PDA

View Full Version : Özgürlük ve sorumluluk üzerine fikir jimnastiği



M.Işılak
01-08-2005, 23:43
....

Birçok yöneticinin, başlarına gelebilecek zararlardan kendilerini azat etmek için, kendilerine hizmet eden avam sınıfın gerçekten de onların kılavuzluğuna ihtiyacı olduğunu iddia ettiğini duydum. Çoğu uzun ömürlü topluluklarda bu durum geçerli olabilir, ama eğer öyleyse bile bunun tek sebebi, birçok nesildir süregelen şartlandırmaların o tebaanın kalbinden ve ruhundan çok önemli bir şeyi çalıp götürmesi, birçok nesildir devam eden tabi olma durumunun o halkın kendi hayatlarına yön çizme konusundaki kararlılıklarını köreltmesidir. Tüm yönetim biçimleri, bireyin özgürlüğünü çalma ve "toplum" adına her vatandaşın hayatlarına bazı şartları dayatma konusunda ortak bir paydaya sahiptir.

"Toplum" kavramı benim için kıymetli bir değerdir ve kesinlikle, bu tip bir gruba mensup olan bireyler, topluluğun kalkınması ve genelin iyiliği için, kendi hayatlarında bazı fedakarlıklarda bulunup bazı sıkıntıları kabul etmek zorundadır. Eğer o fedakarlıklar yönetici sınıfın fermanlarından değil de bir bireyin yüreğinden gelirse, o toplum çok daha güçlü olur.

Tüm bunların anahtarı özgürlüktür. Kalma veya terk etme, diğerleriyle uyum içinde ya da tek başına bir yol çizerek çalışmayı seçme özgürlüğü. Daha büyük meselelere yardım etme veya uzak durma özgürlüğü. İyi bir hayat kurma veya çöplükte yaşama özgürlüğü. Akla gelebilecek herhangi bir şeyi deneme veya hiçbir şey yapmama özgürlüğü.

Özgürlüğe duyulan ihtiyacı pek az kişi yalanlayabilir; tanıştığım herkes özgür irade sahibi olmayı arzuluyor ya da öyle olduğunu sanıyor. Ne gariptir ki, bir çoğu özgürlüğün geri yansıyan hali olan bedelini kabullenmeyi reddediyor: Sorumluluğu.

İdeal bir toplumda işler yolundadır, zira bireyler birbirlerinin ve bir bütün olarak toplumun iyiliği için üzerlerine düşen sorumlulukları kabul ederler. Bunun sebebi birilerinin ona böyle yapmalarını emretmesi değil, böyle bir seçimin ardındaki kazancı anlayıp kabul etmeleridir. Zira hakikaten de yaptığımız her seçimin, yapmayı veya yapmamayı tercih ettiğimiz herşeyin sonuçları vardır. Korkarım ki, bu sonuçlar pek de belli değildir. Bencil bir adam çıkar sağladığını düşünebilir, ama o kişinin dostlarına en çok ihtiyaç duyduğu sırada, onlar muhtemelen onun yanında olmayacaktır ve en sonunda, ardında bıraktığı miras yüzünden, o bencil insan hiç de iyi hatırlanmayacaktır. Bencil kişinin aç gözlülüğü ona maddi lüksler sağlayabilir, ama ona gerçek sevinçleri, sevginin gözle görülmeyen hazzını tattırmayacaktır.

Aynısı, nefret eden, tembel olan, kıskançlık, hırsızlık, serserilik, dedikodu yapan ve ayyaş olan kişiler için de geçerlidir. Özgürlük, herkese, kendi önünde uzanan hayatı seçme hakkı tanır, ama özgürlük o kişinin seçimlerin sorumluluğunu -iyisiyle, kötüsüyle- kabul etmesini de talep eder.

....


Drizzt Do'Urden'in ağzından R.A.Salvatore
Dünyanın Omurgası - Arka Bahçe Yayıncılık

Cinnamon
02-08-2005, 13:18
Birey olmanın alt yapısında özgürlük ve sorumluluk birlikte bulunur.
Sorumluluk vermeden özgürlük verilirse “bencil – başıboşluk”, özgürlük vermeden sorumluluk verilirse “köleci itaat “ doğar.

İnançla bilinci doğru yerlere koyamamış, birbirine karıştırmış bir toplum kültürünün gel gitleri yaşanıyor. İnanç sahibi olmayı “aydınlanmak” sayan bir anlayışla bilinç sahibi olmayı “inanmakla” açıklayan düşünce, kendi kargaşa ortamını da yaratıyor. Bugünkü çalkantıların temel nedeni budur.

“Karar vermek” insanın kendi içindeki sınavdır. Eğer kararı gerçekten kendiniz verecekseniz bir dizi zihinsel işlem yapmanız gerekecektir. İster bir gömlek almak, ister bir partiye oy vermek olsun, karar vermek işlemi” ne istediğinizi bilmek” le başlar.

