PDA

View Full Version : Sağlık Haberleri



Pages : [1] 2

buzzy
08-04-2006, 22:27
Unutkanlıktan Nasıl Kurtuluruz?
Teknoloji geliştikçe, yaşımız ilerledikçe daha çok unutuyoruz. Peki çağımızın hastalığı haline gelen unutkanlık nelerden kaynaklanıyor, nasıl önlenebilir?

Özellikle 20-50 yaş arasındaki unutkanlığın çoğunluğu stres, iş veya ders yoğunluğu, özel yaşamlarda oluşan değişimler gibi zorlandığımız anlarda ortaya çıkıyor ve daha çok dikkat eksikliği, konsantrasyon güçlüğü, depresyon gibi sebeplere bağlı oluyor.

Anadolu Sağlık Merkezi’nden Doç.Dr.Betül Yalçıner unutkanlık ile ilgili sorularımızı cevaplandırdı.

NEDEN UNUTURUZ?
İnsanda beyin gelişimi, hem belli bir yaşa kadar (ortalama 18-20 yaş civarı) beyin hücrelerinin sayısının artmasıyla beynin hacim olarak büyümesi şeklinde hem de varolan beyin hücrelerinin kullanılmasıyla hücreler arası bağlantıların oluşmasıyla sağlanmaktadır. Hepimiz 20’li yaşlarımıza kadar ne kadar hızlı öğrendiğimizi ve kolay unutmadığımızı biliriz. İşte bu hızlı kavrama beynimiz iki türlü gelişme gösterdiği için olmaktadır. Yirmili yaşlardan sonra ise beynimiz sadece varolan beyin hücreleri arasındaki bağlantıları arttırarak gelişir ve diğer yandan da yavaş yavaş hücre ölümü başlar. Biz ne kadar çok farklı alanlarla ilgilenir ve entelektüel seviyemizi geliştirmeye çalışırsak beynimizde kendisini o ölçüde geliştirir.

Fakat yaşlanmayla birlikte ortaya çıkan hücre ölümü nedeniyle giderek kullanmakta olduğumuz hücre havuzu azalmaktadır. Bu nedenle bir süre sonra beyin yeni bir şeyler öğrenirken bazı tasarruflar yapar ve aslında çok da kullanılmayan bazı bilgileri siler. Öğrenme artık en eskilerin silinip yenilerin kaydedilmesi şeklini almıştır. Dolayısıyla zamanla ortaya çıkan doğal bir unutma süreci yaşarız.

Öte yandan özellikle 20-50 yaş arasındaki “unutkanlık” şeklindeki yakınmaların çoğunluğu stres, iş veya ders yoğunluğu, özel yaşamlarda oluşan değişimler (evlenme, boşanma, eşlerden birinin yada aileden birinin kaybı gibi) şeklinde yaşam süresince zaman zaman zorlandığımız anlarda ortaya çıkan, daha çok dikkat eksikliği, konsantrasyon güçlüğü, depresyon gibi sebeplere bağlı olmaktadır.

SON YILLARDA UNUTKANLIK GÖRÜLME ORANI ARTTI MI?
Son yıllarda unutkanlığın görülme oranının artmasından önce tüm dünyada değişen bazı değerler ve gelişmelerden söz etmek sanırım anlamlı olur. İnsanlar çok uzak olmayan geçmişte bilgi ve haberlere tv, gazete, dergi, radyo, sinema, kütüphane gibi klasik yöntemlerle ulaşmaktaydı. TV bunların içerisinde en kolay ulaşılan yoldu, ancak o da kısa süre öncesine göre birkaç kanaldan ibaretti. Şimdi 10’ları bulan yerel kanallar, özel tv kanalları yanı sıra internet denen bir yol bulunmakta. İnternet denen bilgi ağı içinde her konuya en iyiden en kötüye her zaman hemen her yerde ulaşmak mümkün. Yeni denen bir şeyi öğrendiğimiz anda o bilgi eskimiş oluyor. Dolayısıyla bilgi çok çabuk eskiyor. Hiç bilmediğimiz hiç gitmediğimiz ülkelerde yaşayan insanlarla bir “tık” la konuşmaya başlıyoruz. Biz bu kadar hızlı değişen bir ortama koşarak, çok çalışarak vs. uyum sağlamaya çalışıyoruz. Beynimiz de bilgileri hızla alıp aynı hızla yenileri geldiği için hızla bazı şeyleri siliyor.

Ayrıca genel olarak tüm dünyada yaşam daha rahat ve stressiz bir hal almıyor. Aksine çoğu yerde giderek stres ve yoğunluk artıyor. Dolayısıyla hem bir şeylerden geri kalmama çabası hem de artan stres ve hızlı bilgi giriş çıkışlarıyla ortaya çıkan unutkanlık için bazı yayınlarda “çağın hastalığı” deyimi bile kullanıyor. Depresyon gibi psikolojik problemlerde de benzer bir artış da unutkanlığın artan sebeplerinden olabilir. Tüm gelişmeleri biz insanlar oluşturuyoruz, fakat beynimiz internet gibi değil, geliştikçe gelişen durmadan büyüyen ve sonsuz bilgiye sahip canlılar olmamız en azından şu anda mümkün değil.

Tüm bu gelişmelerle birlikte insan ömründe giderek uzama olması toplumdaki “yaşlı” nüfus sayısını da arttırmakta. Dolayısıyla yaşlılarda görülen yaşlanmayla ilişkili unutkanlık veya demans (bunama) gibi ilerleyici ve kişiyi bakıma muhtaç hale kadar getiren, unutkalıkla başlayan süreçlerin de görülme sıklığı artmakta.

UNUTKANLIK NE ZAMAN CİDDİ BİR HASTALIK OLARAK GÖRÜLMELİ?
Unutkanlık, sebebi ne olursa olsun eğer normal günlük yaşamımızı, iş yaşamımızı, özel yaşamımızı etkiler hale gelirse ve unutkanlık nedeniyle bu yaşam alanlarımızda problemler yaşamaya başlarsak mutlak bir uzman tarafından değerlendirilmeyi gerektirir. Bu uzman duruma göre bir psikiyatrist ya da bir nöroloji uzmanı olabilir.

KULLANILAN İLAÇLAR UNUTKANLIĞA SEBEP OLUR MU?
Birçok ilaç unutkanlığa sebep olabilir. Bu konuda basit bir liste vermek çok zor. Ancak günlük yaşamda doktor olarak en çok karşılaştığımız durumlar; aynı anda birden fazla hastalığa sahip oldukları için birçok ilaç kullanmak zorunda olan yaşlılarda çoklu ilaç kullanımına bağlı, epilepsi (sara hastalığı) için kullanılan ilaçlarla, bazı ağır psikiyatrik rahatsızlığı olan hastalarda kullanmak zorunda olduğumuz özel bazı ilaçlarla unutkanlık oluşabilmekte.

Öte yandan aşırı kronik alkol alımı ve keyif verici madde kullanımı da hem kullanıldıkları süre içinde hem de çok uzun süre kullanılırlarsa kalıcı olabilecek unutkanlık yakınmaları yapabilir.

UNUTKANLIĞI ÖNLEMEK İÇİN ALINABİLECEK ÖNLEMLER VAR MI?
Unutkanlığı önlemek için çok genç yaşlardan itibaren beyin gelişimimizi sağlayabilecek yöntemler kullanmalıyız. Entelektüel düzeyimizi yükseltmeye yönelik uğraşılar bulmalıyız. Yüzeysel bilginin su üstünde kalmaya mahkum yağ gibi asla derinlere inemeyeceğini ve ilk dökülen kısımla birlikte gideceğini bilmeliyiz. Mümkün olduğunca ilgilendiğimiz konularda ayrıntılarını da öğrenmeye çalışmalıyız. Ne kadar çok hücreler arası bağlantıya sahip olursak bilgileri değerlendirme şansımız o kadar artar. Normal zekada bir insan beyninin % 3-4’ünü kullanırken dünyanın en zeki insanları % 7-10 arası düzeyde beyinlerini kullanabilmekte. Aradaki 2-3 katlık farkın neleri değiştirdiği ortada…

Genetik özelliklerimiz mutlaka önemli ama insanlar farklı vücutlarla doğup daha sonra onu istedikleri şekle getirmek için çok yoğun çabalar harcarken, maalesef “kapalı bir kutuda” yer aldığı için pek göze hitap edemeyen beyin için çok az çaba harcamaktalar! Beyin gelişimimizi olumsuz etkileyecek maddeler kullanmaktan, mümkün olduğunca da yoğun stresten kaçınmalıyız. Beslenmemize dikkat etmeliyiz.

DEPRESYON UNUTKANLIĞI ARTTIRIYOR MU?
Depresyon unutkanlığı arttırmaktan ziyade çoğu zaman unutkanlığın sebebi olurken, depresyonda görülen unutkanlık genellikle konsantrasyon güçlüğü, dikkat bozukluğu, isteksizlik gibi çok daha farklı sebeplerden kaynaklanıyor

buzzy
08-04-2006, 22:28
KADINLARIN YAPTIRMASI GEREKEN 10 TESTGünümüzde ölümcül hastalıkların tedavisi bile mümkün. Ancak bunun için erken tanı şart. Erken tanıya giden yol ise, yaşamsal önem taşıyan testlerden geçiyor. İşte her kadın için hayati önem taşıyan ve yaşam boyu yaptırılması gereken testler...

Memorial Hastanesi Dahiliye Uzmanı Dr. Soner Dileklen, her kadının mutlaka yaptırması gereken 10 test ve tanı yöntemleri hakkında bilgi verdi.

MAMOGRAFİ İLE MEME KANSERİNDE ERKEN TEŞHİS
Özellikle meme kanseri, erken tanı ile ölümcül bir hastalık olmaktan çıktı. Bunun için kadınların 20 yaşından sonra her iki memesini de ayda bir kez kontrol etmesi ve 2-3 yılda bir doktor muayenesinden geçmesi gerekli.
Meme muayenesinin olmazsa olmazı mamografi. Uzmanlar kadınları, 40 yaşından itibaren her yıl mamografi çektirmesi ve eğer birinci derece akrabalarda meme kanseri varsa, sıkı takip altında olmaları gerektiği yönünde uyarıyor.
Mamografide, düşük doz x-Ray, yani iyonizan radyasyon üreten bir tüp ile meme inceleniyor. İnceleme için hasta mamografi denilen röntgen cihazının önüne oturtuluyor. Meme x ışınına duyarlı bir levha üzerine yerleştirilerek sıkıştırılıyor. Ardından radyasyon verilerek, her iki memenin iç yapısının görüntüleri filmde oluşturuluyor.
Mamografi, meme kanserini henüz ele gelen bir kitle olmadan, yani kireçlenme aşamasındayken tespit edilebiliyor. Bu sayede meme kanseri çok erken evrede tedavi edilebiliyor.

TONOMETRE İLE KÖRLÜK ENGELLENİYOR
Glokom, halk arasındaki adıyla ‘göz tansiyonu’, yaptığı sinir hasarı ile körlüğe neden olabilen bir göz hastalığı.
İlaç tedavisi ve lazer ile körlüğün önüne geçiliyor ancak bu da erken teşhis ile mümkün. Körlük riskine karşı glokomun rutin muayenelerine en geç 40 yaşında başlanmalı. Ancak ailede glokom hastası varsa bu testler daha erken yaşlara alınmalı, da başlanmalı.
Göz içi basıncında genel adı tonometre olan cihazlara başvuruluyor. Retina kontrolünde, gözün arka bölümünü görebilmek için gözbebeği damla formundaki ilaçlarla genişletiliyor. Göz içi basıncı, tonometre cihazından kontrollü bir şekilde hava püskürtülmesiyle ölçülüyor.

EFORLA KALP SORUNLARI BELİRLENİYOR
Uzmanlara göre 40 yaşını geçmiş her kadın senede bir kez kardiyolojik Check-up’tan geçmeli.
Uzmanlara göre, 40 yaşını geçmiş her kadının senede bir kez kardiyolojik check-up’tan geçmesi, kalp sağlığı açısından büyük önem taşıyor. Ailede kalp krizi hikayesi bulunanlar için ise bu daha erken yaşlarda başlamalı. Efor testi, bu yaşamsal önem taşıyan check-up’ta başvurulan yöntemlerden biri.
Test, çoğunlukla koşu bandında uygulanıyor. Yaklaşık 10 dakika süren test sırasında kalp ve kalp kapaklarının durumu ile işleyişi hakkında bilgi veren EKG sürekli izleniyor, belirli aralıklarla damar basıncı ölçülüyor.
Efor testi egzersizi ritim ve ileti bozukluklarını araştırmak amacıyla yapılıyor. Bu sayede kalp ve dolaşım sistemi hastalıkları da ciddi boyutlara ulaşmadan tedavi edilebiliyor.

SMEAR İLE RAHİM AĞZI KANSERİNE SON
Uzmanlar, 18 yaşını aşmış ve aktif cinsel yaşamı olan her kadınının yılda bir kez düzenli olarak pap smear testi yaptırmalarını öneriyor.
Çünkü bu test sayesinde jinekolojik kanserler arasında 2. sırada yer alan rahim ağzı kanseri, çok erken safhada teşhis edilebiliyor.
Muayene sırasında, özel bir fırça yardımıyla rahim ağzı bölgesinden hücre sürüntüsü alınıyor. Bu sürüntüler patoloji laboratuarlarında inceleniyor. İnce yayma tekniğiyle, rahim ağzı kanserine yol açan Human Papilloma virüsü tespit ediliyor.

YILDA BİR KEZ ULTRASON
Kadın hastalılarında erken tanı için gerekli en önemli yöntemlerden biri de vajinal ultrason. Uzmanlara göre, yakınması olsun veya olmasın her kadın yılda bir kez ultrason muayenesinden geçmeli.
Vajinal yolla yapılan ultrasonda, iç organlar çok daha net bir şekilde izleniyor. Yumurtalıkları ve rahmi daha iyi görebilmek için ince bir sonda vajinaya yerleştiriliyor. Ekranda beliren görüntü, kadının sağlığı hakkında bilgi veriyor.
Jinekolojik ultrason ile karın organları, özellikle de rahim, yumurtalıklar ayrıntılı bir şekilde değerlendiriliyor. Rahmin yapısı, pozisyonu, büyüklüğü, rahimden kaynaklanmış tümörler, miyomlar saptanabiliyor. Bunların yanı sıra rahim içi zarı, yani endometrium değerlendirmesi de yapılıyor. Aynı şekilde yumurtalıkların yapısı, yumurta geliştirme kapasiteleri, yumurtalık kistleri saptanabiliyor.

YILDA BİR KEZ CİLT MUAYENESİ KANSERİ ÖNLÜYOR
Her yıl düzenli olarak dermatoloji uzmanının kapısını çalmak da, sağlık için yaptırılması gereken testlerin bir parçası. Özellikle vücutta bulunan çok sayıda ben ve ailedeki cilt kanseri hikayeleri, muayenenin önemini daha da artırıyor. Çünkü benler, ölümcül bir kanser türü olan melanom riski taşıyor. Melanomda yen tanı yöntemi, dijital dermatoskopi. Bu yöntemde yağlanmış deri yüzeyi ışıklı bir büyütme sağlayan dermatoskop ile inceleniyor. Vücuttaki benlerin haritası oluşturularak noktasal lokalizasyonlar belirleniyor. Ardından her bir ben için dermatoskopik görüntü alınıyor ve kaydediliyor. Böylece bir sonraki kontrolde elde edilecek görüntüyle karşılaştırma şansı sağlanıyor. Bunların yanı sıra dijital dermatoskop, benlerde izlenen şüpheli değişiklikleri de gösteriyor.
Bu test ile cilt üzerindeki değişiklikler, kanserleşmeden tespit edilebiliyor.

KAN TAHLİLLERİ SAĞLIĞI ELE VERİYOR
Düzenli olarak yaptırılan kan tahlilleri, genel sağlık durumu hakkında bilgi veriyor. Uzmanlara göre herhangi bir yakınma olmasa da, 35 yaşından itibaren 2 yılda bir kan tahlili yaptırılmasında yarar var.
Damardan kan örneği alındıktan sonra laboratuarlarda alyuvar ve akyuvarların durumuna bakılıyor, lökositler inceleniyor. Testlerden alınan sonuçlara bakılarak vücutta enfeksiyon ve alerjik bir durum olup olmadığı tespit edilebiliyor. Kolesterol ve kan şeker değerleri hakkında bilgi ediniliyor.

MENOPOZDA KEMİK YOĞUNLUĞU ÖLÇÜMÜ ÖNEMLİ
Menopoz ile kendini gösteren kemik kırılmaları riski, osteoporoz tanısı ile konuyor. Özellikle ailede osteoporoz hastasının varlığı, kemik mineral yoğunluğu ölçümünün önemini artırıyor. Kemik mineral yoğunluk ölçümü, hiçbir hazırlık gerektirmeden, vücuda bir zarar vermeden, özel bilgisayar programı ve hassas ölçüm yapan dansitometri cihazlarıyla yapılıyor.
Bu yöntemle vücudunuzdaki kemik yoğunluğu ölçülerek kemik erimesi riski tespit ediliyor. Erken teşhis sayesinde, ileri yaşlarda ciddi ve yaşamsal problemlere yol açan kırıkların oluşması önlenebiliyor.

AĞIZ VE DİŞ SAĞLIĞI İÇİN TÜKÜRÜK TESTİ
Diş ve diş eti hastalıkları, dünyada ve Türkiye’de önemli sağlık sorunları arasında yer alıyor. Dişlerde ciddi bir sorunla karşılaşmamak için her yıl düzenli olarak diş hekimi ziyaret edilmeli. Diş ve diş eti problemlerinin tespitinde, doğal bir koruyucu olan tükürüğün teste dilmesi önemli.
Bu test için tükürüğünüzün incelenmesi yeterli. Testte tükürüğün kimyasal ve mikrobiyolojik yapılarına bakılıyor.
Bu sayede çürüklerin önemli bir sağlık sorununa neden olması önleniyor.

KOLON KANSERİ ÖNLENEBİLİYOR
Kolon kanseri, en sık görülen kanser türleri arasında 3. sırada yer alıyor. Sinsi tehlike, özellikle 50 yaş ve üzerindekileri tehdit ediyor. Araştırmalar, kolon kanserinin önlenebilir olduğunu gösteriyor. Ancak bunun için 50 yaşından sonra, 2 ila 5 yılda bir düzenli olarak kolonoskopi yönteminden yararlanılmalı.
Kolonoskopiyle kalın bağırsağın tümü incelenebiliyor. Çekim sırasında hastalar tomografi cihazına yatırılıyor ve kalın bağırsağa hava verilerek iç bölgenin görülmesi sağlanıyor. İşlem sonunda verilen hava geri alınıyor.
Kolonoskopi yöntemiyle hekim ileride tümöre dönüşebilecek polipleri teşhis edilebiliyor. Poliplerin cerrahi yöntemlerle alınması sayesinde, kolon kanseri oluşma riski önlenmiş oluyor.

petal
09-04-2006, 23:41
Çocuğunuzu güneşten nasıl koruyabilirsiniz?

Cilt kanseri geç yaşta ortaya çıksa da, sebep, çocuklukta olan güneş yanıkları. Çocuğunuzu cilt kanserinden korumak için, güneşte yanmasını engelleyin. Çocukları, güneş ışınlarının en yoğun geldiği saatler olan 10:00-15:00 arasında dışarı çıkarmayın. Çocuğunuzun gözlerini de, katarakt riskine karşı güneşten koruyun. Bu sebeple çocuğunuza UV korumalı güneş gözlüğü alın. Çocuğunuz günde 30 dakikadan fazla dışarıda duracaksa, mutlaka güneşten koruyucu losyon kullanın.

Amerikan Hastanesi Çocuk Sağlığı, Hastalıkları ve Yenidoğan Uzmanı Dr. Özlem Ekiz Yörükalp, güneş ışığının içindeki ultraviyole ışınları (UV), UV-A ve UV-B'nin, uzun süre güneşe maruz kalındığında cilt yanıklarına yol açtığını, tekrarlayan vakaların da cilt kanserine sebep olduğunu bildirdi.

Bir insanın tüm hayatı boyunca aldığı UV ışınlarının yarısından fazlasının çocukluk çağına ait olduğunu, çünkü dışarıda geçirdiği sürenin bu dönemde maksimum düzeyde bulunduğunu belirten Uzm. Dr. Yörükalp, "Hayatında bir kere su toplamış güneş yanığı olan bir kişinin cilt kanserine yakalanma riski, yanığı olmayanlara göre 2 kat fazladır. Her yanıkla bu risk 2 kat artar. Cilt kanserinden korunmanın en iyi yolu, cilt yanıklarını önlemektir" dedi.

İÇİ SU DOLU KABARCIK OLUŞUMU


Uzm. Dr. Özlem Ekiz Yörükalp, uzun süre güneşe maruz kalındığında UV ışınlarının ciltte önce kızarıklık, daha uzun süreli hasarlarda da içi su dolu baloncuklara sebep olduğunu anlatarak, "Kızarıklık, ağrı ve şişme, güneşten 2-4 saat sonra başlar, 24 saatte maksimuma ulaşır. Bu, 1. derece yanıktır. İçi su dolu kabarcıklar olduğunda, yanık artık 2. derece olmuş demektir. 3. derece yanıklarda ise kabuklanmalar olur. Güneş, 3. derece yanığa sebep olmaz" diye konuştu.


Eğer çocuğun derisi su toplar ve bunlar patlarsa, üzerindeki ölü derinin temiz, küçük bir makasla temizlenmesi gereğine işaret eden Uzm. Dr. Yörükalp, "Sonra da antibiyotikli bir krem sürülmelidir. Merhemi günde 3 kez yıkayıp, tekrar sürmek gerekir" dedi.


K. V. Amerikan Hastanesi Çocuk Sağlığı, Hastalıkları ve Yenidoğan Uzmanı Dr. Özlem Ekiz Yörükalp, güneş yanıklarında sık yapılan yanlışlıklardan birinin de, yanık yerine diş macunu, yoğurt veya yoğun merhemler sürmek olduğunu vurgulayarak, "Bunların hem faydası yoktur, hem de temizlenmesi zordur. Diğer bir hata da, güneşten koruyucu losyonlarla bronzlaştırıcı losyon veya yağları karıştırmak, koruyucu yerine bronzlaştırıcı kullanmaktır" diye konuştu.

6 AYLIK ÇOCUKLAR İÇİN 'GÜNEŞ' UYARISI


Uzm. Dr. Yörükalp, süt çocuklarının, ciltleri daha ince olduğu için güneşe karşı daha hassas olduklarını ifade ederek, bu sebeple 6 aylıktan küçük çocukların direkt güneşe çıkarılmamasını ve mümkün mertebe gölgede tutulmasını, eğer güneşe çıkacaksa mutlaka koruyucu losyon, uzun elbiseler ve kenarlıklı şapka kullanılmasını önerdi.


Çocukların, güneş ışınlarının en yoğun geldiği 10:00-15:00 saatleri arasında dışarı çıkarılmaması gerektiğini kaydeden Uzm. Dr. Özlem Ekiz Yörükalp, "Bulutlu havalar sizi yanıltmasın; güneş ışınlarının yüzde 70'i bulutları geçer. Ayrıca güneş ışınlarının yüzde 30'u da seyrek dokumalı kıyafetlerden cilde geçer. Kum ve suyun güneş ışınlarını yansıttığını unutmayın. Gölgede bile cilt yanıkları olabilir. Şapka veya şemsiye, çocuğunuzu yansıyan ışınlardan koruyamaz" uyarısında bulundu.


Uzm. Dr. Yörükalp, çocukların gözlerinin de güneşten korunması gereğine dikkat çekerek, "Yıllarca UV ışınlarına maruz kalmak, katarakt riskini arttırır. Çocuğunuza UV korumalı güneş gözlüğü alın. Güneşte en çok yanaklar, burun ve omuzlar yandığı için, özellikle bu bölgeleri koruyucu losyonlarla yoğun şekilde koruyun" dedi.

GÜNEŞ YANIKLARI İÇİN RİSKLİ GRUP


Çocukların yüzde 15'inin, asla bronzlaşmayan, fakat yanan ciltlere sahip olduğunu söyleyen Uzm. Dr. Özlem Ekiz Yörükalp, "Özellikle açık tenli çocuklar, tüm hayatları boyunca güneşe karşı dikkatli olmak zorundadır. Eğer çocuğunuz açık tenli, sarışın ya da kızıl saçlı, çilli, mavi veya yeşil gözlü, çok benli ise güneş yanıklarına karşı daha hassastır, dolayısıyla cilt kanseri açısından da riskli gruptadır. Bu çocuklar, yazın çok kısa süreli dahi olsa güneşe çıkacak olsalar, koruyucu losyon kullanmak zorundadır" diye konuştu.


Uzm. Dr. Yörükalp, piyasada pek çok güneşten koruyucu ürün bulunduğunu hatırlatırken, özellikle hem UV-A hem de UV-B'ye karşı koruyucu bir ürün tercih edilmesini önerdi.

Güneş yanıkları için tehlikeli saatler olan 10:00-15:00 arası için 15 koruma faktörünün yeterli olduğunu belirten Uzm. Dr. Özlem Ekiz Yörükalp, "Açık tenli çocuklar için 30 koruma faktörü gerekli. Kısaca söylemek gerekirse, tüm çocuklar için 15 ve üzeri koruma faktörlü ürünler kullanılmalı. Koruyucu ürünleri güneşe çıkmadan 30 dakika önce sürmeli. Burun, yanaklar, kulaklar ve omuzlar özellikle iyi korunmalı. Çoğu ürün her 3-4 saatte bir tekrar sürülmeli, eğer suya girilmişse krem sürme işlemi hemen tekrarlanmalı" dedi

petal
09-04-2006, 23:42
Zayıflamak için hangi yol seçilmeli?

Obezite, yani şişmanlık tedavisinin günümüzde doktorları, klinikleri, diyetisyenleri, zayıflama ilaçları, şok diyetleri, diyet yiyecek ve içecekleri, aletleri, edavatı...

ile milyar dolarlık dev bir sektör olmasına hiç de şaşırmamalı. Çünkü, dünyada hem çok fazla kilosu ve çok fazla parası olan milyonlarca insan var, hem de bu fazlalıklara göz dikmiş çok fazla akılları olan insanlar. Amaç, karında, göbekte, kalçalardakilerle beraber cüzdan ve ceplerdeki fazlalıkları uygun şekilde gidermektir. Cerrahpaşa Tıp Fakültesi Göğüs Hastalıkları Bölümü Öğretim Üyesi Prof. Dr. Ahmet Rasim Küçükusta, diyetleri Mynet okurları için yazdı.

EN İYİSİ ŞİŞMANLAMAMAK

Zayıflamanın türlü çeşitli yolları var. Hangisini seçelim diye soruyorsanız, en iyisi hiç şişmanlamamak derim. Esas önemli olan, her besinden yiyerek hayat boyu dengeli beslenmeyi bir alışkanlık haline getirebilmektir. Başka bir deyişle, yemek için değil, yaşamak için yemeyi öğrenmeliyiz.

Çünkü, bir kere hem yerleşmiş yağ dokusunu kaybetmek çok zordur ve hem de kısa zamanda bin bir emekle, zahmetle verilen kilolar genellikle daha kısa zamanda üstelik de fazlasıyla geri alınır.

TERAZİLERLE DOST OLMALI

Kimse zorla zayıflatılamaz. Önce şişmanları, şişman olduklarına, bunun bir hastalık olduğuna ve zayıflamaları gerektiğine inandırmak gerekir. Zira, pek çok obez terazilerden hiç hoşlanmaz, fazla kilolu olduğunu da genellikle kabul etmez.

YEDİĞİMİ ÇOCUK YEMEZ

Şişmanların en büyük bahanelerinden biri de "Su içsem yarıyor" dur. Hiç de fazla yemedikleri halde kilo almaktan veya verememekten yakınanlar bütün yedikleri ve içtiklerini kaydederlerse, kabahatin suda olmadığını kolayca anlarlar. Bunlar, "abur-cuburları"yiyecek ve içecekten saymayanlardır.

PAZARTESİ DİYETLERİNDEN VAZGEÇMELİ

Birçok insan her pazartesi veya her aybaşı sabahı diyete başlar, ancak daha o akşam veya en geç ertesi gün de vazgeçer. Çünkü, insanlar çok kısa zamanda, yediklerinden fazla kısmadan 'kolayca' zayıflamayı isterler. Hatta, mümkün olsa da bir düğmeye basılıp fazla kilolar birden kaybolsa çok iyi olacaktır.

SİHİRLİ BİR DİYET YOK

Bir kere şuna emin olun ki, öyle birkaç haftada bilmem kaç kilo verdiren 'şok diyetler' yararsız olduğu gibi, sağlık için de çok risklidir. Belki bunlarla kısa sürede kilo verilebilir, ama diyet bırakılınca eski kilolar hemencecik fazlasıyla geri alınır. Bu tür diyetlerde kaybedilen yağ değil, kas dokusudur.

Aç kalarak ve kendi başına yapılan diyetlerle de zayıflamak genellikle imkânsızdır. Çektiğiniz eziyet yanınıza kâr kalır.

EN İYİ DİYET HANGİSİ

Şişmanlarda bu fazlalıklar olduğu sürece onlara göz diken yeni birileri mutlaka çıkacaktır. En iyi diyet, bir doktor ve diyetisyen tarafından kişiye özel olarak hazırlanan diyettir. Kilo vermekte hiç aceleci olunmamalıdır. İdeal bir diyette, vücudun ihtiyacı olan her tür besin olmalı, ancak miktarı ve kalorisi düşük tutulmalıdır. Esas önemli olan verilen kiloların bir daha geri alınmamasıdır. İnsanı aç ve hâlsiz bırakan rejimlere itibar edilmemelidir.

PAHALI DİYET ÜRÜNLERE KANMAMALI

Diyet veya 'light' adı altında satılan çikolatalar, reçeller, kekler, bisküviler... gerçekten çok pahalıdır. Bunların yerine kalorisi düşük olan alternatifler bulmak her zaman mümkündür. Bu pahalı ürünlerin tek faydası, cebinizde yiyeceğe verecek para bırakmamam yoluyla kilo vermenize katkıda bulunmasıdır. Diyetisyenlerin vizitelerinin de çok yüksek olmasının bir nedeni de budur zaten.

PARASI OLAN DA AÇ, OLMAYAN DA

Bu dünya bir tuhaf.

Gençken parası olmadığından... bulamadığından yiyemeyen insanlar, paraları pulları olduğunda ise, bu sefer de kilo almamak ya da fazla kilolarını verebilmek için aç bilaç gezmek zorunda kalıyorlar.

buzzy
10-04-2006, 10:25
Stres diş döküyor
İsveç’in Karolinska Enstitüsü’nde yapılan araştırmaya göre stres, endişe ve tasa, ağız sağlığı açısından da önemli. Bu yakınmalarla doktora başvuran hastalarda, diş dökülmesinin daha hızlı olduğu gözlendi.
İsveç Karolinska Enstitüsü Ağız Sağlığı Uzmanı Dr. Annsofi Johannsen, insan psikolojisi ile diş sağlığı arasındaki ilişkiyi araştırdı.
Annsofi Johannsen’in araştırmasına göre stresli, endişeli ve tasalı insanların diş etlerinde iltihaplanma daha fazla görülüyor. Bu iltahap sonucunda, hastaların dişlerinde dokülme görülüyor.

İsveç Haber Ajansı TT’ye açıklama yapan Dr. Johannsen, İsveçliler’in yüzde 15 ile 30’unda diş dökülmesi yaşandığını kaydetti.

pinky
11-04-2006, 23:19
Bilim ve Teknik Aralik 2000 dergisinde "Ari Zehirinde
Bilmedikleriniz "konusunu okuyunca ari sokmalarında uyguladığım bir yöntemi sizinle paylasmak istedim. Tip fakültesinde okurken simdi anımsamadığım bir dergide ari zehirinin protein yapisinda olmasi nedeniyle (enzim, peptit ve aminoasitler) 53-55 derecede denature olarak toksin özelligini kaybedecegini, derimizin bölgesel olarak 60 derece ve üstüne dayanabilmesi nedeniyle sokmanin hemen sonrasinda bölgeye yanan bir sigaranın olabildiğince yaklastirildiginde zehir'in etkisinin kaybolacagini okumustum.

Bu uygulamayi 1983 de zorunlu hizmet sirasinda beni bir ari soktugunda
kendimde denemistim. Sonuc mükemmeldi, 10-15 saniyede agri ve sislikten eser kalmamisti.
O günden beri, basta gittigim kamplarda olmak üzere onlarca kisi üzerinde
bu yöntemi uyguladim.
Ari sokmasindan sonra yaygin olarak kullanilan, bölgeye amonyak uygulanmasi bence çok yanlis. Sokulmadan sonra kisa süre içinde olmak sartiyla, önce igneyi çıkartıp ardindan 20 saniye kadar yanan sigarayi kisinin dayanabildigi oranda degdirmeden bölgeye yaklastiriyorum. Bölgede agri ve sislik kaybolup, sadece birkac dakika icin kizariklik kaliyor.

Kisinin alerjisi yoksa baska önleme gerek kalmiyor.

Dr. Murat Ergin

buzzy
12-04-2006, 09:00
Çocuğun sağlık giderini devlet karşılayacak
Başbakan Erdoğan, Sosyal Güvenlik Reformu ile birlikte, 18 yaşına kadar tüm çocukların sağlık giderlerini devletin karşılayacağını söyledi. Erdoğan, "Çocuğa sigortan var mı, prim ödedin mi, sorulmayacak" dedi

Başbakan Recep Tayyip Erdoğan, primi ödensin veya ödenmesin tüm çocukların 18 yaşına kadar sağlık giderlerinin devlet tarafından karşılanacağını söyledi.
Erdoğan, "Buna 'hayır' demek, millete karşı olmaktır. Efendim, 'Zarara gireceğiz.' Hesabını yaptık, zarara girmeyeceğiz, kâr edeceğiz" dedi.
Erdoğan, dün AKP grup toplantısında yaptığı konuşmada, sosyal kesimler için açtıkları her paketin 'seçim yatırımı' diye değerlendirilmesine tepki göstererek, "Ülke meseleleri üzerine kafa yormak, çözüm üretmek için illa seçim olması gerekmiyor. Böyle bir yanlışı, mantığı kabul edemeyiz" dedi.
Erdoğan, tasarının geciktirilmesi halinde hem ülke ekonomisinin hem de devlet - toplum ilişkisinin büyük yara alacağını söyledi. Paketi "Taşın altına büyük bir cesaretle elimizi koyduk" diye savunan Erdoğan, bu reformla, herkesin "Eşit bir ülkenin vatandaşı olacağını" hissedeceğini kaydetti.
Erdoğan, SSK'lı Bağ-Kur'lu, Emekli Sandığı ayrımcılığının ortadan kalkacağını ve tüm işlerin tek çatı altında yürütüleceğini belirtti.

Yeşil karta son
Erdoğan, şöyle devam etti:
"Bazı vatandaşlarımıza yeşil kart verdiler, bazılarına da maalesef kırmızı kart gösterdiler. Vatandaşın haklarını esirgeyen bu köhne düzen en kısa makul sürede son buluyor. Yeşil kart - Kırmızı kart ayrımına son vermeliyiz. İmtiyaz yerine adalet isteyen vatandaşımızın bizden talebi budur."

Emeklilik yaşı 65
Reform paketinin çıkmasının ardından emeklilik yaşının 68'e yükseleceğine yönelik spekülasyonlar yapıldığını belirten Erdoğan, "Emeklilik yaşının yükseltilmesi 2036'da olacak. Yükseltilme de 68 değil 65 olarak düşünülüyor" dedi.

Tasarı 109 madde
Bu arada, Çalışma ve Sosyal Güvenlik Bakanı Murat Başesgioğlu, tasarıya destek istemek için dün TBMM'de CHP Grup Başkan vekili Ali Topuz ile görüştü.
Başesgioğlu, 109 maddeden oluşan tasarının mevcut yöntemle görüşülmesi halinde, ancak 5 ayda yasalaşabileceğini vurguladı.
Topuz ise, tasarıyı iyileştirme çabası içinde olacaklarını belirtti. Bilindiği gibi tasarı, IMF'nin 3'üncü gözden geçirme çalışmaları için ön koşul niteliğinde bulunuyor.
Tasarı ne getirecek?
Türkiye'de ikamet eden herkes zorunlu olarak Genel Sağlık Sigortalı (GSS) olacak.
Her çocuk 18 yaşına kadar GSS'li olacak.
Yurtdışında yaşayan Türk vatandaşları ile yabancı ülke vatandaşları da Türkiye'de bir yıldan fazla kesintisiz kalacaklarsa GSS kapsamına girecek.
GSS primine esas kazancın alt sınırı asgari ücret üst sınırı ise bu ücretin 6.5 katı olacak.
Yeşil kart uygulması kalkacak. Ödeme gücü olmayan, sigortalı olarak çalışmayan ve aylık geliri asgari ücretin üçte birinden az olanların primlerini devlet ödeyecek.
Prim borcu olanlar sağlık hizmetlerinden yararlanamayacak.

buzzy
12-04-2006, 13:40
Bahar alerjisine kağıt mendil uyarısı
Kağıt mendillerin içerdikleri kimyasallar nedeniyle bahar aylarındaki göz ve burun alerjilerini artırabileceği vurgulandı.
Polenlere alerjisi bulunanların göz damlası kadar pamuklu mendil taşımayı da ihmal etmemesi önerildi.
Zonguldak Karaelmas Üniversitesi Tıp Fakültesi Göz Hastalıkları Anabilim Dalı Başkanı ve Uluslararası Gözyaşı Hastalıkları Derneği Genel Sekreteri Doç. Dr. Suat Hayri Uğurbaş, ilkbahar mevsimiyle polenlerin yanı sıra çeşitli çiçek ve otlarla temas halinde bulunulmasının alerjisi olan kişilerin gözlerinde sulanma, kızarıklık, yanma ve batma hissi gibi belirtiler gösterdiğini söyledi.

Mevsimsel alerjinin genellikle her yıl tekrarlandığından lokal anti-alerjik damlalarla tedbir alınabileceğini anlatan Doç. Dr. Suat Hayri Uğurbaş, şöyle konuştu:
“Rahatsızlıkların tedavisinde alerjinin neden kaynaklandığını tespit etmek çok önemlidir. Kağıt mendiller, içerdikleri kimyasallar nedeniyle bahar aylarındaki göz ve burun alerjilerini artırabilmektedirler. Polenlere alerjisi bulunanlar göz damlası kadar pamuklu mendil taşımayı da ihmal etmesinler. Çünkü, kağıt mendiller gözlerdeki sulanmayı ve burundaki akıntıyı çoğaltabilmekte. Ayrıca, tedavide kullanılacak damlalar da muhakkak her yıl doktora başvurularak alınmalıdır. Alerjinin şiddetine uygun damlanın kullanılması tedavinin etkisi açısından şarttır. Halkımız, eczanelerden her damlayı satın almamalıdırlar.”

Uğurbaş, vatandaşların belirtiler ortaya çıkmadan anti-alerjik damlaları kullanmaya başlamaları durumunda rahat edeceklerini, hava kirliliği gibi değişken çevre koşulları nedeniyle ilerleyen yaşlarda da rahatsızlığın yaşanabileceğini kaydetti.

buzzy
13-04-2006, 00:32
Kilo vermenin sırları
Diyet yapmak kolay bir iş değildir. Bir şeyler yemek, atıştırmak hayatımızın öylesine içinde ki, her vesile ile bir şeyler yiyoruz. Vitrinler, market rafları, restoranlar ve ikramlar, son derece davetkar ve baştan çıkarıcı. Ama hem sağlığımız hem de yaşamın tadını çıkarmak için fazla kilolardan uzak kalmamız gerekiyor. Peki nasıl karşı koyacağız tüm bunlara? Üzülmeyin, her derdin bir çaresi var. Bugün diyet yapmanızı kolaylaştıracak farklı önerilerim olacak!

MAVİ RENGİN FAYDALARI
Kırmızı, sarı ve turuncu gibi sıcak renklerin iştahınızı açtığını hiç fark ettiniz mi? Mavi ise tam tersidir. Sizi dinginleştirir ve aşırı yemenizi önler. Dikkat ederseniz, size kocaman menüler sunan fast food restoranlarının ana rengi hep kırmızıdır. Bu rengi kebapçılar ve Çin Lokantaları da çok sever. Çünkü saf kırmızının sinir sistemi üzerinde uyarıcı bir etkisi vardır, bizi heyecanlandırır. Kırmızıyı algıladığımızda kan basıncımız artar, nefes alıp verişlerimiz ve kalp atışlarımız hızlanır. Oysa mavi, özellikle koyu mavi, sakinleştiricidir. Mavi renge restoranlarda pek nadir rastlanır. Çünkü bu renk dinginliğe, doyuma, kendisi ile barışık ve güvenli bir duruma karşılık gelir. Doğrusu böyle bir ruh halinde iken insan pek fazla yemek yemeye ihtiyaç duymaz. Öyleyse neden kendimize 'mavi terapisi' yapmayalım? Gelin bu dönem mavilere bürünün. Özellikle yemekli bir davete giderken mavi giyinin, mavi taşlı bir yüzük takın. Evde masa örtülerinizi, yemek takımlarınızı mavilerle donatın. Bir değişiklik yapmaya niyetiniz varsa yemek odanızı da maviye boyayın.

YEŞİL ÇAY
Yemekle birlikte veya yemeklerden 15 dakika önce yeşil çay içerseniz, yağ ve kolesterol emilimini azaltırsınız. Nasıl diye soracak olursanız, yeşil çayda hem polifenoller hem de biraz kafein bulunur. Yeşil çaydaki bu hafif kafein ile polifenoller birleşerek özel bir zayıflama etkisi yaratırlar.

20 DAKİKA BEKLEYİN
Midemizin tokluk hissini algılaması 20 dakika sürer. Hızla yemek yerseniz, 20 dakika geçinceye kadar, doyduğunuzu anlamazsınız. Sonra da midenizin neden bu kadar tıka basa dolu olduğuna şaşırır kalırsınız. Dikkat ederseniz, yemeğe herhangi bir nedenle ara verip de sofraya tekrar oturduğunuzda, kendinizi tok hissedersiniz. Örneğin; telefon çalarsa ya da misafir ağırlıyorsanız, pek bir şey yiyemezsiniz. Öyleyse ne yapacağımız bellidir. Elimizden geldiği kadar yavaş yemeliyiz. Bunu sağlamak için de ayakta atıştırmak yerine daima sofraya oturmalı, çatalı-bıçağı arada bir bırakmalı, yemek sırasında su molası vermeli, yeşil çayımızı yudumlamalı ve karnımızın doyması için kendimize en az 20 dakika zaman tanımalıyız.

* Yemek yerken acele etmeyin.

* Akşam yemeğinizi mümkün olduğu kadar erken yiyin.

* Asla ayakta atıştırmayın. En küçük öğünler için bile kendinize sofra kurun.

* Masaya çok aç oturmayın. Saat 17.00 civarında veya eve geldiğinizde biraz meyve yerseniz, olası açlık krizlerini önlersiniz.

* Yemek odanızı güzelce aydınlatın. Loş ışıkta insan farkına varmadan çok daha fazla yemek yer.

UYKUSUZ KALMAYIN
Hepimizin bildiği gibi, uykusuzluk irademizi zayıflatır. Kendimizi ruh gibi hisseder, günü geçiştirmekten başka hiçbir şey düşünemez oluruz. Acil enerji ihtiyacı ile karbonhidratlara ve keyif verici maddelere sarılmakta medet umarız. Ama daha da önemlisi, uyku uyuyamazsak, kendimizi tok hissetmemizi sağlayan Leptin hormonu etkisini kaybeder. Çünkü uykuda Leptin hormonu yükselir. Ancak yeterli seviyelere ulaşamazsa, açlık hormonları (Ghelin) ve stresle baş başa kalırız. Öte yandan yediğimiz her şey çabucak yağ olarak depolanmaya başlar. Değer mi?

selçuk efendi
15-04-2006, 12:18
Herkes hayatında bir kaç kez ağız
kokusundan şikâyetçi olmuştur. Tıbbi dilde 'Halitosiz' diye adlandırılan
"ağız kokusu" pek çok farklı nedenden kaynaklanabiliyor. Hoş olmayan nefes
kokusu sorunu yaşayan kişilerde önemli sosyal ve psikolojik sıkıntılara
neden ağız kokusu rahatsızlığının toplumun yüzde 50'sini etkilediği tahmin
ediliyor.

Telefonla yapılan bir ankette ABD'de yaşayan erkeklerin yüzde 50'si,
kadınların yüzde 60'ı nefes rahatlatıcı' ürünlerden kullandıklarını
söylemişlerdir. ABD'deki yıllık tüketim sadece ağız suları için 740 milyon
dolar civarında ve nane şekeri veya ağız spreyleri gibi 'ağız koku
dispenserleri' için de yaklaşık 625 milyon dolar para harcanıyor; Almanya'da
ise bu rakamlar üçte bir civarında olduğu tahmin ediliyor.

Ağız kokusunun nedeni ve tedavisi ile ilgili merak ettiğiniz her şeyi
Jinemed Hospital'dan KBB Uzmanı Op. Dr. Şenol Civelek yanıtladı.

*Ağız kokusu neden kaynaklanır?*

Halitozis dediğimiz ağız kokusu, ağızda bulunan bakterilerin hidrojen sülfür
içerikli ürünlerinden ortaya çıkmaktadır. İyi ağız hijyenine sahip
bireylerde hidrojen sülfür üreten bakteri popülasyonu azınlıkta iken kötü
ağız hijyenine sahip kimselerde bu tip bakteri sayısı artmaktadır.

*Ağız kokusunu tipleri var mı?*

Ağız kokusu fizyolojik, patolojik ve psikolojik olmak üzere üç tiptir.

Fizyolojik ağız kokusu nedir?

Açlıkta ve beslenme alışkanlığına bağlı olarak yemeklerden sonra fark edilen
ağız kokusudur.

Fizyolojik ağız kokusuna ne yol açar?

Yüksek protein içerikli; kırmızı et, balık, peynir ve süt ürünleri gibi
gıdalarla bakterilerin etkileşmeleri sonucunda oluşur. Ayrıca soğan,
sarımsak, turp gibi koku veren yiyecekler de ağız kokusuna yol açan sülfür
içermelerinden dolayı nefes kokmasına yol açar. Alkol alımı, kahve içimi ve
sigara kullanımı da ağız kokusuna yol açmaktadır.

*Nasıl tedavi edilir?*

Fizyolojik ağız kokusu; etkili bir ağız temizliğine derhal cevap verebilen
tip ağız kokusudur.

*Patolojik Ağız kokusu nedir?*

Patolojik ağız kokusu kalıcı bir durumdur. Diş fırçalama, ağız çalkalama
gibi alışılmış ağız temizleme metotları ile düzelmez. Kokunun kaynağına
inilerek tedavi yapılmalı gerekir.

*Patolojik ağız kokusuna ne yol açar?*

Genellikle ağız-yutak hastalıkları ve çeşitli sistemik hastalıklarda ortaya
çıkar. Yaklaşık yüzde 90 ağız kaynaklıdır. Ağız kokusu temel olarak ağız
boşluğunun hijyeni ve diş-dişeti sağlık durumu ile alakalıdır. Kokuya gıda
artıkları, ağız mukozasından dökülen hücreler, tükürük ve ağızda toplanan
lökositlerin artıkları yol açar. Ağız kaynaklıları da çoğunlukla dişeti
hastalıkları, diş çürüğü, ağızdaki eski dolgu ve kaplamaların altındaki
çürüklerden kaynaklanmaktadır.

*İnsanın dili ağız kokusuna neden olabilir mi?*

İnsan dilinin arka tarafı eğer tükürük tarafından tam olarak
temizlenemiyorsa, buradaki ufak buruşukluklar arasında da rahatça bakteriler
yerleşebilir ve bu da ağız kokusun yol açar. Bu durum çürümüş yumurta kokusu
şeklinde ağız kokusuna yol açıyor.

*Patolojik ağız kokusu başka nedenlerden kaynaklanabilir mi?*

Diğer ağız kaynaklı sebepler kronik bademcik iltihapları, ağız içinde
meydana gelen mantar hastalıkları ve ağızda yara yapan hastalıkların
seyrinde de ağız kokusu meydana gelebilir. Ağız kuruluğuna sebep olan
Tükürük bezi hastalıkları, şeker hastalığı, hepatitler, Vitamin eksiklileri,
menopoz, duygusal gerilim, ilaçlar azalmış tükürük akımına yol açarak ağzın
kendi kendini temizleme mekanizmasının ortadan kalkmasına ve ağız kokusu
oluşur.

*Ağız kokusunu yol açan ağız dışı sebepler var mı?*

Ağız dışı sebeplerin başında burun ve sinüslerden kaynaklanan ağız kokuları
gelir. Burada özellikle burun tıkanıklığı olan kişilerde ağız solunumundan
dolayı ağız kuruması olmakta bu da oral hijyeni bozup halitozise yol
açmaktadır. Sinüzit iltihaplanması ve artmış tükürük salgısı ile halitozis
sebebi olabilir. Burunda veya ağız-yutak da mevcut yabancı cisimler
iltihaplanmaya yol açarak nefeste kötü kokuya sebep olabilmektedir. Birçok
yabancı cisim kaza eseri buruna içine kaçmış ve uzun süre ihmal edilip
kalmış olabilir. Özellikle çocuklar ve zihinsel engelli hastaların
değerlendirilmesinde yabancı cisimler akla getirilmelidir.

*Psikolojik ağzı kokusu yani "halitofobi" neden kaynaklanır?*

Bazı hastalar başkalarının fark etmediği ağız kokusundan şikâyetçi
olabilirler. Bazen bu inanç o kadar kuvvetli olur ki hayatlarını olumsuz
yönde etkiler, depresif bir hâl alırlar ve hatta intiharı bile düşünürler.
Bu hayali halitozis "Olfactory Reference Sendrom" adı verilen psikiyatrik
bir durumdur ve hasta kendisinden kaynaklı kötü bir koku olduğuna inanır.
Stres altındaki bireylerde tükürük akımındaki azalmayla beraber dolaylı
olarak halitozis ortaya çıkabilir. Ayrıca stresin ağız ve diş sağlığını da
olumsuz etkilediği bilinmektedir.

*Halitofobi nasıl tedavi edilir?*

Hasta ve hekim arasında iyi bir iletişim kurulabilirse hastanın ağız
kokusuyla alakalı anksiyetesi ve diğer insanların davranışlarıyla ilgili
korkusu azalabilecek ve kokuya yönelik yapılan basit tedavi metotlarıyla
rahatlayabilecektir. Bu iyi kurulmuş ilişki hastanın psikolojik danışmayı
kabulüne de yardım edecektir

*Ağız kokusunun tanısı nasıl konur?*

Ağız kokusunun saptanmasındaki basit bir test de hastanın kendi bileğini
yalamasıdır. Birkaç saniye yalanan yerin kuruması beklendikten sonra bölge
koklanır.

Kötü kokunun dilden kaynaklı olup olmadığının değerlendirilmesi dilin arka
yüzeylerinden plastik bir kaşık vasıtasıyla kazıma yapılması ve
koklanmasıyla tespit edilir. Ayrıca "Diş ipiyle yapılan ağız kokusu testi"
ise, mumsuz diş ipi arka taraftaki dişlerin arasından bölgelerinden
geçirilir ve testi yapan kişi 3 cm mesafeden koklayarak değerlendirmesini
yapar

*Gaz kromatografi yöntemi nedir?*

Sülfür içerikler için çok hassas fotometrik dedektörler içeren bir cihazdır.
Ancak bu cihazın kullanımı için özel, uzman bir personel gerekmesi sebebiyle
araştırmayla uğraşmayan kullanıcılar için pratik değildir.

*Halimetre nedir?*

Halimetre, nefesteki sülfür içerikleri tespit ederek ağız kokusunun teşhis
ve tedavisinde önemli rol oynar. Ağız kokusuna yol açan gaz bölümlerini
milyarda bir hassasiyetle "ppb" (parts per billion) cinsinden tespitinde
kullanılır. Ölçümler hastanın ağız veya burnundan verdiği hava ile yapılır.
En sık kullanılan, en hızlı en kolay metodudur. Halitozisin tanısına yönelik
geliştirilen tanı ve uyarı araçları da teknoloji hızıyla daha popüler bir
kimliğe kavuşmaktadır

*Ağız kokusu nasıl tedavi edilir?*

Tedaviye başlamadan önce kokunun kaynağını bulması gerekir. Burada hastaları
değerlendirmede diş hekimi, KBB uzmanı, gastroenteroloji uzmanı gibi
ekiplerin beraber çalışması mutlaka tedavinin başarısını arttıracaktır.
Ağızda oluşan koku sıklıkla diş tedavisi tedavi gerektirir. Halitozisin
tedavisinde etkili metot ağız temizliğine ve temel diş-dişet bakımın
yapılmasıdır.

*Dil nasıl fırçalanır?*

Dilin fırçalanması ağız kokusunu azaltmada diş fırçalamaktan iki kat fazla
etkilidir.

Dil yüzeyinin kazınması için plastik dil kazıyıcıları ve küçük fırçalar
dizayn edilmiştir. Bu özellikle bulantı refleksi olan hastalar için kolaylık
sağlar. Dil fırçalanırken olabildiği kadar dışarı çıkarılır. Dil
temizleyici/kazıyıcı dilin olabildiği kadar arka bölgesine yerleştirilir.
Dil üzerine kuvvet uygulayarak öne doğru yavaşça çekilir.

*KUTU*

*Ağız kokusunu engelleme yöntemleri*

* Diş problemleriyle diğer patolojik nedenlerin tedavisini yapın. Tam bir
ağız muayenesi yaptırın. Koku testleri uygulanabilir ki bu testlerle uçucu
sülfür gazları ve halitosis hastalığının boyutları tespit edilir.

* İleri dişeti hastalıkları ve/veya diş çürükleri tedavi edilmelidir.

*Ağız enfeksiyonları yok edilmeli gömük, sorunlu dişler çekilmelidir.

* İyi bir ağız hijyenine özen gösterilmeli. Dişlerin tüm yüzleri ve dil
sırtı temiz tutulmalıdır. Ağız enfeksiyonları tedavi edildikten sonra
gargaralar ve diş macunları da yardımcı olabilir.

