View Full Version : Hisse.net ŞİİR
Pages :
1
2
3
4
5
6
7
8
[
9]
10
11
12
stockbroker
21-03-2007, 23:55
Yavaş yavaş ölürler
Seyahat etmeyenler,
Yavaş yavaş ölürler okumayanlar,
müzik dinlemeyenler,
vicdanlarında hoşgörmeyi barındırmayanlar.
Yavaş yavaş ölürler,
İzzetinefislerini yıkanlar
Hiçbir zaman yardım
istemeyenler.
Yavaş yavaş ölürler
Alışkanlıklara esir olanlar,
her gün aynı yolları
yürüyenler,
Ufuklarını genişletmeyen ve
değiştirmeyenler,
Elbiselerinin rengini değiştirme riskine bile
girmeyen,
veya bir yabancı ile konuşmayanlar.
Yavaş yavaş ölürler
İhtiraslardan ve verdikleri heyecanlardan
kaçınanlar,
tamir edilen kırık kalplerin gözlerindeki pırıltıyı
görmek istemekten kaçınanlar
yavaş yavaş ölürler.
Yavaş yavaş ölürler
Aşkta veya işte bedbaht olup istikamet
değiştirmeyenler,
Rüyalarını gerçekleştirmek için risk
almayanlar,
Hayatlarında bir kez dahi mantıklı tavsiyelerin
dışına çıkmamış olanlar.
Yavaş yavaş ölürler.
Pablo Neruda
Gidiyorum
İşte sırıl sıklam yalnızlıkla gidiyorum
Ardımda geleceğim önümde serin karanlıklara
Sırtımda hançerin kan revan dinlemiyorum
Ben bu gece yarısı gidiyorum.
Şehir uyuyor sen uyuyorsun ben gidiyorum
Eylül yaprağı gibi savrularak
Usulca akan nehir gibi durularak
Ben bu gece yarısı gidiyorum.
Güneş uyuyor sen uyuyorsun ben gidiyorum
Roman gibi sessiz sedasız
Zaman gibi zamansız
Bu gece yarısı ben gidiyorum.
Gece uyuyor sen uyuyorsun ben gidiyorum
Nefesimi tutarak ama seni içime binlerce kez çekerek
Kendimi senden ederek son sigaramı içerek
Ben bu gece yarısı gidiyorum.
Güller uyuyor sen uyuyorsun ben gidiyorum
Gidenler sokağından son kez geçerek
Bir sevdayı kara toprağa gömerek
Ben bu gece yarısı gidiyorum.
Şehir uyuyor sen uyuyorsun ben gidiyorum
Cebimde son mektubumla sönmüş mehtabımla
Şu sokakta sol yanımla
Ben bu gece yarısı gidiyorum.
Volkan dudakların uyuyor sen uyuyorsun ben gidiyorum
Bu gece yarısı birtek ben gidiyorum
İstanbul uyuyor sen uyuyorsun
Bu gece yarısı ben gidiyorum.
Mert Yağmursuz
RUH İKLİMLERİ
Seni düşündükçe,
Bitmeyen bir rüzgarın uğultusu başlar gönlümde...
Hadi!
Yağ yağmurlarını kırk ikindilerin;
Ölmesin yosun çiçekleri,
Hercai menekşe...
Hani!
Morunda umudumuz açardı kavuşmak adına,
Sarısında kokardı sevdamız!...
Bekletme beni!
Bu kuraklık yetti canıma...
Bilirsin,
Yıkandıkça dikleşir
Ve
Yosun tutar kayalar...
Özletme beni!
Gelirim yanına!...
Alnımda kızar güneş,
Üşür yıldızlar...
Bundandır çaresiz kalışım,
Bundandır sana yakarışım,
Bundandır mağaramdaki karanlık...
Korkutma beni!
Kırmızı güller bırak kapıma...
Yağ yağmurlarını diyorum, kırk ikindilerin..
Anlamıyorsun!
Söyletme beni!
Başka topraklara düşecek
Seni bende
Beni sende bitiren sevda..
Tayyibe ATAY
Sen Gittin Masal Bitti
Sen gittin evimin adresi, kapımın zili gitti
Sen gittin sazımin teli, kuşumun dili gitti
yangınlar düştü yüreğime / ıssızlaştı şehir
sokaklara hüzün yağdı / gözlerime acı
üstüme kapandı kapılar, ben kapandım içime
günlerce haftalarca ağladım
kırık bir ağaç dalında,öksüz bir kuş gibi kaldım
Sen gittin
hazanlar başladı ömrümde
yaprağa duran ağaçlarım gitti
umutlarım gitti,baharlarım
tutam tutam saçlarım gitti
dudağımda şarkılar yarım kaldı
bardağımda rakılar
Sen gittin
yüreğimde kanayan şiirler
masamda sigara izmaritleri kaldı
ben kaldım öyle tesellisiz ortalarda
birde yıkıntım
Sen gittin
Şiirlerim öksüz kaldı
kalemlerim, defterlerim
ellerim, gözlerim, kirpiklerim
yüreğimde kalkıp giden gemilerim
dillerim öksüz kaldı
ne varsa dağıldı geride kalan
çöl oldu şiiristanım
hayalim, düşistanım
Sen gittin
kemanım yayım, güneşim ayım
mutluluk payım gitti
kara bulutlar çöktü üzerime
bir ben kaldım öyle boynu bükük ortalarda
yastığımda yağmur hıçkırıkları bir de
ve yüreğime batan cam kırıkları her gece
Sen gittin
sustu kalbimin bülbülü
bahçemin gülü soldu
yoldu bağrımı yokluğun
Sen gittin
ağzımın tadı
mutluluğumun adı gitti
yaslı yaşım, gamlı başım
zehir aşım, otuz yaşım kaldı
Sen gitin
hayalim düşüm
sevincim gülüşüm
servetim işim gitti
Sen gittin
özlemin yüreğimde
yokluğun kirpiğimde çoğaldı
sen gittin umudum gitti
gururum gitti
her gece oturup ağladım
ıslandı/ ekmeğime karıştı korkunç acı
gülmek nedir unuttum gitti
Sen gittin ömrüm insafsız ayaklarına toprak oldu
kavruldu bahçelerim çiçeklerim soldu
acılarım içimde fışkıran kan,
gönlüm rüzgarlarda savrulan yaprak oldu
Sen gittin
çakıl taşlarım
yürekvuruşlarım
sevgikuşlarım gitti
yaralı bir ceylanın bakışında yaralı kaldım
her yerde izimi arıyor avcılar
gittin işte o gidiş gittin, bir daha dönmedin geri
yarısı sende kaldı kalbimim, yarısı bende ezgili
ardında kara bulutlar, kara günler
ve her gece ölümler kaldı
hasretin kaldı birde
ben kaldım öyle deli, öyle divane ortalarda
ah seher yeli
sen gittin ben bittim masal bitti
Nuri CAN
ÇÜNKÜ SENİ ÇOK SEVDİM
Beni görme diye
Zamanı geceye çevirdim;
Yıldız gözlerine mil çekip,
Dolunayı kurtlara yedirdim..
Unutmuştum ateşböceklerini,
Işıltılarında yol bulup yanıma geldin..
Çünkü seni çok sevdim...
Beni duyma diye
Araya dağları diktim!...
Rüzgarın hızını,
Kuşun kanadını kestim...
Gene de
Saatimin kurgusunda güç,
Yüreğimin atışında sestin..
Çünkü seni çok sevdim...
Beni bulma diye
Adres değiştirdim!...
Terk edip yaşadığım şehri,
Çöllere gittim...
Kum fırtınalarında özlemi savurup,
Savanlarda seni bekledim..
Çünkü seni çok sevdim...
Beni sevme diye
Yönümü çevirdim!...
Cennettin sen, gidip cehenneme girdim,
Gene de
Küllerimi göğsüne gül,
Günahlarımı su yapıp
Ateşlerime serptin..
Çünkü seni çok sevdim...
Çünkü seni çok sevdim!...
Çünkü sen de beni sevdin.....
Tayyibe ATAY
Sen Sen Sen
Bir dağ başı yalnızlığı yaşıyorum yeniden...
Dağ başı yalnızlığı ölümden beter.
Hiç kimse aramasa sormasa beni
Sen gelsen yeter...
Huzur ellerinin güzelliğidir.
Gözlerin karşımda mutluluk denizi.
Her sabah soframızda ekmeğimizi
Sen bölsen yeter...
Yüreğim seninle yaylalar kadar serin
Ne bir çizgi hasret, ne bir nokta gam
Yayla dumanı gibi gözlerime her akşam
Sen dolsan yeter...
Bende çaresizlik sonsuz kördüğüm.
Bende sabır, sende naz...
Gündüzünden vazgeçtim, düşümde biraz
Bir yüz görümlüğü sen olsan yeter...
Duymasa da hiç kimse
Şâir gönlümün, sende karar kıldığını.
Ve içimin şerha, şerha yarıldığını
Sen bilsen yeter...
Bir gün duysan bittiğimi, tükendiğimi.
Çıkıp gelsen uzaklardan korkulu ürkek.
Bir incecik dal gibi üzerime titreyerek,
Eğilsen yeter...
Yavuz Bülent Bakiler
SİTEMİM SANADIR
(..sevdası sözde kalanlara...)
Heyy! Adamım..
Ne sanıyorsun ki kendini?
Seni seviyorum ,
seni çok seviyorum,
diye mi bu havalar?
Geçç... bunları adamım,
geçç bir kalemde.
Sen, sen isen,
sen bende isen,
sen içimde isen,
yüreğimde açan mor menekşem,
bozkırlarımda açan çiğdem,
ölüm yolunda bile
son isteğim, son arzum,
sen isen...
Bunun nedeni,
sadece benim /
içimde büyüttüğüm sevgim.
Seni ben sevdim adamım..
Ben istediğim için sevdim.
Benimki,
sözde değil, özde sevda...
Kendine gel artık adamım...
Bahar geçip gitmekte zira...
Bahar Ş.GÜLŞEN
Bilir misin?
Tam sınırdan kaçarken vurulmak nedir bilir misin?
Nöbetçiler ha gördü, ha görecek
Parmaklarının ucu dikenli tellere değdi değecek...
Ama... Bir adım daha atamazsın.
Uzanıp tutamazsın;
Göz pınarlarında donup kalır hayallerin
Planların, kaçışın, kurtuluşun
Ve deler sevgi dolu yüreğini
Sevgi bilmeyen bir kurşun.
Bir okyanus da boğulmak nedir bilir misin?
Batan bir gemiye el sallayamamak,
Oturup ağlayamamak,
Birkaç kulaç ötedeki
Bir tahta parçasını tutamamak,
Nedir bilir misin?
Sevmek nedir bilir misin?
Bir şeyler tutuşur yüreğinde kıpır kıpır
Bütün benliğini sarar, ısıtır.
Her gülüşte yeniden doğarsın
Ve bin kere ölürsün her iç çekişte
Nasıl anlatsam bilmem ki.
Yani 'sevmek' işte.
Duymak nedir bilir misin?
Duymak, ama anlatamamak
Çemberini kıramamak kelimelerin.
Tam dilinin ucuna gelmişken söyleyememek
'Seviyorum' diyememek
Yani ölümü yaşamak nedir bilir misin?
Ümit Yaşar Oğuzcan
İNADINA SEVİYORUM
burada beklemek yasakmış.
çiçek açan kadınların gölgesinde,
bir kervan bekliyorum.
ipekten bir sevginin berisinde,
belki inadına seviyorum.
kime ne?
"YASAK" yazılı bir tabelanın,
altında sevişiyorum.
inat ya!
tel örgülerin hemen altında,
bir günah işliyorum.
yasak ya!
töre ve geleneklerle döşenmiş
sınır köyünde,
inadına geziyorum, mayınların üzerinde.
ben yasağımı seviyorum.
kime ne?
n’olur gelse ölüm?
belki bir anlık ayrılık...
ruhumu satmaktansa,
ölürüm !
sevmek ayıpsa,
inadına seviyorum.
yasaksa sevişmek,
o yasağı deliyorum.
ve inadına seviyor,
inadına sevişiyorum.
kime ne?
kızgın gözler bana bakan,
hiddetli yüzler görüyorum.
üstüme gelen bir dünya,
beni kınayan bir güruh görüyorum.
olsun!
ben yasağımı seviyorum.
ve inadına sevişiyorum.
kime ne?
BAHAR Ş. GÜLŞEN
Canız İşte
Bir masal anlat bana
En gerçeği olsun tüm zamanların...
Dokun yıldızlara
Işıktan toplar at kar beyazı
Aysız gecelerime..
Guguk kuşu ol uykumun en derin yerinde..
Işık getir kör kuyularımın diplerine...
Seher bu değil bilesin!
Yanımda sen yoksan eğer,
Alışamam alacakaranlıklara...
Dağlar yırttı da geceyi
Bir ben yırtamadım daha!..
Sesin kulağımda ama hala!..
Türküler gibi...
Kuşlarla gelmişti
Bir ekin biçme mevsimi...
Sarı başaklar sunmuştu sözlerin ömrüme...
Harman harman rüzgarlar...(dinmedi!..)
Tınazlarında savrulduk ikindi vakti..
Seclerine yattı acıkmış gönlümüz
Sevgiye ve tene...(bitmedi!..)
Hani!
İkinin bir olduğu zamandı ellerimizin birbirine değişi
Sen ve ben!..canız işte!..
Sızılarımızda çiçeği açar sevdanın
Topla haydi!
Bak!
Düş pembesi düşler kadar güzel renkleri...
Leylaklar benim olsun sen kokuyorsun diye
Kekikler senin!...(kır delisi..)
Her gece
Yokluğunda seni aradı...(diyemedi..))
Pencere ağladı,
Duvar ağladı,
Göle döndü yastığı,
Yatak ağladı!..
Bitti masal
Yürek ağladı!..
Tayyibe Atay
AÇIK
Biz hep açık konuştuk.
Gökyüzünden maviydi sözlerimiz.
Sığ bataklarda değildik, kuşlar gibiydik,
Uçarıydık. Gözlerimizde
Şavkıyan parıltılar gibiydik.
Biz iyiye iyi, güzele güzel dedik.
Masallardan çekerdik mısraları, tülbent gibi.
Yalnız, şiirlerde yalan söylemezdik,
Umutlarımızda, hayallerimizde de yalancı değildik.
Biz buğday tarlalarında buğday,
Ağu yeşili bahçelerde ot,
Trenlerde düdük sesiydik.
Yıldızlara çobandık, değirmenlere su,
Bozkırlara bulut gölgesiydik.
Seller aktı gitti. Biz kaldık.
Bulutlar uçtu gökyüzünden.
Rüzgarlar darmadağın etti.
Ne bahçesinden hayır var, ne güzünden.
Akıl da bulutlar gibi çekip gitti.
Nerden bilirdik, çalışmaktan
Kocayacağını sevgililerin,
Yaşamanın güzelliği kadar
Hoyratlığını, bezginliğini...
Biz kaldık, koyup gitti bahar,
Her şeyi nerden bilirdik.
Cahit Külebi
GÜNEŞLE AY DUYMASIN
Ben tatili çok severim,
Arkadaşlarım da.
Doğrusu herkes sever tatili.
Oh ne güzel!
Deniz kıyısında
Yan gelip yatmak,
Oyunlar oynayıp
Çığlıklar atmak.
Hişt!
Sessiz olun arkadaşlar,
Güneşle ay duymasın!
Ya onların da canı
Tatil isterse!
Bestami YAZGAN
(Güneşle Ay Duymasın)
UNUTMA
Unutma!
/ Tutamadığım / yeminim,
Sevdam olsan da.
Unutma!
El ele sahillerde,
Esen rüzgarlara boy verirken,
Kokunu içime çekmelerimi,
Gözlerine bakarken,
Kendimden geçmelerimi,
Senle yanarken,
Seni özlemelerimi,
Dokunmalarımı, yağmurları izlerken,
Hele gözyaşlarımı, yıldızlarla birken
Unutma.
Unutma!
/ Tutamadığım / yeminim,
Yasaklım olsan da.
Unutma!
Sezen’i derdime ortak ederken,
Sensiz yasımda/
Puslu şehir akşamlarında/
Tenimin sen diye inlemeleri
Yankılanırken,
Seni içime çekmelerimi,
Kor ateşlerde yanarak beklemelerimi,
Sakın unutma!
Bahar Ş.GÜLŞEN
Seni Özlemenin Kitabını Yazabilirim
Seni özlemenin
Ne demek olduğunu sor bana,
Yetmiş iki dilde anlatabilirim
Kitabını yazabilirim sayfalarca.
Yalnızlığın rezilliğini
Kokuşmuşluğunu
Ve çıplaklığını da.
Ama hiç kimse
Kavuşmanın güzelliğini
Sormasın bana / anlatamam.
Ben sana hiç kavuşmadım ki!
Bilmiyorum
Dudakların nasıldır.
Sıcak mı ateş topu kadar,
Yoksa soğuk mu
Buza kesmiş bir bardak su gibi?
Kıvrımlarına,
Kırmızı karanfiller mi tutunmuş,
Küle gizlenmiş kor mu var?
Tenime değdiğinde dudakların
Cemre mi düşer bedenime,
Mızrap değen bir saz teli gibi
Titrer mi yüreğim bilmiyorum.
Ben hiç dudaklarına dokunmadım ki!
Bir kadını sardığında kolların,
Ürkek ceylânlar
Nasıl kurtulur tuzağından?
Dolu yemiş yaprak gibi
Nasıl titrer bir yürek?
Ellerin nasıl okşar bir bedeni,
Goncalar
Nasıl güle döner sıcaklığınla / bilmiyorum.
Hiç sana sarılıp yatmadım ki!
Kısacası:
Tatmadım kavuşmayı / anlatamam.
Ama,
Seni özlemenin kitabını yazabilirim.
Anlatabilirim daldaki kuşa / topraktaki solucana.
Yokluğunda yıllardır
Özlemine dayanmayı öğrendim
Yokluğuna katlanmayı
Aşağılık avunmayı öğrendim nasılsa
Ustası oldum beklemenin
Tükenmek pahasına.
Ama hiç kimse / kavuşmayı,
İki derenin birbirine karışıp
Sarmaş dolaş aktığı yatağın yorgunluğunu
Sormasın bana ,anlatamam.
Çünkü seninle ben,
Ayrı kaynaktan doğmuş
Sularında hasretleri taşıyan
Başka denizlere koşan iki ırmağız.
Birbirimize uzak topraklarda tüketirken yılları
Aynamızda ayrı gökleri yansıtırız.
İşte onun için
İki dere nasıl karışır birbirine
Nasıl sığar iki nehir bir yatağa /bilmiyorum.
Seninle
Hiç aynı yatakta coşmadım ki!
Sen bana /yalnızca
Ve sadece
Kahpe sensizliği sor
Rezil beklemeyi , özlemeyi sor.
Tanrı şahidimdir
Kurda kuşa
Dağa taşa bile anlatabilirim.
Demem o ki uzaktaki yakınım:
Vuslatlara yabancıyım,
Ama,
Seni özlemenin kitabını yazabilirim.
Kamuran Esen
Seni Düşünüyorum
Gizlice buluşan
İki sevgilinin fısıltısı gibi
Yağmur yağıyor dışarıda.
Ben / seni düşünüyorum...
Camda,
Billur damlalarıyla
Dansediyor yağmur.
Diniyor toprağın suya hasreti,
Kucaklaşıyor gibi
Gökyüzüyle toprak.
Ben / seni düşünüyorum.
İnsanlar
Yine bir koşturmaca içinde.
Herkes bir umudun peşinden gidiyor.
Kimi / umutla
Bekliyor ağır bir hastanın başında,
Dinliyor nefesini,
Korkarak ölümünden sevdiğinin,
Ağlıyor.
Ben / seni düşünüyorum.
Herkes bir uğraşı,
Herkes bir telâş,
Herkes bir umut peşinde.
Ben,
Sadece seni düşünüyorum.
Bilmiyorum / dünyada
Seni düşünmekten başka bir şey,
Çabam da yok zaten bu konuda.
Senden başka hiçbir şeyi
Umursamıyorum.
Seni düşünüyorum,
Seni düşünmeye
Devam ediyorum.
Kamuran Esen
Gülüşün
bir avuç duru sudur gülüşün
gülüşün bir pınar başında
yüzüme serpe serpe serinlediğim
seher yelidir
okşar kanatlarını yüreğimin
maviye değer başım
zaman kavramının dışında
yelkovanın akrebi yirmidört kez çiğneyip geçtiği
doğanın bütün kanunlarını ihlal edip
kavrulup savrulan bir kumsalda
susuz yeşeren narin bir çiçektir gülüşün
ve biz ondan öncesini unutmuş olarak
aşka dairlerin ütopyasını çizdik yürek haritamıza
sen orada, ben burada
alıp avuçlarımın arasına iki yanağını
süzüp ışıltısını kirpiklerimden gözlerinin
nariçi dudaklarında
otuziki diş öpüşümdür gülüşün
nakışlayıp adını yüreğimin kabzasına
sesinin her telini sarıp belleğime
yorgan misali gecelerce örtündüğüm
gökyüzüdür gülüşün
duruşun halkım
mabedimdir gülüşün
ötesi uçurum olsun varsın
düşüp ölmek sende güzelleşir
sende ben
aşkın evrensel gizemini sevdim
kırlangıçların göç göç gidip gelişini
güvercinlerin bahar coşkusunu
yasakları
ve yasakların yasak tutkusunu
sende ben
unutmamayı
bir de unutulmamanın onurunu sevdim
ülkem bakışlım
hadi tut ellerimden sıkıca
bir türkünün bilinmeyen ırasını fısılda
olanca sıcaklığını bırak içime
iki dudak arası bir öpüş yansın
sende ben
türkü türkü ülkemi sevdim...
Meral Vurgun
ÖZDOĞAN77
27-03-2007, 09:50
İncitme
Gölgesinde otur amma
Yaprak senden incinmesin.
Temizlen de gir mezara
Toprak senden incinmesin.
Yollar uzun, yollar ince
Yol kısalır aşk gelince
Yat kurban ol İsmail’ce
Bıçak senden incinmesin.
Burdayım de ararlarsa
Doğru söyle sorarlarsa
Tabutuna sararlarsa
Bayrak senden incinmesin.
İl göçsün göçtüğün vakit
Yol yansın geçtiğin vakit
Suyundan içtiğin vakit
Irmak senden incinmesin.
Toz konmasın sakın sana
Hakkı geçer halkın sana
Gücenmesin yakın sana
Uzak senden incinmesin.
Abdurrahim Karakoç
DOKUN YÜREĞİME
çok uzak yollardan sana geldim
ağır yükler yükleyip, heybelerime
vuruldum
tek kurşunla, hem de aynı yerden bin kere
vazgeçmedim...geçmişken benden
bak,
güller ektim kokla diye kanayan yerlerime
ve zemheriler getirdim çöl sıcaklarından
-kalabalıklardan sıyırıp, yanlızlığımı...
öyle üşüyorum ki,
sarıl yüregime..
beni sam yelleri vurdu,
geçerken gençliğimden..
gülüşüme sinen hüzünler hep bundan
meridyenler aştım...okyanuslar
korkusuz atladığım uçurum diplerinden
çiçekler getirdim, rüzgar kokan
ve cam kırığı gönül yaraları
öylesine kayıptım ki,
bıraktığım yerde değilim
bul beni, karış yüregime..
senin yaşadığın şehir aydınlık
ışıkları var yaşanılan aşkların..
o yüzden bilmezsin karanlığını
geldiğim yolların...
bilmezsin sayısını, akıttığım gözyaşların
ama ben, yine de
ağlayacağımı bile bile sana geldim
önce sen gir, ağla yuregime....
sana geldim...bir çocuk ürkekliğinde
hüzünleri koyup gözlerime..
uzat ellerini,
koy geçmişimin küllerine
al, savur gökyüzüne
seninkilerle birlikte
sonra geceden toplayıp beni
ekle güneşine..
haydi, korkma
dokun yüreğime...
L julıde K
Kırmızı Akşamlar
Yüreğimden ayrılık şarkıları geçiyorsa ,
Gene adımlarım sana doğrudur.
Kırmızı olur akşamlarım,
Odam mum ışığı,
Denizin kokusunu özlüyorsam,
Gene dümeni sana kırmışımdır
Hüzün olur mısralarım,
Yüreğim bir kar soğuğu,
Ve gözlerim yağmur kadar ıslaksa,
Odam seni özlemiş demektir.
Koray Karamanlı
Leylak Mevsimi Tenin
Bitti mi leylak mevsimi,
Gel git sevmeler... (kıyısında mıyım?)
Yanıldın!..
Ellerin bana kalmıştı çünkü
Ve
Benden topladıkların..(kum, martı ve yosunlar...)
Kaç kez kırıldı sular (tuzdan cam gözlerim..)
İpliğin dokunurken yağmurlarda..(tefesinde yüreğim...)
Taçlandı gök kuşakların..bir uçtan bir uca..
Unuttum!.
Kaç renkti gökyüzünde bulutlar..(leylak deme sakın!..)
Morunda gecem,
Turuncusunda yangın yerim (canım!..)
Bırakıp kaçtın...(kapandı geçitlerim)
Leylakları özledim durdum (karbeyazı tenin..!)
Ve nisanı,
Ve mayısı,
Ve en uzun günde koşacağım haziranı...(ahtapot kolları hasretin..)
Gelmedin...(bitti demek vereceklerin..)
Küle döndü
Yangın yerim...( söndürmedin..)
Tayyibe Atay
AĞIT...
http://img138.imageshack.us/img138/1050/asyab08758sr4.jpg
Ağlayın, parmakları nur
Sularından kınalı kızlarım
Ağlasın Meraga göklerinden
Meraga'ya bakıp yıldızlarım
Yollara Kürşadlar uzanmış ölü
Ağlasın Akülke, ağlasın Sütgölü
Yiğitlerim uyur gurbet ellerde
Kimi Semerkant'ta bekler beni
Kimi Caber'de
Caber yok, Tiyanşan yok, Aral yok
Ben nasıl varım?
Ağla ey Tanrı Dağları’ndan
İndirilmiş Tanrım
Şu yakın suların
Kolu neden bükülmez
Fırat niçin, Dicle niçin, Aras niçin
Benden doğar, bana dökülmez?
Ben ki ateşle konuşurdum, selle konuşurdum
İdil'le Tuna'yla Nil'le konuşurdum
"Sangaryos"u "Sakarya" yapan
"İkonyom"u "Konya" yapan
Dille konuşurdum.
ARİF NİHAT ASYA
Tutam Yar Elinden Tutam / Bestami Yazgan
http://img223.imageshack.us/img223/8059/resimgosteraspxdil2belgeb3.jpg
Bir gün dağa çıktım aldım başımı
Öptüm toprağını öptüm taşını
Yüreğimi koyup dağın kalbine
Saatlerce dinledim
Dinlendirdi ruhumu
Karlarca serinledim
Hiçbir yapmacık hali yoktu
Kuşları hür rüzgarı hür
Dostça akan pınarları gürül gürüldü
Başında çiğdem kokardı
Göğsünde nergis
Yamacında gül açardı gül
Ellerinde lale
Saçında sümbül
Kekik kokardı her yerinde
Boğulurdum boğulurdum
Şehrin parfüm caddelerinde
Şehir bataklığın batağı
Yedi başlı ejderhalar yatağı
Şehir cinler periler sitesi
Kaf dağının ötesi
Dağdan indin şehire
Hey babam hey
Dağ nere?
Şehir nere?
İşte o gün bu gündür
Yüreğinden öperek seheri
Hatırlatır hasretini
Türkülü nağmelere
Tutam yar elinden tutam
Çıkam dağlara dağlara...
ANLAT
Kuş ağzıyla anlat o masalları
O masal çocuklarına
Sesine imbatı kat
Göz göz nilüferler açsın gözlerinde
Akşam, sefalar getirsin
Ocakta alevden yazılar
Gaibi oku!
Seni susmak karanlık olur
İhanet kadar puslu
O yürek ansızın soğur
Enlemleri boylamlar boyunca
Bir çığlık yayılır ki
Kutuplardan duyulur
Kuş ağzıyla anlat o masalları
O masal çocuklarına
Düşleri benzesin yaşamın güzellikleriyle
Özlerine özlemler sinsin
Bu ıssız geceyi kuşat
Şafağı doku
Kuş ağzıyla anlat o masalları
O masal çocuklarına
AŞK EHLİYİZ
Aşk ehliyiz
Ölsek de kaynaşır kanımız
En karanlık gecede
Tutkuyla aydınlanır bir yanımız
Kımıldar
Yüreğimizin karıştığı toprak
Ölüm şaşakalır
Bahçede açan çiçekdir canımız
Bilgeler bilemez
Tabipler anlayamaz
Görünmez olduksa
Sonsuzluktur mekanımız
Aşk ehliyiz
Sevmek dedik bismillah
Dilimizde tesbih bu
Gayrısına kapalı lisanımız
ÇİGAN GÖZLER
Şarkısız ve sensiz kaldığım nice akşamlar
Gözlerin geçer aklımdan özlemler içinde
Gözlerin bir çigan müziği güzelliğinde
Kirpiklerinde keman, bebeklerinde gitar...
İç ürperten sesin her gece odama dolar
Bir buğu yükselircesine göğe kadehten
Nasıl başım döner nasıl mest olurum bilsen
Ağlarım, saçlarında gün doğuncaya kadar...
Mutluluk bir ateştir uzaklarda yaktığın
Ki binlerce 'yay' çekilircesine derinden
En hazin şarkıları dinlerim gözlerinden
Büyür gitgide hüznü içimde yanlızlığın
Dinlerim o hiç susmak bilmeyen çiganları
Ve bir musiki halinde geçen zamanları...
Ümit Yaşar Oğuzcan
HATIRINA DÜŞECEĞİM
Kopkoyu bir sis içinde bir akşam
Hatırına düşeceğim belki
Bir an ıslayacak yağmur yüzünü
Birden o tatlı demleri hatırlayacaksın
Sonra sıcak yatağında
Uzun uzun ağllayacaksın.
Ağlayacak!
Boğazında bir şeyler düğümlenecek
Ah yanımda olsaydı diyeceksin
Tüm yıldızlar gülecek haline
Ay da göz kırpacak
İliklerine işleyecek bensizlik.
Kahrolacaksın...!
Bir sigara tüttüreceksin ihtimal
Ufku seyredeceksin saatlerce
Bir rüzgâr kopçalayacak yüzünü
Sonra hayalim gelecek karşına
Bir şiirimi mırıldanacaksın
Hıçkıracaksın..!
Gönlünden atamadığın gibi
Kafandan da silemeyeceksin beni
Düşlerine gireceğim her gece
İnce bir hüzün bürüyecek yüzünü
Ve çırılçıplak gerçekleri o zaman
Anlayacaksın..!
Sonra bir şeyler yazmak isteyeceksin
Kafan gibi kalemin de işlemeyecek
Unutmak isteyeceksin her şeyi
Ama unutamayacaksın hiç bir şeyi
Kıvranacaksın!
Necip Fazıl Kısakürek
UZAT DUDAKLARINI
usulca uzat dudaklarını!
çiseleyen yağmur;
elifine kar,
elifine yar gibi...
usulca uzat dudaklarını!
susayan toprak;
ölümüne sevda,
ölümüne kor gibi...
usulca uzat dudaklarını!
efildeyen yaprak;
dürümüne karanfil,
dürümüne bal gibi...
usulca uzat dudaklarını!
bitmeyen dua;
güzeline el,
güzeline nur gibi...
usulca uzat dudaklarını!
çeliklenen demir olsun dudaklarımda;
bir ben bükeyim,
bir ben bileyim tadını...
Tayyibe Atay
http://www.galeriturk.net/getimg/www_1__1_.celebiyiz.biz__orhanvelikanik.JPG
Terketmedi Sevdan Beni
Terketmedi sevdan beni,
Aç kaldım, susuz kaldım,
Hayın, karanlıktı gece,
Can garip, can suskun,
Can paramparça...
Ve ellerim, kelepçede,
Tütünsüz, uykusuz kaldım,
Terketmedi sevdan beni...
Ahmed Arif
Gelemiyorum yanına !
O kadar çok engel var ki arada
Bir uçurtmanın kuyruğuna takılıp
gelmek istedim;
Çekmedi yorgun bedenimi.
Bulutlara takılmayı denedim;
Bir yıldırımla attı üzerinden.
Dalgalara bıraktım kendimi
kıyılarına vurmak için
Kağıttan bir gemi kesti yolumu
Koparılan takvim yapraklarıyla
gitgide tüketiyor zaman beni
Gün geceye gömdü gözlerimi
Gece güne savurdu yüreğimi
Küle dönen kor tenimde
İzi kaldı dokunuşlarının.
Üşüyorum...
Sıcaklığını bulmak için
vurdum kendimi sahranın göbeğine.
Güneşin ortasına attım
ip merdivenimin ucunu.
İp tutuştu...
Ben yanamadım.
O kadar nasırlaştı ki sensiz can
Öylesine mahsun kaldı ki duygular
Sevda nerdedir,
Özlem ne tarafa düşer?
Ne yönüm kaldı, ne mevsimim
Sana çıkan yolu bulamadım...
Tuttuğum nefeste kaldı,
Bir boğum daha ukte sevdam.
Arzu Altınçiçek
Peygamberimizin doğum günü münasebetiyle Arif Nihat Asya'nın çok sevdiğim bir naatını sizlerle paylaşmak istiyorum:
sesli dinlemek isteyenler aşağıdaki linki tıklayabilir.
http://mimnun.wordpress.com/2007/01/30/naatarif-nihat-asya/
Naat
Seccaden kumlardı..
................................
................................
Devirlerden, diyarlardan
Gelip, göklerde buluşan
Ezanların vardı! .
Mescit mümin, minber mümin...
Taşardı kubbelerden tekbir,
Dolardı kubbelere “amin”..
Ve mübarek geceler dualarımız;
Geri gelmeyen dualardı...
Geceler ki pırıl pırıl
Kandillerin yanardı..
Kapına gelenler ya Muhammed,
- uzaktan, yakından –
Mümin döndüler kapından...
Besmele, ekmeğimizin bereketiydi;
İki dünyada aziz ümmet,
Muhammed ümmetiydi...
Konsun – yine - pervazlara
Güvercinler,
“hu hu” lara karışsın
Aminler,
Mübarek akşamdır;
Gelin ey fatihalar, yasinler...
Şimdi seni ananlar,
Anıyor ağlar gibi...
Ey yetimler yetimi,
Ey garipler garibi;
Düşkünlerin kanadıydın
Yoksulların sahibi..
Nerde kaldın ey resul,
Nerde kaldın ey nebi! ..
Günler ne günlerdi, ya
Muhammed! ..
Çağlar ne çağlardı;
Daha dünyaya gelmeden
Müminlerin vardı...
Ve bir gün ki gaflet
Çöller kadardı,
Halime’nin kucağında,
Abdullahın yetimi,
Amine’nin emaneti ağlardı..
Hatice’nin goncası
Aişe’nin gülüydün..
Ümmetin göz bebeği
Göklerinresulüydün..
Elçi geldin, elçiler gönderdin;
Ruhunu Allah’a; elini ümmetine verdin,
Beşiğin, yurdun, yuvan
Mekke’de bunalırsan;
Medine’ye göçerdin..
Biz,
Bu dünyadan nereye
Göçelim ya Muhammed!
Yeryüzünde riya, inkar, hıyanet
Altın devrini yaşıyor...
Diller, sayfalar, satırlar
“ebu leheb öldü” diyorlar;
Ebu leheb ölmedi ya Muhammed!
Ebu cehil; kıt’alar dolaşıyor...
Neler duydu şu dünyada
Mevlidine hayran kulaklarımız;
Ne adlar ezberledi ey nebi!
Adına alışkın dudaklarımız..
Artık yolunu bilmiyor,
Artık yolunu unuttu
Ayaklarımız
Kabene siyahlar
Yakışmamıştır ya Muhammed!
Bugünkü kadar!
Hased gururla savaşta;
Gurur; kaf dağında derebeyi..
Onu da yaralarlar kanadından
Gelse bir şefkat meleği..
İyiliğin türbesine,
Türbedar oldu iyi..
Vicdanlar sakat
Çıkmadan ya Muhammed yarına!
İyilikler getir, güzellikler getir
Adem oğullarına...
Şu gördüğün duvarlar ki
Kimi taiftir, kimi hayberdir...
Fethedemedik ya Muhammed
Senelerdir...
Ne doğruluk, ne doğru;
Ne iyilik, ne iyi;
Bahçende en güzel dal,
Unuttu yemiş vermeyi...
Günahın kursağında
Haramların peteği..
Bayram yaptı yabanlar
Semave’yi boşaltıp;
Save’yi dolduranlar
Atını hendeklerden – bir atlayışta –
Aşırdı aşıranlar..
Ağlasın yesrib!
Ağlasın selmanlar...
Gözleri perdeleyen toprak,
Yüzlere serptiğin topraktı...
Yere dökülmeyecekti ey nebi!
Yabanların gözünde kalacaktı!
Konsun – yine - pervazlara
Güvercinler,
“hu hu” lara karışsın
Aminler,...
Mübarek akşamdır;
Gelin ey fatihalar, yasinler...
Ne oldu ey bulut,
Gölgelediğin başlar?
Hatırında mı ey yol,
Bir aziz yolcuyla
Aşarak dağlar, taşlar
Kafile kafile, kervan kervan
Şimale giden yoldaşlar....
Uçsuz bucaksız çöllerde
Yine izler gelenlerin;
Yollar gideceklerindir....
Şu tekbir getiren mağara,
Örümceklerin değil;
Peygamberlerindir, meleklerindir.
Örümcek ne havada
Ne suda, ne yerdeydi
Hakkı göremeyen
Gözlerdeydi
Şu kuytu cinlerin mi, perilerin yurdu mu,
Şu yuva ki bilinmez;
Kuşları hüdhüd müdür, güvercin mi
Kumru mu..
Kuşlarını bir sabah,
Medine’ye uçurdu mu..
Ey abva’da yatan ölü,
Bahçende açtı dünyanın
En güzel gülü;
Hatıran uyusun çöllerin,
Ilık kumlarıyla örtülü..