On beş milyon kişi Sayısal Loto oynamış, toplanan para bir trilyonu geçmiş. Bir gazete de “bu para çıldırtır” diye manşet atmış. Alın size 1999 Türkiye’sinin gerçekçi bir fotoğrafı. İşte bu davranışı belirleyen sözcük “umut” değildir. Gerçek “umut” güven duygusuna dayalı sağlıklı bir beklentidir.

Çevremizde sayısı giderek artan “diplomalı cahil” tanımına uyan bu tanımlama neyi anlatıyor? Burada anlatılan “bir meslek kazandırmak için eğitilirken kişiliği ve özerk düşünce yetisi geliştirilmemiş kişi” nin gerçekte eğitilmiş sayılıp sayılmayacağıdır. Öncelikli sorun “neyin neden yapıldığını bilmek”tir. Çağdaş eğitim; insanı kişiliğinde yetiştirmek, eleştirel düşünce yetisi kazandırmak, bu donanımla bir meslek ya da sanatta başarılı kılmak için yapılmaktadır.

“Soru sormak” zekanın işlerliğidir. Eğer soru sormayı durdurursanız, soru sormaya izin vermezseniz o ortamda zeka işlevlik kazanamaz, kişilik gelişmez. Sorusu olmayan, hep yanıtı olan bir kültür geri kalmış bir kültürdür.
..
..
..
Duygularını yönetemeyenler, duygularının kendilerini yönettiğini anlamak zorunda kalırlar. İstek, tutku, korku, heyecan, sevgi, nefret, insan duygularıdır ve eğer bu duyguları biz yönetemezsek, bu duygular bizi yönetir. O zaman da biz duygularımızın bizi götürdüğü yere gideriz.

..
..
..


Bizim Duygusal Zekamız
Dr.Erdal ATABEK

http://www.gata.edu.tr/KutupHane/Kitap_Ozetleri/Bizim_duygusal_zekamiz.htm

Red Kit
02-08-2005, 13:26
Birey olmanın alt yapısında özgürlük ve sorumluluk birlikte bulunur.
Sorumluluk vermeden özgürlük verilirse “bencil – başıboşluk”, özgürlük vermeden sorumluluk verilirse “köleci itaat “ doğar.

İnançla bilinci doğru yerlere koyamamış, birbirine karıştırmış bir toplum kültürünün gel gitleri yaşanıyor. İnanç sahibi olmayı “aydınlanmak” sayan bir anlayışla bilinç sahibi olmayı “inanmakla” açıklayan düşünce, kendi kargaşa ortamını da yaratıyor. Bugünkü çalkantıların temel nedeni budur.



Bana sorsalar 1 kitapta yazamayacağım düşünceyi sayın Atabek 2 paragrafta özetleyivermiş .

M.Işılak
31-10-2006, 04:13
Eski defterleri karıştırırken bir yerlerde kayıp halde buldum da gene ortaya çıkarayım dedim :)

ally_mcbeal
31-10-2006, 15:57
....


Özgürlüğe duyulan ihtiyacı pek az kişi yalanlayabilir; tanıştığım herkes özgür irade sahibi olmayı arzuluyor ya da öyle olduğunu sanıyor. Ne gariptir ki, bir çoğu özgürlüğün geri yansıyan hali olan bedelini kabullenmeyi reddediyor: Sorumluluğu.

[/RIGHT][/I]


özgürlüğün sorumlulukla ilişkisi herkes tarafından yeterince sorgulansa bunca kötülükler yaşanmazdı zaten.
özgürlük aynı zamanda bedel ödemektir.

iki yazı da çok güzel.

Achiles
01-11-2006, 21:41
“Soru sormak” zekanın işlerliğidir. Eğer soru sormayı durdurursanız, soru sormaya izin vermezseniz o ortamda zeka işlevlik kazanamaz, kişilik gelişmez. Sorusu olmayan, hep yanıtı olan bir kültür geri kalmış bir kültürdür.''

Sn Misilak,
Kara Elf Üçlemesini okumuştum..Drizzt o Urden in ağzından Salvatore mesajını vermiş anlaşılan..gerçi ben hatırlayamadım..

Meseleye açılım sağlama yaklaşımıyla biraz da sormak istiyorum,
Zeka özgürlükçü ve doğuştan bir olgu iken, akıl sorumluluk ve ihtiyat kelimelerine daha yakın...

Yani neredeyse eş anlamlı kullandığımız bu iki kelime zeka ve akıl aslında birbirini frenleyen iki gerçek gibi..yani önemli olan zekanın işlevselliği mi yoksa disipline edilmesi midir?İşlerliği ve işlevselliği yüksek ama disipline edilmemiş zeka ahlak normlarına da kavuşmazsa ona akıllı denmez zannedersem..

