PDA

View Full Version : Sağlık Haberleri


Pages : [1] 2

buzzy
09-04-2006, 00:27
Unutkanlıktan Nasıl Kurtuluruz?
Teknoloji geliştikçe, yaşımız ilerledikçe daha çok unutuyoruz. Peki çağımızın hastalığı haline gelen unutkanlık nelerden kaynaklanıyor, nasıl önlenebilir?

Özellikle 20-50 yaş arasındaki unutkanlığın çoğunluğu stres, iş veya ders yoğunluğu, özel yaşamlarda oluşan değişimler gibi zorlandığımız anlarda ortaya çıkıyor ve daha çok dikkat eksikliği, konsantrasyon güçlüğü, depresyon gibi sebeplere bağlı oluyor.

Anadolu Sağlık Merkezi’nden Doç.Dr.Betül Yalçıner unutkanlık ile ilgili sorularımızı cevaplandırdı.

NEDEN UNUTURUZ?
İnsanda beyin gelişimi, hem belli bir yaşa kadar (ortalama 18-20 yaş civarı) beyin hücrelerinin sayısının artmasıyla beynin hacim olarak büyümesi şeklinde hem de varolan beyin hücrelerinin kullanılmasıyla hücreler arası bağlantıların oluşmasıyla sağlanmaktadır. Hepimiz 20’li yaşlarımıza kadar ne kadar hızlı öğrendiğimizi ve kolay unutmadığımızı biliriz. İşte bu hızlı kavrama beynimiz iki türlü gelişme gösterdiği için olmaktadır. Yirmili yaşlardan sonra ise beynimiz sadece varolan beyin hücreleri arasındaki bağlantıları arttırarak gelişir ve diğer yandan da yavaş yavaş hücre ölümü başlar. Biz ne kadar çok farklı alanlarla ilgilenir ve entelektüel seviyemizi geliştirmeye çalışırsak beynimizde kendisini o ölçüde geliştirir.

Fakat yaşlanmayla birlikte ortaya çıkan hücre ölümü nedeniyle giderek kullanmakta olduğumuz hücre havuzu azalmaktadır. Bu nedenle bir süre sonra beyin yeni bir şeyler öğrenirken bazı tasarruflar yapar ve aslında çok da kullanılmayan bazı bilgileri siler. Öğrenme artık en eskilerin silinip yenilerin kaydedilmesi şeklini almıştır. Dolayısıyla zamanla ortaya çıkan doğal bir unutma süreci yaşarız.

Öte yandan özellikle 20-50 yaş arasındaki “unutkanlık” şeklindeki yakınmaların çoğunluğu stres, iş veya ders yoğunluğu, özel yaşamlarda oluşan değişimler (evlenme, boşanma, eşlerden birinin yada aileden birinin kaybı gibi) şeklinde yaşam süresince zaman zaman zorlandığımız anlarda ortaya çıkan, daha çok dikkat eksikliği, konsantrasyon güçlüğü, depresyon gibi sebeplere bağlı olmaktadır.

SON YILLARDA UNUTKANLIK GÖRÜLME ORANI ARTTI MI?
Son yıllarda unutkanlığın görülme oranının artmasından önce tüm dünyada değişen bazı değerler ve gelişmelerden söz etmek sanırım anlamlı olur. İnsanlar çok uzak olmayan geçmişte bilgi ve haberlere tv, gazete, dergi, radyo, sinema, kütüphane gibi klasik yöntemlerle ulaşmaktaydı. TV bunların içerisinde en kolay ulaşılan yoldu, ancak o da kısa süre öncesine göre birkaç kanaldan ibaretti. Şimdi 10’ları bulan yerel kanallar, özel tv kanalları yanı sıra internet denen bir yol bulunmakta. İnternet denen bilgi ağı içinde her konuya en iyiden en kötüye her zaman hemen her yerde ulaşmak mümkün. Yeni denen bir şeyi öğrendiğimiz anda o bilgi eskimiş oluyor. Dolayısıyla bilgi çok çabuk eskiyor. Hiç bilmediğimiz hiç gitmediğimiz ülkelerde yaşayan insanlarla bir “tık” la konuşmaya başlıyoruz. Biz bu kadar hızlı değişen bir ortama koşarak, çok çalışarak vs. uyum sağlamaya çalışıyoruz. Beynimiz de bilgileri hızla alıp aynı hızla yenileri geldiği için hızla bazı şeyleri siliyor.

Ayrıca genel olarak tüm dünyada yaşam daha rahat ve stressiz bir hal almıyor. Aksine çoğu yerde giderek stres ve yoğunluk artıyor. Dolayısıyla hem bir şeylerden geri kalmama çabası hem de artan stres ve hızlı bilgi giriş çıkışlarıyla ortaya çıkan unutkanlık için bazı yayınlarda “çağın hastalığı” deyimi bile kullanıyor. Depresyon gibi psikolojik problemlerde de benzer bir artış da unutkanlığın artan sebeplerinden olabilir. Tüm gelişmeleri biz insanlar oluşturuyoruz, fakat beynimiz internet gibi değil, geliştikçe gelişen durmadan büyüyen ve sonsuz bilgiye sahip canlılar olmamız en azından şu anda mümkün değil.

Tüm bu gelişmelerle birlikte insan ömründe giderek uzama olması toplumdaki “yaşlı” nüfus sayısını da arttırmakta. Dolayısıyla yaşlılarda görülen yaşlanmayla ilişkili unutkanlık veya demans (bunama) gibi ilerleyici ve kişiyi bakıma muhtaç hale kadar getiren, unutkalıkla başlayan süreçlerin de görülme sıklığı artmakta.

UNUTKANLIK NE ZAMAN CİDDİ BİR HASTALIK OLARAK GÖRÜLMELİ?
Unutkanlık, sebebi ne olursa olsun eğer normal günlük yaşamımızı, iş yaşamımızı, özel yaşamımızı etkiler hale gelirse ve unutkanlık nedeniyle bu yaşam alanlarımızda problemler yaşamaya başlarsak mutlak bir uzman tarafından değerlendirilmeyi gerektirir. Bu uzman duruma göre bir psikiyatrist ya da bir nöroloji uzmanı olabilir.

KULLANILAN İLAÇLAR UNUTKANLIĞA SEBEP OLUR MU?
Birçok ilaç unutkanlığa sebep olabilir. Bu konuda basit bir liste vermek çok zor. Ancak günlük yaşamda doktor olarak en çok karşılaştığımız durumlar; aynı anda birden fazla hastalığa sahip oldukları için birçok ilaç kullanmak zorunda olan yaşlılarda çoklu ilaç kullanımına bağlı, epilepsi (sara hastalığı) için kullanılan ilaçlarla, bazı ağır psikiyatrik rahatsızlığı olan hastalarda kullanmak zorunda olduğumuz özel bazı ilaçlarla unutkanlık oluşabilmekte.

Öte yandan aşırı kronik alkol alımı ve keyif verici madde kullanımı da hem kullanıldıkları süre içinde hem de çok uzun süre kullanılırlarsa kalıcı olabilecek unutkanlık yakınmaları yapabilir.

UNUTKANLIĞI ÖNLEMEK İÇİN ALINABİLECEK ÖNLEMLER VAR MI?
Unutkanlığı önlemek için çok genç yaşlardan itibaren beyin gelişimimizi sağlayabilecek yöntemler kullanmalıyız. Entelektüel düzeyimizi yükseltmeye yönelik uğraşılar bulmalıyız. Yüzeysel bilginin su üstünde kalmaya mahkum yağ gibi asla derinlere inemeyeceğini ve ilk dökülen kısımla birlikte gideceğini bilmeliyiz. Mümkün olduğunca ilgilendiğimiz konularda ayrıntılarını da öğrenmeye çalışmalıyız. Ne kadar çok hücreler arası bağlantıya sahip olursak bilgileri değerlendirme şansımız o kadar artar. Normal zekada bir insan beyninin % 3-4’ünü kullanırken dünyanın en zeki insanları % 7-10 arası düzeyde beyinlerini kullanabilmekte. Aradaki 2-3 katlık farkın neleri değiştirdiği ortada…

Genetik özelliklerimiz mutlaka önemli ama insanlar farklı vücutlarla doğup daha sonra onu istedikleri şekle getirmek için çok yoğun çabalar harcarken, maalesef “kapalı bir kutuda” yer aldığı için pek göze hitap edemeyen beyin için çok az çaba harcamaktalar! Beyin gelişimimizi olumsuz etkileyecek maddeler kullanmaktan, mümkün olduğunca da yoğun stresten kaçınmalıyız. Beslenmemize dikkat etmeliyiz.

DEPRESYON UNUTKANLIĞI ARTTIRIYOR MU?
Depresyon unutkanlığı arttırmaktan ziyade çoğu zaman unutkanlığın sebebi olurken, depresyonda görülen unutkanlık genellikle konsantrasyon güçlüğü, dikkat bozukluğu, isteksizlik gibi çok daha farklı sebeplerden kaynaklanıyor

buzzy
09-04-2006, 00:28
KADINLARIN YAPTIRMASI GEREKEN 10 TESTGünümüzde ölümcül hastalıkların tedavisi bile mümkün. Ancak bunun için erken tanı şart. Erken tanıya giden yol ise, yaşamsal önem taşıyan testlerden geçiyor. İşte her kadın için hayati önem taşıyan ve yaşam boyu yaptırılması gereken testler...

Memorial Hastanesi Dahiliye Uzmanı Dr. Soner Dileklen, her kadının mutlaka yaptırması gereken 10 test ve tanı yöntemleri hakkında bilgi verdi.

MAMOGRAFİ İLE MEME KANSERİNDE ERKEN TEŞHİS
Özellikle meme kanseri, erken tanı ile ölümcül bir hastalık olmaktan çıktı. Bunun için kadınların 20 yaşından sonra her iki memesini de ayda bir kez kontrol etmesi ve 2-3 yılda bir doktor muayenesinden geçmesi gerekli.
Meme muayenesinin olmazsa olmazı mamografi. Uzmanlar kadınları, 40 yaşından itibaren her yıl mamografi çektirmesi ve eğer birinci derece akrabalarda meme kanseri varsa, sıkı takip altında olmaları gerektiği yönünde uyarıyor.
Mamografide, düşük doz x-Ray, yani iyonizan radyasyon üreten bir tüp ile meme inceleniyor. İnceleme için hasta mamografi denilen röntgen cihazının önüne oturtuluyor. Meme x ışınına duyarlı bir levha üzerine yerleştirilerek sıkıştırılıyor. Ardından radyasyon verilerek, her iki memenin iç yapısının görüntüleri filmde oluşturuluyor.
Mamografi, meme kanserini henüz ele gelen bir kitle olmadan, yani kireçlenme aşamasındayken tespit edilebiliyor. Bu sayede meme kanseri çok erken evrede tedavi edilebiliyor.

TONOMETRE İLE KÖRLÜK ENGELLENİYOR
Glokom, halk arasındaki adıyla ‘göz tansiyonu’, yaptığı sinir hasarı ile körlüğe neden olabilen bir göz hastalığı.
İlaç tedavisi ve lazer ile körlüğün önüne geçiliyor ancak bu da erken teşhis ile mümkün. Körlük riskine karşı glokomun rutin muayenelerine en geç 40 yaşında başlanmalı. Ancak ailede glokom hastası varsa bu testler daha erken yaşlara alınmalı, da başlanmalı.
Göz içi basıncında genel adı tonometre olan cihazlara başvuruluyor. Retina kontrolünde, gözün arka bölümünü görebilmek için gözbebeği damla formundaki ilaçlarla genişletiliyor. Göz içi basıncı, tonometre cihazından kontrollü bir şekilde hava püskürtülmesiyle ölçülüyor.

EFORLA KALP SORUNLARI BELİRLENİYOR
Uzmanlara göre 40 yaşını geçmiş her kadın senede bir kez kardiyolojik Check-up’tan geçmeli.
Uzmanlara göre, 40 yaşını geçmiş her kadının senede bir kez kardiyolojik check-up’tan geçmesi, kalp sağlığı açısından büyük önem taşıyor. Ailede kalp krizi hikayesi bulunanlar için ise bu daha erken yaşlarda başlamalı. Efor testi, bu yaşamsal önem taşıyan check-up’ta başvurulan yöntemlerden biri.
Test, çoğunlukla koşu bandında uygulanıyor. Yaklaşık 10 dakika süren test sırasında kalp ve kalp kapaklarının durumu ile işleyişi hakkında bilgi veren EKG sürekli izleniyor, belirli aralıklarla damar basıncı ölçülüyor.
Efor testi egzersizi ritim ve ileti bozukluklarını araştırmak amacıyla yapılıyor. Bu sayede kalp ve dolaşım sistemi hastalıkları da ciddi boyutlara ulaşmadan tedavi edilebiliyor.

SMEAR İLE RAHİM AĞZI KANSERİNE SON
Uzmanlar, 18 yaşını aşmış ve aktif cinsel yaşamı olan her kadınının yılda bir kez düzenli olarak pap smear testi yaptırmalarını öneriyor.
Çünkü bu test sayesinde jinekolojik kanserler arasında 2. sırada yer alan rahim ağzı kanseri, çok erken safhada teşhis edilebiliyor.
Muayene sırasında, özel bir fırça yardımıyla rahim ağzı bölgesinden hücre sürüntüsü alınıyor. Bu sürüntüler patoloji laboratuarlarında inceleniyor. İnce yayma tekniğiyle, rahim ağzı kanserine yol açan Human Papilloma virüsü tespit ediliyor.

YILDA BİR KEZ ULTRASON
Kadın hastalılarında erken tanı için gerekli en önemli yöntemlerden biri de vajinal ultrason. Uzmanlara göre, yakınması olsun veya olmasın her kadın yılda bir kez ultrason muayenesinden geçmeli.
Vajinal yolla yapılan ultrasonda, iç organlar çok daha net bir şekilde izleniyor. Yumurtalıkları ve rahmi daha iyi görebilmek için ince bir sonda vajinaya yerleştiriliyor. Ekranda beliren görüntü, kadının sağlığı hakkında bilgi veriyor.
Jinekolojik ultrason ile karın organları, özellikle de rahim, yumurtalıklar ayrıntılı bir şekilde değerlendiriliyor. Rahmin yapısı, pozisyonu, büyüklüğü, rahimden kaynaklanmış tümörler, miyomlar saptanabiliyor. Bunların yanı sıra rahim içi zarı, yani endometrium değerlendirmesi de yapılıyor. Aynı şekilde yumurtalıkların yapısı, yumurta geliştirme kapasiteleri, yumurtalık kistleri saptanabiliyor.

YILDA BİR KEZ CİLT MUAYENESİ KANSERİ ÖNLÜYOR
Her yıl düzenli olarak dermatoloji uzmanının kapısını çalmak da, sağlık için yaptırılması gereken testlerin bir parçası. Özellikle vücutta bulunan çok sayıda ben ve ailedeki cilt kanseri hikayeleri, muayenenin önemini daha da artırıyor. Çünkü benler, ölümcül bir kanser türü olan melanom riski taşıyor. Melanomda yen tanı yöntemi, dijital dermatoskopi. Bu yöntemde yağlanmış deri yüzeyi ışıklı bir büyütme sağlayan dermatoskop ile inceleniyor. Vücuttaki benlerin haritası oluşturularak noktasal lokalizasyonlar belirleniyor. Ardından her bir ben için dermatoskopik görüntü alınıyor ve kaydediliyor. Böylece bir sonraki kontrolde elde edilecek görüntüyle karşılaştırma şansı sağlanıyor. Bunların yanı sıra dijital dermatoskop, benlerde izlenen şüpheli değişiklikleri de gösteriyor.
Bu test ile cilt üzerindeki değişiklikler, kanserleşmeden tespit edilebiliyor.

