PDA

View Full Version : Sanat : edebiyat,müzik,sinema,tiyatro,sergiler,festivaller



Pages : [1] 2 3 4 5 6 7

denizci
26-09-2012, 12:52
hisse.net kültür-sanat bölümünde çok muhteşem paylaşımlar oluyor :super:

güncel sanat konularını daha ''interaktif'' sohbetler olarak

hepsibirarada burada yapalım

forumumuzun kültür-sanat konusundaki ataletine dinamizm getirelim :)


edebiyat ... müzik ... resim ... heykel ... sinema ... tiyatro ... sergiler ... festivaller

32 kısım tekmili birden

tüm paylaşımlar için şimdiden çok teşekkürler :mut:

bambilic
26-09-2012, 13:12
Hayırlı uğurlu olsun topiğiniz....

6-12 Ekimde başlayacak olan 49. Uluslararası Antalya Altın Portakal Film Festivali’nde Ulusal Uzun Metraj Film dalında yarışacak filmler şöyle:

Çağatay Tosun’un yönettiği “Derin Düşünce”
Ahmet Sönmez’in yönettiği “Elveda Katya”
Dilek Keser, Ulaş Güneş Kacargil’in yönettiği “Evdeki Yabancılar”
Hüseyin Tabak’ın yönettiği “Güzelliğin On Par’ Etmez”
Ersin Kana’nın yönettiği “Hile Yolu”
Umut Dağ’ın yönettiği “Kuma ”
Ali Aydın’ın yönettiği “Küf”
Rezzan Tanyeli’nin yönettiği “Pazarları Hiç Sevmem”
Ali Adnan Özgür’ün yönettiği “Toprağın Çocukları”
Tunç Okan’ın yönettiği “Umut Üzümleri”
Erdem Tepegöz’ün yönettiği “Zerre”

denizci
26-09-2012, 13:15
Hayırlı uğurlu olsun topiğiniz....

topiğimiz , herkesin topiği ... tüm sanatsevenlerin

siftah ... ilk mesaj senden oldu ... bereketli olsun

sağolasın :super:

BORA YAŞAR
26-09-2012, 13:17
Başlık yararlı olur umarım.

Saydığınız konularda haber bile forum ahalisinin yıllardır bilirim ilgisini çekmiyor.

Hele hele bu konularda sohbet bence şimdilik hayal.

Forumun alt katından buraya bu amaçla geldiyseniz...


Yanılmayı o kadar şiddetle isterim ki.:)

denizci
26-09-2012, 13:24
Başlık yararlı olur umarım...


sn BORA YAŞAR , sizin gibi sanatseverler çok kaliteli paylaşımlarda bulunacak

forumdaşların sanatın birçok dalına ilgili olduğunu görüyorum

derlitoplu olunca interaktif ve dinamik sohbetler yoldadır

merdem
26-09-2012, 14:06
Hayırlı olsun :)

emrehan
26-09-2012, 16:01
Hayırlı olsun Sn.denizci takipçi olurum.

denizci
26-09-2012, 16:39
Monet'nin bahçesi İstanbul'a geliyor

http://666kb.com/i/c7cuagyqxifx319jt.jpg



JÜLİDE KARAHAN - PARİS

Sabancı Üniversitesi Sakıp Sabancı Müzesi (SSM); Fransız Ressam Claude Monet'nin eserlerini Paris Marmottan Monet Müzesi işbirliğiyle İstanbul'a getiriyor. 9 Ekim-6 Ocak tarihleri arasında ziyaret edilebilecek 'Giverny Bahçesi' adlı sergi; ressamın sadece tablolarına değil; yaşamına, sanat tarihindeki yerine ve dönemine ışık tutuyor.

Fransız ressam Claude Oscar Monet'nin İstanbul'da açılacak 'Giverny Bahçesi' isimli sergisine sayılı gün kala onun evini, bahçesini ve eserlerinin bulunduğu Paris müzelerini SSM Müdürü Nazan Ölçer eşliğinde ziyaret ettik. Gezimize Paris'in merkezindeki L'Orangerie Müzesi ile başladık. Burada Monet'nin Fransız Hükümeti'ne hediye ettiği ve bizzat bina için yaptığı nilüferler vardı.

http://666kb.com/i/c7cucpkvh6y22ijkp.jpg



Michel Monet'nin Bebeklik Portresi

İkinci durak SSM'ye gelecek eserlerin de bulunduğu Marmottan Monet Müzesi'ydi. Ressamın 100 kadar eserinin bulunduğu müzeden İstanbul'a 40 parça gelecek. Bunlar arasında Monet'nin yaşamının son 30 yılındaki sanatsal üretiminin ana temasını oluşturan bahçe resimleri çoğunlukta. Sergide ayrıca, Monet ve eşi Camille'in, Auguste Renoir imzalı portreleri, kişisel eşya ve fotoğrafları yer alacak. Kişisel eşyaları arasında piposu, gözlüğü ve paleti de var. Şu anda dünyadaki en geniş Monet koleksiyonuna sahip olan müze bunu Monet'nin ikinci oğlu Michael Monet'ye borçlu. Michael Monet 1966'da ressamın Giverny'deki evini Fransız Güzel Sanatlar Akademisi'ne, babasından kalan resimleri ise buraya bağışlamış. Bağışın sebebi müzenin elinde bulunan ve izlenimcilik akımına ismini veren 'İzlenim/Gündoğumu' isimli eser.

http://666kb.com/i/c7cudu97h2uxhxxnd.jpg

KADERİN CİLVESİ

Biraz baştan başlayacak olursak; Fransız ressam Claude Oscar Monet, 14 Kasım 1840'ta Paris'te doğmuş, Le Havre'de büyümüş. 1858'de ressam Boudin'le tanışana dek kendi çapında karikatürler çizse de o tanışıklıktan itibaren açık havada resim yapmaya yönelmiş. Ama bu tanışıklıktan sonra en birinci meşgalesi; suları, gökyüzünü, ağaçları ve insanları açık havada izlemek olmuş. Paris'te atölyeler, çalışmalar ve tanışmalar birbirini izlerken Monet'nin Troyon, Pissaro, Renoir, Sisley ve Manet ile bir araya gelmesi bir anlamda kaderin cilvesi. Tarihsel ve dinsel resimlere hiç yüz vermeyen ekip, Akademi'nin resmi sergisi Salon'dan dışlanınca kendi sergilerini 'Reddedilenler' başlığı altında açmış. 1874'te bir fotoğrafçı atölyesinde açılan sergide yer alan bir yapıt -'İzlenim/Gündoğumu'- bir eleştirmen tarafından tamamen küçümseme amacıyla 'izlenimci' sıfatıyla nitelendirilince ekip, 'İzlenimciler' olarak anılmaya başlamış. Ve böylece 30 yıl kadar sürecek bir eleştirmen-sanatçı savaşı da başlamış.

http://666kb.com/i/c7cufunr4umld6tuh.jpg


Bu savaşı anlamak için 1976'da haftalık bir gazetede çıkan eleştiriye bakmalı: "...La Rue le Peletier bir felaketler sokağıdır. Opera'nın yanmasından sonra, işte size ikinci bir felaket daha! Durand Ruel'de içindekilerin resim olduğu ileri sürülen yeni bir sergi daha açıldı. ... Aralarında bir de kadın bulunan beş veya altı deli, yapıtlarını sergilemek için bir araya gelmişler. ... Bu sözde sanatçılar kendilerini devrimci, izlenimci olarak tanımlıyor. Bir tuval fırçası alıyorlar, bir de boya ve fırça; tuvale rastgele birkaç fırça lekesi konduruyor, ortaya çıkan şeye de imzalarını basıyorlar. Bu insanların, yolda buldukları taşları elmas sanarak toplayan tımarhane delilerinden pek bir farkı yok."

Monet'yi daha yakından tanımaya yönelik gezimizin Orsay Müzesi'nden sonraki durağı ise ressamın Giverny'deki bahçesi. Monet, Paris yakınlarındaki Giverny'deki evini ve bahçesini 1891'de almış ve tam 12 yılını çiçeklere adamış ve galiba dünyanın tüm çiçeklerini bir araya getirmiş. 1926'daki ölümüne dek de bahçesini, nilüferleri, kavakları, salkım söğütleri ve Japon köprüsünü resmetmiş. Bunların bir bölümünü İstanbul'da açılacak Monet'nin Bahçesi isimli sergide göreceğiz

merlin
26-09-2012, 17:01
Yaşar Kemal'in Bir Ada Hikayesi isimli dörtlemesinin sonuncu kitabı yayınlandı.
Roman Çıplak Deniz Çıplak Ada ismini taşıyor.
http://www.idefix.com/kitap/ciplak-deniz-ciplak-ada-yasar-kemal/tanim.asp?sid=T0O41XZQHD4DVQOWW7F7&referer=81889

Asmiltak
26-09-2012, 18:26
Hayırlı olsun.. İlgiyle izlemeye devam:)

Asmiltak
26-09-2012, 18:27
Türkiye'nin Oscar adayı belli oldu

yeni haber
Giriş Saati: 26.09.2012 17:04
Güncelleme : 26.09.2012 17:37


Sanatsal Etkinlikler Komisyonu örgütlerinden oluşan jüri yabancı film Oscar'ında Türkiye'yi temsil edecek filmi seçti.

SEÇİÇİ KURUL KARARINI BÖYLE DUYURDU:

26 Eylül 2012 tarihinde saat 14.30'de Sanatsal Etkinlikler Komisyonu örgütlerinden oluşan aşağıda isimleri yazılı jüri, seçim yapmak üzere toplandı. 85. Akademi Ödüllerine başvuran Labirent, Yeraltı, Entelköy Efeköy'e Karşı, Fetih 1453, Zenne Dancer, Lal Gece, Araf, Can, Ateş'in Düştüğü Yer, Devir, El Yazısı isimli filmlerden yönetmenliğini İsmail Güneş'in yaptığı Ateşin Düştüğü Yer isimli film Türkiye'yi 85. Akademi Ödüllerinde temsil etmesine oy çokluğu ile karar verilmiştir.

Jüride şu isimler yer aldı: Ali Atlıhan, Yılmaz Atadeniz, Osman Sınav (oy kullanmadı), Ercan Kesal, Atalay Taşdiken, Sinan Güngör, Murat Tokat, Semih Kaplanoğlu, Sevil Demirci, Mehmet Altıoklar, Dolunay Soysert, Yusuf Sezgin, Taner Barlas (oy kullanmadı), Serdar Akbıyık. (Medyatava)

Asmiltak
26-09-2012, 18:29
Yky'nin Kadıköy'deki şubesinde gördüm, lansman amaçlı küçük bir borşür hazırlamışlar, içinde 15-20 sayfalık bir bölüm var kitabın genelinden, tadımlık babında.. Hoş ve ilgi uyandıran bir çalışma olmuş..
Yaşar Kemal'in Bir Ada Hikayesi isimli dörtlemesinin sonuncu kitabı yayınlandı.
Roman Çıplak Deniz Çıplak Ada ismini taşıyor.
http://www.idefix.com/kitap/ciplak-deniz-ciplak-ada-yasar-kemal/tanim.asp?sid=T0O41XZQHD4DVQOWW7F7&referer=81889

denizci
26-09-2012, 19:30
sanatsever forumdaşlara teşekkürler :cool:

sanat ve kültür biraz kıyıda köşede kalıyordu forumda , sn BORA YAŞAR ında belirttiği gibi

böyle derli toplu tüm sanat dalları birarada olunca

şenlikli ... neşeli ... eğlenceli paylaşımlar olacaktır

sonuçta burası borsa , vob ,forex odaklı bir ekonomi forumu

günün yorgunluğunu stress ini atmak için sanattan daha iyi bi konu olabilir mi



Hayırlı uğurlu olsun topiğiniz....


Başlık yararlı olur umarım.

Saydığınız konularda haber bile forum ahalisinin yıllardır bilirim ilgisini çekmiyor.

Hele hele bu konularda sohbet bence şimdilik hayal.

Forumun alt katından buraya bu amaçla geldiyseniz...


Yanılmayı o kadar şiddetle isterim ki.:)



Hayırlı olsun :)



Hayırlı olsun Sn.denizci takipçi olurum.



Yaşar Kemal'in Bir Ada Hikayesi isimli dörtlemesinin sonuncu kitabı yayınlandı.
Roman Çıplak Deniz Çıplak Ada ismini taşıyor.
http://www.idefix.com/kitap/ciplak-deniz-ciplak-ada-yasar-kemal/tanim.asp?sid=T0O41XZQHD4DVQOWW7F7&referer=81889



Hayırlı olsun.. İlgiyle izlemeye devam:)

denizci
26-09-2012, 19:38
sağolasınız sn merlin (bu arada edebiyat konusundaki ilk yazı da sizden oldu) :super:

ben de bi katkıda bulunayım sizin paylaşımınıza ... tadımlık bi parça kitaptan


Yaşar Kemal'in Bir Ada Hikayesi isimli dörtlemesinin sonuncu kitabı yayınlandı.
Roman Çıplak Deniz Çıplak Ada ismini taşıyor.
http://www.idefix.com/kitap/ciplak-deniz-ciplak-ada-yasar-kemal/tanim.asp?sid=T0O41XZQHD4DVQOWW7F7&referer=81889


İşte beklenen kitap!

Türkiye'nin usta kaleminden 10 yıl sonra yeniden...

http://666kb.com/i/c7j8kr0vs5w57kd5v.jpg


Yaşar Kemal, 10 yıldır beklenen son romanını tamamladı.‘Bir Ada Hikayesi’nin dördüncü cildi olan ‘Çıplak Deniz Çıplak Ada’ önümüzdeki günlerde Yapı Kredi Yayınları tarafından yayınlanacak.

Çıplak Deniz Çıplak Ada, savaşlardan, kırımlardan, sürgünlerden arta kalan insanların yeni bir yaşam kurma çabalarını konu alıyor.

İşte kitaptan tadımlık bir bölüm .....

Karşı dağların başı ağarıyordu. Kerim kürekleri kaldırdı, dört bir yana baktı, geriye döndü:
“Geç kaldık,” dedi, “dal gündüz adaya giremeyiz.”
“Girsek ne olur, ada bizim de adamız değil mi, adada bizim de evimiz yok mu,” diye şaşkın sordu Peri.
“Var,” dedi Kerim, “var ya, ben o adamdan korkuyorum.
Adaya, konuştuğumuz gibi gizli girsek daha iyi olur.”
“İyi olur,” dedi Peri, “ben de o adamdan korkuyorum.”
“Herkesler de korkar o adamdan....”
“Gözleri de,” dedi Peri.
“Hele gözleri,” dedi Kerim.
“İnsanın yüreğini, gelmişini geçmişini okuyor. Hele gözleri...”
“Burada kalabilseydik ne güzel olurdu.”
“Poyraz iyi adam, saf adam, o karıncayı bile incitmeyen
bir adam.”
“O, Sarıkamışta, savaşta bile düşman öldürmemiştir.”
“Savaşlarda askerler çoğunlukla öldürdüklerini göremezlermiş.”
Bir süre sustular.
“Gözleri, yemyeşil camdan düğme gibi,” dedi Kerim,
“hele gözleri.”
“Ona nişancı demişler, usta bir nişancıymış. Bir de gökteki kuşu ağ kanadından, daldaki arıyı da patlak gözünden vururmuş.”
Kerim:
“Tabancayı da belinden hiç eksik etmiyor. Kim bilir
ne kadar çok insan öldürmüştür.”
Peri:
“Çok çok adam öldürmüştür o, çook adam... Kim bilir ne kadar. Gözleri de!”
Kerim:
“O çoktan beridir bir insan öldürmemiştir. Kanlar akıtmaya susamıştır. Biz ona iyi bir av oluruz. Bizi öldürünce
rahatlar. Adanın karartısı gözüktü, bak.”
“Geriye dönelim.”
“Dönemeyiz,” dedi Kerim, “Kafkasyaya gitsek bile, gidemeyiz ya, gidebilsek bile şeyh bizi orada bile buldurur da öldürtür. Ya Poyrazın canı ya da bizim canımız.”
Bindikleri kayık yeni boyanmış mavi bir kayıktı. Kerim kürekleri içeri almıştı. Kayık başıboş kalmış sağa sola sallanıyordu. Onlar sallandıklarının farkında
bile değillerdi. Küpeşteye yapışmışlar, dalmış gitmişlerdi.
“Nişancı, atıcı, attığını vuran kişi demek değilmiş. Bu nişancı denizlerdeki balık yuvalarına işaret koyup balıkların kaynaştığı yerleri bulan usta kişi demekmiş.”
“Nasıl bilirmiş denizin içindeki balıkların nerede olduğunu?”
“Kerteriz.”
“Kerteriz ne demek?”
Kayık bir akıntıya kapılmış, başını almış adaya doğru gidiyordu.
“Adaya doğru gidiyoruz,” dedi Peri. Telaşlıydı. “Bak, bak iskelenin üstünde bir çocuk karartısı var.” Kerim birden kendine geldi, “Ne oldu, ne oldu,” diye sordu, “nereye gidiyoruz?”
“Bak, adaya yaklaştık. İskelenin üstüne bak, bir çocuk karartısı. Oraya yumulmuş, orada öylece duruyor,
bekliyor.”
Kerim kürekleri aldı suya indirdi, bütün gücüyle çekmeye başladı. Kendini düşünceye kaptırmış, düşüncesini
inip kalkan küreklerin hızına uydurmuş, gittikçe hızını artırıyordu. Ortalık da yavaşça aydınlanıyordu.
Yumulmuş delicesine kayığı uçuran Kerime Peri hayranlıkla, telaşla bakıyor, terler Kerimin alnından boynuna, boynundan göğsüne akıyordu. Yüzü de kıpkırmızı
olmuştu. Onunla birlikte Periyi de oturduğu yerde ter basmış, suya girmiş çıkmış gibi olmuştu. Ne oldu ne olmadı birden Kerimin koluna yapıştı:
“Dur Kerim, dur,” dedi, “bak ada karşımızda. Bizim
adamız. Karınca Adası. Başını kaldır da bak.”
Kerim kürekleri sudan aldı, adaya şaşkınlıkla baktı,
suç üstünde yakalanmışların korkusuyla irkildi, birden küreklere yapıştı, kayık ileriye fırladı, başı havaya
kalktı. Neredeyse Peri denize düşüyordu.
“Kerim nereye gidiyoruz?”
Kerim adadan uzaklaşmak için çılgınca kürek çekiyor,
kayık denizi yarıyor, köpürtüyordu. Bir süre böyle gittikten sonra Kerim kürekleri sudan aldı, kayık
sürüklendi. Ardından da dönmeye başladı. Soluğu
taşmış Kerim soluk alıp alıp veriyordu. Periyse elindeki havluyla onun terini siliyordu.
Kerim, bir adaya, bir Periye baktı. Kayık daha dönüyordu.
Bir şeyleri anımsar gibi oldu, küreklere baktı,
terlemiş, kıpkırmızı olmuş yüzü bir tuhaf değişti, gözleri ardına kadar açıldı, kürekleri görmesiyle denize
indirmesi bir oldu. Küreklere var gücüyle sarıldı,
öne arkaya yatarak suları savurtuyor, kayık parçalanırcasına
sarsılıyor, gıcırdıyordu. Peri Kerimin terlerini silmeyi bırakıp küpeşteye yapışmış, gerilmiş, korkudan donmuş kalmıştı. Bir süre böyle gitti. Peri gerildikçe geriliyor, dişleri birbirine geçmiş sesi çıkmıyordu.
İkisi de küreklerin fışkırttığı suların içinde kalmışlar,
denize girmiş çıkmış gibi olmuşlar, giyitleri üstlerine
yapışmıştı. Karşıdan gelen yel onları azıcık kendilerine
getirdi.
Peri duyulur duyulmaz bir sesle “Kerim, dur, dur! Batıyoruz,” dedi, can havliyle Kerimin kolunu çekti.
Kayık sağa sola sallanırken, denizin üstüne fırlamış yüzen kürekleri gördüler. Küreksiz kalan kayık habire
dönüyordu. Uzaklaşıp giden kürekleri görünce Kerim çabucak kendine geldi, sol eliyle küpeşteye yapıştı,
sağ elini kullanarak küreğe yaklaşmaya çalıştı. Kürekler yavaşta olsa uzaklaşıyorlar, Kerim eliyle kayığı
çekemiyordu. Peri de ona yardım etmek için bir eliyle küpeşteye yapıştı, ne yazık ki öteki eli denize yetişmedi. Denize yetişmek için çabalıyor, bir türlü ulaşamıyordu.
Kerim:
“Kayık devrilecek Peri,” dedi. “Baksana, elin ulaşmıyor.
Çekil oradan, çabalama, kayık devrilecek. Doğrul Peri, batıyoruz doğrul.”
Peri elini sudan çekti, doğruldu. Kerim de doğruldu,
eliyle alnındaki terleri sildi ya her yanından ter fışkırıyordu,
döndü küreklere baktı, düşüncelere daldı, bu beladan nasıl kurtulacaklardı. Peri de geldi onun yanına oturdu. Uzun bir süre konuşmadılar. Gözlerini denizin üstünde yüzen küreklerden alamıyorlardı.
Kerim birden canlandı, sol eliyle küpeşteye yapıştı,
sağ elini de denize daldırdı, kayığı yakındaki küreğe
çekmeye çalıştı. Tek elle çalıştığı için kayık çok yavaş gidiyordu. Kürek de gittikçe, belli belirsiz de olsa, onlardan uzaklaşıyordu. Gün geldi tepeye oturdu.
Kerim tepeden tırnağa tere, suya batmış, küreğe hiç olmazsa biraz yaklaşmak için umutsuzca uğraşıyor,
terden gözleri yanıyordu. Gözlerini de bir türlü
silmek aklına gelmiyordu. Neredeyse hiçbir yeri göremeyecekti.
Peri gözlerini küreklerden aldı ötelere baktı, ölüyoruz, diye düşündü. Keşki seni buralara getirmeseydim, ölüyoruz işte.
Bir yel eser de dalgalar patlarsa kim bilir deniz bizi nerelere götürüp atar, ölüyoruz işte. Göz göre göre ölüyoruz. Adamıza varmışken dönmeseydik, şimdi evimizdeydik. Orada yaşamanın, o yemyeşil, düğme gözlü adamın elinden kurtulmanın bir yolunu
nasıl olsa bulurduk. Her insanın bir yumuşak yeri vardır. İşte şimdi balıklara yem oluyoruz.
Gözlerini Kerime dikmiş, güzel bakır rengi yüzüne
hayranlıkla bakıyordu. Küreklerin ellerinden kayıp gittiğini, her şeyi, her şeyi unutmuş, Kerimin yüzüne bakmaya doyamıyordu.
Kerim birdenbire küpeşteye yapıştı, suya ulaştı, eliyle kayığı çekmeye çalıştı. Peri de onun gibi yaptı. Onun eli küpeşteye, göbeğine kadar yatmasına karşın
suya ulaşamadı. İkisinin ağırlığı altında kayık az daha yatsa suyla dolacak, batacaklardı. Peri, ayıldı
kendisini soldaki küpeşteye attı, kayık dengelenir gibi oldu. Kerim iki elini birden denize daldırdı, çekmeğe
başladı. Kayık yerinden kıpırdamıyor, küreklerse
uzaklaşıyorlardı.
“Devriliyoruz, batıyoruz,” diye bağırdı Peri. “Batıyoruz,
batıyoruz.”
Kerim duymuyordu. Onu var gücüyle omuzlarından
tuttu. Kayığın içine çekti. Kerimin elleri daha de
nizin içindeydi, suları gücü yettiğince dört bir yana savuruyordu.
“Kerim, Kerim, Kerim,” diye bağırdı Peri, Kerimin
elleri suyun içinde öyle kalakaldı. Biraz sonra da doğruldu oturak tahtasının üstüne oturdu, sağına soluna umutsuzca bakındı. Başı önüne düştü, öylece kaldı, konuşmuyorlardı. Kayık dönüyordu. Peri de geldi Kerimin yanına oturdu. Gözlerini uzaklara dikti
bakmaya başladı, kürekler denizin üstünde yüzüyor,
gittikçe de uzaklaşıyorlardı.
Kerim ayağa kalktı, soyundu, soyunmasıyla denize atlaması bir oldu, sağdaki küreğe yüzdü. Yüzmeyi Fıratta
öğrenmişti. Uzaklaşmış gitmiş küreğe çabucak ulaştı getirdi, kayığın içine attı. Peri olduğu yerde kalakalmış,
kıpır kıpır ediyor koskocaman açılmış gözlerle
Kerime bakıyordu ya belki de ne olup bittiğinin farkında değildi. Kerim öteki küreği de aldı, kayığın içine koydu. Yanlardan kayığa binemeyecekti, kayık devrilebilirdi. O zamanda arkadan denemeliydi. Ne olursa olsun kayığa binmekten başka bir umarı yoktu.
Kayığın arkasında bir süre durdu, kendini hazırladı.
Peri gözlerini dikmiş ona öylece bakıyordu. Tepeden
tırnağa hayranlığa kesmişti. Onu böyle çırılçıplak
gün ışığında hiç görmemişti.
Kerim bir süre durdu, kayığı tuttu, tutmasıyla uçması
bir oldu, kendisini kayığın içinde buldu. Çarçabuk
da kurundu, kürekleri okşadı ıskarmozlara baktı, kürekleri suya indirdi, oturdu kürekleri çekmeye baş10
ladı. Peri şaşkındı. Uzun uzun, döne döne uzaklara baktı, sonra gülümseyerek Kerimi kucakladı.
“Kurtulduk,” dedi.
Kerim de gülümseyerek sevgi dolu gözlerle onu okşadı, “kurtulduk,” dedi
Birbirlerine sarıldılar. İnceden bir yel esti, denizden
kokular getirdi. Kayık ne sallandı ne de döndü, gün batıya doğru akmaya başladı. Yel gittikçe güçleniyordu:
“Bunun sonu yıldız, karayel olmasın.”
“O da ne,” diye sordu Peri.
“Sert bir yel.”
“Çok mu sert?”
“Çok.”
Birbirlerinden ayrıldılar.
“Yel çok, çok kara kokusu getiriyor, biçilmiş ot kokusu
gibi bir koku geldi.”
Kerim kayığı çevirdi, var gücüyle küreklere asıldı, kayık uçuyordu.
“Ot kokusu, yaprak kokusu, çiçek kokusu, toprak kokusu.”
“Lodos kokusu, yıldız poyraz yeli kokusu.”
“Yakında bir ada olsa gerek. Bence bu koku Hayırsız
Ada kokusudur.”
“Hayırsız Ada kokusu,” dedi Peri.
Kerim gülümsedi, başını uzattı onu öptü.
“Yıldız karayel bize ulaşmadan, biz adaya ulaşırız.”
“Yıldızların kokusu,” dedi Peri.
Kerim ter içinde kalmış, küreği öylesine bir çekiyordu
ki karşıdan esen yel daha da güçleniyordu. Bu da Kerime yarıyordu. Kerim ellerini gözlerine siper etti.
Peri ayağa kalktı, ayağa kalmasıyla oturması bir oldu. Karşılarda bir şeyler görür gibi olmuştu. Birkaç kez daha ayağa kalktı oturdu. Esen yel gittikçe azıtıyordu.
Kerim yumulmuş, kürekler uğunuyordu. Peri bir daha ayağa kalktı:
“Görünüyor,” dedi, Kerimin yanına düşercesine oturdu. Kerim hiçbir şeyin farkında değildi, kayığın burnu inip inip kalkıyor, köpükler savruluyordu.
Peri iki eliyle birden Kerimin koluna yapışarak bağırdı.
“Kerim, dur!”
Kayık gittikçe hızlanıyordu.
“Kerim, dur dur, Kerim dur.”
Kerim onu duymuyordu.
Peri yoruldu.
“Kerim, dur, dur!”
Artık sesi çıkmıyor, ne yapacağını bilemiyordu. Kerim
tepeden tırnağa tere batmış çıkmıştı.
Peri yavaşçacık:
“Kerim dur!”
Kerim durdu, başını Periye döndürüp baktı, öyle kaldı. Sanki Periyi ilk görüyordu. Peri de ona öyle baktı. Bir süre böyle bakıştılar.
Peri:
“Bak, orada.”
“Orada,” dedi Kerim.
“Ot kokusu, çiçek kokusu, bulut kokusu geliyor,” dedi Perihan.
“Bulut kokusu, yıldız kokusu geliyor,” dedi Kerim, ayağa kalktı gerindi, ayakta duramadı yavaşça oturdu,
“Peri, Peri, Perihan,” diye bağırdı. Sevinç içindeydi.
Peri havluyu kaptı onun terini silmeye koyuldu. Ellerini, yüzünü, göğsünü durmadan siliyordu. Kerim
ayağa fırladı.
“Geldik,” dedi, “yıldız karayel de denizde kaldı. Peri, Peri, Perihan.”
“Geldik,” dedi Peri.
“Hayırsız da işte bu,” dedi Kerim.
İkisi de yerlerinde kalakalmışlardı yorgun bitkin.
Kayık gene başıboş kalmış sallanıyor, dönüyordu.
Burası Hayırsız Adaydı. Karınca Adasında kaldıkları
sürece yöredeki adaları, kıyıları, balıkçıların tekneleriyle,
birkaç kez de Kaptan Kadriyle dolaşmıştı Kerim.
Kayık sallanıp dönerken neden sonra kendilerine geldiler ikisi de iki yerden gülmeye başladılar.
“Burası Hayırsız Ada olacak.”
“Hayırsız.”
Gülüşleri uzun sürdü, gülüşleri durmuyordu. Gülmekten
yorulmuş olacaklardı ki durdular, şaşkın şaş13
kın bakıştılar. Kerim küreklere yapıştı, var hızıyla karşıdaki kumsala çekti, kayık çakıl taşlarında durdu.
Acıkmışlardı, kayıktan yiyeceklerini, çam bardağını
aldılar. Bardaktaki suları az kalmıştı ya şimdilik yeterdi. Çınarın altına gittiler, halılarını çimenlerin üstüne serdiler. İşlemeli bakır taslarını yanlarına almışlardı,
önce sularını içtiler. Bardaktaki su daha ılımamıştı.
Yeni oyulmuş çam bardaktaki sular sakız kokar. Suyu içince biraz daha kendilerine geldiler. Kerimin terleri daha kurumamıştı, Peri kayığa koştu
büyük havluyu aldı, Kerimi okşayarak çırılçıplak soydu. Kerimin bedeni ona çok daha güzel göründü. Bu güzel bedeni ağır ağır, tadına vararak kuruladı. Menekşe işlemeli yeni örtüyü halının üstüne serdi. Peynir ekmek, katı yumurta, küçük bir kavanozda da apak petek balı...
Çok acıkmışlardı buna karşın yemeklerini yavaş yavaş, konuşmadan, başları önlerinde, birbirlerine bakmadan yediler kalktılar. Peri sofrayı kaldırdı kayığa
götürdü geldi, “uyuma zamanıdır,” dedi Kerime.
“Sen yılandan korkar mısın?”
“Korkuyorum,” dedi Kerim, “Fırat kıyılarının yılanı
çok ağulu olur. Sokunca insanı yaşatmaz hemen öldürüverir.”
“Ben hiç yılan görmedim,” dedi Peri. “Babam dağlarda
askerlerle çarpışırken çok yılan görmüş.”
“Benim babam da çok görmüş Cizrede, Cudi dağında,
Cizre ovasında.”
Ormanın içinde yürüyorlardı. Ağaçlar hep tomurcuktaydı.
“Çardağın yolunu doğrulttuk,” dedi Kerim, “çardaktan
deniz de gözükür. Çardağın yanında da bir çiçek açar kocaman kocaman, koskocaman bir çiçek. Mosmor. İçinden ışık fışkırıyor bir yerde, böyle büyük bir çiçek görmedim, Bağdatta bile”
“Kokuyor mu?”
“Buralarda çiçekler hep hoş kokar,” dedi Kerim. “Buralarda, bahar da, denizler de çiçek kokar. Ya Karınca Adasının toprağı taşı, suyu bile çiçek kokuyor.
Bulutları, yağmuru da çiçek kokar. Üstümüzden
geçen kelebekleri, kuşları, arıları da hep çiçek kokar.”
“İşte çardak,” dedi Kerim, çardağa koştu, gitti önünde durdu.
“Bak,” dedi, “bak çardağın direklerine mor salkım dikmiş balıkçılar. Mor salkım bir hafta sonra açar, orman
maviye keser.”
Peri koşarak geldi. Çardağı çubuklarla örmüşler, merdiveni de içeriye yapmışlar, tabanı da çam tahtalarıyla
döşemişlerdi. Döşeme daha sakız kokuyordu. Merdivenler pırıl pırıldı. Belki onlar ilk olaraktan bu merdivenlerden böyle sevinç içinde çıkıyorlardı. Döşeme
de pırıl pırıldı. En küçük bir toz bile yoktu. Çardağın
önüne dümdüz serilmiş deniz mavi ışıktandı. Denizi seyrettiler. Birbirlerine sarıldılar.
“Haydi kayığa gidelim de çam bardağını alalım da
pınarı arayalım. Çardağı nasıl bulmuşsam pınarı da öyle bulurum.”
Önce çiğiri bulmalıydı. Çiğir, ağaçsız, çimensiz, çırılçıplak kırmızı bir alana çıkacaktı. Alanı geçince yoğun bir yarpuz kokusu çarpacaktı yüzlerine. Biraz yürüdükten sonra da karşılarına yüksek sarı damarlı,
yanındaki ulu çınardan da yüksek bir kaya çıkacaktı.
Bu küçücük adada önlerine çıkan mor kayalığın dibinden de kaynayan ışıklı bir pınar göreceklerdi. Yöresine sarıçiçek sarvan kurmuş oturmuş bir pınar.
Pınarın oluğunun başında durdular. Suyun dibine, çakıl taşlarının üstüne ışık çökmüştü. Suyun altında kayalığın üstünde ışıklar oynaşıyor, titreşiyordu. Pınarın
üstünden gölgesi çakıl taşlarına düşerek, büyük
bir mavi kelebek, mavisini ışıklara yayarak geldi geçti.
Periyle Kerim oluğun başında durmuş, gözlerini pınara dikmişler öyle kalakalmışlardı. Neden sonra bakıştılar, gülümsediler, sarıldılar.
“Kurtulduk,” dedi Peri.
“Kurtulduk,” dedi Kerim.
Susamışlardı. Peri Kerimin elinden tuttu, eğildi çam oluğuna ağzını dayadı, oluk çam ağacından yeni oyulmuş
bir oluktu. Suyu içtikten sonra Peri doğruldu:
“Sakız kokuyor,” dedi.
Kerim de diz çöktü, eli Perinin elinde ağzını oluğa dayadı, suyu içti kalktı.
“Sakız kokuyor, yarpuz kokuyor,” dedi Kerim de.
“Çiçek kokuyor,” dedi Peri gülümseyerek.
Çam bardağını doldurdular, sarvan kurmuş sarı çiçeklerin yanına koydular, karşı çınara arka verip oturdular gözlerini suyun dibine çökmüş, kayalıklara
vurmuş oynaşan ışığa diktiler. Gün, karşı dağların üstüne ininceye kadar öyle kaldılar. Kalktılar, Kerim bardağı aldı, el ele tutuştular, kumluğa kadar geldiler.
Kayıktan yiyeceklerini aldılar, ulu çınarın altına vardılar, çimenliğe oturdular. Karşı dağların yamaçlarına
gün vurmuştu, yemeklerini yediler, gün kavuşmadan
halılarını aldılar çardağa çıktılar halıyı serdiler, yastık yerine halının altına otları koydular. Çok çok gerilmiş, çok yorulmuşlar, bir türlü uyuyamıyorlar,
akıllarından Karınca Adasını, Bağdadı, Diyarbakırı,
Cudi dağını, Fıratı, Dicleyi geçiriyorlardı.
Halının üstüne ağzı yukarı uzanmışlar, düşünüyorlardı.

http://666kb.com/i/c7j8niqcu8v5qupib.jpg

denizci
26-09-2012, 19:52
neşet ertaş için çok şeyler yazılmış bugün

zülfü livaneli , bir müzisyen sanatçı olarak, yüreklerin bam telini titretmiş


http://666kb.com/i/c7ldtekol8fov7swv.jpg

Anadolu’nun büyük evladı

Neşet Ertaş öldü ve biz biraz daha yoksullaştık, biraz daha kuru, sıradan, ruhsuz bir ülke olmaya yaklaştık.