Ki böyle bir zekanın da sorumluluk duygularının gelişmeyeceğini öngörmek yanlış olmaz..

Peki fikirler meselenin neresinde...Bireysel zekalar sonuçlarını tahayyül dahi edemeyecekleri fikirlerinin sorumluluğunu da öngörmeli ve taşımalı mıdır..?

Biri kalkıp Ermeni Soykırımı vardır derse, ve bu bir toplum açısından bencil başıboş bir fikirse, düşünen varılacak sonuçların hiçbiriyle alakalı olmadığı gibi bir devletin karşılaşabileceği ağır yaptırımların sorumluluğunu taşıma yeteneğine de doğal olarak sahip değilse,

düşünmemeli midir?..düşündüğünü söylememeli midir.?

yani 10 yıl sonra..devlet dış baskılar neticesinde ermeni sözde soykırımını kabul eder ve ağır tazminat ödemeye mahkum olursa, tazminat; o zaman(osmanlı önemi) hükümet olan kişilerin, doğu cephesinde techir hareketiyle görevli olan paşa subay ve devlet erkanının tek tek torunlarının tespit edilip toplanması ile ve bazı özgür düşünceli aydınların best seller olup kazandığı zenginliklere el konmasıyla mı ödenecek, yoksa benim vergilerimle mi?

Yani fikirler evrensel olarak doğru ama, toplumsal olarak yanlış olabilir mi?(Buradan soykırımın evrensel olarak var ama toplumsal olarak inkar etmemiz gerektiği hükmüne vardığım zannına aman kapılmayın..teşbih yaptım böyle denk geldi..)

Sorumluluk vermeden özgürlük verilirse “bencil – başıboşluk”, özgürlük vermeden sorumluluk verilirse “köleci itaat “ doğar.

Organizasyon yönetim teorilerinde bu söylem şöyledir ve klasiktir..

Yetki vermeden sorumluluk verirseniz işler yapılamaz, sorumluluk vermeden yetki verirseniz keyfiyet ve başıboşluk başlar..

Benzer yani..Özgürlük=İş yapma yetisi (yetki) denirse..

Achiles
01-11-2006, 21:47
"Toplum" kavramı benim için kıymetli bir değerdir ve kesinlikle, bu tip bir gruba mensup olan bireyler, topluluğun kalkınması ve genelin iyiliği için, kendi hayatlarında bazı fedakarlıklarda bulunup bazı sıkıntıları kabul etmek zorundadır. Eğer o fedakarlıklar yönetici sınıfın fermanlarından değil de bir bireyin yüreğinden gelirse, o toplum çok daha güçlü olur.

Bu paragrafa katılsam da, bireyin yüreğinden gelen fedakarlıklar meselesi ütopik ve idealize edilmiş..galiba çıkar çatışmalarının oluşturacağı denge ve özgürlük kısıtlamalarındaki konsensuslar yaklaşımı daha gerçekçi ve pratik..

Achiles
01-11-2006, 21:57
Son eklememi yapmak istiyorum biraz rahatsız oldum galiba..

Yani bence gerçekten ermeni soykırımı yoktur, mesele bir devletin kendini koruma maksadıyla kısıtlı ekonomik koşullarda başlattığı mecburi bir techir göç hareketi, ve bu kadar büyük bir göç hareketinin doğal bedellerini bir topluma sadakatsizliklerin karşılığında dayatmasıdır..özgür ve demokratik bir ortamdan söz edilemez..padişahlık tebaalık vardır..tamamen doğru olmadığı gibi, tamamen yanlış da olduğunu düşünmediğim bir harekettir..ama soykırım kesinlikle değildir..

Modern bir toplumda birey, evrensel özgür düşünce normlarında, soykırım vardır diyebilmeli midir, ait olduğu toplumun menfaatine bu düşüncelerinden kendiliğinden(Drizzt gibi..) fedakarlık mı etmelidir..?

Fedakarlık etmiyorsa, yönetim biçimi ortak menfaat açısından baskı mı uygulamalıdır yoksa evrensel özgürlük normları adına kendi kalesine gol mu atmalıdır..

M.Işılak
02-11-2006, 01:25
...

Modern bir toplumda birey, evrensel özgür düşünce normlarında, soykırım vardır diyebilmeli midir, ait olduğu toplumun menfaatine bu düşüncelerinden kendiliğinden(Drizzt gibi..) fedakarlık mı etmelidir..?

Fedakarlık etmiyorsa, yönetim biçimi ortak menfaat açısından baskı mı uygulamalıdır yoksa evrensel özgürlük normları adına kendi kalesine gol mu atmalıdır..

Ortak menfaat, fikirlere baskı uygulamakta mıdır, yoksa evrensel özgürlük normlarında mıdır?

Bence asıl soru bu...