KAN TAHLİLLERİ SAĞLIĞI ELE VERİYOR
Düzenli olarak yaptırılan kan tahlilleri, genel sağlık durumu hakkında bilgi veriyor. Uzmanlara göre herhangi bir yakınma olmasa da, 35 yaşından itibaren 2 yılda bir kan tahlili yaptırılmasında yarar var.
Damardan kan örneği alındıktan sonra laboratuarlarda alyuvar ve akyuvarların durumuna bakılıyor, lökositler inceleniyor. Testlerden alınan sonuçlara bakılarak vücutta enfeksiyon ve alerjik bir durum olup olmadığı tespit edilebiliyor. Kolesterol ve kan şeker değerleri hakkında bilgi ediniliyor.

MENOPOZDA KEMİK YOĞUNLUĞU ÖLÇÜMÜ ÖNEMLİ
Menopoz ile kendini gösteren kemik kırılmaları riski, osteoporoz tanısı ile konuyor. Özellikle ailede osteoporoz hastasının varlığı, kemik mineral yoğunluğu ölçümünün önemini artırıyor. Kemik mineral yoğunluk ölçümü, hiçbir hazırlık gerektirmeden, vücuda bir zarar vermeden, özel bilgisayar programı ve hassas ölçüm yapan dansitometri cihazlarıyla yapılıyor.
Bu yöntemle vücudunuzdaki kemik yoğunluğu ölçülerek kemik erimesi riski tespit ediliyor. Erken teşhis sayesinde, ileri yaşlarda ciddi ve yaşamsal problemlere yol açan kırıkların oluşması önlenebiliyor.

AĞIZ VE DİŞ SAĞLIĞI İÇİN TÜKÜRÜK TESTİ
Diş ve diş eti hastalıkları, dünyada ve Türkiye’de önemli sağlık sorunları arasında yer alıyor. Dişlerde ciddi bir sorunla karşılaşmamak için her yıl düzenli olarak diş hekimi ziyaret edilmeli. Diş ve diş eti problemlerinin tespitinde, doğal bir koruyucu olan tükürüğün teste dilmesi önemli.
Bu test için tükürüğünüzün incelenmesi yeterli. Testte tükürüğün kimyasal ve mikrobiyolojik yapılarına bakılıyor.
Bu sayede çürüklerin önemli bir sağlık sorununa neden olması önleniyor.

KOLON KANSERİ ÖNLENEBİLİYOR
Kolon kanseri, en sık görülen kanser türleri arasında 3. sırada yer alıyor. Sinsi tehlike, özellikle 50 yaş ve üzerindekileri tehdit ediyor. Araştırmalar, kolon kanserinin önlenebilir olduğunu gösteriyor. Ancak bunun için 50 yaşından sonra, 2 ila 5 yılda bir düzenli olarak kolonoskopi yönteminden yararlanılmalı.
Kolonoskopiyle kalın bağırsağın tümü incelenebiliyor. Çekim sırasında hastalar tomografi cihazına yatırılıyor ve kalın bağırsağa hava verilerek iç bölgenin görülmesi sağlanıyor. İşlem sonunda verilen hava geri alınıyor.
Kolonoskopi yöntemiyle hekim ileride tümöre dönüşebilecek polipleri teşhis edilebiliyor. Poliplerin cerrahi yöntemlerle alınması sayesinde, kolon kanseri oluşma riski önlenmiş oluyor.

petal
10-04-2006, 01:41
Çocuğunuzu güneşten nasıl koruyabilirsiniz?

Cilt kanseri geç yaşta ortaya çıksa da, sebep, çocuklukta olan güneş yanıkları. Çocuğunuzu cilt kanserinden korumak için, güneşte yanmasını engelleyin. Çocukları, güneş ışınlarının en yoğun geldiği saatler olan 10:00-15:00 arasında dışarı çıkarmayın. Çocuğunuzun gözlerini de, katarakt riskine karşı güneşten koruyun. Bu sebeple çocuğunuza UV korumalı güneş gözlüğü alın. Çocuğunuz günde 30 dakikadan fazla dışarıda duracaksa, mutlaka güneşten koruyucu losyon kullanın.

Amerikan Hastanesi Çocuk Sağlığı, Hastalıkları ve Yenidoğan Uzmanı Dr. Özlem Ekiz Yörükalp, güneş ışığının içindeki ultraviyole ışınları (UV), UV-A ve UV-B'nin, uzun süre güneşe maruz kalındığında cilt yanıklarına yol açtığını, tekrarlayan vakaların da cilt kanserine sebep olduğunu bildirdi.

Bir insanın tüm hayatı boyunca aldığı UV ışınlarının yarısından fazlasının çocukluk çağına ait olduğunu, çünkü dışarıda geçirdiği sürenin bu dönemde maksimum düzeyde bulunduğunu belirten Uzm. Dr. Yörükalp, "Hayatında bir kere su toplamış güneş yanığı olan bir kişinin cilt kanserine yakalanma riski, yanığı olmayanlara göre 2 kat fazladır. Her yanıkla bu risk 2 kat artar. Cilt kanserinden korunmanın en iyi yolu, cilt yanıklarını önlemektir" dedi.

İÇİ SU DOLU KABARCIK OLUŞUMU


Uzm. Dr. Özlem Ekiz Yörükalp, uzun süre güneşe maruz kalındığında UV ışınlarının ciltte önce kızarıklık, daha uzun süreli hasarlarda da içi su dolu baloncuklara sebep olduğunu anlatarak, "Kızarıklık, ağrı ve şişme, güneşten 2-4 saat sonra başlar, 24 saatte maksimuma ulaşır. Bu, 1. derece yanıktır. İçi su dolu kabarcıklar olduğunda, yanık artık 2. derece olmuş demektir. 3. derece yanıklarda ise kabuklanmalar olur. Güneş, 3. derece yanığa sebep olmaz" diye konuştu.


Eğer çocuğun derisi su toplar ve bunlar patlarsa, üzerindeki ölü derinin temiz, küçük bir makasla temizlenmesi gereğine işaret eden Uzm. Dr. Yörükalp, "Sonra da antibiyotikli bir krem sürülmelidir. Merhemi günde 3 kez yıkayıp, tekrar sürmek gerekir" dedi.


K. V. Amerikan Hastanesi Çocuk Sağlığı, Hastalıkları ve Yenidoğan Uzmanı Dr. Özlem Ekiz Yörükalp, güneş yanıklarında sık yapılan yanlışlıklardan birinin de, yanık yerine diş macunu, yoğurt veya yoğun merhemler sürmek olduğunu vurgulayarak, "Bunların hem faydası yoktur, hem de temizlenmesi zordur. Diğer bir hata da, güneşten koruyucu losyonlarla bronzlaştırıcı losyon veya yağları karıştırmak, koruyucu yerine bronzlaştırıcı kullanmaktır" diye konuştu.

6 AYLIK ÇOCUKLAR İÇİN 'GÜNEŞ' UYARISI


Uzm. Dr. Yörükalp, süt çocuklarının, ciltleri daha ince olduğu için güneşe karşı daha hassas olduklarını ifade ederek, bu sebeple 6 aylıktan küçük çocukların direkt güneşe çıkarılmamasını ve mümkün mertebe gölgede tutulmasını, eğer güneşe çıkacaksa mutlaka koruyucu losyon, uzun elbiseler ve kenarlıklı şapka kullanılmasını önerdi.


Çocukların, güneş ışınlarının en yoğun geldiği 10:00-15:00 saatleri arasında dışarı çıkarılmaması gerektiğini kaydeden Uzm. Dr. Özlem Ekiz Yörükalp, "Bulutlu havalar sizi yanıltmasın; güneş ışınlarının yüzde 70'i bulutları geçer. Ayrıca güneş ışınlarının yüzde 30'u da seyrek dokumalı kıyafetlerden cilde geçer. Kum ve suyun güneş ışınlarını yansıttığını unutmayın. Gölgede bile cilt yanıkları olabilir. Şapka veya şemsiye, çocuğunuzu yansıyan ışınlardan koruyamaz" uyarısında bulundu.


Uzm. Dr. Yörükalp, çocukların gözlerinin de güneşten korunması gereğine dikkat çekerek, "Yıllarca UV ışınlarına maruz kalmak, katarakt riskini arttırır. Çocuğunuza UV korumalı güneş gözlüğü alın. Güneşte en çok yanaklar, burun ve omuzlar yandığı için, özellikle bu bölgeleri koruyucu losyonlarla yoğun şekilde koruyun" dedi.

GÜNEŞ YANIKLARI İÇİN RİSKLİ GRUP


Çocukların yüzde 15'inin, asla bronzlaşmayan, fakat yanan ciltlere sahip olduğunu söyleyen Uzm. Dr. Özlem Ekiz Yörükalp, "Özellikle açık tenli çocuklar, tüm hayatları boyunca güneşe karşı dikkatli olmak zorundadır. Eğer çocuğunuz açık tenli, sarışın ya da kızıl saçlı, çilli, mavi veya yeşil gözlü, çok benli ise güneş yanıklarına karşı daha hassastır, dolayısıyla cilt kanseri açısından da riskli gruptadır. Bu çocuklar, yazın çok kısa süreli dahi olsa güneşe çıkacak olsalar, koruyucu losyon kullanmak zorundadır" diye konuştu.


Uzm. Dr. Yörükalp, piyasada pek çok güneşten koruyucu ürün bulunduğunu hatırlatırken, özellikle hem UV-A hem de UV-B'ye karşı koruyucu bir ürün tercih edilmesini önerdi.

Güneş yanıkları için tehlikeli saatler olan 10:00-15:00 arası için 15 koruma faktörünün yeterli olduğunu belirten Uzm. Dr. Özlem Ekiz Yörükalp, "Açık tenli çocuklar için 30 koruma faktörü gerekli. Kısaca söylemek gerekirse, tüm çocuklar için 15 ve üzeri koruma faktörlü ürünler kullanılmalı. Koruyucu ürünleri güneşe çıkmadan 30 dakika önce sürmeli. Burun, yanaklar, kulaklar ve omuzlar özellikle iyi korunmalı. Çoğu ürün her 3-4 saatte bir tekrar sürülmeli, eğer suya girilmişse krem sürme işlemi hemen tekrarlanmalı" dedi

petal
10-04-2006, 01:42
Zayıflamak için hangi yol seçilmeli?

Obezite, yani şişmanlık tedavisinin günümüzde doktorları, klinikleri, diyetisyenleri, zayıflama ilaçları, şok diyetleri, diyet yiyecek ve içecekleri, aletleri, edavatı...

ile milyar dolarlık dev bir sektör olmasına hiç de şaşırmamalı. Çünkü, dünyada hem çok fazla kilosu ve çok fazla parası olan milyonlarca insan var, hem de bu fazlalıklara göz dikmiş çok fazla akılları olan insanlar. Amaç, karında, göbekte, kalçalardakilerle beraber cüzdan ve ceplerdeki fazlalıkları uygun şekilde gidermektir. Cerrahpaşa Tıp Fakültesi Göğüs Hastalıkları Bölümü Öğretim Üyesi Prof. Dr. Ahmet Rasim Küçükusta, diyetleri Mynet okurları için yazdı.

EN İYİSİ ŞİŞMANLAMAMAK

Zayıflamanın türlü çeşitli yolları var. Hangisini seçelim diye soruyorsanız, en iyisi hiç şişmanlamamak derim. Esas önemli olan, her besinden yiyerek hayat boyu dengeli beslenmeyi bir alışkanlık haline getirebilmektir. Başka bir deyişle, yemek için değil, yaşamak için yemeyi öğrenmeliyiz.

Çünkü, bir kere hem yerleşmiş yağ dokusunu kaybetmek çok zordur ve hem de kısa zamanda bin bir emekle, zahmetle verilen kilolar genellikle daha kısa zamanda üstelik de fazlasıyla geri alınır.

TERAZİLERLE DOST OLMALI

Kimse zorla zayıflatılamaz. Önce şişmanları, şişman olduklarına, bunun bir hastalık olduğuna ve zayıflamaları gerektiğine inandırmak gerekir. Zira, pek çok obez terazilerden hiç hoşlanmaz, fazla kilolu olduğunu da genellikle kabul etmez.

YEDİĞİMİ ÇOCUK YEMEZ

Şişmanların en büyük bahanelerinden biri de "Su içsem yarıyor" dur. Hiç de fazla yemedikleri halde kilo almaktan veya verememekten yakınanlar bütün yedikleri ve içtiklerini kaydederlerse, kabahatin suda olmadığını kolayca anlarlar. Bunlar, "abur-cuburları"yiyecek ve içecekten saymayanlardır.

PAZARTESİ DİYETLERİNDEN VAZGEÇMELİ

Birçok insan her pazartesi veya her aybaşı sabahı diyete başlar, ancak daha o akşam veya en geç ertesi gün de vazgeçer. Çünkü, insanlar çok kısa zamanda, yediklerinden fazla kısmadan 'kolayca' zayıflamayı isterler. Hatta, mümkün olsa da bir düğmeye basılıp fazla kilolar birden kaybolsa çok iyi olacaktır.

SİHİRLİ BİR DİYET YOK

Bir kere şuna emin olun ki, öyle birkaç haftada bilmem kaç kilo verdiren 'şok diyetler' yararsız olduğu gibi, sağlık için de çok risklidir. Belki bunlarla kısa sürede kilo verilebilir, ama diyet bırakılınca eski kilolar hemencecik fazlasıyla geri alınır. Bu tür diyetlerde kaybedilen yağ değil, kas dokusudur.

Aç kalarak ve kendi başına yapılan diyetlerle de zayıflamak genellikle imkânsızdır. Çektiğiniz eziyet yanınıza kâr kalır.

EN İYİ DİYET HANGİSİ

Şişmanlarda bu fazlalıklar olduğu sürece onlara göz diken yeni birileri mutlaka çıkacaktır. En iyi diyet, bir doktor ve diyetisyen tarafından kişiye özel olarak hazırlanan diyettir. Kilo vermekte hiç aceleci olunmamalıdır. İdeal bir diyette, vücudun ihtiyacı olan her tür besin olmalı, ancak miktarı ve kalorisi düşük tutulmalıdır. Esas önemli olan verilen kiloların bir daha geri alınmamasıdır. İnsanı aç ve hâlsiz bırakan rejimlere itibar edilmemelidir.

PAHALI DİYET ÜRÜNLERE KANMAMALI

Diyet veya 'light' adı altında satılan çikolatalar, reçeller, kekler, bisküviler... gerçekten çok pahalıdır. Bunların yerine kalorisi düşük olan alternatifler bulmak her zaman mümkündür. Bu pahalı ürünlerin tek faydası, cebinizde yiyeceğe verecek para bırakmamam yoluyla kilo vermenize katkıda bulunmasıdır. Diyetisyenlerin vizitelerinin de çok yüksek olmasının bir nedeni de budur zaten.

