View Full Version : Hisse.net ŞİİR
Pages :
1
2
[
3]
4
5
6
7
8
9
10
11
12
HOWARD ROAK
23-05-2005, 12:42
GEL DİYEMEM ARTIK SANA,
ACIYA KATILIR MI, GÜZELİM ŞEKER...
VE GİDERKEN BIRAKTIĞIN BUNCA KEDER
KADER DE DİYEMEM ARTIK,
YAZILMIŞSA BU YAZI
ALNIMA DİRHEM DİRHEM
DAĞLANMIŞTIR BU ACI....
bu da benden
Unutmak mı?
Unutmak mı?
Ömrümün güneşi
Seni unutmak mümkün mü?
En derin uykularda gelerek
Düşlerimi şenlendiren
Yorgunluğumda
Beni dinlendiren
Hazanı, karakışı
Ağustosa döndüren
Hüzün dolu cemalimi
Kahkahayla güldüren...
Unutmak mı?
Ömrümün güneşi
Seni unutmak mümkün mü?
Sen
Beni unutsan
Yüreğinden silip atsan
Sana ulaştığım
Gönül köprülerini yıksan...
Unutmak mı?
Ömrümün güneşi..
Seni unutmak mümkün mü?
kadir durak
Gitme
Gitme!
Figan düşer denizlere sular çekilir
yağmur yağmaz vahalardan kirpiklerime
bir rüzgar hıçkırır tenhada, bir dal kırılır
boynunu büker sabah kervanları, kelebekler ölür.
Gitme!
Bir yıldız küser göğüne, içini çeker bir çocuk
şaşırır yönünü rüzgarlar
bütün pınarların suyu çekilir
solar nazlı çiçekleri kalbimin, üzülürüm.
Gitme!
Öksüz kalır içimdeki imge dağları
saçlarını öpen seher yeli, çoban yıldızı
bir daha turnalar geçmez, bülbüller ötmez
çiçekler açmaz bahçemde ah, gülüm!
Gitme!
Acılara mahkum olur yüreğim
ardında fırtınalar kalır, ayrılıklar, anılar, yanlızlıklar
boynu bükük aşklar, gözü yaşlı şarkılar
alışamam yokluğuna, yokluğun ölüm.
Gitme!
İçimdeki bütün vagonlar devrilir
bir kar yağar istasyonlara, üşürüm.
Gitme!
Kal, menevşeler açsın dağlarda
sevince dönüşsün gökyüzü
iki çığlık arasında bırakma beni ah gülüm
yokluğuna alışamam, yokluğun ölüm.
Gitme!
Bütün ormanlar ateşe verilir
kuşlar da gider, bu kent de
ölürüm.
Nuri Can
Herşey Sende Gizli
Yerin seni çektiği kadar ağırsın
Kanatların çırpındığı kadar hafif..
Kalbinin attığı kadar canlısın
Gözlerinin uzağı gördüğü kadar genç...
Sevdiklerin kadar iyisin
Nefret ettiklerin kadar kötü..
Ne renk olursa olsun kaşın gözün
Karşındakinin gördüğüdür rengin..
Yaşadıklarını kar sayma:
Yaşadığın kadar yakınsın sonuna;
Ne kadar yaşarsan yaşa,
Sevdiğin kadardır ömrün..
Gülebildiğin kadar mutlusun
Üzülme bil ki ağladığın kadar güleceksin
Sakın bitti sanma her şeyi,
Sevdiğin kadar sevileceksin.
Güneşin doğusundadır doğanın sana verdiği değer
Ve karşındakine değer verdiğin kadar insansın
Bir gün yalan söyleyeceksen eğer
Bırak karşındaki sana güvendiği kadar inansın.
Ay ışığındadır sevgiliye duyulan hasret
Ve sevgiline hasret kaldığın kadar ona yakınsın
Unutma yağmurun yağdığı kadar ıslaksın
Güneşin seni ısıttığı kadar sıcak.
Kendini yalnız hissetiğin kadar yalnızsın
Ve güçlü hissettiğin kadar güçlü.
Kendini güzel hissettiğin kadar üzelsin..
İşte budur hayat!
İşte budur yaşamak bunu hatırladığın kadar yaşarsın
Bunu unuttuğunda aldığın her nefes kadar üşürsün
Ve karşındakini unuttuğun kadar çabuk unutulursun
Çiçek sulandığı kadar güzeldir
Kuşlar ötebildiği kadar sevimli
Bebek ağladığı kadar bebektir
Ve herşeyi öğrendiğin kadar bilirsin bunu da ögren,
Sevdiğin kadar sevilirsin…
Can Yücel
HOWARD ROAK
23-05-2005, 18:12
:) bu kadar şiirin arasında, bir de kitap önerelim "KENDİ HAYATININ ŞİİRİNİ YAZANLAR" S.zweıg...
HOWARD ROAK
23-05-2005, 18:16
:) bu kitapta, casanova, stendal, tolstoy un hayatları çok sade ve akıcı bir çeviriyle anlatılmış...
file extensions: bmp doc gif jpe jpeg jpg pdf png psd rar txt zip
dil
HOWARD ROAK
23-05-2005, 18:55
Türkü yine o türkü, sazlarda tel değişti,
Yumruk yine o yumruk, bir varsa el değişti!
neyzen
HOWARD ROAK
23-05-2005, 19:15
Ahmed Arif
Sevdan Beni
Terketmedi sevdan beni,
Aç kaldım, susuz kaldım,
Hayın, karanlıktı gece,
Can garip, can suskun,
Can paramparça...
Ve ellerim, kelepçede,
Tütünsüz, uykusuz kaldım,
Terketmedi sevdan beni...
HOWARD ROAK
23-05-2005, 19:48
Hani sıcaklar bastırır,yaz gelir,
Hani yürekler sevdaya palazlanır,
Hani iki yürek buluşur ya,
Eller kenetlenir, bedenler tümleşir..
Apansız fırtınalar kopar.
Dolunayda kan yükselir damarlarda.
Astımlı hasta gibi soluklar,
Zorlar göğsünün kafesini,
Anlatılar karadenizden
Akdenize uzanır,
Bir kuşun kanadından
Seyreylenir yaşamlar..
ZINDANDAN MEHMED'E MEKTUP
Zindanda iki hece.Mehmed'im lafta!
Baba katiliyle baban bir safta!
Bir de geri adim,boynunda yafta...
Halimi dusunup yanma Mehmed'im!
Kavusmak mi?..Belki ..Daha olmedim!
Avlu... Bir uzun yol... Tugla doseli,
Kirmizi tuglalar alti kosli.
Bu yol da tutuktur hapse duseli...
Git ve gel... Yuz adim...Bin yillik konak
Ne ayak dayanir buna ,ne tirnak!
Bir alem ki, gokler boru icinde.
Akil almazlarin zoru icinde
Ustuste sorular soru icinde.
Dusun mu,konus mu, sus mu ,unut mu?
Buradan insan mi cikar,tabut mu?
Bir idamlik Ali vardi,asildi
Kaydini dustuler,muhur basildi.
Gecti gitti,birkac gunluk fasildi
Ondan kalan,boynu buyuk ve sefil;
Bahceye diktigi uc bes karanfil...
Mudur bey dert dinler,bugun"maruzat"!
Catik kas...Hukumet dedikleri zat...
Beni Allah tutmus kim eder azat?
Anlamaz;yazsiz,pulsuz,dilkecem...
Anlamaz!ruhuma gecti bilekcem!
Saat bes dedi mi,bir yirticizil
Sayim var, maltada hizaya dizil!
Tek yekun icinde yazil ve cizil!
Insanlar zindanda birer kemmiyet;
Urbalarla kemik,mintanlarla et.
Somurtus ki bicak,nara ki tokat;
Zift dolu gozlerde karanlik kat kat...
Yalniz seccademin yonunde sefkat
Beni kimsecikler oksamaz madem
Op beni alnimdan,sen seccadem!
Cayci getir ilac kokulu caydan!
Dakika duselim,senelik paydan!
Zindanda dakika farksiz aydan
Karistir cayini zaman erisin
Kopuk kopuk,duman duman erisin!
Peykeler,duvara mihli peykeler
Duvarda,baslardan yagli lekeler
Gomulmus duvara,bas bas golgeler...
Duvar,katil duvar yolumu bictin
Kanla dolu sunger... Beynimi ictin
Sukut...Kivrim kivrim uzaklik uzar
Tek nokta secemez dunyada nazar
Yerinde mi acep,olu ve mezar?
Yeryuzu bosaldi habersiz miyiz?
Gunese goc varda ,kalan biz miyiz?
Ses demir,su demir ve ekmek demir...
Istersen demirde muhali kemir.
Ne gelir ki elden,kader bu,emeir...
Garip pencerecik,kucuk daracik;
Dunyaya kapali,Allah'a acik
Dua,dua eller karincalanmis;
Yildizlar avucta, gok parcalanmis
Gozyasi bir tarla,hep yoncalanmis
Bir soluk,bir tutsu,bir ucan bugu
Iplik ki incecik,orer boslugu
Ana rahmi zahir ,su bizim kogus
Karanliginda nur,yeniden dogus....
Sesler duymaktayim;Davran ve bogus!
Sen bir devsin,yuku agirdir devin!
Kalk ayaga,dimdik dogrul ve sevin!
Mehmed'im,sevinin ,baslar yuksekte!
Olsek de sevinin,eve donsek de!
Sanma bu tekerlek kalir tumsekte!
Yarin elbet bizim,elbet bizimdir!
Gun dogmus ,gun batmis ,ebed bizimdir
Necip Fazil Kisakurek
(Cile adli siir katabindan - 1961)
YUNUS EMRE'YE
Kac mevsim bekleyim daha kapinda,
Ayagimda zincir, boynumda kement?
Beni de, pistigin bela kabinda,
Kaynata kaynata buhara kalbet.
Bekletme Yunus'um, bozuldu baglar,
Dusuyor yapraklar, geciyor caglar;
Veriyor, ayrilik dolu semalar,
Icime bayiltan, aci bir lezzet.
Ruzgara bir koku ver ki, hirkandan;
Geleyim, izine dogru arkandan;
Birakmam, tutmusum artik yakandan,
Medet ey sairim, Yunus'um medet!
Necip Fazil KISAKUREK
YAR O KI...
Falan, dagin ardinda;
Seslen, seslen, isitmez
Filan toprak altinda;
Goz yaslari diriltmez
Neye vardin, vardin da?
Ufuk varmakla bitmez.
Bir sey goster kadinda,
Tilsimini eskitmez
Yar o ki, hep yadinda;
Eskimez ve eskitmez.
Muradi muradinda,
Seni birakip gitmez
N.F.Kisakurek
(Cile)
1972
baytar657
23-05-2005, 20:40
DOSTLAR BENİ HATIRLASIN
Ben giderim adım kalır
Dostlar beni hatırlasın.
Düğün olur bayram gelir
Dostlar beni hatırlasın
Can kafeste durmaz uçar
Dünya bir han, konan göçer
Ay dolanır yıllar geçer
Dostlar beni hatırlasın
Can bedenden ayrılacak
Tütmez baca yanmaz ocak
Selam olsun kucak kucak
Dostlar beni hatırlasın
Ne gelsemdi, ne giderdim
Günden güne arttı derdim
Garip kalır yerim yurdum
Dostlar beni hatırlasın
Açar solar türlü çiçek
Kimler gülmüş kim gülecek
Murat yalan ölüm gerçek
Dostlar beni hatırlasın
Gün ikindi akşam olur
Gör ki başa neler gelir
Veysel gider adı kalır
Dostlar beni hatırlasın
Aşık Veysel ŞATIROĞLU
(Bilmeden galiba bir forumdaş KARDEŞİMİN kalbini kırdım :vurkafa: Özür dilerim.
baytar657=gerçekten baytar)
HOWARD ROAK
24-05-2005, 11:54
daldan dala konan gönlüm serçe mi,
yaktı beni kel alinin perçemi
Neyzen
bakakalırım giden geminin ardından
serde erkeklik var ağlayamam...
HOWARD ROAK
24-05-2005, 12:04
koyun me'ler
kuzu me'ler
sular hendeğine dolar
ağlayanlar bir gün güler
gamlanma gönül gamlanma..
Atam (Karacaoğlan)
uzunvadeci
24-05-2005, 12:36
AFRODİT’E
Köpüklü bir şarapmışçasına
Vurdukça kıyılara
Coşan Ege’nin
Köpüren Akdeniz’in dalgalarından
Fışkırırcasına Zeus’un bedeninden
Denizlerden vücut bulan
Adına
Tenlerin teskin edildiği
Tapınaklar kurulan
Aşk ve cinselliğin koruyucusu
Afrodit
Yakışır mı sana
Bir ölümlüye verildi diye
Altın bir elma
İki kıtayı birbirine katmak
Sendeki bu insani zaaf olmasaydı
Tanıma şansım olur muydu
Homeros’u
Sen ki
Kırık bacağın ve
Olmayan koluna rağmen
Dişil güzelliğini resmedersin halen
Mekan edindiğin müzede
Bana göz süzerken
Lanet olsun
Seni
Topal demircinin karısı yapan
Muhayyileme
HOWARD ROAK
24-05-2005, 19:46
ooooooooo. Fikret Kızılok... müthiş wonder fulllll.
PENCERE
pencereyi kapama
gök dolabilir içeri
sen neyi görebilirsin
ıslak bir bulutun ağışını mı
pencereyi kapama
kuş dolabilir içeri
sen neyi taşıyabilirsin
kırık bir dalın yükünü mü
Pencereyi aç
Soluğun çıksın dışarı
sen büyütmedin mi onu
Kokusu hayatı yıkasın diye
Pencereyi aç
Sesin sarsın dünyayı
Duyulur elbet ta ötelerden
Yürek kendini tanır
Arkadaş z.özger
kumralada
26-05-2005, 14:15
HAPİSHANE ŞARKISI -5-
Başın öne eğilmesin
Aldırma gönül, aldırma
Ağladığın duyulmasın,
Aldırma gönül, aldırma
Dışarda deli dalgalar
Gelip duvarları yalar;
Seni bu sesler oyalar,
Aldırma gönül, aldırma
Görmesen bile denizi,
Yukarıya çevir gözü:
Deniz gibidir gökyüzü;
Aldırma gönül, aldırma
Dertlerin kalkınca şaha
Bir küfür yolla Allaha
Görecek günler var daha;
Aldırma gönül, aldırma
Kurşun ata ata biter
Yollar gide gide biter;
Ceza yata yata biter;
Aldırma gönül, aldırma
SABAHATTİN ALİ
lancelot
28-05-2005, 19:08
NİCEDİR ÖZLEMİŞİM
Nicedir özlemişim
Bu rüzgarı
Hani Doğu'da eser
Bahar akşamları
Nicedir özlemişim
Bir elma ağacının
Dibine oturmayı
Nicedir özlemişim
Şoseleri,dağları
Nicedir özlemişim
Bir dosta sarılıp
Ağlamayı
Ataol BEHRAMOĞLU
lancelot
28-05-2005, 19:10
BEKLENEN
Ne hasta bekler sabahı,
Ne taze ölüyü mezar.
Ne de şeytan, bir günahı,
Seni beklediğim kadar.
Geçti istemem gelmeni,
Yokluğunda buldum seni;
Bırak vehmimde gölgeni,
Gelme, artık neye yarar?
Necip Fazıl KISAKÜREK
turkishwarrior
29-05-2005, 20:29
Yorgun Savaşçının Şiiri
İnsan bir açmaza düşmeye görsün
Başlamasın bir çöküntü yürekte
Ölümdür o yerde düşündüğün
Sevilmek de boştur artık sevmek de
Gün ortası karanlık diz boyudur
Acıdır hep geçmişten ne kalmışsa
Yaşamak! O yanıtsız bir sorudur
Huzur bitmiş, hayaller dağılmışsa
Nefes almak yitirir anlamını
Boğazına dizilirken lokmalar
Bir çaresizlik sarar dört yanını
Sesler uzaklaşır, söner lambalar
İsyanın yüreğine sığmaz olur
Hep kader gelmişse sevinç yerine
Ölümün kara gölgesini bulur
Şimdi bakanlar yorgun gözlerine
Bir bozgun başlamıştır ki amansız
Düşmüştür kalelerin birer birer
Bak! Savaşçıların yatıyor cansız
Onlar ki hep sevdiler, hep verdiler
Yitirdin neyin varsa, anla artık
Tek başına kalan sensin ortada
Düşlerin toz duman, umutlar kırık
Dün anlamsız, yarınlar paramparça
Yapayalnızsın koca bir evrende
Uzakta, taparcasına sevdiğin
Gelmiyecek, ne kadar gel desen de
Ondan böyle bir yangın yeri için
Ondan böyle yıkılan bir dünyanın
Altında bak tek başına kalmışsın
Uzağında özlediğin bir anın
Çökmüşsün, devrilmişsin, yıkılmışsın
Sarmış kollarını boynuna ölüm
Ne yapsan boş, kurtulamazsın artık
De ki:-- Hep yalanmış, bitiyor öyküm--
Bak! Can kuşun havalarda çığlık çığlık...
Mutlu Olma Şansı
Hayat bize mutlu olma şansı vermedi sevgili,
biz kendimizden başka herkesin üzüntüsünü üzüntümüz acısını acımız yaptık çünkü.
Dünyanın öbür ucunda hiç tanımadığımız bir insanın göz yaşı bile içimizi parçaladı.
Kedilere ağladık, kuşların yasını tuttuk...
Yüreğimizin zayıflığı kimi zaman hayat karşısında bizi zayıf yaptı. Aslında ne güzel şeydir insanın insana yanması sevgili...
Ne güzeldir bilmediğin birinin derdine üzülebilmek ve çare aramak. Ben bütün hayatımda hep üzüldüm, hep yandım.
Yaşamak ne güzeldir be sevgili...
Sevinerek, severek, sevilerek, düşünerek...
Ve o vaz geçilmez sancılarını duyarak hayatın...
Yılmaz Güney
krokodil
01-06-2005, 20:09
Canım İstanbul
Ruhumu eritip de kalıpta dondurmuşlar;
Onu İstanbul diye toprağa kondurmuşlar.
İçimde tüten birşey; hava, renk, eda, iklim;
O benim, zaman, mekan aşıp geçmiş sevgilim.
Çiçeği altın yaldız, suyu telli pulludur;
Ay ve güneş ezelden iki İstanbulludur.
Denizle toprak, yalnız onda ermiş visale,
Ve kavuşmuş rüyalar, onda, onda misale.
İstanbul benim canim;
Vatanim da vatanim...
İstanbul,
İstanbul...
Tarihin gözleri var, surlarda delik;
Servi, endamlı servi, ahirete perdelik...
Bulutta saha kalkmış Fatih'ten kalma kir at;
Pırlantadan kubbeler, belki bir milyar kırat...
Şahadet parmağıdır göğe doğru minare;
Her nakısta o mana: Öleceğiz ne çare?
Hayattan canlı olum, günahtan baskın rahmet;
Beyoğlu tepinirken ağlar Karaca Ahmet...
O manayı bul da bul!
İlle İstanbul’da bul!
İstanbul,
İstanbul...
Boğaz gümüş bir mangal, kaynatır serinliği;
Çamlıca'da, yerdedir göklerin derinliği.
Oynak sular yalının alt katına misafir;
Yeni dünyadan mahzun, resimde eski sefir.
Her aksam camlarında yangın çıkan Üsküdar,
Perili ahşap konak, koca bir şehir kadar...
Bir ses, bilemem tambur gibi mi, uda gibi mi?
Cumbalı odalarda inletir katibi mi...
Kadını keskin bıçak,
Taze kan gibi sıcak.
İstanbul,
İstanbul...
Yedi tepe üstünde zaman bir gergef isler!
Yedi renk, yedi sesten şayisiz belirişler...
Eyüp oksuz, Kadıköy süslü, Moda kurumlu,
Adada rüzgar, ucan eteklerden sorumlu.
Her şafak Hisarlarda oklar çıkar yayından
Hala çığlıklar gelir Topkapı sarayından.
Ana gibi yar olmaz, İstanbul gibi diyar;
Güleni söyle dursun, ağlayanı bahtiyar...
Gecesi sümbül kokan
Türkçe’si bülbül kokan,
İstanbul,
İstanbul...
krokodil
01-06-2005, 20:11
Çile
Gaiblerden bir ses geldi: Bu adam
Gezdirsin boşluğu ense kökünde!
Ve uçtu tepemden birden bire dam.
Gök devrildi, künde üstüne künde...
Pencereye koştum: Kızıl kıyamet!
Dediklerin cıktı ihtiyar bacı!
Sonsuzluk elinde bir mavi tülbent,
Ok çekti yukardan, üstüme avcı.
Ateşten zehrini tattım bu okun.
Bir anda kül etti can elmasımı.
Sanki burnum değdi burnuna (yok)un.
Kustum, öz ağzımdan kafatasımı.
Bir bardak su gibi çalkandı dünya;
Söndü istikamet, yıkıldı bosluk,
Al sana hakikat , al sana rüya!
İşte akıllılık , işte sarhoşluk!
Ensemin örsünde bir demir balyoz
Kapandım yatağa son çare diye.
Bir kanlı şafakta , bana çil horoz
Yepyeni bir dünya etti hediye.
Bu nasıl bir dünya hikayesi zor;
Mekânı bir satıh, zamanı vehim.
Bütün bir kainat muşamba dekor,
Bütün bir insanlık yalana teslim.
Nesin sen , hakikat olsanda cekil!
Yetiş körlük , yetiş takma gözde cam!
Otursun yerine , bende her şekil;
Vatanım, sevgilim , dostum ve hocam!
*
*
*
*
Aylarca gezindim , yıkık ve şaşkın .
Benliğim kazan ve aklım kepçe,
Deliler köyünden bir menzil aşkın
Her fikir içimde bir çifte kelepçe.
Niçin küçülüyor eşya uzakta ?
Gözsüz görüyorum rüyada, nasıl ?
Zamanın raksı ne , bu yuvarlakta?
Sonu varmış , onu öğrensem asıl ?
Bir fikir ki, sıcak yarada kezzap,
Bir fikir ki, beyin zarında sülük.
Selâm , selam sana haşmetli azap;
Yandıkça gelişen tılsımlı kütük.
Yalvardım: Gösterin bilmceme yol!
Ey yedinci kat gök, esrarını aç!
Annemin duası, düşte perde ol!
Bir asâ kes bana , ihtiyar ağaç.
Uyku katillerin bile çesmesi;
Yorgan, Allahsıza kadar sığınak
Teselli pınarı , sabır memesi;
Size şerbet , bana kum dolu çanak.
Bu mu rüyalar da içtiğim cinnet,
Sıırını ararken patlayan gülle?
Yeşil asmalarda depreniş , şehvet;
Karınca sarayı , kupkuru kelle....
Akrep , nokta nokta ruhumu sokmuş.
Mevsimden mevsime girdim böylece
Gördüm ki , ateşte cımbızda yokmuş.
Fikir çilesinden büyük işkence.
*
*
*
*
Evet her şey ben de bir gizli düğüm
Ne ölüm terleri döktüm , nelerden!
Dibi yok göklerden yeter ürktüğüm,
Yetişir çektiğim mesafelerden!
Ufuk bir tilkidir , kaçak ve kurnaz.
Yollar bir yumaktır, uzun dolaşık
Her gece rüyamı yazan sihirbaz,
Tütüyor önümde mavi bir ışık.
Büyücü büyücü ne bana hıncın?
Bu kükürtlü duman nedir inimde ?
Camdan keskin , kıldan ince klıcın,
Bir zehirli kımık gibi beynimde.
Lügat , bir isim ver bana halimden ;
Herkesin bildigi dilden bir isim!
Eski esvaplarım tutun elimden
Aynalar söyleyin bana ben kimim?
Söyleyin, söyleyin, benmiyim yoksa,
Arzı boynunuzda taşıyan öküz?
Bela mimarının seçtiği arsa ;
Hayattan muhacir , eşyadan öksüz?
Ben ki toz kanatlı bir kelebeğim,
Minicik gövdeme yüklü Kafdağı,
Bir zerreciğim ki , Arş ' a gebeyim,
Dev sancılarımın budur kaynağı!
Ne yalanlarda var , ne hakikatta .
Gözümü yumdukça gördüğüm nakış
Boşuna gezmişim, yok tabiatta.
İçimdeki kadar iniş ve çıkış.
*
*
*
*
Gece hendeğe düşercesine,
Birden kucağına düştüm gerçeğin.
Sanki erdim çetin bilmecesine,
Hem geçmiş zamanın , hem geleceğin.
Açıl susam açıl! Açıldı kapı;
Atlas sedirinde mavera dede.
Yandı sırça saray, ilahi yapı
Binbir avizeyle uçsuz maddede.
Atomlarda cümbüş, donanma, şenlik
Ve çevre çevre nur , çevre çevre nur.
İçiçe mimari , içiçe benlik
Bildim seni ey Rab , bilinmez meşhur!
Nizam kopürüyor, med vakti deniz
Nizam köpürüyor,ta çenemde su.
Suda bir gizli yol, pırıltılı iz
Suda ezel fikri ebed duygusu.
Kaçır beni ahenk , al beni birlik
Artık barınamam gölge varlıkta
Ver cüceye , onun olsun şairlik
Şimdi gözüm büyük sanatkarlıkta
Öteler öteler, gayemin malı
Mesafe ekinim , zaman madenim
Gökte samanyolu benim olmalı ;
Dipsizlik gölünde , inciler benim.
Diz çök ey zorlu nefs , önümde diz çök
Heybem hayat dolu , deste ve yumak
Sen bütün dalların birleştiği kök
Biricik meselem , Sonsuza varmak
krokodil
01-06-2005, 20:18
Tablo
Ölümü sığdıramaz,
Akıl daracık koğuk.
Ölemez, çıldıramaz,
Ağlar boğuk boğuk.
İlaç yarım, şişede,
Koltuk mahzun, köşede,
Ev halkı telaşede,
Ölü yerde, sopsoğuk...
krokodil
01-06-2005, 20:20
Yar O Ki...
Falan, dağın ardında;
Seslen, seslen, işitmez
Filan toprak altında;
Göz yasları diriltmez
Neye vardın, vardın da?
Ufuk varmakla bitmez.
Bir şey göster kadında,
Tılsımını eskitmez
Yar o ki, hep yadında;
Eskimez ve eskitmez.
Muradı muradında,
Seni bırakıp gitmez
Sevdan Beni
Terketmedi sevdan beni,
Aç kaldım, susuz kaldım,
Hayın, karanlıktı gece,
Can garip, can suskun,
Can paramparça...
Ve ellerim, kelepçede,
Tütünsüz uykusuz kaldım,
Terketmedi sevdan beni...
Ahmet Arif
Hasretinden Prangalar Eskittim
Seni, anlatabilmek seni.
İyi çocuklara, kahramanlara.
Seni anlatabilmek seni,
Namussuza, halden bilmeze,
Kahpe yalana.
Ard-arda kaç zemheri,
Kurt uyur, kuş uyur, zindan uyurdu.
Dışarda gürül-gürül akan bir dünya...
Bir ben uyumadım,
Kaç leylim bahar,
Hasretinden prangalar eskittim.
Saçlarına kan gülleri takayım,
Bir o yana
Bir bu yana...
Seni bağırabilsem seni,
Dipsiz kuyulara,
Akan yıldıza,
Bir kibrit çöpüne varana,
Okyanusun en ıssız dalgasına
Düşmüş bir kibrit çöpüne.
Yitirmiş tılsımını ilk sevmelerin,
Yitirmiş öpücükleri,
Payı yok, apansız inen akşamdan,
Bir kadeh, bir cigara, dalıp gidene,
Seni anlatabilsem seni...
Yokluğun, Cehennemin öbür adıdır
Üşüyorum, kapama gözlerini...
Ahmed Arif
krokodil
01-06-2005, 20:25
Mezar
Kapıya ne icra memuru gelir,
Ne Birinci Şube sivil polisi....
İçerde kimine kuş tüyü sedir;
Yüz üstü toprağa düşer kimisi....
Bir musiki orda zaman ve mekân....
Yıldız dolu feza küçük camekân....
İmkân atomunu çatlatan imkân....
Bir hiç ki, içinde heplerin hepsi
krokodil
01-06-2005, 20:27
Kadın
Kalıp değil bir fikir...
Elmas sorguçlu fakir;
Açıkta sırrı bakir;
Kadın...
Çölde kaçan bir serap;
Yönü kementli mihrap...
Madeni som ıstırap;
Kadın...
Dipsiz hasrete tuzak;
En yakınken en uzak....
Tadı zehrinde erzak;
Kadın...
Bir işaret, bir misal;
Ayrılık remzi visal...
Allah'a yol bir timsal;
Kadın...
krokodil
01-06-2005, 20:28
Kadından kendisinde olmayanı isteriz
Hasret yerinde kalır ve biz çekip gideriz
Hoşçakal
siyah beyaz tuşlarında piyanomun
seni çalıyorum şimdi
çaldıkça çoğalıyorsun odada
sen arttıkça ben kayboluyorum
seni doğuruyorum geceye
adını koyuyorum aya bakarak
her şey sen oluyor her yer sen
ben ölüyorum
sesini duyuyorum rüyalarımda
gözlerimi kamaştırıyor ışığın
rüzgar sen gibi dokunuyor bana
ben doğuyorum
duymak istediklerimi söylemiyorsun hiç
dokunmuyorsun bana
sen gibi bir şimşek çakıyor
tam kalbime düşüyor yıldırımı
ben gidiyorum
Özdemir Asaf
krokodil
01-06-2005, 20:29
Kader
Kader, beyaz kağıda sütle yazılmış yazı;
Elindeyse beyazdan, gelde sıyır beyazı!..
Demek Şimdi Gidiyorsun
Demek şimdi gidiyorsun;
Yazdığımız son şiir, öyle yarım kalacak!.
Demek şimdi gidiyorsun;
Kuşlarımız acıkacak,
Saksılarımız artık sulanmayacak!.
Demek öykümüzü bir ruj lekesi gibi yapıştırıp
Aynanın sahtekar yüzüne,
- Oy benim yaralım -
Demek şimdi gidiyorsun;
Beni böyle toz gibi dağıtıp
Merdivenlerin dibine!.
Her şey tamam, diyorsun, git...
Beni viran bir şehir gibi terket..
Haydi git!
Dışarısı ispiyon.. dışarısı ihanet..
Seni bir gören olmasın,
Dikkat et!..
Dostlukmuş.. ölüme yürümekmiş..
Üstüne titremekmiş.. Vefaymış!..
Aşk dediğin, zavallı bir kapıyı,
Duvara çarpıp çıkıncaya kadarmış...
Bana komaz deyip,
Sancını bir kilo rakıya gömsen de gece yarıları,
- Oy benim yaralım -
Asıl sancı, uyandığında
Bütün odaları boş görünce koyarmış!.
Gitmek istiyorsun, git...
Bir savaşçı asla vedalaşmaz!.
Durma git!
Dışarısı dinamit.. dışarısı enkaz!.
Şunu cebine koy,
Ne olur ne olmaz...
Eylül mağdurlarıydık,
Kimsemiz yoktu...
Yaralarımız aman vermiyordu canımıza..
Kimseye kıymamıştık oysa,
Masumduk...
Rahatsız etmiyordu bizi bu yalancı tarih!
Yırtılan bir pankart gibi,
Şehirlerin ortasına çığ düşürdüyse öfkemiz;
- Oy benim yaralım -
En az bir karıncanın yüreği kadar,
Namuslu ve çalışkandı ellerimiz!.
Artık bitti, diyorsun, git...
Kırılsın kapı-çerçeve, kırılsın bu cam!
Sorma git!
Dışarısı panik, dışarısı izdiham!.
Biliyorum, seni vuracaklar bu akşam...
Ne çok fire verdik üst-üste;
Ne çok arkadaş yitirdik
Bu tozlu yolculukta...
Kimliği tespit edilmemiş,
Ne çok ceset vurdu,
Zeytin güzeli akşamlarımıza!.
Büyük ütopyalar ve büyük dağlar gibi
İçerden çürümüşüz meğerse..
- Oy benim yaralım -
Her gelen ölüm yazmış,
Her giden ayrılık işlemiş,
Bu talihsiz gergefimize...
Kendini arıyorsun, git..
Aptal bir hayat kur,
İçinde beni barındırmayan..
Kalma, git!
Dışarısı barut, dışarısı gardiyan!.
Yine bir tek ben olurum, sana parçalanan...
Demek şimdi gidiyorsun;
Sonunda bizi de çökertiyor
Bu kancık zelzele!.
Demek şimdi gidiyorsun;
Yıkılan bir duvar gibi
Ömrime devrile-devrile...
Demek mecburi istikametlerin,
Ayrılığı gösteren o adaletsiz kavşağında;
- Oy benim yaralım.. maralım! -
Demek şimdi gidiyorsun,
Ve bana bir tek seçenek kalıyor:
Güle-güle!.. güle-güle!..
Beni öldürüyorsun, git..
Kalmasın sende kahrım, kalmasın derdim..
Bakma, git!
Kafamı yumruklayıp
Ardın sıra ağlarsam, namerdim...
Yusuf Hayaloğlu
krokodil
01-06-2005, 20:32
Kalbim bir çiçektir, gündüzler ölgün;
Gelin, gelin, onu açın geceler!
Beni yâdedermiş gibi, bütün gün
Ötün kulağımda, çın, çın, geceler!
Geceler çekmeyin benimçin hüzün,
Gelin siz, ruhumu tenimden süzün;
Bırakın nâşımı yerde gündüzün,
Gölgemi alın da kaçın geceler!
krokodil
01-06-2005, 20:34
Hayal
Bu akşam bir sızı duyup etimde
Kadın, kadın diye içimi oydum
Ruhuma bir serin yer istedim de
Alnımı mermerin üstüne koydum
Birden karanlıklar sökülüverdi
Odama bir hayal dökülüverdi
Karşımda kıvrıldı,bükülüverdi
Onu gözlerimle çıröıplak soydum
Artık ben ne günah olsa işlerim
Yumuşak yastığa geçti dişlerim
Bir an kadar sürdü can verişlerim
Ey kadın bu akşam sana da doydum
Ayrılık Hediyesi
Şimdi saat, sensizliğin ertesi...
Yıldız dolmuş gökyüzü ay-aydın...
Avutulmuş çocuklar çoktan sustu.
Bir ben kaldım tenhasında gecenin,
Avutulmamış bir ben...
