View Full Version : Hisse.net ŞİİR
Pages :
1
2
3
[
4]
5
6
7
8
9
10
11
12
ÇOCUKLARIMA
Diyelim ıslık çalacaksın ıslık
Sen ıslık çalınca
Ne ıslık çalıyor diye şaşacak herkes
Kimse çalmamalı senin gibi güzel
Örnegin kıyıya çarpan dalgaları sayacaksın
Senden önce kimse saymamış olmalı
Senin saydığın gibi doğru ve güzel
Hem dalgaları hem saymasını severek
De ki sinek avlıyorsun sinek
En usta sinek avcısı olmalısın
Dünya sinek avcıları örgütünde yerin başta
Örgüt yoksa seninle başlamalı
Diyelim zindana düştün bir ip al
Görmediğin yıldızları diz ipe bir bir
Sonra yıldızlardan kolyeyi
Düşlemindeki sevgilinin boynuna geçir
Say ki hiçbir işin yok da düşünüyorsun
Düşün düşünebildiğince üç boyutlu
Amma da düşünüyor diye şaşsın dünya
Sanki senden önce düşünen hiç olmamış
Dalga mı geçiyor düşler mi kuruyorsun
Öyle sonsuz sınırsız düşler kur ki çocuğum
Düşlerini som somut görüp şaşsınlar
Böyle dalgacı daha dünyaya gelmedi desinler
Dünyada yapılmamış işler çoktur çocuğum
Derlerse ki bu işler bişeye yaramaz
De ki bütün işe yarayanlar
İşe yaramaz sanılanlardan çıkar
AZİZ NESİN
manifesto17
31-08-2005, 01:39
Gzmnc arkadaşımız yine kalite şiiri yakalamış.Tebrikler bize anımsattığı için...
Benim sizlerden isteğim altta yazılmış olan ve Behçet Necatigil üstadımıza ait şiirde "dokununca solgun bir gül olan" şey nedir sizce.Bunu yanıtlamanız.Nedir ne olabilir?Her ne kadar şiirdeki mesajı çözsem ve çok beğensem de dokununca solgun bir gül olan şey nedir bunu çözemedim.Kimsein de çözdüğünü yıllardır görmedim.Buyrun.Ne olabilir bu? (aşk vs. dışında bir anlam arıyorum)
SOLGUN BİR GÜL DOKUNUNCA
Çoklarından düşüyor da bunca
Görmüyor gelip geçenler
Eğilip alıyorum
Solgun bir gül oluyor dokununca
Ya büyük şehirlerin birinde
Geziniyor kalabalık duraklarda
Ya yurdun uzak bir yerinde
Kahve, otel köşesinde
Nereye gitse bu akşam vakti
Ellerini ceplerine sokuyor
Sigaralar, kağıtlar
Arasından kayıyor usulca
Eğilip alıyorum, kimse olmuyor
Solgun bir gül oluyor dokununca
Ya da yalnız bir kızın
Sildiği dudak boyasında
Eşiğinde yine yorgun gecenin
Başını yastıklara koyunca.
Kimi de gün ortası yanıma sokuluyor
En çok güz ayları ve yağmur yağınca
Alçalır ya bir bulut, o hüzün bulutunda
Uzanıp alıyorum, kimse olmuyor
Solgun bir gül oluyor dokununca
Ellerde, dudaklarda, ıssız yazılarda
Akşamlara gerili ağlara takıyor
Yaralı hayvanlar gibi soluyor
Bunalıyor, kaçıp gitmek istiyor
Yollar, ya da anılar boyunca.
Alıp alıp geliyorum, uyumuyor bütün gece
Kımıldıyor karanlıkta, ne zaman dokunsam
Solgun bir gül oluyor dokununca.
kumralada
01-09-2005, 10:35
BİR ŞEHİT KIZINA
-Türküler Ve Alaz İçin-
Güzelim,sevdiğim,çocuğum,gülüm
Bir şehit kızısın sen.
Acılı, buruk bir türkü gibisin
Bu acımasız günlerin içinden
Tuhaf bir sıkıntıyla daralır şimdi
Küçücük,kuş kanadı yüreğin:
'Babam nerede,niye gelmiyor
Babama küstüm ben anneciğim...'
Baban artık hiç olmayacak yavrum
Sana çocuğum diyemeyecek bir daha
Güçlü,baba kucağının sıcaklığını
Duyamayacaksın minik vücudunda
Baban yiğit bir oğluydu halkının
Onun için öldürdüler
Sana halkımızdan armağan olsun
Getirdiğim kırmızı güller
Yıllar geçecek,alışacaksın
Bir ince sızı kalacak ondan,
Senin gözlerin gibi ışıltılı
Çiçekler fışkıracak babanın mezarından
Ve tıpkı serpilen bir çiçek gibi
Gelişip ışırken bilincin gitgide
Babanı yeniden kavrayacaksın
Baban yeniden doğacak seninle
Güzelim,sevdiğim,çocuğum,gülüm
Bir şehit kızısın sen
Acılı,buruk bir türkü gibisin
Bu acımasız günlerin içinden
ATAOL BEHRAMOĞLU
düşünce
yıllar var...ben onu hiç unutmadım,
o beni sorar mı hatırlar mı ki?
büsbütün.silinip gitti mi adım,
gönlünün vefası bu kadar mı ki?
döktüğü yaşları kurutmuşmudur?
kendini aldatıp avutmuşmudur?
va'dini tutmuş mu,unutmuşmudur?
şimdi başkasına meyli varmı ki?
bilsem,uzaklarda kimler aglıyor?
kimlerin kalbini aşkı dağlıyor?
aceb kederli mi,yas mı bağlıyor?
yoksa eskisinden bahtiyar mı ki
______________________________
orhan seyfi orhon
kumralada
02-09-2005, 12:52
YURDUNU SEVMELİYMİŞ İNSAN
Yurdunu sevmeliymiş insan
Öyle diyor hep babam
Benim yurdum ikiye bölünmüş ortasından
Hangi yarısını sevmeli insan?
NEŞE YAŞIN
NEYDİ O BİR ZAMANLAR
istanbul ve sen / neydi o bir zamanlar
sanki gençliğime doğru yaşlanıyordum
çengelköy'de yaz unutulmaz erguvanlar
hangi yanıma dönsem seni bulurdum
içimdeki lambanın kırıldığı anlar
istanbul ve sen / sırılsıklam yaşananlar
yanardöner bir ayna yeniden ruhum
çengelköy'de yaz unutulmaz erguvanlar
gözlerinin sisinde sevdalı bir yolcuyum
hayal meyal gemiler dumanlı ilkbahar
istanbul ve sen / ikinizden kalanlar
tekrar tekrar ısrarla yaşayıp durduğum
çengelköy'de yaz unutulmaz erguvanlar
rüya mıdır gerçek mi kendi kendime sorduğum
istanbul ve sen / neydi o bir zamanlar
ATTİLA İLHAN
altincag2004
03-09-2005, 12:59
YÜREK OYNAMASI ZAMAN
Ve ibranice okunan
Bir ayinde yürek oynamasıyken zaman
Cengiz vurdu kendini miting meydanında
Vurdu kahraman olduğunu sanarak
Oysa tetiğin oynamasında değildi o şan
Yürüyeceğim ben yürüyeceğim
Gelecek misin ardımdan
Çiçeklerin kokusuyla sevişen dağlar
Tarihleri saklar nice anıları ve eşkıyalar
İşkence izlerinin özenle işlediği gecelerde
Dinleyerek uzaktan uzağa iniltilerimi
Orman uğultularından muska yaptım bedenime
Yürüyeceğim ben yürüyeceğim kararlıyım
Gelecek misin ardımdan
Hüviyeti gizli bir tarih taşıyorum içimde
Serüvenci geçmişimi de yedeğimde
Bir ganimet diye bıraktım yaşantılarımı
Şaşkındılar pek çok da kinli
Bir sabah bilmiyorlardı ki
Dağların soluğuyla uyandığımı
Yürüyeceğim ben gidiyorum kararlıyım
Eğer gelmezsen ardımdan
Umutlarımı emanetçiye bıraktım
Unutma alırsan oradan
Bakma öyle boynu bükük ardımdan anlasana
Hangi yiğit söz geçirebilir yüreğine
Görmüşse kanlısını namuslusunun ucunda
E.B
HASRETİNDEN PRANGALAR ESKİTTİM
Seni, anlatabilmek seni.
İyi çocuklara, kahramanlara.
Seni anlatabilmek seni,
Namussuza, halden bilmeze,
Kahpe yalana.
Ard- arda kaç zemheri,
Kurt uyur, kuş uyur, zindan uyurdu.
Dışarda gürül- gürül akan bir dünya...
Bir ben uyumadım,
Kaç leylim bahar,
Hasretinden prangalar eskittim.
Saçlarına kan gülleri takayım,
Bir o yana
Bir bu yana...
Seni bağırabilsem seni,
Dipsiz kuyulara,
Akan yıldıza,
Bir kibrit çöpüne varana,
Okyanusun en ıssız dalgasına
Düşmüş bir kibrit çöpüne.
Yitirmiş tılsımını ilk sevmelerin,
Yitirmiş öpücükleri,
Payı yok, apansız inen akşamlardan,
Bir kadeh, bir cıgara, dalıp gidene,
Seni anlatabilsem seni...
Yokluğun, Cehennemin öbür adıdır
Üşüyorum, kapama gözlerini...
Ahmed Arif
kumralada
08-09-2005, 16:03
UNUTULMUŞ KENT
Vermeme olanak yok bana verdiklerini
Ama ayrılırken bir hesaplaşma da gerekli
Geçmiş bunca güzellikten bir anı olarak
Ben seni alayım istersen sen de beni
ONAT KUTLAR
--------------------------------------------------------------------------------
Masalların Masalı / Nazım Hikmet Ran
Su başında durmuşuz,
çınarla ben.
Suda suretimiz çıkıyor,
çınarla benim.
Suyun şavkı vuruyor bize,
çınarla bana.
Su başında durmuşuz,
çınarla ben, bir de kedi.
Suda suretimiz çıkıyor,
çınarla benim, bir de kedinin.
Suyun şavkı vuruyor bize,
çınarla bana, bir de kediye.
Su başında durmuşuz,
çınar, ben, kedi, bir de güneş.
Suda suretimiz çıkıyor,
çınarın, benim, kedinin, bir de güneşin.
Suyun şavkı vuruyor bize,
çınara, bana, kediye, bir de güneşe.
Su başında durmuşuz,
çınar, ben, kedi, güneş, bir de ömrümüz.
Suda suretimiz çıkıyor,
çınarın, benim, kedinin, güneşin, bir de ömrümüzün.
Suyun şavkı vuruyor bize,
çınara, bana, kediye, güneşe, bir de ömrümüze .
Su başında durmuşuz.
Önce kedi gidecek,
kaybolacak suda sureti.
Sonra ben gideceğim,
kaybolacak suda suretim.
Sonra çınar gidecek,
kaybolacak suda sureti.
Sonra su gidecek
güneş kalacak;
sonra o da gidecek...
Su başında durmuşuz.
Su serin,
Çınar ulu,
Ben şiir yazıyorum.
Kedi uyukluyor
Güneş sıcak.
Çok şükür yaşıyoruz.
Suyun şavkı vuruyor bize
Çınara bana, kediye, güneşe, bir de ömrümüze...
SABAHA KADAR
şu şairler sevgililerden beter,
nedir bu adamlardan çektiğim?
olur mu böyle bütün bir geceyi
bir mısranın mahremiyetinde geçirmek?
dinle bakalım,işitebilir misin
türküsünü damların,bacaların
yahut da karıncaların buğday taşıdıklarını
yuvalarına?
beklemesem olmaz mı güneşin dogmasını
kullanılmış kafiyeler yollamak için
kapıma gelecek çöpçülerle,
deniz kenarına?
şeytan diyor ki: "aç pencereyi;
"bağır,bağır,bağır; sabaha kadar"
_________________________
varyemez
09-09-2005, 22:01
-IHLAMURLAR ÇİÇEK AÇTIĞI ZAMAN
Dilimde sabah keyfiyle yeni bir umut türküsü
Kar yağmış dağlara, bozulmamış ütüsü
Rahvan atlar gibi ırgalanan gökyüzü
Gözlerimi kamaştırsa da geleceğim sana
Şimdilik bağlayıcı bir takvim sorma bana
-Ihlamurlar çiçek açtığı zaman.
Ay, şafağa yakın bir mum gibi erimeden
Dağlar çivilendikleri yerde çürümeden
Bebekler hayta hayta yürümeden
Geleceğim diyorum, geleceğim sana
Ne olur kesin bir takvim sorma bana
-Ihlamurlar çiçek açtığı zaman.
Beklesen de olur, beklemesen de
Ben bir gök kuruşum sırmalı kesende
Gecesi uzun süren karlar-buzlar ülkesinde
Hangi ses yürekten çağırırsa beni sana
Geleceğim diyorum, takvim sorma bana
-Ihlamurlar çiçek açtığı zaman.
Bu şiir böyle doğarken dost elin elimdeydi
Sen bir zümrüd-ü ankaydın, elim tüylerine değdi
Sevda duvarını aştım, sendeki bu tılsım neydi?
Başka bir gezegende de olsan dönüşüm hep sana
Kesin bir gün belirtemem, n`olur takvim sorma bana
-Ihlamurlar çiçek açtığı zaman.
Eski dikişler sökülür de kanama başlarsa yeniden
Yaralarıma en acı tütünleri basacağım ben
Yeter ki bir çağır beni çiçeklendiğin yerden
Gemileri yaksalar da geleceğim sana
On iki ayın birisinde, kesin takvim sorma bana
-Ihlamurlar çiçek açtığı zaman.
Bak işte, notalar karıştı, ezgiler muhalif
Hava kurşun gibi ağır, yağmursa arsız
Ey benim alfabemdeki kadîm Elif
Ne güzellik, ne de tat var baharsız
Güzellikleri yaşamak için geleceğim sana
Geleceğim diyorum, biraz mühlet tanı bana
-Ihlamurlar çiçek açtığı zaman.
Ihlamurlar çiçek açtığı zaman
Ben güneş gibi gireceğim her dar kapıdan
Kimseye uğramam ben sana uğramadan
Kavlime sâdıkım, sâdıkım sana
Takvim sorup hudut çizdirme bana
Ben sana çiçeklerle geleceğim
-Ihlamurlar çiçek açtığı zaman.
bahaettin karakoç....
Zenciyim ben
Gece gibi
Afrika'nın derinlikleri gibi kara
Köleydim her zaman
Saray basamaklarını temizledim eski Roma'da
Washinton'da ayakkabı boyamaktayım şimdi
Emekçiydim her zaman
Mısır'da piramitleri kuran benim
Benim harcını karan gökdelenlerin
Türkücüydüm her zaman
Afrika'dan Missouri'ye kadar yaydım türkülerimi
Çınlar kederli ezgisi onların her yerde
O tamtam ritmi
Kurbandım her zaman
Kongo'da kırbaçla dövdüler beni
Ve şimdi linç edilmekteyim Teksas'da
Zenciyim ben
Gece gibi
Afrika'nın derinlikleri gibi kara.
Langston Hughes NEW ORLEANS'daki Katrina Kasırgası Kurbanlarına
SEVGİLİYE;
Saat yine oniki
Bir gün daha bitti
Öyle acımasız ,öyle amansız akıp gitti ki
Ama ne gecen zaman unutturdu seni
Nede başka biri
Kalbimdeki yerin öyle derinki
Uçsuz bucaksız bir deli vadi
Zaten bir başkası olamazdıki
Şimdi yanımda
Gözlerimin dalıp gittigi noktada
Ellerimin uzandığı,ulaşamadığı uzaklıkta
Kalbimizin bir attıgı zamanda
Olsan ne olurdu yanımda,yanıbaşımda
Ama yoo ne sana kızıyorum
Nede hain zamana
Sitemim sadece giden yıllara
Sensiz,amaçsız,boş günlere
Şimdi sen varsın ama
Beynimde,kalbimde,damarlarımda
Aldığım nefeste,
Yediğim ekmekte ,
İçtiğim sigarada
Bir sen varsın aklımda
Kalbimin en ırak noktasında
Ama yanı başımda
Bir telefon yakınlığında
Tam ondört saat uzaklığımda
Bir sen varsın canımda
Kanımın her damlasında...
KİM GÖRDÜ
saçlarımı
Tel tel götürdü.
yıllar;
ya
gençligim nerede?
birincisine tanıgım
dostlar
ikincisini
kim
gördü?
siz söyleyin
aynalar.
HULASA
Ben ölsem be anacigim
Nem var ki sana kalacak
Ceketimi kasap alacak,
Pardösömü bakkal
Borcuma mahsuben...
Ya asklarim
Ya siirlerim ne olacak
Ya sen ele güne karsi
Nasil bakacaksin insan yüzüne
Hulasa anacigim
Ne ambarda darim
Ne evde karim var.
Çiplak dogurdun beni
Çiplak gidecegim
Rüstü Onur
(1942)
BENDEN SIZE
Yalniz ben mi inkar ediyorum Allahi
Mevsimler benden kafir
Ya kuslar ve agaçlara
Ne buyurulur
Uzun söze lüzum yok
Sahidimdir
Bes parasiz gezindigim sokak
Bir zaman yasadigima
Ve bir hatira olsun diye
Benden size
Hiç sikilmadan söyleyebilirim
Sarisin kizlara bayildigimi
Muzaffer Tayyip Uslu
(Simdilik, 1945)
ÖLDÜKTEN SONRA
Diyecekler ki arkamdan
Ben öldükten sonra
O, yalniz siir yazardi
Ve yagmurlu gecelerde
Elleri cebinde gezerdi
Yazik diyecek
Hatira defterimi okuyan
Ne talihsiz adammis
Imani gevremis parasizliktan
Muzaffer Tayyip Uslu
(Simdilik, 1945)
KALDIRIMLAR
Sokaktayim, kimsesiz bir sokak ortasinda
Yuruyorum, arkama bakmadan yuruyorum
Yolumun karanliga karisan noktasinda
Sanki beni bekleyen bir hayal goruyorum.
Kara gozler kul rengi bulutlarla kapanik;
Evlerin bacasini kolluyor yildirimlar.
Bu gece yarisinda iki kisi uyanik:
Biri benim, biri de uzayan kaldirimlar
Icimde damla damla bir korku birikiyor;
Saniyorum her sokak basini kesmis devler,
Simsiyah comlarini uzerime dikiyor
Gozleri cikarilmis bir ama gibi evler
Kaldirimlar, istirap cekenlerin annesi
Kaldirimlar, icimde yasamis bir insandir.
Kaldirimlar, duyulur ses kesilince sesi,
Kaldirimlar, icimde uzayan bir lisandir.
Bana dusmez can vermek yumusak bir kucakta,
Ben bu kaldirimlarin emzirdigi cocugum.
Aman sabah olmasin bu karanlik sokakta,
Bu karanlik sokakta bitmesin yolculugum
Ben gideyim yol gitsin, ben gideyim yol gitsin;
Iki yanimdan aksin bir sel gibi fenerler.
Tak, tak, ayak sesimi ac kopekler isitsin;
Yolumda bir tak olsun zulmetten tas kemerler.
Ne isikta gezeyim, ne goze goruneyim;
Gunduzler size kalsin, verin karanliklari.
Islak bir yorgan gibi iyice buruneyim,
Ortun, ustume ortun serin karanliklari.
Necip Fazil Kisakurek
G İ D İ Y O R U M
Çölde bir yolcu gibiyalnızlığım içinde
Kavrulup gidiyorum.
serseri bir rüzgar gibi hep ganimet peşinde
Savrulup gidiyorum.
Serçe kadar pervasız, bir günden ötekine
Atlayıp gidiyorum.
Bütün kumaşlarını açtığım gibi yine
Katlayıp gidiyorum.
Bir kış güneşi gibi ben keyfimin esiri
Görünüp gidiyorum.
Ne belli bir yerim var, ne de sevdiğim biri
Sürünüp gidiyorum.
C.S.T :hayır: :aglayan:
KIRIK KALPLER
Biz aşkla başı dönmüş iki çocuk
Bütün bir bahar o çiçek ben yaprak
Ya Rabbi ne güzel sevişiyorduk
Dünyayı aşktan ibaret sanarak
Kim ne karıştı ne istedi bizden
Göz mü değdi ne oldu bu sevdaya
Ayırdılar bizi birbirimizden
Hem de göz göre yürek parçalaya
Aşktı bizdeki onlardaki mantık
Onlardan yana çıktı kahpe felek
Birer kalp bıraktılar bize kırık
Ömrümüzce gözyaşı döktürecek
C.S.T :bravo:
Ben Şehit miyim, hain miyim?.
1972 doğumluyum...
Şehidim, 1992''den beri....
Komando er olarak Diyarbakır''in Kulp ilçesinde görev yapıyordum.
Devriyeden dönüyorduk.
Ansızın üzerimize el bombaları fırlattılar; kurşun yağdırdılar. Karşılık verdik...
Teröristler kaçtılar...
Baktım ki teğmenim yaralanmış..
Gittim onu kucağıma aldım ve askeri cipe doğru götürmeye başladım.
Ansızın dünyam karardı...
Bir kurşun, kafamin sağından girip solundan çıktı...
Kucağımda teğmenim, yola devrildim...
Kanım toprağa yayıldı...
Ben ne suç işledim?
Ben Şükrü Eraslan...
Tokat'ın Reşadiye ilçesine bağlı Büsürüm Beldesi'ndenim...
Ailem ve akrabalarım düğün dernek ederek yolladılar beni askere...
Milletim ve vatanım için...
Diyarbakır'ın kırsalında bir suikast silahı ile beynimi parçaladılar...
Soruyorum şimdi size: Suçum neydi benim?
Soruyorum Başbakanıma, dışişleri bakanıma:
Ben şehit miyim, hain miyim?
Ben şehit isem beni vuranlar neci?
Millet de sorsun bunu …
Güneydoğu'da yolu kesilen, pusuya düşürülen, saldırıya uğrayan ve bu nedenle can veren askerler suçlu mudur?
Onlar, oralara gidip bu ülke uğruna canlarini vermekle hainlik mi etmişlerdir?
Sakın, bu nasıl soru demeyin...
Bakın iki günde beş arkadaşımı daha vurdular...
Vuranlar mı doğru vurulanlar mı?
Cevabını başbakanımız versin...
Çünkü, bizi hatırlayan yok...
Bütün övgüler, bütün televizyonlar, bütün gazeteler çetecilere...
Öyle değil mi ey halkım, öyle değil mi?
Bize vuranlara devlet töreni düzenleniyor…
Ben Şükrü Eraslan...
Büsürüm Beldesi''nden...
Taşı sıksam suyunu çıkartırdım.
Bu vatan uğruna bin canım olsa binini de verirdim...
Çünkü, biliyordum ki ölürsem şehit olacağım...
Gel gör ki şimdi şaşkınım...
Çünkü, beni Kanas tüfeğiyle vurduranlar; devletimizi yönetenler tarafından neredeyse törenle kabul ediliyorlar...
Bütün övgüler onlara...
Suikastçinin akıl hocalarının siyasi hakkı, kültürel hakkı...
Soruyorum başbakanıma:
Ya benim yaşama hakkım...
Bundan büyük hak olur mu?
Neden kimse onu savunmaz?
Neredesin komutanim?
Ben Şükrü Eraslan! Komando er...
Tokatlı...
Isparta'da eğitimde iken bana ne demiştin komutanım?
Siz bu milletin göz bebeğisiniz.
Ölürseniz şehit, yaşarsanız gazi olacaksınız....
Öyle mi komutanim?
Beni vuranlara, şimdi en üst yöneticiler gülücükler yolluyor...
Kanas silahını kullanan, neredeyse kahraman ilan edilecek...
Herkes onların kültürel haklarının peşinde...
Benim yaşama hakkımı düşünen bile yok.
Neden bizi kandırdınız kumandanim?
Ve neredesiniz?
Resmim size yadigar
Ben Tokatlı komando er Şükrü Eraslan!
Bir nisan günü Kulp'ta, pusuda kaldım...
Şu an o kurşun yarasından daha derin bir yaram var.
Kendimi fena halde aldatılmış hissediyorum.
Binlerce arkadaşım adına...
Kanı ile yeri sulayan; arkasından ağıtlar yakılan
Türk bayrağına sarılı tabutları ile giden arkadaşlarım adına...
Diyorum ki resmime bakın, bir karar verin:
Ben Şehit miyim, hain miyim?.
Serkan Alper
kumralada
23-09-2005, 13:50
EYLÜL SONU
Günler kısaldı. Kanlıca'nın ihtiyarları
Bir bir hatırlamakta geçen sonbalarları.
Yalnız bu semti sevmek için ömrümüz kısa...
Yazlar yavaşça bitmese, günler kısalmasa...
İçtik bu nadir içki'yi yıllarca kanmadık...
Bir böyle zevke tek bir ömür yetmiyor, yazık!
Ölmek kaderde var, bize ürküntü vermiyor;
Lakin vatandan ayrılışın ıztırabı zor.
Hiç dönmemek ölüm gecesinden bu sahile,
Bitmez bir özleyiştir, ölümden beter bile.
YAHYA KEMAL BEYATLI
CUNDA
Dün gece kıyıda oturup yıldızları saydım.
İki eksik çıktı.
Hatırladım gülüm.
Efkárlandığım bir gece,
İkisini kül tablasında söndürmüştüm
Sabahları güzel olur buralar.
Kızıl mı kızıl, güneşin
Kazdağları'nın arkasından bir çıkışı var...
Denizin kokusu, zeytin ağaçları.
Birbirine girmiş pembe-beyaz akasyalar.
Balıktan dönen tratalar.
Nedense her zaman kuşlar uçuşur tepelerinde.
Cunda'nın kıyısına oturup, gözlerimi kısıp saydım.
İki eksik çıktı martılar.
Hatırladım gülüm.
Dileğimdi, oralarda görürsen...
Kanatlarında sana selamım var
Yavaş yavaş sonbahar geldi.
Yazlıkçılar bir bir gittiler.
Kepenkleri kapalı bir ev bana her zaman hüzün verir de görünce canım sıkılır.
Tırmanıp kepenklerini açasım gelir elin evinin.
Ve gelip geçene '' Buyursunlar evdeyiz ” diyesim...
Ama deli derler adama.
Ve evsiz kalmış kediler.
Benim gibi şaşkın her biri.
Yine keder içinde, hüzünlü bakışlarla bahçe
duvarlarının üzerine sırayla tünediler.
Dün sonbaharın ilk yağmuru da yağdı Cunda'ya.
Baktım da; denizin dahi yağmuru beklediğini hissettim.
Dalgalar, sanki damlaları karşıladılar.
Coştu deniz...
Demek ki; deniz olsan da damlalara ihtiyacın var.
Neyse...
Sonbahar güzel oluyor buralarda.
Ama ben ayrılıklara dayanamam.
Dün yağmur damlalarını saydım.
İki eksik çıktı.
Hatırladım gülüm.
Birini sağ yanağıma,
öbürünü sol yanağıma dökmüştüm...
Şair
CUNDA
. Neyse...
Sonbahar güzel oluyor buralarda.
Ama ben ayrılıklara dayanamam.
Dün yağmur damlalarını saydım.
İki eksik çıktı.
Hatırladım gülüm.
Birini sağ yanağıma,
öbürünü sol yanağıma dökmüştüm...
Şair
bu mısraları okuyupta duygulanmamak mümkün degil...
ARKADAŞIM BADEM AĞACI
Sen ağaçların aptalı
Ben insanların
Seni kandırır havalar
Beni sevdalar
Bir ılıman hava esmeye görsün
Düşünmeden gelecek karakış..
Acarsın çiçeklerini ..
Bense hayra yorarım gördüğüm düşü...
Bir güler yüz bir tatlı söz..
Açarım yüreğimi hemen
Yemişe durmadan çarpar seni karayel
Beni karasevda
Hem de bilerek kandırıldığımızı
Kaçıncı kez bağlanmışız bir olmaza
Koş desinler bize şaşkın
Sonu gelmese de hiç bir aşkın
Açalım yine de çiçeklerimizi
Senden yanayım arkadaşım
Havanı bulunca aç çiçeklerini
Nasıl açıyorsam yüreğimi
Belki bu kez kış olmaz
Bakarsın sevdan düş olmaz
Nasıl vermişsem kendimi son sevdama
Vur kendini sen de bu güzel havaya
AZİZ NESİN
BURSA
Adını ilk defa
Yedibelâ Rasimin hançerinde okudum.
Çocuktum.
Çatal geyik boynuzu kabzasında
İlk Bursalıyı tanıdım:
"Bıçakçı Remzi" yazıyordu.
Ve kıvrak, söğüt yaprağı çeliğinde
Bir yara izi gibi kazılmıştı: Bursa.
Bilek olursa
-Diyordu delikanlılar-
Nankör değildir Bursa hançerleri.
Ha!. demiye gör, dönmez geri.
Ülfetim böyle oldu, methini böyle duydum.
Sonra büyüdüm,
Kartpostallarda resmini gördüm:
Gök mavi, zemin yeşildi.
Bir başka resimde:
Beş kurnalı şadırvan,
Şadırvan başında beş adam;
-Yeşil başlı ördekler gibi-
Beş yeşil sarıklı
Bursalı
Abdes alırken mürtesimdi.
Ve gök yine mavi, zemin yeşildi.
Nihayet devran
Yolumu Bursaya düşürdü.
Üç aziz bahar,
-Bütün mevsimler dahil-
Üç uzun yıl,
Bursadan gayri cümle dünyada
Beni nâmevcut okudular.
Ve ben mektebinde okudum.
Bir rivayete göre adam oldum.
Bir rivayete göre kayboldum.
İkisi de ayni kapıya çıkar,
Mesele değil.
Mesele şu ki
Bursa eyi, Bursa güzel.
Bursa için destan yazılır,
Bursa için iğneyle kuyu kazılır;
Fakat yalan:
"Bursa'da zaman,
Billûr bir avize, gibi değil.
Değil ama,
Bir ölmemek arzusu veriyor adama.
Dünyayı bırakıp gitme haseti,
Yaşamak hasleti,
Dünya sevgisi;
Yeşil yeşil yeşeriyor,
Mavi mavi gülüyor.
Ve sonra "Yeşil"in türbelerinden,
-Daha çok yatsı üstleri,
Yıldızlı gecelerde-
Bir aksi cevap yükseliyor perde perde.
Zamanı evail kokuyor burcu burcu
Yaprak yaprak dökülüyor
İmkânsızlığı ve nimet bolluğu.
Korkunçtur bu saatte ezan sesleri;
Allahla konuşur müezzinleri,
Karşılıklı sâlâ verilir.
Bu saatte Bursa'dan
İki eli kanda olan insan,
Koltuk değneklerini unutan,
Dost elini kaybeden âma;
Ve herkes
Kaçıp gitmelidir.
Her şeye rağmen dünyayı
Dünyayı bilmelidir.
Bursa eyi, Bursa güzel.
Eminim ki ben bâsübadelmevt
Orda olurdu:
Yalan yazmasa kitap
Yıkılmasaydı mihrap!..
İnsan, Ağustos-1943
NİYAZİ AKINCIOĞLU
KUŞ HATIRALARI
Benim çocukluğumda soframıza kuşlar konar
rüyalarımıza melekler uğrardı.
Kapımızdan yoğurtçu
bahçemizden ishakkuşu
kalbimizden yeni çıkan şarkılar geçerdi.
Kışın bir sobamız olurdu
sobanın yanında kedimiz
kedinin önünde yün yumağı
bir Hayat Bilgisi fotoğrafı gibiydik.
Yerli malı kullanan
yurdun üç tarafı denizlerle çevrili
kuruüzüm incir fındık
tütün çay narenciye kavun-karpuz yetiştiren
kuru üzüm ve inciri satan
karşılığında
çamaşır makinesi radyo ve otomobil alan
bir toprağın fertleri...
Biraz yoksul biraz mütevekkil
biraz mahcup biraz kırılgan
biraz naif ama hep umutlu...
Özlerdik.
Memleketteki halamızı
ince doğranmış bir dilim pastırmayı
yurttan sesler korosunu
akşam komşuluklarını
radyo tiyatrolarını
sabah ezanını
kalaycıyı bozacıyı
münir nureddin şarkılarını
orhan boran yarışmalarını
kandil gecelerini duvar sarmaşıklarını
bakkalımızın utana sıkıla veresiye hatırlatmalarını
okul önü koz helvalarını
akşam oturmalarını
ve hayatı...
Top oynardık
ip atlar kedi kovalar
taşlarla birbirimizin başını yarar
mahalle savaşları çıkarır
gece olunca da tutar babalarımızın elinden
yazlık sinemalara gider
Sadri Alışık Vahi Öz
Belgin Doruk Cüneyt Arkın seyreder
Olimpos gazozları içer
güler eğlenir bağırır çağırır
dönerken yıldızları sayardık.
Biz sıkı çocuklardık.
Hepimizin birer yıldızı vardı
onlara isim takardık
onlar da bize isim takardı
pus ve dumandan önce bu şehrin
geceleri gökırpan ve isimleri takılan yıldızları
vardı.
Benim yıldızıma Mehlika adını vermiştik
biz kimseden yana değildik.
Kimsenin de kendinden yana olmasını istediği birileri
olmazdı
Bir değirmendeydik
öğütülen
öğütülürken türküler söyleyen
buğday başaklarına benziyorduk.
Ben
çorbalardan tarhanayı
yemeklerden kurufasulyayı
sigaralardan Harmanı
belki bunun için çok sevdim.
Yollar bozuk musluklar bozuk
ziller bozuk paralar bozuk
ama adamlar sağlam idi.
Bu şehrin yıldızları vardı.
Saçlarına kurdelalar takan
çivitle yıkanmaktan aşınmış beyaz çoraplarına
leke bulaşmasın diye su birikintilerinden sakınan
gözleri önünde
yürekleri ve beslenme çantaları ellerinde
küçük çocukları vardı bu şehrin
bu şehrin yıldızları vardı.
Ben Fenerbahçeyi amcam Vefayı tutardı.
Konya tahıl ambarı Mersin muz cennetiydi.
Taksimden Fatihe troleybüs kalkar
Şişhanede mutlak raydan çıkardı.
Vallahi hayat zor ve fakat çok matraktı.
Muammer Karacan’nın adına bir tiyatro binası yoktu
bizzat kendisi vardı.
Başımız ağrırdı komşumuz vardı
gönlümüz daralırdı komşumuz vardı
Çorbamızı umutlarımızı
memleket kadar kalbimiz paylaştığımız komşularımız
vardı.
