor..)
gömüyorum sineme...
sustum!..
............
ellerini tutuyorum şimdi!
başak dolu bir ova nazlanıyor gözümde..
göçüyor harman yerlerine..(rüzgara direnen yaba gibi)
bir inip bir çıkıyorsun gene de,
sen duymuyorsun
samanların arınıyor tenimde
tanelerinde acıkıyorum...
parmaklarını yiyorum kimse görmüyor
benimdir onlar, vermem geriye...
sustum!..
............
saçlarını kokluyorum şimdi
tel tel güller doluyor bahçelerime..
kar mevsimini düşünmüyorum hiç!..(leylekler ağaç tepelerinde)
kim demiş!
doruklar beyaz değil!..beyaz değil işte....
sen görmüyorsun
yazdan kalma güneşle eğiliyorum
kırmızıların solmasın diye.
sustum!...
...........
uzaklığını ölçüyorum şimdi..
mesafeler artıyor içimde..
yollar büklüm büklüm..yollar dikine...(noktam derinleşiyor gitgide)
sen bilmiyorsun
kilometre taşlarını kaç kez saydım dersin...
bir tanesi bile yoktu
kapının önünde...
bir kürek kor ateş bulup
üfledim yüreğime...
Tayyibe Atay
BORA YAŞAR
11-02-2008, 19:10
Cemre Umudu
Zifiri karanlıklar ardında kaldı sesimiz.
Renk vermez sislerle geldi esaret..
Umut dediğin şu dağın ardında
Kar, tipi, boran.
Yol iz kurda emanet.
Az kaldı cemre düşer bilirim
Havaya, suya, toprağa
Isınır doğa, güneşli ışıklarda,
Filiz filiz yeşerir umutlar.
Karanlıklar aydınlığa.
Sevdamız büyük sayımızdan
Korkuyu siler gölgemiz.
İnancımız çığlıktır bağrımızdan
Ses olur yıkar geçeriz.
Bora Yaşar
12.02.2008 İzmir
YANKIBERKE
12-02-2008, 12:03
Gitmek
gün gelir insan anlayıverir
tek başına yaşlanan bir ağaç olduğunu
o yüzden kederi yazmak isteyebilir
rüzgarın gövdesinde açtığı yaralara
sonbaharda şaşarak öğrenirsin
yaprakların rengine inanmamayı
ve zamanın o müthiş yalanını
o müthiş yalanını tutkunun, ihtirasın
anların, anıların,
çılgın bir nehir gibi kör koşularda
yaşadıklarının ve yaşayamadıklarının
dağlarda, odalarda, avunmalarda
çoğaldın sandığın azalmalarda
ışığını yitirmiş o ölü yıldızlarda
düşen bir yaprağın son gülüşünde açan
yankısız çığlıklarda
şaşarak öğrenirsin
zamanın ve hayatın büyük sırrını
gök sadece yağmura anlatır sonsuzluğu
oysa unutur damla toprağa değer değmez
yağmurun da kederli bir ülke olduğunu
unutmaktan başka güz yokmuş gibi
ve hayattan daha gerçek bir yalan
toprağa ne söyler yağmurun sesi
bir şarkı mı, bir şiir mi, bir güz hikayesi mi
yaşlı bir ağaç olsan, çırılçıplak bir ağaç
ne söylerdin, kalbinde esip duran rüzgara?
"beni terk et
içimde sonbahardan başka bahar kalmadı"
belki de gitmektir aşk, sadece gitmek
avare bir kederi sarıp yaralarına
rüzgarın devirdiği bir ağaç gibi
köklerini sessizce bırakarak toprağa
Ayten Mutlu
YANKIBERKE
12-02-2008, 12:04
Gidelim
I
uzaklara gidelim, yağmurun çanlarına
ışığına gölgeler kralının, suyun
çıplaklığına
yürüsün yol, uysal ve inatçı bir yoldaş
yanımız sıra, biz gidelim, çoğalan
arzusuna
patikaların, kanın çığlıklarına
dursun zaman, biz gidelim
seke seke gidelim
göğün suretini çizen denize,
kımıldayan taşların şarkılarına
yeraltı madenine kardeş dağların
çağrılı bir konuk gibi gidelim
ırmakların soluksuz yankılarına
altın bir muştu gibi soluk soluğa
morötesi sözcüklerle gidelim, yalanların
ürkünç gece kuşlarının uğramadığı orman
yalınlığına, art arda örülmüş duvarların
ötesine geçelim, okşayan yalımına
otların, karanlık sokakların kıvılcımına
içimize gidelim ateşin ve külün barıştığı
toprağa
II
çocuk yüzlü sabaha
direncine delikanlı çağların
kurumuş dalların içindeki yaprağa
bekleyen rüzgarına çöl yıllarının
kızıl bir nar olup çatlasın güneş, biz
gidelim
üzüm bağlarına
yıldız kavşağına haritaların
ufkun yatağını sersin gökyüzü, çıngırak
seslerine
bilge hayatın, dans ederek kanın
mağarasında
dönsün mavi bir buğu gibi dünya
biz oraya gidelim, elma kokularına
yitirilmiş ne varsa çağırsın aşk
adımızı güzelliğe sora sora gidelim
saf mücevher günlere
mor sümbül gecelere, ömrün köpüklerinde
açan o kızıl güle
çamurun kalbindeki acıyla yakıp meşaleleri
unutulmuş saflığın izlerini süre süre
gidelim
biz nereye gidelim?
o yakut ülkesine yüreğimizin
hadi gidelim
Ayten Mutlu
YANKIBERKE
12-02-2008, 12:05
Dilek
hiçbir şey avutmuyor beni artık
büyüyen çocukları izliyorum
uçuşarak çiçek ölüleriyle
bu sessiz acılar bizim tohumlarımız
çığlıklı günlerin bağbozumunda
güz dökümü yemişler tadacaklar
o bildik rüzgarla yarışacaklar
ışık ve ses olacak gölgeleri
otlarla bulutlar arasında
taşlar çağıracak onları mavi
yamaçlara gizli patikalara
derinleri kazacak uçurum adımları
köpükten bir yankıyla buluşacaklar
uçuşarak çiçek ölüleriyle
yağmurun adını yeniden koyacaklar
ses ve ışık olacak yürekleri
karanlık, tenha yollar boyunca
sessizlik diliyorum kendim için sessizlik
acının ve tükenişin meyvesi olsun
eski yazlardan kalan bir avuç toprak
gibi koksun yağmurun köklerinde
hiçbir şey avutmuyor beni artık
büyüyen çocukları izliyorum yalın düşlerle
acılarla büyüyen çocukları sessizce
Ayten Mutlu
YANKIBERKE
12-02-2008, 12:05
Çocuk ve Akşam
işte akşam, tül, bakır ve yas
havada kuş tüyleri, ıssızlık
ay şimdi sularda gizli bir veda
kumdan kalelerine ağlarken çocuk
ruhta köpüklenen o kızıl yara
doğunun akşam faslı bu eprimiş gün
isli lamba, misk kokusu, hüzün
ve siyanür tanrıya diz çöken vaha
çocuk rüyalarında denize benzer kuşlar
kanatsız düşler gibi halkbilgisi hep kırık
çocuk-kuşlar yansıtan buğulu aynalarda
dans bu, fonda garip bir arya
sözcükleri yitiren sesin boğuk tınısı
tül, ıssızlık ve daracık odalarda
anka uçuran ruhun gizemli dansı
akşam işte, araftaki âmâ kuş
halkbilgisi hep zayıf çocuk düşleri
gibi masum ve suçlu darağacında
ah akşam, lirik bir bağbozumu şimdi
yakutun alacada rengini yitirdiği
Ayten Mutlu
YANKIBERKE
12-02-2008, 18:08
YÜREĞİNİN VURUŞUYLA
ikiniz'e; artık "tören bitti"
mermi susuşunu aldım, başarısız suikastler hazırladım kendime
kar içinde geçtim ovalardan, gölgemi dağ kapladı
fırtınaya karıştırdı soluğumu sevgilim, savurdu tipiye
yüreğinin vuruşuyla sayardım aramızdan geçen göçmenkuşları
unutturdu yüreğini de, fırlatıp attı boynundan uçarı kokumu
ayaz vurdu, buğulandım kara saplanmış tren camlarında
artık güneş saati kullanacak mevsimlerden çok uzaktayım
tetik sesindeyim, düşüyorum küçük ihanetlerle yaralı aşklara
Akif KURTULUŞ
YANKIBERKE
14-02-2008, 11:16
İnsan
yerle gök arasında küçücük evler
mırıldanan odalar, aralık pencereler
kap kacak, sandalyeler, yorgun bir masa
küçük alışkanlıklar, yıpranmış tatlar
bir avuç toz, bir ikindi gölgesi
köşe minderine kurulmuş zaman
birbirine aşina duvarlar arasında
ne çok eşya, ne çok kaygı, ne az sevgi
denizden koparılmış birazcık tuz, güneşten
sereserpe bir duygu, bir öpücük, bir kahkaha
fısıltılar, vazodaki çiçeklerin buğusu
ve anların telaşına
sinmiş ölüm kokusu
yerle gök arasında bir öbek can
bir tas öfke, denizler dolusu gam
çığlıklar, yakarışlar ve derin susku
ve küçücük evlerin damarlarına
çarpa çarpa akıp duran
akıp duran
bu yaşama arzusu
Ayten Mutlu
TERKETMEDİ SEVDAN BENİ
Terketmedi sevdan beni,
Aç kaldım, susuz kaldım,
Hayın, karanlıktı gece,
Can garip, can suskun,
Can paramparça...
Ve ellerim, kelepçede,
Tütünsüz uykusuz kaldım,
Terketmedi sevdan beni...
Ahmed Arif
gizemliduygular
14-02-2008, 17:45
Cemre Umudu
Zifiri karanlıklar ardında kaldı sesimiz.
Renk vermez sislerle geldi esaret..
Umut dediğin şu dağın ardında
Kar, tipi, boran.
Yol iz kurda emanet.
Az kaldı cemre düşer bilirim
Havaya, suya, toprağa
Isınır doğa, güneşli ışıklarda,
Filiz filiz yeşerir umutlar.
Karanlıklar aydınlığa.
Sevdamız büyük sayımızdan
Korkuyu siler gölgemiz.
İnancımız çığlıktır bağrımızdan
Ses olur yıkar geçeriz.
Bora Yaşar
12.02.2008 İzmir
Saygıdeğer forumdaşım BORA YAŞAR
Bu şiir yazma konusunda yardımlarını isteme durumunda kalacağım, kapısını aşındıracağım bir kişi de sizsiniz. Sözcükler ve cümleler özenle seçilmiş ve en uygun yerlerine oturtulmuş. Artık benim gibi bir acemilerden de acemi olan bir şiir meraklısından çekeceğiniz var HOCAM.
gizemliduygular
14-02-2008, 18:30
EY ÖZGÜRLÜK
Okul defterlerime
Sırama ağaçlara
Kumlar kar üstüne
Yazarım adını
Okunmuş yapraklara
Bembeyaz sayfalara
Taş, kan, kağıt veya kül
Yazarım adını
Yaldızlı tasvirlere
Toplara tüfeklere
Kralların tacına
Yazarım adını
Ormanlara ve çöle
Yuvalara çiğdeme
Çın çın çocuk sesime
Yazarım adını
En güzel gecelere
Günlerin ak ekmeğine
Nişanlı mevsimlere
Yazarım adını
Gök kırpıntılarıma
Güneş küfü havuza
Ay dirisi göllere
Yazarım adını
Tarlalara ve ufka
Kuşların kanadına
Gölge değirmenine
Yazarım adını
Fecrin her soluğuna
Denize vapurlara
Azgın dağın üstüne
Yazarım adını
Bulutun yosununa
Kasırganın terine
Tatsız kaba yağmura
Yazarım adını
Parlayan şekillere
Renklerin çanlarına
Fizik gerçek üstüne
Yazarım adını
Uyanmış patikaya
Serilip giden yola
Hınca hınç meydanlara
Yazarım adını
Yanan lamba üstüne
Sönen lamba üstüne
Birleşmiş evlerime
Yazarım adını
İki parça meyveye
Odama ve aynaya
Boş kabuk yatağıma
Yazarım adını
Obur köpekçiğime
Dimdik kulaklarına
Acemi pençesine
Yazarım adını
Kapımın eşiğine
Kabıma, kacağıma
İçimdeki aleve
Yazarım adını
Camların oyununa
Uyanık dudaklara
Sükutun ötesine
Yazarım adını
Yıkılmış evlerime
Sönmüş fenerlerime
Derdimin duvarına
Yazarım adını
Arzu duymaz yokluğa
Çırçıplak yalnızlığa
Ölüm basamağına
Yazarım adını
Geri gelen sağlığa
Kaybolan tehlikeye
Hatırasız ümide
Yazarım adını
Bir tek sözün şevkiyle
Dönüyorum hayata
Senin için doğmuşum
Seni haykırmaya
[:Paul Eluard]
Çeviren: [:Melih Cevdet Anday]-[:Orhan Veli Kanık]
Zülfü Livaneli besteledi ve yorumladı.
gizemliduygular
14-02-2008, 18:31
HİKÂYE
Senin dudakların pembe
Ellerin beyaz,
Al tut ellerimi bebek
Tut biraz!
Benim doğduğum köylerde
Ceviz ağaçları yoktu,
Ben bu yüzden serinliğe hasretim
Okşa biraz!
Benim doğduğum köylerde
Buğday tarlaları yoktu,
Dağıt saçlarını bebek
Savur biraz!
Benim doğduğum köyleri
Akşamları eşkıyalar basardı.
Ben bu yüzden yalnızlığı hiç sevmem
Konuş biraz!
Benim doğduğum köylerde
Kuzey rüzgârları eserdi,
Ve bu yüzden dudaklarım çatlaktır
Öp biraz!
Sen Türkiye gibi aydınlık ve güzelsin!
Benim doğduğum köyler de güzeldi,
Sen de anlat doğduğun yerleri,
Anlat biraz!
Cahit KÜLEBİ
YANKIBERKE
15-02-2008, 09:18
Bebek
Seni bir orman ışığı gibi hatırlıyorum
Gölgeli serin kucağına düşüyor yapraklarım
Seni dalların karanlığından süzüyorum
Irmağın sarmalına direnen kırık bebek
Beni savruk bıyığımla hatırla
Atıp atıp bağrına bas yalnızlığımı
Tenha bir eylül yakamozu gözlerin
Yorgunum çalınmışım kırgınım
Yine de sevinci savunuyorum
Terk ettim silahımı yitirilmiş coşkular gibi
Şimdi penceresinde kırmızı sardunyalar açan
Beyaz badanalı bir köy evidir sevdam
Aydın Hatipoğlu
YANKIBERKE
15-02-2008, 09:19
Bilir Zaman
Kara sarı yüzünü
Gömer durur anasının memesine / kurumuş
Hayat soluk alıp verir / belli belirsiz
Çatlak dudaklarında soluk resimler / gibi
Durur toprak
-Doyumsuzluk değil beyler-
Açlık çoğalır durur
Çürüyen yalnızlık
Ve burgacında çırpındığımız korku
Ve umutsuzluk / ve durmadan yaşanan
Karabasan
Özsuyunda taşır yaralı yarınları
Uyur tohum
Kanım -mı- kaynar
Bir yerlerde gün vurur kıl çadırlar üstüne
Topukları toprağı döven bir bebek
Yeşerir çığlıkları sevincin
Boyanır gökyüzü umut rengine
Vurur yürek
Yorgun bir kuğunun kanadından
Salınarak düşen tüy
Düş cemreler gibi ufuklarıma
Kim hapis kim ölmüş kim öldürülmüş
Kim kaçmış kim susmuş kim susturulmuş
Bilir zaman
Aydın Hatipoğlu
YANKIBERKE
15-02-2008, 09:22
Bu Şiir Hiç Yazılmadı
Sevdalar yoğurduk ellerimizle
Kavgalara uyandık
Daha çocuktuk
Bencil ve acımasızdı dünya
Ak lalelerin ışığı soldu
Yıkıldı çalındı kirlendi
Acı ve gözyaşıyla sulandı
Saksıdaki küskün çiçek
Önce balıklarımız öldü
Coşkular sevinçler inançlar
/Direniyordu hâlâ suların ışıltısı/
Sonra arkadaşlarımız
Ama umudumuz ölmedi
Ey ırmakları ağu akıtan dünya
Seni yapraksız ağaçlar adına
Dehlizlerde yanan
Düşlerini çığlar bölen
Depremlere çöplüklere gömülenler adına
Ve gökyüzü ve çocuklar ve toprak
Kadın çığlıkları ve masum denizler
Ve ölü kuşlar adına lanetliyorum
Aydın Hatipoğlu
YANKIBERKE
15-02-2008, 09:34
Dünü Gün
Sesimde yalnızlığın tınısı
Gözlerim yanıyor uykusuzluktan
Suda yağı bitmiş kandil ışığı
Uzakta ağlayan çocuk sesleri
Dağları deniyorum
İsyanın ve hüznün sığınağı
Kasvet kesilmiş gökyüzü
Dudaklarım çatlamış
Usun peşinde yüreğim
Elimde kederli eğreltiler
Yılkı gölgeleri ufukta
Yüzüm solmuş düş bahçesi
Yaşamı dölleyen ürperti
Kara bulutların izini sürer
Bırakıp kuytulara gizini
Kırlangıçlar gider
Dalından korkular sarkan ağaç
Nice acı nice umut nice inanç
Bedreddin pir sultan hallaç
Mütevekkil asya ve diyarı rum
Havada yanık yaprak kokusu
Dünya seni tanıyorum
Aydın Hatipoğlu
Hasretinden Prangalar Eskittim
Seni anlatabilmek seni.
İyi çocuklara, kahramanlara.
Seni anlatabilmek seni,
Namussuza, halden bilmeze,
Kahpe yalana.
Ard- arda kaç zemheri,
Kurt uyur, kuş uyur, zindan uyurdu
Dışarda gürül- gürül akan bir dünya...
Bir ben uyumadım,
Kaç leylim bahar,
Hasretinden prangalar eskittim.
Saçlarına kan gülleri takayım,
Bir o yana
Bir bu yana...
Seni bağırabilsem seni,
Dipsiz kuyulara.
Akan yıldıza.
Bir kibrit çöpüne varana.
Okyanusun en ıssız dalgasına
Düşmüş bir kibrit çöpüne.
Yitirmiş tılsımını ilk sevmelerin,
Yitirmiş öpücükleri,
Payı yok, apansız inen akşamdan,
Bir kadeh, bir cigara, dalıp gidene,
Seni anlatabilsem seni...
Yokluğun, cehennemin öbür adıdır
Üşüyorum, kapama gözlerini...
Ahmed Arif
YANKIBERKE
16-02-2008, 20:25
şair olsam. hasret gültekin
şair olsam gelsem sana
şiirler türküler söylesem
zenci dişi aydınlığı alnında
ve kestane gözlerinde bakışım
akşam olsam gelsem sana
uyusan bende uyusam
usulcana öpsem seni
aşıkcana kucaklasam
o seni gülüm o seni
kirpiklerin gözleri
kucaklaması gibi
kucaklarım seni
YANKIBERKE
16-02-2008, 20:35
AĞIT
Yayınevinde on altı sayfaların çınlayan sessizliği
ve ölümsüzlüğü kitabın.
Bir kitap ölümsüz baskına uğramış
sevgili ağır ölümüz acıdan kundağında
yarım kalmış.
Bırakın
ölüyü kaldırsın emekleyen bebeği
kendi türküleri.
Ah, sisli günün çiğli çimleri.
Deyin
örtmesinler güldeki kanı
sevgili ağır kanı acıdan kundağında.
Bırakın kan
kurusun al ipek bir mendil gibi.
Yükseğe ölünün gür alnı
yurdun ağır toprağında.
Öldürümün uluyan elleri
yok ediyor dizilmiş yazının kurşun gününü
ve düşen kağıt geceyi
Sızlıyor terli çeliklerin türküleri.
Ve yüreğimizin çağlayan kanı
çatıyor dağılan her dizeyi
haykırışında yaralı kalemlerin
ağrılı gürültüsünde basımevlerinin.
Şimdi demir duvarlara işliyorsa kan eğer
oyuyorsa demiri
al ipek bir belgi gibi
deyin
kanı silmesinler.
Silmesinler kanı
sulasın kan yine göğsel türkülerle
türküleri.
Yükseğe ölünün gür alnı.
Kaldırın.
Yayınevinde on altı sayfaların çınlayan sessizliği
yenilmezliği kitabın.
Azer YARAN
YANKIBERKE
16-02-2008, 20:46
HOŞÇAKAL
Hoşçakal, dostum benim, hoşçakal artık,
Can dostum, seninle dolu göğsüm -
Çok önceden belirlenen bu ayrılık
Buluşmayı vaadediyor ilerde bir gün
Hoşçakal, dostum, el sıkışmadan, konuşmadan,
Hüzünlenme ve eğme kaşlarını, mutsuz;
Yeni bir şey değil ölüp gitmek bu yaşamdan,
Ama yaşamak da daha yeni değil kuşkusuz.
Sergey YESENİN
Çeviri: Azer YARAN
YANKIBERKE
16-02-2008, 20:46
SEVGİLİNİN ELLERİ BİR ÇİFT KUĞU
* * *
Sevgilinin elleri bir çift kuğu,
Saçlarımın altınında yüzüyor.
Bu dünyada her insanoğlu
Kendi aşk şarkısını söylüyor.
Bir zamanlar uzaklarda ben de söylerdim
Ve aynı şarkı şimdi dilimde,
Bu yüzden soluklanıyor derin,
Yumuşacık söz, ince esrikliğiyle.
Bütün sevgiyi akıtırsa ruhun pınarı
Yürek olur bir külçe altın,
Ancak şimdi ısıtmıyor şarkıları
Ayışığı, sıcaklığıyla Tahran'ın.
Bilmem, nasıl geçeyim yaşam yolunu,
Kül mü olayım okşayışlarında Şahanenin,
Yoksa yaşlılığın eşiğinde bir gün ruhumu
Gereyim mi anısıyla şarkılı yiğitliğin.
Herkesin bir kendi yürüyüşü var
Kimi göze, kimi kulağa iyidir.
Bir İranlı besteliyorsa kötü şarkılar,
Demek asla Şirazlı değildir.
Bu şarkılar içinse benden söz açınca,
Şöyle deyin, duysun her insanoğlu:
Daha ince ve güzel şarkı söylerdi ama,
Kıydı ona bir çift kuğu.
Sergey YESENİN
Çeviri: Azer YARAN
YANKIBERKE
17-02-2008, 13:56
İKİLEM
kararsız bir yaz ikindisi sanıyordum seni
apansız bastıran ani yağmurların getirdiği
toprak kokulu
bir yanı uzak tatil akşamları
bir yanı pazartesi telaşları
çıplak tenin
dayanılmaz bir fesleğen çiçeği
değmeye gör
bir yanın ısırgan otu
bir yanın esrik tanrılar içeceği
ya ellerin
işlenmemiş bir cinayetin
kim bilir kaçıncı faili meçhulleri
çıkılmamış bir okyanus serüveni
sanıyordum düşlerini
farkına varıp anlamadığım
bir yanın boğulma korkusu
bir yanın dünden belli
yaşama yazı tura atar gibi
liman başkanının bir türlü gelmek bilmeyen
selamet dilekleri
ya o gelmelerin
bir yanım şenlik, bir yanım gavur ateşi
tarifeli iki sefer arasında rast gelmişliğin
ince hesap işi
kırılma yerlerin
iç çekip
dudak bükmelerin
horlanıp gitmelerin
bilinçsiz terör eylemleri
yanılmışım demek istemem
daha kaç eylül geçmelidir üstüne
gelmeye gör
çocukluğumu geri çağırırım
ortaya çıkarır
kaç bayram arifesidir
yastığımın altına gizlediğim
siyah giysileri
beyaz gömlekle iyi duruyor
kanayan bir yürek ve kan
üstüne çekerim
bir gören olursa
kızılcık şerbetidir derim.
Bülent KUMRAL
YANKIBERKE
17-02-2008, 16:03
İnsan ki Hasreti Kadar
Aşksa:
Sağır da olsa dile döner seslenir...
Düşse:
Eni sonu suya düşer ıslanır...
Aşktan öte başka hangi tohum yeşerir
Hangi dal sügün verir ezildiği yerinden?
(...Dolunaydı...Dağlaın bulutlandığı,
toprağın yoncalandığı aydı...Öpsem,
yaralanır sandığım
çiçekler kadar körpeydi bahar...
Bir yanım sazınca külhan,
yağız,civan,atmaca;
bir yanım nazınca uslu,
suskun,ıssız,utangaç,
savrulup savrulup sokaklara
söylediğim şarkılar
süsüydü ömrümüzün,
yitince bulunmaz zenginliğimiz...
Ne güzel günlerdi ah
ne güzeldin gençliğim;
gönlümü tarih düşüp
ömrümce yol gözledim,
yazık ki sen beklemedin...)
İki derde yenik düştüm ne çare:
biri aşk
biri düşten düşe sızım sızım yüreğim...
Taşa çaldım derdimi,
taş çatladı kıvrım kıvrım kök verdim;
güle sardım kendimi,
gül kurudu derdim azdı yürüdü...
İnsan ki hasreti kadar:
belki bin sevda bin ayrılık
fakat
bir aşk bir intihar
bir ömre ancak sığar.
Nihat Behram
YANKIBERKE
17-02-2008, 16:06
Yangın Günleri(destan şiir)
1
dönersen bir gün
yalnızlar denizine
sana anlatır
o tual
elinde fırçasıyla rüzgar
ah..! ıssızlar denizi
ılık yelli kartpostal
seni adım gibi sevdim
nasıl bırakıp gittin
ayrılığın resmiydi
hüznüme bıraktığın
2
ay içiyordu
bakır kanatlarıyla iki güvercin
sonsuzluktu kadehlerinde akan
sanki uçmak hiç bitmeyecekti
sarılıp öyle kalınacaktı
zaman duracaktı
nasıl bırakıp gittin
ah...! olympos
ateşin şehri
işgalci kartpostal
bir daha öyle sevişir mi sanırsın
çakıl taşlarıyla yıkanan rüzgar
3
kendimi arıyordum
yung dağların da
ne işim var
yung dağlarında
burası Olympos mudur nedir
yağmalanmış bu kent
yüreğime benzetiyor kendini
nasıl bırakıp gittin
yangın yeriyiz zaten
seni hüznüm gibi sevdim
hüznün resmiymiş meğer
o işgalci kartpostal
4
bakırdan tunçtun sen
gözlerin ışıl leylak
bir saçların vardı
kimsenin saçı
endamın kuş cıvıltısı
sözlerin aylak
kolların vardı
bütün çiçek adları
dokunuşların bütün bir yaprak
sararsan ormanları sarardın
seversen yeşil berrak
5
tıka basa ay doluydu gece
tıka basa lacivert
olympos yangın seli
olympos benden berbat
birden tutuştu deniz
bakır bakraç devrildi
başladı büyük talan
kartpostala ilişti
korsanlardan bir gemi
lapinalar balıklar
yakamozları yedi
olympos onurlu kent
yağmalara alışık
teslim olmadan önce
kendini yakan
6
sokağa benziyordun
ülkeye
çıkmaz sokakların
talana hazır
kalabalıklar da yalnızlıktın
hücreler yapıp kendini tutukladın
sevmelerin vardı
gitmeye hazır
7
koşardık dururdu resim
ah..! riva yar
dokunurken karışmayı öğreten
bir soluğun vardı
solukların belası
soluğunki
ılık yele yelliğini kavratan
gittin
şiire girdin
8
Ala geyiktin sen
bulurken kaybedilen
tam kaybetmişken birden
uzaklardan beliren
aşktın sen
zehir zıkkım
zemheriydin
karakış yokken
hep uzak gitmelerdin
talancıydın
9
ülkende mülteciydim
sürgünlere alışık
kentlerin de gezgin
aşkına militan
yaralıydım
kaçıp gitmektim
son kez kanıp
limanına sığınan
dönersen bir gün
yangınlar kentine
'sağ ol geldiğin için'
10
iner kelkit
çıkar kelkit
yung dağına kan verir
yung dağları dayanamaz
kelkitine can verir
kar verir
yeşil yeşil
boğaz verir indirir
taşova ya
yeşil ırmak iner yoldan aşağı
yağız ata biner yağız bir gelin
yaban gülü yaylalara erişir
aşksa aşk
değilse değil
aşktın sen zehir zıkkım
püsküllerin belası
derttin sen
salkım saçak
beter bir gün batımı
yarım kalan şarkıların
yarım kalan tarafı
çığlıkların sessizi
zehir zıkkım
11
usulca ayrıldı gardan
tıklım tıklım ayrılık
yarısı peronda kaldı
yarısı vagonlarda
trende
musluğu açtı adam
peronda suyu öptü kadın
öpüştüler
rayların ışıltısında
adamın gözleri
ışıltıların içinde kadın
istasyonda durdu tren
seviştiler
ah..! sevgili bilesin
giderken
ardına bakmaz trenler
12
kayıyor kompartıman
iki çelik ip üstünde
nereye gider bilinmez
kaçarım senden
ve yalnızlığından
açarım pencereleri
boşalsın diye odam
karlı bahar havasıyla
dolarsın içeri
kayıyor kompartıman
iki çelik ip üstünde
nereye varır bilinmez
13
Hangi kente sığınsam
İstasyondan başlıyor yangın
tutunduğum yerlerden başlıyor
hangi kadını sevsem
bir ucu sen
aşksın sen
yangın gülü
kaybederken çoğalmayı öğreten
14
kalabalıkları kadar
öpüşebilir sokaklar
öpüşebildiği kadar
kalabalıktır insan
hadi gel sarmaşalım
eksilmesin hayat
buluşalım taksimde
nedense orada çoğalıyor insan
15
birden gördüm karşımdan geliyordun
elinde bir adam
bana güldüğün gibi gülüyordun
saçların kısamıydı
uzun değil miydi
takılı kaldım imam adnan sokak tabelasına
ayaklarım betona çivili
gidiyordun beni görmedin
zaten hiç kimseyi görmedin
bütün sokaklar ardından gidiyordu
işportacılar gül çocukları
mefistodan bir ses çıktı ardından gidiyordu
sinemalar çığırtkanlar
bir film karesi ardından gidiyordu
ben bu sahneyi hiç görmedim
takılı kaldım imam adnan sokak tabelasına
ayaklarım betona çivili
kimseler yoktu yalnızdım
sokak çocuklarından yalnızdım
bana güldüğün gibi gülüyordun
bir kurşun sekti birden vuruldum
gül çocukları döndü önce
Mefisto da ki ses dönüp girdi içeri
film döndü karesine
o kızın hıçkıran sesine
çıka geldi tramvay
kimseler yoktu
kayıyordu sessizce tünele doğru
ne sürücüsü vardı
nede yolcusu
yorgundum yürüyordum
gözlerim yoktu
zaten dilimi tükürmüştüm
imam adnan sokakta
ışıklar sızıyordu meyhanelerden
alkol rengiydi akşam
içimde bütün saatlerin bütün zilleri
kompartıman kayıyordu
sürücüsü yoktu
nerde kaldı bu adam
üşüyordum
üşüye kaldım istiklal caddesinde
içimde titreyen zaman
sen
narin bir çiçek gibi aktın taksime doğru
elinde bir adam
sesime bağırdım
kimse duymadı
dilimi tükürmüştüm
imam adnan sokakta anımsadım
belki polisler örseledi
belki sarhoşlar
Mefisto seni ilk gördüğüm yerdi
eskilerden bir ses birden irkildi
'alt kattayım
eteğim mavi üstüm kırmızı'
şimdiki gibi gülüyordun
saçların uzundu anımsadım
yanıma oturdun titreyen sesin
'hayatıma hoş geldin'
şimdi önümden gidiyordun
uzansam dokunurdum
zamanki aramızdaki adam
sesin kucağımdaydı
sen azıcık ötede
uzansam dokunurdum
ellerim yoktu
sözcük yontuyorlardır belki
evde unuttum
aktın kalabalıklarla geceye doğru
eteğin mavi üstün kırmızı
kaybolup gittin kimseler yoktu
dokunuşumu sende unuttum
elindeydi gördüm imam adnan sokakta
adamla elinin arasında
serum gibi akmıştın hayatıma
damladıkça küheylan
ah bahar damlası çıldırtan çiçek
durmadan kokan aşktı
penceremde fesleğen
ilk heceyken aşk
tutup koynuma girdin
tümcelere karıştık sabaha kadar
en derin sözcükleri bulup çıkardın
büyük edebiyatçıydın gülüm
dokunurken karışmayı öğreten
tam yakalamışken birden
nerden çıktı o adam
araya dağları koydun ırmakları
büyük okyanusları
araya doğmamış aşkı koydun
en yakın baktın en uzak durdun
gözlerine korkmadan baktığım kadın
tutup araya adamı koydun
iki kırlangıç uçtu birde su kuşu
güvercinler dönüp durdu hava da
içlerinden birincisi kırmızı
beni en iyi onlar anladı
yanağında olympos incisi
Gülcemal Durdu
YANKIBERKE
18-02-2008, 08:36
Belki Yine Gelirim
Dudaklarımı kanatırcasına ısırıyorum günlerdir
her sözcük dilimin ucunda küfre dönüyor çünkü
Bir gök gürlese bari diyorum bir sağnak patlasa
bitse bu sessizlik, bu kirli yapışkanlık bitse
ama bir tufan az mı gelir yoksa yine de
yırtılan ve parçalanan birşeyler olmalı mutlaka
hiç durmadan yırtılan ve parçalanan bir şeyler
Oysa ne kadar sakin bu sokaklar ve bu kent
ne kadar dingin görünüyor bana şimdi gökyüzü
Gidenler nerde kaldılar, özledim gülüşlerini
bir kenti güzelleştiren yalnız onlardı sanki
onlardı çocuklara ve aşka ölesiye bağlanan
kadınları güzelleştiren herhalde onlardı
' Tükürsem cinayet sayılır' diyordu birisi
tükürsek cinayet sayılıyor artık
ama nerde kaldılar, özledim gülüşlerini onların
..........
..........
