PDA

View Full Version : Birinci Vazife



Pages : [1] 2 3

Red Kit
21-04-2006, 00:32
Ey Türk Gençliği!

Birinci vazifen, Türk istiklâlini, Türk Cumhuriyetini, ilelebet, muhafaza ve müdafaa etmektir.

Mevcudiyetinin ve istikbalinin yegâne temeli budur. Bu temel, senin, en kıymetli hazinendir. İstikbalde dahi, seni bu hazineden mahrum etmek isteyecek, dahilî ve haricî bedhahların olacaktır. Bir gün, İstiklâl ve Cumhuriyeti müdafaa mecburiyetine düşersen, vazifeye atılmak için, içinde bulunacağın vaziyetin imkân ve şerâitini düşünmeyeceksin! Bu imkân ve şerâit, çok nâmüsait bir mahiyette tezahür edebilir. İstiklâl ve Cumhuriyetine kastedecek düşmanlar, bütün dünyada emsali görülmemiş bir galibiyetin mümessili olabilirler. Cebren ve hile ile aziz vatanın, bütün kaleleri zaptedilmiş, bütün tersanelerine girilmiş, bütün orduları dağıtılmış ve memleketin her köşesi bilfiil işgal edilmiş olabilir. Bütün bu şerâitten daha elîm ve daha vahim olmak üzere, memleketin dahilinde, iktidara sahip olanlar gaflet ve dalâlet ve hattâ hıyanet içinde bulunabilirler. Hattâ bu iktidar sahipleri şahsî menfaatlerini, müstevlilerin siyasi emelleriyle tevhit edebilirler. Millet, fakr ü zaruret içinde harap ve bîtap düşmüş olabilir.

Ey Türk istikbalinin evlâdı! İşte, bu ahval ve şerâit içinde dahi, vazifen; Türk İstiklâl ve Cumhuriyetini kurtarmaktır! Muhtaç olduğun kudret, damarlarındaki asil kanda mevcuttur!

Ankara, 20 Ekim 1927

Saxofon
21-04-2006, 02:55
Gençliğe Hitabe içinde isabetsiz tek kelime yok. Atatürk sanki zamanda yolculuk yapıp bu günleri ve yakın geleceği yaşamışçasına 79 yıl önceden uyararak bizleri vazifelendirmiş. :aglayan:

NAZBEG
21-04-2006, 08:02
Gercekten her kelimesi anlam yuklu....

bikmisbroker
21-04-2006, 13:49
Ataturku anlamak demek yaptiklarini, dusuncelerini duzgun yorumlayabilmek demektir.
Yasadigi YUZYIL'in en basta gelen lideri konumundaki Mustafa Kemal Ataturk'un kiymetini bilen, yaptiklarini takdir eden, onca devlet baskani varken mevcut durum icerisinde onun bizlere biraktigi emanetlere, degerlere sahip cikmamak mevcut zenginlikleri ve halihazirdaki MOZAiK yapisi ile Ortadoguda cok buyuk bir devlet olmak yolunda emin adimlarla ilerleyen Turkiyemizin Onunu Tikamak demektir.
Nufusunun cogunlugunun Musluman oldugu Ulkemizde, Musluman bir ulke olmamiza ragmen Seriat ile degil ama Demokrasi ile yonetilen DUNYADAKi TEK DEVLET Konumunda olmamiz Mustafa Kemal Ataturk sayesindedir.
Ulkemizin bu ozelligi (Istiklal ve Cumhuriyet) Diger islam ulkeleri arasinda oldugu kadar Batili ulkeler arasinda bile GIPTA ile izlenmektedir. Ulkemizin Halihazidaki Mevcut bu satatusunu cekemeyen ulkeler cok fazladir.

Turkiye Cumhuriyetine mahsus bu Ozellik Ulkemizi Dunyada bambaska bir konuma tasimaktadir, sahip olduklarimizin ve bize birakilan emanetin kiymetini bilelim..

Saygilarimla,

Bikmisbroker

Babadağlı
21-04-2006, 15:30
Dün gece bir rüya gördüm hayırdır inşallah
Okulun konferans salonu gibi bir yerdi, ama çevresinde binalar vardı. Duvarlar yerine binalar. Her pencerisinde pis bir hazırlık vardı. Yüzlerini boyunlarını pkk yı simgeleyen paçavralar saran tipler doldurdu bir anda bütün pencereleri. Hemen ardından slogan atmaya başladılar. Çok kalabalıklardı. Bir anda herkes birbirine bakıyor ve çok korkuyordu. Bir arkadaşımız sırf korkusundan onların slogananına katıldı. Biz yanında olan biteni anlamaya çalışıp karar verme aşamasındaydık. Bütün bu olanlar sadece 1-2 saniyeden ibaretti. Tam o anda çok yakın bir arkadaşım "Şehitler Ölmez Vatan Bölünmez" diye bağırarak bir başlangıç yaptı. Ben içimden neden ben ilk başlayan değildim diye düşündüm. Sadece bir rüyaydı ama ben o anda gerçekten çok üzgündüm. Ardından herkes bize katıldı, daha sonra grup gözden kayboldu. pkk nın azdığı şu sıralarda sadece aklımda birikenlerin bir sonucuydu aslında bu rüya. Herzaman lider siz olamazsınız, ama mutlaka lidere katılacak vaktiniz olacaktır. Atamızın dediği gibi, Muhtaç olduğumuz kudret, damarlarımızdaki asil kanda mevcut.

TÜRKTRADER
21-04-2006, 15:36
AtatÜrk'Ün GenÇlİĞe Hİtabesİ Bİr Duvar SÜsÜ DeĞİl,erken Uyari Sİstemİdİr.

ayyan
21-04-2006, 19:31
Ne yazsak ne söylesek az gelir.
Bir konuşmayla insan hem gecmisi hemde gelecegi böyle güzel mi özetler?

radyolog
21-04-2006, 20:48
ne büyük bir önder dir ki fukaralıktan mahvolmuş bir toplumu ikna ederek üniversal ülküler etrafında toplamayı becerebilmiş ,sadece geçmişe değil de geleceğe de asla sönmeyecek,her daim baki mesajlar bırakabilmiş
bir insan

ne kutlusun ki uzun zamandır sensisiz biz sana inananlara çok uzun zamandır yine de senin bıraktığın ilke ve devrimler(bazı mankafalılara göre inkilaplar :)) ) genlerimize işlenmiş durumda

SEN MERAK ETME, RAHAT UYU EMİNİM Kİ BİZLERİ YUKARIDAN BİR YERDEN GÖZLÜYORSUNDUR

BU ÜLKENİN GENÇLİĞİ ,AKLI BAŞINDA OLAN İNSANLARI HER ZAMAN VE ASLA SAPMADAN SENİN GÖSTERDİĞİN YOLDA GEREKİRSE ÖLÜMÜNE İLERLEYECEKTİR

ASLA VE ASLA GÖZÜN ARKADA KALMASIN

RAAHT UYU SEVGİLİ PAŞAM

temese
22-04-2006, 12:43
Düşünen ve anlayan beyinlere ATATÜRK bir mucizedir.

Gelibolu'ya bulut gönderildiğine inandığım kadar
o bulutun ALLAH'ın eli olduğuna inandığım kadar
Ve TÜRK milletinin tarihindeki olmazı olur yaptığı
matematiği işlemez hale getirdiği her mucizeye
inandığım kadar
ATATÜRK'ün de bu millete verilmiş bir mucize olduğuna
inanıyorum..


Topiğin hayırlı olmasını temenni ederim..
Saygılarımla..

pride
22-04-2006, 14:09
Düşünen ve anlayan beyinlere ATATÜRK bir mucizedir.

Gelibolu'ya bulut gönderildiğine inandığım kadar
o bulutun ALLAH'ın eli olduğuna inandığım kadar
Ve TÜRK milletinin tarihindeki olmazı olur yaptığı
matematiği işlemez hale getirdiği her mucizeye
inandığım kadar
ATATÜRK'ün de bu millete verilmiş bir mucize olduğuna
inanıyorum..


Topiğin hayırlı olmasını temenni ederim..
Saygılarımla..


bir mucize daha bekliyoruz; aslında ulu önderin izinden gitsek hepimiz bir mucize yaratırız...

NAZBEG
22-04-2006, 14:52
iSTiKLAL MARŞI

Korkma, sönmez bu şafaklarda yüzen al sancak
Sönmeden yurdumun üstünde tüten en son ocak.
O benim milletimin yıldızıdır, parlayacak!
O benimdir, o benim milletimindir ancak!

Çatma, kurban olayım, çehreni ey nazlı hilal!
Kahraman ırkıma bir gül... ne bu şiddet, bu celal?
Sana olmaz dökülen kanlarımız sonra helal.
Hakkıdır, Hakk'a tapan milletimin istiklal.

Ben ezelden beridir hür yaşadım, hür yaşarım;
Hangi çılgın bana zincir vuracakmış? Şaşarım!
Kükremiş sel gibiyim, bendimi çiğner, aşarım.
Yırtarım dağları, enginlere sığmam, taşarım.

Garbın âfâkını sarmışsa çelik zırhlı duvar.
Benim iman dolu göğsüm gibi serhaddim var.
Ulusun, korkma! Nasıl böyle bir imanı boğar,
'Medeniyyet!' dediğin tek dişi kalmış canavar?

Arkadaş, yurduma alçakları uğratma sakın;
Siper et gövdeni, dursun bu hayâsızca akın.
Doğacaktır sana va'dettiği günler Hakk'ın,
Kim bilir, belki yarın, belki yarından da yakın.

Bastığın yerleri 'toprak!' diyerek geçme, tanı!
Düşün altındaki binlerce kefensiz yatanı.
Sen şehid oğlusun, incitme, yazıktır, atanı.
Verme, dünyâları alsan da bu cennet vatanı.

Kim bu cennet vatanın uğruna olmaz ki feda?
Şühedâ fışkıracak toprağı sıksan, şühedâ!
Cânı, cânânı, bütün varımı alsın da Hudâ,
Etmesin tek vatanımdan beni dünyâda cüdâ.

Rûhumun senden ilahî, şudur ancak emeli:
Değmesin ma' bedimin göğsüne na-mahrem eli!
Bu ezanlar-ki şehâdetleri dinin temeli-
Ebedî yurdumun üstünde benim inlemeli.

O zaman vecd ile bin secde eder -varsa- taşım.
Her cerîhamdan, İlâhi, boşanıp kanlı yaşım,
Fışkırır rûh-ı mücerred gibi yerden na'şım;
O zaman yükselerek arşa değer belki başım!

Dalgalan sen de şafaklar gibi ey şanlı hilâl!
Olsun artık dökülen kanlarımın hepsi helâl.
Ebediyyen sana yok, ırkıma yok izmihlâl;
Hakkıdır, hür yaşamış, bayrağımın hürriyet,
Hakkıdır, Hakk'a tapan milletimin istiklâl!

Mehmet Akif Ersoy

Istiklal Marsimizida yazamadan gecemedim....

Morientes
23-04-2006, 10:54
http://img95.imageshack.us/img95/6443/100resimata6em.jpg (http://imageshack.us)

Saxofon
23-04-2006, 13:26
Bu vazifeyi salt ülkemizdeki Atatürk büstlerine, resimlerine, bayrak direklerinde dalgalanan al sancağa sahip çıkarak, Atatürk'ün dinlemeyi sevdiği şarkıları yayınlayarak, sokaklara adını vererek, arabalara, duvarlara semboller yapıştırarak, milli bayramlarda geçit törenleri düzenleyerek yerine getirebilir miyiz? Bence bu sadece kolaya kaçan, hedefe varmayı sağladığı tartışılır bir şekilciliktir, hatta bazen bazılarınca insanları kandırmak ve ayakta uyutmaktır.

Bütün bunlar behemahal birşeyler görmemizi sağlar, belki tüylerimiz diken diken olur, duygulanırız, fakat Türkiye Cumhuriyeti'nin yüceltilmesine faydası var mıdır?

Ülkemize ve Atatürk'e ait fiziksel sembollere gereken saygıyı sergilemeliyiz. Fakat diğer yandan Atatürk'ün en büyük eseri ve bizlere armağanı olan Türkiye Cumhuriyeti'nin altını gizli gizli veya alenen oymaya çalışan hainlere ve yurtdışından ülkemiz aleyhine çalışan düşmanlara karşı yapılması gerekeni yapmıyorsak bunlar ne işe yarar?

Yapılması gereken Atatürk'ü anlamak, fikirlerini uygulamak ve ülkenin yararına çalışmaktır. Bunun yollarından biri işimizi en iyi şekilde yapmak olabilir. Daima insanların işlerini en iyi şekilde yaptığı ülkeler yücelmiştir.

Sizce ülkenin durumunu beğenmeyenler mi yoksa beğenenler mi ülkeyi daha çok sevmektedir? Ben durumu ve gidişatı beğenmiyorum ve hemen hemen herşeyi eleştiriyorum. Her alanda daha iyisinin yapılabileceğine eminim. Durumdan memnun olduğumuz zaman uluslararası rekabette geri kalmak yönünde adım atıyoruz demektir.

Temas edilecek o kadar çok konu var ki. Ancak yeri geldikçe yazmak mümkün.

soros74
23-04-2006, 18:23
"Ey Türk Gençliği" demiş Atatürk, "Ey Türkiyeli Gençlik" dememiş.......

Kasımpaşalı kabadayıların dikkatine......

adabeyi
24-04-2006, 08:12
Bu vazifeyi salt ülkemizdeki Atatürk büstlerine, resimlerine, bayrak direklerinde dalgalanan al sancağa sahip çıkarak, Atatürk'ün dinlemeyi sevdiği şarkıları yayınlayarak, sokaklara adını vererek, arabalara, duvarlara semboller yapıştırarak, milli bayramlarda geçit törenleri düzenleyerek yerine getirebilir miyiz? Bence bu sadece kolaya kaçan, hedefe varmayı sağladığı tartışılır bir şekilciliktir, hatta bazen bazılarınca insanları kandırmak ve ayakta uyutmaktır.

Bütün bunlar behemahal birşeyler görmemizi sağlar, belki tüylerimiz diken diken olur, duygulanırız, fakat Türkiye Cumhuriyeti'nin yüceltilmesine faydası var mıdır?

Ülkemize ve Atatürk'e ait fiziksel sembollere gereken saygıyı sergilemeliyiz. Fakat diğer yandan Atatürk'ün en büyük eseri ve bizlere armağanı olan Türkiye Cumhuriyeti'nin altını gizli gizli veya alenen oymaya çalışan hainlere ve yurtdışından ülkemiz aleyhine çalışan düşmanlara karşı yapılması gerekeni yapmıyorsak bunlar ne işe yarar?

Yapılması gereken Atatürk'ü anlamak, fikirlerini uygulamak ve ülkenin yararına çalışmaktır. Bunun yollarından biri işimizi en iyi şekilde yapmak olabilir. Daima insanların işlerini en iyi şekilde yaptığı ülkeler yücelmiştir.

Sizce ülkenin durumunu beğenmeyenler mi yoksa beğenenler mi ülkeyi daha çok sevmektedir? Ben durumu ve gidişatı beğenmiyorum ve hemen hemen herşeyi eleştiriyorum. Her alanda daha iyisinin yapılabileceğine eminim. Durumdan memnun olduğumuz zaman uluslararası rekabette geri kalmak yönünde adım atıyoruz demektir.

Temas edilecek o kadar çok konu var ki. Ancak yeri geldikçe yazmak mümkün.
:bravo: :bravo: :bravo: :bravo:

ghetto
24-04-2006, 09:21
Vatanını ençok seven görevini eniyi yapandır.....

+iMa
24-04-2006, 21:06
Vatanını ençok seven görevini eniyi yapandır.....

Hakkari Dağ ve Komando Tugayının yemekhane duvarında yazan muhteşem cümle...

Ne diyeyim...

Muhteşem...

:tamam:

BORSAHİSSE
24-04-2006, 22:14
Vatanını ençok seven görevini eniyi yapandır.....


:tamam: :tamam: :tamam:

varjan
25-04-2006, 18:11
AŞAĞIDAKİ YAZIYI BİR ORTAOKUL ÖĞRENCİSİ, OKULUNUN DUVAR GAZETESİNE YAZMIŞ.
İNANILMAZ GUZEL VE FARKLI BİR BAKIŞ AÇISI İYİ DE YAPMIŞ.

Bu ülkede yasayan her insanin baımsızlını ve demokrasisini borçlu olduğu insan: ATATÜRK... Gençliğinde kot pantolon giyememiş. Sevgilisinin elinden tutup hasılat rekorları kiran bir sinema filmine gidememiş... Padişah ona Trablusgarp Cephesi'nde görev verdiğinde, lüks uçak şirketinin, first class koltuğunda viskisini yudumlayarak görev yerine gidememiş... Halkına baımsızlık fikrini anlatabilmek için kortej esliğinde Mercedes'lerle gezememi Anadolu'yu... Kurtuluş hareketini başlatmak için 19 Mayıs'ta Samsun'a ayak basan ayaında spor ayakkabısı ya da kovboy çizmesi yokmuş... Kazandı her savaştan sonra savaş sahasına fırlayıp moral veren mini etekli ponpon kızlar da yokmuş... Tarih kitaplarına bakılırsa, Yunanlıları İzmir'den denize döktükten sonra timsah yürüyü de yapmamşlar... Ülkesinde yapacaı devrimleri, unutmamak için not alacaı bir cep bilgisayarı olmadı gibi, kendisine suikast girişiminde bulunacakları da cep telefonundan ğrenememiş! Atatürk için üzülüyorum. Dağ gibi adam, bir radyo programına faks çekemeden, İsmet Pasa için Safiye Ayla'dan bir istek parçası isteyemeden gitti .. Lozan Zaferi'nden sonra veya Cumhuriyet'in ilanından sonra arabaya atlayıp sabahlara kadar korna çalıp, elinde bayraklarla sokaklarda tur atamadı. Evinin balkonuna çıkıp, bir şarjör mermiyi havaya sıkamadı. Atatürk'e acıyorum... Sen kalk, dört kadınla evlenebileceğin bir dönemde dünyaya gel, sonra değerini bilmeyip tek kadınla evlilik sistemini getir. Aaaah ah... ılgın diskolara gitmek, sabahlara kadar içip, içip rock yapmak, babasının mersedesini alıp söyle bir Emirgan turu çekmek dururken... Bunları yapmadı Atatürk... Keyif çatmadı... Tüm hayatini ülkesinin kurtuluşuna ve uygarlaşmasına harcadı...

ISTE ONUN IÇIN BÜYÜK ADAMDI ATATÜRK HER FIRSAT ELINDE VARDI. O ISE SADECE BU MILLETIN BAGIMSIZLIGINI ISTEDI.

CycLone
25-04-2006, 19:12
AK Parti Fatsa İlçe Başkanı Veysel Dalcı, 23 Nisan kutlamaları sırasında Atatürk Anıtı'na ''sakız çiğneyerek çelenk bıraktığı'' gerekçesiyle tutuklandı.

Ordu'da, 23 Nisan kutlamaları sırasında Atatürk Anıtı'na ''sakız çiğneyerek çelenk bıraktığı'' iddiasıyla hakkında suç duyurusunda bulunulan AK Parti Fatsa İlçe Başkanı Veysel Dalcı, tutuklandı.

Fatsa ilçesi Garnizon Komutanı Binbaşı Kalander Karadağ, 23 Nisan Ulusal Egemenlik ve Çocuk Bayramı kutlama programı kapsamında, Atatürk Anıtı'ndaki törenlerde, Veysel Dalcı'nın, partisinin çelengini anıta koyarken sakız çiğnediği iddiasıyla ilçe Cumhuriyet Başsavcılığına suç duyurusunda bulundu. Bunun üzerine Dalcı, ifade vermek için Cumhuriyet Savcılığına çağrıldı. Adliyeye gelen Dalcı, ifadesinin ardından çıkartıldığı
nöbetçi mahkemece ''Atatürk'ün manevi şahsiyetine hakaret'' ettiği
gerekçesiyle tutuklandı.

kaynak : http://www.habervakti.com/

yorum: sinek küçüktür mide bulandırır tüm sineklerin temizlenmesi temennisiyle

hexedemical
25-04-2006, 21:30
bu yılki 23 nisan kutlamaları .işte böyle kutladık (her bayram olduğu gibi)
birisi bayrak değişimin teklif etti.
bir diğeri azap çekirmekten (laiklik)
mecliste ise 21 yaşında iri cüsseli(arınçtan iriydi) bir adam oturtulup çocuk yerine konması .sonra bu imam hatipli yoksa sen imam hatibe karşımısın diyip "okulu" dine alet etme 21 yaşındaki adamı aklama bir şey diyememe..

JoNaThAn
25-04-2006, 21:45
bu yılki 23 nisan kutlamaları .işte böyle kutladık (her bayram olduğu gibi)
birisi bayrak değişimin teklif etti.
bir diğeri azap çekirmekten (laiklik)
mecliste ise 21 yaşında iri cüsseli(arınçtan iriydi) bir adam oturtulup çocuk yerine konması .sonra bu imam hatipli yoksa sen imam hatibe karşımısın diyip "okulu" dine alet etme 21 yaiındaki adamı aklama bir şey diyememe..


hepsini bitirecekler.hepsi bitecek.21 yaşındada,15 yaşındada,50 yaşındada kalmayacak.ne türkiyede ne iranda..ne de dünyada.

kesinlikle laik değiller.ve kesinlikle cumhuriyet ile dost değiller.arkasına saklandıkları şey,yine cumhuriyetin kendisi.ellerinde olsa en ufak bir özgürlük vermezler kadına,halka.osmanlının yıkılışından beri faaliyette olan düşünce ve örgütlenmelerin devamı.içine cumhuriyeti sindirememiş olanlar.

geldikleri gibi giderler..takma kafana..

maksay
25-04-2006, 22:04
"....İstiklal ve Cumhuriyetine kastedecek düşmanlar, bütün dünyada emsali görülmemiş bir galibiyetin mümessili olabilirler. Cebren ve hile ile aziz vatanın kaleleri zaptedilmiş, bütün tersanelerine girilmiş, bütün orduları dağıtılmış ve memleketin her köşesi bilfiil işgal edilmiş olabilir. Bütün bu şeraitten daha elim ve daha vahim olmak üzere, memleketin dahilinde iktidara sahip olanlar gaflet, dalalet ve hatta hıyanet içinde bulunabilirler. Hatta bu iktidar sahipleri şahsi menfaatlerini, müstevlilerin siyasi emelleriyle tevhit edebilirler. Millet, fakru zaruret içinde harap ve bitap düşmüş olabilir.

Ey Türk istikbalinin evladı!


İşte, bu ahval ve şerait içinde dahi vazifen, Türk İstiklal ve
Cumhuriyetini kurtarmaktır. Muhtaç olduğun kudret, damarlarındaki asil kanda mevcuttur."



Arkadaşlar dönüyor dolaşıyor işi kasımpaşalığa, imamhatipliğe getiriyosunuz. Sonrada yok bunlar böyle, şöyle. Al sana iç çatışma, yozlaşma, verimsizlik ve kısır döngü..

Bugün dünyaya egemen olan güçler; ekonomisiyle, medyasıyla, bilimiyle, siyaseti vs Türkiye' ye de egemen değiller mi?

Yoksa kasımpaşalılarmı? Bence değil, çok kısır düşünüyoruz ve onların oyununa geliyoruz. Bakınız 68 kuşağına dışlandılardı, ne oldu? Eridi gitti veya tepedeler.


"....İstiklal ve Cumhuriyetine kastedecek düşmanlar, bütün dünyada emsali görülmemiş bir galibiyetin mümessili olabilirler. Cebren ve hile ile aziz vatanın kaleleri zaptedilmiş ..." Bence işe burdan başlayalım, muhafazakarlarda varsa suç onu da kendi iç dinamikleri ile düzeltelim. Öcü böcü gösterek değil.

bikmisbroker
26-04-2006, 10:49
"Hayati Çaresizliklerle dolu bir adamin öyküsü"

7 yasindayken babasini kaybetti ve yetim kaldi. yalniz ve içine kapanik iri olarak yasamaya, oradan oraya sürüklenmeye basladi.
8 yasinda okuldan alindi ve köyde yasadi zamanini tarlalarda geçirdi.
10 yasinda yüzü kanlar içinde kalacak sekilde, yeni okulundaki hocasindan dayak yedi. ailesi onu okuldan aldi. sinirden ve korkudan üç gün evinden çikamadi.
17 yasinda hayalindeki okulun istedigi bolumu için gerekli not ortalamasini tutturamadi.
24 yasinda tutuklandi, günlerce sorguya çekildi ve 2 ay tek basina bir hücrede hapis yatti.
25 yasinda sürgüne gönderildi.
27 yasinda kendisinden bir yas büyük meslektasi, kendisinin de üyesi bulundugu dernegin çalismalari ile kahraman ilan edilirken, kendisi hiç önemsenmiyordu. dogdugu sehrin merkezinde rakibi törenlerle karsilanirken, o kalabalik arasinda yalniz basina olanlari izliyordu.
30 yasinda kendisi baska sehirleri düsman elinden kurtarmaya çalisirken, dogdugu sehir düsmanlarin eline geçti.
30 yasinda amiri, onu kendisinden uzaklastirmak için baska göreve atanmasini sagladi. yeni görevinde fiilen issiz birakildi. aylarca bos kaldi.
37 yasinda ! böbrek hastaligindan Viyana'da 2 ay hasta ve yalniz halde yatti.
37 yasinda komutan olarak yeni atandigi ordu dagitildi.
38 yasinda savunma bakani tarafindan görevinden atildi.
38 yasinda bir toplantida giyebilecegi bir tek sivil elbisesi bile yoktu ve baskasindan bir redingot ödünç aldi. ayrica cebinde sadece 80 lirasi vardi.
38 yasinda kendisi için tutuklama karari çikarildi.
38 yasinda en yakin bes arkadasindan ucu, onun kongre temsil heyetine üye olmamasi için oy kullandi.
39 yasinda idam cezasina çarptirildi sonra ne mi oldu?
42 yasinda Türkiye Cumhuriyeti Cumhurbaskani oldu!

içimizden biri?!

Okudugunuz öykü efsanevi lider Mustafa Kemal Atatürk'e aittir.
Simdi düsünün, sizin basarili olmanizi engelleyen ama Atatürk'ün arsisina çikmamis bir engel var mi?
Basarinizin! önündeki engel ne?

Paraniz mi yok? Atatürk'ün de yoktu!
Sagliginiz mi bozuk? Atatürk'ün de bozuktu!
Çevrenizde sizi çekemeyenler mi var? Atatürk'ün de vardi!
Bazi yakin arkadaslariniz sizi arkadan mi vurdu? Atatürk'ü de vurdular!
Aileniz çok zengin degil miydi? Atatürk'ünki de degildi!
Amirleriniz hakkinizi mi yiyor? Atatürk'ünkini de yemislerdi!
Sizden daha beceriksiz ama hirsli insanlar, sizden daha hizli yükselip size amirlik mi yapiyor? Atatürk'ün de basina gelmisti!
Geçmiste bazi denemelerinizde basarisiz mi oldunuz? Atatürk de olmustu!
Hakkinizda idam fermani çiktigi için mi basarili olamiyorsunuz?
Atatürk'ün de basina gelmisti!
Gündelik hayatta karsilastigimiz küçük ya da büyük kisisel sorunlar
büyük basarilarin önünde engel degildir.
Atatürk kisisel kurtulus savasi ile ülkeyi kurtarma savasini birlikte götürebilmisti.
Ona, "para yok" dediler, "bulunur" dedi, "düsman çok" dediler, "yenilir" dedi.
Ve sonunda tüm dedikleri oldu!

Atatürk'ün Gençlige Hitabesi'nde niçin, "vazifeye atilmak için içinde
bulundugun sartlarin imkan ve seraitini düsünmeyeceksin," dedigini sanirim daha iyi anladiniz.

Atatürk büyük yasamak için yapilmasi gerekenleri de özetlemis: "büyüklük odur ki, hiç kimseye iltifat etmeyeceksin, hiç kimseyi aldatmayacaksin, memleket için gerçek ülkü neyse onu görecek, o hedefe yürüyeceksin. herkes senin aleyhinde bulunacaktir, herkes seni yolundan
çevirmeye çalisacaktir.
iste sen burada direneceksin. önünde sonsuz engeller yigilacaktir. Kendini büyük degil küçük, araçsiz, hiç telakki edecek, kimseden yardim gelmeyecegine inanarak o engelleri asacaksin.
Ondan sonra sana "büyüksün" derlerse, bunu diyenlere de "güleceksin."

Saglicakla kalin.
Gökhan ONATER

DEVİR
26-04-2006, 12:08
23 Nisan'da kürsüye 20 küsür yaşında bir gencin oturtulması iki yönlü bir mesajdır. Birinci yönüyle (gencin okuduğu okul) bu koltuk artık bizim denmekte, ikinci yönüyle de (21 yaş) Mustafa Kemal'in bu günü çocuklara armağan edişiyle dalga geçilmektedir. Hiç şüphesiz bilinçli ve kinayeli bir davranıştır.

Şer-i hükümlerle devlet yönetme ve Cumhuriyet'le hesaplaşma sevdasında olan kendini bilmez densizlerin önemli makamlara bu ilk gelişleri değildir. Bunlardan diğer bir tanesi de vakti zamanında bedevi çadırında fırça yemek ve beyaz entarilileri başbakanlık binasına toplamak suretiyle ülkeyi tüm Dünya'ya rezil etmiştir.

İthal sloganlara değil kendi gerçeklerimize değer vermeliyiz. Cibilliyetsiz ümmetçilerin ağızlarına pelesenk ettikleri sözcüklere dikkat ediniz. Cumhuriyet ve özgürlük kelimeleri artık kullanılmıyor. Laiklik kelimesi ise yeniden tarif edilmek isteniyor. Varsa yoksa demokrasi ve birey hakkı. Bu iki kelime başımızın belasıdır. Demokrasi diye birşey yoktur. Cumhuriyet, özgürlük ve laiklik üçlemesi fazlasıyla yeterlidir.

Birey hakkı saçmasının ardına gizlenip kıyafet devrimi ortadan kaldırılmak ya da işlevsiz hale getirilmek isteniyor. Yeter söz milletin sloganıyla iktidara gelen sağ partinin Yassıada mahkemesinde, izleyici sıralarında bir tane bile sıkmabaş yoktur. Yeni türeyen pek çok şey kısıtlanan birey hakkı diye yutturulmaya çalışılıyor. Uyumayalım. İlla demokrat olacaksanız Atatürk kadar olun. Daha fazlası değil.
--
--

kdr1965
26-04-2006, 12:09
bu yazıyı okurken bir selanik göçmeni olarak dedemlerin bana çocukluğumda anlattıkları geliyor gözlerimin önüne o savaş öncesi ve savaş sonrası yaşadıkları; duygularımı anlatmak imkansız inanın şuan,ama yeni nesile yaşananları anlatmadıkça beyinlere kin ve nefret tohumu ekmeden yerleştirmedikçe ve ben de tüm ihanetlere ve hainlere inat atalarımdan aldıklarımı aktarıyorum çocuklarıma.

not:yonca biçildikçe çoğalır biçene inat hele birde dört yapraklısı yokmu onlardan yetiştirebildiysen oda bir sanat.

radyolog
26-04-2006, 19:46
bu topiği açan vede katkı sağlayan tüm arkadaşlarıma tşk ler bu yazıları gördükçe gelecek için ümitlerim daha da artıyor SAĞOLUN VAROLUN ALLAH SİZLERE DERT HASTALIK GÖSTERMESİN

GELECEK 23 NİSAN BÖYLE Mİ OLACAK ALLAH KORUSUN DAN ÖNCE KENDİMİZİ KORUYALIM
[

URL=http://imageshack.us]http://img253.imageshack.us/img253/4907/23nisan5ld.jpg[/URL]

Kanarya
26-04-2006, 23:12
bu topiği açan vede katkı sağlayan tüm arkadaşlarıma tşk ler bu yazıları gördükçe gelecek için ümitlerim daha da artıyor SAĞOLUN VAROLUN ALLAH SİZLERE DERT HASTALIK GÖSTERMESİN

GELECEK 23 NİSAN BÖYLE Mİ OLACAK ALLAH KORUSUN DAN ÖNCE KENDİMİZİ KORUYALIM



İran'da her şey bir gecede olmuştu. Sabah uyandıklarında İslam devrimi olmuştu bile..

Kanarya
26-04-2006, 23:13
Ali Poyrazoglunun bir yorumu:

"Ne acı ki birakin etrafimizda çok olmasını, içinden Atatürk geçmeyen adamlar yönetiyor 4 senedir Atatürk Türkiyesini ve 86 yil sonra mecli başkanı koltuğunda 21 yaşında bir çocuk "Önümüzü kimse kesemez" diye haykırıyor. Yazıklar olsun size, sizi yetiştirenlere ve sizin gibilere, hiç biriniz bu ülkede yaşamayı haketmiyorsunuz."

Saxofon
26-04-2006, 23:59
Atatürk'ün bir sözünü hatırlatmak isterim "Geldikleri gibi giderler."

MAKİNİST
27-04-2006, 00:06
sayın saxofon;sizin yazılarda türkçe karakterler acayip şekillerde çıkıyor...çince gibi...okurken çok zorlanıyorum...saygılarımla...

MAKİNİST
27-04-2006, 00:12
şu topiği kim açtı ise Allah ondan bin kere razı olsun...okurken gözlerim doldu...herkese teşekkürler...

Kelebek
27-04-2006, 00:19
Bugün, içinde bulunduğumuz ortamda yaşananların, ne kadar bambaşka adlarla söyleniyor olsalar da, ne kadar süslü sözlerle ifade ediliyor olsalar da, geçmişte yaşananların bire bir aynısı olduğunu düşünüyorum.

Türk milleti, o zaman nasıl ki Atatürk'ünün etrafında toplandı; bugün de, aynı şekilde her kesimden insanımızın yine Atatürk'ünün etrafında toplanıyor olduğunu görmek beni son derece sevindiriyor.

Ondan nefret edenlerin ise, nefretlerini koruduklarını görmek beni hiç şaşırtmıyor. Yine aynıları.

Şaşırtan şey, bugün karşılarında gücü tükenmiş, nefesi tıkanmış bir millet yerine; gerektiğinde balyoz gibi inecek tek bir yumruk olduğunu farkedemeyenlerin durumu.

açık-pozisyon
27-04-2006, 08:01
Haydi hep beraber Atatürk'ün etrafında toplanalım, o yüce lider'in duygularını düşüncelerini hep beraber tekrar anlayalım...
Haydi hep beraber bakalım o Kurtuluş mücadelesine, Sarıkamış'a, Antep'e, İzmir'e..
Tekrar bakalım ki o şehit olan vatan evlatlarının "şehit"lik makamına nasıl ulaştıklarını daha iyi görelim...
Askeriyenin Peygamber ocağı, askerin "Mehmet" olduğunu, tüm bu makamların ne kadar kutsal olduğunu bir kez daha kavrayalım...
Mehmet Akif'in "O ezanlar ki şahadetleri dinin temeli" dizesini ülkemizin bağımsızlığını temsil eden marşa nasıl koyduğunu tekrar hatırlayalım...
Laikliğin Frenk sekülarizmi olmadığını, ortaokul'da bize öğretildiği gibi "din ile devlet işlerinin ayrılması" olmadığını bir kez daha anlayalım, ne olduğunu bilmiyorsak öğrenelim...
Haydi Atatürk ilke ve inkılaplarını(devrimlerini) daha yakından inceleyelim ve anlayalım, Atatürk'ü, Atatürkçülüğü...
Tüm bunları anladıktan sonra bir de yüca Ata'mızın vecizelerine bakalım, bakalım ki daha iyi anlayalım Ata'mızı;
"Milletimiz daha da dindar olmalidir diyorum.Ama bütün sadelik ve güzelliği ile. Dinime, bizzat gerçeğe nasıl inanıyorsam buna da öyle inanıyorum. Şuura aykırı ilerlemeye engel hiçbir şey ihtiva etmiyor. Şu anda batıl itikatlardan oluşan ikinci bir din mevcuttur. Fakat bu cahiller sırası gelince aydınlatılacaktır."
"İntisap etmekle bahtiyar oldugumuz İslam dinini, asırlardan beri alışılmış olduğu üzere bir siyaset vasıtası mevkiinden kurtarmak ve yükseltmek elzem olduğu hakikatini müşahade ediyoruz. Mukaddes ve lahuti olan inançlarimizi ve vicdanlarımızı çapraşık ve değişken olan ve her türlü menfaat ve ihtirasların tecellisine sahne olan siyasetten ve siyasetle ilgili bütün hususlardan bir an evvel ve kesin olarak kurtarmak, milletin, dünya ve ahiret saadetinin emrettiği bir zarurettir."
"Efendiler, camiler birbirimizin yuzune bakmaksızın yatıp kalkmak için yapılmamıştır. Camiler itaat ve ibadet ile beraber din ve dünya icin neler yapmak lazim geldiğini düşünmek yani mesveret icin yapılmiıtir. Millet işlerinde her ferdin zihni başlıbaşına faaliyette bulunmak elzemdir."

Ve son olarak da

"Size Bombasırtı vakasını anlatmadan geçemeyeceğim. Karşılıklı siperlerimiz arasında mesafemiz sekiz metre, yani ölüm muhakkak, muhakkak... Birinci siperdekiler hiçbiri kurtulamamacasına tamamen düşüyor, ikincidekiler onların yerine gidiyor. Fakat ne kadar gıptaya şayan bir itidal ve tevekkülle, biliyor musunuz? Öleni görüyor, üç dakikaya kadar öleceğini biliyor, en ufak bir fütur bile göstermiyor; sarsılmak yok. Okumak bilenler ellerinde Kur'an-ı Kerim, cennete girmeye hazirlaniyorlar. Bilmeyenler, kelime-i şahadet çekerek yürüyorlar. Bu, Türk askerindeki ruh kuvvetini gosteren, şaşılacak ve övülecek bir misaldir. Emin olmalısınız kı, Çanakkale Muharebesini kazandıran bu yüksek ruhtur."

İşte budur Atatürk, Atatürkçülük, hakkı batıldan, iyiyi kötüden, doğruyu yanlıştan ayırmaktır... İşimize geleni "Atatürkçülük","Laiklik" kavramlarının altına saklayarak savunmak, işimize gelmeyeni yine "Atatürkçülük","Laiklik" kavramlarından dışlamak değildir Atatürkçülük...
Çalışmaktır, ölmektir vatan uğruna, ülkeyi düştüğü zor durumdan kurtarmaktır, vatandaşını rahat ettirmektir, diniyle, eğitimiyle, sağlığıyla, iş güvencesi ile... Ülkeyi refaha götürmek için didinmektir, bu elimizden gelmiyorsa, ülkeyi müreffeh seviyeye taşıyacaklara yardım etmektir, önünü açmaktır, o da elimizden gelmiyorsa dua etmektir ama asla köstek olmamaktır Atatürkçülük...
Atatürkçülük lafta değil icraattedir, görüntüde değil yürektedir, gönüllerdedir...
İşte tüm bu ahval ve şerait içinde, eğer şu anda konuşulan kişiler, geldikleri günden bu yana ülkeyi ilerletemedi, geri götürdü diyorsak şapkamızı önümüze koyup düşünme zamanıdır. Düşünme zamanıdır, konuşmak istediğimiz nedir diye; "Banka kredisi ile nasıl ev alabiliriz (2006)" mi yoksa "Net 102 YTL asgari ücret ile nasıl geçiniriz (2001)" mi, "Hangi özel hastanede tedavi olsak (2006)" mı yoksa "Ne olacak bu SSK hastanelerinin hali (2001)" mi, "İlköğretim'de kitaplar ücretsiz dağıtılıyor (2006)" mu, yoksa "Kitap-defter alamıyorum (2001)" mu... Hangisidir konuşmak istediklerimiz? Kararımızı verelim...

temese
27-04-2006, 08:52
şu topiği kim açtı ise Allah ondan bin kere razı olsun...okurken gözlerim doldu...herkese teşekkürler...

Sn Makinist

İşte vazife burada başlıyor:

Gözlerinizin yaşını sildikten sonra
sabah kalktığınızda okuduklarınızın hakkını verebilmek
bu ülke için,bu ülkenin insanları için bir şeyler yapabilmek,
hiç bir şey yapamayan kişi dahi alışverişlerinde fiş alarak daha fazla vergi ödenmesine katkı sağlayabilir,dürüst insanlardan alışveriş yapıp devletin vergi kazancını artırabilir,şikayet edin demiyorum,etsenizde birşey değişmiyor,ama halk bilinçlenip tercihlerini ortaya koymaya başladığında o kadar çok şey değişecek ki.

temese
27-04-2006, 08:56
Bugün, içinde bulunduğumuz ortamda yaşananların, ne kadar bambaşka adlarla söyleniyor olsalar da, ne kadar süslü sözlerle ifade ediliyor olsalar da, geçmişte yaşananların bire bir aynısı olduğunu düşünüyorum.

Türk milleti, o zaman nasıl ki Atatürk'ünün etrafında toplandı; bugün de, aynı şekilde her kesimden insanımızın yine Atatürk'ünün etrafında toplanıyor olduğunu görmek beni son derece sevindiriyor.

Ondan nefret edenlerin ise, nefretlerini koruduklarını görmek beni hiç şaşırtmıyor. Yine aynıları.

Şaşırtan şey, bugün karşılarında gücü tükenmiş, nefesi tıkanmış bir millet yerine; gerektiğinde balyoz gibi inecek tek bir yumruk olduğunu farkedemeyenlerin durumu.


Ben neye şaşırıyorum biliyormusunuz?
Seksen senede ATATÜRK ün yaptıklarının yarısını yapacak kadar ileri görüşlü bir insan yetiştiremedi mi bu memleket.

Bana göre yetiştirdi ama hepsinin de önünü kesti.
Fakat bu mazeret değildir,
çünkü onunda önünü kesmişlerdi..

bikmisbroker
27-04-2006, 08:58
Sn Makinist

İşte vazife burada başlıyor:

.................................................. ..................
ama halk bilinçlenip tercihlerini ortaya koymaya başladığında o kadar çok şey değişecek ki.

Iste OLAY burada basliyor, Ataturkculugu anlamak ve etrafimizdakilere anlatmaktir esas hedef.
Halkin bilinclenmesi ve tercihlerini ortaya koymalari ise daha sonra kendiliginden olacaktir.
Laik bir ulke olmak, dinsizlik degildir, inancsizlik ise hic degildir.
Bu noktanin, bu hususun gayet iyi anlasilip, anlamayanlara da anlatilmasi lazimdir.

Red Kit
27-04-2006, 09:06
Yönetim olarak hatırlatmalıyım ki konu Atatürk'ün gençliğe hitabesi ve birinci vazife olarak gösterdiği hedeftir.

Bunun haricindeki yazıları filtreleyeceğim ve bu konuyu hedefi sapmadan din tartışmasına girmeden açık tutmakta kararlıyım.

balaban
27-04-2006, 12:38
Ondan nefret edenlerin ise, nefretlerini koruduklarını görmek beni hiç şaşırtmıyor.



Nefreti yetmiyor çamur da atıyor. Vefa ve minnet duygusu olmayan insanlardan nefret ederim. İnsaf! çamur attığınız Atatürk sayesinde bu kadar özgür konuşabiliyorsunuz, yüreğiniz de sızlamıyor.

Atatürk'ü ve arkadaşlarını minnetle anıyorum. Atatürk'ü anlatmaktan hiç vazgeçmiyeceğim. Anlamamakta ısrar edenlerin de bir gün değişeceklerini ümit ediyorum.

kdr1965
27-04-2006, 16:54
merak etmeyin bir gün gelecek atatürk ve ilkelerine görüşlerine düşüncelerine onlar bizden daha fazla sarılacak ve bizden daha fazla savunacak ne zaman o yeşil dolar vanaları kesilecek o zaman ciyak ciyak bağıracaklar göreceğiz onları
şu bop meselesi ile ilgili hareketler önümüzdeki beş yılda faaliyete geçsin yaşasın türkiye yaşasın mustafa kemal ve cumhuriyet diye bağıracaklar.her sistem kendi baronunu yaratmak için mücadele veriyor o zaman hangi baronlara hizmet ettiklerini anlayacaklar.


aslında biz fazla demokrasi si olan bir ülkeyiz 2 yıldır yabancı bilim adamları arşivlerimizi inceliyor heppsi için geçerli değil ama bazı sözde yabancı bilim adamlarının yaptığı incelemelerin sonucunda asıl zihniyet osmanlı nasıl bu kadar zaman yönetimde başarılı olabilmiş, cumhuriyet nasıl doğmuş, osmanlıdan kopmalarına rağmen bu ülkeler neden hala türkiyeyi seviyorlar asıl gerekçe bu çözebilmenin ki onlar çözeceğini sansınlar asıl gerekçesi budur. kurtuluş savaşı vermiş cumhuriyeti kurmuş ülkelerle uğraşmak dünyanın ve kendinin sonunu hazırlamaktır ister insan olarak ister devlet olarak ister ben süper gücüm diye düşünenler bunu böyle bilsin saygılarımla

deep
27-04-2006, 17:50
merak etmeyin bir gün gelecek atatürk ve ilkelerine görüşlerine düşüncelerine onlar bizden daha fazla sarılacak ve bizden daha fazla savunacak ne zaman o yeşil dolar vanaları kesilecek o zaman ciyak ciyak bağıracaklar göreceğiz onları
şu bop meselesi ile ilgili hareketler önümüzdeki beş yılda faaliyete geçsin yaşasın türkiye yaşasın mustafa kemal ve cumhuriyet diye bağıracaklar.her sistem kendi baronunu yaratmak için mücadele veriyor o zaman hangi baronlara hizmet ettiklerini anlayacaklar.


aslında biz fazla demokrasi si olan bir ülkeyiz 2 yıldır yabancı bilim adamları arşivlerimizi inceliyor heppsi için geçerli değil ama bazı sözde yabancı bilim adamlarının yaptığı incelemelerin sonucunda asıl zihniyet osmanlı nasıl bu kadar zaman yönetimde başarılı olabilmiş, cumhuriyet nasıl doğmuş, osmanlıdan kopmalarına rağmen bu ülkeler neden hala türkiyeyi seviyorlar asıl gerekçe bu çözebilmenin ki onlar çözeceğini sansınlar asıl gerekçesi budur. kurtuluş savaşı vermiş cumhuriyeti kurmuş ülkelerle uğraşmak dünyanın ve kendinin sonunu hazırlamaktır ister insan olarak ister devlet olarak ister ben süper gücüm diye düşünenler bunu böyle bilsin saygılarımla

Tebrikler dostum... :tamam:

Ataturk sadece bir savas kazanmis değildir ki. bir savas kazanmak ta büyük bir erdemdir...

Savaştan çıkmış bir toplumu kaba tabirle 'Adam" etmiştir...

Bir dil bilimcisidir... Bir sosyologtur... Bir siyasetcidir... Bir askerdir... Bir hak kahramanıdır... Bir bilim adamıdır... Bir düşünürdür.... Bir hukukçudur... Baş öğretmendir... Medeniyeti ayaklarimizin altina sermiş ulu önderdir...Mustafa KEMAL bir çok şeydir... Herşeydir.... Cumhuriyetin temelidir.... Türkiye cumhuriyetinin temelidir "Atatürk"...

BORSAHİSSE
27-04-2006, 22:10
Tebrikler dostum... :tamam:

Ataturk sadece bir savas kazanmis değildir ki. bir savas kazanmak ta büyük bir erdemdir...

Savaştan çıkmış bir toplumu kaba tabirle 'Adam" etmiştir...

Bir dil bilimcisidir... Bir sosyologtur... Bir siyasetcidir... Bir askerdir... Bir hak kahramanıdır... Bir bilim adamıdır... Bir düşünürdür.... Bir hukukçudur... Baş öğretmendir... Medeniyeti ayaklarimizin altina sermiş ulu önderdir...Mustafa KEMAL bir çok şeydir... Herşeydir.... Cumhuriyetin temelidir.... Türkiye cumhuriyetinin temelidir "Atatürk"...


:bravo: :bravo: :bravo: :bravo: :bravo:
:tamam: :tamam: :tamam: :tamam:

casaubon
28-04-2006, 13:02
LİDER DEDİĞİN


Her şeyden önce kim olduğunu bilmeli ve kendine guvenmelidir.


Ben diktatör değilim. Benim kuvvetim olduğunu söylüyorlar. Evet bu doğrudur. Benim isteyip de yapamayacağım bir şey yoktur. Çünkü ben
zoraki ve insafsızca hareket etmesini bilmem. Ben kalpleri kırarak değil kazanarak hükmetmek isterim.



LİDER DEDİĞİN


Her kim olursa olsun insanlara değer vermeli


Millete efendilik yoktur. Ona hizmet etmek vardır. Bu millete hizmet eden onun efendisi olur.



LİDER DEDİĞİN


Mütevazi olmalıdır.

Bu ulusu ben değil içimizdeki ruh, damarımızdaki kan kurtarmıştır



LİDER DEDİĞİN


Önde yürüyen değil, yol gösteren olmalıdır.


Sizler, yani yeni Türkiye'nin genç evlatları! Yorulsanız dahi beni takip edeceksiniz... Dinlenmemek üzere yürümeye karar verenler, asla ve
asla yorulmazlar. Türk Gençliği gayeye, bizim yüksek idealimize durmadan, yorulmadan yürüyecektir.



LİDER DEDİĞİN


Yeri geldi mi sıradan bir asker, yeri geldi mi Başkomutan olmalıdır...

Memleketin ellide biri değil, her tarafı tahrip edilse, her tarafı ateşler içinde bırakılsa, biz bu toprakların üstünde bir tepeye çıkacağız ve oradan savunma ile meşgul olacağız.



LİDER DEDİĞİN


Fedakar olmalıdır.


Ben icap ettiği zaman en büyük hediyem olmak üzere, Türk Milletine canımı vereceğim.



LİDER DEDİĞİN


İlkelerine ve sözlerine bağlı olmalıdır.


Ben toprak büyütme meraklısı değilim. Barış bozma alışkanlığım yoktur. Ancak sözleşmeye dayanan hakkimizin isteyicisiyim. Onu almazsam edemem. Büyük meclisin kürsüsünden milletime söz verdim. Hatay'ı alacağım. Milletim benim dediğime inanır. Sözümü yerine getirmezsem milletimin huzuruna çıkamam. Yerimde kalamam. Ben şimdiye kadar yenilmedim, Yenilmem. Yenilirsem bir dakika yaşayamam.



LİDER DEDİĞİN


Güvenilir ve samimi olmalıdır. Kalbinde ne varsa dilinden de o dökülmelidir.


Ben düşündüklerimi, sevdiklerime olduğu gibi söylerim. Aynı zamanda lüzumlu olmayan bir sözü kalbimde taşımak iktidarında olmayan bir adamım. Çünkü ben bir halk adamıyım. Ben düşündüklerimi daima halkın huzurunda söylemeliyim. Yanlışım varsa, halk beni tekzip eder. Fakat şimdiye kadar bu açık konuşmada halkın beni tekzip ettiğini görmedim.



LİDER DEDİĞİN


Sorumluluk almayı bilmelidir.


Mesuliyet yükü her şeyden, ölümden de ağırdır.



LİDER DEDİĞİN


Astlarına ve dostlarına sonuna kadar güvenmelidir.

Benim için ordumuzun kıymetini ifadede ölçü şudur: Türk ordusunun bir kıtası muadilinin behemehal mağlup eder, iki mislini durdurur ve tespit eder.



LİDER DEDİĞİN


Başarıyı paylaşabilmelidir.


Bir ulus, bir toplum yalnız bir kişinin çabası ile adımcık bile atamaz.




LİDER DEDİĞİN


Kavgaları gibi...


Yorulmadan beni takip edeceğinizi söylüyorsunuz. Benim sizden istediğim şey, yorulmamak değil, yorulduğunuz zaman da, durmadan yürümek, yorulduğunuz dakikada da dinlenmeden beni takip etmektir.



Sevdaları gibi...


Biz hayat ve istiklal isteyen bir milletiz. Ve yalnız ve ancak bunun için hayatimizi yok etmeyi göze alırız.


ATATÜRK gibi OLMALI.


Büyüklük odur ki kimseye iltifat etmeyeceksin, hiç kimseyi aldatmayacaksın. Memleket için gerçek ülkü ne ise onu görecek ve o hedefe yürüyeceksin. Herkes senin aleyhinde bulunacaktır, seni yoldan çevirmeye çalışacaktır. İşte sen burada direneceksin. Önünde sonsuz engeller yığılacaktır. Kendini büyük değil, küçük, araçsız hiç telakki edecek, kimseden yardım gelmeyeceğine inanarak bu engelleri asacak, ondan sonra sana büyüksün derlerse bunu diyenlere güleceksin.

kdr1965
28-04-2006, 17:59
diğer illerde düzenlenecekmi bilmiyorum ama tüm halkımız katılmalı !!!!!!!!!

http://www.mersin.gov.tr/annoucement.php?aid=143&cid=0

JoNaThAn
28-04-2006, 20:45
http://www.milliyet.com.tr/2006/04/28/son/sontur15.asp

bir de cumhuriyeti ve laikliği eksik bulup,şeriatla özgürleşmek isteyenlere duyrulur..:)

apache
29-04-2006, 10:11
GENÇLİĞİN ATATÜRK'E CEVABI





EY BÜYÜK ATA!

Varlığımızın en mukaddes temeli olan, Türk istiklalinin ve Türk Cumhuriyetinin ebedi bekçileriyiz. Bu karar, sarsılmaz irademizin değişmez ifadesidir.

İstikbalde, hiçbir kuvvet yolumuzdan döndüremeyecektir.
Bizler, bütün hızımızı senden, milli tarihimizden ve ruhumuzdaki sönmez insan ateşinden alıyoruz. Senin kurduğun temeller üzerinde attığımız her adım sağlam, yaptığımız her hamle şuurludur.

En kıymetli emanetin olan Türk istiklal ve Cumhuriyeti, mevcudiyetimizin esası olarak, eğilmez başların, bükülmez kolların, yenilmez Türk evlatlarının elinde ilelebet yaşayacak ve nesilden nesile devredilecek.

Bu mukaddes emanete yönelen dâhili ve harici bütün tecavüzler, iman dolu göğsümüze çarparak parçalanacaktır.

İstiklal ve Cumhuriyetimize kastedecek düşmanlar en modern silahlarla mücehhez olarak, en kuvvetli ordularla üzerimize saldırsalar dahi, milli şuurumuzu ve yenilmez Türk gücünün zerresini bile sarsamayacaklardır.

Çünkü İstiklal ve Cumhuriyetimize kastedenler, karşılarında beş bin yıllık şerefli Türk tarihinin yılmaz evlatlarını, cumhuriyeti ve inkılâplarının feyizli ve imanlı gençlerini bulacaklardır.

EY TÜRK'ÜN BÜYÜK ATASI!

İstikbal ve Cumhuriyeti korumak mecburiyeti hâsıl olursa içinde bulunacağımız ahval ve şerait ne olursa olsun, kudret ve cesaretimizi damarlarımızdaki asil kandan alarak, bütün engelleri aşıp, her güçlüğü yenmek azmindeyiz.

TÜRK GENÇLİĞİNİN ANDI

Türk gençliği olarak özgürlüğün, bağımsızlığın, egemenliğin, Cumhuriyetin ve devrimlerinin (inkılâplarının) yılmaz bekçileriyiz.

Her zaman, her yerde ve her durumda Atatürk ilkelerinden ayrılmayacağımıza, çağdaş uygarlığa geçmek için bütün zorlukları yeneceğimize namus ve şeref sözü verip, kendimizi büyük Türk Milletine adarız.

apache
29-04-2006, 10:18
yaşım 49,gençken verdiğimiz sözden dönüş yok

soros74
29-04-2006, 11:38
Ey Turk Gencligi,

Birinci vazifen, ABye yaranmak icin ABnin her dedigini harfiyen yerine getirmeyi kendine gorev bilen, bu ugurda teroristbasini bile serbest birakmak icin birtakim hukuki katakulliler yapmaya calisanlara karsi, kaninin son damlasina kadar mucadele etmektir!!!

soros74
01-05-2006, 10:44
Birinci vazifem;

Turkiye`ye demokrasi, insan haklari, hukuk dersi vermeye kalkan Fransa`nin sozde Ermeni soykirimi yoktur diyenleri cezalandirmaya yonelik hareketlerini kinamak ve tum dunyaya su gercegi haykirmaktir:

Ermeni soykirimi yoktur, bilakis Ermenilerin Turklere ve Azerilere yaptigi soykirim vardir. Bununla beraber firsattan istifade ederek yasadiklari ulkeye soykirim camuru atmaya kalkan basta Ermeni Patrigi olmak uzere sorumsuz aciklamalarda bulunan tum Ermeni vatandaslari zamani gelince bunun hesabini fazlasiyla odeyeceklerdir...