Geceleri bekçimiz
gündüzleri sütçümüz
bizim kadar zayıf da olsa
nohuta ve makarnaya alışmış da olsa
Sarman adında bir kedimiz
ceplerimizde kırık misketlerimiz
çamur bulaşığı ellerimiz
ve gülümseyen bir yüzümüz
kimseye göstermekten utanmayacağımız bir içimiz
biraraya gelerek çektirebileceğimiz
bir aile fotoğrafımız vardı.
Bir sabah bütün iyi şeylerin
Ayvansaray iskelesinden
hayal ülkesine doğru demir alan
bir şirket-i hayriyye vapuru gibi
aramızdan ayrıldığını gördük
Sonra Ayvansaray’ın sularının çekildiğini yazdı
gazeteler.
Süheyla hanımın Raci beyin
Melahat mehveş ablanın
Niko’nun Ercüment efendinin çekildiğini ise
yazmadılar nedense.
Ama yok ama yoklar.
Ne Harman sigarası kaldı geriye
ne Olimpus gazozu
ne Sadri Alışık.
Kalan bir tortuydu belki.
Belki kırık bir rüya denizi
belki suya düşürdüğümüz suretimizin
cep aynamıza nüktedan bir yansımaydı herşey.
Herşey Maltepe sigarasının
hep arandığında
her bakkalda bulunabilmesi ile
büyüsünü kaybetmişdi belki de .
belki de biz bir rüya mı görmüştük?
Hadi hepsi yalandı.
Hadi hepsi hayaldi.
Hadi hepsini ben uydurmuştum.
Ama rüyalarımızın melekleri
ve soframızın daim konukları kuşlar?
Ya onlar?
Onları siz de görmediniz mi?
Sizin de sofranıza konup
rüyalarınıza uğramadılar mı?
Onlar da mı yalandı?
İbrahim SADRİ
LAVİNİA
Sana gitme demeyeceğim
Üşüyorsun ceketimi al
Günün en güzel saatleri bunlar
Yanımda kal
Sana gitme demeyeceğim
Gene de sen bilirsin
Yalanlar istiyorsan yalanlar söyleyeyim
İncinirsin
Sana gitme demeyeceğim
Ama gitme Lavinia
Adını gizleyeceğim
Sen de bilme Lavinia
Özdemir ASAF
DenizFeneri
25-09-2005, 21:34
SON VAPUR
Hadi git son vapur kalkmadan
Gözlerim gözlerine dalmadan
Sevgin yüreğimi sarmadan
Hadi git,ardına dönüp bakmadan
Git belki gönlün uslanır
Git yağmurda durma öyle,yüreğin ıslanmasın
Git ama;gönlüne hasret dolmasın
Üzülme,yüzün hep gülsün
Biliyorum gidişin zor ama;gerçek
Bu ayrılıktaki ateş,beni eritecek
Senin gidişin hayatım da yeni bir sayfa açacak
Hadi git,yoksa son vapur kaçacak
Şimdi çiçeklere bakıyorum sensiz
Şimdi çiçekler kokusuz
Yine üşüyorum,rüzgar acımasız
İnan sensizlikte heşey anlamsız
Güneşin sıcağında öğrendim sevmeyi
Demekki sevgide anlamlıymış,ayrılık isteği
Sevmekte ayrılık demekmiş
Ayrılıkla sevgi eşleşmiş
muammer ertem karakaya
DenizFeneri
25-09-2005, 21:36
TEMMUZ’DA BİR AKŞAMÜSTÜ
Senin gelişin baharın gelmesiydi,
O uzun kış gecelerinde beklediğim…
Gözlerine bakmak gökyüzünde yüzlerce yıldızı seyretmekti.
Bir yaz gecesi tekneyle mehtap gezisine çıkmak,
Evlerin denize vuran ışıklarına bakarken
Uzaklardan gelen sevdiğim bir şarkıyı dinlemekti.
Temmuz’da bir akşamüstü aşkı ilk defa hissetmekti.
Seda Turan
DenizFeneri
25-09-2005, 21:37
HASRET
yuz yil oldu yuzunu gormeyeli
belini sarmayali
gozunun icinde durmayali
aklinin aydinligina sorular sormayali
dokunmayali sicakligina karninin.
yuz yildir bekler beni bir sehirde bir kadin.
ayni daldaydik ayni daldaydik
ayni daldan dusup ayrildik
aramizda yuz yillik zaman yol yuz yillik.
yuz yildir alaca karanlikta kosuyorum
Nazým HiKMET
SAKAL
hanginiz bilir,benim kadar
karpuzdan fener yapmasını;
sedefle hançerle.üstüne,
gülcemal resmi çizmesini;
beyit düzmesini;
mektup yazmasını;
yatmasını.
kalkmasını;
bunca yılın halime'sini
hanginiz bilir.benim kadar,
memnun etmesini?
Değirmende ağartmadık biz bu sakalı!
_________________________________
orhan veli
varyemez
29-09-2005, 00:35
Bir küçük çiçekle kandırılabilirim şu sıralar.
Bir tek papatya, bir kır menekşesi ile örneğin
Bir kaç satır şiire tav olabilirim
Bir gamlık notayla artar sevincim
Bir parça güneşle kandırılabilirim şu sıralar
Gündoğumu, günbatımı fark etmez
Bir oturumluk deniz kenarına tav olabilirim
Rüzgârlar beni üşütmez.
Bir kaç damla yağmurla kandırılabilirim şu sıralar
Üstelik şemsiyeler evde unutulmuş
Bir bardak sıcak çaya tav olabilirim
Üstüm başım henüz yeni kurutulmuş.
Bir tutam sevgiyle kandırılabilirim şu sıralar
Fazlasına öykünmeden
Bir kaçamak bakışa tav olabilirim
Belki bugün, gün bitmeden.
kumralada
29-09-2005, 10:23
:my:
SEVGİNİN ÖNÜNDE
Bütün insanları dostun bil, kardeşin bil kızım
Sevincin ürünüdür insan, nefretin değil
Zulmün önünde dimdik tut onurunu
Sevginin önünde eğil kızım..
ATAOL BEHRAMOĞLU
HÜRRİYETE DOĞRU
gün doğmadan,
deniz daha bembeyazken çıkacaksın yola.
kürekleri tutmanın şehveti avuçlarında,
içinde bir iş görmenin saadeti,
gideceksin;
gideceksin ırıpların çalkantasında.
balıklar çıkacak yoluna,karşıcı;
sevineceksin.
ağları silkeledikçe
deniz gelecek eline pul pul;
ruhları sustuğu vakit martıların,
kayalıklarındaki mezarlarında,
birden,
bir kıyamettir kopacak ufuklarında.
denizkızları mı dersin,kuşlar mı dersin;
bayramlar seyranlar mı dersin,şenlikler cümbüşler mi?
gelin alayları,teller,duvaklar,donanmalar mı?
heeeey!
ne duruyorsunuz be,at kendini denize;
geride bekleyenin varmış,aldırma;
görmüyor musun,her yanda hürriyet;
yelken ol,kürek ol,dümen ol,balık ol,su ol;
git gidebildigin yere.
____________________________
DOST DEDİĞİN
Seni Sevmeli...
Sarılınacak biri olmadığın zamanlarda bile
sana sarılmalı...
Dayanılmaz olduğun zamanlarda bile
Sana Dayanmalı...
Dost dediğin;
fanatik olmalı; bütün dünya seni üzdüğünde
Sana moral vermeli,
Güzel haberler aldığında seninle dans etmeli,
Ve ağladığında, seninle ağlamalı...
Ama hepsinden daha çok;
Dost matematiksel olmalı;
Sevinci çarpmalı…
Üzüntüyü bölmeli…
Geçmişi çıkarmalı...
Yarını toplamalı...
Kalbinin derinliklerinde
ihtiyacı hesaplamalı...
Ve her zaman
Bütün parçalardan daha büyük olmalı...
İşi bitince seni bir tarafa atmamalı...
En uzak mesafe:
Ne Afrika'dır,
Ne Çin,
Ne Hindistan,
Ne seyyareler,
Ne de yıldızlar geceleri ışıldayan...
En uzak mesafe:
İki kafa arasındaki mesafedir,
Birbirini anlamayan...
Can Yücel
Önce, rahat olmayı dene...
Ben, bir karış mesafeden,
gözbebeklerinde
kendi mimiklerimi ve tebessümümü görerek,
bu tonda konuşuyorsam seninle;
gülümsemeni beklemeye hakkım var, değil mi?..
Kendini iyi hisset...
VE GÜLÜMSE…
Gülümseyen insanlarla mı yoksa
gülümsemeyen insanlarla mı
vaktini geçirmek isterdin?
İşyerinde, verimin yükselir miydi
yüzüne baktığın herkes
gülümsüyor olsaydı?
Ve sokaktaki problemler
insanlar gülümsediğinde mi
gülümsemediğinde mi
daha kolay çözüme ulaşırdı?
Kendini iyi hisset...
VE GÜLÜMSE…
Gülümsediğinde kendini
daha da iyi hissedeceksin.
Günün birinde yeni bir
işyeri açmaya kalkarsam,
benimle çalışan herkes önce
gülümsemeyi bilenlerin arasından seçilecek.
Ve sonra onlar problemlerin üzerinden
gülümseyerek atlamayı öğrenecekler..
Bütün kapıların üzerinde notlar olacak, kocaman:
GÜLÜMSE...
Güler yüzlü insanlar işsiz kalmaz, aşksız kalmaz...
Güler yüzlü insanlar eşsiz kalmaz, arkadaşsız kalmaz.
GÜLÜMSE …
Dikenlerin elbette var ve olmalı.
Ama gül isen, önce gülen yüzünü göster...
GÜLÜMSE…
Sen "farkını" göstermek istiyorsan
sıradan insanlardan;
gülümsemen yeter!..
Gücün, düşünme şeklin ve olumlu yapın
gözükecek gülümserken yüzünde.
İnsanların içi yüzlerinden okunur...
Ve içine göre değil,yüzüne göre davranılır sana!
Farkını göster, herkes somurturken:
"Kar hepimizin başına yağıyor ama
ben gülümseyebiliyorum...
" Çevrende güler yüzlü birini görsen
sen de ona tebessüm ederdin değil mi?
GÜLÜMSE….
İnsanlar hazır aslında gülümsemeye,
ucaklaşmaya; bir kıvılcım bekliyorlar...
Ama herkes bekliyor!
Ödül olmanın "ödülünü" sun kendine,
insanlara tebessümünü sunarak...
Ve bu onuru "yüzünde" taşı,
GÜLÜMSE…
EYLÜL AKŞAMI
hiçbir neden yokken, ya da biz bilmezken tepemiz atmış ve konuşmuşuzdur …
onca neden varken ve tam sırası gelmişken hiçbir şey yapmamış ve susmuşuzdur …
aynı anda aynı sessiz geceye doğru “içim sıkılıyor” demişizdir …
aynı sabaha uyanırken kimbilir aynı düşü görmüşüzdür …
olamaz mı? olabilir…
belki benim kağıt param, bir şekilde, döne dolaşa senin cebine girmiştir …
belki aynı posta kutusuna, değişik zamanlarda da olsa, birkaç mektup atmışızdır …
ayın karpuz dilimi gibi batışını izlemişizdir deniz kıyısında …
aynı köşeye oturmuşuzdur köhnede belki de birkaç gün arayla …
olamaz mı? olabilir…
Bostancı dolmuş kuyruğunda sen başta, ben en sonda öylece beklemişizdir …
sabah 7:30 vapuruna sen koşa koşa yetişirken, ben yürüdüğümden kaçırmışımdır …
aynı anda başka insanlara, “seni seviyorum” demişizdir…
mutlak güven duygusuyla başımızı başka omuzlara dayamışızdır …
olamaz mı? olabilir…
onca yıl sen burada …
onca yıl ben burada …
yollarımız hiç kesişmemiş
şu eylül akşamı dışında …
Bülent ORTAÇGİL
Eylül Akşamı
1992
varyemez
02-10-2005, 16:21
nerden buluyorsunuz bu harika şiirleri...
Hadi gel;
Bugün farklı olsun,
açalım yüreklerimizi,
ne varsa dökelim ortaya,
Birlikte seçelim güzel olan herşeyi,
kovalım kötüleri, sıkıntıları, üzüntüleri
Hadi gel;
Bugün farklı olsun,
atalım maskeleri,
içimizden geldiği gibi
somurtalım,
bağıralım, ağlayalım
gülelim sonra,
kahkahalarla hem de,
Gözümüzden
yaşlar gelinceye kadar
Hadi gel;
Bugün farklı olsun, koşalım,
yarışalım rüzgarla,
ıslansın ayaklarımız,
kirlensin giysilerimiz,
kalplerimiz çarpsın
son hızla.
Hadi gel;
Bugün farklı olsun,
atlayalım denize,
tuz yapışsın
saçlarımıza,
Güneş kavursun tenimizi,
kumlara yatalım sere serpe.
Hadi gel;
Bugün farklı olsun,
konsere gidelim,
avaz avaz bağıralım,
eşlik edelim şarkıcıya,
sesimiz çatlayıncaya kadar
şarkı söyleyelim
korkunç seslerimizle.
Hadi gel;
Bugün farklı olsun,
yemyeşil çimenlere yatalım,
gözümüzü kırpıştırarak.
Güneş ışığını
kirpiklerimizle süzelim,
nefes alalım derin derin,
çekelim mis gibi
çimen kokusunu
ciğerlerimize
Hadi gel;
Bugün farklı olsun,
Akarken
taşlara çarpıp
şıkırdayan
bir dere bulalım,
buz gibi olsun suları,
paçalarımızı sıvayıp
sokalım ayaklarımızı,
parmaklarımız
büzüşünceye
kadar kalalım orada.
Hadi gel;
Bugün farklı olsun,
bir at arabası bulalım
saman yüklü,
takılalım arkasına,
zıplayıp oturalım,
sallayalım bacaklarımızı
bir yandan da
mırıldanalım
türkümüzü.
Hadi gel;
Bugün farklı olsun,
yalın ayak yürüyelim
taşlı köy yollarında,
sıcak taşlar
yaktıkça ayaklarımızı,
bir çeşme bulalım
serinlemek için.
Hadi gel;
Bugün farklı olsun,
ağaca tırmanalım
hızlı hızlı,
meyveleri de olsun ama,
bir dala oturup
kara dut yiyelim,
ellerimiz
boyansın
mor mor
Hadi gel;
Bugün farklı olsun,
fırından yeni çıkmış
ekmek alalım,
biraz öteden de
tulumdan çıkma bir peynir,
tarladan domates de
çalalım iki tane,
kollarımızdan
suları aksın ısırırken.
Hadi gel;
Bugün farklı olsun,
yıldızları seyredelim pırıldayan,
"bak bir yıldız kaydı dilek tut" diyelim,
gülüşelim.
Hadi gel;
Bugün farklı olsun,
akşam serinliği dolsun
gömleklerimizden içeri,
ürperelim
temiz havadan,
uykumuz
gelsin
sırtımız
koca meşeye
dayalı.
Hadi gel;
Yarın da farklı olsun,
öbürgün de...
nerden buluyorsunuz bu harika şiirleri...
Senin gönderdiğin şiir de çok güzeldi.
Bahar geldi mi başka şey dinler miyim ?
Hele aklın defterini hemen dürerim.
Şarap, sığınağım sensin bahar günü,
Söğüt ağacı, senin de gölgendeyim.
Ömer Hayyam
Kim demiş haram nedir bilmez HAYYAM ?
Ben haramı helali karıştırmam:
Seninle içilen şarap helaldir;
Sensiz içtiğim su bile haram.”
Her sabah yeni bir gün doğarken,
Bir gün de eksilir ömürden;
Her şafak bir hırsız gibidir
Elinde bir fenerle gelen.
Ömer Hayyam
Yazık , gençliğin defteri dürüldü gitti!
Hayatın o taze baharı güz oldu gitti!
Adına GENÇLİK denilen şey var ya,
Anlamadım ki; ne zaman geldi, ne zaman gitti!?
Ömer Hayyam
Niceleri geldi, neler istediler,
Sonunda dünyayı bırakıp gittiler.
Sen hiç gitmeyecek gibisin değil mi?
O gidenler de hep senin gibiydiler !
ÖMER HAYYAM
varyemez
02-10-2005, 23:47
Dostları Olmalı İnsanın
dostları olmalı insanın,
aynen gemilerin limanları gibi
zaman zaman uğradığın
yükünü boşalttığın
dalgalar dininceye kadar beklediğin koynunda
sonra açık denizlere uğurlamalı seni,
geri döneceğin günü bekleme umuduyla
bazan rüzgara o açmalı yelkenini
yanağına konan bir öpücüğün coşkusuyla
halatlarını çözmeli
seni çok
ama çok özlemeli
dostları olmalı insanın,
ermiş, bilge hayatı ezbere okuyabilen
düşünmediklerini düşündüren
seni bir cambaz ipinde güvenle tutabilen
gerektiğinde senin’çün ateşi yutabilen
yolunu ışıtan ustan olmalı,
şekillendirmeyi öğretmeli hayatın çömleğini
sana vermeli soğuk bir kış gününde
üzerindeki tek gömleğini
Oğuzkan Bölükbaşı
SERE SERPE
uzanıp yatıvermiş.sere serpe;
enterasi sıyrılmış.hafiften;
kolunu kaldırmış.koltugu görünüyor;
bir eliyle de ğöğsünü tutmuş;
içinde kötülüğü yok,biliyorum;
yok, benim de yok ama....
olmaz ki!
böyle de yatılmaz ki!
______________________________
HAYAT DERSİ
YAS 5 Anne ve babamın birbirlerine bağırmalarının beni
ne kadar korkuttuğunu öğrendim.
YAS 7 Meşrubat içerken gülersem içtiğimin
burnumdan geleceğini öğrendim
YAS 12 Bir şeyin değerini anlamanın en iyi
yolunun bir
süre ondan yoksun kalmak olduğunu öğrendim.
YAŞ 13 Annemle babamın el ele tutuşmalarının ve
öpüşmelerinin beni daima mutlu ettiğini
öğrendim.
YAŞ 15 Bazen hayvanların kalbimi insanlardan
daha
fazla işittiğini öğrendim.
YAŞ 18 İlk gençlik yıllarımın keder, şaşkınlık,
ıstırap ve aşktan ibaret olduğunu öğrendim
YAŞ 24 Aşkın kalbimi kırabileceğini ama buna
değer
olduğunu öğrendim.
YAŞ 33 Bir arkadaşı kaybetmenin en kestirme
yolunun
ona ödünç para vermek olduğunu öğrendim.
YAŞ 36 Önemli olanın başkalarının benim için ne
düşündükleri değil, benim kendi hakkımda ne
düşündüğüm
olduğunu öğrendim.
YAŞ 38 Esimin beni hala sevdiğini, tabakta iki elma
kaldığında küçüğünü almasından anlayabileceğimi
öğrendim.
YAŞ 41 Bir insanin kendine olan güveninin, başarısını
büyük oranda belirlediğini öğrendim.
YAŞ 44 Annemin beni görmekten her seferinde sonsuz
mutluluk duyduğunu öğrendim..
YAŞ 46 Yalnızca minik bir kart göndererek bile
birinin gönlünü aydınlatabileceğimi öğrendim.
YAŞ 49 Herhangi bir işi yaptığımdan daha iyi
yapmaya
çalıştığımda, o işin yaratıcılığa dönüştüğünü
öğrendim. .
YAŞ 50 Sevgi, evde üretilmemişse, başka yerde
öğrenmenin çok güç olabileceğini öğrendim.
YAŞ 53 İnsanların bana, izin verdiğim biçimde
davrandıklarını öğrendim.
YAŞ 55 Küçük kararları aklımla, büyük kararları
ise
kalbimle almam gerektiğini öğrendim.
YAŞ 64 Mutluluğun parfüm gibi olduğunu, kendime
bulaştırmadan başkalarına veremeyeceğimi
öğrendim.
YAŞ 70 İyi kalpli ve sevecen olmanın, mükemmel
olmaktan daha iyi olduğunu öğrendim.
YAŞ 82 Sancılar içinde kıvransam bile
başkalarına
baş ağrısı olmamam gerektiğini öğrendim.
YAŞ 90 Kiminle evleneceğin kararının hayatta
verilen
en önemli karar olduğunu öğrendim.
YAŞ 95 Öğrenmem gereken daha pek çok şeyler
olduğunu öğrendim.
Dün sabaha karşı kendimle konuştum. Ben hep
kendime
çıkan bir yokuştum. Yokusun başında bir düşman
vardı
Onu vurmaya gittim kendimle vuruştum
Özdemir Asaf
Ihlamurlar Çiçek Açtığı Zaman
Dilimde sabah keyfiyle yeni bir umut türküsü
Kar yağmış dağlara bozulmamış ütüsü
Rahvan atlar gibi ırgalanan gökyüzü
Gözlerimi kamaştırsa da geleceğim sana
Şimdilik bağlayıcı bir takvim sorma bana
Ihlamurlar çiçek açtığı zaman
Ay şafağa yakın bir mum gibi erimeden
Dağlar çivilendikleri yerde çürümeden
Bebekler hayta hayta yürümeden
Geleceğim diyorum geleceğim sana
Ne olur kesin bir takvim sorma bana
Ihlamurlar çiçek açtığı zaman
Beklesen de olur beklemesen de
Ben bir gök kuruşum sırmalı kesende
Gecesi uzun süren karlar buzlar ülkesinde
Hangi ses yürekten çağırırsa beni sana
Geleceğim diyorum takvim sorma bana
Ihlamurlar çiçek açtığı zaman
Bu şiir böyle doğarken dost elin elimdeydi
Sen bir zümrüt-ü ankaydın elim tüylerine deydi
Sevda duvarını aştım sendeki bu tılsım neydi
Başka bir gezegende de olsan dönüşüm hep sana
Kesin bir gün belirtemem n’olur takvim sorma bana
Ihlamurlar çiçek açtığı zaman
Eski dikişler sökülür de kanama başlarsa yeniden
Yaralarıma en acı tütünleri basacağım ben
Yeter ki bir çağır beni çiçeklendiğin yerden
Gemileri yaksalar da geleceğim sana
On iki ayın birisinde kesin takvim sorma bana
Ihlamurlar çiçek açtığı zaman
Bak işte notalar karıştı ezgiler mahalif
Hava kurşun gibi ağır yağmursa arsız
Ey benim alfabemdeki kadim Elif
Ne güzellik ne de tat var baharsız
Güzellikleri yaşamak için geleceğim sana
Geleceğim diyorum biraz mühlet tanı bana
Ihlamurlar çiçek açtığı zaman
Ihlamurlar çiçek açtığı zaman
Ben güneş gibi gireceğim her dar kapıdan
Kimseye uğramam ben sana uğramadan
Kavlime sadıkım sadıkım sana
Takvim sorup hudut çizdirme bana
Ben sana çiçeklerle geleceğim
Ihlamurlar çiçek açtığı zaman
Kapıları çalan benim
kapıları birer birer.
Gözünüze görünemem
göze görünmez ölüler.
Hiroşima'da öleli
oluyor bir on yıl kadar.
Yedi yaşında bir kızım,
büyümez ölü çocuklar.
Saçlarım tutuştu önce,
gözlerim yandı kavruldu.
Bir avuç kül oluverdim,
külüm havaya savruldu.
Benim sizden kendim için
hiçbir şey istediğim yok.
Şeker bile yiyemez ki
kâat gibi yanan çocuk.
Çalıyorum kapınızı,
teyze, amca, bir imza ver.
Çocuklar öldürülmesin,
şeker de yiyebilsinler.
NAZIM HİKMET
Ben hiç böylesini görmemiştim
vurdun kanıma girdin itirazim var
sımsıcak bir merhaba diyecektim
başımı usulca dizine koyacaktım
dört gün dört gece susacaktım
yağmur sönecekti yanacaktı
sameland seferden dönecekti
duvardaki saat duracaktı
kalbim kendiliğinden duracaktı
ben hiç böylesini görmemiştim
vurdun kanıma girdin itirazım var
emperyal oteli'nde bu sonbahar
bu camların nokta nokta hüznü
bu bizim berhava olmuşluğumuz
bir nokta bir hat kalmışlığımız
bu rezil bu çarsamba günü
intihar etmiş kötümser yapraklar
öksürüklü aksırıklı bu takvim
ben hiç böylesini görmemiştim
vurdun kanıma girdin itirazım var
sesleri liman sislerinde boğulur
gemiler yorgun ve uykuludur
sabahtır saat beş buçuktur
sen kollarımın arasındasın
onlar gibi değilsin sen başkasın
bu senin gözlerin gibisi yoktur
adamın rüyasına rüyasına sokulur
aklının içinde siyah bir vapur
kıvranır insaf nedir bilmez
otelin penceresinde duracaktın
şehri karanlıkta görecektin
karanlıkta yağmuru görecektin
saçların ıslanacak ıslanacaktı
kış geceleri gibi uzun uzun
tek damla gözyaşı dökmeksizin
maria dolores ağlayacaktı
istanbul'u yağmur tutacaktı
bütün bir gün iş arayacaktım
sana bir türkü getirecektim
kulaklarımız çınlayacaktı
emperyal oteli'nin resmini çektim
akşam saçaklarından damlıyordu
kapısında durmanı söylemiştim
yüzün zambaklara benziyordu
cumhuriyet bahçesi'nde insanlar geziyordu
tepebaşı'ndaki küçük yahudiler
asmalımescit'teki rum kemancı
böyle rüzgarsız kalmışlığımız
bu bizim çektiğimiz sancı
el ele tutuşmuş geziyordu
gazeteler cinayeti yazıyordu
haliç'e bir avuç kan dökülmüştü
emperyal oteli'nde üc gece kaldık
fazlasına paramız yetmiyordu
gözlerin gözlerimden gitmiyordu
dördüncü gece sokakta kaldık
karanlık bir türlü bitmiyordu
sirkeci garı'nda sabahladık
bilen bilmeyen bizi ayıpladı
halbuki kimlere kimlere başvurmadık
hiçbiri yüzümüze bakmıyordu
hiç kimse elimizden tutmuyordu
ben hiç böylesini görmemiştim
vurdun kanima girdin kabulumsun
Attila İlhan
:roll:
lancelot
11-10-2005, 21:06
Bu şiiri Yazıyorum...Yazıyorum aklıma o geliyor...
Nasıl iş bu
her yanına çiçek yağmış
erik ağacının
ışık içinde yüzüyor
neresinden baksan
gözlerin kamaşır
oysa ben akşam olmuşum
yapraklarım dökülüyor
usul usul
adım sonbahar
Attila İLHAN
lancelot
11-10-2005, 21:07
Ben sana mecburum bilemezsin
Adını mıh gibi aklımda tutuyorum
Büyüdükçe büyüyor gözlerin
Ben sana mecburum bilemezsin
İçimi seninle ısıtıyorum.
Ağaçlar sonbahara hazırlanıyor
Bu şehir o eski İstanbul mudur
Karanlıkta bulutlar parçalanıyor
Sokak lambaları birden yanıyor
Kaldırımlarda yağmur kokusu
Ben sana mecburum sen yoksun.
Sevmek kimi zaman rezilce korkuludur
İnsan bir akşam üstü ansızın yorulur
Tutsak ustura ağzında yaşamaktan
Kimi zaman ellerini kırar tutkusu
Bir kaç hayat çıkarır yaşamasından
Hangi kapıyı çalsa kimi zaman
Arkasında yalnızlığın hınzır uğultusu
Fatih'te yoksul bir gramofon çalıyor
Eski zamanlardan bir cuma çalıyor
Durup köşe başında deliksiz dinlesem
Sana kullanılmamış bir gök getirsem
Haftalar ellerimde ufalanıyor
Ne yapsam ne tutsam nereye gitsem
Ben sana mecburum sen yoksun.
Belki haziran da mavi benekli çocuksun
Ah seni bilmiyor kimseler bilmiyor
Bir şilep sızıyor ıssız gözlerinden
Belki Yeşilköy'de uçağa biniyorsun
Bütün ıslanmışsın tüylerin ürperiyor
Belki körsün kırılmışsın telaş içindesin
Kötü rüzgar saçlarını götürüyor
Ne vakit bir yaşamak düşünsem
Bu kurtlar sofrasında belki zor
Ayıpsız fakat ellerimizi kirletmeden
Ne vakit bir yaşamak düşünsem
Sus deyip adınla başlıyorum
İçim sıra kımıldıyor gizli denizlerin
Hayır başka türlü olmayacak
Ben sana mecburum bilemezsin.
Attila İLHAN
Gözlerin gözlerime değince
Felaketim olurdu, ağlardım
Beni sevmiyordun, bilirdim
Bir sevdiğin vardı, duyardım
Çöp gibi bir oğlan, ipince
Hayırsızın biriydi fikrimce
Ne vakit karşımda görsem
Öldüreceğimden korkardım
Felaketim olurdu, ağlardım..
Ne vakit Maçka'dan geçsem
Limanda hep gemiler olurdu
Ağaçlar kuş gibi gülerdi
Sessizce bir cigara yakardın
Parmaklarımın ucunu yakardın
Kirpiklerini eğerdin, bakardın
Üşürdüm, içim ürperirdi
Felaketim olurdu, ağlardım..
Akşamlar bir roman gibi biterdi
Jezabel kan içinde yatardı
Limandan bir gemi giderdi
Sen kalkıp ona giderdin
Benzin mum gibi giderdin
Sabaha kadar kalırdın
Hayırsızın biriydi fikrimce
Güldü mü cenazeye benzerdi
Hele seni kollarına aldı mı
Felaketim olurdu, ağlardım...
:aglayan:
DAĞ BAŞI
dağ başındasın;
derdin günün hasretlik;
akşam olmuş.
güneş batmış.
içmeyip de ne haltedeceksin?
___________________________________
orhan veli
buena vista
14-10-2005, 20:07
Ben sana mecburum bilemezsin
Adini mih gibi aklimda tutuyorum
Büyüdükçe büyüyor gözlerin
Ben sana mecburum bilemezsin
Icimi seninle isitiyorum.
Agaçlar sonbahara hazirlaniyor
Bu sehir o eski Istanbul mudur
Karanlikta bulutlar parçalaniyor
Sokak lambalari birden yaniyor
Kaldirimlarda yagmur kokusu
Ben sana mecburum sen yoksun.
Sevmek kimi zaman rezilce korkuludur
Insan bir aksam üstü ansizin yorulur
Tutsak ustura agzinda yasamaktan
Kimi zaman ellerini kirar tutkusu
Bir kaç hayat çikarir yasamasindan
Hangi kapiyi çalsa kimi zaman
Arkasinda yalnizligin hinzir ugultusu
Fatih'te yoksul bir gramofon çaliyor
Eski zamanlardan bir cuma çaliyor
Durup köse basinda deliksiz dinlesem
Sana kullanilmamis bir gök getirsem
Haftalar ellerimde ufalaniyor
Ne yapsam ne tutsam nereye gitsem
Ben sana mecburum sen yoksun.
Belki haziran da mavi benekli çocuksun
Ah seni bilmiyor kimseler bilmiyor
Bir silep siziyor issiz gözlerinden
Belki Yesilköy'de uçaga biniyorsun
Bütün islanmissin tüylerin ürperiyor
Belki körsün kirilmissin telas içindesin Kötü rüzgar saçlarini götürüyor
Ne vakit bir yasamak düsünsem
Bu kurtlar sofrasinda belki zor
Ayipsiz fakat ellerimizi kirletmeden
Ne vakit bir yasamak düsünsem
Sus deyip adinla basliyorum
Içim sira kimildiyor gizli denizlerin
Hayir baska türlü olmayacak
Ben sana mecburum bilemezsin.
Atilla Ilhan
hep böyle mi bakar gözlerinin içi senin
hep böyle mi sevdiğini söylersin bana
içinde bir yerlerde uçan martılar
gözlerinde bilmediğim pırıltılarla
seni seviyorum
deme bana
içim bi tuhaf oluyor
dokunmak istiyorum ellerine sonra
büyüttüğün kuşlara ekmek atmak bir de
seni seviyorum
deme işte bana
alıp başımı gitmek istiyorum çok uzaklara
ya da senin yanına
gelsene hadi
al beni buralardan
bırakma bir başına
acıyor biryerlerim sen olmayınca
seni seviyorum
deme bana
unutuyorum kanatsız olduğumu
melekler gibi, uçmak istiyorum sonra
tarifsiz boşluklar var tarifsiz korkular
sen yine sevdiğini söyleme bana
sarılma öyle hemen
ellerim üşüyormuş kaç yazar?
ödünç istemem ellerini
Sıcak elleri bırakmak zordur bilirim
En iyisi al bendeki emaneti
gökkuşağının 8.rengi olma hayallerini
seni seviyorum
deme bana
gitmek istemiyorum sonra
oysa biliyorsun
gitmem gerektiğini ilk ben söylemiştim
gözyaşlarım burnumda
seni seviyorum
deme bana
SEVEMEDİ İSTENBUL İKİMİZİ
Seninle hiç İstanbul'da olamadık
Göremedi İstanbul ikimizi...
Ne Emirgan'da bir semaver tüketebildik
Ne Aşiyan'da hüzün...
Bir tepeden seyretmek için bu güzelim kenti
Ne Çamlıca kısmet oldu ne Piyer Loti...
Hiçbir vapur taşımadı bizi Marmara'da
Bir güvertede seni
Liseli aşıklar gibi dakikalarca öpemedim..
