PDA

View Full Version : Birazda Gülelim...



Matematikçi
18-06-2006, 22:45
VARAN 1: Nuriye Akman, CHP Milletvekili Canan Arıtman ile konuştu. İğneli sorularla gerilen Arıtman, Akman'ı 'objektif' olmamakla suçladı, ortaya 'yorumsuz' bir röportaj çıktı. İşte söyleşi:

CHP İzmir Milletvekili Canan Arıtman, laiklik ve kadın hakları savunuculuğu, Meclis Başkanı Arınç’la yaşadığı polemikler, verdiği ilginç kanun teklifleri, sadece muhatabı ile değil kamuoyuyla da paylaştığı mektupları, yaptığı sporlar ve silahları ile grubunun adından en çok söz ettiren üyelerinden biri.
Meclis tatile girmeden kendisiyle konuşmamak olmazdı. Ben sorularımın cevabını aldım. Ama o benim objektif olmadığımı düşündü. O nedenle söyleşimizi, izlenimlerimi belirtmeden, yorumsuz veriyorum.

Emine Erdoğan’a “Ya kıyafetini değiştir ya da evde otur. Protokol görevini bu giysilerle yapmandan rencide oluyorum” diye bir mektup yazdınız. Üslubunuzdan pişman mısınız?
- Hayır. Her zaman, söylediğim sözün arkasında durdum. Bu yaştan sonra da değişmem. Bakın çok nazik; ama bir kararlılığı da ifade eden bir mektup o.

Örtünü çıkarmıyorsan evde otur diye tepeden bakmacılık bir sosyal demokrata yakışıyor mu?
- Eğer yapamayacaksanız buna da saygı duyarım. O zaman bu görevlerde bulunmayın, anlamına gelen bir üslup o. Yani üstten bakma değil. Sayın hanımefendi çağdaş Türk kadınlarını incitiyor, utanmamıza neden oluyor. Biz bunu yaşamak istemiyoruz.

Tarhan Erdem’in başında bulunduğu bir araştırma şirketi, Türk toplumunda kadınların yüzde 64,2’sinin tesettürlü olduğunu ortaya koymuştu. Bundan haberiniz var mı?
- O araştırmayı görmedim. Tabii tesettürden tesettüre fark var. Hepimiz biliyoruz ki, kadınlar üzerinden bir siyasal proje yürütülüyor. Bunun da simgesi türbandır. Bu, samimi bir tesettürün ifadesi değildir.

Elinizde bir “samimiyet ölçer” olduğuna göre söyler misiniz, dünyada tesettürlülerin üniversiteye gidemediği tek ülkenin Türkiye olması da sizi rencide ediyor mu?
- Beni daha çok rencide eden şeyler var. Bu ülkede doğurganlık çağındaki kadınların üçte biri okumaz yazmaz. Ortaöğretimi bitiren kadın sayısı o kadar az ki. Bizim içimizi önce bu acıtmalı. Önce her kadının okuryazar olmasını sağlayalım.

“Okuryazar olsunlar ve orada kalsınlar, başları kapalıysa üniversiteye gitmesinler” diyorsunuz.
- Öyle bir şey söylemiyorum. Ama burası bir hukuk devleti. Bu konudaki yasalar değişmediği sürece hepimiz yasalara uyalım diyorum.

Siz tesettürlü insanlardan oy istiyor musunuz?
- Tabii ki isterim. Türbanın bayraktarlığını yapan AKP, bu sorunu çözmedi. Sadece kullanıyor.

Öyleyse genel başkanınız herkese “Ne olursan ol gel” derken sizin bu “örtünü çıkart da gel” üslubunuzu biraz yumuşatmanız gerekecek mi?
- Ben türbanlıları inciten bir ifadede bulunmadım ki. Ben sadece Emine Erdoğan hanımefendiye değil, Meclis başkanının, bakanların, hatta milletvekillerin eşlerini de buna katarak söyledim. Örtünmelerini eleştirmiyorum. Sadece resmî görevlerde bulunurken, ülkemizin daha iyi tanıtımı açısından çağdaş kıyafetlerde olmalarını istiyorum.

“Her ne olursan ol, bize gel” demek, “ey tesettürlüler siz de gelin bize oy verin” demek, değil mi?
- Evet.

Tesettürlüler kendilerinin ve düşüncelerinin temsil edilmeyeceği bir partiye oy verirler mi sizce?
- Türbanlılara diyorum ki, gelin bizle olun. Biz bu sorunu çözeriz. Çünkü CHP, kadın hakları konusunda son derece duyarlıdır. Biz AKP gibi kadın haklarını savunuyor görünüp, onları ikincil bir insan yapmaya çalışan bir parti değiliz. Biz kadınların gerçek anlamda eşit vatandaş olmaları için her türlü mücadeleyi yapacak bir partiyiz.

Bugüne kadar özgürlüklere vurgu yapmadı CHP. Bürokrasiye sırtını dayayan, statükocu bir yaklaşımı var. Bir sosyal demokrat olarak bu durumdan rencide oluyor musunuz?
- CHP’ye haksızlık yapmayalım. Bu ülkede CHP’den başka samimi bir şekilde özgürlükler, demokrasi, sosyal politikalar için söylemi olan ve iktidar olursa da bunları yaşama geçirecek başka bir parti yok. Yani halkımız bize bir kez iktidar versin, bunların hepsini yaşama geçireceğimizi görecek.

