View Full Version : Hisse.net ŞİİR
Pages :
1
2
3
[
4]
5
6
7
8
9
10
11
ÇOCUKLARIMA
Diyelim ıslık çalacaksın ıslık
Sen ıslık çalınca
Ne ıslık çalıyor diye şaşacak herkes
Kimse çalmamalı senin gibi güzel
Örnegin kıyıya çarpan dalgaları sayacaksın
Senden önce kimse saymamış olmalı
Senin saydığın gibi doğru ve güzel
Hem dalgaları hem saymasını severek
De ki sinek avlıyorsun sinek
En usta sinek avcısı olmalısın
Dünya sinek avcıları örgütünde yerin başta
Örgüt yoksa seninle başlamalı
Diyelim zindana düştün bir ip al
Görmediğin yıldızları diz ipe bir bir
Sonra yıldızlardan kolyeyi
Düşlemindeki sevgilinin boynuna geçir
Say ki hiçbir işin yok da düşünüyorsun
Düşün düşünebildiğince üç boyutlu
Amma da düşünüyor diye şaşsın dünya
Sanki senden önce düşünen hiç olmamış
Dalga mı geçiyor düşler mi kuruyorsun
Öyle sonsuz sınırsız düşler kur ki çocuğum
Düşlerini som somut görüp şaşsınlar
Böyle dalgacı daha dünyaya gelmedi desinler
Dünyada yapılmamış işler çoktur çocuğum
Derlerse ki bu işler bişeye yaramaz
De ki bütün işe yarayanlar
İşe yaramaz sanılanlardan çıkar
AZİZ NESİN
manifesto17
31-08-2005, 02:39
Gzmnc arkadaşımız yine kalite şiiri yakalamış.Tebrikler bize anımsattığı için...
Benim sizlerden isteğim altta yazılmış olan ve Behçet Necatigil üstadımıza ait şiirde "dokununca solgun bir gül olan" şey nedir sizce.Bunu yanıtlamanız.Nedir ne olabilir?Her ne kadar şiirdeki mesajı çözsem ve çok beğensem de dokununca solgun bir gül olan şey nedir bunu çözemedim.Kimsein de çözdüğünü yıllardır görmedim.Buyrun.Ne olabilir bu? (aşk vs. dışında bir anlam arıyorum)
SOLGUN BİR GÜL DOKUNUNCA
Çoklarından düşüyor da bunca
Görmüyor gelip geçenler
Eğilip alıyorum
Solgun bir gül oluyor dokununca
Ya büyük şehirlerin birinde
Geziniyor kalabalık duraklarda
Ya yurdun uzak bir yerinde
Kahve, otel köşesinde
Nereye gitse bu akşam vakti
Ellerini ceplerine sokuyor
Sigaralar, kağıtlar
Arasından kayıyor usulca
Eğilip alıyorum, kimse olmuyor
Solgun bir gül oluyor dokununca
Ya da yalnız bir kızın
Sildiği dudak boyasında
Eşiğinde yine yorgun gecenin
Başını yastıklara koyunca.
Kimi de gün ortası yanıma sokuluyor
En çok güz ayları ve yağmur yağınca
Alçalır ya bir bulut, o hüzün bulutunda
Uzanıp alıyorum, kimse olmuyor
Solgun bir gül oluyor dokununca
Ellerde, dudaklarda, ıssız yazılarda
Akşamlara gerili ağlara takıyor
Yaralı hayvanlar gibi soluyor
Bunalıyor, kaçıp gitmek istiyor
Yollar, ya da anılar boyunca.
Alıp alıp geliyorum, uyumuyor bütün gece
Kımıldıyor karanlıkta, ne zaman dokunsam
Solgun bir gül oluyor dokununca.
kumralada
01-09-2005, 11:35
BİR ŞEHİT KIZINA
-Türküler Ve Alaz İçin-
Güzelim,sevdiğim,çocuğum,gülüm
Bir şehit kızısın sen.
Acılı, buruk bir türkü gibisin
Bu acımasız günlerin içinden
Tuhaf bir sıkıntıyla daralır şimdi
Küçücük,kuş kanadı yüreğin:
'Babam nerede,niye gelmiyor
Babama küstüm ben anneciğim...'
Baban artık hiç olmayacak yavrum
Sana çocuğum diyemeyecek bir daha
Güçlü,baba kucağının sıcaklığını
Duyamayacaksın minik vücudunda
Baban yiğit bir oğluydu halkının
Onun için öldürdüler
Sana halkımızdan armağan olsun
Getirdiğim kırmızı güller
Yıllar geçecek,alışacaksın
Bir ince sızı kalacak ondan,
Senin gözlerin gibi ışıltılı
Çiçekler fışkıracak babanın mezarından
Ve tıpkı serpilen bir çiçek gibi
Gelişip ışırken bilincin gitgide
Babanı yeniden kavrayacaksın
Baban yeniden doğacak seninle
Güzelim,sevdiğim,çocuğum,gülüm
Bir şehit kızısın sen
Acılı,buruk bir türkü gibisin
Bu acımasız günlerin içinden
ATAOL BEHRAMOĞLU
düşünce
yıllar var...ben onu hiç unutmadım,
o beni sorar mı hatırlar mı ki?
büsbütün.silinip gitti mi adım,
gönlünün vefası bu kadar mı ki?
döktüğü yaşları kurutmuşmudur?
kendini aldatıp avutmuşmudur?
va'dini tutmuş mu,unutmuşmudur?
şimdi başkasına meyli varmı ki?
bilsem,uzaklarda kimler aglıyor?
kimlerin kalbini aşkı dağlıyor?
aceb kederli mi,yas mı bağlıyor?
yoksa eskisinden bahtiyar mı ki
______________________________
orhan seyfi orhon
kumralada
02-09-2005, 13:52
YURDUNU SEVMELİYMİŞ İNSAN
Yurdunu sevmeliymiş insan
Öyle diyor hep babam
Benim yurdum ikiye bölünmüş ortasından
Hangi yarısını sevmeli insan?
NEŞE YAŞIN
NEYDİ O BİR ZAMANLAR
istanbul ve sen / neydi o bir zamanlar
sanki gençliğime doğru yaşlanıyordum
çengelköy'de yaz unutulmaz erguvanlar
hangi yanıma dönsem seni bulurdum
içimdeki lambanın kırıldığı anlar
istanbul ve sen / sırılsıklam yaşananlar
yanardöner bir ayna yeniden ruhum
çengelköy'de yaz unutulmaz erguvanlar
gözlerinin sisinde sevdalı bir yolcuyum
hayal meyal gemiler dumanlı ilkbahar
istanbul ve sen / ikinizden kalanlar
tekrar tekrar ısrarla yaşayıp durduğum
çengelköy'de yaz unutulmaz erguvanlar
rüya mıdır gerçek mi kendi kendime sorduğum
istanbul ve sen / neydi o bir zamanlar
ATTİLA İLHAN
altincag2004
03-09-2005, 13:59
YÜREK OYNAMASI ZAMAN
Ve ibranice okunan
Bir ayinde yürek oynamasıyken zaman
Cengiz vurdu kendini miting meydanında
Vurdu kahraman olduğunu sanarak
Oysa tetiğin oynamasında değildi o şan
Yürüyeceğim ben yürüyeceğim
Gelecek misin ardımdan
Çiçeklerin kokusuyla sevişen dağlar
Tarihleri saklar nice anıları ve eşkıyalar
İşkence izlerinin özenle işlediği gecelerde
Dinleyerek uzaktan uzağa iniltilerimi
Orman uğultularından muska yaptım bedenime
Yürüyeceğim ben yürüyeceğim kararlıyım
Gelecek misin ardımdan
Hüviyeti gizli bir tarih taşıyorum içimde
Serüvenci geçmişimi de yedeğimde
Bir ganimet diye bıraktım yaşantılarımı
Şaşkındılar pek çok da kinli
Bir sabah bilmiyorlardı ki
Dağların soluğuyla uyandığımı
Yürüyeceğim ben gidiyorum kararlıyım
Eğer gelmezsen ardımdan
Umutlarımı emanetçiye bıraktım
Unutma alırsan oradan
Bakma öyle boynu bükük ardımdan anlasana
Hangi yiğit söz geçirebilir yüreğine
Görmüşse kanlısını namuslusunun ucunda
E.B
HASRETİNDEN PRANGALAR ESKİTTİM
Seni, anlatabilmek seni.
İyi çocuklara, kahramanlara.
Seni anlatabilmek seni,
Namussuza, halden bilmeze,
Kahpe yalana.
Ard- arda kaç zemheri,
Kurt uyur, kuş uyur, zindan uyurdu.
Dışarda gürül- gürül akan bir dünya...
Bir ben uyumadım,
Kaç leylim bahar,
Hasretinden prangalar eskittim.
Saçlarına kan gülleri takayım,
Bir o yana
Bir bu yana...
Seni bağırabilsem seni,
Dipsiz kuyulara,
Akan yıldıza,
Bir kibrit çöpüne varana,
Okyanusun en ıssız dalgasına
Düşmüş bir kibrit çöpüne.
Yitirmiş tılsımını ilk sevmelerin,
Yitirmiş öpücükleri,
Payı yok, apansız inen akşamlardan,
Bir kadeh, bir cıgara, dalıp gidene,
Seni anlatabilsem seni...
Yokluğun, Cehennemin öbür adıdır
Üşüyorum, kapama gözlerini...
Ahmed Arif
kumralada
08-09-2005, 17:03
UNUTULMUŞ KENT
Vermeme olanak yok bana verdiklerini
Ama ayrılırken bir hesaplaşma da gerekli
Geçmiş bunca güzellikten bir anı olarak
Ben seni alayım istersen sen de beni
ONAT KUTLAR
--------------------------------------------------------------------------------
Masalların Masalı / Nazım Hikmet Ran
Su başında durmuşuz,
çınarla ben.
Suda suretimiz çıkıyor,
çınarla benim.
Suyun şavkı vuruyor bize,
çınarla bana.
Su başında durmuşuz,
çınarla ben, bir de kedi.
Suda suretimiz çıkıyor,
çınarla benim, bir de kedinin.
Suyun şavkı vuruyor bize,
çınarla bana, bir de kediye.
Su başında durmuşuz,
çınar, ben, kedi, bir de güneş.
Suda suretimiz çıkıyor,
çınarın, benim, kedinin, bir de güneşin.
Suyun şavkı vuruyor bize,
çınara, bana, kediye, bir de güneşe.
Su başında durmuşuz,
çınar, ben, kedi, güneş, bir de ömrümüz.
Suda suretimiz çıkıyor,
çınarın, benim, kedinin, güneşin, bir de ömrümüzün.
Suyun şavkı vuruyor bize,
çınara, bana, kediye, güneşe, bir de ömrümüze .
Su başında durmuşuz.
Önce kedi gidecek,
kaybolacak suda sureti.
Sonra ben gideceğim,
kaybolacak suda suretim.
Sonra çınar gidecek,
kaybolacak suda sureti.
Sonra su gidecek
güneş kalacak;
sonra o da gidecek...
Su başında durmuşuz.
Su serin,
Çınar ulu,
Ben şiir yazıyorum.
Kedi uyukluyor
Güneş sıcak.
Çok şükür yaşıyoruz.
Suyun şavkı vuruyor bize
Çınara bana, kediye, güneşe, bir de ömrümüze...
SABAHA KADAR
şu şairler sevgililerden beter,
nedir bu adamlardan çektiğim?
olur mu böyle bütün bir geceyi
bir mısranın mahremiyetinde geçirmek?
dinle bakalım,işitebilir misin
türküsünü damların,bacaların
yahut da karıncaların buğday taşıdıklarını
yuvalarına?
beklemesem olmaz mı güneşin dogmasını
kullanılmış kafiyeler yollamak için
kapıma gelecek çöpçülerle,
deniz kenarına?
şeytan diyor ki: "aç pencereyi;
"bağır,bağır,bağır; sabaha kadar"
_________________________
varyemez
09-09-2005, 23:01
-IHLAMURLAR ÇİÇEK AÇTIĞI ZAMAN
Dilimde sabah keyfiyle yeni bir umut türküsü
Kar yağmış dağlara, bozulmamış ütüsü
Rahvan atlar gibi ırgalanan gökyüzü
Gözlerimi kamaştırsa da geleceğim sana
Şimdilik bağlayıcı bir takvim sorma bana
-Ihlamurlar çiçek açtığı zaman.
Ay, şafağa yakın bir mum gibi erimeden
Dağlar çivilendikleri yerde çürümeden
Bebekler hayta hayta yürümeden
Geleceğim diyorum, geleceğim sana
Ne olur kesin bir takvim sorma bana
-Ihlamurlar çiçek açtığı zaman.
Beklesen de olur, beklemesen de
Ben bir gök kuruşum sırmalı kesende
Gecesi uzun süren karlar-buzlar ülkesinde
Hangi ses yürekten çağırırsa beni sana
Geleceğim diyorum, takvim sorma bana
-Ihlamurlar çiçek açtığı zaman.
Bu şiir böyle doğarken dost elin elimdeydi
Sen bir zümrüd-ü ankaydın, elim tüylerine değdi
Sevda duvarını aştım, sendeki bu tılsım neydi?
Başka bir gezegende de olsan dönüşüm hep sana
Kesin bir gün belirtemem, n`olur takvim sorma bana
-Ihlamurlar çiçek açtığı zaman.
Eski dikişler sökülür de kanama başlarsa yeniden
Yaralarıma en acı tütünleri basacağım ben
Yeter ki bir çağır beni çiçeklendiğin yerden
Gemileri yaksalar da geleceğim sana
On iki ayın birisinde, kesin takvim sorma bana
-Ihlamurlar çiçek açtığı zaman.
Bak işte, notalar karıştı, ezgiler muhalif
Hava kurşun gibi ağır, yağmursa arsız
Ey benim alfabemdeki kadîm Elif
Ne güzellik, ne de tat var baharsız
Güzellikleri yaşamak için geleceğim sana
Geleceğim diyorum, biraz mühlet tanı bana
-Ihlamurlar çiçek açtığı zaman.
