View Full Version : Hisse.net ŞİİR
Pages :
1
[
2]
3
4
5
6
7
8
9
10
11
12
MIRILDANDIKLARIM
Kırdın mı incittin mi birilerini
Kimleri kazandım, yitirdiklerim kimler?
Kendimi yeniledim mi yazdıklarımda?
Yeniden düşünmeliyim
Dostluklarımı, ilişkilerimi
Gözlerim çocukluk fotoğraflarında mı kaldı
Yitirdim mi yoksa masumiyetimi?
Borçlarımı ödedim mi?
Doğru seçtim mi soruların fiillerini?
Tırnaklarım kesilmiş, dişlerim fırçalanmış, saçlarım taranmış,
Giysilerim ütülü, odam düzenli mi?
Geri verdim mi aldıklarımı:
Aşkları, dostlukları, sevgileri, güvenleri, bağları,
Kitaplara, sayfalara, satırlara borcumu ödedim mi?
Yokladım mı duygularımı
Hâlâ sevebiliyor muyum insanları?
Ovmalı gümüşleri, bakırlarımı; cila geçmeli ahşaplarıma
Ovmalı umutları
Saklı tutmalı gelecek inancını, yarınları eksik etmemeli ağzımızdan
Ey uzak akrabalarım, üvey aşklarım
Mevsim sonu dostlarım, işporta malı ayrılıklar
Arkadaş ölümleri, dost hançerleri, talan ettiğimiz zulalar
Gece telefonları, ıssız konuşmalar
Mağrur incelikler, vurgun yemiş ilişkiler
Uçurum duygusuyla yaşadığımız hayat ey
O kadar çok anlattım ki
Kendime kaldım anlatmaktan...
Bunaldım kendisiyle boğuşmasını
Başkalarında çözmeye çalışan insanlardan
Usandım sözcük oynamalarından, tılsımlı sıfatlardan,
Ofset duyarlılıklardan
Kaç zamandır duru, yalın, çalışkan, iyi insanlar özlüyorum
'İçtenliğin' ya da 'dünya görüşünün' kirletmediği
Kendime bir yeni yıl kartı yazarak bunları diliyorum
Aranıp duruyorum adresini yitirdiğim insanları
Vitrin camlarına yansıyan yüzlerde
Bilmiyorum kalmış mıdır adresini yüzlerinde taşıyan insanlar
Hâlâ bir umut var mıdır
Çıkmaz bir sokağa benzeyen bu avare avunması vitrinlerde
Ne çıkmaz sokaktayım ne de mutsuz
Sadece rüzgârlardan daha güçlü olmak istiyorum o kadar
Açık denizlerde nice yolculuklara yelken açarken
Kış güneşinin mutlu ettiği bir kedi gibi mutlu, emin, tasasız
Sere serpe ve keyifli olmak tek isteğim ve dileğim
Senin ve benim , yani bizim için...
Murathan MUNGAN
kumralada
25-11-2004, 16:14
SOLGUN BİR GÜL DOKUNUNCA
Çoklarından düşüyor da bunca
Görmüyor gelip geçenler
Eğilip alıyorum
Solgun bir gül oluyor dokununca.
Ya büyük şehirlerin birinde
Geziniyor kalabalık duraklarda
Ya yurdun uzak bir yerinde
Kahve, otel köşesinde
Nereye gitse bu akşam vakti
Ellerini ceplerine sokuyor
Sigaralar, kâğıtlar
Arasından kayıyor usulca
Eğilip alıyorum, kimse olmuyor
Solgun bir gül oluyor dokununca.
Ya da yalnız bir kızın
Sildiği dudak boyasında
Eşiğinde yine yorgun gecenin
Başını yastıklara koyunca.
Kimi de gün ortası yanıma sokuluyor
En çok güz ayları ve yağmur yağınca
Alçalır ya bir bulut, o hüzün bulutunda.
Uzanıp alıyorum kimse olmuyor
Solgun bir gül oluyor dokununca.
Ellerde, dudaklarda, ıssız yazılarda
Akşamlara gerili ağlara takılıyor
Yaralı hayvanlar gibi soluyor
Bunalıyor, kaçıp gitmek istiyor
Yollar, ya da anılar boyunca.
Alıp alıp geliyorum, uyumuyor bütün gece
Kımıldıyor karanlıkta ne zaman dokunsam
Solgun bir gül oluyor dokununca.
Behçet NECATİGİL
Ağıtları Kendinedir Sevdanın
sen konuşurken cıvıldayan kuşlar gibi
ben suskunluğun mangalında eririm
bir yanım kül
bir yanım ateştedir tozduman
umutlar karanlık dehliz
şarkılar türküler ve şiirler yangın yeri
yürekte sancıyan bir sevi ki
nar çiçeği
dayanılmaz
ağıtları kendinedir sevdanın
sen denizler gökler gibi mavi derinlik
umut çıkrığında düşler eğirirsin
bende yaşam gayyasının sonu görünür
döşüm toprak kokar
bedenim çukurdadır her an
ölümü kendinedir her canın
zaman deli bir yelkovandır
dursuz duraksız
aşk ateş ve gül
karanlığın sularındadır son güzün
ah umut
ah sevda
ve ah edemediğim gül
ağrılı adımları kendinedir sevenin
ey durdurulamıyan gökırmak
uçurtmaları sürükleyen fırtına
aşkım ateşim ve dirimim
damarlarıma kök salan gül
eskiyen benim
tükenen ben
koparın iplerimi artık
can damarımı koparın
gül bahçesine yaban bülbül konmadan
Yazarını bilmiyorum... özür...
kumralada
26-11-2004, 11:18
DALGACI MAHMUT
İşim gücüm budur benim,
Gökyüzünü boyarım her sabah,
Hepiniz uykudayken.
Uyanır bakarsınız ki mavi.
Deniz yırtılır kimi zaman,
Bilmezsiniz kim diker;
Ben dikerim.
Dalga geçerim kimi zaman da,
O da benim vazifem;
Bir baş düşünürüm başımda,
Bir mide düşünürüm midemde,
Bir ayak düşünürüm ayağımda,
Ne haltedeceğimi bilemem.
Orhan VELİ
kumralada
02-12-2004, 17:55
ÇOCUKLARIMA
Diyelim ıslık çalacaksın ıslık
Sen ıslık çalınca
Ne ıslık çalıyor diye şaşacak herkes
Kimse çalamamalı senin gibi güzel
Örneğin kıyıya çarpan dalgaları sayacaksın
Senden önce kimse saymamış olmalı
Senin saydığın gibi doğru ve güzel
Hem dalgaları hem saymasını severek
De ki sinek avlıyorsun sinek
En usta sinek avcısı olmalısın
Dünya sinek avcıları örgütünde yerin başta
Örgüt yoksa seninle başlamalı
Say ki hiçbir işin yok da düşünüyorsun
Düşün düşünebildiğince üç boyutlu
Amma da düşünüyor diye şaşsın dünya
Sanki senden önce düşünen hiç olmamış
Dalga mı geçiyorsun düşler mi kuruyorsun
Öyle sonsuz sınırsız düşler kur ki çocuğum
Düşlerini som somut görüp şaşsınlar
Böyle bir dalgacı daha dünyaya gelmedi desinler
Dünyada yapılmamış işler çoktur çocuğum
Derlerse ki bu işler bişeye yaramaz
De ki bütün işe yarayanlar
İşe yaramaz sanılanlardan çıkar
Aziz NESİN
kumralada
06-12-2004, 11:27
ANADOLUYUM
Beşikler vermişim Nuh'a
Salıncaklar, hamaklar
Havva Anan dünkü çocuk sayılır
Anadoluyum ben
Tanıyor musun?
Utanırım
Utanırım fukaralıktan
Ele, güne karşı çıplak...
Üşür fidelerim
Harmanım kesat.
Kardeşliğin, çalışmanın
Beraberliğin
Atom güllerinin katmer açtığı
Şairlerin, bilginlerin dünyalarında
Kalmışım bir başıma
Bir başıma ve uzak.
Biliyor musun?
Binlerce yıl sağılmışım
Korkunç atlılarıyla parçalamışlar
Nazlı, seher-sabah uykularımı
Hükümdarlar, saldırganlar, haydutlar
Haraç salmışlar üstüme.
Ne İskender takmışım
Ne şah, ne sultan
Göçüp gitmişler, gölgesiz!
Selam etmişim dostuma
Ve dayatmışım...
Görüyor musun?
Nasıl severim bir bilsen.
Köroğlu'yu
Karayılanı
Meçhul Askeri...
Sonra Pir Sultanı ve Bedrettini.
Sonra kalem yazmaz
Bir nice sevda...
Bir bilsen
Onlar beni nasıl severdi.
Bir bilsen, Urfa'da kurşun atanı
Minareden, barikattan
Selvi dalından
Ölüme nasıl gülerdi.
Bilmeni mutlak isterim
Duyuyor musun?
Öyle yıkma kendini
Öyle mahzun, öyle garip...
Nerede olursan ol
İçerde, dışarda, derste, sırada
Yürü üstüne - üstüne
Tükür yüzüne celladın
Fırsatçının, fesatçının, hayının...
Dayan kitap ile
Dayan iş ile.
Tırnak ile, diş ile
Umut ile, sevda ile, düş ile
Dayan rüsva etme beni.
Gör, nasıl yeniden yaratılırım
Namuslu, genç ellerinle.
Kızlarım
Oğullarım var gelecekte
Herbiri vazgeçilmez cihan parçası.
Kaç bin yıllık hasretimin koncası
Gözlerinden
Gözlerinden öperim
Bir umudum sende
Anlıyor musun?
Ahmed Arif
Geldi Geçti Ömrüm Benim....Yunus Emre
Geldi Geçti Ömrüm Benim
Şol Yel Esip Geçmiş Gibi
Hele Bana Şöyle Durun
Şol Göz Yumup Açmış Gibi
Miskin Adem-Oğlanını
Benzetmişler Ekinciğe
Kimi Biter Kimi Yiter
Yere Tohum Saçmış Gibi
Bu Dünyada Bir Nesneye
Yanar İçim Göynür Gibi
Yiğit İken Ölenlere
Gök Ekini Biçmiş Gibi
Yunus Emre Bu Dünyada
İki Kişi Kalır Derler
Meğer Hızır, İlyas Ola
Ãb-I Hayat İçmiş Gibi
Kul Olayım Kalem Tutan Ellere.........Pir Sultan Abdal
Kul Olayım Kalem Tutan Ellere,
Kâtip Arzuhalim Yaz Yare Böyle.
Sekerler Ezeyim Şirin Dillere,
Kâtip Arzuhalim Yaz Yare Böyle.
Güzelim Ey Güzelim Ey Güzelim Ey Ey.
Sivas Ellerinde Sazım Çalınır,
Çamlı Beller Bölük Bölük Bölünür.
Yardan Ayrılmışam Bağrım Delinir,
Kâtip Arzuhalim Yaz Yare Böyle.
Güzelim Ey Güzelim Ey Güzelim Ey Ey.
Pir Sultan Abdal’ım Ey Hızır Paşa,
Gör Ki Neler Gelir Sağ Olan Basa.
Beni Hasret Koydun Kavim Kardaşa,
Kâtip Arzuhalim Yaz Yare Böyle.
Güzelim Ey Güzelim Ey Güzelim Ey Ey.
SEVDAN BENİ..................Ahmed Arif
Terketmedi sevdan beni,
Aç kaldım, susuz kaldım,
Hayın, karanlıktı gece,
Can garip, can suskun, Can paramparça...
Ve ellerim, kelepçede,
Tütünsüz, uykusuz kaldım,
Terketmedi sevdan beni
alanyafatihi
06-12-2004, 11:50
ASIM
Zülmü alkışlayamam, zalimi asla sevemem;
Gelenin keyfi için geçmişe kalkıp sövemem.
Biri ecdadıma saldırdı mı, hatta, boğarım...
Boğamazsın ki!
Hiç olmazsa yanımdan kovarım.
Üç buçuk soysuzun ardında zağarlık yapamam;
Hele hak namına haksızlığa ölsem tapamam.
Doğduğumdan beridir aşıkım istiklale,
Bana hiç tasmalık etmiş değil ltın lale.
Yumuşak başlı isem, kim dedi uysal koyunum?
Kesilir, belki, fakat çekmeye gelmez boyunum.
Kanayan bir yara gördüm mü yanar ta ciğerim,
Onu dindirmek için kamçı yerim, çifte yerim.
Adam aldırma da geç git, diyemem, aldırırım.
Çiğnerim, çiğnerim, hakkı tutar kaldırırım.
Zalimin hasmıyım amma severim mazlumu...
kumralada
06-12-2004, 20:26
DESEM Kİ
Desem ki vakitlerden bir Nisan akşamıdır,
Rüzgarların en ferahlatıcısı senden esiyor,
Sende seyrediyorum denizlerin en mavisini,
Ormanların en kuytusunu sende gezmekteyim,
Senden kopardım çiçeklerin en solmazını,
Toprakların en bereketlisini sende sürdüm,
Sende tattım yemişlerin cümlesini.
Desem ki sen benim için,
Hava kadar lazım,
Ekmek kadar mübarek,
Su gibi aziz bir şeysin;
Nimettensin, nimettensin!
Desem ki...
İnan bana sevgilim inan,
Evimdeki şenliksin, bahçemde bahar;
Ve soframda en eski şarap.
Ben sende yaşıyorum,
Sen bende hüküm sürmektesin.
Bırak ben söyleyeyim güzelliğini,
Rüzgarlarla, nehirlerle, kuşlarla beraber.
Günlerden sonra bir gün,
Şayet sesimi farkedemezsen,
Rüzgarların, nehirlerin, kuşların sesinden,
Bil ki ölmüşüm.
Fakat yine üzülme, müsterih ol;
Kabirde böceklere ezberletirim güzelliğini,
Ve neden sonra
Tekrar duyduğun gün sesimi gökkubbede,
Hatırla ki mahşer günüdür
Ortalığa düşmüşüm seni arıyorum.
Cahit Sıtkı Tarancı
derindeniz
07-12-2004, 15:38
bölünür sancıyla uykular
sığınak değil en kuytular
gökte ay ondört, ben dolunay
son hatıramı sinene sar
bu kadarına razıyım yar
uzak diyarlarda evli barklı
mutluluk en çok onun hakkı
bu yorgun kırık dökük hikayenin de adı bende saklı
dalda muhabbette kurmular
bana ayrılığı sordular
dedim afet, yangın, dedim kar
dedim adet aşkı vururlar!
Cinnamon
08-12-2004, 01:00
LAVİNİA
Sana gitme demeyeceğim
Üşüyorsun ceketimi al
Günün en güzel saatleri bunlar
Yanımda kal
Sana gitme demeyeceğim
Gene de sen bilirsin
Yalanlar istiyorsan yalanlar söyleyeyim
İncinirsin
Sana gitme demeyeceğim
Ama gitme Lavinia
Adını gizleyeceğim
Sen de bilme Lavinia
Özdemir ASAF
kumralada
08-12-2004, 10:57
MELANKOLİ
Beni en güzel günümde
Sebepsiz bir keder alır.
Bütün ömrümün beynimde
Acı bir tortusu kalır.
Anlayamam kederimi
Bir ateş yakar derimi
İçim dar bulur yerimi
Gönlüm dağlarda bunalır.
Ne kış, ne yazı isterim
Ne bir dost yüzü isterim
Hafif bir sızı isterim
Ağrılar, sancılar gelir.
Yanıma düşer kollarım
Görünmez olur yollarım
En sevgili emellerim
Önüme ölü serilir.
Ne bir dost, ne bir sevgili
Dünyadan uzak bir deli...
Beni sarar melankoli:
Kafamın içersi ölür.
SABAHATTİN ALİ
Şeyh Bedrettin destanı
Sıcaktı,
sıcak.
Sapı kanlı, demiri kör bir bıçaktı
sıcak
Sıcaktı.
Bulutlar doluydular,
Bulutlar boşanacak
boşanacaktı.
O kımıldanmadan baktı,
kayalardan
iki gözü iki kartal gibi indi ovaya.
Orda en yumuşak, en sert
en tutumlu, en cömert,
en seven,
en büyük, en güzel kadın;
TOPRAK Nerdeyse doğuracak doğuracaktı.
Sıcaktı.
Baktı Karaburun Dağlarından O
Baktı bu toprağın sonundaki ufka çatarak kaşlarını;
Kırlarda çocuk başlarını kanlı gelincikler gibi koparıp,
Çırılçıplak çığlıkları sürükleyip peşinde,
Bes tuğlu bir yangın geliyordu karşıdan ufku sarıp.
Bu gelen Şehzade Murat'tı
Hükmü Humayun sadır olmuştu ki Şehzade Murat'ın ismine
Aydın eline varıp Bedreddin halifesi mühid Mustafa'nın başına ine.
Sıcaktı.
Bedreddin halifesi mühid Mustafa baktı,
baktı köylü Mustafa
baktı korkmadan, kızmadan, gülmeden.
Baktı dimdik dosdoğru.
Baktı O.
En yumuşak, en sert,
en tutumlu, en cömert,
en seven,
en büyük, en güzel kadın;
TOPRAK Nerdeyse doğuracak doğuracaktı.
Baktı Bedreddin yiğitleri kayalardan ufka baktılar.
Gitgide yaklaşıyordu bu toprağın sonu fermanlı bir ölüm kuşunun
kanatlarıyla.
Bu kayalardan bakanlar,onu
üzümü, inciri, narı;
tüyleri baldan sarı,
sütleri baldan koyu davarlan,
ince belli aslan yeleli atlarıyla,
duvarsız ve sınırsız bir kardeş sofrası gibi açmıştılar.
Sıcaktı.
Baktı.
Bedreddin yiğitleri baktılar ufka...
en yumuşak, en sert,
en tutumlu, en cömert,
en seven,
en büyük, en güzel kadın;
TOPRAK Nerdeyse doğuracak, doğuracaktı.
Sıcaktı.
Bulutlar doluydular.
Nerdeyse tatlı bir söz gibi ilk damla düşecekti yere
Birdenbire
kayalardan dökülür, gökten yağar, yerden biter gibi,
bu toprağın verdiği en son eser gibi
Bedreddin yiğitleri şehzade ordusunun karşısına çıktılar.
Dikişsiz ak tibaslı baş açık, yalnayak ve yalınkılıçlılar.
Mübalağa cenkolundu.
Aydının Türk köylüleri,
sakızlı Rum gemiciler,
Yahudi esnaflan,
onbin mühim yoldaşı Börklüce Mustafanın
düşman ormanına onbin balta gibi daldı.
Bayrakları al, yeşil,
kalkanları kakma, tolgası tunç saflar pare pare edildi ama,
Boşanan yağmur içinde gün inerken akşama
onbinler ikibin kaldı,
Hep bir ağızdan türkü söyleyip,
hep beraber sulardan çekmek ağı,
demiri oya gibi işleyip hep beraber,
hep beraber sürebilmek toprağı,
ballı incirleri hep beraber yiyebilmek,
yarin yanağından gayri her şeyde,her yerde hep beraber diyebilmek
için
Onbinler verdi sekizbinini...
Yenildiler
Yenenler,
yenilenlerin dikişsiz akgömleğinde sildiler
Ve hep beraber söylenen bir türkü gibi, kılıçlarının kanını.
Hep beraber kardeş elleriyle işlenen toprak
Edirne sarayında damızlanmış atların eşildi nallarıyla.
Tarihsel, sosyal, ekonomik şartların zaruri neticesi bu.
DEME...
Bilirim
O dediğin nesnenin önünde kafamla eğilirim.
Ama bu yürek
O bu dilden anlamaz pek.
O "Hey gidi kanbur felek, hey gidi kahpe devran hey", der.
Ve teker teker,
Bir an içinde,
Omuzlarında dilim dilim kırbaç izleri, yüzleri kan içinde.
Geçer çıplak ayaklarıyla yüreğime basarak,
geçer Aydın ellerinden Karaburun mağlupları.
Dostlar
biliyorum
Dostlar
biliyorum nerde, ne haldedir O.
Biliyorum gitti gelmez bir daha.
Biliyorum bir deve hörgücünde, kanayan bir çarmıha, çırılçıplak
bedeni mıhlıdır kollarından.
Dostlar bırakın beni, bırakın beni
Dostlar bir varayım göreyim Bedreddin kullarından Börklüce
Mustafayı.
Boynu vurulacak ikibin adam, Mustafa ve çarmıhı.
Cellat kütük ve satır herşey hazır herşey tamam.
Kızıl sırma işlemeli bir başa, altın üzengiler, kır bir at.
Atın üstünde kalın kaşlı bir çocuk, Amasya padişahı şehzade Sultan
Murat.
Ve yanında onun bilmem kaçıncı tuğuna ettiğim Bayezid paşa
Satırı çaldı cellat
Çıplak boyunlar yandı nar gibi,
yeşil bir daldan düşen elmalar gibi birbiri ardına düştü başlar.
Ve her baş düşerken yere.
Çarmıhından Mustafa
baktı son defa.
Ve her yere düşen başın kılı depremedi;
İRİŞ DEDE SULTANIM İRİŞ dedi bir,
Başka bir söz demedi
kumralada
09-12-2004, 13:14
SULTAN-I YEGÂH
şamdanları donanınca eski zaman sevdalarının
başlar ay doğarken saltanatı sultan-ı yegâhın
nemli yumuşaklığı tende denizden gelen âhın
gizemli kanatları ruhta ölüm karanlığının
başlar ay doğarken saltanatı sultan-ı yegâhın
yansıyan yaslı gülüşmelerdir karasevdalı suda
bülbüller kırılır umutsuzluktan yalnızlık korusunda
eylem dağılmış gönül tenha çalgılar kış uykusunda
ölümün tartışılmazlığı nihayet anlaşılsa da
başlar ay doğarken saltanatı sultan-ı yegâhın
bir başkasının yaşantısıdır dönüp arkamıza baksak
çünkü yaşadıklarımız başkasının yargısına tutsak
su yasak rüzgar yasak açık kapılar yasak
belki bu karanlıkta yasakları yasaklasak
başlar ay doğarken saltanatı sultan-ı yegâhın
ATTİLA İLHAN
uzunvadeci
10-12-2004, 18:09
DİKEN
İçin ağlasa da kim duyar seni?
Kim anlar dışardan olan biteni?
Leyla'nın yüzünü görenler bilir
Mecnun'un kalbine batan dikeni!
SADİ
uzunvadeci
10-12-2004, 18:11
ÇAPKIN
Her gün aydan parlak sudan berraksın...
İnanmayan bir an yüzüne baksın...
Nikah için gitsek desem imama...
Sen onun da canını yakacaksın!
SADİ
Akşamcı..........Maral
Akşam işten sonra
Köşede iki tek atınca
Yan yan yürüyorum
Çınar ağaçlarının altından
eve doğru
Üsküdar-Kabataş araba vapuru gibi
HABERİN VAR MI TAŞ DUVAR?......Ahmed ARİF
Haberin var mı taş duvar?
Demir kapı, kör pencere,
Yastığım, ranzam, zincirim,
Uğrunda ölümlere gidip geldiğim
Zulamdaki mahzun resim.
Görüşmecim yeşil soğan göndermiş
Karanfil kokuyor cigaram
Dağlarına bahar gelmiş memleketimin
Cinnamon
10-12-2004, 20:53
SEN
Sen esirliğim ve hürriyetimsin:
Çıplak bir yaz gecesi gibi yanan etimsin.
Sen memleketimsin
Sen, ela gözlerinde yeşil hareler
Sen büyük, güzel ve muzaffer
Ve ulaşıldıkça ulaşılmaz olan
hasretimsin
Nazım Hikmet
An gelir
paldır küldür yıkılır bulutlar
gökyüzünde anlaşılmaz bir heybet
o eski, o eski heyecan ölür
an gelir biter muhabbet.
şarkılar susar heves kalmaz
şataraban ölür.
şarabın gazabından kork
çünkü fena kırmızıdır
kan tutar, tutan ölür
sokaklar kuşatılmış
karakollar taranır
yağmurda bir militan ölür.
an gelir
ömrünün hırsızıdır
her ölen pişman ölür
hep yanlış anlaşılmıştır
hayalleri yasaklanmış
an gelir şimşek yalar
masmavi dehşetiyle siyaset meydanını
direkler çatırdar yalnızlıktan.
sehpada pir sultan ölür
son umut kırılmıştır
kaf dağı' nın ardındaki
ne selam artık ne sabah
kimseler bilmez nerdeler
namlı masal sevdalıları
evvel zaman içinde
kalbur saman ölür
kubbelerde uğuldar Baki
çeşmelerden akar Sinan
an gelir
La İlahe İllallah
Kanuni Süleyman ölür.
görünmez bir mezarlıktır zaman
şairler dolaşır saf saf
tenhalarında şiir söyleyerek
kim duysa korkudan ölür
tahrip gücü yüksek
saatli bir bombadır patlar
an gelir
Attila İlhan ölür.
kumralada
11-12-2004, 07:49
HAYATTA BEN EN ÇOK BABAMI SEVDİM
Hayatta ben en çok babamı sevdim
Karaçalılar gibi yerdenbitme bir çocuk
Çırpı bacaklarıyla - Ha düştü ha düşecek -
Nasıl koşardı ardından bir devin
O çapkın babamı ben öyle sevdim.
Bilmezdi ki oturduğumuz semti
Geldi mi de gidici - hep hepp acele işi -
Çağın en güzel gözlü maarif müfettişi.
Atlastan bakardım nereye gitti
Öyle öyle ezber ettim gurbeti.
Sevinçten uçardım hasta oldum mu
40'ı geçerse ateş, çağ'rırlar İstanbul'a
Bir helalleşmek ister elbet, diğ'mi oğluyla!
Tifoyken başardım bu aşk oy'nunu
Ohh dedim, göğsüne gömdüm burnumu.
En son teftişine çıkana değin
Koştururduk ardından o uçmaktaki devin
Daha başka tür aşklar, geniş sevdalar için
Açıldı nefesim, fikrim, canevim
Hayatta ben en çok babamı sevdim.
CAN YÜCEL
ÜSKÜDAR İSKELESİNDE İKİ LOSTRACI ÇOCUĞUN KONUŞMASINDAN
Öyle bir gül atıcam ki size gelecek maçta
Âdem abim bilem tutamaz elleri yanar
CAN YÜCEL
Vakit tamam, seni terk ediyorum.
Bütün alışkanlıklardan öteye...
Yorumsuz bir hayatı seçiyorum.
Doymadım inan, kanmadım sevgine.
Korkulu geceleri sayar gibi,
Birden bire bir yıldız kayar gibi,
Ellerim kurtulacak ellerinden
Bir kuru dal ağaçtan kopar gibi.
Aşk sabittir gülse hiç dermedik
Bul kendini kuytularda hadi dal
Sen bir suydun, sen bir ilaçtın.
Hoşçakal iki gözüm hoşçakal.
Vakit tamam seni terk ediyorum
Bu incecik bir veda havasdır
Parmak uçlarına değen sıcaklık
İncinen bir hayatın yarasıdır
Kalacak tüm izlerin hayatımda
Gözümden bir damla yaş aktığında
Bir yer bulabilsem seni hatırlatmayan
Kan tarlası gelincik şafağında
Ölümse korktum savaşsa hep kaçtım
Vur kendini korkularda hadi al
Seninle bir bütün olabilirdik
Hoşçakal iki gözüm hoşçakal
Yusuf Hayaloğlu
HATIRINA DÜŞECEĞİM
Kopkoyu bir sis içinde bir akşam
Hatırına düşeceğim belki
Bir an ıslayacak yağmur yüzünü
Birden o tatlı demleri hatırlayacaksın
Sonra sıcak yatağında
Uzun uzun ağllayacaksın.
Ağlayacak!
Boğazında bir şeyler düğümlenecek
Ah yanımda olsaydı diyeceksin
Tüm yıldızlar gülecek haline
Ay da göz kırpacak
İliklerine işleyecek bensizlik.
Kahrolacaksın...!
Bir sigara tüttüreceksin ihtimal
Ufku seyredeceksin saatlerce
Bir rüzgâr kopçalayacak yüzünü
Sonra hayalim gelecek karşına
Bir şiirimi mırıldanacaksın
Hıçkıracaksın..!
Gönlünden atamadığın gibi
Kafandan da silemeyeceksin beni
Düşlerine gireceğim her gece
İnce bir hüzün bürüyecek yüzünü
Ve çırılçıplak gerçekleri o zaman
Anlayacaksın..!
Sonra bir şeyler yazmak isteyeceksin
Kafan gibi kalemin de işlemeyecek
Unutmak isteyeceksin her şeyi
Ama unutamayacaksın hiç bir şeyi
Kıvranacaksın!
Necip Fazıl Kısakürek
SENİN OLMADIĞIN YERDE
Adına aşk koyduğun o büyük boşluğa
ben koca bir hayat sığdırdım...
Beni sevmemene isyan edip kaçmak,
sende aradıklarımı hayatla doldurmaya çalışmak,
ruhumun en büyük yanılgısıydı...
Hayat bana en acımasız yüzünü
sevgini inkar ettiğim zamanlarda gösterdi...
Ve şimdi asıl olmam gereken yerde,
hayata başladığım yerde,
kalbindeyim...
Vazgeçilmez oluşunun sırrı bu işte:
Senin olmadığın yerde ne olduğunu biliyorum...
Cezmi ERSÖZ
uzunvadeci
12-12-2004, 22:50
VAFTİZCİ
Gözler fenere benzer kaşlar gergin bir yaya
Kalkışamam ki ol saltanatı ilgaya
Nasıralı da bu denli naçar mıydı Roma’ya
Başvurmalı tez elden şu Vaftizci Yahya’ya
Ey Vaftizci vaftizci nerelerdesin
Yine hangi çöldesin,bengisu peşindesin
Anladım yağ ile mesh’etmek yetkin değildir senin
Su bile yeter bana yunmak için günahtan
Hangi gök hangi deniz ve dahi tenimiz
Hangi günahtan arınabilmişiz ki biz
Ab-ı hayat peşinde vurmuşsunuz da çöllere
Şakirtler düşüp peşin sıra Peygamber eylenmişsiniz
kumralada
13-12-2004, 10:18
SEVGİLERDE
sevgileri yarınlara bıraktınız
çekingen, tutuk, saygılı
bütün yakınlarınız
sizi yanlış tanıdı
bitmeyen işler yüzünden
(Siz böyle olsun istemezdiniz)
bir bakış bile yeterken anlatmaya herşeyi
kalbinizi dolduran duygular
kalbinizde kaldı
siz geniş zamanlar umuyordunuz
çirkindi dar vakitlerde bir sevgiyi söylemek
yılların telaşlarda bu kadar çabuk
geçeceği aklınıza gelmezdi
gizli bahçenizde
açan çiçekler vardı
gecelerde ve yalnız
vermeye az buldunuz
yahut vakit olmadı
BEHÇET NECATİGİL
Hava soğuktu üşüyordum
yanmayı istiyordum ısınmak için
seni buldum bir gün
sen bana ateş gibi geldin
yanmayı düşündüm ateşte
hava soğuktu üşüyordum
yağmurluydu hava, yağmur yağıyordu
ıslanmıştım bende
ıslanan gözlerinde
Bir gün seni buldum, saçların ıslaktı
saçlarını yağmur ıslatmıştı
bakışların hüzünlüydü, buğuluydu gözlerin
damlalar iniyordu gözlerinden
sonra
göklere çıkıp dumanlar bulut oluyordu
insanın ağlaması; gökten, rahmet yağdırıyordu
damla damla suluyordu toprağı
damlalar sadece toprağı suluyordu
göz yaşlarıyla karışıyordu
ümitlerin tükendiği, senin gittiğin gündü
cuma günüydü
yağmurluydu hava, yağmur yağıyordu
NOT: Şiirin adını ve yazarını bilmiyorum hoşuma gitti sizlerle paylaştım..
kumralada
13-12-2004, 23:23
ÜSTÜME VARMA İSTANBUL
Sana geldim, içim ümitlerle dolu
Beni sarhoş etme İstanbul, ne olur
Bir gün ben de eririm caddelerinde
Çürür kemiklerim adım unutulur
Yine sen kalırsın dipdiri, sımsıcak
Göğün, bulutların, denizlerin kalır
Oynama İstanbul, benimle oynama
Bir gün öldürür beni bu dert, bu kahır
Ezilmiş ellerim arasında başım
Bu yeryüzünde başka çarem kalmamış
İşte gelip kapılarına dayanmışım
Karşında yıkılmış bir duvar gibiyim
Beni sarhoş etme, başım dönüyor
Üstüme varma İstanbul, kederliyim
ÜMİT YAŞAR OĞUZCAN
derindeniz
14-12-2004, 17:02
Bizim oralarda filört neyim yogudur
Basligi basan iyisini alir islem budur
Askerden döndüm geldi catti evlilik
Hababam debabam gapi gapi döndur
Anam hamamda begenmis hatunu
Babam geldi dedi Nazifin gizi güllü
Evladiz babaya hec itiraz olumu
Nikaha kadar bagladilar elimi kolumu
Halay cektik itis gakis ettik dügünü
Göremedik bi türlü bizim avrat güllüyü
Dakinca besibiryerde yüzgörümlügünü
Gerdek gecesi ancak actik gizin yüzünü
Sabahi zor ettim binbir caz naz ilen
Rakinin etkiside gecti gün dogudan isirken
Ayik gafaylan görülecek yüz degil vallah
Ben deyim karabasan sen de kabus yeminlen
Üc,bes yedi derken bulduk dokuz enigi
Sallamaktan kirildi ayni eski besigi
Bebe belikten asilmaz oldu kapinin esigi
Sira ile kullanir olduk bir dahta gasigi
Sarhos olmadan görülmedi bigünüm gectigi
Ayik gafa ilen soram tüm bunlar cekilirmi
Bir ucube gari yaninda dokuz fettan velet
Sorman bida agalar ne diye ictigimi
Yazdiklarimdan aman kimse gücenmeye
Sözümüzde yoktur gercek hepsi latife
Dilerim tüm sevenler varsin birbirine
Herkes mutlu olsun biz cikam kerevetine
İSTANBUL DESTANI........BEDRİ RAHMİ EYÜBOĞLU
İstanbul deyince aklıma martı gelir
Yarısı gümüş, yarısı köpük
Yarısı balık yarısı kuş
İstanbul deyince aklıma bir masal gelir
Bir varmış, bir yokmuş
İstanbul deyince aklıma Gülcemal gelir
Anadolu'da toprak damlı bir evde
Gülcemal üstüne türküler söylenir
Süt akar cümle musluklarından
Direklerinde güller tomurcuklanır
Anadolu'da toprak damlı bir evde çocukluğum
Gülcemalle gider İstanbul'a
Gülcemalle gelir
İstanbul deyince aklıma
Bir sepet kınalı yapıncak gelir
Şehzadebaşı'nda akşam üstü
Sepetin üstünde üç tane mum
Bir kız yanaşır insafsızca dişi
Boyuna bosuna kurban olduğum
Kalın dudaklarında yapıncağın balı
Tepeden tırnağa arzu dolu
Sam yeli, söğüt dalı, harmandalı
Bir şarap mahzeninde doğmuş olmalı
Şehzadebaşı'nda akşam üstü
Yine zevrak-ı derunum
Kırılıp kenara düştü
İstanbul deyince aklıma Kapalıçarşı gelir
Dokuzuncu Senfoniyle kolkola
Cezayir marşı gelir
Dört başı mamur bir gelin odası
Haraç mezat satılmakta
Bir gelinle güvey eksik yatakta
Köşede sedef kakmalı tombul bir ut
Tamburi Cemil Bey çalıyor eski plakta
Sonra ellerinde şamdanlar nargileler
Paslı Acem kılıçları Amerikan kovboyları
Eller yukarı
Ne kadar da beyaz elbiseleri
Amerikan deniz erleri
Kocaman bir papatyadan yolunmuşlar gibi
Sütten duru buluttan beyaz
Beyazın böylesine ölüm yakışır mı dersin
Yakışmaz
Ama harbederken onlara
Bambaşka elbiseler giydirirler
Kan rengi, barut rengi, duman rengi
Kin tutar, kir tutmaz
İstanbul deyince aklıma
Kocaman bir dalyan gelir
Kimi paslı bir örümcek ağı gibi
Gerinir Beykoz'da Kimi Fenerbahçe'de yan gelir
Dalyanda kırk tane Orkinos
Kırk değirmen taşı gibi dönmektedir
Orkinos dediğin balıkların şahı Orkinos mavzerle gözünden vurulur
Denizin içinde ağaçlar devrilir
Kan çanağına döner dalyanın yüzü
Camgöbeği yeşili bulanır
Bir çırpıda kırk Orkinos
Reisin sevinçten dili dolanır
Bir martı gelir konar direğe
Atılan Kolyosu havada yutar
Bir başkasını beklemez gider
Balıkçı gülümser tatlı tatlı
Adı Marikadır bu martının der
Her zaman böyle gelir böyle gider
İstanbul deyince aklıma Adalar gelir
Dünyanın en kötü Fransızcası orda harcanır
Çalımından geçilmez altmışlık madamların
Ağzı dili olsa da tenhadaki çamların
Görüp göreceği rahmeti anlatsa insanların
İstanbul deyince aklıma kuleler gelir
Ne zaman birinin resmini yapsam öteki kıskanır
Ama şu Kızkulesinin aklı olsa
Galata kulesine varır
Bir sürü çocukları olur
İstanbul deyince aklıma
Tophane'de küçücük bir sokak gelir
Her Allahın günü kahvelerine
Anadolu'dan bir sürü fakir fukara gelir
Kimi dilenecek dilenmesine utanır
Kiminin elinde bir süpürge peyda olur uzun
Dudaklarında kirli paslı bir tebessüm
Çöpçü olmuştur bugüne bugün
Kiminin sırtında perişan bir küfe
Kiminin sırtında nakışlı semer
Şehrin cümbüşüne katılır gider
Kalın yağlı bir kolana koşulur
Piyano taşırlar omuz omuza
Kendinden ağır yükün altında adamlar
Balmumu gibi erir dururlar
Sonra kanter içinde soluk alırlar
Nazik eşya nazik hamallar ister neylersin
Ama onlar kadar piyanoyu ciddiye alırlar mı dersin
Nazdan nazik çiniden bilezik eller
Derken
Karşı radyoda gayetle mülayim bir ses
Evlere şenlik Üstad Sinir Zulmettin
Hacıyağına bulanmış sesiyle esner:
Gamı şadiyi felek
Böyle gelir böyle gider
İstanbul deyince aklıma
Stadyum gelir
Güne güneşe karşı yirmibeşbin kişi
Hepsinin dudağında İstiklal Marşı
Bulutlar atılır top top pare pare
Yirmibeşbin kişilik bir aydınlık içinde eririm
Canım ağzıma gelir sevinçten hilafsız
İsteseler bir gelincik gibi koparır veririm
İstanbul deyince aklıma
Stadyum gelir
Kanımın karıştığını duyarım ılık ılık
Memleketimin insanlarına
Daha fazla sokulmak isterim yanlarına
Ben de bağırırım birlikte
Avazım çıktığı kadar
Göğsümü gere gere
Ver Lefter'e yaz deftere
Stadyum gelir
İstanbul deyince aklıma
Binlerce insanın aynı anda
Aynı şeyi duymasından doğan sevincin
Heybetini düşünürüm
Birbirine eklenir kafamda
Binler yüzbinler milyonlar
Sonra bir mısra havalanır ürkek
Bir uykuyu cananla beraber uyuyanlar
İstanbul deyince aklıma
Yahya Kemal gelirdi bir eyyam
Şimdi Orhan Veli gelir
Demindenberi dilimin ucundasın Orhan Veli
Demindenberi senin tadın senin tuzun
Senin şiirin senin yüzün
Yaralı bir güvercin misali
Başımın üstünde dolanır durur
Gelir sessizce konar bu şiirin bir yerine
Neresine mi arayan bulur
Erbabı bilir
Deli eder insanı bu şehir deli
Kadehlerin çınlasın Orhan Veli
İstanbul deyince aklıma Sait Faik gelir
Burgaz adasında kıyıda
Mavi gözlü bir çocuk büyür döne döne
Mavi gözlü bir ihtiyar balıkçı gencelir küçülür
İkisi bir boya geldi mi Sait kesilirler
Bütün İstanbul'u dolaşırlar elele başbaşa
Ana avrat küfrederler uçan kuşa eşe dosta
Sivriadada da martı yumurtası toplarlar çilli çilli
Ziba mahallesinde gece yarısı
Sabaha Galata'dan geçer yolları
Maytaba alacakları tutar kahvede
Zararsız bir deliyi
Ula Hasan derler gazeteyi ters tutaysun
Çaktırmadan gazetesini tutuştururlar fakirin
Sonra oturup sessizce ağlarlar
İstanbul deyince aklıma
Sait Faik gelir
Taşında toprağında suyunda
Fakirin fukaranın yanıbaşında
Bir kalem bir bilek bilendikçe bilenir
Kıldan ince kılıçtan keskin
Hep iyiden güzelden yana
Hep kimsesizlerin
İstanbul deyince aklıma
Said'in son yılları gelir
Hey Allahım en güzel çağında Said'e
Dört beş yıl ömrün kaldı denir
Sait Sait olur da nasıl dayanır
Mavi gözlü çocuk boşverir ölüm haberine
İhtiyar balıkçı pis pis düşünür
Bir zehir yeşilidir açılır
Bir yeşil ki ciğerine işler adamın
Bir yeşil ki kasıp kavurur
Küçük mavi çocuk
İhtiyar balıkçı
Ve dilimize bulaşan zehir yeşili
İstanbul çalkalandıkça bu denizlerde dipdiri
Dilimiz yaşadıkça yaşasın Said'in şiiri
İstanbul deyince aklıma
Sabiyem gelir
Sabiyem boynundan büyük bir demetle
Sarıyer'den gelir Pendik'ten gelir
Bahar nereden gelirse velhasıl
Sabiyem oradan gelir
Ne delidir ne divane
Aslını ararsan çingenedir
Tepeden tırnağa güneştir
Topraktır
Anadır
Analar içinde bir tanedir
Biri sırtında biri memesinde biri karnında
Karnı her daim burnundadır
Canını mendil gibi takar dişine
Yürekten birşeyler katar işine
Bir ucundan girer şehrin ötekinden çıkar
Alçakgönüllüdür Sabiyem
Hem maşa satar, hem göbek atar
Ver bir çeyrek güzelim der
Neyse halin o çıksın falin
Canı çıkar Sabiyemin falı çıkmaz
Sonra anlatır dün gece başına gelenleri
Görürüm üryamda bir sarı yılan
Cenabet uğraşır durur benimlen
Uyanır bakarım benim bebeler
Yatağın ucuna kaymış
Ayağımın parmaklarını emer
İstanbul deyince aklıma
Bir basma fabrikası gelir
Duvarları uzun masaları uzun sobaları uzun
Dal gibi dalyan gibi kızlar çalışır bütün gün ayakta
Kanter içinde mahzun
Yüzleri uzun elleri uzun günleri uzun
Fabrikada pencereler tavana yakın
Al topuklu beyaz kızlar dalga geçmeyin
Dışarda ağaçlar dizi dizi
Duvarlar duvarlar uzun duvarlar
Niçin ağaçlardan ayırdınız bizi
Dışarda tarlalar turuncu asfalt mosmor
Dışarda dışarda dışarda
Mevsim gürül gürül akıp gidiyor
Ondokuz yaşında Eyüplü Gülsüm
Dalmış beyaz köpüklü akışına ipeklilerin
Kötü kötü düşünüyor
İpeğin akışına doyum olmaz
Ama gel gör ki ipekli emprimeden oğlana don olmaz
Bir top Amerikan bezi sakız gibi beyaz
Bir top Amerikandan neler çıkmaz
Perdeler yatak çarşafları çoluğa çocuğa çamaşır
Sakız gibi ağarmış bir top Amerikan bezi
Gülsüm'ün gözleri kamaşır
Üçüncü oğlanı doğururken Gülsüm
Bir top Amerikana hasret sizlere ömür
Gülsüm'lerin sürüsüne bereket
Yerine bir Gülsüm'cük bulunur elbet
Gider Gülsüm gelir Gülsüm
Azrail ettiğin bulsun
İstanbul deyince aklıma
Ağzına kadar soğan yüklü bir taka gelir
Sülyen kırmızısı üstüne zehir gibi yeşil
Samsun'dan Sürmene'den Sinop'tan
Yaz demez kış demez mutlaka gelir
Kirli yelkeninde yeni bir yama
Demirinin pası gelir dilime
Nabzımda duyarım motorunun hızını
Canımın içine sokasım gelir
İri kalçaları pullu denizkızını
İstanbul deyince aklıma
Takalar gelir
Alçakgönüllü kalender
Ya Peleng-i Deryadır adları ya Şimşir-i Zafer
İstanbul deyince aklıma
Koca Sinan gelir
On parmağı on ulu çınar gibi
Her yandan yükselir
Sonra gecekondular gelir ardısıra
İsli paslı yetim
Eyy benim dev memesinde cüceler emziren
acayip memleketim
Cinnamon
15-12-2004, 00:58
Karacaoğlan
Vara vara vardım ol kara taşa
Hasret ettin beni kavim kardaşa
Sebep ne gözden akan kanlı yaşa
Bir ayrılık bir yoksulluk bir ölüm
Karac'oğlan der ki kondum göçülmez
Acıdır ecel şerbeti içilmez
Üç derdim var birbirinden seçilmez
Bir ayrılık bir yoksulluk bir ölüm
Karac'oğlan der ki kondum göçülmez
Acıdır ecel şerbeti içilmez
Üç derdim var birbirinden seçilmez
Bir ayrılık bir yoksulluk bir ölüm
P.S: Karacaoğlan hakkında kısa bir bilgi
Türk halk şairi. Etkileyici bir dil ve duygu evreni kurduğu şiirleriyle Türk halk şiiri geleneğinde çığır açmıştır.