O zaman halkımız aptal mı ki size iktidarı vermiyor?
- Ne münasebet. Bu halk o kadar yoksul, o kadar gününü kurtarma çabası içerisinde, o kadar yalnız bırakıldı ki, çok kısa vadede çözümler önerenlerin peşinden gitti. İnsanlar da yanılabilir. Yanılma zekanın bir ölçüsü değildir. Hatasız kul olmaz.

Peki niye partiniz her yasa teklifinizi reddediyor. Haluk Koç açıklama yapıyor, “Canan Hanım’ın görüşlerine katılmıyoruz.” diye. Siz niye partinizde yalnız bırakılıyorsunuz?
- Kişisel problemler de olabilir. Önemli değil, siyasette olacaktır yani. Verdiğim pek çok araştırma önergesini de grubum desteklemiştir.

Bir sosyal demokrat parti milletvekiline yakıştıramadığım, özür dileyerek bu kelimeyi kullanacağım, bazen ırkçı ve erkeksi bulduğum önerileriniz oldu...
- Özrünüzü kabul ediyorum. (Gülerek) Ben çok iyi bir sosyal demokratım. Kesinlikle erkeksi olamam. Çok iyi bir kadın hakları savunucusuyum. Irkçı olmam hiç mümkün değil. Ama milliyetçi derseniz onu kabul ederim.

“Batı’nın büyük kentlerine gelen Kürt gençlerini geldikleri yere gönderin. Tesettürlü politikacı eşlerini sokağa bırakmayın. Evinize gelen hırsızı öldürürseniz ceza almayın. Öcalan’a terör filmi izletin”...
- Hiç böyle söylemlerim yok benim. Bir kere Kürt lafını kullanmadım. Güneydoğu’da fakir ailelerin çocukları, organize suç şebekelerince kullanılmak üzere büyük kentlere götürülüyorlar. Bu çocuklar reşit değil. Yanlarında kimlikleri, beş kuruş paraları yok. Gidecekleri yer belli değil. Bu çocukları lütfen alınız, ailelerinin yanına götürünüz dedim.

Çocuklar ailelerine verilince kurtulmuş oluyorlar mı?
- Bu çocuklar suça alet edilmesin diyorum. Bunun neresi yanlış? Bu, sadece çocuğu önemseyen duyarlı bir kadın yüreğinin sesi. Ben “Evinize giren hırsızı öldürürseniz ceza almayın” da demedim. Benim verdiğim yasa teklifi meşru müdafaa halinin genişletilmesiyle ilgili. Ben öldürmekten bahsetmiyorum. Bir insanı yaralamak da suçtur. Evinize giren hırsızı ittiniz, kaydı, kafasını vurdu, travma geçirdi veya öldü. Burada sizin, elinizin kelepçelenip hapishaneye götürülüp adam öldürmekten yargılanmamanız gerekir. Yasalarımız ne yazık ki daha çok suçlunun haklarını ön plana alıyor. Burada bir orantının olması gerektiğini, mağdurun da haklarının korunması gerektiğini söylemek istiyorum.

Peki partiniz niye sahip çıkmadı bu yasaya?
- Yani hukuksal olarak bazı sakıncalar gördüler. CHP çok demokratik bir partidir. Herkesin, her kanun teklifi kabul ediliyor değil. Bizdeki parti çalışmasında kanun teklifleri grup onayı aldıktan sonra Meclis Başkanlığı’na iletiliyor. O kanun teklifinde gruptan onay almadan basının bilgisi oldu. Esas reaksiyon da o noktada oldu. Yani grup onayı almamış bir kanun teklifini basının bilmesi, parti tüzüğüne aykırı bulundu. Bir anlamda beni cezalandırdılar.

Üç silahınız var. Bunlarla poz veriyorsunuz. Ve silahsızlanma kampanyaları için “şov” diyorsunuz.
- Tabii ki. Ben spor yapıyorum. Benim için silahın tenis raketinden hiçbir farkı yok. Meclis spor oyunlarında atıcılıkta, okçulukta ve golfte altın madalya aldım. Biz toplum olarak silah severiz. O gün dedim ki; silah seviyorsanız lütfen bu hobinizi spor olarak değerlendirin. Asla hiçbir canlıya silah doğrultmayın. Bu Meclis’e silahsızlanma ile ilgili ayağı yere basan bir kanun teklifi veren tek milletvekiliyim. Meclis Başkanı’nın birkaç afiş bastırıp Meclis duvarlarına asmasını, arabasında bilmem kaç tane silahı olanın, bir tanesini kapıda teslim etmesinin şov olduğunu söyledim. Eğer silahsızlanma konusunda samimiyse AKP iktidarı, verdiğim kanun teklifini gündeme alsınlar. Komisyonda bile görüşmediler. Poligon dışında kimse benim elimde silah görmemiştir.

Silah kullananların psikolojik testten geçirilmesini istemiştiniz. Siz geçmediniz değil mi bu testten?
- Ben bir hekimim.