PARASI OLAN DA AÇ, OLMAYAN DA

Bu dünya bir tuhaf.

Gençken parası olmadığından... bulamadığından yiyemeyen insanlar, paraları pulları olduğunda ise, bu sefer de kilo almamak ya da fazla kilolarını verebilmek için aç bilaç gezmek zorunda kalıyorlar.

buzzy
10-04-2006, 12:25
Stres diş döküyor
İsveç’in Karolinska Enstitüsü’nde yapılan araştırmaya göre stres, endişe ve tasa, ağız sağlığı açısından da önemli. Bu yakınmalarla doktora başvuran hastalarda, diş dökülmesinin daha hızlı olduğu gözlendi.
İsveç Karolinska Enstitüsü Ağız Sağlığı Uzmanı Dr. Annsofi Johannsen, insan psikolojisi ile diş sağlığı arasındaki ilişkiyi araştırdı.
Annsofi Johannsen’in araştırmasına göre stresli, endişeli ve tasalı insanların diş etlerinde iltihaplanma daha fazla görülüyor. Bu iltahap sonucunda, hastaların dişlerinde dokülme görülüyor.

İsveç Haber Ajansı TT’ye açıklama yapan Dr. Johannsen, İsveçliler’in yüzde 15 ile 30’unda diş dökülmesi yaşandığını kaydetti.

pinky
12-04-2006, 01:19
Bilim ve Teknik Aralik 2000 dergisinde "Ari Zehirinde
Bilmedikleriniz "konusunu okuyunca ari sokmalarında uyguladığım bir yöntemi sizinle paylasmak istedim. Tip fakültesinde okurken simdi anımsamadığım bir dergide ari zehirinin protein yapisinda olmasi nedeniyle (enzim, peptit ve aminoasitler) 53-55 derecede denature olarak toksin özelligini kaybedecegini, derimizin bölgesel olarak 60 derece ve üstüne dayanabilmesi nedeniyle sokmanin hemen sonrasinda bölgeye yanan bir sigaranın olabildiğince yaklastirildiginde zehir'in etkisinin kaybolacagini okumustum.

Bu uygulamayi 1983 de zorunlu hizmet sirasinda beni bir ari soktugunda
kendimde denemistim. Sonuc mükemmeldi, 10-15 saniyede agri ve sislikten eser kalmamisti.
O günden beri, basta gittigim kamplarda olmak üzere onlarca kisi üzerinde
bu yöntemi uyguladim.
Ari sokmasindan sonra yaygin olarak kullanilan, bölgeye amonyak uygulanmasi bence çok yanlis. Sokulmadan sonra kisa süre içinde olmak sartiyla, önce igneyi çıkartıp ardindan 20 saniye kadar yanan sigarayi kisinin dayanabildigi oranda degdirmeden bölgeye yaklastiriyorum. Bölgede agri ve sislik kaybolup, sadece birkac dakika icin kizariklik kaliyor.

Kisinin alerjisi yoksa baska önleme gerek kalmiyor.

Dr. Murat Ergin

buzzy
12-04-2006, 11:00
Çocuğun sağlık giderini devlet karşılayacak
Başbakan Erdoğan, Sosyal Güvenlik Reformu ile birlikte, 18 yaşına kadar tüm çocukların sağlık giderlerini devletin karşılayacağını söyledi. Erdoğan, "Çocuğa sigortan var mı, prim ödedin mi, sorulmayacak" dedi

Başbakan Recep Tayyip Erdoğan, primi ödensin veya ödenmesin tüm çocukların 18 yaşına kadar sağlık giderlerinin devlet tarafından karşılanacağını söyledi.
Erdoğan, "Buna 'hayır' demek, millete karşı olmaktır. Efendim, 'Zarara gireceğiz.' Hesabını yaptık, zarara girmeyeceğiz, kâr edeceğiz" dedi.
Erdoğan, dün AKP grup toplantısında yaptığı konuşmada, sosyal kesimler için açtıkları her paketin 'seçim yatırımı' diye değerlendirilmesine tepki göstererek, "Ülke meseleleri üzerine kafa yormak, çözüm üretmek için illa seçim olması gerekmiyor. Böyle bir yanlışı, mantığı kabul edemeyiz" dedi.
Erdoğan, tasarının geciktirilmesi halinde hem ülke ekonomisinin hem de devlet - toplum ilişkisinin büyük yara alacağını söyledi. Paketi "Taşın altına büyük bir cesaretle elimizi koyduk" diye savunan Erdoğan, bu reformla, herkesin "Eşit bir ülkenin vatandaşı olacağını" hissedeceğini kaydetti.
Erdoğan, SSK'lı Bağ-Kur'lu, Emekli Sandığı ayrımcılığının ortadan kalkacağını ve tüm işlerin tek çatı altında yürütüleceğini belirtti.

Yeşil karta son
Erdoğan, şöyle devam etti:
"Bazı vatandaşlarımıza yeşil kart verdiler, bazılarına da maalesef kırmızı kart gösterdiler. Vatandaşın haklarını esirgeyen bu köhne düzen en kısa makul sürede son buluyor. Yeşil kart - Kırmızı kart ayrımına son vermeliyiz. İmtiyaz yerine adalet isteyen vatandaşımızın bizden talebi budur."

Emeklilik yaşı 65
Reform paketinin çıkmasının ardından emeklilik yaşının 68'e yükseleceğine yönelik spekülasyonlar yapıldığını belirten Erdoğan, "Emeklilik yaşının yükseltilmesi 2036'da olacak. Yükseltilme de 68 değil 65 olarak düşünülüyor" dedi.

Tasarı 109 madde
Bu arada, Çalışma ve Sosyal Güvenlik Bakanı Murat Başesgioğlu, tasarıya destek istemek için dün TBMM'de CHP Grup Başkan vekili Ali Topuz ile görüştü.
Başesgioğlu, 109 maddeden oluşan tasarının mevcut yöntemle görüşülmesi halinde, ancak 5 ayda yasalaşabileceğini vurguladı.
Topuz ise, tasarıyı iyileştirme çabası içinde olacaklarını belirtti. Bilindiği gibi tasarı, IMF'nin 3'üncü gözden geçirme çalışmaları için ön koşul niteliğinde bulunuyor.
Tasarı ne getirecek?
Türkiye'de ikamet eden herkes zorunlu olarak Genel Sağlık Sigortalı (GSS) olacak.
Her çocuk 18 yaşına kadar GSS'li olacak.
Yurtdışında yaşayan Türk vatandaşları ile yabancı ülke vatandaşları da Türkiye'de bir yıldan fazla kesintisiz kalacaklarsa GSS kapsamına girecek.
GSS primine esas kazancın alt sınırı asgari ücret üst sınırı ise bu ücretin 6.5 katı olacak.
Yeşil kart uygulması kalkacak. Ödeme gücü olmayan, sigortalı olarak çalışmayan ve aylık geliri asgari ücretin üçte birinden az olanların primlerini devlet ödeyecek.
Prim borcu olanlar sağlık hizmetlerinden yararlanamayacak.

buzzy
12-04-2006, 15:40
Bahar alerjisine kağıt mendil uyarısı
Kağıt mendillerin içerdikleri kimyasallar nedeniyle bahar aylarındaki göz ve burun alerjilerini artırabileceği vurgulandı.
Polenlere alerjisi bulunanların göz damlası kadar pamuklu mendil taşımayı da ihmal etmemesi önerildi.
Zonguldak Karaelmas Üniversitesi Tıp Fakültesi Göz Hastalıkları Anabilim Dalı Başkanı ve Uluslararası Gözyaşı Hastalıkları Derneği Genel Sekreteri Doç. Dr. Suat Hayri Uğurbaş, ilkbahar mevsimiyle polenlerin yanı sıra çeşitli çiçek ve otlarla temas halinde bulunulmasının alerjisi olan kişilerin gözlerinde sulanma, kızarıklık, yanma ve batma hissi gibi belirtiler gösterdiğini söyledi.

Mevsimsel alerjinin genellikle her yıl tekrarlandığından lokal anti-alerjik damlalarla tedbir alınabileceğini anlatan Doç. Dr. Suat Hayri Uğurbaş, şöyle konuştu:
“Rahatsızlıkların tedavisinde alerjinin neden kaynaklandığını tespit etmek çok önemlidir. Kağıt mendiller, içerdikleri kimyasallar nedeniyle bahar aylarındaki göz ve burun alerjilerini artırabilmektedirler. Polenlere alerjisi bulunanlar göz damlası kadar pamuklu mendil taşımayı da ihmal etmesinler. Çünkü, kağıt mendiller gözlerdeki sulanmayı ve burundaki akıntıyı çoğaltabilmekte. Ayrıca, tedavide kullanılacak damlalar da muhakkak her yıl doktora başvurularak alınmalıdır. Alerjinin şiddetine uygun damlanın kullanılması tedavinin etkisi açısından şarttır. Halkımız, eczanelerden her damlayı satın almamalıdırlar.”

Uğurbaş, vatandaşların belirtiler ortaya çıkmadan anti-alerjik damlaları kullanmaya başlamaları durumunda rahat edeceklerini, hava kirliliği gibi değişken çevre koşulları nedeniyle ilerleyen yaşlarda da rahatsızlığın yaşanabileceğini kaydetti.

buzzy
13-04-2006, 02:32
Kilo vermenin sırları
Diyet yapmak kolay bir iş değildir. Bir şeyler yemek, atıştırmak hayatımızın öylesine içinde ki, her vesile ile bir şeyler yiyoruz. Vitrinler, market rafları, restoranlar ve ikramlar, son derece davetkar ve baştan çıkarıcı. Ama hem sağlığımız hem de yaşamın tadını çıkarmak için fazla kilolardan uzak kalmamız gerekiyor. Peki nasıl karşı koyacağız tüm bunlara? Üzülmeyin, her derdin bir çaresi var. Bugün diyet yapmanızı kolaylaştıracak farklı önerilerim olacak!

MAVİ RENGİN FAYDALARI
Kırmızı, sarı ve turuncu gibi sıcak renklerin iştahınızı açtığını hiç fark ettiniz mi? Mavi ise tam tersidir. Sizi dinginleştirir ve aşırı yemenizi önler. Dikkat ederseniz, size kocaman menüler sunan fast food restoranlarının ana rengi hep kırmızıdır. Bu rengi kebapçılar ve Çin Lokantaları da çok sever. Çünkü saf kırmızının sinir sistemi üzerinde uyarıcı bir etkisi vardır, bizi heyecanlandırır. Kırmızıyı algıladığımızda kan basıncımız artar, nefes alıp verişlerimiz ve kalp atışlarımız hızlanır. Oysa mavi, özellikle koyu mavi, sakinleştiricidir. Mavi renge restoranlarda pek nadir rastlanır. Çünkü bu renk dinginliğe, doyuma, kendisi ile barışık ve güvenli bir duruma karşılık gelir. Doğrusu böyle bir ruh halinde iken insan pek fazla yemek yemeye ihtiyaç duymaz. Öyleyse neden kendimize 'mavi terapisi' yapmayalım? Gelin bu dönem mavilere bürünün. Özellikle yemekli bir davete giderken mavi giyinin, mavi taşlı bir yüzük takın. Evde masa örtülerinizi, yemek takımlarınızı mavilerle donatın. Bir değişiklik yapmaya niyetiniz varsa yemek odanızı da maviye boyayın.

YEŞİL ÇAY
Yemekle birlikte veya yemeklerden 15 dakika önce yeşil çay içerseniz, yağ ve kolesterol emilimini azaltırsınız. Nasıl diye soracak olursanız, yeşil çayda hem polifenoller hem de biraz kafein bulunur. Yeşil çaydaki bu hafif kafein ile polifenoller birleşerek özel bir zayıflama etkisi yaratırlar.

20 DAKİKA BEKLEYİN
Midemizin tokluk hissini algılaması 20 dakika sürer. Hızla yemek yerseniz, 20 dakika geçinceye kadar, doyduğunuzu anlamazsınız. Sonra da midenizin neden bu kadar tıka basa dolu olduğuna şaşırır kalırsınız. Dikkat ederseniz, yemeğe herhangi bir nedenle ara verip de sofraya tekrar oturduğunuzda, kendinizi tok hissedersiniz. Örneğin; telefon çalarsa ya da misafir ağırlıyorsanız, pek bir şey yiyemezsiniz. Öyleyse ne yapacağımız bellidir. Elimizden geldiği kadar yavaş yemeliyiz. Bunu sağlamak için de ayakta atıştırmak yerine daima sofraya oturmalı, çatalı-bıçağı arada bir bırakmalı, yemek sırasında su molası vermeli, yeşil çayımızı yudumlamalı ve karnımızın doyması için kendimize en az 20 dakika zaman tanımalıyız.

* Yemek yerken acele etmeyin.

* Akşam yemeğinizi mümkün olduğu kadar erken yiyin.

* Asla ayakta atıştırmayın. En küçük öğünler için bile kendinize sofra kurun.

* Masaya çok aç oturmayın. Saat 17.00 civarında veya eve geldiğinizde biraz meyve yerseniz, olası açlık krizlerini önlersiniz.

* Yemek odanızı güzelce aydınlatın. Loş ışıkta insan farkına varmadan çok daha fazla yemek yer.

UYKUSUZ KALMAYIN
Hepimizin bildiği gibi, uykusuzluk irademizi zayıflatır. Kendimizi ruh gibi hisseder, günü geçiştirmekten başka hiçbir şey düşünemez oluruz. Acil enerji ihtiyacı ile karbonhidratlara ve keyif verici maddelere sarılmakta medet umarız. Ama daha da önemlisi, uyku uyuyamazsak, kendimizi tok hissetmemizi sağlayan Leptin hormonu etkisini kaybeder. Çünkü uykuda Leptin hormonu yükselir. Ancak yeterli seviyelere ulaşamazsa, açlık hormonları (Ghelin) ve stresle baş başa kalırız. Öte yandan yediğimiz her şey çabucak yağ olarak depolanmaya başlar. Değer mi?

selçuk efendi
15-04-2006, 14:18
Herkes hayatında bir kaç kez ağız
kokusundan şikâyetçi olmuştur. Tıbbi dilde 'Halitosiz' diye adlandırılan
"ağız kokusu" pek çok farklı nedenden kaynaklanabiliyor. Hoş olmayan nefes
kokusu sorunu yaşayan kişilerde önemli sosyal ve psikolojik sıkıntılara
neden ağız kokusu rahatsızlığının toplumun yüzde 50'sini etkilediği tahmin
ediliyor.

Telefonla yapılan bir ankette ABD'de yaşayan erkeklerin yüzde 50'si,
kadınların yüzde 60'ı nefes rahatlatıcı' ürünlerden kullandıklarını
söylemişlerdir. ABD'deki yıllık tüketim sadece ağız suları için 740 milyon
dolar civarında ve nane şekeri veya ağız spreyleri gibi 'ağız koku
dispenserleri' için de yaklaşık 625 milyon dolar para harcanıyor; Almanya'da
ise bu rakamlar üçte bir civarında olduğu tahmin ediliyor.