Achiles
02-11-2006, 01:51
"Toplum" kavramı benim için kıymetli bir değerdir ve kesinlikle, bu tip bir gruba mensup olan bireyler, topluluğun kalkınması ve genelin iyiliği için, kendi hayatlarında bazı fedakarlıklarda bulunup bazı sıkıntıları kabul etmek zorundadır.''

Bu sıkıntılar fikir özgürlüğünü de kapsar..şayet fikirler topluma zarar verecekse..ilk bakışta düz mantıkla..

Bu durumda hangi fikrin zararlı olduğu hangisinin olmadığı veyahut da buna kimin karar vereceği gibi bir meseleyle karşılaşıyoruz..böyle bir merci yok..sadece devletin belki resmi politikası..hükümetin cari koşullardaki tercihleri..

Ya geçen zaman içinde fikri ortaya atan, ben yanlış düşünmüşüm şimdi de böyle düşünüyorum derse, ortaya bir dinamizm sorunu çıkar..

Bence..fikirlerin toplum zararına bile olsa baskı altına alınmaması, ve fikir çatışmalarından konsensusun sağlanması yaklaşımı daha ağır basıyor gibi..

Yanlız bu fikir çatışmasına, dış ülkelerin müdahil olarak, ülkenin iç karar organlarında aktör olarak yeralmaları sözkonusu olduğunda ise, korkarım toplumun kendi iç fikir çatışmalarındaki denge bozulacak ve dengeyi sağlamak için karşıt güç olarak devletin resmi ideolojisinin(düşüncesi) de taraf olması gerekecek...

Bazen düşünüyorum da..slogan atmak çok zor birşey aslında..meseleler, dünya görüşleri, ideolojiler, din, milli unsurlar..kolay çözüm yok..

gzmnc
03-11-2006, 00:09
".....................
Biz, kendimiz, her birimiz, ne ölçüde genlerimiz ve çevremiz tarafından biçimlendiriliyoruz?

özgür irademizle verdiğimizi sandığımız kararları, ne ölçüde gerçekten özgürce alabiliyoruz?

yoksa özgür irademiz sandığımız şey, aslında içgüdülerimizin ve alışkanlıklarımızın koşullandırılmaları mı?
........................."

Emre Kongar
Kızlarıma Mektuplar
Yaşamdan Satırbaşları

Achiles
04-11-2006, 10:52
Herkes fikrini söyleyip çekilecek kenara anlaşılan..

Beyin jimnastiği de dolayısıyla spor salonunda kendi kendine yapılan esnetme gerirme hareketleriyle sınırlı kalacak gibi..

Sn Misilak ve Red Kid ani kurtulma manevralarıyla sıyrılıp seyirci tribününden izleme eğilimindeler..:)

Sn Fayton a saldırayım iyisi mi..

1-Elbette insan özgür olmalı, özgür iradesi ile kararlar almalıdır

2-Hayat teorik doğrularla yaşanmaz, hayat pratiğin ta kendisidir.

Gerçek yaşamdan bir örnekle somutlaştırırsak,

Devlet bir şekilde savaşa girdi..ne biliyim bir padişah çıktı ve dedi ki; Hz Muhammedin müjdelediği adam olacam ve Konstatinapolu alacam..

Zaten onlar yaşadıkça biz Anadolu da huzur bulamayacağız..hem bizim kervanlarımıza saldırıp yağmalıyorlar..hem de dedelerimden bazılarını öldürdüler..

casuslar dedi ki beni de zehirleyeceklermiş...şu Vezir işin içindeymiş..beni öldürüp amcaoğlunu tahta çıkaracaklarmış..Mehmet daha toy..tüyü bitmemiş çocuk diyorlarmış...her ne ise sebep..

Savaş kararı alınır..devletin Tımarlı Sipahisi olarak, ben tarlada orakla buğday biçer, yavuklum Ayşe ile evlenme planları yaparken köye haber gelir ve çağrılırım..

Gümüşhane den Konstantinapole gitmem kılıç sallamam ok atmam gereklidir..

Aslında ben gitmeyi kenarından köşesinden düşünmesem de, bunu söyleyemedim bile..hatta askerler bu celbi babamın önünde bana tebliğ ettiklerinde ben;

-Ne zamandır küffara kılıç sallamayı bekler ve Şehit Amcam Mustafa gibi olmayı dilerdim...o gün bugünmüş şükürler olsun Ya Rab dedim...

Babamın gözünden iki damla yaş aktı..Ne evlat yetiştirmişim yaw dedi..

Çok talim yaptık..öyle kılıç manevraları yapıyordum ki, kimse benimle boy ölçüşemezdi..

...savaş gelişir..surlara çıkılma safhasında..

Tam merdivenlerden çıkmaktaydım ki, 13-14 yaşında şehrini savunan çelimsiz bir bizanslı çocuk koca bir taşı yukardan kafama yapıştırdı...beynim patladı ve şehit oldum..bütün kılıç talimleri boşa gitti..