Şimdi gözlerime ağlamayı öğrettim
Ki bu yaşlar
Utangaç boynunun kolyesi olsun.
Bu da benden sana
Ayrılığın hediyesi olsun...
Soytarılık etmeden güldürebilmek seni...
Ekmek çalmadan doyurabilmek...
Ve haksızlık etmeden doğan güneşe
Bütün aydınlıkları içine süzebilmek gibi
Mülteci isteklerim oldu ara-sıra, biliyorsun...
Şimdi iyi niyetlerimi,
Bir-bir yargılayıp asıyorum...
Bu son olsun be... bu son olsun!
Bu da benim sana,
Ayrılırken mazeretim olsun!
Şimdi saat yokluğunun belası...
Sensiz gelen sabaha günaydın!
İşi-gücü olanlar çoktan gitti
Bir ben kaldım voltasında sensizliğin
Hiç uyumamış bir ben...
Şimdi dişlerimi sıkıp
Dudaklarıma kanamayı öğrettim
Ki bu kızıl damlalar
Körpe yanağında bir veda busesi olsun.
Bu da benden sana
Heba edilmiş bir aşkın
Son nefesi olsun...
Kafamı duvara vurmadan,
Tanıyabilmek seni...
Beyninin içindekileri anlayabilmek...
Ve yitirmeden, yüzündeki anlık tebessümü,
Bütün saatleri öylece durdurabilmek için,
Çıldırasıya paraladım kendimi...
Lanet olsun!
Artık sigarayı üç pakete çıkardım günde
Olsun be... ne olacaksa olsun!
Bu da benim sana,
Ayrılırken şikayetim olsun!
gözyaşım, utangaç boynunun
inciden kolyesi olsun.
her damla, vefasız teninde
bir veda busesi olsun.
Isterim, sen de ben gibi yan,
ömrüne hep ağla.
hep ağla, bu benden, son dua,
bu benden, ayrılık hediyesi olsun...
Kaynak: Gözleri İntihar Mavi
Yusuf Hayaloğlu
HOWARD ROAK
01-06-2005, 20:36
Ayrılık Hediyesi
Şimdi saat, sensizliğin ertesi...
Yıldız dolmuş gökyüzü ay-aydın...
Avutulmuş çocuklar çoktan sustu.
Bir ben kaldım tenhasında gecenin,
Avutulmamış bir ben...
Şimdi gözlerime ağlamayı öğrettim
Ki bu yaşlar
Utangaç boynunun kolyesi olsun.
Bu da benden sana
Ayrılığın hediyesi olsun...
Soytarılık etmeden güldürebilmek seni...
Ekmek çalmadan doyurabilmek...
Ve haksızlık etmeden doğan güneşe
Bütün aydınlıkları içine süzebilmek gibi
Mülteci isteklerim oldu ara-sıra, biliyorsun...
Şimdi iyi niyetlerimi,
Bir-bir yargılayıp asıyorum...
Bu son olsun be... bu son olsun!
Bu da benim sana,
Ayrılırken mazeretim olsun!
Şimdi saat yokluğunun belası...
Sensiz gelen sabaha günaydın!
İşi-gücü olanlar çoktan gitti
Bir ben kaldım voltasında sensizliğin
Hiç uyumamış bir ben...
Şimdi dişlerimi sıkıp
Dudaklarıma kanamayı öğrettim
Ki bu kızıl damlalar
Körpe yanağında bir veda busesi olsun.
Bu da benden sana
Heba edilmiş bir aşkın
Son nefesi olsun...
Kafamı duvara vurmadan,
Tanıyabilmek seni...
Beyninin içindekileri anlayabilmek...
Ve yitirmeden, yüzündeki anlık tebessümü,
Bütün saatleri öylece durdurabilmek için,
Çıldırasıya paraladım kendimi...
Lanet olsun!
Artık sigarayı üç pakete çıkardım günde
Olsun be... ne olacaksa olsun!
Bu da benim sana,
Ayrılırken şikayetim olsun!
gözyaşım, utangaç boynunun
inciden kolyesi olsun.
her damla, vefasız teninde
bir veda busesi olsun.
Isterim, sen de ben gibi yan,
ömrüne hep ağla.
hep ağla, bu benden, son dua,
bu benden, ayrılık hediyesi olsun...
Kaynak: Gözleri İntihar Mavi
Yusuf Hayaloğlu
:vurkafa: :vurkafa: :vurkafa: :vurkafa: :vurkafa:
krokodil
01-06-2005, 20:40
Kolay
Kolay mı Kafdağını çevirmek dolay dolay?
Var ol ey ulvî zorluk, yere bat sefil kolay!
Bence Şimdi Sen De Herkes Gibisin
Gözlerim gözünde aşkı seçmiyor
Onlardan kalbime sevda geçmiyor
Ben yordum ruhumu biraz da sen yor
Çünkü bence şimdi herkes gibisin
Yolunu beklerken daha dün gece
Kaçıyorum bugün senden gizlice
Kalbime baktım da işte iyice
Anladım ki sen de herkes gibisin
Büsbütün unuttum seni eminim
Maziye karıştı şimdi yeminim
Kalbimde senin için yok bile kinim
Bence sen de şimdi herkes gibisin
Nazım Hikmet
HOWARD ROAK
01-06-2005, 20:41
Kolay
Kolay mı Kafdağını çevirmek dolay dolay?
Var ol ey ulvî zorluk, yere bat sefil kolay!
:vurkafa: :vurkafa: :vurkafa: :vurkafa: :vurkafa: :tamam:
HOWARD ROAK
01-06-2005, 20:41
düşünce, boşlukta uçan bir kuş gibidir;
kelimelerin kafesinde kanatlarını açabilir ama uçamaz.
sazlıklardan havalanan bir ördek gibi sesin
ürkek şaşkın kararsız duyuyorum
ve sen bir gökkuşağı kadar güzelsin
rengarenk biraz sonra gidecek görüyorum
ve ben yağmurlar altında bir yolcu
ıslak yorgun tutkulu yürüyorum
sensiz ben yolumu bulamam
haykırmak istiyorum
konuşamıyorum konuşamıyorum konuşamıyorum
ko0nuşursam gözyaşlarım beni boğacak
biliyorum görüyorum duyuyorum
konuşamıyorum
bu ayrılık akşamında sen sustuğuma bakma
konuşmaya yüzüm yok beni anla
söyleyemediklerimi bak gözlerimden anla
her zaman yanımda kal hiç bırakma
HOWARD ROAK
01-06-2005, 20:42
Tıpkı kadeh boşalıp, rengi unutulsa bile,
şarabın tadının ağızda kalması gibi..."
krokodil
01-06-2005, 20:43
Dağı tanıyan nasıl tanımaz uçurumu?
Madem ki yükseliş var iniş olmaz olur mu?
krokodil
01-06-2005, 20:44
Küçükken derdi ki, dadım:
Çoğu gitti, azı kaldı.
Büyüdüm, ihtiyarladım,
Çoğu gitti, azı kaldı.
Vur kazmayı dağa Ferhat
Çoğu gitti, azı kaldı.
Kişne kir at, kişne kir at
Çoğu gitti, azı kaldı.
Doğar bir gün benim günüm,
Çoğu gitti, azı kaldı.
Kırk gün, kırk gece düğünüm,
Çoğu gitti, azı kaldı.
Ektik, ektik, yetişecek,
Çoğu gitti, azı kaldı.
Butun yollar bitişecek,
Çoğu gitti, azı kaldı.
Bir gün anlaşılır şiir;
Çoğu gitti, azı kaldı.
Ekmek gibi azizleşir,
Çoğu gitti, azı kaldı...
en sevdiğim şiir
Ben Senden Önce Ölmek İsterim
Ben
senden önce ölmek isterim.
Gidenin arkasından gelen
gideni bulacak mı zannediyorsun?
Ben zannetmiyorum bunu.
Iyisi mi,beni yaktırırsın,
odanda ocağın üstüne korsun
içinde bir kavanozun.
Kavanoz camdan olsun,
şeffaf, beyaz camdan olsun
ki içinde beni gorebilesin
Fedakarliğimi anlıyorsun
vazgeçtim toprak olmaktan,
vazgeçtim çiçek olmaktan
senin yanında kalabilmek için.
Ve toz oluyorum
yaşiyorum yanında senin.
Sonra, sende ölünce
kavanozuma gelirsin.
Ve orada beraber yaşarız
külümün içinde külün
ta ki bir savruk gelin
yahut vefasız bir torun
bizi ordan atana kadar...
Ama biz
o zamana kadar
o kadar
karışacağız
ki birbirimize,
atıldığımız çöplükte bile zerrelerimiz
yan yana düşecek.
Toprağa beraber dalacagız.
Ve bir gün yabani bir çiçek
bu toprak parçasndan nemlenip filizlenirse
sapında muhakkak
iki çiçek açacak :
biri sen
biri de ben.
Ben
daha ölümü düşünmüyorum.
Ben daha bir çocuk doğuracağım
Hayat taşıyor içimden.
Kaynıyor kanım.
Yaşayacağım, ama ,çok, pek çok,
ama sen de beraber.
Ama ölüm de korkutmuyor beni.
Yalnız pek sevimsiz buluyorum
bizim cenaze şeklini.
Ben ölünceye kadar da
Bu düzelir herhalde.
Hapisten çıkmak ihtimalin var mı bugünlerde?
Içimden bir şey :
belki diyor.
18.02.1945
Nazım Hikmet Ran
krokodil
01-06-2005, 20:45
Ne Arıyorum?
An oluyor bir garip duyguya varıyorum,
Ben bu sefil dünyada acep ne arıyorum?..
HOWARD ROAK
01-06-2005, 20:46
Kalbiniz gecelerin ve gündüzlerin sırrını sessizce bilir.
Ancak kulaklarınız, kalbinizin bilgisini işitmek için deli olur.
Ben seni hiç sevmedim ki
Yorgun akşamlarda söylediğimiz şarkıları sevdim
Bir çiçeğe gülmeni, bir güle benzemeni sevdim
Bir de yıldızları sevdim,
Eylül akşamlarında gelip gözlerinde durdular
Ben seni hiç sevmedim ki;
Beni yola koyduğunda ayrılmanı sevdim
Kurşunları sevdim beni vurduğunda
Ağlamayı sevdim, unuttuğunda
Yalnız olduğumu anladığımda, ayakta kalmamı sevdim
Yıkılmamı sevdim, seni her hatırladığımda
Ekmeği sever gibi sevdim sensizliği
Su gibi özledim temmuz güneşinde sesini
İkindide yağmur gibi,
Geceleyin rüzgar gibi sevdim, seni sevdiğimi
Ben seni hiç sevmedim ki
Kuşlara şarkılar öğretmeni sevdim
Menekşeyle konuşmanı, nisanı hatırlatmanı
Baharın bir adının da yalnızlık olmadığını
Düştüğüm zaman kanayan yanlarımı
Ve tuhaflığımı üşüdüğüm zaman
Sakız satan çocukları, yeni çıkan şarkıları
Her kaybettiğimde, kazanan yanlarını sevdim
Denize düşmüş gül gibi düştüm ateşe
Ben yangını sevdim, yandığım zaman böyle işte
Ben seni hiç sevmedim ki
Denize düşmüş gül gibi düştüm ateşe
Ben yangını sevdim.
Ben seni hiç sevmedim ki
Ben yangını sevdim
Ben seni hiç sevmedim ki
Ben sevdim mi adam gibi severim
Bir gece bir ceylan indi dağdan kalbine
Bir gece bir şiir gibi kibrit alevinde
Alemin ortasında kimsesizliğin sesinde
Buğusunda sabahın
Acımasızlığında bir ahın
Ağlayan yüzünde insanlığın,
Ferahlatan gücüyle duanın
Korkutan yanıyla narın
İncirin, zeytinin ve kalbin üstüne
Gülün üstüne tutunduğum umudun üstüne
Korkunun üstüne, senin üstüne
Hep Senin üstüne, hep senin üstüne
Ben seni hiç sevmedim ki
Gittiğin zaman, gitmeni sevdim,
Evreni sevdim geldiğin zaman
Kalmanı sevmedim,
Korkuyordum sana alışmaktan
Yine de sevdim gülümsemeyi
Mendilimi sallarken seni götüren trenin ardından
Kırlara ilk kar düştüğü zaman
Ölümünün ne güzel olduğunu sevdim
Seni içimde öldürdüğüm zaman
Ben seni hiç sevmedim ki
Yorgun akşamlarda söylediğimiz şarkıları sevdim
Bir çiçeğe gülmeni, bir güle benzemeni sevdim
Bir de yıldızları sevdim,
Eylül akşamlarında gelip gözlerinde durdular
ben seni hiç sevmedim ki;
Ben sevdim mi adam gibi severim.
Denize düşmüş gül gibi düştüm ateşe
Ben yangını sevdim.
Ben seni hiç sevmedim ki
Ben yangını sevdim
Ben seni hiç sevmedim ki
BEN SEVDİM Mİ ADAM GİBİ SEVERİM !!!
Bu çok iyi yavv ne bilimher aklıma gelişi ayrı bir zevk ayrı bir güzellik... :p
krokodil
01-06-2005, 20:49
Otel Odalarında
Bir merhamettir yanan, daracık odaların
İsli lambalarında, isli lambalarında.
Gelip geçen her yüzden gizli bir akis kalmış,
Küflü aylarında, küflü aynalarında.
Atılan elbiseler, boğazlanmış bir adam,
Kırık masalarında, kırık masalarında.
Bir sırrı sürüklüyor terlikler tıpır tıpır,
İzbe sofralarında, izbe sofralarında.
Atıyor sızıların çıplak duvarda nabzı,
Çivi yaralarında, çivi yaralarında.
Duyuluyor zamanın tahtayı kemirdiği
Tavan aralarında, tavan aralarında.
Ağlayın, aşinasız, sessiz can verenlere,
Otel odalarında, otel odalarında.
krokodil
01-06-2005, 20:50
Ölünün Odası
Bir oda, yerde bir mum, perdeler indirilmiş;
Yerde çıplak bir gömlek, korkusundan dirilmiş.
Süt beyaz duvarlarda çivilerin gölgesi;
Artık ne bir çıtırdı, nede bir ayak sesi....
Yatıyor yatağında, dimdik, upuzun, ölü;
Üstü boynuna kadar bir çarşafla örtülü.
Bezin üstünde ayak parmaklarının izi;
Mum alevinden sarı, baygın ve donuk benzi.
Son nefesle göğsü boş, eli boş uzanmış yana;
Gözleri renkli bir cam, mıhlı ahzap tavana.
Sarkık dudaklarının ucunda bir iz var;
Küçük bir çizgi, küçük, titreyen bir an kadar.
Sarkık dudaklarında sılı titrek bir an;
Belliki birden bire gitmis çarpınamadan.
Bu benim kendi ölüm, bu benim kendi ölüm..
Bana geldiği zaman, böyle gelecek ölüm....
Hasretler ayrılıkla başlar
Yanar yürek sessizce ağlar
Bütün anılar canlanıverir
Sanki hiç bitmemişler gibi
Yolu gözlenen giden sevgili
Sanki geri dönecekmiş gibi
İçin için har gibi
Kaplar bütün benliğimi
Bir garip olursun bunun ardından
Bazı bir rüzgar gibi
Eser ayrlık yeli
Giden sevgilinin ardından
İçin için har gibi
Kaplar bütün benliğimi
Bir garip olursun bunun ardından
Bazı bir rüzgar gibi
Eser ayrılık yeli
Giden sevgilinin ardından
Önceleri sessizdir ayrılanlar
Mutluluğu başka yerde ararlar
Oysa geçen günlere yakınırlar
Ayrılıktır bu çeken anlar
İçin için har gibi
Kaplar bütün benliğimi
Bir garip olursun bunun ardından
Bazı bir rüzgar gibi
Eser ayrılık yeli
Giden sevgilinin ardından
Ahhh ayrılık ahhh ayrılık
İstersen Hiç Başlamasın
İstersen hiç başlamasın
Bu hikaye eksik kalsın
Onca yaraların ardından
Yeni bir aşk yaratamazsın
Örselenmiş bir çocukluk
İşte benim bütün hikayem
Kaç sevda geçse de yüreğimden
Bu yıkıntıları onaramazsın
İstersen hiç başlamasın
Geç kalmışız birbirimize
Yanlış kapılarla geçmiş bunca yıl
Dönemeyiz artık ilk gençliğimize
İstersen hiç başlamasın
Söz verelim kendimize.
Murathan Mungan
krokodil
01-06-2005, 20:52
Ölüler
Ölüler bağrıyor mezarlarından;
Yolcular, oturun taşlarımızda!
Onları deviren biziz toprağa,
Biz attık onları böyle ayağa;
Sakın atlamayın kenarlarından!
Ölüler bağrıyor mezarlarından...
Yolcular, uzanın yere upuzun;
Dayayın taşlara başlarınızı!
Tüy yastıklar gibi rahat başımız!
Birleşsin bir lâhza orda başımız!
Bizdedir cevabı kuruntunuzun;
Yolcular, uzanın yere upuzun!
Ben de bir gün böyle haykıracağım:
Yolcular, oturun mezar taşımda!
Yolcular önemde fısıldaşacak,
Yolcular aşılmaz yollar aşacak.
Taşımı yerlere yatıracağım;
Ben de bir gün böyle haykıracağım!
krokodil
01-06-2005, 20:53
Saçların
Saçların omuzlarından aksın
Mermer üzerinden geçen su gibi
İçinde ezgin bir his duyacaksın
Yaz vaktinin gündüz uykusu gibi
Saç tel tel örtüler hep tül tül düşer
Gözünün değdiği yere gül düşer
Sonunda sana da bir gönül düşer
Gönlümün şimdiki duygusu gibi
Dillerde dökülüp sayılır saçın
Sıcak nefeslerle bayılır saçın
Bir tütsüdür kalbe yayılır saçın
Kararan gözlerin buğusu gibi
krokodil
01-06-2005, 20:54
Serseri
Yeryüzünde yalnız benim serseri,
Yeryüzünde yalnız ben derbederim.
Herkesin dünyada varsa bir yeri,
Ben de bütün dünya benimdir derim.
Yıllarca gezdirdim hoyrat başımı,
Aradım bir ömür, arkadaşımı.
Ölsem dikecek yok mezar taşımı;
Halime ben bile hayret ederim.
Gönlüm ne dertlidir, ne de bahtiyar;
Ne kendisine yar, ne kimseye yar,
Bir rüya uğrunda ben diyar diyar,
Gölgemin peşinden yürür giderim...
Demek şimdi gidiyorsun;
Yazdığımız son şiir öyle yarım kalacak!
Demek şimdi gidiyorsun;
Kuşlarımız acıkacak,saksılarımız
artık sulanmayacak!
Demek öykümüzü bir ruj lekesi gibi yapıştırıp
aynanın sahtekâr yüzüne
-Oy benim yaralım-
Demek şimdi gidiyorsun;
Beni böyle toz gibi dağıtıp merdivenlern dibine!
Her şey tamam diyorsun,git...
Beni viran bir şehir gibi terket...
Haydi git!
Dışarısı ispiyon...Dışarısı ihanet...
Seni bir gören olmasın,dikkat et!..
Dostlukmuş...ölüme yürümekmiş...
Üstüne titremekmiş...vefaymış!..
Aşk dediğin,zavallı bir kapıyı duvara çarpıp
Çıkıncaya kadarmış!..
Bana komaz deyip
Sancını bir kilo rakıya gömsen de gece yarıları,
-Oy benim yaralım-
Asıl sancı,uyandığında
Bütün odaları boş görünce koyarmış!.
Gitmek istiyorsun,git...
Bir savaşçı asla vedalaşmaz!
Durma git!
Dışarısı dinamit...dışarısı enkaz!
Şunu cbine koy,ne olur ne olmaz..
Eylül mağdurlarıydık,kimsemiz yoktu,
Yaralarımız aman vermiyordu canımıza..
Kimseye kıymamıştık oysa,masumduk..
Rahatsız ediyordu bizi bu yalancı tarih!
Yırtılan bir pankart gibi
Şehirlerin ortasına çığ düşürdüyse öfkemiz;
-Oy benim yaralım-
En az bir karıncanın yüreği kadar
Namuslu ve çalışkandı ellerimiz!
Artık bitti diyorsun,git..
Kırılsın kapı-çerçeve,kırılsın bu cam..
Sorma git!
Dışarısı panik..dışarısı izdiham!
Biliyorum,seni vuracaklar bu akşam...
Ne çok fire verdik üstüste..
Ne çok arkadaş yitirdik bu tozlu yolculukta..
Kimliği tespit edilmemiş,
Ne çok ceset vurdu zeytin güzeli akşamlarımıza!
Büyük ütopyalar ve büyük dağlar gibi
İçerden çürümüşüz meğerse...
-Oy benim yaralım-
Her gelen ölüm yazmış,
Her giden ayrılık işlemiş bu talihsiz gergefimize...
Kendini arıyorsun,git..
Aptal bir hayat kur,içinde beni barındırmayan
Kalma git..
Dışarısı barut..dışarısı gardiyan!
Yine bir tek ben olurum sana parçalanan..
Demek şimdi gidiyorsun;
Sonunda bizi de çökertiyor bu kancık zelzele!
Demek şimdi gidiyorsun;
Yıkılan bir duvar gibi;ömrüme devrile devrile..
Demek mecburi istikametlerin,
Ayrılığı gösteren o adaletsiz kavşağında
-Oy benim yaralım-maralım
Demek şimdi gidiyorsun,
Ve bana bir tek secenek kalıyor:güle güle!
Beni öldürüyorsun,git..
Kalmasın sende kahrım,kalmasın derdim
Bakma git
Kafamı yumruklayıp ardınsıra ağlarsam namerdim...
Aç Gözlerini
En sevdiğin elbiseni giydim
Bu gece kokunu sürdüm
Solgun yüzünü okşadım
Sessizce saçlarından öptüm
Yazdığın mektupları okudum
Kana kana su içer gibi
Plaklarını çaldım ah!
En çok o şarkıda özledim seni.
Issızlık kapıyı çaldı, açmaya korktum
gece yarısı
Şehir uykuya daldı, baktım dışarıya
katran karası
Rüzgar telaşla kokunu getirdi bana
aldım koynuma
Buseni hafızamdan koparıp
iliştirdim dudaklarıma
Üşüdüm karanlıkta
Tenine dokundum hissetsin diye
Aç gözlerini
Erguvanlarına su verdim
İçerken benimle konuştular
Yastığını okşadım, kokladım
Anılar uçuştular
Soluğun saçlarımı yaladı sanki yine
bir meltem gibi
Teninin kokusu karıştı kokuma
Yakıştılar
Boğuldum karanlıkta
Yanı başımdasın benden çok
uzaklarda
Ellerimi tut dokun bana
Aç gözlerini.
Attım kendimi caddelere
Yeşil ceketin sardı beni
Yürüdüm üstüne karanlığın korkusuz
Tuttum ellerini.
Can Dündar |
turkishwarrior
01-06-2005, 20:55
Deliler
Birinci deli kara sevdalı
Elinde kağıt kalem
İri memeli, geniş kalçalı
Kadın resimleri yapıyor
Burumuş bir mektup avuçlarında
Hem ağlıyor, hem öpüyor
İkinci deli Tanrıya küskün
Çıkmış dinden, imandan
Küfrediyor bütün gün
Kocaman kocaman elleri var
Bir tutuşta parçalayacak gökyüzünü
Bıraksa gardiyanlar
Üçüncü deli zavallının biri
Bakışları bomboş
Cam gibi mavi gözleri
Bir yangında dört yıl önce
İki çocuğu yanmış cayır cayır
Çıldırmış, karısı da ölünce
Dördüncü deli bir eski zengin
Düşmüş, namerde muhtaç olmuş
Bir dilim ekmek için
Hala rüyasını görür geçen zamanların
Sekiz silindirli otomobillerin
Dağ gibi apartmanların
Beşinci deli aklı başında
Besbelli hayli dirsek çürütmüş
Büyük ümitler peşinde
Deli demeğe bin şahit ister
Beğenmemiş gidişini dünyanın
Deli demişler.
krokodil
01-06-2005, 20:57
Sonsuzluk Kervanı
Sonsuzluk Kervanı,'peşinizde ben,
Üç ayakla seken topal köpeğim! '
Bastığınız yeri taş taş öpeyim.
Bir kırıntı yeter kereminizden!
Sonsuzluk Kervanı, peşinizde ben...
Gidiyor, gidiyor, nurdan heykeller...
Ufuk, önlerinde bayrak kulesi.
Bu gidenler, Altın Kol Silsilesi;
Ölçüden, ahenkten daha güzeller.
Gidiyor, gidiyor, nurdan heykeller...
Sonsuzluk Kervanı, istemem azat!
Köleniz olmakmış gerçek hürriyet.
Ölmezi bulmaksa biricik niyet;
Bastığınız yerde ebedi hasat.
Sonsuzluk Kervanı, istemem azat.
krokodil
01-06-2005, 20:58
Ruh
Ya bin yıl, ya bin asır sonra o gün gelecek.
Koklarken küllerimi mezarımda bir böcek
O kadar yanacak ki, bir yüksüklük toprağım,
Yerden bir damar gibi kopup fışkıracağım!
Ve birden bakacağım, her tarafım bitişmiş,
Başım, toprak altında bir mâden gibi pişmiş.
Nefesten daha ince bir ipek kumaş derim;
Fosfordan daha parlak, ince uzun ellerim.
Dalacağım kendimin hayran seyrine,
Diyeceğim: Bu dönen şeyler eski yerine,
Benim diye baktığım şeyler miydi bir zaman?
Külümün rüyası mı yoksa gördüğüm?.. Aman!
Başımda açılacak fânilerin seması
Ve onların taprağa gerçek diye teması,
Bir tatlı vehim gibi içimi bayıltacak;
Toprağın, koşacağım, üzerine yalnayak;
Şehrin, dolaşacağım kuş gibi etrafında;
Bir beyaz hayaletim upuzun çarşafında,
Gezeceğim, doğduğum evin odalarını,
Geceleyin, koskoca şehrin lâmbalarını,
Bir keksin üfleyişim söndürmeye yetecek;
Korku, şehrin çelikten sesini tüketecek.
Herşey susacak o ân, çalınacak kapılar;
Kiremitleri yaprak yaprak alan bir rüzgâr,
Ağzamdan haykıracak, uzun, gizli, çapraşık...
Erişilmez fikir ki, düğüm düğüm dolaşık...
Sarıldıkça boşanan yumak, çözülen demet;
Başı görünmez hayâl, sonu gelmez nedamet...
Aklım senden başka herşeyde
Sense takmaz hallerde
Aklım şimdi başka yerlerde
Sense kim bilir nerde
Bırak dağınık kalsın saçların
Salsın seni rüzgarlara
Onlar getirsin seni bana
Hatırla o eski günlerimizi
Kafanı vur duvarlara taşlara
Aklın gelsede başına
Dönemem asla sana
Aşkım senden başka bir şey yok
Ne kitapta ne defterde
Bırak dağınık kalsın saçların
Al eşini rüzgarlara
Ağla gözlerinde yaş kaldıysa hala
Hatırla o eski günlerimizi
Kafanı vur duvarlara taşlara
Aklın gelsede başına
Dönemem asla sana
krokodil
01-06-2005, 20:59
Sen
Senden, senden, hep senden,
Akisler aynalarda,
Göğe çıksam mahzenden;
Hasretim turnalardan.
Seni buldun bulduysam;
Gökten bir davet duysam
Ben ki, sucumu yufsam,
Su biter kurnalarda.
Garibe sensin vatan,
Nur yurdunu aratan
Sensin, sensin yaratan,
Rahmeti analarda.
krokodil
01-06-2005, 21:00
Şarkımız Bizim
Kırılırda bir gün bütün dişliler
Döner şanlı şanlı çarkımız bizim
Gökten bir el yaşlı gözleri siler
Şenlenir evimiz barkımız bizim
Yokuşlar kaybolur çıkarız düze
Kavuşuruz sonu gelmez gündüze
Sapan taşlarının yanında füze
Başka alemlerle farkımız bizim
Kurtulur dil, tarih, ahlak ve iman
Görürler nasılmış, neymiş kahraman
Yer ve gök su vermem dediği zaman
Sular her tarlayı arkımız bizim
Gideriz nur yolu izde gideriz
Taş bağırda, sular dizde gideriz
Bir gün akşam olur bizde gideriz
Kalır dudaklarda şarkımız bizim
HOWARD ROAK
01-06-2005, 21:00
Bir garip çığlıktı benimki
Duyan anlamadı
Anlayabilecek olan tınmadı
Garip ÇIĞLIĞIM benim
Sesini çıkarmadı...
HOWARD ROAK
01-06-2005, 21:01
Dağlar şahidim olsun sende erimek istedi
Doruklarımda ayaz kesen her zerrem.
Dudaklarında ad,
İçinde can olmak istedim can.
Seninle karışmak istedi her parçam.
Burada yazılan tüm şiirleri birazdan tek tek okuyacağım.Krokokodil abi nbr maşşalahın var vallahii.. :p
krokodil
01-06-2005, 21:01
Aman Efendim Aman...!
aman efendim aman
galiba ahir zaman
manzarası yurdumun
tufan gününden yaman
göz görmez aydınlıkta
asümandedek duman
yer dumanmış ne çıkar
duman dolu asüman
türk evi delik deşik
yıkık dökük hanüman
duraksız itiş kakış
süresiz karman- çorman
anne çocuk doğurur
köpek soyundan azman
beyinler zıpzıp kadar
mideler koskocaman
aziz fikir buğdayı
katıra mahsus saman
boş laf, hep dalga dalga
uçsuz bucaksız umman
hayvanlık orkestrası
eşek birinci keman
orman keleş, nebat kel
nebat adamlar orman
midelerde ihracat
günde beş milyon batman
milli servet matbaa
bilmem kaç milyar harman
yangın evinde satranç
plan, reform ve uzman
tam birbuçuk asırdır
maymunlardan eleman
bizdeki hale nispet
maymun taklitten pişman
hangi yol türke uygun,
hangi parti tercüman?
çıkamaz meydanlara
camide mahpus imam
silah küfrün belinde
küfrün elinde ferman
cehle sorarsan, ilim
zehre sorarsan, derman
rahmet meçhul kelime
bilinmez isim Rahman
kutsal kitaptır fuhuş
ahlak, okunmaz roman
tarih kontra gerçeğe
hürriyet hakka düşman
millete kastedenin
ismi milli kahraman
yere batsın bu dünya
bu dünyadan hayr uman!
genç adam at yorganı
sana haram uyuman
Aman, efendim aman!
Efendim, aman.. aman..!
krokodil
01-06-2005, 21:02
Burada yazılan tüm şiirleri birazdan tek tek okuyacağım.Krokokodil abi nbr maşşalahın var vallahii.. :p
oku horcanım oku..teşekkür ederim bu akşam bir garibim.... :o
krokodil
01-06-2005, 21:03
Aşk Ve Korku
Aşk korkuya peçedir, korku da aşka perde,
Allah'tan nasıl korkmaz, insan Onu sever de...
HOWARD ROAK
01-06-2005, 21:03
bırakıp gitmeleri de al giderken
galonları, mahzenleri, serin şadırvanları
uykuda konuşur gibi söven fahişeleri
al en beyaz çıplaklığını kitap aralarından
kaçır koltuk altlarının o çağla kokusunu
kaldırıp kum göçünü kaskatı yatağımdan
yolların bittiği yere götür gözyaşı ordusunu
çiselemezdi belki seni ıslatan yağmur
bindiğin o beyaz vapurlara binmezdim
güvertelere bir bir düşmeseydi martılar
-ihtimal, geçtiler bir an alnının tüneğinden-
kaldırıp yerden kokladım herbirini
ah o ılık ter tadı dudaklarıma değen
bırakıp gitmeleri de al giderken
günahkar kenti de götür mavnalarıyla
bilgiç amfileri de al hünerli fabrikaları da
güneşten kopmuş gibi hâlâ sıcak bak
saçlarından seken o yorgun rüzgar
polat tutkuları da al oldu olacak
sen böyle sarsılarak yarım kalmazdın sevişlerde
makiler yandıkça sıcaktın
kar yağdıkça meşeler kanadıkça
sen böyle vurmazdın kırlangıçları bensizliğe
istim salmazdı seni almazdı gardan trenler
susmasaydın totem totem deltasında vur emrinin
saçları zencefil kokmazdı gerilla ölülerinin
bırakıp gitmeleri de al giderken
erksiz fetişleri de al cenevizli tacirleri sabahla
sök beynimin izleğinden sana ait ne varsa
cenup korsanlarını da al, paralı askerleri de
zul'ü de al zulmü de al birşey bırakma
git kirlet dudaklarını frengi öpüşlerle
bu benim son ölümüm, unutma
Parçalandım
Ve her bir parçam ayrı yere bıraktım
Birini açık denizlerin en derin yerine attım
Kürek çektim, uzaklaştım, dönüp arkama bakmadım bile
Birini yüksek dağların zirvesine çıkardım
Hiç kimse kurtarmasın, kurda kuşa yem olsun diye
Birini hiç unutmadığım o küçük şehirde bıraktım
Dönemedim, kimbilir, belki dönsem de bulamazdım
Önce savruldum yok oldum
Sonra dinlendim duruldum
Ve her giden parçam yerine
Yenisini doğurdum
Daha güçlü, daha sakin
Daha mutlu, daha suskun
Daha olgun, daha kırgın
Daha yalnız, daha yorgun
Birini tandık bir vişne ağacının dibine ektim
Soramadım filizlendi mi, sürgün verdi mi
Birini çok sevdiğim bir dostta unuttum
istedim, geri vermedi, meğer benden pek haz etmezmiş
Birini büyük bir aşk uğruna ateşlere attım
Bilerek, isteyerek, ama asla pişman olmadım
HOWARD ROAK
01-06-2005, 21:04
oku horcanım oku..teşekkür ederim bu akşam bir garibim.... :o
hocam costu bugun :) :vurkafa: :vurkafa: :vurkafa: :vurkafa: :vurkafa:
krokodil
01-06-2005, 21:04
Aydınlık
Uyan yârim, uyan, söndü yıldızlar,
Gün, karşı tepeden doğmak üzredir.
Her sabah güneşi seyreden kızlar,
Mahmur gözlerini oğmak üzredir.