Ağız kokusunun nedeni ve tedavisi ile ilgili merak ettiğiniz her şeyi
Jinemed Hospital'dan KBB Uzmanı Op. Dr. Şenol Civelek yanıtladı.

*Ağız kokusu neden kaynaklanır?*

Halitozis dediğimiz ağız kokusu, ağızda bulunan bakterilerin hidrojen sülfür
içerikli ürünlerinden ortaya çıkmaktadır. İyi ağız hijyenine sahip
bireylerde hidrojen sülfür üreten bakteri popülasyonu azınlıkta iken kötü
ağız hijyenine sahip kimselerde bu tip bakteri sayısı artmaktadır.

*Ağız kokusunu tipleri var mı?*

Ağız kokusu fizyolojik, patolojik ve psikolojik olmak üzere üç tiptir.

Fizyolojik ağız kokusu nedir?

Açlıkta ve beslenme alışkanlığına bağlı olarak yemeklerden sonra fark edilen
ağız kokusudur.

Fizyolojik ağız kokusuna ne yol açar?

Yüksek protein içerikli; kırmızı et, balık, peynir ve süt ürünleri gibi
gıdalarla bakterilerin etkileşmeleri sonucunda oluşur. Ayrıca soğan,
sarımsak, turp gibi koku veren yiyecekler de ağız kokusuna yol açan sülfür
içermelerinden dolayı nefes kokmasına yol açar. Alkol alımı, kahve içimi ve
sigara kullanımı da ağız kokusuna yol açmaktadır.

*Nasıl tedavi edilir?*

Fizyolojik ağız kokusu; etkili bir ağız temizliğine derhal cevap verebilen
tip ağız kokusudur.

*Patolojik Ağız kokusu nedir?*

Patolojik ağız kokusu kalıcı bir durumdur. Diş fırçalama, ağız çalkalama
gibi alışılmış ağız temizleme metotları ile düzelmez. Kokunun kaynağına
inilerek tedavi yapılmalı gerekir.

*Patolojik ağız kokusuna ne yol açar?*

Genellikle ağız-yutak hastalıkları ve çeşitli sistemik hastalıklarda ortaya
çıkar. Yaklaşık yüzde 90 ağız kaynaklıdır. Ağız kokusu temel olarak ağız
boşluğunun hijyeni ve diş-dişeti sağlık durumu ile alakalıdır. Kokuya gıda
artıkları, ağız mukozasından dökülen hücreler, tükürük ve ağızda toplanan
lökositlerin artıkları yol açar. Ağız kaynaklıları da çoğunlukla dişeti
hastalıkları, diş çürüğü, ağızdaki eski dolgu ve kaplamaların altındaki
çürüklerden kaynaklanmaktadır.

*İnsanın dili ağız kokusuna neden olabilir mi?*

İnsan dilinin arka tarafı eğer tükürük tarafından tam olarak
temizlenemiyorsa, buradaki ufak buruşukluklar arasında da rahatça bakteriler
yerleşebilir ve bu da ağız kokusun yol açar. Bu durum çürümüş yumurta kokusu
şeklinde ağız kokusuna yol açıyor.

*Patolojik ağız kokusu başka nedenlerden kaynaklanabilir mi?*

Diğer ağız kaynaklı sebepler kronik bademcik iltihapları, ağız içinde
meydana gelen mantar hastalıkları ve ağızda yara yapan hastalıkların
seyrinde de ağız kokusu meydana gelebilir. Ağız kuruluğuna sebep olan
Tükürük bezi hastalıkları, şeker hastalığı, hepatitler, Vitamin eksiklileri,
menopoz, duygusal gerilim, ilaçlar azalmış tükürük akımına yol açarak ağzın
kendi kendini temizleme mekanizmasının ortadan kalkmasına ve ağız kokusu
oluşur.

*Ağız kokusunu yol açan ağız dışı sebepler var mı?*

Ağız dışı sebeplerin başında burun ve sinüslerden kaynaklanan ağız kokuları
gelir. Burada özellikle burun tıkanıklığı olan kişilerde ağız solunumundan
dolayı ağız kuruması olmakta bu da oral hijyeni bozup halitozise yol
açmaktadır. Sinüzit iltihaplanması ve artmış tükürük salgısı ile halitozis
sebebi olabilir. Burunda veya ağız-yutak da mevcut yabancı cisimler
iltihaplanmaya yol açarak nefeste kötü kokuya sebep olabilmektedir. Birçok
yabancı cisim kaza eseri buruna içine kaçmış ve uzun süre ihmal edilip
kalmış olabilir. Özellikle çocuklar ve zihinsel engelli hastaların
değerlendirilmesinde yabancı cisimler akla getirilmelidir.

*Psikolojik ağzı kokusu yani "halitofobi" neden kaynaklanır?*

Bazı hastalar başkalarının fark etmediği ağız kokusundan şikâyetçi
olabilirler. Bazen bu inanç o kadar kuvvetli olur ki hayatlarını olumsuz
yönde etkiler, depresif bir hâl alırlar ve hatta intiharı bile düşünürler.
Bu hayali halitozis "Olfactory Reference Sendrom" adı verilen psikiyatrik
bir durumdur ve hasta kendisinden kaynaklı kötü bir koku olduğuna inanır.
Stres altındaki bireylerde tükürük akımındaki azalmayla beraber dolaylı
olarak halitozis ortaya çıkabilir. Ayrıca stresin ağız ve diş sağlığını da
olumsuz etkilediği bilinmektedir.

*Halitofobi nasıl tedavi edilir?*

Hasta ve hekim arasında iyi bir iletişim kurulabilirse hastanın ağız
kokusuyla alakalı anksiyetesi ve diğer insanların davranışlarıyla ilgili
korkusu azalabilecek ve kokuya yönelik yapılan basit tedavi metotlarıyla
rahatlayabilecektir. Bu iyi kurulmuş ilişki hastanın psikolojik danışmayı
kabulüne de yardım edecektir

*Ağız kokusunun tanısı nasıl konur?*

Ağız kokusunun saptanmasındaki basit bir test de hastanın kendi bileğini
yalamasıdır. Birkaç saniye yalanan yerin kuruması beklendikten sonra bölge
koklanır.

Kötü kokunun dilden kaynaklı olup olmadığının değerlendirilmesi dilin arka
yüzeylerinden plastik bir kaşık vasıtasıyla kazıma yapılması ve
koklanmasıyla tespit edilir. Ayrıca "Diş ipiyle yapılan ağız kokusu testi"
ise, mumsuz diş ipi arka taraftaki dişlerin arasından bölgelerinden
geçirilir ve testi yapan kişi 3 cm mesafeden koklayarak değerlendirmesini
yapar

*Gaz kromatografi yöntemi nedir?*

Sülfür içerikler için çok hassas fotometrik dedektörler içeren bir cihazdır.
Ancak bu cihazın kullanımı için özel, uzman bir personel gerekmesi sebebiyle
araştırmayla uğraşmayan kullanıcılar için pratik değildir.

*Halimetre nedir?*

Halimetre, nefesteki sülfür içerikleri tespit ederek ağız kokusunun teşhis
ve tedavisinde önemli rol oynar. Ağız kokusuna yol açan gaz bölümlerini
milyarda bir hassasiyetle "ppb" (parts per billion) cinsinden tespitinde
kullanılır. Ölçümler hastanın ağız veya burnundan verdiği hava ile yapılır.
En sık kullanılan, en hızlı en kolay metodudur. Halitozisin tanısına yönelik
geliştirilen tanı ve uyarı araçları da teknoloji hızıyla daha popüler bir
kimliğe kavuşmaktadır

*Ağız kokusu nasıl tedavi edilir?*

Tedaviye başlamadan önce kokunun kaynağını bulması gerekir. Burada hastaları
değerlendirmede diş hekimi, KBB uzmanı, gastroenteroloji uzmanı gibi
ekiplerin beraber çalışması mutlaka tedavinin başarısını arttıracaktır.
Ağızda oluşan koku sıklıkla diş tedavisi tedavi gerektirir. Halitozisin
tedavisinde etkili metot ağız temizliğine ve temel diş-dişet bakımın
yapılmasıdır.

*Dil nasıl fırçalanır?*

Dilin fırçalanması ağız kokusunu azaltmada diş fırçalamaktan iki kat fazla
etkilidir.

Dil yüzeyinin kazınması için plastik dil kazıyıcıları ve küçük fırçalar
dizayn edilmiştir. Bu özellikle bulantı refleksi olan hastalar için kolaylık
sağlar. Dil fırçalanırken olabildiği kadar dışarı çıkarılır. Dil
temizleyici/kazıyıcı dilin olabildiği kadar arka bölgesine yerleştirilir.
Dil üzerine kuvvet uygulayarak öne doğru yavaşça çekilir.

*KUTU*

*Ağız kokusunu engelleme yöntemleri*

* Diş problemleriyle diğer patolojik nedenlerin tedavisini yapın. Tam bir
ağız muayenesi yaptırın. Koku testleri uygulanabilir ki bu testlerle uçucu
sülfür gazları ve halitosis hastalığının boyutları tespit edilir.

* İleri dişeti hastalıkları ve/veya diş çürükleri tedavi edilmelidir.

*Ağız enfeksiyonları yok edilmeli gömük, sorunlu dişler çekilmelidir.

* İyi bir ağız hijyenine özen gösterilmeli. Dişlerin tüm yüzleri ve dil
sırtı temiz tutulmalıdır. Ağız enfeksiyonları tedavi edildikten sonra
gargaralar ve diş macunları da yardımcı olabilir.

* Ağız kuruluğuna mani olmak için gün boyu su için.

* Tükürük salgısını hareketlendirin: bakteri oluşumunu önlemek için ağzın
oksijenlenmesine yardımcı olur. Şekersiz sakız çiğnemek bunun en kolay
yoludur. Bu arada mentollü pastillere dikkat! Kokuyu giderir gibi görünse de
kuruluğa neden olur.

* Su içeriği bol olan sebze (domates, kereviz, pırasa) ve meyveler (elma
muhteşem bir ilaçtır) tüketin. Yiyeceklerinizin üzerine maydanoz doğrayın.

* Eczanelerde satılan maydanoz yağı bazlı kapsüller alın.

* Sarımsak, soğan ve baharattan kaçının (ya da, sarımsak ve soğanı pişirerek
yemeyi tercih edin). Çoğunlukla kötü sindirildiklerinden süt ürünleri de bu
probleme neden olabilir.

* Dilinizin üzerinde biriken bakterileri temizlemek için bir dil raspası
kullanın veya fırçalama sırasında dilinizi temizleyin.

* Alkol ve sigarayı bırakın.

pinky
18-04-2006, 12:47
1. Mikrodalgaya plastik kap konmayacak.
2. Dondurucuya plastik su şişesi konmayacak.
3. Mikrodalgaya plastik ambalaj konmayacak.
Johns Hopkins bunu kanser sirkülerine yeni göndermiştir. Bu bilgi,
Walter Reed Ordu Tıp Merkezi'nde dolaşmaktadır.

Diyoksin (Dioxin) maddesi kanser sebep olmaktadır, özellikle de göğüs kanserine.
Diyoksinler, vücudumuzdaki hücreler için yüksek derecede zehirlidir.
Plastik şişelerinizi içlerinde su varken dondurmayın; çünkü bu
plastikten diyoksinlerin açığa çıkmasına sebep olmaktadır.
Yakın zamanda, Dr. Edward Fujimoto, Castle Hastanesi İyileştirme
Programı Yöneticisi, bu sağlık tehlikesini anlatmak üzere
televizyondaydı.
Diyoksinlerden ve bizim için ne kadar kötü olduklarından bahsetti.
Dediğine göre, yemeklerimizi mikrodalga fırında plastik kaplar içinde
ısıtmamalıyız. Bu yağ içeren yemekler için geçerli. Dr. Fujimoto, yağ,
yüksek ısı ve plastik bileşiminin yemek içinde diyoksin açığa
çıkardığını ve en son noktada bunun vücut hücrelerimize vardığını
söyledi.

Bunun yerine, yemeklerimizi ısıtmak için cam ya da seramik kaplar
kullanmamızı öneriyor. Aynı sonucu elde ediyorsunuz, sadece diyoksin
olmadan. Bu yüzden, hazır yemek, dışarıdan alınan hızlı yemekler
(hamburger, tavuk kanatları, vs.) ucuza mal edilen plastik ve benzeri
kaplarından çıkartılıp cam ya da seramik kap içinde ısıtılmalı.
Kağıt/karton kaplar kötü diye bir bilgi yok; fakat kağıdın içinde ne
var bilemezsiniz. Cam ya da seramik kap kullanmak daha güvenli.

Yakın zaman içinde hızlı yemek restoranlarının (McDonald's, Burger
King) köpük ve benzeri plastik alaşımlı kaplardan kağıt kaplara
geçtiklerini hatırlattı. Diyoksin problemi bu değişimin sebeplerinden
biri.

PVDC olarak da bilinen ve yemeğin tadını, dokusunu ve kalitesini
koruma görevini en uzun süre devam ettirdiği için yaygın olarak
kullanılan Saran Poliviniliden Klorid (Saran Polyvinylidene Chloride)
veya Saran reçine ve zarları 50 yıldan beri en yaygın ambalaj
malzemesi. Dr. Fujimoto, Saran ambalajların (PVDC) da mikrodalgada
ısıtılan yemeklerin üzerinde olmasının aynı derecede tehlikeli
olduğunu belirtti. Yemek nükleer bir yolla ısıtıldığından, ısı bu
ambalajlardan zehirli toksinlerin eriyerek açığa çıkmasına ve yemeğe
damlamasına sebep oluyor. Bu işlem nemle beraber gerçekleştiğinden
farkına varamıyoruz.

Bunun yerine, yemeği kağıt havlu ile sarın.

selçuk efendi
25-04-2006, 19:13
BEYNİNİZİ DOĞRU KULLANMANIN ÇARPICI YOLLARI

Önemli kararlarınızı açık havada, kollarınızı sağa sola sallayarak yürürken almaya ne dersiniz? Ya da sevdiğiniz bir müziği bir süre gözleriniz kapalı dinlerseniz, hayatınızda nelerin değişeceğini biliyor musunuz? Peki kafanızda en çok neyi düşünürseniz, hayatınızda da onu çoğaltacağınızdan haberdar mısınız? Siz en iyisi bu haberi okuyun, beyni kullanmanın püf noktaları ile hayatta istediğiniz her şeye kavuşun!

AÇIK HAVADA DÜŞÜNÜN

1- Beyin açık havadayken ve ayaktayken daha iyi çalışır. İnsan beyninin ayaktayken yaklaşık yüzde 10 daha fazla çalıştığı düşünülmektedir. Önemli kararlarınızı alırken kapalı alandaysanız, “volta atmayı” deneyebilirsiniz.

2 - Yürürken kolları sallamak beynin performansını olumlu etkiliyor. Önemli kararlarınızı açık havada, kollarınızı sağa sola sallayarak yürürken almaya ne dersiniz?

