View Full Version : Hisse.net ŞİİR
Pages :
1
2
3
4
5
6
7
8
[
9]
10
11
stockbroker
22-03-2007, 01:55
Yavaş yavaş ölürler
Seyahat etmeyenler,
Yavaş yavaş ölürler okumayanlar,
müzik dinlemeyenler,
vicdanlarında hoşgörmeyi barındırmayanlar.
Yavaş yavaş ölürler,
İzzetinefislerini yıkanlar
Hiçbir zaman yardım
istemeyenler.
Yavaş yavaş ölürler
Alışkanlıklara esir olanlar,
her gün aynı yolları
yürüyenler,
Ufuklarını genişletmeyen ve
değiştirmeyenler,
Elbiselerinin rengini değiştirme riskine bile
girmeyen,
veya bir yabancı ile konuşmayanlar.
Yavaş yavaş ölürler
İhtiraslardan ve verdikleri heyecanlardan
kaçınanlar,
tamir edilen kırık kalplerin gözlerindeki pırıltıyı
görmek istemekten kaçınanlar
yavaş yavaş ölürler.
Yavaş yavaş ölürler
Aşkta veya işte bedbaht olup istikamet
değiştirmeyenler,
Rüyalarını gerçekleştirmek için risk
almayanlar,
Hayatlarında bir kez dahi mantıklı tavsiyelerin
dışına çıkmamış olanlar.
Yavaş yavaş ölürler.
Pablo Neruda
Gidiyorum
İşte sırıl sıklam yalnızlıkla gidiyorum
Ardımda geleceğim önümde serin karanlıklara
Sırtımda hançerin kan revan dinlemiyorum
Ben bu gece yarısı gidiyorum.
Şehir uyuyor sen uyuyorsun ben gidiyorum
Eylül yaprağı gibi savrularak
Usulca akan nehir gibi durularak
Ben bu gece yarısı gidiyorum.
Güneş uyuyor sen uyuyorsun ben gidiyorum
Roman gibi sessiz sedasız
Zaman gibi zamansız
Bu gece yarısı ben gidiyorum.
Gece uyuyor sen uyuyorsun ben gidiyorum
Nefesimi tutarak ama seni içime binlerce kez çekerek
Kendimi senden ederek son sigaramı içerek
Ben bu gece yarısı gidiyorum.
Güller uyuyor sen uyuyorsun ben gidiyorum
Gidenler sokağından son kez geçerek
Bir sevdayı kara toprağa gömerek
Ben bu gece yarısı gidiyorum.
Şehir uyuyor sen uyuyorsun ben gidiyorum
Cebimde son mektubumla sönmüş mehtabımla
Şu sokakta sol yanımla
Ben bu gece yarısı gidiyorum.
Volkan dudakların uyuyor sen uyuyorsun ben gidiyorum
Bu gece yarısı birtek ben gidiyorum
İstanbul uyuyor sen uyuyorsun
Bu gece yarısı ben gidiyorum.
Mert Yağmursuz
RUH İKLİMLERİ
Seni düşündükçe,
Bitmeyen bir rüzgarın uğultusu başlar gönlümde...
Hadi!
Yağ yağmurlarını kırk ikindilerin;
Ölmesin yosun çiçekleri,
Hercai menekşe...
Hani!
Morunda umudumuz açardı kavuşmak adına,
Sarısında kokardı sevdamız!...
Bekletme beni!
Bu kuraklık yetti canıma...
Bilirsin,
Yıkandıkça dikleşir
Ve
Yosun tutar kayalar...
Özletme beni!
Gelirim yanına!...
Alnımda kızar güneş,
Üşür yıldızlar...
Bundandır çaresiz kalışım,
Bundandır sana yakarışım,
Bundandır mağaramdaki karanlık...
Korkutma beni!
Kırmızı güller bırak kapıma...
Yağ yağmurlarını diyorum, kırk ikindilerin..
Anlamıyorsun!
Söyletme beni!
Başka topraklara düşecek
Seni bende
Beni sende bitiren sevda..
Tayyibe ATAY
Sen Gittin Masal Bitti
Sen gittin evimin adresi, kapımın zili gitti
Sen gittin sazımin teli, kuşumun dili gitti
yangınlar düştü yüreğime / ıssızlaştı şehir
sokaklara hüzün yağdı / gözlerime acı
üstüme kapandı kapılar, ben kapandım içime
günlerce haftalarca ağladım
kırık bir ağaç dalında,öksüz bir kuş gibi kaldım
Sen gittin
hazanlar başladı ömrümde
yaprağa duran ağaçlarım gitti
umutlarım gitti,baharlarım
tutam tutam saçlarım gitti
dudağımda şarkılar yarım kaldı
bardağımda rakılar
Sen gittin
yüreğimde kanayan şiirler
masamda sigara izmaritleri kaldı
ben kaldım öyle tesellisiz ortalarda
birde yıkıntım
Sen gittin
Şiirlerim öksüz kaldı
kalemlerim, defterlerim
ellerim, gözlerim, kirpiklerim
yüreğimde kalkıp giden gemilerim
dillerim öksüz kaldı
ne varsa dağıldı geride kalan
çöl oldu şiiristanım
hayalim, düşistanım
Sen gittin
kemanım yayım, güneşim ayım
mutluluk payım gitti
kara bulutlar çöktü üzerime
bir ben kaldım öyle boynu bükük ortalarda
yastığımda yağmur hıçkırıkları bir de
ve yüreğime batan cam kırıkları her gece
Sen gittin
sustu kalbimin bülbülü
bahçemin gülü soldu
yoldu bağrımı yokluğun
Sen gittin
ağzımın tadı
mutluluğumun adı gitti
yaslı yaşım, gamlı başım
zehir aşım, otuz yaşım kaldı
Sen gitin
hayalim düşüm
sevincim gülüşüm
servetim işim gitti
Sen gittin
özlemin yüreğimde
yokluğun kirpiğimde çoğaldı
sen gittin umudum gitti
gururum gitti
her gece oturup ağladım
ıslandı/ ekmeğime karıştı korkunç acı
gülmek nedir unuttum gitti
Sen gittin ömrüm insafsız ayaklarına toprak oldu
kavruldu bahçelerim çiçeklerim soldu
acılarım içimde fışkıran kan,
gönlüm rüzgarlarda savrulan yaprak oldu
Sen gittin
çakıl taşlarım
yürekvuruşlarım
sevgikuşlarım gitti
yaralı bir ceylanın bakışında yaralı kaldım
her yerde izimi arıyor avcılar
gittin işte o gidiş gittin, bir daha dönmedin geri
yarısı sende kaldı kalbimim, yarısı bende ezgili
ardında kara bulutlar, kara günler
ve her gece ölümler kaldı
hasretin kaldı birde
ben kaldım öyle deli, öyle divane ortalarda
ah seher yeli
sen gittin ben bittim masal bitti
Nuri CAN
ÇÜNKÜ SENİ ÇOK SEVDİM
Beni görme diye
Zamanı geceye çevirdim;
Yıldız gözlerine mil çekip,
Dolunayı kurtlara yedirdim..
Unutmuştum ateşböceklerini,
Işıltılarında yol bulup yanıma geldin..
Çünkü seni çok sevdim...
Beni duyma diye
Araya dağları diktim!...
Rüzgarın hızını,
Kuşun kanadını kestim...
Gene de
Saatimin kurgusunda güç,
Yüreğimin atışında sestin..
Çünkü seni çok sevdim...
Beni bulma diye
Adres değiştirdim!...
Terk edip yaşadığım şehri,
Çöllere gittim...
Kum fırtınalarında özlemi savurup,
Savanlarda seni bekledim..
Çünkü seni çok sevdim...
Beni sevme diye
Yönümü çevirdim!...
Cennettin sen, gidip cehenneme girdim,
Gene de
Küllerimi göğsüne gül,
Günahlarımı su yapıp
Ateşlerime serptin..
Çünkü seni çok sevdim...
Çünkü seni çok sevdim!...
Çünkü sen de beni sevdin.....
Tayyibe ATAY
Sen Sen Sen
Bir dağ başı yalnızlığı yaşıyorum yeniden...
Dağ başı yalnızlığı ölümden beter.
Hiç kimse aramasa sormasa beni
Sen gelsen yeter...
Huzur ellerinin güzelliğidir.
Gözlerin karşımda mutluluk denizi.
Her sabah soframızda ekmeğimizi
Sen bölsen yeter...
Yüreğim seninle yaylalar kadar serin
Ne bir çizgi hasret, ne bir nokta gam
Yayla dumanı gibi gözlerime her akşam
Sen dolsan yeter...
Bende çaresizlik sonsuz kördüğüm.
Bende sabır, sende naz...
Gündüzünden vazgeçtim, düşümde biraz
Bir yüz görümlüğü sen olsan yeter...
Duymasa da hiç kimse
Şâir gönlümün, sende karar kıldığını.
Ve içimin şerha, şerha yarıldığını
Sen bilsen yeter...
Bir gün duysan bittiğimi, tükendiğimi.
Çıkıp gelsen uzaklardan korkulu ürkek.
Bir incecik dal gibi üzerime titreyerek,
Eğilsen yeter...
Yavuz Bülent Bakiler
SİTEMİM SANADIR
(..sevdası sözde kalanlara...)
Heyy! Adamım..
Ne sanıyorsun ki kendini?
Seni seviyorum ,
seni çok seviyorum,
diye mi bu havalar?
Geçç... bunları adamım,
geçç bir kalemde.
Sen, sen isen,
sen bende isen,
sen içimde isen,
yüreğimde açan mor menekşem,
bozkırlarımda açan çiğdem,
ölüm yolunda bile
son isteğim, son arzum,
sen isen...
Bunun nedeni,
sadece benim /
içimde büyüttüğüm sevgim.
Seni ben sevdim adamım..
Ben istediğim için sevdim.
Benimki,
sözde değil, özde sevda...
Kendine gel artık adamım...
Bahar geçip gitmekte zira...
Bahar Ş.GÜLŞEN
Bilir misin?
Tam sınırdan kaçarken vurulmak nedir bilir misin?
Nöbetçiler ha gördü, ha görecek
Parmaklarının ucu dikenli tellere değdi değecek...
Ama... Bir adım daha atamazsın.
Uzanıp tutamazsın;
Göz pınarlarında donup kalır hayallerin
Planların, kaçışın, kurtuluşun
Ve deler sevgi dolu yüreğini
Sevgi bilmeyen bir kurşun.
Bir okyanus da boğulmak nedir bilir misin?
Batan bir gemiye el sallayamamak,
Oturup ağlayamamak,
Birkaç kulaç ötedeki
Bir tahta parçasını tutamamak,
Nedir bilir misin?
Sevmek nedir bilir misin?
Bir şeyler tutuşur yüreğinde kıpır kıpır
Bütün benliğini sarar, ısıtır.
Her gülüşte yeniden doğarsın
Ve bin kere ölürsün her iç çekişte
Nasıl anlatsam bilmem ki.
Yani 'sevmek' işte.
Duymak nedir bilir misin?
Duymak, ama anlatamamak
Çemberini kıramamak kelimelerin.
Tam dilinin ucuna gelmişken söyleyememek
'Seviyorum' diyememek
Yani ölümü yaşamak nedir bilir misin?
Ümit Yaşar Oğuzcan
İNADINA SEVİYORUM
burada beklemek yasakmış.
çiçek açan kadınların gölgesinde,
bir kervan bekliyorum.
ipekten bir sevginin berisinde,
belki inadına seviyorum.
kime ne?
"YASAK" yazılı bir tabelanın,
altında sevişiyorum.
inat ya!
tel örgülerin hemen altında,
bir günah işliyorum.
yasak ya!
töre ve geleneklerle döşenmiş
sınır köyünde,
inadına geziyorum, mayınların üzerinde.
ben yasağımı seviyorum.
kime ne?
n’olur gelse ölüm?
belki bir anlık ayrılık...
ruhumu satmaktansa,
ölürüm !
sevmek ayıpsa,
inadına seviyorum.
yasaksa sevişmek,
o yasağı deliyorum.
ve inadına seviyor,
inadına sevişiyorum.
kime ne?
kızgın gözler bana bakan,
hiddetli yüzler görüyorum.
üstüme gelen bir dünya,
beni kınayan bir güruh görüyorum.
olsun!
ben yasağımı seviyorum.
ve inadına sevişiyorum.
kime ne?
BAHAR Ş. GÜLŞEN
Canız İşte
Bir masal anlat bana
En gerçeği olsun tüm zamanların...
Dokun yıldızlara
Işıktan toplar at kar beyazı
Aysız gecelerime..
Guguk kuşu ol uykumun en derin yerinde..
Işık getir kör kuyularımın diplerine...
Seher bu değil bilesin!
Yanımda sen yoksan eğer,
Alışamam alacakaranlıklara...
Dağlar yırttı da geceyi
Bir ben yırtamadım daha!..
Sesin kulağımda ama hala!..
Türküler gibi...
Kuşlarla gelmişti
Bir ekin biçme mevsimi...
Sarı başaklar sunmuştu sözlerin ömrüme...
Harman harman rüzgarlar...(dinmedi!..)
Tınazlarında savrulduk ikindi vakti..