Ihlamurlar çiçek açtığı zaman
Ben güneş gibi gireceğim her dar kapıdan
Kimseye uğramam ben sana uğramadan
Kavlime sâdıkım, sâdıkım sana
Takvim sorup hudut çizdirme bana
Ben sana çiçeklerle geleceğim
-Ihlamurlar çiçek açtığı zaman.
bahaettin karakoç....
Zenciyim ben
Gece gibi
Afrika'nın derinlikleri gibi kara
Köleydim her zaman
Saray basamaklarını temizledim eski Roma'da
Washinton'da ayakkabı boyamaktayım şimdi
Emekçiydim her zaman
Mısır'da piramitleri kuran benim
Benim harcını karan gökdelenlerin
Türkücüydüm her zaman
Afrika'dan Missouri'ye kadar yaydım türkülerimi
Çınlar kederli ezgisi onların her yerde
O tamtam ritmi
Kurbandım her zaman
Kongo'da kırbaçla dövdüler beni
Ve şimdi linç edilmekteyim Teksas'da
Zenciyim ben
Gece gibi
Afrika'nın derinlikleri gibi kara.
Langston Hughes NEW ORLEANS'daki Katrina Kasırgası Kurbanlarına
SEVGİLİYE;
Saat yine oniki
Bir gün daha bitti
Öyle acımasız ,öyle amansız akıp gitti ki
Ama ne gecen zaman unutturdu seni
Nede başka biri
Kalbimdeki yerin öyle derinki
Uçsuz bucaksız bir deli vadi
Zaten bir başkası olamazdıki
Şimdi yanımda
Gözlerimin dalıp gittigi noktada
Ellerimin uzandığı,ulaşamadığı uzaklıkta
Kalbimizin bir attıgı zamanda
Olsan ne olurdu yanımda,yanıbaşımda
Ama yoo ne sana kızıyorum
Nede hain zamana
Sitemim sadece giden yıllara
Sensiz,amaçsız,boş günlere
Şimdi sen varsın ama
Beynimde,kalbimde,damarlarımda
Aldığım nefeste,
Yediğim ekmekte ,
İçtiğim sigarada
Bir sen varsın aklımda
Kalbimin en ırak noktasında
Ama yanı başımda
Bir telefon yakınlığında
Tam ondört saat uzaklığımda
Bir sen varsın canımda
Kanımın her damlasında...
KİM GÖRDÜ
saçlarımı
Tel tel götürdü.
yıllar;
ya
gençligim nerede?
birincisine tanıgım
dostlar
ikincisini
kim
gördü?
siz söyleyin
aynalar.
HULASA
Ben ölsem be anacigim
Nem var ki sana kalacak
Ceketimi kasap alacak,
Pardösömü bakkal
Borcuma mahsuben...
Ya asklarim
Ya siirlerim ne olacak
Ya sen ele güne karsi
Nasil bakacaksin insan yüzüne
Hulasa anacigim
Ne ambarda darim
Ne evde karim var.
Çiplak dogurdun beni
Çiplak gidecegim
Rüstü Onur
(1942)
BENDEN SIZE
Yalniz ben mi inkar ediyorum Allahi
Mevsimler benden kafir
Ya kuslar ve agaçlara
Ne buyurulur
Uzun söze lüzum yok
Sahidimdir
Bes parasiz gezindigim sokak
Bir zaman yasadigima
Ve bir hatira olsun diye
Benden size
Hiç sikilmadan söyleyebilirim
Sarisin kizlara bayildigimi
Muzaffer Tayyip Uslu
(Simdilik, 1945)
ÖLDÜKTEN SONRA
Diyecekler ki arkamdan
Ben öldükten sonra
O, yalniz siir yazardi
Ve yagmurlu gecelerde
Elleri cebinde gezerdi
Yazik diyecek
Hatira defterimi okuyan
Ne talihsiz adammis
Imani gevremis parasizliktan
Muzaffer Tayyip Uslu
(Simdilik, 1945)
KALDIRIMLAR
Sokaktayim, kimsesiz bir sokak ortasinda
Yuruyorum, arkama bakmadan yuruyorum
Yolumun karanliga karisan noktasinda
Sanki beni bekleyen bir hayal goruyorum.
Kara gozler kul rengi bulutlarla kapanik;
Evlerin bacasini kolluyor yildirimlar.
Bu gece yarisinda iki kisi uyanik:
Biri benim, biri de uzayan kaldirimlar
Icimde damla damla bir korku birikiyor;
Saniyorum her sokak basini kesmis devler,
Simsiyah comlarini uzerime dikiyor
Gozleri cikarilmis bir ama gibi evler
Kaldirimlar, istirap cekenlerin annesi
Kaldirimlar, icimde yasamis bir insandir.
Kaldirimlar, duyulur ses kesilince sesi,
Kaldirimlar, icimde uzayan bir lisandir.
Bana dusmez can vermek yumusak bir kucakta,
Ben bu kaldirimlarin emzirdigi cocugum.
Aman sabah olmasin bu karanlik sokakta,
Bu karanlik sokakta bitmesin yolculugum
Ben gideyim yol gitsin, ben gideyim yol gitsin;
Iki yanimdan aksin bir sel gibi fenerler.
Tak, tak, ayak sesimi ac kopekler isitsin;
Yolumda bir tak olsun zulmetten tas kemerler.
Ne isikta gezeyim, ne goze goruneyim;
Gunduzler size kalsin, verin karanliklari.
Islak bir yorgan gibi iyice buruneyim,
Ortun, ustume ortun serin karanliklari.
Necip Fazil Kisakurek
G İ D İ Y O R U M
Çölde bir yolcu gibiyalnızlığım içinde
Kavrulup gidiyorum.
serseri bir rüzgar gibi hep ganimet peşinde
Savrulup gidiyorum.
Serçe kadar pervasız, bir günden ötekine
Atlayıp gidiyorum.
Bütün kumaşlarını açtığım gibi yine
Katlayıp gidiyorum.
Bir kış güneşi gibi ben keyfimin esiri
Görünüp gidiyorum.
Ne belli bir yerim var, ne de sevdiğim biri
Sürünüp gidiyorum.
C.S.T :hayır: :aglayan:
KIRIK KALPLER
Biz aşkla başı dönmüş iki çocuk
Bütün bir bahar o çiçek ben yaprak
Ya Rabbi ne güzel sevişiyorduk
Dünyayı aşktan ibaret sanarak
Kim ne karıştı ne istedi bizden
Göz mü değdi ne oldu bu sevdaya
Ayırdılar bizi birbirimizden
Hem de göz göre yürek parçalaya
Aşktı bizdeki onlardaki mantık
Onlardan yana çıktı kahpe felek
Birer kalp bıraktılar bize kırık
Ömrümüzce gözyaşı döktürecek
C.S.T :bravo:
Ben Şehit miyim, hain miyim?.
1972 doğumluyum...
Şehidim, 1992''den beri....
Komando er olarak Diyarbakır''in Kulp ilçesinde görev yapıyordum.
Devriyeden dönüyorduk.
Ansızın üzerimize el bombaları fırlattılar; kurşun yağdırdılar. Karşılık verdik...
Teröristler kaçtılar...
Baktım ki teğmenim yaralanmış..
Gittim onu kucağıma aldım ve askeri cipe doğru götürmeye başladım.
Ansızın dünyam karardı...
Bir kurşun, kafamin sağından girip solundan çıktı...
Kucağımda teğmenim, yola devrildim...
Kanım toprağa yayıldı...
Ben ne suç işledim?
Ben Şükrü Eraslan...
Tokat'ın Reşadiye ilçesine bağlı Büsürüm Beldesi'ndenim...
Ailem ve akrabalarım düğün dernek ederek yolladılar beni askere...
Milletim ve vatanım için...
Diyarbakır'ın kırsalında bir suikast silahı ile beynimi parçaladılar...
Soruyorum şimdi size: Suçum neydi benim?
Soruyorum Başbakanıma, dışişleri bakanıma:
Ben şehit miyim, hain miyim?
Ben şehit isem beni vuranlar neci?
Millet de sorsun bunu …
Güneydoğu'da yolu kesilen, pusuya düşürülen, saldırıya uğrayan ve bu nedenle can veren askerler suçlu mudur?
Onlar, oralara gidip bu ülke uğruna canlarini vermekle hainlik mi etmişlerdir?
Sakın, bu nasıl soru demeyin...
Bakın iki günde beş arkadaşımı daha vurdular...
Vuranlar mı doğru vurulanlar mı?
Cevabını başbakanımız versin...
Çünkü, bizi hatırlayan yok...
Bütün övgüler, bütün televizyonlar, bütün gazeteler çetecilere...
Öyle değil mi ey halkım, öyle değil mi?
Bize vuranlara devlet töreni düzenleniyor…
Ben Şükrü Eraslan...
Büsürüm Beldesi''nden...
Taşı sıksam suyunu çıkartırdım.
Bu vatan uğruna bin canım olsa binini de verirdim...
Çünkü, biliyordum ki ölürsem şehit olacağım...
Gel gör ki şimdi şaşkınım...
Çünkü, beni Kanas tüfeğiyle vurduranlar; devletimizi yönetenler tarafından neredeyse törenle kabul ediliyorlar...
Bütün övgüler onlara...
Suikastçinin akıl hocalarının siyasi hakkı, kültürel hakkı...
Soruyorum başbakanıma:
Ya benim yaşama hakkım...
Bundan büyük hak olur mu?
Neden kimse onu savunmaz?
Neredesin komutanim?
Ben Şükrü Eraslan! Komando er...
Tokatlı...
Isparta'da eğitimde iken bana ne demiştin komutanım?
Siz bu milletin göz bebeğisiniz.
Ölürseniz şehit, yaşarsanız gazi olacaksınız....
Öyle mi komutanim?
Beni vuranlara, şimdi en üst yöneticiler gülücükler yolluyor...
Kanas silahını kullanan, neredeyse kahraman ilan edilecek...
Herkes onların kültürel haklarının peşinde...
Benim yaşama hakkımı düşünen bile yok.
Neden bizi kandırdınız kumandanim?
Ve neredesiniz?
Resmim size yadigar
Ben Tokatlı komando er Şükrü Eraslan!
Bir nisan günü Kulp'ta, pusuda kaldım...
Şu an o kurşun yarasından daha derin bir yaram var.
Kendimi fena halde aldatılmış hissediyorum.
Binlerce arkadaşım adına...
Kanı ile yeri sulayan; arkasından ağıtlar yakılan
Türk bayrağına sarılı tabutları ile giden arkadaşlarım adına...
Diyorum ki resmime bakın, bir karar verin:
Ben Şehit miyim, hain miyim?.
Serkan Alper
kumralada
23-09-2005, 14:50
EYLÜL SONU
Günler kısaldı. Kanlıca'nın ihtiyarları
Bir bir hatırlamakta geçen sonbalarları.
Yalnız bu semti sevmek için ömrümüz kısa...
Yazlar yavaşça bitmese, günler kısalmasa...
İçtik bu nadir içki'yi yıllarca kanmadık...
Bir böyle zevke tek bir ömür yetmiyor, yazık!
Ölmek kaderde var, bize ürküntü vermiyor;
Lakin vatandan ayrılışın ıztırabı zor.
Hiç dönmemek ölüm gecesinden bu sahile,
Bitmez bir özleyiştir, ölümden beter bile.
YAHYA KEMAL BEYATLI
CUNDA
Dün gece kıyıda oturup yıldızları saydım.
İki eksik çıktı.
Hatırladım gülüm.
Efkárlandığım bir gece,
İkisini kül tablasında söndürmüştüm
Sabahları güzel olur buralar.
Kızıl mı kızıl, güneşin
Kazdağları'nın arkasından bir çıkışı var...
Denizin kokusu, zeytin ağaçları.
Birbirine girmiş pembe-beyaz akasyalar.
Balıktan dönen tratalar.
Nedense her zaman kuşlar uçuşur tepelerinde.
Cunda'nın kıyısına oturup, gözlerimi kısıp saydım.
İki eksik çıktı martılar.
Hatırladım gülüm.
Dileğimdi, oralarda görürsen...
Kanatlarında sana selamım var
Yavaş yavaş sonbahar geldi.
Yazlıkçılar bir bir gittiler.
Kepenkleri kapalı bir ev bana her zaman hüzün verir de görünce canım sıkılır.
Tırmanıp kepenklerini açasım gelir elin evinin.
Ve gelip geçene '' Buyursunlar evdeyiz ” diyesim...
Ama deli derler adama.
Ve evsiz kalmış kediler.
Benim gibi şaşkın her biri.
Yine keder içinde, hüzünlü bakışlarla bahçe
duvarlarının üzerine sırayla tünediler.
Dün sonbaharın ilk yağmuru da yağdı Cunda'ya.
Baktım da; denizin dahi yağmuru beklediğini hissettim.
Dalgalar, sanki damlaları karşıladılar.
Coştu deniz...
Demek ki; deniz olsan da damlalara ihtiyacın var.
Neyse...
Sonbahar güzel oluyor buralarda.
Ama ben ayrılıklara dayanamam.
Dün yağmur damlalarını saydım.
İki eksik çıktı.
Hatırladım gülüm.
Birini sağ yanağıma,
öbürünü sol yanağıma dökmüştüm...
Şair
CUNDA
. Neyse...
Sonbahar güzel oluyor buralarda.
Ama ben ayrılıklara dayanamam.
Dün yağmur damlalarını saydım.
İki eksik çıktı.
Hatırladım gülüm.
Birini sağ yanağıma,
öbürünü sol yanağıma dökmüştüm...
Şair
bu mısraları okuyupta duygulanmamak mümkün degil...
ARKADAŞIM BADEM AĞACI
Sen ağaçların aptalı
Ben insanların
Seni kandırır havalar
Beni sevdalar
Bir ılıman hava esmeye görsün
Düşünmeden gelecek karakış..
Acarsın çiçeklerini ..
Bense hayra yorarım gördüğüm düşü...
Bir güler yüz bir tatlı söz..