Dinleyene hala
Çöller ses verir....
Yaleyl, susar,
Uğultular gelir...
Mersiye okur uhud,
Kaside söyler bedir;
Sen de bir hac günü
Başta muhammed, yanında
Ebu bekir,
Gidenlerin yüz bin olup dönüşünü,
Destan yap ey şehir!
Konsun – yine - pervazlara
Güvercinler,
“hu hu” lara karışsın
Aminler,...
Mübarek akşamdır;
Gelin ey fatihalar, yasinler...
Vicdanlar sakat
Çıkmadan ya Muhammed yarına!
İyiliklerle gel, güzelliklerle gel
Adem oğullarına...
Yüreklerden taşsın
Yine imanlar!
Itri, bestelesin tekbirini;
Evliya okusun kur’anlar..
Ve kur’anı göz nuruyla çoğaltsın
Kayışzade osmanlar...
Na’tını galib yazsın, mevlidini
Süleymanlar..
Sütunları, kemerleri, kubbeleriyle
Geri gelsin sinanlar..
Çarpılsın, hakikat niyetine
Cenaze namazı kıldıranlar!
Gel ey Muhammed!
Bahardır
Dudaklar ardında saklı
“amin”lerimiz vardır..
Hacdan döner gibi gel..........
Miraçtan iner gibi gel...........
Bekliyoruz yıllardır!
Bulutlar kanat, ruzgar kanat;
Hızır kanat, cibril kanat,
Nisan kanat, bahar kanat;
Ayetlerini ezber bilen,
Yapraklar kanat...
Açılsın göklerin kapıları
Açılsın perdeler, kat kat..
Çöllere dökülsün yıldızlar,
Dizilsin yollarına
Yetimler, günahsızlar..
Çöl gecelerinden yanık
Türküler yapan kızlar
Sancağını saçlarıyla dokusun;
Bilal-i habeşi sustuysa;
Ezanlarını davud okusun!
Konsun – yine - pervazlara
Güvercinler,
“hu hu” lara karışsın
Aminler,...
Mübarek akşamdır;
Gelin ey fatihalar, yasinler...
Arif Nihat Asya
BİR GECE
Ondört asır evvel, yine böyle bir geceydi,
Kumdan, ayın ondördü, bir öksüz çıkıverdi!
Lakin, o ne hüsrandı ki: Hissetmedi gözler,
Kaç bin senedir halbuki bekleşmedelerdi!
Neden görecekler, göremezlerdi tabii;
Bir kere, zuhur ettiği çöl en sapa yerdi,
Bir kerede, mamure-I dünya, o zamanlar,
Buhranlar içindeydi, bu günden de beterdi.
Sırtlanları geçmişti beşer yırtıcılıkta;
Dişsiz mi bir insan, onu kardeşleri yerdi!
Fevza bütün afakını sarmıştı zeminin.
Salgındı, bugün şarkı yıkan, tefrika derdi.
Derken, büyümüş kırkına gelmişti ki öksüz,
Başlarda gezen kanlı ayaklar suya erdi!
Bir nefhada insanlığı kurtardı o ma'sum,
Bir hamlede kayserleri, kisraları serdi!
Aczin ki, ezilmekti bütün hakkı dirildi;
Zulmün ki, z******* aklına gelmezdi geberdi!
Alemlere rahmetti evet şer-i mübini,
Şehbalini adl isteyenin yurduna gerdi.
Dünya neye sahipse, O'nun vergisidir hep;
Medyun ona cemiyyet-i, medyun O'na ferdi.
Medyundur o masuma bütün bir beşeriyet
Ya Rab, bizi mahşerde bu ikrar ile haşret.
MEHMET AKIF ERSOY
SEN IV ( Yasaksın )
Yasaksın!
Bir sevda büyüsü...
Bitmemiş bir öykü...
Yarım kalmış bir şiirsin sen...
Sazımın bamtelinde,
Adını koyamadığım türküm.
Kadehimin dibinde,
Tadına yarım yamalak aşina şarabım,
İşlediğim günahım...
Tanrıdan isterken utandığım,
Son dileğimsin sen.
Yasaksın !
Yaban ellerde, uzak diyarlarda,
Yüreğim kadar sıcak,
Yüreğim kadar yakın,
Bir o kadar uzak,
Bir o kadar soğuksun.
Korkup da bakamadığım,
Bakıp da kimseye anlatamadığım,
Papatya falımın son yaprağı,
“Seviyor beni” sin sen.
Yasaksın!
Bakir topraklarda özgürce, umarsızca,
Dörtnala koşup da dizginleyemediğim,
Ama hep istediğim o kıratsın.
/ Çocukça /
Öteden beri kovalayıp durduğum,
Tam yakaladım derken ardında kaybolduğum,
Her rengi bir mana,
Ebemkuşağısın sen.
Yasaksın!
Akrebin peşinde yelkovan ben,
Gecenin puslu sabahında,
Denizin sakin yüzüne gümüş gümüş işlenmiş,
Bir öykü...
Ağacın açamadığı çiçek...
Adem ile Havva’nın yediği yasak meyvenin,
En güzel yerisin.
Yüreğimi gömdüğüm o saklı kentte,
Üç günlük fidansın sen.
Ve sen...
Zincire vurulmuş bir şiddetin ihaneti,
O ihanetin kemirdiği sesin tek sahibi...
Yasaksın!
Son dem, son bahar, son günah...
O günahtan kalan hikayede,
Son kahramansın, yasaksın!
Bahar Ş. Gülşen
Burdasın
yanımdasın biliyorum
Mum ışığımın zerafetinde
ağlayan yalnızlığımsın yine bu gece
Dur gitme, bekle!
Eriyip gidemezsin beni bırakıp.
Mum biter, gece söner ama
korkarım, beceremem
karanlıkta şiir yazmayı sana.
Sen hep burdasın,
odamdasın biliyorum
Olur ya, sıkılırsan eğer
git, gez de gel biraz ama
dön ne olur yine yanıma.
Korkarım,
ağlamayı beceremem karanlıkta.
Burdasın biliyorum
Ama ben seni bulamıyorum
bulamıyorum!
Kaybolan yüreğimle beraber
bu gece de yine inatla
seni arıyorum...
BENİ UNUTAMAZSIN
Beni unutamazsın bilirim, beni unutamazsın
Denizin durgunluğu, gözlerimi
Coşkunluğu, saçlarımı hatırlatır
Kulaklarını tırmalar sesim, hayatından silemezsin
Beni unutamazsın bilirim.
Parkın tozlu yollarında yalnız dolaşacaksın
Mutsuz gökyüzünde bir iki yıldız, ışık tutacak karanlığına
Delikanlının biri uzanacak ellerine ansızın
Çaresizliğine, yalnızlığına irkileceksin
Ve daha sonra tarakta kalan saçlardan anlayacaksın ihtiyarladığını
Dudaklarının pembeliği solacak
Cilâsı çıkmış bir mobilya gibi eskiyecek güzelliğin
Kahrolacaksın !
Ve bir gün gelip, beni anlayacaksın.
Oysa; vakit çoktan geçmiş olacak
Ama sen yine de sözlerime aldırma.
Gözlerin zamansız ıslanmasın.
Çünkü, artık çocuk değilsin
Güneşin nereden doğduğunu bilirsin
Başka bir İstanbul olmadığını bilirsin
Ve seni nasıl sevdiğimi bilirsin
Ama gitmek istiyorsan, yine de sen bilirsin.
Ahmet Selçuk İLKAN
İNSAN OLMAYA GELDİM
İkilik kinini içimden atıp
Özde ben bir insan olmaya geldim
Taht kuralı ariflerin gönlüne
Sözde ben bir insan olmaya geldim
Serimi meydana koymaya geldim
Meğerse aşk imiş canın mayası
Ona mihrab olmuş kaşın arası
Hakk’ın işlediği kudret boyası
Yüzde ben bir insan olmaya geldim
Serimi meydana koymaya geldim
Bütün mürşidlerin tarif ettiği
Sadıkların menziline yettiği
Enbiyanın evliyanın gittiği
İzde ben bir insan olmaya geldim
Serimi meydana koymaya geldim
Ben de bir zamanlar baktım bakıldım
Nice yıllar bir kemende takıldım
O aşk-ı mecazla yandım yakıldım
Közde ben bir insan olmaya geldim
Serimi meydana koymaya geldim
Süre geldim aşk meyini içerek
Her bir akı karasından seçerek
Varlık dağlarını delip geçerek
Düzde ben bir insan olmaya geldim
Serimi meydana koymaya geldim
Gör ki Nimri Dede şimdi neyleyip
Gerçek aşkı her gönüle söyleyip
Her türlü sefaya veda eyleyip
Sazda ben bir insan olmaya geldim
Serimi meydana koymaya geldim
Nimri DEDE
BABA BANA BAGIRMA
yol islanmasin diye
semsiye açanlara...
baba bana bagirma
bülbülleri kaçirdin ormanlarimdan
kulaklarimin kapilarini havalara uçurdun
kapilar baba kapilar pencereleri alip gittiler
tenorlar kaçti ses tellerinden
çevreye saçildi yavru diktatörler
seni ne sopranolar istedi de vermedik baba
baba bana bagirma
bayrak direklerine konan kartallari anlat
uzun uzadiya
nasil da göremediler avcilari
o keskin gözleriyle vah hah ha
sans yildizlara özgü bir yalan baba
yildizlara tükürüp tükürüp onlari gezegen yaptiniz
savasan halklar taktiniz dünyanin boynuna
yalanlari yazdim defterime hiç unutmadim
radyasyonu radyo istasyonu sanan Bakanlari
çigleri, Meclis tavanini çig köftelerle çigneyen
dogum sonrasi acilarini cüce ülkeler doguran kadinlarin
hiç unutmadim
sakallarini yüzlerinde
yüzlerini sakallarinda unutan adamlari
ve isirgan tarlalarindaki parçalarini
Ugur Mumcu'yu biz yapan bombanin
hiç unutmadim
uzak yakin tüm tuzaklari baba
yolun ezdigi oyuncak bir kamyonsun sen
bir gam agacisin
kar yüküne dayanamayip kirilan
ilkbahari gerzeklere ödünç verdin
geri getirmediler
günesin basina gelenleri
biz ilkbaharsiz nasil anlariz baba
baba bana bagirma
bir kulagimdan giriyor sözlerin
öbür kulagimi tikiyor
Buenos Aires'te olsaydim diyorum içimden
Eva'nin peronunda
karanliktan kuslar çalan bir tren
bir biçak kaçagi
tangonun bacaklarini havaya kaldirdigi kentte
ama iyi ki buradayim, burada hiçbir seyi unutmadan
burada
bilginin bilgisizlikten daha çok aci verdigi yerde
burada, tam karsinda
hapisanelerde hintyagi gibi bir seydi zaman
hastanelerde pihtilasmis kan gemisi gibi
yol alirdi saatler
karilarinin namuslarini dillerinde saklayan
adamlar vardi bir taraflarda
televizyon kanallarinda yitirilen çocuklar
gökyüzüne düsmemek için denize yapisan baliklar
ve depolara indirilen Lenin heykelleri vardi
Sovyet Rusya'da
kafandaki duvarlari
niye cebine koymuyorsun sen baba
baba bana bagirma
farkinda degilsin
arkasini ezilenlerin yaladigi
bir posta puludur dünya
bir karadelik yutana kadar uzayda bizi
asansör bosluguna itilen bir kedisin sen
söylemenin tam sirasi
ülkeyi bu duruma senin oy verdigin
partiler getirdi baba
ama ben buradayim, burada hiçbir seyi unutmadan
bir yasamlik kaygi durusundayim
yakin tarihimiz için
baba bana bagirma
bacagindan vurulursa bir siir
nereye kadar gidebilir
bana bagirma baba
kendine bagir
yoksa her sey bitebilir
Akgün Akova
Benim Korkum Ölüm Degil
Geçen gün senin yaninda aklima ölümüm geldi
Sensizlik bir mizrak gibi saplandi kalbime
O son ani hatirladim, o seni koyup gidisimi
Ilk defa bu kadar üzüldüm dünyaya geldigime
Ölüm! Kaçinilmaz sonuç, o soguk kelime
Bir gün ucuz bir fahise gibi koynuma girecek
Yüzümde gezinecek pis ve igrenç elleri
Korkudan büyümüs gözlerimde hayaller can verecek
Biliyorum, üzüleceksin, ama ölüm bir gerçek
Bir yerde sevismek gibi, bir yerde yasamak gibi
Ne hazin sicakligimizin bizi terketmesi
Ve yüzümüze birbiri ardinca kapanan kapilar
Er geç uzanir bir el, son kampanayi çalar
Anlariz kaçinilmaz anin geldigini
Sehre bir bomba düsmüs gibi aynalar, camlar kirilir
Insan arar da bir türlü bulamaz güzelligini
Kimse benim kadar bilemez ölümün rezilligini
Seni koyup gitmenin hüznünü ben anlarim
Çünkü ben sende buldum kendimi, sende sevdim
Senin yaninda seninle degerlendi zamanlarim
Ne aci gün kadehlerin bos kalmasi, sarkilarin yarim
Mevsimlerin birbiri ardinca bir anda bitivermesi
Ansizin toprakla dolmasi gözlerimizin
Kanimiza o çirkin böceklerin girmesi
Kimbilir ölüm bir çilenin sona ermesi
Belki güzeldir, su sefil dünyaya bos gözlerle bakmak
Ne çare ki sen varsin, o dünyada sen varsin
Benim korkum ölüm degil, seni yalniz birakmak
Ümit Yasar Oguzcan
GİT BURADAN
git buradan!..
...........
nasılsa bakmamıştık
şafaklarda uçan aynı kuşa!.
sen,
kumrularla çoğalttın mevsimleri..
ben,
kelaynakları bekledim durdum;
bahar getirsin diye kışa..
ne çiçekler açtı sarı, pembe, beyaz
ne gözlerinin yeşili serildi çimenlere..
dağlarsa,
kekik yoksunu yattı gecelere...
uyanmadı daha!...
git buradan!
.........
nasılsa
basmamıştık aynı kentin
aynı kaldırım taşına..
sen,
oyunlarını oynadın başka şehirlerin
başka sokaklarına...
ben,
dikildim kaldım gülüm!..
ayaklarım büyüklüğü toprağa...
sen duymayacaksın,
sen hiç duymayacaksın!...
ölünce kaldırıp yatacağım altına...
bir bahar gülüşü esirgedin benden..
istemem artık,
susamlara katıp dualarını;
gelme yanıma!..
Tayyibe ATAY
Şeyhülislam Yahya Efendi iğneli dili sebebiyle Nef'i'ye iyi gözle bakmayanlardan biridir. Fırsatını buldukça eleştirirdi. Bazen de övmeyle karışık yererdi. Yahya Efendi'nin aşağıdaki dörtlüğü şöyledir:
Şimdi hayli suhanveran içre
Nef'i menendi var mı bir şair?
Emre-ül seb'a-i muallakadır
Emre-ül-kays kendidir kafir..
Hayatında padişah IV. Murat dahil kimseye eyvallah etmemiş olan Nef'i herkesten daha ustaca kullandığı hiciv silahıyla Şeyhülislam Yahya Efendiyi bakın ne hâle getirmiş:
bana kafir demiş müfti efendi
tutalım ki ben diyem ona müslüman
varıldıkta yarın ruz-i cezaya
ikimiz de çıkarız anda yalan.
(müftü efendi bana kâfir demiş,
tutun ki ben ona müslüman desem ne olacak?
yarın ilahi adaletin huzuruna çıktığımızda,
anında ikimizin de yalancı olduğu meydana çıkmayacak mı?)
27 Ocak 1635 / 8 şaban 1044 tarihinde sarayın odunluğunda boğdurularak cesedi denize attırılan Nef’i ölmeden hemen önce şu anlamlı rubaiyi söylemiştir (rivayet):
Ey dil, hele âlemde bir âdem yoğ imiş
Var ise de ehl-i dile mahrem yoğ imiş
Gam çekme hakikatte eğer ârif isen
Farz eyle ki el'an yine âlem yoğ imiş.
Ey gönül! Şu dünyada adam gibi bir adam yokmuş. Var ise de gönülden anlayan bir sırdaş bulunmuyormuş. Eğer bilge isen, şu dünya için asla gam çekme ve tut ki dünya diye bir şey de zaten yokmuş..
Ve gürcü mehmet paşaya "a köpek" redifli hicvi:
gürci hınzırı a samsun-ı muazzam a köpek
kande sen kande nigehbani-i alem a köpek
vay ol devlete kim ola mürebbisi anun
bir senin gibideni cehl-i mücessem a köpek
ne gune kaldi meded devlet-i al-i osman
hey yazuk hey ne musibet bu ne matem aköpek
ne ihanetdür o sadra bu zamanda ki anun
olmaya sahibi bir asaf-ı kerem a köpek
hidmet-i devlete sair vüzeradan göreler
bir fürumaye koca ayuyı akdem a köpek
bu mahlallerde ki bagdadı ala şah-ı acem
arz-ı rumu ede teshir abaza hem a köpek
sattınız iki soysuz bir olup hanlığı
kimseyietmedünüz bu işe mahrem a köpek
paymal eylediniz saltanatın ırzını hem
yok yereoldı telef ol kadar adem a köpek
hiç hanlık satılır mı hey edebsiz hain
tutalım olmamış ol fitne muazzam a köpek
sen kadar düşmen-i devlet mi olur a hınzır
ne turur saltanatun sahibi bilsem a köpek
ehl-i dil düşmeni din yoksulu bir melunsun
öldürürlerse eğer can-be-cehennem a köpek
böyle kalur mu soysuzlar elinde devlet
noldu ya gayret-i şahenşeh-i azam a köpek
hak götürdü arabı gitti hele dünyadan
kim götürse akabince seni bilmem a köpek
file nacar meger yükledeler tabutunu
çekemez cife-i murdarunu adem a köpek
filler de çekemezse ne acep laşeni kim
var mı bir sencileyin div-i mülahhem a köpek
sen soysuz eşek ol kirli ****** yaraşur
bindürüp sırtına teşhir edersem a köpek
ölünce arkasından şu beyit yazıldı:
Gökten nazire indi siham-ı kazasına
Nef'i diliyle uğradı hakkın belasına
Bu beyit ebcet hesabıyla şairin ölüm tarihini vermektedir.
Nef'inin ünlü bir sözü vardır ki bu söz onun ölüm nedenini açıkça belirtmektedir:
Vezin tutsun babamı bile hicvederim.
ceyhun yılmaz'ın ağzından duydum, sanırım kendisinin:
Gelemediğim bir yol var
Çalamadığım bir kapı
Hüznümün adı belli
Faili meçhul bir yalnızlık değil artık benimki
Boş içki şişeleri var yanımda
Çıkamıyorum evimden
Ve atamıyorum onları
Kıyamıyorum
Başka hüzünlere
Başka ellerde dönüşmesinler diye
İkinci el yalnızlıklara sebep olsunlar istemem
Atamıyorum onları
Mutfak çok temiz
Kirlenmedikçe yaşanmıyor oysa
Seni düşünüyorum
Derli toplu musun? Mutlu musun?
Yoksa yaşanmışlıklar kirletiyor mu seni de
Yıllar sonra birgün karşılaştığımızda
Ellerimle silebilecek miyim yüzündeki siyahı
Ya da silemiyecek kadar temiz kalman üzer mi beni
Elveda
görüşmek üzere zakkumlar!..
pembe çiçekleriniz solmasın
bir daha gelişime kadar...
ve Foça
ve Yakup!..
kıyı kahvesinde tavla arkadaşım;
saçları sarı
gözleri mavi boncuk...
yaşı
çocuğum yaşında
yüzü esmer umut (!)
insan olmaya tat katmaktı
onunla kurduğum dostluk...
kaç oyun oynadımsa
kaç el...
elim elinde kaldı (sıcacık!)
biraz şansım yoktu
biraz yaşlılıktan olacak
hep yenildim doğrusu...
balıklara yem atacaktı maçı kaybeden
biraz ekmek kırıntısı
biraz solucan parçası
lakin
alacak param yoktu...
ayrıldım bunu diyemeden
aklım
verdiğim sözde kaldı!..
Tayyibe ATAY
Aşkımsın Benim
Sevda çiçeklerini ektim yoluna birbir
Geçerken belki koklarsın diye
Bastın geçtin üstüne
Farketmedin bile
Gökten yıldızları serptim ummanlara
Dönüp bakmadın farketmedin bile
Sana aşığım seni seviyorum dedim
Bakmadın yüzüme
Yürüdün mağrur bir eda ile
Farketmedin bile
Haydi gençtik ozaman
Acılar yıkamazdı bizi bukadar
Ama şimdi niye hala bu kibir
Bu kendini beyenmeler
Yazık etmedik mi
İnatlar uğruna hayata ve mutluluğa
Ömrümüze yazık etmedik mi
Sevmiyorum seni deseydin keşke
Ta başından
Bağrıma taş basar
Seni unutmaya çalışırdım
Hala oynuyorsun benle
Duygularımla aşkımla
Yetmedi mi çektiklerim
Dahada mı çekeceğim
Kaderimdir diyeceğim
Seni hep seveceğim
Ve birgün senin yolunda
(sessizce) Öleceğim...
YANLIŞ YER
Bileti sevgi yüreğimin,
karşı çıkılmaz gecelerde bulunmazlığını anladım.
Sevdanın çıkmaz sokaklarında aradım seni,
geri döndüm hep.
Oysa biletinizi çıkışa kadar saklayın anonsunu yapmıştım.
Yüreğimdeki yerin doğru mu acaba?
Bayan rica etsem sizi şöyle arkalara alabilirmiyim?
Oturduğunuz yerin sahibi şimdi geldi de.
Üzgünüm arkalardan izlemek zorundasınız...
Sevmek
Sevmek;
Sevildiğini hissedebilmek,
Sevmek;
Sende onu sevdiğini söyleyebilmektir!..
Sevmek;
Yaşamın her anında onu düşünebilmek,
Sevmek;
Sahip olunsun olunmasın, sevebilmektir!..
Sevmek;
Hep beklentisiz olabilmek,
Sevmek;
Her şeyi ama her şeyi,
karşılıksız verebilmektir!..
Sevmek;
Çağrılmadan yanına gidebilmek,
Sevmek;
Çoğu zaman ağlanacak hâle bile gülebilmektir!..
Sevmek;
Cepteki son metelikle alınmış simidi ikiye bölebilmek,
Sevmek;
Gerekirse sevilenin uğruna ölebilmektir!..
Sevmek;
“Delilerle sır boncuğu dizebilmek”
Sevmek;
Her çirkinlikte bile bir güzellik görebilmektir!..
Sevmek;
Köroğlu’ nun kır atına binmek,
Sevmek;
Dünyaya kafa tutabilmektir!..
Sevmek;
Kah bulutların üzerinde gezinmek,
Sevmek;
Kah yeryüzünde sürünmektir!..
Sevmek;
“Yetti gayri” dememek,
Sevmek;
Yorulmak nedir?.. Usanmak nedir?..
Bilmemektir!..
Sevmek;
Aşkın nârında yanabilmek,
Sevmek;
Yandıkça “insan” olunduğunun
farkına varabilmektir!..
Sevmek;
Gerektiğinde nefsine “dur” diyebilmek,
Sevmek;
Her şeyden önce gururunu yenebilmektir!..
Sevmek;
Her karara saygı gösterebilmek,
Sevmek;
Neden ne olursa olsun, kin beslememek,
nefret etmemektir!..
Sevmek;
İncinsen de, kırılsan da asla küsmemek,
Sevmek;
Sanki hiçbir şey olmamışçasına,
çarpıp gittiğin kapıdan dönebilmektir!..
Sevmek;
Konuşmadan anlaşabilmek,
Sevmek;
Soğuk kış gününde
paylaşabilmektir bir tek gocuğu,
Sevmek;
Nefes alabilmek,
Velhâsılı sevmek;
Yaşatabilmektir içindeki çocuğu!
İnsanlar Öğrenmiş Dostum
İNSANLAR ÖĞRENMİŞ DOSTUM!
İnsanlar öğrenmiş dostum!
Yüzüne gülüp arkandan konuşmayı.
İnsanlar öğrenmiş dostum!
Seni seviyorum diye bağırıp,
Sonra sessizce ayrılmayı.
İnsanlar öğrenmiş dostum!
Sana ağlayan gözlerle bakıp acındırmayı,
Arkanı dönünce kahkaha atmayı.
İnsanlar öğrenmiş dostum!
Arkadaş gibi yaklaşıp,
Hatanı bulunca ortaya çıkarmayı.
İnsanlar öğrenmiş dostum!
Gülen gözlerle bakamayı,
Sonra seni gecelerce ağlatmayı.
İnsanlar öğrenmiş dostum!
Oyuncak gibi insanlarla oynamayı,
Canı sıkılınca bir köşeye fırlatmayı.
İnsanlar çokşey öğrenmiş dostum!
Yalancılığı,kahpeliği,herkeze iyi görünmeyi.
Herkez maskesini takmış,
Rolünü sinsice oynuyor.
Unuttukları birşey var ada''İNSANLIĞI''
Hadi kalkalım tiyatro başlıyor,herkezin ortamına uygun maske var.
harbi delikanlı,entellektüel,korkusuz,çok bilmiş vs.
herkez maskesini taksın tiyatro başlıyor.
birgün perde kapanacak ve maskeler yere düşecek.o zamanda iş işten geçmiş olacak.
ERCAN YÜKSEL
ŞİİR DEĞİL
Sadece bir şiir değil bu
yada sevgimin itirafı.
Bu zamana kadar görülüp de yazılmış en güzel düş.
Şimdi olmasa da yarınları unutmadım
şimdi yanımda olmasan da hayalini düşledim.
Elimde yer açtım eline ,
aynaya baksam gözlerimde gözlerin var.
Her telefon çalışında senin sesini
her gittiğim yerde kokunu aramam boşuna değil.
Kimsenin bilmediği bir yerdeki akan ırmakta taşınan kır çiçekleri gibi
geceleri o ırmağa vuran ay ışığında yüzen balıklar gibi keşfetmek benliğini.
Var olanı yok sayıp imkansıza inanmak
Hiçbir zaman bilemeyeceğim bir sorunun cevabı gülüşün
düşünmeye korktuğum anlardaki yıldızdır hayalin
hiç hesapsız süt kokan sabahların başlangıcı duruşun.
Yalınayak yürüdüğüm , hızımı alamayıp koştuğum sokakların adresi yüreğin ,
eşik altında yağmurda ıslanmış sıcak bir kucağa muhtaç kedi yüreğim
aynı kedinin sığındığı eşiğin olduğu sokak adresin.
Kapıyı tırmalamaktan çekinen ama içeri girmek için can atan
yalnızlığımı sona erdirecek ve yalnızlığına birebir deva.
Yalnızlıklarımızı yalnızca yalnız bir yanlış olmaktan kurtarmak dileğim ,
sakın ola kapındaki o kediyi tekmeleme.
Karanfil kokulu güller getirdim sana ,
ırmakta yıkanmış ay misali yepyeni hisler içinde.
Katili olmama az kaldı yalnızlığın ,
suçumu itiraf edeceğim
yeter ki beni yüreğinde hapis etsinler.
Bekle beni aldım elime sevda kılıcımı yalnızlığımıza son vermeye geliyorum...
özlüyorum diye görüşecek değilim
ve istiyorum diye sevişecek
seviyorum diye kavuşacak değilim
ve kızgınım diye canını acıtacak
ELİNDE SENİN
Gecenin karanlığında bir yol bul
Sokağımı ara, yokuşumdan in
Gölgemi görürsen penceremi vur
Anıların feneri elinde senin.
Bezginlik mi saran kentimi,
Burama kadar dayandı işte...
Mağaralara kapanmış gördüm kendimi
Haramiler arasında bütün gece.
Neyi bildik acılarla gelen,
Kapattı kapımı, penceremi...
Işığını söndürdü, tuttu elimden,
ayrılıksa bu, ne yapacağı belli mi?
Gecenin karanlığında bir yol bul
Sokağımı ara, yokuşumdan in.
Gölgemi görürsen penceremi vur,
sevdanın feneri elinde senin..
son umutlarla bakıyorum semaya
uçan bir yaprak bulup savrulurum diye
solucanları dolduruyorum koynuma
belki sevgiliyi unuturum diye
taş devrindeki dostuma mektup:
günümüzde teknik çok ilerledi
insanların rahatı yerine geldi
bilim hizmetçi robotlar üretti
ben se geliyorum çiğ et yemeye
senin mağaranı turistler sardı
bufalo avları tarihe karıştı
ağaçların yerini yüksek evler aldı
geliyorum, müzeye bir yaprak getirmeye
kuşların yerinde, araçlar uçuyor
develerin yolunda, makineler gidiyor
her taraftan ayrı bir gürültü yükseliyor
geliyorum mağarana, kafamı dinlemeye
insanlar esirgiyor birbirinden selamı
"para" denen şey için başlıyor savaşları
bir parça kağıt ile sınırlanıyor hayatları
geliyorum yanına, "dostluklar" edinmeye
ooooooooooffffffffffff
başı dumanlı Kaçkar
hu
tepeni sıyıran rüzgar için mi
büyüttün yabani çiçekleri
yoksa zevkle izlemek için mi ölümleri
topladın yanına ölümlüleri
Tahir olmak da ayıp değil Zühre olmak da
hattâ sevda yüzünden
ölmek de ayıp değil,
bütün iş Tahirle Zühre olabilmekte
yani yürekte.
Meselâ bir barikatta dövüşerek
meselâ kuzey
kutbunu keşfe giderken
meselâ denerken damarlarında bir serumu
ölmek ayıp olur mu?
Tahir olmak da ayıp değil Zühre olmak da
hattâ sevda yüzünden ölmek de ayıp değil.
Seversin dünyayı doludizgin
ama o bunun farkında değildir
ayrılmak istemezsin dünyadan
ama o senden ayrılacak
yani sen elmayı seviyorsun diye
elmanın da seni sevmesi şart mı?
Yani Tahir'i Zühre sevmeseydi artık
yahut hiç sevmeseydi
Tahir ne kaybederdi Tahirliğinden?
Tahir olmak da ayıp değil Zühre olmak da
hattâ sevda yüzünden ölmek de ayıp değil.
Nazım HİKMET
Ancak Karıncalara Merhaba Derken Diz Çökeriz
başımızın beladan bir türlü kurtulmayışı sevgilim
bu taralelliliklerle
usta işi sevişmelerle günde üç dört beş
kanla canla
insan olmanın hakkını vere vere yaşamamızdan
uğradıkları onca bozguna rağmen
bebek yüzlü düşmanların
üstümüze üstümüze gelmeleri komiğime gidiyor
bizim
ancak karıncalara merhaba derken
diz çökeceğimizi
orangutanlar bile anlardı vallahi
Akgün Akova
ESKİ DENİZLERDEN KİM KALDI
yani sen de denizsen be Marmara
iki bogazin var diye gol demiyorlarsa sana
canina okurum ben boyle isin
haberin var mi ben alti bogaza birden bakarim
benden sorulur Elif'imin
benden sorulur dort seytanimin karin toklugu
senin Istanbul'un okula gider mi, kagit kalem ister mi
Canakkale'nin cocuk felci, yatak yorgan yatmasi var midir
adalarindan birinin bile ah Marmara kara midir bahti
yani sen de denizsen Marmara
otur hesapla bak, uc kere daha denizim senden
ama bana deniz diyen yok o baska dava
Sariyer'in oralara mavi bir nokta koyan yok
atlaslara falan da yazilmaz tuh ki adim
ne dersen de dunya tersine donuyor Marmara
seni Bogazlar besliyor iki ucundan
ben de alti bogazi ay ortasi biten maasla
kizip kopurme ama
hic deniz gormesek yutardik belki Marmara
Akgün Akova
Her Gece Hergele
avcısının gözlerinden su içen geyik
çocuk orman
ayakları dünyanın ayaklarından çok üşüyen kadın
uçan halımı
kuru temizleyiciye vermeseydim eğer
bi' güzel gezdirirdim seni
gökyüzünün ışıl inci yatağında
yıldızlarının camını kırar derinlerine inerdim
ipikırık güneş o sıra
uzayın karnında parasız yatılı yaşamaktadır
bedeninden bedenime
aşk tarihinin
en büyük şiirkopter saldırısı
başlamaktadır
( yaldızlı ışığında
kanaryanı öptüğüm
ay ablam
ağzında sakız
her gece hergele )
hadi güzelim bi kere daha
Akgün Akova
MADIMAK OTELİ
_Sivastopal,2 temmuz 1993,
37 ölü,
milyonlarca şiir yaralı._
sizleri tanıyordum
sabahları geçerek önümden giderdiniz işlerinize
siz
kendini amber ağacı sanan karalahana suratlı manav
yüreğini örümceklere diktiren terzi çırağı
siz
çocuklara çarpıp kaçma eğilimli belediye şoförü
maçlarda peygamberlere küfreden zabıta memuru
evet siz
siz
öğrencilerine Atatürk heykelini tokatlatan öğrenci yurdu müdürü
yani siz beyefendi
siz
çanakçılar, kışkırtıcılar, kibritçiler
melek boğazlayıcılar
sahte itfa’ye aslanları
siz
cinayet sonrası toz olan pır pır sultan imamlar
bayat yeşil biberler
kanat düşmanları
sizleri tanıyordum
kutu kutu odalarım kol kanat gerdi askerlik anılarınıza
banka cüzdanlarınıza
astım ilaçlarınıza
kiminiz evden kovuldunuz bende yattınız sabaha kadar zik zak
korudum sizi göktaşlarından ve ay çarpmalarından
çocukluk arkadaşınızdı otel kayıt memuru önce onu yaktınız
türküleri yaktınız şiirleri yaktınız
doğru sözü yaktınız
akşamları geçerek önümden gidersiniz evlerinize
yıkıntıma sinsi sinsi gülersiniz
kapıda sizi karşılayan çocuklarınız
onlar da öğrenir bir gün
içindeki insanlarla yaktığınız
bir otelin
sonsuza dek
kül tüküreceğini yüzünüze.
Akgün Akova
Bulut
her gün
umudu aşılarken kuru dallara
yağmadı yağmur
bir nehir terk etti yatağını
çıktı bulutlara
'düş' diyorum mevsim ne olursa olsun
ben buradayım,toprakta! ..
söz dinlemiyor bulut
yağıyor uzaklara...
uzaklar ki;
hemen şuramda
kırmızı damla...
Tayyibe Atay
Kaybettim Kaydırak Taşımı
bugün
asfalt döşendi toprak yola
ve ben
kaybettim kaydırak taşımı...
bir zamanlar
tam tepemizden doğardı güneş
gitmiş uzaklara...
çalarak oyun arkadaşımı! ..
zıplamıyor artık ayaklarım
ne öne
ne arkaya,
umut işte!
gene de yollardayım...
Tayyibe Atay
Küçük Yatırımcı
26-04-2007, 09:50
Yeni bir sayfa açalım, desem
Gücüm yetse de diyorum, çıksam bir tepeye avazım çıktığı kadar bağırsam:
Ey milletim, vatandaşlarım gün ışıdı, gök mavi yüzünü gösterdi, uyanın! Desem...
Acep uyanırlar mı?
Kuşlar ötüşüyor, duyun. Kelebekler uçuşuyor bakın! Desem...
Acep duyup bakarlar mı?
Ekinler olmuş vadide, gür saçlı gelinler gibi savruluyor davranın! Desem...
Koşup dererler mi?
Statüko alt oldu, artık yokuşa sürülmeyeceksiniz. Öz toprağınızda hor görülmeyeceksiniz! Desem... Acep güvenirler mi?
Adım başı çizgiler, sokak arası yasaklar kalmadı, yürüyün! Desem...
Acep yürürler mi?
Çıta yükseldi, izbe tavanlar kalktı. Doğrultun boynunuzu, bükük durmayın! Desem...
Acep başlarını kaldırırlar mı?
Dokununca çıt diye kırılıveren kalemleri attık, artık bastıra bastıra yazın! Desem....
Acep yazarlar mı?
Yeni besteler var, eski plâklara mahkûm değilsiniz sanatçılar! Desem...
Acep çalarlar mı?
“Kıpırdama, sırıtma!” “Sus ve otur!”dan başka öğütler var. Desem...
Acep verirler mi?
Yeni cümleler var çocuklar, kurabilirsiniz. Korkmadan sorabilirsiniz! Desem...
Acep sorabilirler mi?
Asırlık dehliz bitti, çıkın delikten. Körebe oyununa son, çözün bağlarınızı! Desem...
Acep çözerler ve çıkarlar mı?
Düşmanlarla çevrili değiliz, inanmayın. “Kuşa bak kuşa” diye saptıranlara kanmayın! Desem. Sonra son bir cesaretle;
Gömülmüş hakikatler kazılacakmış, tarih dosdoğru yeniden yazılacakmış, örtülü kapılar açılacakmış; işler açık, ilişkiler şeffaf olacakmış! Desem...
Acep inanırlar mı?
Eski defter karıştırıcıları, kirli çamaşır araştırıcıları gitti. Nabza şerbet politikaları bitti. Başı dik, alnı AK içimizden insanlar geldi. Gidin kucaklayın. Desem...
Koşup sarılırlar mı?
Haset edenlere, kara boya sürenlere kanma. On yıla varmaz Avrupa’yı aşarız. Desem...
Avrupalı olmak gidip orda oturmak değil, kafaları değiştirmek. Tembel durmak değil, yekinip son tepeyi de aşmak desem... Son bir kez davranırlar mı?
Gelin dostlar yeni, sütbeyaz bir sayfa açalım, karadan çamurdan kaçalım, ötelerde bir ufuk var oraya uçalım desem....
Acep açar mıyız? Uçar mıyız? Asırlık umutlar saçar mıyız?
Yar
seni severken yar!
en karanlık yerine düştüm gecenin,
sen ne kadar uzaksan bana
ben o kadar derinlerdeyim...
seni özlerken yar!
en kalın duvarlar yıkıldı üstüme,
arada bir kırpmasa gözlerin
bil ki ölümlerdeyim...
seni beklerken yar!
yollar girdi araya
ve karıştı zamanlar
çözülmez düğümlerdeyim...