Ellerini avuçlarımda tutup ta içimi dökemedim
Şöyle bir elimi atıp ta omzuna
Kolun belimde
Yürüyemedim seninle Beyoğlu'nda
Bir sinema ya da tiyatro koltuğunda
Parmak uçlarıma değmedi dudakların
Pasajda Arjantinleri çekip
Nevizade'de bir iki tek atamadık
Doyulmaz uykulara bir türlü yatamadık
Seninle İstanbul'da olamadık
Duyamadı İstanbul sesimizi
Sahaflar'da yorulup ta kitaplara bakmaktan
Çınaraltı'nda mola veremedik
Karışıp çılgın kalabalığına Kapalı Çarşı'nın
Tadına varamadık bir öğlen rakısının
Ya da Sultanahmet'te bir müzeyi gezip
Dostlara uğrayamadık
Gülhane'den uzanıp Sarayburnu'na
İntiharı düşünemedik enine boyuna
Ne Laleli'den geçebildik sevgilim
Ne kendimizden
Bir çalgılı Kumkapı meyhanesinde
Ağlayamadım doyasıya sımsıcak göğsünde
Eski İstanbul'da gezdiremedim seni
Yemiş'te Asmaaltı’nda
Ne kaldırımlarımı gördün ne çayhanelerimi
Ne çocukluğumu bildin ne gençliğimi
Seninle hiç İstanbul'da olamadık
Saramadı İstanbul hiç bizi
Çılgınlar gibi dolanamadık otobüslerle
Trenlere binemedik
Bırak bütününü bu koca kentin
Sadece bir tek semtin içinde bile olamadık
İstanbul hiç doymadı bize bitanem
Biz O'na doyamadık...
semerkandi
17-10-2005, 19:05
Nurullah GENÇ
üsküdar, deniz ve sen
nice haykırsam da kan duymuyor çığlığımı
sessiz bir aşk rüzgârı şimdi ruhumdan esen
bıraktım bir kenara kahrı, isyanı, gamı
ne kadar güzelsiniz üsküdar, deniz ve sen
gemiler hep yukardan bakıyor kayıklara
kalbini arayanlar kızkulesinde mağrûr
kanıyor istanbul’da kabuk tutan her yara
istanbul uyanınca gözlerine vurulur
bu şehrâyin, martılar, bu efsane kokusu
bir senin saçlarına ağlıyor, bir de göğe
bin bir çiçek açmış da gülümsüyor bana su
bense göz kırpıyorum şu muammâ feleğe
hangi kaptan tutundu uzaklardan yüzüne
sen hangi okyanusun sultanısın ey peri
ey peri, bir dokunsan ruhumun denizine
görürsün, nasıl olur mutluluğun elleri
sanal_deli
17-10-2005, 20:44
Akşam Akşam ne iyi etmişsin :tamam:
Bir katkıda benden olsun
Sevmek Kolay Olsa
Kapkara gecenin tam ortasında
Sadece çevresini aydınlatan bir ateş böceği,
Hainlik ve düşmanlıkların pusu kurduğu dünya da
Beni hayata bağlayan umudumun çekirdeği,
SEVMEK KOLAY OLSA SENİ SEVMEZDİM
Uçsuz bucaksız okyanusta
Karaya oturmuş teknenim tek yelken direği,
Güllerle dolu bir bahçe de
Karanfili arayan tek uğur böceği,
SEVMEK KOLAY OLSA SENİ SEVMEZDİM
Ömrümün geri kalanında
Bilseydim sensizliği yaşayacağımı,
Onca gülün arasından birini tutunca
Elime kaktüs dikeni batacağını,
BİLSEYDİM YİNEDE SENİ SEVERDİM
buena vista
23-10-2005, 13:22
"O olmazsa yasayamam." demeyeceksin.
Demeyeceksin iste.
Yasarsin çünkü.
Öyle beylik laflar etmeye gerek yok ki.
Çok sevmeyeceksin mesela.
O daha az severse kirilirsin.
Ve zaten genellikle O daha az sever seni, Senin O'nu sevdiginden.
Çok sevmezsen, çok acimazsin.
Çok sahiplenmeyince, çok ait de olmazsin hem.
Calistigin binayi, masani, telefonunu, kartvizitini...
Hatta elini ayagini bile çok sahiplenmeyeceksin.
Senin degillermis gibi davranacaksin.
Hem hiçbir seyin olmazsa, kaybetmekten de korkmazsin.
Onlarsiz da yaşayabilirmissin gibi davranacaksin.
Çok esyan olmayacak mesela evinde.
Paldir küldür yürüyebileceksin.
Ille de bir seyleri sahipleneceksen,
Çatilarin gökyüzüyle birlestigi yerleri sahipleneceksin.
Gökyüzünü sahipleneceksin, Günesi, ayi, yildizlari...
Mesela kuzey yildizi, senin yildizin olacak.
O benim." diyeceksin.
Mutlaka sana ait olmasini istiyorsan bir seylerin...
Mesela gökkusagi senin olacak.
Ille de bir seye ait olacaksan, renklere ait olacaksin.
Mesela turuncuya, ya da pembeye.
Ya da cennete ait olacaksin.
Çok sahiplenmeden, Çok ait olmadan yasayacaksin.
Hem her an avuçlarindan kayip gidecekmis gibi, Hem de hep senin kalacakmis gibi hayat.
Ilisik yasayacaksin.
Ucundan tutarak...
Can YÜCEL
kumralada
24-10-2005, 15:33
KÖŞEYİ DÖNENLERİN ŞARKISI
yürekleriniz sızlar mı
güneş körse ve gök sağır
içinizi ısıtanlar
alacalı yıldızlar mı
kimliği belirsizler mi
kurşun sıkan üstünüze
bazen canınız ister mi
hüzünlenmek ağır ağır
bir tutam tuz kattınız mı
tek bir yoksulun aşına
hiç sevgi yarattınız mı
dinsin diye bunca kahır
bir gün el uzattınız mı
bir insana karşılıksız
hiç güzellik tattınız mı
kadeh kadeh satır satır
dönün dönün köşeleri
aydınlıktan karanlığa
bu yıl uğursuzun ama
gün doğmadan neler doğar
YAĞMUR ATSIZ
TAYYİP DESTANI (!)
Hıristiyana ver parayı,
Derin açtı bende yarayı,
Hep de unutmuşun Mevlana’yı,
Akıllı ol Tayyip, akıllı ol.
Avrupa’dan kurdun bir düzen
Yetmiş milyonu sensin üzen,
Karen Fogg’la kol kola gezen,
Akıllı ol Tayyip, akıllı ol.
Avrupa’nın kırk bir şartı,
Eksiği yok, vardır artı,
Benim hançer bana daldı,
Akıllı ol Tayyip, akıllı ol.
Bizi aldatan, bizden değil dersin,
Allah sana akıl versin
Seni seven varsa, sevsin,
Akıllı ol Tayyip, akıllı ol.
Yargıya siyaset soktun,
Hakkaniyette hiç de yoktun,
Leyla Zana’dan mı korktun?
Akıllı ol Tayyip, akıllı ol.
Oy verdim sana, derin sevda,
Razı olmaz şimdi Mevlâ,
Pişmanım evla evla,
Akıllı ol Tayyip, akıllı ol.
Şiir okudun aldın ceza,
Milletvekili oldun kaza,
Bize mi hak bu ceza,
Akıllı ol Tayyip, akıllı ol.
Kıbrıs’ta Denktaş’ı,
Bilmezsin mihenk taşı,
Karıştırırsın pişmiş aşı,
Akıllı ol Tayyip, akıllı ol.
Dimitros’la kol kola,
Bakmazsın sağa sola,
Bu gidişin kara kola,
Akıllı ol Tayyip, akıllı ol.
Medeniyetler buluşması geldi Hatay’a,
Sen sap bile olmazsın bizim baltaya,
Bir gün gidersen şaşma Malta’ya,
Akıllı ol Tayyip, akıllı ol.
Camide dua, kilisede vaftiz,
İsa’dan mı, Musa’dan mı anlamadık biz,
Seni kurtaramaz peder, azizi,
Akıllı ol Tayyip, akıllı ol.
GAP’ı verdin Mişon’a,
Antalya’yı verdin Hans’a,
Berliskoni ile kalkarsın dansa,
Akıllı ol Tayyip, akıllı ol.
Amerika’dan aldın icazet,
Türk’e gelince hep de mazeret,
Oy verende mi kabahat?
Akıllı ol Tayyip, akıllı ol.
Bu ülke evliya dolu,
Ne memnun sağı-solu,
Olmuşsun koltuk kulu,
Akıllı ol Tayyip, akıllı ol.
Kürt bende süt dişi,
Batının bunda var, ne işi?
Yol gösteren karga işi,
Akıllı ol Tayyip, akıllı ol.
Kerkük’te seyirci kaldın,
Telafer’i hiç duymadın,
Hiç mi izan almadın,
Akıllı ol Tayyip, akıllı ol.
Benden oy alırsın,
AB’den yol alırsın,
Uzak değil, yoldan kalırsın,
Akıllı ol Tayyip, akıllı ol.
Misyonerin iki bin beşte, elli bin hedefi,
Kim ödeyecek bu bedeli,
Bu millet hiç de sevmez namerdi,
Akıllı ol Tayyip, akıllı ol.
İngiltere’de 16, Fransa’da 22, Almanya’da 28
Türkiye aleyhine örgüt sayısı,
Seni kurtaramaz AB ayısı,
Akıllı ol Tayyip, akıllı ol.
Yunan’ın on iki mili,
Kabardı derin kini,
Tutulmuş bizimkinin dili,
Akıllı ol Tayyip, akıllı ol.
Köylüyü soktun dara,
Rüyanda görsen de para,
İmefe’yi sıkça ara,
Akıllı ol Tayyip, akıllı ol.
Özelleştirdin kâr edeni,
Düşündün mü beddua edeni,
Bir kere hatırla, ecdat dedeni,
Akıllı ol Tayyip, akıllı ol.
İçimiz de hain aydın,
Kiliseye yaptır kaydın,
Adam diye seni saydım,
Akıllı ol Tayyip, akıllı ol.
Özgürlük diye hakkı yıkan,
Var mı söyle, bundan bıkan,
Demokrasi diye zehir sokan,
Akıllı ol Tayyip, akıllı ol.
Irak’a verdin coni yolunu,
Aslan mı kaptı kolunu,
Tepelersin Müslüman kulun,
Akıllı ol Tayyip, akıllı ol.
Merkel’den yedin fırça,
Bozuldu mu nazik sırça,
Kırdığın pot çıktı kırka,
Akıllı ol Tayyip, akıllı ol.
Yok da geçmez sözün,
Allah aşkına nedir özün,
Doğruyu görmez gözün,
Akıllı ol Tayyip, akıllı ol.
Başörtüde oldun hatip,
Yazdı durdu kâtip,
Anlaşıldı bu da tertip,
Akıllı ol Tayyip, akıllı ol.
Hâkimim garip arar,
Paran varsa, işe yarar,
Doru olan çeker zarar,
Akıllı ol Tayyip, akıllı ol.
Ülkeyi koruyacak yemin etmiş,
Yemini şimdi nereye gitmiş,
Vatandaşta ümit bitmiş,
Akıllı ol Tayyip, akıllı ol.
Biliyorum kızdığını,
Bulamadım bozmadığını,
Unuttun mu yazmadığımı,
Akıllı ol Tayyip, akıllı ol.
Bu millet yüce millet,
Sana sarmış derin illet,
Tehlikelidir bu sükûnet,
Akıllı ol Tayyip, akıllı ol.
Amerika notada vermiş sözü,
Aldatmaktır hep de özü,
Saf buldukça elbet sizi,
Akıllı ol Tayyip, akıllı ol.
Beş yıllık koltuğa, kırk yıllık zarara,
Tarih utanacak nihayi karar,
Tövbesi kabul olmaz, o da zarar,
Akıllı ol Tayyip, akıllı ol.
Batılılar kullanır kullanır, olursun posa,
Kadınlar da ağlar, bakarsın yasa,
Tamah etme koltuğa, maaşa
Akıllı ol Tayyip, akıllı ol.
Sakal-ı Şerif gitti havaalanına,
Bu da ders olsun aklı olana,
Verilecek mi idi, parası olana,
Akıllı ol Tayyip, akıllı ol.
Sata sata, sıra geldi mezar taşına,
Evliya olsan bakmaz gözün yaşına,
Karga olsa bülbül der elin kuşuna,
Akıllı ol Tayyip, akıllı ol.
Şüheda sesinden ilham almıyor,
Gözleri görüyor, kulağı duymuyor,
Domuzun postu bana uymuyor,
Akıllı ol Tayyip, akıllı ol.
Bugün saltanat koltuğunda,
Yarın divan-ı hap koltuğunda,
Diktatörler de gider, zaman dolduğunda,
Akıllı ol Tayyip, akıllı ol.
Yüksel Çapraz kahroluyor,
Tomurcukken gül soluyor,
Siyasette ihanet oluyor,
Akıllı ol Tayyip, akıllı ol.
VATANDAŞ YÜKSEL ÇAPRAZ 0537 768 64 98
Aşktı o! Değiştiren tüm gecelerimi
Aşktı o! Beni durup yenileyen
Oydu, duygulu yapan hoyrat ellerimi
Oydu, dolu dizgin gidişime dur diyen
Bir bıçağın keskin yüzünde kan lekesiydim
Aşktı yine beni yıkayan, arıtan su
Böyle ak pak olacağımı bilir miydim?
İçimde açmasaydı o sevmek duygusu
Ben bir tutsağım şimdi sevgiye, gönüllü
Çözmeyin ellerimi, zincirlerim kalsın
Görsün prangalarım o doğacak günü
Ve bu dünyaya aşk dolu şiirlerim kalsın
Seninle her yerde güzel, her zaman yeni
İstemem, sensiz hatırlamasınlar beni. Ümit Yaşar Oğuzc
İSTİKBAL MARŞI
Bakma, dönmez şafak vakti yurttan kaçan o alçak!
Dönmeyip Amerika'da, arlanmaksızın yaşayacak!.
O benim milletimin hırsızıdır, yurdu soyacak,
Hortumladıkları benimdir, milletimindir ancak!
Çalma, kurban olayım hepsini ey hırslı çakal!
Gariban halkıma da bir pul bırakacak kadar al!
Olmaz sana götürdüğün paralar sonra helal,
Hakkını vermezsen burdaki ortaklarının behemehal!
Ben ezelden beri aç yaşadım, aç yaşarım!
Hangi hükümet beni kurtaracakmış, şaşarım!
Kurumuş musluk gibiyim, ne akar ne taşarım!
Yırtsam da bir tarafımı, hiç görülmez başarım!
Mali krizler, yoluna örmüşse çelikten bir duvar,
Benim ...ceğiz, ...cağız diyen bir hükümetim var!
Bağırsın korkma, nasıl işimize burnunu sokar?
"Avrupa Birliği" denen tek dişi kalmış canavar!
Arkadaş, Meclis'e namusuyla çalışanları uğratma sakın!
İşe aldıracakların, olsun hep sana yakın!
Gelecektir, cezanı vereceği günler Hakkın,
Kim bilir belki yarın, belki yarından da yakın!
Yaktığın yerleri "orman" diyerek geçme, tanı!
Çalışanı işten at, doldur kadroya yatanı!
Gözleri açık yatır seni kurtaran atanı,
Satılmadik o kaldı, durma satıver şu vatanı!
Sermaye mutlu olsun, olsa da çevre feda!
Semizletin Apo'yu, mezarında dönsün Şüheda!
Uydurma kanunlarla Meclis'ten getirin seda!
On bin Yıllık tarihe, yurdum ederken veda!
Cümlenizin bu yurdu yok etmek mi emeli?
Yediginiz herzelere başka ne demeli!
Oyuverin altını iyice sallansın temeli,
Yurdumun ki, sonunda vatandaş kükremeli!
O zaman durur belki gözümden akan yaşım,
O zaman doğrulur belim, yukarı kalkar başım,
O zaman boşa gitmez yıllar süren uğraşım!
HESABINI VERİP TE ,GİTTİĞİNİZ GÜN KARDAŞIM,
Dalgalanın dolar gibi sizde şimdi ey suçlular!
Olsun artık soyguncuya vurulacak bir yular,
Ebediyen, öyle yok hesapsız bir iktidar!
Hakkıdır "garip yaşamış vatandaş"ın da gülmek,
Hakkıdır ezilmiş milletimin, aydınlık bir İstikbal!
Cem YILMAZ
İSTANBUL
Ben yaşamın adını İSTANBUL koydum!
Soyadını ' RÜYA'
Kimse sevmese hiç, seveceğim
Daima seveceğim..
Düşersen kaldırırım,
Durursan yürürüm senin yerine.
Ağlarsan güldürürüm,
Susarsan konuşurum sana ait kelimelerle...
Seni düşünerek..
Özleyerek. severek yaşamak..
Rüyalarıma düş olman öyle güzel ki..
Ey! teninin kokusunu bilmediğim..
Hayatımın en uzak ..
En sıcak..
Sevdasısın..
Ben yaşamın adını İSTANBUL Koydum!
Soyadını ' RÜYA'
Burada yaşamaktan mutluyum ya!!
yaşarsan İstanbul’da yaşa
seversen İstanbul’da sev
ve ölürsen
yine İstanbul’da öl...
sevdiğin
İstanbul doğumlu olsun
İstanbul şivesiyle konuşsun
ve
İstanbullu gibi giyinsin
bir başka geçer
İstanbul’un akşamları
sahillerinde beste yapar
martı sesleri
Eminönü’nde dans eder güvercinler
şairlere ilhamdır Heybeliada
sevgi orda
neşe orda
belli ki, Allah da
sevmiş İstanbul’u
denizi güzel
kadını güzel
bir gecesi on yıla bedel
SENİ DÜŞÜNMEK
Seni düşünmek güzel şey, ümitli şey,
Dünyanın en güzel sesinden
En güzel şarkıyı dinlemek gibi birşey...
Fakat artık ümit yetmiyor bana,
Ben artık şarkı dinlemek değil,
Şarkı söylemek istiyorum
NAZIM HİKMET RAN
uzunvadeci
29-10-2005, 16:23
Reddiye
Alına al moruna mor salkımsaçak
Çeker içine sarar sarmalar durmaksızın
Nar çiçeği,kararan dut,evrenin sesi
Fısıldıyor tutku ile yaşamın gizemini
Bir turna ederken raks gölcüğün kıyısında
Dinler Kam’ın öyküsünü ezelden beri
İç içe geçmiş halkalarda latafet gizli
Kadim bir türküymüş tutkumun yükü
İçsel bir farklılıktan yalnızlığımın teni
Gizleniyor tonozların arasında nar çiçeği
Bir gizlenir,bir fişkırırken teninden ab-ı hayat
Parçalanıyor YA-DA taşı fildişi tenindeki
Biteviye yenilenen med-cezir dalgalarıyla
Açılmış açılmış nar çiçeği
Kabaran lav yığını volkanın ağzında
Çıvgın sanan kendini,kırkikindi yağmuru
Varamadan vuslata
Fildişi sis bulutu,tekrar durur ricata
Narçiçeği,kararmış dut,kıpkızıl kiraz
Bir sende,bir onda,bir de bendeyim
Cehennemi kanyonda arar iken kendimi
En mahzun feryadıyla Ecemin sesi
Mutluluk nerededir,anlık hazlarda mı
Yoksa aşklarda mı,kavuşması olmayan
Uhrevi bir nefesten gelirken tenin
Kendini reddetmen,reddiye değil mi
...........
İnsan üç beş damla kan, ırmak üç beş damla su;
Bir hayata çattık ki, hayata kurmuş pusu.
Geldi ölümlü yalan, gitti ölümsüz gerçek;
Siz, hayat süren leşler, sizi kim diriltecek?
Kafdağını assalar, belki çeker de bir kıl!
Bu ifritten sualin, kılını çekmez akıl!
Sakarya; sâf çocuğu, mâsum Anadolu'nun,
Divanesi ikimiz kaldık Allah yolunun!
Sen ve ben, gözyaşiyle ıslanmış hamurdanız;
Rengimize baksınlar, kandan ve çamurdanız!
Akrebin kıskacında yoğurmuş bizi kader;
Aldırma, böyle gelmiş, bu dünya böyle gider!
Bana kefendir yatak, sana tabuttur havuz;
Sen kıvrıl, ben gideyim, Son Peygamber Kılavuz!
Yol onun, varlık onun, gerisi hep angarya;
Yüzüstü çok süründün, ayağa kalk, Sakarya!..
N.F. KISAKÜREK
Beklenen
ne hasta bekler sabahı
ne taze ölüyü mezar
ne de şeytan bir günahı
seni beklediğim kadar
geçti istemem gelmeni
yokluğunda buldum seni
bırak vehmimde gölgeni
gelme artık neye yarar
Necip Fazıl Kısakürek
İSTİDA
Yarab! İnsan oğullarından çektiğim yeter
Gök yüzünden benim hisseme düşeni ver
Altına dilediğim gibi ömrümü sereyim
Mendil kadar olsun tarlamı ayır
Beni doyuracak ağacı göster.
Rabbim! İnsan oğullarından çektiğim yeter
Yalnız senin ellerin gezinsin ömrümde
Beni yalnız sen mahkum eyle sen azat
Ve yalnız sen canımı iste benden ki
Nereye saklayacağımı şaşırmadan vereyim.
BEDRİ RAHMİ EYÜBOĞLU
NE İÇİNDEYİM ZAMANIN
Ne içindeyim zamanın
Ne de büsbütün dışında;
Yekpare geniş bir anın
Parçalanmış akışında,
Bir garip rüya rengiyle
Uyumuş gibi her şekil,
Rüzgarda uçan tüy bile
Benim kadar hafif değil.
Başım sukutu öğüten
Uçsuz, bucaksız değirmen;
İçim muradıma ermiş
Abasız, postsuz bir derviş;
Koku bende bir sarmaşık
Olmuş dünya sezmekteyim,
Mavi, masmavi bir ışık
Ortasında yüzmekteyim
AHMET HAMDİ TANPINAR
AĞUSTOS ÇIKMAZI
Beni koyup koyup gitme, n'olursun
Durduğun yerde dur
Kendini martılarla bir tutma
Senin kanatların yok
Düşersin yorulursun
Beni koyup koyup gitme, n'olursun
Bir deniz kıyısında otur
Gemiler sensiz gitsin bırak
Herkes gibi yaşasana sen
İşine gücüne baksana
Evlenirsin, çocuğun olur
Beni koyup koyup gitme, n'olursun
ATTİLA İLHAN
İNAN BATMIŞ ŞEHİRLER GİBİ ONARILMAZ ANILAR
Biri beyaz biri kara iki kedi..
birbirlerinin omzuna kollarını dolamışçasına birbirlerine şefkatle sarılarak,
birbirlerine dayanarak yola çıkmışlar.
Gölgeler akşamüstünü söylüyor.
Yorgun bir günün sonunda eve dönüyorlarmış gibi.
Yüzlerini görmüyoruz ama eminim mırıl mırıl konuşuyorlardır. Belli sınanmış, denenmiş bir dostluk bu,
uzun yolları da göze alabilen bir dostluk
Ya biz, binde bir karşımıza çıkan dostluk, arkadaşlık, sevgililik fırsatlarını ne yapıyoruz?
Akşam üstünün bir saatinde yorgun gövdemizi yaslayıp mırıl mırıl konuşabileceğimiz,
omzumuza dolanan bir kolun, başımızı yaslayabileceğimiz bir omzun,
belimizi kavrayan bir elin, uzun yollara dayanıklı ayakların sahibi karşımıza çıktığında tanıyabiliyor muyuz onu,
değerini biliyor, biricikliğini, benzersizliğini anlayabiliyor muyuz? ...
Yoksa hayatı sonsuz, fırsatları sayısız sanıp
kendimizi hep ilerde bir gün karşılaşacağımızı sandığımız bir başkasına,
bir yenisine ertelerken hayat yanımızdan geçip gidiyor mu? karşımıza çerken çıkmış insanları yolumuzun dışına sürüklerken
bir gün geri dönüp onu deliler gibi arayacağımızı hiç hesaba katıyor muyuz?
Hayat her zaman cömert davranmaz bize, tersine çoğu kez zalimdir,
her zaman aynı fırsatları sunmaz, toyluk zamanlarını ödetir. Hoyratça kullandığımız arkadaşlıkların, eskitmeden yıprattığımız dostlukların
savurganca harcadığımız aşkların hazin hatırasıyla yapayalnız kalırız bir gün...
Bir akşamüstü yanımızda kimse olmaz,
ya da olanlar olması gerekenler değildir.
Yıldızların bizim için parladığını göremeyen gözlerimiz,
gün gelir kayan yıldızların gömüldüğü maziye kilitlenir...
Kedilerin özel bir anını yakalamak gibidir
kendi hayatımızdaki olağanüstü anları ve olağanüstü kişileri yakalamak.
Bazılarının gelecekte sandıkları 'bir gün' geçmişte kalmıştır oysa;
hani şu karşıdan karşıya geçerken, trafik ışıklarında rastladığınız,
omzunun üzerinden şöyle bir baktığınız sonra da boşverip
'Nasıl olsa ilerde bir gün tekrar karşıma çıkar.' dediğinizdir.
Oysa tam da o gün bu zalim şehri terk etmiştir O,
boş yere bu sokaklarda aranırsınız...
CEHENNEME KURULAN KAMP
Ben iki elimde iki hançer
Kıpkızıl günahlar örmüşüm
Bu eller benim ellerim cennetten kovuldular
Kan kusan geceye nehir nehir
Tükrükle boğulan ezilen lanetlenen
İrin yüklü bakışlardan bu kaçıncı kaçışım
Bu kaçıncı saplayışım tırnaklarımı yüreğime
Ama ölmedim
Neden ölmedim
Öptüm ölümün kaynamış tutkal kokan ağzından
Kara kara yengeçlerin yuva yaptığı
Işık değmemiş ıslak saçlarına astım kendimi
Belki bin yıl sallandım durdum
Ama ölmedim
Neden ölmedim
Bıktım bu dost cüceler ülkesinde
Dev yalnızlığımı sırtımda taşımaktan
Yorgun alnımdan
İri terlerin aktığı kör kuyulara
Yılanların ve akreplerin
Ve ısırgan böceklerin susuzluğunu gideren
Bu denizler benzindi hep
Ve hep ne varsa deniz denilen kıyılarda ateşler yaktım
Ama ölmedim
Neden ölmedim
Açmış aç ağızlarını cılız arzular
Dişleri diken diken etimde dolaşan
Tutup bütün kapılarını kırıyorum mabetlerin
Tanrıyı arıyorum
Tanrı yok diyorlar ama neden yok
Bir yumruk olup sıkılıyorum
Parmaklarım dökülüyorlar
Bir kaç cam kırıyorum buz tutmuş gökten
Ben yarıdan fazla günahkarım biliyorum
Yarıdan fazla karanlık bu yer bu insanlar bu okyanus
-Ve neden sonra zaman
Bir iskelet olup sıyrıldı takvim yapraklarından-
Artık bütün şarkılar susmuştu ölüm tanrısı susmuştu
İçimdeki çanlar susmuştu ben susmuştum
Cehennemde yer bulmak zordu
En utanılır günahlarımı Sırat köprüsüne astım
Güneş bir fahişe gibi sarışındı üşüyordum
Demir örgülü kızgın kapıların mermer eşiğinden
Sümük gibi alevler akıyordu
Alev denizinde yıkanıyorduk-ho ho hoy-
Alev denizinde
Alev
Deniz
Alev
Tanrının iskeletinden kan sızıyordu
AYHAN KIRDAR
DİLEM
Köpek var taş yok
Taş var köpek yok
Taş var köpek var
Ama kralın köpek
Sıkıysa at taşı
Hint şiirinden çeviri: Can Yücel
AKŞAM ERKEN İNER MAHPUSHANEYE
Akşam erken iner mahpushaneye.
Ejderha olsan kar etmez.
Ne kavgada ustalığın,
Ne de çatal yürek civan oluşun.
Kar etmez, inceden içine dolan,
Alıp götüren hasrete.
Akşam erken iner mahpushaneye.
İner, yedi kol demiri,
Yedi kapıya.
Birden, ağlamaklı olur bahçe.
Karşıda, duvar dibinde,
Üç dal gece sefası,
Üç kök hercai menekşe...
Aynı korkunç sevdadadır
Gökte bulut, dalga kaysı.
Başlar koymağa hapislik.
Karanlık can sıkıntısı...
"Kürdün Gelini"ni söyler maltada biri,
Bense volta'dayım ranza dibinde
Ve hep olmayacak şeyler kurarım,
Gülünç, acemi,çocuksu...
Vurulsam kaybolsam derim,
Çırılçıplak, bir kavgada,
Erkekçe olsun isterim,
Dostluk da, düşmanlık da.
Hiçbiri olmaz halbuki,
Geçer süngüler namluya.
Başlar gece devriyesi jandarmaların...
Hırsla çakarım kibriti,
İlk nefeste yarılanır cıgaram,
Bir duman alırım, dolu,
Bir duman, kendimi öldüresiye,
Biliyorum, "sen de mi?" diyeceksin,
Ama akşam erken iniyor mahpushaneye.
Ve dışarda delikanlı bir bahar,
Seviyorum seni,
Çıldırasıya...
Ahmed Arif..
GÜZEL IRMAK
Küçüğüm, bu senin sesin, güzel ırmak
Önce rüzgarın öptüğü, sonra benim öptüğüm
Bu bitmemiş şiirler senin ayakbileklerin
Soluğun, kokun, karnın, gölgeli gözlerin
Bu böyle çözülü göğsün, enine boyuna dudakların
Sabahlara kadar ki büyük gözlerin böyle
Bu dal gibiliğin, saçların, kırmızı ağzın
Bu üstünde onca seviştiğimiz yatak sonra
Sonra bu benim anı artığı eski yüzüm
Tüylerin, tay boynun, küçücük çocuk ellerin
Böyle yukarıdan aşağı gidiyorum seni
Karışıyor, korkunç, ellerimiz ayaklarımız
İlhan Berk
SEVGİ
akşamlar soğuk,akşamlar
hüzünlü olsa da.
yağmurlar,karlar yağsa da,
acılara boğulsa da dünya
birer birer tükense de ömürler,
kahretse geceler,uzayıp ğitse de,yollar
sevğinin ateşi hep yanar.
_______________________________
hiskin
BAYRAM
kargalar,sakın anneme söylemeyin!
buğün toplar atılırken evden kaçıp
harbiye nezaretine gideceğim.
söylemezseniz size macun alırım,
simit alırım,horoz şekeri alırım;
sizi kayık salıncağına bindiririm kargalar
bütün zıpzıplarımı size veririm.
kargalar,ne olur anneme söylemeyin!
________________________________-
orhan veli
Aşkta Yarın Yoktur Sevgili
Aşk Bu Dünyanın Ölçüleriyle Açıklanamaz Sevgili
O İlkel Bir Acıdır, Yaban Bir Ağrıdır.
Gelir ve İçimizdeki O Çok Eski Bir Şeye Dokunur.
Sonra Bir Perde Açılır ve Yolculuk Başlar
Bu Yolculukta Artık Para, Tarifeler
Beklentiler, Randevular, Taksitler, İş,
Anneler ve Korkular Yoktur
Aşkın Kendi Gerçekliği Vardır Sevgili.
İnsan Başka Bir Işığa Teslim Olur,
Daha Derinden Anlamaya Başlar, Bilgeleşir
Hiç Bilmediği Sezgileriyle Buluşur
Yükü Çok Ağırdır, Kendiyle Buluşmuştur
Hem Dışındadır Dünyanın, Hem de Tam Ortasında.
Hindistan'da Ganj Nehri'nin Yakılan
Yoksun Adamın Hissettikleri de Onunladır,
Yitirdikleri de...
New York'ta, Bir Sokakta,
Kartondan Kulübesinde Yaşayan Kadının
Çıplak Yalnızlığı da
Her Şey Onunladır, Ona Emanettir Sanki,
Ama O, Çıldırtıcı Bir Yalnızlık İçindedir Yine de...
Aşkın Kültürlü Olmakla, Bilgili Olmakla da İlgisi Yoktur Sevgili,
Kanımıza Karışan İlkel Acı, O Yaban Ağrıyla
Hiçbir Kitabın Yazamadığı Hakikatlere Daha Yakınızdır,
İnan...
Kim Demiştir Hatırlamıyorum,
Aşk Varlığın Değil, Yokluğun Acısıdır Diye.
Belki de Bu Yüzden İlk Gençliğimde,
O Yoğun Aşık Olduğum Yıllarda,
Gözüme Uyku Girmez, Dudağımda Bir Islıkla
Bütün Gece Şehri, O Karanlık, O Hüzünlü Sokakları Dolaşır,
İnsanları Uykularından Uyandırmak İsterdim.
Uyanıp, İçimde Derin Bir Sızıyla Uyanan
O Derin Sancının Acısına Ortak Olsunlar Diye...
Aşk Çok Eski Bir Şeydir Sevgili
Onun İçinden O Çileli Çocukluğumuz Geçer
Sevdiğimiz İnsanların Çocuklukları da...
Oradan Üvey Anneler, Eksik Babalar, Parasız Yatılılar Geçer
Ve Sonra Aşk Bütün Bunları Alır, Daha da Eskilere Gider,
Hep O İlkel Acıya, O Yaban Ağrıya...
İnsan Bazen Nedensiz Yere Umutsuzluğa Kapılır
Kimselere Veremez Sevgisini,
Kimselere Derdini Anlatamaz, Evlere Kapanır...
Bazen Denizler Kıyılar Çeker İnsanı.
İnsan Bu Kapılmayı Anlayamaz,
Oysa
Çok Eski Bir Yerde Yaşanmasından Korkulup
Vazgeçilmez Aşkların Sızısıdır Bu.
Bu Sızı, Bu Yenilgi Mevsimlerle Yıllarla Devrilir Başka İnsanlara...
Bir İnsanın Yaptığı Bir Hatanın
Tüm İnsanlara Yayılması Gibi...
İşte Şimdi Biz de Sevgili,
Ya Olmadık Zamanlarda Umutsuzluğa Kapılıp,
Soluğu Evlerde Alacağız,
Ya da Denizler, Kıyılar Çekecek Bizi.
Nasıl Biz Başkalarının Korkularını Taşıyorsak,
Başkaları da Bizim Korkularımızı Taşıyacak,
Yenilgimizi, Umutsuzluğumuzu...
Birazdan Sabah Olacak...
Para, Tarifeler, Beklentiler, Randevular, Taksitler,
İş, Anneler ve Korkular Başlayacak...
Bunlar Varsa Bizim İçin Geçerliyse
Aşk Yoktur ve Hiç Olmamıştır Sevgili.
Birbirimizi Kandırmayalım...
Hadi Güne Hazırlan,
Yaşadıklarımızı Unutmaya Çalış
Aşk Bize Güvenip Verdiği Büyüsünü,
Sırlarını, Cesaretini, Bilgeliğini ve O İlkel,
O Yaban Ağrısını Geri Alacak
Bunlar Olurken İçimiz Bir an Üşüyecek,
Sonra Geçecek...
Hadi, Oyalanma Birazdan Yarın Olacak...
Aşkta Yarın Yoktur Sevgili !!!
Cezmi Ersöz
Seher Yeli
Çekip gittin
çiçeklerin döllendiği bir mevsim.
bir daha
dönmedin geri...
yarısı sende kaldı kalbimin
yarısı bende ezgili...
ah! Seher yeli...
bir bulut gibi
nehirler gibi
akıp gitti saçların elimden
bir yanım yaslı hazanda kaldı
bir yanım deli boranda
savrulup gitti ömrümün gazeli...
gülüşün bir çiçekti
güğümlenirdi içimde her bahar
gittin
hayallerimde gitti
kar yağdı kirpiklerime
umutlarıma ağrılar birikti
gittin
güz geldi
yitirdi sevincini ağaçlar
ardında sarı yapraklar ve hüzün kaldı
bulutlar arasında kaybolan ay gibi
yitirdim seni
denizler suskun
maviler küs
gökyüzü yaralı şimdi
gittin
deprem olur her gece denizlerde
başını taşlara vurur dalgalar
gittin
göçüp gitti ardından
gönlümün kuşları uzak diyarlara
bir yanı aşk acısı kıyılarımın bir yanı özlem
şimdi yokluğundur içime yağan her gece suların ötesinde
şimdi su gibi yudum yudum
şimdi hava gibi nefes nefes
seni özlerim karşı kıyılarda...