1606' doğduğu, 1679'da ya da 1689'da öldüğü sanılmaktadır. Yaşamı üstüne kesin bilgi yoktur. Bugüne değin yapılan inceleme ve araştırmalara göre 17.yy'da yaşamıştır.
Karacaoğlan Osmanlı Devleti'nin iktisadi bunalımlar ve iç karışıklıklar içinde bulunduğu bir çağda yaşamıştır. Şiirinin kaynağını, doğup büyüdüğü göçebe toplumunun gelenekleri ve içinde yaşadığı, yurt edindiği doğa oluşturur. Güneydoğu Anadolu, Çukurova, Toroslar ve Gavurdağları yörelerinde yaşayan Türkmen aşiretlerinin yaşayış, duyuş ve düşünüş özellikleri, onun kişiliği ile birleşerek âşık edebiyatına yepyeni bir söyleyiş getirir. Anadolu halkının 17.yy'da çektiği acılar, göçebe yaşantısının yoklukları, çileleri, çaresizlikleri, şiirinde yer almaz.
Karacaoğlan yaşadığı çağda yetişmiş başka saz şairlerinin tersine, dil ve ölçü bakımından Divan Edebiyatı'nın etkisinden uzak kalmıştır. Güneydoğu Anadolu insanının o çağdaki günlük konuşma diliyle yazmıştır. Kullandığı Arapça ve Farsça sözcüklerin sayısı azdır. Yöresel sözcükleri ise yoğun bir biçimde kullanır. Deyimler ve benzetmelerle halk şiirinde kendine özgü bir şiir evreni kurmuştur. Bu da onun şiirine ayrı bir renk katar. Bu sözcüklerin bir çoğunu halk dilinde yaşayan biçimiyle, söylenişlerini bozarak ya da anlamlarını değiştirerek kullanır.
Karacaoğlan, halk şiirinin geleneksel yarım uyak düzenini ve yer yer de redifi kullanmıştır. Hece ölçüsünün 11'li (6+5) ve 8'li (4+4) kalıplarıyla yazmıştır. Bazı şiirlerinde ölçü uygunluğunu sağlamak için hece düşmelerine başvurduğu da görülür. Mecaz ve mazmûnlara çokca başvurması, söyleyişini etkili kılan önemli öğelerdir.
Göçebe yaşamının vazgeçilmez bir parçası olan doğa, onun şirinin başlıca temalarından biridir. Yaşadığı, gezip gördüğü yörelerin doğasını görkemli bir biçimde dile getirir. Sevgili, şiirinde doğanın ayrılmaz bir parçasıdır. Şiirlerinde yer yer sıla özlemi ve ölüm temasına da rastlanır. Sevdiğinden, ilinden, obasından ayrı düşüşü özlemle dile getirir, yakınır. Ölüm de, ayrılık ve yoksullukla eş tuttuğu bir derttir.
İlk kez onun şiirinde sevgililerin adları söylenir: Elif, Anşa, Zeynep, Hürü, Döndü, Döne, Esma, Emine, Hatice...Karacaoğlan bunların kimine bir pınar başında su doldururken, kimine helkeleri omuzunda suya giderken, kimine de yayık yayıp halı dokurken görüp vurulmuştur. Gönlü bir güzel ile eylenmez, bir kişiye bağlanmaz. Uçarılık, onun duygu dünyasının şiirsel söyleyişine yansıyan en belirgin yanıdır. Erotizm, şiirine sevmek ve sevişmek olgusuyla yansır. Kanlı-canlı sevgili, cinsellik motifleriyle daha da belirginleşir, şiirinde etkileyici bir biçimde yer eder. Onun sevgiye ve kadına bakış açısı, âşık şiirine yenilik getirir ve bu gelenek içinde etkileyici bir özellik taşır. Tanrı kavramı ve din teması şiirinde önemlice bir yer tutmasa bile, bu konudaki yaklaşımıyla da kendi şiir geleneğine yine değişik bir bakış açısı getirmiş ve sonraki kuşaklar üzerinde etkileyici yönlendirici olmuştur.
ŞOL DERGÂHTAN DÖNSÜN YÜZÜM
Şol dergâhtan dönsün yüzüm
Ölünce sevmezsem seni
Kan ağlasın iki gözüm
Ölünce sevmezsem seni
Muradıma ermeyeyim
Hak didârın görmeyeyim
Gonca gülün dermeyeyim
Ölünce sevmezsem seni
Olsun hey efendim olsun
Her kişi ettiğin bulsun
Gözlerim kanlı yaş döksün
Ölünce sevmezsem seni
Sırrım âleme faş olsun
Bağrında biten taş olsun
Gözlerim kanlı yaş olsun
Ölünce sevmezsem seni
Karac'olan olur mürde
Sen düşürdün beni derde
Muhtaç olayım nâmerde
Ölünce sevmezsem seni
KARACAOĞLAN
SunShine
20-12-2004, 13:57
Mehmedim, sevinin, başlar yüksekte!
Ölsek de sevinin, eve dönsek de!
Sanma bu tekerlek kalır tümsekte!
Yarın, elbet bizim, elbet bizimdir!
Gün doğmuş, gün batmış, ebet bizimdir!
Harun Reşit AKÇAMUZ
SunShine
20-12-2004, 13:59
YILLARIM
Hayat okulunun sırasındaki
Son teneffüs zilin çaldı yıllarım.
Solgun sayfaların arasındaki
Kuru yapraklarda kaldı yıllarım.
İmzası var saçlarımdaki akta
Kırışıklar girdabında, yanakta.
Buğulanan masamdaki bardakta,
Sabır taşlarıyla doldu yıllarım
İhaneti gördü, çile yaşattı,
Gül gösterip, sıykal taçları attı.
Şapka çevirmeden ne çabuk gitti?
Kekilim, perçemim yoldu yıllarım.
Yeniden yaşarım uykum bölünce,
Uykusuz kavuşur şafağa gece.
Bizi terk eyledi ecelden önce,
Vuslatı görmeden öldü yıllarım.
Ben matem yaşarken, o sandı düğün,
Kederi önüme koydu üç öğün.
Beşikten başlayıp, mezara değin,
Topuğuma tırpan çaldı yıllarım.
Yusuf Tellim; bir verdiyse beş aldı,
Deli poyraz gibi bağıma daldı.
Azrail gardaşım olsa, ne kaldı?
Nereye saklansam buldu yıllarım.
Yusuf TELCİ
kumralada
20-12-2004, 23:57
BEN SANA MECBURUM
Ben sana mecburum bilemezsin
Adını mıh gibi aklımda tutuyorum
Büyüdükçe büyüyor gözlerin
Ben sana mecburum bilemezsin
İçimi seninle ısıtıyorum
Ağaçlar sonbahara hazırlanıyor
Bu şehir o eski istanbul mudur
Karanlıkta bulutlar parçalanıyor
Sokak lambaları birden yanıyor
Kaldırımlarda yağmur kokusu
Ben sana mecburum sen yoksun
Sevişmek kimi zaman rezilce korkuludur
İnsan bir akşamüstü ansızın yorulur
Tutsak ustura ağzında yaşamaktan
Kimi zaman ellerini kırar tutkusu
Birkaç hayat çıkarır yaşamasından
Hangi kapıyı çalsa kimi zaman
Arkasında yalnızlığın hınzır uğultusu
Fatih'te yoksul bir gramofon çalıyor
Eski zamanlardan bir cuma çalıyor
Durup köşe başında deliksiz dinlesem
Sana kullanılmamış bir gök getirsem
Haftalar ellerimde ufalanıyor
Ne yapsam ne tutsam nereye gitsem
Ben sana mecburum sen yoksun
Belki haziran'da mavi benekli çocuksun
An seni bilmiyor kimseler bilmiyor
Bir şilep sızıyor ıssız gözlerinden
Belki yeşilköy'de uçağa biniyorsun
Bütün ıslanmışsın tüylerin ürperiyor
Belki körsün kırılmışsın telaş içindesin
Kötü rüzgar saçlarını götürüyor
Ne vakit bir yaşamak düşünsem
Bu kurtlar sofrasında belki zor
Ayıpsız fakat ellerimizi kirletmeden
Ne vakit bir yaşamak düşünsem
Sus deyip adınla başlıyorum
İçimsıra kımıldıyor gizli denizlerin
Hayır başka türlü olmayacak
Ben sana mecburum bilemezsin
ATTİLA İLHAN
KALDIRIMLAR
Sokaktayım, kimsesiz bir sokak ortasında;
Yürüyorum, arkama bakmadan yürüyorum.
Yolumun karanlığa saplanan noktasında,
Sanki beni bekleyen bir hayal görüyorum.
Kara gökler kül rengi bulutlarla kapanık;
Evlerin bacasını kolluyor yıldırımlar.
İn cin uykuda, yalnız iki yoldaş uyanık.
Biri benim, biri de serseri kaldırımlar.
İçimde damla damla bir korku birikiyor;
Sanıyorum, her sokak başını kesmiş devler...
Üstüme camlarını, hep simsiyah, dikiyor;
Gözüne mil çekilmiş bir ama gibi evler.
Kaldırımlar, çilekeş yalnızların annesi;
Kaldırımlar, içimde yaşamış bir insandır.
Kaldırımlar, duyulur, ses kesilince sesi;
Kaldırımlar, içimde kıvrılan bir lisandır.
Bana düşmez can vermek, yumuşak bir kucakta;
Ben bu kaldırımların emzirdiği çocuğum!
Aman, sabah olmasın, bu karanlık sokakta;
Bu karanlık sokakta bitmesin yolculuğum!
Ben gideyim, yol gitsin, ben gideyim, yol gitsin;
İki yanımdan aksın, bir sel gibi fenerler.
Tak, tak, ayak sesimi aç köpekler işitsin;
Yolumun zafer takı, gölgeden taş kemerler.
Ne sabahı göreyim, ne sabah görüneyim;
Gündüzler size kalsın, verin karanlıkları!
Islak bir yorgan gibi, sımsıkı bürüneyim;
Örtün, üstüme örtün, serin karanlıkları.
Uzanıverse gövdem, taşlara boydan boya;
Alsa buz gibi taşlar alnımdan bu ateşi.
Dalıp, sokaklar kadar esrarlı bir kuyuya,
Ölse, kaldırımların kara sevdalı eşi..
NECİP FAZIL KISAKÜREK
krokodil
21-12-2004, 19:33
KALDIRIMLAR
Sokaktayım, kimsesiz bir sokak ortasında;
Yürüyorum, arkama bakmadan yürüyorum.
Yolumun karanlığa saplanan noktasında,
Sanki beni bekleyen bir hayal görüyorum.
Kara gökler kül rengi bulutlarla kapanık;
Evlerin bacasını kolluyor yıldırımlar.
İn cin uykuda, yalnız iki yoldaş uyanık.
Biri benim, biri de serseri kaldırımlar.
İçimde damla damla bir korku birikiyor;
Sanıyorum, her sokak başını kesmiş devler...
Üstüme camlarını, hep simsiyah, dikiyor;
Gözüne mil çekilmiş bir ama gibi evler.
Kaldırımlar, çilekeş yalnızların annesi;
Kaldırımlar, içimde yaşamış bir insandır.
Kaldırımlar, duyulur, ses kesilince sesi;
Kaldırımlar, içimde kıvrılan bir lisandır.
Bana düşmez can vermek, yumuşak bir kucakta;
Ben bu kaldırımların emzirdiği çocuğum!
Aman, sabah olmasın, bu karanlık sokakta;
Bu karanlık sokakta bitmesin yolculuğum!
Ben gideyim, yol gitsin, ben gideyim, yol gitsin;
İki yanımdan aksın, bir sel gibi fenerler.
Tak, tak, ayak sesimi aç köpekler işitsin;
Yolumun zafer takı, gölgeden taş kemerler.
Ne sabahı göreyim, ne sabah görüneyim;
Gündüzler size kalsın, verin karanlıkları!
Islak bir yorgan gibi, sımsıkı bürüneyim;
Örtün, üstüme örtün, serin karanlıkları.
Uzanıverse gövdem, taşlara boydan boya;
Alsa buz gibi taşlar alnımdan bu ateşi.
Dalıp, sokaklar kadar esrarlı bir kuyuya,
Ölse, kaldırımların kara sevdalı eşi..
NECİP FAZIL KISAKÜREK
rahmetli üstadın ilk okuduğum beni çok etkilemiş şiirlerindendir hatırlattığınız için teşekkürler kardeşim....bir kez daha rahmet etsin allah o büyük şaire...
kumralada
26-12-2004, 07:23
RUHUMUN DALGALARI
Ruhumun dalgaları, koşup kabarmayınız
Her damlanız tutuşan göğsüme birer bıçak
Kalbim bir kayadır ki, neredeyse yıkılacak
Hayalden köpüklerle kalbimi sarmayınız
Dümdüz olsam diyorum, ve kumlu bir sahili
Yalayan sular gibi siz de yavaşlasanız
Bilmediğim yeni bir masala başlasanız
Çekilse kulağımdan hatıraların dili
Ey eski günler artık bana yaklaşmayınız
Ey hayaller, vurmayın kalbimin sert taşına
Bütün bir hayat bile değmez bir göz yaşına
Ruhumun dalgaları, köpürüp taşmayınız
SABAHATTİN ALİ
Kemal Burkay'dan bir uyarlama
Ölümse
Ölümse hadi ölümse
Umutlar gitsin
Yoksa ben ben nasıl yenileceğim
hadi ölümse
Tutki karnım açıktı
Anama kastım
Tüm şehir bana kostüm
Bir jedim bile yok
Anlıyormusun hadi ölümse
Belki şehre sizofren salgını gelir
Bir acı rüzgar olur
Mevsim değişir.
Cehennem olur.
Hadi ölümse.
Kemal Burkay'dan bir uyarlama
Halil Soyuer'den bir kaç dörtlük
İlk önce sen, kendine aç kapını.
Kendini karşıla, hisler içinde
Çevrene kulak ver dinle bakalım
Kendi sesin varmı, sesler içinde
* * *
Koş da pencereye dışarı bakın.
Gönlümü görürsen, şaşırma sakın.
Gecenin içinde, sabaha yakın,
Gizli gizli al içeri istersen.
* * *
Neler çektim, seni bende saklarken.
Burnun ellerdeydi, beni koklarken.
Artık eski defterleri yoklarken,
Silik nokta gibi kalmış birisin.
kumralada
30-12-2004, 07:11
VASİYET
Yoldaşlar, nasip olmazsa görmek o günü
ölürsem kurtuluştan önce yani
alıp götürün
Anadolu'da bir köy mezarlığına gömün beni.
Hasan beyin vurdurduğu
ırgat Osman yatsın bir yanımda
ve çavdarın dibinde toprağa çocuklayıp
kırkı çıkmadan ölen şehit Ayşe öbür yanımda.
Traktörlerle türküler geçsin altbaşından mezarlığın
seher aydınlığında taze insan, yanık benzin kokusu
tarlalar orta malı, kanallarda su
ne kuraklık, ne candarma korkusu.
Biz bu türküleri elbette işitecek değiliz
toprağın altında yatar upuzun
çürür kara dallar gibi ölüler
toprağın altında sağır, kör, dilsiz.
Ama bu türküleri söylemişim ben
daha onlar düzülmeden
duymuşum yanık benzin kokusunu
traktörlerin resmi bile çizilmeden.
Benim sessiz komşulara gelince
şehit Ayşe'yle ırgat Osman
çektiler büyük hasreti sağlıklarında
belki de farkında bile olmadan.
Yoldaşlar, ölürsem o günden önce yani
- öyle gibi de görünüyor -
Anadolu'da bir köy mezarlığına gömün beni
ve de uyarına gelirse
tepemde bir de çınar olursa
taş maş da istemez hani...
NAZIM HİKMET RAN
uzunvadeci
30-12-2004, 11:17
SİTEM
Ömür boyu önünde eğilmeye
Hazır bu can,uğruna tükenmeye...
Bizim varlığımız salt bir hiç midir?
Senin kutsal bir vücudun var diye...
Sana benziyorsa putların yüzü
Puta mı dönsün şimdi bizim Kıble?
Öldürdün köleni ne yazık,ama
Kabrinin üstünden geç hiç değilse...
Her günü bir gül sevdasıyla batan
Bilir ancak,bülbül niçin divane...
Gönül sancısını kim duyar Sadi?
Sen derdini,derdi olana söyle!
SADİ
Cafe Mekan
31-12-2004, 23:49
Bana ne bahardan yazdan...
Bana ne borandan kardan...
Bana ne noelden çamdan...
Yılın sonu görünüyorr.... :D :D :D
..........................
Bu şiir bana ait değil,
bi radyo programına canlı bağlantıyla katılan, yurdum insanına ait...
Gözlerin Su Yeşili
birdenbire çıkıverip gel
şaşırsın kalbim sesimden önce
ne güzel olur
bilsen ne güzel
çıldırırım ben seni görünce**
önce yokluğunu* anlatırım sana
sonra geçer aynaya süslenirim
soba da mavi bir çaydanlıkla
sana sıcak bir çay demlerim
küçük mumlar yakarım sehpada
kokulu otlar tüter tablada
anlat derim "nasıldı uzaklar*"
beni unutmadın* ya
saçlarımı alırsın avucuna
gözlerin yine öyle su yeşili
akar durur ruhuma**..
A.Gürel
Hançer-i aşkınla ey yar, sinem üzre vurma hiç.
Öyle bir derde giriftarımki, halim sorma hiç.
Ağladıkça gözlerimden, kan gelir yaş yerine.
Öyle bir derde giriftarım ki, halim sorma hiç.
Birgün Kızılay'da Halil Soyuer'e rastlamış ve sormuştum: üstad bunu nasıl yazdın, böyle bir söz nasıl yazılır diye..
O bunu başka bir şey için yazmış ama ben sanki borsaya tutulmuş ve yediği darbelere rağmen bir türlü kurtulamayan ky ya yazıldığını düşünürüm bazan.
Öyle bir şiddet-i tasmim ile çıktım ki yola.
Seng-i mezarım çıksa karşıma, dönmem.
Tasmim : kararlılık
seng-mezarım: mezar taşım
Bu da 2 cente şiddet-i tasmim ile gözünü dikip oradan bir lahza dahi ayırmayan adı ve dahi sanı herkesçe malum forumdaşımıza yazılmış 100 yıl önceden.
Sevgi Duvarı
Sen miydin o yalnizligim miydi yoksa
Kör karanlikta açardik pasli gözlerimizi
Dilimizde aksamdan kalma bir küfür
Salonlar piyasalar sanat sevicileri
Derdim günüm insan arasina çikarmakti seni
Yakanda bir amonyak çiçegi
Yalnizligim benim sidikli kontesim
Ne kadar rezil olursak o kadar iyi
Kumkapi meyhanelerine dadandik
Önümüzde Altinbas, Altin Zincir, fasulye pilakisi
Ardimizda görevliler, ekipler, Hizir Pasalar
Sabahlari açiklarda bulurlardi lesimi
Öyle sicakti ki çöpcülerin elleri
Çöpcülerin elleriyle oksardim seni
Yalnizligim benim süpürge saçlim
Ne kadar kötü kokarsak o kadar iyi
Baktim gökte bir kirmizi bir uçak
Bol çelik bol yildiz bol insan
Bir gece Sevgi Duvarini astik
Dustugum yer öyle açik seçik ki
Basucumda bi sen varsin bi de evren
Saymiyorum ölüp ölüp dirilttiklerimi
Yalnizligim benim çogul türkülerim
Ne kadar yalansiz yasarsak o kadar iyi
Can Yücel
Cinnamon
03-01-2005, 00:37
Ben Yitirdim Ben Ararım Yar Benimdir Kime Ne
Ben yitirdim ben ararım yar benimdir kime ne
Kah girerim öz bağıma gül dererim kime ne
Kah giderim medreseye ders okurum Hak için
Kah giderim meyhaneye dem çekerim kime ne
Sofular haram demişler bu aşkın şarabına
Ben doldurur ben içerim günah benim kime ne
Ben melâmet hırkasını kendim giydim eğnime
Ar u namus şişesini taşa çaldım kime ne
Sofular secde ederler mescidin mihrabına
Yâr eşiği secdegâhım yüz sürerim kime ne
Kah çıkarım gökyüzüne hükmederim Kaf-be-Kaf
Kah inerim yeryüzüne yar severim kime ne
Kelp rakip böyle diyormuş güzel sevmek pek günah
Ben severim sevdiğimi günah benim kime ne
Nesimi'ye sordular ki yarin ile hoş musun
Hoş olayım olmıyayım o yar benim kime ne
Kul Nesimi |
Kavafis’ten kırk şiir
Çev :Cevat Çapan
Şehir
Yeni bir ülke bulamazsın ,başka bir deniz bulamazsın.
Bu şehir arkandan gelecektir.
Sen gene aynı sokaklarda dolaşacaksın.
Aynı mahallede kocayacaksın;
Aynı evlerde kır düşecek şaçlarına.
Dönüp dolaşıp bu şehre geleceksin sonunda .
Başka bir şey umma-
Bineceğin gemi yok ,çıkacağın yol yok.
Ömrünü nasıl tükettiysen burada,köşecikte ,
Öylece tükettin demektir bütün yeryüzünde de...
“Bir başka ülkeye ,bir başka denize giderim ,”dedin,
“bundan daha iyi bir şehir bulunur elbet.
Her çabam kaderin olumsuz bir yargısıyla karşı karşıya;
-bir ceset gibi- gömülü kalbim.
Aklım daha ne kadar kalacak bu çorak ülkede?
Yüzümü nereye çevirsem ,nereye baksam,
kara yıkıntılarını görüyorum ömrümün,
boşuna bunca yıl tükettiğim bu ülkede.”
GÖZLERİN
Gözlerin gözlerin gözlerin,
ister hapisaneme, ister hastaneme gel,
gözlerin gözlerin gözlerin hep güneşte,
şu Mayıs ayı sonlarında öyledir işte
Antalya tarafında ekinler seher vakti.
Gözlerin gözlerin gözlerin,
kaç defa karşımda ağladılar
çırılçıplak kaldı gözlerin
altı aylık çocuk gözleri gibi kocaman ve çırılçıplak,
fakat bir gün bile güneşsiz kalmadılar.
Gözlerin gözlerin gözlerin,
gözlerin bir mahmurlaşmayagörsün
sevinçli bahtiyar
alabildiğine akıllı ve mükemmel
dillere destan bir şeyler olur dünyaya sevdası insanın.
Gözlerin gözlerin gözlerin,
sonbaharda öyledir işte kestanelikleri Bursa'nın
ve yaz yağmurundan sonra yapraklar
ve her mevsim ve her saat İstanbul.
Gözlerin gözlerin gözlerin,
gün gelecek gülüm, gün gelecek,
kardeş insanlar birbirine
senin gözlerinle bakacaklar gülüm,
senin gözlerinle bakacaklar
NAZIM HİKMET
Sevgilerde
sevgileri yarınlara bıraktınız
çekingen, tutuk, saygılı.
bütün yakınlarınız
sizi yanlış tanıdı.
bitmeyen işler yüzünden
(Siz böyle olsun istemezdiniz)
bir bakış bile yeterken anlatmaya her şeyi
kalbinizi dolduran duygular
kalbinizde kaldı
siz geniş zamanlar umuyordunuz
çirkindi dar vakitlerde bir sevgiyi söylemek.
yılların telaşlarda bu kadar çabuk
geçeceği aklınıza gelmezdi.
gizli bahçenizde
açan çiçekler vardı,
gecelerde ve yalnız.
vermeye az buldunuz
yahut vakit olmadı
Behçet Necatigil
Cinnamon
06-01-2005, 10:44
Adam Olmak
herkes senden kuşku duyarken hem kuşkuya yer bırakır
hem kendine güvenebilirsen eğer
bekleyebilirsen usanmadan
yalanla karşılık vermezsen yalana
kendini evliya sanmadan
kin tutmayabilirsen kin tutana
düşlere kapılmadan düş kurabilir
yolunu saptırmadan düşünebilirsen eğer
söylediğin gerçeği büken düzenbaz
kandırabilir diye safları dert edinmezsen
ömür verdiğin işler bozulsa da
yılmaz koyulabilirsen işe yeniden
döküp ortaya varını yoğunu bir yazı turada yitirsen bile
yitirdiklerini dolamaksızın dile baştan tutabilirsen yolunu
yüreğine sinirine dayan diyecek direncinden başka şeyin kalmasa da
herkesin bırakıp gittiği noktaya sen dayanabilirsen tek
herkesle düşüp kalkar erdemli kalabilirsen
unutmayabilirsen halkı krallarla gezerken
dost da düşman da incitemezse seni
ne küçümser ne de büyültürsen çevreni
her saatin her dakikasına
emeğini katarsan hakçasına
her şeyiyle dünya önüne serilir
üstelik oğlum Adam Oldun demektir.
Rudyard Kipling
kumralada
06-01-2005, 10:45
ANAYASO
Gul, gurban olduğum Hökümet Baba!
Baa bir alfabe veremez miydin?
Gara dağlar gar altında galanda
Ben gülmezem
Dil bilmezem
Şavata'dan Hakkari'ye yol bilmezem
Gurban olam, çaresi ne, hooy babooov?
Bebek yanir, bebek hasda, bebek ataş içinde
Ben fakiro,
Ben hakiro
Dohdor ilaç, çarşı bazar tam - takiro
Gurban olam bu ne işdir hooy babooov!
Çoçiğ ağliir, çoçiğ öliir, geçit vermiy Zap suyu
Parasizo,
Çaresizo
Ben halsizo, ben dilsizo, şeher uzah, yolsizo
Bu ne haldır, bu ne iştir hooy babooov!
Gara dağda, gar altında ufağ ufağ mezerler
Yeddi ceset hetim hetim Zap Suyunda yüzerler
Hökümata arz eylesem azarlar
Ben ketimo
Ben hetimo
Ben ne biçim vatandaşım hooy babooov?
Şavata'tan Angara'ya ses getmiir
Biz getmeğe guvvatımız hiç yetmiir
Malımız yoh
Yolumuz yoh
Angara'ya ses verecek dilimiz yoh
Ganadımız, golumuz yoh
Bu ne biçim memlekettir hooy babooov?
Yerin, yurdun adresesin bilmirem
Angara'da: Anayasso!
Ellerinden öpiy Hasso
Yap bize de iltimaso
Bu işin mümkini yoh mi hooy baboov?
ŞEMSİ BELLİ
Gafil Kalma Şaşkın Bir Gün Ölürsün......Kul Himmet
Gafil kalma şaşkın bir gün ölürsün.
Dünya dolu malın olsa ne fayda.
Ettiğin işlere pişman olursun.
Pişmancalık ele geçmez ne fayda.
Bir gün seni götürürler evinden.
Hak-kın kelamını kesme dilinden.
Kurtulmazsın Azrail'in elinden.
Türlü türlü yolun olsa ne fayda.
Söylersin de sen sözünden şaşmazsın.
Helalini haramından seçmezsin.
Kesilir kısmetin suda içmezsin.
Akan çaylar senin olsa ne fayda.
Sen söylersin söz içinde sözüm var.
Çalarsın çırparsın oğlun kızın var.
Hiç demezsin üç beş arşın bezim var.
Bedestanlar senin olsa ne fayda.
Kul Himmet Üstadım çöksem otursam.
Türlü varlığımı ele götürsem.
Dünya benim diye zapta geçirsem.
Bütün dünya senin olsa ne fayda.
turkishwarrior
08-01-2005, 01:22
Yorulmaz İşçileriyiz Aşkın
Bütün gün kırlara bakmışım
Başaklarla kımıldanan
O bitek yalnızlığa
Burnumda gökyüzünün ince kokusu
Bütün gün sana bakmışım
Derin mırıltılarla ırmağa karışan
Çakıntılı gövdene senin
Uzanmışım terli toprağa
Yanına gözlerinin
Çıplak gecelere dokunuyorum
Yazın ve düşlerin sıcak kıvrımlarına
Denizi başlatıyor dudaklarının tuzu
Yüreğim kamaşıyor şavkından
Ellerim böğürtlen moru
Yorulmaz işçileriyiz aşkın.
Soluk soluğa ıslak yaylar
Ürkek sokulmaların
Ormanları uyandırıyor kanımın gürültüsü
Başdöndürücü yerlerindeyim dağın
Kollarımdan akan ırmak,
Sonsuza tamamlanıyorum...
uzunvadeci
08-01-2005, 15:22
ADIN HÜZÜNDÜR SENİN
Adın hüzündür senin,soyadınsa yalnızlık
Henüz bir göçmen kuşken yüreğin
Kapatılmışsın bir harem ağasınca
Erkekliği,onursuzluğuyla iğdiş edilmiş
Çatalı olmayan hunhar bir yaba
Dağlamış kadınsı duygularını bedeninle birlikte
Alaycılığın,gizler mi sanırsın gizlediğin hüznünü
Adın hüzündür senin soyadınsa yalnızlık
Hüznün hüznüm olur da
Yağar durmadan
Duramam o ahmak ıslatanın altında
kumralada
09-01-2005, 19:14
ÖMRÜMDE SÜKUT
Çıngıraksız, rehbersiz deve kervanı nasıl,
İpekli mallarını kimseye göstermeden,
Sonu gelmez kumlara uzanırsa muttasıl,
Ömrüm böyle esrarlı geçecek ses vermeden,
Ve böylece bu ömür, bu ömür her dakika,
Bir buz parçası gibi kendinden eriyecek.
Semada yıldızlardan, yerde kurtlardan başka,
Yaşayıp öldüğümü kimseler bilmeyecek!
CAHİT SITKI TARANCI
İhtiyarlar Balladı
onlara ün mü gelir bazı bir ses mi duyarlar
yumuşak bir kedere ufalır bakışları
idam mahkûmlarıdır aslında ihtiyarlar
ölüme koşullanmış bütün davranışları
yorgun öksürükleri oturup kalkışları
yaşayıp durmaktan gizlice utanırlar
her gece artık gitmek vaktidir sanırlar
geçmiş günlerinden bir destek aranırlar
uysal bir gülümseme tek sızlanışları
idam mahkûmlarıdır aslında ihtiyarlar
ölüme koşullanmış bütün davranışları
Attila İlhan
Böyle Bir Sevmek
ne kadinlar sevdim zaten yoktular
yağmur giyerlerdi sonbaharla bir
azıcık okşasam sanki çocuktular
bıraksam korkudan gözleri sislenir
ne kadınlar sevdim zaten yoktular
böyle bir sevmek görülmemistir
hayır sanmayin ki beni unuttular
hala arasıra mektuplari gelir
gerçek degildiler birer umuttular
eski bir şarkı belki bir siir
ne kadınlar sevdim zaten yoktular
böyle bir sevmek görülmemistir
yalnızlıklarimda elimden tuttular
uzak fısıltıları içimi ürpertir
sanki gökyüzünde bir buluttular
nereye kayboldular şimdi kimbilir
ne kadınlar sevdim zaten yoktular
böyle bir sevmek görülmemistir.
A.İlhan
Coçukların gözlerinde aradım hep umudu
Sanki kendim hiç coçuk olmamışcasına
Sanki kendim hiç coçukca Yaşamamışcasına.
Ve
Hep yarınlarda yaşadım
Bu gün varolmamışcasına
Bu gün yaşanmamışcasına.
Bir susmayı bakışlarda seslendiren,
Hüzünlü yangınsal aşka döndüren nedir.
Beklemeyi özlemlere süsleyen,
Yalnızlığın kara-ışığını söndüren nedir.
Duyanı ısıtan, kulağını kestiren, güneşe baktıran,
Korkusuzluk denizlerinde yüzdüren nedir.
Saraylarda çılgın eden, kentlerde tek bırakan,
Direklere astırıp üzdüren nedir.
Ne varsa yeryüzünde, ne yoksa
Onunla paylaştıran, böldüren nedir.
Her şeyi, ama her şeyi olağan dışında,
Örneğin bir gülü yeşil gördüren nedir.
Gözlere ışıltılı anlamlar bağlayan,
Yaşamı ölüme güldüren nedir.
Kalabalıklar, kalabalıklar içinden
Kişiyi yüceye sürdüren nedir.
Parça-parça büyümüş bir çocukluğu
Olgunluk aşamalarında yaşatırca öldüren nedir...
ö.asaf
Bir Adam
Korku dağlarının yürekçisi,
Ölüm denizlerinin kürekçisi;
Öyle suskun oturuyor şişesinin başında,
İçtiğinin hem hırsızı, hem bekçisi,
Onu kırmış olmalı yaşamında birisi.
Dinledikce susması, düşündükçe susması..
Tek başına iki kişi olmuş kendisiyle gölgesi,
Heykelini yontuyor yalnızlığın ustası.
ö.asaf
AŞK
Şimdi sen kalkıp gidiyorsun. Git
Gözlerin durur mu onlar da gidiyorlar. Gitsinler.
Oysa ben senin gözlerinsiz edemem bilirsin
Oysa Allah bilir bugün iyi uyanmıştık
Sevgideydi ilk açılışı gözlerimizin sırf onaydı
Bir kuş konmuş parmaklarıma uzun uzun ötmüştü
Bir sevişmek gelmiş bir daha gitmemişti
Yoktu dünlerde evelsi günlerdeki yoksulluğumuz
Sanki hiç olmamıştı
Oysa kalbim işte şuracıkta çarpıyordu
Şurda senin gözlerindeki bakımsız mavi, güzel laflı
İstanbullar
Şurda da etin çoğalıyordu dokundukça lafların
dünyaların
Öyle düzeltici öyle yerine getiriciydi sevmek
Ki Karaköy köprüsüne yağmur yağarken
Bıraksalar gökyüzü kendini ikiye bölecekti
Çünkü iki kişiydik
Oysa bir bardak su yetiyordu saçlarını ıslatmaya
Bir dilim ekmeğin bir iki zeytinin başınaydı doymamız
Seni bir kere öpsem ikinin hatırı kalıyordu
İki kere öpeyim desem üçün boynu bükük
Yüzünün bitip vücudunun başladığı yerde
Memelerin vardı memelerin kahramandı sonra
Sonrası iyilik güzellik.
Cemal Süreya
Cebeci İstasyonu Ve Sen
Cebeci İstasyonu'nda bir akşam üstü...
İncecikten bir yağmur yağıyordu yollara,
Yeni baştan yaşıyorduk kaderimizi.
Sıcak bir kara sevda,
Yüreğimizin başında bağdaş kurup oturmuştu.
Acımsı,buruk,
Mühürlenmişti ağzımız bir sessizlik içinde.
Sessizliği üstümüzden atamıyorduk,
Bir saçak altında kararsız,yorgun,
Saatlerce duruyorduk,
Kimse görmüyordu bizi...
Cebeci İstasyonu'nda bir akşam üstü...
Yeni baştan yaşıyorduk kaderimizi.
Cebeci İstasyonu'nda bir akşam üstü...
Bir başka türlüydü bu insanlar,
Sen bir başka türlüydün,
Gözlerin yine öyle bir bilinmez renkteydi,
Gözlerin gözlerimde erimekteydi.
Bir mermer heykel gibi yanımda duruyordun,
Beni bırakma diyordun...
Meyhane sarhoşları gibi sırılsıklam,
Bir yalnızlık duyuyorduk,
Ağlıyordun,ağlıyordun...
Cebeci İstasyonu'nda bir tren,
Nefes nefese soluyordu.
Gerilmiş bir keman teli gibiydik...
Ankara Kalesi'nde bir eski çalar saat,
Bilmem kaça vuruyordu.
Bir yağmur yağıyor inceden ince,
İçimizdeki binbir düşünce,
Harmanlar misali savruluyordu.
Islanmış bir ceylan yavrusu gibi,
Tiril tiril titriyordun,
Gitsek,gitsek diyordun...
Yüreğimin atışından deli gönlümce,
Sırıl sıklam,paramparça,permeperişan,
Türküler söylüyordum,
Ağlıyordun,ağlıyordun...
Şimdi,şimdi seni düşünüyorum...
Cebeci yollarında rüzgarlar esiyor,serin,
Paramparça düşmüş gönül ufkuma,
İki yıldız gibi gözlerin.
Gel ey!Ciğerime saplanan hançer,
Gel ey!Yüreğime oturmuş kurşun,
Göçmen kuşlar gibi çok uzaklardan,
Gel artık,
Ne olursun...
Yavuz Bülent Bakiler
kumralada
14-01-2005, 10:24
RİNDLERİN AKŞAMI
Dönülmez akşamın ufkundayız, vakit çok geç
Bu son fasıldır ey ömrüm, nasıl geçersen geç
Cihana bir daha gelmek hayal edilse bile
Avunmak istemeyiz öyle bir teselliyle
Geniş kanatları boşlukta simsiyah açılan
Ve arkasından güneş doğmayan büyük kapıdan
Geçince başlayacak bitmeyen sükunlu gece
Guruba karşı bu son bahçelerde, keyfince
Ya şevk içinde harap ol, ya aşk içinde gönül
Ya lale açmalıdır göğsümüzde yahut gül
YAHYA KEMAL BEYATLI
Bu Gün Pazar
Bugün pazar.
Bugün beni ilk defa güneşe çıkardılar.
Ve ben ömrümde ilk defa gökyüzünün
bu kadar benden uzak
bu kadar mavi
bu kadar geniş olduğuna şaşarak
kımıldamadan durdum.
Sonra saygıyla toprağa oturdum,
dayadım sırtımı duvara.
Bu anda ne düşmek dalgalara,
bu anda ne kavga, ne hürriyet, ne karım.
Toprak, günes ve ben...
Bahtiyarım...
Nazım Hikmet Ran
kumralada
15-01-2005, 11:57
ELDE VAR HÜZÜN
Söyleşir
Evvelce biz bu tenhalarda
Ziyade gülüşürdük
Pır pır yaldızlanırdı kanatları kahkaha Kuşlarının
Ne meseller söylerdi mercan köz nargileler
Zamanlar değişti
Ayrılık girdi araya
Hicrana düştük bugün
Ah nerde gençliğimiz
Sahilde savruluşları başıboş dalgaların
Yeri göğü çınlatan tumturaklı gazeller
Elde var hüzün
O şehrâyin fakat çıkar mı akıldan
Çarkıfeleklerin renk renk geceye dağılması
Sırılsıklam âşık incesaz
Kadehlerin mehtaba kaldırılması
Adeta düğün
Hayat zamanda iz bırakmaz
Bir boşluğa düşersin bir boşluktan
Birikip yeniden sıçramak için
Elde var hüzün
ATTİLA İLHAN
ELVEDA EMİL
Elveda Emil, severdim seni
Elveda Emil, bilirsin, severdim seni
Aynı şarapların, aynı kızların, aynı hüzünlerin şarkısını söylerdik
Elveda Emil işte ölüyorum
Baharda ölmek zor bilirsin
Ama ruhum huzur içinde gidiyorum o çiçeklere
Çünkü sen madem beyaz ekmek gibi iyisin
Biliyorum ardımdan karımı kollarsın
Gülün, tepinin, eğlenin deliler gibi
Evet arzum budur, gülün, tepinin, eğlenin deliler gibi
Koyarlarken beni çukura
Elveda papaz efendi, severdim seni
Elveda papaz efendi, bilirsin severdim seni
Varsın, sen sancaktaydın, ben iskelede
Varsın, ayrı tutturmuştuk rotaları
Fakat aynı limanı arıyorduk sonuçta
Elveda papaz efendi, işte ölüyorum
Baharda ölmek zor bilirsin
Ama ruhum huzur içinde gidiyorum o çiçeklere
Çünkü madem sırdaşıydın karımın
Biliyorum ki ardımdan onu kollarsın
Gülün, tepinin, eğlenin deliler gibi
Evet arzum budur, gülün, tepinin, eğlenin deliler gibi
Koyarlarken beni çukura
Elveda Antuvan, sevmezdim seni
Elveda Antuvan, bilirsin, sevmezdim seni
Ve, geberiyorum diye bugün, acımdan geberiyorum
Çünkü sen oradasın, turp gibi
Hatta, can sıkıntısından bile gürbüz
Elveda Antuvan, işte ölüyorum
Baharda ölmek zor, bilirsin
Ama ruhum huzur içinde gidiyorum o çiçeklere
Çünkü madem dostuydun karımın
Biliyorum ki ardımdan onu kollayacaksın
Gülün, tepinin, eğlenin deliler gibi
Evet arzum budur, gülün, tepinin, eğlenin deliler gibi
Koyarlarken beni çukura
Elveda karıcığım, severdim seni
Elveda karıcığım, bilirsin, severdim seni
Ama işte öbür tarafa giden trene biniyorum
Senin treninden öncekine biniyorum
Ama hepimiz, hangi trene yetişirsek ona biniyoruz
Elveda karıcığım, işte ölüyorum
Baharda ölmek zor, bilirsin
Fakat o çiçeklere gözlerim kapalı gidiyorum, karıcığım
Çünkü madem öyle kapattım ki gözlerimi
Biliyorum ki ruhumu kollamakta kusur eylemeyeceksin
Gülün, tepinin, eğlenin deliler gibi
Evet arzum budur, gülün, tepinin, eğlenin deliler gibi
Koyarlarken beni çukura
Jacques Brel
Ölüm bu ara çok oldun sen
Ortalığı kırıp geçirdin
Dostlara taktın, gençlere taktın kancayı
Kendim için söylemiyorum, yanlış anlamıyorum bak!