Tayyibe Atay
Üşüyorum... /... Sesimi Ört
-bir solukta okumak istemiyorum seni, sayfalarını çevirme-
uyku tutmadı, sen tut beni
en son koynunda unuttum günaydın dilimi
gözlerinde büyüdüm, yüreğim sende çocuk kaldı
hadi kalk gidelim, bizi görüp yazacaklar, az kaldı
en keyifli sabah kahvaltım ! Sen,
göğsünde yürüdüğüm balıkçı kasabası
akşamdan kalsın öpüşlerin, yalpalasın dudaklarımda
susuyorum, özlemin gelincik tarlası
susatma
gözüm tutmadı sensizliği, bir daha yollama
efkar dağıttım, herkese biraz düştü
dalgalara gözlerimle yazdım şiirimi, ıslandı ama yırtılmadı
kalbim, içli şarkılar kuşağı. İçinden geçiyor
parmaklarım karanlıkta mum gibi,
sana yazıldıkça eriyor
ateşli çingene dansım! Sen,
uzağında kaldığım deniz ülkesi
tutamayacağın sözler ver bana, ben tutarım
nefes alsın yorgunluğun dağınık yatak akşamlarında
biliyorum, gözlerin bir İstanbul hatırası
kapatma
ellerim tutmadı vedada, yaşlandım
beni kendinde bağışla
Pelin Onay
Kaç cemre düşmeli yüreğime
Kaç cemre düşmeli yüreğime,
ısınmak için yeniden.
Unutmak için, yeşil nazarlarını,
kaç bahar geçmeli,
hasretinin üstünden...
Kaç ceylan su içmeli,
sevda sebillerinden.
Kaç güvercin uçmalı,
vuslat semalarında.
Kaç yağmur ıslatmalı tenimi,
arınmak için özleminden...
Kaç menekşe açmalı saksılarımda,
boyun bükmeden.
Kaç ilkyaz yaşamalı gönlüm,
üşümeden
Ve
kaç sene,
kaç ay,
kaç gün,
kaç saat,
geçmeli,
akan kanı dindirmek için,
yaralarımın üstünden?
Seynur İnal
Demedim mi gönül kalkıp yürüme
Birgün yollarını harami bağlar
Dertliysen derdini dertsize deme
Dertsiz hekim olsa yara mı bağlar
Yazılan kaderdir başa gelince
Suç sende ayağın taşa gelince
Kudretin damlası coşa gelince
Onu bent mi eyler dere mi bağlar
Oku sayfasını geçen çağların
Yaprağı dökülmüş nice bağların
Adeti böyledir yüksek dağların
Aslı'ya yol verir Kerem'i bağlar
Ben de Reyhani'yim susuz pınarım
Damlam coş ederse olmaz kenarım
Öldüğümü duysa o nazlı yarim
Bilmem al mı giyer kara mı bağlar
Aşık Reyhani
Bana derler aşık derdini söyle
Bu bir sırdır emanettir veremem
Belki dağlar kadar büyümem amma
Cevizin de kabuğuna giremem
Hasta odur sabır ile inleye
Evlat odur nasihati dinleye
Bundan sonra zevkle bakmam aynaya
Çünkü onda iç yüzümü göremem
Kulaksız işitmek dilsiz ifade
Canım cananındır edem iade
Vücut bir camidir vicdan seccade
Onun bunun çıkarına seremem
Reyhani'yim zamanım yok gülmeye
Doğar iken boyun eğdim ölmeye
Azrail gelmesin canım almaya
Bir canım var cananındır veremem
Aşık Reyhani
Deryalar yanmaz diyenler
Denizler de yanar birgün
Nehir içip doymayanlar
Damla içen kanar birgün
Çiçek solar fikir solmaz
Derya damla ile dolmaz
Evladın kötüsü olmaz
Atasını anar birgün
Sözüm söz deyip övünme
Özüm öz deyip övünme
İşim düz deyip övünme
Çark tersine döner birgün
Kesilmez mevladan umut
Bir mürşidin elini tut
Gelir rüzgar gider bulut
Elbet yağmur diner birgün
Gel Reyhani hayal kurma
Yolu bilmeyene sorma
Kendini yüksekte görme
Gökler yere iner birgün
Aşık Reyhani
BEDESTENLİ
27-04-2007, 17:05
adım hazan benim
hep uğultulu titrer içim
don tutar hep dileklerim
kara bulutlar çöker yüreğime
soğuktur gölgeli düşüncelerim
çünkü adım hazan benim
kartanlıktır mor gündüzlerim
tutulmaz buz dağıdır ellerim
hırçın dalgalar akar gözlerimden
aşkım sert geçer kırgın zamanlardan
fırtına dinmez içimdeki çoçukta
çünkü adım hazan benim
gökyüzümde yorgun bulutlar
hayalet kayar gecelerimden
telaşlı budanmış beklemelerim
yüzümden okunur hüznü sessiz gecelerimin
kanatlanır her gün suskun özlemlerim
dört mevsimim isyan çünkü adım hazan benim
BEDESTENLİ
27-04-2007, 17:17
O kadar da önemli değildir bırakıp gitmeler,
arkalarında doldurulması
mümkün olmayan boşluklar bırakılmasaydı eğer.
Dayanılması o kadar da zor değildir, büyük ayrılıklar bile,
en güzel yerde başlatılsaydı eğer.
Utanılacak bir şey değildir ağlamak,
yürekten süzülüp geliyorsa gözyaşı eğer
Yüz kızartıcı bir suç değildir hırsızlık,
çalınan birinin kalbiyse eğer.
Korkulacak bir yanı yoktur aşkların,
insan bütün derilerden soyunabilseydi eğer.
O kadar da yürek burkmazdı alışılmış bir ses,
hiçbir zaman duyulmasaydı eğer.
can yücel
BEDESTENLİ
27-04-2007, 17:20
Daha çabuk unuturdu belki su sızdırmayan sarılmalar,
kara sevdayla sarıp sarmalanmasalardı eğer.
Belirsizliğe yelken açardı iri ela gözler zamanla,
öylesine delice bakmasalardı eğer.
Çabuk unutulurdu ıslak bir öpücüğün yakıcı tadı belki de
kalp, göğüs kafesine o kadar yüklenmeseydi eğer.
Yerini başka şeyler alabilirdi uzun gece sohbetlerinin,
son sigara yudum yudum paylaşılmasaydı eğer.
Düşlere bile kar yağmazdı hiçbir zaman,
meydan savaşlarında korkular, aşkı ağır yaralamasaydı eğer.
Su gibi akıp geçerdi hiç geçmeyecekmiş gibi duran zaman,
beklemeye değecek olan gelecekse sonunda eğer.
CAN YÜCEL
BEDESTENLİ
27-04-2007, 17:22
Rengi bile solardı düşlerdeki saçların zamanla,
tanımsız kokuları yastıklara yapışıp kalmasaydı eğer.
O büyük, o görkemli son, ölüm bile anlamını yitirirdi,
yaşanılası her şey yaşanmış olsaydı eğer.
O kadar da çekilmez olmazdı yalnızlıklar,
son umut ışığı da sönmemiş olsaydı eğer.
Bu kadar da ısıtmazdı belki de bahar güneşleri,
her kaybedişin ardından hayat yeniden başlamasaydı eğer.
Kahvaltıdan da önce sigaraya sarılmak şart olmazdı belki de,
dev bir özlem dalgası meydan okumasaydı eğer.
Anılarda kalırdı belki de zamanla ince bel,
namussuz çay bile ince belli bardaktan verilmeseydi eğer.
Uykusuzluklar yıkıp geçmezdi, kısacık kestirmelerin ardından,
dokunulası ipek ten bir o kadar uzakta olmasaydı eğer.
Issız bir yuva bile cennete dönüşebilirdi belki de,
sıcak bir gülüşle ısıtılsaydı eğer.
Yoksul düşmezdi yıllanmış şarap tadındaki şiirler böylesine,
kulağına okunacak biri olsaydı eğer.
CAN YÜCEL
BEDESTENLİ
27-04-2007, 17:23
İnanmak mümkün olmazdı her aşkın bağrında bir ayrılık gizlendiğine belki de,
kartvizitinde 'onca ayrılığın birinci dereceden failidir' denmeseydi eğer.
Gerçekten boynunu bükmezdi papatyalar,
ihanetinden onlar da payını almasaydı eğer.
Issızlığa teslim olmazdı sahiller,
Kendi belirsiz sahillerinde amaçsız gezintilerle avunmaya kalkmamış olsaydın eğer.
Sen gittikten sonra yalnız kalacağım.
Yalnız kalmaktan korkmuyorum da,
ya canım ellerini tutmak isterse...
Evet Sevgili,
Kim özlerdi avuç içlerinin ter kokusunu,
kim uzanmak isterdi ince parmaklarına,
mazilerinde görkemli bir yaşanmışlığa tanıklık etmiş olmasalardı eğer!!
CAN YÜCEL
bu donem borsada hayal kırıklıgı yaşayanlar için...
Acılar Denizi
Ben acılar denizinde boğulmuşum
İşitmem vapur düdüklerini, martı çığlıklarını
Dalgalar her gün bir başka kıyıya atar beni
Ölüyüm çoktan, bir baksana gözlerime
Gör, içindeki o kanlı cam kırıklarını
Bu ne karanlık, bu ne zindan gece böyle
Bütün gemiler söndürmüş ışıklarını
Ben acılar denizi olmuşum, yaklaşma
Sularım tuzlu, sularım zehir zemberek
Baksana; herkes içime dökmüş atıklarını
Bu karanlık bitse artık, bir ay doğsa
Bir deli rüzgar çıksa; alıp götürse
Yılların içimde bıraktıklarını...
Ümit Yaşar Oğuzcan
Yasak Aşk
allah diyordu bütün dudaklar
ben seni söylüyordum...
büyüyen günahlarda açan
zakkum çiçeğim benim!...
aldanıp sana dokunsam,
biliyorum zehirleyeceksin...
sen en iyisi mi uzakta kal,
uzakları zamana sar
bana gelmemek için...
nasılsa bir gün önüme
yaprak yaprak döküleceksin...
Tayyibe Atay
TEMMUZ’DA BİR AKŞAMÜSTÜ
Senin gelişin baharın gelmesiydi,
O uzun kış gecelerinde beklediğim…
Gözlerine bakmak gökyüzünde yüzlerce yıldızı seyretmekti.
Bir yaz gecesi tekneyle mehtap gezisine çıkmak,
Evlerin denize vuran ışıklarına bakarken
Uzaklardan gelen sevdiğim bir şarkıyı dinlemekti.
Temmuz’da bir akşamüstü aşkı ilk defa hissetmekti.
Seda Turan
http://img329.imageshack.us/img329/3285/cayakacsekertd1.jpg
BEDESTENLİ
01-05-2007, 12:25
özledim seni...
ayrılık yüreğimi uyuşturuyor karıncalandırıyor nicedir.
beynimi uyuşturuyor özlemin...
çok sık birlikte olmasak bile
benimle olduğunu bilmenin
bunca zamandır içimi ısıttığını
yeni yeni anlıyorum
Yokluğun,
Hatırladıkça yüreğime saplanan bir sizi olmaktan çıkıp
mütemadiyen bir boşluğa
Sabahları seni okşayarak başlamaları
aksamları her isi bir kenara koyup
seninle baş başa konuşmaları özlüyorum;
oynaşmalarımızı,
yürüyüşlerimizi,
sevimli haşarılığını,
çocuksu küskünlüğünü...
Nasılda serttin başkalarına karşı
beni savunurken;
ve ne kadar yumuşak
bir çift kısık gözle kendini
ellerimin okşayışına bırakırken
Gitmeni asla istemediğim halde
buna mecbur olduğunu görmek
ve sana bunları söylemeden
''git artık'' demek
''beni ne kadar çabuk unutursan, o kadar çabuk
kavuşacaksın mutluluğa''
demek sana nede zor
seni görmemek ve belki yıllar sonra
karsılaştığımızda
bana bir yabancı gibi bakmanı istemek senden...
yeni bir sevdayı yasakladığım kalbime söz geçirmek....
Can YÜCEL
Ağızlarına biber sürülmüş kuzular
Usta şair Cahit Koytak sanat hayatının en verimli dönemlerinden birini yaşıyor. Geçtiğimiz günlerde sizlere kendisinin "Sisifos'un Köyü" şiirini sunmuştuk. Bu muhteşem şiiri ünlü edebiyat eleştirmeni Rasim Özdenören o kadar çok beğendi ki bugünkü köşesine almadan edemedi.
AĞIZLARINA BİBER SÜRÜLMÜŞ
KUZULARIN CUMHURİYETİ
kuzular taze ot kokusunu arıyor,
taze ot kokusunu özlüyorlar, ama
çayıra girmekten korkuyorlar,
çimenden, çiçekten korkuyorlar,
çünkü otlara ‘biber sürmüş’,
çimene, çiçeğe kül saçmış kurtlar,
kurum bulaştırmışlar…
kuzular suyun çağıltısını dinliyor,
suyun çağrısını işitiyorlar, ama
dereye inmekten korkuyorlar,
çünkü sulara ateş karıştırmış kurtlar,
suları tutuşturmuşlar…
kuzular buluttan korkuyor,
kuzular rüzgârdan korkuyor,
kuzular yağmurdan korkuyorlar,
çünkü bulutu buruşturmuş,
yağmuru çürütmüş kurtlar,
rüzgârı kokuşturmuşlar…
kuzular sudan korkuyor,
kuzular havadan korkuyor,
kuzular yerden korkuyor,
kuzular gökten korkuyorlar…
tanrıdan, tanrının merhametinden,
meleklerden, meleklerin kanatlarından,
kanatların hışırtısından
ve bunun verdiği coşkudan,
arınma fikrinden, yücelme hissinden
ürküyor, korkuyorlar.
o kadar korkuyorlar, o kadar
korkuyorlar ki,
giderek kendilerinden, kendi
seslerinden kendi nefeslerinden
korkmaya başlıyorlar;
kendi ayak seslerinden,
kendi yürek seslerinden,
kendi akıllarından,
kendi duygularından,
kendi rüyalarından korkuyorlar…
sevgiden korkuyorlar,
sevgi denen, inanç denen,
özgürlük denen
ve yüreğe var olma erinci veren
mucizelerden,
kabına sığmayan, sığmayınca da
yasalara da sığmayan düşüncelerden
korkuyor kuzucuklar.
onlar korkularıyla meydanları
kırmızıya boyaya dursun,
kurtlar, ağıl duvarının dibinde pusuya yatmış,
kuzucukların, “mee, meeee!” diye,
- tam da kurbanlık kuzu melemeleriyle -
korkularını yenmeye çalıştıkları yerden,
aklın ve yüreğin kurumuş vadilerinden
uslu uslu dönmelerini bekliyorlar,
hapur hupur yutmak için kuzucukları...
Cahit Koytak / 1 Mayıs 2007
Otuzüç Kursun
Bu dag mengene dagidir
Tanyeli atanda van'da
Bu dag nemrut yavrusudur
Tanyeli atanda nemruda karsi
BIr yanin çig tutar, Kafkas ufkudur
Bir yanin çig tutar, Acem mülküdür.
Doruklarda buzullarin salkimi
Firari güvercinler su baslarinda
Ve karaca sürüsü,
Keklik takimi....
Yiyitlik inkâr gelinmez
Tek'e-tek dögüste yenilmediler
Bin yillardan bu yan, bura usagi
Gel haberi nerden verek
Turna sürüsü degil bu
Gökte yildiz burcu degil bu
Otuzüç kursunlu yürek
Otuzüç kan pinari
Akmaz,
Göl olmus bu dagda....
Yokusun dibinde bir tavsan kalkti
Sirti alaçakir
Karni sütbeyaz
Garip, ikicanli, bir dag tavsani
Yüregi agzinda öyle zavalli
Tövbeye getirir insani
Tenhaydi, tenhaydi vakitler
Kusursuz, çirilçiplak bir safakti
Bakti otuzüçten biri
Karninda açligin agir boslugu
Saç, sakal bir karis
Yakasinda bit,
Bakti kollari vurulu,
Cehennem yürekli bir yigit,
Bir garip tavsana, bir gerilere.
Düstü nazli filintasi aklina,
yastigi altinda küsmüs,
Düstü, Harran ovasindan getirdigi tay
Perçemi mavi boncuklu,
Alninda akitma
Üç topugu ak,
Eskini hovarda, kivrak,
Doru, seglâvi kisragi.
Nasil uçmuslardi Hozat önünde!
Simdi, böyle çaresiz ve bagli,
Böyle arkasinda soguk namlu
Bulunmayaydi,
Siginabilirdi yüceltilere....
Bu daglar, kardes daglar, kadrini bilir,
Evvel allah bu daglar utandirmaz adami,
Yanan cigaranin külünü,
Güneslerde çatal kivilcimlanan
Engeregin dilini,
Ilk atimda uçuran
Usta elleri.....
Bu gözler, bir kere bile faka basmadi
Çig bekleyen bogazlarin kiyametini
Karli, yumusacik hiyanetini
Uçurumlarin,
Önceden bilen gözleri.....
Çaresiz
Vurulacakti,
Buyruk kesindi,
Gayri gözlerini kör sürüngenler
Yüreyini les kuslari yesindi....
Vurulmusum
Daglarin kuytuluk bir bogazinda
Vakitlerden bir sabah namazi
Yatarim
Kanli, upuzun.....
Vurulmusum
Düsüm, gecelerden kara
Bir hayra yoranim çikmaz
Canim alirlar ecelsiz
Canim alirlar ecelsiz
Sigdiramam kitaplara
Sifre buyurmus bir pasa
Vurulmusum hiç sorgusuz, yargiisz
Kirvem, hallarimi aynen böyle yaz
Rivayet sanilir belki
Gül memeler degil
Domdom kursunu
Paramparça agzimdaki.....
Ölüm buyrugunu uyguladilar,
Mavi dag dumanini
Ve uyur-uyanik seher yelini
Kanlara buladilar.
Sonra oracikta tüfek çattilar
Koynumuzu usul-usul yoklayaip
aradilar,
Didik-didik ettiler
Kirmansah dokumasi al kusagimi
tespihimi, tabakami alip gittiler
Hepside armagandi acem evinden.....
Kirveyiz, kardesiz, kanla bagliyiz
Karsiyaka Köyleri, obalariyla
Kiz alip vermisiz yüzyillar boyu,
Komsuyuz, yaka yakaya
Birbirine karisir tavuklarimiz
Bilmezlikten degil,
fukaraliktan
Pasaporta isinmamis içimiz
Budur katlimize sebep suçumuz,
Gayri eskiyaya çikar adimiz,
Kaçakçiya
Soyguncuya
Hayina......
Kirvem, hallarimi aynen böyle yaz
Rivayet sanilir belki
Gül memeler degil
Domdom kursunu
Paramparça agzimdaki...
Ahmed Arif
Diyarbekir Kalesinden Notlar
Ve Adilos Bebenin Ninnisi
Varamaz elim
Ayvasina, narina can dayanamazken,
Kirar boynumu yürürüm.
Kurdun, kusun bilecegi hal degil,
Sormayin hiç
Laaaaal...
Kara ferman çikadursun yollara,
Yarin bahçesi tarumar,
Kan eder perçem
Olancasi bir tutam can,
Kadasina, belasina sundugum,
Ben öleydim loooy...
Elim bos,
Ayagim pusu.
Bir ben bilecegim oysa
Ne afat sevdim.
Bir de agzi var dili yok
Diyarbekir Kalesi...
2.
Açar,
Kan kirmizi yediverenler
Ve kar yagar bir yandan,
Savrulur Karacadag,
Savrulur zozan...
Bak, biyigim buz tuttu,
Üsüyorum da
Zemheri de uzadikça uzadi,
Seni, baharmisin gibi düsünüyorum,
Seni, Diyarbekir gibi,
Nelere, nelere baskin gelmez ki
Seni düsünmenin tadi...
3.
Hamravat suyu dondu,
Diclede dört parmak buz,
Biz kuyudan isliyoruz kaba - kacaga,
Çayi kardan demliyoruz.
Anam sir gibi saklar siyatigini,
"Yel" der, "Baharin geçer".
Bacim, ikicanli, agir,
Güzel kizdir, bilirsin.
Ilki bu, bir yandan sakli utanir
Ve bir yandan korkar
Ölürüm deyi.
Bir can daha çogalacagiz bu kis.
Bebegim, neremde saklayim seni?
Hos gelir,
Safa gelir,
Ahmed Arif'in yegeni...
4.
Dogdun,
Üç gün aç tuttuk
Üç gün meme vermedik sana
Adilos Bebem,
Hasta düsmeyesin diye,
Töremiz böyle diye,
Saldir simdi memeye,
Saldir da büyü...
Bunlar,
Engerekler ve çiyanlardir,
Bunlar,
Asimiza, ekmegimize
Göz koyanlardir,
Tani bunlari,
Tani da büyü...
Bu, namustur
Künyemize kazinmis,
Bu da sabir,
Agulardan süzülmüs.
Saril bunlara
Saril da büyü.
Ahmed Arif
Aksam Erken Iner Mahpusaneye
Aksam erken iner mahpusaneye.
Ejderha olsan kar etmez.
Ne kavgada ustaligin,
Ne de çatal yürek civan olusun.
Kar etmez, inceden içine dolan,
Alip götüren hasrete.
Aksam erken iner mahpusaneye.
Iner, yedi kol demiri,
Yedi kapiya.
Birden, aglamakli olur bahçe.
Karsida, duvar dibinde,
Üç dal gece sefasi,
Üç kök hercai menekse...
Ayni korkunç sevdadadir
Gökte bulut, dalda kaysi.
Baslar koymaga hapislik.
Karanlik can sikintisi...
"Kürdün Gelini"ni söyler maltada biri,
Bense volta'dayim ranza dibinde
Ve hep olmayacak seyler kurarim,
Gülünç, acemi, çocuksu...
Vurulsam kaybolsam derim,
Çirilçiplak, bir kavgada,
Erkekçe olsun isterim,
Dostluk da, düsmanlik da.
Hiçbiri olmaz halbuki,
Geçer süngüler namluya.
Baslar gece devriyesi jandarmalarin...
Hirsla çakarim kibriti,
Ilk nefeste yarilanir cigaram,
Bir duman, kendimi öldüresiye.
Biliyorum, "sen de mi?" diyeceksin,
Ama aksam erken iniyor mahpusaneye.
Ve disarda delikanli bir bahar,
Seviyorum seni,
Çildirasiya
Ahmed Arif
zalimsin sevgilim:
mahküm ettin beni,
birkaç saniyeye.
bedenim şimdi yaşıyor,
ruhumsa;
ilk öptüğün yerde.
mantığım unut diyor,
ellerim içki şişelerinde.
kalbime sormak istiyorum,
yerinde yok,
çünkü; o hapis,
gözlerinde.
arzularıma soruyorum,
eğlen diyorlar;
yanında güzeller le,
hoşlandığın şekilde.
muhtaç olduğumda ayaklarıma;
buluyorum onları,
senin evin önünde.
Hoş Geldin Keder
Hoş geldin keder
Buyur otur baş köşeye
Sefalar getirdin
Yalnız biraz geciktin bu gece
Hasta falan mısın yoksa
Yine susuyorsun ya
Neyse
Demli çayım var içer misin
Daha yeni demledim sıcacık
Şöyle içini ısıtır dışarısı soğuk
Hoş geldin keder
Tamam
Öyle bakma yüzüme
Tamam ciddileşeceğim
Ah ulan sendeyim gene bu gece
Yalnızlara oynuyorum gene
İçim dışım sen olmuşsun
İlle de yorgunum deme bana
Anladık adın keder
Kedersin kedersin de
Bana bi bak bu gece
Geberiyorum
Bi günaydına hasret dudaklarım
Artık hissetmiyorum
Ama yine de ille de sen
Di mi keder hep sen
Bi akşam
Karanlık iyice çökünce
Yürüyelim senle keder
Öylece yürüyelim
Sahi keder
Bi gece yarısı
Bomboş bi sokakta yürüdün mü sen hiç
Kahredici sessizliğe bulaştı mı ruhun
Sırtından bıçaklandın mı
Boşver be keder
Hadi iç
Soğutma çayını
Ha birazda peynir ekmek olacak
Açsan hani al çekinme
Al neyim var
Neyim yoksa
Ama nolur
Nolur
Hayat için asma suratını
Hoş geldin keder
Sefalar getirdin
Elveda Demek Çok Zordu
Sana elveda demek çok zordu
Ellerim bırakamadı ellerini
Gözlerim yalvarıyordu kal dercesine
Gözlerindeki yaşlar mümkün olsa keşke diyordu
Siliyordu geçen dakikaları tuzlu damlalar
Garda üzgün sevdalılar
Bizim gibi birbirlerine bakışıyordu
O kadar geveze bir sessizlik ki bu
O kadar zor
Ve bir o kadar da hüzünlü bir sahne ki yaşanılan
Kelimelerin tükendiği, sözlerin anlamsızlaştığı anlardan
Gözlerimde sen
Seninkilerde ben
Ellerimde ellerin
Ellerinde ellerim
Ve kalkmak üzere olan bir tren
Sana elveda demek çok zordu
Vedalar zaten bana hep koyardı
Bindin trene
Koltuğuna oturdun
Ben artık bomboştum
El salladın bana
Elimi sallayamadım
Gözlerinde yaşlar
Gözlerim nemli
Beni bilirsin ağlayamazdım
Acı bir düdük sesi
Ankara yolcusu kalmasın dedi
Burası buz gibi şimdi
Donsun her şey
Her şeyiyle beraber
Asılı kalsın zamansızlıkta
Sen gelinceye kadar
Böyle düşündüm giden trenin arkasından
Garda yarım kalan insanlar
Hepsi benim gibi
Gözleri nemli
Elleri ceplerinde
Yaşam hücrelerimin de içinde olduğu
Bir yanım
Bir yanımız
Giden trende
19 MAYIS GENÇLİK MARŞI
Bir şerefli milletin şanlı çocuklarıyız.
Kalplerimiz, nabzımız, vatan diyerek atar.
Ayrılmadan yürürüz, aynı yolda erkek, kız.
Ruhumuzda ateş var, göğsümüzde iman var...
Vücudumuz yay gibi, bacaklarımız çevik,
Kalplerde cumhuriyet, başımızdadır bayrak,
Bir emanet taşırız, Ata'mıza söz verdik.
Kuvvetimizi, gücümüzü, kanımızdadır kaynak...
Bilgi ile sporu, yürütürüz atbaşı,
Çalışkanlık, çeviklik atalardan mirastır.
Türk olmanın amacı kazanmaktır savaşı...
Bize ülkü yaraşır, bize hamle yaraşır.
19 Mayıs bizim en kutsal bayramımız.
Tarihlerde var mıdır, böyle bir günün eşi ?
Bu pınardan içiyor, alıyoruz kuvvet, hız,
Bu ocaktan yakıyor bütün gençlik ateşi...
İ. Hakkı TALAS
O GELİYOR
Yıl 1919
Mayıs'ın on dokuzu.
Kızaran ufuklardan kaldırıyor başını
Yeryüzüne can veren,
Cana heyecan veren
Al yüzlü Oğan güneş.
Takanın burnu nasıl Karadeniz'i yırtar ?
Siz de bir an öyle yırtınız uykunuzu.
Uyanın Samsunlular!
Kurutacak gözlerde umutsuzluk yaşını
Al yüzlü Oğan güneş.
Bugün Çaltıburnu'ndan gülerek doğan güneş.
Yıl 1919
Mayıs'ın on dokuzu.
Uyanın Samsunlular.
Uyumak ölüme eş.
Diriltir ruhunuzu,
Ufukta bir gemi var.
Fakat bu gemi niçin böyle yavaş geliyor ?
Fakat yolu mu az, yoksa yükü mü ağır ?
Bu gemi umut yüklü, insan yüklü, hız yüklü !
İçinde bu vatanın derdiyle yanan bağır.
Kurulacak yarını düşünen baş geliyor.
Bir baş ki, gökler bir küme yıldız yüklü.
Bu gemi onun için böyle yavaş geliyor.
Yıl 1919
Mayıs'ın on dokuzu.
Ufukta duran gitgide yaklaşıyor.
Sanki harlı bir ateş
Yakıyor ruhumuzu.
Beklemek üzüntüsü her gönülde taşıyor.
Üzülmemek elde mi ?
Hız yüklü, iman yüklü, umut yüklü bu gemi.
O umut yayıldıkça ruhlara sıcak sıcak,
O hız, doldukça bütün damarlara kan gibi,
Gizli inleyen her yürek canlanacak.
Ateşler püskürecek uyuyan volkan gibi.
Gittikçe büyükleşen
Gölgene dikilmekten karardı gözlerimiz.
Koş, atıl gemi, sana engel olmasın deniz.
Ak saçlı dalgaları birer birer kes de gel !
Kuşlar gibi uç da gel, rüzgar gibi es de gel !
Celal Sahir EROZAN
BU GELEN BANDIRMA VAPURU
Tekmil Anadolu ayakta,
Bu gelen Bandırma vapuru.
Mustafa Kemâl'in bakışı
Göklerden duru.
Boz kalpağın hele bir çıkarsın Mustafa Kemâl
Altın saçları pırıl pırıl uçuşur rüzgarda.
Mustafa Kemâl'in elbisesi
Rütbesiz, nişansız...
Ve avuçlarında
Kaderi yazılmış Türkiye'nin.
Karadeniz sereserpe uzanmış önünde
Bandırma vapuru yavaş yavaş yol alır,
Gazi Anadolu divan kurmuş bekleşir
Mustafa Kemâl geliyor.
Vapur yaklaşır, yaklaşır;
Secde eder dağlar taşlar.
Selam verir Gazi Anadolu'm;
Bandırma vapurunun içinde.
Güneşten süt emmiş
Bir sarışın kahraman var.
Mustafa Kemâl, ölümsüz kahraman,
Sen Samsun'a ayak bastığın an,
Al bir bayrak gibi açılıp rüzgarınla,
Dalgalandı vatan.
Özker YAŞIN
GELDİM İŞTE !
geldim işte!
ağzımda ay yorgunu türküler yakarak,
senin üstüne...
kaç leylim bahar söyledim kimbilir
esen yellere...
duydun mu ki?...
geldim işte!
saçlarımda kış vurgunu güller kokarak,
savurdum yaban ellere...
oplayıp kalp vazona
koydun mu ki?...
geldim işte!
ellerimde bir dilim somun ekmeği
ve bir bardak soğuk su taşıyarak,
verdim yüreğimle...
aldın ama,
doydun mu ki?...
TAYYİBE ATAY
Yağmur kokulum
Bir ıhlamur çiçeği düştü saçlarıma
Ellerinin kokusunu hatırlattı
Ve şefkatini
Fransız sokağından geçerken
Pencerelerde hercailer
Gülüşünü hatırlattı
Çakmak çakmak sırıttı arnavut taşları
İtalyan yokuşundan şöyle boğaza karşı
Nargilesi tüttü yaşlı şairin
Susan yanımı çağırdı
O kadar renkliydi ki yaşam
Ve herşey yerli yerindeydi ki
Düşünmek gerekmezdi yazmak için
Çiçeği, denizi,sevgiyi, ölümü
Sunulmuş kaleme noktalar, virgüller
Yeşildi bahar
Şarkılar güzeldi
Aşklarsa hep tadımlık
Saatler hep tek başımalık
Siyah beyaz olmalıydı fotoğraflar
Sabahı istediğim renkle dolmalıydı
Taş plaklar bestelenmeyeni çalmalıydı
Sadece benim için anlatılmalıydı masallar
Kum saatinden kelimeler akmalıydı
Birikmeliydi şiirler
Kırılan aynanın parçalarında
Büyüdükçe çoğalan sevgiler yeşermeliydi
Çoğaldıkça büyüyen...
Bir ıhlamur çiçeği düştü yağmurda saçlarıma
Yağmurlar ‘sen’ kokardı, ıhlamur çiçeği ‘hasretin’
Şimdi güneşin altında elimde kuru bir dal
Göğe doğru bakıp, bekliyorum bulutları
Yağmurla geldiği gibi giden
Can yarımın kokusunu arıyorum
Arzu Altınçiçek
preatoria
31-05-2007, 21:15
İstanbul Ağrısı...
Kanatları parça parça bu ağustos geceleri
yıldızlar kaynarken
şangır şungur ayaklarımın dibine dökülen
sen
eğer yine İstanbul'san
yine kan köpüklü cehennem sarmaşıkları büyüteceğim
pancak pancak şiirler tüküreceğim
demek yine ben
limandaki direkler ormanında bütün bandıralar ayaklanıyor
kapı önlerinde boyunlarını bükmüş tek tek kafiyeler
yahudi sokaklarını aydınlatan telaviv şarkıları
mavi asfaltlara çökmüş
diz bağlıyor
eğer sen yine İstanbul'san
kirli dudaklarını bulut bulut dudaklarıma uzatan
sirkeci garı'nda tren çığlıklarıyla bıçaklanıp
intihar dumanlari içindeki haydarpaşa'dan
anadolu üstlerine bakıp bakıp
ağlayan
sen eğer yine İstanbul'san
aldanmıyorsam
yakaları karanfilli ibneler eğer beni aldatmıyorsa
kulaklarımdan kan fışkırıncaya kadar
yine senin emrindeyim
utanmasam
gozlerimi damla damla kadehime damlatarak
kendimi yani şu bildigim attila ilhan'i
zehirleyebilirim
sonbahar karanlıkları tuttu tutacak
tarlabaşı pansiyonlarında bekarlar buğulanıyor
imtihan çığlıkları yükseliyor üniversite'den
tophane iskelesi'nde diesel kamyonları sarhoş
direksiyonlarının koynuna girmiş bıçkın şoförler
uykusuz dalgalanıyor
ulan İstanbul sen misin
senin ellerin mi bu eller
ulan bu gemiler senin gemilerin mi
minarelerini kürdan gibi dişlerinin arasında
liman liman götüren
ulan bu mazot tüküren bu dövmeli gemiler senin mi
akşamlar yassıldıkça neden böyle devleşiyorlar
neden durmaksızın imdat kıvılcımları fışkırıyor
antenlerinden
neden
peki İstanbul ya ben
ya mısralarını dört renkli duvar afişleri gibi boy boy
gümrük duvarlarına yapıştıran yolcu abbas
ya benim kahrım
ya senin ağrın
ağır kabaralarınla uykularımı ezerek deliksiz yaşattığın
çaresiz zehirle kusan çılgın bir yılan gibi
burgu burgu içime boşalttığın
o senin ağrın
o senin
eğer sen yine İstanbul'san
yanılmıyorsam
koltuğumun altında eski bir kitap diye götürmek istediğim
sicilyalı balıkçılara marsilyalı dok işçilerine
satır satır okumak istediğim
sen
eğer yine İstanbul'san
eğer senin ağrınsa iğneli beşik gibi her tarafımda hissettiğim
ulan yine sen kazandın İstanbul
sen kazandın ben yenildim
kulaklarımdan kan fışkırıncaya kadar
yine emrindeyim
ölsem yalnız kalsam cüzdanım kaybolsa
parasız kalsam tenhalarda kalsam çarpılsam
hiç bir gün hiçbir postacı kapımı çalmasa
yanılmıyorsam
sen eğer yine İstanbul'san
senin ıslıklarınsa kulaklarıma saplanan bu ıslıklar
gözbebeklerimde gezegenler gibi dönen yalnızlığımdan
bir tekmede kapılarını kırıp çıktım demektir
ulan bunu sen de bilirsin İstanbul
kaç kere yazdım kimbilir
kaç kere kirpiklerimiz kasaturalara dönmüş diken diken
1949 eylül'ünde birader mırc ve ben
sokaklarında mohikanlar gibi ateş yaktık
sana taptık ulan
unuttun mu
sana taptık
Attila İlhan
Hep resimle anlatılmaz ki!
İğde çiçeklerinin kokusu,
Teknelerin gövdesine her çarpışında
Tok sesler çıkaran dalgaları,
Martıların
Balıkçı sandallarının üzerindeki azgın çığlıkları,
Kan kırmızı renkleriyle
Güneşin batışı,
Aynı dakikalarda
Ayın kocaman bir güneş gibi doğuşu.
Dallarda olgunlaşmaya çalışan kayısılar,
Gündüz açılıp saçılıp
Geceleri uyuyan papatyalar,
İnsan gördüğü her evin önünde
"Açım"diye miyavlayan,terkedilmiş kediler.
Bütün bunları
Yıllardır izlemekten usanmayan
Ben.
Ah Ayvalık!
Yoksa bu aşk mı?
01.06.2007 ilk şiirim.Meral
YAR
seni severken yar!
en karanlık yerine düştüm gecenin,
sen ne kadar uzaksan bana
ben o kadar derinlerdeyim...
seni özlerken yar!
en kalın duvarlar yıkıldı üstüme,
arada bir kırpmasa gözlerin
bil ki ölümlerdeyim...
seni beklerken yar!
yollar girdi araya
ve karıştı zamanlar
çözülmez düğümlerdeyim...
Tayyibe Atay
PENCEREDEYİM
Bilmez miyim hiç?
Dar zamanların var senin!
Okunmamış mektupların, mesajların...
Veremediğin selamın sabahın var
Kendine sakladığın....
Ve
Bana getiremediğin yazların var:
Kırmızı haziranında dal dal kiraz!..
Temmuzunda namluya yatan ekin!...
Altından kaçırdığın bıldırcınlarla
Bana geldi ellerin!..(biraz buğday, biraz sevgi!..)
Hani
Nerede gecemi delen gözlerin!...
Kendimden bilirim,
Gidilmemiş hasretlerin var senin!
Taşlı, uzak yolların ...(en incesinin dönemecindeyim)
Ot dolu yemyeşil bahçelerin var
Isırganlarında çil çil olmuş tenin!..(acını dindiremedim)
Yaprak yaprak ebegümeçleri,
Madımaklar, galdirikler...
Dağlara küsüp gelen kokulu çileklerin ....(şekli yüreğine benzer, giremedim!..)
Tarlalarını basan belemirlerin var (mosmor gökkuşakları olup gönlüme serilir...)