Uyan yârim, sesler geldi derinden,
Karanlık oynadı, koptu yerinden;
İlk ışık, kapının eşiklerinden,
Şimdi bir gölgeyi koğmak üzredir.
Sevgilim, kapımı çaldı aydınlık,
Baygın gözlerimi aldı aydınlık,
İçimde tıkandı, kaldı aydınlık,
Bu aydınlık beni boğmak üzredir.
Yok Karşılığı Yüzünün
Senin sana rağmen bir yüzün var
herkesin ilk aşkına benzeyen
beklemek kadar acı, anlamak kadar zor
nedensiz ölümlerin suskunluğu gibi
yok karşılığı yüzünün...
Senin sana rağmen bir yüzün var
herkesin ilk aşkına benzeyen
yakınlaştıkça imkansız uçurumlar
nedensiz hayatların o büyük acısı gibi
yok karşılığı yüzünün...
Cezmi Ersöz
krokodil
01-06-2005, 21:07
Anneciğim
Ak saçlı başını alıp eline,
Kara hülyalara dal anneciğim!
O titrek kalbini bahtın yeline,
Bir ince tüy gibi sal anneciğim!
Sanma bir gün geçer bu karanlıklar,
Gecenin ardında yine gece var;
Çocuklar hıçkırır, anneler ağlar,
Yaşlı gözlerinle kal anneciğim!
Gözlerinde aksi bir derin hiçin,
Kanadın yayılmış, çırpınmak için;
Bu kış yolculuk var, diyorsa için,
Beni de beraber al anneciğim!...
krokodil
01-06-2005, 21:07
Anneme
Anne girdin düşüme.
Yorganın olsun duam;
Mezarında üşüme.
Anlamam, anlatamam.
Düşen düştü peşime,
Artık vadeler tamam...
krokodil
01-06-2005, 21:08
Anneme Mektup
Ben bu gurbet ile düştüm düşeli,
Her gün biraz daha süzülmekteyim.
Her gece, içinde mermer döşeli,
Bir soğuk yatakta büzülmekteyim.
Böylece bir lâhza kaldığım zaman,
Geceyi koynuma aldığım zaman,
Gözlerim kapanıp daldığım zaman,
Yeniden yollara düzülmekteyim.
Son günüm yaklaştı görünesiye,
Kalmadı bir adım yol ileriye;
Yüzünü görmeden ölürsem diye,
Üzülmekteyim ben, üzülmekteyim
krokodil
01-06-2005, 21:09
Ayak Sesleri
Hep bu ayak sesleri, hep bu ayak sesleri,
Dolaşıyor dışarıda, gün batışından beri,
Bu sesler dokunuyor en ağrıyan yerime,
Bir eski çıban gibi işliyor içerime,
Ey şimdi kara haber gibi bana yaklaşan,
Sonra saadet olup yanımdan uzaklaşan,
Sesler, ayak sesleri kesilmez çıtırdılar!
Bana gelen müjdeyi galiba caydırdılar,
Böyle adım atarlar, ayrılanlar eşinden,
Böyle yürür, gidenler, bir tabutun peşinden,
Kimsesiz gecelerim, bu kesik sesle doldu,
Artık, atan kalbimde bir ayak sesi oldu
Bir gün, sönük göğsüme düştüğü vakit başım
Benden ayrılıyormuş gibi bir can yoldaşım,
Gittikçe uzaklaşan bu sesi duya duya,
Yavaşça dalacağım, o kalkılmaz uykuya
Sonbahar Oluyorum
Gitme, sonbahar oluyorum, sonrası hiç
Ağaçlar bükmesinler n'olursun boyunlarını
Neden akşam oluyorum tren kalkınca
Kırlangıçlar birdenbire çekip gidince
Mendiller sallanınca neden tıkanıyorum
Öyle çok acımasız ki öyle birdenbire ki
Az önceki çiçekler nasıl da diken diken
Gitme, sonbahar oluyorum, sonrası hiç
O sularda çimdik, bitti; köprüleri geçtik, bitti
O elmanın tadı orda, o kuş çoktan öttü, bitti
Artık çocuk değiliz, susarak da bir şeyler diyebiliriz
Günler devlet alacağı, yıllar bir kadehçik buzlu rakı
Oyunlar oyuncaksı, oyuncaklar eski şarkı
Kavaklara oklu yürek çizip duran o çakı
Nerde şimdi nerde şimdi, nerde o kan sarhoşluğu
Gitme, sonbahar oluyorum, sonrası hiç
Hasan Hüseyin Korkmazgil
HOWARD ROAK
01-06-2005, 21:09
Sayfalar açıldıkça
Ellerim titrer, gözlerim dolar
Rüzgarla esen
Dakikaların ardından
Ne anlamı var bunca satırın,
Dizenin
Çeviren olmayacaksa sayfalarımı,
Hatırlayan olmayacaksa gözlerimi
Güneşsiz bir gün,
Yıldızsız bir gece
Ne anlamı var bütün bunların,
Okunmayacak sözlerimin,
Hatırlanmayacak dudaklarımın
Ellerim titrer, gözlerim dolar
Benimle akıp giden dakikaların ardından
krokodil
01-06-2005, 21:10
Azgin Deniz
Hangi hissin parmagi dokundu ki, derine,
Düstü bir gizli alev salkimi icerine?
Hangi kabus basti ki, seni uykularinda,
Birdenbire cehennem kaynadi sularinda?
Örtüldü bastan basa tenin beyaz bir terle,
Duman duman yayilan incecik köpüklerle.
Hangi dert kaldi, söyle, bagrina üsüsmeyen,
Hangi ölüm sarkisi, bu dilinden düsmeyen?
Hangi öfkeyle yüzün, böyle karisti yer yer,
Sana yan mi baktilar, bir sey mi söylediler?
Bir sey dinleme artik, artik birsey dinleme!
Cagir, bütün günahkar ruhlari cehenneme!
Karsina, sahil, kaya, insan kim cikarsa vur!
Vur basina, alemde, kör, sagir, ne varsa vur!
Sal her taraftan, dagdan, gökten, pencereden sal!
Nihayet kala kala dünyada tek kisi kal!
krokodil
01-06-2005, 21:11
Basibos
Vatanimda sular akar basibos;
Herkes birbirini kakar, basibos.
Bozkirlardan topal bir tren gecer;
Cocuk, merkep, öküz bakar, basibos.
Yanmaz da yürekler, atese atsan!
Bir kibrit bir orman yakar, basibos.
Tarih, kutuplara kacmis bir fener,
Buz denizlerinde cakar basibos.
Yirmidokuz harflik sözde aydinlar,
Yafta yazar, isim takar, basibos.
Allah'im, sen aci bu saf millete!
Aksam yatar, sabah kalkar, basibos.
Sormayın neden bu durgunluğum
Görmeden kuytu yaralarımı
Sormayın neden bu huysuzlugum
Bilmeden saklı duygularımı
Çokmu dertsiz duruyorum uzaktan bakınca
Çokmu kalender sandınız dert anlatmayınca
Gamsız hayat,herkese başka sunar garip oyunlarını
Gamsız hayat,herkese başka kurar kahpe tuzaklarını
Gamsız hayat,herkese başka sorar geçmiş hesaplarını
Gamsız hayat herkesi başka yorar görmez gözünün yaşını
Sanmayın biter bu durgunlugum
Sarmadan kuytu yaralarımı
Sanmayın biter bu huysuzlugum
Açmadan saklı duygularımı
Çok mu güçsüz duruyorum derdimi paylaşınca
Çok mu çaresiz dersiniz dertten ağlayın
HOWARD ROAK
01-06-2005, 21:12
Dans ediyordum yeni doğan günle
Fırtına ve güneşle
Hayatta kalmayacağımı bilsem de
Bu defa susuyordum,
Anlamamak, görmemek,
Bilmemek için
Acılara Tutunmak
Kavuşmak özgürlükse
Özgürdük ikimiz de
Elleri çığlık çığlık
Yanyana iki dünya
İkimiz iki dağdan
İki hırçın su gibi
Akıp gelmiştik
Buluşmuştuk bir kavşakta
Unutmuştuk ayrılığı
Yok saymıştık özlemeyi
Şarkımıza dalmıştık
Mutluluk mavi çocuk
Oynardı bahçemizde
Acı çekmek özgürlükse
Özgürüz ikimiz de
O yuvasız çalıkuşu
Bense kafeste kanarya
O dolaşmış daldan dala
Savurmuş yüreğini
Ben bölmüşüm yüreğimi
Başkaldıran dizelere
Aramakmış oysa sevmek
Özlemekmiş oysa sevmek
Bulup bulup yitirmekmiş
Düşsel bir oyuncağı
Yalanmış hepsi yalan
Yalanmış hepsi yalan
Sevmek diye birşey vardı
Sevmek diye birşey yokmuş
Acı çektim günlerce
Acı çektim susarak
Şu kısacık konutlukta
Deprem kargaşasında
Yaşadım birkaç bin yıl
Acılara tutunarak
Acı çekmek özgürlükse
Özgürüz ikimiz de
Acılardan arta kalan
İşte bu bakışlarmış
Kuğu diye gözlerimde
Gün batımı bulutlarmış
Yalanmış hepsi yalan
Yalanmış hepsi yalan
Savrulup gitmek varmış
Ayrı yörüngelerde
Hasan Hüseyin Korkmazgil
krokodil
01-06-2005, 21:13
Ben
BEN, kimsesiz seyyahı, meçhuller caddesinin...
BEN, yankısından kaçan çocuk kendi sesinin...
BEN, sırtında taşıyan işlenmedik günahı;
Allah'ın körebesi, cinlerin padişahı...
BEN, usanmaz bekçisi, yolcu inmez hanların;
BEN tükenmez ormanı, ısınmaz külhanların...
BEN, kutup yelkenlisi, buz tutmuş kayalarda;
Öksüzün altın bahtı, yıldızdan mahyalarda...
BEN, başı ağır gelmiş, boşlukta düşen fikir;
Benliğin dolabında, kör ve çilekeş beygir...
BEN Allah diyenlerin boyunlarında vebal;
BEN bugünküne mazi, yarinkine istikbal...
BEN, BEN, BEN; haritada deniz görmüş, boğulmuş;
Dokuz köyün sahibi, dokuz köyden kovulmuş...
Hep BEN, ayna ve hayal, hep BEN, pervane ve mum;
Ölü ve Münker-Nekir, başdönmesi uçurum...
HOWARD ROAK
01-06-2005, 21:14
Gözlerime bakıp da göremediğinim,
Sesimi duya duya dinleyemediğin.
Dokunsan da hissedemediğinim ben,
Anlayamadığın.
Anlayamadığımsın sen,
Ellerin ellerimde yürüyemediğimsin.
Ne bir sessin kulaklarımda,
Ne ışıltısısın gözlerimin;
Gizlisin.
Gizlisin, benden gizlenensin kendi gönlümde.
Her bulduğumda daha derinde,
Daha da derinde her seferinde...
Buldukça saklanansın, yakaladıkça kaçırdığım,
Sevdikçe saklanansın, sevildikçe kaçan.
Saklandıkça saklanansın sen, kaçtıkça kaçan...
Aramaktan yorulduğum, aranmaktan bıkmayansın.
Artık bulamadığımsın sen, biliyor musun?
Gözlerine bakıp da göremediğim,
Duyup da sesini dinleyemediğim,
Dokunup da "şimdi" hissedemediğimsin sen.
Sen, artık tanısam da benden yakın,
Bilsem de senden de çok, kendimden de fazla seni,
Anlayamadığımsın.
Anlatamadığımsın şimdi ne sana, ne bana.
Anlaşılmazlığımıza ağladığımsın,
Güldüğümsün sen.
Sen özüme karışıp gönlümde kaybettiğimsin.
krokodil
01-06-2005, 21:14
Bir Yudum İnsan...
Denizin ve güneşin battığı yerde,
Bilin ki yeni umutlar da yeşerir,
Gündüzün bittiği, karanlığın bastığı yerde,
Bekler durur gece bitmez.
*********
Her haliyle bitecek o gece,
Yerini bırakacak, güne gündüze,
Ağaçlar yemyeşil rengi besbell,
Yaşıyorum hala bu yeni günle.
*********
Denizin ve güneşin birleştiği yerde,
Umutlar tükendi ve umutlar bitti,
Gündüz bitse de, karanlık gelse de
Umrunda değil artık bir yudum insanın..
krokodil
01-06-2005, 21:15
Büyük Randevu
Büyük randevu... Bilsem nerede, saat kaçta?
Tabutumun tahtası, bilsem hangi ağaçta?
krokodil
01-06-2005, 21:16
Bu Yağmur
Bu yağmur... bu yağmur... bu kıldan ince
Nefesten yumuşak yağan bu yağmur...
Bu yağmur... bu yağmur... bir gün dinince.
Aynalar yüzümü tanımaz olur.
Bu yağmur kanımı boğan bir iplik
Tenimde acısız yatan bir bıçak
Bu yağmur yerde taş ve bende kemik
Dayandıkça çisil çisil yağacak.
Bu yağmur delilik vehminden üstün;
Karanlık kovulmaz düşüncelerden.
Cinlerin beynimde yaptığı düğün
Sulardan, seslerden ve gecelerden.
HOWARD ROAK
01-06-2005, 21:17
gerçek yüzünü
...........sadece bir kez gördüm.
gelmek istememişti
...........yaşamın ötesinden.
soluğunu tutmuş
...........ağlamış kıyamet etmişti.
ağzına meme dayadı
...........susturdu anası,
önüne oyuncak kodu
...........kandırdı babası.
ne hayatlar yaşadı
...........gözyaşı içinde saklı
ne hayatlar yaşadı
...........dediler ki masalsı.
ÖLDÜ..
hepimiz ağladık üzülmüş gibi.
...........sanki üzülmüş gibi
...........o tabutta.
...........gözyaşı içinde saklı.
...........o tabutta.
...........tıpkı ölmüş gibi.
...........hep yaşadı MIŞ gibi
...........hiç yaşamamış gibi.
krokodil
01-06-2005, 21:20
Çocuk
Annesi gül koklasa,ağzı gül kokan çocuk;
Ağaç içinde ağaç geliştiren tomurcuk...
Çocukta,uçurtmayla göğe çıkmaya gayret;
Karıncaya göz atsa 'niçin,nasıl?' ve hayret...
Fatihlik nimetinden yüzü bir nurlu mühür;
Biz akıl tutsağıyız,çocuktur ki asıl hür.
Allah diyor ki:'Geçti gazabımı rahmetim!'
Bir merhamet heykeli mahzun bakışlı yetim...
Bugün ağla çocuğum,yarın ağlayamazsın!
Şimdi anladığını,sonra anlayamazsın!
İnsanlık zincirinin ebediyet halkası;
Çocukların kalbinde işler zaman rakkası...
timsah aabiii hayırdır hem de online değilsinnn:))
HOWARD ROAK
01-06-2005, 21:23
gölgemdi o
değip gecen gözlerinize
soluklarımla taşıdım hep
sancısını sokakların
krokodil
01-06-2005, 21:24
timsah aabiii hayırdır hem de online değilsinnn:))
bu akşaaaam bütün bağlantılarınııııı koparrrdıımm ben bursanın...... :) selam ederim güzel kardeşime... :tamam:
Kapıları çalan benim kapıları birer birer
Gözünüze görünemem göze görünmez ölüler
Hiroşima'da öleli oluyor bir on yıl kadar
Yedi yaşında bir kızım büyümez ölü çocuklar
Saçlarım tutuştu önce gözlerim yandı kavruldu
Bir avuç kül oluverdim külüm havaya savruldu
Çalıyorum kapınızı teyze, amca, bir imza ver
Çocuklar öldürülmesin şekerde yiyebilsinler
Ağladım
Dün gece uzun uzun
Seni andım, ağladım.
Sonu yok yolumuzun
Ona yandım, ağladım
Kim bilir acımızı
Bu yasak aşkımızı
O eski şarkımızı
Çaldım çaldım, ağladım!..
Dolaştım sokaklarda
Ağaran şafaklarda
Seni senden uzakta
Sardım sardım, ağladım
İmrendim sevenlere
Sarılıp gidenlere
Elele gezenlere
Baktım baktım, ağladım
Benimsin bende değil
Ellerim sende değil
Yanmamak elde değil
Yandım yandım, ağladım
Tuza bastım yaramı
Aşkla açtım aramı
Sensiz son sigaramı
Yaktım yaktım, ağladım.
Ahmet Selçuk İlkan
krokodil
01-06-2005, 21:29
Gaflet
Su gaflet yükü insana bak;
Kendinden varlık cakasında.
Ve aşksız yobaz... İsi gücü,
Namazla Cennet takasında.
Tam dört asırdır Müslümanlık,
Cansız etiket markasında.
Kuran kalbi kor ezbercide,
Din, üfürükçü muskasında.
Bati, Bati der çırpınırlar,
Bati tükürük hokkasında.
Makine dimdik demirden put,
İnsanoğlu ruh laçkasında.
Hürriyet nemde söyleyeyim:
Hakka esaret halkasında.
Zamanda hersek kopuk, kesik;
Biçkisi kader makasında.
Ey insan, sana son sığınak,
Son peygamberin hırkasında!
HOWARD ROAK
01-06-2005, 21:30
yüklenip
o nedensiz savaşlardan
arta kalan korkuları
bilsem
gelir en güzel gemilerle
sularında kalırdım
krokodil
01-06-2005, 21:31
Destan
Durun kalabalıklar, bu cadde çıkmaz sokak!
Haykırsam, kollarımı makas gibi açarak:
Durun, durun, bir dünya iniyor tepemizden,
Çatırdılar geliyor karanlık kubbemizden,
Çekiyor tebeşirle yekun hattını afet;
Alevler içinde ev, üst katında ziyafet!
Durum diye bir laf var, buyrunuz size durum;
Bu toprak çirkef oldu, bu gökyüzü bodurum!
Bir şey koptu benden, şey, her şeyi tutan bir şey,
Benim adım bay Necip, babamınki Fazıl Bey;
Utanırdı burnunu göstermekten sütninem,
Kızımın gösterdiği, kefen bezine mahrem.
Ey tepetaklak ehram, başı üstünde bina;
Evde cinayet, tramvay arabasında zina!
Bir kitap sarayının bin dolusu iskambil;
Barajlar yıkan şarap, sebil üstüne sebil!
Ve ferman, kumardaki dört kıralın buyruğu;
Başkentler haritası, yerde sarhoş kusmuğu!
Geçenler geçti seni, uçtu pabucun dama,
Çatla Sodom-Gomore, patla Bizans ve Roma!
Öttür yem borusunu öttür, öttür, borazan!
Bitpazarında sattık, kalkamaz artık kazan!
Allahın on pulunu bakleye dursun on kul;
Bir kişiye tam dokuz, dokuz kişiye bir pul.
Bu taksimi kurt yapmaz kuzulara şah olsa;
Yaşasın, kefenimin kefili karaborsa!
Kubur faresi hayat, meselesiz, gerçeksiz;
Heykel destek üstünde, benim ruhum desteksiz.
Siyaset kavas, ilim köle, sanat ihtilaç;
Serbest, verem ve sıtma; mahpus, gümrükte ilaç.
Bülbüllere emir var: Lisan öğren vakvaktan;
Bahset tarih, balığın tırmandığı kavaktan!
Bak, arslan hakikate, ispinoz kafesinde;
Tartılan vatana bak, dalkavuk kafesinde!
Mezarda kan terliyor babamın iskeleti?
Ne yaptık, ne yaptılar mukaddes emaneti?
Ah, küçük hokkabazlık, sefil aynalı dolap;
Bir şapka, bir eldiven, bir maymun ve inkılap.
Nankör
Hani ''pazara kadar'' değil
''Mezara kadardı'' aşkımız
Gel gör ki
''Pazartesine'' kadar bile sürmedi
Senin gibi nankörden
Başka ne beklenirdi?
Ahmet Selçuk İlkan
HOWARD ROAK
01-06-2005, 21:34
tartılır söz
terazisinde gözlerinin
ne zamandır
değiş tokuş bakışlarımız
bir kuş ucumu
gider geliriz
ben sana sen bana
o dudak senin
bu dudak benim
biz aslında
birer sustalıyızdır seninle
ha çıktı ha çıkacak
kınından
dokununca
o kuğu yağması
o görkemli panayır
başlar teninde
yorgunsam
bil ki yokluğundandır
indiğimse
kuytu sokaklarıdır
iç çekişlerinin
buyruğuna girerim
ellerini çırpan bir çocuğun
gülüşlerine eklenirim
sen yoksan
Nasıl Bir Sevdaysa...
Ay çok mu gecikti nerdeyse çıkar
Sen yalnızlığıma varır varmaz
Az sonra yağmuru durduracaklar
Rüzgarı değiştirdim
Ustura ağzı poyraz
Yok canım yıldızları unutmadık
Mutlaka yerlerinde bulunacaklar
Kenarı yaldızlı mavi bir karanlık
Sütlü çıplaklığını örtecek kadar
Senin için olduğu asla bilinmeyecek
Yapraklarını birden dökecek dutlar
Şafak sökerken sekiz on kadar şimşek
Balkonda işlemeli müstesna bulutlar
Ayak bastığın an şehir de değişebilir
Yoksa Moskova'mı
Belki Berlin belki Dakar
Belki 30'lardan mehtap yorgunluğu İzmir
Körfez'de şerefine donatılmış vapurlar
Nerede ne zaman kaç kere yaşadık
Nasıl bir sevdaysa eskitememiş yıllar
Bitirdiğimiz herşeye yeniden başladık
Dudaklarımızda birbirimizden mısralar
Attilâ İlhan
HOWARD ROAK
01-06-2005, 21:38
silme pus
ve buzul
besbelli üşüyorsun
hiç susmuyor
penguenleri
bakışlarının
ah bir dökülsen
çözülecek
sularımda düğümlerin
duyarsın
derinlerde biryerlerde
insanın insana bölünmesidir yalnızlık
in artık iklimlerime
aşksa o
hiç korkma
nasılsa konuşur
bütün dilleri
krokodil
01-06-2005, 21:38
Haberi Yok
Su geceni durdursam, çekip de eteğinden;
Soruversem: Haberin var mi öleceğinden?
Namusum Üstüne
Dalgalandım deli dolu
Taşıyorum geri dönmem
Sonsuzluğa giden yolu
Aşıyorum geri dönmem
Nedir bela nedir çile
Rest çekmişim her engele
Nefes nefes aşkın ile
Yaşıyorum geri dönmem
Namusum üstüne
Serefim üstüne and içtim
Yansın dünyam yanarsa
Senden gayrı ne varsa
Vazgectim...
Yarınları çektim dara
Hesapsız gözü kara
Dolu dizgin yangınlara
Koşuyorum geri dönmem
Nedir bela nedir çile
Rest çekmişim her engele
Nefes nefes aşkın ile
Yaşıyorum geri dönmem
Namusum üstüne
Şerefim üstüne and içtim
Yansın dünyam yanarsa
Senden gayrı ne varsa
Vazgeçtim...
Uğur Işılak
HOWARD ROAK
01-06-2005, 21:41
canlar
siz bakmayın
ne el çekilir buralardan
ne ayak
arada serseri bir kurşun
ya da ucuz atlatılmış bir kımıltı
deler sessizliğini
en dilsiz yerinden gecenin
kim aklar karaları
kim karalar akları
hiç sormayın bana
bilemem
uçuk mavi bir yalnızlığın ortasında
çıkıp kendimden günde üç posta
koşar aynalara seslenirim
bu nasıl ben
ölumun en çok yakıştığı bu nasıl ben
siz kendi gelgitlerinizde
uyurken gecelerinizi
yüzümüzün kıvrımlarından
seğirterek geçer
o gizemli masal
ben tuncelili hamza
sen istanbullu hakan
uçuk mavi bir yalnızlığın ortasında
birer kahraman
krokodil
01-06-2005, 21:42
İmtihan
' Kafire kalktı ölüm, mümine var! ' deseler
Kim ' Ben müminlerleyim, bana Allah gerek ' der?
krokodil
01-06-2005, 21:43
İnsan ve Allah
İnsan...İplikte büklüm, suda bir anlık suret...
ALLAH...Olmanın O'na mahsus olduğu kudret...
Ne Böyle Sevdalar Gördüm, Ne Ayrılıklar
Ne zaman seni düşünsem
Bir ceylan su içmeye iner
Çayırları büyürken görürüm
Her akşam seninle
Yeşil bir zeytin tanesi
Bir parça mavi deniz
Alır beni
Seni düşündükçe
Gül dikiyorum elimin değdiği yere
Atlara su veriyorum
Daha bir seviyorum dağları
İlhan Berk
krokodil
01-06-2005, 21:44
Geçen Dakikalarım
Kimbilir nerdesiniz,
Geçen dakikalarım
Kimbilir nerdesiniz?
Yıldızların,korkarım,
Düştüğü yerdesiniz;
Geçen dakikalarım?
Acaba tütsü yakasam
Görünür mü yüzünüz?
Acaba tütsü yaksam?
Siz benim yüzümsünüz
Eğilip suya baksam,
Görünür mü yüzünüz?
Gitti bütün güzeller;
Sararmış biri kaldı,
Gitti bütün güzeller.
Gün geldi,saat çaldı,
Aranızda verin yer;
Sararmış biri kaldı!
krokodil
01-06-2005, 21:46
Kurtuluş Bestesi
Aç kapıyı haber var,
Ötenin ötesinden.
Dudaklarda şarkılar,
Kurtuluş bestesinden.
Biz geldik, bilen bilsin.
Gönül gönül girilsin.
İnsanlar devşirilsin,
Sonsuzluk destesinden.
krokodil
01-06-2005, 21:47
Karacaahmet
Deryada sonsuzluğu zikretmeye ne zahmet!
Al sana, derya gibi sonsuz Karacaahmet!
Göbeğinde yalancı şehrin, sahici belde;
Ona sor, gidenlerden kalan şey neymiş elde?
Mezar, mezar, zıtların kenetlendiği nokta;
Mezar, mezar, varlığa yol veren geçit, yokta...
Onda sırların sırrı: Bulmak için kaybetmek.
Parmakların saydığı ne varsa hep tüketmek.
Varmak o iklime ki, uğramaz ihtiyarlık;
Ebedi gençliğin taht kurduğu yer, mezarlık.
Ebedi gençlik olum, desem kimse inanmaz;
Taş ihtiyarlar, servi çürür, olum yıpranmaz.
Karacaahmet bana neler söylüyor, neler!
Diyor ki, viran olmaz tek bucak, viraneler,
Zaman deli gömleği, onu yırtan da olum;
Ölümde yekpare an, ne kesiklik, ne bolum...
Hep olmadan hiç olmaz, hiçin ötesinde hep;
Bu mu dersin, taslarda donmuş sukuta sebep?
Kavuklu, başörtülü, fesli, basacak taşlar;
Taslara yaslanmış da küflü kemikten başlar,
Kum dolu gözleriyle süzüyor insanları;
Süzüyor, sahi diye toprağa basanları.
Onlar ki, her nefeste habersiz öldüğünden,
Gülüp oynamaktalar, gelir gibi düğünden.
Onlar ki, sıfırlarda rakamları bulmuşlar,
Fikirden kurtularak, ölümden kurtulmuşlar.
Söyle Karacaahmet, bu ne acıklı talih!
Taslarına kapanmış, ağlıyor koca tarih!
HOWARD ROAK
01-06-2005, 21:47
Zar attım umutlarıma yitirdim tümünü
Gökyüzüne bıçak çekti sarhoşun biri
Yağmuru o yağdırdı yalan yok ben de gördüm
Seni gördüm ellerin yanında değildi
Saat şimdi kaç, saatimi meyhaneci aldı
Şu yıldız çağırsa da yanında uyusam
Şiirlerim koşacaktı sana benden önce
İşim olsun diyordum, evim olsun, az da param
Kentin ışıklarını söndürüp gideceğim burdan
Dudakları sıcaktı ayın, ben üşüyordum oysa
Bir türkü dilimin ucunda yarım yamalak
Üçüncü perondan kalkacak tren yalnızlığıma
krokodil
01-06-2005, 21:50
Masal
Doğuda bir baba vardi
Batı gelmeden önce
Onun oğullari batıya vardı
Birinci oğul batı kapılarında
Büyük törenlerle karşılandı
Sonra onuruna büyük şölen verdiler
Söylevler söylediler babanın onuruna
Gece olup kuştüyü yastıklar arasında
Oğul masmavi şafağin rüyasında
Bir karaltı yavaşça tüy gibi daldı içeri
Öldürdüler onu ve gömdüler kimsenin bilmediği bir yere
Baba bunu havanın ansızın kabaran gözyaşından anladı
Öcünü alsın diye kardeşini yolladı
İkinci oğul Batı ülkesinde
Gezerken bir ırmak kıyısında
Bir kıza rastladı dağların tazeliginde
Bal arılarının taşıdığı tozlardan
Ayna hamurundan ay yankısından
Samanyolu aydınlığından inci korkusundan
Gül tütününden doğmuş sanki
Anne doğurmamış da gök doğurmuş onu
Saçlarını güneş destelemiş
Yıllarca peşinden koştu onun
Kavuşamadı ama ona
Batı bir uçurum gibi girdi aralarına
Sonra bir kış günü soğuk bir rüzgâr
Alıp götürdü onu
Ve ikinci oğulu
Sivri uçurumların ucunda
Buldular onulmaz çılgınlıkların avucunda
Baba yağmurlardan anladı bunu
Yağmur suları aci ve buruktu
İşin künhüne varsın diye
Yolladı üçüncü oğlunu
Üçüncü oğul Batıda
Çok aç kaldı ezildi yıkıldı
Ama bir iş buldu bir gün bir mağazada
Açlığı gidince kardeşlerini arayacaktı
Fakat batinin büyüsü ağır bastı
İş çoktu kardeşlerini aramaya vakit bulamadı
Sonra büsbütün unuttu onları
Şef oldu buyruğunda birçok kişi
Kravat bağlamasını öğrendi geceleri
Gün geldi mağazası oldu onu parmakla gösterdiler
Patron oldu ama hala uşaktı
Ruhunda uşaklık yuva yapmıştı çünkü
Bir gün bir hemşehrisi onu tanıdı bir gazinoda
Ondan hesap sordu o da
Sırf utançtan babasına
Bir çek gönderdi onunla
Baba bu kağıdın neye yarayacağını bilemedi
Yırttı ve oynasınlar diye köpek yavrularına attı
Bu yüklü çeki
İyice yaşlanmıştı ama
Vazgeçmedi koyduğundan kafasına
Dördüncü oğlunu gönderdi Batıya
Dördüncü oğul okudu bilgin oldu
Kendi oymak ve ülkesini
Kendi görenek ve ülküsünü
Günü geçmiş bir uygarlığa yordu
Kendisi bulmuştu gerçek uygarlığı
Batı bilginleri bunu kutladı
O da silindi gitti binlercesi gibi
Baba bunu da öğrendi sihirli tabiat diliyle
Kara bir süt akmıştı bir gün evin kutlu koyunundan
Beşinci oğul bir şairdi
Babanın git demesine gerek kalmadan
Geldi ve batının ruhunu sezdi
Büyük şiirler tasarladı trajik ve ağır
Batının uçarılığına ve doğunun kaderine dair
Topladı tomarlarını geri dönmek istedi
Çöllerde tekrar ede ede şiirlerini
Kum gibi eridi gitti yollarda
Sıra altıncı oğulda
O da daha batı kapılarında görünür görünmez
Alıştırdılar tatlı zehirli sulara
Içkiler içti
Kaldırım taşlarını saymaya kalktı
Ev sokak ayırmadi
Geceyi gündüzle karıştırdı
Kendisi de bir gün karıştı karanlıklara
Baba ölmüştü acısından bu ara
Yedinci oğul büyümüştü baka baka ağaçlara
Baharın yazın güzün kışın sırrına ermişti ağaçlarda
Bir alinyazısı gibiydi kuruyan yapraklar onda
Bir de o talihini denemek istedi
Bir şafak vakti Batıya erdi
En büyük Batı kentinin en büyük meydanında
Durdu ve tanrıya yakardı önce
Kendisini değistiremesinler diye
Sonra ansızın ona bir ilham geldi
Ve başladı oymaya olduğu yeri
Başına toplandı ve baktılar Batılılar
O aldırmadı bakışlara
Kazdı durmadan kazdı
Sonra yarı beline kadar girdi çukura
Kalabalık büyümüş çok büyümüştü
O zaman dönüp konuştu :
Batılılar !