Nasıl olsa benim miadım doldu
Ama sen de bokunu çıkarma işin!
Bir süre ara ver bu işgüzarlığa
Tek dur biraz!
Ne dersin tam maaşla emekliliğe?
İşsizlik sigortası da veriririm istersen...
Can Yücel
AŞK BİTTİ
aşk nasıl biterse öyle bitti bu aşk da
Uzun bir hastalık gibi
Aralıksız dinlediğim alaturka bir fasıl gibi
Gökyüzüne bakmayı, dostlara mektup yazmayı
Çiçekleri sulamayı unutmuşluğum gibi
Bitti.
Bir aşk nasıl biterse öyle bitti bu aşk da
Yürümeyi yeniden öğrenen felçli bir çocuk gibi
Sokağa çıkmalıyım şimdi ve çoktandır
İhmal ettiğim dostlara yeni bir adres bırakmalıyım
Pencereleri açmalı, kitapları düzenlemeliyim
Belki bir yağmur yağar akşama doğru
Yarıda bıraktığım şiirleri tamamlarım
Aşk da bitti diyordu ya bir şair
Aşk bitti işte tam da öyle
AHMET TELLİ
Muhasebe
Kazandıklarım bitti, yitirdiklerim kaldı
Söylediklerim gitti, dinlediklerim kaldı
Bir bilmek ülkesinin, düşün iline vardım
Öğrettiklerim gitti, öğrendiklerim kaldı
Ö.Asaf
Çırılçıplak
Küstahlığımı nezaketim götürdü
Sadece kendime bakakaldım.
Kararsızlık bir an sürdü
Gizlenen insanların ortasında ben kaldım,
Çırılçıplak
Selamımı tanıdıklar götürdü.
Saygı bekleyince alçaldım.
Kararsızlık bir an sürdü
Kendini beğenmişler ortasında ben kaldım,
Çırılçıplak.
Ağlamayı ölenler götürdü.
kendimi ölmez sanınca ufaldım,
kararsızlık bir an sürdü.
Ölülerle dirilerin arasında bir ben kaldım,
Çırılçıplak.
Sonsuzluğu ufuklar götürdü.
Yarattığım dünyaların içinde daraldım.
Kararsızlık bir an sürdü
Başlangıç ile bitiş ortasında ben kaldım,
Çırılçıplak.
Aydınlığı bulutlar götürdü,
Yıldızlara doğru yol aldım.
Kararsızlık bir an sürdü.
Varanlar ile duranlar arasında ben kaldım,
Çırılçıplak.
Ö.Asaf
Behey Kardaş
Be hey kardaş hakk'ı bulammı dersin,
Hakk'a yarar amel işlemeyince
Tarikat sırrına eremmi dersin,
Kamil mürşid sana söylemeyince.
Özenirsen kardaş, tevhide özen.
Tevhiddir nefsinin kal'asın bozan
Hiç kendi kendine kaynarmı kazan
Çevre yanın ateş eylemeyince.
Değme kişi gönül evin düzemez
Hakk'ın taktirini kimse bozamaz.
Tarikat ummandır dalıp yüzemez,
Aşkın deryasını boylamayınca.
Aşkım galip geldi yüreğim harlar
Aşık olan ar-ı namusu neyler
Behey yunus sana söyleme derler
Ya ben öleyimmi söylemeyince.
Yunus EMRE
Bir de şarkı sözü
İstanbul
Bir ortak geçmişimiz var, bir de hep açık yaralar.
Kendine hatırlattığın: fazla parlamış anılar!
Karşıma her yerde çıkan otuz yaş üstü adamlar,
"Hep seni sevmiştim" diyen, bir şeyler bekler bakışlar!
Yerçekimine yenik üstün, başın,
Bir de hep güzel tınlamış adın, adın!
Cebimde bir tek numaran kalmış artık,
Herkes için bir tadımlık!
Eğer "Sana ihtiyacım var" dersen; her an gelebilirim.
Kendinden bir vazgeçersen eğer; gerçekten sevebilirim.
Aşkımı gördüğün zaman, yenilmiş olman farketmez.
Kendini sevmezsen eğer; kimse gerçekten affetmez!
İstanbul seni hapsetmiş, eski bir banda kaydetmiş
Yüzlerce binlerce insan aman allah hep bu şarkıyı söylemiş
İstanbul seni kaybetmiş, ilaçlayıp berbat etmiş
Davul gibi gerilen birini aman allah kimbilir kimler inletmiş?
Pamela Spence - Şehir Rehberi Albümün'den Yazanın eline sağlık ama adını bulamadım.
Benim GÖKYÜZÜMSÜN
Benim EN SEVDİĞİM TEPESİN
Benim SICAK YATAĞIMSIN
Benim FIRTINADA SIĞINDIĞIM LİMANSIN
Benim EN DEĞERLİ ARMAĞANIMSIN
Benim EN DUYGUSAL ANIMSIN
Benim SONSUZA DEK EN YAKIN ARKADAŞIMSIN
Benim İLHAM KAYNAĞIMSIN
Benim KADERİMSİN
Benim PARILDAYAN IŞIĞIMSIN
Benim GECEM, GÜNDÜZÜMSÜN
Benim YÜREĞİMİN İLACISIN
Benim ÖFKEMİN GİDERİCİSİSİN
Benim AĞRI KESİCİMSİN
Benim BAHAR ATEŞİMSİN
Benim NADİR BULUNAN MÜCEVHERİMSİN
Benim DUALARIMIN YANITISIN
Benim KALBİMSİN, RUHUMSUN
Benim HAYATIMI HAYAT YAPANSIN
Benim MORALIMİ DÜZELTENSİN
Benim EN BÜYÜK ŞANSIMSIN
Benim SON DANSIMSIN
Benim EN İYİ VURUŞUMSUN
Benim ENERJİMSİN
Benim İŞTAH AÇICIMSIN
Benim SABAH GÜNEŞİMSİN
Benim AKSAM EĞLENCEMSİN
Benim DANS PARTNERİMSİN
Benim KALBİMİN BEKÇİSİSİN
Benim KAHKAHALARIMIN KAYNAĞISIN
Benim SONSUZUMSUN
Benim YANAN ATEŞİMSİN
Benim EN BÜYÜK ARZUMSUN
Benim RUHUMUN EŞİSİN
Benim İNANCIMSIN
Benim RÜYALARIMSIN
Benim HERKESTEN ÖNCE GELENİMSİN
Benim GÜVENCEMSİN
Benim SAĞDUYUMSUN
Ölene kadar SEBEBİMSİN
BELKİ, BİLMİYORSUNDUR..
kumralada
22-01-2005, 15:56
66. SONE
Vazgeçtim bu dünyadan tek ölüm paklar beni,
Değmez bu yangın yeri, avuç açmaya değmez.
Değil mi ki çiğnenmiş inancın en seçkini,
Değil mi ki yoksullar mutluluktan habersiz,
Değil mi ki ayaklar altında insan onuru,
O kızoğlan kız erdem dağlara kaldırılmış,
Ezilmiş, horgörülmüş el emeği, göz nuru,
Ödlekler geçmiş başa, derken mertlik bozulmuş,
Değil mi ki korkudan dili bağlı sanatın,
Değil mi ki çılgınlık sahip çıkmış düzene,
Doğruya doğru derken eğriye çıkmış adın,
Değil mi ki kötüler kadı olmuş Yemen' e
Vazgeçtim bu dünyadan, dünyamdan geçtim ama,
Seni yalnız komak var, o koyuyor adama.
William SHAKESPEARE
Çeviren : Can YÜCEL
turkishwarrior
24-01-2005, 20:45
Kimsesizlik
Yıllardır bir kıvılcım kapalı kında,
Kimsesizlik dört yanımda bir duvar gibi;
Mustaribim bu duvarın dış tarafında,
Şefkatına inandığım biri var gibi.
Sanıyorum saçlarımı okşuyor bir el,
Kıpırdamak istemiyor göz kapaklarım;
Yan odadan bir ince ses diyor gibi gel!
Ve hakikat bırakıyor hülyamı yarım.
Gözlerimde parıltısı bakır bir taşın,
Kulaklarım komşuların ayak sesinde;
Varsın yine bir yudum su veren olmasın,
Baş ucumda biri bana 'su yok' desin de!
turkishwarrior
24-01-2005, 20:48
Çırılçıplak
Küstahlığımı nezaketim götürdü
Sadece kendime bakakaldım.
Kararsızlık bir an sürdü
Gizlenen insanların ortasında ben kaldım,
Çırılçıplak
Selamımı tanıdıklar götürdü.
Saygı bekleyince alçaldım.
Kararsızlık bir an sürdü
Kendini beğenmişler ortasında ben kaldım,
Çırılçıplak.
Ağlamayı ölenler götürdü.
kendimi ölmez sanınca ufaldım,
kararsızlık bir an sürdü.
Ölülerle dirilerin arasında bir ben kaldım,
Çırılçıplak.
Sonsuzluğu ufuklar götürdü.
Yarattığım dünyaların içinde daraldım.
Kararsızlık bir an sürdü
Başlangıç ile bitiş ortasında ben kaldım,
Çırılçıplak.
Aydınlığı bulutlar götürdü,
Yıldızlara doğru yol aldım.
Kararsızlık bir an sürdü.
Varanlar ile duranlar arasında ben kaldım,
Çırılçıplak.
Her gün bir yerden göçmek ne iyi
Her gün bir yere konmak ne güzel
Bulanmadan, donmadan akmak ne hoş
Dünle beraber gitti cancağızım
Ne kadar söz varsa düne ait
Şimdi yeni şeyler söylemek lazım
Mevlana
Geri Gelen Mektup
Ruhun mu ateş, yoksa o gözler mi alevden?
Bilmem bu yanardağ ne biçim korla tutuştu?
Pevane olan kendini gizler mi hiç alevden?
Sen istedin ondan bu gönül zorla tutuştu.
Gün, senden ışık alsa da bir renge bürünse;
Ay, secde edip çehrene, yerlerde sürünse;
Herşey silinip kayboluyorken nazarımdan,
Yalnız o yeşil gözlerinin nuru görünse...
Ey sen ki kül ettin beni onmaz yakışınla,
Ey sen ki gönüller tutuşur her bakışınla!
Hançer gibi keskin ve çiçekler gibi ince
Çehren bana uğrunda ölüm hazzı verince
Gönlümdeki azgın devi rüzgarlara attım;
Gözlerle günah işlemenin zevkini tattım.
Gözler ki birer parçasıdır sende İlahın,
Gözler ki senin en katı zulmün ve silahın,
Vur şanlı silahınla gönül mülkü düzelsin;
Sen öldürüyorken de vururken de güzelsin!
Bir başka füsun fışkırıyor sanki yüzünden,
Bir yüz ki yapılmış dişi kaplanla hüzünden...
Hasret sana ey yirmi yılın taze baharı,
Vaslınla da dinmez yine bağrıdaki ağrı.
Dinmez! Gönülün, tapmanın, aşkın sesidir bu!
Dinmez! Ebedi özleyişin bestesidir bu!
Hasret çekerek uğruna ölmek de kolaydı,
Görmek seni ukbadan eğer mümkün olaydı.
Dünyayı boğup mahşere döndürse denizler,
Tek bendeki volkanları söndürse denizler!
Hala yaşıyor gizlenerek ruhuma 'Kaabil'
İmkanı bulunsaydı bütün ömre mukabil
Sırretmeye elden seni bir perde olurdum.
Toprak gibi her çiğnediğin yerde olurdum.
Mehtaplı yüzün Tanrı'yı kıskandırıyordur.
En hisli şiirden de örülmez bu güzellik.
Yaklaşması güç, senden uzaklaşması zordur;
Kalbin işidir, gözle görülmez bu güzellik... Necip Fazıl KISAKÜREK
BEKLEYENLER İÇİN
Bir ayak sesi duymayayım
Kapıya koşuyorum
Gelen sen misin diye Bir sarı saç görmeyeyim Yüreğim burkuluyor
Ağlamaklı oluyorum. Her şey bana seni hatırlatıyor Gökyüzüne baksam
Gözlerinin binlercesini görürüm Bir rüzgar değse yüzüme Ellerini düşünmeden edemem Yaktığım bütün sigaraların dumanları sana benzer
Tadı senden gelir
Yediğim yemişlerin İçtiğim içkilerin
Ve içimdeki bu dayanılmaz sıkıntı Bu emsalsiz hüzün
Seni beklediğim içindir.
Resmine bakamaz oldum
Uykulardan korkuyorum artık Utanıyorum odamdaki bütün eşyalardan Şu sedir hala gelip oturmanı bekliyor Şu ayna karşısında güzelliğini seyretmeni Şu kadeh dudaklarına değebilmek için duruyor masada.
Ve şu saat geldiğin anda
Durabilir sevincinden Zaman çıldırabilir Çünkü benim dünyamda Ölümsüzlük, seni sevmek demektir.
Bir çocuk doğmayı bekler
Bir ağır hasta ölmeyi
Bitkiler yağmur ve güneşi bekler Yalnız bir kadın sevilmeyi Ve düşün ki bir adam İçinde bütün bekleyenlerin korkusu ve ümidi
Seni bekler
Asılmayı bekleyen bir idam mahkumu gibi.
Sen gelinceye kadar
Pencerem kapalı duracak Rüzgar gelmesin diye Artık perdeleri açmayacağım Gün ışığı girmesin diye Sonra kahrolacağım
Bu karanlıkta, bu derin yalnızlıkta Ve günlerce gecelerce haykıracağım Nerdesin diye, nerdesin diye,
Bir gün bu kapıdan sen gireceksin Biliyorum
Ergeç bu bekleyişin bir sonu gelecek Yıllarca sonra Öldüğüm gün bile gelsen Bütün bu bekleyişlerimi ve öldüğümü unutup Çocuklar gibi sevineceğim Kalkıp sarılacağım ellerine Uzun uzun ağlayacağım.
Ümit Yaşar Oğuzcan
uğurlar olsun.....ali çınar
bir pazar sabahıydı
ankara kar altında
zemheri ayazıydı
yaz güneşi koynunda
ucuz can pazarıydı
kalemim düştü kana
zalımlar pusudaydı
bedenim paramparça
ucuz can pazarıydı
kalemim düştü kana
uğurlar olsun, uğurlar olsun
hüzünlü bulutlar yoldaşın olsun
bir keskin kalem, bir kırık gözlük
yürekli yiğitlere hatıran olsun
çevirdim anahtarı
apansız bir ölüme
şarapnel parçaları
saplandı ciğerime
ucuz can pazarıydı
kan doldu gözlerime
isimsiz korkuları katmadım yüreğime
bembeyaz doğruları yaşadım ölümüne
uğurlar olsun, uğurlar olsun
hüzünlü bulutlar yoldaşın olsun
bir keskin kalem, bir kırık gözlük
yürekli yiğitlere hatıran olsun
İğneli
ANAM BABAMA AŞIK OLMUŞ,
BABAM DA ANAMA.
GEZELİM BU ÇARŞAMBA DEMİŞ BABAM.
SUR-DİŞLİ ANAM, ÖYLE ŞIK BİR FİSTANI YOK,
ABLASININ NİŞANLIĞINI İSTEMİŞ ÖDÜNÇ,
TEYZEM DAHA TOPLU, OTURMAMIŞ ÜSTÜNE ENTARİ,
TEYELLE, İĞNEYLE AYARLAMIŞLAR ÜSTÜNE
ANAMIN.
BABAM, KAVİLLERİ ÜZRE, GELİP TOPKAPI DIŞINDAKİ EVLERİNE,
ANAMI ALIP, KAÇBİR TIRAMVAYLAN AKTARMA,
BEBEĞE GÖTÜRMÜŞ O AFRODİT'İ
BEBEK SIRTLARINA ÇIKMIŞLAR.
BABAM OTURTMUŞ ANAMI ÇAYIRA,
DENİZİ GÖSTERMİŞ,
İYİ ŞEYLERDEN SÖZ ETMİŞLER,
DERKEN ÖPECEK OLMUŞ ANAMI,
ANAM ÇOKTAN RAZI.
BABAM EL ATINCA ORASINA, BURASINA,
FİSTANDAKİ İĞNELER BATMAZ MI ELİNE!
AY! DEMİŞ BAĞIRMIŞ BABAM...
O GÜN, O ÇAYIRDA, O AN
DÜŞTÜĞÜM İÇİN BEN ANAMIN İMGELEMİNE,
YAŞAMDA DA, ŞİİRDE DE
BÖYLE İĞNELİ KONUŞMAKLIĞIM.
Can Yücel
Uğur'a Ağıt Değil Övgü......Ataol Behramoğlu
Günümüzde insan olmanın
Çok ağır bedeli var
Ya parçası olacaksın alçaklığın
Ya seni parçalarlar
Oysa insan olmak
Çoğalabilmektir başkalarıyla
İnsansın , birinin canı yanarken
Seninde canın yanıyorsa
Bir bombayla canına kıyılan
Çoğalmasını bilen biriydi
Daha az Uğur Mumcu'yduk dün
Daha çok Uğur Mumcu'yuz şimdi
Sesleniş
Dağ gibi karayağız birer delikanlıydık. Babamız,
sırtında yük taşıyarak getirirdi aşımızı, ekmeğimizi.
Arabalar şırıl şırıl ışıklarıyla caddelerden geçerken
bizler bir mum ışığında bitirdik kitaplarımızı.
Kendimiz gibi yaşayan binlerce yoksulun yüreğini
yüreğimizde yaşayarak katıldık o büyük kavgaya.
Ecelsiz öldürüldük. Dövüldük, vurulduk, asıldık.
Vurulduk ey halkım, unutma bizi...
Yoksulluğun bükemediği bileklerimize çelik kelepçeler
takıldı. İşkence hücrelerinde sabahladık kaç kez.
İsteseydik, diplomalarımızı, mor binlikler getiren
birer senet gibi kullanırdık. Mimardık, mühendistik,
doktorduk, avukattık. Yazlık kışlık katlarımız,
arabalarımız olurdu. Yüreğimiz, işçiyle birlikte attı.
Yaşamımızın en güzel yıllarını birer taze çiçek gibi
verdik topluma. Bizleri yok etmek istediler hep.
Öldürüldük ey halkım, unutma bizi...
Fidan gibi genç kızlardık. Hayat, şakırdayan bir
şelale gibi akardı gözbebeklerimizden. Yirmi yaşında,
yirmi bir yaşında, yirmi iki yaşında, işkencecilerin
acımasız ellerine terk edildik. Direndik küçücük
yüreğimizle, direndik genç kızlık gururumuzla.
Tükürülesi suratlarına karşı bahar çiçekleri gibi,
taptaze inançlarımızı fırlattık boş birer eldiven
gibi. Utanmadılar insanlıklarından, utanmadılar
erkekliklerinden.
Hücrelere atıldık ey halkım, unutma bizi...
Ölümcül hastaydık. Bağırsaklarımız düğümlenmişti.
Hipokrat yemini etmiş doktor kimlikli işkencecilerin
elinde öldürüldük acınmaksızın. Gelinliklerimizin
ütüsü bozulmamıştı daha. Cezaevlerine kilitlenmiş
kocalarımızın taptaze duygularına, birer mezar taşı
gibi savrulduk. Vicdan sustu. Hukuk sustu. İnsanlık
sustu.
Göz göre göre öldürüldük ey halkım, unutma bizi...
Kanserdik. Ölüm, her gün bir sinsi yılan gibi
dolaşıyordu derilerimizde. Uydurma davalarla
kapattılar hücrelere. Hastaydık. Yurtdışına gitseydik
kurtulurduk belki. Bir buçuk yaşımızdaki kızlarımızı
öksüz bırakmazdık. Önce, kolumuzu, omuz başından
keserek, yurtseverlik borcumuzun diyeti olarak
fırlattık attık önlerine. Sonra da, otuz iki yaşında
bırakıp gittik bu dünyayı, ecelsiz.
Öldürüldük ey halkım, unutma bizi...
Giresun’daki yoksul köylüler, sizin için öldük.
Ege’deki tütün işçileri, sizin için öldük. Doğu’daki
topraksız köylüler, sizin için öldük. İstanbul’daki,
Ankara’daki işçiler, sizin için öldük. Adana’da,
paramparça elleriyle ak pamuk toplayan işçiler, sizin
için öldük.
Vurulduk, asıldık, öldürüldük ey halkım, unutma
bizi...
Bağımsızlık, Mustafa Kemal’den armağandı bize.
Emperyalizmin ahtapot kollarına teslim edilen
ülkemizin bağımsızlığı için kan döktük sokaklara.
Mezar taşlarımıza basa basa, devleti yönetenler, gizli
emirlerle başlarımızı ezmek, kanlarımızı emmek
istediler. Amerikan üsleri kaldırılsın, dedik, sokak
ortasında sorgusuz sualsiz vurdular.
Yirmi iki yaşlarındaydık öldürüldüğümüzde ey halkım,
unutma bizi...
Yabancı petrol şirketlerine karşı devletimizi
savunduk; komünist dediler. Ülkemiz bağımsız değil
dedik; kelepçeyle geldiler üstümüze. Kurtuluş
Savaşı’nda emperyalizme karşı dalgalandırdığımız
bayrağımızı daha da dik tutabilmekti bütün çabamız.
Bir kez dinlemediler bizi. Bir kez anlamak
istemediler.
Vurulduk ey halkım, unutma bizi...
Henüz çocukluğumuzu bile yaşamamıştık. Bir kadın eline
değmemişti ellerimiz. Bir sevgiliden mektup bile
almamıştık daha. Bir gece sabaha karşı, pranga
vurulmuş ellerimiz ve ayaklarımızla çıkarıldık idam
sehpalarına. Herkes tanıktır ki korkmadık. İçimiz
titremedi hiç. Mezar toprağı gibi taptaze, mezar taşı
gibi dimdik boynumuzu uzattık yağlı kementlere.
Asıldık ey halkım, unutma bizi...
Bizi öldürenler, bizi asanlar, bizi sokak ortasında
vuranlar, ağabeyimiz, babamız yaşlarındaydılar. Ya bu
düzenin kirli çarklarına ortak olmuşlardı ya da
susmuşlardı bütün olup bitenlere. Öfkelerini bir gün
bile, karşısındakilere bağırmamış insanların gözleri
önünde, öldürüldük. Hukuk adına, özgürlük adına,
demokrasi adına, Batı uygarlığı adına, bizleri, bir
şafak vakti ipe çektiler.
Korkmadan öldük ey halkım, unutma bizi...
Bir gün mezarlarımızda güller açacak ey halkım, unutma
bizi...
Bir gün sesimiz hepinizin kulaklarında yankılanacak ey
halkım, unutma bizi.
Özgürlüğe adanmış bir top çiçek gibiyiz şimdi, hep
birlikteyiz ey halkım, unutma bizi, unutma bizi,
unutma bizi...
Uğur Mumcu .... Şair
Sesleniş
Dağ gibi karayağız birer delikanlıydık. Babamız,
sırtında yük taşıyarak getirirdi aşımızı, ekmeğimizi.
Arabalar şırıl şırıl ışıklarıylan caddelerden geçerken
bizler bir mum ışığında bitirdik kitaplarımızı.
Kendimiz gibi yaşayan binlerce yoksulun yüreğini yüreğimizde
yaşayarak katıldık o büyük kavgaya. Ecelsiz
öldürüldük. Dövüldük, vurulduk, asıldık.
Vurulduk ey halkım, unutma bizi...
Yoksulluğun bükemediği bileklerimize çelik kelepçeler
takıldı. İşkence hücrelerinde sabahladık kaç kez.
İsteseydik, diplomalarımızı, mor binlikler getiren birer
senet gibi kullanırdık. Mimardık, mühendistik,
doktorduk, avukattık. Yazlık kışlık katlarımız,
arabalarımız olurdu. Yüreğimiz, işçiyle birlikte attı.
Yaşamımızın en güzel yıllarını birer taze çiçek gibi
verdik topluma. Bizleri yok etmek istediler hep.
Öldürüldük ey halkım, unutma bizi...
Fidan gibi genç kızlardık. Hayat, şakırdayan bir şelale
gibi akardı gözbebeklerimizden. Yirmi yaşında, yirmi
bir yaşında, yirmi iki yaşında, işkencecilerin acımasız
ellerine terk edildik. Direndik küçücük yüreğimizle,
direndik genç kızlık gururumuzla. Tükürülesi
suratlarına karşı bahar çiçekleri gibi, taptaze
inançlarımızı fırlattık boş birer eldiven gibi.
Utanmadılar insanlıklarından, utanmadılar
erkekliklerinden.
Hücrelere atıldık ey halkım, unutma bizi...
Ölümcül hastaydık. Bağırsaklarımız düğümlenmişti.
Hipokrat yemini etmiş doktor kimlikli işkencecilerin
elinde öldürüldük acınmaksızın. Gelinliklerimizin ütüsü
bozulmamıştı daha. Cezaevlerine kilitlenmiş
kocalarımızın taptaze duygularına, birer mezar taşı
gibi savrulduk. Vicdan sustu. Hukuk sustu. İnsanlık
sustu.
Göz göre göre öldürüldük ey halkım, unutma bizi...
Kanserdik. Ölüm, her gün bir sinsi yılan gibi
dolaşıyordu derilerimizde. Uydurma davalarla
kapattılar hücrelere. Hastaydık. Yurtdışına gitseydik
kurtulurduk belki. Bir buçuk yaşımızdaki kızlarımızı
öksüz bırakmazdık. Önce, kolumuzu, omuz başından
keserek, yurtseverlik borcumuzun diyeti olarak
fırlattık attık önlerine. Sonra da, otuz iki yaşında bırakıp
gittik bu dünyayı, ecelsiz.
Öldürüldük ey halkım, unutma bizi...
Giresun’daki yoksul köylüler, sizin için öldük. Ege’deki
tütün işçileri, sizin için öldük. Doğu’daki topraksız
köylüler, sizin için öldük. İstanbul’daki,
Ankara’daki işçiler, sizin için öldük. Adana’da,
paramparça elleriyle ak pamuk toplayan işçiler, sizin
için öldük.
Vurulduk, asıldık, öldürüldük ey halkım, unutma bizi...
Bağımsızlık, Mustafa Kemal’den armağandı bize.
Emperyalizmin ahtapot kollarına teslim edilen
ülkemizin bağımsızlığı için kan döktük sokaklara.
Mezar taşlarımıza basa basa, devleti yönetenler, gizli
emirlerle başlarımızı ezmek, kanlarımızı emmek
istediler. Amerikan üsleri kaldırılsın, dedik,
sokak ortasında sorgusuz sualsiz vurdular.
Yirmi iki yaşlarındaydık öldürüldüğümüzde ey halkım,
unutma bizi...
Yabancı petrol şirketlerine karşı devletimizi savunduk;
komünist dediler. Ülkemiz bağımsız değil
dedik; kelepçeyle geldiler üstümüze. Kurtuluş
Savaşı’nda emperyalizme karşı dalgalandırdığımız
bayrağımızı daha da dik tutabilmekti bütün çabamız.
Bir kez dinlemediler bizi. Bir kez anlamak
istemediler.
Vurulduk ey halkım, unutma bizi...
Henüz çocukluğumuzu bile yaşamamıştık. Bir kadın
eline değmemişti ellerimiz. Bir sevgiliden mektup bile
almamıştık daha. Bir gece sabaha karşı, pranga
vurulmuş ellerimiz ve ayaklarımızla çıkarıldık idam
sehpalarına. Herkes tanıktır ki korkmadık. İçimiz
titremedi hiç. Mezar toprağı gibi taptaze, mezar taşı
gibi dimdik boynumuzu uzattık yağlı kementlere.
Asıldık ey halkım, unutma bizi...
Bizi öldürenler, bizi asanlar, bizi sokak ortasında
vuranlar, ağabeyimiz, babamız yaşlarındaydılar. Ya
bu düzenin kirli çarklarına ortak olmuşlardı ya da
susmuşlardı bütün olup bitenlere. Öfkelerini bir gün
bile, karşısındakilere bağırmamış insanların gözleri
önünde, öldürüldük. Hukuk adına, özgürlük adına,
demokrasi adına, Batı uygarlığı adına, bizleri, bir
şafak vakti ipe çektiler.
Korkmadan öldük ey halkım, unutma bizi...
Bir gün mezarlarımızda güller açacak ey halkım,
unutma bizi..
Bir gün sesimiz hepinizin kulaklarında yankılanacak ey
halkım, unutma bizi.
Özgürlüğe adanmış bir top çiçek gibiyiz şimdi, hep
birlikteyiz ey halkım, unutma bizi, unutma bizi,
unutma bizi..
Sevgili Phoenixborn,
Dostum,
ben şiiri yazana kadar sen göndermişsin.
Teşekkürler.
Sanma sahim herkesi sen sadıkane yar olur,
Herkesi sen dostmu sandın belki ol ağyar olur,
Sadıkane belki ol cihanda dildar olur,
Yar olur, ağyar olur, dildar olur, serdar olur. Fatih Sultan Mehmet
kumralada
25-01-2005, 11:07
BİR AYRILIK GÜNÜNDE
Ne gariptir şu ayrılık günleri
Bir dosttan da, düşmandan da ayrılsan
Nedense bir tuhaf oluyor insan
Derin bir sızı giriyor içeri
Son bir defa bakarken caddelere
Dükkanlara, evlere, kahvelere
Hatıra yüklü kervanlar geçiyor
Dolu dolu gözlerinin önünden
Bu son yadigar mı bir ayrılık gününden
Ne unutulmaz zamanlar geçiyor
Ağır ağır biz farkında değilken
Gökler masmavi, yaprak yemyeşilken
Sen istediğin kadar unutulmaz de
Bu son dakika, bu vakitsiz yağmur
Unutulur, azizim unutulur
Başka ne yapılır böyle bir günde
Kapanan bavul, çivilenen sandık
Ve sonra kuru bir 'Allaha ısmarladık!'
ÜMİT YAŞAR OĞUZCAN
Bellum Omnium Cantra Omnes
"İnsan insanın
Kurdudur" diyor
Bir düşünür
Ve ekliyor:
"Bellum omnium cantra omnes"
Yani
Yatkındır savaşa
Birbiriyle herkes...
Şu sonuç çıkar
Bu saptamadan:
Doğası gereği
Savaşçıdır insan...
Doğruluk payı
Var mı bu görüşte?
Yanlışlık var mı?
Varsa nerde?...
İnsan insanın
Kurduydu belki
Gerçek kurttan
Yokken farkı...
Onu kurttan
Ayıran özellik
Akıl olmalı
Ve üretkenlik
Ürününü
Emeğinin
Alırsan, sevinçle
Dolar yüreğin
Ve hele ortak bir
Yaratıysa bu
Daha da büyür
Mutluluğu
Oturursun
Aynı sofraya
Emektaş olmanın
Mutluluğuyla
Şimdi sormak
Gerekir yeniden
İnsan insanın kurdu mu gerçekten?
İnsan insanın
Kurduydu belki
Gerçekten kurttan
Yokken farkı
Ama gelişen
Bir şey var onda
Sevgiye, iyiye
Doğruluğa
Yaratırken
Emeğiyle
Yaratır çünkü
Kendini de...
Soruyu yeniden
Ve şöyle sormalı:
Sevgiye, iyiye
Barışa kim karşı?
Emeğinin
Hakkını alan
Ne çıkar umar
Savaştan?
Dünyayı ortakça
Kardeşçe üreten
Ne yarar umar
Kötülükten?
Şimdi değiştirip
Bu kavramları
Yeniden ve şöyle
Söylemek olası:
Emekçi insan var, barıştan yana
Dünyayı kardeşçe yaratan, üreten..
Ve kurtlar - savaşta çıkarları...
Vurarak, kırarak, ezerek sömüren...
Ataol Behramoğlu
Gözlerin Kal Diyor
Buna nasıl ayrılık bu nasıl veda
Gözlerin kal diyor dudakların git
Bakışın anahtar gözlerin kilit
Ellerin aç diyor dudakların git
Ayrılık dönüşü olmayan nehir
Yalnızlık yıkılmış bomboş bir şehir
Kaç sevda kül oldu böyle kimbilir
Gözyaşın kal diyor dudakların git.
Gidersem bir daha dönmeyeceğim
Kalırsam kalbime yenileceğim
Çözemedim seni delireceğim
Gözlerin kal diyor dudakların git
Duvardan insin mi resimlerimiz
Yabancı olsun mu isimlerimiz
Ya o deli dolu gecelerimiz
Anılar kal diyor dudakların git
Bu roman da biter belki birazdan
Ne aşklar yıkıldı gururdan nazdan
Ağlıyor besteler yine hicazdan
Şarkılar kal diyor dudaklar git
Şair: Ahmet Selcuk Ilkan
Ziyan Ömrüm
Ah bu benim ziyan ömrüm
Boşa gelip boşa gider
Garip gönlüm dertli başım
Taşa geldi taşa gider
Yaşanır mı böyle yarım
Sende kaldı öbür yarım
Sayende bak gözpınarım
Yaşa geldi yaşa gider
Dertler çektim dizi dizi
Sırtımda hep bıçak izi
Kader vurdu ikimizi
Tuşa geldik tuşa gider
Senle olmak bir hayalmiş
Yalan dünya kime kalmış
Meğer sevdan bir masalmış
Düşe geldi düşe gider
Sen hayata ben meçhule
Sana huzur bana çile
Talih bile sana böyle
Koşa geldi koşa gider
Sen yoksun ya can uykusuz
Yaşıyorum sana susuz
Sen gideli bende temmuz
Kışa geldi kışa gider
Ahmet Selçuk İlkan
Zulmü Alkışlayamam
Zulmü alkışlayamam, zâlimi asla sevemem;
Gelenin keyfi için geçmişe kalkıp sövemem.
Biri ecdâdıma saldırdı mı, hattâ boğarım!..
- Boğamazsın ki!
- Hiç olmazsa yanımdan koğarım.
Üç buçuk soysuzun ardında zağarlık yapamam;
Hele hak nâmına haksızlığa ölsem tapamam.
Doğduğumdan beridir âşıkım istiklâle,
Bana hiç tasmalık etmiş değil altın lâle!
Yumuşak başlı isem, kim dedi uysal koyunum?
Kesilir belki, fakat çekmeye gelmez boyunum!
Kanayan bir yara gördüm mü yanar tâ ciğerim,
Onu dindirmek için kamçı yerim, çifte yerim!
Adam aldırma da geç git, diyemem aldırırım.
Çiğnerim, çiğnenirim, hakkı tutar kaldırırım!
Zalimin hasmıyım amma severim mazlumu...
İrticâın şu sizin lehçede ma'nâsı bu mu?
Şair: Mehmet Akif Ersoy
Zindandan Mehmed'e Mektup
Zindanda iki hece.Mehmed'im lafta!
Baba katiliyle baban bir safta!
Bir de geri adam,boynunda yafta...
Halimi düşünüp yanma Mehmed'im!
Kavuşmak mı?..Belki ..Daha ölmedim!
Avlu... Bir uzun yol... Tuğla döşeli,
Kırmızı tuğlalar altı köşeli.
Bu yol da tutuktur hapse düşeli...
Git ve gel... Yüz adım...Bin yıllık konak
Ne ayak dayanır buna, ne tırnak!
Bir alem ki, gökler boru içinde.
Akıl almazların zoru içinde
Üstüste sorular soru içinde.
Düşün mü, konuş mu, sus mu, unut mu?
Buradan insan mı çıkar, tabut mu?
Bir idamlık Ali vardı, asıldı
Kaydını düştüler, mühür basıldı.
Geçti gitti, birkaç günlük fasıldı
Ondan kalan, boynu bükük ve sefil;
Bahçeye diktiği üç beş karanfil...
Müdür bey dert dinler, bugün"maruzat"!
Çatık kaş...Hükümet dedikleri zat...
Beni Allah tutmuş kim eder azat?
Anlamaz; yazsız, pulsuz dilekçem...
Anlamaz!ruhuma geçti bilekçem!
Saat beş dedi mi, bir yırtıcı zil
Sayım var, maltada hizaya dizil!
Tek yekün içinde yazıl ve çizil!
İnsanlar zindanda birer kemmiyet;
Urbalarla kemik, mintanlarla et.
Somurtuş ki bıçak, nara ki tokat;
Zift dolu gözlerde karanlık kat kat...
Yalnız seccademin yönünde şefkat
Beni kimsecikler okşamaz madem
Öp beni alnımdan, sen seccadem!
Çaycı getir ilaç kokulu çaydan!
Dakika düşelim, senelik paydan!
Zindanda dakika farksız aydan
Karıştır çayını zaman erisin
Köpük köpük, duman duman erisin!
Peykeler, duvara mıhlı peykeler
Duvarda, başlardan yağlı lekeler
Gömülmüş duvara, baş baş gölgeler...
Duvar, katil duvar yolumu biçtin
Kanla dolu sünger... Beynimi içtin
Sükut...Kıvrım kıvrım uzaklık uzar
Tek nokta seçemez dünyada nazar
Yerinde mi acep, ölü ve mezar?
Yeryüzü boşaldı habersiz miyiz?
Güneşe göç var da, kalan biz miyiz?
Ses demir, su demir ve ekmek demir...
İstersen demirde muhali kemir.
Ne gelir ki elden, kader bu, emir...
Garip pencerecik, küçük daracık;
Dünyaya kapalı, Allah'a açık
Dua, dua eller karıncalanmış;
Yıldızlar avuçta, gök parçalanmış
Gözyaşı bir tarla, hep yoncalanmış
Bir soluk, bir tütsü, bir uçan buğu
İplik ki incecik, örer boşluğu
Ana rahmi zahir, şu bizim koğuş
Karanlığında nur, yeniden doğuş....
Sesler duymaktayım; Davran ve boğuş!
Sen bir devsin, yükü ağırdır devin!
Kalk ayağa, dimdik doğrul ve sevin!
Mehmed'im, sevinin, başlar yüksekte!
Ölsek de sevinin, eve dönsek de!
Sanma bu tekerlek kalır tümsekte!
Yarın elbet bizim, elbet bizimdir!
Gün doğmuş, gün batmış, ebed bizimdir
Şair: necip fazıl kısakürek
Ya Seninle Ya Sensiz
Ya hep ya hiç sevgilim
Ya seninle ya sensiz
Olamaz başka biri
Ya seninle ya sensiz!
İstersen al at beni
İstersen yarat beni
Dağ gibi deniz gibi
Ya seninle ya sensiz!
Olmasa da sevenim
Ağlayanım gülenim
İlk sözüm son yeminim
Ya seninle ya sensiz!
İstersen sevme beni
İstersen bekle beni
Taş gibi toprak gibi
Ya seninle ya sensiz!
Yalnız bir mevsim değil
Yalnız bir bahar değil
Her zaman her yerde bil
Ya seninle ya sensiz!
İstersen öldür beni
İstersen güldür beni
Gün gibi güneş gibi
Ya seninle ya sensiz!..
Ahmet Selçuk İlkan
2=1
Kim o, deme boşuna...
Benim, ben.
Öyle bir ben ki gelen kapına;
Başdan başa sen.
Ö. Asaf
Bir ömür boyu
Çekersin aşk-ı sevda'dan
Yanarsın bir yaşam boyu
Yazarsın destan destan
Uzaktan yakından
İçinden dışından
Gelir
Bir bakışta okurlar
Sağolsunlar
Ö. Asaf
Düzenli Dünya
Bayılırım şu düzenli dünyaya
Kışı yazı
Baharı güzü
Gecesi gündüzü sırayla.
Ağaçların kökü içerde
Bütün ağaçların kökü içerde
Dalların başı yukarda
İnsanların aklı başında
Bütün insanların aklı başında
Beş parmak yerli yerinde
Baş işaret orta yüzük serçe.
Diyelim kalksa da serçe
Orta parmağa doğru yürüse
Ne haddine!
Yahut akasyanın biri
Başını toprağa daldırdığı gibi
Bir gezintiye çıksa
Merhaba kestane, merhaba çam
Selamün aleyküm, aleyküm selam
Kimsin nesin nerelisin derken
Laf açılır mı bizim akasyanın kökünden
Bir uğultudur başlar rüzgarda
Kökü dışarda, kökü dışarda...
Yahut ne olur koca bir dağ
Baş aşağı gelsin...
Aman Allah göstermesin.
Bayılırım şu düzenli dünyaya
Altta ölüler
Üstte diriler
Gel keyfim gel!
Melih Cevdet Anday
Ay Gülüm
Kapımızda nöbet tutuyor ölüm
Diyecektim ki gülüm;
Mevsim hazan mevsimi, mevsim gözyaşı mevsimi... Mevsim ayrılık mevsimi. Tarifsiz bir hüznün
sarmalındayız. Anlatılması zor, ifadesi güç. Fikirler tel tel, şehra şehra düşünceler, duygular buruk buruk....
Bir yanı bahardır kıyılarımızın bir yanı cehennem.
Durmadan gözyaşı dökülüyor yüreğimizin üstüne. Acıdan, ayrılıktan haritalar ekleniyor alnımızın çizgilerine...
Sararan yapraklar tutunamıyor artık dallarda gülüm! Rüzgar estikçe savrulup gidiyor her biri bir yana. Katar katar turnalar göçüp gidiyor üstümüzden...
Diyecektim ki gülüm;
mevsim hazan mevsimi, mevsim hüzün mevsimi, har düşmüş bağlara, bahçelere. Yapraklar üşüyor, yapraklar düşüyor dalından. Turna göçü gibi yapraklarında göçü başladı gülüm!...
Diyecektim ki gülüm;
mevsim hazan mevsimi, mevsim kıran mevsimi. Her taraf ölümlerle acılarla dolu. Kan gölüne döndü dünya. Dört bir tarafta barut kokuları geliyor. Her tarafta savaş, kan gözyaşı var. Her tarafta bir kaos sürüyor... Bu yüzden karalar giydik gülüm!. Utandık insanlığımızdan!.
Bacakları kopan çocukların feryatları doluyor yüreklerimize. Çığlıkları, çocukları ölen anaların. Hiç bu kadar sahipsiz, hiç bu kadar umutsuz, bu kadar çaresiz kalmamıştı yüreğimiz.
Gerçeklerle hayallerin karıştığı, rüyalar şehri İstanbul’da bombalar patlıyor durmadan.
Özlemler, hayaller ıstırap veriyor artık... Her ah! çekişte içimiz titriyor... Derin bir ah gibi sızlıyor yüreğimiz... Yüreğimiz parça.parça..
Güvercinlerin öldürüldüğü, defnelerin sessizce ağladığı günlerdeyiz gülüm!...
Diyecektim ki gülüm;
Çiçektir çocuklar: Bakım ister, özen, özveri, güven ve sabır ister, açmak için çiçeklerini bahara... Hepsinden önemlisi şefkat, sabır ve sevgi ister... Sulanmak ister sevgi pınarlarıyla ...
Tomurcuk tomurcuk açmak için dünyaya çiçeklerini ... Sevgisizlikle solmamak için yaprak yaprak ...
Diyecektim ki gülüm;
Bahçedir çocuklar:. Tohumdur ekilir, sürer filiz filiz.. Umudu besler bağrında. Emek ister,
bakım ister... Büyür, olgunlaşır , sevgi meyvesi verir; sevinçle koklar ve tadarsın. Karşılık
beklenmez, verdiğini alırsın...