Nuri CAN
Kuzgun
Bir zamanlar kasvetli bir geceyarısı, unutulmuş eski bilgilerin
Tuhaf ve antika ciltleri üzerine düşünüyordum,
Yorgun ve sıkıntılı-
Uyumak üzereydim, neredeyse başım düşüyordu ki,
Bir tıkırtı geldi birden, sanki kibarca
Oda kapımı çalan-çalan birisi gibi.
'Odamın kapısını tıklatan' diye söylendim 'bir konuk-
Başka bir şey değil, yalnızca bu.'
Ah, iyice anımsıyorum ki o hazin Aralıktı;
Ve zemine vuruyordu sönen her bir közün yansısı.
Sabahı istiyordum şevkle; -Boş yere
Aramıştım
Ödünç bir avuntuyu kederden-
Yitik Lenore'un kederinden-
O eşsiz ve pırıl pırıl kızın, meleklerin Lenore
Diye andığı-
Buralarda, anılmayacak artık adı.
Ve mor perdelerin belirsiz, hüzünlü, ipeksi
Hışırtısı
Önceden hiç duyulmamış tuhaf kokularla dolduruyor-
Tir tir titretiyordu beni:
Öyle ki: çarpıntımı bastırmak için tekrarladım.
'Oda kapımdan girme izni isteyen bir konuk
bu-
Oda kapımdan girme izni isteyen
Geç bir konuk:
Başka bir şey değil, budur bu.'
O sıra cesaretimi toplayıp: daha fazla
Oyalanmadan,
'Sir' dedim, 'ya da Madam, affınızı dilerim
Ama
Gerçek şu ki dalıyordum ve siz öylesine yumuşak
Bir tıkırtıyla geldiniz,
Ve öylesine hafifçe tıklattınız-tıklattınız
Oda kapımı ki,
Duyduğumdan pek emin değilim sizi'-diyerek kapıyı
Açtım burda; -
Karanlıktan başka bir şey yoktu orda.
Orda durdum, korku ve merakla karanlığın içine
Baktım uzun süre,
Kuşkuyla, kurarak hiçbir ölümlünün cüret edemediği
Hayalleri;
Ama sükunet bozulmadı ve sessizlik bir ipucu
Vermedi,
Ve fısıltıyla söylenen tek sözdü orda
'Lenore? '
Buydu fısıldadığım, mırıltılı bir yankıyla geri gelen
O söz 'lenore'
Başka bir şey değil, yalnızca bu.
Odama dönerken alev alev yanarak
Ruhum
Aynı tıkırtıyı işittim yine ilkinden biraz daha
Kuvvetlice.
'Kesinlikle' dedim, 'kesinlikle bir şey var penceremin
Kafesinde;
Öyleyse neymiş bakalım ve bu esrarı
Çözelim; -
Rüzgardır, başka bir şey değil bu.'
Açıverince kepengi, eski devirden kalma
Azametli bir kuzgun
Kanat çırpıp sallanarak adım attı
İçeriye;
Ne bir selam verdi ne bir an durdu ya da
Oturdu;
Ama bir Lady'nin ya da Lord'un edasıyla
Tünedi kapımın üstüne-
Oda kapımın üstünde bir Pallas büstüne kondu-
Konup oturdu hepsi bu.
Derken ciddi ve haşin suratıyla bu abanoz kuş,
Kaderimi gülümsemeye dönüştürdü,
'Sorgucun kırkılmışsa da hiç kuşkusuz' dedim
Korkak değilsin sen,
Gecenin kıyısından gelen
Suratsız ve yaşlı kuzgun-
Gecenin Plutonian kıyısındaki saygı değer adın nedir,
Söyle bana.'
Kuzgun dedi ki 'birdahaasla.'
Çok şaşırmıştım bu çirkin kuşun konuştuğunu duyup
Böylesine açıkça,
Pek alakalı olmasa-yanıtı pek anlamlı olmasa da;
Çünkü kabul etmeliyiz ki yaşayan kimse henüz
Mazhar olmadı oda kapısının üstünde bir
Kuş-
Kuş ya da hayvan görmeye oda kapısının üstündeki
Büstte,
Bir isimle 'birdahaasla' diye.
Ama kuzgun, sessiz büstün üstünde tek başına
Yalnızca bu sözü söyledi, sanki bu bir tek sözle
İçini dökmüş gibi.
Sonra başka birşey söylemedi- ne de bir tüyünü
Oynattı-
Ben mırıldanana dek, 'önceden uçtu diğer
Dostları-
Sabahleyin beni terk edecek, umutlarımın
Önceden uçup gittiği gibi.'
O zaman
Edgar Allan Poe
The Raven
Once upon a midnight dreary, while I pondered, weak and weary,
Over many a quaint and curious volume of forgotten lore,
While I nodded, nearly napping, suddenly there came a tapping,
As of some one gently rapping, rapping at my chamber door.
''Tis some visitor, ' I muttered, 'tapping at my chamber door-
Only this, and nothing more.'
Ah, distinctly I remember it was in the bleak December,
And each separate dying ember wrought its ghost upon the floor.
Eagerly I wished the morrow; - vainly I had sought to borrow
From my books surcease of sorrow- sorrow for the lost Lenore-
For the rare and radiant maiden whom the angels name Lenore-
Nameless here for evermore.
And the silken sad uncertain rustling of each purple curtain
Thrilled me- filled me with fantastic terrors never felt before;
So that now, to still the beating of my heart, I stood repeating,
''Tis some visitor entreating entrance at my chamber door-
Some late visitor entreating entrance at my chamber door; -
This it is, and nothing more.'
Presently my soul grew stronger; hesitating then no longer,
'Sir, ' said I, 'or Madam, truly your forgiveness I implore;
But the fact is I was napping, and so gently you came rapping,
And so faintly you came tapping, tapping at my chamber door,
That I scarce was sure I heard you'- here I opened wide the door; -
Darkness there, and nothing more.
Deep into that darkness peering, long I stood there wondering,
fearing,
Doubting, dreaming dreams no mortals ever dared to dream before;
But the silence was unbroken, and the stillness gave no token,
And the only word there spoken was the whispered word, 'Lenore! '
This I whispered, and an echo murmured back the word, 'Lenore! '-
Merely this, and nothing more.
But the raven, sitting lonely on the placid bust, spoke only
Back into the chamber turning, all my soul within me burning,
Soon again I heard a tapping somewhat louder than before.
'Surely, ' said I, 'surely that is something at my window lattice:
Let me see, then, what thereat is, and this mystery explore-
Let my heart be still a moment and this mystery explore; -
'Tis the wind and nothing more.'
Open here I flung the shutter, when, with many a flirt and flutter,
In there stepped a stately raven of the saintly days of yore;
Not the least obeisance made he; not a minute stopped or stayed he;
But, with mien of lord or lady, perched above my chamber door-
Perched upon a bust of Pallas just above my chamber door-
Perched, and sat, and nothing more.
Then this ebony bird beguiling my sad fancy into smiling,
By the grave and stern decorum of the countenance it wore.
'Though thy crest be shorn and shaven, thou, ' I said, 'art sure no craven,
Ghastly grim and ancient raven wandering from the Nightly shore-
Tell me what thy lordly name is on the Night's Plutonian shore! '
Quoth the Raven, 'Nevermore.'
Much I marvelled this ungainly fowl to hear discourse so plainly,
Though its answer little meaning- little relevancy bore;
For we cannot help agreeing that no living human being
Ever yet was blest with seeing bird above his chamber door-
Bird or beast upon the sculptured bust above his chamber door,
With such name as 'Nevermore.'
That one word, as if his soul in that one word he did outpour.
Nothing further then he uttered- not a feather then he fluttered-
Till I scarcely more than muttered, 'other friends have flown before-
On the morrow he will leave me, as my hopes have flown before.'
Then the bird said, 'Nevermore.'
Startled at the stillness broken by reply so aptly spoken,
'Doubtless, ' said I, 'what it utters is its only stock and store,
Caught from some unhappy master whom unmerciful Disaster
Followed fast and followed faster till his songs one burden bore-
Till the dirges of his Hope that melancholy burden bore
Of 'Never- nevermore'.'
But the Raven still beguiling all my fancy into smiling,
Straight I wheeled a cushioned seat in front of bird, and bust and door;
Then upon the velvet sinking, I betook myself to linking
Fancy unto fancy, thinking what this ominous bird of yore-
What this grim, ungainly, ghastly, gaunt and ominous bird of yore
Meant in croaking 'Nevermore.'
This I sat engaged in guessing, but no syllable expressing
To the fowl whose fiery eyes now burned into my bosom's core;
This and more I sat divining, with my head at ease reclining
On the cushion's velvet lining that the lamplight gloated o'er,
But whose velvet violet lining with the lamplight gloating o'er,
She shall press, ah, nevermore!
Then methought the air grew denser, perfumed from an unseen censer
Swung by Seraphim whose footfalls tinkled on the tufted floor.
'Wretch, ' I cried, 'thy God hath lent thee- by these angels he
hath sent thee
Respite- respite and nepenthe, from thy memories of Lenore!
Quaff, oh quaff this kind nepenthe and forget this lost Lenore! '
Quoth the Raven, 'Nevermore
'Prophet! ' said I, 'thing of evil! - prophet still, if bird or
devil! -
Whether Tempter sent, or whether tempest tossed thee here ashore,
Desolate yet all undaunted, on this desert land enchanted-
On this home by horror haunted- tell me truly, I implore-
Is there- is there balm in Gilead? - tell me- tell me, I implore! '
Quoth the Raven, 'Nevermore.'
'Prophet! ' said I, 'thing of evil- prophet still, if bird or
devil!
By that Heaven that bends above us- by that God we both adore-
Tell this soul with sorrow laden if, within the distant Aidenn,
It shall clasp a sainted maiden whom the angels name Lenore-
Clasp a rare and radiant maiden whom the angels name Lenore.'
Quoth the Raven, 'Nevermore.'
'Be that word our sign in parting, bird or fiend, ' I shrieked,
upstarting-
'Get thee back into the tempest and the Night's Plutonian shore!
Leave no black plume as a token of that lie thy soul hath spoken!
Leave my loneliness unbroken! - quit the bust above my door!
Take thy beak from out my heart, and take thy form from off my
door! '
Quoth the Raven, 'Nevermore.'
And the Raven, never flitting, still is sitting, still is sitting
On the pallid bust of Pallas just above my chamber door;
And his eyes have all the seeming of a demon's that is dreaming,
And the lamplight o'er him streaming throws his shadow on the
floor;
And my soul from out that shadow that lies floating on the floor
Shall be lifted- nevermore!
Edgar Allan Poe
uzunvadeci
07-11-2005, 13:43
DUYASI DEĞİL
Silebilmek için beynimden seni
Dolanıyorum kösnük kısraklar labirentinde
Ipıslak yapış yapış tonozların arasında
Soruyorum bu sen misin
Çeken beni cehennemi alevlerin arasına
Dingin bir düş değil beynimdeki
Çekişme içinde hücrelerimle iç güdülerim
Birileri derken yetmedi mi daha
Artık salt kendin ve o’nun için yaşa
Diğeri sulta durdurur beni
Sorumluluklarını hatırla
Derya içinde yüzen bir balık
Vururken kendini canlı duvarlara
Yabancılaşıyorum kendime
Bu duvar o duvar değil
Çarptığımda etle kemik misali
Bütünleşeceğin duvar bu değil
Duvar reddeder beni
Reddeder kendini de biteviye
Sızan bengisudur oysa,çağıran beni kendine
Duvarcı farkında değil
Çağıran sensin beni,sendeki ben
Tellaliye çıkartmışsın aleme de
Benden başkası duyası değil
Yıldızlar aksettirir sesini,türkünü çağırır kam
Kırılırken belkemiği Küküçü’nün
Adını sayıklar,anar çağrını
Benden başkası duyası değil
Bir düş sokağında bulmuştuk,
Birbirimizi,
Sen ve ben, ikimiz.
Senin tavırlarında bir rahatlık,
Ben de ise bir telaş.
O gün için yaşamıştık sanki bunca yılı.
O günü belkemiştik yıllarca,
Kavuşamayanlara inat...
Sonra elele verdik seninle,
Bir hayal şehrinde,
Düşler kurduk,
Aslında hiç gerçekleşmeyecek,
Asla tutamayacağımız,
Sözler verdik birbirimize,
Yeminler ettik,
Ki hepsi yalandı...
Umutlarımız oldu, hayallerimiz bir de,
Bizim bir şehrimiz vardı,
Hani hiç gidemediğimiz...
Sokaklarında dolaşırdık, sabahlara kadar,
Hani hiç olmayan sokaklarında...
Bilmem ki niye etmiştik,
Yerine getiremiyeceğimiz yeminleri,
Tutamayacağımız sözleri niye vermiştik...
Sonra...sonra...
Biz inkar ettik herşeyi
Böyle biteceğini biliyorduk galiba,
Biraz da bundan kolaydı her şey...
Ama bile bile herşeyi yine de...
Sevdik, sevildik hatta,
Ve sonunda inkar ettik,
Sırf böylesi daha kolay diye...
Tüm tutkulara inat,
İnkar ettik her şeyi,
Sen ve ben, ikimiz...
H er borsacinin ugrak yeridir burası
İ ster trader olsun ister yatırımcı
S ever elbet bu sıcak aile ortamını
S evmeyende vardir mutlak bir sorun
E n bilgili en sıcak en icten en komik..
N erde burdaki gibi en icten dostluk
E vi gibi gorur buraya gelen her varlık
T um sanal alemlerin kralidir hissenet :)
Necdet (deep)
Daha dün söylemiştim seni sevdiğimi
Hatırlıyorum...
Daha dün almıştım kollarıma
Şimdi toprak atıyorum!
Daha dün gibi hatırlıyorum
Güneşle doğan aşkımızı
Ama günbatımı yaşıyorum istemesemde
Yarın ise sensiz yaşayacağım...
Dalgalar kıskanırdı teninle buluşunca
Ruzgarlar çekemezdi saçlarını uçuşunca
Çiçekler kıskanıdrı gülen yüzüne bakınca
Toprak aldı sonunda... kazandı bu savaşı
Her güneş batımıda
Sahiyde yürüyüp denizle ağlıyrum
Rüzgara yalvarıyorum senin kokunu getirsin diye
Haykırıyorum gökyüzüne...haykırıyor, hıçkırıyorum...
Necdet (deep) :)
ÇAYA KAÇ ŞEKER...
Yanlızlığa dayanırım da,
bir başınalığa asla.
Yaşlanmak hoş değil duvarlara baka baka
Bir dost göz arayışıyla,
Saat tıkırtısıyla,
Korkmam, geçinip gideriz biz mutlulukla,
Ama; "günün aydın, akşamın iyi olsun"
Diyen biri olmalı.
Bir telefon sesi çalmalı ara sıra da olsa
Yoksa, zor değil, hiç zor değil,
Demli çayı bardakta
Karıştırıp, bir başına yudumlamak doyasıya. Ama
"çaya kaç şeker alırsın?"
Diye soran bir ses olmalı ya ara sıra
Can Yücel
Yagmur damlalarinin tinisini dinledim gün boyu
ve sessizligime kafa tuttum sessizce.
Çalan kapiyi açmadim her defasinda
ve herdefasinda evde olmadim.
Yemegi bensiz yedim
sensiz olunca.
Yatagimi rüzgar topladi
çayima sen katarak içtim.
Her yudumda içimi isittin
her yudumda daha çok hissettim tadini...
kayakaynar
14-11-2005, 16:44
H er borsacinin ugrak yeridir burası
İ ster trader olsun ister yatırımcı
S ever elbet bu sıcak aile ortamını
S evmeyende vardir mutlak bir sorun
E n bilgili en sıcak en icten en komik..
N erde burdaki gibi en icten dostluk
E vi gibi gorur buraya gelen her varlık
T um sanal alemlerin kralidir hissenet :)
Necdet (deep)
:bravo: :ley: :tamam:
deniz
yaşlı bir devrimci
düşürmez hiç ağzından
özgürlük kelimesini
ve yatmadan önce
bir bardak su yerine
denize bırakır
takma dişlerini
Sunay Akın
Gerin, bedenim,gerin
dogan güne karşı
duyur duyurabilirsen,
elinin,kolunun gücünü,
ele güne karşı.
bak! dünya renkler içinde!
bu güzel dünya içinde
sevin sevinebilirsen,
insanlığın haline karşı.
durmadan işleyen saatlerde
dişli dişliye karşı.
dişlilerin arasında,
güçsüz güçlüye karşı.
herkes bir şeye karşı.
küçük hanım yatağında,uykuda,
rüyalarına karşı.
gerin bedenim,gerin,
doğan güne karşı.
_________________
orhan veli
buena vista
16-11-2005, 18:28
KIZILDERILI KITABESINDEN
- Yalan tohumdur.
Bire kırk verir. Verdiği kırkın her biri bir tohumdur ki bire kırk verir.
- Bilgi de tohumdur.
Bire yüz verir. Verdiği yüzün her biri bir tohumdur ki; sana bilgelik,
torunlarına da ilham verir.
- Zeka sudur.
Tohumları yeşertir. Yalanı da bilgiyi de.
- Yetenek topraktır.
Ne ekersen onu biçersin. Ekmezsen üzerinde ayrık otları biter.
- Emek güneştir.
Tohuma da suya da toprağa da hayat verir.
- Kader çadırındaki kilimdir.
İpliğini Ulu Manitu verir sen dokursun. Deseni sendendir, renkleri
Tanrı'dan.
- Şans doğal gübredir.
Boktan bir şeydir yani. Ne zaman nereye düşeceği belli olmaz.
Kilimine düşerse kirletir. Desenini değiştirir. Her şeyi bombok eder.
Oysa toprağına düşerse besler.
Ne dogan güne hükmüm gecer,
Ne halden anlayan bulunur;
Ah aklimdan ölümüm geçer;
Sonra bu kus,bu bahçe,bu nur.
Ve gönül Tanrisina der ki;
-Pervam yok verdigin elemden
Her mihnet kabulüm,yeter ki,
Gün eksilmesin penceremden.
Cahit Sıtkı Tarancı
BAHAR VE BİZ
Yılda bir kere çıldırır ağaçlar sevincinden
Rabbim ne güzel çıldırır.
Yılda bir kere uzatır avuçlarını yaprak;
Sevincinden titreyerek.
Yılda bir kere kendini verir toprak
Yılda bir kere yarılır bahçeler hazdan
Rabbim ne güzel yarılır.
Biz de bir kere sevinebilseydik.
Çiçek açmış ağaçlar gibi çıldırasıya.
Kimbilir belki bir gün sulh olunca
Biz de deliler gibi seviniriz,
Ağaçları ve baharı taklit ederiz
Renkli bez parçalarıyla donatırız şehri
Renkli ampuller asarız pencerelerden
Kimbilir belki bir gün sulh olunca
Biz de çatır çatır çatlarız binbir yerimizden
Ağaçlar gibi.
Bedri Rahmi Eyüboğlu
BÜYÜK ŞEHİR
Bir değil hallerin beş değil
Nasıl anlatsam hepsini bir bir
Nasıl bağlansam sana nasıl, büyük şehir.
Yüz tane kolum olsa kucaklamağa yetmez
Tepeden tırnağa dudak kesilsem bitip tükenmezsin.
Anten misali gerilse bütün damarlarım
Nasıl duyarım semt semt bucak bucak seni
Nasıl sararım?
Büyük hastanelerinde yatarım insan dolu,
Büyük gemilerine binerim mahşer,
Hanların dolu, hamamların dolu...
Gel gör ki her Allahın günü
Göz göze, diz dize
Tramvayda, sinemada, meyhanede, mabette.
Herkes kendi murdar karanlığına gömülmüş
Herkes gurbette.
Bedri Rahmi Eyüboğlu
ÇAKIL
Seni düşünürken
Bir çakıl taşı ısınır içimde
Bir kuş gelir yüreğimin ucuna konar
Bir gelincik açılır ansızın
Bir gelincik sinsi sinsi kanar
Seni düşünürken
Bir erik ağacı tepeden tırnağa donanır
Deliler gibi dönmeğe başlar
Döndükçe yumak yumak çözülür
Çözüldükçe ufalır küçülür
Çekirdeği henüz süt bağlamış
Masmavi bir erik kesilir ağzımda
Dokundukça yanar dudaklarım
Seni düşünürken
Bir çakıl taşı ısınır içimde.
Bedri Rahmi Eyüboğlu
DENİZ TÜRKÜSÜ
Deniz dediğin bir tarladır
Gülü gül, dikeni diken, tohumu tohum
Toprak gibi verimli, toprak gibi cömert
Betine bereketine kurban olduğum
Deniz dediğin bir tarladır
Uçsuz bucaksız bir tarla
Göbeği insanlarla kesilmiş
Çilesi insanlarla
Deniz dediğin bir tarladır
Sözü pek, eli ağır
Dost gibi güldürür insanı
Dost gibi ağlatır.
Deniz dediğin bir tarladır
Anadır, babadır, kardeştir
İnsan eline hasret
İnsan eli değer değmez ürperir
Binbir yerinden çatlar sevincinden
Nesi var, nesi yok çıkarır verir,
İnsan eli değmemiş denizlere bir damla alınteri
Bulutlar dolusu rahmetten mübarektir.
Deniz dediğin bir tarladır
Bulutlar, güneşler dibindedir
Gecelere gündüzler dibindedir
Yıldızlar mevsimler dibindedir
Zifiri karanlık güller açılır dibinde
Bağlar, bahçeler kat kat, katmer katmer, deste deste
Bağlar, bahçeler zifir karanlık güller
İnsan eline hasret beklemekte.
Deniz dediğin bir tarladır
Kapılar açılır içinde kapılar
Bitip tükenmeyen bereket kapıları
Balıklar akıp gider bölük bölük tabur tabur
Alı al moru mor sarısı sarı.
...
Deniz dediğin bir tarladır
Üstünde başı boş rüzgâr
Gönlünce at oynatır
Üstünde bir avuç tuzlu köpük
İçinde milyonlarca yürek
Milyonlarca öpücük
Bir insan eli arar konacak
Bir insan eli muhkem, sıcak
Hey benim
Boydan boya cömert denizlerle çevrili
Güzel memleketim
Bu yaz tenha denizlerinde yıkandım
İnsan eli değmemiş ormanlar gibi vahşi
Dağ başında unutulmuş küçük kundaklar gibi yetim.
Bedri Rahmi Eyüboğlu
MARİFET
Marifet hiç ezilmemek bu dünyada
Ama biçimine getirip ezerlerse
Güzel kokmak
Kekik misali
Lavanta çiçeği misali
Fesleğen misali
Itır misali
İsâ misali
Yunus misali
Tonguç misali
Nâzım misali
MAVİ GEZİ
Mavi gezi bir ağaçtır
Dalları deniz.
Mavi gezi bir bahçedir
Gülleri deniz.
Mavi gezi bir gelindir
Telleri deniz.
Mavi gezi bir beşiktir
Bebeği deniz.
Bebeğimin:
gözleri deniz
elleri deniz
dişleri deniz.
Mavi gezi bir rüyadır
görülmemiş.
Mavi gezi bir cennettir
ellenmemiş
dillenmemiş.
Mavi gezi bir masaldır
söylenmemiş
yazılmamış
çizilmemiş.
Mavi gezi bir mavidir, adı yok.
Ağam sensiz bu mavinin tadı yok.
Ağlamak yok, sızlamak yok mavi var
Dünya boyunca yürek dolusu
İman boyunca Allah dolusu
Otur çakıllarını boya mavi yavrusu
Hey betine bereketine, kalınlığına
Etine buduna kurban olduğum, dibi görünen su.
Bir kızım olursa adı DURUSU.
Bedri Rahmi Eyüboğlu
SEVGİ ÜSTÜNE
Bütün kitapları yakmalı
Sevda üstüne ne söylemişlerse yalandır
Kitaplara göre insan
Karanlıkta yüzüne bin mumluk lâmba tutulmuş
Gözleri, yüreği kamaşmış insandır
Aptaldır, hastadır, kahramandır
Bütün kitapları yakmalı
Sevda üstüne ne söylemişlerse yalandır.
İçinde bir tek suret yaşayan yüreğe yürek mi derler
Bir tek yaprak veren dalın boynun burarlar
Bir tek meyve veren dalı keserler
İnsan dediğin bir buğday tarlası gibi olmalı
Esti mi rüzgâr bir değil milyonlar için esmeli
Bir tek meyve veren dalı kesmeli
İnsan dediğin derya misali
Üstünde milyonlarca dalga
İçinde kıyametler kopmalı
İnsan dediğin derya misali
Uçsuz bucaksız olmalı.
Gel çıkalım sevgilim gel
Gel kurtaralım birler hanesinden
Çekelim gidelim bir uçtan uca
Açalım yüreğimizin kapılarını sonuna kadar
Sevelim sevelim sevelim
Sevebileceğimiz kadar
Bedri Rahmi Eyüboğlu
ZİNDANI TAŞTAN OYARLAR
Bursa'nın ufak tefek yolları
Ağrıdan sızıdan tutmaz elleri
Tepeden tırnağa şiir gülleri
Yiğidim aslanım aman burda yatıyor.
Bir şubat gecesi tutuldu dilin
Silâha bıçağa varmadı elin
Ne ana ne baba ne kız ne gelin
Yiğidim aslanım aman burda yatıyor.
Ne bir haram yedin ne cana kıydın
Ekmek gibi temiz su gibi aydın
Hiç kimse duymadan hükümler giydin
Döşek diken diken yastık batıyor
Yiğidim aslanım aman burda yatıyor.
Zindanı taştan oyarlar
İçine bir yiğit koyarlar
Sağa döner böğrü taşa gelir
Sola döner çırılçıplak demir
Çeliğin hası da yiğidim aman böyle bilenir
Döşek melul mahzun, yastık batıyor
Yiğidim aslanım aman burda yatıyor.
Bugün efkârlıyım açmasın güller
Yiğidimden kötü haber verirler
Demirden pencere taştan sedirler
Döşek melul mahzun yastık batıyor
Yiğidim şahinim aman burda yatıyor
Mezar arasında harman olur mu?
On üç yıl hapiste derman kalır mı?
Azrail aç susuz canın alır mı?
Döşek melul mahzun yastık batıyor
Yiğidim şahinim aman yerde yatıyor...
Dilinde dilimi bulduğum
Gücüne kurban olduğum
Anam babam gibi övdüğüm
Dayan hey Aslan Ustam
Abenim
Yiğidim dayan.
Dayan hey gözünü sevdiğim
Bugün efkârlıyım açmasın güller
Yiğidimden kötü haber verirler.
Sana kökü dışarda diyenlerin kökleri kurusun
Kurusun murdar ilikleri dilleri çürüsün
Şiirin gökyüzü gibi herkesin.
Sen Kızılırmak kadar bizimsin
En büyük ustası dilimizin
Canımız ciğerimizsin.
Bugün burdaysa şiirin, yarın Çin'dedir
Bütün hışmıyla dilimiz
Kökünden sökülmüş bir çınar gibi
Yüreğimiz içindedir.
Bugün burdaysa şiirin, yarın Çin'dedir
Acısıyla sızısıyla alnının kara yazısıyla
Bir yanı nur içinde tertemiz.
Bir yanı sızım sızım sızlayan memleketimiz içindedir.
Bedri Rahmi Eyüboğlu
preatoria
20-11-2005, 00:48
gördünmü bak bizden öteside varmış
yaşananların hepsi meğer birer yalanmış
kaderimde budamı vardı
sevdiğimi başkalarıyla
göreceksem eğer kör olsun bu gözler
görmeyeyim bir daha
yar ellerin nerde ya benide götür yada gitme
bilirsin sensiz ben hiç yaşayamamki ölürüm hasretinle
geceler uykusuz geçer oldu ömrümde
anılar birer birer batırır hançeri kalbime
kaderimde budamı vardı
sevdiğimi başkalarıyla
göreceksem eğer kör olsun bu gözler
görmeyeyim bir daha
yar ellerin nerde ya benide götür yada gitme
bilirsin sensiz ben hiç yaşayamamki ölürüm hasretinle
ÜÇ DİL
En azından üç dil bileceksin
En azından üç dilde
Ana avrat dümdüz gideceksin
En azından üç dil bileceksin
En azından üç dilde düşünüp rüya göreceksin
En azından üç dil
Birisi ana dilin
Elin ayağın kadar senin
Ana sütü gibi tatlı
Ana sütü gibi bedava
Nenniler, masallar, küfürler de caba
Ötekiler yedi kat yabancı
Her kelime arslan ağzında
Her kelimeyi bir bir dişinle tırnağınla
Kök sökercesine söküp çıkartacaksın
Her kelimede bir tuğla boyu yükselecek
Her kelimede bir kat daha artacaksın
En azından üç dil bileceksin
En azından üç dilde
Canımın içi demesini
Kırmızı gülün alı var demesini
Nerden ince ise ordan kopsun demesini
Atın ölümü arpadan olsun demesini
Keçiyi yardan uçuran bir tutam ottur demesini
İnsanın insanı sömürmesi
Rezilliğin dik alası demesini
Ne demesi be
Gümbür gümbür gümbür demesini becereceksin
En azından üç dil bileceksin
En azından üç dilde
Ana avrat dümdüz gideceksin
En azından üç dil
Çünkü sen ne tarih ne coğrafya
Ne şu ne busun
Oğlum Mernus
Sen otobüsü kaçırmış bir milletin çocuğusun.
Bedri Rahmi Eyüboğlu
TAZE TAZE
Dondurma kutusu üstünde
Üç kırmızı çiçek
Canımın içi kadar sıcak
Dilediğim kadar kırmızı
Özlediğim kadar gerçek.
Dondurma kutusu üstünde yaz gelmiş meğer
Neler getirdi kim bilir neler
Neler götürecek.
Bedri Rahmi Eyüboğlu
Uzanmis koca burun açik denize dogru,
Lacivert ve gri gecenin degerinde.
Karanlikla baslar bir dünya sevgisi,
Deniz feneri parlar,
Talihe aldirmadan kayalar üzerinde.
Bulutlar birlesir alaca düzlüklerde,
Çöker uzak limanlardan bir sis.
Bir sikinti baslar karanliginda kaderin,
Bildirir, yaninca yaninca,
Ömrün neresindesiniz, askin neresindesiniz?
Yüregin mi daraliyor, yildiz isiginda,
Birak anilar gitsin biraz daha geri.
Ruhu götürmeden vakit yürüyebilir,
Düsün nasil durmus sabirla yüzlerce yil,
Hep bu benekte bu deniz feneri.
Bak deniz savaslarina, yasli korsanlara,
Uçan dalgalara, uyuyan rüzgara bakmis,
Bir tek göz kadar kara ve mavi,
Enginle bos,
Kismetsiz balikçilara bakmis.
Saçlarinda tuz kokan, ölü kokan bir serinlik,
Yüzünde bir firtina tadi.
Durursun yorgun, umutsuz,
Birden bir daha yanip söner, sevinçle titrersin,
Bir sey, belki de yasaman uzadi.
Yaslidir dullarin ölçülmez özleminde,
Güçlüdür kocaman geceleri tasir.
Delidir, konusmaz, uyumaz,
Sonrasizligin iyiligini bekler, kötü günlerden,
Akillidir.
Sarhos gemilerimiz sallanir sallanir,
Gömülmüs kasirgalarin uykusuyla belli,
Kayalar mezarlara benzer enginlerden,
Duyulur sudan göge kadar,
"Ölüsü kandilli."
Vakit yok olur, zamandan bosalir varlik,
Düsmez burçlardan haber.
Bir ugursuzlukla agir ve yorgun,
Bütün insanlar bitti sanirsiniz,
Deniz feneri gülümser.
Faruk Nafız ÇAMLIBEL
kumralada
20-11-2005, 20:06
ZAMAN PARILTISI
Karanlıklarda, gündüzlerin arkasındayım,
Bitmiş ikinci dünya savaşı, uğursuz ve kahraman,
Uzakta esir uluslar türkü söyler,
Türklügümün farkındayim.
Bir soluk gelmekte karşı gezegenlerden,
Vakt içinden inmektedir gölgeler.
Toprak üzerinde, atmosferler üzerinde
Soğuyan gecemin farkındayim.
Biçimler, evlere, eşyalara rahatça sığmış,
Var olmuş var olmayan.
Biçimler sonsuzluğa yaklaşmış,
Aklımın farkındayim.
Ne ağaçlar uzanmış mevsimlerimce
Ne yıldızlar gerçek, aydınlığım kadar.
Aşkla kımıldayan küçücük ışıklar uçusur içimde yön yön,
Yaşadığımın farkındayım.
FAZIL HÜSNÜ DAĞLARCA
Aklıma sen gelince
Hoş bir heyecan kaplıyor beni
Telefon çalıyor
Sen diye açıyorum
Önümden çiftler geçiyor
Biz diye bakıyorum
Nereye baksam
seni görüyorum
işte o zaman anlıyorum
sensizliğin ne demek olduğunu
ve işte o zaman anlıyorum
sensiz yapamayacağımı
başlayıp da bitiremediğim hikayem
sonunu hiçbir zaman getiremediğim cümlem
boğazımda düğümlenen
yutamadığım lokmam
yarım kalan sevdam
sen varlıklara düşman bir yok
ve ben o yokluğu arayan bir varlık
ama yine de…
kuşlar yuvasından
anneler yavrusundan
et tırnaktan ayrılsa bile
biz ayrılamayız…
şimdiler de ne mi yapıyorum
seni sensiz yaşıyorum…
Aşk
Şimdi sen kalkıp gidiyorsun. Git.
Gözlerin durur mu onlarda gidiyorlar. Gitsinler
Oysa ben senin gözlerinsiz edemem bilirsin
Oysa Allah bilir bugün iyi uyanmıştık
Sevgiyeydi ilk açılışı gözlerimizin sırf onaydı,
Bir kuş konmuş parmaklarıma uzun uzun oturmuştu
Bir sevişmek gelmiş bir daha gitmemişti
Yoktu dünlerde evvelsi günlerdeki yoksulluğumuz
Sanki hiç olmamıştı
Oysa kalbim işte şuracıkta çarpıyordu
Şurda senin gözlerindeki bakımsız mavi, güzel laflı İstanbullular
Şurda da etin çoğalıyordu dokundukça lafların dünyaların
Öyle düzeltici öyle yerine getiriciydi ki sevmek
Ki karaköy köprüsüne yağmur yağarken
Bırakasalar gökyüzü kendini ikiye bölecekti
Çünkü iki kişiydik
Oysa bir bardak su yetiyordu saçlarını ıslatmaya
Bir dilim ekmeğin bir iki zeytinin başınaydı doymamız
Seni bir kere öpsem ikinin hatrı kalıyordu
İki kere öpeyim desem üçün boynu bükük
Yüzünün bitip vücudunun başladığı yerde
Memelerin vardı memelerin kahramandı sonra
Sonrası iyilik güzellik.