Fazıl Hüsnü Dağlarca “Milletler büyük evlatlarıya nefes alır!” demişti. Neşet Ertaş büyük evlattı.

Çünkü bize Orta Asya’dan Anadolu’ya göçenlerin, dağlara tepelere akarsulara isim verenlerin, gönül teli titreyenlerin, yürekten yüreğe gizli bir yol bulanların bozlaklarını, türkülerini taşıyordu.

Geçmişimizle aramızda duran ışıltılı bir köprü gibiydi Neşet.

Son nefesine kadar dilinden düşürmediği büyük usta Muharrem Ertaş’ların, Çekiç Ali’lerin soluğunu aktarıyordu.

O Muharrem usta ki “Ferman padişahın dağlar bizimdir!” diye haykırdığı zaman kâinat durup dinlerdi.

O Çekiç Ali ki “Sarı yazma yakışmaz mı güzele” diye ünlediği zaman, kuşlar, böcekler, kelebekler susardı.

Genç Neşet Ertaş da radyo döneminde bir tek türküsüyle halkın ruhunu esir almıştı. O sıralarda yaygın olan ve çok kişinin okuduğu Ali İzzet’e ait “Mühür Gözlüm” türküsünü çığlık çığlığa söylemiş, o anda da Türkiye’ye damgasını vurmuştu.

Bu genç adamın sesinde, sazında sanki çırpınan bir kuşun çığlığı duyuluyordu. Dinleyenlerin tüyleri diken diken oluyordu.

O günden sonra herkes birbirine sormaya başladı: Kim bu adam, kim bu adam?

Halk onu tek bir kişi sanıyordu; elindeki sazın bin yıldır çalındığını, avazının bin yıldır Anadolu gökyüzüne salındığını bilmiyordu.

Âşık Veysel’in sesi toprağa benzerdi, Neşet’inki ise gökyüzüne, bulutlara, rüzgârlara, en yüksekten uçan turna kuşlarına.

Neşet Ertaş bizi geçmişimize bağlayan bir köprüydü dedim... Orta Asya’dan gelen Türkmen boylarının pentatonik müziğini duyuruyordu bizlere. İnsanlar bilinçle kavramasalar bile, kromozomlarına kazınmış olan bu tarihsel hafızayı hissediyorlar ve “İşte bu bizden!” diyorlardı.

Eğer Neşet ve babaları, amcaları İspanya’da yaşasa flamenko ustaları gibi onurlandırılırlar, incelemelere, tezlere konu olurlardı.

Yunan olsalar, rebetika ustaları gibi isimleri yüceltilirdi.

Amerikalı olsalar blues efsaneleri olarak dünya tarihine geçerlerdi.

Ama onlar ne yazık ki kıymet bilmeyen bir ülkenin, kabuk değiştirmeye çalıştığı bir devrine rastlamışlardı.

Kabuk değiştirmek kültür değiştirmek demektir. Kendi ülkesiyle bağlarını koparmaya çalışan gençliğin (ve genç sanatçıların) New York’lu olmaya özendiği bir dönemde Neşet’in dünya çapındaki ustalığını kim anlayacaktı ki.

Bugün pek çok radyo televizyon kanalı sorular yöneltti. Neşet Ertaş konuşulacağı için çoğuna olumlu cevap verdim. Arayanlardan ve Neşet programı yapanlardan birisi hangi kurumdu biliyor musunuz: Çin Uluslararası Radyosu.

Bizde bazıları Neşet Ertaş adını duymamıştır ama dünya böyle bir ustanın önemini bilir.

Nasıl Âşık Veysel’le, Âşık Mahzuni’yle birer devir kapandıysa, Neşet Ertaş’la da Kırşehir bozlakları perde indiriyor.

Bu gelenek elbette bitmeyecek, bozlak söyleyen genç sanatçılar yüreğimizi titretmeye devam edecek ama Neşet’in sadası duyulmayacak artık.

Mekânın cennet olsun sevgili dost.

Evvelimiz sen oldun, ahirimiz de sensin.


Zülfü Livaneli

http://666kb.com/i/c7lduoqu7n3v6nl7j.jpg

BUR-KAY
26-09-2012, 20:48
sn. "denizci" kardeşim;
Yeni başlık umarım hayırlı olur...
Çok sayıda şiir ve resim çalışmaları olmuş birisi olarak dikkatimi çekti.
İzlemeye ve katkı vermeye çalışacağım...

TARIK
26-09-2012, 20:52
Güzel bir başlık,ilgiyle takipte olacağım.
Teşekkürler sayın Denizci.

BUR-KAY
26-09-2012, 20:56
Evet Arkadaşlar, Neşet ERTAŞ gibi üstatlar kolay yetişmiyor...
Adeta asırlık çınarlar gibi onlar...Tüm övgüleri hak ediyorlar...
Birtek sitemim varki; O da bu değerlerin kıymetini geç anlayışımızadır.
Gönüllerimizde sonsuza dek yaşatacağız...RUHU ŞAAD OLSUN.

BUR-KAY
26-09-2012, 21:09
Aklıma gelmişken, belirtmek istediğim bir konu var.
Ortaokula gittiğim yıllarda, Yaşar KEMAL üstadımızın İNCE MEMED, IRAZCANIN DİRLİĞİ VE YILANLARIN ÖCÜ romanlarını bir yaz boyunca ardı ardına okumuş ve çok etkisinde kalmıştım...
Geçtiğimiz yıl "HANIMIN ÇİFTLİĞİ" diziside çok sayıda seyirci tarafından izlenmiş ve beğeni kazanmıştı...
Diyorumki; Ah birde şu "IRAZCANIN DİRLİĞİ"ni çekseler ve "IRAZCA NİNE"yi izlesek...
Sanırım dizinin en iyi takipçisi olurum...SAĞLICAKLA KALIN.

Asmiltak
26-09-2012, 21:46
Kitapların filmleri bile çoğu zaman kitabın ruhundan uzak olurken, dizileri hepten başka bir şeye dönüşüyor.. En son Dostoyevski'nin Karamazov Kardeşler kitabını bile Karadağlar yapıp çekmişlerdi, cüreti sonsuz bu sektörün:)


Aklıma gelmişken, belirtmek istediğim bir konu var.
Ortaokula gittiğim yıllarda, Yaşar KEMAL üstadımızın İNCE MEMED, IRAZCANIN DİRLİĞİ VE YILANLARIN ÖCÜ romanlarını bir yaz boyunca ardı ardına okumuş ve çok etkisinde kalmıştım...
Geçtiğimiz yıl "HANIMIN ÇİFTLİĞİ" diziside çok sayıda seyirci tarafından izlenmiş ve beğeni kazanmıştı...
Diyorumki; Ah birde şu "IRAZCANIN DİRLİĞİ"ni çekseler ve "IRAZCA NİNE"yi izlesek...
Sanırım dizinin en iyi takipçisi olurum...SAĞLICAKLA KALIN.

BORA YAŞAR
26-09-2012, 21:53
Aklıma gelmişken, belirtmek istediğim bir konu var.
Ortaokula gittiğim yıllarda, Yaşar KEMAL üstadımızın İNCE MEMED, IRAZCANIN DİRLİĞİ VE YILANLARIN ÖCÜ romanlarını bir yaz boyunca ardı ardına okumuş ve çok etkisinde kalmıştım...
.

Bu gece yanlışlıkkarı düzeltme gecesi.:)

İnce Memed Yaşar Kemal'in çok bildik eseri . Bu tamam da.

Irazca'nın Dirliği ve Yılanların Öcü Fakir Baykurt'un eserleri.

mamiabi
26-09-2012, 22:46
ODTU Eğitim Yılı Açılış Konseri - Fazıl Say
Bugündü. Çok yakında tekrar ODTU'de bir başka konsere geleceğini ve öğrencilere parasız olacağını söyledi.
Kendi eserleri ve düzenlemeleri ile bir kaç klasik sonat ve bir de noktürn çaldı.
Caz düzenlemeleri harika, kendi eserleri biraz sıkıcı, Kara Toprak hariç.
Eşlikli caz icrası var mı ki (davul + bas vs)? Araştırırım birazdan
Aşırı vücut dili biraz dikkat dağıtsa da bence uçlara gitmeyen ifadesi ile gözleri kapatmak kaydı ile insanı çok kolay içine çeken icralar dinledik.
Bis sonrası son alkış tufanı dinerken ve sahneden ayrıldıktan sonra izleyicilerden birisi tam anlamasam da Neşet Ertaş'ı hiç zikretmediği için sitem dolu bir protesto yaptı.

denizci
27-09-2012, 07:49
özgün çalışmalarınızı merakla bekliyoruz :super:


sn. "denizci" kardeşim;
Yeni başlık umarım hayırlı olur...
Çok sayıda şiir ve resim çalışmaları olmuş birisi olarak dikkatimi çekti.
İzlemeye ve katkı vermeye çalışacağım...

denizci
27-09-2012, 07:52
sağolasınız sn TARIK ... sırf izlemekle kalmayınız lütfen , paylaşımlarınızı da bekliyoruz :cool:


Güzel bir başlık,ilgiyle takipte olacağım.
Teşekkürler sayın Denizci.

odtü den haberlere teşekkürler


ODTU Eğitim Yılı Açılış Konseri - Fazıl Say
Bugündü. Çok yakında tekrar ODTU'de bir başka konsere geleceğini ve öğrencilere parasız olacağını söyledi.
Kendi eserleri ve düzenlemeleri ile bir kaç klasik sonat ve bir de noktürn çaldı.
Caz düzenlemeleri harika, kendi eserleri biraz sıkıcı, Kara Toprak hariç.
Eşlikli caz icrası var mı ki (davul + bas vs)? Araştırırım birazdan
Aşırı vücut dili biraz dikkat dağıtsa da bence uçlara gitmeyen ifadesi ile gözleri kapatmak kaydı ile insanı çok kolay içine çeken icralar dinledik.
Bis sonrası son alkış tufanı dinerken ve sahneden ayrıldıktan sonra izleyicilerden birisi tam anlamasam da Neşet Ertaş'ı hiç zikretmediği için sitem dolu bir protesto yaptı.

denizci
28-09-2012, 10:14
Sinemacılardan Oscar adayımıza tam destek!

İsmail Güneş’in yazıp yönettiği ve Türkiye’nin Oscar adayı olarak seçilen “Ateşin Düştüğü Yer”e sinemacılardan tam destek geldi

Mehmet ÇALIŞKAN


http://666kb.com/i/c7n08ou8mui6pa25w.jpg


Yönetmen Yüksel Aksu filmi çok önemli bulurken, Atilla Dorsay evrensel içerikli filmin iyi bir seçim olduğunu söyledi.

Film ön elemeyi geçtiği takdirde 85. Oscar Ödülleri’nde En İyi Yabancı Film dalında ödül için yarışacak. “Ateşin Düştüğü Yer” ilk 5 aday arasına girerse bu Türkiye için de bir ilk olacak.

Hakan Karahan, Elifcan Ongurlar ve Yeşim Ceren Bozoğlu’nun başrollerini paylaştığı “Ateşin Düştüğü Yer”, bir babanın töre gereği öldürmesi gereken hamile kızıyla birlikte çıktığı yolculuğu anlatıyor.

4 Mayıs’ta gösterime giren “Ateşin Düştüğü Yer”, 18 bin 860 kişi tarafından izlendi.

‘Oldukça etkilendim’

http://666kb.com/i/c7n09qg65dcnyo7lg.jpg

Osman Sınav: Oy kullanmamış olmam yanlış anlaşılmasın. “Ateşin Düştüğü Yer”e oy vermemişim gibi bir algı oluşmasın. Filmlerin tamamını izleyemediğim için toplantıya gitmedim. İzlemediğim filmlere haksızlık olsun istemedim. “Ateşin Düştüğü Yer” izlediğim filmler arasındaydı. Gayet güzel çekilmiş, benim beğendiğim bir film. Oldukça etkilendiğimi söyleyebilirim.

‘Dilerim ilki başarabilir’

http://666kb.com/i/c7n0bc2g5pmn5kuwk.jpg

Erden Kıral: Hayırlı olsun. Dilerim Türk sineması, bu yıl “Ateşin Düştüğü Yer”in ilk 5 film arasına girmesiyle bir ilki başarabilir.

‘Çok değerli bir film’

http://666kb.com/i/c7n0clxpw4pmsfkok.jpg

Yüksel Aksu: “Ateşin Düştüğü Yer”, çok değerli ve önemli bir film. Yolu açık olsun. Çok iyi bir Oscar stratejisi geliştirilmeli. Sonuçta bu iş strateji işi. Ben “Dondurmam Gaymak” ile elde ettiğim deneyimlerimi İsmail Hoca ile paylaşmaya hazırım.

ELEŞTİRMENLER

‘İyi bir seçim’

http://666kb.com/i/c7n0dm8cdj1wgl1f8.jpg

Atilla Dorsay: “Ateşin Düştüğü Yer”, çok sevdiğim bir film. Üstelik Amerikalıların da gayet rahat bir şekilde anlayabileceği evrensel içerikli bir hikâyeye sahip. Bu bakımdan “Ateşin Düştüğü Yer”in iyi bir seçim olduğunu düşünüyorum.

‘Katılanların en iyisi değildi’


http://666kb.com/i/c7n0ehbrq24eh1bp0.jpg

Murat Özer: Filmler arasında, sinema dili olarak “Ateşin Düştüğü Yer”in epeyce üstünde yer alan yapımların olduğu düşünülürse, seçimin sadece Montreal’den gelen ödüller baz alınarak yapıldığı öngörülebilir. “Batılılar bu filmi ödüllendirdi” mantığının bizi bir yere götürmediğini anlamış olmalıydık oysa. “Meselesi güçlü” diye düşünüldüyse de, “Araf” ya da “Lal Gece” seçilebilirdi ve hatta “Zenne”. Toplamın en iyisi “Yeraltı”nın pek konuşulmadığını tahmin etmek zor değil; karar “evrensel” olandansa “yerel” olanı taçlandırma geleneğinin bir uzantısı. İtirazlarıma rağmen, şansının bol olmasını diliyorum.

denizci
28-09-2012, 12:39
Orhan Gencebay'dan rekor!

http://666kb.com/i/c7n3vg4r8fel9ufru.jpg


Orhan Gencebay'ın 32 sanatçıyı buluşturan“Orhan Gencebay ile Bir Ömür” adlı albümü, zor günler geçiren müzik sektörüne de 'Bir Teselli Ver'di.

Orhan Gencebay'ın 32 sanatçıyı buluşturan"Orhan Gencebay ile Bir Ömür" adlı albümü, 120 saatte 250 bin satıp 7.5 milyon lira ciro yaparak bir rekora imza attı. Firma talebe yetişemezken, dağıtımcılar depoda kalan son 1000 albüm için birbirleriyle yarıştı.

Orhan Gencebay'ın albüm satışları, zor günler geçiren müzik sektörüne de 'Bir Teselli Ver'di.

http://666kb.com/i/c7n3ya3h0qghdkuhm.jpg


Orhan Gencebay'ın müzikteki 60.sanat yılına özel "Orhan Gencebay ile Bir Ömür" albümü için bir araya gelen ünlüler arasında Tarkan, Sezen Aksu, Mustafa Sandal, Ajda Pekkan, Serdar Ortaç, Candan Erçetin, Duman, Ebru Gündeş, Emel Sayın, Sibel Can, Hande Yener, Volkan Konak, Kutsi, Nilüfer, Seksendört, Rafet El Roman, Mustafa Ceceli, Özcan Deniz, İzel, Zara, Manga, Yıldız Usmanova, Emre Aydın, Yaşar, Şevval Sam, Deniz Seki, Demet Akalın, Athena, Berkay, Yıldız Tilbe gibi isimler yer alıyor.

denizci
28-09-2012, 12:50
Büyü yok, seks ve uyuşturucu var

http://666kb.com/i/c7n45x96goah9bk9m.jpg


Harry Potter serisiyle tüm dünyada milyonlar satan ve 2 milyar liraya yakın bir servet edinen ünlü İngiliz yazar JK Rowling’in yetişkinler için yazdığı ilk kitap dün piyasaya çıktı.
Daha çıkmadan 1 milyon sipariş alan ‘Casual Vacancy’ adlı kitap Rowling hayranlarınca kapışıldı. Rowling’in yetişkinlere yönelik bu ilk romanda seks ve uyuşturucu temalarına yer vermesi dikkat çekti.

Roman, hayali bir İngiliz kasabasında bir belediye yetkilisinin ani ölümüyle kadrosunun boşalmasını ve bunu izleyen kıyasıya rekabeti anlatıyor. Yazar Rowling bol karakterli bu romanda ‘Dickensvari bir panorama’ sunmak istediğini söylüyor. Rowling BBC’ye verdiği mülakatta, “Romanda hayatımı etkileyen ana temaları yansıttım. Örneğin yoksulluk ya da hayatımın çok belirleyici bir döneminde beni olumsuz etkileyen davranış biçimleri” dedi. Harry Potter romanlarının sonuncusu bundan beş yıl önce yayımlanmıştı.

İlk sıradan girdi

J.K Rowling ve büyücü kahramanları ile büyüyen kuşakların, şimdi Rowling’in yetişkinler için yazdığı romana da büyük ilgi göstermesi bekleniyor. Nitekim İngiltere’de bazı Rowling hayranları kitabevleri önünde geceden kuyruklara girdiler. Amazon internet sitesinin ABD’deki çok satanlar listesinde de roman şimdiden ilk sıraya oturdu. Guardian gazetesi roman için “Şaheser olmasa da hiç de fena değil: akıllıca ve ustaca yazılmış ve genelde komik” yorumu yaptı. J.K. Rowling ise bir sonraki kitabının büyük olasılıkla bir çocuk kitabı olacağını söylüyor. Kitap Türkiye’de 2013 yılında, Doğan Kitap tarafından yayımlanacak.

denizci
28-09-2012, 12:59
tiyatro :)

forumda tiyatro bölümü yok ... tiyatroseverler paylaşımlarını burada yapabilirler

http://666kb.com/i/c7n4fi1xui62uu1cq.jpg



Şehir Tiyatroları perde diyecek

Şehir Tiyatroları'nın yeni sezonunda işitme engelli tiyatroseverlerin oyunları artık alt yazılı olarak izleyebileceği belirtildi.
İstanbul Büyükşehir Belediyesi Şehir Tiyatroları Genel Sanat Yönetmeni Hilmi Zafer Şahin, Beşiktaş Yıldız Parkı'ndaki Malta Köşkü'nde gerçekleştirilen basın toplantısında, 3 Ekim'de perdelerini açacak Şehir Tiyatroları'nın 2012-2013 sezonu hakkında bilgi verdi.

Şahin, bu yıl Şehir Tiyatroları'nda engelli vatandaşlara yönelik yeni hizmetler sunmayı planladıklarını belirtti.

İŞİTME ENGELLİLER DE OYUN İZLEYEBİLECEK

İşitme engelli tiyatroseverlerin oyunları artık ''alt yazılı'' olarak izleyebileceğini ifade eden Şahin, şöyle devam etti: ''İşitme engelli vatandaşlar akan yazılar halinde sahneden bütün diyalogları takip edebilecekler. Bu uygulamayı Harbiye Tiyatrosu'nda Vişne Bahçesi oyunuyla başlatacağız. Teknik sorunlar çözülme noktasında. Yeni sezonda Şehir Tiyatroları, işitme engelliler başta olmak üzere faklı alanlarda seyir sorunları olan bütün yurttaşlarımıza tiyatroyu götürecek.''

İSTANBUL TİYATRO KENTİ OLSUN

20 Nisan'da göreve başladığını hatırlatan Şahin, ''Benden önceki arkadaşların deneyimlerini, birikimlerini, bana bıraktıklarını daha iyi kullanmaya çalışarak bugün sizin karşınızdayım'' dedi.

Şehir Tiyatroları'nın kuruluşunun 100'üncü yılına yaklaşıldığını belirten Şahin, ''Şehir Tiyatroları bu kentin kültürel birikimi. Tek bir amacımız var. Kent insanları için tiyatroyu vazgeçilmez kılmak ve tiyatro için herkesi seferber edebilmek'' diye konuştu.

Daha önceki dönemlerde tiyatro hakkında konuşanların, tiyatroyu yorumlayanların tiyatrodan uzak olduğunun görüldüğünü anlatan Şahin, şöyle konuştu:

''Şehir tiyatrosu, şehrin insanına ulaştığı sürece, her kesimden, her bölgeden insana ulaştığı sürece, hem kendi yerini bulacak, hem de daha anlaşılır bir tiyatroyu tiyatroseverlerle paylaşmış olacağız. Umarım en ücra köşedeki insanların tiyatroya gelmesini sağlar ve istanbul'u bir tiyatro kenti yaparız.''

SEZONUN TEMASI: YENİ YAZAR, YENİ OYUN

Şehir Tiyatroları'nın bu yılki temasının ''Yeni yazar, yeni oyun'' olduğunu ifade eden Hilmi Zafer Şahin, ''Repertuvarımızda pek çok yeni yazara yer verdik. Bunların büyük bölümü Türk tiyatrosunda ilk kez eserleri sahnelenecek yazarlar olacak'' dedi.

Şahin'in verdiği bilgiye göre, Şehir Tiyatroları'nda Ekim ayı itibarıyla sahnelenmeye başlayacak oyunlar şunlar:

''Vişne Bahçesi (Anton Çehov), Dar Ayakkabıyla Yaşamak (Duşan Kovaçeviç), Oyun (Samuel Beckett), Büyünün Gözleri (Mehmet Murat İldan), Türkiye Kayası (Fehime Seven), Zengin Mutfağı (Vasıf Öngören), Radyonun İçindekiler (Cenk Gündoğdu), Hıdrellez (Fruze Engin), Definename (Sinan Bayraktar), Yuvaya Dönmek (Alessandra Paoletti), Kösem Sultan (Turan Oflazoğlu), Ali Baba ve Kırk Haramiler (Can Doğan), Damlaların Dansı (Sema Ergenekon - Gökhan Aktemur), Okul Gezisi: Kaşıkçı Elmasının Peşinde (Burcu Sevil Şahin), Edi'nin annesi Nerede (Pınar Yaygel-Raşel Meseri), Islık Sever Max (Volker Ludwig - Carsten Krüger)''

Sahnelenmesi planlanan oyunlar da şöyle:
''Bir Şehnaz Oyun (Turgut Özakman), Genç Osman (Turan Oflazoğlu), Deli İbrahim (Turan Oflazoğlu), Koca Sinan (Hayati Çorbacıoğlu), Akide Şekeri (Ali Meriç), Ölümün Kıyısında (Kadir Bozkurt), Pişti (Nogay Kesim), Pembe Barutlu Kibritler (Nihat Çapar), Cibali Karakolu (Muammer Karaca), Kuyruklu Yıldız Altında (Hüseyin Rahmi Gürpınar) ve Kes ve Kaç (Peter Horsler), İsli Sisli Pis Puslu (Volker Ludwig - Reiner Lücker), Lay Lay Lom (Sevgi Sakarya), Yedi Köyün Yargıcı (Sönmez Atasoy), Kedi İle Palyaço (Erhan Özçelik), Karagöz Tatlıcı (Caner Bilginer), Harikalar Mutfağı (Ege Işık - Halıuk Işık), 3 Kardeş ve Muhteşem Kurt (Okan Karaca)''

denizci
28-09-2012, 13:03
heykel :)


Bodrum’a heykel parkı

10 yıl süren hazırlık sürecinin ardından heykel parkı açılışına hazır

http://666kb.com/i/c7cxvr176gus71m6x.jpg


Ankara Üniversitesi Dil ve Tarih Coğrafya Fakültesi Sanat Tarihi Bölüm Başkanı Prof. Dr. Kıymet Giray, yaklaşık 10 yıl önce başlatılan çalışma kapsamında aralarında İtalyan, Alman, Japon, Fransız, Özbek ve Yunan sanatçıların da olduğu 60 heykeltıraşın, Bodrum’da bulunan tarihi Aspat Kalesi eteklerindeki açık alanda 60 heykel çalışması yaptığını söyledi.

Heykeltıraşların Muğla bölgesinde üretilen mermerleri kullandığını anlatan Giray, sanatçıların yaz aylarında bölgeye gelerek çalıştıklarını, heykellerin ortalama 3 hafta içinde tamamlandığını kaydetti.

Giray, heykellerin dışında 60 ressamın yaptığı 120 resmin de açık alanda bulunan atölyede sergileneceğini bildirdi.

Bilkent Üniversitesi’nden Doç. Dr. Ercan Sağlam “Adım” isimli çalışmasıyla açık hava heykel parkına katıldığını, çalışmasında bireysel ilerlemenin ne kadar zor olduğunu anlatmaya çaba gösterdiğini söyledi.

denizci
28-09-2012, 13:04
sergi :)



http://666kb.com/i/c7cu2q2xhj0lojrfd.jpg


Contemporary İstanbul Kasım'da başlıyor!


22-25 Kasım 2012 tarihlerinde sanatseverleri İstanbul Lütfi Kırdar Uluslararası Kongre ve Sergi Sarayı ve İstanbul Kongre Merkezi’nde buluşturuyor.

Türkiye’nin en kapsamlı uluslararası çağdaş sanat fuarı Contemporary Istanbul, 22-25 Kasım 2012 tarihlerinde sanatseverleri İstanbul Lütfi Kırdar Uluslararası Kongre ve Sergi Sarayı ve İstanbul Kongre Merkezi’nde buluşturuyor.
Ana sponsorluğunu Akbank Private Banking, ortak sponsorluğunu Zorlu Center ve Yıldız Holding’in üstlendiği Contemporary Istanbul’a 55’i yurtdışı, 45’i yurt içi olmak üzere 100 çağdaş sanat galerisi ve 600 sanatçı katılacak.

Dünyanın en önemli galerileri arasında sayılan Marlborough Gallery, Haunch of Venison, MaM-Mario Mauroner Contemporary Art gibi uluslararası çağdaş sanat galerileri ve Türkiye’den en önemli galeriler İstanbul Lütfi Kırdar Uluslararası Kongre ve Sergi Sarayı ve İstanbul Kongre Merkezi’nde buluşacak. 7. yılında yine uluslararası koleksiyonerleri, sanat profesyonellerini ve sanatseverleri konuk edecek olan Contemporary Istanbul’da birçok önemli çağdaş sanat eseri ilk defa görülebilecek. Contemporary Istanbul fuar boyunca çağdaş sanatının bugünü ve yarınının tartışılacağı CI Dialogues Konferans Serisi ile beraber özel davetler, açılışlar, açılış ve kapanış partileri gibi yan etkinlikleri de sanatseverlere sunmaya devam edecek.


Contemporary Istanbul 7. yılında daha da zengin 2012 senesinde başlatılan ve 5 seneyi kapsayacak alt yapı - içerik yatırımları Contemporary Istanbul’un enönemli yenilikleri arasında. Alt yapı yatırımları kapsamında; genel ve sanat eserleri aydınlatma sistemi ve sergileme ünitelerideğiştirildi. İçerik yatırımları kapsamında ise; önde gelen uluslararası galerilerin ve yükselmekte olan genç galerilerin teşvik edilmesi amacıyla bu galerilere özel alan tahsis edildi. Galerilerin yanı sıra Türkiye’den ve dünyadan 8 sanat inisiyatifi, Türkiye’nin önde gelen 10 sanat kurumu, Türkiye’den ve dünyadan önemli 15 sanat yayını da kendilerine ayrılan özel alanda sanatseverlerle buluşacak

“New Horizon: Yeni Ufuklar”ın Konuğu Orta ve Doğu Avrupa Ülkeleri

Türk çağdaş sanatının yanında çevre ülkelere de ev sahipliği yaparak İstanbul’u merkez haline getirmeyi amaçlayan

Contemporary Istanbul, bu sene “New Horizons - Yeni Ufuklar” bölümünde Orta ve Doğu Avrupa ülkelerinden galerilere,

sanatçılara, küratörlere, sanat eleştirmenlerine ve koleksiyonerlere yer veriyor. CI Dialogues Konferans Serisi’nde aynı

zamanda Orta ve Doğu Avrupa’dan sanat profesyonelleri de konuşmacı olarak konuk edilecek.



Hollanda Çağdaş Sanatı Contemporary Istanbul’da



Hollanda - Türkiye diplomatik ilişkilerinin 400. Yılı kutlamaları kapsamında, Mondriaan Fund ve Hollanda Konsolosluğu’nun desteğiyle Hollandalı galeriler fuar sırasında Hollanda’dan çağdaş sanatı temsil edecekler. Hollanda’dan yeni medya ve video sanatının son dönem örnekleri özel bir seçkiyle izleyicilerle buluşacak. CI Dialogues konferans programı kapsamında bir gün “Art as a Collaborative Space” teması altında Hollanda’dan ve Türkiye’den konuşmacılara ayrılacak. Konuşmalar, 400. Yıl kutlamaları kapsamında 2012 yılında yapılan etkinliklere, iki ülkearasındaki karşılıklı sanat pratiklerine odaklanacak.

İstanbul’un Yeni Çağdaş Sanat Haftası: Art Istanbul

2012 yılında ilk defa hayata geçecek Art Istanbul projesi ile 19- 25 Kasım 2012 tarihlerinde İstanbul’da yerleşik sanat kurumlarının, galerilerin, müzelerin ve kültür kurumlarının düzenlediği etkinlikleri ortak bir yapı içinde Türkiye ve uluslararası çapta duyurulacak. Art Istanbul haftası birçok kültürel aktivite, sanat etkinliği, çağdaş sanat sergileri, yeni kültürel sunular, tartışmalar ve eğitim programlarına erişim sağlayacak. Art Istanbul sanat haftası son yıllarda dünya çağdaş sanat çevrelerince çekim merkezi olan Istanbul’a gelen sanatsever sayısını arttırmayı ve Türkiye’den doğan çağdaş sanatı daha geniş coğrafyada duyurmayı amaçlıyor.

Encounters / Karşılaşmalar Sergisi

Türkiye’den çağdaş sanatın uluslararası platforma taşınması için çalışmalarını sürdüren Contemporary Istanbul önemli bir

uluslararası sergiye imza attı. 6-26 Eylül 2012 tarihleri arasında düzenlenen ve küratörlüğünü Prof. Dr. Hasan Bülent Kahraman’ın yaptığı “Encounters: Turkish Contemporary Art in Korea (Karşılaşmalar: Türk Çağdaş Sanatı Kore’de)” adlı sergide başarılı genç sanatçıların ve dünya çapında saygınlığa sahip Türk sanatçıların eserleri ilk defa geniş kapsamlı bir seçki ile Güney Kore’nin başkenti Seul’de yer aldı. Sergi Seoul’u takip eden günlerde Londra, Moskova, New York, Dubai, Sao Paola kentlerinde sanatseverlerle buluşacak.

Çağdaş Sanat Buluşmaları

Türkiye çapında sanatsever ve koleksiyoner kitlesiyaratmak için 2010 yılından beri düzenlenen Çağdaş Sanat Buluşmaları bu sene daha da genişleyen kapsamıyla Türkiyegenelinde 6 şehirde düzenleniyor, ilki Antalya’da gerçekleşenÇağdaş Sanat Buluşmaları İstanbul, Bursa, Adana, Ankara ve İzmir şehirleriile devam edecek.

ICE Magazine

Contemporary Istanbul’un çağdaşsanat dergisi ICE (Istanbul – Contemporary – Etc.) çağdaş Türk sanatını ülke

içi ve dışında tanıtma amacına uygun olarak Türkçe ve İngilizce olmak üzere ikidilde yayımlanmaya devam ediyor. ICE baskılı sayısı ile üç ayda bir, mobil sayısı ile aylık iPad ve iPhone dergisi olarak sanatseverlerle buluşmaya devam ediyor

denizci
28-09-2012, 13:16
festival ... konser :)




http://666kb.com/i/c7n4t20wlb4tsbjoa.jpg


22. Akbank Caz Festivali, ''The Three Ladies of Blues''un 3 Ekim'de Babylon'da vereceği açılış konseriyle başlayacak

Caz tutkunlarının her yıl merakla beklediği, Türkiye'nin en uzun soluklu festivallerinden 22. Akbank Caz Festivali, ''The Three Ladies of Blues''un 3 Ekim'de Babylon'da vereceği açılış konseriyle başlayacak.

Dopdolu bir programla 3-21 Ekim tarihleri arasında sanatseverlerle buluşacak festival, dünyaca ünlü caz sanatçılarını Türkiye'de ağırlarken, yetenekli genç müzisyenlere de performanslarını sergileme imkanı sunacak.

Festival kapsamında 3 Ekim'de ''The Snow Owl 5tet'' Akbank Sanat'ta, ''Nik Bartsch's Ronin'' ise 4 Ekim'de Babylon'da konser verecek.

İstanbul Devlet Opera ve Balesi (İDOB), yeni sezonu 29 Eylül'de Aya İrini Müzesi'nde 200. doğum yılı dolayısıyla Giuseppe Verdi'ye ayrılan konserle açacak.