O-DE-TE-CE-GIZ

açık-pozisyon
01-05-2006, 11:10
Apo'ya af diye bir şey sözkonusu olamaz, televole medyasının haberleri yanında objektif kaynakları da takip edelim, biliyorum topic'i değil ama yazı gönderildi diye cevap geöndermek istedim, okuyalım, doğruları öğrenelim;

1- TMY 6. madde TCK 221. maddeye atıf yapıyor, yani yeni bir madde değil

Terörle Mücadele Yasası’ndaki "af tartışması" çok önemli bir gerçeği ortaya çıkardı. Aslında söz konusu af indirimi zaten Türk Ceza Yasası’nda varmış. Hem de bütün detaylarıyla 221’inci maddede yer almış. Yani Terörle Mücadele Yasası çıkmasa da örgüt kurucuları, yöneticileri bu aftan yararlanabiliyor. Bu durumda çete liderleri ya da "mafya liderleri" de bu fırsatı yakalıyor. Merak ettim sordum.

Ankara Üniversitesi Hukuk Fakültesi Ceza Hukuku Ana Bilim Dalı Başkanı Doç. Dr. Metin Feyzioğlu açıkça söyledi:

TMY’nin 6’ncı maddesi malumun ilamıdır. Çünkü aynı madde zaten Ceza Yasası’nda var.

2- TCK 221. madde ne diyor?

TCK'nın 221/2 maddesinde, 'Örgüt üyesinin, örgütün faaliyeti çerçevesinde herhangi bir suçun işlenişine iştirak etmeksizin, gönüllü olarak örgütten ayrıldığını ilgili makamlara bildirmesi halinde, hakkında cezaya hükmolunmaz' deniliyor.

3- 'Öcalan'a af' iddiaları için madde madde açıklama

Cemil Çiçek:"TCK'ya herkes iyi baksın" dedi...

Adalet Bakanı Cemil Çiçek, ``Bir davayla ilgili Avrupa İnsan Hakları Mahkemesi`ndeki süreç tamamlanmamışsa, bunun hükmün tamamlanması anlamına gelip gelmeyeceğinin`` sorulması üzerine ``Gelmez, bizim iç hukukumuz bakımından terörist başı Abdullah Öcalan ile ilgili ceza yargılaması bitmiştir ve cezası kesinleşmiştir. Karar, bizim yönümüzden kesindir`` dedi.

Çiçek, düzenlediği basın toplantısında, Terörle Mücadele Yasa Tasarısı`nın tartışılan 6. maddesinde atıfta bulunulan Türk Ceza Kanunu`nun 221. maddesini irdeledi. Söz konusu maddenin birinci fıkrasına göre, etkin pişmanlık hükümlerinden ``örgüte girip, herhangi bir suç işlemeden ve hakkında soruşturma açılmadan önce, örgütün dağıtılmasını sağlayacak bilgileri verenlerin`` yararlanabileceğini hatırlatan Çiçek, ``Bu kişi ile ilgili böyle bir durum var mı?`` diye sordu.

Maddenin ikinci fıkrasına göre, etkin pişmanlık hükümlerinden, ``suça iştirak etmeyen, gönüllü olarak örgütten ayrıldığını bildirerek, teslim olanların`` yararlanabileceğini anlatan Çiçek, ``Kendisi mi gelip teslim oldu, olmadı. Teslim olmak için Kenyalara gitmesi gerekmiyordu. Gelip rahatlıkla teslim olabilirdi`` dedi.

Çiçek, bir gazetecinin, CHP Genel Başkanı Baykal`ın söz konusu 6. maddenin geri çekilmesini talep ettiğini hatırlatması üzerine, şunları söyledi: ``Çekmeye gerek yok zaten, itiraz ettiği madde bundan ibaretse bir tek fıkradan ibarettir. Bugünkü beyanı hukuki değil, siyasi bir değerlendirmedir. Siyasi değerlendirmeyi kanun hükmü haline getiremeyiz. Eğer benim bu izahlarım yeterli değilse, kendisi katılmıyorsa ilgili komisyonda bu fıkranın kaldırılması için teklif verebilir...`` ``Bir davayla ilgili Avrupa İnsan Hakları Mahkemesi`ndeki süreç tamamlanmamışsa, bunun hükmün tamamlanması anlamına gelip gelmeyeceğinin`` sorulması üzerine Çiçek, ``Gelmez, bizim iç hukukumuz bakımından o kişiyle ilgili ceza yargılaması bitmiştir ve cezası kesinleşmiştir. Karar, bizim yönümüzden kesindir`` dedi.

Çiçek, tasarının 6. maddesine, TCK`ya atıf yapmak yerine, doğrudan ilgili hükümlerin koyulup koyulamayacağı sorusuna karşılık da farklı uygulamaların önüne geçmek ve hukuku sistematikleştirmek için TCK`ya atıfta bulunulduğunu söyledi.

Çiçek, bir gazetecinin, ``Öcalan, yakalandığında `Türkiye`nin emrindeyim` dedi ve kendisini bazı ülkelerin kullanmak istediği yönünde bilgiler vermişti. AHİM kararına göre yeniden yargılama çıkarsa bu durumda herşey yeniden başlar ve pişmanlık yasası uygulanabilir mi?`` sorusuna karşılık, ``Hayır, AHİM kararlarının iç hukukumuza etkisi bellidir. Bizim iç hukukumuza göre şu an o kişiyle ilgili hüküm kesinleşmiştir. AHİM kararlarının, hükmün kesinleşmesini durduran bir yanı yok`` yanıtını verdi.

Adalet Bakanı Çiçek, ``İlk kez bir yasa tasarısında terör örgütü kurucuları ele alındı neden?`` sorusu üzerine de TCK`nın 1 Haziran 2005`ten bu yana yürürlükte olduğunu hatırlatarak, ``Ona herkes iyi baksın`` dedi.

Bir gazetecinin, ``Terörle Mücadele Yasa Tasarısı`nda, etkin pişmanlıktan yararlanmak için hükmün kesinleşmiş olması şartı yer almıyor. Bu durumda da sanığın lehine olan yasadan, yani aftan yararlanacağı iddiası var`` demesi üzerine, Çiçek, şunları kaydetti: ``Asgarisine bile bu yasa müsaade etmiyor. `Ne söyleyeceksen yakalanmadan önce söyle, ne söyleyeceksen hüküm verilmeden önce söyle. Bak bundan sonra bu şansı tanımıyorum` diyor, bundan sonraki yıllar açısından.`` Terör örgütü elebaşı Öcalan`ın, TCK`nın 125. maddesinden hüküm giydiğini de hatırlatan Çiçek, ``Halbuki bu 221. madde, 220. madde ile alakalıdır, 220. madde örgüt kurma suçudur`` diye konuştu.

4- TCK 125. madde

TCK’nın 125. Maddesi diyor ki; “Devlet topraklarının tamamını veya bir kısmını yabancı bir devletin hakimiyeti altına koymaya veya devletin istiklalini tenkise veya birliğini bozmaya veya devletin hakimiyet altında bulunan topraklarının bir kısmını devlet idaresinden çıkarmaya matuf bir fiil işleyen kimse ölüm cezası ile cezalandırılır.”

5 - Hukukçular 6. Maddeye ne diyor?

Bir sağırlar diyaloğu var
* Yargıtay Cumhuriyet Eski Başsavcısı Sabih Kanadoğlu: Tasarı ne Baykal'ın ifade ettiği gibi af niteliği taşıyor ne de Adalet Bakanı'nın verdiği örnek doğru. Tasarıyla, Pişmanlık Yasaları'nı TMY'nin içine monte edilmek istenmiş. Monte edilirken kurucu ve yöneticiler de dahil edilmiş. Kurucu ve yöneticiler açısından TCK'nın silahlı terör örgütü üyeliğini" düzenleyen 314. maddesine yollama yapılmış ve ve oradan hüküm giyecekler için 221. maddedeki etkin pişmanlık hükümlerinin geçerli olacağı söylenmiş. Öcalan'ın mahkumuiyeti "terör örgütü kuruculuğu" suçundan değü. Öcalan eski TCK'nın 125, yeni TCK'nın 302. maddesinden ceza aldı. Aftan yararlanmaz.

İddianın tartışma zemini bile yok
* İstanbul Üniversitesi Hukuk Fakültesi öğretim üyesi Doç. Dr. Adem Sözüer: Bu maddenin Öcalan'ın hüküm giydiği TCK'nin 125. maddesi, yani yeni TCK'nin 302. maddesiyle hiçbir ilgisi yok. Tartışma zemini bile yok. Bu madde sadece örgüt kuruculuğu ve üyeliği için söz konusu olabilir. Başka bir suç işlememiş olması gerekir. Ancak bu halde etkin pişmanlık söz konusu olabilir. Sadece bu eylemleriyle ilgili etkin pişmanlıktan yararlanabilir. TMK'nin 6. maddesinde gönüllü teslim olma, pişman olma ve en önemlisi tüm bunların yakalandıktan hemen sonra olması düzenleniyor. Bunların hiçbiri Öcalan için geçerli değildir. Öcalan bir hükümlüdür.


Öcalan 302'den hüküm giydi
* İstanbul Üniversitesi Ceza Hukukçusu Prof. Dr. Kayıhan İçel: O kişiyle ilgili olarak mahkumiyet eski TCK'nin 125. maddesinden verildi. Bu madde gereğince o kişi hakkında verilen ceza, müebbet hapis cezasıdır. Bu maddenin TCK'deki karşılığı 302. maddedir. TMK'daki değişiklik, terör örgütüyle ilgilidir. Terör örgütü bakımından verilecek ceza da esas cezayı, yani TCK'nin 302. maddesinden verilen cezayı ortadan kaldırmaz. Her ikisi de uygulanır. TMY'deki değişiklik esas cezayı etkilemez. Dolayısıyla o kişinin hüküm giydiği maddede lehine değişiklik yapılmadığı sürece, cezasının indirilmesi ya da erken tahliye edilmesi mümkün olmayacaktır.


Sonuç olarak Apo'ya af tartışmalarını ülkeyi karıştırmak isteyenlerin çıkarmış olduğu ortada... Bununla birlikte hükümetin hatalı olduğu konu ise tartışmayı "Apo'ya af sözkonusu değil" den, "6. maddeyi kim koydu" ya çekmesi ve doğruları anlatamamasıdır. Kimin koyduğunun önemi var mı, sonuçta Apo'ya af yoksa...

kdr1965
01-05-2006, 17:29
Atatürk bu yüzyılın büyük insanlarından birinin tarihi başarılarını, Türk halkına ilham veren liderliğini, modern dünyanın ileri görüşlü anlayışını ve bir askeri lider olarak kudret ve yüksek cesaretini hatırlatmaktadır. Çöküntü halinde bulunan bir imparatorluktan özgür Türkiye' nin doğması, yeni Türkiye' nin özgürlük ve bağımsızlığını şerefli bir şekilde ilan etmesi ve o zamandan beri koruması, Atatürk' ün Türk halkının işidir. Şüphesiz ki, Türkiye' de giriştiği derin ve geniş inkilaplar kadar bir kitlenin kendisine olan güvenini daha başarı ile gösteren bir örnek yoktur.
John F. KENNEDY (A.B.D. Başkanı, 10 Kasım 1963)

Benim üzüntüm, bu adamla tanışmak hususundaki şiddetli arzumun gerçekleşmesine artık imkan kalmamış olmasıdır.
Franklin D. ROOSEVELT (A.B.D. Başkanı, 10 Kasim 1963)

Asker-devlet adamı, çağımızın en büyük liderlerinden biri idi. Kendisi, Türkiye' nin, dünyanın en ileri memleketleri arasında hak ettiği yeri almasını sağlamıştır. Keza O, Türklere, bir milletin büyüklüğünün temel taşını teşkil eden, kendine güvenme ve dayanma duygusunu vermiştir.
General Mc ARTHUR

Sovyet Rusya Hariciye Nazırı Litvinof ile görüşürken kendisine onun fikrince bütün Avrupa' nın en kıymetli ve en ziyade dikkate değer devlet adamının kim olduğunu sordum. Bana Avrupa' nın en kıymetli devlet adamının Türkiye Cumhurbaşkanı Mustafa Kemal olduğunu söyledi.
Franklin D. ROOSEVELT A.B.D. Başkanı, 1928

Dünya sahnesinden tarihin en dikkatli, çekici adamlarından biri geçti.
Chicago Tribune

Savaş sonrası döneminin en yetenekli liderlerinden biri.
New York Times

İnsanı teslim alıcı fevkalade önderlik kuvveti vardır. O, tetiktir, hazır cevaptır, dikkati çekecek kadar zekidir.
Gladys Baker(Gazete

Almanya

O kişisel kazanç ve ün peşinde koşan basit bir diktatör değil, gelecek kuşaklar için sağlam temeller atmaya uğraşan bir kahramandı.
Prof. Walter L. WRIHT Jr.

Atatürk Türkiye' yi tek düşman kalmaksızın bırakmıştır. Bu zamanımızın hiçbir devlet şefinin başaramadığıdır.
Alman Volkischer Beobachter Gazetesi

Almanya, ATATÜRK' ün eserine ve mücadelesine hayrandır. Onda, tarihi eseri, özgürlüğü seven bütün milletler için bir sembol olarak kalacak kudretli bir kişilik görmektedir.
Berlin, Alman Ajansı

Istırap çeken dünyada barış ve esenliği yeniden kurmak ve insanlığın yalnız maddi değil, manevi gelişmesini sağlamak isteyenler Atatürk' ün iman verici ve yön göstericiliğinden örnek ve kuvvet alsınlar.
Profesör Herbert MELZIG(Tarihçi)

Kendisinin tarihi büyüklüğü, eseri olan yeni Türkiye' ye bakılarak bu günden ölçülebilir. Çelik gibi azim ve gayreti, uzağı gören akıl ve hikmetle birleşmiş olan bu gerçek halk önderi ve devlet adamı; Anadolu dağlarının en uzak ve ıssız köşesindeki köylere bile başka bir ruh aşılamıştır.
Illustrierte Dergisi

O, kendi milleti ve beşeriyet alemi için beslediği muhabbetle, bir dahinin neler yarattığına dair, cihana fevkalade heyecanlı bir sahne seyrettirmektedir.
Herbert MELZIG

Fransa

İnsanlığın bütün belirtileri Onda kendini hemen gösteriyor.
Noelle Gazetesi

Eski Osmanlı İmparatorluğu bir hayal gibi ortadan silinirken, milli bir Türk Devleti'nin kuruluşu, bu çağın en şaşırtıcı başarılarından birisidir. Mustafa Kemal, yüce bir eser ortaya koymuştur. Atatürk' ün parlak başarısı bütün sömürgeler için bir örnek olmuştur.
Maurice BAUMANT(Profesör)

Çok büyük bir adamdı...bir siyasi dahiydi.
Excelsior Gazetesi

Dünyanın, çağdaş, en büyük kişilerinden biri.
Le Jour-Echo de Paris

Atatürk' ün yurt kurtarıcı olduğunu, milletlerin en vefalısı olan Türkler asla unutmayacaklardır.
Noell Roger Gazetesi

Karşımdaki bu büyük adamda, keşfettiğim bu büyük meçhulde maharet ve karakter o kadar iyi işlenmişti ki, sözlerinde hiçbir şüphe aranamazdı.
Claude Farrer (Yazar)

Bu günün Türkleri, yüzyıllar önce Avrupa' yı titreten canlı millet durumuna erişmiştir. Ve bu aksam O büyük ulunun başında bekleyen Türkiye, güçlü ve dipdiri Türkiye' dir.
Pierre Dominique(Gazeteci)

Asırları asan adam !..
Fransa, Paris Basını

Akıllı ve barışçı yöntemlerle gerçekleştirdiği eseri halkların tarihinde izlerini bırakacaktır.
Albert LEBRUN, Fransız Cumhurbaşkanı

Mevcut rütbelerin hepsini kaldırdığı bir memlekette, bu adam, bütün rütbeleri, kazanmıştır. O memlekete, bulabilecek en şerefli isim Ona verilmiştir.
Mercel Sauvage(Gazeteci)

Bu, insanlığa denenmiş bir felsefe örneği olarak sunulabilir. Atatürk yüz yıllara sığabilecek işleri on yılda tamamladı.
Gerrad Tongas(Yazar)

Atatürk öldü. Barış kubbesinin Doğu sütunu yıkıldı. Artık evrende barışı kimse garanti edemez. Nitekim Avrupalı devlet adamları; O' nun 1930'da yaptığı uyarı ve tavsiyeleri dinlememiş ve dünyayı 1939 yılında ikinci büyük savaş felaketinin içine sürüklemişlerdir.
SANERWIN Gazetesi

Atatürk, bir milleti, birkaç yılda asrileştirmek mucizesini göstermiştir.
Paris-Le Temps Yeni Türk Devleti ile Ankara Antlaşması' nın imzalanması nedeniyle; "Bizi arkadan vurdu, dağ başındaki haydutlarla, Mustafa Kemallerle anlaştı" diyenlere Fransız Başbakanının Mecliste verdiği cevap:
Dağ başındaki haydutlar diye isimlendirdiğiniz kahraman Mustafa Kemal ve O' nun tüm askerleri burada olsalardı teker teker hepsinin heykellerini dikerdik. Böylesine kahraman bir antlaşma imzalamaktan gurur duyuyorum. (1921)
Fransız Başbakanı BRIAND

Sırasıyla ihtilalci ve asi, sonradan muzaffer bir kumandan olan "Türklerin babası" Yeni Türkiye' yi yarattı, sultanları kovdu, kadınlara hürriyet verdi fesi kaldırdı, ülkesinde radikal bir inkilap yaptı.
Paris-Soir' den

Denilebilir ki onsuz, İslam alemi yolunu bulabilmek için elli yıl daha bekleyecekti.
Berthe Georges-Gaulis

O, yüce bir dağa benzer. Eteğinde yaşayanlar bu yüceliği fark edemezler. Bu dağın azametini kavrayabilmek için, Ona çok uzaklardan bakmak gerekir.
Claude FARRER / Fransız Edibi

Türkiye tarihi, bugün her zamandan çok Batı ve Avrupa tarihinden ayrılmaz bir haldedir. Ve Atatürk' ün bu yöndeki gayretleri sonuçsuz kalmamıştır.
Memleketlerimiz arasındaki yüzyılları aşan dostluk, bu gelişmenin temel öğelerinden biridir.
Charles De GAULLE

Kemal Atatürk' ün karakterinin bir cephesini göstermek itibariyle bir noktayı hatırlatmak isterim. Bize savaşlarından birini anlatıyordu. Birdenbire durdu: Görüyorsunuz ya, dedi: birçok zaferler kazandım. Fakat bunların en büyüğünden sonra bile her akşam, savaş alanlarında ölen bütün askerleri düşünerek içimde derin bir keder duyuyorum. Cesaret ve zekasından başka yüreği bu kadar yüce olan böyle bir Şef' in, yurdu için mucizeler yaratmış olmasına şaşılabilir mi?
George BENNES, Vu Gazetesi-1938

Devrin yüksek şahsiyetleri kitaplarda, konferanslarda Türkiye' nin asla değişmeyeceğini ve değişmeden öleceğini ilan etmişlerdi. Halbuki ölmeden değişti. Hem de kökünden ve baştan aşağı değişti. İnançlar, gelenekler, yöntemler yıkıldı. Son döküntülerini de yabancı zırhlıları ve kapitülasyonlar gibi memleketten sürüp attılar. Türkiye, ruhunu değiştirmişti. Tamamen ve tasavvur edilmesi mümkün olduğu kadar.
Raymond CARTIER, Le Nouvelliste Gazetesi

İngiltere

Savaş sonrasının en ileri gelen devlet adamlarından biri. Kendi başına bir klas oluşturuyordu ve hemen her açıdan tekti.
The Fortnightly, Londra
Avrupa, savaştan sonra belirmiş az sayıdaki yapıcı devlet adamlarından birini kaybetti.
Spectator

Çağımızda hiçbir isim Atatürk'ün adı kadar büyük saygı yaratmamıştır.
Observer

İngiltere önce, cesur ve asil bir düşman, sonra da sadık bir dost olarak tanıdığı büyük adamı selamlamaktadır.
Sunday Times

O, benzeri olmayan bir devlet adamı idi. Diktatörlerin tahammül edemediği serbest bir nizamla, başaramadığı ve başaramayacağı işler yapmıştır. Tarihte böyle adamlar devirlerine kendi adlarını vermişlerdir.
Word Price

O, Türkiye' nin önceki kuşaklarından hiçbirine nasip olmayan özgürlük ve güven dolu bir hayat sağladı. Başarıları, Türkiye' nin Avrupa devleti olmasını sağladı, yakın doğunun tarihini değiştirdi.
Times Gazetesi

Savaş Türkiye' yi kurtaran, Savaştan sonra da Türk Milletini yeniden dirilten Atatürk' ün ölümü, yalnız yurdu için değil, Avrupa için de büyük kayıptır. Her sınıf halkın O' nun ardından döktükleri içten gözyaşları bu büyük kahraman ve modern Türkiye'nin Ata' sına değer bir görünümden başka bir şey değildir.(1938)
Winston CHURCHILL İngiltere Başbakanı

Atatürk, Türk Milleti'nin ruhunda Türk Bayrağı gibi dalgalanan bir baştı.
Daily Telegraph

Cumhuriyet Türkiye' sinin Devlet Başkanı Kemal Atatürk, diğer önderlerde görmeye alışmadığımız şu değerli nitelikleri kişiliğinde toplamış bulunuyor: alçak gönüllülük, yeterlik ve başarı.
The Truth Dergisi

O genç ve dahi Türk Şefi'nin o esnada Çanakkale de bulunması, müttefikler bakımından tarihin en acı darbelerinden biridir.
Alan Moorehead (Yazar)

Atatürk, eskimiş bilimlerle boş yere kafasını yormamış olduğundan daha taze ve cesur düşünen bir önderdir. Kendisi için, bugünkü Avrupa' nın en güçlü Devlet Adamıdır diyebileceğimiz Atatürk, hiç şüphesiz devlet adamlarının en cesur ve orijinalidir.

Herbert Sideabotham (Yazar)

Herhangi bir olayı derinliğiyle kavramak, çıkar yolu görüp birdenbire harekete geçmek iktidarı, O' nun eşsiz otoritesinin başlıca kaynaklarından biridir.(1923)
Grace Ellison (Gazeteci)
Afganistan

O büyük insan yalnız Türkiye için değil, bütün doğu milletleri için de en büyük önderdi.
Emanullah HAN, Afgan Kralı

Arnavutluk

Bu Türk Milleti yastadır. Çünkü yeni Türkiye' nin yaratıcısı olan eşsiz şefini kaybetmiştir.
Stipsi Gazetesi
Avusturya

Büyük düşüncelerin adamı, bir devlet mimarıydı.
Neue Freie Presse, Viyana

Atatürk öyle bir insandır ki, hayali değildir. İstediğini bilir, bildiğini yapar, yapamayacağı bir şeyi de istemez.
Avusturyalı Heykelci KRIPPEL

Belçika

Atatürk, yirminci asrın en büyük gerçeğini yaratan adamdır.
Kopenhag-Nasyonal Tidende

Milletine bu kadar az zamanda bu ölçüde hizmet edebilen tek devlet adamı Atatürk' tür.
Libre Belgique gazetesi
Bulgaristan

Hiçbir memleket, yeni Türkiye' nin Ata' sı tarafından başarılan kadar güçlü, hızlı ve kökten bir yenilik hamlesine erişmemiştir.
Bulgar Dness Gazetesi

Çin

Mustafa Kemal yeni Türkiye'nin kalbidir. Eski, yıpranmış bir toplumdan yepyeni, güçlü bir millet yaratmış, eşsiz kişiliğiyle kendini herkese saydırmış, enerjisiyle herkesi kendine inandırmıştır.
Ma Shao-Cheng (Yazar)
Danimarka

Atatürk, şahsiyet ve yeteneğin dev gibi bir simgesi idi, O, yirminci yüzyılın en görkemli olayını yaratan adamdı.
National Tidence Gazetesi
Finlandiya

Atatürk, olağanüstü nitelikte bir devlet adamı, savaş sonrası dünya tarihinin en önemli simalarından biri idi.
Hufvud Stadbladet Gazetesi

Hindistan

Dünyanın yetiştirdiği en büyük insanlardan biri.
Star of India

Atatürk, yalnız Türk Milleti'nin değil, özgürlüğü uğruna savaşan bütün milletlerin önderiydi. O' nun direktifleri altında siz bağımsızlığınıza kavuştunuz. Biz de o yoldan yürüyerek özgürlüğümüze kavuştuk.
Bayan Sucheta KRIPALANI, Hint Parlamento Heyeti Başkanı

İran

Atatürk gibi insanlar bir nesil için doğmadıkları gibi belli bir devre için de doğmazlar. Onlar önderlikleriyle yüzyıllarca milletlerin tarihinde hüküm sürecek insanlardır.
Tahran Gazetesi

Atatürk yalnız kahraman milletinin büyük bir Şef'i olmakla kalmamıştır. O, aynı zamanda insanlığın da en büyük evladı olmuştur.
Iran Gazetesi

İsrail

Dünya, çağımızın en dikkati çekici adamlarından birini kaybetti.
Palestine Post

Mustafa Kemal Atatürk, kuşkusuz 20. yüzyılda dünya savaşından önce yetişen en büyük devlet adamlarından biri, hiçbir millete nasip olmayan cesur ve büyük bir inkilapcı olmuştur.
Ben Gurion İsrail Başbakanı (1963)
İsveç

O olmasaydı modern Türkiye olmazdı. O' nun sayesinde Türkler, O' nun olağanüstü eserini izleyebilecekler ve zaten dünyaca pek yüksek olan onurlarını daha fazla yükseltebileceklerdir.
Nya Dagligt Gazetesi
İsviçre

Türkiye' yi yaratan, tarihimizin bu en Büyük Adam' ını başımı en derin hürmetle eğerek selamlarım.
Profesör MORRF

Yalnız bir asker değil, aynı zamanda yüzyılımızın bir daha göremeyeceği bir dahi idi.
Profesör SEKRETAN

İtalya

Hayatının sonuna kadar milleti' nin mutlak güveni ile kurduğu devletin başında muzaffer kumandanının kişiliği, eşi görülmemiş bir karakter örneğidir.
C.C.SFORZA

Üstün iradesi, tükenmez cesareti ve eşsiz sezişi ile hasımlarını dize getirdi. Fazilet ve ciddiyeti, üç yılda memleketine yalnız askeri değil, aynı zamanda tam ve doyurucu bir siyasi zafer kazandırdı.
F.Perrone Di San Martino (Yazar)

Atatürk'ün ölümü ile Yakın Doğu' nun gelişmesine birinci derecede etken olan son derece kuvvetli bir şahsiyet kaybolmuştur.
Tribuna Gazetesi
Japonya

Şaşırtıcı ve çekici bir kişi. Asker olarak büyük, fakat devlet adamı olarak daha büyük.
Japon Times

Yüzyıldan beri Küçük Asya'nın çıkardığı en büyük lider.
The Japon Chronicle

Lübnan

Büyük adamlar, kuşaklarının başındadır. Türk Milleti'nin başındaki büyük ve dahi Atatürk, politika ve savaş alanlarında yılmayan büyük ve yurtsever bir insandı.
Kerama, Lübnan Başbakanı, (10 Kasim 1963)

Kelimenin tam anlamıyle bir yapıcı ve yaratıcı olan Atatürk, dünya haritasında memleketine yepyeni bir sınır çizmiştir.

Loryan Gazetesi (1938)

Atatürk, dünyanın çok nadir yetiştirdiği dahilerdendir. O, bütün bir tarihin seyrini değiştirmiştir.
Ennehar Gazetesi (1938)

Dünyanın çok nadir yetiştirdiği dahilerdendir. Dünya tarihinin gidişini değiştirmiştir.
An Nahar
Macaristan

Yüzyılımızda, "olmayacak hiçbir şey yoktur" şeklindeki tarihi gerçeği ıspatlayan ilk adam olmuştur.
Esti Ujsag.Macar.

Dünya, bu savaş ve barış kahramanı büyük adamın ölümü ile yoksul düşmüştür.
Pester lioyd Gazetesi

Türkiye'yi bir arı kovanına ve bütün Türkleri de bal aramağa çıkmış çalışkan arı' lara benzetiyorum. Nasıl arı' lar beylerinin etrafında toplanıp çalışırlarsa bütün Türk Milleti bu gün büyük dahi Mustafa Kemal etrafında toplanmışlardır.
Prof. M. Zaajti Franes

Mısır

Çağının, belki de tüm tarihin en olağanüstü kişilerinden biri.
Egyptian Gazete

Norveç

Atatürk, tarihte, memleketinin en büyük adamlarından biri olarak kalacaktır.
Le Morgen Bladet Gazetesi

Pakistan

Kemal Atatürk, yalnız bu yüzyılın en büyük adamlarından biri değildir. Biz Pakistan'da, Onu geçmiş bütün çağların en büyük adamlarından biri olarak görüyoruz. Askeri bir deha, doğuştan bir lider ve büyük bir yurtsever.
Eyüp Han, Pakistan Cumhurbaşkanı

Bizim aslımız rengi uçmuş bir kıvılcım iken, O' nun bakışı ile cihanı kaplayan ve aydınlatan bir güneş haline geldik.
İkbal (Şair)
Polonya

O' nun yaratıcı ruhunun ve ateşli yurtseverliğinin harekete geçmemiş olduğu hiçbir alan yoktur.
Gazeta Polska

Romanya

Atatürk, tarihte teşkilatcı bir dahi, bir milletin harikalar yaratan yöneticisi ve memleketinin kurtarıcısı olarak kalacaktır.
Independance Romaine Gazetesi (12 Kasım 1938)

Bir milleti, uçurumun kenarından sarsılmaz azmiyle kurtaran, kuvvetlendiren, yükselten yöneticiler arasında Atatürk, en birincisidir.
Timpul Gazetesi (12 Kasım 1938)
Sovyet Sosyalist Cumhuriyetler Birliği

Şöhreti bütün cihana yayılmış olan tecrübeli başkanın yönetimi herkesin sevgi ve saygısını çeken büyük Türk Milleti'nin milli bağımsızlığını devamlı bir başarı ile kuvvetlendirmiş ve yeni milli yapısını yaratmıştır.
SSCB Başbakanı Kalinin

Suriye

Vatanını muhakkak bir parçalanmaktan kurtararak devlet gemisini güvenilir bir limana götürdükten sonra milletinden bir taht istemedi. O, kelimesinin bütün anlamıyla bir insan, eşsiz bir dahi, kahraman bir asker ve siyaset adamı idi.
Elifba Gazetesi

Atatürk'ün başardığı işler mucize ve harika kabilindedir. Birkaç yıl içinde memleketinde yaptığı inkilaplar, birkaç yüzyılda gerçekleştirilmeyecek işlerdir.
El Tekaddum Gazetesi

Yugoslavya
Atatürk'ün dehası, tarihte Türk Milleti'nin taşıdığı ruhun faziletine en yüksek örneklerinden birini teşkil edecektir.
Branko Aczemovic (Elçi)

Tarih, silinmez harflerle bu devlet adamının ismini hak edecektir. Atatürk bir halk adamıdır. Kırılmaz azmi, keskin zekası ve kudreti kendisini yendiği alın yazısının önüne getirmiş, böylece yeni Türkiye'nin yaratıcısı olmuştur.
Politika Gazetesi
Yunanistan

Türkiye, dost ve düşmanlarının hayran olduğu bir deha adama, malik bulunmak bahtiyarlığına erişmiştir.
Katimerini

kdr1965
01-05-2006, 18:00
Birinci vazifem;

Turkiye`ye demokrasi, insan haklari, hukuk dersi vermeye kalkan Fransa`nin sozde Ermeni soykirimi yoktur diyenleri cezalandirmaya yonelik hareketlerini kinamak ve tum dunyaya su gercegi haykirmaktir:

Ermeni soykirimi yoktur, bilakis Ermenilerin Turklere ve Azerilere yaptigi soykirim vardir. Bununla beraber firsattan istifade ederek yasadiklari ulkeye soykirim camuru atmaya kalkan basta Ermeni Patrigi olmak uzere sorumsuz aciklamalarda bulunan tum Ermeni vatandaslari zamani gelince bunun hesabini fazlasiyla odeyeceklerdir...

O-DE-TE-CE-GIZ

Atatürk'e Bir Köylünün Cevabı
Perşembe, 23 Mart 2006
Tarihimiz sayısız savaşlarla doludur. Biz bu savaşlardan başkaldırıp ne memleketi imar edebilmişiz, ne de kendimiz refaha kavuşmuşuzdur. Bunun sebebi, bizim suçumuzda olduğu kadar düşmanlarımızdadır da.


Osmaneli İstasyonu'nda bir öğrencinin okuduğu şiiri dinlerken
"Türklere rahat vermemeli ki, başka sahalarda ilerleyemesinler..."




Bunun için de sık sık başımıza belalar çıkarırlar, savaşlar açarlar, Balkan milletlerini kışkırtırlardı.


Biz böyle durmadan savaşırken de o zamanlar askere alınmayan gayrimüslimler durmadan zenginleşirlerdi.

Onların neden zengin, bizim neden fakir kaldığımızı bir köylü, Atatürk'e verdiği kısa bir cevap ile gayet veciz olarak izah etmiştir.

Atatürk, Mersin'e yaptığı seyahatlerden birinde, şehirde gördüğü büyük binaları işaret ederek sormuş:

"Bu köşk kimin ?"

"Kirkor'un... "

"Ya şu koca bina?"

"Yargo'nun"

"Ya şu ?"

"Salomon'un..."

Atatürk biraz sinirlenerek sormuş:

"Onlar bu binaları yaparken ya siz nerede idiniz?" Toplananların arkalarından bir köylünün sesi duyulur:

"Biz mi nerede idik? Biz Yemen'de, Tuna boylarında, Balkanlar'da Arnavutluk dağlarında, Kafkaslar'da, Çanakkale'de, Sakarya'da savaşıyorduk Paşam..."

Atatürk bu hatırasını naklederken :

"Hayatımda cevap veremediğim yegane insan bu ak sakallı ihtiyar olmuştur" der dururdu.

temese
02-05-2006, 07:59
EFENDILER, YETISECEK COCUKLARIMIZA VE GENCLERIMIZE; GORECEKLERI
TAHSILIN HUDUDU NE OLURSA OLSUN, EN EVVEL VE HER SEYDEN EVVEL,
TURKIYE'NIN ISTIKLALINE, KENDI BENLIGINE, MILLI ANANELERINE DUSMAN
OLAN BUTUN UNSURLARLA MUCADELE ETMEK LUZUMU OGRETILMELIDIR.

M.Kemal ATATURK

kasved
02-05-2006, 13:57
(Bu metin Araştırmacı Yazar Sayın Prof. İlknur GÜNTÜRKÜN KALIPÇI tarafından kaleme alınmıştır.)

Bu arada İstanbul ve Ankara illerinden birisine ATATÜRK adının verilmesi için bir kanun önergesi veriliyor meclise. ya İstanbul'a ATATÜRK diyorduk ya Ankara'ya. Bu önergeyi vereni hemen çağırıyor ve aynen şunları söylüyor ;" Bir ismin dillerde kalması için şehrin temellerine sığınmasına gerek yoktur. Bakın bu şehrin ismi İstanbul ama Fatih Sultan Mehmet'i hemen hatırlıyoruz. Eğer ben bir şey yapabildiysem bunu binaların tepelerine, şehrin temellerine ismimi yazarak değil milletimin kalbine yazarak anılmak isterim" diyecek, hiçbir yere adının verilmesini kabul etmeyecektir.

JoNaThAn
02-05-2006, 20:01
Kamuoyuna

Milliyet

Gazetemizin pazar günkü manşetinde yayımlanan ve AKP'nin Kars İl Kongresi'nde kadınlarla erkeklerin ayrı bölümlerde oturduklarını gösteren Harem-Selamlık başlıklı fotoğraf ve haberin Başbakan Recep Tayyip Erdoğan'ı ciddi ölçülerde sinirlendirdiği anlaşılıyor.
Türk kamuoyu, önceki gün bütün televizyon kanallarında Başbakan Erdoğan'ın, "Eee Milliyet gazetesi, gel şimdi bakalım..." diyerek oldukça hiddetli bir ses tonuyla gazetemize yönelttiği eleştirileri izledi.
Evet, geldik Sayın Başbakan...
Bir kere, gazetemizde yayımlanan görüntülerde herhangi bir fotoğraf hilesi yoktur. 29 Nisan 2006 tarihinde Kars'ta yapılan AKP İl Kongresi'nde öğle saatlerinde çekilmiş olan fotoğraf bir gerçekliği yansıtmaktadır.

FARKLI YAŞAM TARZLARI
Üstelik, o manşeti atarken herhangi bir yoruma yer vermedik; ayrıca fotoğraftaki kadınlara saygısızlık içeren bir ifade de kullanmadık. Kadınlarımızın parti kongrelerine katılarak demokratik süreçlerde aktif bir şekilde yer aldıklarını görmek bizi mutlu eder.
Ancak Türkiye'yi yönetmekte olan iktidar partisinin bir il kongresinde erkek ve kadınların harem-selamlık şeklinde ayrı bölmelerde oturtulduklarını sergilemek de bizim gazetecilik görevimizdir. Bu fotoğrafı görmezlikten mi gelecektik?
Meselenin özünde farklı dünya görüşlerinden kaynaklanan farklı yaşam tarzı tercihleri yatıyor. Türkiye'de muhafazakâr bir dünya görüşünün uzantısı olarak kadınların erkeklerden ayrı bir yerde oturmaları gerektiğini savunanlar eskiden beri vardır.

DEMOKRASİ İÇİN TAHAMMÜL
Buna karşılık, Türkiye'de bu durumu ayrımcılık olarak gören ve Cumhuriyet Türkiye'sinin temel hedeflerinden biri olan kadın-erkek eşitliğine ters düştüğüne inananlar da vardır ve sayıları hiç de az değildir. O kesim de demokrasi içinde bu durumu yadırgadığını ifade etme özgürlüğüne sahiptir.
Sonuçta demokrasi bir tahammül rejimidir. Tahammül, öncelikle duygu kontrolü gerektirir. Sayın Erdoğan da kendisini Avrupa Birliği'ne tam üyelik hedefine bağlamış bir Başbakan olarak muhafazakâr dünya görüşüne ters düşen görüşlerin ifade edilmesine tahammül etmelidir.
Başbakan'ın parti kongrelerinden yönelttiği hiddetli eleştiriler Milliyet gazetesini yolundan çevirmeyecektir. Kendisine hatırlatmak isteriz ki, Milliyet gazetesi yarın 56. kuruluş yıldönümünü kutlayacaktır ve geçen yarım yüzyılı aşkın süre içinde Sayın Erdoğan'ın bütün selefleri bu gazetede eleştirilmiştir.
Sayın Erdoğan ve gelecekteki halefleri de bu durumun istisnasını oluşturmayacaklardır.

casaubon
05-05-2006, 13:45
Hep deriz ya, "bizde olmaz" diye.....


http://img234.imageshack.us/img234/147/19kj.png

http://img227.imageshack.us/img227/831/111111111115md.png
http://img59.imageshack.us/img59/9529/222222222226ur.png

JoNaThAn
05-05-2006, 14:32
eğer ab olmazsa..ve hatta abnin getirdiği bazı yeni yasalar, şeriata ve bu tip bir düzene daha yakın olmamızı sağlıyorsa ki sağlıyor(bize erken özgürlük yaramıyor,halkımız bunu idrak edemiyor)..mesela sınırı korumak için yetkinin içişleri bakanlığına devredilmesi,tamamen bunların kuracağı birliklerin bu konuda hakim olacağı..ve tabii sınırda,elinde tesbih kafada takke pkklı kovalayan birliklerimiz olacağı..ve yavaş yavaş isteklerine ulaşacağı bir gerçektir.türkiyeye şeriat gelmeme ihtimali çok az.çünkü bu halk 7den 70e aslında bunu istiyor.ben bilirim ordunun içine sızmaya çalışan nurcuları.bu konudaki özel eğitimlerini.bunları yaşayan başka insanlarda var.nedense bizim halkımız bunu istiyor..

tayyip erdoğan dememişmiydi..millet istiyorsa laiklik gidecek diye..bu halk getirmedimi,şuanda trilyonlarca karşılıksız faturadan cezaya çarptırılan erbakanı başa?bu halkın seçtiği liderler getirmedimi, başbakanlık konutunda beyaz cüppelileri?e ozaman bu yaygara niye?eğin başınızı öne..

Red Kit
05-05-2006, 15:25
Konu : Birinci Vazifemiz.

Lütfen konu dışına çıkmayın.

casaubon
05-05-2006, 15:48
Konu : Birinci Vazifemiz.

Lütfen konu dışına çıkmayın.

Sn.Red Kit,

Vazifelerimizin arasında yukarıdakiler gibi olmamak ya da oldurmamak da yok mudur?

Eğer yoksa, kusura bakmayın.

Mesajı silebilirseniz.

Red Kit
05-05-2006, 16:25
Hocam estağfurullah ben o yazıyı sizin yazınızla ilgili yazmadım. Kanunun aptullah köpeğine af içermediğini uzun uzun açıklayan kişiye ve varsa onun gibi konu dışı yazı gönderecekler için yazdım.

baron11
07-05-2006, 21:13
KENDİNİ TÜRK OLARAK KABUL EDEN HER BİREYİN GÖREVİ,İLK ÖNCE GERÇEKLERİ GÖRÜP ONA GÖRE HAREKET ETMESİDİR.


HEDEFİMİZ AVRUPA DA,YA AVRUPA'NIN HEDEFİ NEDİR?

İlginç olan Batı kapitalizmi kendi içinde ''bütünleşirken'' dışarıdakilere ''çözülmeyi'' öneriyor ve çözmeye zorluyor. Küreselleşme öneren Batı kapitalizminin kendi içinde daha ulusalcı bir gelişme içine girmeğe başlamıştır.

Bu arada Avrupa Birliği'nin Türkiye hedeflerine bakarak, ya da en azından son 15 yılda neler yapmış olduğuna bir göz atmakta yarar vardır :

* 1989'da doğru dürüst bir gerekçe gösterilmeden Türkiye'nin tam üyelik başvurusu geri çevrilmiş ve zaman zaman ''Seni almıyorum, geleceğin Avrupa Birleşik Devletleri'nde Türkiye'ye yer yok'' denmiştir.

* Güneydoğu'da terörü yıllarca desteklenmiş. Önce PKK'nin, sonra KADEK'in baş savunucusu olunmuştur. Para, silah ve yayın olanakları sağlanmış. Şimdi de Güneydoğu'ya özerklik istemeye cüret edilmektedir..

* Apo’nun serbest bırakılma önkoşulları ise aşama aşama uygulanmaya konmaktadır:

O da büyük bir olasılıkla yoğunlaşacak olan “yeni PKK saldırıları”nı durdurup, "kan dökülmesini" engelleyerek "barışı sağlamak" üzere serbest bırakılacaktır.

* Avrupa Parlamentosu, ''Türkler Ermenilere soykırım uyguladı. Bunu kabul ederlerse ilikşiler gelişir'' diye kararlar çıkartmıştır. Yani, ''Büyük Ermenistan'ın'' altyapısı hazırlanmaya çalışılmaktadır.

* 2003'te Irak, ABD ve İngiltere tarafından işgal edilirken Kuzey Irak'a Türkiye'nin müdahalesine ABD ile birlikte karşı çıkılmıştır. Kuzey Irak'ta Türkiye'ye rağmen bir Kürt devleti kurulmasına yardım edilmiş, edilmeye de devam edilmektedir.

* 1995'te, Türkiye içindeki gayri milli sermaye çevreleri ile birlikte kotardığı 6 Mart 1995 Gümrük Birliği belgesi ile Türkiye'yi tek yanlı AB'ye bağlamıştır.

* Avrupa Birliği çevreleri, kurumları ve Türkiye raportörleri sürekli olarak; "- Biz Atatürk fikrinden rahatsızız." ; " Cumhuriyet ilkeleri ile Türkiye kabul edilemez"; "Türkiye'nin önündeki en büyül engel Kemalizm" demeye başlamışlardır..

Bütün bu saydıklarımız işin bir kısmıdır. Bizim AB sevdamız, öyle bir dış politika seçeneği olarak yürümemektedir ki, AB bu sevdamızı kullanarak Kıbrıs'ı, Ege meselesini, Patrikhane meselesini, Heybeliada Ruhban Mektebi'ni Hıristiyan dünyanın keyfine göre hallettikten ve uyum yasaları adı altında Atatürk ve laikliği iyice örseledikten sonra "Bu iş olmaz" derlerse fazla şaşırmamak gerekir.

AB bizimle ilişkilerini bir tür Sevr'e boyun eğdirme şeklinde sürdürüyor. Adeta örtülü bir Sevr imzalatıyor. Ne var ki bunu Kopenhag Kriterleri adıyla, özellikle Ortak Katılım Belgesi ve İlerleme Raporları denen hakaret ve küstahlık belgeleriyle yürütüyor.

Unutmayınız ki Sevr Antlaşması'nın 62. Ve 64. Maddeleri Kürtlere devlet kurma hakkının güvencesini üç devlete tanımıştı : Fransa, İngiltere ve İtalya. Bu arada gelişmeleri büyük bir dikkat ve iki yüzlülükle izleyen ABD.

Kurtuluş Savaşı Sevr' i tarihin çöplüğüne atmış, yerine Lozan Antlaşması'nı getirmiştir..

''Atatürkçü ve Cumhuriyetçi geçinenlerin'' hedefimiz Avrupa demesi.. Avrupa Parlamentosu'nun kararlarına destek anlamına gelmiyor mu ?

- Gümrük Birliği ile kurulan ve Türkiye'yi batırmakta olan tek yanlı düzenin savunuculuğu olmuyor mu?

- AB'nin Türkiye'de desteklediği bölücülüğe arka çıkmak olmuyor mu?

- Ve nihayet Türkiye'nin bütünlüğüne, Cumhuriyet ilkelerine ihanet etmek anlamına gelmiyor mu?

Sanki Türkiye ile Avrupa Birliği arasında ilişkiler diğer aday ülkelerde olduğu gibi normal bir seyirde gidiyormuş gibi davranmak ve AB'nin sömürgeci ve dayatmacı politikalarını görmemek, Türkiye'nin sömürgeleşmesine hizmet etmekten başka bir işe yaramayacaktır.

Bugün ''milli cephe ile gayri milli cephe arasında'' bir çatışma yaşanmaktadır. Batı kapitalizminin içimizdeki uzantıları gayri milli cepheyi oluşturuyorlar.

- Bunlar toplumsal haklar istemiyorlar. Sadece bireysel haklar, etnik haklar, bölgesel haklar görmek istiyorlar.

- Ulusal bütünlük yerine ''bir mozaik'' oluşturmak amacındalar.

- Milli bütünlüğün yerine bireysel, etnik, kültürel, bölgesel bölünmüşlükler istiyorlar. O zaman şirketleri (ve egemenlikleri) daha kolay gelmiş ve yerleşmiş olacaktır.

İç ve dış ilişkiler dengelendiği zaman, iktisadi, siyasi, askeri ve kültürel dengesizlikler de ortadan kalkmaya başlar. Tarih hep bu gerçeği doğrulamıştır.

Biz bu gerçeği Mustafa Kemal 'in sağlığında en iyi gören ve yaşayan bir milletiz, bunu hiç unutmayalım.

Türkiye artık kendi iç sorunlarını, AB ipoteği altına girmeden çözmek zorunda olduğu gerçeğini anlamalıdır. Demokratikleşme, ekonomik gelişme, sosyal reformlar ''AB'ye üyelik perspektifi'' ipoteğinden ayrılamadığı sürece Türkiye, ne iç dengelerinde ne de AB ve diğer ülkelerle olan ilişkilerinde, milli çıkarlarını gözetme perspektifini sağlayabilir.

Dışardan önerilen yol haritaları ve ev ödevleri ile yeryüzünde, gelişmesini başarı ile sürdürebilen bir ülke yoktur, olamaz da. Çünkü her toplum, her ülke, her topluluk (AB) karşısındakinin çıkarını değil, önce kendi çıkarını düşünür. Bu da çok doğaldır.

Millî Mücadele Yıllarında Millî Egemenlik İlkesinin Yeri ve Tarihi Gelişimi

Mustafa Kemal, giriştiği hareketin ve mücadelenin bu temel unsurunu, daha 1919 Haziranında, ortaya açıkça koymuştur:

''Milletin istiklâlini yine milletin azm-ü kararı kurtaracaktır. Milletle birlikte fedakârane çalışacağım... Sine-i milletten ayrılmayacağım''.

Atatürk'ü yanlış anlayan veya kasden yanlış anlatmak isteyenlere hatırlatılması gereken gerçek şudur : Atatürk Millî Mücadeleye ''Millî Egemenlik'' bayrağı ile başlamış, daha Erzurum Kongresinden itibaren, ''Millî İradenin başlıca güç kaynağı'' olduğunu ilân etmiş bir liderdir. Türkiye Cumhuriyeti, bir “millet devlet” tir. Çünkü, sınırları “milli sınırlar” dır. Bu sınırlar, 1918 yıkıntısı sonucunda, “gerçekçi” ve “milli” liderinin “Misak-ı Milli” ile tespit ettiği “anavatan” ın, “fiili” ve “doğal” sınırlarıdır. Özellikle ve önemle belirtilmesi gereken bir diğer husus da şudur: “Milli devlet” in vazgeçilmez ve birbirini bütünleyen iki ana ilkesi, “antiemperyalizm” ve “tam bağımsızlık” tır.

İzmir'de şöyle sesleniyordu:

''Bir devlet istiklâli tammına ve bir millet bilâ kayd-ü şart hâkimiyetine malik ve sahip bulunmadıkça, o devlet ve millet için hayat, refah ve şeref olamayacağını takdir eden milletimiz, bu levazımı temin etmedikçe yaşamak mümkün olamayacağına kani olmuştur. Milletimizin bütün hakikatleri anlamakta gösterdiği rüşt ve kabiliyet şayanı iftihardır. Artık bu milleti esir ve bu memleketi müstamere veya malikâne yapmak hevesinde bulunanların ne büyük gaflette oldukları anlaşılır."

Ve O yine büyük devlet adamı, herhangi bir alanda bağımsızlığı kaybetmenin, onu tümüyle yitirmek sonucuna götüreceğini hatırlatıyordu :

''Tam bağımsızlık, bizim bugün üzerimize aldığımız görevin özüdür. Bu görev, bütün millete ve tarihe karşı yüklenilmiştir... Bizden öncekilerin yaptıkları yanlış işler yüzünden milletimiz, SÖZDE BAĞIMSIZDI, ama gerçekte BAĞIMLI bulunuyordu. Şimdiye değin Türkiye'yi, uygarlık dünyasında kötü gösteren neler düşünülebilirse hep bu yanlıştan ve hep bu yanlışı sürdürmekten doğuyor. Bu yanlışı sürdürmek, yüzde yüz, ülkenin ve milletin bütün onurundan ve bütün yaşama yeteneğinden uzaklaşması ve yoksun kalması sonucunu doğurabilir. Biz, yaşamak isteyen, onuruyla yaşamak isteyen bir milletiz. Bir yanlışı sürdürmek yüzünden bu niteliklerden yoksun kalmaya katlanamayız.

... TAM BAĞIMSIZLIK demek elbette siyasa, maliye, iktisat, adalet, askerlik, kültür gibi her alanda tam bağımsızlık ve tam özgürlük demektir. Bu saydıklarımın herhangi birinde bağımsızlıktan yoksunluk, milletin ve ülkenin gerçek anlamıyla bütün bağımsızlığından yoksunluğu demektir. Biz, bunu sağlamadan ve elde etmeden başarıya ve esenliğe erişeceğimiz kanısında değiliz. Görünüşte ve üstünkörü barış yapabiliriz, anlaşma yapabiliriz; ama tam bağımsızlığımızı tamamlayacak olan bu gibi barışlar ve anlaşmalarla milletimiz, hiçbir zaman canlılığa ve esenliğe erişemeyecektir. Belki, silahlı çarpışmasını bırakarak yıkıma sürüklenmeye yol açmış olacaktır. Eğer milletimiz bunu kabul etseydi, bunu kabul edecek nitelikte bulunsa idi, iki yıldan beri savaşmak hiç de gerekli değildi''.

"Türk yurdunun ve halkının bağımsızlığını ve güvenliğini milletin ve devletin kendi gücüne ve mücadele bilincine değil de, büyük devletlerin insafına, ''büyük dost''un adalet duygusuna bırakan safdillerin, milleti ne kadar yanlış bir yola götürdüklerini, aklı başında biraz bilgi ve cesaret sahibi her Türk kolayca takdir edebilir. Özellikle tarihi, hele sömürgeler tarihini ve zamanımızda fiili manda (vesayet) altında bulunan devletlerin nasıl bu hale geldiklerini (yani yeni emperyalizmi) biraz inceleyen kişiler... Eğer bunlar, olaylara ve sorunlara kendi çıkarları açısından değil de, objektif olarak bakabilme yeteneğine de sahiplerse, onların ''himaye, manda, müzaheret'', hatta ''sürekli yardımı'' gibi ilişkiler arkasında ne niyetlerin yattığını ve bu ilişkilerin uzantısında (önünde) zayıf devlet için ne büyük tehlikelerin yatmakta olduğunu görmemeleri düşünülemez. "

Atatürk'ün şu sözleri, değişmez düstur olma değer ve niteliğini asla kaybetmeyecektir.

''Yabancı bir devletin koruyuculuğunu istemek, insanlık niteliklerinden yoksunluğu, güçsüzlüğü ve beceriksizliği itiraf etmekten başka bir şey değildir. Gerçekten bu aşağılık duruma düşmemiş olanların, isteyerek başlarına yabancı bir yönetici getirmeleri hiç düşünülemez. Oysa Türk'ün onuru ve yetenekleri çok yüksek ve büyüktür.''

Ne yazık ki Türkiye, ''millet devlet kimliğinden" hızla uzaklaşmaktadır. Böylece, “milli sınırlar” ın değişmezliği unutturularak, “milli devlet” in bölünmez bütünlüğü yok edilmek istenmektedir. Mikro milliyetçilik ile “milli nüfus” dağıtılacak ; etnik ve dinsel kimliğin ortaya çıkarılması ile ''milli kimlik'' silinecektir. Böylece, kökten dincilik alevlendirilerek, “milli egemenlik” ortadan kaldırılacaktır. Açıklıkla görülmektedir ki, niyet ve maksat “millet devlet” yapısını yıkmaktır.

Ulu Önder, milliyetçiliği; Milli Ant (Misak-ı Milli) sınırlarının belirlediği Türk vatanında, aynı uzun ve ortak geçmişin ortak dil, ülkü ve kültür birlikteliğinin oluşturduğu Türkiye Cumhuriyeti'ni kuran Türk halkının, tam bağımsız ve onurlu yaşamı, ana öğe olarak algılayan birlikteliği olarak açıklamıştır.

Atatürk milliyetçiliğinin özü içeriye karşı, eşitlikçi, özgür bir Türkiye, dışa karşı, tam bağımsız bir Türkiye'dir. Tam bağımsızlıktan amaç siyasal, tutumsal, toplumsal ve kültürel bağımsızlıktır.

Daha sonraki yıllarda çeşitli vesilelerle dile getirilen “Yurtta Barış, Cihanda Barış” özdeyişi bu görüşün bir başka açıklamasıdır. Ulu Önderin, bu kişilikli, onurlu ve saygın dış politikası, daha sonraki yıllarda bağımsızlığını kazanmak üzere eyleme geçen milletlerin ortak paydasını oluşturmuştur. Bu düşünce, Ulu Önderin, özgün ideolojisinin evrenselleşmiş boyutudur.

Bu görüşlerle, Atatürkçü milliyetçi görüşün, milletlerarası bütünleşmeye karşı olduğu biçiminde ortaya atılan savların, ne kadar sığ ve dayanıksız olduğu da ortaya çıkmaktadır. Ulu Önder Atatürk, milletlerarası bütünleşmeye değil, devletin bağımsızlığını zedeleyen milletlerarası tekelleşmelere, sömürüye, kişiliksiz, onursuz, küçük düşürücü ilişkilere karşıdır. Yüce Önder, milletlerarası ilişkilerde, devletlerin eşit koşullar altında, birlikteliğini öngörüyor, dış politikasını buna göre düzenliyordu. Türkiye Cumhuriyeti'nin tam bağımsızlığı bu düşüncelerle, Lozan'da, tüm uygar dünyaya kabul ettirilmişti.

Atatürk milliyetçiliği çağdaşlaştırıcı bir milliyetçiliktir. Atatürk milliyetçiliği milleti dinsel, mezhepsel, ırksal ayrılıklara, bölmeye; ümmet ve cemaat olarak yaşamaya karşıdır. Atatürk milliyetçiliği toplumsal, siyasal, kültürel içeriği yanında Ekonomik içeriği de olan bir milliyetçiliktir. Milletin, devletin yeraltı, yerüstü varlıklarının işletilmesinde, sanayiin kurulup geliştirilmesinde iç ve dış ticarette milliyetçiliği öngörür ve bu doğrultuda karar alınmasını ve uygulamaya geçilmesini ister.