* Ağız kuruluğuna mani olmak için gün boyu su için.

* Tükürük salgısını hareketlendirin: bakteri oluşumunu önlemek için ağzın
oksijenlenmesine yardımcı olur. Şekersiz sakız çiğnemek bunun en kolay
yoludur. Bu arada mentollü pastillere dikkat! Kokuyu giderir gibi görünse de
kuruluğa neden olur.

* Su içeriği bol olan sebze (domates, kereviz, pırasa) ve meyveler (elma
muhteşem bir ilaçtır) tüketin. Yiyeceklerinizin üzerine maydanoz doğrayın.

* Eczanelerde satılan maydanoz yağı bazlı kapsüller alın.

* Sarımsak, soğan ve baharattan kaçının (ya da, sarımsak ve soğanı pişirerek
yemeyi tercih edin). Çoğunlukla kötü sindirildiklerinden süt ürünleri de bu
probleme neden olabilir.

* Dilinizin üzerinde biriken bakterileri temizlemek için bir dil raspası
kullanın veya fırçalama sırasında dilinizi temizleyin.

* Alkol ve sigarayı bırakın.

pinky
18-04-2006, 10:47
1. Mikrodalgaya plastik kap konmayacak.
2. Dondurucuya plastik su şişesi konmayacak.
3. Mikrodalgaya plastik ambalaj konmayacak.
Johns Hopkins bunu kanser sirkülerine yeni göndermiştir. Bu bilgi,
Walter Reed Ordu Tıp Merkezi'nde dolaşmaktadır.

Diyoksin (Dioxin) maddesi kanser sebep olmaktadır, özellikle de göğüs kanserine.
Diyoksinler, vücudumuzdaki hücreler için yüksek derecede zehirlidir.
Plastik şişelerinizi içlerinde su varken dondurmayın; çünkü bu
plastikten diyoksinlerin açığa çıkmasına sebep olmaktadır.
Yakın zamanda, Dr. Edward Fujimoto, Castle Hastanesi İyileştirme
Programı Yöneticisi, bu sağlık tehlikesini anlatmak üzere
televizyondaydı.
Diyoksinlerden ve bizim için ne kadar kötü olduklarından bahsetti.
Dediğine göre, yemeklerimizi mikrodalga fırında plastik kaplar içinde
ısıtmamalıyız. Bu yağ içeren yemekler için geçerli. Dr. Fujimoto, yağ,
yüksek ısı ve plastik bileşiminin yemek içinde diyoksin açığa
çıkardığını ve en son noktada bunun vücut hücrelerimize vardığını
söyledi.

Bunun yerine, yemeklerimizi ısıtmak için cam ya da seramik kaplar
kullanmamızı öneriyor. Aynı sonucu elde ediyorsunuz, sadece diyoksin
olmadan. Bu yüzden, hazır yemek, dışarıdan alınan hızlı yemekler
(hamburger, tavuk kanatları, vs.) ucuza mal edilen plastik ve benzeri
kaplarından çıkartılıp cam ya da seramik kap içinde ısıtılmalı.
Kağıt/karton kaplar kötü diye bir bilgi yok; fakat kağıdın içinde ne
var bilemezsiniz. Cam ya da seramik kap kullanmak daha güvenli.

Yakın zaman içinde hızlı yemek restoranlarının (McDonald's, Burger
King) köpük ve benzeri plastik alaşımlı kaplardan kağıt kaplara
geçtiklerini hatırlattı. Diyoksin problemi bu değişimin sebeplerinden
biri.

PVDC olarak da bilinen ve yemeğin tadını, dokusunu ve kalitesini
koruma görevini en uzun süre devam ettirdiği için yaygın olarak
kullanılan Saran Poliviniliden Klorid (Saran Polyvinylidene Chloride)
veya Saran reçine ve zarları 50 yıldan beri en yaygın ambalaj
malzemesi. Dr. Fujimoto, Saran ambalajların (PVDC) da mikrodalgada
ısıtılan yemeklerin üzerinde olmasının aynı derecede tehlikeli
olduğunu belirtti. Yemek nükleer bir yolla ısıtıldığından, ısı bu
ambalajlardan zehirli toksinlerin eriyerek açığa çıkmasına ve yemeğe
damlamasına sebep oluyor. Bu işlem nemle beraber gerçekleştiğinden
farkına varamıyoruz.

Bunun yerine, yemeği kağıt havlu ile sarın.

selçuk efendi
25-04-2006, 17:13
BEYNİNİZİ DOĞRU KULLANMANIN ÇARPICI YOLLARI

Önemli kararlarınızı açık havada, kollarınızı sağa sola sallayarak yürürken almaya ne dersiniz? Ya da sevdiğiniz bir müziği bir süre gözleriniz kapalı dinlerseniz, hayatınızda nelerin değişeceğini biliyor musunuz? Peki kafanızda en çok neyi düşünürseniz, hayatınızda da onu çoğaltacağınızdan haberdar mısınız? Siz en iyisi bu haberi okuyun, beyni kullanmanın püf noktaları ile hayatta istediğiniz her şeye kavuşun!

AÇIK HAVADA DÜŞÜNÜN

1- Beyin açık havadayken ve ayaktayken daha iyi çalışır. İnsan beyninin ayaktayken yaklaşık yüzde 10 daha fazla çalıştığı düşünülmektedir. Önemli kararlarınızı alırken kapalı alandaysanız, “volta atmayı” deneyebilirsiniz.

2 - Yürürken kolları sallamak beynin performansını olumlu etkiliyor. Önemli kararlarınızı açık havada, kollarınızı sağa sola sallayarak yürürken almaya ne dersiniz?

3- Yabancı bir dil öğrenme beyni güçlendiriyor. Her gün birkaç yabancı ya da yerli yeni kelime öğrenip, kullanabilirsiniz. Sözlük okuyabilirsiniz. Alışveriş listesi veya telefon numaralarını ezberlemeyi deneyebilirsiniz.

4- Zihinsel jimnastik /antrenman yapın. Bunun için çeşitli bulmacaları çözebilirsiniz. Satranç gibi akıl oyunları oynayın. Yatkınsanız, meditasyon, yoga gibi zihni dinginleştiren teknikler üzerinde çalışın.

RUTİNDEN KURTULUN

5 - Rutin olarak tekrar ettiğiniz davranışlardan vazgeçin. Bazen telefonu sol elinizde tutun, çantanızı diğer elinizle taşıyın, evinize başka bir yoldan gidin. En azından bir günlüğüne televizyon kumandasını sık kullanmadığınız elinizde tutun.

6 - Entelektüel zevklerinizi geliştirmek için her gün mutlaka iyi bir özdeyiş antolojisinden birkaç cümle okuyun. Beyninizi kaliteli cümlelerle besleyin!

7 - Her gün güzel bir resme veya fotoğrafa bakmaya çalışın. Estetik algınız, gördüğünüz estetik şeyler kadar gelişir.

8 - Sevdiğiniz bir müziği bir süre gözleriniz kapalı dinleyin. Beyin otoriteleri tarafından klâsik müziğin zekâya 7 puan ekleyebildiği iddia edilmektedir.

9 - Günde aklınızdan 60 bin ile 80 bin arası düşünce geçer. Bu düşünceler ne hakkındaysa, hayatınız da ona göre şekillenir. Unutmayın, kafanızda en çok neyi düşünürseniz, hayatınızda da onu çoğaltırsınız.

10 - Bir konu hakkında düşünürken, nasıl düşündüğünüzü de gözlemleyin. Düşünmek üzerine düşünmek, beyin ve düşünce kapasitesini artırır.

KALİTELİ BEYİN İÇİN UYKU

11 - İyi bir uyku kaliteli bir beyin için şarttır. Çok uyuyorum diye üzülmeyin. Einstein‘in günlük 10 saatten fazla uyuduğu biliniyor. 24 saati geçen uykusuzluk beyinde sarhoşluğa benzer bir etki yapar.

12 - Bol ve temiz oksijen beyin için çok önemlidir. Beynimiz ağırlık olarak vücudumuzun yüzde 2’sini oluşturduğu halde, vücuda gelen oksijenin yüzde 25’ini tüketir. Oksijensiz kaldığımızda ölümü gerçekleşen ilk organımız beyindir. Odanızın penceresini açarak kendinize bol bol oksijen ısmarlayın.

13 - Farklı düşünme tarzları beyninizi geliştirir. Çocuklar ve hayvanlarla daha fazla vakit geçirin. Sizden farklı düşünen insanlarla konuşun.

14 - Kullanılmayan organ körelir. Sürekli televizyon seyrederek beyninizi “düşük viteste çalıştırmayın.

15 - Beynin en tehlikeli yanı “ters çaba” kuralına göre çalıştığı anlardır. Başınıza gelmesinden en çok korktuğunuz şeye odaklanırsanız, korktuğunuzu başınıza getirir! Buna ters çaba kuralı denir. Beyin odaklanılan hedef olumsuz olsa bile, bunu gerçekleştirmek için çalışır. Topluluk önünde konuşma yaparken “acaba heyecanlanır mıyım?” diye düşünürseniz, heyecanlanırsınız.

16 - Beyni yoran monotonluktur. Hayatınızı ne kadar renklendirirseniz, beyninizi o kadar neşelendirirsiniz.

SİHİRLİ SAYI KURALI

17 - Beyin kısa süreli hafızada beş ile yedi arasındaki bilgiyi işleyebilir. Yeni bir bilgi gelince, bu bilgilerden birini atar. Buna “sihirli sayı” kuralı denir. Bu kural aşılıp aşırı bilgi yüklenmesi durumunda beynimiz “servis dışı” olur. Hayatınızın en büyük kararlarını alırken “kafadan “ değil, tıpkı beş haneli iki rakam grubunu çarparken yaptığınız gibi, bir kâğıt üzerine yazarak ne yapacağınızı hesaplayın.

18 - Sağlam kafa sağlam vücutta bulunur. Fiziksel zindelik, zihinsel zindelik getirir. Uzun süre hareketsiz kalmak, zihni de hareketsizleştirir. Spor yapmaya, fazla kilolarınızdan kurtulmaya özen gösterin. Yeterince su için. Çünkü, insan beyninin yüzde 78’i su ile kaplıdır.

19 - Ders çalışırken ilk öğrenilenler, son öğrenilenler, sık tekrarlananlar ve ilginç bulunanlar en çok akılda kalanlardır. Dersleri kısa aralar vererek çalışmak akıllıca bir harekettir.

20 - Bu hafta kafanızı nasıl daha iyi çalıştırabileceğiniz üzerine daha fazla düşünün. Unutmayın, beynimizi daha iyi çalıştırmak için kullanacağımız organ yine beynimiz! “Aklınızı “başınıza” toplayın ve kullanın!

pinky
28-04-2006, 14:35
Çok faydalı bilgiler var.

http://www.beslenmebulteni.com

Tek kusuru geç açılması, yavaş olması. Açılırken hiç beklemeyin diğer topiclere bakın.

Saygılar

selçuk efendi
30-04-2006, 17:45
(kusura bakmayın, fazla vaktim olmadığı için >'ları silemedim)

Mumin Sekman'in hazirladigi "Bu hafta beynine iyi bak!" adli
"beyin kullanma
> >kilavuzu" kitapcigindan birkac alinti:
> >
> >Beyin acik havada ve ayaktayken daha iyi calisir. Onemli
kararlarinizi
acik
> >havada yururken alin.
> >Beyin orneklerle akil yurutur.
> >Kararsiz kaldiginiz bir durumda "Ataturk benim yerimde olsaydi
ne yapardi?"
> >diye dusunun.
> >Yabanci bir dil ogrenme ve ezber beyni guclendirir. Her gun
birkac yeni kelime ogrenin ve kullanin.
> >Zihinsel jimnastik yapin.
> >Bunun icin basta Sudoku olmak uzere bulmaca ve satranc gibi
oyunlari kullanabilirsiniz.
> >Zihinsel rutinlerinizi kirin.
> >Bazen telefonu sol elinizde tutun, cantanizi diger elinizde
tasiyin, evinize baska bir yoldan gidin.
> >Zihinsel zevklerinizi zenginlestirmek icin her gun mutlaka iyi bir
ozdeyis
> >kitabindan, birkac cumle okuyun.
> >Guzel bir resme bakin.
> >Sevdiginiz bir muzigi gozleri kapali dinleyin.
> >Bir konu hakkinda dusunurken, nasil dusundugunuzu de gozlemleyin.
Dusunmek uzerine dusunmek, dusunce kalitesini artirir.
> >iyi bir uyku kaliteli bir beynin temelidir.
> >24 saati gecen uykusuzluk sarhosluga benzer bir sekilde beyin
> >fonksiyonlarini etkilemektedir.
> >Bol ve temiz "birinci el" oksijen beyin icin cok onemlidir.
> >Beyin vucuda alinan oksijenin dortte birini tek basina tuketir.
Farkli dusunme tarzlari beyni gelistirir.
> >Cocuklar ve hayvanlarla daha fazla vakit gecirin.
> >Sizden farkli dusunen insanlarla konusun.
> >Kullanilmayan organ korelir.
> >Surekli TV seyrederek beyninizi dusuk viteste calistirmayin.
> >Beyninizin sinirlarini zorlamayan etkinlikler, beyninizi
gelistirmez. Beynimiz "garbage in garbage out" ilkesine gore calisir. Yani
beninize
çöp
> >girerse, beyninizden çöp cikar.
> >Beyninizi neyle beslediginize, midenizi neyle beslediginiz kadar
dikkat edin. Beyin diyeti yapin.
> >
> >Kafanizda en cok neyi dusunurseniz, hayatinizda onu
cogaltirsiniz. Gunde aklimizdan 60 bin ile 80 bin arasi dusunce gecer. Bu
dusunceler ne hakkinda?
> >Beynimiz kendisinin nasil calistigi hakkindaki bilgi ve
inanclarina gore calisir.
> >Beynin calismasi hakkinda yanlis bilgilere sahip oldugumuzda,
beynimiz de yanlis calisir.
> >Basari beyinde baslar. İnsan "kafadan" kaybeder!
> >Bu hafta "beyin haftasi."
> >Aklimizi "basimiza" toplama haftasi!
> >Bu hafta kafanizi nasil daha iyi calistirabileceginiz uzerine
daha fazla kafa yorun.

kazak
04-05-2006, 20:00
Beden sağlığı açısından hazır gıdalardan kaçınılmasını tavsiye ederim.Mesleğim gereği(Gıda Müh.),çoğu ürünün üretimini gördüğüm veya bizzat çalıştığım için en sağlıklısı tabi olanlarını ve her şeyi mevsiminde tüketmeniz.Hazır gıdaların çoğu bırakın faydasını ,zararları daha fazla.En bilineni kansorejen madde içermeleri....Uzun mevzular....Ayrıntıya giremiyorum...Herkese sağlıklı bir yaşam dilerim.Atalarımız boşuna dememişler ''HER ŞEYİN BAŞI SAĞLIK,GERİSİ OLUR GİDER''

buzzy
07-05-2006, 17:47
5 kilo vermek için 25 öneri

Beslenme alışkanlıklarında yapacağınız küçük değişiklikler, istediğiniz formda vücuda sahip olmanızı sağlayabilir. Kalori hesabı yaparak her zaman başarılı sonuçlar alamayabilirsiniz!

Missouri Belleville Memorial Hastanesi diyetisyenlerinden Beth Mueth, şöyle diyor: "Vücudunuzu bir makineymiş gibi düşünün. Kilonuzu dengede tutabilmeniz için aldığınız kalori ile harcadığınız kalorinin birbiriyle uyumlu olması gerekir. Genellikle çoğumuz harcadığımızdan daha fazla kalori alırız. Bu sistemi basit birkaç değişiklikle lehinize işler hale getirebilirsiniz."

SIKI DİYETE GEREK YOK!
Bir kilo için 3 bin 500 kalori almanız gerekir. Kalori alımınızda eğer bir yılda her gün 100 kalori açık verirseniz, bir yılda beş kilodan fazla kilo verebilirsiniz. Bunu sıkı bir diyet yapmak yerine beslenme alışkanlıklarınızda yapacağınız küçük değişikliklerle sağlayabilirsiniz. Bu yıl beş kilo vermek istiyorsanız, bu 25 öneriyi dikkatle okuyun:

1 Tam yağlı süt ürünleri yerine yarım yağlı süt ürünleri tüketmeye başlayın.

2 Restoranda yemek siparişi verirken, tam yerine yarım porsiyon isteyin. Haftada iki kez dışarıda yemek yediğinizi düşünürsek, bu maddeyi uygulamanız sonucunda kalori alımınız önemli ölçüde azalacaktır.

3 Yemeklerinizdeki tereyağı ve margarin miktarını azaltın. Sadece kahvaltınızdan azaltacağınız bir miktar tereyağı bile kilo vermenize yardımcı olacak.

4 Yemeklerinizde yağ miktarı yüksek olan et suyunu mümkün olduğunca az kullanın.

5 Kırmızı et yerine tavuk ya da hindiyi tercih edin.

6 Her sabah büyük bir bardak portakal suyu için.

7 Sosis, salam, jambon gibi et ürünlerini kalori bakımından yüksek olduğu için sınırlı miktarda tüketin.

8 Şekerli bir Cappuccino içmek yerine tatlandırıcı içeren bir kahveyi tercih edin.

9 Kızarmış patates yerine fırında patatesi tercih edin. Bu size ortalama 90 kalori kazandırır.

10 Günde 10 ile başlayarak her gün düzenli olarak 30 dakika egzersiz yapmaya başlayın. Örneğin her gün düzenli olarak 30 dakika yürürseniz, kilo vermeniz kolaylaşır.

11 Yumurta sarısını kesin çünkü yumurtanın kolesterol ve yağ içeren kısmı sarısıdır. Yemek tariflerinizde bir yumurta kullanmanız gerekiyorsa, sarısını çıkarıp iki yumurtanın beyazını kullanın.

12 Patlamış mısır seviyorsanız, yağsız ve tuzsuz yemeye özen gösterin.

13 Şekerli tatlılar ya da hamur işleri yemek yerine, şekeri sadece içeceklerinizden ya da sabah kahvaltıda sütle yediğiniz tahıl ürünlerine karıştırarak tüketmeyi tercih edin.

14 Normal soda yerine light soda için.

15 Light soda bulamıyorsanız, içtiğiniz soda miktarını azaltın.

16 Beyaz ekmek yerine kahverengi ekmek yiyin. Her yediğiniz sandviçten ortalama 100 kalori kâr edersiniz.

17 Yağlı çedar peyniri yerine yağsız mozarella gibi peynirleri tercih edin.

18 Mutfağınızda yağlı mayonez yerine yağsız mayoneze yer verin.

19 İş kırmızı et yemeye geldiğinde miktarında ölçülü olun, sağlıklı olan miktar bir iskambil kartı büyüklüğünde olan porsiyondur.

20 Normal bira yerine light bira için.

21 Salata soslarından yağsız olanları tercih edin.

22 Asansör kullanmak yerine merdivenleri kullanın.

23 Hiçbir şeyi abartılı yemeyin. Yemeklerinizin porsiyonlarını azaltın. Örneğin McDonald's'ta patates kızartması yiyecekseniz, büyük boy yerine küçük boy alın.

24 Tavuğu derisiz yiyin.

25 Dondurmanıza çikolata sosu koymak yerine taze meyvelerle süsleyin.

kazak
08-05-2006, 21:29
Karamsarlık,üzüntü,sıkıntı...vs. ömrü en az 5 yıl kısalttığını yeni araştırmalar göstermiştir.Sevinç,huzur,mutluluk,gülmek....vs . de ömrü bir o kadar uzatır.Borsada kazanç ve kayıplar eşitse problem yok.Sağlığa zarar verecek hiç bir şey kar sayılamaz.

kazak
09-05-2006, 14:03
Hazır gıdalardan mümkün olduğu kadar kaçmak gerektiğini önceki yazılarımda bahsetmiştim.Kuruyemiş yerken hiç dikkatinizi çekti mi ? Fıstık içlerinin normalin üzerinde kırmızı olduğunu,beyaz leblebinin yerken dudakları beyaza boyadığını,soslu çerezlerin mazot koktuğunu....vs. Bunlar denizden bir damla misali.Genelde çoğunun tekstil boyalarıyla boyandığını,sosluların mazotta pişirildiği bunlara birer misaldir.

buzzy
15-05-2006, 09:10
Spor: Kim için ne zaman, nasıl?
Düzenli ve sürekli yapılan egzersiz kan şekerini düşürüyor ve iskelet kası üzerindeki olumsuz etkileri ortadan kaldırıyor.
Çukurova Üniversitesi (ÇÜ) Tıp Fakültesi Fizyoloji Ana Bilim Dalı Başkanı Prof. Dr. Sadi Kurdak, “Spor: kim için, ne zaman, nasıl?” konulu konferansta, egzersizin insan hayatı üzerinde birçok faydası olduğunu ve insan ömrünü ortalama 3,7 yıl uzattığını ifade etti.
Spor yapma zamanının kişiden kişiye değişiklik gösterdiğini vurgulayan Kurdak,”en hazır hissedilen anın en uygun zaman” olduğunusöyledi.
Egzersizin belirli bir plan dahilinde ve sistemli şekilde yapılması gerektiğine dikkati çeken Kurdak, “Yürümek de spordur. Ancak, çarşı-pazar gezmek bu anlamda spor değildir. Düzenli, tempolu ve sistemli yapılmalıdır” diye konuştu.
Kurdak, egzersizin diyabet hastaları üzerinde de olumlu etkisi bulunduğunun altını çizerek, “Egzersiz kan şekerini düşürür, iskelet kasının normal yapısını korur” dedi.
Astım hastalarının egzersiz yapmaması yönündeki yaygın anlayışın da yanlış olduğunu belirten Kurdak, hareketsizliğin tabloyu daha vahimhale getirebileceğini ifade etti.
Sıcak ve nemli havalarda ve sabah erken saatlerde spor yapmaktan kaçınılması gerektiğini vurgulayan Kurdak, her yarım saatte bir bardaksu içilmesi ve mutlaka yemekten 2 saat sonra spora başlanmasının doğruolduğunu bildirdi.
Balcalı Hastanesi Hipokrat Salonu’nda düzenlenen konferansı çok sayıda öğretim üyesi ve öğrenci izledi.

buzzy
06-06-2006, 00:07
Alerji
Vücudun, bazı madde veya hava şartlarından etkilenmesi yahut psikolojik etkenler sonucu ortaya çıkan bir hastalıktır. Önce, alerjiye neden olan etkenleri bulmak gerekir. alerjinin belirtileri de; şahsa göre değişir. Kiminde kaşıntı, kiminde kurdeşen, kiminde astım görülür. Hasta, eğer bazı maddelerle temasından dolayı alerji oluyorsa, o maddenin uzaklaştırılması ile mesele kendiliğinden çözümlenmiş olur.


Baş ağrıları
Baş ağrıları çeşitli nedenlerden kaynaklanır. Bunlar; şöyle sıralanabilir. Aşırı yemekten sonra görülen veya açlıktan kaynaklanan baş ağrıları. Göz, kulak veya burun hastalıklarından kaynaklanan baş ağrıları. Ateşli hastalıkların neden olduğu baş ağrıları. Alkol kullanmanın neden olduğu baş ağrıları. Kafa bölgesinde meydana gelen, kırık, ezik, çatlak veya sarsıntılardan kaynaklanan baş ağrıları. Beyin urlarının neden olduğu baş ağrıları. Kahve tiryakilerinde kahvesizlikten doğan baş ağrıları. Kabızlık çekenlerde görülen baş ağrıları. Saralılarda görülen baş ağrıları. Çikolata, sarımsak, lahana, yeşil biber, kuru yemiş yedikten sonra görülen, alerjik baş ağrıları. Menenjit hastalığının neden olduğu baş ağrıları. Fazla miktarda şekerli yiyecek yemekten doğan baş ağrıları. Diş hastalıklarının neden olduğu baş ağrıları. Fazla çalışma ve ruhi çöküntülerin neden olduğu baş ağrıları. Baş ağrılarının gerçek nedenini bulabilmek için mutlaka doktora başvurulmalıdır.


Burun akıntısı
Burun akıntısının nedeni; nezle, saman nezlesi, sinüzit, müzmin nezle, alerjik burun iltihabı veya burna herhangi birşey kaçmış olmasıdır. Ayrıca kızamık başlangıcında da görülür.


Egzama
Mayasıl diye bilinen egzama, derinin sulanması ile meydana gelen bir iltihaptır. Tıp dilinde; Erythema pernio denir. Kaşıntı ve kızartı ile ortaya çıkar. nedeni; ruhsal olabileceği gibi alerjik tepkiler veya deriyi tahriş eden maddeler de olabilir. Bazı kimselerde de ırsidir. Vücudun hemen hemen her yerinde görülebilir ve bulundukları yere göre isimlendirilirler. Tedavinin ilk prensibi; üzülmemek ve egzamalı yerleri kaşımamaktır. Ayrıca, su ve sabunlu sudan olduğu kadar uzak kalmak da gerekir. Su yerine permanganatlı su ve rivanollu su kullanılır. Perhiz yapılır. Acılı, baharatlı ve yağlı yenmez.



Göz sulanması
Göze toz kaçması, çapaklanma, göz iltihabı, nezle veya bazı alerjik hastalıklar göz yaşının fazlalaşmasına neden olur. Şikayetler soğuk havalarda daha da artar. Doktora başvurmak gerekir.

Gözkapağı şişliği
Gözkapakları, çoğunlukla fazla ağlama sonucu şişer. Nezle veya kızamık sırasında da görülür. Bunlardan başka, kalp, böbrek, hastalıkları veya beze iltihaplanmasının da bir işareti olabilir. Bazı kimselerde de alerjiktir.


Kurdeşen
Tıp dilinde Ürtiker denilen kurdeşen, bir çeşit alerjidir. Ciltte aniden başlayan ve birkaç saat süren dayanılmaz kaşıntılarla kendini gösterir. Ciltte görülen küçük, kırmızı kabarcıklar, bir süre sonra şişebilir. Bu belirtiler, bazen çok kısa zamanda geçer, bazen de uzun süre devam eder. Nedeni, böcek veya arı sokması, bozuk yiyecekler, bazı yiyecekler, bazı ilaçlar veya aşırı derecede heyecanlamadır.


Saman nezlesi
Ot veya bitki tozlarının neden olduğu bir çeşit alerjik hastalıktır. Tıp dilinde pollenosis veya alerjik rinit denir. Daha ziyade, çiçeklerin açtığı aylarda görülür. Hastada şiddetli aksırmalar, burun tıkanıklığı, gözlerde kızarma ve sulanma, fazla miktarda berrak burun akıntısı ve öksürük görülür. Tedavinin ilk şartı, çiçeklerin açtığı sıcak ve rüzgarlı günlerde kırlara gitmemek ve güneş gözlüğü kullanmaktır.


Sinüzit
Çene, alın ve şakak kemikleri içinde bulunan ve buruna açılan içleri hava dolu boşlukların, sinüslerin iltihaplanması sonucu ortaya çıkan bir hastalıktır. Had ve müzmin olmak üzere iki çeşidi vardır. Nedeni burun iltihabı, nezle, grip, alerji, burundaki şekil bozuklukları veya buruna kaçan yabancı cisimlerdir. Hastanın yüzünde zonklayıcı bir ağrı, burnunda tıkanma, akıntı ve baş ağrısıyla birlikte gelen ateş görülür.



Soğan ve sarımsak
Yüksek tansiyon ve kalp hastalığı tehlikesini azaltırlar. Soğan, mide kanserine yakalanma riskini; sarımsak da bağırsak kanserine yakalanma riskini azaltıyor. Sarımsağın mayasında bulunan maddeler hücrelerin zarar görmesini önleyerek, vücudu erken yaşlanmaya karşı koruyor. Antibiyotik ve nefes darlığını gideren bileşimler içeren sarımsak bağışıklık sistemini de kuvvetlendiriyor. Kalbe ve alerjik hastalıklara karşı etkili. Soğan içerdiği kimyasal maddelerle kalbimizi güçlendiriyor ve alerjik reaksiyonları engelliyor. Newcastle'da yapılan araştırmalar, düzenli bir şekilde soğan yiyenlerin damarlarının tıkanma riskinin azaldığını gösteriyor.

Morientes
14-06-2006, 22:58
kuş gribinden daha tehlikeli bir hastalık KIRIM-KONGO Kanamalı Ateşi hastalığı KKKA.kene ısırmasıyla geçiyormuş.
son bir haftada 3 kişi ölmüş.
2002 den beri birsürü insan ölmüş ama yeni haberimiz oluyor...

Palet
20-06-2006, 13:00
Bu yazi bana mail yoluyla ulasti,bayanlara faydasi olabilecek bir konu oldugunu düsündüm.
************************************************** ********
Kasim ayinda , nadir rastlanan bir çesit meme *kanseri bulundu. Bir Bayanin
gögsünde bir isilik gelisti. Doktoru mamagrofisi temiz oldugu için*
antibiyotikle enfeksiyonu tedavi etti. iki kontrolden sonra isilik kötüye
gitmeye basladi. Doktoru bir mamografi daha istedi. Bu sefer bir kitle görünüyordu.
Biyopside hizli büyüyen habis ur bulundu.Büyümesini geri çekmek amaciyla kemo*
terapi basladi, sonra mastectomy yapildi, kemo terapi tamamlandi ve radyasyon
tedavisi yapildi. Siddetli tedavinin yaklasık dokuz ayindan sonra bayan*temiz*bir saglik listesi verdi.
Yasaminin bir yilinin her günü onunla doldu . Sonra kanser karaciger bölgesine*geri döndü . Dört tedavi aldi ve kaliteli bir hayat istedigine karar
verdi
kemo terapinin daha sonradan ortaya çıkan etkisini yasamak
istemiyordu. Bes
büyük ayi vardi *ve son gününü en ince ayrintisina kadar planladi.**
Morfine
ihtiyaç duydugu birkaç günden sonra öldü. Her yerdeki kadinlara dagitilsin*diye*bu mesaji bırakti :
Kadinlar , lütfen normal olmayan herhangi bir sey karsisinda dikkatli*olun*ve
mümkün oldugu kadar çabuk yardim almak içinde kararli ve inatçi olun..
Paget *Hastaligi : Bu nadir tipte bir meme kanseri ve memenin dis
çeperinde
meme ucunda ve haresinde isilik gibi görünüyor , daha sonra dis kenari
kabuklu
bir yara haline geliyor . *Meme kanserinden hiç süphe duymadim ama
kanserdi.
Meme ucum bana hiç degişik gelmiyordu fakat isilik beni rahatsiz etti,*
**bu
nedenle doktora gittim. Ara sıra kaşındı ve agridi fakat bunlarin
disinda
beni
rahatsiz etmedi Sadece çirkin ve sıkınti vericiydi, doktorum ve
dermatolog
tarafindan daha önce deri yangisi için verilen bütün kremlerle
temizlenemedi .
Biraz endişeli görünüyorlardi fakat kanser olabilecegi konusunda beni
uyarmadilar.
simdik, *disaridaki pek çok kadinin meme ucundaki yada çevresindeki bir*isiligin
yada yaranin kanser olabilecegini bildigini sanmıyorum. ( Benimki meme
haresinde
tek bir kirmizi sivilce olarak basladi. Meme ucunun Paget hastaliginda
problemin
en büyügü semptomlarin zararsız görünmesi. Çogunlukla * deri iltihabi
veya
enfeksiyonu *oldugunu düsündürüyor, en önemli talihsizlik ortaya çikartma*ve
bakiminda gecikme. )
Semptomlar neler ?
Meme ucunda kasintiya ve yanmaya neden olan sürekli kirmizilik, akinti ve kabuk*baglamasi.
( Benim durumumda , ben fark edene kadar çok fazla kasinti ve*akinti*yoktu, fakat bir tarafta dis kenarda kabuk vardi. )
Meme ucunda iyilesmeyecek bir yara. ( Benimki meme haresi üzerinde idi.)
Genellikle sadece bir meme ucu etkileniyor.
Nasil teshis edilir?
Doktorunuz fiziksel olarak muayne etmeli ve iki memeninde
mamografisini*acil
olarak çektirmenizi istemeli Kirmizilik, akinti ve kabuk deri iltihaplanmasina
çok benziyorsa bile, eger yara tek memenizde ise doktorunuz kanserden
süphelenmeli. Neler oldugundan emin olmak için doktorunuz yaradan biyopsi*almali.
Bu mesaj ciddiye alinmali ve mümkün oldugu kadar çok sayida akrabaniz ve
arkadaslariniza geçilmeli ki birinin hayatini koruyabilmeli.
Benim meme kanserim, büyük dozlarda kemoterapi aldiktan, 28 kez Radyasyon
tedavisi olduktan ve Tamaxofin aldiktan sonra yayildi ve kemiklerimi sardi.
*Eger baslangiçta meme kanseri teshisi konulsaydi belki yayilmayacakti...
************************************************** ********
(alintidir)

selçuk efendi
26-06-2006, 07:47
İnsanı yorgun düşüren 11 enerji dusmani Cep telefonu, floresan ışık, küf gibi etkenler enerjimizden çalıyorlar. Bilim adamları, kronik yorgunluk ile tüm bu etkenler arasında şaşılacak bağlantılar olduğunu tespit ettiler. Seninle dergisi bu konuyu yeni sayısında sayfalara taşıdı.

1- Derin uykuda bizi rahatsız edenler

Gürültü stres yaratır ve stres tansiyonu yükseltir. Sonuçta sürekli halsiz ve uykulu oluruz. Bunun için size önerimiz, yatak odanızdan saat gibi ses çıkarabilecek tüm eşyaları kaldırmanız olacaktır.

2- Kahve ve çay: 6 fincandan sonrası zarar!

Kafein uyarıcı etki yapar, yani beyne daha fazla enerji emri verir. Günde 3 fincan kadar çay veya kahve içersek, bu canlandırıcı özellikten iyi şekilde faydalanırız. Fakat miktar ikiye katlanırsa, kafein ve tein, vücudumuzdaki demiri emer. Bu durumda beyin ve kalbe yeterli oranda oksijen gitmez. Sonuçta kendimizi çok yorgun hissederiz.

3- Karbonhidrat uyku hapı etkisi yapar

Tüm karbonhidratlar, aç karnına yenildiği zaman ağırlık yapar. Siz siz olun, aç karnına bu besinleri tüketmemeye özen gösterin.

4- Su eksilirse dikkatiniz de dağılır

Her gün yaklaşık 8 bardak su içmemiz gerekiyor, yoksa hissedilir bir biçimde enerji boşluğuna düşeriz. En iyisi, her saat başı içine biraz limon suyu sıkılmış bir bardak su içmektir.

5- Cep telefonu hipnozdan beter

20 dakikadan uzun telefon görüşmelerinin uyku hipnozu gibi bir etki yaptığı ortaya çıktı. Dolayısıyla, uzun süreli ve sık olarak telefonla konuşmak bizi yorar.

6- Duş alacağımıza yatağa geri dönelim daha iyi

Suyun sıcaklığı vücut sıcaklığının çok üzerindeyse bünyemiz uyku getiren hormonları fazlasıyla salgılamaya başlar. Akşamları iyi uyumak için sıcakla, sabahları enerji depolamak için ılık suyla yıkanın!

7- Bazı besinlere karşı dayanıksız olabilirsiniz

Her şeyi doğru yaptığınız halde zinde değilseniz, "çölyak" hastası olabilirsiniz. Bu bünyenizin tahıl nişastalarını işleyememesi anlamına gelir. Baş ağrısı ve yorgunluktan şikayet eden bu kişilerin buğday, arpa gibi tahıllardan uzak durması gerrekir.

8- Kola bünyeyi aside boğar

Az harekete bir de aşırı kola, çay ve et tüketimi eklenirse, bünyede aşırı asit meydana gelir. Sonuçta da dolaşım bozuklukları, migren, bağışıklık sisteminin zayıflaması gibi rahatsızlıklar yaşanır.

9- Gürültü de yorar

Uzun süreli gürültüye maruz kalan insanların enerjisi tükeniyor. Bağıra çağıra konuşan insanların arasında olmak bile insanı yormaya yetiyor.

10- Floresan ışığı kronik esnemeye neden olur

Floresan ışık, öğrenme ve konsantrasyon yetimizi yüzde 60 oranında düşürür. Gün içinde saatlerce bu ışığa maruz kalan birinin bağışıklık sisteminin zayıfladığı ispatlandı. Bu da kronik yorgunluğa neden olabilir.

11- Küften uzak durmalı

Bulunduğunuz ortam yeterince havalanmıyorsa küf oluşabilir. Bünye, küfe tıpkı mikroplarda olduğu gibi karşılık verir, bununla mücadele eder. Bu da açıklanamayan sürekli yorgunluğa neden olabilir.

BİR ÖNERİ

Zencefil ve karanfilli bir kek vücudunuzdaki mutluluk hormonlarının üretimini artırır, sizi canlandırır. Muskat da "myristicin" adı verilen bir madde içerir ki, bu madde doping ile çok büyük benzerlik taşır.

gzmnc
08-07-2006, 21:24
Kalıcı felç hastalığı oluşmadan hastaların çoğunda geçici iskemik atak (beyne giden kan akımında azalma) dediğimiz nörolojik tablo oluşur.Doç. Dr. Serdar Dağ Mynet okurları için yazdı.

Geçici iskemik atak ani başlayan bir süre devam eden ve hemen hiçbir iz bırakmadan kaybolan nörolojik yetmezlik belirtilerinden oluşan durumdur. Bu süre 24 saati aşmamalıdır. Fakat genelde kısa olur.

Yapılan araştırmalar sonucu bu terimin eski yunanda bile kullanıldığı göstermiş olmasına karşın gerçek niteliği ile tanınması ve de tedavisi son yıllarda olmuştur ve halen çalışmalar devam etmektedir. Geçici iskemik atak geçiren hastaların büyük çoğunluğu 1-3 yıl içinde felç hastası olmaktadır.

Günümüzde gerek çevresel faktörler, gerekse beslenme alışkanlıklarından dolayı genç yaşta felç sanıldığından daha fazla görülmektedir. Hayati önem ve sosyal nedenlerden dolayı bu hastalığın erken dönem teşhisi bu hastalığa aday kişilerin felçten kurtulmasını dolayısıyla kendisinin bakım hastası olmasını önler. Evet bu hastalar hayati tehlikeyi atlatsalar bile bakım hastası olarak kalırlar, bu da çevresindeki yakınlarını sosyal ve ekonomik yönden etkiler. Gerek yaşlı gerekse genç olsun inme yani felç hastalığının habercisi olan geçici iskemik atakları tespit edip tedavisini yapmak büyük önem taşır.

Beyni besleyen 2 tane ana damar sistemi vardır. Kaba tabirle bunlardan biri beynin ön ve orta yüzeyini besleyen halkın şah damarı diye adlandırdığı Karotis damarları diğeri de beynin arka yüzeyini ve derin bölgelerini besleyen Vertebrobaziler damar sistemidir. Çok kısa olarak :

1) Vertebro-badiler sistemindeki geçici iskemik ataklarda :

a)Görme bozuklukları:çift görme ,görme bulanıklığı ,görme hayalleri görülür.
b)Baş dönmesi (vertigo) özellikle çift görme ile beraber anlam kazanır.
c)Düşme nöbetleri özellikle yaşlı hastalarda ani olarak düşme görülür ve hastalarca dizlerimin bağı çözüldü diye tabir edilir.

2) Geçici Karotis iskemisi :

a)Bir gözde ani gelişen kısa süreli körlük
b)Bir tarafta his ve duyu bozuklukları ve kuvvet azlığı
c)Konuşma bozuklukları ,bazen de şuurda bozukluklar görülebilir.

65 yas üzerindeki gruplarda hastalığın seyri daha iyidir. Orta yaşta kalıcı felç geçirme olasılığı ortalama % 30' dur. Bu hastalığı hazırlayan sebepleri çok kısa sıralarsak:

1)Kalıtsal olarak damarların yapısı

2)Hipertansiyon

3)Kalple ilgili hastalıklar (kapak hastalığı vs.)

4) Kanda yağ oranı (kolesterol,trigliserid,HDL,LDL,VLDL durumu)

5) Sigara içme alışkanlığı

6) Aşırı alkol alışkanlığı,Aşırı kahve alışkanlığı

7) Kandaki şekilli elamlarin fazlalığı sayılabilir.

Geçici iskemik geçiren hastaların çoğu durumunu önemsemez. Fakat bu durum fark edildiğinde en kısa zamanda doktora başvurulmalıdır. Bu durum nedir? Örnek verecek olursak ani gelişen geçici konuşmada bozukluk ani gelişen tek gözde geçici körlük, bir tarafta geçici güç azalması, geçici hafıza kaybı vs. sıralıyabiliriz.

Hasta deneyimli bir hekime başvurduktan sonra hastalığa yol açacak tüm sebepler araştırılmalı bir neden varsa derhal ortadan kaldırılmalı ve uygun tedavi düzenlenmelidir. Hastalıkla karşılaşılabilecek tabloların ayrımı büyük önem taşır örneğin bu akut tablo gerçek bir damarsal olayımı yoksa tümöre iltihaba veya başka patolojiyemi bağlı olarak çıkmıştır. Bunun ayrımı iyi yapılmalıdır.

Günümüzün modern teşhis ve görüntüleme yöntemleriyle deneyimli bir hekim tarafından bu durum şüpheye düşürmeden tespit edilip tedavisi düzenlenir. Yukarıda da söylediğim gibi erken teşhis hastayı ve hasta yakınlarını ileride maddi manevi bir yükün altından kurtarır. Hastayı risklerden büyük oranda korur.

selçuk efendi
26-07-2006, 08:41
RUHUNUZU VE BİLİNCİNİZİ UYUŞTURMAYIN! - DİKKAT MADDE BAĞIMLILIĞI S.O.S. VERİYOR! -
18.07.2006


Ülkemizde madde kullanım yaygınlığına dair yeterli olmasa da çalışmalar yapılmakta ancak özellikle gençlerimizi sigara, alkol ve madde kullanımı konusunda bilinçlendirecek önlemler çok yetersiz boyutta.
Sigara, alkol ve uyuşturucu-uçucu madde kullanımı ile ilgili çeşitli araştırmalar yapılmakta bunlardan 15-17 yaş arası lise öğrencileri arasında Türkiye genelinde yapılan bir anket çalışmasında son yıllarda özellikle madde kullanımında çok hızlı bir artış olduğu saptanmıştır.

Bu anketin sonucunda ;
- Yaşam boyu en az bir kez sigara kullanım oranı %63.9
- Her gün sigara kullanım oranı ise %22
- Haftada en az bir kez alkol kullanım oranı %9
- Yaşam boyu en az bir kez uyuşturucu-uçucu-uyarıcı madde kullanım oranı % 23
- Son bir ayda madde kullanım oranı % 15.5

Bu araştırma Türkiye genelinde yedi bölgeden iki şehir seçilmek suretiyle gerçekleştirilmiştir.
Anketin sonuçları bu konunun bir sorun olarak önemle ele alınması gerektiğini göstermektedir.Yıllar içinde tekrarlanan benzer araştırmalarda son dört yılda madde kullanımında ve bağımlılığında artış olduğu ve özellikle büyük kentlerde bu oranların çok yüksek paya sahip olduğu saptanmıştır.

Sigara, alkol ve her türlü madde kullanımı insan sağlığını olumsuz etkilemektedir.
Sonucu ölüm ile bitebilecek rahatsızlıklara neden olduğu bilimsel araştırmalarla kanıtlanmıştır.

TÜTÜN MAMULLERİ (SİGARA VE TÜREVLERİ) : Tütünün aktif maddesi nikotindir.
Bağımlılık çok çabuk gelişmektedir.Kardiyovasküler sorunlar, kronik ve akut öksürük,bronşit,akciğer kanseri gibi rahatsızlıklar risk grubundadır.

ALKOL : Alkol kullanımında; alındığı miktar ve sıklığa bağlı olarak keyfi kullanımdan alışkanlık kullanımına ve zorunlu kullanıma varabilecek fiziksel ve psikolojik bağımlılık durumu seyredebilir.
Alkol kullanımında saldırganlık, kontrol kaybı, solunum baskılanması, sinir sisteminin baskılanması, bilinç ve denge kaybı görülebilmektedir.
Alkol bağımlılığı oluştuğunda ise alkol alınmadığı durumlarda, uykusuzluk, huzursuzluk, tansiyon yükselmesi, halüsinasyon gibi yoksunluk belirtileri sıkça görülmektedir.

UYUŞTURUCU MADDE(LER) : Uyuşturucu maddeler etken maddeleri açısından birçok farklı isimle anılır.Ülkemizde ve diğer bazı ülkelerde kullanmak ve kullanımına aracı olmak yasal olarak suçtur.Uyuşturucu maddeler insan sağlığı üzerinde fiziksel ve psikolojik rahatsızlıklar açısından büyük risk taşımaktadır.Bilinç ve algılama bozuklukları, kalıcı bellek bozuklukları, kardiyovasküler rahatsızlıklar, solunum ve tansiyon bozuklukları, psikolojik açıdan da sonucu psikomatik ve nevrotik hastalıklara varabilen davranışsal bozukluklara neden olabilmektedir.

UYUŞTURUCU MADDE KULLANIMINDA BİLİNMESİ GEREKENLER :
- Vücuttan atılması tahminen 2 aylık bir süre alır.
- Kullanımından itibaren minimum 4-5 gün araç kullanmak tehlike arz eder.
- Sıklıkla psikolojik hastalıklara neden olur.
- Bronşit ve astım gibi kronik hastalıklara neden olabilir veya mevcut hastalığı tetikleyebilir.
- Sonucu ölümle sonuçlanabilen kanser gibi hastalıklara yakalanma riskini arttırır.
- Hamilelerde doğmamış çocuklarında kalıcı hastalıklara neden olabilir.
- Halüsinasyon gibi duygusal değişimler ve yaşanabilecek bilinç problemleri nedeni ile sosyal hayatın devamını olumsuz etkileyebilir.

Keyif almak maksadıyla kullanılan maddeler kişilere geçici bir hissizlik duygusu vermekte ancak hemen ardından olumsuz etkileri bertaraf edilemeyecek kadar ürkütücü bir tablo segilemektedir.
Gençler arasında alkol ve madde kullanımı fiziksel ve psikolojik olumsuz etkileri göz ardı edilerek genellikle deneme amaçlı ve sosyal ilişkileri korumak arzusuyla yaygınlaşabiliyor.
Deneme amaçlı başlayan kullanım, daha sonra alışkanlık şeklinde kullanım ve bağımlılık durumunda da zorunlu kullanım olarak seyrini sürdürebilmektedir.Kişi farkına varmadan keyfi kullanımdan fiziksel ve psikolojik bağımlılığa geçebilmektedir.

ALKOL VEYA MADDE BAĞIMLILIĞINIZ VAR İSE
KURTULMA YOLUNUZ DA VAR UNUTMAYIN!

- Bağımlılığı kabul etmek kolay değildir ancak çok önemlidir.
- Bağımlılığı kabul ederek ilk adımı atabilirsiniz.
- Güvendiğiniz bir kişiyle bu sorununuzu konuşabilirsiniz.
- Bağımlılıkla kendiniz başa çıkmaya çalışmamalısınız.
- Fiziksel ve psikolojik problem yaşamayı beklemeksizin yardım alabileceğiniz kuruluşlarla irtibata geçmelisiniz.

YARDIM ALABİLECEĞİNİZ KURULUŞLAR :
AMATEM : Bakırköy Ruh ve Sinir Hastalıkları Hastanesi Alkol Madde Araştırma ve Tedavi Merkezi
UMATEM : Bakırköy Ruh ve Sinir Hastalıkları Hastanesi Uçucu Madde Araştırma ve Tedavi Merkezi


Hayatı hayaller ve gölgeler içerisinde yaşamak yerine hiçbir maddenin esiri olmadan, iradeniz ile fiziksel ve ruhsal sağlığınızı koruyarak yaşamak tamamen sizin seçiminizdir sakın unutmayın.

LÜTFEN RUHUNUZU VE BİLİNCİNİZİ UYUŞTURMAYIN!


Kaynakça : AMATEM yayınları
Türk ve yabancı sağlık yayınları

kantar
23-08-2006, 16:24
Sağlık Haberleri...

Sanal ortam bağımlılıklar arasına girdi
İnternet kullanımının günlük yaşamda fazla yaygınlaşması sonucu, hastalık yaratabilecek ölçüde bağımlılık listesine girdiği öğrenildi.
Kumar, madde, alkol, alış veriş gibi birçok önlenemeyen alışkanlık içinde yerini almaya başladığı bildirilen internet kullanımının, bağımlılıklar kümesi içinde ayrı bir hastalık olarak tedavi edilmesi gerektiği yolunda birçok psikiyatristin görüş birliği içinde bulunduğu kaydedildi.

Ege Üniversitesi Tıp Fakültesi Psikiyatri Ana Bilim Dalı Öğretim Üyesi Prof. Dr. Hakan Coşkunol, ucuz, kolay ulaşılabilir ve anonim olması nedeniyle daha çok tercih edilen internet kullanımıyla ilgili olarak özellikle ailelerden çok sık başvurular aldıklarını, bunların sayısının da giderek arttığını bildirdi.

Ege Üniversitesinde, alış veriş, kumar, madde, alkol gibi bağımlılıkların yer aldığı yüksek lisans ders programına, internet bağımlılığının da girdiğini belirten Prof. Dr. Coşkunol, bu konuda ülke ve dünyada çok yaygın çalışmaların bulunduğuna işaret etti.

İnternet bağımlılığının özellikle gençler ve sorunlu olabilecek insanlarda daha yaygın olarak görülebildiğini ifade eden Prof. Dr. Coşkunol, ''Gençler arayış içinde kendilerine bu şekilde bir kimlik buluyorlar. Ama bu zahiri bir kimlik. Bu sorun özellikle arkadaşlık ilişkileri, kimlik organizasyonları olmayan gençler arasında daha fazla yaygın'' dedi.

Kişilerin sosyal ve mesleki işlerini etkilemesi, buna engel olamaması ya da bu aktivitesinin sıkıntı yaratmasının, bağımlılığın işaretleri olduğunu ifade eden Prof. Dr. Coşkunol, ''Bunun sorun haline geldiğinin belirtisi, kesme noktasında kişide kontrolün kalmamasıdır. Bu durum ciddi tedavi edilmesi gereken bir sorun haline gelebilmektedir'' dedi.


--------------------------------------------------------------------------

Yaz sıcağında bazı yemeklerden uzak durun!

Yaz aylarında havaların sıcak olması nedeniyle bazı yemekler daha kolay bozuluyor. Özellikle çalışmalarını dışarıda yürüten ve her gün değişik yerlerden yemek alanlar, uzmanların verdiği şu listedeki gıdalardan uzak dursun: "Tüm taze balık çeşitleri, diyet tabak içerisinde verilen tavuk, balık, zeytinyağlı barbunya, pilaki, bakla fava, piyaz gibi soğuk servise sunulan kuru baklagil yemekleri, mayonez ve mayonez içeren tüm salata çeşitleri, salata sosları, kısır ve mercimekli köfte, krema karışımlı pastalar, domatesli bulgur pilavı, çılbır, vakum olmayan et ve tavuk dönerler, içinde tavuk bulunan tatlı ve salatalar, kadınbudu köfte ve mantar pilaki."


--------------------------------------------------------------------------

Taze balığın yanında yoğurt yiyebilirsiniz

Kısa sürede tüketilen balık, yoğurtla yenince sağlığı olumsuz etkilemiyor.

Avlandıktan sonra kısa sürede tüketilen balığın yoğurt ile birlikte yenmesinin insan sağlığını olumsuz yönde etkilemediği bildirildi.


Çanakkale Onsekiz Mart Üniversitesi (ÇOMÜ) Su Ürünleri Fakültesi Avlama ve İşleme Teknolojileri Bölümü öğretim üyesi Yrd. Doç. Dr. Nermin Berik çabuk temizlenmeyen, çabuk tüketilmeyen ve uygun koşullarda saklanmayan balıklarda bakteri oluşumunun hızlandığını söyledi.

Berik, iyi koşullarda saklanmayan ve yakalandıktan sonraki üç gün içinde tüketilmeyen balığın yoğurt, peynir ve şarapla yenmesinin histamin zehirlenmesine yol açtığını belirtti.

Avlandıktan sonra hemen öldürülmeli

Toplumda, 'balıkla yenen yoğurt zehirler' diye bir inanış olduğunu ifade eden Berik, taze balığın insan sağlığını olumsuz yönde etkilemeyeceğini kaydetti. Berik'in balığın taze tutulması için önerileri de şöyle:

Balık yakalandıktan kısa bir süre sonra öldürülmeli. Balığın uzun süre can çekişerek ölmesi, etinde farklı reaksiyonlara neden oluyor. Bu reaksiyonlar da balığın taze kalmasını önlüyor

. Balık, iyi koşullarda güneş görmeyecek şekilde saklanmalı

. En geç üç gün içinde tüketilmeli

. Tazeliğini koruyabilmesi için petrol ürünü olan poşetlerde satılmamalı


--------------------------------------------------------------------------

Sağlık için sağlıklı süt için

Sağlık Bakanlığı, İstanbul, Ankara ve İzmir'in de aralarında bulunduğu 11 ildeki sağlık personelini vatandaşları süt ve süt ürünlerinin faydaları konusunda bilinçlendirmek üzere eğitecek.


Sağlık Bakanlığınca toplumun beslenme konusunda bilinçlendirilmesi amacıyla yürütülen proje kapsamında, süt ve süt ürünlerinin önemi anlatılacak. Bu çerçevede, sağlıklı beslenme konusunda hazırlanacak 20 kitap ile 25 broşür içinde süt ve süt ürünlerine de bölüm ayrılacak.

Sağlık Bakanlığınca bir süre önce başlatılan "Sağlık İçin Sağlıklı Süt İçin" kampanyası çerçevesinde de ilk etapta Ankara, Konya, Adana, Kahramanmaraş, Osmaniye, İstanbul, Kocaeli, İzmir, Denizli, Muğla ve Antalya'daki 853 sağlık ocağında görevli, ebe ve hemşireler başta olmak üzere bin 706 sağlık personeline 16-18 Ağustos tarihlerinde süt ve süt ürünlerinin faydaları hakkında eğitim verilecek.