Seclerine yattı acıkmış gönlümüz
Sevgiye ve tene...(bitmedi!..)
Hani!
İkinin bir olduğu zamandı ellerimizin birbirine değişi
Sen ve ben!..canız işte!..
Sızılarımızda çiçeği açar sevdanın
Topla haydi!
Bak!
Düş pembesi düşler kadar güzel renkleri...
Leylaklar benim olsun sen kokuyorsun diye
Kekikler senin!...(kır delisi..)
Her gece
Yokluğunda seni aradı...(diyemedi..))
Pencere ağladı,
Duvar ağladı,
Göle döndü yastığı,
Yatak ağladı!..
Bitti masal
Yürek ağladı!..
Tayyibe Atay
AÇIK
Biz hep açık konuştuk.
Gökyüzünden maviydi sözlerimiz.
Sığ bataklarda değildik, kuşlar gibiydik,
Uçarıydık. Gözlerimizde
Şavkıyan parıltılar gibiydik.
Biz iyiye iyi, güzele güzel dedik.
Masallardan çekerdik mısraları, tülbent gibi.
Yalnız, şiirlerde yalan söylemezdik,
Umutlarımızda, hayallerimizde de yalancı değildik.
Biz buğday tarlalarında buğday,
Ağu yeşili bahçelerde ot,
Trenlerde düdük sesiydik.
Yıldızlara çobandık, değirmenlere su,
Bozkırlara bulut gölgesiydik.
Seller aktı gitti. Biz kaldık.
Bulutlar uçtu gökyüzünden.
Rüzgarlar darmadağın etti.
Ne bahçesinden hayır var, ne güzünden.
Akıl da bulutlar gibi çekip gitti.
Nerden bilirdik, çalışmaktan
Kocayacağını sevgililerin,
Yaşamanın güzelliği kadar
Hoyratlığını, bezginliğini...
Biz kaldık, koyup gitti bahar,
Her şeyi nerden bilirdik.
Cahit Külebi
GÜNEŞLE AY DUYMASIN
Ben tatili çok severim,
Arkadaşlarım da.
Doğrusu herkes sever tatili.
Oh ne güzel!
Deniz kıyısında
Yan gelip yatmak,
Oyunlar oynayıp
Çığlıklar atmak.
Hişt!
Sessiz olun arkadaşlar,
Güneşle ay duymasın!
Ya onların da canı
Tatil isterse!
Bestami YAZGAN
(Güneşle Ay Duymasın)
UNUTMA
Unutma!
/ Tutamadığım / yeminim,
Sevdam olsan da.
Unutma!
El ele sahillerde,
Esen rüzgarlara boy verirken,
Kokunu içime çekmelerimi,
Gözlerine bakarken,
Kendimden geçmelerimi,
Senle yanarken,
Seni özlemelerimi,
Dokunmalarımı, yağmurları izlerken,
Hele gözyaşlarımı, yıldızlarla birken
Unutma.
Unutma!
/ Tutamadığım / yeminim,
Yasaklım olsan da.
Unutma!
Sezen’i derdime ortak ederken,
Sensiz yasımda/
Puslu şehir akşamlarında/
Tenimin sen diye inlemeleri
Yankılanırken,
Seni içime çekmelerimi,
Kor ateşlerde yanarak beklemelerimi,
Sakın unutma!
Bahar Ş.GÜLŞEN
Seni Özlemenin Kitabını Yazabilirim
Seni özlemenin
Ne demek olduğunu sor bana,
Yetmiş iki dilde anlatabilirim
Kitabını yazabilirim sayfalarca.
Yalnızlığın rezilliğini
Kokuşmuşluğunu
Ve çıplaklığını da.
Ama hiç kimse
Kavuşmanın güzelliğini
Sormasın bana / anlatamam.
Ben sana hiç kavuşmadım ki!
Bilmiyorum
Dudakların nasıldır.
Sıcak mı ateş topu kadar,
Yoksa soğuk mu
Buza kesmiş bir bardak su gibi?
Kıvrımlarına,
Kırmızı karanfiller mi tutunmuş,
Küle gizlenmiş kor mu var?
Tenime değdiğinde dudakların
Cemre mi düşer bedenime,
Mızrap değen bir saz teli gibi
Titrer mi yüreğim bilmiyorum.
Ben hiç dudaklarına dokunmadım ki!
Bir kadını sardığında kolların,
Ürkek ceylânlar
Nasıl kurtulur tuzağından?
Dolu yemiş yaprak gibi
Nasıl titrer bir yürek?
Ellerin nasıl okşar bir bedeni,
Goncalar
Nasıl güle döner sıcaklığınla / bilmiyorum.
Hiç sana sarılıp yatmadım ki!
Kısacası:
Tatmadım kavuşmayı / anlatamam.
Ama,
Seni özlemenin kitabını yazabilirim.
Anlatabilirim daldaki kuşa / topraktaki solucana.
Yokluğunda yıllardır
Özlemine dayanmayı öğrendim
Yokluğuna katlanmayı
Aşağılık avunmayı öğrendim nasılsa
Ustası oldum beklemenin
Tükenmek pahasına.
Ama hiç kimse / kavuşmayı,
İki derenin birbirine karışıp
Sarmaş dolaş aktığı yatağın yorgunluğunu
Sormasın bana ,anlatamam.
Çünkü seninle ben,
Ayrı kaynaktan doğmuş
Sularında hasretleri taşıyan
Başka denizlere koşan iki ırmağız.
Birbirimize uzak topraklarda tüketirken yılları
Aynamızda ayrı gökleri yansıtırız.
İşte onun için
İki dere nasıl karışır birbirine
Nasıl sığar iki nehir bir yatağa /bilmiyorum.
Seninle
Hiç aynı yatakta coşmadım ki!
Sen bana /yalnızca
Ve sadece
Kahpe sensizliği sor
Rezil beklemeyi , özlemeyi sor.
Tanrı şahidimdir
Kurda kuşa
Dağa taşa bile anlatabilirim.
Demem o ki uzaktaki yakınım:
Vuslatlara yabancıyım,
Ama,
Seni özlemenin kitabını yazabilirim.
Kamuran Esen
Seni Düşünüyorum
Gizlice buluşan
İki sevgilinin fısıltısı gibi
Yağmur yağıyor dışarıda.
Ben / seni düşünüyorum...
Camda,
Billur damlalarıyla
Dansediyor yağmur.
Diniyor toprağın suya hasreti,
Kucaklaşıyor gibi
Gökyüzüyle toprak.
Ben / seni düşünüyorum.
İnsanlar
Yine bir koşturmaca içinde.
Herkes bir umudun peşinden gidiyor.
Kimi / umutla
Bekliyor ağır bir hastanın başında,
Dinliyor nefesini,
Korkarak ölümünden sevdiğinin,
Ağlıyor.
Ben / seni düşünüyorum.
Herkes bir uğraşı,
Herkes bir telâş,
Herkes bir umut peşinde.
Ben,
Sadece seni düşünüyorum.
Bilmiyorum / dünyada
Seni düşünmekten başka bir şey,
Çabam da yok zaten bu konuda.
Senden başka hiçbir şeyi
Umursamıyorum.
Seni düşünüyorum,
Seni düşünmeye
Devam ediyorum.
Kamuran Esen
Gülüşün
bir avuç duru sudur gülüşün
gülüşün bir pınar başında
yüzüme serpe serpe serinlediğim
seher yelidir
okşar kanatlarını yüreğimin
maviye değer başım
zaman kavramının dışında
yelkovanın akrebi yirmidört kez çiğneyip geçtiği
doğanın bütün kanunlarını ihlal edip
kavrulup savrulan bir kumsalda
susuz yeşeren narin bir çiçektir gülüşün
ve biz ondan öncesini unutmuş olarak
aşka dairlerin ütopyasını çizdik yürek haritamıza
sen orada, ben burada
alıp avuçlarımın arasına iki yanağını
süzüp ışıltısını kirpiklerimden gözlerinin
nariçi dudaklarında
otuziki diş öpüşümdür gülüşün
nakışlayıp adını yüreğimin kabzasına
sesinin her telini sarıp belleğime
yorgan misali gecelerce örtündüğüm
gökyüzüdür gülüşün
duruşun halkım
mabedimdir gülüşün
ötesi uçurum olsun varsın
düşüp ölmek sende güzelleşir
sende ben
aşkın evrensel gizemini sevdim
kırlangıçların göç göç gidip gelişini
güvercinlerin bahar coşkusunu
yasakları
ve yasakların yasak tutkusunu
sende ben
unutmamayı
bir de unutulmamanın onurunu sevdim
ülkem bakışlım
hadi tut ellerimden sıkıca
bir türkünün bilinmeyen ırasını fısılda
olanca sıcaklığını bırak içime
iki dudak arası bir öpüş yansın
sende ben
türkü türkü ülkemi sevdim...
Meral Vurgun
ÖZDOĞAN77
27-03-2007, 11:50
İncitme
Gölgesinde otur amma
Yaprak senden incinmesin.
Temizlen de gir mezara
Toprak senden incinmesin.
Yollar uzun, yollar ince
Yol kısalır aşk gelince
Yat kurban ol İsmail’ce
Bıçak senden incinmesin.
Burdayım de ararlarsa
Doğru söyle sorarlarsa
Tabutuna sararlarsa
Bayrak senden incinmesin.
İl göçsün göçtüğün vakit
Yol yansın geçtiğin vakit
Suyundan içtiğin vakit
Irmak senden incinmesin.
Toz konmasın sakın sana
Hakkı geçer halkın sana
Gücenmesin yakın sana
Uzak senden incinmesin.
Abdurrahim Karakoç
DOKUN YÜREĞİME
çok uzak yollardan sana geldim
ağır yükler yükleyip, heybelerime
vuruldum
tek kurşunla, hem de aynı yerden bin kere
vazgeçmedim...geçmişken benden
bak,
güller ektim kokla diye kanayan yerlerime
ve zemheriler getirdim çöl sıcaklarından
-kalabalıklardan sıyırıp, yanlızlığımı...
öyle üşüyorum ki,
sarıl yüregime..
beni sam yelleri vurdu,
geçerken gençliğimden..
gülüşüme sinen hüzünler hep bundan
meridyenler aştım...okyanuslar
korkusuz atladığım uçurum diplerinden
çiçekler getirdim, rüzgar kokan
ve cam kırığı gönül yaraları
öylesine kayıptım ki,
bıraktığım yerde değilim
bul beni, karış yüregime..
senin yaşadığın şehir aydınlık
ışıkları var yaşanılan aşkların..
o yüzden bilmezsin karanlığını
geldiğim yolların...
bilmezsin sayısını, akıttığım gözyaşların
ama ben, yine de
ağlayacağımı bile bile sana geldim
önce sen gir, ağla yuregime....
sana geldim...bir çocuk ürkekliğinde
hüzünleri koyup gözlerime..
uzat ellerini,
koy geçmişimin küllerine
al, savur gökyüzüne
seninkilerle birlikte
sonra geceden toplayıp beni
ekle güneşine..
haydi, korkma
dokun yüreğime...
L julıde K
Kırmızı Akşamlar
Yüreğimden ayrılık şarkıları geçiyorsa ,
Gene adımlarım sana doğrudur.
Kırmızı olur akşamlarım,
Odam mum ışığı,
Denizin kokusunu özlüyorsam,
Gene dümeni sana kırmışımdır
Hüzün olur mısralarım,
Yüreğim bir kar soğuğu,
Ve gözlerim yağmur kadar ıslaksa,
Odam seni özlemiş demektir.
Koray Karamanlı
Leylak Mevsimi Tenin
Bitti mi leylak mevsimi,
Gel git sevmeler... (kıyısında mıyım?)
Yanıldın!..
Ellerin bana kalmıştı çünkü
Ve
Benden topladıkların..(kum, martı ve yosunlar...)
Kaç kez kırıldı sular (tuzdan cam gözlerim..)
İpliğin dokunurken yağmurlarda..(tefesinde yüreğim...)
Taçlandı gök kuşakların..bir uçtan bir uca..
Unuttum!.
Kaç renkti gökyüzünde bulutlar..(leylak deme sakın!..)
Morunda gecem,
Turuncusunda yangın yerim (canım!..)
Bırakıp kaçtın...(kapandı geçitlerim)
Leylakları özledim durdum (karbeyazı tenin..!)
Ve nisanı,
Ve mayısı,
Ve en uzun günde koşacağım haziranı...(ahtapot kolları hasretin..)
Gelmedin...(bitti demek vereceklerin..)
Küle döndü
Yangın yerim...( söndürmedin..)
Tayyibe Atay
AĞIT...
http://img138.imageshack.us/img138/1050/asyab08758sr4.jpg
Ağlayın, parmakları nur
Sularından kınalı kızlarım
Ağlasın Meraga göklerinden
Meraga'ya bakıp yıldızlarım
Yollara Kürşadlar uzanmış ölü
Ağlasın Akülke, ağlasın Sütgölü
Yiğitlerim uyur gurbet ellerde
Kimi Semerkant'ta bekler beni
Kimi Caber'de
Caber yok, Tiyanşan yok, Aral yok
Ben nasıl varım?