Açıkladığımız tüm bu nedenlerden ötürü dinsel bağnazlık içinde olanların, dini siyasallaştırmak isteyenlerin yanı sıra Küreselleşme - Globalleşme - Yeni Dünya Düzeni yandaşları Atatürk'e ve Atatürkçülüğe karşıdırlar.

Ve ülkemizde bu Yeni Dünya Düzeni yandaşlarının çoğunluğu İkinci Cumhuriyetçidirler. Küreselleşme kendi amaçlarına ulaşmada en büyük engel olarak millet-devleti görmektedir. Atatürkçü düşünce sistemi ise özde millet-devleti benimser. Küreselleşme yandaşları bu nedenle de Atatürkçülüğe karşıdırlar. Oysa Atatürkçü düşünce sisteminin milliliği yanında evrensel yönleri de vardır. Atatürkçü düşünce sistemi çeşitli yönleriyle dünyaya açıktır. Atatürk ülkemizin bağımsızlık savaşının zaferle sonuçlanmasıyla yetinmemiş; Asya, Afrika ve Güney Amerika'nın çeşitli renkten ve soydan milletlerinin yanında yer almıştır. Atatürk onları ''mazlum milletler'', ''mazlum ülkeler'' olarak tanımlamaktadır.

Yeryüzünde ileri bir bilimsel ve teknolojik küreselleşme yaşanmaktadır. Teknolojik küreselleşmenin getirdiği olanaklarla siyasal bir küreselleşmeyi dayatan emperyalizm, kitleleri baskı altına almıştır. Amaç, millet devlet anlayışını yok etmektir. Türkiye'deki piyasa ekonomisi, özelleştirme ve küreselleşme bayraktarları ile siyasal İslamcılar millet devlete karşıdırlar. Ayrılıkçılar da emperyalist güdümlü olduklarından Kemalist millet-devlete düşmandırlar. Kendileri için düşündükleri güçsüz ve şoven devlet, tam küreselcilerin istediği gibi bir devlettir.

Türkiye Cumhuriyeti, bir “millet devlet” tir. Çünkü, sınırları “milli sınırlar” dır. Bu sınırlar, 1918 yıkıntısı sonucunda, “gerçekçi” ve “milli” liderinin “Misak-ı Milli” ile tespit ettiği “anavatan” ın, “fiili” ve “doğal” sınırlarıdır. Özellikle ve önemle belirtilmesi gereken bir diğer husus da şudur: “Milli devlet” in vazgeçilmez ve birbirini bütünleyen iki ana ilkesi, “antiemperyalizm” ve “tam bağımsızlık” tır

+iMa
09-05-2006, 07:59
"Zafer, ZAFER BENİMDİR diyenin; Başarı BAŞARACAĞIM diye başlayanın ve BAŞARDIM diye bitirenindir..."

M.KEMAL ATATÜRK

JoNaThAn
10-05-2006, 17:53
Asarlar adamı...


"TÜRBANLI eşleri" İstanbul’da yargıya başvurarak hakkımda suç duyurusunda bulundular.

Tahmin ettiğiniz gibi suç duyurusunda bulunanlar erkekler.

Hangi sıfatla başvurdular?

"Türbanlı eş" sıfatıyla.

Ben "Türbanın dili var" başlıklı yazımda "türbanlı eşin" bir kimlik olduğunu yazmıştım.

O zaman çok kızıp itiraz ettiler.

Demek ki "türbanlı eş" bir kimlikmiş.

*

Böylece Türk hukuk sistemi de "türbanlı eşi" diye bir kimlik ya da sınıfla ilk kez tanışmış oldu.

Belki de başvuru yapılırken adalet sordu:

"Siz kimsiniz?.."

"Türbanlı eşi..."

Doğrusunu isterseniz Türk hukuk sistemi gibi bu benim de başıma ilk kez geliyor.

Gerçi bir keresinde marangozluk üzerine bir yazımdan dolayı "Dolap kapağını yanlış çakan marangozlar" bana tekzip göndermişlerdi.

Peki, bir kimliği belirlemek için belge gösterilir, hani ehliyet, ruhsat, cüzdan gibi...

"Türbanlı eşi" nasıl belirleniyor?

*

Ben yazımda "türbanlı eşin" bir kimlik olduğunu yazmıştım.

(O yazımda da özellikle belirttiğim gibi; "türbanlı eş" kimliğini ticarette ve siyasette çıkar amaçlı kullanmayanlar, bu yazının kapsamına asla girmezler.)

Evet "türbanlı eşleri" kızdılar.

Ne yapalım dostlarım?

Devir farklı bir devir.

"Türban" ve "türbanlı eş" biz istesek de istemesek de bu zamanda bir ideolojinin simgesi, tabii ki bir kimlik, gazeteler "türbanlı eş" öyküleri ile dolu.

"Türbanlı eş" olmadan Merkez Bankası Başkanı’nı atayamadılar, gördünüz.

"Türbanlı eş" olmadan, bakan olunmuyor, müsteşar olunmuyor, genel müdür olunmuyor, terfi edilmiyor, başarı sağlanamıyor...

Çankaya’da kopan kıyametin mihenk taşı ne:

"Türbanlı eş".

"Türbanlı eş" bu döneme özgü bir kimliktir.

Laf söyleyeni asarlar dostlar.


Bekir Çoşkun

Kanarya
11-05-2006, 12:06
BÜYÜK TÜRK MİLLETİNE DUYURULUR!
http://turksun.sitemynet.com/haber/id1.htm

20 MAYIS 2006 GÜNÜ ANITKABiR'DE GERÇEKLESECEK OLAN "BIR MILLET UYANIYOR" ETKINLIGIMIZDE KATILIM VE DESTEKLERİNİZİ BEKLİYORUZ.

20 MAYIS 2006 CUMARTESİ GÜNÜ BİNLERCE KİŞİ ANITKABİR'DE ATA'MIZIN HUZURUNDA; "YA BAĞIMSIZLIK YA ÖLÜM" PAROLASINA BAĞLI OLDUĞUMUZU HAYKIRMAK İÇİN GELİYORUZ!

ATA'MIZIN HUZURUNDA ŞANLI TÜRK BAYRAĞIMIZI DALGALANDIRMAK VE ATA'MIZA SAYGI DURUŞUNDA BULUNMAK ÜZERE GELİYORUZ!

TÜRK GENÇLİĞİNİN ÖLMEDİĞİNİ VE ASLA ÖLMEYECEĞİNİ DOSTA DÜŞMANA İSPATLAMAK İÇİN GELİYORUZ!

15 YAŞINDA VATAN İÇİN ŞEHİT DÜŞEN ATALARIMIZA LAYIK OLABİLMEK UĞRUNA MÜCADELEYE GİREN TÜRK GENÇLİĞİ OLARAK GELİYORUZ!

YANIMIZA AĞABEYLERİMİZİ, ANALARIMIZI, BACILARIMIZI ALARAK GELİYORUZ!

UYUYOR SANILAN TÜRK MİLLETİNİN UYUMADIĞINI VE MÜCADELEYE YEMİN ETTİĞİNİ DUYURMAK İÇİN GELİYORUZ!

TARİH BOYUNCA BAĞIMSIZ, ÖZGÜR ve ONURUYLA YAŞAMIŞ TÜRK MİLLETİNİN
BAĞIMSIZLIKTAN VAZGEÇMEYECEĞİNİ GÖSTERMEK İÇİN GELİYORUZ!

YÖNETİMİ ELİNE GEÇİRMİŞ BİR AVUÇ GAFİLE HESAP SORMAK İÇİN GELİYORUZ!

GENÇLİĞE HİTABE'DE Kİ "TÜRK GENÇLİĞİ" OLARAK GELİYORUZ!

20 MAYIS 2006 CUMARTESİ SABAHI
ATA'MIZIN HUZURUNDA SAYGI DURUŞUNDA BULUNMAK ÜZERE GELİYORUZ!

JoNaThAn
11-05-2006, 16:14
Cumhuriyet gazetesine, 3.kez polis korumasına rağmen "allahuekber" nidalarıyla ses bombası atılmak suretiyle saldırı yapıldı.


saldırganlar polise rağmen kaçmayı başardı.

çoğaldıkları yerde vahşet çoğalıyor.çoğaldıkları yerde ilim bitiyor, savaş çıkıyor...

peki KİM DURDURACAK bunu?

NAZBEG
11-05-2006, 20:35
Vazifemidir bilmem ama bana biraz garip geliyor... Kac zamandir yazsammi yazmasammi derken bugun yazmaya karar verdim.....

Muzik evrenseldir. Insan kulagina hos gelirse dinlenir ve sozleri pek anlam tasimaz ama 23 Nisan senliklerinde cocuklarin Yunan muzikleri esliginde oyunlar oynamasi, 10 kasimda 30 Agustosta radyolarda bangir bangir Yunanca sarkilar calinmasi bana biraz celiski gibi geliyor. Cok degil surasinda 80-90 sene evvel anadoluda gezen yunanlilar ve onlara karsi savasan Mehmetciklerimiz ve Ataturk ama bugun onlarin torunlarinin muzikleri ile 23 Nisan senlikleri vs. kutlanmasi bana biraz garip geliyor...

"......Tarihini bilmeyen uluslar yok olmaya mahkumdur...... ATATURK" lafi daha bir anlamli geliyor artik bana....

yeter
11-05-2006, 20:59
Yıllar önce rahmetli Koç un cenazesi taşındığında olayla hiç ilgisi olmamasına rağmen Adana da Hacı Sabancı nın başında polis benzeri olay meydana gelmemesi için bir süre tedbir almıştı. Şimdi bakıyoruz. Bir gazeteye saldırı yapılıyor. Güpegündüz. bir değil iki değil üç kere. ve yapanlar bulunamıyor. Ne ilginç değil mi? Birden 28 şubat ı, provokatif olayları, Ali Kalkancı yı, kendisine korkunç bir iftira atılan ve sözde düzmece bir evrakla askeri hapse atılan Bülent Orakoğlunu hatırladım. Adam için hazırlanan sözde düzmece bir belge ile (sözde askeriyeden istihbarat yapıyormuş.) içeri atıldı. Daha sonra belgenin uydurukluğu karşısında beraat etti. Ancak beraat ettiren hakim ordudan atıldı. Hukukun üstünlüğü böyle olur işte. (bilgi sahibi olmadan fikir sahibi olmak istemeyenler için kitabın adı.. Deşifre dir.)

JoNaThAn
12-05-2006, 23:39
HİKMET ÇETİNKAYA
Terör Bizi Yıldıramaz...
5 Mayıs gece yarısı telefonum çaldı. Genel Yayın Müdürümüz İbrahim Yıldız , heyecanlı bir sesle şöyle dedi:

''Gazetenin bahçesine bomba attılar...''

İstanbul dışındaydım!..

Önceki gece İstanbul'a döndüm. Yine gece yarısı telefonum çaldı... İbrahim Yıldız, ''Yine bomba attılar, patlamadı'' diye konuştu...

Sabah gazeteye geldim...

Polis, güvenlik şeridi oluşturmuştu...

Saat 15.30 'da Şişli Emniyet Müdürü Şeref Aytekin , Cumhuriyet 'e geldi...

Oturup ''güvenlik önlemleri'' ni konuştuk...

Şişli Emniyet Müdürü'nün ayrılmasından kısa bir süre sonra büyük bir patlama sesiyle irkildik. Gazetede bir koşuşturma başladı.

Üç kişiden birisi ''Allahu Ekber'' diyerek bombayı bahçeye atıp kaçmıştı. Pencereden baktım, sokak ana-baba günüydü...

Neler oluyordu, amaçları neydi?

Cumhuriyet gazetesi Mustafa Kemal Atatürk 'ün adını verdiği bir gazeteydi. 83 yıldır laik Cumhuriyet, demokrasi ve özgürlük yolunda yürüyen gazeteyi birileri susturmak istiyordu.

Ne yapıyordu Cumhuriyet?

Gerçekleri yansıtıyor, dinci örgütlenmeyi belgeleriyle ortaya koyuyor, anti-emperyalist bir çizgi izliyordu...

****

Şu anda Cumhuriyet merkez binası okurlarla dolup taşıyor, telefonlar durmadan çalıyor...

Yazımı bu koşullar altında yazıyorum...

Oysa okurlara Ege ve Akdeniz izlenimleri aktarmaya söz vermiştim. İzlenimlere bu nedenle ara verdim. Okurlarımdan özür diliyorum.

Cumhuriyet gazetesini hiçbir güç, hiçbir zorba grup yolundan alıkoyamaz...

Yunus Nadi, Nadir Nadi ve Berin Nadi ...

Cumhuriyet bugün İlhan Selçuk 'un kaptanlığında aydınlanma devriminin çizdiği yolda yürümeyi sürdürüyor.

Cumhuriyet Uğur Mumcu ve Ahmet Taner Kışlalı 'yı bombalı saldırı sonucu kaybetti...

Cumhuriyet altı gün içinde üç kez bombalandı. Bu salt Cumhuriyet'e değil, basın özgürlüğüne bir saldırıydı.

Ne yazık ki medya Cumhuriyet'e yapılan bombalı iki eyleme hiç ilgi duymadı, kimse ''Bu bomba kime atılıyor'' yorumunu yapmadı.

Gün gün Cumhuriyet'in Vakıf adına İmtiyaz Sahibi ve Başyazarı İlhan Selçuk'a karşı medyada bir saldırı başlatıldı.

Neden, niçin?

İlk bomba atıldığı gün AKP iktidarından ne Başbakan aradı ne de bir bakan...

****

Olayın bir başka boyutu daha var...

10 Mayıs gece yarısı pimi çekilmiş el bombası ikinci kez gazetenin bahçesine atıldıktan sonra Emniyet Müdürlüğü önlem almıştı.

Dün saat 16.30 'da atılan üçüncü bombalamada motosikletli ''Yunuslar'' vardı gazetenin çevresinde. Ayrıca sivil ve resmi polisler.

Teröristler nasıl oluyor da güvenlik güçlerinin gözü önünde böyle bir eyleme girişebiliyorlar?

Bombayı atan üç kişi...

Birinde silah var, ötekinde cep telefonu...

Güpegündüz ve üstelik İstanbul'un en kalabalık yerinde, Şişli'de Cumhuriyet'in merkez binası üçüncü kez bombalanıyor...

Nasıl bir cesarettir bu?

Medyamızın bunu sorgulaması gerekiyor...

Saldırganların kimlerden güç aldıklarını bilmiyorum. Ama bildiğim bu çetelerin laik, demokratik Cumhuriyete, yani devlete kafa tutmalarıdır...

Yılmayacağız!..

Yolumuz aydınlanmadır, demokrasidir, barıştır, özgürlüktür, kardeşliktir...

Üç aracımız tahrip oldu, camlarımız kırıldı...

Okurlarımız gazetemize koştu...

Zaten onlarla ayaktayız...

Bu böyle biline...


hikmet.cetinkaya@cumhuriyet.com.tr

JoNaThAn
12-05-2006, 23:39
SERİ SALDIRILAR HANGİ PERVASIZLIK VE DESTEKTEN BESLENİYOR?

Önce prova sonra eylem
MEHMET FARAÇ

ğGüvenlik birimleri, Cumhuriyet'e yönelik ''sistemli'' saldırının ardında ''örgüt'' ihtimalini değerlendiriyor. Polis saldırıların bireysel olması halinde çözülmesinin güç olacağına dikkat çekiyor. Ancak eylemdeki pervasızlık ciddi kuşkular doğuruyor.

Cumhuriyet'in merkezine yönelik 5 Mayıs'ta başlayan el bombalı saldırıları çözmek için özel ekip oluşturan İstanbul Emniyeti hem bireysel hem de örgütsel eylem olasılıklarını değerlendiriyor. Dün üst düzey yardımcıları, istihbarat ve terörle mücadele müdürleriyle merkez binamıza gelen İstanbul Emniyet Müdürü Celalettin Cerrah , eylemin gazetemizde yayımlanan bir karikatüre yönelik tepkilerin devamı olabileceği konusunu da göz önünde bulundurduklarını belirterek şu bilgileri veriyor:

''Terör örgütleriyle ilgili kapsamlı operasyonlar yapıyoruz. Bu operasyonlardan ciddi sonuç aldık. Bu olayın da aydınlatılması için her türlü çaba harcanacak. Bu tür eylemleri yapanlar çok rahat mühimmat elde edebiliyor. PKK'nin eylemlerde kullandığı A-4 plastik patlayıcılar ile el bombaları Kuzey Irak'ta pazarda satılıyor. Ekiplerimiz saldırıların üzerinde hassasiyetle duruyor.''

İstanbul istihbarat ve terörle mücadele ekiplerinin seri saldırıları çözmek için oluşturduğu özel ekip hem kamera görüntüleri hem de görgü tanıklarının anlattıklarından yola çıkarak olayı çözmeye çalışıyor. Ancak uzman polisler bile art arda gelen saldırıların çıkış noktasını tanımlamak konusunda sıkıntı çekiyor. Üst düzey bir yetkili şu değerlendirmeyi yapıyor: ''Şaşırtıcı ve tuhaf bir eylem... Korku, sindirmek ve panik yaratmanın karşılığı!.. Saldırıda MKE yapımı en az 15 yıllık bir el bombası kullanılmış. Bu bombalar özellikle Güneydoğu'da rahatlıkla elde edilebiliyor. Ancak saldırı bireysel bir eylemse bunun çözülmesi bayağı zaman alacak. Bir örgüt eylemiyse daha kolay çözülebilecek. Ancak ilk belirlemeler olayın arkasında bir örgüt olduğu konusunda kuşkular doğuruyor. Saldırıları kısa sürede çözeceğimize inanıyoruz.''

İlginç noktalar...
- Bombalı saldırıda dikkat çekici noktalar bulunuyor. Saldırı önceki gece 23.50'deki eylemin 16 saat sonrasında, Şişli Emniyet Müdürlüğü ekiplerinin çalışma yaptığı bir saatte yaşanıyor.

- Polis ekipleri gazetemizin çevresinde güvenlik önlemlerini yoğunlaştıracaklarını tartışırken saldırganlar binaya pervasızca yaklaşabiliyor.

- Bu durum el bombalarının patlamadığı ilk iki saldırının ''prova'' olduğu konusundaki öngörüyü doğruluyor. Bu saptama ilk iki saldırıda kullanılan mühimmata profesyonel grupların müdahale ettiğini ve iki bombanın da kasıtlı olarak patlatılmadığı gerçeğini de öne çıkarıyor.

Polisler caydırıcı olmadı
- Saldırı üst düzey emniyet yetkililerinin çalışmalarını tamamlayıp gazetemizin binasından ayrılmasından üç dakika sonra yaşanıyor.

- Bu sırada bombanın atıldığı noktaya 20 metre mesafede Yunus polislerinin koruma görevi yapması dikkat çekiyor. Bu tablo da saldırganlar için ne ilginçtir ki caydırıcı olmuyor.

Tekbir getirilmesi...
- Saldırının güvenlik görevlilerinin gözünün önünde çok rahatlıkla yapılabilmesi eylemcilerin örgütsel yapısıyla ilgili ciddi kuşkular doğuruyor. Polis, saldırganların tekbir getirmesine karşın hem dinci hem de sol terör grupları üzerinde yoğunlaşıyor.

- Saldırganlar polis ekiplerinin dışında binanın çevresinde kameralar olmasına karşın yüzlerini gizlemekten çekinmiyor ve kimliklerinin çok rahat belirlenebileceğini göz önünde bulundurmuyor. Eylemcilerin içinde bulunduğu pervasızlık bir kez daha dışa vuruyor.

İzlerini kolayca kaybettirdiler
- Saldırı trafiğin en yoğun olduğu saatlerde meydana geliyor ve eylemciler olayın ardından izlerini çok rahat kaybettirebiliyor.

Daha önce yazarları şeriatçı gruplarca katledilen Cumhuriyet, AKP hükümetinin icraatlarına yönelik muhalefetini sürdürürken ilk kez kurumsal saldırıya uğruyor. Seri halinde gerçekleştirilen eylemlerin hangi pervasızlıktan, cesaretten ve destekten beslendiğini iyi düşünmek gerekiyor!

JoNaThAn
12-05-2006, 23:40
Cumhuriyet’e 6 günde 3 bomba

Ardıç AYTALAR-Mustafa ÖZDABAK, Asım GÜNEŞ-Serkan AKKOÇ/İSTANBUL

Son altı gün içinde iki kez bombalı saldırı girişimi yaşanan Cumhuriyet Gazetesi’ne, dün de geniş güvenlik önlemleri alan polise rağmen el bombası atıldı. Biri silahlı olan, biri cep telefonu ile konuşan iki kişi ile gelen üçüncü saldırgan, el bombasını atarken; "Allahü ekber" diye bağırdı. Saldırganlar, Cumhuriyet’i güvenlik çemberine aldığı belirtilen polislere rağmen yaya olarak kaçtı.

MÜDÜRDEN 3 DAKİKA SONRA

Şişli’deki Prof. Nurettin Mazhar Öktel Sokak’daki Cumhuriyet binasına 5 Mayıs ve 10 Mayıs geceleri beze sarılmış, pimi çekilmemiş MKE yapımı el bombaları atıldı. Bu iki saldırı girişiminde de bombalar şans eseri patlamadı. Üst üste yaşanan olaylar üzerine polis ekipleri gazeteyi güvenlik çemberine aldı. Cumhuriyet Yazarı Hikmet Çetinkaya’nın 10 polisin beklediğini belirttiği binaya, son saldırı dün saat 16.30 sıralarında gerçekleşti. Üstelik, dün geceki saldırı için ’geçmiş olsun’ ziyaretinde bulunan Şişli İlçe Emniyet Müdürü Şeref Aytekin’in gazeteden ayrılmasından 3 dakika sonra... Biri tabancalı olan biri cep telefonu ile konuşan saldırganlardan üçüncüsü, "Allahü ekber" diye bağırarak el bombasını bahçeye doğru fırlattı. Bomba, binanın çift camlı penceresine çarpıp, bir katını kırdıktan sonra yere düşerek patladı. Patlamada şans eseri ölen ya da yaralanan olmadı. Park halindeki üç otomobil ile muhasebe servisi ve güvenlik kulübesinin camları kırıldı.

Nefretle kınandı

Cumhurbaşkanı Ahmet Necdet Sezer: "Nefretle kınıyorum. Özgür basına karşı girişilen bu tür çirkin eylemler, demokrasiyi, onun kurumlarını ve çağdaş yaşamı benimseyen ulusumuz tarafından üzüntüyle karşılanmaktadır."

TBMM Başkanı Bülent Arınç: "Büyük üzüntü duydum. Basın ve ifade özgürlüğüne yönelik bu saldırıları nefretle kınıyorum."

Türkiye Gazeteciler Cemiyeti (TGC): "Cumhuriyet Gazetesi’ne 6 gün içerisinde 3, 24 saat içinde de 2 bombalı saldırıda bulunulması ve faillerinin yakalanamaması can güvenliği açısından tehlikeli bir boyut oluşturmuştur. Saldırıların ülkemizin demokratik geleceği ve ifade özgürlüğü açılarından vahim bir durum yarattığı ortadadır."

Basın Konseyi: "Kaba ve ilkel bir saldırı. İletişim özgürlüğüne yönelik saldırı çok üzüntü verdi."

Cerrah: Orası çok kalabalık

İSTANBUL Emniyet Müdürü Celalettin Cerrah da, basın mensuplarına "Geçmiş olsun" dedi. Önceki iki bombanın patlamadığını hatırlatan Cerrah şunları söyledi: "Olay yerinde yoğun yaya sirkülasyonu var. Saldırganlar da öğrencilerin arasına girmişler. Öğrencilerin arasında bir şahıs binaya patlayıcı madde atıyor. Kamera görüntülerinden incelediğimiz kişiler üzerinde çalışıyoruz." Cerrah, "Eşkali belirlenen üç saldırganın dolmuş duraklarına doğru kaçarken, görevlilerimiz ateş de etmişler. Neyse ki bir olaya sebep olunmadı" diye konuştu.

JoNaThAn
12-05-2006, 23:40
PENCERE
İLHAN SELÇUK
Hedef Cumhuriyet Gazetesi!..
Eh, kim olduğu bilinmeyen (ya da bilinen) iki terörist Cumhuriyet'e ikinci bombayı da attı...

Eksik olmasınlar...

Şaka değil, teröristler ilk bombaların pimlerini çekmemişlerdi, ikinci bombanın pimi de çekilmiş ama patlamamış; diyorlar ki:

- Yola gelin, yoksa hepinizi uçururuz...

Şişli!..

Şehrin göbeği!..

Cumhuriyet gazetesine üst üste iki bomba!..

Medyada tıssss...

**

Medya neyle uğraşıyor?..

Cumhuriyet gazetesinin başyazısıyla..

Ne demiş başyazı?..

''Artık takıyyeyi bırakıp Başbakan ve Meclis Başkanı'nın dilleriyle şeriat devleti kuracağını açık seçik ilan eden iktidara karşı Cumhurbaşkanı sırası gelince yasal görevini yapsın'' demiş...

Nedir o görev?..

Anayasada yazıyor.

**

Başyazının mim koyduğu gerçeği bir daha yazıyorum:

Başbakan RTE ve Meclis Başkanı BA takıyyeyi bir yana bırakarak geleceğe dönük programlarını 23 Nisan Bayramı'nda ilan etmişlerdir.

Medya önce bu nokta üstünde durmalı!.. Bu sayın bayların konuşmalarını bir güzel okumalı; sonra da hesap sormalı!..

Değil mi?..

Hayır...

Medya Cumhuriyet'ten hesap soruyor, Cumhuriyet'e yükleniyor, Cumhuriyet'e saldırıyor...

Arada Cumhuriyet'e üst üste iki bomba atılıyor..

Ne güzel memleket!..

Ne güzel devlet!..

Ne de güzel medya!..

**

Dinci iktidar 4'te 1 seçmen oyuyla Meclis'in 3'te 2'sine el koyduktan sonra medyayı teslim aldı...

Şimdi hedef Cumhuriyet...

Bir medya, laik Cumhuriyet devletinde, Başbakan'ın ve Meclis Başkanı'nın şeriatçı devlete dönük açıklamalarını eleştirmekten bile kaçınırsa, meşru rejimin ayvayı yemesine az bir şey kalmış demektir...

Arada Cumhuriyet'i susturmak için bir bomba...

Susmadı mı?..

Bir bomba daha...

Devlet düzeni değil bu!..

Eski adıyla eşkıyalığın, yeni adıyla terorizmin Türkiye'nin en büyük kentinde Cumhuriyet gazetesine uygulanması...

**

Tam yazının bu satırında güpegündüz Cumhuriyet'e üçüncü bir bomba daha atıldı...

Ne diyeyim?..

İnşallah bu üçüncü bombadan sonra medyamız da devletimiz de hükümetimiz de uyanır...

Kanarya
13-05-2006, 01:36
Bir delkanli lafta islamci gorsem, benimle bilek guresi yapsa, bomba atmadan..

Ama yemez.

Onlar rakibinin yuzune bakamayan karaktersiz yaratiklardir.

Uzaktan kumandali robot gibi bir gun pilleri bitecek.

Sokaklarda tokatlayasim var iblisleri, bir gun insallah..

Bir tane canli yakalasam hayvanat bahcesine bagislayacagim dizi izleyen halkin ziyareti icin. Tum beslenme masraflarini ustlenmek uzere. Kabuklu yemis atmak yasak!..

Ama yeryuzunde yok, benimle bilek guresi tutucak cesareti olan bir delikanli bombaci sozde islamci terorist..

Savunmasiz insanlara saldirmayin. Cennete gitmek istiyorsaniz benim yamacima gelin alcak yaratiklar!..

Hepsine lanet olsun..

JoNaThAn
13-05-2006, 02:17
böyle 1zihniyet için daha kesin yollar var.bilek güreşi değil ama bu.bunu bu dünyada yapabilecek tek ülke amerika birleşik devletlerimi bilmiyorum.ancak,gerekli olan birkaç şey var.:) :confused:

hernekadar böyle 1 oluşumun destekçisinin el altından amerika olduğu söylensede,böyle 1zihniyet dünya üzerinde var oldukça patlamaya hazır bir bomba gibidir.özellikle tüm islam ülkelerinde.anladık ki buna türkiyede dahil.ve bu bombanın pimini kimin çekeceği hiç önemli değil.ama birileri,bu zihniyet ve oluşum var oldukça bu pimi çekmek isteyecektir.bunun kökten temizlenmesi,bana göre medeni yollarla çok zor.ne oluyor,dünya nereye gidiyor bilmiyorum.ve aslında şundan 30yıl sonrası öyle karışık olacak ki.

savaşlara dikkat edin.tarihteki en kanlı savaşlar din savaşlarıdır.dinlerin birbirlerine olan düşmanlığıdır.bu yüzden kaç yüzmilyon kan akmıştır?
din iyi veya kötü,gerçek veya yalan; her ne olursa olsun,herzaman birileri tarafından çıkar olarak kullanılmıştır.hatalı olan kim?

yeter
13-05-2006, 09:25
Konu nereden nereye geldi... :(

JoNaThAn
13-05-2006, 12:49
aslında konu, türk cumhuriyetini ve istiklalini ve laikliğini korumaktır.ve bunu bekleyen tehlikelerdir.nedir peki bu tehlikeler?pkk,blücü örgütler,radikal dinciler ve yine bu tip örgütlerdir.birde bunları destekleyen dış güçler.ben konunun,bu geniş geneli ilgilendirdiğini düşünüyorum.

kdr1965
13-05-2006, 18:14
Ahmet Gürsoy
ahmetgur@turk.net
-------------------------------------------------------------------------------
ATATÜRK ÖLDÜRÜLDÜ MÜ?
Atatürk öldü mü öldürüldü mü tartışmaları sürüyor. Araştırmacılar önemli iddialarda bulunuyorlar ve kullanılan ilaçların ölüme yol açacağı hususunda pek çok ilim adamı aynı görüşü paylaşıyor. Sıtma için kullanılan kininin zehirleyici özelliği bilinmektedir. Aynı şekilde cıvalı ilaçların daha fazla zehirleme özelliği olduğu su götürmez bir gerçektir.

Ancak bütün bunlar olurken meseleyi kimsenin ciddiye almamasını nasıl açıklayacağız? Yani zehirleme söz konusuyla bir failler listesi ile onların yaptıklarını çok iyi bilen bir de ortaklar listesi var demektir. Aksi halde böyle bir durum söz konusu olmazdı. İlaç kullanmazdan evvelki durum ile kullandıktan sonraki durum arasındaki değişmeleri gözleyen, ilaçların niteliklerini bilen yerli hekimler neredeydi?

Türk tarihinde pek çok lider yabancılar tarafından zehirlenerek öldürülmüştür. Fatih’in başına gelen şey Atatürk’ün de başına gelmişse, Atatürk’ün de benzeri bir suikasta kurban gitmesi pekâlâ düşünülebilir.

Peki neden?
Atatürk’e düzenlenecek suikastın binlerce sebebi vardır ve bir o kadar da yerli işbirlikçiliğini gerektirecek boyutu bulunmaktadır.

Ana hatlarıyla ihtimal başlıklarını şöyle sıralamak mümkündür:

Birincisi, Atatürk başta mason locaları olmak üzere pek çok uluslararası faaliyeti önleyici kararlar aldı. Bu sebeple masonlar, komünistler, teokratik devlet yanlıları ona düşmandı.

İkincisi uluslararası siyaset açısından aldığı kararlar ve yaptıkları var ki, Türkiye’nin bir bölge ülkesi olmasını istemeyen tüm ülkeler Atatürk’ü ortadan kaldırmak isteyebilir.

Bu durumda Atatürk’ün yakın çevresini oluşturan kişilerin ideolojik, siyasi ve fikri özellikleri en doğru biçimde tanımlanmalıdır. Böyle bir inceleme ve diğer öteki belgeler bizi işbirlikçiler konusunda aydınlatabilir.

Atatürk’ün öldürülmüş olduğu tespit edilirse ne olacak?

Doğrusunu isterseniz, bunun pratik bir faydası olmayacak, ama işlevsel bir faydası olacaktır. Türkiye bundan sonra kendi gerçeğinin bilincinde olarak varlığını sürdürecektir. Siyasi tutum ve ilişkilerini buna göre değerlendirecektir. Eğer mesele yas-bancı devletlerle ilişkilendirilirse ve bu da bir Avrupa devleti olursa AB ilişkileri gözden geçirilebilir. Değil de mesela masonlar fail olarak ortaya çıkarsa Türkiye’de ve dünyada masonluk Türk milletinin ön önemli düşmanı haline gelir. Her iki durum da bize Atatürk’ün ölümü meselesinin araştırılması da dahil çok riskli bir iş olduğunu işaret ediyor. İşin içinde oylan devlet veya devletler de, uluslararası bağlantıları olan örgütler de araştırmanın önünü kapatmak için elinden geleni yapacaktır. Bu sebeple, araştırıcı veya araştırıcıların açık çalışması, bağıntılarını pek çok merkeze açıktan bildirmesi faydalı olacaktır.

Ancak Türkiye, içinde bulunduğu süreçte siyasi ve ideolojik bağlantıları dikkate alındığında Atatürk’ün ölümü meselesini çözecek iradeden yoksundur. Bu da Demektir ki, mesele tam olarak aydınlanamayacak, kimi söylentilerle geçiştirilecektir. Hâlbuki Türkiye’de hâlihazırda görev yapan pek çok yetkilinin efendisi zan altındadır. Atatürk’e suikastı bunlar düzenlemiş olabilirler.

Peki, tam olarak ne zaman çözülebilir?

Türkiye, AB kriterleriyle, işlevsizleştirilip, batılıların istediği yumuşaklığa, kültürel yozlaşmaya ve beraberinde siyasi kayıplara razı olduktan iki kuşak sonra.
-----------------------------------------------------------------------------
http://www.internetgazete.net/articledetail.asp?AuthorID=12&ArticleID=192

kaynak:

tsarican
15-05-2006, 23:55
Birinci vazifen
Uyanık olmaktır

Uyanın
yerlimalı kullanın işsiz ve aşsız kalmayın
:)

olex
18-05-2006, 00:46
Mustafa Kemal Atatürk'ün bizlere emanet ettiği Cumhuriyeti tüm kurumlarıyla yaşatmak ve uygarlığın önüne taşımak tüm vatanseverlerin,bizlerin yani hepimizin en asil görevidir. Karanlığın özlemini çekenler her dönemde olmuştur.
Amaçlarına ulaşamayacaklarından eminim ama şu televole kültürsüzlüğünden de bir an önce kurtulmamız gerek, aklımız başımıza sonradan gelmesin diyorum.
Hayatını kaybeden Danıştay üyesine Allah rahmet eylesin, ülkemizin başı sağolsun diyorum.

gucluu
18-05-2006, 19:44
19 Mayıs sabahı Samsun'a ayak bastığı günlerde çektirdiği bu resmi "Kardeşim Rauf Bey'e" sözleri ile 17 Nisan 1335 (1919) tarihinde Rauf Bey'e hediye etmişti).

Herkesin Gençlik ve Spor Bayramı Kutlu olsun....

DEVİR
19-05-2006, 00:00
Tüm forum katılımcılarının 19 Mayıs Gençlik Bayramını kutlarım. İtidal ve sağduyu zamanıdır. Güzel güzel kutlayalım bayramımızı. Hepimiz bu ülkenin vatandaşıyız. Kin ve nefret kamplaşmayı getirir. Birlik ve beraberlik zamanıdır.

baron11
19-05-2006, 03:22
Bu noktadan sonra, bir güzergahta toplanıp, milletçe diriliş ve uyanışa yürümek zamanıdır.
Bu menfur saldırı bizlere gösterdi ki, artık bu gözü dönmüş cumhuriyet düşmanlarının yapmayacağı hiç bir vicdansızlık kalmamış.
İnsana kıyan zihniyeti hiç bir inanış kabul etmez.Hele İslamiyet gibi evrensel bir yüce din, asla.
Bu gözü dönmüş zihniyetin kökünü kurutmak farz oldu.
İslamiyet adına en küçük bir hizmet şu tarafa, zararları arşa çıktı.
Güzelim dinimizi kadın üstüne, kadın örtünmesine bağlayan bu aymaz zihniyet, İslamiyet adına, ezberledikleri ama anlamını bilmedikleri mübarek ayetlerle ve 5 vakit ibadet gösterisinde bulunarak, türban-başörtüsü kışkırtmalarıyla ,sömürüsüne soyundukları toplulukları etkileyebiliyor.Ama Yüce Allah bu kandırmacayı bu takiyyeleri görüyor.

Pırıl pırıl çiçek gibi bir toplumu, muhteşem bir milleti, kendi karanlığına çekmek isteyen bu insanların, cumhuriyetin nimetlerine sığınarak rejim aleyhtarlığı yapma cür'etini gösterebilecek noktaya gelebilmesi elbette 3 ayda 3 senede olmadı.
"Bize oy vermeyen, patates dinindendir" diyen Erbakan gibi bir hocanın talebelerinden zaten başka davranış beklenmezdi.
Bu ideallerine ulaşmak için,AB tarafından dayatılan uyum yasalarına uyarak değiştirdikleri türlü kanunlar ve maddelerle her türlü bölücü tezgaha çanak tutanlar, bu davranışlarının hesabını Türk ulusuna vereceklerdir.

Pırlanta gibi nice insana kıyan bu katil eller bizden değildir.Bu toplum ,içinde Türklük şuuru taşıyan hiç bir ferdimiz, bu olanlara, yapılmak istenenlere, bu cinayetlere duyarsız kalmayacaktır. Çağdışı kılıklara sokulmak için alet edilen ve akılları karıştırılan Türk kadınlarımızı bu karanlık zihniyetlere kurban etmeyeceğiz.Her türlü bölücülüğün ve terörün karşısında Türk ulusunu bulacaklar.

Türk Ulusunun gerçek değerlerine sahip çıkmasını, bunda kararlı olduğunu tüm dünyaya ilan etmesi gerekmekte.
Yürekli, aklı selim sahibi, Bayrağını ve vatanını her türlü çıkarının üstünde tutan Türk Ulusu bu onurlu mücadelenin içinde olacaktır.

Bu gün 19 mayıs Tüm TÜRK ULUSU'nun bayramı kutlu olsun.

Erkal Bıyıklıoğlu
19-05-2006, 20:20
Hepinizin 19 Mayıs Gençlik ve Spor Bayramını kutlarım.

Artık sadece Atatürk'ü kalbimizde yaşamamızın yetmediği günlerdeyiz. Onun bize bıraktığı değerleri hergün daha fazla savunmalıyız. Yoksa, ne anlamı kalır kalbimizde yaşatmamızın.....

f16
19-05-2006, 20:39
Hah işte burada varmış bayram mesajları. Tüm Gençliğin Bayramı Kutlu olsun.

Bende sinirlenmiştim bir allahın kulu bayram ile ilgili bişey yazmamış diye ve topic açmıştım.

Burada varmış rahatladım

turkishwarrior
19-05-2006, 20:54
TÜrkÇÜlÜk Ve AtatÜrkÇÜlÜk MÜcadelesİnde GÜcÜmÜzÜn Bİr An Bİle AzaldiĞini GÖremİyeceksİnİz...

baron11
20-05-2006, 17:03
UYKUNUZDAN UYANIN

"Önemli olan, ülkeyi temelinden yıkan, milleti esir ettiren iç cephenin susturulmasıdır. Bu gerçeği bizden daha iyi bilen düşmanlar, bu cephemizi yıkmak için yüzyıllardır uğraşmışlardır ve hala uğraşmaktalar" M.Kemal Atatürk

Türkiye Cumhuriyeti tarihinin hiçbir döneminde bu kadar sahipsiz kalmamıştır.İçerden ve dışardan sürekli artarak gelen tehdit ve baskılara karşı koyamamanın sıkıntılarını yaşamaktayız .İçinde bulunduğumuz şartlar vatanın bölünmez bütünlüğünü tartışılır hale getirmiştir.

Artan terör olayları bir kez daha göstermiştir ki “gayri milli” çevrelerce yazılan senaryoların içimizdeki figüranları kendilerine verilen rolü oynamaktadır.
Cumhuriyetin temel değerlerine ve kurucularına yapılan saldırılar giderek artarken ,AB ve ABD destekli uygulanan Türk dilini, bilincini ve dolayısı ile kimliğini yok etme çalışmaları bugün büyük oranda başarıya ulaşmıştır.
Türk sanayinin uluslararası pazarlarda rekabet etmesi ve hatta kendi ulusal pazarını koruması neredeyse, imkansız hale gelmiştir.
Ekonomik anlamda tam bir çaresizliğe itelenen ülkemizin stratejik öneme sahip tüm önemli kurumları satılmıştır.
Bedeli kanla ödenen topraklar bu gün parayla satılmaktadır.
Cumhuriyetin emanetçisi olan gençler maalesef ki ya birbirini bıçaklamakta, ya da uyuşturucu fuhuş gibi bataklıklara gömülmektedir.
Ülkenin silahlı işgal altında olduğu yıllarda dahi böylesi bir miskinlik, tembellik yoktu.
Böyle giderse yarın karşılaşacağımız acı tablo da hepimizin payı olacaktır.
İçimdeki ses düşmanın dört koldan harekete geçtiğini söylüyor,içerdeki işbirlikçileri ile.Uyanın derin uykunuzdan uyanın.

Kanarya
21-05-2006, 15:47
Anitkabir'de en cok ilgili ceken bu resimdi.

Kabre yuzunuzu dondugunuzde sag kol tarafinda kalan binada dururdu bu fotograf.

Eski bir 19 Mayis hatirasi.

Her ziyaretimde bu mucize fotografa sonraki senerlerde de hayretle bakardim.

3-4 senedir kayip bu fotolar. Sorusturdum, gorevlilere ve vazife yapan askerlere sordum. Boyle bir resmin farkinda bile degiller. Cunku asker ve gorevliler surekli degisiyor. Cok derin bir arastirma yapmadim acikcasi ama Anitkabir'de ziyaretcilerin gorebilecegi bir yerde olmadigina eminim.

Kanarya
21-05-2006, 15:49
................

mixser
26-05-2006, 12:24
Aşağıdaki haberi buraya taşımak istedim çünkü birinci vazifen düşmanını tanımandır.
Her şartta uyumayan ve bulduğu fırsatları değerlendirmeyi ne pahasına olursa olsun isteyen, gerçekleri görenler tarafından aşağılık ilan edilseler bile bu gün elinde güç olanları parmağında oynatanlar asıl düşmanlıklarını hırsları nedeniyle gizleyememekte dirler. Bu şartlada dahi düşmanını tanımıyorsan ey Türk Gaflettesin demektir.
Unutmayın Yaptıkları Yapacaklarının Teminatıdır.

Allah (c.c) Kendine inananları elbette korur yeterki korunmak istesinler.


Birinci Dünya Savaşı'nda 150 bin Türk askeri, İngilizler'e esir düştü. Bu
esirlerden bir kısmı Mısır'ın İskenderiye şehri yakınındaki Seydibeşir Usare
Kampı'nda hapsedildi. Bu kampta, 1918'de Filistin cephesinde esir düşen 16.
Tümen'in 48. Alayı'na bağlı Osmanlı askerleri tutuluyordu. 12 Haziran
1920'ye kadar 2 yıl boyunca işkence, eziyet, ağır hakaret ve aşağılanmaya
maruz kaldılar.
ALÇAK TERCÜMANLAR
Bu insanlık dışı muamelenin sebebi ise Ermeniler idi. Kamptaki Türkçe bilen
Ermeni tercümanların yalan, yanlış çevirileri ve kışkırtmaları yüzünden
kamptaki İngiliz komutanlar azılı birer Türk düşmanı kesilmişlerdi.
Savaş bitmişti. Ancak kamptaki ağır şartlar yüzünden ölenler dışındaki
askerleri teslim etmek, İngilizlerin işine gelmiyordu. Çünkü muhtemel yeni
bir savaşta, bu askerlerin yeniden karşılarına çıkabilecekleri, Ermeniler
tarafından İngilizlerin beyinlerine işlenmişti. Çözüm toplu katliamdı..

ZORLA ZEHİRLİ HAVUZA
Askerlerimiz, mikrop kırma bahanesiyle süngü zoruyla dezenfekte havuzlarına
sokuldu. Ancak suya normalin çok üzerinde krizol maddesi katılmıştı.
Mehmetçik daha ayağını suya soktuğunda aşırı krizol maddesi nedeniyle
haşlanıyordu. Ancak İngiliz askerleri, dipçik darbeleri ile askerlerimizin
havuzdan çıkmalarına izin vermiyordu.

TOPLU GÖZ KATLİAMI
Mehmetçik bele kadar girdikleri suya başlarını sokmak istemiyordu.
Ancak bu defa İngilizler havaya ateş açmaya başladı. Askerlerimiz ölmemek
için çömelerek başlarını suya soktular.
Ancak başını sudan çıkartan artık göremiyordu. Çünkü gözleri yanmıştı. Sudan
çıkanların halini gören sıradaki askerlerimizin direnişleri de fayda
vermedi..
15 BİN ASKERİMİZ KÖR OLMUŞTU..
İmge Kitapevinin sitesinde yer alan bilgi ise şöyle:
BİR TÜRK SUBAYININ İNGİLİZ ESİR KAMPINDA ÜÇ YILI
Mısır'dan dönen Türk esirlerinin bir çoğunun kör olması, buradaki baskıların sadece psikolojik değil işkence ve zulüm boyutuna vardığının da delili olarak ileri sürülebilir. Özellikle bazı Ermeni doktorların tedavi maksatlı olarak kendilerine gelen Türk esirlerin gözlerinin kör edilmesi operasyonunda rol aldıkları da açıktır. Bu olay ilk kez 28 Mayıs 1921 Cumartesi günü yapılan TBMM'nin 37'nci oturumunda Edirne Milletvekilleri Faik ve Şeref Beyler tarafından gündeme getirilmişti. Bu iki milletvekilinin önergesinde, "Mısır'da bi'l-intizam, İngilizlerin ilaçla temizleme bahanesiyle yeterli miktardan fazla krizol banyosuna sokarak gözlerini kör ettikleri 15.000 vatan evladının üzerinde tatbik edilen bu cinayeti, önceden tasarlayarak uygulayan İngiliz doktorlarla garnizon komutanı ve subayların suçlu ilan edilmelerini" teklif ediyorlardı. İşte bu kitapta, vicdan ve vazife duygularına sahip bedbaht bir şahsın, tesellisi mümkün olmayan dert ve elemlerine şahit olacaksınız.
Yayıma Hazırlayan : A. Talat Duru
Yayıma Hazırlayan : Ahmet Uçar
Kategori: Anı / Türkçe
Özellikler: Boyut: 13,5 x 21 / ithal kitap kağıdı / 200 sayfa / 1. Baskı
Yayın Tarihi: Temmuz 2004

yosun
26-05-2006, 13:04
Lütfen linke tıklar mısınız?

http://www.onlar.net/

semerkandi
27-05-2006, 13:08
istiklal giderse
işte böyle oluyor :


-IRAK'TA AILESI OLDURULEN IRAKLI KIZ
INGILIZ THE TIMES GAZETESINE KONUSTU

LONDRA (A.A) - 27.05.2006 - INGILTERE'DE YAYIMLANAN THE TIMES
GAZETESI, GECEN YIL IRAK'IN HADISA KENTINDEKI EVLERI AMERIKAN DENIZ
PIYADELERI TARAFINDAN BASILARAK BUTUN AILESI OLDURULEN 10 YASINDAKI
IMAN HASAN ILE YAPILMIS BIR ROPORTAJA YER VERDI.
IRAK'TA DIRENISCILERIN YOGUN OLARAK SAKLANDIGI VE EYLEMLER YAPTIGI
BIR BOLGEDE YASAYAN IMAN VE AILESININ EVLERININ, BOLGEDE 20 AMERIKAN
DENIZ PIYADESININ OLDURULMESINDEN SONRA BASILDIGINA DIKKATI CEKEN
GAZETE, AMERIKAN ASKERLERI EVLERINE GIRDIGI SIRADA KUCUK IMAN'IN
PIJAMALARIYLA OLDUGUNU VE OKULA GITMEK UZERE YATAKTAN YENI KALKTIGINI
BILDIRDI.
IMAN, BASKIN GUNUNU ANLATIRKEN, BABASININ YAN ODADA NAMAZ KILMAKTA
OLDUGUNU, DEDESIYLE NINESININ YATAKLARINDA BULUNDUGUNU BELIRTTI.
DISARIDAKI BAZI PATLAMA SESLERININ ARDINDAN ASKERLERIN, EVLERINE
GIRDIGINI, DEDESIYLE NINESININ YATTIGI ODAYA BOMBA ATIP BABASINA
BAGIRDIGINI IFADE ETTI.
ANNESI GOZUNUN ONUNDE VURULAN IMAN, KENDISININ ISE ODADAKI BAZI
ESYALARIN ARASINA GIZLENDIGINI BILDIRDI.
TEYZESININ KUCAGINDAKI BEBEKLE, DAYISININ ISE EVDEN KACMAYA
CALISIRKEN VURULDUGUNU BELIRTEN IMAN, EVLERININ OTURMA ODASININ DA
TARANDIGINI ACIKLADI.
BASKINDAN SADECE KENDISI VE ERKEK KARDESI ABDURRAHMAN'IN
KURTULDUGUNU BELIRTEN IMAN, ''COK KORKMUSTUK, KIMILDAMAKTAN BILE
CEKINDIK. BEN BACAGIMDAN VURULDUM. BUNA RAGMEN DORT SAAT SUREYLE
KIMILDAMAYA VE SES CIKARTMAYA CEKINDIK. YAKINLARIM HEMEN OLMEDI.
ASKERLER GITTIKTEN SONRA ONLARIN INLEYEREK OLUMUNU SEYRETTIK'' DEDI.
IMAN'IN TANIKLIK ETTIGI OLAYLA ILGILI OLARAK AMERIKAN DONANMASI
SORUSTURMA BIRIMI TARAFINDAN ACILAN KAPSAMLI SORUSTURMA ISE SURUYOR.
YAKIN ZAMANDA AMERIKAN KONGRESINE SORUSTURMAYLA ILGILI BILGI
VERILDIGI, SONUCUN DA YAKIN ZAMANDA ACIKLANMASININ BEKLENDIGI
BELIRTILIYOR.
(DLK-ALS)


12:--AA--

şu anda
Türk istiklalinin ve
laik cumhuriyetinin
en büyük düşmanı
ABD ve siyonizmin
emperyalizmidir
diye düşünüyorum

saygılarımla

krokodil
27-05-2006, 22:37
istiklal giderse
işte böyle oluyor :


-IRAK'TA AILESI OLDURULEN IRAKLI KIZ
INGILIZ THE TIMES GAZETESINE KONUSTU

LONDRA (A.A) - 27.05.2006 - INGILTERE'DE YAYIMLANAN THE TIMES
GAZETESI, GECEN YIL IRAK'IN HADISA KENTINDEKI EVLERI AMERIKAN DENIZ
PIYADELERI TARAFINDAN BASILARAK BUTUN AILESI OLDURULEN 10 YASINDAKI
IMAN HASAN ILE YAPILMIS BIR ROPORTAJA YER VERDI.
IRAK'TA DIRENISCILERIN YOGUN OLARAK SAKLANDIGI VE EYLEMLER YAPTIGI
BIR BOLGEDE YASAYAN IMAN VE AILESININ EVLERININ, BOLGEDE 20 AMERIKAN
DENIZ PIYADESININ OLDURULMESINDEN SONRA BASILDIGINA DIKKATI CEKEN
GAZETE, AMERIKAN ASKERLERI EVLERINE GIRDIGI SIRADA KUCUK IMAN'IN
PIJAMALARIYLA OLDUGUNU VE OKULA GITMEK UZERE YATAKTAN YENI KALKTIGINI
BILDIRDI.
IMAN, BASKIN GUNUNU ANLATIRKEN, BABASININ YAN ODADA NAMAZ KILMAKTA
OLDUGUNU, DEDESIYLE NINESININ YATAKLARINDA BULUNDUGUNU BELIRTTI.
DISARIDAKI BAZI PATLAMA SESLERININ ARDINDAN ASKERLERIN, EVLERINE
GIRDIGINI, DEDESIYLE NINESININ YATTIGI ODAYA BOMBA ATIP BABASINA
BAGIRDIGINI IFADE ETTI.
ANNESI GOZUNUN ONUNDE VURULAN IMAN, KENDISININ ISE ODADAKI BAZI
ESYALARIN ARASINA GIZLENDIGINI BILDIRDI.
TEYZESININ KUCAGINDAKI BEBEKLE, DAYISININ ISE EVDEN KACMAYA
CALISIRKEN VURULDUGUNU BELIRTEN IMAN, EVLERININ OTURMA ODASININ DA
TARANDIGINI ACIKLADI.
BASKINDAN SADECE KENDISI VE ERKEK KARDESI ABDURRAHMAN'IN
KURTULDUGUNU BELIRTEN IMAN, ''COK KORKMUSTUK, KIMILDAMAKTAN BILE
CEKINDIK. BEN BACAGIMDAN VURULDUM. BUNA RAGMEN DORT SAAT SUREYLE
KIMILDAMAYA VE SES CIKARTMAYA CEKINDIK. YAKINLARIM HEMEN OLMEDI.
ASKERLER GITTIKTEN SONRA ONLARIN INLEYEREK OLUMUNU SEYRETTIK'' DEDI.
IMAN'IN TANIKLIK ETTIGI OLAYLA ILGILI OLARAK AMERIKAN DONANMASI
SORUSTURMA BIRIMI TARAFINDAN ACILAN KAPSAMLI SORUSTURMA ISE SURUYOR.
YAKIN ZAMANDA AMERIKAN KONGRESINE SORUSTURMAYLA ILGILI BILGI
VERILDIGI, SONUCUN DA YAKIN ZAMANDA ACIKLANMASININ BEKLENDIGI
BELIRTILIYOR.
(DLK-ALS)


12:--AA--

şu anda
Türk istiklalinin ve
laik cumhuriyetinin
en büyük düşmanı
ABD ve siyonizmin
emperyalizmidir
diye düşünüyorum

saygılarımla


1905 de 5,5 milyon km karelik vatandan kala kala elimizde bu kaldı..buna şükür....allah vatanıma işgal gücü girdiğini göstermesin...yada en azından ben o meş'um günü görmeyeceğim çünkü canımı seve seve vereceğim......

ve semarkandi dostumun bu yorumunun altına imzamı atıyorum....

pride
28-05-2006, 00:16
Lütfen linke tıklar mısınız?

http://www.onlar.net/


tıkladım cok kotu:mad:

yosun
28-05-2006, 11:28
tıkladım cok kotu:mad:

Bilakis çok gerçek!!! Maalesef... :(
Bir şeyler yapmak için ne bekliyor bu Ulus? Anlamıyorum...

yosun
28-05-2006, 11:45
CEM YILMAZ'DAN İSTİKBAL MARŞI:

Bakma, dönmez şafak vakti yurttan kaçan o alçak
Dönmeyip Amerika'da, arlanmaksızın yaşayacak.
O benim milletimin hırsızıdır, yurdu soyacak,
Hortumladıkları benimdir, milletimindir ancak.


Çalma kurban olayım hepsini, ey hırslı çakal
Gariban halkımada bir pul, bırakacak kadar al
Olmaz sana götürdüğün paralar sonra helal
Hakkını vermezsen burdaki ortaklarının behemal


Ben ezelden beri aç yaşadım, aç yaşarım
Hangi hükümet beni kurtaracakmış? Şaşarım
Kurumuş musluk gibiyim, ne akar ne taşarım
Yırtsam da bir tarafımı, hiç görülmez başarım.


Mali Krizler, yoluna örmüşse çelikten duvar,
Benim cağız, ceğiz diyen bir hükümetim var
Bağırsın korkma, nasıl işimize burnunu sokar
Avrupa Birliği denen tek dişi kalmış canavar.


Arkadaş, Meclise namusuyla çalışanları uğratma sakın
İşe aldıracakların, olsun hep sana yakın
Gelecektir, cezanı vereceği günler Hakkın
Kim bilir belki yarın, belki yarından da yakın.


Yaktığın yerleri orman diyerek geçme, tanı
Çalışanı işten at, doldur kadroya yatanı
Gözleri açık yatır seni kurtaran atanı
Satılmadik o kaldı, durma satıver vatanı.


Sermaye mutlu olsun, olsa da çevre feda
Semizletin Apo'yu, mezarında dönsün Şüheda
Uydurma kanunlarla Meclisten getirin seda
Onbin Yıllık tarihe, yurdum ederken veda.


Cümlenizin bu yurdu yok etmek mi emeli?
Yediginiz herzelere başka ne demeli?
Oyuverin altını, iyice sallansın temeli
Yurdumun ki, sonunda vatandaş kükremeli....


O zaman durur belki gözümden akan yaşım
O zaman doğrulur belim, yukarı kalkar başım
O zaman boşa gitmez yıllar süren uğraşım
HESABINI VERİP TE GİTTİĞİNİZ GÜN KARDAŞIM...


Dalgalanın sizde dolar gibi şimdi ey suçlular
Olsun artık soyguncuya vurulacak bir yular
Ebediyen, öyle yok hesapsız bir iktidar
Hakkıdır Garip yasamış vatandaşın da gülmek
Hakkıdır ezilmiş milletimin aydınlık bir İstikbal.....