Bu eğitimleri alan sağlık personeli, görev yaptıkları kurumlara başvuran vatandaşlara süt ve süt ürünlerinin beslenmedeki önemini anlatacak.

Sağlık personelinin süt ve süt ürünleri hakkında bilgi verdiği vatandaşların bilgilendirme öncesi ve sonrası bilinç düzeyleri hakkında da rapor hazırlanacak. Bu raporlar 2006 yılının sonunda kamuoyuna açıklanacak.

Sonbahardan önce diğer illerdeki personelin de eğitilmesinin planlandığı projenin gelecek yıl tüm Türkiye'ye yaygınlaştırılması amaçlanıyor.

Süt içmeyi sevmiyoruz

Toplumdaki süt ve süt ürünleri tüketimi alışkanlığının belirlenmesi amacıyla Sağlık Bakanlığı Temel Sağlık Hizmetleri Genel Müdürlüğü Gıda Güvenliği Daire Başkanlığı Toplum Beslenmesi Şubesince düzenlenen anketin sonuçları çarpıcı bilgiler içeriyor.

Beslenme Bilgi Veri Bankası kurulmasına yönelik düzenlenen, 829 kişinin katıldığı anketin sonuçlarına göre, Türk toplumu yeterince süt tüketmiyor. Anketi cevaplayan kadınların yüzde 17'si "her gün", yüzde 32.55'i "bazen", erkeklerin de yüzde 10.87'si "her gün", yüzde 35.87'si "bazen" süt içiyor. 30 yaşın altındakilerin yüzde 11.98'i, 30 yaşın üstündekilerin ise yüzde 18.18'i her gün düzenli olarak süt tüketiyor. Ankete göre katılımcılardan yarısından fazlası (yüzde 51.39) hiç süt içmiyor. Ankete katılanların yüzde 30.04'ü "sevmedikleri için" süt tüketmediklerini belirtti.

Yoğurt tüketiminin süt tüketimine göre daha yaygın olduğunu gösteren ankete göre, katılımcıların yüzde 40.77'si her gün yoğurt tüketiyor.

Peynir tüketimi ise süt ve yoğurt tüketimine göre daha yüksek. Katılımcıların yüzde 89.27'sinin her gün peynir tükettiğini ortayakoyan ankete göre, her 9 kişiden biri peynir yemiyor. (yüzde 10.74)

Palet
27-08-2006, 12:41
Kangrupları üzerine çeşitli araştırmaları bulunan "Kan Grubunuza Göre Diyet"
kitabının yazarı natüropatik hekim Peter J. D'Adamo'ya göre insanoğlunun
gelişimi kan gruplarının da evrimleşmesine yol açtı.

Kan grupları, kişilik özelliklerini genetik olarak taşıyor:

*0 grubu:* Kendine güven, cesaret.
*A grubu:* Sinirli ve hassas.
*B grubu:* Uyumlu ve yaratıcı.
*AB grubu:* En çekici ve ilginç...

*Kan gruplarının oluşumu*
En eski kan grubu 0 grubundan diğer kan gruplarına kadar olan süreç şöyle;

- İnsanın gıda zincirinin en tepesine yükselmesi (0 grubunun tam
anlamıyla evrimleşmesi)
- Avcı-toplayıcılıktan daha evcil tarım kökenli bir hayata geçilmesi
(A Grubunun oluşması)
- Afrika'dan Asya, Avrupa ve Amerika'ya göçlerin ve karışıp
birleşmelerin oluşması (B Grubu)
- Ayrı toplumların biraraya gelip, karışması nedeniyle oluşan çağdaş
karışım (AB Grubu)"
Kan grupları ve kişilik arasında bir bağlantı olduğuna dikkat çeken J.
D'Adamo, "Her kan grubu atalarımızın (her ne kadar aradan uzun zaman geçmiş
olsa da, onların bir çok davranışı bizi hala etkiler) davranışları ve
yedikleri hakkında genetik mesajlar içerir" diyor.

J. D'Adamo, bireylere taşıdıkları kan gruplarının kişilik özelliklerini
şöyle anlatıyor:
*En cesur ve güçlü 0 grubu
*Bu kan grubu taşıyan herkes gücü, dayanıklığı, kendine güveni, cesareti,
sezgiyi ve tanrı vergisi bir iyimserliği genetik hafızalarında taşırlar.

Sağlıklı bir bünye ve iyimserlikle desteklenmiş liderlik özellikleri (güç,
etki, güvenirlik) ve başarı için gerekli güdüler size kalan 0 grubu
mirasıdır.
*En paylaşımcı A grubu
*Kalabalık insan toplulukları ve yerleşik ama daha kırsal yaşam gerilimleri
baş edebilmek üzere ortaya çıkmıştır. Psikolojik özelliklerinin bazıları,
kalabalık çevresel kitlelerin ihtiyaçlarına katlanabilmekle gelişir.


Büyük bir olasılıkla, bu oluşumun içindeki bireyde olması gereken en önemli
özellik, paylaşımcı yapıdır. İlk A'lar, karmaşık bir hayatın meydan
okumalarına karşı duyarlı, kurnaz, istekli ve akıllı olmak zorundaydılar.

Ancak bütün bu niteliklerin tek bir yapıda tolanması gerekiyordu. Belki de
bu bugün bile A'ların daha gerilimli bir yapıya sahip olmalarının bir
nedenidir. Sıkıntılarını içlerine atarlar.

Fakat patladıklarında da dikkatli olmalısınız. O gruplarının çok başarılı
olduğu gerilimli ve sıkışık liderlik pozisyonlarına A'lar pek uygun
değildir. Bu onların lider olamayacakları anlamına gelmiyor. Ama içgüdüsel
olarak, çıkar gözeten liderliği istemezler.

*En uyumlu B grubu*
Irkların karışması, yeni topraklar ve yabancı iklimlerle karşı karşıya kalan
ilk B gruplarının yaşamlarını sürdürebilmek için uyumlu ve yaratıcı olmaları
gerekiyordu.
B grupları yerleşik A grupları kadar düzenli ve uyumlu bir konfora
gereksinim duymazken O grularından da daha az kararlılık sahibidirler. Bu
özellikler B gruplarının her hücresinde mevcuttur. Biyolojik olarak B
gruplar diğer gruplardan daha uyumludur.

Bir çok yönüyle B grupları bütün olası seçeneklerin en iyisine sahiptirler.
A ruplarının zihinsel ve duygusal olarak uyarılmış edimlerinin yanısıra O
gruplarının saldırgan ve keskin fiziksel tepkilerine ait öğeleri de
içlerinde barındırırlar.
B gruplarının farklı kişiliklerle daha kolay ilişkiye girebilmelerinin
nedeni, genetik doğaları gereği daha uyumlu olmalarındandır. Çünkü
kendilerini rekabet ve savaşlara karşı daha az eğilimli hissederler. Onlar
diğerlerinin bakış açısından da bakabilirler. Empati yetenekleri vardır.

*En çekicisi AB grubu
*Bu grup sinirli ve hassas A'larla dengeli B'lerin birleşmesiyle oluşmuştur.
Sonuç ise tinsel, yaşamın özellikle sonuçlarının pek farkında olmadıkları
bir takım etkenlerini kucaklayan, biraz parça parça bir karekterdir.

Çoğu kez onlar detaylarla uğraşıp kendilerini yormazlar. AB grubu, kan
grupları arasında en çekici ve en ilginç olanıdır. Ama onların doğal
karizması ardında hep kırık kalpler bırakır.

***(alıntı)*****************

kantar
31-08-2006, 19:17
Diyet Meşrubat içindeki 'Aspartam' maddesiyle zehirleniyoruz:

Türkce sakarin veya diyet (diet) şekeri olarak tanınmakta ve şeker hastaları genelikle şeker yerine kulanmaktadır. Fakat buna ilavetten 100'e yakın yiyecek ve içecekte tatlandırıcı olarak kulanılmaktadı ve bunların başında Kola ve Pepsi gelir. Kola kutularının üzerindeki "soğuk içiniz" yazısı lezzet için yazılmamığı. Aşağıda Diyet Kola hakkında bir yazı var. Olay ABD'de geçiyor. Ancak bildiğiniz gibi Türkiye'de de birçok kişi diyet Pepsi ve diyet Coca Cola içiyor. Siz de içiyorsanız okuduktan sonra fikrinizi değiştireceğinizden eminim. "2001 yılı Ekim ayında kız kardeşim (Dr. Roberts'in kızkardeşi geniş bilgi için: http://www.aspartame.com/ ) çok hastalandı. Mide spazmları vardı, dolaşmakta zorlanıyordu, yürümek ise başlı başına bir sorundu. Sadece yataktan kalkması bile onu tüketiyordu, o kadar çok ağrısı vardı.

2002 yılı Mart ayında biyopsiler alindi ve 24 değişik ilaç almaya başladı. Doktorlar kendisinde ne olduğunu bulamıyorlardı. O kadar çok ağrısı vardı ve o kadar Hastaydı ki, ölmekte olduğunu biliyordu. Hazırlığa başladı. Evini, banka hesaplarını, yaşam sigortasını ve diğer şeylerini en büyük kızının adına kaydettirdi ve küçük çocuklarının en büyük kızı ile birlikte olmalarını sağladı..Son bir keyif yasamak istiyordu, böylece 22 Mart günü (tekerlekli iskemlede olmak kaydıyla) Florida'ya gitmeyi planladı. 19 Mart günü testlerinin nasıl geçtiğini öğrenmek için kendisini aradım. Testlerde bir şey bulunamadığını, ama kendisinde MS (multiple skleroz) olduğunu düşündüklerini, söyledi. Çok şaşırdım, sonra bir arkadaşımın bana e-mail olarak gönderdiği bir yazıyı hatırladım ve ona sordum:
"Diyet içecekler içiyor musun?" "Evet" dedi, o anda da bir tanesini açıp içmek üzere olduğunu söyledi, açmamasını ve diyet meşrubat içmemesini söyledim, bahsettiğim yazıyı e-mail ile kendisine gönderdim. Telefon konuşmamızdan 32 saat sonra beni aradı, diyet meşrubat içmeyi bıraktığını ve yürüyebildiğini, merdiven çıkabildiğini ve adale spazmlarının kaybolduğunu söyledi. İyileşmemişti ama kendisini kesinlikle çok daha iyi hissediyordu. Makaleyi doktorlarına göstereceğini ve eve dönünce beni arayacağını söyledi. Beni aradı, doktoru çok etkilenmişti ve diğer MS hastalarını arayarak suni tatlandırıcı (Aspartam) kullanıp kullanmadıklarını soracağını söylemişti. Bir kabuğun içinde diyet meşrubat içindeki 'aspartam' maddesiyle zehirleniyordu ve yavaş yavaş ölüyordu. 22 Mart Florida'ya giderken tek bir hap almıştı -bu da zehirlenmeye karşı olan haptı- iyileşme yolundaydı ve yürüyebiliyordu!!! Tekerlekli iskemle olmaksızın!!! Bu makale hayatini kurtarmıştı.
Hayat kurtaran makale:
Etikette "ŞEKERSİZ" yaziyorsa ASLA KULLANMAYI DÜSÜNMEYİN BİİLE!!
NutraSweet', 'equal' ve 'Spoonful' markaları ile pazarlanan "ASPARTAM" hakkında DÜNYA ÇEVRE KONFERANSI'NDA birkaç gün konuşma yaptım. EPA'ya yönelik bir yazıda 2001 yılında Birleşik Amerika'da multiple sclerosis ve sistemik lupus salgını olduğu, hangi zehrin bunun yaygın hale gelmesine neden olduğunun anlaşılamadığı belirtilmişti. Ben ayağa kalktım ve tam bu konuda bilgi vermek istediğimi söyledim. Aspartam'in neden bu kadar tehlikeli olduğunu açıklayayım: Bu suni tatlandırıcının ısısı 86ºF (30ºC. 1 Fahrenheit 1.8 Santigrat derece. 32ºF = 0ºC).seviyesine ulaşınca, içindeki metil alkol, formaldehite, sonra da formik aside dönüşüyor, bu da metabolik asidosise yol açıyor.
Metanol
Metanol zehirlemesi diğer koşulları açısından multiple sklerosise benziyor. Doktorlar insanlara yanlışlıkla multiple sklerosis teşhisi koyuyor. MS ölüme yol açmazken metanol zehirlemesi öldürücü oluyor! (Şişelerde, kutularda "soğuk içiniz" yazılıdır. Devamı şöyle olmalı idi: "soğuk içmezseniz zehirlenirsiniz.") Sistemik lupus da neredeyse en az multiple sklerosis kadar yaygın hale geldi, özellikle Diet Coke (Coke, Coca Cola'nın tescil edilmiş ikinci adidir) ve Diet Pepsi içenler arasında! Kurban genellikle suçlunun aspartam olduğunu bilmiyor. Kullanmaya devam ediyor, lupus da artık yaşamı tehdit edecek düzeye ulaşıyor. Diyet içecekleri bıraktıktan sonra sistemik lupus hastalarının asistematik hale geldiklerini gördük.
Aspartam hastası
Multiple sklerosis teşhisi konan hastalarda (aslında bunlar metanol zehirlenmesi hastaları idi) semptomlari çoğu kayboldu. Görüş yeteneğinin geri kazanıldığı ve işitme duyusunun önemli ölçüde iyileştiğini gördük. Bu tinnitus vakalarında da geçerli idi. Bir konuşmamda "Aspartam kullanıyorsanız (NutraSweet, Equal, Spoonful vs.) ve fibromalji, spazmlar, ani ağrılar, bacaklarınızda uyuşma, kramp, vertigo, bulantı, bas ağrıları, tinnitus, eklem ağrısı, depresyon, endişe atakları, bozulan konuşma, bulanık görüş veya hafıza kaybı semptomlarından şikayetçiyseniz muhtemelen aspartam hastasısınızdır. konuşma arasında ayağa kalkan kişiler "Bu semptomlardan bazıları bende de var. Bundan kurtulmak mümkün mü?" diye sordular. Evet!

Diet Coke ve Diet Pepsi:
Diyet meşrubat içmezseniz ve gıda etiketlerinde yazılı aspartam kelimesine dikkat ederseniz, evet! Çok ciddi bir sorunla karşı karşıayız. Bir yabancı Bay Espisto'ya (konuşmacılarımdan biri) ve bana geldi ve "Neden bu kadar çok insanin MS derdi olduğunu bana söyleyebilir misiniz?" dedi. Bir hastaneye yaptığımız ziyaret esnasında bir hemşire ağır Diet Coke bağımlısı olan altı arkadaşının tümünde MS sorunu olduğunu söylemişti. Bu tesadüfün ötesinde bir durumdu! Diet Coke ve Diet Pepsi vs. DİYET KOLA BİR DİYET ÜRÜNÜ DEĞİLDİR! Kongre Raporuna göre karbonhidrat birikimine neden oluyor ve sizi şişmanlatıyor. Formaldehit yağ hücrelerinde depolanıyor, özellikle kalça ve basenlerde birikiyor. Dr.Roberts, bir kez bu ürünleri bırakınca ekstra spor vs yapmaksızın deneme süresi içinde 19 kilo kaybeden hastası olduğunu belirtiyor.

Aspartam:
Aspartam özellikle şeker hastaları için tehlikeli. Hastalarında retinopati olduğunu düşünen hekimlerle konuştuk, aslında hastalarındaki semptomlarin nedeni aspartamdı. Aspartam kan sekerinin kontrolden çıkmasına yol açıyor. Bu nedenle seker hastası proteinde bulunan diğer amino asitler olmadan aspartik asit ve fenilalanin maddelerinin nörotoksik hale gelmesi nedeniyle hafıza kaybından şikayet ediyor.Aspartik asit ve fenilalanin kan beyin bariyerini aşıyor ve beyin nötronlarını harap ediyor, şeker hastalarında (seker hastası olmayan hastalarda da) çeşitli tipte beyin hasarı, nöbet hali, depresyon, manik depresyon, panik ataklar, öfke ve şiddete neden oluyor. (Körfez Savaşı'nda savaşan kadın ve erkeklerin tükettikleri binlerce Diet Coke ve Diet Pepsi içinde bulunan aspartam iyi bilinen Körfez Savaşı Sendromu'nun nedeni olabilir) (Bu birinci Irak Savaşı.)

Dr. Roberts:
Dr. Roberts doğum arızalarına yani gebe kalma ve ilk gebelik döneminde tüketilmesi halinde zeka geriliğine neden olabildiği konusunda uyarıyor. Çocuklar özellikle nörolojik bozukluklar açısından büyük risk taşıyorlar ve NutraSweet (yapay tatlandırıcı) kullanmamaları gerekiyor. NutraSweet'e bağlı olarak çocuklarda görülen nöbet hali ve diğer bozukluklara ilişkin çeşitli vaka bildirebilirim. Maalesef anneleri çocuklarındaki bozukluğun aspartama bağlı olduğu konusunda ikna etmek her zaman kolay olmuyor. Ancak deneme-yanılma metodu ile diğer anneleri çocuklarının sağlığını ellerinde tuttukları konusunda uyarabiliyor.

Şeker metabolizması:
Şeker metabolizmasına (ki şeker hastaları için ideal) yardımcı olan ve SUNI TATLANDIRICI OLMAYAN tatlı bir bitki olan Stevia FDA tarafından onaylanan bir diyet ürünüdür. MONSANTO'ya bağlı olduklarından FDA yıllarca bu tatlı gıdayı göz ardı etti. Bu konuda mevcut literatür: EXCITOTOXINS: THE TASTE THAT KILLS (Öldüren Tat) ? Dr. Russell Blayblock (Health Press)1-800-643-2665 ve DEFENCE AGAINST ALZHEIMER'S DISEASE (Alzheimer Hastalığına karşı Savunma ? Dr.. H. J.Roberts. Dr. Roberts ayni zamanda bir diyabet uzmanıdır.

American College of Physicians Konferansı:
Bu iki hekim aspartamın öldürücü etkisini gösteren vakaların yer aldığı bir çalışmayı Internette yayınlayacaklar. American College of Physicians Konferansı'na göre "bu ölümcül zehrin neden olduğu nörolojik hastalıklar salgınından bahsediyoruz." Sorun bu: aspartamın 100 farklı üründe bulunduğuna dair Kongre tezleri mevcut. İlk tezden sonra peş peşe iki tez sunuldu, ana bir faydası olmadı. Hiçbir şey yapılmadı.
İlaç ve kimyasal madde:
İlaç ve kimyasal madde lobilerinin cepleri çok dolu. Bu madde halen beş binden fazla üründe bulunuyor ve HASTALAR TÜKENİYOR!! aspartamın yaratıcısı olan MONSANTO'nun bunun ne kadar öldürücü olduğunu bildiğinden eminim. Birçok kurulusun yani sıra Amerikan Diyabet Derneği, Amerikan Diyetetik Derneği, Amerikan Tip Fakültesi Konferansı'na fon sağlıyorlar. Bu New York Times gazetesinde yayınlandı, ama bir faydası olmadı. Bu dernekler herhangi bir katkı maddesini tenkit edemiyorlar veya MONSANTO ile bağlantılarını açıklayamıyorlar çünkü gıda sanayinden para alıyorlar ve ürünlerini desteklemek zorundalar.

Aspartam'ın tehlikeleri:
Senatör Howard Hetzenbaum tüm bebek, hamileler ve çocukları 'aspartam'ın tehlikeleri hakkında uyaran bir yazı yazdı. Bu yazıda toplumda mevcut sorunlar (nöbet hali, beyin kimyasında meydana gelen değişiklikler, nörolojik ve davranış bozuklukları; semptomlar) hakkında yapılan bağımsız çalışmalar da yer alıyordu. Bu yazı güçlü ilaç ve kimya lobileri tarafından yok edildi, böylece herhangi bir şüphe taşımayan insanlar hastalık ve ölüm karşısında çaresiz kaldılar. Bize bu güzel bilgileri ABD'den gönderen Lale Hanıma teşekkürler.
(email ile geldi ilgimi çekti sizlerle paylaşmak istedim)

Kuzeyli
11-09-2006, 19:54
http://www.haberturk.com/newengine.php?haberturk=haber&@=245191&c_id=200

balaban
17-09-2006, 16:52
Cerrahpa şa Tıp Fakültesi Kulak Burun Boğaz Anabilim Dalı olarak

12 yaş altı işitme problemi olan maddi durumu kötü hiç bir sağlık güvencesi olmayan fakir çocukların tüm tedavisini ve kullandıkları işitme cihazını ücretsiz karşılayacağız. Çevrenizde bu tür çocuklar varsa lütfen benim telefonumu verin.





SEMA ONAY

İ.Ü. Rektör asist. -Cerrahpaşa Tıp Fakültesi yurtiçi yayın koordinatörü

Cep Tel: 0543 291 65 65

0532 504 02 22

H.YONCA
17-09-2006, 21:33
Cerrahpa şa Tıp Fakültesi Kulak Burun Boğaz Anabilim Dalı olarak

12 yaş altı işitme problemi olan maddi durumu kötü hiç bir sağlık güvencesi olmayan fakir çocukların tüm tedavisini ve kullandıkları işitme cihazını ücretsiz karşılayacağız. Çevrenizde bu tür çocuklar varsa lütfen benim telefonumu verin.





SEMA ONAY

İ.Ü. Rektör asist. -Cerrahpaşa Tıp Fakültesi yurtiçi yayın koordinatörü

Cep Tel: 0543 291 65 65

0532 504 02 22

çok güzeeel iki tane biliyorum ...yarın ilk iş ailelerini bilgilendirip telefonu vermek olacak..gerçi doğuştan problemi olan çocuklar ama umarım faydalanabilirler...teşekkürler sn.balaban ve cerrahpaşa tıp fakültesi...

kantar
21-09-2006, 13:16
Maydanoz-limon suyu ne yapar?


Zayıflama yöntemleri ve diyetler hakkında ağızdan ağza dolaşan, yıllardır uygulanan çeşitli yöntemler var. Ancak bunların bir kısmının bilimsel gerçeklerle yakından uzaktan ilgisi yok. JFK Hastanesi Beslenme Uzmanı Sedef Süsoy, zayıflamak isteyenlerin diyet ürünler, tatlandırıcılar ve sabahları aç karna içilen maydanoz suları ile ilgili yaptıkları yanlışlara dikkat çekerek, bu konudaki sorularımızı yanıtladı...

Yemekler nasıl pişirilmeli ki, kilo almaya davetiye çıkarılmasın?

"Kızartmalardan kaçınalım" diyoruz ama sadece haşlama mı sağlıklı? Sadece haşlama yemek zorunda değiliz. Yemeklerimizi fırında ızgarada ya da tencere yemeği olarak tüketebiliriz (sotelemeden). Ama kızartmalardan kaçınmak gerekiyor. Çünkü kızarttığımız her şey (et, sebze) yüksek oranda yağ çekiyor. Yani, yediğimiz yemekle birlikte bolca yağ içiyor gibi oluyoruz.

Yemeklerimizde hangi yağı kullanalım?

Zeytinyağı sağlıklı diye biliyoruz, ancak en az diğer yağlar kadar o da kalorili... Yemeklerimizde kullanacağımız yağ sıvı olmalı. Tereyağı ve margarinleri hayatımızdan çıkarmalıyız. Sıvıyağı kullanırken de ölçüsüne dikkat etmeliyiz. Katı yağın da sıvı yağın da kalorisi aynıdır ve bir tatlı kaşığı yağ 45 kaloridir. Sıvıyağı kullanmanın en doğru yolu ise, zeytinyağı veya fındık yağından bir ölçü, diğer sıvıyağlardan da bir ölçü karıştırarak kullanmaktır. Böylece, yağ dengesini yakalamış oluruz.

Akşam yemekleri için ideal saat kaç? Daha sonra bir şey yenmemeli mi?

Akşam yemeği mümkün olduğu kadar erken saatlerde yenmelidir. Mesela 18.00 ile 19.30 arası olabilir. Daha sonrasında ise, sadece bir ara öğünle yemek yeme işlemi bitirilmelidir. Bu öğünde ise, kişiye göre bir meyve, süt vb hafif gıdalar tüketilebilir. Yatmadan en az iki saat önce tüm yeme işlemleri bitmelidir.

Ailede bir kişi diyet yapıyorsa, diğer fertler bu kişiye nasıl yardımcı olabilir? Herkes diyete göre mi beslenmeli?

Diyet yapmak 'sağlıklı beslenme' anlamına gelir. Bu nedenle, evdeki herkes rahatlıkla diyete göre beslenebilir. Diyet için her zaman 'kişiye özeldir' deriz. Kişilerin yaşam tarzına, alışkanlıklarına göre düzenlenen bir diyette, ev halkı için fazla bir değişiklik olmayacaktır.

Damak zevkimizin ve beslenme alışkanlıklarımızın küçük yaşlarda şekillendiği göz önüne alınırsa, çocuklara tatlıyı sevdirmemek mi gerekir?

Ailenin beslenme şekli, çocuğun alışkanlıkları konusunda etkilidir. Çocukları tatlıyla ödüllendirmemek, tatlıya yöneltmemek gerekir. Hiç kimsenin doğrudan tatlıya ihtiyacı yoktur. Tatlıdan almamız gerektiğini savunduğumuz şekeri, ekmek veya ekmek yerine geçen karbonhidrat grubundan da alabiliriz.

Pek çok diyetin mönüsünde soda yer alıyor. Günlük soda tüketimi ne kadar olursa, zararlı değildir?

Açıkçası ben diyetlerde pek soda içilmesi taraftarı değilim. Çünkü sodadan aldığımız mineralleri sadece sağlıklı beslenerek de yeterli miktarda alabiliriz. Ayrıca, içerisinde bulunan yüksek orandaki sodyum (Na) yüzünden, fazla miktarda tüketilen soda ile vücutta fazla sodyum birikimi oluşabilir. Bu da tansiyon hastaları için istemediğimiz bir durumdur. Zaten toplumumuzda tuz tüketimi gereğinden fazla olduğu için ayrıca bir tuz yüklemesine gerek yoktur.

Pek çok kişi zayıflamak için aç karnına maydanoz suyu, limon suyu içiyor. Bu yöntemlerin bilimsel bir açıklaması, dayanağı var mı?

Kesinlikle yoktur. Maydanoz suyunun diüretik, yani idrar söktürücü olduğu bilinmektedir. İnsanlar vücutlarından idrar çıkışı olduğunda, şişkinlikleri azaldığı için zayıfladıklarına inanır. Limonun ise, bağırsakları çalıştırıcı etkisi vardır ama zayıflatıcı özelliği yoktur. Sabahları aç karnına içilen sıcak ya da soğuk suyun da zayıflatıcı özelliği yoktur.

Kişinin tuvalet alışkanlıkları kilosu üzerinde etkili midir? Kabızlık sorunu olanlar şişmanlıktan daha mı çok yakınır?

Kişinin tuvalet alışkanlığı kilosuna etkin olabilir. Kabızlık bazı metabolik hastalıkların göstergesi olabilir. Bu nedenle, bu hastalıklar tedavi edilmediğinde kabızlık devam eder ve metabolizma yavaşlar. Kilo verimi azalır.

Kişi kilo aldığı halde beden ölçüsünü koruyorsa, bu şişmanlık adına endişe edilecek bir durum değil midir?

Kilo alınıyorsa, beden ölçüsü önemli değildir. Beden hemen etkilenmeyebilir. Kilo alımı sadece bir işarettir. Dikkat edilmesi gerekir ve sebebi araştırılmalıdır. Yarım paket kepekli diyet bisküvi ince bir dilim ekmeğe eş değer

Diyet ürünler hakkında ne düşünüyorsunuz?

"Nasıl olsa diyet ürün... Kilo aldırmaz" düşüncesiyle gerekenden fazla tüketilebiliyorlar... Diyet ürünler sadece zengin lif kaynaklarıdır. Yani, yüksek miktarda kepek ya da yulaf içerirler. Ama bunun yanı sıra, az miktarda da olsa içlerinde yağ ve un bulunur. Yani, kısaca ekmek yerine geçerler. Diyet ürünler yenildiklerinde kilo verdirmez, sadece tokluk hissi yaratırlar. Örneğin, yarım paket diyet kepekli bisküvi bir ince dilim ekmeğe eşdeğerdir. Fazla tüketildiklerinde kilo yapabilirler.

Tatlandırıcı kullanımında bir sınırlama olması gerekli mi?

Tatlandırıcı kullanılarak içilen çay ile şekersiz içilen çay arasında kalori ve sağlığa yarar-zarar açısından bir fark var mı? Tatlandırıcı kullanımını ben pek önermiyorum. Çayı ve benzeri tüm içecekleri şekersiz içmek en sağlıklısı. Ama bazı kişiler 'ben şekersiz yapamam' derlerse, o zaman tatlandırıcı öneriyorum. Tatlandırıcı kullanımında tatlandırıcı maddenin türü çok önemlidir. Özellikle sakarin içeren tatlandırıcılar değil de, aspartam içeren tatlandırıcılar kullanılması önemlidir. Sizin formda kalma sırrınız ne? Nelere dikkat ediyorsunuz? Sağlıklı besleniyorum. Yani, kesinlikle öğün atlamıyorum, dengeli besleniyorum. Ara öğünlerde meyve tüketiyorum. Bol su içiyorum. Katkı maddesi içeren ve yağlı olan tüm yiyeceklerden uzak duruyorum.

kantar
21-09-2006, 13:20
GIDALARI ÖZELLİKLERİNE GÖRE DONDURUN

Ondokuz Mayıs Üniversitesi (OMÜ) Mühendislik Fakültesi Gıda Mühendisliği Bölümü Öğretim Üyesi Yrd. Doç. Dr. Şule Üstün, gıdaları en iyi saklama koşulunun dondurarak saklama olduğunu belirterek, ''Dondurulmuş bir üründen daha iyisi ancak tazesidir'' dedi.
Üstün, son yıllarda yaşanan teknolojik gelişmelerle birlikte neredeyse her evde bir derin dondurucusu olan buzdolabı bulunduğunu kaydederek, gıdaları en iyi saklama şekli olan dondurarak saklamanın da gıdaların kalitesinin korunması açısından bilinçli yapılması gerektiğini söyledi.


Dondurma işleminin hemen her gıdaya uygulanabileceğini kaydeden Üstün, her gıdanın özelliğine göre dondurulması gerektiğini belirterek, şu bilgileri verdi: ''Dondurulacak gıda maddesinin cinsine ve dondurulan ürünün kullanım amacına bağlı olarak dondurma öncesinde çeşitli ön işlemler yapılmalıdır. Dondurulacak her sebze sanki hemen sofraya gelecekmiş gibi hazırlanmalıdır. Buna göre sebzelerin ayıklanması, yıkanması kabuk, uç ve sap gibi yenmeyen kısımlarının atılması gerekir. Sebzelerin dondurulmasında en önemli ön işlem haşlamadır. Dondurulacak sebzelerin haşlama süreleri kaynar suda çeşide, körpeliğe veya iriliğe bağlı olarak genellikle 1-5 dakika arasında değişmektedir. Haşlanan sebzeler soğuk su ile etkin biçimde soğutulmalıdır. Pırasa, soğan, yeşil biber ve dolmalık biberler yıkama, ayıklama işlemleri uygulandıktan sonra hiçbir haşlama uygulamaksızın doğrudan doğruya ve

bütün halde dondurulmalıdır.''


Meyveler

Dondurulacak meyveler ise ayıklanıp yıkandıktan sonra çekirdeklerinin çıkarılması ve kabuklarının soyulması gerektiğini anlatan Üstün, ''Daha sonra doğrama yada dilimle yapılır. Meyveler pişirildiği zaman her türlü üstün niteliklerini kaybeder. Bu nedenle sebzelere uygulanan haşlama işlemi meyvelere uygulanmamalıdır. Bazı meyveler şeker şurubu içinde de dondurulabilir. Çilek gibi bazı meyveler ise doğrudan dondurulabilir''dedi.


Dondurulan gıdalarda dondurma işleminin hızla yapılması gerektiğini ve kalite açısından dondurma işleminin genellikle -21 derece olarak gösterildiğini belirten Üstün, başlangıç aşamasında gıdaların derin dondurucunun en soğuk olan üst bölümüne konması gerektiğini söyledi.


Çözme İşlemi

Üstün, dondurulmuş gıdaların çözülmesinde de dikkat edilmesi gerekenler olduğuna dikkat çekerek, şöyle devam etti: ''Eğer gerekli önlemler alınmazsa dondurulmuş bir üründe çözülme sırasında çok önemli değişmeler belirir ve ürün sanki hiç dondurulmamış gibi hızla bozulur. Pişirilmek suretiyle tüketilecek ürünler, örneğin sebzeler, et ürünleri kaynar suya atılarak hem çözülür hem de aynı anda pişirilir. Ancak büyük parçalar halindeki etler bu şekilde pişirilecek olurlarsa dışı piştiği halde içi çiğ kalabilir. Bu yüzden büyük parçalar halindeki dondurulmuş etler önce yaklaşık +10 derecede kısmen çözülür daha sonra yüksek sıcaklıklarda kısa sürede çözülür. Meyveler ise daha düşük derecelerde çözülmelidir.''

''Dondurulmuş bir üründen daha iyisi ancak tazesidir'' diyen Üstün, dondurma işleminin diğer saklama koşullarına göre en iyisi olduğunu, iyi bir dondurma işleminde sığır, koyun ve tavuk etlerinin 6-12 ay, dana etinin 4-14 ay, balık etinin 2-8 ay, meyve ve sebzelerin 6-24 ay arasında başarıyla saklanabildiğini bildirdi. Üstün, yapılan bir araştırma da -18 derecede pırasa ve soğanın haşlanmaksızın 9 ay, havucun 6 ay, iyi hazırlanmış sebzelerin ise -18 derecede 1 yıl süreyle başarıyla depolanabildiğinin belirlendiğini de söyledi.

big silence
21-09-2006, 13:22
Arkadaşlar tanıdığınız,bildiğiniz ilgili hastalar varsa lütfen aşağıdaki bildiriyi dikkate alınız,muhatapları ciddi insanlardır,umarım faydalanabilecek birilerine ulaşır.
Saygı ve sevgilerimle..

-----Original Message-----
From: TRANSMARINE AGENCY - ISTANBUL / NILUFER ONURSAL
[mailto:nilufer@transmrn.com]
Sent: Thursday, August 10, 2006 10:53 AM
To: TRANSMARINE AGENCY - ISTANBUL / NILUFER ONURSAL
Subject: FW: iletin

Cerrahpaşa Tıp Fakültesi Kulak Burun Boğaz Anabilim Dalı olarak
12 yaş altı işitme problemi olan maddi durumu kötü hiç bir sağlık
güvencesi
olmayan fakir çocukların tüm tedavisini ve kullandıkları işitme cihazını
ücretsiz karşılayacağız. Çevrenizde bu tür çocuklar varsa lütfen benim
telefonumu verin.
SEMA ONAY
İ.Ü. Rektör asist. -Cerrahpaşa Tıp Fakültesi yurtiçi yayın koordinatörü
Cep
Tel: 0543 291 65 65
0532 504 02 22

buzzy
23-09-2006, 13:27
Ayaktaki şişi hafife almayın

Sağlık Bakanlığı, bacaklarında özellikle de ayak bileklerinde şişme olan vatandaşların, kalp sorunu yaşıyor olabileceklerine işaret ederek, sağlık kuruluşuna başvurmalarını önerdi.


Sağlık Bakanlığı, “24 Eylül Dünya Kalp Günü” dolayısıyla Türkiye’de erken ölümlere yol açan ve kişilerin yaşam kalitesini olumsuz etkileyen kronik hastalıklardan korunmanın, alınacak koruyucu önlemlerle mümkün olabileceğini belirtti.

Dünyada her yıl 17 milyon kişinin hayatını kaybetmesine yol açan kalp damar hastalıklarının, Türkiye’de en önemli halk sağlığı sorunu olarak varlığını sürdürdüğünü ifade eden Bakanlık, Türkiye’de gerçekleşen tüm ölümlerin ilk sırasında kalp-damar hastalıklarının yer aldığını bildirdi. Bakanlık, koroner kalp hastalıkları için ana risk faktörlerinin, sigara ve alkol kullanımı, yüksek tansiyon, bilinçsiz beslenme ve hareketsiz yaşam tarzı olduğunu açıkladı.

“TÜRKİYE’DE 2 MİLYON KRONER KALP HASTASI VAR”

Türkiye’de yaklaşık 2 milyon koroner kalp hastası bulunduğunu ve bu hastaların yılda 130 bininin hayatını kaybettiğini kaydeden Bakanlık, “Hayvansal kaynaklı gıdaların yoğun olarak tüketimi, yemeklerin aşırı yağlı pişirilmesi, meyve ve sebze tüketiminin yeterli düzeyde olmaması, fiziksel aktivitelerin yetersizliği, yüksek tansiyon, sigara ve alkol kullanımı, şişmanlık ve diyabet, kalp-damar hastalıklarına yakalanma riskini artıran faktörlerin başında yer alıyor” dedi.

Bakanlık, Türkiye’de kroner kalp hastalıklarından ölüm oranının tüm ölümler içinde yüzde 43 oranıyla ilk sırada yer aldığını vurgularken, bu ölümlerin önemli bir bölümünün "41-58 yaş grubu“nda gerçekleştiğini bildirildi.

ÇARPINTIYA DİKKAT

Kalp-damar hastalıklarının yol açtığı ölümlerin önemli bir bölümünün, sigaraya bağlı nedenlerden gerçekleştiğine dikkat çeken Bakanlık, besinler yoluyla alınan kolesterole de dikkat edilmesi gerektiğini bildirdi. Bakanlık, bacaklarında özellikle de ayak bileklerinde şişme olan, az miktarda hareketle nefes darlığı çeken, çabuk yorulan, soğuk terleme ve çarpıntı şikayetleri olan kişilerin sağlık kuruluşuna başvurmaları gerektiğini kaydetti.

“Posa içeren yiyecekler ile meyve-sebze tüketiminin artırılması, şeker ve tuzun alt düzeyde tüketilmesi gerekiyor. Koroner kalp hastalıklarından korunmak için, vücut ağırlığı kontrol altında tutulmalı, doğru besinlerle beslenmeye özen gösterilmeli, stres azaltılmalı, alkol, sigara ve oksijensiz ortamlardan uzak durulmalı, spor yapılmalı ve haftada üç dört kez yarım saat yürüyüş yapılmalı” diyen Bakanlık, kalp-damar hastalıklarının en önemli belirtilerinin göğüste sıkışma ve baskı, kola, boyuna veya çeneye doğru yayılan ağrı olduğuna dikkat çekti.

kantar
29-09-2006, 20:59
Kara Üzüm Çekirdeği'nin faydalarını bilin
http://www.galeriturk.net/getimg/adsiz225.JPG

Antioksidan olan üzüm çekirdeği vücudu, kendi içinde oluşan ya da dış kaynaklı serbest oksijen radikallerinden ve diğer radikallerden korur. Üzüm çekirdeğinin antioksidan özellikleri çok tanınmış antioksidan vitaminler olan C vitamininden 20 kat, E vitamininden ise 50 kat daha üstündür. Prof. Dr Ahmet Aydın'ın Buğday Dergisi'ndeki yazıya göre doğal yolla üre(til)miş meyveler, sebzeler ve otlar sağlığımız için son derece yararlıdır.

Üzüm çekirdeği de bunlardan biridir. Fakat beslenme bir bütündür. Sadece üzüm çekirdeği, yeşil çay, kuş burnu gibi iki üç gıdayı yemek, buna karşılık beslenmenin diğer unsurlarına dikkat etmemek ile kendinizi kurtaramazsınız. Sağlıklı bir yaşam için her mevsimin meyve, sebze ve otunu dönüşümlü olarak yiyin, un ve şekerden mamul gıdaları diğer rafine ya da paketlenmiş yiyecekleri iyice azaltın; suni yemle beslenmemiş hayvanların et, süt ve yumurtasını tüketin.


Üzüm çekirdeği hülasası (özütü) nedir?

Kara üzüm çekirdeğinden elde edilir. Üzüm çekirdeği hülasası flavonoid denilen vitamin benzeri grubun içine girer; oligomerik protoantosiyanidin kompleksleri içerir. Üzüm çekirdeğinin temel görevi antioksidan olmasıdır. Vücudu, kendi içinde oluşan ya da dış kaynaklı serbest oksijen radikallerinden ve diğer radikallerden korur. Üzüm çekirdeğinin antioksidan özellikleri çok tanınmış antioksidan vitaminler olan C vitamininden 20 kat ve E vitamininden ise 50 kat daha üstündür.


Üzüm çekirdeğinin faydaları nelerdir?

Üzüm çekirdeği damar yozlaşmasını önler ve damarlarınızı sağlamlaştırır. Hipertansiyon, kalp krizi ve felç olasılığını minimale indirir. Diabetli ve varisli kişilere son derece yararlıdır. Gözü maküler dejenerasyon ve kataraktan korur. Üzüm çekirdeği sürekli bilgisayarın başında olan kişilerin göz sağlığının korunmasında da önemlidir. Üzüm çekirdeği DNA hasarını azaltarak kanser oluşum riskini de minimale indirir.

Üzüm çekirdeği cildin bağdokusunda bulunan kollajeni sağlamlaştırır. Deriyi dinçleştirdiği için kozmetik sanayinde merhem olarak da kullanılır

Üzüm çekirdeği damarların kollajen dokusunu da sağlamlaştırdığı için damar sertliği ve damar sertliği ile ilgili çok sayıda hastalığı önler.

Üzüm çekirdeği histamin salgısını azaltarak alerjiyi önler. Üzüm çekirdeği iltihabi prostaglandinlerin sentezini azaltarak romatizmal hastalıklar, ağrı ve endometrioz gibi durumlarda yararlı olurlar.

Ne kadar üzüm çekirdeği ekstresi kullanılmalı?

Üzüm çekirdeği ekstresinin 100 mg'lık kapsülleri mevcut. Hastalıklardan korunmak için günde 1-2 kapsül yutunuz. Bir hastalığınız varsa dozu iki katına çıkartın. Şimdiye kadar üzüm çekirdeği ekstresinin fazla alınması ile ilgili bir yan etki bildirilmemiştir.

Kapsül yerine 1 avuç ya da fincan kara üzüm kurusu da yiyebilirsiniz. Piyasada kilosu 6-8 milyona satılıyor. Ayrıca aktarlarda kilosu 30 YTL'den üzüm çekirdeği de satılmakta.

Kara üzümü ya da kurusunu yerken çekirdeklerini çiğneyiniz, böylece etkisi de artmış olacaktır. Üzüm çekirdeği gibi kabuğu da proanthosiyanidin içerir.

kantar
29-09-2006, 21:07
Yıllara meydan okuyup, genç kalmak isteyenler için 20 öneri...

1- İştah arttırdığı için aromalı gıdalardan uzak durun.
2- Yemek sırasında alkol kullanmamaya özen gösterin, suyu masanızdan eksik etmeyin.
3- Tuz vücutta su tuttuğundan, kaçının. Tuz yerine yemekleri baharatla pişirin.
4- Kızartma ve hamur işlerinden uzak durun.
5- Her sabah, bir bardak ılık suya limon suyu karıştırıp için.
6- Akşam yemeklerini en hafif şekilde geçirmeye çalışın.
7- Hergün süt içmeye özen gösterin, kemikleri kuvvetlendirir.
8- 23:00 ile 01:00 arasında uyumaya çalışın.
9- Sofranızdan sebzeyi eksik etmeyin.
10- Yüzünüzü her sabah soğuk suyla yıkayın.
11- Saçlarınız için ayda en AZ bir kere B vitamini kürü yapın.
12- Cildinizin yenilenmesi için sık sık havuç suyu için.
13- Sinirlenince temiz havaya çıkıp, derin nefes alın.
14- Spor yapmaya özen gösterin.
15- Tüm kaslarınızı çalıştıran yüzmeye ağırlık verin.
16- Saçlarınızın beyazlamasını en azından geciktirmek için süt ve yumurta sarısı yiyin.
17- Cildinizin nem ihtiyacını hergün karşılayın.
18- Pozitif düşünün.
19- Bol bol gülün.
20- Mutlu olun.

kantar
29-09-2006, 21:09
Greyfurt suyu hakkında bir vatandaşın uyarısı

Merhaba,

Mutlaka aklinizda bilmeniz gereken bir olaydan bahsedecegim.

Bundan Yaklasik 1.5 yıl önce esim çok ciddi bir bas dönmesi yasadi.

Aylarca sürdü.

Bas dönmesi o kadar kötüydüki oturdugu yerden yere düsüyor.

Tv ile izleyemiyor hicbir seyi okuyamıyor.

Tekbasina yuruyemiyordu.

Hatta uyukusunda bile yataktan dusebiliyordu.

Ruyasinda bile basinin dondugunu söyledi.

Bu bas donmeleri sonucunda da surekli kusuyordu.

Bir sürü farklı doktor gezmemize ragmen care bulamadilar. Tum doktorlar klasik 1-2 bas donmesi ilaci verdi o kadar. Ama hicbiri care olamadi.

Sorun 2-3 ay sonra bas donmesi gecerek tekrar eski haline geldi.

Sonra cok arastirdim. Neden boyle olmustu ?.

Sonra bunu bulmayi basardim arkadaslar. (google sagolsun) Problem GREYFURT idi.

Esim hasta olmadan 1 hafta once cok agir grip olmus ve doktor bir suru ilac yazmisti yaninda da Greyfurt suyu icmisti C vitamini takviyesi diye.

Grip gectikten sonra da bu bas donmeleri baslamisti.

GREYFURT icilen ilaclarin karacigerde parcalanip atilmasini engelleyen dunya daki tek meyveymis.

Boylece greyfurt ile ilac aliyorsaniz ve ilaca 1 hafta boyunca devam ederseniz tum ilaclar sanki bir kere de yutulmus gibi vucutta duruyormus. Bu ilaclarin turune gore olumler bile olabilmekteymis. Biz Bas donmesi ile kurtardik. Sizlere de bu uyariyi yazmak istedim. Birkac yerde bununla ilgili mesajlar gormeye basladim ama cogu insan hala bilmiyor.

Lutfen ilac kullanirken GREYFURT yemeyiniz veya suyunu icmeyiniz.

kantar
02-10-2006, 22:11
Elma sirkesi doğal güzellik iksiri

Elma sirkesinin, ciltteki lekelerden fazla kilolara, sağlıksız saçlardan varisli damarlara kadar birçok derde deva olduğu bildirildi.

Elma sirkesinin özellikle pırıl pırıl saçlar, lekesiz bir cilt ve incecik bir vücuda kavuşmada çok önemli katkılar sağladığı vurgulandı.

Elma sirkesiyle cilt güzellik seansını herkes evinde kolayca uygulayabilir. Bugüne kadar sadece sofrada kullanılan elma sirkesinin cilt güzeliği için doğurduğu 'inanılmaz' sonuçlar ise şöyle sıralanıyor:

Kepeksiz saçlar: Saçınızı yıkadıktan sonra, son durulama suyuna elma sirkesi ekleyin. Saçlarınızın kepekten arındığını ve parlaklaştığını göreceksiniz.
Akne tedavisi: Su ile seyreltilmiş elma sirkesi ile yüzünüzü temizleyin ve su ile durulayın. Elma sirkesi cildinizi yumuşattığı gibi, antiseptik özelliği ile akneye neden olan mikropları öldürecektir.
Ciltteki lekelere: Dörtte bir litre suya, üç çorba kaşığı elma sirkesi ekleyip, kaynayıncaya kadar ısıtın, ateşi kısın. Başınıza bir örtü örtüp, yüzünüzü buhara tutun. Yarı yarıya sulandırılmış elma sirkesi ile yüzünüzü silin. Haftada iki kez tekrarlayabilirsiniz.
Varisli damarlara: Bir bezi elma sirkesine batırıp sıkın. Bezi varisli bölgeye sarın ve 30 dakika bekletin. Bu süre içinde bacaklarınızı yukarı kaldırarak dinlendirin. Sabah-akşam tekrarlayın.
Zayıflamak için: Bir bardak suya bir-iki kahve kaşığı elma sirkesi ve bir kahve kaşığı bal ekleyip, karıştırın. Uygun bir rejimle birlikte kullanıldığında, düzenli kilo vermenize katkı sağlar

kantar
02-10-2006, 22:21
maydonoz mucizesi Prof. Dr. ibrahim Saracoglu'ndan Tavsiye edilen genclik kuru :Maydanoz ile dipdiri olun… Genc gorunmek, zinde ve dinc olmak, cildinize canlilik, guzellik ve tazelik kazandirmak, vucudunuzdan toksin atmak, bagisiklik sisteminizi guclendirerek enfeksiyonlara karsi direnc arttirmak, dolasim bozuklugu yasamadan kilo vermek, ruh sagliginizi guclendirmek istiyorsaniz Prof. ibrahim Saracoglu'nun hazirladigi 'Maydanoz kürünü' uygulayin.
Maydanoz Kürü
Kokleri haric, saplariyla birlikte 15-20 tane taze maydanozu havanda iyice ezin, uzerine yarim limon sikin İyice karistirdiktan sonra sabah kahvaltisindan yarim saat once ac karnina tuketin, uzerine bir bardak su icin.On bes gun ara vermeden her sabah bu kuru uygulayin.Sonra bir hafta ara verin. Bir hafta aradan sonra tekrar on bes gun ayni sekilde kuru uygulayin. Dort-bes ay sonra duruma gore bu kuru ayni sekilde tekrar edebilirsiniz. *** Daha once uyguladigi taze sikilmis havuc kuru ile Alzheimer’i yuzde 30 oraninda iyilestiren, depresyona karsi ispanak kuru oneren, prostat ve uriner sistem icin brokoli kurunu tavsiye eden Prof. ibrahim Saracoglu, ‘genclik’ icin ‘maydanoz kuru’ hazirladi. Bitkilerin barindirdigi ve insan sagligini etkileyen aktif maddeler uzerinde yaptigi calismalari uluslararasi alanda kabul goren Profesor ibrahim Saracoglu, genc gorunmek, zinde ve dinc olmak, cildinize canlilik, guzellik ve tazelik kazandirmak, vucudunuzdan toksin atmak, bagisiklik sisteminizi guclendirerek enfeksiyonlara karsi vucudunuzun direncini artirmak, dolasim bozuklugu yasamadan bir miktar kilo vermek, hatta ruh sagliginizi guclendirmek icin ozel bir kur hazirladi. Ancak, onemli bir noktayi hatirlatmakta yarar var. ibrahim Saracoglu’nun verdigi kurun herhangi bir hastaligi teshis amaci kesinlikle yok. Eger, bir rahatsizliginiz var ise doktora gitmelisiniz. Maydonoz kurunu ise destekleyici ve yardimci tedavi olarak uygulayabilirsiniz. Profesor ibrahim Saracoglu maydanoz kurunu anlatiyor “Maydanoz yemek yetmez kuru uygulanmali” Maydanozun, genclestirme, cilt tazeliginin, guzelliginin geri kazanilmasinda ve korunmasinda rolu buyuktur. Maydanoz bu gucunu, icerdigi etkin maddelerin ozellikle karaciger metabolizmasi uzerindeki olumlu etkisinden ve tum vucuttan yabancikimyasal maddeleri (xenobiotica) atabilme ozelliginden alir. Sagliksiz calisan karaciger metabolizmasi, cildin yavas yavas tazeligini, guzelligini ve canliligini yitirmesine ve kisinin yorgun gorunmesine, diger organlarinin olumsuz etkilenmesine neden olur. ‘Maydanoz kuru’ vucudu yabanci kimyasallardan arindirir. Boylece karacigerin saglikli calismasinda etkin rol oynayarak kisinin daha genc, daha saglikli, dinc ve zinde olmasinda etkili olur. Maydanoz, karacigerde bulunan glutathione-S-transferaz (GST) enziminin aktivitesini yukseltir. GST enzimi, gerek besinler yoluyla gerekse de solum yoluyla aldigimiz zararli kimyasal maddeleri zararsiz hale donusturur. Bu kuru uygulayanlar kisa zamanda cok basarili sonuclar alabilirler. Bunun nedeni, maydanozun insan metabolizmasi uzerindeki etkilerinin cok hizli olusmasidir. Maydanoz, dogru sekilde uygulandigi taktirde mucize yaratan bir bitkidir. Yemeklerinizde veya salatanizda bolca maydanoz kullanmanizin bir beslenme sekli oldugunu, kesinlikle bir kur olmadiginin bilinmesi gerekir. Cunku, salatanin icindeki tuz, baharat ve eksi (limon, sirke v.b.) maydanozun etkin maddeleri ile reaksiyona girerek istenilen sonucu almamiza engel olmaktadir. Kur, her bitkinin kendine ozgu ve amaca uygun olarak hazirlanmasi ve kullanilmasidir. Gunumuzde tukettigimiz hic bir besin saf degil. Tukettigimiz et, sebze ve meyveler, ictigimiz su, soludugumuz hava kontamine (kirli) olmus durumdadir. Kullanilan zirai ilaclar, hormonlar, transgen tohumlar (genleri ile oynanmis tohumlar), besinlere ilave edilen koruyucu katki maddeleri, fabrika bacalarindan ve araclarin motorlarindan cikan egzoz gazlari, sonucta hep insana geri donen kontaminasyon (kirlilik) kaynaklarini olusturmaktadir. Kimyasallarin zamanla organlardaki birikimi hem hastaliklara karsi direnci zayiflatir hem de organ sikâyetlerinin daha erken ortaya cikmasina neden olur. Tempo dergisi

kantar
04-10-2006, 14:24
Sağlık ile ilgili birkaç bilgi..