Diyemedim!...
Boy boy sakız otların var
Sevgine katıp çiğnediğim...
Biliyorum,
Göçmen kuşlara katılmamış kanadın var bir de...
Hadi!
Açtım göç yollarını
Doldu mu heybelerin?!..
Unutma sana yolladığım mendili (adını işlemiştim)
Kırmızı yaşmağı (nişanesiydi bekaretimin..)
İlk dizesini, sana yazdığım son şiirin (seni seviyorum demiştim...)
Yüzünde ağarttığım geceyi (sabahında pembe gül dermiştin...)
Kahvaltıda yediğim iki zeytin tanesini (gözlerine benzettiğim)
Rengi değişmeyen zakkum çiçeğini (aşktı yani; kendimi zehirlemiştim...)
Unuttuklarımı da unutma sakın! (hepsini sana vermiştim...)
İkilemlere düşme sakın!
Çık gel beklerken seni,
Beklemediğim zamanında saatlerin...(şimdi değilse bile yarın!)
Penceredeyim!...
Tayyibe Atay
otuz kupon
Radyo televizyon gazete dergi
Her bir şey meydanda sergi var sergi
Esnafa çiftçiye koy peşin vergi
Uyan Türk evlâdı uyuma uyan
Otuz kupona alınmadı bu Vatan
Taksitle araba taksit taksit ev
Enflasyon kudursun dev olsun dev
İstersen küfür et istersen sev
Uyan Türk evlâdı uyuma uyan
Otuz kupona alınmadı bu Vatan
Sınavı düşünme ! kitabın bizden
Bedava deneme sınavın bizden
Yarıçıplak hatunlar son avın bizden
Uyan Türk evlâdı uyuma uyan
Otuz kupona alınmadı bu Vatan
Bardak, tabak, oyuncak, halı verdiler
Denizin dibinde yalı verdiler
Gül yaprağı gösterip, çalı verdiler
Uyan Türk evlâdı uyuma uyan
Otuz kupona alınmadı bu Vatan
Fatih'e İstanbul, Yavuz'a Mısır
Yüz kupona kilim, kırk kupon hasır
Kuponla gelecek ülkeye huzur
Uyan Türk evlâdı uyuma uyan
Otuz kupona alınmadı bu Vatan
En son hediyeyi kızlar tanıttı
Gümbür gümbür çalan sazlar tanıttı
Utanmaz arlanmaz yüzler tanıttı
Uyan Türk evlâdı uyuma uyan
Otuz kupona alınmadı bu Vatan
Kampanya dönemi geldi - geçiyor
Uyuma vatandaş fırsat kaçıyor
Millet çatır - çatır kupon seçiyor
Uyan Türk evlâdı uyuma uyan
Otuz kupona alınmadı bu Vatan
Her satırdan şiddet nefret akıyor
Kalemler bölücü tohum ekiyor
Ekranlar salyalı pislik kokuyor
Uyan Türk evlâdı uyuma uyan
Otuz kupona alınmadı bu Vatan
Makyaj, giyim - kuşam bunların işi
En sağlıklı yaşam bunların işi
'Siz emredin paşam' bunların işi
Uyan Türk evlâdı uyuma uyan
Otuz kupona alınmadı bu Vatan
İhtilâl yaparsın manşet atarlar
'Nü' resim yaparsın topa tutarlar
Hangisini saysam katar katarlar
Uyan Türk evlâdı uyuma uyan
Otuz kupona alınmadı bu Vatan
Demokrasi lâiklik insan hakları
Örtüyle başladı ilk yasakları
İrtica geliyor (!) son tuzakları
Uyan Türk evlâdı uyuma uyan
Otuz kupona alınmadı bu Vatan
Lâiklik - Şeriat kavgası bitsin
Ülkeme duyulan bu nefret yetsin
Sevmeyen ****fsiz defolsun gitsin
Uyan Türk evlâdı uyuma uyan
Otuz kupona alınmadı bu Vatan
Görüntü Kemâlist aslı komünist
Hesaplar çok ince tam oportünist
Bunlar hem yalaka , hem kapitalist
Uyan Türk evlâdı uyuma uyan
Otuz kupona alınmadı bu Vatan
Atatürk maskesi işin yapısı
Atatürk'e kurban olsun hepisi
Bizim ulan memleketin tapusu
Uyan Türk evlâdı uyuma uyan
Otuz kupona alınmadı bu Vatan
Deniz Türkiye'li Önkuzu Türk'tü
Ay-yıldız bayrağı en büyük farktı
Evita sevenler ***'den korktu
Uyan Türk evlâdı uyuma uyan
Otuz kupona alınmadı bu Vatan
Kılıçkıran Özmen dağda gezmedi
Karakol basmadı huzur bozmadı
Beşbin şehit verdik kimse yazmadı
Uyan Türk evlâdı uyuma uyan
Otuz kupona alınmadı bu Vatan
Her günüm cenaze her günüm şehit
Çektiğim acıya Yaradan şahit
Bunların sebebi Şam'da bir i* oğlu i*
Uyan Türk evlâdı uyuma uyan
Otuz kupona alınmadı bu Vatan
Kimine Rusya'da bedava tatil
Bedava dinamit bedava fitil
Laf bize gelince ‘‘faşist bir katil''
Uyan Türk evlâdı uyuma uyan
Otuz kupona alınmadı bu Vatan
Düşman gelmiş kapımıza dayanmış
Dört yanımız kampanyaya boyanmış
Kutuplara yaz gelmiş bak onlar da uyanmış
Uyan Türk evlâdı uyuma uyan
Otuz kupona alınmadı bu Vatan
Çanakkale hiç kampanya görmedi
Dumlupınar kampanyaya girmedi
Kocatepe mega kupon vermedi
Uyan Türk evlâdı uyuma uyan
Otuz kupona alınmadı bu Vatan.
Ahmet yılmaz
efendiaslan
16-06-2007, 18:28
bahâr bitti, güz bitti
artık bülbül ötmüyor
yâre tel çekem dedim
tel derdim iletmiyor
yollar kapandı kardan
turna gelmez diyârdan
haber çıkmadı yârdan
bu ayrılık bitmiyor
derdim çok, dermanım yok
cânân çok, cânânım yok
onsuz adım sanım yok
teselli kâr etmiyor
bahâr yeşil gözüydü
bülbül tatlı sözüydü
gonca pembe yüzüydü
hayâlimden gitmiyor
ayrılık deniz gibi
ölü bir beniz gibi
uzayanbir iz gibi
bitmiyor, âh, bitmiyor
efendiaslan
16-06-2007, 18:33
ne dert kalır ne hüzün
bir sudur akar zaman
seni ilk gördüğüm gün
dedim, ah, benim olsan
ay değil yıllar geçti
kavuşmak şimdi bir an
kış geçti, bahar geçti
dedim, ah, benim olsan
yeter, üzme, çabuk gel
uzamasın bu hicran
bu günlerden çok evvel
dedim, ah, benim olsan
JoNaThAn
16-06-2007, 18:47
ilk gördüğüm an sensin şimdi yine sensin. boşver akıp giden kızıllık olsun saçlarından, damarlarımızdaki kan misali şaraptan kadehe..
bunu bir bayana sölemiştim zamanında.. bu şekilde söylediğime göre, ya kafam güzeldi ya da bayan:) bu sözü nasıl böyle ördüğümü göz önüne aldığımızda muhtemelen kafam..
konu, saçların kızıl renkten başka bir renge çevrilmesiydi..ama kızılı seviyorum..:( fakat bukadar hassas ve önemli bir konu dahi, güzel söz sanatını bir kenara bırakmayı gerektiremezdi. gerektirmedi de..
Aşkımın Martı Kuşları
akşamla birlikte geldim yaşadığın şehre
gözlerimi gecede sakladım...
çirkinliğimi göreceksin diye
araba flaşlarına,
sokak lambalarına,
çakan çakmak ışıklarına bile kızdım...
utanç duvarına yazarken adımı
kendi kalemimle,
ellerimi yüzüme kapadım.
suçlu sen değilsin ki,
suçlu benim!
sen elime bile dokunmadın...
gözlerinin güzelliğinde yayıldım sokaklara
yanımda sen vardın...
sadece sen!!!
ne evler,ne arabalar,ne bahçeler,
ne de bize bakan sorgucu gözler,
hiç birine aldırmadın...
kaç martın vardı özlediğim
kaç martın, söyle!!!
kaçını bana getirdin?
kaçını öldürdük bu gece?
kaçını kaçırdık gökyüzüne?
kaçı kaldı ki bizimle?
sayamadım...
seni!
sayamadığım martılar kadar çok sevdim,
anlamadın...
akılsız martılar!
konmayın duvarımın üstüne!
sizi saymak istemiyorum,
haydi kaçın!..
"kaçın" diyorum size...
Tayyibe Atay
Yasak Aşk
allah diyordu bütün dudaklar
ben seni söylüyordum...
büyüyen günahlarda açan
zakkum çiçeğim benim!...
aldanıp sana dokunsam,
biliyorum zehirleyeceksin...
sen en iyisi mi uzakta kal,
uzakları zamana sar
bana gelmemek için...
nasılsa bir gün önüme
yaprak yaprak döküleceksin...
Tayyibe Atay
elektrik-çi
21-06-2007, 15:57
duydum dokuz aylık yoldan
gelen yavrum ninni nini
ben hapiste sen kundakta
kalan yavrum ninni ninni
kolumdan zincir vurayım
kelepcede ben kalayım
seni rüyamda göreyim
dayan yavrum ninni ninni
mahsuni der bune iştir
sebebim yare yoldaştır
bülbül hapis yuva boştur
dayan yavrum ninni ninni
mahsuni şerif
Rüzgara Fısıldadım Sevgimi
Ne güzel geçirmiştik birlikte,
O baharı / hatırlıyor musun?
İlk göz göze geldiğimiz anı.
Bakamamıştım mavi derinliklerine,
Halbuki ne çok istemiştim,
Enginlerinde yitip gitmeyi.
Sen uzanıp tutmuştun elimi,
Avuçların nasılda sıcaktı.
Yakıcı!
Hele o ilk canım deyişin var ya,
Unutamadım...
Tıpkı seni unutamadığım gibi.
Şimdi kim bilir neredesin, kiminlesin,
Mutlu musun bari?
Ben mi?
Hayat devam ediyor işte...
Her şey aynı, bıraktığın gibi.
Bir şey daha var..
Hediye ettiğin çiçekler,
Büyüyüp serpildiler.
Bir de isim taktım onlara,
Yadigar...
Mevsim sonbahara döndü artık,
Deli rüzgar yine esmekte,
Geçen gün,
Hala sevdiğimi fısıldadım kulağına,
Sana söylesin diye..
Ulaştı mı?
Bahar Ş.Gülşen
SEN
özlediğim, beklediğim,
umudumsun sen.
buz tutan yüreğimde açan,
nadide çiçeğimsin,
/ kardelen /
ahh! Sen var ya sen..
yaşadığım en deli aşksın
sen!
Bahar Ş. Gülşen
SEN II ( Sevdalım)
Sen;
Çalamadığım türkümsün sazımda,
Okuyamadığım şiir,
Sahip çıkamadığım davam,
Yasaklımsın sen.
Vazgeçip de unutamadığım...
Zamansız yiten yoldaşım,
Kazanıp da kaybettiğim,
Bitmeyen kavgamsın sen.
Sen;
Hücre evimin duvarında,
Pankart pankart slogansın.
Kolumda kelepçem,
Zindan duvarıma çentik çentik kazdığım,
Özlemim...
Bir türlü sökmek bilmeyen,
Şafağımsın sen.
Sen;
Yalnızlık bağımda son çiçek,
Sigaramdan çektiğim son nefes,
Kadehimde son yudumsun.
Son baharım, son demim,
Boynumdaki ilmekte, son arzumsun sen...
Bahar Ş. Gülşen
UNUTMA
Unutma!
/ tutamadığım / yeminim,
Sevdam olsan da.
Unutma!
El ele sahillerde,
Esen rüzgarlara boy verirken,
Kokunu içime çekmelerimi,
Gözlerine bakarken,
Kendimden geçmelerimi,
Senle yanarken,
Seni özlemelerimi,
Dokunmalarımı, yağmurları izlerken,
Hele gözyaşlarımı, yıldızlarla birken
Unutma.
Unutma!
/ tutamadığım / yeminim,
Yasaklım olsan da.
Unutma!
Sezen’i derdime ortak ederken,
Sensiz yaşımda/
Puslu şehir akşamlarında/
Tenimin sen diye inlemeleri
Yankılanırken,
Seni içime çekmelerimi,
Kor ateşlerde yanarak beklemelerimi,
Sakin unutma!
Bahar Ş.Gülsen
Gönlüm kilitli sandıkta,
Seninle büyümüş açamadılar.
Sana götürsünler diye
Sevgimin birazını yükledim kuşların kanatlarına
Uçamadılar...
ARDIÇ KUŞU VE SEVDA
Yüzünü biriktiriyorum şimdi
çünkü ben, bir ardıç kuşu gibi
kendi ölümüyle beslenen
güncesi ayrılıklarla dolu
ve teni her yaz
ayrı güneşlerde yanan bir çocuğum.
Ne kadar alışkınım bilsen
yazılmayacak mektuplar için adresler alıp-vermeye
yılların yorgunluğuyla sararan
silik, umarsız, gizini saklı tutan
ve bir daha yaşanmayan resimlere.
Yüzünü biriktiriyorum. Çünkü yüzün
bir sevda tohumu şimdi.
Geçerken ürpertilerle karanlıklar içinden
tutsak ve ağzımıza sığmayan dillerimizle
geçerken gecenin pususunda bir ırmaktan
bütün özlemleri tadan, bütün romanlarda
yeniden dünyaya gelen o çocuk
ağlıyor arkamdan
beni bırakma... Bırakma beni...
Kaç kişinin gücü yetmiştir
yasaklanmış bir aşkı savunmaya...
Yüzünü biriktiriyorum şimdi.
Soyları kocalarının adında eriyen
göçmen kadınlar gibi, hüzünlü ve sesim titreyerek
ne kadar alışkınım bilsen
bütün kanamalara... gülümseyerek.
Bir ardıç kuşuyum ben
toprağa düşeceğim bir gün
içimde çimlenen tohum çatlatıp yüreğimi
ağaca dönsün ve yüzyıl yaşasın diye
hiç ardıma bakmadan öleceğim.
Yüzünü biriktiriyorum şimdi.
Tüm ardıç kuşlarına ve ardıç kuşlarına sevdalılara..:)
NEREDESİN
baharda ilk çiçekle gelecektin
çiğdem ile sümbülü bir kenara bıraktım
papatyayı erkencilikle suçlayıp
kardeleni ise hiç hesaba katmadım
erguvanlar çiçeğini döktü
ayva çiçeği çoktan meyveye döndü
sen hala yoksun aşk...
Bahar Ş. Gülşen
YORGUN DÖNDÜM
Yine yorgun döndüm,
Gözlerimin atlasında yarım kalmış şehirler geçişi
Nereye gittiysem,bırakmadı
İçimdeki hüzün gölgesi
Kaçamıyor insan
En çok da kendinden
Olgun bir nefese dayadım gövdemi
Sonra eşyalar geçti ellerimden
Bulutların seferleri kaldı
Göğün eşsiz maviliğinden
Senin yüzüne benzeyen kadınlardan
Senin sesine benzeyen telaşlardan
Ellerinden
Gözlerinden
Bir parçaydı taşıdığım
Gidemiyor insan
Bu yüzden gitmeler hep yarım
Sana benziyorum yavaş yavaş
Üzerimdeki senin yılgınlığın
Ellerimde kaygan bir ürperti
Vazgeçiyorum inadımdan
İnceliyor ensemdeki dirayet
Düşüyor boynum senin gölgene
Gel demeni beklemeden bu kez
Bu kez içimde mahcubiyet olmadan
Açarsan kapını
Yılgın bir avaz girecek arkamdan
Derya Arslan
Anlıyor musun ?
Islak gözlerim mevsim kurağında
Aşkın ırağında sanadır yangınım
Şehirler yıkık, namusun çivisi çıkık
Vurmuş sensizlik başıma,
terimde sen alaz alaz.... ay utanır
Yuttu gök denizlerimi
Düştü gölgeler paldır küldür
Mevsim dalları kırık, yıldızlar tıkış tıkış
Aşk bende kıpır kıpır... ten seni çağırır.
Sarhoşluğa vurdum pervazsızlığı
Süründü çıplaklığım duvarlarına
Gece sökük kirpiğimde, şehveti dökük
Durmuş doğru bildiklerim başımda
Sesimde sen avaz avaz... gün sızlanır
Tuttu deniz dileklerimi
Düştü gölgeler paldır küldür
Lal dilim yırtık, küfürler tıkış tıkış
Aşk bende yapış yapış... ten seni çağırır
Zaman düşer kireçlerde an utanır
Aşk kıvranır bedende can sızlanır
Yasaklandıkça aşk, ten teri, ter seni aranır
Anlıyor musun ?
Arzu ALTINÇİÇEK
SANRILAR VE GECE
I.
Kocaman,tahammülsüz ağrılarımı
Alır koyarım yastığa her gece
Düşlerimden önce uykum ölür
Ölüm her yerde
Ben dururum
İçimden akıp gider zaman
Bir bakmışsın büyümüş
Renkli gözlerle dünyaya bakan misketlerimiz
II.
Gözler büyür zamanla
Küçülür tüm erguvanlarda asılı düşler
Koyu bir umuda çalan
Lacivert gözlü çocuklar doğurur annem
Arkamda kalan bez bebeklerimdi aç kalan
Emzirir karanlık onları bir başına
Dört mevsim bir aradadır ölümün arefesinde
Yeşerirken bir yanım
Kar altında ezilen çiçeklerimi bilirim
Gün dönüş günü öylesine habersiz
Gelmek lazım bilirim
Bekleyen var mıdır sabahın ucunda
Uyumalı mı yoksa
III.
Gecenin koynunda su uyur
Ateş uyur
Ve alnında yanan ateşe inat
Buz kesmiş bir yalnızlık ulur
Kolay kolay ölünmüyor ardından ya
Bilidiğin...Adam gibi yaşanmıyor da
Kirpiğine çiğ düşmüş peri kızları gelir belki
Yıldızlardan belli
Gece uzun gün uzak
Sıtma nöbeti gibi beklemek
Uzanmıyor her zaman devanın eli
Konuşma vakitlerinde
Susunca kalem
Bilemiyor insan
Kimde gam kimde elem
Derya Arslan
Beklenen
Ne hasta bekler sabahı,
Ne taze ölüyü mezar.
Ne de şeytan, bir günahı,
Seni beklediğim kadar.
Geçti istemem gelmeni,
Yokluğunda buldum seni;
Bırak vehmimde gölgeni,
Gelme, artık neye yarar?
(1937)
Necip Fazıl Kısakürek
Bahara Son Şiir
Deniz senden habersiz yüzünü saklamış
Öpüp kaybolmam için beni beklemiş
Aksız saç mı kaldı ki bezeneyim
Bedende can mı kaldı ki geleyim
Bu bahar başka bir bahardı
Bu bahar hasta bir bahardı
Vardır elbet seni vermeyen bir kader
Hatem ki sensizliktir hülya ne gezer
Yok yok... dökülmez bedenimden boşa ter
Gözlerin, saçların, her şeyin her yer
Bu bahar başka bir bahardı
Bu bahar hasta bir bahardı
Ak güvercinleri ateşe verdiler
Güzelliğe tüldü, mahreme girdiler
İdamlık edip zülfünden astılar
Baharım dedim, karanlığa bastılar
Bu bahar başka bir bahardı
Bu bahar hasta bir bahardı
Cüdadandır yanar dağa seza çığlık
Lavlar ortasındayım ölümüm anlık
Semaya uzanan ellerim: Sen... Sen...Sen...
Ne olur Şeyma, göz yaşına bir seslen
Bu bahar başka bir bahardı
Bu bahar hasta bir bahardı
Alparslan Şimşek
Seni Sana Terk Ediyorum
geceler telaşla koşuyordu gölgeme
bir gece kuşu daha uçuyordu avuçlarından
yırtıyordu gecenin karanlığını baykuş sesleri
arz inliyordu yıldızların aksine
en sade suretini koyup çıkınıma /sırtıma atıp
seni sana terk ediyorum...
bozkırın koynunda deli dolu at süren ben
dökülen eylüllere soktum gökyüzünün maviliğini
ayın dolmuş haliydi son durağım
içimdeki trenler çoktan devrildi, vagonlar darmadağın
çatlamış dudağımı şiirlerle ıslatıp
seni sana terk ediyorum...
kanıyor ayak uçlarım dilime inat
kaçırıyorum bakışlarımı alev küresinden
bıçaklar kaygan zeminlerde bilenirken
geceye sızan birkaç damla kan
gözlerimden yüreğime sessizce akan
en şiddetli zehri acılarıma katıp
seni sana terk ediyorum...
kaldırım taşlarında uyuttuğum düşleri
bir atımlık barut kokan sabrımı
gün görmemiş hayâllerime vuruyorum
tütsüye mahkûm petekten oğul almak
zırdeli şafaklara ağlamak
bana mı düştü yar
sabahla gidiyorum, balımı peteklere satıp
seni sana terk ediyorum...
kaç kalibreydi boynumdan vurduğun söz
sahi ceylanlar neden hep boynundan vurulur
gölgem kan kaybından ölmekte
kırılan bir kalemin hesabı mı yapılır
sevdam yüreğimde musallaya yatıp
seni sana terk ediyorum...
Turhan TOY
kemaldeniz
24-08-2007, 02:13
(Elif'in ardından, 10.01.2003 - yıllarda geçse unutamamışım ayrılığın acısını)
Hep çok güçlü olduğumu düşündüm
Belki öyle olmadığım halde kendimi bile inandırdım buna
Bütün acılarıma, sıkıntılara, zorluklara, imkansızlıklara, talihsizliğime,
kaderime razı oldum hep
Küçük şeylerde büyük mutluluklar buldum
Sen benim en büyük ödülüm,
hayattaki tek gerçek şansımdın
Belki de ben öyle olduğuna inandırdım kendimi
Herşeyimi seni mutlu etmek,
seni kaybetmemek üzerine kurdum.
Seni kaybetmekten korktum hep
Senden nefret ettiğim, ölmen için dua ettiğim anlarda bile
seni kaybetmekten korktum
Senin beni asla terk edemeyeceğine,
bensiz olamayacağına inandırdım kendimi
Ne büyük bir yanılgı
Sen diye düşündüğüm aslında benmişim
Aşka hiç inanmadım sana kadar
senden sonra ne kadar doğru düşündüğümü anladım yeniden
Hayatımda senden daha anlamlı bir şeye sahip olmadım hiç
Kaybettiğim hiçbirşeye ağlamadım senden başka
Gidişine asla bir sebep bulamadım
Düşündükçe seni zalimlikle suçladım
Belki de ruh halinin iyi olmaması
içtiğin ilaçlar sebep oldu ayrılığa
İçinde, kendinle yaptığın savaşta
seni destekledim hep
Güçlü olduğuna inandırmaya çalıştım seni
Benim gibi güçlü...
Sen hiç inanmadın
Mutluluğu aradın hep hırsla
Sahip olduğun şeylerle hiç yetinmedin
Bilmiyordun ki neye sahip olursan ol
hep bir fazlası var daima
Sen benim en iyimsin derdin başlarda
Aşkta da hırs yaptın belki de
Mutlu musun diye sordum son konuşmamızda
Sen,
Mutluyum sen de mutlu olmalısın diyorsun
Ne büyük bir palavra
Başın ağrıdığında, benimkinin de ağrıması on dakika sürmezdi
Demek ki ben çekiyorum acını son kez
yine senin yerine
ayrılık acını
Bir de hayatımda amaçsız kaldım
Sensizlik yetmiyormuş gibi
Senin mutluluğundu hayatımın tek amacı
Yetmedi aşkım, mutlu musun gerçekten?
Gerçekten mi dedin
Seni sevmiyorum artık diye?
Ne de güzel yaşamıştık aşkı oysa...
Dizlerimin üstüne çöktürdün beni
Sırtıma soktun hançerini
En çok sevdiğin, en son vuruyormuş
Ve hala yıkılmamak istiyorum
Tekrar ayağa kalkmak
Ama başta dediğim gibi güçlü hissetmiyorum artık kendimi
Bu hayatı zehir ettin
Sevdiğim...
Sevdiğime, seveceğime pişman ettin
Sen de suç bulamıyorum çoğu zaman
Bir insanın kaldıramayacağı kadar çok sevdim seni
Kaçmaktan başka çare bulamadın kendine
Kaç, kurtar kendini
Son kez ben çekeceğim acını
Yine senin yerine
Sonumuz böyle olmasaydı keşke,
bu acı, bu çaresizlik...
Artık güçlü değilim eskisi gibi,
taşıyamıyorum, kaldıramıyorum dünyayı
Yarınımı merak etmiyorum
Bir tiyatro oyunundayım
Sahneyi terk etsem
Hiç kimsenin önemsemeyeceği bir rol.
ENGINEER68
25-08-2007, 09:17
Ağla Yüreğim
Akşam olur
Bir başıma kalınca
Bu yerde...
Özlemin
Ateş olur..!
Dokunduğun her yerde
Kıvılcımlar saçar
Özlem ateşin
Yangınlara döner...
İçimde
Yıkılmaz sandığım
Dağlar erir
Ormanlar bir bir yanar.
Eğil başım
Sen..
Öne eğil....
Bunca yıldız varken
Gece neden karanlık olur
Sevdiğim.....
Kaybetmeyince
İnsan
Bilmezmiş
Elindeki nimetin kıymetini.
Ağla yüreğim kendi haline
Sen
Şimdi ağla..
Kasım-2005/ Adana
(Ağla Yüreğim Dağlar da Ağlar..şiir kitabı..karahan yay.2005.adana)
Melih Baki
BÜYÜK SIR
Bir kendinden geçme , bir sayıklamadır
Aklın durduğu yerde
Bir ürperme , bir yalvarmadır
Yıldızlı yaz gecelerinde .
Hazzıdır yok olmanın Nirvana
Konfüçyüs' ün çekik gözlerinde .
Denize koşan sular gibi Mevlana
Tebriz' li Şems' in dizlerinde .
Çan seslerinde , minarelerde
Bir karanlık ki koyulaşır perde perde
Ve şimşekler çakar
Allah' ın olduğu yerde ...
KIRAN KIRANA
Nasıl olsa bu mukadder ,
Melekler ellerinde birer defter
Kıyamet günü gelecekler.
Bir tarafta koca Tanrı
Bir tarafta ben Sıtkı Tuncer
Oturacağız
Kıran kırana hesaplaşacağız
İstermisin günah sayılsın
Bir bahar günü şiir yazdığım
Adını korudaki ağaçlara kazdığım ?
Akar su başında şarap içtiğim ?
Yalnız seni düşünürken kendimden geçtiğim ?
Geriye kala kala , kıran kırana
50 kuruş çarşamba günleri Macun' lu Osman'a
Ve Elif Bacı 'ya haftada bir ekmek ...
Bu mu sevap be mübarek ?
ETMEZ Kİ
Senle olsam , sensiz olsam
Benim için farketmez ki
Sen yanımdan çekip gitsen
Sen'deki sen terketmez ki
Seni sevdim , seni değil
Sen beni sev , beni değil
Ruhu bağla teni değil
Dövüşse de cenk etmez ki
Dar yerlerde kaldım medet
Benden öğren , bana öğret
Tebriz' li Şems , Sultan Velet
Devretse de çark etmez ki
Derttir aşkın yılı , ayı
Çektiğim bundan dolayı
Eller bize bu sevdayı
Mal etse de mülk etmez ki ...
TAN
Gökle dağın birleştiği yerde
Aksaçlı bir ihtiyar uyanır ,
Bak , kırmızıymış şu çiçek
Balıkçıl mendirekte düştü düşecek
Çıkarır başını koltuğundan
Belli belirsiz çizgiler
Dağlar ayrılır doruğundan
Kendi rengine boyanır
Bir ses ki elle tutulur
Bir nefes dolaşır ağaçlarda
Doğar geceden güne dayanır
Ve gökle dağın birleştiği yerde
Her sabah bir ihtiyar uyanır ...
TOPRAK
Düşündüm avuçlayıp toprağı
Belki de bu
Eflatun'un beynidir
Belki hatmi çiçeği
Belki çınar yaprağı
Belki Ömer Hayyam'ın
Göz bebekleridir .
Toprak hep
Ne varsa aşka ve fikre dair
Toprak felsefe
Toprak şiir ...
BETARZI ÖMER HAYYAM
Kim ne demezdi bahtı biz karartsaydık ?
Yetirsek saadeti dağ dağ aratsaydık .
Sanmam ki bir şikayetçi çıkaydı
Bu kevni mekanı ger biz yaratsaydık ...
KIYAMET
Kıyamet kopsa da bir görsek
Bacaklarını Leyla' nın
Bir taraftan hesabı görülürken Kerbela' nın
İsa' nın babasını öğrensek ...
Bir de seni merak ederim dostum
Ömür boyu bir yüksük terlemedin
Nasıl geçeceksin Sırat'ı bakalım ?
Eğer Erenköy' e yazlığa gider gibi gideceksen
Eğer Cennet ise senin de kısmetin ,
Bu bahsi bırakalım ...
HEP O DERT
Yarın kıyamet gününde
Kıvıracak kalçalarını Katerina
Baltacı' nın önünde.
Kavuşacak Mecnun Leyla' sına
Ferhat Şirin ile gülecek .
Ben de gireceğim aşıklar arasına
Koltuğumda bir ekmek ...
ESTEKLİ KÖSTEKLİ DÜNYA
Varuben üstüne gerden oynatur
Gidinin kahpesi dümbekli dünya .
Gicede hezeran güğüm kaynatur
Kaç kişiden gebe bebekli Dünya .
Ehli dil perişan , arifler hakir
Cahiller ağniya , derya dil fakir
İffeti fahişe , işvesi bakir
Sahnesi cümbüşlü , köçekli Dünya .
Durmadan devreder gör ne dolabdır
Kasrı Efrasiyab dahi harabdır
Badesi kokuşmuş bir çirk abdır
Altıda üstüde inekli Dünya .
Bahüddin Konya'da ayakta yatır
Yunus' um duyucek aklın oynatır
Doğruya kırk katır hemi kırk satır
Eğriye kehribar petekli Dünya .
Sıdkı' ya mümkündür bu devran döne
Deveyiz düşmüşüz mihnet çölüne
Neye kattın bu eşeği en öne
Hey gidi estekli köstekli Dünya ?
SITKI TUNCER
( 1920 - 1978 )
ŞİİR NEDİR ?
"Ne masa anlatacağım diye masa sözcüğünü kullanacaksın, ne kuşu anlatacağım diye kuş sözcüğünü; ne de aşkı anlatacağım diye aşk sözcüğünü." (Jean Cocteu)
Yaşamın Tadı
Dönüp gerilere bakıyorum
Tanrım ne kadar yorulmuşum
Ne çok dertler edinmiş
Ne gereksiz koşuşturmuşum
Oysa hayat çok basitmiş
Bir kır kahvesinde oturup
Bir çayla tüketilen simitmiş.
İstanbul, 11.02.2004
Mustafa Süreyya Sezgin
Canım İstanbul
Ruhumu eritip de kalıpta dondurmuşlar;
Onu İstanbul diye toprağa kondurmuşlar.
İçimde tüten birşey; hava, renk, eda, iklim;
O benim, zaman, mekan aşıp geçmiş sevgilim.
Çiçeği altın yaldız, suyu telli pulludur;
Ay ve güneş ezelden iki İstanbulludur.
Denizle toprak, yalnız onda ermiş visale,
Ve kavuşmuş rüyalar, onda, onda misale.
İstanbul benim canim;
Vatanim da vatanim...
İstanbul,
İstanbul...
Tarihin gözleri var, surlarda delik;
Servi, endamlı servi, ahirete perdelik...
Bulutta saha kalkmış Fatih'ten kalma kir at;
Pırlantadan kubbeler, belki bir milyar kırat...
Şahadet parmağıdır göğe doğru minare;
Her nakısta o mana: Öleceğiz ne çare?
Hayattan canlı olum, günahtan baskın rahmet;
Beyoğlu tepinirken ağlar Karaca Ahmet...
O manayı bul da bul!
İlle İstanbul’da bul!
İstanbul,
İstanbul...
Boğaz gümüş bir mangal, kaynatır serinliği;
Çamlıca'da, yerdedir göklerin derinliği.
Oynak sular yalının alt katına misafir;
Yeni dünyadan mahzun, resimde eski sefir.
Her aksam camlarında yangın çıkan Üsküdar,
Perili ahşap konak, koca bir şehir kadar...
Bir ses, bilemem tambur gibi mi, uda gibi mi?
Cumbalı odalarda inletir katibi mi...
Kadını keskin bıçak,
Taze kan gibi sıcak.
İstanbul,
İstanbul...
Yedi tepe üstünde zaman bir gergef isler!
Yedi renk, yedi sesten şayisiz belirişler...
Eyüp oksuz, Kadıköy süslü, Moda kurumlu,
Adada rüzgar, ucan eteklerden sorumlu.
Her şafak Hisarlarda oklar çıkar yayından
Hala çığlıklar gelir Topkapı sarayından.
Ana gibi yar olmaz, İstanbul gibi diyar;
Güleni söyle dursun, ağlayanı bahtiyar...
Gecesi sümbül kokan
Türkçe’si bülbül kokan,
İstanbul,
İstanbul...
Necip Fazıl Kısakürek
BEDESTENLİ
25-08-2007, 09:34
sonsuzluk
sonsuzluğu içime çektim dün gece sen yokken ilk defa
ve içim kabul etmedi sensizlik kokan tarafını bu havanın
nefes bile almadan
öylece bekledim gecenin karanlığında
soranlara dönecek diyorum
çünkü o beni seviyor!
kendimi kandırıyorum aslında biliyorum
gelmeyecek,dönmeyecek...
alip başımı gitsem ben de
herkesi bihaber bıraksam
ağlatsam sevenlerimi
sanki hiç bitmeyecekmiş gibi
Ferhangi Şiirler
Beyoğlu'nda gezerim
Gözlerimi süzmeden
Şaraplarımı içerim
Hiç doktora sormadan
Beyoğlu'nda Şarabi
Hoş geldin Feran'ağbi
Yüreğim pek harabi
Boşver be Feran'ağbi
Şarap verin hanıma
orda hanım yok ağbi
...hassiktir be Sezai
Beyoğlu'nda gezerim
burda geçmiş hayatım
Şarapları içerim
Hiç elimde olmadan
Beyoğlu sakinleşti
Sıyrıldı maskesinden
Tramvay bomboş geçti
İstiklal caddesinden
Boş masada hayalin
Kimseye görünmeden
Şarap verin hanıma
Orda hanım yok ağbi
...Hassikter be Sezai
Balo sokağa sızarım
Hiç kimseyi üzmeden
Bir intihar biçimi
Hiç de faça vermeden
Beyoğlu'nda gezerim
Burda geçmiş hayatım
Şişe aç be Sezai.!
Burda bitsin hayatım.
Ferhan Şensoy
Sazıma
Ben gidersem sazım sen kal dünyada
Gizli sırlarımı aşikar etme
Lal olsun dillerin söyleme ya da
Garip bülbül gibi ah-u zar etme
Gizli dertlerimi sana anlattım
Çalıştım sesimi sesine kattım
Bebe gibi kollarımda yaylattım
Hayali hatır et beni unutma
Bahçede dut iken bilmezdin sazı
Bülbül konar mıydı dalına bazı
Hangi kuştan aldın sen bu avazı
Söyle doğrusunu gel inkar etme
Benim her derdime ortak sen oldun
Ağlarsam ağladın gülersem güldün
Sazım bu sesleri turnadan m'aldın
Pençe vurup sarı teli sızlatma
Ay geçer yıl geçer uzarsa ara
Giyin kara libas yaslan duvara
Yanından göğsünden açılır yara
Yar gelmezse yaraların elletme
Sen petek misali Veysel'de arı
İnleşir beraber yapardık balı
Ben bir insanoğlu sen bir dut dalı
Ben babamı sen ustanı unutma.
Aşık Veysel Şatıroğlu
Dakikadan Asırlara
Bir dakika dedin,
Bir asır oldu.
İnan canım yazı bile icat oldu.
Tekerlek bulundu,
Atom parcalandı.
Sen hala gelmedin !
Bir dakika dedin...
Yaz oldu..
Kış oldu...
Bilmem kaç kez kızılcıklar meyveyle doldu.
Sen hala gelmedin !
Bir dakika dedin...
Met oldu.
Cezir oldu.
Karaları deryalar sarmaladı.
Sen,hala beni sarmalamadın !
Bir dakika dedin...
Gece oldu.
Gündüz oldu.
Ay ve yıldızlar geceyi,
Güneş semaları aydınlattı.
Sen hala beni aydınlatmadın !
Bir dakika dedin...
Süt kuzuları meleşti.
Bebeler büyüdü,
Torunları oldu...
Sen hala bana bir bebe vermedin !
Bir dakika dedin...
Bekle dedin,
Geleceğim dedin.
Hain ! hala gelmedin,
Hala beni aydınlatmadın,
Hala beni şımartmadın,
Hala beni uçurmadın,Gökyüzüne
İlhan Garip
Akdeniz'e Doğru
Eğilmez başımız taç yaptık hürriyeti,
Zaferle kalbimize yazdık cumhuriyeti...
Sakarya'dan su içen o çelik süngülerle,
Yuvaları dağılmış, yılmaz bir avuç erle,
"Hedef Akdeniz, asker!" diyen parmağa koştuk;
Zafer bahçelerinden gül koparmağa koştuk.
Yol gösterdi göklerden bize binlerce yıldız,
Kıpkızıl ufuklardan taştı al bayrağımız;
Koştuk aslanlar gibi kükreyip dağdan dağa,
Canavarlar dişinden vatanı kurtarmağa...
Vahşetlere dikilmiş gözlerimiz dumanlı,
Hürriyete susamış yanık bağrımız kanlı;
Çılgınca atılarak şanlı Dumlupınar'a,
Süngümüzden şan verdik coşkun yıldırımlara...