Cem Yılmaz

yeter
30-05-2006, 00:11
Hangi Türk Gençliği???
http://www.hurriyet.com.tr/gundem/4492465.asp?gid=0

5 ayda 14 öğrenci öldürüldü

Selahattin GÜNDAY/İSTANBUL, (DHA)

Bu yılın ilk 5 ayında okullarda çıkan olaylarda 14 öğrenci öldürülürken, 104 öğrenci ile 3 öğretmen yaralandı. Yılın ilk üç ayında 9 öğrenci hayatını kaybederken 66 öğrenci de yaralanmıştı.

Okullarda, ‘Yan bakma’, ‘laf atma’, kız arkadaş gibi nedenlerle çıkan kavgalarda silah kullanımı arttı. Son 2 ayda 5 öğrencinin yaşamını yitirmesine neden olayların 4’ünde silah kullanıldı. Kız öğrencilerin de karıştığı olaylarda Adana’da liseli kız sınıfı basarak kendisini terk ettiği öne sürülen erkek arkadaşını tabancayla öldürdü. Adana’da eski erkek arkadaşı ile birlikte olan A.Ç.’yi düelloya davet eden kız öğrenci Ç.E.’nin çantasından kuru sıkıdan, bilye atar hale getirilmiş 9 milimetre tabanca bulundu. Samsun’da lise öğrencisi A.A. “Benim artığımla çıkıyor” dediği gerekçesiyle Vihan Semizoğlu ve araya girmek isteyen Ahmet Cenk adlı öğrencileri öldürdü. Adliyeye yansıyan olaylardan bir bölümü şöyle:

* Ankara'da bulunan Kocatepe Mimar Kemal Lisesi’nde meydana gelen kavgada, 2 öğrenci bıçakla yaralandı. Çankaya'daki Esat semtinde bulunan Kocatepe Mimar Kemal Lisesi'nde kimlikleri tespit edilemeyen kişiler, Kocatepe Mimar Kemal Lisesi’ne gelerek okula giden öğrencilerle tartışmaya başladı. Tartışma bir anda kavgaya dönüştü ve öğrenciler okul önünde tekme tokat birbirine girdi. Bu sırada okulun öğrencisi olmayan kişiler, bellerinden çıkarttığı bıçakla Okan Erkoç ve Volkan Karabacak'ı kalçasından ve bacağından bıçakladı.

* Kayseri'de aynı lisede okuyan iki öğrenci arasındakı kavgada bıçaklar kullanıldı. Kayseri’de, İstikbal Lisesi’nde öğrenim gören 2 lise öğrencisi arasında haraç isteme iddiasıyla çıktığı ileri sürülen kavgada, öğrenci 15 yaşındaki R.A. bacağından bıçaklandı. Olayda bıçağına sarılan, 15 yaşındaki O.A. ise, kaçtı.

* Samsun’da öğrenciler arasında yan bakma meselesi yüzünden çıkan tartışmanın kavgaya dönüşmesi sonucu 2 öğrenci bıçakla yaralandı. Samsun Gazi Caddesi’nde meydana gelen olayda, 19 Mayıs Lisesi 11’nci sınıf öğrencisi olan 17 yaşındaki T.P., yan bakma meselesi yüzünden 17 yaşındaki A.F. ve aynı yaştaki F.D. ile tartıştı. 19 Mayıs Lisesi’ne Astsubaylık sınavlarına girmek için form almaya gelen A.F. ve F.D. ile okul dışında tartışan T.P., her iki öğrenciyle kavga etmeye başladı. Kavganın büyümesi üzerine T.P., iki öğrenciyi de bacaklarından bıçakladı. T.P. ise olay sonrası kayıplara karıştı.

* Antalya Karatay Lisesi önünde çıkan kavgada 1 öğrenci bacağından yaralandı. Öğle saatlerinde okulun giriş kapısı önünde, 2 öğrenci grubu arasında belirlenemeyen nedenle kavga çıktı. Kavga sırasında Ç.Y. adlı lise son sınıf öğrencisi, kimliği belirlenemeyen bir kişi tarafından bacağından yaralandı. Yarılı, Sema Yazar Semt Polikliniği’nde ayakta tedavi edildikten sonra, polis tarafından ifadesi alınmak üzere Sanayi Polis Merkezi’ne götürüldü.

* Antalya’da Çağlayan Lisesi’nde kimlikleri açıklanmayan iki öğrenci grubu arasında, koridorda tartışma yaşandı. Tartışmanın kavgaya dönüşmesi sonucu öğrencilerden T.Ü, bacağından bıçakla yaralandı. 2 öğrenci gözaltına alındı.

* Eskişehir’de 2 olayda, 2 lise öğrencisi bıçakla yaralanarak hastaneye kaldırıldı. Eskişehir Atatürk Stadyumu önündeki ilk olayda 17 yaşındaki Ünal Cona tanımadığı 1 kişi tarafından ensesinden bıçakla yaralandı. Devlet Hastanesi’ne kaldırılan Atatürk Teknik ve Endüstri Meslek Lisesi öğrencisi Ünal Cona Tedavi altına alındı. Yenikent Mahallesi’nde ise Ahmet Yesevi Lisesi 2'inci sınıf öğrencisi 16 yaşındaki M.M., şakalaştığı arkadaşı 16 yaşındaki Veli Yürekli’yi sol bacağından bıçakla yaraladı.

* Çankaya Lisesi’ son sınıf öğrencileri E.S (18) ve H.Ö (19) arasında kavga çıktı. Kavga sonucu H.Ö, E.S’yi kolundan bıçakla yaraladı. E.S, tedavi edildikten sonra Kavaklıdere Karakolu’na giderek H.Ö’den şikayetçi oldu.

* Adana Kız Lisesi’nde görevli Din Kültürü ve Ahlak Bilgisi Öğretmeni Hamza Yıldırım, Okul Müdürü İhsan Işılay’ın yardımcısı ile birlikte kendisini döverek hastanelik ettiğini iddia etti.

* Niğde’nin Bor İlçesi'ne bağlı Kemerhisar beldesinde Kemerhisar İlköğretim Okulu Beden Eğitim Öğretmeni Feridun Soyak, okul bahçesinde öğrencilere futbol maçı yaptırdığı sırada içeri giren Soner V. (18) ve İzzet G. (18), oyuna müdahale etti. Soyak’ın bu kişileri uyararak dışarı çıkmalarını istemesi üzerine tartışma çıktı. Tartışmanın kavgaya dönüşmesi üzerine Soner V. ile İzzet G, Soyak’ı yumrukla darp ederek kaçtı.

* Bursa’da bir lise önünde çıkan kavgada bıçaklanan lise öğrencisi yaralandı. Yavuz Selim Mahallesi’nde, sabah okula giden lise 3. sınıf öğrencisi Mansur Ay (18), okul önünde yolunu kesen, aynı okuldan geçen yıl devamsızlık nedeniyle atıldığı öğrenilen C.G. (17) ile tartışmaya başladı. C.G. tarafından maket bıçağıyla karnından bıçaklanan Mansur Ay, yaralandı.

* Kayseri’de Endüstri Meslek Lisesi öğrencisi, kilmiği belirlenemeyen 1 kişi tarafından, okula 200 metre kala, iddiaya göre kız meselesi yüzünden bıçaklandı.

* Van’ın Bostaniçi Beldesi’nde, iki öğrenci grubu arasında çıkan kavgada 2 öğrenci bıçakla yaralandı. Mustafa Necati İlköğretim Okulu 8. sınıf öğrencileri, mahallede bulunan boş bir arsada yaptıkları futbol maçından sonra evlerine dönerken, bir grup öğrencinin bıçaklı saldırısına uğradı. Kavgada Salih Dündar (16) ile Rıdvan Gülgezer (16) aldıkları bıçak darbesi ile yaralanırken, kavgayı başlatan öğrenci grubu ise olay yerinden kaçarak uzaklaştı.

* Mersin’de tiner bağımlısı olduğu öne sürülen 17 yaşındaki Şehmuz S., tartıştığı ilköğretim okulu öğrencisi 15 yaşındaki Sultan Veli Boksör’ü göğsünden bıçaklayarak ağır yaraladı.

* Sivas’ta 4 Eylül Lisesi ve Danişment İlköğretim Okulu’nda 2 öğrenci hastanelik oldu. Öğrencilerden 17 yaşındaki Onur Malatyalı dövülürken, Sedat Balcı (15) ise bacağından bıçaklandı.

* Adana’da dayısının oğlunu dövenler ile konuşmak için ilköğretim okulu önüne giden 16 yaşındaki Z.Y. adlı kız çıkan kavgada bir kişiyi kolundan bıçaklarken, kendi de bacağından bıçaklandı.

* İstanbul Gaziosmanpaşa Sultançiftliği’ndeki İsmetpaşa İlköğretim okulu’nda bir 8. sınıf öğrencisi ile aynı okuldaki bir başka öğrenci arasında hava atma bahanesiyle tartışma çıktı. Okul dışına çıkan öğrencilerden biri marketten aldığı bıçakla diğer öğrenciye saldırdı. Omuzu ve bacağından bıçaklanan öğrenci çevredekiler tarafından hastaneye kaldırıldı.Bıçaklı saldırıyı düzenleyen öğrenci ise yakalanarak polis merkezine götürüldü.

* Kırıkkale Gazi Endüstri Meslek Lisesi 2'nci sınıf öğrencisi Adem Almalı, önüne çıkan 4 kişi tarafından omuz darbeleriyle sindirildikten sonra bıçaklandı.

* Düzce’nin kaynaşlı ilçesi’nde 14 yaşındaki ilköğretim öğrencisi babasına ait ruhsatsız tabancayla sınıf arkadaşını öldürdü.

* Kayseri’de, İstiklal İlköğretim Okulu Fen Bilgisi öğretmeni 31 yaşındaki 7 yıllık öğretmen Ömür Kuzgun, öğrencisi R.E’nin ağabeyi E.E tarafından sınıfta ders verirken dövüldü.

* Kars Ticaret Lisesi ikinci sınıf öğrencisi Yasin Akın (17), kimligi belirlenemeyen üç öğrenci tarafından okuldan çıktıktan sonra sokakta yürürken 3 kişi tarafından dövülerek hastanelik edildi.

* İzmit Endüstri Meslek Lisesi 2. sınıf öğrencisi 18 yaşındaki O.Ş, ve yanında bulunan akrabası B.E, aynı okulda öğrenim gören aynı yaştaki H.Y ile tartıştı. Tartışmanın kavgaya dönmesi üzerine H.Y yanında taşıdığı bıçağı çekerek O.Ş’nin karnına sapladı. Olaya müdahele etmek isteyen B.E’yi de yumrukladıktan sonra kaçtı.

* Balıkesir’in Edremit İlçesi’nde bir lisenin önünde iki kız öğrenci arasında erkek arkadaş yüzünden çıktığı öne sürülen tartışmada kız öğrenciler saç-başa kavga etti. Okullardaki şiddet olaylarının boyutunu gözler önüne seren kavga, bir öğrenci tarafından cep telefonu kamerası ile görüntülendi.

* İzmir’in Buca ilçesinde, ilköğretim okulu 8. sınıf öğrencisi, okulun bahçesinde, okulla ilişiği daha önceden kesilen kişi tarafından bacağından bıçaklandı.

* Adana’nın Kozan İlçesi’nde lise öğrencisi 17 yaşındaki S.M., kendisini terk ettiği öne sürülen aynı okulun öğrencisi Tural Ülger’i sınıfı basarak tabancayla öldürdü. Mehmet Akif Ersoy Lisesi’nde meydana gelen olayda, S.M., bir süredir birlikte çıktığı iddia edilen Tural Ülger’in kendisinden ayrılması üzerine bunalıma girdi. Son günlerde bu yüzden Ülger ile "Beni niye terk ettin" diye tartıştığı ileri sürülen 11-K sınıfı öğrencisi S.M., bu sabah saat 07.00’deki ilk derse girmedi. Ders başladıktan yaklaşık 15 dakika sonra 11-İ sınıfının bulunduğu koridora gelen öğrenci, okul çantasında getirdiği 9 mm. çaplı tabancayı çıkarıp, sınıfa girdi, yanına gittiği Ülger’e öğretmen ve öğrencilerin şaşkın bakışları arasında tek el ateş etti. Göğsüne isabet eden kurşunla ağır yaralanan Ülger, götürüldüğü Kozan Devlet Hastanesi’nde çabalara rağmen yaşamını yitirdi.

* Denizli'nin Çameli İlçesi'nde liseli genç Resul Çabuk, sınıf arkadaşı Ö.E. tarafından bıçaklanarak öldürüldü.

* Mersin’in Tarsus İlçesi’nde Coğrafya öğretmeni 38 yaşındaki Yusuf Uluk, görev yaptığı dershane önünde beklerken azarlayıp kovduğu 18 yaşındaki Şener Kaya tarafından bacaklarından vuruldu.

MAYIS AYI BİLANÇOSU

* Adana’da Kurttepe Anadolu Lisesi öğrencisi 17 yaşındaki Mert Çağlar, aynı okul öğrencilerinden 19 yaşındaki F.İ. tarafından top kavgası yüzünden karnından bıçaklandı.

* Kahramanmaraş’ta iki öğrenci grubu ’kız meselesi’ sebebiyle 3 gündür sürdürdükleri tartışmayı kavgaya dönüştürdü. Öğrencilerinin yakınlarının ve tanıdıklarının da dahil olduğu kavgada şahıslar birbirini acımasızca darpetti. Zincirli sopaların (nunçaka) da kullanıldığı arbede sebebiyle 3 öğrenci yaralandı, yaralı öğrencilerin de aralarında bulunduğu 10 kişi gözaltına alındı.

* Konya Meram Endüstri Meslek Lisesi 2. sınıf öğrencisi Mehmet D, kimlikleri belirlenemeyen 3 şüpheli tarafından okul bahçesinin dışına çağrıldı. Bir süre sonra okul dışında şüphelilerle tartışan Mehmet D, söz konusu kişilerce darp edildi. Mehmet D, aldığı darbeler sonucu yüzünden yaralanırken, şüpheliler olay yerinden kaçtı.

* Denizli'de Mehmet Akif Ersoy Lisesi önünde kızlara laf atma yüzünden tartışma yaşandı. Tartışma kavgaya dönüşünce belinde taşıdığı tabancayı çıkartan kişi öğrencilere tehditler yağdırdıktan sonra Mehmet Akif Ersoy Lisesi üçüncü sınıf öğrencisi Tahir İsmail Tek’i (17) elinden vurarak yaraladı.

* Adıyaman Endüstri Meslek Lisesi önünde öğrenciler arasında kız meselesi yüzünden çıktığı tahmin edilen kavgada, 1 öğrenci bıçakla ağır yaralandı. Adıyaman Anadolu Lisesi’nden iki öğrenci Endüstri Meslek Lisesi önünde S.B. (17) ve birkaç arkadaşıyla tartıştı. Kız meselesi yüzünden çıktığı tahmin edilen tartışma bir anda bıçaklı kavgaya dönüştü. Kavgada S.B. bacağı ve sol göğsünden aldığı bıçak darbeleriyle ağır yaralandı. Polis olaydan sonra kavgaya karıştığı tahmin edilen ve Anadolu Lisesi öğrencilerinden 2 kişiyi gözaltına aldı.

* Mersin’de Şevket Pozcu Lisesi önünde lise öğrencisi 16 yaşındaki O.S., okul önünde kimliği belirsiz kişilerce boynundan bıçaklandı, olay sırasında onu kurtarmaya çalışan yaşıtı arkadaşı T.K. de başından bıçakla yaralandı.

* Adana’da, Abdulkadir Paksoy Lisesinde öğrenci G.Ö ile A.Ö, okulun bahçesinde top oynadıkları sırada yanlarına gelen bir grup öğrenci ile henüz belirlenemeyen nedenle tartıştı. Tartışmanın kavgaya dönüşmesi üzerine G.Ö. ve A.Ö bıçakla hafif yaralandı.

* Adana’da Kemal Tuncel Lisesi önünde kavga çıktığı ve öğrencilerden birinin üzerinde tabanca olduğu ihbarını alan polis, yaptığı aramada, 15 yaşındaki Ç.E. ve A.Ş.’nin üzerinde tabancalar bulundu.

* Hatay’ın İskenderun İlçesi’nde okula motosikletle gelen iki kişiden arkada oturan ve kucağında bebek bulunan bir kişi motosikletten inip bebeğini sürücüye bıraktıktan sonra okul önündeki 16 yaşındaki Ü.S. ile tartışmaya başladı. Daha sonra belinden ekmek bıçağı çıkarıp öğrencinin bacağına saplayarak yaraladı.

* Karaman’da Mehmet Akif Ersoy Lisesi 2. sınıf öğrencisi 16 yaşındaki Berat Erdemsoy, okul çıkışında bir çay ocağında çalıştığı öğrenilen 16 yaşındaki İ.Ö. tarafından karnından bıçaklandı.

* Samsun’daki Atatürk Anadolu Lisesi 10. sınıf öğrencisi Cihan Semizoğlu ve 9. sınıf öğrencisi Ahmet Cenk, kız meselesi nedeniyle arkadaşları A.A’nın açtığı ateş sonucu öldürüldü.


bir okuyucu yorumu da şöyle...

....... 29.05.2006 16:20:18

Şu cinayetlerden bir de bir İmam hatip'de işlense de AKP şu işe bir el atsa. Biraz kötü bir temenni oldu ama başka türlü bu işle ilgilenecekleri yok. Zaten işlerine geliyor kendi ideolojileri dışındaki okulların rayından çıkması.


ve sonucusu..
http://www.hurriyet.com.tr/gundem/4492288.asp?gid=0Aşk Aşk uğruna’ bu ne vahşet

Türkiye'yi sarsan Samsun'daki bir lise öğrencisinin iki arkadaşını öldürdüğü aşk cinayetinden sonra bu kez Ankara Batıkent'te benzer bir vahşet yaşandı. İki sevgili, aşklarına karşı çıkan genç kızın babasına karşı korkunç bir plan yaptı. 19 yaşındaki liseli genç, sevgilisiyle yaşadığı aşka karşı çıkan sevgilisinin babasının yanı sıra annesi ve kız kardeşini öldürdü.


Böyle bir gençlikle geleceğe umutla bakmak mümkün mü? Yoksa bunlar çok az sayıda gerçekleşen ve önemsemeyebileceğimiz olaylar mı?

semerkandi
30-05-2006, 20:00
Hangi Türk Gençliği???
http://www.hurriyet.com.tr/gundem/4492465.asp?gid=0

5 ayda 14 öğrenci öldürüldü

Selahattin GÜNDAY/İSTANBUL, (DHA)

Bu yılın ilk 5 ayında okullarda çıkan olaylarda 14 öğrenci öldürülürken, 104 öğrenci ile 3 öğretmen yaralandı. Yılın ilk üç ayında 9 öğrenci hayatını kaybederken 66 öğrenci de yaralanmıştı.

Okullarda, ‘Yan bakma’, ‘laf atma’, kız arkadaş gibi nedenlerle çıkan kavgalarda silah kullanımı arttı. Son 2 ayda 5 öğrencinin yaşamını yitirmesine neden olayların 4’ünde silah kullanıldı. Kız öğrencilerin de karıştığı olaylarda Adana’da liseli kız sınıfı basarak kendisini terk ettiği öne sürülen erkek arkadaşını tabancayla öldürdü. Adana’da eski erkek arkadaşı ile birlikte olan A.Ç.’yi düelloya davet eden kız öğrenci Ç.E.’nin çantasından kuru sıkıdan, bilye atar hale getirilmiş 9 milimetre tabanca bulundu. Samsun’da lise öğrencisi A.A. “Benim artığımla çıkıyor” dediği gerekçesiyle Vihan Semizoğlu ve araya girmek isteyen Ahmet Cenk adlı öğrencileri öldürdü. Adliyeye yansıyan olaylardan bir bölümü şöyle:

* Ankara'da bulunan Kocatepe Mimar Kemal Lisesi’nde meydana gelen kavgada, 2 öğrenci bıçakla yaralandı. Çankaya'daki Esat semtinde bulunan Kocatepe Mimar Kemal Lisesi'nde kimlikleri tespit edilemeyen kişiler, Kocatepe Mimar Kemal Lisesi’ne gelerek okula giden öğrencilerle tartışmaya başladı. Tartışma bir anda kavgaya dönüştü ve öğrenciler okul önünde tekme tokat birbirine girdi. Bu sırada okulun öğrencisi olmayan kişiler, bellerinden çıkarttığı bıçakla Okan Erkoç ve Volkan Karabacak'ı kalçasından ve bacağından bıçakladı.

* Kayseri'de aynı lisede okuyan iki öğrenci arasındakı kavgada bıçaklar kullanıldı. Kayseri’de, İstikbal Lisesi’nde öğrenim gören 2 lise öğrencisi arasında haraç isteme iddiasıyla çıktığı ileri sürülen kavgada, öğrenci 15 yaşındaki R.A. bacağından bıçaklandı. Olayda bıçağına sarılan, 15 yaşındaki O.A. ise, kaçtı.

* Samsun’da öğrenciler arasında yan bakma meselesi yüzünden çıkan tartışmanın kavgaya dönüşmesi sonucu 2 öğrenci bıçakla yaralandı. Samsun Gazi Caddesi’nde meydana gelen olayda, 19 Mayıs Lisesi 11’nci sınıf öğrencisi olan 17 yaşındaki T.P., yan bakma meselesi yüzünden 17 yaşındaki A.F. ve aynı yaştaki F.D. ile tartıştı. 19 Mayıs Lisesi’ne Astsubaylık sınavlarına girmek için form almaya gelen A.F. ve F.D. ile okul dışında tartışan T.P., her iki öğrenciyle kavga etmeye başladı. Kavganın büyümesi üzerine T.P., iki öğrenciyi de bacaklarından bıçakladı. T.P. ise olay sonrası kayıplara karıştı.

* Antalya Karatay Lisesi önünde çıkan kavgada 1 öğrenci bacağından yaralandı. Öğle saatlerinde okulun giriş kapısı önünde, 2 öğrenci grubu arasında belirlenemeyen nedenle kavga çıktı. Kavga sırasında Ç.Y. adlı lise son sınıf öğrencisi, kimliği belirlenemeyen bir kişi tarafından bacağından yaralandı. Yarılı, Sema Yazar Semt Polikliniği’nde ayakta tedavi edildikten sonra, polis tarafından ifadesi alınmak üzere Sanayi Polis Merkezi’ne götürüldü.

* Antalya’da Çağlayan Lisesi’nde kimlikleri açıklanmayan iki öğrenci grubu arasında, koridorda tartışma yaşandı. Tartışmanın kavgaya dönüşmesi sonucu öğrencilerden T.Ü, bacağından bıçakla yaralandı. 2 öğrenci gözaltına alındı.

* Eskişehir’de 2 olayda, 2 lise öğrencisi bıçakla yaralanarak hastaneye kaldırıldı. Eskişehir Atatürk Stadyumu önündeki ilk olayda 17 yaşındaki Ünal Cona tanımadığı 1 kişi tarafından ensesinden bıçakla yaralandı. Devlet Hastanesi’ne kaldırılan Atatürk Teknik ve Endüstri Meslek Lisesi öğrencisi Ünal Cona Tedavi altına alındı. Yenikent Mahallesi’nde ise Ahmet Yesevi Lisesi 2'inci sınıf öğrencisi 16 yaşındaki M.M., şakalaştığı arkadaşı 16 yaşındaki Veli Yürekli’yi sol bacağından bıçakla yaraladı.

* Çankaya Lisesi’ son sınıf öğrencileri E.S (18) ve H.Ö (19) arasında kavga çıktı. Kavga sonucu H.Ö, E.S’yi kolundan bıçakla yaraladı. E.S, tedavi edildikten sonra Kavaklıdere Karakolu’na giderek H.Ö’den şikayetçi oldu.

* Adana Kız Lisesi’nde görevli Din Kültürü ve Ahlak Bilgisi Öğretmeni Hamza Yıldırım, Okul Müdürü İhsan Işılay’ın yardımcısı ile birlikte kendisini döverek hastanelik ettiğini iddia etti.

* Niğde’nin Bor İlçesi'ne bağlı Kemerhisar beldesinde Kemerhisar İlköğretim Okulu Beden Eğitim Öğretmeni Feridun Soyak, okul bahçesinde öğrencilere futbol maçı yaptırdığı sırada içeri giren Soner V. (18) ve İzzet G. (18), oyuna müdahale etti. Soyak’ın bu kişileri uyararak dışarı çıkmalarını istemesi üzerine tartışma çıktı. Tartışmanın kavgaya dönüşmesi üzerine Soner V. ile İzzet G, Soyak’ı yumrukla darp ederek kaçtı.

* Bursa’da bir lise önünde çıkan kavgada bıçaklanan lise öğrencisi yaralandı. Yavuz Selim Mahallesi’nde, sabah okula giden lise 3. sınıf öğrencisi Mansur Ay (18), okul önünde yolunu kesen, aynı okuldan geçen yıl devamsızlık nedeniyle atıldığı öğrenilen C.G. (17) ile tartışmaya başladı. C.G. tarafından maket bıçağıyla karnından bıçaklanan Mansur Ay, yaralandı.

* Kayseri’de Endüstri Meslek Lisesi öğrencisi, kilmiği belirlenemeyen 1 kişi tarafından, okula 200 metre kala, iddiaya göre kız meselesi yüzünden bıçaklandı.

* Van’ın Bostaniçi Beldesi’nde, iki öğrenci grubu arasında çıkan kavgada 2 öğrenci bıçakla yaralandı. Mustafa Necati İlköğretim Okulu 8. sınıf öğrencileri, mahallede bulunan boş bir arsada yaptıkları futbol maçından sonra evlerine dönerken, bir grup öğrencinin bıçaklı saldırısına uğradı. Kavgada Salih Dündar (16) ile Rıdvan Gülgezer (16) aldıkları bıçak darbesi ile yaralanırken, kavgayı başlatan öğrenci grubu ise olay yerinden kaçarak uzaklaştı.

* Mersin’de tiner bağımlısı olduğu öne sürülen 17 yaşındaki Şehmuz S., tartıştığı ilköğretim okulu öğrencisi 15 yaşındaki Sultan Veli Boksör’ü göğsünden bıçaklayarak ağır yaraladı.

* Sivas’ta 4 Eylül Lisesi ve Danişment İlköğretim Okulu’nda 2 öğrenci hastanelik oldu. Öğrencilerden 17 yaşındaki Onur Malatyalı dövülürken, Sedat Balcı (15) ise bacağından bıçaklandı.

* Adana’da dayısının oğlunu dövenler ile konuşmak için ilköğretim okulu önüne giden 16 yaşındaki Z.Y. adlı kız çıkan kavgada bir kişiyi kolundan bıçaklarken, kendi de bacağından bıçaklandı.

* İstanbul Gaziosmanpaşa Sultançiftliği’ndeki İsmetpaşa İlköğretim okulu’nda bir 8. sınıf öğrencisi ile aynı okuldaki bir başka öğrenci arasında hava atma bahanesiyle tartışma çıktı. Okul dışına çıkan öğrencilerden biri marketten aldığı bıçakla diğer öğrenciye saldırdı. Omuzu ve bacağından bıçaklanan öğrenci çevredekiler tarafından hastaneye kaldırıldı.Bıçaklı saldırıyı düzenleyen öğrenci ise yakalanarak polis merkezine götürüldü.

* Kırıkkale Gazi Endüstri Meslek Lisesi 2'nci sınıf öğrencisi Adem Almalı, önüne çıkan 4 kişi tarafından omuz darbeleriyle sindirildikten sonra bıçaklandı.

* Düzce’nin kaynaşlı ilçesi’nde 14 yaşındaki ilköğretim öğrencisi babasına ait ruhsatsız tabancayla sınıf arkadaşını öldürdü.

* Kayseri’de, İstiklal İlköğretim Okulu Fen Bilgisi öğretmeni 31 yaşındaki 7 yıllık öğretmen Ömür Kuzgun, öğrencisi R.E’nin ağabeyi E.E tarafından sınıfta ders verirken dövüldü.

* Kars Ticaret Lisesi ikinci sınıf öğrencisi Yasin Akın (17), kimligi belirlenemeyen üç öğrenci tarafından okuldan çıktıktan sonra sokakta yürürken 3 kişi tarafından dövülerek hastanelik edildi.

* İzmit Endüstri Meslek Lisesi 2. sınıf öğrencisi 18 yaşındaki O.Ş, ve yanında bulunan akrabası B.E, aynı okulda öğrenim gören aynı yaştaki H.Y ile tartıştı. Tartışmanın kavgaya dönmesi üzerine H.Y yanında taşıdığı bıçağı çekerek O.Ş’nin karnına sapladı. Olaya müdahele etmek isteyen B.E’yi de yumrukladıktan sonra kaçtı.

* Balıkesir’in Edremit İlçesi’nde bir lisenin önünde iki kız öğrenci arasında erkek arkadaş yüzünden çıktığı öne sürülen tartışmada kız öğrenciler saç-başa kavga etti. Okullardaki şiddet olaylarının boyutunu gözler önüne seren kavga, bir öğrenci tarafından cep telefonu kamerası ile görüntülendi.

* İzmir’in Buca ilçesinde, ilköğretim okulu 8. sınıf öğrencisi, okulun bahçesinde, okulla ilişiği daha önceden kesilen kişi tarafından bacağından bıçaklandı.

* Adana’nın Kozan İlçesi’nde lise öğrencisi 17 yaşındaki S.M., kendisini terk ettiği öne sürülen aynı okulun öğrencisi Tural Ülger’i sınıfı basarak tabancayla öldürdü. Mehmet Akif Ersoy Lisesi’nde meydana gelen olayda, S.M., bir süredir birlikte çıktığı iddia edilen Tural Ülger’in kendisinden ayrılması üzerine bunalıma girdi. Son günlerde bu yüzden Ülger ile "Beni niye terk ettin" diye tartıştığı ileri sürülen 11-K sınıfı öğrencisi S.M., bu sabah saat 07.00’deki ilk derse girmedi. Ders başladıktan yaklaşık 15 dakika sonra 11-İ sınıfının bulunduğu koridora gelen öğrenci, okul çantasında getirdiği 9 mm. çaplı tabancayı çıkarıp, sınıfa girdi, yanına gittiği Ülger’e öğretmen ve öğrencilerin şaşkın bakışları arasında tek el ateş etti. Göğsüne isabet eden kurşunla ağır yaralanan Ülger, götürüldüğü Kozan Devlet Hastanesi’nde çabalara rağmen yaşamını yitirdi.

* Denizli'nin Çameli İlçesi'nde liseli genç Resul Çabuk, sınıf arkadaşı Ö.E. tarafından bıçaklanarak öldürüldü.

* Mersin’in Tarsus İlçesi’nde Coğrafya öğretmeni 38 yaşındaki Yusuf Uluk, görev yaptığı dershane önünde beklerken azarlayıp kovduğu 18 yaşındaki Şener Kaya tarafından bacaklarından vuruldu.

MAYIS AYI BİLANÇOSU

* Adana’da Kurttepe Anadolu Lisesi öğrencisi 17 yaşındaki Mert Çağlar, aynı okul öğrencilerinden 19 yaşındaki F.İ. tarafından top kavgası yüzünden karnından bıçaklandı.

* Kahramanmaraş’ta iki öğrenci grubu ’kız meselesi’ sebebiyle 3 gündür sürdürdükleri tartışmayı kavgaya dönüştürdü. Öğrencilerinin yakınlarının ve tanıdıklarının da dahil olduğu kavgada şahıslar birbirini acımasızca darpetti. Zincirli sopaların (nunçaka) da kullanıldığı arbede sebebiyle 3 öğrenci yaralandı, yaralı öğrencilerin de aralarında bulunduğu 10 kişi gözaltına alındı.

* Konya Meram Endüstri Meslek Lisesi 2. sınıf öğrencisi Mehmet D, kimlikleri belirlenemeyen 3 şüpheli tarafından okul bahçesinin dışına çağrıldı. Bir süre sonra okul dışında şüphelilerle tartışan Mehmet D, söz konusu kişilerce darp edildi. Mehmet D, aldığı darbeler sonucu yüzünden yaralanırken, şüpheliler olay yerinden kaçtı.

* Denizli'de Mehmet Akif Ersoy Lisesi önünde kızlara laf atma yüzünden tartışma yaşandı. Tartışma kavgaya dönüşünce belinde taşıdığı tabancayı çıkartan kişi öğrencilere tehditler yağdırdıktan sonra Mehmet Akif Ersoy Lisesi üçüncü sınıf öğrencisi Tahir İsmail Tek’i (17) elinden vurarak yaraladı.

* Adıyaman Endüstri Meslek Lisesi önünde öğrenciler arasında kız meselesi yüzünden çıktığı tahmin edilen kavgada, 1 öğrenci bıçakla ağır yaralandı. Adıyaman Anadolu Lisesi’nden iki öğrenci Endüstri Meslek Lisesi önünde S.B. (17) ve birkaç arkadaşıyla tartıştı. Kız meselesi yüzünden çıktığı tahmin edilen tartışma bir anda bıçaklı kavgaya dönüştü. Kavgada S.B. bacağı ve sol göğsünden aldığı bıçak darbeleriyle ağır yaralandı. Polis olaydan sonra kavgaya karıştığı tahmin edilen ve Anadolu Lisesi öğrencilerinden 2 kişiyi gözaltına aldı.

* Mersin’de Şevket Pozcu Lisesi önünde lise öğrencisi 16 yaşındaki O.S., okul önünde kimliği belirsiz kişilerce boynundan bıçaklandı, olay sırasında onu kurtarmaya çalışan yaşıtı arkadaşı T.K. de başından bıçakla yaralandı.

* Adana’da, Abdulkadir Paksoy Lisesinde öğrenci G.Ö ile A.Ö, okulun bahçesinde top oynadıkları sırada yanlarına gelen bir grup öğrenci ile henüz belirlenemeyen nedenle tartıştı. Tartışmanın kavgaya dönüşmesi üzerine G.Ö. ve A.Ö bıçakla hafif yaralandı.

* Adana’da Kemal Tuncel Lisesi önünde kavga çıktığı ve öğrencilerden birinin üzerinde tabanca olduğu ihbarını alan polis, yaptığı aramada, 15 yaşındaki Ç.E. ve A.Ş.’nin üzerinde tabancalar bulundu.

* Hatay’ın İskenderun İlçesi’nde okula motosikletle gelen iki kişiden arkada oturan ve kucağında bebek bulunan bir kişi motosikletten inip bebeğini sürücüye bıraktıktan sonra okul önündeki 16 yaşındaki Ü.S. ile tartışmaya başladı. Daha sonra belinden ekmek bıçağı çıkarıp öğrencinin bacağına saplayarak yaraladı.

* Karaman’da Mehmet Akif Ersoy Lisesi 2. sınıf öğrencisi 16 yaşındaki Berat Erdemsoy, okul çıkışında bir çay ocağında çalıştığı öğrenilen 16 yaşındaki İ.Ö. tarafından karnından bıçaklandı.

* Samsun’daki Atatürk Anadolu Lisesi 10. sınıf öğrencisi Cihan Semizoğlu ve 9. sınıf öğrencisi Ahmet Cenk, kız meselesi nedeniyle arkadaşları A.A’nın açtığı ateş sonucu öldürüldü.


bir okuyucu yorumu da şöyle...

....... 29.05.2006 16:20:18

Şu cinayetlerden bir de bir İmam hatip'de işlense de AKP şu işe bir el atsa. Biraz kötü bir temenni oldu ama başka türlü bu işle ilgilenecekleri yok. Zaten işlerine geliyor kendi ideolojileri dışındaki okulların rayından çıkması.


ve sonucusu..
http://www.hurriyet.com.tr/gundem/4492288.asp?gid=0Aşk Aşk uğruna’ bu ne vahşet

Türkiye'yi sarsan Samsun'daki bir lise öğrencisinin iki arkadaşını öldürdüğü aşk cinayetinden sonra bu kez Ankara Batıkent'te benzer bir vahşet yaşandı. İki sevgili, aşklarına karşı çıkan genç kızın babasına karşı korkunç bir plan yaptı. 19 yaşındaki liseli genç, sevgilisiyle yaşadığı aşka karşı çıkan sevgilisinin babasının yanı sıra annesi ve kız kardeşini öldürdü.


Böyle bir gençlikle geleceğe umutla bakmak mümkün mü? Yoksa bunlar çok az sayıda gerçekleşen ve önemsemeyebileceğimiz olaylar mı?

sonuç olarak aziz nesin in vermiş olduğu zeka oranları
sanırım epeyi bir değişikliğe uğramış memleketimde galiba

saygılarımla

_zamazingo_
30-05-2006, 20:28
sonuç olarak aziz nesin in vermiş olduğu zeka oranları
sanırım epeyi bir değişikliğe uğramış memleketimde galiba

saygılarımla

Kusura bakmayın ama bu yaşananları zeka seviyesi ile açıklayamazsınız. Bu memlekette profesörler bile birbirini boğazlayabiliyor. Bunun sebebi IQ düşüklüğü mü?

Bu toplumsal bir cinnettir. Bence en büyük pay da sosyal adaletin eksikliği, gelir dağılımı arasındaki uçurumun büyüklüğü ve bize biçilen yaşamları yaşamak zorunda bırakılışımızdır. En büyük suçlulardan biri de medyadır maalesef.

Sevgili Aziz Nesin'in bu oranı kimler için söylediği de herkesin malumudur! Kabul edip etmemek sizin tasarrufunuzda...

(Başlık dışı olduğunun farkındayım, özür dilerim)

Saygılarımla...

semerkandi
31-05-2006, 09:09
Kusura bakmayın ama bu yaşananları zeka seviyesi ile açıklayamazsınız. Bu memlekette profesörler bile birbirini boğazlayabiliyor. Bunun sebebi IQ düşüklüğü mü?

Bu toplumsal bir cinnettir. Bence en büyük pay da sosyal adaletin eksikliği, gelir dağılımı arasındaki uçurumun büyüklüğü ve bize biçilen yaşamları yaşamak zorunda bırakılışımızdır. En büyük suçlulardan biri de medyadır maalesef.

Sevgili Aziz Nesin'in bu oranı kimler için söylediği de herkesin malumudur! Kabul edip etmemek sizin tasarrufunuzda...

(Başlık dışı olduğunun farkındayım, özür dilerim)

Saygılarımla...

eyvallah

saygılarımla

Kanarya
31-05-2006, 16:49
http://www.milliyet.com.tr/2006/05/31/son/sonsiy15.asp

trusty
07-06-2006, 01:49
Kusura bakmayın ama bu yaşananları zeka seviyesi ile açıklayamazsınız. Bu memlekette profesörler bile birbirini boğazlayabiliyor. Bunun sebebi IQ düşüklüğü mü?

Bu toplumsal bir cinnettir. Bence en büyük pay da sosyal adaletin eksikliği, gelir dağılımı arasındaki uçurumun büyüklüğü ve bize biçilen yaşamları yaşamak zorunda bırakılışımızdır. En büyük suçlulardan biri de medyadır maalesef.

Sevgili Aziz Nesin'in bu oranı kimler için söylediği de herkesin malumudur! Kabul edip etmemek sizin tasarrufunuzda...

(Başlık dışı olduğunun farkındayım, özür dilerim)

Saygılarımla...

Tebrikler Zamazingo, kalemine saglik...

Babadağlı
07-06-2006, 21:12
İstiklal Marşı'nı bilmeyen, bilsede anlamayan insanlar aramızda geziyor. Üç buçuk yaşındaki bu çocuğun bizlere anlatmaya çalıştığı bişeyler var.
http://rapidshare.de/files/21693057/Ya_ue_bu_uk.wmv.html

kdr1965
12-06-2006, 18:58
Atamizin Son Yolculugunda Bilinen Olaylar

--------------------------------------------------------------------------------

Kefen sıyrıldı ve...

Özel solüsyonla ıslatılmış pamuk kitlesi kaldırılınca Ata'nın yüzü ortaya çıktı. Derisi kahverengi bir hal almış, ama hatları bozulmamıştı.Sanki uyuyordu...

8 Kasım 1953 Pazar gecesi saat 23.00'da Prof. Dr. Kamile Şevki Mutlu'nun ev telefonu çaldı. Prof. Mutlu, Ankara Tıp Fakültesi Histoloji ve Ambriyoloji Kürsüsü Başkanı'ydı.Patalogdu. Arayan ise Ankara Valisi Kemal Aygün'dü... Aygün, "Hocam" dedi, "10 Kasım günü Atamızın naşını Anıtkabir'e taşıyacağız. Bunun için bir komite kurduk. Naşı geleneklere uygun olarak toprağa defnedeceğiz. Ancak bozulmadan korunduğunu belgelemek için muayene etmenizi rica ediyoruz." Prof. Mutlu önce reddetti. Mutlu, o sırada 40 derece ateşle yatıyordu. Hastalığını gerekçe göstererek bu görevi bir başka meslektaşının yapmasını rica etti.Ancak Vali Aygün ısrarcıydı: "Ben sizi sarar sarmalar götürürüm, bu tarihi bir görev" dedi. Mutlu kabul etti ve 9 Kasım sabahı Etnografya Müzesi'ne gitti. Başbakan Adnan Menderes oradaydı. Meclis Başkanı Refik Koraltan ve eski başkan Abdülhalik Renda da...Mutlu, görevden affını istemekle ne büyük hata ettiğini o zaman anladı. Gerçekten tarihi bir tanıklıktı bu...

Ata'nın gül ağacından tabutu, 4 Kasım günü, geçici kabrinden çıkarılıp müzenin holündeki mermer katafalka konulmuştu. Bir hafta boyunca sırayla öğrenciler, subaylar ve generaller katafalk başında nöbet tutmuştu. Nihayet tabutun açılma günü gelip de komite üyeleri tamam olunca Prof. Kamile Mutlu "Başlayın" talimatını verdi. Bunun üzerine tabutun vidaları söküldü. Tahta tabutun içinde madeni bir sanduka bulunuyordu. Bu sandukada gaz birikmiş olma ihtimali düşünülerek önce bir burgu ile delik açıldı. Gaz ya da koku çıkmadı.Sanduka talaş doluydu. Sandukanın içi, muhafaza solüsyonu ile ıslatılmış tahta talaşı doluydu. Bu talaş, naaşın ayak yönüne doğru toplandı. Talaşın arasında, ağzı kapalı ve içi sıvı dolu bir şişe bulundu. Bu, cesedi muhafaza için kullanılan solüsyondan bir numuneydi. Üzerinde terkibi
yazılıydı.

Ata'nın naaşı beyaz kefene sarılmış, sonra kahverengi bir muşambayla kaplanmıştı.Sargıları açmaya başladılar. Herkes nefesini tutmuştu. Çünkü, "Naaş çürüyüp bozulmuş, çıkan gazlar tabutu patlatmış, nöbetçi er, kokudan bayılmış" diye bir sürü söylenti geziniyordu. Ve 15 yıl sonra ilk kez Ata'nın yüzünü göreceklerdi.Kefenin sargıları aralanınca Prof. Kamile Şevki Mutlu, orada bulunanların yardımıyla katafalka çıktı ve Atatürk'ün yüzüne baktı. Ata'nın derisi kahverengi bir hal almış, ama yüz hatları bozulmamıştı. Menderes sapsarı olmuştu. Prof. Mutlu, gördüğü tabloyu daha sonra şöyle anlatacaktı:"Yüzünü örten ıslak pamuk kitlesi kaldırılınca Ata'nın heykel gibi duran yüzü ile karşılaştım. Uzun sarı saçlarından ince bir tutam, sol göz kapağının üzerine düşmüştü. Atatürk, Dolmabahçe Sarayı'ndaki yatağında uyuyor gibiydi." Prof. Mutlu, kenarda bekleyen komite üyelerini tabutun başına çağırdı. Onlar da tek tek tabutun içine baktılar.En başta Başbakan Adnan Menderes vardı. Koyu renk takım elbisesi içindeki Menderes de yanındakilerin yardımıyla katafalka çıktı,ürkek bir şekilde aşağı, tabuta doğru baktı. O an ne olduğunu Prof. Kamile Mutlu'dan aktaralım: "Menderes çok heyecanlandı.Rengi sapsarı oldu. Bir de baktım ki, müzenin kapısına doğru gidiyor. Atatürk'ün yüzüne bakmadı. Tahmin ediyorum, kendinde o kuvveti bulamadı. En sona Abdülhalik Renda kalmıştı. O da Ata'yla karşı karşıya gelir gelmez tabutun yanına yığılıverdi.

Salondaki herkes Atatürk'ü tek tek gördükten sonra naaş, tekrar solüsyonla ıslatıldı. Ata'nın başı pamuklarla örtüldü ve vücudu beyaz kefenle sarıldı. Bu sırada bir komiser,orada görevli adli tıp doçenti Dr. Cahit Özen'in yanına yaklaşıp avucunda taşıdığı bir kâğıdı gösterdi ve şöyle dedi:"Bu kâğıdı, Atatürk'ün hemşiresi Makbule Hanım gönderdi.Kefenin içine Atatürk'ün göğsü üstüne konmasını istiyor." Doç. Özen, kâğıda bir göz attı. Eski Türkçe bir şeyler yazılıydı. "Böyle bir kâğıdı Atatürk kabul etmez. Bize kızar, darılır" dedi. Komiser
kâğıdı katlayıp cebine koydu ve uzaklaştı. Bütün işlemler bittikten sonra salonda bulunanlar naaşın iki yanından geçip hep bir ağızdan besmele çektiler ve cesedi yeni tabuta yerleştirdiler. Bu tabut da 15 yıl içinde yattığı büyük gül ağacı tabutun içine konuldu. Üzeri bayrakla örtüldükten sonra kapağı kapatıldı.

Ve 10 Kasım sabahı, Ata'nın naaşı 15 yıl önce onu Dolmabahçe'den Ankara'ya taşıyan top arabasına yerleştirilip son durağı olacak Anıtkabir'e taşındı. Artık ebediyen orada kalacaktı...

Atatürk'ün tabutu, Menderes'in huzurunda açılmıştı Ata'nın 15 yıl Etnografya Müzesi'nde bekletilen naaşı,12 askerin omuzları üzerinde oradan alınmış ve 136 asteğmenin çektiği bir top arabası ve matem marşı eşliğinde Anıtkabir'e taşınmıştı. Radyodan naklen yayımlanan o görkemli tören, en az 15 yıl önceki kadar hüzünlüdür.Ancak o törenden hemen önce yaşananlar, tarihçilerin pek ilgisini çekmemiştir. Bilindiği gibi, Anıtkabir yapılana dek, Atatürk'ün naaşının korunabilmesi için "tahnit" denilen bir işlem yapılmıştı. Gülhane Patolojik Anatomi profesörü Dr. Lütfi Aksu tarafından gerçekleştirilen bu işlem sırasında naaşa, şırıngayla özel bir formül enjekte edilmiş ve üzerine formüllerin yapıştırıldığı iki küçük ilaç şişesi, Ata'nın koltuk altlarına yerleştirilmişti. Bu işlem sayesinde Ata'nın naaşı da -diyelim bugün Lenin'in mozolesinde olduğu gibi- öldüğü günkü haliyle korunabilirdi. Ancak İslam dini, ölünün defnini şart koştuğundan,geçici tahnitin bozulması şarttı.

Nakilden önce, bu işlem için bir komite kuruldu. O komite,törenden bir gün önce, Başbakan Adnan Menderes'in huzurunda Atatürk'ün tabutunun açılmasını kararlaştırdı.Tabut açılınca tahnit bozulacak ve ceset çürümeye başlayacaktı. Bir başka deyişle Atatürk'ün (mumyalanmış gibi) korunmuş naaşını son görenler, o törene katılanlar olacaktı. Atatürk'le ilgili belgesel çalışmaları sırasında o törene katılanların bir kısmıyla konuşmuştuk.

Bu yazıda yer alan bilgilerin bir kısmı o tanıklıklara, önemli bir bölümü ise değerli Atatürk araştırmacısı Prof. Dr. Utkan Kocatürk'ün, Prof.Dr. Kamile Şevki Mutlu ile yaptığı sohbetten aktardıklarına dayanıyor. Ata'nın yarım asır önceki son yolculuğu, sanırım bu ayrıntılarla daha da ilginç bir boyut kazanıyor.

Atatürk'ü son görenler anlatıyor:

Osman Ersoy ve Halide İntepe, 10 Kasım 1953'te Etnografya Müzesi'nde asistan olarak çalışıyorlardı. O yüzden 50 yıl önceki o töreni ve tabutun içindeki Atatürk'ü son kez görme fırsatı buldular. İzlenimlerini şöyle anlattılar:

• OSMAN ERSOY: "Sağlığında görmemiştim Atatürk'ü... Korkunç heyecanlıydım. Biz çalışanlar, asistanlar, memurlar sıra ile katafalka çıktık. Oldukça sararmış ve küçülmüş bir çehre... 1 - 2 günlük sakalı vardı. Kaşları fevkalade iyi şekilde fark ediliyordu."

• HALİDE İNTEPE: "Tabut kapanmadan en son gittim baktım. Başı yana doğru eğikti. Yüzü hiç bozulmamıştı. Azıcık sakalları çıkmıştı. Hani insan hasret giderek ölürse, gözleri aralık kalırmış ya, öyle aralıktı gözleri... Ama bir ölü yüzü yoktu. Uyuyor gibiydi

------------------------------------------------------------------

gerçek dostlar yıldızlara benzer,karanlık çökünce ilk onlar gözükürler.

hayat silgisiz resim çizme sanatıdır silgin kaleminden çabuk bitiyorsa sen yanlış yapıyorsun demektir

büyük beyinler sistemleri,orta beyinler olayları küçük beyinler kişileri tartışırmış
__________________
__________________
HEPİMİZ BİRİMİZ BİRİMİZ HEPİMİZ İCİN

DEVİR
16-06-2006, 19:28
............

DEVİR
18-06-2006, 02:12
............

Babadağlı
20-06-2006, 22:50
"Atatürk'ün gençliğe hitabesi"nin Ord.Prof.Dr. Hıfzı Veldet Velidedeoğlu tarafından günümüz Türkçe'sine uyarlanmış hali


Ey türk gençliği! Birinci ödevin Türk bağımsızlığını, Türk cumhuriyetini, sonsuza dek korumak ve savunmaktır.

Varlığının ve geleceğinin biricik temeli budur.

Bu temel, senin en değerli (güven) kaynağındır.

Gelecekte de, yurt içinde ve dışında, seni bu kaynaktan yoksun etmek isteyecek kötüler bulunacaktır.

Bir gün, bağımsızlığını ve cumhuriyetini savunmak zorunda kalırsan, göreve atılmak için içinde bulunacağın ortamın olanak ve koşullarını düşünmeyeceksin!

Bu olanak ve koşullar çok elverişsiz olabilir.

Bağımsızlığına ve cumhuriyetine kıymak isteyecek düşmanlar, bütün dünyada benzeri görülmedik bir yenginin temsilcisi olabilirler.

Zorla ya da aldatıcı düzenlerle, sevgili yurdunun bütün kaleleri alınmış, bütün gemi yapım yerleri ele geçirilmiş, bütün orduları dağıtılmış ve yurdun her köşesine eylemli olarak girilmiş olabilir.

Bütün bu durumlardan daha acı ve daha korkunç olmak üzere, yurdun içinde yönetim başında bulunanlar, aymazlık ve sapkınlık ve üstelik hayinlik içinde bulunabilirler.

Dahası, yönetim başında bulunan böyleleri, kişisel çıkarlarını, yurduna girip yayılmış olan (dış) düşmanların siyasal amaçlarıyla birleştirebilirler.

Ulus, yoksulluk ve darlık içinde ezgin ve bitkin düşmüş olabilir. Ey Türk geleceğinin genç kuşakları! İşte bu ortam ve koşullarda bile ödevin, Türk bağımsızlığını ve cumhuriyetini kurtarmaktır.

Gereksindiğin güç, damarlarındaki soylu kanda vardır.

Mustafa Kemal Atatürk, 20 Ekim 1927

varjan
22-06-2006, 08:01
Metehan Demir 12.06.2006 tarihli yazısıdır….
Okumadıysanız MUTLAKA tavsiye ederim….
(Ben daha yeni duydum ve okudum)
ŞEHİT EŞİNE GÖKYÜZÜ DE SÖZ VERDİ...

Ne de güzel iki isimdir. Biri doğunun, biri de batının kanını temsil eder. Yani, Türkiye'nin doğusunu ve batısını. Yani, bir bütünlüğü. Tıpkı, Şehit Yarbay Alim Yılmaz'ın sanki ülkenin bütünlüğü adına vermek istediği bu mesaj adına çocukları için uygun gördüğü gibi isimler gibi.

Ankara Kocatepe'deki cenaze törenindeki görüntüler tüm Türkiye'yi ağlattı. Orada dimdik duran Yarbayın eşi Firdevs Yılmaz ve oğulları Batıkan ile Doğukan hiç ağlamadılar. Çünkü, anne Firdevs Yılmaz, çocuklarına, 'PKK sevinmesin diye ağlamayacaksınız' diye söz verdirmişti. Ama hiç bir zaman hafızalarımızdan çıkmayacak olan bir detay daha vardı. Bir ara, küçük olan Batıkan artık dayanamayıp, ağlar gibi oldu ama annesi hemen devreye girdi: 'Bakmayın siz onun ağladığına, ayakkabısı yeni de...ayağına vuruyor diye ondan ağlıyor''

Ben başından beri gözlerimi Batıkan'ın gözlerinden hiç ayırmadım. Bazen dalıp ufku delen, bazen babası ile kendi kendine konuşan Batıkan'ın bakışları bana şehit cenazelerini, oralarda onun gibi çocukları ve geride kalanları hatırlattı. Ama,bir şey daha vardı hatırladığım....Şehit haberinin ailelere verilmesinin acısı.

Tıpkı, Şehit Yarbay Alim Yılmaz'ın ailesinde olduğu gibi ailelere şehit haberi vermek kolay değildir. Birlikten bir psikolog, bir doktor, bir hemşire ve üst rütbeli bir subay hiçbirşeyden haberi olmayan ailenin kapısını çalar. Gelen ekip içeriden bir ses duyar, 'Tamam anne, ben bakıyorum'. Bir kaç ayak sesinden sonra 10 yaşlarında bir oğlan çocuğu kapıyı açar. Ekip, ne diyeceğini bilemeden küçük çocukla gözgöze gelir. İçlerinden birinin ağzından zar zor iki kelime dökülür: 'Annen evde mi?'

Garip bir şeyler olduğu bellidir. Çocuk biraz şaşırmış halde içeri gider, 'Anne birileri geldi. Seni istiyorlar'. Anne, 'Hayırdır, oğlum, bu saatte kim gelir ki bize, baban daha işte' diye yanıtlar. Koridordan daire kapısına giderken o yol kilometreler gibi gelir anneye. Kapıda ekiple gözgöze gelir. Zaten kim olduklarını da biliyordur. Belli belirsiz zar zor bir cümle ağızlardan çıkar: 'Vatan sağolsun'. Gökleri yırtan bir çığlık, dizleri üzerine çöken bir anne ve koridordan koşarak gelen oğul. Gerisini siz biliyorsunuz.

Şehit cenazelerinde 'yağmur yağarsa, gökler de ağladı' denilir. Önceki gün Kocatepe'deki hepimizi ağlatan cenaze töreninde de daha öncelerinde olduğu gibi bekledim 'gökyüzü ağlasın' diye. Ama bir damla yağmur yoktu. İçerledim gökyüzüne, 'nedir bu sessizlik' diye başımı göğe kaldırdım. Ama o da öyle dimdik duruyordu ki. Belli ki, gökyüzü de, 'PKK sevinmesin diye ağlamayacağım, oğullarım da ağlamayacak' dediği Şehit Yarbay'ın eşi Firdevs Yılmaz'a söz vermişti.

Cenazenin arkasından yürüyerek gözden kayboldular. Anne, 'artık sizinle bu yolda beraber yürüyeceğiz' dercesine oğullarının elllerinden sımsıkı tutuyordu. Firdevs Yılmaz, onların ellerini hiç bırakmayacak. Tıpkı, devletin onların ellerini hiç bırakmaması gerektiği gibi.