::))

İmdi..ben özgür müyüm..

Ben babamı memnun etmek için ve toplum baskısında çizilen karakteri mi oynadım..yoksa özgür irademle mi karar aldım..daha doğrusu ben ne yaptım şimdi..toplumda yaşamanın ve gelecekte Ayşe den doğacak torunların refahı için bedel mi ödedim..

ne bu..

chemeng
04-11-2006, 15:31
sorumluluk sahibi bir insan yeri geldiğinde özgürlüğünden ödün vermelidir..

M.Işılak
04-11-2006, 19:49
Herkes fikrini söyleyip çekilecek kenara anlaşılan..

Beyin jimnastiği de dolayısıyla spor salonunda kendi kendine yapılan esnetme gerirme hareketleriyle sınırlı kalacak gibi..

Sn Misilak ve Red Kid ani kurtulma manevralarıyla sıyrılıp seyirci tribününden izleme eğilimindeler..:)

Sn Fayton a saldırayım iyisi mi..

1-Elbette insan özgür olmalı, özgür iradesi ile kararlar almalıdır

2-Hayat teorik doğrularla yaşanmaz, hayat pratiğin ta kendisidir.

Gerçek yaşamdan bir örnekle somutlaştırırsak,

Devlet bir şekilde savaşa girdi..ne biliyim bir padişah çıktı ve dedi ki; Hz Muhammedin müjdelediği adam olacam ve Konstatinapolu alacam..

Zaten onlar yaşadıkça biz Anadolu da huzur bulamayacağız..hem bizim kervanlarımıza saldırıp yağmalıyorlar..hem de dedelerimden bazılarını öldürdüler..

casuslar dedi ki beni de zehirleyeceklermiş...şu Vezir işin içindeymiş..beni öldürüp amcaoğlunu tahta çıkaracaklarmış..Mehmet daha toy..tüyü bitmemiş çocuk diyorlarmış...her ne ise sebep..

Savaş kararı alınır..devletin Tımarlı Sipahisi olarak, ben tarlada orakla buğday biçer, yavuklum Ayşe ile evlenme planları yaparken köye haber gelir ve çağrılırım..

Gümüşhane den Konstantinapole gitmem kılıç sallamam ok atmam gereklidir..

Aslında ben gitmeyi kenarından köşesinden düşünmesem de, bunu söyleyemedim bile..hatta askerler bu celbi babamın önünde bana tebliğ ettiklerinde ben;

-Ne zamandır küffara kılıç sallamayı bekler ve Şehit Amcam Mustafa gibi olmayı dilerdim...o gün bugünmüş şükürler olsun Ya Rab dedim...

Babamın gözünden iki damla yaş aktı..Ne evlat yetiştirmişim yaw dedi..

Çok talim yaptık..öyle kılıç manevraları yapıyordum ki, kimse benimle boy ölçüşemezdi..

...savaş gelişir..surlara çıkılma safhasında..

Tam merdivenlerden çıkmaktaydım ki, 13-14 yaşında şehrini savunan çelimsiz bir bizanslı çocuk koca bir taşı yukardan kafama yapıştırdı...beynim patladı ve şehit oldum..bütün kılıç talimleri boşa gitti..

::))

İmdi..ben özgür müyüm..

Ben babamı memnun etmek için ve toplum baskısında çizilen karakteri mi oynadım..yoksa özgür irademle mi karar aldım..daha doğrusu ben ne yaptım şimdi..toplumda yaşamanın ve gelecekte Ayşe den doğacak torunların refahı için bedel mi ödedim..

ne bu..

1- Celp geldiğinde, söyledikleriniz yerine, ben gitmeyeceğim deseydiniz de sonuç değişmeyecek, askere gidecektiniz... Demek ki özgür değilsiniz...

2- Özgür değilseniz, sorumluluğunuz yoktur... Ölmekten/şehit olmaktan kendinizi mesul tutmanız gerekmez...

:) :) :)

M.Işılak
04-11-2006, 19:58
"Toplum" kavramı benim için kıymetli bir değerdir ve kesinlikle, bu tip bir gruba mensup olan bireyler, topluluğun kalkınması ve genelin iyiliği için, kendi hayatlarında bazı fedakarlıklarda bulunup bazı sıkıntıları kabul etmek zorundadır.''

Bu sıkıntılar fikir özgürlüğünü de kapsar..şayet fikirler topluma zarar verecekse..ilk bakışta düz mantıkla..

Bu durumda hangi fikrin zararlı olduğu hangisinin olmadığı veyahut da buna kimin karar vereceği gibi bir meseleyle karşılaşıyoruz..böyle bir merci yok..sadece devletin belki resmi politikası..hükümetin cari koşullardaki tercihleri..