3- Yabancı bir dil öğrenme beyni güçlendiriyor. Her gün birkaç yabancı ya da yerli yeni kelime öğrenip, kullanabilirsiniz. Sözlük okuyabilirsiniz. Alışveriş listesi veya telefon numaralarını ezberlemeyi deneyebilirsiniz.

4- Zihinsel jimnastik /antrenman yapın. Bunun için çeşitli bulmacaları çözebilirsiniz. Satranç gibi akıl oyunları oynayın. Yatkınsanız, meditasyon, yoga gibi zihni dinginleştiren teknikler üzerinde çalışın.

RUTİNDEN KURTULUN

5 - Rutin olarak tekrar ettiğiniz davranışlardan vazgeçin. Bazen telefonu sol elinizde tutun, çantanızı diğer elinizle taşıyın, evinize başka bir yoldan gidin. En azından bir günlüğüne televizyon kumandasını sık kullanmadığınız elinizde tutun.

6 - Entelektüel zevklerinizi geliştirmek için her gün mutlaka iyi bir özdeyiş antolojisinden birkaç cümle okuyun. Beyninizi kaliteli cümlelerle besleyin!

7 - Her gün güzel bir resme veya fotoğrafa bakmaya çalışın. Estetik algınız, gördüğünüz estetik şeyler kadar gelişir.

8 - Sevdiğiniz bir müziği bir süre gözleriniz kapalı dinleyin. Beyin otoriteleri tarafından klâsik müziğin zekâya 7 puan ekleyebildiği iddia edilmektedir.

9 - Günde aklınızdan 60 bin ile 80 bin arası düşünce geçer. Bu düşünceler ne hakkındaysa, hayatınız da ona göre şekillenir. Unutmayın, kafanızda en çok neyi düşünürseniz, hayatınızda da onu çoğaltırsınız.

10 - Bir konu hakkında düşünürken, nasıl düşündüğünüzü de gözlemleyin. Düşünmek üzerine düşünmek, beyin ve düşünce kapasitesini artırır.

KALİTELİ BEYİN İÇİN UYKU

11 - İyi bir uyku kaliteli bir beyin için şarttır. Çok uyuyorum diye üzülmeyin. Einstein‘in günlük 10 saatten fazla uyuduğu biliniyor. 24 saati geçen uykusuzluk beyinde sarhoşluğa benzer bir etki yapar.

12 - Bol ve temiz oksijen beyin için çok önemlidir. Beynimiz ağırlık olarak vücudumuzun yüzde 2’sini oluşturduğu halde, vücuda gelen oksijenin yüzde 25’ini tüketir. Oksijensiz kaldığımızda ölümü gerçekleşen ilk organımız beyindir. Odanızın penceresini açarak kendinize bol bol oksijen ısmarlayın.

13 - Farklı düşünme tarzları beyninizi geliştirir. Çocuklar ve hayvanlarla daha fazla vakit geçirin. Sizden farklı düşünen insanlarla konuşun.

14 - Kullanılmayan organ körelir. Sürekli televizyon seyrederek beyninizi “düşük viteste çalıştırmayın.

15 - Beynin en tehlikeli yanı “ters çaba” kuralına göre çalıştığı anlardır. Başınıza gelmesinden en çok korktuğunuz şeye odaklanırsanız, korktuğunuzu başınıza getirir! Buna ters çaba kuralı denir. Beyin odaklanılan hedef olumsuz olsa bile, bunu gerçekleştirmek için çalışır. Topluluk önünde konuşma yaparken “acaba heyecanlanır mıyım?” diye düşünürseniz, heyecanlanırsınız.

16 - Beyni yoran monotonluktur. Hayatınızı ne kadar renklendirirseniz, beyninizi o kadar neşelendirirsiniz.

SİHİRLİ SAYI KURALI

17 - Beyin kısa süreli hafızada beş ile yedi arasındaki bilgiyi işleyebilir. Yeni bir bilgi gelince, bu bilgilerden birini atar. Buna “sihirli sayı” kuralı denir. Bu kural aşılıp aşırı bilgi yüklenmesi durumunda beynimiz “servis dışı” olur. Hayatınızın en büyük kararlarını alırken “kafadan “ değil, tıpkı beş haneli iki rakam grubunu çarparken yaptığınız gibi, bir kâğıt üzerine yazarak ne yapacağınızı hesaplayın.

18 - Sağlam kafa sağlam vücutta bulunur. Fiziksel zindelik, zihinsel zindelik getirir. Uzun süre hareketsiz kalmak, zihni de hareketsizleştirir. Spor yapmaya, fazla kilolarınızdan kurtulmaya özen gösterin. Yeterince su için. Çünkü, insan beyninin yüzde 78’i su ile kaplıdır.

19 - Ders çalışırken ilk öğrenilenler, son öğrenilenler, sık tekrarlananlar ve ilginç bulunanlar en çok akılda kalanlardır. Dersleri kısa aralar vererek çalışmak akıllıca bir harekettir.

20 - Bu hafta kafanızı nasıl daha iyi çalıştırabileceğiniz üzerine daha fazla düşünün. Unutmayın, beynimizi daha iyi çalıştırmak için kullanacağımız organ yine beynimiz! “Aklınızı “başınıza” toplayın ve kullanın!

pinky
28-04-2006, 16:35
Çok faydalı bilgiler var.

http://www.beslenmebulteni.com

Tek kusuru geç açılması, yavaş olması. Açılırken hiç beklemeyin diğer topiclere bakın.

Saygılar

selçuk efendi
30-04-2006, 19:45
(kusura bakmayın, fazla vaktim olmadığı için >'ları silemedim)

Mumin Sekman'in hazirladigi "Bu hafta beynine iyi bak!" adli
"beyin kullanma
> >kilavuzu" kitapcigindan birkac alinti:
> >
> >Beyin acik havada ve ayaktayken daha iyi calisir. Onemli
kararlarinizi
acik
> >havada yururken alin.
> >Beyin orneklerle akil yurutur.
> >Kararsiz kaldiginiz bir durumda "Ataturk benim yerimde olsaydi
ne yapardi?"
> >diye dusunun.
> >Yabanci bir dil ogrenme ve ezber beyni guclendirir. Her gun
birkac yeni kelime ogrenin ve kullanin.
> >Zihinsel jimnastik yapin.
> >Bunun icin basta Sudoku olmak uzere bulmaca ve satranc gibi
oyunlari kullanabilirsiniz.
> >Zihinsel rutinlerinizi kirin.
> >Bazen telefonu sol elinizde tutun, cantanizi diger elinizde
tasiyin, evinize baska bir yoldan gidin.
> >Zihinsel zevklerinizi zenginlestirmek icin her gun mutlaka iyi bir
ozdeyis
> >kitabindan, birkac cumle okuyun.
> >Guzel bir resme bakin.
> >Sevdiginiz bir muzigi gozleri kapali dinleyin.
> >Bir konu hakkinda dusunurken, nasil dusundugunuzu de gozlemleyin.
Dusunmek uzerine dusunmek, dusunce kalitesini artirir.
> >iyi bir uyku kaliteli bir beynin temelidir.
> >24 saati gecen uykusuzluk sarhosluga benzer bir sekilde beyin
> >fonksiyonlarini etkilemektedir.
> >Bol ve temiz "birinci el" oksijen beyin icin cok onemlidir.
> >Beyin vucuda alinan oksijenin dortte birini tek basina tuketir.
Farkli dusunme tarzlari beyni gelistirir.
> >Cocuklar ve hayvanlarla daha fazla vakit gecirin.
> >Sizden farkli dusunen insanlarla konusun.
> >Kullanilmayan organ korelir.
> >Surekli TV seyrederek beyninizi dusuk viteste calistirmayin.
> >Beyninizin sinirlarini zorlamayan etkinlikler, beyninizi
gelistirmez. Beynimiz "garbage in garbage out" ilkesine gore calisir. Yani
beninize
çöp
> >girerse, beyninizden çöp cikar.
> >Beyninizi neyle beslediginize, midenizi neyle beslediginiz kadar
dikkat edin. Beyin diyeti yapin.
> >
> >Kafanizda en cok neyi dusunurseniz, hayatinizda onu
cogaltirsiniz. Gunde aklimizdan 60 bin ile 80 bin arasi dusunce gecer. Bu
dusunceler ne hakkinda?
> >Beynimiz kendisinin nasil calistigi hakkindaki bilgi ve
inanclarina gore calisir.
> >Beynin calismasi hakkinda yanlis bilgilere sahip oldugumuzda,
beynimiz de yanlis calisir.
> >Basari beyinde baslar. İnsan "kafadan" kaybeder!
> >Bu hafta "beyin haftasi."
> >Aklimizi "basimiza" toplama haftasi!
> >Bu hafta kafanizi nasil daha iyi calistirabileceginiz uzerine
daha fazla kafa yorun.

kazak
04-05-2006, 22:00
Beden sağlığı açısından hazır gıdalardan kaçınılmasını tavsiye ederim.Mesleğim gereği(Gıda Müh.),çoğu ürünün üretimini gördüğüm veya bizzat çalıştığım için en sağlıklısı tabi olanlarını ve her şeyi mevsiminde tüketmeniz.Hazır gıdaların çoğu bırakın faydasını ,zararları daha fazla.En bilineni kansorejen madde içermeleri....Uzun mevzular....Ayrıntıya giremiyorum...Herkese sağlıklı bir yaşam dilerim.Atalarımız boşuna dememişler ''HER ŞEYİN BAŞI SAĞLIK,GERİSİ OLUR GİDER''

buzzy
07-05-2006, 19:47
5 kilo vermek için 25 öneri

Beslenme alışkanlıklarında yapacağınız küçük değişiklikler, istediğiniz formda vücuda sahip olmanızı sağlayabilir. Kalori hesabı yaparak her zaman başarılı sonuçlar alamayabilirsiniz!

Missouri Belleville Memorial Hastanesi diyetisyenlerinden Beth Mueth, şöyle diyor: "Vücudunuzu bir makineymiş gibi düşünün. Kilonuzu dengede tutabilmeniz için aldığınız kalori ile harcadığınız kalorinin birbiriyle uyumlu olması gerekir. Genellikle çoğumuz harcadığımızdan daha fazla kalori alırız. Bu sistemi basit birkaç değişiklikle lehinize işler hale getirebilirsiniz."

SIKI DİYETE GEREK YOK!
Bir kilo için 3 bin 500 kalori almanız gerekir. Kalori alımınızda eğer bir yılda her gün 100 kalori açık verirseniz, bir yılda beş kilodan fazla kilo verebilirsiniz. Bunu sıkı bir diyet yapmak yerine beslenme alışkanlıklarınızda yapacağınız küçük değişikliklerle sağlayabilirsiniz. Bu yıl beş kilo vermek istiyorsanız, bu 25 öneriyi dikkatle okuyun:

1 Tam yağlı süt ürünleri yerine yarım yağlı süt ürünleri tüketmeye başlayın.

2 Restoranda yemek siparişi verirken, tam yerine yarım porsiyon isteyin. Haftada iki kez dışarıda yemek yediğinizi düşünürsek, bu maddeyi uygulamanız sonucunda kalori alımınız önemli ölçüde azalacaktır.

3 Yemeklerinizdeki tereyağı ve margarin miktarını azaltın. Sadece kahvaltınızdan azaltacağınız bir miktar tereyağı bile kilo vermenize yardımcı olacak.

4 Yemeklerinizde yağ miktarı yüksek olan et suyunu mümkün olduğunca az kullanın.

5 Kırmızı et yerine tavuk ya da hindiyi tercih edin.

6 Her sabah büyük bir bardak portakal suyu için.

7 Sosis, salam, jambon gibi et ürünlerini kalori bakımından yüksek olduğu için sınırlı miktarda tüketin.

8 Şekerli bir Cappuccino içmek yerine tatlandırıcı içeren bir kahveyi tercih edin.

9 Kızarmış patates yerine fırında patatesi tercih edin. Bu size ortalama 90 kalori kazandırır.

10 Günde 10 ile başlayarak her gün düzenli olarak 30 dakika egzersiz yapmaya başlayın. Örneğin her gün düzenli olarak 30 dakika yürürseniz, kilo vermeniz kolaylaşır.

11 Yumurta sarısını kesin çünkü yumurtanın kolesterol ve yağ içeren kısmı sarısıdır. Yemek tariflerinizde bir yumurta kullanmanız gerekiyorsa, sarısını çıkarıp iki yumurtanın beyazını kullanın.

12 Patlamış mısır seviyorsanız, yağsız ve tuzsuz yemeye özen gösterin.

13 Şekerli tatlılar ya da hamur işleri yemek yerine, şekeri sadece içeceklerinizden ya da sabah kahvaltıda sütle yediğiniz tahıl ürünlerine karıştırarak tüketmeyi tercih edin.

14 Normal soda yerine light soda için.

15 Light soda bulamıyorsanız, içtiğiniz soda miktarını azaltın.

16 Beyaz ekmek yerine kahverengi ekmek yiyin. Her yediğiniz sandviçten ortalama 100 kalori kâr edersiniz.

17 Yağlı çedar peyniri yerine yağsız mozarella gibi peynirleri tercih edin.

18 Mutfağınızda yağlı mayonez yerine yağsız mayoneze yer verin.

19 İş kırmızı et yemeye geldiğinde miktarında ölçülü olun, sağlıklı olan miktar bir iskambil kartı büyüklüğünde olan porsiyondur.

20 Normal bira yerine light bira için.

21 Salata soslarından yağsız olanları tercih edin.

22 Asansör kullanmak yerine merdivenleri kullanın.

23 Hiçbir şeyi abartılı yemeyin. Yemeklerinizin porsiyonlarını azaltın. Örneğin McDonald's'ta patates kızartması yiyecekseniz, büyük boy yerine küçük boy alın.