Ahmet Telli
YANKIBERKE
18-02-2008, 23:06
Yıllar Sonra
seni kimler kaçırdı o güzel yazlarımdan - güzelim
nere gitti tohuma deresinde - o ishaklı yalnızlığım
saçlarının uzun uzun o güneşli sarısı
yüzünün papatya sabahlığı - haziranlarımda
gülüşünün baharlığı susuşunun sonsuzluğu
nere gitti sende benim olan o sonsuz özlem
seni kimler kaçırdı o güzel yazlarımdan - guzelim
sen gittin - kaba kilimlerde kaldı ayak izlerim
pırıl pırıl selvilerde görkemli cevizlerde
asma altı su sesi - alacalı güneş sofralarında
sen gittin - inanılmaz öksüzlükler yaşadım
düştüm çetin yollara - türkülere ağıtlara belendim
saçlarımda bulut oldun - alnımda demirparmaklık
seni kimler kaçırdı o güzel yazlarımdan - güzelim
ben çok çektim güzelim - karlı dağlar oldu başım
sen belki de mutluyudun - güzel günler geçirdin
çünkü kaf dağında prensestin - soylu bir güzelliktin
yaklaşılmaz bir varlıktın - masallık bir acıydın
gözgöze geldik birgün - bir dağbaşı durağında
bindik aynı trene - kavuştuk yıllar sonra
seni kimler kaçırdı o güzel yazlarımdan - güzelim
haziranım sarıgülüm yazgüneşim özlemim
nice nice sular geçti - bildin mi köprülerden
kaç bahar kaç sonbahar kaç çocuk kaç intihar
nerdesin sen nerdeyim ben ne söylüyor bu çizgiler
bu aynalar neden böyle yakından bakıyorlar
neler anlatıyor bu şarkılar - uzak geçmişimizden
seni kimler kaçırdı o güzel yazlarımdan - güzelim
ağlamak bir dağgülü - bir yanık orman belki
bir kurumuş çeşme belki - bir kimsesiz tutuklu
uçaklar otobüsler vapurlar telefonlar
haziranım sarıgülüm yazgüneşim papatyam
kime giydin o akları - kim kaldırdı duvağını
kim kokladı kim baktı - bağrına kim - yıllar önce
seni kimler kaçırdı o güzel yazlarımdan - güzelim
Kaynak: Tohumlar Tuz İçinde
Hasan Hüseyin Korkmazgil
gizemliduygular
19-02-2008, 19:35
AYRILIK SEVDAYA DAHİL
görinen yıldız değil yir yir delinmişdür felek
gün yüzünün hasretiyle tir-i ahımdan benüm
necati
1.
açılmış sarmaşık gülleri
kokularıyla baygın
en görkemli saatinde yıldız alacasının
gizli bir yılan gibi yuvalanmış
içimde keder
uzak bir telefonda ağlayan
yağmurlu genç kadın..
2.
rüzgâr
uzak karanlıklara sürmüş yıldızları
mor kıvılcımlar geçiyor
dağınık yalnızlığımdan
onu çok arıyorum onu çok arıyorum
heryerinde vücudumun
ağır yanık sızıları
bir yerlere yıldırım düşüyorum
ayrılığımızı hissettiğim an
demirler eriyor hırsımdan..
3.
ay ışığına batmış
karabiber ağaçları
gümüş tozu
gecenin ırmağında yüzüyor zambaklar
yaseminler unutulmuş
tedirgin gülümser
çünkü ayrılmanın da vahşi bir tadı var
çünkü ayrılık da sevdâya dahil
çünkü ayrılanlar hâlâ sevgili
hiç bir anı tek başına yaşayamazlar
her an ötekisiyle birlikte
herşey onunla ilgili
telaşlı karanlıkta yumuşak yarasalar
gittikçe genişleyen
yakılmış ot kokusu
yıldızlar inanılmayacak bir irilikte
yansımalar tutmuş bütün sâhili
çünkü ayrılmanın da vahşi bir tadı var
öyle vahşi bir tad ki dayanılır gibi değil
çünkü ayrılık da sevdâya dahil
çünkü ayrılanlar hâlâ sevgili..
4.
yalnızlık
hızla alçalan bulutlar
karanlık bir ağırlık
hava ağır toprak ağır yaprak ağır
su tozları yağıyor üstümüze
özgürlüğümüz yoksa yalnızlığımız mıdır
eflatuna çalar puslu lacivert
bir sis kuşattı ormanı
karanlık çöktü denize
yalnızlık
çakmak taşı gibi sert
elmas gibi keskin
ne yanına dönsen bir yerin kesilir
fena kan kaybedersin
kapını bir çalan olmadı mı hele
elini bir tutan
bilekleri bembeyaz kuğu boynu
parmakları uzun ve ince
sımsıcak bakışları suç ortağı
kaçamak gülüşleri gizlice
yalnızların en büyük sorunu
tek başına özgürlük ne işe yarayacak
bir türlü çözemedikleri bu
ölü bir gezegenin
soğuk tenhalığına
benzemesin diye
özgürlük mutlaka paylaşılacak
suç ortağı bir sevgiliyle
5.
sanmıştık ki ikimiz
yeryüzünde ancak
birbirimiz için varız
ikimiz sanmıştık ki
tek kişilik bir yalnızlığa bile
rahatça sığarız
hiç yanılmamışız
her an düşüp düşüp
kristal bir bardak gibi
tuz parça kırılsak da
hâlâ içimizde o yanardağ ağzı
hâlâ kıpkızıl gülümseyen
-sanki ateşten bir tebessüm-
zehir zemberek aşkımız..
ATTİLA İLHAN
gizemliduygular
19-02-2008, 19:46
HOŞÇAKAL
Zaman durdu
Bir gurbet olmuşken Ankara yüreğimde
Ellerim tutuldu sanki dudaklarım kendime kilitlendi
Hoşçakal sevgilim
Yüreğim durdu
Ne de heyecanla çarpardı
Sana dokunurken ellerim
Tenin beni örterken sevgiyle
Hoşçakal sevgilim
Yaşam durdu kapanıyor gözlerime dünya
Nerede mavi mutluluklar
Nerede sevdamız ve yarın umutlarımız
Hoşçakal sevgilim
Zamanım doldu
Hep birşeyler vermeye çalıştım sana
Bir ömrümü yalnızca sevgi vererek geçirebilirdim
Ama sizin vermeye pek değil, hiç vaktiniz olmadı
Hoşçakal sevgilim Hoşçakal sevgilim
DÜŞ SOKAĞI SAKİNLERİ
YANKIBERKE
20-02-2008, 11:45
Geçmiş Zaman Olur ki
Eski zamanları özlerdi anam ,
Babam methederdi .
"Eskiler şimdiden iyiydi " derdi .
Evlerimiz :
Küçük de olsa,harap da olsa
Herkesin bir evi vardı.
Bir camı mutlaka
Bahçeye bakardı .
Tel dolapları , tavanda mısır koçanları ,
Avluda ambarlar vardı..
Kadınlar süt sağar ,
Erkekler satardı.
Parasıyla ; hanıma şalvarlık ,
Kıza entari , oğlana pabuç alınırdı
Naylon, yandan şıkşıklı .
Bakkal Süleyman ; birinci , Gelincik , Bafra ,
Kulüp cıgarası.
Teneke peynir ,kırık leblebi , kuru üzüm
Satardı.
Her ayın başında hesap açar ,
Sonunda kapardı.
Yani , kimsenin
Kimsede alacağı kalmazdı..
Balıklı köprüsünde dilenci Kör Memet ,
Kapılarda dilenci Kör Zülâ ,
Sokaklarda Cevdet..
Cumaları fakirler doyurulur ,
Kimsesizlerin hali vakti sorulurdu.
Gönüllere nur , evlere bereket yağardı.
O zamanlar insanlık vardı.
Komşuluk :
Yağmur yağdığında dam`lar akardı
Her odaya tencere,sahan koyardık.
Bazen de borulardan kurum damlardı ,
Teneke kutu bağlardık.
Her şeyin kolayı vardı.
Kimse kimseyi kıskanmazdı ,
Komşuda ne varsa , komşuda vardı.
Hesna Hanım börek yollar ,
Karşılığında yaprak sarması giderdi.
Tencere dolusu, "Tadımlık canım (!)"
Kim hastalansa , Hayriyanım koşardı
Adı gibi hayırlı.
Şifalı otlardan merhem ,
Nane-limon,ayvadenesi ,
Her derde deva çörekotu .
Hayriyanım` ın marifeti çoktu.
Kim ölse "Efkarlı " koşardı
Yürekten , sevecen , telaşlı .
Ramazanlar ve kış geceleri :
.
Susamlı ramazan pideleri ,
Hem de "Dört Direkli" den .
İftarlıklar ,baklavalar , su börekleri..
Sokak aralarında, sahura kadar
Hasır sobetleri ,nargile sefaları.
Çocuklarda iftar topu neşesi :
"Topçu topunu atameyo,
Helvacı kızını satameyo."
Kış geceleri sıcacık, sevimli.
Konu komşu birlikte yılbaşılar.
Patlamış mısır, portakal,üzüm .
Pişmaniye çekmeler ,tombala oynamalar ;
l.Çinko , 2.çinko , tombalaaaa.
Sobanın dibinde sarman ,ana dizinde
Osman uyumuş.
Aaaa! Saat de geç olmuş.
Aman canım, daha erken;Oturuyorduk.
Derken ;
Borçsuz yaşardık derdi babam.
Her şey yoktu, kuyruk çoktu.
Ama insanlar umutlu ve daha
Mutluydu.
İskarpin giyemezsek, "Cızlavet " giyerdik.
Ama , biz o günleri çook,çok severdik.
Esat Anık
YANKIBERKE
20-02-2008, 11:50
Hüznü Büken Örs Neresinde Hayatın
Şimdiden geçip gitmektedir gelecek
O müthiş yalnızlıkta
Sıyrıklar eksilmez bedenden.
Hüznü büken örs neresinde hayatın
Sisli bizli kapıların ardına gizlediğimiz
Hangi yanıdır yüreğimizin
Ki dil ile ne girdi ki us arasına
Tutuldu aşk
Tutuldu ay
Dilin sunaklarından kalbimize yapıştı.
Durmadan eskiyen yanlarımızı soyunuruz
Tutunmak için bir yüreğin incelmiş kıyısına.
Sensizliğin resmidir / nereye bakılsa
Bu derin sessizlik aynadır elbet
İp kopar
Ayna kırılır
Dağılır bütün görülenler ve görünmeyenler.
Güneşi tutacağım gözlerine ey gece
Ne fark var ki körle zindan arasında
Uyanıklığa değil düşe uyanmışım.
Sır kendimizi görebilmektir
Her şeyin bir özeti var
H a y a t ı n d a.
Nail Yavuz
YANKIBERKE
20-02-2008, 11:55
Benim Korkum Ölüm Değil
Geçen gün senin yanında aklıma ölümüm geldi
Sensizlik bir mızrak gibi saplandı kalbime
O son anı hatırladım, o seni koyup gidişimi
İlk defa bu kadar üzüldüm dünyaya geldiğime
Ölüm! kaçınılmaz sonuç o soğuk kelime
Bir gün ucuz bir fahişe gibi koynuma girecek
Yüzümde gezinecek pis ve iğrenç elleri
Korkudan büyümüş gözlerimde hayaller can verecek
Biliyorum üzüleceksin, ama bir gerçek
Bir yerde sevişmek gibi, bir yerde yaşamak kadar
Ne hazin sıcaklığımızın bizi terketmesi
Ve yüzümüze birbiri ardınca kapanan kapılar
Ergeç uzanır bir el son kampanyayı çalar
Anlarız kaçınılmaz anın geldiğini
Şehre bir bomba düşmüş gibi aynalar, camlar kırılır
İnsan arar da bir türlü bulamaz güzelliğini.
Kimse benim kadar bilemez ölümün rezilliğini
Seni koyup gitmenin hüznünü ben anlarım
Çünkü ben sende buldum kendimi, sende sevdim
Senin yanında seninle değerlendi zamanlarım
Ne acı gün kadehlerin boş kalması, şarkıların yarım
Mevsimlerin birbiri ardınca bir anda bitivermesi
Ansızın toprakla dolması gözlerimizin
Karnımıza o çirkin böceklerin girmesi
Kim bilir ölüm belki de bir çilenin sona ermesi
Belki güzeldir, şu sefil dünyaya boş gözle bakmak
Ne çare ki sen varsın, o dünyada sen varsın
Benim korkum ölüm değil, seni yalnız bırakmak
Ümit Yaşar Oğuzcan
YANKIBERKE
20-02-2008, 22:29
BEN O ZAMANLAR GENÇ BİR ŞAİRDİM
Ben o zamanlar genç bir şairdim
Bir kıza sevdalanmıştım
Gökyüzü kadar güzel
Gökyüzü kadar serin
Denizler kadar derin bir kıza
Aklımı alan gözleriydi...
Ben o zamanlar genç bir şairdim
O'na mektuplar yazardım
O okumazdı mektuplarımı
Ben okurdum kendime
O'nu arardı gözlerim
Aklımı alan gözleriydi...
Ben o zamanlar genç bir şairdim
O'nu severdim eksilen yanlarımla
O sevmezdi beni inadına
Çığlıklar atıp gülerdim buna
Kimsecikler duymazdı çığlıklarımı
Yosun kokulu bir çift gözden başka
Aklımı alan gözleriydi...
Ben o zamanlar genç bir şairdim
Bir gün O'nu beni öldürürken görmüştüm
Ölmüştüm o vakit, çoğalarak ölmüştüm
Vakit akşam üzeriydi
Hiç kimse görmemişti öldüğümü
Bir ben görmüştüm
Aklımı alan gözleriydi...
Ben o zamanlar genç bir şairdim
Dinsiz kitapsız bir şair
Tanrı dedikleri bende seviydi
Bir ona inanırdım
Bir de O'nun eşsiz güzelliğine
Aklımı alan gözleriydi...
Ben o zamanlar genç bir şairdim
Gökyüzü dolardı gözlerime
Uykularımı bölerdi bir bulut
Hiç uyumazdım, uyuyamazdım
Uyusam bir, hiç uyanmazdım
Aklımı alan gözleriydi...
Ben o zamanlar genç bir şairdim
Sokak lambalarının altında geceleyen
Yapraklar bulurdum ellerimde buruş buruş
Yüreğim sevinin hüzünden eviydi
Bulsam bir yolunu bu kentten gidecektim
Gidecektim ihtimal intihar edecektim
Aklımı alan gözleriydi...
Ben o zamanlar genç bir şairdim
Uzun şiirler yazardım aşka dair
Bir yaşamak tuttururdum ölümsüz
O ömrümce beklediğim dizeydi
Aklıma gelirdi gözleri ansızın
Tutar kendimi vururdum
Aklımı alan gözleriydi...
Ben o zamanlar genç bir şairdim
Bir kıza sevdalanmıştım adını unuttum
Saçları dudakları nasıldı bilmem
Bir beyaz yelkene benzer miydi elleri
Aklımı alan gözleriydi...
Bülent ÖZCAN
YANKIBERKE
20-02-2008, 23:07
Bülent ÖZCAN
FİLOZOFÇA
Gerçeğin gözü birdir, insanın gözü iki...
İnsanlar sevgiye hergün beş dakika ayırsalardı, ölüm belki de bu kadar karanlık olmazdı!..
Ölüm kaçınılmazdır, ölüm herkese; ancak, ölümü hak edip de ölenler, ölümsüzlerdir!..
Her ne kadar ileri görüşlü olursan ol; yine de, ilerinin ilerisi olduğunu unutma!..
İnsan olmadan sanatçı olunamaz!..
ŞİİR VE ŞAİR ÜZERİNE...
Hiçbir şey yoktu şiirden önce... Ve şiir insanı yarattı!..
Sözcüklere ruh verme sanatıdır şiir; ki, okudukça canlanır sözcükler...
Şiirde yine “şiir” aranır!
Şiiri tanımlamaya çalışmak, gökyüzüne merdiven kurmaya benzer.
Bir yapıdır şiir; Çin Seddi gibi bir yapı; öyle ki, gönül gözüyle, ta uzaydan bile görülebilir!
Şiiri şiirle tartın, şairi şiirle tartın; şaire değil, şiire bakın!..
Her şiir kendine kalır...
Şiir yama tutmaz.
Övgü duvarını aşan şair, şairdir!
Şair, sürekli yazmak zorunda değildir; mümkünse, şiir(!) yazmak zorundadır!
Nedir ah bu şiirin şairlerden çektiği; ki, şiiri yazarlar boyuna!..
Ölüm işlemez şaire, işlerse bir hüzün işler!..
= ŞİİR
Şair + Şiir = Şiir
Şiir + Şair = Şiir
Şair + Şair = Şiir
Şiir + Şiir = Şiir
Bülent ÖZCAN
ŞİİR BİR
Şiir bir gök-
kuş-ağı altından
geç-en şairdir.
Bülent ÖZCAN
BİR METEOR YAĞMURU ŞİİR
Her sözcük bir
meteortaşı
çarpar yüreğine şairin...
Bülent ÖZCAN
SÖZCÜKLER ÜZERİNE…
* Sözcüklerdir asıl yaşadığımız.
* “Acı”, bir sözcük; “hüzün”, bir sözcük; ölüme yakın… “Ölüm” bir sözcük, kendine uzak...
* Biri sözcükleri uyandırmalı, her sözcük kendi olmalı...
* Bir sözcüklük işiniz kaldı dedim onlara, güldüler; O bir sözcüğün gücünü bilmediler, küçümsediler! Sözcüklerin de onlara güldüğünü görmediler!..
* Siz, hiç, bir sözcükle seviştiniz mi ya da yolculuk ettiniz mi bir sözcükle?...
* Sesleri seviştiremezsiniz sözcükleri selamlamadan…
* Önce bir sözcüğü dost tutun kendinize, sonra başka bir sözcüğü fısıldayın bir sözcüğe; göreceksiniz sözcüklerin çoğaldığını hızla…
* Sözcükleri kanatmanın zamanı şimdi...
* Bir sözcüklük seviş benimle...
* Bir sözcükten bir sözcüğü at, iki sözcük kalır.
* Bugün sözcük kullanmıyorum: Sözcük-siz-im!..
YİTİP GİDEN ZAMANI ARADIM SÖZCÜKLERDE
Yitip giden zamanı aradım sözcüklerde,
Hüzüne çıktı adım, kanadım sözcüklerde...
Bir sözcükle kuruldu evren salt bir sözcükle
Ki çözdükçe gizini çoğaldım sözcüklerde...
7 Eylül 1996, Gaziantep
Bülent ÖZCAN
DUVAR USTASI
20-02-2008, 23:08
Korkuyorum...
Yağmuru sevdiğini söylüyorsun; ama yağmur yağınca şemsiyeni açıyorsun.
Güneşi sevdiğini söylüyorsun; ama güneş çıkınca gölgeye kaçıyorsun.
Rüzgarı sevdiğini söylüyorsun; ama rüzgar çıkınca pencereni örtüyorsun.
İşte bundan korkuyorum; çünkü beni de sevdiğini söylüyorsun
YANKIBERKE
21-02-2008, 22:15
Ölümün Yükselişi Ve Çöküşü
Ne zaman bir yakını ölse birinin,
Onu ilk-ölüm sanır kalır o.
Ne zaman bir sevdiği ölse birinin,
Onu en-ölüm alır kalır o.
Ne zaman bir saydığı ölse birinin,
Onu hep-ölüm bulur kalır o.
Ne zaman bir-bildiği ölse birinin,
Onu son ölüm sayar kalır o.
Ne zaman bir umduğu ölse birinin,
Onu yok-ölüm duyar kalır o.
Ne zaman bir herşeyi ölse birinin,
Kendini ölümlerle yaşar kalır o.
Ne zaman bir kendisi ölse birinin,
Ölümlerde kendini yaşar kalır o.
Özdemir Asaf
YANKIBERKE
24-02-2008, 00:09
KOCA BİR TROYA DÜNYA
Kaç kez kuşatıldı Troya
Soldu ılgınlar acılaştı zeytin
Karıştı toprağa hünerli eller
Ne Helena ne Paris ne Aşil
Karanlık çukurlarda ak kemikler
Yere basarken ürperiyor insan
Kırmızı açıyor hâlâ
Suskun örende gelincikler
Güzlerin hüznü o yıkımdan
Çağ değişmiş silahlar da
Sürüp gidiyor hâlâ kuşatma
Bu kez daha çılgın saldırgan
Hey dağlar yaralı Rumeli dağları
Bosna direniyor düştü Srebrenika
Bebesini emzirirken vurulmuş gelin
Yollara dökülen göçmenlerin
Gözleri yanmış yıkılmış kentler
Daha ne kadar sürecek talan
Kazılırken böğründe toplu gömütler
Senin ellerin mi bunlar Avrupa
Çırpınırken her çalıda bir yürek
Senin gözlerin mi bunlar
Nasıl bakacaksın yüzüne tarihin
Ah dünya koca bir Troya
Yaşamı savunan Hektor'u sürüklüyor
Her yanda kanlı araba
Ne zaman insan olacak insan
Mehmet Basaran
YANKIBERKE
24-02-2008, 00:10
'DENİZ' DEDİK ÖPÜP BAŞIMIZA KODUK
İlk günlerindeki gibi Troya'nın
Usulca dokundu mor yamaçlarına
Gül parmaklı şafak İda'nın
Işıdı sonyaz'ın gergin karnı
Kuytularda ince bir rüzgar
Okşadı küçük mavi çiçeklerini sevdanın
Sürüp gidiyordu yaşamın gelgiti
Sürüp gidiyordu doğumlar ölümler
Ardından ölümcül sancıların
Sese dönüştü titreyen çiyler
Baktım gözlerin söylence rengi
Neydi o yumuk avuçlarında
Bir giz gibi sımsıkı tuttuğun şey
Görünce dünyamızı neden ağladın
Söğütler yaprak döktü sular ürperdi
İlk günlerindeki gibi Troya'nın
Hangi korkularla kim demiş
Bir kız doğunca dört duvar sızlar diye
Sızlamadı genişledi duvarlar
Tanelenen başakla geçmişten geleceğe
Bakır taslarla içildi şerbetin
Itırlar defnelerle ilk çeyizin kondu sandığa
Nişanlandın yaşama beşik kertmesi
Onarmış gibi duvarlarını kentin
Dayanıklı olsun diye tüm acılara
Tuzladık kaya tuzuyla bedenini
Yuduk kırk bir çeşit ot katılmış sularla
Ve güllerin ve dikenlerin ve kırların acemisi
Kesilmesin diye dar geçitlerde soluğun
En mavi sözcüklerle seslendik sana
'Deniz' dedik öpüp başımıza koduk tuzu ekmeği
Mehmet Basaran
kkapdan@turkbee
24-02-2008, 22:45
KURŞUNİ……
Sırrı çözülür gecenin,
Karası açılır sabahın,
Büyüsü bozulur nazarın,
İsyanı başlar akşamın, rengi kurşuni.
Acısı çekilir çilenin,
Sancısı duyulur sevginin
Düğümü açılır yüreğin
Sevgisi başlar insanın, rengi kurşuni.
Yazısı yazılır kaderin,
Oyunu belirir feleğin,
Azmi artar dileğin,
Kaygısı başlar sevginin, rengi kurşuni.
Gülüşün ölünür aşığın,
Gözyaşına boğulur maşukun,
Dostluğuna verilir hayatım
Merasimi başlar fakirin, rengi kurşuni.
kkapdan@turkbee
YANKIBERKE
25-02-2008, 13:28
Güz ve O
o kentte hüzün bitti
dil konuşsun şimdi
rüzgar bulutun
dal gövdenin yerine
tutulduğum fırtınada
gözlerim gözlerinde yıkandı
taşındım eğildiğim aynasına yüreğinin
defneler suya erişti
ışıklar ırmağa
geldim işte
içindeki o sen olan ben
çıkardım üzerimden
kırk kat kumaşını eskinin
sağlam diksin diye terzi
yüreğimin söküğünü
ipliğimi ipekten
iğnemi gümüşten seçtim
geçtim korku tünellerinden
adacıklar fundalıklardan
şiirler yazdım aşk üzerine
şiirler sevdamı anlatan
aynalarda yüzümü
vedalarda kalbimi tanıdım
seni sevdim
güzde gül rengini
geceyi uğultuda
seni sevdim
dalgalar kıyıya erişti
kışlar bahara
Betül TARIMAN
YANKIBERKE
25-02-2008, 13:29
Ne ki
şiir; sıkıntıdır bilinir kim bilmez
amazondur ki yok memesiyle
kıskanılmış
makyaj bile yapar
uzun süre
öyle dağlarında telaş yok
morg kadar soğuk zamanda
içine düşer kor
şiir; o ovduğum olduğum kaya
görünür yüz adamlık mesafeden
hamur yoğurur ev süsler
atsam başımdan atamam
Yol İnsanları
Betül TARIMAN
kkapdan@turkbee
25-02-2008, 19:13
AĞLAMASIN DİYE…
Gözlerinde nakış nakış gizlenen çileye tanık olursun baktığında,
Dillerde ilmek ilmek saklanan sevgiye şahit olursu duyduğunda,
Ellerde öbek öbek nasır görür olursun öptüğünde,
Yüzlerde çizgi çizgi beliren anılara saplanır kalırsın utanarak,
Sonra duyduğunda, gördüğünde utanarak, tanık olursun hakkını ödeyemediğine,
Utanırsın, ağlamak istersin,
Ağlayamazsın ağlamasın diye,
ANAM ağlamasın diye…
kkapdan@turkbee
Zeynep
Gidişin,
ilkokula yeni başlamış, annesinin ellerini bırakmak istemeyen bir çocuktu yüreğimde..
Hani o, melekleri beyaz kanatlarıyla hatırlayan masum çocuk
Gittiğinde öğrendi, Azrailin de bir melek olduğunu
Oysa kalbin saklıydı defterlerimin arasında
Ve bir ok saplıydı yüreğimin yarasında
Nasihat veren çoktu
Aşkın öğretmeni yoktu
Sen,
Cennetin dalından koparılıp dünyaya düşmüş beyaz melek
Şimdi kimi benzeteceğim gökyüzüne?
Hangi Rapunzelin saçlarından tutunup yüreğine tırmanacak bu yürek!
Bak, işte öylece duruyor,
ruhumun kanserli mezarına gömülecek yalnızlığı bekleyen kürek
Taşımak ister misin omuzlarında Zeynep kokan bedenimi?
Bilebilir misin sadakatimin nedenini?
Beni sana gömebilir misin?
Öldürebilir misin kendini?
Neden bu kadar çok sevdiğimi anlayabilir misin?..
Bende bir sen
Ah bir bilsen!
İzin versen okşamama saçlarını,
Aşk Tanrıçası deyip sevsem...
Beni yalnızlığım bile terk etti
Ve sen gidince küstüm uykulara
Hadi dön artık,
beni ayrılıktan uyandır...
Son bir nefes kaldı,
ismin gibi dudaklarımdan düşmeyen sigaramda.
Korkuyorum!
çekersem, sen de bitersin...
kkapdan@turkbee
26-02-2008, 00:17
SÖZ MÜ?
Ufkumuzda ki kızıllık ateş mi köz mü?
Mevsim bizde yaz mı güz mü?
İnsanlara sunduğumuz diken mi gül mü?
Eldeki küçücük et, bizdeki göz mü?
Dünya bize bugün mü dün mü?
Alem millete saray, bizim için çöl mü?
Biz biz oldukta eller hala jön mü?
Önümüze gerilen duvar mı tül mü?
Merakım oldu bu gecikmiş bir ödül mü?
Sorma sakın bunlar şiir mi? Söz mü?
Bari bu mısraı sev, unutmak yok söz mü?
kkapdan@turkbee
YANKIBERKE
26-02-2008, 13:17
GEYİKLİ GECE
Halbuki korkulacak hiçbir şey yoktu ortalıkta
Herşey naylondandı o kadar
Ve ölünce beş on bin birden ölüyorduk güneşe karşı
Ama geyikli geceyi bulmadan önce
Hepimiz çocuklar gibi korkuyorduk.
Geyikli geceyi hep bilmelisiniz
Yeşil ve yabani uzak ormanlarda
Güneşin asfalt sonlarında batmasıyla ağırdan
Hepimizi vakitten kurtaracak
Bir yandan toprağı sürdük
Bir yandan kaybolduk
Gladyatörlerden ve dişlilerden
Ve büyük şehirlerden
Gizleyerek yahut dövüşerek
Geyikli geceyi kurtardık
Evet kimsesizdik ama umudumuz vardı
Üç ev görsek bir şehir sanıyorduk
Üç güvercin görsek Meksika geliyordu aklımıza
Caddelerde gezmekten hoşlanıyorduk akşamları
Kadınların kocalarını aramasını seviyorduk
Sonra şarap içiyorduk kırmızı yahut beyaz
Bilir bilmez geyikli gece yüzünden
'Geyikli gecenin arkası ağaç
Ayağının suya değdiği yerde bir gökyüzü
Çatal boynuzlarında soğuk ay ışığı'
İster istemez aşkları hatırlatır
Eskiden güzel kadınlar ve aşklar olmuş
Şimdi de var biliyorum
Bir seviniyorum düşündükçe bilseniz
Dağlarda geyikli gecelerin en güzeli...
Hiçbir şey umurumda değil diyorum
Aşktan ve umuttan başka
Bir anda üç kadeh ve üç yeni şarkı
Belleğimde tüylü tüylü geyikli gece duruyor.
Biliyorum gemiler götüremez
Neonlar teoriler ışıtamaz yanını yöresini
Örneğin manastırda oturur içerdik iki kişi
Ya da yatakta sevişirdik bir kadın bir erkek
Öpüşlerimiz gitgide ısınırdı
Koltuk altlarımız gitgide tatlı gelirdi
Geyikli gecenin karanlığında..
Aldatıldığımız önemli değildi yoksa
Herkesin unuttuğunu biz hatırlamasak
Gümüş semaverleri ve eski şeyleri
Salt yadsımak için sevmiyorduk
Kötüydük de ondan mı diyeceksiniz
Ne iyiydik ne kötüydük
Durumumuz başta ve sonda ayrı ayrıysa
Başta ve sonda ayrı olduğumuzdandı...
Ama ne varsa geyikli gecede idi
Bir bilseniz avuçlarınız terlerdi heyecandan
Bir bakıyorduk akşam oluyordu kaldırımlarda
Kesme avizelerde ve çıplak kadın omuzlarında
Büyük otellerin önünde garipsiyorduk
Çaresizliğimiz böylesine kolaydı işte
Hüznümüzü büyük şeylerden sanırsanız yanılırsınız
Örneğin üç bardak şarap içsek kurtulurduk
Yahut bir adam bıçaklasak
Yahut sokaklara tükürsek
Ama en iyisi çeker giderdik
Gider geyikli gecede uyurduk
'Geyiğin gözleri pırıl pırıl gecede
İmdat ateşleri gibi ürkek telaşlı
Sultan hançerleri gibi ay ışığında
Bir yanında üstüste üstüste kayalar
Öbür yanında ben
Ama siz zavallısınız ben de zavallıyım
Domino taşları ve soğuk ikindiler
Çiçekli elbiseleriyle yabancı kalabalık
Gölgemiz tortop ayak ucumuzda
Sevinsek de sonunu biliyoruz
Borçları kefilleri bonoları unutuyorum
İkramiyeler bensiz çekiliyor dünyada
Daha ilk oturumda suçsuz çıkıyorum
Oturup esmer bir kadını kendim için yıkıyorum
İyice kurulamıyorum saçlarını
Bir bardak şarabı kendim için içiyorum
'Halbuki geyikli gece ormanda
Keskin mavi ve hışırtılı
Geyikli geceye geçiyorum'
Uzanıp kendi yanaklarımdan öpüyorum.
Turgut Uyar
YANKIBERKE
26-02-2008, 13:18
GÜN GELİR
Gün gelir, unutur dost bildiklerimiz,
Baştan sona yıkılan ümitlerimiz,
Hayaller,dostluklar,ümitler de unutulur elbet;
Unutulmaz ömrümüzü harcayıp sevdiklerimiz.
Mevlüt Mısır
YANKIBERKE
26-02-2008, 13:21
Canım, Sevdiğim, Yüreğim
Canım, Sevdiğim, Yüreğim...
Bu duvarlar yetmiyor bizi ayırmaya bilesin...
Bu parmaklıklar, bu demir kapılar, bu hava, inan...
Bazen bir yumrukta yıkacak kadar güçlü,
Bazen bir serçe kadar güçsüzsem, bir nedeni vardır...
Hangi zorluğu yenmemiş insanoğlu.
Hele taşıyorsa içinde bu insanca sevgiyi.
Güzel günler zorlu duraklardan geçer sevdiğim.
Damla damla birikiyor insan. Damla damla sevgili...
Bir gün akıp gideceğiz hayata...
Duvarlar yıkılacak, açılacak bütün kapılar bilesin.
Benim yüreğim sensin şimdi, seni vurur durur...
Ve yine damla damla çoğalıyorsun içimde.