Açarım yüreğimi hemen
Yemişe durmadan çarpar seni karayel
Beni karasevda
Hem de bilerek kandırıldığımızı
Kaçıncı kez bağlanmışız bir olmaza
Koş desinler bize şaşkın
Sonu gelmese de hiç bir aşkın
Açalım yine de çiçeklerimizi
Senden yanayım arkadaşım
Havanı bulunca aç çiçeklerini
Nasıl açıyorsam yüreğimi
Belki bu kez kış olmaz
Bakarsın sevdan düş olmaz
Nasıl vermişsem kendimi son sevdama
Vur kendini sen de bu güzel havaya
AZİZ NESİN
BURSA
Adını ilk defa
Yedibelâ Rasimin hançerinde okudum.
Çocuktum.
Çatal geyik boynuzu kabzasında
İlk Bursalıyı tanıdım:
"Bıçakçı Remzi" yazıyordu.
Ve kıvrak, söğüt yaprağı çeliğinde
Bir yara izi gibi kazılmıştı: Bursa.
Bilek olursa
-Diyordu delikanlılar-
Nankör değildir Bursa hançerleri.
Ha!. demiye gör, dönmez geri.
Ülfetim böyle oldu, methini böyle duydum.
Sonra büyüdüm,
Kartpostallarda resmini gördüm:
Gök mavi, zemin yeşildi.
Bir başka resimde:
Beş kurnalı şadırvan,
Şadırvan başında beş adam;
-Yeşil başlı ördekler gibi-
Beş yeşil sarıklı
Bursalı
Abdes alırken mürtesimdi.
Ve gök yine mavi, zemin yeşildi.
Nihayet devran
Yolumu Bursaya düşürdü.
Üç aziz bahar,
-Bütün mevsimler dahil-
Üç uzun yıl,
Bursadan gayri cümle dünyada
Beni nâmevcut okudular.
Ve ben mektebinde okudum.
Bir rivayete göre adam oldum.
Bir rivayete göre kayboldum.
İkisi de ayni kapıya çıkar,
Mesele değil.
Mesele şu ki
Bursa eyi, Bursa güzel.
Bursa için destan yazılır,
Bursa için iğneyle kuyu kazılır;
Fakat yalan:
"Bursa'da zaman,
Billûr bir avize, gibi değil.
Değil ama,
Bir ölmemek arzusu veriyor adama.
Dünyayı bırakıp gitme haseti,
Yaşamak hasleti,
Dünya sevgisi;
Yeşil yeşil yeşeriyor,
Mavi mavi gülüyor.
Ve sonra "Yeşil"in türbelerinden,
-Daha çok yatsı üstleri,
Yıldızlı gecelerde-
Bir aksi cevap yükseliyor perde perde.
Zamanı evail kokuyor burcu burcu
Yaprak yaprak dökülüyor
İmkânsızlığı ve nimet bolluğu.
Korkunçtur bu saatte ezan sesleri;
Allahla konuşur müezzinleri,
Karşılıklı sâlâ verilir.
Bu saatte Bursa'dan
İki eli kanda olan insan,
Koltuk değneklerini unutan,
Dost elini kaybeden âma;
Ve herkes
Kaçıp gitmelidir.
Her şeye rağmen dünyayı
Dünyayı bilmelidir.
Bursa eyi, Bursa güzel.
Eminim ki ben bâsübadelmevt
Orda olurdu:
Yalan yazmasa kitap
Yıkılmasaydı mihrap!..
İnsan, Ağustos-1943
NİYAZİ AKINCIOĞLU
KUŞ HATIRALARI
Benim çocukluğumda soframıza kuşlar konar
rüyalarımıza melekler uğrardı.
Kapımızdan yoğurtçu
bahçemizden ishakkuşu
kalbimizden yeni çıkan şarkılar geçerdi.
Kışın bir sobamız olurdu
sobanın yanında kedimiz
kedinin önünde yün yumağı
bir Hayat Bilgisi fotoğrafı gibiydik.
Yerli malı kullanan
yurdun üç tarafı denizlerle çevrili
kuruüzüm incir fındık
tütün çay narenciye kavun-karpuz yetiştiren
kuru üzüm ve inciri satan
karşılığında
çamaşır makinesi radyo ve otomobil alan
bir toprağın fertleri...
Biraz yoksul biraz mütevekkil
biraz mahcup biraz kırılgan
biraz naif ama hep umutlu...
Özlerdik.
Memleketteki halamızı
ince doğranmış bir dilim pastırmayı
yurttan sesler korosunu
akşam komşuluklarını
radyo tiyatrolarını
sabah ezanını
kalaycıyı bozacıyı
münir nureddin şarkılarını
orhan boran yarışmalarını
kandil gecelerini duvar sarmaşıklarını
bakkalımızın utana sıkıla veresiye hatırlatmalarını
okul önü koz helvalarını
akşam oturmalarını
ve hayatı...
Top oynardık
ip atlar kedi kovalar
taşlarla birbirimizin başını yarar
mahalle savaşları çıkarır
gece olunca da tutar babalarımızın elinden
yazlık sinemalara gider
Sadri Alışık Vahi Öz
Belgin Doruk Cüneyt Arkın seyreder
Olimpos gazozları içer
güler eğlenir bağırır çağırır
dönerken yıldızları sayardık.
Biz sıkı çocuklardık.
Hepimizin birer yıldızı vardı
onlara isim takardık
onlar da bize isim takardı
pus ve dumandan önce bu şehrin
geceleri gökırpan ve isimleri takılan yıldızları
vardı.
Benim yıldızıma Mehlika adını vermiştik
biz kimseden yana değildik.
Kimsenin de kendinden yana olmasını istediği birileri
olmazdı
Bir değirmendeydik
öğütülen
öğütülürken türküler söyleyen
buğday başaklarına benziyorduk.
Ben
çorbalardan tarhanayı
yemeklerden kurufasulyayı
sigaralardan Harmanı
belki bunun için çok sevdim.
Yollar bozuk musluklar bozuk
ziller bozuk paralar bozuk
ama adamlar sağlam idi.
Bu şehrin yıldızları vardı.
Saçlarına kurdelalar takan
çivitle yıkanmaktan aşınmış beyaz çoraplarına
leke bulaşmasın diye su birikintilerinden sakınan
gözleri önünde
yürekleri ve beslenme çantaları ellerinde
küçük çocukları vardı bu şehrin
bu şehrin yıldızları vardı.
Ben Fenerbahçeyi amcam Vefayı tutardı.
Konya tahıl ambarı Mersin muz cennetiydi.
Taksimden Fatihe troleybüs kalkar
Şişhanede mutlak raydan çıkardı.
Vallahi hayat zor ve fakat çok matraktı.
Muammer Karacan’nın adına bir tiyatro binası yoktu
bizzat kendisi vardı.
Başımız ağrırdı komşumuz vardı
gönlümüz daralırdı komşumuz vardı
Çorbamızı umutlarımızı
memleket kadar kalbimiz paylaştığımız komşularımız
vardı.
Geceleri bekçimiz
gündüzleri sütçümüz
bizim kadar zayıf da olsa
nohuta ve makarnaya alışmış da olsa
Sarman adında bir kedimiz
ceplerimizde kırık misketlerimiz
çamur bulaşığı ellerimiz
ve gülümseyen bir yüzümüz
kimseye göstermekten utanmayacağımız bir içimiz
biraraya gelerek çektirebileceğimiz
bir aile fotoğrafımız vardı.
Bir sabah bütün iyi şeylerin
Ayvansaray iskelesinden
hayal ülkesine doğru demir alan
bir şirket-i hayriyye vapuru gibi
aramızdan ayrıldığını gördük
Sonra Ayvansaray’ın sularının çekildiğini yazdı
gazeteler.
Süheyla hanımın Raci beyin
Melahat mehveş ablanın
Niko’nun Ercüment efendinin çekildiğini ise
yazmadılar nedense.
Ama yok ama yoklar.
Ne Harman sigarası kaldı geriye
ne Olimpus gazozu
ne Sadri Alışık.
Kalan bir tortuydu belki.
Belki kırık bir rüya denizi
belki suya düşürdüğümüz suretimizin
cep aynamıza nüktedan bir yansımaydı herşey.
Herşey Maltepe sigarasının
hep arandığında
her bakkalda bulunabilmesi ile
büyüsünü kaybetmişdi belki de .
belki de biz bir rüya mı görmüştük?
Hadi hepsi yalandı.
Hadi hepsi hayaldi.
Hadi hepsini ben uydurmuştum.
Ama rüyalarımızın melekleri
ve soframızın daim konukları kuşlar?
Ya onlar?
Onları siz de görmediniz mi?
Sizin de sofranıza konup
rüyalarınıza uğramadılar mı?
Onlar da mı yalandı?
İbrahim SADRİ
LAVİNİA
Sana gitme demeyeceğim
Üşüyorsun ceketimi al
Günün en güzel saatleri bunlar
Yanımda kal
Sana gitme demeyeceğim
Gene de sen bilirsin
Yalanlar istiyorsan yalanlar söyleyeyim
İncinirsin
Sana gitme demeyeceğim
Ama gitme Lavinia
Adını gizleyeceğim
Sen de bilme Lavinia
Özdemir ASAF
DenizFeneri
25-09-2005, 22:34
SON VAPUR
Hadi git son vapur kalkmadan
Gözlerim gözlerine dalmadan
Sevgin yüreğimi sarmadan
Hadi git,ardına dönüp bakmadan
Git belki gönlün uslanır
Git yağmurda durma öyle,yüreğin ıslanmasın
Git ama;gönlüne hasret dolmasın
Üzülme,yüzün hep gülsün
Biliyorum gidişin zor ama;gerçek
Bu ayrılıktaki ateş,beni eritecek
Senin gidişin hayatım da yeni bir sayfa açacak
Hadi git,yoksa son vapur kaçacak
Şimdi çiçeklere bakıyorum sensiz
Şimdi çiçekler kokusuz
Yine üşüyorum,rüzgar acımasız
İnan sensizlikte heşey anlamsız
Güneşin sıcağında öğrendim sevmeyi
Demekki sevgide anlamlıymış,ayrılık isteği
Sevmekte ayrılık demekmiş
Ayrılıkla sevgi eşleşmiş
muammer ertem karakaya
DenizFeneri
25-09-2005, 22:36
TEMMUZ’DA BİR AKŞAMÜSTÜ
Senin gelişin baharın gelmesiydi,
O uzun kış gecelerinde beklediğim…
Gözlerine bakmak gökyüzünde yüzlerce yıldızı seyretmekti.
Bir yaz gecesi tekneyle mehtap gezisine çıkmak,
Evlerin denize vuran ışıklarına bakarken
Uzaklardan gelen sevdiğim bir şarkıyı dinlemekti.
Temmuz’da bir akşamüstü aşkı ilk defa hissetmekti.
Seda Turan
DenizFeneri
25-09-2005, 22:37
HASRET
yuz yil oldu yuzunu gormeyeli
belini sarmayali
gozunun icinde durmayali
aklinin aydinligina sorular sormayali
dokunmayali sicakligina karninin.
yuz yildir bekler beni bir sehirde bir kadin.
ayni daldaydik ayni daldaydik
ayni daldan dusup ayrildik
aramizda yuz yillik zaman yol yuz yillik.
yuz yildir alaca karanlikta kosuyorum
Nazým HiKMET
SAKAL
hanginiz bilir,benim kadar
karpuzdan fener yapmasını;
sedefle hançerle.üstüne,
gülcemal resmi çizmesini;
beyit düzmesini;
mektup yazmasını;
yatmasını.
kalkmasını;
bunca yılın halime'sini
hanginiz bilir.benim kadar,
memnun etmesini?
Değirmende ağartmadık biz bu sakalı!
_________________________________
orhan veli
varyemez
29-09-2005, 01:35
Bir küçük çiçekle kandırılabilirim şu sıralar.
Bir tek papatya, bir kır menekşesi ile örneğin
Bir kaç satır şiire tav olabilirim
Bir gamlık notayla artar sevincim
Bir parça güneşle kandırılabilirim şu sıralar
Gündoğumu, günbatımı fark etmez
Bir oturumluk deniz kenarına tav olabilirim
Rüzgârlar beni üşütmez.
Bir kaç damla yağmurla kandırılabilirim şu sıralar
Üstelik şemsiyeler evde unutulmuş
Bir bardak sıcak çaya tav olabilirim
Üstüm başım henüz yeni kurutulmuş.
Bir tutam sevgiyle kandırılabilirim şu sıralar
Fazlasına öykünmeden
Bir kaçamak bakışa tav olabilirim
Belki bugün, gün bitmeden.
kumralada
29-09-2005, 11:23
:my:
SEVGİNİN ÖNÜNDE
Bütün insanları dostun bil, kardeşin bil kızım
Sevincin ürünüdür insan, nefretin değil
Zulmün önünde dimdik tut onurunu
Sevginin önünde eğil kızım..
ATAOL BEHRAMOĞLU
HÜRRİYETE DOĞRU
gün doğmadan,
deniz daha bembeyazken çıkacaksın yola.
kürekleri tutmanın şehveti avuçlarında,
içinde bir iş görmenin saadeti,
gideceksin;
gideceksin ırıpların çalkantasında.
balıklar çıkacak yoluna,karşıcı;
sevineceksin.
ağları silkeledikçe
deniz gelecek eline pul pul;
ruhları sustuğu vakit martıların,
kayalıklarındaki mezarlarında,
birden,
bir kıyamettir kopacak ufuklarında.
denizkızları mı dersin,kuşlar mı dersin;
bayramlar seyranlar mı dersin,şenlikler cümbüşler mi?
gelin alayları,teller,duvaklar,donanmalar mı?
heeeey!
ne duruyorsunuz be,at kendini denize;
geride bekleyenin varmış,aldırma;
görmüyor musun,her yanda hürriyet;
yelken ol,kürek ol,dümen ol,balık ol,su ol;
git gidebildigin yere.
____________________________
DOST DEDİĞİN
Seni Sevmeli...
Sarılınacak biri olmadığın zamanlarda bile
sana sarılmalı...
Dayanılmaz olduğun zamanlarda bile
Sana Dayanmalı...
Dost dediğin;
fanatik olmalı; bütün dünya seni üzdüğünde
Sana moral vermeli,
Güzel haberler aldığında seninle dans etmeli,
Ve ağladığında, seninle ağlamalı...
Ama hepsinden daha çok;
Dost matematiksel olmalı;
Sevinci çarpmalı…
Üzüntüyü bölmeli…
Geçmişi çıkarmalı...
Yarını toplamalı...