Bilmeden
Altı oğlunu yuttuğunuz
Bir babanın yedinci oğluyum ben
Gömülmek istiyorum buraya hiç değişmeden
Babam öldü acılarından kardeşlerimin
Ruhunu üzmek istemem babamın
Gömün beni değiştirmeden
Doğulu olarak ölmek istiyorum ben
Sizin bir tek ama büyük bir gücünüz var :
Karşınızdakini değistirmek
Beni öldürseniz de çıkmam buradan
Kemiklerim değişecek toz ve toprak olacak belki
Fakat değişmeyecek ruhum
Onu kandırmak için boşuna dil döktüler
Açlıktan dolayı çıkar diye günlerce beklediler
O gün gün eridi ama çıkmadı dayandı
Bu acıdan yer yarıldı gök yarıldı
O nurdan bir sütuna döndü göğe uzandı
Batı bu sütunu ortadan kaldırmaktan aciz kaldı
Hâlâ onu ziyaret ederler şifa bulurlar
En onulmaz yarası olanlar
Ta kalblerinden vurulmuş olanlar
Yüreğinde insanlıktan bir iz tasıyanlar
HOWARD ROAK
01-06-2005, 21:51
bir dahaki uyanışta mı alacak
yerini sarının ve siyahın ..
ya da kahverengi ile
çıldırtıcı kırmızının ?
siyah yağmurun, kızıl ateşin,
gri buzun ?
krokodil
01-06-2005, 21:55
Kervan
Mecnun bu olgunluk yıllarında
Koştu kervandan kervana
Hizmet ederek insanlara
Erdi teselli pınarına
Zamanı hatıraya karşı kullandı
Aşka karşı hakikatle donandı
Şefkat merhamet ve hakikat
Aşka karşı aşkla birlik silah ve at
Ve Tanrı'nın saltanatı tek saltanat
Bu görüşle karışıp insanlara
Buldu çoklukta tek bir manzara
Her işin sonu başı Tanrı
Alınyazımızın heykeltraşı Tanrı
Tek var olan O...gerisi gölgeler
Sabah uyanıp karşılamak yeniyi
Ufuklara bakıp beklemek yeniyi
Kudüs'ü gördü Şam'a vardı
Biri güneşin parça oluşu
Biri aydan düşmüş bir mezardı
Biri selvi biri çınardı
Biri ayna biri duvardı
Kervanları şehirlere şehirleri kervanlara
Çevirerek içinde sürüp gitti bu macera
Eşyada alevlenip alevlenip sönüş
Dolaşıp dolaşıp Tanrı'ya dönüş
Tenha kaldığıan çadırlarda
Kalbine inerdi bal rengi bir levha
Yeni bir yazı çözmeğe uğraşırdı
İnsanlara kapalı harflerdi savaştığı
Bir gün Leyla'nın evlendiğini duydu
İçinde bir ses dedi: ne acı düğün bu
Başkaldırdı bu sese: hayır hayır dediKendine, şeytana karşı haykır dedi
Lekeleri gitti lekelenmez ismin
Öyleyse alkış tut öyleyse Mecnun sevin
Geceler, yıldızlar, yakın yıldızlar
Toplanın Leyla'nın oraya yıldızlar
Saçın saçına çiçekler yıldızlar
Benden bir şimşek çizin havaya
Bir dokunur dokunmaz gibi bir esiş gibi
İyilik dileklerimi bırakın yıldızlar
Böyle düşünüp sevinme ve üzülme arasında
Günlerce düğünün akında kabusun karasında
Zorladı ölümle hayatın sınırlarını
Bir uçtan bir uca var ve yok olmanın sırlarını
Annenin ölümü babanın ölümü
En kara haberler düğümü
Geldi gitti yıktı Mecnun'u
Aylarca bilinmezle pençeletti O'nu
Bir kez bir kez daha vurdu yere
Tunçlaştı çelikleşti Kays işte böylece
Ve alıştı bütün bu olanlara
Yaz kış durgunluk ve fırtına
Aynı varoluşun dönüşümleri
Gün değişiminin aynadaki izdüşümleri
Gibi bir etkiye dönüştü O'nda
Böyle bir yoruma kavuştu sonda
O ve Leyla aynı kadere susamaktalar
Birlikte de olsalar ayrı da olsalar
Aynı günün biri gecesi biri gündüzü
Aynı alınyazısının cevheri ve yüzü
Sevgi gözde değil gönüldedir
Vücut değil ruhtur aşka kadir
Hersey havada bir toz gibi döner durur da
Yok olur sonunda Tanrı'nın varlığında
Yaşamak Tanrı uğruna Tanrı içindir
Geri ne varsa tahttan indir
Ruh hürdür Tanrı sevgisiyle
Bağlı değil zaman ve yer ilgisiyle
Artık buluşmuşlardır Tanrı katında
Bir yersizlik ve zamansızlık saltanatında
Bir şey değişmez gelse de gelmese de Leyla
Farketmez gitse de gitmesede Mecnun O'na
HOWARD ROAK
01-06-2005, 21:57
tekrar yaşama dönebilmek için mi
yazgısıdır kiminin yok edilmek ?
yapraklar ve tohumlar misali.
mümkün mü uyuşabilmek
sarı, siyah, kahverengi ve
çıldırtıcı kırmızı ile
sanki salgın hastalıkların
vurduğu kitleleri taşıyan
ulağın çıldırtıcı hızıyla
her yerde kendini hissettiren
hissedilen yıkıcı güç.
hızıyla yokedici.
gücüyle çıldırtıcı.
yok edici mi ? hayır !
uyandır saatlerin zincirlediği
düşlerimi usulca.
kat önüne atlarının
ölmek üzere düşüncelerimi
krokodil
01-06-2005, 22:00
Sabun Yaşı
I.
Kadın azaltır çocukları için
Kullanmasını yabancıları genç gördükçe
Adam konuşurken eli kaybolur kızlarla
Neden getirmeyi unutmasın
Nişanlı sabun demesini
Bilmeyenlere denir
Ben yaşarken kirli
Ne kirli adamlar vardı
Yıkadılar sonra anladım
Ölü olduğumu
II.
Yıkadılar sonra anladık ölü olduğunu
Alıp götürdük gelin gibi öğleyin
Kesip durduk geyikleri
Kuşları balıkları eski çiçekleri
Nişanlı ölü nedir
Bilmeyenlere denir
Dalgın bir vaktinizde
Bozmayasınız diye geleneği
Taşlara bağladığımız
Siz yunmuş ölüleri
Ne aşkı ne neşesiyle
Dünya
Onmakta bizi
Gelin gömün bari
HOWARD ROAK
01-06-2005, 22:02
gönlü olan
içmeye gelsin
şiir suyu bu
bulantıya iyi gelir
HOWARD ROAK
01-06-2005, 22:03
martı akı bir gül
bir gül çocuk
bir gül kahkaha olsun
gökkuşağı gibi
kirpikleri
HOWARD ROAK
01-06-2005, 22:07
bu cilet yarası
göğün yanağında
bir yangının damarı
Bu hisleri acaba bir kez daha yaşayabilecekmiyiz...
O nu hatırladıkça başı göğe ermişçesine yada asansör
boşluğuna düşmüşçesine ürperiyorsa yüreğiniz...
Ömrü saatlere sıkışmışl bir kelebek telaşıyla O hüzünden
bu neşeye kalkıyorsanız gün boyu nedensiz...ve her konduğunuzda
diğerini iple çekiyorsanız bu hislerin....
O nunlayken pervaneleşen yelkovanlar,Onsuz mıhlanıp kalıyorsa yerine,
bir akrep kadar hain..
Sınıfta,büroda,yolda,yatakta içiniz içinize sığmıyor,O ndan söz edilince
yüzünüz,sizden habersiz,mis kokulu bir ekmek dilimi gibi kızarıyor,
mahçup somurtuyor veya muzip sırıtıyorsa,
ve O ,her durduğunuz yerde duruyor,her baktığınız yerden size bakıyor,
siz keyiflendikçe gülüp,hüzünlendikçe ağlıyorsa...
dünya nın en güzel yeri O nun yaşadığı yer,en güzel kokusu bedenindeki
ter,en dayanılmaz duygusu gözlerindeki kederse...
hayat O nunla güzel ve onsuz müptezelse....
elmalar pembe,kiremitler pembe,gökyüzü,yeryüzü,O nun yüzü pembeyse,
kışlar ilkbaharsa,yazlar ilkbahar,güzler ilkbahar...
her şiirde anlatılan O ysa..her filmin kahramanı O..her roman O ndan söz ediyor,
her çiçek O nu açıyorsa...
bir anlık ayrılık,bir ömür gibi geliyor ve gider gitmez özlem saç diplerinizden
çekiştirip beyninizi acıtıyorsa...
iştahınız kapanıyor,iştahınız açılıyor,iştahınız şaşırıyorsa..
iştahınız,hasret acısında bile karşı konulmaz bir tat buluyorsa..
eliniz telefonda yaşıyor,işaret parmağınızla ha bire O nu tuşluyor,
dara düşütüğünüzde kapıyı çalanın O olduğunu adınız gibi biliyorsanız...
mütemadi bir sarhoşluk halinde,her çalan telefona O diye atlıyor,vitrindeki her giysiyi O na yakıştırıyor,konuşan birini dinlerken keşke O anlatsa diye iç geçiriyorsanız..
kokusu burnunuzdan,sureti gözünüzden,sesi kulağınızdan,teni aklınızdan silinmiyorsa bir türlü..
özlemi,sol memenizin altında tek nüsha bir yasak yayın gibi taşıyorsanız gün boyu...
hem kimseler duymasın ,hem cümlealem bilsin istiyorsanız...
O nsuz geceler ıssız,sokaklar öksüzse...ayrılık ölüme vuslat sehere denkse..
gamze gamze tebessümde onun içinse,alev alev öfkede ....
bunca tavır,onca sabır ve nihayetsiz kahır hep O nun yüzü suyu hürmetine..
uğruna ödenmeyecek bedel,gidilmeyecek yol,vazgeçilmeyecek konfor yoksa...
dışarıda yer yerinden oynuyor ve içeride bu sizi zerrece ilgilendirmiyorsa....
nedensiz küsüyor,sebepsiz affediyorsanız ve butun bu hallerinize siz bile akıl erdiremiyorsanız..
kaybetme korkusu,kavuşma sevincinden ağır basıyorsa ve aşk,gurura baskın çıkıyorsa her daim...
gece yarısı kadim bir dost gibi kucaklayan tanıdık bir şarkı,butun acı sözlerimi unutturmaya yetiyorsa...
her gidişte yaklarınız Geri dön diye yalpalıyorsa ve siz kendinize rağmen dönüyorsanız,sınırsız,sabırsız,doyumsuz bir tutkuyla..
o halde yarın sizin gününüz..
çok yaşayın ve de sizde görünüz...
Can Dundar
preatoria
03-06-2005, 10:42
BİR GEMİCİ TÜRKÜSÜ
Rüzgâr,
yıldızlar
ve su.
Bir Afrika rüyasının uykusu
düşmüş dalgalara.
Işıltılı, kara
bir yelken gibi ince
direğinde geminin.
Geçmekteyiz içinden
bir sayısız
bir uçsuz bucaksız yıldızlar âleminin.
Yıldızlar
rüzgâr
ve su.
Başüstünde bir gemici korosu
su gibi, rüzgâr gibi, yıldızlar gibi bir türkü söylüyor,
yıldızlar gibi
rüzgâr gibi
su gibi bir türkü.
Bu türkü diyor ki, «Korkumuz yok!
İnmedi bir gün bile gözlerimize
bir kış akşamı gibi karanlığı korkunun.»
Bu türkü
diyor ki,
«Bir gülüşün ateşiyle yakmasını biliriz
ölümün önünde sigaramızı.»
Bu türkü
diyor ki,
«Çizmişiz rotamızı
dostların alkışlarıyla değil
gıcırtısıyla düşmanın
dişlerinin.»
Bu türkü diyor ki, «Dövüşmek..»
Bu türkü diyor ki, «Işıklı büyük
ışıklı geniş ve sınırsız bir limana
dümen suyumuzda sürüklemek denizi..»
Bu türkü diyor ki, «Yıldızlar
rüzgâr
ve su...»
Başüstünde bir gemici korosu
bir türkü söylüyor;
yıldızlar gibi
rüzgâr gibi,
su gibi bir türkü..
krokodil
04-06-2005, 21:03
Endülüs'te Raks
Zil, şal ve gül. Bu bahçede raksın bütün hızı...
Şevk akşamında Endülüs üç def' kırmızı...
Aşkın sihirli şarkısı yüzlerce dildedir.
İspanya neşesiyle bu akşam bu zildedir.
Yelpâze çevrilir gibi birden dönüşleri,
İşveyle devriliş, saçılış, örtünüşleri...
Her rengi istemez gözümüz şimdi aldadır;
krokodil
04-06-2005, 21:04
Koca Mustapaşa
Koca Mustapaşa! Ücra ve fakir İstanbul!
Ta fetihden beri mü’min, mütevekkil, yoksul,
Hüznü bir zevk edinenler yaşıyorlar burada.
Kaldım onlarla bütün gün bu güzel rü’yada.
Öyle sinmiş bu vatan semtine milliyetimiz
Ki biziz hem görülen, hem duyulan, yalnız biz.
Manevi çerçeve beş yüz senedir hep berrak;
Yaşıyanlar değil Allah’a gidenlerden uzak.
Bir bahar yağmuru yağmış da açılmış havayı
Hisseden kimse hakikat sanıyor hülyayı.
Ahiret öyle yakın seyredilen manzarada,
O kadar komşu ki dünyaya dıvar yok arada,
Geçer insan bir adım atsa birinden birine,
Kavuşur karşıda kaybettiği bir sevdiğine.
Serviliklerde sükun, yolda sükun, evde sükun.
Bu taraf sanki bu halkıyle ezelden meskun.
Bir afif aile sessizliği var evlerde;
Örtüyor farkı asaletle çekilmiş perde.
Kaldırımsız, daracık, iğri sokak, doğru sokak..
Her geçildikçe basılmış ve düzelmiş toprak.
Kuru ekmekle, bayat peyniri lezzetle yiyen,
Çeşmeden her su içerken: <<Şükür Allah’a>> diyen
Yaşıyor sade maişetlerin en safında;
Ruh esen kuytu mezarlıkların etrafında.
Bu vatandaş biraz ahşapla, biraz kerpiçten
Yapabilmiş bu güzellikleri birkaç hiçten.
Türk’ün asude mizaciyle Bizans’ın kaderi
Karışıp mağrifet iklimi edinmiş bu yeri.
Şu fetih vak’ası, yarap! Ne büyük mu’cizedir!
Her tecellisini nakletmek uzundur bir bir;
Bir tecellisi fakat, ruhu saatlerce sarar:
Koca Mustafa var, camii var, semti de var.
krokodil
04-06-2005, 21:07
SÜRGÜN ÜLKEDEN BAŞKENTLER BAŞKENTİNE
***
Gelin gülle başlayalım atalara uyarak
Baharı kolayarak girelim kelimeler ülkesine
Bir anda yükselen bir bülbül sesi
-Erken erken karlar ortasında
Güneş dönmüş ışık saçan bir yumurta-
Bana geri getirir eski günleri
...Paslanmış demir bir kapı açılır
Küf tutmuş kilitler gıcırdarken
Ta karanlıklar içinde birden
Bir türkü gibi yükselirsin sen
Fısıldarım sana yıllarca içimde biriken
Söyleyemediğim ateşten kelimeleri
Şuuraltım patlamış bir bomba gibi
Saçar ortalığa zamanın
Ağaran saçın toz toprağını
Bana ne Paris'ten
Newyork'tan Londra'dan
Moskova'dan Pekin'den
Senin yanında
Bütün türedi uygarlıklar umurumda mı
Sen bir uygarlık oldun bir ömür boyu
Geceme gündüzüme
Gözlerin
Lale Devrinden bir pencere
Ellerin
Baki'den Nefi'den Şeyh Galib'den
Kucağıma dökülen
Altın leylak
***
Ölüler gelmiş çitlembikler sarmaşıklarla
Tırmanmışlar surlarıma burçlarıma
Kimi ırmaklardan yansıma
Kimi kayalardan kırpılma
Kimi öteki dünyadan bir çarpılma
İçi ölümle dolu
Dönen bir huni
Doğarken güneş
Kesilmiş ölü yüzlerden
Bir mozayik minyatürlerden
Dokunur tenimize
Soğuk bir azrail ürpertisiyle ay
Ve birden senin sesin gelir dört yandan
Menekşe kokulu sütunlardan
Komşu dağlardaki nergislerden leylaklardan
Gözlerine ait belgeler sunulur
Ey aşkın kutlu kitabı
Uçarı hayallere yataklık eden
Peri bacalarının yasağı
Gönlümün celladı acı mezmur
Bana bıraktığın yazıt bu mudur
Ölüm geldi bana düğün armağanın gibi
Senden bir gök
Senden yıldızlar ördüler
Ateş böcekleri
O gece dört yanıma
Ey bitmeyen kalbimin samanyolu destanı
Sen bir anne gibi tuttun ufukları
Ve çocuklar gülle anne arasında
Seninle güller arasında
Tuhaf bir ışık bulup eridiler
Çocuklar dağ hücrelerinde erdiler
Aramızdaki sırra
Bir de ay ışığında büyüyen fısıltılar
Gençlik monologları
Seni alıp kaybolmuş zamanın çağıltısından
Bana getiren
Yasamız vardı
Öfkeyle yazardın sen bir yüzüne
Ölür ölür okurdum öbür yüzünde ben
krokodil
04-06-2005, 21:09
YOKTUR GÖLGESİ TÜRKİYE'DE
Sabahları gün doğmadan uyanır
Dilini yutacak olur içi kanlanır
Gün boyu çalışır aydınlanır
Kederini anlarsanız size ne mutlu
Acır fakir çalışan kadınlara
Titrer bir gönül kıracak diye hanim dizi
İncedir billurdandır yoktur gölgesi Türkiye'de
Bir meçhul Meryem mermerden değil ama kutlu
Gözlerine baksanız erirsiniz kar gibi
Elinizi sallasanız rüzgarından sallanır
Bir geyik olur sizi arar melul ve bakir
Görür gibi uyur konuşur gibi susar güler ağlar gibi
krokodil
04-06-2005, 21:11
AŞK VE ÇİLELER
Monna Rosa siyah güller, ak güller;
Gülce'nin gülleri ve beyaz yatk
Kanadı kırık kuş merhamet ister;
Ah, senin yüzünden kana batacak,
Monna Rosa, siyah güller; ak güller!
Ulur aya karşı kirli çakallar,
Bakar ürkek ürkek tavşanlar dağa.
Monna Rosa, bu gün bende bir hal var,
Yağmur iğri iğri düşer toprağa,
Ulur aya karşı kirli çakallar.
Zeytin ağacının karanlığıdır
Elindeki elma ile başlayan...
Bir yakut yüzükte aydınlanan sır,
Sıcak ve minnacık yüzündeki kan,
Zeytin ağacının karanlığıdır.
Zambaklar en ıssız yerlerde açar,
Ve vardır her vahşi çiçekte gurur.
Bir mumun ardında bekleyen rüzgar,
Işıksız ruhumu sallar da durur,
Zambaklar en ıssız yerlerde açar.
Ellerin, ellerin ve parmakların
Bir nar çiçeğini eziyor gibi...
Ellerinden belli olur bir kadın.
Denizin dibinde geziyor gibi
Ellerin ellerin ve parmakların.
Açma pencereni, perdeleri çek:
Monna Rosa seni görmemeliyim.
Bir bakışın ölmeme için yetecek;
Anla Monna Rosa, ben öteliyim...
Açma pencereni, perdeleri çek.
Zaman çabuk çabuk geçiyor Monna;
Saat on ikidir, söndü lambalar.
Uyu da turnalar gelsin rüyana,
Bakma tuhaf tuhaf göğe bu kadar;
Zaman çabuk çabuk geçiyor Monna.
Akşamları gelir incir kuşları,
Konarlar bahçemin incirlerine;
Kiminin rengi ak, kiminin sarı.
Ah, beni vursalar bir kuş yerine!
Akşamları gelir incir kuşları...
Ki ben Monna Rosa, bulurum seni
İncir kuşlarının bakışlarında.
Hayatla doldurur bu boş yelkeni
O masum bakışlar... Su kenarında
Ki ben, Monna Rosa, bulurum seni.
Kırgın kırgın bakma yüzüme Rosa:
Henüz dinlemedin benden türküler.
Benim aşkım uymaz öyle her saza,
En güzel şarıkıy bir kurşun söyler...
Kırgın kırgın bakma yüzüme Rosa.
Yağmurlardan sonra büyürmüş başak,
Meyvalar sabırla olgunlaşırmış.
Birgün gözlerimin ta içine bak;
Anlarsın ölüler niçin yaşarmış,
Yağmurlardan sonra büyürmüş başak.
Artık inan bana muhacir kızı,
Dinle ve kabul et itirafımı.
Bir soğuk, bir garip, bir mavi sızı
Alev alev sardı her tarafımı,
Artık inan bana muhacir kızı.
Altın bilezikler, o korkulu ten,
Cevap versin bu kanlı kuş tüyüne;
Bir tüy ki, can verir bir gülümsesen,
Bir tüy ki, kapalı geceye, güne;
Altın bilezikler, o karkulu ten!
Monna Rosa siyah güller, ak güller,
Gülce'nin gülleri ve beyaz yatak.
Kanadı kırık kuş merhamet ister;
Ah, senin yüzünden kana batacak,
Monna Rosa, siyah güller, ak güller!
Yavaş yavaş ölürler
Seyahat etmeyenler.
Yavaş yavaş ölürler
Okumayanlar, müzik dinlemeyenler,
Vicdanlarında hoşgörüyü barındıramayanlar.
Yavaş yavaş ölürler
Alışkanlıklarına esir olanlar,
Her gün aynı yolları yürüyenler,
Ufuklarını genişletmeyen ve değiştirmeyenler,
Elbiselerinin rengini değiştirme riskine bile girmeyenler,
Bir yabancı ile konuşmayanlar.
Yavaş yavaş ölürler
Heyecanlardan kaçınanlar,
Tamir edilen kırık kalplerin gözlerindeki pırıltıyı görmek istemekten kaçınanlar.
Yavaş yavaş ölürler
Aşkta veya işte bedbaht olup yön değiştirmeyenler,
Rüyalarını gerçekleştirmek için risk almayanlar,
Hayatlarında bir kez dahi mantıklı tavsiyelerin dışına çıkmamış olanlar.
Pablo Neruda
MUTLULUK SORUNSUZ BİR YAŞAM DEĞİL,ONLARLA BAŞA ÇIKABİLME YETENEĞİDİR....
uzunvadeci
06-06-2005, 16:52
AĞLARSIN
Kara kurum gözlerine
Dalıp dalıp da
Yelken basamadım gizemli denizlere
Öpemedim daha
Daha ısıramadım
Gül kurusu dudakların ile
Gamzesiyle yanaklarını
Saramadım ince belinle
Avuçlayıp sıkamadım
Koklayamadım
Goncalarını
Dikemedim
Gizli vadilerine
Keşif bayrağımı
Kınıyor musun beni
İtiraf ettiğimde
Ağlamak istediğimi
Yazılarından fışkıran
Şiirlerinden
Şairane ruhun gerçekse eğer
Anlarsın beni
Anlar ve
İzin verdiği kadar hançerenin
Bağıra bağıra
Ağlarsın
Sen de benim kadar
uzunvadeci
06-06-2005, 16:52
BEKLEYECEKSİN
Özlemi,bir bedenin diğer bedene
Kaynaşması iki kimliğin
İki ruhun
Bütünleşmesi
Sormuştun bana
Nasıl tanımlarsın aşk’ı
Tanımlarım,oluşuyordu cümlelerden
Seninkiyse sözcüklerden
Birbirimize duyduğumuz sevginin
Yansıması olmasın sakın
Benimki cümle kadar uzun
Sözcük kadar kısır seninki
Komutuyla Minos’un
Onursuz karısından olma
Labirent kaçkını
Minotauros’un
Canlı meşin kırbacıyla
Dağıtılmış yeryüzü cehenneminin
Yedi katına
Sonsuz sayıdaki ruh arasında
Bulmamız birbirimizi
Salt bir tesadüf mü
Yalın ve basit bir sözcük
Tanımlayabilir mi sana duyduğum aşk’ı
Taklamakan’da kavrulan susuzluktan
Bir seyyahın
Bir damla suya duyduğu hasret kadar
Vurgunken sana
Salt
“sana aşığım”demek
Aşk’ı salt
“Özlem
Tutku
İhtiras
Hasret”
Olarak tanımlamak
İhanettir aşk’a
Aşk;dünyadır,evrendir,yaşamdır
Ve ben duyduğum için aşk’ı
Yaşıyorum
Duyumsuyorum yaşadığımı
Ve sen
Söylediğin denli paylaşıyorsan duygularımı
Penelope kadar
Onurlu
Aşık
Sadık
Vefalı
Bekleyeceksin
Başına üşüşen leş kargalarına
Teslim olmadan
Gitmek
Bugünlerde herkes gitmek istiyor.
Küçük bir sahil kasabasına,
Bir başka ülkeye, dağlara, uzaklara...
Hayatından memnun olan yok.
Kiminle konuşsam aynı şey...
Herşeyi, herkesi bırakıp gitme isteği.
Öyle "yanına almak istediği üç şey" falan yok.
Bir kendisi.
Bu yeter zaten.
Herşeyi, herkesi götürdün demektir.
Keşke kendini bırakıp gidebilse insan.
Ama olmuyor.
Hadi kendimize razıyız diyelim, öteki de olmuyor.
Yani herşeyi yüzüstü bırakmak göze alınmıyor.
Böyle gidiyoruz işte.
Bir yanımız "kalk gidelim",
öbür yanımız "otur" diyor.
"Otur" diyen kazanıyor.
O yan kalabalık zira...
İş, güç, sorumluluk, çoluk çocuk, aile,
Güvende olma duygusu...
En kötüsü alışkanlık.
Alışkanlığın verdiği rahatlık,
Monotonluğun doğurduğu bıkkınlığı yeniyor.
Kalıyoruz...
Kuş olup uçmak isterken, ağaç olup kök salıyoruz.
Evlenmeler...
Bir çocuk daha doğurmalar...
Borçlara girmeler...
İşi büyütmeler...
Bir köpek bile bizi uçmaktan alıkoyabiliyor.
Misal ben...
Kapıdaki Rex'i bırakıp gidemiyorum.
Değil bu şehirden gitmek,
İki sokak öteye taşınamıyorum.
Alıp götürsem gelmez ki...
Bütün sokağın köpeği olduğunun farkında,
Herkes onu, o herkesi seviyor.
Hangi birimizle gitsin?
"Sırtında yumurta küfesi olmak" diye bir deyim vardır;
Evet, sırtımızda yumurta küfesi var hepimizin,
Kendi imalatımız küfeler.
Ama eğreti de yaşanmaz ki bu dünyada.
Ölüm var zira.
Ölüme inat tutunmak lazım,
İnadına kök salmak lazım.
Bari ufak kaçışlar yapabilsek.
Var tabii yapanlar, ama az.
Sadece kaymak tabakası.
Hepimiz kaçabilsek...
Bütçe, zaman, keyif... Denk olsa.
Gün içinde mesela...
Küçücük gitmeler yapabilsek.
Ne mümkün.
Sabah 9, akşam 18
Sonra başka mecburiyetler
Sıkışıp kaldık.
Sırf yeme, içme, barınmanın bedeli
Bu kadar ağır olmamalı.
Hayatta kalabilmek için bir ömür veriyoruz.
Bir ömür karşılığı, bir ömür yani.
Ne saçma...
Bahar mıdır bizi bu hale getiren?
Galiba.
Ben her bahar aşık olmam ama
Her bahar gitmek isterim.
Gittiğim olmadı hiç,
Ama olsun... İstemek de güzel.
Can Yücel
:) ;)
SENE ELE SEVİREMKİİ
Hani bazen anlatmak isterizde anlatamayızya işte ele bişi...
Seni Ele Sevirem ki!
Seni Ele Sevirem ki...
Diyirsen ki niye?
Ne bilim işte ele!
Seni görende bir hoş olir, ölür ölür ölirem...
Ahşam olir davar, nahır, mal gelir.
Komlar, ahırlar dolir.
Sayiram, sayıram biri eskig
Bi daha sayıram
Bi de bahiram ki tamam.
Ama üzülirem:
Çünki sen gelmirsen.
Diyacahsan niye?
Bennam, işte ele!
Yassı olir;
Sekide ekmek yiyeceğam
Cıvıl lavaşı dürüm edir, tam kıtlıram,
Sen ahlıma gelirsen, yiyemirem.
Sen ahlıma gelirsen, boğazımda düğümlenir.
Gene diyirsen ki niye?
İşde ele...
Anam örtüleri sarir.
Gendi gendimi yiyirem.
O da gidir, kalli biçare galiram.
Gözlerim süzülir. Uyıcağam, uyıyamıram.
Gafam garışır, yüreğim sığışır, yatamıram.
Gene diyirsen niye?
İş de ele!
Guşluğa doğri dalıram
Hayal, hülya görirem, sanki yanımdasan
Sevinir, sevinir bir hoş olıram.
Bir de ayılıram ki yasdığa sarılmışam
Diyacaksın ki niye?
Aman, iş de ele!
Sabah olir, horozlar ötir, gün doğır
Gahiram tavuhlara culuhlara yem verirem.
Culuhları dütir dütir öpirem.
Onları bile sene benzedirem.
Sağın deme niye?
Ne bilim iş de ele
Gün gibi ğelir ay gibi gidirsen.
Beni yiye yiye bitirirsen.
Hep ömrümden götirirsen.
Seni sevdiğimi de çoh ey bilirsen.
Diyirsen ki niye?
Bilirsen, iş de ele!
Babam beni gapıya goymir diyirsen.
Ey helt yiyirsen.
Gomşulara, emin, bibin, ezen gile gidirsen.
Madem ele çıh cama, tırhıca gel!
Yüzin görim, bu da bene yeter.
Saggındeme niye?
İş de ele
turkishwarrior
09-06-2005, 15:40
Erkekler De Ağlar
Kederler vardır yağlı bir ilmek gibi
Dolanır boynumuza kör gecelerde.
Bir boşlukta durmadan sallanır insan
Ki ağlamak son çaredir o yerde.
Gözyaşı... O ilk isyanı çocukluğumuzun
Bir nehrin yatağından ilk taşması,
Yaşamak, sele boğulması arzuların
Ve nehirlerin sonunda bir denize karışması
Ölür zamanla anılar, dostlar, sevgiler
Bir yürek ne kadar dayanır bu özleme?
Çalgılar çalmaz olur, şarkılar biter
O yer son çizgidir erkekte direnmenin,
Son gülüş de uçar gider dudaklarından
Bir damla yaş süzülür solgun yanaklarından.
kumralada
09-06-2005, 16:51
ANI
Bir çift güvercin havalansa
Yanık yanık koksa karanfil
Değil bu anılacak şey değil
Apansız geliyor aklıma
Neredeyse gün doğacaktı
Herkes gibi kalkacaktınız
Belki daha uykunuz vardı
Geceniz geliyor aklıma
Sevdiğim çiçek adları gibi
Sevdiğim sokak adları gibi
Bütün sevdiklerimin adları gibi
Adınız geliyor aklıma
Rahat döşeklerin utanması bundan
Öpüşürken o dalgınlık bundan
Tel örgünün deliğinde buluşan
Parmaklarınız geliyor aklıma
Nice aşklar, arkadaşlıklar gördüm
Kahramanlıklar okudum tarihte
Çağımıza yakışan vakur sade
Davranışınız geliyor aklıma
Bir çift güvercin havalansa
Yanık yanık koksa karanfil
Değil, unutulur şey değil
Çaresiz geliyor aklıma
MELİH CEVDET ANDAY
uzunvadeci
09-06-2005, 16:57
SONBAHARIN DİLİNDEN
Kanını içer erkekliğin,dipsiz kaygan bir kuyu
Ölürken tüm duygular,transa geçer duyu
Kara melek apansız,kanatlanır enginden
Buğu kokan derinden,kuğu boynu belinden
Bahar biter cenk olur,bu seyyahın gönlünden
Karakurum içinden,Büyük sahra gölünden
Bahar beklerken yazı,hüzünlenir derinden
Yaşamım son perdede,sevdalıyım oysa ben
Ne varsa ardakalan,Tantalos’un dişinden
Çıvgın olur,hazan olur,Sonbaharın dilinden
turkishwarrior
09-06-2005, 19:07
İnsan Bir Kere Ölür
Her bulunduğum yerde yitiriyorum seni
Yanıbaşımda olduğun oluyor kimi gün
Ya da ben oluyorum sessizce gözlerinde
Bir yaprak kımıldıyor hafiften
Bu sessizlik bir kasırga başlangıcı
Kükremeye hazırlanışı denizin
Bu, aslanların sarı, vahşi gözlerindeki ölüm parıltısı
Bu bir yerde erimek
Apansız yok olmak belki de
Ve sonra susmak, susmak yüzyıllar boyu
Beni unuttuğun bir uzak çizgide
Tuvale sürdüğüm boya değil artık
Kırmızı kan rengidir gözlerimin
En karadan daha kara yok
Oysa en beyazdın sen gecelerimde
O bana en yakın renkti tüy gibi
Buram buram sıcaklığını çizerdim duvarlara
Kokun bir tuhaftı çocuksu
Sonra katmerli bir gül gibiydi baygın
Gecenin en koyulaştığı o yerde
Düşerdi ellerime darmadağın.
Öten bir ishak kuşudur şimdi
Haber getirir ölümlerden, dinle
Yaşamak bir manga asker karşımda
Ateş etmeyin diyorum
Bir diyeceğim var
Gözlerimi bağlamayın
Son defa görmek istiyorum insanı
Göğü, güneşi, denizleri
Ve bu son ölümün olsun diyorum
Bir daha öldürmeyin beni.
Kibritim ıslak
Sigaram yanmıyor
Ne olur bir ateş verin
Bu ilk aldanışım değil
Bu ilk sönüşü değil umutlarımın
Ben bu denizin son kıyısıyım.
Bir cam kırıldı uzakta
Ta uzakta, içimde bir cam kırıldı
Bütün şiirlerim anlamsız şimdi
Resimler renksiz, şarkılar ruhsuz
Hiç bir şey artık avutamaz beni
Bakın, bir çağ devriliyor içimde sersefil
Son şair de kırdı son kalemini
İlk meşaleyi kim yaktı bu karanlıkta
Kimdi aydınlatan benim zindan gözlerimi
Sevilmek mi
O son artığı en ilkel çağların
Bir mağara duvarındaki en eski resim
Ya sevmek
Hiç sönmeden bir ömür boyu
O en güzel huy benimsediğim
Yıkıldıkça tutunduğum dal bu boşlukta
O en insancıl gerçeğim benim
Ben hep böyle yüzyıllar boyu sevdim
Çağlar boyu
Kopkoyu bir geceydi yaşadığım sevince
Ellerimi arardım, bulamazdım çoğu gün
Bir saklayan vardı beni
Bir tutan vardı
Sana yaklaşamazdım
Anlayamadığım korkular vardı içimde
Hep böyle seninle sensiz kalırdım ben
Bir kıvılcım sönerken
Bir yanardağ patlardı içimde.
Ko şimdi ben yalnız öleyim
Vur ellerimi ekmeğimi al
Tiksinir beni kim görse sensiz
Utanır yalnızlığım bana baktıkça
Aynalar mı
Hani nerdeler
Kimbilir kaç yüzyıl oldu kendimi görmeyeli
Adım mı neydi
Besbelli unutmuşum
Hadi vur
Hadi öldür
Kurtar beni ezilmekten çürümekten
Hadi gel, açtım kollarımı
Bir zaman
Ölmeye vaktim mi vardı seni sevmekten
Sen büyüyen bir sessizliktin içimde
Beni ben eden en duru ırmaktın
En güzeliydin mozaiklerin
Seninle maviydi gökyüzüm
Çiçeklerim sende yeşerirdi
Sen bambaşka bir evren yaratırdın
Sularımdan Güneşimden rüzgarımdan
Bak! Nasıl da her şey değişiverdi apansız
Şimdi bu karanlıklarda yapayalnız
Mavi mavi bir resim ağlar duvarlarımdan
Ben bir tohumum
Al beni toprağa ek yeniden
Neredesin hani ne oldun
Antik bir kadın başı mıydın
Yoksa bir deniz miydin eskiden
Yosunların kurudu mu öldü mü balıkların
Hani bir Nefertiti yaşamıştı eski Mısır'da
Yoksa o muydun sen
Hadi, anlat bana neydin
Belki de uzak belirsiz bir noktaydın sen
Öyküme girmeseydin
İnsan bir kere ölür
Her gün ölen umutlarımızdır içimizdeki
Paramparça olmuş sevgilerdir
Her aldanış
Yeni bir aldanışa hazırlar bizi
Zamanla renkler değişir
Donuklaşır anılar
Silinir üstümüzden
Güzel olan ne varsa
Görür içindeki bütün hayallerin olduğunu
İnsan yaşarsa.