Yilmaz Guney |
YANKIBERKE
26-02-2008, 13:33
CANAN
Bu dört duvar arasında aylardır yandığımı
Bir ses duyunca birden onu sen sandığımı
Gece misali sessizce kalıp da ağladığımı
Gül misali canan nereden bileceksin…
Buğulanan camımda mevsimler atlı gibi
Ufuktan ufka koşan birer kanatlı gibi
Serhadı ele alan birer ferhatlı gibi
Bu halimi canan nereden bileceksin…
Sana binlerce fersahtan fütursuzca seslendiğimi
Sensiz dermansız kalıp senle nefeslendiğimi
Kör baca misali burada bendenin islendiğini Ötelerde durup da canan nereden bileceksin…
Fatih Zeyrek
YANKIBERKE
26-02-2008, 13:47
Sevdadır
söylesene Mirva
bu benim göğsümü çiğ yumurta renginde
boyayan nedir
göğsümde ura benzeyen şey
göğsün değil asıl gözlerinde ki
dediğin de nedir
söylesene Mirva
sesin sesinin sarısında saklamayı becerebilmiş
taze gelin utangaçlığı da
söylesene kuzum nedir
minarelerle dolu bu kente
balık ekmek teknelerine
boyacı çocukların ellerinde ki kara lekelere
işsizler kahvesinde ki umutsuzluğa
bunca karışmamazın nedeni nedir
yağmur sonrası kuytuda kalan ot
lodosta hüzün
her aşkta yalnızlık varsa
sus Mirva sus
sessizliğimizi dinleyelim
gidilecek kaç yolumuz kaldıysa
bugün de erteleyelim
istasyona gelecek trenleri bekleriz
sabahçı kahvelerinde tezgah arkası
yine çay demleriz
sabahı ederiz
yüzün biraz daha orman kaçkını olur o saat
saçın sakalına karışır iki tren arası
ben o zaman da severim seni
Mirva benimle kal
ne zordur sabahı yalnız beklemek
ay ışığına seviler katanım
bedenime ter,ellerime dem katanım
a benim yüreğime dert katanım
Mirva
ölürüm de bunları diyemem sana
göğsümde ki değil gözlerimde ki
sevdadır
Betül DÜNDER
YANKIBERKE
26-02-2008, 13:49
Gül Nazarı
ağlar kendine doğru koşan atlar
bir gülü öpmüş gibi yanağından
dudağında kırmızı yokuş
yaşlı zamana uzayan…
annemin ardına saklanan sabahlar
o ki yeryüzüne bırakılmış bumerang
bacaklarıyla kara bir atı bekler
-kime söylediysem bunu
bir bulut gibi indirdi sırtındaki göğü-
sevilmeye yatan bir ormanın aralığından
göğe eriyen ırmak
taşmak için
kadından doğma bir atı bekler
-kime söylediysem bunu
bir karabasan gibi gördü düşünü-
unutmuş olamaz!
kederli ve taşralı ruhların taşıdığı
kırılan o gölgeler bile yeter
kalbiyle suya gelin gidenleri ürkütmek için
tezgâhta ne var?..biraz söz biraz daha
-kime söylediysem bunu
bir kedi gibi yaladı ayaklarının sesini-
unutmuş olamam!
derindir
bir gülün bir güle seslenişi
Betül DÜNDER
YANKIBERKE
26-02-2008, 13:52
Yazgısı Zar
Ve ben burada isteyerek
sarışınların arsızların ve kutsanmışların
tanrı eliyle pay edildiği bir yerde kaldım
zannettim ki korur beni
sureti yusuf yazgısı zar olan bilek
vakt ile anladım bir yanılgıydı ruhların kalbindeki ateş
ahh sevebilirmişim gibi bir ölüyü
cezalandırıldım sabrı ile o düşkünün
artık safirdim ve lanetlenmiş bir melek
ılık bir acıydı. Bunu zamandan çıkardım
buydu gölün kara niyeti
beklediler dilimdeki hüner tükensindi
yaktılar kandilini bilmezmiş gibi yaranın huyunu
büyüyordum o sırlı ağaçta yaranın kendi olarak
çok şey çözüldü ilkin ilmeği kalbimin
sonra bir rubai –gel dedi gövdemin içine
sen nasıl ki hâyalsin ve kalmayacaksın geriye!
istedim her şey olsun kalbimde yetmedi
bu kanat böyle derya içinde
sordum efkârı ile o meczup ağzın:
uçmak için bir bana mı dar geldi evren
Betül DÜNDER
YANKIBERKE
26-02-2008, 13:54
Yıkık Babalar Kenti
ayrılık ne ise öyle kalsın
biz ona yüzü kırılmış bir baba gibi su içirelim
Kovuldum kırmızı göllere doğru…
kurtuluşu olmazdı ayaza vuran kuşun
tenhada saçlarını uzatan kızlar
bilsin bunu
uçtum… uçtum sandım
ve kabullendim hep sonradan gelmeleri
tören gibi aşklara
kimsenin oluru yok… yok!
ayrılıklardan arta kalana
Kapılar ve yüzler kalsın
kapılar ve yüzler
sonra tûtiya…
babama yağmur bana biraz ağlamak gibi
gelir
açılırken kavi bir kapı
merak ve tuz aynı tasa… dökülür
ağaçların ardından hacleye giren
bir uzun sözdür, tûtiya bilir ezbere:
bir ilişki var! kulak zarıyla babalar arasında
en iyisidir geçtiğimiz şarkıları dinlemenin
oturduk ve konuştuk şarap nasıl içilir
nedir bu tünün içindeki ağrı
Naz dedim babama…dedi: yaz!
yanmak için unutulmuş bir barakadır hakikât
Anladım
hazin bir hazine olarak sunulur
yeryüzüne bütün kızlar
ben ve tûtiya
ikisini birden severken öldürdü babam
Betül DÜNDER
gizemliduygular
26-02-2008, 20:53
Siyah Mermer İşleyenler
Biz iki serseriyiz bu yeryüzünde
Kibar konakları bizim harcımız değil, biliyorsun
Ne güne duruyor balıkçı meyhaneleri, kötü evler
Bizi karanlıklara götüren ayaklarımız değil, biliyorsun
Biz oldum olası böyle sarhoş, böyle umursamaz
Bu ilk saltanatımız değil, biliyorsun
Yaşamak bir siyah mermerdir işlediğimiz
İçimiz serseri bizim, adımız değil, biliyorsun
Biz seninle açık saçık şarkılar severiz
Duyduğun bu şarkı bizim şarkımız değil, biliyorsun
Kim yaratmış onca güzel bu siyah mermerleri
O tanrı bizim tanrımız değil, biliyorsun.
Ümit Yaşar Oğuzcan
YANKIBERKE
26-02-2008, 20:58
BU SEVDA ZEHİRLER SENİ
para para ışığa kesmiş
dingin bir sabah denizinin
acır kanat uçları uçamaz martı yavrusu
dalgalar köpük köpük ağlar gözlerinde
ben bu sevda zehirler seni demiştim
o ateş gecesinin kızıl oklu şafağında
neden hep dikenli dal uçları içinde
kanar durmadan yüreğin uzaklarda
beyaz bahar kelebekleri konar saçlarına
başında beyaz gelin çiçekleri gibi
uzak ve soğuk bir gülüş kalmışsa uzaklarda
kırılganlıklar bir kenarda hep vardır
Gönül Duranoğlu
YANKIBERKE
26-02-2008, 20:58
ÇOCUK RESİMLERİ
Güneşi çocuklardan öğrenin
Ağzı, burnu, kaşı, gözü
Güler hep dağ doruklarında
Kuşları çocuklardan sorun
Her biri güneşten daha kocaman
Yerle gök yer değiştirir bazen
Tüm yapraklar gül pembesi boyanır
Yeşil atlar koşar güneşe doğru
Sevinçler hep portakal rengidir
Birden bir çocuk resmiyle kanatır yüreğimi
Kuşlar uçmayı bilmez güneş kör olmuş
Yağmur tedirginliği bütün renklerde
Anlarım bu çocuğun eline
Hiç portakal verilmemiş
Gönül Duranoğlu
gizemliduygular
26-02-2008, 21:12
Sarhoş bir kalbe uğrar mı aşk tanrısı?
Senden sonra
Kimseye
Önemsiz şeyleri
Önemliymiş gibi anlatmadım
Senden sonra
Önemli birşey yaşamadım
Göz bebeklerine dokunan rüzgar, dudaklarından süzülen hüzün ve tüm baharı söndüren gidişinden sonra içimde bıraktığın enkazdan başka hiç bir şey değişmedi senden sonra. Nasıl da hazmetmişim seni içime, nasıl da kabullenmişim çıkıp gelişinden beri varlığını hayatımda. Karşılıklı anlamsız bakışmalarımız, dudaklarındaki mayhoş tebessüm, saçlarının hafif dalgalanış, gerekli gereksiz konuşman, başını iki yana sallaman, bana beni sevdiğini söylemen, siyahın sana ne kadar da yakışması ya da sadece yürüyüşün.. Belki de geriye sadece senin kimseye ait olmaman, umutsuzluğun, duvarları izleyip kurduğun hayaller, benim yalnızlığım, boş odam, çalmayan telefonum, geleceksizliğim kaldı senden sonra. Senden sonra tüm pembe hayallerimi katlayıp dolaba kaldırdım, bir sonraki sana ulaşıncaya kadar..
Senden sonra
Bana ayrılan sürenin sonuna geldim
Yapımda ve yayında emeği geçen arkadaşlardan
Tek tek özür diledim..
Şahdamarından kesilince aşk, geriye kalan kan birikintisidir işte ayrılık. Sarhoş bir kalbe uğrar mı aşk tanrısı? Sen alkollü bir gecenin sonuydun, ayrılık ise o gecenin sabahı yaptığım sorgulamalardı. Böyle bir öyküydü bizimki, ne ferhat ile şirine, ne kerem ile aslıya, ne de mem ile zin'e yakışıyorduk ama mantık evliliklerinden sıyrılıp birbirimize kalmış saf aşıklarıydık modern toplumun. Sen bana bakıp gülümsediğinde - sahte de olsa - tüm yalnızlıklarımı söküp alıyordun yüreğimden. Şimdi terkettiğim tüm yalanlar gelip yapışıyor göğsüme. Senden sonra ne zaman seni düşünsem içim acıyor, senden sonra terkettiğim tüm kötülüklerin senden daha vefalı olduğuna inandırmaya çalışıyorum kendimi, seni unutmak için sana öfke duymaya çalışıyorum, yine de seni özlüyorum, senden sonra
kkapdan@turkbee
26-02-2008, 21:47
CİNNET
Fikr-i girdabımda isterimde sükunet,
Kalb-i hicranıma kan damlar,
Ruy-i zeminde isterimde enva-i çeşit Fikret,
Doğru nedir? Beni hep doğrular boğar.
Nişan-ı zannımda doğruya yok isabet,
Hangi fikir müspet, her fikir bunu arar,
Zat-ı CELAL beyni vermiş, ne güzel nimet.
Kullanmaz safderun bilmem niye saklar?
Azm-i kararımdır insana kendin işaret,
Umrumda değil kim sever kim kızar,
Asude-i hayat için olmamalı cinnet
Cinnete ne hacet zaten çok mecnun var.
kkapdan@turkbee
kkapdan@turkbee
26-02-2008, 21:48
MAHPUSLUK
Mizan kimim? Tartı kimin? Mahkeme neresidir?
Savcı sen, hakim o, suçlu benim içimdedir.
Dava tamam, yafta hazır, rotamızda bellidir.
Yolcu yola düşmüş,yeri acep neresidir?
Bilmezdim volta nedir, yemlik nedir
İçerde gördüm dost nedir düşman nedir
Sızı içten, hem derinden kemirir,
Olur ki acısan öne kuru ekmek verilir
Gezme yok, tozma yok sade volta gidilir
Gidilen voltanın sonu yine mahpus bahçesidir.
Acı, sıkıntı, sanki bunlar dert midir?
Derdin okkalısı mahpuslukta yeşerir
Hatırda yok bağ kimin, bağban kimdir?
Ümit bahçem solmuş, unuttum yeşil ne çiçek nedir?
kkapdan@turkbee
YANKIBERKE
27-02-2008, 14:51
ayrılığın ilanı
Gidiyor musun diye sorma bana.
Gönderen sensin.
Ne terk etmeyi istedim seni,
Ne de daha yaşamadığımız bu aşkı toprağa gömmeyi.
Senin kadar öfkeliyim ben de.
Senin kadar endişeli...
Bir dokunuşunla bin kenti yıkacak güç verirdin bana
Ama inandıramadım seni.
Sen, sorgularken beni kafanda
Ben, gözlerinin içine bakıyordum kuşkuyla.
Bir tek sözün bağlardı beni sana,
Oysa sen hep susmanın koynunda.
Aşkın içine bir kez girdi mi kuşku,
Teslim alır bedenleri de.
Sütten çıkmış ak kaşık değildim
Ama yalanı sokmadım iki kişilik dünyamıza.
O dünya ki bazen minicik bir odada
Bazen kentin ortasında şekillendi.
Nasıl da güzeldi...
Zaten varsın diye her şey güzeldi ama
Sen buna inanmadın. Ah bu sorular...
Yaşamak varken sevdayı delice,
Niye boğarız sorularla?
Nasıl ikna edebilirdim seni?
Ben, aşk dedikçe sen, dur dedin.
Ben, seninleyim dedikçe
Sen, hayır dedin.
Zaten az konuşan sen
Olumsuz ne kadar sözcük varsa
Bulup çıkardın ortaya.
Bense hiç bir şey diyemedim.
Ne kadar zarar vermişim sana meğer.
Nasıl değiştirmişim seni.
Oysa hiç böyle düşünmemiştim.
Kimseye zarar vermek istemem ben.
Kimseyi olduğundan farklı bir hale getirmek istemem.
Ama öyle oldu işte.
Demek ki; gitmelerin zamanı şimdi.
Çocukluğuna sığınır atlatırsın bu acıyı.
Ne sevişmelerimiz kalır aklında, ne sevda sözlerimiz.
Rahat değilim diyordun ya, rahat ol artık.
Gülüşlerini saklaman için bir neden kalmadı.
Tedirginliğinin sebebi de kalktı ortadan.
Biliyor musun bir tanem!
Gidişim yürekten değil, zorunluluktan.
Sanma ki, bu toy sevdayı başka kimliklere taşırım.
Sanma ki, benden sakladığın gülüşleri
yalancı yüzlerde ararım.
Seni de götürürüm yüreğimde.
Her zaman yokluğunu taşırım.
Bulup, bulup kaybettim seni bebeğim.
Ne yazık ki, tozduman edemedim kuşkularını.
Ne yazık ki, kalamadın bana.
Öpücüğümün kokusu kalacak kapının eşiğinde.
Kokladıkça; bizi bir yanlışa mahkum ettiğini anlayacaksın.
mehmet coşkundeniz
YANKIBERKE
27-02-2008, 14:51
gittin...
Gittin...
Ben, arkandan sadece baktım.
Oysa; söyleyecek o kadar çok şeyim vardı ki...
"Gidersen iyiye dair ne varsa içimde yitireceğim hepsini.
Gidersen sönecek içimdeki ateş
ve bir daha hiç kimse yakamayacak.
Gidersen karanlığa mahkum edeceksin günlerimi
O karanlıkta yolumu kaybedeceğim" diyecektim sana.
Konuşamadım...
Gittin...
Gidişini görmemek için gözlerimi kapattım
Öylesine acıdıki içim, tutup koparsalardı kolumu
bacağımı bu kadar acı duymazdım.
Acım yaş olup akmalıydı gözlerimden.
Ağlayamadım...
Gittin...
Seni delicesine bir tutkuyla seviyordum oysa
Tutkum seninle olmaktı, tutkum teninde erimek,
tutkum hayatı seninle sadece paylaşmaktı.
Anlatamadım...
Gittin...
Gidişini önlemek için tutmak vardı ellerinden
Ellerim değil miydi her dokunuşumda seni ürperten?
Ürperdin yine biliyorum.
Bir kez dokunsam, bir kez tutsam ellerini
Gitmek için biriktirdiğin bütün cesaretin kaybolurdu.
Tutamadım.
Gittin...
Bir yıkım gibiydi gidişin
Sen adım adım uzaklaşırken benden
Çöküp kaldı bedenim olduğu yere
Nice terk edişlere dayanan yürek bu kez yenilmişti
Bu kadar zayıf değildim ben kalkmalıydım.
Kalkamadım...
Gittin...
Oysa geldiğin gün gideceğini biliyordum
Hazırdım gidişine,
Kaçak zamanları yaşıyorduk
Zaman bitecek ve sen gidecektin
Bense, gidişinin ertesi günü
Hayatıma kaldığım yerden yeniden başlayacaktım.
Başlayamadım...
Gittin...
Bir şey söyledin mi giderken?
"Kal" dememi istedin mi?
Son bir kez "seni seviyorum" dedin mi?
"Bekle beni döneceğim" diye umut verdin mi?
Beynim öylesine uğulduyorduki.
Duyamadım...
Gittin...
Nereye gittiğin önemli değildi
Binlerce kilometre uzakta da olsan,
iki metre ötemde de farketmiyordu.
Artık yoktun ve asıl bu düşünce beni felç ediyordu.
Kurtulmalıydım senden,
bu yokluk duygusundan kurtulmalıydım.
Kurtulamadım...
Gittin...
Unutulanların arasına katılmalıydım
Anıları bir sandığa koyup
hayatı bir yerinden yakalamalıydım.
Bu aşk noktalanmalıydı, bu sevdadan vazgeçmeliydim.
Yapamadım...
Gittin...
Bir okyanusun ortasında
tek küreği kaybolmuş sandalda
Dev dalgalarla boğuşan bir denizciyim şimdi.
Bil ki; sevmekten vazgeçmedim seni,
Bil ki; seninle birlikte sevdanı da taşıyacağım yüreğimde,
Bil ki; seni Unutamadım..
mehmet coşkundeniz
YANKIBERKE
27-02-2008, 14:53
sensizlik
Sensizlik, maziden gelen sesler arasında
Yitip maviliğe giderken
Mavilik ihanetleri anlatıyor
Gökyüzüne!..
Çehren, boş çerçevelerde ışıldıyor
Yeniliklerin yaşandığı cefalarla dolu ömrümde.
Sen, deniz aşırı kumsallarda yürürken
Hüzünleri kırıp geçen umutlar, yollara
Yollar, yıllara dönüşüyor geriye dönüp bakmadan!..
Duraklarda bekleyen yok artık
Sessiz bayırlarda yürüyen dostlar yok artık
Ay yüzlü güzel kız!
Seni arıyorum çöllerde.
‘Seni unutmak mümkün mü!..
Derdi şairin biri
Sensizliğe mahkumken
Başka gönüllere yol verip
Seni unutmak mümkün mü!
Aldanışları yaşamak
Aldatmak sana benzeyenleri
Anlık duygularla sana ihanettir
Sana bakar gibi başka gözler bakmak
Şu koca surlarla çevrili kentte
Gül ve senin ay yüzün,
Kalbimdeki mavilik sevdasına
Eşlik ediyor;
Maziye lanetler okuyarak.
Senin ay yüzünle hançerler saplıyor/
Masmavi gökyüzü bağrıma!..
Geceleri esen Sam yeli
Nidasıyla hüzünler,
Sensizliği örtercesine
Esaretlerle eşkler yağdırıyor bağrıma
Senin ay yüzün ve gül!
Bir bulut olsan ve gelip
Sur kentine oluk oluk yağmur olup yağsan,
İçimdeki acıları Dicleye sürüklesen,
Mazideki hatalarımı unutursan…
Sonra güneş olup aydınlatsan ıslak sokakları
Ve umutla doldurup bağrımı yine
Çekip gitsen tersine
Peşinde umutlar bırakarak
Ay yüzlü güzel!..
ahmet doğru
YANKIBERKE
29-02-2008, 09:17
Bazen
çocuklukta kalmış,
kaygısız günlerin hafifliği gelip oturuyordu içime.
Günlük hayatın, geçmişin,
gelecekle ilgili bütün düşüncelerin dışına çıkıyordum o zaman
Her şeyi bir kalemde silip atan
her şeye yeniden başlanabilinir sandıran bir duyguydu bu..
Hayat bir oyundu,
istediğimiz gibi oynayabileceğimiz bir oyun
YANKIBERKE
29-02-2008, 09:19
DUVARLAR I
Çıktılar
Evden
İşten
Okuldan
Döküldüler
sokaklara
Kaldırım taşlarına bakan
Çarpışan duvarlar
DUVARLAR II
Odamdakilerle
anlaşabiliyorum
Sorun,
koşuşan
Birbirine çarpanda
DUVARLAR III
Çok mu zorladım
onları
Dışarıdayım
Ayaklanmış
Üstüme geliyor
Odamın duvarları
DUVARLAR IV
Onca yazıldı üstlerine
Kitap yerine
okundu dersler
Kin de vardı
insanlara
Tek küfür kalmış
akıllar da
Halen düz
Yürüse de
Mermer
duvarlar…
DUVARLAR V
Önünde kalktı
yapıştı eller
Dibinde yendi
aç karna tekmeler
Kimbilir neler söyleyecekler
Dile gelseler
Karşıt yazılar taşıdılar
Artık yaklaştılar
Birbiri üstüne
düşen duvarlar…
Belki bizim gibi
tercih etmediler
Yürümeyi
Ayakta ölü
Yazılı
duvarlar …
Öncel İpekçi
YANKIBERKE
29-02-2008, 09:46
SONU YOK NASILSA
Bir
Az
Yüzüme
Sür
Sen
Ellerini
Sayamasam.
Öncel İpekçi
YANKIBERKE
29-02-2008, 09:48
ÜRPERTİ
Avuçlarıma düşen
ilk damlası yağmurun,
yakaladım seni!
Canın acımadı ya!
Betül Yavuz
kkapdan@turkbee
02-03-2008, 21:59
HAYAL
Bir şiir belirir vakti gelince
Ürkek bir ceylanın gözündeki buğu,
Solmuş güllerin güçsüz dikenleri gibi
Dünya duman ardındaki hayal
Düşlerde yolculuk başlar tıpkı hayat gibi.
Sessizlik boğazda bir kement,
Sehpadaki acizin Azrail’e kıyamı gibi
Şehir sessiz, öylesine derin ölüm uykusunda
Seherde bir seda bekler aynı ezan gibi.
kkapdan@turkbee
Gurbet elde hasta düstüm aglarim
Su gönül kahrini cekemez oldum
Acilmis yarama ates baglarim
Ask sirrini yare acamaz oldum
Bir güzelin mecnunuyum
Sel basti ovami yikildi bendim
Derdimi bilmiyom ben kendi kendim
Dert ile sevdigim icin secemez oldum
Kaslarin keman kiprigin oktur
Bilinmez derlerim sayisi coktur
Bilirim sevdigim ettigin haktir
Gönül sana bagli kacamaz oldum
Bağrımda bir ateş var ne bileceksin
Ölsem de ne duyacak ne göreceksin
Hep seninle yaşadı öldü deseler
Aşkımdan öldüğümü bilmeyeceksin
Belki biraz üzülüp kim diyeceksin
Sevmek öyle güçlü ki benim gücüm yetmiyor
Gönlüm sanki delirmiş ihtirası bitmiyor
Sev diyemem ki gel diyemem ki
Elim kolum bağlanmış çöz diyemem ki
Yıllardır yaşadım sen diye diye
İstesem de bu aşkı öldüremem ki
Olsa senin elinden bilki benim ölümüm
Ne şikayet ederim nede üzülürüm
Ne zamanki kollarında bir yabancı görürüm
Ben o zaman sevgilim ben o zaman ben o zaman ölürüm
Bu kadar sıkıntı çekmezdim belki
Bu dertli günümde yarim olsaydı
Bu köhne meyhane yuvam değil ki
Bu aksam gidecek yerim olsaydı
Titretir elimi baktığım resmin
Hasretin telini çınlatır sesin
Hiç kimse demezdi bak ne haldesin
Bu aksam gidecek yerim olsaydı
Her sabah yeni bir çile sırada
Kurtulmak isterken kaldım arada
Ne işim var benim bilmem burada
Bu aksam gidecek yerim olsaydı
Ümitler gönlümden sana koşardı
Anılar albüme sığmaz taşardı
En güzel mutluluk bizde yaşardı
Bu aksam gidecek yerim olsaydı
Kederle yoğruldum acıyla piştim
Geceyle bunaldım günle değiştim
Ben niçin sarhoşum ben niye içtim
Bu aksam gidecek yerim olsaydı
Bir şekil verseydin sen bu esere
Böylesi yanmazdım göz göre göre
Sel sağnak düşmezdi damlalar yere
Bu aksam gidecek yerim olsaydı
Bilseydim bu kadar zor olduğunu
Bilseydim dünyanın böyle karanlık
Bilseydim bu kadar dar olduğunu
Dilimden sıçrayan bir kıvılcımın
Bilseydim biranda kor olduğunu
Bilseydim su anki gönül acımın
Senin yokluğunda var olduğunu
Meydan mi verirdim
Bilseydim yüzümün dört mevsimi güz
İçimin ağlayan nar olduğunu
Bilseydim odamın dört duvarı düz
Sensiz yatağımın kar olduğunu buz olduğunu
Fırsat mı tanırdım bu dargınlığa
Bilseydim bu kadar zor olduğunu
Bilseydim zindandan daha karanlık
Bilseydim hücreden dar olduğunu
Boyun mu bükmezdim sitem etmene
Bilseydim sükutun kar olduğunu
Sebep mi olurdum dargın gitmene
Bilseydim küsünce sır oolduğunu
Küçüksün yavrum, bilmezsin yavrum
Dünyanın bin türlü hali var
Büyürsün bir gün, görürsün o gün
Nefretin sevgiden farkı var
Tanırsın sen de, kanarsın sen de
Gerçeğin yalandan farkı var
Acımak denen duyguyu düşün
Meleğin şeytandan farkı var
Hakkındır sevmek, hakkındır gülmek
Neşenin hüzünden farkı var
Mutluluk ile mutsuzluk kardeş
Kardeşin kardeşten farkı var
İnsanız iste, aynıyız deriz
İnsanin insandan farkı var
Gönülden kopan, gözlerden akan
Damlanın damladan farkı var
Sanma ki yanlış doğdun
Boşa geldin şu dünyaya
Sebepsiz bir şey olmaz
Başlarsın anlamaya
Bir gün başlarsın soru sormaya yavrum
Sanma ki insanlar hiç mutlu olmaz
Şunu bil ki mutluluğa ölçü bulunmaz
Ümidin ümitten, anlamın anlamdan
Yaşamın yaşamdan farkı var yavrum
Küçüksün yavrum, bilmezsin yavrum
Dünyanın bin türlü hali var
Minoltay
03-03-2008, 01:21
Düşüncelerim ağır
Umudum yeşil
Sevdam kor kızıl demir
...
BURASI MUŞTUR
04-03-2008, 20:18
Bedel sevgiyse...
Gel al içimdeki sevgiyi
Niyetin kin ve nefretse
Sakın bana bulaştırma...
Düş yakamdan acını fazlalaştırma...
Sen benim gözümde yok olup gitmişsin
Aramızda oldukça uçurumlar var...
Bana acı çektirenler
Yemin ederim ki
Bedelini ödeyecekler...
Funda Özmen...
BURASI MUŞTUR
04-03-2008, 20:18
Yıldızlara bakmak acını didiriyorsa
Bak durma...
Onların parlayan ışıklarında
Her zaman bir acı vardır.
Acılarının dineceğini sanma
Sakın yapma
Hayattaki aşka?
Funda Özmen
BURASI MUŞTUR
04-03-2008, 20:31
Ahhhh! Sevda yine beni buldu.
Ben korkarken
O bir melek gibi gelerek
Avutur korkularımı...
Hiç bir yargıya
Yer vermeden
Alıp beni yalan
Ama güzel diyarlara götür...
Ne yapacağımı
Ne diyeceğimi
Bilmeden sualsiz sorgusuz
Hayatımı karanlık zindana
Çevirip arkasını dönüp gider
Hiç bir şey demeden
Hiç bir şey yapamadan
Hayatı bana kötüleyerek
Beni yerde bekleyen
Mezara gömdü...
Funda Özmen
gizemliduygular
05-03-2008, 10:41
Ben Orada Sen Burada
Ben orada öldüm en çok orada bilmezsin
Orada zaman buruşmuş bir eski resimdi
Orada sen yoktun, gözlerin belli belirsiz
Koptum oradan, bir kırık heykelim şimdi
Bir kolum derin denizlerde tek başına
Ayaklarım çöllerde kum tepelerinde gömülü
Alıp götürür saçlarımı bir soğuk rüzgar
Ben orada öldüm, en çok orada bir başka türlü
Hiç bende değilsin, burada yoksun ki
Orada var mısın, ya da ben yok muyum
Tek değiliz seninle, bütün olmadık hiç
Şimdi nerdeyiz nasılız bilmiyorum
Orada akşamlar daha çok serin
Ben bu kadar değilim, bu kadar yıkık
Sarhoşum, kederliyim, yoksulum, sensizim
Orası sisler içinde orası karanlık.
Bensiz olduğun yerde değil mi en güzelsin
Bensiz olduğun yerde söyle şarkılarını aşkın
Bir mermeri al, yont, şekil ver ona benden
Bir günah işlercesine sessiz ve dalgın
En iyisi sen burada kal, hep burada
Ellerinle kal, dudaklarınla, gözlerinle
Tut ki bütün renkler senin mavi kırmızı
Burada her şey sen nasıl istersen öyle
Bir büyük ayna duvarlar çok büyük
Orayı düşünme hiç burada soyun
Utandır duvarları pencereleri, kapıları
İki yalnızız şimdi anlıyor musun
Var sandığın sen sen değilsin bir başkası
Benim anlasana benim o yok dediğin
Sabahları bir serin havayım içine dolan
Benim akşamları pencerende beklediğin
Hiç bir şey bilmiyorum, sen anlıyorsun
Senin bilmediklerini anladığım gibi
Güzel, parmaklarının değdiği bir şey
Sensizlikler içinde seninle olmak iyi
Orada bulutlar yağıyor paramparça
Orada ağlayan dağlardır göğe en yakın
Orada sen yoksun, orada bir şey yok
Orada kan ve ölüm, orada yangın
Ümit Yaşar Oğuzcan
KADINLARIMIZ
Toprak öyle bitip tükenmez, /dağlar öyle uzakta,
sanki gidenler hiçbir zaman
hiçbir menzile erişemeyecekti.
Kağnılar yürüyordu yekpare meşaleden tekerlekleriyle
Ve onlar
ayın altında dönen ilk tekerlekti.
Ayın altında öküzler
başka ve çok küçük bir dünyadan gelmişler gibi
ufacık kısacıktılar
ve pırıltılar vardı hasta kırık boynuzlarında
ve ayakları altından akan
toprak,
toprak,
ve topraktı.
Gece aydınlık ve sıcak
ve kağnılarda tahta yataklarında
oyu mavi humbaralar çırılçıplaktı.
Ve kadınlar
birbirlerinden gizleyerek
bakıyorlardı ayın altında
geçmiş kafilelerden kalan öküz ve tekerlek ölülerine.
Ve kadınlar
bizim kadınlarımız:
korkunç ve mübarek elleri
ince, küçük çeneleri, kocaman gözleriyle
anamız, avradımız, yarimiz
ve sanki hiç yaşanmamış gibi ölen
ve soframızdaki yeri
öküzümüzden sonra gelen
ve dağlara kaçırıp uğrunda hapis yattığımız
ve ekinde, tütünde, odunda ve pazardaki
ve kara sabana koşulan ve ağıllarda
ışıltısında yere saplı bıçakların
oynak, ağır kalçaları ve zilleriyle bizim olan
kadınlar,
bizim kadınlarımız
şimdi ayın altında
kağnıların ve hartuçların peşinde
harman yerine kehriban başlı sap çeker gibi
aynı yürek ferahlığı,
aynı yorgun alışkanlık içindeydiler.
Ve onbeşlik şaraplenin çeliğinde
ince boyunlu çocuklar uyuyordu.
Ve ayın altında kağnılar
yürüyordu Akşehir üzerinden Afyon`a doğru.
Nazım Hikmet Ran
SON SÖZ
Boğazından lıkır lıkır geçen
Şu suyun kıymetini bil
Nedir ki bu mavilik deme
Pencerenden görebildiğin kadar
Göğün kıymetini bil
Kıymetini bil çiçek açmış bademlerin
Beyazın siyahın yeşilin
Pembenin kıymetini bil
Dirilik öyle birşey yürekte
Sevinçler çırpınır
Kavak yelleri eser insanın başında
İnsanoğlu kızar öfkelenir savaşır
Halk için girişilen savaşta
O korkulu sevincin
Öfkenin kıymetini bil
Bil ki bu
Budur işte
Güneş yalnız dirileri ısıtır
Güneşin kıymetini bil.
Oktay Rıfat
gizemliduygular
11-03-2008, 21:20
HANCI
Gurbetten gelmişim, yorgunum hancı!
Şuraya bir yatak ser yavaş yavaş...
Aman karanlığı görmesin gözüm!
Beyaz perdeleri, ger yavaş yavaş.
Sıla burcu burcu... ille ocağım!..
Çoluk çocuk hasretinde kucağım...
Sana her şeyimi anlatacağım,
Otur baş ucuma, sor yavaş yavaş.
Güç bela bir bilet aldım gişeden;
Yolculuk başladı Haydarpaşa'dan!
Hancı n'olur, elindeki sişeden,
Birkaç yudum daha ver yavaş yavaş!
Ben o gece, hem ağladım, hem içtim,
İki gün, diyardan diyara uçtum...
Kayseri yolundan, Niğde'yi geçtim;
Uzaktan göründü, Bor yavaş yavaş...
Garibim; her taraf bana yabancı,
Dertliyim; çekinme, doldur be hancı!
İlk önce kımıldar hafif bir sancı;
Ayrılık sonradan kor yavaş yavaş...
Bende bir resmi var, yarısı yırtık,
On yıldır evimin kapısı örtük!
Garip, bir de sarhoş oldu mu artık;
Bütün sırlarını der yavaş yavaş...
İşte hancı! ben, her zaman böyleyim,
Öteyi ne sen sor, ne ben söyleyim...