Konserde, ''Nabucco'' operasıyla hayata dönen Giuseppe Verdi'nin, çıraklık, kalfalık ve ustalık dönemlerine ait eserleri seslendirilecek. İtalyan şef Gianluca Bianchi'nin orkestrayı, Gökçen Koray'ın koroyu yöneteceği konserde, İDOB solistlerinin yanı sıra İstanbul dışından konuk sanatçılar da yer alacak.

denizci
28-09-2012, 13:36
“Çanakkale 1915” in final fragmanı yayında!

18 Ekim’de vizyona girecek yılın beklenen filmi “Çanakkale 1915” in final fragmanı yayında!

http://666kb.com/i/c7jwa4jfcwqzfgqbb.jpg


Çanakkale Destanı 97 yıl sonra bu kez bir film setinde yaşatıldı. Turgut Özakman’ın kitabından uyarlanan Çanakkale 1915 filminin çekimleri sona erdi. Film 18 Ekim’de vizyona girecek. Anadolu’dan gelen binlerce genç, çoğu çocuk yaştaydı. “Çanakkale Geçilmez” dediler ve tarihin en kanlı savaşının kahramanları oldular. Çanakkale destanı bu kez sinemada diriliyor. Savaşın geçtiği topraklarda çekilen film şu an montaj aşamasında. 18 Ekim’de vizyona girecek film için tüm oyuncular danışmanlardan askeri eğitim aldı. Film için binlerce kostüm ve aksesuar hazırlandı. Siper alanları ve mevziler oluşturuldu. Çanakkale 1915 için “Alay Marşı” da yeniden yorumlandı. Balkan Savaşı’ndan yenik ayrılan bir milletin silkinerek ayağa kalkışının ve birçok isimsiz kahramanın destansı hikayesi...

denizci
28-09-2012, 13:38
polemik :)



film festivali bitti ... ancak festival devam ediyor

dedikodulara sakin haber sitesi t24 de katılmış :)


http://666kb.com/i/c7k01qwxq8sb9w7qv.jpg




Kulislerde konuşulanlara göre, 'Yeraltı' ve 'Araf'ın ödül almasını Nuri Bilge Ceylan istemedi

T24

Altın Koza sona erdi ama tartışmalar ve ödül dağılımına ilişkin iddialar devam ediyor. Kulislerde, ödüllerde Nuri Bilge Ceylan’ın etkisi olduğu, jüri koltuğunda oturan yapımcı Zeynep Özbatur Atakan'ın, Ceylan’ın sevmediği yönetmenlere ödül verilmesini engellediği konuşuluyor.

Gülbahar Karakuş imzasıyla Hürriyet'te yayımlanan habere göre, 19. Adana Altın Koza Film Festivali’nde dağıtılan ödüller, sinema dünyasını karıştırdı. Ödül alanlar ve alamayanlarla ilgili tartışmalar devam ederken, ilginç bir iddia ortaya atıldı. Hürriyet yazarı Ahmet Hakan’ın da dünkü köşe yazısına taşıdığı iddiaya göre festivalin jürisinde yönetmen Nuri Bilge Ceylan’ın etkisi vardı. Bu yüzden Ceylan’ın sevmediği iki meslektaşı; Zeki Demirkubuz ve Yeşim Ustaoğlu ödül alamadı. Festivalin Ulusal Uzun Metraj Film Yarışması’nda bu yıl, yapımcı Zeynep Atakan da jüri koltuğuna oturdu. Kulislerde konuşulanlara göre sonuçları etkileyen de işte bu isimdi. Nuri Bilge Ceylan’ın filmlerinin yapımcılığını üstlenen Atakan’ın jüri kararlarında etkisi büyük oldu, “Yeraltı” filmiyle yarışan Demirkubuz ile “Araf”ın yönetmeni Ustaoğlu beklediği ödülleri kazanamadı.

'Artık festivallere katılmam'

Sonuçlara tepki gösteren Zeki Demirkubuz, jüriyi ağır bir dille eleştirdi. Ünlü yönetmen, Twitter sayfasına yazdığı mesajla bundan böyle Türkiye’de yapılan film festivallerine katılmayacağını açıkladı: “Bu filmleri kendileri jürilik yapsın diye çektiğimi zanneden gerzeklerden çok sıkıldım artık. Bundan sonra Türk festivallerinde yarışmak yok.”

iki yönetmen neden kavgalı

Nuri Bilge Ceylan’ın “Üç Maymun” filmini Zeki Demirkubuz’un fikrinden hareketle çektiği, “Uzak”ın da Demirkubuz’un Ceylan’a sekans sekans anlattığı bir film projesi olduğu yönünde dedikodular daha önce yazılmıştı. İki yönetmenin arası bu yüzden uzun zamandır açık. Demirkubuz’un da “Yeraltı” filmindeki ödüllü roman yazarı karakteriyle Ceylan’a gönderme yaptığı söyleniyor.

'Gündemimizde bile yoktu'

Festivalin Ulusal Uzun Metraj Film Yarışması’nda jüri üyeliği yapan Hasan Saltık, tartışmalar üzerine “Yeraltı” filminin jürinin gündeminde dahi olmadığını açıkladı: “Zeki Demirkubuz, bizim arkadaşımız ama ‘Yeraltı’ filmi jürinin gündeminde bile değildi. Film hakkında tartışılmadı bile. Bizden filmleri seçmemizi istediler, herkes kendi seçimini yaptı. Jürinin gündeminde ‘Babamın Sesi’ ve ‘Gözetleme Kulesi’ filmleri vardı.” Saltık, Nuri Bilge Ceylan’ın yapımcısı Zeynep Özbatur’un jüriyi etkilediği iddiası için de şunları söyledi: “Bu iddiayı duyunca inanın güldüm. Jüriyi etkilemek gibi bir durum söz konusu değil.”

t24.com.tr

denizci
28-09-2012, 13:40
adana film festivali cadı kazanı fokurdamaya devam ediyor :düsün:



Yeraltı’ en iyi filmdi, haksızlık yapıldı

Mehmet Açar , Zeki Demirkubuz'un Türk film festivallerinden çekilme kararını değerlendirdi

http://666kb.com/i/c7k4xg5y1n4wzuqev.jpg

Gerzek çok ağır olmuş ama bana kalırsa ‘Yeraltı’na ödül verilmemesi haksızlık ve çileden çıkaran bir durumdu.

Jürinin ‘Yeraltı’nı biraz da mecburen verdikleri iki oyunculuk ödülü dışında görmemesi benim gibi çoğu kişinin kafasını karıştırdı, çeşitli yorumların yapılmasına neden oldu. Bütün bunların nedeni Adana’da bu yıl öyle çok iyi filmlerin yarışmamasıydı.
‘Yeraltı’nı gösterime girdiğinde ben de eleştirmiş ve çok iyi bulmadığımı yazmıştım. Ama anlatımı, yarattığı atmosferi, öyküsü ve meselesinin derinliğiyle yarışmaya katılan 14 film arasında en iyisiydi.

Beğenirsiniz beğenmezsiniz ama ‘Yeraltı’nda yarışmadaki çoğu filmin kuramadığı görsel bir dünya, sağlam bir yönetmenlik vardı. Açıklamanın sertliği nedeniyle belki şimdi herkes jürinin tarafını tutacak, ama böyle tartışmalı jüri kararlarıyla, ulusal yarışmaların Demirkubuz gibi önemli yönetmenleri kaybetmesi de iyi bir şey değil.

İlle de genç ve yeni yönetmen olsun diyen jüriler yüzünden Çağan Irmak, Yavuz Turgul gibi sessiz sedasız festivallerden çekilen yönetmenleri unutmayalım. Jüriler kendini kanıtlamış, olgunluk çağındaki yönetmenleri küstürmeye devam ediyor. Olaya biraz da buradan bakmak ve öfkesini anlamak lazım.

denizci
28-09-2012, 14:49
sergi


'NASA: A Human Adventure' sergisi İstanbul'da açıldı


http://666kb.com/i/c7k8gi3du4i6ziu5z.jpg

Amerikan Havacılık ve Uzay Dairesi NASA'nın, insanoğlunun uzay merakını ve araştırmalarını konu alan sergisi "NASA: A HUMAN ADVENTURE", İstanbul Marmara Forum içerisinde yer alan Expo Center'da açıldı.

Apollo-16'nın kaptanı, aya ayak basan en genç astronot General Charlie Duke'ün katılımıyla açılan NASA: A HUMAN ADVENTURE, ABD dışında yapılan en kapsamlı sergi olma özelliğini taşıyor.

Bugüne kadar 1,5 milyon kişi tarafından ziyaret edilen sergide, NASA koleksiyonuna ait uzaya gitmiş gelmiş 100'den fazla parça ve uzay araçlarının çok büyük bölümlerinin özel maketleri yer alıyor.

İnsanlığın uzay merakı ve uzayla ilgili çalışmalarını aktaran "NASA: A Human Adventure" sergisi, OPET Petrolcülük A.Ş. ana sponsorluğunda ve Marmara Forum'un katkılarıyla Türkiye'ye getirildi. Sergide, insanlığın uzay macerasının tarihsel anlatımının yanı sıra, uzayla ilgili teknolojik gelişmeler ve donanımlarda sunuluyor. Marmara Forum içerisinde yeralan Expo Center'da 2.500 m² alanda 300'den fazla özel parçanın yer aldığı "NASA: A Human Adventure"da, orijinal araçlardan ve motorlardan parçalar, astronot kıyafetleri ve aksesuarları, önemli parçaların özel maketleri yanında, uzayla ilgili özel film gösterimleri de yer alıyor.

Ayda yürüyen en genç astronot ünvanına sahip General Charlie Duke de NASA: A Human Adventure sergisinin açılışı için düzenlenen basın toplantısına katılmak için İstanbul'a geldi. Charlie Duke sergi açılışında yaptığı konuşmada; "NASA'nın yolculuğunu dünyanın bu çok güzel şehrinde açıyor ve hikayemizi paylaşıyor olmanın mutluluğunu yaşıyorum. Bu yıl ay yolculuğumun 40. yılını kutluyorum. Gökyüzü ve uzaya olan hayranlığım halen devam ediyor. 7'den 70'e herkesi sergiyi ziyaret ederek, yolculuğumuza katılmaya davet ediyorum" dedi.

Sergiyi Türkiye'ye getiren İstanbul Exhibitons Yönetim Kurulu Başkanı Yalçın Balcı ise; "NASA: A Human Adventure" sergisi dünya prömiyerini Madrid'de yaptıktan sonra ilk durak olarak İstanbul'a geldi. İnsanoğlunun en büyük merakı olan uzay ile ilgili ilginç bilgileri ve koleksiyonunu paylaştığı serginin büyük bir heyecanla izleneceğini ve keşfetmek için soru sormayı tetikleyeceğini düşünüyoruz" dedi.

İstanbul Exhibitons tarafından Türkiye'ye getirilen sergi, Star Wars gibi önemli sergi projelerine imza atan John Nurminen Prodüksiyon şirketi tarafından gerçekleştiriliyor.

denizci
28-09-2012, 16:00
http://666kb.com/i/c7n8wyabm6icaoxtq.jpg



Bu hafta 2'si yerli, 4 film vizyona girecek

T24

Yönetmen Sinan Çetin'in ''Çanakkale Çocukları'' isimli, ''dram, savaş ve tarih'' türündeki filmi, bu hafta seyirciyle buluşacak.

Yönetmen Sinan Çetin'in ''Çanakkale Çocukları'' isimli, ''dram, savaş ve tarih'' türündeki filmi, bu hafta seyirciyle buluşacak. Başrollerini Haluk Bilginer, Oktay Kaynarca, Yavuz Bingöl, Wilma Elles ve Cemo Çetin'in paylaştığı filmde bir annenin, çocuklarını savaştan alma çabası anlatılıyor.

Haftanın diğer yerli filmi ise ilk kez yönetmen koltuğuna oturan oyuncu Özgür Özberk'in ''N'apcaz Şimdi'' isimli yapıtı.

Filmde Özge Özberk, Ufuk Özkan, Zeynep Beşerler, Ebru Kocaağa ile Didem Uzel rol alıyor.

Dram, korku, ve gerilimi bir arada bulmak isteyen sinemaseverlerin beğeniyle izleyeceği ''Rec 3: Diriliş'' filminin yönetmen koltuğuna aynı zamanda filmin senaristi de olan Paco Plaza oturuyor.

2012 İspanya yapımı serinin 3. filminde; başrolleri Leticia Dolera ve Diego Martin paylaşıyor.

Senaristliğini Alex Garland ve Carlos Ezquerra'nın yaptığı filmde Lena Headey, Karl Urban, Domhnall Gleeson, Olivia Thirlby rol alıyor.

Woody Allen'ın ''Roma'ya Sevgilerle'' isimli filmi de bu hafta vizyona giriyor.

Filmde, Penelope Cruz, Ellen Page, Roberto Benigni, Alec Baldwin rol alıyor.

denizci
29-09-2012, 08:18
iyi tatiller :)


ÖFKELENİNCE NEDEN BAĞIRIRIZ ? :seyt:

http://666kb.com/i/c75pg898o9t2b06f6.jpg

Hintli bir ermiş öğrencileri ile gezinirken Ganj nehri kenarında birbirlerine öfke içinde bağıran bir aile görmüş. Öğrencilerine dönüp “insanlar neden birbirlerine öfke ile bağırırlar?” diye sormuş. Öğrencilerden biri “çünkü sükûnetimizi kaybederiz” deyince ermiş “ama öfkelendiğimiz insan yanı başımızdayken neden bağırırız?

O kişiye söylemek istediklerimizi daha alçak bir ses tonu ile de aktarabilecekken niye bağırırız? ” diye tekrar sormuş. Öğrencilerden ses çıkmayınca anlatmaya başlamış: “İki insan birbirine öfkelendiği zaman, kalpleri birbirinden uzaklaşır. Bu uzak mesafeden birbirlerinin kalplerine seslerini duyurabilmek için bağırmak zorunda kalırlar. Ne kadar çok öfkelenirlerse, arada açılan mesafeyi kapatabilmek için o kadar çok bağırmaları gerekir.” “Peki, iki insan birbirini sevdiğinde ne olur? Birbirlerine bağırmak yerine sakince konuşurlar, çünkü kalpleri birbirine yakındır, arada mesafe ya yoktur ya da çok azdır.

Peki, iki insan birbirini daha da fazla severse ne olur? Artık konuşmazlar, sadece fısıldaşırlar çünkü kalpleri birbirlerine daha da yakınlaşmıştır. Artık bir süre sonra konuşmalarına bile gerek kalmaz, sadece birbirlerine bakmaları yeterli olur. İşte birbirini gerçek anlamda seven iki insanın yakınlığı böyle bir şeydir.”

[B]Daha sonra ermiş öğrencilerine bakarak şöyle devam etmiş: “ Bu nedenle tartıştığınız zaman kalplerinizin arasına mesafe girmesine izin vermeyin. Aranıza mesafe koyacak sözcüklerden uzak durun. Aksi takdirde mesafenin arttığı öyle bir gün gelir ki, geriye dönüp birbirinize yakınlaşacak yolu bulamayabilirsiniz.”

denizci
29-09-2012, 08:20
Müjde! Filmekimi geldi


http://666kb.com/i/c765i8b1k7zk3m5uh.jpg


İstanbul Kültür Sanat Vakfı (İKSV) tarafından 11. kez düzenlenen Filmekimi, bu yıl Vodafone FreeZone sponsorluğunda 29 Eylül-7 Ekim tarihlerinde gerçekleştiriliyor.

İstanbul Kültür Sanat Vakfı (İKSV) tarafından 11. kez düzenlenen Filmekimi, bu yıl Vodafone FreeZone sponsorluğunda 29 Eylül-7 Ekim tarihlerinde gerçekleştiriliyor. Filmekimi, geçen yıl olduğu gibi bu yıl da sinema keyfini Ekim ayı boyunca İstanbul'un yanı sıra Türkiye'nin farklı kentlerine taşımaya devam edecek.

İKSV tarafından Vodafone FreeZone sponsorluğunda bu yıl on birincisi düzenlenecek ve sinemaseverlerin her yıl iple çektiği Filmekimi'nde bu yıl, yine sinema dünyasından parlak yapımlar, usta yönetmenlerin dünyanın belli başlı festivallerinde gösterilmiş, ödüller kazanmış son yapıtlarının da aralarında bulunduğu 39 film izleyicilerin karşısına çıkacak. Zengin programıyla Filmekimi, 29 Eylül-7 Ekim tarihlerinde, İstanbul'da 9 gün boyunca Atlas, Beyoğlu ve Nişantaşı Citylife City's olmak üzere 3 sinemada izleyicilerle buluşacak.

denizci
29-09-2012, 08:21
FİLMEKİMİ

BU YIL DA TÜRKİYE'NİN DÖRT BİR KÖŞESİNİ GEZİYOR

11. Filmekimi bu yıl da İstanbul sınırlarını aşarak Türkiye'nin 8 farklı şehrine sinemanın en iyi ve en güncel örneklerini götürecek. Geçen yıl ilk kez İstanbul'a ek olarak beş şehirde daha sinemaseverlerle buluşan Filmekimi gösterimleri, bu yıl Bursa, İzmir, Ankara, Erzurum, Diyarbakır ve Gaziantep'te gerçekleştirilecek. Ayrıca Van ve Batman'da da Filmekimi kapsamında ücretsiz gösterimler yapılacak.


İstanbul dışındaki kentlerde, 11. Filmekimi programındaki filmlerinden yapılacak bir seçkinin yanı sıra nisan ayında yapılan 31. İstanbul Film Festivali'nde gösterilen filmlerin de yer aldığı özel bir seçki sunulacak. Filmekimi kapsamında bu yıl Avrupa Birliği MEDIA programının desteği ve Saraybosna, Sofya ve Transilvanya Film Festivalleri'nin işbirliğiyle İstanbul dışında yapılacak

denizci
29-09-2012, 08:24
FİLMEKİMİ

GÖSTERİMLERİNİN TARİHLERİ ŞÖYLE:

• 29 Eylül-1 Ekim Bursa Korupark Sineması
• 5-7 Ekim İzmir Karaca Sineması
• 12-14 Ekim Ankara Büyülü Fener Kızılay Sineması ve Erzurum Cinetekno Sineması
• 19-21 Ekim Gaziantep Sinepark Nakıp Ali Sineması ve Diyarbakır Avrupa Sineması

FİLMEKİMİ

BİLETLERİ NE ZAMAN, NEREDE?

Filmekimi biletleri, 22 Eylül Cumartesi günü saat 10.30'dan itibaren:

• Biletix satış noktaları,
• Biletix web sitesi (www.biletix.com),
• Biletix çağrı merkezi (0216 556 98 00, 11.00'den itibaren),
• Atlas ve Beyoğlu sinemaları gişelerinden satışa sunulacak.

Filmekimi'nde hafta içi gündüz seansları (11.00, 13.30, 16.00) sadece 5 TL.

Haftaiçi 19.00 ve 21.30 seansları ile hafta sonu tüm seanslar tam 15, indirimli 10 TL.

Bursa, İzmir, Ankara, Erzurum, Diyarbakır ve Gaziantep'te gerçekleştirilecek gösterimlerin biletleri de 22 Eylül Cumartesi günü aynı kanallardan satışa çıkıyor.

Bursa ve İzmir gösterimlerinin biletleri tam 10, indirimli 8 TL; Ankara gösterimlerinin biletleri tam 11, indirimli 9 TL; Erzurum, Diyarbakır ve Gaziantep gösterimlerinin biletleri ise tam 7, öğrenci 5 TL.

Van ve Batman'da yapılacak gösterimler ücretsiz olacak.

Lale kart sahipleri biletlerini öncelikli ve indirimli almaya devam ediyor

İstanbul'da Filmekimi boyunca filmleri en büyük indirimlerle ve öncelikli olarak izleme şansı Lale Kart sahiplerinin olacak. Lale Kart sahipleri biletlerini %25'e varan indirimlerle alacaklar. Lale Kart sahipleri için ön satış günleri 19 Eylül Siyah Lale, 20-21 Eylül Beyaz, Kırmızı ve Sarı Lale üyeleri.

Filmekimi gösterim saatleri, geçtiğimiz yıllarda olduğu gibi 11.00, 13.30, 16.00, 19.00 ve 21.30

denizci
29-09-2012, 08:35
yol sizi nereye götürüyorsa oraya gitmeyin

yol olmayan yere gidinki iz bırakın

ralph waldo emerson


http://666kb.com/i/c6z4j1e300i6tdx5n.jpg

denizci
29-09-2012, 10:16
İstanbul’dan Il Divo geçti

Aynur Yolcu

http://666kb.com/i/c7o0rjo1g3omjl8kb.jpg

Biri Fransız, biri Amerikan, biri İspanyol, biri İsviçreli… Hepsi karizmatik, hepsi sempatik, hepsi şık, sesleri ise birbirinden muhteşem... İşte karşınızda İstanbul’u büyüleyen, dünyaca ünlü Il Divo grubu…
Perşembe akşamı Kuruçeşme Arena’da sahne alan grup, İstanbullu müzikseverlere bu yazın unutamayacakları arasında gösterilebilecek bir müzik ziyafeti yaşattı. Klasik eserlere farklı bir yorum kazandıran Il Divo’nun yoğun ilgi gören konserine sadece İstanbullular değil, şehir dışı ve yurtdışından birçok hayranı katıldı.

‘Come What May’ parçaları ile konserin startını veren Il Divo grubu, sahnedeki duruşları ve sesleriyle olduğu kadar sempatik tavırlarıyla da izleyenleri kendine hayran bırakmayı başardı. Kendi aralarında atışmaları ve seyircilere takılmaları büyülü bir atmosferde gerçekleşen konseri daha da renklendirdi.

İYİ AKŞAMLAR YERİNE ‘Y.VŞAKLAR’
İlk şarkının ardından grubun Fransız üyesi Sebastian Izambar, Türkçe konuşmak istedi ancak pek başarılı olamadı. Izambar, “İyi akşamlar İstanbul” demek isterken “y.vşaklar İstanbul” gibi bir cümle sarf ediverdi. Bir anda kahkahaya boğulan seyirciler sayesinde bir gaf yaptığını anlayan Izambar, durumu toparlamak istese de pek başarılı olamadı, imdadına İsviçreli Urs Buhler yetişti. Akıcı bir Türkçe'yle “İyi akşamlar” diyerek hayranlarını selamlayan Buhler, seyircinin takdirini aldı.

Her fırsatta İstanbul kadınlarının güzelliğini vurgulayan Il Divo’nun İspanyol’u Carlos Marine, çapkın bakışları ve iltifatlarıyla kadın hayranlarını etkilemeyi başardı.

Amerikan David Miller ise sevimli gülüşü ve konuşmalarıyla adeta stand up gösterisine gelmişiz hissi uyandırdı ve konuşmalarıyla Arena’yı kırdı geçirdi.

SEBASTIAN’DAN TARKAN TAKLİDİ

Sadece David değil, grubun tüm üyelerinin enerjisi oldukça yerindeydi. Sebastian’ın Tarkan taklidi de oldukça beğenildi. Tarkan’ın ‘Şımarık’ şarkısını mırıldanan Sebastian, seyircilere öpücük yollamayı da ihmal etmedi.

Hayranları finalin Isabel yapılmasını istese de Il Divo, Time To Say Goodbye ile İstanbullulara veda etti. Dakikalarca ayakta alkışlanan Il Divo bir daha İstanbul’a gelir mi, bilinmez ama büyüleyici performanslarının uzun süre hafızalardan silinmeyeceği kesin.

denizci
29-09-2012, 12:15
hip hop :)

pek anlamam ancak ... meraklısına :super:


http://666kb.com/i/c7o3vgefsa1ho9ke7.jpg


Yeni Kral Şehinşah!

Yıllardır beklenen, tüm Türk Hiphop camiasının merak ettiği “Türkiye’nin yeni Freestyle Kralı kim olacak?” sorusunun cevabı, 23 Eylül Pazar günü Garajistanbul’da cevap buldu!

Yıl 2007... 10 yılı aşkın bir zamandır ülkemizde giderek yükselen Hiphop kültürünün elementlerinden Rap müzik popülaritesini gittikçe artırıyor, yasal albümler artmaya başlıyor ve bunun yanı sıra yeraltında kaynayan kazan, kendi olanaklarıyla üretip elden sattıkları ya da internet üzerinden ücretsiz dağıttıkları albümleriyle kendilerini insanlara duyuran yeni bir nesli yükseltiyordu... Ülkenin dört bir yanında düzenlenen konserlerin sıklığı ve kalabalığı artarken bir eksik vardı. Freestyle Battle’lar (Doğaçlama kapışmalar), Hiphop kültürünün varolduğu her ülkede oldukça ilgi görmüştü. MC’ler salt yeteneklerini ortaya koyup, sınırlarını zorluyor, kafiyeleriyle dinleyicileri arkasına alarak karşısındaki rakibini alt etmek için elinden geleni yapıyordu. Türkiye’de, Hiphop partilerinde yapılan gayri ciddi kapışmalar haricinde Freestyle Battle’lara pek sık rastlanmıyordu.



Ve "Freestyle King" doğdu...



Yıl 2012... Düzenlenen ilk "Freestyle King"in tam 5 yıl sonrasında, 23 Eylül 2012’de Türkiye’nin üçüncü "Freestyle Kralı"nı belirlemek için nefesler tutuldu...Aylardır beklenen, tüm Türk Hiphop camiasının merak ettiği “Türkiye’nin yeni Freestyle Kralı kim olacak?” sorusunun cevabı, 23 Eylül Pazar günü Garajistanbul’da cevap buldu! Diğer 15 ismin arasından sıyrılan Şehinşah, seyircinin oylarıyla Freestyle King 3’ün galibi olarak ismini Türk Hiphop tarihine yazdırdı!

denizci
29-09-2012, 13:07
fotoğraf :)


http://666kb.com/i/c7o52nqsl0dphp5mp.jpg

İFSAK 54. sezonunu 2 Ekim'de açacak

İstanbul Fotoğraf ve Sinema Amatörleri Derneği'nin (İFSAK) 54. sezonu 2 Ekim'de başlayacak

İstanbul Fotoğraf ve Sinema Amatörleri Derneği'nin (İFSAK) 54. sezonu 2 Ekim'de başlayacak. Sezonun açılışında Avrupa'daki fotoğraf sanatının öncülerinden Stanko Abadzic'in son çalışması olan Paris fotoğrafları ilk kez İFSAK'ta fotoğrafseverlerle buluşacak.


http://666kb.com/i/c7o53ki4npmuyfqgx.jpg

denizci
29-09-2012, 16:16
kitap :)


Olay erotik kitap çıktı!

Bir işadamıyla öğrencinin sadomazoşist ilişkisi

http://666kb.com/i/c7f3shujxars2z6e8.jpg

Kitap dünyasında büyük ses getiren, Haziran 2011'de yayımlanmasının ardından 37 ülkede 40 milyondan fazla satarak Harry Potter'ın yedi kitabının da satış rakamlarının üstüne çıkan “Fifty Shades of Grey” (Grinin Elli Tonu) bugün piyasaya çıkıyor.

49 yaşındaki iki çocuk annesi İngiliz Erika Mitchell’ın, E.L. James takma adıyla yazdığı üçlemenin ilki, ‘Grinin Elli Tonu’ adıyla ve 50 bin kopya olarak Pegasus Yayınları’ndan çıkıyor.

E. L. James'in ilk romanı olan “Grinin Elli Tonu” milyarder bir işadamı Christian Grey ile toy ve masum bir edebiyat öğrencisi Anastasia Steele arasındaki sadomazoşist bir ilişkiyi konu alıyor. Aşkın acıyla ve eziyetle harmanlanarak okurla buluştuğu bu roman arzu dolu sayfalarıyla satışa çıktığı 2011 yılından bu yana tüm dünyadaki kitap listelerini zorlayarak zirveye yerleşti. Roman, sadece Amazon'un İngiltere'deki internet sitesinde 2012 yılının Mart ayından bu yana 4 milyondan fazla satış yaptı.

E. L. James'in üçlemesinin ilk kitabı olan “Grinin Elli Tonu”nu “Fifty Shades Darker” (Karanlığın Elli Tonu) ve “Fifty Shades Freed” (Özgürlüğün Elli Tonu) takip ediyor. Amerikan medyası Mart ayında sinemaseverlere de müjdeyi verdi ve üçlemenin film haklarını Universal ve Focus Features'ın aldığını duyurdu.[/

denizci
29-09-2012, 21:20
biraz da gülümseme :)

http://666kb.com/i/c765r5sso38bwxp95.jpg

denizci
30-09-2012, 09:10
çin ekonomik dev oldu ... bakalım sanatı nasılmış

istanbul modern de :cool:


http://666kb.com/i/c7ozp0sdc2ha1ay6x.jpg


Çin kültürünün sanatsal dönüşümü

Pırıl Güleşçi Arıkonmaz, dünya pazarında her alanda alternatif bir odak olma çabasındaki Çin'in sanatsal yönünü değerlendiriyor


Pırıl GÜLEŞÇİ

İstanbul Modern, tüm dünyanın ilgiyle takip ettiği çağdaş Çin sanatından mütevazı bir seçkiyi İstanbul’a taşıyor. Küratörlüğünü Sun Feng‘in üstlendiği “Dönüşüm: Çağdaş Çin Sanatına Bir Bakış”ta Çin kültürünün biçimsel ve kavramsal dönüşümü ele alınıyor. Türkiye ve Çin Halk Cumhuriyeti arasındaki diplomatik ilişkilerin 40. yılı dolayısıyla düzenleniyor olması ise sergiyi daha da anlamlı kılıyor. Geleneksel Çin kültürü ve felsefesinin çağdaş sanatçılar tarafından ele alındığı sergide, Doğu sanatının ayrıntıcılığı yine en çok dikkat çeken unsurlardan biri olarak karşımıza çıkıyor. Kapsamlı bir sergi olmamasına rağmen çağdaş Çin sanatına dair ipuçlarını bize gayet net bir şekilde iletiyor bu sergi.

ÇİN KÜLTÜRÜNÜN GÜNCEL YORUMLARI

İstanbul Modern’de fotoğraf sergilerini izlemeye alışık olduğumuz alt kattaki salona girer girmez izleyiciyi karşılayan 18 metre genişliğindeki resim Feng Mengbo‘ya ait. “Yanlış Kod: Shan Shui” adlı 10 parçadan oluşan bu devasa yapıtın yanı başında, yapılış sürecine dair bir de video yer alıyor. İnternete ve internet kültürüne ciddi anlamda ilgi gösteren ilk çağdaş Çinli sanatçılardan biri olarak nitelenen Mengbo’nun bu işi, tipik Çin manzara resimlerinden izler taşıyor. Bu çalışmanın tam karşısında konumlanan Liu Jianhua’nın anlamsızlık ve maddesizlik kavramlarını araştırdığı seramikler ise duvardan akıyormuş hissi veriyor.

http://666kb.com/i/c7ozq3z1lvee9wi3d.jpg

Minimallikleriyle kökenlerine dair hiçbir ipucu barındırmadıklarını söyleyebileceğim bu siyah “İZ”ler serginin en göze çarpan çalışmalarından bir diğeri. Qin Yufen‘in, görselliğiyle izleyicide kuvvetli bir etki yaratan işi, tavandan sarkıtılmış, etekleri yere değen ipek kumaştan upuzun geleneksel elbiseler ve ses yerleştirmesinden oluşuyor. Kendi ülkesinin kültüründe yer etmiş doğal malzemeleri Batı’nın sanatsal teknikleriyle bir araya getiriyor sanatçı. 8 adet fotoğrafla sergide öne çıkan diğer sanatçılardan Rong Rong ve Inri ikilisinin yarattığı kompozisyonlar, arafta kalmış bir dünyaya ait gibiler. Siyah-beyaz fotoğrafların sonradan elle renklendirildiği eski zamanları hatırlatan “Caochangdi, Beijing” başlıklı bu seri, aile olarak birlikte geçirdikleri zamanların anısına çekilmiş. Geleneksel kumaşları ve süsleme tekniklerini kullanarak kavramsal üretimler yapan Gao Rong‘un yerleştirmesi ise bizim kültürümüze en yakın hissettiğim çalışmaydı. Tipik bir varoş yerleşim mekânı yaratan sanatçı, Çin kültürüne ait tradisyonel yöntemleri çağdaş bir dille aktarmayı ustalıkla başarmış.

21 Eylül’de açılan bu sergi, İstanbul Modern’de 25 Kasım’a kadar devam edecek.

Bambaşka bir kültürden güncel yorumları izlemek için mutlaka vakit ayırın.

denizci
30-09-2012, 11:43
Devlet Opera ve Balesi sezonu açtı

http://666kb.com/i/c7p3ioskwl6on8dgt.jpg


Devlet Opera ve Balesi, 2012–2013 sanat sezonunda 25'i Türk 50'ye yakın yeni eser ve yeniden sahnelenecek 70 eserden oluşan repertuvarla izleyiciyle buluşacak.

Sezon açılışı dolayısıyla Aya İrini Müzesi'nde, Devlet Opera ve Balesi Genel Müdürü Prof. Dr. Rengim Gökmen ve İstanbul Devlet Opera ve Balesi Müdürü ve Sanat Yönetmeni Suat Arıkan'ın katılımıyla basın toplantısı düzenlendi.

http://666kb.com/i/c7p3jqxw6is0v2cz1.jpg


Rengim Gökmen, ulusal operanın güçlendirilmesi ve Türk kültürünün uluslararası alanda kendine özgü bir yer edinmesi yolunda Türk bestecilerin eserlerinin izleyiciyle buluşmasına büyük önem verdiklerini söyledi.
Gökmen, “Türk eserlerinin sergilenmesine önem veriyoruz. Türk opera ve balesini ortaya çıkarmak gerekir” dedi.

2012–2013 sanat sezonunda Devlet Opera ve Balesi repertuvarına birçok yeni Türk eserin alındığını ifade eden Gökmen, şöyle devam etti:
“Bunları, değerli bestecilerimizden Okan Demiriş'in 'Karyağdı Hatun' operası, Muammer Sun'a ait müzikler eşliğinde koreografisini Uğur Seyrek'in yaptığı 'Sevginin Bedeli' adlı bale eseri, genç bestecilerimizden Tevfik Akbaşlı'ya ait müzikler ve Mehmet Balkan'ın koreografisiyle dünya prömiyeri yapılacak 'Muhteşem Süleyman' sahne kantatı, yine dünya prömiyeri yapılacak olan bestesi Ali Hoca'ya, librettosu Şefik Kahramankaptan'a ait 'Lale Çılgınlığı' operası ve Modern Dans Topluluğu'nun sahneye taşıyacağı, koreografisi Özgür Adam İnanç'a, Türk Halk Müziği eksenli müzikleri İsmail Sezen ve Arda Erdem'e ait 'Arda Boyları' isimli eser, müzikleri Turgay Erdener'e, koreografisi Beyhan Murphy'ye ait 'Afife' balesi olarak sıralayabiliriz.”