Hoşçakal Yarbay Alim Yılmaz. Biliyoruz ki, bu ülke eğer hala ayakta kalabiliyorsa, bu senin gibi adı sanı şimdiye kadar hiç duyulmayan ve hiç konuşmayan çok az sayıda kahramanın sayesinde olabiliyor'. Rahat uyu. ***

baron11
28-06-2006, 19:18
Bu tarışma yaşanacakmı,video seyredilmeli bence.
http://www.internethaber.com/news_detail.php?id=29427

DEVİR
04-07-2006, 14:26
bu millet, devlet her zaman sahip çıkmıştır şairine bilim adamına sanatçısına ve hatta akrabasına, eşine dostuna çoluğuna çocuguna. hatta ünlü türk büyüğümüz semra hanım'ın oğlu ata öldüğü gün bir kez daha tekrarlanmıştır bu ritüel, engin duygu seli eşliğinde. nerden çıktı bu şimdi demeyin sadeceçetin altan'ın 29-12-2005 yazısının bir bölümünü okuyun yeter:
"1962 yılında milliyet'teki odamda otururken, kapı vuruldu ve içeri, sönük tavırlı, tıraşı uzamış, orta yaşlarda biri girdi. giysisi, gömleği, kravatının düğümü gösteriyordu nasıl bir yaşam düzeyinden geldiğini.
öne doğru bir iki adım atıp, ayakta durdu ve hafif yana eğilmiş boynuyla:
- ben, dedi, mehmet akif'in oğluyum...
ayağa fırladım:
- buyurun oturun lütfen, dedim; oturun rica ederim.
oturmadı:
- rahatsız etmeyeyim, dedi. acaba bir 20 lira lütfeder misiniz?
aradan birkaç hafta ya geçti, ya geçmedi. gazetelerde küçük bir haber çıktı:
"istiklal marşı'mızın şairi mehmet akif'in oğlunun ölüsü, beşiktaş'ta bir çöp bidonunun içinde bulundu".
babası da kendisi gibi sefalet içinde öldüğü düşünüldüğünde çokta şasılası durum değil hani...

-ALINTIDIR-

baron11
05-07-2006, 18:04
Atatürk'ten ne isterdiniz?

Herkes gibi, çocuklar da yaşıyor bu ülkede. Açlığın, sefaletin, dışlanmışlığın, horlanmışlığın, Türkiye'de olup biten her bir şeyin farkında olan çocuklar. Cumhuriyet'in çocukları!
Bakırköy Belediyesi'nin "en iyi hizmeti" diyebileceğim bir kitapçık... İçi cıvıl cıvıl, çiçeklerle süslü... Minik ellerle Atatürk'e yazılan mektuplar var bu kitapçıkta!
El yazısıyla yazılan mektuplar çok anlamlı...
Küçüklerden büyüklere verilen mesajlar o kadar açık ki...
İşte bu, mektupları okuduğumuzda, ülkenin gerçek sorununun ne olduğunu anlamakta zorlanmıyoruz!
Şimdi izin verirseniz, minik ellerin kağıda döktüğü mektupların bir kısmını sizinle paylaşmak istiyorum.
Özel Eğitimciler Koleji 5. sınıf öğrencisi Merve Aşan, "Atam' mektup" duygu dolu:
-Sevgili Atam, senin senin şu anda yanımda olmanı çok isterdim. Eğer yanımda olsaydın, kimsesiz çocuklara yardımcı olmanı isterdim. O zavallı çocuklara disiplinli, çocukları seven, gönüllü bakıcıların olmasını isterdim. Her çocuk birer hazinedir ve her çocuk şevkat ve segvgi görmelidir. Asla suçsuz yere dövülmemelidir. Sen olsaydın senin başbakan olmanı isterdim. Aslında bunu herkes isterdi. Çünkü sen bir daha herkesin düşünemediği yeni inkılaplar gerçekleştirirdin.
İstek Bilge Kağan Koleji ikinci sınıf öğrencisi Atakan Kahya'nın isteği ise farklı:
-(...) Seninle beraber olmak isterdim. Bana derslerimde yardımcı olmanı istiyorum. Başarılı olmak için bana yol gösterirdin. Matematiğin çok iyiymiş bana yardımcı olur musun Atam. Seni çok seviyorum. Ellerinden öperim.
Özel Yeşilköy Ermeni İlköğretim Okulu üçüncü sınıf öğrencisi Olivga Çanakçı'nın mektubunu okuyoruz şimdi de:
-Atatürk yaşasaydı ne isterdim bilir misiniz?
Fakirleri fakirlikten, hastaları hastalıktan, barış içinde yaşamak, korkusuz bir hayat olmasını.. Atatürk bunlara 'evet' der miydin olsaydın?
Osmaniye İlköğretim Okulu 7. sınıf öğrencisi Büşra Karakaya'ın Ata'dan tek isteği var:
-Eğer hayatta olsaydın, senden ilk dileğim savaşı önleyip barışı sağlaman olurdu.
'Barış çocuğu olmak istiyoruz!'
Özel Dodyan Ermeni İlöğretim Okulu 7. sınfı öğrencisi Aslin Cancik, böyle diyor Atatürk'e yazdığı mektupta:
-(...) Herkesin derdi AB'ye girmek. Halbuki AB'ye girmeye çalışmadan önce ülkemizin derdine derman bulmalıyız. Kimi aç, kimi evsiz, kimi işsiz, kimi okulsuz...
Ben televizyonda yarı aç, yarı çıplak okulsuz çocukları görünce üzülüyorum. Senin de üzüntüden kemiklerin sızlıyordur. Keşke, sen burada olsaydın da şu yaşananlara "DUR" diyebilseydin! Keşke...
(...) İnsanlar gözü yaşlı barışı bekliyor. İnsanlar barışı ararken, başka bir tarafta insanlar birbirini öldürüyor. Kapkaçlar, hırsızlıklar, cinayetler, savaşlar! İnsanın içinden "YETER" diye bağırması geliyor.
Hergün beynimizi ve kalbimizi kin, nefret ve kötülükle dolduruyorlar. Biz barışla, sevgiyle, 'Barış çocuğu' olmak istiyoruz!


Sokak çocuklarına sahip çıkalım!
Bakırköy Belediyesi'nin kitapçık haline getirdiği "Cumhuriyet çocuklarından Atatürk'e mektuplar" kitapçığında yazılan her mektup, Türkiye'nin kanayan bir yarasına dikkat çekiyor.
Florya Koleji 5. sınfı öğrencisi Murathan Sukas'ın derdi ise sokak çocukları:
-Atam seni çok seviyorum. Bu arada senden isteyeceğim bazı şeyler var. Ben ilk başta, senden sokak çocuklarının eğitim görmesini istiyorum. Çünkü eğitim görme çocukların temel haklarından birisidir. Atam ne olur onlara sahip çıkalım, onlar geleceğin çocukları. Ayrıca senden tekrar yurdumuzun başına geçmeni ve AB'ye girmemizi sağlamanı istiyorum.


Bir şey istiyorsan söyle Atam!
Cenk Başar Ünal, ikinci sınıf öğrencisi henüz. "Yüce Atam" diyerek yazdığı mektupta, büyüklerin umursamadığı bir konuya değiniyor:
-Sen bizi hep korudun. Sadece bizi değil, bitkileri ve hayvanları da severdin, korurdun. Artık çevremiz çok kirli, etraf çöp dolu. Çevreyi kirletenlere yüzmilyon lira ceza vermeni isterim. Ağaçları kesenleri uyarır mısın? Sigara satılmasını engellemeni isterdim, özellikle anneme.
İnsanların ava gitmemesini isterim. Onlara da iki yüz milyon lira ceza verir misin? Çocuklara maytap satılmasını istemiyorum. Çünkü çocukların gözüne girebilir. Bu çocukları annelerine şikayet eder misin?
Yüce Atam, sen de bir şey istiyorsan söyle, hemen yaparım.
Dolu dolu bir kitap ve bir o kadar güzel mektuplar....
Hiç kimse çocukların dünyadan bihaber olduğunu sanmasın.
Onlar her şeyin farkında...
Ve büyüklerden daha çok duyarlı...
Bilmiyorum yanılıyor muyum?

Kaynak.Hadi ÖZIŞIK

baron11
06-07-2006, 14:08
Ömür Denen Sadakta Ok Olmak Hüner İster

ÖMÜR DENEN SADAKTA, OK OLMAK HÜNER İSTER,
YAY'DA GERİNMEK KOLAY, O MENZİL YÜREK İSTER...

Bu beyitten yola çıkarak; bizlere emanet olarak verilmiş ömür armağanını gereği gibi kullanıp kullanmadığımızı açık yüreklilikle cevaplayabilirmiyiz ? Kendimize dürüst davranıp, şimdiye kadar doğru kararlar verip, doğru işler yaptığımızı net söyleyebilirmiyiz?
Elbette hayır.
Çünkü zaaflarımız, özlemlerimiz, belki hırslarımız, törpülemeyi hala beceremediğimiz sivriliklerimiz vardır. Ömür ; bizim son nefesimize kadar kullandığımız sadak, yani ok torbası ise, biz o torbadan her ok çekişimizde, menzile yani,hedefe gönderme niyetiyle hareket ederiz.Aldığımız her nefes bir ok tur esasında. Okların her biri bir büyük mucizenin eseridir

Fakat ne yazık ki, biz o okları hünerle kullanamayız.Attığımız çoğu ok, karavanadır.Hedefe varmak, gerçekten de yürek ister.Yürekli olmadığını kimse düşünmez. Bu ancak karşıdan değerlendirenler ve o konunun içinde olanlarca algılanip tahlil edilir ancak...
Kendimizi hep haklı görmek saplantısı ve yanılgısı ile bunun farkında olmayız çoğu kez.
O gurur ve yayda gerinmek ne hoştur. Nefsimizi okşar, pek güzeldir.Yaydan boşalıp çıkmaya hazırızdır, başarmak da pek kolay gelir.
Ya sonrası? O hedefe varmak için, iyi niyetlerle, güzelliklerle, kalbimizi bozmadan, özveri ve sabır isteyen bu çetin yolculuğun sonunu getirip, menzile varmayı başarabiliyormuyuz?
Mücadelemizin içinde bir yandan olumsuzluklarla savaşırken,bir yandan da bir fidan yetiştirir gibi , o menzile varmaya özen gösterebiliyor ve yapmamız gerekenleri erdemleri koruyarak, yozlaşmalardan uzak kalmayı başarabiliyormuyuz?
O yürek var mı? Elbette var, ama o güzel yürekleri erdemlerimizi koruyarak daha da güzel hale getirebiliriz. Zaten insan olmamızın gereğidir bu... İkili ilşkilerde bile en gerekli şey olan o dostluğu, sevgiyi korumak için bile gerekli olan yüreği, o cesaret , vefa ve kıymet bilme duygularımızı pes etmeden seferber edebiliyormuyuz?
Geçen yıllara dönüp baktıgımızda, hep bu yürekli olmak veya olmamakla ilgili yıkıntılar görmezmiyiz hepimiz?Pişmanlıklar ve gereği gibi menzile kilitlenmememizden, savsakladığımızdan dolayı neler yitirmişizdir…
Önce kendimi sorguluyorum. İğneyi kendine ,çuvaldızı başkasına batır denir ya…


Ve şimdi güzel vatanımın bütün fertleri; aklı,vicdanı hür ,Millet olmanın, Türk olmanın şuurunu taşıyan tüm aydınlık yürekler,nesillerini aydınlık ufuklara taşımak isteyen anneler-babalar, ülkemin meclisinde,tarlasında, fabrikasında, okulunda,atölyesinde, holdinginde emek harcayan sevgili kardeşlerimiz, diyorum ki ; şu günleri sayılı,işi çok kısa ömrümüzde, Atatürk’ ümüzün emaneti devrimlerimizi, Cumhuriyetimizi korumak ve devam ettirmek için belirlediğimiz hedeflere varmak konusunda her zamankinden çok yürekli, cesaretli, kararlı ve umutlu olmalıyız. Menzile varabilmemiz ancak bu yolla gerçekleşecektir. Mücadelemizi her nerede ve ne konuda sürdürüyorsak, gayretimizin son haddinde çalışmamız gerek.O muhteşem menzile layığız hepimiz…

ÖMÜR DENEN SADAKTA, OK OLMAK HÜNER İSTER,
YAY’DA GERİNMEK KOLAY, O MENZİL YÜREK İSTER…

DEVİR
07-07-2006, 16:15
..................

krokodil
07-07-2006, 21:08
..................

bu barbarlık abidesi soykırım resimlerine baktıkça çok şeyler düşünüyorum...

evet biz bu topraklara orta asyadan geldik..1000 yıldan beridir bu topraklardayız..eğer ecdadımızın politikalarında bu alçak katillerin uyguladığı aşağılık politikalar olsaydı takriben 500 sene egemenliğimiz altında kalan sırbistan, yunanistan, bulgaristan, romanya gibi ülkelerde, türkten başka kimse kalmazdı.. bu zamanın amerikası ne ise o çağlarda bizde oyduk..eğer jenosit uygulasaydık kim karşı çıkabilecek güçteydi..?..ama ecdadımın bir sürü kusuru arasında,... asla emperyalizm,barbarlık jenosit ve hükmettiği ülkelerin zenginliklerini soymak gibi alçaklıklar olmadı..asla olmadı.....

bizi tekrar, sevr, gibi hayal pilavıyla kaşıklayıp, orta asyaya sürmek sevdasında, olanlarada derimki, bu kadar dejenerasyona rağmen genlerimiz ve genlerimizin bize verdiği özelliklerimiz duruyor......

bu topraklara gelirken bedelini kanla,diyetini fedakarlık ve hoşgörüyle ödedik..

allah korusun yine eğer bu topraklardan çıkarsak...!!! verdiklerimizi misliyle geri alacağımızı bilmeli bir kısım hülya perestler....

biz türklerdeki ticaret anlayışı böyle kaça aldıysak ona satarız.....

milli mücadelemizdeki tüm şehitlerimize rahmet olsun.....:aglayan:

DEVİR
07-07-2006, 22:18
Kıbrıs'ta tek taraflı taviz verilmeyecekmiş !

Yani demek istiyor ki... Siz bize sudan bir taviz verirmiş gibi yapın ki üzerimizdeki kamuoyu baskısı hafiflesin. Sonra biz size istediğiniz tavizleri veririz. Geçen zaman içinde tek devlet dümeniyle soydaşlarımız asimile olacaklar. Girit gibi ! Bunlar gibiler için bir yer düşlüyorum. Cehennemin dibini ! Kimden çektiysek çift pasaportlulardan ve çocuklarını Türk okullarına layık görmeyenlerden çektik.

Bu şöven bir yazı değildir. Demokrasi kelimesini en çok kullananların, statükocu kelimesini de en çok kullandıklarına dikkat edin. Ben Mustafa Kemal'den 1 gram fazla demokrat değilim. Yaşasın statüko !
--

baron11
08-07-2006, 10:29
"Artık durumu düzeltmek, hayat bulmak, insan olmak için, mutlaka Avrupa'dan nasihat almak, bütün işleri Avrupa'nın emellerine uygun yürütmek, bütün dersleri Avrupa'dan almak gibi birtakım zihniyetler ortaya çıktı. Oysa hangi istikbal vardır ki yabancıların nasihatları ile, yabancıların planlarıyla yükselebilsin?

Tarih böyle bir olay kaydetmemiştir. İşte Türkiye'de, bu yanlış zihniyetle sakat olan bazı yöneticiler yüzünden, her saat, her gün, her yüzyıl, biraz daha çok gerilemiş, daha çok düşmüştür."

Mustafa Kemal 1922


“Efendiler! Hâkimiyet ve saltanat hiç kimse tarafından hiç kimseye, ilim icabıdır diye, müzakere ile münakaşa ile verilmez. Hâkimiyet, saltanat, kuvvetle, kudretle ve zorla alınır. Osmanoğulları, zorla Türk milletinin hâkimiyet ve saltanatına el koymuşlardır. Bu tasallutlarını altı asırdan beri devam ettirmişlerdi. Şimdi de Türk milleti bu mütecavizlerin hadlerini ihtar ederek, hâkimiyet ve saltanatını isyan ederek kendi eline bilfiil almış bulunuyor. Bu olmuş bitmiş bir meseledir. Söz konusu olan, 'millete saltanatını, hâkimiyetini bırakacak mıyız, bırakmayacak mıyız' meselesi değildir. Mesele zaten emrivaki olmuş bir hakikati ifadeden ibarettir. Bu, mutlaka olacaktır. Burada toplananlar, Meclis ve herkes meseleyi tabii görürse fikrimce uygun olur. Aksi takdirde yine hakikat usulü dairesinde ifade olunacaktır. Fakat ihtimal bazı kafalar kesilecektir."

Mustafa Kemal 1923


"Doğu da şimdi doğacak güneşe bakınız. Bugün, günün ağardığını nasıl görüyorsam, uzaktan doğu ulusların uyanışlarını öyle görüyorum. Bağımsızlık ve özgürlüğüne kavuşacak çok kardeş ulus vardır. Onların yeniden doğuşu kuşkusuz ki gelişmeye ve gönence yönelik olacak ve kendilerini bekleyen geleceğe ulaşacaklardır.

Emperyalizm ve kapitalizm yeryüzünden yok olacak ve yerlerine uluslar arasında hiçbir renk, din, ırk farkı gözetmeyen yeni bir uyum ve işbirliği çağı egemen olacaktır."

Atatürk'ün Söylev ve Demeçleri II. s.40


Büyük olmak için hiç kimseye iltifat etmeyeceksin; hiç kimseyi aldatmayacaksın. Ülke için gerçek amaç ne ise onu görecek, o hedefe yürüyeceksin.

Herkes senin aleyhinde bulunacaktır; herkes seni yolundan çevirmeye çalışacaktır, fakat sen buna karşı direneceksin. Önüne sonsuz engeller de yığacaklardır.

Kendini büyük değil, küçük, zayıf, araçsız, hiç sayarak, kimseden yardım gelmeyeceğine inanarak bu engelleri aşacaksın. Bundan sonra da sana büyük derlerse bunu söyleyenlere güleceksin.

Mustafa Kemal ATATÜRK

Seyfullah
13-07-2006, 17:24
dağ başını efkâr almış
gümüş dere durmaz ağlar
gözyaşından kana kesmiş gözlerim
ben ağlarım çayır ağlar çimen ağlar
ağlar ağlar cihan ağlar
mızıkalar iniler ırlam ırlam dövülür
altmış üç ilimiz altmış üç yetim
yıllar gelir geçer kuşlar gelir geçer
her geçen seni bizden parça parça götürür
mustafa'm mustafa kemal'im

diz dövdüm şavkı aktı sakarya'nın suyuna
sakarya'nın suları nâmın söyleşir
hemşehrim sakarya öksüz sakarya
ankara'dan uçan kuşlar
kemal'im der günler günü çağrışır
kahrolur bulutlara karışır
gök bulut yaşmak bulut
uca dağlar dev boyunlu morca dağlar
divan durmuş bekleşir
mustafa'm mustafa kemal'im

nasıl böyle varıp geldin hoşgeldin
çıngı kaymış yalazlanmış gözlerin
sol yüzünde güneş südü sıcaklık
ellerinden öperim mustafa kemal
senin dalın yaprağın biz senin fidanların
biz bunları yapmadık
sen elbette bilirsin bilirsin mustafa kemal
elsiz ayaksız bir yeşil yılan
yaptıklarını yıkıyorlar mustafa kemal
hani bir vakitler kubilay'i kestiler
çün buyurdun kesenleri astılar
sen uyudun asılanlar dirildi
mustafa'm mustafa kemal'im

Realtor
17-07-2006, 21:05
Arkadaşlar Selam,

Askere gitmeden önce, Ataturkun kullandığı Asil Kan tabirini edebi bulurdum. Hatta birazda Turk gençliğine biraz gaz verme amaçlı olduğunu dusunurdum.

Aktif bir askerlik hayatından sonra Buyuk Komutanın ne demek istediğini anladım.

10 sene once Guneydoğuda tim k. idim. Doğal olarak Komutamdaki askerlerin hem eğitiminden hem verilen gorevin idaresinde sorumluydum.

Eğitimler yada normal nobet, pusu vb gibi gorevlerde dikkatime ceken basarısız, uyusuk,silik askerler vardı. İçlerinde tamamen korkak, beceriksiz olanlar vardı. (ki bu normal, sonucta sivil hayattan, koyden gelen , gencecik toy mehmetçik)

Aktif gorev cıktığında bu askerleri yanıma almaya korkardım. Cogu zaman timin yarı personelini yanıma almazdım bu sebepten.

Fakat tam kardo iken karşılastığımız bir iki ciddi olayda, bu silik,normalde korkak cocuklar beni urpertti.

Gerçek bir durum olduğunda hiç birinde bir nebze korku yok. Korku dediğimde basit bir konudan değil. Cocuklar ölümden,yaralanmaktan korkmuyor. Birbirinin hayatını kendi hayatından üstün tutuyor. Zaptetmekte cok zorlanırdım bu cocukları. Silahı adam gibi tutamayan uyuşuk cocukların, bakışları değisir, hayatımda gorduğum en cesur insanlara donusurlerdi. Sanırım Buyuk Komutan bundan bahsediyordu.

krokodil
17-07-2006, 21:24
Arkadaşlar Selam,

Askere gitmeden önce, Ataturkun kullandığı Asil Kan tabirini edebi bulurdum. Hatta birazda Turk gençliğine biraz gaz verme amaçlı olduğunu dusunurdum.

Aktif bir askerlik hayatından sonra Buyuk Komutanın ne demek istediğini anladım.

10 sene once Guneydoğuda tim k. idim. Doğal olarak Komutamdaki askerlerin hem eğitiminden hem verilen gorevin idaresinde sorumluydum.

Eğitimler yada normal nobet, pusu vb gibi gorevlerde dikkatime ceken basarısız, uyusuk,silik askerler vardı. İçlerinde tamamen korkak, beceriksiz olanlar vardı. (ki bu normal, sonucta sivil hayattan, koyden gelen , gencecik toy mehmetçik)

Aktif gorev cıktığında bu askerleri yanıma almaya korkardım. Cogu zaman timin yarı personelini yanıma almazdım bu sebepten.

Fakat tam kardo iken karşılastığımız bir iki ciddi olayda, bu silik,normalde korkak cocuklar beni urpertti.

Gerçek bir durum olduğunda hiç birinde bir nebze korku yok. Korku dediğimde basit bir konudan değil. Cocuklar ölümden,yaralanmaktan korkmuyor. Birbirinin hayatını kendi hayatından üstün tutuyor. Zaptetmekte cok zorlanırdım bu cocukları. Silahı adam gibi tutamayan uyuşuk cocukların, bakışları değisir, hayatımda gorduğum en cesur insanlara donusurlerdi. Sanırım Buyuk Komutan bundan bahsediyordu.

evet ...allaha şükür genlerimizde hala bu özelliklerimiz var ..yoksa 1000 senedir bu coğrafyada tutunabilirmiydik.....hitler bile meriç üzerinde ki köprüler atıldığı zaman türkiyeye karşı ne zaman harekata geçileceğini soran kurmaylarına ben türkleri 1 ci cihan harbinden tanırım iyi savaşcılardır..şimdilik kalsın demiş...

allah şükür ki hala ölmedik......

bourbon
17-07-2006, 21:42
Fakat tam kardo iken karşılastığımız bir iki ciddi olayda, bu silik,normalde korkak cocuklar beni urpertti.

Gerçek bir durum olduğunda hiç birinde bir nebze korku yok. Korku dediğimde basit bir konudan değil. Cocuklar ölümden,yaralanmaktan korkmuyor. Birbirinin hayatını kendi hayatından üstün tutuyor. Zaptetmekte cok zorlanırdım bu cocukları. Silahı adam gibi tutamayan uyuşuk cocukların, bakışları değisir, hayatımda gorduğum en cesur insanlara donusurlerdi. Sanırım Buyuk Komutan bundan bahsediyordu.

öyledır sn realtor oyledır.
neden zannedıyorsunuz kı mehmetın memo ya asık oldugu kıslayı bu kutsal gorevı gızlıden gızlıye yoketme calısmaları basladı...

Seyfullah
17-07-2006, 21:43
Tarihte savaşçı iki millet vardır, Türkler ve İngilizler. Türkler toprak ihtiyaçlarından ve din uğruna savaşırlar. İngilizler yağma, sömürü, tecavüz ve para için savaşırlar. İngilizler mühendisliklerine güvenirler, Türkler imanlarına, bilek güçlerine ve dirayetlerine güvenirler. Bu iki milletin en büyük çarpışmasında, ingiliz tarafında güçlü Fransızlar ve Anzaklar da olmasına rağmen, kimin galip geldiğinin imzası ise Çanakkale boğazında kalın harflerle yazılıdır...

Türk'ün muhtaç olduğu unutturulmuş kudret, damarlarındaki asil kanda mevcuttur. Geleceğin nelere gebe olduğunu ise kimse bilemez...

nihat_ozkara1
22-07-2006, 16:17
sevgili dostum sen savaşçı olakla katil olmayı karıştırmışın biraz
tarihte bugünde va yarın da bu dünyanın gördüğü tek ve en büyük savaşçı milleti TÜRKLERDİR
büyük savaşçıları büyük savaşlar yaratır bilinnen 5000 senelik mazimiz de çokca bulunabilecek destansı kavgalarımızın en küçüğüne bile denk gelmeyecek VATURLO ( ingilizcesi beni bağlamaz burası TÜRKİYE burda okunduğu gibi yazılır yazılmalı ) savaşından başka bi kayda değer galibiyeti olmayan ( savaşların ve galibiyetin büyüklüğünü çarpışanların büyüklüğü tayin eder ) İngiliz soytarılarıyla aynı kefeye koymayın lütfen
benim milletim birtek şeyi asla düzgün yapamaz yapamayacaktırda o da ESİR OLMAYI
saygılar sevgiler

buzzy
22-07-2006, 21:28
Tarihte savaşçı iki millet vardır, Türkler ve İngilizler. Türkler toprak ihtiyaçlarından ve din uğruna savaşırlar. İngilizler yağma, sömürü, tecavüz ve para için savaşırlar. İngilizler mühendisliklerine güvenirler, Türkler imanlarına, bilek güçlerine ve dirayetlerine güvenirler. Bu iki milletin en büyük çarpışmasında, ingiliz tarafında güçlü Fransızlar ve Anzaklar da olmasına rağmen, kimin galip geldiğinin imzası ise Çanakkale boğazında kalın harflerle yazılıdır...

Türk'ün muhtaç olduğu unutturulmuş kudret, damarlarındaki asil kanda mevcuttur. Geleceğin nelere gebe olduğunu ise kimse bilemez...
Çanakkale Savaşımız bizim bağımsızlık savaşımızdır..Ve Atatürk hiçbir zaman emperyalist olmamıştır ve emperyalist akımı çökerten tek liderdir..Yani toprak ihtiyacımızdan değil bağımsız bir Türkiye için savaşılmıştır..Savaşan tüm ulustur ve savaşımızda sadece düşmanla değil içerdeki hainlerle de mücadele edilmiştir..

Seyfullah
28-07-2006, 16:49
Çanakkale Savaşımız bizim bağımsızlık savaşımızdır..Ve Atatürk hiçbir zaman emperyalist olmamıştır ve emperyalist akımı çökerten tek liderdir..Yani toprak ihtiyacımızdan değil bağımsız bir Türkiye için savaşılmıştır..Savaşan tüm ulustur ve savaşımızda sadece düşmanla değil içerdeki hainlerle de mücadele edilmiştir..

Çanakkale savaşında Mustafa Kemal Atatürk uygulayıcı konumundaydı. Çanakkale Savaşı Kurtuluş Savaşı'nın değil, dünya üstünde emperyalizmini kurmak isteyen devletlerin savaştığı 1. Dünya Savaşı'nın bir praçasıdır. O yüzden Çanakkale Savaşı'nın neden yapıldığına bakmadan önce 1. Dünya Savaşı'na neden girildiğine bakmak gerekir... Siz Çanakkale Savaşı ile Kurtuluş Savaşı'nı karıştırmışsınız kanaatindeyim..
Mustafa Kemal hakkındaki görüşlerinize katılıyorum, hiçbir zaman emperyalist olmamıştır. Hayatı boyunca da Türk Halkı'nın emperyalizmin sömürgesi olmaması için çalışmış ve kendi devri için bunu başarmıştır..
Daha sonra Amerikan emperyalizmi tüm üçüncü dünya ülkeleri gibi Türkiye'yi de unformal sömürgesi haline getirmek için başka yollar bulmuş mudur, bulmamış mıdır?
o da ayrı bir konu...Onun için de Adnan Menderes'le birlikte başlayan süreci incelemek lazım.

olex
29-07-2006, 00:22
Selamlar sn. Seyfullah hocam,
Elbette burada, bizde şimdiye kadar olduğu gibi resmi ders kitaplarındaki bilgiyi değil gerçeğe yakın tarihi paylaşıyoruz sanırım.. Birinci dünya savaşını Osmanlı kaybetti ve Atatürk kazandı mı demeliyiz. Ya da bu savaşan ittifaklar açısından koskoca bir imparatorluk aniden çökerken alelacele çizilen yanlış sınırların sıkıntılarını hala yaşıyoruz mu...
Örneğin Kerkük ve dibimizdeki 12 ada neden son mebusan meclisi sınırlarında kalamadı...
Bu günlerde çok bağıran ve sahibini bekleyen bir yer daha var..

olex
29-07-2006, 00:30
Ama ben en sonunda şunu diyorum Elbettte;
cep telefonu değil iletişimin yüzyüze ve yıllar sürdüğü bir dönemde;,
-Yemen ellerinden gelmeyen oralarda bir yerde gaip olan benimde bir dedem var..

Kutsal hicaz topraklarını savunurken Osmanlı, dindaşları olan hain araplardan yediği ihanet kurşunlarını da unutmayacaktır, tıpkı şimdiki ırakın kuzeyindekiler gibi.. 3 tane aşiretle devlet kurulsaydı 80 senede de araplar kurmuş olurdu zaten..
saygılar..

Seyfullah
29-07-2006, 10:33
Selamlar sn. Seyfullah hocam,
Elbette burada, bizde şimdiye kadar olduğu gibi resmi ders kitaplarındaki bilgiyi değil gerçeğe yakın tarihi paylaşıyoruz sanırım.. Birinci dünya savaşını Osmanlı kaybetti ve Atatürk kazandı mı demeliyiz. Ya da bu savaşan ittifaklar açısından koskoca bir imparatorluk aniden çökerken alelacele çizilen yanlış sınırların sıkıntılarını hala yaşıyoruz mu...
Örneğin Kerkük ve dibimizdeki 12 ada neden son mebusan meclisi sınırlarında kalamadı...
Bu günlerde çok bağıran ve sahibini bekleyen bir yer daha var..
Merhaba Sn Alex,
Kanımca birinci dünya savaşında M. Kemal taraf değildi, emir uygulayıcı bir subaydı. O yüzden birinci dünya savaşıyla kurtuluş savaşını birbirinden ayırmak lazım.. Birinci dünya savaşı sonunda çizilen sınırlar Sevr anlaşmasında İstanbul hükümetinin de altına imza attığı sınırlardı. Kurtuluş savaşından sonra çizilmeye başlanan sınırlar daha farklı.
Kerkük Musul'un neden ingilizlere geçtiğini anlamak için bu konuda Sn Uğur Mumcu'nun yazmış olduğu adını yanlış hatırlamıyorsam "Kürt Ayaklanması" isimli bir kitabı var, onu tavsiye edebilirim.Kürt Sait ayaklanmasını incelerseniz gerekli sonuçlara varırsınız diye düşünüyorum.
Ben şahsen toprak için savaşılması taraftarı hiç değilim. O yüzden olaylara şurası bizimdi, burası bizimdi şeklinde bakmanın yanlış olduğunu düşünüyorum. Artık savaşlar ekonomik olarak yapılıyor. Feodal çağdada aslında ekonomik savaşlar vardı ama bu savaş=yağma+ganimet+ tarım yapılacak toprak olduğu için ekonomikti. Artık ne kadar iyi sanayiniz varsa, insanlarınızı üretimde ne kadar etkili kullanıyorsanız, ürettiğiniz ürünler uluslararası pazarda ne kadar kaliteli ve fiyat olarak rekabet edebilirse, insanlarınızı ne kadar eğitebiliyorsanız o kadar güçlüsünüz. O yüzden bu devirde yayılmacı bir anlayışı ben kendimce fazla romantik ve maceraperest buluyorum. Atatürk'ün de dediği gibi "Yurtta sulh, cihanda sulh".

Kanarya
31-07-2006, 08:54
http://www.sabah.com.tr/2006/07/26/ozdil.html

91 yillik hikâye...

Yil, 1915.
Canakkale'de kan govdeyi goturuyor.
"Gecerim" diye saldiran emperyalistlerin insan kaybi, 200 bini asmis...
"Gec de gorelim" diyen dedelerimizin kaybi ise, 250 binin ustunde...
Mermiler havada carpisiyor.
Cesetler toplanamayacak kadar cok...
Bu inanilmaz kiyima ragmen, Ingiliz Hukumeti durumdan memnun.
Cunku gercegi bilmiyor.
Canakkale'deki Ingiliz cephe komutani, "Vaziyet gayet iyi... Bugun
yarin geceriz" raporlari gonderiyor devamli...
O sirada genc bir gazeteci var orada.
Avustralyali.
Melbourne Age Gazetesi'nin muhabiri.
Goruyor ki, durum kel...
Hadise, hic de Ingiliz komutanin anlattigi gibi degil.
Turkler kafaya koymus...
Kuru ekmek yiyor, bulursa uzum hosafi iciyor, sakir sakir oluyor... Ama
gecirmiyor.
Avustralyali oldugu icin ozellikle dikkatini ceken bir konu daha var.
Ingiliz komutanlar, karargâhta klasIk muzik esliginde viski
yudumlarken, Anzaklar patir patir gidiyor. En son iki tabur Anzak gonderiyorlar
bir bolgeye... Turklerin, iki taburu yok etmesi iki saat bile surmuyor.
Ustelik, muthis bir sansur var.
Yazdigi haberler, Ingiliz yetkililer tarafindan engelleniyor.
Bakiyor ki, olacak gibi degil...
Sariliyor kaleme, tum gercekleri tek tek anlattigi, 8 bin kelimeden
olusan, "Gelibolu Mektubu"nu yaziyor.
Ozeti su:
"Canakkale gecilemez... Hemen cekilin."
Ve bu mektubu, sansurden kurtulmak icin Avustralya Basbakani'na "elden"
ulastiriyor.
Avustralya Basbakani mektubu okuyor, gozlerine inanamiyor ve acilen,
yine "elden", Ingiltere Basbakani'na ulastiriyor.
Ingiltere Basbakani mektubu okuyor, Savas Kabinesi'ni topluyor, orada
bir daha yuksek sesle okuyor...
Gizlice arastiriliyor.
Mektup dogru.
Hatta az bile yazilmis.
Cephedeki Ingiliz komutanin, kendi poposunu kurtarmak icin palavra
attigi anlasiliyor.
Ve karar veriliyor.
Komutan gorevden aliniyor.
Emperyalistler, Canakkale'den cekiliyor.
Yazdigi mektupla savasin sona ermesini saglayan genc gazeteci,
Avustralya'da "kahraman" gibi karsilaniyor.
"Sir" unvani veriliyor.
E tabii kapilar aciliyor...
Savasa "muhabir" olarak giden gazeteci, savastan sonra "gazete sahibi"
oluyor.




Yil, 1952.
Canakkale'de savasin kaderini degistiren "sir gazeteci" vefat ediyor.
Bir tane oglu var...
O zamanlar, 21 yasinda.
Babasinin gazetesinin basina geciyor.
Calisiyor, calisiyor, calisiyor.
Avustralya'ya sigmiyor...
ABD'ye, Avrupa'ya el atiyor.
Bugun, 75 yasinda.
Dunya medya imparatoru.
75 televizyon kanali...
175 gazetesi var.
TV kanallariyla 600 milyon izleyiciye, gazeteleriyle 11 milyon
okuyucuya hitap ediyor.




Yil, 2006...
Canakkale'nin "dovuserek" gecilemeyecegini ilk anlayan "sir gazeteci"
nin oglu, Canakkale'nin nasil gecilecegini gosterdi...
EFT'yle.
Basti parayi, TGRT'yi aldi.
Ismi, Rupert Murdoch.

ENGINEER68
01-08-2006, 14:20
PKK’lı teröristlerin elindeki mayınların yüzde 60’ının İtalyan, el bombalarının Rus menşeili olduğu, uzaktan kumandalı mayınların düzeneklerine bağlanan telsiz cihazlarının da Ermenistan’dan temin edildiği ortaya çıktı.

İşte terörün beslendiği adresler.

karadereli
10-08-2006, 21:57
Ama ben en sonunda şunu diyorum Elbettte;
cep telefonu değil iletişimin yüzyüze ve yıllar sürdüğü bir dönemde;,


Kutsal hicaz topraklarını savunurken Osmanlı, dindaşları olan hain araplardan yediği ihanet kurşunlarını da unutmayacaktır, tıpkı şimdiki ırakın kuzeyindekiler gibi.. 3 tane aşiretle devlet kurulsaydı 80 senede de araplar kurmuş olurdu zaten..
saygılar..

:tamam: ........................

Realtor
14-08-2006, 09:43
Arkadaşlar mutlaka okumanızı tavsiye ediyorum bu kitabı.

1. dunya savaşı sırasında, doğu cephesinde Tuğgeneral Ziya Yergök’ün 1915 ile 1920 yılları arasında ayrıntılı biçimde tutulmuş anıları. (Remzi Kitapevi)

Rus cephesindeki savaşın detayları, komutanın Ruslara esir düşmesi, 6 sene süren esaret, firar, yolda defalarca farklı sebeplerle hapise dusmeleri, çıkmaları. Orta asyanın o gunkü hali, gunlük yaşamın detaylı anlatımı.

Kanımca, kendi ordumuzu ve karakterimizi gerçekçi olarak özetleyen bir kitap.

Mutlaka okuyun.

baron11
14-08-2006, 19:49
ATATÜRK'ÜN BURSA NUTKU

" Türk genci, devrimlerin ve rejimin sahibi ve bekçisidir. Bunların lüzumuna, doğruluğuna herkesten çok inanmıştır; rejimi ve devrimleri benimsemiştir.

Bunları zayıf düşürecek en küçük veya en büyük bir kıpırtı ve bir hareket duydu mu, bu memleketin polisi vardır, jandarması vardır, ordusu vardır, adliyesi vardır demeyecektir. Hemen müdahale edecektir. Elle, taşla, sopa ve silahla, nesi varsa onunla kendi eserini koruyacaktır.

Polis gelecektir; asıl suçluları bırakıp, suçlu diye onu yakalayacaktır. Genç, “polis henüz devrim ve cumhuriyetin polisi değildir” diye düşünecek, fakat asla yalvarmayacaktır. Mahkeme onu mahkum edecektir. Yine düşünecek: “Demek adliyeyi de islah etmek, rejime göre düzenlemek lazım!” Onu hapse atacaklar. Kanun yolundan itirazlarını yapmakla beraber; bana, İsmet Paşa'ya, Meclis'e telgraflar yağdırıp haksız ve suçsuz olduğu için tahliyesine çalışılmasını kayrılmasını istemeyecek.

Diyecek ki, “Ben inan ve kanaatimin icabını yaptım. Müdahale ve hareketimde haklıyım. Eğer buraya haksız gelmişsem, bu haksızlığı meydana getiren sebep ve amilleri düzeltmek de benim vazifemdir!” İste benim anladığım Türk genci ve Türk gençliği!"

http://img142.imageshack.us/img142/733/imzaol3.jpg

M. Kemal Atatürk

neuromancer
30-08-2006, 12:03
Bugün 30 Ağustos. Bir yıldaki en anlamlı günlerden birisi.

Forum ahalisinin bayramını kutlarken, bugünün taşıdığı anlamın zihinlerde daha güçlü bir şekilde ve bilinçle yer etmesini dilerim.

karadereli
30-08-2006, 20:09
30 Ağustos Zafer Bayramı ve Türk Silahlı Kuvvetler Günü kutlu olsun

karadereli
30-08-2006, 21:16
sevgili dostlarim nereye kopyalayacagimi pek bilemedim ama hisse bolumunden kaldirmam istendigi icin tamamen katiliyorum simdilik buraya kopyaliyorum
yilmaz erdoganin basina gonderdigi mektuba arkadasimizin iade-i mektubu

Bir mektubu okuduktan sonra beğenmeyip, zarfa tekrar koyup göndericisine iade etmenin hoş olmadığını bilmediğimi sanma. Ama bu sefer böyle oldu ve ben yazdığın mektubu, bu mektubumun ekinde sana iade ediyorum…
Benim hiçbir zaman senin gibi romantik bir dilim olamadı. Edebi lafları arka arkaya dizip şiir yazmasını ise hiç bilmem… Ama bu benim hassas olmadığım veya duygusuz olduğum demek değildir.
Seni anladım. Hem de çok iyi anladım.
Aman!
Sakın! Mütareke basının anladığı enteller gibi seni anladığımı sanma! Allah beni o durumlara düşürmekten saklasın!
Eğer bir gün görseydim seni bir şehidimizin cenaze töreninde, elinde al bayrakla en önde yürürken, "Bu Vatan Bölünmez" diye bağırırken, yazdığın mektubun içindeki maddi hataların hepsini görmezden gelir, sana iade etmezdim. Derdim ki en nihayetinde; " Sanatçı kafasıdır, karışmış biraz…"
Ama;
Gönderdiğin kanamalı güvercindi silâhı eline alıp ilk dağa çıkan. Terörü başlatan ve devam ettiren de o oldu. Hatta terörden ekmek dahi yedi. Senin savaş dediğinin adı terördür. Savaş iki devlet arasında olur. Topraklarımız içinde ayrı bir devlet kuruldu da bizim mi haberimiz olmadı?
Senin kanamalı güvercininin elindeki keleşten çıkan mermi ile kıpkırmızı bir gül yaprağı olup düşerken Mehmetçik sahi sen ve mektupların nerdeydiniz?
Biliyor musun; öz be öz Türkçe olarak kaç ana, kaç eş, kaç evlât bağırdı; "Söyleyin Güneşe Bu Sabah Doğmasın!" diye… Sen, sahi o zamanlarda da nerelerdeydin?
O Mehmetçik'lerin yüzlerine bakmaya kıyamazdın. Bahar kadar güzeldiler… Ay kadar güzeldiler… Ecelleri senin mektubunda siyasallaşmasını resmen istediğin PKK'nın ta kendisi oldu.
Bak sen bir mektup yazdın. Herkes sesini duydu. Peki; sen geçen hafta Gül Hanımın sesini duydun mu? Gül Hanım bir şehit eşi… Senin bahsettiğin o mayınlarda geçtiğimiz günlerde şehit olan binbaşının ardından annesinin "Artık vatan sağ olsun demeyeceğim" demesi üzerine "Hiç kimsenin bu anayı kınamaya hakkı yoktur" başlıklı bir yazı yazdı.
Tabii Gül Hanım senin gibi ince zanaatkâr olmadığından, sesini ancak bizler duyabildik. Ne mütareke basının başköşelerine çıktı, ne de dantel misali entellerden destek alabildi…
"Zemheri soğuğunda ateşler içinde yandım" dediğinde, biz onu çok iyi anladık. Yazdıkları öz Türkçe idi… Sade Türkçe idi… "Elimde kelimeler var" deyip alt alta dizerek şiirimsi havalar katarak, senin gibi satır arası mesajlar iletmeye çalışmadan, açıkça, mertçe yazdı… Gerçek bir Türk kadını idi yazarken… Kaçak güreşmedi senin gibi…
Ağırbaşlı, vakur, efendi, sözünün ardýnda duran cesur bir Türk kadını Gül Hanım.
Ateşin düştüğü yer Gül Hanım.
Yani senin anlayacağın, şehit eşine lâyık bir Türk kadını Gül Hanım…
Sahi, senin bahsettiğin şu kürtçe ağıtlardan birini, birebir tercüme edip yollasana bana… Yayınlayalım! Gül Hanımın feryadını okuduğumuz gibi onları da okuyalým! Birkaç tanesinin çevirisi bana denk geldi, biliyorum… Onlardan olsun ama… Sakın kıvırtma! Çok iyi kürtçe bildiğinin dersini de vermişsin mektubunda…
Uzun uzun mektubunda yer ayırdığın mayınlardan sadece son bir ayda kaç asker, kaç subay şehit oldu bilir misin? Dağın tepesine helikopterle indirme yaparken aşağıya atlayan asker, mayının üstüne bastığında, ölüm nasıl gelir bilir misin? Her şeyi hayal eden beyin gücün, onu da hayal etsin bir kere… Dağın tepesine o mayınları kim döşedi? Ya da asfalta? Veyahut kuş uçmaz kervan geçmez patikalara kimler döşedi o mayınları? Mektubunda mayınları döşeyenlerin adını koymayarak, mayınlarla gelen ölümlerde orduyu da ne kadar net suçlamışın!
"Dağa çıkmak yazgı" dediğin an mektubunda, sen de onlardan olmadın mı? Ya da yazgının mı tarifini bilmezsin? Aynı cümle içine "kışlada olmak yazgısı" kelimelerini de katarak, kelimelerinle yaptığın oyunu görmedik mi?
Kanlı terör örgütünün eşkıyaları ile bu ülkenin şerefli askerini aynı kefeye koymak seni "aydın –sanatçı" yapıyorsa ve mütareke entellerinden de destek alıyorsan eğer; senin de, entellerinin de boynunadır bu işin vebali… Masumiyetten bahseden güya masum(!) mektuplar yazarak bu vebale de bizi ortak etmeye kalkma…
Edebiyatçılardan(!) çok büyük destek alan bu mektubu, açık olarak Türk milletine yazana kadar neden dağdaki kızlarınıza bir mektup yazmadın? Senin aşk ve sevgi dilinin çok iyi olduðunu söylerler. Yazsaydın ya o kızlara;
-" Yakışır mı size âşıktaşlık etmek! Bir erkek evleneceği kadının yapısında asalet arar! Nezaket arar! Namus arar! Hangi erkek, soğuk dağ gecelerinde eşkıya yatağı ısıtmış, yorgun yosmayı alır? Bakın bana, evlenmek için sizler gibi dağdan bir kızı mı seçiyorum?"
Cesaretin varsa Yılmaz Erdoğan bu mealde bir mektup yaz… Senin kahramanlığını ben o zaman göreyim.
Önceden gerekli mihraklara haber verilerek desteği sağlanmış, kendi kendine sipariş ettirilmiş mektuplar yazarak, Türk Milletini ve Türk Ordusunu suçlayarak kaybeden sen oldun… Tarih senin gibi kaybedenlerle dolu…
bu yazi www.ozturkler.com/forum adresinden sevgili arkadasimiz bozkurt1917 den alinti yapilmistir

baron11
02-09-2006, 17:36
Atatürk'e Lâyık Olmak

''Mustafa Suphi Destanı'' nın son bölümünde Mustafa Kemal 'e yönelik bir eleştiri vardır:

''Mustafa Kemal şöyle demişti:

'Biz

bizi mahvetmek isteyen

emperyalizme

ve bizi yutmak isteyen

kapitalizme karşı

heyeti milliyece mücahedeyi

caiz gören bir mesleği

takip eden kimseleriz'

Ekleyecekti.

'Milyonerler

hatta milyarderler

yetiştireceğiz'...''

Atatürk'ün farklı zamanlarda söylediği sözlerdir bunlar. Fakat sonuç olarak onun sözleridir.

Milyonerler hatta milyarderler yetiştirerek emperyalizme ve kapitalizme karşı mücadele edilebilir miydi?

Bu sorunun yanıtı bir başka sorudadır: O günün koşullarında, bir ulus devlet yaratmak için ulusal burjuvaziyi oluşturmaktan (milyonerler hatta milyarderler yetiştirmekten) başka çare var mıydı?

Bence yoktu...

Tüm sorunlarımıza karşın, bugün yine de önemli, bağımsız, birçok bakımdan da büyük ve örnek bir ülke oluşumuzu ''Kemalist'' uygulamanın (ekonomi alanı da içinde olmak üzere) uygulamalarına borçluyuz...

Yaklaşık otuz yıl önce yazılmış (kurgulanmış) ''dize'' lerimdeki eleştirimin bugün de arkasında oluşum ise başka bir konu...

***

Ankara Ulus'ta, 60'lı yıllarda, bir ara oturduğum tek göz odalı evimi ziyaret eden sevgili Ahmed Arif , bir dergiden kesip duvara iliştirdiğim üniformalı bir Atatürk resmini görerek ''Çok mu seviyorsun'' diye sormuştu... Doğal olarak olumlu yanıtıma karşı da herhangi bir yorumda bulunmamıştı.

Atatürk'ü her zaman ve gerçekten çok sevdim. Yurtsever bir aile ortamında yetişmiş olmam kuşkusuz ki bunda başlıca etkendir. Fakat 1960'lı yılların devrimci bir üniversite öğrencisi ve kimi kez lideri olarak da bu sevgim hiç eksilmedi. Sonraki yıllarda, okuduklarım, düşündüklerim, sevgimi, hayranlığımı daha da arttırdı. Bugün ise onun sadece bir asker, bir devlet adamı, bir aydınlanmacı değil, felsefe üstüne bir yapıt kaleme almamış olsa da, derin bir iç dünyaya sahip özgün bir düşünür olduğunu biliyorum. Başka bir deyişle Mustafa Kemal, sadece ''önder'' olarak değil ''birey'' olarak da, ancak büyük yazarlarda, sanatçılarda, düşünürlerde görülebilen özelliklere sahiptir. Onu Atatürk yapan ise önderlik yetenekleriyle sözünü ettiğim bu özellikleri birleştirebilmiş olmasıdır...

***

Mustafa Balbay , Mustafa Kemal'in tüm yaşamınca okuduğu kitap sayısının 3997 olarak hesaplandığını yazıyordu. Bu sayıyı yaklaşık altmış yıllık bir yaşamın kırk yılına bölersek, yılda yüz, ayda yine yaklaşık 7-8 kitap eder... Büyük çoğunluğun ve bu arada büyük olasılıkla birçok politikacının yılda tek bir kitap okumadığı bir ülkede bu olağanüstü bir rakamdır. Şimdi Prof. Suat Sinanoğlu'nun, okumamış olan herkese okumalarını önemle önerdiğim (1980, Türk Tarih Kurumu Yayını) ''Türk Hümanizmi'' adlı kitabından, Atatürk'ün 17 Mart 1937'de, bir resmi kabulde, Romanya Dışişleri Bakanı Antonescu'ya hitaben yaptığı konuşmayı birlikte okuyalım:

''Vaktiyle kitaplar karıştırdım. Hayat hakkında filozofların ne dediklerini anlamak istedim. Bir kısmı her şeyi kara görüyordu. Mademki hiçiz ve sıfıra varacağız, dünyadaki muvakkat ömür esnasında neşe ve saadete yer bulunamaz, diyorlardı. Başka kitaplar okudum, bunları daha akıllı adamlar yazmışlardı. Diyorlardı ki: Mademki sonu nasıl olsa sıfırdır, bari yaşadığımız müddetçe şen ve şatır olalım. Ben kendi karakterim itibariyle ikinci hayat telâkkisini tercih ediyorum, fakat şu kayıtlar içinde... Hayatta tam zevk ve saadet, ancak gelecek nesillerin şerefi, varlığı, saadeti için çalışmakta bulunabilir...''

Prof. Sinanoğlu bu alıntıdan sonra ''Burada Atatürk, laik bir ahlâk anlayışının temellerini atmaktadır'' yorumunu yapmaktadır...

****

Atatürk hem askeri ve siyasal önder, hem bireysel kişilik olarak, bu toprakların, bu tarihin, bu ülkenin yetiştirdiği bir dâhi idi...

Herkesin dâhi olması beklenemez...

Fakat neredeyse hiçlikten bir ülke yaratan, yaşamını bu ülkenin ve şu anda yaşamakta olan bizlerin şerefine, varlığına, mutluluğuna adayan eşsiz bir kişiliği anlamak ve eserini koruyup geliştirerek ona layık olmaya çalışmak ise; insan adına layık olmak isteyen, onurunu ve kimliğini henüz yitirmemiş herkesin görevidir...

Kaynak : Ataol BEHRAMOĞLU

kasved
19-09-2006, 17:40
Bugün gibi

İŞ Bankası Kültür Yayınları'ndan çıkan TBMM Gizli Celse Zabıtları kitabından Mustafa Kemal Paşa 'nın 6 Mart 1922'de yaptığı bir konuşmayı göndermiş Şeyma Çelik Arsel :

''Hepiniz bilirsiniz ki, Avrupa'nın en önemli devletleri, Türkiye'nin zararıyla, Türkiye'nin gerilemesiyle ortaya çıkmışlardır. Bugün bütün dünyayı etkileyen, milletimizin hayatını ve ülkemizi tehdit altında bulunduran, en güçlü gelişmeler, Türkiye'nin zararıyla gerçekleşmiştir. Eğer güçlü bir Türkiye varlığını sürdürseydi, denebilir ki İngiltere'nin bugünkü siyaseti var olmayacaktı.''

''Bir şeyin zararıyla, bir şeyin yok olmasıyla yükselen şeyler, elbette, o şeylerden zarar görmüş olanı alçaltır. Avrupa'nın bütün ilerlemesine, yükselmesine ve uygarlaşmasına karşılık, Türkiye gerilemiş, düştükçe düşmüştür. Türkiye'yi yok etmeye girişenler, Türkiye'nin ortadan kaldırılmasında çıkar ve hayat görenler, zararlı olmaktan çıkmışlar, aralarında çıkarları paylaşarak birleşmiş ve ittifak etmişlerdir.

Ve bunun sonucu olarak, birçok zekâlar, duygular, fikirler, Türkiye'nin yok edilmesi noktasında yoğunlaştırılmıştır. Ve bu yoğunlaşma, yüzyıllar geçtikçe oluşan kuşaklarda adeta tahrip edici bir gelenek biçimine dönüşmüştür.

Ve bu geleneğin, Türkiye'nin hayatına ve varlığına aralıksız uygulanması sonucunda, nihayet Türkiye'yi ıslah etmek, Türkiye'yi uygarlaştırmak gibi birtakım bahanelerle, Türkiye'nin iç hayatına, iç yönetimine işlemiş ve sızmışlardır.

Böyle elverişli bir zemin hazırlamak güç ve kuvvetini elde etmişlerdir.''

''Oysa güç ve kuvvet, Türkiye'de ve Türkiye halkında olan gelişme cevherine, zehirli ve yakıcı bir sıvı katmıştır. Bunun etkisi altında kalarak, milletin en çok da yöneticilerin zihinleri tamamen bozulmuştur. Artık durumu düzeltmek, hayat bulmak, insan olmak için, mutlaka Avrupa'dan nasihat almak, bütün işleri Avrupa'nın emellerine uygun yürütmek, bütün dersleri Avrupa'dan almak gibi birtakım zihniyetler ortaya çıktı. Oysa hangi istiklal vardır ki yabancıların nasihatleriyle, yabancıların planlarıyla yükselebilsin? Tarih böyle bir olay kaydetmemiştir. Tarihte, böyle bir olay yaratmaya kalkışanlar, zehirli sonuçlarla karşılaşmışlardır. İşte Türkiye de, bu yanlış zihniyetle sakat olan bazı yöneticiler yüzünden, her saat, her gün, her yüzyıl, biraz daha çok gerilemiş, daha çok düşmüştür.''

Red Kit
19-09-2006, 17:56
Bugün gibi

İŞ Bankası Kültür Yayınları'ndan çıkan TBMM Gizli Celse Zabıtları kitabından Mustafa Kemal Paşa 'nın 6 Mart 1922'de yaptığı bir konuşmayı göndermiş Şeyma Çelik Arsel :

''Hepiniz bilirsiniz ki, Avrupa'nın en önemli devletleri, Türkiye'nin zararıyla, Türkiye'nin gerilemesiyle ortaya çıkmışlardır. Bugün bütün dünyayı etkileyen, milletimizin hayatını ve ülkemizi tehdit altında bulunduran, en güçlü gelişmeler, Türkiye'nin zararıyla gerçekleşmiştir. Eğer güçlü bir Türkiye varlığını sürdürseydi, denebilir ki İngiltere'nin bugünkü siyaseti var olmayacaktı.''

''Bir şeyin zararıyla, bir şeyin yok olmasıyla yükselen şeyler, elbette, o şeylerden zarar görmüş olanı alçaltır. Avrupa'nın bütün ilerlemesine, yükselmesine ve uygarlaşmasına karşılık, Türkiye gerilemiş, düştükçe düşmüştür. Türkiye'yi yok etmeye girişenler, Türkiye'nin ortadan kaldırılmasında çıkar ve hayat görenler, zararlı olmaktan çıkmışlar, aralarında çıkarları paylaşarak birleşmiş ve ittifak etmişlerdir.

Ve bunun sonucu olarak, birçok zekâlar, duygular, fikirler, Türkiye'nin yok edilmesi noktasında yoğunlaştırılmıştır. Ve bu yoğunlaşma, yüzyıllar geçtikçe oluşan kuşaklarda adeta tahrip edici bir gelenek biçimine dönüşmüştür.

Ve bu geleneğin, Türkiye'nin hayatına ve varlığına aralıksız uygulanması sonucunda, nihayet Türkiye'yi ıslah etmek, Türkiye'yi uygarlaştırmak gibi birtakım bahanelerle, Türkiye'nin iç hayatına, iç yönetimine işlemiş ve sızmışlardır.

Böyle elverişli bir zemin hazırlamak güç ve kuvvetini elde etmişlerdir.''