Ağla ey Tanrı Dağları’ndan
İndirilmiş Tanrım
Şu yakın suların
Kolu neden bükülmez
Fırat niçin, Dicle niçin, Aras niçin
Benden doğar, bana dökülmez?
Ben ki ateşle konuşurdum, selle konuşurdum
İdil'le Tuna'yla Nil'le konuşurdum
"Sangaryos"u "Sakarya" yapan
"İkonyom"u "Konya" yapan
Dille konuşurdum.
ARİF NİHAT ASYA
Tutam Yar Elinden Tutam / Bestami Yazgan
http://img223.imageshack.us/img223/8059/resimgosteraspxdil2belgeb3.jpg
Bir gün dağa çıktım aldım başımı
Öptüm toprağını öptüm taşını
Yüreğimi koyup dağın kalbine
Saatlerce dinledim
Dinlendirdi ruhumu
Karlarca serinledim
Hiçbir yapmacık hali yoktu
Kuşları hür rüzgarı hür
Dostça akan pınarları gürül gürüldü
Başında çiğdem kokardı
Göğsünde nergis
Yamacında gül açardı gül
Ellerinde lale
Saçında sümbül
Kekik kokardı her yerinde
Boğulurdum boğulurdum
Şehrin parfüm caddelerinde
Şehir bataklığın batağı
Yedi başlı ejderhalar yatağı
Şehir cinler periler sitesi
Kaf dağının ötesi
Dağdan indin şehire
Hey babam hey
Dağ nere?
Şehir nere?
İşte o gün bu gündür
Yüreğinden öperek seheri
Hatırlatır hasretini
Türkülü nağmelere
Tutam yar elinden tutam
Çıkam dağlara dağlara...
ANLAT
Kuş ağzıyla anlat o masalları
O masal çocuklarına
Sesine imbatı kat
Göz göz nilüferler açsın gözlerinde
Akşam, sefalar getirsin
Ocakta alevden yazılar
Gaibi oku!
Seni susmak karanlık olur
İhanet kadar puslu
O yürek ansızın soğur
Enlemleri boylamlar boyunca
Bir çığlık yayılır ki
Kutuplardan duyulur
Kuş ağzıyla anlat o masalları
O masal çocuklarına
Düşleri benzesin yaşamın güzellikleriyle
Özlerine özlemler sinsin
Bu ıssız geceyi kuşat
Şafağı doku
Kuş ağzıyla anlat o masalları
O masal çocuklarına
AŞK EHLİYİZ
Aşk ehliyiz
Ölsek de kaynaşır kanımız
En karanlık gecede
Tutkuyla aydınlanır bir yanımız
Kımıldar
Yüreğimizin karıştığı toprak
Ölüm şaşakalır
Bahçede açan çiçekdir canımız
Bilgeler bilemez
Tabipler anlayamaz
Görünmez olduksa
Sonsuzluktur mekanımız
Aşk ehliyiz
Sevmek dedik bismillah
Dilimizde tesbih bu
Gayrısına kapalı lisanımız
ÇİGAN GÖZLER
Şarkısız ve sensiz kaldığım nice akşamlar
Gözlerin geçer aklımdan özlemler içinde
Gözlerin bir çigan müziği güzelliğinde
Kirpiklerinde keman, bebeklerinde gitar...
İç ürperten sesin her gece odama dolar
Bir buğu yükselircesine göğe kadehten
Nasıl başım döner nasıl mest olurum bilsen
Ağlarım, saçlarında gün doğuncaya kadar...
Mutluluk bir ateştir uzaklarda yaktığın
Ki binlerce 'yay' çekilircesine derinden
En hazin şarkıları dinlerim gözlerinden
Büyür gitgide hüznü içimde yanlızlığın
Dinlerim o hiç susmak bilmeyen çiganları
Ve bir musiki halinde geçen zamanları...
Ümit Yaşar Oğuzcan
HATIRINA DÜŞECEĞİM
Kopkoyu bir sis içinde bir akşam
Hatırına düşeceğim belki
Bir an ıslayacak yağmur yüzünü
Birden o tatlı demleri hatırlayacaksın
Sonra sıcak yatağında
Uzun uzun ağllayacaksın.
Ağlayacak!
Boğazında bir şeyler düğümlenecek
Ah yanımda olsaydı diyeceksin
Tüm yıldızlar gülecek haline
Ay da göz kırpacak
İliklerine işleyecek bensizlik.
Kahrolacaksın...!
Bir sigara tüttüreceksin ihtimal
Ufku seyredeceksin saatlerce
Bir rüzgâr kopçalayacak yüzünü
Sonra hayalim gelecek karşına
Bir şiirimi mırıldanacaksın
Hıçkıracaksın..!
Gönlünden atamadığın gibi
Kafandan da silemeyeceksin beni
Düşlerine gireceğim her gece
İnce bir hüzün bürüyecek yüzünü
Ve çırılçıplak gerçekleri o zaman
Anlayacaksın..!
Sonra bir şeyler yazmak isteyeceksin
Kafan gibi kalemin de işlemeyecek
Unutmak isteyeceksin her şeyi
Ama unutamayacaksın hiç bir şeyi
Kıvranacaksın!
Necip Fazıl Kısakürek
UZAT DUDAKLARINI
usulca uzat dudaklarını!
çiseleyen yağmur;
elifine kar,
elifine yar gibi...
usulca uzat dudaklarını!
susayan toprak;
ölümüne sevda,
ölümüne kor gibi...
usulca uzat dudaklarını!
efildeyen yaprak;
dürümüne karanfil,
dürümüne bal gibi...
usulca uzat dudaklarını!
bitmeyen dua;
güzeline el,
güzeline nur gibi...
usulca uzat dudaklarını!
çeliklenen demir olsun dudaklarımda;
bir ben bükeyim,
bir ben bileyim tadını...
Tayyibe Atay
http://www.galeriturk.net/getimg/www_1__1_.celebiyiz.biz__orhanvelikanik.JPG
Terketmedi Sevdan Beni
Terketmedi sevdan beni,
Aç kaldım, susuz kaldım,
Hayın, karanlıktı gece,
Can garip, can suskun,
Can paramparça...
Ve ellerim, kelepçede,
Tütünsüz, uykusuz kaldım,
Terketmedi sevdan beni...
Ahmed Arif
Gelemiyorum yanına !
O kadar çok engel var ki arada
Bir uçurtmanın kuyruğuna takılıp
gelmek istedim;
Çekmedi yorgun bedenimi.
Bulutlara takılmayı denedim;
Bir yıldırımla attı üzerinden.
Dalgalara bıraktım kendimi
kıyılarına vurmak için
Kağıttan bir gemi kesti yolumu
Koparılan takvim yapraklarıyla
gitgide tüketiyor zaman beni
Gün geceye gömdü gözlerimi
Gece güne savurdu yüreğimi
Küle dönen kor tenimde
İzi kaldı dokunuşlarının.
Üşüyorum...
Sıcaklığını bulmak için
vurdum kendimi sahranın göbeğine.
Güneşin ortasına attım
ip merdivenimin ucunu.
İp tutuştu...
Ben yanamadım.
O kadar nasırlaştı ki sensiz can
Öylesine mahsun kaldı ki duygular
Sevda nerdedir,
Özlem ne tarafa düşer?
Ne yönüm kaldı, ne mevsimim
Sana çıkan yolu bulamadım...
Tuttuğum nefeste kaldı,
Bir boğum daha ukte sevdam.
Arzu Altınçiçek
Peygamberimizin doğum günü münasebetiyle Arif Nihat Asya'nın çok sevdiğim bir naatını sizlerle paylaşmak istiyorum:
sesli dinlemek isteyenler aşağıdaki linki tıklayabilir.
http://mimnun.wordpress.com/2007/01/30/naatarif-nihat-asya/
Naat
Seccaden kumlardı..
................................
................................
Devirlerden, diyarlardan
Gelip, göklerde buluşan
Ezanların vardı! .
Mescit mümin, minber mümin...
Taşardı kubbelerden tekbir,
Dolardı kubbelere “amin”..
Ve mübarek geceler dualarımız;
Geri gelmeyen dualardı...
Geceler ki pırıl pırıl
Kandillerin yanardı..
Kapına gelenler ya Muhammed,
- uzaktan, yakından –
Mümin döndüler kapından...
Besmele, ekmeğimizin bereketiydi;
İki dünyada aziz ümmet,
Muhammed ümmetiydi...
Konsun – yine - pervazlara
Güvercinler,
“hu hu” lara karışsın
Aminler,
Mübarek akşamdır;
Gelin ey fatihalar, yasinler...
Şimdi seni ananlar,
Anıyor ağlar gibi...
Ey yetimler yetimi,
Ey garipler garibi;
Düşkünlerin kanadıydın
Yoksulların sahibi..
Nerde kaldın ey resul,
Nerde kaldın ey nebi! ..
Günler ne günlerdi, ya
Muhammed! ..
Çağlar ne çağlardı;
Daha dünyaya gelmeden
Müminlerin vardı...
Ve bir gün ki gaflet
Çöller kadardı,
Halime’nin kucağında,
Abdullahın yetimi,
Amine’nin emaneti ağlardı..
Hatice’nin goncası
Aişe’nin gülüydün..
Ümmetin göz bebeği
Göklerinresulüydün..
Elçi geldin, elçiler gönderdin;
Ruhunu Allah’a; elini ümmetine verdin,
Beşiğin, yurdun, yuvan
Mekke’de bunalırsan;
Medine’ye göçerdin..
Biz,
Bu dünyadan nereye
Göçelim ya Muhammed!
Yeryüzünde riya, inkar, hıyanet
Altın devrini yaşıyor...
Diller, sayfalar, satırlar
“ebu leheb öldü” diyorlar;
Ebu leheb ölmedi ya Muhammed!
Ebu cehil; kıt’alar dolaşıyor...
Neler duydu şu dünyada
Mevlidine hayran kulaklarımız;
Ne adlar ezberledi ey nebi!
Adına alışkın dudaklarımız..
Artık yolunu bilmiyor,
Artık yolunu unuttu
Ayaklarımız
Kabene siyahlar
Yakışmamıştır ya Muhammed!
Bugünkü kadar!
Hased gururla savaşta;
Gurur; kaf dağında derebeyi..
Onu da yaralarlar kanadından
Gelse bir şefkat meleği..
İyiliğin türbesine,
Türbedar oldu iyi..
Vicdanlar sakat
Çıkmadan ya Muhammed yarına!
İyilikler getir, güzellikler getir
Adem oğullarına...
Şu gördüğün duvarlar ki
Kimi taiftir, kimi hayberdir...
Fethedemedik ya Muhammed
Senelerdir...
Ne doğruluk, ne doğru;
Ne iyilik, ne iyi;
Bahçende en güzel dal,
Unuttu yemiş vermeyi...
Günahın kursağında
Haramların peteği..
Bayram yaptı yabanlar
Semave’yi boşaltıp;
Save’yi dolduranlar
Atını hendeklerden – bir atlayışta –
Aşırdı aşıranlar..
Ağlasın yesrib!
Ağlasın selmanlar...
Gözleri perdeleyen toprak,
Yüzlere serptiğin topraktı...
Yere dökülmeyecekti ey nebi!
Yabanların gözünde kalacaktı!
Konsun – yine - pervazlara
Güvercinler,
“hu hu” lara karışsın
Aminler,...
Mübarek akşamdır;
Gelin ey fatihalar, yasinler...
Ne oldu ey bulut,
Gölgelediğin başlar?
Hatırında mı ey yol,
Bir aziz yolcuyla
Aşarak dağlar, taşlar
Kafile kafile, kervan kervan
Şimale giden yoldaşlar....
Uçsuz bucaksız çöllerde
Yine izler gelenlerin;
Yollar gideceklerindir....
Şu tekbir getiren mağara,
Örümceklerin değil;
Peygamberlerindir, meleklerindir.
Örümcek ne havada
Ne suda, ne yerdeydi
Hakkı göremeyen
Gözlerdeydi
Şu kuytu cinlerin mi, perilerin yurdu mu,
Şu yuva ki bilinmez;
Kuşları hüdhüd müdür, güvercin mi
Kumru mu..
Kuşlarını bir sabah,
Medine’ye uçurdu mu..
Ey abva’da yatan ölü,
Bahçende açtı dünyanın
En güzel gülü;
Hatıran uyusun çöllerin,
Ilık kumlarıyla örtülü..
Dinleyene hala
Çöller ses verir....
Yaleyl, susar,
Uğultular gelir...
Mersiye okur uhud,
Kaside söyler bedir;
Sen de bir hac günü
Başta muhammed, yanında
Ebu bekir,
Gidenlerin yüz bin olup dönüşünü,
Destan yap ey şehir!
Konsun – yine - pervazlara
Güvercinler,
“hu hu” lara karışsın
Aminler,...
Mübarek akşamdır;
Gelin ey fatihalar, yasinler...
Vicdanlar sakat
Çıkmadan ya Muhammed yarına!
İyiliklerle gel, güzelliklerle gel
Adem oğullarına...
Yüreklerden taşsın
Yine imanlar!
Itri, bestelesin tekbirini;
Evliya okusun kur’anlar..
Ve kur’anı göz nuruyla çoğaltsın
Kayışzade osmanlar...