Gökmen, Türk eserlerinin yanı sıra dünya opera ve bale literatüründe yer edinmiş seçkin birçok eserin 2012-2013 sezonunda sahnelere taşınacağını kaydederek, “Ankara'da 'Eczacı' operasını, İstanbul'da besteci W. A. Mozart'ın tek perdelik 'Opera Müdürü' adlı müzikli komedisini ve yine tek perdelik A. Salieri'nin 'Önce Müzik Sonra Söz' operasını, Bosnalı besteci A. Horozic'in Türkiye'de 'Öldüren Aşk' adıyla sahnelenecek 'Hasanaginica' operasını ve Çaykovski'nin eseri 'Kuğu Gölü' balesini, İzmir'de ise Vincenzo Bellini'nin kırsal-pastoral konulu eseri 'Uyurgezer Kız' operasını ve L. Delibes'in 'Sylvia' balesini sahneleyeceğiz” şeklinde konuştu.

Devlet Opera ve Balesi'nin diğer illerdeki müdürlükleri tarafından da önemli eserlerin sahneye konulacağını vurgulayan Gökmen, sözlerini şöyle sürdürdü:
“Kısıtlı kaynaklarla gerçekleştirilen ve büyük bir emek ile ortaya çıkan yapımların daha etkin bir biçimde kullanılması ile diğer şehirlerdeki sanatseverlerin de bu eserlerden faydalanmasına olanak tanıyan 'Dönüşümlü Repertuvar Sistemi', geçmiş sanat sezonlarımızda olduğu gibi 2012–2013 sanat sezonunda da bu amaca hizmet ederek uygulanmaya devam edilecektir. Bu yıl 17 dönüşüm eseri repertuvardaki yerini almıştır.”

Çocuklara ve gençlere bale ve operanın sevdirilmesi amacıyla genel müdürlük bünyesinde bir komisyon kurduklarını kaydeden Gökmen, birbirinden renkli kostüm ve dekorlarıyla, canlı, melodik, enerjik müzikalitesiyle, ilginç ve eğitici konularıyla, çocukların ve gençlerin ilgisini çekebilecek eserlerin 2012-2013 sanat sezonunda sahnelerde yer alacağını söyledi.

Yenilenen Ankara Opera Binası

1948'den beri Ankaralı sanatseverlere hizmet veren Ankara Opera Binası'nın ilk defa 2012 yazında başlanan büyük bir tadilatla çağın teknolojik şartlarına uygun hale getirilmeye çalışıldığını dile getiren Gökmen, “Sahne zemini ve salon koltuklarından sahne asansörüne, orkestra çukurunda yapılan büyük çaplı çalışmalardan akustik ve sahne elemanlarının şartlarının iyileştirilmesi amacına kadar çok yönlü bir çalışma çerçevesinde, daha önce orkestra çukurunun yetersizliği nedeniyle repertuvara alınamayan bazı eserlerin de sahnelenmesi ve daha iyi şartlarda prodüksiyonlar yapabilme şansı bulunacaktır” şeklinde konuştu.

“Pilot İller Projesi”

Devlet Opera ve Balesi'nin gerçekleştirilmesine önem verdiği projelerden birinin de “Pilot İller Projesi” olduğunu vurgulayan Gökmen, bu proje kapsamında, turne faaliyetlerinden farklı olarak her müdürlük için belirlenen pilot illerde, dünya sanatından ve Türk eserlerinden seçmelerle, popüler opera ve bale eserlerinin sahneye konulacağını söyledi.

Gökmen, “Proje kapsamında; Ankara için Sivas, Kayseri, Bursa, İstanbul için Tekirdağ, Edirne, Kırklareli, Bursa, İzmir için Denizli ve Bursa, Mersin için Adana ve Gaziantep, Antalya için Konya ve Muğla, Samsun için Trabzon ve Ordu illeri pilot iller olarak belirlendi ve 27 temsil ile 17 bin izleyiciye ulaşıldı” dedi.

Gazetecilerin, “sanatla uğraşan birimleri yöneten bürokratlara siyasi baskı uygulandığı” şeklinde basında çıkan haberleri hatırlatması üzerine Gökmen, “Ben bir bürokrat olarak baskı görmüyorum. Basında çıkan haberler gerçeği yansıtmıyor. Kültür ve Turizm Bakanı Ertuğrul Bey, sürekli bize cesaret veriyor. Bu iddialar çok yersiz ve gereksiz” ifadelerini kullandı.

Basın toplantısının ardından sezon açılışı dolayısıyla bir konser düzenlendi.

denizci
30-09-2012, 13:52
çok geniş bi spektrumda sanat konusunda paylaşımlar yapıldı önceki sayfalarda

resim ... müzik ... edebiyat ... şiir ... kitap ... heykel ... sinema ... tiyatro ... modern sanat ......

lütfen siz de beğendiğiniz konularda bilgilerinizi burada forumdaşlara sunabilirsiniz :super:

denizci
30-09-2012, 16:51
edebiyat ... kitap ... bir yazar ... söyleşi :)

http://666kb.com/i/c7pbb3297lh71jkvc.jpg


"Gitgide muhafazakarlaşıyoruz, bu beni korkutuyor"

Ünlü yazar Ayşe Kulin , Söz Sende 'de Balçiçek İlter 'e konuştu

Çok satan kitapların yazarı Ayşe Kulin, "Gizli Anların Yolcusu" romanının devamı niteliğindeki yeni romanı "Bora'nın Kitabı"nı ilk kez Söz Sende programında Balçiçek İlter'e anlattı. Romanında eşcinsel iki gencin aşkını anlatan Kulin, eşcinsellerden aldığı tepkilere de değindi. Ünlü yazar, "Bana Melih Gökçek'le birlikte homofobi ödülü verdiler, çok gücüme gitti." diye konuştu. Türkiye gündemindeki gelişmeleri de değerlendiren Ayşe Kulin, içkili mekan bulmanın zorlaştığını anlatarak, "Gitgide muhafazakarlaşıyoruz, bu beni korkutuyor." dedi. Kulin, Balyoz davası kararlarına da "Bir zamanlar ordumuzu teslim ettiğimiz insanları içeri soktuk" diyerek tepki gösterdi.

İşte Yazar Ayşe Kulin'in o açıklamalarından satır başları...

EŞCİNSELLİĞİN EL KİTABINI YAZMADIM
Romanımda eşcinselliği konu aldığım için bir akrabam bana, "Senin her kitabını okudum ama o kitabını okumadım." dedi. Başka bir kız arkadaşım da aynı şeyi söyledi. Eşcinseller hakkında ilk roman yazan ben değilim. Ama eşcinsel olmayıp da yazan pek yok. Çok satan bir yazar olarak, eşcinsel olmayan biri olarak ilk defa ben yazdım. İki erkek arasındaki aşkı anlattım... Bazı okurlarımın tepkisinden çok korkmuştum ama korktuğum gibi olmadı, kitaba bayıldılar. Pek çok eşcinsel bana onların dünyasını edebiyata taşıdığım için teşekkür etti. İyi yansıtamadığım yönünde eleştiriler de aldım tabii. Ama ben bir roman yazdım, romanda iki adamın aşkını anlattım. Ben eşcinsellerin el kitabını yazmadım.

HOMOFOBİ ÖDÜLÜ ÇOK GÜCÜME GİTTİ
Bana Homofobi ödülü verdiler. Davet etseler giderdim ve onlara niye yanlış yaptıklarını söylemek isterdim. Melih Gökçekle bana o ödülü vermeleri çok gücüme gitti. O belki haketmiş olabilir bilmiyorum, ama ben haketmediğime inanıyorum. Homofobi bir insanlık suçudur. Kitabı beğenmemiş olabilirler, eleştirirler o ayrı bir şey. Ama homofobi suçu işlemek çok ağırdır, nefret suçudur. Eşcinsellerin bu ülkede çok hırpalandığını düşünüyorum.

KİMİ DUA EDEREK, KİMİ İÇEREK SAKİNLEŞİR
Her zaman muhafazakardık, ama giderek daha da muhafazakarlaşıyoruz. Bu beni korkutuyor. Şeriat gelmesinden falan korkmuyorum. Şeriatın gelemyeceğine eminim. Ama muhafazakarlaşmak, değişime direnmek iyi bir şey değildir. Toplumların önünü kapatır. Ve erkek her zaman baskın çıkar. Mesela içki içmek iyi bir şey değil, ama hayatın bir parçasıdır. Kimileri dua ederek, kimileri de içki içerek sakinleşir. Sakarya'ya imza gününe gitmiştik. Çıktık, canım soğuk bira çekti. Kilometrelerce yürüdük içki içilebilecek tek bir meyhane bulamadık. Bu bir mahalle baskısıdır, korkutuyor. Biz başını kapayan kadınlara uzun yıllar saygı göstermedik, belki de bunları hakettik. Şimdi onlar rövanşlarını alıyorlar.

ORDUMUZU TESLİM ETTİKLERİMİZİ İÇERİ SOKTUK
Ben her zaman bir hukuk devletinde yaşamanın özlemini çektim. Bana nasip olmadı, görüyorum ki ben öyle bir ülkede yaşayamadan göçüp gideceğim. Bu beni rencide ediyor. Bu ülkede yaşamaktan korkmuyorum, daha kötü zamanları da gördük. Ama bir türlü normalleşemiyoruz ve bu beni çok üzüyor. Hata üzerine hata yapıyoruz. Mesela 27 Mayıs bir hataydı. Son çıkan Balyoz kararları da bir hata. Yapılmamış bir darbenin suçluları olarak bir zamanlar ordumuzu teslim ettiğimiz insanları içeri soktuk. Bu çok yaralayıcı bir şey. Aynı padişahlara "hain padişahlar" demek gibi...

denizci
30-09-2012, 18:20
http://666kb.com/i/c7pdhn9rklz5qk91k.jpg

Kişinin kendi varlığının olumsuz taraflarını da kabul etmeyi öğrenmesi gerekiyor; Kişi ancak o zaman bütün olabilir. Hepimiz yalnızca olumlu tarafı yaşamak istiyoruz.

Mutlu olduğunda bunu kabul ediyorsun; mutsuz olduğunda ise reddediyorsun. Ama bu ikisi de sensin.


Her şey akıyorken müthiş hissediyorsun; her şey durup durgunlaştığında cehennemdeymişsin gibi hissediyorsun. Ama bu ikisinin de kabullenilmesi gerekiyor. Hayat böyle bir şey;¸Hayat içinde hem cenneti hem cehennemi birlikte barındırıyor.


Kişi kendi olumsuz tarafını da kavramalı ve o konuda rahatlayabilmelidir. O zaman bir gün şaşırarak göreceksin ki bu olumsuz taraf hayata tat, tuz katıyor. Bu gereksiz bir şey değil; hayata lezzet veriyor. Yoksa hayat son derece donuk ve tekdüze olurdu. Düşün ki kendini hep sadece daha mutlu ,daha mutlu , daha mutlu hissediyorsun…Ne yapardın o zaman? O mutsuzluk anları hayata yeniden tat, tuz,arayış,macera katıyor. Yeniden iştah kazanıyorsun.


Varlığınla bütüne sahip çıkmalısın. İyisiyle, kötüsüyle her yönünü kabullenmelisin kendinin. Her hangi bir şeyden kurtulmak söz konusu değil. Kimse asla hiçbir şeyden kurtulamıyor, kişi sadece yavaş , yavaş her şeyi kabullenmeyi öğreniyor . İşte o zaman karanlıkla ışık arasında bir ahenk oluşmaya başlıyor ve bu çok güzel bir şey.


Yaşam zıtlık sayesinde bir ahenge dönüşüyor. Bu yüzden, bu anları da yaşamaya çalış. Sorun yaratma.” Ne yapsam da şu huzursuzluktan kurtulsam ?” diye düşünme. Huzursuzsan, huzursuz ol ! Mutsuzsan mutsuz ol ! Büyütme bunu Sadece mutsuz ol; zaten başka ne yapabilirsin ki? Bu tıpkı iklimlere benzer: yazın hava ısınır, bu konu da elinden ne gelebilir? H ava sıcakken ısın ve terle, soğuduğunda ise titre ve keyfine bak!

Yavaş, yavaş zıt kutuplar arasındaki ilişkiyi görmeye başlayacaksın. Ve kutuplaşmayı anladığın gün müthiş bir anlayışa ermiş, büyük bir şey keşfetmiş olacaksın…

OSHO

denizci
30-09-2012, 19:18
Salman Rushdie'den farklı bir kitap


http://666kb.com/i/c7pezjrww3wem40co.jpg

Salman Rushdie'nin 'Geceyarısı Çocukları' isimli kitabı, Can Yayınları'ndan çıktı. Rushdie bu kitapta; karakterleri sembollere dönüştürerek farklı bir hale getiriyor. Kitapta, Hindistan'ın bağımsızlığını ilan ettiği anda dünyaya gelen Salim Sina'nın başına ilginç olaylar geliyor.

mamiabi
30-09-2012, 21:03
Woody Allen'dan, tam Amerikan izleyicisine hitab edecek, yüzeysel bir Roma filmi... Komik mi komik.... Ama sabun kopugu... Onceki film Paris'in (Midnight in Paris) yanına bile yaklaşamaz...
Ahmet Hakan'in haberine göre sırada Yozgat varmış :)
http://www.imdb.com/media/rm2790634496/tt1859650

yağmur
30-09-2012, 21:59
Sayın denizci çok güzel bir başlık olmuş teşekkürler...

Sevdiğim şiirlerden birisini paylaşmak istedim

Yavaş yavaş ölürler
Seyahat etmeyenler.
Yavaş yavaş ölürler
Okumayanlar, müzik dinlemeyenler,
Vicdanlarında hoşgörüyü barındıramayanlar.

Yavaş yavaş ölürler
Alışkanlıklarına esir olanlar,
Her gün aynı yolları yürüyenler,
Ufuklarını genişletmeyen ve değiştirmeyenler,
Elbiselerinin rengini değiştirme riskine bile
girmeyenler,
Bir yabancı ile konuşmayanlar.

Yavaş yavaş ölürler
Heyecanlardan kaçınanlar,
Tamir edilen kırık kalplerin gözlerindeki pırıltıyı
görmek istemekten kaçınanlar.

Yavaş yavaş ölürler
Aşkta veya işte bedbaht olup yön değiştirmeyenler,
Rüyalarını gerçekleştirmek için risk almayanlar,
Hayatlarında bir kez dahi mantıklı tavsiyelerin dışına
çıkmamış olanlar

Pablo Neruda

Koray 3448
01-10-2012, 08:35
Çok oldunuz be serçeler
Kapatırım şimdi kapıyı
Dedim,
Dinlemediler beni ...
Ben de kapatmadım kapıyı
Varsın dinlemesinler ...

Hayvanlarla ilgili yasa hazırlayan bürokratların nasıl düşünmesi gerektiğine dair Can Baba'dan bir örnek ...

denizci
01-10-2012, 19:13
http://666kb.com/i/c7qf7modlbz7bl5xh.gif
http://666kb.com/i/c7qfb5klfm1ly8fut.gif

http://666kb.com/i/c7qfcc11h2zrzaerp.jpg

doğan hızlan

denizci
01-10-2012, 19:26
çanakkale li arkadaşlar için ... çanakkale bienali başladı :super:


http://666kb.com/i/c7qfoec6z3jfxwgg5.jpg


''3. Uluslararası Çanakkale Bienali'' çağdaş resim sergisi ile eski otobüs terminalinde açıldı.

Bienalin Genel Sanat Yönetmeni ve Küratörlerinden Beral Madra, Çanakkale Belediyesi'ne ait kullanılmayan eski otobüs garajı ve deposunu düzenledikten sonra 34 sanatçının eserinin yer aldığı sergi ile bienalin açılışını yaptıklarını söyledi.

Sergiye 8 uluslararası sanatçının da katıldığını belirten Madra, ''Avrupa'dan, Ortadoğu'dan sanatçılar yer alıyor. Çanakkale Bienali'nin kavramsal çerçevesi 'kurgular ve karşı duruşlar' olarak belirlendi'' dedi.

Bunun için bir metin hazırladıklarını, yaşadıkları dönemin ekonomik, bunun siyasal ve toplumsal krizlerine odaklanan bir metin olduğunu dile getiren Madra, metni, yıllardır birlikte çalıştıkları sanatçıların işlerine bakarak oluşturduklarını bildirdi.

''Şu anda Türkiye'nin içinde bulunduğu bölge ve yanı başımızdaki Avrupa'nın büyük krizlerine bakmadan bu işi yapamazdık'' diyen Madra, çağdaş sanat yapıtlarının duvara asılı bir manzara resmi olmadığını vurguladı.

Çağdaş sanat yapıtlarının arkasında siyasal duruşların olduğunu kaydeden Madra, şöyle konuştu:

''İşte orada bir karşı duruş konusu gündeme geliyor. Ama bu karşı duruşu asla olumsuz düşünmeyelim. Orada demokratik bir süreç ve bireyin özgür ifadesi, özgür düşüncesi yer alıyor. Bunu vurguluyoruz. Günümüzde bu, görsel sanatlar aracılığıyla çok etkili bir biçimde vurgulanıyor. Görsel sanatların bugünkü amacı, geniş toplumlara küresel bağlamda her ülkede, her bölgede bütün insanlığı ilgilendiren sorunları görsel olarak ifade etmek. İnsanlar geldikleri ve izledikleri zaman, normal günlük yaşantılarının dışında kendilerine tüketim endüstrisi ve siyasal çıkarlar doğrultusunda sunulan resmin dışında bir resimle dünyaya bakmakta. İşte o resimler burada yer alıyor.''

Bienale Türkiye'nin her yerinden sanatçı çağırdıklarını dile getiren Madra, ''Batman'dan da sanatçımız var, İzmir'den de, Antakya'dan da... Tüm bölgelerden var. Çünkü Türkiye'de çağdaş sanat İstanbul'a odaklanmış gibi görünüyor. 3. Uluslararası Çanakkale Bienali ile İstanbul'un bu tekelleşme havasını da kırmayı amaçladık'' diye konuştu.

Küratörlerden Seyhan Boztepe ise çağdaş sanat sergisini, eski otogarın bilet satış ofislerinin olduğu yerde sanatseverlerle buluşturduklarını söyledi.

Farklı disiplinlerinin olduğu sergide desenler, resimler, fotoğraflar ve videoların olduğunu kaydeden Boztepe, bienalde, ileri yaşta kendini kanıtlamış sanatçılar, orta kuşaktan sanatçılar ve yeni çıkış yapan yetenekli önemli sanatçı adaylarının yer aldığını bildirdi.

''Bu üç kuşağı bir arada görmek bizim kavramsal çerçevemiz olan 'kurgular ve karşı duruşlar'a da çok uygun'' diyen Boztepe, şöyle devam etti:

''Yaklaşımları, sanat üretim süreçlerindeki farklılıklar, kuşakların birbiriyle olan geçiş süreçlerinin de izlenebileceği farklı bir imkan sunuyor. Bienalin içinde 3 ayrı program da var. 'Bineal çocuk, bienal genç ve bienal engelsiz' diye... Çanakkale'deki tüm ilköğretim okullarındaki öğrencileri özel araçlarla okullarında alıp bienali gezdireceğiz. Gençlerle atölye çalışmaları yapacağız. Engellilerin de buraya gelip işlerle ilişkilenmelerini sağlayan bir program yaptık. Bunun için de her türlü engel gurubuna giren insanlar için bir şeyler düşündük.''

Asmiltak
01-10-2012, 19:32
Mahallemden bir sergi haberi.. Heyecan verici bir sergi.. Haftasonu kısmetse oradayım..
'NASA: A Human Adventure' sergisi
İnsanlığın uzay merakı ve uzayla ilgili çalışmalarını aktaran sergi, İstanbul’da açıldı.

Amerikan Havacılık ve Uzay Dairesi’nin (NASA), insanoğlunun uzay merakını ve araştırmalarını konu alan ”NASA: A Human Adventure” başlıklı sergisi, İstanbul Marmara Forum Expo Center’da açıldı.

Ay üzerinde yürüyen 12 astronottan biri olan ve aya ayak basan en genç astronot unvanını taşıyan General Charlie Duke’ün de katıldığı sergi, ABD dışında yapılan en kapsamlı sergi olma özelliğini taşıyor.

Bugüne kadar 1,5 milyon kişi tarafından ziyaret edilen sergide, NASA koleksiyonuna ait uzaya gitmiş gelmiş 100’den fazla parça ve uzay araçlarının çok büyük bölümlerinin özel maketlerinin yanı sıra uzayla ilgili teknolojik gelişmeler de yer alıyor.

Sergide orijinal araçlar, motor parçaları, astronot kıyafetleri ve aksesuarları,uzayla ilgili özel film gösterimleri de izlenime sunuluyor.

"Herkesi yolculuğumuza katılmaya davet ediyorum”
Sergi açılışından önce düzenlenen basın toplantısında konuşan Charlie Duke, NASA’nın yolculuğunu dünyanın bu çok güzel şehrinde açıyor ve hikayelerini paylaşıyor olmaktan mutluluk duyduklarını söyledi.

Duke, ”Bu yıl ay yolculuğumun 40. yılını kutluyorum. Gökyüzü ve uzaya olan hayranlığım hala devam ediyor. 7’den 70’e herkesi sergiyi ziyaret ederek, yolculuğumuza katılmaya davet ediyorum” diye konuştu.

Serginin amacıyla ilgili bilgi veren İstanbul Exhibitions Yönetim Kurulu Başkanı Kemal Gürkaynak da ilk olarak Stockholm’de açılan serginin yaklaşık bir yıllık emeğin sonucu olduğunu kaydetti.

Serginin ilk lansmanının Aralık 2011’de Madrid’de yapıldığını ifade eden Gürkaynak, ”Türkiye’nin gelişiyor olması, İstanbul’un dünya tarafından bilinir hale gelmesi nedeniyle ikinci ayağı olarak İstanbul seçildi. İstanbul’un dünyayı yöneten bir şehir olduğunu düşünüyorum” diye konuştu.

Gürkaynak, bu zamana kadar yapılmış en kapsamlı uzay sergisi içinde 300 parçanın bulunduğunu ve bunlardan 110’unun uzaya gidip geldiğini ifade ederek, şunları kaydetti:

”Sergide, insanoğlunun uzayla tanışmasının 50 yılı, 5 istasyonla anlatılıyor. İnsanoğlunun uzaya gitmeden önce hayalini kurduğu olayın burada gerçekleştiğini görebiliyorsunuz. Uzaya gidip gelen füzeleri görebiliyorsunuz. Bütün bu füzeler bilim adına bir araştırma, dolayısıyla buraya her gelen bir parçada bir bilgi bulunuyor. Bu sergide biz bu bilgiyi paylaşıyoruz. Uzaya gidip gelmek bir fizik kanunu ile ilgili dolayısıyla bunu bulanların nasıl bulduklarını görebiliyorsunuz. Aya ilk ayak basma anını ve bütün bu çalışmaları bu sergide görebiliyorsunuz. İçerisinde Apollo 11, 12, 13, 14, 15, 16 ve çeşitli diğer ürünler var. Uzaya giden ve okyanusa düşen çekirdeği burada sergiliyoruz. NASA’nın ileride nasıl çalışmalar yapacağını anlatan bir bölüm var. Sergide bir simülasyon bulunuyor. İsteyenler, sanki bir füzenin içinde oturuyormuş hissine kapılıyorlar. 1 dakika 40 saniye süren ve NASA’nın da onayladığı bir çalışma mevcut.”

Eskiden bu tür sergilerin yalnızca yurt dışında görülebildiğini, şimdi ise bu sergiyi Türk halkının ayağına getirdiklerini vurgulayan Gürkaynak ”Bu serginin eğitim ve kültürümüze katkı sağlayacağına inanıyorum” dedi.

İstanbul Exhibitions tarafından Türkiye’ye getirilen ve John Nurminen Prodüksiyon tarafından gerçekleştirilen sergi, 22 Aralık’a kadar gezilebilecek.

Sergiye girişin yetişkinler için 25, öğrenciler için 20 TL, 0-5 yaş arası için ise ücretsiz olduğu belirtildi.

Asmiltak
01-10-2012, 21:44
Paris Moda Haftası.. Moda alanında en vitrin etkinliklerden biridir, orada her modacı defile yapamaz.. Hakan Yıldırım.. Bence moda alanında ülkemizin yetiştirdiği en büyük yetenek, yıllardır bu etkinliğe özel davet alarak gider, ülkemizi layıkıyla temsil eder.. Aşağıdaki habere göre büyük bir talihsizlik yaşamış, nasıl bir üzüntü içinde olduğunu tahmin bile edemiyorum.. Geçmiş olsun dileklerimle..

Ünlü modacıya defile şoku
Gülbahar Karakuş

1 Ekim 2012

Ünlü modacı Hakan Yıldırım’ın Paris’te yapacağı defilesi iptal oldu.

Paris Moda Haftası kapsamında bir defile düzenleyecek olan Yıldırım, talihsiz bir olayla karşılaştı. Defilede sergilenecek olan koleksiyonunun kargoda kaybolduğu bu yüzden yarın düzenleyeceği defileyi iptal ettiği söylendi.

Konuyla ilgili ilk açıklama ise Fatih Terim’in kızı Buse Terim’den geldi. Paris Moda Haftası’nı takip eden Terim, Twitter’ından duyurdu.

denizci
02-10-2012, 18:59
Salon sezonu Saint Etienne ile açıyor

http://666kb.com/i/c7rfhr5h7aoqqvdm5.jpg


Salon, yeni sezon için kapılarını, 4 Ekim Perşembe akşamı, Saint Etienne konseriyle açıyor



Açıldığı günden itibaren İstanbullu sanatseverlerden büyük ilgi gören performans mekânı Salon, yeni sezon için kapılarını 4 Ekim Perşembe akşamı açacak. Geçen yıllarda olduğu gibi yeni sezonda da caz, rock, alternatif ve dünya müziğinin merakla beklenen isimlerini ağırlayarak, yine sanatseverlerin buluşma noktası olacak Salon’un ilk konuğu İngiliz indie-dans grubu Saint Etienne olacak.

Kariyerinin yirmi ikinci yılında Türkiye’ye ilk kez gelecek Saint Etienne, Salon’un yeni sezondaki ilk konuğu olarak 4 Ekim Perşembe ve 5 Ekim Cuma akşamları 21.30’da Salon izleyicisiyle buluşacak. Müziklerinde dub, swing, folk, pop ve rock soundlarına yer veren Saint Etienne, çıkardığı sekiz albümle İngiltere’nin en itibarlı ve istikrarlı müzik grupları arasında gösteriliyor.

Son stüdyo albümleri Words and Music by Saint Etienne'in Avrupa turnesi kapsamında Salon’un konuğu olacak Saint Etienne, 1991’de yayımladıkları ilk albümleri Foxbase Alpha‘dan bu yana en sevilen hitlerine yer verecekleri geniş bir repertuarla Salon sahnesinde olacak.

1990’da Bob Stanley ve Pete Wiggs tarafından kurulan Saint Etienne, ilk albümleri Foxbase Alpha’da birçok vokalle çalıştıktan sonra Sarah Cracknell ile yollarına devam etme kararı aldı. Bir Neil Young şarkısı olan “Only Love Can Break Your Heart” yorumu ile büyük beğeni toplayan grup, 1994'te yayımlanan Tiger Bay albümüyle folk müzik öğeleri de içeren bir albüme imza attı. En büyük hiti “He's On The Phone” ise 1995'te dinleyicilerle buluştu.

Saint Etienne, Sound of Water adlı ambient ve trip-hop çağrışımları içeren albümünü 2000 yılında yayımladı. Müzikal gelişimlerinin ve müziğe bakışlarının hikayelerle sunulduğu son stüdyo albümleri Words and Music by Saint Etienne ile beğeni toplayan Saint Etienne, 90’ların başında başladığı müzik serüveni boyunca Kylie Minogue, The Charlatans’dan Tim Burgess, Étienne Daho, Paul van Dyk gibi isimlerle ortak çalışmalara imza attı. Birçok şarkıları sinema filmleri ve TV dizilerinde yer alan St Etienne’in A Good Thing adlı şarkısı, Pedro Almodovar’ın Volver adlı filminde kullanıldı.

DJ kabininde, Radyo Eksen’den Güven Yıldız’ın yer alacağı iki konserin de biletleri 45 TL ve öğrenci biletleri 35 TL üzerinden temin edilebilir.

denizci
02-10-2012, 21:04
sv. yağmur zarif paylaşımın için teşekkür :super:

engin ve zengin sanat bilgilerinden paylaşımlarını bekliyorum :)



Sayın denizci çok güzel bir başlık olmuş teşekkürler...

Sevdiğim şiirlerden birisini paylaşmak istedim

Yavaş yavaş ölürler
Seyahat etmeyenler.
Yavaş yavaş ölürler
Okumayanlar, müzik dinlemeyenler,
Vicdanlarında hoşgörüyü barındıramayanlar.

Yavaş yavaş ölürler
Alışkanlıklarına esir olanlar,
Her gün aynı yolları yürüyenler,
Ufuklarını genişletmeyen ve değiştirmeyenler,
Elbiselerinin rengini değiştirme riskine bile
girmeyenler,
Bir yabancı ile konuşmayanlar.

Yavaş yavaş ölürler
Heyecanlardan kaçınanlar,
Tamir edilen kırık kalplerin gözlerindeki pırıltıyı
görmek istemekten kaçınanlar.

Yavaş yavaş ölürler
Aşkta veya işte bedbaht olup yön değiştirmeyenler,
Rüyalarını gerçekleştirmek için risk almayanlar,
Hayatlarında bir kez dahi mantıklı tavsiyelerin dışına
çıkmamış olanlar

Pablo Neruda

denizci
03-10-2012, 09:36
Fazıl Say'dan yine bir dünya prömiyeri

http://666kb.com/i/c7s1qecz15u00msas.jpg

Fazıl Say'ın üçüncü senfonisi ''Universe'', 7 Ekim'de Avusturya'nın Salzburg kentinde ilk kez dinleyicilerle buluşacak.

Evrenin Genişlemesi, Venüs, Jüpiter'de Fırtına, Dünya Benzeri Gezegen Gliese 581 g, Supernova ve Karanlık Madde bölümlerinden oluşan eser, İngiliz şef İvor Bolton' un yönetiminde, eserin siparişini vermiş olan Mozarteumorchester Salzburg tarafından seslendirilecek.

Konserde Salzburg Mozarteum Orkestrası, Say'ın üçüncü senfonisi ''Universe'' ile Brahms'ın üçüncü senfonisini, Say ise Mozart'ın Piyano Konçertosu'nu seslendirecek.

Eser, daha önce orkestralarda ''hemen hemen hiç'' kullanılmayan Theremin, Daxophone ve Vibratone gibi bir çok yeni enstrüman ile klasik orkestra anlayışına yeni bir bakış açısı getiriyor.

Say, eseri astronomik verilerinden yola çıkarak evren, doğa, insan ve kaos üzerine kurarken, bilimin ulaşmaya çalıştığı noktalara da değiniyor.

AA

denizci
03-10-2012, 10:30
Midilli'den Lüksemburg'a Lüksemburg'dan Türkiye'ye!

http://666kb.com/i/c7s34b1vaw2avwr7o.jpg

Türkiye ve dünyada sergilenen birçok sanat eserine imza atmış seramik sanatçısı Cahide Erel eserleri ,Midilli’den sonra Lüksemburg’da sergileniyor.

Lüksemburg'da 4 Temmuz- 18 Ekim tarihleri arasında gerçekleşen "Anadolu'da Medeniyetlerin Ayak İzleri temalı karma sergi, Günseli Toker kuratörlüğünde Birsen Apca, Ertuğ Atlı, Gulcan Karadağ, Günseli Toker, Hakan Kürklü, Harun Acı, Ildem Arabacıoğlu,Mehmet Ozcan, Mine Akın, Recep Baydemir, Semra Hasgüleç, Serap Gümüşoğşu, Serpil Aslan, Tuğrul Selçuk, Vildan Baydemir ve Cahide Erel'in eserlerinden oluşuyor.

LÜKSEMBURGLU SANATÇILAR TOPHANE-İ AMİRE'DE…

Lüksemburg 'da açılan Anadolu'da ki medeniyetin ayak izleri sergisini takiben bu kez Türk sanatçılar, 12 Luksemburglu sanatçıyı 06-28 Ekim 2012 tarihleri arasında İstanbul Tophane-i Amire'de ağırlayacaklar.

20. yy'da iki farklı sanat akımını birleştiren eserlerden oluşan karma sergi sanatçıları; Gila Paris,Claire Weides-Coos, Margot Reding-Schroeder, Florence Hoffmann, Marc Pierrard, Anne-Marie Grimler, Corinne Goetz, Serge Koch, Yvette Rischette, Michel Heisbourg, Assi Jans ve Flora Mar…

CAHİDE EREL'DEN EKİM AYINDA YENİ SERGİ

Midilli'de 15-19 Eylül 2012 tarihlerinde "Anısını Yanında Götürenler" Mübadele sergisinde; Bergama Kermes Güzeli ve Atletizm şampiyonu olan annesi Nurten Erel'in fotograflarından oluşan eski el yapımı bir albümden ilham alarak kurguladığı eseri ile yer alan Cahide Erel,önümüzdeki günlerde Fener atölyesinin rekreasyon sürecini tamamlayarak, 11 Ekim 2012 Perşembe günü "Essence " adını verdiği yeni sergisi ile sanatseverler ile buluşacak.

yağmur
03-10-2012, 12:10
Fazıl Say'dan yine bir dünya prömiyeri

http://666kb.com/i/c7s1qecz15u00msas.jpg

Fazıl Say'ın üçüncü senfonisi ''Universe'', 7 Ekim'de Avusturya'nın Salzburg kentinde ilk kez dinleyicilerle buluşacak.

Evrenin Genişlemesi, Venüs, Jüpiter'de Fırtına, Dünya Benzeri Gezegen Gliese 581 g, Supernova ve Karanlık Madde bölümlerinden oluşan eser, İngiliz şef İvor Bolton' un yönetiminde, eserin siparişini vermiş olan Mozarteumorchester Salzburg tarafından seslendirilecek.

Konserde Salzburg Mozarteum Orkestrası, Say'ın üçüncü senfonisi ''Universe'' ile Brahms'ın üçüncü senfonisini, Say ise Mozart'ın Piyano Konçertosu'nu seslendirecek.