''Oysa güç ve kuvvet, Türkiye'de ve Türkiye halkında olan gelişme cevherine, zehirli ve yakıcı bir sıvı katmıştır. Bunun etkisi altında kalarak, milletin en çok da yöneticilerin zihinleri tamamen bozulmuştur. Artık durumu düzeltmek, hayat bulmak, insan olmak için, mutlaka Avrupa'dan nasihat almak, bütün işleri Avrupa'nın emellerine uygun yürütmek, bütün dersleri Avrupa'dan almak gibi birtakım zihniyetler ortaya çıktı. Oysa hangi istiklal vardır ki yabancıların nasihatleriyle, yabancıların planlarıyla yükselebilsin? Tarih böyle bir olay kaydetmemiştir. Tarihte, böyle bir olay yaratmaya kalkışanlar, zehirli sonuçlarla karşılaşmışlardır. İşte Türkiye de, bu yanlış zihniyetle sakat olan bazı yöneticiler yüzünden, her saat, her gün, her yüzyıl, biraz daha çok gerilemiş, daha çok düşmüştür.''

Gerçekten inanılmaz bir konuşma yapmış büyük Atatürk.

selçuk efendi
22-09-2006, 13:16
GAZİKOVAN


Mart 1921 İnönü Ovası İnsanın İflahını kesen buz gibi bozkır ayazında Ethem Çavuş'un sırtı üşüyor, avuçları ise kızgın mermi kovanlarına çıplak elle dokunduğu için alev alev yanıyordu. Top atışı on sekiz saattir durmaksızın sürüyordu. Ethem Çavuş, 75 mm'lik topu durmaksızın dolduruyor, her seferinde besmele çekip keşif kolundan bildirilen menzillere kıyamet yağdırıyordu.

Sandıkta kalan sondan üçüncü mermiyi aldığında bir an duraksadı. Merminin üzerine bir çaput sarılıydı. Çaputu sökerken avucuna kalem büyüklüğünde demir bir çubuk düştü. Çaputun ve çubuğun anlamını çözmeye çalışırken sarı metalden mermi kovanına kazınarak yazılmış yazıya gözü ilişti. Okumaya vakti yoktu. Mermiyi topa sürüp ateşledi. Demir çubuğu cebine, boş kovanını ise bu sefer sandığa değil yere attı. Birkaç dakika sonra soğumuş olan kovanı kaybolmaması için yerden alıp mintanının yakasından içeri attı. Akşam ezanı vaktinde çarpışma durulmuş, mevzileri ileri, düşman hatlarına doğru ilerletme emri gelmişti. Batarya komutanı, Ethem Çavuşa istirahat verdi. İlk iş olarak boş kovanı çıkarıp üzerindeki yazıyı okudu.

Kovanın üzerinde "Karahisarlı Seyfi Çavuş. 4.Alay 2.Tabur 8.Batarya 26 Rebiyülahir 1339*İnönü" yazıyordu. Birinci İnönü savaşının en kızgın günlerinden birinde düşülmüş not ve mermiyle gelen demir çubuk, İmalat-ı Harbiye atölyelerinde çalışanların bir mesaj istediğini gösteriyordu. Boşalan kovanlar Ankara'daki atölyelere yollanır, oradan tekrar doldurulup cepheye dönerdi.

Üç saat sonra gecenin iyice çökmesiyle savaş tamamen durulmuş, birlikler yeni mevzilerine yerleşmişti. Ethem Çavuş, cebindeki demir çubuğu çıkarıp bir köşeye oturdu. Ucu sivriltilmiş çubuk, bakır ustalarının “kalem” dedikleri, metal üzerine desen oymaya yarayan keskin bir aletti. Eline yumruk büyüklüğünde bir taş alarak hafif tıklamalarla kendi mesajını kovana kazıdı. “Aksekili Ethem Çavuş 8.Alay 3. Tabur 1.Batarya 20 Recep 1339** İnönü”

Beş gün sonra Ankara Atölye'nin bir köşesinde cepheden gelen sandıkları açan kalfa, tezgâhlardan birinde harıl harıl çalışmakta olan ustaya seslendi:
Sesinde, eşi doğum yapmış bir adama bebeğini müjdeleyen ebenin heyecanı vardı. "Kâmil Usta! Müjdemi İsterim! Senin yavru cepheden dönmüş!“. Hepsi sandıkların olduğu kısma koşturarak kovanın üstündeki yazıyı okumak için toplandılar. Tabii ki bu şeref Kâmil Ustaya aitti. Yüksek sesle Ethem Çavuşun notunu okudu. Atölyede bir bayram havası esmişti. Tüm çalışanlar, Kâmil Ustayı yeni baba olmuş biriymiş gibi kutluyor, hayır duaları ediyorlardı. Ustalar, İş tezgâhlarından birinin başında toplandılar. Kâmil Usta kovanın ağzının eğilen yerlerini düzeltip özenle kapsülünü yeniledi. İçine barutunu doldurduktan sonra yeni bir çekirdeği kovanın ağzına oturttu. Mermi hazır olunca, Ethem Çavuşun kovanın içinde geri yolladığı çelik kalemi yeni bir çaputla merminin üzerine sardı. Kundaklanmış mermiyi şefkatle tutarak yeni doldurulan bir sandığa yatırdı. Çalışanlar hep bir ağızdan "Allah kavuştursun" diyip işlerinin başına döndüler. Kâmil Usta, halen açık duran sandığa yatırdığı mermiye hüzünle bakıp "Selametle git aslanım. Allah muvaffak etsin. Çok bekletme bizi" dedi. Kovan, Birinci İnönü savaşı sıralarında üzerindeki ilk notla Kâmil Ustanın eline geçtiğinde bu fikir doğmuştu. Karahisarlı Seyfi Çavuşun başlattığı bu geleneğin süreceğinden emin değildi; ama denemeye değerdi. Nitekim Aksekili Ethem Çavuş umutlarını boşa çıkarmamıştı. Cephede patlayan her merminin kovanı buradaki ustaların elinden geçtiğine göre bir aksilik olmazsa yeniden görüşeceklerdi.

Eylül 1922 - Ankara Bir buçuk yıl içinde kovan sekiz kere daha atölyeye uğradı. Üzerindeki mesajların sayısı da sekize ulaşmıştı. Mesaj yazanların sekizi de başka alay ve taburlardan farklı kişilerdi. Kovan her keresinde atölyedekilere daha büyük bir coşku yaşatıyor, istiklâl savaşının her zorlu durağından Ankara'ya barut, kan ve zafer kokusu taşıyordu. Türk ordusunun İzmir'e girdiği gün Ankara'da bayram havası eserken kovan yeniden gelmiş, ama bu sefer tüm atölyeyi yasa boğmuştu. Kovanın içinde, çelik kalemin yanı sıra bir mektup ile bir tane de bakır künye vardı. Kovanın üzerine kazınmış dokuzuncu notta; "Karahisarlı Seyfi Çavuş. 4. Alay 2. Tabur 8.Batarya 12 Muharrem 1341*** Banaz" yazılıydı. Atölyedekiler mektubu açıp okumaya koyuldular;


Bismillahirrahmanirrahim. Selamün aleyküm gayretperver ustalar. Allah'a şükürler olsun ki mendebur düşman kaçıyor. Muzaffer Türk ordusu beş gündür durup dinlenmeksizin kâfiri kovalıyor. Güzel İzmir'e, kalplerimizdeki imânımız kadar yakınız artık. İki gün evvel Banaz'daki muharebede bataryamın çavuşlarından Seyfi, kalleş düşmanın kurşunuyla şahadete ermiştir. Cenazesini sıhhiyecilere teslim etmeden önce mintanının içinde bu kovanı buldum. Malumunuzdur ki vefat eden neferin künyesi ailesine yollanır. Lâkin beş gün önce Karahisar’ı ele geçirdiğimizde, Seyfi Çavuş'un ailesinin düşman tarafından katledildiğini öğrendik. Bu kahraman Türk evladı kederini yüreğine gömüp anacığını, babacığını defnedemeden düşmanın peşine düştü. Üç gün sonra kendisi de hakkın rahmetine kavuştu. Kovandaki yazılardan anladığım üzere bu topçu neferlerin bir ailesi de sizler olmuşsunuz. Bu sebeple Seyfi Çavuşun künyesini sizlere yolluyorum. Başınız sağ olsun. Hayır dualarınızı bizlerden, Fatihalarınızı aziz şehitlerimizden esirgemeyiniz. Hakkın rahmeti üzerinize olsun. Yüzbaşı Muhsin Talât 4.Alay 2. Tabur 8. Batarya 14 Muharrem 1341 Salihli”



Mektup bittiğinde tüm personel ağlıyordu. Atölyeye bir ölüm sessizliği çökmüştü. Hiç tanımadıkları halde iki satır yazıyla kardeş oldukları Seyfi Çavuşun ardından Fatiha okuyup amin dediler.

Kamil Usta yutkunarak tezgâhının başına oturdu. Kovanı yeniledi ama bu sefer, minik iki perçinle Seyfi Çavuşun künyesini kovanın dibine çaktı. Yine her zamanki merasimle mermiyi kundaklayıp sandığa yatırdı. Oysa o mermi bir daha düşman mevzilerine gönderilmeyecekti.

Ocak 1923-Ankara Savaşının bitmesinin ardından Ankara'daki mühimmat depolarında sayım ve temizlik yapılıyordu. Sandıklar tek tek açılıyor, mermiler sayılıp yeniden sandıklanıyor, kayda geçirilip daha tertipli bir cephaneliğe gönderiliyordu. Teğmen Hamdi Vâsıf, Kâmil ustanın hazırlayıp kundakladığı mermiyi buldu. Böyle bir anının-belki de yıllarca- sandıkların İçinde kalmasına gönlü elvermedi. Ciddi bir suç işliyor olmayı göze alıp mermiyi evine götürdü. Niyeti, ömrünün sonuna kadar mermiyi bir anı olarak saklamaktı.

29 Ekim 1923 - Ankara Teğmen Hamdi Vâsıf Ankara kalesine çıkan dik sokakları koşarak tırmanıyordu. Soğuğa rağmen kan ter içinde kalmıştı. Yarım saat önce 20:30 sıralarında meclisten, cumhuriyetin ilan edildiği duyurulmuştu. 101 pare top atışıyla cumhuriyet kutlanıyordu ve Seyfi Çavuş'un mermisi bu şöleni kaçırmamalıydı. Yetmiş, belki de sekseninci atışta topçuların yanına ulaşabilmişti. Yüzbaşı Muhsin Talat'ın yanına giderek sert bir asker selamı verdi.
"Hamdi Vâsıf Edirne! Bir maruzatım var komutanım" Yüzbaşı sorar gözlerle genç subaya bakıyordu.
"Evet teğmenim? Sizi dinliyorum"
Teğmen, üniformasının içinden mermiyi çıkarıp yüzbaşıya uzattı.
"Yüzbirinci pareyi en çok bu mermi hak ediyor komutanım. Müsaadenizle bu şerefi ondan esirgemeyelim"

Yüzbaşı Muhsin Talat gözlerine inanamamıştı. Sevinç gözyaşlarını tutamadı. O kadar heyecanlanmıştı ki neredeyse aralarındaki rütbe farkına bakmaksızın genç teğmenin ellerini öpecekti. Mermiyi alıp çekirdeğini dikkatlice yerinden çıkardı. Kovanın tepesine bir bez parçası tepip iyice sıkıştırdı. Subay şapkasını çıkarıp surun üzerine koydu. Mermiyi şapkanın içine yatırdı. Toplar atışlara devam ediyordu. 82, 83, ...97, 98, 99... On dakika kadar sonra, atışları sayan çavuş "Yüzüncüyü attık komutanım" diyince, Muhsin Talat, kovanı topun yatağına kendi elleriyle sürerek ateş emrini verdi. Subayların kılıçlarını çekerek selamladığı o son top sesi Ankara'nın her duvarından yankıyıp dört yıllık istiklâl savaşının tüm hikâyesini anlatmıştı sanki. Rütbe ve mevkilerine bakmaksızın topun başındaki tüm askerler kucaklaşarak birbirlerini kutladı. Son olarak Yüzbaşı Muhsin Talat ile Teğmen Hamdi Vâsıf sarıldılar. Kovan ayaklarının dibindeydi. Yüzbaşı eğilip saygıyla kovanı yerden aldı. Avuçlarının yanmasına aldırmadı bile.


http://img110.imageshack.us/img110/8879/clipimage002iy9.jpg (http://imageshack.us)

ENGINEER68
26-09-2006, 08:55
Birinci vazife Türk ordusunun bu densize vede densizlere en kısa sürede haddini bildirmek olmalıdır.


Talabani'den Türkiye'ye tehdit: İçişlerimize karışırsanız karşılık veririz

WASHINGTON (A.A)

Irak Devlet Başkanı Celal Talabani, Türkiye, İran ve Suriye gibi komşu ülkeleri Irak'ın içişlerine müdahale etmekle suçlayarak, bundan vazgeçilmemesi durumunda Irak'ın da, aynı şekilde karşılık vereceğini, o ülkelerdeki "muhalif güçleri" destekleyeceğini ve o ülkeler için sorun çıkaracağını söyledi.


Talabani'nin ABD'nin kamu radyosu NPR'a verdiği ve bugün yayımlanacak olan röportajının bazı bölümlerinin metni ve sesli alıntıları, NPR tarafından duyuruldu. Celal Talabani, röportajda, bazı komşu ülkeleri Irak'ın içişlerine karışmakla suçlayarak bundan vazgeçilmesi çağrısında bulundu. Sunucunun, "bu ülkeler İran ve Suriye mi?" sorusuna karşılık Talabani, "Suriye, İran, Türkiye... Ortadoğu'daki herkes var. Belki Kuveyt hariç" dedikten sonra, "biz, bu ülkelerden içişlerimize karışmamalarını, Irak'ın egemenliğine ve bağımsızlığına saygı göstermelerini istiyoruz" diye konuştu.

Talabani, sunucunun, "aksi halde ne yaparsınız?" şeklindeki sorusunu ise "Irak halkı, o zaman aynı şekilde karşılık verir, o ülkelerdeki 'muhalefeti' destekler. O ülkelerin bize yaptığı gibi, o ülkeler için sorun çıkarmaya çalışır" diye yanıtladı.

Sunucunun, yeniden, "yanı İran ve diğer ülkelerdeki muhalif güçleri mi desteklersiniz?" diye sorması üzerine Talabani, "Irak, komşu ülkelerdeki muhalif güçleri destekleyebilir, her yerde, İran'da, Suriye'de, Türkiye'de, ama biz bunu yapmıyoruz. Eğer biz onların içişlerine karışırsak onlar bizim içişlerimize karışırsa, o zaman Ortadoğu'da kaos çıkar. Biz bunu istemiyoruz. Biz, İran, Suriye, Türkiye ve Arap ülkeleriyle iyi ilişkiler istiyoruz" dedi. ABD'de bulunan Talabani, dün de Newsweek dergisinde yayımlanan ropörtajında, terör örgütü PKK'nın birkaç gün içinde ateşkes ilan edeceğini ileri sürmüştü.

mahmut1
28-09-2006, 19:26
Bu forumu hazırlayan ve emeği geçenlere saygı ve sevgilerimi gönderiyorum.

ENGINEER68
03-10-2006, 11:00
En büyük ikinci şehitlik bulundu.Allah rahmet eylesin.Onlara çok şey borçluyuz.
A.A

Gelibolu Yarımadası Tarihi Milli Parkı'nda 57, 64 ve 72. alaylara ait olduğu tahmin edilen 2 bin 500 kişilik şehitlik ortaya çıktı.


Şevki Paşa Haritası üzerinde uzun yıllardır çalışmalar yürüten tarih araştırmacısı Gürsel Akıngüç, yaptığı açıklamada, Gelibolu Yarımadası'ndaki tarih araştırmacılarıyla birlikte, harita üzerinde tanımlanan noktaları bir süredir gezerek keşfetmeye çalıştıklarını söyledi.

Akıngüç, yaptıkları araştırmada, 43 paftalık Şevki Paşa Haritası'nın 15 numaralı paftasında belirledikleri Düztepe, 180 Rakımlıtepe ve Kılıçbayırı altındaki Çataldere kolunun oluşturduğu vadinin arasındaki meyilli arazide, geçen yıl yapılan Çataldere Şehitliği'nden sonraki en büyük ikinci şehitliği bulduklarını belirtti.

Şehitliğin bulunduğu yerin, 19 Mayıs Taarruzu'na kadar çok yoğun çarpışmaların yaşandığı bir mevzi olduğunu, burada 19. Tümene bağlı 57, 64 ve 72. alaylardaki Türk askerlerinin savaştığını belirten Akıngüç, şunları kaydetti:

“Harita üzerinden ölçtüğümüz kadarıyla bu şehitlik 2 bin metrekarelik alanı kapsıyor. Burası cephe hattının gerisinde yer alan büyük şehitliklerden biri. Şevki Paşa Haritası'nda yer alan Türk Şehitlikleri içinde en büyük ikinci şehitlik. Bu şehitlikte, 2 bin 500-3 bin kadar şehidimiz yatıyor. Şehitlerimize ait kemik parçalarını toprağın üzerinde görmek mümkün. Ayrıca bu bölgenin şehit mezarlığı olduğunu belirli aralıklarla konulan taşlardan anlıyoruz.”

Akıngüç, ayrıca Kılıçbayırı mevkiindeki bu şehitliğin Şevki Paşa Haritası'nda yer aldığını, ancak diğer 28 şehitlik gibi yerinin yetkililerce bilinmediğini belirtti.

“ŞEHİTLİKLER DOĞAL YAPILARI KORUNARAK İHYA EDİLMELİ”

Akıngüç, Gelibolu Yarımadası'nın doğal bir yapısı olduğunu, bu yapının her şeyden önce Çanakkale Kara Savaşları'nın nasıl bir arazide yapıldığını anlattığını; bu nedenle şehitliklerin doğal yapıları korunarak ihya edilmesi gerektiğini söyledi.

Yeni bulunan şehitliğin yer aldığı arazideki bitki örtüsünün 1994 orman yangınında zarar gördüğünü belirten Akıngüç, şehitliğin zamanla Çanakkale Savaşları dönemindeki doğal bitki örtüsüne kavuştuğunu bildirdi.

Şehitlikler ortaya çıkarıldıkça ve projeler gerçekleştirildikçe, bu tarz şehitliklerin betonarme projelere kurban edilmemesini isteyen Akıngüç, şöyle konuştu:

“Bu şehitliği gösteren iki Türk siperi var. Bu siperlerin içi temizlenirse, bu arazinin üzerindeki doğal bitki örtüsü kaldırılarak, şehitliğin sınırları belirlenebilir. Şehitlikler, doğal yapıları korunarak ihya edilmelidir. Kılıçbayırı'na yakın olduğu için, şehitliğe bu isim verilebilir.”

baron11
09-10-2006, 16:49
TSK, hangi milli güce dayanacak?

Kara Kuvvetleri Komutanı Orgeneral İlker Başbuğ'un "Türk devrimiyle birlikte oluşturulan kurumların giderek etkinliğini kaybetmesi ve güçlü, entelektüel ve ulusalcı sosyoekonomik kadroların varlığından söz edilememesi" tespiti, Türkiye'nin bugünkü meselelerinin can damarıdır.
Başbuğ, küreselleşme sürecinin sosyal devleti de zayıflattığını bunun sonucunda toplumların cemaatleşmeye itildiğini, ekonomiyi ve sosyopolitik yaşamı bu cemaatlerin yönlendirdiğini anlattı.

Aslında paşaların bütün konuşmalarından, çözümün cumhuriyetin kuruluş felsefesini diriltmekte olduğunu gördükleri anlaşılıyor. Bu, sevindiricidir.
Çünkü bir ülkenin ordusu, o ülkenin milli gücüne dayanır. Ekonomi, yabancıların eline geçerse, ordu, üzerine oturduğu zemini kaybeder. Bu da o ülkenin sonu demektir.
Vatan, sadece topraktan ibaret değildir. Vatan, sadece uğruna dökülen kandan ibaret de değildir. Vatan, yüzlerce, binlerce yıl içinde bu topraklarda yaşamış ve yaşayan insanların ürettiği maddi ve manevi değerlerin de toplamıdır aynı zamanda.
Bu değerlerin maddi olanları yabancılara satılmakta, manevi olanları da değersizleştirilmektedir.

Bu hususları dönemin Genelkurmay Başkanı Orgeneral Hilmi Özkök'e şöyle sormuştum:
"- Türkiye ekonomik krizlerle köşeye sıkıştırılan bir ülke. IMF'nin ve AB'nin talepleri yasa oluyor. Ekonomi uzun zamandır dışa bağımlı hale gelmiş, bu durum siyasetin de dışa bağımlı olmasının yolunu açtı. Siz ise 'Türkiye Cumhuriyeti`nin laik, demokratik ve üniter yapısı, Atatürk ilke ve inkılapları konularında taviz vermemiz asla mümkün değildir' diyorsunuz. Peki ama, ekonomik ve siyasi zeminin altınızdan çekildiğini düşünmüyor musunuz? Bu şartları değiştirmeden Cumhuriyet'i ve kuruluş felsefesini nasıl koruyacaksınız?"

Özkök, şöyle cevap vermişti:

"-Ekonomi, milli gücün en büyük dayanağıdır. Belki kısa vadede bir tehlike gibi görünmüyor ama uzun vadede, ekonomik gücün kaybedilmesi, her açıdan büyük tehlikeler doğurur. Fakat, şundan emin olabilirsiniz. Bütün bu olumsuz şartlara rağmen güçlü bir silahlı kuvvetlere sahibiz. Bu şartlarda güçlü bir silahlı kuvvete sahip olmak, çok önemlidir."

Prof. Dr. Erol Manisalı ise 23 Haziran 2006 tarihinde Kanal Türk televizyonunda yaptığı konuşmada, Gümrük Birliği'ni "ekonomik sınırların kaldırılması" olarak nitelendirmiş ve ekonomik sınırları olmayan bir ülkenin siyasi sınırlarının askeri olarak da korunamayacağını belirtmiştir. Bu bir bilimsel tespittir.

İşte bu sebeple Atatürk'ün kurduğu Türkiye Cumhuriyeti'nin temellerinin AB ve ABD baskısı ile tartışıldığı, Atatürk'ün bile Ermeni-Rum soykırımı ile suçlandığı bir dönemde; bundan bir yıl kadar önce "irtica diye gürleyenler vatan satılırken niçin sessiz" başlıklı bir yazıyla kendi ordumun komutanlarının dikkatini, Türk Ordusu'nun dayandığı zeminin, ekonomik kararlarla ve oluşumlarla kaybolmakta olduğuna çektim ve bu gidişe sessiz kalmamaları gerektiğine işaret ettim.
Bugün komutanlarımızın tamamının bizimle aynı endişeleri paylaştığını görüyoruz.

Peki benim aldığım karşılık ne oldu biliyor musunuz?
Hakkımda TCK'nın 301'inci maddesinden dava açıldı! Hem 3 yıl hapsim hem de bütün medeni ve siyasi haklardan yoksun bırakılmam isteniyor!

Bu ülkenin bütün stratejik ekonomik varlıkları yabancılara teslim edilirse Türk Silahlı Kuvvetleri hangi ekonomik güce dayanacak?

Türkiye'nin topyekun bütün varlıklarıyla satışına seyirci mi kalalım veya basında çok kimsenin yaptığı gibi biz de bu gidişe alkış mı tutalım? Bizler bunun için mi yetiştik? Atatürk'ün gençliğe hitabesi, sadece ilkokul karnelerinin arkasını süslesin diye mi yazıldı? Türk İstiklal ve Cumhuriyetini korumak hepimizin görevi değil midir?

Yazar: Arslan Bulut

baron11
10-10-2006, 11:06
http://img84.imageshack.us/img84/1219/101276qp4.jpg

Atatürk'e Lâyık Olmak

''Mustafa Suphi Destanı'' nın son bölümünde Mustafa Kemal 'e yönelik bir eleştiri vardır:


''Mustafa Kemal şöyle demişti:

'Biz

bizi mahvetmek isteyen

emperyalizme

ve bizi yutmak isteyen

kapitalizme karşı

heyeti milliyece mücahedeyi

caiz gören bir mesleği

takip eden kimseleriz'

Ekleyecekti.

'Milyonerler

hatta milyarderler

yetiştireceğiz'...''

Atatürk'ün farklı zamanlarda söylediği sözlerdir bunlar. Fakat sonuç olarak onun sözleridir.

Milyonerler hatta milyarderler yetiştirerek emperyalizme ve kapitalizme karşı mücadele edilebilir miydi?

Bu sorunun yanıtı bir başka sorudadır: O günün koşullarında, bir ulus devlet yaratmak için ulusal burjuvaziyi oluşturmaktan (milyonerler hatta milyarderler yetiştirmekten) başka çare var mıydı?

Bence yoktu...

Tüm sorunlarımıza karşın, bugün yine de önemli, bağımsız, birçok bakımdan da büyük ve örnek bir ülke oluşumuzu ''Kemalist'' uygulamanın (ekonomi alanı da içinde olmak üzere) uygulamalarına borçluyuz...

Yaklaşık otuz yıl önce yazılmış (kurgulanmış) ''dize'' lerimdeki eleştirimin bugün de arkasında oluşum ise başka bir konu...

Ankara Ulus'ta, 60'lı yıllarda, bir ara oturduğum tek göz odalı evimi ziyaret eden sevgili Ahmed Arif , bir dergiden kesip duvara iliştirdiğim üniformalı bir Atatürk resmini görerek ''Çok mu seviyorsun'' diye sormuştu... Doğal olarak olumlu yanıtıma karşı da herhangi bir yorumda bulunmamıştı.

Atatürk'ü her zaman ve gerçekten çok sevdim. Yurtsever bir aile ortamında yetişmiş olmam kuşkusuz ki bunda başlıca etkendir. Fakat 1960'lı yılların devrimci bir üniversite öğrencisi ve kimi kez lideri olarak da bu sevgim hiç eksilmedi. Sonraki yıllarda, okuduklarım, düşündüklerim, sevgimi, hayranlığımı daha da arttırdı. Bugün ise onun sadece bir asker, bir devlet adamı, bir aydınlanmacı değil, felsefe üstüne bir yapıt kaleme almamış olsa da, derin bir iç dünyaya sahip özgün bir düşünür olduğunu biliyorum. Başka bir deyişle Mustafa Kemal, sadece ''önder'' olarak değil ''birey'' olarak da, ancak büyük yazarlarda, sanatçılarda, düşünürlerde görülebilen özelliklere sahiptir. Onu Atatürk yapan ise önderlik yetenekleriyle sözünü ettiğim bu özellikleri birleştirebilmiş olmasıdır...

Mustafa Balbay , Mustafa Kemal'in tüm yaşamınca okuduğu kitap sayısının 3997 olarak hesaplandığını yazıyordu. Bu sayıyı yaklaşık altmış yıllık bir yaşamın kırk yılına bölersek, yılda yüz, ayda yine yaklaşık 7-8 kitap eder... Büyük çoğunluğun ve bu arada büyük olasılıkla birçok politikacının yılda tek bir kitap okumadığı bir ülkede bu olağanüstü bir rakamdır. Şimdi Prof. Suat Sinanoğlu[B]'nun, okumamış olan herkese okumalarını önemle önerdiğim (1980, Türk Tarih Kurumu Yayını) [B]''Türk Hümanizmi'' adlı kitabından, Atatürk'ün 17 Mart 1937'de, bir resmi kabulde, Romanya Dışişleri Bakanı Antonescu'ya hitaben yaptığı konuşmayı birlikte okuyalım:

''Vaktiyle kitaplar karıştırdım. Hayat hakkında filozofların ne dediklerini anlamak istedim. Bir kısmı her şeyi kara görüyordu. Mademki hiçiz ve sıfıra varacağız, dünyadaki muvakkat ömür esnasında neşe ve saadete yer bulunamaz, diyorlardı. Başka kitaplar okudum, bunları daha akıllı adamlar yazmışlardı. Diyorlardı ki: Mademki sonu nasıl olsa sıfırdır, bari yaşadığımız müddetçe şen ve şatır olalım. Ben kendi karakterim itibariyle ikinci hayat telâkkisini tercih ediyorum, fakat şu kayıtlar içinde... Hayatta tam zevk ve saadet, ancak gelecek nesillerin şerefi, varlığı, saadeti için çalışmakta bulunabilir...''

Prof. Sinanoğlu bu alıntıdan sonra ''Burada Atatürk, laik bir ahlâk anlayışının temellerini atmaktadır'' yorumunu yapmaktadır...

Atatürk hem askeri ve siyasal önder, hem bireysel kişilik olarak, bu toprakların, bu tarihin, bu ülkenin yetiştirdiği bir dâhi idi...

Herkesin dâhi olması beklenemez...

Fakat neredeyse hiçlikten bir ülke yaratan, yaşamını bu ülkenin ve şu anda yaşamakta olan bizlerin şerefine, varlığına, mutluluğuna adayan eşsiz bir kişiliği anlamak ve eserini koruyup geliştirerek ona layık olmaya çalışmak ise; insan adına layık olmak isteyen, onurunu ve kimliğini henüz yitirmemiş herkesin görevidir...

Kaynak : Ataol BEHRAMOĞLU

ENGINEER68
11-10-2006, 10:19
Çok güzel ve anlamlı....

bikmisbroker
12-10-2006, 16:07
BIR TURK GENCININ ATA'YA HITABESI

Sevgili Atam!
Sana bu hitabeyi 33 yasina girmis, Gelecek guzel gunlerden coktan umut kesmis, Temel egitimini tamamlamis, Ve ancak simdilerde seni taniyabilmeye
baslayan, Turk istikbalinin evlatlarindan biri olarak yaziyorum.

Seni ilk gordugum gunu dun gibi hatirlarim.
Ilkokul birdim. Miniciktim.
Elimde beslenme cantam, onlugumun cebinde annemin sevgisi,
sinifimda bilim ogrenecektim.
Karatahtanin dort parmak uzerine ortalanmis cercevenin icinden bana bakiyordun..
Bakislarin keskindi.
ABC'den sonra ilk ogrendigimdin; Gazi Mustafa Kemal'din.
Cocuktum...
Bana, bize, tum dunya cocuklarina bayram armagan etmistin.
Armaganini, uygun adim sol-sag-sol Sol-sag-sol Kutladik...
Kacimizin ayagi su toplamisti, kacimiz bayilmistik...
Biz bayramlarda aglayan cocuklardik.

(Ne zaman salincakta sallanan fotografini gorsem, gecen 23Nisan'lara yanarim.)

Ortaokul ve lisede hep seni anlattilar bana...
Dunyaya ancak yuz yilda bir gelen dahiydin...
Sahin bakislarin vardi, hurriyete asIktin...
En azili dusmanlarina karsi bile merhametliydin,
Ama savas meydanlarinda karsinda kimse duramazdi.
Aslandin, kaplandin, kartaldin, panterdin...
Ozgur geleceklere acilan pencereydin.

Sozun ozu benim sevgili atam;
Kodumu oturtan milli egiticiler boyle anlatmislardi.
Beni milli bir sekilde egitenler, Failatun, failatun, failatun, failun olcu sistemini, Niagara Selalesi'nin yukseklik ve debisini, Yes, it is a pensil demesini,
Deli Ibrahim'in kupesini, Bir bir kafama yerlestirdiler de;
Bana senin insan yonunu anlatmadilar.
Sigara tiryakisi oldugunu, Raki ictigini,
AsIk oldugunu, Evlendigini, Bosandigini,
Kim bilir kac geceler Savas meydanlarinda cesetlere bakip,Icin icin agladigini,
Ozlemlerini, hasretlerini,
Gelecegi kazanmaya dair fikirlerini, Anlatmadilar.

Bana, bize, tum dunya genclerine Bayram armagan etmistin.
Armaganini, uygun adim sol-sag-sol sol-sag-sol Kutladik...

Kacimizin ayagi su toplamisti.
Kacimiz kicina yedigi sopa yuzunden altina isemisti.
Biz bayramlarda bunalan genclerdik.

( Ne zaman baloda smokinli fotografini gorsem, gecen 19 Mayis'lara yanarim.)

Bir yandan;
Heykellerini diktik,
Daga-tasa siluetlerini cizdik,
Her kitaba, her yaziya Mutlaka senden alintilar yerlestirdik.

Bir yandan;
Her isin kolayina kactik, Ticarette kazik attik, Uretim yerine kopyaladik, Bilimadamlarini sindirdik, Aydinlari yargiladik,
Yoktan yere nice vatan hainleri urettik, Coktan yere nice amacsiz gencler yetistirdik.

Zeki, cevik ve ayni zamanda duzenciydik.
Egitimi siyasete kurban verdik, Ekonomiyi siyasete kurban verdik, Aydinlik olmasi gereken gelecekleri Siyasete kurban verdik.

Varligimiz siyasi emellere armagan oldu...

Benim biricik Atam;
Biz Demokles'in kilicini sapindan degil Keskin yanindan tutmayi marifet bildik.
Sozun ozu sevgili Atam Senin ruhunu gidim gidim ictik, Tukettik...

Tukettik...
Tukettik...

Dedemden babama, babamdan bana Politikaci tabiriyle "enkaz devralmis" bulunmaktayiz.
Bu gidisle biz, cocuklarimiza devredecek Enkaz bile bulamayacagiz...

Turk'tuk, dogruyduk, caliskanligimiz supheli;
Birinci vazifemiz; Turk istiklalini ve Turk Cumhuriyeti'ni Ilelebet muhafaza ve mudafaa etmek, Ulkumuz; Yukselmek, ileri gitmekti...

Uzun bir yoldu...
Yorucu ve yipraticiydi...
Adidas'larimiz eskidi, McDonalds'ta mola verdik.
Belki de "Bir Turk dunyaya bedeldir" deyisini Biz "Her Turk dunyaya bedeldir"anladigimiz icin emanetini, 1 milyon bes yuz seksen bin kat
kucultmeyi becerdik...

Verdigin en onemli gorev:
Bu ahval ve seriat icinde dahi vazifem
Turk istiklalini ve cumhuriyetini
Ilelebet muhafaza ve mudafaa etmektir, bilirim.
Muhtac oldugum kudretin,
Sana guvenimde mevcut oldugunu belirtir,
ellerinden hasretle operim...


YER: TURKIYE
YIL: 1938
SAAT: 09.05
ATATURK OLUYOR
ARADAN ONLARCA YIL GECIYOR ATATURK TEKRAR DUNYAYA GELIYOR
YIL: 2006
ATATURK TEKRAR DUNYAYA GELIYOR... DOGRU MECLISE GIDIYOR,
MEMLEKET NASIL
YONETILIYOR GORMEK ICIN,
MECLIS KAPISINDA CUMHURBASKANI, BASBAKAN, DEVLET BAKANLARI
KARSILIYORLAR.
SALONDA EN ONE OTURTUYORLAR VE O GUNKU ULKE SORULARI
TARTISILIYOR... OTURUM
BITIYOR, ATATURK U MECLIS LOKANTASINA GOTURUYORLAR, YEMEKTEN
SONRA OTELE GOTURUP YATIRIYORLAR....

ERTESI SABAH OTELDEN ALMAYA GIDIYORLAR, ATATURK UN ODASI
BOMBOS..!! VE MASANIN UZERINDE BIR KAGIDA YAZILMIS SU SOZLER VAR:
"EFENDILER... BEN ISTANBULA GIDIYORUM, ORDAN BIR VAPURA BINIP TEKRAR SAMSUNA CIKACAGIM.
CUNKU, BU ULKENIN BIR KURTULUS SAVASINA DAHA IHTIYACI VAR..."
BU KADAR ANLAMLI BIRSEY DAHA YOKTUR SANIRIM BU ULKEMIZIN ICIN...

PAŞA
12-10-2006, 16:16
Harikasın Bıkmışbroker abi....

borsasihirbazı
13-10-2006, 15:02
duygulanarak okudum. canım turkiyemin.. herzamankinden daha fazla birlik beraberlik sagduyu , durust ve namuslu yasama ideallerine ihtiyacı var...saol sayın BABO...bize unuttugumuz bazı seyleri hatırlattıgın icin...saol varol...

baron11
18-10-2006, 20:57
http://img103.imageshack.us/img103/3940/14431ya7.jpg

Dinden maddî menfaat temin edenler, iğrenç kimselerdir. İşte biz,bu vaziyete karşıyız ve buna müsaade etmiyoruz.Bu gibi din ticareti yapan insanlar, saf ve masum halkımızı aldatmışlardır.Bizim ve sizlerin asıl mücadele edeceğimiz ve ettiğimiz bu kimselerdir.

http://img291.imageshack.us/img291/9017/imzaok7.jpg

AVCI06
20-10-2006, 09:10
http://www.harbiye79.com

baron11
21-10-2006, 16:04
http://img169.imageshack.us/img169/1113/ataturkbf6.jpg

Başımıza neler örülmek istenildiği ve nasıl mukavemet ettiğimiz ve daha doğrusu milletin arzu ve emellerine uyarak ve onun yardımıyla nasıl çalıştığımız görülmeli ve gelecek kuşaklar için ibret ve uyanıklığı gerektirmelidir. Zaten herşey unutulur. Fakat biz her şeyi gençliğe bırakacağız. O gençlik ki hiçbir şeyi unutmayacaktır; geleceğin ışık saçan çiçekleri onlardır. Bütün ümidim gençliktedir!.

http://img182.imageshack.us/img182/2364/imzasj0.jpg

baron11
23-10-2006, 10:14
http://img180.imageshack.us/img180/4002/40hx4.jpg

Din, bir vicdan meselesidir.Herkes vicdanının emrine uymakta serbesttir, hürdür. Biz dine saygı gösteririz. Düşünüşe ve düşünceye muhalif değiliz. Biz, din işlerini millet ve devlet işleriyle karıştırmamaya çalışıyor, kaste ve fiile dayanan bağnaz hareketlerden sakınıyoruz ve buna asla meydan vermeyeceğiz.

http://img92.imageshack.us/img92/6800/imzaxx6.jpg

insansifir
23-10-2006, 18:40
merhaba/dunyaya gelis gayemiz ALLAHA KULLUK .nitekim ALLAH ben insanlari ve cinleri bana kulluk yapsinlar diye yarattim diyor kurani kerim de..ALLAHA KULLUK allahin istedigi gibi yasamaktir..ALLAHIN bizden istedigi kendisine kulluk yapmamizi istiyor..gecici olarak istiyor bizden karsiliginda ebedi bir hayat verecek cennetde. cennet ise altinlardan elmaslardan bir zevki alem yeridir..ilk inen emir bize okudur kuranda. yani bizler cahillikten alimlige giden bir yolculuktayiz..insan dunyada imtahamdadir.insanin aklindaki butun sorularin cevabi KURANI KERIM DE VARDIR...

baron11
23-10-2006, 23:40
http://img275.imageshack.us/img275/2138/davet7qccs8.jpg

ayyan
30-10-2006, 11:38
Einstein'dan genç Cumhuriyete rica

..
..
İşte, Cumhuriyet rejiminin henüz on yaşında olduğu günlerdeki Türkiye ile 83 yaşındaki Cumhuriyet Türkiyesi’nin farkı: Dünyanın gelmiş geçmiş en büyük dáhilerinden olan Alman fizikçi Albert Einstein, 17 Eylül 1933’te Ankara’ya, başbakanlığa gönderdiği ve "Sadık hizmetkárınız olmaktan şeref duyuyorum" sözlerinin yeraldığı mektubunda, Hitler’in iktidara gelmesinden sonra Almanya’da çalışmalarına imkán kalmayan değişik meslek gruplarından 40 bilim adamı için, Türkiye’den iş talebinde bulunuyor. Einstein’ın ricası Atatürk tarafından kabul edilmiş ve bu bilim adamlarının tamamı Türkiye’ye gelerek Üniversite Reformu’nda görev almışlardı.

..
Bugün, Türkiye’nin Cumhuriyet’in ilánından buyana geçen seneler boyunca nereye gitmesi gerekirken nerelere getirildiğini göstermesi bakımından son derece önemli olan bir belgeyi yayınlıyorum: Dünyanın gelmiş geçmiş en büyük dáhilerinden kabul edilen Alman fizikçi Albert Einstein’ın, bundan 73 yıl önce Türk Hükümeti’ne gönderdiği ve önde gelen 40 Alman bilim adamına iş imkánı sağlanması için yazdığı bir rica mektubunu...

Einstein’ın kim olduğunu burada anlatmama gerek yok, zira hemen herkes bilir; dolayısıyla hemen konuya, yani dáhi bilim adamının mektubuna giriyorum. Almanya’da 1932 sonbaharında yapılan genel seçimleri, Adolf Hitler’in Nasyonal Sosyalist Partisi, yani Naziler kazandı ve Hitler, 1933’ün 30 Ocak günü başbakanlığa getirildi.

Naziler’in hedeflerinden biri, Yahudiler’in, öncelikle de Almanya’daki Yahudiler’in köklerinin kazınmasıydı. O tarihten birkaç sene önce başlamış olan Yahudi karşıtı hareketler Naziler’in iktidarı elde etmelerinden sonra daha da arttı ve çok sayıda Yahudi, Almanya’yı terketti. Ayrılma hazırlığı yapan Yahudiler arasında dünyanın önde gelen bilim adamları da vardı ve Albert Einstein da onlardan biriydi.

Berlin Üniversitesi’nde hocalık yapan ama kısa bir müddet sonra artık ders veremeyeceğini farkeden Einstein, 1933 ilkbaharında Almanya’dan ayrıldı, Fransa’ya geçti ve Paris’teki "College de France"da hocalık etmeye başladı. Bu sırada, Nazi tehdidi altında bulunan Museviler’in himayesi maksadıyla "Yahudi Nüfusu Koruma Grupları Birliği" ismini taşıyan ve kısa adı "OSE" olan bir kurum oluşturulmuştu. Birliğin merkezi Paris’te idi ve şeref başkanlığına da Albert Einstein getirilmişti.

ELÇİYE ZEVAL OLMAZ

Albert Einstein, 1933’ün 17 Eylül’ünde Ankara’ya işte bu sıfatla, yani "OSE’nin şeref başkanı" olarak bir mektup gönderdi. Einstein, "Türkiye Cumhuriyeti Bakanlar Kurulu Başkanlığı"na, yani Başbakanlığa hitaben son derece nazik bir dille yazdığı mektubunda Almanya’daki bazı kanunlar dolayısıyla çok sayıda Alman bilim adamının mesleklerini icra edemez hále geldiklerini söylüyordu. Bilim adamlarının çalışabilecekleri bir ülke aradıklarını da anlatan Einstein, 40 kişilik bir uzman listesi hazırladıklarını yazıyor, bu kişilerin hiçbir karşılık beklemediklerini anlatıyor ve Türk Hükümeti’nin sözkonusu bilim adamlarını kabul etmesi halinde sadece insani bir faaliyette bulunmuş olmakla kalmayacağını, Türkiye’nin bu kabulden büyük kazanç sağlayacağını da ifade ediyordu.

Einstein, şimdi Başbakanlığa bağlı olan "Cumhuriyet Arşivi"nde muhafaza edilen 17 Eylül 1933 tarihli mektubunu yazdığı sırada, başbakanlık makamında İsmet Bey (İnönü) vardı. Belgenin üzerinde yeralan ve İsmet İnönü’nün elyazısıyla olan nottan anlaşıldığına göre, İnönü, 9 Ekim günü mektubu "Maarif Vekáleti’ne", yani Milli Eğitim Bakanlığı’na havale etti. Milli Eğitim Bakanı, o tarihte Reşid Galip Bey idi.

Albert Einstein’ın mektubunun alt kısmında ve yan tarafında elyazısıyla üç madde halinde yazılmış bazı notlar bulunuyor. Reşit Galip Bey’e ait olduğunu zannettiğim ve işlek olması dolayısıyla güçlükle okuyabildiğim bu notlarda geçen "Teklif, mevzuat-ı kanuniyemizle ...değildir", "Bunları bugünkü şeráite (şartlara) göre kabule imkán yoktur" şeklindeki ifadelerden, teklifin bakanlık tarafından ilk aşamada kabul edilmediği anlaşılıyor.

Ancak, Türkiye’nin bu tarihten hemen sonra 40’tan fazla Alman bilim adamını davet edip üniversitelerde görevlendirmesi ve Üniversite Reformu’nun da bu sırada yapılması, Milli Eğitim’in karşı çıktığı teklifin kabulünde çok daha yüksek bir makamın, yani bizzat Reisicumhur Mustafa Kemal’in devreye girmesinin etkili olduğunu düşündürüyor. Bu konudaki bir diğer kanıt da, Princeton Üniversitesi’nde 1949 yılında Einstein ile görüşen İstanbul Teknik Üniversitesi’nin emekli hocalarından Prof. Dr. Münir Ülgür’ün geçtiğimiz hafta Cumhuriyet Gazetesi’nin Bilim Teknoloji Dergisi’ne yaptığı açıklama. Prof. Ülgür, açıklamasında Einstein’ın görüşme sırasında "Dünyanın en büyük liderine sahipsiniz. 1933’teki üniversite reformunuz sırasında beni de ülkenize davet etmişti" dediğini naklediyor. Bu ifadeler, Alman bilim adamlarının Türkiye’ye doğrudan doğruya Atatürk’ün talimatıyla gelmiş olduklarını gösterir zannediyorum.

MESUT BEY BULDU

Albert Einstein’ın 73 seneden buyana arşivimizde durmasına rağmen kimselerin farketmediği bu mektubunu bulma şerefi, dostum Mesut Ilgım’a ait. Uzun seneler devam eden profesyonel yöneticilik faaliyetinden sonra emeklilik günlerini araştırmacılıkla geçiren Mesut Bey, şimdi Hitler’den kaçarak İstanbul’a gelen profesörlerden olan maliyeci Fritz Neumark’ın Türkiye günlerini anlattığı "Boğaziçi’ne Sığınanlar" isimli eserini Almanca’dan Türkçe’ye çevirmekle meşgul. Mesut Ilgım, Einstein’ın mektubunu daha önce de yayınlanan ama az sayıda basılan bu hatıralardan hareketle, geniş bir araştırma yapmaya başladığı sırada bulmuş. Mektubu ilk defa yayınlamama izin verdiği için kendisine çok teşekkür ediyorum.

İşte, Cumhuriyet rejiminin henüz on yaşında olduğu günlerdeki Türkiye ile 83 yaşındaki Cumhuriyet Türkiyesi’nin arasındaki fark... İlki, Einstein’ın dostları için iş talebinde bulunduğu, büyük gelecek vaadeden genç bir devlet; diğeri ise gündemini sadece kadınlara mahsus parkların, cüppeli namazların yahut kadın eli sıkmanın günah olup olmadığının tartışılır hále getirildiği bir ülke...

Einstein, Atatürk’ün davetini bir Türk bilim adamına açıklamıştı

ALBERT Einstein ile görüşen az sayıdaki Türk bilim adamlarından biri, İstanbul Teknik Üniversitesi’nin elektrik-elektronik bölümünün emekli hocalarından olan Prof. Dr. Münir Ülgür idi. Profesör Ülgür, Einstein ile 1949 yılında, Birleşik Amerika’daki Princeton Üniversitesi’nde biraraya gelmişti.

Prof. Münir Ülgür, Cumhuriyet Gazetesi’nin Bilim Teknoloji Dergisi’ne geçtiğimiz günlerde verdiği mülákatta, Einstein’ın 1933 yılındaki Üniversite Reformu sırasında Atatürk tarafından Türkiye’ye davet edildiğini söylediğini anlatmıştı. Einstein, bundan 57 sene önceki görüşme sırasında Ülgür’e "Biliyor musunuz, dünyanın en büyük liderine sahipsiniz" demiş ve daveti kabul etmemesinin sebebini de "İmkánlar çok fazla olduğu için burayı tercih ettim" sözleriyle açıklamıştı.

’Ben, sadık hizmetkárınız

Prof. Albert Einstein’

"Ekselánsları,

’OSE’ Dünya Birliği’nin şeref başkanı olarak, Almanya’dan 40 profesörle doktorun bilimsel ve tıbbi çalışmalarına Türkiye’de devam etmelerine müsaade vermeniz için başvuruda bulunmayı ekselánslarından rica ediyorum. Sözü edilen kişiler, Almanya’da hálen yürürlükte olan yasalar nedeniyle mesleklerini icra edememektedirler. Çoğu geniş tecrübe, bilgi ve ilmi liyakat sahibi bulunan bu kişiler, yeni bir ülkede yaşadıkları takdirde son derece faydalı olacaklarını ispat edebilirler.

Ekselánslarından ülkenizde yerleşmeleri ve çalışmalarına devam etmeleri için izin vermeniz konusunda başvuruda bulunduğumuz tecrübe sahibi uzman ve seçkin akademisyen olan bu 40 kişi, birliğimize yapılan çok sayıda başvuru arasından seçilmişlerdir. Bu ilim adamları, bir yıl müddetle, hükümetinizin talimatları doğrultusunda kurumlarınızın herhangi birinde bir yıl boyunca hiçbir karşılık beklemeden çalışmayı arzu etmektedirler.

Bu başvuruya destek vermek maksadıyla, hükümetinizin talebi kabul etmesi halinde sadece yüksek seviyede bir insani faaliyette bulunmuş olmakla kalmayacağı, bunun ülkenize de ayrıca kazanç getireceği ümidimi ifade etme cüretini buluyorum.

Ekselánslarının sadık hizmetkárı olmaktan şeref duyan,

Prof. Albert Einstein"

Murat BARDAKÇI mbardakci@hurriyet.com.tr
*******************
..
Yazının tamamı : http://hurarsiv.hurriyet.com.tr/goster/haber.aspx?id=5336637&tarih=2006-10-29

mystified
31-10-2006, 14:11
''Herkes kendi bahçesini yetiştirsin''
Voltaire , eser: Candide

PAŞA
31-10-2006, 14:15
http://img307.imageshack.us/img307/1736/ata1ly9.jpg

Seyfullah
05-11-2006, 02:26
Bence günümüze(bugüne) bakıp bu başlığa umutsuz yazılar yazmayalım...
Atatürk'ün olduğu yerde umutsuzluktan bahsetmek kanımca bütün İstiklal Savaşında çarpışan ruha hakarettir...
Maalesef o ruhtan zamanda 86 sene ileriyiz ama gerçekte 600 sene gerideyiz, bu gerçek... Ama bu topikte Atatürk var ve umutsuzluktan bahsedilmemeli...
saygılar

karadereli
05-11-2006, 21:11
atamizin bursa nutku ey atam sen cok buyuksun
Türk Genci, devrimlerin ve cumhuriyetin sahibi ve bekçisidir. Bunların gereğine, doğruluğuna herkesten çok inanmıştır. Yönetim biçimini ve devrimleri benimsemiştir. Bunları güçsüz düşürecek en küçük ya da en büyük bir kıpırtı ve bir davranış duydu mu, "Bu ülkenin polisi vardır, jandarması vardır, ordusu vardır, adalet örgütü vardır" demeyecektir. Elle, taşla, sopa ve silahla; nesi varsa onunla kendi yapıtını koruyacaktır.

Polis gelecek, asıl suçluları bırakıp, suçlu diye onu yakalayacaktır. Genç, "Polis henüz devrim ve cumhuriyetin polisi değildir" diye düşünecek, ama hiç bir zaman yalvarmayacaktır. Mahkeme onu yargılayacaktır. Yine düşünecek, "demek adalet örgütünü de düzeltmek, yönetim biçimine göre düzenlemek gerek"

Onu hapse atacaklar. Yasal yollarla karşı çıkışlarda bulunmakla birlikte bana, başbakana ve meclise telgraflar yağdırıp, haksız ve suçsuz olduğu için salıverilmesine çalışılmasını, kayrılmasını istemeyecek. Diyecek ki, "ben inanç ve kanaatimin gereğini yaptım. Araya girişimde ve eylemimde haklıyım. Eğer buraya haksız olarak gelmişsem, bu haksızlığı ortaya koyan neden ve etkenleri düzeltmek de benim görevimdir."

İşte benim anladığım Türk Genci ve Türk Gençliği!

Mustafa Kemal Atatürk
Bursa, 5 Şubat 1933

TaNGo
10-11-2006, 10:32
Ruhun şad olsun Ata'm.. Seni özledik..

smirnoff
10-11-2006, 12:58
resmine her bakışımda gözümü kaçırıyorum ATAM utancımdan..sana layık olamadığımız için...:aglayan:
mekanın cennet olsun...

ENGINEER68
10-11-2006, 14:01
Tarih böyle bir olayı kaydetmemiştir...

Bakın ne yaptı AB...
"Size bir ay mühlet" dedi.
Bir ay sonra ne yapacak?
"Emrin olur" demezsek...
Rumlara limanları açmazsak...
Müzakereleri askıya alacak.




İmam nikâhının sonucudur bu.




Evli olduğunu sanırsın...
Verirsin.
43 yıl boyunca saçını süpürge edersin, bir dediğini iki etmezsin, yemezsin yedirir, içmezsin içirirsin, kocana ayıp olmasın diye öz akrabalarını bile kırarsın.
Bir sabah...
Kahvaltıyı geç hazırlarsın.
Mazeret arıyor ya...
Öfkelenir.
"Boş ol" deyiverir.




Nafakasız kalakalırsın.




Cumhuriyet'in sağladığı değerlere dudak bükersen, resmi nikah olmasa da olur dersen, toplum içinde ayakta durmanı sağlayacak ekonomik garantileri sağlam kazığa bağlamazsan, seni uyaranlara da kulak tıkarsan.
Hatçanım...
N'apçan şimdi?




Hem resmi nikâhın yok.
Hem de, girmiş adam ömür boyu takside, senetleri de sen imzalamışsın... Borç senin adına.
Gümrük Birliği yani.
Giremediğimiz AB'den atsalar bile bizi, Gümrük Birliği imzamız duruyor orada... O ne olacak?




Türkiye, Gümrük Birliği nedeniyle, AB'nin aldığı ve bundan sonra alacağı tüm ekonomik kararlara uymak zorunda... Sen kendi başına ticaret anlaşması yapamazsın.
Mesela, AB üyesi olmayan Rusya'yla, mesela Tunus'la, mesela İran'la anlaşma yapacaksın... Eğer bu anlaşma, AB'nin işine gelmiyorsa, sen o anlaşmayı yapamazsın. Yasak... "Yaparım" diyemezsin.
Yasağı kabul eden imzan var.
Ya da... AB, mesela Türkmenistan'a ambargo uygulamaya karar verdi.
Sen, "o benim kardeşim" deyip, ambargoyu delemezsin. O da yasak.
Kendin gönüllü olmuşsun yasağı kabullenmeye...




Raşitik pekçok örneği daha var... Ama özü şu...
Bizim adımıza başkaları karar veriyor.
Sömürgedir bunun adı.




Peki, AB ile "sıfır gümrük" anlaşmamız olması iyi değil mi?
Tabii ki, iyi...
O bize satar. Biz de kaliteli mal üretip, rekabet edip, ona satarız.
Ama bu avantajı sağlamanın, onurlu yolları da var.
Mesela, Norveç.
Referandum yaptı, girmedi AB'ye.
E sıfır gümrük lazım...
Ne yaptı?
Oturdu AB ile masaya, dedi ki, "ben seninle, serbest ticaret anlaşması yapmak istiyorum..."
Yaptılar hemen.
Norveç, sıfır gümrükle mal satıyor AB'ye... AB de, sıfır gümrükle mal satıyor Norveç'e... İş dünyası mutlu.
Ama hiç olmazsa, Norveç, kendi ekonomik kaderini AB'ye bağlamadı. Egemenliğini Brüksel'e devretmedi.
İsterse Rusya'yla anlaşma yapar, isterse İran'la... AB karışamaz.




AB üyesi değil ama...
Resmi nikâhlı Norveç.




Onun için, hazır imam nikâhıyla boş oluyoruz... Şu borç senetlerini de yırtıp, atın artık... Gümrük Birliği mengenesinden kurtarın bu ülkeyi...

NOT: Mevzumuz AB... Bugün de 10 Kasım... Mustafa Kemal'i rahmetle anarken, şu sözlerini de anmakta fayda görüyorum... Demiş ki, taaa 1922'de Meclis'te... "Türkiye'yi yok etmeye girişenler, Türkiye'yi ıslah etmek, uygarlaştırmak gibi bahanelerle Türkiye'nin iç hayatına sızmışlardır. Bunun etkisi altında kalarak, milletin, en çok da yöneticilerin zihinleri bozulmuştur. Durumu düzeltmek, insan olmak için mutlaka Avrupa'dan nasihat almak, bütün işleri Avrupa'nın emellerine uygun yürütmek gibi düşünceler ortaya çıkmıştır. Oysa... Hangi istiklal vardır ki, yabancıların nasihatlarıyla, yabancıların planlarıyla yükselebilsin? Tarih böyle bir olayı kaydetmemiştir."

tsarican
11-11-2006, 12:15
''Bir memlekette, namuslular, namussuzlar kadar cesur olmadıkça, o memlekette kurtuluş yoktur''
İ.İnönü

Tüm kurtuluş savaşı şehit ve gazilerinin ruhu şaad olsun

çalgıcı
13-11-2006, 01:25
http://video.google.com/videoplay?docid=-1310097742167498995

ahkaraca
13-11-2006, 20:52
Arkadaşlar,

Vatanı gerçekten sevmek yalnızca konuşmayla, ağlaşmayla yada eski kahramanlardan sözetmekle ispat edilemez!