Ya geçen zaman içinde fikri ortaya atan, ben yanlış düşünmüşüm şimdi de böyle düşünüyorum derse, ortaya bir dinamizm sorunu çıkar..

Bence..fikirlerin toplum zararına bile olsa baskı altına alınmaması, ve fikir çatışmalarından konsensusun sağlanması yaklaşımı daha ağır basıyor gibi..
...

Koyuyla işaretlediğim kısım, toplumun duruşuyla alakalı... Oysa ki ilk yazıda ve alıntıladığınız kısımda bireyin duruşu ön planda... Toplum baskıcı bir toplum, yönetim faşizan, despot vs. bir yönetimde olsa, siz özgürlük talep edebilirsiniz... Son paragrafta Salvatore'nin söylediği gibi,

... Özgürlük, herkese, kendi önünde uzanan hayatı seçme hakkı tanır, ama özgürlük o kişinin seçimlerin sorumluluğunu -iyisiyle, kötüsüyle- kabul etmesini de talep eder.

Bu talep ediş, toplumdan gelmez aslında; direkt özgürlüğün getirdiği bir sebep-sonuç ilişkisidir... Örneğin bu forumda küfür etmek yasaktır... Ama her üye, küfür etme özgürlüğüne sahiptir... Küfür eden üye, ceza alır, yazısı silinir; bunlar da o seçilen özgürlüğün sorumlulukları ve sonuçlarıdır...

Achiles
04-11-2006, 22:55
1- Celp geldiğinde, söyledikleriniz yerine, ben gitmeyeceğim deseydiniz de sonuç değişmeyecek, askere gidecektiniz... Demek ki özgür değilsiniz...

2- Özgür değilseniz, sorumluluğunuz yoktur... Ölmekten/şehit olmaktan kendinizi mesul tutmanız gerekmez...

Belki var..kaçıp dağlara saklanabilirim...Babam benim oğlum yok kızlarım var deyip beni saklayabilir..köye celbi tebliğe gelen memur rüşvetçi biri olup, babam da beni askerden kurtarmak için kesenin ağzını açabilir...

Bizim köy komple aşiret olup köye gelen herkesi kesip gömebilir ve daha sonra gelirse ilk gelen tebligatçıları aramaya ikinci bir ekip, yoo valla billa göremedik bizim köye kimse gelmedi diyebilir..ne biliyim aslında seçme şansı var...

Yani insanların kalkıp bazıları gibi Çeçenistan da ruslara karşı savaşma şansı veya tercihi vardı..ya da Irak ta Bağdat a bombalamalara karşı koymak için gönüllü hedef olma imkanı da vardı..

Burada asıl bana uygulanan toplumun inançlar sistemi baskısı..

Hikayeyi dallandırayım...

Savaşa katılan bir bey..

Aslında Gümüşhane nin toprak ağalarındandı..dededen gelirdi zenginliği..güvenilir bir aile olarak bilinirdi sarayda..bazen şehzadeler yetiştirilmek ve görgüsü artırılmak üzere Anadoluya salındığında o da mutlaka ev sahipliği yapar, ava çıkılır, düğünlere şeref misafiri olarak iştiraki sağlanırdı..bu yüzden şehzadelerle oğlu samimi arkadaş sırdaştı..

O sene Mehmet Han Konstantinapole sefere çıkacaktı..kendisininde 200 atlı ve 400 yaya ile sefere katılması gerekiyordu..aslında 100 atlı 250 yaya da yeterdi ya, koskoca Hamit Ağa ya yakışmazdı...bölgenin en kalabalık taburu olacaktı kendi kolu...padişah ondan bunu beklerdi açıkça söylemese de...zaten kuşatma başarıya ulaşırsa Konstantinapol de kendisine kimbilir neler bağışlanacaktı..

O yüzden adamlarına en az bu sayıya ulaşacak şekilde adam toplamaları konusunda talimat verdi..

Bir süre sonra tabur oluşmuş erzaklar alınmış, kısa bir talimden sonra yola çıkılmıştı..Hamit Ağa kendi oğlunu da bölüklerden birinin başına vermişti..

savaş gelişir, bir an gelir,

Düşman surları, savunmalarında kırılma noktasına ulaşmıştı..eğer kendisine tahsis edilen sur başını bir tutup okçuları bir temizleyebilseydi..merdivenlerden çıkardığı yetişmiş eğitimli savaşçıları surların sola ve sağa 500 mt.lik bölümlerini bir çırpıda temizleyivereceklerdi...bir bölüğü amansızca surlara salmalıydı..

Ahmet in bölüğe bu emri verdi..Oğlu baba ben de o bölüğe katılmak istiyorum diye atıldı...oysa o bölüğün neredeyse tamamının şehit olacağını biliyordu..bu durumda tek oğlunu pisi pisine ölüme gönderemezdi..kısaca oğlunun bu talebini red etti..