24 Tavuğu derisiz yiyin.

25 Dondurmanıza çikolata sosu koymak yerine taze meyvelerle süsleyin.

kazak
08-05-2006, 23:29
Karamsarlık,üzüntü,sıkıntı...vs. ömrü en az 5 yıl kısalttığını yeni araştırmalar göstermiştir.Sevinç,huzur,mutluluk,gülmek....vs . de ömrü bir o kadar uzatır.Borsada kazanç ve kayıplar eşitse problem yok.Sağlığa zarar verecek hiç bir şey kar sayılamaz.

kazak
09-05-2006, 16:03
Hazır gıdalardan mümkün olduğu kadar kaçmak gerektiğini önceki yazılarımda bahsetmiştim.Kuruyemiş yerken hiç dikkatinizi çekti mi ? Fıstık içlerinin normalin üzerinde kırmızı olduğunu,beyaz leblebinin yerken dudakları beyaza boyadığını,soslu çerezlerin mazot koktuğunu....vs. Bunlar denizden bir damla misali.Genelde çoğunun tekstil boyalarıyla boyandığını,sosluların mazotta pişirildiği bunlara birer misaldir.

buzzy
15-05-2006, 11:10
Spor: Kim için ne zaman, nasıl?
Düzenli ve sürekli yapılan egzersiz kan şekerini düşürüyor ve iskelet kası üzerindeki olumsuz etkileri ortadan kaldırıyor.
Çukurova Üniversitesi (ÇÜ) Tıp Fakültesi Fizyoloji Ana Bilim Dalı Başkanı Prof. Dr. Sadi Kurdak, “Spor: kim için, ne zaman, nasıl?” konulu konferansta, egzersizin insan hayatı üzerinde birçok faydası olduğunu ve insan ömrünü ortalama 3,7 yıl uzattığını ifade etti.
Spor yapma zamanının kişiden kişiye değişiklik gösterdiğini vurgulayan Kurdak,”en hazır hissedilen anın en uygun zaman” olduğunusöyledi.
Egzersizin belirli bir plan dahilinde ve sistemli şekilde yapılması gerektiğine dikkati çeken Kurdak, “Yürümek de spordur. Ancak, çarşı-pazar gezmek bu anlamda spor değildir. Düzenli, tempolu ve sistemli yapılmalıdır” diye konuştu.
Kurdak, egzersizin diyabet hastaları üzerinde de olumlu etkisi bulunduğunun altını çizerek, “Egzersiz kan şekerini düşürür, iskelet kasının normal yapısını korur” dedi.
Astım hastalarının egzersiz yapmaması yönündeki yaygın anlayışın da yanlış olduğunu belirten Kurdak, hareketsizliğin tabloyu daha vahimhale getirebileceğini ifade etti.
Sıcak ve nemli havalarda ve sabah erken saatlerde spor yapmaktan kaçınılması gerektiğini vurgulayan Kurdak, her yarım saatte bir bardaksu içilmesi ve mutlaka yemekten 2 saat sonra spora başlanmasının doğruolduğunu bildirdi.
Balcalı Hastanesi Hipokrat Salonu’nda düzenlenen konferansı çok sayıda öğretim üyesi ve öğrenci izledi.

buzzy
06-06-2006, 02:07
Alerji
Vücudun, bazı madde veya hava şartlarından etkilenmesi yahut psikolojik etkenler sonucu ortaya çıkan bir hastalıktır. Önce, alerjiye neden olan etkenleri bulmak gerekir. alerjinin belirtileri de; şahsa göre değişir. Kiminde kaşıntı, kiminde kurdeşen, kiminde astım görülür. Hasta, eğer bazı maddelerle temasından dolayı alerji oluyorsa, o maddenin uzaklaştırılması ile mesele kendiliğinden çözümlenmiş olur.


Baş ağrıları
Baş ağrıları çeşitli nedenlerden kaynaklanır. Bunlar; şöyle sıralanabilir. Aşırı yemekten sonra görülen veya açlıktan kaynaklanan baş ağrıları. Göz, kulak veya burun hastalıklarından kaynaklanan baş ağrıları. Ateşli hastalıkların neden olduğu baş ağrıları. Alkol kullanmanın neden olduğu baş ağrıları. Kafa bölgesinde meydana gelen, kırık, ezik, çatlak veya sarsıntılardan kaynaklanan baş ağrıları. Beyin urlarının neden olduğu baş ağrıları. Kahve tiryakilerinde kahvesizlikten doğan baş ağrıları. Kabızlık çekenlerde görülen baş ağrıları. Saralılarda görülen baş ağrıları. Çikolata, sarımsak, lahana, yeşil biber, kuru yemiş yedikten sonra görülen, alerjik baş ağrıları. Menenjit hastalığının neden olduğu baş ağrıları. Fazla miktarda şekerli yiyecek yemekten doğan baş ağrıları. Diş hastalıklarının neden olduğu baş ağrıları. Fazla çalışma ve ruhi çöküntülerin neden olduğu baş ağrıları. Baş ağrılarının gerçek nedenini bulabilmek için mutlaka doktora başvurulmalıdır.


Burun akıntısı
Burun akıntısının nedeni; nezle, saman nezlesi, sinüzit, müzmin nezle, alerjik burun iltihabı veya burna herhangi birşey kaçmış olmasıdır. Ayrıca kızamık başlangıcında da görülür.


Egzama
Mayasıl diye bilinen egzama, derinin sulanması ile meydana gelen bir iltihaptır. Tıp dilinde; Erythema pernio denir. Kaşıntı ve kızartı ile ortaya çıkar. nedeni; ruhsal olabileceği gibi alerjik tepkiler veya deriyi tahriş eden maddeler de olabilir. Bazı kimselerde de ırsidir. Vücudun hemen hemen her yerinde görülebilir ve bulundukları yere göre isimlendirilirler. Tedavinin ilk prensibi; üzülmemek ve egzamalı yerleri kaşımamaktır. Ayrıca, su ve sabunlu sudan olduğu kadar uzak kalmak da gerekir. Su yerine permanganatlı su ve rivanollu su kullanılır. Perhiz yapılır. Acılı, baharatlı ve yağlı yenmez.



Göz sulanması
Göze toz kaçması, çapaklanma, göz iltihabı, nezle veya bazı alerjik hastalıklar göz yaşının fazlalaşmasına neden olur. Şikayetler soğuk havalarda daha da artar. Doktora başvurmak gerekir.

Gözkapağı şişliği
Gözkapakları, çoğunlukla fazla ağlama sonucu şişer. Nezle veya kızamık sırasında da görülür. Bunlardan başka, kalp, böbrek, hastalıkları veya beze iltihaplanmasının da bir işareti olabilir. Bazı kimselerde de alerjiktir.


Kurdeşen
Tıp dilinde Ürtiker denilen kurdeşen, bir çeşit alerjidir. Ciltte aniden başlayan ve birkaç saat süren dayanılmaz kaşıntılarla kendini gösterir. Ciltte görülen küçük, kırmızı kabarcıklar, bir süre sonra şişebilir. Bu belirtiler, bazen çok kısa zamanda geçer, bazen de uzun süre devam eder. Nedeni, böcek veya arı sokması, bozuk yiyecekler, bazı yiyecekler, bazı ilaçlar veya aşırı derecede heyecanlamadır.


Saman nezlesi
Ot veya bitki tozlarının neden olduğu bir çeşit alerjik hastalıktır. Tıp dilinde pollenosis veya alerjik rinit denir. Daha ziyade, çiçeklerin açtığı aylarda görülür. Hastada şiddetli aksırmalar, burun tıkanıklığı, gözlerde kızarma ve sulanma, fazla miktarda berrak burun akıntısı ve öksürük görülür. Tedavinin ilk şartı, çiçeklerin açtığı sıcak ve rüzgarlı günlerde kırlara gitmemek ve güneş gözlüğü kullanmaktır.


Sinüzit
Çene, alın ve şakak kemikleri içinde bulunan ve buruna açılan içleri hava dolu boşlukların, sinüslerin iltihaplanması sonucu ortaya çıkan bir hastalıktır. Had ve müzmin olmak üzere iki çeşidi vardır. Nedeni burun iltihabı, nezle, grip, alerji, burundaki şekil bozuklukları veya buruna kaçan yabancı cisimlerdir. Hastanın yüzünde zonklayıcı bir ağrı, burnunda tıkanma, akıntı ve baş ağrısıyla birlikte gelen ateş görülür.



Soğan ve sarımsak
Yüksek tansiyon ve kalp hastalığı tehlikesini azaltırlar. Soğan, mide kanserine yakalanma riskini; sarımsak da bağırsak kanserine yakalanma riskini azaltıyor. Sarımsağın mayasında bulunan maddeler hücrelerin zarar görmesini önleyerek, vücudu erken yaşlanmaya karşı koruyor. Antibiyotik ve nefes darlığını gideren bileşimler içeren sarımsak bağışıklık sistemini de kuvvetlendiriyor. Kalbe ve alerjik hastalıklara karşı etkili. Soğan içerdiği kimyasal maddelerle kalbimizi güçlendiriyor ve alerjik reaksiyonları engelliyor. Newcastle'da yapılan araştırmalar, düzenli bir şekilde soğan yiyenlerin damarlarının tıkanma riskinin azaldığını gösteriyor.

Morientes
15-06-2006, 00:58
kuş gribinden daha tehlikeli bir hastalık KIRIM-KONGO Kanamalı Ateşi hastalığı KKKA.kene ısırmasıyla geçiyormuş.
son bir haftada 3 kişi ölmüş.
2002 den beri birsürü insan ölmüş ama yeni haberimiz oluyor...

Palet
20-06-2006, 15:00
Bu yazi bana mail yoluyla ulasti,bayanlara faydasi olabilecek bir konu oldugunu düsündüm.
************************************************** ********
Kasim ayinda , nadir rastlanan bir çesit meme *kanseri bulundu. Bir Bayanin
gögsünde bir isilik gelisti. Doktoru mamagrofisi temiz oldugu için*
antibiyotikle enfeksiyonu tedavi etti. iki kontrolden sonra isilik kötüye
gitmeye basladi. Doktoru bir mamografi daha istedi. Bu sefer bir kitle görünüyordu.
Biyopside hizli büyüyen habis ur bulundu.Büyümesini geri çekmek amaciyla kemo*
terapi basladi, sonra mastectomy yapildi, kemo terapi tamamlandi ve radyasyon
tedavisi yapildi. Siddetli tedavinin yaklasık dokuz ayindan sonra bayan*temiz*bir saglik listesi verdi.
Yasaminin bir yilinin her günü onunla doldu . Sonra kanser karaciger bölgesine*geri döndü . Dört tedavi aldi ve kaliteli bir hayat istedigine karar
verdi
kemo terapinin daha sonradan ortaya çıkan etkisini yasamak
istemiyordu. Bes
büyük ayi vardi *ve son gününü en ince ayrintisina kadar planladi.**
Morfine
ihtiyaç duydugu birkaç günden sonra öldü. Her yerdeki kadinlara dagitilsin*diye*bu mesaji bırakti :
Kadinlar , lütfen normal olmayan herhangi bir sey karsisinda dikkatli*olun*ve
mümkün oldugu kadar çabuk yardim almak içinde kararli ve inatçi olun..
Paget *Hastaligi : Bu nadir tipte bir meme kanseri ve memenin dis
çeperinde
meme ucunda ve haresinde isilik gibi görünüyor , daha sonra dis kenari
kabuklu
bir yara haline geliyor . *Meme kanserinden hiç süphe duymadim ama
kanserdi.
Meme ucum bana hiç degişik gelmiyordu fakat isilik beni rahatsiz etti,*
**bu
nedenle doktora gittim. Ara sıra kaşındı ve agridi fakat bunlarin
disinda
beni
rahatsiz etmedi Sadece çirkin ve sıkınti vericiydi, doktorum ve
dermatolog
tarafindan daha önce deri yangisi için verilen bütün kremlerle
temizlenemedi .
Biraz endişeli görünüyorlardi fakat kanser olabilecegi konusunda beni
uyarmadilar.
simdik, *disaridaki pek çok kadinin meme ucundaki yada çevresindeki bir*isiligin
yada yaranin kanser olabilecegini bildigini sanmıyorum. ( Benimki meme
haresinde
tek bir kirmizi sivilce olarak basladi. Meme ucunun Paget hastaliginda
problemin
en büyügü semptomlarin zararsız görünmesi. Çogunlukla * deri iltihabi
veya
enfeksiyonu *oldugunu düsündürüyor, en önemli talihsizlik ortaya çikartma*ve
bakiminda gecikme. )
Semptomlar neler ?
Meme ucunda kasintiya ve yanmaya neden olan sürekli kirmizilik, akinti ve kabuk*baglamasi.
( Benim durumumda , ben fark edene kadar çok fazla kasinti ve*akinti*yoktu, fakat bir tarafta dis kenarda kabuk vardi. )
Meme ucunda iyilesmeyecek bir yara. ( Benimki meme haresi üzerinde idi.)
Genellikle sadece bir meme ucu etkileniyor.
Nasil teshis edilir?
Doktorunuz fiziksel olarak muayne etmeli ve iki memeninde
mamografisini*acil
olarak çektirmenizi istemeli Kirmizilik, akinti ve kabuk deri iltihaplanmasina
çok benziyorsa bile, eger yara tek memenizde ise doktorunuz kanserden
süphelenmeli. Neler oldugundan emin olmak için doktorunuz yaradan biyopsi*almali.
Bu mesaj ciddiye alinmali ve mümkün oldugu kadar çok sayida akrabaniz ve
arkadaslariniza geçilmeli ki birinin hayatini koruyabilmeli.
Benim meme kanserim, büyük dozlarda kemoterapi aldiktan, 28 kez Radyasyon
tedavisi olduktan ve Tamaxofin aldiktan sonra yayildi ve kemiklerimi sardi.
*Eger baslangiçta meme kanseri teshisi konulsaydi belki yayilmayacakti...
************************************************** ********
(alintidir)

selçuk efendi
26-06-2006, 09:47
İnsanı yorgun düşüren 11 enerji dusmani Cep telefonu, floresan ışık, küf gibi etkenler enerjimizden çalıyorlar. Bilim adamları, kronik yorgunluk ile tüm bu etkenler arasında şaşılacak bağlantılar olduğunu tespit ettiler. Seninle dergisi bu konuyu yeni sayısında sayfalara taşıdı.

1- Derin uykuda bizi rahatsız edenler

Gürültü stres yaratır ve stres tansiyonu yükseltir. Sonuçta sürekli halsiz ve uykulu oluruz. Bunun için size önerimiz, yatak odanızdan saat gibi ses çıkarabilecek tüm eşyaları kaldırmanız olacaktır.

2- Kahve ve çay: 6 fincandan sonrası zarar!

Kafein uyarıcı etki yapar, yani beyne daha fazla enerji emri verir. Günde 3 fincan kadar çay veya kahve içersek, bu canlandırıcı özellikten iyi şekilde faydalanırız. Fakat miktar ikiye katlanırsa, kafein ve tein, vücudumuzdaki demiri emer. Bu durumda beyin ve kalbe yeterli oranda oksijen gitmez. Sonuçta kendimizi çok yorgun hissederiz.

3- Karbonhidrat uyku hapı etkisi yapar

Tüm karbonhidratlar, aç karnına yenildiği zaman ağırlık yapar. Siz siz olun, aç karnına bu besinleri tüketmemeye özen gösterin.

4- Su eksilirse dikkatiniz de dağılır

Her gün yaklaşık 8 bardak su içmemiz gerekiyor, yoksa hissedilir bir biçimde enerji boşluğuna düşeriz. En iyisi, her saat başı içine biraz limon suyu sıkılmış bir bardak su içmektir.

5- Cep telefonu hipnozdan beter

20 dakikadan uzun telefon görüşmelerinin uyku hipnozu gibi bir etki yaptığı ortaya çıktı. Dolayısıyla, uzun süreli ve sık olarak telefonla konuşmak bizi yorar.

6- Duş alacağımıza yatağa geri dönelim daha iyi

Suyun sıcaklığı vücut sıcaklığının çok üzerindeyse bünyemiz uyku getiren hormonları fazlasıyla salgılamaya başlar. Akşamları iyi uyumak için sıcakla, sabahları enerji depolamak için ılık suyla yıkanın!

7- Bazı besinlere karşı dayanıksız olabilirsiniz

Her şeyi doğru yaptığınız halde zinde değilseniz, "çölyak" hastası olabilirsiniz. Bu bünyenizin tahıl nişastalarını işleyememesi anlamına gelir. Baş ağrısı ve yorgunluktan şikayet eden bu kişilerin buğday, arpa gibi tahıllardan uzak durması gerrekir.