Birşeyler yapmak gerek.

TC'nin kalitesini, uygarlığını, ekonomisini yükseltecek elimizden gelen herhangi bir şey!

Başımızı kumdan çıkaralım artık!

Başarı için kanımızda gerekli KUDRET var!

alienoz
14-11-2006, 16:51
Bir zamanlar yerli malı yurdun malı herkes onu kullanmalı denirdi,
şimdi yerli malı yurdun malı herkes ondan uzak durmalı deniyor.

çilek
17-11-2006, 13:37
http://www.ataturktoday.com/Resim/Ataturk8.jpg


Takvimden bir gün seçiniz ve tıklayınız (http://www.ataturktoday.com/)

çalgıcı
21-11-2006, 00:35
takvim çok güzelmiş teşekkürler,sık kullanılanlara ekledim.

ENGINEER68
21-11-2006, 08:27
Emin ÇÖLAŞAN ecolasan@hurriyet.com.tr

Bir bakan, bir komutan!.. Aradaki fark


HAZİNE’den Sorumlu Devlet Bakanı Ali Babacan geçen hafta Danimarka’ya gitti.

Kopenhag Havaalanı’nda güvenlikçiler tarafından üzeri aranmak istendi. Bakan şaşkındı! Orada bulunan büyükelçimiz devreye girdi. Güvenlikçilere "He is not a terrorist, he is a Turkish minister (O terörist değil, Türk bakandır)" dedi ama dinletemedi.

Ali Babacan Bey minibüsün içinde çaresiz oturuyordu. Bu bekleyiş tam 35 dakika sürdü.

Onun kişiliğinde Türkiye Cumhuriyeti aşağılanıyor, bunun farkında bile olmayan Bakan Bey minibüsün içerisinde tek başına, beklemesini sürdürüyordu.

Bu rezaletin fotoğrafları gazetelerde yayınlandı.

Sonunda üzeri aranmadı! Beyefendi minibüsten indirildi ve havaalanının arka kapılarından dışarı çıkarıldı.

Sanki hiçbir şey olmamış gibi Danimarka yetkilileriyle görüşmelerini bitirdi ve dönüşte heyetimiz havaalanına bu kez yine arka kapıdan getirildi. Kargo bölümünden geçirilerek özel jet uçağına bindi ve salimen Türkiye’ye ulaştı.

Bu yüz kızartıcı davranış konusunda elbette ki AB üyesi Danimarka’ya tavır koyamazdı. Geride Türk devletinin çiğnenen onuru, ayaklar altında ezilen haysiyeti kalmıştı.

* * *

Aynı olay birkaç gün önce ABD’de yaşandı. Genelkurmay İkinci Başkanı Orgeneral Ergin Saygun, Washington ziyaretinde Beyaz Saray’a gitti. Orada ABD’li üst düzey yetkililerle görüşme yapacaktı.

Beyaz Saray girişinde güvenlik görevlileri, Orgeneral Saygun’un üzerini aramaya kalkıştılar.

Saygun bu küstahlığı derhal reddetti ve oteline döndü.

Olayın ötesini diplomasi muhabirimiz Uğur Ergan’ın dün bizim gazetede yer alan haberinden izleyelim:

"Olaydan haberdar olan Crouch (Saygun’un ABD’li muhatabı), Saygun’u telefonla arayarak özür diledi ve (Beyaz Saray’a) dönmesi için ricada bulundu.

Bu saygısızlığı kabul edemeyeceğini, ABD’nin daveti ile bu ülkede bulunduğunu, yapılan bu çirkin uygulamanın şahsından öte Türk halkına ve Türk Silahlı Kuvvetleri’ne karşı bir saygısızlık olduğunu bildiren Saygun, arzu ettiği takdirde Crouch’u kaldığı otelde ağırlayacağını söyledi.

Bunun üzerine Crouch, Saygun’un kaldığı otele gitti ve görüşme gecikmeli de olsa, otelde gerçekleşti. Crouch, yapılan uygulama için Saygun’dan özür diledi."

Bu kadar.

Ali Babacan gibilere örnek olsun. Devletin onuru işte böyle korunur.

Şimdi, geçen hafta içinde yaşadığımız iki benzer olaya bakıp sonuç çıkaralım.

Birinde Kopenhag Havaalanı’nda tek başına minibüste oturan, üzerinin dedektörlerle aranmak istenmesine karşın tepki verip Türkiye’ye dönmeyi akıl edemeyen ve dönüşte kargo kapısından çıkarılan çaresiz bir AKP’li bakan...

Öbür olayda ise gerekeni derhal yapan onurlu bir asker...

Yorumu siz yapın, kararı siz verin!

ÖZDOĞAN77
23-11-2006, 13:22
Sadece takvimden herhangi bir gune tiklamaniz yeterli...

Muthis bir emek ve calisma..

http://www.ataturktoday.com/

baron11
24-11-2006, 20:41
Atatürkçülük Ne Demektir?

Atatürkçülük, kısaca ulusal bağımsızlık ve ulusal onur demektir

Atatürkçülük, özetle antiemperyalist bir kurtuluş savaşını başlatan ve sürdüren bir eylem ve öğretidir.

Amacımız, ulusal sınırlarımız içinde toprak bütünlüğümüzü ve ulusal tam bağımsızlığımızı sağlamaktır. Buna engel olmak üzere karşımıza çıkacak kuvvet, kim ve ne olursa olsun hiç duraksamadan çarpışırız ve başarı kazanırız. Bu konuda karar ve inancımız kesindir. Atatürkçülüğü, tam bağımsızlık inancından ayırmanın ve çok yönlü uluslararası ipotekleri Atatürkçülük adına savunmanın hiç olanağı yoktur. Kurtuluş Savaşı'nın başlarında Türkiye Büyük Millet Meclisi'nin bütün programlarına dayanağı, şu iki temeldir:

Tam bağımsızlık, kayıtsız koşulsuz ulusal egemenlik!..

- Tam bağımsızlık demek, elbette, siyaset, maliye, iktisat, adalet, askerlik, kültür gibi her alanda tam bağımsızlık ve özgürlük demektir. Bu saydıklarımın herhangi birinde bağımsızlıktan yoksunluk, ulusun ve ülkenin gerçek anlamı ile bütün bağımsızlığından yoksunluğu demektir. Biz, bunu sağlamadan ve elde etmeden başarıya ve esenliğe erişeceğimiz kanısında değiliz...

İşte Atatürk budur, işte Atatürkçülük budur...

Kurtuluş Savaşı, kökeninde antiemperyalist ve antikapitalist düşüncelerin kutsal harcını taşır:

- Biz bu hakkımızı saklı tutmak, bağımsızlığımızı emin bulundurmak için genel kurulumuzca, ulusal kurulumuzca bizi mahvetmek isteyen emperyalizme karşı ve bizi yutmak isteyen kapitalizme karşı kavga vermeyi uygun gören bir yolu izleyen insanlarız.
Bu sözleri söyleyen ve her adımında ulusal bağımsızlığı, devrimci ve ilerici bir dünya görüşü ile sağlayıp pekiştiren Atatürk'ü bugün içine itildiğimiz ekonomik tutsaklığın temeli ve adı gibi görmek, Atatürk'e ve Atatürkçülüğe karşı yapılabilecek en ağır ve de en sinsi saldırıdır.

Atatürkçülük bağımsızlık demektir, Atatürkçülük ulusal onur demektir, Atatürkçülük devrimcilik demektir. Kurtuluş Savaşımızın ve ulusal devrimlerimizin önderi Mustafa Kemal, bugünkü emperyalist ilişkileri daha o günden görmekteydi:
- Karşılıklı güvenlik ve esenlik, bütün dünya uluslarının üzerinde titremesi gereken bir mutluluk ilkesidir. Ancak bu ilke bütün uluslar için gerçekleşmedikçe, genel bir barışma sağlamaktan çok, sömürülmek istenen birtakım uluslara karşı, bir takım güçlü ulusların yeni davranış ve ayrıcalıklar kazanmasını sağlamak niteliğinde görülse yeridir. Hele uluslararası silah alışverişinin, birtakım ulusların denetimi altında tutulmasını sağlayacak önlemlerin alınması bu kuşkuyu artırmaktadır...

Unutturulan, unutturulmak istenen Atatürk ve Atatürkçülük budur! Televizyon ekranlarında Türk halkına tanıtılmayan, anımsatılmayan sözler de işte bu sözlerdir:

- Biz Batı emperyalistlerine karşı yalnız kurtuluş ve bağımsızlığımızı korumakla yetinmiyoruz. Aynı zamanda Batı emperyalistlerin güçleri ve bilinen her aracı ile Türk ulusunu emperyalizme araç yapmak istemelerine engel oluyoruz. Böylece bütün insanlığa hizmet ettiğimiz kanısındayız...

Ezilen uluslar bir gün ezen ulusları yok edeceklerdir diyen Gazi Mustafa Kemal Atatürk'ü, yeniden ezilen ulusların, Asya ve Afrika halklarının bayrağı yapmak, biz Atatürkçülerin, biz devrimcilerin namus borçlarıdır.

- Bütün dünya bilsin ki benim için tek yanlılık vardır. Cumhuriyet yanlılığı, düşünsel ve sosyal devrim yanlılığı...

Atatürk'ün bütün dünyaya duyurduğu bu ilerici ve devrimci düşünceleri ne yazık ki, ülkeyi Atatürk'ten sonra yöneten, yönettiğini sanan politikacılar eliyle hançerlendi ve Atatürk, gerçek nitelikleri ile değil, beylik anma törenlerinin donmuş kalıpları olarak tanıtılmak ve benzetilmek istendi. Atatürk'ü hiç olmazsa bu yıl, gerçek nitelikleri ile tanıtabilirsek, geçmiş dönemlerin ihanetleri bir ölçüde unutulmuş olur. Kurtuluş Savaşı'nın yüce önderini Atatürk Yılında inançla selamlıyoruz:

Hoş gelişler ola Mustafa Kemal Paşa...

UĞUR MUMCU

6 Ocak 1981 (Uyan Gazi Kemal!)

bikmisbroker
29-11-2006, 23:50
http://www.youtube.com/p.swf?video_id=TzLdq1vqlNc&eurl=&iurl=http%3A//sjl-static6.sjl.youtube.com/vi/TzLdq1vqlNc/2.jpg&t=OEgsToPDskJIuW3syKoFAE1LMpD0kXde

JoNaThAn
30-11-2006, 00:33
http://www.youtube.com/p.swf?video_id=TzLdq1vqlNc&eurl=&iurl=http%3A//sjl-static6.sjl.youtube.com/vi/TzLdq1vqlNc/2.jpg&t=OEgsToPDskJIuW3syKoFAE1LMpD0kXde

sonunda diyor ya, ama resmini görsen hatırlarsın:)o da hatırlarım diyor:gulen:bi de japonlar..

harika..

ENGINEER68
30-11-2006, 14:48
Milletvekili Canan Arıtman web sitesinde bebek ve kucuk yasta tecavuzun cana kast olarak degerlendirilip agır muebbet hapis cezasi ile cezalandirilmasi icin bir yasa teklifi hazirlamış. Bu yasa teklifinin mecliste bir an once gorusulmesine yardimci olmak icin de kendi web sitesinde bir anket duzenlemiş.

Siz de bu yasa teklifini olumlu olarak değerlendiriyorsanız lütfen ankette oyunuzu kullanin.

www.tbmm.info/ cananaritman

Pit
02-12-2006, 18:17
Milletvekili Canan Arıtman web sitesinde bebek ve kucuk yasta tecavuzun cana kast olarak degerlendirilip agır muebbet hapis cezasi ile cezalandirilmasi icin bir yasa teklifi hazirlamış. Bu yasa teklifinin mecliste bir an once gorusulmesine yardimci olmak icin de kendi web sitesinde bir anket duzenlemiş.

Siz de bu yasa teklifini olumlu olarak değerlendiriyorsanız lütfen ankette oyunuzu kullanin.

www.tbmm.info/ cananaritman
anlayamadığım bir durum var. 178 kişi hayır oyu kullanmış. Bebek tecavüzcülerinin ağırlaştırılmış müebbet hapisle cezalandırılmasını öngören yasa teklifinin bir an önce Meclis gündemine alınarak yasalaştırılmasına karşı çıkıyorlar ama neden? Ya bu arkadaşlar bu şekilde suçlar işleyenler ya da sırf bu vekilimizin partisinden dolayı hayır oyu vermişler.
Bence iki durumda birbirinden kötü. Yazık çok yazık bu ülkeye.....

evidence
04-12-2006, 16:06
http://www.youtube.com/p.swf?video_id=TzLdq1vqlNc&eurl=&iurl=http%3A//sjl-static6.sjl.youtube.com/vi/TzLdq1vqlNc/2.jpg&t=OEgsToPDskJIuW3syKoFAE1LMpD0kXde

durumun bu kadar kötü olduğuna inanmak istemiyorum.:mad: ve spikerin armut görünüşlüleri seçtiğine inanmak istiyorum:o

ve seçilenlerde genelde armut gibilerdi:oley:

ENGINEER68
07-12-2006, 08:09
Herkesin Yapabileceği Bir Şeyler Mutlaka Vardır

Yıl 1912, İngilizler Hindistan'ı işgal eder, Hindistan kralı Osmanlıdan yardım ister. Yıllardır savaş içinde olan Osmanlı bu yardımı karşılıksız bırakmamakla birlikte 350 kişilik bir askeri birliği gemiyle Hindistan'a gönderir. 350 kişilik birlikten 20 kadarı hastalıktan yolda şehit olur, kalan 330 Osmanlı askeri Hindistan'a çıkarlar ve İngilizlerle savaşmaya başlarlar. Mühimmat açısından kısıtlı olan Osmanlı askerleri birkaç günlük mücadeleden sonra teknolojik donanıma sahip İngiliz askerleri karsısında yenik düşerler ve 40 kadar esir alınır diğerleri de savaşta şehit olurlar.

Savaş bittikten sonra bu 40 Osmanlı esir askerini, İngilizler gemilerde çalıştırmaya başlarlar. Bir İngiliz gemisi Avustralya'ya geldiğinde, esir iki Osmanlı askeri gemiden bir yolunu bulup kaçarlar. Bir sure sonra, adı Karadeniz diyarından Menteşoğlu Abdullah olan, baba mesleği dondurmacılığa baslar. Karahisar diyarından Tarakcıoğlu Mehmet de baba mesleği kasaplığa başlar.

1918 de Avustralya Çanakkale'ye asker çıkarır ve bizim iki Osmanlı askeri olayı duyarlar ve hemen buluşur, durum değerlendirmesi yaparlar. Biz Osmanlı askeriyiz ve Avustralya'da yasıyoruz. Avustralya devleti Osmanlıya savaş açmış ve bizim ülkemizi işgale gitmiş, bundan dolayı biz de Avustralya devletine savaş açalım derler. Alırlar kâğıdı kalemi ve yazarlar:
-Sayın Avustralya başkanı ekselans hazretleri, biz iki Osmanlı askeri, ülkenizde bulunuyoruz, duyduk ki devletimiz Osmanlıya Avustralya devleti olarak savaş açmış ve Çanakkale'ye asker göndermişsiniz. Bundan dolayı iki Osmanlı askeri olarak biz de Avustralya devletine savaş açmış bulunmaktayız. Bu bir Osmanlı savaş fermanıdır. Ekselansların bilgilerine duyurulur. Karahisar diyarından Tarakcıoğlu Mehmet Karadeniz diyarından Menteşoğlu Abdullah

iki Osmanlı askeri Sydney'in 250 km uzağında Karlıdağlar denilen bölgede önce virajlarda tren raylarını sökerek 3 tren devirirler ve üçüncü tren de askeri mühimmat bularak silahlanırlar. Aynı bölgede 8 karakol basarlar ve karakollardaki askerlerin tamamını vururlar. Ne olduğunu bir türlü çözemeyen Avustralya devletinin sonunda iki Osmanlı askerinin yazmış olduğu mektup akıllarına gelir ve mektubun atıldığı bölgeye 250 kadar asker gönderirler ve iki Osmanlı askeri araştırılmaya başlanır. Birkaç günlük araştırmadan sonra sıcak çatışma olur ve iki Osmanlı askeri bu karlı dağlarda şehit edilir.

İki askerin şu an mezarı Sydney'e 250 km uzakta Karlıdağlar'da ve mezarlarında fotoğraf çekmek yasak. Avustralyalılar iki Osmanlı askeriyle savaştık demek zorlarına gittiği için bu askerlerimize “Hindistan asıllı” diyorlar. Oysa Hindistan'da ne Karahisar diyarı, ne de Karadeniz diyarı diye bir bölge yok. Bu bilgi Hindistan büyükelçiliği'nin açıklamasından çıkarılmıştır.

ahkaraca
09-12-2006, 10:13
Emin ÇÖLAŞAN ecolasan@hurriyet.com.tr

Bir bakan, bir komutan!.. Aradaki fark


Yorumu siz yapın, kararı siz verin!

Sn. Engineer,

E. Çölaşan yıllardır demogoji yapar. Olaylara çok dar bir açıdan bakar ve kendi çıkarı (popularitesini korumak) için saptırarak kullanılır.

Bu yazısı da, ilk bakışta bir vatanseverlik gibi görünüyor...

Ancak, daha geniş bir açıdan bakılırsa, kitleleri sivil politikadan (yada demokrasiden) nefret ettirmeye ve askeri diktayı sempatik göstermeye çalışmış...

Demokrasiden yoksun ve asker kontrolu altında kaç gelişmiş ülke gösterebilirsiniz????

Bu mudur vatan severlik!

Saygılar,

DEVİR
12-12-2006, 10:22
Benim tarihimle uğraşmadan önce dön de kendi tarihine bak !!!

http://img237.imageshack.us/img237/3411/1100au4.jpg

http://img84.imageshack.us/img84/5320/2hi2.jpg

http://img84.imageshack.us/img84/7089/3jg3.jpg

http://img84.imageshack.us/img84/3623/4ss1.jpg

http://img226.imageshack.us/img226/8514/5lc0.jpg

http://img84.imageshack.us/img84/8982/6bg6.jpg

--

DEVİR
12-12-2006, 10:34
Sen al o medeniyet projeni...

http://img83.imageshack.us/img83/4043/7iu9.jpg

http://img83.imageshack.us/img83/5851/8lv7.jpg

http://img221.imageshack.us/img221/1091/9tw2.jpg

http://img226.imageshack.us/img226/7730/10ib6.jpg

http://img227.imageshack.us/img227/7793/11zr9.jpg

http://img171.imageshack.us/img171/2407/12aa3.jpg

http://img171.imageshack.us/img171/8418/13bi4.jpg

--

DEVİR
12-12-2006, 11:56
Hayali soykırım senaryoları üretenler ! Uzağa gitmeye gerek yok. Yakın geleceğine bak. Soykırımın know-how'ını Dünyaya ihraç eden sen değil misin ?
Bu konuda uzmanlaşmış, adeta HİT olmuşsun. Bu HİT'LERle ne kadar övünsen azdır !!!

http://img155.imageshack.us/img155/7448/14eg1.jpg

http://img246.imageshack.us/img246/5822/15zq7.jpg

http://img84.imageshack.us/img84/2504/17wt0.jpg

http://img246.imageshack.us/img246/2553/18lv2.jpg

http://img84.imageshack.us/img84/4265/19hh9.jpg

http://img84.imageshack.us/img84/8693/20ew9.jpg

http://img145.imageshack.us/img145/8246/21ys3.jpg

http://img246.imageshack.us/img246/8016/22yf5.jpg

http://img145.imageshack.us/img145/6425/23iu3.jpg

http://img145.imageshack.us/img145/6137/24mu7.jpg

http://img246.imageshack.us/img246/9748/25wq9.jpg

http://img120.imageshack.us/img120/2228/26ow2.jpg

http://img246.imageshack.us/img246/3737/27kn9.jpg

http://img246.imageshack.us/img246/7599/28tq4.jpg

http://img246.imageshack.us/img246/9408/29sr5.jpg

--

DEVİR
12-12-2006, 12:12
Hey sen kalk oradan !! Kıbrıs yan gelip yatma yeri değildir !! Tez zamanda Rum'a teslim edilmelidir !!! buyuruyor Damat Ferit Tayyip Paşa.

Rumlar adada Türk askerinin işgali var diyor. Bizim damat da Rauf Denktaş'ı kastederek ikide bir televizyona çıkıp milletin kafasını bulandırmasın diyor. Ne de güzel anlaşıyorlar!!!

http://img90.imageshack.us/img90/7018/31ux2.jpg

http://img133.imageshack.us/img133/3791/32qm2.jpg

http://img145.imageshack.us/img145/6919/33so9.jpg

http://img148.imageshack.us/img148/3028/34dk0.jpg

http://img142.imageshack.us/img142/7914/35hk7.jpg

--

Pit
14-12-2006, 10:17
Japon egitim sistemine ilgi duyan Turk hukumeti, inceleme yapmak uzere pedagoglardan olusan bir Japon heyetini Turkiye'ye davet eder. Bu heyet ulkemizin cok degisik yerlerinde incelemeler yapar. Tum bu calismalarin sonuclarini sunmak uzere Milli Egitim Bakani ile birlikte, Basbakani ziyaret ederler. Japon heyetinin tespiti kisa ve kesindir:
"Sizin genclerinizde milli bilinc yok!"
Bu sonuc, Turk yetkililer uzerinde sok etkisi yapar. Biraz saskinlik,biraz da hayret icinde sorarlar: "Peki siz Japonlar, genclerinize milli bilinc verme adina ne yaparsiniz? Hangi programi, nasil uygularsiniz?" Bunun uzerine Japonlar oldukca ilginc ve bir o kadar da dusundurucu su cevabi verirler:

"Biz sizden aldigimiz 'Amin Alayi' (Osmanlilarda cocugun yasi 4 yil, 4 ay, 4 gun olunca egitime baslanmasi toreni) ile egitime giris yapariz ve egitime sok testler uygulayarak baslariz. Bu cocuklari ucak kadar hizli giden trenlere bindiririz. cok katli yollardan geciririz. En ustun teknolojiyle ve robotlarla calisan dev fabrikalarimizi gezdiririz. Bu bas dondurucu teknoloji karsisinda sarsilan ve sok olan cocuklarimiza deriz ki:

'Gordugunuz bu hizli trenleri ve ustun teknolojiyi sizin atalariniz yapti. Eger siz daha cok calisirsaniz, daha hizli giden ulasim araclari yapar, daha ustun teknoloji meydana getirir, daha gelismis ve modern fabrikalar kurarsiniz.'

Daha sonra bu cocuklari Hirosima ve Nagazaki'ye goturup gezdiririz.ii.Dunya Savasi'nda atom bombasiyla yerle bir edilen bu bolgeleri biz, gelecek nesillere ibret olsun diye aynen koruruz. Atom bombasiyla hicbir canlinin ve bitkinin yasayamaz hale geldigi bu yerlericocuklarimiz buyuk bir dikkatle ve hayretle seyrederler. Gordukleri onlarin taze hafizalarinda hicbir zaman silinmeyecek derin izler birakir. Ve yine deriz ki:

'Eger siz calismazsaniz, vataninizi korumaz, milletinizi sevmezseniz, birlik ve dirlik icinde olmazsaniz; iste boyle dusmanlar sizin ulkenizi yine bombalar, yakar, yikar ve yasanmaz hale getirir. Ama calisirsaniz, guclu olursaniz dusmanlar size saldirmaya cesaret edemezler. Vataniniz yucelir, milletiniz yukselir. Dunyadaki butun insanlar size saygi duyarlar. Artik calismak ve calismamak konusunda kararinizi siz verin…'

Bu ikinci sokla cocuklarimiz kendilerine gelerek iyi ve caliskan bir Japon olmaya dogru ilk adimi atarlar. Boylece milli bilinci de kazanmis olurlar."

Tam bu sirada orada bulunan yetkililerden biri: "iyi de bizim Hirosima ve Nagazaki'miz yok ki" der ve bunun uzerine su cevabi alir:

"Sizin binlerce Hirosima ve Nagazaki gibi degerleriniz var. Bizimkilerden cok daha etkili tarihi bolgeleriniz var. i. Dunya Savasi icinde meydana gelen ve bir metrekareye 6 bin merminin dustugu, 250 bin gencinizin vatani icin can verdigi canakkale Zaferi'nin kazanildigi bolgeler; cocuklariniz ve genclerinizin sok olmasi icin yeter de artar bile…

Dunyanin en gelismis ve en guclu ordularina karsi Turkler, olmazi olduruyor ve butun dunyayi hayretler icinde birakan bir zafer kazaniyorlar. inancin, azmin ve iradenin, teknigi yendigini ispatliyorlar. Butun dunyaya meydan okuyorlar. iste sadece bu olay, bu bolge ve bu zafer dahi genclerinizin milli bilinc kazanmalarina yetecek niteliktedir. Bu sebeple genclerinizi gruplar halinde canakkale'ye goturup gezdirmelisiniz. Her Turk genci, canakkale Savaslari'nin oldugu bolgeyi mutlaka gezerek gormeli ve ogrenmelidir.
Daha sonra onlara demelisiniz ki: 'Sizler birlik ve beraberlik icinde calismazsaniz, guclu ve kuvvetli olmazsaniz, dusmanlar yine canakkale'ye gelirler, ulkenizi isgal eder ve oz yurdunuzda hur yasamayi size cok gorurler…'"

Buna istinaden 28 Kasim Sali gunu TRT-1'de 'Kinali Kuzular' adli dizi yayina basladi ve her sali gunu canakkale'de gercek yasanmis olaylardan esinlenerek yapilmis guzel bir dizi. Bende diyorum ki; hergun birbirinden salak ve aptalca dizileri seyredecegimize tamamen gercek hikayelere dayanan ve milli degerlerimizi on plana cikaran bu diziyi takip edip en azindan o hissi yasayalim. Dizinin tanitimi icin:

baron11
15-12-2006, 22:13
Ben yaşayabilmek için mutlaka müstakil bir milletin evlâdı kalmalıyım. Bu sebeple millî istiklâl bence bir hayat meselesidir.

"Ben yaşayabilmek için mutlaka müstakil bir milletin evlâdı kalmalıyım.

Bu sebeple millî istiklâl bence bir hayat meselesidir.

Millet ve memleketin menafil çıkarları icap ettirdiği gerektirdiği takdirde beşeriyeti insanlığı teşkil eden oluşturan milletlerden her biriyle medeniyet mukteziyatından gereğince olan dostluk, siyaset münasebatını ilişkisini büyük bir hassasiyetle takdir ederim.

Ancak benim milletimi esir etmek isteyen herhangi bir milletin de bu arzusundan sarf-ı nazar edinceye vazgeçinceye kadar bîaman amansız düşmanıyım!.."

Mustafa Kemal ATATÜRK

BULL MARKET
17-12-2006, 22:07
Japon egitim sistemine ilgi duyan Turk hukumeti, inceleme yapmak uzere pedagoglardan olusan bir Japon heyetini Turkiye'ye davet eder. Bu heyet ulkemizin cok degisik yerlerinde incelemeler yapar. Tum bu calismalarin sonuclarini sunmak uzere Milli Egitim Bakani ile birlikte, Basbakani ziyaret ederler. Japon heyetinin tespiti kisa ve kesindir:
"Sizin genclerinizde milli bilinc yok!"
Bu sonuc, Turk yetkililer uzerinde sok etkisi yapar. Biraz saskinlik,biraz da hayret icinde sorarlar: "Peki siz Japonlar, genclerinize milli bilinc verme adina ne yaparsiniz? Hangi programi, nasil uygularsiniz?" Bunun uzerine Japonlar oldukca ilginc ve bir o kadar da dusundurucu su cevabi verirler:

"Biz sizden aldigimiz 'Amin Alayi' (Osmanlilarda cocugun yasi 4 yil, 4 ay, 4 gun olunca egitime baslanmasi toreni) ile egitime giris yapariz ve egitime sok testler uygulayarak baslariz. Bu cocuklari ucak kadar hizli giden trenlere bindiririz. cok katli yollardan geciririz. En ustun teknolojiyle ve robotlarla calisan dev fabrikalarimizi gezdiririz. Bu bas dondurucu teknoloji karsisinda sarsilan ve sok olan cocuklarimiza deriz ki:

'Gordugunuz bu hizli trenleri ve ustun teknolojiyi sizin atalariniz yapti. Eger siz daha cok calisirsaniz, daha hizli giden ulasim araclari yapar, daha ustun teknoloji meydana getirir, daha gelismis ve modern fabrikalar kurarsiniz.'

Daha sonra bu cocuklari Hirosima ve Nagazaki'ye goturup gezdiririz.ii.Dunya Savasi'nda atom bombasiyla yerle bir edilen bu bolgeleri biz, gelecek nesillere ibret olsun diye aynen koruruz. Atom bombasiyla hicbir canlinin ve bitkinin yasayamaz hale geldigi bu yerlericocuklarimiz buyuk bir dikkatle ve hayretle seyrederler. Gordukleri onlarin taze hafizalarinda hicbir zaman silinmeyecek derin izler birakir. Ve yine deriz ki:

'Eger siz calismazsaniz, vataninizi korumaz, milletinizi sevmezseniz, birlik ve dirlik icinde olmazsaniz; iste boyle dusmanlar sizin ulkenizi yine bombalar, yakar, yikar ve yasanmaz hale getirir. Ama calisirsaniz, guclu olursaniz dusmanlar size saldirmaya cesaret edemezler. Vataniniz yucelir, milletiniz yukselir. Dunyadaki butun insanlar size saygi duyarlar. Artik calismak ve calismamak konusunda kararinizi siz verin…'

Bu ikinci sokla cocuklarimiz kendilerine gelerek iyi ve caliskan bir Japon olmaya dogru ilk adimi atarlar. Boylece milli bilinci de kazanmis olurlar."

Tam bu sirada orada bulunan yetkililerden biri: "iyi de bizim Hirosima ve Nagazaki'miz yok ki" der ve bunun uzerine su cevabi alir:

"Sizin binlerce Hirosima ve Nagazaki gibi degerleriniz var. Bizimkilerden cok daha etkili tarihi bolgeleriniz var. i. Dunya Savasi icinde meydana gelen ve bir metrekareye 6 bin merminin dustugu, 250 bin gencinizin vatani icin can verdigi canakkale Zaferi'nin kazanildigi bolgeler; cocuklariniz ve genclerinizin sok olmasi icin yeter de artar bile…

Dunyanin en gelismis ve en guclu ordularina karsi Turkler, olmazi olduruyor ve butun dunyayi hayretler icinde birakan bir zafer kazaniyorlar. inancin, azmin ve iradenin, teknigi yendigini ispatliyorlar. Butun dunyaya meydan okuyorlar. iste sadece bu olay, bu bolge ve bu zafer dahi genclerinizin milli bilinc kazanmalarina yetecek niteliktedir. Bu sebeple genclerinizi gruplar halinde canakkale'ye goturup gezdirmelisiniz. Her Turk genci, canakkale Savaslari'nin oldugu bolgeyi mutlaka gezerek gormeli ve ogrenmelidir.
Daha sonra onlara demelisiniz ki: 'Sizler birlik ve beraberlik icinde calismazsaniz, guclu ve kuvvetli olmazsaniz, dusmanlar yine canakkale'ye gelirler, ulkenizi isgal eder ve oz yurdunuzda hur yasamayi size cok gorurler…'"

Buna istinaden 28 Kasim Sali gunu TRT-1'de 'Kinali Kuzular' adli dizi yayina basladi ve her sali gunu canakkale'de gercek yasanmis olaylardan esinlenerek yapilmis guzel bir dizi. Bende diyorum ki; hergun birbirinden salak ve aptalca dizileri seyredecegimize tamamen gercek hikayelere dayanan ve milli degerlerimizi on plana cikaran bu diziyi takip edip en azindan o hissi yasayalim. Dizinin tanitimi icin:



Yok yok, biz bütün gençlere kupon doldurun diye eğitim veriyoruz sanki, hepsi kupon yapıyor, hatta tv de bile kupon nasıl doldurulur programları var, yok buraya 1 buraya sıfır:hayır: , ortaokullarda liselerde bırakın sigarayı uyuşturucu kullanımı, daha neler neler, milli bilincin kuvvetini koruması adına bence de kınalı kuzular gibi dizilerin yapımı ve yayını desteklenmeli, öteberi dizilere kredi veren ve sponsor olma yarışına giren bir ülke olduk çıktık, insanın zaafiyetinin rating elde etmek için kullanılmasınada bir sınır getirilmeli artık diyorum, saygılar.

DEVİR
18-12-2006, 19:50
http://img299.imageshack.us/img299/4801/atakc3.jpg

http://img363.imageshack.us/img363/5058/ata1pe8.jpg
--

ENGINEER68
19-12-2006, 08:25
Diyarbakır .
>
>
>
>Bu gune kadar yok bomba patladi, yok isyan cikti, yok
>
>bilmem ne oldu diye seyrettigimiz Diyarbakir , hic bu kadar
>
>onemli bir tehlikeyle karsi karsiya kalmamisti.
>
>
>
>Isyan cikar bastirirsin, yangin cikar sondurursun, ama bu
>
>durumun altindan nasil kalkarlar Allah bilir...
>
>
>
>NE MI OLDU?
>
>
>
>Bildiginiz uzere her belediyenin kendine has butcesi,
>
>tesebbusleri falan vardir. Ama Diyarbakır , ozel olarak
>
>planlanmis ozerk butcesine kavustu. Bu butce; vakiflar,
>
>anonim sirketler ve meshur belediye tesebbusleriyle faaliyete gecirildi.
>
>
>
>Su anda Diyarbakir belediyesinin kurdugu " Diyar A.Ş."ye oluk
>
>oluk dis kaynakli sermaye akmaya basladi.
>
>Yakin gelecekteki hedefleri borsaya acilmak.
>
>Bu ne demek oluyor?
>
>Bu demek oluyor ki, bir nevi Kurdistan hisse senedi
>
>cikaracaklar. Dis yatirimci, ic yatirimci, kurt turk demeden herkes
>
>cilgin gibi hisse alip " Diyar A.Ş." ye cig gibi para akitacaklar.
>
>Cunku dis kaynakli yatirimcilar tarafindan desteklenecek bir olusum.
>
>
>
>BiR ALTIN YUMURTLAYAN TAVUK...
>
>Son yuzyilin sahane bir bulusu...
>
>YENI KURDISTANI TURK HALKININ PARASIYLA FINANSE ET !
>
>
>
>Neden mi?
>
>Cunku bu hisseden cok para kazanacagini bilen her
>
>yatirimci kazandigi paraya bakacak. Kimin umurunda
>
>Kurdistani finanse etmis etmemis.. Herkes cebinin
>
>dolduguna bakacak.
>
>
>
>Bu sirket henuz borsaya acilmadan 1 ayda 2 MILYON YTL
>
>CIRO YAPTI .. BU CIRONUN %80i NET KAR..
>
>CUNKU YAPTIKLARI BIRSEY YOK KI, HAVADAN PARA
>
>TRANSFERI, BIR NEVI PARA AKLAMA VE ALTERNATIF TRANSFER...
>
>
>
> BIR YILLIK CIRO HEDEFLERI "1 M I L Y A R E U R O" !
>
>
>
> EVET yanlis duymadiniz. Borsaya acilmadan 1milyar euro.
>
> Onumuzdeki senenin sonunda 4milyar euroya ulasmasi bekleniyor..
>
> Yani istanbul belediye isletmelerinin tam 4 kati buyuklukte bir ciro...
>
> Ustelik Istanbul gibi ortada uretilecek bir sey de yok.
>
> Diyarbakir ayni Diyarbakir ...
>
>
>
>Bu para ne mi olacak?... HAYAL GUCUNUZE BIRAKIYORUM.
>
>
>
>4 MILYAR EURO CIROSU OLAN BIR BAYDEMIR...
>
>
>
>ORNEK VEREYIM: APO BEY(!) omr-u hayatinda DEGIL 4 MILYARI,
>
>500 MILYON EUROYU DAHI BIR ARADA GORMEMISTIR.
>
>Yani bizim sumuklu Baydemir, olacak EKSELANS Baydemir...
>
>Ekselans kime denir? Buyukelciye falan...
>
>
>
>Baska bir ornek vereyim, bu paranin karsisinda hic bir
>
>hukuk sistemi, hic bir askeri otorite duramaz.
>
>Bu para ile istediginiz devletin istediginiz kurulusuna tesir
>
>edebilirsiniz. Koc Sabanci falan filan dahi, boyle bir gucun yaninda
>
>titrer. Cunku o adamlar, bundan daha fazla cirolara sahip
>
>olmalarina ragmen, paralarini ticarette dondurduklerinden toplu olarak
>
>servete hukmedemiyorlar. Yani kendi paralari sagda solda bagli..
>
>Fakat Baydemir 'in elinde toplanacak olan bu paranin maksadi
>
>belli. Kullanacaklari yer belli..
>
>
>
>Bu konudan anlayan arkadaslar otursun kafa yorsun. Yazin yazabildiginiz
>
>kadar belki bir kac yurtsever duyar ve bir onlem alir.
>
>YOKSA BIR YIL ICINDE , YURTSEVER OLMAK, BU GUCE KARSI
>
>KOYMAYA YETMEYECEK... ! ! !

çilek
24-12-2006, 21:10
Yukarıdaki örneklemelerden birkaç adet daha var dosyamda. İlgilenen arkadaşlarımıza gönderebilirim. Bu kısma yazmayı gereksiz gördüm çünkü 1-2 kişi dışında izleyeni yok. Boşuna forumu işgal etmiyelim!

balaban
24-12-2006, 21:19
Yukarıdaki örneklemelerden birkaç adet daha var dosyamda. İlgilenen arkadaşlarımıza gönderebilirim. Bu kısma yazmayı gereksiz gördüm çünkü 1-2 kişi dışında izleyeni yok. Boşuna forumu işgal etmiyelim!

Buraya gönderin sn. çilek bakılıyor.

balaban
26-12-2006, 12:01
[COLOR="grey"]

Siz nasıl isterseniz.! Resimleri yüklediğim yerde hangi resmin kaç kere görüntülendiği istatistiksel olarak veriliyor. Oradan hareket ettim. Verilerin şakası der ve devam ederim o halde:)



Kurtuluş Savaşının bile uydurma olduğunu iddia edenler var:mad: , onların olduğu ülkede siz gönderilerinize devam edin, belki bakarlar.

baron11
26-12-2006, 14:52
Sn.çilek emekleriniz için çok teşekkürler...:)

çilek
26-12-2006, 15:25
Atatürk Antalya`da

Atatürk`ün 6 Mart 1930`da Antalya`ya geleceği haberi kentte büyük bir sevinç yaratmıştı. Akşama doğru otomobille Antalya`ya, İkamet için hazırlanan eve gelindi. Çok yorgun ve düşünceli ve sinirli bir hali vardı. Yanında bulunan Hasan Rıza Soyak`a şunları söyledi:

“Bunalıyorum çocuk, büyük bir ıstırap içinde bunalıyorum! Görüyorsun ya, her gittiğimiz yerde mütemadiyen dert, şikayet dinliyoruz. Her taraf derin bir yokluk, maddi, manevi bir perişanlık içinde. Ferahlatıcı pek az bir şeye rastlıyoruz; maateessüf memleketin hakiki durumu bu işte! Bunda bizim günahımız yoktur; uzun yıllar hatta asırlarca dünyanın gidişinden gafil, bir takım şuursuz idarecilerin elinde kalan bu cennet memleket; düşe düşe şu acınacak hale düşmüş.

Memurlarımız henüz istenilen seviyede ve kalitede değil; çoğu görgüsüz, kifayetsiz ve şaşkın. Büyük istidatlara malik olan zavallı halkımız ise, kendisine mukaddes akideler şeklinde telkin edilen bir sürü batıl görüş ve inançların tesiri altında uyumuş kalmış.

Bu arada beni en çok üzen şey nedir bilir misin? Halkımızın zihninde kökleştirilmiş olan her şeyi başta bulunandan beklemek itiyadı. İşte bu zihniyetle; herkes büyük bir tevekkül ve rehavet içinde, bütün iyilikleri bir şahıstan, yani şimdi benden istiyor, benden bekliyor; fakat nihayet ben de bir insanım be birader, kutsi bir kuvvetim yoktur ki.

Münasebet düştükçe daima tekrar ediyorum; bütün bu dertlerin, bütün ihtiyaçların giderilmesi, her şeyden evvel, pek başka şartlar altında yetişmiş, bilgili, geniş düşünceli, azim, feragat ve ihtisas sahibi adam meselesidir. Sonra da zaman ve imkan meselesi. Bu itibarla evvela kafaları ve vicdanları köhne, geri, uyuşturucu fikir ve inançlardan temizleyeceksin; işlerinin ehli, idealist ve enerjik insanlardan mürekkep, muntazam, her parçası yerli yeride, modern bir devlet makinesi kuracaksın; sonra bu makine halkın başında ve halkla beraber durmadan çalışacak, işletecek, böylece memleket ileriye, refaha doğru yol alacak.

Başka çaremiz yoktur, ileri milletler seviyesine erişmek işini, bir yılda, beş yılda, hatta bir nesilde tamamlamak da imkansızdır.

Biz şimdi o yol üzerindeyiz; kafileyi hedefe doğru yürütmek için, beşer takatinin üstünde, gayret sarf ediyoruz; başka ne yapabiliriz ki?”

Atatürk`ün gözleri dolmuştu, elleri titriyordu. “Kalk bana bir kahve gitir dedi”

[Bu konuşmadan tam 80 yıl geçti. Bu zaman içinde köprülerin altından nice sular aktı. Kimler geldi kimler gitti!... Anadolu`yu gezenlerin gözlerinde ne yaş birikmişti ve ne de böyle bir konuşma ağızlarından dökülmüştü ve dökülmekte! 1930`da ne gördüyse, ne yaşadıysa, aynen bugün bile mevcut hiç değişmeden]

Dr. Yüksel Cavlak

ÖZDOĞAN77
28-12-2006, 18:22
Okullara,değerli öğretmenlerimize,okulların yöneticilerine,velilere açık tekliftir.
Her TÜRK evladı,öğrencisi,ATATÜRK'ümüzün Gençliğe Hitabesini ve İstiklal Marşının 10(on) kıtasını ezbere bilmelidir.

Bu görev olmalı ve tüm derslerin önünde tutulmalıdır.
Çünkü bunlar,bu vatanın nasıl vatan olduğunun,onun neler pahasına kazanıldığının,bunun değerini ne kadar bilip bilmediğimizin,neler yapmamız gerektiğinin özetidir.
değerli okul yönetici ve öğretmenlerimize bu konuda büyük görevler düşmektedir.Çünkü, TÜRK ulusu onların omuzlarında yükselecektir.

ÖZDOĞAN77
28-12-2006, 18:24
iSTiKLAL MARŞI

Korkma, sönmez bu şafaklarda yüzen al sancak
Sönmeden yurdumun üstünde tüten en son ocak.
O benim milletimin yıldızıdır parlayacak!
O benimdir, o benim milletimindir ancak!

Çatma, kurban olayım, çehreni ey nazlı hilal!
Kahraman ırkıma bir gül... ne bu şiddet, bu celâl?
Sana olmaz dökülen kanlarımız sonra helal.
Hakkıdır, Hakk'a tapan milletimin istiklal.

Ben ezelden beridir hür yaşadım, hür yaşarım;
Hangi çılgın bana zincir vuracakmış? Şaşarım!
Kükremiş sel gibiyim, bendimi çiğner, aşarım.
Yırtarım dağları, enginlere sığmam, taşarım.

Garbın âfâkını sarmışsa çelik zırhlı duvar.
Benim iman dolu göğsüm gibi serhaddim var.
Ulusun, korkma! Nasıl böyle bir imânı boğar,
'Medeniyyet!' dediğin tek dişi kalmış canavar?

Arkadaş, yurduma alçakları uğratma sakın;
Siper et gövdeni, dursun bu hayâsızca akın.
Doğacaktır sana va'dettiği günler Hakk'ın,
Kim bilir, belki yarın, belki yarından da yakın.

Bastığın yerleri 'toprak' diyerek geçme, tanı!
Düşün altındaki binlerce kefensiz yatanı.
Sen şehid oğlusun, incitme, yazıktır, atanı.
Verme, dünyâları alsan da bu cennet vatanı.

Kim bu cennet vatanın uğruna olmaz ki feda?
Şühedâ fışkıracak toprağı sıksan, şühedâ!
Cânı, cânânı, bütün varımı alsın da Hudâ,
Etmesin tek vatanımdan beni dünyâda cüdâ.

Rûhumun senden İlahî, şudur ancak emeli:
Değmesin ma' bedimin göğsüne nâ-mahrem eli!
Bu ezanlar-ki şehâdetleri dinin temeli-
Ebedî yurdumun üstünde benim inlemeli.

O zaman vecd ile bin secde eder -varsa- taşım.
Her cerîhamdan, İlâhî, boşanıp kanlı yaşım;
Fışkırır rûh-ı mücerred gibi yerden na'şım;
O zaman yükselerek arşa değer belki başım!

Dalgalan sen de şafaklar gibi ey şanlı hilâl!
Olsun artık dökülen kanlarımın hepsi helâl.
Ebediyyen sana yok, ırkıma yok izmihlâl;
Hakkıdır, hür yaşamış, bayrağımın hürriyet,
Hakkıdır, Hakk'a tapan milletimin istiklâl!

Mehmet Akif Ersoy

ÖZDOĞAN77
28-12-2006, 18:25
GENÇLİĞE HİTABE

Ey Türk gençliği ! Birinci vazifen, Türk istiklâlini, Türk Cumhuriyeti'ni, ilelebet muhafaza ve müdafaa etmektir.
Mevcudiyetinin ve istikbalinin yegâne temeli budur. Bu temel, senin en kıymetli hazinendir. İstikbalde dahi, seni bu hazineden mahrum etmek isteyecek dahilî ve harici bedhahların olacaktır. Bir gün, istiklâl ve Cumhuriyet'i müdafaa mecburiyetine düşersen, vazifeye atılmak için, içinde bulunacağın vaziyetin imkân ve şerâitini düşünmeyeceksin! Bu imkân ve şerâit, çok namüsait bir mahiyette tezahür edebilir. İstiklâl ve Cumhuriyetine kastedecek düşmanlar, bütün dünyada emsali görülmemiş bir galibiyetin mümessili olabilirler. Cebren ve hile ile aziz vatanın bütün kaleleri zaptedilmiş, bütün tersanelerine girilmiş, bütün orduları dağıtılmış ve memleketin her köşesi bilfiil işgal edilmiş olabilir. Bütün bu şerâitten daha elîm ve daha vahim olmak üzere, memleketin dahilinde, iktidara sahip olanlar gaflet ve dalâlet ve hattâ hıyanet içinde bulunabilirler. Hattâ bu iktidar sahipleri, şahsî menfaatlerini, müstevlîlerin siyasi emelleriyle tevhid edebilirler. Millet, fakr ü zaruret içinde harap ve bîtap düşmüş olabilir.
Ey Türk istikbalinin evlâdı! İşte, bu ahval ve şerâit içinde dahi vazifen, Türk istiklâl ve Cumhuriyetini kurtarmaktır! Muhtaç olduğun kudret, damarlarındaki asil kanda mevcuttur!

Gazi Mustafa Kemâl ATATÜRK
20 Ekim 1927

teacher63
28-12-2006, 19:03
Tarih Öğretmeniyim. Bu bölümün içeriğini çok beğeniyorum. Çorbada tuzu bulunan herkese teşekküe ediyorum.

Sayın Çilek;
Gönderdiğiniz gazete örnekleri özgün mü? Dili dönemin dili ile pek örtüşmüyor. Eğer o döneme ait gazeteler ise kullanmak istiyorum.

DEVİR
28-12-2006, 20:05
http://img123.imageshack.us/img123/5931/ataturkunhalsgg1.jpg
--

balaban
28-12-2006, 22:57
Sn.çilek, son iki gönderinizde patrikhane ile ilgili haber var. Bugün benzer durum olsa patrikhane'nin yine aynı şeyleri yapacağından eminim. O günle bugün arasında hiç bir fark yok.

Bu akşam haberlerde vardı. Yunanistan'da yaşayan Türk asıllılar nasıl bölünür diye konferans yapmışlar. Hatta gruplamışlar bile.

bikmisbroker
28-12-2006, 23:14
Yukarıdaki örneklemelerden birkaç adet daha var dosyamda. İlgilenen arkadaşlarımıza gönderebilirim. Bu kısma yazmayı gereksiz gördüm çünkü 1-2 kişi dışında izleyeni yok. Boşuna forumu işgal etmiyelim!

Yeni farkettim (uzun zamadir internete girmiyordum) Bu Gazete resimlerinin butun Turk vatandaslari tarafindan okunmasi lazim.
Bilakis elinizde olan da varsa Lutfen yayinlayiniz.. :bravo:

yeter
29-12-2006, 03:49
Tarih Öğretmeniyim. Bu bölümün içeriğini çok beğeniyorum. Çorbada tuzu bulunan herkese teşekküe ediyorum.

Sayın Çilek;
Gönderdiğiniz gazete örnekleri özgün mü? Dili dönemin dili ile pek örtüşmüyor. Eğer o döneme ait gazeteler ise kullanmak istiyorum.

:tamam:
Güzel tesbitte bulunmuşsunuz. Gazete yazılarından anladığım kadarı ile bu sadeleştirme 1960 lı yıllarda yapılmış gibi duruyor. Günümüzde gazetede geçen bazı kelimeler aynı sıklıkla kullanılmıyor. Sükunet, selamet, bela, mukabele gibi kelimeler hem sıklıkla kullanılmıyor hem de a ve u gibi harflerin üzerinde şapka (inceltme) işaretleri var.

Yazıda kullanılan harflerin karakterleri de bilgisayarlı gelişmiş teknolojinin olmadığı bir döneme işaret ediyor. Bir diğer nokta bazı yazılarda İstiklal gazetesinin yanında Milliyet gazetesinin amblemi olması, sanırım Milliyet 60 lı yıllarda okuyucularına bu yönde güzel bir hizmet yapmış. Bir diğer önemli ayrıntı ise İstiklal gazetesinin yayımlandığı 1919 lu yıllarda latin harfleri yerine arap harflerinin kullanılması idi.

teacher63
31-12-2006, 00:20
Sayın Çilek;
İlginize önce teşekkür ediyorum. Elinizde bulunan örneklerden göndermeye devam ederseniz sevinirim. Bir önerim olacak. Bu çalışmarı gerçekleştiren kişi ya da kuruma ilişkin bilgileri de verirseniz çok daha yararlı bir iş yapmış olacaksınız.
Bu arada; hem sizin hem de bu bölüme katkısı olan, bu bölümü okuyan herkesin bayramlarını kutluyor iyi yıllar diliyorum...

çilek
31-12-2006, 11:38
teacher63;

Burada aktarmaya çalıştıklarım, elektronik posta ile Başkent kaynaklı bir üst bürokratımızca tarafıma yollananlardır , dolayısı ile çalışmaları hazırlayan kurum ya da kişi hakkında ek bilgilere şu an için sahip değilim. Öğrenmek istediklerinizi yine elektronik posta ile kendisine yöneltip gelecek cevapları sizinle paylaşabilirim. Ama takdir edersiniz ki, kendisinin izni olmadan özel haberleşme bilgilerini burada yazmak etik olmaz.[/CENTER]

teacher63
02-01-2007, 00:23
Burada aktarmaya çalıştıklarım, elektronik posta ile Başkent kaynaklı bir üst bürokratımızca tarafıma yollananlardır , dolayısı ile çalışmaları hazırlayan kurum ya da kişi hakkında ek bilgilere şu an için sahip değilim. Öğrenmek istediklerinizi yine elektronik posta ile kendisine yöneltip gelecek cevapları sizinle paylaşabilirim. Ama takdir edersiniz ki, kendisinin izni olmadan özel haberleşme bilgilerini burada yazmak etik olmaz.[/COLOR][/CENTER]

Yine de ilginize teşekkürler... Gazete örneklerini göndermeye devam ederseniz sevinirim. Çalışmalarınızda kolaylıklar diliyorum.

baron11
02-01-2007, 10:45
http://img517.imageshack.us/img517/2498/rauforbayaimzalattfotravi0.jpg

Efendiler!
Biliyorsunuz ki bizde bir de kanaat meselesi vardır. Kanaatkar olmak nazariyesi vardır. Bu çok yanlıştır… Kanaatkar olmak demek, fakir olmak, az şey ile yetinmek demek değildir…İnsanlar çok çalışmaya mecburdur… Miskin durumda kalan insanlar da, yükselmiş insanlardan kurulu bir insan heyeti karşısında yalnız uşak olmaya mahkum kalır.

http://img291.imageshack.us/img291/8509/imzaid3.jpg

adabeyi
03-01-2007, 07:04
http://img526.imageshack.us/img526/883/karizmavf9.jpg

çilek
05-01-2007, 23:24
Gafil, hangi üç asır, hangi asır,
Tuna ezelden Türk diyarıdır.
Bilinen tarih söylememiş bunu,
Kalkıyor örtüler, örtülen doğacak,
Dinleyin sesini doğan tarihin,
Aydınlıkta karaltı, karaltıda şafak.
Yaşanan tarihi gömüp doğru tarihe gidin.
Asya'nın ortasında Oğuz oğulları,
Avrupa' nın Alpler' inde Oğuz torunları,
Doğudan çıkan biz, batıda yine biz;
Nerde olsa, ne olsa kendimizi biliriz.
Hep insanlar kendini bilseler,
Bilinir o zaman ki hep biriz.
Türk sadece bir milletin adı değil
Türk bütün adamların birliğidir.
Ey birbirine diş bileyen yığınlar!
Ey yığın yığın insan gafletleri!
Yırtılsın gökteki gafletten perde,
Hakikat nerede?

Mustafa Kemal ATATÜRK

çilek
07-01-2007, 11:45
Çok üzüldüm.. O kadar uğraşarak teker teker aktardığım görüntüler yok olmuş. Yüklemeleri yaptığım server dan kaynaklanıyor tabii..

Ufak, yönlendirme amaçlı resim örneklerinin yedekleri elimde mevcut. İstendiği kadar yok olsunlar taşıması sadece zamanımı alacak.

ama tıkladığımız anda açılan büyük gazete örneklemelerinin linkleri benim kontrolümde değil ki daha evvelde bahsetmiştim sizlere bunlardan.

Onların yedeklerini almamıştım ve yok olmaya başlamış bazıları..

Bu kaynağı bana aktaran kişi ile acilen iletişime gecip bir şekilde bu güzel ve eşine rastlanmamış gazete örneklerine hepimizin kavuşması en büyük dileğim..

Kusura bakmayın bu aksamalar için..

tekniker
08-01-2007, 12:59
Ne mutlu ki Atamızın bize verdiklerine.Düşünce olarak o kadar şanslıyız ki.
"Muhtaç olduğun kudret damarlarındaki asil kanda mevcuttur."
Bu söz ve Atatürk'ün bizlere bıraktığı tüm düşünceler bizlerde!Biz sahibiz O'na.Tüm yazıları okurken gerçekten çok etkilendim ve hazıra konmuşuz ve devamlı olarak konuşuyoruz olmak düşündürüyor beni.İnsani olarak,özgürlük,eşitlik ve bizlerin yararına olacak tüm düşünceleri Atatürk bize bıraktı.Cumhuriyetimiz var.Türkiye Cumhuriyetimiz varolacak.Yeni gelen kuşaklara ağırlıklı olarak ve ciddi bir değerle anlatılması gerekiyor.Hiçbir zorluktan kaçmayan,yorulmayan ve umudunu kaybetmeyen Atatürk'ün hiçbir kelimesini kaçırmadan,tek tek okumalıyız. Sadece yazılanları marş havasında görev bilip okumakta kalmayıp,dert edinip bizlere sunulan büyük değerin yaşam biçimimiz olmalıdır diye düşünüyorum.
Vazife önemli ve ciddi!Değerlerimizi yaşatan,uyku ve hayal dünyasını yıkan düşünceler oldukça Birinci Vazifemiz yaşatılacaktır.Ben inanıyorum.

Bu topiği açanlara ve yaşatanlara saygılarımı sunuyorum.

bikmisbroker
08-01-2007, 17:14
Çok üzüldüm.. O kadar uğraşarak teker teker aktardığım görüntüler yok olmuş. Yüklemeleri yaptığım server dan kaynaklanıyor tabii..

Ufak, yönlendirme amaçlı resim örneklerinin yedekleri elimde mevcut. İstendiği kadar yok olsunlar taşıması sadece zamanımı alacak.

ama tıkladığımız anda açılan büyük gazete örneklemelerinin linkleri benim kontrolümde değil ki daha evvelde bahsetmiştim sizlere bunlardan.

Onların yedeklerini almamıştım ve yok olmaya başlamış bazıları..

Bu kaynağı bana aktaran kişi ile acilen iletişime gecip bir şekilde bu güzel ve eşine rastlanmamış gazete örneklerine hepimizin kavuşması en büyük dileğim..