Kalbinin derinliklerinde
ihtiyacı hesaplamalı...
Ve her zaman
Bütün parçalardan daha büyük olmalı...
İşi bitince seni bir tarafa atmamalı...
En uzak mesafe:
Ne Afrika'dır,
Ne Çin,
Ne Hindistan,
Ne seyyareler,
Ne de yıldızlar geceleri ışıldayan...
En uzak mesafe:
İki kafa arasındaki mesafedir,
Birbirini anlamayan...
Can Yücel
Önce, rahat olmayı dene...
Ben, bir karış mesafeden,
gözbebeklerinde
kendi mimiklerimi ve tebessümümü görerek,
bu tonda konuşuyorsam seninle;
gülümsemeni beklemeye hakkım var, değil mi?..
Kendini iyi hisset...
VE GÜLÜMSE…
Gülümseyen insanlarla mı yoksa
gülümsemeyen insanlarla mı
vaktini geçirmek isterdin?
İşyerinde, verimin yükselir miydi
yüzüne baktığın herkes
gülümsüyor olsaydı?
Ve sokaktaki problemler
insanlar gülümsediğinde mi
gülümsemediğinde mi
daha kolay çözüme ulaşırdı?
Kendini iyi hisset...
VE GÜLÜMSE…
Gülümsediğinde kendini
daha da iyi hissedeceksin.
Günün birinde yeni bir
işyeri açmaya kalkarsam,
benimle çalışan herkes önce
gülümsemeyi bilenlerin arasından seçilecek.
Ve sonra onlar problemlerin üzerinden
gülümseyerek atlamayı öğrenecekler..
Bütün kapıların üzerinde notlar olacak, kocaman:
GÜLÜMSE...
Güler yüzlü insanlar işsiz kalmaz, aşksız kalmaz...
Güler yüzlü insanlar eşsiz kalmaz, arkadaşsız kalmaz.
GÜLÜMSE …
Dikenlerin elbette var ve olmalı.
Ama gül isen, önce gülen yüzünü göster...
GÜLÜMSE…
Sen "farkını" göstermek istiyorsan
sıradan insanlardan;
gülümsemen yeter!..
Gücün, düşünme şeklin ve olumlu yapın
gözükecek gülümserken yüzünde.
İnsanların içi yüzlerinden okunur...
Ve içine göre değil,yüzüne göre davranılır sana!
Farkını göster, herkes somurturken:
"Kar hepimizin başına yağıyor ama
ben gülümseyebiliyorum...
" Çevrende güler yüzlü birini görsen
sen de ona tebessüm ederdin değil mi?
GÜLÜMSE….
İnsanlar hazır aslında gülümsemeye,
ucaklaşmaya; bir kıvılcım bekliyorlar...
Ama herkes bekliyor!
Ödül olmanın "ödülünü" sun kendine,
insanlara tebessümünü sunarak...
Ve bu onuru "yüzünde" taşı,
GÜLÜMSE…
EYLÜL AKŞAMI
hiçbir neden yokken, ya da biz bilmezken tepemiz atmış ve konuşmuşuzdur …
onca neden varken ve tam sırası gelmişken hiçbir şey yapmamış ve susmuşuzdur …
aynı anda aynı sessiz geceye doğru “içim sıkılıyor” demişizdir …
aynı sabaha uyanırken kimbilir aynı düşü görmüşüzdür …
olamaz mı? olabilir…
belki benim kağıt param, bir şekilde, döne dolaşa senin cebine girmiştir …
belki aynı posta kutusuna, değişik zamanlarda da olsa, birkaç mektup atmışızdır …
ayın karpuz dilimi gibi batışını izlemişizdir deniz kıyısında …
aynı köşeye oturmuşuzdur köhnede belki de birkaç gün arayla …
olamaz mı? olabilir…
Bostancı dolmuş kuyruğunda sen başta, ben en sonda öylece beklemişizdir …
sabah 7:30 vapuruna sen koşa koşa yetişirken, ben yürüdüğümden kaçırmışımdır …
aynı anda başka insanlara, “seni seviyorum” demişizdir…
mutlak güven duygusuyla başımızı başka omuzlara dayamışızdır …
olamaz mı? olabilir…
onca yıl sen burada …
onca yıl ben burada …
yollarımız hiç kesişmemiş
şu eylül akşamı dışında …
Bülent ORTAÇGİL
Eylül Akşamı
1992
varyemez
02-10-2005, 17:21
nerden buluyorsunuz bu harika şiirleri...
Hadi gel;
Bugün farklı olsun,
açalım yüreklerimizi,
ne varsa dökelim ortaya,
Birlikte seçelim güzel olan herşeyi,
kovalım kötüleri, sıkıntıları, üzüntüleri
Hadi gel;
Bugün farklı olsun,
atalım maskeleri,
içimizden geldiği gibi
somurtalım,
bağıralım, ağlayalım
gülelim sonra,
kahkahalarla hem de,
Gözümüzden
yaşlar gelinceye kadar
Hadi gel;
Bugün farklı olsun, koşalım,
yarışalım rüzgarla,
ıslansın ayaklarımız,
kirlensin giysilerimiz,
kalplerimiz çarpsın
son hızla.
Hadi gel;
Bugün farklı olsun,
atlayalım denize,
tuz yapışsın
saçlarımıza,
Güneş kavursun tenimizi,
kumlara yatalım sere serpe.
Hadi gel;
Bugün farklı olsun,
konsere gidelim,
avaz avaz bağıralım,
eşlik edelim şarkıcıya,
sesimiz çatlayıncaya kadar
şarkı söyleyelim
korkunç seslerimizle.
Hadi gel;
Bugün farklı olsun,
yemyeşil çimenlere yatalım,
gözümüzü kırpıştırarak.
Güneş ışığını
kirpiklerimizle süzelim,
nefes alalım derin derin,
çekelim mis gibi
çimen kokusunu
ciğerlerimize
Hadi gel;
Bugün farklı olsun,
Akarken
taşlara çarpıp
şıkırdayan
bir dere bulalım,
buz gibi olsun suları,
paçalarımızı sıvayıp
sokalım ayaklarımızı,
parmaklarımız
büzüşünceye
kadar kalalım orada.
Hadi gel;
Bugün farklı olsun,
bir at arabası bulalım
saman yüklü,
takılalım arkasına,
zıplayıp oturalım,
sallayalım bacaklarımızı
bir yandan da
mırıldanalım
türkümüzü.
Hadi gel;
Bugün farklı olsun,
yalın ayak yürüyelim
taşlı köy yollarında,
sıcak taşlar
yaktıkça ayaklarımızı,
bir çeşme bulalım
serinlemek için.
Hadi gel;
Bugün farklı olsun,
ağaca tırmanalım
hızlı hızlı,
meyveleri de olsun ama,
bir dala oturup
kara dut yiyelim,
ellerimiz
boyansın
mor mor
Hadi gel;
Bugün farklı olsun,
fırından yeni çıkmış
ekmek alalım,
biraz öteden de
tulumdan çıkma bir peynir,
tarladan domates de
çalalım iki tane,
kollarımızdan
suları aksın ısırırken.
Hadi gel;
Bugün farklı olsun,
yıldızları seyredelim pırıldayan,
"bak bir yıldız kaydı dilek tut" diyelim,
gülüşelim.
Hadi gel;
Bugün farklı olsun,
akşam serinliği dolsun
gömleklerimizden içeri,
ürperelim
temiz havadan,
uykumuz
gelsin
sırtımız
koca meşeye
dayalı.
Hadi gel;
Yarın da farklı olsun,
öbürgün de...
nerden buluyorsunuz bu harika şiirleri...
Senin gönderdiğin şiir de çok güzeldi.
Bahar geldi mi başka şey dinler miyim ?
Hele aklın defterini hemen dürerim.
Şarap, sığınağım sensin bahar günü,
Söğüt ağacı, senin de gölgendeyim.
Ömer Hayyam
Kim demiş haram nedir bilmez HAYYAM ?
Ben haramı helali karıştırmam:
Seninle içilen şarap helaldir;
Sensiz içtiğim su bile haram.”
Her sabah yeni bir gün doğarken,
Bir gün de eksilir ömürden;
Her şafak bir hırsız gibidir
Elinde bir fenerle gelen.
Ömer Hayyam
Yazık , gençliğin defteri dürüldü gitti!
Hayatın o taze baharı güz oldu gitti!
Adına GENÇLİK denilen şey var ya,
Anlamadım ki; ne zaman geldi, ne zaman gitti!?
Ömer Hayyam
Niceleri geldi, neler istediler,
Sonunda dünyayı bırakıp gittiler.
Sen hiç gitmeyecek gibisin değil mi?
O gidenler de hep senin gibiydiler !
ÖMER HAYYAM
varyemez
03-10-2005, 00:47
Dostları Olmalı İnsanın
dostları olmalı insanın,
aynen gemilerin limanları gibi
zaman zaman uğradığın
yükünü boşalttığın
dalgalar dininceye kadar beklediğin koynunda
sonra açık denizlere uğurlamalı seni,
geri döneceğin günü bekleme umuduyla
bazan rüzgara o açmalı yelkenini
yanağına konan bir öpücüğün coşkusuyla
halatlarını çözmeli
seni çok
ama çok özlemeli
dostları olmalı insanın,
ermiş, bilge hayatı ezbere okuyabilen
düşünmediklerini düşündüren
seni bir cambaz ipinde güvenle tutabilen
gerektiğinde senin’çün ateşi yutabilen
yolunu ışıtan ustan olmalı,
şekillendirmeyi öğretmeli hayatın çömleğini
sana vermeli soğuk bir kış gününde
üzerindeki tek gömleğini
Oğuzkan Bölükbaşı
SERE SERPE
uzanıp yatıvermiş.sere serpe;
enterasi sıyrılmış.hafiften;
kolunu kaldırmış.koltugu görünüyor;
bir eliyle de ğöğsünü tutmuş;
içinde kötülüğü yok,biliyorum;
yok, benim de yok ama....
olmaz ki!
böyle de yatılmaz ki!
______________________________
HAYAT DERSİ
YAS 5 Anne ve babamın birbirlerine bağırmalarının beni
ne kadar korkuttuğunu öğrendim.
YAS 7 Meşrubat içerken gülersem içtiğimin
burnumdan geleceğini öğrendim
YAS 12 Bir şeyin değerini anlamanın en iyi
yolunun bir
süre ondan yoksun kalmak olduğunu öğrendim.
YAŞ 13 Annemle babamın el ele tutuşmalarının ve
öpüşmelerinin beni daima mutlu ettiğini
öğrendim.
YAŞ 15 Bazen hayvanların kalbimi insanlardan
daha
fazla işittiğini öğrendim.
YAŞ 18 İlk gençlik yıllarımın keder, şaşkınlık,
ıstırap ve aşktan ibaret olduğunu öğrendim
YAŞ 24 Aşkın kalbimi kırabileceğini ama buna
değer
olduğunu öğrendim.
YAŞ 33 Bir arkadaşı kaybetmenin en kestirme
yolunun
ona ödünç para vermek olduğunu öğrendim.
YAŞ 36 Önemli olanın başkalarının benim için ne
düşündükleri değil, benim kendi hakkımda ne
düşündüğüm
olduğunu öğrendim.
YAŞ 38 Esimin beni hala sevdiğini, tabakta iki elma
kaldığında küçüğünü almasından anlayabileceğimi
öğrendim.
YAŞ 41 Bir insanin kendine olan güveninin, başarısını
büyük oranda belirlediğini öğrendim.
YAŞ 44 Annemin beni görmekten her seferinde sonsuz
mutluluk duyduğunu öğrendim..
YAŞ 46 Yalnızca minik bir kart göndererek bile
birinin gönlünü aydınlatabileceğimi öğrendim.
YAŞ 49 Herhangi bir işi yaptığımdan daha iyi
yapmaya
çalıştığımda, o işin yaratıcılığa dönüştüğünü
öğrendim. .
YAŞ 50 Sevgi, evde üretilmemişse, başka yerde
öğrenmenin çok güç olabileceğini öğrendim.
YAŞ 53 İnsanların bana, izin verdiğim biçimde
davrandıklarını öğrendim.
YAŞ 55 Küçük kararları aklımla, büyük kararları
ise
kalbimle almam gerektiğini öğrendim.
YAŞ 64 Mutluluğun parfüm gibi olduğunu, kendime
bulaştırmadan başkalarına veremeyeceğimi
öğrendim.
YAŞ 70 İyi kalpli ve sevecen olmanın, mükemmel
olmaktan daha iyi olduğunu öğrendim.
YAŞ 82 Sancılar içinde kıvransam bile
başkalarına
baş ağrısı olmamam gerektiğini öğrendim.
YAŞ 90 Kiminle evleneceğin kararının hayatta
verilen
en önemli karar olduğunu öğrendim.
YAŞ 95 Öğrenmem gereken daha pek çok şeyler
olduğunu öğrendim.