Eser, daha önce orkestralarda ''hemen hemen hiç'' kullanılmayan Theremin, Daxophone ve Vibratone gibi bir çok yeni enstrüman ile klasik orkestra anlayışına yeni bir bakış açısı getiriyor.

Say, eseri astronomik verilerinden yola çıkarak evren, doğa, insan ve kaos üzerine kurarken, bilimin ulaşmaya çalıştığı noktalara da değiniyor.

AA

Fazıl Say'ın "Evren"i ilk kez Salzburg'da orada olmak isterdim en çok merak ettiğim eserlerinden birisi bu...
Kendisine sonsuz başarılar diliyorum...

denizci
03-10-2012, 16:04
samanyolu öksüz kaldı :arf:


Berkant son yolculuğuna uğurlanıyor

http://666kb.com/i/c7sbiqyz7hsvz3ki9.jpg


'Samanyolu' şarkısı ile gönüllerimize taht kuran sanatçı Berkant sonsuzluğa uğurlanıyor. Sanatçının naaşı, Teşvikiye Camii'nde kılınanan cenaze namazının ardından, Karacaahmet Mezarlığı’na doğru yola çıkarıldı. Berkant'ın eşi Egin de cenaze namazında saf tutarak dua etti.

Tedavi gördüğü Şişli'deki Özel Memorial Hastanesi'nde 1 Ekim Pazartesi günü hayatını kaybeden sanatçı Berkant Akgürgen için Cemal Reşit Rey'de tören düzenlendi. Cenazesi, Teşvikiye Camii’nde kılınacak namazının ardından Karacaahmet Mezarlığı’na defnedilecek.

http://666kb.com/i/c7sbk5uxikhg1ojgx.jpg

denizci
04-10-2012, 05:26
Filmekimi tüm hızıyla devam ediyor

http://666kb.com/i/c7svxhhjf55bh2vuj.jpg


Ekim’de sinemanın kalbi Filmekimi’yle atıyor.

İKSV tarafından Vodafone FreeZone sponsorluğunda gerçekleştirilen Filmekimi son hız devam ediyor. 7 Ekim tarihine kadar Atlas, Beyoğlu ve Nişantaşı Citylife City’s sinemalarında sinemaseverlerle buluşacak olan Filmekimi, sinema keyfini Ekim ayı boyunca Türkiye’nin farklı kentlerine de taşıyacak.



Sinemaseverlerden büyük ilgi gören ve ek seanslarla 28 Eylül Cuma günü başlayan 11. Filmekimi’nin İstanbul’daki gösterimleri bu hafta sonu sona eriyor. Filmekimi programında kaçırılmaması gereken iki belgesel var. Belgesel seven sinemaseverlere duyurulur.

Joy Division, U2, Metallica, Depeche Mode’dan R.E.M’e müzik dünyasının sayılı isimlerinin imajlarını belirleyen Hollandalı fotoğraf dehası, film ve video klip yönetmeni Anton Corbijn’ın aykırı olduğu kadar dopdolu kariyerini konu alan Anton Corbijn ile İçli Dışlı / Anton Corbijn Inside Out, 5 Ekim Cuma 13.30’da Atlas, 6 Ekim Cumartesi 13.30 ve 7 Ekim Pazar 11.00’de Nişantaşı Citylife City’s sinemasında seyircilerle buluşuyor. Popüler kültürün bu nevi şahsına münhasır kişiliğinin samimi ve eşsiz bir portresini çizen Klaartje Quirijns imzalı belgeseli kaçırmayın.



- Çin’in en tanınmış sanatçısı Ai Weiwei’in keskin sansür ve etkisiz bir hukuk anlayışının hüküm sürdüğü ülkesinde, baskılara rağmen, sözlerini sakınmadan sanatı ve sosyal medya aracılığıyla kitleleri örgütleyişini konu alan Ai Weiwei: Asla Pişman Olma / Ai Weiwei: Never Story, Filmekimi’nin kaçırılmayacak filmlerinden. Bu yıl Sundance’de Jüri Özel Ödülü’nü kazanan Alison Klayman’ın sanat ve siyasetin kesişim noktalarını gözler önüne seren çarpıcı belgeseli, 5 Ekim Cuma 11.00’de Atlas, 6 Ekim Cumartesi 11.00 ve 7 Ekim Pazar 13.30’da Nişantaşı Citylife City’s sinemasında gösterilecek.



Filmekimi’nde İstanbul dışındaki gösterimler sürüyor…



Filmekimi, geçen yıl olduğu gibi bu yıl da sinema keyfini Ekim ayı boyunca Türkiye’nin farklı kentlerine taşıyor. Geçtiğimiz haftasonu Bursa’da izleyicilerle buluşan Filmekimi, 5 Ekim Cuma - 7 Ekim Pazar tarihlerinde Filmekimi ve bu yılki İstanbul Film Festivali programında gösterilen filmlerden oluşturulan özel bir seçkiyle İzmir Karaca Sineması’nda olacak.



Filmekimi gösterimleri, 12 Ekim Cuma-14 Ekim Pazar tarihlerinde Ankara’da Büyülü Fener Kızılay Sineması ve Erzurum’da Cinetekno Sineması’nda devam edecek. Filmekimi, 19 Ekim Cuma-21 Ekim Pazar tarihlerinde Gaziantep Sinepark Nakıp Ali Sineması ve Diyarbakır Avrupa Sineması’nda seyircilerle buluşacak.



16 Ekim’de Van’da, 22-24 Ekim’de de Batman’da Filmekimi kapsamında ücretsiz gösterimler yapılacak.



Filmekimi’nin İstanbul dışındaki gösterimleri, Avrupa Birliği MEDIA programının desteği ve Saraybosna, Sofya ve Transilvanya Film Festivalleri’nin işbirliğiyle gerçekleştiriliyor.

denizci
04-10-2012, 10:03
Türk-Alman Edebiyat Festivali Literatürk başladı

http://666kb.com/i/c7t2wksvf1t7pla90.jpg


Literatürk, Essen Glückauf Sineması'nda Can Dündar'ın 'Delikanlım Yıldızlara İyi Bak' belgeselinin gösterilmesiyle başladı


Almanya'nın Kuzey Ren Vestfalya Eyaleti'ne bağlı Essen kentinde bu yıl 8'incisi düzenlenen Literatürk (Türk-Alman Edebiyat Festivali) Can Dündar'ın hazırladığı 'Delikanlım Yıldızlara İyi Bak' belgeselinin gösterimiyle başladı.

Gazeteci-Yazar Can Dündar ve belgeselde konu edilen Deniz Geçmiş'i anlatanlardan birisi olan Atilla Keskin'in de katıldığı gösteriyi, Essen Başkonsolosluğu Muavin Konsolos Sezai Ekiz, Türkiye ve Uyum Araştırmaları Merkezi (TAM) Vakfı Direktörü Hacı Halil Uslucan ve yaklaşık 400 edebiyat sever izledi.

'Delikanlım Yıldızlara İyi Bak'ın gösterimi öncesinde, Literatürk Festivali Genel Koordinatörü Semra Uzun-Önder, organizatör Fatma Uzun ve Literetürk Festival'e destek veren Grend Kültür Merkezi Direktörü Johannes Brackmann, yaptıkları selamla konuşmalarıyla Literatürk'ün gerçekleşmesinde destek sağlayan kurum ve kişilere teşekkür etti. 'Delikanlım Yıldızlara İyi Bak'ı büyük bir dikkatle izleyen davetliler, filmin sonunda Gazeteci-Yazar Can Dündar'ı alkış yağmuruna tuttu.

Filmin izlemesi ardından izleyicilerin karşısına çıkan Can Dündar, salonda bulunan Türk-Alman edebiyat severlerin filmle ilgili sorularını yanıtladı. Konuşması Murat Bayraktar tarafından Almanca'ya çevrilen Can Dündar, gelen soruları yanıtladıkdan sonra da, okurlarının isteğini üzerine kitaplarını imzaladı.

"LİTERATÜRK TÜRKİYE'YE ÖRNEK OLSUN"

Literatürk etkinliklerine 3'üncü kez katılan Gazeteci-Yazar Can Dündar, daha önce kitaplarla, bu kez de filmle katıldığını söyledi. Literatürk'ü önemsediğini ve davet aldığında koşa koşa geldiğini belirten Can Dündar, şöyle konuştu:

"Başka bir dilde eserini ortaya koymak, onu savunuyor ve tanıtıyor olmak, çok önemli. Ne yazık ki Türkiye'de okuma günü alışkanlığı yok. Dolayısıyla burda kendi dilimde bir eserimi okurken, yanımda bir kişi tarafından tercüme edilerek Almanlar'a dinletilmesi karşısında ben çok heyecan duyuyorum. Dilerim Literatürk türü etkinlikler, Türkiye'ye örnek olsun ve bizde de düzenlensin. Kendi dilimizde, kendi okurumuza açıp okuma geleneğimiz yok, bu vesileyle olur diye umuyorum."

Muavin Konsolos Sezai Ekiz, Essen Başkonsolosluğu olarak Literatürk'ü himaye etmekten gurur duyduklarını anlatırken, "Bizleri oldukça heyecanlı bir hafta bekliyor. Literatürk, polisiye hikâyelerin anlatımı, tiyatro ve müzik gibi aktivitelerle Türk-Alman vatandaşlarının kaynaşmasına vesile olacaktır" dedi.

Literatürk Festivali Genel Koordinatörü Semra Uzun Önder ise, Literatürk ekibi olarak 8 yıldan bu yana ;tasarladıkları ;hedefe ulaştıklarını söyledi. Semra Uzun Önder, "Türk edebiyatını sevdiğimiz için bu yola girerken de, Türk edebiyatçıların eserlerini Almanlar da tanısın istedik. Bugün baktığımızda bunuda başardığımızı görebiliyoruz, zira salonda çok sayıda Alman izleyici vardı" diye konuştu.

Pazar günü sona erecek Literatürk bugün, Lütfiye Güzel ve Gerrit Wustmann'ın şiir dinletisi ve televizyonda kısa zamanda izleyici kitlesine sahip olan Behzat Ç. karakterinin yazar ve yaratıcısı Emrah Serbes'in okuma akşamıyla devam edecek.

denizci
04-10-2012, 13:36
Umberto Eco 'dan yeni kitap


http://666kb.com/i/c7t8ctvxi316ig2t3.jpg


Dünyaca ünlü İtalyan yazar ve düşünür Umberto Eco’nun Yengeç Adımlarıyla adlı yeni kitabı, günümüz dünyasıyla ilgili önemli soruları gündeme taşıyor

Eco’nun 2000-2005 yılları arasında yazdığı bazı makale ve konferans metinlerinden oluşan kitap, özellikle “sıcak savaşlara geri dönüş” ve “medyatik popülizm” konuları üzerinde yoğunlaşıyor.

Eco’ya göre, içinde bulunduğumuz “yazgısal boyutlu” bir dönem. Yeni binyıla duyulan kaygılarla açılan bu dönem, 11 Eylül saldırısı, Afganistan ve Irak savaşlarıyla devam ediyor; İtalya’da ise Silvio Berlusconi’nin yükselişi görülüyor.

Eco, özellikle tarih ve iletişim alanlarındaki “ilerleme”nin “yengeç adımlarıyla” yani geriye dönük olduğunu söylüyor. Başlıca örnekleri, Soğuk Savaş’ın ardından “Yeni Savaş” adını verdiği bölgesel sıcak savaşların gündeme gelmesi, 11 Eylül saldırılarının yol açtığı İslamofobinin nerdeyse yeni bir Haçlı Seferi’ne dönüşmesi; “evrim” karşıtı görüşlerin güçlenmesiyle Hıristiyan köktendinciliğinin yeniden ortaya çıkışı; Çin’in gelişmesiyle birlikte “Sarı Tehlike” hayaletinin canlanması; Yahudi düşmanlığının geri dönüşü; İtalya’da Silvio Berlusconi’nin “medyatik popülizm”inin yükselişi; “ağır iletişim”den (televizyon) “hafif iletişim”e (internet ve devamı) geçiş sonucu medyanın kimlik değiştirmesi. Eco’nun düşündürürken eğlendiren kaleminden, savaş, iletişim, medya, dinbilim, Latince, televizyon, Ortaçağ, internet gibi pek çok konuyla ilgili okurlar için, kısacası
herkes için bir kitap.

http://666kb.com/i/c7t8dyoviozlgggmv.jpg


Yazar hakkında
Umberto Eco (1932), bilim adamı, yazar, edebiyatçı, eleştirmen ve düşünür kimliğiyle 20. yüzyılın en önemli düşünce adamlarından biridir. Dünya kamuoyunun gündemine 1980’de çıkan ilk romanı Gülün Adı ile giren Eco’nun romanlarının ve bilimsel kitaplarının pek çoğu Türkçede de yayımlandı. Baudolino (2003), Kraliçe Loana’nın Gizemli Alevi (2005) ve Prag Mezarlığı (2011) adlı romanları ile Güzelliğin Tarihi (2006) ve Çirkinliğin Tarihi (2009) adlı incelemeleri de Doğan Kitap yayınları arasında çıktı.

denizci
04-10-2012, 16:59
Türkiye'nin yeni müstehcen yazarı

http://666kb.com/i/c7tdisxepnbwnb9kn.jpg


'Aykırı' yaşam tarzını kitap haline getirdi

Edirne'de oturan evli ve 6 yaşındaki bir kız annesi 29 yaşındaki Duygu Arpacı Avcıoğlu, 'Aykırı' olarak tanımladığı yaşam tarzını ve hayallerini kitap haline getirdi. 171 sayfalık deneme türündeki kitabının adını 'Kalemimin dekoltesi açıldı' koyan Avcıoğlu kapağına "Keşke hayatım boyunca aşık olduğum tek kişiyle, kendimle öpüşebilme şansım olmuş olsaydı" yazarak fotoğrafını koydu.

Edirne Belediyesi Gelir Şube Müdürlüğü'nde memur Duygu Arpacı Avcıoğlu, eline geçen kağıt parçalarına son 5 yılda not ettiği yaşam tarzını ve hayallerini 6 ayda kitap haline getirdi. Evli ve 6 yaşındaki bir kızı olan Avcıoğlu, ‘aykırı' olarak tanımladığı yaşam tarzını istediği gibi yaşamak için çalıştığını söyledi. Kitabını 'Hayallerimdeki ben ve olmasını istediğim ben' olarak tanımlayan Avcıoğlu, şöyle dedi:
"Yaklaşık 5 yıldır yazıyordum elime geçen kağıt parçalarına. Fakat sosyal paylaşım sitelerindeki çevremin desteğiyle 6-7 aydır bu kitabı çıkarma niyetine girdim ve bir amaç uğruna topladım yazılarımı. Kitap, sahip olduğum bir çok kimliğimle beni anlatıyor. İnsan salt görüntüden ibaret olamıyor çoğu zaman. Kitaptaki ben bir karakterden ibaret belki ama bir çok kimliğe bürünebilerek hayatı yaşayan biri. Gerçek ben, doğal yaşam formunu benimseyen ben, hayallerimdeki ben ve olmasını istediğim ben. Bunun dışında, gündeme paralel bir şekilde hayatı tiye almayı, kimseyi rencide etmeden yazarak hicvetmeyi seviyorum."

"GOOGLE'DE ADIM KİTAPLA ÇIKSIN İSTİYORUM"
Kitabı çıkarmaya karar verdiği günden bu yana yaşadığı heyecanlı bekleyişin kendisini motive ettiğini ifade eden ;Avcıoğlu, sözlerine şöyle devam etti:
"Bu kitabı çıkarmaya karar verdiğim ilk günden bu ana kadar olan zaman zarfındaki heyecanlı bekleyişim beni inanılmaz motive etti. Kitapta da bahsettiğim gibi heyecan benim hayata dört elle tutunmamı sağlıyor ve sırf bu yüzden sadece bu kitapla kalmayacak devamını da getireceğim Bir de şunu inkar edemeyeceğim. Google'da adımı soyadımı arattığımda Facebook profilimle değil de bir kitapla görünmek beni onore edecekti."

"KİTAP BİRAZ MÜSTEHCEN"
Kitapta müstehcen kelimelerin de yer aldığını söyleyen Duygu Arpacı Avcıoğlu, şöyle konuştu:
"Kendimi bildim bileli biraz narsistik olacak ama, hep kendimle öpüşebilmek nasıl bir duygu olabilir acaba diye düşünürdüm ve daha çocukluğumda 'Resim haline gelmiş öpüşen iki ben nasıl bir şey olurdu acaba?' diye merak ederdim. Fakat ben bunu kapak yapana kadar fazlasıyla ve çoğu yerde kullanıldı bu kompozisyon. Yine de bir yerlerde, bir şekilde bu şekildeki figürize edilmiş ‘iki adet beni' kullanmak hayallerim de vardı. Aslında düşüncede yeterince erken ama kullanıma geçirmekte biraz geç kalsam da içimde kalmayacaktı. Kitap adı için de şunu diyebilirim, kitapla ilgili her şey hazırdı fakat henüz adı yoktu ve bir gün bütün gece düşündüm. Kitap biraz müstehcen, aykırı ve çıplak gerçekliğiyle gözler önüne serilen yazılar içerdiği için isim bana çok ideal geldi, içime çok sindi."
Avcıoğlu, deneme türündeki kitabın tüm kitapçılardaki raflarda yerini aldığını ve satışların tahmininde çok daha iyi olduğunu ekledi.

KİTAP ÖNSÖZÜ
Avcıoğlu, kitabın önsözünde şöyle dedi:
"Ben, beni anlatmayı hiç sevmem aslında. İsimsiz bir şiir yazar, bir buket çiçekle yollarım ona, beni var eden beni, anlayabilecek mi gerçekten görmek isterim. Beni anlatan ya da benim için çok önemli olan cümlelerin altını çizdiğim bir kitap veririm ona, bendeki gerçeği çözebilecek mi gerçekten bilmek isterim. Beni cezbeden bir parfümü hediye ederim ona, kokular hayatımda ne denli etkili bir tatmin unsuru anlasın isterim. Kalemi bir kadeh, yazıyı şarap gibi görür yüreğim. Ben tekil kalmaktan fazlasıyla ürkerim, çoğul olabilmek adına hep bir kadeh şarap ikram ederim. Öyleyse buyurun birlikte içelim desem ne dersiniz? Merak ederim."

DHA

BUR-KAY
04-10-2012, 19:53
http://www.123video.nl/playvideos.asp?MovieID=1202280

İzleyin bakın arkadaşlar...
Zorluklar insanlara neler yaptırıyor!:super:
Bu denli başarılı gençlere helal olsun diyorum...:super:
Çoğu insan elleriyle beceremezken..............:super:

denizci
05-10-2012, 07:08
Zizek’ten Türkiye’ye mesaj var!..

Kültür Mafyası dergisinin ilk sayısı bayilerde…

http://666kb.com/i/c7tz02hg2xgdyitzb.jpg

Akıntının tersine hareket ederek dijitalden kağıda geçen Kültür Mafyası dergisinin ilk sayısı bayilere ulaştı. Zengin bir kadroya sahip dergi, ilk sayısında dünyaca ünlü felsefeci, sosyolog ve kültür eleştirmeni Slavoj Zizek’i ağırlıyor…

Slavoj Zizek uyarıyor: “Hemen harekete geçin”
Bedia Ceylan Güzelce’nin gerçekleştirdiği röportajda Zizek, Türkiye’de tutuklu bulunan gazetecilerden internetteki iktidar denetimine, Orhan Pamuk’tan uzaylılara kadar birçok başlıkta ilginç ve tartışma yaratıcı açıklamalarda bulunuyor…
Slavoj Zizek Türkiye’de gazetecilere uygulanan baskıyla ilgili olarak, “Burada yapılacak şey hemen harekete geçmek, beklemeyin. Nazi Almanya’sında da böyle oldu.” uyarısını yaparak Türkiye’de tutuklanan gazetecilerin çok fazla olduğunu belirtiyor.
Zizek, Bedia Ceylan Güzelce’nin Orhan Pamuk’la ilgili sorusuna ise, “Salman Rushdie solcuydu, fakat kendini kolayca Batılı liberallere sattı. Umarım Orhan Pamuk öyle olmaz” diyerek ilginç bir görüş ortaya atıyor.
Röportajın bir başka ilginç bölümü de, Zizek’in uzay araştırmalarına ve uzaylılara dair sözleri. “Ya uzaylıların tümüyle farklı bir zeka formları varsa?” diye bir sav ortaya atan Zizek’in bu konuya dair söyledikleri hem ezber bozucu, hem de çok eğlenceli.
Bu zevkli röportajın tamamını Kültür Mafyası’nın ilk sayısında okuyabilirsiniz…

denizci
05-10-2012, 08:39
İlhan Koman heykelleri Egeran Galeri'de

http://666kb.com/i/c7u1bchjjvukwqeyv.jpg


Egeran Galeri İlhan Koman’ın 1970’lerin sonunda geliştirdiği beş heykelin gösterileceği yeni bir sergiye ev sahipliği yapıyor

Egeran Galeri İlhan Koman’ın 1970’lerin sonunda geliştirdiği, Sonsuzluk-Eksi-Bir serisinden beş heykelin gösterileceği yeni bir sergiye ev sahipliği yapıyor.

1921-1986 tarihleri arasında yaşayan ve Türk Modern ve Çağdaş sanatının önemli isimlerinden biri olan İlhan Koman'ın, tek tarafı maviye anotlanmış titanyumla oluşturduğu Sonsuzluk-Eksi-Bir serisini 9 Ekim - 17 Kasım 2012 tarihleri arasında Egeran Galeri'de görebilirsiniz.

denizci
05-10-2012, 09:44
"Gerçek striptiz" burada :super:


http://666kb.com/i/c7u2ytq7p39gk8qx3.jpg


Erkek striptizcilerin dünyası...

MEHMET AÇAR

Sinema bazen gündelik hayatın tasasından, tatsızlıklarından kaçıp gitmenin bir yoludur bazen de gerçekle yüzleşmenin... “Striptiz Kulübü” bütün ışıltısına, canlılığına rağmen dipten dibe ikinci yolu takip ediyor. Film içinde yaşadığımız acımasız rekabet dünyasını ve çağdaş ABD'yi insan bedeni ve cinsellik üzerinden anlatmayı hedefliyor. Filmde Paul rolünü canlandıran Reid Carolin'in senaryosu, erkek striptiz kulübünün yıldızı Mike (Channing Tatum) ile kulübe yeni katılan 19 yaşındaki Adam'ın (Alex Pettyfer) dostluk öyküsü üzerine kurulu. Ancak filmde iki önemli karakter daha var: İlki, kulübün sahibi Dallas (Matthew McConaughey). Diğeri, Adam'ın ablası Brooke (Cody Horn). Dallas, Mike ve Adam'ı çıkarları gereği kullanan, hırslı, duygusuz bir girişimci.

DANS SAHNELERİ ÖVGÜYE DEĞER
Brooke ise filmdeki her şeye, özellikle striptiz kulübündeki şova dışarıdan bakabilen yegâne karakter. Kardeşini seyretmek için kulübe geldiği gece, yönetmen Steven Soderbergh onun çevresindeki dünyayla tezat teşkil eden soğuk, donuk yüz ifadesini defalarca gösteriyor. Ahlakçı Brooke, striptiz işinden kurtulmak için uğraşan tecrübeli Mike'ın kendini sorgulamasına yol açan bir kişilik aynı zamanda. Filmde sadece 4-5 sahnede yer alan biseksüel Joanna'nın (Olivia Nunn) geçirdiği değişim de önemli. Mike bu iki kadın sayesinde striptiz kulübündeki aldatıcı dünyanın dışına çıkabiliyor. Öykü, genç Adam'ın alkol, uyuşturucu ve orjilerle dolu “tatlı hayat” içinde kendini kaybetmesine de odaklanıyor. Paranın ve seksin tadına vardıkça sapıtan Adam'ın çeteyle başının derde girmesi klişesini hesaba katmazsanız senaryo, karakterlerin değişim süreçlerini inandırıcı biçimde sunuyor. Gece kulübü ve parti sahnelerinde günümüz Amerika'sının seks ve uyuşturucuyla dolu sefahat âlemlerine yer veren filmde bedenlerin sermayeye dönüşme süreci, işsizlik ve ekonomik durgunluk altı incelikle çizilen diğer meseleler. Görüntü yönetimini Peter Andrews takma adıyla üstlenen Soderbergh, romantik komedilerden alışık olduğumuz huzur veren o sıcak sarı ışığı, birkaç ton koyultarak film boyunca tuhaf ve tedirgin edici bir his yaratmayı hedefliyor. Çok çalışıldığı belli olan dans sahneleri ve sanat yönetimi de övgüyü hak ediyor. Kulüpteki sahne şovunun, kulis aşamasından sahnedeki final anına dek ayrıntılarıyla öykünün içine dengeli biçimde dağıtılması da önemli. Böylece sahne gösterisiyle hayatın gerçekliği arasındaki kopukluk daha net bir biçimde ortaya çıkıyor. Soderbergh derdini biraz da bu kontrastlar üzerinden anlatıyor. Böylelikle danslı, müzikli, eğlenceli bir başarı ve sınıf atlama öyküsünün altına sağlam, anlamlı bir ahlaki metin döşeyebiliyor.

Özetle “Striptiz Kulübü” gönül rahatlığıyla tavsiye edilecek, eğlenceli ve nitelikli bir film.

mehmet açar

denizci
05-10-2012, 12:56
uzuuunnnn bi haftasonu ajandası

lütfen siz de bölgenizdeki etkinlikleri paylaşınız :super:



HAFTA SONU MESAİSİ BAŞLADI

KONSERLERDEN

5 EKİM CUMA

- Babylon’da, saat 22.30’da, Edinburgh’lü elektronik caz topluluğu Hidden Orchestra, saat 23.45’te, Tokyo doğumlu, asıl adıyla Masaaki Yoshida olan, kendine has canlı performans şovlarıyla son zamanlarda dünya çapında tanınan bir isim haline gelen Anchorsong (Live). Giriş: 44, 12 TL. Tel: (212 292 73 68)

- İstanbul Jolly Joker’de; saat 22.00’den sonra Cem Adrian. Giriş: 28 TL. Tel: (212 249 07 49)

- Salon İKSV’de; saat 21.30’da, İngiliz elektronik - pop grubu Saint Etienne. Tel: (212) 334 08 41

- İzmir Sahne 35’te; saat 21.00’den sonra David Şaboy & Ajda Pekkan. Giriş: 110 TL. Aders: Liman Caddesi No:10 Alsancak / İzmir Tel: (216 556 98 00)

- Akbank Sanat’ta; saat 19.00’da, 22. Akbank Caz Festivali kapsamında, Barış (vokal, trompet), Ege Türkmenler (davul), Aydın Türkoğlu (gitar) ve Rammy Roo (gitar)’dan oluşan “Barıştık mı” grubu. Giriş: 22, 12 TL. Tel: (212 252 35 00)

- İstanbul Ora Arena’da; saat 20.00’de, kostümlerinden artistik ve atletizmin uyumuna kadar gösterişli, canlı sergilenen orijinal müzik ile barok ve opera tarzında bir stile sahip; 15 ülkeden 55 sanatçı ve 9 şovla Cirque du Soleil: Alegria. Giriş: 220, 56 TL. Tel: (212 443 15 50)

- Ghetto’da; saat 22.30’dan sonra Ogün Sanlısoy. Giriş: 38, 28TL. Tel: (212 251 75 01)

- Bursa Bongo Bar’da; saat 22.00’den sonra Ozan Doğulu. Giriş: 45 TL. Tel: (224 234 34 34 )

- İstanbul Bronx’ta saat 22.30’da, Pinhani. Giriş: 34 TL. Tel: (212 293 53 98)

- Beyoğlu Hayal Kahvesi’nde; saat 22.30’da, Mabel Matiz. Giriş: 25 TL. Tel: (212 244 25 58)

- Mask Live Music Club’da; saat 22.00’den sonra ülkemizin sayılı gitaristlerinden Gür Akad. Giriş: 28 TL. Tel: (212 244 12 38)

- Indigo’da; saat 23.00’te, yeni nesil deep house müziğinin öncü plak şirketi Crosstown Rebels, kurucusu Damian Lazarus ve onun son keşfi Subb-Ann. Giriş: 35, 25 TL. Tel: (212 244 85 67)

- Ankara Jolly Joker’de; saat 22.00’den sonra Mehmet Erdem. Giriş: 28 TL. Tel: (312 424 11 11)

- İzmir Ooze Venue’de; saat 23.00’te, Emre Aydın. Giriş: 34 TL. Tel: (232 388 78 70)

- Nardis Jazz Club’da; saat 22.30’da, “Sinem Yılmaz & Onur Aymergen Quartet”. / Sinem Yılmaz (vo), Onur Aymergen (g), Orhan Deniz (b), Derin Bayhan (d). Giriş: 35 TL. Tel: (212 244 63 27)

6 EKİM CUMARTESİ

- Lütfi Kırdar Anadolu Auditorium’da; saat 20.30’da, Yunan besteci “Eleni Karaindrou - Hommage á Theo Angelopoulos.” Eleni Karaindrou (piyona), Natalia Michailidou (piyano), Vangelis Christopoulos (akordeon), Aristotle Demitriades (mandolin), Ender Sakpınar (şef). Giriş: 166, 96 TL. Tel: (212 224 08 78)

- Babylon’da; saat 22.30’da, Portekiz doğumlu, Capo-Verde müziği üzerine gerçekleştirdiği performanslarıyla dikkat çeken, şarkıcı-müzisyen Lura. Giriş: 44, 29 TL. Tel: (212 292 73 68)

- Salon İKSV’de; saat 18.00’de, Jameson Irish Whiskey: Demonation No:3... Festivalin bu yılki konukları arasında; Halimden Konan Anlar, Change of Plans, Murat Üf Yaa, Islandman, Fakap, Roadside Picnic, Sami Baha, Orchestra Volatile, Umman Türkoğlu yer alıyor. Giriş: 28, 22 TL. Tel: (212 334 08 41)

- Küçükçiftlik Park’ta; saat 18.00’den itibaren Amerika, Avrupa ve Türkiye’de milyonlarca müzikseveri eğlencenin doruğuna çıkaran, dünyanın dans müziği ve parti fenomeni LMFAO’nun çılgın ismi Redfoo & Party Rock Crew… Giriş: 300, 98 TL. Tel: (212 231 30 45)

- Hasköy Yün İplik Fabrikası’nda; saat 14.30’dan sonra “adidas all originals party”. Günümüz müzik dünyasının Amy Winehouse ve Lily Allen’ın da aralarında bulunduğu sayısız müzisyenin yapımcılığını üstlenen, Mark Ronson ve electro-pop müziğin aykırı ismi Sam Sparro’nun performanslarının eşliğinde, ayrıca Multitap, Solardip, Sapan, The Ringo Jets ve The Away Days de bu etkinlik kapsamında dinleyenleriyle buluşacak. Giriş: 45 TL.Tel: (216 556 98 00)

- Akbank Sanat’ta; saat 19.00’da, piyano ve vokalde Jens Thomas AC/DC. Giriş: 22, 12 TL. Tel: (212 252 35 00)

- Haliç Kongre Merkezi’nde; saat 20.00’de, “Aakash Odedra – Rising”. Rising (Yükseliş) Britanya Güney Asya dansının yükselen yıldızı Odedra’nın sahne aldığı, yeni bir kişisel dil üretmek için farklı süreçler ve estetikler keşfeden bir dans akşamı. Gösteri, dünya çapında ünlü koreograflar Akram Khan, Russell Maliphant ve Sidi Larbi Cherkaoui’nin yarattığı parçaların yanı sıra Odedra’nın kendi yaratımı bir parçadan oluşuyor. Bütün bu eserler, Odedra’nın klasik Hint dans disiplini Kathak ve Bharatanatyam temelini ziyaret ediyor. Giriş: 34, 24 TL. Tel: (216 556 98 00)

- Bronx’ta; saat 22.30’dan sonra sekiz kişilik ekibiyle Spagetti Balkan olarak tarif edilen etnik rock tarzı yumuşak bir müzik stiline sahip eğlenceli ve enerjik şarkılarıyla Figli di Madre Ignota. Giriş: 34 TL. Tel: (212 293 53 98)

- İstanbul Jolly Joker’de; saat 22.00’den sonra Yeni Türkü. Giriş:45 TL. Tel: (212 249 07 49)

- ODTÜ MD Vişnelik Kampusu’nde; saat 13.00’ten itibaren “Genç Fest 2012” kapsamında, Gökçe ve Zakkum. Giriş: 30, 25 TL. Tel: (216 556 98 00)

- Nardis Jazz Club’da; saat 22.30’da, Selen Beytekin Project. / Selen Beytekin (vo), Şenova Ülker (tp), Engin Recepoğulları (ts), Uraz Kıvaner (p), Ozan Musluoğlu (b), Ferit Odman (d).Giriş: 35 TL. Tel: (212 244 63 27)

- İstanbul Live’da; saat 22.00’den itibaren Luxus. Giriş:23 TL. Tel: (541 889 10 90)

7 EKİM PAZAR

- Lütfi Kırdar Anadolu Auditorium’da; saat 20.30’da, “The ACT Jubilee Night”. Bu yıl, 20. yıl kutlamaları şerefine, Siggi Loch’un katılımı ve Nils Landgren’in müzikal direktörlüğünde, Avrupa cazının yıldızlar karmasını müzikseverlerle buluşturacak olan proje, 20 yılın hikayesini efsane bir performans ile anlatacak. Giriş: 112, 67 TL. Tel: (216 556 98 00)

- Babylon’da; saat 18.00’den sonra Dutch Sunday: Oğuz Büyükberber with Guus Janssen, Ernst Glerum, Michael Vatcher. Giriş: 39, 18 TL. Tel: (212 292 73 68)

- Lütfi Kırdar Anadolu Auditorium’da; saat 18.00’de, 22. Akbank Caz Festivali kapsamında, “Miles Smiles” oluşumu Miles Davis mezunlarından Larry Coryell, Rolling Stones'un basçısı Darryl Jones, Joey DeFrancesco, Omar Hakim, Bill Evans ve Miles Davis'in tek trompet öğrencisi Wallace Roney gibi tüm yıldızlarını bir araya getiriyor. Giriş: 112, 67 TL. Tel: (216 556 98 00)

- Tamirane’de; saat 15.00-17.00 arasında Morning Jazz Sessions kapsamında, Ozan Musluoğlu Quartet. Giriş: Ücretsiz. Tel: (212 311 73 43)

- Babylon’da; saat 20.00’de, Dutch Sunday: Michiel Borstlap & Sibel Köse. Giriş: 39, 18 TL. Tel: (212 292 73 68)