Na’tını galib yazsın, mevlidini
Süleymanlar..
Sütunları, kemerleri, kubbeleriyle
Geri gelsin sinanlar..
Çarpılsın, hakikat niyetine
Cenaze namazı kıldıranlar!
Gel ey Muhammed!
Bahardır
Dudaklar ardında saklı
“amin”lerimiz vardır..
Hacdan döner gibi gel..........
Miraçtan iner gibi gel...........
Bekliyoruz yıllardır!
Bulutlar kanat, ruzgar kanat;
Hızır kanat, cibril kanat,
Nisan kanat, bahar kanat;
Ayetlerini ezber bilen,
Yapraklar kanat...
Açılsın göklerin kapıları
Açılsın perdeler, kat kat..
Çöllere dökülsün yıldızlar,
Dizilsin yollarına
Yetimler, günahsızlar..
Çöl gecelerinden yanık
Türküler yapan kızlar
Sancağını saçlarıyla dokusun;
Bilal-i habeşi sustuysa;
Ezanlarını davud okusun!
Konsun – yine - pervazlara
Güvercinler,
“hu hu” lara karışsın
Aminler,...
Mübarek akşamdır;
Gelin ey fatihalar, yasinler...
Arif Nihat Asya
BİR GECE
Ondört asır evvel, yine böyle bir geceydi,
Kumdan, ayın ondördü, bir öksüz çıkıverdi!
Lakin, o ne hüsrandı ki: Hissetmedi gözler,
Kaç bin senedir halbuki bekleşmedelerdi!
Neden görecekler, göremezlerdi tabii;
Bir kere, zuhur ettiği çöl en sapa yerdi,
Bir kerede, mamure-I dünya, o zamanlar,
Buhranlar içindeydi, bu günden de beterdi.
Sırtlanları geçmişti beşer yırtıcılıkta;
Dişsiz mi bir insan, onu kardeşleri yerdi!
Fevza bütün afakını sarmıştı zeminin.
Salgındı, bugün şarkı yıkan, tefrika derdi.
Derken, büyümüş kırkına gelmişti ki öksüz,
Başlarda gezen kanlı ayaklar suya erdi!
Bir nefhada insanlığı kurtardı o ma'sum,
Bir hamlede kayserleri, kisraları serdi!
Aczin ki, ezilmekti bütün hakkı dirildi;
Zulmün ki, z******* aklına gelmezdi geberdi!
Alemlere rahmetti evet şer-i mübini,
Şehbalini adl isteyenin yurduna gerdi.
Dünya neye sahipse, O'nun vergisidir hep;
Medyun ona cemiyyet-i, medyun O'na ferdi.
Medyundur o masuma bütün bir beşeriyet
Ya Rab, bizi mahşerde bu ikrar ile haşret.
MEHMET AKIF ERSOY
SEN IV ( Yasaksın )
Yasaksın!
Bir sevda büyüsü...
Bitmemiş bir öykü...
Yarım kalmış bir şiirsin sen...
Sazımın bamtelinde,
Adını koyamadığım türküm.
Kadehimin dibinde,
Tadına yarım yamalak aşina şarabım,
İşlediğim günahım...
Tanrıdan isterken utandığım,
Son dileğimsin sen.
Yasaksın !
Yaban ellerde, uzak diyarlarda,
Yüreğim kadar sıcak,
Yüreğim kadar yakın,
Bir o kadar uzak,
Bir o kadar soğuksun.
Korkup da bakamadığım,
Bakıp da kimseye anlatamadığım,
Papatya falımın son yaprağı,
“Seviyor beni” sin sen.
Yasaksın!
Bakir topraklarda özgürce, umarsızca,
Dörtnala koşup da dizginleyemediğim,
Ama hep istediğim o kıratsın.
/ Çocukça /
Öteden beri kovalayıp durduğum,
Tam yakaladım derken ardında kaybolduğum,
Her rengi bir mana,
Ebemkuşağısın sen.
Yasaksın!
Akrebin peşinde yelkovan ben,
Gecenin puslu sabahında,
Denizin sakin yüzüne gümüş gümüş işlenmiş,
Bir öykü...
Ağacın açamadığı çiçek...
Adem ile Havva’nın yediği yasak meyvenin,
En güzel yerisin.
Yüreğimi gömdüğüm o saklı kentte,
Üç günlük fidansın sen.
Ve sen...
Zincire vurulmuş bir şiddetin ihaneti,
O ihanetin kemirdiği sesin tek sahibi...
Yasaksın!
Son dem, son bahar, son günah...
O günahtan kalan hikayede,
Son kahramansın, yasaksın!
Bahar Ş. Gülşen
Burdasın
yanımdasın biliyorum
Mum ışığımın zerafetinde
ağlayan yalnızlığımsın yine bu gece
Dur gitme, bekle!
Eriyip gidemezsin beni bırakıp.
Mum biter, gece söner ama
korkarım, beceremem
karanlıkta şiir yazmayı sana.
Sen hep burdasın,
odamdasın biliyorum
Olur ya, sıkılırsan eğer
git, gez de gel biraz ama
dön ne olur yine yanıma.
Korkarım,
ağlamayı beceremem karanlıkta.
Burdasın biliyorum
Ama ben seni bulamıyorum
bulamıyorum!
Kaybolan yüreğimle beraber
bu gece de yine inatla
seni arıyorum...
BENİ UNUTAMAZSIN
Beni unutamazsın bilirim, beni unutamazsın
Denizin durgunluğu, gözlerimi
Coşkunluğu, saçlarımı hatırlatır
Kulaklarını tırmalar sesim, hayatından silemezsin
Beni unutamazsın bilirim.
Parkın tozlu yollarında yalnız dolaşacaksın
Mutsuz gökyüzünde bir iki yıldız, ışık tutacak karanlığına
Delikanlının biri uzanacak ellerine ansızın
Çaresizliğine, yalnızlığına irkileceksin
Ve daha sonra tarakta kalan saçlardan anlayacaksın ihtiyarladığını
Dudaklarının pembeliği solacak
Cilâsı çıkmış bir mobilya gibi eskiyecek güzelliğin
Kahrolacaksın !
Ve bir gün gelip, beni anlayacaksın.
Oysa; vakit çoktan geçmiş olacak
Ama sen yine de sözlerime aldırma.
Gözlerin zamansız ıslanmasın.
Çünkü, artık çocuk değilsin
Güneşin nereden doğduğunu bilirsin
Başka bir İstanbul olmadığını bilirsin
Ve seni nasıl sevdiğimi bilirsin
Ama gitmek istiyorsan, yine de sen bilirsin.
Ahmet Selçuk İLKAN
İNSAN OLMAYA GELDİM
İkilik kinini içimden atıp
Özde ben bir insan olmaya geldim
Taht kuralı ariflerin gönlüne
Sözde ben bir insan olmaya geldim
Serimi meydana koymaya geldim
Meğerse aşk imiş canın mayası
Ona mihrab olmuş kaşın arası
Hakk’ın işlediği kudret boyası
Yüzde ben bir insan olmaya geldim
Serimi meydana koymaya geldim
Bütün mürşidlerin tarif ettiği
Sadıkların menziline yettiği
Enbiyanın evliyanın gittiği
İzde ben bir insan olmaya geldim
Serimi meydana koymaya geldim
Ben de bir zamanlar baktım bakıldım
Nice yıllar bir kemende takıldım
O aşk-ı mecazla yandım yakıldım
Közde ben bir insan olmaya geldim
Serimi meydana koymaya geldim
Süre geldim aşk meyini içerek
Her bir akı karasından seçerek
Varlık dağlarını delip geçerek
Düzde ben bir insan olmaya geldim
Serimi meydana koymaya geldim
Gör ki Nimri Dede şimdi neyleyip
Gerçek aşkı her gönüle söyleyip
Her türlü sefaya veda eyleyip
Sazda ben bir insan olmaya geldim
Serimi meydana koymaya geldim
Nimri DEDE
BABA BANA BAGIRMA
yol islanmasin diye
semsiye açanlara...
baba bana bagirma
bülbülleri kaçirdin ormanlarimdan
kulaklarimin kapilarini havalara uçurdun
kapilar baba kapilar pencereleri alip gittiler
tenorlar kaçti ses tellerinden
çevreye saçildi yavru diktatörler
seni ne sopranolar istedi de vermedik baba
baba bana bagirma
bayrak direklerine konan kartallari anlat
uzun uzadiya
nasil da göremediler avcilari
o keskin gözleriyle vah hah ha
sans yildizlara özgü bir yalan baba
yildizlara tükürüp tükürüp onlari gezegen yaptiniz
savasan halklar taktiniz dünyanin boynuna
yalanlari yazdim defterime hiç unutmadim
radyasyonu radyo istasyonu sanan Bakanlari
çigleri, Meclis tavanini çig köftelerle çigneyen
dogum sonrasi acilarini cüce ülkeler doguran kadinlarin
hiç unutmadim
sakallarini yüzlerinde
yüzlerini sakallarinda unutan adamlari
ve isirgan tarlalarindaki parçalarini
Ugur Mumcu'yu biz yapan bombanin
hiç unutmadim
uzak yakin tüm tuzaklari baba
yolun ezdigi oyuncak bir kamyonsun sen
bir gam agacisin
kar yüküne dayanamayip kirilan
ilkbahari gerzeklere ödünç verdin
geri getirmediler
günesin basina gelenleri
biz ilkbaharsiz nasil anlariz baba
baba bana bagirma
bir kulagimdan giriyor sözlerin
öbür kulagimi tikiyor
Buenos Aires'te olsaydim diyorum içimden
Eva'nin peronunda
karanliktan kuslar çalan bir tren
bir biçak kaçagi
tangonun bacaklarini havaya kaldirdigi kentte
ama iyi ki buradayim, burada hiçbir seyi unutmadan
burada
bilginin bilgisizlikten daha çok aci verdigi yerde
burada, tam karsinda
hapisanelerde hintyagi gibi bir seydi zaman
hastanelerde pihtilasmis kan gemisi gibi
yol alirdi saatler
karilarinin namuslarini dillerinde saklayan
adamlar vardi bir taraflarda
televizyon kanallarinda yitirilen çocuklar
gökyüzüne düsmemek için denize yapisan baliklar
ve depolara indirilen Lenin heykelleri vardi
Sovyet Rusya'da
kafandaki duvarlari
niye cebine koymuyorsun sen baba
baba bana bagirma
farkinda degilsin
arkasini ezilenlerin yaladigi
bir posta puludur dünya
bir karadelik yutana kadar uzayda bizi
asansör bosluguna itilen bir kedisin sen
söylemenin tam sirasi
ülkeyi bu duruma senin oy verdigin
partiler getirdi baba
ama ben buradayim, burada hiçbir seyi unutmadan
bir yasamlik kaygi durusundayim
yakin tarihimiz için
baba bana bagirma
bacagindan vurulursa bir siir
nereye kadar gidebilir
bana bagirma baba
kendine bagir
yoksa her sey bitebilir
Akgün Akova
Benim Korkum Ölüm Degil
Geçen gün senin yaninda aklima ölümüm geldi
Sensizlik bir mizrak gibi saplandi kalbime
O son ani hatirladim, o seni koyup gidisimi
Ilk defa bu kadar üzüldüm dünyaya geldigime
Ölüm! Kaçinilmaz sonuç, o soguk kelime
Bir gün ucuz bir fahise gibi koynuma girecek
Yüzümde gezinecek pis ve igrenç elleri
Korkudan büyümüs gözlerimde hayaller can verecek
Biliyorum, üzüleceksin, ama ölüm bir gerçek
Bir yerde sevismek gibi, bir yerde yasamak gibi
Ne hazin sicakligimizin bizi terketmesi
Ve yüzümüze birbiri ardinca kapanan kapilar
Er geç uzanir bir el, son kampanayi çalar
Anlariz kaçinilmaz anin geldigini
Sehre bir bomba düsmüs gibi aynalar, camlar kirilir
Insan arar da bir türlü bulamaz güzelligini
Kimse benim kadar bilemez ölümün rezilligini
Seni koyup gitmenin hüznünü ben anlarim
Çünkü ben sende buldum kendimi, sende sevdim
Senin yaninda seninle degerlendi zamanlarim
Ne aci gün kadehlerin bos kalmasi, sarkilarin yarim
Mevsimlerin birbiri ardinca bir anda bitivermesi
Ansizin toprakla dolmasi gözlerimizin
Kanimiza o çirkin böceklerin girmesi
Kimbilir ölüm bir çilenin sona ermesi
Belki güzeldir, su sefil dünyaya bos gözlerle bakmak
Ne çare ki sen varsin, o dünyada sen varsin
Benim korkum ölüm degil, seni yalniz birakmak
Ümit Yasar Oguzcan
GİT BURADAN
git buradan!..
...........
nasılsa bakmamıştık
şafaklarda uçan aynı kuşa!.
sen,
kumrularla çoğalttın mevsimleri..
ben,
kelaynakları bekledim durdum;
bahar getirsin diye kışa..
ne çiçekler açtı sarı, pembe, beyaz
ne gözlerinin yeşili serildi çimenlere..
dağlarsa,
kekik yoksunu yattı gecelere...
uyanmadı daha!...
git buradan!