Cemal Süreya
Anadolu
Beşikler vermişim Nuh'a
Salıncaklar, hamaklar,
Havva Ana'n dünkü çocuk sayılır,
Anadoluyum ben,
Tanıyor musun?
Utanırım,
Utanırım fukaralıktan,
Ele, güne karşı çıplak...
Üşür fidelerim,
Harmanım kesat.
Kardeşliğin, çalışmanın,
Beraberliğin,
Atom güllerinin katmer açtığı,
Şairlerin, bilginlerin dünyalarında,
Kalmışım bir başıma,
Bir başıma ve uzak.
Biliyor musun?
Binlerce yıl sağılmışım,
Korkunç atlılarıyla parçalamışlar
Nazlı, seher-sabah uykularımı
Hükümdarlar, saldırganlar, haydutlar,
Haraç salmışlar üstüme.
Ne iskender takmışım,
Ne şah, ne sultan
Göçüp gitmişler, gölgesiz!
Selam etmişim dostuma
Ve dayatmışım...
Görüyor musun?
Nasıl severim bir bilsen.
Köroğlu'yu,
Karayılanı,
Meçhul Askeri...
Sonra Pir Sultanı ve Bedrettini.
Sonra kalem yazmaz,
Bir nice sevda...
Bir bilsen,
Onlar beni nasıl severdi.
Bir bilsen, Urfa'da kurşun atanı,
Minareden, barikattan,
Selvi dalından,
Ölüme nasıl gülerdi.
Bilmeni mutlak isterim,
Duyuyor musun?
Öyle yıkma kendini,
Öyle mahzun, öyle garip...
Nerede olursan ol,
İçerde, dışarda, derste, sırada,
Yürü üstüne-üstüne,
Tükür yüzene celladın,
Fırsatçının, fesatçının, hayının...
Dayan kitap ile
Dayan iş ile.
Tırnak ile, diş ile,
Umut ile, sevda ile, düş ile.
Dayan rüsva etme beni.
Gör, nasıl yeniden yaratılırım,
Namuslu, genç ellerinle.
Kızlarım,
Oğullarım var gelecekte,
Herbiri vazgeçilmez cihan parçası.
Kaç bin yıllık hasretimin koncası,
Gözlerinden,
Gözlerinden öperim.
Bir umudum sende,
Anlıyor musun?
Ahmed Arif
Dağınık Gazel
göç
geçer
geçer ayrılıklar baladı
siyah bir orman olur gençliğimiz
bize böyle pay kalır
bize böyle pay kalır...
ağla sömürgem... belki dönemem
oralarda usul usul talazlanan nelirlerde yaz kalır
kış yanar, düş üşür yüreğimde
ağlarım... gözyaşım beyaz kalır
sonra askerler yeniden kuşatırlar aşınmış kaleleri
bin havaar parçalar gecenin döşeğini
ocaklar iniler, yas büyür, orta yerde kan kalır
dıngılava'da peştemalli çocuklar havuzlara işerler
gözlerinde bir mahmur özlem kalır...
derken bir ankara, bir poyraz beni döve döve içeri alır
yollar da giderek uzaklaşır... giderek uzaklaşır
fahişeler terli kasıklarıyla sabaha uğurlanır
kuşlar inkar edilir, gökyüzü yağmalanır
ben büyürüm bu kederle kalbim uslanır...
ağla sömürgem! ağla ve kucakla kumral delikanlını
buralarda çatılmış bir tüfeğim böğrümde taflan kalır
şimdi kızılay'da oturmuşum hasretin kancasında
geçer zaman, geçer yıllar, günlere bir yeni hazan kalır
ağla sömürgem... sen hep mağlup bir ağlayışta
ben uzak susarım bu mağlubiyet için hep anlayışta
çöpçüler bu geceyi de piç edip süpürdüler
ben ise haber değeri bile olmayan bir haykırışta
özleminle hala bir yakarışta...
ağla! ben de ağlarım gözyaşlarım özlemine az kalır
buralarda nem var! nem varsa sende kalır
daha çağırırken beni
anı bile kalmaya tenezzül etmeyen o dağ dorukları
sömürgem yaslar durur sesime kırgın ayrılıkları...
gittim
ve yittim!
oralarda usul usul talazlanan nehirlerde yaz kalır
yaslarım günleri yüzüme gözyaşım beyaz kalır
burada yıllar küfürle uğurlanır
ben büyürüm içimdeki haylaz çocukla
Yılmaz Odabaşı
Mavi Gözlü Dev, Minnacık Kadın ve Hanımelleri
O mavi gözlü bir devdi.
Minnacık bir kadın sevdi.
Kadının hayali minnacık bir evdi,
bahçesinde ebruliii
hanımeli
açan bir ev.
Bir dev gibi seviyordu dev.
Ve elleri öyle büyük işler için
hazırlanmıştı ki devin,
yapamazdı yapısını,
çalamazdı kapısını
bahçesinde ebruliiii
hanımeli
açan evin.
O mavi gözlü bir devdi.
Minnacık bir kadın sevdi.
Mini minnacıktı kadın.
Rahata acıktı kadın
yoruldu devin büyük yolunda.
Ve elveda! deyip mavi gözlü deve,
girdi zengin bir cücenin kolunda
bahçesinde ebruliiii
hanımeli
açan eve.
Şimdi anlıyor ki mavi gözlü dev,
dev gibi sevgilere mezar bile olamaz:
bahçesinde ebruliiiii
hanımeli
açan ev..
Nazım Hikmet
Sevgi Duvarı
Sen miydin o yalnızlığım mıydı yoksa
Kör karanlıkta açardık paslı gözlerimizi
Dilimizde akşamdan kalma bir küfür
Salonlar piyasalar sanat sevicileri
Derdim günüm insan arasına çıkarmaktı seni
Yakanda bir amonyak çiçeği
Yalnızlığım benim sidikli kontesim
Ne kadar rezil olursak o kadar iyi
Kumkapı meyhanelerine dadandık
Önümüzde Altınbaş, Altın Zincir, fasulye pilakisi
Ardımızda görevliler, ekipler, Hızır Paşalar
Sabahları açıklarda bulurlardı leşimi
Öyle sıcaktı ki çöpçülerin elleri
Çöpçülerin elleriyle okşardım seni
Yalnızlığım benim süpürge saçlım
Ne kadar kötü kokarsak o kadar iyi
Baktım gökte bir kırmızı bir uçak
Bol çelik bol yıldız bol insan
Bir gece Sevgi Duvarını aştık
Dustuğum yer öyle açık seçik ki
Başucumda bi sen varsın bi de evren
Saymiyorum ölüp ölüp dirilttiklerimi
Yalnizlığım benim çoğul türkülerim
Ne kadar yalansız yaşarsak o kadar iyi
Can Yücel
Sevgileri yarinlara biraktiniz
Cekingen,tutuk,saygili,
Bütün yakinlariniz sizi yanlis tanidi,
Bitmeyen isleriniz yüzünden
Siz böyle olsun istemezdiniz
Bir bakis bile yeterken anlatmaya her seyi
Kalbinizi dolduran duygular,
Kalbinizde kaldi.
Siz genis zamanlar umuyordunuz,
Çirkindi dar vakitlerde bir sevgiyi söylemek
Yillarin telaslarla bu kadar çabuk geçecegi akliniza gelmezdi
Gizli bahçenizde açan çiçekler vardi,
Gecelerde ve yalniz
Vermeye az buldunuz yahut vakit olmadi.
Behçet Necatigil
uzunvadeci
25-11-2005, 14:19
YARDEN KALAN
Yağmalanmış bir obadan ardakalan
Son yurt,isten kararmış direkleri
Ve cesetleriyle salkımsaçak
Yitirilmiş açlıkların neşesiyle dopdolu
Kuzgun sesleri bedenimi paylaşan
Bastırılmış bir sevdanın,yuvalanan
Tutkusudur,boşalmış göz çukurlarımdan
Oluşmamış göz yaşıdır akamayan
Krizalit olmuş bir kurtçuk,gözümdeki
Parçalanmış un ufak olmuş
Kızgın güneşin gazabından sonra
Dondurucu soğuğuyla gecenin,yüzgöz olan
Bir kayanın gözyaşıdır,yarden kalan
Küçük derelerdir büyük nehirleri olusturan
Küçük mutluluklar,küçük,küçücük derelerdir
Büyük nehri ararken üzerinden atladigin
Arkana dönüp de bakmadigin
Küçük mutluluklar,
Çitir çitir Kizilay simididir,çayin yaninda
Aniden karsina çikan sarki
Kar yagdiginda tatil olan okul
Basarili bir rejimin ilk günü
Sokakta sevebildigin kedi
Yürüyen güvercinin kafasi
Tenekedeki feslegen
Kurumus çamasirlar belki bir kis ikindisi
Geri gelen elektrik
Babanin hikayeleri
Annenin yemegi
Tamir ettigin bir alet
Yesil tisörtün belkide yatarken giydigin
Bir dostun basarisi,neler çektigini bildigin
Elini sımsıkı tutan minik el
Dudaginda islik,yürüdügün yol
Birden çikiverdigin yolculuk
Sana açilan kapilar
Hos gelenler
Hos bulduklarin
Yalniz kalabilmek dilediginde
Kavusabilmek,özlediginde
..................
.................
Gerisini ve milyonlarca misrayi bos birakiyoruz;
Kendi küçük mutluluklarinizi yazmaniz
Ve bundan da küçücük bir mutluluk duymaniz dilegiyle...
Yalçın Ergir
1-924
Lambayı yakma, bırak,
sarı bir insan başı
düşmesin pencereden kara.
Kar yağıyor
karanlıklara.
Kar yağıyor
ve ben hatırlıyorum.
Kar...
Üflenen bir mum gibi söndü
koskocaman ışıklar..
Ve şehir
kör bir insan gibi kaldı
altında yağan karın.
Lambayı yakma, bırak!
Kalbe bir bıçak gibi giren hatıraların
dilsiz olduklarını anlıyorum.
Kar yağıyor
ve ben hatırlıyorum.
Nâzım HİKMET
uzunvadeci
29-11-2005, 11:25
ŞU BİR BARDAK ŞARAPTA I
Çölün sonsuzluğunda bir vahaymış serabın
Yanılsama haz verdi kısa sürse de aşkın
Bu bir bardak şarapta esriklik buldu ruhum
Sen ki ey Peri kızı,kadim bir Alamutsun
Veda,yar dudağından bir katre siyah kandır
Ufukta yiten güneş,solmuş bir ihtişamdır
Şu bir bardak şarapta hasreti buldu ruhum
Sen ki ey Kraliçe,kadim bir sönmüş korsun
Küllenen ateşinin parlatırken o korunu
Bir başka aşkmış meğer,şen edermiş ruhunu
Şu bir bardak şarapta,ihanet buldu ruhum
Sen ki ey Semiramis,kadim bir doyumsuzsun
Neylersin / Yusuf Hayaloğlu
Birgün bu mahsun sevdadan geriye
Kalırsa sadece o hüzün kalır
Sende anladım ki yapayalnızız
Buluşmamız yasak, görüşmemiz uzak
Devrilmiş kadehler gibi dönüyor başımız
Neylersin
Ah güzelim, incinmiş bir sesi vardır yağmurun
Yanaklarına vurduğunuda hissedersin
Ve bir veda sözcüğü
Saçlarına titreyen bir öpücükle dokunduğunda
Bu an'ı dondurmaya yetmez nefesin
Bir film sahnesi gibi akar gider ayrılık
Neylersin
Biz zaten hiçbir romanda
Kendi hayatımıza rastlamadık
Bütün şarkılar bizi yanlış anlatmıştı
Ve bütün bulmacalar yarım bırakılmıştı
Tenha sokaklarda üşüyüp durdu sırtımız
Oysa tuttuğumuz balıkları bile
Yeniden denize bağışlamıştık
Biz hayata dair hiçbir yanlış yapmamıştık
Neylersin
Biz bu sonucu haketmedik
Hayır, etmedik
Ömrümüz bu talana lâyık değildi
Bazen acı vurdu bazen de yağmur
Hiç gülmedi yüzümüz
Hiç büyümedi gülümüz
Bizi yalnızca akşamlar kucakladı biliyorsun
Sabaha çıkmayan bir yoldu yürüdüğümüz
'Bazen acı dinmez,
Bazen de yağmur
Sevgilim gülümse herşey unutulur
Suskunuz bu akşamüstü
Hasrete yanmışız
Neylersin...'
Birgün bu öykünün sonuna gelince
Ansızın desem ki 'hoşçakal canım'
Unutursun, mecburen unutursun
Yıldızlar söner, bu aşk da biter
Bazı gün hatırlayınca sessizce ağlarız
Neylersin..
Ah bebeğim, ah..
Kekremsi bir tadı vardır gözyaşının
Dudaklarına sızınca farkedersin
İçindeki vurgun aşklar mezarlığında
Ayrılık, ölümden üste yazılınca
Gideni durdurmaya yetişmez sesin
Bir inme gibi dolaşır bedeninde pimanlıklar
Neylersin...
Biz zaten hiçbir sinemaya tam vaktinde yetişemedik
Bütün vapurlar bizden önce kalkmıştı
Ve bütün biletler biz gelmeden satılmıştı
Boşuna telaşlarda yorduk günlerimizi
Oysa Nuh'un Gemisi'nde bile, bize yer kalmamıştı
Ve hiçbir mutluluğa adımız kaydolmamıştı
Neylersin
Biz bu aşkı sürdüremezdik, inan sürdüremezdik
Kalbimiz bu heyecana müsait değildi
Bize hep acılar kaldı
Bize hep yağmur
Unutmasan bile artık unutur gibi yapacaksın
Ve buruşturup buruşturup attığım kağıtlarda
Hiç bitiremediğim bir şiir olarak kalacaksın
O'na...
Yağmur bitince gelecektin...
o gece yağan oysa
kısa süren, ılık dökülen yaz yağmuru değildi
yağmur uzun sürdü
- mevsim güzdü-
sen gelmeden
bir bilinmez türkü besteleyecektim ya
- besteledim-
tüm şiirlerini birleştirip hayatın,
adımızı işleyecektim çiçeklerin özüne
- birleştirip, işledim-
sen gelmeden bütün çocukları sevdim
tek sen eksiktin yağmur,
bitince gelecektin
mevsim güzdü
ve yağmur
- sözleri unutturacak kadar -
uzun sürdü
(ç)Alıntıdır.
Alıştım Sensizliğe ...
--------------------------------------------------------------------------------
Bir günü daha sensiz bitirdim ...
Sensiz uyandım yeni bi güne. Sensiz yürüdüm boş sokaklarda. Sen olmayınca kahvaltı bile yapmadım. Sen olduğun zamanlarda biliyorsun ki sahilde deniz kokusunu içimize çekerek kahvaltı yapıyorduk. İçimden hiç birşey gelmedi .... Sensiz yürüdüm uzun bir süre birlikte dolaştığımız caddelerde. Hep seni düşündüm. Ve yine ağladım ...
Yine iş çıkışı ...
Ve yine sen yoksun.
Ev sensiz ve sessiz ... Bu sessizlik yabancı değil artık bana ...
Biraz sonra bomboş yatağıma girip başımı sen olmadan yastığa koyup uyumaya çalışacağım ... Her gece olduğu gibi ... Oysa her gece birlikte hayaller kurar, uzun uzun konuştuktan sonra uyurduk ...
Biliyor musun? Artık sensizliğe alıştım ...
İçimi acıtıyor herşey ...
Eğer ki karşındaki seni düşünüp seni yaşıyorsa "sensizlik" bile güzel ... Ama sensizliği tek başına yaşamak acıların en büyüğü ...
BİR GÜLÜ SEVDİM
Bu son buluşmamız
Bu son görüşmemiz
Kimbilir bir daha karşılaşmayız
Belkide bir daha görüşemeyiz
Ayrılmalıyız ayrılmalıyız
Bir gülü sevdim
Bir seni sevdim
Bir mevsimlikmiş senle aşkımız
Gel gitme desem kal etme desem
Hiç faydası yok ayrılmalıyız
Senin gözlerin yaşlı
Benim yüreğim yaslı
Bu aşkta bir umut kalmadı yazık
Seni bir başkası bekliyor artık
Ayrılmalıyız ayrılmalıyız
AHMET SELÇUK İLKAN
Ağlamak Için Gözden Yaş mı Akmalı?
Ağlamak için gözden yaş mı akmalı?
Dudaklar gülerken, insan ağlayamaz mı?
Sevmek için güzele mi bakmalı?
Çirkin bir tende güzel bir ruh, kalbi bağlayamaz mı?
Hasret; özlenenden uzak mı kalmaktır?
Özlenen yakındayken hicran duyulamaz mı?
Hırsızlık; para, mal mı çalmaktır?
Saadet çalmak, hırsızlık olamaz mı?
Solması için gülü dalından mı koparmalı?
Pembe bir gonca iken gül dalında solmaz mı?
Öldürmek için silah, hançer mi olmali?
Saçlar bağ, gözler silah, gülüş kurşun olamaz mı?
Alışmak ve unutmak…
Bir çığlık gibiydi gecenin sesi,
Şahdamarımdan geçti ölümün nefesi,
Kalmadı ki kimsenin hiç kimsesi,
Sessizlik oldu artık buranın yerlisi.
İnsanlarla bir aradayken, onlardan kaçarak yaşamayı geliştirmek, aynı anda onlarsız yapamamanın öfkesini de taşımak zorundayız. Zamanı zehirliyoruz bir bardak suyla. Ölsün istiyoruz saatler, can çekişe çekişe. Bir ıssızlık duygusu bu, ıslıksızlık, şarkıya en gereksinim duyduğun anda.
Kolu kanadı kırık bir yaşamın pusulasızlığı, kendiliğinden kaybolan yönler, karanlığın orta yerinde kalmış bir bebek ve umursamazlık...
Hiçbir fotoğrafını asmıyorum artık beynimin duvarına. Köşeyi dönünce denizi de göremiyorum üstelik. Anla ki bir aşkı, bir şeylerden vazgeçerek yaşamanın en zor olduğu yerde karşıladık. Ve anla ki varlığıma alışmanla beni unutman aynı şey aslında...
Resimlerin ıslak duvarda,
Baktığımda gözün yaşla dolmuş,
Bir ayrılık bir isyan sessizce,
Yaşanmış her şey aşkta ziyan olmuş.
Ne kaldı geri dedim aşktan,
Gitme dememe gururum engel.
Yalnızca bakakaldım ardından.
Gittiğinde yağmur yağıyordu,
Hüzün kokuyordu hava pustu,
Gönül küstü kuşlar sustu.
Bir güz akşam üzeriydi,
Yollar ırak gönüller de ırak,
Ayrılık ah! bu ayrılık buruk,
İçimde fırtınalar ve yangınlar,
Gitme diyemedim gururum var.
Yağmur yağıyordu ve ben eriyordum.
...ve hüzünlü güz akşamıydı,
Bulutlar gibi siyah umutlar,
İnsanlar yabancıydı bana,
Yabancıydı bu yaşanan aşk...
Seni Tanımamıştım ki Daha...
Aşkı tadmamıştım, seni tanımamıştım ki daha...
Yağmurları, gökkuşağına gebedir diye beklerdim hep özlemle. Yalnız yürürdüm yosun kokan kıyılarda. Dalgaların sahile vuruşunu seyrederdim, çırpınan ruhumun dalgakıranlarında...
Aşkı tadmamıştım, seni tanımamıştım ki daha...
Şiirler dert ortağım değildi. Sevgi nedir bilmezdim. Siyah beyaz filmlerde seyrederdim ağlayan aşıkların yorgun gecelerini. Aşkı doyumsuz mutluluğun anahtarı sanırdım...
Aşkı tadmamıştım, seni tanımamıştım ki daha...
Sahil boyunca el ele yürüyen sevgilileri kıskanırdım. Gözlerinde görürdüm gökyüzünün dinginligini, ne fırtınalar koparmış meğerse o maviliğin derinliğinde. Martılar uçuşur sanırdım ellerin samimiyetinde, lakin gözlerde saklıymış şahinlerin kanatları. Ve sigaramın dumanını çekerdim ciğerlerime, denizde süzülen o gemilerin güvertesinde. Ama sen yoktun. Ne martılar uçuşurdu gökyüzünde, ne de şahinler cirit atardı gözlerimde...
Aşkı tadmamıştım, seni tanımamıştım ki daha...
Senle tattım aşkı, konuğun oldum yüreğinde. Sen yağmurdun, gökkuşağı doğdu senden sonra. Sözlerinde renkler uçuştu ve sen konuştukça her yer masmavi oldu. Yan yanaydık seninle, hayatsa bizim hemen yanı başımızda...
Gözlerimden dökülen hüzünler artık yüreğimde saklı. El ele tutuşarak yürüyorum o ıslak yolları ve birlikte seyrediyoruz dalgaların hırçınlığını. Aşk bir umut ve paylaşımdır yaşamak. Seninle nefes alıyorum ve gözlerinde yemyeşil umutlarım...
sevmek ne müthüş bir kelime
koyamazsın hiçbir şeyi yerine
karanlık geceler aydınlanır
hayat anlamına ulaşır
keşke ayrılıklar karışmasa
gönüllere hançer vurulmasa
gurbet hain gurbet
senin karışman varya
hergün beklenir sahillerde
gemiler beklenir bir başka
anılar bırakmaz yakanı
rüyalar intikam alır sanki
gurbet varya şu gurbet
olmamak yanında
şimdi tek çare yananlara
iletsin tek anlamını hayata
"seni seviyorum"
Mr.Smith
30-11-2005, 20:30
Merak Et!
Çöl gibi büyüdün yine damarlarımda....
Tutsak için vuslat uzak,
Vuslat için ayrılık mutlak.
Ölüm gibisin..
Sevdalının izi, ardındaki dumandan belli olur.
Geçtiğim yolların uysal sisine takılsın gözlerin
Merak et!
Delicesine büyüyen iç yangınımdan,
Bir yudum su iste, üşüyen bedenin için.
Eşik içi dertlerin kader çizgilerinde ara beni
Merak et!
Adımları hızlanan bir göl kuşu oldum ben,
Al gömlek oldu sırtımdaki yalnızlığım.
Dillenmiş iri göz yaşlarım, susmaz oldu
Merak et!
Bu şehri ayakların mı kat edecek?
Beni dinlediğin şarkılarda mı bulacaksın?
İçtiğin içkide buğulu bir bardak su mu olacağım?
Merak et!
Dokunduğun tenlere şehvetini iğnele.
Asla ölmeyeceğin yollar için yeminler et,
‘Seviyorum’ de, yine yalan söyle!
Sokak başında bir aşk melodisi ol mesela,
Aşkın adını yaz alnına
Uydur yine bir şeyler...
Hadi git!
BEBEKLERİN ULUSU YOK
İlk kez yurdumdan uzakta yaşadım bu duyguyu
Bebeklerin ulusu yok
Başlarını tutuşları aynı
Bakarken gözlerinde aynı merak
Ağlarken aynı seslerin tonu
Bebekler çiçeği insanlığımızın
Güllerin en hası, en goncası
Sarışın ışık parçası kimi
Kimi kapkara üzüm tanesi
Babalar, çıkarmayın onları akıldan
Analar, koruyun bebeklerinizi
Susturun, susturun söyletmeyin
Savaştan, yıkımdan söz ederse biri.
Bırakalım sevdayla büyüsünler
Serpilip gelişsinler fidan gibi
Senin, benim hiç kimdenin değil
Bütün bir yertyüzünündür onlar
Bütün insanlığın gözbebeği.
İlk kez yurdumdan uzakta yaşadım bu duyguyu
Bebeklerin ulusu yok
Bebekler çiçeği insanlığımızın
Ve geleceğimizin biricik umudu.
Ataol Bahramoğlu
kumralada
01-12-2005, 16:52
ABBAS
Haydi Abbas, vakit tamam;
Akşam diyordun işte oldu akşam.
Kur bakalım çilingir soframızı;
Dinsin artık bu kalb ağrısı.
Şu ağacın gölgesinde olsun;
Tam kenarında havuzun.
Aya haber sal çıksın bu gece;
Görünsün şöyle gönlümce.
Bas kırbacı sihirli seccadeye,
Göster hükmettiğini mesafeye
Ve zamana.
Katıp tozu dumana,
Var git,
Böyle ferman etti Cahit,
Al getir ilk sevgiliyi Beşiktaş'tan;
Yaşamak istiyorum gençliğimi yeni baştan.
CAHİT SITKI TARANCI
Mr.Smith
02-12-2005, 11:45
Bir şiirden ziyade deneme sınıfına giriyor. Ama siz okurken şiir kıvamında okuyabilirsiniz ;)
MUTLU KAL HOŞÇAKAL
Bir gün bir yerlerde farklı hayatlar yaşayacağız .Zaman zaman aklımızdan geçireceğiz isimlerimizi, belki tebessüm belki hüzün hislerimiz olacak. Yine de mutlu kal.
Başka başka sevdalar yaşayacağız; kim bilir? ‘Vardı’ larımız arasında kimi zaman kimliksiz, kimi zaman soy adlarımıza kadar kayacak kişiliklerimiz…Yine de mutlu kal.
Sen, ömrünün bir günü de olsa hatırlayacaksın sahur vakitlerinden birini, ben ömrümün bir günü de olsa hatırlayacağım, oruç tutamasam da bir parça daha muhabbet için tıka basa midemi doldurduğum,sonra da yatamadığım sancılarımı…Yine de mutlu kal.
Yıllar sonra, çocuklarımızın ‘nostalji’ adı altındaki koleksiyonlarında, İlhan Şeşen’in o kaseti yer alacak ve dinleyecekler, ‘Neler Oluyor Bize?’ parçasını, dinlerken de hissedecekler bizim gibi. Yine de mutlu kal.
Tut ki, bu başlamadan bitişi ,farklı insanların ağzından -aşk hikayeleri- arasında duyacağız; kim bilir? Yine de mutlu kal.
Ben, artık kırmızı ruj sürmeyeceğim; sen kırmızıyı sevmeyeceksin. Yine de mutlu kal.
Ben alıp başımı dağ evlerine, sevdama çözüm getirmek için gidip, serim kısmıyla dönmeyeceğim;sen dağ evindeki bir kızı kurtlar, köpekler ve tecavüzcü amcalarla korkutmayacaksın dönsün diye. Yine de mutlu kal.
Ben ocağa koyduğum makarna suyu ardından uyumayacağım; sen makarnayı yapıp uyandırmayacaksın beni. Yine de mutlu kal.
Emanet değildin bana ama, şimdi emanet ediyorum başka bir yüreğe seni. Kendim gibi dağınık olmadı sana karşı hislerim. Sen yalnızca sen gibi anılacaksın, dilimden dudağıma geçen ifadelerimde ve ben artık hiç ben olmayacağım sevdalarımda. Yine de mutlu kal; hoşça kal...
(Değerli Dostum, Binnur'un kaleme aldığı bir denemedir. Ben çok seviyorum bunu)
DESEM Kİ
Desem ki vakitlerden bir Nisan akşamıdır,Rüzgârların en ferahlatıcısı senden esiyor,Sende seyrediyorum denizlerin en mavisini,Ormanların en kuytusunu sende gezmekteyim,Senden kopardım çiçeklerin en solmazını,Toprakların en bereketlisini sende sürdüm,Sende tattım yemişlerin cümlesini.Desem ki sen benim için,Hava kadar lazım,Ekmek kadar mübarek,Su gibi aziz bir şeysin;Nimettensin, nimettensin!Desem ki...İnan bana sevgilim inan,Evimde şenliksin, bahçemde bahar;Ve soframda en eski şarap.Ben sende yaşıyorum,Sen bende hüküm sürmektesin.Bırak ben söyleyeyim güzelliğini, Rüzgârlarla, nehirlerle, kuşlarla beraber.Günlerden sonra bir gün,Şayet sesimi farkedemezsen,Rüzgârların, nehirlerin, kuşların sesinden,Bil ki ölmüşüm.Fakat yine üzülme, müsterih ol;Kabirde böceklere ezberletirim güzelliğini,Ve neden sonraTekrar duyduğun gün sesimi gökkubbede,Hatırla ki mahşer günüdürOrtalığa düşmüşüm seni arıyorum.
Cahit Sıtkı TARANCI
Bakamamak gözlerine doya doya.. ellerini avuçlarında kaybedememek.. tamamlayamamak hiç bir konuşmayı, arayıp dilediğince, sesine bir daha bir daha tutulamamak.
Ne varsa paylaşılan, baştan sona yenilemek her gün.. her an!
Kavgaları bile özler olmak, yazmak.. yazmak.. yazmak.. satırlarca, sayfalarca dökülmek o'na!
Dilinden düşürememek, iyi mi? diye endişelenmek gizliden gizliye ama huzursuzluk hissetmesin, diye içine atmak tüm korkuları!
Günlerin hiç bitmeyecek kadar uzaması.. geleceği günü değil de, sesini duyamadığın, gönlünce haykırarak 'seni seviyorum' diyemediğin günleri sayar olmak..
Lanet etmek uzaklığa!
Kısa bir an için bile olsa, sarılabilmeyi ummak.. umutlarını kaybetmek.. ummak!
Sözler biriktirmek kucak dolusu. sonsuz hayaller, planlar, ah'lar.. ağlamalar..!
Gelecek misin bir gün?
Seviyorum Seni..!
Kim unutabilir ki çocukluğunu..Bahçelerden erik ve dut çalıp onları gizli bir köşede yediğimiz günleri mi..Kışın gelmesini dört gözle beklerdik..kızaklara biner karda kayardık.kardam adam yapardık..saklambaç,dokuztaş,körebe oynardık her zaman.Hiç unutamadığım birkaç önemli şey,sürekli patlayan plastik bir topum ve elimden hiç eksik olmayan lolipop şekeri..Belkide küçücük dünyamızı aydınlık yapan şeyler bunlardı..
Baktıkça küçükken giydiğim kıyafetlere ,resimlere...Hep içime bir hüzün oturur.bir süre çıkmaz yerinden...kendi kendime düşünürüm.Nasıl girmişim ben onların içine diye ne kadar küçükmüşüm ya meğersem.o elbiseler gibi şirin küçük bir dünyamız vardı kendi çapımızda.şimdi biz büyüdük ,kıyafetlerimiz büyüdü,dünyamız büyüdü.Gölgemde büyüdü..Büyüyen dünyamızda kendimize yer bulmak zorlaştı......
Gölgeme bakar ben bu kadar büyücem işte derdim...Büyüdüm işte....
Çocukluk taşınabilir birşeydi eskiden...
Alınsa da elinden geçmişi...
Geriye kim getirebilir ki kanayan dizlerimi...
Mr.Smith
05-12-2005, 00:31
İSİMSİZ ŞİİR
Ölüm kadar zordu gözlerin
Ne benim oldular, ne aklımdan çıktılar.
Son kadehlerim oldun bazen
Bazen yeni bir sigarayı yakış sebebim
Şimdi ellerinden uzak olduğum kadar uzağım kendimden,
Hiç bitmemiş siyah beyaz bir puzzle gibi hayat
Parçaları birleştirmeye korkuyorum
Bitince sen çıkarsın diye titriyor ellerim.
Ölüm kadar zordu ellerin
Ne benim oldular, ne aklımdan çıktılar.
Ayrılık şarkıları oldun bazen
Bazen buralardan kaçış sebebim
Şimdi beyazlar dans ediyor saçlarımda
Seyretmediğim siyah beyaz bir film gibi hayat
Seyretmeye korkuyorum
Bitince sen çıkarsın diye dinmiyor gözlerim
Ölüm kadar zordu gidişin
Ne benim oldun ne aklımdan çıktın.
Vakit tamam, seni terk ediyorum
Bütün alışkanlıklardan öteye
Yorumsuz bir hayatı seçiyorum
Doymadım inan, kanmadım sevgiye.
Korkulu geceleri sayar gibi
Birdenbire bir yıldız kayar gibi
Ellerim kurtulacak ellerinden
Bir kuru dal ağaçtan kopar gibi.
Aşk sabitti gülse hiç dermedik
Bul kendine kuytularda hadi dal
Seninle bir bütün olabilirdik
Hoşçakal gözümün nuru, hoşçakal
Hoşçakal canımın içi, hoşçakal
Hoşçakal iki gözüm, hoşçakal.
Vakit tamam seni terk ediyorum
Bu incecik bir veda havasıdır
Parmak uçlarına değen sıcaklık
İncinen bir hayatın yarasıdır.
Kalacak tüm izlerin hayatımda
Gözümden bir damla yaş aktığında
Bir yer bulabilsem seni hatırlatmayan
Kan tarlası gelincik şafağında.
Ölümse korktum savaşsa hep kaçtım
Vur kendini korkularda hadi al
Sen bir suydun sen bir ilaçtın
Hoşçakal canımın içi, hoşçakal
Hoşçakal gözümün nuru, hoşçakal
Hoşçakal iki gözüm, hoşçakal.
Yusuf Hayaloğlu
Tut atalar sözünü kalbi selim ol
Gönülden gönüle yol var demişler
Gider yavuzluğun tab'ı halim ol
Sert sirke küpüne zarar demişler
Her kara uzatma elin eteğin
Yelkovana döner ahır emeğin
Nitekim göllerde şaşkın ördeğin
Başın kor kıçından dalar demişler
Aldanma cihanın sakın varına
Düşmeyegör onun ah-ü zarına
Bugünkü işini koyma yarına
Yar yıkıldığı gün tozar demişler
Çoktur bu alemde boşa yelenler
Kande bilenler ile bilmeyenler
Eskiden adettir dağdan gelenler
Bağda olanları kovar demişler
Dediler bu pendi sordumsa kime
Tuz ekmek bilmeze müşkilin deme
Kül kömür ye namert lokmasın yeme
Gün olur başına kakar demişler
Arzeyle bu pendi kendi özüne
Dost addetme her güleni yüzüne
İncinme dostunun doğru sözüne
Doğru söz insana batar demişler
Bir mürşid-i kamil bulmayanlara
Pirler nasihatın almayanlara
Sözünün ispatı olmayanlara
Bir dipsiz kile boş anbar demişler
Yar ile ettiğin kavle ver karar
Kar etmezsen bari eyleme zarar
Aza kanaat et olma tamahkar
Ucuz satan tezcek satar demişler
Kanaat halkasın bırakma elden
Elinden çıkmasın der isen dümen
Deve ahu gibi boynuz isterken
İki kulaktan da çıkar demişler
Güneş balçık ilen sıvanmaz ey dil
Bi-zeban da olsa bellidir kamil
Kendüden gayruyu beğenmez cahil
Kendi çalar kendi oynar demişler
Hileyi irtikap etme kıl hazer
Desinler sana bir er oğlu er
Sen elin kapısın çalarsan eğer
El de senin kapın çalar demişler
Gerek şaki olsun gerekse said
Kerim kereminden eylemez teb'id
Böyledir Mevla'dan sen kesme ümid
Gün doğmadan neler doğar demişler
Levni nasihatı pirlerin böyle
Durub-ı emsalden hazm ile söyle
Meydan-ı hünerde ağırlık eyle
Ağır bassa beğni ağar demişler
*Levni*
YETMİYOR YAR
En tahammülsüz halimdeyim,
En çılgın ve dermansız halimde...