Diyecektim ki gülüm;
Yüreklerimizi yıllardır sıcak ve hillesiz bir sevgiye kilitleyip, umutla ,özlemle geleceğe dair
apak düşler kurduk. Güneşli, aydınlık, güzel günlerin özlemini çektik. Belki biraz yorgun, belki
durgun, ama yine de umutlu, yine de mutlu, sevgiyi işleyip mavilere, bütün yollara, dallara,
dağlara gül yazdık.
Sevgiyi, umudu, güveni, dostluğu, barışı, özgürlüğü, mutluluğu ve bunların getireceği
güzellikleri bekledik ölümüne...
Diyecektim ki gülüm;
Geleceksin diye bütün yollara gül döktük. Güvercinler uçurduk mavilere.
Sevgiyi,dostluğu, barışı, baharı, sevinci getireceksin diye dağlara, ovalara, denizlere . Bunca
çirkinliklerin içinde güzelliği, saflığı, temizliği getireceksin diye kirlenmiş hayatımıza,
yıldızlara haber saldık ...
Diyecektim ki gülüm;
Yaşamak güzel... Yaşamak bir çiçek gibi, dört mevsim güzel kokular saçıyor üzerimize... Sevgiyle
bakıyor herkes biribirine, sevgiyle sarılıyor... Kinler, düşmanlıklar, kötülükler Kaf Dağı’nın
ötesine sürülmüş...
Diyecektim ki gülüm; Gel!
Yorulduk yollarına gül döküp beklemekten. Ey ömrümüzün taze gülü, ey gözleri öksüzümüz, her
hazan bir gül getirip yüreğimize bırak ki, sevdamızın ateşiyle yakalım saçlarını yeryüzünün...
Diyecektim ki gülüm;
Herşeye rağmen yüreğinde bin umut taşıyor çocuklar gelecek baharlara...
Dünyanın dört bir tarafında barış ve umut şarkıları söylüyor... Özgürlük ve mutluluk şarkıları
söylüyor çocuklar, diyecektim...
Ama diyemedim, diyemedik gülüm!...
Kapımızda nöbet tutuyor ölüm...
Nuri CAN
yozgatlı
28-01-2005, 01:41
http://www.heathersanimations.com/dance2/dancer071.gif
Bana bu dansı lütfeder misin?
Dünyama gelip de hemencecik gidişinin üzerinden aylar geçti.
Sen belki çoktan unuttun beni ama
ben seni hep sevdim,
Hem de ilk günkü gibi.
Geceler boyu, yalnızlıkla dans ettim.
Tıpkı seninle olduğu gibi.
Ama artık yalnızlıkla dans bitti.
Geceleri paylaştığım biri var, aynı senin gibi.
Sanki sen geri gelmişsin hayatıma.
Oysa hayatıma gelen, bırakıp da giden değil.
Ben her ne kadar ikisine de 'sen' desem de...
Bu seni çok sevdim ben.
Simdi seninle dans etmek istiyorum.
Öteki seni istemiyorum.
Hani bırakıp da giden seni...
Görüyorum ki, zorluklara, sorunlara, acılara rağmen
dans etmeyi oğrenmişsin.
Bana bu dansı lütfeder misin?
preatoria
28-01-2005, 10:11
dön artık
kokun hala burdayken
ellerinin sıcaklığı yanaklarımda
gözlerimde gözlerinin umudu varken
YERÇEKİMLİ KARANFİL
Biliyor musun az az yaşıyorsun içimde
Oysaki seninle güzel olmak var
Örneğin rakı içiyoruz,içimize bir karanfil düşüyor gibi
Bir ağaç işliyor tıkır tıkır yanımızda
Midemdi aklımdı şu kadarcık kalıyor
Sen o karanfile eğilimlisin, alıp sana veriyorum işte
Sen de bir başkasına veriyorsun daha güzel
O başkası yok mu bir yanındakine veriyor
Derken karanfil elden ele.
Görüyorsun ya bir sevdayı büyütüyoruz seninle
Sana değiniyorum, sana ısınıyorum,bu o değil
Bak nasıl, beyaza keser gibisine yedi renk
Birleşiyoruz sessizce.
EDİP CANSEVER
DELİKLİ ŞİİR
Cep delik, cepken delik,
Kol delik, mintan delik,
Yen delik, kaftan delik,
Kevgir misin be kardeşlik !
Orhan Veli KANIK
İSTANBUL'U DİNLİYORUM
İstanbul'u dinliyorum, gözlerim kapalı
Önce hafiften bir rüzgar esiyor;
Yavaş yavaş sallanıyor
Yapraklar, ağaçlarda;
Uzaklarda, çok uzaklarda,
Sucuların hiç durmayan çıngırakları
İstanbul'u dinliyorum, gözlerim kapalı.
İstanbul'u dinliyorum, gözlerim kapalı;
Kuşlar geçiyor, derken;
Yükseklerden, sürü sürü, çığlık çığlık.
Ağlar çekiliyor dalyanlarda;
Bir kadının suya değiyor ayakları;
İstanbul'u dinliyorum, gözlerim kapalı.
İstanbul'u dinliyorum, gözlerim kapalı;
Serin serin Kapalıçarşı
Cıvıl cıvıl Mahmutpaşa
Güvercin dolu avlular
Çekiç sesleri geliyor doklardan
Güzelim bahar rüzgarında ter kokuları;
İstanbul'u dinliyorum, gözlerim kapalı.
İstanbul'u dinliyorum, gözlerim kapalı;
Başımda eski alemlerin sarhoşluğu
Loş kayıkhaneleriyle bir yalı;
Dinmiş lodosların uğultusu içinde
İstanbul'u dinliyorum, gözlerim kapalı.
İstanbul'u dinliyorum, gözlerim kapalı;
Bir yosma geçiyor kaldırımdan;
Küfürler, şarkılar, türküler, laf atmalar.
Birşey düşüyor elinden yere;
Bir gül olmalı;
İstanbul'u dinliyorum, gözlerim kapalı.
İstanbul'u dinliyorum, gözlerim kapalı;
Bir kuş çırpınıyor eteklerinde;
Alnın sıcak mı, değil mi, biliyorum;
Dudakların ıslak mı, değil mi, biliyorum;
Beyaz bir ay doğuyor fıstıkların arkasından
Kalbinin vuruşundan anlıyorum;
İstanbul'u dinliyorum.
Orhan VELİ
HÜRRİYETE DOĞRU
Gün doğmadan,
Deniz daha bembeyazken çıkacaksın yola.
Kürekleri tutmanın şehveti avuçlarında,
İçinde bir iş görmenin saadeti,
Gideceksin
Gideceksin ırıpların çalkantısında.
Balıklar çıkacak yoluna, karşıcı;
Sevineceksin.
Ağları silkeledikce
Deniz gelecek eline pul pul;
Ruhları sustuğu vakit martıların,
Kayalıklardaki mezarlarında,
Birden
Bir kıyamettir kopacak ufuklarda.
Denizkızları mı dersin, kuşlar mı dersin;
Bayramlar seyranlar mı dersin,
Şenlikler cümbüşler mi?
Gelin alayları, teller, duvaklar,
Donanmalar mı?
Heeey
Ne duruyorsun be, at kendini denize:
Geride bekliyenin varmış, aldırma;
Görmüyor musun, Her yanda hürriyet;
Yelken ol, kürek ol, dümen ol, balık ol, su ol;
Git gidebildiğin yere...
Orhan Veli KANIK
ANLATAMIYORUM
Ağlasam sesimi duyar mısınız,
Mısralarımda;
Dokunabilir misiniz,
Gözyaşlarıma, ellerinizle?
Bilmezdim şarkıların bu kadar güzel,
Kelimelerinse kifayetsiz olduğunu
Bu derde düşmeden önce.
Bir yer var, biliyorum;
Her şeyi söylemek mümkün;
Epeyce yaklaşmışım, duyuyorum;
Anlatamıyorum.
Orhan VELİ
.........
Öyle uzak ki yerim,
Uzakları aşıyor.
Bütün özlediklerim
Benden ayrı yaşıyor
Ne her şeyim, ne hiçim.
Söyle dünyam ne biçim.
Bir kör düğüm ki içim,
Çözdükçe dolaşıyor.
Ş.Rado
İşim gücüm budur benim,
Gökyüzünü boyarım her sabah,
Hepiniz uykudayken.
Uyanır bakarsınız ki mavi.
Deniz yırtılır kimi zaman,
Bilmezsiniz kim diker;
Ben dikerim.
Dalga geçerim kimi zaman da,
O da benim vazifem;
Bir baş düşünürüm başımda,
Bir mide düşünürüm midemde,
Bir ayak düşünürüm ayağımda,
Ne halt edeceğimi bilemem
ORHAN VELİ
Mevsimsiz Çiçekler
Yüzündeki çizgiler yılların izleri mi?
Yoksa geçmiş aşkların( yılların ) sitemli sözleri mi?
Yanaklarına dolan ışıksız gölgeler mi?
İçlerinden süzülen göz yaşından seller mi?
Alnındaki satırlar bir gün yazmak için mi ?
Yoksa boş bırakılan bir akıl defter mi ?
Saçlarındaki kırlar yaşlandığın için mi ?
Yoksa birden boy veren mevsimsiz çiçekler mi?
Nezih Topuzlu yüreğine sağlık, eğer ...............ruhun .....
Şarkıyı Hümeyra söylerdi.
Orjinal şiiri bulamadım. Ama belkide şarkı sözü olarak yazılmıştır. Sessiz gemi albümünde yer alıyor.
kumralada
02-02-2005, 11:12
PARAMPARÇA
Ağaç bütün
Işık bütün
Meyve bütün
Benim dünyam paramparça
Büyük bir ayna kırılmış
Kırılıp yere dökülmüş
Kainat içine düşmüş
Düşmüş amma paramparça
Yaprak yaprak yapıştırdım
Diyar diyar dolaştırdım
Bir alevdir tutuşturdum
Yandım amma paramparça
BEDRİ RAHMİ EYÜBOĞLU
Cinnamon
03-02-2005, 01:07
--İstanbul'da olmak--
yayılmışız dünyanın dört bir yanına
kimisi ta kopenhag'da, kimisi paris
bedenimiz orda burda dolanır amma
çok hem de çok uzak yerde kalbimiz
bir allı turna olsam, karlı dağları aşsam
varsam bizim ellere, kendi göğümde uçsam
şimdi istanbul'da olmak vardı anasını satayım
püfür püfür bir vapurun yan tarafında
köprüde balık ekmek yemek
dolmuşa hadi gidelim demek
ver elini yenikapi ver elini bebek, tarabya
şu anda oralarda olmak vardı ya
şimdi istanbul'da olmak vardı anasını satayım
boğazda köhne bir iskelenin yamacında
tabakta kavun, peynir kadehte buz gibi rakı
dilinde yari acı yarı tatlı bir şarkı
şu anda istanbul'da olmak vardı!
benim derdimi dermanımı bilen yok
yayılmışız dünyanin dört köşesine
kiminin adresi sidney kiminin hamburg
yaşamaya dört elle sarılmışız da
yine de gözlerim dolu, yüreğim buruk
başımı hiç bir zaman eğmedim amma
yine de yüregim yara, içimde boşluk
minnacık tohum olsam savrulsam dönümlerce
kış biter bahar gelir, açılsam yüzbinlerce
açılsam milyonlarca
şimdi istanbul'da olmak vardı
şimdi istanbul'da, şu anda istanbul'da
ah ! istanbul...
Şanar Yurdatapan
Bir Çiçek Aldim
Dün gece yine yalnizdim
Sokaga çiktim
Ve kendime bir çiçek aldim
Kendim almamis gibi yürüdüm sokaklarda
Ve yalniz degilmisim gibi düsündüm
Ama her gece gibi
Dün gece de yalnizdim
Ve kendime bir çiçek aldim
Bir saat geri alinmis saatler
Ben geri almadim
Ve bir saat daha yalniz kalmadim
Bir masaya oturdum
Iki çay ismarladim
Ben içtim
Sen soguttun
Sana söyleyecegim her seyi yuttum
Çok dert etmedim
Çünkü yoktun
Dün gece yine yalnizdim
Rahat agladim
Yoklugundan gizlemedim gözyaslarimi
Ve lambalari hiç karartmadim
Dün gece
Her gece gibi yalnizdim
Sokaga çiktim
Ve kendime bir çiçek aldim
Sen sandim
Koklamadim
Ugur Arslan
Yakilacak Adam
Bilmeliydim bir sabah çekip gidecegini bilmeliydim
Ve sen daha kirmadan bu aşkin kalemini
Ben herşeye eyvallah deyip
Cekip gitmeliydim bu şehirden
Ben yakilacak adamim bu şehirde
Sana böyle yandigim için
Ben asilacak adamin bu şehirde
Seni böyle sevdigim için
Oysa neleri ögretti hayat bana
Sirtimdan vurulmayi
Gülerken aglamayi
Aç susuz yasamayi
Daha neleri ögretti hayat bana
Bir sana yalvarmayi ögrenemedim
Birde seni unutmayi
Ben yakilacak adamim bu şehirde
Sana böyle yandigim için
Ben asilacak adamin bu şehirde
Seni böyle sevdigim için
Sen sahte mutluluklarin süslü prensesi
Sen sosyetik barlarin şimarik sokak kedisi
Sen mutlulugumun korkak faresi
Sen hep ayni gecelerin
Sen hep ayni masalarin
Sen hep ayni sarkilarin
Vazgeçilmez mezesi
Senin cirit attigin bu sokaklarda
Ne gezer aşkin vefanin gölgesi
Cek git artik
Burada bitsin
Bu aşkin hikayesi..
Oysa bir yudum mutlulugun için
Yollarina bir ömür serdim
Oysa bir gelişin için
Sokaklarina binlerce sabir ektim
Hasretse hasret, aciysa aci
En kralini çektim
Yalniz vede tektim
Senin bir taş oldugunu nerden bilecektim
Biliyorsun evet biliyorsun
Seni bebekler gibi sevdim
Seni çiçekler gibi sevdim
Seni melekler gibi sevdim
Cünkü sen tapilacak kadindin bu devirde
Oysa ben
Sana böyle yandigim için
Sana böyle kandigim için
Seni böyle sevdigim için
Asilacak adamim bu şehirde
Yakilacak adamim bu şehirde
Git artik git , güle güle..
Ahmet Selçuk Ilkan
http://www.gardas.net/images2/siir1.jpg
turkishwarrior
05-02-2005, 00:36
Sen Gözlerimin İçinde
Ben daha büyük
Ben daha yüce
Sen gökyüzü
Ben insan
Ben sevgi
Ben düşünce
Ben daha büyük
Ben dana yüce
Ölürüm özgürlük için
Acılar bende
Umutlar bende
Ben daha büyük
Ben daha yüce
Sen gökyüzü
Sen sonsuzluk
Sen bende
SEN GÖZLERİMİN İÇİNDE
MİHRİBAN ( UNUTURSUN)
“Unutmak kolay mı? ” deme,
Unutursun Mihriban’ım.
Oğlun, kızın olsun hele
Unutursun Mihriban’ım.
Zaman erir kelep kelep..
Meyve dalında kalmaz hep.
Unutturur birçok sebep,
Unutursun Mihriban’ım.
Yıllar sinene yaslanır;
Hâtıraların paslanır.
Bu deli gönlün uslanır...
Unutursun Mihriban’ım.
Süt emerdin gündüz-gece
Unuttun ya, büyüyünce...
Ha işte tıpkı öylece
Unutursun Mihriban’ım.
Gün geçer, azalır sevgi;
Değişir herşeyin rengi
Bugün değil, yarın belki
Unutursun Mihriban’ım.
Düzen böyle bu gemide;
Eskiler yiter yenide.
Beni değil, sen seni de
Unutursun Mihriban’ım.
ABDURRAHİM KARAKOÇ
DAĞLAR
Başım dağ saçlarım kardır,
Deli rüzgarlarım vardır,
Ovalar bana çok dardır,
Benim meskenim dağlardır.
Şehirler bana bir tuzak,
İnsan sohbetleri yasak,
Uzak olun benden, uzak,
Benim meskenim dağlardır.
Kalbime benzer taşları,
Heybetli öter kuşları,
Göğe yakındır başları;
Benim meskenim dağlardır.
Yarimi ellere verin;
Sevdamı yellere verin;
Elleri bana gönderin:
Benim meskenim dağlardır.
Bir gün kadrim bilinirse,
İsmim ağza alınırsa,
Yerim soran bulunursa:
Benim meskenim dağlardır.
Sabahattin Ali
ARZ-I HAL
Ben de günahkar kullarındanım Allah’ım
Bir kulhuvallahi bilirim dualardan
Bir de yarabbi şükür demeyi doyunca
Bir kere oruç tutmam ramazan boyunca
Amma çekmediğim kalmadı sevdalardan
Ben de günahkar kullarındanım Allah’ım!
Benim gibi kulun çok dünyada Allah’ım!
Eğer bilmiyorsan, işte haberin olsun
Ekmek derdi aşk derdi unutturdu seni
İnsan hatırlamıyor dün ne yediğini
Zaten yediğimiz ne ki hatırda dursun
Benim gibi kulun çok dünyada Allah’ım!
Yazdıklarıma sakın darılma Allah’ım
Meleklerin sana bunları söylemezler
Artık, pek yarattığın gibi değil dünya
İnsanlar hem sabuna karıştı, hem suya
Ne olursun, hoşuna gitmediyse eğer
Yazdıklarıma sakın darılma Allah’ım!
Sana bir şey soracağım, affet, Allah’ım!
Beş vakit kızlar doluyor camilerine,
Beyaz yaşmaklı, beyaz tenli, masum kızlar...
Benim bir defa görüşte yüreğim sızlar;
Sen tutulmadın mı içlerinden birine
Sana bir şey soracağım, affet, Allah’ım!
İşte insanlar bu minval üzre Allah’ım!
Kıt kanaat sereserpe yollar boyunca...
Sen, bizim için hala o ezeli sırsın
Sen de bizi bilmiş olsan, başkalaşırsın
Herkesin kederi gailesi boyunca
İşte insanlar bu minval üzre Allah’ım!
Turgut Uyar
Göklere inanırdım eskiden
Ama sen, denizlerin
Derinliğini gösterdin bana
ölü kentleri
Unutulmuş ormanları
Boğulmuş gürültüleriyle
Gök, şimdi yaralı bir martı
Süzüldü denize
Sana kargaşalığn üzerindeki
Köprüyü kırmaya çalışan bu el kırıldı
Bak bana
Ne kadar çıplak ve suçsuz
Duruyorum önünde
Üşüyorum, bacım.
Kim getirecek bize
Ellerimizi ısıtacak güneşi?
Susuyorum dinliyorum
Kimseler geçmiyor
Gecemizin karanlık sokağından
Yıldızlar kazaya uğramış
Karanlık surların
Ucunda sendelerken
Koparılıp alınan bir kartalın
Paslanmış gözlerinde
Bağlı ellerin
Kapıyor çıkış yolunu
Yalnız senin sesin
Adımlıyor gecenin dehlizini
Çarparak taşlara
Uzun kılıcını
Vakit geç
Ölüm geri çeviriyor beni
Hayat istemiyor
Ben şimdi nereye gidebilirim ki?
Neden soyunur ağaçlar
Beklemek için karı
Onca Tanrı arasında Kalküta’da
Nerden bileceksin kim asıl tanrı
Neden böyle paçavralar içinde
Yaşıyor bütün ipekböcekleri
Neden böylesine sert
Kirazın tatlı yüreciği
Öleceğinden mi yoksa
Yaşıyacağından mı daha?
Pablo Neruda
cennette huriler varmış, kara gözlü
içkininde ordaymış en güzeli
desene biz çoktan cennetlik olmuşuz
bak, bir yanda şarap, bir yanda sevgili
ömer hayyam
kumralada
07-02-2005, 10:53
NERDESİN
Geceleyin bir ses böler uykumu
İçim ürpermeyle dolar: - Nerdesin? -
Arıyorum yıllar var ki ben onu
Âşıkıyım beni çağıran bu sesin.
Gün olur sürüyüp beni derbeder
Bu ses rüzgarlara karışır gider.
Gün olur peşimden yürür beraber
Ansızın haykırır bana: - Nerdesin? -
Bütün sevgileri atıp içimden
Varlığımı yalnız ona verdim ben.
Elverir ki bir gün bana, derinden
Ta derinden, bir gün bana "Gel" desin.
AHMET KUTSİ TECER
MENDİLİMDE KAN SESLERİ
Her yere yetişilir
Hiçbir şeye geç kalınmaz ama
Çocuğum beni bağışla
Ahmet Abi sen de bağışla
Boynu bükük duruyorsam eğer
İçimden öyle geldiği için değil
Ama hiç değil
Ah güzel ahmet Abi'm benim
İnsan yaşadığı yere benzer
O yerin suyuna, o yerin toprağına benzer
Suyunda yüzen balığa
Toprağını iten çiçeğe
Dağlarının, tepelerinin dumanlı eğimine
Konya'nın beyaz
Antep'in kırmızı düzlüğüne benzer
Göğüne benzer ki gözyaşları mavidir
Denize benzer ki dalgalıdır bakışları
Evlerine, sokaklarına, köşebaşlarına
Öylesine benzer ki
Ve avlularına
(bir kuyu halkasıyla sıkıştırılmıştır kalbi)
Ve sözlerine
(yani bir cep aynası alım-satımına belki)
Ve bir gün birinin adres sormasına benzer
Sorarken sorarken üzünçlü bir görüntüsüne
Camcının cam kesmesine, dülgerin rende tutmasına
Öyle bir sigara yakımına, birinin gazoz açmasına
Minibüslerine, gecekondularına
Hasretine, yalanına benzer
Anısı işsizliktir
Acısı bilincidir
Bıçağı gözyaşlarıdır kurumakta olan
Gülemiyorsun ya, gülmek
Bir halk gülüyorsa gülmektir
Ne kadar benziyoruz Türkiye’ye Ahmet Abi.
Bir güzel kadeh tutuşun vardı eskiden
Dirseğin iskemleye dayalı
-- bir vakitler gökyüzüne dayalı, derdim ben --
Sigara paketinde yazılar resimler
Resimler: cezaevleri
Resimler: özlem
Resimler: eskidenberi
Ve bir kaşın yukarı kalkık
Sevmen acele
Dostluğun çabuk
Bakıyorum da şimdi
O kadeh bir küfür gibi duruyor elinde.
Ve zaman dediğimiz nedir ki Ahmet abi
Biz eskiden seninle
İstasyonları dolaşırdık bir bir
O zamanlar Malatya kokardı istasyonlar
Nazilli kokardı
Ve yağmurdan ıslandıkça Edirne postası
Kil gibi ince İstanbul yağmurunun altında
Esmer bir kadın sevmiş gibi olurdun sen
Kadının ütülü patiskalardan bir teni
Upuzun boynu
Kirpikleri
Ve sana Ahmet Abi
Uzaktan uzaktan domates peynir keserdi sanki
Sofranı kurardı
Elini bir suya koyar gibi kalbinden akana koyardı
Cezaevlerine düşsen cigarani getirirdi
Çocuklar doğururdu
Ve o çocukların dünyayı düzeltecek ellerini işlerdi bir dantel gibi
O çocuklar büyüyecek
O çocuklar büyüyecek
O çocuklar...
Bilmezlikten gelme Ahmet abi
Umudu dürt
Umutsuzluğu yatıştır
Diyeceğim şu ki
Yok olan bir şeylere benzerdi o zaman trenler
Oysa o kadar kullanışlı ki simdi
Hayalsiz yaşıyoruz nerdeyse
Çocuklar, kadınlar, erkekler
Trenler tıklım tıklım
Trenler cepheye giden trenler gibi
İsçiler
Almanya yolcusu isçiler
Kadınlar
Kimi yolcu, kimi gurbet bekçisi
Ellerinde bavullar, fileler
Kolonyalar, su şişeleri, paketler
Onlar ki, hepsi
Bir tutsak ağaç gibi yanlış yerlere büyüyenler
Ah güzel Ahmet Abi'm benim
Gördün mü bak
Dağılmış pazar yerlerine benziyor şimdi istasyonlar
Ve dağılmış pazar yerlerine memleket
Gelmiyor içimden hüzünlenmek bile
Gelse de
Öyle sürekli değil
Bir caz müziği gibi gelip geçiyor hüzün
O kadar çabuk
O kadar kısa
İşte o kadar.
Ahmet Abi, güzelim, bir mendil niye kanar
Diş değil, tırnak değil, bir mendil niye kanar
Mendilimde kan sesleri.
Edip Cansever
lancelot
10-02-2005, 21:07
Birisi
Bir şey var aramızda
Senin bakışından belli
Benim yanan yüzümden.
Dalıveriyoruz arada bir.
İkimiz de aynı şeyi düşünüyoruz belki,
Gülüşerek başlıyoruz söze.
Bir şey var aramızda
Onu buldukça kaybediyoruz isteyerek.
Fakat ne kadar saklasak nafile
Bir şey var aramızda,
Senin gözlerinde ışıldıyor,
Benim dilimin ucunda.
Nahit Ulvi AKGÜN
kim demiş haram nedir bilmez hayyam?
ben haramı helalle karıştırmam
seninle içilen şarap helaldir,
sensiz içtiğim su bile haram.
kumralada
14-02-2005, 14:51
SARDUNYAYA AĞIT
İkindiyin saat beşte
Başgardiyan Rıza başta
Karalar bastı koğuşa
İkindiyin saat beşte.
Seyre durduk tantanayı
Tutuklayıp sardunyayı
Attılar dipkapalıya
İkindiyin saat beşte.
Yataklık etmiş ki zaar
Suçu tevatür ve esrar
Elbet bir kızıllığı var
İkindiyin saat beşte.
Dirlik düzenlik kurtulur
Müdür koltuğa kurulur
Çiçek demire vurulur
İkindiyin saat beşte.
Canların gözleri, yaşta
Aklı idamlık yoldaşta
Yeşil ölümle dalaşta
Sabahleyin saat beşte.
CAN YÜCEL
Ne hasta bekler sabahı
Ne taze ölüyü mezar
Ne de şeytan bir günahı
Seni beklediğim kadar ................
N.F.K
kumralada
17-02-2005, 21:13
MARYA
Sustu Another Life gazinosu
Sustu şarkılar
Paletimde renk sustu, fırçamda şekil
Ve bu gece ilk defa şimal körfezinde
Sustu Peramos'un mazgallarından
Şehre pancur pancur dökülen arya
Artık ne tayfalar mevcut, ne komondoslar
Ne o kor tenli, kızıl saçlı kanarya
Bu medar ikliminin tenha gecesinde
Sardı bambu kamışlarını pişman bir sükut
Sardı bu sizi
Hani birdenbire bazen bütün etrafımızı
Sapsarı bir şüphe sarar ya
İşte öylesine berbat bir hal var
Hiçbir şey düşünmek istemiyorum, hiçbir şey
Ama dördüncü tarassut kulesinde
Bir şüpheli sinyal var.
Hayır hayır yalan bütün bunlar
Artık ne kadere inanıyorum ne fala
Yalan söylüyor o falcı kadın
O hintli parya
Ben yalnız sana inanıyorum
Yalnız sana Marya...
Beni kahrediyor böyle geçen her gece
Bu hoyrat yıldızlar, bu su, bu okyanus, bu yer
Ve gökyüzünde emanet duran
Şu asma fener.
İnan ki sevgili Marya
Ne varsa hepsi yalan, hepsi keder
Ve hepsi omuzumun üstünde çaresiz bir yük
Ve hepsi angarya.
Biliyorum bu sabah güneşle beraber biliyorum
Bir vapur demirleyecek bu nankör limanda
Pol'un ebedi matemine rağmen
Virjini olabilirdi bu vapurda
Ama sen yoksun biliyorum sen yoksun.
Baharda geleceğim diyordun hani
Haydi gel daha ne bekliyorsun
İşte mevsim bahar ya...
Fırçam neden böyle titrer bilir misin
Ve neden resimlerimde fon sapsarı
Anlıyorsun değil mi yavrum
Bütün kağıtlara sinmiş anlıyorsun
Bu tropikal zehir
Bu müzmin malarya
Sensiz nasıl da boş iskele
sensiz nasıl da tenha şehir
Müfreze nöbetçilerinin gözü önünde
Koydan yıldızları çalmışlar bir bir
Yine de birkaç çımacı, birkaç palikarya
Ama kim düşünür yıldızları
Yüzbaşı Arnold'u vurmuş yerliler
Matemler içinde tekmil batarya.
Bu insanlar, bu gök, bu deniz, bu yer
Birer birer kaybolmaya mahkum, birer birer
Biz ki çoktan bu sapsarı hasret içinde susuz
Biz ki çoktan beri kaybolmuşuz
Nasıl. Ağlıyor musun Marya?
Sil gözlerini, sil yavrum
Bizim yokluğumuzdan ne çıkar
Aşkımız var ya...
BEKİR SITKI ERDOĞAN
lancelot
17-02-2005, 23:02
iki kişilikti yaşananlar.
….durdu bir an da herşey
sustuk…
belki ikimizde anlamıştık,
tek kişilikti,
artık yaşananlar.
konuşmuyorduk birbirimizle,
bakışmalar uzayıp,
hayatın sıradanlığında kaybolup
gidiyordu...
monotonlaşmıştı renkler
tıpkı siyah beyaz bir aşk film gibi
bir şey vardı aramızda
belki de ikimizde anlamıştık…
Lancelot
AngelHeart
18-02-2005, 13:24
şairi hatırlamıyorum, aslında şiiri de...ama şu dize:
''kırçiçekleri, vur çiçekleri, öldür çiçekleri!''
Var mıydı?
Sokakta gece vardı. Ufuklarda hayal vardı. Ufuklarda yâr vardı. Sokakların adım adım misafirleri vardı. Herkes açıktı içinin sahillerine. Herkesin bir yâri vardı. Yârlar leyla olduktan beri kaldırımlarda mecnunluk vardı. Sigara dumanları sızardı kelimelere. kalemlerde ağıt vardı. Sıkıntı vardı. Aşk vardı. Ben ağlamaklıydım. Şarkılarda hüzün vardı. Açtım. Sigarasızdım. Tenimde bir aşk ürpermesi vardı. Denize yaprak düşmüştü. Denizde yangın vardı. Sevgiliye küsesim vardı. Uzak diyarlara gidesim vardı. Saçlarımı rüzgar okşuyordu. Bakışlarında rüzgar vardı. Gurbetin hasretine hüzün şerbeti içirenler vardı. Ben gurbettim. Gurbetimde aşıklar vardı. Aşıklar hep şairdi. Dualar incinmesin isteyenler vardı. Amin diyen güller vardı. Ağlayanlar vardı. Gökyüzü vardı. Seveni vardı. Kavuşamayanlar vardı. Karanlık geceler vardı. Kara fikirler alanlar vardı. Ağlamayı unutanlar vardı. Mağlubiyetten kurtulamayanlar vardı. Gökyüzü için mağlup olanlar vardı. Yâr diye ölenlerin belirsiz mezarları vardı. Sokakta gece vardı. Soğuk vardı. Efkarlananlar vardı. Olmayan bir yârdı.
Var mıydı?
Sokakta gece vardı. Ufuklarda hayal vardı. Ufuklarda yâr vardı. Sokakların adım adım misafirleri vardı. Herkes açıktı içinin sahillerine. Herkesin bir yâri vardı. Yârlar leyla olduktan beri kaldırımlarda mecnunluk vardı. Sigara dumanları sızardı kelimelere. kalemlerde ağıt vardı. Sıkıntı vardı. Aşk vardı. Ben ağlamaklıydım. Şarkılarda hüzün vardı. Açtım. Sigarasızdım. Tenimde bir aşk ürpermesi vardı. Denize yaprak düşmüştü. Denizde yangın vardı. Sevgiliye küsesim vardı. Uzak diyarlara gidesim vardı. Saçlarımı rüzgar okşuyordu. Bakışlarında rüzgar vardı. Gurbetin hasretine hüzün şerbeti içirenler vardı. Ben gurbettim. Gurbetimde aşıklar vardı. Aşıklar hep şairdi. Dualar incinmesin isteyenler vardı. Amin diyen güller vardı. Ağlayanlar vardı. Gökyüzü vardı. Seveni vardı. Kavuşamayanlar vardı. Karanlık geceler vardı. Kara fikirler alanlar vardı. Ağlamayı unutanlar vardı. Mağlubiyetten kurtulamayanlar vardı. Gökyüzü için mağlup olanlar vardı. Yâr diye ölenlerin belirsiz mezarları vardı. Sokakta gece vardı. Soğuk vardı. Efkarlananlar vardı. Olmayan bir yârdı.
:bravo: :bravo: :bravo:
turkishwarrior
20-02-2005, 21:43
Çeşmeler
Benim yalnızlığımdan
Damıtılmış çeşmeler
Kurumuş unutulmuş
Ceşmelerin akışıyım
İnsanlık içinde
Ay görmez onları onlar ayı görür
Aydan haberlidirler
Söylediklerinin çoğu
Ay hakkındadır
Aya dair
Ayın tarihine ait
Fındıklılı Mehmet Ağa
Çeşmesi
Silahtar Tarihinin yazarı
Yenilmez karpuzlar
Acı salatalıklar yıkamıştım suyunda
İçilmez
Bozuk suyunda
Gece yarısı
Ayışığında
Yaz ay ve ben
Silinmeye yüz tutmuş yazı
Ölümü hecelemiştik
Ortalığı dolduran sesinde
Ta... aşağılarda olan yatıra
Bir türkü söylüyordu
Ölüm ötesinde açmış
Menekşeler kimliğinde
Ölüydü insanlar
Yalnız yaşıyordu o yatır
Ve o çeşme
Ben de
Sıratı andıran bir çizgide
Soluyordum devrildim devrileceğimi
Hayatı ve ölümü birlikte
Aynı geçmezlik ve değişmezlikte
Aynı yenilik ve tazelikte
Ürpererek geçiyordu yarasalar
Uzaklardan
Beyoğlu'nu bir telgraf gibi
İleterek birbirine
TÜKENIS.........
Ölüm degil beni korkutan! Bos bir yasamin ardindan
varacagim yer olmasi
sikiyor canimi.
Nedir ki? Kirk yillar, elli yillar, billahi çok
degil!
Hele hele çizilen bu yolda bize hiç gelir. Ne
beklersin yasamdan
ÇORBACI?!
Ne bekler yasam senden? Ikiniz de tüketirsiniz
hoyratça zamani,iste
geride
kalanlar sikar biraz canimi..
Yedi yasinda baslarsin okula, sayma ondan
öncesini.
Sonra, yillar yili gider gelirsin, kara tahtali
degirmene, berrak
zamanini
ögütmek için, Yirmi iki civari alirken diplomani,
tüketiver missindir
üçte
birlik zamanini... DIPLOMA YETMEZ!! Diyor TOPAL
SARAPÇI, IYI BIR IS BUL
HELE BAKALIM!
ASKERLIGINI DE YAP BIRDE, SONRA EVLEN BAKALIM..
Iste bir on yil daha uçuveriyor ansizin. Yas
oluveriyor OTUZBES!
Gerçekten yarisi midir yolun?! Belki de yarisindan
da yakin geriye bakma
sakin ey küheylan!
Kopuverir zincirleri yasamin, bir iplik gibi
ansizin.
"HELE BIR BORÇLARIMIZI ÖDEYELIM, SONRA DAHA IYI
YASARIZ.
SIMDILIK BIRAZ SABIR" diyor karim NAZIFE!
Eee.. dogru da söylüyor hani...
HELE BIR BASIMIZI SOKACAK YUVA OLSUN DA,GERISI
KOLAY diyor.
Eee.. bu da dogru hani... Iste böyle yitiyor Hep
on seneler, eriyen
buzlar
misali.
KARIM, ÇOCUKLARIM, KOOPERATIF BASKANIM, YARDIMCIM,
TEK TÜK
ARKADASLARIM...
ve... TV' deki haber spikeri!
Bu kadar çevremdekiler.
Bunlara bakiyor yillardir gözlerim. Iste bu
yüzdendir ki, MIYOPSUN! Diyor
doktorum. Tak ......'ne iki numara.
Ellinci yas günümü, kimse fark etmiyor bile.
ufakligin diploma töreni
var.
Ne biçim alis veris bu?! Anlayamadim gitti!
Yapmak istedigim bir çok sey, ÖZLEM kapisinda
yitti...
Hirs ile mutfaga, ne varsa atistirmak için,
sicacik bir el tutuyor elimi
PERHIZ YAPMALISIN ARTIK! Diyor KARIM NAZIFE.
Eee.. Dogru da söylüyor hani. Kalan on yilimin
birkaç yili hastalikla
geçiyor.
Gerisi de torunlarin pesinde...
Eee... "ULAN HANI YASAYACAKTIK!!" Diye
bagiriyorum.
"SAKIN OL! TANSIYONUN DÜSECEK" diyor karim NAZIFE.
Eee. Dogru da söylüyor hani.
Nedir yasamin kisir döngüsü anlayamadim gitti.
Elimdeki tek sermayem de Bir gün gibi bitti.
IYI YASADIK, HOS YASADIK diyor karim NAZIFE.
PATRONLARIN DA PEK SEVERLERDI ÇOK DA ÇALISIRDIN
HANI. BAK HERSEYIMIZ VAR,
BÜYÜDÜ SAYILIR ÇOCUKLAR DA, DARALACAK NE DERDIN
var? HAYDI NESELEN ARTIK..
Eee... Dogru da söylüyor hani. Bir KARI, birkaç
ÇOCUK, bir EV ve ARABA,
iste
yasamin bilançosu...
HAYIR! HAYIR! KORKUYORUM ÖLÜMDEN!!
Bosa geçen bir yasamin ardindan nasil gidilir
ORAYA?!
Özgürce çizmeliydim yasamimi zorda olsa, özgürce
ulasmaliydim sona,
YALNIZLIKLA bile yasansa.. Kanaviçe gibi
dokumaliydim,
güzellikleri,gizemleri. Ter basiyor firliyorum
yataktan.
DÖNÜP DURMA diyor, karim NAZIFE, yari uykulu.
"SIKICA ÖRTÜN DE UYU" Eee... Dogru da söylüyor
hani.
TÜKETMEK için BUNCA ACELE ETTIGINIZ TAKVIM
YAPRAKLARINA..
ONCA HIZLA ÇEVIRDIGINIZ AKREPLERE YELKOVANLARA..
IÇINE GÖNÜLLÜ DALDIGINIZ O iNSAFSIZ RUTIN
ÇARKINA.. SÖYLE BIR UZAKTAN
BAKTIGINIZDA NE HISSEDIYORSUNUZ?
"NE KADARI BENIM HAYATIM," DIYE SORUYOR MUSUNUZ?
NE KADARINI BASKALARI YASAMIS BENIM YERIME.. YA DA
BEN BASKALARININ?.
"AYNADAKININ NE KADARI BENIM, NE KADARI
OYNADIKLARIM?..
SEVGIYI KOYDUM KUM SAATININ DOLU DIZGIN AKIP GIDEN
KUMLARININ HER BIR
ZERRESINE.
ÇÜNKÜ BIR TEK SEVGI VAR ELIMIZDE; BUNCA YILDAN
DAMITILIP GELEN...
YINE BIR TEK O KALACAK, YASANACAK YILLARINDAN
GERIYE...
BIR TEK SEVGI OLACAK BUNCA TELASTAN ARTA KALAN...
ÖTESI YALAN...
Can DÜNDAR
turkishwarrior
20-02-2005, 22:56
Pişmanlık Ve Çileler
Rüzgar eser, yağmur yağar, tilkiler üşür
Bir odun parçası aydınlatır ocağı
Annesi ateşin önünde perişan
Annesi ateşin içinde hür
Rüzgar eser, yağmur yağar, tilkiler üşür
Yağmurlar sırtıyla sırtım arasındadır
Şarkılar dudaklarıyla dudaklarımın
Kalbimi bin parçaya böldü divane sır
Sesi geliyor sesi, günahkar çocuklarım
Şarkılar dudaklarıyla dudaklarımın arasındadır
Benim boyum ufak onun da ufaktı
Kıvırcık saçlarından öpmediğim için onu
Onun bu ocakta yanan toprağı
Her gece rüyamda avuçlarımı yaktı
Benim boyum ufak onun da ufaktı
Benim gözlerim yeşildir onun kara
Ben günah kadar beyazım, o tevbe kadar kara
Annesinin başı elleri arasında
Parmağında aydınlık günlerden kalma yüzük
Bir fotoğraf asılıdır duvarda
Aynaya, geceye, maziye dönük
Annesinin başı elleri arasında
Bir tüfeğin burnu havadadır
Ateş almak üzeredir mermisiz
Ben bir küçük kızım, ben bir deli kızım
Siz beni ne anlarsınız... siz...
Bir tüfek ateş almak üzeredir mermisiz
Bir saman çöpüne tutunmuş kızların
Eteğini ben çektim
Neyleyim göğsümü Karacadağ'ın sert rüzgarı doldurmuş
Annemden ben ilk sütü Geyve'de içtim
Ankara'ya Çataldağ'a bir zindandan gül vurmuş
Az kalsın ben ölecektim
Bir saman çöpüne tutunmuş kızların
Kediler halıları parçalıyor
Kırmızı bir ışık düşüyor yere
Annemin dizinde derman yok
Hükmedemiyor insan ruhuna ateş
Rüzgar hükmedemiyor incecik perdelere
Kediler halıları parçalıyor
Ateşte sarı gül açan saksılar
Kızarmış bir ekmek gibi duruyor
Kulağıma garip sesler geliyor
Kuş yumurtasından çıkan insanlar
Ahırda bir ata eyer oluyor
Kulağıma garip sesler geliyor
Ben bir şarkı bir türküyüm
Ben Meryem'in yanağındaki tüyüm
Beni bir azizin nefesi uçurur
Kalbimde Allah'ın elleri durur
Cici ayaklarım ilikli bağlı
Ben onun sılası kendimin gurbetindeyim
Ben azizin hasreti
Ben Meryem'in yanağındakı tüyüm
Benim gözlerim yeşildir, onun gözleri kara
Ben günah kadar beyazım, o tevbe kadar kara
Ocak sönüyor ateş kül oluyor
Annesinin saçları beyaz
Annesi saçlarını yoluyor
Ateşin içinde gül açılmış
Servi büyür, ardıç büyür, çocuk büyür
Annesi ruhunda ruhuma eğilir
Sineklerin kanadını ısıtan
Bir güneş toprağı yarıp çıkacak
Kadınlar sansa da yaşadığını
Şarkısız kaldıkça yaşayamayacak
Kadınları sarkılır, akrepler aydınlatır
Kadınları sarkılır, zahirlar aydınlatır
Artık ben gideceğim ata eyer vuruyorlar
Hatıralarımı birer birer yakacağım
Entarimi parça parça edip
Zehirli kirpilere bırakacağım
Beyaz bir kayanın üstüne çıkıp
Göğsüme siyah bir gül takacağım
Batan güneşe doğru kurşunlar sıkıp
Kendimi boşluğa bırakacağım
Ayaklarımın altından geçiyor bir deniz
Ben bir küçük kızım, ben bir deli kızım
Siz beni ne anlarsınız... siz...
Artık ben gideceğim atım kişniyor
Bir bebek mum istiyor, bir ölü şarkı istiyor
Ayaklarımın altından geçiyor bir deniz bir deniz
Beni onun gözleri çağırıyor duramam, duramam
Benim gözlerim yeşildir ah... onun gözleri kara
Ben günah kadar beyazım, o tevbe kadar kara
kumralada
21-02-2005, 11:35
BESBELLİ
Besbelli ölümüm sabahleyindir.