El ve Ayaklarınız Hiç Isınmıyorsa...
Kansızlık, kırmızı kan hücrelerinin içinde bulunan, oksijen taşımakla görevli hemoglobin molekülünün miktarındaki azalma olarak biliniyor. Bunda da en büyük etken demir eksikliği olarak biliniyor. Kansızlığın en fazla genç kadınlarda ve iyi beslenmeyen bebeklerde görüldüğü ifade ediliyor. Kan hücreleri açısından önem taşıyan hemoglobin molekülünün üretilmesi için demire ihtiyaç duyulduğu kaydediliyor.
Kansızlığın çoğunda hangi hastalıklar yatıyor?
Hematologlar, "Besinlerle demir alımının az olması ya da farkına varılamayan iç kanamalar nedeniyle vücuttaki demir kaybının artması bu mineralin eksikliğine yol açar. Bu eksikliğin yol açtığı başlıca rahatsızlık da kansızlıktır. Kansızlığın temelinde çoğunlukla karaciğer ve böbrek rahatsızlıkları, kanser gibi ciddi hastalıklar yatar" diye belirtiyor.
Kansızlık belirtileri
Uzmanlar, kansızlık görülen kişilerin el ve ayaklarında normalden daha fazla üşüme olacağını ve çok güç ısıtılacağını belirterek, "Ayrıca, halsizlik, çabuk yorulma ve iştahsızlık da kansızlığa işaret edebilir. Bu nedenle, özellikle kış aylarında el ve ayakların fazla üşümesinden şikayet edenler hemen bir doktora başvurmalı ve kanını kontrol ettirmelidir" diye dikkat çekiyor.
Gelişi güzel beslenme kansızlığı gidermiyor
Kansızlığın önce altında yatan nedeninin belirlenmesi ve bilinçsiz bir şekilde ilaç kullanmaktan kesinlikle kaçınılması gerektiğini vurgulayan hematologlar, "Beslenmeden kaynaklanıyorsa demir destekli bir diyet programı uygulanır. Ancak, temelinde ciddi hastalıkların bulunabileceği kansızlık için doktora gitmeden gelişigüzel bir beslenme programının uygulanması, daha kötü sonuçlar doğurabilir. Bir elin fazla üşümesi, önemsenmelidir" diye kaydediyor.



Mutlu Olmanın Yolu Kendinizi Sevmek
Kendinize karşı da olumlu bir bakış açısı edinebilir, mutluluğu yakalayabilirsiniz. Şöyle bir düşünün, sabah işe gittiniz. Arkadaşlarınız sizi görünce bugün ne kadar güzel olduğunuzu söylediler. Birden yüzünüz aydınlanıp, çok mutlu olursunuz öyle değil mi? Bir de tersini düşünün. En yakın arkadaşınız size ne kadar şişman ve tembel bir insan olduğunuzu söylüyor, kendinizin çok kötü hissedersiniz.
Sizde mutluluk kaynağı olun
Aynı şekilde siz de çevrenizdeki insanları, söylediğiniz destekleyici sözlerle mutlu edip, güven kazanmalarını sağlayabilir ya da tek bir sözünüzle mutsuz olmalarına yol açabilirsiniz. Peki neden aynı şeyi kendiniz için de yapmıyorsunuz? Kendinizi her zaman acımasız bir şekilde eleştirmekten vazgeçip, biraz pohpohlayabilirsiniz. Emin olun bunun size hiçbir zararı olmaz. Aksine hayatınızın çok daha mutlu ve huzurlu geçmesini sağlayabilirsiniz. Yapmanız gereken tek şey pasifleştiren ve kötü hissetmenize yol açan düşüncelerden kurtulmak ve kendinizi iyi hissetmenizi sağlayacak "iç sesinize" kulak vermek. Ilk kuralımız da "kendine iyi davranmak."
Mutlu olmak elinizde
Yaşadığınız olaylar karşısında hemen olumsuz tepki vermekten veya insanları suçlamaktan vazgeçmelisiniz. Örneğin, yolda bir arkadaşınız size selam vermedi diye "Kimse beni sevmiyor, beni umursamıyor" gibi bir düşünceye kapılmayın. Olumlu düşünün ve arkadaşınızın sizi belki de o sırada çok dalgın olduğu için göremediği olasılığını da hesaba katın.
Kendinize karşı dürüst olun
Negatif özelliklerinizin neler olduğunu tespit edip, bir kağıda yazın. "İnsanlar beni sıkıcı buluyor" diyorsanız.. Sonraki adım bu düşüncenin sizde yarattığı duygusal tepkileri yazmak. Daha sonra ise ; kendinizle bir iç konuşma yapmak. Size böyle bir sorunla gelen arkadaşınıza neler söyler, onu nasıl rahatlatırdınız? Bunu düşünerek kendinize moral verecek düşüncelere yönelin. "Hayır, sen sıkıcı bir insan değilsin. Bazen sessiz olsan da ben seninleyken çok eğleniyorum. Hepimizin suskun olduğu dönemler oluyor" gibi sözler söyleyin. Komik, ama etkili bir yöntem, bu kuralı hayatınızın bütün alanlarında uygulayabilirsiniz.
Ayna yöntemini deneyin
Psikologların tavsiye ettiği bir başka yöntem de "ayna yöntemi." Her sabah aynanın karşısına geçip, "Bugün kendimi harika hissediyorum.benim için her şey mükemmel olacak" diyebilirsiniz. Bu yöntemleri deneyip, sonucu görmek elinizde. Siz kendinizi sevip, önemsedikçe insanlarında sizi sevip, önem verdiklerini göreceksiniz.ve hayat sandığınızdan çok daha kolay ve eğlenceli olacak.



Çalışanların Uyuklama Nedeni Bulundu
Uzun zamandır, gün içinde uyanıklığa etki eden biyolojik ritim üstüne çalışan bilim insanları, uyuşukluğun nedenini ofiste kullanılan ışık sistemlerine bağladı. Ofislerde genelde yaklaşık 500 lüks aydınlık veren floresan tüpleri kullanılıyor. Araştırmacıların geliştirdiği yeni lambalarsa verdiği maviye çalan daha soğuk renkle, uzmanların gözde yeni keşfettiği bir alıcıyı harekete geçiriyor.
'Üçüncü göz' biyolojik saati kontrol ediyor
'Üçüncü göz' olarak tanımlanan ve ışığa daha önce bilinen diğer alıcılardan farklı tepki veren yeni alıcı sinirin, biyolojik saati kontrol ettiği düşünülüyor. Nature dergisinde yayımlanan bu buluş, aydınlatma tasarımcılarına da farklı dalga boylarıyla yeni ışık denemeleri yapmalarının önünü açıyor.ABD'deki Jefferson Tıp Okulu ışık araştırmaları programından Prof. George Brainard, her binanın aydınlatma sisteminin, ışığın biyolojik sistemlerimize yaptığı etki nedeniyle eninde sonunda değişeceğini söylüyor. Brainard, "İnsan belli saatlerde kırmızıdan zengin ışığa, diğer zamanlarda maviye ihtiyaç duyabilir" diye belirtiyor. Daha önceki çalışmalar, vardiyalı işçilerin ışık sayesinde günlük ritimlerini ayarlayabildiklerini ve insanların kış depresyonunu daha kolay yendiklerini göstermişti.

Sigaralı Ortam Daha Kirli
İki kanser enstitüsü ve Harvard halk sağlığı okulu uzmanlarınca yürütülen ve 24 ülkede gerçekleştirilen araştırmada, sigara içilebilir ortamın havasında çok fazla parçacık olduğunu tespit edildi. Özellikle akciğer alveollerine girebilen 2,5 mikrondan daha küçük parçacıkların araştırıldığı çalışma, sigara içilmeyen ortamlarda bir metreküp havada ortalama 36 mikrogram parçacık varken sigara içilen ortamlarda ortalama 317 mikrogram parçacık bulunduğunu gösterdi. Bu ortamların insan sağlığı açısından riskli olduğu belirtildi.


Nezle ve Gribi Ayırt Edebilmek İçin...

Her hastalığın farklı belirtileri vardır. Ama en fazla karıştırılanlar grip ve nezledir. Peki nasıl ayırt edebilirsiniz.
Nezle
Nedeni: Çok sayıda virüs bu hastalığa yol açabilir.
Zamanı: Yılın her zamanı.
Yayılma şekli: Burun veya ağız yoluyla giren zerreler
Kuluçka Süresi: 2 haftaya kadar çıkabilir
Ateş: Zaman zaman
Üşüme: Nadiren
Kas Ağrısı: Zaman zaman
Boğaz Ağrısı: Hafif ve aralıklı
Öksürme: Yaygın
İshal: Yaygın olabilir
Kusma: Yaygın olabilir
Zatürree: Hiç yaygın değil
Tedavi: Belirtilere karşı reçetesiz ilaçlar
Önlem: Elleri dikkatle yıkamak
Grip
Nedeni: A veya B grip virüsü
Zamanı: Sonbahar ve kış sonu
Yayılma şekli: Burun veya ağız yoluyla giren zerreler
Kuluçka Süresi: İki gün
Ateş: Genelde her zaman
Üşüme: Yaygın
Kas Ağrısı: Yaygın ve bazen ağır
Boğaz Ağrısı: Acı verici ve daha inatçı
Öksürme: Yaygın İshal: Yaygın değil
Kusma: Genellikle görülmez
Zatürree: Meydana gelebilir
Tedavi: Amantidine veya Rimantidine
Önlem: Grip aşısı / Elleri dikkatle yıkama
(alıntıdır)

buzzy
05-10-2006, 23:28
Hapşırırken Dikkat
*Hapşırığınızı tutarsanız beyin kanaması geçirebilirsiniz.

*Hapşırık hızı saatte 70km'dir

*Hapşırdığınız zaman kalbinizde dahil olmak üzere bütün vücut fonksiyonlarınız bir an için durur.

* Eğer çok şiddetli hapşırılırsa, kaburgalardan biri kırılabilir.

Hapşırma engellemeye çalışılırsa,başdaki veya boyundaki damarlardan biri yırtılabilir ve ölüm gerçekleşebilir.

Hapşma sırasındada gözler açık tutulmayam çalışılırsa, yerlerinden fırlayabilir

sardes
11-10-2006, 14:46
Herkeze merhabalar,
Bu topiğe yazıyorum çünkü uygun bir topik bulamadım.
Annem felfıtığı rahatsızlığı geçiriyor. Şimdilerde ameliyat demişler. İstanbul'a geldiğinde iyi bir doktora götürmek istiyorum. Hastalık ve tedavisi ile ilgili nerede daha iyi bir yönteme ulaşabiliriz. Bu konuda hiç bir bilgiye sahip değiliz. Özelime mesaj atabilirseniz çok sevinirim.
Teşekkürler.

pinky
13-10-2006, 09:02
Limon suyu ve Sarımsak mucizesi

2 Litre limon suyu, 40 diş soyulmuş ve ezilmiş sarımsak, ağzı sıkı
Kapanan koyu renkli veya üzeri kağıtla kapatılmış bir kavanoz lazım. Limonların suyunu iyice sıkıp kavanoza doldurunuz, soyulmuş 40 diş orta
Boy sarımsağı yıkamadan ve ezerek limonun içine atıp kavanozun kapağını kapatıyoruz, 25 gün boyunca normal ılık bir yerde saklanıp her gün çalkanacak, (sarımsaklar iyice erimiş olacak) 25 gün sonra kavanozu açıp her sabah aç karnına yarım veya içebiliyorsa
Bir çay bardağı içiyoruz kavanoz bitene kadar içilecek, kapağı hep kapalı
Olacak, kavanoza asla su, şeker v.b. karıştırılmayacak ancak çay
bardağına aldığınız kısmını dilersek sulandırarak içebiliyoruz bunu içtikten
Sonra en AZ yarım saat bir şey yiyip içilmeyecek, yarım saat geçtikten sonra kahvaltı yapılacak mümkünse her sabah aynı saatte içilecek.

% 100 KANITLANMIŞ YARARLARI

1-Tüm damar iltihapları (vaskülir) tedavi ediyor,
tıkanan damarları açıyor, damar sertliklerini ve hipertansiyonu önlüyor.
2-Kollestrol ve lipidi düşürüyor zararlı yağların yakılmasını
sağlıyor, kilo verdiriyor (bazal metabolizmayı hızlandırıp yağların
yakılmasını sağladığı için iştahı açıyor bu dönemde diyete dikkat etmek
Gerekiyor) şekeri düşürüyor, pankreasın yenilemesini sağlıyor.
3-Böbrek ve safra taşlarını eritiyor idrar
söktürüyor vücuttaki şişkinlik ve tüm dokulardan ödemi kaldırıyor.
4-Helycobeacter pylori adlı ülser mikrobunu öldürerek mide ve oniki
Parmak bağırsağı ülserinin kesin tedavisini yapıyor.
5-Tüm romotizmal iltihabı önleyip, her tür romotizmal ağrıları
Dindiriyor, kireçlenmeyi önlüyor, eklem düzeylerinin yenilenmesini sağlıyor her türlü ağrıyı kesiyor.
6-Beyin hücreleri ve tüm sinir sistemlerinin yenilenmesini sağlıyor
Sinirdeki aksiyon potansiyelini düzenleyip ileri-refleks hızını artırıyor,felçlere ve VERTİGO'da fayda veriyor.
7-Vücudun bağışıklık sistemini son derece kuvvetlendiriyor, ve her
türlü alerjiyi özellikle damarsal kökenli ve strese bağlı cilt alerjilerini
kökünden kesiyor, kansere karış tüm vücudu koruyor.

N O T : İlacı hazırlayanın babasının koroner by-pass ile üç damarı
değişecekken bu ilaç sayesinde %100 tıkalı damarları açılmış ilaç
hazırlandıktan sonra sarımsaklar erir, koku etrafa yayılmaz. Kullanan
üç kişi ile görüştüm hep son derece memnun olduklarını adeta gençlik
Iksiri olduğunu söylüyorlar. Bunu ilk defa Rus doktorlar bulmuş ve
uygulamışlar şimdi ABD'de uygulanmaya başlamış, tıp de devrim yaratacağı söyleniyor ve sarımsak limon karışımından oluşan maddelerin kimyasal yapısı çözülmeye çalışılıyor.

Dr. Sencer TEPE
Sağlık Bakanlığı Daire Başkanı

hasan777
14-10-2006, 23:02
Bu iksir başka forum sayfalarında da kopya edilmiş, bazıları dikkatli davranıps araştırmış, Bakanlıkta bu isimde birz daire başkanı yokmuş. Zaten bir daire başkanının böyle bir açıklama yapmasına izin vereceklerini sanmıyorum. Dikkatli olmakta ve biraz daha araştırmakta fayda var

TOPTANCI
14-10-2006, 23:43
Nar meyvasının ve suyunun mevsiminde tüketilmesi gerektiğini bir kaç yerde okudum sigara içenler için önemlidir

Kalp damarlarındaki daralmayı % 40 önlediği kanser türlerinin oluşumunu önlediği yüksek tansiyon şikayeti olanlar için ideal bir meyva olduğu bilimsel olarak kanıtlanmış

Fazla tüketilmesi halinde mide bağırsakta gaz yapabileceğide yan etki olarak belirtilmiş

Sağlıklı günler cümleten

Çetin Sürel
15-10-2006, 00:22
Limon suyu ve Sarımsak mucizesi

2 Litre limon suyu, 40 diş soyulmuş ve ezilmiş sarımsak, ağzı sıkı
Kapanan koyu renkli veya üzeri kağıtla kapatılmış bir kavanoz lazım. Limonların suyunu iyice sıkıp kavanoza doldurunuz, soyulmuş 40 diş orta
Boy sarımsağı yıkamadan ve ezerek limonun içine atıp kavanozun kapağını kapatıyoruz, 25 gün boyunca normal ılık bir yerde saklanıp her gün çalkanacak, (sarımsaklar iyice erimiş olacak) 25 gün sonra kavanozu açıp her sabah aç karnına yarım veya içebiliyorsa
Bir çay bardağı içiyoruz kavanoz bitene kadar içilecek, kapağı hep kapalı
Olacak, kavanoza asla su, şeker v.b. karıştırılmayacak ancak çay
bardağına aldığınız kısmını dilersek sulandırarak içebiliyoruz bunu içtikten
Sonra en AZ yarım saat bir şey yiyip içilmeyecek, yarım saat geçtikten sonra kahvaltı yapılacak mümkünse her sabah aynı saatte içilecek.

% 100 KANITLANMIŞ YARARLARI

1-Tüm damar iltihapları (vaskülir) tedavi ediyor,
tıkanan damarları açıyor, damar sertliklerini ve hipertansiyonu önlüyor.
2-Kollestrol ve lipidi düşürüyor zararlı yağların yakılmasını
sağlıyor, kilo verdiriyor (bazal metabolizmayı hızlandırıp yağların
yakılmasını sağladığı için iştahı açıyor bu dönemde diyete dikkat etmek
Gerekiyor) şekeri düşürüyor, pankreasın yenilemesini sağlıyor.
3-Böbrek ve safra taşlarını eritiyor idrar
söktürüyor vücuttaki şişkinlik ve tüm dokulardan ödemi kaldırıyor.
4-Helycobeacter pylori adlı ülser mikrobunu öldürerek mide ve oniki
Parmak bağırsağı ülserinin kesin tedavisini yapıyor.
5-Tüm romotizmal iltihabı önleyip, her tür romotizmal ağrıları
Dindiriyor, kireçlenmeyi önlüyor, eklem düzeylerinin yenilenmesini sağlıyor her türlü ağrıyı kesiyor.
6-Beyin hücreleri ve tüm sinir sistemlerinin yenilenmesini sağlıyor
Sinirdeki aksiyon potansiyelini düzenleyip ileri-refleks hızını artırıyor,felçlere ve VERTİGO'da fayda veriyor.
7-Vücudun bağışıklık sistemini son derece kuvvetlendiriyor, ve her
türlü alerjiyi özellikle damarsal kökenli ve strese bağlı cilt alerjilerini
kökünden kesiyor, kansere karış tüm vücudu koruyor.

N O T : İlacı hazırlayanın babasının koroner by-pass ile üç damarı
değişecekken bu ilaç sayesinde %100 tıkalı damarları açılmış ilaç
hazırlandıktan sonra sarımsaklar erir, koku etrafa yayılmaz. Kullanan
üç kişi ile görüştüm hep son derece memnun olduklarını adeta gençlik
Iksiri olduğunu söylüyorlar. Bunu ilk defa Rus doktorlar bulmuş ve
uygulamışlar şimdi ABD'de uygulanmaya başlamış, tıp de devrim yaratacağı söyleniyor ve sarımsak limon karışımından oluşan maddelerin kimyasal yapısı çözülmeye çalışılıyor.

Dr. Sencer TEPE
Sağlık Bakanlığı Daire Başkanı

sn pinky güvenilirliği nedir bunun sizce...

kantar
15-10-2006, 09:33
Çeşitli Meyve Suları ve Faydaları

Grip ve soğuk algınlığının en sık görüldüğü dönem, içinde bulunduğumuz kış ayları. Doğal birer sağlık iksiri olan meyve suları ile gribe karşı önlemler alabilir ve böylece grip ve soğuk algınlığına yakalanmaktan kurtulabiliriz.

Hava sıcaklıklarının değişkenliği ve mevsimsel virüsler, grip ve soğuk algınlığını artırıyor. Bu tür rahatsızlıkların en sık görüldüğü dönemlerse sonbahar ve kış ayları.

Grip ve soğuk algınlığından korunmak için bağışıklık sistemini güçlendirmek önem taşır. Düzenli uyku ve dengeli beslenme bağışıklık sisteminin güçlü kalması için gerekli bir koşuldur. Bu amaçla uzmanlar, C vitamini ve çinko gibi antioksidanlarca zengin gıdalardan oluşan bir beslenme tarzı öneriyorlar. Vitamin, antioksidan ve minarelerce zengin olan meyve suları da bu amaca en uygun gıdalardan.

Doğal birer sağlık iksiri olan meyve suları ile tüm bu önlemleri alabilir ve böylece grip ve soğuk algınlığına yakalanmaktan kurtulabiliriz. Eğer hastalandıysanız meyve suları aynı zamanda birer ilaç etkisi göstererek iyileşmeyi de hızlandırır.

http://www.galeriturk.net/getimg/narenciye.jpg

PORTAKAL SUYU

Bağışıklık sistemini güçlendirerek bizleri soğuk algınlığı ve gripten koruyan meyvelerin başında portakal gelir. İçerdiği C vitamini ve folik asit sayesinde öksürüğü azaltır. Bunların dışında da, portakal suyundaki bir antioksidan olan bioflavin damarları ve kılcal damarları güçlendirerek kalbin zarar görmesini engeller. Portakal suyunda bulunan yüksek miktardaki potasyum tansiyonun dengelenmesine yardımcı olmakla kalmayıp aynı zamanda cildin kuruyup kırışıklıkların oluşmasını da engeller. Ayrıca, içerdiği vitaminler ve antioksidanlar sayesinde portakal, kanın pıhtılaşmasını, mide ve pankreas kanserini engeller ve ezik ve çürüklerin daha çabuk iyileşmesini sağlar.

http://www.galeriturk.net/getimg/visnee1.jpg

VİŞNE SUYU

Ateşli hastalıklara karşı güçlü bir silah olan vişnede A vitamini ve potasyum bulunur. Ateşi düşürüp susuzluğu gideren vişne suyu, ateşli hastalıklardan sonra asitleşen kanı temizlemeye de yardımcı olur. Susuzluğu giderdiği gibi, vücutta biriken fazla suyun dışarı atılmasında da etkin rol oynar. Mide ve karaciğerin düzenli olarak çalışmasını sağlar.
Ayrıca, diyareyi keser ve idrar söktürücü özelliği vardır.

http://www.galeriturk.net/getimg/kayisii1.jpg

KAYISI SUYU

Grip ve soğuk algınlığına karşı bir başka silahımız olan kayısı, içerdiği A, B3 (Niasin) vitamini, kalsiyum, magnezyum, potasyum ve fosfor sayesinde bağışıklık sistemini güçlendirir kansızlığa iyi gelir, kan yapımına yardımcı olur ve sinirleri gevşetip uyku getirir. İçerdiği kalsiyum ve magnezyum sayesinde kemik erimesinin önlenmesine faydalıdır. Kayısı, doğal lif açısından çok zengin bir meyvedir. Lifli bir meyve olduğundan bağırsakları korur ve pekliğe iyi gelir. Kayısıda bulunan betakaroten ise, kanserin, özellikle akciğer kanserinin, kalp hastalıklarının ve kataraktın önlenmesine yardımcı olur.

http://www.galeriturk.net/getimg/green_apple.jpg

ELMA SUYU

Elma bağışıklık sistemini güçlendirici özelliği olan B3(Niasin) ve E vitamini, potasyum ve bol miktarda pektin içerir. Kan şekerini kontrol altında tutan elma suyu baş ağrısına da iyi gelir. Ayrıca böbreklerin temizlenmesine yarar ve kolesterolü düşürür. Hastalanmamızda büyük rol oynayan bağırsaklardaki parazitlerin dökülmesini sağlar. Grip ve soğuk algınlığını tetikleyen bedensel ve zihinsel yorgunlukların giderilmesinde ise etkin rol oynar. Bunların dışında, romatizma, gut ve mide rahatsızlıklarının (Gastrit, Ülser) panzehiridir. Elma suyunun içindeki bitki besinleri, kalp ve akciğer kanseri rahatsızlıklarına yakalanma riskini azaltır. Damar sertliğini önler, kan basıncını düşürerek tansiyonun yükselmesine engel olur.

http://www.galeriturk.net/getimg/seftalii1.jpg

ŞEFTALİ SUYU

Şeftali içerdiği A, B3 (Niasin) ve C vitaminleriyle, folik asit, betakaroten, potasyum ile gribe karşı vücudun savunma mekanizmasını güçlendirir. Vücutta A vitamini oluşturan temel madde olan betakaroten, şeftalide çok zengin miktarda bulunur. Ayrıca antioksidan özelliği ile toksit maddelerin vücuda vereceği zararları önler. Sinir sistemi üzerinde olumlu etki yapar, uykusuzluğu giderir. Sindirim sistemini çalıştıp hazmı kolaylaştıran şeftali aynı zamanda böbreklerin ve safra kesesinin düzenli çalışmasını sağlar ve iyi bir idrar sökücüdür.

http://www.galeriturk.net/getimg/uzumm1.jpg

ÜZÜM SUYU
Uzmanlar tarafından sihirli iksir ve bitki sütü olarak da adlandırılan doğal kalkanlarımızdan üzüm suyu, bileşimindeki zengin vitamin ve mineral maddeler vücudun günlük ihtiyacını karşılayabilecek özelliktedir. Bol miktarda A ve C vitaminleri, mineraller en çok da demir ile potasyum içeren üzüm suyu vücudun hastalıklara karşı daha dirençli olmasını sağlar. Antioksidan özellikli olduğu için cildin yaşlanmasını geciktirir. Kan yapıcı özelliğinin yanı sıra romatizma ve mafsal ağrılarına iyi gelen üzüm suyu, kalp sistemini düzenler, bedensel ve zihinsel yorgunlukları giderir.
Sonbahar, kış aylarında daha çok gereksinim duyduğumuz enerjiyi ise vücut tarafından kolayca özümsenen basit şekerleri sayesinde üzüm suyundan alabiliriz. Ayrıca içerdiği diyet lifleri sayesinde bağırsakları yumuşatıcı ve idrar söktürücü özelliği ile organizmayı toksinlerden arındırıp temizler.

http://www.galeriturk.net/getimg/domatess1.jpg

DOMATES SUYU

Domates içerdiği C ve E vitaminleri, potasyum ve diğer mineralleri ile, insan sağlığı için oldukça yararlı bir sebzedir. Domates suyunda bol miktarda bulunan C vitamini ve bir antioksidan olan likopen, grip virüsüne karşı bağışıklık sistemini güçlendirerek vücudu grip ve nezleden korur. Ayrıca likopen vücudu kalp hastalıklarına karşı koruyan bir maddedir. Hazmı kolaylaştırıcı ve vücudun su tutmasını önleyici özelliğe sahiptir. Kan basıncının düşürülmesinde de etkilidir. Bir bardak domates suyu ve bir adet çiğ yumurta ile hazırlanan karışım fazla miktarda sistein içerir ve zararlı maddelerin vücuttan atılmasını hızlandırır.

karınca
15-10-2006, 12:01
Dr. Sencer TEPE
Sağlık Bakanlığı Daire Başkanı
Ankara'da Dr.Sencer TEPE isminde birisi varmı diye baktım yok.
Telekomun telefon rehberinde tarattım yok.
Sağlık Bakanlığının dairelerine baktım Bakanlık böyle bir birim yok, böyle bir doktor bulamadım.

Kaldı ki hiç bir doktor yukarıdaki gibi hazırlanmış yazının altına imza atamaz. Çünkü iyileştireceğini belirtilen hastalıkları olupda kullanan birisi düzelmezse tazmınat davası açabilir.
Bu kadar güzel bir ilaç var ise üretim patenti almak için Amerikan FDA yada sağlık bakanlığına başvuru gerekir bu başvuru sonrasında belirtilen hastalıklarda yararlı olduğunun gösterilebilmesi gerekir, bunun içinde
1.aşama hayvan deneyleri; burada etkinliğinin kabul edilmesi gerekir
2.aşama gönüllü deneyleri; insanda etkinliğinin kabul edilmesi toxic dozun tespiti vs.
3.aşama geniş denemeler; daha çokinsanda klinik yanıtların elde edilmesini amaçlayan denemelerdir.

Bu aşamadan sonra bir Dr.altına imza atabilir.
Vakti zamanında zakkumcu doktor için "şarlatan" denmesinin nedeni bu idi. Yukarıda yazdığım deneyleri yapmadan hiç bir umudu kalmamış hastalara körlemesine tedavi uyguluyordu.Duyulunca Amerikadan çağırdılar ve tedavi ediciözelliği açısından istatiki olarak anlamlı bişeyde bulamadılar.

Kısaca ,
İyi niyetle eklenen bu mesajın, arkadaşa gelen bir SPAM e-mail olduğunu düşünüyorum.

selçuk efendi
15-10-2006, 12:03
>>>>http://www.memurlar.net/haber/55071/
>>>>
>>>>
>>>>Grip aşısında, 'korkut- sat kampanyası' başladı
>>>>10 Ekim 2006 10:55
>>>>Adımın 'ilaç düşmanı doktor'a çıkmasına ramak kaldığını
biliyorum. Bu yüzden 'vitaminlerin faydaları!' ile ilgili bir makale
yazmaya karar vermiştim ki İngiltere'de yaşayan bir hastam kontrole
geldi. Dönmeden önce grip aşısı olmak istiyormuş. 'Neden İngiltere'de
yaptırmıyorsun?' dedim. 'İngiltere'de grip aşısı olmak çok zor...' dedi.
Öyle buradaki gibi eczaneye gidip 'Kalfa...yap bana bir aşı, tazesinden
olsun...' diyemiyormuşsunuz. Bir-iki doktor gezip de aşı olamayınca
'Nasıl olsa Türkiye'ye gidiyorum orada yaptırırım...' demiş. İngiliz
ekonomisi zorda olduğu için kısıtlamaya gitmiş olabilirler! diye
düşündüm. Belki de tıptaki gelişmeleri bizim kadar yakından takip
etmiyorlardır kim bilir... Neyse efendim.. Hasta gittikten sonra
gazetelere göz atarken bir haber gözüme ilişti. 'Çok yakında aylarca
etkisini sürdürecek grip salgınında 700 bin kişinin yaşamını
yitirebileceğine dikkat
>>>>çekiliyor...' ve birkaç sayfa sonra bir başka haber 'yeni
grip aşısı piyasaya verildi...' Tamam dedim 'korkut-sat kampanyası'
başladı...
>>>>
>>>>Fıkrayı bilirsiniz. Şehrin zengini, dedikoduculuğu ile
meşhur birini yemeğe davet etmiş. Başlamadan da adama bir kese altın
verip 'Senin dedikoducu olduğunu söylediler, al bu altınları, sakın ha
benim hakkımda konuşma...' demiş. Gözleri parlayan adam 'Baş üstüne
efendim...' deyip keseyi cebe atmış. Yemeğin sonunda ortaya bir tepsi
baklava ile turşu getirmişler. Ev sahibi başlamış baklavayla turşuyu
birlikte yemeye. Bir turşu, bir baklava atıyor ağzına. Dedikoducu adam
bakmış bakmış sonunda 'Aman beyim demiş al sen şu altınlarını geri, ben
bunun dedikodusunu yapmazsam çatlarım...' İşte benimki de o hesap; tam
grip aşılarının piyasaya verildiği güne denk gelen 700 bin ölümlü grip
haberi üzerine ben de kendi kendime 'ne derlerse desinler bu konuyu yaz'
dedim....
>>>>
>>>>Efendim taze aşılar piyasaya verildi... Bundan sonraki
iki-üç ay boyunca her gün gribin ne kadar öldürücü ne kadar korkunç bir
hastalık olduğunu okuyup duracaksınız... Önce salgın tehdidi haberleri,
sonra kuş gribi haberleri artacak. Zaten kötü senaryolardan bıkmışsınız,
PKK, ekonomi, işsizlik, irtica... 'Bari...' diyeceksiniz...'Bu kadar
felaketin arasında bir de grip olmayayım...' Haydi doğru eczaneye...
>>>>
>>>>Sevgili okurlarım, ilaç firmaları ve yoğurtçular; halk
arasında 'her kolesterolü olan ilaç kullanmalı' şeklinde 'yanlış' bir
genel kanı oluşturmayı başardılar. Şimdi de aşı üreticileri 'herkesin
grip aşısı olması gerekir' şeklinde gene yanlış bir düşünceyi topluma
yerleştirmeye çalışıyorlar. Grip aşısı 'herkesin' olması gereken bir aşı
değildir. 'Bizim ülke için grip aşısı değil 'Hepatit B' aşısı
önemlidir...'
>>>>
>>>>DURDUK YERE GRİP AŞISI
>>>>
>>>>OLMAYIN....
>>>>
>>>>1. Grip geçiren kişinin vücudunda o virüse karşı koruyucu
antikorlar oluşur ve bir daha aynı virüsle karşılaştığında etkilenmez.
>>>>Nietzsche'nin 'Beni öldürmeyen, beni güçlü kılar...'
dediği gibi geçirdiğiniz her gripten daha güçlü çıkarsınız. Bu yüzden
grip olmaktan korkmayın. Tavuk suyuna çorba, nane limon, ıhlamur için,
bol bol sebze meyve yiyin, en önemlisi, istirihat edin, biraz tembellik
yapıp gribin tadını çıkarın...
>>>>
>>>>2. Çocuklarınıza 'doktoru özellikle önermedikçe' grip
aşısı yaptırmayın. İçeriğindeki 'thimerosal' katkı maddesinin civa
içerdiğini ve çocuklar için neuro-nefrotoksik olabileceğini unutmayın...
>>>>
>>>>3. Grip aşısının aşı yerinde şişlik, kızarıklık ve ağrıya,
nadiren de olsa bizzat kendisinin grip benzeri bir hastalığa yol
açabileceğini bilin. Occulo-respiratory sendrom dediğimiz bu durumda
hırıltılı öksürük, gözde kızarma, ateş ve kas ağrıları ile grip benzeri
bir tablo ortaya çıkar.
>>>>
>>>>4. Grip aşısının özellikle yumurta alerjisi olan kişilerde
nadiren ürtiker ve anaflaktik şoka neden olan alerjik reaksiyonlar
>>>>yapabileceğini bilmenizde fayda var...
>>>>
>>>>5. Unutmayın ki grip aşısı sadece seçilen bazı grip
suşlarına karşı koruma sağlar. Aşı olmanız 'kesinlikle grip
olmayacağınız' anlamına gelmez.
>>>>
>>>>Peki kimler aşı olacak? FDA, basit bir gribin hayati risk
oluşturacağı kadar düşkün ve yaşlı insanların, astımlı ve kronik
bronşitli hastaların, kalp hastaları, böbrek hastaları, şeker hastalığı,
AIDS gibi kronik hastalığı olanların grip aşısı olmasında fayda olduğunu
söylüyor.
>>>>
>>>>Dr. Murat KINIKOĞLU/ Akşam

karınca
15-10-2006, 12:23
Dr. Murat KINIKOĞLU/ Akşam

Bugün herkese bulaşma günün galiba şimdi de selçuk efendiye bulaşalım :D

Dr.Murat KINIKOĞLU tahminime göre olayları (tıp, güncel vs.) AKŞAM gazetesinden takip ediyor.

İlk yazılan doğru İngilterede öyle eczaneye gidip "bana şunu ver" diyemezsiniz. Çünkü iyi bir denetleme mekanizması vardır. Aslında Türkiyede de olması gereken budur.

Grip aşınının yapılmasının gerekli olduğu topluluk gribin hayati risk
oluşturacağı gruptur bunlar yaşlılar, çocuklar kronik akciğer hastalığı olanlar ayrıca bazı kronik hastalıklardır
diğer taraftan hastalar ile karşı karşıya gelen sağlık çalışanlarının ,topluluk içinde devamlı bulunması kişiler örneğin toplu taşıma araçlarını kullanan kişiler öğretmenler vs. ise ikincil aşı endikasyonu olanlardır.

Ölümcül virus olayına gelirsek....
Bu haber, aşı üreticileri tarafından üretilen bir haber değildir.
"WHO" yani dünya sağlık örgütünün çıkarttığı bir olaydır.Aşı yaptırdığınızda ise WHO nun bahsettiği olaydan korunacağınız anlamına gelmez çünkü WHO nun bahsettiği hastalığın henüz aşısı yok...

Çetin Sürel
15-10-2006, 13:02
sn selçuk efendi
ben yıllardır grip falan olmam,çok sayılıdır olduğum oda hafiften geçer,bazende ucundan dönerim.neyapsam üşütsem mi kendimi:):)

pinky
15-10-2006, 13:10
Sayın bonnie'ye olayı araştırdığı ve açıklığa kavuşturduğu için teşekkür ederim. Saygılarımla

Çetin Sürel
15-10-2006, 13:11
Vakti zamanında zakkumcu doktor için "şarlatan" denmesinin nedeni bu idi. Yukarıda yazdığım deneyleri yapmadan hiç bir umudu kalmamış hastalara körlemesine tedavi uyguluyordu.Duyulunca Amerikadan çağırdılar ve tedavi ediciözelliği açısından istatiki olarak anlamlı bişeyde bulamadılar.




sn bonnie
bu zakkumcunun sonraki dönemiyle ilgili de bilginiz varmı...tamamen fosmu gitti acaba...

karınca
15-10-2006, 23:29
sn bonnie
bu zakkumcunun sonraki dönemiyle ilgili de bilginiz varmı...tamamen fosmu gitti acaba...
Amerika böyle iddiacı tedaviler ile her zaman ilgilenir.
Bana bir asistan anlatmıştı, doğruluğunu teyit edemedim (SPAM bilgi olabilir dikkat :D )
Bir zamanlar Tetanozun tedavisi yok, herkes birşeyler yapmaya çalışıyor derken bir Türk doktor tetanozlu bir hastayı tetanoz aşısı , diazem vs. vererek iyileştiriyor ve bunu bir dergiye makale olarak gönderiyor. Amerikalılar bu yazıyı okuyup adamı Amerikaya davet ediyorlar. Adama deney hayvanları veriyorlar ve ikiye ayırmasını istiyorlar. İstediği tedavi materyallerinide veriyorlar ve "buyur bakalım "diyorlar. Uygulanan tedavide bir gruba doktorumuzun ilaçları diğer tarafa plasebo denilen yalancı ilaç veriliyor fakat plasebo ile doktorun uyguladığı gerçek ilaç arasında renk vs. açısından hiç bir fark yok çünkü doktor gerçek ilacı farkederse o grup deney hayvanlarına daha sevecen davranabilir. :) Derken hayvanların tümü ölüyor. Doktorumuzu çağırıyorlar ve "kusura bakma biz bir fark bulamadık istediğin başka bir şey var mı?" diye soruyorlar . Doktorumuz şaşkın ve Türkiyede üretilen tetanoz aşısı ile denemek isterim diyor. Yine aynı miktar aşı, ilaç vs. yine plasebo ile fark yok. Derken tedavi sonunda bir kısım hayvan sağ kalıyor. Bunun üzerine Türkiyede üretien aşıyı incelemeye alıyorlar ve içindeki bir maddenin fazla olduğunu farkediyorlar. :oley:
Zakkumun sadece kısıtlı kanser vakalarında azda olsa faydası tespit edilmiş. Yapılan deneylerde etkinliği plasebo denilen yalancı ilacın etkisinden biraz fazla çıkmış. Bu oran yanlış hatırlamıyorsam istatistiki olarak anlamlı bulunmamış. Kaldı ki oluşan sonuçlar da etkinliği piyasada o gün için bulunan bir çok antineoplastikten daha düşük bulunmuş.

TOPTANCI
16-10-2006, 20:21
‘Nar’ hastalıklardan koruyor

Kış aylarının vazgeçilmez meyvelerinden narın, bağışıklık sistemini güçlendirerek bazı hastalıklardan koruduğu bildirildi.

Uzmanlar, narın ‘sağlık açısından’ özellikle kış aylarında bol bol tüketilmesini tavsiye ediyor. Adeta bir ilaç hatta antibiyotik olarak gösterilen nar, özellikle bağışıklık sistemini güçlendirerek, insanı pek çok hastalıktan koruyor. İçerdiği bazı maddeler sayesinde kolesterol ve şekeri de dengeleyen nar, kalp sağlığını koruduğu gibi kanser hücrelerinin de gelişmesini engelliyor. Son günlerde yapılan araştırmalarda, nar suyunun cilt kanserine ve erkeklerde prostat kanserine karşı koruyucu etkisi olduğu ortaya çıktı. Damar tıkanıklığını yüzde 44 oranında gerileten narın, tansiyon düşürücü etkisi olduğu da tespit edildi. Kış mevsiminde portakal, mandalina ve limonun yanı sıra narı da taze şekilde veya suyunu sıkarak tüketmek gerektiğini belirten uzmanlar, günde bir bardak nar suyu tüketilmesini tavsiye ediyor.

TOPTANCI
16-10-2006, 20:22
Kanser türleri nelerdir? Nasıl korunuruz?

Kanser çağımızın en ölümcül hastalıklarının başında geliyor. Kanser bezin kaçınılmaz olsa da hepimizin kansere yakalanmamak için yapabileceğimiz bazı uygulamalar var

İşte kanser türleri ve korunma yöntemleri.

AKCİĞER KANSERİ

-Akciğer kanseri erkek ve kadınlarda ikinci en sık rastlanılan kanser türü.

-ABD'de her yıl yaklaşık 100.000 erkek ve 60.000 kadın akciğer kanserinden ölüyor.

-Akciğer kanseri ölüme en fazla yol açan kanser türü.

-Akciğer kanseri aynı zamanda önlenmesi de en kolay kanser.

Kimler Risk Altında?

-Sigara içenler (Akciğer kanseri % 90 oranında sigaraya bağlı), boya, ilaç v.b. yapımında kullanılan kimyasal maddelere (arsenik, vinil klorid v.b.) maruz kalanlar, asbest, radon gibi maddelere maruz kalanlar, radyasyona ve hava kirliliğine maruz kalanlar… akciğer kanseri açısından yüksek risk altındalar.

Ne Yapmalı?

-Hastaların % 90'ında akciğer kanserine sigara sebep oluyor. Bu nedenle sigara içiyorsanız bırakın. Sigara içilen kapalı ortamlardan kaçının. Hiç sigara içmediği halde akciğer kanseri olmuş hastaların üçte birinin pasif içici olduğu; yani fazla sigara içilen ortamlarda yaşadıkları biliniyor. İşiniz gereği kimyasal maddeler ile çalışmanız gerekiyorsa, düzenli olarak işyeri hekiminizin önerdiği aralıklarla muayenenizi olup, akciğer filminizi çektirmeyi ihmal etmeyin…

BAĞIRSAK KANSERİ

-Kansere bağlı ölümlerin ikinci en sık sebebi kalın bağırsak kanserleri olup son yıllarda gelişen tanı ve tedavi yöntemleri sonucu bu hastalık erken yakalandığında başarıyla tedavi edilebiliyor.

Kimler Risk Altında?

-Ailesinde bağırsak kanseri hikayesi olanlar,

-Kalın barsaklarında polip tespit edilmiş hastalar,

-Sigara içenler,

-İltihabi bağırsak hastalıkları olanlar,

-Asbeste maruz kalanlar,

-Batı usulü (yağdan zengin, lifden fakir, koruyucu maddeler içeren besinler ile) beslenenler,

-Bağırsak kanseri açısından yüksek risk taşırlar.

Ne Yapmalı?

-Sağlıklı ve dengeli beslenmeye dikkat edin. Az yağlı, bol lifli (sebze, meyve, kepekli unla yapılmış yiyecekler) besinleri tercih edin.

-Ailenizde bağırsak kanseri hikayesi varsa, dışkınızda kan gördüyseniz, dışkılama alışkanlığınızda değişiklik olduysa (uzun süreli ishaller veya kabızlık v.s.) yaşınız ne olursa olsun hekime başvurarak gerekli muayene ve testlerin yapılmasını sağlayın. Bağırsak kanserlerinin çoğu poliplerin sonradan kanserleşmesi ile oluşur. Poliplerin erken farkedilip çıkartılmasıyla kanser gelişmesi tamamen önlenebilir.

-50 yaş ve üzerindeki sağlıklı bireylerin yılda bir kez dışkıda gizli kan baktırması ve her beş yılda bir parmakla makattan muayene ve kolonoskopi yaptırması önerilir.

-Yüksek risk grubundaki kişilerde (ailevi bağırsak kanserleri, iltihabi bağırsak hastalığı bulunanlar v.s.) yılda bir kez kolonoskopi ve muayene önerilir.

CİLT KANSERİ

-Cilt kanseri, bilinen tüm diğer kanserlerden daha sık rastlanılır. Ancak genellikle yayılmaz ve kolay tedavi edilebilir.

-Sadece melanoma denilen ve benlerden türeyen bir çeşit cilt kanseri oldukça tehlikeli ve ölümcüldür.

Kimler Risk Altında?

-Açık tenli kişiler,

-Uzun süreyle güneşe maruz kalanlar,

-Ailesinde cilt kanseri olanlar,

-Radyum, arsenik gibi bazı maddelere uzun süreli maruz kalanlar daha fazla risk taşırlar.

Ne Yapmalı?

-Uzun süre direkt güneş altında kalmayın,

-Özellikle 11:00-16:00 saatleri arasında güneşlenmeyin veya güneş altında korunmasız çalışmayın,

-Koruma faktörü yüksek (en az 15) güneş kremleri kullanın ve bu kremleri vücudunuzun güneş gören yerlerine sürdükten 30 dakika sonra güneşlenmeye çıkın.

-Ayda bir vücudunuzu yeni gelişen cilt değişikliklerine karşı muayene edin.

MEME KANSERİ

-Kadınlarda en sık rastlanılan kanser türü olan meme kanseri olup her yıl binlerce kadın kanser tanısı ile tedavi ediliyor. Erken tanı sayesinde bir çok kadın ölümcül olabilecek bu hastalıktan kurtulabiliyor.

Kimler Risk Altında?

-40 yaşın üzerinde kadınlar,

-Anne veya kız kardeşlerinde meme kanseri bulunan kadınlar,

-Hiç çocuk sahibi olmamış kadınlar,

-İlk çocuklarını 18 yaşın altında veya 30 yaş üzerinde doğuran kadınlar,

-Östrojen kullanan kadınlar…

Meme kanseri açısından diğer kadınlara nazaran biraz daha fazla risk taşırlar. Risk grubu içinde olmamanız meme kanserine yakalanmayacağınız anlamına gelmez.

Ne Yapmalı?

-Meme kanseri ne kadar erken tanınırsa tedavi edilme ve iyileşme olasılığı o kadar yükseklir.

Bunun için;

20-39 yaş arası kadınların:

-Ayda bir kendi kendilerine meme muayenesi yapmaları,

-Her üç yılda bir hekim tarafından muayene edilmeleri.

40 yaş ve üzeri kadınların:

-Ayda bir kendi kendilerine meme muayenesi yapmaları,

-Yılda bir kez hekim tarafından muayene edilmeleri,

-Yılda bir mammografi çektirmeleri önerilir!

PROSTAT KANSERİ

-Prostat kanseri erkeklerde en sık rastlanılan kanser türü olup 80 yaşını aşmış erkeklerin dörtte üçünden fazlasında tespit edilmekte.

-Erken tanı konduğunda tedavi edilebilir bir hastalıktır ama erken dönemde hiçbir yakınma yapmaz.

Kimler Risk Altında?

-Prostat kanserli hastaların % 80'inden fazlası 65 yaş ve üzeri olup hastalığın yaş dışında bilinen bir risk faktörü yok.

-Yağdan zengin beslenmeninde prostat kanserine yakalanmayı arttırıcı etkisi olduğu söyleniyor.

Ne Yapmalı?

-50 yaş ve üzerindeki her erkeğin yılda bir kez parmakla makattan prostat muayenesi olması ve PSA denilen kan testini yaptırması önerilir.

RAHİM KANSERİ

-Rahim kanseri gelişmiş ülkelerde yaşayan kadınlarda daha sık görülür.

-Genellikle kendini menopoz sonrası vajinal kanamalarla kendini gösterir.

Kimler Risk Altında?

-İlk adetini çok erken yaşlarda gören kadınlar,

-Menopoza geç giren kadınlar,

-Sadece östrojen içeren ilaçlarla tedavi gören kadınlar,

-Hiç çocuk sahibi olmamış kadınlar,

-Kısırlık hikayesi olan kadınlar,

-Şişman, şeker hastalığı olan, yüksek tansiyonlu kadınlar…

-Daha fazla risk taşırlar.

-Çocuk doğurmuş olmak ve doğum kontrol hapı kullanmak rahim kanserine yakalanma riskini azaltır.

Ne Yapmalı?

-Normal olmayan adet kanamaları gördüğünüzde gecikmeden kadın-doğum doktorunuz ile temasa geçin.

-Yılda bir kez düzenli kadın-doğum muayenesi olun.

RAHİM AĞZI (SERVİKS) KANSERİ

-Tarama testleri sayesinde erken dönemde yakalanıp tedavi edilebilen rahim ağzı kanserine az gelişmiş ülkelerde daha sık rastlanılır.

Kimler Risk Altında?

-Cinsel olarak aktif olan her kadın,

-Yaşlı ve düzenli tıbbi kontrolden uzak kadınlar,

-Birden çok cinsel eşlilik,

-Sigara kullanan kadınlar,

-HIV (AIDS) virüsü taşıyan kadınlar,

-Cinsel yolla bulaşan hastalıklara sık maruz kalan kadınlar…

-Daha fazla risk taşırlar.

Ne Yapmalı?

-Rahim ağzından yapılan sürüntünün incelenmesi demek olan Pap test (Pap Smear) sayesinde serviks kanseri daha oluşmadan tanınıp, tedavi edilebilir.

-Cinsel olarak aktif olan veya menopoza girmiş her kadının yaşa bakılmazsızın yılda bir kez Pap Smear ve kadın-doğum muayenesi yaptırması gerekir.

-18 yaşın üzerindeki her kadının yılda bir kez Pap Smear yaptırması önerilir.

YUMURTALIK KANSERİ

-Kadınlarda en sık rastlanılan kanserler arasında dördüncü sırada yer alır. Ancak kadın üreme organlarına ait kanserler arasında en fazla ölüme yol açanıdır.

-Genellikle sessiz ve sinsi bir seyir izler, yakınma vermeye başladığında ise hastalık genellikle ilerlemiş olur.

Kimler Risk Altında?

-Hiç doğum yapmamış kadınlar,

-Ailesinde yumurtalık kanseri hikayesi olan kadınlar,

-Daha önce meme kanserine veya rahim kanserine yakalanmış kadınlar,

-Yumurtalık kanserine yakalanma açısından yüksek riskli grubu oluşturur.

-Birden fazla hamilelilği olanlar ve doğum kontrol hapları kullananlarda ise yumurtalık kanseri oluşma riski azalır.

-Yalnız bu risk faktörlerinden hiçbirine sahip olmadıkları halde yumurtalık kanserine yakalanan birçok kadın bulunduğunu da unutmamak gerekir.

Ne Yapmalı?

-Ne yazık ki, yumurtalık kanserinin erken evrelerde yakalanmasına olanak verecek nitelikte bir tarama testi yok. Bu nedenle düzenli kadın doğum muayenesi önerilecek en uygun yoldur.

KANSER VE SİGARA

-Kansere yakalanma riski sigara dumanına maruz kalma süresi ile doğru orantılıdır.

-Akciğer kanserinin sebebi 100 hastanın 90'nında sigaradır.

-Kendiniz sigara içmeseniz bile pasif içici olmanız, yani çevrenizde içilen sigaranın dumanına maruz kalmanız kanser riskinizi arttırır.

-Pasif içicilik akciğer kanserine bağlı ölümlerin % 3'ünden sorumludur.

-Eşleri sigara içen kadınlarda akciğer kanserine yalakanma riski içmeyenlere nazaran % 30 daha fazladır.

-Günde 20 ve üzeri sigara içilen bir ortamde bulunan pasif içicilerin akciğer kanserine yakalanma riski 2 kat artar.

BESLENME / YAŞAM TARZI VE KANSER

-Günde 5-8 porsiyon sebze ve/veya meyve yemeye çalışın.

-Bol miktarda sebze ve meyve ile beslenen kişilerde kansere % 50 oranında az rastlanır.

-Kırmızı et yerine tavuk, balık, kurubaklagiller tüketin.

-Çavdar, kepek, yulaf gibi lifden zengin besinleri tercih edin.

-Yağsız beslenmeye özen gösterin.

-Kızartmaktansa yemekleri haşlamayı veya buharda pişirmeyi tercih edin.

-Besinlerin tütsülenmesi, tuzlanması, nitrat/nitrit gibi kimyasal koruyucularla işlenmeleri sonucu kansere yol açan bazı maddeler oluşur. Örneğin sucuk, salam, sosis, salamura et gibi yiyecekler fazla miktarda nitrit/nitrat içerirler. Bu tür besinleri çok tüketenlerin yanında C vitamini alması koruyucu olabilir.

-A, C, E, D vitaminleri, riboflavin, tiamin, folik asit, pantotenik asit ile çinko, iyot, kalsiyum, demir, selenyum ve molibden gibi mineraller yeterli olarak alındıklarında kansere karşı koruyucu oldukları düşünülür.

-Nikel, kurşun, kadmiyum, arsenik ve asbestin ise kanser yapıcı etkisi vardır.

-Günde 2-3 bardak yağı azaltılmış süt için ve/veya süt ürünleri ile beslenin.

-Alkol almamayı tercih edin. Her gün alkol tüketenlerin folik asit içeren bir multivitamin kullanmaları önerilir.

-Sigara içmeyin. Kapalı, sigara içilen ortamlardan uzak durun.

-Haftada en az 3-4 kez spor yapın. İdeal kilonuzda kalmaya çalışın.

-Uzun süreli güneş altında durmaktan kaçının.

-Kimyasal koruyuculu hazır yiyecekler yerine doğal besinlerle beslenmeyi tercih edin.

kantar
20-10-2006, 11:24
Bayramda ne yemeli?

Memorial Hastanesi Diyet Hizmetleri Yöneticisi Buket Kavakoğlu, bayramlarda beslenme ile ilgili bilgi verdi.
Ramazan boyunca oruç tutma nedeniyle günlük öğün sayısı azaltıldığı ve beslenme alışkanlıklarında değişiklikler meydana geldiği için bayramda normal yeme düzenine geçişte psikolojik olarak daha fazla yemek yeme eğilimi olur. Bu nedenle bayramda hazırlanan sofralara ve misafirlikte ikram edilen tabaklara dikkatli yaklaşılmalıdır. Bayramda birdenbire aşırı yemek yemek, şeker, çikolata, ağır hamur işleri ve diğer tatlıları aşırı tüketmek mide ve barsak sisteminde çeşitli rahatsızlıklara ve kilo alımına yol açabilir. Orucun bitmesiyle ve yaklaşan Ramazan Bayramı nedeniyle sağlıklı bir beslenmeye geçmek için şunlara dikkat edilmelidir:

• Güne kahvaltı yapılarak başlanmalı kesinlikle atlanmamalıdır. Kahvaltının günün en önemli öğünü olduğu unutulmamalıdır.

• Azar azar ve sık yemek yenilmelidir.

• Sıvı alımına dikkat edilmeli ve günde yaklaşık 1.5-2.0 litre su içilmelidir.

• Ağır hamur tatlıları yerine kalorisi daha düşük sütlü tatlılar tüketilmelidir.

• Barsak hareketlerinin düzenlenmesi amacıyla sebze ve meyve tüketimi arttırılmalıdır.

• Kızartmalar yerine ızgara, fırında ya da haşlama yöntemi ile pişirilmiş yemekler yenmelidir.