Bir yudum su da bile tat yok ki içmeye,
Kaybolmanın en keyifsiz halindeyim.
Hayat mı söyle, senden uzaklarda bu hayat?
Yetmiyor yar ,
Geceler boyu, resimlerindeki arsız tebessümlerin,
Yetmiyor sadece nefes almak,
Takvimleri saymak, umutsuzca saymak, saymak...
Asırları yaşamak yetmiyor inan ardı ardına...,
Ben seni istiyorum anladın mı, takvimleri değil.
Seni gören gözlerime bir ceza gibi
İntikam alır gibi bir köşede gecelerce ağlamak
Dindirmiyor, ne özlemini ne de tutuklu sevgimi,
Özledim demek geliyor içimden yıldızlara,
Onlar senden daha yakın biliyor musun?
Dokunamasam da her gün görüyorum, sana ibret olsun diye.
Yetmiyor yar, gücüm yetmiyor,
Takatim son deminde, bitir bu özlemi,
Dayanamıyorum, bir haber sal ,
Dol odama, bir sabah ansızın, ben uyurken
Gel ey yar bir sabah gel, ansızın gel...
sen vurdun da ben ölmedim mi-A.S.İlkan
ÖLemiyorum BiLe..
Şişirip yelkenleri, açılma vaktin gelmiştir denize. Bilirsin ki ne
fırtınalar, ne deli dalgalar beklemektedir seni. Korkarsın, terk edemezsin limanı, bir köşesine sığınırsın.
Kabullenmesen de artık aşk bitmiştir,
İşte son bu...
İçin hep hüzün doludur, bir türlü kabullenemezsin bittiğini. Gözlerinin
içine bakıp seni seviyorum demesini beklersin. O sözler hiç çıkmayacak o
dudaklardan bilirsin. Yinede umudun yeşildir,
İşte hayal bu...
Gururlusundur, istenmediğin yerde durmazsın. An olur ki ne olur
bitmesin dersin. Bu sözlerin dudaklarından nasıl çıktığına kendin bile inanamazsın. Oysa o yüzüne bakıp sadece gülümser,
İşte acı bu...
Ondaki sıcaklığı kimsede bulamayacağını düşünürsün. Kimse onun gibi
gülemez, onun gibi dokunamaz dersin. Ve kimseyi onun kadar sevemeyeceğini bilirsin.
Kahredip başını eğersin önüne.
İşte hüzün bu...
Nefes alamaz hale gelirsin, daralır için. Bir kaç saatlik derin bir
uykuya hasretsindir. Bilirsin ki gözlerini kapasan da terk etmeyecektir
hayali. Atarsın gecenin kollarına kendini,
İşte huzur bu...
Ondan gelecek tek bir haberi umutsuzca beklersin Bir de beklemek ölüm
gibi gelir insana böyle zamanlarda. Aslında ölüm fikride garip değildir artık
sana. Geri dönerse diye ölemezsin bile,
İşte sabır bu...
Hayat devam ediyordur ama her şey yarımdır, hep bir yanın eksik.
Yüreğin eskisi gibi atmayacaktır, başka aşklarsa seni kandırmayacaktır. O
başkalarıyla, mutlu bir hayatı yaşıyor olsa da, yine de sevginden vazgeçemezsin.
İste aşk bu...
Başta kavak yelleri estigi günler hani ?
Bekledigin nisanlar,serefler,ünler hani?
Aradıgın sevgili,sanlı dügünler hani?********
Selvi gibi ümitler döndü birer igdeye,
Geçti Bor'un pazarı,sür esegini Nigde'ye.
Sende cevher var imis bunu herkes ne bilsin.
Kimler böyle züğürdün huzurunda eğilsin ?
Söyle bir dairede müdür bile değilsin.
Ne çıkar öğrenmissin mesahayı pi diye,
Geçti Bor'un pazarı,sür esegini Nigde'ye.
Bilmemki ne olmaktı senin gayen,maksadın ?
Fare gibi kitapların arasında yasadın.
Ne dans ettin eğlendin,ne sevdin kız kadın,
Kim dedi hey serseri gençliğine kıy diye ?
Geçti Bor'un pazarı,sür esegini Nigde'ye.
Gönül ne çalgı ister,ne eğlence ne de dans,
Ne güzel kadınların önlerinde reverans.
Kapandıkça kapandı bunca yıldır kahpe sans.
İhtiyarlık gölgesi perde çekti dideye,
Geçti Bor'un pazarı,sür esegini Nigde'ye.
Fırsatı iyi kolla,sakın olma dangalak,
Keyfine bak dünyada gülerek,oynayarak.
Sende iç sampanyalar,viskiler bardak bardak,
Dokunuyor üç kadeh simdi bizim mideye,
Geçti Bor'un pazarı,sür esegini Nigde'ye.
Hasanın böreğine vaktinde yetişmeli,
Hiç durmadan gövdeye atıstırıp sismeli.
Yanıpta kavrulmadan mükemmelen pişmeli,
Yoksa seni almazlar hiç bir yere çiy diye,
Geçti Bor'un pazarı,sür esegini Nigde'ye.
**Namdar Rahmi Karatay*
Yalniz senin gezdigin bahçede açmaz çiçek,
Bizim diyarimiz da binbir bahari saklar!
Kolumuzdan tutarak sen istersen bizi çek,
incinir düz caddede dagda gezen ayaklar.
Sen kubbesinde ince bir mozayik arar da,
Gezersin kirk asirlik bir mabedin içini.
Bizi sarsar bir sülüs yazi görsek duvarda,
Bize heyecan verir bir parça yesil çini.
Sen raksina dalarken için titrer derinden,
Çiçekli bir sahnede bir beyaz kelebegin;
Bizim de kalbimizi kimildatir yerinden,
Topraga diz vurusu dag gibi bir zeybegin.
Firtinayi andiran orkestira sesleri,
Bir ürperis getirir senin sinirlerine;
Iztirab çekenlerin acikli nefesleri,
Bizde geçer en hazin bir musikî yerine!
Sen anlayan bir gözle süzersin uzun uzun,
Yabanci bir sehirde bir kadin heykelini;
Biz duyariz en büyük zevkini ruhumuzun,
Görünce bir köylünün kivrilmayan belini.
Baska sanat bilmeyiz, karsimizda dururken,
Söylenmemis bir masal gibi Anadolu'muz.
Arkadas ! Biz bu yolda türküler tuttururken,
Sana ugurlar olsun.. Ayriliyor yolumuz...
Faruk Nafiz Çamlıbel
( 1898 - 1973 )
saat kaçı vurdu bilmiyordum
ay ışığı alabildiğine odamdaydı o gece
düşüncelerim gibi pusluydu gördüklerim
benliğimi zorluyordu adeta
direniyordum sensizliğe
odamın herköşesinde hüzün kokusu vardı
her nefes alışımda ciğerime doluyordu
tüm yoğunluğuyla
yokluğunu en derinde hissediyordum
gel diyordum içimden
gelsin diye çırpınıyordu yüreğim
duymadın, duyamazdın zaten
sevmek ağırdı, herkes taşıyamazdı
sana inat omzumlarımdaydın sonuna kadar
ya sen gidecektin ya ben bu bedenden
ve gittim..
beden benim bedenimdi, ama ben değildim
her hücremde sen vardın,
her yanım sen doluydu,
üstüm başım sen kokuyordu,
sağım sen, solum sen, sen sen yine sen...
heryanım sendi ama sen yoktun
işte bu koyuyordu insana
sen yoktun ya, bende yoktum..
bir yalan dolaşıyordu damarlarımda
buzgibiydi yokluğunda bedenim
gittiğinden değil
yerin dolmadığından
dolamayacağından da değil ya hani..
anla işte sen vardın bakışlarımda.
bir nefes kadar yakınımdaydın sanki
oysa nefes alışımızda uzaklaşıyorduk
uzunvadeci
11-12-2005, 13:11
ŞU BİR BARDAK ŞARAPTA II
Yaldızlı bir geceden alırken ilhamını
Elindeki mızrapla alteder sonrasızlığını
Şu bir bardak şarapta,kaderi buldu ruhum
Sen ki ey Toros kızı,kadim bir Klotho’sun
Kadim bir sözdür,tanımlar sen ve sen gibileri
Dudak,öpülmekle eskimez,ay gibi doğar yeniden
Şu bir bardak şarapta,dolunay buldu ruhum
Sen ki ey Aurora,kadim bir dişi kurtsun
Elindeki gergefe yansıttığın kederim
Dünyam kasnak içinde,tutsağındım ben senin
Şu bir bardak şarapta ağını buldu ruhum
Sen ki ey Arakhea,kadim bir kara dulsun
Uzaklardan bir ses olmanı isterdim, bir selam, bir nefes... "Üşüme" diye seslenmeni isterdim... Bir el olmanı isterdim, bir kol... "Özledim" deyip sarılmanı... En karanlık yerinde düşlerimin çıkıp gelmeni isterdim. Kınalı bir bahar gibi, umut ışığı olmanı isterdim hayatıma... Gelseydin ve yaslasaydım başımı omuzuna, ağlasaydım doya doya ... Geçerdi üşümesi yüreğimin, geçerdi üşümesi içimin, kirpiklerimde yağmurlar dumanlanmazdı biliyorum...
Seninle suları yeşil bir ırmağın kıyısında buluşmak, saçlarının kokusundan öpmek, içime çekmek ve serin soluğundan içmek, sana sarılmak, kucaklamak, uçmak isterdim…
Ama nafile, aramızdaki bütün yollar kapalı... Bütün dallar kesik... Yokluğun buz gibi soğuk... Üşüyorum... Yüreğim de donmuş sanki. Gözlerimde...
Ateşler içinde bedenim... Öyle bir üşüme ki, hiç bir şey ısıtmıyor artık. Bütün uzuvlarım uyuşmuş. Ezip geçiyor ruhumu acılar...
Yoksun işte, kalbimin kuyusu en hazin sesle inliyor şimdi. Kirpikleri kırılan bir zamanın teninde, ağrılı şiirler topluyorum gecelere şimdi...
Bilirim, sevmek ve özlemek bir ateşe dokunmaktır; yakmaktır yüreğini yangınlarda. Ama ben üşüyorum. Yokluğun buz gibi soğuk. Yakacak bir şeyimde yok…
Ağlıyorum, buza dönüşüyor gözyaşlarım… Ağlıyorum, akıp gidiyor gözyaşlarım çağlayanlara… Bakakalıyorum ardından çaresiz…
Ah! bir el olsan dokunsan alnıma, okşasan saçlarımı bir anne şefkatiyle.. Geçerdi ağrısı başımın, geçerdi biliyorum... Bir gül olsaydın bahçemde, koklasaydım nefes nefes, çekseydim içime derin derin... Bir göz olup baksaydın gözlerime, çekip alsaydın içindeki hüznü... Ah! bir bilsen nasıl sevinirdi yüreğim, nasıl sevinirdi dudağımdaki gelincik, kapımdaki akasya...
Susuyorum artık derin derin... Ve sessizce soluyorum bir hazan yaprağı gibi... Oysa ne kadar çok hasretim konuşmaya, anlatmaya anlaşılmaya... Oysa ne çok istiyorum, tüm bedenimden söküp almanı yalnızlığımı, hicranımı bir tılsımla...
Yüreğim kanrevan, dikenler acımasız, ayaklarım kırık koşamıyorum artık doruklara, menzil uzak...
Gel. Yüreğim ol seher gülüm, her ölümümde bana yeniden hayat ver. Elim ol, ayağım ol, canım ol... Gecem - gündüzüm ol... Ağlayan gözlerim ol her damlada yeniden doğur beni, yeniden doğur umudumu. Her öldüğümde yeniden yarat ki, seni ne kadar özlediğimi anlatayım yeryüzündeki bütün canlı cansız varlıklara, ne kadar çok sevdiğimi ...
Önce sen gel sevgilim solmadan resimler, şiirler sislenmeden... İslenmeden geceler ... Sonra ölüm gelsin...
Yoksun işte, kalbimin kuyusu en hazin sesle inliyor şimdi.
Karanlık bir odadayım. Yüreğime senin nefesini çekiyorum. Aynalar yüzüme gülüyor alaylı alaylı. Aynalarda sensizliğimi ve bakamadığım yüzünü görüyorum. Ne kadar uzaksın bana? Başımı çevirdiğimde göremiyorum gözlerini, oysa kalbimde hissediyorum kalbinin kıpırtılarını. Bir yaz yağmuruydu seni alıp götüren. Söz vermiştin oysa bir sonbahar akşamı döneceğim diye… kalbime sonbahar geldi… sen yine gelmedin. Sığındım; biçare sensizliğime, senin yerini tutmasa bile… Yinede bir umut besliyorum ölümle yoğrulmuş ve sen gittin gideli dallarını köküne salmış ay ışığı ile beslenen yüreğimde. Artık ne güneşin doğmasına izin veriyor nede yağmurun yağmasına yüreğim. Sen gittin diye… Çocuksu duygularımla besliyorum gitmesin, terk etmesin diye beni yüreğim. Masal kahramanlarımda terk etti beni, suçlu benmişim gibi. Bembeyaz aşklarda kaldı doyasıya kullanamadığım gülümsemelerim.
Sen gittin gideli yıldızlara takılır gönlüm, inadıma resmini çizer, ölüm kokan yıldızlar; ben bayılırım. Çok uzakta bir sen görürüm hayalimde, koşarım kavuşmak, koklamak, sarılmak için sana; her adım uçurum olur… ölürüm. Her adım sen olur. Uyanırım; gözlerimden bir damla sen düşer, ağlamaklı olurum. Gecenin karanlığı korkutur, göz yaşlarım boğar beni. Bulut bulut sen gelirsin “kurtuldum” derim… alır beni sensizliğe atarsın. Ben ağlarım. “Biraz eskitilmişte olsa senin bu sevda” gel gel de al diye çığlık atarım yıldızlar sağır olurcasına.
Sana dokunmak istediğimde uzaktaydın, uyuduğumda gecede, beklerken kayıptın. Yalan kadar doğru, gerçek kadar acı, dokunacak kadar yakın, göremediğim kadar uzaktın.
Sen uzaktın…
Sen uzaklardayken
Ben yıldızları seyrettim,
Tutam tutam ışıklarını çekip içime.
Sen uzaklardayken
Ben gidişini resmettim,
Yıldızlardan aldığım beyazlarla.
Karanlığı tuval yapıp ayrılığı yok ettim.
Sen uzaklardayken
Ben yıldızları boyadım, ölümle.
Ayrılığı soktum aralarına, anlasınlar aşk acısını diye.
Ay’ı öldürdüm, sensizliğimi hatırlatmasın diye.
Sen uzaklardayken
Ben şiirlerini okudum çatlamış fısıltılarla.
Bin kez dokundum yazamadıklarına
Anlamaya çalıştım anlatamadıklarını.
Sen uzaklardayken
Ben senli hayaller kurdum,
Kimsesiz çocuklardan çaldığım hayal tozları ile.
Yüzüne bakamadım ağlatırsın diye.
Sen uzaklardayken
Ben kaderimi parçaladım.
Yazgımızın değişmesini istedim.
Yaşanmış tüm günahları üstlenip ateşinle kavruldum.
Sen uzaklardayken
Ben göz yaşlarıma sevgimi gömdüm.
Dudaklarımdan çıkan her sözcükte hayat bulsun,
Yüreğime serpilsin diye.
Sen uzaklardayken
Ben mum ışığına resmini çizdim.
Mum gibi bu ayrılık erisin diye.
Sen uzaklardayken
Ben, beni bırakıp gittiğin yoldan hiç ayrılmadım.
Her giden otobüsün arkasından el sallayıp,
Her gelen otobüste inmeni bekledim…
Sen uzaklardayken
Ben…
Hep dönmeni bekledim.
uzunvadeci
16-12-2005, 09:31
ŞU BİR BARDAK ŞARAPTA III
Göçebe bir kültürde hiç olmadı ki yerin
Bir tunguzsun sen,yerleşik ağılıdır evin
Şu bir bardak şarapta ilenci buldu ruhum
Sen ki ey Arap soylu,kargışlanmış bir ruhsun
Arzu ile iffet,inatla çarpışırken bedeninde
Görmez miyim sanırsın,çekişmeyi sözlerinde
Şu bir bardak şarapta,disiplin buldu ruhum
Sen ki ey Manastırlı,sen kadim bir dobdobsun
Henüz kapatılmış bir mezarın kör karanlığında
Buluyorum kendimi çürümüş cesetler arasında
Şu bir bardak şarapta ölümü buldu ruhum
Sen ki ey yayla kızı,kadim bir Nekropol’sun
uzunvadeci
18-12-2005, 07:54
ŞU BİR BARDAK ŞARAPTA IV
Yundum yine yeniden,karanlık sularıyla Lethe’de
Unutulmak salt benim değil senin de var kaderinde
Şu bir bardak şarapta geçmişi buldu ruhum
Sen ki ey bahtsız kadın,sen kadim bir mutsuzsun
Yapamadım da seni, şol Cennetteki Beatrice’im
Başardın ya sonunda Tamudaki Zebanimsin
Şu bir bardak şarapta Kevser’i buldu ruhum
Sen ki ey huri kızı,kadim bir Belzebuth’sun
Her ne idiyse Cihan,sapkın Hayyam indinde
Aynı yer seninkisi,lanetlenmiş şu tinde
Şu bir bardak şarapta yansısı buldu ruhum
Sen ki ey turna sözlüm,kadim bir ikiz ruhsun
uzunvadeci
23-12-2005, 23:24
ŞU BİR BARDAK ŞARAPTA V
Kuşku duymak mümkün mü iffetinden yarin
Dünya ahret eşimdin,kadınımdın sen benim
Şu bir bardak şarapta kıskançlık buldu ruhum
Sen ki ey türkü sözlüm,kuyumdaki Yusuf’sun
O güzel cemalinle,gülücükler saçarken etrafına
Aldırmaz mısın hiç,yüreğimdeki girdaplara
Şu bir bardak şarapta hüznünü duydu ruhum
Sen ki ey gamze yüzlüm,Sodom’dan kaçan Lut’sun
Adını almışsın da,bedenindeki yalımdan
Bir korkar bir kaçarsın kendini tanıyandan
Şu bir bardak şarapta coşkuyu buldu ruhum
Sen ki ey tutku dolu,kadim bir uterussun
uzunvadeci
28-12-2005, 13:30
ŞU BİR BARDAK ŞARAPTA VI
Bir göçmen kuştur gönül,ne sahibidir kimsenin
Ne de meyillidir kulluğuna, ebediyyen birisinin
Şu bir bardak şarapta sadakat buldu ruhum
Sen ki ey Panelope,kadim bir sadık kulsun
Mümkün mü unutmak,kıskanmamak uçan kuştan
Öpemeden,koklamadan,salkım saçak sarılmadan
Şu bir bardak şarapta mutluluk buldu ruhum
Sen ki ey güneş yüzlüm,kadim bir Atropos’sun
Aşk,doğmazmış yeniden,dirilirmiş sadece
Bilmem senin halini,tutkuyla doğdu bende
Şu bir bardak şarapta Sertacı buldu ruhum
Sen ki ey kızıl saçlı,karnımdaki Yunus’sun
SÖZ
aynada başka güzelsin,
yatakta başka;
aldırma söz olur diye;
tak takıştır,
sür sürüştür;
inadına gel,
piyasa vakti,
muhallebiciye.
söz olurmuş,
olsun;
dostum değil misin?
_________________________
orhan veli
minik yatirimci
04-01-2006, 18:03
Uzanıp yatıvermiş, sere serpe;
Entarisi sıyrılmış, hafiften;
Kolunu kaldırmış, koltuğu görünüyor;
Bir eliyle de göğsünü tutmuş.
İçinde kötülüğü yok, biliyorum;
Yok, benim de yok ama...
Olmaz ki!
Böyle de yatılmaz ki!
minik yatirimci
04-01-2006, 18:07
Sakız Ağacı / Can Yücel
O bir sakız ağacıydı, alelade;
Bir gün o yeşil sahile çıktı geldi,
O zaman bu zamandır memnun yerinden;
Seyreder bulutları, göğü, denizi.
Titreşirdi rüzgârla güneşli yaprakları;
Ömür sürdü öyle hoşnut dünyasından,
Aydınlıktan uyku tutmazdı bazı geceler,
Motor sesleri duyulurdu uzaklardan.
Tanrı adını işitmedi ömründe;
İnanmadan da madem yaşanıyor diye,
Rüzgârlı bir kıyıda, sevinç içinde,
Yaşamak dururken düşünmek niye?
Anmadı geçenleri bir defa bile;
Ne uğraşır mesut olan gelecekle?
Bir avare misali, günü gününe,
O bir sakız ağacıydı, yaşadı sade.
minik yatirimci
04-01-2006, 18:14
Can Yoldaşı / Ömer Hayyam
Can yoldaşı dostlar çekildi gittiler
Ecel çiğnedi hepsini birer birer
Yan yana oturmuştuk hayat sofrasına
Bizden birkaç kadeh önce sızdı gittiler
minik yatirimci
04-01-2006, 18:16
Aşk / Ömer Hayyam
Ezeli sırları ne sen bilirsin ne de ben
Bu muammayı ne sen okuyabilirsin ne de ben
Perde ardında sen ben dedikodusu var amma...
Perde kalktı mı ne sen kalırsın ne de ben
Ey dünyanın işinden haberi olmayan sen yoksun
Dünya esen yel üstüne kuruldu..
Varlığımız iki yokluk arasındadır
Çevrendekilerde hiçdir sen de bir hiçsin
Medresede söz vardır tekkede de hal
Fakat bu aşk sözden de dışarıdır halden de
İster şeriat müftüsü ol ister şehir vaizi
Aşk mahkemesine gelindi mi dilsiz kesilir
Bugün zevk etmek elindeyken zevkine bak
Yarını düşünmen beyhude bir heves
Bir çok kişiden arda kalanlar
Sana da kalmayacak sen de göçüp gideceksin...
minik yatirimci
04-01-2006, 18:17
Bugun camiye gittim ama
Allah bilir niye;
Bir kilim asirmistim camideno eskidi
gittim yenisini asirmaya
Bugun camiye gittim ama
Allah bilir niye;
Bir kilim asirmistim camideno eskidi
gittim yenisini asirmaya
garip ???:confused:
minik yatirimci
04-01-2006, 20:45
garip ???:confused:
:confused: garip mi?? Omer Hayyam'in en bilinen Rubailerinden biri bu..
uzunvadeci
05-01-2006, 10:18
ŞU BİR BARDAK ŞARAPTA VII
En davetkar bakışıyla fırlattığı, istihza yüklü hançeridir
Farkında mı kırdığı hoyratça, sırsız aynamdaki siluetidir
Şu bir bardak şarapta nedamet buldu ruhum
Sen ki ey Ban-ı Çiçek, Araftaki son putsun
Düşsel kanatlarıyla Baksı’nın ruhu, ulaşmak için Arş-Ala’ya
İhtiyaç duyar mı hiç, kenetsiz balmumu kanatlara
Şu bir bardak şarapta, kibiri buldu ruhum
Sen ki ey gönülçelen, kadim bir İkarus’sun
Doruğunda Toroslar’ın, bir gölcüğe atılan ufak bir taş
Ne denli değiştirir ki, Evren’in geçmiş ve geleceğini
Şu bir bardak şarapta, dinginlik buldu ruhum
Sen ki ey Bahtsız Ece, kadim bir sönmez korsun
:confused: garip mi?? Omer Hayyam'in en bilinen Rubailerinden biri bu..
Garip bulmam size garip geldi galiba Ömer Hayyam yazmış diye garip bulmamalı mıydım, Bu da garip :cool:
minik yatirimci
13-01-2006, 23:34
devri istibdatta söz söylemek memnu idi
söyler isen ağlatırlardı ananı
şimdi devri hürriyetteyiz
önce söyletirler, sonra s.kerler ananı.
minik yatirimci
13-01-2006, 23:35
kabrimi kimse ziyaret etmesin allah için,
gelmesin reddeylerim billah öz kardeşim;
gözlerim ebna-yı ademde o rütbe yıldı kim,
istemem ben fatiha,tek çalmasınlar taşımı...
enterasan bir sekilde sairin mezar tasi calinmistir :D
minik yatirimci
13-01-2006, 23:38
"bir tarihte bir tren yolculuğunda eşref e takılıp kızdırmayı adet edinmiş münasebetsiz bir arkadaşı, eşref insanoğlu çamurdan husule gelmiş derler söylesene adem in çamurunda saman var mıydı acaba diye sorar..
eşref "o an arkadaşa yüce kuranın ayetleri ile cevap vermek istediysem de gerek görmeyip şu dörtlüğü yazdım:
ey bana tıynet-i adem in çamurunda saman var mı diyen
gel bir daha etme bu sual-i hamı
çamurunda saman olsaydı eğer ebül beşer in
çatlayıp ta yarık olmazdı ananın a.ı...
minik yatirimci
13-01-2006, 23:41
çekdiğim çevr ü cefanın sebebinden sorma
deme kim: -badıhave menkabe dellalı budur!
habs ile, nefy ile, işkence ile ömür geçer,
işte türkiyye'de şair olanın hali budur!
minik yatirimci
13-01-2006, 23:57
Seyh-ul islam Yahya efendi nefi'ye pek iyi gozle bakmadigindan su dortlugu yazmistir.
Simdi hayli suhanveran içre
nef'i menendi var mı bir Sair?
emre-ül seb'a-i muallakadır
emre-ül-kays kendidir kafir..
Nefi de cevap olarak sunu yazmistir ve tartisma noktalanmistir :D
bana kafir demis müfti efendi
tutalım ki ben diyem ona müslüman
varıldıkta yarın ruz-i cezaya
ikimizde çıkarız anda yalan
minik yatirimci
14-01-2006, 00:01
bir devlet içün çarha temennâdan usandık
bir vasl içün ağyâra müdârâdan usandık
hicrân çekerek zevk-i mülâkâtı unutduk
mahmûr olarak lezzet-i sahbâdan usandık
düştük katı çokdan heves-i devlete ammâ
ol dâ’iye-i dağdağa-fermâdan usandık
dil gamla dahi dest ü girîbândan usanmaz
bir yâr içün ağyâr ile gavgâdan usandık
nâbî ile ol âfetin ahvâlini nakl et
efsâne-i mecnûn ile leylâ’dan usandık
minik yatirimci
14-01-2006, 00:23
bakanlar bana
gövdemi görürler
ben başka yerdeyim
gömenler beni
gövdemi gömerler
ben başka yerdeyim
aç cübbeni cüneyd
ne görüyorsun
görünmeyeni
cüneyd nerede
cüneyd ne oldu
sana bana olan
ona da oldu
kendi cübbesi altında
cüneyd yok oldu
minik yatirimci
14-01-2006, 00:27
sidharta
nigrôdhâ
koskoca bir agaç görüyorum
ufacik bir tohumda
o ne agaç ne tohum
om mani padme hum (3 kere)
sidharta buddha
ben bir meyvayim
agacim âlem
ne agaç
ne meyva
ben bir denizde eriyorum
om mani padme hum (3 kere)
uzunvadeci
14-01-2006, 23:11
ŞU BİR BARDAK ŞARAPTA X
Nedir yıldız,yıldızlar; kimin atfedilmiş değeri
Olmasın yoksunluğu, atfedenin resmettikleri
Şu bir bardak şarapta, hayalin gördü ruhum
Sen ki ey sende kalan, varoluşumdaki uçurumsun
Ölümlü Onuncu Musa, tutkunsa eğer hemcinslerine
Şiir yüklü bulutlar, dönüşür mü karanlık Hades’e
Şu bir bardak şarapta, kuşkuyla doldu ruhum
Sen ki ey Midilllili, bir kadim HermoAfroditus’sun
Kudüs’e doğru bakınca, Zeytindağı’ndan
Neyse gördüğün, var olandır yaradılışından
Şu bir bardak şarapta, fıtratın gördü ruhum
Sen ki ey Azrail’im, üflediğim kadim Sur’sun
uzunvadeci
22-01-2006, 21:42
ŞU BİR BARDAK ŞARAPTA XI
Bulabilir misin dinginliğini Beydaba’nın
Çıplak ayak izlerinde Hintli Mahatma’nın
Şu bir bardak şarapta huzuru buldu ruhum
Sen ki ey Magdalena, bin bir yüzüyle Vişnu’sun
Uyanıp da akim kalmış uykundan bin yıllar sonra
İstediğin candır canımdan, köprü için baç değil
Şu bir bardak şarapta, vade’yi gördü ruhum
Sen ki ey ömür törpüsü, ömrümün kadim Dumrul’usun
Babasıyken Cumhur’un, çıkmışken kör alevinden Nemrud’un
Ne sen kurtuldun şerrinden ne de ben, verimsiz Uterus’un
Şu bir bardak şarapta, susuzluk çekti ruhum
Sen ki ey çöl sürgünü, İsmail’in kadim topuğusun
turkishwarrior
22-01-2006, 23:39
Düş'le Gerçek Arasında
Durup durup seninle karşılaşıyorum her yerde
Karşıma çıkıyorsun her köşebaşında sen
Kimi gün parklarda, kimi gün sokaklarda, caddelerde
Gözgöze geliyoruz, saatlerce bir şey söylemeden.
Hiç değişmemiş diyorum içimden, ne güzel
İşte yine o! Yine mahzun, yine dalgın, yine ürkek
Hadi gel diyor dudakları.----Özledim, hadi gel
Biliyorum oysa; uzatsam ellerimi, gidecek.
Bu bir aldanış mı? Yoksa var oluş mu yeniden
Söyle bir son mu? Bir başlangıç mı? Bir dönüş mü?
Ne oldu o güzelim zamanlara ansızın uçup giden?
Hadi uyandır beni, söyle; gördüğüm zamansız bir düş mü?
Hadi git, uzaklaş, yokluğuna inandır beni gerçekten
Yoruldum, her bulduğum yerde seni kaybetmekten
kumralada
23-01-2006, 23:13
UĞUR' A AĞIT DEĞİL ÖVGÜ
Günümüzde insan olmanın
Çok ağır bedeli var
Ya parçası olacaksın alçaklığın
Ya seni parçalarlar
Oysa insan olmak
Çoğalabilmektir başkalarıyla
İnsansın, birinin canı yanarken
Seninde canın yanıyorsa
Bir bombayla canına kıyılan
Çoğalmasını bilen biriydi
Daha az Uğur Mumcu'yduk dün
Daha çok Uğur Mumcu'yuz şimdi
ATAOL BEHRAMOĞLU
Ey kör bu yer, bu gök, bu yıldızlar boştur boş,
Sen onu bunu bırak da gönlünü hoş tut hoş.
Şu durmadan dağılıp kurulan evrende,
Hepsi hepsi alacağın bir nefestir o da boştur boş.
....................................
Kim demiş haram nedir bilmez Hayyam
Ben helali haramı karıştırmam
Seninle içilen şarap helaldir
Sensiz içtiğimiz su bile haram...
....................................
Şarap ile eğlence, aşığım benim.
Küfürden, dinden kaçmak; ışığım benim.
Dedim: Ey gelin dünya, başlığın nedir?
Dedi: O güzel gönlün, başlığım benim!
ÖMER HAYYAM
Komutanım,anama selam söyleyin,
Vurdular beni cephede,dün öğleyin,
Şehidin türküsünü,benden dinleyin,
Canım sılada,kanım burada kaldı....
Bayrağıma sarıldım,vatan kokuyor,
Üstüne ılık ılık,kanım akıyor,
Bilirim anam bana,dua okuyor,
Gönül sılada,ömür burada kaldı....
Silah arkadaşım,boyun eğme sakın,
Sen Fatih torunusun,tarihe bakın,
Komutanım,bana da şehadet yakın,
Şahit orada,şehit burada kaldı....
Vaktidir bir yudum su,uzatın bana,
Alnı ak Mehmetçiğin,selamım ona,
Gönlüm rahat ölürüm,vatan uğruna,
Zahmet orada,Mehmet burada kaldı...
Umut ışığım-1995 Nuray KALAFAT
uzunvadeci
27-01-2006, 22:55
ŞU BİR BARDAK ŞARAPTA XII
Çekilmiş sevdan da, azalan sularıyla birlikte Kehanet gölü’nün
Dile getirdiğin kibrindir artık,eşliğinde azametli gururunun
Şu bir bardak şarapta, tenakuz gördü ruhum
Sen ki ey sureti kalan, sen kadim bir Tulku’sun
Verimli toprağınla Altın Hilal’de, işlenmeye hazır ve aç
Doluyken tapınakların tutkunla, olamazsın sevdalına ilaç
Şu bir bardak şarapta, küskünlük duydu ruhum
Sen ki ey fettan Nigal, kalbimde kadim Ur’sun
Hangi kasedir sözedilen, tevazusunu taşıyan mı Lama’nın
Yoksa ıslanmayan suyuyla Haleli’nin, kadehi mi Maria’nın
Şu bir bardak şarapta, doyumsuz kaldı ruhum
Sen ki ey bende kalan, kadim sunakta kumru’msun
BORSAHİSSE
28-01-2006, 01:28
ŞU BİR BARDAK ŞARAPTA XII
Çekilmiş sevdan da, azalan sularıyla birlikte Kehanet gölü’nün
Dile getirdiğin kibrindir artık,eşliğinde azametli gururunun
Şu bir bardak şarapta, tenakuz gördü ruhum
Sen ki ey sureti kalan, sen kadim bir Tulku’sun
Verimli toprağınla Altın Hilal’de, işlenmeye hazır ve aç
Doluyken tapınakların tutkunla, olamazsın sevdalına ilaç
Şu bir bardak şarapta, küskünlük duydu ruhum
Sen ki ey fettan Nigal, kalbimde kadim Ur’sun
Hangi kasedir sözedilen, tevazusunu taşıyan mı Lama’nın
Yoksa ıslanmayan suyuyla Haleli’nin, kadehi mi Maria’nın
Şu bir bardak şarapta, doyumsuz kaldı ruhum
Sen ki ey bende kalan, kadim sunakta kumru’msun
çok güzel şirr yaww..
uzunvadeci
28-01-2006, 10:45
Teşekkür ederim
uzunvadeci
28-01-2006, 10:46
Teşekkür ederim
Bu cennet vatanın bekası için çıktılar yola,
Binlerce mehmet im ayrıldı üç kola
Allah-u ekber dağlarında verildi mola,
Yollar,Çanakkale'ye,Yemen'e,Sarıkamış'a...