8- Kola bünyeyi aside boğar

Az harekete bir de aşırı kola, çay ve et tüketimi eklenirse, bünyede aşırı asit meydana gelir. Sonuçta da dolaşım bozuklukları, migren, bağışıklık sisteminin zayıflaması gibi rahatsızlıklar yaşanır.

9- Gürültü de yorar

Uzun süreli gürültüye maruz kalan insanların enerjisi tükeniyor. Bağıra çağıra konuşan insanların arasında olmak bile insanı yormaya yetiyor.

10- Floresan ışığı kronik esnemeye neden olur

Floresan ışık, öğrenme ve konsantrasyon yetimizi yüzde 60 oranında düşürür. Gün içinde saatlerce bu ışığa maruz kalan birinin bağışıklık sisteminin zayıfladığı ispatlandı. Bu da kronik yorgunluğa neden olabilir.

11- Küften uzak durmalı

Bulunduğunuz ortam yeterince havalanmıyorsa küf oluşabilir. Bünye, küfe tıpkı mikroplarda olduğu gibi karşılık verir, bununla mücadele eder. Bu da açıklanamayan sürekli yorgunluğa neden olabilir.

BİR ÖNERİ

Zencefil ve karanfilli bir kek vücudunuzdaki mutluluk hormonlarının üretimini artırır, sizi canlandırır. Muskat da "myristicin" adı verilen bir madde içerir ki, bu madde doping ile çok büyük benzerlik taşır.

gzmnc
08-07-2006, 23:24
Kalıcı felç hastalığı oluşmadan hastaların çoğunda geçici iskemik atak (beyne giden kan akımında azalma) dediğimiz nörolojik tablo oluşur.Doç. Dr. Serdar Dağ Mynet okurları için yazdı.

Geçici iskemik atak ani başlayan bir süre devam eden ve hemen hiçbir iz bırakmadan kaybolan nörolojik yetmezlik belirtilerinden oluşan durumdur. Bu süre 24 saati aşmamalıdır. Fakat genelde kısa olur.

Yapılan araştırmalar sonucu bu terimin eski yunanda bile kullanıldığı göstermiş olmasına karşın gerçek niteliği ile tanınması ve de tedavisi son yıllarda olmuştur ve halen çalışmalar devam etmektedir. Geçici iskemik atak geçiren hastaların büyük çoğunluğu 1-3 yıl içinde felç hastası olmaktadır.

Günümüzde gerek çevresel faktörler, gerekse beslenme alışkanlıklarından dolayı genç yaşta felç sanıldığından daha fazla görülmektedir. Hayati önem ve sosyal nedenlerden dolayı bu hastalığın erken dönem teşhisi bu hastalığa aday kişilerin felçten kurtulmasını dolayısıyla kendisinin bakım hastası olmasını önler. Evet bu hastalar hayati tehlikeyi atlatsalar bile bakım hastası olarak kalırlar, bu da çevresindeki yakınlarını sosyal ve ekonomik yönden etkiler. Gerek yaşlı gerekse genç olsun inme yani felç hastalığının habercisi olan geçici iskemik atakları tespit edip tedavisini yapmak büyük önem taşır.

Beyni besleyen 2 tane ana damar sistemi vardır. Kaba tabirle bunlardan biri beynin ön ve orta yüzeyini besleyen halkın şah damarı diye adlandırdığı Karotis damarları diğeri de beynin arka yüzeyini ve derin bölgelerini besleyen Vertebrobaziler damar sistemidir. Çok kısa olarak :

1) Vertebro-badiler sistemindeki geçici iskemik ataklarda :

a)Görme bozuklukları:çift görme ,görme bulanıklığı ,görme hayalleri görülür.
b)Baş dönmesi (vertigo) özellikle çift görme ile beraber anlam kazanır.
c)Düşme nöbetleri özellikle yaşlı hastalarda ani olarak düşme görülür ve hastalarca dizlerimin bağı çözüldü diye tabir edilir.

2) Geçici Karotis iskemisi :

a)Bir gözde ani gelişen kısa süreli körlük
b)Bir tarafta his ve duyu bozuklukları ve kuvvet azlığı
c)Konuşma bozuklukları ,bazen de şuurda bozukluklar görülebilir.

65 yas üzerindeki gruplarda hastalığın seyri daha iyidir. Orta yaşta kalıcı felç geçirme olasılığı ortalama % 30' dur. Bu hastalığı hazırlayan sebepleri çok kısa sıralarsak:

1)Kalıtsal olarak damarların yapısı

2)Hipertansiyon

3)Kalple ilgili hastalıklar (kapak hastalığı vs.)

4) Kanda yağ oranı (kolesterol,trigliserid,HDL,LDL,VLDL durumu)

5) Sigara içme alışkanlığı

6) Aşırı alkol alışkanlığı,Aşırı kahve alışkanlığı

7) Kandaki şekilli elamlarin fazlalığı sayılabilir.

Geçici iskemik geçiren hastaların çoğu durumunu önemsemez. Fakat bu durum fark edildiğinde en kısa zamanda doktora başvurulmalıdır. Bu durum nedir? Örnek verecek olursak ani gelişen geçici konuşmada bozukluk ani gelişen tek gözde geçici körlük, bir tarafta geçici güç azalması, geçici hafıza kaybı vs. sıralıyabiliriz.

Hasta deneyimli bir hekime başvurduktan sonra hastalığa yol açacak tüm sebepler araştırılmalı bir neden varsa derhal ortadan kaldırılmalı ve uygun tedavi düzenlenmelidir. Hastalıkla karşılaşılabilecek tabloların ayrımı büyük önem taşır örneğin bu akut tablo gerçek bir damarsal olayımı yoksa tümöre iltihaba veya başka patolojiyemi bağlı olarak çıkmıştır. Bunun ayrımı iyi yapılmalıdır.

Günümüzün modern teşhis ve görüntüleme yöntemleriyle deneyimli bir hekim tarafından bu durum şüpheye düşürmeden tespit edilip tedavisi düzenlenir. Yukarıda da söylediğim gibi erken teşhis hastayı ve hasta yakınlarını ileride maddi manevi bir yükün altından kurtarır. Hastayı risklerden büyük oranda korur.

selçuk efendi
26-07-2006, 10:41
RUHUNUZU VE BİLİNCİNİZİ UYUŞTURMAYIN! - DİKKAT MADDE BAĞIMLILIĞI S.O.S. VERİYOR! -
18.07.2006


Ülkemizde madde kullanım yaygınlığına dair yeterli olmasa da çalışmalar yapılmakta ancak özellikle gençlerimizi sigara, alkol ve madde kullanımı konusunda bilinçlendirecek önlemler çok yetersiz boyutta.
Sigara, alkol ve uyuşturucu-uçucu madde kullanımı ile ilgili çeşitli araştırmalar yapılmakta bunlardan 15-17 yaş arası lise öğrencileri arasında Türkiye genelinde yapılan bir anket çalışmasında son yıllarda özellikle madde kullanımında çok hızlı bir artış olduğu saptanmıştır.

Bu anketin sonucunda ;
- Yaşam boyu en az bir kez sigara kullanım oranı %63.9
- Her gün sigara kullanım oranı ise %22
- Haftada en az bir kez alkol kullanım oranı %9
- Yaşam boyu en az bir kez uyuşturucu-uçucu-uyarıcı madde kullanım oranı % 23
- Son bir ayda madde kullanım oranı % 15.5

Bu araştırma Türkiye genelinde yedi bölgeden iki şehir seçilmek suretiyle gerçekleştirilmiştir.
Anketin sonuçları bu konunun bir sorun olarak önemle ele alınması gerektiğini göstermektedir.Yıllar içinde tekrarlanan benzer araştırmalarda son dört yılda madde kullanımında ve bağımlılığında artış olduğu ve özellikle büyük kentlerde bu oranların çok yüksek paya sahip olduğu saptanmıştır.

Sigara, alkol ve her türlü madde kullanımı insan sağlığını olumsuz etkilemektedir.
Sonucu ölüm ile bitebilecek rahatsızlıklara neden olduğu bilimsel araştırmalarla kanıtlanmıştır.

TÜTÜN MAMULLERİ (SİGARA VE TÜREVLERİ) : Tütünün aktif maddesi nikotindir.
Bağımlılık çok çabuk gelişmektedir.Kardiyovasküler sorunlar, kronik ve akut öksürük,bronşit,akciğer kanseri gibi rahatsızlıklar risk grubundadır.

ALKOL : Alkol kullanımında; alındığı miktar ve sıklığa bağlı olarak keyfi kullanımdan alışkanlık kullanımına ve zorunlu kullanıma varabilecek fiziksel ve psikolojik bağımlılık durumu seyredebilir.
Alkol kullanımında saldırganlık, kontrol kaybı, solunum baskılanması, sinir sisteminin baskılanması, bilinç ve denge kaybı görülebilmektedir.
Alkol bağımlılığı oluştuğunda ise alkol alınmadığı durumlarda, uykusuzluk, huzursuzluk, tansiyon yükselmesi, halüsinasyon gibi yoksunluk belirtileri sıkça görülmektedir.

UYUŞTURUCU MADDE(LER) : Uyuşturucu maddeler etken maddeleri açısından birçok farklı isimle anılır.Ülkemizde ve diğer bazı ülkelerde kullanmak ve kullanımına aracı olmak yasal olarak suçtur.Uyuşturucu maddeler insan sağlığı üzerinde fiziksel ve psikolojik rahatsızlıklar açısından büyük risk taşımaktadır.Bilinç ve algılama bozuklukları, kalıcı bellek bozuklukları, kardiyovasküler rahatsızlıklar, solunum ve tansiyon bozuklukları, psikolojik açıdan da sonucu psikomatik ve nevrotik hastalıklara varabilen davranışsal bozukluklara neden olabilmektedir.

UYUŞTURUCU MADDE KULLANIMINDA BİLİNMESİ GEREKENLER :
- Vücuttan atılması tahminen 2 aylık bir süre alır.
- Kullanımından itibaren minimum 4-5 gün araç kullanmak tehlike arz eder.
- Sıklıkla psikolojik hastalıklara neden olur.
- Bronşit ve astım gibi kronik hastalıklara neden olabilir veya mevcut hastalığı tetikleyebilir.
- Sonucu ölümle sonuçlanabilen kanser gibi hastalıklara yakalanma riskini arttırır.
- Hamilelerde doğmamış çocuklarında kalıcı hastalıklara neden olabilir.
- Halüsinasyon gibi duygusal değişimler ve yaşanabilecek bilinç problemleri nedeni ile sosyal hayatın devamını olumsuz etkileyebilir.

Keyif almak maksadıyla kullanılan maddeler kişilere geçici bir hissizlik duygusu vermekte ancak hemen ardından olumsuz etkileri bertaraf edilemeyecek kadar ürkütücü bir tablo segilemektedir.
Gençler arasında alkol ve madde kullanımı fiziksel ve psikolojik olumsuz etkileri göz ardı edilerek genellikle deneme amaçlı ve sosyal ilişkileri korumak arzusuyla yaygınlaşabiliyor.
Deneme amaçlı başlayan kullanım, daha sonra alışkanlık şeklinde kullanım ve bağımlılık durumunda da zorunlu kullanım olarak seyrini sürdürebilmektedir.Kişi farkına varmadan keyfi kullanımdan fiziksel ve psikolojik bağımlılığa geçebilmektedir.

ALKOL VEYA MADDE BAĞIMLILIĞINIZ VAR İSE
KURTULMA YOLUNUZ DA VAR UNUTMAYIN!

- Bağımlılığı kabul etmek kolay değildir ancak çok önemlidir.
- Bağımlılığı kabul ederek ilk adımı atabilirsiniz.
- Güvendiğiniz bir kişiyle bu sorununuzu konuşabilirsiniz.
- Bağımlılıkla kendiniz başa çıkmaya çalışmamalısınız.
- Fiziksel ve psikolojik problem yaşamayı beklemeksizin yardım alabileceğiniz kuruluşlarla irtibata geçmelisiniz.

YARDIM ALABİLECEĞİNİZ KURULUŞLAR :
AMATEM : Bakırköy Ruh ve Sinir Hastalıkları Hastanesi Alkol Madde Araştırma ve Tedavi Merkezi
UMATEM : Bakırköy Ruh ve Sinir Hastalıkları Hastanesi Uçucu Madde Araştırma ve Tedavi Merkezi


Hayatı hayaller ve gölgeler içerisinde yaşamak yerine hiçbir maddenin esiri olmadan, iradeniz ile fiziksel ve ruhsal sağlığınızı koruyarak yaşamak tamamen sizin seçiminizdir sakın unutmayın.

LÜTFEN RUHUNUZU VE BİLİNCİNİZİ UYUŞTURMAYIN!


Kaynakça : AMATEM yayınları
Türk ve yabancı sağlık yayınları

kantar
23-08-2006, 18:24
Sağlık Haberleri...

Sanal ortam bağımlılıklar arasına girdi
İnternet kullanımının günlük yaşamda fazla yaygınlaşması sonucu, hastalık yaratabilecek ölçüde bağımlılık listesine girdiği öğrenildi.
Kumar, madde, alkol, alış veriş gibi birçok önlenemeyen alışkanlık içinde yerini almaya başladığı bildirilen internet kullanımının, bağımlılıklar kümesi içinde ayrı bir hastalık olarak tedavi edilmesi gerektiği yolunda birçok psikiyatristin görüş birliği içinde bulunduğu kaydedildi.

Ege Üniversitesi Tıp Fakültesi Psikiyatri Ana Bilim Dalı Öğretim Üyesi Prof. Dr. Hakan Coşkunol, ucuz, kolay ulaşılabilir ve anonim olması nedeniyle daha çok tercih edilen internet kullanımıyla ilgili olarak özellikle ailelerden çok sık başvurular aldıklarını, bunların sayısının da giderek arttığını bildirdi.

Ege Üniversitesinde, alış veriş, kumar, madde, alkol gibi bağımlılıkların yer aldığı yüksek lisans ders programına, internet bağımlılığının da girdiğini belirten Prof. Dr. Coşkunol, bu konuda ülke ve dünyada çok yaygın çalışmaların bulunduğuna işaret etti.

İnternet bağımlılığının özellikle gençler ve sorunlu olabilecek insanlarda daha yaygın olarak görülebildiğini ifade eden Prof. Dr. Coşkunol, ''Gençler arayış içinde kendilerine bu şekilde bir kimlik buluyorlar. Ama bu zahiri bir kimlik. Bu sorun özellikle arkadaşlık ilişkileri, kimlik organizasyonları olmayan gençler arasında daha fazla yaygın'' dedi.

Kişilerin sosyal ve mesleki işlerini etkilemesi, buna engel olamaması ya da bu aktivitesinin sıkıntı yaratmasının, bağımlılığın işaretleri olduğunu ifade eden Prof. Dr. Coşkunol, ''Bunun sorun haline geldiğinin belirtisi, kesme noktasında kişide kontrolün kalmamasıdır. Bu durum ciddi tedavi edilmesi gereken bir sorun haline gelebilmektedir'' dedi.


--------------------------------------------------------------------------

Yaz sıcağında bazı yemeklerden uzak durun!