.........
nasılsa
basmamıştık aynı kentin
aynı kaldırım taşına..
sen,
oyunlarını oynadın başka şehirlerin
başka sokaklarına...
ben,
dikildim kaldım gülüm!..
ayaklarım büyüklüğü toprağa...
sen duymayacaksın,
sen hiç duymayacaksın!...
ölünce kaldırıp yatacağım altına...
bir bahar gülüşü esirgedin benden..
istemem artık,
susamlara katıp dualarını;
gelme yanıma!..
Tayyibe ATAY
Şeyhülislam Yahya Efendi iğneli dili sebebiyle Nef'i'ye iyi gözle bakmayanlardan biridir. Fırsatını buldukça eleştirirdi. Bazen de övmeyle karışık yererdi. Yahya Efendi'nin aşağıdaki dörtlüğü şöyledir:
Şimdi hayli suhanveran içre
Nef'i menendi var mı bir şair?
Emre-ül seb'a-i muallakadır
Emre-ül-kays kendidir kafir..
Hayatında padişah IV. Murat dahil kimseye eyvallah etmemiş olan Nef'i herkesten daha ustaca kullandığı hiciv silahıyla Şeyhülislam Yahya Efendiyi bakın ne hâle getirmiş:
bana kafir demiş müfti efendi
tutalım ki ben diyem ona müslüman
varıldıkta yarın ruz-i cezaya
ikimiz de çıkarız anda yalan.
(müftü efendi bana kâfir demiş,
tutun ki ben ona müslüman desem ne olacak?
yarın ilahi adaletin huzuruna çıktığımızda,
anında ikimizin de yalancı olduğu meydana çıkmayacak mı?)
27 Ocak 1635 / 8 şaban 1044 tarihinde sarayın odunluğunda boğdurularak cesedi denize attırılan Nef’i ölmeden hemen önce şu anlamlı rubaiyi söylemiştir (rivayet):
Ey dil, hele âlemde bir âdem yoğ imiş
Var ise de ehl-i dile mahrem yoğ imiş
Gam çekme hakikatte eğer ârif isen
Farz eyle ki el'an yine âlem yoğ imiş.
Ey gönül! Şu dünyada adam gibi bir adam yokmuş. Var ise de gönülden anlayan bir sırdaş bulunmuyormuş. Eğer bilge isen, şu dünya için asla gam çekme ve tut ki dünya diye bir şey de zaten yokmuş..
Ve gürcü mehmet paşaya "a köpek" redifli hicvi:
gürci hınzırı a samsun-ı muazzam a köpek
kande sen kande nigehbani-i alem a köpek
vay ol devlete kim ola mürebbisi anun
bir senin gibideni cehl-i mücessem a köpek
ne gune kaldi meded devlet-i al-i osman
hey yazuk hey ne musibet bu ne matem aköpek
ne ihanetdür o sadra bu zamanda ki anun
olmaya sahibi bir asaf-ı kerem a köpek
hidmet-i devlete sair vüzeradan göreler
bir fürumaye koca ayuyı akdem a köpek
bu mahlallerde ki bagdadı ala şah-ı acem
arz-ı rumu ede teshir abaza hem a köpek
sattınız iki soysuz bir olup hanlığı
kimseyietmedünüz bu işe mahrem a köpek
paymal eylediniz saltanatın ırzını hem
yok yereoldı telef ol kadar adem a köpek
hiç hanlık satılır mı hey edebsiz hain
tutalım olmamış ol fitne muazzam a köpek
sen kadar düşmen-i devlet mi olur a hınzır
ne turur saltanatun sahibi bilsem a köpek
ehl-i dil düşmeni din yoksulu bir melunsun
öldürürlerse eğer can-be-cehennem a köpek
böyle kalur mu soysuzlar elinde devlet
noldu ya gayret-i şahenşeh-i azam a köpek
hak götürdü arabı gitti hele dünyadan
kim götürse akabince seni bilmem a köpek
file nacar meger yükledeler tabutunu
çekemez cife-i murdarunu adem a köpek
filler de çekemezse ne acep laşeni kim
var mı bir sencileyin div-i mülahhem a köpek
sen soysuz eşek ol kirli orospu yaraşur
bindürüp sırtına teşhir edersem a köpek
ölünce arkasından şu beyit yazıldı:
Gökten nazire indi siham-ı kazasına
Nef'i diliyle uğradı hakkın belasına
Bu beyit ebcet hesabıyla şairin ölüm tarihini vermektedir.
Nef'inin ünlü bir sözü vardır ki bu söz onun ölüm nedenini açıkça belirtmektedir:
Vezin tutsun babamı bile hicvederim.
ceyhun yılmaz'ın ağzından duydum, sanırım kendisinin:
Gelemediğim bir yol var
Çalamadığım bir kapı
Hüznümün adı belli
Faili meçhul bir yalnızlık değil artık benimki
Boş içki şişeleri var yanımda
Çıkamıyorum evimden
Ve atamıyorum onları
Kıyamıyorum
Başka hüzünlere
Başka ellerde dönüşmesinler diye
İkinci el yalnızlıklara sebep olsunlar istemem
Atamıyorum onları
Mutfak çok temiz
Kirlenmedikçe yaşanmıyor oysa
Seni düşünüyorum
Derli toplu musun? Mutlu musun?
Yoksa yaşanmışlıklar kirletiyor mu seni de
Yıllar sonra birgün karşılaştığımızda
Ellerimle silebilecek miyim yüzündeki siyahı
Ya da silemiyecek kadar temiz kalman üzer mi beni
Elveda
görüşmek üzere zakkumlar!..
pembe çiçekleriniz solmasın
bir daha gelişime kadar...
ve Foça
ve Yakup!..
kıyı kahvesinde tavla arkadaşım;
saçları sarı
gözleri mavi boncuk...
yaşı
çocuğum yaşında
yüzü esmer umut (!)
insan olmaya tat katmaktı
onunla kurduğum dostluk...
kaç oyun oynadımsa
kaç el...
elim elinde kaldı (sıcacık!)
biraz şansım yoktu
biraz yaşlılıktan olacak
hep yenildim doğrusu...
balıklara yem atacaktı maçı kaybeden
biraz ekmek kırıntısı
biraz solucan parçası
lakin
alacak param yoktu...
ayrıldım bunu diyemeden
aklım
verdiğim sözde kaldı!..
Tayyibe ATAY
Aşkımsın Benim
Sevda çiçeklerini ektim yoluna birbir
Geçerken belki koklarsın diye
Bastın geçtin üstüne
Farketmedin bile
Gökten yıldızları serptim ummanlara
Dönüp bakmadın farketmedin bile
Sana aşığım seni seviyorum dedim
Bakmadın yüzüme
Yürüdün mağrur bir eda ile
Farketmedin bile
Haydi gençtik ozaman
Acılar yıkamazdı bizi bukadar
Ama şimdi niye hala bu kibir
Bu kendini beyenmeler
Yazık etmedik mi
İnatlar uğruna hayata ve mutluluğa
Ömrümüze yazık etmedik mi
Sevmiyorum seni deseydin keşke
Ta başından
Bağrıma taş basar
Seni unutmaya çalışırdım
Hala oynuyorsun benle
Duygularımla aşkımla
Yetmedi mi çektiklerim
Dahada mı çekeceğim
Kaderimdir diyeceğim
Seni hep seveceğim
Ve birgün senin yolunda
(sessizce) Öleceğim...
YANLIŞ YER
Bileti sevgi yüreğimin,
karşı çıkılmaz gecelerde bulunmazlığını anladım.
Sevdanın çıkmaz sokaklarında aradım seni,
geri döndüm hep.
Oysa biletinizi çıkışa kadar saklayın anonsunu yapmıştım.
Yüreğimdeki yerin doğru mu acaba?
Bayan rica etsem sizi şöyle arkalara alabilirmiyim?
Oturduğunuz yerin sahibi şimdi geldi de.
Üzgünüm arkalardan izlemek zorundasınız...
Sevmek
Sevmek;
Sevildiğini hissedebilmek,
Sevmek;
Sende onu sevdiğini söyleyebilmektir!..
Sevmek;
Yaşamın her anında onu düşünebilmek,
Sevmek;
Sahip olunsun olunmasın, sevebilmektir!..
Sevmek;
Hep beklentisiz olabilmek,
Sevmek;
Her şeyi ama her şeyi,
karşılıksız verebilmektir!..
Sevmek;
Çağrılmadan yanına gidebilmek,
Sevmek;
Çoğu zaman ağlanacak hâle bile gülebilmektir!..
Sevmek;
Cepteki son metelikle alınmış simidi ikiye bölebilmek,
Sevmek;
Gerekirse sevilenin uğruna ölebilmektir!..
Sevmek;
“Delilerle sır boncuğu dizebilmek”
Sevmek;
Her çirkinlikte bile bir güzellik görebilmektir!..
Sevmek;
Köroğlu’ nun kır atına binmek,
Sevmek;
Dünyaya kafa tutabilmektir!..
Sevmek;
Kah bulutların üzerinde gezinmek,
Sevmek;
Kah yeryüzünde sürünmektir!..
Sevmek;
“Yetti gayri” dememek,
Sevmek;
Yorulmak nedir?.. Usanmak nedir?..
Bilmemektir!..
Sevmek;
Aşkın nârında yanabilmek,
Sevmek;
Yandıkça “insan” olunduğunun
farkına varabilmektir!..
Sevmek;
Gerektiğinde nefsine “dur” diyebilmek,
Sevmek;
Her şeyden önce gururunu yenebilmektir!..
Sevmek;
Her karara saygı gösterebilmek,
Sevmek;
Neden ne olursa olsun, kin beslememek,
nefret etmemektir!..
Sevmek;
İncinsen de, kırılsan da asla küsmemek,
Sevmek;
Sanki hiçbir şey olmamışçasına,
çarpıp gittiğin kapıdan dönebilmektir!..
Sevmek;
Konuşmadan anlaşabilmek,
Sevmek;
Soğuk kış gününde
paylaşabilmektir bir tek gocuğu,
Sevmek;
Nefes alabilmek,
Velhâsılı sevmek;
Yaşatabilmektir içindeki çocuğu!
İnsanlar Öğrenmiş Dostum
İNSANLAR ÖĞRENMİŞ DOSTUM!
İnsanlar öğrenmiş dostum!
Yüzüne gülüp arkandan konuşmayı.
İnsanlar öğrenmiş dostum!
Seni seviyorum diye bağırıp,
Sonra sessizce ayrılmayı.
İnsanlar öğrenmiş dostum!
Sana ağlayan gözlerle bakıp acındırmayı,
Arkanı dönünce kahkaha atmayı.
İnsanlar öğrenmiş dostum!
Arkadaş gibi yaklaşıp,
Hatanı bulunca ortaya çıkarmayı.
İnsanlar öğrenmiş dostum!
Gülen gözlerle bakamayı,
Sonra seni gecelerce ağlatmayı.
İnsanlar öğrenmiş dostum!
Oyuncak gibi insanlarla oynamayı,
Canı sıkılınca bir köşeye fırlatmayı.
İnsanlar çokşey öğrenmiş dostum!
Yalancılığı,kahpeliği,herkeze iyi görünmeyi.
Herkez maskesini takmış,
Rolünü sinsice oynuyor.
Unuttukları birşey var ada''İNSANLIĞI''
Hadi kalkalım tiyatro başlıyor,herkezin ortamına uygun maske var.
harbi delikanlı,entellektüel,korkusuz,çok bilmiş vs.
herkez maskesini taksın tiyatro başlıyor.
birgün perde kapanacak ve maskeler yere düşecek.o zamanda iş işten geçmiş olacak.
ERCAN YÜKSEL
ŞİİR DEĞİL
Sadece bir şiir değil bu
yada sevgimin itirafı.
Bu zamana kadar görülüp de yazılmış en güzel düş.
Şimdi olmasa da yarınları unutmadım
şimdi yanımda olmasan da hayalini düşledim.
Elimde yer açtım eline ,
aynaya baksam gözlerimde gözlerin var.
Her telefon çalışında senin sesini
her gittiğim yerde kokunu aramam boşuna değil.
Kimsenin bilmediği bir yerdeki akan ırmakta taşınan kır çiçekleri gibi
geceleri o ırmağa vuran ay ışığında yüzen balıklar gibi keşfetmek benliğini.
Var olanı yok sayıp imkansıza inanmak
Hiçbir zaman bilemeyeceğim bir sorunun cevabı gülüşün
düşünmeye korktuğum anlardaki yıldızdır hayalin
hiç hesapsız süt kokan sabahların başlangıcı duruşun.
Yalınayak yürüdüğüm , hızımı alamayıp koştuğum sokakların adresi yüreğin ,
eşik altında yağmurda ıslanmış sıcak bir kucağa muhtaç kedi yüreğim
aynı kedinin sığındığı eşiğin olduğu sokak adresin.
Kapıyı tırmalamaktan çekinen ama içeri girmek için can atan
yalnızlığımı sona erdirecek ve yalnızlığına birebir deva.
Yalnızlıklarımızı yalnızca yalnız bir yanlış olmaktan kurtarmak dileğim ,
sakın ola kapındaki o kediyi tekmeleme.