İlk ışık korkuyla girirken camdan
Uzan, başucumda perdeyi indir
Mum olduğu gibi kalsın akşamdan.
Sonra koş terlikle haber vermeye
"Kiracım bu sabah can verdi" diye.
Üç beş kişi duysun ve belediye
Beni kaldırmaya gelsin, odamdan.
Evden çıkar çıkmaz omuzda tabut
Sen de eller gibi adımı unut.
Kapımı bir kaç gün için açık tut
Eşyam bakakalsın diye arkamdan.
AHMET KUTSİ TECER
Cinnamon
21-02-2005, 18:11
Umut
Dünya döndükçe
Umut, fakirin ekmeği
Ye Mehmet ye
Ye Mehmet ye!...
Orhon Murat Arıburnu
kumralada
24-02-2005, 08:02
SEN NERDESİN
Caddeden sokaklara doğru sesler elendi
Pencereler kapandı, kapılar sürmelendi.
Bir kömür dumanıyle tütsülendi akşamlar
Gurbete düşmüşlerin başına çöktü damlar...
Son yolcunun gömüldü yolda son adımları
Bekçi sert bir vuruşla kırdı kaldırımları.
Mezarda ölü gibi yalnız kaldım odamda:
Yanan alnım duvarda, sönen gözlerim camda
Yuvamı çiçekledim, sen bir meleksin diye
Yollarını bekledim sen görüneceksin diye.
Senin için kandiller tutuştu kendisinden
Resmine sürme çektim kandillerin isinden.
Saksıda incilendi yapraklar senin için
Söylendi gelmez diye uzaklar senin için...
Saatler saatleri vurdu içli sesiyle
Saatler son gecenin geçti cenazesiyle
Nihayet ben ağlarken toprağın yüzü güldü
Sokaklardan caddeye doğru sesler döküldü...
FARUK NAFİZ ÇAMLIBEL
YOL DÜŞÜNCESİ
Bu def'a farkına vardım ki ihtiyarlamışım.
Hayatı bir camın ardında gösteren tılsım
Bozulmuş anlıyorum,çıktığım seyahatte.
Cihan ve ben değiliz artık eski halette.
Mısır ve Suriye, pek genç iken, hayalimdi;
O ülkelerde gezerken kayıtsızım şimdi.
Bu gözlerim,medeniyeyetlerin bıraktığını,
Beş on yıl önce,görür müydü böyle taş yığını?
Bugünse yeryüzü hep madde,her ufuk maddi.
Demek ki alemin artık göründü serhaddi.
Ne Akdeniz'de şafaklar,ne çölde akşamlar,
Ne görmek istediğim Nil,ne köhne Ehramlar,
Ne Balebek'de latin devrinin harabeleri,
Ne Biblos'un Adonis'den kalan sihirli yeri,
Ne portakalları sarkan bu ihtişamlı diyar,
Ne gül,ne lale,ne zambak,ne muz,ne hurma ve nar
Ne Şam semasını yalel'le dolduran şarkı,
ne zahle'nin üzümünden çekilmiş eski rakı,
Felekten özlediğim zevki verdiler,heyhat!
Bu hali,yaşta değil,başta farzeden bir zat
Diyordu''İnsana çarmıhta haz verir iman''
Dedim ki ''Hazret-i İsa da genç imiş o zaman''
Eğer mezarda,şafak sökmiyen o zindanda ,
cesed çürür ve tahayyül kalırsa insanda,
-Cihan vatandan ibarettir ,itikadımca-
Budur ölümde benim çerçevem,muradımca:
Vatan şehirleri,karşımda,her saat,bir bir,
Fetihler ufku Tekirdağ ve sevdiğim İzmir,
Şerefli kubbeler iklimi,Marmara'yla Boğaz,
Üzerlerinde bulutsuz ve bitmiyen bi yaz,
Bütün eserlerimiz,halkımız ve askerlerimiz,
Birer birer görünen anlı şanlı cedlerimiz,
İçimde dalgalı Tekbir'i en güzel dinin,
zaman zaman da neva-kar'ı,doğsun Itri'nin.
Ölüm yabancı bir alemde bir geceyse bile,
Tahayyülümde vatan kalsın eski haliyle .
portakal
26-02-2005, 11:46
Sen Aslinda Çok Eski Bir Seye Asiksin
künyeme kazidim ölü dogmus sevinçlerimi
ölürsem beni seninle ararlar simdi
bak, incelirken zehirleniyorsun yavas yavas
beni yanasma ruhum boguyor geceleri
ölürsem beni seninle ararlar simdi
yüregim pasli bir sarniç
gözyaslarinin demi hala avuçlarimda
sesleniyorsun sevdalarin kilitlendigi manastirlardan
yasamak güçlü olmak degildir her zaman
künyeme kazidim ölü dogmus sevinçlerini
ölürsem beni seninle ararlar simdi
.
Cezmi Ersöz
portakal
26-02-2005, 11:49
Tilsim ve Kum
Içimdeki hayvanin suya indigi saatler
tilsim ve kum
gümüs kadar çiplak
altin kadar bulanik
sükut ve konusmak
ve olmamis seyleri hatirlamak
Hatira diye
içimdeki hayvanin suya indigi saatler
disindaki derin uyku
dile kaçtim
cinnetinden, cehenneminden
dile geçtim
dile gelmezken
uykudayken söylediklerim
kum söndü
tilsimla dindim
.
Murathan Mungan
portakal
26-02-2005, 11:51
Sen Aslinda Çok Eski Bir Seye Asiksin .
künyeme kazidim ölü dogmus sevinçlerimi
ölürsem beni seninle ararlar simdi
bak, incelirken zehirleniyorsun yavas yavas
beni yanasma ruhum boguyor geceleri
ölürsem beni seninle ararlar simdi
yüregim pasli bir sarniç
gözyaslarinin demi hala avuçlarimda
sesleniyorsun sevdalarin kilitlendigi manastirlardan
yasamak güçlü olmak degildir her zaman
künyeme kazidim ölü dogmus sevinçlerini
ölürsem beni seninle ararlar simdi
.
Cezmi Ersöz
"ölürsem beni seninle ararlar şimdi"
Ne kadar güzel bir söz, burdan huzurlarınızda Cezmi Ersöz'e saygılarımı iletiyorum. Kim bilir belki o da borsayla ilgileniyordur :roll:
portakal
26-02-2005, 11:53
Çalıntı Bir Aşktan Alıntı
.
hacivat adamlar zülfikar kemigiyle lades tutusurdu
denize kusarlardi; yosun tutusur, karides tutusurdu
elele tutusurduk, kimse susmazdi, susmak olmazdi
istanbul’da bir asit sisesi kirilirdi
bir çocuk kapiyi açip laciverde girerdi
dudaklarindan öperdim, basim derde girerdi
ve bir ayna sarki söylemeye baslardi oldugu yerde
örnegin sariyer’de: Bir börekçi aniden küçümsenirdi
çay bardaklariyla asya’nin en eski haritasi çizilirdi
seni düslerdik tüm bellegimizle
aci çizilirdi, et çizilirdi, kafatasi çizilirdi!
bir vapura binerdik, yüzümüz üstümüz limon agaci
her iskele biraz daha uzak, her ask biraz daha latince
iki parmak daktilo yazar gibi kopuk kopuk
iki sözcükle gözlerine yazardim kendimi
acemice!
ve bayram harçliklarimi, açliklarimi düsürmüs olurdum böylece!
sen ise
gençligini, hep çocuklugunu düsürmüssün
diyelim gece, diyelim alelacele yalnizsin
diyelim ki oturup beni düsünmüssün
aglamissin gride biraz siyah, biraz beyaz arar gibi
yesilde mavi yok oysa, sari hiç yok!
beni düsünmüssün saçlarini akordeonlarla tarar gibi
küçücük bir kiz gibi
küçücük bir delikanli gibi
küçük bir yaradaki büyük bir kabuk gibi
büyük bir yaradaki küçük bir kabuk gibi
kanar gibi, kanatir gibi, birlikte kanar gibi beni düsünmüssün!
ecel olur gelirim sana artik adressiz bir zarf gibi
zarfi yalayip kapatirken dudaklarimi kagitla keser gibi
çünkü ben orda celladim, biraz katil
seri haldeyim sana, paralel haldeyim
bütün suçlar üstüme yikildi, hatalarin altinda kaldim
hayatim hayatina düsüp patlamayan
hayali bir bomba gibi!
.
küçük Iskender
portakal
26-02-2005, 12:13
Baskalasan Ask
Adini anmak güzeldi,
dost agizlarda sana dair cümlelerin
islatilmasi...
Adini anmak...
Yüksek sesle, kimsesiz gecelerin düssel
avuntularina sirt çevirip senden söz açmak...
Biraz gülünç, biraz sitemkar...
güzeldi...
Adinin Türkçedeki yankisi özeldi...
Seninle yogurt yemek, kendi Kanlicanli,
Sülalesi Kandilli yogurtçunun mekaninda...
Denize amors durup, yüzüne
cepheden bakmak günesli bir mavilikte....
güzeldi..
Ipe sapa konuslanmaz bahanelerle elini tutmak,
yüzünde
Yüzyillik bir hasreti gidermek güzeldi...
Güzeldi'li geçmis zamanlari düsünüyorum
simdi...
Cümlelerimiz öznesiz...Umursayan yok,
Kanlica'daki yogurdu...
ve esikteki öpücük, tarih bilinci olmayan bir
askin mührüdür artik...
.
Yilmaz Erdogan
.
Kurnaztilki
26-02-2005, 17:35
"ölürsem beni seninle ararlar şimdi"
Ne kadar güzel bir söz, burdan huzurlarınızda Cezmi Ersöz'e saygılarımı iletiyorum. Kim bilir belki o da borsayla ilgileniyordur :roll:
'ölürsem beni seninle ararlar şimdi' gerçekten duygu ve anlam yoğun bir cümle... :düsün:
Bu arada dikkatimden kaçmadı borsayla ilgili ikinci kelimeyi de yakaladım...
1.İhlas
2.Borsa :evil:
portakal
27-02-2005, 15:31
Giderayak
Handan,hamamdan geçtik
Gün isigindaki hissemize raziydik
Saadetinden geçtik
Ümidine raziydik
Hiçbirini bulamadik
Kendimize hüzünler icadettik
Avunamadik
Yoksa biz...
Biz bu dünyadan degil miydik?
Orhan Veli Kanik
Kurnaztilki beye armağan olsun :p
Kurnaztilki
27-02-2005, 18:24
Giderayak
Handan,hamamdan geçtik
Gün isigindaki hissemize raziydik
Saadetinden geçtik
Ümidine raziydik
Hiçbirini bulamadik
Kendimize hüzünler icadettik
Avunamadik
Yoksa biz...
Biz bu dünyadan degil miydik?
Orhan Veli Kanik
Kurnaztilki beye armağan olsun :p
Öncelikle şiirin en güzel hediye olduğunu düşünen biri olarak, armağan için çok teşekkürler...
Bu arada üçüncü kelimemiz de dökülüvermiş klavyemizin tuşlarından... :)
Eskilerde aşıklar otururlarmış karşılıklı, başlarlarmış sazlarıyla sözleriyle atışmaya...
Bizimki de ona benzeyecek ama hazır yakalamışken dayanamadım... :p
'Orhan Veli''nin 'GİDERAYAK' adlı şiirine, Nazım Hikmet'in 'GİDERAYAK' adlı şiiriyle teşekkür ediyorum... Portakal'ımıza armağan olsun...
GİDERAYAK
Giderayak işlerim var bitirilecek,
giderayak
Ceylanı kurtardım avcının elinden
ama daha baygın yatar ayılamadı.
Kopardım portakalı dalından
ama kabuğu soyulamadı.
Oldum yıldızlarla haşır neşir
ama sayısı bir tamam sayılamadı.
Kuyudan çektim suyu
ama bardaklara konulamadı.
Güller dizildi tepsiye
ama taştan fincan oyulamadı.
Sevdalara doyulamadı.
Giderayak işlerim var bitirilecek,
giderayak
Nazım Hikmet
portakal
27-02-2005, 19:58
Giderayak
son pembelerin
yakıldığı uzak ovada
katar katar kanayan
bir papatya düşün
düşün...
bütün rüzgarlarda esen o ulu çınar
yıldızlara bulanıp getirdiği dallarını
zincir eriten bir ağustos kadar sıcak
eğdi gözbebeklerine senin
gözbebeklerin...
boran heveslere esen
tan yeri kadar soğuk
varoşları kadar uzaktı şehrimizin
şimdi içimde titreşen o işgaller ki
dildeki veda sözcüğüne
yenik düşmekte...
topraklarımda
sızlıyor bakışının huzmesi
bir nebze ışığını
güneşten çaldığım
o parıltı
kıraçlarımda harmanlayıp savurduğum
o deli sevda
gayri
riyakar kirpiklerinin gölgesinde aşk
üşümekte
veda...
kaçınılamaz aramızda
veda kazuletimsi
bir sancı gibi yürekte
yürekse zaten
sevda yüklü bir bulut
yağmasa bari
yağmasa sağnak
tam da gider ayak
Deniz Ercivan
Ben teşekkür ederim asıl... Saygılar :)
Kurnaztilki
27-02-2005, 20:27
Böyle atışmaya can kurban... ;)
Handan,hamamdan geçtik
Gün isigindaki hissemize raziydik
Saadetinden geçtik
Ümidine raziydik
Hiçbirini bulamadik
Hisse'li şiire cevaben 'Borsa'lı şiir; 'Küreselleştiremediklerimizden misiniz?'
Şiir biraz uzun ama güzel, düşünmeye yönelik bir şiir...
Bakalım borsayla ilgili kısmını bulabilecek misiniz? :rolleyes:
İlk bulana bir kasa ........ eee ne olsun? :evil:
KURESELLESTIREMEDIKLERIMIZDEN MISINIZ?
Hey sen!
Sana diyorum hey
sana!
Pastirma gibi yapis yapis evraklarin arasina
ve halen
baremin dokuzuna
cekilmez bir evlilik gibi takilip kalmis
Hektor cucesi kilikli bey!
Hey sana diyorum
hey
bir elinde vernik
bir elinde vermut
gomalaklarin
ustubeclerin arasinda
ege talaslari yutan sey!
Hey sana diyorum
kirec serbeti kagitlara
kinadan harfler doken
yazar bey!
Size diyorum
topragi elleriyle itenler
sonra tarim ilaci icip olenler
biber kokan cesmelerde
karni desilenler
ve coplerden ekmek toplayanlar hey!
Bakiyorum da
benzemeye niyetiniz yok hala yuzunuzun
kenar susu
jelatin bakisli beyzadelerin yuzlerine
ogrenemediniz mi yoksa hala
nasil kureselleseceginizi
bakiyorum da
kimildamaya bile yok niyetiniz
anlatayim da gorun o zaman
bakin nasil da kureselleseceginizi.
...
Once saglamci olmayi ogreneceksin
seri bilet gibi olmayi en azindan
kanalet contasi gibi
sizdirmayacaksin bildigin hic bir seyi
birakacaksin hemen o gar yalnizligini
ogreneceksin bir an once
alip parani
yakmayi cubugunu
sonra zehirleneceksin belki
tika basa yemekten istakozu
istiridyeleri
lohusada olanlarini hem de
yutmayi kardinal uzumlerini
sonra kusmayi
sindirmek yok hemen oyle tahtini
kimden ve nereden gelirse gelsin
sivazlamayi
ama sivazlatmamayi
paranin baldirlarini
kactigin ayaklarini da getirip koymayi bu tezgaha
tas cikarmayi
cazgirlikta
Arap Fati'ye bile.
Yilda bir kez gideceksin gecekondulara
o da iki satir daha fazla yazabilmek icin
dusmeyeceksin semt pazarlarina
bit pazarlarina asla
girmeyeceksin oyle
ucuz ekmek kuyruguna filan
sen yapmayacaksin evinin badanasini
o is
kitaplarindaki kahramanlarin isi
uc kez aglayacaksin topu topu
biri dogdugunda
biri alindiginda
misketlerin elinden
biri de
olmadi diye gazetedeki isin.
Dikmeyeceksin pantolonunun yamasini
balik almayacaksin iskeleden
labada toplamayacaksin pazar gunleri
kirk alti tekmeyi birden
Kadikoy rihtimindan
Altiyol'un tepesine kadar
"savasa hayir" dedigin icin
yemeyeceksin
sikila sikila
yerin dibine gecerek hatta
"ne verirsin oglum?" deyip
satmayacaksin yatak carsaflarini bile
isiklar asacaklari gunler yakindir senin konaklarina
hucrelere degil
salonlara alinacaksin
orsler degil
kulaklarinda alkislarin sakladigi gunler
yakindir.
Ne iclerini acligin yonttugu gebelerin
ne de onlarin karinlarinda
aclikla buzulen bebeklerin
dokmeyeceksin iniltilerini
kulaklarinin tencerelerine
unutma halen Greenwich belirliyor
onlar degil senin saatini
gregoryen bir ilahi
cifte fug
piyano cekicleri
ve org borulari arasinda
okuyacak halin yok herhalde
Mercimek Ahmed'in Kabusnamesini.
Yarin juridesin
bakip genc kizlarin bacaklarina
puan vereceksin
ogleden sonra sovun var
Sisli Camiinde
bir tabutun basinda
ayni senin yapacagin gibi bir gun
bes dakikada bir
kalbini yoklaya yoklaya
korku ve dehset icinde olen
o adamin tabutunun basinda
amma uzulme babindan
hafifce siritmayi da
unutmamalisin kameralara.
Basin donecek yukarilarda bazen
iyidir diyeceksin ama
altta kalip da
kaymasinin ayaklarmin yerden.
Cok kadin opeceksin
hic cocuk opmemissin kime ne
giydireceksin
yuklukte ip parasini saklayan
kanavice oren kizlara bile
fena korkutacaksin
Universitede
cocuklari olan analari
giydireceksin
tutun yukleyenlere
singil yapanlara
tas kiranlara
torluk yakanlara
uzatarak
kohnemis cenenden potin dilini
zerkedeceksin iki ampul kargabukeni
beyninin kaba etinden
tirisin gibi yeyip bitireceksin milleti
aksam olunca da bir kanalda
vicik vicik
bir resim cizeceksin
yuzunun yalama fircasiyla.
Kopek besle, insanlari asla
ihbar et hatta
sokak cocuklarini
kedileri besle, aclari besleme
aslinda ikisi de nankor de
ama birinin
cevap veren cinsinden oldugunu
sadece sen bil
sonra da "ben kedileri cok seviyorum,
ama insanlari da" de olsun bitsin
birak kedi olmayan o sevgilini de
sevis bilgisayarinla
komut ver ciplerine
komut ver sinyal gondresin
erojen bolgelerine
dijital idamlar hazirla onlar icin
veri tabaninda
uc kere dusunup de
yiyenler olsun bir zeytin tanesini
formatinda
atesleri terleriyle kabartanlar.
Mevzuat uygun degil deme
luzumundan fazla kuresellesebilirsin
mizmizlanan mi var
lisansli sporcu olsalar
dev slalomlarda
bir bulut olup buz kaslarini
ve yag hemen
bir zindan suyu gibi uzerlerine.
Kotu icki muhtar kapisi kirdirir
ziyan zebil corbasi
kaymakam camini
o senin kapini kirmadan
sen onun kafasini kir
ince ince
kullanmiyorlar de mesela beyin haritalarini
terapisini yap yoksullugun
sen de
renkli tas terapisine gitmek uzere
hemen ayril oradan.
Cirpiniyormus
dort ac yavrusu
surukleniyormus
suya batan davarlar gibi
orman asilli ciceklere benzettigi
o dort ac yavrusu
karanlik deniz hatti
on hava yapiyormus
sancak tarafi geminin
oyuluyormus adamin ici
betermis
kuculuyormus
kucuk
kucuk
kucucuk bir orak bocegi gibi
sana ne bunlardan
san ne
sana ne!
Sen daya sirtini bir partiye
olmadi vakfa
olmadi dernege
kanala, kursuye,
odaya, sirkete, klube,
sil, supur, talan et
dirildan, tozut, hirla, hoykur
iyi eklesin sozu soze
lehim tabancasindan beter agzin
silsin yuzunun kara bezi
isik bulasan her yeri
istahli ayaklarin yesin
borsalarin cilali taslarini, ihale salonlarini
15 incte
linc et
soluklari
acligin bacalarindan dagilanlari.
Olmadi bir boluk ari gonder
gocmen caganozlarin ustune
saraylari onaranlarin
sonra
pencerelerinden bile
baktirilmayanlarin ustune
insaatinda calisanlarin
cezaevlerinin
sonra da yaptiklari cezaevlerinde yatanlarin
bir boluk ari gonder
ekmegi cigneyip de yutamayanlarin
bir odada
on bes kisi yatanlarin
demir doken ustalarin ustune
inenlerin ustune ocaklara
cikanlarin ustune catilara
sakin tinma ama sen
once yuz gram tuzlu fistik al
sonra uzerine tut sarlatan golgeni
masaya harita iskeletleri yatiran
muhendislerin ustune
bir yandan da sarhos et postaciyi
iyice icir
bozulana dek fiyakasi
esek degil ya buda
geciktirecek tabi biraz tebligatlari.
Mesela ajan ara gazete ilanlariyla
ve hukmet
darb ile tazyik olunmasina
ilaninin hemen altinda
kitap ariyanlari
koy kutuphanelerine.
Antik bir ibrik al
elli bes bin dolara
ve ayipla
ekmek alamadi diye
kendisini yakan Aynur'u
Samsun'da.
Panellerde gelistir civi cakma tekniklerini
cocuk yasta
nasir baglayan ellerin buzunda
terlerini
ates yalazlariyla
mayalayanlarin basinda
pamuga, pancara gidenlerin telinde
agaclardan
boya cekenlerin isliginde
yormadan kendini
kaldirirken kollarinin ipini
gicirdasin koltukaltlarinin ici
yer ac katalogunda
karanligin dipciklerine
yer ac
kasiyarak yagli kafa kurkunu
utulenmis bakislarina
kasik dusmanlarinin.
Tovbe
bu haller hal degil de
gir lafa
hoparlorlerden ogurulerken forsunu
sarki soylet tras olurken berberine
Dede Korkut'u anlat hep
gittigin her okulda
Ezop'u hain ilan et
sur soguk ellerini uslu ogrencilerin baslarina
fenalik gecir ama
cikinca sakincali sorular soran biri
ve unuttur
yemekli basin toplantilarinda
biyiklarini batirarak yogurda
unuttur
hirsizlik oldugunu
her mulkiyetin
her satisin kar oldugunu
ve her karin
somuruden baska birsey olmadigini
unuttur.
Zeplin gaziyla sisir memelerini
kalcalarini
kalayli siringalarla buda
soktur
degistir butun dislerini
emaye tepsi gibi olsun agzinin ici
ve gulunce sicak bir corba gibi degil
beyaz bir tuzluk gibi gul
soyun kapak ol
ucussun eteklerin
dev kompresorlerin ustunde
ve butun gazeteleri memleketin
senin orgazm anilarini bassin
on sayfadan
isin bitince de
Okmeydani Onkoloji'ye ugra
oyuncak dagitmak icin kanserli cocuklara
arkanada zum ordusu
hijyen akrebin ikramlarini kaydetsin.
Mesela sosyetik bir playboy al yanina
santaj kasetleriyle gezen
ve tutturen robusto purosunu
ve inerken ucaktan
battaniye calan tiplerden
Dolce Gabbana'dan giyin
sortunun ustunde
dantel bir tunik olsun
bir cift kirmizi rugan
yuzunde
altin piriltili maskara bir un
Helena Rubinstein'den
Sili'de kopek cocuk
Axel'in vahsiligini aratmasin.
Ne guluyorsun
yesil kolej etegiyle cikacak halin yok herhalde
acliktan olen
iki yasindaki Manisa'li Merivan'in karsisina
cikacak halin yok herhalde
ilac alamadi diye olen
Edirne'li Basri Yigit'in karsisina
ve yanan oglunu
arkadasinin yesil kartiyla
hastaneye goturdu diye
sonra da yargilanan
sahtekarliktan
Yeter Gungor'un karsisina
unutma sen onlar gibi
alcak kesimlerdeki karlanma degilsin
sen kuresellestin, onlarsa beceremediler bunu.
Durma iyi yollara dusur
yetistir yeni kusagi
bilginle donat
masanda sereflendirsinler
kalkan izgaranin bugusunu
acemilerin hormeti
durma ogret onlara
nasil kaynak yaratilacagini
diski yedirmek icin koylulere.
Birak kapsama alaninin disinda olsun
yuzlerini duvara gomenler
is kokulu voltalar atanlar
atesler uzerinde
sapini onaran cicekler
gelin aglatma turkuleri
aksam motorlulari
amfizemli kalfalar
dikisleri patlayan isciler
ve ustune tutulan tabip aynalari
soguk buhar ufleyenler
ve bir cuval tas gibi agir
zemberegin duracagi gunun
isaretleyenler takvimini.
Durma topla, fotojenik delikanlilari etrafinda
uzun
upuzun
kibritlik kavak gibi
kemikleri comert delikanlilari
ogutlesinler hep dogru frekansda kalmamizi
klinik deneylerle kanitlasinlar yolma figurlerini
sekiz kat daha etkili
cereyanlara tutsunlar
kul tenekesi yuzlerimizi
sonbahar firsatlariyla
topraga dogru
kaydirsinlar icimizdeki enkazlari
oturtmayi ogretsinler
leopar desenleri yataklarindan
gundemin tam ortasina
testis asimetrisini.
Birakmalisin pasli tulumbalarin ruhunda bogusmayi
gotureceksen buyuk gotur
basarak
sandik toplayan cocuklarin baslarina
yumurta topuklu kunduralarinin okcelerini
yap artik altin vurusunu
gazda yap
suda yap
elektrikde yap
unda yap
soganda yap
gubrede yap
ihalesinde yap
oluk oluk akan kanin
dehsetle iste bunu
once hakli goster ama
bu dehsetle istedigini
ve hic bekleme yapmadan
cak hemen kuvvetlice
ak alinlarina kara imzani.
Kaslarinla alarak gardini
saydir yuruyen butun isyan hucrelerini
demir sayaclar koyarak goguslerine
ne kadar umut varsa
hepsini faturalandir.
Monunde ne var
monunde
plastik tuzaklar var
uc dabulyu ebadinda
uc kiyim yili
yani yuz dolar maasi
bin dolarla
kredilendirmek var
hortlatmak var ruyalarinda bile
temerrut canavarini
gecenin uclerinde
kaldirmak var yataklarindan
demli caylar icirtmek var
haciz var deplasmanda
klozet kapaklarini bile
yeddiemine gondermek var
dograr gibi orta boy avuclari
isimlerini
mubasirlere bagirtmak var
dilimleyerek insan baslarini
hapislere tikmak var
bir de dilinde bilemeden
lafinin usturasini
"cekmeselerdi paralari
ne yapalim" dmek var.
Sorarim sana
a benim
festival kilikli hovardam
kim susamis da turkuye
yuz bes numara
sirma telli saza kapamis kulagini
hangi aca somun verilmis de yememis
hangi aca bin dolar verilmis de cekmemis
sevsinler
ekmek tavasi yalayan aclara
ordovr tepsisi sunan
iltimas tuzaklarini senin.
Fikret Gorken
Saygılar bizden efendim...
turkishwarrior
27-02-2005, 21:14
İlk
Yanlış trenden indin seni şehrin aynasından geçirdiler
Sana baktım yıllarca hep aynı özlem penceresinden
Yürüyen ve kaçan yalın ve çocuksu özlem penceresinden
Denize karsı küçüle küçüle giden evleri
İnce ince karşılardın olağan karşılardın
Şen dünya içinde sen dünya içinde bir avuç şen dünyaydın sen
Bahar bilgisi güneş rengi at soluğu ve sen
Seni çağırıyorum geç gel ağlayan son bakireler içinden
Kadınlar taş heykeller gibi gelip gecer sarı kayalardan
Hangisine baksam sen kımıldar sen seslenirsin içerlerden
Çekil karşımdan sultanı cariyelerde aramak körlügü diyorum
Körlük güneşe ve gözlerime doğru gelen
Sen bir el uzanışıyla aydınlanan yeni ay mısın
Geyik resimleriyle kabarık her köşen
Geyik derisinde akan ilk nehir
Bir el uzanışıyla
İlk sokağın ağzında kaybolursan ağlayacağım
Leylaklarla akrepler gözlerine bakıp insan olurlarsa
Çocuk cennetinde günahların ilkini sen işliyorsun demektir Suna
Parlayan denizler gürültüsüz şiirler kapanan kapılar sana
gök taşlarını getiriyorlar
Seni sayıklıyor
Denemesi yanlış yapılmış ilk ok
preatoria
27-02-2005, 23:11
Başladığım yerdeyim
umudum çok umutsuzluğuma dair
aydınlığı anlatan bütün cümleler
''siyah''la başlıyor artık bende
...
bir sokak lambasının kılavuzluğunda yaşıyorum
geceyi
siyahı gecede sevdim
geceyi de aydınlığı! beklerken
en az yıldızlar kadar sadığım geceye
acılarım var
yorgun gecelerin mirasçısıyım
renk verdiğim her şey benim
...
anlamlarım yitik
bir öncekini tamamlayan cümlelerim var
sahipsiz mısralarım bir şiirden çok uzak
ciltsiz kitaplarım kadar da değerli
...
gözlerim hala kırmızı ışıkta
yanıp sönüyor ,yanıp sönüyor
....
susmalıyım!!!
sustukça büyüyen sessizlik gibiyim
büyümek adına ne varsa
korkularım dahilin de hala
en son büyürken korkmuştum
en son korkacıları unuttum!!!!
yasamaksa özlemleri
dun e bilet kestim
yarın yolcuyum
tek basına başlayıp
çok kişiyle bitirmek adına
bir yolculuğu
ve gittikçe uzaklaşan yakınlıklara
mendil salladım
acıları unuttum artık
...
bir bir kar yağıyor
görmediğim yerlere
doruklara
görmediğim şeyleri yasadım hep
gördüklerimden fazla
beyazı sevdim
ama bulutta yalnız beyazı gördüm
doruk benim!
bir yaz meltemin de bile
sonbahar oluyor iklimim
oysa hala siyaha çalan saçlarım var
üsüyorumken büyütmüştüm
bir bir kar yağıyor
görmediğim yerlere
doruklara
görmediğim şeyleri yasadım hep
gördüklerimden fazla!
beyazı sevdim
ama bulutta yalnız beyazı gördüm..
doruk benim!
bir yaz meltemin de bile
sonbahar oluyor iklimim
oysa hala siyaha çalan saçlarım var
üşüyorum.......................
--dumanlı bir geceden
bilinmez
kumralada
28-02-2005, 16:39
BUGÜN DE ÖLMEDİM ANNE
Yüreğimi bir kalkan bilip sokaklara çıktım
Kahvelerde oturdum, çocuklarla konuştum
Sıkıldım, dertlendim, sevgilimle buluştum
Bugün de ölmedim anne
Kapalıydı kapılar, perdeler örtük
Silah sesleri uzakta boğuk boğuk
Bir yüzüm ayrılığa, bi yüzüm hayata dönük
Bugün de ölmedim anne
Üstüme bir silah doğruldu sandım
Rüzgar beline dolandığında bir dalın
Korktum, güldüm, kendime kızdım
Bugün de ölmedim anne
Bana böylesi garip duygular
Bilmem niye gelir, niye gider
Döndüm işte, acı yüreğimden beynime sızar
Bugün de ölmedim anne
AHMET ERHAN
Sevgi Öldü
Sevgi öldü duydunuz mu
Sevgi öldü insanla sevişirken
En önemlisiydi aykırı düşlerden
Tozlarını silkeliyordu güneş
Her kayan şiirin ardından
Çocukların kışkırttığı sendikalı işçi arılar
Çiçekleri solluyordu tutsak günde
Gömleğinden pul pul türküler dökülen
Bir çocuk koşturdu haberi
Kaldırıp taa uzaklara hatta sonsuza
İnsansız=düşmansız yerlere attı ismini
Çınladı derin uçurumlar dağlar
Sevgi öldü, öldü sevgi.
A.Kadir Bilgin
Adı: Gül
Gülü vurmuşlar Gül Sokağı’nda,
Uzanmış üç adım yatıyordu gül...
Bir adam usulca bir uçuruma,
"Sevi için" deyip atıyordu gül...
Ve bir kız kanatıp hüznü boyuna,
Hepten sevgisizlere satıyordu gül...
Gülü vurmuşlar Gül Sokağı’nda,
Uzanmış üç adım yatıyordu gül...
Bülent Özcan
turkishwarrior
28-02-2005, 21:32
Batış
Güneştir düşen turuncusunda menekşeler sunarım
Gece artık hiç dönülmeyecek yerlerdeki o sevgiliye
Çocuklara kekik toplıyan o sevgiliye
Bir kekik uzatan çocuk anne deyince
Deniz dibinden çatı çeken
Çocuk üstüne arkadaş üstüne
Güneştir düşen yeşilinde bir yüz döner
Değişmiyen o gençliğiyle sevgili
Ölümden sonraki kurtulma gibi
Döner döner de gelir karşıma
Deniz dibinden cıkan ahtapot ölüleri
Eski utanmaları çeker su yüzüne
Güneştir kırmızı ve ben en çömezi bir rengin
Altın hatıralar hükümetinin
Bitmeyen sultanı o sevgiliye adanmış
Soy utanc soy anış soy sevgi
Gel artmaz azalmaz ey sevgi
lancelot
01-03-2005, 20:48
NİCEDİR ÖZLEMİŞİM
Nicedir özlemişim
Bu rüzgarı
Hani Doğu'da eser
Bahar akşamları
Nicedir özlemişim
Bir elma ağacının
Dibine oturmayı
Nicedir özlemişim
Şoseleri,dağları
Nicedir özlemişim
Bir dosta sarılıp
Ağlamayı
Ataol BEHRAMOĞLU
kumralada
02-03-2005, 07:43
YALNIZ İNSAN
Yalnız insan merdivendir
Hiçbiryere ulaşmayan
Sürülür yabancı diye
Dayandığı kapılardan
Yalnız insan deli rüzgar
Ne zevk alır ne haz verir
Dokunduğu küldür uçar
Sunduğu tozdur silinir
Yalnız insan yokki yüzü
Yağmur çarpan bir camekan
Ve gözünden sızan yaşlar
Bir parçadır manzaradan
Yalnız insan kayıp mektup
Adresimi yanlış nedir
Sevgiler der fırlatılır
Kimbilir kim tarafından
LOUIS ARAGON
turkishwarrior
04-03-2005, 00:12
Balkon
Çocuk düşerse ölür çünkü balkon
Ölümün cesur körfezidir evlerde
Yüzünde son gülümseme kaybolurken çocukların
Anneler anneler elleri balkonların demirinde
İçimde ve evlerde balkon
Bir tabut kadar yer tutar
Çamaşırlarınızı asarsınız hazır kefen
Şezlongunuza uzanın ölü
Gelecek zamanlarda
Ölüleri balkonlara gömecekler
İnsan rahat etmeyecek
Öldükten sonra da
Bana sormayın böyle nereye
Koşa koşa gidiyorum
Alnından öpmeye gidiyorum
Evleri balkonsuz yapan mimarların
kumralada
08-03-2005, 11:13
GÜN EKSİLMESİN PENCEREMDEN
Ne doğan güne hükmüm geçer,
Ne halden anlayan bulunur;
Ah aklımdan ölümüm geçer;
Sonra bu kuş, bu bahçe, bu nur.
Ve gönül Tanrısına der ki:
- Pervam yok verdiğin elemden;
Her mihnet kabulüm, yeter ki
Gün eksilmesin penceremden!
CAHİT SITKI TARANCI
turkishwarrior
08-03-2005, 22:11
Doğum
Çiğ düştü göklerden
Ve bir bahar günü doğdun sen
Güvercinler geçti menekşelerden
Ve bir bahar günü doğdun sen
Kendi kendine ayna olan nergislerden
Leylakların gün doğuşu ürperişinden
Zambakların kıyı kıyı bakışından
Geldin sen
Ve rüzgarlar karları süpürdüğünde
Ve insanı çıldırtan kuş sesleri işitildiğinde
Birdenbire aydınlandı annenin yüzü
Ve bir bahar günü doğdun sen
İlkin horozların gözüne göründün
Dünyaya haber verdiler ötelerden
Baban yeni dönmüştü eve ıraklardan
Birden aydınlandı annenin yüzü
Ve bir bahar günü doğdun sen
Marta bakan biliyordu geleceğini
Nisana bakan görüyordu alaca renklerini
Kızıl ve yeşil seherini
Mayısa bakan buldu seni
Ve bir bahar günü doğdun sen
Sana Leyla dedim Suna dedim şiirlerde şarkılarda
Gerçek adın bir fısıltı gibi kaldı ağızlarda dudaklarda
Çatlar yüreğim bir nar gibi o sırrı anar da
Avunurum doğumundan gelen muştulu armağanlarla
Melekler gökten geldi armağanlarla
Ve bir bahar günü doğdun sen
Bir bahar günü doğdun sen
Baharın ta kendisi oldun sen
Şimdi her baharda doğan çocuklarla
Sen en aşılmaz boya tenlerinde saçlarında
Sen görünür görünmez ufuklarda
Karlar erir erir kaçar kaçar da
Gökler yağmur biçiminde güler ağlar ağlar da
Güneş öğünerek yansır yansır da sularda
Gelirsin her baharda
Bir diriliş gibi ölü dünyaya
Ölüler gölgenden ateş ala ala
Ekilip biçilip yankı yapa yapa
Yaz sıcaklığından arta arta
Birer birer çıktılar gönlümüzün aynasına tarlasına
Ki bir bahar günü doğdun sen
Güller dönüştüler yatak çarşaflarına
Leylaklar yaklaştılar korka korka
Nergisler benliğimizin ortasından baka
Gelip fon oldular insanın
Bir kere daha
Sende yeniden yaratılışına
Bir bahar hali yaratışına
Bir bahar günü doğdun sen
Baharın ta kendisi oldun sen
Sonbahar benim ölümüm kırmızı kırmızı yanışım karaağaçlarda
Senin ak doğumunu daha çok ortaya koymak için
Toplayıp gelişim güzü bütün sarılarımla loşluklarımla
Çürüyen solan evrenin karşı koyuşu
Senin baharda doğusunun anısına
Ah o ne sıtmadır güneşteki sıtma baharda
Her an senin doğumun yaşamaktan gelen
Ve güzün güneşte bir kuruyuş bir dağılma
Benim ölümümden gelen haykırış ve ağlayışlarla
Bir ömür boyu oldum salt ölüm kemiği
Parlamak için senin doğumundan gelen fosforlarla
Eve girmekte geç kalan çocuklar görecektir geceleri
Aşk baharının sessiz direnişini
yanıp duran ışıklarda
Yaz güneşi biriktirdi biriktirdi
Sonbahar yapraklarda delirdi
Kış derin çizgileriyle devrildi
Bahar gül tanklarıyla çiçek çağlayanlarıyla belirdi
Ve bir bahar günü doğdun sen
alanyafatihi
10-03-2005, 11:37
USANDIM
Hasret duman duman çöktü başıma.
Garip gurbet elde, halden usandım...
Bir hayat bağlandı, bu göz yaşıma;
Servetten, şöhretten, maldan usandım....
Taş olsa dayanmaz, bu derde, gama.
Sözüm kâr eylemez, çiylere, hama.
Sırrımı sehere, solgun akşama;
Anlata anlata dilden usandım....
Kaç ölüm yaşadım, çile dağında?!...
Derdime, dağ bastım, sevgi bağında.
Ruhları besleyen bir nur çağında;
Başımda dolanan, yelden usandım....
Ya rab, ne haldeyim nasılım böyle?!..
Amelim boynumda, kalmışım öyle.
Kerem et kapında, sen, güzel eyle;
Sözde kul görünen, kuldan usandım....
Garip Kul Rıfat’ım kavgam içinde.
Nevsin hevâsı mı, uçar suçumda?’..
Bilmem, ne yüküm var, bu son göçümde;
Titreyen ayaktan, elden usandım
Dr. Rıfat ARAZ
turkishwarrior
11-03-2005, 23:35
Dal
Dağ uzanı gökyüzüne,
Ölüler karanlığa uzanı.
Nerelerden nerelere varır yaşamak,
Acıdan, iğde sarılığından, düşünüden uzanı.
Sever misin, öpüler ardı boş,
İşte bıraktığı güzelin, bir çirkin uzanı.
Yankılar, gezegenlerden ağrı gelip gider,
Başı kopmuş gök mamurlarından bir uzanı.
Uzandığımız, belki de bu gece, belki de bu yatakta
En bilinmeze uzanı.
turkishwarrior
14-03-2005, 00:13
Kara Yılan
Güneşin yeni doğduğunu sana haber veriyorum
Yağmurun hafifliğini toprağın ağırlığını
Ve bütün varlığımla kara yılan seni çağırıyorum
Seni çağırıyorum parmaklarımdan süt içmeğe
Pamuğun ağırlığını yapan dağın hafifliğini
Sana haber veriyorum yeni doğduğunu güneşin
Ben güneyli çocuk arkadaşım ben güneyli çocuk
Günahlarım kadar ömrüm vardır
Ağarmayan saçımı güneşe tutuyorum
Saçlarımı acının elınde unutuyorum
Parmaklarımdan süt içmeğe çağırıyorum seni
Ben güneyli çocuk arkadaşım ben güneyli çocuk
Ben çiçek gibi taşımıyorum göğsümde aşkı
Ben aşkı göğsümde kurşun gibi taşıyorum
Gelmiş dayanmışım demir kapısına sevdanın
Ben yaşamıyor gibi yaşamıyor gibi yaşıyorum
Ben aşkı göğsümde kurşun gibi taşıyorum
Seni süt içmeğe çağırıyorum parmaklarımdan
Kara yılan kara yılan kara yılan kara yılan
kumralada
14-03-2005, 20:47
BUĞDAYIN TÜRKÜSÜ
Halkım ben, parmakla sayılmayan
Sesimde pırıl pırıl bir güç var
Karanlıkta boy atmaya
Sessizliği aşmaya yarayan
Ölü, yiğit, gölge ve buz, ne varsa
Tohuma dururlar yeniden
Ve halk, toprağa gömülü
Tohuma durur bir yerde
Buğday nasıl filizini sürer de
Çıkarsa toprağın üstüne
Güzelim kırmızı elleriyle
Sessizliği burgu gibi deler de
Biz halkız, yeniden doğarız ölümlerde.