Ve bir gün insan da ölür
Çimen gibi yaprak gibi
Sarsılır yeryüzü yerinden
Devrilen koca bir ağaçtır sanki
Durur atışları yorgun kalbimizin
El, ayak kesilir
Göz ölür, dudak ölür, kan ölür
Susar ta içimizde
Yıllardır çalan çalgı
Bütün teller ses vermez olur
Acılar diner
Ve bir gün biter bu çirkin oyun
Perde iner...
Ümit Yaşar Oğuzcan
uzunvadeci
10-06-2005, 22:43
AKMELEK KARAMELEK
Yanımda akmelek,karamelek
Sırtımda sadık Mikhail
Yıldırımlarla dolu sadak ve yayı
Çıkıyorum ağır ağır basamakları
Ak mermer akdan da ak
Kara mermer karadan da kara
Yıkılmış harap halde bir duvar
Haleliye çakılırken çiviler
İçindeyim mabedimin, açık kalmış kapısı
Araf’a götürülürken nedamet duyan ruhlar
Koyu siyah bir sıvı
İçten içe çürüyen bedenimden
İrin dolu
İlerliyorum,sunak
Kefaret sunulan günahlara
Sevdalara
Etin ete, tenin tene devrilişine
Sol kolumda Karamelek
Akmelekse diğer yanda
Yıldırımlarıyla yenen isyancı devleri
Mikhail hemen ardımda
İsterler sevdamın kefaretini
Kendi kanımla
Atılıyorum apansız
Yapışıyorum sunağın boynuzlarına
Aktan ak,karadan kara
Akmadan kanım yere
Mikhail’in yay kirişi mi desem
Yağlı kementi mi harem ağasının
Boynumda
Karışırken sesler birbirine
Bedenin benim diyor
Tininse benim
Ayırdedemiyorum hangi ses kimin
Akmelek,Karamelek
Hangisi hanginizin
HOWARD ROAK
10-06-2005, 22:46
Bu şiirde, kendi kalemimden yaklaşık 10 yıl önceden kalma...
Bu günler;
Sağ bir bedenin,
Kurşunlanan kalbi....
Yüzsüzlük ve kibrin
Diz boyu bir çamur üzerinde
Yüzen hali...
Batmayan
Balçığa meydan okuyan,
Kirlenmiş bir yalvarış,
Çağırış,
Çabalayış......
Kan renginin kızıllığına
Meydan okuyuş....
Sessizliğin hakim olduğu yerde,
Gereksiz yere haykırış....
Boş yere
Boş bir beyinle,
Kalpsiz
Durmaksızın
Durdurulmaksızın....
Kartalın pençesi,
Kan içerisinde tırnaklar,
Yağlı bir fare,
Pisliğe batış...
Kan yağıyor
Semadan...
Rutin bir kobay,
Denenen
Ve her zaman bir can veren
Yiyici bir bocalama,
Kan Deryasında,
En ufak bir ada...
Köpek balıkları,
En ufak bir kan lekesi,
Köpeklerde lekeli,
Birbirlerini yerler...
Tükenene kadar,
Tüketene kadar,
Vee... Bütün iyiler yok olur,
Kötülerle beraber...
Sessizlik hakimdir
Yedi katlı gökte,
İyiler uçamaz,
Atmacaların olduğu yerde,
Kötülükler hakimdir,
Denizde,
Yerde,
Gökte...
Mücadele
Yok olsan bile,
Yok et,
Ne varsa...
Çürük bir diş,
Acı bir çiğneme hissi...
Neşeli bir acı,
Kötülük,
Mutluluğudur kötülerin
Zamana karşı koymak ister
Zamana hakim,
Çiğner,
Çiğner,
Acıyla,
Ateş püskürür ağzından,
Pis bir kokuyla
Yeter mi,
Yetmez mi,
Karar veremez,
Kirli bir mülkiyet,
Kirli bir idiyot,
Yağlı bir urgan,
Herkes cellat,
Bozuk düzen,
İyiler azınlık,
İyiler karantina,
İyiler üzgün,
İyiler şaşkın...
Bir mezarlık içerisinde,
Parlak bir fosfor,
Işığı sönmek üzere,
Keskin bir rüzgar,
Vatanından sürüklüyor,
Çığ gibi
Poyraza doğru bir yöneliş,
Kayalıklara çarpış,
Ve yine kan,
Ve yine kırmızı,
Ve yine o iğrenç kahkaha,
Şeytanın kurgusu,
İnsan kötülüğü,
Herkes şeytan,
Korkuyorlar,
Korktukları için öldürüyorlar,
Herkesi,
Her kesimi...
Yetim bırakıyorlar...
Açlık nedir bilmiyorlar
Sömürüyorlar kene gibi,
Kanla şişiriyorlar bedenlerini,
Zamane çürük dişli vampirleri...
Tekil bir hiçlik,
Diyalektiğe meydan okuyan,
Beleş bir hayat,
Boş bir duygu,
Sonsuz bir uzantı...
Kısa adımlar,
Kısa ayaklar,
Kısa beyinler,
Topluluğu
Uzanamaz
Hiçbir şeye
Yok eder
Tabiatın
Kızıl hakimleri
Canlı, hiçbir şey aramazlar,
Cansızlıktır,
Canlarının çektiği,
Tek hakimdir
Yüzsüzlük
Ve çıkar
TEK KENDİLERİ VARDIR
NE VARSA
BU DÜNYADA
TEK KENDİLERİ VARDIR
ZAMANDA VE MEKANDA
TEK KENDİLERİ VARDIR
OLMAYANLARDA..........
krokodil
11-06-2005, 20:20
Yine gece , yine hüzün
Ve yine içimde sen
Ve yine biliyormusun ?
Içimde sen olunca hüzünde güzel .....
krokodil
11-06-2005, 20:21
Hey Çamlica mehtâbi ne olmus sana öyle?..
Küskün duruyorsun.
Bir sey kuruyorsun.
Seyrinle iyan et bana, ilhâm ile söyle:
Aksetmede âlâm-i vatandan mi bu halet?..
Anlat; bu tahavvül neye etmekte delâlet.
Vaktiyle ederken bu havâliyi zilâlin
Bir sâha-i nilî.
Ey neyyir-i leylî,
Matem döküyor arza bugün bedr ü hilâlin
Bir seb ki, zîrinde küsûfun,
Seyrangehi olmakda tuyûfun.
Mâzîden esip gelmede bir nevha-i vâveyl..
Bir âh-i müebbed.
Hangi günesin mâtemidir zulmetin ey leyl,
Ey si’r-i muakkad
Yildizlar olur bence meâlin gibi nâ-yab
Atîde görünmezse o mâzideki mehtâb
Olmazdi sabahin da yarin gülmeye meyli
Pîsinde bu dîdar-i mahûfun.
Kartallara baktim düsüyorlar yere bi-ta’b;
Oldum saniyordum Melekü’l Mevt ile hem-hâb.
krokodil
11-06-2005, 20:21
Eyvah ne yer ne yarkaldi
Gönlüm dolu ah u zar kaldi
Simdi buradaydi gitti elden
Gitti ebede gelip ezelden
Ben gittim o haksar kaldi
Bir kösede tarumar kaldi
Baki o enisi dilden eyvah
Beyrutta bir mezar kaldi
Bildir bana nerde nerde YARAB
Kim atti beni bu derde YARAB
Nerde arayayim o dil rübayi
Kimden sorayim bi-nevayi
Derlerki unut o asnayi
Gitti tutarak reh-i bekayi
Sigsin mi hayale bu hakikat
Görsün mü gözüm bu macerayi?
Sür'atle nasilda degisti halim
Almaz bunu havsalam hayalim.
Çik Fatima! lahteden kiyam et
Yanimdaki haline devam et
Ketn etme bu razi aöyle bir söz
Ben isterim ah öyle birsöz
Güller gibi meyl-i ibtisam et
Dagi dile çare bul meram et
Bir tatli bakisla bir gülüsle
Eyyami hayatimi temam et
Makber mi nedir su gördügüm yer
Ya böyle reva mi ey cay-idilber
krokodil
11-06-2005, 20:22
Bir gamlı hazânın seherinde,
Isrâra ne hâcet yine bülbül?
Bil, kalbimizin bahçelerinde,
Cân verdi senin söylediğin gül.
Savrulmada gül şimdi havada,
Gün doğmada bir başka ziyâda.
krokodil
11-06-2005, 20:25
Âtiyi karanlık görerek azmi bırakmak...
Alçak bir ölüm varsa, emînim, budur ancak.
Dünyâda inanmam, hani görsem de gözümle.
İmânı olan kimse gebermez bu ölümle:
Ey dipdiri meyyit, "İki el bir baş içindir."
Davransana... Eller de senin, baş da senindir!
His yok, hareket yok, acı yok... Leş mi kesildin?
Hayret veriyorsun bana... Sen böyle değildin.
Kurtulmaya azmin neye bilmem ki süreksiz?
Kendin mi senin, yoksa ümîdin mi yüreksiz?
Âtiyi karanlık görüvermekle apıştın?
Esbâbı elinden atarak ye'se yapıştın!
Karşında ziyâ yoksa, sağından, ya solundan
Tek bir ışık olsun buluver... Kalma yolundan.
Âlemde ziyâ kalmasa, halk etmelisin, halk!
Ey elleri böğründe yatan, şaşkın adam, kalk!
Herkes gibi dünyâda henüz hakk-i hayâtın
Varken, hani herkes gibi azminde sebâtın?
Ye's öyle bataktır ki; düşersen boğulursun.
Ümîde sarıl sımsıkı, seyret ne olursun!
Azmiyle, ümidiyle yaşar hep yaşayanlar;
Me'yûs olanın rûhunu, vicdânını bağlar
Lânetleme bir ukde-i hâtır ki: çözülmez...
En korkulu câni gibi ye'sin yüzü gülmez!
Mâdâm ki alçaklığı bir, ye's ile sirkin;
Mâdâm ki ondan daha mel'un daha çirkin
Bir seyyie yoktur sana; ey unsur- îman,
Nevmid olarak rahmet-i mev'ûd-u Hudâ'dan,
Hüsrâna rıza verme... Çalış... Azmi bırakma;
Kendin yanacaksan bile, evlâdını yakma!
Evler tünek olmuş, ötüyor bir sürü baykuş...
Sesler de: "Vatan tehlikedeymiş... Batıyormuş!"
Lâkin, hani, milyonları örten şu yığından,
Tek kol da demiyor bir tarafından!
Sâhipsiz olan memleketin batması haktır;
Sen sâhip olursan bu vatan batmayacaktır.
Feryâdı bırak, kendine gel, çünkü zaman dar...
Uğraş ki: telâfi edecek bunca zarar var.
Feryâd ile kurtulması me'mûl ise haykır!
Yok, yok! Hele azmindeki zincirleri bir kır!
'İş bitti... Sebâtın sonu yoktur!' deme, yılma.
Ey millet-i merhûme, sakın ye'se kapılma.
krokodil
11-06-2005, 20:26
Birinci zümreyi teşkil eden zavallı avam,
Bıraksalar devam edecek tatlı uykusuna devam.
Bugün nasibini yerleştirince kursağına;
'Yarın' nedir? Onu bilmez, yatar dönüp sağına.
Yıkılsa arş-ı hükümet, tıkılsa kabre vatan,
Vazifesi değil; çünkü 'hepsi Allah'tan!'
Ne hükmü var ki, esasen yalancı dünyanın?
Ölürse, yan gelip yatacak cennetinde Mevla'nın.
Fena kuruntu değil! Ben derim, sorulsa bana:
'Kabul ederse cehennem ne mutlu, amca, sana!'
İkinci zümreyi teşkil eden cemaat ise,
Hayata küskün olandır ki: saplanıp ye'se,
'Selametin yolu yoktur... Ne yapsalar boşuna!'
Demiş de hırkayı çekmiş bütün bütün başına.
Bu türlü bir hareket mahz-i küfr olur, zira:
Talepte amir olurken bir ayetinde Huda;
Buyurdu: 'Kesmeyiniz ruh-u rahmetimden ümid;
Ki müşrikin olur ancak o nefhadan nevmid.'
Bu bir; ikincisi: ye'sin ne olsa esbabı,
Onun atalet-i külliyedir ki icabı,
Teressübâtını etmiştik önceden tahlil.
Üçüncü zümreyi kimlerdir eyleyen teşkil?
Evet, şebâb-I münevver denen şu nesl-i sefih.
- Fakat nezihini borcumdur eylemek tenzih-
Bu züppeler acaba hangi cinsin efradı?
Kadın desen, geliyor arkasından erkek adı;
Hayır, kadın değil; erkek desen, nedir o kılık?
Demet demetken o saçlar ne muhtasar o bıyık?
Sadası baykuşa benzer, hiramı saksağana;
Hülasa, züppe demiştim ya, artık anlasana!...
Fakat bu kukla herif bir büyük seciyye taşır,
Ki, haddim olmıyarak, 'Aferin!' desem yaraşır.
Nedir mi? Anlatayım: öyle bir metaneti var,
Ki en savılmıyacak ye'si tek birayla savar.
Sinirlerinde teessür denen fenalık yok,
Tabiatında utanmakla aşinalık yok.
Bilirsiniz, hani, insanda bir damar varmış,
Ki yüzsüz olmak için mutlaka o çatlarmış,
Nasılsa 'Rabbim utandırmasın!' duası alan,
Bu arsızın o damar zaten eksik alnından!
Cebinde gördü mü üç tane çil kuruş nazlım,
Tokatlıyan'da satar mutlaka, gider de çalım.
Eğer dolandırabilmişse istenen parayı;
Görür mahalleli ta karnavaldan maskarayı!
Beyoğlu'nun o mülevves muhit-i fahişine
Dalar gider, takılıp bir sefilin peşine.
'Haya, edeb gibi sözler rüsum-u fasidedir;
Vatanla aile, hatta, kuyud-u zaidedir.'
Diyor da hepsine birden kuduzca saldırıyor...
'Ayıp değil mi?' demişsin... Acep kim aldırıyor!
Namaz, oruç gibi şeylerle yok alış verişi;
Mukaddesat ile eğlenmek en birinci işi.
Duyarsanız 'kara kuvvet' bilin ki: imandır.
'Kitab-ı köhne' de -haşa- Kitab'ı Yezdan'dır.
Üşenmeden ona Kur'anı anlatırsan eğer,
Şu ezberindeki esmayı muttasıl geveler:
'Kurun-u maziyeden kalma cansız evradı
Çekerse, doğru mu yirminci asrın evladı?'
Nedir alakası yirminci asr-ı irfanla
Bu şaklaban herifin? Anlamam ayıp değil a!
Meta'-i fazli mi varmış elinde gösterecek?
Nedir meziyeti, görsek de bari öğrensek.
Hayır! Mehasin-i Garb'ın birinde yok hevesi;
Rezail, oldu mu lakin, şiarıdır hepsi!
Bütün kebaire tiryaki bir kopuk tanırım.
-Ne oldu bilmiyorum şimdi, sağ değil sanırım-
Kumar, senaatin akşamı, irtikap, içki...
Hulasa defter-i a'mali öyle kapkara ki:
Yanında leyl-i cehennem, sabah-ı cennettir!
'Utanmıyor musun. Ettiklerin rezalettir!'
Denirse kendine, milletlerin ekabirini
Sayardı göstererek hepsinin kebairini:
'Filan içerdi... Filan fuhşa münhemikti...' diye
Mülevvesatını bir bir rical-i maziye
İzafe etmeye başlardı paye vermek için.
'Peki! Fezaili yok muydu söylediklerinin?'
Diyen çıkarsa 'müverrihlik etmedim!' derdi.
Şu züppeler de, bugün aynı ruhu gösterdi.
Fransız'ın nesi var? Fuhşu, bir de ilhadı;
Kapıştı bunları 'yirminci asrın evladı!'
Ya Alman'ın nesi var zevki okşayan? Birası;
Unuttu ayranı, ma'tuda döndü kahrolası!
Heriflerin, hani dünya kadar bedayii var:
Ulumu var, edebiyyatı var, sanayii var.
Giden birer avuç olsun getirse memlekete;
Döner muhitimiz elbet muhit-i ma'rifete.
Kucak kucak taşıyor olmadık mesaviyi;
Beğenmesek 'medeniyyet!' diyor; inandık iyi!
'Ne var, biraz da maarif getirmiş olsa...' desek
Emin olun size 'hammallık etmedim?' diyecek.
krokodil
11-06-2005, 20:27
Gülü vurmuşlar Gül Sokağı’nda,
Uzanmış üç adım yatıyordu gül...
Bir adam usulca bir uçuruma,
"Sevi için" deyip atıyordu gül...
Ve bir kız kanatıp hüznü boyuna,
Hepten sevgisizlere satıyordu gül...
Gülü vurmuşlar Gül Sokağı’nda,
Uzanmış üç adım yatıyordu gül...
krokodil
11-06-2005, 20:28
Ne içindeyim zamanın,
Ne de büsbütün dışında;
Yekpare, geniş bir anın
Parçalanmaz akışında.
Bir garip rüya rengiyle
Uyuşmuş gibi her şekil,
Rüzgarda uçan tüy bile
Benim kadar hafif değil.
Başım sükutu öğüten
Uçsuz bucaksız değirmen;
İçim muradına ermiş
Abasız, postsuz bir derviş.
Kökü bende bir sarmaşık
Olmuş dünya sezmekteyim,
Mavi, masmavi bir ışık
Ortasında yüzmekteyim.
krokodil
11-06-2005, 20:29
aklıma her gelişinde
gözlerim dalar gider
hiç bilmediğim yerlere
tarif edilmez bir duygu
sarar bedenimi birden
benim için yalnızca
Sen Varsın Sen....
müziğin gizemine kapılıp
hayallere dalarım
her hüzünlü şarkıda
için ,için ağlarım
yüreğime akan
herdamla yaşta
yalnızca
Sen Varsın Sen...
mehtaplı her gecede
yıldızları izlerken
gözlerim nemlenir
derinlere dalar
o zaman
bir yıldız kayar yüreğimden
tuttuğum dileğimde
Sen Varsın Sen...
uyku nedir unuttum
geceleri yalnız seni düşünüp
hayaller kuruyorum
kirpiklerimden süzülen
yaşlara aldırmadan
bak
gecenin rengi değişiyor yeniden
hala hayallerimde
SeN VaRSıN SeN.....
krokodil
11-06-2005, 20:29
Kime dokunsam sensin
Kimi çağırsa dudaklarım...
Başımın tacı, canım efendim.
Görünmez çığlıklarımı gören
Eğilmez başımı öpensin.
Sen bir deniz derinliğisin
Uslanmak bilmez kederler ülkesi..
Coşup yağan fırtına sessizliğim
Kül kedisi yorgunluğunda kalbim
Masalcı ninesini arıyor
krokodil
11-06-2005, 20:30
Aşk insana kanatlar verir
Yürek gideceği yeri bilir
Mutluluk keşfedilmeyi bekleyen bir ülkedir
Umutsuzluk o ülkede yitik bir şehir
Aşk insana kanatlar verir
Güçlü, dingin, coşkun kanatlar
Ölümsüzlük şehrinden hayat seslenir:
Ölüm geçilirse bir aşkla geçilir.
krokodil
11-06-2005, 20:31
Öyle bir ilişkiye tutulursunuz ki ne sevebilir ne terk edebilirsiniz.
Kör kütük bağlanmışınızdır aslında.
En güzel yıllarınızın, acı tatlı hatıralarınızın ortağıdır.
İç çekişmelerinizin nedeni, yazılarınızın ilhamı, sohbetlerinizin konusudur.
Göz yaşlarınız da, bilinçaltınızda, kahkahanızdadır.
Korkunca saklandığınız bir sığınak, coşunca öptüğünüz bir bayrak...
Sevdanız riyasız, çıkarsız, karşılıksızdır.
Sınırsız ve nihayetsizdir.
Ölmek var dönmek yoktur.
Gün gelir anlarsınız, içten içe bir şeylerin kanadığını.
Tutkulu sevdaların gizli hançeri başlar parıldamaya...
Orasından burasından eleştirmeye koyulursunuz,
Şöyle görünse, öyle demese, değişse biraz ya da eskisi gibi olsa...
Başkalarını örnek göstermeye, "bak onlar nasıl yaşıyor" demeye başlarsınız.
Hem birlikte yaşayıp, hem özgür olmanın yollarını ararsınız.
Aşkınızın gözü kör değildir artık.
Yanlışını görür düzeltmek istersiniz.
"Eskiden böyle miydi ya...."diye başlayan sohbetlerde açılır eleştirinin kapısı.
Açıldıkça bastırılmış itirazlar yükselir bilinçaltınızdan.
Böyle sürmeyeceğini bilirsiniz, değişsin istersiniz.
O, sevgisizliğe yorar bunu... ihanete sayar...
Tutkulu ilişkilerde ihanetin bedeli ölümdür.
"Ya sev böyle ya da terk et" diye gürler.
Bir zamanlar bir gülücüğüyle, alacakaranlığı ısıtan o rüya,
Bir kabusa dönüşür birden...
Kapatır gönlünün kapılarını, yasaklar kendini size...
Hoyrattır bakmaz yüzünüze, zehir akar dilinden, konuşturmaz.
Suçlar, yargılar, mahkum eder. mühürler dudaklarınızı. siler sizi defterden...
"iyiliğin içindi hepsi, seni sevdiğim için..." dersiniz dinletemezsiniz.
Ayrılırsanız yaşayamayacağınızı bilirsiniz ama böyle de sevemezsiniz.
İhanetten kırılmıştır kaleminiz, severek terk edersiniz....
"Madem öyle"nin çağı başlar ondan sonra.
Madem ki siz böylesine tutkun iken O hep başkalarını seçmiştir,
Madem ki kıymetinizi bilmemiştir, o halde günah sizden gitmiştir.
Lanet ederek bu karşılıksız aşka, çekip gitmeleri denersiniz.
Aşkın göçmenlik çağı başlar böylece....
Daha özgür olacağınız limanlara demirlersiniz bir süre.
Ne var ki unutamaz, uzaktan uzağa izlersiniz olup biteni...
Etrafı bir sürü uğursuzla dolmuş, kurda kuşa yem olmuştur.
Delikanlılar, eli kanlılar, uğruna ölenler,sırtına binenler sarmıştır çevresini.
Gurur duyar onlarla, koynunda besler, gözünü oysunlar diye.
Uğruna kan dökenleri sever, yoluna gül dökenlerden fazla...
"bana ne... kendi seçimi" diye omuz silkmeye çabalarsınız bir süre.
Ama sonra...
Ansızın kulağınıza çalınan bir şarkı ya da kapı aralığından,
Süzülüp gelen bir korku hatırlatır onu yeniden.
Yaban ellerde, başka kollarda ondan bahseder, ağlarsınız.
Kokusunu özlersiniz, türküsünü söylemeyi, şarkısını dinlemeyi,
Yemeğini yemeyi, elinden bir kadeh şarap içmeyi...
Karşı nehrin kenarından hasret şiirleri haykırırsınız...
Sular kulağına fısıldasın diye..
Dönüp, "seni hala seviyorum" diye bağırmak gelir içinizden....
Dönemezsiniz.
Görmedikçe bağlanır, uzaklaştıkça yakınlaşırsınız.
Anlarsınız ki bir çaresiz aşktır bu.
Ne onunla olur, ne onsuz...
Hem kollarında ölmek, kucağına gömülmek arzusu,
Hem "ne olacak sonunda" kuşkusu.
Böyle sevemezsiniz,
Terk de edemezsiniz.
Sürünür gidersiniz!...
krokodil
11-06-2005, 20:32
Geceleyin bir ses böler uykumu,
İçim ürpermeyle dolar: - Nerdesin?
Arıyorum yıllar var ki ben onu,
Aşıkıyım beni çağıran bu sesin.
Gün olur sürüyüp beni derbeder,
Bu ses rüzgarlara karışıp gider.
Gün olur peşimden yürür beraber,
Ansızın haykırır bana: -Nerdesin?
Bütün sevgileri atıp içimden,
Varlığımı yalnız ona verdim ben.
Elverir ki bir gün bana derinden,
Ta derinden bir gün bana: -Gel desin.
.
krokodil
11-06-2005, 20:32
seni seviyorum demek isterdim
ölesiye bir duyguyla,
taparcasına dil dökmek
ve saçlarım ağarmadan söylemek isterdim
seni sarmak isterdim sonsuzlukla
delicesine sevmek
bir sarhoş gibi adını sayıklamak
ve bağırarak kollarında ölmek isterdim
gülüm ...
krokodil
11-06-2005, 20:33
Sönmüş saçlarında son damla ışık,
Bir düş'ün içinde gibi her akşam
-Ve yüzleri duman kadar dağınık-
Geçer bu sokaktan binlerce adam.
Umut gözlerinde ölü bir bakış,
Çığlık bir bükülüş dudaklarında;
Bulamadıkları nedir ki, yaz kış
Dolaşırlar şehrin sokaklarında?
Sanki yalvaran bir duadır onlar,
Belki tanrılara açık vesvese,
Bir nehir. Bu nehir her akşam akar
Derinden ruhları çağıran sese.
krokodil
11-06-2005, 20:35
Kirilir Da BİrgÜn BÜtÜn DİŞlİler
DÖner Şanli Şanli Çarkimiz Bİzİm
GÖkten Bİr El YaŞli GÖzlerİ Sİler
Şenlenİr Evİmİz Barkimiz Bİzİm
YokuŞlar Kaybolur Çikariz DÜze
KavuŞuruz Sonu Gelmez GÜndÜze
Sapan TaŞlarinin Yaninda FÜze
BaŞka Alemlerle Farkimiz Bİzİm
Kurtulur Dİl Tarİh Ahlak Ve İman
GÖrÜrler NasilmiŞ NeymİŞ Kahraman
Yer Ve GÖk Su Vermem DedİĞİ Zaman
Sular Her Tarlayi Arkimiz Bİzİm
Gİderİz,nur Yolu İzde Gİderİz
TaŞ BaĞirda Sular Dİzde Gİderİz
BİrgÜn AkŞam Olur Bİz De Gİderİz
Kalir Dudaklarda Şarkimiz Bİzİm
baytar657
12-06-2005, 12:52
YİĞİT BEBEK DUASI
Bebek, seni ay korusun
Yeni doğmuş tay korusun
Rüzgâr olsun sana serçelerin sürüsü
Yüreğine sokulmasın acıların birisi
Sevdaların kuyusunda ışıklanıp uyusun
Uyusun da yalım yalım öpüşlenip büyüsün
Büyüsün de sırım sırım yiğitlenip yürüsün.
Bebek seni kelebek,
Seni sevinçlerin irisi
Seni merak hareket
Gonca veren bereket
Umutların büyüsü
Muştuların sayısı
Seni azıdişleri
Kuzuların düşleri
Seni kırlar
Seni nar,
Ceren, ceylan şarkılar
Seni özlemlerin iyisi
Çiçek çiçek kaysılar
Filiz filiz uyutsun
Çağıl çağıl büyütsün.
Sana ırmakların köpüğü
Sana kucak kucak yeşillik
Asmaların sürgünü
Yuvadaki üveyik
Işık olsun yetişsin
Yetişsin de
Şu dünyanın karaları
Yaşamanın yaraları
Yangınların çıraları
Köşe bucak kaçışsın.
Bebek, sana nişan olsun coşkuların gelini
Koklayasın dileğince yıldızların gülünü
Dar gününde, dağlar senin sıkı tutsun elini
Bebek,
Seni hayat
Seni hayat korusun...
Nihat BEHRAM
baytar657
12-06-2005, 12:54
OĞLUMA ÖZLEM
Yeni bir güne uyanıyorsun yine oğlum
Yine senden uzakta,
Yine hasretine vurgun bakıyorum doğan güne
Bir oyuncak gönderdim sana oğlum
İçinde beni,
Sevgimi,
Hasretimi bul diye.
Büyüyorsun her geçen gün oğlum,
Sevgiyi öğreniyorsun,
Babana sarılıp, onu sevemeden
Küçücük yüreğin hasreti öğrendi,
Özlemeyi öğrendi henüz sevgiyi tanımadan.
Bağışla beni oğlum
Bagışla sana olan uzaklığımı
Yaşam zor oğlum
Yetmiyor bazen istemeler
Yetmiyor bazen "gel babacığım bana" demeler.
Sesin kulaklarımda...
Titrek, özlem kokan sesin yüreğimde
Hayalin gözlerimde.
Severim seni hayalinle,
Severim seni yüreğime vuran sesinle.
Duyarım "babam beni çok sever" demelerini,
İşitirim "babam ne istersem alır bana" demelerini,
Hissederim özlemini, hasretini
Bilirim, "baba" diyen,
Babasına sarılan çocuklara olan kırık bakışını.
Gönderdiğim oyuncağa sarılıp,
Okşarmışsın beni sever,
Bana sarılır gibi…
Babam gönderdi diye
Gösterirmişsin herkese gururla.
Severim ben seni oğlum...
O seven yüreğin, en büyük hazinesidir babacığının.
Özlerim seni oğlum,
Özlemini haykırdığın sesin,
En güzel melodidir babacığının dinlediği.
Hasretim sana oğlum.
Ayrılığın kor bir ateş yüreğimde.
Yaşarım ben yinede; seni ve sevgini,
Severim ben seni; elma yanaklı, güzel oğlum.
Benzemez hiç bir şeye bu sevgi
Ne şiir yeter anlatmaya,
Ne yürek yeter bunu sığdırmaya.
Aydınlatır, babacığının yüreğini
Yaşam bağışlar,
Umut verir babacığına oğlum senin sevgin.
Yüreğimde taşırım ben seni oğlum,
Varlığın, yaşamın bana en büyük hediyesidir oğlum.
Sevginle yaşarım ben oğlum.
Geliyorum oğlum,
Geliyorum sana.
Geliyorum bütün sevgimi akıtmaya
O, küçücük yürekciğine…
Gassan Satar
baytar657
12-06-2005, 12:55
BABAMA MEKTUP
Ne özledim seni bir bilsen
Nasıl tütüyorsun burnumda,
Yutkunamıyorum seni andıkça,
Hatta nefes alamıyorum
Cüzdanımdaki resmine baktıkça
Issız gecelerimde
Hayaline kapılıyorum sessizce
Şimdi olsaydı diyorum,
Okşasaydı saçlarımı,
Islak gözlerimi silebilseydi,
Bu kadar erken gitmeseydi de
Telimi duvağımı görebilseydi.
Yaşasaydı da dağ dağ gerilerde olsaydı.
Telefonda duyabilseydim sesini,
Rüzgârlar getirseydi kokusunu,
Bir mektubu bir selamı gelseydi
Yılda bir, hatta on yılda bir görseydim,
O benim buğulu gözlerimden
Ben onun mis kokulu ellerinden öpseydim.
Koklasaydı bağrına basa basa
Saçının her teline
Bin buse kondursaydım.
Göğsünde uyusaydım
Bastığı yerlere sürseydim yüzümü
Ama hasret koymasaydı gözümü
Babam deseydim doya doya
Beraber yudumlasaydık çaylarımızı
Beraber yaşasaydık yaşayamadıklarımızı
Sadece rüyamda değil,
Yanımda görebilseydim.
Babacığım keşke seninle aynı gün ölebilseydim.
Ardında aslında mutsuz bir nefes bıraktın,
Kulağımda çınlayan bir hoş ses bıraktın.
Hakkın yoktu, inan hiç hakkın yoktu
Beni çok erken yetim bıraktın.
Ah! Bir bilsen seni ne çok özledim.
İnan o çocuk ruhumla
Gelirsin diye yıllarca bekledim.
Hiç inanmadım öldüğüne,
O çizgili pijamalarınla
Pencerenin önünde buluvereceğim sandım hep,
Uzansam tutacağım sandım
Günde bin kez uzandım,
Bir kez bile tutamadım.
Gördüğüm her ak saçlı adamı
Sensin sandım zaman zaman
Karşımdasın gibi gördüm kimi an
Ama kayboldun duman duman.
Ah bir bilsen babacığım,
Bu yetimlik ne yaman.
Sen gittin gideli sevmiyorum bayramları,
Yalan değil kıskanıyorum
Babalı olanları...
Hele o babalar günü var ya babacığım;
O gün kahroluyorum.
Sanki, derin
Sanki, dipsiz kuyularda boğuluyorum.
Neşe YILMAZ
BAŞKALAŞAN AŞK
Adını anmak güzeldi,
dost ağızlarda sana dair cümlelerin
ıslatılması...
Adını anmak...
Yüksek sesle, kimsesiz gecelerin düşsel
avuntularına sırt çevirip senden söz açmak...
Biraz gülünç, biraz sitemkar...
güzeldi...
Adının Türkçedeki yankısı özeldi...
Seninle yoğurt yemek, kendi Kanlıcanlı,
Sülalesi Kandilli yoğurtçunun mekanında...
Denize amors durup, yüzüne
cepheden bakmak güneşli bir mavilikte....
güzeldi..
İpe sapa konuşlanmaz bahanelerle elini tutmak,
yüzünde
Yüzyıllık bir hasreti gidermek güzeldi...
Güzeldi li geçmiş zamanları düşünüyorum
şimdi...
Cümlelerimiz öznesiz...Umursayan yok,
Kanlıca daki yoğurdu...
ve eşikteki öpücük, tarih bilinci olmayan bir
aşkın mührüdür artık...
YILMAZ ERDOĞAN
Can Yücel den...
Bilmelisin ki...
Duvarda asılı diplomalar insani insan yapmaya yetmez.
Bilmelisin ki...
Aşk kelimesi ne kadar çok kullanılırsa, anlam yükü o kadar azalır.