Karanfil kokulu güller getirdim sana ,
ırmakta yıkanmış ay misali yepyeni hisler içinde.
Katili olmama az kaldı yalnızlığın ,
suçumu itiraf edeceğim
yeter ki beni yüreğinde hapis etsinler.
Bekle beni aldım elime sevda kılıcımı yalnızlığımıza son vermeye geliyorum...
özlüyorum diye görüşecek değilim
ve istiyorum diye sevişecek
seviyorum diye kavuşacak değilim
ve kızgınım diye canını acıtacak
ELİNDE SENİN
Gecenin karanlığında bir yol bul
Sokağımı ara, yokuşumdan in
Gölgemi görürsen penceremi vur
Anıların feneri elinde senin.
Bezginlik mi saran kentimi,
Burama kadar dayandı işte...
Mağaralara kapanmış gördüm kendimi
Haramiler arasında bütün gece.
Neyi bildik acılarla gelen,
Kapattı kapımı, penceremi...
Işığını söndürdü, tuttu elimden,
ayrılıksa bu, ne yapacağı belli mi?
Gecenin karanlığında bir yol bul
Sokağımı ara, yokuşumdan in.
Gölgemi görürsen penceremi vur,
sevdanın feneri elinde senin..
son umutlarla bakıyorum semaya
uçan bir yaprak bulup savrulurum diye
solucanları dolduruyorum koynuma
belki sevgiliyi unuturum diye
taş devrindeki dostuma mektup:
günümüzde teknik çok ilerledi
insanların rahatı yerine geldi
bilim hizmetçi robotlar üretti
ben se geliyorum çiğ et yemeye
senin mağaranı turistler sardı
bufalo avları tarihe karıştı
ağaçların yerini yüksek evler aldı
geliyorum, müzeye bir yaprak getirmeye
kuşların yerinde, araçlar uçuyor
develerin yolunda, makineler gidiyor
her taraftan ayrı bir gürültü yükseliyor
geliyorum mağarana, kafamı dinlemeye
insanlar esirgiyor birbirinden selamı
"para" denen şey için başlıyor savaşları
bir parça kağıt ile sınırlanıyor hayatları
geliyorum yanına, "dostluklar" edinmeye
ooooooooooffffffffffff
başı dumanlı Kaçkar
hu
tepeni sıyıran rüzgar için mi
büyüttün yabani çiçekleri
yoksa zevkle izlemek için mi ölümleri
topladın yanına ölümlüleri
Tahir olmak da ayıp değil Zühre olmak da
hattâ sevda yüzünden
ölmek de ayıp değil,
bütün iş Tahirle Zühre olabilmekte
yani yürekte.
Meselâ bir barikatta dövüşerek
meselâ kuzey
kutbunu keşfe giderken
meselâ denerken damarlarında bir serumu
ölmek ayıp olur mu?
Tahir olmak da ayıp değil Zühre olmak da
hattâ sevda yüzünden ölmek de ayıp değil.
Seversin dünyayı doludizgin
ama o bunun farkında değildir
ayrılmak istemezsin dünyadan
ama o senden ayrılacak
yani sen elmayı seviyorsun diye
elmanın da seni sevmesi şart mı?
Yani Tahir'i Zühre sevmeseydi artık
yahut hiç sevmeseydi
Tahir ne kaybederdi Tahirliğinden?
Tahir olmak da ayıp değil Zühre olmak da
hattâ sevda yüzünden ölmek de ayıp değil.
Nazım HİKMET
Ancak Karıncalara Merhaba Derken Diz Çökeriz
başımızın beladan bir türlü kurtulmayışı sevgilim
bu taralelliliklerle
usta işi sevişmelerle günde üç dört beş
kanla canla
insan olmanın hakkını vere vere yaşamamızdan
uğradıkları onca bozguna rağmen
bebek yüzlü düşmanların
üstümüze üstümüze gelmeleri komiğime gidiyor
bizim
ancak karıncalara merhaba derken
diz çökeceğimizi
orangutanlar bile anlardı vallahi
Akgün Akova
ESKİ DENİZLERDEN KİM KALDI
yani sen de denizsen be Marmara
iki bogazin var diye gol demiyorlarsa sana
canina okurum ben boyle isin
haberin var mi ben alti bogaza birden bakarim
benden sorulur Elif'imin
benden sorulur dort seytanimin karin toklugu
senin Istanbul'un okula gider mi, kagit kalem ister mi
Canakkale'nin cocuk felci, yatak yorgan yatmasi var midir
adalarindan birinin bile ah Marmara kara midir bahti
yani sen de denizsen Marmara
otur hesapla bak, uc kere daha denizim senden
ama bana deniz diyen yok o baska dava
Sariyer'in oralara mavi bir nokta koyan yok
atlaslara falan da yazilmaz tuh ki adim
ne dersen de dunya tersine donuyor Marmara
seni Bogazlar besliyor iki ucundan
ben de alti bogazi ay ortasi biten maasla
kizip kopurme ama
hic deniz gormesek yutardik belki Marmara
Akgün Akova
Her Gece Hergele
avcısının gözlerinden su içen geyik
çocuk orman
ayakları dünyanın ayaklarından çok üşüyen kadın
uçan halımı
kuru temizleyiciye vermeseydim eğer
bi' güzel gezdirirdim seni
gökyüzünün ışıl inci yatağında
yıldızlarının camını kırar derinlerine inerdim
ipikırık güneş o sıra
uzayın karnında parasız yatılı yaşamaktadır
bedeninden bedenime
aşk tarihinin
en büyük şiirkopter saldırısı
başlamaktadır
( yaldızlı ışığında
kanaryanı öptüğüm
ay ablam
ağzında sakız
her gece hergele )
hadi güzelim bi kere daha
Akgün Akova
MADIMAK OTELİ
_Sivastopal,2 temmuz 1993,
37 ölü,
milyonlarca şiir yaralı._
sizleri tanıyordum
sabahları geçerek önümden giderdiniz işlerinize
siz
kendini amber ağacı sanan karalahana suratlı manav
yüreğini örümceklere diktiren terzi çırağı
siz
çocuklara çarpıp kaçma eğilimli belediye şoförü
maçlarda peygamberlere küfreden zabıta memuru
evet siz
siz
öğrencilerine Atatürk heykelini tokatlatan öğrenci yurdu müdürü
yani siz beyefendi
siz
çanakçılar, kışkırtıcılar, kibritçiler
melek boğazlayıcılar
sahte itfa’ye aslanları
siz
cinayet sonrası toz olan pır pır sultan imamlar
bayat yeşil biberler
kanat düşmanları
sizleri tanıyordum
kutu kutu odalarım kol kanat gerdi askerlik anılarınıza
banka cüzdanlarınıza
astım ilaçlarınıza
kiminiz evden kovuldunuz bende yattınız sabaha kadar zik zak
korudum sizi göktaşlarından ve ay çarpmalarından
çocukluk arkadaşınızdı otel kayıt memuru önce onu yaktınız
türküleri yaktınız şiirleri yaktınız
doğru sözü yaktınız
akşamları geçerek önümden gidersiniz evlerinize
yıkıntıma sinsi sinsi gülersiniz
kapıda sizi karşılayan çocuklarınız
onlar da öğrenir bir gün
içindeki insanlarla yaktığınız
bir otelin
sonsuza dek
kül tüküreceğini yüzünüze.
Akgün Akova
Bulut
her gün
umudu aşılarken kuru dallara
yağmadı yağmur
bir nehir terk etti yatağını
çıktı bulutlara
'düş' diyorum mevsim ne olursa olsun
ben buradayım,toprakta! ..
söz dinlemiyor bulut
yağıyor uzaklara...
uzaklar ki;
hemen şuramda
kırmızı damla...
Tayyibe Atay
Kaybettim Kaydırak Taşımı
bugün
asfalt döşendi toprak yola
ve ben
kaybettim kaydırak taşımı...
bir zamanlar
tam tepemizden doğardı güneş
gitmiş uzaklara...
çalarak oyun arkadaşımı! ..
zıplamıyor artık ayaklarım
ne öne
ne arkaya,
umut işte!
gene de yollardayım...
Tayyibe Atay
Küçük Yatırımcı
26-04-2007, 11:50
Yeni bir sayfa açalım, desem
Gücüm yetse de diyorum, çıksam bir tepeye avazım çıktığı kadar bağırsam:
Ey milletim, vatandaşlarım gün ışıdı, gök mavi yüzünü gösterdi, uyanın! Desem...
Acep uyanırlar mı?
Kuşlar ötüşüyor, duyun. Kelebekler uçuşuyor bakın! Desem...
Acep duyup bakarlar mı?
Ekinler olmuş vadide, gür saçlı gelinler gibi savruluyor davranın! Desem...
Koşup dererler mi?
Statüko alt oldu, artık yokuşa sürülmeyeceksiniz. Öz toprağınızda hor görülmeyeceksiniz! Desem... Acep güvenirler mi?
Adım başı çizgiler, sokak arası yasaklar kalmadı, yürüyün! Desem...
Acep yürürler mi?
Çıta yükseldi, izbe tavanlar kalktı. Doğrultun boynunuzu, bükük durmayın! Desem...
Acep başlarını kaldırırlar mı?
Dokununca çıt diye kırılıveren kalemleri attık, artık bastıra bastıra yazın! Desem....
Acep yazarlar mı?
Yeni besteler var, eski plâklara mahkûm değilsiniz sanatçılar! Desem...
Acep çalarlar mı?
“Kıpırdama, sırıtma!” “Sus ve otur!”dan başka öğütler var. Desem...
Acep verirler mi?
Yeni cümleler var çocuklar, kurabilirsiniz. Korkmadan sorabilirsiniz! Desem...
Acep sorabilirler mi?
Asırlık dehliz bitti, çıkın delikten. Körebe oyununa son, çözün bağlarınızı! Desem...
Acep çözerler ve çıkarlar mı?
Düşmanlarla çevrili değiliz, inanmayın. “Kuşa bak kuşa” diye saptıranlara kanmayın! Desem. Sonra son bir cesaretle;
Gömülmüş hakikatler kazılacakmış, tarih dosdoğru yeniden yazılacakmış, örtülü kapılar açılacakmış; işler açık, ilişkiler şeffaf olacakmış! Desem...
Acep inanırlar mı?
Eski defter karıştırıcıları, kirli çamaşır araştırıcıları gitti. Nabza şerbet politikaları bitti. Başı dik, alnı AK içimizden insanlar geldi. Gidin kucaklayın. Desem...
Koşup sarılırlar mı?
Haset edenlere, kara boya sürenlere kanma. On yıla varmaz Avrupa’yı aşarız. Desem...
Avrupalı olmak gidip orda oturmak değil, kafaları değiştirmek. Tembel durmak değil, yekinip son tepeyi de aşmak desem... Son bir kez davranırlar mı?
Gelin dostlar yeni, sütbeyaz bir sayfa açalım, karadan çamurdan kaçalım, ötelerde bir ufuk var oraya uçalım desem....
Acep açar mıyız? Uçar mıyız? Asırlık umutlar saçar mıyız?
Yar
seni severken yar!
en karanlık yerine düştüm gecenin,
sen ne kadar uzaksan bana
ben o kadar derinlerdeyim...
seni özlerken yar!
en kalın duvarlar yıkıldı üstüme,
arada bir kırpmasa gözlerin
bil ki ölümlerdeyim...
seni beklerken yar!
yollar girdi araya
ve karıştı zamanlar
çözülmez düğümlerdeyim...
Tayyibe Atay
Üşüyorum... /... Sesimi Ört
-bir solukta okumak istemiyorum seni, sayfalarını çevirme-
uyku tutmadı, sen tut beni
en son koynunda unuttum günaydın dilimi
gözlerinde büyüdüm, yüreğim sende çocuk kaldı
hadi kalk gidelim, bizi görüp yazacaklar, az kaldı
en keyifli sabah kahvaltım ! Sen,
göğsünde yürüdüğüm balıkçı kasabası
akşamdan kalsın öpüşlerin, yalpalasın dudaklarımda
susuyorum, özlemin gelincik tarlası
susatma
gözüm tutmadı sensizliği, bir daha yollama
efkar dağıttım, herkese biraz düştü
dalgalara gözlerimle yazdım şiirimi, ıslandı ama yırtılmadı
kalbim, içli şarkılar kuşağı. İçinden geçiyor
parmaklarım karanlıkta mum gibi,
sana yazıldıkça eriyor
ateşli çingene dansım! Sen,
uzağında kaldığım deniz ülkesi
tutamayacağın sözler ver bana, ben tutarım
nefes alsın yorgunluğun dağınık yatak akşamlarında
biliyorum, gözlerin bir İstanbul hatırası
kapatma
ellerim tutmadı vedada, yaşlandım
beni kendinde bağışla
Pelin Onay
Kaç cemre düşmeli yüreğime
Kaç cemre düşmeli yüreğime,
ısınmak için yeniden.
Unutmak için, yeşil nazarlarını,
kaç bahar geçmeli,
hasretinin üstünden...
Kaç ceylan su içmeli,
sevda sebillerinden.
Kaç güvercin uçmalı,
vuslat semalarında.