Sakarya'dan su içen o çelik süngülerle,
Yuvaları dağılmış, yılmaz bir avuç erle,
Eğilmez başımıza taç yaptık hürriyeti,
Zaferle kalbimize yazdık cumhuriyeti...
Ömer Bedrettin UŞAKLI
http://upload.wikimedia.org/wikipedia/tr/thumb/d/d3/Atat%C3%BCrk%2CKocatepe.jpg/432px-Atat%C3%
Akdeniz'e
26 Ağustos, gece sabaha karşı,
Topların çelik ağzı çaldı bir hücum marşı.
Bu ölüm bestesinin içinde yandı dağlar,
Altüst oldu siperler, eridi demir ağlar.
Fırtınadan yeleli, yıldırımdan kanatlı,
Alevlerin içinden geçti binlerce atlı.
Çığlıkla, iniltiyle sarsıldı, köşe bucak,
Savruldu gök yüzüne: kafa, kol, gövde, bacak!
Rüzgârlarla atbaşı yarış etti bu akın,
Şimdi yakınlar uzak, şimdi uzaklar yakın!
Akdeniz, ayakları altında ordumuzun,
Mavi bir atlas gibi serilmişti upuzun.
Çekti Kadifekale albayrağını yine,
Güzel İzmir büründü yine eski rengine.
Süngüler ilk amaca tam on dört günde vardı,
O gururlu alınlar yere düşüp yalvardı.
Yusuf Ziya ORTAÇ
ezberimden yazayım bir şiir
caddelerden sokaklara sesler elendi
pencereler kapandı kapılar sürmelendi
bir kömür dumanıyla tütsülendi akşamlar
gurbete düşmüşlerin başına çöktü damlar
son yolcunun gömüldü yolda son adımları
bekçi sert bir vuruşla kırdı kaldırımları
mezarda ölü gibi yalnız kaldım odamda
yanan alnım duvarda sönen gözlerim camda
odamı çiçekledim sen bir meleksin diye
yollarını gözledim görüneceksin diye
senin için kandiller tutuştu kendisinden
resmine sürme çektim kandillerin isinden
saksıda incilendi yapraklar senin için
söylendi gelmez diye uzaklar senin için
saatler saatleri vurdu çelik sesiyle
saatler geçti son gecemin cenazesiyle
nihayet ben ağlarken toprağın yüzü güldü
sokaklardan caddeye doğru sesler döküldü
faruk nafiz çamlıbel den.. önceki sayfalarda göremedim favorimdir....
KOCATEPE
Boz kalpağıyla kar yağmış
Altın saçıyla gün vuran
Bir ulusta kan kaynamış
Bir canlı Kocatepe O.
Ağustos'un sıcağından.
Duruyor tarih içinde...
Nabzı odur, gündüz gece
Vuruyor tarih içinde.
Ay-yıldızı gökte doğmuş
Yerde al kanla yuğrulan
Çaldıran'dan Yavuz ağmış,
Bayrağı öpe öpe O.
Malazgirt'ten de Alpaslan.
Sarıyor tarih içinde.
Alnından onlar öptükçe
Yürüyor tarih içinde.
Behçet Kemal ÇAĞLAR
vestel topiğinde de yazdım.. insanlar hisselerine de yazmalılar şiir :oley: :oley:
portföyümde bir bahar günü açarak
daha yaz geçmeden sarardı vestelim
ne hazin duruyor bilançoda kar,
böyle tez solacak ne vardı vestelim?
dünyaya baksan da gülümser gibi
uzuyor hayatın bir kader gibi
dillerde dolaşan tüyolar gibi
yıllarca boşaldın durdun ey vestel
yayılır karanlık sisler engine
korkarım, bakamam ekrana ben yine
dervişim o kadar taşkın ki derdim,
çileyle vestel yolunda erdim..
satsam da ucuz hisse merakım geçmez
etsem de zarar portföy vestelden bitmez...:mut: :oley:
CADDELERDE RÜZGÂR, AKLIMDA AŞK...
Caddelerde sisli, puslu bir kış ikindisi.
Ağaçlarda salkım salkım eski zamanlardan kalma anılar...
Yapraklarda yere düşmeye hazırlanan yağmur damlaları...
Bir yaprak kıpırdıyor işte, gümüşi bir damla usulca yere düşüyor.
Sen sanki, yaprakların arasından bana müzipçe gülüyorsun.
Beni her zaman şaşırtırsın zaten. Beni her zaman güldürmeyi bilirsin.
Farkına bile varmadan bir şarkı dökülüyor dudaklarımdan
"Caddelerde rüzgâr, aklımda aşk var."
Rüzgâr keskin ıslığı ile şarkıma eşlik ediyor.
İstasyon Caddesi'nin tenhalığı nedense ilk defa içime dokunuyor.
Arabaya binsem ve birlikte gezdiğimiz yerlere gitsem,
evimde şiirler okuyarak telefonunu beklesem,
telefonunun gelmediği zaman seni başka yerlerde arasam.
Sonra sen gelsen yanıma, yine "seviyorum" desen,
ben yine senin gözlerinde sorsuzluğa mahkum edilen aşkımı görsem.
Ayrıca şarkılar gerçek oldu bu kez.
Caddelerde rüzgâr, aklımda aşk var.
Yalnızım, üşüyorum, özlediğimse çok uzaklarda.
Bahçeme melekler yağıyor, hepsi de tanıdık.
Senden doğan, gözlerinde hayat bulan, bizi koruyan,
kollayan ve en önemlisi ikimizi bir araya getiren melekler...
Son kez yine seninle gezmiştik oraları.
Sen kimbilir belki de, uzak bir kıtanın, uzak bir şehrindesin şimdi.
Benimse herşeyim aynı.
Geceleri bodrum katlarına yağmur daha çok yağıyormuş,
bugünlerde bir tek bunu ögrendim.
Bir de geceleri daha uzun sanki, bitmek bilmiyor.
Bana anlatmak için neler biriktirdin içinde?
Benim sana anlatacağım yeni birşeyler yok.
Dedim ya, her şey aynı.
Ama sanki biraz mahsunluk çöktü üzerime,
bir de gülüşlerim sanki biraz azaldı.
Sen olsaydın hemen anlardın. Sen benim herşeyimdin.
Arkadaşım, dostum, öğretmenim, talebem, sevdiğim.
Koşulsuz bir sevgiyle sevdim seni, bağlandım.
Sen kimbilir belki de, uzak bir kıtanın,
Uzak bir şehrindesin şimdi.
Benimse içimde kocaman bir boşluk var. Hayır,
Üzülmüyorum, içimdeki boşlukta birtek özlemin yankılanıyor.
Hayır, sana anlatmak için yeni şeyler biriktirmiyorum içimde,
çok istesen hikayeler uydururum.
Ama hikayelerimden önce itiraflarım olacak.
Kendimden bile gizlediğim duygularımın itirafları.
Sana aşık olmaktan delice korktuğumu,
sana bakarken içimin titrediğini.
Daha pek çok, sırrımı anlatacağım sana.
Gerçi anlatmama gerek yok,
sen zaten hepsinin çoktan farkındasın... Sen kimbilir,
belki de uzak bir kıtanın, uzak bir şehrindesin şimdi.
Bense odamda senden uzak.
Hayır beni merak etme, üzülmüyorum.
Biliyorum, ikimizde yoktuk bu aşk başladığında
ve çok iyi biliyorum,
sonsuzluğa mahkum edildi bizim aşkımız.
Dedim ya, beni merak etme. Üzülmüyorum.
Yalnızca biraz, biraz üşüyorum...
Yazan Bilinmiyor...
Değdikçe Ellerine
Ancak
Senin altında salkımlanır gök
Büyür asma yaprakları...
Güneş gölgelenir,
Bulutlar silinir gözlerinde...
Üstüme üstüme yağar yağmurları...
Bütün yıldızlar kayar sonra,
Benimse yüreğim, yüreğine...
Bir bilsem!
Ellerim ne toplar...
Değdikçe ellerine?...
On iki burcunu mu falların,
Saman yolunu mu uzakların,
Halley’in kuyruğunu mu samurların
Dulunayın çukurunu mu?
Söylesene!...
Her gece,
Ama her gece!..
Yuvarlanıp giderim kollarından
Öylece...
Tayyibe Atay
Sen III (özlemim)
Bir özlemin tadı
Bir hasretin adısın sen
Bir buruk ezgisin şimdi eski plakta
Kah ayrılık, kah vuslatsın...
Bir öykünün bir türlü konamayan
Son noktasısın sen
Ve sen;
Bestelenemeyen şarkının son notası,
Geçenlerde kırılan kristal vazonun en küçük parçası,
O parçadan yankılanan kırgın bir ışıksın...
Uzak diyarlarda bir okyanus, derin!
Yorgun, hasta ve soğuk bir alevin
Örttüğü son yorgansın...
Hatırlamadığım bir tarihte tutuşan kor ateş
/ bir türlü sönmeyen /
Balıkçının yürek avında ıssız bir sızı
/ dinmeyen /
Ve bir özlemin tüllendiği akşamda batan güneş
Doğmamış çocuğun ilk kahkahası, ilk ateş
Yakut kadehin içinde beyaz şarapsın sen...
Bir filmin yazılmamış senaryosu
/ aktör sen /
Filmin adı ...
Her şeye inat
Seviyorum demek geliyor içimden!
Bahar Ş. Gülşen
Gözlerinin İçine Düştüm
Kumsalın sessizliği / üşütüyor bedenimi
İmbat akşamları tükenmiş / karayel esiyor
Deliliği yüzümü tırmalıyor / dudaklarım kabul bağlı...
Dalgalar ise!
Üzerimden akıp geçiyor / dev gibi
Yosunlar gözlerime yapışık...
Dumanlı dağların ardında / güneş yok
Sisli gizem ürkütüyor / yüreğim titrek
Tenimi yırtıyor / belirsizliğin dibindeki çalı
Gözlerim ısırgan otu yangısında / kızarık
Kirpiklerim süzdürmüyor yaşları
Ağlayamıyor / ağlamak yasak...
Köklerimin dibinde yaşadım
Gayem ! almını balçığa bulamamaktı
Ellerimi apak bulutlar arasında gezdirirken
Kimliksiz sevgiliye takıldı gözlerim...
Ah Allahım!
Yolları çıkmaz sokaklara sapsa / dualarıyla
Adını koyamadığım / kimliksiz sevgiliyle
Kovalamaca oynadım / bulutların arasında
Zaman! rengini değiştirmişti / ayamadım...
Dizlerim büküldü / dermanım kalmadı
Önce tökezledim
Sonra! retinasındaki nehire düştüm / boğuldum...
Adı! uçurum çiçeğiymiş / bilemedim...
Oysa!...
Silsilemin asılı olduğu çınar ağacıydı
Gölge çiçekleri yeşermezdi dibinde...
Yeşim Deren
Krizantem Mevsim
durmaksızın yırtıp sislerimi
bir şiire yattım son dizesinde...
(krizantem giyindim)
sesinle çiziktirdim ilk harfini
elini resimledim ilk hecesine
(kokuna fesleğen iliştirdim...)
durup dururken
ilk sözcük ihanet etti imgelerime
(sen
sevişmeye gittin...)
nehrin tam ortasına düştü kirpiğim
ölü gözlü balıklar yapıştırdı göz kapaklarına
aynasını sürmeledi suların,
içmedin! ..
oysa aşktı,
temmuzdu biraz yaşamak istediğim
şimdi ise,
ağustosa kaldı seninle beraber
kırmızı erikleri toplama hevesim...
denizi kumlar çaldı,
ilk sözcüğü gece;
(seni sevmiştim! ..)
hüzün ve keder mimledim
son sözcüğüne şiirin...
yani
ölümden baktım krizantem zamana
görmedin!
iplere asılan çamaşırlar gibi
takılıp kaldım son harfine son şiirin...
kurudu sıcaklığım
(değmedin! ..)
rüzgar emdi nemimi, kattı denizlere
martılar yükledi acımı
uzaklara giden gemilere...
(bekledim, gelmedin! ..)
derdim,
derdin değilmiş meğer! ..
bu yüzden tamamlanmadı
seninle başladığım şiir...
küsüp gitti
aşk arakladığım imgelerim...
duydum ki göçü başlamış balıkların
sakın dalma sulara!
bir daha gelmez artık
sevda açan
krizantem mevsim...
Tayyibe Atay
HANİ KURŞUN SIKSAN GEÇMEZ GECEDEN
Yiğit harmanları, yığınaklar,
Kurulmuş çetin dağlarında vatanların.
Dize getirilmiş haydutlar,
Hayınlar, amana gelmiş,
Yetim hakkı sorulmuş,
Hesap görülmüş.
Demdir bu...
Demdir,
Derya dibinde yangınlar,
Kan kesmiş ovalar üstünde Mayıs...
Uçmuş, bir kuştüyü hafifliğinde,
Çelik kadavrası korugan'ların.
Ölünmüş, canım,ölünmüş
Murad alınmış...
Gelgelelim,
Beter, bize kısmetmiş.
Ölüm, böyle altı okka koymaz adama,
Susmak ve beklemek, müthiş
Genciz, namlu gibi,
Ve çatal yürek,
Barışa, bayrama hasret
Uykulara, derin, kaygısız, rahat,
Otuziki dişimizle gülmeğe,
Doyasıya sevişmeğe,yemeğe...
Kaç yol, ağlamaklı olmuşum geceleri,
Asıl, bizim aramızda güzeldir hasret
Ve asıl biz biliriz kederi.
İçim, bir suskunsa tekin mi ola?
O Malta bıçağı,kınsız,uyanık,
Ve genç bir mısradır
Filinta endam...
Neden, neden alnındaki yıkkınlık,
Bakışlarındaki öldüren buğu?
Kaç yol ağlamaklı oluyorum geceleri...
Nasıl da almış aklımı,
Sürmüş, filiz vermiş içimde sevdan,
Dost, düşman söz eder kendi kavlince,
Kınanmak, yiğit başına.
Bu, ne ayıp, ne de yasak,
Öylece bir gerçek, kendi halinde,
Belki, yaşamama sebep...
Evet, ağlamaklı oluyorum, demdir bu.
Hani, kurşun sıksan geçmez geceden,
Anlatamam, nasıl ıssız, nasıl karanlık...
Ve zehir - zıkkım cıgaram.
Gene bir cehennem var yastığımda,
Gel artık...
Ahmed ARİF
YAŞAM ve SIR
Oyun içinde oyun
Her şeyi bir kenara koyun
Sözler dizilse de ard arda
Yalanı siz sıraya koyun
Alın kızı
Verin kozu
Yolun kazı
Hayat bir kumar
Kazanan bilin sahtekar
Ne aşkta ne parada
Kırk yıldır kaldım hep arada
Bahar Ş. Gülşen
08.09.2007
GÜN BATIYOR YÜREĞİMDE...
Öksüz bir çocuk misali,
Öyle muhtacım sevgine.
Seni sevmek bilirim ki,
Ateşten gömlek tenimde...
Geç kalan sevdalar kadar,
Acı var mı yeryüzünde?
Seni sevmek kolay değil,
Boynum şimdi kıldan ince...
Sevdanın tükenmez zehri,
Ilgıt ılgıt benliğimde.
Neye yarar feryat figan?
Gün batıyor yüreğimde...
ÖZLEDİM SENİ BİR SES VER
Mutluluğu atmışsın omzuna,
Pırıl pırıl bakışlarınla gelmişsin bana.
Kinden, nefretten, tuzaktan uzaksın,
Kan dökmemişsin bakışlarına.
Yüreklisin sen hayatı taşıyacak kadar;
Yeni bir evren yaratmam için
bir yıldız getirmişsin bana.
Bal eylemişsin acıyı,
Yapmışsın hesapsızlıkların bile hesabını;
bana güneşi getirmişsin.
Bir yürekle gelmişsin ki yumuşacık,
Bir de minik öyküler;
seni dinliyorum zevkle,
İçiyorum dudaklarından dökülen her sözcüğü.
Engin gözbebeklerini,
yürek titreten gülüşlerini,
ceylan gibi süzülüşlerini,
yüreğime akıtıyorsun.
Kekik kokan saçlarını rüzgârlara savuruyorsun,
içinden topladığın en güzel çiçekleri
bana veriyorsun.
Sonra bir çorba getiriyorsun,
bir bardak çay ve bir de sigara
yanına koyuyorsun.
Bir nehir gibi içime süzülüyorsun.
Bana seni getiriyorsun.
Özledim seni, bir ses ver n'olursun.
Alıntı
GERÇEKTEN SEVMEK
O durmadan kaçıyor;
Sen ardından gitmiyorsan;
O günün her saatinde saklanıyor,
Sen yollara düşüp deli divane aramıyorsan;
O sana acıların en büyüğünü tattırıyor,
Sen bundan en yüce hazzı duymuyorsan;
Boşuna aldatma kendini,
Onu sevmiyorsun demektir.
Elindeki içki kadehinde,
Dudağındaki sigarada ,
Okuduğun kitapta,
Mırıldandığın şarkıda,
Söylediğin şiirde,
Gördüğün rüyada
Ve yaşaman icin
Ciğerlerine doldurduğun havada
O yoksa;
Onun vazgeçilmezliğini anlamamışsan;
Onu sevmiyorsun demektir.
Renkler onunla değerlenmiyorsa,
Örneğin; onsuz kırmızı kırmızılığının,
Mavi maviliğinin farkında değilse,
Beyaz yalnız o giydiği zaman
Güzelliğini haykırmıyorsa,
Sabahları onu görünceye kadar
Güneş doğmuyorsa
Ve onsuz gökyüzü geceleri
Aya, yıldızlara hasret değilse
Onu sevmiyorsun demektir.
Sokakta gördüğün her yüzde
Ondan birşeyler aramıyorsan,
Güzel bir manzara,
Hüzünlü bir musiki onu hatırlatmıyorsa,
Uykudan uyandığın zaman
Yaşamakta olduğundan önce
Onu hatırlamıyorsan,
Omuzlarına dökülmüş saçları,
Bir sis perdesinin ardında
Her zaman gülen,
Işık sacan gözleri
Aklına gelmiyorsa,
Durup durup avuçlarının
Sıcaklığını özlemiyorsan;
Onu sevmiyorsun demektir.
Dünyada yaşıyan öteki insanların
Senin için hâlâ bir değeri varsa ,
Ona karşı tutumunu
Toplumun köhne ve manasız
Kurallarına göre ayarlıyorsan
Ve açık açık
Sanki var olduğunu haykırırcasına
Sevgini söylemiyorsan;
Onu sevmiyorsun demektir.
Yok o senin icin
Herşeyden değerliyse,
Gözünü yumduğun anda
Onu görebiliyorsan,
O bütün şarkılarda,
Bütün şiirlerde,
Bütün resimlerde ise,
Ona muhtaç olduğunu
Söylemekten utanmıyorsan,
Senin içten ve büyük sevgine
Karşılık vermiyeceğinden
Korkmuyorsan,
Bütün bencil duygularından
Sıyrılabilmişsen
Onun için herşeyi,
Ama herşeyi yapacak gücü
Kendinde buluyorsan,
Her hali sana
Ayrı ayrı güzel geliyorsa,
Karşıisında kendini
Bir çocuk gibi hissediyorsan,
İstediği anda onun için
Ölebileceksen,
Onun için yaşıyorsan
Ve yine onun için
Bildiğin bilmediğin
Bütün düşmanlıklara
Karşı koyabileceksen,
O her geçen dakika
Sende biraz daha büyüyorsa
Ve kendi kendine bile
Çok sevdiğini bütün
Samimiyetinle,
İnanmışlığınla
İtiraf edebiliyorsan,
Bir gün o seni hiç,
Ama hic sevmediğini söylese bile ,
Senin sevginde azalma olmayacaksa
Ve ölünceye kadar onu aşkların
En olumsuzu ile sevebileceksen;
İşte o zaman
Onu seviyorsun demektir.
O sana sevmeyi,
Gercek aşkı öğretti.
Sen onu hep sevecek
Ve sevilmenin mutluluğunu tattıracaksın.
O , hiç sen olmasan bile,
Seni bir parça sevmese bile....
Ümit Yaşar OĞUZCAN
SON ŞİİR (Şiire veda)
Umutlarım yok oldu sıra sıra ardından
Hayaller de bölündü tam ortasından
Bekliyorken baharı en hasından
Kara kışta dondum be sonsuzum...
Ne üç beş karat tek taş pırlanta
Ne en mutena semtte üçbuçuk kat villa
Bir sen varsın yüreğimde aklımda
İnan ki umurumda değil dünya
Sevsen ...
Her şeye değer bu rüya
Sahi sevdin mi?
Bahar Ş. Gülşen
http://img487.imageshack.us/img487/3234/alayankadn1hg7.jpg
BEDESTENLİ
18-09-2007, 19:24
SU GÜZELİ
Bugün su ve dolanayın ilk günü
asri gül saatlerindeyim
sular ve melekler içindeyim.
Birazdan gözlerinin
kristal tenine salar beni meleğim.
Gitme, bütün şarkıların sonunda
biriken ateşimde kal
yansın sularda biriken tenim.
Gitme, herkesin yeni bir düş için
dolunaya durduğu gözlerden
ölüme mühürlenmiş bir aşkın
kokularını akıt ruhumun kıyılarına.
Hoşçakal su güzeli meleğim.
Mehmet Ocaktan
gizemliduygular
18-09-2007, 19:24
http://www.youtube.com/watch?v=q85WC2QtNjQ
BEDESTENLİ
18-09-2007, 19:38
SU GÜZELİ
Bugün İstanbul`a kar yağdı.
Ellerim üşüdü.
Kız kulesi,
Ki;
Kaybolmaz sudaki ayakları.
Kime sığınmak gerek bilmem ki?
Varlığını bilmezsem şuracıkta ölürüm.
Taş duvar, gök kubbe
Duydun mu?
Elleri yosun tutmuş sevgilimin.
Gözleri bayramlı
Süleymaniye’nin avlusu gibi bakıyor.
İlk seni `kenar bir mahalle de ` öpmüştüm.
Utanmış, sonra da İstanbul`a sığınmıştık.
Bir yandan da yağmur alıp götürmüştü
Günahlarımızı.
Ne zaman İstanbul a kar yağsa üstüme sen düşersin.
Seni alıp kız kulesi`ne giderim.
Orası derin
Kalbin gibi açılır pencereleri.
Boğulmuyor yüzyıllardır.
Çünkü
Kaybolmaz sudaki ayakları.
Su gibisin biliyor musun? Sana `su güzeli` dediğimde
İlk suçu işlemiştim...
su güzeli,,,,....diye mırıldanıyorum hoşuma gitti..
BEDESTENLİ
18-09-2007, 20:23
AYN(I)ADA
penceremde, çisil çisil
gecikmiş bir kırkikindi
sil!. desem; gözlerini
bilmiyorum ki canım
ağlıyor musun şimdi
buram buram efil efil
bir bulut;. dalar içime
bir rüzgar açar güneşi
çırıl çıplak;. düşte peri
ateş, ateş; kadehte cin
turfanda;. bir tufandır
ağladığım, senin için
bakıyorum aynaya
ağlaya, ağlaya
sen misin
h a y ı r
bir ben
v a r ı m
odada; bir de
penceremde, çisil çisil
gecikmiş bir kırkikindi
BEDESTENLİ
18-09-2007, 20:41
Sevsen ...
Her şeye değer bu rüya
Sahi sevdin mi?
http://img487.imageshack.us/img487/3234/alayankadn1hg7.jpg
Sevdin mi beni?en hüzünlü sesimi
Ya benim sevmediğim özelliklerimi?
Doğru söyle sıkar mı günün birinde suskunluğum seni?
Tartmıyor,ölçüp biçmiyorsun…
Tüm kusurlarımla seviyorsun
Çok rahatım şimdi
Erteleyebilirim bu hislerimi
Ne kadar aksini söylesen de
Dinmez içimdeki sesin ateşi
Sahi sevdin mi beni?
Suskunluğum mu çekti seni
Gözlerimin alevi mi?
Yoksa iyiliğim mi?
Tartmıyorsun beni değil mi?
Doğru insan olduğum için değil,
İçinden geldiği için di mi?
Olmazlık ağır basar,başlamadan bitirim demiştin…
Sahi söylemeseydim sevdiğimi
Söylemez miydin?
Sahi sevdin mi beni?
Bütün benliğimi?
Sezsizliğimi?
KORKARIM
gül misafirmiş dikene
halbuki sen sonsuzluksun bende
ayıkladım dikenlerini sevdamın ki
acıtmasın diye...
sana gülüm diyemem
korkarım!
Bahar Ş. Gülşen
BETİK
anladım!..
senin bildiğin ama benden sakladığındı anladığım şey!
gene de sürdürdüm umut denen yolda ömrü...
günleri günlere ekleyerek...
sabah olduğunda akşamı bekledim, akşam olduğunda sabahı...
her yıldız kayışında bir sevda yakalamak istedim her gece...
sevdamıza benzeyen...
tadı ağzımı yaktı!
anladım! ..
düşündüklerinin aynasıydı gözlerindeki bakış...
köpürerek akan nehrin tutuluvermesi bir dönemecin girdabına...
yakalanmanın bun’u ve kaçmak istemenin ikileminde yaşıyordun çaresizliği...
içine düşen bir yaprağı taşımak ve batırmamak içindi bütün uğraşın...
bundan böyle uzağından aktın kıyılarımın...
büyüttün özlemi!..
arşa değdi başı; baktın mı?
anladım!..
duygularının hepsini tutsak edip kapattın yürek denen zindanına
kaç kilit vurdunsa kapısına, hepsini kırdım ama
eksiğimdin çünkü!..
tamamlanmak ve yarına kırmızı bir güneş sunmak adına yaptım bunu, beni bağışla! ..
bir de merhem olmak içindi arsızlığım yaralarına...
ey ellerini özlediğim, ey kapısında beklediğim yar! ...
darılmadın değil mi bana.
anladım!..
sessizliğini bozan bir rüzgardı saçlarına değen; beklemediğin zamanda...
bunaydı senin isyanın...
kaç dağ aşmışsa, kaç ova yürümüşse, kaç denizin suyunda yıkanmışsa hepsinden bir şeyler getirmişti sana...
hepsini alıp yerleştirdin saçlarına; umarsızca ve sevinçle...
kantron kokusunu, buğday sarısını, suyun tuzunu...
meleyişimi ve kimselere benzemeyen ses tınımı...
sakın yıkama!..
öylece kal mevsimler boyu...
aldırma yağan karın soğuğuna, güneşin kavuruculuğuna...
yalnızca ve sadece beni bekle!
baharı özledinse beni bekle!
beni özledinse beni bekle!
vazgeçme uzağındaki uzağından
o rüzgar gibi çıkıp geliveririm belki de
bağrını açtın mı?
anladım!..
korkuların sevmekten yana değildi beni!..
beni nasıl, ne zaman sevebileceğinden korkuyordun sen!..
daha doğrusu sevememekten korkuyordun!..
aynen ben gibi! ..
yetmeyen hayalle sevişiyorduk çünkü! ..
ışıksız, yıldızsız, örtüsüz...
ne zamanın karışıklığı, ne de mesafelerin uzunluğu durdurabildi bizi...
masalını yaşadı ruhlarımız...
oysa gizemlerimiz vardı hala!..
günaha ve ayıba inanmış yanlarımız...
birbirimize uzanamayan ellerimiz vardı, değmeyen tenlerimiz...
karışmamıştı birbirine nefesimiz, terimiz!..
işte bunaydı karşı koyuşlarımız; bunaydı hiçbir zaman kazanamayacağımızı bilip tutuştuğumuz
savaşlar...
kılıçların kınında oluşu değildi anlatmak istediğimiz...
bu yüzden sustuk ve baktık içimizde açılan kuyuya...
gökyüzüne yazıldı çaresizliğimiz, dağlara ve ovalara...deniz diplerine! ...
daldın mı?
anladım!..
”bitmeyen bir oyunun ebesiyiz biz” diyorsun
sevdanın!
gözlerini yuman kimdi peki? !
hangimiz saklandı duyguların duldasına! ..
hangimiz korktu yalnız kalınca; üşüdü ve arandı yuvasından çıkarıp gözlerini...
sormadık mı hiç birbirimizi kurda kuşa! ..
erak ediyorum:
bir kere olsun ağladın mı?
anladım!..
senin bildiğin ama benden sakladığındı anladığım şey! ..
”Seni seviyorum” diyememek batağı!..
ne kadar çok dalarsak içine, o kadar çok insan olma çabası yani
yani hiçliğe çekilen çizgi gibi kara, derin ve silinmez...
kesintisi olmasa hiç!
eğrisiyle, doğrusuyla mühürlesek sevgiyi yüreklerimize...
olmaz mı!
olur elbet!
kendi sorusunun yanıtında boğulan yüreğimin sesiyle olur elbet!..
yeter ki cesaretin olsun biraz! ..
biraz da sesin! ...
duyması bana kalmış sevgilim! ..
sen yeter ki “SENİ SEVİYORUM” de!
deneyip bağırdın mı?
bir kere
yalnızca bir kere! ..
adım yankı kayalığıdır, ses veririm!..
anladın mı?
Tayyibe ATAY
BEDESTENLİ
19-09-2007, 18:57
KORKMA
Korkma hüzün ki en çok yakışandır sana
Gülümse zamansız düşlerime
Sırt sırta değil
Omuz omuza yürüsün düşlerimiz
Gül yaprağındaki çiğ damlası nasıl ışıyorsa,
Sen de öyle ışı gözlerimde
Kalemim tükenecek olsa da,
Çığlar düşse de yüreğime
Sen sükûtu öğret yine bana mektebinde.
Toprak koksun yağmurlar,
Baharını da umudunu da çalanların olsun zulüm
Sen gülümse ve yine..
SEN HİÇ EYLÜLDE SEVDİN Mİ
Bir sabah,
Zamanı durdurdun sen...
Ayrılığı ekledin sonbahara
Mevsimin bütün bulutları,
Gözlerimde birikti de
Ben yağamadım bakışlarına...
Söyle!
Hangi güneş
Baharı getirecek şimdi bana?
Kadehimiz ayrılağa kalkmadı ki hiç
Ben nasıl içebilirim yokluğuna...
BEDESTENLİ
24-09-2007, 19:43
Sonbaharda Aşk
Gülümseyen gözlerim var sanki
Sanki yeniden doğmalardayım
Bu hazan mevsiminde aşkı bulma yolunda
Sevmelerdeyim
Aşk kapımı çalıyor sanki
Belirsiz gitmelerde gelmelerdeyim
Heyecanlı günler,hızlı dakikalar
Onunlayken zaman hızlı,mekan belirsiz
Yalnızken dakikalar ömre bedel oysa
Ufukta görünen aşk sanki
Kollarımı açtım sonuna kadar
Gel yarim ol ne çıkar
Aç kollarını sen de ardına kadar
Güzellikler bizimle sanki
Sevda oku saplanıyor yüreklere
Sanki
Sabah cıvıl cıvıl, hazan mevsimi oysa
Aşığa her mevsim bahar
Sonbaharda aşk bir başka
Aşık olmak bambaşka
Akşamlar, geceler seni konuşuyor
Herkes sana odaklı sanki
Bahçelerde asmalar
Cebimde sevdalar
Portakal kabukları,cebimde sevdalar
Aşkıma hediye dökülen yapraklar
Sonbaharda aşk güzel sanki
Zehra Öcal
gizemliduygular
24-09-2007, 20:09
http://siir.balca.net/siir10141.aspx
gizemliduygular
24-09-2007, 20:10
http://siir.balca.net/siir10137.aspx
gizemliduygular
24-09-2007, 20:11
http://siir.balca.net/siir10129.aspx
gizemliduygular
24-09-2007, 20:45
Gidersen Eğer...
http://www.balca.net/duygularim10088.aspx
Gidersen Yıkılır Bu Kent
Gidersen yıkılır bu kent, kuşlar da gider
Bir nehir gibi susarım yüzünün deltasında
Yanlış adresteydik, kimsesizdik belki
Sarışın bir şaşkınlık olurdu bütün ışıklar
Biz mi yalnızdık, durmadan yağmur yağardı
Üşür müydük nar çiçekleri ürpeririken
Gidersen kim sular fesleğenleri
Kuşlar nereye sığınır akşam olunca
Sessizliği dinliyorum şimdi ve soluğunu
Sustuğun yerde birşeyler kırılıyor
Bekleyiş diyorum caddelere, dalıp gidiyorsun
Adını yazıyorum bütün otobüs duraklarına
Öpüştüğümüz her yer adınla anılıyor
Bir de seni ekliyorum susuşlarıma
Selamsız saygısız yürüyelim sokakları
Belki bizimle ışıklanır bütün varoşlar
Geriye mapushaneler kalır, paslı soğuklar
Adını bilmediğimiz doslar kalır yalnız
Yüreğimize alırız onları, ısıtırız
Gardiyan olamayız kendi ömrümüze her akşam
Gidersen kar yağar avuçlarıma
Bir ceylan sessizliği olur burada aşklar
Fiyakalı ışıklar yanıyor reklam panolarında
Durmadan çoğalıyor faili meçhul cinayetler
Ve ölü kuşlar satılıyor bütün çiçekçilerde
Menekşeler nergisler yerine kuş ölüleri
Bir su sesi bir fesleğen kokusu şimdi uzak
Yangınları anımsatıyor genç ölülere artık
Bulvar kahvelerinde arabesk bir duman
Sis ve intihar çöküyor bütün birahanelere
Bu kentin künyesi bellidir artık ve susuşun
İsyan olur milyon kere, hiç bilmez miyim
Sokul yanıma sen, ellerin sımsıcak kalsın
Devriyeler basıyor karartılmış evleri yine
Gidersen yıkılır bu kent kuşlar da ölür
Bir tufan olurum sustuğun her yerde
Ahmet Telli
gizemliduygular
25-09-2007, 20:58
GÜZELLİĞİN ON PAR'ETMEZ
Güzelliğin on par'etmez
Bu bendeki aşk olmasa
Eğlenecek yer bulaman
Gönlümdeki köşk olmasa
Tabirin sığmaz kaleme
Derdin dermandir yareme
İsmin yayılmaz aleme
Aşıklarda meşk olmasa
Kim okurdu kim yazardı
Bu düğümü kim çözerdi
Koyun kurt ile gezerdi
Fikri başka başk'olmasa
Güzel yüzün görülmezdi
Bu aşk bende dirilmezdi
Güle kıymet verilmezdi
Aşık ve maşuk olmasa
Senden aldım bu feryadı
Bu imiş dünyanın tadı
Anılmazdı Veysel adı
O sana aşık olmasa
Aşık Veysel Şatıroğlu
http://www.youtube.com/watch?v=7TI_Ej2auKo
Ellerim bomboş
Yüreğimde bir sızı
Ateşe atılmış bir demir gibi
Kor hala....
Ellerim bomboş
Gözümde yaşlarla
Güneşin kavurdugu bir çöldeyim...
polosport
25-09-2007, 23:08
Başını cama yaslama
Dalma oyle deriiin derin…
Hayat bu mahveder insanıi.
İnsan mesut iken
Bak ben aglıyormuyum?
Senı bile kaybetmişken….
Sen hep gül
Cunku seni cooooook seviyorum be aşko
gizemliduygular
26-09-2007, 11:31
KAVMİM UYAN
Ülkenin kaderini ellerinde tutanlar,
Seni ''kelle'' hesabına saysa da,
''Vatan Sağ Olsun'' şehidim!
Sen rahat uyu,
Ruhun örselenmesin.
Kanın donmasın.
Yanmasın...
Yanmasın...
Kavmim kadınlarının yüreği yanmasın.
Analar çok ağladı, artık ağlamasın.
Fitnein, fesadın, münafıkların,
Entrikada boyu Bizans'ı aşanın,
Batılı Hak bilip, ribaya alışanın
Lütfuna gerek yok,
Şehidim!
Sen Hak yoldasın.
Horasan'da, Malazgirt'te,
Trablusgarp'ta,
Çanakkale, Gaziantep, Şanlıurfa'da,
Toprağı sulamış kanın, Anadolu'da,
Kalmasın...
Kalmasın...
Şehitlerimizin ahı mahşere kalmasın.
Kavmim kadınları artık ağlamasın.
Örtülü ihanetin maşası olanlar,
Beytülmal la şadumana dalanlar
Ahde vefa, kutsal tanımayanlar,
Azdılar...
Azdılar...
Kavmim! ''Dur'' demezsen daha da
azacaklar,
kendi yurdunda seni ''mülteci''
yapacaklar.
Heyhat!
Kanla alınanı, parayla satacaklar,
Harran'ı, Amik'i, Yahudi bahçesi
yapacaklar,
Vatanı vatan olmaktan çıkartacaklar,
Akacak kanın, damarda durmaz,
Bilirim fedadır, canın,
Aklın bu çelişkiyi almaz
İki arada, bir derede,
Aklını alacaklar,
Ülkünü alacaklar,
Kavmim! Ne kalıyor geriye,
Kavmim! Seni ''bostan korkuluğu''
yapacaklar.
Sen Türksün, Kaç bin yıldır, hükümran
Atilla'yı düşün İstanbul surlarına
dayanan,
Fatih'i düşün, Atilla'dan bin yıl
sonra da olsa,
Roma'yı kalbinden vuran,
Musatafa Kemal'i düşün,
Hasta adamı kurtaran.
Özüne bak, hasletlerine bak,
Daha ne düşünüyorsun?
Kimden feyiz alacaksın?
Aradığın cevheri,
''Asil kanında'' bulacaksın.
Yarın geç olacak,
Yarın helak olacaksın,
Kavmim! Gün bu gündür,
Kavmim! Yeter artık uyan.
Fatma Dursun
Bir Iş Var
Her gün bu kadar güzel mi bu deniz?
Böyle mi görünür gökyüzü her zaman?
Her zaman güzel mi bu kadar,
Bu eşya, bu pencere?
Degil,
Vallahi degil;
Bir iş var bu işin içinde.
Orhan Veli Kanık
Tereddüt
Sarahaten, acaba, söylesem darilmaz mi?
Darilmak adeti, bilmem ki çapkinin naz mi?