Ahmetin bölüğü hızla saldırdı..inatla merdivenlerden çıkıyorlar, üsten dökülen kızgın yağlar, taşlar,oklar yağmur gibi yağıyor, bedenler iki elleri merdivenlerde hızla yukarı atılıyorlardı..derken 3-5 atılgan gözüpek savaşçı surlara tırmandı ve surlardaki bizanslı okçulara ok yağdırdı..onların himayesinde arkadan Hamit Bey, ağır zırhlı ve kalkanlı savaşçılarını ileri sürdü...bunların da merdivenlere tırmanıp fiilen muharebeye iştirak etmesiyle günlerdir tıkanan savaş hızla akmaya başladı..

Kendi oğlu da ağır zırhlı savaşçılarla birlikte ilk çıkanlar arasındaydı surlara..Merivenlere asılı kalmış beyni patlamış Ahmet i görünce yavaşça kurtardı takıldığı yerden ve aşağıya düşmesini sağladı..henüz bıyıkları terleyen bir gençti bu..ama bu bir savaştı duramazdı..hızla atıldı..

Surları temizlediler..hızla bizans başkentinin içine aktılar..kapıların da açılmasıyla artık ordu şehirdeydi...Konstantinapol düşmüştü..

Savaştan sonra Mehmet Han, ilk sur başını tutan tabur olarak Hamit Bey e, Konstantinapol de, nahhh şu ileri denize kadar olan sokaklar arazi senin olsun, çok yaşa Hamit Ağa dedi...Hamit Ağa da:

-Hünkarum..biz yaşlandık artık, bak şu gözüpek gençlerimiz olmasa savaşı kazanamazdık deyu, oğlunu gösterir Mehmet Hana..

Mehmet Han Hamit Ağa nın oğluna da türlü hediye cariye neyim bağışlasa da asıl süper olan şey, Mehmet Han artık bu genci kafaya yazmıştır..sırtı yere gelmeyecek, kollanacak, ileride belki de kızlarından birine talip olmaya yüzü olacaktır..saraya bir girdin mi akrabalık bağıyla artık olay bitmiştir..

evet ne diyorduk özgürlük sorumluluk seçme şansı..

Köye şehit haberi tez geldi..Baba; benim oğlum da şehit oldu cennete gitti şan olsun namım olsun dedi..

Tabi tek oğluydu..o ölünce tarlaları ekemez biçemez oldu..o zamanlar SSK Bağkur neyim olmadığından yaşlanmak demek köyde, toplumun koruyup kollaması arka çıkmasını ümit etmesi demekti..ama köylü de çaresizdi..zira neredeyse köyden savaşa giden herkes o sur savaşında ilk atakta şehit düşmüştü..gazi olarak köye dönen biri herşeyi anlatmıştı..

Yıllar geçer baba tarlada çalışmakta ufak tefek ektiği bir şeyleri toplamaktadır..Hamit Ağanın oğlu İstanbul dan misafirlerini Gümüşhaneye ava getirmiştir...bir ceylan peşinden atlılar amansızca kovalamaktadırlar...Ceylan bir çalılıkta kaybolmuştu..sessizce atlarından inen grup yavaşça çembere aldılar çalılığı, derken bi kıpırtı oldu Ağa Oğlu aniden çaktı oku...

Aman Allahım...koşup vurdukarı şeyin yanına gittiklerinde bir de baktılar ki, yaşlı bir adam can çekişiyor..Kim bu diye sordu yanındakilere, kimsesiz garibanın teki, domates biber ekip onu toplar dediler...

İyi dedi içinden, hakkını arayacak kimse yok demek ki, kimse olan biteni anlatmasın diye herkese sıkı sıkıya tenbihledikten sonra, toplanın şehre dönüyoruz diye haykırdı atlara binip uzaklaştılar..



Pratiğin ta kendisi aslında aha bu kadar adaletsiz ve hakkaniyetsizdir..bu dün padişalıkda ne idi ise, bugünkü cumhuriyette de böyledir..

Daha düne kadar bir evli teğmen güneydoğuda şehit olduğunda, eşine neredeyse yaşamından bir teğmenin alacağı maaşın 1/3 ü kadar maaş bağlanırdı...Samsun da vali, 2000-2001 yıllarında bu konuyu bağıra bağıra haykıran bir şehit eşini toplantıan dışarı attırmıştı..

Yani..eşinin suçu şehit olmak...şehitse 1/3 maaş..ne halin varsa gör..ara ara ufak tefek can acıtan toplantılarda hediyeler v.s...

Bu artık düzeltildi 2-3 yıl önce...artık eşi şehit olan yaşasayı net ne alacaksa o maaşı almakta..