TİYATRO VE ALTERNATİFLER

5 EKİM CUMA

- Caddebostan Kültür Merkezi Küçük Salon’da; saat 20.30’da, Kemal Kocatürk’ten “Hasretinden Prangalar Eskittim” oyunu... Giriş: 45, 25 TL. Tel: (216 467 36 00)

- İkinci Kat’ta; saat 20.30’da, Sami Berat Marçalı’nın yazıp yönettiği, Hasibe Eren, Heves Duygu Tüzün, Tevfik Şahin, Bedir Bedir, Pınar Çağlar Gençtürk ve Güçlü Yalçıner’in rol aldığı “Yalnızlar Kulübü”. Tel: (212 292 32 47)

- Tiyatro Craft’ta; saat 20.30’da, Philip Ridley’in yazdığı, Seda Yıldız’ın çevirdiği, Sami Berat Marçalı’nın yönettiği, İpek Bilgin ve Barış Gönenen’in rol aldığı “Uğrak Yeri”… Oyunu, Ekim ve Kasım ayı boyunca her Cuma, saat 20.30’da izleyebilirsiniz. Tel: (212 249 49 66)

- Oyun Atölyesi’nde; Omid Darvishi’nin çevirisini yaptığı, Ebru Özkan ve Caner Cindoruk’un rol aldığı “Pandaların Hikâyesi”. Oyunu, 6 Ekim Cumartesi, saat 16.00 ve 20.30 ile 7 Ekim Pazar, saat 16.00’da da izleyebilirsiniz. Tel: (216 345 39 39)

- Caddesbostan Kültür Merkezi’nde; saat 20.30’da, Hakan Altıner’in sahneye koyduğu “Kamelyalı Kadın”. Tiyatro Kedi’nin Orkestrası’nın eşlik ettiği müzikalde; Hande Subaşı, Bora Gencer, Suna Keskin, Tarık Papuççuoğlu, Selçuk Alagöz, Sertaç Ekici, Tamar Zeynep Aşkar ve Melda Narin Güler rol alıyor. Giriş: 56, 46 TL. Tel: (216 467 36 00)

- Haliç Kongre Merkezi Sadabad Salonu’nda; saat 20.00’de, Stefan Kaegi (Rimini Protokoll) - Radio Muezzin. “Belgesel Tiyatro”nun Rimini Protokoll tarafından sunulan en başarılı örneklerinden Radio Muezzin Kahire’den dört müezzinin hayatlarına bir pencere açıyor, makineleşme, merkezileşme ve tek seslileştirme süreciyle ‘maneviyat emekçilerinin’, ‘güvencesizleştirilmesi’nin oldukça dokunaklı ve insani hallerini tasvir ediyor. Giriş: 45, 25 TL. Tel: (212 311 11 11)

- Sefaköy Kültür ve Sanat Merkezi, saat 20.00’de, “Keşanlı Ali Destanı”. Haldun Taner’in yazdığı, Ahmet Mümtaz Taylan’ın yönettiği, Yavuz Bingöl, Songül Öden, Kerem Alışık, Mustafa Üstündağ, Tuba Ünsal, Kayhan Yıldızoğlu, Yıldırım Gücük ve Fuat Onan rol aldığı oyunun ücretleri 6, 4 TL. Tel: (212 411 08 10)

- Şermola Performans’ta; saat 20.30’da, Merve Engin’den “Kıy-Ot-Böy / Kıyıya Oturmanın Böylesi”. Tel: (212 243 74 36)

- Arkaoda’da; Gaipten Sesler // Hakan Seyrek, 6 Ekim Cumartesi ise Sinematik Yeşilçam // DJ Legoman – Kolsuz Kahraman Wang Yu. Tel: (216 418 02 77)

6 EKİM CUMARTESİ

- Oyuncular Cem Safran Sahnesi’nde; saat 20.00’de, “Tiyatroperest / Anlaşılmaz Konuşmalar”. Yazan Andrew Bovell, çeviren Ekin Tunçay Turan, yönetmen Hakan Çimenser, oyuncular Onur Özaydın, Ö. Zeynep Dinsel, Gözde Çetiner ve Alper Günay. Tel: (212 245 13 14)

- Sahne Cihangir’de; saat 17.00’de, Tiyatro Avesta yapımı Aydın Orak'ın yazdığı “Daf / Kapan”. Oyun, her Cumartesi 20.30'da, Sahne Cihangir’de, Türkçe üst yazılı seyirci karşısında olacak. Tel: (212 245 21 09)

-Renaissance İstanbul Bosphorus Hotel; saat 22.00’de, İstanbul Clasico Dans Gösterisi kapsamında, tango tutkunlarını ağırlayacak. Arjantin Tango’sunun geleneksel stillerinin dünyaca ünlü temsilcileri Fabian Peralta, Josephina Bermudez ve Sebastian Jimenez, Maria Ines Bogado'nun sahne şovları ile tutkunun dansa dönüşeceği bu özel gecede sergilenecek performansların yanı sıra, özel dersler ile katılımcılar Buenos Aires ruhunu yaşayacaklar. Gece saat 03.00’e kadar sürecek olan etkinlik ücreti 40 TL. Tel: (212 340 70 00)

- Caddebostan Kültür Merkezi’nde; saat 16.00’da, Müjdat Gezen’in yazıp-yönettiği ve sahnelediği “Aptal”. Giriş: 45, 40 TL. Tel: (216 467 36 00)

- KKM Gönül Ülkü ve Gazanfer Özcan Sahnesi’nde; saat 18.00’de, Ali Poyrazoğlu’nun sahneye uyarladığı, Özdemir Çiftçioğlu’nun yönettiği, Ali Poyrazoğlu ve Nilgün Belgün’ün rol aldığı “İyi Günde Kötü Günde”. Giriş: 56, 46 TL. Tel: (216 658 00 15)

10 EKİM ÇARŞAMBA

- Koç Üniversitesi Sevgi Gönül Kültür Merkezi’nde; saat 20.00’de, Dostlar Tiyatrosu / Genco Erkal’dan “Ben Bertolt Brecht”. Müziklerini Kurt Weill, Paul Dessau, Hans Eissler ve Sarper Özsan’ın bestelediği gösterinin oyuncuları Tülay Günal ve Genco Erkal. Ayrıca müziklerde piyanoda Yiğit Özatalay eşlik ediyor. Tel: (212 338 10 68)

- Ankara’daki ilk şubesini 2007 yılında açan ve son olarak Tarabya şubesiyle Türkiye genelinde 14 şubeye ulaşarak hızla büyüyen Big Chefs; 15 Ekim’e kadar ‘Big Wine Fest’ ile şarapseverlere bağ bozumunun büyüsünü yaşama ve Kapadokya’nın sihirli dünyasını keşfetme fırsatı sunuyor. Her şubeden bir çiftin seçileceği çekilişte kazananlar, 3-4 Kasım tarihlerinde, Kapadokya’da keyifli bir bağ bozumu deneyimleme şansı elde edecek. Daha fazla bilgi için: http://www.bigchefs.com.tr/

SERGİLERDEN

- Bodrum Nurol Sanat Galerisi; ressam Metin Ünsal’ın “Yeryüzü Suretleri” olarak anılan, haritalara dayalı alt yapılar üzerine kurgulanmış yeni sergisi “Yaşam Sözleşmeleri”ni ağırlıyor. Umudun insan yaşamındaki itici gücünü tuvaline yansıtmayı hedefleyen sanatçı, çalışmasının ikinci aşaması olan “Yaşam Sözleşmeleri” sergisinde, insanın ümitlerini, kimi zaman onu gölgeleyen korku ve inançları ile yaşama tutunma çabasını farklı bir üslupla izleyiciye aktarıyor. Sergi, 20 Ekim’e kadar takip edilebilecek. Bilgi için: www.nurolsanat.com

- Art Suites Gallery’de; 24 Ekim’e kadar Onur Doğu, Eda Gecikmez, İbrahim Koç, Anna Mihailidou ve Meltem Sırtıkara’nın eserlerinden oluşan “Tam Ekran / Full Screen” başlıklı sergi takip edilebilir. “Tam Ekran” dijital çağda oluşturulan imajların tersine, oldukça geleneksel malzemelerden oluşuyor; pentürün iki boyutlu yüzeyi, heykelde kullanılan metal malzeme ve fotoğrafın yalın hali. Belki de bu nedenle eserler izleyici ile daha organik bir iletişim kuruyor, teknoloji (dijital olanın) oluşturduğu yakınlığın yanı sıra bir o kadar da mesafeyi getiriyor. En başta dokunma duyumuzu unutturuyor bize, gerçek olduğunu gösterebilecek duyularımızdan birini azaltıyor ve her şey üzerine karar verilemez bir duruma dönüştürüyor. Tel: (212 251 55 61)

- İstanbul Modern Fotoğraf Galerisi’nde; 20 Ocak 2013’e kadar “Bakış - Portre Fotoğrafının Değişen Yüzü” başlıklı sergi görülebilir. Sergi, Bank of America koleksiyonundan seçilen 54 fotoğrafçının, 72 yapıtı aracılığıyla portre fotoğrafının 160 yıllık geçmişine ışık tutuyor. Tel: (212 334 73 00)

- Akbank Sanat; 31 Ekim’e kadar küratörlüğünü Marie Muracciole ve Ali Akay’ın üstlendiği “Allan Sekula: Birleşmeyen Filmler 1972-2012” adlı sergiyi meraklılarıyla buluşturuyor. 1971’de Güney Kaliforniya’da, Amerikan imparatorluğu Vietnam bozgunu sonrası kriziyle karşı karşıya iken Sekula savaş sonrası askeri Keynesçiliğin politik ve ekonomik durumunu belgelemek üzere yazı ve fotoğrafı bir araya getirmeye başlayan Allan Sekula, yapmakta olduğu işleri ilk olarak 1973’te ‘birleşmeyen film’ olarak tanımladı ve bu tanımlama onun günümüze kadar ürettiği çoğu fotoğraf çalışması için geçerliliğini korumakta. Sergide Untitled Slide Sequence (İsimsiz Slayt Serisi), son dönemde montajlanan California Stories (Kaliforniya Hikayeleri), 1973-1979, ve dört film yer alacaktır: Performance Under Working Conditions (Çalışma Koşullarında Performans) (1973), Talk Given by Mr. Fred Lux . . . (Bay Fred Lux’ün Konuşması . . .) (1974), yönetmenliğini Noël Burch ile ortaklaşa yaptığı The Forgotten Space (Unutulmuş Alan) (2010) ve Lottery of the Sea (Deniz Piyangosu) (2006). Tel: (212 252 35 00)

ALBÜMLERDEN

Ne dinliyoruz?

- Hidden Orchestra /“Night Walks”

- Chinese Man / “Racing With The Sun”

- Sophie Hunger / “Monday’s Ghost”

- Esmerine / “La Lechuza”

- Sharon Van Etten / “Because I Was In Love”


MEKÂNLARDAN

Nereye gidiyoruz?

Time Out Dergi’si salatasız olmaz diyenlere güzel bir rehber çıkarmış. Siz de iki yeşillik, bir dilim salata, bir domates ve 2 biberle bu iş olmaz diyenlerdenseniz, bu rota tam size göre…

- 5. Kat / Cihangir Tel: (212 293 37 74) (Izgara tavuk salatası / yanında ne içilir?: Verano Blush)

- Auf / Beyoğlu Tel: (212 245 60 70) (Şeftalili semizotu salatası / yanında ne içilir?: Elma-zencefil suyu ya da böğürtlenli limonata)

- Big Chefs / Tarabya Tel: (212 262 00 20) (Maş fasulyeli salata / yanında ne içilir?: Ev yapımı limonata)

- Big Plate / İstinye Tel: (212 345 62 88) (Mercimekli semizotu salatası / yanında ne içilir?: Berry limonata)

- Bloom / Ortaköy Tel: (212 288 65 81) (Avokadolu tavuk salatası / yanında ne içilir?: Narince-Karma Chardonnay)

- Carlotta / Maslak Tel: (212 346 34 24) (Osaka / yanında ne içilir?: S. Pellegrino Limon.)

- Chapelle / Tepebaşı Tel: (212 244 98 30) (Somon füme salatası / yanında ne içilir?: Chardonnay)

- Cookshop /Nişantaşı Tel: (212 232 05 66) (Köfteli salata / yanında ne içilir?: Kav Narince.)

- ÇokÇok Thai / Beyoğlu (212 292 64 96) (Karidesli noodle salatası / yanında ne içilir?: Mekâna özel zencefil ve kişniş aromalı, hafif ekşi Rain Odaiba isimli kokteyl.)

- Delicatessen / Nişantaşı Tel: (212 225 06 04) (Körpe ıspanak, ince yeşil fasulye ve renkli biberli yaban pirinci salatası / yanında ne içilir?: Nobilo Icon Pinot Noir.)

- Fratelli La Bufala / Şişli Tel: (212 347 99 00) (La Fresca / yanında ne içilir?: İtalyan Pinot Grigio Blush.)

- Go Mongo / Suadiye Park Tel: (216 410 32 23) (Göçebe salatası / yanında ne içilir?: DLC Shiraz.)

- Gourmet Burger Kitchen / Levent Tel: (212 353 03 23) (Zencefilli tavuk salatası / yanında ne içilir?: Verano Blush.)

- La Torre / Etiler Tel: (212 384 00 00) (La Torre’nin favorisi / yanında ne içilir?: Şarap şeftali aromalı, çiçeksi Blue State Riesling.)

- Otto Sofyalı / Beyoğlu Tel: (212 252 65 88) (Panzanella / yanında ne içilir?: Casal Mendes Rose, Baga ya da Beiras.)

- Vox Brasserie / Etiler Tel: (212 351 12 13) (Kerevizli somon salata / yanında ne içilir?: Öğlen saatlerinde ev yapımı limonata ya da buzlu çay, akşam ise Sarafin Fume Blanc.)
betül memiş

denizci
05-10-2012, 14:01
Zeugma'ya mükemmellik ödülü

http://666kb.com/i/c7u9fsi2vojnuanl0.jpg


AA

Gaziantep Zeugma Mozaik Müzesi, dünya genelini kapsayan tatil, seyahat ile otel yorumlarının, önerilerin ve eleştirilerin yer aldığı yazıların paylaşıldığı Tripadvisor Seyahat sitesinin ziyaretçileri arasında yaptığı ankette, 2012'nin ''mükemmellik'' ödülüne layık görüldü.

Daha önce de Ekonomist Dergisi tarafından ''Türkiye'nin En Başarılı Turizm Yatırımları'' araştırması ''Kültür Turizm Girişimleri'' kategorisinde 2011 ve 2012 yıllarında üst üste iki kez birinci olan müzeyi, 2011 yılı sonuna kadar olan altı aylık dönemde 71 bin 454 kişi, son üç ayda ise 125 bin 422 kişi ziyaret etti.

ZEUGMA'YA GİDEN YOL

İnsanlık tarihinin hemen her döneminde çeşitli uygarlıklara ev sahipliği yapan Gaziantep'te, Zeugma Antik Kenti, Dülük Antik Kenti, Tilmen Höyük, Sakcagözü ve Zincirli ören yerlerinde Paleolitik, Neolitik, Kalkolitik, Hitit, Helenistik, Roma, Doğu Roma, Selçuklu ve Osmanlı Dönemlerine ait pek çok eser de bugüne kadar ulaşmış ve müzelerdeki yerini almıştır. Bu kapsamda ilk olarak 1931'de yüzey araştırmalarına başlanarak, 1971'den itibaren de Gaziantep Müzesi Müdürlüğü öncülüğünde sürdürülen Zeugma Antik Kenti araştırmaları için en önemli adım, Birecik Barajı yapımının 2000 yılında tamamlanması ve baraj gölü için su tutulmaya başlanmasıyla atıldı.

2000 yılının Haziran ayı sonlarına kadar Gaziantep Müzesi Müdürlüğü'nce gerçekleştirilen çalışmalar neticesinde yüzlerce metrekarelik mozaiğin yanı sıra sütunlar, çeşmeler, küçük buluntular ve mimari yapılara ait parçalar gerek müze depolarına gerekse antik kentin sudan etkilenmeyen bölümlerine taşınarak koruma altına alındı.

Bir anda dünyanın ilgi odağı haline gelen Zeugma Antik Kenti'nde ortaya çıkarılan bu eşsiz güzellikteki eserlerin sular altında kalmaktan kurtarılması ve modern tarzda dizayn edilmiş bir müzede sergilenmesi düşüncesiyle Gaziantep Zeugma Mozaik Müzesi'nin yapımına 2008'de başlanmış ve 2010'da müze binası ana hatlarıyla tamamlanmıştır.

30 bin metrekarelik bir alanda inşa edilen ve 3 ayrı binadan oluşan müze ve konferans merkezinde bin 160 kişilik toplam 5 adet seminer ve konferans salonu, idari birimler, kütüphane, geçici sergi alanları ve toplamda 7 bin 75 metrekarelik sergi salonları bulunuyor.

MÜZEDE BİNLERCE METREKARE MOZAİK SERGİLENİYOR

Müzede 2 bin 448 metrekare mozaik, 140 metrekare duvar resmi, 4 adet Roma dönemi çeşmesi, 24 adet sütun, 4 adet heykel ve 1 adet tunç Mars heykeli sergilenmekte. Kazı ve restorasyon çalışmaları tamamlandığında yaklaşık 4 bin metrekareye ulaşacak mozaik sergisiyle dünyanın en büyük mozaik müzelerinden biri olma özelliği taşıyacak olan Gaziantep Zeugma Mozaik Müzesi, antik Zeugma'nın sanatsal ve kültürel yönü ile günlük yaşamından orijinal kesitler sunuyor.

Döneminin yerel kültürünün örneklerini oluşturan bu eserler Zeugma halkının günlük yaşam biçimi hakkında en üst seviyede doyurucu bilgi verirken, eserlerin tamamı kazı alanındaki orijinal konumunda müzede sergileniyor.

TARİHİ ESER KAÇAKÇILARININ VERDİĞİ ZARAR GÖZLER ÖNÜNDE

Tamamen çağdaş müzecilik anlayışıyla tasarlanan ve gerek sergilemede kullanılan yeni sunum teknikleri gerekse ziyaretçilere yönelik bilgilendirme sistemleriyle dünyanın en modern müzeleri arasında yer alan Zeugma Mozaik Müzesi'nde birçok bölümünde, tarihi eser kaçakçıları ve define avcılarının mozaiklere verdikleri zararın boyutları da vurgulanmış ve müze ziyaretçilerinin bu konudaki duyarlılığının arttırılması amaçlanmış.

denizci
05-10-2012, 14:46
Çizgi film karakterleri gerçek olursa... :)

T24 den tırtıkladım

http://666kb.com/i/c7uaisxczov4vwu78.jpg
http://666kb.com/i/c7ualpjqkvmlaajms.jpg
http://666kb.com/i/c7uamp5p5dpn0ceec.jpg

denizci
05-10-2012, 14:52
Çizgi film karakterleri gerçek olursa... :)

T24 den tırtıkladım

http://666kb.com/i/c7uaopeje4nnxbv8k.jpg
http://666kb.com/i/c7uappxw3g889idwk.jpg
http://666kb.com/i/c7uaqrjfca3o72okk.jpg

denizci
05-10-2012, 14:59
Çizgi film karakterleri gerçek olursa... :)

http://666kb.com/i/c7uausejydd28fg84.jpg
http://666kb.com/i/c7uavohby57hlevhg.jpg
http://666kb.com/i/c7uawjjmp5rzw190k.jpg

denizci
05-10-2012, 15:03
http://666kb.com/i/c7uaxyzt5nzaajaw4.jpg
http://666kb.com/i/c7uaysvitcwmhyjfo.jpg
http://666kb.com/i/c7uazpwerhwmw42xw.jpg
http://666kb.com/i/c7ub0urde4or9jjs4.jpg

yağmur
05-10-2012, 15:27
"Vazgeçtim bu dünyadan tek ölüm paklar beni"
66. Sone
Shakespeare
Çeviri: Can Yücel

Vazgeçtim bu dünyadan tek ölüm paklar beni,
Değmez bu yangın yeri, avuç açmaya değmez.
Değil mi ki çiğnenmiş inancın en seçkini,
Değil mi ki yoksullar mutluluktan habersiz,
Değil mi ki ayaklar altında insan onuru,
O kızoğlankız erdem dağlara kaldırılmış,
Ezilmiş, hor görülmüş el emeği, göz nuru,
Ödlekler geçmiş başa, derken mertlik bozulmuş,
Değil mi ki korkudan dili bağlı sanatın,
Değil mi ki çılgınlık sahip çıkmış düzene,
Doğruya doğru derken eğriye çıkmış adın,
Değil mi ki kötüler kadı olmuş Yemen'e
Vazgeçtim bu dünyadan, dünyamdan geçtim ama,
Seni yalnız komak var, o koyuyor adama.


Sanki günümüzü anlatıyor gibi...

yağmur
05-10-2012, 15:30
Korkuyorum yağmuru seviyorum diyorsun, yağmur yağınca şemsiyeni açıyorsun... güneşi seviyorum diyorsun, güneş açınca gölgeye kaçıyorsun... rüzgarı seviyorum diyorsun, rüzgar çıkınca pencereni kapatıyorsun... iste,bunun için korkuyorum; beni de sevdiğini söylüyorsun. wıllıam shakespeare

denizci
05-10-2012, 22:04
butterfly effect :)

http://666kb.com/i/c7uln6gnglzby7t11.jpg

Birini sevmeye, koyulmak başlı başına bir iş, bir girişimdir.
Güç ister, yürek ister, körlük ister.
Hatta başlangıçta öyle bir an vardır ki
uçurumun üstünden sıçramak ister
düşünmeye kalkarsan aşamazsın onu.

Jean Paul Sartre

denizci
06-10-2012, 07:42
http://666kb.com/i/c7umye13zg3qz3lx1.jpg

denizci
06-10-2012, 11:01
uzun ince bi yolda ... :düsün:

http://666kb.com/i/c7v59umk7lx94kr9v.jpg

emrehan
06-10-2012, 15:13
Abi sen ne güzel bir insansın. seni seviyorum.

denizci
06-10-2012, 19:21
http://www.hisse.net/forum/showthread.php?t=83878

antalya altın portakal film festivali başlıyor ...

20:30 da ''ntv'' haber kanalından açılış törenini izleyebilirsiniz :super:

film festivalleri özelindeki topikten ayrıntıları okuyabilirsiniz

linkten ulaşabilirsiniz

http://www.hisse.net/forum/showthread.php?t=83878


http://666kb.com/i/c5pgf7y8psb7l8htr.jpg

http://www.hisse.net/forum/showthread.php?t=83878

denizci
07-10-2012, 07:40
31. İstanbul Kitap Fuarı 17 Kasım’da açılıyor

İstanbul Kitap Fuarı’na yurt dışından 40 ülkeden yayınevleri, telif ajansları ve konuk yazarlar katılacak

http://666kb.com/i/c7w0udh5p2g2todhj.jpg

Türkiye Yayıncılar Birliği işbirliği ile 17-25 Kasım tarihleri arasında TÜYAP Fuar ve Kongre Merkezi- Büyükçekmece’de düzenlenecek olan 31. Uluslararası İstanbul Kitap Fuarı 600 yayınevi ve sivil toplum kuruluşunun katılımı, 200 etkinlik ve yüzlerce imza ile kapılarını kitapseverlere açmaya hazırlanıyor.

Onur Yazarı Gülten Dayıoğlu
Onur yazarının Gülten Dayıoğlu olduğu ve ana temanın “Çocukluğum Yurdumdur-Çocuk ve Gençlik Edebiyatı” olarak belirlendiği kitap fuarı birbirinden renkli çocuk etkinliğine ev sahipliği yapmaya hazırlanıyor.

Fuar süresince Gülten Dayıoğlu’nun katılımıyla çocuk edebiyatı üzerine panel ve söyleşiler düzenlenecek.

Konuk Ülke: Hollanda
Bu sene fuarın ilk dört günü, 17-20 Kasım 2012, açık kalacak Uluslararası Salon kapsamında Hollanda Onur Konuğu olarak yer alacak. Hollanda’dan yayınevlerinin katılımıyla düzenlenecek konuk ülke etkinlikleri kapsamında modern Hollanda edebiyatının önemli isimleri fuarın konuğu olacak. Bunlar arasında Kader Abdollah 17 Kasım Cumartesi, Henk Boom 18 Kasım Pazar günü Ahmet Ümit ile birlikte bir söyleşiye katılacak. Modern Türkiye’nin kuruluşu üzerinde yaptığı araştırmalarıyla tanınan akademisyen-tarihçi Erik Jan Zürcher 18 Kasım Pazar günü Mete Tunçay, Mehmet Ö. Alkan ve Ahmet Demirel’in katılacakları panelde konuşmacı olarak yer alacak.

Konuk ülke etkinlikleri kapsamında Hollandalı illüstratör Marit Törnqvist dört gün süresince çocuklara yönelik illüstrasyon atölyeleri gerçekleştirecek. İlköğretim yaş grubuna yönelik düzenlenecek olan atölyelere katılım ücretsizdir.

Uluslararası Salon ve Telif Ajansları Özel Bölümü
Yurt dışından çok sayıda yayınevi fuarın ilk dört günü 17-25 Kasım 2012 tarihleri arasında 10 nolu salonda yer alacak. Bu sene 40 ülkeden yayıncıların katılacağı uluslararası salonda: Almanya, Azerbaycan, Hollanda, Hindistan, İngiltere, İran, İtalya, İspanya, Romanya, Rusya, Suudi Arabistan ve Macaristan’dan yayınevleri bulunuyor. Ayrıca bağımsız edebiyat topluluğu LAF (Literature Across Frontiers) bünyesinde ise 24 ülkeden bağımsız yayıncı, edebiyat topluluğu ve kültür merkezi yer alıyor.

Telif Ajansları özel bölümünde ise Amerika Birleşik Devletleri, Hollanda, İngiltere, İran, İrlanda, İspanya, İtalya, Yunanistan, İsrail ve Lübnan’nın önde gelen telif ajanları katılacak. Ajanslar dört gün süresince yayıncılarla bir araya gelerek profesyonel buluşmalar gerçekleştirecek.

Fuarın Konuk Yazarları
İstanbul Kitap Fuarı bu yıl özellikle çocuk ve gençlik edebiyatının önde gelen isimlerini ağırlayacak. Fuarın çocuk ve gençlik edebiyatı alanında konukları arasında Erika Bartos, çocukların sevdiği yazarlardan Korky Paul, gençlik ve gotik edebiyatın önemli ismi Jasper Kent, farklı kuşakların sevdiği kahraman Red Kit sergisinin küratörü Didier Pasomonik, Hollandalı yazar Joke Van Leewuen fuarın konukları arasında.

Fuarın diğer konukları ise modern İspanyolca edebiyatın önemli isimlerinden Javier Sierra, Macaristan’ın önemli yazarlarından Tibor F. Toht fuarın yazar konuklarından. 32. Uluslar arası İstanbul Kitap Fuarı bu yıl Uluslararası PEN Başkanı John Ralston Saul ve Hapisteki yazarlar Komitesi Direktörü Sara Whyatt’ı “İfade Özgürlüğü” ile ilgili panele katılmak üzere konuk edecek.

Kitap Fuarı’nın Sergileri
Kitap fuarı bu yıl da önemli sergilere ev sahipliği yapıyor. TÜYAP tarafından düzenlenen Onur Yazarı Gülten Dayıoğlu’nun yaşamından kesitlerin olduğu “Bir Yaşamış, Bir Yazmış Gülten Dayıoğlu” sergisi üç kuşağın okurlarını Gülten Dayıoğlu’nun 50 yıllık yazın hayatına tanıklık etmeye çağırıyor.

Fuarın öne çıkan bir diğer sergisi ise bu yıl Çocuk ve Gençlik Edebiyatı olarak belirlenen tema çerçevesinde Türkiye Yayıncılar Birliği ile gerçekleştirilen Türkiye’nin değerli illüstratörlerinin resimlediği “Kitap Resimleri” İllüstrasyon Sergisi. İllüstratörlerin renkli dünyası TÜYAP’ta ilk kez okurlarla buluşmaya hazırlanıyor.

Tema çerçevesinde okurlarla buluşmaya hazırlanan bir diğer sergi ise çocuk ve gençlik kitapları kapaklarından oluşan “Kapaklar Ormanı” sergisi. Sergi TÜYAP ve Türkiye Yayıncılar Birliği tarafından Sadık Karamustafa danışmanlığında hazırlandı.

TÜYAP, birkaç ay önce Yapı Kredi Yayınları tarafından düzenlenen Red Kit Sergisi’ni kitap fuarına taşıyor. Birkaç kuşağın çizgi romanlarını okuyarak, çizgi filmlerini izleyerek büyüdüğü Yalnız Kovboy fuar süresince kitapseverlerle buluşacak.

Konuk ülke etkinlikleri kapsamında Hollanda’nın önde gelen 24 illüstratörünün çalışmalarından oluşan “Fil Gelmiş-Hollanda İllüstrasyon Sergisi” fuar süresince okurlarla buluşacak.

denizci
07-10-2012, 10:37
Kötülüğün özünü anlamak isterdim

http://666kb.com/i/c7w5da29zqgm6e1ra.jpg


SİBEL ORAL

Polisiye roman türünün başarılı temsilcilerinden . Maxime Chattam’la yazarlığını ve kötülüğü konuştuk
Chattam dünyanın berbat değil, ama acımasız olduğunu söylüyor

Önce polisiye ve gerilim romanlarını ciddi bir şekilde son dört, beş yıldır takip eden bir okur olduğumu itiraf edeyim. Ve yine itiraf edeyim; bana eskiden polisiye romanlar hep “hafif”miş gibi gelirdi. Hatta bana göre “hafif” olan bu kitapların nasıl olur da tuğla gibi olduğuna akıl erdiremezdim. Neyse ki Türkiye edebiyatı da dâhil, haddimi bildiren romanlar okuyup yazarlarla tanıştım. Gerçi hâlâ önüme bir polisiye ya da gerilim romanı geldiğinde şüpheyle gözlerimi kısarak, elimin ucuyla sayfalarını karıştırıyorum. Geçen günlerde Esmahan Aykol’la yeni kitabı Tango İstanbul –evet, bir Kati Hirşel polisiyesi daha– üzerine sohbet ederken bana polisiye romanların komplocu zekâyı geliştirdiğini söyleyip ekledi: “Biliyorsun o da Türkiye’de çok lazım.” Doğru söze ne denir...



Grangé, Chattam ve daha fazlası
Maxime Chattam romanları Türkçeye çevrildiğinde ortalıkta şu söz dolandı: Jean- Christophe Grangé’nin “çakması.” Bir yazar başka bir yazara benzetildiğinde, bir de üstüne “çakması” gibi ifadeler -şu çakma kelimesini artık kelime haznenizden çıkarsanız ya- kullanıldığında inatla karışık merak uyanıyor bende. Her neyse, ben Chattam’a bu çakma Grangé meselesini çakma kelimesini kullanmadan sordum. Yanıtı gayet aklı başında, ilgililere duyurulur.

Chattam’da beni en çok etkileyen şey, aslında daha çok kriminolojinin öne çıkması. Dedektif Josh Brolin, olağanüstü bir bilgiye sahip çünkü. Bir insanı suça iten nedenleri anlamaya çalışırken olağanüstü bir zekâ sergiliyor, insanoğlunun derin kuyusuna iniyor ve hâl böyle olunca Chattam edebiyatında biraz daha ustalaşıyor. Son romanı Leş adıyla çevrildi; kötü bir seçim bence. Chattam’ı tanımasaydım elime almazdım. Evet, okur önyargısı diyebiliriz buna, okurun hakkıdır da ayrıca. Chattam bu romanda zaman ve mekân kullanmayarak aslında çıtasını biraz yükseltmiş. Zamansız ve mekânsız olan bu romanda bir savaş hazırlığı var. Savaşa gidilecek, yani aslında korku ve ölüm başrolde. Muhtemelen çok kanlı ve “leş”li olacak bu savaşın korkusunun önüne geçecek bir şey olur. Gemide asılmış bir asker; kafası kesilmiş ve yerine koçbaşı konmuş. Sonra mı? Ve olaylar gelişir... Hatta öyle gelişir ki “savaş kiminle” ve hatta “düşman kim” diye sormaya başlarsınız. Bu kadar ipucu yeter.


Kötülük

Maxime Chattam uzun yıllar tiyatro oyunculuğu yapmış. Bunun önemli bir nedeni var, birazdan söyleşimizde okuyacaksınız. Edebiyatla ilişkisi biraz tuhaf; edebiyata geç başlasa da sonrasında epey yol kat etmiş. Tabii krimonoloji üzerine eğitim aldığını da söyleyeyim. Zaten yazdığı romanlardan sağlam bir eğitimden geçtiği hemen belli oluyor. Chattam’ın en büyük takıntısı ise “kötülük.” Yıllardır insandaki kötülük kavramı üzerine çalışıyor ve dünya ona göre berbat olmasa da çok ama çok acımasız. E haklı...


Çocukluğunuzun roman kahramanlarını oynamak için tiyatro oyunculuğu mu yaptınız?
Evet, tiyatro yaptım, çünkü Mark Twain’in, Tolkien’in, Jack Vance’in roman kahramanlarının yaşadığı maceraları gerçek hayatta bulamıyordum.

denizci
07-10-2012, 10:53
Sakin olan zihne, tüm evren teslim olur…!

Lao Tzu

http://666kb.com/i/c7w5ny9czdkgh1aw6.jpg

universe

denizci
07-10-2012, 19:06
‘Türk metali’nin kitabını yazdı

http://666kb.com/i/c7wi81p8z2u2uktqp.jpg


Sosyolog Pierre Hecker, Almanya’dan Türkiye’ye gelip 75 müzik grubuyla görüştü ve “Türk Metali” adlı bir kitap yazdı

Müslüman ülkelerde metal müziğin dinlenilmediğini savunan Amerikalı sosyoloğa tepki duyan sosyolog Pierre Hecker, Almanya’dan Türkiye’ye gelip 75 müzik grubuyla görüştü ve “Türk Metali” adlı bir kitap yazdı.

Türkiye’deki metal müzik kültürü hakkındaki “Türk Metali: Müslüman Bir Toplumda Müzik, Anlam ve Ahlak’’ (“Turkish Metal: Music, Meaning and Morality in a Muslim Society’’, Ashgate Publishing) adlı kitabı geçen günlerde piyasaya çıkan Marburg Üniversitesi Öğretim Üyesi Sosyolog Dr. Pierre Hecker, kitabının büyük ölçüde Türk metal gruplarıyla yaptığı röportajlardan oluştuğunu kaydetti ve “Uzunluğu yarım saat ile 4 saat arasında değişen 75 röportaj yaptım. Ama kitapta, medyanın metal müzik ile ‘satanizmi’ ilişkilendiren haberleriyle ilgili örnekler ve bunlarla ilgili analizlerim de var” dedi.