PABLO NERUDA
turkishwarrior
14-03-2005, 22:22
Denklem
Bu denklemin bir çözümü olacak
Ben diyemiyorum vay
Ben diyemiyorum ama sen anla
Sen de konuşma gözlerin yeter
Ne çikar dolansa dursa bu kara bulut
Iki akkor parçasidir bana gözlerin
Ne çikar yani konuşmasak da
Bir bakiş aramizda her şeye deger
Hem savaşlar, kavgalar bitiyor mu konuşmakla
Dilersen görme de beni, beni sevme, beni unut
Ama altin aşkina, petrol aşkina
Emekçi alinlardan dökülen ter aşkina
Insanin insana sultanligini unutma
Bu denklemin bir çözümü olacak
Ben diyemiyorum vay
Işte bundandir ki hep böyle yorgun gezerim
Her çagdan sorular yüklenerek
Ne denli yorulsam omuzlarim düşmüyor nedense
Nedense sen hep kolunda kitaplarla gelirsin
Sen gelirsin gözlerime işik gelir, evime renk
Hadi git suya birak elini yüzünü
Bak tarhana çorbasi yaptim bugusu ne hoş
Bir baş da sogan kirarim deme gitsin
Kasaplara darginsam denizle aram iyi
Akşama balikla salata var şarap yoksa neyleyim
Bilirsin seni ben içkilerden açik severim
Bu denklemin bir çözümü olacak
Ben diyemiyorum vay
Kizma dumanlaniyorsam sigaralarla bolcana... nedeni var
Dindiremedigim agri kendimin degil inan
Hani. Şu helva meselesi, şekeri unu bol da
Kendisi bir türlü yapilamayan....
Sen de tutmuş beni oyuyorsun gönlüne... vazgeç
Vazgeç sevdani büyütmekten
Sokaklarda kalan çocuklari büyüt... kivanayim
Insanin insana hakkini ver... insani kotar
Maden ocaklarina gir, kazma salla onlarla
Ya onlara güneşi indir, ya onlara güneşi çikar.
Bu denklemin bir çözümü olacak
Ben diyemiyorum vay
Her sabah gazeteler yaylim ateş ve ben yenik
Her sabah bozguna ugruyorum ezilenlerle birlik
Kanini satişa çikaran bir adam varken çaresizlikten
Bunca dogal zenginligimizde bebekler borçlu dogarken
Ve yirmibirinci yüzyilda cennet yurdumda
Toplumun tortusu insanlarim magaralarda yaşarken
Ben seni sevemem boylu boyunca
Kendimi birakamam havasina sevdanin
Savaş çigliklari uguldarken kulaklarimda
Ancak bunlari ve dahalarini yok kilarsan bana
Işte o zaman ben sana koşa koşa...
Bu denklemin bir çözümü olacak
Ben diyemiyorum vay
turkishwarrior
17-03-2005, 23:47
Kıymetini Bil
Nice sevdalar yaşayan şu kalbin
bilinmez bir zaman sonra
belki de
yeni bir sevdaya,
belki de bir kalp krizine
yenik düşmeyi bekliyor.
O yüzden
sevdaların kıymetini bil.
Gökyüzünde güneşin,
kışın yağan yağmurun,
denizdeki tuzlu suyun,
hırçın esen rüzgarın,
bütün güzellikleri görebilen gözün,
ağrıyan dişin
kıymetini bil.
Yemek yaparken
şarkı söyleyebilmenin,
yağmurda ıslanmanın,
sevdiğine ağlayabilmenin
bil kıymetini.
Bunaltıcı, sıcak günlerde
güneş yakıp kavurabilir seni,
kızgın güneşin altında
içtiğin buz gibi soğuk suyun
kıymetini bil.
1956 yılında doğmuşsan
2056 yılını yaşaman zor,
yaşayabildiğin yılların
kıymetini bil.
Dünya kötülüklerle dolu.
Kan, nefret, kavga, ölüm
kol geziyor etrafında.
Sen yokken de
bu dünya dönmeye devam edecektir.
Şu kısacık ömürde
dostluğun,
sevginin,
kardeşliğin,
barışın
kıymetini bil.
Ömür
yaşanmak üzere devralınır.
Öldürmek kolay,
yaşatmanın
kıymetini bil.
Sol dizinde menisküs varmış
10 yıl daha seni idare eder ya,
zamana meydan okuyan
dizinin
kıymetini bil.
Ateşi seviyorsan
yanacaksın, yanmalısın.
Ateşin ve elinin
kıymetini bil.
Yaşamadıklarından pişmanlık duyacağına
yaşadıklarından
pişmanlık duymalısın.
Yaşayabildiklerinin
kıymetini bil.
Gideceğin limanı bilmezsen
hiçbir rüzgardan sana
hayır gelmez.
Hedefin
ve bilginin
kıymetini bil.
Vefasız birisine sakın ağlama,
gözünden akan yüreğinin yaşıysa
değerlidir.
Gözyaşının
kıymetini bil.
Okumak güzel şey
hele seni,
sayfa sayfa
satır satır.
Kitapsan okunmanın
insansan okumanın
kıymetini bil.
Buz tutmuşsa dudakların
Haziran'ı beklemekten,
buzun, Haziran'ın ve beklemenin
kıymetini bil.
Dudakların
sana evet deme ihtimali olabilir,
ille ki konuşmasına gerek yok.
Sana evet deme ihtimali
olan dudakların
kıymetini bil.
Gün gelecek
sen olmayacaksın,
dudaklar olmayacak,
çiçekler olmayacak,
Haziran olmayacak.
Zamanın
kıymetini
bil !...
alanyafatihi
18-03-2005, 14:41
ÇANAKKALE ŞEHİTLERİNE
Şüheda gövdesi, bir baksana dağlar taşlar...
O, rûkü olmasa, dünyada eğilmez başlar,
Vurulmuş temiz alnından uzanmış yatıyor;
Bir hilâl uğruna ya Rab, ne güneşler batıyor!
Ey, bu topraklar için toprağa düşmüş, asker!
Gökten ecdâd inerek öpse o pak alnı değer.
Ne büyüksün ki kanın kurtarıyor Tevhid'i...
Bedr'in aslanları ancak, bu kadar şanlı idi...
Sana dar gelmeyecek makberi kimler kazsın?
"Gömelim gel seni tarihe!" desem, sığmazsın.
Herc u merc ettiğin edvara ya yetmez o kitab...
Seni ancak ebediyyetler eder istiab.
"Bu, taşındır" diyerek Kabe'yi diksem başına;
Ruhumun vahyini duysam da geçirsem taşına;
Sonra gök kubbeyi alsam da, rida namiyle,
Kanayan lahdine çeksem bütün ecramiyle;
Mor bulutlarla açık türbene çatsam da tavan;
Yedi kandilli Süreyya'yı uzatsam oradan;
Sen bu avizenin altında, bürünmüş kanına,
Uzanırken gece mehtabı getirsem yanına,
Türbedarın gibi ta fecre kadar bekletsem;
Gündüzün fecr ile avizeni lebriz etsem;
Tüllenen mağribi, akşamları sarsam yarana...
Yine bir şey yapabildim diyemem hatırana.
Sen ki, son ehl-i salibin kırarak savletini,
Şarkın en sevgili sultanı Selahaddin'i,
Kılıç Arslan gibi iclaline ettin hayran...
Sen ki İslam'ı kuşatmış, boğuyorken hüsran,
O demir çemberi göğsünde kırıp parçaladın;
Sen ki, ruhunla beraber gezer ecramı adın;
Sen ki; a'sara gömülsen taşacaksın... Heyhat,
Sana gelmez bu ufuklar, seni almaz bu cihat...
Ey şehid oğlu şehid, isteme benden makber,
Sana ağuşunu açmış duruyor Peygamber.
Mehmet Akif ERSOY
alanyafatihi
18-03-2005, 14:41
SAKARYA TÜRKÜSÜ
İnsan bu, su misali, kıvrım kıvrım akar ya;
Bir yanda akan benim, öbür yanda Sakarya.
Su iner yokuşlardan, hep basamak basamak;
Benimse alın yazım, yokuşlarda susamak.
Her şey akar, su, tarih, yıldız, insan ve fikir;
Oluklar çift; birinden nur akar; birinden kir.
Akışta demetlenmiş, büyük, küçük, kâinat;
Şu çıkan buluta bak, bu inen suya inat!
Fakat Sakarya başka, yokuş mu çıkıyor ne,
Kurşundan bir yük binmiş, köpükten gövdesine;
Çatlıyor, yırtınıyor yokuşu sökmek için.
Hey Sakarya, kim demiş suya vurulmaz perçin?
Rabbim isterse, sular büklüm büklüm burulur,
Sırtına Sakaryanın, Türk tarihi vurulur.
Eyvah, eyvah, Sakaryam, sana mı düştü bu yük?
Bu dâva hor, bu dâva öksüz, bu dâva büyük!..
Ne ağır imtihandır, başındaki, Sakarya!
Binbir başlı kartalı nasıl taşır kanarya?
İnsandır sanıyordum mukaddes yüke hamal.
Hamallık ki, sonunda, ne rütbe var, ne de mal,
Yalnız acı bir lokma, zehirle pişmiş aştan;
Ve ayrılık, anneden, vatandan, arkadaştan.
Şimdi dövün Sakarya, dövünmek vakti bu ân;
Kehkeşanlara kaçmış eski güneşleri an!
Hani Yunus Emre ki, kıyında geziyordu;
Hani ardına çil çil kubbeler serpen ordu?
Nerede kardeşlerin, cömert Nil, yeşil Tuna;
Giden şanlı akıncı, ne gün döner yurduna?
Mermerlerin nabzında hâlâ çarpar mı tekbir?
Bulur mu deli rüzgâr o sedayı: Allah bir!
Bütün bunlar sendedir, bu girift bilmeceler;
Sakarya, kandillere katran döktü geceler.
Vicdan azabına eş, kayna kayna Sakarya,
Öz yurdunda garipsin, öz vatanında parya!
İnsan üç beş damla kan, ırmak üç beş damla su;
Bir hayata çattık ki, hayata kurmuş pusu.
Geldi ölümlü yalan, gitti ölümsüz gerçek;
Siz, hayat süren leşler, sizi kim diriltecek?
Kafdağını assalar, belki çeker de bir kıl!
Bu ifritten sualin, kılını çekmez akıl!
Sakarya; sâf çocuğu, mâsum Anadolu'nun,
Divanesi ikimiz kaldık Allah yolunun!
Sen ve ben, gözyaşiyle ıslanmış hamurdanız;
Rengimize baksınlar, kandan ve çamurdanız!
Akrebin kıskacında yoğurmuş bizi kader;
Aldırma, böyle gelmiş, bu dünya böyle gider!
Bana kefendir yatak, sana tabuttur havuz;
Sen kıvrıl, ben gideyim, Son Peygamber Kılavuz!
Yol onun, varlık onun, gerisi hep angarya;
Yüzüstü çok süründün, ayağa kalk, Sakarya!..
Necip Fazıl KISAKÜREK
alanyafatihi
18-03-2005, 14:46
FELLUCE: MAHŞER MENZİLİ
Sana büyük bir sır söyleyeceğim kapat kapıları
Ölmek daha kolaydır sevmekten
Bundandır işte benim yaşamaya katlanmam
Aragon
sana bir sır söyleyeceğim
aç yüreğini
burası benim vatanım
ölmek de yaşamak da
benim hakkım
ve en çok bundan dolayı
sana burasını cehennem
bana yine cennet vatan yapacağım
sana bir sır söyleyeceğim
aç yüreğini
yaşadığın her an
mahşer menzilimdesin
soluk aldığın her an
mahşer menzilimdesin
sana bir sır söyleyeceğim
aç yüreğini
burası benim vatanım
camiler kenti: felluce
ben bağımsız yaşarım
ben anasız yaşarım
ben babasız yaşarım
ben oğulsuz yaşarım
ben kızım olmadan yaşarım
ama vatansız yaşayamam
sana bir sır söyleyeceğim
aç yüreğini
unutma
benim öldüğüm yer de vatanım
ya senin
ve sen
petrolsüz yaşayamazsın
yapamazsın yaşayamazsın
öfken hayalet öfkem gerçek
öfkem gerçek öfken hayalet
ölmek ve öldürmek benim için onur
senin için utanç
senin için yüz karası
sana bir sır söyleyeceğim
aç yüreğini
sen uyut dünya uyusun
sen uyut insanlık uyusun
ama ben uyanığım
ama ben direneceğim
işte kefenim bedenim
sana bir sır söyleyeceğim
aç yüreğini
felluce içinde redif sesi var
bakın yüreğine acep nesi var
beni duymayana dostlar
hepten âhım var
sana bir sır söyleyeceğim
aç yüreğini
mahşer menzilindesin
mahşer menzilindesin
sana bir sır söyleyeceğim
aç yüreğini
bayram bağımsızlığımladır
T. Asi BALKAR
alanyafatihi
18-03-2005, 14:48
HAN DUVARLARI
-Osmanzade Hamdi Bey'e-
Yağız atlar kişnedi, meşin kırbaç şakladı,
Bir dakika araba yerinde durakladı.
Neden sonra sarsıldı altımda demir yaylar,
Gözlerimin önünden geçti kervansaraylar...
Gidiyorum, gurbeti gönlümle duya duya,
Ulukışla yolundan Orta Anadolu'ya.
İlk sevgiye benzeyen ilk acı, ilk ayrılık!
Yüreğimin yaktığı ateşle hava ılık,
Gök sarı, toprak sarı, çıplak ağaçlar sarı...
Arkada zincirlenen yüksek Toros Dağları,
Önde uzun bir kışın soldurduğu etekler,
Sonra dönen, dönerken inleyen tekerlekler...
Ellerim takılırken rüzgârların saçına
Asıldı arabamız bir dağın yamacına.
Her tarafta yükseklik, her tarafta ıssızlık,
Yalnız arabacının dudağında bir ıslık!
Bu ıslıkla uzayan, dönen kıvrılan yollar,
Uykuya varmış gibi görünen yılan yollar
Başını kaldırarak boşluğu dinliyordu.
Gökler bulutlanıyor, rüzgâr serinliyordu.
Serpilmeye başladı bir yağmur ince ince.
Son yokuş noktasından düzlüğe çevrilince
Nihayetsiz bir ova ağarttı benzimizi.
Yollar bir şerit gibi ufka bağladı bizi.
Gurbet beni muttasıl çekiyordu kendine.
Yol, hep yol, daima yol... Bitmiyor düzlük yine.
Ne civarda bir köy var, ne bir evin hayali,
Sonunda ademdir diyor insana yolun hali,
Arasıra geçiyor bir atlı, iki yayan.
Bozuk düzen taşların üstünde tıkırdıyan
Tekerlekler yollara bir şeyler anlatıyor,
Uzun yollar bu sesten silkinerek yatıyor...
Kendimi kaptırarak tekerleğin sesine
Uzanmış kalmışım yaylının şiltesine.
Bir sarsıntı... Uyandım uzun süren uykudan;
Geçiyordu araba yola benzer bir sudan.
Karşıda hisar gibi Niğde yükseliyordu,
Sağ taraftan çıngırak sesleri geliyordu:
Ağır ağır önümden geçti deve kervanı,
Bir kenarda göründü beldenin viran hanı.
Alaca bir karanlık sarmadayken her yeri
Atlarımız çözüldü, girdik handan içeri.
Bir deva bulmak için bağrındaki yaraya
Toplanmıştı garipler şimdi kervansaraya.
Bir noktada birleşmiş vatanın dört bucağı,
Gurbet çeken gönüller kuşatmıştı ocağı.
Bir pırıltı gördü mü gözler hemen dalıyor,
Göğüsler çekilerek nefesler daralıyor.
Şişesi is bağlamış bir lambanın ışığı
Her yüzü çiziyordu bir hüzün kırışığı.
Gitgide birer ayet gibi derinleştiler
Yüzlerdeki çizgiler, gözlerdeki cizgiler...
Yatağımın yanında esmer bir duvar vardı,
Üstünde yazılarla hatlar karışmışlardı;
Fani bir iz bırakmış burda yatmışsa kimler,
Aygın baygın maniler, açık saçık resimler...
Uykuya varmak için bu hazin günde, erken,
Kapanmayan gözlerim duvarlarda gezerken
Birdenbire kıpkızıl birkaç satırla yandı;
Bu dört mısra değil, sanki dört damla kandı.
Ben garip çizgilere uğraşırken başbaşa
Raslamıştım duvarda bir şair arkadaşa;
"On yıl var ayrıyım Kınadağı'ndan
Baba ocağından yar kucağından
Bir çiçek dermeden sevgi bağından
Huduttan hududa atılmışım ben"
Altında da bir tarih: Sekiz mart otuz yedi...
Gözüm imza yerinde başka ad görmedi.
Artık bahtın açıktır, uzun etme, arkadaş!
Ne hudut kaldı bugün, ne askerlik, ne savaş;
Araya gitti diye içlenme baharına,
Huduttan götürdüğün şan yetişir yârına!...
Ertesi gün başladı gün doğmadan yolculuk,
Soğuk bir mart sabahı... Buz tutuyor her soluk.
Ufku tutuşturmadan fecrin ilk alevleri
Arkamızda kalıyor şehrin kenar evleri.
Bulutların ardında gün yanmadan sönüyor,
Höyükler bir dağ gibi uzaktan görünüyor...
Yanımızdan geçiyor ağır ağır kervanlar,
Bir derebeyi gibi kurulmuş eski hanlar.
Biz bu sonsuz yollarda varıyoruz, gitgide,
İki dağ ortasında boğulan bir geçide.
Sıkı bir poyraz beni titretirken içimden
Geçidi atlayınca şaşırdım sevincimden:
Ardımda kalan yerler anlaşırken baharla,
Önümüzdeki arazi örtülü şimdi karla.
Bu geçit sanki yazdan kışı ayırıyordu,
Burada son fırtına son dalı kırıyordu...
Yaylımız tüketirken yolları aynı hızla,
Savrulmaya başladı karlar etrafımızda.
Karlar etrafı beyaz bir karanlığa gömdü;
Kar değil, gökyüzünden yağan beyaz ölümdü...
Gönlümde can verirken köye varmak emeli
Arabacı haykırdı "İşte Araplıbeli!"
Tanrı yardımcı olsun gayrı yolda kalana
Biz menzile vararak atları çektik hana.
Bizden evvel buraya inen üç dört arkadaş
Kurmuştular tutuşan ocağa karşı bağdaş.
Çıtırdayan çalılar dört cana can katıyor,
Kimi haydut, kimi kurt masalı anlatıyor...
Gözlerime çökerken ağır uyku sisleri,
Çiçekliyor duvarı ocağın akisleri.
Bu akisle duvarda çizgiler beliriyor,
Kalbime ateş gibi şu satırlar giriyor;
"Gönlümü çekse de yârin hayali
Aşmaya kudretim yetmez cibali
Yolcuyum bir kuru yaprak misali
Rüzgârın önüne katılmışım ben"
Sabahleyin gökyüzü parlak, ufuk açıktı,
Güneşli bir havada yaylımız yola çıktı...
Bu gurbetten gurbete giden yolun üstünde
Ben üç mevsim değişmiş görüyordum üç günde.
Uzun bir yolculuktan sonra İncesu'daydık,
Bir handa, yorgun argın, tatlı bir uykudaydık.
Gün doğarken bir ölüm rüyasıyla uyandım,
Başucumda gördüğüm şu satırlarla yandım!
"Garibim namıma Kerem diyorlar
Aslı'mı el almış haram diyorlar
Hastayım derdime verem diyorlar
Maraşlı Şeyhoğlu Satılmış'ım ben"
Bir kitabe kokusu duyuluyor yazında,
Korkarım, yaya kaldın bu gurbet çıkmazında.
Ey Maraşlı Şeyhoğlu, evliyalar adağı!
Bahtına lanet olsun aşmadınsa bu dağı!
Az değildir, varmadan senin gibi yurduna,
Post verenler yabanın hayduduna kurduna!..
Arabamız tutarken Erciyes'in yolunu:
"Hancı dedim, bildin mi Maraşlı Şeyhoğlu'nu?"
Gözleri uzun uzun burkuldu kaldı bende,
Dedi:
"Hana sağ indi, ölü çıktı geçende!"
Yaşaran gözlerimde her şey artık değişti,
Bizim garip Şeyhoğlu buradan geçmemişti...
Gönlümü Maraşlı'nın yaktı kara haberi.
Aradan yıllar geçti işte o günden beri
Ne zaman yolda bir han rastlasam irkilirim,
Çünkü sizde gizlenen dertleri ben bilirim.
Ey köyleri hududa bağlayan yaşlı yollar,
Dönmeyen yolculara ağlayan yaslı yollar!
Ey garip çizgilerle dolu han duvarları,
Ey hanların gönlümü sızlatan duvarları!..
Faruk Nafiz ÇAMLIBEL
alanyafatihi
21-03-2005, 09:03
Yavaşça ölür onlar
Yavaş yavaş ölürler
Seyahat etmeyenler,
Yavaş yavaş ölürler okumayanlar,
müzik dinlemeyenler,
vicdanlarında hoşgörmeyi barındırmayanlar.
Yavaş yavaş ölürler,
İzzetinefislerini yıkanlar
Hiçbir zaman yardım
istemeyenler.
Yavaş yavaş ölürler
Alışkanlıklara esir olanlar,
her gün aynı yolları
yürüyenler,
Ufuklarını genişletmeyen ve
değiştirmeyenler,
Elbiselerinin rengini değiştirme riskine bile
girmeyen,
veya bir yabancı ile konuşmayanlar.
Yavaş yavaş ölürler
İhtiraslardan ve verdikleri heyecanlardan
kaçınanlar,
tamir edilen kırık kalplerin gözlerindeki pırıltıyı
görmek istemekten kaçınanlar
yavaş yavaş ölürler.
Yavaş yavaş ölürler
Aşkta veya işte bedbaht olup istikamet
değiştirmeyenler,
Rüyalarını gerçekleştirmek için risk
almayanlar,
Hayatlarında bir kez dahi mantıklı tavsiyelerin
dışına çıkmamış olanlar.
Yavaş yavaş ölürler.
Pablo Neruda
kumralada
21-03-2005, 11:11
RİNDLERİN ÖLÜMÜ
Hâfız'ın kabri olan bahçede bir gül varmış
Yeniden her gün açarmış kanayan rengiyle
Gece, bülbül ağaran vakte kadar ağlarmış
Eski Şîrâz'ı hayal ettiren âhengiyle
Ölüm âsûde bahar ülkesidir bir rinde
Gönlü her yerde buhurdan gibi yıllarca tüter
Ve serin serviler altında kalan kabrinde
Her seher bir gül açar, her gece bir bülbül öter
YAHYA KEMAL BEYATLI
turkishwarrior
21-03-2005, 23:39
Acilara Tutsak
Neden bu yaşam böyle
Soguk kuru buruk?
Neden gecem, gündüzüm bir,
Işiklar.. kopuk kopuk?
Içimdeki bu hiçlik
Uzar da gider, uzar da gider.
Yaşamak istiyorum bir sevmelik
Bu kadari bana yeter.
Mutsuzlugun karanlik yollarinda kör,
Zaman gerçegine tutsak olmuşum.
Yenik düştüm acilarima durdu asansör
- Dört duvar arasinda -
Kendime yasak olmuşum.
Umutlarimi yiyorum
Işiksiz, neş'esiz, tedirgin.
Ve ben yalnizligimda tek.
Acilar sonsuz, acilar geniş, acilar zengin.
Zaman gerçegine tutsak olmuşum,
Kendime kendim yasak olmuşum.
alanyafatihi
25-03-2005, 08:17
memur memur dedikleri,
simittir yedikleri,
on metreden görünür,
kaburga kemikleri...
turkishwarrior
26-03-2005, 16:19
Bayrak
Ey mavi göklerin beyaz ve kızıl süsü
Kızkardeşimin gelinliği, şehidimin son örtüsü.
Işık ışık, dalga dalga bayrağım,
Senin destanını okudum, senin destanını yazacağım.
Sana benim gözümle bakmayanın
Mezarını kazacağım.
Seni selamlamadan uçan kuşun
Yuvasını bozacağım.
Dalgalandığın yerde ne korku ne keder...
Gölgende bana da, bana da yer ver!
Sabah olmasın, günler doğmasın ne çıkar!
Yurda, ay-yıldızının ışığı yeter.
Savaş bizi karlı dağlara götürdüğü gün
Kızıllığında ısındık;
Dağlardan çöllere düşürdüğü gün
Gölgene sığındık.
Ey şimdi süzgün, rüzgarlarda dalgalı;
Barışın güvercini, savaşın kartalı...
Yüksek yerlerde açan çiçeğim;
Senin altında doğdum,
Senin dibinde öleceğim.
Tarihim, şerefim, şiirim, herşeyim;
Yer yüzünde yer beğen:
Nereye dikilmek istersen
Söyle seni oraya dikeyim!
ARIYORUM
Karamanoğlu Mehmet Bey'i arıyorum
Göreniniz, bileniniz, duyanınız var mı?
Bir ferman yayınlamıştı. :
"Bu günden sonra, divanda, dergahta, bargahta, mecliste,
meydanda Türkçe'den başka dil konuşulmaya." diye,
Hatırlayanınız var mı?
Dolanın yurdun dört bir yanını,
Çarşıyı, pazarı, köyü, şehri,
Fermana uyanınız var mı?
Nutkum tutuldu, şaşırdım merak ettim,
Dolandığın yerlerdeki Türkçe olmayan isimlere,
Gördüklerine, duyduklarına üzüleniniz var mı?
Tanıtımın demo, sunucunun spiker,
Gösteri adamının showmen, radyo sunucusunun discjokey,
Hanım ağanın, firstlady olduğuna şaşıranınız var mı?
Dükkanın store, bakkalın market, torbasının poşet,
Mağazanın süper, hiper, gros market
Ucuzluğun damping olduğuna kananınız var mı?
İlan tahtasının billboard, sayı tabelasının skorboard,
Bilgi alışının brifing, bildirgenin deklarasyon,
Merakın uğraşın hobby olduğuna güleniniz var mı?
Bırakın eli, özün bile seyrek uğradığı,
Beldelerin girişinde welcome,
Çıkışında goodbye, okuyanınız var mı?
Korumanın muhafızın, body guard,
Sanat ve meslek pirlerinin, duayen,
İtibarın saygınlığın, prestij olduğunu bileniniz var mı?
Sekinin alanın, platform, merkezin center,
Büyüğüm mega, küçüğün mikro, sonun final,
Özlemin hasretin, nostalji olduğunu öğreneniniz var mı?
İş hanımızı plaza, bedestenimizi galeria,
Sergi yerlerimizi, center room, show room,
Büyük şehirlerimizi, mega kent diye gezeniniz var mı?
Yol üstü lokantamızın fast food,
Yemek çeşitlerimizin menü,
Hesabını, adisyon diye ödeyeniniz var mı?
İki katlı evinizi dubleks, üç katlı komşu evini tripleks,
Köşklerimizi villa, eşiğimizi antre,
Bahçe çiçeklerini flora diye koklayanınız var mı?
Sevimlinin sempatik, sevimsizin antipatik,
Vurguncunun spekülatör, eşkıyanın mafya,
Desteğe, bilemediniz koltuk çıkmağa, sponsorluk diyeniniz var mı?
Mesireyi, kır gezisini, picnic,
Bilgisayarı computer, hava yastığını air bag,
Eh pek olasıcalar, oluru, pekalayı, okey diye konuşanınız var mı?
Çarpıcı önemli haberler, flash haber,
Yaşa, Varol sevinçleri, oley oley,
Yıldızları star diye seyredeniniz var mı?
Vırvık dağının tepesindeki köyde,
Cafe show levhasının altında,
Acının da acısı, kahve içeniniz var mı?
Toprağımızı, bayrağımızı, inancımızı çaldırmayalım derken,
Dilimizin çalındığını, talan edildiğini,
Özün el diline özenildiğine, içiniz yananınız var mı?
Masallarımızı, tekerlemelerimizi, ata sözlerimizi unuttuk,
Şarkılarımızı, türkülerimizi, ninnilerimizi kaybettik,
Türkçemiz elden gidiyor, dizini döveniniz var mı?
Karamanoğlu Mehmet Bey'i arıyorum,
Göreniniz, bileniniz, duyanınız var mı?
Bir ferman yayınlamıştı
Hayal meyal hatırlayıp da, sahip çıkanınız var mı?
Yusuf YANÇ
24.11.1998 ANKARA
Hastane önünde incir ağacı anam ağacı
Doktor bulamadı bana ilacı anam ilacı
Doktor bulamadı bana ilacı anam ilacı
Baştabip geliyor yaramdan acı anam vay acı
Hasta düştüm yüreğime dert oldu anam dert oldu
Ellerin vatanı bana yurt oldu anam yurt oldu
Mezarımı kazın bayıra düze anam vay düze
Yönünü çevirin sıladan yüze anam vay yüze
Yönünü çevirin sıladan yüze anam vay yüze
Benden selam söylen sevdiğinize sevdiğinize
Başına koysun karalar ağlasın anam ağlasın
Gurbet elde kaldım diye ağlasın anam ağlasın
Garip kaldım yüreğime dert oldu anam dert oldu
Ellerin vatanı bana yurt oldu anam yurt oldu
turkishwarrior
27-03-2005, 09:11
Firari
Sana çirkin dediler, düşmani oldum güzelin,
Sana kafir dediler, diş biledim Hak'ka bile.
Topladin saçtigi altinlari yüzlerce elin,
Kahpelendin de garez bagladim ahlaka bile...
Sana çirkin demedim ben, sana kafir demedim,
Bence dinin gibi küfrün de mukaddesti senin,
Yaşadin beş sene kalbimde misafir demedim.
Bu firar aklina nerden, ne zaman esti senin?
Zülfünün yay gibi çelik tellerine
Takılanm gönlüm asırlarca peşinden gidecek
Sen bir ahu gibi dagdan daga kaçsan da yine
Seni aşkim canavarlar gibi takip edecek...
turkishwarrior
27-03-2005, 21:58
Tesbih
Sen giderken gözlerim dopdoluydu
Ve yağan yağmurla caddeler ıslak
Yokluğundan bir rüzgar esti hazin
Teselliler döküldü yaprak yaprak
Gökyüzünde bir bir söndü yıldızlar
Bir karanlık geldi gittiğin yerden
Ümitlerim vardı tesbih misali
Sen giderken dağılıverdiler birden
SONKALE ÇANAKKALE Belgeselini izlemeyenlere tavsiye ederim. Bu şiir o belgeselden.
Ahmet yavuklusuna yazdığı mektubun sonuna bu şiiri yazar.
Seni bir memleketi sever gibi sevdim,
Toprak dallarında kar,
İsli lambalarında rüzgar,
Gurbet türkülerinde efkar gibi,
Su gibi, ekmek gibi, dua gibi,
Yitik gençliğim gibi
Namus gibi, ar gibi,
Suya varamayan pınar gibi sevdim.
Ayıran, birleştiren kıvrılan yollar gibi
Sarılan, darılan yalvaran kollar gibi
Ekmek gibi, aş gibi,
Yare dökülen yaş gibi sevdim.
Askerin son sigarası gibi
Gelibolu’da kurşun gibi, mayın gibi, hayın gibi,
Ayın ondördü gibi sevdim.
Seni memleketimi sever gibi sevdim.
Şehit Ahmet, Çanakkale Savaşı
turkishwarrior
27-03-2005, 23:13
Anılarda Yaşarken
Çekingen adımlarla sesiz ve ürkek
Bir gün uzaklardan bir giz gibi geldin
O büyülü şarkılarını söyleyerek
Gençliğimi geri getirdi ellerin
Sundun paha biçilmez güzelleğini
Öylesine diri öylesine sıcak
Böylesine bir mutluluk anladım ki
Ömür boyunca bir kez yaşanır ancak
Bir kez nefes aldığını anlar bir gün
Bir kez bir kişiyle insan bütünlenir
Özlem dediğimiz o hançer bir düşün
Bir kez saplanmak için kaç kez bilenir
Anılarsa bitmez bizimdir daima
Umulmadık yerlerde yeşerir büyür
Yaşamak baştanbaşa yalan olsa da
O alır bizi uzaklara götürür
Emzirir gür memelerinden istekle
Biz farkına varmadan uzar ömrümüz
Anılarda yaşarken bir gün gelir de
Biz de birer anı olur ölürüz.
turkishwarrior
28-03-2005, 23:04
Beşinci Mektup
Ayrılık diye bir şey yok.
Bu bizim yalanımız.
Sevmek var aslında, özlemek var, beklemek var.
Şimdi neredesin? Ne yapıyorsun?
Güneş çoktan doğdu.
Uyanmış olmalısın.
Saçlarını tararken beni hatırladın, değil mi?
Öyleyse ayrılmadık.
Sadece özlemliyiz ve bekliyoruz.
Zamanı hatırlatan her şeyden nefret ediyorum.
Önce beklemekten.
Ömür boyunca ya bekliyor ya bekletiyor insan.
İkisi de kötü, ikisi de hazin tarafı yaşantımızın.
Bir çocuğun önce doğmasını bekliyorlar,
Sonra yürümesini, konuşmasını, büyümesini...
Zaman ilerliyor, bu defa para kazanmasını,
Kanunlara saygı göstermesini,
İnsanları sevmesini, aldanmasını, aldatmasını bekliyorlar.
Ve sonra ölümü bekleniyor insanoğlunun.
Ya o? Ya o?
İnsanlardan dostluk bekliyor, sevgilisinden sadakat,
Çocuklarından saygı ve bir parça huzur bekliyor,
Saadet bekliyor yaşamaktan.
Zaman ilerliyor, bir gün o da ölümü bekliyor artık.
Aradıklarının çoğunu bulamamış,
Beklediklerinin çoğu gelmemiş bir insan olarak
Göçüp gidiyor bu dünyadan.
İşte yaşamak maceramız bu.
Yaşarken beklemek, beklerken yaşamak
Ve yaşayıp beklerken ölmek!
Özleme bir diyeceğim yok.
O kömür kırıntıları arasında parlayan bir cam parçası.
O nefes alışı sevgimizin, kavuşmalarımızın anlamı.
O tek güzel yönü bekleyişlerimizin.
İnsanlığımız özleyişlerimizle alımlı,
Yaşantımız özlemlerle güzel.
Özlemin buruk bir tadı var, hele seni özlemenin.
Bir kokusu var bütün çiçeklere değişmem.
Bir ışığı var, bir rengi var seni özlemenin, anlatılmaz.
Verdiğin bütün acılara dayanıyorsam;
Seni özlediğim içindir.
Beklemenin korkunç zehri öldürmüyorsa beni;
Seni özlediğim içindir.
Yaşıyorsam; içimde umut varsa,
Yine seni özlediğim içindir.
Seni bunca özlemesem; bunca sevemezdim ki!
itirazın iki şartı
çok olmadığımız kesin
çok olan tarafta değiliz
çok olan tarafta olmayacağız
türkiye'de kürt olacağız
kürtlerde ermeni
ermenilerde süryani
gidip almanya'da türk olacağız
hollanda'da surinamlı
fransa'da cezayirli
iran'da azeri
amerika'da zifiri zenci olacağız
çoğalan zencide mutlaka kızılderili
israil'de filistinli
köpeğin karşısında kedi
kedinin karşısında kuş olacağız
kuşun karşısında börtü böcek
hakemler hep karşı takımı tutacak
ve biz hep yedi kişiyle tamamlayacağız maçı
çiçeklerden kamelya olacağız
az kolumuzun tarafında
solda olacağız
bu itirazın ilk şartı
solda da az olacağız
devrimi çoğaltırken çünkü
bir başka devrime hızla azalacağız
bu da itirazın ikinci şartı
Nevzat Çelik
Şiir severlere 2002 şiir yıllığı ;)
Gel Seninle Resim Yapalım
Gel seninle resim yapalım.
Bir yüz çizelim ince,
Küçük nezleli bir burun
Ve gözler zeytin iriliğinde.
Sonra bir gelincik, ince bir boyun,
Soyulmuş bademden daha ak bir ten,
Öyle bir yüz ki seher vakti
Mutluluk estirsin güneş doğarken
Ve saçlar çizelim, bulutlar,
Türküler, masallar gibi,
Hepsinin üstüne sonra
Kocaman bir insan yüreği.
Öyle bir yürek ki sevgiyle
Arkadaşlıkla, mutlulukla dolsun,
İsterse ondan sonra
Bütün şairler ölsün.
Cahit Külebi |
LİLİ'CİĞİM
(Mektup yerine)
Tütün dumanı kemiriyor havayı.
Oda
Kruçyonıh'ın Cehennem' inden bir bölüm gibi.
Anımsıyor musun
İlk kez
ardında bu pencerenin
tutkudan çıldırmışçasına
okşamıştım ellerini.
Şimdi
oturuyorsun aynı yerde,
yüreğin
demirden bir kılıf içinde.
Ve yarın
paralayan sözlerle
kovacaksın belki beni
Ve loş antrede
uzun süre
titreyişlerle sarsılan bir kol
bulamayacak
ceketteki yerini.
Çıkacağım, ezilmiş.
Fırlatacağım vücudumu sokağa.
Yabanıl
çılgın
umutsuzlukla paramparça.
Hayır
gerek yok buna,
sevgilim,
biriciğim,
gel
vedalaşalım şimdiden.
Ağır bir gülle gibi
aşkım
nereye kaçarsan kaç
asılıdır sana
nasıl olsa.
Bırak
son bir haykırışla uluyayım
horlanmışlığın acı yankısını.
Çalışmaktan
anası ağladığında öküzün
gider
salar kendini soğuk sulara.
Aşkından başka
deniz yok bana,
ve gözyaşları da
bir erinç
koparamıyor ondan.
Yorgun fil
sessizliği aradığında
yatar
kızgın kumlara saltanatla.
Aşkından başka
güneş yok bana.
Ve bilmiyorum bile
neredesin şimdi ve kiminle.
Eğer
bir başka şair olsaydı
böylesine üzdüğün,
onarırdı acısını
parayla ve ünle.
Fakat
sevinç vermiyor bana hiçbir çınıltı
senin sevgili adının
çınıltısından başka.
Atmayacağım
bir boşluğa kendimi,
zehir içmeyeceğim.
Ve dayayıp
şakağıma namluyu
çekmeyeceğim tetiği.
Ağzı hiçbir bıçağın
bakışların kadar senin
kesemez beni.
Yarın unutacaksın
seni taçlandırdığımı,
ve yakıp tükettiğimi
çiçeklenmiş bir ruhu
aşkla.
Ve uçarı günlerin fırtınalı karnavalı
dağıtacak
sayfalarını kitaplarımın.
Sözlerimin kurumuş yaprakları mı
durduracak seni
çırpınan soluğuyla.
Bırak hiç değilse
son bir sevgi dalgası sereyim
beni bırakıp giden adımlarının altına.
Vladimir MAYAKOVSKI
Çeviren : Ataol BEHRAMOĞLU
turkishwarrior
03-04-2005, 12:14
Güllerin Ağladığı Saat
Güllerin ağladığı bir saat vardır hani
Büyür o saatte yalnızlığı bahçelerin
Düşer korkusu kalbe yaklaşan gecelerin
Bir dev uzatır gökten o çirkin ellerini
Güllerin ağladığı bir saat vardır hani
Her şey o saatlerde merhametsiz ve soğuk
Gitgide uzaklaşır batan güneşle sesin
Bir bakarım ki benden en uzak çizgidesin
Başlar geceye doğru upuzun bir yolculuk
Her şey o saatlerde merhametsiz ve soğuk
Yüzünü hatırlatır gökyüzünde ne varsa
Gözlerin bu saatte kopkoyu elemlidir
Dudakların kimbilir şimdi nasıl nemlidir
Ellerin öyle yanar ufuk nasıl yanarsa
Yüzünü hatırlatır gökyüzünde ne varsa
Bir çıngırak sesidir uzaklarda kaybolan
Umulmadık bir anda bitiverir şarkılar
Kapanır yüzümüze o mermer kapılar
Özlemler ateş şimdi anılar duman duman
Bir çıngırak sesidir uzaklarda kaybolan
Ak köpükler kararır deniz görünmez olur
Çağırır yaşamaya bizi tek-tük ışıklar
Böylece üstümüze çöker de karanlıklar
Camlar, bir bir kapanır, odalar, evler uyur
Ak köpükler kararır deniz görünmez olur
Güllerin ağladığı bir saat vardır hani
Cıvıl cıvıl bahçelerden el-ayak çekilir
Yapraklar düşünceli, dallar hüzün kesilir
Her akşam uzaklara alır götürür seni
Güllerin ağladığı bir saat vardır hani.
Hayatta Ben En Çok Babamı Sevdim / Can Yücel
Hayatta ben en çok babamı sevdim.
Karaçalılar gibi yardan bitme bir çocuk
Çarpı bacaklarıyla – ha düştü, ha düşecek –
Nasıl koşarsa ardından bir devin,
O çapkın babamı ben öyle sevdim.
Bilmezdi ki oturduğumuz semti,
Geldi mi de gidici – hep, hepp acele işi! –
Çağın en güzel gözlü maarif müfettişi.
Atlastan bakardım nereye gitti,
Öyle öyle ezber ettim gurbeti.
Sevinçten uçardım hasta oldum mu,
40’ı geçerse ateş, çağ’rırlar İstanbul’a,
Bi helallaşmak ister elbet, diğ’mi, oğluyla!
Tifoyken başardım bu aşk oy’nunu,
Ohh dedim, göğsüne gömdüm burnumu.
En son teftişine çıkana değin
Koştururken ardından o uçmaktaki devin,
Daha başka tür aşklar, geniş sevdalar için
Açıldı nefesim, fikrim, canevim.
Hayatta ben en çok babamı sevdim.
turkishwarrior
04-04-2005, 23:55
Andıkça
Ne zaman seni düşünsem içim ürperir
Seninle geçen her saat, her gün gelir aklıma
Bir akşam vakti gelir bir deniz kıyısı gelir
O eşsiz hatıralar bütün gelir aklıma
Ne yapsam unutamam yaşadığımızı
Sevgindi sevgilerin en yalansızı
Şimdi nerde bir gül görsem kırmızı
Dudaklarımı uzun uzun öptüğün gelir aklıma
Bir çıban büyürcesine ortasında gecenin
Dolar yüreğime hüznü seni sevmenin
Dünyada ne benim yerim var artık ne senin
Ağlarım başucunda ölümün gelir aklıma.
turkishwarrior
05-04-2005, 00:11
Acılar Denizi
Ben acılar denizinde boğulmuşum
İşitmem vapur düdüklerini, martı çığlıklarını
Dalgalar her gün bir başka kıyıya atar beni
Duyarım yosunların benim için ağladıklarını
Ölüyüm çoktan, bir baksana gözlerime
Gör, içindeki o kanlı cam kırıklarını
Bu ne karanlık, bu ne zindan gece böyle
Bütün gemiler söndürmüş ışıklarını
Ben acılar denizi olmuşum, yaklaşma
Sularım tuzlu, sularım zehir zemberek
Baksana; herkes içime dökmüş artıklarını
Bu karanlık bitse artık, bir ay doğsa
Bir deli rüzgar çıksa; alıp götürse
Yılların içimde bıraktıklarını...
turkishwarrior
05-04-2005, 00:15
Bir Çıkmaz Sokakta
Ne kadar dönüp dolaşsam, yine de
Hep o çıkmaz sokaktayım çaresiz
Bir umut kırıntısı gözlerimde
Yürüyorum durmadan, dalgın, sessiz
Sokak o sokak, bense ben değilim
Sanki bin yıllar geçmiş aradan
Boşlukta bir şeyler arıyor elim
Belki de mahşere dek bulunmayan
Yitirdiğim neydi, aradığım ne
Çöken ne yüreğime kurşun gibi
Tanrım! ben mi değiştim söylesene
Yoksa bende zamanlar mı eskidi
Bir yerlere varmadan, nasıl böyle
Hiç durmadan akıp gidiyor günler
Yaşam diye verdiğin bu mu söyle
O mu sırtıma sapladığın hançer
Bir çıkmaz sokağın sonunda, işte
Suskun ve tek başına seninleyim
Fanilikten ölmezliğe geçişte
Bilmiyorum, söyle bana, ben neyim
Sevdimse; verdiğin yürekle sevdim
Sen açtın bu ufku karşımda sonsuz
Yürüdüm bir yolun sonuna geldim
Yıkık, üzgün ve paramparça onsuz
Ölüm buysa, Tanrım buysa yaşamak
Sil alnımdan yazdığın bu yazgıyı
Ya bir yere çıksın artık bu sokak
Ya da öldür içimdeki Tanrıyı!...
turkishwarrior
05-04-2005, 00:22
Değer Mi?