Bilmelisin ki...
Karşındakini kırmamak ve inançlarını savunmak arasında çizginin nereden geçtiğini bulmak zor.
Bilmelisin ki...
Gerçek arkadaşlar arasına mesafe girmez. Gerçek aşkların da!
Bilmelisin ki...
Tecrübenin kaç yaşgünü partisi yaşadığınızla ilgisi yok, ne tür deneyimler yaşadığınızla var.
Bilmelisin ki...
Diyor ki Şehzade Bayazıd:
Ey seraser aleme Sultan Süleymanım baba
Tende canım, canımın içinde cananım baba,
Bayazıdına kıyar mısın benim canım baba
Bigünahım Hak bilir devletli Sultanım baba
Ve işte Kanuni'nin oğluna cevabı:
Ey demadem mazhar-ı tuğyan u isyanım oğul
Takmayan boynuna hergiz tavk-ı fermanım oğul
Ben kıyar mıydım sana ey Bayazıd hanım oğul
Bigünahım dime bari tevbe kıl canım oğul
Şehzade yine ağlar babasına:
Hak Teala kim cihanın şahı etmiştir seni
Öldürüp ben kulunu güldürme Şahım düşmeni
Gözlerim nuru oğullarımdan ayırma beni
Bigünahım Hak bilir devletli Sultanım baba
Kanuni babalık şefkatine devleti karıştırmaz ve der ki:
Tutalım iki elin baştan başa kanda ola
Çünkü istiğfar edersin biz de affetsek n'ola
Bayazıdım suçunu bağışlarım gelsen yola
Bigünahım dime bari tevbe kıl canım oğul...
turkishwarrior
13-06-2005, 22:21
Hüsamettin İncir Ağacımı Getir
bir deli feyz aldı diyordu
bütün diktatörleri yeryüzünün
bir başkası gökten zembille inmişti
ve bir peygamberdi anlaşılmamış
biri durmadan koşuyordu
üstünde bir don bir gömlek
ve bir başkası
ölmek diyordu
kurtuluş ölmek
o genç bir adamdı
sakalları uzamış saçları kirli
gözleri cam gibi parlıyordu
bir noktaya bakıyor
sessizce ağlıyordu
beni görünce
belli belirsiz bir gülümseme geçti yüzünden
dedi ki
sivaslıyım 27 yaşındayım adım bekir
sonra durdu ve bağırdı uzun uzun
hüsamettin incir ağacımı getir
uzunvadeci
14-06-2005, 18:20
SOKAK KÖPEĞİ
Ve ben,bacağı kırık
Bir sokak köpeği kadar
Onurlu ancak
Kırılmış,darmadağın
Derbeder
Ayaklar altına alınmış
Yenilgiye uğramış bir sancak
Son kapı da çarpılmış suratına
Hızır sanan kendini
Zavallı bir dilenci kadar ancak
Gururlu
Ancak onun kadar
Haz alarak yaşamdan
Devam ediyorum yoluma
Taşlanacak
Yeni sokaklar arayarak
turkishwarrior
15-06-2005, 16:44
Sen Üzerinde Nice Şafakların Söktüğü
Sen üzerinde nice şafakların söktüğü
Sevgi denizlerime akan büyük nehir
Sen biraz ışık, biraz tılsım, biraz büyü
Sen yıllardır yazıp bitiremediğim şiir
Durmadan bir gül açar ellerinde pembe
Sen nefes alışı en bakır güzelliğin
Gözlerin midir parıldayan gökyüzünde
Bir güneş doğarcasına geceleyin
Ne zaman seni düşünsem yaşamak güzel
Bir bahar bahçesi olur güz bahçeleri
En karanlıklarda bile uzanır bir el
Kendiliğinden açar sabaha perdeleri
Sen varsan dallarda kuşlar memnun
Tüm çiçeklerin rengi değişik, kokusu başka
Öylesine gerçek ki var olduğun
Çarpar güzelliğin kıyılarıma dalga dalga
Tutsam ellerini içim ürperir hazdan
Başım döner gözlerin gözlerime değse
Kalan tek hatıradır gülüşün bir yazdan
Sen bastığın yerde çiçeklerin büyüdüğü
Her zaman en guzel, her yerde eşsiz
Sen yaprak, sen köpük, sen kuştüyü
Sen sevgi nehirlerimin aktığı büyük deniz
turkishwarrior
15-06-2005, 21:30
Her Sabah Seninle Başlar
Önce gözlerin girer odamdan içeri
Sonra ellerin, saçların dudakların
Bir bir hatırlarım
Her sabah senin olan ne varsa
Yüzüm aydınlanır
Şarkılar söylemek gelir içimden
Yakında bir kuş öter
Uzaklarda bir tren sesi
Sonra kornalar, çocuk ağlamaları
Vapur düdükleri
Sesler bir uğultu halinde yükselir büyük şehirlerden
Ve alışılmış bir yaşamaktır çöker omuzlarıma
Sarar benliğimi birden
Büyük, devamlı dalgalar halinde duygularım
Her sabah seninle başlar
Ve ben her sabah
Ta içimde bir ağrı gibi yokluğunu duyarım
Her sabah
Rezil insanlar bekler her köşebaşında beni
Yüzleri, yürekleri kadar kirlidir
Biri gider, biri gelir
Biri gider, biri gelir
Yakamda duygusuz iğrenç elleri
Ve soğuk gözbebekleri gözlerimde
O alışılmış yaşamak ki her sabah
İğreti bir elbise gibi durur üzerimde
Bir isyandır sarar içimi
Her şeyi üzerimden çıkarıp atasım gelir
Fakat insanlar, insanlar bırakmaz beni
Biri gider, biri gelir
Hep aynı ses, aynı şarkı
Aynı sağır gökyüzü
Dilsiz bir deniz
Kör bir düzen
Hep aynı kör döğüşü
Yalancı yüzler, aptalca bakışlar
O iki yüzlü selamlar
Hep aynı tempoda geçen manasız bir gün
Hep o değişmeyen puslu ikindi üstleri
Ve hep aynı yorgun, zoraki akşamlar
Ya o geceler satılmış, utanç dolu
Büyük avizelerin aydınlattığı sefil yüzlerimiz
Renkli kumaşlar, altın kol düğmeleri
Kristal kadehlerde kral içkiler
O hesaplı dostluklar
Satın alınmış sevgiler
Ben alışılmış şeyleri sevmem, bilirsin
Yaşamaksa dilediğim gibi yaşamalıyım
Sevmekse gönlümce sevmeliyim
Kendi ellerimle yazmalıyım alın yazımı
Ölmekse istediğim anda ölmeliyim
ve yaşıyorsam
Her şey bambaşka olmalı seninle
Alışılmış şeylerden öte
Yalanlardan, düzenlerden uzak
Yeter, yeter artık
Dönmesin o eski plak
Her şey gölümüzce olsun
Bulsun
Dilediği zaman ellerim ellerini
Paylaşalım seninle bütün geceleri
Sabahları, akşam üzerlerini
Görülmemişi görelim, tadılmamışı tadalım
Şarkılar söyleyelim kimsenin bilmediği
Yüzüm her zaman aydınlık olsun aydınlığında
Her zaman sevgiyle gülsün gözlerimin içi
Yeter artık, yeter
Kırılsın o çemberler
Sarsın her yanımızı bir yaşama sevinci
Ayrılıklar, kederler, gözyaşları bitsin
Bütün bir ömür boyunca
Seninle başlayan sabahlarım
Seninle sürüp gitsin.
Gelin savaşın efendileri;
Siz silahı icat edenler,
Siz savaş uçaklarını üretenler,
Siz büyük bombaları icat edenler,
Siz duvarların arkasına saklananlar,
Siz masaların altına yatanlar,
bilmenizi istiyorum ki, maskelerinizin ötesini görebiliyorum
yaşlı yehuda gibi yalan söylüyor ve aldatıyorsunuz
Bir dünya savaşının kazanılabileceğine inanmamı istiyorsunuz...
ama ben gözlerinizin ve beyninizin ötesini görebiliyorum,
tıpkı lağımdan akan pis suyu görebildiğim gibi...
Tetikleri bağlıyorsunuz, diğerleri ateşlesin diye
sonra arkanıza yaslanıp, ölü sayısının artmasını seyrediyorsunuz..
Genç insanların kanları, vücutlarından akıp, çamura karıştıkça konaklarınıza saklanıyorsunuz...
Telafisi olmayan en büyük korkuları saldınız, doğmamış ve isimsiz çocukların ruhlarına
Damarlarınızda akan kan kadar değeriniz yok bende...
...Size bir sorum var; affedilmenizi satın alacak kadar paranız var mı?
Ama ölüm sıranız gelince ruhunuzu geri almaya yetmeyecek...
Ve ölmenizi isterim, ve umarım yakındır ölümünüz
puslu bir öğleden sonra taşırım tabutunuzu
ve izlerim ölüm yatağınıza konmanızı...
ve beklerim mezarınızın başında
Öldüğünüzden emin oluncaya dek...
BOB DYLAN / 1963
az once borsa nedir topiginde 5 dakikalik bir a$ka geldim.. buraya da geceyim..
kimini rezil kimini vezir edersin
eh be borsa sen nelere kadirsin
kimine dunyayi mezar edersin
eh be borsa sen nelere kadirsin
bir asagi bir yukari hep cikar inersin
yanlis karar verenin tepesine binersin
yataya girdinmiydi pusulara sinersin
eh be borsa sen nelere kadirsin
ne ekersen elbet onu bicersin
yanlis karar ile soguk su icersin
hic acimaz bas kol bacak kesersin
eh be borsa sen nelere kadirsin
kylere kasikla bylere kepceyle verirsin
yapma boyle gozum Allahini seversen
$u $ahmat kuluna sirrini bir diyiversen
eh be borsa sen nelere kadirsin
$ahmat
uzunvadeci
17-06-2005, 23:01
SAÇLARIN
Saçların ışık saçar,inkar eder rengini
Parıldar ki parıldar,çeker pervaneleri
Pervane gözü kara,atılır ölümüne
Ölüm siyah saçında,ham sevdayla birlikte
Sevda saçın içinde,bir gizler ki kendini
Aramadan bulamam,tek tek her bir telini
Kuğu boynu beline kadar uzanan saçın
Çeker beni içine,kokusuyla ham aşkın
Ece’min tacı sanki,topuz olur başında
Zafir,zümrüt ve yakut,toka olmuş sonunda
Zaptedilmez perçemin isyan eder bu taca
Salt sevgi değil ki bu,vurulmuşum Sertac’a
Bazen örgülü saçın hülyaya sarar beni
Çıkmak için kuleye,o ham hayalimdeki
O hayasız şehvet,esaret altındaki
Tutsak eder kendine,mermer merdivenleri
Bazen o uzun saçlar,dalgalanır rüzgarda
Çıvgın’ın kokusu var,akıp giden havada
Sen ki aşk mabudesi,kırbaçla haydi beni
Usturadan da keskin o zalim saçlarınla
Ellerim saçlarında,arzu gök kuşağında
Kurşuni bir gökyüzü,minarenin ucunda
Ulaşılmaz oldun ki,kuşkuyla doldum yine
Örgülü kuyruğunu kılıcımla kesip de
Ak kaftana bürünüp,cenge dalasım gelir
krokodil
18-06-2005, 09:59
BENİ BU HAVALAR MAHVETTİ
Beni bu güzel havalar mahvetti,
Böyle havada istifa ettim
Evkaftaki memuriyetimden.
Tütüne böyle havada alıştım,
Böyle havada aşık oldum;
Eve ekmekle tuz götürmeyi
Böyle havalarda unuttum;
Şiir yazma hastalığım
Hep böyle havalarda nüksetti;
Beni bu güzel havalar mahvetti.
krokodil
18-06-2005, 09:59
BEDAVA
Bedava yaşıyoruz, bedava;
Hava bedava, bulut bedava;
Dere tepe bedava;
Yağmur çamur bedava;
Otomobillerin dışı,
Sinemaların kapısı,
Camekanlar bedava;
Peynir ekmek değil ama
Acı su bedava;
Kelle fiyatına hürriyet,
Esirlik bedava;
Bedava yaşıyoruz, bedava
krokodil
18-06-2005, 10:00
ÇOK ŞÜKÜR
Bir insan daha var, çok şükür, evde;
Nefes var,
Ayak sesi var;
Çok şükür, çok şükür.
krokodil
18-06-2005, 10:01
DENİZİ ÖZLEYENLER İÇİN
Gemiler geçer rüyalarımda,
Allı pullu gemiler, damların üzerinden;
Ben zavallı,
Ben yıllardır denize hasret,
Bakar ağlarım.
Hatırlarım ilk görüşümü dünyayı,
Bir midye kabuğunun aralığından:
Suların yeşili, göklerin mavisi,
Lapinaların en harelisi...
Hala tuzlu akar kanım
İstiridyenin kestiği yerden.
Neydi o deli gibi gidişimiz,
Bembeyaz köpüklerle, açıklara!
Köpükler ki fena kalpli değil,
Köpükler ki dudaklara benzer;
Köpükler ki insanlarla
Zinaları ayıp değil.
Gemiler geçer rüyalarımda,
Allı pullu gemiler, damların üzerinden;
Ben zavallı,
Ben yıllardır denize hasret.
krokodil
18-06-2005, 10:01
KİTABE-İ SENG-İ MEZAR
I
Hiçbir şeyden çekmedi dünyada
Nasırdan çektiği kadar
Hatta çirkin yaratıldığından bile
O kadar müteessir değildi;
Kundurası vurmadığı zamanlarda
Anmazdı ama Allah'ın adını,
Günahkar da sayılmazdı.
Yazık oldu Süleyman Efendiye
II
Mesele falan değildi öyle,
To be or not to be kendisi için;
Bir akşam uyudu;
Uyanmayıverdi.
Aldılar, götürdüler.
Yıkandı, namazı kılındı, gömüldü.
Duyarlarsa olduğunu alacaklılar
Haklarını helal ederler elbet.
Alacağına gelince...
Alacağı yoktu zaten rahmetlinin.
III
Tüfeğini depoya koydular,
Esvabını başkasına verdiler.
Artık ne torbasında ekmek kırıntısı,
Ne matarasında dudaklarının izi;
Öyle bir rüzgar ki,
Kendi gitti,
İsmi bile kalmadı yadigar.
Yalnız şu beyit kaldı,
Kahve ocağında, el yaz işiyle:
'Ölüm Allah'ın emri,
'Ayrılık olmasaydı.'
baytar657
19-06-2005, 19:23
GÜN OLUR Kİ
Gün olur ki ne gökyüzü para eder,
Ne deniz kenarı, ne bağlar bahçeler.
Gün olur ki ne kız, ne rakı, ne şiir,
Hiçbir şey insanı sarmaz, kandıramaz;
Her çeşmeden boş döner, elindeki tas.
Gün olur ki çıldırmak işten değildir.
CAHİT SITKI TARANCI
baytar657
19-06-2005, 19:31
BEN AĞLARSAM
Hani bahar aşk doğurur du?
Benim bütün baharlarım kısır çıktı,
Hiçbir baharda ben aşık olmadım,
Hep sevdalarım güz mevsimine denk geldi,
Ve ayrılıklarım baharlara,
Bazen kırılgan bir grilik avuçladım,
Siyahla beyazın ortası diye,
Kül rengi olduğunu unutup,
Ellerim ise bulandı,
En zifirlisinden.
Rakı kokusu hoşuma giderdi benim,
Oysa ben hiç rakı içmedim,
Belki,
Anason beyni uyuşturduğu içindir,
Ve ben baharlarda hep,
Anason kokularını teneffüs ederim,
Kısırlığını unutmak için baharın.
Beyaz bir kağıt olmak isterdim daima,
Şiirler yazılsın isterdim üzerime,
Şarkılar,
Notalar,
Oysa karalanacağımı hiç düşünmedim,
Yırtıldım,
Parçalandım hoyrat ellerde.
Yeşil çimen olmak isterdim,
Üzerine Basmayın yazılan bir koruma alanında,
Oysa inadıma üzerime bastılar,
Her baharda,
Ezildim,
Kurudum.
Bu baharda tohumsuz geçti,
Gönlüm ekilmeden,
Ve sevda fidanı dikilmeden.
Artık ağlamak istemiyorum,
Göz yaşlarım bana kalsın,
Benim yerime gökler ağlasın.
Dilimde bir şarkı nakaratı şimdi,
Bizi unutan bahar ertesi.
' Ben ağlarsam, gökler incinir,
Ben ağlarsam, yerler incinir,
Göz yaşımın öyle bir gücü var,
Ben ağlarsam, kıyamet kopar.'
Galip SİNECİKLİ
varyemez
20-06-2005, 20:37
BEDAVA
Bedava yaşıyoruz, bedava;
Hava bedava, bulut bedava;
Dere tepe bedava;
Yağmur çamur bedava;
Otomobillerin dışı,
Sinemaların kapısı,
Camekanlar bedava;
Peynir ekmek değil ama
Acı su bedava;
Kelle fiyatına hürriyet,
Esirlik bedava;
Bedava yaşıyoruz, bedava
benim için yazılmış herhalde.. :)
turkishwarrior
21-06-2005, 19:40
Tatlı!..
Dünyada en tatlı şey
Kadın bir, meyva iki
İkisi birbirine
Öylesine benzer ki. .
Kadın var, can eriği,
Kah tatlı, kah buruk.
Kadın var, üzüm gibi,
Yenir olsa da koruk!
Kadın var, vişne gibi,
Reçel yap tabak tabak.
Kadın var, karpuz gibi,
Yandın çıkarsa kabak
Kadın var, kestanedir,
Kış mevsimine sakla,
Kadın var, kavun gibi,
Aman alırken kokla!
Kadın var, incir gibi,
Kuru yenir, yaş yenir.
Kadın var, muz gibi,
Soya soya yenilir.
Kısaca her kadının
Benzeri bir mevyadır.
Ama nikah masasında
Evet! diyen erkeğin
Yediği hep ayvadır...
uzunvadeci
21-06-2005, 22:55
GÖZLER
Gözler zifir karanlık,pusu kurmuş dibinde
İnanılmaz sır dolu,şeytan gizli içinde
Gözler mihrap altında,sonsuzluğun kapısı
Yaralı bedenimin gök kökenli baksısı
Gözler badem irisi,sadaktan çeker oku
Vuran o vurulan ben,yaramda kan kokusu
Gözler örtüyor beni,üzerimde bir yorgan
Ağır ağır yapışkan,tatlımsı kokuyla kan
Gözler derin mi derin,mağara var ardında
Gizemli hazineler,parlar alev şavkında
Gözler çekilmiş kılıç,vuracak beden arar
Değdiği yeri yakar,bedenim irin tutar
Gözler dipsiz bir kuyu,sisler içinde duyu
Düştüm düşüyorum ben,hüzün içinde ruhu
Gözler hüzünle yüklü,gülerken bile yüzü
Lanetleme ne olur,taşıyamam bu yükü
Gözler sırlarla dolu,gecenin sonsuz ruhu
Labirent var içinde,binbir tuzakla dolu
Gözler girdapla kardeş,içine çektiği leş
Ölüm bunca peşimde,bedenim cesetle eş
Gözler semaya açık,sessizce dua eder
Ben şefaat dilerken,açılan gökten iner
Gözler kalbin aynası,arar iken kendimi
İçinde bin gölge var,bulamadım bir beni
Leyla acep neden ses vermiyor feryadıma,
Kimsesizim bu yerde ben, siz el verin imdadıma
(saadettin kaynak-hicazkar)
MANİ OLUYOR HALİMİ TAKRİRE HİCABIM
ÜZME YETİŞİR ÜZME FIRAKINLA HARABIM
MAHVOLDU SÜKUNUM BENİ TERK EYLEDİ HABIM
ÜZME YETİŞİR ÜZME FİRAKINLA HARABIM
(Leyla SAZ-hicazkar)
uzunvadeci
24-06-2005, 23:51
Şu bir bardak kadeh şarapta,esriklik buldu ruhum
Sen ki ey Terken Hatun,kadim bir Alamut'sun
lancelot
25-06-2005, 11:31
Dostlar durupta şöyle bir düşünebilim nereden geldik nereye gidiyoruz...Oynadığımız bu filmin bimem kacıncı yazında Hem de Haziran ayında bu şiiri yazmazsam olmaz zira Haziran'da Ölmek Zor....
işten çıktım
sokaktayım
elim yüzüm üstümbaşım gazete
sokakta tank paleti
sokakta düdük sesi
sokakta tomson
sokağa çıkmak yasak
sokaktayım
gece leylâk
ve tomurcuk kokuyor
yaralı bir şahin olmuş yüreğim
uy anam anam
haziranda ölmek zor!
havada tüy
havada kuş
havada kuş soluğu kokusu
hava leylâk
ve tomurcuk kokuyor
ne anlar acılardan/güzel haziran
ne anlar güzel bahar!
kopuk bir kol sokakta
çırpınıp durur
çalışmışım onbeş saat
tükenmişim onbeş saat
acıkmışım yorulmuşum uykusamışım
anama sövmüş patron
ter döktüğüm gazetede
sıkmışım dişlerimi
ıslıkla söylemişim umutlarımı
susarak söylemişim
sıcak bir ev özlemişim
sıcak bir yemek
ve sıcacık bir yatakta
unutturan öpücükler
çıkmışım bir kavgadan
vurmuşum sokaklara
sokakta tank paleti
sokakta düdük sesi
sarı sarı yapraklarla birlikte sanki
dallarda insan iskeletleri
asacaklar aydemir'i
asacaklar gürcan'ı
belki başkalarını
pis bir ota değmiş gibi sızlıyor genzim
dökülüyor etlerim
sarı yapraklar gibi
asmak neyi kurtarır
sarı sarı yaprakları kuru dallara?
yolunmuş yaprakları
kırılmış dallarıyla
ne anlatır bir ağaç
hani rüzgâr
hani kuş
hani nerde rüzgârlı kuş sesleri?
asılmak sorun değil
asılmamak da değil
kimin kimi astığı
kimin kimi neden niçin astığı
budur işte asıl sorun!
sevdim gelin morunu
sevdim şiir morunu
moru sevdim tomurcukta
moru sevdim memede
ve öptüğüm dudakta
ama sevmedim, hayır
iğrendim insanoğlunun
yağlı ipte sallanan morluğundan!
neden böyle acılıyım
neden böyle ağrılı
neden niçin bu sokaklar böyle boş
niçin neden bu evler böyle dolu?
sokaklarla solur evler
sokaklarla atar nabzı
kentlerin
sokaksız kent
kentsiz ülke
kahkahanın yanıbaşı gözyaşı
işten çıktım
elim yüzüm üstümbaşım gazete
karanlıkta akan bir su
gibi vurdum kendimi caddelere
hava leylâk
ve tomurcuk kokusu
havada köryoluna
havada suçsuz günahsız
gitme korkusu
ah desem
eriyecek demirleri bu korkuluğun
oh desem
tutuşacak soluğum
asmak neyi kurtarır
öldürmek neyi
yaşatmaktır önemlisi
güzel yaşatmak
abeceden geçirmek kıracın çekirgesini
ekmeksiz yuvasız hekimsiz bırakmamak
ah yavrum
ah güzelim
canım benim / sevdiceğim
bitanem
kısa sürdü bu yolculuk
n'eylersin ki sonu yok!
gece leylâk
ve tomurcuk kokuyor
uy anam anam
haziranda ölmek zor!
nerdeyim ben
nerdeyim ben
nerdeyim?
kimsiniz siz
kimsiniz siz
kimsiniz?
ne söyler bu radyolar
gazeteler ne yazar
kim ölmüş uzaklarda
göçen kim dünyamızdan?
asmak neyi kurtarır
öldürmek neyi?
yolunmuş yaprakları
ve kırılmış dallarıyla bir ağaç
söyler hangi güzelliği?
kökü burda
yüreğimde
yaprakları uzaklarda bir çınar
ıslık çala çala göçtü bir çınar
göçtü memet diye diye
şafak vakti bir çınar
silkeledi kuşlarını
güneşlerini:
«oğlum sana sesleniyorum işitiyor musun, memet,
memet!»
gece leylâk
ve tomurcuk kokuyor
üstümbaşım elim yüzüm gazete
vurmuşum sokaklara
vurmuşum karanlığa
uy anam anam
haziranda ölmek zor!
bu acılar
bu ağrılar
bu yürek
neyi kimden esirgiyor bu buz gibi sokaklar
bu ağaçlar niçin böyle yapraksız
bu geceler niçin böyle insansız
bu insanlar niçin böyle yarınsız
bu niçinler niçin böyle yanıtsız?
kim bu korku
kim bu umut
ne adına
kim için?
«uyarına gelirse
tepemde bir de çınar»
demişti on yıl önce
demek ki on yıl sonra
demek ki sabah sabah
demek ki «manda gönü»
demek ki «şile bezi»
demek ki «yeşil biber»
bir de memet'in yüzü
bir de güzel istanbul
bir de «saman sarısı»
bir de özlem kırmızısı
demek ki göçtü usta
kaldı yürek sızısı
geride kalanlara
nerdeyim ben
nerdeyim?
kimsiniz siz
kimsiniz?
yıllar var ki ter içinde
taşıdım ben bu yükü
bıraktım acının alkışlarına
3 haziran '63'ü
bir kırmızı gül dalı
şimdi uzakta
bir kırmızı gül dalı
iğilmiş üzerine
yatıyor oralarda
bir eski gömütlükte
yatıyor usta
bir kırmızı gül dalı
iğilmiş üzerine
okşar yanan alnını
bir kırmızı gül dalı
nâzım ustanın
gece leylâk
ve tomurcuk kokuyor
bir basın işçisiyim
elim yüzüm üstümbaşım gazete
geçsem de gölgesinden tankların tomsonların
şuramda bir çalıkuşu ötüyor
uy anam anam
haziranda ölmek zor!
SEVMEM...
Kalender meşrebim,mihnetim yoktur,
Yükseklerde uçan meleği sevmem.
İzzeti nefsime hürmetim çoktur,
Öpülmek isteyen eteği sevmem.
Bin derde uğradım ben bile bile,
Neler çektim neler,bu kafa ile.
Eğer seviyorsam babamı bile,
Seni seviyorum demeyi sevmem.
Eskiden mailim mübtedanlığa,
Hürmetim büyüktür kahramanlığa.
Nispetim yoksa da pehlivanlığa,
Kolayca bükülen bileği sevmem.
Zelilin inanma hamakatine,
Kulak verme laf u liyakatine.
Dünya şahit iken sadakatime,
Kurdu severimde köpeği sevmem.
Tokadi Zade Şekip...
KORKUYORUM...
Yağmuru seviyorum diyorsun,
yağmur yağınca şemsiyeni açıyorsun...
Güneşi seviyorum diyorsun,
güneş açınca gölgeye kaçıyorsun...
Rüzgarı seviyorum diyorsun,
rüzgar çıkınca pencereni kapatıyorsun...
İşte,bunun için korkuyorum;
Beni de sevdiğini söylüyorsun...
William Shakespeare...
Ne çıkar ateşböceği sansalar bizi....
Düşünüyorum da,
Sanırım en büyük korkumuz olduğumuz gibi görünmek.
Yumuşacık kalbimizin fark edilmesi,
Naif yönlerimizin keşfedilmesi,
Cesaretsizliğimizin anlaşılması,
Korkularımızın paylaşılması
Sanki zarar göreceğimizin en büyük işareti.
Kabuklarımızın altında kendimizi saklamakta ne kadar da ustayız.
Ve ne kadar güçlü korunuyoruz, kalkanlarımızın ardında.
Hissedilmeden, el değmeden, sevgimizi göstermeden. Deniz minareleri, midyeler.
Kirpiler ve kaplumbağalar gibi.
Sahi koruyor mu bizi çatlamamış sert kabuk?
Kimse incitemiyor mu duygularımızı, inançlarımızı, benliğimizi?
Yoksa zarar mi veriyor bu ürkeklik, bu kabuk bize?
Hissettiklerimizi gölgeliyor, yansıtmıyor mu gerçek kimliğimizi?
Duygularımızı bastırıyor, el ele tutuşmamızı engelliyor mu?
Eğer bir yıldız gibi ışıl ışılsam ve bir yıldız kadar parlak.
Ne çıkar ateşböceği sansalar beni.?
Belki en hoyrat yürek bile ateşböceğinin
O uçucu, masum, sevimli çocuksuluğuna el kaldırmaya kıyamaz?
Güçlü kapıların arkasına kilitlemesem kendimi,
Korkaklığımı, sevgi isteğimi
En insani yönlerimi kayıtsızca sunabilsem
Bu sert kabuğun ağırlığından kurtulup
Bir kuş gibi uçacağım özgürce.
Anlaşılacağım ve bir ayna gibi yansıyacağım
karşımdakine.
O da çözülecek belki.
Samimi ve güvenliksiz, silahız biriyle göz göze gelince.
Oysa bir görebilsek bunu.
Kalmadı böyle insanlar demesek.
Güven duygusuna bu kadar muhtaç olmasak.
Kırılmaktan korkmasak. Yaralansak.
Ne olur bir darbe daha alsak.
Yeniden açsak kendimizi, atabilsek kabuğu.
Denesek.
Risk alsak.
Yanılsak.
Fark etmez.
Tekrar, tekrar bıkmadan denesek.
Ve kucaklaşsak yeniden.
Tıpkı eskisi gibi.
Ne olduğunu anlayamadığımız o 15 yıldan öncesi gibi.
O zaman fark edeceğiz.
Ne kadar özlediğimizi birbirimizi.
Neler biriktirdiğimizi,
kaybolan değerlerimizi ne kadar özlediğimizi.
Beraber geldik beraber gidiyoruz oysa.
Vakit az, paylaşmak, sarılmak için.
Yaşadığımız coğrafya zor, şartları ağır.
Yüreği daha fazla küstürmemek lazım.
Sırtımızda ağır küfeler, her gün katlanan.
Ve koşullar bir türlü düzelmeyen.
Sevgiye çok ihtiyacımız var.
Ufukta kara bir kış görünüyor.
Ancak birbirimize sokularak atlatırız o günleri.
Kırın o sert, o ağır kabuklarınızı.
Kurtulun bu yükten. Korumuyor o kabuklar, aksine zarar veriyor bize.
Yalnızlığa mahkum ediyor bizleri.
Hem hepimiz bir yıldızız.
Ne çıkar ateşböceği sansalar bizi.
baytar657
03-07-2005, 16:09
ALDANMA CAHİLİN KURU LAFINA
Aldanma cahilin kuru lafına
Kültürsüz insanın külü yalandır
Hükmetse dünyanın her tarafına
Arzusu hedefi yolu yalandır
Kar suyundan süzen çeşme göl olmaz
Gül dikende biter diken gül olmaz
Diz diz eden her sineğin bal'olmaz
Peteksiz arının balı yalandır
İnsan bir deryadır ilimle mahir
İlimsiz insanın şöhreti zahir
Cahilden iyilik beklenmez ahir
İşleği ameli hâli yalandır
Cahil okur amma alim olamaz
Kâmillik ilmini herkes bilemez
Veysel bu sözlerin halka yaramaz
Sonra sana derler deli yalandır
Aşık Veysel ŞATIROĞLU
kumralada
06-07-2005, 16:59
YAŞARKEN
Ağaçların daha bu bahçelerde
Bütün yemişleri dalda sarkıyor,
Umutların mola verdiği yerde
Geceler bir nehir gibi akıyor.
Baksan bir uzaklık var hangi yana,
Hangi eşyaya dönsen boş bir ayna;
Varmak istediğim uzak limana
Gemiler beni almadan kalkıyor.
Gelmedi gün daha çalmadı saat,
Daha uçurmuyor beni bu kanat;
Sabırsızlanma, ey kapımdaki at!
Güneş daha gözlerimi yakıyor.
Ahmet Muhip DRANAS
Türküler Yanmaz
Güneşin ak yüzüne bir duman çöktü
Bir türkü çığlıkla ateşe düştü
Kuytu bir köşede bir çiçek küstü
Döktü yaprağını boynunu büktü
Şu Sivas'ın elinde sazım çalınmaz
Güllerim yandı yüreğim dayanmaz
Kararmış yüreğin hiç ışığı olmaz
Bilmezmisin ki Türküler yanmaz
Gün gelir sanma hesap sorulmaz
Dayanır kapına Pir Sultan ölmez
Şu Sivas'ın elinde sazım çalınmaz
Güllerim yandı yüreğim dayanmaz
Bir gün hesap sorulur ümidiyle............. :süzgün:
YORGUN DEMOKRAT- Ahmet KAYA
Karanlık yollardan geçtik
Zehir gibi sular içtik
Bir yanımızda ölüm
Bir yanımızda yar sevdik
Bir değil bin bir kere
Sırat köprüsünden geçtik
Cehennem denen illetin
Ta göğsünü deldik geçtik.
Bu yolda dönenler oldu
Mum gibi sönenler oldu
Yar göğsüne baş koymadan
Vurulup düşenler oldu.
Bir sen kaldın geride
Ah akıp gidiyor hayat
Yüreğim anlıyor seni
Artık susma Yorgun Demokrat.
Şarkılar küsmüş dudağa
Ömründe gecikmiş hasat
Karışmış çoluk çocuğa
Geçim derdinde demokrat
İçlenir hatırladıkça
İzlerini o günlerin
Düşe kalka bata çıka
Yaşadığı o depremin.
Bu yolda dönenler oldu
Mum gibi sönenler oldu
Yar göğsüne baş koymadan
Vurulup düşenler oldu.
Bir sen kaldın geride
Ah akıp gidiyor hayat
Yüreğim anlıyor seni
Artık susma Yorgun Demokrat.
Rindlerin Akşamı ..........Yahya Kemal Beyatlı / Müzik: Münir Nuret Selçuk
Dönülmez akşamın ufkundayız vakit çok geç
Bu son fasıldır ey ömrüm nasıl geçersen geç
Cihana bir daha gelmek hayal edilse bile
Avunmak istemeyiz böyle bir teselli ile
Ahhh.. geniş kanatları boşlukta simsiyah açılan
Ve arkasında güneş doğmayan büyük kapıdan
Geçince başlayacak bitmeyen sükunlu gece
Guruba karşı bu son bahçelerde keyfince
Ya aşk içinde harap ol ya şevk içinde gönül
Ya lale açmalıdır göğsümüzde yahut gül
Ahhh.. Dönülmez akşamın ufkundayız vakit çok geç
baytar657
08-07-2005, 16:32
Kimsin Be Adam
Seni terk ediyorum yakinda
Senden tamamen kurtuluyorum
Verdigin o resimleri
Yirtip yirtip savuruyorum
Goreceksin yakinda
Seni nasil unutuyorum
Dertmis istirapmis
hepsinden nasil kurtuluyorum
Kurutulmus ne cicek, ne bisey
Senden bir parca
hatira kalmayacak
Agzimdan cikan bir hece bile
Senin adini bana hatirlatmayacak
Goreceksin yakinda
Hayatim nasil cosacak
Sende kimsin be adam
Hayat sana kalmayacak.