Dün sabaha karşı kendimle konuştum. Ben hep
kendime
çıkan bir yokuştum. Yokusun başında bir düşman
vardı
Onu vurmaya gittim kendimle vuruştum
Özdemir Asaf
Ihlamurlar Çiçek Açtığı Zaman
Dilimde sabah keyfiyle yeni bir umut türküsü
Kar yağmış dağlara bozulmamış ütüsü
Rahvan atlar gibi ırgalanan gökyüzü
Gözlerimi kamaştırsa da geleceğim sana
Şimdilik bağlayıcı bir takvim sorma bana
Ihlamurlar çiçek açtığı zaman
Ay şafağa yakın bir mum gibi erimeden
Dağlar çivilendikleri yerde çürümeden
Bebekler hayta hayta yürümeden
Geleceğim diyorum geleceğim sana
Ne olur kesin bir takvim sorma bana
Ihlamurlar çiçek açtığı zaman
Beklesen de olur beklemesen de
Ben bir gök kuruşum sırmalı kesende
Gecesi uzun süren karlar buzlar ülkesinde
Hangi ses yürekten çağırırsa beni sana
Geleceğim diyorum takvim sorma bana
Ihlamurlar çiçek açtığı zaman
Bu şiir böyle doğarken dost elin elimdeydi
Sen bir zümrüt-ü ankaydın elim tüylerine deydi
Sevda duvarını aştım sendeki bu tılsım neydi
Başka bir gezegende de olsan dönüşüm hep sana
Kesin bir gün belirtemem n’olur takvim sorma bana
Ihlamurlar çiçek açtığı zaman
Eski dikişler sökülür de kanama başlarsa yeniden
Yaralarıma en acı tütünleri basacağım ben
Yeter ki bir çağır beni çiçeklendiğin yerden
Gemileri yaksalar da geleceğim sana
On iki ayın birisinde kesin takvim sorma bana
Ihlamurlar çiçek açtığı zaman
Bak işte notalar karıştı ezgiler mahalif
Hava kurşun gibi ağır yağmursa arsız
Ey benim alfabemdeki kadim Elif
Ne güzellik ne de tat var baharsız
Güzellikleri yaşamak için geleceğim sana
Geleceğim diyorum biraz mühlet tanı bana
Ihlamurlar çiçek açtığı zaman
Ihlamurlar çiçek açtığı zaman
Ben güneş gibi gireceğim her dar kapıdan
Kimseye uğramam ben sana uğramadan
Kavlime sadıkım sadıkım sana
Takvim sorup hudut çizdirme bana
Ben sana çiçeklerle geleceğim
Ihlamurlar çiçek açtığı zaman
Kapıları çalan benim
kapıları birer birer.
Gözünüze görünemem
göze görünmez ölüler.
Hiroşima'da öleli
oluyor bir on yıl kadar.
Yedi yaşında bir kızım,
büyümez ölü çocuklar.
Saçlarım tutuştu önce,
gözlerim yandı kavruldu.
Bir avuç kül oluverdim,
külüm havaya savruldu.
Benim sizden kendim için
hiçbir şey istediğim yok.
Şeker bile yiyemez ki
kâat gibi yanan çocuk.
Çalıyorum kapınızı,
teyze, amca, bir imza ver.
Çocuklar öldürülmesin,
şeker de yiyebilsinler.
NAZIM HİKMET
Ben hiç böylesini görmemiştim
vurdun kanıma girdin itirazim var
sımsıcak bir merhaba diyecektim
başımı usulca dizine koyacaktım
dört gün dört gece susacaktım
yağmur sönecekti yanacaktı
sameland seferden dönecekti
duvardaki saat duracaktı
kalbim kendiliğinden duracaktı
ben hiç böylesini görmemiştim
vurdun kanıma girdin itirazım var
emperyal oteli'nde bu sonbahar
bu camların nokta nokta hüznü
bu bizim berhava olmuşluğumuz
bir nokta bir hat kalmışlığımız
bu rezil bu çarsamba günü
intihar etmiş kötümser yapraklar
öksürüklü aksırıklı bu takvim
ben hiç böylesini görmemiştim
vurdun kanıma girdin itirazım var
sesleri liman sislerinde boğulur
gemiler yorgun ve uykuludur
sabahtır saat beş buçuktur
sen kollarımın arasındasın
onlar gibi değilsin sen başkasın
bu senin gözlerin gibisi yoktur
adamın rüyasına rüyasına sokulur
aklının içinde siyah bir vapur
kıvranır insaf nedir bilmez
otelin penceresinde duracaktın
şehri karanlıkta görecektin
karanlıkta yağmuru görecektin
saçların ıslanacak ıslanacaktı
kış geceleri gibi uzun uzun
tek damla gözyaşı dökmeksizin
maria dolores ağlayacaktı
istanbul'u yağmur tutacaktı
bütün bir gün iş arayacaktım
sana bir türkü getirecektim
kulaklarımız çınlayacaktı
emperyal oteli'nin resmini çektim
akşam saçaklarından damlıyordu
kapısında durmanı söylemiştim
yüzün zambaklara benziyordu
cumhuriyet bahçesi'nde insanlar geziyordu
tepebaşı'ndaki küçük yahudiler
asmalımescit'teki rum kemancı
böyle rüzgarsız kalmışlığımız
bu bizim çektiğimiz sancı
el ele tutuşmuş geziyordu
gazeteler cinayeti yazıyordu
haliç'e bir avuç kan dökülmüştü
emperyal oteli'nde üc gece kaldık
fazlasına paramız yetmiyordu
gözlerin gözlerimden gitmiyordu
dördüncü gece sokakta kaldık
karanlık bir türlü bitmiyordu
sirkeci garı'nda sabahladık
bilen bilmeyen bizi ayıpladı
halbuki kimlere kimlere başvurmadık
hiçbiri yüzümüze bakmıyordu
hiç kimse elimizden tutmuyordu
ben hiç böylesini görmemiştim
vurdun kanima girdin kabulumsun
Attila İlhan
:roll:
lancelot
11-10-2005, 22:06
Bu şiiri Yazıyorum...Yazıyorum aklıma o geliyor...
Nasıl iş bu
her yanına çiçek yağmış
erik ağacının
ışık içinde yüzüyor
neresinden baksan
gözlerin kamaşır
oysa ben akşam olmuşum
yapraklarım dökülüyor
usul usul
adım sonbahar
Attila İLHAN
lancelot
11-10-2005, 22:07
Ben sana mecburum bilemezsin
Adını mıh gibi aklımda tutuyorum
Büyüdükçe büyüyor gözlerin
Ben sana mecburum bilemezsin
İçimi seninle ısıtıyorum.
Ağaçlar sonbahara hazırlanıyor
Bu şehir o eski İstanbul mudur
Karanlıkta bulutlar parçalanıyor
Sokak lambaları birden yanıyor
Kaldırımlarda yağmur kokusu
Ben sana mecburum sen yoksun.
Sevmek kimi zaman rezilce korkuludur
İnsan bir akşam üstü ansızın yorulur
Tutsak ustura ağzında yaşamaktan
Kimi zaman ellerini kırar tutkusu
Bir kaç hayat çıkarır yaşamasından
Hangi kapıyı çalsa kimi zaman
Arkasında yalnızlığın hınzır uğultusu
Fatih'te yoksul bir gramofon çalıyor
Eski zamanlardan bir cuma çalıyor
Durup köşe başında deliksiz dinlesem
Sana kullanılmamış bir gök getirsem
Haftalar ellerimde ufalanıyor
Ne yapsam ne tutsam nereye gitsem
Ben sana mecburum sen yoksun.
Belki haziran da mavi benekli çocuksun
Ah seni bilmiyor kimseler bilmiyor
Bir şilep sızıyor ıssız gözlerinden
Belki Yeşilköy'de uçağa biniyorsun
Bütün ıslanmışsın tüylerin ürperiyor
Belki körsün kırılmışsın telaş içindesin
Kötü rüzgar saçlarını götürüyor
Ne vakit bir yaşamak düşünsem
Bu kurtlar sofrasında belki zor
Ayıpsız fakat ellerimizi kirletmeden
Ne vakit bir yaşamak düşünsem
Sus deyip adınla başlıyorum
İçim sıra kımıldıyor gizli denizlerin
Hayır başka türlü olmayacak
Ben sana mecburum bilemezsin.
Attila İLHAN
Gözlerin gözlerime değince
Felaketim olurdu, ağlardım
Beni sevmiyordun, bilirdim
Bir sevdiğin vardı, duyardım
Çöp gibi bir oğlan, ipince
Hayırsızın biriydi fikrimce
Ne vakit karşımda görsem
Öldüreceğimden korkardım
Felaketim olurdu, ağlardım..
Ne vakit Maçka'dan geçsem
Limanda hep gemiler olurdu
Ağaçlar kuş gibi gülerdi
Sessizce bir cigara yakardın
Parmaklarımın ucunu yakardın
Kirpiklerini eğerdin, bakardın
Üşürdüm, içim ürperirdi
Felaketim olurdu, ağlardım..
Akşamlar bir roman gibi biterdi
Jezabel kan içinde yatardı
Limandan bir gemi giderdi
Sen kalkıp ona giderdin
Benzin mum gibi giderdin
Sabaha kadar kalırdın
Hayırsızın biriydi fikrimce
Güldü mü cenazeye benzerdi
Hele seni kollarına aldı mı
Felaketim olurdu, ağlardım...
:aglayan:
DAĞ BAŞI
dağ başındasın;
derdin günün hasretlik;
akşam olmuş.
güneş batmış.
içmeyip de ne haltedeceksin?
___________________________________
orhan veli
buena vista
14-10-2005, 21:07
Ben sana mecburum bilemezsin
Adini mih gibi aklimda tutuyorum
Büyüdükçe büyüyor gözlerin
Ben sana mecburum bilemezsin
Icimi seninle isitiyorum.
Agaçlar sonbahara hazirlaniyor
Bu sehir o eski Istanbul mudur
Karanlikta bulutlar parçalaniyor
Sokak lambalari birden yaniyor
Kaldirimlarda yagmur kokusu
Ben sana mecburum sen yoksun.
Sevmek kimi zaman rezilce korkuludur
Insan bir aksam üstü ansizin yorulur
Tutsak ustura agzinda yasamaktan
Kimi zaman ellerini kirar tutkusu
Bir kaç hayat çikarir yasamasindan
Hangi kapiyi çalsa kimi zaman
Arkasinda yalnizligin hinzir ugultusu
Fatih'te yoksul bir gramofon çaliyor
Eski zamanlardan bir cuma çaliyor
Durup köse basinda deliksiz dinlesem
Sana kullanilmamis bir gök getirsem
Haftalar ellerimde ufalaniyor
Ne yapsam ne tutsam nereye gitsem
Ben sana mecburum sen yoksun.
Belki haziran da mavi benekli çocuksun
Ah seni bilmiyor kimseler bilmiyor
Bir silep siziyor issiz gözlerinden
Belki Yesilköy'de uçaga biniyorsun
Bütün islanmissin tüylerin ürperiyor
Belki körsün kirilmissin telas içindesin Kötü rüzgar saçlarini götürüyor
Ne vakit bir yasamak düsünsem
Bu kurtlar sofrasinda belki zor
Ayipsiz fakat ellerimizi kirletmeden
Ne vakit bir yasamak düsünsem
Sus deyip adinla basliyorum
Içim sira kimildiyor gizli denizlerin
Hayir baska türlü olmayacak
Ben sana mecburum bilemezsin.
Atilla Ilhan
hep böyle mi bakar gözlerinin içi senin
hep böyle mi sevdiğini söylersin bana
içinde bir yerlerde uçan martılar
gözlerinde bilmediğim pırıltılarla
seni seviyorum
deme bana
içim bi tuhaf oluyor
dokunmak istiyorum ellerine sonra
büyüttüğün kuşlara ekmek atmak bir de
seni seviyorum
deme işte bana
alıp başımı gitmek istiyorum çok uzaklara
ya da senin yanına
gelsene hadi
al beni buralardan
bırakma bir başına
acıyor biryerlerim sen olmayınca
seni seviyorum
deme bana
unutuyorum kanatsız olduğumu
melekler gibi, uçmak istiyorum sonra
tarifsiz boşluklar var tarifsiz korkular
sen yine sevdiğini söyleme bana
sarılma öyle hemen
ellerim üşüyormuş kaç yazar?
ödünç istemem ellerini
Sıcak elleri bırakmak zordur bilirim
En iyisi al bendeki emaneti
gökkuşağının 8.rengi olma hayallerini
seni seviyorum
deme bana
gitmek istemiyorum sonra
oysa biliyorsun
gitmem gerektiğini ilk ben söylemiştim
gözyaşlarım burnumda
seni seviyorum
deme bana
SEVEMEDİ İSTENBUL İKİMİZİ
Seninle hiç İstanbul'da olamadık
Göremedi İstanbul ikimizi...
Ne Emirgan'da bir semaver tüketebildik
Ne Aşiyan'da hüzün...
Bir tepeden seyretmek için bu güzelim kenti
Ne Çamlıca kısmet oldu ne Piyer Loti...
Hiçbir vapur taşımadı bizi Marmara'da
Bir güvertede seni
Liseli aşıklar gibi dakikalarca öpemedim..
Ellerini avuçlarımda tutup ta içimi dökemedim
Şöyle bir elimi atıp ta omzuna
Kolun belimde
Yürüyemedim seninle Beyoğlu'nda
Bir sinema ya da tiyatro koltuğunda
Parmak uçlarıma değmedi dudakların
Pasajda Arjantinleri çekip
Nevizade'de bir iki tek atamadık
Doyulmaz uykulara bir türlü yatamadık
Seninle İstanbul'da olamadık
Duyamadı İstanbul sesimizi
Sahaflar'da yorulup ta kitaplara bakmaktan
Çınaraltı'nda mola veremedik
Karışıp çılgın kalabalığına Kapalı Çarşı'nın
Tadına varamadık bir öğlen rakısının
Ya da Sultanahmet'te bir müzeyi gezip
Dostlara uğrayamadık
Gülhane'den uzanıp Sarayburnu'na
İntiharı düşünemedik enine boyuna
Ne Laleli'den geçebildik sevgilim
Ne kendimizden
Bir çalgılı Kumkapı meyhanesinde
Ağlayamadım doyasıya sımsıcak göğsünde
Eski İstanbul'da gezdiremedim seni
Yemiş'te Asmaaltı’nda
Ne kaldırımlarımı gördün ne çayhanelerimi
Ne çocukluğumu bildin ne gençliğimi
Seninle hiç İstanbul'da olamadık
Saramadı İstanbul hiç bizi
Çılgınlar gibi dolanamadık otobüslerle
Trenlere binemedik
Bırak bütününü bu koca kentin
Sadece bir tek semtin içinde bile olamadık
İstanbul hiç doymadı bize bitanem
Biz O'na doyamadık...
semerkandi
17-10-2005, 20:05
Nurullah GENÇ
üsküdar, deniz ve sen
nice haykırsam da kan duymuyor çığlığımı
sessiz bir aşk rüzgârı şimdi ruhumdan esen
bıraktım bir kenara kahrı, isyanı, gamı
ne kadar güzelsiniz üsküdar, deniz ve sen
gemiler hep yukardan bakıyor kayıklara
kalbini arayanlar kızkulesinde mağrûr
kanıyor istanbul’da kabuk tutan her yara
istanbul uyanınca gözlerine vurulur
bu şehrâyin, martılar, bu efsane kokusu
bir senin saçlarına ağlıyor, bir de göğe
bin bir çiçek açmış da gülümsüyor bana su
bense göz kırpıyorum şu muammâ feleğe
hangi kaptan tutundu uzaklardan yüzüne
sen hangi okyanusun sultanısın ey peri
ey peri, bir dokunsan ruhumun denizine
görürsün, nasıl olur mutluluğun elleri
sanal_deli
17-10-2005, 21:44
Akşam Akşam ne iyi etmişsin :tamam:
Bir katkıda benden olsun
Sevmek Kolay Olsa
Kapkara gecenin tam ortasında
Sadece çevresini aydınlatan bir ateş böceği,
Hainlik ve düşmanlıkların pusu kurduğu dünya da
Beni hayata bağlayan umudumun çekirdeği,
SEVMEK KOLAY OLSA SENİ SEVMEZDİM
Uçsuz bucaksız okyanusta
Karaya oturmuş teknenim tek yelken direği,
Güllerle dolu bir bahçe de
Karanfili arayan tek uğur böceği,
SEVMEK KOLAY OLSA SENİ SEVMEZDİM
Ömrümün geri kalanında
Bilseydim sensizliği yaşayacağımı,
Onca gülün arasından birini tutunca
Elime kaktüs dikeni batacağını,
BİLSEYDİM YİNEDE SENİ SEVERDİM
buena vista
23-10-2005, 14:22
"O olmazsa yasayamam." demeyeceksin.