• Bayram için hazırlanan değişik türde ve tatta besinler karıştırılmadan tüketilmelidir.

• Özellikle bayram ziyaretlerinde sunulan şeker, çikolata ve hamur işi tatlıları çok dikkatli tüketilmeli, yenilen miktar göz önüne alınmalıdır. Bu tür besinlerin çok yoğun miktarda enerji içerdiklerinden kilo alımına neden olabileceği göz önünde bulundurulmalıdır.

• Ayrıca; sağlıklı yaşamın en temel kurallarından biri olan fiziksel aktivitenin arttırılması anlamında günlük yürüyüşler yapılmalıdır. Fiziksel aktivitenin barsak hareketlerini arttırıcı, kan şekeri ve kolesterolünü azaltıcı, kilo kaybetmeye yardımcı olduğu unutulmamalıdır.
(alıntıdır)

kantar
20-10-2006, 11:38
'' Arkadaşlar herkesin sorunu olabilir aklımızda olsun.. 9 Eylül 2006 Cumartesi günkü ulusal bir gazetenin okur köşesinde okuduğum bir yazının kupürünü keserek birçok kişinin ilgisini çektiğini görünce, internet aracılığıyla bu yazıyı herkesle paylaşmak istedim.
"PATLICAN,SENİ YARATAN ALLAH'A KURBAN OLAYIM” Kamuran Alaca/Çınarcık

Başlığı okuyunca kafayı üşüttüğümü sanacaksınız. Eğer siz de benim gibi 36 yıldır hemoroit (basur) hastası olsanız, ilaçla tedaviniz yok dense… Fistülünüzü ya lastikle boğarak çürütüp koparacağınız veya lazerle kesip yarayı yakacağız deseler ve bunun için de 1 milyar 300 milyon lira isteselerdi...
Hem parası çok, hem ıstırabı çok bir işten, patlıcanın, yeşil soğanın sayesinde sapları kaynatıp suyunu içerek beş günde parası yok, ıstırabı yok bir şekilde kurtulsaydınız, bu başlığa az bile derdiniz. 36 yıldır devamlı sanki tuvalet ihtiyacı var gibi bir hisle
yaşamanın, üstelik ağrı ve kanamanın olmasının ne demek olduğunu ancak bu derdi çeken bilir.
Allah, sebep olandan razı olsun. Gazetede anlatıldığı gibi, 10 adet kemer patlıcanın yeşil sap kısmını 10 bardak su ile kaynatıp, bu sudan sabah akşam bir bardak içtim. Beşinci gün sonunda basur diye bir derdim kalmadı.
Sevincimden sokaklarda bağırıp bu derdi hala çeken kardeşlerime duyurmak istiyorum ve ilaçla tedavisi yok denilen bu hastalığın çaresini patlıcanın sapına yerleştiren Yüce Rabbime sonsuz şükürler olsun diyorum.''

arkadaşlar çok ilginç bir email, doğruluğunu bilemem ama doktor arkadaşlarımız var belki onlar bir şey söyleyebilir.
ayrıca bu dertten rahatsız olanlara belki faydası olur düşüncesindeyim.
'' ne demişler denize düşen yılana sarılır '' ......... bu derdi de çeken bilir.

kantar
21-10-2006, 14:54
hafızayı güçlendiren besinler

Hafızayı ve bilişsel fonksiyonları bazı besinler sayesinde kuvvetlendirmek, böylece yaşam kalitesini artırmak da elinizde. İşte hafıza ve beyin dostu besinler...


Yaşam kalitesinin azalmaması için en önemli etkenlerden biri, şüphesiz hafızanın ve bilişsel fonksiyonların korunmasıdır. Hafıza, bilişsel fonksiyonlar ve beslenme ilişkisinde, yeterli ve dengeli beslenme, çeşitli suplemanlar, düzenli kahvaltı alışkanlığı, çoklu doymamış yağ asitleri, kafein ve daha birçok öğenin olumlu katkıları vardır. Fakat miktar ve kullanım süreleri, etkinin yararlı olmasında belirleyicidir.



Dünyada yapılan son araştırmalarda hafıza ve bilişsel fonksiyonlar üzerine etkisi olduğu bildirilen besinler ile yapılması gerekenler şöyle sıralanıyor:



1- Gingko biloba

Son dönemde yapılan araştırmalarda hafıza ve bilişsel fonksiyonlar üzerinde oldukça önemli yararları tespit edilmiştir.



2- Kahve

Kahvenin hafıza ve bilişsel fonksiyonlara olumlu etkisi bilinmeli fakat, optimal dozun 200mg.=2 fincan olduğu unutulmamalıdır.



3- Sıcak kakao

Cornell Üniversitesi'nde yapılan bir çalışmaya göre, 2 yemek kaşığı saf kakao içeriğindeki antioksidanların, kırmızı şaraptan 2 kat, yeşil çaydan 2-3 kat, siyah çaydan ise 4-5 kat daha fazla olduğu gözlemlendi.



4- Omega 3

Somon, ton, sardalye balıkları: Vücudumuzun üretemediği ama belli dengede ihtiyaç duyduğu omega 3 yağlarından zengin, açık sularda yetişmiş bu balıkları haftada 3 kez mutlaka tüketmelisiniz. Balık tüketemiyorsanız hem hayvansal hem de bitkisel omega 3 karışımlarından diyetisyeninize danışarak tüketmeye başlamalısınız. Omega 3'ün en iyi bitkisel kaynakları arasında koyu yeşil yapraklı sebzeler, yağlı tohumlar ve ketentohumu sayılmaktadır.



Ceviz, badem ve fındık: Omega 3 kaynaklarıdır. Yine bu sonuca paralel olarak ideal seviyede n-3 ve n-6 yağ asidi alımının yaşlılıkta bilişsel fonksiyonların muhafaza edilmesine katkıda bulunduğu ispatlanmıştır.



5- Vitaminler

Yaşlılıkta yeterli miktarda antioksidan vitamin ve mineral suplemanı ile bilişsel fonksiyon gelişmiştir. (Özellikle selenyum, A, C ve E vitaminleri)



6- Kahvaltı

Kompleks karbonhidrat içeren kahvaltının (tam tahıllı ekmek, kahvaltılık gevrek, müsli vb.), gün boyunca zihinsel performansı artırabileceği gösterilmiştir.


7- Egzersiz
Aerobik egzersizin, beynin ön cephesi ve ön bölgesi tarafından 15 görevde faydaları olduğu bulunmuştur.



Hafızanın güçlendirilmesi için önerilen besinler.



Avokado: Kısa süreli bellek için, yarım avokado yeterlidir.



Havuç: Hatırlama yeteneğimizi artırdığından, bir şey ezberlerken bir ufak tabak 1 tatlı kaşığı sıvı yağlı havuç salatası yiyebilirsiniz.



Isırganotu: Hafızayı kuvvetlendirir. Özellikle sınavlara hazırlanan çocukların çayına ilave edilmesi veya ısırgan çayı içirilmesi yerinde olur.



Yabanmersini: Uzun süreli bir öğrenmede ideal bir meyvedir. Beynin kanla daha iyi beslenmesini sağlar. Kabak: Yemeklerle sık sık tüketilmesi hafıza için son derece faydalıdır.



Ananas: C vitamini içerdiğinden hafıza için çok yararlıdır. Ayrıca önemli bir element olan mangan içerir.



Limon: C vitamininden dolayı canlandırır, algılama yeteneğini artırır
(alıntı)

BOZOK
29-10-2006, 03:10
MİDE YANMASI (EKŞİMESİ)



Mide yanması 20 ile 50 yaş arasında birçok insanda görülen çok yaygın bir rahatsızlık. Midede yanma hissi yemekten önce, yemek sırasında ya da yemekten 2-3 saat sonra hissediliyor. Besinler, sindirim işlevinin bir gereği olarak midede ilk değişikliklere uğrayarak bağırsaklara gönderilmek için hazırlanıyor. Mide bu işlevi yerine getirirken iç yüzeyini kaplayan zarın altındaki salgı hücrelerini, besinlerin gerekli değişimini sağlamak üzere uyarıyor. Bu sırada oluşan bir dengesizlik, aşırı asit ortamına ve midenin kendini koruyamamasına yol açarak yanma hissine neden oluyor.

Büyüklerimiz midede yanma hissi duydukları zaman hemen bir lokma ekmek içi çiğnermiş. Ekmek içinin değil ama ağıza birşey atmanın doğru bir yöntem olduğunu belirten günümüz doktorları da az ama sık yemeyi öneriyorlar. Öğünleri küçülterek sık sık yemenin şikayetleri azaltacağını söylüyorlar.


Yemeğe daha fazla zaman ayırın. Ayaküstü değil, sofrada oturarak yiyin. Acele yemek mide işlevine zarar veriyor. Kendinize daha fazla zaman ayırıp yemek yemeyi bir zorunluluk değil de bir keyif anına dönüştürün.


Ağzınıza küçük lokmalar almak midenin sindirim için gerekli salgıları daha kolay üretmesine yardımcı olur. Lokmaları uzun uzun çiğneyin. Bu, midenizde şişkinlik ve ağırlık hissetmemenizi sağlar.


Sofradan tıkabasa doymadan kalkın. Mide boş bir torba olduğu için yemek yerken çiğnediğimiz besinler buraya ulaştıkça mide sürekli genişler. Eğer kemerinizi çok sıkmışsanız yanma hissi duymanız çok doğal. İçi dolu bir plastik torbayı düşünün. Tam ortasından bir ipi kemer gibi sıkıca bağlayın. Torba sağa ya da sola çekecek ya da aşağıya doğru sarkacaktır. Mide de aynı böyle... Bu nedenle ölçülü miktarda yemek yiyin.


Akşam öğününden hemen sonra damak kaçamakları yapmayın. Aksi takdirde mide gece boyunca çalışıp yorulur. Akşam yemeği ile uyku arası en az üç saat olmalı. Yani yemek yedikten en az 3 saat sonra yatın. Gece yatarken sağ yana dönerek yatmayın. Besinin mideye girişi sağ taraftan gerçekleştiği için yedikleriniz yeterince hazmedilemeyip mide borusunda yanma hissi oluşabilir.


Yemek yedikten sonra yere eğilmeniz gerekiyorsa dizlerinizi bükerek eğilin. Aksi takdirde mide işlevini gerektiği gibi yapamaz.


Yiyecek ve içeceklerin çok sıcak ya da soğuk olması mide sıvısına zarar verebilir. Bu nedenle yiyecek ve içeceklerin ılık olmasına özen gösterin.


Sigaradan uzak durun.


Yemekten sonra uzanmayın. Unutmayın, mide sıvısı yatay pozisyonu sevmez ve yanma hissi mide borusu yoluyla ağzınıza kadar gelebilir.


Bunlardan Uzak Durun


Hazmı kolay olmayan kızartmaları ve yağlı yiyecekleri sofranızdan uzaklaştırın. Ağır yağlı, fazla kremalı ya da soslu besinleri yemeyin. Çikolata, içerdiği yüksek dozdaki yağ ve kafein nedeniyle hassas mideye zarar vererek yanma hissine yol açıyor. Sütlü çikolata, daha az yağ içeren bitter çikolataya oranla daha tehlikeli olduğundan çikolata sevenler genelde sütsüz olanını tercih etmeli.


Kafeinli içecekler mide için çok zararlı. Kahve, çay ve kola gibi içecekler hassas mideyi yorar. Eğer mide yanmasından şikayet ediyorsanız ve kahve içmeden duramıyorsanız kafeinsiz kahveyi tercih edin.


Gazozlu içecekler ve asitli meyve sularını dikkatli için. Domates veya portakal suyu asitli olduğu için mide yanmasını şiddetlendirebilir. Bu nedenle sulandırarak ve balla tatlandırarak için.


Et suyu ile hazırlanmış çorbalardan uzak durun. Diğer çorbaları ise çok sıcak içmeyin. Ilınmasını bekleyin.


Alkol midedeki yanma hissini artırır. Hele mide boşken alkol kesinlikle almayın.


Çiğ soğan ve çiğ meyve de mide asidini artıran etkenlerdendir.


Şeker yemeyi seviyorsanız naneli olanları seçmeyin.


Mide ağrılarınıza son verecek sağlıklı ve dost besinlerle yemek yemenin keyfini çıkartabilirsiniz...


Karnabahar : Haşlanmış karnabahar, mideyi asit saldırılarından koruyarak tüm sorunları giderebilir. İçeriğinde bulunan gefarnato maddesi ülser ilacının hammadesi olarak kullanılıyor.


Lahana : Lahanayı çiğ olarak yemeyi tercih edin. İnce şeritler halinde doğrayıp salata yapın. Meyve presinde lahananın suyunu sıkıp aynı miktarda elma suyu ile karıştırın ve için. Lahana, ülser ve gastrit ilacı olarak biliniyor. Dörtte bir lahanayı yıkayıp kalın şeritler halinde doğrayın. 1 kerevizi soyup doğrayın. 1 havucu temizleyip dilimleyin. Lahana, kereviz ve havucu katı meyve presinde sıkıp sabah akşam suyunu için.


Patates : Çiğ patates suyu mide yanmasının doğal ilacıdır. Patatesi soyup katı meyve presinde suyunu sıkın. Su,havuç suyu ya da kereviz suyu ile karıştırıp için.


Elma sirkesi : Salatalarda ya da mezelerde elma sirkesi kullanın.


Maden suyu : Mide asidinin büyük bir bölümünü etkisiz hale getiriyor.


Ispanak : Ispanağı buharda pişirin ya da haşlayarak tüketin. Taze yapraklarını salata olarak yiyin.


Zeytinyağı : Çiğ olarak kullanıldığında besinlerin midede kalma süresini azaltıyor ve yağların sindirimi için safra salgısını artırıyor.


Baklagil : Fasulye, bezelye ve mercimekte bulunan bioflavionid maddesi, midenin koruma faktörünü artırıyor.


Muz : Mideyi seven meyvelerin başında geliyor. Ara öğünlerde birer muz yemek, midedeki yanma hissini ortadan kaldırabilir. Muz, mide enzimleri ve hücrelerinin üretimini de artırıyor.


Kızarmış ekmek : Midenin salgıladığı aşırı asidi kurutarak yanma hissini gideriyor.


Meyankökü : Güçlü bir mide koruyucusu.Yapılan son araştırmalara göre midedeki aşırı asitlenmeyi azaltıyor.

BOZOK
29-10-2006, 03:11
ERKEN BOŞALMA: NE KADARI ERKEN ?



Eşler kronometre ile ölçüm yapti. Erken boşalma sorunundan yakinan erkekler aslinda gayet normal.
Erken boşalma sorunu olduğunu düşünen erkeklerin, diğer erkeklerden sadece 31 saniye daha erken orgazm olduğu saptandı.

Alman bilim adamları, erken boşalma sorunu olduğunu düşünen birçok erkeğin, herhangi bir fizyolojik bozukluğunun olmadığını belirledi. Rheinische Post gazetesinde yer alan haberde, ürolog Frank Sommer’in 45 çift üzerinde yaptığı araştırmaya yer verildi. Çiftleri kronometreyle yatağa gönderen Sommer, erken boşalma sorunu olduğunu düşünen erkeklerin, diğer erkeklerden sadece 31 saniye daha erken orgazm olduğunu saptadı.

Araştırmaya 25 ila 40 yaşlarında toplam 45 erkek katıldı. Bunlardan 15’i erken orgazm olmaktan şikayetçi, 15’i cinsel hayatından memnun kişiden, kalan 15’i ise Avrupa’da görevli ürologlardan oluştu. Erkeklerin eşlerinin penetrasyon ile orgazm arasındaki süreyi ellerindeki kronometreyle ölçtüğünü belirten Sommer, erken boşalmaktan şikayetçi erkeklerin ortalama 2 dakika sonra, memnun erkeklerin 3 dakika sonra, ürologların ise yaklaşık 6 dakika sonra orgazm olduklarını söyledi.

Araştırma sonucuna göre, 2-3 dakika içinde orgazm olan erkeklerin herhangi fizyolojik bozukluğunun olmadığını kaydeden Sommer, ayrıca ilişki sırasında bu sürenin daha uzun veya daha kısa algılanabileceğini söyledi.

Sommer, deneye katılan çiftlerin en az iki yıl beraber olduklarını, deneylerin de birkaç gün arayla üç kez yapıldığını belirtti.

BOZOK
29-10-2006, 03:12
SAÇ DÖKÜLMESİNE DOĞAL ÇÖZÜMLER



Saç dökülmesi, kadınlarda da sıkça rastlanan bir rahatsızlık. Bu, stres, vitamin eksikliği gibi nedenlerden kaynaklanabileceği gibi, mevsimsel değişiklikler de saç dökülmesini olumsuz etkiler. Peki saç dökülmesi için siz, kendiniz ne yapabilirsiniz? İşte bazı öneriler...

Saç derinize ve saçlarınıza hindistancevizi sütü veya aloe vera jeliyle masaj yapın. Bunu başınızda yarım saat kadar tuttuktan sonra, ılık suyla durulayın. Haftada 3 kez tekrarlayın.

Saç derinize ve saçlarınıza bal ve yumurtanın sarısıyla masaj yapın. Başınızda yarım saat kadar tuttuktan sonra, durulayın.

2-3 hafta boyunca, her öğünde bir bardak suya bir çay kaşığı elma sirkesi karıştırarak için.

Saçlarınızı beslemek için elma sirkesi ve adaçayını karıştırarak, saçınızı bu karışımla durulayın.

Sıcak zeytinyağı, bal ve 1 çay kaşığı toz halinde tarçını karıştırıp macun haline getirdikten sonra, banyodan önce 15 dakika boyunca uygulayın.

Saçların azaldığı kısımları kızarana dek soğanla ovun, ardından da bal sürün.

Eşit miktarda ılık keneotu ve badem yağını karıştırıp, haftada bir saç derinize masaj yapın.

Misket limonu çekirdekleri ile kara biber tohumlarını bira suyun içinde eşit sayıda öğütün ve düzenli olarak saç deriniz üzerine uygulayın.

1 fincan hardal yağını 4 çorbakaşığı kına yaprağı ile kaynatın. Süzdükten sonra kalan sıvıyı bir şişeye doldurun ve saç derinize düzenli olarak masaj yaparak uygulayın

çilek
29-10-2006, 11:28
......... BİOTİN kullanın!

kantar
30-10-2006, 20:44
Yürüyüşün 24 faydası



Doç. Dr. Levent Köstem ve Dr. Aylin Çeçen Aksu, egzersiz yapmak isteyenler için hazırladıkları el kitabında yürüyüş yapmanın faydalarını 24 madde halinde sıraladı.



Düzenli olarak yürüyüş yapanlar kasların kuvvetlenmesinden, şişmanlık riskinin azalmasına, yaratıcı düşünce potansiyelinin artmasından, yaşlanma sürecini geciktirmeye kadar çeşitli kazanımlar elde ediyor.

Hipokrat'tan bu yana her çağda hekimlerin egzersizi, hastalıklardan koruyan ve hastalıkları tedavi eden bir ilaç olarak reçete ettiğine dikkat çekilen el kitabında, yürüyüş için öncelikle bir program oluşturulması gerektiği belirtiliyor.

Programa başlarken, kısa ve uzun dönemli gerçekçi hedefler konması, yürüyüş malzemelerinin özenle seçilmesi, programın tembelleşmeden oluruna bırakılması önerilen Doç. Dr. Levent Köstem ve Dr. Aylin Çeçen Aksu'nun hazırladığı kitapta, yürüyüşte dikkat edilmesi gerekli hususlar sıralanıyor.

Buna göre;

*Kilo vermek amacıyla naylon vb. gibi giysiler vücuda sarılmamalı.

*40 yaşın üstündekiler doktora görünmeden, yürüyüş programına başlamamalı.

*Diyabet, hipertansiyon ve diğer sistematik hastalığı bulunanlar sık sık doktor kontrolünden geçmeli.

*Ciddi bir yemek sonrası hızlı ve ağır yürüşler yapılmamalı.

*Yürüyüş öncesi ve sonrasında susuz kalmamaya dikkat etmeli.

*İnce tabanlı ve makosen ayakkabılar ile yürüyüş yapılmamalı.

*Çok sıcak havalarda ve saatlerde yürüyüşten kaçınmalı.

*Bir sıkıntı hissedildiğinde yürüyüşe inatla devam etmemeli.

KAZANÇLAR

Bu prensiplere bağlı kalınarak uygulanan yürüyüş programlarının kazançları ise şöyle sıralanıyor:

1- Yürüyüş kan akımını ve kan damarlarının miktarını artırarak, dolaşımı iyileştirir, kalp-damar ve beynin damarsal hastalıkları riskini azaltır.

2- Kalp kası dahil, vücut kaslarını kuvvetlendirerek, daha etkin çalışmalarını sağlar.

3- Her bir kasılmada kalbin pompaladığı kan miktarını artırarak, istirahatta kalp atım sayısını (nabzı) azaltır.

4- Egzersiz ve stres durumunda arteriel kan basıncında (tansiyonda) oluşan yükselmeyi azaltır.

5- Kan basıncını düzenler.

6- Kalp kasının yan damarlardan beslenmesini destekler. Böylece kalbin ana damarlarında oluşacak tıkanıklıkların vereceği zararı azaltır.

7- Şişmanlık riskini azaltır.

8- Sindirimi kolaylaştırır.

9- Beyine oksijen sağlanmasını artırarak, zihinsel keskinlik ve yaratıcı düşünce potansiyelini yükseltir.

10- Lenfatik dolaşıma yardımcı olur.

11- Egzersiz sırasında ve sonrasında metabolizmayı uyarır.

12- Solunumsal kapasiteyi ve aerobik gücü artırır.

13- Büyümeyi ve travma sonrası toparlanmayı olumlu etkiler.

14- Kan yağlarının (trigliserid) düzeyini düşürür.

15- HDL/LDL (iyi huylu-kötü huylu kolestrol) dengesini düzenler.

16- Koordinasyona olumlu etki yapar.

17- Eklem ve kasların esnekliğini artırarak, bel ve boyun ağrılarını hafifletir.

18- Kemiklerin sertleşmesini ve kuvvetlenmesini sağlar.

19- Dayanıklılığı artırır.

20- Yorgunluk duyumunu engeller.

21- Uykusuzluğu azaltır, rahatlamaya yardımcı olur.

22- Vücudun doğal keyif verici hormonları olan endorfinlerin salınımını sağlar.

23- Yaşlanma sürecini geciktirerek, genç görünüm sağlar.

24- Moral, özgüven ve iyimserliği artırır.

kantar
30-10-2006, 21:17
kişiliğimiz hastalığımızda saklı

Nasıl bir kişiliğe sahip olduğunuz yakalandığınız hastalıklarınıza bağlı. Geçmişiyle uzlaşmayanların hastalığı ne? Kendini zeki bulmayanların hastalığı ne? İşte...

ABD'de satışa sunulduğu günden bu yana büyük ilgi gören Debbie Shapiro'nun "Bedeninizi Dinleyin" isimli kitabı Türkiye'de Yakamoz Yayınları tarafından yayımlandı. Hastalıkların aslında kişilerin duygu ve düşüncelerinin etkisiyle ortaya çıktığını savunan Shapiro'ya göre, hastalıklar ruhun aynası. Shapiro'nun iddiasına göre bazı hastalıklar ve nedenleri şöyle:



 KALP KRİZİ: Hiçbir şey hissetmemek amacıyla kalbini bir kafese kapatan, geçmişteki acılara, sıkıntılara takılıp kalan, affetmeyi reddedenlerde görülür. Ayrıca, yaşamını askeri bir disiplin içinde programlayan, tamamen işe odaklanarak duygusal yönünü zayıflatan ve duygularını bastırmaya çalışanlar risk altındadır.



 YÜKSEK TANSİYON: Yüksek tansiyonlu kişiler, genellikle kendileriyle yüzleşmemek için, sürekli bir şeylerle uğraşan aşırı aktif insanlardır. Öfke, baskı, panik ve korku durumları etkili olur.



 DÜŞÜK TANSİYON: Yaşama korkusuz bir şekilde katılmaya direnmenin göstergesidir. Kişi hayatla yüzleşmeyi beceremez ve pes eder.



 KEPEK: Kişinin kendisini yeterince zeki ya da güvenilir bulmaması kepeğe yol açabilir.



 SAFRAKESESİ: Safra taşı, başkalarını mutlu etmeye çalışırken, kişinin kendisini ihmal etmesinden ve ihmal edilmiş hissetmesinden kaynaklanır. Başkalarına "Hayır" diyememe etkilidir.



 MİGREN: Kişinin yaşam gücünün azalması, hayata katılmaktan kaçınması, kabuğuna çekilmek istemesi anlamına gelir. Migren genellikle korkularla, hayal kırıklıklarıyla ve karşılanamayan psiko-duygusal beklentilerle bağlantılıdır.



 FELÇ: Beyne kan gitmemesi sonucu oluşan felç, stresin sinir sistemi üzerine bindirdiği yükten kaynaklanır.



 FITIK: Mükemmeliyetçi, bir şeyleri takıntı haline getiren, altına girdiği yükler altında ezilen kişilerde görülür.



 OSTEOPOROZ: Boş vermişlik, umutsuzluk ve çaresizlik, amaçsızlık, eşinden yeterince ilgi görememe etkili olur.



 MİYOP: Geleceğin güvensiz olduğunu düşünen, içe dönük, yalnız, utangaç kişilerdir.



 HİPERMETROP: Dışa dönük kişilerdir. Sürekli olarak başkalarının yaşamlarını ilgilendiren işlerle meşgul olurlar, kendilerine bakmaya zaman ayırmazlar.



 SİNÜZİT: Kendini kısıtlanmış, engellenmiş hissedenlerde, eski alışkanlıklarından kurtulamayanlarda, ilgiyi reddedenlerde görülür.



 UÇUK: Duygusal stres dönemlerinde ve ilişkilerde çatışmalar yaşandığında ortaya çıkar. Cinsel sorunlar da uçuğa neden olabilir.



 ZONA: Uzun zaman boyunca biriken içsel acının ve gerilimin göstergesidir.



 BÖBREK TAŞI: Geçmişteki üzücü deneyimleri dile getirmeyip içinde biriktirenlerde görülür; çözülmemiş meseleler neden olur.



 NASIR: Başkalarıyla olan ilişkilerinde set çekip duygularını engelleyen kişilerde olur.



 KULAK ÇINLAMASI: Dikkatin dağıldığı, başkalarına ve özellikle kişinin kendisine dikkatini vermediği dönemlerde ortaya çıkar.



 ZATÜRRE: Hayatla baş etme güçlüğü çekildiği, durup dinlenme isteği ve yardıma gereksinim duyulduğu dönemlerde ortaya çıkar.



 DAMAR HASTALIKLARI: Duygusal açıdan bağlanmaktan kaçınan, sürekli çabalarken kendisini ihmal eden, her şeyi kendi başına halledebileceğini düşünen, katı tavırlı kişilerdir.

'Hipoglisemi' hastaları kendilerini ihmal ediyor

Kitaba göre şeker hastalığı, birisini kaybetmek ya da yalnızlık hissinin etkili olduğu durumlarda oluşuyor. İlerleyen yaşlarda ortaya çıkarsa, kişiye gösterilen sevgi ve ilginin reddedildiğinin işareti. Başbakan Recep Tayyip Erdoğan'ın yakalandığı "hipoglisemi" ise kan şekerinin düşmesi olarak tarif ediliyor. Hipoglisemi, başkalarına vakit harcarken kendini ihmal edenlerin rahatsızlığı. Bu hastalık, sevilme, ilgi görme gereksinimini belirtiyor.

(alıntı)

kantar
30-10-2006, 21:22
Ölümcül Hastalıkları Önleyen 10 Gıda

Balık: Kalp krizine karşı iyi geliyor. Somon, alabalık ve ton balığı türleri, D vitamini ve Omega-3 yağı ile yüksek tansiyonu düşürüyor.

Havuç: Günde 5 adet havuç, kalp krizi riskini üçte iki oranında azaltıyor. Havuç, ayrıca gözler için de yararlı.

Sarımsak: Soğuk algınlığına karşı savaşıyor. Enfeksiyonlarla mücadele için, günde 2 diş sarmısak yenilmesi, büyük fayda sağlıyor. Sarımsak, bakteriyel ve virütik hastalıklara ve enfeksiyonlara karşı doğal bir antibiyotik görevi yapıyor.

Karnabahar: Kanseri kısıtlayan karotenoid maddesi üretiyor. Özellikle çiğ olarak yenilmesi tavsiye ediliyor.

Fasulye: Şeker hastalığını önlüyor ve vücuttaki ensülin üretimini dengede tutuyor.

Soğan: Kolesterol düzeyini düşürüyor. Böylece, kalp krizi ve kansere karşı önleyici görev üstleniyor.

Zeytinyağı: Yüksek tansiyonu düşürüyor ve vücutta taş oluşmasını önlüyor. Zeytinyağı ayrıca, kötü kolesterol LDL düzeyini azaltıyor, iyi kolesterol HDL'yi ise koruyor ya da artırıyor.

Elma: Kolon kanserini önlüyor. Beyin ve kemiklerin ihtiyaç duyduğu boron maddesini barındırıyor. Elmadaki balic asid ise boşaltım sistemi için yararlı.

Portakal: C vitamini deposu portakal, hamile kalmayı kolaylaştırıyor, virüsler ve alerji ile mücadele ediyor.

Soya fasulyesi: Kemik hastalıklarına karşı 'birebir' diye niteleniyor ve vücuttaki kemiklerin gücünü koruyor

kantar
31-10-2006, 17:32
Halsizlik Kansızlık Sonucu Olabilir!

Kendinizi sürekli halsiz, yorgun hissediyorsunuz. Çabuk sinirleniyor, hiç bir iş yapmak
istemiyorsunuz, cildiniz de soluk... Tüm şikayetinizin nedeni kansızlık olabilir. Sadece
beslenmenize dikkat ederek, doktorun önerdiği ilaçlarla tedavi olmanız mümkün.
Kansızlık nedir?
Erişkinlerde kansızlık halk arasında bilinenin aksine vücutta kan miktarının azlığı anlamına
gelmiyor. Vücutta yeterli miktarda kan oluyor; Ama kansızlık yani tıp dilindeki adıyla anemi
kanın içerisindeki oksijeni taşımakla görevli olan alyuvarların sayıca azalması anlamına
geliyor.
Neden kaynaklanır?
Kansızlığın birkaç tane sebebi var. Alyuvarların vücut tarafından yapımı az olabilir. Ya da
vücut alyuvarları yapmasına karşın bir sebeple kaybediyor veya vücudun içinde yapılan
alyuvarlar parçalanıyor. Bu durum kan kaybı, kronik hastalıklar ya da kemik iliği
yetersizliği gibi pek çok ciddi nedene bağlı olarak ortaya çıkabileceği gibi, vücuttaki bazı
maddelerin eksikliğine bağlı olarak da görülebiliyor. Bu ikinci gruptaki kansızlığın
tedavisi hiç zor değil. Sadece beslenmenize dikkat etmek, doktorun önerdiği ilaçları almakla bu sorunlardan kurtulmak mümkün.
Sürekli yorgunuğa dikkat!
Genellikle çok ciddi belirtiler görülmüyor. Ancak zaman içinde kan tablosunun bozulmasına
bağlı olarak çeşitli belirtiler ortaya çıkıyor. Kansızlık sorunu yaşayan hastalarda
halsizlik, sürekli yorgunluk hissi, kolay yorulma gibi şikayetler görülüyor. Bazı hastalarda
çarpıntı, baş dönmesi, fenalık hissi, kulaklarda çınlama, iştahsızlık, bulantı, sinirlilik
gibi yakınmalara da rastlanıyor.
Kadınlarda daha sık görülüyor
Her ne kadar kansızlığın tek nedeni olmasa da en önemli sebebi demir eksikliği. Türkiye'de
birçok kişide bu eksikliğe bağlı anemi sorunu var. Ama kadınlarda çok daha büyük bir oranda kansızlık problemi görülüyor. Öncelikle kadınların adet kanamaları sebebiyle her ay belli bir miktarda kan kaybetmesi bu problemi oluşturuyor. Kaybedilen kanı vücut yerine koymazsa zaman içerisinde kansızlık meydana geliyor. Aşırı kanama, adetin normal sürmesi, birden fazla doğum gibi durumlarda kadınların kendilerine daha çok dikkat etmesi gerektiğini belirtiyor. Bu tip durumlarda demir depolarının azalması sonucu kansızlık ortaya çıkıyor. Özellikle aşırı adet kanamanız söz konusu ise, kontrol amacıyla bir uzmana başvurmanız son derece yararlı.
60'lı yaşa dikkat
Genç yaşta bir kişi bu yakınmalarla doktora başvurduğu zaman kansızlığın sebebi olarak akla demir eksikliği geliyor. Ama ileri yaşlarda durum değişiyor. 40'lı yaşlardan sonra kadın olsun, erkek olsun kansızlık her zaman doktor tarafından daha ciddiye alınıyor. Sonuçta yaş
kansızlığın sebepleri açısından yol gösterici bir unsur.
Tedavi
Her şeyden önce kansızlığın nedenine bağlı olarak tedavi yapılıyor. Diyelim ki demir
eksikliğine bağlı bir kansızlık durumu söz konusu ise öncelikle o eksikliğe bağlı olarak
vücudun ihtiyacı olan maddeyi yerine bağlı koymak gerekiyor. Tek başına beslenme
alışkanlığının değişmesi yeterli değil. Demir yönünden zengin gıdaların alınması var olan
açığı gidermeye yetmiyor. Kansızlık ve beslenme arasındaki ilişki konusunda uzmanlar, ıspanak, dalak gibi bazı gıdaların içerdiği demirin ancak gündelik ihtiyacı karşılamaya yettiğini vurguluyor. Sırf gıda ile demir eksikliği kapatılamıyor. Ancak sağlıklı bir insan
beslenmesine dikkat ederek kansızlığa karşı önlem alabiliyor. Bu sebeplerden ötürü kansızlık tedavisinde öncelikle demir açığını kapatan preparatlar veriliyor. Ancak kansızlık bir hastalığa bağlı ise altta yatan hastalığı tedavi etme yönüne gidiliyor.

kantar
01-11-2006, 12:58
Unutkanlık Nedenleri

Unutkanlık aslında büyük oranda psikolojik sorunlardan kaynaklanıyor. Ancak, organik nedenlere bağlı olarak ortaya çıkan unutkanlıklar da kişinin hayat standardını etkiliyor. Bir problem olarak unutkanlığın, gençlerde ve yaşlılarda ortaya çıkmasına göre farklı anlamlar taşıdığını söyleyen Acıbadem Hastanesi Bakırköy, Nöroloji Uzmanı Dr. Elif Ilgaz, unutkanlığın her yaş grubunda yaşanmasına karşın, belirgin yaşlarda ortaya çıkan hastalıkların unutkanlığa daha fazla neden olduğunu söyledi.

Gergin olan kişiler daha unutkan oluyor
Dr. Ilgaz, gençlerde ortaya çıkan unutkanlığın en büyük nedenini günlük yaşam stresine bağlayarak, yoğun iş temposunda çalışan ve beynine sürekli yeni bilgi kaydetmek durumunda kalan ve gergin olan kişilerin daha unutkan olabildiğini kaydetti.

Gençlerde unutkanlık troid ve B12 eksikliğine bağlı olabilir
Gençlerde ortaya çıkan unutkanlığın organik nedenlerine bakıldığında, ilk sıralarda troidin iyi çalışmaması ve B12 eksikliği geliyor. Dr. Ilgaz, unutkanlık nedeniyle gençleri hekime getiren korkuların başında "Alzheimer mıyım" endişesinin yattığını anlattı. Özellikle son dönemlerde toplumda alzheimer konusundaki bilgi düzeyinin yükselmesine paralel olarak böyle bir yanılgının da ortaya çıktığını belirten Ilgaz, "Unutkanlığın organik nedene bağlı olarak ortaya çıktığı durumların başında elbette alzheimer geliyor. Ancak alzheimer 60 yaş ve üzeri kişilerde ortaya çıkan bir durum. Bu yaşlardaki unutkanlığın da alzheimer olarak tanımlanabilmesi için, kişinin yakın hafızası etkilenmiş, söylediklerini tekrarlıyor, kişilik değişikleri ortaya çıkmış, hayal görmeye başlamış, uyku uyanıklık döngüsünün bozulmuş olması gerekiyor. Yani alzheimer yaşla birlikte ortaya çıkmakla birlikte yaşlılığın doğal sonucu değildir. Bu nedenle yaşlılıkta ortaya çıkan her unutkanlığı alzheimer olarak tanımlamak da yanlış olur" dedi.

Beslenme dikkat edilmeli
Hafif kognitif bozukluğu olan kişilerin alzheimer'e dönüşüp dönüşmeyeceği tam olarak bilinmiyor. Ancak diyabet, hipertansiyon gibi damar sağlığını bozan kronik hastalıkların etkin kontrol edilmesi unutkanlık gelişiminin önüne geçilmesi için önemli. Dr. Elif Ilgaz, kalp damar sağlığını koruma ve sağlıklı yaşam adına yapılacak her türlü çalışmanın unutkanlık üzerine pozitif etki yarattığını vurgulayarak, yüksek kolesterol, obezite, sigara içmek gibi yaşam stili değişikliği gerektiren durumlarda düzenli egzersiz yapmak, sigarayı bırakmak, sebze ve meyve ağırlıklı beslenmenin etkili olabileceğini ifade etti.

Kişilik özelliği olabilir
Unutkanlığın aslında insana ait bir kişilik özelliği olduğunu ve her unutkanlıkta patolojik bir sonuç aramanın doğru olmadığını anlatan Acıbadem Etiler Polikliniği Psikiyatri Uzmanı Dr. Özay Özdemir ise, ağırlıklı nedeni psikolojik olan unutkanlığı "ağrı"ya benzetti. Ağrının çoğu kez bir sorunun bulgusu olabildiği gibi, unutkanlığın da bazı durumlarda psikolojik bir semptom olabileceğine dikkat çeken Dr. Özdemir, kişinin unutmasının ruhsal sağlığını koruyucu bir işlev gösterebildiğini de vurguladı.

Unutkanlık sosyal yaşamı etkiliyorsa...
Sosyal hayatını etkileyen unutkanlık sorununda nedenini bulmaya çalıştıklarını söyleyen Dr. Özdemir, gerçekleştirdikleri süreçle ilgili şunları söyledi; "Buradaki ilk ayrım, sorunun psikolojik ya da organik bir nedenden kaynaklanıp kaynaklanmadığı oluyor. Herhangi bir organik nedene bağlı olduğuna dair bir şüphe de olsa kişi nörolojik değerlendirilmeye alınıyor. Bazen hem psikolojik hem de organik nedenler unutkanlığa kaynak olabiliyor. Bu ayrımı hastayla konuşarak da tespit etmek mümkün olabiliyor. Ancak bu noktada hastanın yaşı, yaşadığı kültür, ortam, bulunduğu durum, bu sürecin içinde olduğu durum gibi farklı parametreler değerlendirilerek sonuca varılmaya çalışılır. Örneğin gelen kişi 60 yaşın altındaysa organik nedenlerden uzaklaşılıyor."

Stres unutkanlığı artırıyor
Özellikle büyük şehirlerde yoğun stres altında yaşayan kişilerde, hemen her yaş grubunda unutkanlık gözlenme ihtimali yüksek oluyor. Ancak burada göreceli bir durum ortaya çıkıyor. Çünkü büyük şehirlerde ve daha sistematik bir yaşam tarzı olan kişilerin yaşayacağı unutkanlıklar onların yaşamlarını birebir etkilediği için bu grup hekime daha çabuk geliyor.
Ancak hayatı bu kadar sistematik olmayan, örneğin köyde yaşayan bir kişinin yaşayacağı bir unutkanlık onun gündelik yaşantısı üzerinde çok büyük olumsuzluklar yaratmayacağı için farkında olmadan bu durumu yaşıyor olabilir. Bu nedenle unutkanlığın yoğun olarak görüldüğü kesimleri sıralarken burada bir görecelilik söz konusu. Unutkanlığın psikolojik altyapısı değerlendirildiğinde ortaya öncelikle depresyon ve anksiyete çıkıyor. Yani unutkanlık nevrotik bir semtom olarak ortaya çıkmamışsa büyük oranda altta yatan neden depresyon oluyor.Psikiyatride en sık görülen bozukluklar olan anksiyete bozuklukları, psikolojik gerilim, kaygı, nedensiz korku olarak tanımlanıyor ve anksiyete bozukluklarının altına çeşitli hastalıklar giriyor. Bunların başında da panik bozukluğu geliyor. Bu nedenle panik yaşayan kişilerde de unutkanlık gözlenebiliyor.

Anksiyete ve depresyon
Unutkanlığın anksiyete bozukluklarında ve depresyonda ortaya çıkış nedenlerini açıklayan Dr. Özdemir, "Unutkanlık her iki durumda da ya, temel bir psikolojik mekanizmayla birlikte sonradan bir semptom olarak ortaya çıkar, ya da diğer belirtiler unutkanlığa neden olur. Her iki hastalıkta da kişinin dikkatini bir noktaya toplaması güçtür, konsantrasyon güçlüğü yaşar. Beyninde birçok şey dolaşır ve karmaşa halindedir, bunun sonucunda kişide unutkanlık ortaya çıkar. Bazı ruhsal yapılar unutkanlık semptomunun ortaya çıkmasına eğilimlidirler. Ancak hangi kişilik yapısında olursa olsun anksiyete ve depresyon yaşıyorsa büyük oranda unutkanlık sorunuyla karşı karşıya kalacak demektir" diye konuştu.

Rahatsızlığın tedavisi
Unutkanlık şikayeti ile gelen kişilerin büyük çoğunluğunda neden, depresyon ve anksiyete bozukluğu olduğu için tedavi de buna göre şekilleniyor. Yani ilaç tedavisi ve psikoterapi uygulanarak çözüm buluyor. Unutkanlık yaşayan kişilerde sorun ne olursa olsun kendileri için ayıracakları zamanın son derece önemli olduğunu söyleyen Dr. Özdemir, bu anlamda tatil yapmanın faydalı olabileceğini dile getirdi. Gün içinde de sadece kendinizle kalabileceğiniz herhangi bir farklı aktiviteyle düşüncelerden bir nebze de olsa uzaklaşmak ve dikkat ve konsantrasyonu farklı noktalara odaklamak, arkadaş grupları oluşturarak paylaşımda bulunmak da yarar sağlayan basit çözüm önerileri olarak sıralanıyor.

Unutkanlara öneriler...
· Aklınıza çok şey tutmaya çalışmayın, notlar almaya çalışın, bunu alışkınlık haline getirin,
· Stresinizi azaltıcı aktiviteler geliştirin,
· Düzenli spor yapmaya çalışın,
· Beslenmenize dikkat edin,
· Sevdiğiniz insanlarla bir araya gelip, sizi mutlu edecek şeylerle uğraşın,
· Günlük yaşantınızda çok yoğun stres içindeyseniz, uykusuzluk, yorgunluk, sık ağlama, hayattan zevk almama gibi şikayetleriniz varsa psikiyatrla mutlaka görüşün.

kantar
01-11-2006, 13:00
ÜZÜM ÇEKIRDEĞI

Üzüm Çekirdeği Avrupa'da ilaç niyetine satılıyor. Mucizevî çekirdek ödemden,nezleye kadar bir çok hastalığın tedavisinde
kullanılıyor. Üzümün çok faydalı olduğu bilinir. Özelliklede zihin açıcı yönü ile sınavlardan önce kuru üzüm tavsiye edilir. Ama
birçoğumuz üzümü yerken çekirdeğinden muzdarip oluruz. Onu tüketmez, atarız Hatta marketlerde en çok çekirdeksiz üzümler rağbet
görür. Halbuki üzümün çekirdeği bugün birçok Avrupa ülkesinde ilaç niyetine, tabletler halinde satılıyor. Yavaş yavaş Türkiye'de
de yaygınlaşmaya başlayan üzüm çekirdeği, yakında bütün eczanelerdeki yerini alacak gibi. Bu çekirdeğin en önemli faydası kan
damarı onarıcısı olması. Kan damarları insan için hayati önem taşıyor.Başınızdan ayak uçlarınıza kadar her doku kanla beslenir.
İncecik kılcal damarlardan, geniş atardamarlara kadar, karmaşık kan damarları ağı sizin yaşam hattımızdır. Eğer kan damarları
yaşlanır, hastalanır, zayıflar, incelir ve kan sızdırırsa, sağlığınız tehlikede demektir. Eğer oksijeni taşıyan kan düzgün bir
biçimde akmıyorsa kalp kasınız hasar görebilir. İşte üzüm çekirdeği, zayıflamışkan damarlarını güçlendirip normal sağlıklarına
döndürebilen, dolaşım bozukluklarının düzeltebilen ve önleyebilen bir yapıya sahip. Özelliği ise tamamen doğal olması... Çekirdek,
damar hastalıklarını tedavi ediyor. Zayıflamış kan damarlarının yapısını güçlendiriyor.
Ayrıca üzüm çekirdeği bilinen en güçlü antioksidan... Yapılan bazı testlerde, E vitamininden 50 kat daha güçlü olduğu ortaya
çıkmış. İlk Fransa'da keşfedildi Üzüm çekirdeği 40 yıldır Avrupa'da, özellikle üzüm bağlarının çokluğu ile bilinen Fransa'da
etkili bir biçimde kullanılıyor.
Üzüm çekirdeği 1947 yılında Bordeaux Üniversitesi'nden emekli tıp profesörü Fransız Kimyacı Jack Masquelier tarafından keşfedilmiş.
Çekirdek ilk olarak hamileliğinden dolayı aşırı ödemi olan fakültenin dekanının eşine, dekan tarafından verilmiş.
Masquelier o günü şöyle anlatıyor;"Kadın, şişmiş bacakları ile o kadar yorgun görünüyordu ki, güçlükle
yürüyebiliyordu. Yüzünden, çektiği acıları okumak mümkündü.Ne yapabilirim de bu kadının acılarını dindirebilirim diye düşündüm.
Sonra dekanın eşine çekirdek verdiğini gördüm.Dekanın eşi 48 saat içinde iyileşti. O halde, ben üzüm çekirdeğinde özel bir
şeyler olabileceğini düşündüm."1950'de üzüm çekirdeği Resivit olarak bilinen ve Fransa'da satılan ilk damar koruyucu ilaç olmuş.
Doktor Masquelier ve meslektaşları, üzüm çekirdeğinin varis üzerindeki etkisini doğrulayan dokuz deney yapmışlar. Bununla birlikte
çekirdek, göz kamaşması, gece körlüğü, maküler dejenerasyon gibi göz sorunlarının, arterit, saman nezlesi, alerji ve burun
kanamalarını tedavisinde de kullanılmış. "Eğer düzenli olarak üzüm çekirdeği alırsanız, damar duvarlarınız
güçlenecektir." diyor Dr. Masquelier. Diş eti kanayanlar kullanmalı. Peki üzüm çekirdeğine ihtiyacınız olup olmadığını nasıl
öğreneceksiniz? Doktor Masquelier'in konu ile ilgili görüşleri şu şekilde:
"Sabahleyin dişlerinizi fırçalarsınız ve diş etlerinizin kanadığını görürsünüz.
Ya da göz korneasında bir kan lekesi fark edersiniz. Veya geceleri kendinizi yorgun hissedersiniz, baldırlarınız şişer,
ödem olduğunu fark edersiniz. Bu durumda damar zayıflığından muzdaripsinizdir ve üzüm çekirdeği tüm bu patolojik mekanizmalarla
mücadele eder.
"1995 yılında İtalya'da yapılan bir araştırmada 150 miligramlık üzüm çekirdeğinin ağrıyı, yanma karıncalanma hissini ve
atardamarların şişme derecesini azaltmada, yaygın olarak kullanılan bir eczacılık ilacından daha hızlı ve üzün sureli etkili
olduğu bulunmuş. 1985 yılında da Fransa'da 92 hasta üzerinde yapılan kontrollü deney, 28 gün boyunca 300 miligram üzüm
çekirdeği almanın, ağrıyı, karıncalanma geceleyin giren bacak kramplarını ve şişkinliği yüzde 50'den daha fazla azalttığını
göstermiş. Üzüm çekirdeğini diğer bir faydası ise gözlere... Gece görüşünde önemli olan parlak ısıların neden olduğu göz
kamaşmasını geçirmeye yardımcı oluyor. Yine Fransa'da 100 denek üzerinde yapılan iki ayrı araştırmada 5 hafta boyunca
günde 200 miligram üzüm çekirdeği almanın parlak ısılara maruz kaldıktan sonra görme keskinliğine yeniden kavuşma durumunu
artırdığı ortaya çıkmış. Ayrıca testlerde üzüm çekirdeği ürünün bir bilgisayar ekrani karşısında çalışmanın neden olduğu göz gerilimini
geçirdiği ve miyop kişilerde retinanın işlevini ve duyarlılığını düzelttiği görülmüş.
Üzüm çekirdeğinin tansiyonu ve onun sonuçlarını düzenlemeye yardımcı olabileceği de belirtiliyor. Araştırmaların gösterdiğine
göre, yüksek tansiyonlu insanlar genellikle çok geçirgen olan, zayıf kılcal damarlara sahipler. Bu da onların kılcal damar
kanaması geçirme ve göz retinasındaki kan damarlarının yırtılma olasılıklarını artırıyor.
Dr. Miklos Gabor'un yaptığı araştırmada üzüm çekirdeği yüksek tansiyonlu deneklerde kılcal damarları güçlendirmiş.
Anti-Aging etkisi Üzüm çekirdeği damarları yenilediği için ayrıca anti-aging etkisine sahip. Yenilenen damarlar yaşlılığı
geciktiriyor. Böylelikle cildinizdeki yaşlanma belirtileri azalıyor.Uluslararası sertifikalı Organik Üzüm Çekirdeği Ekstraktinin
içerdiği Proantosiyanidin, bilinen en güçlü etkisi antioksidant. Üzüm çekirdeğinin antioksidant etkisi vitamin E'den 50, vitamin C'den 20 kat daha fazla.Antioksidantlar, vucudumuzdaki kimyasal reaksiyonlar sonucu oluşan veya dışarıdan sigara, alkol, kirli hava v.s. ile alınan zararlı maddeleri etkisiz hale getiriyor.
Uzmanlara göre vücudun antioksidant üretimi 25 yaşından sonra yavaşlamaktadır. Bu yavaşlamanın yol açtığı deformasyonları yok etmek için bilinen en kuvvetli antioksidant ise organik üzüm çekirdeği ekstraktıdı olduğu belirtiliyor.
Çekirdek, bağ dokularını güçlendirerek cilt sarkmasına engel oluyor. Cildin elastik, yumuşak ve düzgün olmasını sağlıyor.
Üzüm çekirdeğinde tavsiye edilen miktar günde 150 ile 300 miligram.
Damar sağlığını korumak için gerekli doz ise günde 5-10 gram. Üzüm çekirdeğinin insanlar üzerinde her hangi bir yan etkisi görülmemiş.
Prof. Peter Rohdewald tarafından laboratuar fareleri, kobaylar ve köpekler üzerinde yapılan araştırmada doğal çekirdeğin, toksik, mutajenik, karsinojenik olmadığı tespit edilmiş.
Kimler kullanmalı?
* Kan damarlarının yardıma ihtiyaç duyduğunu düşünenler.
* Cildindeki kırışıklıklar günden güne fazlalaşanlar
* Cildi cansız ve solgun görünenler
* Cinsel yaşantısında kendini yetersiz hissedenler
* Kalple ilgili sorunları olanlar
* Ani kalp krizi riski olanlar
* Görme gücünde yaşlanmaya bağlı bozulma olanlar
* Şişlikler ve ödem alerjilerinde
* Yüksek tansiyonda
* Kolayca kanama ve morarma eğilimi olanlar
* Daha önce kanamaya bağlı felç geçirenler
* Şeker hastalığı olanlar
* Varis ve hemoroit gibi sorunları olanlar...
Sunu belirtmek gerekiyor ki; yukarıda bahsettiğimiz faydaların birçoğu çekirdeğin damarları onarıcı özelliğinden kaynaklanıyor.
Çünkü damarlar, insan bedenini ayakta tutan ana mekanizmalar. Onların bozukluğu insan bünyesinde birçok hastalığa neden oluyor.
Damarları onaran çekirdek, böylelikle diğer hastalıkların iyileşmesinde de önemli bir etkiye sahip oluyor.
Dünya bir ayna gibidir; siz onu gülümseyerek karşılarsanız, o da size gülümser.
(alıntıdır)

kantar
02-11-2006, 19:01
Grip tatilden döndü!

Kışın yavaş yavaş gelmesiyle birlikte grip ve nezle rahatsızlıklarının görülme oranı da hızla artıyor

Memorial Hastanesi İç Hastalıklar Bölümü'nden Uzman Doktor Serap Bos, güneş ışınlarının azalması, kapalı alanların kullanımının artmasıyla birlikte grip nezle gibi solunum yoluyla bulaşan hastalıkların artığını söyledi.

Grip hastalığının çoğu zaman nezle ile karıştırıldığını belirten Uzm. Dr. Serap Boz gribin nezleden farklı olarak ateş, baş ağrısı ve kas ağrılarıyla birlikte ortaya çıktığını söyledi ve ekledi: "Grip; boğaz ağrısı, burun akıntısı, burun tıkanıklığı, öksürük, halsizlik, bitkinlik ve kas ağrıları ile seyreden akut bir virüs hastalığıdır. Grip ve nezle bulaşma şekilleri ve belirtileri yönünden benzerlik gösterirler. Ancak gripte ateş, baş ağrısı ve kas ağrıları daha ön plandadır."

Gripten korunmak için neler yapılmalı?

• Bu dönemde el temizliğinize özen gösterin, elinizi sık sık yıkayın

• Hapşırma ve öksürme durumunda temastan kaçının

• Odalarınızı sık sık havalandırın, klimalardan kaçının

• Bağışıklık sistemini olumsuz etkilediği için stresten uzak durun

• Grip aşısı yaptırmayı ihmal etmeyin.