Olabilir. Sözüm meclisten dışarı; Kevorkyan da hekimdi, bütün hastalarını öldürdü.
- Bakın ben çok da iyi bir cerrahım. Bir sağlık problemi olduğunda hemen algılayıp çaresine bakabilecek bir insanım. Ama silah ruhsatı almak isteyen insanlar hekim değil ki. Onun için bunların test edilmesi gerekir. Doğru dürüst bir silah eğitimi alan pek çok hevesli kişi silah kullanmaktan vazgeçer. Büyük sorumluluktur çünkü.

Üç kişiyi ısıran köpeğiniz Bileyki’ye ne ceza verdiniz?
- Hiçbir ceza vermedim. Bileyki ısırmadı. Zorla götürülmeye kalkılmış, direnmiş ve kafasına çantayla vurulmuş. Kafasına üç dikiş atıldı. Ama o çocuklara bir tane bile dikiş atılmadı.

Ama mahkeme sizi tazminata mahkum etti...
- Bir dakika, eğer ısırsa Bileyki, parçalar. Çok büyük ameliyatlar gerekir. Sadece tentürdiyot sürülmüş hastanede çocuklara. Bu ülkede yargı siyasallaştı. Muhalefet milletvekili olmanın bedelini ödedim. Tabii o kararı veren hakimin de nereye atanacağını takip ediyorum. İki diş izi için 24 milyarın istetilmemesi gerekirdi. Çocuklara hiçbir zarar vermedi o köpek. O kişiler bunu bir şekilde paraya çevirdiler. Bakın geçenlerde benim bir köpeğimin beş yavrusunu çaldılar. Sevdiklerinden filan değil. İsteselerdi verirdim ben onlara. Paraya çevirmek üzere çalındı. Bu bir hırsızlıktır. Benim şahidim de vardı. O iki çocuğu hırsızlıkla damgalamamak adına bu şahidi götürmedim. Ödeyeceğim tazminat helali hoş olsun dedim.

Üç çocuk diye biliyorum ben.
- İki çocuk. Daha sonraki çocuk bir sene öncesinden ısırılmış, bizim köpek olduğunu iddia ediyor. Bu çocukların davasına bakan avukat hanım onu da davaya müdahil ediyor.


MASONLUK KÖTÜ BİR ŞEY DEĞİL Kİ
Eşiniz Yetkin Bey, Hür ve Kabul Edilmiş Masonlar Locası’nın Karşıyaka şubesinde 4 yıl üstadı muhteremdi. Mason eşi olmak yaşamınıza nasıl yansıdı?
- Bir kere kimse bir başkasının mason olduğunu söyleme hakkına sahip değildir. Ancak bir mason kendisi isterse mason olduğunu söyler.

Zaten bu bilgiye internette rastladım. Eşiniz kendisi açıklamış.
- Eşimin böyle bir şey açıkladığına dair böyle bir bilgiye sahip değilim. Ben mason değilim.

Kadınlar zaten mason olamıyor.
- Yanlış biliyorsunuz. Kadın masonluğu da var bu ülkede. Çok sayıda kadın locası da var. Bu konuda ciddi bilgi eksikliğiniz var.

Kadın localarının adını söyleyin o zaman.
- Yani ben o kadar bilgili değilim. Bu konuda birçok konuda olduğu gibi kendimi kültürlü, aydın bir insan olarak addediyorum. Masonluğun kötü bir şey olmadığını, özellikle karakter yapılarıyla seçilerek alınan insanlar olduğunu biliyorum. Benim kendisi mason olan çok hanım arkadaşım var. Ama hiçbirini asla size deklare etmem.

Kadınlara masonluk yolu ne zaman açılmış?
- Bilmiyorum. O kadar da çok ilgilenmedim.

Benim de eşleri mason olan kadın arkadaşlarım var, mecburen bazı sorumluluklar yükleniyorlar. Ve kendilerine ‘hemşire’ deniyor... Size de ‘hemşire’ diye hitap edildi mi?
- Bakın ben pek çok kadın hakları ve bilimsel derneklerin kurucu üyesiyim. Bana önyargılı yaklaşıyorsunuz. Çok objektif bir röportaj olmayacağını görüyorum. Zaman Gazetesi’nden gelen bir röportaj teklifini, bana karşı önyargılı olacağı için kabul etmezdim. Siz olduğunuz için, çok iyi bir profesyonel olduğunuz için kabul ettim ben.

Pek çok gazetede çalıştım. Benim soru sorma biçimim bu. Sizin için tasarlanmış bir üslup değil. Zaman’la ilgili asıl siz önyargılısınız. Gazetemizde size yönelik bir eleştiri yazısı hatırlamıyorum. Ama merkez medyada çok fazla oldu. Hatta bir kadın yazar sizden “sansasyon canavarı” şeklinde bahsetti. Ben sizi kırıcı tek bir laf ettim mi?
- Kim söylüyor o lafı bilmek isterim.

Araştırırsanız bulursunuz. Hem fena mı oldu, pek çok konuya açıklık getirdiniz.
- (Gülerek) Ben özür diliyorum, sözlerimi geri alıyorum. Ha! Bu arada beni sinirlendirmek istiyorsanız, ben cerrahım, son derece soğukkanlıyım. Sinirlendiğimi belli etmem.