Demeyeceksin iste.
Yasarsin çünkü.
Öyle beylik laflar etmeye gerek yok ki.
Çok sevmeyeceksin mesela.
O daha az severse kirilirsin.
Ve zaten genellikle O daha az sever seni, Senin O'nu sevdiginden.
Çok sevmezsen, çok acimazsin.
Çok sahiplenmeyince, çok ait de olmazsin hem.
Calistigin binayi, masani, telefonunu, kartvizitini...
Hatta elini ayagini bile çok sahiplenmeyeceksin.
Senin degillermis gibi davranacaksin.
Hem hiçbir seyin olmazsa, kaybetmekten de korkmazsin.
Onlarsiz da yaşayabilirmissin gibi davranacaksin.
Çok esyan olmayacak mesela evinde.
Paldir küldür yürüyebileceksin.
Ille de bir seyleri sahipleneceksen,
Çatilarin gökyüzüyle birlestigi yerleri sahipleneceksin.
Gökyüzünü sahipleneceksin, Günesi, ayi, yildizlari...
Mesela kuzey yildizi, senin yildizin olacak.
O benim." diyeceksin.
Mutlaka sana ait olmasini istiyorsan bir seylerin...
Mesela gökkusagi senin olacak.
Ille de bir seye ait olacaksan, renklere ait olacaksin.
Mesela turuncuya, ya da pembeye.
Ya da cennete ait olacaksin.
Çok sahiplenmeden, Çok ait olmadan yasayacaksin.
Hem her an avuçlarindan kayip gidecekmis gibi, Hem de hep senin kalacakmis gibi hayat.
Ilisik yasayacaksin.
Ucundan tutarak...
Can YÜCEL
kumralada
24-10-2005, 16:33
KÖŞEYİ DÖNENLERİN ŞARKISI
yürekleriniz sızlar mı
güneş körse ve gök sağır
içinizi ısıtanlar
alacalı yıldızlar mı
kimliği belirsizler mi
kurşun sıkan üstünüze
bazen canınız ister mi
hüzünlenmek ağır ağır
bir tutam tuz kattınız mı
tek bir yoksulun aşına
hiç sevgi yarattınız mı
dinsin diye bunca kahır
bir gün el uzattınız mı
bir insana karşılıksız
hiç güzellik tattınız mı
kadeh kadeh satır satır
dönün dönün köşeleri
aydınlıktan karanlığa
bu yıl uğursuzun ama
gün doğmadan neler doğar
YAĞMUR ATSIZ
TAYYİP DESTANI (!)
Hıristiyana ver parayı,
Derin açtı bende yarayı,
Hep de unutmuşun Mevlana’yı,
Akıllı ol Tayyip, akıllı ol.
Avrupa’dan kurdun bir düzen
Yetmiş milyonu sensin üzen,
Karen Fogg’la kol kola gezen,
Akıllı ol Tayyip, akıllı ol.
Avrupa’nın kırk bir şartı,
Eksiği yok, vardır artı,
Benim hançer bana daldı,
Akıllı ol Tayyip, akıllı ol.
Bizi aldatan, bizden değil dersin,
Allah sana akıl versin
Seni seven varsa, sevsin,
Akıllı ol Tayyip, akıllı ol.
Yargıya siyaset soktun,
Hakkaniyette hiç de yoktun,
Leyla Zana’dan mı korktun?
Akıllı ol Tayyip, akıllı ol.
Oy verdim sana, derin sevda,
Razı olmaz şimdi Mevlâ,
Pişmanım evla evla,
Akıllı ol Tayyip, akıllı ol.
Şiir okudun aldın ceza,
Milletvekili oldun kaza,
Bize mi hak bu ceza,
Akıllı ol Tayyip, akıllı ol.
Kıbrıs’ta Denktaş’ı,
Bilmezsin mihenk taşı,
Karıştırırsın pişmiş aşı,
Akıllı ol Tayyip, akıllı ol.
Dimitros’la kol kola,
Bakmazsın sağa sola,
Bu gidişin kara kola,
Akıllı ol Tayyip, akıllı ol.
Medeniyetler buluşması geldi Hatay’a,
Sen sap bile olmazsın bizim baltaya,
Bir gün gidersen şaşma Malta’ya,
Akıllı ol Tayyip, akıllı ol.
Camide dua, kilisede vaftiz,
İsa’dan mı, Musa’dan mı anlamadık biz,
Seni kurtaramaz peder, azizi,
Akıllı ol Tayyip, akıllı ol.
GAP’ı verdin Mişon’a,
Antalya’yı verdin Hans’a,
Berliskoni ile kalkarsın dansa,
Akıllı ol Tayyip, akıllı ol.
Amerika’dan aldın icazet,
Türk’e gelince hep de mazeret,
Oy verende mi kabahat?
Akıllı ol Tayyip, akıllı ol.
Bu ülke evliya dolu,
Ne memnun sağı-solu,
Olmuşsun koltuk kulu,
Akıllı ol Tayyip, akıllı ol.
Kürt bende süt dişi,
Batının bunda var, ne işi?
Yol gösteren karga işi,
Akıllı ol Tayyip, akıllı ol.
Kerkük’te seyirci kaldın,
Telafer’i hiç duymadın,
Hiç mi izan almadın,
Akıllı ol Tayyip, akıllı ol.
Benden oy alırsın,
AB’den yol alırsın,
Uzak değil, yoldan kalırsın,
Akıllı ol Tayyip, akıllı ol.
Misyonerin iki bin beşte, elli bin hedefi,
Kim ödeyecek bu bedeli,
Bu millet hiç de sevmez namerdi,
Akıllı ol Tayyip, akıllı ol.
İngiltere’de 16, Fransa’da 22, Almanya’da 28
Türkiye aleyhine örgüt sayısı,
Seni kurtaramaz AB ayısı,
Akıllı ol Tayyip, akıllı ol.
Yunan’ın on iki mili,
Kabardı derin kini,
Tutulmuş bizimkinin dili,
Akıllı ol Tayyip, akıllı ol.
Köylüyü soktun dara,
Rüyanda görsen de para,
İmefe’yi sıkça ara,
Akıllı ol Tayyip, akıllı ol.
Özelleştirdin kâr edeni,
Düşündün mü beddua edeni,
Bir kere hatırla, ecdat dedeni,
Akıllı ol Tayyip, akıllı ol.
İçimiz de hain aydın,
Kiliseye yaptır kaydın,
Adam diye seni saydım,
Akıllı ol Tayyip, akıllı ol.
Özgürlük diye hakkı yıkan,
Var mı söyle, bundan bıkan,
Demokrasi diye zehir sokan,
Akıllı ol Tayyip, akıllı ol.
Irak’a verdin coni yolunu,
Aslan mı kaptı kolunu,
Tepelersin Müslüman kulun,
Akıllı ol Tayyip, akıllı ol.
Merkel’den yedin fırça,
Bozuldu mu nazik sırça,
Kırdığın pot çıktı kırka,
Akıllı ol Tayyip, akıllı ol.
Yok da geçmez sözün,
Allah aşkına nedir özün,
Doğruyu görmez gözün,
Akıllı ol Tayyip, akıllı ol.
Başörtüde oldun hatip,
Yazdı durdu kâtip,
Anlaşıldı bu da tertip,
Akıllı ol Tayyip, akıllı ol.
Hâkimim garip arar,
Paran varsa, işe yarar,
Doru olan çeker zarar,
Akıllı ol Tayyip, akıllı ol.
Ülkeyi koruyacak yemin etmiş,
Yemini şimdi nereye gitmiş,
Vatandaşta ümit bitmiş,
Akıllı ol Tayyip, akıllı ol.
Biliyorum kızdığını,
Bulamadım bozmadığını,
Unuttun mu yazmadığımı,
Akıllı ol Tayyip, akıllı ol.
Bu millet yüce millet,
Sana sarmış derin illet,
Tehlikelidir bu sükûnet,
Akıllı ol Tayyip, akıllı ol.
Amerika notada vermiş sözü,
Aldatmaktır hep de özü,
Saf buldukça elbet sizi,
Akıllı ol Tayyip, akıllı ol.
Beş yıllık koltuğa, kırk yıllık zarara,
Tarih utanacak nihayi karar,
Tövbesi kabul olmaz, o da zarar,
Akıllı ol Tayyip, akıllı ol.
Batılılar kullanır kullanır, olursun posa,
Kadınlar da ağlar, bakarsın yasa,
Tamah etme koltuğa, maaşa
Akıllı ol Tayyip, akıllı ol.
Sakal-ı Şerif gitti havaalanına,
Bu da ders olsun aklı olana,
Verilecek mi idi, parası olana,
Akıllı ol Tayyip, akıllı ol.
Sata sata, sıra geldi mezar taşına,
Evliya olsan bakmaz gözün yaşına,
Karga olsa bülbül der elin kuşuna,
Akıllı ol Tayyip, akıllı ol.
Şüheda sesinden ilham almıyor,
Gözleri görüyor, kulağı duymuyor,
Domuzun postu bana uymuyor,
Akıllı ol Tayyip, akıllı ol.
Bugün saltanat koltuğunda,
Yarın divan-ı hap koltuğunda,
Diktatörler de gider, zaman dolduğunda,
Akıllı ol Tayyip, akıllı ol.
Yüksel Çapraz kahroluyor,
Tomurcukken gül soluyor,
Siyasette ihanet oluyor,
Akıllı ol Tayyip, akıllı ol.
VATANDAŞ YÜKSEL ÇAPRAZ 0537 768 64 98
Aşktı o! Değiştiren tüm gecelerimi
Aşktı o! Beni durup yenileyen
Oydu, duygulu yapan hoyrat ellerimi
Oydu, dolu dizgin gidişime dur diyen
Bir bıçağın keskin yüzünde kan lekesiydim
Aşktı yine beni yıkayan, arıtan su
Böyle ak pak olacağımı bilir miydim?
İçimde açmasaydı o sevmek duygusu
Ben bir tutsağım şimdi sevgiye, gönüllü
Çözmeyin ellerimi, zincirlerim kalsın
Görsün prangalarım o doğacak günü
Ve bu dünyaya aşk dolu şiirlerim kalsın
Seninle her yerde güzel, her zaman yeni
İstemem, sensiz hatırlamasınlar beni. Ümit Yaşar Oğuzc
İSTİKBAL MARŞI
Bakma, dönmez şafak vakti yurttan kaçan o alçak!
Dönmeyip Amerika'da, arlanmaksızın yaşayacak!.
O benim milletimin hırsızıdır, yurdu soyacak,
Hortumladıkları benimdir, milletimindir ancak!
Çalma, kurban olayım hepsini ey hırslı çakal!
Gariban halkıma da bir pul bırakacak kadar al!
Olmaz sana götürdüğün paralar sonra helal,
Hakkını vermezsen burdaki ortaklarının behemehal!
Ben ezelden beri aç yaşadım, aç yaşarım!
Hangi hükümet beni kurtaracakmış, şaşarım!
Kurumuş musluk gibiyim, ne akar ne taşarım!
Yırtsam da bir tarafımı, hiç görülmez başarım!
Mali krizler, yoluna örmüşse çelikten bir duvar,
Benim ...ceğiz, ...cağız diyen bir hükümetim var!
Bağırsın korkma, nasıl işimize burnunu sokar?
"Avrupa Birliği" denen tek dişi kalmış canavar!
Arkadaş, Meclis'e namusuyla çalışanları uğratma sakın!
İşe aldıracakların, olsun hep sana yakın!
Gelecektir, cezanı vereceği günler Hakkın,
Kim bilir belki yarın, belki yarından da yakın!
Yaktığın yerleri "orman" diyerek geçme, tanı!
Çalışanı işten at, doldur kadroya yatanı!
Gözleri açık yatır seni kurtaran atanı,
Satılmadik o kaldı, durma satıver şu vatanı!
Sermaye mutlu olsun, olsa da çevre feda!
Semizletin Apo'yu, mezarında dönsün Şüheda!
Uydurma kanunlarla Meclis'ten getirin seda!
On bin Yıllık tarihe, yurdum ederken veda!
Cümlenizin bu yurdu yok etmek mi emeli?
Yediginiz herzelere başka ne demeli!
Oyuverin altını iyice sallansın temeli,
Yurdumun ki, sonunda vatandaş kükremeli!
O zaman durur belki gözümden akan yaşım,
O zaman doğrulur belim, yukarı kalkar başım,
O zaman boşa gitmez yıllar süren uğraşım!
HESABINI VERİP TE ,GİTTİĞİNİZ GÜN KARDAŞIM,
Dalgalanın dolar gibi sizde şimdi ey suçlular!
Olsun artık soyguncuya vurulacak bir yular,
Ebediyen, öyle yok hesapsız bir iktidar!
Hakkıdır "garip yaşamış vatandaş"ın da gülmek,
Hakkıdır ezilmiş milletimin, aydınlık bir İstikbal!