Kaldır artık, boş kadehi neyleyim,
Şu bizim hesabı, gör yavaş yavaş…
Bekir Sıtkı Erdoğan
http://www.youtube.com/watch?v=EwT8dTe3pUI
Sazlıklardan havalanan bir ördek gibi sesin
Ürkek şaşkın kararsız duyuyorum
Ve sen bir gökkuşağı kadar güzelsin
Rengarenk biraz sonra gidecek görüyorum
Ve ben yağmurlar altında bir yolcu
Islak yorgun tutkulu yürüyorum
Sensiz ben yolumu bulamam
Haykırmak istiyorum
Konuşamıyorum
Konuşurşam gözyaşlarım beni boğacak
Biliyorum duyuyorum görüyorum konuşamıyorum
Bu ayrılık akşamında sen sustuğuma bakma
Konuşmaya gücüm yok beni anla
Söyleyemediklerimi bak gözlerimden anla
Her zaman yanımda kal hiç bırakma
Sensiz ben yolumu bulamam
Haykırmak istiyorum
Konuşamıyorum
Konuşursam gözyaşlarım beni boğacak
Biliyorum duyuyorum görüyorum konuşamıyorum
Ahmet Beyin Ceketi
Tanri bütün kullara rizkini dagitirken
Kimi sirtüstü yatar kimi bosta gezerken
Kul Ahmet erken kalkar haydi ya nasip derdi
Kimseler anlamazdi ya nasip ne demekti
O mahallede herkes gömlek giyerdi
Bizim Kul Ahmet bir gün bir ceket diktirdi
Diktirir ya
Mahalleye dert oldu Kul Ahmetin ceketi
Kul Ahmet erken kalkar haydi ya nasip derdi
Kimseler anlamazdi ya nasip ne demekti
Herkes gömlek giyerken Ahmet ceket giyerdi
Konu komsuya dert oldu kul ahmetin ceketi
Kul Ahmet erken kalkar haydi ya nasip derdi
Kimseler anlamazdi ya nasip ne demekti
Herkes gömlek giyerken Ahmet ceket giyerdi
Konu komsuya dert oldu kul ahmetin ceketi
Mahalleli kahvede muhabbet pesindeyken
Leylekler lak lak edip peynir gemisi yüklerken
Kul ahmet erken yatar sabaha ya kismet derdi
Kimseler anlamazdi ya kismet ne demekti
Herkes gömlek giyedursun
Bizim kul ahmet ceketini birde astarla kapativerdi
Kapatir ya
Mahalleye dert oldu Kul Ahmetin ceketi
Kul Ahmet erken kalkar haydi ya kismet derdi
Kimseler anlamazdi ya kismet ne demekti
Herkes gömlek giyerken Ahmet ceket giyerdi
Konu komsuya dert oldu kul ahmetin ceketi
Kul Ahmet erken kalkar haydi ya kismet derdi
Kimseler anlamazdi ya nasip ne demekti
Herkes gömlek giyerken Ahmet ceket giyerdi
Konu komsuya dert oldu kul ahmetin ceketi
Bir gün bir yoksul öldü
Üzüldü mahalleli
Ama bir kefen parasi bulamadi mahalleli
Kul ahmet dedi dedi yalan dünya
Cikardi ceketini
Örttü garibin üstüne
Kaldirdi cenazeyi
Sonunda herkes anladi
Ya nasip ya kismeti
Bizim kul ahmet oluverdi birden ahmet bey
Ceketse Ahmet beyin ceketi
Ibret-i alem oldu Ahmet beyin ceketi
Sonunda herkes anladi ya nsaip ys kismeti
Ibret-i alem oldu Ahmet beyin ceketi
Megerse tüm keramet ceketteymis be ahmet
Baris a sorar isen sen bu yolda devam et
Sonunda herkes anladi ya nasip ya kismeti
Baris Manço
EYVAH
Bu dünyada bir kötüye
Kul olmuşsan canım diye eyvah
Akan yaşı kaderinden
Bekliyorsan siler diye eyvah
Gerçekleri yalanlardan
Ayırıp da görmediysen eyvah
Dünyanın her nimetinden
Bir payın var almadıysan eyvah
Sevgi nedir tatmadıysan
Bir ot gibi yaşadıysan
Bir güzele mecnun olup
Aşk derdini sarmadıysan
Bilmediysen tatmadıysan
Sevmediysen eyvah
Kim diyorsa bahtım kara
Hiç kapanmaz böyle yara yalan
Her derdin bir dermanı var
Her tövbede umut başlar inan
Şu gök kubbe bizi sarar
Yok alemde baki kalan kalan
Üşüyorum... /... Sesimi Ört
Bir solukta okumak istemiyorum seni, sayfalarını çevirme
uyku tutmadı, sen tut beni
en son koynunda unuttum günaydın dilimi
gözlerinde büyüdüm, yüreğim sende çocuk kaldı
hadi kalk gidelim, bizi görüp yazacaklar, az kaldı
en keyifli sabah kahvaltım ! Sen,
göğsünde yürüdüğüm balıkçı kasabası
akşamdan kalsın öpüşlerin, yalpalasın dudaklarımda
susuyorum, özlemin gelincik tarlası
susatma
gözüm tutmadı sensizliği, bir daha yollama
efkar dağıttım, herkese biraz düştü
dalgalara gözlerimle yazdım şiirimi, ıslandı ama yırtılmadı
kalbim, içli şarkılar kuşağı. İçinden geçiyor
parmaklarım karanlıkta mum gibi,
sana yazıldıkça eriyor
ateşli çingene dansım! Sen,
uzağında kaldığım deniz ülkesi
tutamayacağın sözler ver bana, ben tutarım
nefes alsın yorgunluğun dağınık yatak akşamlarında
biliyorum, gözlerin bir İstanbul hatırası
kapatma
ellerim tutmadı vedada, yaşlandım
beni kendinde bağışla...
Pelin ONAY
BEN UYANDIM BİR AŞK DEMEKTİ BU DÜNYADA
(Rondo)
Ben uyandım bir aşk demekti bu dünyada
-Sesin, bir gülü bırakmak gibi bir şeydi.
Karaydım, kâğıt gibiydim yaşamalarda
Adım görseniz her gün o denizlerdeydi
Bin yıl bir M sesiydim aşağı Mısır’da.
Ben vurdum sevilere belli değil miydi
Bin yıl seni açtım işte yalnızlığımda.
Ne zaman aydınlığında adım geçti miydi
Bir aşk demekti bu dünyada.
Bir zamanlar yalnızlık güzeldi Mısır’da
Seninle yepyeni bir göktü gidilirdi
Baktım mı, büyürdü bir zambaktı anımda
Şimdi bir gölgedir uzar ovalarımda
Böyle uyanırdım ya uyanmak değildi
Bir aşk demekti bu dünyada.
İlhan Berk
(Geceye Sor beni, 1.basım s,55)
Kime sordumsa seni dogru cevap vermediler
Kimi alçak, kimi hirsiz, kimi deyus dediler.
Künyeni almak için partiye ettim telefon,
Bizdeki kayda göre, simdi o mebus dediler.
Neyzen Tevfik Kolaylı
Kim demis kanun alinmistir ayaklar altina,
Böyle bir halin vukuunda hamiyyet çignenir.
Devleti yolsuz görenler halt eder bir beldede,
Kaldirim olmazsa kanun-i hükümet çignenir.
Neyzen Tevfik Kolaylı
Göründü memleketin iç yüzü,çöktüyse temel.
Simdilik harice karsi yüzümüz olsa dahi
Yüzümüz yok bakacak kabrine ecdâdimizin.
Tükürür zannederim çehremize, vatanin tarihi.
Neyzen Tevfik Kolaylı
Yaşamak İstemem
Sana öğretilen her şey
Bana önerilen her şey
Bana dayatılan yaşantı
İşe yaramaz bir çöplük
Yarattığınız sistemler
Kullandığımız yöntemler
Yaşamak istemem aranızda
Belki de terslik bende
Yapamadım bu düzende
Kaçacak delik arar oldum
Sürüngenler şehrinde
Eğitilmiş köpekler
Doymak bilmez maymunlar
Yaşamak istemem artık arnızda
Benden bir ruhsuz yaratmayı
Nasıl başardınız
Benden bir hissiz yaratmayı
Nasıl başardınız
Benden bir uyumsuz yaratmayı
Nasıl başardınız
Benden sizden biri yaratmayı
Nasıl başardınız
Yaşamak istemem artık aranızda
gizemliduygular
16-03-2008, 01:35
Akif Oktay hocamızdan güzel bir şiir dinlemeye ne dersiniz arkadaşlarım?
http://siirkolik7.blogcu.com/1305335/
http://www.izlesene.com/izle/akif%20oktay--akif-oktay-/3806819087
Beni Tarihle Yargıla
'Titrek bir mum alevinin havaya bıraktığı bulanık bir is,
Ve göz gözü görmez bir sis değildik biz
Beni bilimle anla iki gözüm, felsefeyle anla,
Ve tarihle yargıla...'
Bal değildir ölüm bana,
İdam gül değildir bana,
Geceler çok karanlık,
Gel düşümdeki sevgilim,
Ay ışığı yedir bana...
”Ahh... Ben hasrete tutsağım,
Hasretler tutsak bana
Bıyığımdan gül sarkmaz,
Bıyık bırakmak yasak bana,
Mahpus bana, sus bana.
Yağlık ilmek boynuma...
Sevgili yerine
Koynuma idamlar alır, idamlar alır yatarım,
Ve sonra sabırla beklerim,
Bulutları çekersiniz üstümden,
Suçsuzluğumun yargılayıcılarını yargılarsınız,
Ve o güzel geleceği getirirsiniz bana...
Ölüm tanımaz işte o zaman sevgim,
Tırnaklarımı geçirip toprağın sırtına, doğrulurum,
Gözlerimde güneş koşar,
Ve çiçekler ekersiniz, çiçekler ekersiniz toprağıma...”
Duygu bana, öykü bana,
Roman gibi her an bana
Hücremde yalnızım gel,
Gel düşümdeki sevgilim,
Soyunup hazırlan bana.
“Biraz sonra asmaya götürecekler beni,
Biraz sonra dalımdan koparıp öldürecekler beni,
Hoşçakalın sevdiklerim;
Dört mevsim, yedi kıta, mavi gök...
Bütün doğa hoşçakalın...
Hoşçakalın sevdalılar,
Çocuklar, üniversiteliler, genç kızlar,
Sonsuz uzay, gezegenler ve yıldızlar,
Hoşçakalın...
Hoşçakalın senfoniler, oyun havaları,
Sevda türküleri ve şiirler.
Bildirilerimizin ve seslerimizin yankılandığı şehirler.
Dağlarında yürüdüğümüz toprak,
Yalınayak eylem adımlarıyla geçtiğimiz nehirler hoşçakalın...
Hoşçakalın ağız tatlarım;
Sıcak çorbam, çayım, sigaram...
Havalandırma sıram, banyo sıram, kelepçe sıram...
Parkamı, kazağımı, eldivenlerimi, ayakkabılarımı,
Ve kalemimi, ve saatimi,
Ve kavgamı bıraktığım sevgili dostlar
Hoşçakalın, hoşçakalın...”
Dostum bana, sevdam bana,
Soluğunu geçir bana,
Uyku tutmuyor gözüm,
Anılar sıraya girdi.
Gel anne süt içir bana.
”Hoşçakalın anılarımı bıraktığım insanlar,
Mutluluğu için dövüştüğüm insanlar,
Yedi bölge, dört deniz,
Yedi iklim, altmış yedi şehir,
Okullar, mahalleler, köprüler, tren yolları...
Deniz kıyıları, balıkçı motorları, takalar,
Asfalt yolu boyu dizilmiş fabrikalar,
Ve işçiler ve köylüler...
Hoşçakal ülkem
Hoşçakal anne, hoşçakal baba, kardeşim,
Hoşçakal sevgilim, hoşçakal dünya,
Hoşçakalın dünyanın bütün halkları,
Sınırlı olmayan mekâna,
Sınırlı olmayan zamana gidiyorum ben;
En sevda halimle, en yaşayan halimle,
Gidiyorum dostlarım,
Hoşçakalın, hoşçakalın...
Beni yaşamımla sorgula iki gözüm,
Beni yüreğimle, beni özümle,
Bilimle anla beni, felsefeyle anla beni,
Tarihle anla beni,
Ve öyle yargıla.
Ersin Ergün
Anladın mı?
Hicran destanını kendinden oku,
Mecnun'dan duyup da rivayet etme.
Aşkın Leyla'sını gördünse söyle.
Söz temsili bulup hikayet etme.
Yüz bin Leyla doğar alemde her gün,
Senin aradığın zevk, sefa düğün.
Tutacağın işi önceden düşün;
Daha ilk adımda nedamet etme.
Sevdanın oduna pek güvenilmez,
Tutuşurşan eğer kolay sönülmez.
Bu yolun hükmüdür geri dönülmez,
Canına kıymazsan seyahat etme.
İyi bak kabına, olmasın delik,
Boşuna taşırsın ,gider gündelik.
Anında olmalı, ettiğin iyilik,
Alem duysun diye, inayet etme.
Kabe'den maksadın varmaktır yara,
Kör gibi tapınma, kara duvara,
Hızır'ı ararsan kendinde ara,
Bulamadım gibi rezalet etme.
Muhabbet herkesin aklını çelmez,
Gönül viranesi kolay düzelmez.
Alemden çekinme bir zarar gelmez,
Sen kendi kendine hıyanet etme.
Şen şatır gönlüne hicran dolmasın,
Gençliğin gülşeni gamla solmasın.
Neyzen gibi aklın yarda olmasın,
Özründen çok büyük kabahat etme.
Neyzen Tevfik
gizemliduygular
16-03-2008, 18:00
Gece Sayıklamaları
her ilkin bir sonu
her sonun başlangıcı var
sen;
ne ilksin, ne de son
anla işte!
sonsuzumsun...
Bahar Ş. Gülşen
gizemliduygular
16-03-2008, 18:07
Sen
özlediğim, beklediğim,
umudumsun sen.
buz tutan yüreğimde açan,
nadide çiçeğimsin,
/ kardelen /
ahh! Sen var ya sen..
yaşadığım en deli aşksın
sen!
Bahar Ş. Gülşen
SEVİYORUM SENİ
seviyorum seni
ekmeği tuza banıp yer gibi
geceleyin ateşler içinde uyanarak
ağzımı dayayıp musluğa su içer gibi
ağır posta paketini
neyin nesi belirsiz
telaşlı, sevinçli, kuşkulu açar gibi
seviyorum seni
denizi ilk defa uçakla geçer gibi
İstanbul'da yumuşacık kararırken ortalık
içimde kımıldayan birşeyler gibi
seviyorum seni
yaşıyoruz çok şükür der gibi.
NAZIM HİKMET
SAAT 21-22 ŞİİRLERİ
10 Ekim 1945
Gözlerine bakarken
güneşli bir toprak kokusu vuruyor başıma,
bir buğday tarlasında, ekinlerin içinde kayboluyorum…
Yeşil pırıltılarla uçsuz bucaksız bir uçurum,
durup dinlenmeden değişen ebedî madde gibi gözlerin:
sırrını her gün bir parça veren
fakat hiçbir zaman
büsbütün teslim olmayacak olan…
Nâzım Hikmet
(SAAT 21-22 ŞİİRLERİ, de yayınevi,1.baskı eylül 1965 s.23)
Çok üşümek
Bir Kalır uzun resimlerde anısı sakallarımızın
Urban içinde Üşüyüp Üşüyüp kaldığımızın
Bir Kalır yanık yağlar kokusu şehirlerde
Uzun nehirlere binip uzaklaşmadıkça
Bir Kalır yabancı yataklarda o oteller
Meydanlar heykeller sizin olmadığınız o her yer
O çok yalınç gerçekli gelip gitmeler
Bir Kalır uzun duvarlar ve onların dipleri
Bir Kalır Yılgın Adamların hep "Evet" dedikleri
Çok üşürdük hep üşürdük üşümekti bütün yaşadığımız
Üşürdü ellerimiz aşkımız sonsuz uzun sakallarımız
Tükenir dağınık diriliği kaşıntımızın bir gün
Bir Kalır uzun kitaplarda anısı çok Üşüdüğümüzün
Turgut Uyar
(Tütünler Islak, Dost yayınları Mayıs 1962, s.9)
Aile Boyu
Ezilmiş bir çocukluk benimkisi
bir iskelenin
vapurların yanaştığı yüzüne asılıdır
üç tekerlekli bisikletimin
lastikleri
Annesiz büyüdüm çünkü
yani serçeydim
kar üstündeki
ve arka bahçesinde
kasabın beslediği kuzu
Dudaklarımı,işte bu yüzden
aile boyu
bir şişeye değdirip
içmeyi severim
gazozu.
Sunay Akın
Can Yücel`in MAL BEYANI
1-Avsa adasinda üç daire, dört üçgen, bes dikdörtgen
2-Gökyüzünde bi bulut
3-Bitlis'te beş minare
4-Biri yazlık, biri kışlık iki platonik sevgili
5-Büro mobilyası ve çelik kapı üreten bir fabrikanın öğle üzeri yaslanıp sigara içilen beyaz duvarı
6-Islıkla da çalınabilen dört anonim türkü
7-Palandökende bir palan, iki döken
8-Kastamonu'da üç kasto
9-Üç fay hattı
10-Bir çarsamba, iki persembe, üç cuma
11-Dünyada mekan
12-Ahirette iman
13-Denizde kum
14-Uzayda yerçekimsizlik
15-Bi çuval gazoz kapagı
16-Bi kibrit kutusu sigara izmariti
17-On sekiz saç biti
18-Biri ingilizce 6 adet küfür
19-Yirmi tane bos naylon po s et
20-Sevenlerin kalbinde kurulmus bir taht
21-Bi sürü saç sakal, kil, tüy, yün
22-Üç ayri parkta üç ayrı belediyeye ait üç ayrı banka reklamlı bank
23-Bi ayakkabı çekeceği
24-Iki büyük taş kütlesi
25-Bir adet agaç gölgesi
26-Üç kuş kanadı sesi
27-Bi sürü kedi köpek
Işıldayan bir yıldızdın ayla beraber,
şırmarmak ne güzel senle beraber,
ışılda bir ömür ayla beraber,
Lakin olduysa hatam nolur beni affet....
Paul ÉLUARD
HÜRRİYET
Okul defterlerime
Sırama ağaçlara
Kumlar karlar üstüne
Yazarım adını
Okunmuş yapraklara
Bembeyaz sayfalara
Taş kan kağıt veya kül
Yazarım adını
Yaldızlı tasvirlere
Toplara tüfeklere
Kralların tacına
Yazarım adını
Ormanlara ve çöle
Yuvalara çiğdeme
Çın çın çocuk sesime
Yazarım adını
En güzel gecelere
Günün ak ekmeğine
Nişanlı mevsimlere
Yazarım adını
Gök kırpıntılarıma
Güneş küfü havuza
Ay dirisi göllere
Yazarım adını
Tarlalara ve ufka
Kuşların kanadına
Gölge değirmenine
Yazarım adını
Fecrin her soluğuna
Denize vapurlara
Azgın dağın üstüne
Yazarım adını
Bulutun yosununa
Kasırganın terine
Tatsız kaba yağmura
Yazarım adını
Parlayan şekillere
Renklerin çanlarına
Fizik gerçek üstüne
Yazarım adını
Uyanmış patikaya
Serilip giden yola
Hıncahınç meydanlara
Yazarım adını
Yanan lâmba üstüne
Sönen lâmba üstüne
Birleşmiş evlerime
Yazarım adını
İki parça meyvaya
Odama ve aynaya
Boş kabuk yatağıma
Yazarım adını
Obur köpekciğime
Dimdik kulaklarına
Acemi pençesine
Yazarım adını
Kapımın eşiğine
Kabıma kacağıma
İçimdeki aleve
Yazarım adını
Camların oyununa
Uyanık dudaklara
Sükûtun ötesine
Yazarım adını
Yıkılmış evlerime
Sönmüş fenerlerime
Derdimin duvarına
Yazarım adını
Arzu duymaz yokluğa
Çırçıplak yalnızlığa
Ölüm basamağına
Yazarım adını
Geri gelen sağlığa
Kaybolan tehlikeye
Hâtırasız ümide
Yazarım adını
Bir tek sözün şevkiyle
Dönüyorum hayata
Senin için doğmuşum
Seni haykırmaya
Hürriyet
(LIBERTÉ)
Çeviri: Melih Cevdet ANDAY - Orhan Veli KANIK
(A.Kadir – A.Bezirci , EDUARD seçme şiirler, Kikapçılık Yay.Mart 1968, s.65)
Yukarıda, 2635 nolu gönderideki; Paul ÉLUARD’ın HÜRRİYET adlı şiirinde, ozanın adı başlıkta doğru yazılmış iken, altta, şiiri aldığım betik adı, ÉLUARD yerine EDUARD biçiminde yazılmıştır. Doğrusu: (A.Kadir – A.Bezirci , ÉLUARD seçme şiirler, Kitapçılık Yay. Mart 1968, s.65) biçiminde olmalıydı. Düzeltir, Özür dilerim.
kelaynak
22-03-2008, 22:58
Ne olacak bu dünya, insanlar.
Ömür geçer kavga, savaş bitmiyor.
Oysaki hayat bir handan ibaret.
Gelen biraz durur, sonra göçer gider.
Ne gerek var düşmanlığa
Ne gerek var çekememezliğe
Ne gerek var kine, nefrete
Sahtekarlığa, dolandırıcılığa.
Bu dünya kime kalmış sorarım?
Ne olursan ol, son kara toprak.
Dedeler gitti sıra bizde.
Güzel ömür, güzel günler
Hepimizi bulsun dilerim.
Işıldayan bir yıldızdın ayla beraber,
şırmarmak ne güzel senle beraber,
ışılda bir ömür ayla beraber,
Lakin olduysa hatam nolur beni affet....
oldumu hatam?
demek olmadı:)
sen.canım
30-03-2008, 19:02
Bilmez miyim hiç?
Dar zamanların var senin!
Okunmamış mektupların, mesajların...
Veremediğin selamın sabahın var
Kendine sakladığın....
Ve
Bana getiremediğin yazların var:
Kırmızı haziranında dal dal kiraz!..
Temmuzunda namluya yatan ekin!...
Altından kaçırdığın bıldırcınlarla
Bana geldi ellerin!..(biraz buğday, biraz sevgi!..)
Hani
Nerede gecemi delen gözlerin!...
Kendimden bilirim,
Gidilmemiş hasretlerin var senin!
Taşlı, uzak yolların ...(en incesinin dönemecindeyim)
Ot dolu yemyeşil bahçelerin var
Isırganlarında çil çil olmuş tenin!..(acını dindiremedim)
Yaprak yaprak ebegümeçleri,
Madımaklar, galdirikler...
Dağlara küsüp gelen kokulu çileklerin ....(şekli yüreğine benzer, giremedim!..)
Tarlalarını basan belemirlerin var (mosmor gökkuşakları olup gönlüme serilir...)
Diyemedim!...
Boy boy sakız otların var
Sevgine katıp çiğnediğim...
Biliyorum,
Göçmen kuşlara katılmamış kanadın var bir de...
Hadi!
Açtım göç yollarını
Doldu mu heybelerin?!..
Unutma sana yolladığım mendili (adını işlemiştim)
Kırmızı yaşmağı (nişanesiydi bekaretimin..)
İlk dizesini, sana yazdığım son şiirin (seni seviyorum demiştim...)
Yüzünde ağarttığım geceyi (sabahında pembe gül dermiştin...)
Kahvaltıda yediğim iki zeytin tanesini (gözlerine benzettiğim)
Rengi değişmeyen zakkum çiçeğini (aşktı yani; kendimi zehirlemiştim...)
Unuttuklarımı da unutma sakın! (hepsini sana vermiştim...)
İkilemlere düşme sakın!
Çık gel beklerken seni,
Beklemediğim zamanında saatlerin...(şimdi değilse bile yarın!)
Penceredeyim!...
BEN SANA MECBURUM
Ben sana mecburum bilemezsin
Adını mıh gibi aklımda tutuyorum
Büyüdükçe büyüyor gözlerin
Ben sana mecburum bilemezsin
İçimi seninle ısıtıyorum.
Ağaçlar sonbahara hazırlanıyor
Bu şehir o eski İstanbul mudur
Karanlıkta bulutlar parçalanıyor
Sokak lambaları birden yanıyor
Kaldırımlarda yağmur kokusu
Ben sana mecburum sen yoksun.
Sevmek kimi zaman rezilce korkuludur
İnsan bir akşam üstü ansızın yorulur
Tutsak ustura ağzında yaşamaktan
Kimi zaman ellerini kırar tutkusu
Bir kaç hayat çıkarır yaşamasından
Hangi kapıyı çalsa kimi zaman
Arkasında yalnızlığın hınzır uğultusu
Fatih'te yoksul bir gramofon çalıyor
Eski zamanlardan bir cuma çalıyor
Durup köşe başında deliksiz dinlesem
Sana kullanılmamış bir gök getirsem
Haftalar ellerimde ufalanıyor
Ne yapsam ne tutsam nereye gitsem
Ben sana mecburum sen yoksun.
Belki haziran da mavi benekli çocuksun
Ah seni bilmiyor kimseler bilmiyor
Bir şilep sızıyor ıssız gözlerinden
Belki Yeşilköy'de uçağa biniyorsun
Bütün ıslanmışsın tüylerin ürperiyor
Belki körsün kırılmışsın telaş içindesin
Kötü rüzgar saçlarını götürüyor
Ne vakit bir yaşamak düşünsem
Bu kurtlar sofrasında belki zor
Ayıpsız fakat ellerimizi kirletmeden
Ne vakit bir yaşamak düşünsem
Sus deyip adınla başlıyorum
İçim sıra kımıldıyor gizli denizlerin
Hayır başka türlü olmayacak
Ben sana mecburum bilemezsin.
Attila İLHAN
YİTİK BİR ÖYKÜ/SEYDUNA TÜRKÜLERİ
yitik bir öyküdür
tarihten iki ayrı coğrafyaya damlayan,iki yürekte durmadan kanayan
seyduna ile şahrud
yüreklerinin akarken bıraktığı izi birbirlerinin gözlerinde aradılar
yoktu..
iki iklim farkıydılar
ne zaman gözgöze değseler yangın çıkmayacak denli uzaktılar
yalnızca aynaların dökülen sırrına yansırdı üçüncü bir kente düşmüş suretleri
şahrud gökyüzü geliniydi
yüzüne bulut inse dolardı masal gözleri
bir solukluk rüzgarda bile usul usul kanardı gelincik bedeni
seyduna yeryüzü cehennemi
ölüm çağrılı uçurumlarda sınardı sevdasını magma yüreği
yalnız ufuk çizgisinde buluşurlardı
onuda güneş günde iki kez ateşe verirdi
iki iklim ayrıldılar
'ya şahrud! ' dedi seyduna
gözlerime mermi diye sevdanı sürdüm
ardına bakma gözyaşıma bakma
su gibi git
şahrudun yüzüne keder mayın gibi durdu
ve zaman gözlerinin su yeşiline kuruldu
hüzün bir buda heykeli gibi çırılçıplak yüzlerine oturdu
rivayat odur ki
şahrud vardığı denizlerde hala SEYDUNA TÜRKÜLERİyle uyanmakta
seyduna şahrudun gözlerinden kalan masalla yaşlanmakta
Tunay Bozyiğit
Gözlerinin İçi/Seyduna Türküleri
söğüt olsam eğilirim
nazlı dal veren toprağa
çiçek olsam meylederim
dağ başlarında kokmaya
güneş olsam tez doğarım
gökyüzüne çıkmaya
aras olsam yol bulurum
yattığın yere akmaya
aras olsam yol bulurum
yatağına akmaya
gözlerinin içini öpeyim
yüreğim serinlesin
şiirler yetmez sevdama
öylesi derinimsin
şiirler yetmez sevdama
türkünün demindesin.
damla olsam dökülürüm
ak ellerini yuğmaya
gözyaşıysam sabrederim
kirpiklerinde kalmaya
gel gör ki sevdakârım
aşk oduyla yanarım
bu hallere düşmemi gözlerine sayarım.
gözlerinin içini öpeyim
yüreğim serinlesin
şiirler yetmez sevdama
öylesi derinimsin
şiirler yetmez sevdama
türkünün demindesin
Tunay Bozyiğit
KİMİ SEVSEM SENSİN
kimi sevsem sensin / hayret
sevgi hepsini nasıl değiştiriyor
gözleri maviyken yaprak yeşili
senin sesinle konuşuyor elbet
yarim bakışları o kadar tehlikeli
senin sigaranı senin gibi içiyor
kimi sevsem sensin / hayret
senden nedense vazgeçilemiyor
her şeyi terk ettim / ne aşk ne şehvet
sarışın başladığım esmer bitiyor
anlaşılmaz yüzü koyu gölgeli
dudakları keskin kırmızı jilet
bir belaya çattık / nasıl bitirmeli
gitar kımıldadı mı zaman deliniyor
kimi sevsem sensin / hayret
kapıların kapalı girilemiyor
kimi sevsem sensin / senden ibaret
hepsini senin adınla çağırıyorum
arkamdan şımarık gülüşüyorlar
getirdikleri yağmur / sende unuttuğum
hani o sımsıcak iri çekirdekli
senin gibi vahşi öpüşüyorlar
kimi sevsem sensin / hayret
in misin cin misin anlamıyorum
Atilla İlhan
Acıya Gülmek/Seyduna Türküleri
biliyorum sen yine
parmak uçlarında üşüyorsun.
aramızda kıvrılıp yatan uzaklığa inat, ayaklarınla kasıklarımın kasırgasını,
ellerinle yüreğimde yaktığın ateşi düşlüyorsun.
sularımız sızıp karışıyor ay karanlıkta
ve çırılçıplak bir ırmağa dönüşüyoruz yatağımızda.
apansız pencerende gülümsüyor güneş, ne güzel!
bütün parmakların tıkır tıkır işliyor.
iştahla biliyorsun, yaşamaktır aşk
geceyle gündüzün sessiz geçişimidir bir uyku boyunda
delice bir yangın parmaklarının buzulunda
ah şahrud,
her yerimiz nasıl da şaşırıp kalmaya istekli!
öpüyorsam ayrılığı gözünden
söküyorsam yüreğimi göğsümden
geçiyorsam gözlerinin içinden
geçiyorsam bir çiçeğin özünden
sana olan sevdamdandır bilesin
meğer ne yalnızız insan olmuşsak
yaprak gibi dalda sessiz solmuşsak
yeri gelmiş acıya da gülmüşsek
yeri gelmiş ayrılığa gülmüşsek
sana olan sevdamdandır bilesin
karşılıksız sevebilmekse sevda
gerçek seven küle dönmüş her çağda
elim kolum bağlanmışsa kıyında
seydunayım gebermişsem kıyında
sana olan sevdamdandır bilesin
Tunay Bozyiğit
Bahara Yenildiler
İki ayrı baharın dalıydılar; biri ilk, diğeri sondu ve kan ter içinde bir yaz aralarında
duruyordu. Bahara yenildiler.
Şahrud taptazeydi. Filizdi. Yüreği güneşi içec irsin rengarenk gülümseyen yeryüzüydü...
Seyduna ölüme ölümüne yakındı. Çınardı. Şahrud`un giyindiğini soyunuyordu ve
gelinsi dalları soyundukça çıplaklığından utanıyordu.
Solan yüreğiyle her seher güne biraz daha sarı duruyor ve biliyordu: ten soğuması
çoğu kez elinde ak keteniyle vaktinden önce geliyordu.
Seyduna`yla Şahrud`un tek ve bütün bağları ayrılıkları da olan mevsimin en uzak
uçlarına tutunmalarıydı. Mevsim haziran sonunda kendini yakınca koptular.
Artık birbirlerinin kışında bile yoktular...
Tunay Bozyiğit
Men Ölem
ay menim gülüm
hoş avazlı sümbülüm
ay menim gülüm
hoş avazlı bülbülüm
bu nece kederlenmek
bu nece boyun bükmek
men ölüm men ölüm men ölüm
gadan düşsün üregime
goy yerine men ölüm
sensiz ayazda galaram
sensiz baharda solaram
sensiz alafsız yanaram
goy yerine men ölüm
ay menim yarım
ay menim dalım
ağzı gonca zerdalim
bu nece güze dönmek
bu nece yarpak tökmek
men ölüm men ölüm men ölüm
gadan düşsün üregime
goy yerine men öfüm
sensiz gülebilmenem men
sensiz dayanabilmenem men
sensiz yaşayabilmenem men
goy yerine men ölüm
Tunay Bozyiğit
sen.canım
03-04-2008, 21:02
Bütün saatlerde aradım gözlerini…
İzlerin kayıp..........
Beyaz düşlerin ertesinden,
Gecenin koyusuna sessizce dokunurum…
Hiçbir ayak sesinde yok gelmelerin
Mola yerlerinde yakılan ateşlerin
Küllerinde soğurum…
Yorgunum şimdi,
Ama yenik değil…
Hala varsın,
Hala içimde en çok, en yoğun,
En sevgili…Yar’sın…
Sorun ellerimde…
Yürüdüğüm sokak
Durduğum şehirde…
Biliyorum oysa, bana yazılmış adın,
İçimde derin sancı…
Biliyorum kadın,
Tam orta yerinde duruyorsun bu yalnızlığın
Dışım…İçime yalancı…
Bütün saatlerde aradım gözlerini,
Sen misin gecikmiş zamanların sürgünü,
Hangi kuytu köşesinde saklanırsın an’ ın,
Ve hangimiz kırar bu esaretin zincirlerini…
İzlerin kayıp…
Nerde gülüşlerin,
Hangi dağ rüzgarına karışır kokun,
Hangi öksüz çocuğun başıdır,
Şefkatli ellerinle dokunduğun…
Sen ve dün…
Ben ve gün…
Üçüncü bir zaman…
Sorgulanan…
Bir sen daha ekledim yarına,
Bekledim sensizliğe inadına…
Yirmi dört satır yalnızlık,
Sonrası yokluk ve acı…
Bir yanım sen kokar,
Sensizlikten bıkar bir yanım…
Dışım…İçime yalancı…
Hani diyorsun ya bana,
“Belki bir gün rast gelir düşlerimiz…
Sen kokar terim, yorulur gözlerim sana…”
Hani diyorsun ya,
“Belki bir hiçten ibaret her şey,
Ve her şey döner sonunda aslına…”
gizemliduygular
04-04-2008, 21:19
Dağ Rüzgarı
Kaderde senden ayrı düşmek te varmış
Doğrusu bunu hiç düşünmemiştim..
Seni tanımadan
Hele seni böyle deli divane sevmeden
Yalnızlık güzeldir diyordum
Al başını, kaç bu şehirden
Ufukta bir çizgi gibi gördüğün dağlara
Rüzgarın iyot kokularını taşıdığı denizlere git
Git gidebildiğin yere git diyordum
Oysa ki, senden kaçılmazmış
Yokluğuna bir gün bile dayanılmazmış.
Bilmiyordum.
Yine de dayanmağa çalışıyorum işte
Bir kır çiçeği koparıyorum gözlerine benzeyen
Geçen bulutlara sesleniyorum ellerin diye
Rüzgar güzel bir koku getirmişse
Saçlarını okşayıp gelmiştir diyerek avunuyorum
Yaşamak seninle bir başka zamanı
Bir başka zamanda seni yaşamak
Her şeyden önce sen
Elbette sen
Mutlaka sen
İster uzaklarda ol
İster yanı başımda dur
Sen ol yeter ki bu zaman içinde
Ben olmasam da olur
Seni bir yumağa sarıyorum yıllardır
Bitmiyorsun
Çaresizliğim gün gibi aşikar
Su olup çeşmelerden akan güzelliğin
İnceliğin ışık yüzüme vuran
Sen güneş kadar sıcak
Tabiat kadar gerçek
Sen bahçelerde çiçekler açtıran
Sudan, havadan, güneşten yüce varlık
Sen, o tek sevgi içimde
Sen görebildiğim tek aydınlık
Bir nefeste benim için al
Havasızlıktan öldürme beni
Bulutlara, yıldızlara benim için de bak
Susadım diyorsam
Bir yudum su içmelisin
Ben yorulduysam sen uyumalısın
Ellerim sevilmek istiyor
Saçlarım okşanmak istiyor
Dudaklarım öpülmek istiyor
Anlamalısın.