----------------------

Matematikçi'nin Yorumu: "Yorum Yok"
:D :D :D

Matematikçi
18-06-2006, 22:49
VARAN 2: 'CHP'nin oylarının yüzde 10'u benim'
Halkın Yükseliş Partisi (HYP) Genel Başkanı Yaşar Nuri Öztürk, 3 Kasım seçimlerinde CHP’nin aldığı yüzde 19 oyla ilgili ilginç bir iddiada bulundu.

Halkın Yükseliş Partisi (HYP) Genel Başkanı Yaşar Nuri Öztürk, 3 Kasım seçimlerinde CHP’nin aldığı yüzde 19 oyun yüzde 10’unun kendisine verildiğini iddia etti.

Öztürk ayrıca, ilk genel seçimde iktidar ortağı olacağını savundu: “3 Kasım’da CHP’den seçime girdiğim için oylarını esirgeyenlerin desteğini de alarak yüzde 18’le koalisyon hükümetine ortak olacağız.”

Yaşar Nuri Öztürk, Kayseri’de düzenlediği basın toplantısında ilginç açıklamalarda bulundu. Öztürk, yapılacak ilk seçimde akademisyenliğinden gelen sempatisinin kendisini iktidara getireceğini söyledi. İnsanların kendisini 20 yıldır tanıdığını ifade eden Öztürk, CHP’ye katılma sürecinde arkasındaki seçmen desteğinin ikiye bölündüğünü şöyle anlattı: “Bir kısmı dedi ki: ‘Bu adamla seçime girmeni istemiyoruz. Ama sana oy vermemezlik yapamayız.’ Diğer bir kısmı ise ‘Seni destekliyoruz; ama bu adamla olursan sana oy veremeyiz.’ dedi.

Bu adam dedikleri de Deniz Baykal. CHP ile seçime gittik. Ve parti yüzde 19,3 oy aldı. Bu oyların yüzde 5’lik bölümü, herkesin hemfikir olduğu gibi bana verildi. Hatta buna birçok insan yüzde 8 diyor, yüzde 10 diyenler de var. Ha şimdi biz yeni bir parti kurduk. Bu partiye, CHP’deki payım olan yüzde 10’luk kesim ile oraya oy vermeyen, ancak bana sempati besleyen yüzde 8’lik bir halk desteği daha var. İlk seçimde yüzde 18-20 civarında oy alacağız. Bu da koalisyon hükümetini gösterir.”

------------------

Matematikçi'nin Yorumu: "Allah ıslah etsin"
:D :D

Matematikçi
18-06-2006, 22:56
VARAN 3: Baykal: Bu son ÖSS olacak

CHP Genel Başkanı Deniz Baykal, iktidara geldiklerinde ÖSS'yi kaldıracaklarını bildirdi.

Milyonlarca genci üniversite kapısı önünde bekleten sınav sisteminin iflas ettiğini savunan Baykal, dershane sistemine de dayalı mevcut fırsat eşitsizliği içinde öğrencilerin yarıştırılmasını kabul edemeyeceklerini ifade etti. Baykal şu görüşlere yer verdi: "Hiçbir değerle örtüşmeyen, eşit koşullarda yarışmanın asla söz konusu olmadığı bu sınav sistemi sürdürülemez. Yarın öğrencilerimizin gireceği sınav, son sınav olacaktır."

--------------------

Matematikçi'nin Yorumu: "Alternatif çözüm üretmeden gündeme göre sallamak ne güzel..."
:D

slazenger
18-06-2006, 22:57
Sn Matematikçi

Sizi çok Zaman okur gördüm...:gulen: :gulen: :gulen:

Matematikçi
18-06-2006, 23:00
Son haber Milliyet'ten..
;)

Sarı
19-06-2006, 00:43
harika gerçekten..:D 2 de koptum yaw..

son_azrail
19-06-2006, 07:50
ciddi ciddi bunlar oldumu inanmıyorum:) komedi filmi gibi....bir arada busene kkimse ligten düşmesin muhabbeti yapmışlardı...:)

varjan
19-06-2006, 09:27
Yorumsuz............

Morientes
19-06-2006, 20:46
bütün bulabildikleriniz bu kadar işte....
bunlarda taraflı dinci basından derlenmiş....

şimdi ben asıl harbi komik daha doğrusu trajikomik bir haber başlığı yazayım da gülünecek mi ağlanacak mı haldeyiz görün....

''TRT domuz karakteri var diye Winnie The Pooh çizgi filmini yasakladı''

işte ağlanacak halimiz....

çizgi film karakterlerine bile tahammül yok!!!

radyolog
19-06-2006, 20:58
son zamanlarda ZAMAN okuma arttımı ne

bunun MECLİS BAŞKANI nın gülen e '' BU hasretlik yetsin artık '' türünden çağrısının payı var mı:confused:

ee malum gülen 4 senedir ABD de TEDAVİ GÖRÜYOR :eek:

buna ne can dayanır ne para

Morientes
19-06-2006, 21:00
oysaki 'winnie the pooh' dünyada şiddet içermeyen ve çocuklara sevgi ve paylaşım aşılayan ender çizgi filmlerden biridir....
kimin umrunda?????
domuz varya orda bitane o yeter......kafa bu işte....