Grip aşısının nasıl uygulandığını Uzm. Dr. Bos anlattı: " İnaktive veya ölü influenza virüslerinden üretilen grip aşısı senede bir kez uygulanır. Aşının, eylül-kasım gibi sonbahar aylarında uygulanması tavsiye edilmektedir. Üst kolun dış yüzünden kas içine uygulanan aşı uygulandıktan sonra yerinde hafif kızarıklıklar ve hafif bir ateş dışında önemli bir komplikasyon oluşturmaz.

Grip hakkında bilinmeyenler

Grip, kalp-damar, akciğer ve şeker hastalığı olan kişilerde ölümcül risk taşıyor. Her 100 bin kişiden ikisinde ölümcül sonuçlar yaratabiliyor.

Trakya Üniversitesi (TÜ) Tıp Fakültesi Halk Sağlığı Ana Bilim Dalı Başkanı Prof. Dr. Faruk Yorulmaz, gribin, kalp-damar, akciğer ve şeker hastalığı olan kişilerde ölümcül risk taşıdığını, her 100 bin kişiden 2'sinde öldürücü olabildiğini söyledi. Yorulmaz, gribin "influenza" adı verilen bir grup virüs tarafından oluşturulan bulaşıcı bir hastalık olduğunu söyledi.

Virüsün, öksürük ve aksırıkla etrafa yayılan damlacıkların içinde bulunduğunu belirten Yorulmaz, bu havayı soluyan insanlara kolaylıkla bulaşabildiğini kaydetti.

Gribe neden olan virüslerin değişime uğrayarak insanların bağışlık sisteminden kurtulabildiğini ifade eden Yorulmaz, bu nedenle her insanın tekrar hastalanabileceğini bildirdi.

Gribin, ani olarak vücut ısısının yükselmesi, şiddetli kas ve eklem ağrıları, halsizlik, bitkinlik, titreme ve kuru öksürük gibi belirtilerle kendini gösterdiğini belirten Yorulmaz, "Grip özellikle çocuklar ve yaşlılarda orta kulak iltihabı, zatürree, menenjit, beyin iltihabı gibi çok ciddi başka hastalıkların ortaya çıkmasına da neden olabilmektedir. Bu tür hastalıklar oluştuğunda ölüm riski de artmaktadır" dedi.

Halk arasında soğuk algınlığı ve diğer üst solunum yolu enfeksiyonları ile sıklıkla karşılaşıldığını dile getiren Yorulmaz, soğuk algınlığının grip kadar ciddi halsizliğe yol açmadığı için hastaların büyük bir çoğunluğunun soğuk algınlığını ayakta geçirebildiğini belirtti.

Gribin yeni kalkanı: Kuşburnu

Sonbahar döneminde ani hava değişimi nedeniyle ortaya çıkan gribal enfeksiyonlara yakalanmamak için bol C vitamini içeren kuşburnu çayı tüketilmesi önerildi.Bir insanın, günlük C vitamini ihtiyacının 70 ile 100 miligram arasında bulunduğunu anlatan Atatürk Üniversitesi Tıp Fakültesi Aziziye Araştırma Hastanesi Klinik Bakteriyoloji ve Enfeksiyon Hastalıkları Ana Bilim Dalı Başkanı Prof. Dr. Mehmet Parlak, bu ihtiyacın, bir bardak kaynatılmış suyun içerisine 7-8 adet kuşburnu meyvesi konulup bir süre bekletildikten sonra içilmesiyle karşılanabileceğini kaydetti. Prof. Dr. Mehmet Parlak, sonbahar dönemlerinde nezle hastası sayısında önemli oranda artış yaşandığına dikkati çekti. Hava sıcaklıklarındaki ani değişimin yaşandığı dönemlerde vücut direncinin düştüğünü anlatan Prof. Dr. Parlak, şunları kaydetti:

"Grip, nezle ve soğuk algınlığı gibi hastalıklara karşı bol C vitamini tüketilmesi çok etkili. C vitamini de kuşburnunda bol miktarda mevcuttur. 100 gram kuşburnunda 400 ile 3 bin miligram arasında C vitamini bulunmaktadır. Bu vitamine ihtiyaç duyulduğu her zaman kuşburnu tüketilmesi gerekir." Parlak, kuşburnunun enfeksiyonlara ve soğuk algınlığına karşı, beden savunma sistemlerini güçlendirici bir etkiye sahip olduğunu vurguladı.

Sonbahar döneminde düzenli olarak her gün en az 3 bardak kuşburnu çayı tüketilmesinin önemli olduğunu dile getiren Parlak, şöyle devam etti: "Kuşburnu, genel güçsüzlüklere ve yorgunluklara karşı da kullanılabilir. Kabızlık ve hafif safrakesesi, böbrek ve mesane rahatsızlıklarına karşı da etkili olduğu bilinen kuşburnu, özellikle sonbahar döneminde ani hava değişimine bağlı olarak ortaya çıkan grip gibi hastalıklara karşı tüketilmeli." Bir insanın, günlük C vitamini ihtiyacının 70 ile 100 miligram arasında bulunduğunu anlatan Prof. Dr. Parlak, bu ihtiyacın, bir bardak kaynatılmış suyun içerisine 7-8 adet kuşburnu meyvesi konulup bir süre bekletildikten sonra içilmesiyle karşılanabileceğini kaydetti. Parlak, ayrıca sonbahar döneminde vücut ısısının dengeli tutulmasına dikkat edilmesi gerektiğini vurgulayarak, bu dönemde giyim kuşama daha fazla dikkat edilmesini tavsiye etti.

kantar
06-11-2006, 19:16
Anti-oksidanlar konusunda bilinmesi gerekenler

Anti-oksidan nedir?

Yaşamımız boyunca mükemmel işleyişine akıl sır erdiremediğimiz vücudumuz belli bir yaştan sonra ihanet eder ve toksit maddeler, cildin kolejen tabakasını tahrip eden serbest radikaller ve karbon monoksit gibi zararlı gazlar oluşturarak yaşlanma sürecini başlatır.



Bitkilerdeki bazı vitaminlerin, bu süreci azaltıcı etkisi vardır. Bir nevi vücuttaki paslanmayı giderirler. Hakkında uzun süredir araştırmalar yapılan, kongreler düzenlenlenen söz konusu vitaminler, geçtiğimiz yıllarda bir başlık altında toplanmış ve anti-oksidan (paslanmayı geciktirici) adını almıştır. Anti oksidanların tıbben etkisi kanıtlandıktan sonra kozmetik sektörünün bundan faydalanmaması kaçınılmazdı tabii. Birbiri ardına üretilen serbest radikalleri önleyici, zengin E vitamini içeren bakım kremleri anti oksidanların sadece beslenme yoluyla alınmasıyla ibaret olmaktan çıkarttı.



Etkileri

Vücudumuzun kendini tahrip etme özelliği olduğu gibi savunma mekanizmasından ileri gelen tedavi özelliği de mevcut. Bunu daha da pekiştiren ve dirençli olmamızı sağlayan besinler (özellikle vitaminler), bileşimindeki paslanmayı önleyici maddelerle serbest radikallerin ve toksinlerin oluşumunu engelliyor ve yaşlanmayı yavaşlatıyor. Daha da önemlisi başta kanser olmak üzere birçok hastalığın oluşumunu engelliyor. Vücudun hücre koruma sistemleri içinde önemli bir yere sahip olan anti –oksidanlar, bu görevi belirgin hücre hasarlarına yol açabilen maddeleri etkisizleştirerek gerçekleştirirler.



Nelerde bulunur?

Belirttiğimiz gibi A, C ve E vitaminlerinde bulunan anti-oksidanları gruplandıracak olursak;



A vitamini: Koyu renkli yapraklı bitkiler, ıspanak, havuç

C vitamini: Trunçgiller, çilek, brokoli, lahana, patates, maydonoz ve çok sayıda meyva, sebze

E vitamini: Kuruyemişler, bazı bitkisel yağlar ve lifli yeşil besinler



Garantili güzellik için E vitamini

Uzmanlar, canlı, parlak, ışıl ışıl bir cilt için E vitamininin etkisinin inkar edilmemesi gerektiğini söylüyor. Bunun bilincinde olan kozmetik firmaları da zaten bu vitaminden çokça yararlanıyor. Hemen hemen her bakım kremiminin içeriğinde yer alan E vitamini, cildin en alt hücrelerine kadar nüfus ederek erken yaşlanmayı önleyici, parlaklaştırıcı ve canylandırıcı bir etki yapıyor. E vitaminin marifetleri bununla da sınırlı değil. Amerikalı uzmanların yaptıkları araştırmalara göre; hava kirliliği ve sigaraya bağlı olarak tahrip olan hücrelerin yenilenmesin dede önemli bir yere sahip olan E vitamini aynı zamanda beyin ve bağışıklık sisteminin yenilenmesinde de son derece etkili.

Arizona Üniversitesi'nin yaptığı bir araştırmaya göre ise E vitamini verilen hayvanların akranlarına göre daha genç göründükleri ve daha uzun ömürlü oldukları kanıtlanmış. Bunun nedeni ise vitaminin, yaşlılılkla azalan bir protein çeşitinin yok olmasını engellemesi.



Ne kadar alınmalı?

Uzmanlar, hergün alınan sebze ve meyvelerin günlük anti-oksidan ihtiyacını karşılamadığında hemfikir. Yapılan araştırmalar gösteriyor ki, vitaminden zengin sebze ve meyvelerden günde en az beş öğün yemek gerekiyor. Bu nedenle vitaminler hap olarak da alınabilir. Ayrıca düzenli beslenilse bile, bazı hatalı alışkanlıklar, vücudumuzdaki vitaminleri hızla tüketmekte. Sigara, aşırı alkol, stres bu etkilerin başında geliyor. İngiltere'de yapılan bir araştırmaya göre, en az iki yıl süreyle 200 ünite E vitamini alan kişilerin kalp ve damar hastalıklarına yakalanma risklerinin bu vitaminleri almayanlara oranla yüzde 41 daha az olduğu görülmüştür.



Bunlar yaşlılığı durdurur

Kahvaltılık tahıl: Yulaf, kara buğday gevreği, buğday ya da pirinç gevreği

Süt ürünleri: Soya sütü, gravyer, permesan peynirleri ve yoğurt.

Ekmek çeşitleri: Kara ekmek, tahıllı ekmek, arpa, yulaf ve çavdar ekmeği

Sebze, baklagiller: Brokoli, lahana, havuç, ıspanak, bal kabağı, domates, tere, bezelye, nohut, mercimek, semizotu, mısır, avakado, pırasa, soya.

Tahıllar: Bulgur, esmer pirinç, basmati pirinci.

Balık ve kabuklu deniz ürünleri: Somon, alabalık, barbunya, istiridye, karides, uskumru, kalkan.

Meyve ve tatlılar: Kayısı, muz, kiraz, elma, çilek, pembe greyfurt, mango, kavun, karpuz, üzüm, dut, kuru meyveler, ceviz, badem, fındık.

Alkolsüz içecekler: Çorbalar, çay ve yeşil çay

Alkollü içecekler: Kırmızı şarap

Yağlar: Zeytinyağı



Bunlar yaşlandırır

Mısır gevreği, demirle zenginleştirilmiş tahıllar

Yağlı peynirler, demirle zengnleştirilmiş süt

Beyaz ekmek, bisküvi, turta, pizza.

Beyin, böbrek, sosis, salam, füme jambon,

Kızarmış patates, cips, hormonlu sebzeler

Düdüklü tencerede pişirilmiş beyaz pirinç

Turna balığı, kılıç, ton, ançuez, köpek balığı, tuzlanmış balık.

Şuruplu meyveler, reçel, çikolata, bal, dondurma, tereyağ, hindistan cevizi

Kahve, şurup, hazır çorbalar.

Kristal şişelerde saklanan alkollü içecekler

Tereyağ, taze krema, margarin, kızartma yağları, doymuş yağlar.



İdeal beslenme için

Günde bir kez: Yeşil salata, sebze, tahıl, baklagiller.

Günde iki kez: Çiğ sebze, kepek ekmeği, bir kadeh şarap

Güünde üç kez: Yoğurt

Günde beş kez: Meyve, çay, maden suyu, çorba

Günde 12 tane: Fındık ya da badem

Haftada bir kez: Kırmızı et

Haftada iki kez: Yağlı balık

Haftada üç kez: Yağsğz balık, beyaz et, karaciğer

Haftada üç dört kez: Çiftlik yumurtası

Haftada yedi kez: Soğan, sarmsak, mercimek
(alıntıdır)

pinky
06-11-2006, 21:06
Anti-oksidanlar konusunda bilinmesi gerekenler

İdeal beslenme için

Günde bir kez: Yeşil salata, sebze, tahıl, baklagiller.

Günde iki kez: Çiğ sebze, kepek ekmeği, bir kadeh şarap

Günde üç kez: Yoğurt

Günde beş kez: Meyve, çay, maden suyu, çorba

Günde 12 tane: Fındık ya da badem

Haftada bir kez: Kırmızı et

Haftada iki kez: Yağlı balık

Haftada üç kez: Yağsğz balık, beyaz et, karaciğer

Haftada üç dört kez: Çiftlik yumurtası

Haftada yedi kez: Soğan, sarmsak, mercimek


Benim yediklerim:

Günde bir kez: salata, sebze, tahıl, baklagiller zeytin yağlı

Her gün: Çiğ sebze ve domates,1 dilim kepek ekmeği, 1 kadeh kırmızı şarap

Her gün:Yarım kibrit kutusu peynir, 10 yeşil veya sele zeytin

Her gün:Yoğurt ve bir bardak nescafe katılmış az şekerli süt

Günde on kez: çay, çorba

Günde 50 tane: Fındık, badem, ceviz, fıstık, kaju, siyah kuru üzüm, kuru kayısı

Her gün 40 gram bitter çilolata

Her gün: 4 Hurma, 1 muz

2 Haftada bir balık. Balık olunca şarap yerine rakı

Her gün beyaz et tercihan hindi

Hafta sonu 2 yumurta

Ara sıra Soğan, sarımsak, mercimek

Bütün bunları 7 öğünde yiyorum

Özel günlerde allah ne verdiyse

kantar
07-11-2006, 21:34
Işıl ışıl bir cilt için somon
.................................sağlıklı saçlara yengeç

Pırıl pırıl saçlar ve ışıldayan gözler için yalnızca pahalı şampuanlar, kremler kullanmak yetmiyor. Beslenme alışkanlıklarını değiştirmek, doğru besinleri tüketmek; güzelliğinize güzellik katabiliyor. İşte sizi daha genç ve güzel gösterecek sihirli yiyecekler....

MÜKEMMEL BİR CİLT

SOMON
Ne yapar: Cildin kurumasını engelleyerek, yumuşak bir dokuya sahip olmasını sağlar. Deri hücrelerinin su tutma kapasitesini artırarak taze ve dolgun bir görünüm verir. Doğal olarak, iyi nemlenmiş bir cilt daha sıkı görünür ve çizgilere, kırışıklıklara karşı daha dirençli olur. Cildi yumuşatan diğer yiyecekler: Sardalya, ketentohumu, ringa balığı.

TOFU
Ne yapar: Tofu ve soya fasulyesinden elde edilen diğer yiyecekler, cildin yaşlanma sürecini yavaşlatıyor. Ayrıca yaşınız kaç olursa olsun, cildi onararak daha güçlü ve esnek olmasını sağlıyor. Kalojen üretimini artıran diğer yiyecekler: Soya fasulyesi, soya sütü ve ketentohumu.

KARPUZ
Ne yapar: Cildin su tutma kapasitesini artırarak daha dolgun görünmesini sağlar, bu da ince kırışıklıkların daha az belirgin olması anlamına gelir. Cildin elastikiyetini ve sıklığını korumaya da yardımcı olur. Cildi nemlendiren diğer yiyecekler: Sarı, kırmızı- yeşil biber, marul ve salatalık.

PAPAYA
Ne yapar: Bu tropikal meyve, çarpmalar ve darbeler nedeniyle oluşabilecek morarmalara karşı cildin direncini artırır. Diyetinize bu yiyecekten ekleyerek, güneşe karşı vücudunuzun savunma sistemini de güçlendirebilirsiniz. Papaya; cildin bağışıklık sistemini güçlendirerek elastikiyetini ve genç görünümünü korumasına da yardımcı olur. Diğer anti-aging yiyecekler: Böğürtlen, portakal, kivi, ıspanak, biber, tatlı patates.

BREZİLYA FISTIĞI
Ne yapar: Protein açısından zengin bu besin, cildi güneşin ve sigaranın yaşlandırıcı etkilerine karşı korur. Üst ve alt katmanlarındaki su tutma kapasitesini artırarak, cildin nemli kalmasını sağlar ve sivilcelerin iyileşmesini hızlandırır. Cildi çevresel faktörlerden koruyan diğer yiyecekler: Ay çekirdeği, buğday özü, tam buğday ekmeği ve kabuklu deniz hayvanları.

SÜT
Ne yapar: Cilt yapısının ve hücrelerinin yenilenmesine, cildi destekleyen sinirlerin gelişimine yardımcı olur. İyi nemlenmiş ve sıkı bir cilt için gerekli olan su dengesinin korunmasında da önemli rol oynar. Sıkı ve nemli bir cilt için diğer yiyecekler: Yoğurt, ayran ve kalsiyum takviyeli soya sütü.

ÇİLEK
Ne yapar: Cildin kalojen ve elastin yapısını koruyarak, yaşlandıkça azalan sıkılığını ve elastikiyet kaybını hafifletir. Düzenli olarak çilek yemek; çarpmalar sonucu oluşabilecek morluklarla ve cilt yüzeyinde görünen ince damarlarla karşılaşma riskini azaltır. Çilek, aynı zamanda sigaraya ve çevresel kirliliğe karşı savaşma kapasitesi olan birkaç meyveden biridir. Cildin kalojen yapısını koruyan diğer besinler: Böğürtlen, portakal, kivi, ıspanak, kırmızı ve yeşil biber.

TAM BUĞDAY MAKARNASI
Ne yapar: İşlenmemiş buğdayla hazırlanan makarna, cilt hücreleri de dahil olmak üzere tüm hücreler için gerekli olan enerjiyi ve birçok metabolik işlemin devamlılığını sağlar. Enerji veren diğer yiyecekler: Tam tahıllardan yapılan kahvaltılıklar ve yulaf.

GÜZEL TIRNAKLAR

SARMISAK
Ne yapar: Tırnaklarda mucizeler yaratır; güçlenmelerini sağlar, kırılmalara karşı daha dirençli yapar ve sağlıklı görünmelerine yardımcı olur. Ayrıca tırnakların enfeksiyonlara karşı dayanıklılıklarını da artırır. Enfeksiyonlarla savaşan diğer yiyecekler: Taze soğan, arpacık soğanı ve pırasa.

YUMURTA
Ne yapar: Beslenme programınıza yumurta ekleyerek tırnaklarınızın güçlenmesini sağlayabilirsiniz. Elleri sık sık yıkamak ve hava sıcaklığındaki değişimler gibi çevresel faktörler nedeniyle kolay kırılan tırnaklarınız varsa, bu besin sizin için biçilmiş kaftan. Yumurta, genç tırnak hücrelerinin büyümesine de yardımcı olur ve böylece tırnaklarınız daha çabuk uzar. Keratin üretimini artıran diğer yiyecekler: Kırmızı et, somon balığı ve morina balığı.

İSTİRİDYE
Ne yapar: Diğer kabuklu deniz hayvanları gibi istiridyeler de düzgün ve sağlıklı tırnakların oluşumu için önemli besin maddeleri içerirler. Aynı zamanda, tırnakların beyaz kısmı ile pembe kısmının belirginleşmesini sağlar ve cilalı gibi duran, hoş bir görünüme sahip olmalarına yardımcı olurlar. Sağlıklı tırnak dokusu için gerekli diğer yiyecekler: Kırmızı et, tam buğday ekmeği ve susam.

SUSAM
Ne yapar: Eğer tırnaklarınız kabuk kabuk ayrılıyorsa, daha çok susam tüketin. Susam aynı zamanda tırnakların iyi nemlenmesini de sağlar. Tırnaklar için kan dolaşımını artıran diğer yiyecekler: Süt, kalsiyum takviyeli soya sütü, yoğurt, ketentohumu ve ay çekirdeği.

KETENTOHUMU
Ne yapar: Genel vücut sağlığı için çok faydalı olan ketentohumunun içindeki yağ, kırılmalara karşı dayanıklı, sağlıklı tırnak gelişiminde de önemli rol oynar. Ketentohumu, özellikle menopoz sonrasında, tırnakların iyi beslenmesini ve nemli kalmasını sağlayarak tırnak sağlığını korur. Bitkisel östrojen içeren diğer yiyecekler: Tofu, soya sütü, soya peyniri ve tam buğday ekmeği.

SAĞLIKLI SAÇLAR

SARDALYA
Ne yapar: Saç kökünün gelişimini destekle-yerek, hem saç dökülmesini, hem de saçların incelmesini azaltır. Sardalya ve diğer yağlı balıklar, saç derisini kurumaya ve kepeklenmeye karşı daha dayanıklı hale getirir. Saç kökünü besleyen diğer yiyecekler: Hindi eti, kırmızı et, koyu yeşil sebzeler ve susam tohumları.

YENGEÇ
Ne yapar: Eğer güçsüz ve kolay kırılan saçlardan şikayetçiyseniz yengeç yiyin. Yıkama, kurutma ve fırçalama sırasında kolayca kırılan saçlara esneklik kazandıran bu besin, aynı zamanda saçın doğal pigmentini de koruyarak beyazlama sürecini yavaşlatır. Saçı besleyen diğer yiyecekler: İstiridye, ay çekirdeği, brezilya fıstığı, kabak çekirdeği ve badem.

CEVİZ
Ne yapar: Yaşla birlikte saçların beyazlamasını, kurumasını ve dokusunun bozulmasını önler ya da yavaşlatır. Bazı uzmanlar, bu yiyeceğin saçın beyazlama sürecini geri döndürdüğünü bile iddia ederler. Ceviz, saç derisine yeterli miktarda oksijen ve besin gitmesini sağlayarak, saç kökünün daha sağlıklı olmasını sağlar ve kuvvetli kaliteli saç teli gelişimini teşvik eder. Saçın beyazlamasını yavaşlatan diğer yiyecekler: Kum midyesi, ciğer ve baklagiller.

IŞIL IŞIL GÖZLER

KAYISI
Ne yapar: Göz sağlığını ve güzelliğini korumak için birebirdir. Gözlerin nemli ve parlak olmasına yardımcı olur. Ayrıca gözlerdeki kırmızılığı azaltmak ve göz kapaklarının derisini iyi durumda tutmak gibi yararları da vardır. Aynı zamanda gözleri güneşin zararlı ışınlarına karşı korur. Gözü nemlendiren diğer yiyecekler: Havuç, tatlı patates, mango, şeftali, yumurta ve ciğer.

ISPANAK
Ne yapar: Göz aklarının beyazlığını korurken, gözpınarının ve gözlerin enfeksiyonlara karşı direncini artırır. Ayrıca gözlerinizin güneş ışınlarına karşı hassasiyetini azaltır. Serbest radikallerle savaşan diğer yiyecekler: Papaya, portakal, kivi, çilek ve biber.

ÜZÜM ÇEKİRDEĞİ ÖZÜ
Ne yapar: Saatler boyu bilgisayar başında oturmak ya da kitap okumak gibi faktörlerden kaynaklanan göz yorgunluğunu azaltan üzüm çekirdeği özü, aynı zamanda gözlerin daha parlak görünmesini de sağlar. Aynı zamanda kalojenin parçalanmasını engeller ve bu sayede göz çevresindeki derin kırışıklıkların oluşmasını önler. Gözdeki tansiyonu azaltan diğer yiyecekler: Üzüm, kiraz, portakal ve yeşil çay...

kantar
09-11-2006, 20:01
Açlığa dayanamama gizli şeker belirtisi

GAZİANTEP (AA)- Türkiye Diyabet Vakfı Başkanı Prof. Dr. Temel Yılmaz, açlığa tahammülsüzlük ve kilo almanın gizli şeker hastalığının belirtisi olarak algılanması gerektiğini söyledi.

Yılmaz, Türkiye'deki 5 milyon şeker hastasından 2,5 milyonunun gizli şeker hastası olduğunu söyledi.

15-20 yıl süreyle ciddi bir belirti vermeden ilerleyebilen gizli şeker hastalığının ileri aşamada kişinin tip-2 diyabet hastası olmasına neden olduğunu vurgulayan Yılmaz, şöyle konuştu:

''Gizli şeker hastaları diyabetli olmaya aday kişilerdir. Ama gizli şeker hastalığının erken teşhisi halinde kişinin diyabet hastası olmasının önüne geçilebiliyor ya da kişinin diyabet hastası olması geciktirilebiliyor. Bir başka deyişle gizli şeker hastası olduğunu bilenler, yaşam tarzlarında ve beslenme alışkanlıklarında değişiklikler yaparak tip-2 diyabet hastası olmaktan kendilerini kurtarabiliyor.''

Gizli şeker hastası olanların sık acıktıklarını, acıktıklarında fenalaşma hissi yaşadıklarını, yemeklerini hızlı yediklerini ve yemekten sonra uykusuzluk ve yorgunluk yaşadıklarını belirten Yılmaz, bu belirtiler yanında açlığa tahammülsüzlük ve kilo alma belirtilerinin üzerinde önemle durulması gerektiğine dikkati çekti..

tdogan
12-11-2006, 22:13
Yazarlar / Dr. Murat Kınıkoğlu

Grip aşısı mı?..

muratkinikoglu@yahoo.com

Adımın 'ilaç düşmanı doktor'a çıkmasına ramak kaldığını biliyorum. Bu yüzden 'vitaminlerin faydaları!' ile ilgili bir makale yazmaya karar vermiştim ki İngiltere'de yaşayan bir hastam kontrole geldi. Dönmeden önce grip aşısı olmak istiyormuş. 'Neden İngiltere'de yaptırmıyorsun?' dedim. 'İngiltere'de grip aşısı olmak çok zor...' dedi. Öyle buradaki gibi eczaneye gidip 'Kalfa...yap bana bir aşı, tazesinden olsun...' diyemiyormuşsunuz. Bir-iki doktor gezip de aşı olamayınca 'Nasıl olsa Türkiye'ye gidiyorum orada yaptırırım...' demiş. İngiliz ekonomisi zorda olduğu için kısıtlamaya gitmiş olabilirler! diye düşündüm. Belki de tıptaki gelişmeleri bizim kadar yakından takip etmiyorlardır kim bilir... Neyse efendim.. Hasta gittikten sonra gazetelere göz atarken bir haber gözüme ilişti. 'Çok yakında aylarca etkisini sürdürecek grip salgınında 700 bin kişinin yaşamını yitirebileceğine dikkat çekiliyor...' ve birkaç sayfa sonra bir başka haber 'yeni grip aşısı piyasaya verildi...' Tamam dedim 'korkut-sat kampanyası' başladı...

Fıkrayı bilirsiniz. Şehrin zengini, dedikoduculuğu ile meşhur birini yemeğe davet etmiş. Başlamadan da adama bir kese altın verip 'Senin dedikoducu olduğunu söylediler, al bu altınları, sakın ha benim hakkımda konuşma...' demiş. Gözleri parlayan adam 'Baş üstüne efendim...' deyip keseyi cebe atmış. Yemeğin sonunda ortaya bir tepsi baklava ile turşu getirmişler. Ev sahibi başlamış baklavayla turşuyu birlikte yemeye. Bir turşu, bir baklava atıyor ağzına. Dedikoducu adam bakmış bakmış sonunda 'Aman beyim demiş al sen şu altınlarını geri, ben bunun dedikodusunu yapmazsam çatlarım...' İşte benimki de o hesap; tam grip aşılarının piyasaya verildiği güne denk gelen 700 bin ölümlü grip haberi üzerine ben de kendi kendime 'ne derlerse desinler bu konuyu yaz' dedim....

Efendim taze aşılar piyasaya verildi... Bundan sonraki iki-üç ay boyunca her gün gribin ne kadar öldürücü ne kadar korkunç bir hastalık olduğunu okuyup duracaksınız... Önce salgın tehdidi haberleri, sonra kuş gribi haberleri artacak. Zaten kötü senaryolardan bıkmışsınız, PKK, ekonomi, işsizlik, irtica... 'Bari...' diyeceksiniz...'Bu kadar felaketin arasında bir de grip olmayayım...' Haydi doğru eczaneye...

Sevgili okurlarım, ilaç firmaları ve yoğurtçular; halk arasında 'her kolesterolü olan ilaç kullanmalı' şeklinde 'yanlış' bir genel kanı oluşturmayı başardılar. Şimdi de aşı üreticileri 'herkesin grip aşısı olması gerekir' şeklinde gene yanlış bir düşünceyi topluma yerleştirmeye çalışıyorlar. Grip aşısı 'herkesin' olması gereken bir aşı değildir. 'Bizim ülke için grip aşısı değil 'Hepatit B' aşısı önemlidir...'

DURDUK YERE GRİP AŞISI

OLMAYIN....

1. Grip geçiren kişinin vücudunda o virüse karşı koruyucu antikorlar oluşur ve bir daha aynı virüsle karşılaştığında etkilenmez. Nietzsche'nin 'Beni öldürmeyen, beni güçlü kılar...' dediği gibi geçirdiğiniz her gripten daha güçlü çıkarsınız. Bu yüzden grip olmaktan korkmayın. Tavuk suyuna çorba, nane limon, ıhlamur için, bol bol sebze meyve yiyin, en önemlisi, istirihat edin, biraz tembellik yapıp gribin tadını çıkarın...

2. Çocuklarınıza 'doktoru özellikle önermedikçe' grip aşısı yaptırmayın. İçeriğindeki 'thimerosal' katkı maddesinin civa içerdiğini ve çocuklar için neuro-nefrotoksik olabileceğini unutmayın...

3. Grip aşısının aşı yerinde şişlik, kızarıklık ve ağrıya, nadiren de olsa bizzat kendisinin grip benzeri bir hastalığa yol açabileceğini bilin. Occulo-respiratory sendrom dediğimiz bu durumda hırıltılı öksürük, gözde kızarma, ateş ve kas ağrıları ile grip benzeri bir tablo ortaya çıkar.

4. Grip aşısının özellikle yumurta alerjisi olan kişilerde nadiren ürtiker ve anaflaktik şoka neden olan alerjik reaksiyonlar yapabileceğini bilmenizde fayda var...

5. Unutmayın ki grip aşısı sadece seçilen bazı grip suşlarına karşı koruma sağlar. Aşı olmanız 'kesinlikle grip olmayacağınız' anlamına gelmez.

Peki kimler aşı olacak? FDA, basit bir gribin hayati risk oluşturacağı kadar düşkün ve yaşlı insanların, astımlı ve kronik bronşitli hastaların, kalp hastaları, böbrek hastaları, şeker hastalığı, AIDS gibi kronik hastalığı olanların grip aşısı olmasında fayda olduğunu söylüyor.

karınca
12-11-2006, 23:11
Yazarlar / Dr. Murat Kınıkoğlu

Grip aşısı mı?..

muratkinikoglu@yahoo.com

Adımın 'ilaç düşmanı doktor'a çıkmasına ramak kaldığını biliyorum. Bu yüzden 'vitaminlerin faydaları!' ile ilgili bir makale yazmaya karar vermiştim ki İngiltere'de yaşayan bir hastam kontrole geldi. Dönmeden önce grip aşısı olmak istiyormuş. 'Neden İngiltere'de yaptırmıyorsun?' dedim. 'İngiltere'de grip aşısı olmak çok zor...' dedi. Öyle buradaki gibi eczaneye gidip 'Kalfa...yap bana bir aşı, tazesinden olsun...' diyemiyormuşsunuz. Bir-iki doktor gezip de aşı olamayınca 'Nasıl olsa Türkiye'ye gidiyorum orada yaptırırım...' demiş. İngiliz ekonomisi zorda olduğu için kısıtlamaya gitmiş olabilirler! diye düşündüm. Belki de tıptaki gelişmeleri bizim kadar yakından takip etmiyorlardır kim bilir... Neyse efendim.. Hasta gittikten sonra gazetelere göz atarken bir haber gözüme ilişti. 'Çok yakında aylarca etkisini sürdürecek grip salgınında 700 bin kişinin yaşamını yitirebileceğine dikkat çekiliyor...' ve birkaç sayfa sonra bir başka haber 'yeni grip aşısı piyasaya verildi...' Tamam dedim 'korkut-sat kampanyası' başladı...

Fıkrayı bilirsiniz. Şehrin zengini, dedikoduculuğu ile meşhur birini yemeğe davet etmiş. Başlamadan da adama bir kese altın verip 'Senin dedikoducu olduğunu söylediler, al bu altınları, sakın ha benim hakkımda konuşma...' demiş. Gözleri parlayan adam 'Baş üstüne efendim...' deyip keseyi cebe atmış. Yemeğin sonunda ortaya bir tepsi baklava ile turşu getirmişler. Ev sahibi başlamış baklavayla turşuyu birlikte yemeye. Bir turşu, bir baklava atıyor ağzına. Dedikoducu adam bakmış bakmış sonunda 'Aman beyim demiş al sen şu altınlarını geri, ben bunun dedikodusunu yapmazsam çatlarım...' İşte benimki de o hesap; tam grip aşılarının piyasaya verildiği güne denk gelen 700 bin ölümlü grip haberi üzerine ben de kendi kendime 'ne derlerse desinler bu konuyu yaz' dedim....

Efendim taze aşılar piyasaya verildi... Bundan sonraki iki-üç ay boyunca her gün gribin ne kadar öldürücü ne kadar korkunç bir hastalık olduğunu okuyup duracaksınız... Önce salgın tehdidi haberleri, sonra kuş gribi haberleri artacak. Zaten kötü senaryolardan bıkmışsınız, PKK, ekonomi, işsizlik, irtica... 'Bari...' diyeceksiniz...'Bu kadar felaketin arasında bir de grip olmayayım...' Haydi doğru eczaneye...

Sevgili okurlarım, ilaç firmaları ve yoğurtçular; halk arasında 'her kolesterolü olan ilaç kullanmalı' şeklinde 'yanlış' bir genel kanı oluşturmayı başardılar. Şimdi de aşı üreticileri 'herkesin grip aşısı olması gerekir' şeklinde gene yanlış bir düşünceyi topluma yerleştirmeye çalışıyorlar. Grip aşısı 'herkesin' olması gereken bir aşı değildir. 'Bizim ülke için grip aşısı değil 'Hepatit B' aşısı önemlidir...'

DURDUK YERE GRİP AŞISI

OLMAYIN....

1. Grip geçiren kişinin vücudunda o virüse karşı koruyucu antikorlar oluşur ve bir daha aynı virüsle karşılaştığında etkilenmez. Nietzsche'nin 'Beni öldürmeyen, beni güçlü kılar...' dediği gibi geçirdiğiniz her gripten daha güçlü çıkarsınız. Bu yüzden grip olmaktan korkmayın. Tavuk suyuna çorba, nane limon, ıhlamur için, bol bol sebze meyve yiyin, en önemlisi, istirihat edin, biraz tembellik yapıp gribin tadını çıkarın...

2. Çocuklarınıza 'doktoru özellikle önermedikçe' grip aşısı yaptırmayın. İçeriğindeki 'thimerosal' katkı maddesinin civa içerdiğini ve çocuklar için neuro-nefrotoksik olabileceğini unutmayın...

3. Grip aşısının aşı yerinde şişlik, kızarıklık ve ağrıya, nadiren de olsa bizzat kendisinin grip benzeri bir hastalığa yol açabileceğini bilin. Occulo-respiratory sendrom dediğimiz bu durumda hırıltılı öksürük, gözde kızarma, ateş ve kas ağrıları ile grip benzeri bir tablo ortaya çıkar.

4. Grip aşısının özellikle yumurta alerjisi olan kişilerde nadiren ürtiker ve anaflaktik şoka neden olan alerjik reaksiyonlar yapabileceğini bilmenizde fayda var...

5. Unutmayın ki grip aşısı sadece seçilen bazı grip suşlarına karşı koruma sağlar. Aşı olmanız 'kesinlikle grip olmayacağınız' anlamına gelmez.

Peki kimler aşı olacak? FDA, basit bir gribin hayati risk oluşturacağı kadar düşkün ve yaşlı insanların, astımlı ve kronik bronşitli hastaların, kalp hastaları, böbrek hastaları, şeker hastalığı, AIDS gibi kronik hastalığı olanların grip aşısı olmasında fayda olduğunu söylüyor.
Bu yazının sadece "yazı" amaçlı alıntı ile topiğe eklendiğini düşünüyorum.
Eğer arkadaşımız bu topiği takip etseydi 2 sayfa öncesinde Sn selçuk efendi'nin http://www.hisse.net/forum/showpost.php?p=1223634&postcount=50 yazısı ile ve bonnie yani benim yazdığım http://www.hisse.net/forum/showpost.php?p=1223655&postcount=51 yazı ile karşılaşılaşacaktı...
:mad:
Bu Dr. a ait yukarıdaki yazı çok mu değerli? yada adam her ay yazılarını yeniymiş gibi tekrar tekrar yayınlıyorda bunu okuyanlar "vaaaavvvv ne güzel yazııııııı" şeklinde mi düşünüyor? Yoksa jeton geçmi düşüyor. Yoksa bu topiği okuyanlar laz olarak mı görülüyor? Yoksa...

Ek;
Grip aşısının Kasım ayı sonuna kadar yapılması önerilir...

kantar
14-11-2006, 21:55
KEPEKLİ EKMEĞİN FAYDALARI

Kepek, vitamin ve minerâl madde bakımından pek çok zengindir. İşte kepekli ekmeğin bazı faydaları..
* Kepekli ekmek, çiğneme müddetini uzatır.
* Tükürük salgısını da arttırdığı için fazla gıda alımını önler.
* Midede fazla kalacağı için çabuk acıktırmaz.
* Bağırsaktaki geçişleri ise hızlandırır.
* Kabızlığa faydası olur.
* Kepek suda çözülmez.
* Gıdalar içerisinde karbonhidrat ve yağlı maddelerin emilmesine kısmen mani olur.
* Kan şekeri ve kan yağları üzerine müsbet tesir yapar.
* Kepek ve posalı gıdalar sindirim sisteminde kanserin meydana gelmesini azaltır.
* Kepekteki fitik asit, kalsiyum, demir ve çinko elementlerinin fazla emilmesini azaltır.
* Kepekli un mayalanırsa, bu zararlı etkisi kaybolur.
* Bol kepekli ekmeklerin kalori değeri azalmakta, buna karşılık vitamin ve protein değeri artmaktadır. Bu sebeple şişmanlığı önlemektedir.
* Gıdalar içerisinde karbonhidrat ve yağların emilmesine kısmen mani olur.
* Kanda lipid ve kolesterol üzerine etkili olur.
(alıntı)

tdogan
15-11-2006, 19:04
Bu yazının sadece "yazı" amaçlı alıntı ile topiğe eklendiğini düşünüyorum.
Eğer arkadaşımız bu topiği takip etseydi 2 sayfa öncesinde Sn selçuk efendi'nin http://www.hisse.net/forum/showpost.php?p=1223634&postcount=50 yazısı ile ve bonnie yani benim yazdığım http://www.hisse.net/forum/showpost.php?p=1223655&postcount=51 yazı ile karşılaşılaşacaktı...
:mad:
Bu Dr. a ait yukarıdaki yazı çok mu değerli? yada adam her ay yazılarını yeniymiş gibi tekrar tekrar yayınlıyorda bunu okuyanlar "vaaaavvvv ne güzel yazııııııı" şeklinde mi düşünüyor? Yoksa jeton geçmi düşüyor. Yoksa bu topiği okuyanlar laz olarak mı görülüyor? Yoksa...

Ek;
Grip aşısının Kasım ayı sonuna kadar yapılması önerilir...
Posta kutuma gelen maillerden öenmli gördüklerimi buraya da göndermeye çalışıyorum... haklısınız daha önceden de gönderilmiş... ne yazık ki zamanım çok fazla yok... her göndereceğimi bir de daha önce yazılmış mı diye bakamıyorum... topiğin moderatörleri böyle mükerrer durum varsa lütfen silsinler...

tdogan
15-11-2006, 19:05
Aklınızın bir köşesinde olsun. Her zaman gerekli olabilir.

Bilim ve Teknik Aralik 2000 dergisinde "Ari Zehir inde Bilmedikleriniz " konusunu okuyunca ari sokmalarında uyguladığım bir yöntemi sizinle paylaşmak istedim. Tip fakültesinde okurken simdi ismini anımsamadığım bir dergide ari zehir'inin protein yapisinda olmasi nedeniyle (enzim, peptit ve aminoasitler) 53-55 derecede denature olarak toksin özelliğini kaybedeceğini, derimizin bölgesel olarak 60 derece ve üstündeki ısıya dayanabilmesi nedeniyle sokmanin hemen sonrasinda bölgeye yanan bir sigaranın olabildiğince yaklastirildiginda zehir'in etkisinin kaybolacagini okumustum.
Bu uygulamayi 1983 de zorunlu hizmet sirasinda beni bir ari soktugunda kendimde denemiştim. Sonuc mükemmeldi, 10-15 saniyede agri ve sislikten eser kalmamisti. O günden beri, basta gittiğim kamplarda olmak üzere onlarca kisi üzerinde bu yöntemi uyguladim.
Ari sokmasindan sonra yaygin olarak kullanilan, bölgeye amonyak uygulanmasi bence çok yanlis. Sokulmadan sonra kisa süre içinde olmak sartiyla, önce igneyi çıkartıp ardindan 20 saniye kadar yanan sigarayi kisinin dayanabildigi oranda degdirmeden bölgeye yaklastiriyorum. Bölgede ağrı ve sislik kaybolup, birkac dakika icin kizariklik kaliyor. Kisinin allerjisi yoksa baska önleme gere k kalmiyor.


Dr. Murat Ergin

hirohito
18-11-2006, 21:21
Malum kış geldi ben de size soğuk algınlığı ve grip için çok iyi gelen bir çay tarifi vermek istiyorum bunu ben ve yakınlarım bizzat denedik ve gerçekten de işe yarıyor.

Tarif basit ;
1 çorba kaşığı kuru kekik (tepeleme değil silme),kekiğin üçte biri kadar kuru nane yaklaşık bir litre suda 15 –20 dakika kadar demleniyor ve çay hazırlanmış oluyor.

Şimdi şöyle bir durum farz edelim sabah kalmışsınız ve kaslarınızda bir ağrı var, hapşırıyorsunuz , boğazınız ağrıyor ve burnunuz akıyor bu çayı sabahtan öğleye kadar 2-3 su bardağı ,öğleden de akşama kadar yine 2-3 su bardağı içerseniz akşam sabahki durumunuzdan eser kalmıyor ve iyileşiyorsunuz .

Yukarıdaki senaryoyu ben yaşadım ve sonuçları gerçekten harika yaşlı veya daha ağır durumlarda aynı kullanma talimatını en çok iki gün daha uyguladığınızda sonuçta hastalıktan eser kalmıyor.

Tabi her insanın vücudu farklı ama neticede önerilen şey tamamen doğal ve yan etkisi olduğunu ben hiç görmedim bu Anadolu’da da değişik varyasyonlarla kullanılan bir çay.

Forumun eski sayfalarına bakınca şu cümle ilgimi çekti,



GREYFURT icilen ilaclarin karacigerde parcalanip atilmasini engelleyen dunya daki tek meyve
Şimdi ben bu foruma katılan doktor arkadaşlara sormak istiyorum ;

Diyelim ki bir antibiyotik alıyoruz ve greyfurt suyu da içiyoruz bu durumda aldığımız antibiyotik karaciğerde parçalanmayacak ve böbrekler vasıtasıyla da atılmayacak acaba vücutta kalan antibiyotik hala iş görebilir bir durumda kalabiliyor mu eğer kalıyorsa ki benim mantığım herhalde kalıyordur diyor bu durumda daha az miktarda ilaçla tedavi yapılabilir gibime geliyor.

Ben şöyle düşünüyorum greyfurt suyunda bu işi gören molekül veya moleküller tanımlanır ve sentetik üretimi yapılırsa ve ilaçlara katılarak veya ayrı bir ilaç olarak alınırsa tedavi için daha az ilaç kullanımı olur.

GERÇİ BİRAZ AYRINTILI DÜŞÜNÜRSEK BÖYLE BİR İMKAN VARSA BİKE BUNU BİZE SAĞLAYACAK OLANLAR DA İLAÇ FİRMALARI OLACAK EĞER DÜŞÜNDÜĞÜM DURUM GERÇEKLEŞEBİLİR BİR ŞEY OLSA BİLE BU FİRMALARIN SIRF KARLARI İÇİN İNSANLIĞI DÜŞÜNECEKLERİNİ HİÇ SANMIYORUM .

hirohito
18-11-2006, 21:26
Malum kış geldi ben de size soğuk algınlığı ve grip için çok iyi gelen bir çay tarifi vermek istiyorum bunu ben ve yakınlarım bizzat denedik ve gerçekten de işe yarıyor.

Tarif basit ;
1 çorba kaşığı kuru kekik (tepeleme değil silme),kekiğin üçte biri kadar kuru nane yaklaşık bir litre suda 15 –20 dakika kadar demleniyor ve çay hazırlanmış oluyor.

Şimdi şöyle bir durum farz edelim sabah kalmışsınız ve kaslarınızda bir ağrı var, hapşırıyorsunuz , boğazınız ağrıyor ve burnunuz akıyor bu çayı sabahtan öğleye kadar 2-3 su bardağı ,öğleden de akşama kadar yine 2-3 su bardağı içerseniz akşam sabahki durumunuzdan eser kalmıyor ve iyileşiyorsunuz .

Yukarıdaki senaryoyu ben yaşadım ve sonuçları gerçekten harika yaşlı veya daha ağır durumlarda aynı kullanma talimatını en çok iki gün daha uyguladığınızda sonuçta hastalıktan eser kalmıyor.

Tabi her insanın vücudu farklı ama neticede önerilen şey tamamen doğal ve yan etkisi olduğunu ben hiç görmedim bu Anadolu’da da değişik varyasyonlarla kullanılan bir çay.

Forumun eski sayfalarına bakınca şu cümle ilgimi çekti,



GREYFURT icilen ilaclarin karacigerde parcalanip atilmasini engelleyen dunya daki tek meyve
Şimdi ben bu foruma katılan doktor arkadaşlara sormak istiyorum ;

Diyelim ki bir antibiyotik alıyoruz ve greyfurt suyu da içiyoruz bu durumda aldığımız antibiyotik karaciğerde parçalanmayacak ve böbrekler vasıtasıyla da atılmayacak acaba vücutta kalan antibiyotik hala iş görebilir bir durumda kalabiliyor mu eğer kalıyorsa ki benim mantığım herhalde kalıyordur diyor bu durumda daha az miktarda ilaçla tedavi yapılabilir gibime geliyor.

Ben şöyle düşünüyorum greyfurt suyunda bu işi gören molekül veya moleküller tanımlanır ve sentetik üretimi yapılırsa ve ilaçlara katılarak veya ayrı bir ilaç olarak alınırsa tedavi için daha az ilaç kullanımı olur.

GERÇİ BİRAZ AYRINTILI DÜŞÜNÜRSEK BÖYLE BİR İMKAN VARSA BİKE BUNU BİZE SAĞLAYACAK OLANLAR DA İLAÇ FİRMALARI OLACAK EĞER DÜŞÜNDÜĞÜM DURUM GERÇEKLEŞEBİLİR BİR ŞEY OLSA BİLE BU FİRMALARIN SIRF KARLARI İÇİN İNSANLIĞI DÜŞÜNECEKLERİNİ HİÇ SANMIYORUM .

kantar
21-11-2006, 21:21
Sağlığımızı ilgilendirdiği için (fıkra türü) yazıyı bu topiğe gönderdim.

Osman Efendi bir sabah müthiş bir baş ağrısıyla uyanır. İlaç alır, geçmez. Bir iki gün bekler, ağrı devam eder. Doktor çağrılır. Doktor muayene eder, ağrı kesiciler verir, gider. Lakin Osman Efendinin baş ağrısı artarak sürer. Üstüne üstlük baş ağrısı yanı sıra gözleri de yaşarmaya baslar. Başka doktorlar çağrılır... Osman Efendi Uşak'ın ileri gelenlerindendir, ağrıyı kesene servet vaat eder.

Doktorların hiçbiri ağrıyı durduramadığı gibi sebebini de bulamaz. Ev halkı birbirine karışır, baş ağrısından geceleri uyuyamayan Osman Efendi'yi İstanbul'a götürmeye karar verirler. İstanbul'da en iyi doktorlar seferber olur. Röntgenler, beyin tomografileri çekilir, testler yapılır... Görünüşe bakılırsa Osman Efendi turp gibidir. Oysa dayanması gittikçe zorlaşan baş ağrısı ve gözyaşları hayatı çekilmez hale getirmiştir. Ağrı kesici iğnelerle zor ayakta duran Osman Efendi bu defa da apar topar yurtdışına götürülür. O devirde Amerika değil İsviçre moda, Zurih'e gidilir. Haftalarca hastanede kalınır, onlarca profesör konsültasyon yapar, testler tekrarlanır.

Sonuç:
Osman Efendiye teşhis konulamaz. Artık yerinden kalkamayan Osman Efendiye ağrı kesici iğneler verilir, ülkesine dönüp "dinlenmesi", daha doğrusu son günlerini -evinde- geçirmesi tavsiye edilir.

Osman Efendi bitkin, aile perişan. "Kader" denilir, Uşak'a dönülür. Osman Efendi yayla evinde bir odaya yatırılır ve ağrı kesici iğnelerle ölümü beklemeye başlar.

Bir gün, hastanın keyfi gelsin diye, Osman Efendinin eski berberi Berber Mehmet çağrılır. Berber yataktan kalkamayan Osman Efendiyi tıraş ederken, adamcağız derdini anlatır ve ölümü beklediğini söyler.

Berber Mehmet bir an düşünür. "Beyim?" der, "Sakın sizin burnunuzda kıl dönmüş olmasın" Bir bakar, "Hah işte der. "Kıl dönmüş." Osman Efendinin şaşkın bakışlarına aldırmaksızın çantasından cımbızı kaptığı gibi kılı çeker. Ev halkı Osman Efendinin köyü ayağa kaldıran çığlığıyla odaya koşar. Berber Mehmet, Osman Efendinin elinden zor alınır ve cımbızın ucunda tuttuğu yirmi santimlik kılla kapı dışarı edilir.

Osman Efendinin kanayan burnuna pansumanlar yapılır, kolonyalar koklatılır ve yaşlı adam tekrar yatağına yatırılır. Ertesi sabah Osman Efendi aylardır ilk defa rahat bir uykudan uyanır. Gözlerinin yaşarması geçmiştir. Baş ağrısından ise eser kalmamıştır. Dönen kılın sinire yürüyüp gittikçe uzayarak dayanılmaz ıstıraplara yol açtığını doktorlar ancak o zaman keşfeder. Çözümün bu kadar basit olabileceği kimsenin aklına gelmemiştir. Sapasağlam ayağa kalkan Osman Efendi, Berber Mehmet'i çağırtır ve ona bir servet bağışlar.


Bundan ne pay çıkarılmalı:
1. Vergiden turizme, sosyal güvenlikten adalet reformuna kadar Berber Mehmet efendilerin fikirleri var, dinlemek gerek.

2. Bazen büyük sorunların çok basit çözümleri olur.

3. Burnundan kıl aldırtmayanların başı çok ağrıyabilir...
(alıntı)

kantar
27-11-2006, 19:21
B e s l e n m e ...

Her şeyi zamanında tüketin

Dönem sebze ve meyvelerinin uygun şartlarda yetiştirilmediği için sağlık açısından zararlı olduğunu biliyor muydunuz

Yazlık sebze ve meyvelerin, kış aylarında yüzde 70 kanserojen etkilerinin olduğuna dikkat çeken Lösemili Çocuklar Sağlık ve Eğitim Vakfı (LÖSEV), sera ürünlerinden uzak durulması gerektiği uyarısında bulunuyor.

"10 Kasım 2006 ila 1 Nisan 2007 tarihleri arasında salatalık, domates, patlıcan, biber, şeftali, karpuz, erik, muz gibi yaz sebze ve meyveleri yemeyin" çağrısında bulunan LÖSEV, sebze ve meyvelerin mevsiminde yenmesi gerektiğini vurguluyor.

Kış aylarında satın alınacak bu gıdaların hiçbirinin doğal ortamlarda, tarlalarda, güneş ışığında ve doğal gübrelerle yetiştirilmediği ifade ediliyor. Tüm yaz sebze ve meyveleri; kış aylarında, naylon örtü ve benzeri kaplamaların altındaki seralarda, sıcak ortam sağlamak için yakılan kaloriferlerle yetiştiriliyor.

Bu gıdalar, aşırı miktarda kullanılan hormonlarla büyütülüyor ve böceklerden korunmak için yine aşırı miktarda kullanılan tarım ilaçlarıyla yetiştiriliyor. Çabuk bozulmasın diye erkenden toplanıp sandıklandığı için de vitamin ve mineralleri eksiliyor.

Hem kansorojen hem de pahalı olan bu gıdaların yerine; kışın yetişen ve vitamin ile minerallerden zengin olan ıspanak, pırasa, karnabahar, yerelması, elma, portakal, mandalina gibi kış sebze ve meyvelerinin tercih edilmesi gerekiyor.


Kışın nasıl beslenmeliyiz?

Yaz mevsiminden kış mevsimine geçişte bağışıklık sistemi zayıflıyor. Hastalıklara yakalanmamak ve kilo almamak için özel bir beslenme programı uygulanması öneriliyor. Beslenme ve Diyet Uzmanı Özlem Sert Aydın, kış mevsiminde nasıl bir beslenme programı izlemek gerektiğini anlattı.

Nasıl daha dirençli olabiliriz?

"Beslenme yaşam boyu önem verilmesi gereken bir konu ama bunun önemini hastalıklar ortaya çıkınca anlıyoruz. Kış mevsiminin kendini hissettirmesiyle soğukalgınlığı, nezle, grip sıklıkla görülüyor.

Yaz mevsiminden kışa geçişte bağışıklık sistemimiz yani vücudu dış etkenlere karşı koruyan yapı zayıflıyor. Bu nedenle kış aylarına girerken bağışıklık sistemimizin korunması, hastalıklara yakalanmamak ve vücudumuzun sağlıklı bir şekilde fonksiyonlarını sürdürmesi için kışa özel bir beslenme programı uygulamalıyız."