Desem ki: 'Ben, seni...' ,yok, dinlemez ki, hiddet eder!
Niçin? Bu sözde ne var? Sanki hiddet etse ne der?
Desem ki: 'Ben, seni pek...' Ya kizar, konuşmazsa?
Derim: 'Bu çektigim insaf edin, eger azsa...'
Desem ki: 'Ben, seni pek çok...' hayir, kizar bilirim,
Tereddütüm acaba hiddetinden az mi elim?
Desem ki: 'Ben, seni pek çok...' Sakin gücenme emi,
Sakin gücenme, eger anladinsa sevdigimi…
Orhan Seyfi Orhon
Türküler Dolusu
Kirazın derisinin altında kiraz
Narın içinde nar
Benim yüreğimde boylu boyunca
Memleketim var
Canıma ciğerime dek işlemiş
Canıma ciğerime
Sapına kadar.
Elma dalından uzağa düşmez
Ne yana gitsem nafile.
Memleketin hali gözümden gitmez
Binbir yerimden bağlanmışım
Bundan ötesine aklım ermez.
Yerliyim yerli olmasına
İlmik ilmik, damar damar
Yerliyim.
Bir dilim Trabzon peyniri
Bir avuç tiftik
Bir çimdik çavdar
Bir tutam şile bezi gibi
Dişimden tırnağıma kadar
Ressamım.
Yurdumun taşından toprağından şurup gelir nakışlarım
Taşıma toprağıma toz konduranın
Alnını karışlarım.
Şairim şair olmasına
Canım kurban şiirin gerçeğine hasına
İçerisine insan kokusu sinmiş mısralara vurgunum
Bıçak gibi kemiğe dayansın yeter
Eğri büğrü, kör topal kabulüm
Şairim
Zifiri karanlıkta gelse şiirin hası
Ayak seslerinden tanırım
Ne zaman bir köy türküsü duysam
Şairliğimden utanırım
Şairim
Şiirin gerçeğini köy türkülerimizde bulmuşum
Türkülerle yunmuş yıkanmış dilim
Onlarla ağlamış, onlarla gülmüşüm.
Hey hey, yine de hey hey
Salınsın türküler bir uçtan bir uca
Evelallah hepsinde varım
Onlar kadar sahici
Onlar kadar gerçek
İnsancasına, erkekçesine
"Bana bir bardak su" dercesine
Bir türkü söylemeden gidersem yanarım.
Ah bu türküler
Türkülerimiz
Ana südü gibi candan
Ana südü gibi temiz
Türkülerde tüter dağ dağ, yayla yayla
Köyümüz, köylümüz, memleketimiz.
Ah bu türküler,
Köy türküleri
Dilimizin tuzu biberi
Memleket ahvalini onlardan sor
Kitaplarda değil, türkülerde ara Yemen'i
Öleni, kalanı, gidip gelmeyeni...
Ben türkülerden aldım haberi.
Ah bu türküler, köy türküleri
Mis gibi insan kokar, mis gibi toprak
Hilesiz hurdasız, çırılçıplak
Dişisi dişi, erkeği erkek
Kaşı kaş, gözü göz, yarası yara
Biçağı bıçak.
Ah bu türküler, köy türküleri
Karanlık kuyularda açılmış çiçekler gibi
Kiminin reyhasından geçilmez
Kimi zehir, kimi zemberek gibi.
Ah bu türküler, köy türküleri
Olgun bir karpuz gibi yarılır içim
Kan damlar ucundan, mürekkep değil
İşte söz, işte ses, işte biçim:
"Uzun kavak gıcım gıcım gıcılar"
İliklerine kadar işlemiş sızı
Artık iflah olmaz kavak ağacı
Bu türkünün yüreğinde sancı var.
Ah bu türküler, köy türküleri
Ne düzeni belli, ne yazanı
Altlarında imza yok ama
İçlerinde yürek var
Cennet misali sevişen
Cehennemler gibi dövüşen
Bir çocuk gibi gülüp
Mağaralar gibi inleyen
Nasıl unutur nasıl
Ömründe bir defa
Kazım'ın türküsünü dinleyen...
Bedri Rahmi Eyüboğlu
Seviyorum Seni
Seviyorum seni
ekmeği tuza banıp yer gibi
Geceleyin ateşler içinde uyanarak
ağzımı dayayıp musluğa su içer gibi
Ağır posta paketini
neyin nesi belirsiz
telaşlı, sevinçli, kuşkulu açar gibi
Seviyorum seni
denizi ilk defa uçakla geçer gibi
İstanbul'da yumuşacık kararırken ortalık
içimde kımıldayan birşeyler gibi
Seviyorum seni
Yaşıyoruz çok şükür der gibi.
Nazım Hikmet
KAR
Karın yağdığını görünce
Kar tutan toprağı anlayacaksın
Toprakta bir karış karı görünce
Kar içinde yanan karı anlayacaksın
Allah kar gibi gökten yağınca
Karlar sıcak sıcak saçlarına değince
Başını önüne eğince
Benim bu şiirimi anlayacaksın
Bu adam o adam gelip gider
Senin ellerinde rüyam gelip geçer
Her affın içinde bir intikam gelir gider
Bu şiirimi anlayınca beni anlayacaksın
Ben bu şiiri yazdım aşık çeşidi
Öyle kar yağdı ki elim üşüdü
Ruhum seni düşününce ışıdı
Her şeyi beni anlayınca anlayacaksın
Sezai KARAKOÇ
İki Büyük Nimetim Var
İki büyük nimetim var
Biri anam biri yarim
İkisine de hörmetim var
Biri anam biri yarim
Ana deyip de geçilmez
O yar anadan seçilmez
İkisine de kıymet biçilmez
Biri anam biri yarim
Birisi var etti beni
Birisi yar etti beni
İkisinin de birdir yari
Biri anam biri yarim
Neşet Ertaş
Tek Hece (Aşk)
Var mı beni içinizde tanıyan?
Yaşanmadan çözülmeyen sır benim.
Kalmasa da şöhretimi duymayan,
Kimliğimi tarif etmek zor benim...
Bülbül benim lisanımla ötüştü.
Bir gül için can evinden tutuştu.
Yüreğine Toroslar'dan çığ düştü.
Yangınımı söndürmedi kar benim...
Niceler sultandı, kraldı, şahtı.
Benimle değişti talihi bahtı,
Yerle bir eylerim taç ile tahtı,
Akıl almaz hünerlerim var benim...
Kamil iken cahil ettim alimi,
Vahşi iken yahşi ettim zalimi,
Yavuz iken zebun ettim Selim'i,
Her oyunu bozan gizli zor benim...
Yeryüzünde ben ürettim veremi.
Lokman Hekim bulamadı çaremi.
Aslı için kül eyledim Kerem'i.
İbrahim'in atıldığı kor benim...
Sebep bazı Leyla, bazı Şirin'di.
Hat'rım için yüce dağlar delindi.
Bilek gücüm Ferhat ile bilindi.
Kuvvet benim, kudret benim, fer benim...
İlahimle Mevlana'yı döndürdüm.
Yunus'umla öfkeleri dindirdim.
Günahımla çok ocaklar söndürdüm.
Mevla'danım, hayır benim, şer benim...
Benim için yaratıldı Muhammet!
Benim için yağdırıldı o rahmet!
Evliyanın sözündeki muhabbet,
Enbiyanın yüzündeki nur benim...
Kimsesizim hısmım da yok, hasmım da
Görünmezim cismim de yok, resmim de
Dil üzmezim, tek hece var ismimde
Barınağım gönül denen yer benim...
Cemal Safi
Merdiven
Ağır, ağır çıkacaksın bu merdivenlerden,
Eteklerinde güneş rengi bir yığın yaprak,
Ve bir zaman bakacaksın semaya ağlayarak...
Sular sarardı... yüzün perde perde solmakta,
Kızıl havaları seyret ki akşam olmakta...
Eğilmiş arza, kanar, muttasıl kanar güller;
Durur alev gibi dallarda kanlı bülbüller,
Sular mı yandı? Neden tunca benziyor mermer?
Bu bir lisan-ı hafidir ki ruha dolmakta,
Kızıl havaları seyret ki akşam olmakta...
Ahmet Haşim
polosport
26-09-2007, 12:48
Ben en çok seni özledim
Sana sarılmayı,
Sımsıcak kalp atışını
Ve ellerimin arasından
Akıp giden saçının titrek
Tellerini özledim.
Ben en çok seni özledim
Derinliğinde kaybolduğum
Gözlerine ne demeli bilmem.
Beni sonsuzluğa sürükleyen
Ve ansızın hüzünlerin en çıkmazına iten
O derin ve
Güzel gözlerini özledim.
Ben en çok seni özledim
Sesindeki çocuksuluğu,
Varlığındaki çoşku ile
Kederin o muhteşem yoğruluşunu,
Olmadık zamanlarda
Olmadık benzetmelerini,
Mesela ile başlayan
Ve insanın ruhunu okşayan
Hecelerinin kelime olmaya
Koşuşunu özledim.
Ben en çok seni özledim
Yorgun bir akşamda
Yürürken kaldırımlarda
Sensizliği solumayı
Ve sensizlikle yürümeyi özledim
Ben en çok seni özledim
Seni seviyorum
Deyişin içindeki seni
Ve şiirlerdeki her bir satırın,
Sana dönüşünü özledim.
Ben en çok seni özledim
Yağmur yağarken üzerime
Gözyaşlarımı bırakıp gökyüzüne
Başka bir yağmurla sana yağsın diye
Umut etmeyi özledim…
Ben en çok seni özledim
Kalbindeki insanlara rağmen
Orada sıkışacak bir yer bulmak
Ve dışarda kalmamak için yaptığım
Çırpınışları özledim…
Ben en çok seni özledim ..
Sen,Kimi özledin… ?
Sana, Bana, Vatanıma, Memleketimin İnsanlarına Dair
"Telgrafın tellerini kurşunlamalı"
Böyle değildi bu türkü bilirim
Bir de içime
-Her istasyonda duran sonra tekrar yürüyen-
Bir posta katarı gibi simsiyah dumanlar dökerek
Bazen gelmesi beklenen bazen ansızın çıkagelen
Haberler bilirim, mektuplar bilirim
Gamdan dağlar kurmalıyım
Kayaları kelimeler olan
Kırk ikindi saymalıyım
Kırk gün hüzün boşaltan omuzlarıma, saçlarıma
Saçlarının akışını anar anmaz omuzlarından
Baştan ayağa ıslanmalıyım
Gam dağlarına çıkıp, naralar atmalıyım
İçimde kaynayan bir mahşer var
Bu mahşer bir de annelerin kalbinde kaynar
Çünkü onlar, yün örerken pencere önlerinde
Ya da çamaşır sererken bahçelerde
Birden alıverirler kara haberini
Okul dönüşü bir trafik kazasında
Can veren oğullarının
Bir de gencecik aşıkların yüreklerini bilirim
Bir dolmuşta; yorgun şoförler için bestelenmiş
Bir şarkıdan bir kelime düşüverince içlerine
Karanlık sokaklarına dalarak şehirlerin
Beton apartmanların sağır duvarlarını yumruklayan
Ya da melal denizi parkların ıssız yerlerinde
Örneğin hint okyanusu gibi derin
İsyanın kapkara sularına dalan
Nice akşamlar bilirim ki
Karanlığını
Bir millet hastanesinde
Dokuz kişilik kadınlar koğuşu koridorunda
Başını kalorifer borularına gömmüş
Beyaz giysilerinden uykular dökülen tabiblerden
Haber sormaya korkan genç kızların yüreğinden almıştır
Bir de baharlar bilirim
Apartman odalarında büyüyen çocukların bilmediği
bilemeyeceği
Anadolu bozkırlarında
İstanbuldan çıkıp, Diyarbekire doğru
Tekerleri
Yamalı asfaltları bir ağustos susuzluğuyla içen
Cesur otobüs pencerelerinden
Bilinçsiz baş kaymasıyla görülen
Evrensel kadınların iki büklüm çapa yaptıkları
tarla kenarlarında
Çıplak ayakları yumuşak topraklara batmış
ırgat çocuklarının
Bir ellerinde bayat bir ekmeği kemirirken
Diğer ellerinde sarkan yemyeşil bir soğanla gelen
Yazlar bilirim, memleketime özgü
Yiğit köy delikanlılarının
İncir çekirdeği meselelerle birbirlerini kurşunladıkları
Birinin ölü dudaklarından sızan kan daha kurumadan
Üstüne cehennem güneşlerde mor sinekler
konup kalkan
Diğeri kan-ter içinde yayla yollarında
Mavzerinin demirini alnına dayamış
Yüreği susuzluktan bunalan
İçinden mapushane çeşmeleri akan
Ansızın parlayan keklikleri jandarma baskını sanıp
Apansız silahına davranan
Nice delikanlılarin figuranlık yaptığı
Yazlar bilirim memleketime özgü
Güzler bilirim, ülkeme dair
Karşılıksız kalmış bir sevda gibi gelir
Kalakalmış bir kıyıda melul ve tenha
Kalbim gibi
Kaybolmuş daracık ceplerinde elleri
Titreyen kenar mahalle çocukları
Bir sıcak somun için
Yalın kat bir don için
Dökülürler bulvarlara yapraklar gibi
Kadınlar bilirim ülkeme ait
Yürekleri akdeniz gibi geniş
Soluğu afrika gibi sıcak
Göğüsleri çukurova gibi münbit
Dağ gibi otururlar evlerinde
Limanlar gemileri nasıl beklerse
Öyle beklerler erkeklerini
Yaslandınmı çınar gibidir onlar sardınmı umut gibi
İsyan şiirleri bilirim sonra
Kelimeler ki tank gibi geçer adamın yüreğinden
Harfler harp düzeni almıştır mısralarda
Kimi bir vurguncuyu gece rüyasında yakalamıştır
Kimi bir soygun sofrasında ışıklı salonlarda
Hırsızın gırtlağına tıkanmıştır
Müslüman yürekler bilirim daha
Kızdımı cehennem kesilir sevdimi cennet
Eller bilirim haşin, hoyrat, mert
Alınlar görmüşüm ki vatanımın coğrafyasıdır
Her kırışığı, sorulacak bir hesabı
Her çizgisi, tarihten bir yaprağı anlatır
Bütün bunların üstüne
Hepsinin üstüne sevda sözleri söylemeliyim
Vatanım milletim tüm insanlar kardeşlerim
Sonra sen gelmelisin dilimin ucuna adın gelmeli
Adın kurtuluştur ama söylememeliyim
Cankuşum umudum canım sevgilim.
Erdem Beyazıt
BEDESTENLİ
27-09-2007, 21:29
Ellerim bomboş
Yüreğimde bir sızı
Ateşe atılmış bir demir gibi
Kor hala....
Ellerim bomboş
Gözümde yaşlarla
Güneşin kavurdugu bir çöldeyim...
su
su damlası olayım
yağmur sonrası her yerde;
toprakta,çiçek üzerinde,
su birikintisi ile oynayan çocukların
ayaklarının altında,
güvercin kanadında,
güneş çıkınca parlayayım
ışıl ışıl
su damlası olayım
gözyaşında,
sakın silme mendille
süzüleyim yanaklarından
dudaklarınla al beni içine
mutluluktan olsun ağlayışın
su damlası olayım
ç ö l l e r d e
çatlayan dudaklara
hayat vereyim
damladıkça çoğalayım
çoğaldıkça büyüyeyim
deniz olayım
içimde balıklar yaşasın
sevimli,renkli balıklar
hayatlarının anlamı ben olayım :):) sayın ipeksay için..
su
su damlası olayım
yağmur sonrası her yerde;
toprakta,çiçek üzerinde,
su birikintisi ile oynayan çocukların
ayaklarının altında,
güvercin kanadında,
güneş çıkınca parlayayım
ışıl ışıl
su damlası olayım
gözyaşında,
sakın silme mendille
süzüleyim yanaklarından
dudaklarınla al beni içine
mutluluktan olsun ağlayışın
su damlası olayım
ç ö l l e r d e
çatlayan dudaklara
hayat vereyim
damladıkça çoğalayım
çoğaldıkça büyüyeyim
deniz olayım
içimde balıklar yaşasın
sevimli,renkli balıklar
hayatlarının anlamı ben olayım :):) sayın ipeksay için..
--------------------------------------------------------------
Çok güzel olmuş elinize sağlık başarılarınızın devamını dilerim. Teşekkürler...:super::super:
Hiç kimse buyur etmedi beni
Bu dünyada hiçbir yere
Ama açtım bütün kapıları tekmeleyerek
Bütün engelleri göğüsleyip yıkarak
Buyrun dediler o zaman incelikle
Buyur ettiler
Ve
Buyurdum
Elimden geldiğince görevimi yaptım
Gülümsedim hıçkırıklarımı boğarak
Sonunda kimsenin yorulmadığı denli yoruldum
Artık kapılar açık kalsın
Bundan sonra gireceklere
Şimdi dinlenmeye gidiyorum
Hoşcakal güzel dünyam.
hoscakal hısse net :yes::arf:
YOKLUĞUN İÇİMDE ÇOCUK
varlığında,
\'koş\' diyorum içimdeki çocuğa
durma!..
topla çiçekleri,çayırlarım yok ama
yeter dağımda yaban güller...
sende kalsın istersen,
tak saçlarına...
tokluğunda,
\'gül\' diyorum içimdeki çocuğa
kendini tutma!..
söyle türkülerini,sesim yok ama
al oyalı yazmamı!..
sende kalsın istersen,
dola boynuna...
açlığında,
\'ye\' diyorum içimdeki çocuğa
acıkma!...
aç avuçlarını,ekmeğim yok ama
doldur içine sevdamı!..
sende kalsın istersen,
ekmek yap katığına...
yokluğunda,
\'sus\' diyorum içimdeki çocuğa
ağlama!...
sil gözlerini, mendilim yok ama
tut elimin tersini!..
sende kalsın istersen,
sakla koynuna...
Tayyibe Atay
affınıza sığınarak ingilizce bir şarkı (http://www.youtube.com/watch?v=EbJtYqBYCV8)sözünü paylaşmak istedim,
hey there delilah
what's it like in new york city?
i'm a thousand miles away
but girl tonight you look so pretty
yes you do
time square can't shine as bright as you
i swear it's true
hey there delilah
don't you worry about the distance
i'm right there if you get lonely
give this song another listen
close your eyes
listen to my voice it's my disguise
i'm by your side
oh it's what you do to me
oh it's what you do to me
oh it's what you do to me
oh it's what you do to me
what you do to me
hey there delilah
i know times are getting hard
but just believe me girl
someday i'll pay the bills with this guitar
we'll have it good
we'll have the life we knew we would
my word is good
hey there delilah
i've got so much left to say
if every simple song i wrote to you
would take your breath away
i'd write it all
even more in love with me you'd fall
we'd have it all
oh it's what you do to me
oh it's what you do to me
oh it's what you do to me
oh it's what you do to me
a thousand miles seems pretty far
but they've got planes and trains and cars
i'd walk to you if i had no other way
our friends would all make fun of us
and we'll just laugh along because we know
that none of them have felt this way
delilah i can promise you
that by the time we get through
the world will never ever be the same
and you're to blame
hey there delilah
you be good and don't you miss me
two more years and you'll be done with school
and i'll be making history like i do
you know it's all because of you
we can do whatever we want to
hey there delilah here's to you
this ones for you
kılıçbalığı
03-10-2007, 09:53
çok yorgunum, beni bekleme kaptan.
seyir defterini başkası yazsın.
çınarlı, kubbeli mavi bir liman.
beni o limana çıkaramazsın...
N H R
GÖÇ...
Göç oldu bir acıdan öbür acıya
oysa sağrısı kurumamıştı atımızın
daha dün sürüp gelmiştik buralara
bugün göründü yine yolların ucu
Devrildi kıl çadırlar seher vakti
usulca uyandırıldı çocuklar
ve kadınlar bohçası çözülmemiş
bir keder gibi gibi düştüler yola
Turnalar gitti biz gittik
bitmedi peşimizdeki nal sesleri
nerde konaklasak tedirgindik
kuruyordu ırmaklar ve göller
Bir yangın gibi taşıyıp durduk
kederi ve acıyı göğsümüzde
yer gök duman içindeydi sanki
genzimizi yakıyordu ayrılıklar
Zulüm bırakmadı peşimizi hiç
biz gittik o buldu izimizi
konar göçer olduk yedi iklimde
tanığımızdır dağlar taşlar
Yalnız bir öfke ışıltısı kaldı
gözlerimizin yorgun sularında
yaşamak bir inat oldu artık
yaşamak bir direnme oldu zulme
Ve işte devrildi yine kıl çadırlar
göç başladı bir acıdan bin acıya
Geride akşamın küllenen ateşi
ve susturulmuş çocuk sevinçleri kaldı
Ahmet Telli
gizemliduygular
07-10-2007, 15:42
Ben Sana Mecburum
ben sana mecburum bilemezsin
adını mıh gibi aklımda tutuyorum
büyüdükçe büyüyor gözlerin
ben sana mecburum bilemezsin
içimi seninle ısıtıyorum
ağaçlar sonbahara hazırlanıyor
bu şehir o eski istanbul mudur?
karanlıkta bulutlar parçalanıyor
sokak lambaları birden yanıyor
kaldırımlarda yağmur kokusu
ben sana mecburum sen yoksun
sevmek kimi zaman rezilce korkuludur
insan bir akşam üstü ansızın yorulur
tutsak ustura ağzında yaşamaktan
kimi zaman ellerini kırar tutkusu
birkaç hayat çıkarır yaşamasından
hangi kapıyı çalsa kimi zaman
arkasında yalnızlığın hınzır uğultusu
fatih'te yoksul bir gramafon çalıyor
eski zamanlardan bir cuma çalıyor
durup köşe başında deliksiz dinlesem
sana kullanılmamış bir gök getirsem
haftalar ellerimde ufalanıyor
ne yapsam ne tutsam nereye gitsem
ben sana mecburum sen yoksun
belki haziranda mavi benekli çocuksun
ah seni bilmiyor kimseler bilmiyor
bir şilep sızıyor ıssız gözlerinden
belki yeşilköy'de uçağa biniyorsun
bütün ıslanmışşın tüylerin ürperiyor
belki körsün kırılmışsın telâş içindesin
kötü rüzgâr saçlarını götürüyor
ne vakit bir yaşamak düşünsem
bu kurtlar sofrasında belki zor
ayıpsız fakat ellerimizi kirletmeden
ne vakit bir yaşamak düşünsem
sus deyip adınla başlıyorum
içim sıra kımıldıyor gizli denizlerin
hayır başka türlü olmayacak
ben sana mecburum bilemezsin..
.
Attila İlhan
Nerdeydin ?
Annene sor güzelim, neden erken doğmadın?
Ya ben erken doğmuşum, ya da sen geç kalmışsın
Böyle yaşlı bir kula nasılda sevdalandın
Umutlarım sevgiye doğar iken nerdeydin?
Geç kalmışsın güzelim baharım geçti benim
Küllenmeye yüz tutmuş, kalbimde aşk ateşim
Dört bir yana dağılmış zaten sevgi küllerim
Gönlüm aşk ateşiyle yanar iken nerdeydin?
Yorgun düşmüşüm artık delikanlı değilim
Bir göz kırpıncaya dek geçti benim gençliğim
Aşkın denizlerinde durulmuş gönül selim
Gözlerim aşk bağını sular iken nerdeydin?
Yeni doğan güneşsin sevgi ufuklarında
Açılmamış çiçeksin henüz sevda çağında
Kendine bir dünya kur, beni burada bırak da
Duygularım baharda açar iken nerdeydin?
Ahmet Alıcı
gizemliduygular
07-10-2007, 15:57
Ihlamurlar Çiçek Açtığı Zaman
Dilimde sabah keyfiyle yeni bir umut türküsü
Kar yağmış dağlara, bozulmamış ütüsü
Rahvan atlar gibi ırgalanan gökyüzü
Gözlerimi kamaştırsa da geleceğim sana
Şimdilik bağlayıcı bir takvim sorma bana
-Ihlamurlar çiçek açtığı zaman.
Ay, şafağa yakın bir mum gibi erimeden
Dağlar çivilendikleri yerde çürümeden
Bebekler hayta hayta yürümeden
Geleceğim diyorum, geleceğim sana
Ne olur kesin bir takvim sorma bana
-Ihlamurlar çiçek açtığı zaman.
Beklesen de olur, beklemesen de
Ben bir gök kuruşum sırmalı kesende
Gecesi uzun süren karlar-buzlar ülkesinde
Hangi ses yürekten çağırır beni sana
Geleceğim diyorum, takvim sorma bana
-Ihlamur çiçek açtığı zaman.
Bu şiir böyle doğarken dost elin elimdeydi
Sen bir zümrüd-ü ankaydın, elim tüylerine deydi
Sevda duvarını aştım, sendeki bu tılsım neydi?
Başka bir gezegende de olsan dönüşüm hep sana
Kesin bir gün belirtemem, n`olur takvim sorma bana
-Ihlamurlar çiçek açtığı zaman.
Eski dikişler sökülür de kanama başlarsa yeniden
Yaralarıma en acı tütünleri basacağım ben
Yeter ki bir çağır beni çiçeklendiğin yerden
Gemileri yaksalar da geleceğim sana
On iki ayın birisinde, kesin takvim sorma bana
-Ihlamur çiçek açtığı zaman.
Bak işte, notalar karıştı, ezgiler muhalif
Hava kurşun gibi ağır, yağmursa arsız
Ey benim alfabemdeki kadîm Elif
Ne güzellik, ne de tat var baharsız
Güzellikleri yaşamak için geleceğim sana
Geleceğim diyorum, biraz mühlet tanı bana
-Ihlamurlar çiçek açtığı zaman.
Ihlamurlar çiçek açtığı zaman
Ben güneş gibi gireceğim her dar kapıdan
Kimseye uğramam ben sana uğramadan
Kavlime sâdıkım, sâdıkım sana
Takvim sorup hudut çizdirme bana
Ben sana çiçeklerle geleceğim
-Ihlamurlar çiçek açtığı zaman.
Bahaeddin KARAKOÇ
(Uzaklara Türkü)
(İbrahim Sadri seslendirmiştir)
Ihlamurlar Çiçek Açtığı Zaman II
Bilirsin ki burda değilim artık
Ihlamurlar çiçek açtığı zaman! ...
Gelir benim yüreğimde toplanır,
Dağların üstünden sıyrılan duman.
Bir yanım mosmordur, bir yanım beyaz,
Bir yanım karakış, bir yanım ilk yaz.
Can evime bakışların saplanır;
-Ihlamurlar çiçek açtığı zaman! ...
Ihlamurlar çiçek açtığı zaman;
Ne sen gurbetçisin, ne ben sılacı.
Senden gayrısına bakmam mümkün mü;
Gözlerimi esir alan dağlardan.
Kapımı üç defa çalan postacı
Adresinde yok! Diye notlar düşer,
Eski adresimde bir hüzün eser;
-Ihlamurlar çiçek açtığı zaman! ...
Eski adresimse kurumuş bir gül,
Gizemli bir ıtır, domur domur kan,
Yaba yaba yelde savrulur gönül,
Firkatli turnalar geçer uzaktan.
Dalgınlığım debimetre tanımaz,
Başım çarpar bir gemi bordasına
Düşerim bir girdabın ortasına
-Ihlamurlar çiçek açtığı zaman! ...
Birden bezeklenir sevda haritam,
Ihlamurlar çiçek açtığı zaman...
Lâleler toplarım ben tutam tutam,
Bizim için çalar kıvrak bir keman.
Gök papatya, yer ise lâle bahçesi,
Aşka ışık dokur kuşların sesi.
Seninle hep aynı yerde oluruz;
-Ihlamurlar çiçek açtığı zaman! ...
Kumaşı eprimiş üç mevsim geçer,
İlkyazla uyanır derin uyuyan.
Tan sesine cıvıldaşır serçeler,
Sevdadır anlıma namlu dayayan.
Havuzuma ay ışığı dökülür.
Bilirsin ki burda değilim artık,
Ruhum yağmur yağmur göğe çekilir;
-Ihlamurlar çiçek açtığı zaman! ...
Gülde çiy damlası... Buzum sırçayım;
Güneşe çarpınca param parçayım.
Bir gün Emirgândayım, bir Kanlıcada,
Üsküdarda, Beykozda, Çamlıcada.
Şehir bir hançerken kan burgacında.
Mekâna sığar mı bu deli yürek?
Bir sevda çeşmesi, bu deli yürek.
Baylanır, beklerken baygın düşerim;
-Ihlamurlar çiçek açtığı zaman! ...
Bahaettin KARAKOÇ (Ihlamurlar Çiçek Açtığı Zaman/Ayışığında Serenatlar-Sıla Kitapları)
Ihlamurlar Çiçek Açtığı Zaman III
Saçlarına pütür pütür yapışmış,
Gözlerinin rengi ile sıvanmış
Bir avuç kuru çiçek topladım.
Kırılıp dökülmesinler diye
Sevgiyle, özenle tek tek topladım.
Yürek fideledim zamana ve mekâna,
Hasat vakti geldi yürek topladım.
Belli ki bu yıl da vuslat gecikecek
Aşıdır, serumdur, besindir her umut,
Ey sevgili umudunu diri tut! ...
Bedenim hür değil, mühlet ver bana,
Er veya geç çıkıp geleceğim sana;
-Ihlamurlar çiçek açtığı zaman! ...
Mevsimi geçiyormuş, geçsin varsın,
Hep böyle dönüyor zaman tekeri.
Biri gider, biri gelir mevsimlerin,
Sonsuzluğu, diri aşklarla kucaklarsın.
Acılardan damıtırsın şekeri,
Sabrı da güzel olur çeyizi hazır kızların.
En ışıltılı çağında yıldızların
Kaç bıldır öteden göz kırpar bana,
Her umut bir yoldaş, her dert âşina.
Sorma ıhlamurlar ne zaman çiçek açar? ...
Beni güneşin ortasına atsalar da
Yanarım, pişerim, gelirim sana;
-Ihlamurlar çiçek açtığı zaman! ...
BAHAETTİN KARAKOÇ (Ihlamurlar Çiçek Açtığı Zaman/Ay Işığında Serenatlar - Sıla Kitapları)
Bahattin Karakoç
Ben Sokak Çocuğuyum
şu dört direkli köprünün altında
açmışım gözlerimi
sahipsiz
rüzgar sarmış kundağımı
yağmurla beslenmişim
adımı insanlar koymuş
benden habersiz
benimsemişim
serseri derler, hırsız derler
.... derler, anlamam da
alınmam da
hiç fiyakalı dolaşmadım sokaklarda
marka satmadım
gökyüzü yorganım oldu hep
dirseğim yastık
alışkınım; kara, yağmura, soğuğa
üşümem
sıcak dokunur bana
özlemem, hiç tanımadığım hisleri
istemem varlığını bilmediğim şeyleri
kıskanmam hiç kimseyi
özenmem
halbuki bilmez kimse
kendilerinden şanslı olduğumu
daha özgür
ve daha zengin
şu deniz herkesten çok benimdir
arkasındaki orman da
bütün sokaklar benimdir herkesten çok
her simitçi biraz bana çalışır
aslında her çocuktan daha çocuğum
canım hiç sıkılmaz buralarda
en sevdiğim oyundur
köşe kapmaca
yalnız da değilimdir
yüzlerce kardeşim var
benim gibi, bana benzer
kimse ayırt edemez bizi
birbirimizden
geceleri toplanmaya başlarız
el ayak çekildikten sonra
konuşuruz, güleriz, dertleşiriz
biraz farklı olsa da
herkes kadar biz de umut besleriz
hayallerimiz de vardır
ayın dolaştığı yerlerde
herkes kadar okumuşluğum da vardır
her tip insandan bir harf öğrendim
insanları en iyi ben tanırım
okuldan, öğretmenden anlamam ama
bu sokakların mektebini bitirdim
bana lazım olanı öğrendim
herkes kadar insanım da galiba
herkes kadar ben de bazen ağlarım
kafam da var, kalbim de
severim de, düşünürüm de
yalnız ben sokak çocuğuyum
sokaklarda yaşamak tek suçum
bir gün ben de gideceğim buralardan
herkes gibi
yalnız biraz sessizce
kimseler anlamadan
cenazem omuzlar üzerinde gitmeyecek
belki
belediye kaldıracak gürültüsüzce
ağlayanlar olmayacak başucumda
bir hayırsever uğramazsa geçerken
mezarım da çorak kalacak sonunda
benim gibi
içimizden kimin gittiği
fark edilmeden
biri alacaktır yerimi
vakit geçmeden
evet, ben sokak çocuğuyum
bu sokaklarda ne ilk
ne de sonuncuyum
R. S.
kılıçbalığı
07-10-2007, 16:31
BALIK AĞZI
Bu bir kılıçbalığının öyküsü
Yazılmasa da olurdu
Ama bizi yeni sulara götürecek akıntı durdu
Uskumrunun arkasından gidiyorduk
Sürünün içinde ben de vardım
Sırtımda bir zıpkın yarası
Mutlu olmasına mutluydum
Nedense gitmiyordu kulağımdan
Bir türlü o "ağ var" sesleri
Denizkızı girmiş düşünceme
Ben iflah olmam
Dalyanları birbirine katmak orkinosların harcı
Dolanınca ağa çok geçmeden küserim
Bir çocuk bile çeker sandala beni
Bu kadar ağır olmasam
Beni böyle koşturan yaşama sevinci
Kanal boyunca bir o yana bir bu yana
Siz yok musunuz siz derya kuzuları
Kestim kılıcımla karanlığını dibin
Yakamoz içinde bıraktım suları
Ah ayaz gecelerde olur ne olursa
Sırtımda bir zıpkın yarası
Alın beni mor kuşaklı bir takaya götürün
İri gözlerimde keder
Kılıcımda hüzün
Satın beni satın beni
Rakı için
Halim Şefik GÜZELSON
kılıçbalığı
07-10-2007, 16:43
8.10 VAPURU
Sesinde ne var biliyor musun
Bir bahçenin ortası var
Mavi ipek kış çiçeği
Sigara içmek için
Üst kata çıkıyorsun
Sesinde ne var biliyor musun
Uykusuz Türkçe var
İşinden memnun değilsin
Bu kenti sevmiyorsun
Bir adam gazetesini katlar
Sesinde ne var biliyor musun
Eski öpüşler var
Banyonun buzlu camı
Birkaç gün görünmedin
Okul şarkıları var
Sesinde ne var biliyor musun
Ev dağınıklığı var
İkide bir elini başına götürüp
Rüzgârda dağılan yalnızlığını
Düzeltiyorsun
Sesinde ne var biliyor musun
Söylediğin sözcükler var
Küçücük şeyler belki
Ama günün bu saatinde
Anıt gibi dururlar
Sesinde ne var biliyor musun
Söyleyemediğin sözcükler var.
Cemal Süreyya
kılıçbalığı
07-10-2007, 16:44
Bİ SEN EKSİKTİN AYIŞIĞI
Bileklerimizi morartmış yeni Alman kelepçeleri,
Otobüsün kaloriferleri bozuldu Kaman'dan sonra
Sekiz saat oluyor karbonatlı bir çay bile içemedik,
Başımızda pirensip sahibi bir başçavuş.
Niğde üzerinden Adana Cezaevine gidiyoruz...
Bi sen eksiktin ayışığı
Gümüş bir tüy dikmek için manzaraya!
Can Yücel
kılıçbalığı
07-10-2007, 16:46
SİZİN HİÇ BABANIZ ÖLDÜ MÜ?
Sizin hiç babanız öldü mü?
Benim bir kere öldü kör oldum
Yıkadılar aldılar götürdüler
Babamdan ummazdım bunu kör oldum
Siz hiç hamama gittiniz mi?
Ben gittim lambanın biri söndü
Gözümün biri söndü kör oldum
Tepede bir gökyüzü vardı yuvarlak
Şöylelemesine maviydi kör oldum
Taşlara gelince hamam taşlarına
Taşlar pırıl pırıldı ayna gibiydi
Taşlarda yüzümün yarısını gördüm
Bir şey gibiydi bir şey gibi kötü
Yüzümden ummazdım bunu kör oldum
Siz hiç sabunluyken ağladınız mı?
Cemal Süreyya
kılıçbalığı
07-10-2007, 16:48
JAPON BALIKÇISI
Denizde bir bulutun öldürdüğü
Japon balıkçısı genç bir adamdı.
Dostlarından dinledim bu türküyü
Pasifik'te sapsarı bir akşamdı.
Balık tuttuk yiyen ölür.
Elimize değen ölür.
Bu gemi bir kara tabut,
lumbarından giren ölür.
Balık tuttuk yiyen ölür,
birden değil, ağır ağır,
etleri çürür, dağılır.
Balık tuttuk yiyen ölür.
Elimize değen ölür.
Tuzla, güneşle yıkanan
bu vefalı, bu çalışkan
elimize değen ölür.
Birden değil, ağır ağır,
etleri çürür, dağılır.
Elimize değen ölür...
Badem gözlüm, beni unut.
Bu gemi bir kara tabut,
lumbarından giren ölür.
Üstümüzden geçti bulut.
Badem gözlüm beni unut.
Boynuma sarılma, gülüm,
benden sana geçer ölüm.
Badem gözlüm beni unut.
Bu gemi bir kara tabut.
Badem gözlüm beni unut.
Çürük yumurtadan çürük,
benden yapacağın çocuk.
Bu gemi bir kara tabut.
Bu deniz bir ölü deniz.
İnsanlar ey, nerdesiniz?
Nerdesiniz?
(1956)
Nazım Hikmet Ran
kılıçbalığı
07-10-2007, 16:50
KIZ ÇOCUĞU
Kapıları çalan benim
kapıları birer birer.
Gözünüze görünemem
göze görünmez ölüler.
Hiroşima'da öleli
oluyor bir on yıl kadar.
Yedi yaşında bir kızım,
büyümez ölü çocuklar.
Saçlarım tutuştu önce,
gözlerim yandı kavruldu.
Bir avuç kül oluverdim,
külüm havaya savruldu.
Benim sizden kendim için
hiçbir şey istediğim yok.
Şeker bile yiyemez ki
kâat gibi yanan çocuk.