Matematikçi
19-06-2006, 22:00
Öncelikle bir şey bulmaya çalışmıyoruz. Burda parti propagandası falan da yapmıyoruz. Eger AKP'nin de böyle diyalogları varsa sizde bunları buraya yazın sevgili Morientes... Bizde onlara gülelim...
Bunda alınacak gücenecek birşey yok...

Gelelim winnie olayına...
Malesef araştırmıyoruz, okumuyoruz...
Kartel medyası ne derse dogru diye hemen kabul ediyoruz...
Oysa kartel medyasının arkasında kimler var hiç düşünmüyoruz.

Öncelikle şunu belirteyim. Bu haberi yapan Milliyet gazetesi, kaynak olarak NYT'ı göstermiş. Onlara baktıgımızdaysa onlar da kaynak olarak Fransız Ajansı "Agence France-Presse" i göstermiş... (Buradan bakabilirsiniz... http://www.nytimes.com/2006/06/19/arts/19arts.html?_r=1&oref=slogin)
Fransız Ajansı da bir muhabirini...
Muhabirin kaynagı ise belirsiz...

Ayrıca şu sıralar Fransa'da aşırı ırkçı bir kanun yasalaşıyor. Ve halk buna tepki gösteriyor... Ve bir anda durup dururken müslümanları aşagılayıcı böyle bir haber... Türkiye'de de zaten sürekli yıkılmaya çalışılan bir hükümet. Ve bu hükümeti AB karşısında da küçük düşürmek...
Bir taşla kaç kuş vuruluyor ben saymadım...

Gördünüz mü dünyada işler nasıl dönüyor...

Gelelim bizimkilere...
Öncelikle TRT bu olayı yalanlamıştır. Tabi bizim nazarımızda TRT'nin yalanlamasının hiçbir degeri yoktur(!).
O yüzden bunu geçiyorum.

Ama çok daha önemli bir haber vardır: TRT Walt Disney ile bir anlaşma yapmıştır ve bu anlaşma çerçevesinde birçok çizgi film satın almıştır. Ayrıca yapılan anlaşma ile Türk çizgi filmleri ingilizceye çevrilip dünyada da yayınlanacaktır. Tarihsel Türk karakterleri Walt Disney'in uzmanlarınca yeniden canlandırılacaktır. Kaliteyi siz düşünün...

Ama nedense yapılan iyi birşey olduğunda esas konu atlanıp hep açık aranıyor çamur atılıyor ve biz de buna anlamadan dinlemeden inanıyoruz...

TRT'nin açıklaması:
http://www.trt.gov.tr/wwwtrt/devtrtden.aspx?did=639

Bu da Walt Disney ile yapılan anlaşmanın ayrıntıları:
http://www.medyakafe.com/detay.asp?id=15837

ayyan
19-06-2006, 22:18
VARAN 3: Baykal: Bu son ÖSS olacak

CHP Genel Başkanı Deniz Baykal, iktidara geldiklerinde ÖSS'yi kaldıracaklarını bildirdi.

Milyonlarca genci üniversite kapısı önünde bekleten sınav sisteminin iflas ettiğini savunan Baykal, dershane sistemine de dayalı mevcut fırsat eşitsizliği içinde öğrencilerin yarıştırılmasını kabul edemeyeceklerini ifade etti. Baykal şu görüşlere yer verdi: "Hiçbir değerle örtüşmeyen, eşit koşullarda yarışmanın asla söz konusu olmadığı bu sınav sistemi sürdürülemez. Yarın öğrencilerimizin gireceği sınav, son sınav olacaktır."

--------------------

Matematikçi'nin Yorumu: "Alternatif çözüm üretmeden gündeme göre sallamak ne güzel..."
:D
yandık desenize.. herkesi üniversiteye almaya kalkacaklar.. sonra sayı yetmedi diye torpil sırasına sokacaklar.. işimiz var valla..

ya birde rica etsem winnie the pooh taki "domuz" yüzünden yasaklandı diyen ilginc zihniyetin(!) "domuz" dan niye rahatsız oldugunu bana acıklayabilecek var mı ? oradaki domuz gayette sevimli bisi :) (not: asılsız haber yazan zihniyeti kastediyorum)

Morientes
19-06-2006, 22:49
kartel medyası haberleri diye sitem edip bölücü dünci medyanın heryazdığını doğru kabul etmekten de gocunmuyor bazıları.
bu tür olaylar olduktan daha doğrusu duyulduktan sonra hemen bir kılıf bulunuyor yada yalanlanıyor.işte buna takiyye deniyor.
ne dersek diyelim zihniyet malesef gerici...

hexedemical
20-06-2006, 00:03
burdaki daha komik geldi bana :)
http://www.haber3.com/haber.php?haber_id=135247

Matematikçi
30-06-2006, 21:50
VARAN 4 ve 5: İşadamı ile paşanın Erdoğan sözleri
Çok renkli bir işadamı ile emekli paşalardan biri ayaküstü laflarken çok ilginç bir Erdoğan diyaloğu yaşanır. Erdoğan'dan da paşaya Nasrettin Hoca'yı aratmayacak bir yanıt gelir:

İşte Akşam gazetesi yazarı Şakir Süter'in köşesindeki renkli diyalog...