Ağaçların yeşili kalmadı
Gökyüzünün mavisi yok
Bu dağlar o dağlar değil
Rüzgarında kekik kokusu yok
Kim bu çaresiz adam
Bu kan çanağı gözler kimin
Kaç gecedir uykusu yok
Gündüzü yok
Gecesi yok
Yok
Yok
Anladım
Sensiz yaşanmaz bu dünyada
İmkanı yok.
Ümit Yaşar Oğuzcan
gizemliduygular
04-04-2008, 21:30
Köpek Yalnızlığım
Benim yalnızlığım köpek yalnızlığı
Sürer bütün sokakları boyunca dünyanın
Nereye varsam
Orada yalnızlığı beni bekler bulurum
Her sabah evler boşalır
Bir sel akar sokaklardan caddelere
Ben kendi içimde kaybolurum
Ne gidecek yerim vardır ne bekliyenim
Gökyüzü saltanatım, dünya soframdır benim
Zamanlar geçer, mevsimler değişir
Değişmez benim kaderim
Görür yüzüme bakanlar ilk aldanmışlığımı
Söyler köpek yalnızlığımı gözlerim
Ne zaman ellerin elime değse
İnsan yüreğim o zaman çarpar
Yalnızlık bir o zaman terk eder beni
Tutar eşsiz gözlerin dağınık saçlarımdan
O ışıktan dünyasına sürükler beni
Ellerin bir bir ayıklar
Eski halimden ne kalmışsa
Doldurur sevgiyle, umutla, aşkla
Suyum çekilmişse, içim boşalmışsa
Verdiğin mutluluktan, sunduğun aydınlıktan
Bir anda değişir bakışlarım
Çözülmüş bir yumağı
Yeniden sarmaya başlarım
Işıkların demet demet
Denizlerin dalga dalga gelir üstüme
Yokluğun ölüme
Varlığın aşka çağırır bir yandan
Bilirim biraz sonra gideceksin
Saatleri durduramam
İnsanları öldüremem
Ne çare ben de güçsüzüm bir yerde
Kadere karşı duramam
Ve işte çirkin alınyazım
Sensizliğe mahkum eder
İşte o zaman
Yıkılmış bir şehirdir kalbim
İçinde baykuşlar öter
Dünyaya gelişimin
Kırkıncı yılına bir basamak kala
Bütün basamakların çöktüğünü hissederim
Dünyaya gelişimin
Kırkıncı yılına bir basamak kala
O kırk kuruş etmez kaderim
Her adım başında beni bir kere boğmaya başlar
Gözbebeklerim sönmeye
Ellerim soğumaya başlar
Taşlar yağar üstüme gökyüzünden
Uzun, sivri iğneler saplanır tenime
Bir kere daha içim isyanla dolar
Bir kere daha lanet ederim dünyaya geldiğime
Kapını açık tut, pencereni kapatma
Yarın evinin önünden ben geçeceğim
O zaman
Duvarların ağladığını duyacaksın
İlk çağırışımda gel
İkincisinde çok geç olabilir
Ve ben ilk çağırışında geleceğim
İkincisinde çok geç olabilir
Kimbilir nasılım ve nerdeyim
Bulursan ne olur beni bırakma
Bulamazsan aradığın yerdeyim
Hani o toprakla denizin kesiştiği
Kumların üzerine yorgun gölgelerin düştüğü
Sevenlerin ürkek adımlarla buluştuğu o yerde
Yoksul rıhtımlarda köhne gemiler
Benden bir parça koparıp gider
Ben hep böyle yarım, ben böyle kırık dökük
Ne olur beni bırakma bulunca
Ve ilk çağırışımda gel
Sarsın krallığım yeryüzünü bir uçtan bir uca
Elini uzatsan tutacaksın
Yakındayım
Baksan göreceksin
Görsen seveceksin
Aradığın benden başkası değil
Farkındayım
Benim yüreğim değil
Kayan bir zamandır avuçlarından
Uzat ellerini susadım
Güzelliğin
Bir eski şarap gibi sızıyor parmak uçlarından
Gel diyorum
İlk çağırışımda gel
Gel ki
Aydınlığında
Bütün geceler gündüz olsun
Dinle, uzak bir saat onikiyi çalıyor
Ne güç anlamıyor musun
Bir ömür boyu arayıp da seni bulmamak
Ben yokluğunda böyle yok, böyle yoksun
Ben yokluğunda böyle paramparça
Sensiz olmak hiç olmamak
Ümit Yaşar Oğuzcan
gizemliduygular
04-04-2008, 21:54
Yokluğumla İyi Geçinmeye Bak
Senden her vazgeçişimde, artık bu sayfa tamamen kapandı dediğimde, alıştığımda senden kalan boşluğa, tam da ileriye bakmayı beceriyorken nasıl oluyor da canlandırıyorsun kendini? Nasıl oluyor da hissediyorsun seni öldürmek üzere olduğumu...? bana ilginç gelen tek şey bu... Aramızda var olan ama bugüne kadar ikimzinde çözemediği bir çekim mi var? ... ilk gidişinde de böyle olmuştu. “tamam artık bu herşeyiyle ayrılıktır” dediğimde çıkıvermiştin karşıma tekrar. Unutmuyorum o akşamı. Odama çekilip kitabımı okuyorken, çalan telefona pek aldırmamıştım... “kim olacak ki bu saatte” gibisinden şaşkınlığı belirten bir duygu belirmişti beynimde. Açtığımda telefonu sendin karşımdaki. “neyapıyorsun” diye sorduğunda, şaşkınlığım biraz daha artmıştı. “tam da seni öldürmek üzereydim” diyemezdim. Sanki bir acelen varmış gibi hızlı hızlı dökülüveriyordu ağzından sözler... “tek istediğim sensin, deliler gibi özledim seni” dediğinde, elimdeki kitabın az önce okuduğum bir cümlesi çarpmıştı gözüme; “Görmüyor musun? Bocalıyor insan, aranıyor hep,yer değiştiriyor, yükünü atmak ister gibi...” telefonum çalmadan birkaç saniye önce okuduğum bu sözde canlanmıştın birden. Susuyordum... Oysa sen gurur yapıp ağırdan aldığımı düşünüyordun, çoktan pişman olmuştun söylediklerin için. Atamıyordun çünkü “yükünü”... sana belli etmesem de heyecanlandırmştın beni. ama bu heyecanı paylaşamazdım senle. Biliyordum çünkü yine kayıplara karışacağını...
O kaybettiğin neşeyi, o çok eskiler de kalmış mutluluğu özlüyordun sen aslında. Ben sana, o anlarını hatırlatmaktan öteye gitmeyen birisiydim sadece. Bunu sen de biliyordun, başlamakla bitirmek arasında kaldığın o sayısız günlerin, bir türlü kurtulamadığın bu tutarsızlığın sebebi de buydu işte, sen beni değil bende hatırladığın o eski neşeyi, o deli dolu günlerini özlüyordun... Ama bilirsin sen; benim için ya hep ya hiçtir... ya tam vardır ya da hiç yoktur... O yüzden beni yok sayman için elimden geleni yaptım. Bunu içim kanaya kanaya yaptım. Mecburdum buna, çünkü ben bir saniye olsun kalamazdım senin olduğun yerde, ben senin gel-git seanslarının içinde mutlu olamazdım. O akşam telefonda ağzından dökülen hiçbir şeyi yaşatamadın bana. Çünkü sen o akşam benimle değil, düşlerinle konuşuyordun. Beni düşlerinle eşitlemek istediğinde ise hiç başaramıyordun bunu... Başarsaydın eğer; kendini şimdilerde olduğu gibi hatırlatmak zorunda kalmayacaktın. Belki de hiç unutulmayacaktın...
Benim de hisettiğim bir şey var, seninkinden farklı.... sen nasıl unutulmaya- hatırlanmamaya yüz tuttuğunda, bunu fark edip kendini birşekilde hatırlatıyorsan; Ben de sana, sen de var olan bir şeyi hatırlatıyorum bu günlerde. Sen pişmansın... Bunu hissediyorum. Vicdanın soluğunu kesiyor bazı geceler... ve o, zamanında atamadığın yükün daha da artmış gibi... yoksa neden kendini öyle yada böyle hatırlatmak zorunda kalasın ki? her şey bitmişken... ayrılık kelimesinin hakkını tam olarak vermişken... ve bir mucize olmadan, bir araya gelmemizin imkansız olduğunu bile bile kendini neden hatırlatasın ki? ! işte senin belirli aralıklarla, farklı yollarla kendini ortaya çıkarma gerekçen bu... rahat değilsin.. istediğin gibi gitmiyor hayat. Benim bunu bildiğimi, bunu hissettiğimi biliyorsun. Anlıyorsun bunu. Tetiktesin o yüzden. Bir yanın o mucizenin gerçekleşmesi için duacıyken, bir yanın da (nispeten kendi güçlü hissettiğin zamanlar) bu nasıl olsa olmaz, hayata geçmez, hatalarımı kabullenip önüme bakmalıyım diyor. Bunu uzun bir süre başaramazsın. Çünkü vicdan sızısı insanı kolay kolay terk etmez. O yüzden önüne bakmayı beceremediğin her an, aklına o mucizenin gerçekleşmesi için ettiğin dualar gelecek, tazelenecek dün'ler... ve günden güne artan o yükünü boşaltmadıkça önüne bakamayacaksın. Baksan bile ileriye doğru bir adım atamazsın. Çünkü tutuyorum seni! Vicdanın oldum içine girdim. Ben olmasam bile benim duygularımdır ya da senin yok ettiğin anlamsız kıldığın umutlarımdır her gece soluğunu kesen, vicdanın olup içine giren.... Uykularını kemirip de kendini bana hatırlatmana sebep olan belki de benim....? işte bu yüzden YOKLUĞUMLA İYİ GEÇİNMEYE BAK! .....
Okan Savcı
SEVDA BİR ATEŞ BULDU SENDE
Sevda bir ateş buldu sende, eğilip öptü seni
Artık kimse denizi bilmiyor.
Dirseklerini masaya koyuşundan belli
Gelip geçen bir günü bitirmek istemediğini
Sevda bir umut buldu sende.
Ey bir yolcu listesinde bir ölüyü arayan
Artık kimse gözlerini bilmiyor.
Şunu imzala
Bir mektup, bir telgraf alındısı değil
Unutulmuş bir sevdadır kapını çalan
Ve sevimsiz bir terlik gibi duran odan
Kimse artık bir şey giymek istemiyor.
Sonra bir pencereden kendine
Ay ışığı gibi vuran sen
Ne sana ne başkasına benziyor.
Ve işte bir dip balığı su boşluğunda
Çırparaktan yüzgeçlerini
Hiç kimseye uymayan bir mevsim öneriyor
Edip Cansever
Eğer
O kadar da önemli değildir bırakıp gitmeler,
arkalarında doldurulması
mümkün olmayan boşluklar bırakılmasaydı eğer.
Dayanılması o kadar da zor değildir, büyük ayrılıklar bile,
en güzel yerde başlatılsaydı eğer.
Utanılacak bir şey değildir ağlamak,
yürekten süzülüp geliyorsa gözyaşı eğer
Yüz kızartıcı bir suç değildir hırsızlık,
çalınan birinin kalbiyse eğer.
Korkulacak bir yanı yoktur aşkların,
insan bütün derilerden soyunabilseydi eğer.
O kadar da yürek burkmazdı alışılmış bir ses,
hiçbir zaman duyulmasaydı eğer.
Daha çabuk unuturdu belki su sızdırmayan sarılmalar,
kara sevdayla sarıp sarmalanmasalardı eğer.
Belirsizliğe yelken açardı iri ela gözler zamanla,
öylesine delice bakmasalardı eğer.
Çabuk unutulurdu ıslak bir öpücüğün yakıcı tadı belki de
kalp, göğüs kafesine o kadar yüklenmeseydi eğer.
Yerini başka şeyler alabilirdi uzun gece sohbetlerinin,
son sigara yudum yudum paylaşılmasaydı eğer.
Düşlere bile kar yağmazdı hiçbir zaman,
meydan savaşlarında korkular, aşkı ağır yaralamasaydı eğer.
Su gibi akıp geçerdi hiç geçmeyecekmiş gibi duran zaman,
beklemeye değecek olan gelecekse sonunda eğer.
Rengi bile solardı düşlerdeki saçların zamanla,
tanımsız kokuları yastıklara yapışıp kalmasaydı eğer.
O büyük, o görkemli son, ölüm bile anlamını yitirirdi,
yaşanılası her şey yaşanmış olsaydı eğer.
O kadar da çekilmez olmazdı yalnızlıklar,
son umut ışığı da sönmemiş olsaydı eğer.
Bu kadar da ısıtmazdı belki de bahar güneşleri,
her kaybedişin ardından hayat yeniden başlamasaydı eğer.
Kahvaltıdan da önce sigaraya sarılmak şart olmazdı belki de,
dev bir özlem dalgası meydan okumasaydı eğer.
Anılarda kalırdı belki de zamanla ince bel,
namussuz çay bile ince belli bardaktan verilmeseydi eğer.
Uykusuzluklar yıkıp geçmezdi, kısacık kestirmelerin ardından,
dokunulası ipek ten bir o kadar uzakta olmasaydı eğer.
Issız bir yuva bile cennete dönüşebilirdi belki de,
sıcak bir gülüşle ısıtılsaydı eğer.
Yoksul düşmezdi yıllanmış şarap tadındaki şiirler böylesine,
kulağına okunacak biri olsaydı eğer.
İnanmak mümkün olmazdı her aşkın bağrında bir ayrılık gizlendiğine belki de,
kartvizitinde 'onca ayrılığın birinci dereceden failidir' denmeseydi eğer.
Gerçekten boynunu bükmezdi papatyalar,
ihanetinden onlar da payını almasaydı eğer.
Issızlığa teslim olmazdı sahiller,
Kendi belirsiz sahillerinde amaçsız gezintilerle avunmaya kalkmamış olsaydın eğer.
Sen gittikten sonra yalnız kalacağım.
Yalnız kalmaktan korkmuyorum da,
ya canım ellerini tutmak isterse...
Evet Sevgili,
Kim özlerdi avuç içlerinin ter kokusunu,
kim uzanmak isterdi ince parmaklarına,
mazilerinde görkemli bir yaşanmışlığa tanıklık etmiş olmasalardı eğer!!!
Can Yücel
GÜL KOKUYORSUN
gül kokuyorsun bir de
amansız, acımasız kokuyorsun
gittikçe daha keskin kokuyorsun, daha yoğun
dayanılmaz birşey oluyorsun, biliyorsun
hırçın hırçın, pembe pembe
öfkeli öfkeli gül
gül kokuyorsun nefes nefese.
gül kokuyorsun, amansız kokuyorsun
ve acı ve yiğit ve nasıl gerekiyorsa öyle
sen koktukca düşümde görüyorum onu
düşümde, yani her yerde
yüzü sararmış, titriyor dudakları
şakakları ter içinde
tam alnının altında masmavi iki ateş
iki su
iki deniz bazan
bazan iki damla yaz yağmuru
mermerini emerek dağlarının
şiirler söylüyor gene
ölümünden bu yana yazdığı şiirler
kızaraktan birtakım şiirlere
büyük sular büyük gemileri sever çünkü
ve odur ki büyüklük
şiir insanın içinden dopdolu bir hayat gibi geçerse
o zaman ölünce de şiirler yazar insan
ölünce de yazdıklarını okutur elbet
ve senin böyle amansız gül koktuğun gibi
yaşamanın herbir yerinde.
gül kokuyorsun, amansız kokuyorsun
bu koku dunyayı tutacak nerdeyse
gül, gül! diye bağıracak çocuklar bütün
herkes, hep bir ağızdan: gül!
ve herşeyin üstüne bir gül işlenecek
saçların, alınların,göğüslerin üstüne
yüreklerin üstüne
bembeyaz kemiklerin
mezarsız ölülerin üstüne
kurumuş gözyaşlarının
titreyen kirpiklerin üstüne
kenetlenmiş çenelerin
ağarmış dudakların
unutulmus çığlıkların üstüne
kederlerin, yasların, sevinçlerin
ve herşeyin üstüne bir gül işlenecek.
bir rüzgar, bir fırtına gibi esecek gül
yıllarca esecek belki
ve ansızın dünyamızı göreceğiz bir sabah
göreceğiz ki
biz dunyamızı gerçekten görmemişiz daha
geceyi, gündüzü, yıldızları
görmemişiz hiç
tanışmaya komamışlar bizi güzelim dünyamızla.
öyleyse dostlar bırakın bu yalnızlıkları
bu umutsuzluklari bırakın kardeşler
göreceksiniz nasıl
güller güller güller dolusu
nasıl gül kokacağız birlikte
amansız, acımasiz kokacağız
dayanılmaz kokacağız nefes nefese.
Edip Cansever
UZAK KADERLER İÇİN
Birgün, bir yağmurla garip garip
-Çoluğu çocuğu terk edeceğim.-
Bir sevgiyle doymayacak kalbim,anladım
Alıp başımı gideceğim.
Asır yirminci asırdır,amenna
Bir yanımda sevgilerim, bir yanımda sancım
Neon lambaları büsbütün karartır gecemizi
Uzaklar daha uzaklaşır
Bir define çıkarır gibi kayalardan, Ademden beri
Sımsıcak sevgilere muhtacım.
Bir gün alıp başımı gideceğim
-Yıldızlar ışısın, yollar üşüsün, yollar...-
Belimi bir ılık şal sarsın, mavi
Hüzünlü bir serencamın ardından, şarkısız
Rüyalarım unutulmuş bir handa pes desin
Görmüş geçirmiş bir çift duygulu dudak karşısında.
Kendi kendine çekilmez oluyor ömrüm
Her insanın ayrı ayrı yaşayabilsem kaderinde
Diyarı gurbette kanlı bir aşk
Bahtsız bir çocukluk uzak köylerin birinde
En uzak beyazlar,
En yakın ikindilerde, duygulu
Ve bir sahil meyhanesinde bir akşam
İçip içip ağlasam...
Nasıl kısa kesmeli bilmiyorum?
Herkesin derdinden pay isterken.
Uzak kaderlerin suları çağlar şimdi
Yıldızlar dökülür sonsuza içimizden.
Birgün, bir parkta otururken, biliyorum
Bir el yağmurla dokunacak omuzuma
Bir çift göz,bir davet, bir kalp
Çoluğu çocuğu terk edeceğim.
Yapraklar dökülecek, çiçekler solacak
Bir sonbahar, bir sabah ve bir yağmur olacak
Toprak ve insan kokularıyla,
Uğultulu bir sarhoşluk içinde, yıllar için
Başımı alıp gideceğim.
Turgut Uyar
Gece ve Sen
son umudunu taşıyor bulutlar yağmurun
caddeler yalnızlık dokuyor usulca
dinmez bir öfkeye sahip sokaklar
çığırtkan sesler yayılıyor yollardan
sanki son nefesinde bu şehir
birazdan kara bir perde inecek şehre
alıp götürecek tebessümünü güneşin
soğuk düşler kuracak sevgililer
birazdan seni benden çalacak uykular
kuytuluğuna iterek yalnızlığın
ne kadar da sessizlik kokuyor odam
ne kadar da sensizlik
ne kadar yakınsın bana ne kadar uzak
en çok da gözlerini arıyorum
o zeytin karası gözlerini
bilmem ki hangi elasındasın gecenin
hangi voltasında düşüncelerin
haykırsam duyamazsın biliyorum
yine de ben sana doğruluyorum
sadece sana...
Kadir Saylan
SEVGİ ÜSTÜNE
Bütün kitapları yakmalı
Sevda üstüne ne söylemişlerse yalandır
Kitaplara göre insan
Karanlıkta yüzüne bin mumluk lâmba tutulmuş
Gözleri, yüreği kamaşmış insandır
Aptaldır, hastadır, kahramandır
Bütün kitapları yakmalı
Sevda üstüne ne söylemişlerse yalandır.
İçinde bir tek suret yaşayan yüreğe yürek mi derler
Bir tek yaprak veren dalın boynun burarlar
Bir tek meyve veren dalı keserler
İnsan dediğin bir buğday tarlası gibi olmalı
Esti mi rüzgâr bir değil milyonlar için esmeli
Bir tek meyve veren dalı kesmeli
İnsan dediğin derya misali
Üstünde milyonlarca dalga
İçinde kıyametler kopmalı
İnsan dediğin derya misali
Uçsuz bucaksız olmalı.
Gel çıkalım sevgilim gel
Gel kurtaralım birler hanesinden
Çekelim gidelim bir uçtan uca
Açalım yüreğimizin kapılarını sonuna kadar
Sevelim sevelim sevelim
Sevebileceğimiz kadar
Bedri Rahmi EYUBOĞLU
Bartolomeo VANZETTİ
Bartolomeo Vanzetti (1888 – 1927) altı yıl süren ve Birleşik Amerika’da büyük gürültüler koparan bir dâva sonunda Nicola Sacco ile birlikte katil ve hırsızlık suçuyla idam edilmiştir.
Yargıçlara Son Sözüm
Yeter, kendimden bahsettiğim;
az daha Sacco’yu unutuyordum.
Sacco da benim gibi işçi,
kendini bildi bileli işinin âşığı, işinin ehli,
kazancı yerinde, işi yolunda, bankada hesabı da var,
karısı akçapakça, kendi halinde bir hatun,
iki de gül gibi çocuğu var, kutu gibi bir evi,
bir yanında bir çay akar, öbür yanı orman.
Sacco duygulu, namuslu, inanır adam, insan adam Sacco,
tabiata vurgun, insanlığa âşık, erkek adam Sacco;
insanlık aşkına, hürlük uğruna
varından yoğundan vazgeçmiş,
para dememiş, rahat dememiş, bırakmış hepsini,
canı gibi sevdiği karısını, çocuklarını,
ve canını hiçe saymış Sacco.
Hırsızlık etmek Sacco’nun aklından bile geçmemiştir,
nerde adam öldürmek!
Ne o ne ben, aklımız ereliberi,
alın terimizle kazandığımızdan gayrısına el sürmemişiz,
haram lokma geçmemiş gırtlağımızdan,
değil hırsızlık etmek!
Ne diyorlardı? Ben daha hinoğlu hinmişim;
doğru, ağzım daha iyi lâf yapıyor ama
bilin ki o arınmış inancı haykıran, o erkekçe sesi dinlerken,
Sacco ayağa kalkıp; konuşmaya başladı mıydı,
hatırlıyorum da nelere göğüs gerdiğini, nelerden vazgeçtiğini
onun yanında bir hiç olduğumu anlıyorum,
yaşarıveriyor birden gözlerim,
bir şey tıkanıyor şuracığıma,
beni ağlarken görmesin diye
bilseniz, kendimi nasıl zoruna tutuyorum;
işte bu adama hırsız dediniz, katil dediniz, mahkûm ettiniz.
Sacco unutulmayacak ama.
Katzmann’ın kemikleri, sizin kemikleriniz hep
un ufak olduktan sonra,
Katzmann’ın adı, sizin adınız, kanunlarınız, nizamlarınız ve o sahte Tanrınız
ve insan insanın kurdudur diyen bu uğursuz çağ,
hepsi hepsi geçmişe karıştıktan,
silinip gittikten sonra bile
halkın gönlünde yaşayacak Sacco.
Bunlar gelmese başıma, siz çıkmasaydınız karşıma,
ona buna dert anlatacağım diye köşe başlarında
harcar giderdim ömrümü,
silik, belirsiz, yenilmiş titretir giderdim kuyruğu.
Ama şimdi öyle mi ya!
Bizim başarımız bu ölüm, bizim zaferimiz bu.
Dünyada aklımıza gelmezdi böyle yararlı olacağımız,
insanlık için, adalet için, hürlük için
eskaza gördüğümüz bu hizmeti
bir kere değil on kere yaşasak yapamazdık.
Dediklerimiz, hayatımız, çektiklerimiz hiç kalır bunun yanında
hiç kalır yanında idamımız - bir kunduracıyla bir işportacı parçasının idamı
Yaşayacağımız o son anı elimizden alamazsınız ya!
O bizim işte, o bizim zaferimiz.
TÜRKÇE Söyleyen: CAN YÜCEL
(HERBOYDAN - DÜNYA ŞİİRİNDEN SEÇMELER, SEÇİLMİŞ HİKÂYELER DERGİSİ YAYINLARI, 1. Baskı 1957 s.45)
Ennio Morricone - Sacco & Vanzetti - Here's to you (concert) :
http://www.youtube.com/watch?v=ENnHeMjTRzo
Ayrılık Sevdaya Dahil - 4 -
yalnızlık
hızla alçalan bulutlar
karanlık bir ağırlık
hava ağır toprak ağır yaprak ağır
su tozları yağıyor üstümüze
özgürlüğümüz yoksa yalnızlığımız mıdır
eflatuna çalar puslu lacivert
bir sis kuşattı ormanı
karanlık çöktü denize
yalnızlık
çakmak taşı gibi sert
elmas gibi keskin
ne yanına dönsen bir yerin kesilir
fena kan kaybedersin
kapını bir çalan olmadı mı hele
elini bir tutan
bilekleri bembeyaz kuğu boynu
parmakları uzun ve ince
sımsıcak bakışları suç ortağı
kaçamak gülüşleri gizlice
yalnızların en büyük sorunu
tek başına özgürlük ne işe yarayacak
bir türlü çözemedikleri bu
ölü bir gezegenin
soğuk tenhalığına
benzemesin diye
özgürlük mutlaka paylaşılacak
suç ortağı bir sevgiliyle
Attila İlhan
SULTAN-I YEGAH
Şamdanları dolanınca eski zaman sevdalarının
Başlar ay doğarken saltanatı sultan-ı yegahın
Nemli yumuşaklığı tende denizden gelen ahın
Gizemli kanatları ruhta ölüm karanlığının
Başlar ay doğarken saltanatı sultan-ı yegahın
Yansıyan yaslı gülüşmelerdir karasevdalı suda
Bülbüller kırılır umutsuzluktan yalnızlık korusunda
Eylem dağılmış gönül tenha çalgılar kış uykusunda
Ölümün tartışılmazlığı nihayet anlaşılsa da
Başlar ay doğarken saltanatı sultan-ı yegahın
Bir başkasının yaşantısıdır dönüp arkamıza baksak
Çünkü yaşadıklarımız başkasının yargısına tutsak
Su yasak rüzgar yasak açık kapılar yasak
Belki bu karanlıkta yasakları yasaklasak
Başlar ay doğarken saltanatı sultan-ı yegahın
Attila İlhan
Ayrılık Sevdaya Dahil - 3 -
ay ışığına batmış
karabiber ağaçları
gümüş tozu
gecenin ırmağında yüzüyor zambaklar
yaseminler unutulmuş
tedirgin gülümser
çünkü ayrılmanın da vahşi bir tadı var
çünkü ayrılık da sevdâya dahil
çünkü ayrılanlar hâlâ sevgili
hiç bir anı tek başına yaşayamazlar
her an ötekisiyle birlikte
herşey onunla ilgili
telaşlı karanlıkta yumuşak yarasalar
gittikçe genişleyen
yakılmış ot kokusu
yıldızlar inanılmayacak bir irilikte
yansımalar tutmuş bütün sâhili
çünkü ayrılmanın da vahşi bir tadı var
öyle vahşi bir tad ki dayanılır gibi değil
çünkü ayrılık da sevdâya dahil
çünkü ayrılanlar hâlâ sevgili..
Attila İlhan
ÖZDOĞAN77
06-04-2008, 22:34
VATAN SEVGİSİNİ İÇTEN DUYANLAR
Vatan sevgisini içten duyanlar
Sıtkı ile çalışır benimseyerek
Milletine, Ulusuna uyanlar
Demez neme lazım, neyime gerek
Her ferdin hakkı var, bizimdir Vatan
Babamız, dedemiz döktüler al kan
Hudut boylarında can verip yatan
Saygıyle anarız, şehit diyerek
Vatan aşkı ile çalışan kafa
Muhakkak erişir öndeki safa
Tesir nüfuz olur her bir tarafa
Herkes onu büyük tanır severek
Olmak istiyorsan dünyada mesut
Hakka halka yarayacak bir iş tut
Çalıştır oğlunu, kızını okut
İnsan olmak için okumak gerek
Vatan bizim, ülke bizim, el bizim
Emin ol ki her çalışan kol bizim
Ayyıldızlı bayrak bizim, mal bizim
Söyle Veysel öğünerek, överek.
Aşık Veysel
gizemliduygular
07-04-2008, 13:13
KARADUTUM
Karadutum, çatal karam, çingenem
Nar tanem, nur tanem, bir tanem
Ağaç isem dalımsın salkım saçak
Petek isem balımsın ağulum
Günahımsın, vebalimsin.
Dili mercan, dizi mercan, dişi mercan
Yoluna bir can koyduğum
Gökte ararken yerde bulduğum
Karadutum, çatal karam, çingenem
Daha nem olacaktın bir tanem
Gülen ayvam, ağlayan narımsın
Kadınım, kısrağım, karımsın.
Bedri Rahmi Eyüboğlu
Susadım
Susadım
Üç tane elma soydular,üç tane portakal
Nafile
Bir bardak suyun yerini tutmadı
Acıktım
Kuş sütü,kuru üzüm getirdiler
Nafile
Bir çimdik somunun yerini tutmadı
Seni düşündüm sevgilim şükrederek
Su gibi aziz olasın her daim
Ekmek gibi mübarek.
Bedri Rahmi Eyüboğlu
Gülüşün Eklenir Kimliğime
Gün biter gülüşün kalır bende
Anılar gibi sürüklenir bulutlar
Ömrümüz ayrılıklar toplamıdır
Yarım kalan bir şiir belki de
Aykırı anlamlar arayıp durma
Güz biter sular köpürür de
Kapanmaz gülüşünün açtığı yara
Uçurum olur cellat olur her gece
Her gece yeniden bir talan başlar
Acı ses olur, ses deli bir yağmur
Eski bir eylüle gireriz böylece
Sığındığım her yer adınla anılır
Ben girerim, sokağı devriyeler basar
Bir de gülüşün eklenir kimliğime
Ahmet Telli
Özletiyor Seni Bu Yağmurlar
Burada yağmur yağıyor
Aralıksız yağıyor günlerdir
Ama sen yine de şemsiyeni
Almadan gel ilk otobüsle
Buğulanan camlara usulca
Yüzünü çiziyorum ki yüzün
Bir yağmur damlası olup
Düşüyor yapraklarına gülün
Güller de bozamıyor bu uzun
Karanlık sessizliğini kentin
Anılarını yitiriyor sokaklar
Bezirgânlaşıyor bulvar ışıkları
Tarih de kekemeleşiyor bazan
Ki o zaman aşktır tek bilici
Aşksa yürümek gibi bir şey
Duyabilmek kuşların gelişini
Anısı bizsek eğer bu kentin
Unuttuğu türküler bizsek
Acıyı rehin bırakıp bir güle
Anımsatmalıyız bunları bir bir
Sonra yürümeliyiz seninle
Sokaklara caddelere çıkmalıyız
Belki bir aşktır bu kentin
Belleğini geri getirecek olan
Burada yağmur yağıyor ama sen
Şemsiyeni almadan gel yine de
Özletiyor bu çılgın sağanak seni
Sırılsıklam özletiyor biliyor musun?
Ahmet Telli
Hasretimsin
Sen!
Sen, esirliğim ve hürriyetimsin,
Çıplak bir yaz gecesi gibi
Yanan etimsin,
Sen, memleketimsin.
Sen, ela gözlerinde yeşil hareler,
Sen, büyük, güzel ve muzaffer
Ve
Ulaşıldıkça ulaşılmaz olan hasretimsin...
Nazım HİKMET RAN
O kanatan rüya
Hatırladım seni
bu büyük boşluğun içinde
neden böyle çok sevildiğini...
Sen hayatın önce içinde olduğun halde
her şeyden ince bir tülle ayrılıyorsun,
her şeyden çocuksu bir kanla
eksik yaşanmış bir baharla ayrılıyorsun...
Kim sevse seni, yitirdiğini seviyor
o büyük eksik neyse onu...
Kim sevse seni, yanlış yüzünü görüyor...
Uzaklaşan bir tutkusun sen
seni seven yitirmeyi öğrenmeli,
Hayatsın...O kanatan rüya...
Bölünmüş hayatları
son kez aydınlatıyor adın...
Cezmi Ersöz
sen.canım
15-04-2008, 18:19
bazı şeyleri sadece istemek yetmiyor
gökyüzüne bakıp yıldızlara
ulaşmayı istemek…
okyanusa açılıp sevimli yunuslara
özenip onlar gibi olmayı istemek gibi…
bazen giden bir trenin içindeki
sevdiğinin gitmemesini istemek
sadece istemek…
yetmeyeceğini bile bile…
beni sevmeni istemek gibi…
sen.canım
15-04-2008, 18:23
Bir an gelir hep duymak isterim sesini,
Özlerim,
Özlemin bende baharların gelişidir sevgilim,
Gidersen yaşayamam,
Kapılır rüzgarına,
Tükenebilirim,
Sonbahar kaldırımlarında sürünürken hüzünlerim,
Aşkı yaşadığım gözlerin için,
Sahipsizce ölebilirim,
Ve kafiyesiz şiirlerde,
Yalnızlığa bir geceyarısı,
Gömülebilirim,
Ve ayrılık ötesinde,
Hasret zordur sevdiğim,
Anlatamam bunu sana,
Yaşamak seni,
Dokunmaktır bir çiçeğin büyümesindeki aymazlığına,
Duyabilmekse sesini,
Aşkına sarılabilmektir kapanıpta yollarına,
Mahsunluğunda gezinirken gözyaşlarım,
Seni düşünen bir yürektir,
Sana gecelerce anlatmaya çalıştığım
GÖÇ
Göç oldu bir acıdan öbür acıya
oysa sağrısı kurumamıştı atımızın
daha dün sürüp gelmiştik buralara
bugün göründü yine yolların ucu
Devrildi kıl çadırlar seher vakti
usulca uyandırıldı çocuklar
ve kadınlar bohçası çözülmemiş
bir keder gibi gibi düştüler yola
Turnalar gitti biz gittik
bitmedi peşimizdeki nal sesleri
nerde konaklasak tedirgindik
kuruyordu ırmaklar ve göller
Bir yangın gibi taşıyıp durduk
kederi ve acıyı göğsümüzde
yer gök duman içindeydi sanki
genzimizi yakıyordu ayrılıklar
Zulüm bırakmadı peşimizi hiç
biz gittik o buldu izimizi
konar göçer olduk yedi iklimde
tanığımızdır dağlar taşlar
Yalnız bir öfke ışıltısı kaldı
gözlerimizin yorgun sularında
yaşamak bir inat oldu artık
yaşamak bir direnme oldu zulme
Ve işte devrildi yine kıl çadırlar
göç başladı bir acıdan bin acıya
Geride akşamın küllenen ateşi
ve susturulmuş çocuk sevinçleri kaldı
Ahmet TELLİ
Şarap
Saat onikiden sonra,
Bütün içkiler
Şaraptır...