Üçüncü ordunun seçilmiş doksan bin eri,
Cennetlik bir ordunun bu son bir seferi,
Geriye dönmeyecekmiş meğer tek bir neferi...
Mahşere kalmıştı yine,düğünleri,tüm ümitleri...
Soğuktan buz tuttu gözleri,tükendi birden dizlerin feri,
Sarıkamış ta kaldı,Mehmet'lerin o nur bedenleri
Toprak ağır bir bedelle almıştı,o dağ gibi Koçyiğitleri,
Mehmet'im başka bir uykuya dalmıştı burada,
Kurban verilmişti doksan bin nefer vatana,yurda,
Bu aziz vatanı vermediler o namert çakala kurda,
Ruhları hala nöbettedir Çanakkale'de,Sarıkamış'ta...
Dedi ki Mehmet'im;
Biz bu ordunun savaş erleriydik geldik buraya,
Hiç gönül koymadık ki biz,yare,yarene hasret sılaya,
Göğsümüze değmedi,ne top,ne de bir mermi,
Düşündüm bir an,yarasız asker cennete böyle gidermi?
Eğer vatan içinse bu kutsal sefer,yaralı,yarasız bütün neferler,
Hiç şeksiz şüphesiz cennetin bağrına gidermiş meğer...
Bir ara tüfeğim,yüküm kaydı omuzlarımdan,
Tutmak istedim tutamadım,sıyrılıp kaydı avuçlarımdan,
Haksız bir medet ummuşum,kanı donmuş parmaklarımdan,
Buzdan bir düşman tutmuştu sanki ayaklarımdan...
Sesimizi duymaz olmuştu artık hiçbir komutan,
Dizleri kilitlenip ayakta ölmüştü çavuşum Osman...
Yavaş yavaş örtülüyordu üstümüze kardan bir yorgan...
Hiç bilmediğimiz tatlı bir uyku sarmıştı gözlerimizi,
Helallik için söyledik birbirimize son sözlerimizi...
Hayret!O Şimal rüzgarları öpüyor gibiydi tenlerimizi,
Son anda melekler şefkatle ısıtıyordu üşümüş ellerimizi...
Baktım karların içinden göründü anamın o nurlu yüzü,
Bakıyordu bir yerden eşimin o ceylan sürmeli gözü,
Duydum,''Yavrum haydi gel''der gibiydi babamın sözü,
Artık Sarıkamış olmuştu bize,bir nur denizi...
Meleklere gamze olacakmış meğer yüzlerdeki buzların izi,
Sarıkamış ta bedenlerle,cennette ruhlarla bekleriz sizi...
Zaman haklı çıkardı,eşim cennete gitti diyen nenemi,
Cennetteki törende gördüm,93 Harbine giden dedemi,
Dün akşam cennete bir başka şehitler ordusu geldi yeniden,
Yüzleri Ay gibi parlıyordu,kimi Çanakkale'den,kimi Yemen'den.
Bu şiiri 22-Aralık 1914 senesinde Enver paşa komutasında 3'üncü orduya bağlı 90.000 Şehidimize ve tüm Şehitlerimiz anısa yazdım,önlerinde hürmet ve saygıyla eğiliyorum.
Şiirin yazarını bilmediğim için yazamadım.Saygılar.
..BİR ÇOCUK AĞLAR İÇİMDE....
bir çocuk ağlar içimde
göz fenerlerinde maviyi kaybetmiş,
yitik bir hamurla yoğrulur yüreği
bir çocuk ağlar içimde
soğuk ve yıldızsız gecelerde geceyi örter üstüne
ve
kınalı bir gelincik koşar kalbinde
elleri üşür
güneşe koşmak ister
ve bir çiçek besler ellerinde
gözyaşlarıyla sular onu
nabzında yaşamın verdiği yorgunluk var
susmak ister artık..
Yılmaz ERDOĞAN
Sol Yanım Cennettir
"Hoş geldin kadınım benim hoş geldin
yorulmuşsundur;
nasıl etsemde yıkasam ayacıklarını
ne gül suyum ne gümüş legenim var,
susamışsındır;
buzlu şerbetim yok ki ikram edeyim
acıkmışsındır;
beyaz ketenli örtülü sofralar kuramam
memleket gibi yoksuldur odam.
Hoş geldin kadınım benim hoş geldin
ayağını bastın odama
kırk yıllık beton, çayır çimen şimdi
güldün,
güller açıldı penceremin demirlerinde
ağladın,
avuçlarıma döküldü inciler
gönlüm gibi zengin
hürriyet gibi aydınlık oldu odam...
Hoş geldin kadınım benim hoş geldin."
Nazım Hikmet Ran
Sanırım şiirlerinde, kadınlarını dizelerde
seven ve onları yeniden yaratan en iyi şair
ya da zahir, Nazım'dır.
Zahir, tüm yarattıklarında, kendisinden görünebilir
izler işaratler bulunan demektir.
Elbette herkes yarattığı her ilşkinin içine kendinden
bir şeyler katar ve bu onu yaratıcı kılar.
İlişki kaos'unun yaşandığı bu amansız çağda
yaratılan ilişkilerin acımasızlığı sizin de ruhunuzu
derinden yaralıyor mu bilmiyorum.
Ya da sol yanınızın hep boş olduğunu hiç fark ettiniz mi?
Ve bunun için ne yaptınız
Eğer siz, arayışın çağrısına uymuyorsanız
köle ruhlusunuz.
Zahir olan, arayışta yaratır kendini ve olymph'e tırmanıp
kendi çağının dışından haykırır.
Hangi maskemin altında sevgi,
hangi maskemin altında hastalık
Ve hangi maskemin altında sol yanım gizli.
Haykırmadığınızı biliyorum. çünkü siz
"İnsanın kendi gerçekliğini,
kendisinin yarattığını bilmiyordunuz."
Ya da işinize öyle geldi.
Resmi olmayan yalnızlıklarda sizi farklı mekanlarda
arayan sevgilinizin tenine değmediniz, sesi sesinize
değdiğinde sadece yalnızlınığınız çoğaldığını sanıp
sendelediniz.
Duygu hapishenenize şiddeti, öldürme tutkusunu,
kıskançlığı ve öç almayı gömdünüz.
Oysa korku, cehennemin zebanisiydi ve siz hep
yanınızda nefes alan, aynı kaldırmlarda sizinle
yürüyen, aynı gecelerde, aynı yaraları alan kalp
atışlarınızın siz farkında olmadan hep birbirine
tutunup sizi yalnız bırakmadığını da duymadınız.
Belki de İçinizde taşıdığınız, paramparça olmuş aynalarla
yaşamak istediniz, onların ruhunuzda yarattığı kimlik ve
ve kişilik parçalarıyla kalmak, kendinizden ve insanlardan
hep kaçmak ve "sevme gücünüzü yitirdiğiniz için,
kahraman olmak istediniz".
Ve "sevginin kişinin gücünün sınanması olduğunu"
bidiğiniz için bu sınamadan korkup kaçtınız hep.
Ve "sol yanınıza" ihanet ettiniz bilmeden...
"Evcilleştirmek, bağlar yaratmak demektir".
diyen Saint-Exupéry'nin Küçük prens adlı kitabındaki
Tilki'nin çığlıda kulaklarınıza gelmedi.
Ve devamında şöyle diyordu küçük kahraman:
"ama insanlar bu hakikakatleri unuttu. Evcilleştirdiğin
herşeyden sorumlusun, ömrünün sonuna dek."
"Bugün yastığa baş koymadan önce yanınızda ya da
düşlerinizde yatan, o sıcak bedenin gözlerine bakın,
saçlarını okşayın, vucüduna dokunun ve sorun kendinize;
Duygu hapishanemdeki zebaniyi niye taşıdım hep?
o zabani duygularımı esir alırken ben, ellerimle nasıl
dokunabilidim o sıcak bedene.
Biliyorum korkuyu duygu hapishanelerinin bekçisi yapıp,
tetik çekenler ve tetik çekmeye gidenlerin
dünyasında bu sorular hiç olmadı ve belki de hiç olmayacak...
Ama biliyorum, bellekleri olsaydı utanırdı tetik çeken o eller
ve lanetlerdi kendini taşıyan ruhları.
Kaldırımlara, günbatımına, yıldızlara ruhlarını gömenler:
Gelin uçuruma bir daha bakalım; yanımıza aşkı,
cesareti ve sevgilinizin sıcak bedenini alalım…
Sonsuz sözümdür:
Adım:
Eylül...!
Kızıl yapraklar çoğalıyorum artık
Eşkalimde sol yanım...
Yıllardır farklı kentlerde ve coğrafyalarda aradığım
sol yanım...
aynı kentin kaldırımlarında
yürümüştük onla, aynı duraklarlarda otobüs beklemiş
ve aynı hazanlarda yaralanmıştık
Arayışın başladığı yerde ortak yaralar almıştık...
orda aynalar yaratmıştık kendimize, aldığımız yenilgiler
yüreğimizdeki aynaları parçalayıp her gün yeniden
kırık cam parçaları ruhumuzu kanatırken
sadece sebat etmiştik acıya...
Ve
Eyüb'ün sabrıydı, avuçlarımıza değen.
Hoş geldin, sol yanım
bilgin35
03-02-2006, 00:52
Ey bi-vefa ki adet oluptur her dem cefa sana
Billah cefadır olma demek bi-vefa sana
Fuzuli
ÇOK GÜZEL ŞEY
Yaşamak güzel şey doğrusu
Üstelik hava da güzelse
Hele gücün kuvvetin yerindeyse
Elin ekmek tutmuşsa bir de
Hele tertemizse gönlün
Hele kar gibiyse alnın
Yani kendinden korkmuyorsan
Kimseden korkmuyorsan dünyada
İyi günler bekliyorsan hele
İyi günlere inanıyorsan
Üstelik hava da güzelse
Yaşamak güzel şey
Çok güzel şey doğrusu
Melih Cevdet ANDAY
Eskidendi Çok Eskiden
Hani erken inerdi karanlık
Hani yağmur yağardı inceden
Hani okuldan, işten dönerken
Işıklar yanardı evlerde
Hani ay herkese gülümserken
Mevsimler kimseyi dinlemezken
Hani çocuklar gibi zaman nedir bilmezken
Hani herkes arkadaş
Hani oyunlar sürerken
Hani çerçeveler boş
Hani körkütük sarhoş gençliğimizden
Hani şarkılar bizi hanüz bu kadar incitmezken
Eskidendi, eskidendi, çok eskiden
Şimdi ay usul, yıldızlar eski
Hatıralar gökyüzü gibi
Gitmiyor üzerimizden
Geçen geçti
Geçen geçti
Hadi geceyi söndür kalbim
Şimdi uykusuzluk vakti
Gençlik de geceler gibi eskidendi
Hani herkes arkadaş
Hani oyunlar sürerken
Hani çerçeveler boş
Hani körkütük sarhoş gençliğimizden
Hani şarkılar bizi hanüz bu kadar incitmezken
Eskidendi, eskidendi, çok eskiden
Hani herkes arkadaş
Hani oyunlar sürerken
Kimse bize ihanet etmemiş
Biz kimseyi aldatmamışken
Hani biz kimseye küsmemiş
Hani hiç kimse ölmemişken
Eskidendi, çok eskiden
Hani herkes arkadaş
Hani oyunlar sürerken
Hani çerçeveler boş
Hani körkütük sarhoş gençliğimizden
Hani şarkılar bizi henüz bu kadar incitmezken
Eskidendi, eskidendi, ah eskiden
Murathan Mungan
(Aynı zamanda Sezen Aksu'da yorumluyor.)
kumralada
07-02-2006, 18:17
DENIZ MUSIKISI
Ey.. Üzerinde yıllar vadedilmiş
Mavilikler ortasında ada
Bu sonbahar günü ruhumda geniş
Ve karanlık hatıran canlanmada.
Bu ürkek, sakin sonbahar akşamı
Denizlere doğru taşıyor ruhum
Denizler doldurmuş bütün dünyamı
Sana denizlerden sesleniyorum.
Ben denizlere aşinayım artık
Yabancım değil deniz musikisi
İlk aşk kadar temiz bu aşinalık
Deniz sevgililerin en iyisi.
Deniz insanlarının hepsi cömert
Denizler, denizler doldurdu beni
Denizler mavi, denizler lacivert
Deniz insanlarının gönlü gani.
Denizlerin beyaz gemileri var
Dağlar misali heybetli küpeşte
Işıkla, nurla yoğrulmuş dalgalar
Deniz insanları yanmış güneşte.
Anlıyorum köpüklerin dilinden
Onlar ki sonsuzluğa gönül vermiş
Martılar bir kıtanın sahilinden
Bambaşka bir kıtaya kanat germiş.
Dalgalar, Dalgalar, Dalgalardan yüce
Bulutlardan beyaz ve hür dalgalar
Benim avare ve mahzun gönlümce
Zamanla beraber yürür dalgalar.
Her saat benimle beraber deniz
Keskin poyrazları içime dolar
Söyleyin, söyleyin neredesiniz
İyi yürekli tayfalar, muçolar.
Sana geliyorum deniz, beni sar
İçimde mesafelerin korkusu
Renkten besteler, köpükten çalgılar
Ey emsalsiz musiki, Ey tuzlu su..
Gönlüm maviliğin sonsuzluğunda
Düşüncem deniz kenarına gider
Gemiler görürüm deniz ufkunda
Yelkenleri alev alev gemiler..
Ey neşeli ve bahtiyar tayfalar,
Deniz şarkısı söyleyin bana
Kapansın şu hasret dolu sayfalar
Giderim bir limandan bir limana.
Rüyalar gibi deniz yolculuğu
Güneşle beraber çıkılır yola
Bir türkü tutturur deniz çocuğu
Heyamola, dalgalar heyamola.
Her akşam düşsün gözbebeklerime
Masmavi denizlerin aydınlığı
Dövmeler işletip bileklerime
Söyleyeceğim bu mavi şarkıyı.
Bütün şehirleriniz sizin olsun
Ben aşığım dalgaların sesine
Taparcasına, ölürcesine
İçimde ne varsa denizin olsun...
ÜMİT YAŞAR OĞUZCAN
minik yatirimci
08-02-2006, 14:01
Aşağıdaki şiir, edebiyat tarihimizin saygın şahsiyetlerinden Sümbülüzade Vehbi Efendi'nin müstesna bir eseridir. Bu gerçekten yaşanmış şiir olayının hikayesi de söyle: Bir gün padişah, Vehbi Efendiyi yanına çağırır ve: "Bana öyle bir şiir yaz ki, bir mısrasını okuyunca içimden seni öldürmek, bir sonrakini okuyunca ise ödüllendirmek gelsin" der.
Ve iste sonuç:
Azm-u hamam edelim, sürtüştürem ben sana,
Kese ile sabunu, rahat etsin cism-u can.
Lal-u şarap içurem ve ıslatıp geçirem,
Parmağına yüzüğü, hatem-i zer rahşan.
Eğil eğil sokayım, iki tutam az midir?
Lale ile sümbülü kakülüne nevcivan.
Diz çökerek önüne ılık ılık akıtam,
Bir gümüş ibrik ile destine ab-i revan.
Salınarak giderken arkandan ben sokayım,
Ard eteğin beline, olmasın çamur aman.
Kulaklarından tutam, dibine kadar sokam,
Sahtiyenden çizmeyi, olasın yola revan.
Öyle bir sokayım ki, kalmasın dışarda hiç,
Düşmanın bağrına, hançerimi nagehan.
Eğer arzu edersen, ben ağzına vereyim,
Yeter ki sen kulundan lokum iste her zaman.
Herkese vermektesin, bir de bana versene,
Avuç avuç altını, olsun kulun saduman.
Sen her zaman gelesin, ben Vehbi'ye veresin
Esselamun aleyküm ve aleyküm esselam.
soz sanatinin orjinal ve ender orneklerinden
MaviKalp
18-02-2006, 20:09
.
AYRILIK NİKAHI
Seni bilmem ama ben kararlıyım
Şu garip sevdadan cayalım gitsin
Bu aşkta senden çok ben zararlıyım
Bir kumar oynadık diyelim gitsin
İçimde bir his var benden pes diyor
Olmayan duadan ümit kes diyor
Madem ki bahtımız böyle istiyor
Kaderin emrine uyalım gitsin
Seninle burcumuz tutsaydı keşke
Aslanlar bir başka yengeç bir başka
Yarını olmayan hayırsız aşka
Ayrılık nikahı kıyalım gitsin
Farz et ki bir rüya gördük ikimiz
Gerçekte bu hissi tanımadık biz
Böyle bir masalı yaşamadık biz
Bir varmış bir yokmuş sayalım gitsin
Marifet feleğin elinden çıkmış
Dünyada başka bir terzisi yokmuş
Keremi Aslıyı narına yakmış
Ateşten gömleği giyelim gitsin
Tiryaki gönlümde olmasın kuşkun
Tek sana müptela tek sana düşkün
Ardından bir ağıt yakalım aşkın
Adını elveda koyalım gitsin.
Cemal Safi
.
semerkandi
18-02-2006, 21:40
SARMAŞIK GÜLLERİ
Yalnız kalan ruhumun acısı çok derindir
Yıllar geçse de inan kalbimin esiridir
Alamaz bin sevgili kalbimdeki şu yeri
Sanki içimde açan bu sarmaşık gülleri
Her yerde hatıran var her şey seninle dolu
Her yerde senin ismin bu yol aşkımın yolu
Alamaz bin sevgili kalbimdeki şu yeri
Sanki içimde açan bu sarmaşık gülleri
Teoman Alpay
Birisi
Birşey var aramızda,
Senin bakışından belli,
Benim yanan yüzümden.
Dalıveriyoruz arada bir,
İkimiz de aynı şeyi düşünüyoruz belki,
Gülüşerek başlıyoruz söze.
Birşey var aramızda
Onu buldukça kaybediyoruz isteyerek,
Fakat ne kadar saklasak nafile,
Senin gözlerinde ışıldıyor,
Benim dilimin ucunda.
nihat ulvi akgün
Bağışla
Ya zamanından çok erken gelirim
Dünyaya geldiğim gibi
Ya zamanından çok geç
Seni bu yaşta sevdiğim gibi
Mutluluğa hep geç kalırım
Hep erken giderim mutsuzluğa
Ya herşey bitmiştir çoktan
Ya hiçbir şey başlamamış
Öyle bir zamanına geldim ki yaşamın
Ölüme erken seviye geç
Yine gecikmişim bağışla sevgilim
Seviye on kala ölüme beş
aziz nesin
temizlikçi
19-02-2006, 18:08
one love one love...
let's get together and feel allright..
Yine Ölemiyorum..
Bazı anlar var, bir şarkı geliyor kulağıma... Zamanı durduran.. Bana "Seni"
hatırlatan..
O anlar acaba diyorum.. Acaba o da beni düşünüyor mu.. Benim onu sevdiğim kadar
o da beni seviyor mu.. Gözlerinde kaybolduğum insanın kalbinde azda olsa bir
yerim var mı?..
Sorular, sorular, sorular.. Bana ne yaşattın ki seni bu kadar unutulmaz, seni bu
kadar Vazgeçilmez yaptı.. Biliyorum sorular seni bana getirmez.. Biliyorum acım
ne yaparsam yapayım dinmez..
Her güne başlarken Vazgeçtim diyorum. Bu gün son.. Bir daha adını anmayacağım,
gözlerini düşünmeyeceğim, nefesini hissetmeyeceğim… Olmuyor yapamıyorum işte...
Seni içimden söküp atamıyorum…
Hayatta bir insanın başına gelebilecek en büyük mucizesin… Ve ne şanslıyım ki
ben bu mucizeyi yaşadım.. Hala da yaşıyorum… Hala geceleri karanlık odamda bana
gülümsüyorsun..
Gittiğinden beri değişen çok şey yok... Senden kalanlarla seni yaşamaya
çalışıyorum.. Her yağmurda dışarıya fırlıyor sokaklarda seni arıyorum.. Seni ilk
gördüğüm günü hatırlıyorum.. O anı yaşıyorum.. Başını omzuma koyduğun anı..
Keşke diyorum o an ölebilseydim....
Yine yağmur yağıyor.. Yine sokaklardayım.. Yine ağlıyorum..... Ve yine
ölemiyorum......
Atilla İlhan'dan güzel bir flash
temizlikçi
27-02-2006, 01:52
Ömer Hayyam'dan…
Sen sofusun, hep dinden dem vurursun;
Bana da sapik, dinsiz der durursun.
Peki, ben ne gorunuyorsam oyum;
Ya sen? Ne gorunuyorsan o musun?
Molla fahiseye demis ki: -Utanmaz kadin;
Her gun sarhossun, onun bunun kucagindasin.
Dogru demis fahise, ben oyleyim; ya sen?
Sen bakalim su gorundugun adam misin?
İçin temiz olmadiktan sonra
Haci hoca olmussun, kac para!
Hirka, tesbih, post, seccade guzel ama;
Lan, Tanri kanar mi bunlara?
Seni kuru softalarin softasi seni!
Seni cehenneme komur olasi seni!
Sen mi Hak'tan akil dileyeceksin bana?
Hak'ka akil ogretmek senin haddine mi?
Ben kadehten cekmem artik elimi;
Tutmam senin kitabini, minberini.
Sen kuru bir softasin, ben yas bir sapik;
Cehennemde sen mi iyi yanarsin, ben mi?
Toprak olup gitmislere sorarsan
Ha gavur olmussun ha musluman.
Kimler bu dunyada eglenmemisse
Otekinde yanliz onlar pisman.
Kim gormus o cenneti, cehennemi?
Kim gitmis de getirmis , haberini?
Kimselerin bilmedigi bir dunya
Ozlenmeye korkulmaya deger mi?
Bir elde kadeh bir elde Kuran
Bir helaldir isimiz bir haram
Su yarim yamalak dunyada
Ne tam kâfiriz ne tam musluman
"Göklerde öküz yildizi Ülker vardir,
Bir baska öküz de altta derler vardir...
Gercekleri aklin ile gor etrafta,
Alt ust arasinda cok esekler vardir!.."
"Koydun yemi, kurdun tuzak ey yaradan!
Tuttun avi, verdin ona bir ad: Insan!
Her hayri ve her serri duzenler, sonra
Herkeste bulursun yine sen bir noksan!..."
Madem ki elinde yok acik bir gercek,
Bostur bir omur suphe edip beklemek...
Keyfince ic, olmuyor gidisten haberin!
Sarhos ol, ayik ol, o da farketmez pek...
Hep boyleyim iste! sarhosum cok zaman
Alnim apacik, bende temizdir vicdan!
Sarhos edebilseydi diger haramlar,
Kalmazdi cihanda bir tek ayik insan...
Kadeh alirim bir ele, bir elde Kuran,
Bir yanda haramdayim, helal bir yandan!
Gok kubbenin altinda gecer omrumuz,
Kafir degiliz biz, ne de tam musluman..
Dilberleri Rabbim bize hem gonderdin
Hem onlara bakmaniz gunahtir dedin!
Uymaz yasagin emrine, dersin bana:
"Ters tut onu sen dokulmesin kadehin"!
Mezhep ile din pesindeler bir halk var,
Bir halk da kesinle supheden gordu zarar,
Birden bire seslendi gelip bir tellal!
"Heyhat! ne odur yol ne bu, ey saskinlar..."
Dostum, caresizsen gami koy bir yana!
Bos seylere takma sen kiyilmaz cana...
Gel dunyada bir hosca gecir omrunu,
Alem yaratildiginda kim sordu sana?
"Hayyam! gunahim cok diyerek gamlanma!
Yoktur sana bir faydasi, tek gamlanma!
Gelmezdi bagis eger gunah olmasa,
Af var gunahin sonunda pek gamlanma..."
Zerdütt sarabindan iciverdim, kime ne!
Kafir ya mecusi, putperestim, kime ne?
Benden yana bir suphesi var herkesin,
Benim bana sahip, karisan kim? Kime ne? "
Kurdun bana yuzlerce tuzak, olmaz bu!
Daldim gama attikca ayak, olmaz bu!
Hem dunyada her zerreye hukmun gecsin,
Hem sonra "asisin" de birak, olmaz bu!..."
Et, denmede gunduz gece mutlak tovbe,
Yok kadehi artik ele almak, tovbe!...
Gul mevsimi geldi, gam keder yok simdi,
Rabbim ederim tovbeye ancak tovbe!..."
Onlar diyor ki hurili cennet sana hostur
Yok yok derim, uzum suyu icmek bana hostur
Sen bak pesin gelen seye bosver o hayale
Zira davul uzakta calarken daha hostur
Beni özene bezene yaratan kim?
sen!..
Yolumu da çizmissin önceden
Madem bana günah ileten de sen
Öyleyse nedir o cennet cehennem?.."
temizlikçi
27-02-2006, 02:46
Birgün öleceksin
Hala korkular, renkler ardinda misin?
Cirkinle güzel secmek kaydinda misin?
Oldun diyelim Zemzem, ya da ab-i hayat
Birgün öleceksin yar, farkinda misin?
Ömer Hayyam
temizlikçi
27-02-2006, 02:56
288 nolu Rubai
288
Derler: Aşık ve sarhoş cehennemlik olacak!
Bu söz ki gönüllere sanma korku salacak.
Giderse cehenneme tüm aşık ve sarhoşlar;
Küçük yapın cenneti, yarın bomboş kalacak!
Ömer Hayyam
Gel Artık..
Umutlarım yorgun...
Eylüllerim tükenmek üzere…
Ömrümün son noktası
Koyuldu koyulacak....
Kısırlaştı
Mutluluklarım..
Kederlerim
Doğurgan....
Gel artık SEVGİLİ.
Yıldız yıldız..
Öperim gerdanından..
Gecelerim ol gel....
Ahmet Kovancı
Şair : Ahmet Kovancı
SEN YOKSUN
Yanındayım sen yoksun
Bakıyorum gözlerine yoksun
Dinliyorum sözlerini yoksun
Benim aradığım sen yoksun
Kıymet bilen sen yoksun
Taştan yumuşak sen yoksun
Tozdan büyük sen yoksun
Benim sevdiğim sen yoksun
Gülmek isteyen sen yoksun
Sevilmeyi isteyen sen yoksun
Yokluğundaki sen yoksun
Senden öte sen yoksun
Dua
Canim,ruhum,bİrtanem,
GÖzÜmÜn Nurusun HerŞeyİmsİn Sen
İÇtİĞİm Su,aldiĞim Nefes
Damarlarimda Gezen Al Kanimsin Sen
Benİmle AĞlayip, Benİmle GÜldÜn,
Kederde,sevİnÇte Yanimda Oldun
Ne Zaman BÜyÜdÜn,hem Asker Oldun?
YİĞİdİm,nurtanem,evladimsin Sen
Tertemİz Kalbİn,sonsuz Sabrin Var
Onurun,gururun,asİl Ruhun Var
Pek De MÜtevazİ Bİr BenlİĞİn Var
Ne Zaman BÜyÜdÜn Sen Asker Oldun?
TuttuĞun Altin Olsun, İŞİn Rast Gİtsİn,
Dertler Senden Uzak,yÜzÜn Hep GÜlsÜn,
SevdİĞİnle Mutluluk Bİr ÖmÜr SÜrsÜn
Askerİm,bİrtanem,gÜl Kokumsun Sen...
seviyorum seni ama...
Uzaktan bakarken kalbim atar...
Baska kizlarla görünce icim yanar...
SEVIYORUM SENI AMA NEYE YARAR?
Anlatamam sana sevgimi, yanlis anlarsin diye ödüm kopar...
Bu sevda öldürüyor beni....
SEVIYORUM SENI AMA NEYE YARAR?
Kimse sevemez seni, benim sevdigim kadar...
SEVIYORUM SENI AMA NEYE YARAR....?
SORMASINLAR
Mecnun’a Leyla sorulduğunda
Ferhat’a Şirin sorulduğunda
Bülbül’e gül sorulduğunda
Bana seni sormasınlar
Kıyamet günü geldiğinde
Hesaplar sorulduğunda
Terazin dengede olduğunda
Bana seni sormasınlar
YANIYOR
Yanıyor, yanıyor ormanlarımız,
Sanarız ki yananlar ağaçlarımız,
Sızlamadan hiç vicdanlarımız,
Oysa yananlar oksijen kaynaklarımız.
Yanıyor, yanıyor evlerimiz,
Bitmek bilmeyince ihmallerimiz,
Dolsa da yaşla gözlerimiz,
Geri gelmez yanan servetimiz.
Yanıyor, yanıyor fabrikalarımız,
İçinde çığlık çığlığa insanlarımız,
Sebebi uygulanmayan kurallarımız,
Kapanıyor bir bir kazanç kapılarımız.
Yanıyor, yanıyor arabalarımız,
İçinde imdat isteyen yolcularımız,
Sebebiyse trafik canavarlarımız,
Canavar yüzünden gidiyor canlarımız.
Yakmayalım ormanları, kollayalım,
Evlerimizde daha dikkatli olalım,
Trafik canavarlarını uyaralım,
Yanmadan, yakmadan yaşayalım.
temizlikçi
02-03-2006, 04:45
Ben bu derde düşeli
Bu sakalı kırkarım
Hak ile bilişeli
Bu sakalı kırkarım
Ben keserim o biter
Çemende bülbül öter
Usta berber der 'yeter'
Bu sakalı kırkarım
Ben çalarım tanbura
Giyinirim tennure
Hak çerağın uyara!
Bu sakalı kırkarım
Ben gezerim yazıda
Kuvvetim var pazuda
Ne işim var kazıda!
Bu sakalı kırkarım
Kaba sakal istemem
Hep kesilse gam yemem
Hiç kısa - uzun demem,
Bu sakalı kırkarım
Var mı bunda bir hatam
Gayrı gönülden atam
Çok mu gelir bir tutam?
Bu sakalı kırkarım
Aşka olup mülazım
Bilindi cümle razım...
Gayrı, sakal ne lazım!
Bu sakalı kırkarım
Bıyığımla başımı,
Kirpiğimi kaşımı...
Hak onara işimi...
Bu sakalı kırkarım
Kaygusuz Abdal menem
Fartu furtu bilmenem
Tek tüyünü koymanam
Bu sakalı kırkarım
.
Kaygusuz Abdal
temizlikçi
02-03-2006, 04:46
Ademi balçiktan yogurdun yaptin,
Yapip da neylersin, bundan sana ne
Halk ettin insani saldin cihana
Salip da neylersin bundan sana ne
Bakkal misin teraziyi neylersin
Isin gücün yoktur gönül eglersin
Kulun günahini tartip neylersin
Geçiver suçundan bundan sana ne
Katran kazanini döküver gitsin
Mümin olan kullar didara yetsin
Emreyle yilana tamuyu yutsun
Söndür su atesi bundan sana ne
Sefil düstüm bu alemde naçarim
Kildan köprü yaratmissin geçerim
Sol köprüden geçemezsem uçarim
Geçir kullarini bundan sana ne
Kaygusuz Abdal der cennet yarattin
Cehenneme nice kullari attin
Nicesin ates-i ask ile yaktin
Yakip da neylersin bundan sana ne
Kaygusuz Abdal
temizlikçi
02-03-2006, 04:48
Bir kaz aldım ben karıdan
Boynu da uzun borudan
Kırk abdal kanın kurudan
Kırk gün oldu kaynadırım kaynamaz
Sekizimiz odun çeker
Dokuzumuz ateş yakar
Kaz kaldırmış başın bakar
Kırk gün oldu kaynadırım kaynamaz
Kaza verdik birkaç akça
Eti kemiğinden pekçe
Ne kazan kaldı ne kepçe
Kırk gün oldu kaynadırım kaynamaz
Kaz değilmiş be bu azmış
Kırk yıl kaf dağını gezmiş
Kanadın kuyruğun düzmüş
Kırk gün oldu kaynadırım kaynamaz
Kazı koyduk bir ocağa
Uçtu gitti bir bucağa
Bu ne haldir hacı aga
Kırk gün oldu kaynadırım kaynamaz
Kazımın kanadı selki
Dişii koyun emmiş tilki
Nuh Nebi'den kalmış belki
Kırk gün oldu kaynadırım kaynamaz
Kazımın kanadı sarı
Kemiği etinden iri
Sağlık ile satma karı
Kırk gün oldu kaynadırım kaynamaz
Kazımın kanadı ala
Var yürü git güle güle
Başımıza kalma bela
Kırk gün oldu kaynadırım kaynamaz
Suyuna biz saldık bulgur
Bulgur Allah deyü kalgır
Be yarenler bu ne haldir
Kırk gün oldu kaynadırım kaynamaz
Kaygusuz Abdal n'idelim
Ahd ile vefa güdelim
Kaldırıp postu gidelim
Kırk gün oldu kaynadırım kaynamaz
.
Kaygusuz Abdal
.
temizlikçi
02-03-2006, 04:49
Kaplu kaplu bağalar kanatlanmış uçmağa
Kertenkele derilmiş diler Kırım geçmeğe
Kelebek ok yay almış ava şikara çıkmış
Donuzları korkudur ayuları kaçmağa
Ergene’nin köprüsü susuzluktan bunalmış
Edirne minaresi eğilmiş su içmeğe
Kazzaza balta koydum çevrisim deremezem
Çuval çayırda gezer segirdüben kaçmağa
Allahımın dağında üçbin balık kışlamış
Susuzluktan bunalmış kanlı ister göçmeğe
Leylek koduk doğurmuş ovada zurna çalar
Balık kavağa çıkmış sögüt dalın biçmeğe
Bir sinek bir devenin çekmiş budun koparmış
Salinuban seğirdür bir yâr ister koçmağa
Bir aksacık karınca kırk batman tuz yüklenmiş
Gah yorgalar gah seker şehre gider satmağa
Donuz dügün eylemiş ayuya kızın vermiş
Maymun sindi getirmiş kaftan gömlek biçmeğe
Deve hamama girmiş dana tellallık eder
Susığırı natır olmuş nöbet ister çıkmağa
Kaygusuz’un sözleri Hindistan’ın kozları
Bunca yalan söyledin girer misin uçmağa
.
Kaygusuz Abdal
temizlikçi
02-03-2006, 04:50
Temiz bir can gelmiş; ne toz, ne toprak.
O dünya konuğuna, burda iyi bak.
Otur, biraz sohbet et; sabah şarap sun;
Birazdan diyecek ki: Sonrası; yasak!
Ömer Hayyam
temizlikçi
02-03-2006, 04:51
Eyvah ki; aşksız gönül dinden sayılmaz!
Yanmazsa aşkla o, gönülden sayılmaz!