Çok renkli bir işadamı ile ayaküstü laflıyoruz.
Emekli paşalardan biri, ünlü olduğu kadar da renkli işadamına, AKP iktidarının ilk günlerinde şöyle diyor:
- Yahu, ben aslında bu Tayyip Erdoğan’ı beğeniyorum. Güzel bir duruşu, sempatik bir hali var.
- Eeeee?
- Ama sıkıntı malum.
İşadamı “malum sıkıntıyı” biliyor bilmesine de emekli paşanın söylemesini istiyor.
- Demek istiyorum ki.. Tayyip Bey, eşi Emine Hanım’ın türbanını çıkarmış haliyle bir orduevine gitse, müthiş bir değişiklik olur ve inan oyları yüzde 70’e fırlar.

İşadamı, Erdoğan’la yakın temas kurabilen bir isim.
Heyecenla, emekli paşanın sözlerini aktarıyor Tayyip Erdoğan’a.
Erdoğan hiç renk vermeden şöyle diyor:
- O paşa, bir gün eşine başörtüsü taksa da bizim eve misafir olsa, daha büyük bir değişiklik olurdu!..

Muhtar Tayyip Erdoğan!
“Muhtar bile olamaz” dediler.
Bakalım neler olmuş, neler.

İlçe başkanı olmuştu.
İl başkanı oldu.
İstanbul’a Belediye Başkanı oldu.
Kurduğu altı aylık parti iktidar oldu.
Milletvekili oldu.
Ardından başbakan oldu.
Şimdi “cumhurbaşkanı olup olmayacağını” tartışıyoruz.
“Muhtar bile olamaz” diyenlerin yine bir diyecekleri yok mu?!"

--------------------

Matematikçi'nin Yorumu: "Ah Demokrasi sen var ya seen..."
:gulen:

slazenger
04-07-2006, 23:31
burdaki daha komik geldi bana :)
http://www.haber3.com/haber.php?haber_id=135247

:D :)
Gündemhttp://www.spothaber.com/images/spacer.gif http://www.spothaber.com/haber_resim/ali%20dibo.jpg
İŞTE GERÇEK ALİ DİBO

İhale yolsuzluğunun sembolü haline gelen ’Ali Dibo’ aslında Hatay’da herkesin saygı gösterdiği cömert ve dürüst bir tüccar.
Atatürk’ün mebusluk önerdiği Dibo’nun hayırseverliği de dillerde. Ancak gelinen nokta kızı ve torununu çok üzüyor.
AKP’li belediyelerin karıştığı ihale yolsuzluklarının sembolü haline gelen ’Ali Dibo’ şirketinin arkasından, ilginç bir yaşam öyküsü çıktı. Adı dillere düşen, bütün Türkiye’nin ölümünden yıllar sonra tanıdığı Ali Dibo’yu, Hatay’da yaşayan 72 yaşındaki kızı Hatice Koç ile İstanbul’a yerleşen torunu Filiz Koç Özdemir, Hürriyet’e anlattı.
TEK BALIK TÜCCARI
Onlara göre herşeyden önce Ali Dibo, ’varlığından dolayı nüfuzu olan’ bir insan. Atatürk’ün kendi imzasıyla ’mebusluk’ önerdiği, Hatay’da herkesin saygı gösterdiği, dürüst bir vatandaş. "Ali Dibo şirketi mi ki, bu kadar cömertsin" deyiminin, son zamanlarda "Devletin başına musallat olan Ali Dibo’lar" sözlerine dönüşmesi kızı ve torununu son derece rahatsız ediyor. Ali Dibo’yla ilgili bu tarz konuşanları iddiaya çağıran kızı ve torunu, "gerçek" Ali Dibo’nun yaşam öyküsünü anlattı:
1864’te Suriye’de doğan Ali Dibo, Hatay’a buradan göç etti. Hatay’ın tek balık tüccarı olarak, Mısır’a, Şam’a, Halep’e yaptığı ihracat, onu, malın mülkün yanısıra büyük bir üne kavuşturdu. Varlığıyla edindiği nüfuzu, halkın yanı sıra devlet yöneticileri üzerinde de etkili olunca, geçinemeyen vatandaştan, kimsesiz çocuklara kadar herkes sorununun çözümü için Ali Dibo’yu aramaya başladı.
MEBUSLUK TEKLİFİ
Ali Dibo, káh yabancıları, kapılarının ’altından’ sanıldığı mütevazı evinde yedirip içirdi; káh geçinemeyene işlemesi için toprak vererek destek oldu. Özellikle Karaağaç bölgesinde, Ali Dibo adına kayıtlı, bilinmeyen tapuların çıkması buna bağlanıyor.
’İdamdan adam kurtardığı’ söylenen Ali Dibo’nun nüfuzu, Cumhuriyeti kurmakta olan Mustafa Kemal’in de kulağına gitti. Atatürk bölgede sözü geçen Ali Dibo’yu Cumhuriyet Meclisi’nin vekillerinden biri yapmak istedi. Ancak kendi el yazısıyla gönderdiği davet mektubuna olumlu yanıt alamadı. O güne kadar devletle hiç işi olmayan Ali Dibo, hastalığını da gerekçe göstererek Atatürk’e "Hayır" dedi, ancak bağını koparmadı. Kardeşi Mehmet Dibo ile Atatürk’ün gittiği her yere bir kese altın gönderdi. Bu nedenle bölgeye hákim olan Fransızlar tarafından ’çete’ olarak anılmaya başlandı.
MİRASYEDİ EŞİNİ BOŞADI
72 yıllık hayatına 4 eş, 9 çocuk sığdırdı. Ancak, 4 eşle aynı zamanlarda birlikte olmadı. Bir eşi vefat etti, bir eşinin çocuğu olmadı. Bir eşiyle de, "Babandan kalan mirasa ihtiyacımız yok, payını kardeşlerine bırak" sözüne uymadığı için boşandı. 14 yaşındaki son eşi, Hatice Koç’un annesi Zehra Koç ile evlendiğinde ise 50’li yaşlarına merdiven dayamıştı. Zehra Koç en küçük kızı Hatice’yi doğurduktan 2 yıl sonra eşini kaybederken, Ali Dibo için tüm Hatay gözyaşı döktü.