Kaç yağmur ıslatmalı tenimi,
arınmak için özleminden...
Kaç menekşe açmalı saksılarımda,
boyun bükmeden.
Kaç ilkyaz yaşamalı gönlüm,
üşümeden
Ve
kaç sene,
kaç ay,
kaç gün,
kaç saat,
geçmeli,
akan kanı dindirmek için,
yaralarımın üstünden?
Seynur İnal
Demedim mi gönül kalkıp yürüme
Birgün yollarını harami bağlar
Dertliysen derdini dertsize deme
Dertsiz hekim olsa yara mı bağlar
Yazılan kaderdir başa gelince
Suç sende ayağın taşa gelince
Kudretin damlası coşa gelince
Onu bent mi eyler dere mi bağlar
Oku sayfasını geçen çağların
Yaprağı dökülmüş nice bağların
Adeti böyledir yüksek dağların
Aslı'ya yol verir Kerem'i bağlar
Ben de Reyhani'yim susuz pınarım
Damlam coş ederse olmaz kenarım
Öldüğümü duysa o nazlı yarim
Bilmem al mı giyer kara mı bağlar
Aşık Reyhani
Bana derler aşık derdini söyle
Bu bir sırdır emanettir veremem
Belki dağlar kadar büyümem amma
Cevizin de kabuğuna giremem
Hasta odur sabır ile inleye
Evlat odur nasihati dinleye
Bundan sonra zevkle bakmam aynaya
Çünkü onda iç yüzümü göremem
Kulaksız işitmek dilsiz ifade
Canım cananındır edem iade
Vücut bir camidir vicdan seccade
Onun bunun çıkarına seremem
Reyhani'yim zamanım yok gülmeye
Doğar iken boyun eğdim ölmeye
Azrail gelmesin canım almaya
Bir canım var cananındır veremem
Aşık Reyhani
Deryalar yanmaz diyenler
Denizler de yanar birgün
Nehir içip doymayanlar
Damla içen kanar birgün
Çiçek solar fikir solmaz
Derya damla ile dolmaz
Evladın kötüsü olmaz
Atasını anar birgün
Sözüm söz deyip övünme
Özüm öz deyip övünme
İşim düz deyip övünme
Çark tersine döner birgün
Kesilmez mevladan umut
Bir mürşidin elini tut
Gelir rüzgar gider bulut
Elbet yağmur diner birgün
Gel Reyhani hayal kurma
Yolu bilmeyene sorma
Kendini yüksekte görme
Gökler yere iner birgün
Aşık Reyhani
adım hazan benim
hep uğultulu titrer içim
don tutar hep dileklerim
kara bulutlar çöker yüreğime
soğuktur gölgeli düşüncelerim
çünkü adım hazan benim
kartanlıktır mor gündüzlerim
tutulmaz buz dağıdır ellerim
hırçın dalgalar akar gözlerimden
aşkım sert geçer kırgın zamanlardan
fırtına dinmez içimdeki çoçukta
çünkü adım hazan benim
gökyüzümde yorgun bulutlar
hayalet kayar gecelerimden
telaşlı budanmış beklemelerim
yüzümden okunur hüznü sessiz gecelerimin
kanatlanır her gün suskun özlemlerim
dört mevsimim isyan çünkü adım hazan benim
O kadar da önemli değildir bırakıp gitmeler,
arkalarında doldurulması
mümkün olmayan boşluklar bırakılmasaydı eğer.
Dayanılması o kadar da zor değildir, büyük ayrılıklar bile,
en güzel yerde başlatılsaydı eğer.
Utanılacak bir şey değildir ağlamak,
yürekten süzülüp geliyorsa gözyaşı eğer
Yüz kızartıcı bir suç değildir hırsızlık,
çalınan birinin kalbiyse eğer.
Korkulacak bir yanı yoktur aşkların,
insan bütün derilerden soyunabilseydi eğer.
O kadar da yürek burkmazdı alışılmış bir ses,
hiçbir zaman duyulmasaydı eğer.
can yücel
Daha çabuk unuturdu belki su sızdırmayan sarılmalar,
kara sevdayla sarıp sarmalanmasalardı eğer.
Belirsizliğe yelken açardı iri ela gözler zamanla,
öylesine delice bakmasalardı eğer.
Çabuk unutulurdu ıslak bir öpücüğün yakıcı tadı belki de
kalp, göğüs kafesine o kadar yüklenmeseydi eğer.
Yerini başka şeyler alabilirdi uzun gece sohbetlerinin,
son sigara yudum yudum paylaşılmasaydı eğer.
Düşlere bile kar yağmazdı hiçbir zaman,
meydan savaşlarında korkular, aşkı ağır yaralamasaydı eğer.
Su gibi akıp geçerdi hiç geçmeyecekmiş gibi duran zaman,
beklemeye değecek olan gelecekse sonunda eğer.
CAN YÜCEL
Rengi bile solardı düşlerdeki saçların zamanla,
tanımsız kokuları yastıklara yapışıp kalmasaydı eğer.
O büyük, o görkemli son, ölüm bile anlamını yitirirdi,
yaşanılası her şey yaşanmış olsaydı eğer.
O kadar da çekilmez olmazdı yalnızlıklar,
son umut ışığı da sönmemiş olsaydı eğer.
Bu kadar da ısıtmazdı belki de bahar güneşleri,
her kaybedişin ardından hayat yeniden başlamasaydı eğer.
Kahvaltıdan da önce sigaraya sarılmak şart olmazdı belki de,
dev bir özlem dalgası meydan okumasaydı eğer.
Anılarda kalırdı belki de zamanla ince bel,
namussuz çay bile ince belli bardaktan verilmeseydi eğer.
Uykusuzluklar yıkıp geçmezdi, kısacık kestirmelerin ardından,
dokunulası ipek ten bir o kadar uzakta olmasaydı eğer.
Issız bir yuva bile cennete dönüşebilirdi belki de,
sıcak bir gülüşle ısıtılsaydı eğer.
Yoksul düşmezdi yıllanmış şarap tadındaki şiirler böylesine,
kulağına okunacak biri olsaydı eğer.
CAN YÜCEL
İnanmak mümkün olmazdı her aşkın bağrında bir ayrılık gizlendiğine belki de,
kartvizitinde 'onca ayrılığın birinci dereceden failidir' denmeseydi eğer.
Gerçekten boynunu bükmezdi papatyalar,
ihanetinden onlar da payını almasaydı eğer.
Issızlığa teslim olmazdı sahiller,
Kendi belirsiz sahillerinde amaçsız gezintilerle avunmaya kalkmamış olsaydın eğer.
Sen gittikten sonra yalnız kalacağım.
Yalnız kalmaktan korkmuyorum da,
ya canım ellerini tutmak isterse...
Evet Sevgili,
Kim özlerdi avuç içlerinin ter kokusunu,
kim uzanmak isterdi ince parmaklarına,
mazilerinde görkemli bir yaşanmışlığa tanıklık etmiş olmasalardı eğer!!
CAN YÜCEL
bu donem borsada hayal kırıklıgı yaşayanlar için...
Acılar Denizi
Ben acılar denizinde boğulmuşum
İşitmem vapur düdüklerini, martı çığlıklarını
Dalgalar her gün bir başka kıyıya atar beni
Ölüyüm çoktan, bir baksana gözlerime
Gör, içindeki o kanlı cam kırıklarını
Bu ne karanlık, bu ne zindan gece böyle
Bütün gemiler söndürmüş ışıklarını
Ben acılar denizi olmuşum, yaklaşma
Sularım tuzlu, sularım zehir zemberek
Baksana; herkes içime dökmüş atıklarını
Bu karanlık bitse artık, bir ay doğsa
Bir deli rüzgar çıksa; alıp götürse
Yılların içimde bıraktıklarını...
Ümit Yaşar Oğuzcan
Yasak Aşk
allah diyordu bütün dudaklar
ben seni söylüyordum...
büyüyen günahlarda açan
zakkum çiçeğim benim!...
aldanıp sana dokunsam,
biliyorum zehirleyeceksin...
sen en iyisi mi uzakta kal,
uzakları zamana sar
bana gelmemek için...
nasılsa bir gün önüme
yaprak yaprak döküleceksin...
Tayyibe Atay
TEMMUZ’DA BİR AKŞAMÜSTÜ
Senin gelişin baharın gelmesiydi,
O uzun kış gecelerinde beklediğim…
Gözlerine bakmak gökyüzünde yüzlerce yıldızı seyretmekti.
Bir yaz gecesi tekneyle mehtap gezisine çıkmak,
Evlerin denize vuran ışıklarına bakarken
Uzaklardan gelen sevdiğim bir şarkıyı dinlemekti.
Temmuz’da bir akşamüstü aşkı ilk defa hissetmekti.
Seda Turan
http://img329.imageshack.us/img329/3285/cayakacsekertd1.jpg
özledim seni...
ayrılık yüreğimi uyuşturuyor karıncalandırıyor nicedir.
beynimi uyuşturuyor özlemin...
çok sık birlikte olmasak bile
benimle olduğunu bilmenin
bunca zamandır içimi ısıttığını
yeni yeni anlıyorum
Yokluğun,
Hatırladıkça yüreğime saplanan bir sizi olmaktan çıkıp
mütemadiyen bir boşluğa
Sabahları seni okşayarak başlamaları
aksamları her isi bir kenara koyup
seninle baş başa konuşmaları özlüyorum;
oynaşmalarımızı,
yürüyüşlerimizi,
sevimli haşarılığını,
çocuksu küskünlüğünü...
Nasılda serttin başkalarına karşı
beni savunurken;
ve ne kadar yumuşak
bir çift kısık gözle kendini
ellerimin okşayışına bırakırken
Gitmeni asla istemediğim halde
buna mecbur olduğunu görmek
ve sana bunları söylemeden
''git artık'' demek
''beni ne kadar çabuk unutursan, o kadar çabuk
kavuşacaksın mutluluğa''
demek sana nede zor
seni görmemek ve belki yıllar sonra
karsılaştığımızda
bana bir yabancı gibi bakmanı istemek senden...
yeni bir sevdayı yasakladığım kalbime söz geçirmek....
Can YÜCEL
Ağızlarına biber sürülmüş kuzular
Usta şair Cahit Koytak sanat hayatının en verimli dönemlerinden birini yaşıyor. Geçtiğimiz günlerde sizlere kendisinin "Sisifos'un Köyü" şiirini sunmuştuk. Bu muhteşem şiiri ünlü edebiyat eleştirmeni Rasim Özdenören o kadar çok beğendi ki bugünkü köşesine almadan edemedi.
AĞIZLARINA BİBER SÜRÜLMÜŞ
KUZULARIN CUMHURİYETİ
kuzular taze ot kokusunu arıyor,
taze ot kokusunu özlüyorlar, ama
çayıra girmekten korkuyorlar,
çimenden, çiçekten korkuyorlar,
çünkü otlara ‘biber sürmüş’,
çimene, çiçeğe kül saçmış kurtlar,
kurum bulaştırmışlar…
kuzular suyun çağıltısını dinliyor,
suyun çağrısını işitiyorlar, ama
dereye inmekten korkuyorlar,
çünkü sulara ateş karıştırmış kurtlar,
suları tutuşturmuşlar…
kuzular buluttan korkuyor,
kuzular rüzgârdan korkuyor,
kuzular yağmurdan korkuyorlar,
çünkü bulutu buruşturmuş,
yağmuru çürütmüş kurtlar,
rüzgârı kokuşturmuşlar…
kuzular sudan korkuyor,
kuzular havadan korkuyor,
kuzular yerden korkuyor,
kuzular gökten korkuyorlar…
tanrıdan, tanrının merhametinden,
meleklerden, meleklerin kanatlarından,
kanatların hışırtısından
ve bunun verdiği coşkudan,
arınma fikrinden, yücelme hissinden
ürküyor, korkuyorlar.
o kadar korkuyorlar, o kadar
korkuyorlar ki,
giderek kendilerinden, kendi
seslerinden kendi nefeslerinden
korkmaya başlıyorlar;
kendi ayak seslerinden,
kendi yürek seslerinden,
kendi akıllarından,
kendi duygularından,
kendi rüyalarından korkuyorlar…
sevgiden korkuyorlar,
sevgi denen, inanç denen,
özgürlük denen
ve yüreğe var olma erinci veren
mucizelerden,
kabına sığmayan, sığmayınca da
yasalara da sığmayan düşüncelerden
korkuyor kuzucuklar.
onlar korkularıyla meydanları
kırmızıya boyaya dursun,
kurtlar, ağıl duvarının dibinde pusuya yatmış,
kuzucukların, “mee, meeee!” diye,
- tam da kurbanlık kuzu melemeleriyle -
korkularını yenmeye çalıştıkları yerden,
aklın ve yüreğin kurumuş vadilerinden
uslu uslu dönmelerini bekliyorlar,
hapur hupur yutmak için kuzucukları...
Cahit Koytak / 1 Mayıs 2007
Otuzüç Kursun
Bu dag mengene dagidir
Tanyeli atanda van'da
Bu dag nemrut yavrusudur
Tanyeli atanda nemruda karsi
BIr yanin çig tutar, Kafkas ufkudur
Bir yanin çig tutar, Acem mülküdür.