ARABESK ‘KARA METAL’DİR

Hecker konuyla ilgilenme nedenini şöyle açıkladı: “Deena Weinstein, ‘Heavy Metal: The Music and its culture’ adlı, metal müzikle ilgili ilk akademik çalışma niteliğindeki kitabında çok klişe, hatta ırkçı bir tespit yaptı.

Rock ve metal müziğin bütün dünyada dinlenildiğini, sadece Müslüman ülkelerde dinlenilmediğini, çünkü İslam’ın bunları yasakladığını iddia etti. Bunu okuduğumda çok sinirlendim. Böyle bir şey, hem de hiçbir izah olmadan, nasıl söylenebilirdi? Kitabım Weinstein’ın bu sözlerine bir cevap. Müslüman ülkelerde rock ve metal dinleniyor, hem de uzun birer geçmişleri var.” Bazı metalcilerin kendilerini jiletlediğini söyleyen Hecker, “Bu türe ‘kara metal’ diyoruz. Ama bazı arabesk konserlerinde de benzer sahneleri görmedik mi? Arabesk de Türk müzik kültürünün ‘kara metal’i’’ dedi.

denizci
08-10-2012, 09:03
Kürtçe Hip Hop'la Almanya'da ünlendi

Mehmet TÜRK - Bayram BULUT / DİYARBAKIR

http://666kb.com/i/c7x3d77zenoltvicr.jpg

Mardin'de dünyaya geldikten sonra ailesiyle Almanya'ya yerleşen Dezz Deniz, Türkçe, Kürtçe, Almanca, İngilizce, Fransızca, Hintçe ve Arapça olmak üzere 7 dilde söylediği şarkılardan albüm yaptı, albümünü Diyarbakır'da tanıttı.
Mardin'in Midyat ilçesinde 1983'te doğan Dezz Deniz, ailesiyle birlikte yerleştikleri Batman’da orta öğrenimini tamamladıktan sonra Almanya’ya göç etti. Burada sağlık eğitimi alan Deniz, özel bir klinikte çalışmaya başladı.

Çocukluğundan beri dans ve müziğe meraklı olduğunu belirten Dezz Deniz, Kürtçe söylediği Hip Hop tarzı şarkılarıyla kısa sürede Almanya’da önemli bir çevre edindi, 30 bin euro kredi alarak ikinci albümünü çıkardı.

Dezz Deniz, bu albümde, savaş karşıtlığı, uyuşturucuyla mücadele, kadına yönelik işkence temalı bir çok şarkıya da yer verdi. Yeni albümüne de değişim anlamına gelen "Guherin" adını verdi.

Sürekli çağdaş değişimden yana olduğunu anlatan Dezz Deniz, "Yaşamının bütün boyutlarını ele alarak anadilinin doyuruculuğu ile yaptığım calışmalarla ikinci albümünün Hip Hop eserlerden oluşmasına zemin hazırladı. Yaklaşık 7 seneden beri Hip Hop ile ilgileniyorum. Yabancı kökenli dansçılar ile 4 senelik sahne performansım oldu. Türkçe, Kürtçe, Almanca İngilizce, Fransızca, Hintçe ve Arapça olmak üzere 7 dil ve Kürtçe’nin Kurmanci, Zazaca ve Soranice lehçelerinde söylenen eserlere yer verdik. Bölgemizde kadına yönelik şiddet, uyuşturucuyla mücadele ve kardeş kanının durmasına yönelik sosyal mesaj içeren parçalar da bu albümde bulunuyor" dedi.

Hedefim uluslararası müzik arenasında yer bulmak olduğunu kaydeden Dezz Deniz, "Kendi tarzımda Kürtçe olarak dünyada ilk kez Hip hop ve rap yapan arkadaşlara öncülük etmenin mutluluğunu yaşıyorum" diye konuştu.

Asmiltak
08-10-2012, 17:09
Emekleme yıllarında naçizane emeğimin de olduğu bir etkinliktir, önemlidir, görülmesinde fayda vardır:)

http://www.ifw.com.tr/

İstanbul moda oldu!
İstanbul Fashion Week, bu yıl da ünlü modellerin akınına uğrayacak
08 Ekim 2012 Pazartesi, 15:33:48


İstanbul Fashion Week'in ünlüleri
Ayşegül AKYARLI GÜVEN/ HABERTÜRK
2009 yılından bu yana yılda iki kez gerçekleştirilen İstanbul Fashion Week, bu yıl da her yıl olduğu gibi ünlü modellerin akınına uğrayacak. Daha önce de markaya ve defilelere ilgi çekmek için ünlü isimleri kullanan tasarımcılar bu yıl yine podyumda önemli yüzleri ağırlayacak. 2009 yılında IFW komitesi'nin davetiyle gelen ünlü oyuncu Meg Ryan ile başlayan ünlü akınına bu yıl da Formula 1'in patronu Bernie Ecclestone'un kızı Tamara ve Kanadalı ünlü model Jessica Stam katılacak.

İstanbul Fashion Week'in ünlüleri

İlk yıllarında özellikle Damat-Tween'in getirdiği ünlü yüzlerle öne çıkan IFW'de Atıl Kutoğlu da getirdiği ünlülerle adından sıkça söz ettirmeyi başardı. Damat-Tween, defilesi için 2011 yılında Irina Shayk ve ünlü striptizci Dita Von Teese'i getirirken Atıl Kutoğlu da Michael Jackson'ın ağabeyi Jermaine Jackson'ın katılımıyla erkek koleksiyonunu tanıtmıştı. Matt Dillon da yine 2011'de Damat'ın konuğu olarak İstanbul'a gelmişti.

ÜCRET ALMADILAR
Bu yıl ilk IFW'de Mick Jagger'ın kızı Elizabeth Jagger'ı ve Alman Top Model Fransizco Kruppe'yi getiren Atıl Kutuoğlu, kurduğu dostluklar sayesinde bu yüzlere para ödemiyor. Defilede giydikleri elbiseleri hediye ediyor. Yine bu yıl ilk IFW'nin en önemli konuklarından birisi de ADL/Cengiz Abazoğlu defilesi için gelen Ana Beatriz Barros olmuştu.

denizci
09-10-2012, 16:04
evet forumdaşlar alalım tahminlerinizi :)

Nobel Edebiyat Ödülü'nün kim alır? :düsün:



Nobel Ödülleri içinde en fazla merak uyandıran bölüm olan Edebiyat ödülünü sizce hangi yazar kazanacak?

http://666kb.com/i/c7yeindy7t9pl0giv.jpg


İsveç Akademisi, dün bir basın açıklaması yaparak, Nobel Edebiyat Ödülü'nün bu yıl kime değer görüldüğünü 11 Ekim'de, Türkiye saatiyle 14.00 sıralarında duyuracaklarını bildirdi. Son 50 yıldır ödüle kimlerin başvurduğu, aday olarak kimlerin değerlendirildiği açıklanmasa da İngiltere'de yayımlanan Guardian, dünyanın en büyük bahis şirketi Ladbrokes'un konuya ilişkin tahminlerini yazdığından beri ödül için bazı isimler telaffuz ediliyor. Şirket geçen yıl Nobel Edebiyat Ödülü'nü alan İsveçli şair Tomas Tranströmer'i en güçlü adaylar listesinin ikinci sırasına yerleştirmişti.

Ladbroke'un bu yılki tahminleri arasında Türkiye'de de geniş bir okur kitlesi bulunan Japon yazar Haruki Murakami, Suriyeli şair Adonis, Çinli yazar Mo Yan, Hollandalı yazar Cees Nooteboom, Britanyalı yazar Ian McEwan ile söz yazarı Bob Dylan bulunuyor. İsveç Akademisi'nin Başkanı Peter Englund, bu yıl listelerinde bulunan 210 yazardan 46'sının listede ilk kez yer aldığını açıklamıştı.


YAZARLARI TANIYALIM

http://666kb.com/i/c7yebmsv4wleqt487.jpg


Haruki Murakami: 12 Ocak 1949'da Japonya'nın Kyoto kentinde dünyaya geldi. Babası bir Budist din adamı olan Haruki gençliğinin büyük bir bölümünü Kobe'de geçirdi.
Üniversite öğrenimini Tokyo’daki Vaseda Üniversitesi'nde tamamlayıp 1975’te mezun oldu.

1986 - 1995 arasında ülkesinden uzakta Avrupa ve ABD’de yaşadı. Yazarı dünyaya tanıtan ve kendinden söz ettiren kitabı tam 16 dile çevrilen “İmkânsızın Şarkısı (Norvei no Mori)” (1987) oldu. Haruki Amerikan kültürünün etkisi altında kaldığı ve aşırı Batıcı olduğu yönünde eleştirilere maruz kalsa da Japonya’nın 20'nci yüzyıldaki en büyük yazarlarından biri olarak kabul edilir.

http://666kb.com/i/c7yeczb3opqgewwx3.jpg


Adonis (Ali Ahmet Said Eşber): 1930'da Suriye'de Lazkiye'nin Kassabin köyünde doğdu. 1950'de Şam Üniversitesi'nin Edebiyat bölümüne girdi. Ülkenin bağımsızlığa kavuşması sürecini yaşadı.

Suriye'de bulunan Fransız kuvvetlerine karşı gösteriler örgütledi. İlk şiirlerini bu sırada yayınladı. Beyrut Saint Joseph Üniversitesi'nde doktorasını yaptı. “Şiir” dergisini çıkarttı. Bu dergi tüm Arap dünyasını etkiledi. 1961'te Lübnan vatandaşlığına geçti ve Adonis ismini aldı. Ortadoğu'dan Fas'a kadar tüm Arap şiirini etkileyen Adonis, Arap şiir geleneğinden koparak şiiri özgünleştirdi. Arap şiirinin kendi kimliğini yitirmeksizin dünya şiiriyle ilişki kurmasına çalıştı. Beyrut iç savaşından sonra Paris'e yerleşti. Şiir kitaplarından bazıları: Şamlı Mihyar'ın Şarkıları (1961), New York'a Mezar (1989), Arap Şiirine (poetikasına) Giriş



http://666kb.com/i/c7yee3wtep38alsbr.jpg

Mo Yan: 1955'te dünyaya gelen yazar, "gelmiş geçmiş en meşhur Çinli yazar; sıklıkla sansüre maruz kalmış, eserleri korsan yollarla okurlara ulaşmıştır" ifadeleriyle anılıyor.

1987 yapımı Kızıl Darı Tarlaları (Red Sorghum) adlı filme ilham veren iki romanıyla Avrupa ve ABD'de ünlendi. Franz Kafka ve Joseph Heller'e Çin'in verdiği cevap olarak niteleniyor.

http://666kb.com/i/c7yef7eajqsbmh6ef.jpg


Cees Nooteboom: 1933'te Hague'da doğan yazarın babası, 1945'teki bir bombalı saldırıda yaşamını yitirdi.

Annesi 1948'de yeniden evlendikten sonra Katolik üvey babası tarafından dini eğitim veren ortaokullara kaydedildi. Ortaöğretimini Utrecht'te tamamladıktan sonra bankacı olarak Hilversum'da işe girdi. Ardından Avrupa seyahatleri başladı. Haftalık yayımlanan Elsevier adlı derginin kadrosunu girdi.

1957- 1960 arasında burada çalıştıktan sonra de Volkskrant adlı gazeteye geçti. Burada yedi yıl çalıştı. Ardından Avenue adlı derginin gezi editörü oldu. Gezme tutkusunu sıklıkla yansıttığı kitaplarıyla birçok edebiyat ödülü aldı.

http://666kb.com/i/c7yegbsltr37yx38n.jpg


Ian McEwan: 21 Haziran, 1948 doğumlu, Man Booker Ödülü sahibi İngiliz roman yazarı. İngiltere’nin Aldershot kasabasında doğan McEwan çocukluğunun büyük bir kısmını subay olan İskoç babası David McEwan’ın atandığı Doğu Asya, Almanya ve Kuzey Afrika’da geçirdi.

Woolverstone Hall School, University of Sussex ve University of East Anglia’da öğrenip gören yazar, Malcolm Bradbury’nin öncülük ettiği “Yaratıcı Yazarlık Kursu”nun ilk mezunlarından biri oldu. 1997’den yayınlanan ve erotomani hastalığına yakalanmış bir insanı konu alan Sonsuz Aşk (Enduring Love) isimli romanı Man Booker Ödülü aday listesinde yer alamamasına rağmen pek çokları tarafından bir başyapıt olarak nitelendirildi. McEwan Booker Ödülü’nü 1998'de Amsterdam’da Düello (Amsterdam) isimli romanı ile aldı. Bir sonraki romanı Kefaret (Atonoment, 2002) de çok büyük beğeni kazandı. Time Dergisi eseri 2002'nin en iyi romanı ilan etti ve roman Booker Ödülü aday listesine girdi.

http://666kb.com/i/c7yehfrk91z7ymjzb.jpg


Bob Dylan: 1941'de ABD'nin Minnesota eyaletinde doğdu. Hibbing şehrinde büyüdü. Büyükbabası Zigman Zimmerman ve babaannesi Anna Zimmerman Trabzon'dan (Osmanlı Devleti) Rusya İmparatorluğu'na göç etti.

1905'te antisemitizm yayılınca ABD'ye göç ettiler. Dylan 2004'te Chronicles: Volume One adlı anılarında babaannesinin ailesinin Kağızmanlı, sülalesinin ise aslen İstanbullu olduğunu yazdı. İlk albümü 1963'te piyasaya çıktı. Şarkılarında savaşların anlamsızlığından, Tanrı’dan, adaletsizlikten, seksten, aşktan, sevgiden bahsederek, farklı kesimlerin tepkisini çekti. Dylan klasikleri arasından en öne çıkanlar "Knockin' on Heaven's Door" ile "One More Cup Of Coffee" oldu.

denizci
09-10-2012, 23:08
Celal ile Ceren :)

3 recep ivedik 10 milyon seyirci bulmuştu :düsün:

http://666kb.com/i/c7yp9x25i63egnebs.jpg


Şahan Gökbakar'ın yeni filmi Celal ile Ceren'den beklenen fragmanı yayınlandı. 18 Ocak'ta gösterime girecek filmde başrolleri Şahan Gökbakar ve Ezgi Mola paylaşıyor.

Yapımcılığını Şahan Gökbakar'ın şirketi Çamaşırhane'nin üstlendiği film, kadın erkek ilişkilerine eğlenceli bir bakış atıyor.

Filmin konusu şöyle: Babasının dükkanında çalışan esnaf Celal'le, büyük bir yapı markette departman sorumlusu olarak çalışan Ceren yaklaşık altı yıldır birliktelerdir. Evlenmeye karar veren çiftin yakın arkadaşlarının sebeb olduğu çeşitli olaylardan dolayı Ceren ile Celal'in evlilik planları da suya düşer.

Asmiltak
09-10-2012, 23:18
Recep İvedik'i belki gişesi sağlam diye gereksiz uzatmıştı, bitirmesi iyi oldu.. Özellikle ilk çıkış döneminde, TV8'de yayınlanan programında Recep İvedik'ten çok daha iyi karakterleri vardı, Şahan Gökbakar'ın çok büyük bir potansiyeli var, güzel işlerde görmeye devam edeceğiz bence onu.


Celal ile Ceren :)

3 recep ivedik 10 milyon seyirci bulmuştu :düsün:

http://666kb.com/i/c7yp9x25i63egnebs.jpg


Şahan Gökbakar'ın yeni filmi Celal ile Ceren'den beklenen fragmanı yayınlandı. 18 Ocak'ta gösterime girecek filmde başrolleri Şahan Gökbakar ve Ezgi Mola paylaşıyor.

Yapımcılığını Şahan Gökbakar'ın şirketi Çamaşırhane'nin üstlendiği film, kadın erkek ilişkilerine eğlenceli bir bakış atıyor.

Filmin konusu şöyle: Babasının dükkanında çalışan esnaf Celal'le, büyük bir yapı markette departman sorumlusu olarak çalışan Ceren yaklaşık altı yıldır birliktelerdir. Evlenmeye karar veren çiftin yakın arkadaşlarının sebeb olduğu çeşitli olaylardan dolayı Ceren ile Celal'in evlilik planları da suya düşer.

denizci
10-10-2012, 09:46
Sanatın tüm dalları aynı sergide

http://666kb.com/i/c7z5gy42f6o1gj6bd.jpg


50. sanat yılını ortak sergide kutladı

“GÜZİKİBİNONİKİ” Sergisi sanatın farklı dallarını bir araya getirerek, izleyenlere görsel şölen sunacak.Aralarında 50. sanat yılını kutlayan Marmara Üniversitesi Fotoğraf Bölümü kurucularından Prof. Dr. Güler Ertan’ın da bulunduğu, birçok öğretim üyesi ortak bir sergide buluşacak. 9 Ekim’de Arel Üniversitesi Tepekent kampüsünde açılacak sergide Ulusal ve Uluslararası düzeyde başarılara imza atmış öğretim üyelerinin farklı ve iz bırakan çalışmaları izleyenlere sunulacak.



Üniversite Dekanı Prof. Dr. Hamdi Ünal’ın önderliğinde organize edilen sergide, geleneksel ve çağdaş motifler halı, grafik, fotoğraf, resim ve tekstil sanatlarında karşımıza çıkacak.



Sergide ziyaretçiler daha önce görmedikleri birçok farklı teknikle de karşılaşacaklar. Fotoğraf sanatçısı Güler Ertan’ın, Afrika’da çektiği 1000 adet mask fotoğrafını özel bir teknikle bir araya getirmesi herkesi şaşırtacak. Sergideki mumlu batik çalışmalar, özgün tarzda dokunan halılar ve tekstil alanındaki üç boyutlu eserler ise sanatseverlerin dikkatini çekecek.



Sergi Kasım ayı sonuna kadar ziyaret edilebilir.

denizci
10-10-2012, 22:46
nobel edebiyat ödülünü kazanan yarın açıklanıyor

önceki sayfada nobel adayları bilgilerini vermiştim ... tahminlerinizi alayım :)

reddedenlerde var

http://666kb.com/i/c7zp86g3dafgyinkp.jpg



Nobel'i reddettiler!

1901'den bu yana verilen Nobel ödüllülerini istemeyenler olduğu gibi, yaşadıkları ülkelerdeki liderlerin baskısıyla alamayanlar da var

Dünyadaki bilim adamlarını, yazarları, kısaca insanlığa hizmet edenleri ödüllendirmek için verilen ve alanındaki kişilerin hayalini kurduğu Nobel Ödülü'nü istemeyenler olduğu gibi, yaşadıkları ülkelerdeki liderlerin baskısıyla alamayanlar da var.

İsveçli kimyager ve mühendis, dinamitin mucidi Alfred Nobel'in Stockholm'de 1896'da açıklanan vasiyetnamesiyle kurulan derneğin verdiği Nobel ödülleri 1901'den bu yana edebiyat, fizik, kimya, tıp ve barış alanında dağıtılıyor.

ALINMAYAN NOBELLER

Hayatı boyunca tüm resmî ödülleri almayı reddeden Fransız yazar Jean-Paul Sartre, 1964'te Nobel Edebiyat Ödülü'nü de geri çevirdi.

1973'te Vietnam barışına yaptıkları katkıdan dolayı ABD Dışişleri Bakanı Henry Kissinger ile birlikte ödül aldığı açıklanan Vietnam Başbakanı Le Duc Tho o dönemde Vietnam'ın içinde bulunduğu durum nedeniyle ödülü almadı.

Almanya Adolf Hitler hükumeti, Richard Kuhn (Kimya, 1938), Adolf Butenandt (Kimya, 1939) ve Gerhard Domagk'ın (Fizyololji veya Tıp, 1939) ödüllerini almasına izin vermedi. 1958'de Nobel Edebiyat Ödülü'ne layık görülen Boris Pasternak, Sovyetler Birliği'nin baskısıyla ödülü reddetti.

HAPİSTEYKEN ÖDÜL ALANLAR

Alman barış eylemcisi ve gazeteci-yazar Carl von Ossietzky 1935'te, Myanmar'ın demokrasi yanlısı, muhalefet lideri Aung San Suu Çii 1991'de ve Çinli muhalif yazar Liu Şiaobo 2010'da Nobel Barış Ödülü'ne layık görüldü. Myanmarlı muhalif lider kabul konuşmasını geçen yıl Norveç'in başkenti Oslo'da yaptı.

NOBEL'İN "EN"LERİ

Nobel Barış Ödülü'ne geçen yıl 241 aday gösterildi. Aday gösterilenlerden 53'ü örgüttü. Ödül, kadın hakları alanındaki faaliyetleri dolayısıyla Ellen Johnson-Sirleaf, Leymah Gbowee ve Tevekkül Karman'a verildi.

En yaşlılar: Rus asıllı Amerikalı ekonomist Leonid Hurwicz, 90 yaşında 2007 Nobel Ekonomi Ödülü'ne layık görüldü. Hurwicz 2008'de yaşamını yitirdi.

2007'de İngiliz yazar Doris Lessing 87 yaşında Nobel Edebiyat Ödülü'nü aldı.

En gençler: Lawrence Bragg 1915'te 25 yaşındayken babası William Bragg ile Nobel Fizik Ödülü'ne layık görüldü.

Nobel ödüllü en yaşlı kişi unvanına İtalyan Rita Levi-Montalcini sahip oldu. 1986'da Nobel Tıp Ödülü'ne layık görülen Levi-Montalcini 103 yaşında ve hayatta.

Aile boyu Nobel kazananlar: Pierre Curie ve eşi Marie Curie, 1903'te Nobel Fizik Ödülü'ne layık görüldü. Nobel ödülü alan ilk kadın olan Marie Curie 1911'de Nobel Kimya Ödülü'nün de sahibi olarak, iki ödül sahibi tek kadın olma unvanını kazandı. 1935'te Curie'lerin kızı Irene Joliot-Curie ve eşi Frederic Joliot Nobel Kimya Ödülü'nü kazandı. Irene'in kardeşi Eve Curie, 1965'te Nobel Barış Ödülü'nü BM Çocuklara Yardım Fonu Unicef adına alan Unicef Başkanı Henry Richardson Labouisse ile evlendi.

1901'den bu yana verilen Nobel ödüllülerini iki kez ödül alan Marie Curie de dahil olmak üzere 44 kadın ve 786 erkek aldı.

Nobel edebiyat ödüllerine İngilizce damgasını vurdu. İngilizce yazılan 26 kitap ödül aldı. İngilizceyi Fransızca, Almanca ve İspanyolca izledi.

denizci
10-10-2012, 22:50
Esad karşıtı Suriyeli yazar ödülü kaptı!

PEN Cesaret Ödülü, Esad karşıtı Suriyeli yazar Samar Yazbek 'e verildi

http://666kb.com/i/c7zpb95a94dvan0t5.jpg


PEN Cesaret Ödülü Samar Yazbek ’e İngiliz PEN Yazarlar Birliği tarafından verilen PEN / Pinter Ödülü’nün bu yılki sahibi İngiliz şair Carol Ann Duffy oldu.

Cesaret Ödülü ise Suriyeli kadın gazeteci-yazar Samar Yazbek’e verildi.

balgi
10-10-2012, 22:51
Adonis (Ali Ahmet Said Eşber): 1930'da Suriye'de Lazkiye'nin Kassabin köyünde doğdu.***


muhalif ise adonise verirler... :)

balgi
10-10-2012, 22:56
Esad karşıtı Suriyeli yazar ödülü kaptı!

PEN Cesaret Ödülü, Esad karşıtı Suriyeli yazar Samar Yazbek 'e verildi


PEN Cesaret Ödülü Samar Yazbek ’e İngiliz PEN Yazarlar Birliği tarafından verilen PEN / Pinter Ödülü’nün bu yılki sahibi İngiliz şair Carol Ann Duffy oldu.

Cesaret Ödülü ise Suriyeli kadın gazeteci-yazar Samar Yazbek’e verildi.


Adonis (Ali Ahmet Said Eşber): 1930'da Suriye'de Lazkiye'nin Kassabin köyünde doğdu.***


muhalif ise adonise verirler... :)



nobelin.. özellikle de barış ödülünün pek bir anlamı yok.. siyasetin karar mekanizmalarında çok etkin olduğu herkesçe malum..

denizci
12-10-2012, 06:04
nobel edebiyat ödülü :)

önceki sayfada epi bi bilgiler vermiştim


Nobel Ödülleri içinde en fazla merak uyandıran bölüm olan Edebiyat ödülü bugün açıklandı.İsveç Akademisi, ödülün Çinli yazar Mo- Yan'a verildiğini duyurdu. Yazarın hiçbir kitabı Türkçeleştirilmemişti.

http://666kb.com/i/c7yee3wtep38alsbr.jpg


Akademi, ödülün "halüsinasyonları realist bir üslupla ele aldığı" ve "folklorik masalları, tarihi gerçekler ve günümüz öyküleriyle harmanladığı" için Mo- Yan'a verildiğini açıkladı. Mo- Yan ise "Nobel'i kazandığımı duyunca çok mutlu oldum. Yaratıcı yeni işlere odaklanacağım. Herkese daha fazla çalışarak teşekkür etmeyi düşünüyorum" dedi. (AFP)

Bundan önce verilen beş ödülden dördünü Avrupalı yazarlar almış, geçen yıl verilen Nobel Edebiyat Ödülü ise Tomas Tranströmer'in olmuştu. Nobel sahipleri 1,2 milyon dolarla ödüllendiriliyor.

YAZAR HAKKINDA

Asıl adı Guan Moye olan yazar, eserlerini "Konuşma" anlamına gelen Mo- Yan takma adıyla imzaladı.

1955'te dünyaya gelen Mo- Yan, "Gelmiş geçmiş en meşhur Çinli yazar; sıklıkla sansüre maruz kalmış, eserleri korsan yollarla okurlara ulaşmıştır" ifadeleriyle anılıyor. Çin'in kuzeydoğu bölgesi Shandong eyaletinde doğan yazar, çiftçilikle geçinen bir ailenin çocuğu. 12 yaşında okulu bırakan yazarın ilk kısa hikayesi, 1981'de bir edebiyat dergisinde yayınladı, 1986'da ise yazar ilk kısa romanını kaleme aldı. Geleneksel Çin edebiyat kültürü ile birlikte, eserlerinde kendine özgü bir dünya yaratan yazar, bu dünyada fantezi ile gerçekliği birleştiren bir tarza sahip. 1987 yapımı Kızıl Darı Tarlaları (Red Sorghum) adlı filme ilham veren iki romanıyla Avrupa ve ABD'de ünlenen Mo- Yan, Franz Kafka ve Joseph Heller'e Çin'in verdiği cevap olarak niteleniyor.

HÜRRİYET OKURLARININ TERCİHİ DEĞİLDİ


HÜRRİYET OKURLARININ TERCİHİ: MURAKAMİ


hurriyet.com.tr'nin "Nobel Edebiyat Ödülü'nü kim alır" başlıklı anketine katılanlar da sonucu tahmin edemedi. Ankette 1893 kişi oy kullandı. Oy kullananlardan yüzde 37,3'ü "Nobel'i Haruki Murakami alır" derken, katılanların sadece yüzde 9'u sonucu doğru tahmin etti.

DAHA ÖNCE KİMLER ALMIŞTI?

Geçtiğimiz 20 yılda ödül alan isimler şöyle:

Tomas Tranströmer (2011), Mario Vargas Llosa (2010), Herta Müller (2009), Jean-Marie Gustave Le Clézio (2008), Doris Lessing (2007), Orhan Pamuk (2006), Harold Pinter (2005), Elfriede Jelinek (2004), John M. Coetzee (2003), Imre Kertész (2002), Sir Vidiadhar Surajprasad Naipaul (2001), Gao Xingjian (2000), Günter Grass (1999), José Saramago (1998), Dario Fo (1997), Wislawa Szymborska (1996), Seamus Heaney (1995), Kenzaburo Oe (1994), Toni Morrison (1993), Derek Walcott (1992)

ÖDÜL HAKKINDA BAZI İLGİNÇ GERÇEKLER

1901'den bu yana Edebiyat Ödülü, 104 kere verildi. 1914, 1918, 1935, 1940, 1941, 1942 ve 1943 yıllarında adaylardan hiçbiri ödüle layık görülmedi.

1904'te Frederic Mistral ile Jose Echegaray, 1917'de Karl Gjellerup ve Henrik Pontoppidan, 1966'da Shmuel Agnon ile Nelly Sachs, 1974'te Eyvind Johnson ve Harry Martinson ödülü paylaştı.

Nobel Edebiyat Ödülü'nü kazananların ortalam yaşı 64. Rudyard Kipling, ödülü alan en geç yazar. Kipling, Nobel'le ödüllendirildiğinde 42 yaşındaydı. Ödülü alan en yaşlı yazar ise Doris Lessing. Lessing, ödül verildiğinde 88 yaşındaydı.

Şimdiye dek sadece 12 kadın yazar ödüle layık görüldü. Bu yazarlar ve ödül aldıkları yıllar şöyle:

Selma Lagerlöf (1909), Grazia Deledda (1926), Sigrid Undset (1928), Pearl Buck (1938), Gabriela Mistral (1945), Nelly Sachs (1966), Nadine Gordimer (1991), Toni Morrison (1993), Wislawa Szymborska (1996), Elfriede Jelinek (2004), Doris Lessing (2007), Herta Müller (2009)

1958'de Boris Pasternak ve 1964'te Jean Paul Sartre, ödülü reddetti. Pasternak, ödülü Sovyetler Birliği'nin baskısıyla reddetmişti

denizci
12-10-2012, 06:11
64. Frankfurt Kitap Fuarı başladı

Almanya'da düzenlenen 64. Frankfurt Kitap Fuarı bugün ziyaretçilere kapılarını açtı

http://666kb.com/i/c81105cgt04zoril8.jpg

Dünyanın en büyük kitap fuarı olarak bilinen Frankfurt Kitap Fuarı'na bu yıl, aralarında Türkiye'nin de bulunduğu 97 ülkeden 7 bin 307 şirket ve yayınevi katılıyor. Türkiye ulusal standı da, çocuk kitapları bölümüyle birlikte 350 metre karelik bir alanda fuarda yer alıyor.

Türkiye standında 200 civarında yayınevi ve 3 bine yakın kitap sergiliyor. Çocuk yayınları standında da, 8 çocuk ve gençlik edebiyatı yayıncısı yer alıyor. Türkiye standında düzenlenecek program çerçevesinde, çeşitli söyleşiler, paneller ve bir Türk mutfağı gösterisinden oluşan 5 etkinlik ile bir sergi gerçekleştirilecek.

14 Ekim'e kadar sürecek kitap fuarını 300 bin kişinin ziyaret etmesi bekleniyor.

AA

denizci
12-10-2012, 06:15
ne rolling stone muş :) yarım asırdır ben dinliyorum
amcamlar halâ rock&roll dalar :super:

İşte The Rolling Stones'un yeni şarkısı!

Rolling Stones'un 7 yıl aradan sonra çıkardığı yeni albümündeki şarkılardan "Doom and Gloom" yayınlandı!

http://666kb.com/i/c8112i9n34kxs8xcs.jpg

Dünyanın en ünlü rock gruplarından Rolling Stones, kuruluşunun 50. yıl dönümünde yeni bir albüm çıkarıyor.

Grubun en iyi parçalarından oluşan "Grrr!" isimli albümdeki iki yeni şarkıdan biri olan "Doom and Gloom" bugün dinleyiciyle buluştu.

denizci
12-10-2012, 12:34
Yeni filminde gerçekten sevişecek

http://666kb.com/i/c81apgjprigd2ef7z.jpg


Nymphomaniac , tüm dünyada izlenebilmesi için 'hardcore' ve 'softcore' olarak iki versiyonda çekilecek

ABD'li oyuncu Uma Thurman, Danimarkalı dünyaca ünlü yönetmen Lars von Trier'in son filmi "Nymphomaniac" için kamera karşısına geçecek. Filmin başrol oyuncularından Shia LaBeouf, filmdeki seks sahnelerinin gerçek olacağını açıklamıştı. 42 yaşındaki Thurman'ın, 8 ayrı hikayeden oluşan filminde hangi rolde olacağı ve gerçekten sevişip sevişmeyeceği ise açıklanmadı. Bu hikayelerden birinde konuk oyuncu olarak yer alacak olan Thurman'ın yerine Nicole Kidman'ın adı geçiyordu. Ancak Thurman'ın Kidman'ın rolünü kaptığı söyleniyor. Bir kadının doğumundan 50 yaşına dek uzanan yaşam sürecindeki cinsel yaşamını konu edinecek olan film; tüm dünyada izlenebilmesi için 'hardcore' ve 'softcore' olarak iki versiyonda çekilecek. Shia LaBeouf, MTV'ye verdiği röportajda "Filmde gerçekten sevişeceğiz. Yayınlanması yasak olan kısımlar buzlanacak, onun dışındakiler filmde yer alacak. Agresif bir film olacak" diye konuşmuştu. Filmin çekimlerine 2013 yılının kasım ayında başlanacak.

denizci
12-10-2012, 12:47
tasarım bienali :cool:

İstanbul Kültür Sanat Vakfı, Türkiye’de bir ilke daha imza atarak, 40. yılında İstanbul’un ilk Tasarım Bienali’ni hayata geçirdi.
İKSV tarafından, gerçekleştirilen İstanbul Tasarım Bienali, 13 Ekim-12 Aralık tarihleri arasında Galata Özel Rum İlköğretim Okulu ve İstanbul Modern’de gezilebilecek.

Türkiye’nin ilk Tasarım Bienali’nin resmi açılışı önceki gün Galata Özel Rum İlköğretim Okulu’nda yapıldı. Başbakanlık Tanıtma Fonu Genel Sekreteri Süleyman Erdem, Avrupa Birliği Bakanı ve Başmüzakereci Egemen Bağış ve Kültür ve Turizm Bakanı Ertuğrul Günay’ın katılımıyla gerçekleştirilen açılışta, İKSV Yönetim Kurulu Başkanı Bülent Eczacıbaşı da konuşmasının ardından plaketleri takdim etti.

Kentsel tasarım, mimarlık, endüstri ürünleri tasarımı, grafik tasarım, moda tasarımı, yeni medya tasarımı gibi başlıca alanlar ve ilgili tüm yaratıcı ürün ve projeleri kapsayacak İstanbul Tasarım Bienali’nin küratörleri Emre Arolat ve Joseph Grima. ‘Kusurluluk’ (Imperfection) temasını, kendi bakış açılarıyla yorumladıkları iki farklı sergi mekânında 46 ülkeden 300’e yakın tasarımcı ve mimarın 100’ün üzerinde projesi yer alıyor.