Çalıyorum kapınızı,
teyze, amca, bir imza ver.
Çocuklar öldürülmesin,
şeker de yiyebilsinler.
Nazım Hikmet Ran
kılıçbalığı
07-10-2007, 16:52
Zindandan Mehmed'e Mektup
Zindan iki hece, Mehmed'im lâfta!
Baba katiliyle baban bir safta!
Bir de, geri adam, boynunda yafta...
Halimi düşünüp yanma Mehmed'im!
Kavuşmak mı? .. Belki... Daha ölmedim!
Avlu... Bir uzun yol... Tuğla döşeli,
Kırmızı tuğlalar altı köşeli.
Bu yol da tutuktur hapse düşeli...
Git ve gel... Yüz adım... Bin yıllık konak.
Ne ayak dayanır buna, ne tırnak!
Bir âlem ki, gökler boru içinde!
Akıl, olmazların zoru içinde.
Üstüste sorular soru içinde:
Düşün mü, konuş mu, sus mu, unut mu?
Buradan insan mı çıkar, tabut mu?
Bir idamlık Ali vardı, asıldı;
Kaydını düştüler, mühür basıldı.
Geçti gitti, birkaç günlük fasıldı.
Ondan kalan, boynu bükük ve sefil;
Bahçeye diktiği üç beş karanfil...
Müdür bey dert dinler, bugün 'maruzât'!
Çatık kaş.. Hükûmet dedikleri zat...
Beni Allah tutmuş, kim eder azat?
Anlamaz; yazısız, pulsuz, dilekçem...
Anlamaz; ruhuma geçti bilekçem!
Saat beş dedi mi, bir yırtıcı zil;
Sayım var, maltada hizaya dizil!
Tek yekûn içinde yazıl ve çizil!
İnsanlar zindanda birer kemmiyet;
Urbalarla kemik, mintanlarla et.
Somurtuş ki bıçak, nâra ki tokat;
Zift dolu gözlerde karanlık kat kat...
Yalnız seccâdemin yününde şefkat;
Beni kimsecikler okşamaz mâdem;
Öp beni alnımdan, sen öp seccâdem!
Çaycı, getir, ilâç kokulu çaydan!
Dakika düşelim, senelik paydan!
Zindanda dakika farksızdır aydan.
Karıştır çayını zaman erisin;
Köpük köpük, duman duman erisin!
Peykeler, duvara mıhlı peykeler;
Duvarda, başlardan, yağlı lekeler,
Gömülmüş duvara, baş baş gölgeler...
Duvar, katil duvar, yolumu biçtin!
Kanla dolu sünger... Beynimi içtin!
Sükût... Kıvrım kıvrım uzaklık uzar;
Tek nokta seçemez dünyadan nazar.
Yerinde mi acep, ölü ve mezar?
Yeryüzü boşaldı, habersiz miyiz?
Güneşe göç var da, kalan biz miyiz?
Ses demir, su demir ve ekmek demir...
İstersen demirde muhali kemir,
Ne gelir ki elden, kader bu, emir...
Garip pencerecik, küçük, daracık;
Dünyaya kapalı, Allaha açık.
Dua, dua, eller karıncalanmış;
Yıldızlar avuçta, gök parçalanmış.
Gözyaşı bir tarla, hep yoncalanmış...
Bir soluk, bir tütsü, bir uçan buğu;
İplik ki, incecik, örer boşluğu.
Ana rahmi zâhir, şu bizim koğuş;
Karanlığında nur, yeniden doğuş...
Sesler duymaktayım: Davran ve boğuş!
Sen bir devsin, yükü ağırdır devin!
Kalk ayağa, dimdik doğrul ve sevin!
Mehmed'im, sevinin, başlar yüksekte!
Ölsek de sevinin, eve dönsek de!
Sanma bu tekerlek kalır tümsekte!
Yarın, elbet bizim, elbet bizimdir!
Gün doğmuş, gün batmış, ebed bizimdir!
(1961)
Necip Fazıl Kısakürek
kılıçbalığı
07-10-2007, 16:55
Surda Bir Gedik Açtık
Surda bir gedik açtık mukaddes mi mukaddes
Ey kahpe rüzgar artık ne yandan esersen es...
Necip Fazıl Kısakürek
kılıçbalığı
07-10-2007, 17:00
Ağaca bir taş attım;
Düşmedi taşım,
Düşmedi taşım.
Taşımı ağaç yedi;
Taşımı isterim,
Taşımı isterim!
Oehan Veli
kılıçbalığı
07-10-2007, 17:02
macera
küçüktüm, küçücüktüm,
oltayı attım denize;
bir üşüşüverdi balıklar,
denizi gördüm.
bir uçurtma yaptım, telli duvaklı;
kuyruğu ebemkuşağı renginde;
bir salıverdim gökyüzüne;
gökyüzünü gördüm.
büyüdüm, isiz kaldım, aç kaldım;
para kazanmak gerekti;
girdim insanların içine,
insanları gördüm.
ne yardan geçerim, ne serden;
ne denizden, ne gökyüzünden ama...
bırakmıyor son gördüğüm,
bırakmıyor geçim derdi.
oymuş, diyorum, zavallı şairin
görüp göreceği.
Orhan Veli
kılıçbalığı
07-10-2007, 17:06
bir misafirliğe gitsem
bana temiz bir yatak yapsalar
herşeyi, adımı bile unutup
uyusam...
kalktığımda yatağım hala lavanta koksa
kekikli zeytinli bi kahvaltı hazırlasalar
nerde olduğumu hatırlamasam
hatta adımı bile unutsam.
Melih Cevdet Anday
kılıçbalığı
07-10-2007, 17:08
"bayılırım şu düzenli dünyaya
altta ölüler
üstte diriler
gel keyfim gel!"
Melih Cevdet Anday
kılıçbalığı
07-10-2007, 17:09
bir cift güvercin havalansa
yanik yanik koksa karanfil
degil bu anilacak sey degil
caresiz geliyor aklima...
Melih Cevdet Anday
kılıçbalığı
07-10-2007, 17:10
dört kişi parkta çektirmişiz,
ben, orhan, oktay, bir de şinasi...
anlaşılan sonbahar
kimimiz paltolu, kimimiz ceketli
yapraksız arkamızdaki ağaçlar...
babası daha ölmemiş oktay'ın,
ben bıyıksızım,
orhan, süleyman efendiyi tanımamış.
ama ben hiç böyle mahzun olmadım;
ölümü hatırlatan ne var bu resimde?
oysa hayattayız hepimiz.
Melih Cevdet Anday
kılıçbalığı
07-10-2007, 17:12
RAHATI KAÇAN AĞAÇ
Tanıdığım bir ağaç var
Etlik bağlarına yakın
Saadetin adını bile duymamış
Tanrının işine bakın.
Geceyi gündüzü biliyor
Dört mevsimi, rüzgarı, karı
Ay ışığına bayılıyor
Ama kötülemiyor karanlığı.
Ona bir kitap vereceğim
Rahatını kaçırmak için
Bir öğrenegörsün aşkı
Ağacı o vakit seyredin.
Melih Cevdet ANDAY
kılıçbalığı
07-10-2007, 17:18
Çukur
bilerek mi yanına
almadın giderken
başının yastıkta
bıraktığı
çukuru
güveniyordum
oysa ben sevgimize
vapur iskelesi
ya da tren istasyonundaki
saatin doğruluğu kadar
beni senin gibi
bir de annem terketmişti
ki göbeğimde durur
onun yokluğundan
bana kalan
çukur.
Sunay Akın
kılıçbalığı
07-10-2007, 17:19
Beyaz Adam
Beyaz adam
küçücüktü ilk geldiğinde
ve oturmaktan
bütün kemikleri sızlıyordu
büyük teknesinde
Beyaz adam
kızılderililerin sunduğu yiyeceklerle beslenip
topraklarına uzandığında büyüdü
bulutlar arasında
barış içinde yaşayan
manitu yerine
tapmamızı istediği de
işkence görüp
çarmıha gerilen
bir ölüydü
Beyaz adam
özgürlük adına
dev bir kadın heykeli dikti
doğu denizinin kıyısına
ve her gece
altında dans ettiğimiz yıldızları
bayrak diye tutsak etti
bir bez parçasına
Beyaz adam
özgürlük gibi adaleti de
bir kadın heykeliyle simgeledi
ama elinde terazi tutan
zavallı kadın
gözleri bağlı olduğu için
kendisine tecavüz edenin
kim olduğunu göremedi...
Sunay Akın
kılıçbalığı
07-10-2007, 17:44
ÇOK GÜZEL ŞEY
Yaşamak güzel şey doğrusu
Üstelik hava da güzelse
Hele gücün kuvvetin yerindeyse
Elin ekmek tutmuşsa bir de
Hele tertemizse gönlün
Hele kar gibiyse alnın
Yani kendinden korkmuyorsan
Kimseden korkmuyorsan dğnyada
Dostuna güveniyorsan
İyi günler bekliyorsan hele
İyi günlere inanıyorsan
Üstelik hava da güzelse
Yaşamak güzel şey
Çok güzel şey doğrusu.
Melih Cevdet ANDAY
kılıçbalığı
07-10-2007, 17:45
DEFNE ORMANI
Köle sahipleri ekmek kaygusu çekmedikleri
için felsefe yapıyorlardı, çünkü
Ekmeklerini köleler veriyordu onlara;
Köleler ekmek kaygusu çekmedikleri için
Felsefe yapmıyorlardı, çünkü ekmeklerini
Köle sahipleri veriyordu onlara.
Ve yıkıldı gitti Likya.
Köleler felsefe kaygusu çekmedikleri
İçin ekmek yapıyorlardı, çünkü
Felsefelerini köle sahipleri veriyordu onlara;
Felsefe sahipleri köle kaygusu çekmedikleri
İçin ekmek yapmıyorlardı, çünkü kölelerini
Felsefe veriyordu onlara.
Ve yıkıldı gitti Likya.
Felsefenin ekmeği yoktu, ekmeğin
Felsefesi. Ve sahipsiz felsefenin
Ekmeğini, sahipsiz ekmeğin felsefesi yedi.
Ekmeğin sahipsiz felsefesini
Felsefenin sahipsiz ekmeği.
Ve yıkıldı gitti Likya.
Hala yeşil bir defne ormanı altında.
Melih Cevdet ANDAY
Sigara Yanığı İzlerim Var...
Dostum
Kül olmuş yangınlar girdabındayım
İs tutan nemli duvarlara mıhlanmışım
Bir ad takılı kaldı göğsümde
Vurgun yemişim
Durulmuşum
Acemi yanım tutuklu
Yorulmuşum
Dostum
Eylül kuşatılmışlığındayım
Parmaklıklar ardında
Hür bırakılmış umutlar
Esaret bedene çökmüş
Sigara yanığı izlerim var
Kerpeten ucunda tırnaklarım
Düşmüşüm dost
Kırılmışım
Tamamı yanmış yar mektubunun
Tamamı yakılmış hoyrat ellerce
Sis basar ya tenhasını sevdanın
Dönmeye yüz tutmuş günler kuşanmışım
Vuslata gebe düşlerim var
Çatılmış kaşlarım
Sıkılmış dişlerim var isyana bilenmiş
Çatlayan dudaklarımdan sızan dizeler biriktirdim yarına
Sevgiliye hatıra kalsın
Gül yüzüne hasret şiirlerim var
Zindan karanlığına
Kırık kalemle yazdığım
Alnı ak şiirler
Dostum
Öfkem sıyrıldı kınından…
İmdat Özcan
kılıçbalığı
07-10-2007, 17:47
FALTAŞI
Havada kuş yok
Yaprak kıpırdamıyor
Deniz bi kalıp olmuş
Boşandı boşanacak
Çın çın ötüyor sessizlik
Gerilmiş kolum bacağım
Faltaşı gibi bekliyorum
Tıkanacağım.
Melih Cevdet ANDAY
baytar657
07-10-2007, 21:41
AFFET BİZİ LAMBA
Öyle sarmaş dolaş olduk,
O kadar geçtik ki kendimizden
Lambayı söndürmeyi unutmuşuz,
Perdeleri çekmeyi de.
Meğersem sabah olmuş;
Gün pencereden bizi gözetler.
Cânım geceye veda etmek lazım;
Günün gösterdiği yoldan gitmek lazım,
Affet bizi lamba,
Seni buralara kadar sürükledikse,
Geceki sarhoşluğumuza bağışla.
Vakit varken dönsen memleketine;
Tutsak biz de her günkü yolumuzu.
Haydi uğurlar olsun;
Gecemiz sana emanet.
Cahit Sıtkı Tarancı
Yokluğuna Dokundum...Ellerime Çiy Düştü...
sana
bir şiir borcum vardı
yorgun düşen akşamların gölgesinde
haykırıştı o vuslat acemiliği
yarım kalmış bir uykuydu hüzün
bu deli kentin sabahına inat
senli geceler kuşandım
gözlerini dokudum
kapanmak bilmeyen göz kapaklarıma
bir şiir borcum kaldı
yüreğime mıhlı
gizemli öyküler esrarında
saman alevi hayata inat
yangınlar kuşandım aşka dair
ondandır susuşum
düşüşüm ondan / gecenin kuytu yanına
yanlızlığımla
hani kanar ya gece
hani yıldız yıldız dökülür ya kelimeler
öylece uzatıp ellerimi
yokluğuna dokundum
yokluğun
bir suret aynaya her bakışımda
gözlerimin içinde bir koca dünya
yokluğun
çığlıklanmış bir dize
kalemime bağdaş kurmuş
yokluğun
bir zehirli nân
oyy
yokluğun isyan
belki bu son şiiri gençliğimin
belki yazılacak yeni bir ömrün başlangıcı
gözleri kısık bir İstanbul yokluğun / karanlık
zaman erirken sarhoş gülmeler ısrarında
tenha sokaklarda kırıldı adımlarım
peşimde iri gölgeler
bir şiir yazacaktım sana
ellerime çiy düştü
alnı ak bir kaç harf kopardım gökyüzünden
çiy düşen ellerimle
gecenin en karanlık yanına adını yazdım
düştüm
kanadım
yokluğun
şiirimi kuşatmış en anlamsız cümle
yokluğun
bir apansız kurşun kalbimi dağıtmış
yokluğun
zemheride kurulmuş bir dâr
oyy
yokluğun intihar...
Kül olmuş yangınlar girdabındayım
İs tutan nemli duvarlara mıhlanmışım İmdat Özcan
şiir aşmış ama ben anlayamadım bu iki mısrayı........
BEDESTENLİ
10-10-2007, 00:04
Kül olmuş yangınlar girdabındayım
İs tutan nemli duvarlara mıhlanmışım İmdat Özcan
şiir aşmış ama ben anlayamadım bu iki mısrayı........
sen anlamadın hee,:):) gülerim ben bu lafa,senin anlamadığın damı var.:)
sen anlamadın hee,:):) gülerim ben bu lafa,senin anlamadığın damı var.:)
damı mamı yok anlamadım işte..........
DAĞ RÜZGARI
Kaderde senden ayrı düşmek de varmış
Doğrusu bunu hiç düşünmemiştim
Seni tanımadan,
Hele, seni böyle deli divane sevmeden
Yalnızlık güzeldir diyordum.
Al başını kaç bu şehirden
Ufukta bir çizgi gibi gördüğün dağlara..
Rüzgârın iyot kokularını taşıdığı denizlere git.
Oysa ki, senden kaçılmazmış..
Yokluğuna bir gün bile dayanılmızmış
Bilmiyordum
Yine de dayanmaya çalışıyorum işte
Bir kır çiçeği koparıyorum gözlerine benzeyen
Geçen bulutlara sesleniyorum ellerin diye
Rüzgâr güzel bir koku getirmişse
Saçlarını okşayıp gelmiştir diyerek avunuyorum.
Bir başka zamanda seni yaşamak
Herşeyden önce sen
Elbette sen, mutlaka sen
İster uzaklarda ol, ister yanıbaşımda ol.
Sen ol yeter ki, bu zaman içinde.. Ben olmasam da olur.
Seni bir yumağa sarıyorum yıllardır, bitmiyorsun...
Çaresizliğim gün gibi aşikar.
Su olup çeşmelerden akan güzelliğin
İnceliğin ışık ışık yüzüme vuran..
Sen, güneş kadar sıcak, tabiat kadar gerçek,
Sen, bahçelerde çiçekler açtıran,
Sen, o tek sevgi içimde..
Sen, görebildiğim o tek aydınlık.
Bir nefes de benim için al, havasızlıktan öldürme beni..
Bulutlara, yıldızlara benim için de bak.
Susadım diyorsam, bir yudum su içmelisin.
Ben yorulduysam sen uyumalısın.
Ellerim sevilmek istiyor, saçlarım okşanmak istiyor.
Dudaklarım öpülmek istiyor
Anlamalısın.
Ağaçların yeşili kalmadı, gökyüzünün mavisi yok.
Bu dağlar, o dağlar değil...
Rüzgârında kekik kokusu yok.
Kim bu çaresiz adam,
Bu kan çanağı gözler kimin?
Kaç gecedir uykusu yok. Gündüzü yok,
Gecesi yok, yok... Yok...
Anladım....
Sensiz yaşanmaz bu dünyada..
İmkanı yok.
Ümit YAŞAR
Eylül kırığı –
Bitmiş bir mevsim doluştu içime
Bir sıkıntı, bir sancı ki
…sorma gitsin
Gözlerim olabildiğince çığlıkta
Bir yalnızlık, bir ayrılık ki
…değme gitsin
Oysa ne sevinçler biriktirmiştim adına;
sen gelince tüm acılarım dökülecekti şehre.
Sokak çöpçüleri kürekleyecekti ihanetleri,
soğuk da olsa gün, seni dolduracaktı odama.
Yalnızlığım sen kokacaktı
mevsim sana solacaktı
ben sana yatacaktım sarı gecelerce.
Oysa ne heyecanlar titremişti adınla;
Sana açılan kapılara uzanacaktı çocuk yanım.
Adımlarım sana koşacaktı,
sarılınca göğsüne yok olacaktı yalnızlık.
Kalabalığım olacaktın,
rüzgar şarkılarımı dolaştıracaktı bir uçtan bir uca.
Ay kırıklarını toplayacaktı bahçende son çiçekler
Başı boş hayallerindeyim bitmişliğimle
Kızıl uykulardan sağdım göz yaşlarımı
Yıldız batıklarında yuttum edepsiz isyanları
Kumral sabahlara geçmesi bundandır tırnaklarımın
Bak ;
Yırtık bulutlardan sızıyorsun tenime
Oysa ;
Oysa, coşkular getirirsin sanmıştım,
gülüşüme çaldın hazanı.
Nefesimde ağırlığınca a ş k.
Arzu Altınçiçek
Ihlamurlar Çiçek Açtığı Zaman
Dilimde sabah keyfiyle yeni bir umut türküsü
Kar yağmış dağlara, bozulmamış ütüsü
Rahvan atlar gibi ırgalanan gökyüzü
Gözlerimi kamaştırsa da geleceğim sana
Şimdilik bağlayıcı bir takvim sorma bana
Ihlamurlar çiçek açtığı zaman.
Ay, şafağa yakın bir mum gibi erimeden
Dağlar çivilendikleri yerde çürümeden
Bebekler hayta hayta yürümeden
Geleceğim diyorum, geleceğim sana
Ne olur kesin bir takvim sorma bana
Ihlamurlar çiçek açtığı zaman.
Beklesen de olur, beklemesen de
ben bir gök kuruşum sırmalı kesende
Gecesi uzun süren karlar-buzlar ülkesinde
Hangi ses yürekten çağırırsa beni sana
Geleceğim diyorum, takvim sorma bana
Ihlamur çiçek açtığı zaman.
Bu şiir böyle doğarken dost elin elimdeydi
Sen bir zümrüd-ü ankaydın, elim tüylerine değdi
Sevda duvarını aştım, sendeki bu tılsım neydi?
Başka bir gezegende de olsan dönüşüm hep sana
Kesin bir gün belirtemem, n`olur takvim sorma bana
Ihlamurlar çiçek açtığı zaman.
Eski dikişler sökülür de kanama başlarsa yeniden
Yaralarıma en acı tütünleri basacağım ben
Yeter ki bir çağır beni çiçeklendiğin yerden
Gemileri yaksalar da geleceğim sana
Oniki ayın birisinde, kesin takvim sorma bana
Ihlamur çiçek açtığı zaman.
bak işte, notalar karıştı, ezgiler muhalif
Hava kurşun gibi ağır, yağmursa arsız
Ey benim alfabemdeki kadim Elif
Ne güzellik, ne de tat var baharsız
Güzellikleri yaşamak için geleceğim sana
Geleceğim diyorum, biraz mühlet tanı bana
Ihlamurlar çiçek açtığı zaman.
Ihlamurlar çiçek açtığı zaman;
Ben, güneş gibi gireceğim her dar kapıdan
Kimseye uğramam ben, sana uğramadan
Kavlime sadıkım, sadıkım sana
Takvim sorup hudut çizdirme bana
Ben, sana çiçeklerle geleceğim
Ihlamurlar çiçek açtığı zaman.
Bahattin KARAKOÇ
Erguvan Akşamlar
Sensizliğin Sesi...
Nahif bir hüzün çöker yüreğime.
Akşam üstülerinde
Seni düşünürüm erguvanların renginde.
Şehrin telaşıyla birlikte.
Hıncahınç çarşılarda otobüslerde.
Hıncahınç sen dolarsın yüreğime.
Nerden çıkıp gelirse akşam üstlerinde,
Nereye baksam gözlerin ezberimde.
Sen başını alıp gitsen de.
Anılar benimle birlikte.
Seni beklerken bir fırtınadır kopar yüreğimde.
Gelsen de gelmesen de.
Güvercin güzelliğinde,
Martı sesinde.
Ben hep hüzünlenirim böyle,
Akşam üstülerinde.
Karpuzcu sesinde, sucu sesinde,
Elimde taşıdığım bir demet menekşede.
Baktığım vitrinlerde.
Yağmurlu havalarda şemsiyemle,
Yürürken sessizce;
Sen dolarsın ciğerlerime akşam üstülerinde.
Evime dönerim kimseler bilmez.
Hüznüm yüreğimde…
İbrahim Kilik
Çünkü Seni Çok Sevdim!
Beni görme diye
Zamanı geceye çevirdim;
Yıldız gözlerine mil çekip,
Dolunayı kurtlara yedirdim..
Unutmuştum ateşböceklerini,
Işıltılarında yol bulup yanıma geldin..
Çünkü seni çok sevdim...
Beni duyma diye
Araya dağları diktim!...
Rüzgarın hızını,
Kuşun kanadını kestim...
Gene de
Saatimin kurgusunda güç,
Yüreğimin atışında sestin..
Çünkü seni çok sevdim...
Beni bulma diye
Adres değiştirdim!...
Terk edip yaşadığım şehri,
Çöllere gittim...
Kum fırtınalarında özlemi savurup,
Savanlarda seni bekledim..
Çünkü seni çok sevdim...
Beni sevme diye
Yönümü çevirdim!...
Cennettin sen, gidip cehenneme girdim,
Gene de
Küllerimi göğsüne gül,
Günahlarımı su yapıp
Ateşlerime serptin..
Çünkü seni çok sevdim...
Çünkü seni çok sevdim!...
Çünkü sen de beni sevdin.....
Tayyibe Atay
Bekleyişimin Öyküsü...
Günler güz yaprakları gibi birer birer dökülürken ayaklarımın dibine,
ben her gece karanlığa dikip gözlerimi senin aydınlığını bekledim.
Sen yoktun...
Binlerce adım attım bu kentin sokaklarında. Her köşeyi,
her parkı, her ağacı ezberledim. Sevdaya bulanmış
her kaldırım taşında senin adını aradım.
Sen yoktun...
Evlerin duvarları birer birer üzerime yıkıldı.
Her bir hücremin acısını ta yüreğimde hissederken
beni enkazın altından çekip alacak elini aradım.
Sen yoktun...
Özlem şarkılarını ezberledim. Kimini bağıra bağıra,
kimini fısıltıyla söyledim. Karanlığa haykırdım hasretimi.
Sesimi duyacaksın diye bekledim.
Sen yoktun...
Senden gelecek bir tek haberi bekledim. Saatler asırlar gibi geldi,
geçmedi. Çalan her telefonu yüreğimin deli bir çağlayana dönen
atışlarıyla açtım. Senden başka duyduğum her seste hep aynı
hayâl kırıklığını yaşadım. Onlar beni duymak istiyordu, bense seni.
Sen yoktun...
Seni aramaktan yorgun düşmüş bedenimi karanlığın kucağına
uzattım her gece. Bir an önce sabah olsun diye uykunun
beni çekip almasını istedim. Olmadı.
Kaç gece sabahı ettim gözlerimi kapamadan, kaç gece
merdivendeki ayak seslerini dinledim gelen sensindir diye.
Sen yoktun...
Her yağmurla birlikte hüzün de yağdı bu kentin üzerine. Bulutlar
yalnızlığın işaretiydi benim için. Beni ıslatan yağmur olmadı.
Ben senin özleminle sırılsıklamdım her mevsim.
Hayat; merhaba dedi bahara çiçek çiçek. Uzun kıştan sonra
gelmez dediğim göçmen kuşların dönüşünü gördüm.
Sen yoktun...
Her istasyon her otogar adresim oldu. Bir trenden inersin sandım.
Otobüslerdeki her yolcuya sensin diye baktım. Ya da yolculuklara
vurdum kendimi. Kimsenin uğramadığı köylere, adı duyulmamış
kasabalara gittim. Senden bir iz aradım.
Sen yoktun...
Denizin sonsuz maviliğine umut bağladım. Kıyılarda tükettim
bekleyişlerimi. Hep sensiz gemiler geçti limanlardan.
Ben gemicilerin hasret türkülerine eşlik ettim.
Sen yoktun...
Gözümden bir tek damla yaş akmadı. Onlar sana aitti, sana
kalmalıydı. Kimselere söyleyemedim acılarımı, bekleyişimin
öyküsünü kimselere anlatamadım.
Nice fırtınalar koptu yüreğimde. Dalgalar dövdü hayallerimi.
Sığınacak bir liman, yaslanacak bir omuz aradım.
İçimi dökecek bir insan aradım.
Sen yoktun...
Her gece ay paramparça oldu. Her gece yıldızlar birer
birer düştü sokaklara. Yıldızları saçına takıp gelmeni bekledim.
Ayı avucunda bana getirmeni bekledim. Ve bir güneş gibi doğup
aydınlatmanı bekledim bu kapkara dünyamı. Ama.
Sen yoktun...
Y.B
Yıkansam Seninle
kelebekleri bilirsin sen..
incecik kanatları benekli..
pervane olurlar ışık başlarında,
çiçek yapraklarında...
ben
en mavisini severim ama,
beyazına da tutkunum; sana benzediği için..
kara benekleri kara gözlerin gibidir;
aşk taşır uzaklara...
benden alır sana getirir,
senden alır bana getirir,
zamanı sorma!
zaman bahar değilse değil.
oysa ben,
hep hazana takılan aklımın
şaşkınlığını yaşarım bahara dokunuşlarımda..
sana dokunuşlarımda sevgili!..
‘neden şimdi?’ desem, yanıt bulamam ki!..
bulsam da fark etmez nasılsa,
çünkü sana öyle alıştım ki,
çünkü sana öyle vurgunum ki!....
ne baharı hesaplayacak zaman,
ne de,
hazanı solduracak güneş gelir aklıma; unuturum!..
bir seni unutmam!
yüreğime usulca girişindeki süzülüşü,
dudağıma astığın gülüşü,
umuda açtırdığın çiçeği unutmam...
arkası yarınları eskiden de severdim ben,
şimdi daha iyi anladım, hala seviyormuşum...
çünkü umut taşıyan bir yanı vardı bunun.
benim sana kavuşmam umudu gibi!
'yarın 'deyip gülsem de şimdi,
ağzıma küfrünü iliştirdim sensizliğin:
vaz geçemediğim sevgili!
yalandı bu işte!
ben hiç sensiz değildim ki..
hep benimle oldun sen!..
hep bendeydin, kimseye benzemeden..
hep ‘hiç kimseydin’ bende ki!:
korkularımda yüreğim,
acılarımda afyonum,
hüzünlerimde gözyaşım,
sevinçlerimde müjdem,
yıkılışlarımda direğim,
uzaklarımda yolum,
özlemlerimde elim,
sevdalarımda koynum oldun ısındığım ..
teşekkür ederim sevgili!...
şimdi gece!
ve ben karanlığı bile sever oldum seninle..
çünkü;
korkularımı unutuyorum,
çünkü;
bitiyor yalnızlığım,
çünkü;
yıldızları topluyorum,
çünkü;
seni severken çoğalıyorum...
sokakta yürüyoruz işte: el ele...
sofrada yan yanayız,
yatakta göz göze....
ister bir çöle serilmiş olsun yatağımız,
ister bir denize...fark etmez ki!..
her seferinde,
tutamadığım bir pırıltı sıyırıp gider bedenimi..
serap olur,
yakamoz olur uzak denizlerde...
ah!..bir binebilsem gemilere...
FORA!...diye bağırsam,
susuverse martılar...
balıklar değse ellerime;
senden kalkıp bana yalpalanan yüzüşlerinde...
kayıp gitseler diplere doğru...
birde,
utanmasam cümle alemden!
yıkansam, yıkansam, yıkansam...
seninle!...
Tayyibe Atay
Gelemiyorum Yanına
Gelemiyorum yanına !
O kadar çok engel var ki arada
Bir uçurtmanın kuyruğuna takılıp
gelmek istedim;
Çekmedi yorgun bedenimi.
Bulutlara takılmayı denedim;
Bir yıldırımla attı üzerinden.
Dalgalara bıraktım kendimi
kıyılarına vurmak için
Kağıttan bir gemi kesti yolumu
Koparılan takvim yapraklarıyla
gitgide tüketiyor zaman beni
Gün geceye gömdü gözlerimi
Gece güne savurdu yüreğimi
Küle dönen kor tenimde
İzi kaldı dokunuşlarının.
Üşüyorum...
Sıcaklığını bulmak için
vurdum kendimi sahranın göbeğine.
Güneşin ortasına attım
ip merdivenimin ucunu.
İp tutuştu...
Ben yanamadım.
O kadar nasırlaştı ki sensiz can
Öylesine mahsun kaldı ki duygular
Sevda nerdedir,
Özlem ne tarafa düşer?
Ne yönüm kaldı, ne mevsimim
Sana çıkan yolu bulamadım...
Tuttuğum nefeste kaldı,
Bir boğum daha ukte sevdam.
Arzu Altınçiçek
BEDESTENLİ
14-10-2007, 14:29
Yıkansam Seninle
kelebekleri bilirsin sen..
incecik kanatları benekli..
pervane olurlar ışık başlarında,
çiçek yapraklarında...
ben
en mavisini severim ama,
beyazına da tutkunum; sana benzediği için..
kara benekleri kara gözlerin gibidir;
aşk taşır uzaklara...
benden alır sana getirir,
senden alır bana getirir,
zamanı sorma!
zaman bahar değilse değil.
oysa ben,
hep hazana takılan aklımın
şaşkınlığını yaşarım bahara dokunuşlarımda..
sana dokunuşlarımda sevgili!..
‘neden şimdi?’ desem, yanıt bulamam ki!..
bulsam da fark etmez nasılsa,
çünkü sana öyle alıştım ki,
çünkü sana öyle vurgunum ki!....
ne baharı hesaplayacak zaman,
ne de,
hazanı solduracak güneş gelir aklıma; unuturum!..
bir seni unutmam!
yüreğime usulca girişindeki süzülüşü,
dudağıma astığın gülüşü,
umuda açtırdığın çiçeği unutmam...
arkası yarınları eskiden de severdim ben,
şimdi daha iyi anladım, hala seviyormuşum...
çünkü umut taşıyan bir yanı vardı bunun.
benim sana kavuşmam umudu gibi!
'yarın 'deyip gülsem de şimdi,
ağzıma küfrünü iliştirdim sensizliğin:
vaz geçemediğim sevgili!
yalandı bu işte!
ben hiç sensiz değildim ki..
hep benimle oldun sen!..
hep bendeydin, kimseye benzemeden..
hep ‘hiç kimseydin’ bende ki!:
korkularımda yüreğim,
acılarımda afyonum,
hüzünlerimde gözyaşım,
sevinçlerimde müjdem,
yıkılışlarımda direğim,
uzaklarımda yolum,
özlemlerimde elim,
sevdalarımda koynum oldun ısındığım ..
teşekkür ederim sevgili!...
şimdi gece!
ve ben karanlığı bile sever oldum seninle..
çünkü;
korkularımı unutuyorum,
çünkü;
bitiyor yalnızlığım,
çünkü;
yıldızları topluyorum,
çünkü;
seni severken çoğalıyorum...
sokakta yürüyoruz işte: el ele...
sofrada yan yanayız,
yatakta göz göze....
ister bir çöle serilmiş olsun yatağımız,
ister bir denize...fark etmez ki!..
her seferinde,
tutamadığım bir pırıltı sıyırıp gider bedenimi..
serap olur,
yakamoz olur uzak denizlerde...
ah!..bir binebilsem gemilere...
FORA!...diye bağırsam,
susuverse martılar...
balıklar değse ellerime;
senden kalkıp bana yalpalanan yüzüşlerinde...
kayıp gitseler diplere doğru...
birde,
utanmasam cümle alemden!
yıkansam, yıkansam, yıkansam...
seninle!...
Tayyibe Atay
♥ YAĞMUR YÜREKLİN ♥
bir sabah sağanaklarla geleceğim sana
yağmur yüreklin kapına yağacak
toprağına değeceğim bereketimle
ıslaklığımı vereceğim gözlerine
yıkan benimle, geçmişinden arın diye...
sağanak yağmurlar taşıyacağım yüreğine
sevgi selimde bana tutun ak diye...
yağmur duaların kabul olacak
ağlayan laleleri dışarıda bırakacağım
eşiğinde sarılıp kokuna
özlemi savuracağım rüzgara
kurumuş dudakların benimle ıslanacak
cisil cisil yağacağım sana..
dinle beni yârim;
sana sevdam uç
bir kuşun kanadında uçarım
sana hasretim düş
isyan yaşlarımda düşerim
sana yolum din
inançlarımda sesini dinlerim
sana bağlılığım büyü
sevginin toprağında büyürüm
yağmur yüreklin kollarında ya
artık ölebilirim
GİTMELİYİM !
Sen, benim ruhsatlı sevdam
Ben, senin sevdakeşin.
Ya sen varsın, ya da sen!
Temmuz geldi, gitmeliyim.
Sen şiir olmuşsan, şiir sensizliktir artık
Çünkü; yokluğuna kurşun işlemez.
Nicedir gözlerim dalıp gider
Ekin tarlasında rüzgâr, nicedir sarı değil
Sessiz hüzünlerle yazılmış alnıma
Bir güneşin doğuşunu bekleyerek
Ve bir sevdanın dilinden
türküler söyleyerek gitmeliyim.
Temmuz geldi...
Babamın ismini verdim oğluma.
Koçum benim..
Asi kartallar gibi rüzgârlı doruklarda
Ve kaçıp sana sığındığım geceler
Bütün gözlerim hatırımda.
Kalbimde uçuşur en deli kuşlar
Yüreğim denizlenir bir şiirin koylarında,
Akar boz bulanık seller içimde
Gözlerin gözlerimde direnir.
Ellerin tutuşur elini tutsam
Sen çöl çiçeğisin umutlarımın.
Ruhsatlı sevdamsın.
Seni sevmek yaşamaksa, ben hiç ölmedim.
Temmuz geldi,gitmeliyim...
Masumduk çocuklar kadar
Acılarla olgunlaştık.
Hayattan öğrendik ne biliyorsak
Bu yüzden öfkeliyim yaşanmamış günlere
Çünkü, bir hayat yetmedi seni sevmeye.
Yüzü cama dayalı bir çocuğun
Baba hasretiyle kaç gece bekledim seni.
Kırık bir cam parçasıyken gençliğim
Her gün biraz daha suskunken
Daha bir yorgunken her günden
Üzüm ekşisi bir yeşile cinasken gözlerin
Temmuz geldi, gitmeliyim...
Şarkılar söylerdin bilinmez makamlardan
Şiirler dökülürdü yüreğinden
Gözyaşlarım mezesiydi hüzünlerinin.
Ya sana doymadan çekip gidersem
Artık, ipe dizip türküleri, tesbih yaparsın sapına
Son kuşlarda gidince, bir gökyüzü az gelir
Gizli bir yas gibi büyür sessizliğim
Ağaçta bir kuş yuvası olurum.
Yabancı gözlerle aynalardayım şimdi
Bir sen kaldın zulasında hayatın birde ben
Birde ayaklanmış öfkem...
Hem dünüm yeniktir sana, hem yarınım
Soframda bir kırmızı gül
Hastayken baş ucumda çorba, ütülü gömleğim
Ekmeğim, aşım, kadınım, can yoldaşım
Kundağım, mezarım, karım
Ve de sevmek kadarımsın
Derdimin tek anlayanı, yüreğimin güleç yanısın
Gün ışığım, gökkuşağım, deli kanımsın.
Yürekliysen sende beni sev bu gece
Kunduramı bağlamayı öğrendiğim gün
Kendimi sevdiğim kadar
Yaşamaksa seni sevmek
Ben hiç ölmedim.
Fatih Kısaparmak
BEDESTENLİ
14-10-2007, 19:47
Ver Ellerini
Yazılar içinde şiiri sevdim
Çiçekler içinde kır çiçeğini...
Çocuklar içinde hepsini sevdim
Bebekler içinde en bebeğini...
Vatanı Milleti Devleti sevdim
Hainler kırdılar tüm dallarını...
Güzeller içinde bir güzel sevdim
Gül ile donattım hep yollarını...
Gönülden sabretmek bir ömür ister
Hastada son safha vurulur neşter
Koşmaktan yoruldum olmuşum kan ter
Dur bana yönlendir ver yüreğini...
Aşıklar fedakardır sevilmese de
İyilik unutulmaz bilinmese de
Duygular kaybolmaz görünmese de
Tarif et gelirim tüm yollarını...