Avustralya'dan Senem Karakis
baytar657
08-07-2005, 16:36
ACEMİ ŞAİR
ACEMİ ŞAİR
-Aynacı geldi-
Ne farkın var senin şiir hırsızlarından
Onlar mısralarımı
Sen duygularımı çaldın
"Uçurum çiçeğim" dedim uçtun
"Şiir gözlüm " dedim sustun
"Yosun gözlüm" dedim soldun
"Sen bensiz ben sensiz az mı ağladık dedim" güldün
"Ne ateşler yaktım senin için" dedim söndün
"Ben böyle olacak adam değildim" dedim küstün
Ve bir sabah
Ne var ne yoksa içimde
Çalıp götürdün
Görüyorsun işte
Sen de acemi şairler gibi
Doğmadan öldün.
Ahmet Selçuk İlkan
SANMA DOSTUM HERKESİ SEN SADIKHANE YAR OLUR
HERKESİ SEN DOST MU SANDIN, BELKİ O AĞYAR OLUR
SADIKHANE BELKİ O ALEMDE BİR SERDAR OLUR
YAR OLUR, AĞYAR OLUR, SERDAR OLUR, DİLDAR OLUR
YAVUZ SULTAN SELİM
Yukarıdaki şiiri normal soldan sağa ve renkleri aynı olanları ise yukarıdan aşağıya doğru okuyalım.
Her Şey Sende Gizli
Yerin seni çektiği kadar ağırsın,
Kanatlarının çırpındığı kadar hafif.
Kalbinin attığı kadar canlısın,
Gözlerinin uzağı gördüğü kadar genç.
Sevdiklerin kadar iyisin,
Nefret ettiklerin kadar kötü..
Ne renk olursa olsun kaşın gözün,
Karşındakinin gördüğüdür rengin.
Yaşadıklarını kar sayma:
Yaşadığın kadar yakınsın sonuna; ne kadar yaşarsan yaşa,
Sevdiğin kadardır ömrün.
Gülebildiğin kadar mutlusun.
Üzülme bil ki ağladığın kadar güleceksin
Sakın bitti sanma her şeyi,
Sevdiğin kadar sevileceksin.
CAN YÜCEL
AHİRİM SENSİN
cahildim dünyanın rengine kandım
hayale aldandım boşuna yandım
seni ilelebet benimsin sandım
ölürüm sevdiğim zehirim sensin
evvelim sen oldun ahirim sensin
sözüm yok şu benden kırıldığına
gidip başka dala sarıldığıma
gönlüm inanmıyor ayrıldığına
gözyaşım sen oldun kahirim sensin
evvelim sen oldun ahirim sensin
garibim can yıkıp gönül kırmadım
senden ayrı ben bir mekan kurmadım
daha bir gönüle ikrar vermedim
batınım sen oldun zahirim sensin
evvelim sen oldun ahirim sensin
Neşet Ertaş
Dün akşam dolu ,yine dopdoluydum;
Tüm heyheylerim üzerimdeydi.
Kurşuna dizdim tüm ümitlerimi,
Teeek...tek.
Yıldızların gözleri önünde.
İşte şimdi,tam sırası,
Veeee..en deli_dolu anımdır diyerek,
Bilmediğim sokaklara daldım.
Kaybolmam imkansız.
Nasıl olsa tüm yollar sana çıkar,
Tüm kapılar sana açılır.
Arada bir durup;
Nefes...nefese
Bakınmadan sağa sola,
Çirkin suratımı seyrettim.
Su birikintilerinde
Gizlice......
Belki doğmayacak güneşi,
Olmayacak sabahı bekledim...
Sonra sana şiirler yazdım sayfalar dolusu
Seni senden iyi anlatamayan.
Elimde adressiz mektupların,
İçimde çaresizlik
KÖRDÜĞÜM.
Yırttım attım yazdıklarımı
Ve...zırıl,zırıl ağladım
Sabaha kadar erkekçe...
Şair (Osman AVCI)
BİR ADAM
Korku dağlarinin yürekcisi,
Ölüm denizlerinin kürekcisi;
Öyle suskun oturuyor sişesinin basında,
İctiginin hem hırsızı, hem bekcisi,
Onu kırmıs olmalı yasamında birisi.
Dinledikce susması, düşündükce susması.
Tek başına iki kisi olmus kendisiyle gölgesi,
Heykelini yontuyor yalnızlıgın ustası...
Ö.Asaf
DENIZIN DELISI
Unutmak mi, delisin,
Gitmesem de bekler orada deniz.
Gelirsem bilmelisin
Benim beklememdir burada deniz.
Gitmek gibi gelecegim
Denizin delisine.
Delinin denizi gibi,
O ne kadar giderse...
Ö.Asaf
NOKTASIZ
Biri gelir sorarsa
Sana beni sorarsa
Gitti der misin
Gittiğimi söyler misin
Gidiyorum ben sana
Benimle gider misin
Ö.Asaf
GÖLGENİZ
Bir zamanlar yaralanmış gölgeniz
Yalnızlığa ıslanmış geliyor..
Şiirlerde şarkılaşmış seslerle
Duyularla durulanmış geliyor.
Her uykumda uyanıyor gölgeniz,
Gözlerime uzanıyor gölgeniz,
Karanlıkta ışıklanmış renklerle
Özlemime boyanıyor gölgeniz...
Ö.Asaf
ORANDA
Yuzumde huzunden golgeler varsa,
O huzun yuzundendir olsa olsa.
Bilmiyorum, bu yasamin cogu yasanmamissa,
Yasanmadigi okunur, simdi, daldimsa.
Ozledikce yalniz durup-susup baktimsa,
Sorulacakken nedeni nasil sormadimsa.
Geldigini umudumda umudla umdumsa,
Gelecegini goruyor-biliyordum anlattimsa.
O gecip-gitti orasina, ben gormedim, baktiysa.
Derim ki simdi, bir daha gelse de, sorsa.
Sozumle, yuzumle, gozumle dedim, duysa.
Bense buramda onu bekledim oysa.
Yuzumde huzunden golgeler kaldiysa,
Icimde orulen duvardan dusmustur, catladiysa...
Ö.Asaf
SENDEN
Seni, senden de yakın, yalnız ben tanıyorum,
Sana, seni en sıcak bir ben anlatıyorum.
Kimse varamaz senin ben kadar yakınına,
Yaklaşamaz bile benim de sen kadar yakınıma;
Çok zamanlar kendimi sanki sen sanıyorum.
Sana seni anlatsam, anlatırım kendimi.
Sende seni ararken kendimi arıyorum...
Ö.Asaf
ilk ve son kader cizgimiz.
gel son çizgide birleşşin ellerimiz
dalgalar sarkımızı söylesin
martılar aglasın ictenligimize..
--------------------------------
Sanıyor musun ki gerçekten anlatabileceğini, cehennemin içinden cenneti,
acılar içindeyken masmavi göğü
Soğuk çelik tellerin arasından yemyeşil tarlaları,
Ya da bir peçenin ardındaki gülümsemeyi,
İnanıyor musun anlatabileceğine?
Kahramanlarının yerini hayaletlerle değiştirdiklerinde,
ağaçlarının yerine sıcak küller bıraktıklarında,
ılık havanın yerini soğuk rüzgarlar aldığında,
alıştıkların değiştiğinde,
anlatabilir misin?
Ne kadar, ne kadar çok isterdim şimdi yanımda olmanı.
Bir akvaryumda yüzen,
yıllardır hep aynı yerde dönüp duran,
iki balıktan başka bir şey değilmişiz biz. Ne bulduk, neyi?
Hep aynı korkulardan başka.
keşke yanımda olsaydın
Çeviri: Siddhartha, 2000
TİK TAK
Ne kadar aradıysam
suyunda bulamadım tak'ları
zaman denilen kuyunun
yüzümde bu yüzden
yalnızca tik'lerini taşırım
çocukluğumun
Yarısını tuttum
çocuk doktoru
olmamı isteyen anneme
hasta yatağında verdiğim sözün
doktor olamadım ama
çocuk kaldım
İki çocuk
rahatlıkla oturduğumuz
kapının eşiğine
kendi başıma zor sığıyorum bugün
büyüdükçe insan
yalnız mı kalıyor ne ?
SUNAY AKIN
kumralada
30-07-2005, 14:43
BİR TOPRAK İŞÇİSİNE
Sen omuzunda yorgan, elinde torban
Sen mevsim işçisi, büyük gezginci
Doğduğundan beri sen, anan, baban
Orakçı, çapacı, ırgat, ekinci.
Sen, anan ve baban... Siz topraksızlar
Sizi ben tanırım uzun yollardan.
Siz en yığın yığın büyük yalnızlar
Sizi de yaratmış bizi yaradan.
Ekip biçtiğiniz toprak sizindir
Sizindir zorluğu, derdi, mihneti.
Sizin çektiğiniz derde dar gelir
Tanrının ambarı olsa cenneti.
Ve cennet, dünyanın kurulduğundan
Beridir Tanrı’nın düşüncesidir.
Sen sabrını yere çaldığın zaman
Bu güzel hülyadan Tanrı ürperir.
Siz ey yığın yığın büyük yalnızlar
Sizi de yaratmış bizi yaradan.
Ey mevsim işçisi, ey topraksızlar
Sizin toprağınız, size bu vatan.
AHMET KUTSİ TECER
BÖYLE BİR SEVMEK
ne kadınlar sevdim zaten yoktular
yağmur giyerlerdi sonbaharla bir
azıcık okşasam sanki çocuktular
bıraksam korkudan gözleri sislenir
ne kadınlar sevdim zaten yoktular
böyle bir sevmek görülmemiştir
hayır sanmayın ki beni unuttular
hala arasıra mektupları gelir
gerçek değildiler birer umuttular
eski bir şarkğ belki bir şiir
ne kadınlar sevdim zaten yoktular
böyle bir sevmek görülmemiştir
yalnızlıklarımda elimden tuttular
uzak fısıltıları içimi ürpertir
sanki gökyüzünde bir buluttular
nereye kayboldular şimdi kimbilir
ne kadınlar sevdim zaten yoktular
böyle bir sevmek görülmemiştir.
ATTİLA İLHAN
Gizli Sevda
Hani bir sevgilin vardi
Yedi sekiz sene önce,
Dün ona rasladim
Sevindi beni görünce.
Sokakta ayaküstü
Konustuk ordan burdan.
Evlenmis, çocuklari olmus
Bir kiz, bir oglan,
Seni sordu.
Hiç degismedi, dedim.
Bildigin gibi...
Anliyordu.
Mesutmus, kocasini seviyormus.
Kendilerinmis evleri...
Bir suçlu gibi ezik,
Sana selam söyledi.
Behçet Necatigil
Sen Üzerinde Nice Şafakların Söktüğü
Sen üzerinde nice şafakların söktüğü
Sevgi denizlerime akan büyük nehir
Sen biraz ışık, biraz tılsım, biraz büyü
Sen yıllardır yazıp bitiremediğim şiir
Durmadan bir gül açar ellerinde pembe
Sen nefes alışı en bakır güzelliğin
Gözlerin midir parıldayan gökyüzünde
Bir güneş doğarcasına geceleyin
Ne zaman seni düşünsem yaşamak güzel
Bir bahar bahçesi olur güz bahçeleri
En karanlıklarda bile uzanır bir el
Kendiliğinden açar sabaha perdeleri
Sen varsan dallarda kuşlar memnun
Tüm çiçeklerin rengi değişik, kokusu başka
Öylesine gerçek ki var olduğun
Çarpar güzelliğin kıyılarıma dalga dalga
Tutsam ellerini içim ürperir hazdan
Başım döner gözlerin gözlerime değse
Kalan tek hatıradır gülüşün bir yazdan
Sen bastığın yerde çiçeklerin büyüdüğü
Her zaman en guzel, her yerde eşsiz
Sen yaprak, sen köpük, sen kuştüyü
Sen sevgi nehirlerimin aktığı büyük deniz
Ümit Yaşar Oğuzcan
naylon vicdan
04-08-2005, 15:49
AŞK ÜÇ KİŞİLİKTİR
yüzümde metresine dantelli don almış
taşralı tüccar mutluluğu var
yüzümde kırık bir şişeyi andıran
yanık izi var baba beni tahrik et
yaralı bir kuşun yanına göm beni
tek koluyla savaşarak tarihe geçen
bir halk kahramanı gibi abart kendini
acı dediğin yaşadıklarının izi değil
yaşamayı ıskaladıklarındır asıl
baba beni ahşap bir ev gibi düşün
yıkık dökük bir han gibi
uyurken saçımı okşa, uyanınca kundakla
herkes bilir; iki kişi sohbet edebilir ancak
bir kişi daha girmezse hayatlarına
aşk falan yoktur. aşk üç kişiliktir baba
cinayet içinse yüzlerce kişi gerekir
metresine molotof kokteyli taşıyan
pis bakışlı kambur bir oğlan kadar mutluyum
dönmemi bekleme boşuna, vuracaksan
sırtımdan vur beni baba
ne yana dönsem arkamda kalıyor hayat
ne yana dönsem sütü taşırmış
bir kadın telaşı. yüzüme bak baba;
sapından koparılmış gül kırmızısı
Altay ÖKTEM
naylon vicdan
04-08-2005, 15:51
YORT SAVUL
Arif Çağlar için
1. Atlasları getirin! Tarih atlaslarını!
En geniş zamanlı bir şiir yazacağız
2. Harbi karşılık verecek ama herkes
Göğünde kuş uçurtmayan şu üç soruya:
3. Bir, Yeryüzünde nasıl dağılmıştır
Tarihi düzünden okumaya ayaklanan çocuklar?
4. İki, Daha yavuz bir belge var mıdır ha
Gerçeği ararken parçalanmayı göze almış yüzlerden?
5. Üç, Boğaziçi bir İstanbul ırmağıdır
Nice akar huruc alessultanlarda bayraksız davulsuz?
6. Nerede kalmıştık? Tarihe ağarken üç ağır yıldız
Sürünerek geçiyor bir hükümet kuşu kanatları yoluk
7. Çocuklar! ile bile muhbirler! ve bütün ahali!
Hep birlikte, üç kez, bağırarak, yazınız
8. Kurşunkalemle de olabilir
Yort Savul!
Ece AYHAN
naylon vicdan
04-08-2005, 15:52
MEÇHUL ÖĞRENCİ ANITI
Buraya bakın, burada, bu kara mermerin altında
Bir teneffüs daha yaşasaydı
Tabiattan tahtaya kalkacak bir çocuk gömülüdür
Devlet dersinde öldürülmüştür
Devletin ve tabiatın ortak ve yanlış sorusu şuydu:
-Maveraünnehir nereye dökülür?
En arka sırada bir parmağın tek ve doğru karşılığı:
-Solgun bir halk çocukları ayaklanmasının kalbine!dir.
Bu ölümü de bastırmak için boynuna mekik oyalı mor
Bir yazma bağlayan eski eskici babası yazmıştır:
Yani ki onu oyuncakları olduğuna inandırmıştım
O günden böyle asker kaputu giyip gizli bir geyik
Yavrusunu emziren gece çamaşırcısı anası yazdırmıştır:
Ah ki oğlumun emeğini eline verdiler
Arkadaşları zakkumlarla örmüşlerdir şu şiiri:
Aldırma 128! İntiharın parasız yatılı küçük zabit okullarında
Her çocuğun kalbinde kendinden daha büyük bir çocuk vardır
Bütün sınıf sana çocuk bayramlarında zarfsız kuşlar gönderecek.
Ece AYHAN
naylon vicdan
04-08-2005, 16:37
YERÇEKİMLİ KARANFİL
Biliyor musun az az yaşıyorsun içimde
Oysaki seninle güzel olmak var
Örneğin rakı içiyoruz, içimize bir karanfil düşüyor gibi
Bir ağaç işliyor tıkır tıkır yanımızda
Midemdi aklımdı şu kadarcık kalıyor.
Sen o karanfile eğilimlisin, alıp sana veriyorum işte
Sen de bir başkasına veriyorsun daha güzel
O başkası yok mu bir yanındakine veriyor
Derken karanfil elden ele.
Görüyorsun ya bir sevdayı büyütüyoruz seninle
Sana değiniyorum, sana ısınıyorum, bu o değil
Bak nasıl, beyaza keser gibisine yedi renk
Birleşiyoruz sessizce.
Edip CANSEVER
ASK_VE_DEVRIM
05-08-2005, 15:27
Bizdik o gökyüzünden düşen,
Yağmur gibi toprağa
Sevdayı yüreğimize nakşettik.
Bizdik hasreti prangalara vuran,
her yağmur damlasını yakan,
Ömrümüzü sevdiğimize bahşettik.
Bizdik Eylüllerde idam edilen,
Ülkesi, ülküsü uğruna.
Sevdayı ölünce keşfettik.
Bizdik geceleri aydınlatan,
Karanlığa baş koymuştuk,
Geceleri gece gibi mestettik.
Bizdik bayrağımıza kan veren.
bizdik Vatan uğruna can veren,
Bizdik sevdalarımıza aman veren.
...
Bizim verdiklerimiz fermandır size.
Bizi kara Eylüllerde ölenlerin.
Kanıyla yıkadık yüreğimizi.
Biz ipeğe sarılmış çeliğiz.
Binlerce Eylüllerde ölsekte,
VAZGEÇMEYİZ...
ASK_VE_DEVRIM
05-08-2005, 15:28
Bizdik o gökyüzünden düşen,
Yağmur gibi toprağa
Sevdayı yüreğimize nakşettik.
Bizdik hasreti prangalara vuran,
her yağmur damlasını yakan,
Ömrümüzü sevdiğimize bahşettik.
Bizdik Eylüllerde idam edilen,
Ülkesi, ülküsü uğruna.
Sevdayı ölünce keşfettik.
Bizdik geceleri aydınlatan,
Karanlığa baş koymuştuk,
Geceleri gece gibi mestettik.
Bizdik bayrağımıza kan veren.
bizdik Vatan uğruna can veren,
Bizdik sevdalarımıza aman veren.
...
Bizim verdiklerimiz fermandır size.
Bizi kara Eylüllerde ölenlerin.
Kanıyla yıkadık yüreğimizi.
Biz ipeğe sarılmış çeliğiz.
Binlerce Eylüllerde ölsekte,
VAZGEÇMEYİZ...
kumralada
05-08-2005, 17:04
KÜÇÜK KIZIN TÜRKÜSÜ
Küçük küçücük bir kızken
Unutacak mısın yüreğim
Bir kurdele bir pabuç yüzünden
Unutacak mısın yüreğim
Şimdi de onulmaz korkundur
Evde ekmeğin tükenmesi
Un biter, ekmek biter, gelsin ödünçler
Unutacak mısın yüreğim
Başın dönerdi sabahları
Her atılan bomba bir parça
Yiyecek alır giderdi
İkinci Dünya Savaşı sırtından geçti
Unutacak mısın yüreğim
Bir çokları kahraman oldular
Büyük oldu adları
Kara binitleri sırtında geçti
Unutacak mısın yüreğim
Şimdi çocukları doyurup giydirdikçe
Parklara, çarşılara götürdüğünde
Kendini, kendi çocukluğunu
Unutacak mısın yüreğim
Dünya uçurtmayla balonken
Kırmızı ve mavi tayfın bütün renkleri
Sana zehir zindan edenleri
Bağışlayacak mısın yüreğim
GÜLTEN AKIN
KALBİM, UNUT BU ŞİİRİ
Yapraklarım yok artık,
kuşlarım yok.
Büsbütün viran oldu
dağlarım, ezberimdeki
türküler de savrulup gitti.
Ömrümün karşılığı kalmadı sesimde.
Sesimde yalnız ormanların gümbürtüsü...
Yanlış, daha baştan yanlış
bir şiirdi bu, biliyorum ve
belki, ömrümüzün yakın
geçmişi bu kadar
doğruydu ancak, kimbilir?
Kalbim, unut bu şiiri...
HİROŞİMA'nın 60.YILI NEDENİYLE,
Denizde bir bulutun öldürdüğü,
Japon balıkçısı genç bir adamdı.
Dostlarından dinledim bu türküyü
Pasifik'te sapsarı bir akşamdı.
Balık tuttuk yiyen ölür.
Elimize değen ölür.
Bu gemi bir kara tabut,
lumbarından giren ölür.
Balık tuttuk yiyen ölür,
birden değil,ağır ağır,
etleri çürür,dağılır.
Balık tuttuk yiyen ölür.
Elimize değen ölür.
Tuzla, güneşle yıkanan
bu vefalı,bu çalışkan
elimize değen ölür.
Birden değil,ağır ağır,
etleri çürür,dağılır.
Elimize değen ölür...
Badem gözlüm,beni unut.
Bu gemi bir kara tabut,
lumbarından giren ölür.
Üstümüzden geçti bulut.
Badem gözlüm beni unut.
Boynuma sarılma gülüm,
benden sana geçer ölüm.
Badem gözlüm beni unut.
Bu gemi bir kara tabut.
Badem gözlüm beni unut.
Çürük yumurtadan çürük,
benden yapacağın çocuk.
Bu gemi bir kara tabut.
Bu deniz ölü bir deniz.
İnsanlar eyy,nerdesiniz?
Nerdesiniz?
Nazım HİKMET/1956
YAŞAYABİLME İHTİMALİ . . .
soğuk ve şehirlerarası
otobüslerde vazgeçtim
çocuk olmaktan
ve beslenme çantamda
otlu peynir kokusuydu babam...
Ben seninle bir gün Veyselkarani'de haşlama
yeme ihtimalini sevdim.
İlkokulun silgi kokan, tebeşir lekeli yıllarında
(Ankara'da karbonmonoksit sonbaharlar yaşanırdı o
zaman) özlemeye başladım herkesi.. Ve bu hasret öyle
uzun sürdü ki, adam gibi hasretleri özlemeye başladım
sonra..
Bizim Kemalettin Tuğcu'larımız vardı...
Bir de camların buğusuna yazı yazma imkanı...
Yumurta kokan arkadaşlarla paylaşılan
kahverengi sıralarda, solculuk oynamaya başladık..
Ben doktor
oluyordum sen hemşire, geri kalanlar kontrgerilla...
Kırmızı boyalarla umut ikliminde harfler yazılıyordu,
pütürlü duvarlara ve Türk Dil Kurumu'na inat bir
Türkçeyle... Ağbilerimizden öğrendik, Ş harfinden
orak çekiç figürleri türetmeyi..
Ankara'ya usul usul karbonmonoksit yağıyordu.
Ve kapalı mekanlarda sevişmeyi öneriyordu
haber bültenleri..
Oysa Ankara'da hiç sevişmedim ben.
Disiplin kurulunda tartışılan aşkım olmadı benim..
(Sınıfça gidilen pikniklerde kıçımıza batan platonik
dikenleri saymazsak..)
Ankara'ya usul usul kurşun yağıyordu.. Ve belli bir
saatten sonra sokağa çıkmamayı öneriyordu haber
bültenleri.. Oysa hiç kurşun yaram olmadı benim..
Ve hiçbir mahkeme tutanağında geçmedi adım..
Çatışmaların ortasında sevimli bir çocuk yüzüydüm
sadece..
Sana şiirler biriktiriyordum fen bilgisi defterimde ama
sen yoktun.. Ben, senin beni sevebilme ihtimalini
seviyordum, suni teneffüs saatlerinde.. Okul servisi
seni hep zamansız, amansızca bir lojman griliğine
götürüyordu.. Ben, senin benimle Tunalı Hilmi
Caddesine gelebilme ihtimalini seviyordum..
Ben senin beni sevebilme ihtimalini seviyordum.
Yaz sıcağı toprağa çekiyordu tenimin çatlamaya hazır
gevrekliğini.. Sonra otobüs oluyordum,
kırık yarık yolların çare bilmez sürgünü..
Ne yana baksam dağ ve deniz sanıyordum Muş
ovasının yalancı maviliğini.. Otobüs oluyordum bir
süre.. Yanımızdan geçen kara trenlerle yarışıyordum,
yanağım otobüs camının garantisinde..
Otobüs oluyordum.. Bir ülkeden bir iç ülkeye..
Çocukluğuma yaklaştıkça büyüyordum...
Zap suyunun sesini başına koyuyordum şarkılarımın
listesinin.. Korkuyordum..Sonra iniyordum otobüsten..
Çarşıdan bizim eve giden, ömrümün en uzun, ömrümün
en kısa, ömrümün en çocuk, ömrümün en ihtiyar yolunu
koşuyordum.. Çünkü sonunda annem oluyordum babam
kokuyordum sonunda...
Soğuk ve şehirlerarası otobüslerde vazgeçtim,
çocuk olmaktan..
Ve beslenme çantamda
otlu peynir kokusuydu babam...
Ben seninle birgün Van'daki bir kahvaltı salonunda...
Ben seninle (sadece bilmek zorunda kalanların bildiği)
bir yol üstü lokantasında...
Ben seninle, Ağrı dağına mistik ve demli bir çay
kıvamında bakan Doğubeyazıt'ın herhangi bir toprak
damında..
Ben seninle herhangi bir insan elinin terli
coğrafyasında olma ihtimalini sevdim..
Ben senin,
beni sevebilme ihtimalini sevdim !
İSTANBUL AĞRISI
Kanatları parça parça bu ağustos geceleri
Yıldızlar kaynarken
Şangır şungur ayaklarımın dibine dökülen
Sen
Eğer yine İstanbul'san
Yine kan kopuklu cehennem sarmaşıkları büyüteceğim
Pançak pançak şiirler tüküreceğim
Demek yine ben
Limandaki direkler ormanında bütün bandıralar ayaklanıyor
Kapı önlerinde boyunlarını bükmüş tek tek kafiyeler
Yahudi sokaklarını aydınlatan Telaviv şarkıları
Mavi asfaltlara çökmüş
Diz bağlıyor
Eğer sen yine İstanbul'san
Kirli dudaklarını bulut bulut dudaklarıma uzatan
Sirkeci Garı'nda tren çığlıklarıyla bıçaklanıp
İntihar dumanları içindeki Haydarpaşa'dan
Anadolu üstlerine bakıp bakıp
Ağlayan
Sen eğer yine İstanbul'san
Aldanmıyorsam
Yakaları karanfilli ....... eğer beni aldatmıyorsa
Kulaklarımdan kan fışkırıncaya kadar
Yine senin emrindeyim
Utanmasam
Gözlerimi damla damla kadehime damlatarak
Kendimi yani şu bildiğim Atilla İlhan'i
Zehirleyebilirim
Sonbahar karanlıkları tuttu tutacak
Tarlabaşı pansiyonlarında bekarlar buğulanıyor
İmtihan çığlıkları yükseliyor üniversite'den
Tophane İskelesi'nde diesel kamyonları sarhoş
Direksiyonlarının koynuna girmiş bıçkın şöförler
Uykusuz dalgalanıyor
Ulan İstanbul sen misin
Senin ellerin mi bu eller
Ulan bu gemiler senin gemilerin mi
Minarelerini kürdan gibi dişlerinin arasında
Liman liman götüren
Ulan bu mazot tüküren bu dövmeli gemiler senin mi
Akşamlar yassıldıkça neden böyle devleşiyorlar
Neden durmaksızın imdat kıvılcımlari fışkırıyor
Antenlerinden
Neden
Peki İstanbul ya ben
Ya mısralarını dört renkli duvar afişleri gibi boy boy
Gümrük duvarlarına yapıştıran yolcu abbas
Ya benim kahrım
Ya senin ağrın
Ağır kabaralarınla uykularımı ezerek deliksiz yaşattığın
Çaresiz zehirler kusan çılgın bir yılan gibi
Burgu burgu içime boşalttığın
O senin ağrın
O senin
Eğer sen yine İstanbul'san
Yanılmıyorsam
Koltuğumun altında eski bir kitap diye götürmek istediğim
Sicilyalı balıkçılara Marsilyalı dok işçilerine
Satır satır okumak istediğim
Sen
Eğer yine İstanbul'san
Eğer senin ağrınsa iğneli beşik gibi her tarafımda hissettiğim
Ulan yine sen kazandın İstanbul
Sen kazandın ben yenildim
Kulaklarımdan kan fışkırıncaya kadar
Yine emrindeyim
Ölsem yalnız kalsam cüzdanım kaybolsa
Parasız kalsam tenhalarda kalsam çarpılsam
Hiç bir gün hiçbir postacı kapımı çalmasa
Yanılmıyorsam
Sen eğer yine İstanbul'san
Senin ıslıklarınsa kulaklarıma saplanan bu ıslıklar
Gözbebeklerimde gezegenler gibi dönen yalnızlığımdan
Bir tekmede kapılarını kırıp çıktım demektir
Ulan bunu sen de bilirsin İstanbul
Kaç kere yazdım kimbilir
Kaç kere kirpiklerimiz kasaturalara dönmüş diken diken
1949 Eylül'ünde birader mirc ve ben
Sokaklarında mohikanlar gibi ateş yaktık
Sana taptık ulan
Unuttun mu
Sana taptık.
ATTİLA İLHAN
duyduğum yoktu ne vakittir
güvercin sesi kumru sesi, pencerede;
içimde gene
yolculukmu mu düştü,nedir?
nedir bu yosun kokusu,
martıların gürültüsü havalarda;
nedir?
yolculuk olmalı, yolculuk.
orhan veli
___________________
Edirne
Bir yerde görürsen ki:
Ağır ve edalı akar,
dal dal söğütler öperek
samur üç belik gibi
üç koldan sular;
müjdeler olsun efendim:
Edirne'desin.
Mevsim, fasl-ı bahardır,
gecedir ve mehtap vardır.
Ve sen,
bir kavsi kuzahta yürür gibi
köprülerdesin.
Şataraban makamında bir şarkı dudaklarında,
düşünür çözemezsin:
Bu naz-ı istiğna, bu avaz neden:
neden yarı eğilmiş suya dallar?
Öyle ferman etmiş eden
kimseler bilmez.
'Gönül bir top ibrişim
sarılsa çözülmez'.
Burda herşey,
bakınır hüsnüne ayran.
Seyreyler cemalini eğilmiş suya
..........
..........
Niyazi Akıncıoğlu
bilgin35
21-08-2005, 04:25
Yok bu şehr içre senin vasfettiğin dilber nedim
Bir per-i suret görünmüş,bir hayal olmuş sana
Nedim 18.yy
Nihalin ağzı köpürdü şüküfe zannetme
Eyledi cihanı divane cuybar-ı bahar
Edirneli Hayali(?)
Yine zevrak-ı derunum kırılıp kenare düştü
Dayanır mı şişedir bu reh-i seng-sare düştü
Şeyh Galib
gemiler geçer rüyalarımda
allı pullu gemiler,damların üzerinden;
ben zavallı,
ben yıllardır denize hasret,
.Bakar bakar ağlarım;
hatırlarım
ilk görüşümü dünyayı
bir midye kabuğunun aralığından;
suların yeşili.göklerin mavisi,
lapinaların en harelisi...
hala tuzlu akar kanım
istiridyelerin kestiği yerden
neydi o deli gibi gidişimiz,
bembeyaz köpüklerle.acıklara!
köpükler ki fena kalpli değil
köpükler ki dudaklara benzer;
köpükler ki insanlarla
zinaları ayıp degil.
gemiler geçer rüyalarımda.
allı pullu gemiler. damların üzerinden;
ben zavallı,
ben yıllardır denize hasret.
_____________________
orhan veli
yıkılmışlığımı kimse duymasın,
sende. duyma bırak,
dev yalnızlıgımı kuşanamam artık,
bu gönül sana tutsak,
bu gönül sana sevdalı,
bırak öyle kalakalsın.
____________
Şaman nevesiyem(1) men yurd yérinde,
Hele ki heç bir şéy ağlıma gelmir
İlk yurd yérindeki ocagdan önce...
Dil açıb danışan(2) -men déyilem, yoh!
Héç zaman ģebrine(3) sığmayanların
Ruhudu, danışır menim dilimce!
Be'zen ģezeb(4) kimi, ya héyret kimi,
Herden de éşģ kimi, mehebbet kimi
Menim bu ģurbanlıģ canımdan kéçen,
Şaman duası tek titredib meni
Ruhumda dolaşıb ģanımdan kéçen
Titreyen elimde, esen dizimde...
Gözümde oynayan, dilimden ģopan,
İçimde gömülen ģéyretsen,(5) nesen?!
Men seni déyirem, seni! Ehey!.. SEN
Ne ģeder sebrime üz tutub menim
Ağrı tek(6) ruhumu incideceksen?!
Men seni déyirem, seni! Éhey!.. Sen
Min ildir(7) ruhumu ohşayıb menim
Ölmeye ģoymayan ģeyretsen, nesen?!
Daralıb ömür-gün, ve'de, vaht daha,
Seni çağırıram, sesime hay(8) vér,
Seni çağırıram, oyan, galh daha.(9)
Haģģın yohdur meni éşitmemeye!
Çünki men yurd adlı imanda, dinde
Bir ağzı tövbeli, dili dualı
Şaman nevesiyem bu yurd yérinde.
Min il pıçıltım(10) da Tanrı'ya çatdı,
İndi hayģırıram, özüme çatmır.
Bu gün men piyada,(11) isteyim atlı,
Gör, néce tükenib ģuvvetim, gücüm,
Düşmenim bir yana, sözüme çatmır...(12)
Gör néce ģısalıb ģollarım menim,
Doģma ocaģdaki közüme çatmır.
Bu hele ki bir yana, derde bah Allah!
Ellerim saçıma, gözüme çatmır...
Néce yaşamışam min il belece?!
Ancaģ ölmemişem -bu da ki... Bir sirr.
Bu ne cür ģısasdır,(13) néce imtahan?
Belke néylediyin Tanrı da bilmir?
Div kimi min ildir bu yurdun ruhu,
Uyuyur şüşede(14) özge bir bağın
Sarı çiçeyinin leçeyi(15) üste.