Cem YILMAZ
İSTANBUL
Ben yaşamın adını İSTANBUL koydum!
Soyadını ' RÜYA'
Kimse sevmese hiç, seveceğim
Daima seveceğim..
Düşersen kaldırırım,
Durursan yürürüm senin yerine.
Ağlarsan güldürürüm,
Susarsan konuşurum sana ait kelimelerle...
Seni düşünerek..
Özleyerek. severek yaşamak..
Rüyalarıma düş olman öyle güzel ki..
Ey! teninin kokusunu bilmediğim..
Hayatımın en uzak ..
En sıcak..
Sevdasısın..
Ben yaşamın adını İSTANBUL Koydum!
Soyadını ' RÜYA'
Burada yaşamaktan mutluyum ya!!
yaşarsan İstanbul’da yaşa
seversen İstanbul’da sev
ve ölürsen
yine İstanbul’da öl...
sevdiğin
İstanbul doğumlu olsun
İstanbul şivesiyle konuşsun
ve
İstanbullu gibi giyinsin
bir başka geçer
İstanbul’un akşamları
sahillerinde beste yapar
martı sesleri
Eminönü’nde dans eder güvercinler
şairlere ilhamdır Heybeliada
sevgi orda
neşe orda
belli ki, Allah da
sevmiş İstanbul’u
denizi güzel
kadını güzel
bir gecesi on yıla bedel
SENİ DÜŞÜNMEK
Seni düşünmek güzel şey, ümitli şey,
Dünyanın en güzel sesinden
En güzel şarkıyı dinlemek gibi birşey...
Fakat artık ümit yetmiyor bana,
Ben artık şarkı dinlemek değil,
Şarkı söylemek istiyorum
NAZIM HİKMET RAN
uzunvadeci
29-10-2005, 17:23
Reddiye
Alına al moruna mor salkımsaçak
Çeker içine sarar sarmalar durmaksızın
Nar çiçeği,kararan dut,evrenin sesi
Fısıldıyor tutku ile yaşamın gizemini
Bir turna ederken raks gölcüğün kıyısında
Dinler Kam’ın öyküsünü ezelden beri
İç içe geçmiş halkalarda latafet gizli
Kadim bir türküymüş tutkumun yükü
İçsel bir farklılıktan yalnızlığımın teni
Gizleniyor tonozların arasında nar çiçeği
Bir gizlenir,bir fişkırırken teninden ab-ı hayat
Parçalanıyor YA-DA taşı fildişi tenindeki
Biteviye yenilenen med-cezir dalgalarıyla
Açılmış açılmış nar çiçeği
Kabaran lav yığını volkanın ağzında
Çıvgın sanan kendini,kırkikindi yağmuru
Varamadan vuslata
Fildişi sis bulutu,tekrar durur ricata
Narçiçeği,kararmış dut,kıpkızıl kiraz
Bir sende,bir onda,bir de bendeyim
Cehennemi kanyonda arar iken kendimi
En mahzun feryadıyla Ecemin sesi
Mutluluk nerededir,anlık hazlarda mı
Yoksa aşklarda mı,kavuşması olmayan
Uhrevi bir nefesten gelirken tenin
Kendini reddetmen,reddiye değil mi
...........
İnsan üç beş damla kan, ırmak üç beş damla su;
Bir hayata çattık ki, hayata kurmuş pusu.
Geldi ölümlü yalan, gitti ölümsüz gerçek;
Siz, hayat süren leşler, sizi kim diriltecek?
Kafdağını assalar, belki çeker de bir kıl!
Bu ifritten sualin, kılını çekmez akıl!
Sakarya; sâf çocuğu, mâsum Anadolu'nun,
Divanesi ikimiz kaldık Allah yolunun!
Sen ve ben, gözyaşiyle ıslanmış hamurdanız;
Rengimize baksınlar, kandan ve çamurdanız!
Akrebin kıskacında yoğurmuş bizi kader;
Aldırma, böyle gelmiş, bu dünya böyle gider!
Bana kefendir yatak, sana tabuttur havuz;
Sen kıvrıl, ben gideyim, Son Peygamber Kılavuz!
Yol onun, varlık onun, gerisi hep angarya;
Yüzüstü çok süründün, ayağa kalk, Sakarya!..
N.F. KISAKÜREK
Beklenen
ne hasta bekler sabahı
ne taze ölüyü mezar
ne de şeytan bir günahı
seni beklediğim kadar
geçti istemem gelmeni
yokluğunda buldum seni
bırak vehmimde gölgeni
gelme artık neye yarar
Necip Fazıl Kısakürek
İSTİDA
Yarab! İnsan oğullarından çektiğim yeter
Gök yüzünden benim hisseme düşeni ver
Altına dilediğim gibi ömrümü sereyim
Mendil kadar olsun tarlamı ayır
Beni doyuracak ağacı göster.
Rabbim! İnsan oğullarından çektiğim yeter
Yalnız senin ellerin gezinsin ömrümde
Beni yalnız sen mahkum eyle sen azat
Ve yalnız sen canımı iste benden ki
Nereye saklayacağımı şaşırmadan vereyim.
BEDRİ RAHMİ EYÜBOĞLU
NE İÇİNDEYİM ZAMANIN
Ne içindeyim zamanın
Ne de büsbütün dışında;
Yekpare geniş bir anın
Parçalanmış akışında,
Bir garip rüya rengiyle
Uyumuş gibi her şekil,
Rüzgarda uçan tüy bile
Benim kadar hafif değil.
Başım sukutu öğüten
Uçsuz, bucaksız değirmen;
İçim muradıma ermiş
Abasız, postsuz bir derviş;
Koku bende bir sarmaşık
Olmuş dünya sezmekteyim,
Mavi, masmavi bir ışık
Ortasında yüzmekteyim
AHMET HAMDİ TANPINAR
AĞUSTOS ÇIKMAZI
Beni koyup koyup gitme, n'olursun
Durduğun yerde dur
Kendini martılarla bir tutma
Senin kanatların yok
Düşersin yorulursun
Beni koyup koyup gitme, n'olursun
Bir deniz kıyısında otur
Gemiler sensiz gitsin bırak
Herkes gibi yaşasana sen
İşine gücüne baksana
Evlenirsin, çocuğun olur
Beni koyup koyup gitme, n'olursun
ATTİLA İLHAN
İNAN BATMIŞ ŞEHİRLER GİBİ ONARILMAZ ANILAR
Biri beyaz biri kara iki kedi..
birbirlerinin omzuna kollarını dolamışçasına birbirlerine şefkatle sarılarak,
birbirlerine dayanarak yola çıkmışlar.
Gölgeler akşamüstünü söylüyor.
Yorgun bir günün sonunda eve dönüyorlarmış gibi.
Yüzlerini görmüyoruz ama eminim mırıl mırıl konuşuyorlardır. Belli sınanmış, denenmiş bir dostluk bu,
uzun yolları da göze alabilen bir dostluk
Ya biz, binde bir karşımıza çıkan dostluk, arkadaşlık, sevgililik fırsatlarını ne yapıyoruz?
Akşam üstünün bir saatinde yorgun gövdemizi yaslayıp mırıl mırıl konuşabileceğimiz,
omzumuza dolanan bir kolun, başımızı yaslayabileceğimiz bir omzun,
belimizi kavrayan bir elin, uzun yollara dayanıklı ayakların sahibi karşımıza çıktığında tanıyabiliyor muyuz onu,
değerini biliyor, biricikliğini, benzersizliğini anlayabiliyor muyuz? ...
Yoksa hayatı sonsuz, fırsatları sayısız sanıp
kendimizi hep ilerde bir gün karşılaşacağımızı sandığımız bir başkasına,
bir yenisine ertelerken hayat yanımızdan geçip gidiyor mu? karşımıza çerken çıkmış insanları yolumuzun dışına sürüklerken
bir gün geri dönüp onu deliler gibi arayacağımızı hiç hesaba katıyor muyuz?
Hayat her zaman cömert davranmaz bize, tersine çoğu kez zalimdir,
her zaman aynı fırsatları sunmaz, toyluk zamanlarını ödetir. Hoyratça kullandığımız arkadaşlıkların, eskitmeden yıprattığımız dostlukların
savurganca harcadığımız aşkların hazin hatırasıyla yapayalnız kalırız bir gün...
Bir akşamüstü yanımızda kimse olmaz,
ya da olanlar olması gerekenler değildir.
Yıldızların bizim için parladığını göremeyen gözlerimiz,
gün gelir kayan yıldızların gömüldüğü maziye kilitlenir...
Kedilerin özel bir anını yakalamak gibidir
kendi hayatımızdaki olağanüstü anları ve olağanüstü kişileri yakalamak.
Bazılarının gelecekte sandıkları 'bir gün' geçmişte kalmıştır oysa;
hani şu karşıdan karşıya geçerken, trafik ışıklarında rastladığınız,
omzunun üzerinden şöyle bir baktığınız sonra da boşverip
'Nasıl olsa ilerde bir gün tekrar karşıma çıkar.' dediğinizdir.
Oysa tam da o gün bu zalim şehri terk etmiştir O,
boş yere bu sokaklarda aranırsınız...
CEHENNEME KURULAN KAMP
Ben iki elimde iki hançer
Kıpkızıl günahlar örmüşüm
Bu eller benim ellerim cennetten kovuldular
Kan kusan geceye nehir nehir
Tükrükle boğulan ezilen lanetlenen
İrin yüklü bakışlardan bu kaçıncı kaçışım
Bu kaçıncı saplayışım tırnaklarımı yüreğime
Ama ölmedim
Neden ölmedim
Öptüm ölümün kaynamış tutkal kokan ağzından
Kara kara yengeçlerin yuva yaptığı
Işık değmemiş ıslak saçlarına astım kendimi
Belki bin yıl sallandım durdum
Ama ölmedim
Neden ölmedim
Bıktım bu dost cüceler ülkesinde
Dev yalnızlığımı sırtımda taşımaktan
Yorgun alnımdan
İri terlerin aktığı kör kuyulara
Yılanların ve akreplerin
Ve ısırgan böceklerin susuzluğunu gideren
Bu denizler benzindi hep
Ve hep ne varsa deniz denilen kıyılarda ateşler yaktım
Ama ölmedim
Neden ölmedim
Açmış aç ağızlarını cılız arzular
Dişleri diken diken etimde dolaşan
Tutup bütün kapılarını kırıyorum mabetlerin
Tanrıyı arıyorum
Tanrı yok diyorlar ama neden yok
Bir yumruk olup sıkılıyorum
Parmaklarım dökülüyorlar
Bir kaç cam kırıyorum buz tutmuş gökten
Ben yarıdan fazla günahkarım biliyorum
Yarıdan fazla karanlık bu yer bu insanlar bu okyanus
-Ve neden sonra zaman
Bir iskelet olup sıyrıldı takvim yapraklarından-
Artık bütün şarkılar susmuştu ölüm tanrısı susmuştu
İçimdeki çanlar susmuştu ben susmuştum
Cehennemde yer bulmak zordu
En utanılır günahlarımı Sırat köprüsüne astım
Güneş bir fahişe gibi sarışındı üşüyordum
Demir örgülü kızgın kapıların mermer eşiğinden
Sümük gibi alevler akıyordu
Alev denizinde yıkanıyorduk-ho ho hoy-
Alev denizinde
Alev
Deniz
Alev
Tanrının iskeletinden kan sızıyordu
AYHAN KIRDAR
DİLEM
Köpek var taş yok
Taş var köpek yok
Taş var köpek var
Ama kralın köpek
Sıkıysa at taşı
Hint şiirinden çeviri: Can Yücel
AKŞAM ERKEN İNER MAHPUSHANEYE
Akşam erken iner mahpushaneye.
Ejderha olsan kar etmez.
Ne kavgada ustalığın,
Ne de çatal yürek civan oluşun.
Kar etmez, inceden içine dolan,
Alıp götüren hasrete.
Akşam erken iner mahpushaneye.
İner, yedi kol demiri,
Yedi kapıya.
Birden, ağlamaklı olur bahçe.
Karşıda, duvar dibinde,
Üç dal gece sefası,
Üç kök hercai menekşe...
Aynı korkunç sevdadadır
Gökte bulut, dalga kaysı.
Başlar koymağa hapislik.
Karanlık can sıkıntısı...
"Kürdün Gelini"ni söyler maltada biri,
Bense volta'dayım ranza dibinde
Ve hep olmayacak şeyler kurarım,
Gülünç, acemi,çocuksu...
Vurulsam kaybolsam derim,
Çırılçıplak, bir kavgada,
Erkekçe olsun isterim,
Dostluk da, düşmanlık da.
Hiçbiri olmaz halbuki,
Geçer süngüler namluya.
Başlar gece devriyesi jandarmaların...
Hırsla çakarım kibriti,
İlk nefeste yarılanır cıgaram,
Bir duman alırım, dolu,
Bir duman, kendimi öldüresiye,
Biliyorum, "sen de mi?" diyeceksin,
Ama akşam erken iniyor mahpushaneye.
Ve dışarda delikanlı bir bahar,
Seviyorum seni,
Çıldırasıya...
Ahmed Arif..
GÜZEL IRMAK
Küçüğüm, bu senin sesin, güzel ırmak
Önce rüzgarın öptüğü, sonra benim öptüğüm
Bu bitmemiş şiirler senin ayakbileklerin
Soluğun, kokun, karnın, gölgeli gözlerin
Bu böyle çözülü göğsün, enine boyuna dudakların
Sabahlara kadar ki büyük gözlerin böyle
Bu dal gibiliğin, saçların, kırmızı ağzın
Bu üstünde onca seviştiğimiz yatak sonra
Sonra bu benim anı artığı eski yüzüm
Tüylerin, tay boynun, küçücük çocuk ellerin
Böyle yukarıdan aşağı gidiyorum seni
Karışıyor, korkunç, ellerimiz ayaklarımız
İlhan Berk
SEVGİ
akşamlar soğuk,akşamlar
hüzünlü olsa da.
yağmurlar,karlar yağsa da,
acılara boğulsa da dünya
birer birer tükense de ömürler,
kahretse geceler,uzayıp ğitse de,yollar
sevğinin ateşi hep yanar.