Cemal Süreyya
NEHİRLER BOYUNCA KADINLAR GÖRDÜM
Porsuk nehrinin geçtiği kadınlar
Hepsine yüzer kere rastladım en azdan
Umustsuz sevdalara tutulmak onlarda
Bozkıra doğru seyrele seyrele yaşamak onlarda
Verdi mi adama her şeylerini verirler
Ben gördüm ne gördümse kadınlarda
Porsuk nehrinin geçtiği
Kızılırmak parça parça olasın
Bir parça ekmek siyah, on kuruşluk kına kırmızı
Taş toprak arasında türküler arasında
Karanlıkta bir yanları örtük bir yanları üryan
Kocaman gözleriyle oy anam bu kadar dokunaklı
Kimler ürkütmüş acaba bu kadar kadını
Dicle kıyılarına tiren varınca
Büyük bir gökyüzü git allahım git
Genel olarak önce kaşları görünür
Sonra bütünsüz uykuları kaşla göz arasında
Yanaklarında çıban izi taşıyan kadınlar
Gül kurusu
Bir gün sizin de yolunuz düşer memlekete
Siz de görürsünüz bunları kadınlarda
Ödevleri yenilmek olan hep
Bıçakla kemik arasında
Susmakla ağlamak arasında
Yenilmek
Kadınlar
Cemal Süreyya
SEN ve BEN
Sen;
Bir minik serçe
Bedeni dev
Yüreği minik serçe
Özgürsün!
Uç uçabildiğince
/Umarsızca /
Çırp kanatlarını
Uçsuz bucaksız mavilere
Henüz ermeden mevsim kışa
Uç serçe uç
Yüreği minik serçe
Korkma!
Sakın! dönüp bakma ardına
Orada boynu bükük bir
Morsalkım bıraktın ya!
Ben;
Taze bahar çiçeği
Kendine has
Başdöndüren kokulardan
Albeniden uzakça
Her bahar yeniden açarım
Taç olurum sevdalıların başına
Hep özgür bir başıma
Hani bilirsin
Koparıldıkça çoğalırım ya!
Bahar Ş. Gülşen
TÜRKÜLER DOLUSU
Kirazın derisinin altında kiraz
Narın içinde nar
Benim yüreğimde boylu boyunca
Memleketim var
Canıma ciğerime dek işlemiş
Canıma ciğerime
Sapına kadar.
Elma dalından uzağa düşmez
Ne yana gitsem nafile.
Memleketin hali gözümden gitmez
Binbir yerimden bağlanmışım
Bundan ötesine aklım ermez.
Yerliyim yerli olmasına
ilmik ilmik, damar damar
Yerliyim.
Bir dilim Trabzon peyniri
Bir avuç tiftik
Bir çimdik çavdar
Bir tutam şile bezi gibi
Dişimden tırnağıma kadar
Ressamım.
Yurdumun taşından toprağından şurup gelir nakışlarım
Taşıma toprağıma toz konduranın
Alnını karışlarım
Şairim şair olmasına
Canım kurban şiirin gerçeğine hasına
içerisine insan kokusu sinmiş mısralara vurgunum
Bıçak gibi kemiğe dayansın yeter
Eğri büğrü , kör topal kabulum
Şairim
Zifiri karanlıkta gelse şiirin hası
Ayak seslerinden tanırım
Ne zaman bir köy türküsü duysam
Şairliğimden utanırım
Şairim
Şiirin gerçeğini köy türkülerimizde bulmuşum
Türkülerle yunmuş yıkanmış dilim
Onlarla ağlamış, onlarla gülmüşüm
Hey hey, yine de hey hey
Salınsın türküler bir uçtan bir uca
Evelallah hepsinde varım
Onlar kadar sahici
Onlar kadar gerçek
insancasına, erkekçesine
'Bana bir bardak su' dercesine
Bir türkü söylemeden gidersem yanarım.
Ah bu türküler
Türkülerimiz
Ana sütü gibi candan
Ana sütü gibi temiz
Türkülerde tüter dağ dağ, yayla yayla
Köyümüz, köylümüz, memleketimiz.
Ah bu türküler,
Köy türküleri
Dilimizin tuzu biberi
Memleket ahvalini onlardan sor
Kitaplarda değil, türkülerde ara Yemen'i
Öleni, kalanı, gidip gelmeyeni...
Ben türkülerden aldım haberi.
Ah bu türküler, köy türküleri
Mis gibi insan kokar, mis gibi toprak
Hilesiz hurdasız, çırılçıplak
Dişisi dişi, erkeği erkek
Kaşı kaş, gözü göz, yarası yara
Bıçağı bıçak .
Ah bu türküler köy türküleri
Karanlık kuyularda açılmış çiçekler gibi
Kiminin reyhasından geçilmez
Kimi zehir, kimi zemberek gibi.
Ah bu türküler, köy türküleri
Olgun bir karpuz gibi yarırılır içim
Kan damlar ucundan, murekkep değil
işte söz, işte ses, işte biçim:
'Uzun kavak gıcım gıcım gıcılar'
iliklerine kadar işlemiş sızı
Artık iflah olmaz kavak ağacı
Bu türkünün yüreğinde sancı var.
Ah bu türküler, köy türküleri
Ne düzeni belli, ne yazanı
Altlarında imza yok ama
içlerinde yürek var
Cennet misali sevişen
Cehennemler gibi dövüşen
Bir çocuk gibi gülüp
Mağaralar gibi inleyen
Nasıl unutur nasıl
Ömrunde bir kez olsun
Halk türküsü dinleyen...
BEDRİ RAHMİ EYÜBOĞLU
SEN VE BEN
Sen, ulaşılmaz ama gerçek
Ben, ulaşmaya çalışan isimsiz kimlik
Sen, karanlıkta yürüyen bir beden
Ben, aydınlığa hasret takatsiz can
Sen, gülümsemelerin en yalancısı
Ben, gülmeyi unutan somurtkan
Sen, ayrılığın vazgeçilmez saati
Ben, ayrılmamak için tutunan dal
Sen, yaban duyguların en karmaşığı
Ben, o duyguların esiri, kölesi
Sen duyduğum hislerin en serserisi
Ben, serseri ruhumun sebepsizi
Sen,yabancıların içinde en yabanı
Ben,karakterin evrensel bozması
Sen, hayal bile edemediğim sevgi
Ben, hayallerinde kaybolmuş bir deli...
Hülya AKAN
Ooooo yukarıdaki şiiri burada görmek beni çok şaşırttı.
Sevdiğim bir arkadaşımın bu şiiri, ilk seslendirme çalışmalarımdandır.
Türkçe dilimize yazılı ve sözlü ifade gücüne olan sevdamı yaşatmak adına yaptığım denemeler...
Dileyenler aşağıdaki linkten dinleyebilir.
http://sesilya.blogcu.com/1809444/
Teşekkürler, sayın baron11
Elinize, dilinize, yüreğinize sağlık sevgili sesil. :)
Hürriyetin tarifini unuttuk,
Çanakkale'yi, Sakarya'yı unuttuk.
Unuttuk ecdadı, maziyi unuttuk.
Muhtaç olduğumuz kudret, damardaki asil kanı unuttuk.
Unuttukça musibetlere gark olduk.
Unuttuk beyim unuttuk,
sanki bu vatanı bedava bulduk.
Biz bu hallere düşecek adammıydık.
Hey gidi asırlar hey, ses verseniz,
yürekleri o günlere çevirseniz.
Hey gidi üç kıta, yedi deniz
hey gidi uçsuz bucaksız vatan.
Vatan için can veren,
şimdi elin vatanında yatan,
mezarsızlarımız, sahipsizlerimiz,
gariplerimiz,
yani aziz şehitlerimiz;
Özür dileriz, özür dileriz, özür dileriz.
Velhasıl;
Biz bu hale düşecek adammıydık.
ÖZDOĞAN77
31-05-2008, 16:32
“Türkiyem” adlı şiiri bestelendikten sonra dillerde marşa dönüşen şair Dilaver Cebeci’yi son yolculuğunda sevenleri yalnız bırakmadı
Şair ve yazar Doç. Dr. Dilaver Cebeci toprağa verildi.
Allah rahmet eylesin.
Türkiyem
Baş koymuşum Türkiyemin yoluna
Düzlüğüne yokuşuna ölürüm
Asırlardır kır atımı suladım
Irmağının akışına ölürüm
Sevdalıyım yangın yeri bu sinem
Doksan yıldır çile çekmiş hep ninem
Pınarlardan su doldurur Eminem
Mavi boncuk takışına olurum
Düğünüm, derneğim, halayım, barım,
Toprağım, ekmeğim, namusum, arım
Kilimlerde çizgi çizgi efkarım,
Heybelerin nakışına ölürüm
Dilaver Cebeci
“Türkiyem” adlı şiiri bestelendikten sonra dillerde marşa dönüşen şair Dilaver Cebeci’yi son yolculuğunda sevenleri yalnız bırakmadı
Şair ve yazar Doç. Dr. Dilaver Cebeci toprağa verildi.
Allah rahmet eylesin.
Sayın Dilaver Cebeci'ye Allah'tan rahmet ailesine, sevenlerine ve Türk edebiyat camiasına başsağlığı diliyorum.
Devrim
temiz kalan tek yerdir devrim
bütün bir yıl
kirlenen duvarda
ama görebilmek icin
asıldığı çividen indirilmelidir
yapraklari biten takvim
zorbalara direnmektir devrim
bir çocuğun
annesinin çantasından aldığı paraları
altına gizlediğini
söylememiştir dövülen
hiçbir hali
içinde yaşamaktır devrim
dikiş kutusunun
ve toplu iğneler gibi
bir arada olmayı gerektirir
karşı koyabilmek icin zulmüne
makas denilen patronun
gece ışıklar arasında koşmaktır devrim
ateş böceklerini
yakalamak isteyen çocukların
peşine takılır gün gelir
yanıp sönen mavi ışıkları
polis arabalarının
kağıt bir gemidir devrim
bütün gemiler
hurdaya çıksa da sonunda
taşıdığı özgürlük şiiriyle
batmadan yüzer nicedir
dünya sularında
kim bilir kaç yunus görmüş
kaç deniz gezmiş...
Sunay Akın
gizemliduygular
19-06-2008, 01:55
YURDUM BENİM ŞAHDAMARIM
Engereğin dişlerine işledim,
Ağu dişlerine
Oluklu, çentik...
Ve vurgun,
Gözleri bir çift cehennem
Burnuna kan tütmüş
Pars bıyığına...
Dağın pulat yüreğine işledim,
Şimşeğin masmavi usturasına
Sevdanı usul-usul
Sevdanı mısra-mısra
Lo ben seni hapislerde sevmişim,
Ben seni sürgünlerde.
Yurdum benim şahdamarım...
Yücende buzul
Ve kar,
Maviş dağ tavşanları
Gün vuranda alaran
Zemheri yılanları
Ve yakut bir hışımla
Öyle çakılan
Sonsuzluğun yakışığı kartallar.
....................
....................
Başım gözüm üstünesin
Suskum, avazım üstüne...
Adından başka silah
Yazgından başka günah
Daha yazmamış
Hiçbir gizli dosyada
Hiçbir açık kitapta.
Peşinde azgınları
Kanlı paranın
Yani Doların itleri,
Altın, Sterlin kurtları
Ve petrol Nemrutları
Ve kurşun Yezitleri...
....................
....................
Kaçgunda, kaçakta
Can havlindesin...
Ve çocuk ölüleri
Parçalanmışlar
Daha süt kokuyorlar
Ve anne ölüleri
İncecikten, gencecikten
Açık hepsinin gözleri.
Halkım benim
Askıda çığ...
Ahmed ARİF
Başın öne eğilmesin
Başın öne eğilmesin
Aldırma gönül aldırma
Ağladığın duyulmasın
Aldırma gönül aldırma
Dışarda azgın dalgalar
Gelir duvarları yalar
Seni bu sesler oyalar
Aldırma gönül aldırma
Dertlerin kalkınca şaha
Bir sitem yolla Allah'a
Görecek günler var daha
Aldırma gönül aldırma
Görmek istersen denizi
Yukarıya çevir yüzü
Deniz gibidir gökyüzü
Aldırma gönül aldırma
Kurşun ata ata biter
Yollar gide gide biter
Ceza yata yata biter
Aldırma gönül aldırma
Sabahattin Ali
gizemliduygular
04-07-2008, 12:22
Hayatımın anlamı, gönül çiçeğim, yürek çarpıntım, hasretim, vuslatım, mangal yüreklim, yerine göre ablam, annem, öğretmenim, can yoldaşım, hayat arkadaşım, kanatsız meleğim, sevabım, günahım, sevgili eşime armağan ediyorum.
Gönül Nikahı
İlk görüşte başlar, kalplerde telaş
Çok erken kıyılır gönül nikahı
Sevgiyi yudumlar, göz yavaş yavaş
Bakarken kıyılır gönül nikahı...
Beklenen karşına çıkar bir sabah,
Belki yeşil gözlü, belki simsiyah,
Daha ilk görüşte yürekten bir ah,
Çekerken kıyılır gönül nikahı...
Neler uydurursun gör daha neler
Nice mazaretler, ne bahaneler
Kederli gözlerden billür taneler,
Dökerken kıyılır gönül nikahı...
Alnında sevecek yazdıktan sonra
Eninde sonunda senindir sıra
Bir vesile olur kibrit sigara
Yakarken kıyılır gönül nikahı
Düşürür sevdaya yaşı onücü
Tanımaz günahı, kanunu, suçu
Gururun belini sevginin gücü
Bükerken kıyılır gönül nikahı...
Cemal Safi
sukufe42
07-07-2008, 22:00
Gittin gideli
Unuttu yüreğim sevmeyi
Gözlerim görmeyi
Dudağımsa gülmeyi.
Gittin gideli
Burada güneş hep aynı güneş
Mevsim aynı mevsim
Yıllarsa çabuk geçti
Bir ayrılık rüzgarı esti , üşüttü içimi
O gün , bugün her rüzgar ürpertir beni
Belki tanıdık bir ses , bir gün adını fısıldar
Ne olur cevap ver sen ona , küsmesin dost anılar
ÖZDOĞAN77
08-07-2008, 17:48
Sensiz sabahladım yine,
Uzaklarda olsanda,
Rüyalarımdasın her gece,
Hayalinle yansamda,
İsmin dudaklarımda bir hece
Bakışlarınla delerdin ruhumu,
Suç bende deli gibi sevince,
Adım adım getirdin sonumu,
Sen bir lütufsun yeryüzüne
Şaşırttın, kaybettim yolumu...
Ümit Özdoğan / İstanbul
08/07/2008
ÖZDOĞAN77
08-07-2008, 17:57
Hiç aşık olmadım ben,
Aşka inanmayanlardanım.
Seni gördüğüm o anda,
Sözümü geri alanlardanım.
Ümit Özdoğan/İstanbul
08/07/2008
ÖZDOĞAN77
08-07-2008, 18:07
Bu yaz susuzdu,sensizdi,
Renk yoktu,ahenkte,
Kokmuyordu masmavi deniz,
Dans etmiyordu dalgalar,
Kalbimin atışını duyamıyordum,
işitmiyordu kulaklarım,
yapraklar kımıldamasa da,
kopuyordu içimde fırtınalar…
Ümit Özdoğan/İstanbul
08/07/2008
AYAZ VURDU
bir damla şiir gölgesinde eskittim ruhumu
sen yokken
meze ettim sevdamı rakı masalarına
özlem türküleriyle yıkandım
/ kimsesiz /
sıska düşlerle sırçaladım yüreğimi
ve
bedenim sürgün ellerde
/ sensiz /
vakitsiz açan sevda çiçeği yüreğim
yangın yerine dönen karlı sokaklarda
don yemiş kardelen gibiyim
/ çaresiz /
tomurcuğa durmuştu
laf anlamaz asi dallarım
/ zamansız /
çiçeklendi dört bir yanım
ayaz vurdu!
/ tan bile ağarmamıştı henüz /
beklediğim bahardı oysa ...
Bahar Ş. Gülşen
Nâzım'dan...
Akrep gibisin
kardeşim,/
korkak bir
karanlık içindesin
akrep gibi./
Serçe gibisin
kardeşim,/
serçenin telaşı
içindesin./
Midye gibisin
kardeşim,/
midye gibi kapalı,
rahat./
Ve sönmüş bir
yanardağ ağzı gibi korkunçsun,
kardeşim./
Bir değil,
beş değil,/
yüz milyonlarlasın maalesef./
Koyun gibisin
kardeşim,/
gocuklu celep
kaldırınca sopasını/
sürüye katılıverirsin hemen/
ve âdeta mağrur,
koşarsın salhaneye./
Dünyanın en
tuhaf mahlukusun yani,/
hani şu derya içre olup/
deryayı bilmiyen
balıktan da tuhaf./
Ve bu dünyada,
bu zulüm/
senin sayende./
Ve açsak,
yorgunsak, alkan içindeysek eğer/
ve hâlâ şarabımızı vermek için üzüm gibi eziliyorsak /
kabahat senin,
- demeğe de dilim varmıyor ama -
kabahatın çoğu senin, canım kardeşim!
Nâzım Hikmet
sukufe42
20-07-2008, 19:22
SULTAN-I YEGÂH
şamdanları donanınca eski zaman sevdalarının
başlar ay doğarken saltanatı sultan-ı yegâhın
nemli yumuşaklığı tende denizden gelen âhın
gizemli kanatları ruhta ölüm karanlığının
başlar ay doğarken saltanatı sultan-ı yegâhın
yansıyan yaslı gülüşmelerdir karasevdalı suda
bülbüller kırılır umutsuzluktan yalnızlık korusunda
eylem dağılmış gönül tenha kış uykusunda
ölümün tartışılmazlığı nihayet anlaşılsa da
başlar ay doğarken saltanatı sultan-ı yegâhın
bir başkasının yaşantısıdır dönüp arkamıza baksak
çünkü yaşadıklarımız başkasının yargısına tutsak
su yasak rüzgar yasak açık kapılar yasak
belki bu karanlıkta yasakları yasaklasak
başlar ay doğarken saltanatı sultan-ı yegâhın / Atillâ İlhan
İstanbul Yoktu Sen Olmasaydın
Ben nice İstanbul’lular gördüm sana gelinceye kadar
Kirli paçavralara benzerdi insanları
Dostluktan, vefadan yoksun.
Bölünmüş, dağılmış, parçalanmış
Ve herbiri kendi ağırlığıyla ezilmiş, yorgun.
Yüzümde dolaşan birer iğrenç böcekti gözleri
Bir tutsam
Yapışır kalırdı ellerime en çirkin yerleri
Evlerinde bulduğum yalnızlık
Sokaklarında bulduğum upuzun bir kahırdı.
Günler boyunca
Bir başka karanlık gelirdi
Karanlığın biri kaybolunca
Güneşler doğardı görmezdim.
Bir ses durmadan ölüme çağırırdı beni
Bilmezdim bu şehirde senin yaşadığını.
Bilmezdim...
Zindandı bütün meyhaneler
Duvarlar karaydı
Köhne bir bizans eskisiydi İstanbul sensiz.
Semt semt bir ağır yorgunluktu
Sürekli bir aldanıştı sokak sokak
Benden en uzak sevgilerde yaşadım yıllarca
O büyük yalanlarda yaşadım.
Senden habersiz bir ölü gibi
Senden uzak zamanlarda yaşadım.
Mabetler yıkıldı içimde
Umutlar hayaller yıkıldı
Bir gün bütün İstanbul yıkıldı.
Sokaklar kaydı ayaklarımın altında
Gün oldu kalabalık meydanlarında inançlarım yıkıldı
Gün oldu
Gözlerime çiviler çakıldı merhametsiz.
Toz toz oldum, duman duman oldum
Aldığını geri vermedi yıllar
Yitirdim kendimi bu rezil şehirde
Seni buluncaya kadar.
Eskiden bir lale hatırlardım
Yada mavi mavi bir deniz İstanbul denince
Serin rüzgarlar okşardı saçlarımı
Rıhtımlar balık balık kokardı.
Ne zaman
Yumsam gözlerimi bir gemi kalkardı.
Vapur düdükleri durmadan öterdi.
Eskiden bir İstanbul vardı bilmediğim
Bana yeterdi.
Sonra kaç yıl yaralı bir hayvan gibi
Gezdim sokaklarında
Sonra kaç yıl bir sevgi aradım
İstanbul’u aradım.
Belki de seni aradım bilmeden
Ayaklarımın dibinde den,izler can çekişti
Şehirler parçalandı
Bir çağ öldü gözlerimin önünde
Benim en güzel çağım öldü.
Bizi topraktan yarattılar
Gel gör ki...
Bu şehirde
Benim toprağım öldü.
Seni aradım bu şehirde yıllarca
Yana yakıla seni..
Sen kimdin, sen neredeydin kimbilir.
Hep böyle sensizmiydi bu şehir.
Bu şehir İstanbul’muydu ?
Öyleyse sensiz yaşanmazdı bu şehirde
Gemiler demir almazdı
Trenler işlemezdi
Sen olmasaydın
Bir ömür bitip
Yepyeni bir ömür başlamazdı içimde
Bahar gelmezdi
Ağaçlar çiçek açmazdı
Seni bulmasaydım
Ve ben yoktum
İstanbul yoktu
Sen olmasaydın.
Ümit Yaşar Oğuzcan |
Bak nasıl adım atıyorum, rakı içercesine
Bugün masal değil,
Masaldan daha güzel, gerçek;
Bugün yeryüzünde olduğum gün!
Ayaktayım işte;
Asfalta amut,
Akasyaya müvazi,
İnsanlarla omuz omuza,
Kurtlarla kuşla aynı kaderde,
Gülden lâleden farksız,
Fâniliğinde ömrün;
Herkes gibi dertli,
Ümitli herkes kadar;
Ne de olsa memnun yaşamaktan,
Bak nasıl adım atıyorum,
Rakı içercesine,
Yâri öpercesine,
Cahit Sıtkı Tarancı
SEVİYORUM SENİ
Seviyorum seni
Ekmeği tuza banıp yer gibi
Geceleyin ateşler içinde uyanarak
Ağzımı dayayıp musluğa su içer gibi
Ağır posta paketini
Neyin nesi belirsiz
Telaşlı, sevinçli, kuşkulu açar gibi
Seviyorum seni
Denizi ilk defa uçakla geçer gibi
İstanbul'da yumuşacık kararırken ortalık
İçimde kımıldayan birşeyler gibi
Seviyorum seni
Yaşıyoruz çok şükür der gibi.
Nazım Hikmet Ran
AŞK İKİ KİŞİLİKTİR
Değişir yönü rüzgârın
Solar ansızın yapraklar.
Şaşırır yolunu denizde gemi
Boşuna bir liman arar.
Gülüşü bir yabancının
Çalmıştır senden sevdiğini,
İçinde biriken zehir
Sadece kendini öldürecektir.
Ölümdür yaşanan tek başına
Aşk, iki kişiliktir.
Bir anı bile kalmamıştır
Geceler boyu sevişmelerden
Binlerce yıl uzaklardadır
Binlerce kez dokunduğun ten.
Yazabileceğin şiirler
Çoktan yazılıp bitmiştir.
Ölümdür yaşanan tek başına
Aşk, iki kişiliktir.
Avutamaz olur artık
Seni bildiğin şarkılar.
Boşanır keder zincirlerinden
Sular, tersin tersin akar.
Bir hançer gibi çeksen de sevgini
Onu ancak öldürmeye yarar.
Uçarı kuşu sevdanın
Alıp başını gitmiştir
Ölümdür yaşanan tek başına
Aşk, iki kişiliktir.
Yitik bir ezgisin sadece,
Tüketilmiş ve düşmüş gözden.
Düşlerinde bir çocuk hıçkırır
Gece camlara sürtünürken.
Çünkü, hiç bir kelebek
Tek başına yaşamaz sevdasını.
Severken hiçbir böcek,
Hiç bir kuş yalnız değildir.
Ölümdür yaşanan tek başına
Aşk, iki kişiliktir.
Ataol Behramoğlu
ÖZDOĞAN77
27-07-2008, 12:38
Acı, kader değil,orası temizlenecek.
Ya yola girecek yoldan çıkanlar
Ya da gırtlağa kadar ihanetle,
Teker teker temizlenecek.
Gözyaşı, kader değil,orası temizlenecek,
Orman yeşile,akarsu maviye dönecek.
Kuş uçacak,kurt uluyacak.
Evlerin ışıkları huzuru aydınlatacak.
Umutsuzluk, kader değil,tertemiz olacak oralar,
İstersek yapacağız,beklersek olmaz.
Yolları ölüme değil,güneşe açacağız.
Yüreklerde mayın değil,gül tomurcukları patlayacak.
Miras değil bu vatan emanettir bize,
Sağ olacak vatan,son kalan mehmedime,
Nelerin hesabı görüldü ezelden ebede,
Görülür elbet bunun da sırası gelince…
Ümit Özdoğan
26/07/2008
gizemliduygular
27-07-2008, 12:49
Sayın ÖZDOĞAN77
Şiirlerinizi beğeni ve ilgiyle takip etmekteyim. Etkin ve başarılı bir kaleminizin, VATAN sevgisi ile atan bir kalbinizin olduğunun bilinci ile başarılarınızın devamını diliyorum.
Kaleminize ve yüreğinize sağlık.
gizemliduygular
31-07-2008, 10:01
FAHRİYE ABLA
Hava keskin bir kömür kokusuyla dolar,
Kapanırdı daha gün batmadan kapılar.
Bu, afyon ruhu gibi baygın mahalleden,
Hayalimde tek çizgi bir sen kalmışsın, sen!
Hülyasındaki geniş aydınlığa gülen
Gözlerin, dişlerin ve ak pak gerdanınla
Ne güzel komşumuzdun sen, Fahriye abla!
Eviniz kutu gibi bir küçücük evdi,
Sarmaşıklarla balkonu örtük bir evdi;
Güneşin batmasına yakın saatlerde
Yıkanırdı gölgesi kuytu bir derede.
Yaz, kış yeşil bir saksı ıtır pencerede;
Bahçende akasyalar açardı baharla.
Ne şirin komşumuzdun sen, Fahriye abla!
Önce upuzun, sonra kesik saçın vardı;
Tenin buğdaysı, boyun bir başak kadardı.
İçini gıcıklardı bütün erkeklerin
Altın bileziklerle dolu bileklerin.
Açılırdı rüzgârda kısa eteklerin;
Açık saçık şarkılar söylerdin en fazla.
Ne çapkın komşumuzdun sen, Fahriye abla!
Gönül verdin derlerdi o delikanlıya,
En sonunda varmışsın bir Erzincanlıya.
Bilmem şimdi hâlâ bu ilk kocanda mısın,
Hâlâ dağları karlı Erzincan'da mısın?
Bırak, geçmiş günleri gönlüm hatırlasın;
Hâtırada kalan şey değişmez zamanla.
Ne vefalı komşumdun sen, Fahriye abla!
Ahmet Muhip DRANAS
Severek Ayrılanlar
Severek ayrılanlar bilirler ayrılığı
Severek ayrılanlar yaşarlar pişmanlığı
Çok uzak şehirlerde aynı çarpar iki yürek
Çok uzak bir şehirde beklendiğini bilerek
Gün gelir için yanar elin gider mektuplara
Gün gelir beni ararsın gözün dalar uzaklara
Yaz gelir sıcak olur akşam sahil yollarında
Her adımda beni ararsın gözün dalar uzaklara
Rüzgar aşkımı kucağına alsa
Dağları tepeleri aşsa saçlarına ulaşsa
Severek ayrılanlar bilirler ayrılığı
Sen benim eş ruhumsun
Unutmuş olsan hissederdim
Unutmuş olsan yanımda durmazdı her sabah hayalin
Seni görmek için geri geldim
Sen gideli çok olmuş
Nereye gidersen git
Çantanda bir resmim aklında gülüşüm olsun
Ben seni gerçekten sevdim
Bitmez demiştim bitmedi
Şarkı sözü / Ayna
Bekleyişimin Öyküsü
Günler güz yaprakları gibi birer birer dökülürken ayaklarımın dibine,
ben her gece karanlığa dikip gözlerimi senin aydınlığını bekledim.
Sen yoktun...
Binlerce adım attım bu kentin sokaklarında. Her köşeyi,
her parkı, her ağacı ezberledim. Sevdaya bulanmış
her kaldırım taşında senin adını aradım.
Sen yoktun...
Evlerin duvarları birer birer üzerime yıkıldı.
Her bir hücremin acısını ta yüreğimde hissederken
beni enkazın altından çekip alacak elini aradım.
Sen yoktun...
Özlem şarkılarını ezberledim. Kimini bağıra bağıra,
kimini fısıltıyla söyledim. Karanlığa haykırdım hasretimi.
Sesimi duyacaksın diye bekledim.
Sen yoktun...
Senden gelecek bir tek haberi bekledim. Saatler asırlar gibi geldi,
geçmedi. Çalan her telefonu yüreğimin deli bir çağlayana dönen
atışlarıyla açtım. Senden başka duyduğum her seste hep aynı
hayâl kırıklığını yaşadım. Onlar beni duymak istiyordu, bense seni.
Sen yoktun...
Seni aramaktan yorgun düşmüş bedenimi karanlığın kucağına
uzattım her gece. Bir an önce sabah olsun diye uykunun
beni çekip almasını istedim. Olmadı.
Kaç gece sabahı ettim gözlerimi kapamadan, kaç gece
merdivendeki ayak seslerini dinledim gelen sensindir diye.
Sen yoktun...
Her yağmurla birlikte hüzün de yağdı bu kentin üzerine. Bulutlar
yalnızlığın işaretiydi benim için. Beni ıslatan yağmur olmadı.
Ben senin özleminle sırılsıklamdım her mevsim.
Hayat; merhaba dedi bahara çiçek çiçek. Uzun kıştan sonra
gelmez dediğim göçmen kuşların dönüşünü gördüm.
Sen yoktun...
Her istasyon her otogar adresim oldu. Bir trenden inersin sandım.
Otobüslerdeki her yolcuya sensin diye baktım. Ya da yolculuklara
vurdum kendimi. Kimsenin uğramadığı köylere, adı duyulmamış
kasabalara gittim. Senden bir iz aradım.
Sen yoktun...
Denizin sonsuz maviliğine umut bağladım. Kıyılarda tükettim
bekleyişlerimi. Hep sensiz gemiler geçti limanlardan.
Ben gemicilerin hasret türkülerine eşlik ettim.
Sen yoktun...
Gözümden bir tek damla yaş akmadı. Onlar sana aitti, sana
kalmalıydı. Kimselere söyleyemedim acılarımı, bekleyişimin
öyküsünü kimselere anlatamadım.
Nice fırtınalar koptu yüreğimde. Dalgalar dövdü hayallerimi.
Sığınacak bir liman, yaslanacak bir omuz aradım.
İçimi dökecek bir insan aradım.
Sen yoktun...
Her gece ay paramparça oldu. Her gece yıldızlar birer
birer düştü sokaklara. Yıldızları saçına takıp gelmeni bekledim.
Ayı avucunda bana getirmeni bekledim. Ve bir güneş gibi doğup
aydınlatmanı bekledim bu kapkara dünyamı. Ama.
Sen yoktun...
Y.B
ÖZDOĞAN77
12-08-2008, 15:50
Vatanım olsun.
Olmasın beş kuruşum,
Yatacak yerim samandan,
Kuru ekmekle de yaşarım,
Katığım yoksa dert değil.
At koşturacağım ovalarım,
tırmanacağım dağlarım olsun,
uçsuz bucaksız bozkırlarım,
serin esen yaylalarım olsun.
Birde vatanıma yan gözle bakanların
gözlerini oymak için tırnaklarım…
Ümit Özdoğan
ÖZDOĞAN77
13-08-2008, 13:43
TEK BAŞINALIK
Ben tek basına ne yapabilirim
Diye düşündü biri
Ve hiç bir şey yapmamaya karar verdi
Ben tek basına ne yapabilirim
Diye düşündü bir öteki
Ve yalnızlığının kuytuluğuna çekildi
Ben tek basına ne yapabilirim
Diye düşündü bir üçüncü
Ve tek basına düşünmeyi sürdürdü.
Ben tek basına ne yapabilirim
Diye düşündü yüz binler
Ve tek başınalıklarını sürdürdüler
Ben tek basına ne yapabilirim
Diye düşündü milyonlar
Milyonlarcaydılar
Ve tek basınaydılar
Bu arada birileri
Onlar adına
Karar vermekteydi
Tek basına olduklarını sananlar
Topluca ortadan kaldırıldılar. ...
(ATAOL BEHRAMOĞLU)
gizemliduygular
17-08-2008, 19:33
Aziz Nesin'den Ata'ya Mektup
----------
Atam, hala yaşıyorsak;
Edepsizlik sayesinde!
Memleketi soruyorsan;
Politika dehlizinde!
İktidarlar senden sonra,
Devrimlerin tavizinde!
Anlatayım halimizi,
Kalemime izin ver de!
Yobazlarla gericiler.
Onlar bizden daha zinde!
“Atam, Atam” derler ama,
Bir adınız var sizin de! …
Halkçılıkla devletçilik!
Anlatamam, çok hazin de..
Çoktan beri sahtecilik,
Ağır çeker her vezinde!