Şaman nevesiyem men yurd yérinde
Ruhum bu tilsimi sındırmaģ(16) ister.
Men seni déyirem, seni! Éhey!.. Sen
Ruhumda dolaşan ģéyretsen, nesen?!
Seni and vérirem dualarıma
Ne olsun, duamı Tanrı éşitmir?..
Ölmez haģģ ģanunu varsa dünyada
Héç yérde, héç zaman edalet itmir.(17)
Min ildir sen néce susdun canımda,
Bilmedin ruhumun ģemi, derdi ne?!
Seni and vérirem ģolça ģopuzun
Bitib-tükenmeyen ölmez derdine.
Meni öz eslime,(18) köküme ģaytar,
Ġaytar "Bay Gölü"nde temizlenmeye,
Meni Urmiya'da, Savalan'daki
Ulu Altay'daki kürküme ģaytar.
Keçir köyneyinden(19) a géyret, meni,
Ġaytar bir defelik ilkime ģaytar.
Ġaytar serhedleri ucsuz-bucağsız,
Bir vaht gündoğandan bedöy(20) atları
Güneşin dalınca kişneyib géden...
Gériye dönmeyen ulu yurd éle.
Vér ohu, ģoy(21) çekim bu yayı, bir de
Ġaytar öz eslime meni, ģurd éle!
Tezeden başlayım herşéyi bir de!
Ġaytar evvelki tek yénilmezliye,
Yéne evvelki tek uca, baş éyle!
Bunu bacarmasan, gücün çatmasa
Ġaytar! Ağaç éyle! Torpağ, daş éyle!
Yarpağ ellerinle gözlerimi yum,
Ġayıdım(22) -bu cüre(23) dönüm eslime,
Ġarışım torpağa... Dincelsin ruhum...
Men seni déyirem, seni! Éhey!.. Sen
Ruhumda dolaşan géyretsen, nesen?!
Şaman nevesiyem men yurd yérinde!
Menim harayımı éşitdiz démek,
Men bizi öldüren derdi söyledim
Elacı sizdendir, néynirsiz görek!
Rüstem Behrudi
1-Torunuyum, 2-Konuşan, 3-Kabrine, 4-Hiddet, gazap, 5-Kutsal şeylere yabancıların saldırmasını görmekten doğan dayanamama duygusu, 6-Gibi, 7-Yıldır, 8-Ses, karşılık, 9-Kalk artık, 10-Fısıltım, 11-Piyade, yayan, 12-Yetmek, çatmak, 13-Kısastır, 14-Şişede, 15-Taç Yaprağı, 16-Kırmak, 17-Kaybolmuyor, 18-Aslıma, 19-Gömleğinden, 20-Bidöv,sağlam, koşucu, 21-Bırak, koyver, 22-Döneyim, 23-Bu şekilde
Boz Ġurd
--------------------------------------------------------------------------------
Rüstem Behrudi
--------------------------------------------------------------------------------
Şair yuhusunda(1) gül-çiçek görer, (2)
Yéner(3) yuhusuna göyden melekler.
Yuhumda ne gördüm?!
Onun elinden,
Ne çektim...
İlahi! Bilmeyecekler.
Her géce, her géce yuhularımda
Çadırı dağılmış, ocağı sönmüş,
Tanrı ģarğışıyla(4) taléyi(5) dönmüş,
Taléyi dönenden ģem(6) serheddinin(7)
Bir ucu günbatan, biri gündoğan-
Dağından, çayından(8), adamlarından,
Hetta otundan da ģeriblik(9) yağan;
Ġara torpağına ne tohum eksen,
Yéne de baharda ayrılıģ biten
Bölüne bölüne yoh olub iten- (10)
Sévgili bir yurd
Sévgili bir yurd-
Her géce, her géce yuhularımda,
Her géce, her géce yuhularımda
Bu yurdla yanaşı(11), bu yurd boyunca
Ulaya-ulaya dolaşıb gezen,
Ob'u, Yénisey'i, İtil'i kéçib(12)
Altay tek, Ağrı tek dağ aşıb gezen
Üzü mavi,
Gözü göyden daha mavi,
Ağzı ateş kimi bir ģurd
Her géce, her géce yuhularımda.
Üstüme ģem geler ejdahalar tek(13)
Yuhumda bir ağız(14) ģurd ular, kéçer.
Nedense, hemişe(15) yuhularımdan
Önünde ģurd duran ordular keçer.
İndi gizli gizli gelir yuhuma bir vaht
Ulaşa ulaşa ordular basan.
Uluslar, 'Bay Göller', Göyçeler seni
Menden soruşurlar, Boz Ġurd hardasan?(16)
Gel, mavi işıģ tek elen başımdan,
Gel, çıh uğuruma ģaba ağaç tek.
Meni bu yuhudan alıb gétmeye
Ġaraģuş(17) oyunlu boz atlar gerek.
Meni bu yuhudan alıb gétmeye
Ġaraģuş(17) oyunlu boz atlar üste
Gözünden od yağan övladlar(18) gerek.
Eşidirsiniz mi? ! .(19)
Ġara ģazlıģ atların
Kişnertisi gelir misralarımdan.
Ne olsun sesime yoh ģulaģ asan?(20)
Dalınca(21) gétmeye hazır durmuşam,(22)
Seni gözleyirem(23), Boz Ġurd, hardasan? !
Her géce, her géce yuhularımda,
Üzü mavi,
Gözü göyden daha mavi,
Ağzı ateş kimi bir ģurd
Ve sévgili bir yurd.
Her géce, her géce yuhularımda.
Şair yuhusuna gül-çiçek görer,
Yéner yuhusuna göyden melekler.
Yuhumda ne gördüm,
Onun ucundan, (24)
İlahi!(25) ne çektim...
Bilmeyecekler.
Rüstem Behrudi
1-Rüyasında, 2-Görür, 3-İner, 4-Bedduasıyla, 5-Talihi, 6-Gam, 7-Sınırının, 8-Irmağından, 9-Gariplik, 10-Kaybolan, 11-Beraber, 12-Geçip, 13-Ejderhalar gibi, 14-Bir defalık, 15Her Zaman, 16-Nerdesin, 17-Yırtıcı bir kuş, 18-Evlatlar, 19-Duyuyor musunuz, 20-Dinleyen, 21-Peşince ardıca, 22-Bekliyorum, 23-Bekliyorum, 24-Onun yüzünden
25-Allahım, Tanrım
Rüstem Behrudi
--------------------------------------------------------------------------------
Rüstem Behrudi, Azerbaycan'da Ordubad bölgesinin Behrut köyünde doğdu. "Tenhalıkta Ölüm Korkusu Yoktur" deyene kadar 37 yıllık bir ömür yaşadı. Ölüme "hoşgeldin" değen, darağacına "selam" veren 'Türkçe'nin yaşayan en büyük şairi''
"Zaman bende çırpınır,
Ben sözün içinde"
imanı ile, içinde gelen bir kederle, "ayrılık ve ölüm korkusundan" kaçıp, tenhalığa sığındı. Öyle bir tenhalığa ki, orada "ölüm korkusu yoktu".
...............................................
• Bir zamanlar adamlara inanıb onları sevirdim. İndi adamları sevib onlara inanmıram.
r.behrudi.
.................................................. ....
Men de bir vaxt adam idim,
Danışırdım haqdan baxdan.
Bir gün gördüm adamları,
Gördüm, çıxdım adamlıqdan.
r.behrudi.
.................................................. .............
"Paylaşılan yalnızlıq yalnızlıq deyil\".
r.behrudi.
manifesto17
27-08-2005, 03:24
HAN DUVARLARI
-Osmanzade Hamdi Bey'e-
Yağız atlar kişnedi, meşin kırbaç şakladı,
Bir dakika araba yerinde durakladı.
Neden sonra sarsıldı altımda demir yaylar,
Gözlerimin önünden geçti kervansaraylar...
Gidiyorum, gurbeti gönlümle duya duya,
Ulukışla yolundan Orta Anadolu'ya.
İlk sevgiye benzeyen ilk acı, ilk ayrılık!
Yüreğimin yaktığı ateşle hava ılık,
Gök sarı, toprak sarı, çıplak ağaçlar sarı...
Arkada zincirlenen yüksek Toros Dağları,
Önde uzun bir kışın soldurduğu etekler,
Sonra dönen, dönerken inleyen tekerlekler...
Ellerim takılırken rüzgârların saçına
Asıldı arabamız bir dağın yamacına.
Her tarafta yükseklik, her tarafta ıssızlık,
Yalnız arabacının dudağında bir ıslık!
Bu ıslıkla uzayan, dönen kıvrılan yollar,
Uykuya varmış gibi görünen yılan yollar
Başını kaldırarak boşluğu dinliyordu.
Gökler bulutlanıyor, rüzgâr serinliyordu.
Serpilmeye başladı bir yağmur ince ince.
Son yokuş noktasından düzlüğe çevrilince
Nihayetsiz bir ova ağarttı benzimizi.
Yollar bir şerit gibi ufka bağladı bizi.
Gurbet beni muttasıl çekiyordu kendine.
Yol, hep yol, daima yol... Bitmiyor düzlük yine.
Ne civarda bir köy var, ne bir evin hayali,
Sonunda ademdir diyor insana yolun hali,
Arasıra geçiyor bir atlı, iki yayan.
Bozuk düzen taşların üstünde tıkırdıyan
Tekerlekler yollara bir şeyler anlatıyor,
Uzun yollar bu sesten silkinerek yatıyor...
Kendimi kaptırarak tekerleğin sesine
Uzanmış kalmışım yaylının şiltesine.
Bir sarsıntı... Uyandım uzun süren uykudan;
Geçiyordu araba yola benzer bir sudan.
Karşıda hisar gibi Niğde yükseliyordu,
Sağ taraftan çıngırak sesleri geliyordu:
Ağır ağır önümden geçti deve kervanı,
Bir kenarda göründü beldenin viran hanı.
Alaca bir karanlık sarmadayken her yeri
Atlarımız çözüldü, girdik handan içeri.
Bir deva bulmak için bağrındaki yaraya
Toplanmıştı garipler şimdi kervansaraya.
Bir noktada birleşmiş vatanın dört bucağı,
Gurbet çeken gönüller kuşatmıştı ocağı.
Bir pırıltı gördü mü gözler hemen dalıyor,
Göğüsler çekilerek nefesler daralıyor.
Şişesi is bağlamış bir lambanın ışığı
Her yüzü çiziyordu bir hüzün kırışığı.
Gitgide birer ayet gibi derinleştiler
Yüzlerdeki çizgiler, gözlerdeki cizgiler...
Yatağımın yanında esmer bir duvar vardı,
Üstünde yazılarla hatlar karışmışlardı;
Fani bir iz bırakmış burda yatmışsa kimler,
Aygın baygın maniler, açık saçık resimler...
Uykuya varmak için bu hazin günde, erken,
Kapanmayan gözlerim duvarlarda gezerken
Birdenbire kıpkızıl birkaç satırla yandı;
Bu dört mısra değil, sanki dört damla kandı.
Ben garip çizgilere uğraşırken başbaşa
Raslamıştım duvarda bir şair arkadaşa;
"On yıl var ayrıyım Kınadağı'ndan
Baba ocağından yar kucağından
Bir çiçek dermeden sevgi bağından
Huduttan hududa atılmışım ben"
Altında da bir tarih: Sekiz mart otuz yedi...
Gözüm imza yerinde başka ad görmedi.
Artık bahtın açıktır, uzun etme, arkadaş!
Ne hudut kaldı bugün, ne askerlik, ne savaş;
Araya gitti diye içlenme baharına,
Huduttan götürdüğün şan yetişir yârına!...
Ertesi gün başladı gün doğmadan yolculuk,
Soğuk bir mart sabahı... Buz tutuyor her soluk.
Ufku tutuşturmadan fecrin ilk alevleri
Arkamızda kalıyor şehrin kenar evleri.
Bulutların ardında gün yanmadan sönüyor,
Höyükler bir dağ gibi uzaktan görünüyor...
Yanımızdan geçiyor ağır ağır kervanlar,
Bir derebeyi gibi kurulmuş eski hanlar.
Biz bu sonsuz yollarda varıyoruz, gitgide,
İki dağ ortasında boğulan bir geçide.
Sıkı bir poyraz beni titretirken içimden
Geçidi atlayınca şaşırdım sevincimden:
Ardımda kalan yerler anlaşırken baharla,
Önümüzdeki arazi örtülü şimdi karla.
Bu geçit sanki yazdan kışı ayırıyordu,
Burada son fırtına son dalı kırıyordu...
Yaylımız tüketirken yolları aynı hızla,
Savrulmaya başladı karlar etrafımızda.
Karlar etrafı beyaz bir karanlığa gömdü;
Kar değil, gökyüzünden yağan beyaz ölümdü...
Gönlümde can verirken köye varmak emeli
Arabacı haykırdı "İşte Araplıbeli!"
Tanrı yardımcı olsun gayrı yolda kalana
Biz menzile vararak atları çektik hana.
Bizden evvel buraya inen üç dört arkadaş
Kurmuştular tutuşan ocağa karşı bağdaş.
Çıtırdayan çalılar dört cana can katıyor,
Kimi haydut, kimi kurt masalı anlatıyor...
Gözlerime çökerken ağır uyku sisleri,
Çiçekliyor duvarı ocağın akisleri.
Bu akisle duvarda çizgiler beliriyor,
Kalbime ateş gibi şu satırlar giriyor;
"Gönlümü çekse de yârin hayali
Aşmaya kudretim yetmez cibali
Yolcuyum bir kuru yaprak misali
Rüzgârın önüne katılmışım ben"
Sabahleyin gökyüzü parlak, ufuk açıktı,
Güneşli bir havada yaylımız yola çıktı...
Bu gurbetten gurbete giden yolun üstünde
Ben üç mevsim değişmiş görüyordum üç günde.
Uzun bir yolculuktan sonra İncesu'daydık,
Bir handa, yorgun argın, tatlı bir uykudaydık.
Gün doğarken bir ölüm rüyasıyla uyandım,
Başucumda gördüğüm şu satırlarla yandım!
"Garibim namıma Kerem diyorlar
Aslı'mı el almış haram diyorlar
Hastayım derdime verem diyorlar
Maraşlı Şeyhoğlu Satılmış'ım ben"
Bir kitabe kokusu duyuluyor yazında,
Korkarım, yaya kaldın bu gurbet çıkmazında.
Ey Maraşlı Şeyhoğlu, evliyalar adağı!
Bahtına lanet olsun aşmadınsa bu dağı!
Az değildir, varmadan senin gibi yurduna,
Post verenler yabanın hayduduna kurduna!..
Arabamız tutarken Erciyes'in yolunu:
"Hancı dedim, bildin mi Maraşlı Şeyhoğlu'nu?"
Gözleri uzun uzun burkuldu kaldı bende,
Dedi: "Hana sağ indi, ölü çıktı geçende!"
Yaşaran gözlerimde her şey artık değişti,
Bizim garip Şeyhoğlu buradan geçmemişti...
Gönlümü Maraşlı'nın yaktı kara haberi.
Aradan yıllar geçti işte o günden beri
Ne zaman yolda bir han rastlasam irkilirim,
Çünkü sizde gizlenen dertleri ben bilirim.
Ey köyleri hududa bağlayan yaşlı yollar,
Dönmeyen yolculara ağlayan yaslı yollar!
Ey garip çizgilerle dolu han duvarları,
Ey hanların gönlümü sızlatan duvarları!..
Faruk Nafiz ÇAMLIBEL
Tahirle Zühre Meselesi
Tahir olmak da ayıp değil Zühre olmak da
Hattâ sevda yüzünden ölmek de ayıp değil,
Bütün iş Tahirle Zühre olabilmekte
Yani yürekte.
Meselâ bir barikatta dövüşerek
Meselâ kuzey kutbunu keşfe giderken
Meselâ denerken damarlarında bir serumu
Ölmek ayıp olur mu?
Tahir olmak da ayıp değil Zühre olmak da
Hattâ sevda yüzünden ölmek de ayıp değil.
Seversin dünyayı doludizgin
Ama o bunun farkında değildir
Ayrılmak istemezsin dünyadan
Ama o senden ayrılacak
Yani sen elmayı seviyorsun diye
Elmanın da seni sevmesi şart mı?
Yani Tahiri Zühre sevmeseydi artık
Yahut hiç sevmeseydi
Tahir ne kaybederdi Tahirliğinden?
Tahir olmak da ayıp değil Zühre olmak da
Hattâ sevda yüzünden ölmek de ayıp değil.
Nazım Hikmet
İstanbul
Ben anlatmayayım be İstanbul seni
Sen kendin anlat
Galata Köprünü anlat
İrili ufaklı canlı kanlı balık tutanları
Karanlık köşelerinde büzülüp yatanları anlat
Öte yakanı beri yakanı
Yakasına kırmızı gül takanı
Tarihin koynunda yatanı anlat
Ben anlatmayayım be İstanbul seni
Sen kendin anlat
Eminönü'ndeki,Sirkeci'ndeki
Mahmutpaşa'ndaki,Kapalı Çarşı'ndaki
Mahşeri kalabalık ne yana gider,ne yana döner
Kimi biner trenlere,nereye gider
Kimi iner trenlerden dikilir kalır
Niye kalır be İstanbul
Sen anlat
Boğaz hattına,Adalar'a giden vapurlar
Kadıköy'e,Üsküdara giden vapurlar
Kaç yolcu taşır
Kaçı gençtir,kaçı ihtiyardır bunların
Kaçı sevdalı,kaçı bahtı karalı
Kaçı işli,kaçı işsiz,kaçı ayık,kaçı sarhoştur
Kaçı umutlarını yitirmiştir bir yerlerde
Kaçı umut yolculuğuna yeni çıkmaktadır
Sen iyi bilirsin be İstanbul
Sen anlat
Ben anlatmayayım be İstanbul seni
Sen kendin anlat
Kaç babayiğidi un ufak ettin sokaklarında
Kaç çocuğu ağlattın
Kaç körpe kızı telef ettin
Kaç delikanlıyı kirli meydanlarında
Anasından doğduğuna pişman ettin
Anlat be İstanbul
Sen anlat
Güvercinler doluşur cami avlularına
Tabak tabak atılan yemlere üşüşür
Bir hile sezdiler mi hemen kaçışır
İnsanlar bağrışır
İnsanlar çağrışır
İnsanlar sarılmış birbirine ağlaşır da ağlaşır
Niye ağlaşır be İstanbul
Sen anlat
Ben anlatmayayım be İstanbul seni
Sen kendin anlat
Taşın toprağın altın mıdır
Yüreğin yufka mı,yoksa katı mıdır
Nedir be İstanbul
Sen anlat
Niye sever seni insanlar
Niye bağlanır kalır sana
Niye ayrılamaz,niye ayrılmak istemez senden
Ayrılsa da bir parçası sen de kalır
Büyü mü edersin
Ne edersin be İstanbul
Sen anlat
Ağacında ne öter
Toprağında ne biter
Fırınlarında pişen ekmekler kime yeter
Yeter be İstanbul yeter
Sen anlat
Ben anlatmayayım be İstanbul seni
Sen kendin anlat
Anlat
Hazır bir dinleyicin varken karşında
Kaçırma
Anlat
SEVEMEDİ İSTANBUL İKİMİZİ
Seninle hiç İstanbul'da olamadık
Göremedi İstanbul ikimizi...
Ne Emirgan'da bir semaver tüketebildik
Ne Aşiyan'da hüzün...
Bir tepeden seyretmek için bu güzelim kenti
Ne Çamlıca kısmet oldu ne Piyer Loti...
Hiçbir vapur taşımadı bizi Marmara'da
Bir güvertede seni
Liseli aşıklar gibi dakikalarca öpemedim..
Ellerini avuçlarımda tutup ta içimi dökemedim
Şöyle bir elimi atıp ta omzuna
Kolun belimde
Yürüyemedim seninle Beyoğlu'nda
Bir sinema yada tiyatro koltuğunda
Parmak uçlarıma değmedi dudakların
Pasajda Arjintinleri çekip
Nevizade'de bir iki tek atamadık
Doyulmaz uykulara bir türlü yatamadık
Seninle İstanbul'da olamadık
Duyamadı İstanbul sesimizi
Sahaflar'da yorulup ta kitaplara bakmaktan
Çınaraltı'nda mola veremedik
Karışıp çılgın kalabalığına Kapalı Çarşı'nın
Tadına varamadık bir öğlen rakısının
Yada Sultanahmet'te bir müzeyi gezip
Dostlara uğrayamadık
Gülhane'den uzanıp Sarayburnu'na
İntiharı düşünemedik enine boyuna
Ne Laleli'den geçebildik sevgilim
Ne kendimizden
Bir çalgılı Kumkapı meyhanesinde
Aglayamadım doyasıya sımsıcak göğsünde
Eski İstanbul'da gezdiremedim seni
Yemiş'te Asmaaltında
Ne kaldırımlarımı gördün ne çayhanelerimi
Ne çocukluğumu bildin ne gençliğimi
Seninle hiç İstanbul'da olamadık
Saramadı İstanbul hiç bizi
Çılgınlar gibi dolanamadık otobüslerle
Trenlere binemedik
Bırak bütününü bu koca kentin
Sadece bir tek semtin
İçinde bile olamadık
İstanbul hiç doymadı bize bitanemmm
Bizde O'na doyamadık...
Cinnamon
28-08-2005, 15:26
İzmir
Gelmemi isteme,dönemem İzmir
Sokaklarını,sırlarını bilirim bir bir
Rüzgar olur denizden eserim bir gün
Avuçlarımda yakamozlarla dönerim bir gün
İçim yana yana sönerim bir gün
Erden Erkin
Sen gidince ardından duruyor zaman
Gecenin keyfine kalsak asırlarca yanlızız
Ama ben ite kalka saatı yel kovana akrebi
Getiriyorum sabahı
Ardından keşkeler icinde boguluyorum
Keşke hatırlatmasaydım saati
Keşke biraz daha kal deseydim
Keşke bir kahve daha icermisin diye sorsaydım
Keşke keşke.
Aglamayıpta icinde tutmak
Sensizligin icinde kalmak acı veriyor...
Ö.D
Eylül Akşamı
Bülent ORTAÇGİL
preatoria
28-08-2005, 23:18
Senin dudakların pembe
Ellerin beyaz,
Al tut ellerimi bebek
Tut biraz!
Benim doğduğum köylerde
Ceviz ağaçları yoktu,
Ben bu yüzden serinliğe hasretim
Okşa biraz!
Benim doğduğum köylerde
Buğday tarlaları yoktu,
Dağıt saçlarını bebek
Savur biraz!
Benim doğduğum köyleri
Akşamları eşkıyalar basardı.
Ben bu yüzden yalnızlığı hiç sevmem
Konuş biraz!
Benim doğduğum köylerde
Kuzey rüzgârları eserdi,
Ve bu yüzden dudaklarım çatlaktır
Öp biraz!
Sen Türkiye gibi aydınlık ve güzelsin!
Benim doğduğum köyler de güzeldi,
Sen de anlat doğduğun yerleri,
Anlat biraz!
CAHİT KÜLEBİ
preatoria
29-08-2005, 19:25
şimdi beni iyi dinleyin
canımdan öte ve de
en kıymetli sevdigim muhterem arkadaşlar.
durumum ortadadır.
hayat bana da sağlamına harbi bi çelme takmıştır.
nevrim dönmüş, midem bulanmış, gözlerim kararmıştır.
cümlenize olan bilcümle borç edavatım
üç vakte kadar askıya alınmıştır.
biraz idare edebilirseniz eğer,
bir de kahveci Nuri'den rica edebilirseniz,
kesmezse tavşan kanı günde üç bardak çayı.
elbet bu feleğin paslı çarkı
birgün benim için de döner ve düşeş gelmese de
gelirse eğer zarımız,
mesela bir dubara ve hele de dört cahar
işi kolayladık sayın.
ve de inanın ki abiler,
paramız yoksa da haysiyetimiz var.
:o :o :o
bilmiyorum daha önce buraya yazıldı mı ama defalarca okunup 3 gün ağlanması gereken muhteşem bir ATİLLA İLHAN şiiri..
AYSEL GİT BAŞIMDAN
Aysel Git Başımdan
Aysel git başımdan ben sana göre değilim
Ölümüm birden olacak seziyorum.
Hem kötüyüm karanlığım biraz çirkinim
Aysel git başımdan istemiyorum.
Benim yağmurumda gezinemezsin üşürsün
Dağıtır gecelerim sarışınlığını
Uykularımı uyusan nasıl korkarsın,
hiçbir dakikamı yaşayamazsın.
Aysel git başımdan ben sana göre değilim.
Benim icin kirletme aydınlığını,
hem kötüyüm karanlığım biraz çirkinim
Islığımı denesen hemen düşürürsün,
gözlerim hızlandırır tenhalığını
Yanlış şehirlere götürür trenlerim.
Ya ölmek ustalığını kazanırsın,
ya korku biriktirmek yetisini.
Acılarım iyice bol gelir sana,
sevincim bir türlü tutmaz sevincini.
Aysel git başımdan ben sana göre değilim.
Ümitsizliğimi olsun anlasana
hem kötüyüm karanlığım biraz çirkinim.
Sevindiğim anda sen üzülürsün.
Sonbahar uğultusu duymamışsın ki
içinden bir gemi kalkıp gitmemiş,
uzak yalnızlık limanlarına.
Aykırı bir yolcuyum dünya geniş,
Büyük bir kulak çınlıyor içimdeki.
Çetrefil yolculuğum kesinleşmiş.
Sakın başka bir şey getirme aklına.
Aysel git başımdan ben sana göre değilim,
ölümüm birden olacak seziyorum,
hem kötüyüm karanlığım biraz çirkinim.
Aysel git başımdan seni seviyorum...
ATİLLA İLHAN
Biz ne ayrılıklar görmüş adamız...
Gitmek istiyorsan gidebilirsin
Biz ne ayrılıklar görmüş adamız
Çekinme sende vur sırtımdan beni
Biz ne gitmeler görmüş adamız...
Aldırma sen benim yalnızlığıma
Aldırma sen benim gözyaşlarıma
Boşver sende kalmış yarınlarıma
Biz kadere çelme takmış adamız...
Sevsen gidemezdin sevsen bırakamaz
Sevsen çıldırırdın seven ne yapmaz
Git bu ateşte beni kül etmez yakmaz
Biz ne cehennemler görmüş adamız...
Hadi daha çabuk daha acele
Git başka kollara git güle güle
Sende unutursun adımı bile
Biz ne vefasızlar görmüş adamız...
Hep aynı hikaye hep aynı masal
Sen bu şarkıyı git başka yerde çal
Al yanı başımdan gölgenide al
Biz ne yalnızlıklar görmüş adamız...
A.S.İ
Ay Karanlık...
Maviye
Maviye çalar gözlerin,
Yangın mavisine
Rüzgârda âsi.
Körsem,
Senden gayrısına yoksam,
Bozuksam,
Can benim, düş benim,
Ellere nesi?
Hadi gel,
Ay karanlık...
İtten aç,
Yılandan çıplak,
Vurgun ve belâ
Gelip durmuşsam kapına
Var mı ki doymazlığım?
İlle de ille
Sevmelerim,
Sevmelerim gibisi?
Oturmuş yazıcılar
Fermanım yazar
N'olur gel,
Ay karanlık...
Dört yanım puşt zulası,
Dost yüzlü,
Dost gülücüklü
Cıgaramdan yanar,
Alnım öperler,
Suskun, hayın, çıyansı,
Dört yanım puşt zulası,
Dönerim dönerim çıkmaz.
En leylim gecede ölesim tutmuş,
Etme gel,
Ay karanlık...
A.A
manifesto17
30-08-2005, 01:40
Arkadaşlar bu şiir kendime ait olup beğenilerinize sunarım.Saygılar
ZAMANSIZ YOLCULUKLAR
Başka şehirlerin
Aynı şehre muhtaç insanlarıydık
Garip alışkanlıklarımız
Gariban tutkularımız vardı.
Mesela ikimiz de severdik karanlığı
Boş,kuytu ve sessiz geceyi.
Bir yıldız bile kaydıramazdık çoğunda
Şehir çok aydınlık yine derdik
Görmeyi beceremedik değil,
“Talih bizi hiç sevmedi ki” derdik.
Hüznün bile acemisiydik senle.
Şehirden sabaha karşı kalkacak,
Ve ayrı yönlere yol alacak
Otobüslerimize bile binemezdik;
Adam gibi gözyaşı dökerek.
Gül kokulu yastıklar değilse de,
Gamsız bir uzun uyku değilse de,
Ve hasret melanetsiz,
Güzel bir gün değilse de tek ukdemiz,
Ki biz hasret çekmeyi bile beceremez,
Gül kokulu yastıkları sevemezdik,
Yine de hep aynı yere,
Hep bize dönerdik biz senle.
Benim her yolum sana,
Senin yolun hep bana çıkardı.
Susardı otogar çığırtkanları.
Sanki herkes her şey susardı.
Hüznün bile acemisiydik senle
Kavuşmayı bile beceremezdik,
Dert güderek,hasret söndürerek,
Veya adamakıllı gözyaşı dökerek...
Büyük şehirlerde yürürdük senle,
Cadde cadde , sokak sokak
Avizeleri görünen uzak,sıcak evlere bakarak.
Ellerimizi ceplerimize sokardık
Sen de ben de aynı anda,
Okkalı,pis bir küfür sallardık.
“Talih bizi hiç sevmedi ki” derdik.
Talihin sevgi anlayışını hiç sevmezdik...
Ama hep konuşurken aslında,
Hep yürür,hep küfrederken aslında
Ve en güzel şarkıları,
En naif besteleri
En kötü sesimizle mırıldanırken,
İçin için şükrederdik talihimize
Verdiği için bizi birbirimize
Acırdık o avizeli,uzak,sıcak evlere...
Hep yürüdük büyük şehirlerde
Cadde cadde,sokak sokak.
Her yolculuk sabahının öncesinde...
Gece güne kavuşunca sonra,
Sen başka,ben başka peronlardan,
Binerdik sigara serbest otobüslere
Ve hiç denk gelemezdik senle,
Uyku kokulu,bozuk ankesörlü,
Ve bayat çayların tepsilere dizildiği,
Herkesin başka başka ayrılıklara üzüldüğü
En pahalısı bile sevimsiz mola yerlerinde...
“Talih bizi hiç sevmedi ki” derdik.
Sonrası bildik hikaye;
Hep erken dönerdik geriye...
Yaz başıydı son gidişin
Yaz başı da olsa ıslak,
Ve zemheri gecesi gibi sertti.
O şehrin en titrek,
O şehrin en ürkek,
O şehrin en zavallısıydım ben.
Anlamsız bir karşı koyuş vardı.
Bitmesini istemediğim bir öykünün,
Son satırlarını okur gibi
Sanki yarım kalmışlık vardı.
Sen yine gülüyor,
Sen o camdan yine aynı şeyleri söylüyordun.
Parmağınla erken döneceğini çizerek.
“Sen de erken dön” diyerek.
O yaz günü de beceremedik,
Dert güderek,hasreti hissederek,
Ve adam gibi gözyaşı dökerek
O gidişi de hüzne bürüyemedik
Hüznün bile acemisiydik biz senle...
Ben erken döndüm.
Hesap gün hesabı değil
daha büyük erken döndüm.
Ben yine denk gelemedim sana
Uyku kokulu,bozuk ankesörlü
Bayat çayların tepsilere dizildiği
Herkesin sanki aynı anda bir şeylere,
Sanki herkesin bize üzüldüğü ,
En kalitelisi bile sevimsiz mola yerlerinde...
Ben gene erken döndüm o şehre
Gidenlerden en erken ben döndüm
Senin bu mütevazi,gariban veda törenine.
Gördüm ki yine acele etmişsin.
Yine yola benden önce düşmüşsün.
Seslendim ama duymadın.
Biz uzun ayrılıkları hiç sevmedik
Bir yıldız kayarken hiç görmedik.
Ve biz hüznün bile acemisiydik,
Ve talih bizi hiç sevmedi ama
Hiç bu kadar talihsiz değildik.
Talih,hiç bu kadar bizden habersiz değildi...
Şimdi sen yok,
Büyük şehirlerin caddeleri de yok.
Hiçbiri değilse de bana koyan,
Bozuk ankesörlü mola yerlerinde
Ben yine bayat çayımı içerken,
Sana denk gelmenin,
Artık ihtimali de mi yok?
Talih bizi hiç sevmedi dostum.
Talih,
Bizi hiç sevmedi....
Manifesto 17 D.D
kumralada
30-08-2005, 12:39
Sn.Manifesto 17 kendi şiirinizi yayınlamanız hoş birşey.
YALNIZ İNSAN
Yalnız insan merdivendir
Hiçbir yere ulaşmayan
Sürülür yabancı diye
Dayandığı kapılardan
Yalnız insan deli rüzgar
Ne zevk alır ne haz verir
Dokunduğu küldür uçar
Sunduğu tozdur silinir
Yalnız insan yok ki yüzü
Yağmur çarpan bir camekan
Ve gözünden sızan yaşlar
Bir parçadır manzaradan
Yalnız insan kayıp mektup
Adresimi yanlış nedir
Sevgiler der fırlatılır
Kimbilir kim tarafından
LOUIS ARAGON
altincag2004
30-08-2005, 14:51
Bir şiirde benden dostlar
çorbada tuzumuz olsun.. kendi şiirimdir.beğeninize...
KİMLİĞİMDİR
Bakışlarım güneş ışığı bulaşığı
Geçiyorum kurşun geçidi yolları
Sözcüklerin yurdudur kaşifliğim
Umudum çiçeklerin meyveye dönüşeceği mevsim
Bakır ayı gördükçe bulutların terkisinde
Gördükçe kardeleni papatyayı akzambağı
Menevişleri yansıtan gizli yatağı
Arıyorum sevdayı ezgilerin bendinde
Gümüşten yaprak süslenmiş sesim
Kordan bir sicimle bağlı olsa da dilim
Tenini uyaracağım nehirlerin
Gördükçe gecenin içinde akan şahapı
Bir şahbaz olacak hep sözcüklerim
Karanlığı kanatlarının yeliyle damıtan
Dövülmüş bir yürek olsa da
Zaman zaman şiirim
Şiir kimliğimdir benim
E.B.
Powered by vBulletin™ Version 4.0.6 Copyright © 2010 vBulletin Solutions, Inc. All rights reserved.