ÖLDÜKTEN 3 YIL SONRA

Şimdi babasının öldüğü yaşta olan Hatice Hanım’ın, fotoğraflarından tanıdığı Ali Dibo Ağa’nın ömrü "Hatay Türklere geçmeden Allah bu gözümü yummasın" dileğinin gerçekleşmesine yetmedi. Hatay, Ali Ağa’nın defninden 3 yıl sonra Türk toprağına katıldı.

Matematikçi
15-07-2006, 18:06
VARAN 6: Baykal: "Zidane Türkiye'de oynamalı"

Baykal, Zidane'nin Müslüman bir futbolcu olarak Türkiye'de oynamasının doğru olacağını söyleyerek, kulüplere transfer teklifi yapılması konusunda işaret verdi.

Baykal, Kuşadası'ndan Sisam'a gelirken teknede gazetecilerle yaptığı sohbette, futbolcu Zidane'nin, Müslüman bir futbolcu olarak Türkiye'de oynamasının doğru olacağını, bu yönde çalışma yapılması gerektiğini kaydetti.

--------------------

Matematikçi'nin Yorumu: "Ya bu adam futbolu bırakmamış mıydı..."
:roll:

slazenger
15-07-2006, 20:34
Hagi'ye de futbolu bıraktı diyorlardı GS'a geldi 4 yıl şampiyonluk yaşadı süper kupayı aldı. Zidane'da benzeri etkiyi yapabilir ama FB'nin daha çok ihtiyacı var gibi.

Doğu yakasında değişen birşey yok :(

http://cagle.msnbc.com/news/antiISRAEL/AntiIsraelgifs/chappattjkhe.gif

Matematikçi
25-07-2006, 09:14
Varan 7: Lozan'ın laiklikle ilgisi yok
24 Temmuz'da (1923) imzalanmıştı Lozan Antlaşması. Bu vesileyle dün açıklamalar yapıldı, bildiriler yayınlandı. Dünkü Cumhuriyet gazetesinde 'Kadın Araştırmaları Derneği' tarafından verilmiş,
dört cümleden oluşan, kitap boyutunda bir ilan yer aldı.

"Lozan Antlaşması'nın 83. Yılı" başlıklı ilan şu cümleyle başlıyordu: "Laik Türkiye Cumhuriyeti'nin uluslararası varlığının resmi belgesi olan Lozan Antlaşması'nın günümüzde değerinin daha da katlanarak arttığına inanıyoruz."

Son cümle ise şöyleydi:
"Laik Türkiye Cumhuriyeti'nin yaşamsal değerdeki bu belgesinin yaşama geçirilişinin 83.'üncü yılını kutluyor, nice yıllar diyoruz."

İlandaki bu cümleleri okurken gözlerime inanamadım. Olacak iş mi? İnsan kutladığı şey hakkında azıcık bilgi sahibi olmaz mı?

Hadi kitaplara, ansiklopedilere, internete filan bakmadınız... Aritmetik de mi bilmiyorsunuz? 2006'dan 83'ü çıkarın, eder: 1923! Peki hangi tarihte kutluyorsunuz Lozan'ı? 24 Temmuz'da.

Cumhuriyet ne zaman ilan edildi? 29 Ekim 1923'te. Arada var 3 ay. Demek ki Lozan Antlaşması yapıldığında Türkiye henüz cumhuriyet değildi.

Mustafa Kemal Paşa, kimi telkinlere kapılarak, " Türkiye meşruti monarşi olsun. Yeni padişah benim, Meclis de çalışmaya devam etsin " deseydi... Ne olacaktı? Hiç! Lozan Antlaşması yine yürürlükte kalacaktı. Çünkü Lozan, Türkiye'nin rejimiyle ilgili bir antlaşma değildi .

Gelelim ilandaki laiklik kavramına.
Bu kavram Anayasaya ne zaman girdi arkadaşlar? 5 Şubat 1937'de. (Ayrıca hatırlayalım: 1928'e kadar devletin dini vardı.)