İstesem gel desem yar gelir misin?
Yollar çatallaştı yön verir misin?
Söz ile yanmayı can bilir misin?
Duanı kalpten yap tut dileğini...
Dilerim güler hep yeşil gözlerin
Yaşama sevinci verir sözlerin
Isıtır gönlümü sıcak yüzlerin
Beraber gidelim ver ellerini....
sayın baron11 beraber gidelim:):):wink:
gizemliduygular
15-10-2007, 16:58
ON BEŞ YILI KARŞILARKEN
Kim derdi yarılsın da nihayet yerin altı,
Bir anda dirilsin de şu milyonla karaltı.
Topraklaşan ellerde birer meşale yansın.
Kim der ki şu milyonla adam birden uyansın.
Kim derdi seher yıldızı doğsun da bir evden,
Kaçsın da cehennemler o bir dalma alevden,
Canlansın ışık selleri olsun da o damla
Beş devletin öldürdüğü devlet bir adamla.
Kim der ki en son rakamlar da delirsin.
On beş asır on beş yılın eb'adına girsin.
Dünyaları bir fert evet oynattı yerinden,
Sarsıldı demirler evet azmin demirinden.
Mazi yıkılıp gitti evet fesli, kafesli:
Lâkin bugünün ey granit bünyeli nesli,
Bir şey ele geçmez şerefin sade adından.
Sen arşı bırak, varsa haber ver kanadından.
Gökten ne çıkar? Gök ha büyükmüş ha değilmiş,
Sen alnını göster ne kadar yükselebilmiş.
Gökler çıkabildin, uçabildinse derindir,
Tarihi kendin yazıyorsan, eserindir.
Bahsetme bugün sade dünün mucizesinden,
İnsan utanır sonra yarın kendi sesinden.
Asrın yaşamak hakkını vermez sana kimse;
Sen asrını üstünde izin varsa benimse;
BAYRAKLARI BAYRAK YAPAN ÜSTÜNDEKİ KANDIR
TOPRAK EĞER UĞRUNDA ÖLEN VARSA VATANDIR.
Mithat Cemal KUNTAY
Rakı Aşk Dedi
Umudun yolu
Kapattığım kapının ardına verdim kendimi
Ve zulamdaki rakıya saldım öğütleri
Ben sakin rakı sakin
Umut yoluydu azıklarımla yürüdüğüm
Ne gecesi belliydi ne de gündüzü.
Ahşaptan yaptım hayallerimi
Ve içine türkü çığırdım
Ben sakin rakı sakin
Uzundu umutların yola haykırışları
Bir ateş yaktım
Bir de kendimi aşk ararken o kentin ışıkları arasında
Bulut tütsüledim rengarenk kokular süründüm
Ve bahara karşı geldim.
Ne renkleri güne durdu ne de güneşi sabaha çıktı.
Ben bahar dedim
O gül dedi
Ben bahar dedim
O afrodizyak dedi.
Ben bahar dedim
O papatya dedi
Ben yine bahar dedim
O da en sonunda aşk dedi.
Baharın gelişine
Aşk bağırttım sabahlara kadar.
Ben sakin rakı sakin
Ben vurgun rakı sevdalı
Umutları resim çizdik karanlığa
Ben aşık rakı aşık.
Hüsamettin Edebali
BEDESTENLİ
15-10-2007, 17:42
Aşka ve Sevgiye Dair
Aşk ikidir sevgi bir;
Aşk yalan,sevgi gerçektir.
Aşk sudur,sevgi susuzluk.
Bu yüzden sevgi hasrettir,
Özlemektir,beklemektir.
Asıl maharet:
Susuzken suyu içmek değil
Karşısına geçip seyretmektir.
Aşk haykırmaktır,sevgi ağlamak;
Aşk açmaktır,sevgi katlamak.
Sevgi saklamaktır
Yüreğini,gözlerini
Ve de ellerini saklamak
Bahar geldiğinde…
Bir çiçeğe,yeşile,çimene
Aşık olamazsın ama seversin.
Arkadaşına aşık olamazsın
Ama seversin.
Toprağa fidanı aşkla değil
Sevgiyle dikersin.
Sevgi için ölünür,aşk öldürür.
Aşk kıskançtır,nankördür
Sevgiyi öldürür.
Aşk Kabil’dir,sevgi Habil.
Aşkla sevgi aslında kardeştir
Babaları insandır,Adem’dir
Aşk için şiirler yazarsın,
Şarkılar yaparsın;
Sevgiyi anlatamazsın.
Çünkü yüreğine sığdıramazsın.
Kalbini aşka kapatabilirsin
Ama sevgiye kapatamazsın
Sevgi gizli,aşk aşikardır.
Yüz vermeyince unutursun
Sen aşığım diye daha kendini kandır.
Dedim ya sevgi gerçek,aşk yalandır.
Dahası da var:
Aşkın gözü kördür,
Fazla naz aşık usandırır;
Aşk oyun,aşık oyuncaktır.
Sevgi ise yaşamdır,hakikattir.
Aşk aceledir,
Sevgi usul usul sabırlıdır.
Acele işe hem şeytan karışır.
Aşk ateşlidir
Çünkü hastalıklıdır.
Sevgi ılıktır
Çünkü sağlıklıdır.
Velhasıl bu iki kardeşin hikayesidir
Aşka ve sevgiye dair…
sayın kantar için...
Rakı Ve Su
Can Dostuma
Rakı ve su nasılsa
Bende senle öyleyim
Ne sensiz ben tatlıyım
Ne benle sen acı
Rakı suyla renk verir
Ben sensiz su kadar renksiz
Sen bensiz rakı kadar su
Yanyana bir bardakta renk
Ortam ayrı, gün aynı
Ben gayrı, sen ayrı
Sözümüz bir, buluşmada tek
Ne rakı şişede aynı, ne bende gayrı...
Emre Akdağ
Fani Dünya
İlk günden alıştığımız emektar aydınlık,
Anne yüzünde, dost yüzünde, evlat yüzünde;
Her sabah başlayan şeye doymadık,
Düşümüz gerçeğimiz ne varsa yeryüzünde.
Gökyüzü belledik şu ürperen maviliği,
Başımız darda kalınca el açtığımız yer;
Gökyüzüdür avutan akıllıyı deliyi,
Gökyüzünde bulutlar uçurtmalar ümitler.
Her mevsimiyle insanı ayrı ayrı saran,
Bunca güzelliği nasıl koyup gideceğiz;
Yaman çalacak o çalmayası saat yaman,
Geçmiş ola bir kez yumuldu mu gözlerimiz
Cahit Sıtkı Tarancı
SEVGİLİYE MEKTUP
Ağlayan güller ile, yandı, kül oldu yürek.
Hicranın denizinde, çekilmez oldu kürek.
Leylakların altında sarhoş olmak var iken,
Issız bir adadayım, ne gül biter, ne diken.
Karanlık bir gecede, bilmezsin ne haldeyim,
Işıksız, rutubetli, derin bir mahzendeyim.
Zararı yok, yüzünü biraz sıkça görseydim,
Izdırap kuyusunda, ümitsizce ölseydim.
Bülbülün hasretini gizliyorum her gece.
Çaresizlik içinde söyleyemem tek hece.
Hani?!. Çeşmende su yok, yüreği soğutmaya,
Ancak bazen gelirsin, şu gönlü avutmaya.
En güzel duyguları derleyip sunsam sana,
Lakin anlayamazsın, belki kızarsın bana.
İnan başka kastım yok, uzanıyorsa elim,
Kırmak değil sevmektir, seni bir tek emelim.
İntizarın rüzgarları, insanları savurur.
Lahde gireni günah ateşleri kavurur.
Niçin gün doğarken sen bulunmazsın yanımda?
Son baharın sabahı donar kalır kanımda.
Sana bunu yazarken, gece boyu kağıda,
Erken battı mehtabım, şafak söktü doğuda.
Çobanın türküsünde, ben yolunu gözledim.
Yalnızlığa garkolan, geceleri özledim.
Viran olmuş gönlümde, duydum baykuş sesini.
İstemedim alayım, sabahın nefesini.
Mısralarla ulaştım, geceleri ben sana,
Umutsuz değil gönlüm, dallarıma konsana.
İlhan Büyükyörük
ÖZDOĞAN77
16-10-2007, 12:38
BENİM ADIM AŞK
Var mı beni içinizde tanıyan
Yaşanmadan çözülmeyen sır benim
Kalmazsa da şöhretimi duymayan
Kimliğimi tarif etmek zor benim
Bülbül benim lisanımla ötüştü
Bir gül için can evinden tutuştu
Yüreğime Toroslardan çığ düştü
Yangınımı söndüremedi kar benim
Niceler sultandı,kraldı,şahtı
Benimle değişti tarihi bahtı
Yerle bir eyledim tac ile tahtı
Akıl almaz hünerlerim var benim
Kamil iken cahil ettim alimî
Vahşi iken yahşi ettim zalimi
Yavuz iken zebur ettim Selim'i
Her oyunu bozan gizli zor benim
Yeryüzünde ben ürettim veremi
Lokman Hekim bulamadı çaremi
Aslı için kül eyledim Kerem'i
İbrahim'in atıldığı kor benim
Sebep bazı Leyla bazı Şirin'di
Hatrım için yüce dağlar delindi
Bilek gücüm Ferhet ile bilindi
Kuvvet benim kudret benim fer benim
İlahimle Mevlana'yı döndürdüm
Yunus ile öfkeleri dindirdim
Günahımla çok ocaklar södürdüm
Mevladanım hayır benim şer benim
Benim için yaradıldı Muhammed
Benim için yağdırıldı o rahmet
Evliya'nın sözündeki muhabbet
Enbiya'nın yüzündeki nur benim
Kimsesizim hısmımda yok hasmımda
Görünmezim cismimde yok resmimde
Dil üzmesin tek hece var ismimde
Barınağım gönül denen yer benim
Benim adım AŞK.....
Anonim
DUYUM (SENSATION)
Mavi yaz akşamları, patikalarda, dalgın,
Gideceğim, sürtüne sürtüne buğdaylara:
Ayaklarımda ıslaklığı küçük otların,
Yıkasın bırakacağım başımı rüzgâra!
Ne bir şey düşünecek, ne bir lâf edeceğim.
Ama sonsuz bir sevgi dolduracak içimi;
Göçebeler gibi, uzaklara gideceğim,
Mutlu, sanki yanımda bir kadın varmış gibi.
Arthur RIMBAUD
YABANCI
-En çok kimi seviyorsun garip yabancı?
Anneni mi, babanı mı, kardeşlerini mi?
-Ne annem var, ne babam, ne de kardeşlerim.
-Vatanını mı?
-Nerde olduğunu bile bilmiyorum.
-Yoksa parayı mı?
-Nefret ederim ondan.
-O halde neyi seversin esrarlı yabancı?
-Bulutları severim.
Karşıdan gelen ve karşılara giden bulutları.
Charles BAUDELAIRE
BU DERT BENİ ADAM EDER
Gece gündüz dolaşırım tenhalarda menhalarda
Benim annem güzel anem beni koyver
Sağ yanımda bir sızı var, sol yanımda yandım aman altıpatlar
Bu dert beni verem eder
Eğri büğrü bakar oldum boyunbağı takar oldum şaşkın oldum sakar oldum
İkide bir yüreğimi dağa taşa diker oldum
Şunca yıl karanlıkta göz kırpmaktan bıkar oldum
Benim annem şeker annem gençlik elden gitti gider
Dama çıktım damdan düştüm kılıç kestim esrar içtim
Şahin oldum keloğlanın külahını kaptım kaçtım
Yâre ağlar güler uçtum yarı yolda yorgun düştüm
Benim annem kadın annem bu nasıl iş bana deyver
Gece gündüz düşünürüm tenhalarda menhalarda
Aman annem güzel anem beni koyver
Sağ yanımda bir sızı var, sol yanımda dağlar duman altıpatlar
Bu dert beni adam eder.
Ataol BEHRAMOĞLU
İstanbul Borsası
İstanbul menkul kıymetler borsası
Girdin mi senede, takılır boğaza lokması
Zengine tatlı,fakire acı gelir çorbası
Garibin artmıyo hiç parsası
Goydumu kazana oda gidiyo kalmıyo hiç parası
Nasıl bir sistem,şaştım kaldım,
Satıyom çıkıyo,Alıyom düşüyo körolası
Kadircan Kaya
Kısır Döngü (Borsa)
Borsa “törpü” üzerinde ki ciğer gibidir
Küçük yatırımcı törpüyü yalayan kedidir
Önce bir parça ciğer yer hoşuna gider
Tadını alınca tekrar yemek ister
Lakin aynı yoldan boşuna gider
Arada bir gösterilen ciğere kanar
Büyük bir iştahla törpüyü yalar
Ne var ki yaladıkça dili kanar
Ciğer sanıp kanını bir daha yalar
Kan kaybettikçe yüreği yanar
Yalama-Kanama bir fasit dairedir
Borsada kazanmak ahvali nadiredir
Kazanmak için birinin kaybı gerek
Ancak böyle döner bu tekerlek
Kazandım sanılan kaybedilen paradır
Bir gün iyi bir gün kötü iflah olmaz yaradır
Zıp zıp gibi iner çıkar sanki oyun aracıdır
Kazancı kesin olan sadece “aracı”dır
Sonuçta bakarsın sıfıra sıfır elde var sıfır
Bu işten kâr doğmaz çünkü bu döngü kısır
Sadık ALTINKAYNAK
Borsa Gibisin
Ne gelişin belli senin
Ne gidişin.
Bir bakarım
Üçer beşer çıkarsın
Gönlümün merdivenlerini,
Bir bakarım
İnersin.....
İlahi sevgilim
Borsa gibisin...
Kâmuran Esen
Borsa Aşklarım
maymun iştahlıyım aşklarımda,
denizciler gibi, her limanda,
sevgilim olsun istedim hep,
belki de bu yüzden borsada,
her gün başka kağıda takılıyorum,
zamanını bir türlü öğrenemedim,
nedense hep yükseklerden alıp,
dip yapınca satıyorum, bundandır belki,
aşklarımı hiç tavandan yaşamadım,
ne zaman aşk yaşayacak olsam,
dirençlere takıldım,
her gün biraz daha eridim,
tüm aşk tekniklerini denedim, bulamadım
şöyle tavan tavan giden bir aşk,
her akşam hesabını yapıyorum,
hem cüzdanım küçülüyor,
hem de yüreğimde eksiliyor meşk,
her gün başka güzelin, peşinden koşmaktan,
yoruldum, artık biraz dinlenmem gerek,
aşklarım, benden bir müddet uzak durun,
her gün zik zaklar yapan kalbimin,
şu an yüzde elli düzeltmesindeyim,
Ziya Doğan
HİSSETMİŞTİM ANNE
Ana bu sabah yine erken uyandık
Botları boyadık,düzeni yaptık
Sabah sabah iştimada dimdik ayaktaydık
Ben şehit olacağımı hissetmiştim anne
Bir emir geldi babacan komutandan
Araçlara bindik tam teşhizat hep bir andan
Karamanlı başladı dua okumaya ağzından
Ben şehit olacağımı hissetmiştim anne
Mataramda ki su sanki zem zemdi
Tetiğim gül oya,süngüm bir çiçekti
Yüreğimde ki sevda daha bir depreşti
Ben şehit olacağımı hissetmiştim anne
Sen geldin aklıma giderken göreve
Sivaslının gözündeki yaşa takıldı aklım
Sordum kendi kendime acep niye
Biliyordu o da kavuşmayacaktı nişanlısı Emine'ye
Ben şehit olacağımı hissetmiştim anne
Bir ses duyuldu önce kulaklarım oldu sağır
Az sonra geldim kendime koştum cenke
Arkadaşlar dökülüyordu tek tek yere bağır ALLAH diye bağır
Gözümde ki yaş düşmüştü gönlüme orda oldu kahır
Ben şehit olacağımı hissetmiştim anne
Vatan içindi dökülen kanlar yere
Çakallar karşı cephede mehmetçikler yerlerde
Tokatlı,Yozgatlı düşmüş kalmışlar üst üste
Allahım sen onlarında gazasını mübarek eyle
Ben şehit olacağımı hissetmiştim anne
Doğduğum anı bilmem ama anam
Ölürken son sözüm oldu VATAN
Helaldir ona bu uğurda verilen her can
Ana ağlamaysın oğlun oldu şehit OSMAN
Ben şehit olacağımı hissetmiştim anne
VATAN SAĞOLSUN
Şehitlerimizin ruhları şad olsun, nur içinde yatsınlar mekanları cennet olsun.
Bak ana asker oldum, bak ana Mehmet oldum
Ana sölerdim ya sana askere gidiyim,
koruyum şu vatanı,
üstüne yürüyüm şu düşmanın diye.
Söylerdim ya ana,oldu işte.
Bak bugün askerim ana elimde silahım,
bak bugün yastayım ana vatanım veriyor şehit,
Bak bugün mutluyum ana vatanım hür,rahat diye.
Yarimde mutlumu,yastamı ve bekler mi beni ana?
Ana anlatırlar ya ben küçükken;
oğlum asker ocağı ana kucağı değil diye.
Ana ben burda kendimi kucağındaymışım gibi hissediyorum.Şartlar ağır ama,beni mutlu eden vatanımın rahat olması ana!Anam sen rahat ol ben burda seni koruyorum ANA!!!
Tarih 06.03.2006 borsada endeks 47 bin,
Tarih 07.03.2006 borsada endeks 42 bin,
Vay Türkiye vay
Türkiye out, Derviş in,
Ağzımı bozmayım ama,daha ben niidim,
Eski bakan, Derviş hangi sıfatla ne açıklaması yapıyor,
Ama bizim medyamızda bu tezgahın içinde güzel felaket tellağı yapıyor,
Halkı nasıl olsa Türkiye’nin osuruktan nem kapıyor,
Hepsi bunların aynı topun kumaşı ama işi,şeytanlığı iyi biliyor.
Bu dervişlikle alakası olmayan,Derviş’te ülke insanını iyi tanıyor,
Tak diye vergi dönemi öncesi yediğini yemediğini kusuyor,
Yeni ganimetlere yer için,döviz kur edebiyatı yapıyor,
Hırsız borsada sistem süper,çok güzel aşırıyor.bunu fırsat biliyor
Danışıklı dövüş, Telerandevu sistem iyi dönüyor,
Olan düşüp denize yılandan medet uman fukaraya oluyor.
Yükseltip endeksi anlamsızca yüzde 200'lere mıknatıs gibi seni çekiyor,
Birden bire çekim gücünü boşaltıp seni boşluğa bırakıyor,
Bu gasp ve kapkaçcılık şöyle formüle ediliyor,
Brokrasi+medya+safyatırımcı+yılanyatırımcı+burjuva =borsa endeksi,
=zavallı halkın sonu,
Kapkaçcıya gerek yok, gir borsaya yeter,
Bilki kapkaççının çaldığı çantadan, bu sistem daha beter,
Akıllı ol sistem bu, sakın girme borsaya,
Paran varsa ye bitir, yatır Nilay Dorsa’ya....
Kadircan Kaya
Çok güzel... Orta Anadolu lehçesi ile yazılmış çok hoş bir şiir... :)
Gadanı Alım
yine kaynıyor kanım
seni arzular canım
topragına kurbanım
kara sevdalım
bakışın zalım
sana gelen bana gelsin
gadanı alım
kayseri'de şaştın mı
aksaray'ı aştın mı
konyayı dolaştın mı
kara sevdalım
bakışın zalım
sana gelen bana gelsin
gadanı alım
kırşehir'de ertaşım
niğde de çok sırdaşım
ey sivaslı gardaşım
kara sevdalım
bakışın zalım
sana gelen bana gelsin
gadanı alım
severim sevgi haksa
yanar sana kim baksa
koçsar'lı mısın yoksa
kara sevdalım
bakışın zalım
sana gelen bana gelsin
gadanı alım
edirne'den kars'a dek
bu memleket tek yürek
yüzü aktır gözü pek
kara sevdalım
bakışın zalım
sana gelen bana gelsin
gadanı alım
Uğur Işılak
gadasını almak : kurban olmak, onun için ölmek anlamında...
gizemliduygular
23-10-2007, 01:46
BİR DÜNYA YARATTIM
Hicâz
Bestekâr : Erol Sayan
Güftekâr : Taner Şener
Bir dünya yarattım yalnız ikimiz için
Seninle ağlayıp seninle gülmek için
Bir başka sevgiye yer yok benim dünyamda
Orda tüm sevgiler yalnız ikimiz için
VATAN ŞUURU
Birazdan şafak sökecek ana,
Uzak köylerin birinden,
Ezan sesi geliyor,
Bu mektubu yazarken sana,
O nasıl bir ilahi ses ki, yakıyor yüreğimizi ta derinden
Lakin anam, vatan için,
Daha bir şey yapabildim diyememenin bedbahtlığı ile
Bu mektubu zor getiriyorum dile.
Ah, bir bilsen, nasılda kıvranmakta içimde ki ruh,
Halbu ki, dün yanı başımda vuruldu,
Ta Yemen”den arkadaşım, Akhisarlı Menduh,
Her şey nasip,
Demek ki Rabbim ona gördü münasip.
Yüzümüzü yalarken sabahın ilk ayazı,
Siperlerde kılacağız belki de bu gün son namazı,
Duam o ki, rabbim;
O mevkii saadete ben de talibim,
Yavaş, yavaş dağılmakta gece mevzilere çöken sis,
Her taraf mahşer yeri,
Bu nasıl bir intikam ki, beyinlerde habis,
Çiğnenirken yeryüzünün olanca değeri,
Tiksindiriyor cümle mahlûkatı,
Medeniyet gelsin de görsün,
Bu vahşetin menşei batı,
Yine de koşarken bir cepheden bir cepheye,
Ölüm bize açılan sanki bir gül bahçesi,
Diyarbakırlı Resül,
Kucağımda verirken son nefesi,
Buralar gardaş diyordu, buralar gül kokuyor ,gül,
Kaç yıl oldu anam seni görmeyeli
Kokunu getirir,
Ta oralardan, esen her sabah yeli,
Güzel günler olacak anam,
Güzel günler,
Bayramlar olacak, düğünler
Vatanın dörtbir yanında.
Al bayraklar dalgalanacak görüyorum anam,
İzmirli Rafet”in,
Daha akşam vurulan Urfalı Hayrettin”in
Elazizli Ali Turan”ın
Bu topraklara oluk, oluk akan o mübarek,
Şehitler kanında,
Görüyorum anam.
Ana bak, ellerinden öpüyor Bitlisli Ahmet,
Bitlisli Ahmet bizim sancaktar,
Düşmez diyor, ben düşmedikçe vurulup,
Düşsem de yine ruhum doğrulup,
Onu yedi kat arşa taşır da,
İşte o an ruhum şad olup
Bu beden toprak altında ANCAK YATAR,,
Ah anam;
Bu vatanın ki,
Evladı fukarası,
Koşarken bir cepheden, bir cepheye,
Hayalinde bezettiği yurdu,
Yarın öleceğini bile,
Yarınlar için kurdu.
İlerledikçe MUSTAFA KEMAL”İN emriyle ordumuz,
Vatan oluyordu vatan, tekrar yurdumuz,
Eriyordu göğsümüzde tankmış, topmuş,
Kiminin kolu bacağı
Kiminin vücudu bin yerinden kopmuş,
Hadi anam emir geldi,
Allah, Allah diyerek çıkıyoruz mevziden,
Mektubu o vakit,belki bitiririm,
Dönersek bu şanlı geziden
Hakkını helal et anam,helal et,
Vurulursam şayet,
Çık köy meydanına de ki;
Şehit olmuş,şehit olmuş,oğlum Memet
Gül kokuyor buralar ana gül,
Sen de gül anam,sen de gül,
,,,,,,,,,,,,,,,,,,,,,,,,,,,
,,,,,,,,,,,,,,,,,,,,,,,,,,,.
Ey anacığım, ben Mardinli Abdurahim,
Yani oğlun Memed”in cephe arkadaşı,
Beni de bir oğlun bil,
Şehit anaları ağlamaz,sil gözlerini sil,
Son sözüdür Memed”in
Anam diyordu,anam dökmesin gözyaşı,
Ben Rizeli Mustafa,
Ben Muğlalı Salih,
Ben Yusufelili Keçecizade Osman
Ben Livaneli Cicioğlu Hasan
Ben Vanlı,ben Erzincanlı,Kilisli,Ardahanlı
Yani hepimiz oğlun Memed”in silah arkadaşı
Anam diyordu, anam dökmesin gözyaşı.
Bir görmeliydin nasıl koşuyordu,
Vay düşmanın haline vay,
Sanki mübarek gerilmiş yay,
Ne kurşun deviriyordu,ne top güllesi,
Kurşunu tükenmiş, süngüsü kopmuş
Lakin yetiyordu gürz gibi inen sillesi,
Vurulup düştüğü yerdir şimdi kabri,
Orası ki, vatanın tam da kalbi.
Bu yarım kalmış mektup,
İşte ondandır emanet,
Sen ki şehit anası,
İlk şehit analarının varırmış Allaha duası,
Bize de yansısın o şahadet nuru
Vatan için ölebilme şuuru
Yansa da yüreğin için, için,
Her şey vatan için anam,
Her şey vatan için.
Mehmet Çetin (amatör şair)
gizemliduygular
25-10-2007, 02:53
SEVDAN BENİ
Terketmedi sevdan beni,
Aç kaldım, susuz kaldım,
Hayın, karanlıktı gece,
Can garip, can suskun,
Can paramparça...
Ve ellerim, kelepçede,
Tütünsüz uykusuz kaldım,
Terketmedi sevdan beni...
Ahmet Arif
gizemliduygular
25-10-2007, 02:57
Dağlarına Bahar Gelmiş Memleketimin
haberin var mı taş duvar?
demir kapı, kör pencere,
yastığım, ranzam, zincirim,
uğruna ölümlere gidip geldiğim,
zulamdaki mahzun resim,
haberin var mi?
görüşmecim, yeşil soğan göndermiş,
karanfil kokuyor cigaram
dağlarına bahar gelmiş memleketimin...
Ahmet Arif
Yeni bir gün.
Yine güneş doğuyor
Dağların ötesinden
Kızıl alevler saçıyor
Mavi renkli gök yüzüne
Vuruyor ışıltısı denizlere
Denizler sessiz denizler durgun
Balıkçı sandalları geçiyor
Sabahın ilk ışıklarıyla
Yakamozlar kaybolmuş
Ortalık kızıl alev
Yeni bir gün başlıyor
Uyanıyor toprak ana
Kuşlar gün ışımasıyla
Coşup cıvıldıyor
Yine güneş doğuyor
Yeni bir gün yeni yaşamlar
Birde gidenler var bu günde
Hepimizin gideceği yere gidenler
Arkasında gözü yaşlı
Cefakar kadınlar analar
Evlatlar oğullar babalar
Bırakıp gidenler
Dünya bildiğini okuyor
Yeni bir gün yeni bir umut
Yada yeni bir acı başlıyor
Yeni bir gün daha başlıyor.
Hatice Aydın
Yüreğin Üşüdüğü Gün
yüreğin üşüdüğü gün
sıcacık bir günü düşün
sıcacık bir bahar gününü
umudun büyüklüğünü
ve sonsuz maviliğini göğün
yüreğin üşüdüğü gün
bir çocuğun gülüşünü düşün
bir çocuğun beyaz düşünü
göveren dal uçlarını
çatlayan tomurcuğu
ve çiçeklenen yerini her öpüşün
yüreğin üşüdüğü gün
bir ormanın gümbürtüsünü düşün
bir ırmağın türküsünü
bulutların beyazlığını
güneşin kızıllığını
ve ısıtan yanını özğürlüğün...
Nuri CAN
Maviler Delisi
Diyorumki bir gün
sevdamı yüreğime yüklesem
alıp gölgemi yanıma
dağ deniz çekip gitsem...
dolanır ayaklaıma güz
anamın yanık ninnileri
kor beni çaresiz...
uçurumlar doldurur bakışlarımı
yönümü nereye çevirsem...
kalsam,
sığdıramam bu deli maviyi
ihanet kokan soluguna metropollerin
üşür gözlerimde yediveren tomurcuk
yedigöğün yıldızları
yüreğimde bir maral ağlar
hangi suya eğilsem...
kanayan bir yaradır özlemim
güz kıyılarında
akıp gider sancıyarak mevsimlere
her kirpiğimde bir gül ıslanır
hangi şarkıyı dinlesem...
gözlerimde bilinmiyen adresler
kulağımda uğuldayan sesler
durmadan bir ezgi sarıyor içimi
dudağımı kanatıyor şiirler
ah ben bu sevdayı kime söylesem...
tanrım
nedir bu gecelere sığdıramadığım hüzün
yüreğimi ikiye bölen sancı
nedir bu acemi sevda,
mavilere tutkun yanım
eğer ben şair değilsem...
bir rüzgar soluğu türkülerdeyim
bir güvercin kanadı göklerde
bulutlar bulutları kovalar
dalgalar dalgaları
durmadan bir deniz çalkalanır kalbimde
bir yol uzanır
ah nasıl özlem kokuyor uzaklar bir bilsen...
Fırçanda Monalisa'yım
seni seviyorum gülüm!
nedenim yok
bana dokunmadın bile...
utangaç bir bakış fırlatıp gittin yanımdan
beni kendimle bırakarak...
ama
ben seninle gittim, gittiğin yere:
uçurumlarındayım işte!
denizlerin falezlerinde
bir nehir kıyısında su çiçeğiyim mavice...
aslında
yüreğinin köşesindeyim: minik bir serçe
seni sevdiğimi ciklemedeyim zamana ve göklere...
bu gök, bu bulutlar
sen olup çöker üstüme
beyaz bir örtü, mavi bir tül gibi
tavuskuşu bir gece açılır pencereme
dökülür yıldızlar
gözlerin dökülür dolu dizgin gözlerime...
artık
Karanlık değil bu tavan
bu tavan bahar bir ağaç altı
sıcacık çimen bir yatak serilmiş dibine
adı aşk olan hatmiler topluyorum üstünde
bahar kokuyorsun, ıhlamur kokuyorsun
karışıyorsun tenimin kokusuna
bana değince...
bak
şimdi karanfil oluyoruz seninle
kırmızı açıyoruz şafaklara inat!
bir dalda kapanıp ikileniyoruz geceyle
birbirimiz üstüne...
bu dudağı sen yarattın. ”haşa” deme!
bu elleri de sen
senin için uzuyor saçlarım
rüzgara karışıyor parmakların aklıma gelince...
aslında,
sen ne zaman aklıma düşsen
bütün yapraklar yer değiştiriyor dallarda
bütün rüzgarlar meltem
deniz kokuyor hava...
ve
bütün kuşlar martı; kocaman kanatlı, çığlık çığlık...
dinle ve duy!
'Seni seviyorum' diyorlar bana katılıp
doluyor gökler ve boşluk...gizlice...
sen her gece
uykusuzluğumsun, uyanıklığım!..
güneşten alıyorum seni
geceye yıldız yapıyorum...
ay yapıyorum: hilalim benim, tatlım!..
burçların adısın işte
kovamda balık, terazimde ağırlık...
samanyolunda gülüşün var
bulutlarda salınışın
ben pencerede seyrine dalarım
bazen yağarsın yağmur olup saksımdaki menekşeme
bazen gölge olursun güneşe
bazen de kayan yıldızsın...
ama en çok
gökkuşaklarında çoğalır renkler,
bulaşır resimlerin tümüne
ben fırçanda MONALİSAYIM!...
seni seviyorum gülüm!
seni nasıl seveceğimi bilemeden seviyorum
nasıl şeyse! ..
ne kadar yarım biriyim ben! .
gecem olsa gündüzüm yok
gündüzüm olsa gecem!..
o halde
gece sevişmelerinle sev beni, gündüzümü düşünme!
ya da
gün ortası serp sularını üstüme; seherlerimi düşleme!
hele hiç aklına gelmesin sabahlarım!
olduğum gibi kabul et beni
yani yarım!..
ama
sende kalan yarımımla
gel ufukta buluşalım!.
gel ki
kızıl çizgisi çekilsin ömrümüze sevdanın
biraz yeryüzü, biraz gökyüzü...
toprak ve hava yani
söyle
sen hangisi olacaksın?
seni seviyorum gülüm!
seni nasıl seveceğimi bilemeden seviyorum...
mesela;
soyunacak mıyım ellerin bana değince
ya da
ağlayacak mıyım dudağımdaki menekşeyi kopardığın zaman?
yoksa yenisi mi açacak yerinde:
biraz gül, biraz lale...
solacak mıyım kırağılar yağarsa gidişinle
Beni unutacak mısın?
sen
bir avuç mutluluksun desem
bir avucu olur mu mutluluğun?
bunu ancak bana
sen anlatacaksın
haydi başla!
masal olmasın sakın!...
Tayyibe Atay
fermandar
31-10-2007, 09:18
Ne zoruma gidiyor, biliyor musun?
...
Okuyamıyacağım, şunu bir dinleseniz bence...
http://www.youtube.com/watch?v=vqFlWz9dKbI
Yani, öylesine ciddiye alacaksın ki yaşamayı,
yetmişinde bile,
mesela,zeytin dikeceksin
hem de öyle çocuklara falan kalır diye değil,
ölmekten korktuğun halde ölüme inanmadığın için,
yaşamak,yani ağır bastığından..."
Nazım Hikmet
gizemliduygular
01-11-2007, 21:47
HANCI
Gurbetten gelmişim, yorgunum hancı
Şuraya bir yatak ser yavaş yavaş
Aman karanlığı görmesin gözüm
Beyaz perdeleri, ger yavaş yavaş
Sıla burcu burcu... ille ocağım
Çoluk çocuk hasretinde kucağım
Sana her şeyimi anlatacağım,
Otur baş ucuma, sor yavaş yavaş
Güç bela bir bilet aldım gişeden
Yolculuk başladı Haydarpaşa'dan
Hancı n'olur, elindeki şişeden
Birkaç yudum daha ver yavaş yavaş
Ben o gece, hem ağladım, hem içtim
İki gün, diyardan diyara uçtum
Kayseri yolundan, Niğde'yi geçtim
Uzaktan göründü, Bor yavaş yavaş
Garibim, her taraf bana yabancı,
Dertliyim; çekinme, doldur be hancı
İlk önce kımıldar hafif bir sancı
Ayrılık sonradan kor yavaş yavaş
Bende bir resmi var, yarısı yırtık
On yıldır evimin kapısı örtük
Garip bir de sarhoş oldu mu artık
Bütün sırlarını der yavaş yavaş
İşte hancı ben, her zaman böyleyim
Öteyi ne sen sor, ne ben söyleyim
Kaldır artık, boş kadehi neyleyim
Şu bizim hesabı, gör yavaş yavaş
Bekir Sıtkı Erdoğan
Sevi Şiiri
Ben senin en çok sesini sevdim
Buğulu çoğu zaman, taze bir ekmek gibi
Önce aşka çağıran, sonra dinlendiren
Bana her zaman dost, her zaman sevgili
Ben senin en çok ellerini sevdim
Bir pınar serinliğinde, küçücük ve ak pak
Nice güzellikler gördüm yeryüzünde
En güzeli bir sabah ellerinle uyanmak
Ben senin en çok gözlerini sevdim
Kah çocukça mavi, kah inadına yeşil
Aydınlıklar, esenlikler, mutluluklar
Hiç biri gözlerin kadar anlamlı değil
Ben senin en çok gülüşünü sevdim
Sevindiren, içimde umut çiçekleri açtıran
Unutturur bana birden acıları, güçlükleri
Dünyam aydınlanır sen güldüğün zaman
Ben senin en çok davranışlarını sevdim
Güçsüze merhametini, zalime direnişini
Haksızlıklar, zorbalıklar karsısında
Vahşi ve mağrur bir dişi kaplan kesilişini
Ben senin en çok sevgi dolu yüreğini sevdim
Tüm çocuklara kanat geren anneliğini
Nice sevgilerin bir pula satıldığı bir dünyada
Sensin, her şeyin üstünde tutan sevgini
Ben senin en çok bana yansımanı sevdim
Bende yeniden var olmanı, benimle bütünleşmeni
Mertliğini, yalansızlığını, dupduruluğunu sevdim
Ben seni sevdim, ben seni sevdim, ben seni...
Ümit Yaşar Oğuzcan
gizemliduygular
03-11-2007, 13:15
Şarap sonsuz hayat kaynağıdir, iç;
Gençlik sevincinin pınarıdır, iç;
Gamı yakar eritir ateş gibi,
Sağlık sularından şifalıdır, iç.
Can bir şaraptır, insan onun destisi;
Beden bir ney gibidir, kan o neyin sesi.
Hayyam, bilir misin nedir bu ölümü varlık:
Hayal fenerinde bir ışık pırıltısı.
Dünyada akla değer veren yok madem,
Aklı az olanın parası çok madem,
Getir şu şarabı, alın aklımızı:
Belki böyle beğenir bizi el alem!
Ömür defterinden bir fal açtım gönlümce;
Halden anlar bir dost gelip falı görünce;
Ne mutlu sana, dedi; daha ne istersin:
Ay gibi bir sevgili, yıl gibi bir gece.
Bahar geldi; başka bir şey istemem kafamda;
Hele akla hiç yer vermem bahar soframda;
Şarap, seninleyim bu mevsim, koru beni:
Söğüt ağacı, sen de ser gölgeni altıma.
DAYAN
bir ceylan susuzluğu içinde
çatlamaya yüz tutmuş tohum
baharın berisinde hemen
ve bir kadın umudu içinde
yeşerir elbet diren!
umuttur çocuk
bin bir sancıyla doğan
ve gecenin en zifiri karanlığı
güneş doğmadan önceki an
dayan!
biliyorum! Her kışın ardı bahar
ve...
her gecenin sonu nehar
hasret hasret ektim sensizliğimi
yağmur yağmur gözledim
vuslat vuslat bekledim
don yemiş çiçek ya yüreğim
/ zemherinin ötesinde /
döner elbet meyveye
dayan!
Bahar Ş. Gülşen
Powered by vBulletin™ Version 4.0.6 Copyright © 2010 vBulletin Solutions, Inc. All rights reserved.