Tek umut var, o da yalnız,
Amerikan dövizinde!
Sorma Ata’m halimizi,
Hal mi kaldı anlatacak..
İşte geldik dizindeyiz!
Yata yata çok yorulduk,
Tatil yaptık, izindeyiz! …
Sanayide henüz daha,
Cafer için gerek diye,
Amerikan bezindeyiz!
Geçeceğiz Avrupa’yı
Ama şimdi izindeyiz!
Hocamız var, hacımız var,
Uçan kuşa borcumuz var,
Eloğlunun ağzındayız!
Ama bizi zor bulurlar,
Bahar, yaz, kış, izindeyiz! …
Evet, doğru söylemişsin:
“Türk Milleti çalışkandır! ”
Biz de senin tezindeyiz!
Dinlenmekten yorulduk da,
Onun için izindeyiz! …
Zinde kuvvet diye söz var,
Kimse bilmez adresini.
Ah zindeyiz, vah zindeyiz!
Bugün değil, bu yıl değil,
Çoktan beri izindeyiz.
Ata’m öyle ilerledik,
Şimdi görsen tanımazsın!
Amerikan tarzındayız!
Arasan da bulamazsın,
Otuz yıldır izindeyiz! …
__________________
Aziz Nesin
ÖZDOĞAN77
20-08-2008, 18:47
Akrep gibisin kardeşim,
korkak bir karanlık içindesin akrep gibi.
serçe gibisin kardeşim,
serçenin telaşı içindesin.
midye gibisin kardeşim,
midye gibi kapalı, rahat.
ve sönmüş bir yanardağ ağzı gibi korkunçsun, kardeşim.
bir değil,
beş değil,
yüz milyonlarlasın maalesef.
koyun gibisin kardeşim,
gocuklu celep kaldırınca sopasını
sürüye katılıverirsin hemen
ve âdeta mağrur, koşarsın salhaneye.
dünyanın en tuhaf mahlukusun yani,
hani şu derya içre olup
deryayı bilmiyen balıktan da tuhaf.
ve bu dünyada, bu zulüm
senin sayende.
ve açsak, yorgunsak, alkan içindeysek eğer
ve hâlâ şarabımızı vermek için üzüm gibi eziliyorsak
kabahat senin,
demeğe de dilim varmıyor ama
kabahatın çoğu senin, canım kardeşim!
Nazım Hikmet
gizemliduygular
23-08-2008, 22:49
Yar Çıkagelir
Söndürmedim gönlümdeki çırayı
Bakarsın bir akşam yar çıkagelir
Sarmak için bağrımdaki yarayı
Bakarsın bir akşam yar çıkagelir
Rüzgarlar atını yorduğu zaman
Azrail adımı sorduğu zaman
Bademler çiçeğe durduğu zaman
Bakarsın bir akşam yar çıkagelir
Hilallerin dolun olma vaktinde
Mevsimlerin yalın olma vaktinde
Gelinciğin gelin olma vaktinde
Bakarsın bir akşam yar çıkagelir
Sevda-umut,vuslat-düş'tü diyerek
Hayal-bahar,hayat-kış'tı diyerek
Geçiyordum yolum düştü diyerek
Bakarsın bir akşam yar çıkagelir.
Yusuf Özcan
gizemliduygular
23-08-2008, 23:01
Atatürk Çocukları
Ruhumuzun derinliklerinde
Bir türkü söylenir gündüz gece
Sevgi vardır dostluk vardır namelerinde
Barışın hoş sedası yayılır ezgilerinde
Hep birlikte bu türküyü çağırırız
Biz, Atatürk çocuklarıyız
Öğrenirken sözcüğü,heceyi
Düşündük ki Atam
Sabaha döndürmüş binbir geceyi
Yaktığı meşaleyle aydınlanırız
Biz, Atatürk çocuklarıyız
Aydın fikirleriyle beslendi dimağımız
Bildik ki tek yol
Aklımız mantığımız
Bağnazlıktan çok çook uzağız
Biz, Atatürk çocuklarıyız
Semalarda dolaşıp
Güneşe uzanacağız
Dostluk çemberini açacak
Hedeften hedefe koşacağız
Yaptığımız her işin
Duayeni olacağız
Nerede ilim irfan
Orada varız
Biz, Atatürk çocuklarıyız
Uygarlık savaşında
Açtığın yolda
Adımlarımız koşarcasına
Rahat uyu Atam
Ulaşacağız elbet doruğa
Biz, Atatürk çocuklarıyız
08.05.2000
Nedret Çelen
gizemliduygular
23-08-2008, 23:13
İptali mümkün mü
İptali mümkün mü bu hayatın!
Sordular mı gelmek ister misin dünyaya diye!
Yaşamak ister misin? Kadın ya da erkek.
Cebine para ister misin dediler mi?
Rengin sarı ya da siyah olsun diye...sormak geldi mi akıllarına!
İptali mümkün mü bu hayatın!
Şehit kanı düşen toprakta dalgalanırken bayrak
Tırnak söker gibi çalarken cumhuriyeti
Esaret ister misin dediler mi?
Sınırlar çizilsin, toprağın satılsın mı diye...sormak geldi mi akıllarına!
İptali mümkün mü bu hayatın!
Bir yanıma yaslatırken ağlar başı
Yüreğinde aşk ister misin dediler mi?
Bir evlat sevdasında aramak hayatı
Gurbet acısı çekmek ister misin koşullar uğruna...sormak geldi mi akıllarına!
İptali mümkün mü bu hayatın!
Manşetlerde sona erişler
Görmek ister misin? Kurşun, eroin, alkol, cehalet.
Küfür etmek ister misin dediler mi?
Kahpe sabahların, kalleş gecelerin şahitliğine...sormak geldi mi akıllarına!
İptali mümkün mü bu hayatın!
Körpe bedenlerde akarken sapıkların salyaları
Kör bir kurşun saplanırken penceredeki kadına
Devrik şişeden sürülünce lastik izleri
Ölmek ister miyim yol kenarında...sormak geldi mi akıllarına!
İptali mümkün mü bu hayatın!
Taş taş üstüne koyarken işçi, yıkılacak duvarlar diye
Depremlere bırakmak ister misin canlarını dediler mi?
Sular altında kalırken evler, ormanlar kavrulurken izmarit peşinde
Tabutum olurken bir uçak dağın eteğinde...sormak geldi mi akıllarına!
İptali mümkün mü bu hayatın!
Bir kalemde kırılırken hayat, asalım mı keselim mi diye,
Ağlayışıyla duyuruyorsa terk edilmiş bebek varlığını, nereye dediler mi?
Vitrin camlarına yapışırken kol bacak, koparılırken gül dalından,
Yolunurken papatya sevda uğruna...sormak geldi mi akıllarına!
Var; yaşamdan alacağım, biliyorum!
Nasılsa sormadılar gelirken
İzin almama da gerek yok gitmeye
Ama bir şans varsa hani öğrensem diyorum
Iptali mümkün mü bu hayatın! ! !
Arzu Altınçiçek
gizemliduygular
23-08-2008, 23:23
Aşkın Halleri
Ben seni aşkın bütün halleriyle sevdim
Seninle yaşadım aşkın her halini
Ben seni yalın halle sevdim
Bütün doğallığıyla sende yaşadım aşkı
Ben seni aşkın i haliyle sevdim
“Seni seviyorum” dediğim andaki
i sesinin ateşiyle sevdim.
Ben seni aşkın e haliyle sevdim
“Sana aşığım dediğim zaman ki,
a sesinin sana yönelişiyle sevdim.
Ben seni aşkın de haliyle sevdim
“Sende yaktım gemileri” sözündeki
de nin kararlılığıyla sevdim.
Ben seni aşkın den haliyle sevdim
Beni sana bağlayan ile ’nin
Bağlayıcılıyla sevdim.
Ben seni aşkın bütün halleriyle sevdim
Aşk bütün hallerini sende gösteriyordu.
Aşk, yalınlıktı
Aşkı, yaşıyordum
Aşka, tutkuluydum
Aşkta, uçuyordum
Aşktan, çok şey öğrendim
Aşkla, komşu oldum yıldızlara
Gökçen Duran
gizemliduygular
23-08-2008, 23:35
Uyan ehli vatan,Vatan elden gidiyor
İhanet şebekeleri yurtta işliyor
Düşman sinsi,sinsi toprak alıyor
Vatanı da yavaş, yavaş bölüyor
Uyan ehli vatan,Vatan elden gidiyor
Patrik hane olmuş kendi başına buyruk
Vatanı kardeşim ne hallere koyduk
Haini.insan hakları savunucusu yaptık
Uyan ehli vatan,Vatan elden gidiyor
Avrupa birliği diye birlikten olduk
İMF’ ye borçlandık batağa battık
Özelleştirme adına fabrika sattık
Uyan ehli vatan,Vatan elden gidiyor
Özelleştirdik stratejik kuruluşları
Millete anlatmadık hileli oyunları
Yok fiyatına sattık kâr eden kurumları
Uyan ehli vatan,Vatan elden gidiyor
Bak Kıbrıs hangi şartta,nasıl sattılar
Zafer diye millete de nutuk attılar
Girit adasını da yunana böyle sattılar
Uyan ehli vatan,Vatan elden gidiyor
Haran ovası Şanlıurfa şehri talan edilmiş
Tarlalar bir, bir Yahudi’ye satılmış
Güney doğu siyonistlerce işgal edilmiş
Uyan ehli vatan,Vatan elden gidiyor
İsrail gözünü dikmiş arzı mevduda
Davanın amacı, işgal etmek, Fırat’tan Nil’e
Hainlerle düşman el ele, kol kola
Uyan ehli vatan,Vatan elden gidiyor
Alanya sanki olmuş Alman kazası
Didim olmuş tamamen İngiliz yeri
Satıyorlar şehit kanları ile sulanmış yeri
Uyan ehli vatan,Vatan elden gidiyor
Trabzon da Rumlar oyun peşinde
Patrikhane ihanetin başında
Vatikan gibi bir devlet peşinde
Uyan ehli vatan,Vatan elden gidiyor
Van’da ermeni alenen toprak satın alıyor
Erzurum’da yerli satılmış alet oluyor
Ağrı dağına kahpe ermeni sahip çıkıyor
Uyan ehli vatan,Vatan elden gidiyor
Vatan severleri bir zaman hain ettiler.
Veli olan ulu Hakanı kızıl ettiler
Devlet kuruluşlarını bir, bir işgal ettiler
Uyan ehli vatan,Vatan elden gidiyor
Vatanı satmak için gizli, plan yaptılar
Milletin öz evlatlarını bir birine düşman ettiler
Sağ, sol diyip vatan evlatlarını vurdular
Uyan ehli vatan,Vatan elden gidiyor
Köhne kiliseler, tarih diye, kurnazca onarılmakta
Üç beş, haclı bir araya gelinip, ayin yapılmakta
Yıkılmış, köhnemiş Bizans hortlatılmakta
Uyan ehli vatan,Vatan elden gidiyor
Yaşar emmiler,Fatma bacılar,Ali dayılar
Sütçü İmamlar,Bizans’ı dize getiren Battal gaziler
Türkün kahraman kadınları,kara Fatmalar,Nene hatunlar
Uyan ehli vatan,Vatan elden gidiyor
Bu kutsal toprak için şehit düşen yiğitler
Vatanı bekleyen ey Mehmetçikler
Ey bu vatan bağrında yatan şehitler,evliyalar
Uyan ehli vatan,Vatan elden gidiyor
Bak vatan toprağı Karabağ kan ağlıyor
Kerkük. Musul kandaş elden gidiyor
Telaferde her gün katliam oluyor
Uyan ehli vatan,Vatan elden gidiyor
Uyan asil Türk milleti vatan elden gidiyor
Hainler haclılara durmadan toprak satıyor
Şehitlerim yattığı topraklarda kemikleri sızlıyor
Uyan ehli vatan,Vatan elden gidiyor
Horasan ereni yüksek sesle feryat etsene
Uyuyan Türk gençliğini uyandırsana
Vatanın her tarafına haber salsana
Uyan ehli vatan,Vatan elden gidiyor
Halil çolak Yenimahalle/Ankara 3.8.2005
Halil Çolak
şiir değil ama çok hoşuma gittigi için paylaşmak istedim....
HER GÜNÜM CENAZE HER GÜNÜM ŞEHiT
BUNLARIN SEBEBİ BİR İT OĞLU İT
UYAN TÜRK EVLADI UYUMA UYAN
OTUZ KUPONA ALINMADI BU VATAN
http://img71.imageshack.us/img71/4981/neyzendenes8.jpg
http://img71.imageshack.us/img71/3465/neyzenden1sx6.jpg
Türkülerim Yarım Kaldı
Öyle karanlık ki tarif edemem
Silindi gölgeler artık göremem
Bu hüzün yumağını sensiz çözemem
Gecenin tadı yok farkında mısın?
Saracağım kadar yakında mısın?
Türkülerim yarım kaldı bu gece
İçime hüzün doldu bu gece
Bilmediğim yeller esti bu gece
Ay toplamış yıldızları yoksun bu gece
(Şarkı sözü)
YAŞAMAYA DAİR
1
Yaşamak şakaya gelmez,
büyük bir ciddiyetle yaşayacaksın
bir sincap gibi meselâ,
yani, yaşamanın dışında ve ötesinde hiçbir şey beklemeden,
yani, bütün işin gücün yaşamak olacak.
Yaşamayı ciddiye alacaksın,
yani, o derecede, öylesine ki,
meselâ, kolların bağlı arkadan, sırtın duvarda,
yahut, kocaman gözlüklerin,
beyaz gömleğinle bir laboratuvarda
insanlar için ölebileceksin,
hem de yüzünü bile görmediğin insanlar için,
hem de hiç kimse seni buna zorlamamışken,
hem de en güzel, en gerçek şeyin
yaşamak olduğunu bildiğin halde.
Yani, öylesine ciddiye alacaksın ki yaşamayı,
yetmişinde bile, meselâ, zeytin dikeceksin,
hem de öyle çocuklara falan kalır diye değil,
ölmekten korktuğun halde ölüme inanmadığın için,
yaşamak, yani ağır bastığından.
Nazim Hikmet 1947
Gencligimizin o dalgali donemlerinin o yalin ama acimasiz sairi Attila Ilhan'dan beni en cok yaraliyan siirinide eklemeden gecmemek lazim.
Macka gunleri... ama ne gunlerdi onlar!:cry:
ÜÇÜNCÜ ŞAHSIN ŞİİRİ
Gözlerin gözlerime değince
Felaketim olurdu, ağlardım
Beni sevmiyordun, bilirdim
Bir sevdiğin vardı, duyardım
Çöp gibi bir oğlan, ipince
Hayırsızın biriydi fikrimce
Ne vakit karşımda görsem
Öldüreceğimden korkardım
Felaketim olurdu, ağlardım
Ne vakit Maçka'dan geçsem
Limanda hep gemiler olurdu
Ağaçlar kuş gibi gülerdi
Sessizce bir cigara yakardın
Parmaklarımın ucunu yakardın
Kirpiklerini eğerdin, bakardın
Üşürdüm, içim ürperirdi
Felaketim olurdu, ağlardım
Akşamlar bir roman gibi biterdi
Jezabel kan içinde yatardı
Limandan bir gemi giderdi
Sen kalkıp ona giderdin
Benzin mum gibi giderdin
Sabaha kadar kalırdın
Hayırsızın biriydi fikrimce
Güldü mü cenazeye benzerdi
Hele seni kollarına aldı mı
Felaketim olurdu, ağlardım
ATTİLA İLHAN
http://www.izlesene.com/video/atilla%20ilhan-atilla-ilhan-ucuncu-sahisin-siiri/229755
Sen benim sarhoşluğumsun
sen benim sarhoşluğumsun
ne ayıldım
ne ayılabilirim
ne ayılmak isterim
başım ağır
dizlerim parçalanmış
üstüm başım çamur içinde
yanıp sönen ışığına düşe kalka giderim.
Nazım Hikmet
Önce ellerini gördüm; nasıl aydınlıktı öyle
Yıllardan bir yıl, vakitlerden bir akşam
Kovdu çevremden bütün kötülükleri
Önce ellerin
Önce ellerini gördüm, tuttum, bırakmam
Bilmezdim eskiden ben bu şafakları
Öğrendim nasıl da güzelmiş yeryüzü
Bir mutluluk yayılır avuçlarından
Önce ellerin
Benim dinlediğim ellerinin türküsü
Yağmur mu yağan öyleyse dinle
Islandım, üşüdüm senden uzakta, beni bırakma
Tut ki sensizlik bir ölüm başka türlü
Önce ellerin
Önce ellerin geliyor aklıma
Bir büyük resim çiziyorum gökyüzüne, seyret
Şu bulut ellerin işte, mutlu, serin, beyaz
Ne güç bu rengi bulmak, bu rengi vermek sana
Önce ellerin
Ellerin bir duygudur anlatılmaz
Gün olur hüzünlü bir musikidir duyduğum
Ellerinde keman telleri, piyano tuşları
Öyle bir yaşamaksın ki hiç yaşamamak
Önce ellerin
Önce ellerin sonra bu gözyaşları
Dupduru yeraltı nehirleri gibi
Öyle aydınlık gülüşün kadar
Her şey bir gün çekilir, biter ve ölür
Önce ellerin
Ve yokluğumuzda sonra ellerin yaşar
Ellerin anlatır sabahın olduğunu
Ellerin yoksa bil ki gece ve karanlık
Mevsimler onlarla değişiyor görüyor musun?
Önce ellerin
Anlasana ellerindeyim artık.
Ümit Yaşar Oğuzcan
YAŞASIN CUMHURİYET
Gölköy adında bir yer varmış Gelibolu'da,
Televizyonda gösterdiler geçen gün.
Gelenek edinmiş köy halkı,
"Ben kendimi bildim bileli bu böyledir"
Diyor muhtar.
29 Ekim'de toptan sünnet ederlermiş çocuklarını..
Derken ekranda entarili bir çocuk belirdi,
Kirvesi tutmuş kolundan,
Yatırdılar bir kamp yatağına,
Ardından sünnetçi olacak zat boy gösterdi
Elinde bıçağıyla,
Çocuk kaldırdı başını, bağırdı:
"Yaşasın Cumhuriyet" diye
Bunun üzerine de ekran karardı..
♥
Korkarım bu, sade Gölköy'lülerin değil, umumumuzun,
Sade küçüklerimizin değil, büyüklerimizin de
Düştüğü bir tarihsel yanılgı,
Çünkü sünnet değil, farzdır cumhuriyet...
Can YÜCEL
ONUNCU YIL MARŞI
Çıktık açık alınla on yılda her savaştan,
On yılda, on beş milyon genç yarattık her yaştan.
Başta bütün dünyanın saydığı Başkumandan;
Demir ağlarla ördük anayurdu dört baştan.
♥
Türk'üz, Cumhuriyet'in göğsümüz tunç siperi
Türk'e durmak yaraşmaz, Türk önde Türk ileri!
♥
Bir hızla kötülüğü, geriliği boğarız,
Karanlığın üstüne güneş gibi doğarız.
Türk'üz, bütün başlardan üstün olan başlarız,
Tarihten önce vardık, tarihden sonra varız.
♥
Türk'üz, Cumhuriyet'in göğsümüz tunç siperi,
Türk'e durmak yaraşmaz, Türk önde, Türk ileri!
♥
Çizerek kanımızla öz yurdun haritasını,
Dindirdik memleketin yıllar süren yasını.
Bütünledik her yönden İstiklâl kavgasını,
Bütün dünya öğrendi Türklüğü saymasını.
♥
Türk'üz Cumhuriyet'in göğsümüz tunç siperi,
Türk'e durmak yaraşmaz, Türk önde Türk ileri!
♥
Örnektir milletlere açtığımız yeni iz,
İmtiyazsız, sınıfsız kaynaşmış kitleyiz.
Uyduk görüşte bilgiye, gidişte ülküye, biz,
Tersine dönse dünya yolumuzdan dönmeyiz.
♥
Türk'üz Cumhuriyet'in göğsümüz tunç siperi,
Türk'e durmak yaraşmaz, Türk önde Türk ileri!
Behçet Kemal ÇAĞLAR - Faruk Nafiz ÇAMLIBEL
Benim çocukluğumda Cumhuriyet bayramlarında küçük kasabamda meydan süslenir ışıklandırılır günlerce kahramanlık türküleri eşliğinde zeybekler oynanır cumhuriyetin nasıl kazanıldığı ve gençliğin cumhuriyete sahip çıkmasının gereği anlatılırdı.Batı karadenizde bir İlçemizdeyim kızımın yanına gelmiştim, tören alanında sabahtan beri gel beri albeni türü müzik dinletiyorlar daha sonra birkaç şiir okuyup tören bitecek gibi içim karardı ülkem nerden nereye gelmiş.
Sayın ÖZDOĞAN77 ve katkısı bulunan diğer arkadaşlara saygılarımı sunarım 68 sayfa olmuş tamamını okuyacağım.
Nazım HİKMET'in unutulmaz şiirleri..
BÖYLE BİR SEVMEK (NE KADINLAR SEVDİM)
Ne kadınlar sevdim zaten yoktular
Yağmur giyerlerdi sonbaharla bir
Azıcık okşasam sanki çocuktular
Biraksam korkudan gözleri sislenir.
Ne kadınlar gördüm zaten yoktular
Böyle bir sevmek görülmemiştir
Hayır sanmayın ki beni unuttular
Hala arasıra mektupları gelir
Gerçek değildiler birer umuttular
Eski bir şarkı belki bir şiir
Ne kadınlar sevdim zaten yoktular
Böyle bir sevmek görülmemiştir
Yalnızlıklarımda elimden tuttular
Uzak fısıltıları içimi ürpertir
Sanki gökyüzünde bir buluttular
Nereye kayboldular şimdi kimbilir
Ne kadınlar sevdim zaten yoktular
Böyle bir sevmek görülmemiştir.
Attila İlhan
BEN ARTIK KÜSÜM
beni de kırdılar içimde kırdılar
karanlık camlardan sular akıyordu
şimşekli bir boşlukta saat vurdu
beni de kırdılar belki yalnızdılar
belki onların da çocukluğu yoktu
bütün şarkılara kapalıydılar
bir genç kız değmemişti saçlarına
beni de kırdılar ben artık küsüm
yağmurları yağmıyor ağaçlarıma
sularından içmiyorum susadım ama
beni de kırdılar soğuk bir ölüm
çevik bir bıçak gibi çakıldı aklıma
oysa bir şarkıyım yeniden doğan günüm
bütün şarkılara kapalıydılar
Attila İlhan
BEN SANA MECBURUM
Ben sana mecburum bilemezsin
Adını mıh gibi aklımda tutuyorum
Büyüdükçe büyüyor gözlerin
Ben sana mecburum bilemezsin
İçimi seninle ısıtıyorum
Ağaçlar sonbahara hazırlanıyor
Bu şehir o eski İstanbul mudur?
Karanlıkta bulutlar parçalanıyor
Sokak lambaları birden yanıyor
Kaldırımlarda yağmur kokusu
Ben sana mecburum sen yoksun
Sevmek kimi zaman rezilce korkudur
İnsan bir akşam üstü ansızın yorulur
Tutsak ustura ağzında yaşamaktan
Kimi zaman ellerini kırar tutkusu
Birkaç hayat çıkarır yaşamasından
Hangi kapıyı çalsa kimi zaman
Arkasında yalnızlığın hınzır uğultusu
Fatihte yoksul bir gramafon çalıyor
Eski zamanlardan bir Cuma çalıyor
Durup köşe başında deliksiz dinlesem
Sana kullanılmamış bir gök getirsem
Haftalar ellerimde ufalanıyor
Ne yapsam ne tutsam nereye gitsem
Ben sana mecburum sen yoksun
Belki Haziranda mavi benekli çocuksun
Ah seni bilmiyor kimseler bilmiyor
Bir şilep sızıyor ıssız gözlerinden
Belki Yeşilköy'de uçağa biniyorsun
Bütün ıslanmışsın tüylerin ürperiyor
Belki körsün kırılmışsın telâş içindesin
Kötü rüzgâr saçlarını götürüyor
Ne vakit bir yaşamak düşünsem
Bu kurtlar sofrasında belki zor
Ayıpsız fakat ellerimizi kirletmeden
Ne vakit bir yaşamak düşünsem
Sus deyip adınla başlıyorum
İçim sıra kımıldıyor gizli denizlerin
Hayır başka türlü olmayacak
Ben sana mecburum bilemezsin..
Attila İlhan
Toplan Gidiyoruz Ey Kalbim
Haydi toplan akşam oldu
vakit doldu
toplan gidiyoruz ey kalbim
kırkikindi yağmurlarına kalamam
kaldıramam bunca ağrıyı, ihaneti
biliyorum kirlenmiş hiç bir bakışta, yer yok bana
bu yüzdendir ceylanlara küsmüşlüğüm
sevdalara küsmüşlüğüm bu yüzden
bir gül yaprağı bulup sarmak için yaramı
alıp götür beni buralardan
içimdeki cesetleri çiğneyerek
kalbimdeki mahşere
bak akşam
vakit tamam
dürüp ömrümün defterini
Toplan gidiyoruz ey kalbim
yorgunum
bir sonbahar ezgisi gibi bekleyemem son yaprakta
sevgisi iğdiş edilmiş tarihlere koma beni ey kalbim
bak güz yağmurları iniyor acılar ve ihanetler üstüne
çırılçıplak ve sevgisiz kalmış bir şiirim
kimsesiz bir kış sokağında
ne gülen gözleri menekşelerin avutuyor beni
ne de munzur bakışlı cerenler
al götür beni buralardan ey kalbim
geçtiğim tüm kıyılara kırık gözyaşlarımı
ince duygularımı bırakarak
ve kırarak aynalarını hüzünlü bakışlarımın
artık hiç bir sevince yakışmıyor yüzüm
baharlara geç kalmış, yorgun ve yaralı bir yolcuyum
heybemde türküleri unutulmuş bir şafağın yalnızlığı
geçtiğim bütün kıyılara gözyaşı yağdırıyorum
bütün dinlerden kovsunlar beni
bütün ülkelerden
bütün yüreklerden kovsunlar
hangi tanrıya sığınsam yaramın merhemi yok
biliyorum kirlenmiş hiç bir bakışta, yer yok bana
bu yüzdendir ceylanlara küsmüşlüğüm
sevdalara küsmüşlüğüm bu yüzden
yeni bir gül yaprağı bulup sarmak için yaramı
sevdalı bir kuş yükleyip acılarımı kanatlarıa
alıp götürsün beni buralardan
içimdeki ölüleri çiğneyerek
kalbimdeki mahşere
hamuru çürümüş dostluğun, vefanın, aşkın
vefasız mevsimlere bırakma beni ey kalbim
ağlatma beni sevda kapılarında
kahpe kapılarında eğme boynumu
kurşunlar sıkılsada canevime
çiğnetme yoksulluğumu ayaklar altında
bırak başım dik, içim ezik kalsın
onurlulara mahsus bir makamda ağırla beni
satılmışlığın, alçaklığın, ihanetin ortasında koma
biliyorum bu düş sığmaz kirlenmiş sokaklara
bu sevda sığmaz
bakmayın gözlerime
nasıl saklarım yüreğimdeki incinmişlikleri
kınalı bir kelebek konunca saçlarıma
ah! benimde hayallerim vardı
baharlarım vardı yazlarım vardı
kuşlar uçup gitti yüreğimden
gökyüzüm yaralı kaldı
bir isyan giydirip gözlerime
dipsiz uçurumlara yuvarladım umutlarımı
aşk diyordum talan oldu, yalan oldu ömrüm
tınısı kırık bir keman sızısıyım artık
yok gideceğim başka bir kapı
haydi toplan vakit tamam
toplan gidiyoruz ey kalbim
boşalsın ince duygularımın sırtındaki yük
paranın sevgiye ihanetini gördüm
insanın önünde diz çöküp ibadetini
dünler harabe, yarınlar umut değil
hüznün neresinden dönsem, kırgınım
öpmeye uzandığım bütün dudaklar frengili
Nuri CAN
Hangi hülyaya uzansak avutmuyor
Sesine dokunsam sesim kırılır
kirpiğine dokunsam kirpiğim
yaralı bir serçeyiz incecik dallarda
nereye tutunsak bir yanı kırık
bir ince gönül sızısıdır bizimkisi
bir ince aydın duyarlılığı
sahte gülücükler ürkütür yüreğimizi
pazarlıklı dostluklar
güzellikler ki,
yedeğimizde kıyısız bir hıçkırık
kötü zamanların yitik öyküsü hayatımız
karanlık her sokakta ışıklı acılar topluyoruz
bir açıp bir soluyoruz kendi içimizde
tıpkı ağaçta titreyen şu yapraklar gibi
acı çekmeye yazgılı ömrümüz
geceler boyu yalnızlık çekiyoruz
yürekler dolusu sızı
bir yanımız göğün üşüyen yıldızları
bir yanımız umudun sancıyan sızıları
nehir nehir yalnızlıklar akıyor içimize
her gece bir çocuk alıp başını gidiyor
bir çiçek küsüyor bahçesine her gece
mevsimler bölüşmüyor artık sevdaları
hangi hülyaya uzansak avutmuyor
bir kanadı kırık gönül kuşumuzun
ne yana vursak ayrılık
oysa sevmekti en çok yüreğimize yakışan
seherin umut veren güzelliğini
bahar çiçeğinin çiğini
tomurcuğunu ayışığının
düşlerimize dökmekte ustayızdır çünkü içimizdekileri
sarssa da umudumuzun derinliğini karanlık
Nuri CAN
ÖZDOĞAN77
08-11-2008, 09:05
Anadolu Doluyum
Ben çöller fırtınası
Ben anaların yası
Ben tarihlerin yoluyum
Vurulmuş saldırmışım
Düşeni kaldırmışım
Gariplerin sağ koluyum
Türkü söyler dillerim
Nasırlıdır ellerim
Ben söğütlerin dalıyım
Ben gönüller bekçisi
Dertlerin emekçisi
Ben Anadolu doluyum
Ben dünlerin yarını
Köroğlu'nun torunu
Ben Çamlıbel, ben Bolu'yum
Yüreğim Çatalca'dır
Bakışım kartalcadır
Ufuklara sevdalıyım
Türkü söyler dillerim
Nasırlıdır ellerim
Ben söğütlerin dalıyım
Ben gönüller bekçisi
Dertlerin emekçisi
Ben Anadolu doluyum
Uğur Işılak
ÖZDOĞAN77
08-11-2008, 09:10
Bir Gün Anlarsın
Uykuların kaçar geceleri
Bir türlü sabah olmayı bilmez
Dikilir gözlerin tavanda bir noktaya
Deli eden bir uğultudur başlar kulaklarında
Ne çarşaf halden anlar, ne yastık
Girmez pencerelerden beklediğin aydınlık
Kapanır yatağına çaresizliğine ağlarsın
Onun unutamadığın hayali
Sigaradan derin bir nefes çekmişcesine dolar içine
Sevmek ne imiş bir gün anlarsın
Bir gün anlarsın aslında her şeyin boş olduğunu
Şerefin, faziletin, iyiliğin, güzelliğin
Gün gelir de sesini bir kerecik duymak için
Vurursun başını soğuk taş duvarlara
Büyür gitgide incinmişliğin, kırılmışlığın
Duyarsın
Ta derinden acısını çaresiz kalmışlığın
Sevmek ne imiş bir gün anlarsın
Bir gün anlarsın ne işe yaradığını ellerinin
Niçin yaratıldığını
Bu iğrenç dünyaya neden geldiğini
Uzun uzun seyredersin de aynalarda güzelliğini
Boşuna geçip giden yıllarına yanarsın
Dolar gözlerin için burkulur
Sevmek ne imiş bir gün anlarsın
Bir gün anlarsın tadını sevilen dudakların
Sevilen gözlerin erişilmezliğini
O hiç beklenmeyen saat geldi mi
Düşer saçların önüne ama bembeyaz
Uzanır gökyüzüne ellerin
Ama çaresiz
Ama yorgun
Ama bitkin
Bir zaman geçmiş günlerin uykusuna dalarsın
Sonra dizilir birbiri ardınca gerçekler acı
Sevmek ne imiş bir gün anlarsın
Bir gün anlarsın hayal kurmayı
Beklemeyi
Ümit etmeyi
Bir kirli gömlek gibi çıkarıp atasın gelir
Bütün vücudunu saran o korkunç geceyi
Lanet edersin yaşadığına
Maziden ne kalmışsa yırtar atarsın
O zaman bir çiçek büyür kabrimde kendiliğinden
Seni sevdiğimi işte o gün anlarsın
Ümit Yaşar Oğuzcan
Dikenlere gidiyorum
Gülleri sana bırakıp dikenlere gidiyorum
Gidiyorum
bütün acılarımı vurup sırtıma
umutları bırakıp başucuna
ıtırları, menekşeleri, kırgüllerini bırakıp
şiirlerimi sarıp bohçama
yüreğimin yangınına gidiyorum
hoşca kal usulboylum, güzel gözlüm hoşca kal
gidiyorum
gözyaşlarımı papatya diye saçlarına takıp
yüreğimdeki yağmurlarla bir ırmağa akmaya gidiyorum
içimde yeşerttiğim tüm çimenler sana kalsın
sana kalsın baharçiğdemleri, kırgelincikleri, kırkkanatlılar
gülleri sana bırakıp dikenlere gidiyorum
gidiyorum
başımda gam gözlerimde nem
bütün hatıraları bırakıp geride
usulca çekip kapıyı ardımdan
alıp başımı gidiyorum buralardan
şafak sökmeden kimseler görmeden
yağmurun yağmadığı çöllere gidiyorum
sevgi dolu yüreğimi bir ıssızda yakmak için
hoşça kal suyundan çimdiğim dere
kana kana içtiğim pınar
sayki yaşamadım bu yerlerde
nazlı çiçeklerini okşamadım baharın
bozguna uğramış bir bostanın hüznüyle
bir yaprağın ürpertisine yazıp ömrümü
çekip gidiyorum buralardan
gidiyorum
bir bilinmeze doğru
hem yol, hem yolcu olmaya
acılarımla başbaşa kalmaya gidiyorum
bütün yıldızları takıp kanatlarıma
bir kelebek gibi özgür olmaya gidiyorum
Yüreğimin sızılarında damıttığım her şiiri bin kez öperek
ve sökerek sevgiden yana ne varsa göğsümde
gecelerin zifiri saçlarında kaybolmaya
bir ceylanın gözlerinde ağlamaya gidiyorum
bütün borçlarımı ödedim alacaklarımı erteledim
artık ne diyecek bir sözüm kaldı sevdiklerime
ne okuyacak bir şiirim
gözlerimin içindeki iki damla gözyaşı gibi
bakmadan ardımdaki uçurumlara
alıp götürüyorum yüreğimdekileri de
hoşca kal usulboylum, güzel gözlüm hoşca kal
Nuri CAN
ÖZDOĞAN77
09-11-2008, 15:48
Sana cesaret vermesin çaresiz kalışım,
şimdilik çok güzelsin ve sen kazandın,
bir gün pişman olup beni ararsın,
unutma!ben o artık eski ben değilim...
ben değilim,sana şarkılar yazan
ben değilim,hasretinle yanan
ben değilim,yokluğunda ağlayan
unutma !ben o artık eski ben değilim...
meçhul şair
Yıkansam Seninle
kelebekleri bilirsin sen..
incecik kanatları benekli..
pervane olurlar ışık başlarında,
çiçek yapraklarında...
ben
en mavisini severim ama,
beyazına da tutkunum; sana benzediği için..
kara benekleri kara gözlerin gibidir;
aşk taşır uzaklara...
benden alır sana getirir,
senden alır bana getirir,
zamanı sorma!
zaman bahar değilse değil.
oysa ben,
hep hazana takılan aklımın
şaşkınlığını yaşarım bahara dokunuşlarımda..
sana dokunuşlarımda sevgili!..