Doruklarda buzullarin salkimi
Firari güvercinler su baslarinda
Ve karaca sürüsü,
Keklik takimi....
Yiyitlik inkâr gelinmez
Tek'e-tek dögüste yenilmediler
Bin yillardan bu yan, bura usagi
Gel haberi nerden verek
Turna sürüsü degil bu
Gökte yildiz burcu degil bu
Otuzüç kursunlu yürek
Otuzüç kan pinari
Akmaz,
Göl olmus bu dagda....
Yokusun dibinde bir tavsan kalkti
Sirti alaçakir
Karni sütbeyaz
Garip, ikicanli, bir dag tavsani
Yüregi agzinda öyle zavalli
Tövbeye getirir insani
Tenhaydi, tenhaydi vakitler
Kusursuz, çirilçiplak bir safakti
Bakti otuzüçten biri
Karninda açligin agir boslugu
Saç, sakal bir karis
Yakasinda bit,
Bakti kollari vurulu,
Cehennem yürekli bir yigit,
Bir garip tavsana, bir gerilere.
Düstü nazli filintasi aklina,
yastigi altinda küsmüs,
Düstü, Harran ovasindan getirdigi tay
Perçemi mavi boncuklu,
Alninda akitma
Üç topugu ak,
Eskini hovarda, kivrak,
Doru, seglâvi kisragi.
Nasil uçmuslardi Hozat önünde!
Simdi, böyle çaresiz ve bagli,
Böyle arkasinda soguk namlu
Bulunmayaydi,
Siginabilirdi yüceltilere....
Bu daglar, kardes daglar, kadrini bilir,
Evvel allah bu daglar utandirmaz adami,
Yanan cigaranin külünü,
Güneslerde çatal kivilcimlanan
Engeregin dilini,
Ilk atimda uçuran
Usta elleri.....
Bu gözler, bir kere bile faka basmadi
Çig bekleyen bogazlarin kiyametini
Karli, yumusacik hiyanetini
Uçurumlarin,
Önceden bilen gözleri.....
Çaresiz
Vurulacakti,
Buyruk kesindi,
Gayri gözlerini kör sürüngenler
Yüreyini les kuslari yesindi....
Vurulmusum
Daglarin kuytuluk bir bogazinda
Vakitlerden bir sabah namazi
Yatarim
Kanli, upuzun.....
Vurulmusum
Düsüm, gecelerden kara
Bir hayra yoranim çikmaz
Canim alirlar ecelsiz
Canim alirlar ecelsiz
Sigdiramam kitaplara
Sifre buyurmus bir pasa
Vurulmusum hiç sorgusuz, yargiisz
Kirvem, hallarimi aynen böyle yaz
Rivayet sanilir belki
Gül memeler degil
Domdom kursunu
Paramparça agzimdaki.....
Ölüm buyrugunu uyguladilar,
Mavi dag dumanini
Ve uyur-uyanik seher yelini
Kanlara buladilar.
Sonra oracikta tüfek çattilar
Koynumuzu usul-usul yoklayaip
aradilar,
Didik-didik ettiler
Kirmansah dokumasi al kusagimi
tespihimi, tabakami alip gittiler
Hepside armagandi acem evinden.....
Kirveyiz, kardesiz, kanla bagliyiz
Karsiyaka Köyleri, obalariyla
Kiz alip vermisiz yüzyillar boyu,
Komsuyuz, yaka yakaya
Birbirine karisir tavuklarimiz
Bilmezlikten degil,
fukaraliktan
Pasaporta isinmamis içimiz
Budur katlimize sebep suçumuz,
Gayri eskiyaya çikar adimiz,
Kaçakçiya
Soyguncuya
Hayina......
Kirvem, hallarimi aynen böyle yaz
Rivayet sanilir belki
Gül memeler degil
Domdom kursunu
Paramparça agzimdaki...
Ahmed Arif
Diyarbekir Kalesinden Notlar
Ve Adilos Bebenin Ninnisi
Varamaz elim
Ayvasina, narina can dayanamazken,
Kirar boynumu yürürüm.
Kurdun, kusun bilecegi hal degil,
Sormayin hiç
Laaaaal...
Kara ferman çikadursun yollara,
Yarin bahçesi tarumar,
Kan eder perçem
Olancasi bir tutam can,
Kadasina, belasina sundugum,
Ben öleydim loooy...
Elim bos,
Ayagim pusu.
Bir ben bilecegim oysa
Ne afat sevdim.
Bir de agzi var dili yok
Diyarbekir Kalesi...
2.
Açar,
Kan kirmizi yediverenler
Ve kar yagar bir yandan,
Savrulur Karacadag,
Savrulur zozan...
Bak, biyigim buz tuttu,
Üsüyorum da
Zemheri de uzadikça uzadi,
Seni, baharmisin gibi düsünüyorum,
Seni, Diyarbekir gibi,
Nelere, nelere baskin gelmez ki
Seni düsünmenin tadi...
3.
Hamravat suyu dondu,
Diclede dört parmak buz,
Biz kuyudan isliyoruz kaba - kacaga,
Çayi kardan demliyoruz.
Anam sir gibi saklar siyatigini,
"Yel" der, "Baharin geçer".
Bacim, ikicanli, agir,
Güzel kizdir, bilirsin.
Ilki bu, bir yandan sakli utanir
Ve bir yandan korkar
Ölürüm deyi.
Bir can daha çogalacagiz bu kis.
Bebegim, neremde saklayim seni?
Hos gelir,
Safa gelir,
Ahmed Arif'in yegeni...
4.
Dogdun,
Üç gün aç tuttuk
Üç gün meme vermedik sana
Adilos Bebem,
Hasta düsmeyesin diye,
Töremiz böyle diye,
Saldir simdi memeye,
Saldir da büyü...
Bunlar,
Engerekler ve çiyanlardir,
Bunlar,
Asimiza, ekmegimize
Göz koyanlardir,
Tani bunlari,
Tani da büyü...
Bu, namustur
Künyemize kazinmis,
Bu da sabir,
Agulardan süzülmüs.
Saril bunlara
Saril da büyü.
Ahmed Arif
Aksam Erken Iner Mahpusaneye
Aksam erken iner mahpusaneye.
Ejderha olsan kar etmez.
Ne kavgada ustaligin,
Ne de çatal yürek civan olusun.
Kar etmez, inceden içine dolan,
Alip götüren hasrete.
Aksam erken iner mahpusaneye.
Iner, yedi kol demiri,
Yedi kapiya.
Birden, aglamakli olur bahçe.
Karsida, duvar dibinde,
Üç dal gece sefasi,
Üç kök hercai menekse...
Ayni korkunç sevdadadir
Gökte bulut, dalda kaysi.
Baslar koymaga hapislik.
Karanlik can sikintisi...
"Kürdün Gelini"ni söyler maltada biri,
Bense volta'dayim ranza dibinde
Ve hep olmayacak seyler kurarim,
Gülünç, acemi, çocuksu...
Vurulsam kaybolsam derim,
Çirilçiplak, bir kavgada,
Erkekçe olsun isterim,
Dostluk da, düsmanlik da.
Hiçbiri olmaz halbuki,
Geçer süngüler namluya.
Baslar gece devriyesi jandarmalarin...
Hirsla çakarim kibriti,
Ilk nefeste yarilanir cigaram,
Bir duman, kendimi öldüresiye.
Biliyorum, "sen de mi?" diyeceksin,
Ama aksam erken iniyor mahpusaneye.
Ve disarda delikanli bir bahar,
Seviyorum seni,
Çildirasiya
Ahmed Arif
zalimsin sevgilim:
mahküm ettin beni,
birkaç saniyeye.
bedenim şimdi yaşıyor,
ruhumsa;
ilk öptüğün yerde.
mantığım unut diyor,
ellerim içki şişelerinde.
kalbime sormak istiyorum,
yerinde yok,
çünkü; o hapis,
gözlerinde.
arzularıma soruyorum,
eğlen diyorlar;
yanında güzeller le,
hoşlandığın şekilde.
muhtaç olduğumda ayaklarıma;
buluyorum onları,
senin evin önünde.
Hoş Geldin Keder
Hoş geldin keder
Buyur otur baş köşeye
Sefalar getirdin
Yalnız biraz geciktin bu gece
Hasta falan mısın yoksa
Yine susuyorsun ya
Neyse
Demli çayım var içer misin
Daha yeni demledim sıcacık
Şöyle içini ısıtır dışarısı soğuk
Hoş geldin keder
Tamam
Öyle bakma yüzüme
Tamam ciddileşeceğim
Ah ulan sendeyim gene bu gece
Yalnızlara oynuyorum gene
İçim dışım sen olmuşsun
İlle de yorgunum deme bana
Anladık adın keder
Kedersin kedersin de
Bana bi bak bu gece
Geberiyorum
Bi günaydına hasret dudaklarım
Artık hissetmiyorum
Ama yine de ille de sen
Di mi keder hep sen
Bi akşam
Karanlık iyice çökünce
Yürüyelim senle keder
Öylece yürüyelim
Sahi keder
Bi gece yarısı
Bomboş bi sokakta yürüdün mü sen hiç
Kahredici sessizliğe bulaştı mı ruhun
Sırtından bıçaklandın mı
Boşver be keder
Hadi iç
Soğutma çayını
Ha birazda peynir ekmek olacak
Açsan hani al çekinme
Al neyim var
Neyim yoksa
Ama nolur
Nolur
Hayat için asma suratını
Hoş geldin keder
Sefalar getirdin
Elveda Demek Çok Zordu
Sana elveda demek çok zordu
Ellerim bırakamadı ellerini
Gözlerim yalvarıyordu kal dercesine
Gözlerindeki yaşlar mümkün olsa keşke diyordu
Siliyordu geçen dakikaları tuzlu damlalar
Garda üzgün sevdalılar
Bizim gibi birbirlerine bakışıyordu
O kadar geveze bir sessizlik ki bu
O kadar zor
Ve bir o kadar da hüzünlü bir sahne ki yaşanılan
Kelimelerin tükendiği, sözlerin anlamsızlaştığı anlardan
Gözlerimde sen
Seninkilerde ben
Ellerimde ellerin
Ellerinde ellerim
Ve kalkmak üzere olan bir tren
Sana elveda demek çok zordu
Vedalar zaten bana hep koyardı
Bindin trene
Koltuğuna oturdun
Ben artık bomboştum
El salladın bana
Elimi sallayamadım
Gözlerinde yaşlar
Gözlerim nemli
Beni bilirsin ağlayamazdım
Acı bir düdük sesi
Ankara yolcusu kalmasın dedi
Burası buz gibi şimdi
Donsun her şey
Her şeyiyle beraber
Asılı kalsın zamansızlıkta
Sen gelinceye kadar
Böyle düşündüm giden trenin arkasından
Garda yarım kalan insanlar
Hepsi benim gibi
Gözleri nemli
Elleri ceplerinde
Yaşam hücrelerimin de içinde olduğu
Bir yanım
Bir yanımız
Giden trende
19 MAYIS GENÇLİK MARŞI
Bir şerefli milletin şanlı çocuklarıyız.
Kalplerimiz, nabzımız, vatan diyerek atar.
Ayrılmadan yürürüz, aynı yolda erkek, kız.
Ruhumuzda ateş var, göğsümüzde iman var...
Vücudumuz yay gibi, bacaklarımız çevik,
Kalplerde cumhuriyet, başımızdadır bayrak,
Bir emanet taşırız, Ata'mıza söz verdik.
Kuvvetimizi, gücümüzü, kanımızdadır kaynak...
Bilgi ile sporu, yürütürüz atbaşı,
Çalışkanlık, çeviklik atalardan mirastır.
Türk olmanın amacı kazanmaktır savaşı...
Bize ülkü yaraşır, bize hamle yaraşır.
19 Mayıs bizim en kutsal bayramımız.
Tarihlerde var mıdır, böyle bir günün eşi ?
Bu pınardan içiyor, alıyoruz kuvvet, hız,
Bu ocaktan yakıyor bütün gençlik ateşi...
İ. Hakkı TALAS
O GELİYOR
Yıl 1919
Mayıs'ın on dokuzu.
Kızaran ufuklardan kaldırıyor başını
Yeryüzüne can veren,
Cana heyecan veren
Al yüzlü Oğan güneş.
Takanın burnu nasıl Karadeniz'i yırtar ?
Siz de bir an öyle yırtınız uykunuzu.
Uyanın Samsunlular!
Kurutacak gözlerde umutsuzluk yaşını
Al yüzlü Oğan güneş.
Bugün Çaltıburnu'ndan gülerek doğan güneş.
Yıl 1919
Mayıs'ın on dokuzu.
Uyanın Samsunlular.
Uyumak ölüme eş.
Diriltir ruhunuzu,
Ufukta bir gemi var.
Fakat bu gemi niçin böyle yavaş geliyor ?
Fakat yolu mu az, yoksa yükü mü ağır ?
Bu gemi umut yüklü, insan yüklü, hız yüklü !
İçinde bu vatanın derdiyle yanan bağır.
Kurulacak yarını düşünen baş geliyor.
Bir baş ki, gökler bir küme yıld