Bir rüya görür gibi
Seninle bulutlara uçtuğumda
Bir ateş yakar beni
Sevginle tutuştuğumu sanırdım
Yağmur olur damla damla
Öperdim öperdim dudaklarından
Bir nehir gibi çağlar
Akardım akardım damarlarından
Değer mi hiç değer mi hiç
Değer mi değer mi söyle
Bir rüya ömür boyu
Sürer mi sürer mi böyle
Değer mi hiç değer mi hiç
Değer canım değer elbet
Değer birtanem
Aşkı için herşeye
Ne hayal ne de gerçek
Engel mi kanatlanmadan uçmaya
Değer canım değer birtanem
kumralada
05-04-2005, 08:35
Sn. Turkishwarrior, yayınladığınız şiirlerin hepsi size mi ait? Değilse şairlerinin adlarını yazmanın sizin açınızdan bir sakıncası mı var acaba?!
Örneğin aşağıdaki şiir bildiğim kadarıyla Ümit Yaşar Oğuzcan'a ait olmalı.
Acılar Denizi
Ben acılar denizinde boğulmuşum
İşitmem vapur düdüklerini, martı çığlıklarını
Dalgalar her gün bir başka kıyıya atar beni
Duyarım yosunların benim için ağladıklarını
Ölüyüm çoktan, bir baksana gözlerime
Gör, içindeki o kanlı cam kırıklarını
Bu ne karanlık, bu ne zindan gece böyle
Bütün gemiler söndürmüş ışıklarını
Ben acılar denizi olmuşum, yaklaşma
Sularım tuzlu, sularım zehir zemberek
Baksana; herkes içime dökmüş artıklarını
Bu karanlık bitse artık, bir ay doğsa
Bir deli rüzgar çıksa; alıp götürse
Yılların içimde bıraktıklarını...
kumralada
06-04-2005, 11:23
HAN-I YAĞMA
Bu sofracık, efendiler - ki iltikaama muntazır
Huzurunuzda titriyor - şu milletin hayatıdır
Şu milletin ki mustarip, şu milletin ki muhtazır
Fakat sakın çekinmeyin, yiyin, yutun hapır hapır...
Yiyin efendiler yiyin, bu han-ı iştiha sizin
Doyunca, tıksırınca, çatlayıncaya kadar yiyin
Efendiler pek açsınız, bu çehrenizde bellidir
Yiyin, yemezseniz bugün, yarın kalır mı kim bilir
Şu nadi-i niam, bakın kudumunuzla müftehir
Bu hakkıdır gazanızın, evet, o hak da elde bir...
Yiyin efendiler yiyin, bu han-ı zi-safa sizin
Doyunca, tıksırınca, çatlayıncaya kadar yiyin
Bütün bu nazlı beylerin ne varsa ortalıkta say
Haseb, neseb, şeref, oyun, düğün, konak, saray
Bütün sizin, efendiler, konak, saray, gelin, alay
Bütün sizin, bütün sizin, hazır hazır, kolay kolay...
Yiyin efendiler yiyin, bu han-ı iştiha sizin
Doyunca, tıksırınca, çatlayıncaya kadar yiyin
Büyüklüğün biraz ağır da olsa hazmı yok zarar
Gurur-ı ihtişamı var, sürur-ı intikaamı var
Bu sofra iltifatınızdan işte ab ü tab umar
Sizin bu baş, beyin, ciğer, bütün şu kanlı lokmalar...
Yiyin efendiler yiyin, bu han-ı can-feza sizin
Doyunca, tıksırınca, çatlayıncaya kadar yiyin
Verir zavallı memleket, verir ne varsa, malini
Vücudunu, hayatını, ümidini, hayalini
Bütün ferağ-ı halini, olanca şevk-i balini
Hemen yutun düşünmeyin haramını, helalini...
Yiyin efendiler yiyin, bu han-ı iştiha sizin
Doyunca, tıksırınca, çatlayıncaya kadar yiyin
Bu harmanın gelir sonu, kapıştırın giderayak
Yarın bakarsınız söner bugün çıtırdayan ocak
Bugünkü mideler kavi, bugünkü çorbalar sıcak
Atıştırın, tıkıştırın, kapış kapış, çanak çanak...
Yiyin efendiler yiyin, bu han-ı pür-neva sizin
Doyunca, tıksırınca, çatlayıncaya kadar yiyin
TEVFİK FİKRET
turkishwarrior
08-04-2005, 00:15
Kum
Sen kum nedir bilmezsin
Deniz Görmedin ki.
Yum gözlerini, zamanı düşün,
Deniz bir gözünde
Kum bir gözündedir.
Sen taş nedir bilmezsin
Dağa çıkmadın ki
Yürü ufuklara doğru,
Dağ bir ayağında
Taş bir ayağındadır
Sen kül nedir bilmezsin
Ateş yakmadın ki,
Uzat ellerini gökyüzüne,
Ateş bir elinde
Kül bir elindedir
Sen kan nedir bilmezsin
Ölmedin, öldürmedin ki,
Yat toprağa boylu boyunca
Ölüm bir yanında
Kan bir yanındadır
Sen aşk nedir bilmezsin
Beni sevmedin ki
Ağla, ağlayabildiğin kadar
Bütün güzellikler sende
Aşk bendedir
turkishwarrior
10-04-2005, 01:18
Aşk Mıydı O?
Aşk mıydı o, aşkımsı bir şey miydi
Neydi çekip kendine, beni bağlayan
Kanatan dudağımı, tenimi dağlayan
Elleri ta içimde o dev miydi
Etime bir alev değmişçesine
Nasıl da yakardı öptüğü zaman
Bir su gibi akıp gitti avuçlarımdan
Yorgunum şimdi bin yıl sevmişçesine
Hani o yalnız benim olan gül, kırmızı
Gözlerimin önünde açılan sonsuz bahçe
Hani, o var olmalarımız öpüştükçe
O delice sürdürmeler yaşantımızı
Hiç doymamak oysa, tene, kokuya, aşka
Sarıldıkça güçlenmek, bütünlenmek
Kudurmuş arzularla zamanı yenmek
Ve en kuytularda buluşmak korka korka
Kimi gün utanmak otlardan, çimenlerden
Kimi gece mıhlamak gölgemizi duvara
Varmak için o sevgiyle açılmış kollara
Apansız düşmek yükseklerde bir yerden
Oydu işte alıştığım, özlediğim şimdi de
Sevgice bir tutku, aşkımsı bir yakınlık
Avunmak... Kırık dökük anılarla artık
Kimbilir? o geceler yaşanmadı belki de
Cinnamon
10-04-2005, 17:25
Sn. Turkishwarrior, yayınladığınız şiirlerin hepsi size mi ait? Değilse şairlerinin adlarını yazmanın sizin açınızdan bir sakıncası mı var acaba?!
SN. Turkishwarrior,
Gönderdiğiniz şiirlerin altına şair imzası atmıyorsunuz.
Aynı soruyu bende özelden size sormuştum. Şiirlerin kime ait olduğu konusunda bizleri aydınlatırsanız çok sevinirim.
Sevgi ve Saygılarımla
turkishwarrior
12-04-2005, 20:14
Bir Gün Kapına Gelsem
Bir karanlık geliyor yokluğunun ardından
Ne zaman güneş batsa bu son gecem diyorum
Vazgeç yalan dünyanın köhne saltanatından
Yetişir bunca keder, bunca elem diyorum
Her şey sağır içimde ne şiir ne musiki
Dünyadan bezginliğim dünyalar kadar eski
Öylesine çözülmüş, öyle dağılmışım ki
Bune bitmez ayrılık bu ne özlem diyorum
Beni çağırdığını bir defa duyabilsem
Avuçlarımda ateş, yorgun gözlerimde nem
Aşarak denizleri bir gün kapına gelsem
Başımı duvarlara vurup ölsem diyorum
Ümit Yaşar Oğuzcan
İçmesinin bilene
Zevk-u sefadır.
İçme'yi bilmeyene
Cevr-ü cefadır rakı.
Bir münasip mikdarı
Muhabbet anahtarı
Kaçırırsan ayarı
Can'a ezadır rakı.
Ne dert kalır, ne keder,
İçeni mes'ut eder.
İçebilirsen Eğer
Ruhu ciladır rakı.
Ham ervahsan yanaşma
Arif'sen ondan şaşma,
İç ama, haddi aşma
Ferahfezadır rakı.
Yarattığı ahengi,
Ne saz verir ne çengi,
Terbiyenin mihengi
Dense sezadır rakı.
Beyaz peynir, domates,
Yanına bir kavun kes,
Çiğ köfteyle ne enfes
Bir iptiladır rakı.
Biraz tuzlu leblebi,
Kadehin billur leb'i,
Dudakları öpmeli,
Yoksa hebadır rakı.
Ehli kemal olana
Zevkle hem'hal olana,
Sohbette tad bulana,
Yar'ı vefadır rakı.
Misten ala kokusu,
Ana sütü gibi su,
Şu ki sözün doğrusu
Müstesna ma'dır rakı.
Dost bezminde sohbette
Neşe-i muhabbette
Her manevi lezzete
Bir vasıtadır rakı.
Nükte, cinas anlayan
Ahengi-i bezm'e uyan,
İçip zırvalamayan,
İşte o'nadır rakı.
Eşek içince zırlar,
Köpek içerse hırlar
Kedi içse tırmalar,
İnsanlar'adır rakı.
Al kadehi eline,
Dokun gönül teline,
Muhabbet alemine,
Bir merhabadır rakı.
Adabı, erkanı var,
Zamanı mekanı var,
Kimin ki iz'anı var,
O na şifadır rakı.
Gönül dargınlarına,
Vefa kırgınlarına,
Hayat yorgunlarına,
Haza devadır rakı.
Mirkelamoğlu der ki:
Had bilmezsen eğer ki,
Öyle rüsva eder ki,
Başa beladır rakı.
Necip Mirkelamoğlu
:bravo: :bravo: :bravo:
kumralada
19-04-2005, 21:56
HİKAYE
Senin dudakların pembe
Ellerin beyaz
Al tut ellerimi bebek
Tut biraz
Benim doğduğum köylerde
Ceviz ağaçları yoktu
Ben bu yüzden serinliğe hasretim
Okşa biraz
Benim doğduğum köylerde
Buğday tarlaları yoktu
Dağıt saçlarını bebek
Savur biraz
Benim doğduğum köyleri
Akşamları eşkıya basardı
Ben bu yüzden yalnızlığı hiç sevmem
Konuş biraz
Benim doğduğum köylerde
İnsanlar gülmesini bilmezdi
Ben bu yüzden böyle naçar kalmışım
Gül biraz
Benim doğduğum köylerde
Kuzey rüzgarları eserdi
Hep bu yüzden duduklarım çatlaktır
Öp biraz
Sen Türkiye gibi aydınlık ve güzelsin
Benim doğduğum köyler de güzeldi
Sen de anlat doğduğun yerleri
Anlat biraz
CAHİT KÜLEBİ
turkishwarrior
24-04-2005, 21:19
Senden Öncesi Yoktu
Bütün bu sürekli arayışlar neden bilir misin
Neden bu durup durup isyan etmeler Allaha
Bu aldanmalar, yıkılmalar, bu sonsuz çalkanış
Hep sana yaklaşmak için, biraz daha biraz daha
Seni bulmak yılgın, yıkık gecelerden sonra
Sana çıkmak merdivenlerden nefes nefes
Belki ben yalnız senin güzelliğinde çirkinim
Hiç solmasa güzelliğin, böyle hiç bitmese
Yanmak var sana yaklaştıkça biliyorum
Yok olmak var, kahrolmak var, kül olmak var
Öyle bakma gözlerime bakma artık ölüyorum
Yaşamanın ta kendisi oysa bu ölmek değil
Gözlerim gözlerinden başkasını unuttu
Sen yoksan o yokluktur, senden öncesi yoktu.
SunShine
25-04-2005, 14:47
İSYANLI SÜKUT
Gitmişti makama arz-ı hâl için,
'Bey' dedi, yutkundu, eğdi başını.
Bir azar yedi ki oldu o biçim...
'Şey' dedi, yutkundu, eğdi başını.
Kapıdan dört büklüm çıktı dışarı,
Gözler çakmak çakmak, benzi sapsarı...
Bir baktı konağa alttan yukarı,
'Vay' dedi, yutkundu, eğdi başını.
Çekti ayakları kahveye vardı,
Açtı tabakasın, sigara sardı.
Daldı.. neden sonra garsonu gördü,
'Çay' dedi, yutkundu, eğdi başını.
İçmedi, masada unuttu çayı;
Kalktı ki garsona vere parayı,
Uzattı çakmağı ve sigarayı,
'Say' dedi, yutkundu, eğdi başını.
Döndü, gözlerinde bulgur bulgur yaş,
Sandım can evime döktüler ateş.
Sordum: 'memleketin neresi gardaş? '
'Köy' dedi, yutkundu, eğdi başını.
Yürüdü, kör-topal çıktı şehirden,
Ağzına küfürler doldu zehirden;
Salladı dilini... vazgeçti birden,
'Oy' dedi, yutkundu, eğdi başını.
ABDURRAHİM KARAKOÇ
turkishwarrior
28-04-2005, 18:06
İşte Ben
Ben alışılmamış bir insanım biliyorum
Bir karanlıktır ben de pırıl pırıl zamanlar
Mağrur kalbim her yerde asi ve yalnız
Neyleyim umduğum gibi çıkmadı insanlar.
Herkes bir şey aldı götürdü benden
Dağıttım kaç yıl sevgilerimi cömertcesine
Gözlerim bir vefa arar, arar da bulamaz
Nicedir hasret kulaklarım bir dost sesine
Bilirim, çoğu gün hüzünlüdür bakışlarım
İçimde biri ağlar güldüğüm zaman bile
Gömerken kalbime bütün arzularımı
Yanarım yaşanmamış anıların özlemiyle
Sevdiğim mahzun şarkılardır, hüzünlü resimler
Garip akşamlarda yaşadığımı anlarım
Çevremde kim varsa konuşur durmadan
Ben hep bir heykel asaletiyle susarım.
Gecenin bir yerinde teselliler biter de
Dağıtır saçlarımı onun güzel elleri
Kokusu rengi kalır ellerinin gecelerde
Doğan gün uzaklardan getirir sevdiğimi
NAZIM HIKMET RAN, eşinin yazdığı mektubu
şiirsel bir dille tekrar yazmistir.
canım,
uzandığın yerde yazıyorum,
yorgunum pek,
aynada yüzümü gördüm, âdeta yeşil.
havalar soğuk, yaz gelmeyecek.
haftada otuz liralık odun lâzım,
başa çıkılır gibi değil.
demin, sofada iş görürken
battaniyemi aldım sırtıma.
camlar, çerçeveler kırık,
kapılar kapanmıyor.
burda barınmamız imkânsız artık,
taşınmalı,
ev yıkılacak üstümüze.
kiralarsa dehşetli pahalı.
sana bunları ne diye anlatırım?
üzüleceksin.
derdimi kime dökeyim?
kusura bakma.
ısınsa, iyice ısınsa ortalık ama,
hele geceler.
bıktım usandım üşümekten.
rüyalarımda Afrika'ya gidiyorum.
Cezayir'deyim bir sefer.
sıcaktı.
alnımı bir kurşun deldi.
bütün kanım aktı,
ama ölmedim.
bana bir hal geldi,
çok ihtiyarladığımı hissediyorum,
-halbuki biliyorsun
henüz kırkıma basmadım-
çok ihtiyarladığımı hissediyorum,
söylüyorum da,
söyleyince de kızıyorlar,
konferans dinliyorum herkesten.
her neyse bu bahsi kapat.
filme alınmış Çehof'un “Ağustosböceği”.
Paris'te de göstermişler. beğenilmiş.
o zavallı hoppa kadında mı bütün kabahat?
ben doktoru hem severim,
hem affetmem eşeği.
eninde sonunda kim daha bedbaht?
kim kimin yüzünden?
Paraguay halk türkülerini çaldı radyo.
bunlar, dikenli bir yaprağın üzerine
aşkla, güneşle, insan teriyle yazılmış,
acı da, umutlu da.
bayıldım Paraguay türkülerine.
Adviye'den mektup aldım,
beni çok göresi gelmiş,
beni hiç unutamıyormuş...
şaştım da kaldım.
yıllardır, sen memleketten kaçıp gittin gideli,
ne kapımı çaldı
ne bir haber yolladı hattâ,
hattâ sokakta karşılaştık,
bir bayram sabahı,
başını çevirip geçti.
en yakın arkadaştık.
ama, arkadaşlık ağaca benzer
kurudu mu
yeşermez artık.
neye yarar?
evime bile gelse şimdi,
söyleyecek lakırdım yok.
düşmanlığım da yok elbet.
otursun güle güle,
zengin bir koca bulmuş.
hastalıklı bir şeymiş adam,
manyağın biri.
halbuki Adviye ne canlı kadındır.
gidip baktım oğlumuza,
pembe, kumral, uyuyor mışıl mışıl.
yorganı açılmış. örttüm.
bir kara haber de verdi bu akşam radyo:
İren Jolio Küri ölmüş.
daha gençti.
yıllar var
bir kitap okudumdu
ölenin anası üstüne yazılmış.
bir yerinde iki kız çocuğundan bahseder,
-satırlar gözümün önüne geldi-
sarışın iki yunan heykeli gibi, der.
işte bu çocuklardan biri öldü.
bilmem ki nasıl anlatsam,
büyük bilgin, büyük adam,
ama şimdi lösemiden ölen
o sarışın kız çocuğu da.
bu ölüm bana çok dokundu.
iren jolio küri için
ağladım bu akşam.
ne tuhaf.
iren, deselerdi, iren,
öldüğün zaman,
deselerdi.
istanbullu bir kadın,
hem de hiç tanımadığın,
ağlayacak arkandan,
deselerdi,
şaşardı.
kocası geldi aklıma,
bir mektup yazsam,
başsağlığı dilesem
diye düşündüm.
adresini bilmiyorum ama.
paris, frederik jolio küri, desem,
gider miydi?
bir de fıransız yazarı öldü,
gazetede okudum.
adını bile duymamışsındır.
çok ihtiyardı zaten,
üstelik de egoist,
sinik,
cenabet herifin biri.
her şeyle alay etmiş ömrü boyunca,
hiçbir şeyi, hiç kimseyi sevmemiş,
bir köpeklerle kedileri,
ama yalnız kendininkileri.
mülakat vermiş ölmeden birkaç gün önce,
ölümü alaya alıyor aklınca,
ama belli dehşetli de korkuyor.
resmi de var,
büyük annemizi erkek yap,
tepesine bir takke koy,
işte herif.
korkunç bir yalnızlık içinde
sıska bir ihtiyar.
ona da acıdım.
belki büyük annemize benzediğinden,
belki de yalnızlığına.
acıdım,
ama aynı acıma değil elbet,
acıyorsun iren küri'ye,
çocuklarını düşünüyorsun, kocasını,
ama daha çok dünyaya acıyorsun
büyük bir insan öldü diye.
sana bir müjdem var:
okumayı öğreniyor tembel oğlun,
epeyi söktü kerata:
tut, koş, kitap, kalem çanta...
mükemmel değil mi?
her harfi bir şeye benzetiyor:
a bir evmiş,
b göbekli bir adam,
t bir keser.
ödüm kopuyor tembel olacak diye.
hep ona iş yaptırmak istiyorum.
kız olsaydı kolaydı.
kadınların her yaşta her iş gelir elinden.
ama beş yaşında bir oğlan
ne becerebilir?
ah bir ısınsa havalar...
isınacak.
uzadıkça uzadı mektubum.
kendine iyi bak,
bana hemen cevap ver,
beni unutma.
bana hemen cevap ver.
akıllıdır münevver,
nasıl olsa, ne yapıp eder,
falan filân diye kendini avutma.
sensiz perişanım.
beni unutma.
kendine iyi bak.
gözlerinden öperim canım.
güzel geceler.
kendine iyi bak.
bana hemen cevap ver,
dertlerimi aklında tutma,
unut,
beni unutma...
turkishwarrior
29-04-2005, 22:57
Yaşayan Ölü
Bir ölü gelecek evine yarın
Gözlerinde yarım kalmış arzular
Dalıp hayaline hatıraların
Duracak kapında sabaha kadar
Duyunca kapının çalındığını
Korkulu gözlerle dışarı bakma
Bütün odaların yak ışığını
Bir benim kaldığım odayı yakma.
Siyahlar giyin de pencereye çık
Aç kapıyı korkma yabancı değil
Bir ölü ki yaşıyor, gözleri açık
Ölüm seni sevmekten acı değil
Aradı bu ölü hayatı sende
Öldü artık, sevsen de sevmesen de
varsa gözyaşlarında
tutunmaya çalışan
bir hatıra hani o günlerden
mutsuzluğun
yelken açtığı denizlere
sığınacak bir liman ararken
ışık hüzmesi gibi
doğan karanlık dimağıma
yanlızlığı beklerken
ölüme çeyrek kala
gelirmisin?
sessiz dünyamda bir ses
olurmusun?
Ağlamayın ama
SOL YANIM ACIYOR ANNE
Merhaba anne,
Yine ben geldim.
Merak etme okuldan çıktımda geldim.
Annelerde babalar gibi merak eder mi bilmiyorum ama
Ali "Okula gitmezsem annem çok kızar, merak eder"
demişti de
Onun için söylüyorum.
Geçen hafta öğretmen,
Sağ elimde sarımsak, sol elimde soğan dedirte dedirte
Öğretti sağımı solumu.
Ben biliyorum artık anne sağım neresi, solum neresi
Ağrıyan yanımın neresi olduğunu
Şimdi iyi biliyorum anne.
Hani geçen geldiğimde
Şuram acıyor işte şuram demiştim de
Bir türlü söyleyememiştim ya acıyan yanımı anne
Bak şimdi söylüyorum
Şuram işte,
Sol yanım çok acıyor anne.
Hem de her gün acıyor anne her gün.
Dün sabah annesi Ayşe'nin saçlarını örmüştü.
Elinden tutup okula getirdi.
Yakası da danteldi.
Zil çalınca öptü, hadi yavrum sınıfa dedi.
Bende ağladım,
Ağladım hiç de utanmadım.
Öğretmen ne oldu dedi.
Düştüm dizim çok acıyor dedim.
Yalan söyledim anne.
Dizim acımıyordu ama sol yanım çok acıyordu anne.
Bugün bende saçım örülsün istedim.
Babam ördü ama onunki gibi olmadı.
Dantel yaka istedim.
Babam "Ben bilmem ki kızım" dedi.
Bari okula sen götür dedim.
"kızım, iş" dedi.
Bende banane dedim, ağladım.
"kızım, ekmek" dedi babam.
Sustum ama okula giderken yine ağladım anne.
Ha bide sol yanım yine çok acıdı anne.
Herkesin çorapları bembeyaz, benimkiler gri gibi.
Zeynep "annem beyazlara renkli çamaşır katmadan
yıkıyormuş" dedi.
Babam hepsini birlikte yıkıyor.
Babam çamaşır yıkamasını bilmiyor mu anne?
Uff babam, her gün domates peynir koyuyor beslenmeme.
Üzülmesin diye söylemiyorum ama
Arkadaşlarım her gün kurabiye, börek, pasta getiriyor.
Biliyorum babam pasta yapmasını bilmez anne.
Hava kararıyor, ben gideyim anne.
Babam bilmiyor kaçıp kaçıp sana geldiğimi.
Duyarsa kızmaz ama çok üzülür biliyorum.
Kim bozuyor toprağını,
Çiçeklerini kim koparıyor.
İzin verme anne ne olur toprağına el sürdürme.
Eve gidince aklıma geliyor bide bunun için ağlıyorum anne.
Bak kavanoz yanımda, toprağından bir avuç daha alayım.
Biliyor musun anne her gelişimde aldığım topraklarını
Şu kavanozda biriktirdim.
Üzerine de resmini yapıştırıp başucuma koydum.
Her sabah onu öpüyor kokluyorum.
Kimseye söyleme ama anne
Bazen de konuşuyorum onunla.
Ne yapayım seni çok özlüyorum anne.
Ha unutmadan,
Öğretmen yarın anneyi anlatan bir yazı yazacaksınız dedi.
Ben babama yazdıracağım.
Öğretmen anlarsa çok kızar ama banane kızarsa kızsın.
Ben seni hiç görmedim ki neyi, nasıl anlatacağım anne.
Senin adın geçince sol yanım acıyor anne.
Hiç bir şey yutamıyorum.
Bazen de dayanamayıp ağlıyorum.
Kağıda da böyle yazamam ya anne.
Ben gidiyorum anne,
Toprağını öpeyim, sende rüyama gel beni öp.
Mutlaka gel anne,
Sen rüyama gelmeyince sol yanımın acısıyla uyanıyorum anne.
Sol yanım acıyor anne.
İşte tam şurası,
Sol yanım çok acıyor anne.
Seni çok özledim,
Anne çook...
Bedirhan Gökçe'nin Şiir Albumünden)
turkishwarrior
30-04-2005, 18:43
Rıhtımda
Bir beyaz gemiydi ayıran onları
Kadın güvertedeydi, adam rıhtımda
Şimdi unuttum yüzünü kadının
Adamın gözleri aklımda
Kana bulanmış bıçaklar gibi
Uzun kirpikleri ıslaktı
Adam dertli, adam darmadağın
Dokunsalar ağlayacaktı
Adam bitkindi, adam seviyordu
Kalan kederdi, giden gemiyse
Taş olduğu içindir dedim
Rıhtım taşları erimediyse
Derken bir düdük öttü ansızın
Bembeyaz gemi gitgide ufaldı
Korkunç yalnızlığıyla başbaşa
Rıhtımda bir adam kaldı
Öğrencilik yıllarımın ilham kaynağı olan şiirlerden biri olan bu şiirin, yazarına böyle bir eser bıraktığı için içten saygılarımı sunuyorum...
NATAŞA
1.
Nasıl ki
Bir ana ceylan
Vurulmuş yavrusuna
İçten yanıyorsa
Ve nasıl ki
Teksas'lı bir kız
Almanya'da öleni
İstanbul'da arıyorsa
İşte öylesine..
Beyaz yeleli
Bir atın sırtında
Gece demeden
Gündüz demeden
Durmadan dinlenmeden
Koşarak
Azgın denizlerdeki
Kudurmuş dalgalar gibi
Coşarak
Kokladığın her çiçeği
Yaprak yaprak
Bastığın her adım toprağı
Parmak parmak
Dolaşarak
Bir gün ben de seni aramaya çıkacağım Nataşa!
Seni kaybettiğim dünyada
Bulmak istemiyorum
Geçtiğim yollardaki bütün aynaları
Ters kapattım
O her köşe başında
Tüm insanlardan sakladığım
Hatıralardan
Birer yıldız yaptım
Ve onları
Bilmediğim bir dünyanın
Göklerine astım
Tut ki
Yirmialtıncı asırda
Merih'te
Yahut
Otuzsekizinci asırda
Uranus'ta
Yahut
Zaman adlı çizginin
Bir x noktasında
O her köşe başından
Çekip çıkardığım
Ellerimle göklerine
Pençe pençe
Yıldızlara astığım
Dünyadayız.
Orada
Ne meyhane tezgahlarında
Mumlar gibi yanıp tutuşunların
Gönül yarası
Ne yalın ayak başı kabak
Sokakta dilenenlerin
Ekmek davası
Ve ne de
Kana susamış insanların
Ölüm kavgası..
Her köşe başında bir çeşme
Her çeşmeden
Oluk oluk akan sular
Ve suların başında
Hep bir ağızdan
İpek bir yumak sarar gibi
Türkü söyleyen kızlar..
Ne Neron
Ne Sezar
Ne Hitler
Ne Mussolini
Ne Hiroşima
Na-ta-şa......
Dokuz gezegenin
Onuncusu
Kardeş kavgasının
En sonuncusu
Öylesine bir dünya ki bu
Ne İsa'nın oniki havarisi
Ne Muhammed'in dört halifesi
Çözemedi
Çözemedi
Bunun ne demek
Olduğunu..
2.
Tüm ışıkları söndürdüler
Birer birer
Tüm çeşmelere
Kilit vurdular
Güneşi hapsettiler
Ve seni
Yıldızların karanlığında
Yaşamaya
Tutsak ettiler.
Sen ki
Burjuva züppeleri nezdinde
Salonları süsleyen
Bir gül
Ve proleter sınıfından
Bir emekçisin
İstesen
Senin için
Sönen mumlar birer birer
Yanabilir
Kilit vurulmuş çeşmeler
Gürül gürül
Akabilir
Akvaryumlu meyhanelerde
Zümrüt yeşili gözlerine
Şiirler okunur
Ve Adalar'da
Türküler yakılır
Altın saçlarına
Ben
Jandarma dipçiklerinin
Meydanlarında şaha kalktığı
Sokakları
Barut ve ölüm kokularının
Sardığı
Bir sonbahar akşamında
Üç kurşun sesiyle doğdum.
Senin için
Doktor-hastabakıcı
Ebe-hemşire
Yahut suyla ekmek
Ne ise
Benim için
Sehpa ve ölüm
Barut ve ateş
Yahut kavga
O'dur
Ve kavgasız geçen günlerimin neşesi yoktur.
Yasamızda
Akvaryumlu meyhanelerde
Zümrüt yeşili gözlerine
Türkü yakmak yok
Biz çoktan erittik
Yüreklerimizin çelik potasında
Sütün bacaklı kızların
Gözbebeklerini
Yasamızda
Kilit vurulmuş
Yasak kapıları
Kırmak yok
Açmak var
Suları
Gürül gürül
Akıtmak var
Ve tüm insanları
İnsanca yaşatmak var.
Yasamızda
Kan
Barut
Ateş
Ölüm
Yok
Olmayacak
Özgürlük ve kardeşlik var.
Ve düşün ki
Seni
Yıldızların karanlığında
Yaşamaya tutsak ettiler
Ve sen
Siyahın ne kadar siyah
Beyazın ne kadar beyaz
Olduğunu
Görmeden öleceksin
Oysa ki ben
Güneş aydınlığını gördüm
Güneşin hapsedildiği yeri biliyorum.
Hazır ol
Ordu ordu
Bölük bölük
Teker teker
Geliyorum.
Bu
Ne benim sana
Tepeden inme bir emrim
Ve ne de
Ayaklarına kapanıp ağladığım
Bir yalvarışımdır
Bu
Eğilmez başların
Bükülmez bileklerin
Yani tarihin
Durdurulmaz emridir.
Necati Siyahkan
turkishwarrior
01-05-2005, 22:43
Tükeniş
ne bu tükenmişliğimiz daha dün yenilmemişken
bu bezginliğimiz, eski çağlardan arta kalmış
o köhne zaman şimdi yitirdiğimiz mi
nerede o sabırlı ellerle gökyüzüne işlediğimiz nakış
karanlığımız sönmüşlüğümüzden mi nedendir
bizi mıhlayan bu duvarlara hangi söz hangi bakış
yorgun bir el açar şarkısızlığımıza perdeleri
sallanır yalnızlığında rüzgarın bir ince kamış
şimdi o adam var yaşamış çokçasına
saçları, sakalları bütün kılları uzamış
beklediği ne iyilik ne merhamet tanrıdan
perde iniyor artık, bir kıyamet bir alkış.
Buluşmak Üzre
Diyelim yağmura tutuldun bir gün
Bardaktan boşanırcasına yağıyor mübarek
Öbür yanda güneş kendi keyfinde
Ne de olsa yaz yağmuru
Pırıl pırıl düşüyor damlalar
Eteklerin uça uça bir koşudur kopardın
Dar attın kendini karşı evin sundurmasına
İşte o evin kapısında bulacaksın beni
Diyelim için çekti bir sabah vakti
Erkendan denize gireyim dedin
Kulaç attıkça sen
Patiska çarşaflar gibi yırtılıyor su ortadan
Ege denizi bu efendi deniz
Seslenmiyor
Derken bi de dibe dalayım diyorsun
İçine doğdu belki de
İşte çil çil koşuşan balıklar
Lapinalar gümüşler var ya
Eylim eylim salınan yosunlar
Onların arasında bulacaksın beni
Diyelim sapına kadar şair bir herif çıkmış ortaya
Çakmak çakmak gözleri
Meydan ya Taksim ya Beyazıt Meydanı
Herkes orda sen de ordasın
Herif bizden söz ediyor bu ülkenin çocuklarından
Yürüyelim arkadaşlar diyor yürüyelim
Özgürlüğe Mutluluğa doğru
Her işin başında Sevgi diyor
Gözlerin yağmurdan sonra yaprakların yeşili
Bi de başını çeviriyorsun ki
Yanında ben varım
CAN YÜCEL (Altısıbiyerde,kitabından)
sen istinye'de bekle ben buradayim
icimde kopek gibi havlayan yalnizligim
cunku ben buradayim karanliktayim
belki gelmem gelemem bes dakika bekle git
cunku elimi kestim beni kan tutuyor
sarabim butun ek$i suyum soguk
yanimda olmadin mi seni daha cok seviyorum
belki gelmem gelemem bes dakika bekle oyle git
yuzunu islatmadan aglayabilir misin
yari geceden sonra telefon ettin mi hic
karanlik adamlar huviyetini sordu mu hic
ben senin olmadigini ariyorum
belki gelmem gelemem bes dakika bekle oyle git
bana ait ne varsa seni korkutuyor
sana ait ne varsa hicbiri benim degil
belki olmek hakkimi kullaniyorum
belki gelmem gelemem bes dakika bekle oyle git
A.ILHAN
turkishwarrior
03-05-2005, 17:46
Gerçekten Sevmek
O durmadan kaçıyor;
sen ardından gitmiyorsan;
o günün her saatinde saklanıyor,
sen yollara düşüp deli divane aramıyorsan;
o sana acıların en büyüğünü tattırıyor,
sen bundan en yüce hazzı duymuyorsan;
boşuna aldatma kendini,
onu sevmiyorsun demektir.
Elindeki içki kadehinde,
dudağındaki sigarada ,
okuduğun kitapta,
mırıldandığın şarkıda,
söylediğin şiirde,
gördüğün rüyada
ve yaşaman için
ciğerlerine doldurduğun havada
o yoksa;
Onun vazgeçilmezliğini anlamamışsan;
onu sevmiyorsun demektir.
Renkler onunla değerlenmiyorsa,
örneğin onsuz kırmızı kırmızılığının,
mavi maviliğinin farkında değilse,
beyaz yalnız o giydiği zaman
güzelliğini haykırmıyorsa,
sabahları onu görünceye kadar
güneş doğmuyorsa
ve onsuz gökyüzü geceleri
aya, yıldızlara
hasret değilse
onu sevmiyorsun demektir.
Sokakta gördüğün her yüzde
ondan birşeyler aramıyorsan,
güzel bir manzara,
hüzünlü bir musiki onu hatırlatmıyorsa,
uykudan uyandığın zaman
yaşamakta olduğundan önce
onu hatırlamıyorsan,
omuzlarına dökülmüş saçları,
bir sis perdesinin ardında
her zaman gülen,
ışık saçan gözleri
aklına gelmiyorsa,
durup durup avuçlarının
sıcaklığını özlemiyorsan;
Onu sevmiyorsun demektir.
Dünyada yaşıyan öteki insanların
senin için hala bir değeri varsa,
ona karşı tutumunu
toplumun köhne ve manasız
kurallarına göre ayarlıyorsan
ve açık açık
sanki var olduğunu haykırırcasına
sevgini söylemiyorsan;
Onu sevmiyorsun demektir.
Yok o senin için
herşeyden değerliyse,
gözünü yumduğun anda
onu görebiliyorsan,
o bütün şarkılarda,
bütün şiirlerde,
bütün resimlerde ise,
ona muhtaç olduğunu
söylemekten utanmıyorsan,
senin içten ve büyük sevgine
karşılık vermiyeceğinden
korkmuyorsan,
bütün bencil duygularından
sıyrılabilmişsen
onun için herşeyi,
ama herşeyi yapacak gücü
kendinde buluyorsan,
her hali sana
ayrı ayrı güzel geliyorsa,
karşısında kendini
bir çocuk gibi hissediyorsan,
istediği anda onun için
ölebileceksen,
onun için yaşıyorsan
ve yine onun için
bildiğin bilmediğin
bütün düşmanlıklara
karşı koyabileceksen,
o her geçen dakika
sende biraz daha büyüyorsa
ve kendi kendine bile
çok sevdiğini bütün
samimiyetinle,
inanmışlığınla
itiraf edebiliyorsan,
bir gün o seni hiç,
ama hiç sevmediğini söylese bile,
senin sevginde azalma olmayacaksa
ve ölünceye kadar onu aşkların
en ölümsüzü ile sevebileceksen;
işte o zaman
onu seviyorsun demektir.
O sana sevmeyi,
gerçek aşkı öğretti.
Sen onu hep sevecek
ve sevilmenin mutluluğunu tattıracaksın.
O, hiç sen olmasan bile,
seni bir parça sevmese bile...
SEVEMEDİ İSTANBUL İKİMİZİ...
Seninle hiç İstanbulda olamadık
Göremedi İstabul ikimiz...
Ne Emirgan'da bir semaver tüketebildik
Ne Aşiyan da hüzün
Bir tepeden seyretmek için bu güzelim kenti
Ne Çamlıca kısmet oldu ne Piyer Loti...
Hiçbir vapur taşımadı bizi Marmara da.
Bir güvertede seni,
Liseli aşıklar gibi dakikalarca öpemedim.
Ellerini avuçlarımda tutup ta içimi dökemedim.
Şöyle bir atıpta omzuna,
Kolun belimde
Yürüyemedim seninle Beyoğlında.
Bir sinema yada tiyatro koltugunda,
Parmak uçlarıma değmedi dudakların.
Pasajda Arjantinleri çekip,
Nevizadede bir iki tek atamadık,
Doyulmaz uykulara bir türlü yatamadık.
Seninle İstanbul olamadık,
Duymadı İstanbul sesimizi
Sahaflarda yorulup ta kitaplara bakmaktan,
Çınaraltında mola veremedik.
Karışıp çılgın kalabalığına kapalıçarşının,
Tadına varamadık bir öğlen rakısının.
Ya da Sultanahmet te bir müzeyi gezip,
Dostlara uğrayamadık.
Gülhaneden uzanıp Sarayburnuna,
İntiharı düşünemedik enine boyuna.
Ne Laleliden geçebildik sevgilim,
Ne kendimizden.
Bie çalgılı Kumkapı meyhanesinde ,
Ağlayamadım doyasıya sımsıcak göğsünde.
Eski İstanbulda gezdiremedim seni,
Yemiş te , Asmaaltında ,
Ne kaldırımlarımı gördün , ne çayhanelerimi ,
Ne çocukluğumu bildin , ne gençliğimi .
Seninle hiç İstanbul da olamadık
Saramadı İstanbul bizi hiç.
Çılgınlar gibi dolanamadık otobüslerle ,
Trenlere binemedik.
Bırak bütününü bu koca kentin,
Sadece bir tek semtin içinde bile olamadık.
İstanbul hiç doymadı bize birtanem,
Biz O'na doyamadık...
İstanbul Yoktu Sen Olmasan...
Ben nice İstanbul’lular gördüm sana gelinceye kadar
Kirli paçavralara benzerdi insanları
Dostluktan, vefadan yoksun.
Bölünmüş, dağılmış, parçalanmış
Ve herbiri kendi ağırlığıyla ezilmiş, yorgun.
Yüzümde dolaşan birer iğrenç böcekti gözleri
Bir tutsam
Yapışır kalırdı ellerime en çirkin yerleri
Evlerinde bulduğum yalnızlık
Sokaklarında bulduğum upuzun bir kahırdı.
Günler boyunca
Bir başka karanlık gelirdi
Karanlığın biri kaybolunca
Güneşler doğardı görmezdim.
Bir ses durmadan ölüme çağırırdı beni
Bilmezdim bu şehirde senin yaşadığını.
Bilmezdim...
Zindandı bütün meyhaneler
Duvarlar karaydı
Köhne bir bizans eskisiydi İstanbul sensiz.
Semt semt bir ağır yorgunluktu
Sürekli bir aldanıştı sokak sokak
Benden en uzak sevgilerde yaşadım yıllarca
O büyük yalanlarda yaşadım.
Senden habersiz bir ölü gibi
Senden uzak zamanlarda yaşadım.
Mabetler yıkıldı içimde
Umutlar hayaller yıkıldı
Bir gün bütün İstanbul yıkıldı.
Sokaklar kaydı ayaklarımın altında
Gün oldu kalabalık meydanlarında inançlarım yıkıldı
Gün oldu
Gözlerime çiviler çakıldı merhametsiz.
Toz toz oldum, duman duman oldum
Aldığını geri vermedi yıllar
Yitirdim kendimi bu rezil şehirde
Seni buluncaya kadar.
Eskiden bir lale hatırlardım
Yada mavi mavi bir deniz İstanbul denince
Serin rüzgarlar okşardı saçlarımı
Rıhtımlar balık balık kokardı.
Ne zaman
Yumsam gözlerimi bir gemi kalkardı.
Vapur düdükleri durmadan öterdi.
Eskiden bir İstanbul vardı bilmediğim
Bana yeterdi.
Sonra kaç yıl yaralı bir hayvan gibi
Gezdim sokaklarında
Sonra kaç yıl bir sevgi aradım
İstanbul’u aradım.
Belki de seni aradım bilmeden
Ayaklarımın dibinde den,izler can çekişti
Şehirler parçalandı
Bir çağ öldü gözlerimin önünde
Benim en güzel çağım öldü.
Bizi topraktan yarattılar
Gel gör ki...
Bu şehirde
Benim toprağım öldü.
Seni aradım bu şehirde yıllarca
Yana yakıla seni..
Sen kimdin, sen neredeydin kimbilir.
Hep böyle sensizmiydi bu şehir.
Bu şehir İstanbul’muydu ?
Öyleyse sensiz yaşanmazdı bu şehirde
Gemiler demir almazdı
Trenler işlemezdi
Sen olmasaydın
Bir ömür bitip
Yepyeni bir ömür başlamazdı içimde
Bahar gelmezdi
Ağaçlar çiçek açmazdı
Seni bulmasaydım
Ve ben yoktum
İstanbul yoktu
Sen olmasaydın...