Ancak bürokrasi..ve seçme şansları açık kapılar hep var...bir türlü bitmeyen açıköğretim...yurtdışında parayla öğrencilikle oğlunu askerlikten kayırmak, paralı askerliğe kadar zaman kazanmak, parayı bastırıp rapor almak, bir yakalanmışsa sisteme torpil koyup Ankara ve İstanbul da tutmak, evci çıkarmak, askerdeyken sevk alıp ameliyat, hava değişimi v.s..

O yüzden şehit cenazelerinde tv de manzara hep fakir fukara aile görüntüleridir..

Zenginimiz bedel verir..
Askerimiz fakirdendir..

(Anadolu türküsü..en az 500 yıllıktır..)

Küçük kasabalar da böyledir..günlük yaşamda..her alanda..sınıflar hep vardır..çalışır tıkır tıkır..3-5 kuruma yapılan elle tutulur bağış..her şeye yeter..



Nerden nereye çekiştirip dağıttım konuyu..özür dilerim..

Mesele seçtiğimiz hayatın iyisiyle kötüsüyle sorumluluklarını üstlenmekten ziyade, doğru seçimi sonuç ve sorumlulukları ne olursa olsun, yapmaktan geçiyor..

Bireyler adaletsizlikleri görüklerinde nemelazımcı zihniyetten vazgeçip, örgütlenmeli ve demokratik haklarını sonuna kadar kullanmalıdırlar..

PKK İstanbul un göbeğinde gösteri yaptığında esnaf sonum ne olur beni listeye alırlar mı acaba diye dükkanının camını koruyacağına, alıp süpürge çek-çek saplarını karakola çekilmek de olsa sonu, kıstırıp ahlaksızlara meydan dayağı atmalıdır...nerde polis...nerde jandarma diye bağıracağına..

Trabzona (galiba) iki PKK lı girdi..tüm Trabzon elde av tüfeği sopalar ayaklandı yediden yetmişyediye..bakın bakalım bi daha girebilirler mi..

Doğru mu Trabzonun ayaklanması, esnafın sopalarla gösterici dövmesi..tabi ki hayır...doğru olan zaten bir şey yok ki..hak aranacak..her eksiye bir artı mukavemet etmezse, fikirde olsun, eylemde olsun, mücadele baştan kaybedilir..özgürlük verilmez alınır...talep edilir..

Demokrasi...çoğunluğun doğrularının azınlığa dayatılması değil midir..mutsuzlar hep olacak...

M.Işılak
06-11-2006, 01:39
Özgürlüğün Ardından Bir Ağıt Söylev

''özgürlüğü yitirdik dostlar
ardından bir çift sözüm var

havaya benzerdi biraz
varlığı duyulmazdı özgürlüğün
yokluğu dayanılmaz

'saklamayın' derdi özgürlük 'beni kendinize
esirgemeyin beni ellerden
esirgendikçe tükenirim çünkü
paylaşıldıkça çoğalırım ben'

oysa kendimize kalsın diye özgürlük
ona bahçelerde duvarlar ördük
uçup gitti kuş misali bahçelerden
ne eller gördü hayrını ne biz gördük

'yurttaşlar' derdi özgürlük 'bu devleti
sizler yöneteceksiniz el ele
yaşatabilmek için beni
yaşayabilmek için benimle'

oysa dünyalarımız öylesine küçüktü
devlet öylesine büyük
yönetilmek öylesine rahattı
yönetmek öylesine yük''

Bülent ECEVİT

Öbür dünyada, rahat etmen dileklerimle.... :( :( :(

zeus
08-11-2006, 15:44
Hegel'e göre "özgürlük, zorunlulukların farkına varmakla başlar ve devam eder"
der ama özgürlük anlamında zorunluluk olmayan bir manayı taşımalı gibime geliyor, bu bakımdan bu tanıma tam katıldığımı söyleyemem...Zira sorumlulukta zorunlulukları yerine getirme bilincidir...

Burada totolojik bir kavram doğmaktadır.Sorumluluk, özgürlüğü kısıtlar gibidir.
İncelenmesi ve irdelenmesi gerekir diye düşünmekteyim..

Achiles
10-11-2006, 01:24
Şunu eklemeyi unutmuşum..

Drizzt Do Urden kitabın sonunda kendi toplumunu terk ederek yeraltındaki mağaralardan, yüzeye çıkar..tek başına..doğada yaşam mücadelesi verir..

Sonra kendisinin Kara Elf olduğunu göremeyen bir kör bilgeyle tanışır hayat arkadaşı olurlar..

Ancak Elf yaşamı yüzyıllar sürdüğünden Kör Bilge insan hayatını tamamlayıp ölür..Drizzt başka diyarlara göç eder tüm Kara Elflerden öcü gibi korkan mahlukatlardan hep uzak hep ihtiyatli..

Yani..

Drizzt lik yapmak demek bizde Eşkiya Halil İbrahim olmak demek...tüm toplumda yaşama sorumluluklarını terk etmek ve evrensel doğrularıyla tek başına yaşamak...

saygılar..