‘neden şimdi?’ desem, yanıt bulamam ki!..
bulsam da fark etmez nasılsa,
çünkü sana öyle alıştım ki,
çünkü sana öyle vurgunum ki!....
ne baharı hesaplayacak zaman,
ne de,
hazanı solduracak güneş gelir aklıma; unuturum!..
bir seni unutmam!
yüreğime usulca girişindeki süzülüşü,
dudağıma astığın gülüşü,
umuda açtırdığın çiçeği unutmam...
arkası yarınları eskiden de severdim ben,
şimdi daha iyi anladım, hala seviyormuşum...
çünkü umut taşıyan bir yanı vardı bunun.
benim sana kavuşmam umudu gibi!
'yarın 'deyip gülsem de şimdi,
ağzıma küfrünü iliştirdim sensizliğin:
vaz geçemediğim sevgili!
yalandı bu işte!
ben hiç sensiz değildim ki..
hep benimle oldun sen!..
hep bendeydin, kimseye benzemeden..
hep ‘hiç kimseydin’ bende ki!:
korkularımda yüreğim,
acılarımda afyonum,
hüzünlerimde gözyaşım,
sevinçlerimde müjdem,
yıkılışlarımda direğim,
uzaklarımda yolum,
özlemlerimde elim,
sevdalarımda koynum oldun ısındığım ..
teşekkür ederim sevgili!...
şimdi gece!
ve ben karanlığı bile sever oldum seninle..
çünkü;
korkularımı unutuyorum,
çünkü;
bitiyor yalnızlığım,
çünkü;
yıldızları topluyorum,
çünkü;
seni severken çoğalıyorum...
sokakta yürüyoruz işte: el ele...
sofrada yan yanayız,
yatakta göz göze....
ister bir çöle serilmiş olsun yatağımız,
ister bir denize...fark etmez ki!..
her seferinde,
tutamadığım bir pırıltı sıyırıp gider bedenimi..
serap olur,
yakamoz olur uzak denizlerde...
ah!..bir binebilsem gemilere...
FORA!...diye bağırsam,
susuverse martılar...
balıklar değse ellerime;
senden kalkıp bana yalpalanan yüzüşlerinde...
kayıp gitseler diplere doğru...
birde,
utanmasam cümle alemden!
yıkansam, yıkansam, yıkansam...
seninle!...
Tayyibe Atay
Bear_Bull
10-11-2008, 20:48
Yeğenim yazmış okulda okumuş
Gazetede gördüğü şiirler arasında yayınlanması için benden mail ile gazeteye iletmemi istedi.
ben buradan da paylaşmak istedim.
Henüz 10 yaşında 4.sınıfta okuyor.
____Çanakkale Savaşı___
Çanakkale savaşında bir şehit gördüm.
İçin kan ağladı.
Düşündüm.
Bunların anaları nasıl dayanacak.
Yürekleri parçalanacak.
Yani ateş düştüğü yeri yakacak.
Ne yapacaklar katlanmak zorundalar.
Sadece bir şehit anası değil .
Binlerce şehit anası....
Savaşı kazandıysak;
Bunu sadece şehit analarına borçluyuz.
Sözüm şehit analarına ;
"Sizler kurtardınız vatanı"
Boşa akmadı şehitlerimizin kanları.
Üzülmek size yakışmaz.
Aslında siz sevinmelisiniz.
Övünmelisinizde....
BÖYLE ÇOCUK DOĞURDUM DİYE!!!
Esra Eda EROL
http://ekim10.kucukresim.com/uploads/esra20308.png (http://www.kucukresim.com)
Yeğenim yazmış okulda okumuş
Gazetede gördüğü şiirler arasında yayınlanması için benden mail ile gazeteye iletmemi istedi.
ben buradan da paylaşmak istedim.
Henüz 10 yaşında 4.sınıfta okuyor.
____Çanakkale Savaşı___
Çanakkale savaşında bir şehit gördüm.
İçin kan ağladı.
Düşündüm.
Bunların anaları nasıl dayanacak.
Yürekleri parçalanacak.
Yani ateş düştüğü yeri yakacak.
Ne yapacaklar katlanmak zorundalar.
Sadece bir şehit anası değil .
Binlerce şehit anası....
Savaşı kazandıysak;
Bunu sadece şehit analarına borçluyuz.
Sözüm şehit analarına ;
"Sizler kurtardınız vatanı"
Boşa akmadı şehitlerimizin kanları.
Üzülmek size yakışmaz.
Aslında siz sevinmelisiniz.
Övünmelisinizde....
BÖYLE ÇOCUK DOĞURDUM DİYE!!!
Esra Eda EROL
http://ekim10.kucukresim.com/uploads/esra20308.png (http://www.kucukresim.com)
Sevgili küçüğüm Esra Eda'yı kocaman yüreğinden öpüyor, başarılı çalışmalarının devamını diliyorum.
Ne mutlu Esra Eda'nın ailesine ki, böyle kocaman yürekli bir evlat yetiştirmişler.
Kendilerini canı yürekten kutluyorum.
gizemliduygular
13-11-2008, 15:25
Nah size vatan
Anası babası belirsiz döller
Vatan istiyormuş nah size vatan
Kucaktan kucağa dolaşan dullar
Vatan istiyormuş nah size vatan
Onun bunun kucağına oturup
Parmağını masum kana batırıp
Bacısını coni ile yatırıp
Vatan istiyormuş nah size vatan
Dağdaki ayıya yapıp ağdayı
Koynuna vererek köylü bağdayı
Türkiye’den dilenerek buğdayı
Vatan istiyormuş nah size vatan
Ermeni piçleri veledi zina
Ezelinden düşman ALLAH’A dine
Lanet olsun senin yeddi ceddine
Vatan istiyormuş nah size vatan
Sırtını dayamış ww yu puşta
Evdeki karıyı pazarlar başta
Putinin koynuna girermiş düşte
Vatan istiyormuş nah size vatan
Bölecekmiş yurdu doğu ve batı
Kuş beyinli aptal ey beyni katı
Bir kurşun yiyecek anlının çatı
Vatan istiyormuş nah size vatan
Kahpe pusu kurup daldan vurarak
Ayı gibi mağarada durarak
Çoluk çocuk acımadan kırarak
Vatan istiyormuş nah size vatan
Katırla eroin taşımak ile
Vatikan kıçını kaşımak ile
Dağlarda donunu düşürmek ile
Vatan istiyormuş nah size vatan
Kucaktan kucağa oturmak ile
Ev yakıp köyleri batırmak ile
Kancıkları dağa götürmek ile
Vatan istiyormuş nah size vatan
İmralıda ayıları var diye
Üç beş çakal dayıları var diye
On on beş bin sayıları var diye
Vatan istiyormuş nah size vatan
Ne Mehmetçik biter ne fişek biter
Ne katır kulunlar ne eşek biter
Biz bitirmek için vurursak biter
Vatan istiyormuş nah size vatan
Deha kızıl Rusya deha nede Çin
Kimi çarpacaksın olsan bile cin
Sen bir kel kargasın ben avcı şahin
Vatan istiyormuş nah size vatan
Ahmedi der Ata Türk’ten al dersin
Az mı geldi size kısası dersim
Yanacağız gündür çıkarsa hersim
Vatan istiyormuş nah size vatan
Ahmet Ergin
gizemliduygular
13-11-2008, 15:27
Uyan ehli vatan,Vatan elden gidiyor
İhanet şebekeleri yurtta işliyor
Düşman sinsi,sinsi toprak alıyor
Vatanı da yavaş, yavaş bölüyor
Uyan ehli vatan,Vatan elden gidiyor
Patrik hane olmuş kendi başına buyruk
Vatanı kardeşim ne hallere koyduk
Haini.insan hakları savunucusu yaptık
Uyan ehli vatan,Vatan elden gidiyor
Avrupa birliği diye birlikten olduk
İMF’ ye borçlandık batağa battık
Özelleştirme adına fabrika sattık
Uyan ehli vatan,Vatan elden gidiyor
Özelleştirdik stratejik kuruluşları
Millete anlatmadık hileli oyunları
Yok fiyatına sattık kâr eden kurumları
Uyan ehli vatan,Vatan elden gidiyor
Bak Kıbrıs hangi şartta,nasıl sattılar
Zafer diye millete de nutuk attılar
Girit adasını da yunana böyle sattılar
Uyan ehli vatan,Vatan elden gidiyor
Haran ovası Şanlıurfa şehri talan edilmiş
Tarlalar bir, bir Yahudi’ye satılmış
Güney doğu siyonistlerce işgal edilmiş
Uyan ehli vatan,Vatan elden gidiyor
İsrail gözünü dikmiş arzı mevduda
Davanın amacı, işgal etmek, Fırat’tan Nil’e
Hainlerle düşman el ele, kol kola
Uyan ehli vatan,Vatan elden gidiyor
Alanya sanki olmuş Alman kazası
Didim olmuş tamamen İngiliz yeri
Satıyorlar şehit kanları ile sulanmış yeri
Uyan ehli vatan,Vatan elden gidiyor
Trabzon da Rumlar oyun peşinde
Patrikhane ihanetin başında
Vatikan gibi bir devlet peşinde
Uyan ehli vatan,Vatan elden gidiyor
Van’da ermeni alenen toprak satın alıyor
Erzurum’da yerli satılmış alet oluyor
Ağrı dağına kahpe ermeni sahip çıkıyor
Uyan ehli vatan,Vatan elden gidiyor
Vatan severleri bir zaman hain ettiler.
Veli olan ulu Hakanı kızıl ettiler
Devlet kuruluşlarını bir, bir işgal ettiler
Uyan ehli vatan,Vatan elden gidiyor
Vatanı satmak için gizli, plan yaptılar
Milletin öz evlatlarını bir birine düşman ettiler
Sağ, sol diyip vatan evlatlarını vurdular
Uyan ehli vatan,Vatan elden gidiyor
Köhne kiliseler, tarih diye, kurnazca onarılmakta
Üç beş, haclı bir araya gelinip, ayin yapılmakta
Yıkılmış, köhnemiş Bizans hortlatılmakta
Uyan ehli vatan,Vatan elden gidiyor
Yaşar emmiler,Fatma bacılar,Ali dayılar
Sütçü İmamlar,Bizans’ı dize getiren Battal gaziler
Türkün kahraman kadınları,kara Fatmalar,Nene hatunlar
Uyan ehli vatan,Vatan elden gidiyor
Bu kutsal toprak için şehit düşen yiğitler
Vatanı bekleyen ey Mehmetçikler
Ey bu vatan bağrında yatan şehitler,evliyalar
Uyan ehli vatan,Vatan elden gidiyor
Bak vatan toprağı Karabağ kan ağlıyor
Kerkük. Musul kandaş elden gidiyor
Telaferde her gün katliam oluyor
Uyan ehli vatan,Vatan elden gidiyor
Uyan asil Türk milleti vatan elden gidiyor
Hainler haclılara durmadan toprak satıyor
Şehitlerim yattığı topraklarda kemikleri sızlıyor
Uyan ehli vatan,Vatan elden gidiyor
Horasan ereni yüksek sesle feryat etsene
Uyuyan Türk gençliğini uyandırsana
Vatanın her tarafına haber salsana
Uyan ehli vatan,Vatan elden gidiyor
Halil Çolak
ne iyi olurdu, herkesin,
"Ben yalan soyleyebilirim, ama sana değil.."
bir sen'i olsaydı, ne iyi
şimdi herkesin bir sen'i var.
yalan soylediği...
Özdemir Asaf
Abbas
Haydi abbas, vakit tamam;
Akşam diyordun işte oldu akşam.
Kur bakalım çilingir soframızı;
Dinsin artık bu kalp ağrısı.
Şu ağacın gölgesinde olsun;
Tam kenarında havuzun.
Aya haber Sal çıksın bu gece;
Görünsün söyle gönlümce.
Bas kırbacı sihirli seccadeye,
Göster hükmettiğini mesafeye
Ve zamana.
Katıp tozu dumanı,
Var git,
Böyle ferman etti Cahit,
Al getir ilk sevgiliyi Beşiktaş’tan;
Yaşamak istiyorum gençliğimi yeni baştan.
Cahit Sıtkı Tarancı
Üşümesi Kalbimin
Sevgiler büyüttüm
kır çiçeklerinden, güneşin kanını emen
umutlar yeşerttim bahar renginde al yeşil
dağlarda kar erirken ceylanlar emzirdim
melekler uyandırdım her tan ağardığında
toplamak için bütün düş kırıklarını aynalardan
yıldızlara selam yolladım senin için
ve her gece mavi bir kuş tutup avuçlarıma
dudaklara gül ve rüzgar iliştirdim dağların doruklarına
gelmedin
upuzun köprüler kurdum içimdeki yolculuklara sana kavuşmak için
beyaz günlere uzandım beyaz atlarla, sana getirsinler diye umutlarımı
seninle öpüşürken
beyaz beyaz güvercinler kanat çırpıyordu mavi göklerin burçlarında
bütün ayrılıkların, savaşların, ihanetlerin üzerine bir çizgi çekiyordum
en güzel barış çiçeklerini versin diye dünya
ak alınlı taylar koşarken alnımın çayırlarında
al türkülerle inledim lekesiz sabahlara her bahar
özlemler kanatıp gecelerin sayfalarında
mavi rüzgarların terkisinde sevgiler yolladım sana
çoğaldıkça çoğaldı çılgınlığım
kanımda milyonlarca yıldız tutuştu
alevler içinde parlayan nehirler aktı yüreğime her defasında
her suyun sesine bir damla gözyaşı bıraktım
senin için gül desenli yaylalara
bilmedin
bilki sensiz uzak bir dağbaşı ıssızlığıyım
yoksan ürpertilerde tiril tirildir yapraklarım
seni özlemenin korkunç girdabında
göğünü ve yönünü yitirmiş göçmen bir bulut olup
her gece uçurumlara ağlarım
hasret ateşine bürünürken geceler
uzun ayrılıkların dağladığı sevdalarda
korkunç alevler içirdim seni seven yanıma
iç çekmeyi öğrendi bir yanım, acı çekmeyi bir yanım
ve ardından oturup ağladım küskün ırmaklar gibi
karışıp gitti gözyaşlarım çağlayanlara
silmedin
ey kırçıl saçlarımda yıldız tutuşturan
alıp savuran yangınlara, yalnızlıklara
hazan bahçelerinde yaralı bir güldür şimdi kalbim
dört mevsim aşkı kanayan
sen ki, yüreğimde demlenen aysın her gece
gözlerimde çiçeklenen aşk
uzun saçlı hasretimsin
geçen bütün mevsimlerde seni bekledim
gelmedin
özlemlerle yaralı bir yağmur bulutuyum şimdi
firari bir hüznün girdabında yitirdim güldesenli sevinçlerimi
bil ki, çağlayan bütün nehirler benim gözlerimdir
benim yüreğimdir ağlayan bütün denizler
su içtiğim bütün pınarlarda seni susarım
seni sorarım geçtiğim bütün yollarda
düştüğüm her uçuruma bir tutam çiçek bırakır gibi
bir tutam kor ve bir demet gözyaşı bıraktım senin için
gelmedin bilmedin silmedin....
bir gün gökyüzü gülünce ve geçince üşümesi kalbimin
bütün hasretleri yükleyip rüzgarın kanatlarına
yüreğimde taşıdığım sevda aleviyle
upuzun yollardan çıkıp geleceğim sana... Bekle...
Nuri CAN
Şehitler, Kuvayı Milliye şehitleri,
mezardan çıkmanın vaktidir!
Şehitler, Kuvayı Milliye şehitleri,
Sakarya'da, İnönü'de, Afyon'dakiler
Dumlupınar'dakiler de elbet
ve de Aydın'da,
Antep'te vurulup düşenler,
siz toprak altında ulu köklerimizsiniz
yatarsınız al kanlar içinde.
Şehitler, Kuvayı Milliye şehitleri,
siz toprak altında derin uykudayken
düşmanı çağırdılar,
satıldık, uyanın!
Biz, toprak üstünde derin uykulardayız,
kalkıp uyandırın bizi,
uyandırın bizi!
Şehitler, Kuvayı Milliye şehitleri,
mezardan çıkmanın vaktidir!
Nâzım Hikmet
YIKIK
bugün yıkığım biliyor musun?
ezginim, çaresizim, umutsuzum
bırakma beni, insanlar kötü
bırakma beni korkuyorum.
bir deli otlar büyüyor içimde
sancılıyım, yorgunum, kederliyim
bu halini sevdim gitme kal
çamurlar çirkefler içindeyim
bırakma beni, insanlar kötü
bırakma beni korkuyorum.
bir dayak yemiş adamım şimdi
bezginim, kararsızım, yılgınım
al götür beni o kayıp gecelere
yeter ikimize yalnızlığım
ÜMİT YAŞAR OĞUZCAN
Kerem Gibi
Hava kurşun gibi ağır!!
Bağır
bağır
bağır
bağırıyorum.
Koşun
kurşun
erit-
-meğe
çağırıyorum...
O diyor ki bana:
- Sen kendi sesinle kül olursun ey!
Kerem
gibi
yana
yana...
"Deeeert
çok,
hemdert
yok"
Yürek-
-lerin
kulak-
-ları
sağır...
Hava kurşun gibi ağır...
Ben diyorum ki ona:
- Kül olayım
Kerem
gibi
yana
yana.
Ben yanmasam
sen yanmasan
biz yanmasak,
nasıl
çıkar
karan-
-lıklar
aydın-
-lığa..
Hava toprak gibi gebe.
Hava kurşun gibi ağır.
Bağır
bağır
bağır
bağırıyorum.
Koşun
kurşun
erit-
-meğe
çağırıyorum.....
Mayıs 1930
Nazım Hikmet Ran
gizemliduygular
22-11-2008, 22:51
Sessiz Gemi
Artık demir alma günü gelmişse zamandan,
Meçhûle giden bir gemi kalkar bu limandan.
Hiç yolcusu yokmuş gibi sessizce alır yol;
Sallanmaz o kalkışta ne mendil ne de bir kol.
Rıhtımda kalanlar bu seyâhatten elemli,
Günlerce siyah ufka bakar gözleri nemli,
Bîçare gönüller! Ne giden son gemidir bu!
Hicranlı hayâtın ne de son mâtemidir bu!
Dünyâda sevilmiş ve seven nâfile bekler;
Bilmez ki giden sevgililer dönmiyecekler.
Bir çok gidenin her biri memnun ki yerinden,
Bir çok seneler geçti; dönen yok seferinden.
Yahya Kemal BEYATLI
Bear_Bull
23-11-2008, 01:22
Bir forum arkadaşımız yazmış güzelde olmuş bence yazık olmasın arada kaynamasın.
sanki biraz kopya var ama :D:D
bu akşam bütün hisselerini dolaştııım endeksin,
seni aradım artanlar içinde,
canım doya doya kâr etmek istiyordu,
keşke satsaydım ağustos ayı içinde.
neereden aldım şu zalimin kağıdını,
bana zehretti borsanın tadını,
söyleyin ihlası tmsf ye almayanın adını,
bana zehretti borsanın tadını.
gizemliduygular
23-11-2008, 01:25
Anahtarı Koyma Paspasın Altına
Bahar bitmeden
Sen bitmeseydin;
Dünya öylesine dönerdi!
Va hüküm sürerdi yeryüzünde
Hep aynı mevsim...
Nerden getirdin aklına ayrılığı?
Bu nisan da hiç çekilmez şimdi...
Önce söküp atmalıyım dilimden,
Beraber söylenen tüm şarkıları
Sonra,
Senli şiirleri hiç yazılmamış
Ve hiç okunmamışcasına unutmalıyım...
Sıfırdan başlamak imkansız, evet ama;
En azından olmadıgın bir şehirde,
Yabancı sabahlara uyanmalıyım...
İstiyorum ki,
Bu şehir sürmesin hükmünü üstümde
Gece gündüz hatırlatmasın seni...
Gidişimin mantığı olmasa da
Bir yüreği var elbet adımlarımın!
Kaldırımlar biliyor niçin gittiğimi.....
En çok, o geceleri özleyeceğim
Kısık lambaların gölgesinde
Kollarını boynuma dolayışını...
Ve ziline bastığımda
O tarifsiz heyecanla kapıyı açışını...
Seni özlemek nasıl olacak kim bilir?
Ama benim o kapıyı açacak gücüm kalmadı.
Gitmek zamanı şimdi,
Söz geçmiyor adımlarıma.....
“Belki gelir” diye uyumadan önce,
Anahtarı koyma artık paspasın altına...
Okan Savcı
Değerli şair arkadaşım Okan Savcı'ya buradan selamlar.
gizemliduygular
23-11-2008, 01:29
Adam Olmak Adına Nice Ayrılıklara
Bir gün daha çaldım sensizlikten. Zor da olsa vurdu saat gece on ikiyi... Şimdi önümde yeni bir sensizlik var. İçinde, beni neyin beklediğini bilmediğim yirmi dört saat daha var... Sonra o da geçecek... İşte böyle kovalayacak birbirini yarınlar. Derken unutucağım seni, unuttuğumun farkında bile olmadan. Doğrusu da bu zaten, aksi halde hatırlamış olur insan. “onu unuttum” demek bile hatırlamaktır. Bu cümleyi aklıma getirmeyecek derecede unutmalıyım seni. izin kalmamalı... Başkasını ararken yanlışlıkla senin numaranı çevirmemeliyim, kendimle dalga geçeceksem; bu başka birşey için olmalı... Sana dair hiçbir fikir kırıntısı kalmamalı beynimde. Zaman aşımına uğramalı tüm tasalar. Hiç sevilmemiş, hiç yaşanmamış gibi yabancılaşmalısın. Tesadüfen bir yerde adın geçtiğinde, irkilmemeliyim. Hakkında sorulan her soru cevapsız kalmalı. Çok seven insan aynı ölçüde unutmalı...
Seni bir gün hatırlanmamak üzere sileceğim. Ama şimdi değil, çünkü ardında bıraktıklarından öğrenmem gereken çok şey var daha. Eğer gerçekten dendiği gibi ayrılıklar-acılar insanı adam ediyorsa; ben kızmamalıyım gidenlere. Ben senin ve senin gibiler sayesinde bir gün adam olacağım. Ama şimdi değil. Çünkü dersini çıkarmam gereken çok ayrılığım var benim. “Adam olmak adına, nice ayrılıklara...” Bak gördün mü böyle dalga geçmeli insan kendisiyle. Yanlışlıkla o numarayı tuşladığında değil...
Şu durumda bile gülümseyebiliyorsam, epey yol katetmişim demektir seni unutma yolunda. Acaba diyorum bu yazıyı yazmasa mıydım? Neden dersen canım acımıyor ki? Yani yazıya başladığımdan beri birtek sigara dahi yakmadım. Evet, çok az kalmış seni unutmama... Bunu hissediyorum... Yazmasam da olurdu ama ölmek üzere olan yokluğuna can çekiştirmek hoşuma gidiyor! Amatör bir şairin intikamı olsa gerek bu...
Oysa ben bunları yazmak için başlamamıştım sana. Hatırlıyor musun o ilk günü. İnsanın tanımadığı birinin masasına yaklaşıp, o tatlı gerginliği yaşayarak “merhaba” demesi ne kadar garip. Kim bilir neler düşünmüştün o an... Beni senin yanına iten şey neydi diye çok merak etmiştim zamanında. Elinde sigaran, bakışlarını bir noktada toplamıştın. Buydu belki de beni sana çeken manzara. Ben sessiz insanları, az konuşan insanları hep tanımak istemişimdir. Çok sustuklarına göre vardır anlatacakaları bir şey mutlaka diye düşünmüşümdür. Neden sonra farkına varmıştım kaybolmuş bir insana selam verdiğimin. Neden az konuşuyorsun diye sorduğumda verdiğin cevap etkilemişti beni. “susturdular...” Anlıyordum. Neden diye sormaya gerek yoktu. Artık bakışlarını topladığın o noktanın yerini benim yüzüm almıştı, konuşmaya başlamıştın nihayet... “dinleyecek bir insan buldum” diyordun yada buna inanmak istiyordun. Suskunluk benim dilime uğramıştı sonra. Soru sorma sırası sendeydi bu sefer; “sen de pek konuşmuyorsun, neden? ” Benim cevabım seninkinden biraz farklıydı. “kelimelerimi çaldılar, bana söyleyecek söz kalmadı” sonuçta ilk ortak noktamızı bulmuştuk, -susmak-... ikincisi ise, yani karşılıklı yaşadığımız en gerçekçi şey; -ayrılmak-... ve nihayetinde –unutmak-... farkında mısın bilmem? İnsana hoş gelen hiçbir ortak yönümüz yok... Hep kaybetmek üstüne, susmalarımızın içinde bile yenilgiler var... insan, ilk başta iki yaralı kişinin birbirini daha iyi anlayabileceğini, mutlu olmak adına birbirlerine daha sıkı sarılabilecğini düşünse de, aslında tam tersi doğru... Biri hasta, biri doktor olmadan olmuyor aşk... O yüzden bizim mutlu olmamız uzak ihtimaldi....
Ben, bugün bunları yazmak için gelmemiştim o masaya. Gel gör şimdi unutmak üzereyim. Pek sevimli değil bu... -bir insanı unutmak? ? ? - Anlamı olmalıydı oysa geride kalanların... Biz şimdi onca zamanı unutmak için mi yaşadık? ! Geriye birkaç şey kalmalıydı hatırlanmaya değer... Akla geldiğinde insanın içini titreten, anlatıldığında dinleyen kişiyi düşündüren, en azından bir sigara yaktıracak kadar burukluk veren bazı anılar kalmalıydı geriye.... Demek ki biz unutmak zorunda kaldığımız tüm zamanları biraz boşa haracamışız. Şu an benim aklıma gelen zamanlar’ın çoğu zorlama... belki ilerde bir anlamı olur ümüdiyle, adettendir diye yaşanmış, klişeleşmiş şeyler...
Galiba zamanı geldi de geçiyor. Eğer yapacak bir şey kalmadıysa en doğrusu bu, unutmak!
Göreceksin; seni hiç bir şey olmamış gibi..... Seni, yüzüme o tatlı gerginliği alıp da masana hiç yaklaşmamış gibi... Adını hiç duymamış, ellerinden hiç tutmamış gibi..... Hiçbir anı, hiçbir geceyi, hiçbir mutluluğu ve hiçbir acıyı yaşamamış gibi unutucağım..... Sonra bu yazının karşısına geçip, yine hiçbir şey olmamış gibi okuyacağım senden kalan kırıntıları...
Üzgünüm, yapacak hiçbir şey yok artık..
Belki de unutmak; adam olmaya çalışan insanların tek silahı......
Okan Savcı
ANLATAMIYORUM
Ağlasam sesimi duyar mısınız,mısralarımda;
Dokunabilir misiniz,gözyaşlarıma, ellerinizle?
Bilmezdim şarkıların bu kadar güzel,
Kelimelerinse kiyafetsiz olduğunu
Bu derde düşmeden önce.
Bir yer var, biliyorum;
Her şeyi söylemek mümkün;
Epeyce yaklaşmışım, duyuyorum;
Anlatamiyorum.
ORHAN VELİ
gizemliduygular
23-11-2008, 12:28
AMİN! (kabul olmayacak dualar..)
I
Ve bu
Sarhoş dualarım..
Çocuksu kadınlığına
Mutluluğuna sevgili....
AMİN!
II
Kıştır şimdi
Karlar inmiştir Uludağ’a
Sen
İstanbul’da bir sahilde
Çayını yudumlayıp
Gözlerinle şekil veriyorsun kayalara...
Yonttuğun hüzündür..
Yapma bunu
Mavi-mavi bakarsan
Bir şey kalmaz yarınlara....
AMİN diyorum ey yar!
Bir hiçlik birikmesin senden sonraya...
III
Diyelim ki..
Yaklaşmışsın bir pencereye
Kasım olsun aylardan?
Saçların bana inat hala sarı!
Nereye baktığını hiç sormadım
Bildiğim
Siyah giysinin üstünde
Kolsuz bir yelek
Üstelik kırmızı...
Arkandan usulca yaklaşıp
Sarılmak dilemişim?
Kabul olmayacak dualar bunlar
Olsun..
Yine de AMİN!
IV
Koynumda uyurken sen
Ya da
Oturmuşsak bir köşeye
Yerin belli ilk günden
İlla ki solumda....
Ama
Ne zamanki
El-ele yürüyoruz aşkın başkentinde
Bütün şehirler yıkılmış
Ve keşfedilmemiş bir hayat duruyor sağımda...
AMİN sevgili...
Bu sarhoş dualarım sırf o güne...
V
Gülüşünün
Gözlerime astığı o gece
Kararmadı henüz..
Yaz bitmedi sevgili
Kalemime değmedi güz..
Ben
Şair falan değilim
Bilirsin!
Fakat
Karaladığım sayfalarda bir kadın salınır
Siyah geceliğiyle..
Dizlerime alışmış başı
Sanki
Çok öncelerden tanıyor olmalı?
(bunu fısıldamıştı bir gece kulağıma)
Yankısı uyaklara düşmese de
Kalem kırdırır bazı akşamlarda...
AMİN sevgili...
Sana dair bir gün,
Kaybetme korkusundan uzaklarda bir yerlerde
YAZMAYA!
VI
Neyi eklersen ekle bu güzel yalana
Sen gelmedikçe hepsi ölgün!
Ama unutma
Bazen kendiliğinden yırtılır takvim yaprakları
Ve biz
İstiklal’ de buluşuruz bir gün...
AMİN!
Okan Savcı
gizemliduygular
23-11-2008, 12:31
Ahmak Islatan
İlk önce aldırmazsın hani?
Sonra bir de bakmışsın,
Her yanın sırılsıklamdır.
Anladığında geç olur.
Çünkü yağan,
Ahmak ıslatandır...
Sen o yağmur
Ben o ahmak...
Ama bir karar ver,
Ya kaybol git, ya da tam ıslat...
İkisi de kabulüm.
Ne den mi?
Farz edelim dindin,
Ahmağa yağmur mu yok?
Diyelim yağıyorsun? Islanmaktayım...
Zaten hiç kurumadım ki...
Ahmağız ama,
Yağmurdan da anlarız...
Güzelce ıslanalım isteriz
Tamam yüzüme indin belki ama,
İçime sinmedin...
Basit yağdın, basit!
Asil ol,
Rüzgar esmeden,
Al bulutunu git...
Okan Savcı
gizemliduygular
23-11-2008, 12:35
Sen'de Bir Ben'sizlik Var.....
Ait olduğum yerde değilim....
Ya adresi yanlış verdi düşler?
Ya vardığım yerde bir sorun var?
Oysa düşler yanılmaz sevdiğim....
Demek ki;
Sen’de bir ben’sizlik var?
Suç; düşlerde değil.
Adres doğru.
Düşler dürüst.
Dedim ya? Vardığım yerde yoktum.
Ben senin uzağındayken,
Sende öksüz kalmış yokluğum.....
Birikmediği yüreği,
Yurt edinemez kimse.
Gidişim bundandır......
Dur deme! kal deme!
Senin bu sözlerin; en az,
Gidişlerim kadar yalandır......
Okan Savcı
gizemliduygular
23-11-2008, 21:03
Aslanların Şehadeti
Şehadet ki aslanların son sığınağı
Gülden bir kaledir zafere kadar
Üstüne örtülen o al bayrağı
Çıkarmaz hiç biri sefere kadar
Omuzda değil Milletim o aslanları
Yüreğinde taşır mabede kadar
Oluk oluk akan o al kanları
Ezelden ulaşır ebede kadar
Aslan ki her biri diğerinde yeğ
Uzanır pençesi semaya kadar
Aslanım hainlerin başlarını eğ
Şehit olacağın Cuma'ya kadar
İsmet ZEREN
gizemliduygular
23-11-2008, 21:46
Şehidim'e
Şafak vakti idi
Gözlerimden süzüldüğünde kanlı yaşlar yere
Bir anlamsız gök gürültüsüydü
Sankide nedensiz di durduk yere
Nerden bilirdim ki
Kahpeler kan uykusunda
Dağ gibi dostum parcalanıp gitti
Hainlerin kalleş pususunda
Yüzünde tebbessüm vardı
Belli ki acımamıştı canı
Canından can kesilmişti
Vucudunda kalmamıştı tek bir kanı
Acıktı gözleri
Sanki sende gel diyordu
Durma diyordu
Bu kahbe dünyada
Şahadet şerbetini çoktan içmişti o
Bedeni bizimle
Ruhen huzura göçmüştü o
Ne zaman aklımıza gelse
Bilin ki hep bizimle o
Adnan'ım Şehit deyince titrer her yanım
Yanar ciğerlerim acır her zaman bu canım
Şehidim ruhun şaad olsun
Bizden yana herşey sana helal olsun
Adnan Şahin
Powered by vBulletin™ Version 4.0.2 Copyright © 2010 vBulletin Solutions, Inc. All rights reserved.