öteki kapımdan gel bunu açamazsın
eski gözlerinle gel öldürmek vakti gel
hem tetik bulun ardında biri olmasın
hanidir ben bu evde saklanıyorum
adımı değiştirdim başka adla yaşıyorum
gece gündüz siyah gözlük takıyorum
öteki kapımdan gel bunu açamazsın
sabaha karşı gel bütün gözlerinle gel
pancurların gerisinde kararıyorum
içimde belalar doğuyor sonbahar doğuyor
telefonda sesini tanıyamıyorum
yüzün parmaklarımdan akıp kayboluyor
böyle hep birşey kopuyor birşey kırılıyor
sabaha karşı gel eski gözlerinle gel
öteki kapımdan gel bunu açamazsın
hem tetik bulun ardında kimse olmasın
artık hiç kimse beni yaşamıyor
aşklarımı büyük kemanlarla çizdiler
korkularım oldum bittim kimsesizdiler
yanlız bir mısra mıyım ıslanıyorum
bir revolver romanımı tamamlıyor
oyun bitti bütün ışılarımı söndürdüler
yokmuşsun gibi gel öldürmek vakti gel
öteki kapımdan gel bunu açamazsın
üzerime kilitleyip mühürlediler
hem tetik bulun ardında biri olmasın
Attila İlhan
neden halâ gelmedi, yoksa
saati mi şaşırdı hıyar?
gerçi hiç saati olmadı ama
en azından birine sorar.
cebimde bir lira desen yok,
madara olduk meyhaneye!
ah eşşek kafam benim,
nasıl da güvendim bu hergeleye!
gelse, balığa çıkacaktık,
ne çekersek kızartıp birayla yutacaktık.
kafamız tam olunca, şarkılar döktürüp
enteresan hayâllere dalacaktık.
bu sandalı geçen hafta denk getirip
çalıntıdan düşürdük.
arkadaşlar ısrar etti,
biz de, iyi olur, bize uyar diye düşündük.
saat sekizde gelecekti,
bana birkaç milyon borç verecekti.
yoksa o nemrut karısı kaçtı da
onun peşinden mi gitti?
eğer öyleyse yandık,
gudubet gene yaptı yapacağını!
geçen sene de merdivenden itip
kırmıştı rıza'nın bacağını.
abi, kadında boy şu kadar;
kalça fırıldak, göz patlak, kafa çatlak!
korkuyorum, bir gün ya kendini asacak,
ya horlarken rıza'yı boğacak!
bak, şimdi acıdım, aşkolsun adama,
ben olsam, vallahi baş edemem!..
hele beş tane velet var ki boy-boy,
allah'tan düşmanıma dilemem!
aslında iyi çocuktur rıza, efendi huyludur,
herkesin suyuna gider.
yoksa, kalıba vursan hani,
tek başına on tane adam eder!
bir keresinde, hiç unutmam
üç-beş zibidi haraca dadandı;
rıza, sandalyeyi kaptığı gibi
herifleri hastaneye kadar kovaladı!
aynı mahallede büyüdük, aynı kızları sevdik,
aynı kafadaydık.
orta ikiden bıraktık, matematik ağır geliyordu,
biz, başka havadaydık.
aynı gömleği giyer, aynı sigaraya takılır,
aynı takımı tutardık.
fener'in her maçına iddialaşıp
millete az mı yemek ısmarladık!..
bir tek askerde ayrıldık,
bana bornova düştü, ona gelibolu.
döner dönmez evlendirdiler,
en büyük salaklığı da bu oldu!..
bense hiç düşünmedim, zaten param yoktu.
hep tek tabanca gezdim.
benim beğendiğimi anam istemedi,
onun gösterdiğini ben sevmedim.
neyse, bunlar derin mevzu...
anlaşıldı, bu herif artık gelmeyecek.
ufaktan yol alayım
anam evde yalnız, şimdi merağından ölecek!..
gittim, vurup kafayı yattım;
rüyamda gördüm, gülümseyerek geldiğini.
ne bilirdim, yolda kamyon çarpıp
hastaneye kavuşmadan can verdiğini!..
vay be rıza!..
sonunda sen de düşüp gittin azrail'in peşine!
dün, boşuna günahını almışım,
ne olur, kızma bu kardeşine!
öğlen kahvede söylediler, rıza öldü, dediler
ne kolay söylediler!
sanki dev bir taş ocağını
kökünden dinamitleyip üstüme devirdiler!
ah dostum... o kocaman gövdene
o beyaz kefeni nasıl kıyıp giydirdiler?
o zalim tabutun tahtalarını
senin üstüne nasıl böyle çivilediler?
yani sen şimdi gittin, yani yoksun,
yani bir daha olmayacak mısın?
yani bir daha borç vermeyecek,
bir daha bira ısmarlamayacak mısın?
peki, beni kim kızdıracak,
kim zar tutacak, kim ağzını şapırdatacak?
peki, beni bu köhne dünyada
senin anladığın kadar kim anlayacak?
ulan rıza... ne hayâllerimiz vardı oysa,
ne acayip şeyler yapacaktık...
totoyu bulunca dükkân açacak,
adını dostlar meyhanesi koyacaktık.
talih yüzümüze gülecekti be!..
karıyı boşayıp sıfır mersedes alacaktık.
hafta sonu iki yavru kapıp
boğaz yolunda o biçim fiyaka atacaktık!
ah ulan rıza... bu mahallenin,
nesini beğenmedin de öte yere taşındın?
ara sıra gıcıklaşırdın ama inan ki,
benim en kıral arkadaşımdın!..
ah ulan rıza... ben şimdi,
bu koca deryada tek başıma ne halt ederim?
senden ayrılacağımı sanma,
bir kaç güne kalmaz, ben de gelirim!..
Yusuf Hayaloğlu
Seziyorum ki kaçacaksın..
Yalvaramam koşamam
Ama sesini bırak bende
Biliyorum ki kopacaksın
Tutamam saçlarından
Ama kokunu bırak bende
Anlıyorum ki ayrılacaksın
Cok yıkkınım yıkılamam
Ama rengini bırak bende
Duyumsuyorum ki yiteceksin
En büyük acım olacak
Ama ismini bırak bende
Ayrımsıyorum ki unutacaksın
Acı kurşun bir okyanus
Ama tadını bırak bende
Nasıl olsa gideceksin
Hakkım yok durdurmaya
AMA KENDINI BIRAK BENDE.
Yazar : Bilinmiyor..
baytar657
10-05-2005, 20:17
ABBAS
Haydi Abbas, vakit tamam;
Akşam diyordun işte oldu akşam.
Kur bakalım çilingir soframızı;
Dinsin artık bu kalb ağrısı.
Şu ağacın gölgesinde olsun;
Tam kenarında havuzun.
Aya haber sal çıksın bu gece;
Görünsün şöyle gönlümce.
Bas kırbacı sihirli seccadeye,
Göster hükmettiğini mesafeye
Ve zamana.
Katıp tozu dumana,
Var git,
Böyle ferman etti Cahit,
Al getir ilk sevgiliyi Beşiktaş'tan;
Yaşamak istiyorum gençliğimi yeni baştan.
CAHİT SITKI TARANCI
uzunvadeci
11-05-2005, 20:28
ANLAT ŞEHRAZAT
Gizemiyle yüklü Arap gecelerinden
Tarih kadar eski Sami soyundan
Masallarıyla eski Bağdat’ın
Kopup geldi bir afet
Uçan halısıyla mı geldi de kondu
Salem’den kaçan son Magdalana mıydı
Uyanıp da yüzyıllık uykusundan
Bir öpücüğü bile esirgeyen
Anlat Şehrazat
Anlat öykülerini
Seni sana anlat
Beni bana
Daha tanımadım seni
Tanımadım daha kendimi
Uzatmak için yaşamını
Anlattığın her bir öykü
Yabanıl gizeminden ruhumun
Çekiyor tül perdesini
Görüyorum kendimi
Görüyorum seni
Anlat Şehrazat
Anlat
Bak bekliyor beni
Mahzeniyle cellat
Islak,sıcak,yapış yapış nemli
Giriyorum mahzene
Tonozları aralayarak
Anlat Şehrazat
Elimde alman masallarında
İm bıraktığım ekmek parçaları
Sen Salem’den kalan son cadı
Bir çıvgın,bir bora,bir fışkın
Kapatır mısın bıraktığım izleri
Yol yok,im yok
Başbaşa mahzendeki Ejderha ile
Bırakıp da yiter misin beni
Anlat Şehrazat
Bendeki yabanıllığı bırak
Biraz da kendini anlat
Söyle bana
Kaç Ejderha besledin şimdiye dek
Kaç kişi kaldı mahzenlerde
Üstlendin kaç kişinin cellatlığını
Umut verip de kaç kişiye
Vurup yüzlerine zavallılıklarını
İstihza yüklü bakışlarınla başbaşa
Bırakıp gittin
Anlat Şehrazat
Bana bu kadar yakın
Bu kadar ırak
Mümkün mü olmak
Bir peri kızı Şehrazat
Atlayıp da uçan halısına
Yeni yangınlar çıkarmaya doğru
Beslemeye yeni Ejderhaları
Uçtu uçacak
Kaçtı kaçacak
baytar657
11-05-2005, 20:49
BENİ GÜZEL HATIRLA
Beni güzel hatırla bunlar son satırlar....
farzet ki bir rüzgardım esip geçtim hayatından
ya da bir yağmur sel oldum sokağında
sonra toprak çekti suyu...
Kaybolup gittim belki de bir rüya idim senin için..
Uyandın ve ben bittim....
Beni güzel hatırla
çünkü sevdim seni ben herşeyini....
Sana sırdaş oldum dost oldum koynumda ağladın ..
Yüzüne vurmadım hiçbir eksikliğini beni üzdün kınamadım
Alışıktım vefasızlığa el oldun aldırmadım...
Beni güzel hatırla
sayfalarca mektup bıraktım sana...
şiirler yazdım her gece çoğunu okutmadım..
Sakladım günahını sevabını içimde
sessizce gittim...
Senden öncekiler gibi sen de anlamadın.....
Beni güzel hatırla
sana unutulmaz geceler bıraktım
sana en yorgun sabahlar...
Gülüşümü, gözlerimi sonra sesimi bıraktım
En güzel şiirleri okudum gözlerine baka baka....
söylenmemiş merhaba'lar sakladım her köşeye
vedalar bıraktım duraklarda...
ne ararsan bir sevdanın içinde
fazlasıyla bıraktım ardımda....
Beni güzel hatırla
dizlerimde uyuduğunu düşün
saçını okşadığımı üşüyen ellerini ısıttığımı
mutlu olduğun anları getir gözünün önüne
alnından öptüğüm dakikaları......
Birazdan kapını çalan kişi olabileceğimi düşün
şaşırtmayı severim biliyorsun?
bu da sana son sürprizim olsun
şimdi seninle yaşanan günleri ateşe veriyorum
beni güzel hatırla
GİDİYORUM......
(T.Karahan’ın Sitesin’den alınmıştır.)
SunShine
14-05-2005, 09:12
Ve gözlerin gelir geçer içimden
Su içerken sen sokulurken akşam kızıllığına
Ekmeği bölerken
Yalnızsam yıllar nasıl geçmişse aradan
Unutmak kolay sanmışsa şarkılar
Şiirler yalan yazmışsa ayrılığı
Kör olsun sözlerim,unuttuysam adını
An gibi aklımdasın
Gelir geçer gemiler
Belki sende geçersin diye
Bir kumru konar her sabah pencereye
Bir miladı taşır gece bir yıldız
Soğuk olur,üşürsün ya adamakıllı
Hani sarılırsın kendine
Hani aklın karışır
Bu bir divaneliktir gönül aha alışır
Ömrüm bitse ne çıkar
Can gibi aklımdasın.
İ.Sadri
BİLARDO TOPLARI
Ayrıldığımız gündü. Mutfaktaydık, buzdolabının yanında, kapısı açıktı,
herşey bambaşka görünüyordu yüzüne vuran o soğuk ışıkta.
"Biliyor musun " dedin.
"Sen neye benziyorsun biliyor musun?"
Epeydir aradığın bir şeyi bulmuş olmanın hem sevinç, hem keder veren gizli bir an için bulandırmıştı yüzündeki tedirginliği, kırgınlığı.
Sis ışığa çıkmıştı. Sonra yavaşça çevirip başını yüzüme baktın kuyuya düşmeye benzeyen derin bir korkuyla. "Neye?" dedim, yan yanayken yaşadığımız ayrılığın adını sorar gibi, "Neye?" "
Bilardo toplarına." "Neden?" dedim.
"Yazgını hep başkalarının ıstakalarının insafına bırakıyorsun da ondan..."
Bir uçurum gibi derinleşen sessizlik o an başlamıştı bile
bizi birbirimizden uzaklaştırmaya.
Beni terk etmeden önce yaptığın son konuşma oldu bu.
Sonra iki arkadaşım geldi, birinin omzunda ağladım,
hangisiydi şimdi hatırlamıyorum.
Sonra birlikte başka bir kente gittik,
anlarsın ayrılığın ilk günlerinde o eve katlanamazdım,
sonra ben başka aşklara,
sonra başka evlerin duvarlarına başka takvimler aştım.
Şimdi ne zaman birinden ayrılsam ıstakaların sesi patlıyor kulaklarımda, ardından bilardo topları dağılıyor dört bir yana.
Seni hatırlıyorum o soğuk ışıkta bir daha bir daha bir daha...
Murathan MUNGAN
Korkmuyorum Seni Sevmekten
Kaçmaya çalıştığın gerçek,
Birgün karşına çıkacak.
Ve işte o gün
Kaçacak yerin olmayacak.
Ben senin varlığını seviyorum,
Yokluğunu seviyorum
Sana ulaşamadığım dakikalarda.
Seni duymayı
Seni özlemeyi
Hiç görmesem bile seninle olmayı seviyorum.
Hiç korkmuyorum seni sevmekten.
Senin gülüşünü seviyorum.
Her bana bakışında
Gözlerinede okuduğum o duyguyu
Gözlerindeki gözlerimi seviyorum.
Gönlünü seviyorum
Özünü seviyorum senin
Dudaklarındaki sözlerimi seviyorum
Yine de korkmuyorum seni sevmekten.
Ben sendeki o sıcaklığı
Sana olan uzaklığı seviyorum.
Yanaklarından akan göz yaşlarını
En çok, dağınık olduğunda saçlarını
Beni arayan ellerini seviyorum.
Yalnızlığımı seviyorum sebebi sensen
Ayrılığını seviyorum,
En çok yalnız kaldığımda
Beni bulan gönlünü seviyorum.
Ben en çok senin bana olan
Sevgini seviyorum.
İçimden haykırmak geliyor.
Dünyaya sığdıramadığım seni
Kalbime sığdırmak geliyor.
Ağlamak geliyor seni görmezsem
Özlemek geçiyor içimden seni
Sevmek geçiyor.
İçimden sana doğru giden
Bin bir türlü yol geçiyor.
İçimden sen mutlu olacaksan
Ölmek bile geçiyor gülüm.
Yine de korkmuyorum seni sevmekten.
Ben yalnızca seni seviyorum,
Ne o muhteşem güzelliğin
Ne kalbimdeki özelliğin
Ne de sevdiğim için değil,
Seni yalnızca sen olduğun için,
Ruhun için
Kalbin için
Aklın ve sevgin için seviyorum seni.
Ben seni en çok kendim için seviyorum
Belki de ilk defa bencil oluşumu
Sana borçlu olduğum için.
Seni her şey için seviyorum.
Ve sahip olmadığım
Hiçbir şey için.
Yine de korkmuyorum seni sevmekten.
Her dakika seninle olmayı seviyorum.
Gözlerimi her açtığımda
Aklıma gelişini seviyorum.
Her gece uyumadan önce
Seni sevdiğim aklıma gelince
Sensiz uyumayı bile seviyorum
Uyumadan önce seni düşününce.
Ben seni en çok
Umutsuzluğumda beni bulduğun için seviyorum.
Yine de korkmuyorum seni sevmekten.
Ben seni bu şehirde olduğun için değil
Benimle aynı toprağa ayak bastığın için
Benimle aynı gökyüzünü paylaştığın için seviyorum.
Geceleri benim yüzüme vuran ay ışığı
Senin de gözlerine vurduğu için seviyorum.
Benim kemiklerimi ısıtan yaz güneşi
Sana da sıcaklık veriyor diye seviyorum seni.
Beş bin yaşındaki bu dünyada
Benimle aynı zamanı paylaştığın için seviyorum.
Ben seni benimle yaşadığın için
Benden hiç gitmediğin için seviyorum
Beni hiç terketmediğin için.
Ellerini seviyorum tanrıya açıldığında
Kalbini seviyorum kapıları açıldığında
Ve gözlerini seviyorum
Her karşımda kapanıp açıldığında.
Bana baktığında
İçimde yakaladığın coşkumu seviyorum,
Her bana baktığında
Seni sevdiğimi hatırlamayı seviyorum.
Yine de korkmuyorum seni sevmekten.
Her kibrit çaktığımda
Alevin içinde seni görmeyi seviyorum.
Her sigara yaktığımda
Dumanın şeklinde seni görmeyi seviyorum.
Her bana baktığında
O kadar çok seviyorum ki seni sevmeyi
Yalnızca sen olduğun için hayatımda
Kendimi bile seviyorum
Sen olunca aklımda.
Kalbimi seviyorum seni seviyor diye
Gözlerimi seviyorum seni görüyor diye.
Ruhumu seviyorum, seni ruhuna
Bu kadar yakın diye.
Varlığımı seviyorum,
Sırf sana borçlu olduğum için
Mutluğumu seviyorum.
Gülümsememi seviyorum seni düşününce
Ayakta kalışımı seviyorum sebebi sen olunca
Yine de korkmuyorum seni sevmekten.
Ben sana olan sevgimi yazan
Kalemimi seviyorum.
Senin adını yazdığım kağıdı seviyorum.
Sana olan sevgime benzettiğim
Her sevgiyi seviyorum.
Bana seni hatırlatan herşeyi
Sana giden yolları seviyorum.
O kadar çok seviyorum ki seni
Seni kaybetmek korkusunu bile,
İçinde yalnızca, sen olduğun için
Sana karşı duyduğum bir duygu olduğu için
Korkumun sebebinde sen olduğun için seviyorum.
Yine de korkmuyorum seni sevmekten.
Yine de korkmuyorum seni sevmekten.
Seni seviyorum.
Murat Apaydın
turkishwarrior
14-05-2005, 23:43
Sen Üzerinde Nice Şafakların Söktüğü
Sen üzerinde nice şafakların söktüğü
Sevgi denizlerime akan büyük nehir
Sen biraz ışık, biraz tılsım, biraz büyü
Sen yıllardır yazıp bitiremediğim şiir
Durmadan bir gül açar ellerinde pembe
Sen nefes alışı en bakır güzelliğin
Gözlerin midir parıldayan gökyüzünde
Bir güneş doğarcasına geceleyin
Ne zaman seni düşünsem yaşamak güzel
Bir bahar bahçesi olur güz bahçeleri
En karanlıklarda bile uzanır bir el
Kendiliğinden açar sabaha perdeleri
Sen varsan dallarda kuşlar memnun
Tüm çiçeklerin rengi değişik, kokusu başka
Öylesine gerçek ki var olduğun
Çarpar güzelliğin kıyılarıma dalga dalga
Tutsam ellerini içim ürperir hazdan
Başım döner gözlerin gözlerime değse
Kalan tek hatıradır gülüşün bir yazdan
Sen bastığın yerde çiçeklerin büyüdüğü
Her zaman en guzel, her yerde eşsiz
Sen yaprak, sen köpük, sen kuştüyü
Sen sevgi nehirlerimin aktığı büyük deniz
Kadın Bacakları
Her kadının bastığı yerde sanki kalbim var
Kalbim ki zevk alır ezilişinden
Ömrümüzün geçtiği yolda bana sorsalar
Gidiyorum bir kadın bacağının peşinden
Bir kadının, içinden ağlayışı, gülüşü
Gözlerinden ziyade bacaklarına yakın
Bir lisandır onların duruşu, bükülüşü
Kadınlar, onlar varken konuşmayınız sakın
İnce sütunlardaki ilahi güzelliğe
Bacakların ruhudur şekil veren, diyorum
Bacakları bir kalın örtüde saklı diye
Mermerde kalbi çarpan Venüs'ü sevmiyorum
Boynuma doladığım güzel putu görseler
İnsanlar öğrenirdi neye tapacağını
Kör olsam da açılır gözüm ona sürseler
İsa'nın eli diye, bir kadın bacağını
Necip Fazıl Kısakürek
baytar657
15-05-2005, 11:59
DEDİKODU
Kim söylemiş beni
Süheyla'ya vurulmuşum diye?
Kim görmüş, ama kim,
Eleni'yi öptüğümü,
Yüksek kaldırımda, güpe gündüz?
Melahat'i almışım da sonra
Alemdara gitmişim, öyle mi?
Onu sonra anlatırım, fakat
Kimin bacağını sıkmışım tramvayda?
Güya bir de Galataya dadanmışız;
Kafaları çekip çekip
Orada alıyormuşuz soluğu;
Geç bunları, anam babam, geç;
Geç bunları bir kalem;
Bilirim ben yaptığımı.
Ya o, Mualla'yı sandala atıp,
Ruhumda hicranını söyletme hikayesi?
ORHAN VELİ KANIK
(Çok bilinen bir şiir ama ben seviyorum.tekrar okuyunca affınıza sığınarak paylaşmak istedim.saygılar)
baytar657
15-05-2005, 12:24
Gerçekten güzel şiirdir. Orhan Veli geleceği görüp şimdiki "Paparazzilere", "Magazincilere" nazire etmiş :)
güzel bir yorum. :bravo:
baytar657
15-05-2005, 12:35
GÖZ GÖZE
Gözlerin gözlerimde, bakışıyoruz.
Hep ben konuşuyorum, sen susuyorsun
Gözlerin gözlerimde
Gözlerinin içine bakarak
Ben kendimi, sana anlatıyorum.
Anlatıyorum, kendimi sana.
Sen gözlerimin içine
öylece bakıyorsun.
Kirpiklerin bile oynamıyor.
Ne eline dokuna biliyorum,
Nede yüzüne.
Öylece bakışıyoruz.
Ben bir sigara yakıyorum,
Bir nefes çekiyorum;
Gözlerine bakarak.
sen ….
susmaya devam ediyorsun.
Ben senin gözlerine bakıyorum.
Gözlerinde kayboluyorum.
Kendimi sende buluyor,bende susuyorum.
Öylece bakışıyoruz
.Konuşmadan, konuşamadan
(Ben dalmış gitmişim, fotoğrafına..!
ENGİN FORDUGİL
(Sevenlere ,Sevilenlere hediye:''Bugün bir çiçekcinin önünden geçerken bir çiçek ben çok güzelim beni al diyordu. Onu aldım ama güzel olduğu için değil seni gördüğünde utansın diye.'')
Güneşi sevdiğini söylüyorsun,
Güneş açınca gölgeye kaçıyorsun.
Rüzgarı sevdiğini söylüyorsun,
Rüzgar esince pencereni kapatıyorsun.
Yağmuru sevdiğini söylüyorsun,
Yağmur yağınca şemsiyeni açıyorsun.
Şimdi ise korkuyorum;
Beni sevdiğini söylüyorsun...
Orhan Veli
turkishwarrior
15-05-2005, 14:37
Yüz Yıla Mahkum
sende karlı dağların serinliği
sende mayıs rüzgarlarının ılıklığı var
sen denizlerimde bir büyük dalgasın
ben senin sonsuzluğunda bir kum tanesi
sen bir tanyerisin renkli camlar gibi
ben her sabah senin şafaklarında uyanıyorum
seni kimseler bilmeyecek benden başka
kimseler bilemeyecek seni sevdiğimi
ona yanıyorum
hiç bir şey beni kurtaramaz artık
jüri karar verdi suçluyum
işte ellerime kelepçe vurdular
alıp götürüyorlar beni
güneşe ve gökyüzüne son defa bakıyorum
zaman bir ateş oluyor yüreğime düşen
kendimi kadere ve sana bırakıyorum
yüz yıl sana mahkumum ben
uzunvadeci
15-05-2005, 19:09
DİNLİYORUM ŞEHRAZAT
Dinliyorum Şehrazat
Dinledikçe seni
Kayboluyorum labirentlerinde beynimin
Geçmek mümkün değil ki
Köprüsünden Dumrul’un
İrem bağının bekçiliğinden
Kaçan Şahmeran
Kronos’un diğer oğlunun
Sadık bendesi olarak
Bekliyor bizi Araf’ta bak
Dinliyorum Şehrazat
Kıldan ince kılıçtan keskince
Bekliyor köprü başında
Bekliyor Dumrul Bak
Ne kadar rahat
Ateş saçan dilleri ve
Ok başlı kuyruklarıyla
Uzakdoğu’nun ejderleri
Sürüyor ikimizi
Dumrul’un köprüsüne
Kurtuluş yok Şehrazat
Sen ki Şehrazat
Geceleri kuşanıp da
Gece kadar siyah pelerinini
Gizli mahzenlerden indin
İnşa edilirken Ayasofya
Şehvet bina etmeye geldin
Randevuevleri sokağına
Döl derledin dünyanın dört bir yanından
Taşıdığın sanınla mağrur
Sırıtırken ikonların içinden
Kurtulabilir misin Dumrul’un şerrinden
Sen ki Şehrazat
Yalvac’ın en son ve en genç eşi
Kafile toparlanınca şafak sökmeden
Çölün ortasında
Issızlığında tan öncesinin
Kalakaldın geleceğin Kuzey Afrika fatihi
Genç civan ile başbaşa
Unutulması için bu utancın
Saydın mı hiç
Kaç kelle gitti
Kurtarır mı seni
Gözyaşlarınla meshetmen
Vaftizcinin ardılının
Kulan’dan henüz inen
Çarığıyla halesini
Ah Magdalena
Çağırdığın ilahi uğulduyor halen
"Dünya denen ol seyyare
Döner öylece
Etrafında
Bızr-ı alemin
Bızr-ı alemin
İnsanoğlu
Tavafındadır her daim
Bızr-ı alemin
Bızr-ı alemin"
Haydi Şehrazat
Beni benle bırak
Bak!seni çağırıyor hayat
Aç,gün yüzü görmemiş
Coşkuyla kıpır kıpır kanatlarını
Yeni sevdalara vur
Aynı türküyü çağır
Ruhunun kaç ikizi var
Haydi anlat
Neler var ardında
Sabah yeli,
-Dolanırım, sadece kuş yürekleri.
Otları çiğneyen
Bir nisan bulutu mu?
Sarhoş salyangozlar da.
Her gece
Aynı ağrıyla
Kayıyor bir yıldız.
Nasıl da beyaz!
Durmuyor kanı
Şimşeğin.
Bir kertenkele,
Kuyruksuz ve uyuşuk
...Kıvrılıyor, su...
Yaprak düşüyor,
Kalbimi tutuyorum.
Eylül: bir kadın?
Bu ne gürültü.
Tırtıllar, kuşlar
Düşünüyoruz.
Yoruyor
Düşünmek
Kayan yıldızın adını.
Sırtından bakıyorum
Kraliçe arının-
Keşke arı olabilsem.
İki küçük çalı arası-
Korkuyla yükseliyor
Ay.
Çiçek tozları
Sürüp giden-
Olası fırtına.
Uçuşup duruyor kelebek
Akşam oldu
Vaktim az.
Bitti, diyor
Donan karınca.
Kış!
Eski bir gökyüzü
Buldum-
Son sözümdü bu.
Kadir Aydemir
(Sessizliğin Bekçisi, Hera Şiir Kitaplığı, Şubat 2002, İstanbul)
uzunvadeci
18-05-2005, 23:54
DİNLE ŞEHRAZAT
Dolunay tüm haşmetiyle yükselirken gökyüzünde
Issızlığında bozkırın
Sığın,tavşan,Alageyik postlarıyla bezeli
Obaya nasıl sızarsa ay yüzlü Akana
Öylece girdim dünyama
Kıyamdan kurtarayım derken,hemcinslerini
Kıyam benim içimde Şehrazat
Mahzendeki cellata teslim ettiğim
Her bir hemcinsin
Benden bir parçadan başka neydi ki
Sakladılar içlerindeki beni
Çıkartmak için ortaya gizlediklerin,
Çarem neydi ki
Dinle Şehrazat
Dillendirdiğin yabanıl öykülerdeki
Ben’i dinle
Kişi’yi dinle,Karluk’u dinle
Aç ağzını
Tükür toprağı
Yeni bir dünya yarat
Dünya aşktır Şehrazat
Baksı’ya bak Şehrazat
Nasıl da kanatlanıyor
Ana-ata’nın boynuzları ve
Kaz tüyü turna kanatlarıyla
Burak yok,Perseus yok
Baksı çıkıyor yedi kat göklere
Ağzında toprak
Tükürdüğü aşktır,aşk
Aşk,içinde her kişinin Şehrazat
Aradığım odur ki
Mesken tutup da dişi bir bedeni
Vakıf ruhumun gizemine
Yaşar çağımızda Akene olarak
Ayırdıda olmadan
Ayak uyduramayan göçebe kervanlarına
Horlanan,lanetlenen,nefret edilen
Bir tunguz2um ben
Kargılanmış bir ruh taşırken bedenimde
Şüphe,kuşku ve bilcümle
Acı veren duygularla doluyken böyle
Başka nasıl davranabilirsin ki sen de
Aynı lanetli kökten almışız ruhumuzu
Aynı tınıyı duyuyoruz uğultusunda rüzgarın
Aynı laneti duyuyor kulaklarımız
Mümkün mü gerçekliği farklı algılamamız
Bir kayın’ın gölgesinde olmak
Ne denli huzur veriyorsa
Bozkırda yaşayan uzak atalarıma
Ne denli besleyiciyse
Börtüçene’nin memeleri
Yağız yer ne denli borçluysa varlığını
Kişi’nin ağzını açışına
O denli muhtacım sana
Artık anla
baytar657
20-05-2005, 16:37
DONNA CLARA
Dolaşıyor bahçede akşam vakti
Belediye başkanının kızı.
Davul, boru sesleri
Şatodan gelen yankı.
"Sıkıyor beni danslar,
İltifatlar aygın baygın;
Beni güneşe benzeten
Şövalyeyi gördüm göreli
Katlanamıyorum hiçbirine
Ay ışığında ezgileri
Çekti beni pencereye;
O şövalyeyi gördüm göreli
Katlanamıyorum hiçbirine
İnce, uzun, yiğit duruyordu,
Solgun, soylu yüzünde gözleri
İki ışık pınarı
Sanki Georgen'e benziyordu."
Bunları düşündü Donna Clara
Ve baktı önüne;
Kaldırdı başını, ne görsün,
Karşısında güzel, meçhul şövalye.
El ele, sevgiler fısıldaşarak
Gezindiler ay ışığında;
Okşar gibi esiyordu meltem,
Masalların selamı güllerde.
Güllerde masalların selamı,
Aşk elçileri gibi kızarmış güller-
- "Fakat, söyle güzelim, birdenbire
Yüzün böyle neden kızardı?"
-"Sivrisinekler soktu, sevgilim;
Öyle nefret ederim ki
Yaz ayları onlardan
Yahudi çeteleri sanki."
- "Bırak sinekleri, Yahudileri!"
Dedi şövalye okşayarak;
Düşüyordu badem ağaçlarından
Beyaz, yüzlerce yaprak.
Beyaz, yüzlerce yaprak
Saçıyordu kokularını-
-"Fakat söyle güzelim,
Kalbinde başkası var mı?"
- "Ben seni seviyorum, sevgilim,
Ant içerim İsa'ya;
O İsa'yı ki; Yahudiler
Öldürdüler alçakça."
- "Bırak İsa'yı, Yahudileri!"
Dedi şövalye okşayarak;
uzakta ışıklar içinde bir sürü
Rüyada gibi, beyaz zambak.
Işıklar içinde bir sürü zambak
Bakıyordu yıldızlara yukarı
"Fakat, söyle güzelim,
Ettiğin yemin gerçek mi?"
- "Bende hiç yalan yok, sevgilim,
Nasıl ki bağrımda tek damla kan
Yoksa ne pis Yahudiler,
Ne de zencilerden."
- "Bırak zencileri, Yahudileri!"
Dedi şövalye okşayarak
Ve götürdü başkanın kızını,
Mersin dallarından bir çardak,
Yumuşacak bir sevda ağıyla
Sardı onları gizlice;
Kısa konuşmalar, uzun öpüşmeler,
Kaynaştı kalpler iç içe.
Bir düğün şarkısı gibi
Tatlı baygın şakıyordu bülbül;
Kalkmış gibi meşalelerle dansa,
Sekiyordu toprakta ateşböcekleri.
Sessizleşti çardak,
Duyulmada gizli, hafif
Fısıltısı akıllı mersinlerin
Ve çiçeklerin soluması ancak.
İşitildi şatodan ansızın
Davul, boru sesleri.
Sıyrıldı kollarından şövalyenin,
Clara, uyanarak.
- "Dinle sevgilim, beni çağırıyorlar,
Fakat ayrılmadan önce,
Bunca zaman sakladığın
O güzel adını söyle!"
Neşeli, gülümsedi şövalye,
Clara'nın parmaklarından öptü,
Öptü dudaklarından, alnından,
Söyledi sonunda şu sözleri;
- "Ben, Sennora... Sevgiliniz.
O herkesin övdüğü,
Saragosalı ünlü hukukçu
Yahudi'nin oğlu."
Heinrich Heine
Çev: Behçet Necatigil
HENRİK
Halep, Edirne, Nazilli, Rize, İzmir, Konya.
Böyle yazdı adımı Türk telefoncu
bir yanlışlığı önlemek için.
Bense büyük bir yanlışlıktan başka bir şey değilim:
Boşuna uğraştım düşlerde bir zamanlar
bulmak için kendimi bu adı geçen yerlerde.
Haritada tanımadığım adlar olmaktan çıkıp bu yerler,
beni aralarında bağlantı olarak bırakıp giden
birer kişi oldular.
Henrik NORDBRANDT (Çeviren : Murat Alpar)
YABAN SÖZLÜK
1
bakıyoruz soru soran denize
eğilmiş gövdesini taşıyor sandal
“elini tut” dedi
görünmez bir ses. “suyun incelttiği eli”
gürültüyle indi sandala gök
kıpırtısız yüzüyor sandal ekşi yüzlerde
“anlamsız gelebilir, bu o” dedi bir ses
boşluğa kondu bakışları
unutulmuş bir adı anımsar gibi
ağır ağır aldılar sandala
ak ve serin bir sözlüktür deniz
2
öldü. yaban bir sözlükte göğü gösterir gibi
3
“arkadaşımın karısı kollarımdaki” diyor adam
“ne tatlı” diyor kadın.
uzakta denizin lambasını ovuyor bir gemici
BÜLENT KARSLIOĞLU
turkishwarrior
22-05-2005, 01:53
Yıkık
Bugün yıkığım biliyor musun?
Ezginim, çaresizim, umutsuzum
Sancılıyım bırakma beni, insanlar kötü
Bırakma beni korkuyorum.
Bir deli otlar büyüyor içimde
Sancılıyım, yorgunum, kederliyim
Bu halini sevdim gitme kal
Çamurlar çirkefler içindeyim
Bir dayak yemiş adamım şimdi
Bezginim, kararsızım, yılgınım
Al götür beni o kayıp gecelere
Yeter ikimize yalnızlığım
HOWARD ROAK
22-05-2005, 11:51
BUDA BENİM YAZDIGIM BİR ŞİİR BEĞENİRSİNİZ UMARIM...
Ve bugün geldi
Bir hışım kasırgasında
Midemde kalan bir lokmayla,
Yine anladım,
Bütün ümitlerimin kırıldığını......
Sessiz yaşamaktansa
Ödün verme
Diyordum kendi kendime
Ve
Yine gömüldüm karanlığa
Sakın ha
Diyordum içimden,
Yanlış sensin diye,
Sakınıyordum her şeyden
Yine bana yooool görünecek
Bir derviş misali
Yüreğimdeki devrimlerle
Bırakacaktım gönülsüzlüğümü
Yüzsüzlerin
Gülyüzüne
Ve mest olacaktım
Şarabın sıcaklığında
Ağustosun yakanında
Yıkanacaktım yine
Yalnızlık banyosunda
Ve kendi içimdeki
Sinirleri
Sana ve
Sonsuza hitaben
Bir şiirle vuracaktım
Gökyüzünün
Benim yüzümdeki
Bakışlarıyla
Yalınayak
Kalmayacak
Bir beni, biri bana
Sormayacak
Kendimi
Kısır bir dünyada
Aramayacak
Buraları
Sana,
Veya sana ta uzaktaki
Bir kalbe
Yaralı bir kurşun,
Yaralı bir kuşun,
Taze akan kanları gibi,
İsmimi yazmayacağım,
Bir damla kanla,
Bu kahpe mekanda
HOWARD ROAK
22-05-2005, 14:57
Bir Sürü Delikanlıya Dostça Öğütler
tibet'e git
deveye bin
incili oku
ayakkabılarını maviye boya
sakal bırak
kağıttan bir kanoyla dolaş dünyayı
the saturday evening post'a abone ol
çiğnerken sadece sol tarafını kullan ağzının
tek bacaklı bi kadınla evlen
ve düz bir usturayla traş ol
ve kadının koluna adını kazı
benzinle fırçala dişlerini
bütün gün uyu ve gece ağaçlara tırman
keşiş ol
viski ile bira iç
kafanı suyun altında tut
ve keman çal
pembe mum ışığında göbek at
köpeğini öldür
belediye başkanlığına aday ol
bir varilin içinde yaşa
baltayla kafanı yar
yağmurda lale ek
AMA ŞİİR YAZMA!
bukowskı
HOWARD ROAK
22-05-2005, 15:11
GELDİM
Dudağında yangın varmış dediler,
Tâ ezelden yayan koşarak geldim.
Alev yanaklarını sarmış dediler,
Sevda seli oldum, taşarak geldim.
Kapılmışım aşk uğruna bir kere,
Katlanırım her cefâya ve cevre,
Uğraya uğraya devirden devre,
Bütün kâinatı, aşarak geldim.
Yapmak, yıkmak senin bu gamlı ömrü,
Ben gönlümü sana verdim götürü.
Sana meftûn olduğumdan ötürü,
Sarhoş oldum Neyzen, coşarak geldim.
1937 neyzen
HOWARD ROAK
22-05-2005, 15:12
BİLİR
Hakikat çıkmazı şu kahbe dünya,
Bu çok kısa yoldan dönenler bilir,
Bu yolun sırrıdır fırsatlar, sevda,
Tutuşup parlayıp sönenler bilir.
Aldana aldana gevredi dinim ;
Kalmadı düşmana, feleğe kinim ;
Doğruyu söylersem çarpar yeminim ;
Bu cengi, pusuya sinenler bilir.
Durma sor halini, hastanın, sağın ;
Tabii solacak gülleri bağın ;
Hayatın içini, kara toprağın
Üstünden altına inenler bilir.
Geniştir, ölçülemez hayalin çölü ;
Karşımda her diri söylenen ölü ;
Çok güçtür geçmesi bu sakar gölü ;
Dümensiz gemiye binenler bilir.
HOWARD ROAK
22-05-2005, 15:15
KİME SORDUMSA
Kime sordumsa seni doğru cevap vermediler;
Kimi alçak, kimi hırsız, kimi deyyus! dediler...
Künyeni almak için, partiye ettim telefon:
Bizdeki kayda göre, şimdi o mebus dediler!..
HOWARD ROAK
22-05-2005, 15:22
my way.... sınatra anısına
And now, the end is near, and so I face, the final curtain.
My friend, I'll say it clear,
I'll state my case, of which I'm certain.
I've lived, a life that's full, I've traveled each and every highway.
And more, much more than this,
I did it my way.
Regrets, I've had a few, but then again, too few to mention.
I did, what I had to do, and saw it through, without exemption.
I planned, each charted course, each careful step, along the byway,
and more, much more than this,
I did it my way.
Yes, there were times, I'm sure you knew,
When I bit off, more than I could chew.
But through it all, when there was doubt,
I ate it up, and spit it out.
I faced it all, and I stood tall,
and did it my way.
I've loved, I've laughed and cried,
I've had my fill; my share of losing.
And now, as tears subside, I find it all so amusing.
To think, I did all that, and may I say --- not in a shy way,
"Oh no, oh no not me,
I did it my way".
For what is a man, what has he got?
If not himself, then he has naught.
To say the things, he truly feels,
And not the words, of one who kneels.
The record shows, I took the blows ---
And did it my way!
I did it my way.
Co-written by Paul Anka & Frank Sinatra
As performed by Frank Sinatra
uzunvadeci
23-05-2005, 01:25
İHANET
Önderliğinde baş zebaninin
Ateş,duman ve muhayyilemdeki
Tüm aletleriyle işkencenin
İşte yedi kat altında yerin
Cehennem
Karanlık sularıyla Tiber nehrinin
Kıyısında beklerken Ares
İkircikli adımlarıyla yaklaşan
Mütereddit gölgeler beliriyor uzaktan
Henüz yeni göçmüşler karanlıklar ülkesine
Yaşamışlar yeryüzünde Cehennemi
Murat alıp veremeden
Emişip de koklaşamadan
Gözcülüğünde yıldızların
Sahip olamamışlar birbirlerine
Sevda bulutlarıyla sarmaş dolaşken bile
Yüzü yok gelenlerin bedenleri yok
Doyurulmamış tutku ve arzuları
Henüz yaşarken yiyip bitirmiş onları
Siyah harmanileri içinde
Lanetlenmiş gizli ruhları
Seslendi Ares
“Sizler yaşarken daha
Lanetlenmişsiniz tüm inançlarca
Yer yok size Hades’in mekenında
Ne tek tanrılı dinler indinde
Ne de vazedilen İrem bahçelerinde
Yok sizin mekanınız
Yaşarken nasıl hasretten,tutkudan
Kavurdunuz,yok ettinizse kendinizi
Sonsuza dek acılar içinde
Çığlıklarınızla başbaşa
Asılı kalacaksınız boşlukta
Gece çektiğinde arzuları bedenlere
Siz yaşayan ölüler de
Tutkunu olduğunuz bedenlere
Aynı özlemi duyacaksınız
Sonsuza dek
Işıltısıyla güneş
Isıttığında gönülleri
Aşkı duyacaksınız
Yine dillenmeyecek aşkınız
Yaşarken dillendirmediğiniz gibi
Siz,ey lanetli ruhlar
Ne Tamu’da var yeriniz
Ne de İrem bağıdır mekanınız
Yerle gök arasında sonsuza dek
Yaşamla Ölüm
Tutkularınızla arzularınızla
Öylece
Asılı kalacaksınız
Betşeba’nın verimli,nadastaki tarlası için
Hitit Uri’yi
Sur altına gönderen
Oklanması için
Davud bile
Daha muteberdir
Evrenin mimarı indinde
Hizmetindeydi varlığının zira
Siz ki unuttunuz yaşamın anlamını
Mutlu etmektense kendinizi ve
Birbirinizi
Mutluluklarını mutsuzluklarınız üzerine bina edenleri
Hep onurlandırdınız
İhanet ettiniz kendinize ve
Birbirinize
Kargışlandınız
Yaşamın mimarınca
Bahşedilmişken size birer beden
Çok az ölümlüye verilen
Kıbrıslı’nın yardımcısının
Okuyla oklanma onuruna rağmen
Bütünleşemediniz
Şimdi özgürsünüz zaman ve mekandan
Bilincinde değilsiniz birbirinizin
Artık ne tutkunuzun hükmü var
Ne de sevdanızın
Her ısıttığında gün ışığı sevdaları
Her ateşlediğinde gece,arzudan yanan vücutları
Siz de lanetleyeceksiniz
Kendinizi ve birbirinizi
Zira,ihanet ettiğiniz benliğinizdi”
HOWARD ROAK
23-05-2005, 13:37
Hava karanlık,
Ay da yok,
Kalk Ikaros uçma zamanı,,,
Kalk Hazerfen kaçma zamanı..
bu da benden...
vBulletin® v3.8.3, Copyright ©2000-2009, Jelsoft Enterprises Ltd.