Yaz aylarında havaların sıcak olması nedeniyle bazı yemekler daha kolay bozuluyor. Özellikle çalışmalarını dışarıda yürüten ve her gün değişik yerlerden yemek alanlar, uzmanların verdiği şu listedeki gıdalardan uzak dursun: "Tüm taze balık çeşitleri, diyet tabak içerisinde verilen tavuk, balık, zeytinyağlı barbunya, pilaki, bakla fava, piyaz gibi soğuk servise sunulan kuru baklagil yemekleri, mayonez ve mayonez içeren tüm salata çeşitleri, salata sosları, kısır ve mercimekli köfte, krema karışımlı pastalar, domatesli bulgur pilavı, çılbır, vakum olmayan et ve tavuk dönerler, içinde tavuk bulunan tatlı ve salatalar, kadınbudu köfte ve mantar pilaki."


--------------------------------------------------------------------------

Taze balığın yanında yoğurt yiyebilirsiniz

Kısa sürede tüketilen balık, yoğurtla yenince sağlığı olumsuz etkilemiyor.

Avlandıktan sonra kısa sürede tüketilen balığın yoğurt ile birlikte yenmesinin insan sağlığını olumsuz yönde etkilemediği bildirildi.


Çanakkale Onsekiz Mart Üniversitesi (ÇOMÜ) Su Ürünleri Fakültesi Avlama ve İşleme Teknolojileri Bölümü öğretim üyesi Yrd. Doç. Dr. Nermin Berik çabuk temizlenmeyen, çabuk tüketilmeyen ve uygun koşullarda saklanmayan balıklarda bakteri oluşumunun hızlandığını söyledi.

Berik, iyi koşullarda saklanmayan ve yakalandıktan sonraki üç gün içinde tüketilmeyen balığın yoğurt, peynir ve şarapla yenmesinin histamin zehirlenmesine yol açtığını belirtti.

Avlandıktan sonra hemen öldürülmeli

Toplumda, 'balıkla yenen yoğurt zehirler' diye bir inanış olduğunu ifade eden Berik, taze balığın insan sağlığını olumsuz yönde etkilemeyeceğini kaydetti. Berik'in balığın taze tutulması için önerileri de şöyle:

Balık yakalandıktan kısa bir süre sonra öldürülmeli. Balığın uzun süre can çekişerek ölmesi, etinde farklı reaksiyonlara neden oluyor. Bu reaksiyonlar da balığın taze kalmasını önlüyor

. Balık, iyi koşullarda güneş görmeyecek şekilde saklanmalı

. En geç üç gün içinde tüketilmeli

. Tazeliğini koruyabilmesi için petrol ürünü olan poşetlerde satılmamalı


--------------------------------------------------------------------------

Sağlık için sağlıklı süt için

Sağlık Bakanlığı, İstanbul, Ankara ve İzmir'in de aralarında bulunduğu 11 ildeki sağlık personelini vatandaşları süt ve süt ürünlerinin faydaları konusunda bilinçlendirmek üzere eğitecek.


Sağlık Bakanlığınca toplumun beslenme konusunda bilinçlendirilmesi amacıyla yürütülen proje kapsamında, süt ve süt ürünlerinin önemi anlatılacak. Bu çerçevede, sağlıklı beslenme konusunda hazırlanacak 20 kitap ile 25 broşür içinde süt ve süt ürünlerine de bölüm ayrılacak.

Sağlık Bakanlığınca bir süre önce başlatılan "Sağlık İçin Sağlıklı Süt İçin" kampanyası çerçevesinde de ilk etapta Ankara, Konya, Adana, Kahramanmaraş, Osmaniye, İstanbul, Kocaeli, İzmir, Denizli, Muğla ve Antalya'daki 853 sağlık ocağında görevli, ebe ve hemşireler başta olmak üzere bin 706 sağlık personeline 16-18 Ağustos tarihlerinde süt ve süt ürünlerinin faydaları hakkında eğitim verilecek.

Bu eğitimleri alan sağlık personeli, görev yaptıkları kurumlara başvuran vatandaşlara süt ve süt ürünlerinin beslenmedeki önemini anlatacak.

Sağlık personelinin süt ve süt ürünleri hakkında bilgi verdiği vatandaşların bilgilendirme öncesi ve sonrası bilinç düzeyleri hakkında da rapor hazırlanacak. Bu raporlar 2006 yılının sonunda kamuoyuna açıklanacak.

Sonbahardan önce diğer illerdeki personelin de eğitilmesinin planlandığı projenin gelecek yıl tüm Türkiye'ye yaygınlaştırılması amaçlanıyor.

Süt içmeyi sevmiyoruz

Toplumdaki süt ve süt ürünleri tüketimi alışkanlığının belirlenmesi amacıyla Sağlık Bakanlığı Temel Sağlık Hizmetleri Genel Müdürlüğü Gıda Güvenliği Daire Başkanlığı Toplum Beslenmesi Şubesince düzenlenen anketin sonuçları çarpıcı bilgiler içeriyor.

Beslenme Bilgi Veri Bankası kurulmasına yönelik düzenlenen, 829 kişinin katıldığı anketin sonuçlarına göre, Türk toplumu yeterince süt tüketmiyor. Anketi cevaplayan kadınların yüzde 17'si "her gün", yüzde 32.55'i "bazen", erkeklerin de yüzde 10.87'si "her gün", yüzde 35.87'si "bazen" süt içiyor. 30 yaşın altındakilerin yüzde 11.98'i, 30 yaşın üstündekilerin ise yüzde 18.18'i her gün düzenli olarak süt tüketiyor. Ankete göre katılımcılardan yarısından fazlası (yüzde 51.39) hiç süt içmiyor. Ankete katılanların yüzde 30.04'ü "sevmedikleri için" süt tüketmediklerini belirtti.

Yoğurt tüketiminin süt tüketimine göre daha yaygın olduğunu gösteren ankete göre, katılımcıların yüzde 40.77'si her gün yoğurt tüketiyor.

Peynir tüketimi ise süt ve yoğurt tüketimine göre daha yüksek. Katılımcıların yüzde 89.27'sinin her gün peynir tükettiğini ortayakoyan ankete göre, her 9 kişiden biri peynir yemiyor. (yüzde 10.74)

Palet
27-08-2006, 14:41
Kangrupları üzerine çeşitli araştırmaları bulunan "Kan Grubunuza Göre Diyet"
kitabının yazarı natüropatik hekim Peter J. D'Adamo'ya göre insanoğlunun
gelişimi kan gruplarının da evrimleşmesine yol açtı.

Kan grupları, kişilik özelliklerini genetik olarak taşıyor:

*0 grubu:* Kendine güven, cesaret.
*A grubu:* Sinirli ve hassas.
*B grubu:* Uyumlu ve yaratıcı.
*AB grubu:* En çekici ve ilginç...

*Kan gruplarının oluşumu*
En eski kan grubu 0 grubundan diğer kan gruplarına kadar olan süreç şöyle;

- İnsanın gıda zincirinin en tepesine yükselmesi (0 grubunun tam
anlamıyla evrimleşmesi)
- Avcı-toplayıcılıktan daha evcil tarım kökenli bir hayata geçilmesi
(A Grubunun oluşması)
- Afrika'dan Asya, Avrupa ve Amerika'ya göçlerin ve karışıp
birleşmelerin oluşması (B Grubu)
- Ayrı toplumların biraraya gelip, karışması nedeniyle oluşan çağdaş
karışım (AB Grubu)"
Kan grupları ve kişilik arasında bir bağlantı olduğuna dikkat çeken J.
D'Adamo, "Her kan grubu atalarımızın (her ne kadar aradan uzun zaman geçmiş
olsa da, onların bir çok davranışı bizi hala etkiler) davranışları ve
yedikleri hakkında genetik mesajlar içerir" diyor.

J. D'Adamo, bireylere taşıdıkları kan gruplarının kişilik özelliklerini
şöyle anlatıyor:
*En cesur ve güçlü 0 grubu
*Bu kan grubu taşıyan herkes gücü, dayanıklığı, kendine güveni, cesareti,
sezgiyi ve tanrı vergisi bir iyimserliği genetik hafızalarında taşırlar.

Sağlıklı bir bünye ve iyimserlikle desteklenmiş liderlik özellikleri (güç,
etki, güvenirlik) ve başarı için gerekli güdüler size kalan 0 grubu
mirasıdır.
*En paylaşımcı A grubu
*Kalabalık insan toplulukları ve yerleşik ama daha kırsal yaşam gerilimleri
baş edebilmek üzere ortaya çıkmıştır. Psikolojik özelliklerinin bazıları,
kalabalık çevresel kitlelerin ihtiyaçlarına katlanabilmekle gelişir.


Büyük bir olasılıkla, bu oluşumun içindeki bireyde olması gereken en önemli
özellik, paylaşımcı yapıdır. İlk A'lar, karmaşık bir hayatın meydan
okumalarına karşı duyarlı, kurnaz, istekli ve akıllı olmak zorundaydılar.

Ancak bütün bu niteliklerin tek bir yapıda tolanması gerekiyordu. Belki de
bu bugün bile A'ların daha gerilimli bir yapıya sahip olmalarının bir
nedenidir. Sıkıntılarını içlerine atarlar.

Fakat patladıklarında da dikkatli olmalısınız. O gruplarının çok başarılı
olduğu gerilimli ve sıkışık liderlik pozisyonlarına A'lar pek uygun
değildir. Bu onların lider olamayacakları anlamına gelmiyor. Ama içgüdüsel
olarak, çıkar gözeten liderliği istemezler.

*En uyumlu B grubu*
Irkların karışması, yeni topraklar ve yabancı iklimlerle karşı karşıya kalan
ilk B gruplarının yaşamlarını sürdürebilmek için uyumlu ve yaratıcı olmaları
gerekiyordu.
B grupları yerleşik A grupları kadar düzenli ve uyumlu bir konfora
gereksinim duymazken O grularından da daha az kararlılık sahibidirler. Bu
özellikler B gruplarının her hücresinde mevcuttur. Biyolojik olarak B
gruplar diğer gruplardan daha uyumludur.

Bir çok yönüyle B grupları bütün olası seçeneklerin en iyisine sahiptirler.
A ruplarının zihinsel ve duygusal olarak uyarılmış edimlerinin yanısıra O
gruplarının saldırgan ve keskin fiziksel tepkilerine ait öğeleri de
içlerinde barındırırlar.
B gruplarının farklı kişiliklerle daha kolay ilişkiye girebilmelerinin
nedeni, genetik doğaları gereği daha uyumlu olmalarındandır. Çünkü
kendilerini rekabet ve savaşlara karşı daha az eğilimli hissederler. Onlar
diğerlerinin bakış açısından da bakabilirler. Empati yetenekleri vardır.

*En çekicisi AB grubu
*Bu grup sinirli ve hassas A'larla dengeli B'lerin birleşmesiyle oluşmuştur.
Sonuç ise tinsel, yaşamın özellikle sonuçlarının pek farkında olmadıkları
bir takım etkenlerini kucaklayan, biraz parça parça bir karekterdir.

Çoğu kez onlar detaylarla uğraşıp kendilerini yormazlar. AB grubu, kan
grupları arasında en çekici ve en ilginç olanıdır. Ama onların doğal
karizması ardında hep kırık kalpler bırakır.

***(alıntı)*****************

kantar
31-08-2006, 21:17
Diyet Meşrubat içindeki 'Aspartam' maddesiyle zehirleniyoruz:

Türkce sakarin veya diyet (diet) şekeri olarak tanınmakta ve şeker hastaları genelikle şeker yerine kulanmaktadır. Fakat buna ilavetten 100'e yakın yiyecek ve içecekte tatlandırıcı olarak kulanılmaktadı ve bunların başında Kola ve Pepsi gelir. Kola kutularının üzerindeki "soğuk içiniz" yazısı lezzet için yazılmamığı. Aşağıda Diyet Kola hakkında bir yazı var. Olay ABD'de geçiyor. Ancak bildiğiniz gibi Türkiye'de de birçok kişi diyet Pepsi ve diyet Coca Cola içiyor. Siz de içiyorsanız okuduktan sonra fikrinizi değiştireceğinizden eminim. "2001 yılı Ekim ayında kız kardeşim (Dr. Roberts'in kızkardeşi geniş bilgi için: http://www.aspartame.com/ ) çok hastalandı. Mide spazmları vardı, dolaşmakta zorlanıyordu, yürümek ise başlı başına bir sorundu. Sadece yataktan kalkması bile onu tüketiyordu, o kadar çok ağrısı vardı.

2002 yılı Mart ayında biyopsiler alindi ve 24 değişik ilaç almaya başladı. Doktorlar kendisinde ne olduğunu bulamıyorlardı. O kadar çok ağrısı vardı ve o kadar Hastaydı ki, ölmekte olduğunu biliyordu. Hazırlığa başladı. Evini, banka hesaplarını, yaşam sigortasını ve diğer şeylerini en büyük kızının adına kaydettirdi ve küçük çocuklarının en büyük kızı ile birlikte olmalarını sağladı..Son bir keyif yasamak istiyordu, böylece 22 Mart günü (tekerlekli iskemlede olmak kaydıyla) Florida'ya gitmeyi planladı. 19 Mart günü testlerinin nasıl geçtiğini öğrenmek için kendisini aradım. Testlerde bir şey bulunamadığını, ama kendisinde MS (multiple skleroz) olduğunu düşündüklerini, söyledi. Çok şaşırdım, sonra bir arkadaşımın bana e-mail olarak gönderdiği bir yazıyı hatırladım ve ona sordum:
"Diyet içecekler içiyor musun?" "Evet" dedi, o anda da bir tanesini açıp içmek üzere olduğunu söyledi, açmamasını ve diyet meşrubat içmemesini söyledim, bahsettiğim yazıyı e-mail ile kendisine gönderdim. Telefon konuşmamızdan 32 saat sonra beni aradı, diyet meşrubat içmeyi bıraktığını ve yürüyebildiğini, merdiven çıkabildiğini ve adale spazmlarının kaybolduğunu söyledi. İyileşmemişti ama kendisini kesinlikle çok daha iyi hissediyordu. Makaleyi doktorlarına göstereceğini ve eve dönünce beni arayacağını söyledi. Beni aradı, doktoru çok etkilenmişti ve diğer MS hastalarını arayarak suni tatlandırıcı (Aspartam) kullanıp kullanmadıklarını soracağını söylemişti. Bir kabuğun içinde diyet meşrubat içindeki 'aspartam' maddesiyle zehirleniyordu ve yavaş yavaş ölüyordu. 22 Mart Florida'ya giderken tek bir hap almıştı -bu da zehirlenmeye karşı olan haptı- iyileşme yolundaydı ve yürüyebiliyordu!!! Tekerlekli iskemle olmaksızın!!! Bu makale hayatini kurtarmıştı.
Hayat kurtaran makale:
Etikette "ŞEKERSİZ" yaziyorsa ASLA KULLANMAYI DÜSÜNMEYİN BİİLE!!
NutraSweet', 'equal' ve 'Spoonful' markaları ile pazarlanan "ASPARTAM" hakkında DÜNYA ÇEVRE KONFERANSI'NDA birkaç gün konuşma yaptım. EPA'ya yönelik bir yazıda 2001 y&