Sevmeden geçirdiğin bir günün varsa;
O gün boşa geçmiştir, günden sayılmaz!
Ömer Hayyam
temizlikçi
02-03-2006, 04:52
İnci ateşi usta dalgıçla söner,
Usta dalgıçta elbet olmalı hüner,
Malı yârin elinde, canı avuçta
Dibe giderken başı ayağa döner!
Ömer Hayyam
temizlikçi
02-03-2006, 04:53
Ne kazandım dünyadan? Sorulunca: Hiç.
Şu kısacık yaşama sarılınca? : Hiç.
Yanan neşe mumuyum, üzme boşuna;
Cem elinde kadehim, kırılınca: Hiç.
Ömer Hayyam
temizlikçi
02-03-2006, 04:53
Kimse emin değil ki şafaktan tekrar.
İste; gelsin, gül renkli şaraptan tekrar.
Sen altın değilsin ki, hey aptal herif;
Gömüp de çıkarsınlar topraktan tekrar!
Ömer Hayyam
temizlikçi
02-03-2006, 04:54
Gül yüzlünün kalbini eğmek istersen,
Dikene de razı ol, değmek istersen.
Yüz parçaya bölünmüş tarağa bir bak;
O güzelin saçını sevmek istersen!
Ömer Hayyam
temizlikçi
02-03-2006, 04:54
Erenlere hizmet et, ermişlikten ayrılma.
Namaz kıl ve oruç tut, delilikten ayrılma.
Sözün en doğrusunu, dinle Ömer Hayyam'dan:
Şarap iç, yol kes ama; iyilikten ayrılma!
Ömer Hayyam
temizlikçi
02-03-2006, 04:55
Beni, toprak ve sudan kazdı; benim suçum ne?
Dokuduğu ipek, çul, sazdı; benim suçum ne?
İyi, kötü yaptığım her şeyi ve her sözü
Bu alnıma kendisi yazdı; benim suçum ne?
Ömer Hayyam
temizlikçi
02-03-2006, 04:55
Tanrım; bu güzel yüze vermişsin emek,
O sümbülü koklamak, saçın' ellemek.
Sonra da ona bakma, dersen, anlamı:
Dolu kadehi ters tut, hiç dökme demek!
Ömer Hayyam
temizlikçi
02-03-2006, 04:56
Her gün her gece içmek, bitmeli; tövbe!
Dolu kadehi artık itmeli; tövbe!
Tam şimdi gül zamanı, her yer gül olmuş;
Tanrım; artık tövbeye etmeli, tövbe!
Ömer Hayyam
temizlikçi
02-03-2006, 04:58
Yetmişiki millet ve o kadar din buraya,
Benim milletim yalnız aşkla girer sıraya.
Nedir kâfir, müslüman; nedir o sevap, günah?
Amaç Sensin, bunları Sen de sokma araya!
Ömer Hayyam
temizlikçi
02-03-2006, 04:59
Dünyayı kim günahsız bilirmiş, söyle!
Yaşayan mutlak günah alırmış, söyle!
Ben kötülük edince, Sen de edersen;
İkimizin ne farkı kalırmış, söyle!
Ömer Hayyam
temizlikçi
02-03-2006, 05:00
İsyan edip, karşında duracağım; nerdesin?
Karanlığı, ışığa yoracağım; nerdesin?
İbadete karşılık, cenneti alacaksam;
Bağış mı, ticaret mi; soracağım; nerdesin?
Ömer Hayyam
temizlikçi
02-03-2006, 05:00
Gül der ki: Varsa benden güzel yüz, seçin
Bunca ezip, suyumu çıkarmak niçin?
Bülbül de içinden şöyle der ona:
Demek bir yıllık acı, şu bir gün için?
temizlikçi
02-03-2006, 05:01
Kırdın, döktün testimi; şimdi boş, Tanrım!
Sanma böyle mutluyum, sanma hoş, Tanrım!
Hep toprağa içirdin, gül gibi şarabımı;
Doğruyu söyle şimdi, kim sarhoş, Tanrım?
Ömer Hayyam
temizlikçi
02-03-2006, 05:01
Dün şarap bulmak için biraz yürüdüm.
Ateş kenarında bir soluk gül gördüm.
Dedim: Ne yaptın ki sen, yakarlar böyle?
Dedi: Şu çimenlikte bir kere güldüm!
Ömer Hayyam
temizlikçi
02-03-2006, 05:01
Ey gönül, işte dünya; koş, hepsini gör.
Bahçe yemyeşil cennet; hoş, hepsini gör.
Bugün ölen çiğdemi, sabah görmüştüm;
Çiğ düşmüştü üstüne; boş, hepsini gör.
Ömer Hayyam
temizlikçi
02-03-2006, 05:02
Neden servi ve süsen tarihte geçer?
Neden özgür insanlar onları seçer?
Biri on dili varken, susar devamlı,
Biri yüz eli varken, sanma el açar!
Ömer Hayyam
temizlikçi
02-03-2006, 05:03
Tek parça gibi kadeh, kim yapıştırdı?
Sarhoş onu kırdıysa sanma ki sırdı.
Bu kadar güzel başı, ayağı, eli;
Bir sevgi yarattı da, bir kin mi kırdı?
Ömer Hayyam
temizlikçi
02-03-2006, 05:03
Kur'an ki en büyük söz, okuruz onu.
Ara sıra, bir çift göz, okuruz onu.
Şu kadehin üstünde bir ayet var ki;
Her yerde, her zaman, öz; okuruz onu
Ömer Hayyam
temizlikçi
02-03-2006, 05:04
Testiciler eline almış toprak hamuru,
Düşünüp taşınmadan, başlar tokat yağmuru.
Ne kadar sürecek ki, acaba bu hoyratlık?
Bilmez mi ki dövdüğü çürük insan çamuru?
Ömer Hayyam
temizlikçi
02-03-2006, 05:05
Testici dükkânından geçtim, eski zamandı,
Ve o toprak ustası becerikli adamdı.
Gözü bağlılar görmez, baktım gönül gözümle;
Avucunda tuttuğu toprak, gördüm, babamdı!
Ömer Hayyam
temizlikçi
02-03-2006, 05:06
Yılan olup bir taşa girsen de Sâki,
Ecel yine olacak ensende Sâki,
Dünya ki hep topraktır, oku bir şiir
Şarap ver, bir nefeslik yel bende, Sâki!
Ömer Hayyam
temizlikçi
02-03-2006, 05:06
Dünya ömrü masaldır, bir de soruyor.
Demek malı, mülküyle gurur duyuyor?
Bu fırtınalı yerde mum yakmış demek?
Hem bu sel yatağına ev mi kuruyor?
Ömer Hayyam
temizlikçi
02-03-2006, 05:07
Sen fermanla, biz işle çalışıp bayılırız,
Şimdi sarhoş olsak da, birazdan ayılırız.
Sen insan kanı içtin, bizlerse üzüm kanı,
Söyle şimdi hangimiz canavar sayılırız?
Ömer Hayyam
temizlikçi
02-03-2006, 05:16
Ey özünün sırlarına akıl ermeyen;
Suçumuza, duamıza önem vermeyen;
Günahtan sarhoştum, ama dilekten ayık;
Umudumu rahmetine bağlamışım ben.
Büyükse de isyanım, kötülüklerim,
Yüce Tanrı'dan umut kesmiş değilim;
Bugün sarhoş ve harap ölsem de yarın
Rahmete kavuşur elbet kemiklerim.
Tanrım bir geçim kapısı açıver bana;
Kimseye minnetsiz yaşamak yeter bana;
Şarap içir, öyle kendimden geçir ki beni
Haberim olmasın gelen dertten başıma.
Rahmetin var, günah işlemekten korkmam;
Azığım senden, yolda çaresiz kalmam;
Mahşerde lutfunla ak pak olursa yüzüm
Defterim kara yazılmış olsun, aldırmam.
Derde gama yatkın yüreğime acı;
Bu tutsak cana, garip gönlüme acı;
Bağışla meyhaneye giden ayağımı,
Kızıl kadehi tutan elime acı.
Akıl bu kadehi övdükçe över;
Alnından sevgiyle öptükçe öper;
Zaman Usta'ysa bu canım nesneyi
Hem yapar hem kırıp bin parça eder.
Ey zaman, bilmez misin ettiğin kötülükleri?
Sana düşer azapların, tövbelerin beteri.
Alçakları besler, yoksulları ezer durursun:
Ya bunak bir ihtiyarsın, ya da eşeğin biri.
Her sabah yeni bir gün doğarken,
Bir gün de eksilir ömürden;
Her şafak bir hırsız gibidir
Elinde bir fenerle gelen.
Dünya dediğin bir bakışımızdır bizim;
Ceyhun nehri kanlı göz yaşımızdır bizim;
Cehennem, boşuna dert çektiğimiz günler,
Cennetse gün ettiğimiz günlerdir bizim.
Yaşamanın sırlarını bileydin
Ölümün sırlarını da çözerdin;
Bugün aklın var, bir şey bildiğin yok:
Yarın, akılsız, neyi bileceksin?
Ömer Hayyam
temizlikçi
02-03-2006, 05:17
Akılla bir konuşmam oldu dün gece;
Sana soracaklarım var, dedim;
Sen ki her bilginin temelisin,
Bana yol göstermelisin.
Yaşamaktan bezdim, ne yapsam?
Birkaç yıl daha katlan, dedi.
Nedir; dedim bu yaşamak?
Bir düş, dedi; birkaç görüntü.
Evi barkı olmak nedir? dedim;
Biraz keyfetmek için
Yıllar yılı dert çekmek, dedi.
Bu zorbalar ne biçim adamlar? dedim;
Kurt, köpek, çakal, makal, dedi.
Ne dersin bu adamlara, dedim;
Yüreksizler, kafasızlar, soysuzlar, dedi.
Benim bu deli gönlüm, dedim;
Ne zaman akıllanacak?
Biraz daha kulağı burkulunca, dedi.
Hayyam' ın bu sözlerine ne dersin, dedim;
Dizmiş alt alta sözleri,
Hoşbeş etmiş derim, dedi.
Ömer Hayyam
temizlikçi
02-03-2006, 05:19
İçin temiz olmadıksan sonra
Hacı hoca olmuşsun, kaç para!
Hırka, tespih, post, seccade güzel;
Ama Tanrı kanar mı bunlara?
Var mı dünyada günah işlemeyen söyle:
Yaşanır mı hiç günah işlemeden söyle;
Bana kötü deyip kötülük edeceksen,
Yüce Tanrı, ne farkın kalır benden, söyle.
Felek ne cömert ne aşağılık insanlara!
Han hamam, dolap değirmen, hep onlara.
Kendini satmıyan adama ekmek yok:
Sen gel de yuh çekme böylesi dünyaya!
Bilgenin yüreğinde her dilek,
Anka kuşu gibi gizli gerek.
Damla nasıl inci olur denizde:
Sedefler içinde gizlenerek.
Ovada her kızıl lalenin teni
Bir padişahın kanıyla beslendi.
Yerden biten şu mor menekşe yok mu?
Bir güzelin yanağındaki bendi.
Mal mülk düşkünleri rahat yüzü görmezler,
Bin bir derde düşer, canlarından bezerler.
Öyleyken, ne tuhaftır, yine de övünür,
Onlar gibi olmayana adam demezler.
Gül verme istersen, diken yeter bize.
Işık da vermezsen, ateş yeter bize.
Hırka, tekke, post most olasa da olur,
Kilise çanları bile yeter bize.
Beni özene bezene yaratan kim? Sen!
Ne yapacağımı da yazmışın önceden.
Demek günah işleten de sensin bana:
Öyleyse nedir o cennet cehennem?
İnsan bastığı toprağı hor görmemeli:
Kim bilir hangi güzeldir, hangi sevgili.
duvara koyduğun kerpiç yok mu, kerpiç?
Ya bir Şah kafasıdır, ya bir vezir eli!
Hak er geç cimrilerin hakkından gelir;
Cehennem ateşleri onlar içindir.
Ne der, dili inciler saçan Muhammed:
Cömert gavur cimri müslümandan yeğdir.
Ömer Hayyam
temizlikçi
02-03-2006, 05:21
Varlığın sırları saklı, benden;
Bir düğüm ki ne sen çözebilirsin, ne ben.
Bizimki perde arkasında dedi-kodu:
Bir indi mi perde, ne sen kalırsın, ne ben.
Bir geldi mi derin ölüm uykusu,
Biter bu dünyanın dedi-kodusu.
Ölenden bir haber bekler insanlar:
Ne söylesin? Bilmez ki ne olduğunu!
Yel eser, umutlar savrulur gider;
Sensiz, bensiz kalır bağlar bahçeler;
Altın gümüş nen varsa harcamaya bak!
Ölür gidersin, düşmanın gelir yer.
Sevgili, seninle ben pergel gibiyiz:
İki başımız var, bir tek bedenimiz.
Ne kadar dönersem döneyim çevrende:
Er geç baş başa verecek değil miyiz?
Dünyada akla değer veren yok madem,
Aklı az olanın parası çok madem,
Getir şu şarabı, alsın aklımızı:
Belki böyle beğenir bizi el alem!
Ferman sende, ama güzel yaşamak bizde:
Senden ayığız bu sarhoş halimizde.
Sen insan kanı içersin, biz üzüm kanı:
İnsaf be sultanım, kötülük hangimizde?
Bu dünyadan başka bir dünya yok, arama;
Senden benden başka düşünen yok, arama!
Vaz geç ötelerden, yorma kendini:
O var sandığın şey yok mu, o yok arama!
Şu serviyle süsen neden dillere destan?
Neden hep onlara benzetilir hür insan?
Birinin on dili var, boşboğazlık etmez,
Ötekinin yüz eli var el açmaz, ondan!
Benim halimden haber sorarsan,
Bir çift sözüm var sana, yürekten:
Sevginle gireceğim toprağa,
Sevginle çıkacağım topraktan.
Şu dünyada üç beş günlük ömrün var,
Nedir bu dükkanlar, bu konaklar?
Ev mi dayanır, bu sel yatağına?
Bu rüzgarlı yerde mum mu yanar?
Ömer Hayyam
temizlikçi
02-03-2006, 05:22
Ey dostum; şarap doldur, hep tut isterim,
Şu bembeyaz yüzümü, yakut isterim,
Saf şarapla yıkayın ölünce beni;
Bir de bağ kütüğünden tabut isterim!
Ömer Hayyam
temizlikçi
02-03-2006, 05:23
Dün geldi: Nedir aradığın? dedi bana:
Bensem, ne bakarsın o yana bu yana?
Kendine gel de düşün, içine iyi bak:
Ben senim, sen ben; aranıp durma boşuna!
Sabah doldu göklere mavi mavi;
Doldur, ışık döker gibi, kaseyi!
Acı olmasına acıdır şarap:
Ama gerçek acıdır demezler mi?
Adam olduysan hesap ver kendine:
Getirdiğin ne? Götüreceğin ne?
Şarap içersem ölürüm diyorsun:
İçsen de öleceksin, içmesen de!
Camiye gittim, ama Allah bilir niye:
Ne namaz kılmaya, ne dua etmeye.
Eskiden bir kilim aşırmıştım camiden:
O eskidi gittim yenisini yürütmeye.
Kimi dinde imanda buldu yolu
Kimi akıl, bilim yolunu tuttu.
Derken ses geldi karanlıklardan:
Gafiller! Doğru yol ne odur, ne bu!
Her gece aklım dalar gider engine.
Ağlarım, inciler dolar eteğime.
Sevdalıyım, şarap dayanmıyor bana:
Kafam baş aşağı çevrik bir tas mı ne!
Dünya ne verdi sana? Hep dert, hep dert!
Güzel canın da bir gün elbet.
Toprağında yeşillikler bitmeden
Uzan yeşilliğe, gününü gün et.
Şarap sen benim günüm güneşimsin!
Öyle bir dolsun ki seninle içim.
Bir bildik görünce beni sokakta:
Ne o şarap nereye böyle? desin.
Ben ne camiye yararım, ne hayvana!
Bir başka hamur benimki, başka maya.
Yoksul gavur, çirkin ****** gibiyim:
Ne din umrumda, ne cennet, ne dünya!
Bir kuş gördüm yüce Tus kalesinde,
Keykavus'un kafa tası pençesinde.
Sorup duruyor kafaya: Hani? Nerde?
Adamların, davun dümbeleğin nerde?
Ömer Hayyam
temizlikçi
02-03-2006, 05:29
Ben kadehten çekmem artık elimi;
Tutmam senin kitabını, minberini.
Sen kuru bir sofrasın, ben yaş bir sapık:
Cehennemde sen mi iyi yanarsın, ben mi?
Eşi dostu verdik birer birer toprağa;
Kiminden bir taş bile kalmadı ortada.
Sen, yorgun katır, hala bu kalleş çöldesin:
Sırtında bunca yük, yürü bakalım hala.
Gözüm, kör değilsen, bunca mezarı gör;
Dünyayı saran yalan dolanları gör;
Krallar, padişahlar çürüyüp gitmiş:
Ela gözlerine kurt dolanları gör!
Felek doğruyu eğriyi tartaydı,
Her işine güzel demek kolaydı.
Böyle özü doğruluk olaydı?
Evrenin özü doğruluk olaydı?
Duman değil mi dünya mutfağında payın?
Öyleyse ha olmuşsun ha olmamışsın.
Senin zorunsa sermayeden yememek:
Bekle, bekle de başkası yesin yarın.
Bayram geldi; işimiz iştir bu aralık;
Horoz kanı gibi şarap bollaşır artık.
Gel gelelim eşekler de boş gezer şimdi:
Oruç gemi ağızlarından çıkar, yazık!
Hep arar dururdum, dünyaya geleli,
Alın yazısı, cenneti, cehennemi.
Hocam kesti attı, sağlam bilgisiyle:
Alın yazısı, cennet cehennem sende, dedi.
Yarım somunun var mı? Bir ufak da evin?
Kimselerin kulu kölesi değil misin?
Kimsenin sırtından geçindiğin de yok ya?
Keyfine bak: en hoş dünyası olan sensin.
Bahar geldi; başka şey istemem kafamda;
Hele akla hiç yer vermem bahar soframda;
Şarap, seninleyim bu mevsim, koru beni:
Söğüt ağacı, sen de ser gölgeni altıma.
Tanrı, "cennette şarap içeceksin" der;
Aynı tanrı nasıl şarabı haram eder?
Hamza bir Arab'ın devesini öldürmüş:
Şarabı yalnız ona haram etmiş peygamber.
Ömer Hayyam
temizlikçi
02-03-2006, 05:30
Nerde yüreği tertemiz uyanık insan?
Nerde güzel düşünceler ardında koşan?
Herkes kendi kafasının kulu kölesi:
Hangi Tanrının kulu, nerde o kahraman?
Kim için bu yerler gökler? Bizim için.
Biz görüş cevheriyiz akıl gözünün
Evren bir yüzük gibiyse çepeçevre
İnsan, taşında bir nakış o yüzüğün.
Yüce varlık bize bir beden verince
Sevmesini öğretti her şeyden önce
Sonra şu delik deşik yüreğimize
Mana incileri sakladı binlerce.
Niceleri geldi, neler istediler;
Sonunda dünyayı bırakıp gittiler;
Sen hiç gitmeyecek gibisin, değil mi?
O gidenler de hep senin gibiydiler.
Vakit geldi, dünya yeşiller giyecek;
Ağaçlara Musa'nın eli değecek,
Kuru tohumlara İsa'nın nefesi;
Gözler açıp buluta çevrilecek.
Gerçek eren içinde kir tutmayandır;
Varlığını korkusuzca hiçe sayandır;
Bu topraklar üstünde en temiz kişi
Sağlığında toprak kesilmiş olandır.
Ey can, sana aklı niçin vermiş veren?
Kendini bil, yolunu bul yitip gitmeden.
Baykuş gibi ne gezersin viranelikte,
Yerin akdoğan gibi sultanın emrindeyken?
Onlar ki kurtulamaz ikiyüzlülükten
Canı ayırmaya kalkarlar bedenden;
Horoz gibi tepemde testere olsa
Aklımın kafasını keser atarım ben.
Bir yanarım Tanrı özlemiye Musa gibi;
Bir ölürüm murada ermeden Yahya gibi;
Yarı gökte kalırım hep bir iğne yüzünden
Hep bir başka derdin terzisiyim İsa gibi.
Dert çekme boşuna, hep gül de yaşa;
Zulüm yolunda hakkı bul da yaşa;
Sonu yokluk madem bu dünyamızın
Yok bil kendini, özgür ol da yaşa.
temizlikçi
02-03-2006, 05:33
Ramazan ayı bu yıl da geldi yine;
Vurdu bukağıyı aklın bileğine;
Tanrım bu halka bir gaflet ver de bari
Ramazanı Şevval sansınlar bu sene.
Ey doğru yolun yolcusu, çaresiz kalma;
Çıkma kendinden dışarı, serseri olma;
Kendi içine sefer et erenler gibi:
Sen görenlerdensin, dünya seyrine dalma.
Duru sudan daha temizdir benim sevgim;
Sevgiyle bu oynayış da hakkımdır benim;
Halden hale girer başkalarında sevgi:
Neyse hep odur benim sevgim ve sevgilim.
Dünya padişahın, kayserin, hakanın olsun;
Cehennem kötünün, cennet iyinin olsun;
Tesbih meleklerin olsun, temizlik Rızvan'ın:
Sevgili bizim olsun, canı canımız olsun.
Ey güzel, sen ki bana derdi derman edensin;
Şimdi: "Çekil önümden" diye ferman edersin;
Senin yüzün canımın kıblesi olmuş bir kez;
Ne yapsın, kıble mi değiştirsin bu can dersin?
Şarap iç adın silinip gitmeden dünyadan;
Şarap kasveti, karanlığı giderir candan;
Güzellerin saçını çözüp dağıtmaya bak
Neylesin, netsin bu can, kıble mi değiştirsin?
Bizim şarap içmemiz ne keyfimizden,
Ne dine, edebe aykırı gitmemizden;
Bir an geçmek istiyoruz kendimizden:
İçip içip sarhoş olmamız bu yüzden.
Biliyorum varlığın, yokluğun dış yüzünü;
Yükselmenin de alçalmanın da içyüzünü;
Ne çıkar öte yanını da bilsem feleğin:
Bezmişim bilgiden, atmışım her türlüsünü
Baharlar yazlar gider, kara kış gelir;
Varlığın yaprakları dürülür bir bir;
Şarap iç, gam yeme; bak ne demiş bilge:
Dünya dertleri zehir, şarap panzehir.
Gülün yüzünde çiy tanesi nevruzun ne hoş;
Yeşillikte canı aydınlatan yüzün ne hoş;
Geçmiş gitmiş gün üstüne ne söylesen boş:
Bırak dünü, hoş et gönlünü, bak bugün ne hoş
Ömer Hayyam
temizlikçi
02-03-2006, 05:37
Bilgisizliğimi sundum durdum aleme;
Bir yoksulluk karanlığı çöktü gönlüme;
Utandım günahımdam, müslümanlığımdan:
Bundan böyle zünnar takacağım belime.
Bir su, bir damla suymuşuz, bele düşmüşüz;
Şehvet ateşiyle dışarı savrulmuşuz;
Yarın yel savuracak toprağımızı:
İçelim, hoş geçsin üç nefeslik ömrümüz.
Bahtımın kökü yeşerip dal budak da verse
Eğretidir bu ömür diye giydiğin elbise;
Mıhlar gevşek bir gölgeliktir beden çadır,
Pek dayanma sakın ne kadar sağlam da görünse.
Ben de geçtim gittim bu zulüm yurdundan,
Elimde yelden başka bir şey kalmadan;
Ama var mı, ölümüme sevinip de
Ecelin şaşmaz tuzağından kurtulan?
Orucumu yiyorsam ramazanda
Mübarek aydan habersizim sanma:
Çileden gece oluyor da gündüzüm
Sahura kalkıyorum gün ortasında.
Yılan gibi taşa girsen de, Saki,
Sızar ecelin suyu bulur seni;
Bu dünya toprak, Saki, türkü söyle;
Bu soluk bir yel, şarap ver, Saki.
Gönül Bijen'i kuyu gibi gam zindanında;
Akıl Sührab'ı ölmüş derdinin sayvanında;
Dünya Siyavuş'unun öcünü almak için
Gam, Rüstem'in Turan gibi gönlünü talanda.
Ey yanağı ağustos gülünü bastıran;
Ey yüzü Çin güzellerini kıskandıran;
Bakışı Babilşahını büyüde yenip
Elinde at, fil, ruh, ferz, baydak bırakmayan.
Elimde olsa dünyayı küçümserdim;
İyisine de kötüsüne de yuh çekerdim;
Daha doğrusu bu aşağılık yere
Ne gelirdim, ne yaşardım, ne ölürdüm.
Şarap iç, bire birdir derde tasaya;
Ne bu dünya kalır, ne öteki dünya.
Ne serin ateştir o, ne can dolu su:
Çabuk ol, bulup içemezsin mezarda.
Ömer Hayyam
temizlikçi
02-03-2006, 05:49
Felek, delik deşik ediyorsun yüreğimi;
Yırtıyorsun ikide bir sevinç gömleğimi,
Esen yelleri ateş ediyorsun bana;
Çamura çeviriyorsun içeceğimi.
Haram, acı, kötü derler canım şaraba:
Oysa ne hoş şey, hele bir güzel sunarsa;
İçin bakın; hem doğrusunu isterseni,
Haram dedikleri her şey hoş galiba!
Dedim ben artık kızıl şarabı içmem;
Üzümün kanıymışbu, ben kan dökmek istemem.
Gün görmüş aklım şaşırdı: Sahi mi? dedi;
Yok canım, şaka, ben nasıl içmem!
Sen bu dünyanın sırlarına eremezsin;
Erenlerin dilini de söktüremezsin;
İyisi mi iç şarabı, cennet et bu dünyayı:
Öbür cennette ya girer, ya giremezsin.
Bulut geldi; lalede bir renk bir renk!
Şimdi kızıl şarap içmemiz gerek.
Şu seyrettiğin serin yeşillikler
Yarın senin toprağında bitecek.
İki batman şarap, bir buğday ekmeği;
Bir koyun budu, bir de ay yüzlü sevgili;
Daha ne istenir bilmem şu dünyada:
Padişah daha iyisini bulabilir mi?
Dünyaları değişmem kızıl şaraba;
ay da ondan sönük; çoban yıldızı da.
Şarap satanların aklına şaşarım:
Ondan iyi ne var alınacak dünyada?
İnsan son nefese hazır gerekmiş:
Nasıl ölürse öyle dirilecekmiş.
Biz her an şarap ve sevgiliyleyiz:
Böylece dirilirsek işimiz iş.
Biz de çocuktuk, bir şeyler öğrendik;
Bildiklerimizle övündük, eğlendik.
Şu oldu, bu oldu da ne oldu sonra?
Bir bulut gibi geldik, yel gibi geçtik.
Hayyam bilgelik çadırları dokudu;
Sonra dert potasında yandı kül oldu.
Bir pula satıldı kader çarşısında,
Ölüm celladı geldi, boynunu vurdu.
temizlikçi
02-03-2006, 05:50
Dostum, gel yarına kanmayalım biz;
Günümüzü gün edelim ikimiz.
Yarın çekip gettik mi şu konaktan
Yedi bin yıl önce gidenlerleyiz.
Ömrümüzden bir gün daha geldi geçti;
Derede akan su, ovada esen yel gibi.
İki gün var ki dünyada, bence ha var ha yok:
Daha gelmemiş gün bir, geçmiş gün iki.
Tanrı, ışığıyla doldu can gözüme;
Bu dünyadan o dünyadan bana ne!
Gönlüm ter gibi çıkıp bedenimden
Karıştı varlığın denizlerine.
Gönül, her an sevdiğinin kapısında ol;
Her istediğini onda ara, onda bul.
Aşk tavlasında hileye kaçma kalleşçe:
Koy canını ortaya, soyulursan soyul.
Sarhoş oldum mu aklım azalır;
Ayıldım mı sevincim dağılır.
Ne sarhoş, ne ayık bir hal var ya?
En güzeli öyle yaşamaktır.
Sevgili, sırlarına eren gönül nerde?
Sözlerinin tekini duyan kulak nerde?
Gece gündüz serilirsin de karşımıza:
Yüzünü bir kez gören mutlu göz nerde?
Dert içinde sevinci bul da yaşa;
Haksız düzende haklı ol da yaşa;
Sonu nasıl olsa yokluk dünyanın,
Varından yoğundan kurtul da yaşa.
Açılmaz kapıları açmanız mı gerek?
Dünyada insanca yaşamanız mı gerek?
Bırak öyleyse iki dünyayı birden:
Ey ölü canlılar, canlar uyanık gerek!
Dün özledim de seni coştum birden bire;
Çıktım senin yerin dedikleri göklere.
Bir ses yükseldi ta yukarıda, yıldızlardan:
Gafil, dedi; bizde sandığın Tanrı sende!
Bir testici gördüm, çamur içindeydi:
Ayağı çarkında, elinde bir testi;
Testinin başında bir yoksulun ayağı
Kulpunda bir padişahın kellesi.
Ömer Hayyam
B E K L İ Y O R U M
Ben karamsar yaşarım
Gönlüm engin dolsa bile taşarım
Bekliyorun prensesimi gelmezse şaşarım
O gelecek bir gün o zaman mutluluktan taşarım
****
Bekli yorum haftalarca aylarca
Biliyorum gelecek oturacak yamacıma
Belki yasalayacak başını kucagiıma
Uçacagız mutluluk diyarina
****
Boş ver be canım ben alişigim acıya kedere
Ama inanki isyan etmiyorum ki kadere
Elbet bir gün gelecek banada mutlukuk
O gün haykıracagım inan herkeslere
****
Bu ilk olmuyor zaten sonda olmayacak belki
Yaşanacak cekilecek acılar tabiki
Mutlu gunler yakındır gelecek illaki
Kalbim kırık gönlüm boş bekliyorum gelecek sanki
Elimde bir sigara
Bir o yanar bir de ben
Düşmüşüm dört duvara
Bir o susar bir de ben
Aylar var görmeyeli
Değmez elime eli
Uzakta bir sevgili
Bir o ağlar bir de ben
Çatlamış sabır taşım
Bir alev her gözyaşım
Ah benim dertli başım
Bir o döner bir de ben
Bu aşkın tek gerçeği
Asla yok geleceği
Yüreğim kan çiçeği
Bir o kanar bir de ben
temizlikçi
02-03-2006, 06:03
Bir testi aldım çarşıdan ucuza;
Gizli gizli neler anlattı bana;
Bir şahdım, dedi; altın kupam vardı;
Şimdi neyim? Testi oldum şaraba.
Bilmem, ne sayar durursun bir, iki;
Ha bir olmuş, ha yüz bin fark etmez ki
Çal sazını, sonun bir avuç toprak,
Şarap ver, bir esip gitmedir bizimki.
Kambur Felek, sen ne konaklar yıka geldin;
Kin beslersin bize, zulüm eski adetin.
Şu kara toprağın göğsünü bir yarsalar,
Ne inciler yatar içinde bilir misin?
Yoksul, dertli gönlüm arar sevgilisini;
Aklı gelmez başına, yer kendi kendini.
Bana sevgi şarabını sundukları gün
Kana boyamışlar varlık kadehimi.
Ha Belh'te ölmüşsün, ha Bağdat'ta hepsi bir;
Kadeh doldu mu, acı da olsa içilir.
Keyfine bak; çok aylar doğmuş batmış sensiz;
Sensiz daha çok ayların ondördü gelir.
Gönlümün dilediği gül yüzüne bakmak;
Elimin özlediği kadehi kavramak.
Her zerrem nasibini almalı dünyadan
Yarın güle kavuşturmadan beni toprak.
Behram'ın şarap içtiği orman köşkünde
Bir tilki yavrulamış, bir ceylan keyfinde.
Ömrünce yaban eşeği avlamış Behram:
Mezar da Behram'ı avlamış günün birinde.
Ben bıyıkları süpürge etmişim meyhanede:
Hayırmış, şermiş bırakmışım ikisini de.
İki dünyayı karpuz gibi önüme koysalar
Ne birine metelik veririm, ne ötekine.
Padişah ol, yokluk halkasına gir de;
Yıkan, kirin pasın kalmasın gönülde.
Meyhaneye ermeğe gelince biri
Kendini bil de ne yaparsan yap de.
Toprakla karışıp bulanmamış bir can
Sana konuk geldi bir temiz dünyadan.
Otur, bir kadeh şarap iç kendisiyle,
Sana iyi geceler deyip kaçmadan.
Ömer Hayyam
temizlikçi
02-03-2006, 06:03
Ne yazık, pişmiş ekmek çiğlerin elinde;
Ne yazık, çeşmeler cimrilerin elinde.
O canım Türk güzeli kömür gözleriyle,
Çaylakların, uğruların, eğrilerin elinde.
Dünyaya geldiler, coşup taştılar;
Güldüler, eğlendiler, anlaştılar;
Bir kadehte sızıverdiler bir gün
Ölüm uykusunda kucaklaştılar.
Bilir misin, yüceler yücesi Tanrı,
Şarap ne zaman çoşturur içenleri?
Pazar, pazartesi, salı, çarşamba, perşembe,
Bir de cuma, cumartesi günleri.
Yaşamak elindeyken bugüne bugün,
Ne diye bırakır, yarını düşünürsün?
Geçmiş, gelecek, kuru sevda bütün bunlar;
Kadrini bilmeğe bak avucundaki ömrün.
Toprak olup gitmişlere sorarsan
Ha gavur olmuşsun ha müslüman.
Kimler bu dünyada eğlenmemişse
Ötekinde yalnız onlar pişman
Ey garip kuş! Bu yıldızlar darı sana;
Elest günü canı sen verdin insana.
Dünyayı gören büyülü bir kadeh varmış:
O kadeh sende, başka yerde arama.
Bu zamanda az dostun oldun, daha iyi.
Herkesle uzaktan hoş beş edip geçmeli.
Can gözünü açınca görüyor ki insan
En büyük düşmanıymış en çok güvendiği.
Feleği döndürebilir misin muradınca?
Ne çıkar gök yedi kat değil sekiz katsa?
Er geç toprağa karışıp gidecek gövdeni
Ha ovada kurt yemiş, ha mezarda karınca.
Bak, gül yeşiller, sevinçler içinde;
Arar bulamazsın gelecek perşembe.
İç şarabını, gül kokla, yeşil topla:
Toprak oluvermeden gül de yeşil de.
İnsan çeker çeker de sonra hür olur;
İnci sedef zindanlarda yuğrulur.
Paran pulun yoksa bugün, sağlık olsun:
Bugün boş duran kadeh yarın doludur.
Ömer Hayyam
Powered by vBulletin™ Version 4.0.6 Copyright © 2010 vBulletin Solutions, Inc. All rights reserved.