Lozan'da elbette Türkiye'nin geleceğini belirleyen sürüyle karar alındı. Bunların içinde en önemlisi, Türkiye'nin bağımsızlığının uluslararası planda kabul edilmesiydi.

Ancak Lozan Antlaşması'nın ne cumhuriyet rejimiyle bir alakası vardı, ne de laiklik ilkesiyle...

Çünkü Lozan Antlaşması imzalandığında ikisi de ortada yoktu.

Biliyorsunuz: Tüketiciyi aldatan reklamlar; kınanır, yasaklanır, hatta cezalandırılır.
Peki bu ilanın, o hileli reklamlardan ne farkı var? Biri tüketiciyi aldatıyor, diğeri zihinleri bulandırıyor. Maşallah gazete de ' laikliğe sahip çıkacağım' diye bu yanıltıcı ilanı ayıla bayıla basıyor.
Ama normaldir: O kesimin, tarihin algılanmasıyla ilgili ciddi sorunları var.
Hatırlarsınız: Kısa adı CUMOK olan Cumhuriyet Okurları adlı oluşum da, 31 Mart ( 1909 )
Vakası'nı lanetlemek için 31 Mart 2005 günü ilan vermişti. Aydınlıktan filan bahsediyorlardı ama sözünü ettikleri olayın tarihi bugünkü takvime göre 13 Nisan'dı!
Yani oluşumun lanetlediği şeyden haberi yoktu. O ilanı da Cumhuriyet bir güzel basmıştı.

Emre Aköz / Sabah

--------------------

Matematikçi'nin Yorumu: "Okumuyoruz, araştırmıyoruz, düşünmüyoruz... Cumhuriyet'in adını kullanacaksın ama Cumhuriyet tarihinden bile haberin olmayacak..."
:gulen:

Matematikçi
26-07-2006, 23:52
Varan 8: Pişkin hırsız
A.A

Sivas'ta hırsızlık amacıyla girdiği dairede karşılaştığı ev sahibiyle bir süre boğuştuktan sonra kaçan kişi, daha sonra tekrar dönerek, ev sahibinden kaçarken düşürdüğü cep telefonunu istedi.

Aydoğan Mahallesi'nin Behram Caddesi'ndeki bir eve gece saatlerinde pencereden giren Erkan B. (20), gürültü nedeniyle uyanan ev sahibi Özcan Tok (45) ile bir anda karşı karşıya kaldı.

Boğuşmaya başladığı Tok'un bir anlık boşluğundan faydalanarak pencereden kaçan Erkan B, yanında bulunan cep telefonunu, bıçağını ve karga burun pensesini evde düşürdü.

Daha sonra evin önüne tekrar gelen Erkan B, ev sahibi Özcan Tok'dan boğuşma sırasında düşürdüğü cep telefonunu vermesini istedi.

Ev sahibinden olumsuz cevap alınca olay yerinden uzaklaşan Erkan B, daha sonra pişman olduğunu belirterek, polise teslim oldu.

“Evden hırsızlığa teşebbüs ve konut dokunulmazlığını ihlal” suçundan gözaltına alınan zanlının, sevk edildiği savcılıkta serbest bırakıldığı öğrenildi.

Erkan B'nin evde düşürdüğü cep telefonunun ise savcılığa gönderildiği, buradaki işlemlerin ardından uygun görüldüğü takdirde sahibine teslim edilebileceği kaydedildi.

--------------------

Matematikçi'nin Yorumu: "Acaba evsahibi adamı vursaydı ne kadar ceza alırdı?.."
:düsün:

kumralada
27-07-2006, 13:43
.........

kumralada
27-07-2006, 13:49
.........

Matematikçi
29-07-2006, 19:49
Varan 9: Fransa'da irticanın ayak sesleri...
Fransa'nın başkenti Paris'te üstsüz bir şekilde güneşlenmek yasaklandı...
Parislilerden bu şekilde güneşlenen genç kızlar artık ceza ödeyecekler.

Paris Belediyesi'nin yayınladığı kararnameye göre Seine Nehri çevresindeki plajlardaki huzuru korumak için böyle bir uygulamaya gidildiği belirtildi. Kararnamede, "Paris halkı, huzur, güvenlik ve kamu düzenini sağlayacak stardartlara uygun olarak davranmalıdır" denildi.
Belediye, "uygunsuz güneşlenme kıyafetlerinin" baştan çıkarıcı ve tehlikeli davranışlara neden olabiliceğini de bildirdi...

Kurallara aykırı güneşlenenlere Fransa plajlarında bu yaz sıkça rastlanıyor.
Belediyenin yasağına uymayanlar 38 Euro'luk ceza ödeyecek.

--------------------

Matematikçi'nin Yorumu: "Çıplaklığı batılılaşma olarak görenlere..."
:gulen:

slazenger
30-07-2006, 13:49
:gulen: :gulen: :gulen: :gulen: Ne yani bizim! sanat-çılarımız artık tangalarıyla poz veremeyecek mi? :( :( :( Aman neyse Paris'teymiş yasak ohh be içime su serpildi

LUCKY INVESTOR
22-03-2015, 03:26
anlatın da gülelim bari... 9 yıldır her gün birisinin bir şey yazmasını bekliyorum buraya ki güleyim.... nerdeeeeeee