Kusura bakmayın bu aksamalar için..
Uzulmeyin sevgili arkadasim, sizin bu ortama tasimiz olmaniz yeter.
Ben de onlari Kopyalamistim. Buyrun sizin bizimle paylastiginiz Gazete Kupurleri.
Bu vesile ile tekrar tesekkur ederim.
http://img.photobucket.com/albums/v85/bbroker/79465_26mayis02__122_488lo.jpg

http://img.photobucket.com/albums/v85/bbroker/79460_26mayis01__122_508lo.jpg

http://img.photobucket.com/albums/v85/bbroker/79297_24mayis01__122_530lo.jpg

http://img.photobucket.com/albums/v85/bbroker/79182_23mayis02__122_319lo.jpg

bikmisbroker
08-01-2007, 17:16
http://img.photobucket.com/albums/v85/bbroker/79176_23mayis03__122_324lo.jpg

http://img.photobucket.com/albums/v85/bbroker/76033_21mayis03__122_374lo.jpg

http://img.photobucket.com/albums/v85/bbroker/76031_21mayis02__122_451lo.jpg

http://img.photobucket.com/albums/v85/bbroker/75540_20mayis04__122_413lo.jpg

bikmisbroker
08-01-2007, 17:17
http://img.photobucket.com/albums/v85/bbroker/75535_20mayis03__122_468lo.jpg

http://img.photobucket.com/albums/v85/bbroker/75530_20mayis02__122_321lo.jpg

http://img.photobucket.com/albums/v85/bbroker/75525_20mayis01__122_595lo.jpg

http://img.photobucket.com/albums/v85/bbroker/75188_19mayis03__122_336lo.jpg

bikmisbroker
08-01-2007, 17:20
http://img.photobucket.com/albums/v85/bbroker/75183_19mayis01__122_506lo.jpg

http://img.photobucket.com/albums/v85/bbroker/75178_19mayis00__122_495lo.jpg

http://img.photobucket.com/albums/v85/bbroker/21829_27mayis02__122_544lo.jpg

http://img.photobucket.com/albums/v85/bbroker/21824_27mayis01__122_512lo.jpg

çilek
08-01-2007, 20:42
http://img16.imagevenue.com/aAfkjfp01fo1i-810/loc449/85244_14Haziran02__122_449lo.jpg

çilek
09-01-2007, 11:16
http://i130.photobucket.com/albums/p258/forumh/93820_14Haziran02__122_363lo.jpg


http://i130.photobucket.com/albums/p258/forumh/93815_14Haziran01__122_489lo.jpg

thejackalav
09-01-2007, 23:08
Sn. Çilek tebrikler yakından takip ediyoruz...

çilek
10-01-2007, 23:22
MUSTAFA KEMAL'IN AMERIKAN POLITIKASINI; ANLATAN MUHTIRASI TÜRK YOLU DERGISI SAYI 14



“TBMM Başkanı Mustafa Kemâl’in, Amerika Yakın Doğu Yardım Heyeti’nin Anadolu’da kurmak istedikleri Yetimhaneler, Numune Çiftlikleri vs Hayır Kuruluşları hakkında yaptıkları tekliflerine karşılık olarak 3 Ocak 1922 tarihinde bizzat el yazısı ile kaleme almış olduğu cevabî muhtıra.”


3 Ocak 1922
İçişleri Bakanlığına

29.12.36 tarih ve 10319/2423 numaralı Bakanlık yazısının cevabıdır.
Anadolu’da yetimhaneler ve numune çiftlikleri vs hayır kuruluşları açma ve kurma hakkında Amerika Yakın Doğu Heyeti adına yapılan başvuruya karşı tarafımızdan verilecek cevabın konusu ve esaslarının ilişik muhtırada ortaya konulmuş olduğu arzolunur efendim.

Muhtıra

Ankara Büyük Millet Meclisi Hükümeti memleketin imarına, yetimlerin bakılmasına, genel sağlığa ve ekonomimizin düzeltilmesine yönelik tüm teşebbüsleri ve çalışmaları son derece minnet ile kabul eder.
Ancak bu hususta gerek uzak gerek pek yakın bir mazide bize gayet pahalıya mal olan acı tecrübelere binaen bazı çekince kayıtları konulmasına kesin gereklilik vardır.

Şimdiye kadar memleketimizde iktisadî, siyasî ve ilmî maksatlarla çalışan kuruluşlar veya yabancı kişiler özellikle aşağıdaki amaçlar peşinde koşmuşlardır:

1- Memleketimiz dahilindeki işlerinden insafsız bir kâr temin etmek. Bizim için en az zararlı olanlar yine bunlardır.

2- Bir bölgede elde ettikleri iktisadî imtiyaza dayanarak, kendilerine ileride oraya sahip çıkma hakkını temine çalışmak. Bu gibilerin bir daha memleketimizin dahilinde çalışmalarına kesinlikle müsaade edilmemesi kararlaştırılmıştır. Bu surette hareket etmekle yalnız kendimize değil, tüm insanlığa olağanüstü büyük bir hizmet göreceğimize inanıyoruz. Çünkü hiç şüphe yoktur ki Genel Savaşın (=1.Dünya Savaşı’nın) başlıca müsebbipleri bu gibi amaçlar peşinde koşan sermayedar grupları ve onlara alet olan politikacılardır.

3- İktisadî, ilmî, ve insanî maksatlar altında memleketimize gelip gelecekteki istilâları hazırlamak için anasır-ı muhtelifeyi (=çeşitli unsurları) gerek hükümete gerek birbirine karşı tahrik etmek. Bu gibiler hem Genel Savaşın hem de memleketimiz dahilindeki mukatelât-ı fecianın (=feci vuruşmaların) başlıca müsebbiplerindendir.

4- Sırf ilmî ve insanî amaçlarla memleketimizde çalışmakla beraber ruhlarında gizli bulunan Hıristiyanlık duygusu etkeniyle hemen sırf Hıristiyan azınlıklarla meşgul olmak ve onlara ister kasıtlı ister kasıtsız arasında azınlıkların da yaşadıkları Müslüman kitlelerinden ayrılmak arzusunu aşılamak. Bu gibilerin gerek Müslümanlara gerek güya iyiliğine çalıştıkları Hıristiyan azınlıklara içinde yaşadıkları İslâm çoğunluğuna baskı yapma isteğini aşılamakla ne kadar gayri insanî bir surette hareket etmiş bulundukları ve bu yüzden meydana gelen öldürmelerden manen sorumlu bulundukları bellidir. Hükümetimiz bu gibilerin dahi çalışmalarına serbestçe devam etmelerine müsaade ettiği takdirde Müslim ve gayrımüslim tüm tebaasına karşı pek ağır bir sorumluluk yükü altına girmiş bulunacaktır. Ortaya konulan sebeplere binaen ilkeleri koymak mecburiyetindeyiz.
Hiçbir hükümet kendi tebaasından olan on binlerce çocuğu kendi memleketi dahilinde bir yabancı heyeti tarafından her türlü teftişten uzak olarak büyütülüp onlara istenildiği gibi telkinlerde bulunulmasına müsaade edemez. Buna müsaade etmek çocukları yaşayacakları çevreye düşman veya hiç olmazsa yabancı olarak yetiştirmek ve bundan dolayı onunla çarpışmaya mahkûm eylemektir. Bu ise gerek o çocukların gerek içerisinde yaşayacakları halkın felâketini hazırlamaktır. Bunu önlemek ise hükümetin görevidir. Bundan dolayıdır ki Amerikalılar tarafından numune çiftliği vs benzer kuruluşlar oluşturup buralarda kendi tebaamızdan olan binlerce çocuğun Türk Hükümet ve milletine karşı gayri dostane ve gayri sadıkane duygularla donanmış olarak yetişmelerine müsaade edemeyiz.
Tabiidir ki Amerikalıların insanî tekliflerini reddetmeyi hatırımızdan bile geçirmiyoruz. Ancak bunu yalnız aşağıdaki şartlar tahtında kabul edebiliriz. Bu şartları öne sürmeye yegane etken de mazideki acı tecrübelerin bize vermiş olduğu daha uzağı görecek insanî hislerdir.

İşbu şartlarımız aşağıdaki gibi beyan olunur:

1- Türkiye Büyük Millet Meclisi Hükümeti sınırları dahilinde Amerikalıların kurmayı istedikleri numune çiftlik, imalathane vs.nin idaresi ve orada çalışan çocukların öğretim ve terbiyesi hükümet tarafından tayin olunacak memurlara aittir.
2- Bu kuruluşlarda mezhep ve cins ayrımı yapılmaksızın tüm yetimler çalıştırılacaktır.
3- Amerikalılar buralarda fen memurları ve hesapları görme için muhasebe memurları bulundurabilirler.
4- Yol vs inşası gibi teşebbüsler dahi insanî bir maksat için yapılmakta, ise, yukarıdaki şartlara tabiî bulunacaktır.
5- Ticaret maksadıyla yol, fabrika vs inşası cihetlerini ayrıca görüşmeye hazırız. Bu konuda Amerikalıların tekliflerini bekliyoruz. Zaten bu maksatladır ki Antalya’ya bir Amerikalı ticaret mümessilinin gönderilmesine muvafakat ettik.

(Atatürk’ün Millî Dış Politikası 1919-1923, C:1, Kültür Bak. Yay., Ankara-1981, sah:384-386. Metin kelimelerin karşılığı esas alınarak tarafımızdan sadeleştirilmiştir)

baron11
11-01-2007, 22:13
http://img125.imageshack.us/img125/4577/sakaryazaferndensonrahahv9.jpg

Millet önünde, onun bağımsızlığının temini önünde, onun liyakat, ilerleme ve yenileşmesi önünde her kuvvet, ancak milletin irade ve emeline uymak suretiyle yaşayabilir. Milletin irade ve emeline uymayanların talihi acıdır, yok olmaktır.!...

http://img114.imageshack.us/img114/1117/imzadt6.jpg

selçuk efendi
15-01-2007, 20:57
http://img163.imageshack.us/img163/993/karizmaro0.jpg (http://imageshack.us)

DEVİR
16-01-2007, 16:42
----------

tent
16-01-2007, 21:21
bu başlıktaki 205 (http://www.hisse.net/forum/showpost.php?p=1361276&postcount=205) ve 219 (http://www.hisse.net/forum/showpost.php?p=1384212&postcount=219) nolu mesajlardaki fotoğraflar Mustafa Kemal ATATURK başlığındaki 240. (http://www.hisse.net/forum/showpost.php?p=1284070&postcount=240) mesajda da yer alıyor.

ben de cevaben bunu yazdım. (http://www.hisse.net/forum/showthread.php?p=1358244&highlight=kral#post1358244)
umarım bu sefer okunur... :düsün:

Red Kit
25-01-2007, 09:15
Güncel olayları, güncel cinayetleri, güncel milliyetçiliğinizi diğer başlıklarda istediğiniz kadar konuşunuz.

Birinci Vazife adlı forumu sadece Atatürk'ün gençliğe hitabesini koymak için açtım. Bir yanlış anlama olmasın lütfen.

Beni protesto etmek istiyorsanız zahmet etmeyin, sizden önce bir çok kişi bu görevi başarıyla gerçekleştirdi.

neuromancer
27-01-2007, 10:35
Sergi. Kurtarıcı'nın bilinmeyen fotoğrafları.

Galeriye fotoğrafların on tanesini koymuşlar. Altıncı fotoğrafa dikkat! Kendiliğindenliğe dair hoş bir enstantane..


http://kultur.sabah.com.tr/dosya/dosya-3364.html

İndigo
28-01-2007, 07:54
http://img442.imageshack.us/img442/5747/152qhdq3.jpg

İndigo
28-01-2007, 07:55
http://img412.imageshack.us/img412/922/00153djsv1.jpg

İndigo
28-01-2007, 07:56
http://img412.imageshack.us/img412/6627/187pz1zm5.jpg

İndigo
28-01-2007, 07:57
http://img259.imageshack.us/img259/7783/146koyu5.jpg

İndigo
28-01-2007, 07:58
http://img442.imageshack.us/img442/2120/00163omtg4.jpg

İndigo
28-01-2007, 07:59
http://img259.imageshack.us/img259/769/246oylr3.jpg

İndigo
28-01-2007, 08:00
http://img77.imageshack.us/img77/4523/291ozra2.jpg

İndigo
28-01-2007, 08:01
http://img77.imageshack.us/img77/2031/218kcxx4.jpg

İndigo
28-01-2007, 08:02
http://img259.imageshack.us/img259/1756/264qdoa9.jpg

İndigo
28-01-2007, 08:03
http://img442.imageshack.us/img442/498/00487hyxu3.jpg

İndigo
28-01-2007, 08:05
http://img259.imageshack.us/img259/7446/485rlpt4.jpg

İndigo
28-01-2007, 08:07
http://img442.imageshack.us/img442/4679/540axes3.jpg

İndigo
28-01-2007, 08:08
http://img259.imageshack.us/img259/5596/5272yoli0.jpg

kasved
01-02-2007, 14:08
Hepimizin bildiği gibi Mustafa Kemal ATATÜRK dünya döneminin liderleri içerisinden 21 nci yüzyıla geçebilen tek liderdir. Üstelik diğer liderler kendi halkları tarafından yok edilmemin acısını yaşamışken, o hala halkının ve dünyanın nabzında en büyük canlılığıyla, sevgisiyle, saygısıyla hala yaşayabilen dünyadaki tek lider.

Önemli olanda sanırım, yaşarken ölmek değil, öldükten sonra da bu kadar uzun süre canlı kalabilmeyi başarmak değil midir?

ATATÜRK’ü biz hep tarihe mal olmuş yönleriyle tanıdık: Asker ATATÜRK ya da devlet adamı ATATÜRK olarak.

Bu verdiğim örnek dünyada tek olan örnektir. Zaten herhalde bir başkasına da rastlamamız mümkün değil. En büyük düşmanı; hani şu ordularını denize döktüğü düşmanı, Yunan başkomutanı Trikopis. Hiçbir zorlama olmadan, hiçbir baskı olmadan her Cumhuriyet bayramı Atina’daki Türk büyükelçiliğine gidiyor Trikopis, ATATÜRK’ün resminin önüne geçiyor ve saygı duruşunda bulunuyor. Böyle bir saygıyı en büyük düşmanında uyandırabilen bir Mustafa Kemal.

Yıl 1938, General McArthur’un en zor, en problemli, en buhranlı dönemi. Birden çok sıkılır ve yanında duran yüzyirmiden fazla kişiye döner ve aynen şöyle der:
“Şu anda hiçbirinizi değil, büyük istidadı ile Mustafa Kemal’i görmek için neler vermezdim” dedirten o büyük özlemi ve onu oluşturabilen Mustafa Kemal’i.

Yada, yıl 1938. Bir İran’lı şair bir Tahran gazetesine ölümü üzerine bir şiir yazar. İşte o şiirin iki mısrasını sizlerle paylaşmak istiyorum. Diyorki;
“Allah bir ülkeye yardım etmek isterse onun elinden tutmak isterse başına Mustafa Kemal gibi lider getirir.” dizelerindeki bu kıskançlığı oluşturabilen Mustafa Kemal.

Yıl 1976, UNESCO üyelerine bir öneriyle gelir. Öneri paketindeki bir cümleyi sizlere okumak istiyorum. Diyorki ”Bu gün UNESCO’nun üzerinde çalıştığı bütün projelerin isim babası Mustafa Kemal’dir.” Öneri nedir ? Öneri ise onun doğumunun yüzüncü yılında, 152 üyesi vardı UNESCO’nun 152 ülkenin devletleri aynı anda kutlasın önerisidir. Birden İsveç delegesi ayağa kalkar ve şöyle söyler:
“Ne yani dünyada bu kadar devlet adamı var hepsinin doğum gününü böyle kutlayacak mıyız?” şeklindeki kinayeli sözlerine, Rus delegesi ayağa fırlar yumruğunu masaya vurur ve 152 ülkenin delegelerine aynen şöyle söyler;
”Genç delege arkadaşım hatırlatmak isterimki ATATÜRK öyle dünyadaki herhangi bir lider değildir, bırakın onu bir yıl anmayı her ülke her problemimizde çare olarak aramalıyız” sözlerini döktürtebilen bir Mustafa Kemal. Sonra nemi olur? UNESCO tarihinde ilk ve tekdir hiç negatif oy yok, hiç çekimser oy yok 152 ülke şu metne imza atar; hani İsveç delegesi demişti ya “ne yani” diye. O İsveç delegesi bu imzanın atıldığı gün mikrofona gelir ve aynen şunları söyler;
”Ben ATATÜRK’ü inceledim bütün ülkelerden özür diliyor ilk imzayı ben atıyorum” diyecektir.
İşte o muhteşem belge diyorki;
“ ATATÜRK KİMDİR; ATATÜRK ULULARARASI ANLAYIŞ, İŞBİRLİĞİ, BARIŞ YOLUNDA ÇABA GÖSTERMİŞ ÜSTÜN KİŞİ, OLAĞANÜSTÜ DEVRİMLER GERÇEKLEŞTİRMİŞ BİR İNKİLAPÇI, SÖMÜRGECİLİK VE YAYILMACILIĞA KARŞI SAVAŞAN İLK ÖNDER, İNSAN HAKLARINA SAYGILI, DÜNYA BARIŞININ ÖNCÜSÜ, BÜTÜN YAŞAMI BOYUNCA İNSANLAR ARASINDA RENK, DİL, DİN, IRK AYIRIMI GÖSTERMEYEN, EŞİ OLMAYAN DEVLET ADAMI, TÜRKİYE CUMHURİYETİNİN KURUCUSU”

kasved
02-02-2007, 17:45
Yıl 1996, Haiti Cumhurbaşkanı ölür. Bir vasiyet bırakmıştır. Haiti’ye baktım haritada bir kutup kadar uzak ülke. Haiti Cumhurbaşkanı 1996 da öldüğünde vasiyeti açılır. Vasiyetinde mezar taşına yazılması için bir metin bırakmıştır. Haiti Cumhurbaşkanının bugün mezar taşında yazan hitabeyi sizlere okumak istiyorum. Diyorki “Bütün ömrüm boyunca Türkiye’nin lideri Mustafa Kemal ATATÜRK’ü anlamış ve uygulamış olmaktan dolayı mutlu öldüm”

Peki yıllar bir şey değiştirir mi? Hayır. 2000 yılında bizim medyanın kaçırdığı bir bilgi var, ABD Başkanı milenyum mesajını veriyor. Mesajın bir yerinde aynen şunları söyler; “Bugün milenyumun hiç şüphe yoktur ki tek devlet adamı Mustafa Kemal ATATÜRK’tür. Çünkü o yılın değil asrın lideri olabilmeyi başarmış tek liderdir.” 2000 de ABD Başkanına işte bu gerçeği de ifade ettirebilen bir Mustafa Kemal var. Asker Mustafa Kemal’in, Devlet adamı Mustafa Kemal’in çok dışında bir Mustafa Kemal.

2003 de bir şey değişti mi?, 2004? Hayır. 2004 de bir konferans veriyorum birden bir hanımefendi ayağa fırladı. Dediki “Ben Norveçliyim ve şu anda Norveç’te çok sık kullandığımız bir deyim var, bu deyimin anlamını anladım” dedi. Hanımefendi “nedir o deyim” dedim. “Norveççe’de “ATATÜRK gibi düşünmek” deyimi var. Çok sık kullanırız bu deyimi” ”nerelerde kullanırsınız” dediğimde “Hani bir problem veririz çöz diye o da tembellik eder çözmez. Deriz ki ona bu problemin mutlaka çözümü var. Birde ATATÜRK gibi düşün”. O gün otelime geldim televizyonu açtım o kadar çok kişiye bir de ATATÜRK gibi düşün dediğimi hatırlıyorumki galiba Norveççe’den çok bizim dilimizin bu deyime fazlasıyla ihtiyacı var diye düşünmeden de edemedim.

Bir İngiliz gazeteci ATATÜRK’le bir röportaj yapar. Röportajını Amerikan Büyük Kütüphanesinden bulup getirttim ve bir yerinde Mustafa Kemal’e şöyle sorar gazeteci; ”Birleşmiş Milletlere üye olmayı düşünüyor musunuz?” Mustafa Kemal’in cevabı aynen şöyle :
“Şartlarımızı koyarız. Kabullerine bağlı. Biz müracaat etmeyiz üye olmak için. Eğer davet gelirse düşünürüz”.

ATATÜRK’ü ağlarken tarih çok ender tespit etmiştir. 25 yıllık araştırmacıyım, 7 tespitim oldu. İlki Çanakkale’de topçu atışımız başladığı sırada döktüğü gözyaşıdır, bir diğeri ise hepimizin bildiği bir hikaye ama ben yine de anlatacağım. O günün Ankarası kurak, çorak bir köy. Çankaya’dan meclise gelirken yol üzerinde sadece ama sadece bir tek iğde ağacı varmış. ATATÜRK o iğde ağacının önünden geçişlerinde arabasını durdururmuş, inermiş ve o iğde ağacına selam verirmiş. “Aman demişler paşam ne yapıyorsunuz böyle?”, “Eee o demiş yediğim meyvenin, sığındığım gölgenin, soluduğum havanın bir neferi. En az diğer neferler kadar bunun da selama hakkı var”. Yani “niye şaşırıyorsunuz?” der gibiymiş. Ve bir gün yanında bulunan arkadaşına “İşte bu benim...” derken bide bakıyor ağaç yok ortada hemen iniyor “Ne yaptınız bu ağaca” diyor. “Paşam” diyorlar “yolu genişletmek için mecburduk kestik o ağacı”. “Yahu diyor bitek bana soraydınız bu ağacı kurtaracak bir yolu mutlaka bulurdum” diyor. Daha fazla dayanamıyor, arabasına biniyor, şoförünün ve arkadaşının gözü önünde hüngür hüngür ağlamaya başlıyor. Bir tek iğde ağacı için mi dersiniz? Hayır. Çok zor şartlarda kurtardığı bu topraklarda yetişen bir canlıdır ve lideri olduğu için de bu toprakların da o iğde ağacının da sorumluluğu Mustafa Kemal’in omuzlarındadırda onun için.

Galiba şimdi anlatacağım inanılmaz projeyi de o gün düşünmeye başladı. Hani “Bir daha böyle bir şeyle karşılaşabilirsem nasıl müdahale edebilirim” diye. Çok değil doğa katliamı, en kolay yaptığımız katliam.
Yıl 1930 ATATÜRK Yalova köşküne doğru çıkmakta. Bir de bakar bir bahçıvan koca bir çınar ağacını kesmek üzeredir. “Yahu” der “sen hayatında hiç böyle bir ağaç yetişdirdinmiki? Kesmeye muktedir görüyorsun kendini ve niye ?” der. Bahçıvan derki; “Paşam çınar ağacının kökleri köşkün temelini kaldırdı, yaprakları da köşkün pencerelerine müdahale ediyor. Ya köşkü kaybedeceğiz ya ağacı keseceğiz. Onun için de kusura bakmayın ama biz ağacı kesiyoruz”. Bir an düşünür; “Hayır gerekirse köşkü ağaçtan uzaklaştırırız” der. Derlerki bu gün Mustafa Kemal bir hoş. Ne demek köşkü tutupta ağaçtan uzaklaştırmak? Ama inanırmısınız mühendis değil, mimar değil, ziraatçı değil ama ne yapar biliyormusunuz? İstanbul’daki köprü altındaki tramvay raylarını Yalova’ya taşıtır. Köşkü hiç yıkmadan olduğu gibi tutarak kendisi de kazma kürek temelini kazar ve köşkün altına tramvay raylarını döşeyerek köşkü ağaçtan 4 metre 80 santim kenara çekerek hala Cumhuriyetimiz gibi ayakta durmakta olan çınar ağacının kurtuluşunu temin eder.
Yıl 1930. Dünya çevre lafını ne zaman etmeye başladı? 1980 den sonra. 1980 den önce, 1930 yılında dünyaya somut bir çevre dersi vermektedir

balaban
03-02-2007, 12:02
K... kırık Irak'lı kafa tutuyor,
Soytarı Lübnan'lı Kıbrıs Rumuyla anlaşma yapıp Akdeniz'i paylaşıyor,
Bebek Katili Apo İmralı'dan direktifler veriyor,
AB 301 i kaldırın da ülkenize ve size sövelim diyor,
Demokrat ve düşünceye saygılı Fransa, Soykırım yapılmamıştır demeyi suç sayıyor,
Ermenistan Sözde Soykırımı tanıtmayı ve toprak istiyor,

Biz ne mi yapıyoruz... HEPİMİZ HEMEN "BİRŞEY" OLUVERİYORUZ ve bu sorunların hepsi bitiyor.

BİZİM GÜZEL POLİTİKACIMIZ. BİZİM GÜZEL ENTELİMİZ. BİZİM GÜZEL AYDINIMIZ.VAROLUN NUROLUN EMİ.


Atatürk'ün Emir subayı Salih Bozok Aktarıyor.


Atatürk’ün başyaveri Salih Bozok anlatıyor:

Başkumandan, düşmandan kurtardığı İzmir’de geçireceği ilk gecesinin tarif edilemez sevincini yaşıyordu.

İzmir’deki yeni evinde Mustafa Kemal Paşa ilk gecesini çalışarak geçirdi.

Kendisi için zengin bir sofra hazırlandığı halde hiçbir yemeğe dokunmadan ufak tefekle karnını doyurdu ve geç vakitlere kadar çalıştı. Ertesi sabah erkenden uyanmıştık. Hafif bir kahvaltıdan sonra vilayet konağına gittik ve doğruca Vali'nin odasına girdik. Vali, İngiliz Konsolosu ile konuşuyordu. Biz gelince Vali ayağa kalktı ve Konsolos ile Mustafa Kemal Paşa’yı tanıştırdı. Konsolos, iyi Türkçe biliyordu. Paşa Vali'ye sordu:
-Konu nedir?
Vali anlattı:
-Sayın Konsolos, İngiliz tebaasından olan vatandaşlar ile Rum, Ermeni, Yahudi gibi azınlıkların güven altında bulunduklarını belirtir bir "güvence" istiyorlar. Ben kendilerine herkesin eşit biçimde güven altında olduklarını bildirdim.
Mustafa Kemal Paşa, Konsolos'un Türkçe bildiğini biliyordu, öyle olduğu halde öfkesini belirtmek için sordu:
—Ee, peki daha ne istiyormuş?
Bu soruya Konsolos Türkçe cevap verdi.
—Tebaamız hakkında hükümetinizden yazılı teminat istiyorum! Konsolos garip bir biçimde diklenmişti. Paşa’nın sesi havada kırbaç gibi şakladı:
—Yunanlılar zamanında kendi tebaanızı daha emniyette mi görüyordunuz?
Konsolos gerisinde İngiliz devletinin bulunduğunu belli eden bir kasılma ile:
- Evet, dedi. Yunanlılar burada iken tebaamızı emniyette görüyorduk.
—Öyleyse buyurun tebaanızla birlikte Yunanistan'a gidin, efendim!
Konsolos kendisinden umulmayacak bir cesaret gösterdi:
-Yani majestelerimin hükümetine savaş mı açıyorsunuz?
Mustafa Kemal iyice öfkelenmişti fakat öfkesini tuttu ve Konsolos'a:
—Siz kiminle ve ne konuştuğunuzu biliyor musunuz? Ben Türkiye Büyük Millet Meclisi Başkanı ve Türk Orduları Başkomutanıyım. Savaş açmaya da, barış yapmaya da hakkım var. Siz kimsiniz! Hükümetiniz adına savaş ve barış görüşmeleri yapmaya yetkili misiniz? Böyle bir yetkiniz varsa görüşelim. Yoksaa (eliyle kapıyı gösterdi) buyurunuz efendim!
O kasım kasım kasılan Konsolos, Mustafa Kemal Paşa’nın son cümlesi üzerine sapsarı kesildi ve tek bir kelime söylemeden kapıdan çıktı gitti.
Mustafa Kemal Paşa arkasından bir süre baktıktan sonra Vali'ye döndü:
-Yüz vermeyin Vali Bey! Bunlar karşılarında hâlâ Bâb-ı Âlî Hükümeti var sanıyorlar. Bir zırhlısı önünde pusacak, bir blöfü önünde yelkenleri suya indirecek "devletçik" sanıyorlar bizi! Küstahlığın derecesine bakın, bana "Savaş mı açıyorsunuz?" diye soruyor, barut kokan bir odada sorduğuna bak! Savaş halinde değil miyiz sanki!

…………..Kollarında ve omuzlarındaki işaretlerden amiral rütbesinde olduğu anlaşılan İngiliz Donanması Komutanı, Hükümet Konağı’nın kapısından girerek Mustafa Kemal Paşa’nın odasına doğruldu. Nazik, fakat öfkeli bir hali vardı. Ruşen Eşref önüne çıkıp ne istediğini sorunca:
—Başkomutan Mustafa Kemal Paşa ile görüşmek istiyorum! Dedi.
…Birlikte odaya girdiler kapı kapandı. Amiral önce:

-Çok güç koşullar altında bir savaş kazandınız, sizi asker olarak içtenlikle kutlarım. Çanakkale’deki basiretinizi rastlantıya borçlu olmadığınız, kanıtlanmış oldu. Büyük bir askerle tanıştığım için memnunum.
Amiral bir süre sonra konuya girdi:
—Ülkenin kontrolünüz altında bulunan bölümünde bizim tebaamız ve sizin azınlıklarınızdan Ermeniler, Rumlar var. Yeni askerî yönetim altında bu insanların statüsü nedir? Güven de midirler?
—Hiç kuşkunuz olmasın Amiral! Türkiye’deki bütün insanlar gibi tebaanız ve sözünü ettiğiniz azınlıklar da TBMM Hükümeti’nin eşit koruması altındadır. Suç işlemeyenler, kendilerini bu memlekette benim kadar güvende sayabilirler.
—Suç işleyenler?
—Suç işleyenler Sayın Amiral, dünyanın her yerinde olduğu gibi, ülkemizde de adaletin huzuruna çıkarlar... Suçlu iseler, cezalarını elbette çekeceklerdir...
—Fakat Paşa Hazretleri, fevkalâde günler geçirdik. Yunan ordusundan cesaret alan Rumların bazıları, şımarıklıklar yapmış olabilir. Bugün bu insanlar yerli halkın düşmanlığı ile yüz yüzedirler. Ermeniler için de başka açıdan aynı şeyleri söyleyebilirim. Biliyorsunuz, arkadaşlarının büyük bir bölümü göçe zorlandı ve önemlice bir bölümü de hayatını kaybettiler. Bu ruh tedirginliği içinde Yunan ordusu ile işbirliği yapmış, bazı Türklere zor günler geçirtmiş olabilirler. Bunlar, fevkalade günlerin olaylarıdır. Bağışlanması, hoş görülmesi gerekir. Eğer bu kimseler, halkın husumetine bırakılacak olursa, bütün dünya aleyhinize kıyameti koparır!

Son cümleye kadar Amiral'i gülümseyerek dinleyen Mustafa Kemal Paşa, dünyanın koparacağı gürültü ile kendini tehdide girişince, sözünü bıçak gibi keser:
—Şu "Efendi Devlet" rolünü bir kenara koyunuz Amiral! Milletleri de tehdit etmekten vazgeçiniz! İngiltere ve müttefiklerinin kıyameti koparıp koparmayacağını düşünmem! Bunlar memleketimin iç işleridir; kimsenin bu işlere karışmasına müsaade etmem! Majestelerinin devleti memleketimizin azınlıkları ile uğraşmaktan vazgeçsinler! .Kim bize saygı beslemezse, bizden saygı beklemeye hakkı olmaz!
Amiralin benzi kül gibi olur:
-İngiltere Hükümeti’nin tebaasını her yerde koruma hakkı, devletler hukuku teminatı altındadır. Avrupa devletleriyle birlikte arkaladığımız Rum ve Ermenilerin güven içinde bulundurulmasını sadece rica ettik. Yoksa biz bu güvenliği sağlayacak güçteyiz...
İşte o zaman Mustafa Kemal Paşa’nın tepesi iyice atar:
-Arkaladığınız Yunan ordusunun denizde yüzen leşlerini herhalde görmüş olmalısınız!
Türk ordusu asayişi sağlayacak güçte olduğu gibi, limanı (o dönemde İngiliz donanması İzmir limanında bulunmaktaydı) boşaltacak güçtedir de... İsterseniz, Türk’e ihanet eden tebaanızın ve azınlıklarınızın adaletten kaçan sefillerini geminize doldurabilirsiniz! Donanmanızın da en kısa zamanda limanı terk etmesini istiyorum!
Mustafa Kemal Paşa’nın cümleleri, ard arda Osmanlı tokatları gibi Amiralin yüzünde şakladıkça, Amiral ne yapacağını şaşırır ve en sonunda:
—İngiltere’ye savaş mı açıyorsunuz? Der.
İste Paşa burada son sözünü söyler:
-Savaş açmak mı? Siz yoksa Sevr Antlaşması’nın hâlâ yürürlükte olduğunu mu sanıyorsunuz? Biz onu çoktan yırttık... Karşımda oturuşunuzu, sizi konuk saymama borçlusunuz! Fakat görüyorum ki, nezaketimizi kötüye kullanmak eğiliminiz var... Buna müsaade edemem. Bizim gözümüzde "Barış antlaşması yapmamış" iki devletiz. Savaş hukuku yürürlüktedir.
Gemilerinizi derhal karasularımızdan çekmenizi size ihtar ediyorum!
Bir balmumu heykeline döner Amiral. Şişe-gerine girdiği Mustafa Kemal Paşa’nın odasında oturduğu sandalyede küçüldükçe küçülür ve sonunda kekeleyerek:
—Affedersiniz! der ve yerlere kadar eğilerek geri geri kapıya gidip dışarı çıkar.......Ruşen Eşref hem düşünceli hem de gülüyordu:
-Paşa, amirali anasından doğduğuna pişman etti. "Kendisinin Türk topraklarında bir savaşçı olarak bulunduğunu "Paşa’dan öğrendiği zaman sapsarı kesildi... Tutuklanacağını, tutsak edileceğini sandı. İnce dudaklarını ısırıyor, parmaklarını birbirine kenetlemiş titriyordu.
Karşısında Bâb-ı Âlî Paşası bulacağını sanıyordu herhalde... "İngiltere devletini kendi devletine eşit gören "bir Paşa ile karşılaştığı için, ihtiyatsızlık edip karaya çıktığına kim bilir nasıl lanet etmiştir...
Aradan bir saat geçti geçmedi... İngiliz gemisinden bir müfreze ve bir teğmen çıktı. Amiralden -devleti adına- bir ültimatom getiriyordu, Başkomutan’a kendi eliyle verecekti. Paşa’ya bildirdim;
"Gelsin"dedi. Teğmeni içeri aldım. Ruşen Eşref tercümanlik yapıyordu. İngiliz çakı gibi bir teğmendi. Paşa’nın karşısında gösterişli bir selam verdi ve Ruşen Eşref aracılığıyla ültimatomu Paşa’ya ulaştırdı. Paşa:
—Peki teğmen! Hükümetimiz ültimatomunuzu inceler ve hükümetinize gereken karşılığı verir. Siz geminize dönebilirsiniz...............
Teğmen önce dışarı çıkacakmış gibi bir hareket yaptı, sonra da Ruşen Eşref’e dönüp:
—Başkomutan ellerini öpmeme müsaade buyururlar mı? Ruşen Eşref, teğmenin dileğini Paşa’ya söyledi, Paşa:
-Nereden icap etmiş, sor bakalım!.. Dedi.
Teğmen:
-Asker olarak zaferlerine, insan olarak kendisine hayranım... Lütfetsinler...
Teğmen Paşa’nın elini öptü, Paşa da teğmenin yanağını okşadı. Odayı boşalttık. Az sonra Ruşen Eşref’i çağırdı:
—Metni okudunuz mu? Ne istiyorlar?
—Paşam, amiral ile görüştüklerinizin yazı ile de pekiştirilmesi isteniyor.
-Öyleyse Halide Hanım’ı (Edip Adıvar) bulunuz, hemen tercümesini yapsın ve metin olarak bana getirsin... Öte yandan bir kopyasını şifre ile Dışişleri Bakanlığı’na gönderin gerekeni yapsınlar... Durumu, ordu komutanı Nurettin Paşa’ya da bildiriniz. Gerekiyorsa benimle temas etsin........
Olay kısa bir süre içinde şehirde duyulmuştu.
İngiliz ve Fransızlar, kendi devletlerinin uyruğunda olanları gemilere bindirmeye başlamışlardı. Nitekim birkaç saat sonra da sessizce çekilip gittiler...

tent
03-02-2007, 17:55
Yıl 1996, Haiti Cumhurbaşkanı ölür.
allah rahmet eylesin.:)
bu yazı 3. kez gönderiliyor foruma.

her başlığa bir kere gönderilmesi için kampanya açmayı düşünüyorum. böylece okumayan kalmaz da, bir daha gönderilmez umarım.:D

kasved
03-02-2007, 19:45
Yıl 1914, gelelim 1916’ya. Bitlis cephesi komutanı Mustafa Kemal Bitlis cephesinde çökmekte olan bir cepheyi kurtarıyor ve çadırına geliyor, yaveri İzzettin ÇALIŞLAR’ı çağırıyor ve eline bir not veriyor. Notta ne yazıyor biliyor musunuz? “Savaştan sonra ilk işimiz Türk kadınına serbestisini vermek, onu erkeğinin yanında eşit haklara sahip kılmak”. Yıl 1916, Türk kadının değil adı, değil kimliği, hiçbir şeysi yok. Sokağa çıkma hakkı olmayan bir Türk kadını. Peki sizce tam savaşın en hararetli zamanında neden Türk kadını geldi Mustafa Kemal’in aklına. Ha, Kurtuluş Savaşında gördüğümüz kadın manzarası, değil ATATÜRK’ü, dünyayı şaşırtan bir manzaradır. Ülkelerin savaşları olmuştur ama topyekün savaş örneği ilk defa Kurtuluş Savaşında görülmektedir.
Atatürk bu savaşta Ayşe Hatun’u tanımıştır. Ayşe Hatun’u hepimiz tanıyoruz. Bilmeyen var mı içinizde? Onun yapabildiğini acaba hangi ülkenin kadını yapabilir? Ya da zamanımızda hangi kadın yapabilir? Benim bir kızım bir oğlum var inanın bu kadar araştırmacıyım düşünüyorum. Biliyorsunuz sekiz aylık kızı kucağında omuzunda mermi ve cepheye cephane götürüyor. Sekiz aylık kız dinler mi düşmanı, ağlamaya başlıyor. Ve bu sırada ölmesi falan problem değil Hatun’un, ama düşman eğer onları fark ederse çok kısıtlı olan cephane cepheye gidemeyecek, bütün düşüncesi o Ayşe Hatun’un. Ve bu arada çocuğunu göğsüne yaslar, düşman biraz geç gider, indirdiği zaman kendi elleriyle çocuğunu şehit ettiğini görecektir Ayşe Hatun yada diğer adıyla Tayyibe Hatun. Peki ne yapar? Çocuğunu koyar üzerini bayrakla örter ve aynen şunları söylemiştir. Kafile başkanı komutanımız aktarıyor bunu. “Sen yüzlerce binlerce yıl sonra doğacak Türk çocukları için şehit oldun” (yani şurada oturan bizler için şehit olan) “bu benim içinde senin içinde bir şereftir. Yeterki vatan sağolsun” diyor, omuzuna alıyor cephanesini ve yola koyuluyor. Hanımefendiler içinizde anne olanlar var. Lütfen bir an için düşünün, çocuğunuzu göz önüne getirin. El bebek gül bebek büyütüyoruz, gözünün içine bakıyoruz, tercih yapın sizden sonraki kuşak mı? çocuğunuz mu? İşte bu Ayşe yada diğer adıyla Tayyibe Hatun’u tanıdı Mustafa Kemal.
Kurtuluş Savaşında Kütahya sırtları, -30oC, -40 oC. Ve 75-80 yaşlarında bir nine. Gerisini gelin kafile komutanı Mustafa Necati’den dinleyelim. Mustafa Necati neyi görür? Bütün yorgan battaniye ne varsa cephanenin üstüne örtmüş kendisi pazen elbiseyle. Aynen şunları söyler “nine kar sepeliyor hava çok soğuk bari şu yorganı alsan sırtına” dediğinde aldığı cevap ”dokunma ona, o millet malıdır, nem kapmasın. Ben bir ölürüm ama onunla binler doğacak binler. hayır oğlum hayır hiç üşümüyorum, soğuğu hiç duymuyorum ki. Düşman bu topraklara girdi gireli benim içim yanıyor içim a oğul” diyen bir nineyi tanıdı Mustafa Kemal.
Albay Hulusi ATAĞ’ın kafilesinde olan genç bir kadınımız hastadır ve cephane taşırken yere düşmüştür, ölmek üzeredir. Hulusi ATAK sorar “bacım bana adını söyle seni tarihe yazdıracağım” dediğinde aldığı cevap “adımı ne yapacaksın a oğul yaz benim adım Anadolu” cevabındaki adımın ne önemi var önemli olan ülkemin adı ve gururu düşünüşü keşke, keşke uygarlık savaşımızda aynı şiddetiyle sürebilseydi bugün. Üzerinde ATATÜRK yazılı kapsülü inanın, inanın hiç mübalağa etmiyorum ilk uzaya fırlatan ülke mutlaka ama mutlaka biz olurduk.
Evet bu savaşta ATATÜRK dünyaya tek geçen Zekiye Hanım’ı tanıdı. Zekiye Hanım ne yaptı biliyor musunuz? Dünyaya ilk ve tek geçen kadınımızdır. 10 Aralık 1919 öğretmen okulu bahçesine 3000 kadını toplamış, dedim herhalde sıfırları fazla okuyorum. Hayır 3000 kadın, yapımcısı, dinleyicisi, konuşmacısı. Kadın olan dünyada ilk mitingdir bu, onun için dünyaya ilk geçmiştir. Peki Zekiye Hanım nasıl toplamıştır, cep telefonu yok faks yok, hiçbir araç yok. Hadi bunlar oldu farz edelim. Kadının sokağa çıkma hakkı yokken 3000 kadın nasıl organize oldu dersiniz? Evet bunu incelediğimde inanılmaz bir hem hayranlık hem de üzüntü duydum neden biliyor musunuz?
Cep telefonunuz var, faksımız var. Pek çok kulübün, pek çok derneğin davetlisi olarak gidiyorum. Hanımlar 50 kişi geldi mi aman diyorlar bu gün çok kalabalığız. 3000 kadından bahsediyorum ama projesinin adını da söylemek istiyorum Zekiye Hanım’ın “MUTFAK PROJESİ”, inanılmaz bir proje. Daha sonra bir yerde tekrar geçecek bu proje.
ATATÜRK Zekiye Hanım’ı, Nakiye Hanım’ı tanıdı bu savaşta. ATATÜRK Melek REŞİT’i tanıdı, Atatürtk Şuküfe Nihal’i tanıdı ve ATATÜRK ekmek pişirerek askere götüren ama bu düşmanlar tarafından tespit edilip askerimizin yerini öğrenmek için çok işkence gören ama söylemediği için ekmek pişirdiği fırına atılarak yakılan Nazife Kadın’ı tanıdı bu savaşta. Bu savaşta ATATÜRK Taccülcalala hanımı tanıdı ATATÜRK üsteğmenlerimizi, binbaşı hanımlarımızı tanıdı, bu savaşta Tuğgeneral rütbesi verilmesi öngörülen 8 yaşındaki, evet yanlış duymadınız 8 yaşındaki Nezahat kızımızı tanıdı. İşte Nezahat kızımızın yanında şehit olan bir erimizin cebinden çıkan bir mektubunda annesine şöyle yazmış “anne Nezahatle babasının arasındaki konuşmayı duyaydın benim burada niye olduğumu anlardın” demiş ve bu arada şöyle yazmış” biz Mehmetçik Nezahat’e Türklerin Jean d’Arc ’ı diyoruz” demiş. Bu bana acı geldi. Ben Jean d’Arcı ortaokuldan beri tanıyordum ama Nezahat’i ancak bu araştırmam da tanıdım. Bunun acısını da o mektupla birlikte yaşamış oldum. Bu kadınlarımızı ben ATATÜRK ve Türk Kadını konulu konferansımda anlattığım için burada sadece adlarını anmadan geçemeyeceğimi gördüm.

tent
04-02-2007, 00:00
yazılanları okumayanların, yazı göndermesindeki ısrarı anlayamıyorum!

hascan
04-02-2007, 12:09
Ellerinize,emeğinize sağlık arkadaşlar bilgilendirici ve faydalı yazılar olmuş.Her zaman böyle yazılarınızı bekleriz.Birliğe,beraberliğe her zamankinden daha çok ihtiyacımız olan bu günlerde bu yazılar bir nebze olsun bizlerin moralini yükseltti.Yazıların devamını da bekliyoruz.Teşekkürler.

balaban
04-02-2007, 13:36
allah rahmet eylesin.:)
bu yazı 3. kez gönderiliyor foruma.

her başlığa bir kere gönderilmesi için kampanya açmayı düşünüyorum. böylece okumayan kalmaz da, bir daha gönderilmez umarım.:D

Bu topikte, aynı mesajın, birden fazla gönderilmesinin bir sakıncası olduğunu düşünmüyorum. Kimse en başa dönüp okumuyor. Görmemiş olanlar tekrar görüyor. Fotoğrafları da öyle.

hascan
04-02-2007, 20:54
Bu topikte, aynı mesajın, birden fazla gönderilmesinin bir sakıncası olduğunu düşünmüyorum. Kimse en başa dönüp okumuyor. Görmemiş olanlar tekrar görüyor. Fotoğrafları da öyle.

sayın balaban şahsen ben bu yazıyı ilk defa okudum.Aydınlatıcı bilgiler bulup emek vermişsiniz.teşekkür ederiz.:) :) :)

Golfer
05-02-2007, 23:44
http://www.aa.com.tr/images/stories/ataturk/ataturk.html

tent
06-02-2007, 02:22
1 . Anma, söyleme, sözünü etme.
2 . din b. (***) Bir tarikata bağlı olanların Tanrı'nın adını art arda söylemesi: "Zikir çekmek."- .

mustafa kemal, "türkiye şeyhler, müritler, meczuplar, ülkesi olmayacaktır" da demişti, ama unutulmuş ne yazık ki!
hem de atatürkçüler unutmuş.

hasat
09-02-2007, 20:57
10 Kasımlar olsun, 19 Mayıslar olsun, 30 Ağustoslar olsun Atatürk'ü sevmeyen o malum şahıslar Atatürk için "Yüce Atatürk, Ey Büyük Ata, Türk'ün büyük Atası vb. ifadeler kullanıp canımızdan çok sevdiğimiz, herşeyimiz Atatürk'ün önünde saygıyla eğiliyorlar ya dünyalar benim oluyor.

sahinhashus
15-02-2007, 02:01
7 Yaşındayken babasını kaybetti ve yetim kaldı.
8 Yaşında okuldan alındı ve köyde yaşadı.
10 Yaşında yüzü kanlar içinde kalacak şekilde,yeni okulundaki hocasından dayak yedi.
17 Yaşında hayalindeki okulun istediği bölümü için gerekli not ortalamasını tutturamadı.
24 Yaşında tutuklandı,günlerce sorguya çekildi ve 2 ay tek başına bir hücrede hapis yattı.
25 Yaşında sürgüne gönderildi.
27 Yaşında kendisinden bir yaş büyük meslekdaşı kendisinin de üyesi olduğu derneğin çalışmaları ile kahraman ilan edilirken,kendisi hiç önemsenmiyordu.Doğduğu şehrin merkezinde rakibi törenlerle karşılanırken,o kalabalık arasında yalnız başına olanları izliyordu.
30 Yaşında kendisi başka şehirleri düşman elinden kurtarmaya çalışırken,doğduğu şehir düşmanların eline geçti.
30 Yaşında amiri,onu kendisinden uzaklaştırmak için başka göreve atanmasını sağladı.Yeni görevinde fiilen işsiz bırakıldı.Aylarca boş kaldı.
37 Yaşında böbrek hastalığından Viyana'da 2 ay hasta ve yalnız halde yattı.
37 Yaşında komutan olarak yeni atandığı ordu,dağıtıldı.
38 Yaşında Savunma Bakanı tarafından görevinden atıldı.
38 Yaşında bir toplantıda giyebileceği bir tek sivil elbisesi bile yoktu ve başkasından bir redingot ödünç aldı.Ayrıca cebinde sadece 80 lirası vardı.
38 Yaşında kendisi için tutuklama kararı çıkarıldı.
38 Yaşında en yakın beş arkadaşından üçü,onun kongre temsil heyetine üye olmaması için oy kullandı.
39 Yaşında idam cezasına çarptırıldı.
Sonra ne mi oldu?
42 Yaşında Türkiye Cumhuriyeti Cumhurbaşkanı oldu!
Okuduğunuz öykü efsanevi lider Mustafa Kemal Atatürk'e aittir.

Şimdi düşünün,sizin başarılı olmanızı engelleyen ama Atatürk'ün karşısına çıkmamış bir engel var mı?
Başarınızın önündeki engel ne?
Paranız mı yok? Atatürk'ün de yoktu!
Sağlığınız mı bozuk? Atatürk'ün de bozuktu!
Çevrenizde sizi çekemeyenler mi var?Atatürk'ün de vardı!
Bazı yakın arkadaşlarınız sizi arkadan mı vurdu?Atatürk'ün de başına geldi!
Aileniz çok zengin değil miydi?Atatürk'ünki de değildi!
Amirleriniz hakkınızı mı yiyor?Atatürk'ünkini de yemişlerdi!
Sizden daha beceriksiz ama hırslı insanlar,sizden daha hızlı yükselip size amirlik mi yapıyor?Atatürk'ün de başına gelmişti!
Geçmişte bazı denemelerinizde başarısız mı oldunuz?Atatürk de olmuştu!
Hakkınızda idam fermanı çıktığı için mi başarılı olamıyorsunuz?Atatürk'ün de başına gelmişti!

Kişisel sorunlar büyük başarıların önünde engel değildir.Mustafa Kemal Atatürk kişisel kurtuluş savaşı ile ülkeyi kurtarma savaşını birlikte götürebilmişti.

Bilinen bir deyişle ona "para yok" dediler"bulunur"dedi,"düşman çok"dediler"yenilir"dedi.Ve sonunda tüm dedikleri oldu.
Gençliğe hitabesinde niçin"Vazifeye atılmak için içinde bulunduğun şartların imkan ve şeraitini düşünmeyeceksin" dediğini sanırım daha iyi anladınız.
Atatürk başlangıçta tek kişiydi.Her şey bir insanla başladı.Her şey bir insanın beyninde başladı.Sonra diğer insanların katılımı ile büyüdü.Amaçlanan sonucun elde edilmesiyle de başarıya ulaşıldı.

Sayın Mümin Sekman'ın "İnsan isterse-azmin zaferi öyküleri-"kitabından alıntıdır.

sahinhashus
24-02-2007, 00:19
"Ben,manevi miras olarak hiçbir ayet,hiçbir dogma,hiçbir donmuş ve kalıplaşmış kural bırakmıyorum.Benim manevi mirasım bilim ve akıldır...Zaman süratle ilerliyor,milletlerin,toplumların,kişilerin mutluluk ve mutsuzluk anlayışları bile değişiyor.Böyle bir dünyada,asla değişmeyecek hükümler getirdiğini iddia etmek,aklın ve ilmin gelişimini inkar etmek olur...Benim Türk Milleti için yapmak istediklerim ve başarmaya çalıştıklarım ortadadır.Benden sonra beni benimsemek isteyenler,bu temel eksen üzerinde akıl ve ilmin rehberliğini kabul ederlerse,manevi mirasçılarım olurlar."Mustafa Kemal

Milli Eğitim Bakanı Dr.Reşit Galip'in sorusuna Mustafa Kemal'in yanıtı.

Kaynak:İsmet Giritli,Kemalist Devrim ve İdeoloji,İstanbul Üniversitesi Yayınları.

kasved
24-02-2007, 08:56
Peki bu arada dünyaya o kadar çok ilk hediye etmişiz ki bunlardan bir tanesi de üniformalı ve rütbeli kadın asker ilk defa bizim ordumuzda, bizden dünya orduları örnek alıyor. Kurtuluş Savaşında rütbe alan kadın askerlerimiz; Binbaşı Ayşe ALTUNTAÇ, Üsteğmen Emine VARDARLI, Üsteğmen Fatma ŞİMŞEK. Ama dünya tarihine tek geçen bir üsteğmenimiz var; 700 erkek 43 kadından oluşan bir müfrezenin reiseliğine bizzat ATATÜRK tarafından atanmış, Üsteğmen Kara Fatma. Evet dünyadaki ilk müfreze reisesi kadın ünvanını taşır Kara Fatma. Ben geçenlerde Erzurum’a davetliyim, Erzurum Üniversitesi rektörümüz davet etti uçakla gittim. İndim uçaktan “off ayağım belim melim” dedim, bir an aklıma geldi, biliyorsunuz Kara Fatma Erzurumlu; Erzurum’u 13 kadınla müdafaa ediyor, atına atlıyor Bursa’ya kadar geliyor, Bursa’nın Kurtuluşuna da tanık oluyor. Ben uçakla zor gittiğim yere, önümde yemeğim, arkamda suyum, sıcacık, ama bu kadının yaptığı! Ha o zaman sanıyorum şu andaki Türk kadını asla ve asla yoruldum demeye hakkı yok, eğer Kara Fatmaları eğer Şerife bacıları tanısaydı.

Evet anlıyorum bu hanımlarımızı tanımadan önce bir şey yaptım zannediyordum. Şu anda hiçbir şey yapmadığıma kaniyim. Bu arada Kara Fatma’nın savaşta yaptıklarını, dedim ya Bursa’ya kadar gelmiş, üç oğlunu şehit vermiş, kızının parmakları İzmit muharebesinde kesilmiş, sadece savaşı anlatmak için bir konferans gerekir

Kara Fatma’nın. Ama Tamim gazetesini okuyorum, Tamim gazetesini okurken Kara Fatma’yla yapılmış bir röportajı okudum, inanılmazdı. Gazeteci soruyor diyorki; “çok fakirsin çok çok ihtiyacın var paraya neden üsteğmenlik maaşı sana bağlanan maaşı kızılaya bağışladın” diyor. Verdiği cevap tarihi bir cevap aynen şöyle:
“Ben Kurtuluş Savaşında yaptıklarımı bir menfaat ve çıkar karşılığında yapmadığıma inandığım için en son vatani vazifem olarak maşımı Kızılay’a bağışlıyorum” diyecektir.

Bu bana neyi hatırlattı biliyor musunuz? ATATÜRK’e bir gazeteci sorar; “neden mal ve mülkünüzü milletinize bağışladınız” diye. ATATÜRK’ün verdiği cevabı aynen aktarıyorum:
”Mal ve mülk bana ağırlık yapıyor, onları asıl sahibi olan milletime bağışlamaktan ferahlık duyuyorum. Zenginlikten ne çıkar asıl zenginlik insanın manevi şahsiyetinde olmalıdır.“ diye cevaplayacaktır. Ne güzel değil mi en son kademeden en tabana kadar, kadınından erkeğine kadar hepsi aynı söylemde ama alışmadığımız gibi aynı eylemdeler ne diyelim sağ olsunlar, varolsunlar.
Dileyelim sizin nesle, genç nesle, hortumcular soyguncular değil, Kara Fatmalar, Mustafa Kemaller örnek olsunlar. Tabi Kara Fatma’nın örnek olabilmesi içinde bir okuma kitabımızda hiç olmazsa bir okuma parçası olarak Kara Fatma’nın olması lazım ki örnek alabilesiniz. Bu arada ATATÜRK’ün şu sözü çok hoşuma gider diyorki; ”Geçmişi ne kadar çok unutursak geleceği korumak o kadar zor olur.” Biz Kara Fatmaları mutlaka hatırlamalıyız sanıyorum.

bikmisbroker
03-03-2007, 14:53
19 Mayıs 1919 -18 Ekim 1919 tarihleri arasında yayınlanan çeşitli gazetelerden derlenen istiklal savaşı gazetesi ekleri.

http://istiklalsavasi.blogcu.com/

Sayfanın altındaki uyarıyı aşağıya koydum.

..."İstiklal Savaşı gazetesi" 80'li yıllarda biriktirdiğim gazete eklerinden oluşmaktadır.
...Gazete ekleri , fotoğraf makinası ile çoğaltılmış ve siteye yüklenmiştir. Gazete eklerini okumak için üzerlerine tıklayınız...Okunamayan bölümleri bildiriniz...
... Eser, Sayın Ömer Sami Coşar'a aittir ve 19 Mayıs 1919 -18 Ekim 1919 tarihleri arasında yayınlanan çeşitli gazetelerden derlenmiş ve günümüz Türkçe'sine çevirilmiştir....
Copyright © 2006 - 2007

borsasihirbazı
04-03-2007, 02:06
gercekten kolay bulunmayacak bir link..guzel bir derleme...boylesi bir calısmadan bizi haberdar ettigin icin gercekten butun kalbimle tesekkur ediyorum..daha oncede buraya yapıstırdıgın sayfalardanda cok faydalanmıstım kendi adıma...saolasın sayın bikmişbroker...