Neler tüketilmeli?

"Enfeksiyonlara yakalanmamak için vitamin ve minerallerden zengin beslenmeliyiz.

Özellikle A, C, B6, E vitamini ve çinko, selenyum minerallerinden zengin olan kış sebzelerinden brokoli, lahana, brüksel lahanası, kırmızı lahana, karnabahar, havuç, marul, yeşil biber, roka, sarımsak, soğan ve meyvelerden portakal, mandalina, greyfurt, kivi, elmadan bir veya birkaçı günlük beslenmemizde yer almalı."

Özel tüketilmesi gerekenler var mı?

"Kış gecelerinde televizyon karşısında geçen zamanın da artmasıyla kişi daha fazla yeme isteği duyar. Yağlı, şekerli, hamurlu yiyecekler yerine taze sebze ve meyve tercih edilmeli

Kahvaltı zevki pazara kalmasın

Hızlı yaşam temposunun neden olduğu ayaküstü beslenme, "altın öğün" olarak değerlendirilen kahvaltı kültürünü unutturdu...

"Çoğu ailenin pazar günleriyle sınırladığı kahvaltı, güne zinde ve verimli başlamada ilaç etkisi yapıyor" diyen Çukurova Üniversitesi (ÇÜ) Ziraat Fakültesi Gıda Mühendisliği Bölümü Öğretim Üyesi Doç. Dr. Zerrin Erginkaya, kahvaltı kadar kahvaltıda tüketilen gıda maddelerine de dikkat edilmesi gerektiğini dile getirdi.

Doç. Dr. Zerrin Erginkaya, günümüzde insanların, yaşam koşullarına bağlı olarak yeme alışkanlıklarının da değişmeye başladığını, bundan en fazla sağlıklı beslenmenin anahtarı olan kahvaltının olumsuz etkilendiğini belirtti.

Erginkaya, çalışan kadın ve okuyan kesimdeki artış, yalnız yaşayan bireylerin artması, şehre göç ve hızlı yaşam temposu gibi birtakım sosyal nedenlerden dolayı daha pratik, kısa sürede hazırlanabilen ve tüketimi kolay olan ancak, sağlıklı olmayan tüketim alışkanlıklarına yönelindiğini kaydetti.

Erginkaya, oysa çoğu ailenin pazar günleriyle sınırladığı kahvaltının, güne zinde ve verimli başlamada ilaç etkisi yaptığını ifade etti.

Çoğu kişinin, işe yetişme telaşı ya da sabah saatlerindeki iştahsızlığı kahvaltı yapmamaya gerekçe gösterdiğini anlatan Erginkaya, güne kahvaltısız başlayan kişilerde yorgunluk, stres ve halsizlik halinin kaçınılmaz olduğunu anlattı.

Erginkaya, kahvaltı alışkanlığının coğrafi ve kültürel farklılıklar nedeniyle yörelere göre değişiklik gösterdiğini, kırsal kesimde bu alışkanlığın daha yaygın olduğunu, ancak kent yaşamının kahvaltı keyfini sadece pazar günleriyle sınırlandırdığını ifade etti.

Son dönemlerde eğlence merkezleri ve restoranların sabah kahvaltısı programlarıyla dikkati çektiklerini ifade eden Erginkaya, "brunch" diye adlandırılan bu hizmetin en azından kahvaltı kültürünün devam etmesine katkıda bulunmasını umut ettiklerini söyledi. Erginkaya, kahvaltı kültürü olmayan anne ve babaların çocuklarına da model teşkil ettiklerini belirterek, "Bu yüzden kahvaltı gibi önemli bir öğünden mahrum nesil yetişiyor" dedi.

Yanlış beslenme sindirimi etkiler

Yanlış beslenme kabızlığın oluşumunda en büyük nedendir. Sindirim sistemi için egzersiz de önemlidir!

Kabızlık dışkının bağırsaktan geçişinin yavaşlamasıyla ortaya çıkan bir rahatsızlıktır ve üç temel tipe ayrılabilmektedir.

Birincisi; merkez sinir sistemi bozulduğuna bağlı olarak oluşan kabızlıktır. Sinir sistemiyle ilgili bir hastalıktan, stresle ya da ilaç kullanımından kaynaklanan dışkılama uyarısı yokluğu ya da düzensizliği durumudur.

İkincisi; dışkılama refleksinde bozukluğa bağlı olarak oluşan kabızlıktır. Hemoroit, apse, daralma (stenoz) gibi barsak lezyonlarına, barsak yumuşatıcılarının yanlış kullanımına, karın içi organlarının iltihaplanmasına, vücuttan genel su kaybına bağlı dışkı miktarında azalma sonucu ortaya çıkabilen bir durumdur.

Üçüncüsü de mekanik kabızlıktır. Genel sıvı kaybının yanı sıra, dışkının içerdiği su ve dolayısıyla hacmi azalır. Bir diğer nedende barsak kaslarının ya da istemli karın kaslarının zayıflaması sayılabilmektedir.

Yanlış beslenme, egzersiz yapmamak, stres ve depresyon hali, seyahat, ateş, uzun süren yatak istirahati, karın ameliyatları, yıpratıcı hastalıklar, gebelik, sakinleştirici ilaçlar, alüminyum mide asidini giderici ilaçlar, kalsiyum içeren ilaçlar, Alzheimer, Parkinson, omurilik zedelenmesi, felç gibi sinir sistemi hastalıklarında, fazla alkol ve kafeinli içeceklerin kullanımı, laksatif ilaçların uygun olmayan kullanımı da kabızlığa yol açar.

Nelere dikkat etmeliyiz?

- Su tüketimini yüksek tutmak çok önemli. (Günde 2,5-3lt. su içirilmelidir.)
- Özellikle kepekli ürünleri tercih etmek,
- Kuru meyvelerden özellikle erik, incir ve kayısıyı tercih etmek,
- Sebze tüketimini artırmak. Örneğin; roka, lahana, ıspanak, maydanoz, dereotu, marul.
- Tahıl ve baklagil grubunun tüketimine yer vermek,
- Meyve tüketimini artırmak,
- Bitki çaylarını tüketmek,
- Süt ve yoğurt grubunu tüketmek,
- Keten tohumu kullanmak,
- Fındık, ceviz ve badem gibi kuruyemişler tüketmek.

Neler yapmalıyız?

Kabızlığın oluşumunda en büyük nedeni yanlış beslenme oluşturmaktadır.

Öğün atlamamak ve yemekleri küçük lokmalar halinde ve yavaş yavaş çiğneyerek tüketmek çok önemli.

Özellikle kahvaltı öğününü atlamamak çünkü bağırsaklar için günün en önemli zamanı sabah uyandıktan sonraki ilk saatteki zaman dilimidir.
Yataktan kalkınca beyin, kalın bağırsağın duvarındaki kaslara 'uyan' mesajı yollayarak kasılma işlemini başlatır.

Egzersiz yapmak da çok önemlidir. Yürüyüş, aerobik, jogging ve yer hareketleri kalın bağırsağın kasılmalarını kolaylaştıran sporlardır.

Haftada en az 3 kere yarım saat kadar tempolu yürümek veya sabah kahvaltıdan önce 15 dakika boyunca aerobik yapmak karın kaslarınızın çalışmasını sağlayarak kabızlık probleminizi önleyecektir.
(alıntıdır)

çilek
29-11-2006, 10:34
Dr. Gabe Mirkin's Fitness and Health e-Zine
November 26, 2006 den sizler için tercüme edilmiştir.

Zayıflamak ve kasları güçlendirmek için farklı çalışmalar yapın.

Aynı çalışmalarla kalp ve iskelet kaslarınızı geliştiremezsiniz. Kalp atışlarınızı hızlandırıcı zor hareketlerle tempoyu arttırarak kalp kaslarınızı çalıştırırsınız. İskelet kaslarınıız geliştirmek içinse, kısa süreli zorlayıcı hareketler yapmak gerekir.

Kalp kaslarını kuvvetlendirmek için ,kalbin daha fazla kan pompalamasını sağlamak gerekir. Förmülü ise, dakikada 20 kalp atışına erişmektir. 30 dakikadan fazla yapamıyorsanız, dinlenip, tekrar devam edebilirsiniz. Çalışmanın uzunluğu ve zorluğu, kalp kaslarınızın kuvvetlenmesinde önemli yer tutar.

İskelet kaslarının kuvvetlendirilmesi ise, ağırlık çalışmaları ile ya da jogging ile mümkündür. Burada önemli olan, hareketlerin yavaş yapılması gerekliliğidir. Yoksa kaslar kısa zamanda yorulur ve devam edemezsiniz.

Kalp ve iskelet kaslarımızı en iyi geliştirmenin yolu ise, pazartesi çarşamba cuma günleri bisiklet, yüzme jogging yapmak; salı ve perşembe günleri de ağırlık aletleri ile çalışma yapmaktan geçer

pinky
29-11-2006, 10:52
Dr. Gabe Mirkin's Fitness and Health e-Zine
November 26, 2006 den sizler için tercüme edilmiştir.

Kalp kaslarını kuvvetlendirmek için ,kalbin daha fazla kan pompalamasını sağlamak gerekir. Förmülü ise, dakikada 20 kalp atışına erişmektir. 30 dakikadan fazla yapamıyorsanız, dinlenip, tekrar devam edebilirsiniz. Çalışmanın uzunluğu ve zorluğu, kalp kaslarınızın kuvvetlenmesinde önemli yer tutar.

Förmülü ise, dakikada 120 kalp atışına erişmektir. 30 dakikadan fazla yapamıyorsanız, dinlenip, tekrar devam edebilirsiniz.

Daha doğru olmaz mı?

çilek
29-11-2006, 19:34
Acaba hatalı mı yazdım diye originale metine baktım şimdi. 20 demiş..

Aslında, bölünüp çarpılarak hesaplanan bir değer var.Onun üstüne çıkmamamız gereken, ya da yağ yakımı için gerekli olan minimum bir değer.(kalp atışı sayısı)

keşke.. Bu konulara katılım olsa da daha detaylı hepimiz yazsak..Kaslarımızı nasıl güçlendirebileceğimiz, onları güçlendirdikçe daha fazla enerji yakacağımız v.s v.s Konu uzun ve zevkli!!

Teşekkürler pinky. İlgin ve dikkatin için..

kantar
30-11-2006, 21:20
Belinizden rahatsızlığınız varsa, uymanız gereken 40 da kural var

Günlük hayatta durup düşünmeden yaptığımız birçok hareket bel sağlığımızı ciddi boyutta tehdit edebiliyor. Uzmanlar bel sağlığını korumak isteyen ya da fıtık veya başka bir sebebe bağlı bel rahatsızlığı bulunan herkesin günlük yaşamda dikkat etmesi gerekenleri sıralıyor.


Uzmanların bel sağlığı için uyulmasını istediği 40 tavsiye şöyle:

1- Herhangi bir ağırlık taşımanız gerekirse, yükü vücudunuza asimetrik olarak paylaştırdıktan sonra taşıyın. Cisimleri bir yerden başka bir yere taşırken, belinizin dik pozisyonda olmasına dikkat edin.

2- Ağır bir yükü kaldırmayı denemeyin. Kaldırmak zorundaysanız başkalarından yardım isteyin.

3- Hafif bile olsa bir yerden cismi alırken dizlerinizi kırın ve çömelerek alın, belden eğilmeyin. Yükü belinizle değil, bacaklarınızla kaldırın.

4- Bir eşyayı taşırken gövdenize yakın tutun.

3- Hafif bile olsa bir yerden cismi alırken dizlerinizi kırın ve çömelerek alın, belden eğilmeyin. Yükü belinizle değil, bacaklarınızla kaldırın.

4- Bir eşyayı taşırken gövdenize yakın tutun. Taşınacak eşya vücudunuza ne kadar yakın olursa, omurganıza binen yük o kadar azalacaktır.

5- İki kişiyseniz ve bir eşyayı iki ucundan tutarak taşımanız gerekiyorsa, birbirinize haber vermeksizin eşyanın ucunu sakın bırakmayın.

6- Ağır bir yükü belinizden daha yükseğe kaldırmayın. Hele bu yükü başınızdan yukarı kaldırmayı denemeniz tam bir felaket olabilir.

7- Ayaktayken belinizi sağa veya sola doğru rotasyon yaptırıp eğilerek yerden bir şey almayın.

8- Yük elinizdeyken dönmeniz gerekiyorsa, belinizle değil ayaklarınızın yerini değiştirerek dönün.

9- Ağır bir cismi bir yerden bir yere çekerek ve ya iterek tek başınıza götürmeyin.

10- Sandalye ve ya koltukta otururken dik pozisyonda olmaya gayret edin ve bunu alışkanlık haline getirin. Bu esnada diz eklemlerinizin kalça eklemlerinden daha yüksekte bulunmasında, ayak tabanlarının yere temas ederken düz konumda olmasında ve yere rahatça basmasında yarar var.

11- Yumuşak, alçak ve derin koltuklarda oturmayın. Stabil olmayan bozuk koltukların ve yumuşak iskemlelerin belinizi tehdit ettiğini unutmayın.

12- Sandalyede otururken ayaklarınızın altına bir basamak çekerseniz daha rahat ederseniz.

13- Abdest alırken, dişlerinizi fırçalarken ya da elinizi, yüzünüzü yıkarken lavaboya doğru eğilmeyin.

14- Her gün en az 15 dakika yürüyün. Yürüme mesafesini giderek arttırın.

15- Bir defa bel rahatsızlığı geçirmiş ve iyileşmişseniz, uzman doktorunuzun önerdiği egzersizleri aksatmadan yapın, çünkü düzenli egzersiz yapanlarda ağrının tekrarlaması daha seyrek görülür.

16- Sağlıklı olsanız bile her gün kaslarınızı güçlendirici egzersizler yapın.

17- Egzersizleri altında sunta ve ya tahta bulunan halı ya da battaniye gibi sert bir zemin üzerinde yapın.

18- Spor veya egzersiz yaparken ani ve zorlayıcı hareketlerden kaçının. Spora başlamadan önce mutlaka ısınma hareketleri yapın.

19- Egzersiz sonrasında şiddetli ve 15 dakikadan fazla süren bir rahatsızlık ortaya çıkarsa mutlaka bir uzman doktora danışın.

20- Günlük yaşamınızda ani hareketlerden sakının.

21- Her gün beyaz peynir ya da bir kase yoğur yemeyi veya bir bardak az yağlı süt içmeyi alışkanlık haline getirin. Güneş ışınlarından yararlanın.

22- Vücut ağırlığınızı sürekli kontrol altında tutun. Alınan her fazla kilonun vücudunuz ve beliniz için ilave bir yük olduğunu unutmayın.

23- Uzman bir hekime danışmadan bel korsesi kullanmayın. Çelik balenli korselerin uzun vadede bel ve karın adalelerini zayıf bırakacağını unutmayın.

24- Kesin teşhis konulup bel ağrınızın nedeni anlaşılmadan, belinizi asla çektirmeyin. Bunun bazen felce kadar giden sonuçlara yol açtığını unutmayın.

25- Üzüntü ve stresin bel sağlığınızı da olumsuz yönde etkilediğini bilerek, ruh sağlığınıza özen gösterin. Ailevi, sosyal veya iş hayatınızla ilgili problemlerinizi çözmek için gerekirse ilgili doktor ve şahıslardan yardım isteyerek köklü bir çözüme gidin.

26- Yüksek topuklu veya topuksuz ayakkabı giymeyin. Ayakkabılarınızın topuklarının yüksekliği normal, ökçeleri yumuşak olsun.

27- Sandalye ya da koltukta otururken, bir cismi hafif dahi olsa öne doğru eğilerek yerden almayın.

28- Daha önce bel rahatsızlığı geçirdiyseniz, güreş, boks, judo, futbol, basketbol gibi mücadele gerektiren ve halter, jimnastik, golf, tenis gibi zorlayıcı sporlardan uzak durun. Bunların yerine yürüme yada yüzme gibi sporları tercih edin.

29- Raflardan kitap veya herhangi bir eşyayı alırken önce ayağınızın altına yükseltici bir şey koyun ve eşyanın hizasına yükseldikten sonra onu alın.

30- Otomobil kullanırken koltuğunuz sert olsun, arkaya dayandığınızda koltuk belinizi desteklesin. Uzun yola çıkarken belinizi ince bir yastıkla destekleyin.

31- Otomobile bindiğinizde, koltuğunuzu pedallara yakın olacak şekilde ayarlayın. Dizlerinizin, kalçanızın biraz yukarıda durmasını sağlayın. Aksi halde beliniz rahat etmez.

32- Uzun süre araç kullanmayın, kullanmak durumunda kalırsanız sık sık mola vermeyi ve bu esnada biraz yürümeyi tercih edin.

33- Yatağınız sert olsun. es ederken düz konuYattığınız zaman vücudunuz yatağa gömülmesin. Vücudu değişik şekillere sokan, stabil olmayan, yumuşak veya çöküntülü yataklar sağlıklı değildir. Altında sunta ile tahta olan yatakları ve üzerine yatıldığında omurganın fizyolojik kıvrımlarına uyum gösterebilen kaliteli ortopedik yatakları tercih edin.

34- Bilgisayar karşısında saatlerce hareketsiz veya uygun olmayan pozisyonlarda kalmak beli rahatsız eder. Bilgisayarda çalışırken başınız dik, beliniz ve kalçanızın arka kısmı destekli, köprücük kemikleriniz yere paralel durumda olmalı. Gözleriniz, ekranın üst hizasına yakın konumda ve ekranı tam karşıdan görebilecek pozisyonda bulunmalı. Kollarınız rahat, ön kol ve bilekleriniz aynı çizgi üzerinde yere paralel olmalı. Ayaklarınızı da bir destek üzerine koymanız daha iyi olur.

35- Daha önce bel rahatsızlığı izleri altında sunta ve ya tahta bulunan halı ya da battaniye gibi geçirdiyseniz, zıplama hareketi yapmayın ve yüksek bir yerden asla atlamayın.

36- Yürürken veya ayakta dururken vücudunuzun dik bir pozisyonda olmasına özen gösterin. Ağırlığınızı her iki bacağınıza eşit olarak paylaştırın. Ayakta dururken omuz ve kalçanızın aynı hizada olmasına dikkat edin. Doğru duruşta çene içeri çekilmiş, baş dik, sırt ve bel düzdür. Bu duruşta kulaktan yere indirilen dik çizgi, omuz ve kalçanın ortasından, ayak bileğinin önünden geçer. Ayakta dururken sırt kambur, bel çukur, karın öne sarkık, göğüs yassılaşmış ve çene öne çıkmış olursa bu duruş yanlıştır. Böyle bir pozisyon bele rahatsızlık verir ve iç organlar basınç altında kalır.

37- Tarlada, inşaatta, işyerinde, evde çalışırken veya kar kürerken beliniz aniden ağrımaya başladıysa, geri kalan işi bitirmek üzere gayret sarf etmeyip hemen istirahata çekilin. Sert bir zeminde sırt üstü uzanıp, dizlerimizi hafifçe bükerek bacaklarınızı yukarıya doğru toplamış vaziyette 15-30 dakikalık istirahat oldukça rahatlatıcı olur. Eğer bu süre sonunda durumunuzda iyiye gidiş yoksa, mutlaka doktorunuza başvurun. Hastalığınız esnasında istirahat süresinin uzun mu yoksa kısa mı olacağını önceden kestirebilmek çok zordur. Manyetik rezonans görüntüleme metodu uzman doktora bu konuda fikir verir.

38- Bel rahatsızlığı geçirdiyseniz, uçak yolculuğu sırasında ayağınızı rahatça uzatabileceğiniz bir yeri tercih edin. Uzun süreli yolculuklarda koltuğunuzu hafifçe arkaya yatırın ve belinizi ince bir yastıkla destekleyin. Yolculuk esnasında sürekli oturmayın, ara sıra ayağa kalkarak biraz yürüyün. Yolculuk bitiminde valizlerinizi tekerlekli arabaya koyarak taşıyın.

39- İş yerinde devamlı oturarak çalışıyorsanız, bu durumun beliniz için sakıncalı olduğunu bilin ve mutlaka ara sıra kısa da olsa yürüyüşler yapın. Çünkü oturur pozisyondayken belinize binen yük, ayakta olduğunuzdan belirgin şekilde daha fazladır. Yapılan araştırmalarda, günlük mesaisinin büyük bir kısmını oturarak geçirenlerde bel fıtığına yakalanma riskinin, ayaktakilere oranla daha fazla olduğu tespit edilmiştir. Oturarak çalışırken belinizi ince bir yastıkla desteklemenizde yarar vardır.

40- Tek bir çeşit bel fıtığı olmadığı gibi, tek bir çeşit bel fıtığı tedavisi de yoktures ederken düz konu. Bazı bel fıtığı tedavisi için yalnızca ilaç ve istirahat yeterli olur. Bazıları ise fiziki tedavi ve bazı geleneksel tedavi türleriyle iyileşir. Bazı bel fıtıkları da mutlaka cerrahi girişim gerektirir. Bu nedenle, elindeki tek bir tedavi çeşidiyle tüm bel fıtığı hastalarını iyileştirdiğini söyleyen şahıslara inanmayın, sağlığınızı uzman doktorlara emanet edin".
(alıntı)

cocochanel
02-12-2006, 11:50
ŞİDDET İÇEREN VİDEO OYUNLARI BEYNİ ETKİLİYOR.
Gençler üzerinde yapılan bir araştırmaya göre, şiddet içeren video oyunları, beyindeki duygu merkezini etkiliyor ve oto kontrolle bağlantılı bölgelerdeki aktivitelerin azalmasına neden oluyor.

Indiana Üniversitesi Tıp Okulu’nda radyoloji profesörü Dr. Vincent Mathews açıklıyor: “Yapılan bu araştırma, şiddet içeren video oyunlarının, beyin psikolojisini ve beyin fonksiyonlarını etkilediğini kanıtlayan ilk çalışmadır.”

Mathews ekliyor: “Gençlerin şiddet içeren video oyunlarını oynadıktan sonra, duygusal uyarıların yer aldığı amigdaladaki aktivitelerin arttığı belirlenmiştir. Bunun yanı sıra, beyindeki oto kontrol merkezindeki aktivitelerde de azalma gözlemlenmiştir.”

Şikago’da Salı günü yapılan Kuzey Amerika Radyoloji Derneği’nin toplantısında bu çalışmaya yer verilmiştir.

Amerika’da geçen yıl video oyunlarından 10 milyar dolar kazanç elde edilmiştir, ancak bu oyunların onları oynayanlar üzerindeki etkileri endişe uyandırmaktadır.

Mathews ve çalışma ekibinin yürüttüğü araştırmada, 44 genç şiddet içeren ve şiddet içermeyen oyunları 30 dakika boyunca oynadılar. Daha sonra, bu kişilerin konsantrasyonlarının ve oto kontrollerinin ölçülmesi için beyin fonksiyonları fonksiyonel MRI (fMRI) yardımıyla görüntülendi. fMRI ile ölçülen reel zaman değişimleri beyin aktif olduğunda ortaya konulmuştur.

Çalışmayı yürüten Hintli araştırmacılar, şiddet içeren video oyunları oynamayan gençlere göre, bu oyunları oynayan gençlerin amigdalalarında daha fazla aktivasyon olduğunu belirlediler.

Aynı zamanda, oto-kontrol ve konsantrasyonun yer aldığı beynin ön kısmında aktivasyonun azaldığı tespit edilmiştir.

Mathews belirtiyor: “Bu buluşlar göstermektedir ki video oyunlarının beyin üzerinde çeşitli etkileri var ve bu oyunlar kişinin davranışları da etkiliyor.”

Boston’da bulunan Harvard Toplum Sağlığı Okulu’ndaki Medya ve Çocuk Sağlığı Merkezi’nde araştırmacı David S. Bickham ekliyor: “Bu çalışmayle elde edilen sonuçlar, şiddet içeren video oyunlarla ilgili yapılacak araştırmalara destek olacak kanıtlar sunmaktadır. Yapılan bu araştırma aynı zamanda, bu alanda yapılmış olan ilk çalışmadır, ancak son olmayacaktır.”

Bickham, bu araştırmanın, şiddet içeren medya yayınlarının, negatif ve agresif sosyal davranışlara neden olan sonuçlarının anlaşılması için yeni araştırma alanlarının açılmasını sağladığını belirtiyor.

Bickham, ebeveynleri, çocukların medya yayınlarından pek çok şeyi öğrendiklerini göz önünde bulundurmaları ve evlerine girmesine izin verdikleri yayınlara karşı uyanık olmaları yönünde uyarıyor ve ekliyor: “Elde edilen sonuçlar, şiddet içeren medyanın agresif ve negatif davranışlara neden olduğunun açık bir kanıtıdır.”

kantar
05-12-2006, 17:29
Su gibi
Çalışma masanızda ya da mutfak tezgahının üzerinde mutlaka su bulundurun.

Suyun önemini, susuz yaşayamayacağımızı hepimiz biliyoruz. Vücudumuzun yüzde 60-70'inin sudan oluştuğunu da. Ancak suyun önemi son yıllarda giderek daha da vurgulanır oldu. Sağlık Bakanlığı'nın Sağlık 2000 isimli yayın organında yayınlanan suyla ilgili bir araştırma yazısında, tıp dünyasının suları keşfettiğinden, bir çok üniversitede hidroterapi kürsülerinin açıldığından söz ediliyor.

Su içmek, yüz yıkamak, yüzmek, yara üzerine buz koymak hidroterapi biçimleri arasına giriyor. Suyun cilde teması sinir uçlarını uyarıyor. Örneğin, suyun enseye dokunuşu migrenden kas tutulmalarına kadar birçok soruna çare oluyor. Damar çeperlerini etkileyen su, varisleri rahatlatıyor, dolaşım bozukluklarını düzeltiyor. Oturma banyoları hemeroid ve varis tedavilerinde, rahim kasılmalarına bağlı ağrılarda işe yarıyor. Buğu tedavisi, solunum yolları, sinüs ve akciğerlerdeki tahrişin tedavisinde yararlı oluyor. Ağrılı kasların tedavisi için sauna, strese karşı ise yıkanmak ve yüzmek öneriliyor.

Bir de tabii cilt bakımı var. Yüz yıkanınca, cildin gözeneklerinde biriken sebum maddesi temizlenip ölü hücreler atılıyor. Gözeneklerin açılmasıyla cilt rahatlıyor.

Su içmek

Tabii bütün bunların yanı sıra su içmenin öneminden de söz etmek gerekir. Az, sık ve özellikle yemeklerin hazmedilmediği saatlerde su içmek çok yararlı.

* Su, yaşamamız için şart. Çünkü, vücudumuzun yüzde 60-70'i sudan oluşuyor.

* Vücut ısısını düzenliyor, organlarımızdaki işe yaramaz maddelerin vücuttan atılmasını, yiyeceklerin enerjiye dönüşmesini sağlayıp eklemlerimize güç veriyor.

* Böbrekleri çalıştırıp toksinleri atmamıza neden oluyor. Böbreklerin sağlıklı kalabilmesi suya bağlı. Ayrıca böbrek taşlarının oluşmasının bir nedeni de vücudun susuz kalması.

* Sindirimi sağlıyor.

* Soğuk algınlığı sırasında bol su içmek gerekiyor. Islak ve nemli dokularda virüsün barınması kuru dokulara göre daha zor.

* Adet dönemlerinde ve doğum sonrası su, kadınlar için daha da önem taşıyor. Emziren anneler daha fazla su tüketmelidirler. Adet dönemlerinde ise vücutta sodyum biriktiğinden, bu sodyumun atılması için su içmekte yarar var.

* Vücuttaki su, acil durumlarda organizmanın yıkanmasını sağlayan rezervuar olarak devreye giriyor.

* Yağ ve ter bezlerinin normal fonksiyonları için gerekli.

Doğru ve yanlışlar

Suyla ilgili doğru ve yanlış bilgilerimize bir göz atalım:

Günde 8 bardak su içmek gerekir: Hem doğru, hem yanlış.

Normal koşullarda günde 2000 kalori harcıyoruz. Yaktığımız her 15 kaloriye karşılık sindirim yoluyla ve metabolizma kanalıyla bir yemek kaşığı su kaybediyoruz. Bu da ortalama 8 bardak suyun yerini tutuyor. Ancak vücudun ihtiyaç duyduğu su miktarı kişiden kişiye değişiyor. Bünye, yaş, cinsiyet, harcanan kalori, hatta alışkanlıklarımız içtiğimiz suyun miktarını belirliyor.

Su içmek cildi güzelleştirir: Hem doğru, hem yanlış.

İçtiğimiz suyun doğrudan doğruya cilde yarar sağlaması, örneğin sivilcelere, aknelere etki etmesi olanaksız ama vücuttaki su dengesinin bozulması cildi etkiliyor. Cildimiz yüzde 50 oranında su barındırıyor. Bu oran bebeklerde yüzde 80, erkeklerde yüzde 60 civarında. Derinin epiderm tabakasındaki su miktarı alt deri tabakasına göre iki misli fazla olduğundan cildin parlak ve ışıltılı görünmesine neden oluyor. Az su içmek cildi kurutuyor. Kısacası su güzelleştirmiyor, ama susuzluk cildi olumsuz etkiliyor.

Su içmek zayıflatıyor: Hem doğru, hem yanlış.

Su içmek zayıflatmıyor ama verdiği tokluk hissi, sindirim sistemini çalıştırması dolaylı olarak zayıflamak isteyenlerin işine yarıyor.

Çok çay içtiğim için su içmiyorum: Yanlış

Çay ve kahve suyun yerini tutmaz. Çünkü çay ve kahvenin içinde bulunan kafein vücudun su kaybetmesine neden oluyor. Aynı şekilde içki de suyun yerini tutmuyor. Aksine içkiyle birlikte ya da içki sonrası da bol su içmek gerekiyor.

Pratik öneriler:

Su içme alışkanlığınızdan memnun değilseniz, şu yöntemleri deneyin:

* Sıcak günlerde buzdolabında mutlaka soğuk su bulundurun.

* Değişiklik istediğinizde suyun içine limon sıkın veya kıyılmış nane atın.

* Soğuk günlerde içine limon sıkılmış ılık su için.

* Gününüzü en çok geçirdiğiniz yerde, örneğin çalışma masanızda ya da mutfak tezgahının üzerinde mutlaka su bulundurun.
(alıntı)

tdogan
05-12-2006, 22:33
UZUM CEKIRDEGI

Uzum Cekirdegi Avrupa'da ilac niyetine satiliyor. Mucizevî cekirdek odemden, nezleye kadar bir cok hastaligin tedavisinde kullaniliyor. Uzumun cok faydali oldugu bilinir. Ozelliklede zihin acici yonu ile sinavlardan once kuru uzum tavsiye edilir. Ama bircogumuz uzumu yerken cekirdeginden muzdarip oluruz. Onu tuketmez, atariz. Hatta marketlerde en cok cekirdeksiz uzumler ragbet gorur. Halbuki uzumun cekirdegi bugun bircok Avrupa ulkesinde ilac niyetine, tabletler halinde satiliyor. Yavas yavas Turkiye'de de yayginlasmaya baslayan uzum cekirdegi, yakinda butun eczanelerdeki yerini alacak gibi. Bu cekirdegin en onemli faydasi kan damari onaricisi olmasi. Kan damarlari insan icin hayati onem tasiyor. Basinizdan ayak uclariniza kadar her doku kanla beslenir. Incecik kilcal damarlardan, genis atardamarlara kadar, karmasIk kan damarlari agi sizin yasam hattimizdir. Eger kan damarlari yaslanir, hastalanir, zayiflar, incelir ve kan sizdirirsa, sagliginiz tehlikede demektir. Eger oksijeni tasiyan kan duzgun bir bicimde akmiyorsa kalp kasiniz hasar gorebilir. Iste uzum cekirdegi, zayiflamis kan damarlarini guclendirip normal sagliklarina dondurebilen, dolasim bozukluklarinin duzeltebilen ve onleyebilen bir yapiya sahip. Ozelligi ise tamamen dogal olmasi... Cekirdek, damar hastaliklarini tedavi ediyor. Zayiflamis kan damarlarinin yapisini guclendiriyor. Ayrica uzum cekirdegi bilinen en guclu antioksidan... Yapilan bazi testlerde, E vitamininden 50 kat daha guclu oldugu ortaya cikmis. Ilk Fransa'da kesfedildi Uzum cekirdegi 40 yildir Avrupa'da, ozellikle uzum baglarinin coklugu ile bilinen Fransa'da etkili bir bicimde kullaniliyor. Uzum cekirdegi 1947 yilinda Bordeaux Universitesi'nden emekli tip profesoru, Fransiz Kimyaci Jack Masquelier tarafindan kesfedilmis. Cekirdek ilk olarak hamileliginden dolayi asiri odemi olan fakultenin dekaninin esine, dekan tarafindan verilmis. Masquelier o gunu soyle anlatiyor; "Kadin, sismis bacaklari ile o kadar yorgun gorunuyordu ki, guclukle yuruyebiliyordu. Yuzunden, cektigi acilari okumak mumkundu. Ne yapabilirim de bu kadinin acilarini dindirebilirim diye dusundum. Sonra dekanin esine cekirdek verdigini gordum. Dekanin esi 48 saat icinde iyilesti. O halde, ben uzum cekirdeginde ozel bir seyler olabilecegini dusundum. "1950'de uzum cekirdegi Resivit olarak bilinen ve Fransa'da satilan ilk damar koruyucu ilac olmus. Doktor Masquelier ve meslektaslari, uzum cekirdeginin varis uzerindeki etkisini dogrulayan dokuz deney yapmislar. Bununla birlikte cekirdek, goz kamasmasi, gece korlugu, makuler dejenerasyon gibi goz sorunlarinin, arterit, saman nezlesi, alerji ve burun kanamalarini tedavisinde de kullanilmis. "Eger duzenli olarak uzum cekirdegi alirsaniz, damar duvarlariniz guclenecektir." diyor Dr. Masquelier. Dis eti kanayanlar kullanmali. Peki uzum cekirdegine ihtiyaciniz olup olmadigini nasil ogreneceksiniz? Doktor Masquelier'in konu ile ilgili gorusleri su sekilde: "Sabahleyin dislerinizi fircalarsiniz ve dis etlerinizin kanadigini gorursunuz. Ya da goz korneasinda bir kan lekesi fark edersiniz. Veya geceleri kendinizi yorgun hissedersiniz, baldirlariniz siser, odem oldugunu fark edersiniz. Bu durumda damar zayifligindan muzdaripsinizdir ve uzum cekirdegi tum bu patolojik mekanizmalarla mucadele eder. "1995 yilinda Italya'da yapilan bir arastirmada 150 miligramlik uzum cekirdeginin agriyi, yanma karincalanma hissini ve atardamarlarin sisme derecesini azaltmada, yaygin olarak kullanilan bir eczacilik ilacindan daha hizli ve uzun sureli etkili oldugu bulunmus. 1985 yilinda da Fransa'da 92 hasta uzerinde yapilan kur kontrollu deney, 28 gun boyunca

300 miligram uzum cekirdegi almanin, agriyi, karincalanma geceleyin giren bacak kramplarini ve siskinligi yuzde 50'den daha fazla azalttigini gostermis. Uzum cekirdegini diger bir faydasi ise gozlere... Gece gorusunde onemli olan parlak isilarin neden oldugu goz kamasmasini gecirmeye yardimci oluyor. Yine Fransa'da 100 denek uzerinde yapilan iki ayri arastirmada 5 hafta boyunca gunde 200 miligram uzum cekirdegi almanin parlak isilara maruz kaldiktan sonra gorme keskinligine yeniden kavusma durumunu artirdigi ortaya cikmis. Ayrica testlerde uzum cekirdegi urunun bir bilgisayar ekrani karsisinda calismanin neden oldugu goz gerilimini gecirdigi ve miyop kisilerde retinanin islevini ve duyarliligini duzelttigi gorulmus. Uzum cekirdeginin tansiyonu ve onun sonuclarini duzenlemeye yardimci olabilecegi de belirtiliyor. Arastirmalarin gosterdigine gore, yuksek tansiyonlu insanlar genellikle cok gecirgen olan, zayif kilcal damarlara sahipler. Bu da onlarin kilcal damar kanamasi gecirme ve goz retinasindaki kan damarlarinin yirtilma olasiliklarini artiriyor. Dr. Miklos Gabor'un yaptigi arastirmada uzum cekirdegi yuksek tansiyonlu deneklerde kilcal damarlari guclendirmis. Anti-Aging etkisi Uzum cekirdegi damarlari yeniledigi icin ayrica anti-aging etkisine sahip. Yenilenen damarlar yasliligi geciktiriyor. Boylelikle cildinizdeki yaslanma belirtileri azaliyor. Uluslararasi sertifikali Organik Uzum Cekirdegi Ekstraktinin icerdigi Proantosiyanidin, bilinen en guclu etkisi antioksidant. Uzum cekirdeginin antioksidant etkisi vitamin E'den 50, vitamin C'den 20 kat daha fazla. Antioksidantlar, vucudumuzdaki kimyasal reaksiyonlar sonucu olusan veya disaridan sigara, alkol, kirli hava v.s. ile alinan zararli maddeleri etkisiz hale getiriyor. Uzmanlara gore vucudun antioksidant uretimi 25 yasindan sonra yavaslamaktadir. Bu yavaslamanin yol actigi deformasyonlari yok etmek icin bilinen en kuvvetli antioksidant ise organik uzum cekirdegi ekstraktidi oldugu belirtiliyor. Cekirdek, bag dokularini guclendirerek cilt sarkmasina engel oluyor. Cildin elastik, yumusak ve duzgun olmasini sagliyor. Uzum cekirdeginde tavsiye edilen miktar gunde 150 ile 300 miligram. Damar sagligini korumak icin gerekli doz ise gunde 5-10 gram. Uzum cekirdeginin insanlar uzerinde her hangi bir yan etkisi gorulmemis. Prof. Peter Rohdewald tarafindan laboratuar fareleri, Hint domuzlari ve kopekler uzerinde yapilan arastirmada dogal cekirdegin, toksIk, mutajenik, karsinojenik olmadigi tespit edilmis. Kimler kullanmali?

* Kan damarlarinin yardima ihtiyac duydugunu dusunenler.

* Cildindeki kirisIkliklar gunden gune fazlalasanlar

* Cildi cansiz ve solgun gorunenler

* Cinsel yasantisinda kendini yetersiz hissedenler

* Kalple ilgili sorunlari olanlar

* Ani kalp krizi riski olanlar

* Gorme gucunde yaslanmaya bagli bozulma olanlar

* Sislikler ve odem alerjilerinde

* Yuksek tansiyonda

* Kolayca kanama ve morarma egilimi olanlar

* Daha once kanamaya bagli felc gecirenler

* Seker hastaligi olanlar

* Varis ve hemoroit gibi sorunlari olanlar

Sunu belirtmek gerekiyor ki; yukarida bahsettigimiz faydalarin bircogu cekirdegin damarlari onarici ozelliginden kaynaklaniyor. Cunku damarlar, insan bedenini ayakta tutan ana mekanizmalar. Onlarin bozuklugu insan bunyesinde bircok hastaliga neden oluyor. Damarlari onaran cekirdek, boylelikle diger hastaliklarin iyilesmesinde de onemli bir etkiye sahip oluyor.

Dunya bir ayna gibidir; siz onu gulumseyerek karsilarsaniz, o da size gulumser.

ENGINEER68
15-12-2006, 15:03
Melatonin denilen hormon beyinde ve sadece 23:00 ile 05:00 saatleri
arasında salgılanan bir hormondur.
Hormonun temel görevi vücudun biyolojik saatini koruyup ritmini ayarlamak.
Jetlag denilen hadisenin sebebi de bu hormon. Hormon diğer aktioksidan
tesirlerini güçlendiriyor, kanserli hücrelere karşı koruma sağlıyor,
üreme sistemiyle bağlantısından tutun da yorgunluk , isteksizlik gibi
durumların nedenlenleri oluşturabiliyor.Bu anda bu hormon yağlanmayı geciktirici etkisinden dolayı da üzerinde önemle durulan bir hormon.
Benim için işin can alıcı noktalarından birisi hormonun çocuklar
Üzerindeki tesiri idi. Avrupada lösemili ve kanserli çocuk sayılarının artmasından ötürü yapılan araştırmalar sonucunda ailelerden istenen bir hususda cocukların kesinlikle karanlık ortamlarda yatırılmaları. Çünkü
Melatoninin güçlü salgılanmasının kansere karşı koruyucu etkisi olduğu biliniyor.Ancak bu hormon ışığa duyarlı. Deneylerde uyuyan kişinin hormon salgısı izlenirken ışığın açıldığında hormonun azaldığı , karanlıkta yoğun olarak salgılandığı tesbit edilmiş.
Bilimsel bir gerçek. "Lütfen karanlıkta yatın ve çocuklarınız uyurken
Işığı kapatın.

yaylakemal
16-12-2006, 20:55
:aglayan:
Kalıcı felç hastalığı oluşmadan hastaların çoğunda geçici iskemik atak (beyne giden kan akımında azalma) dediğimiz nörolojik tablo oluşur.Doç. Dr. Serdar Dağ Mynet okurları için yazdı.

Geçici iskemik atak ani başlayan bir süre devam eden ve hemen hiçbir iz bırakmadan kaybolan nörolojik yetmezlik belirtilerinden oluşan durumdur. Bu süre 24 saati aşmamalıdır. Fakat genelde kısa olur.

Yapılan araştırmalar sonucu bu terimin eski yunanda bile kullanıldığı göstermiş olmasına karşın gerçek niteliği ile tanınması ve de tedavisi son yıllarda olmuştur ve halen çalışmalar devam etmektedir. Geçici iskemik atak geçiren hastaların büyük çoğunluğu 1-3 yıl içinde felç hastası olmaktadır.

Günümüzde gerek çevresel faktörler, gerekse beslenme alışkanlıklarından dolayı genç yaşta felç sanıldığından daha fazla görülmektedir. Hayati önem ve sosyal nedenlerden dolayı bu hastalığın erken dönem teşhisi bu hastalığa aday kişilerin felçten kurtulmasını dolayısıyla kendisinin bakım hastası olmasını önler. Evet bu hastalar hayati tehlikeyi atlatsalar bile bakım hastası olarak kalırlar, bu da çevresindeki yakınlarını sosyal ve ekonomik yönden etkiler. Gerek yaşlı gerekse genç olsun inme yani felç hastalığının habercisi olan geçici iskemik atakları tespit edip tedavisini yapmak büyük önem taşır.

Beyni besleyen 2 tane ana damar sistemi vardır. Kaba tabirle bunlardan biri beynin ön ve orta yüzeyini besleyen halkın şah damarı diye adlandırdığı Karotis damarları diğeri de beynin arka yüzeyini ve derin bölgelerini besleyen Vertebrobaziler damar sistemidir. Çok kısa olarak :

1) Vertebro-badiler sistemindeki geçici iskemik ataklarda :

a)Görme bozuklukları:çift görme ,görme bulanıklığı ,görme hayalleri görülür.
b)Baş dönmesi (vertigo) özellikle çift görme ile beraber anlam kazanır.
c)Düşme nöbetleri özellikle yaşlı hastalarda ani olarak düşme görülür ve hastalarca dizlerimin bağı çözüldü diye tabir edilir.

2) Geçici Karotis iskemisi :

a)Bir gözde ani gelişen kısa süreli körlük
b)Bir tarafta his ve duyu bozuklukları ve kuvvet azlığı
c)Konuşma bozuklukları ,bazen de şuurda bozukluklar görülebilir.

65 yas üzerindeki gruplarda hastalığın seyri daha iyidir. Orta yaşta kalıcı felç geçirme olasılığı ortalama % 30' dur. Bu hastalığı hazırlayan sebepleri çok kısa sıralarsak:

1)Kalıtsal olarak damarların yapısı

2)Hipertansiyon

3)Kalple ilgili hastalıklar (kapak hastalığı vs.)

4) Kanda yağ oranı (kolesterol,trigliserid,HDL,LDL,VLDL durumu)

5) Sigara içme alışkanlığı

6) Aşırı alkol alışkanlığı,Aşırı kahve alışkanlığı

7) Kandaki şekilli elamlarin fazlalığı sayılabilir.

Geçici iskemik geçiren hastaların çoğu durumunu önemsemez. Fakat bu durum fark edildiğinde en kısa zamanda doktora başvurulmalıdır. Bu durum nedir? Örnek verecek olursak ani gelişen geçici konuşmada bozukluk ani gelişen tek gözde geçici körlük, bir tarafta geçici güç azalması, geçici hafıza kaybı vs. sıralıyabiliriz.

Hasta deneyimli bir hekime başvurduktan sonra hastalığa yol açacak tüm sebepler araştırılmalı bir neden varsa derhal ortadan kaldırılmalı ve uygun tedavi düzenlenmelidir. Hastalıkla karşılaşılabilecek tabloların ayrımı büyük önem taşır örneğin bu akut tablo gerçek bir damarsal olayımı yoksa tümöre iltihaba veya başka patolojiyemi bağlı olarak çıkmıştır. Bunun ayrımı iyi yapılmalıdır.

Günümüzün modern teşhis ve görüntüleme yöntemleriyle deneyimli bir hekim tarafından bu durum şüpheye düşürmeden tespit edilip tedavisi düzenlenir. Yukarıda da söylediğim gibi erken teşhis hastayı ve hasta yakınlarını ileride maddi manevi bir yükün altından kurtarır. Hastayı risklerden büyük oranda korur.
Öğretmenim,mesleğim oldukça stresli.
Yaşım 51,babam 47 yaşında aniden kalp krizinden vefat etmişti. O da öğretmendi.
Formdaki,doktor arkadaşlardan ricam: Anjiyoya gerek kalmadan kalp damarlarını görüntüleyen cihazlar varmış.Bunların yeri,tetkik ücreti,nekadarını emekli sandığı karşılıyor?
Gerçi,kardiyoloji doktoru: (EKG-EFORLU EKG-KANDA KOLLESTROL) Tetkiklerimin hepsinin temiz olduğunu söylüyor.
Bu konuda görüşlü olanların, borsacı dayanışma örneği göstererek foruma yazı yazmaları...

saygılarımla.

yaylakemal
19-12-2006, 20:18
Tendeki kokuları kıskanıyorum! Kalbimizdeki sorunlara değinmek için eteğimiz mi olması gerekir?


saygılar..

kantar
24-12-2006, 12:00
Zekanızı B vitaminiyle geliştirin

Sağlıklı biçimde yaşamak ve zihinsel performansı artırmak için cevizden patatese, tavuktan bifteğe kadar pek çok üründe bulunan B grubu vitaminlerinden yeterli miktarda almak gerekiyor

Vitaminler hücrelerde metabolik reaksiyonlar için gerekli olan ve yetersizliklerinde bazı sorunlara yol açan organik bileşiklerdir. Çoğu vitamin vücutta yapılmaz ya da vücuttaki yapımı yetersizdir.
Vitaminler vücutta erime özelliklerine göre iki gruba ayrılır: Yağda eriyenler ve suda eriyenler. Yağda eriyenler A, D, E, K vitaminleri; suda eriyenler C vitamini ve B grubu vitaminlerdir.
B grubu vitaminler B1 (tiamin), riboflavin (B2 vitamini), niasin, B5 (panthothenic asit), B6 (pyridoxine), B12 vitamini, folik asit ve biotinden oluşuyor.

Neden önemliler?
B grubu vitaminler tahıllar, yağsız et, böbrek, yürek, beyin, karaciğer, tavuk, ceviz, yumurta, kepek ekmeği ve yağlı tohumlarda, maya özü, pirinç, bezelye, yerfıstığı, beyaz ekmek, patates, tavuk, az pişmiş biftek ve sütte bulunur.
B grubu vitaminler sindirim sistemi ve beyin fonksiyonları için gerekli; cilt, saç, karaciğer, sinir ve ağız sağlığı için önemlidir.
Zihinsel performans, öğrenme, hafıza gücü ve konsantrasyonda artış sağlarlar.
Strese karşı koruyucudurlar.
Fiziksel ve zihinsel sağlığı olumlu yönde etkilerler.
Enerji üretimine yardımcıdırlar.
Yaşla beraber B grubu vitaminlerin vücuttan emilimi azalır. Bu nedenle yaşlılarda B vitamini alımı çok önemlidir.

B grubu vitaminler
B1 (tiamin): Vücuda alınan karbonhidratlardan enerji oluşturmada görevlidir. Kas ve sinir ve dolaşım sistemi için gereklidir. Yetersiz alınması halinde iştahsızlık, hafıza zayıflığı, huzursuzluk ve dikkat azalması görülür. Ekmek, pirinç, makarna ve zenginleştirilmiş tahıl taneleri veya tahıl ürünlerinde bol miktarda bulunur.
Riboflavin (B2 vitamini): B1'den farklı olarak, karbonhidratın yanı sıra protein ve yağlardan da enerji üretiminde gereklidir. Hücrede enerji üretimini artırdığı için migren tipi baş ağrılarının önlenmesinde etkili olabiliyor. Işığa karşı çok hassas olduğu için besinlerde kaybı yüksek oranlardadır. En iyi kaynakları süt ve süt ürünleridir. Az da olsa zenginleştirilmiş ekmek ve diğer tahıl ürünleri, yumurta, sakatat, yeşil yapraklı sebzelerle yağlı tohumlarda da bulunur.
Niasin (B3 vitamini): Et, hamur mayası ve süt ürünlerinde bulunur. Eksikliğinde cilt rahatsızlıkları, mide bulantısı ve hafıza kaybı gibi semptomlara neden olur. Sindirim sisteminin düzenli çalışmasında çok etkilidir. Kan şekerini dengeleyici ve kolesterolü düşürücü etkisi de var.
B5 (panthothenic asit): Böbrek üstü bezine etki ederek kortizon gibi steroid hormonların yapımını sağlar. Bu hormonların yaşlanma ve cilt kırışıklıkları üzerinde olumlu etkileri, beyin ve sinirler için de oldukça önemli fonksiyonları var. Sakatat, yumurta, buğday, mantar, kuru baklagiller, fasulye, domates, kereviz, fıstık, ceviz, avokado gibi sebze ve meyvelerde bulunur.

Bağışıklık sistemini güçlendirir
B6 (pyridoxine): Hormon, kırmızı kan hücreleri ve sinir hücreleri oluşumunda rol oynar. İştah, ağrıya karşı duyarlılık, ruh hali ve uyku düzeniyle ilişkili serotonin yapımında etkili. Bağışıklık sistemini güçlendirir. Kolesterol birikimini engelleyerek kalbi korur. Muz, avokado, tavuk eti, patates, ıspanak, bezelye, bira mayası, havuç, yumurta, balık ve hububatlar iyi kaynaklarıdır.
B12: Sadece hayvansal kaynaklarda bulunur. Yetersizliğinde uyuşukluk, unutkanlık, sabahları yataktan yorgun kalkma gibi rahatsızlıklar görülür. Folik asit ve B6 vitamini ile birlikte kalp hastalıklarını ve damar tıkanıklığını önleyici rol oynar. Bağışıklık ve sinir sistemini güçlendirir.
Folik asit: Sakatat, yumurta, zarı alınmamış tahıllar, ceviz, badem, fındık, fıstık, mercimek, ıspanak, maydanoz, nane, fasulye ve tohumlu gıdalarda bol miktarda bulunur. Ateşli hastalıklar, diş eti kanamaları ve plakalar için yardımcı tedavi aracı olarak kullanılır. Gebelik döneminde yeterli alımı bebek için hayati önem taşır.
Biotin (H vitamini): Yağ asitlerinin yapımı ve yağ üretimi için gerekli. Yetersizliğinde depresyon, kansızlık, deride pullanma, yorgunluk, iştahsızlık görülür. Kuru ve çatlayan tırnakların su almasına yardımcı olarak iyileşmesini sağlar. Yumurta, süt, balık, peynir iyi kaynaklarındandır.

haftanın bilgisi

Bebek sağlığında folik asitin yeri
Folik asitin spina bifida denilen hastalıktaki önleyici rolü çok önemli. Spina bifida ana karnındaki bebeğin omurgasının iyi gelişememesi ve buna bağlı olarak sinir sisteminin hasar görmesidir. Folik asitin omurilik veya beyin sistemi özürlü çocuk doğurma riskini azalttığı da biliniyor.
(Milliyet pazar alıntı)

kantar
24-12-2006, 12:09
Şifa bulayım derken...
Son yıllarda kullanımı giderek artış gösteren bitkisel ilaçların bazılarının ameliyattan birkaç gün önce alınması, hastayı ölüm tehlikesiyle karşı karşıya bırakıyor.

Dokuz Eylül Üniversitesi (DEÜ) Tıp Fakültesi Anesteziyoloji ve Reanimasyon Ana Bilim Dalı Öğretim Üyesi Doç. Dr. Leyla İyilikçi, son zamanlarda bitkisel ilaçlarla tedaviye ilginin giderek arttığını, bitkilerin dünyanın pek çok ülkesinde geleneksel olarak halk ilacı, gıda desteği ve bitkisel ilaç olarak yaygın bir şekilde kullanıldığını anlattı.


Kişilerin özellikle bu ürünlerin doğal oldukları için “güvenli ve zararsız” olduklarına inandığını, Türkiye’nin de herbal tedavi açısından metaryali oldukça zengin bir ülke olduğunu belirten Doç. Dr. Leyla İyilikçi, bu ürünlerin bilinçsiz şekilde kullanılması durumunda, özellikle de ameliyat sürecinde kişinin ciddi risklerle karşı karşıya kalabildiklerini kaydetti.

ÖLÜME DAVETİYE
Ameliyat öncesinde hastaların bu tür ürünleri alıp almadığının doktorlar tarafından sorgulanması gerektiğini vurgulayan Doç. Dr. İyilikçi, sorgulama yapılmadığı için bazı ülkelerde ölümlerin yaşandığını ifade etti.

Bu tür ürünlerin ameliyattan birkaç gün önce kesilmesi gerektiğinin altını çizen Doç. Dr. İyilikçi, “Sarımsak gibi kimi herbal ürünler kan basıncını düşürdüğü için ameliyat esnasında ve sonrasında olumsuz etkilerle karşılaşılabilir. Ameliyat öncesinde kullanılan bu tür ürünlerin ölüm ve birçok ciddi komplikasyona yol açabileceği gözardı edilmemelidir” dedi.