_______________________________
hiskin
BAYRAM
kargalar,sakın anneme söylemeyin!
buğün toplar atılırken evden kaçıp
harbiye nezaretine gideceğim.
söylemezseniz size macun alırım,
simit alırım,horoz şekeri alırım;
sizi kayık salıncağına bindiririm kargalar
bütün zıpzıplarımı size veririm.
kargalar,ne olur anneme söylemeyin!
________________________________-
orhan veli
Aşkta Yarın Yoktur Sevgili
Aşk Bu Dünyanın Ölçüleriyle Açıklanamaz Sevgili
O İlkel Bir Acıdır, Yaban Bir Ağrıdır.
Gelir ve İçimizdeki O Çok Eski Bir Şeye Dokunur.
Sonra Bir Perde Açılır ve Yolculuk Başlar
Bu Yolculukta Artık Para, Tarifeler
Beklentiler, Randevular, Taksitler, İş,
Anneler ve Korkular Yoktur
Aşkın Kendi Gerçekliği Vardır Sevgili.
İnsan Başka Bir Işığa Teslim Olur,
Daha Derinden Anlamaya Başlar, Bilgeleşir
Hiç Bilmediği Sezgileriyle Buluşur
Yükü Çok Ağırdır, Kendiyle Buluşmuştur
Hem Dışındadır Dünyanın, Hem de Tam Ortasında.
Hindistan'da Ganj Nehri'nin Yakılan
Yoksun Adamın Hissettikleri de Onunladır,
Yitirdikleri de...
New York'ta, Bir Sokakta,
Kartondan Kulübesinde Yaşayan Kadının
Çıplak Yalnızlığı da
Her Şey Onunladır, Ona Emanettir Sanki,
Ama O, Çıldırtıcı Bir Yalnızlık İçindedir Yine de...
Aşkın Kültürlü Olmakla, Bilgili Olmakla da İlgisi Yoktur Sevgili,
Kanımıza Karışan İlkel Acı, O Yaban Ağrıyla
Hiçbir Kitabın Yazamadığı Hakikatlere Daha Yakınızdır,
İnan...
Kim Demiştir Hatırlamıyorum,
Aşk Varlığın Değil, Yokluğun Acısıdır Diye.
Belki de Bu Yüzden İlk Gençliğimde,
O Yoğun Aşık Olduğum Yıllarda,
Gözüme Uyku Girmez, Dudağımda Bir Islıkla
Bütün Gece Şehri, O Karanlık, O Hüzünlü Sokakları Dolaşır,
İnsanları Uykularından Uyandırmak İsterdim.
Uyanıp, İçimde Derin Bir Sızıyla Uyanan
O Derin Sancının Acısına Ortak Olsunlar Diye...
Aşk Çok Eski Bir Şeydir Sevgili
Onun İçinden O Çileli Çocukluğumuz Geçer
Sevdiğimiz İnsanların Çocuklukları da...
Oradan Üvey Anneler, Eksik Babalar, Parasız Yatılılar Geçer
Ve Sonra Aşk Bütün Bunları Alır, Daha da Eskilere Gider,
Hep O İlkel Acıya, O Yaban Ağrıya...
İnsan Bazen Nedensiz Yere Umutsuzluğa Kapılır
Kimselere Veremez Sevgisini,
Kimselere Derdini Anlatamaz, Evlere Kapanır...
Bazen Denizler Kıyılar Çeker İnsanı.
İnsan Bu Kapılmayı Anlayamaz,
Oysa
Çok Eski Bir Yerde Yaşanmasından Korkulup
Vazgeçilmez Aşkların Sızısıdır Bu.
Bu Sızı, Bu Yenilgi Mevsimlerle Yıllarla Devrilir Başka İnsanlara...
Bir İnsanın Yaptığı Bir Hatanın
Tüm İnsanlara Yayılması Gibi...
İşte Şimdi Biz de Sevgili,
Ya Olmadık Zamanlarda Umutsuzluğa Kapılıp,
Soluğu Evlerde Alacağız,
Ya da Denizler, Kıyılar Çekecek Bizi.
Nasıl Biz Başkalarının Korkularını Taşıyorsak,
Başkaları da Bizim Korkularımızı Taşıyacak,
Yenilgimizi, Umutsuzluğumuzu...
Birazdan Sabah Olacak...
Para, Tarifeler, Beklentiler, Randevular, Taksitler,
İş, Anneler ve Korkular Başlayacak...
Bunlar Varsa Bizim İçin Geçerliyse
Aşk Yoktur ve Hiç Olmamıştır Sevgili.
Birbirimizi Kandırmayalım...
Hadi Güne Hazırlan,
Yaşadıklarımızı Unutmaya Çalış
Aşk Bize Güvenip Verdiği Büyüsünü,
Sırlarını, Cesaretini, Bilgeliğini ve O İlkel,
O Yaban Ağrısını Geri Alacak
Bunlar Olurken İçimiz Bir an Üşüyecek,
Sonra Geçecek...
Hadi, Oyalanma Birazdan Yarın Olacak...
Aşkta Yarın Yoktur Sevgili !!!
Cezmi Ersöz
Seher Yeli
Çekip gittin
çiçeklerin döllendiği bir mevsim.
bir daha
dönmedin geri...
yarısı sende kaldı kalbimin
yarısı bende ezgili...
ah! Seher yeli...
bir bulut gibi
nehirler gibi
akıp gitti saçların elimden
bir yanım yaslı hazanda kaldı
bir yanım deli boranda
savrulup gitti ömrümün gazeli...
gülüşün bir çiçekti
güğümlenirdi içimde her bahar
gittin
hayallerimde gitti
kar yağdı kirpiklerime
umutlarıma ağrılar birikti
gittin
güz geldi
yitirdi sevincini ağaçlar
ardında sarı yapraklar ve hüzün kaldı
bulutlar arasında kaybolan ay gibi
yitirdim seni
denizler suskun
maviler küs
gökyüzü yaralı şimdi
gittin
deprem olur her gece denizlerde
başını taşlara vurur dalgalar
gittin
göçüp gitti ardından
gönlümün kuşları uzak diyarlara
bir yanı aşk acısı kıyılarımın bir yanı özlem
şimdi yokluğundur içime yağan her gece suların ötesinde
şimdi su gibi yudum yudum
şimdi hava gibi nefes nefes
seni özlerim karşı kıyılarda...
Nuri CAN
Kuzgun
Bir zamanlar kasvetli bir geceyarısı, unutulmuş eski bilgilerin
Tuhaf ve antika ciltleri üzerine düşünüyordum,
Yorgun ve sıkıntılı-
Uyumak üzereydim, neredeyse başım düşüyordu ki,
Bir tıkırtı geldi birden, sanki kibarca
Oda kapımı çalan-çalan birisi gibi.
'Odamın kapısını tıklatan' diye söylendim 'bir konuk-
Başka bir şey değil, yalnızca bu.'
Ah, iyice anımsıyorum ki o hazin Aralıktı;
Ve zemine vuruyordu sönen her bir közün yansısı.
Sabahı istiyordum şevkle; -Boş yere
Aramıştım
Ödünç bir avuntuyu kederden-
Yitik Lenore'un kederinden-
O eşsiz ve pırıl pırıl kızın, meleklerin Lenore
Diye andığı-
Buralarda, anılmayacak artık adı.
Ve mor perdelerin belirsiz, hüzünlü, ipeksi
Hışırtısı
Önceden hiç duyulmamış tuhaf kokularla dolduruyor-
Tir tir titretiyordu beni:
Öyle ki: çarpıntımı bastırmak için tekrarladım.
'Oda kapımdan girme izni isteyen bir konuk
bu-
Oda kapımdan girme izni isteyen
Geç bir konuk:
Başka bir şey değil, budur bu.'
O sıra cesaretimi toplayıp: daha fazla
Oyalanmadan,
'Sir' dedim, 'ya da Madam, affınızı dilerim
Ama
Gerçek şu ki dalıyordum ve siz öylesine yumuşak
Bir tıkırtıyla geldiniz,
Ve öylesine hafifçe tıklattınız-tıklattınız
Oda kapımı ki,
Duyduğumdan pek emin değilim sizi'-diyerek kapıyı
Açtım burda; -
Karanlıktan başka bir şey yoktu orda.
Orda durdum, korku ve merakla karanlığın içine
Baktım uzun süre,
Kuşkuyla, kurarak hiçbir ölümlünün cüret edemediği
Hayalleri;
Ama sükunet bozulmadı ve sessizlik bir ipucu
Vermedi,
Ve fısıltıyla söylenen tek sözdü orda
'Lenore? '
Buydu fısıldadığım, mırıltılı bir yankıyla geri gelen
O söz 'lenore'
Başka bir şey değil, yalnızca bu.
Odama dönerken alev alev yanarak
Ruhum
Aynı tıkırtıyı işittim yine ilkinden biraz daha
Kuvvetlice.
'Kesinlikle' dedim, 'kesinlikle bir şey var penceremin
Kafesinde;
Öyleyse neymiş bakalım ve bu esrarı
Çözelim; -
Rüzgardır, başka bir şey değil bu.'
Açıverince kepengi, eski devirden kalma
Azametli bir kuzgun
Kanat çırpıp sallanarak adım attı
İçeriye;
Ne bir selam verdi ne bir an durdu ya da
Oturdu;
Ama bir Lady'nin ya da Lord'un edasıyla
Tünedi kapımın üstüne-
Oda kapımın üstünde bir Pallas büstüne kondu-
Konup oturdu hepsi bu.
Derken ciddi ve haşin suratıyla bu abanoz kuş,
Kaderimi gülümsemeye dönüştürdü,
'Sorgucun kırkılmışsa da hiç kuşkusuz' dedim
Korkak değilsin sen,
Gecenin kıyısından gelen
Suratsız ve yaşlı kuzgun-
Gecenin Plutonian kıyısındaki saygı değer adın nedir,
Söyle bana.'
Kuzgun dedi ki 'birdahaasla.'
Çok şaşırmıştım bu çirkin kuşun konuştuğunu duyup
Böylesine açıkça,
Pek alakalı olmasa-yanıtı pek anlamlı olmasa da;
Çünkü kabul etmeliyiz ki yaşayan kimse henüz
Mazhar olmadı oda kapısının üstünde bir
Kuş-
Kuş ya da hayvan görmeye oda kapısının üstündeki
Büstte,
Bir isimle 'birdahaasla' diye.
Ama kuzgun, sessiz büstün üstünde tek başına
Yalnızca bu sözü söyledi, sanki bu bir tek sözle
İçini dökmüş gibi.
Sonra başka birşey söylemedi- ne de bir tüyünü
Oynattı-
Ben mırıldanana dek, 'önceden uçtu diğer
Dostları-
Sabahleyin beni terk edecek, umutlarımın
Önceden uçup gittiği gibi.'
O zaman
Edgar Allan Poe
The Raven
Once upon a midnight dreary, while I pondered, weak and weary,
Over many a quaint and curious volume of forgotten lore,
While I nodded, nearly napping, suddenly there came a tapping,
As of some one gently rapping, rapping at my chamber door.
''Tis some visitor, ' I muttered, 'tapping at my chamber door-
Only this, and nothing more.'
Ah, distinctly I remember it was in the bleak December,
And each separate dying ember wrought its ghost upon the floor.
Eagerly I wished the morrow; - vainly I had sought to borrow
From my books surcease of sorrow- sorrow for the lost Lenore-
For the rare and radiant maiden whom the angels name Lenore-
Nameless here for evermore.
And the silken sad uncertain rustling of each purple curtain
Thrilled me- filled me with fantastic terrors never felt before;
So that now, to still the beating of my heart, I stood repeating,
''Tis some visitor entreating entrance at my chamber door-
Some late visitor entreating entrance at my chamber door; -
This it is, and nothing more.'
Presently my soul grew stronger; hesitating then no longer,
'Sir, ' said I, 'or Madam, truly your forgiveness I implore;
But the fact is I was napping, and so gently you came rapping,
And so faintly you came tapping, tapping at my chamber door,
That I scarce was sure I heard you'- here I opened wide the door; -
Darkness there, and nothing more.
Deep into that darkness peering, long I stood there wondering,
fearing,
Doubting, dreaming dreams no mortals ever dared to dream before;
But the silence was unbroken, and the stillness gave no token,
And the only word there spoken was the whispered word, 'Lenore! '
This I whispered, and an echo murmured back the word, 'Lenore! '-
Merely this, and nothing more.
But the raven, sitting lonely on the placid bust, spoke only
Back into the chamber turning, all my soul within me burning,
Soon again I heard a tapping somewhat louder than before.
'Surely, ' said I, 'surely that is something at my window lattice:
Let me see, then, what thereat is, and this mystery explore-
Let my heart be still a moment and this mystery explore; -
'Tis the wind and nothing more.'
Open here I flung the shutter, when, with many a flirt and flutter,
In there stepped a stately raven of the saintly days of yore;
Not the least obeisance made he; not a minute stopped or stayed he;
But, with mien of lord or lady, perched above my chamber door-
Perched upon a bust of Pallas just above my chamber door-
Perched, and sat, and nothing more.
Then this ebony bird beguiling my sad fancy into smiling,
By the grave and stern decorum of the countenance it wore.
'Though thy crest be shorn and shaven, thou, ' I said, 'art sure no craven,
Ghastly grim and ancient raven wandering from the Nightly shore-
Tell me what thy lordly name is on the Night's Plutonian shore! '
Quoth the Raven, 'Nevermore.'
Much I marvelled this ungainly fowl to hear discourse so plainly,
Though its answer little meaning- little relevancy bore;
For we cannot help agreeing that no living human being
Ever yet was blest with seeing bird above his chamber door-
Bird or beast upon the sculptured bust above his chamber door,
With such name as 'Nevermore.'
That one word, as if his soul in that one word he did outpour.
Nothing further then he uttered- not a feather then he fluttered-
Till I scarcely more than muttered, 'other friends have flown before-
On the morrow he will leave me, as my hopes have flown before.'
Then the bird said, 'Nevermore.'
Startled at the stillness broken by reply so aptly spoken,
'Doubtless, ' said I, 'what it utters is its only stock and store,
Caught from some unhappy master whom unmerciful Disaster
Followed fast and followed faster till