İyilikçi, “Hastaların kullandıkları herbal ürünler sorgulanmamakta, anestezi uygulamalarında ve cerrahi işlem sırasında ortaya çıkan beklenmedik komplikasyonlar cerrahı zor durumda bırakabilmektedir. Anestezi uygulamalarından önce bu ilaçlar mutlaka sorgulanmalıdır” diye konuştu.

BİTKİSEL İLAÇLARIN TEDAVİYE ETKİSİ
Ekinezya bitkisinin cerrahi yaklaşımdan mümkün olduğunca erken kesilmesini öneren Doç. Dr. İyilikçi, bu ürünün kullanılması halinde hastanın tedaviye ve ilaçlara geç yanıt verebileceği uyarısında bulundu.

Sarımsağın kan basıncını ve kolesterolü düşürdüğünü kaydeden İyilikçi, bu ürünün de cerrahiden en az bir hafta önce kesilmesi gerektiğini ifade etti.

Doç. Dr. İyilikçi, ördek ayağı, baldırıkara, gümüş kayısı gibi ürünlerin cerrahi müdahaleden 5 gün önce, gingseng gibi ürünlerin ise en az 36 saat önce kullanımımın kesilmesi gerektiğini sözlerine ekledi.

Doç. Dr. İyilikçi, herbal ürünlerle ilgili şu bilgileri verdi:
“Tarçın, yaşlılığın getirdiği hasarları önlemektedir. Kan şekerini düşürür. Meyan kökü, ameliyat öncesi kan basıncı artışı, aritmiye neden olur. Operasyon sırasında EKG değişiklikleri ortaya çıkabilir. Birçok ilacın metabolizmasını değiştirebilir. Isırgan otu, ülkemizde oldukça sık bulunan tohum, kök veya yaprak çayı şeklinde tüketilmektedir. İdrar artırıcı, ödem çözücü, demir eksikliğini gidermek, anemiyi önleyici, prostat büyümesine karşı kullanılır. Ağır kalp ve böbrek hastalıklarında diüretik etkisi nedeniyle elektrolit değişikliklerine neden olabilir. Yeşil çay, antioksidan, kolesterol ve yağ asitlerini düşürür. Kilo kaybı, kan basıncı ve kan şekerini düşürebilir.”
(alıntı)

kantar
26-12-2006, 17:45
Tuzlu Su Mucizesi:

Denize girdikten sonraki dinlenmişlik ve arınmışlık halini hepimiz
biliriz. Havuza girdiğimizde ise bunu hissetmeyiz. Sebebi sudaki
tuzdur. Tuzlu su bedende birikmiş negatif elektriği iletkenliği
sayesinde sizden alır götürür.
Sizler de akşam eve geldiğinizde bütün günün üzerinizde bıraktığı
ağır etkiler ve stresten kurtulmak için yada toplantı, sınav gibi
üzerinizde gerilim yaratan durumlardan önce ellerinizi bir miktar ( 1
litre suya iki çorba kaşığı tuz yeterli) tuzlu suyla yıkadığınızda bu
birikmiş olan negatif elektrikten kurtulur ve arınırsınız. Benim
uyguladığım yöntem, her akşam eve geldiğimde ellerimi sabunlamadan
önce, ellerimi, banyomda lavabo başında hazırlayıp bıraktığım bir
miktar tuzlu su ile yıkamak oluyor. Belirtmeliyim ki REİKİ ve şifa ile
uğraşan dostlarım da seans öncesi ve sonrası bunu uygulamaları
kendilerini ve uygulatıcıyı korumada büyük yarar sağlıyor. Duş alırken
de arada tuzlu suyu başınızdan aşağıya dökerseniz tam ve net sonuçlar
alırsınız. İş dönüşü ayaklarınızı tuzlu suyla yıkamak tahmin
ettiğinizin ötesinde bir yarar sağlar.

Kulak Masajı:

Kulak ceninin ana rahmindeki duruşunun şematik olarak aynısıdır. Ve
tüm akupunktur noktaları kulak üzerinde bu esasa göre yer almıştır.
Şimdii... başınız,boynununz, beliniz, sırtınız, bacaklarınız,
kalçanız, ayaklarınız, omzunuz ağrıdığında yapacağınız tek şey
kulaklarınıza masaj yapmak.
Kulağınızı baş ve işaret parmaklarınızın arasına alarak kulak
kepçesinden başlayarak, dayanabildiğiniz kadar güçlü ve sıkarak masaj
yapın. İlk anda bazı noktalar acıyacaktır (bunlar bedendeki ağrıyan
bölgelerin kulaktaki refleks noktalarıdır). Kısa bir süre sonra bu
ağrılar kaybolacaktır. 2 -3 dakika bu masajı yapmanız yeterli olur.
İsterseniz uzatabilirsiniz de. Zaten masajın sonuna doğru bedeninize
bir sıcaklıklığın yayıldığını hissedeceksiniz. Bunun ardından
ağrılarınızın azaldığını ve kaybolduğunu da... Hiç bir yan etkisi
olmayan bu uygulamayı herzaman her yerde kendinize ve ağrısı olan
yakınlarınıza uygulayabilirsiniz. Yorulduğunuzda, uzun otobüs yada
araba yolculuklarında oturmaktan ağrılara maruz kaldığınızda, çok
üşüdüğünüzde ve bedeninizi dengeye kavuşturmak için mucize benzeri bu
uygulamayı kullanabilirsiniz. dört tane ağrı kesici aldım. hala
ağrıyor diyerek baş
ağrısından kıvranan taksi şöförünün ona yaptığım iki dakikalık kulak
masajıonın ardından yaşadığı mutlu şaşkınlıkla benden ücret almadan
teşekkürlerle uğurladığını hala hatırlıyorum. Önemli olan kulağın her
noktasına dokunun. Kulağınız size hemen yanıt verecektir. Kulaklar
bedeni hisseder, görür ve duyar. Siz de şefkatli ellerinizi
esirgemeyin.

Vizyon Çalışması:
Gözlerinizi kapatın yada kapatmayın fark etmez. Çeşitli görüntülerle
kendinizi temizlediğinizi, müspet enerjilerle dolduğunuzu düşleyin.
Beyin hayal gücüyle gerçeği ayırd etmez. Bunlara tepki verir. Tıpkı
kabuslardan nefes nefese yada ağlayarak uyanmamız gibi. Ben bu
vizyonlarda kendimi tropik bir adada ağaçların çevrelediği, dibi
görünen berrak bir suya sahip olan güvenli bir göle daldığımı
düşünürüm. Suyun içinde yüzdüğümü ferahlatıcı hissi olan suyu teneffüs
ettiğimi ve bu suyun bütün hücrelerimin içinden geçtiğini ve geçerken
bedenimdeki bütün kirliliği, tortuları ve negatif birikintileri alıp
götürdüğünü düşlerim. Temizlendiğimi ve arındığımı hissederim. Siz de
kendinize ait vizyonlarınızı oluşturun. Kural yok, belli şekiller yok,
özgürsünüz. Bilin ki bedeniniz ve beyniniz buna tepki verecektir. Bunu
sıklıkla yapın ve inanın.
Problemlerinize odaklanmak yerine içinizdeki o muazzam şifaya
odaklanın. Sizi her an yakalanabileceğiniz amansız hastalıklardan
koruyan tıbbın çare bulamadığı kadar güçlü ve karmaşık hastalıklardan
daha güçlü olduğu için sizi koruyan şifayı düşünün. Ve ona teşekkür
edin.
Her sabah yüzünüzü (soğuk) suyla yıkayın. Zira soğuk su termoterapi
etkisiyle yüzde kan hareketini hızlandırır. Bu sayede yüz şişlikleri
ortadan kalkar. Bu arada bayanlar bıçakla ikiye kestikleri ve buzlukta
beklettikleri salatalığı her sabah yüzlerine sürerek doğal bir bakım
ve lifting uygulayabilirler.


Dostlar bır uzman olarak sadece tavsıye edıyorum, bunu lütfen
araştırınız. Saglık magneti kullanın, saglıgınız için mutlaka okuyunuz
mailimden yada kendi yapacagınız araştırmalarla bilgi edinin saglık
magnetlerinin nasil iyilesme sagladigini ve dogal oldugunu gorunuz Bu
konuda benden de bilgi yada avrupadaki manyetik terapi enstutulerinin
linklerini alabilirsiniz zira butun dunya bunu basariyla kullaniyor.

Yeni bilgiler ve paylaşımlarla tekrar buluşmak üzere, sevgi ve
sağlıkla kalın. Soru yada önerilerinizi benimle paylaşırsanız memnun
olurum. (alıntı)

Doğal
Terapiler Uzmanı

Haluk Otman

ahkaraca
26-12-2006, 23:02
[QUOTE=kantar;1350727]Tuzlu Su Mucizesi:

Denize girdikten sonraki dinlenmişlik ve arınmışlık halini hepimiz
biliriz. Havuza girdiğimizde ise bunu hissetmeyiz. Sebebi sudaki
tuzdur. Tuzlu su bedende birikmiş negatif elektriği iletkenliği
sayesinde sizden alır götürür.
Sizler de akşam eve geldiğinizde bütün günün üzerinizde bıraktığı
ağır etkiler ve stresten kurtulmak için yada toplantı, sınav gibi
üzerinizde gerilim yaratan durumlardan önce ellerinizi bir miktar ( 1
litre suya iki çorba kaşığı tuz yeterli) tuzlu suyla yıkadığınızda bu
birikmiş olan negatif elektrikten kurtulur ve arınırsınız. Benim
uyguladığım yöntem, her akşam eve geldiğimde ellerimi sabunlamadan
önce, ellerimi, banyomda lavabo başında hazırlayıp bıraktığım bir
miktar tuzlu su ile yıkamak oluyor. Belirtmeliyim ki REİKİ ve şifa ile
uğraşan dostlarım da seans öncesi ve sonrası bunu uygulamaları
kendilerini ve uygulatıcıyı korumada büyük yarar sağlıyor. Duş alırken
de arada tuzlu suyu başınızdan aşağıya dökerseniz tam ve net sonuçlar
alırsınız. İş dönüşü ayaklarınızı tuzlu suyla yıkamak tahmin
ettiğinizin ötesinde bir yarar sağlar.

Sn. Kantar,

Nasihatleriniz ilginç, ama bu "tuzlu su" terapisi biraz mesnetsiz sanırım...

Şimdi bu durumda, tuzlu suda yaşayan hamsiler yada sazanlar tatlı suda yaşayan alabalıklara göre daha çok mu sağlıklı??!!

Yada bu "negatif elektrik" ne demek oluyor? Eğer statik elektrik demek istiyorsanız en iyi yöntem çıplak ayakla yere basarak elektriği toprağa aktarmaktır, benim bildiğim...:confused:

Ne dersiniz?

Saygılar,

kantar
27-12-2006, 21:51
Sayın ahkaraca,

"Yada bu "negatif elektrik" ne demek oluyor? Eğer statik elektrik demek istiyorsanız en iyi yöntem çıplak ayakla yere basarak elektriği toprağa aktarmaktır, benim bildiğim... "
bu dediğiniz yöntem de gerçekten çok işe yarıyor,
bizler pikniğe gidince ya da bahçeye çıktığımızda çıplak ayakla statik elektriği toprağa aktarıyoruz, ama bunu kalkıp kış aylarında yapmak zor - bu yöntem bedenin elektrikten arınması için
günün yorgunluğunu atmak için bir legen ılık suya biraz tuz ilave edip ayaklarımızı bir müddet bu suda tutunca gerçekten rahatladığınızı hissedersiniz.
bu yöntem yorgunluğu hafifletmek için
saygılar..

ekselans
28-12-2006, 15:58
Dünya genelinde görülen akciğer kanseri vakalarının yüzde 15'ine neden olduğu belirtilen radon gazına karşı evlerin sürekli havalandırılması gerekiyor.
Açıklama, Selçuk Üniversitesi (SÜ) Eğitim Fakültesi Kimya Eğitimi Anabilim Dalı Öğretim Üyesi Prof. Dr. İbrahim Uslu'dan geldi

Günümüzde sağlık açısından büyük tehlike olarak insanların karşısında duran radon gazının çok fazla bilinmediğini ifade eden Uslu, ''Radon gazı uranyum ve toryum gibi elementlerin doğada kurşun gibi elementlere dönüşürken ortaya çıkar. Bu gaz doğada kendiliğinden oluşur'' dedi.

Radon gazının bugün dünyada en önemli kanser riski olarak görüldüğünü dile getiren Uslu, ''Dünya genelinde görülen akciğer kanseri vakalarının yüzde 15'inin nedeni olarak gösterilen radon gazı yüzünden her yıl birçok insan ölüyor. Havadaki radon gazı yağmur yağdığı zaman toprağın içine oradan da evlerin çatlak duvarlarından içeri birikiyor. Radon bu şekilde evlere hapsoluyor. Özellikle kış aylarında havalandırılmayan evlerde önemli oranda radon gazı bulunuyor'' diye konuştu.

Sigarayla daha aktif hale geliyor

Uslu, evlerde biriken bu gazın sigara içilmesiyle aktif hale geldiğini ve solunarak ciğerlere alındığını belirterek, bu durumda zararın daha büyük boyutlara ulaştığını anlattı.

Evlerini düzenli şekilde havalandırmayan kişilerin alfa radyasyona maruz kaldığını ifade eden Uslu, ''Sigarayla evin içinde havada askıda kalan gazı dışarı çıkarmıyoruz. Kış aylarında bir de pencerelere hiç hava almayacak şekilde izolasyon yapıp tehlikenin boyutunu artırıyoruz. Evlerdeki gizli tehlike olarak görülen ve akciğer kanserine yol açan radon gazından tek kurtuluş yolu havalandırmadır. Düzenli havalandırılan evlerde bu risk yok denecek kadar azalıyor'' dedi.

Röntgenlerdeki x ışınlarına göre 20 kat fazla oranda insan sağlığını etkileyen bu gaza karşı özellikle bodrum katlarda oturanların dikkat etmesi ve ölçüm yaptırmasını öneren Uslu, ''Radon gazı genellikle bodrum katlardaki evlerde birikiyor. Küçük bir ücretle Türkiye Atom Enerjisi Kurumu bu ölçümü yapıyor'' ifadesini kullandı

baron11
28-12-2006, 16:10
Türklerin tıptaki büyük başarısı

Erciyes Üniversitesi Tıp Fakültesi'nde gerçekleştirilen bir çalışma, yaygın kanaatin aksine, antibiyotik tedavisinin, solunum yolları virüsü (RSV) nedeniyle bronşiyolit geçiren bebeklerde etkili olabileceğini ortaya koydu.


Dr. Fulya Tahan ve ekibi tarafından yapılan ve dünyadaki belli başlı tıp dergilerinden European Respiratory Journal'in (Avrupa Solunum Yolu Dergisi) Ocak 2007 sayısında yer alan bir çalışma, çoğunlukla kış aylarında görülen ve iki yaş altı bebekleri etkileyen en yaygın solunum yolu hastalığı olan RSV kaynaklı bronşiyolit tedavisinde, antibiyotik kullanımının faydalı olabileceğini ortaya koydu.

baron11
29-12-2006, 13:52
Kalp krizinden korunmanın yolu

Türkiye’deki ölümlerin yarısının nedeni olan kalp damar hastalıklarından korunmanın en iyi yolu sağlıklı beslenme ve egzersiz. Uzmanlar, ancak bu sayede ilaca gerek olmadan kolestrol ve kan yağları oranlarının düşürüleceğini ve kalp hastalığı riskinin azaltılacağını vurguluyor.

New York Kolombiya Üniversitesi’nden Doç. Dr. Özgen Doğan, “İyi kolesterol HDL, kötü kolesterol LDL, çirkin kolesterol ise trigliserid” dedi.

Kalp krizinden korunmak için toplam kolesterol düzeyinin 200’ün, kötü kolesterolün 100’ün, trigliserid düzeyinin 150’nin altında, iyi kolesterolün ise 40’ın üzerinde olması gerekiyor.

Bunun en etkili yolunun da sağlıklı beslenme ve egzersiz olduğunu dile getiren Doç. Dr. Özgen Doğan, “Kişinin kolesterol sorunu varsa diyetini kontrol etmesi, sebze ağırlı beslenmesi, kırmızı etten uzak durması, balık yemesi, yüksek lifli gıdalar ile kolesterolü düşüren fındık, ceviz tüketmesi gerekir. Şeker ve kalp hastalarının LDL’si 70’in, böyle hastalıkları olmayanların ise 100’ün altında olması gerekir. Trigliseridlerinde 150’nin altında tuttulması büyük önem taşır” dedi.

Yüksek trigliserid düzeyini düşürmede omega 3 yağ asidinin de önemli bir rolü var. Omega 3, hem trigliseridi düşürür hem de kanı sulandırıcı etkiler yapar, kalp riskini azaltır. Balık, keten tohumu ve ceviz gibi maddelerin içinde bulunur.

Aspirin ise sağlıklı kişilere değil, yalnız kalp damar hastası olan kişilere öneriliyor. 40 yaş üstü ve kalp damar hastalığı olmayan kişilerde aspirin kalp krizi riskiniz düşüyor ama kanama riskiniz artıyor. Yani birbirini götürüyor, fayda olmuyor...

yaylakemal
29-12-2006, 18:50
Kalp krizinden korunmanın yolu

Türkiye’deki ölümlerin yarısının nedeni olan kalp damar hastalıklarından korunmanın en iyi yolu sağlıklı beslenme ve egzersiz. Uzmanlar, ancak bu sayede ilaca gerek olmadan kolestrol ve kan yağları oranlarının düşürüleceğini ve kalp hastalığı riskinin azaltılacağını vurguluyor.

New York Kolombiya Üniversitesi’nden Doç. Dr. Özgen Doğan, “İyi kolesterol HDL, kötü kolesterol LDL, çirkin kolesterol ise trigliserid” dedi.

Kalp krizinden korunmak için toplam kolesterol düzeyinin 200’ün, kötü kolesterolün 100’ün, trigliserid düzeyinin 150’nin altında, iyi kolesterolün ise 40’ın üzerinde olması gerekiyor.

Bunun en etkili yolunun da sağlıklı beslenme ve egzersiz olduğunu dile getiren Doç. Dr. Özgen Doğan, “Kişinin kolesterol sorunu varsa diyetini kontrol etmesi, sebze ağırlı beslenmesi, kırmızı etten uzak durması, balık yemesi, yüksek lifli gıdalar ile kolesterolü düşüren fındık, ceviz tüketmesi gerekir. Şeker ve kalp hastalarının LDL’si 70’in, böyle hastalıkları olmayanların ise 100’ün altında olması gerekir. Trigliseridlerinde 150’nin altında tuttulması büyük önem taşır” dedi.

Yüksek trigliserid düzeyini düşürmede omega 3 yağ asidinin de önemli bir rolü var. Omega 3, hem trigliseridi düşürür hem de kanı sulandırıcı etkiler yapar, kalp riskini azaltır. Balık, keten tohumu ve ceviz gibi maddelerin içinde bulunur.

Aspirin ise sağlıklı kişilere değil, yalnız kalp damar hastası olan kişilere öneriliyor. 40 yaş üstü ve kalp damar hastalığı olmayan kişilerde aspirin kalp krizi riskiniz düşüyor ama kanama riskiniz artıyor. Yani birbirini götürüyor, fayda olmuyor...

Alman Hastahanesinde kalbe giden damarları görüntüleyen(anjiyosuz)cihaz gelmiş,basından takip ettiğime göre,yanılmıyorsam.
Bu hizmetin ücreti hakkında bilgisi olan var mı?
saygılar.

baron11
04-01-2007, 09:04
Ömre ömür katan 7 besin

Amerikan Kanser Araştırmaları Enstitüsü (AICR), 2007’ye sağlıklı bir başlangıç yapmanız için, vücudu kanser, kalp krizi, Alzheimer ve diyabet gibi ciddi rahatsızlıklara karşı koruyan besinlerin listesini açıkladı. İşte Amerika’nın en iyi uzmanlarının hazırladığı besin reçetesi:

Kalbi koruyor
BADEM: Her gün, bir çay fincanın yarısını dolduracak miktarda, yani 30 gram badem yemeyi ihmal etmeyin. Omega-3 asitli yağları açısından oldukça zengin bir besin olan badem, kandaki kötü kolesterol (LDL) oranını yüzde 4.4 oranında düşürüyor. Badem böylece damar tıkanıklıklarını önleyerek, dolaşım sisteminin düzenli olarak çalışmasını sağlıyor; kalbi koruyor.

Diyabeti önlüyor
KAHVE: Günde iki fincan kahve, özellikle orta yaşlardan sonra görülen Parkinson ve Tip-2 diyabete karşı vücudu koruyor. Kahvede bulunan kafein maddesi, diyabete yakalanma riskini yüzde 35 azaltıyor. Ayrıca ağrı kesici özelliği de bulunuyor. Ancak kahveyi mutlaka kalsiyum deposu olan sütle için. Böylece kafeinin kemikleri zayıflatmasını engellemiş olursunuz.

Sinirleri rahatlatıyor
TARÇIN: Her yemekten sonra içinde bir miktar tarçın bulunan bir tatlı yemeyi unutmayın. Tatlı yemek istemiyorsanız, küçük bir çay kaşığı dolusu tarçını doğrudan suya ekleyerek içebilirsiniz. Tarçın kan şekerini düzenliyor, ayrıca sinir sistemini rahatlatıyor. Öte yandan köri baharatının içinde bulunan Tumerik adlı maddenin eklem iltihabını ve romatizmayı önlediğini unutmayın.

Patatesi haşlayın
PATATES: Antioksidanlar yönünden çok zengin. Amerikan Tarım Dairesi’ne göre en yararlı 100 besinler arasında 17’nci sırada yer alıyor. Akciğer kanseri, diyabet ve kalp krizine karşı koruyor. Ancak patatesi kızartmak yerine, yağsız bir şekilde haşladıktan veya fırında pişirdekten sonra yemeyi tercih edin.

Kaslar için faydalı
SEBZE ÇORBASI: Doyurucu ancak kalorisiz bir yiyecek olduğu için özellikle kilo vermek isteyenlerin bir numaralı tercihi. Ayrıca, özellike sebze çorbası sodyum bakımından zengin. Bir kase sebze çorbasında 500 miligram sodyum bulunuyor. Sodyum, sinir sistemi ve kasların düzenli olarak çalışmasını sağlıyor. Ayrıca vücuttaki sıvı miktarının dengesini düzenliyor. Ancak günde 1500 miligramdan fazla sodyum tansiyon ve kalp rahatsızlıkları konusunda tam bir ters etki yaratıyor.

Kansere karşı birebir
ZEYTİNYAĞI: Zeytinyağı kanser riskini azaltıyor. Günde 25 ml. zeytinyağı alanların idrarlarında, hücrelere zarar veren ’8oxodG’adlı maddenin seviyesinin azaldığını ortaya çıkardı. Zeytinyağı kanserin yanısıra iyi kolesterol (HDL) oranın artmasını sağlayarak kalbi koruyor. 1 çorba kaşığı zeytin yağında 120 kalori bulunuyor. Bu nedenle günde 6 çorba kaşığını geçmeyin.

Kanseri engelliyor
ÇAY: Siyah veya yeşil olsun, çayın her türü kanser riskinin azaltılmasında etkili bir rol oynuyor. Çay, kadınlarda rahim kanserine yakalanma riskini yüzde 50 azaltıyor. Göğüs kanseri içinse bu oran yüzde 60’a kadar çıkıyor. Çay ayrıca Alzheimer ve kalp krizine karşı vücudu koruyor.

kantar
18-01-2007, 18:18
KAHVE,KAFEİN VE SAĞLIĞIMIZ

Zaman içinde farklılaşan ve daha çok batıya yaklaşan yeme, içme alışkanlıklarımıza paralel olarak artık biz de günlük kahve ve kafein tüketiminde sınırları zorlamaya başladık. Özellikle kahve, kola ve çikolatada bulunan kafein merkezi sinir sistemimizde uyarıcı bir etkiye sahiptir. Bu uyarıcı etki bizi uyanık tutar fakat belli bir süre içinde etki kaybolur, işte bu anda da bağımlılık başlar. Neyse ki sigara, içki bağımlılığından bahsetmiyoruz - çok daha masum ve hatta birçok durumda faydalı olarak değerlendirilebilecek bir bağımlılık bu.
Doğada kahve, kakao ve çay bitkilerinde bulunan kafein kahve, çikolata, kola ve bu tür maddelerden yapılmış hazır gıdalarla karşımıza çıkar. Gün içinde çok değil, 1-2 fincan kahve, 1 bardak kola ve biraz çikolata yesek yaklaşık 300 mg kadar kafein almış oluyoruz.

Uyarıcı etkisinden dolayı geç saatlere kadar ders çalışan bir öğrenci, uzun yola çıkan şoför için en iyi arkadaş kahvedir herhalde. Peki, nedir bu kafein ? Zannedildiği kadar ciddi bağımlılık yapar mı ? Ne kadar zararlıdır ? Faydaları yok mudur ?


KAFEİN

Kafeinin bilinen en önemli özelliği merkezi sinir sistemini uyararak zihni açması ve uyku halini engellemesidir. Şükürler olsun ki kahvenin keşfedilmesi de kafeinin bu özelliği sayesinde olmuştur. Muhakkak Kaldi'nin dans eden keçilerini duymuşsunuzdur. Kaldi, Etiyopya'da yaşayan bir keçi çobanıdır. Rivayete göre keçilerinin kiraza benzer bir meyve yedikten sonra inanılmaz enerjik ve hareketli olduklarını görür, kendi de bu meyveleri dener ve bu şekilde kahve keşfedilmiş olur.

Yapılan çalışmalarda kafeinin metabolizmayı artırdığı, yağ yakımını hızlandırarak kilo kaybına neden olduğu görülmüştür. Keyif için kahve içenlere ilaveten zayıflama programı uygulayanlara da günde 1-2 fincan kahve önerilmektedir (şekersiz tabii ki).

Kafein aynı zamanda diüretik etki yaparak vücuttan ödem atımında yardımcı olmaktadır.

Kafeinin mutluluk hormonu olarak bilinen dopamin salınımını artırdığı da bilinmektedir. Hatta bazı uzmanlar kafein bağımlılığını buna bağlamaktadır.

Fakat kahve tüketiminde aşırıya kaçmamalıyız, aksi takdirde uyku, mide ve yüksek kan basıncı problemleriyle karşılaşabiliriz. Aşırı miktarda kafein tüketimi uyku kalitesini de bozabilmektedir. Derin uykuya geçilemeyeceğinden dolayı vücut tam olarak dinlenemeyecektir.

Unutmayınız ki kafeinin insan vücudunda yarılanma süresi yaklaşık 6 saattir. Akşam 18:00 civarında bir fincan koyu bir kahve içtiniz ve diyelim ki 100 mg kafein aldınız. 18.00 itibariyle 100 mg olan kafein miktarı 6 saat sonra, yani 24:00'da (yatma vaktiniz olsun) 50 mg seviyesine düşmüş olacaktır, yani uyku kalitenizi etkileyebilecek kafein halen vücudunuzda. Diğer taraftan yapınız buna alışmış olduğundan hiçbir rahatsızlık duymayabilirsiniz, hatta bazı kişilerde kahvesizlik bir problem olabilir.



HAMİLELİK ve KAFEİN

Hem anne hem de bebek sağlığı açısından hamilelikte kafein tüketiminin kesinlikle sınırlandırılması önerilmektedir. Hamilelik süresince aşırı kafein alımı hem anne hem de bebek açısından sorunlar oluşturabilir.

Yemeklerden hemen sonra alınan kafein demir emilimini azaltmaktadır, buna özellikle hamilelerin dikkat etmesi gereklidir.



KAFEİN MİKTARLARI

Aşağıdaki tabloda bazı seçili ürünlerin kafein miktarlarını bulabilirsiniz. Bu şekilde kıyaslamalı bir tablo yapmak o kadar kolay değildir. Neyi standart alacağız ? Bir fincanda kullanılacak kahve miktarını mı yoksa içilen kahve miktarını mı ? Sonuçta hemen herkes farklı koyulukta ister kahvesini.

Unutmayalım ki kahve Arabica ve Robusta olmak üzere iki çeşittir ve iyi bir kahve yapmak için bu iki çeşidin karışımından faydalanılır. Karşımızda pahalı bir kahve varsa ki bu ya %100 ya da buna yakın bir oranda Arabica çekirdekleri barındırır ve bu yüzden kafein miktarı daha düşüktür. Kısmen daha ucuz bir kahve tamamen Robusta olabilir ve bu durumda kafein miktarı daha yüksektir.

Genel kural bir fincan kahve için 7 gram kavrulmuş ve çekilmiş kahve kullanmaktır. Kahvenin yaklaşık %1.2'si kafeindir, bu hesaptan yola çıkarsak 7 x 0.012 = 0.084 gram = 84 mg kafein yapar.

Kafein diğer bazı aromatik maddelerle beraber en önce suyla çözünen içeriklerden biridir. Dolayısıyla pişirilme şekli fincandaki kafein miktarını çok fazla etkilemez.

Filtre Kahve (150 ml)
80-125

French Press (150 ml)
55-95

Hazır Kahve (150 ml)
45-70

Kafeinsiz Hazır Kahve (150 ml)
1,5-2

Demlenmiş Çay (150 ml)
43

Kolalı İçecek (330 ml)
46

Light Kolalı İçecek (330 ml)
46

Sütlü Çikolata (150 gram)
22


Bazı kaynaklarda Türk kahvesinin daha düşük kafein içerdiği bilgisine rastlayabilirsiniz. Teknik olarak bu bilginin doğruluğu tartışmaya açıktır. Öncelikle Türk kahvesi %100 Arabica çeşidi olan Rio Minas çekirdeklerinden yapılmaktadır. Bu nedenle Robusta ve Robusta ağırlıklı karışımlara göre daha az kafein içerir. Diğer taraftan içilen miktar olarak espresso hariç diğer demleme metotlarına göre daha az miktarda içilen bir kahve olması sebebiyle kafein miktarının daha az olması doğaldır.

Burada bir noktayı açıklığa kavuşturmakta büyük yarar görüyoruz. Her ne kadar istatistiksel verilerimiz kesin rakamları yansıtmasa da Türkiye'de kişi başı kahve tüketimi yaklaşık 500 gramdır. Finlandiya'da bu rakam 13 kg, Almanya'da ise 6 kg dır. Yani bir başka deyişle Finliler tam 26 katımız kadar kahve tüketiyorlar. Almanların tüketimi yine bizim tam 12 katımız. Demek ki kahvenin bizim tam farkında olmadığımız daha çok faydası var.
(alıntı)

kantar
18-01-2007, 18:21
Süt, Süt Ürünleri ve Brusella

Kalsiyum gereksinimi hayatın her devresinde farklılık gösteriyor. Hızlı büyümenin olduğu devrelerde, çocuk, genç, gebelik ve emzirme dönemlerinde kalsiyum gereksinimi artıyor. Ancak her yaş döneminde yeterli miktarda kalsiyum almaya özen göstermek gerekiyor.

Günde hiç olmazsa bir bardak süt içilmelidir. Bunun yanında peynir, yoğurt ve tereyağı gibi süt ürünleri tüketilmelidir. Gelişmiş ülkelerde insanlar günde iki bardak süt içerken, Ülkemizde haftada iki bardak süt içilmektedir.

Süt; içerdiği protein, yağ, karbonhidrat, mineral madde, vitamin, enzim, su gibi besin maddeleri ve büyüme için gerekli tamamlayıcı faktörleri ile insanlar için olduğu kadar ne yazık ki mikroorganizmalar için de vazgeçilmez bir besin kaynağıdır. Hijyenik şartlarda elde edilmeyen süt, özellikle içerdiği patojen mikroorganizmalar açısından sütün işlenmesinde veya uygun şartlarda elde edilmeyen süt ürünlerinin tüketilmesinden dolayı sağlık açısından risk oluşturmakta ve istenmeyen sağlık sorunlarının yaşanmasına neden olmaktadır.

Zararlı, hastalık yapan (patojen) mikroorganizmalar, süt ve süt ürünleri yoluyla nüfusun büyük bir bölümüne hızla yayılabileceği ve gerekli önlemler alınmadığı takdirde salgın hastalıklara yol açabileceği için özellikle insanlar açısından tehlikeli olarak düşünülmektedir. Bu nedenle, çok ciddi hastalıklara neden olan patojen mikroorganizmaların ve kimyasal kirleticilerin süt ve süt ürünleri yolu ile insanlara bulaşmasını önlemek gerekir.

Patojenler, gerek vücut içerisindeki faaliyetleri ile doğrudan, gerekse süt ve süt ürünleri içerisinde tüketim öncesinde toksin veya diğer zararlı maddeleri üretmek suretiyle dolaylı olarak insan sağlığını etkileyebilmektedir. Süt ve süt ürünleri, insanlar tarafından doğrudan veya enfekte olmuş kaplar, aletler, su gibi yollardan dolaylı kontamine olduğu taktirde çeşitli hastalıkları yayabilmektedir. Hastalıklı hayvanlardan elde edilen sütün tüketilmesi halinde, bir çok hayvan hastalığı insanlara bulaşabilmektedir. Yine hepimizin bildiği gibi süt ve süt ürünleri, hayvan ve tüketici arasındaki pazarlama zincirinin herhangi bir aşamasında kontamine olabilmektedir.

İnsanlara çiğ süt ve çiğ sütten elde edilen ürünlerin tüketilmesi yoluyla bulaşan brusella ciddi sağlık sorunlarına neden olmaktadır. Hastalıklı hayvanlardan elde edilen sütler veya bu sütlerle yapılmış besinler, çiğ olarak tüketildiği veya yeterince pastörize veya sterilize edilmediği zaman ölümle sonuçlanabilecek çeşitli gıda zehirlenmelerine neden olabilmektedir. Bu nedenle, açıkta satılan süt ve süt ürünleri satın alınmamalı, pastörize veya sterilize edilmiş UHT sütler kullanılmalıdır.

Brusellozis, hayvanlardan yara, sıyrık ve mukoza membranları yoluyla bulaşmaktadır ve kuluçka süresi 3 haftadır. İnsanlarda ve sığırlarda görülen bir hastalık olup, genellikle hastalıklı hayvanların sütü ve sütten yapılmış besinlerden geçmektedir. Süt ve süt ürünlerinin pastörize edilerek kullanılması, bu mikroorganizmayı öldürdüğü için hastalığın önlenmesi için gereklidir.

Hastalığın belirtileri:

Düzenli olmayan sürekli ateş
Baş ağrısı, sırt, kas ve eklemlerde ağrı
Titreme, gece terlemesi
% 10-20 oranında karaciğer-dalak büyümesi


Risk altında olan bireyler:

Hayvancılıkla uğraşanlar
Taze peynir tüketenler
Çiğ veya yeterince pastörize edilmemiş süt ve süt ürünlerini tüketenler

Korunma yolları:

Çiğ sütün bruselle gibi patojenlerle kontamine olmasını engellemek bir hayli güçtür. Bu nedenle, süt ve süt ürünlerinde patojenleri kontrol etmenin en güvenli yolu, uygun ısıl işlemi uygulamak ve ardından süt ve süt ürünlerinin kontaminasyonunu engellemektir. Kontaminasyon sütün işlenmesi, süt ve süt ürünlerinin pazarlanması süreçlerinde her an meydana gelebilir. Ancak, günümüzde geliştirilen modern üretim ve işleme tekniklerinin yanı sıra, yeterli sağlık denetimi ve kalite kontrolü ile tüketicilere güvenli ve sağlıklı ürünler sunmak artık mümkündür.

T.C Sağlık Bakanlığı
(alıntı)

kantar
18-01-2007, 18:25
Kışın artan cilt hastalıklarına karşı önlemler

Memorial Hastanesi Dermatoloji Bölümü'nden Uzm. Dr. Ayfer Bankaoğlu, cilt hastalıklarının kış aylarında neden arttığını ve alınabilecek önlemleri anlatarak, "Soğuk havanın neden olduğu cilt kuruluğu, cildin yaşlanma sürecini de kısaltıyor" dedi.

Kış mevsiminde cilt sağlığını tehdit eden faktörlerin çoğalmasıyla birlikte, cilt hastalıklarının görülme sıklığı da artıyor. Memorial Hastanesi Dermatoloji Bölümü'nden Uzm. Dr. Ayfer Bankaoğlu, cilt hastalıklarının kış aylarında neden arttığını ve alınabilecek önlemleri anlattı. Her an dış dünyayla irtibat halinde olan cildin, fiziksel etkenlerden ciddi oranda etkilendiğini belirten Bankaoğlu, ''Özellikle kış mevsiminde, cilt sağlığını tehdit eden faktörler çoğalıyor. Soğuk ve kuru, aynı zamanda kirli havaya, düşük nem oranına, rüzgara ve asit yağmurlarına özellikle dikkat edilmesi gerekiyor. Bu doğal etkenlerin yanı sıra kapalı ortamlarda geçirilen zamanın artması da cilt sağlığını olumsuz etkiliyor.
Melatoin hormonunun güneşsiz ortamlarda daha fazla salgılanması, insanların kış aylarını daha stresli ve depresyona eğilimli geçirmelerine yol açıyor. Bu faktörlerin birleşmesi, sivilce ve egzama gibi cilt hastalıklarının görülmesinin yanı sıra, stresle tetiklenen sedef, vitiligo gibi önemli deri hastalıklarının da artmasına neden oluyor. Ayrıca, soğuk havanın neden olduğu cilt kuruluğu, cildin yaşlanma sürecini de kısaltıyor" dedi.

Kuru cilt tipine sahip olanların, çocukların ve yaşlıların kış mevsiminden daha çok etkilendiklerini belirten Bankaoğlu, cildi kışın olumsuz etkilerinden korumanın yollarını ise şu sözlerle dile getirdi:

"Yaşlılar, çocuklar ve kuru bir cilt yapısına sahip olanlar, kış mevsiminden en çok etkilenen grubu oluşturuyor. Bu aylarda havada zaten azalan nem oranını, kalorifer, soba ve klima gibi cihazlar daha da aşağıya çekiyor. Bu aşamada cilt kuruluğuna bağlı olarak gelişen veya şiddetlenen deri hastalıklarının önlenmesinde, nemlendiricilerin kullanılması büyük önem taşıyor. Cilt temizliğinde, cildin pH değerine uygun tıbbi temizlik ürünlerinin kullanılması gerekiyor. Hemen belirtelim, el temizliği için kullanılan sabunların, yüz temizliği için kullanılması son derece yanlış; çünkü el derisi yüze oranla daha kalın ve bu nedenle cilt tipine uygun temizleyicilerin kullanılması gerekiyor. Günde birkaç kez duş almak ve sık sık sabun kullanmak da cilt kuruluğunu arttıran faktörler. Özellikle çok sık duş alan kişiler, cilt bakımlarını ihmal etmeyerek, banyodan sonra mutlaka nemlendirici kullanmalılar. Ayrıca, cildin yağlı olması, nemle
karıştırılmamalı ve yağlı cilde sahip kişiler de kış aylarında nemlendirici kullanmalı."

Uzm. Dr. Bankaoğlu, cildin nemlendirilmesi kadar evin nemlendirilmesinin de önemli olduğunu söyledi. Soğuğun cilde olumsuz etkisini önlemek için nemlendirici kullanılması gerektiğini belirten Bankaoğlu, "Sokağa çıkıldığında soğuktan koruyucu giysiler giyilmeli ve eldiven takılmalı. Ayrıca, evlerin nemlendirilmesi de cildin nemlendirilmesi kadar önemli.
Kalorifer peteklerinin üzerine ıslak havlu konulması ya da sobanın üzerinde su kaynatılması, odanın nemlendirilmesi açısından faydalı olacaktır. Günde en az 1-1.5 litre su içilmesi de derideki nem oranını arttıracaktır. Saç bakımına gelince, kışın saçlar kirli ve kuru havaya daha fazla maruz kaldığı için bere veya şapka kullanılarak korunması
faydalı olacaktır" uyarısında bulundu.

CİLT

Kızarıyor ;

Cildiniz oldukça hassas ve tepkili. Nemlendirmeniz gerekiyor. Anti-allerjenik ürünler kullanın. Yüz temizliğinizde yağlı temizleyicileri tercih edin. Yüzünüzü temizledikten sonra yatıştırıcı bir losyon kullanın. Makyaj ürünlerinizi de nemlendirici özelliğe sahip olanlardan seçin ki cildiniz gün boyu zarar görmesin. Beslenmenizde havuç gibi beta-karoten yönünden zengin yiyeceklere, süt ürünlerine, lahanaya ağırlık verin. Alkol, kafein ve baharatlı yiyeceklerden mümkün olduğunca uzak durun. Soğuğa çıkarken, yüzünüzü, bir atkı veya eşarp ile koruma altına alın.

Geriliyor ;

Kırışıkların erken oluşmasını engellemek için cildinizi hiç bir zaman nemlendiricisiz bırakmayın. Geceleri uyumadan önce ve sabahları yüzünüzü temizledikten sonra mutlaka nemlendiricinizi uygulayın. Yüzünüzde sivilceler bile varsa, bu sizi yanıltmasın, gerilme hissi, cildinizin nemlendirilmeye ihtiyacı olduğunun göstergesidir. Sudaki kalkerin etkisini azaltmak için geleneksel sabunlardan çok, dermatolojik olanları ya da bir makyaj temizleyicisini tercih edin. Duşta en fazla 10 dakika kalın ve ılık su (37°C) ile yıkanın. Bakım ürünleri seçerken gliserin, vazelin ve bitkisel yağlar (karite yağı, fındık yağı vb.) bakımından zengin olanları tercih edin .

Sivilceli ve çizgiler var ;

Cildinizin neme ihtiyacı var. Sivilcelerinizin sebebi hormonal veya yağlı beslenme olsa da cildinizi beslemelisiniz. Yoksa soğuk, cildinizin iyice kurumasına neden olur ve sivilceleriniz yüzünüzde estetik olmayan izler bırakır. Çok yağlı olmayan nemlendiriciler tercih edin. Sivilceleriniz için tedavi edici özelliklere sahip kremler kullanabilirsiniz. Yağlı yiyeceklerle beslenmemeye dikkat edin.



ELLER

Kuruyor ;

Suyla her temastan sonra krem sürün. Buna vaktiniz yoksa veya unutuyorsanız en azından günde 2 kez (sabah ve akşam) kremleyin. Haftada bir kez bir kaç damla badem yağı ile masaj uygulayın. Dışarı çıkarken eldiven giyin. Ellerin sürekli kuru olmasının nedenlerinden biri de yanlış beslenmeden kaynaklanan lipid eksikliğidir. Bol bol balık ve kayısı tüketin.

Çatlıyor ;

Suyla her temastan sonra mutlaka nemlendirici krem kullanın. Geceleri yatmadan önce zengin içerikli besleyici bir kremi ellerinize bolca sürün. Daha sonra pamuk bir eldiven giyin ve sabaha kadar çıkarmayın.

Kızarıyor ve kaşınıyor ;

Tamamen soğukla ilgili bir durum. Eldivensiz soğuğa çıkmayın. Hassas ciltler için hazırlanmış olan kremlerle ellerinizi nemlendirin. Banyodan sonra gül suyu ile gliserini karıştırarak ellerinize sürün .



DUDAKLAR

Kuruyor ;

Nemlendiricinizi yüzünüze uygularken dudaklarınızı unutmayın. Onların da beslenmeye ihtiyacı var. Gün içinde ise stick nemlendiricilerden faydalanın.

Çatlıyor ;

Dudaklarınızın üzerindeki ölü deriyi hafifçe peeling yaparak veya bir diş fırçası yardımı ile temizleyin. Daha sonra A vitamini içeren bir krem sürün. Gün içinde stick nemlendirici kullanın



SAÇLAR

Kuru ;

Kuru saçın kullanımı oldukça zordur. Diğer saç tiplerine göre daha kapsamlı bir bakıma ihtiyaç duyarlar. Şampuan olarak besleyici olanları kullanın. Haftada 1 kez serum uygulayın. Mümkün olduğunca kurutma makinesi ile kurutmamaya özen gösterin. Beslenmenizde A vitamini yönünden zengin yiyecekleri tercih edin; yumurta sarısı, yeşil sebzeler, domates gibi.

İnce ve kırılıyor ;

Mevsim değişimlerinde saçta kırılmalar daha fazla görülür. Şu sıralar çok gerekmiyorsa saçınıza boya, balyaj gibi kimyasal işlemler yaptırmayın. Doğal içerikli ve nemlendirici özellikli bakım ürünleri kullanın.
(alıntı)

kemal.erdem
19-01-2007, 23:29
KEFÝR VE FAYDALARI
Ýnsanlar kendi hücrelerinin 10 katý sayýdaki (100 trilyon) faydalý
baðýrsak mikrobu ile ortak bir yaþam sürdürmektedir. Faydalý baðýrsak
mikroplarý (probiyotikler) çeþitli yararlarýnýn yanýnda dýþ ortamdan
gelen zehirli maddelerin kana geçmesini engelleyen koruyucu bir
baðýrsak tabakasý oluþtururlar. Baðýrsaktaki saðlýklý mikrop
dengesinin, zararlý mikroplar lehine deðiþmesi, yani baðýrsaktaki mükemmel
dengenin bozulmasý çok sayýda ivegen ve müzmin hastalýða yol açar.
Son yýllarda rafine gýdalarýn tüketimindeki artýþa paralel olarak,
turþu, kefir, boza, çeþitli salamuralar gibi geleneksel fermantasyon
gýdalarýnýn az tüketilmesi, süt ve yoðurt gibi fazla tüketilenlerin ise
ekþimesin ya da kesmesin diye pastörize edilmesi ya da antibiyotik
katýlmasý vücudumuzun mükemmel probiyotik dengesini alt üst etmiþtir.

Probiyotik - Prebiyotik
Yeterli miktarda yenildiðinde insan ya da hayvan saðlýðýný olumlu yönde
etkileyen mikroorganizmalara probiyotik denir.
Baðýrsaktaki bazý mikroorganizmalarýn çoðalmasýný artýran ve/veya
aktivitesini uyaran ve insan ya da hayvan saðlýðýný olumlu yönde
etkileyen maddelere (besinsel lifler gibi) prebiyotik denir
Probiyotikler = yararlý baðýrsak mikroplarý (bakteriler ve mantarlar)
Eriþkin bir insan baðýrsaðýnda 100 trilyon (1,5 kg) faydalý bakteri ve
mantar bulunur. Bu rakam insan hücre sayýsýnýn 10 katý kadardýr.
Sayýlarý 400'ün üzerinde olan bu bakteriler ve mantarlar normal
baðýrsak florasýný oluþtururlar.
Bu bakteriler ve mantarlar 300 m2 büyüklüðünde bir yüzey oluþturan
baðýrsak sümüksü zarýný koruyucu bir tabaka þeklinde döþer.

Probiyotiklerin görevleri
- Baðýþýklýk sistemini güçlendirmek.
- Yiyeceklerin hazmýný kalaylaþtýrmak.
- Vitaminlerin (K vit, biyotin, B12, niasin vb) sentezini yapmak.
- Baðýrsak duvarýný zararlý maddelerden korumak ve baðýrsak
geçirgenliðini azaltmak.
- Zararlý maddelerin (toksinler) kan dolaþýmýna geçmesini engellemek.
- Besin allerjilerini ve ekzemayý önlemek.
- Kronik enflamatuvar (iltihabi) hastalýklarýn oluþumunu engellemek.
- Kanseri önlemek.
- Yaþlanmayý yavaþlatmak.
- Depresyonu hafifletmek.
- Otizm bulgularýný hafifletmek.
- Ýshali önlemek ve tedavi etmek.
- Ýdrar yolu iltihaplarýný önlemek.
- Kabýzlýðý tedavi etmek.
- Böbrek taþlarýnýn (okzalat) oluþumunu azaltmak.

Kefir neye benzer?
Kefir yoðurda ya da ayrana benzer. Zaten benzer þekilde mayalanýr.
Bekletildikçe tadý ekþir ve çok az olan alkol oraný artar.
Kefirin zararý var mý?
Kefirin bilinen bir zararý yoktur. Çok nadir olarak bazý kiþiler yeni
baþladýklarýnda fazla kefir içmeye tahammül edemezler. Bu kiþiler kefir
miktarýný yavaþ yavaþ artýrmalýdýr. Bazý kiþiler toksinlerden
temizlenirken toksinlerin geçtiði dokularda bir takým rahatsýzlýklar oluþabilir.
Kýsa bir süre sonra, toksinler vücut dýþýna çýkacak ve kiþi kendini çok
iyi hissedecektir (iyileþme krizi).

Kefir taneleri neye benzer?
Kefir taneleri karnabahar görünümünde fakat lastik kývamýndadýr. Kefir
tanelerinin dýþýnda kefiran denilen bir yapýþkan bir zar(f) vardýr.
Yararlý bakteriler ve mantarlar kendi yaptýklarý bu zarýn içinde
Yaþarlar

Kefir taneleri sonsuza kadar yaþayabilir mi?
Kuru kefir taneleri birkaç mayalamadan sonra yok olabilir. Ama ýslak
maya eðer iyi bakýlýrsa sonsuza kadar saðlýklý kalýr (þimdiye kadar
nasýl geldi!) Kefir tanelerini sýkmayýn, metal deðdirmeyin, temiz
tutun. Uzun süre kullanmayacaksanýz soðuk bir yerde (tercihan buzdolabýnda)
tutun. Daha uzun süre saklamak istiyenler derin dondurucuya
koyabilirler.
Ne kadar kefir tüketmeliyim?
Ne kadar yoðurt yiyorsanýz o kadar. Önce bir çay bardaðý için sonra
miktar gittikçe arttýrýn. Genellikle 250-1000 mL kadar
tüketilmektedir . Müzmin hastalýðý olan kiþilerin en az bir litre kadar
kullanmasý tavsiye edilmektedir.
Kefir ile yoðurdun farklarý nelerdir?
Her ikisi de sütün fermantasyonu sonucu elde edilir. Görünüþ olarak
birbirlerine çok benzerler Yoðurt prebiyotiktir yani probiyotiklerin
üremesini artarýr. Kefir probiyotiktir. Yani kendisi yararlý
mikroorganizmadýr.
Yoðurtta mikroorganizma olarak sadece bifidobakterler ve laktobasiller
bulunur (market yoðurdu ise onlar da yok !!). Kefirde ise bunlara
ilaveten Lactobacillus Caucasus, Leuconostoc, asetobacter ve streptokok
gibi bakteriler ile Saccharomyces kefir and Torula kefir gibi
mantarlar bulunur. Sonuç olarak evde yapýlan yoðurt saðlýðýnýz için çok
iyidir kefir ise ondan da iyidir.
B Kefir ve kanser

Kefir tümör oluþumunu engellemekte ya da var olanýn ilerlemesini
azaltmaktadýr.

Kefir ve vitaminler
Kefir içindeki mikroorganizmalar bol miktarda vitamin (K vit, B1
vitamini, pan-totenik asit, niasin, folik asit B12, ve biyotin) sentezi
yapar-lar. Kefir mikroorganizmalarýnýn ürettiði biyotin diðer B
kompleks vitaminlerinin emilimini de artýrýr.

ENGINEER68
22-01-2007, 10:29
Şifalı bitkiyle körlüğe çare 22 Ocak 2007


A.A

Sarı nokta” olarak bilinen göz hastalığının ilerlemesi, Gülhane Askeri Tıp Fakültesi (GATA) Göz Hastalıkları Ana Bilim Dalında geliştirilen ve halk arasında “kılıç otu” ya da “mayasıl otu” olarak bilinen sarı kantaron bitkisinin kullanıldığı tedavi yöntemiyle büyük oranda durdurulabildi.

“GATA Göz Hastalıkları Ana Bilim Dalından Prof. Dr. Tabip Albay Güngör Sobacı'nın geliştirdiği yöntemle, ağızdan tedavi gören vakaların yüzde 64'ünde, damardan tedavi görenlerin ise yüzde 87'sinde körlük engellenebildi.

SARI NOKTA NEDİR

Tıptaki adı “yaşa bağlı makula dejeneresansı” olan “sarı nokta” hastalığıyla ilgili çalışmalarıyla tanınan, Gülhane Askeri Tıp Fakültesi Dekanı ve Eğitim Hastanesi Baştabibi Prof. Tabip Tümgeneral M. Zeki Bayraktar, ortalama ömrün uzamasına bağlı olarak göz dibindeki “sarı nokta” adı verilen bölgedeki rahatsızlıklardan kaynaklanan görme kayıplarında büyük artış olduğunu söyledi.

Küre şeklindeki gözün arkasında ve merkezinde, karşıdan gelen ışığın üstüne düştüğü noktanın “sarı nokta” olarak adlandırıldığını anlatan Bayraktar, 400-500 mikron çapındaki bu alanın görmenin en değerli kısmı olduğunu söyledi. Bayraktar, bunun etrafındaki 3 milimetrelik bir alanın ise gözün arka kısmındaki kenar kısımlara göre daha yüksek görme gücüne sahip bir bölge olduğunu belirtti. Bayraktar, bu bölgelerde herhangi bir rahatsızlık ortaya çıkması halinde görmede ileri derecede kayıp meydana gelebildiğini bildirdi.

“Sarı nokta” hastalığının yaşın ilerlemesine bağlı olarak daha sık görüldüğünü kaydeden Bayraktar, hastalığın ortaya çıkmasında genetik faktörlerin yanı sıra sigara, hipertansiyon, damar sertliği, açık renkli göz ve güneşe fazla maruz kalmanın da etkili olduğunu bildirdi.

Bayraktar, hastalığın 50-55 yaş arasında yüzde 5-10 oranında, 75 yaş üstünde ise her 3 kişiden birinde görüldüğünü anlattı.

Bu hastalığın yüzde 90'ının “kuru tip” adı verilen tarzda ortaya çıktığını belirten Bayraktar, hastalığın bu türünde tam görme noktasındaki hücrelerde harabiyetin söz konusu olduğunu ifade etti. Bayraktar, geriye kalan yüzde 10'luk dilimi oluşturan “yaş tip” yaşa bağlı sarı nokta harabiyetinde ise hastalığın çok hızlı bir şekilde ilerleyerek görme kaybına yol açtığı