İstanbul Tasarım Bienali, iki serginin yanı sıra 12 Aralık tarihine kadar, kentin farklı noktalarına yayılacak akademi programı, atölye sergileri, seminer programı, yaratıcı film kuşağı, paralel katılımcı programı ve tasarım yürüyüşleriyle iki ay boyunca İstanbul’u bir tasarım kentine dönüştürecek.

http://666kb.com/i/c81ayaog6gyin1qbz.jpg

balgi
12-10-2012, 21:30
Nobel Barış Ödülü AB'ye verildi

Nobel Barış Ödülü'nün 2012 yılındaki sahibi Avrupa Birliği oldu. Ödülün özellikle ekonomik kriz nedeniyle zor günler geçiren AB'ye bir moral olması amacıyla verildiği yorumları yapılırken, komitenin açıklamasındaki "Türkiye" vurgusu dikkat çekti.

Merkezi Norveç'in başkenti Oslo'da bulunan Nobel Enstitüsü'nden yapılan açıklamada, AB'nin ödüle uzun zamandır kıtayı birleştirmekte oynadığı rol nedeniyle verildiği belirtildi.

Komitenin açıklamasında, 27 üyeli birliğin İkinci Dünya Savaşı'nın ardından Avrupa'nın yeniden inşasına ve 1989 yılında Berlin Duvarı'nın yıkılışının ardından eski komünist ülkelerde istikrar sağlanmasına yaptığı katkıdan övgüyle bahsedildi.

Açıklamada, "Avrupa Birliği 60 yıldan fazla süredir, Avrupa'da barış ve uzlaşmanın, demokrasi ve insan haklarının gelişimine katkıda bulunmuştur" denildi.

Komite, AB'nin başarılarını sayarken Türkiye'ye de yer vererek, "Geçtiğimiz on yılda Türkiye'nin üyelik olasılığı ülkedeki demokrasi ve insan haklarının gelişimine katkıda bulunmuştur" ifadelerini kullandı.
****************************

gelecek yılda uzaylılara verirsiniz... " dünya işgal etmeyip barışa katkıda bulundukları için" dersiniz.. bizde alkışlarız...

denizci
13-10-2012, 12:03
Nobel Barış Ödülü AB'ye verildi

.......gelecek yılda uzaylılara verirsiniz...
" dünya işgal etmeyip barışa katkıda bulundukları için" dersiniz.. bizde alkışlarız...


:super:

hay yaşa
sn balgi

daha düne kadar afrika da aleni kolonyalizm yapıyorlardı

şimdi de ''post-modern ekonomik sömürgeciliğe'' devam ediyorlar :düsün:

bunun ödülü olmalı herhalde ... nobel den

denizci
13-10-2012, 17:53
Dünyaca ünlü fotoğraf sanatçısı Türkiye'de!

Türkiye’de ilk kez sergi açacak olan Alman Immagis firması, dünyaca ünlü fotoğraf sanatçısı Joachim Schmeisser’i sanatseverlerle buluşturacak

http://666kb.com/i/c82j9i6s67qhlb66m.jpg


Ünlü fotoğraf sanatçısının sergilenecek eserleri arasında ödüllü yetim fil yavrularının yanı sıra ilk defa yayınlanacak olan Hadzabe fotoğrafları da yer alacak.

Immagis, Türkiye’de ilk sanat galerisini ‘In the Realm of Light' ismiyle 19 Ekim 2012 tarihinde açıyor. 3 ay boyunca sanatseverlerin ziyaret edip aynı zamanda satın alabilecekleri fotoğraf galerisinin ilk konuğu dünyaca ünlü ödüllü fotoğraf sanatçısı Joachim Schmeisser olacak.

Joachim Schmeisser yavru fillerle gerçekleştirdiği çekimi şöyle anlatıyor. “Kenya’da bulunan DSWT kampında sabahın erken saatlerinden itibaren yavru filleri gözlemliyorduk. Bu tarif edilemez bir tecrübe. Yavru filler aynen küçük çocuklar gibi ne yapacakları önceden kestirilemiyor. Hareketleri ve yaptıkları sürekli değişiyor. Fillerden beklenmeyecek şekilde hızlı ve atik hareket ediyorlar. Bu özellikleri onların istenen şekilde fotoğraflanmalarını da oldukça zorlaştırıyor. Uzun süre onları gözlemleyince farkediyorsunuz ki aynı insanlar gibi onların da hepsinin farklı karakterleri var”.

http://666kb.com/i/c82jdvrarcekppb0u.jpg

Joachim Schmeisser’in Yetim Filler fotoğraflarının yanı sıra Tanzanya’nın etnik halkı Hadzabe’leri görüntülediği fotoğraflar da İstanbul’daki serginin en ilgi çekici konularından olacak. İlk defa yayınlanacak olan bu ilgi çekici fotoğraflar Tanzanya’da Eyasi nehri kıyısında yaşayan Hadzabe halkının arasında çekildi.

HADZABELER KİMDİR?

Hadzabeler, Tanzanya’nın vahşi doğada yaşayan yerli halklarından. Binlerce yıldır aynı yerde ve aynı yaşam şekliyle hayatlarını sürdüren Hadzade’lerin en büyük özelliği avcı toplum olmaları. Küçük gruplar halinde yaşayan ve çalıları ev olarak kullanan bu halkın hayvancılık ve tarım gibi anlayışları hiç bir zaman olmamıştır. Temel gıda kaynaklarını avlanarak ve bunun yanında bal ile meyve toplayarak sağlarlar.


JOACHIM SCHMEISSER KİMDİR?

http://666kb.com/i/c82jcajr5qvmonlla.jpg


1958 yılında Almanya’nın Bad Mergentheim şehrinde doğan Schmeisser, 80’li yılların başında kendi fotoğraf stüdyosunu kurarak çalışmalarına hız verdi. Gerçeğe odaklı reklam fotoğrafçılığının dışına çıkarak yeni, farklı ve dokunaklı perspektifler geliştirdi. Schmeisser’in favori çekimlerinin konusu genelde insanlar ve hayvanlardan oluşuyor. Özellikle The David Sheldrick Wildlife Trust için Kenya’da çektiği Yetim Filler en çok ilgi çeken çalışmalarının başında geliyor. Bugüne kadar birçok ödül kazanan sanatçı son olarak 2012 yılında Hasselblad Masters ödülünü kazandı.

denizci
13-10-2012, 19:55
Portakallar belli oldu!

49. Uluslararası Antalya Altın Portakal Film Festivali'nde ödüller sahiplerini buldu

http://666kb.com/i/c82jhna65hf7fhb0u.jpg


Soner ÖZCAN / ANTALYA (AHT)

Antalya Büyükşehir Belediyesi ve Antalya Kültür Sanat Vakfı (AKSAV) işbirliğiyle düzenlenen 49. Uluslararası Antalya Altın Portakal Film Festivali Cam Piramit Kongre ve Fuar Merkezi'nde düzenlenen ödül töreni ile sona erdi. Altın Portakal'da "En İyi Film", "Güzelliğin On Par' Etmez" oldu. "En İyi Erkek Oyuncu Ödülü", "Güzelliğin On Par' Etmez" filmindeki rolüyle Abdulkadir Tuncer'e giderken, "En İyi Kadın Oyuncu Ödülü"nün sahibi "Elveda Katya" filmindeki performansı ile Anna Andrusenko oldu. "Zerre" filminin yönetmeni Erdem Tepegöz ise "En İyi Yönetmen" ödülünü aldı.

KILIÇDAROĞLU DA TÖRENE KATILDI

Ali Sunal'ın sunuculuğunu yaptığı ve çok sayıda davetlinin bulunduğu geceye CHP Genel Başkanı Kemal Kılıçdaroğlu da katıldı. Gecenin açılış konuşmasını yapan Antalya Büyükşehir Belediye Başkanı Mustafa Akaydın, "Günahıyla, sevabıyla elimizden geleni yapmaya çalıştık. Başta Jüri Başkanı Hülya Avşar olmak üzere bütün jüri üyelerine teşekkür ediyorum. Bu yıl ana temamız "Mizah, muhalefet ve demokrasi"ydi. Bunu neden seçtiğimizi anlatmaya gerek yok, son derece açık seçik. Buradan Antalya halkının sesini haykırmak istiyorum; daha özgür, daha demokrat ve barış içinde bir Türkiye'de yaşamak istiyoruz" dedi.

ODA TV TUTUKLUSU SONER YALÇIN'A ÖDÜL

Öte yandan gecede, 'Oda TV' davasından tutuklu gazeteci Soner Yalçın'ın Sivas olaylarını anlattığı "Menekşe'den Önce" adlı belgeseli, "Toplumsal Duyarlılık Ödülü"nü aldı. Ödülü vermek üzere sahneye çıkan Ulusal Uzun Metraj Film Yarışması Jüri Üyesi Mine Kırıkkanat'ın "Eskiden Madımak'ta yakıyorlardı, şimdi Silivri'ye tıkıyorlar. Madımak'ın kanı yerde kaldı. Katiller hala kaçak. Adalet yerini bulmadı. Arkadaşım, meslektaşım Soner Yalçın'a böyle bir belgeseli çektiği için çok teşekkür ediyorum" sözleri uzun süre alkışlandı. Törende belgeselinin son halini göremeyen Soner Yalçın'ın cezaevinden yazdığı mektup da okundu.

GECEDEN NOTLAR

- CHP Genel Başkanı Kemal Kılıçdaroğlu, ödül töreninin düzenlendiği salona eşi Selvi Kılıçdaroğlu ile birlikte geldi. Sloganlar eşliğinde salona giren Kılıçdaroğlu, uzun süre ayakta alkışlandı.

- 'En İyi Kadın Oyuncu' ödülünü Kemal Kılıçdaroğlu'nun elinden alan Anna Andrusenko heyecandan ödülün alt kısmını düşürdü.

- Gecenin sunuculuğunu yapan Ali Sunal, babası Kemal Sunal'ın Altın Portakal ile ilgili anısını anlatırken hem güldürdü hem de duygusal anların yaşanmasına neden oldu. Doğduğu yıl babasının "Kapıcılar Kralı" filmindeki rolüyle 'En İyi Erkek Oyuncu' ödülünü aldığını anlatan Ali Sunal "Babam ödül aldığında annem hamileydi. Babam (Kız olursa Altın, erkek olursa Portakal ismini koyacağım) demiş. Son anda bir değişiklik olmasaydı ismim (Portakal) olacaktı" dedi.

- Jüri Başkanlığı uzun süre tartışma konusu olan Hülya Avşar şıklığıyla geceye damgasını vurdu.

- Altın Portakal'da bu yıl toplam 765 bin lira para ödülü dağıtıldı. En iyi filme 400 bin lira ödül verildi.

- Gece, ödül alanların ve verenlerin toplu fotoğraf çektirmesiyle sona erdi.

ÖDÜLLERİN TAM LİSTESİ:

Ulusal Uzun Metraj:
En İyi Film: Güzelliğin On Par' Etmez (Hüseyin Tabak)
En İyi Film Jüri Özel Ödülü: Toprağın Çocukları (Ali Adnan Özgür)
En İyi İlk Film: Zerre (Erdem Tepegöz)
En İyi Yönetmen: Erdem Tepegöz (Zerre)
En İyi Senaryo: Güzelliğin On Par' Etmez... (Hüseyin Tabak)
En İyi Müzik: Tamer Çıray (Elveda Katya)
En İyi Kadın Oyuncu: Anna Andrusenko (Elveda Katya)
En İyi Erkek Oyuncu: Abdulkadir Tuncer (Güzelliğin On Par' Etmez...)
En İyi Görüntü Yönetmeni: Florent Herry (Pazarları Hiç Sevmem)
En İyi Sanat Yönetmeni: Tora Aghabayova (Zerre)
En İyi Kurgu Ödülü: Güzelliğin On Par' Etmez... (Christoph Loidl)
En İyi Yardımcı Kadın Oyuncu: Lale Yavaş (Güzelliğin On Par' Etmez...)
En İyi Yardımcı Erkek Oyuncu: Tansu Biçer (Küf)
Behlül Dal Jüri Özel Ödülü: Yüşa Durak (Güzelliğin On Par' Etmez...)
Dr. Avni Tolunay Jüri Özel Ödülü: Nimet İnkaya ve Gina Benezra (Küf)

Uluslararası Uzun Metraj:
Uluslararası En İyi Uzun Metraj Film Ödülü: Aglaya (Krisztina Deak)
Uluslararası En İyi Uzun Metraj Film Jüri Özel Ödülü: Gülümse (Rusudan Chkonia)
Uluslararası En İyi Uzun Metraj Film Performans Ödülü: Marian Dziedziel (Süpermarket)

SİYAD Ödülü:
En İyi Ulusal Uzun Metraj Film: Zerre (Erdem Tepegöz)
En İyi Uluslararası Uzun Metraj Film: Aglaya (Krisztina Deak)

Seyirci ödülü:
Ulusal Uzun Metraj En İyi Film - Antalya Kent Konseyi Jürisi tarafından seçilen Seyirci Ödülü: Elveda Katya

Gençlik Ödülü:
Uluslararası En İyi Uzun Metraj Film Akdeniz Üniversitesi Gençlik Jürisi Ödülü: Gülümse (Rusudan Chkonia)

Belgesel Film:
Ulusal En İyi Belgesel Film Ödülü: Siirt'in sırrı (İnan Temelkuran- Kristen Stevens)
Ulusal En İyi Belgesel Film Jüri Özel Ödülü: Yuva (Ebubekir Çetinkaya)
Ulusal En İyi İlk Belgesel Film Ödülü: Ben, Sen, O... (Zeynep Oral)

Kısa Film:
Ulusal En İyi Kısa Film Ödülü: Sessiz (Rezan Yeşilbaş)
Ulusal Enİyi Kısa Film Jüri Özel Ödülü: Buhar (Abdurrahman Öner)

Halkın Portakalı Ödülleri:
1. Film: Sessiz Çığlık

ayhan53
13-10-2012, 19:58
ödülün alt kısmı değerli değildi inşallah:)

denizci
14-10-2012, 08:49
:cool:

aşk

http://666kb.com/i/c835yy32fr98eiexl.jpg

Asmiltak
14-10-2012, 15:46
Catwalk her zaman modayı göstermiyor demek ki..

Kadınlar Sokakta
RoseTeks Tekstil firmasından çıkartılan 380 kişiden biri olan Meral Özyürek, İstanbul Fashion Week’in üçüncü gününde pankartlı eylem gerçekleştirdi. Hatice Gökçe’nin “Trans” adını verdiği defilesi başladıktan sonra mankenler podyumda yürürken gazetecilerin olduğu platformun önüne atlayan Meral Özyürek, ‘Biz ürettik. Biz işten atıldık. Haklarımızı istiyoruz. Alacağız. Rose Teks İşçileri’ yazılı pankartıyla eylemde bulundu. Roseteks işçilerinin mücadelesi devam ediyor!

http://imageshack.us/a/img26/4875/55406237223456619049957.jpg (http://imageshack.us/photo/my-images/26/55406237223456619049957.jpg/)

Uploaded with ImageShack.us (http://imageshack.us)

denizci
15-10-2012, 07:47
:)
http://666kb.com/i/c835v61n4qcda93x5.jpg

denizci
15-10-2012, 11:55
Scorpions geri geliyor

http://666kb.com/i/c84b914sbyqjfvvpw.jpg

Scorpions 17 Ekim'de İzmir Arena'da ve 19 Ekim'de İstanbul Küçükçiftlik Park'ta müzik severlerle buluşacak.

Rock dünyasının efsanevi isimlerinden Scorpions, sevenlerinin yoğun talebi üzerine ‘Comeblack’ ile Türkiye’ye geri dönüyor! Turne kapsamında Scorpions, 17 Ekim'de İzmir Arena'da ve 19 Ekim'de İstanbul Küçükçiftlik Park'ta hayranlarının karşısına çıkacak.

46 yıllık müzik serüvenlerinin sonunda 2010 yılında dağılma kararı alan grup, hala sürmekte olan 3 yıllık Farewell dünya turnesine başladı ve aynı yıl çıkan ‘Sting in the Tail’ albümlerinin başarısı ardından müzikseverlerle yeniden buluşmaya devam ediyor. 2010 Veda Turnesi boyunca sevenlerinin büyük desteğiyle karşılaşan grup üyeleri, bu yeni proje kapsamında bir kere daha stüdyoya girmekten mutluluk duyduklarını belirttiler.

‘Comeblack’ albümü, hem yıllardır gönülden destek gördükleri Scorpions hayranlarına hem de The Beatles ve The Rolling Stones gibi gruba müzik kariyerlerinde ilham veren efsanevi isimlere bir teşekkür niteliğinde... Milyonlarca rockseverin kalbinde taht kurmuş ‘Rock You Like A Hurricane’, ‘Wind Of Change’ ve ‘Still Loving You’ gibi ölümsüz parçalar, grubun kurucusu ve vokalisti Klaus Meine, grubun gitaristi Rudolf Schenker ve Jabs & co. yaratıcılığı ışığında günümüz teknolojisinin olanaklarıyla bu albüm için yeniden kaydedildi.

denizci
15-10-2012, 12:03
altın portakal :düsün:



Bu dönemi böyle kabul etmeli

Kerem Akça , 49. Antalya Altın Portakal Film Festivali’nin ödüllerini değerlendirdi

http://666kb.com/i/c84bd606eosrmrgb8.jpg

12 Ekim 2012 gecesi Cam Piramit’teki ödül töreni ile sonlanan 49. Antalya Altın Portakal Film Festivali’nde ödül dağılımının beklediğime yakın bir çerçevede gerçekleştiğini söyleyebilirim. Jürinin bakış açısına uygun olabilecek eserlerin “Güzelliğin On Par’ Etmez”, “Zerre” ve “Elveda Katya”nın hakimiyetindeki tören, büyük oranda bir daha oyunculuk yapması bile tartışmalı Abdülkadir Tuncer’in ‘En İyi Erkek Oyuncu’ ödülüyle konuşulabilir. Ancak Altın Koza’daki ‘En İyi Yönetmen’ ödülünü de göz önünde bulundurunca bu jüriyi “Küf” gibi yarışmanın en dolgun eserini es geçmesiyle eleştirmek çok doğru değil. “Güzelliğin On Par’ Etmez” gibi Fatih Akın sinemasının dört-beş kademe aşağıda kalmış bir türevinin gecenin galibi olması ise tamamen yüreklere tesir etme ve günümüzün politik konjonktürüyle bağ kurmayla ilintili. Bu durum büyük oranda ‘medyada yüzü olan, deneyimli Türk yıldızlar’dan jüri başkanı tayin etmekten ‘ana akım/seyirciyle iletişime geçen sinema’ya duyarlı jüri üyeleri seçmeye kadar, ‘AKSAV’ın geçen yıl da sonuçlarını gördüğümüz stratejisinin bir uzantısı. Bana kalırsa da bu dört yıllık süreci böyle kabul edip hatırlamalıyız. Zira festivallerdeki yönetim değişikliklerinde benzer durumlardan çok geçtik.

Aslında iyi ya da öne çıkan filmlerin ödül almadığı, hatta ‘En İyi Film’ kategorisinde “Güzel Günler Göreceğiz” gibi bir ‘acemi’ işin daha zafere ulaştığı töreni geriye bıraktık. Ancak bu zamana kadarki değerlendirmelerim ışığında ilerleyen ve sonuçlanan bir süreçti bu. Festival öncesindeki yazımın başlığına uygun bulduğum ‘Hülya Avşar’a kızamayacağız’ deyişinin yan etkileri de, ‘ana ödüller üç-dört film arasında geçer’ düşüncesinin sonuçları da büyük oranda gerçekleşti. Beklediğimiz üzere “Küf” gibi yarışmanın en iyisi belli ‘dinamikler’ ve ‘değerlendirme kıstasları’ sebebiyle ufak ödüllerle kaldı.

“Küf”ün büyük ödüller almasını beklemek polyannacılık yapmak olurdu

Fakat bunun ışığında söylediğimiz Yeşim Ustaoğlu ve Zeki Demirkubuz gibi sinemasını olgunlaştırmış yönetmenlerin buraya baştan başvurmaması, tartışmaları da aza indirgemeli kanımca. Zira geçen sene Ümit Ünal’ın “Nar”ının yaşadığını bu sene büyük oranda “Küf” yaşadı. Ancak onun da ‘ultra minimalist’ duruşuyla ‘ana akım sinema’ya ya da ‘klasik hikaye anlatma sineması’na yakın jüriyi etkileme şansı neredeyse hiç yoktu. Beklendiği üzere de ‘En İyi Yardımcı Erkek Oyuncu’ ve teknik dallar için verilen ‘özel ödül’le bana kalırsa alabileceğini aldı.

Ödüllerde ise beklediğim süreçten tek farklı gelişme Yeşilçam bazlı karton ve demode melodram “Elveda Katya”nın geride kalması olurken, ‘özdeşleşmeye açık ana karakterleri’yle “Güzelliğin On Par’ Etmez” ile “Zerre” arasında bir paylaşım yaşandı. Altı ödül alan Hüseyin Tabak imzalı birincisi ile SİYAD Ödülü hariç ana jüriden üç ödül alan Erdem Tepegöz imzalı ikincisi, festivali galibiyetle kapatmış olarak görülebilir. Bana kalırsa da bu dört yıllık AKSAV dönemi ‘Vecdi Sayar’lı ilk senesini saymazsak yeni isimlere açılan, sinemaya umut aşılayarak ve dinamizmle giren bir kuşağı destekleyen bir süreçti.

Belirgin ilk film acemilikleri içeren eserlerin ödüllendirilmesi şaşırtıcı mı?

İlk filmlerin değerlerini ve Nuri Bilge Ceylan’ın önderlik ettiği 90’lar jenerasyonuna göre denedikleri farklı şeyleri, postmodern eğilimleri ortaya döktü. Ancak genelde ‘klasik hikaye anlatma sineması’na yakın işler ödüllere ulaştı. 2011’in galibi “Güzel Günler Göreceğiz” ve 2012’nin galibi “Güzelliğin On Par’ Etmez”, ilk film acemilikleri göstermeleri fark etmeksizin temellerindeki meselenin katkısı, ana karakterleriyle seyirciyi özdeşleştirme zekası ve rahat izlenme özellikleriyle böylesi bir başarı gösterdiler.

İlkinin TV dizisi estetiğiyle çekilmiş çok parçalı Yeşilçam melodramı hali ile ikincisinin Fatih Akın’ın kültürel sıkışmışlık odaklı hafif tempolu sinemasının dört-beş kademe aşağı indirilmiş yapma duruşu arasında fazla fark yoktu. Bu da sırf samimiyet ve politik konum sebebiyle 12 yaşındaki Abdülkadir Tuncer gibi bir oyuncuya, iyi oynamamasına karşın ‘En İyi Erkek Oyuncu’ ödülü getirdi. Ki kendisinin bundan sonra başka bir rolde yer alması bile sürpriz olur. ‘En İyi Kurgu’ ödülü de yine sadece ‘duruş’ adına, kötü bağlanmış bu filme gitti, tören öncesi değerlendirdiğimiz gibi...

AKSAV döneminin vizyonu eleştirilse de kabul edilmeli

Bu açıdan da son iki yılın galibiyetlerine ‘bir bakış açısının ürünü’ olarak saygı duymalıyız. Zira genel anlamda AKSAV dönemini Kadir İnanır, Müjde Ar ve Hülya Avşar jüri başkanlıkları ve üyeler ışığında değerlendirince seyirciyle barışık duran ve etki bırakan, ama kalite-sinema düzeyi yüksek olmayan eserlerin ödülle döndüğü dönem olarak anılması daha doğru. Çünkü yeni seçimlerle birlikte neler olacağını henüz bilmiyoruz.

Bunun dışında ‘En İyi Görüntü Yönetimi’nde Uğur İçbak beklediğim gibi farkını ortaya koyarken, “Güzelliğin On Par’ Etmez”in ‘En İyi Yardımcı Kadın Oyuncu’, ‘En İyi Senaryo’ ve ‘Behlül Dal Jüri Özel Ödülü’ne uzanması da büyük oranda ‘Avusturya’da Kürt olmak’ dışlanmasının, teröristleştirme odağından bir duygusallaşma olarak anılabilir. Zira seyirci ile sosyopolitik harita açısından bağ kuran bir filmden bahsediyoruz. Tamam ideolojik açıdan bakınca böylesi bir niyet iyi. Ama filmin senaryo adına ilkokul çocuğu kafa karışıklığı bulundurması ve yan karakter yazma sıkıntısına düşmesi, bu noktada çok da anlamlı durmuyor.
“Güzelliğin On Par’ Etmez”in Türklüğü tartışılacak

Ancak belli tartışmalar da bundan sonra ortaya çıkacaktır. Zira son anda denetlenmeye yollanıp yarışma dışı kalan “Kuma”dan daha az yabancı bir film değil bu. Türk bir yapımcısı yok. Karlovy Vary Film Festivali’nde Avusturya filmi olarak yarıştı. Burada da onu yadsımıyor. Sadece oyuncularının ve yönetmenin kimliğiyle, o da ‘pembe pasaport’la belli bir yüzde tutturup festivalin deyişiyle ‘15’ ile beklenen ‘14’ rakamını geride bırakabiliyor.

Bu konuda da “Güzelliğin On Par’ Etmez” için diğer yapımcıların başvurması bir tartışmayı beraberinde getiricektir. En azından sonraki yıllar için bir süreç başlayabilir. Zira burada ‘En İyi Film’e verilen 400.000 TL Türk sineması için ayrılan bir rakam. Festivalin yaptığı son basın açıklaması bazı şeyleri aydınlatırken ilerisi için de önlemlerin şimdiden alınması gerektiği gerçeğini açığa çıkarıyor.

Erdem Tepegöz’ün Pelin Esmer’den iyi yönetmen olduğunu tartışmaya bile gerek yok

Bu durum, sonrasında daha sağlıklı olarak masaya yatırılabilir. Ancak festival öncesi yazdığım yazıda belirttiğim ‘Altın Koza ile karşılaştırınca buradaki ödüllere kızamayacağız’ görüşümü yüzde yüz oranda koruduğumu belirtmeliyim. Zira farklı bir şeyler deneyen ve postmodern eğilimler gösteren yeni ekolümüzün son üyesi Erdem Tepegöz’ün, orada ödül alan Pelin Esmer’den iyi yönetmen olduğu konusunu tartışmaya bile gerek yok. Bu da büyük oranda Adana’daki sonuçların durumunu ortaya koyuyor.

Buradaki jüri eleştirilse de Altın Koza jürisinden daha sinema kriterlerine göre hareket etti. Orası kesin. Bu durum da ‘popüler eğilim’ gösteren jürinin etkilenme ve filmle iletişim kurmanın yanında hak edeni de ödüllendirebileceğini gösteriyor. Tabi büyük oranda 90’lar jenerasyonundan yönetmenlerin yarışmadığı bir durumda bu görüş hakim hale gelebiliyor. Zira oradaki Ustaoğlu ve Demirkubuz isimlerinin varlığı, Belmin Söylemez ile Pelin Esmer’in yara almasını sağlamıştı.

AKSAV döneminde yepyeni yönetmenler tanımak sevindirici

Genel anlamda ise böylesi yeni hedefler peşinde, vizyon sahibi yönetmenlerin öne çıktığı bir festivali geride bıraktık. Erdem Tepegöz’ün ve M. Çağatay Tosun’un postmodern jenerasyonumuza, Ersin Kana’nın popüler sinema yetisine sahip kuşağımıza, Ali Aydın’ın ise NBC sonrası doğan yeni kuşağa hakkıyla eklenmesi muhtemel.

Bu durum da bizdeki ufukları açacak bir duruşu beraberinde getiriyor. “Gişe Memuru”nun yönetmeni Tolga Karaçelik, “Çakal”ın yönetmeni Erhan Kozan’ı, “Geriye Kalan”ın yönetmeni Çiğdem Vitrinel’i ile “Zerre”nin yönetmeni Erdem Tepegöz’ü Antalya’nın AKSAV döneminde tanımak ise aslında büyük oranda ‘ilk film’ çıkışı adına hedeflerin karşılandığını ortaya koyuyor.

AKM Aspendos’un salonunda bir teknik yenilenme şart

Bir-iki kelam da ulusal yarışmanın dışında festival çerçevesindeki diğer konularla ilgili etmeliyiz. Atilla Dorsay’ın Türkan Şoray sergisi ile Ege Görgün’ün Sinema Dergileri sergisini özellikle uğraşılmış ve detaycı bulduğumu söylemeliyim.

AKM Aspendos’un perdesinde HD projeksiyonun çözünürlüğü, sesin anlaşılmazlığı ve sinemaskop formatındaki filmlerin oran sorunu (2.35:1 filmler 2.20:1’de oynuyor) büyük ölçüde yarışan yapıtları ‘gerçek şekli’ ile idrak edemememizi sağladı. Artık bu konuda da bir çözüm üretilip festival konuklarının sinema eserlerini ‘doğru format’ta izleyip daha sağlıklı yorum yapması sağlanmalı kanımca...

kerem akça

denizci
15-10-2012, 14:29
En çok bu filmleri izledik

Toplam 424 filmin gösterildiği 40 haftalık dönemde, sadece 87 filmle izleyiciyle buluşan Türk sineması, buna rağmen her 100 sinema izleyicisinden 44’ünün tercihi oldu

Bu yılın 40 haftasında 87’si Türk yapımı, toplam 424 filmin gösterime girdiği Türkiye’de, sinema izleyicisinin tercihi büyük oranda Türk filmlerinden yana oldu. Bu dönemde gösterime giren 87 yerli film, yabancı sinema ürünlerinin sayısal çoğunluğuna rağmen her 100 sinema izleyicisinden 44’ünü çekmeyi başardı.



Box Office Türkiye istatistiklerinden derlenen bilgiye göre, bu yıl 39’u yerli toplam 231 yapımın vizyona girdiği sinemalarda, geçen yıl

gösterime giren bu yıl gösterimi devam eden ve tekrar gösterilenlerle birlikte 87’si yerli toplam 424 film seyirciyle buluştu.



Bu yıl 40 haftada satılan sinema bileti sayısı, geçen yılın aynı dönemine göre yaklaşık yüzde 8 arttı. Buna göre, sinemalarda geçen yıla oranla seyirci sayısı 2 milyon 261 bin 358 kişi artışla 31 milyon 646 bin 459 olarak gerçekleşti.



Türk sinemasını temsil eden yapımların tüm filmlere oranı düşük olmasına rağmen salonların yaklaşık yarısını, Türk filmlerini izleyenler doldurdu. Türk filmleri için izleyiciler 40 haftada 13 milyon 819 bin 155 bilet satın aldı. Böylece Türk filmlerinin topladığı seyircinin tüm seyirci içindeki oranı yüzde 44’ü buldu.



Bir biletin ortalama 9,52 liradan satıldığı bu dönemde, filmlerin toplam hasılatı 300 milyon lirayı geçti. Toplam hasılatın 301 milyon 274 bin 228 lira olduğu bu dönemde, Türk filmleri de 119 milyon 726 bin 897 lira hasılat yaptı.



Türk sinemasında aslan payı 4 filmde



Türk filmlerinin başarısında, ulaştığı 6 milyonu aşkın seyirci sayısıyla ”Türkiye’de tüm zamanların en çok izlenen filmi” unvanını alan ”Fetih 1453” ile milyon barajını aşan ”Berlin Kaplanı”, ”Sen Kimsin?” ve ”Sümela’nın Şifresi Temel” adlı filmlerin payı büyük oldu. Bu 4 filmi, toplamda 11 milyon 178 bin 730 kişi seyretti.




Gösterim şansı bulan diğer 83 film ise toplam 2 milyon 640 bin 425 seyirci toplayabildi. Aynı dönemde 337 yabancı yapım arasından sadece tek bir film ”Buz Devri 4: Kıtalar Ayrılıyor (Ice Age: Continental Drift)” 1 milyon barajını aşabildi. Türkiye’de bu yılın 40 haftasında en çok izlenen ilk 10 film şöyle:





Film adı .................... Seyirci sayısı............ Hasılat (TL)

1. Fetih 1453 ........ 6.559.645 .... 55.681.387

2. Berlin Kaplanı ........ 1.982.363 .... 18.244.191

3. Buz Devri 4: Kıtalar Ayrılıyor 1.832.262 .... 18.248.678

4. Sen Kimsin? ........ 1.591.820 ......... 14.214.839

5. Sümela’nın Şifresi Temel 1.044.902 ..... 9.334.105

6. Kara Şövalye Yükseliyor 792.876 .... 8.354.909

7. Çizmeli Kedi ........... 696.416 ........ 7.266.777

8. Yenilmezler ........... 665.289 ...... 7.652.903

9. Açlık Oyunları ....... 649.995 ........ 6.099.622

10.Kurtuluş Son Durak ... 583.880 ....... 5.393.534

denizci
15-10-2012, 14:42
İnsan beklentisi kadar mutludur.

Formül: Sıfır beklenti, sonsuz mutluluk. :mut:

Robin Sharma

http://666kb.com/i/c77rrqtmtiupgkv9s.jpg

denizci
15-10-2012, 16:14
Ruhi Su 100 yaşında

http://666kb.com/i/c84hs3xrs8adcdxzo.jpg


Ezgili yürek, türkülerin aydın yüzü, Cumhuriyet sanatçısı Ruhi Su doğumunun 100. yılında dostlarının, sevenlerinin katılımıyla anıldı.

Türkülerin unutulmaz sesi Ruhi Su, Konak Belediyesi ve Yeni Kuşak Köy Enstitüleri'nin birlikte düzenlediği 'Ruhi Su 100 Yaşında' etkinliği ile Konak Belediyesi Dr. Selahattin Akçiçek Eşrefpaşa Kültür ve Sanat Merkezi'nde anıldı. Konak Belediye Başkanı Dr. Hakan Tartan, '100'üncü yaşını kutladığımız büyük sanatçı Ruhi Su'yu İzmir'de hep birlikte anmak sadece onu değil, türkülerimizin doğduğu Anadolu'nun her köşesini hatırlamak demek. Çünkü Ruhi Su yaşadığı süre boyunca bu toprakları yüceltti, Anadolu insanının ne kadar duyarlı, duygulu olduğunu gösterdi. Bununla yetinmedi ülkenin sorunlarına tepkisini en güzel şekliyle dile getirdi, sazına işledi. Sesiyle, düşüncesiyle, kişiliğiyle daha yüz yıllarca yaşacak olan Ruhi Su'nun 100'üncü yaşı kutlu olsun' diye konuştu.

Suat Koçyiğit'in Avustralya konseri sırasında çektiği belgeseliyle başlayan söyleşide sanatçıya saygısını 'Türkülerin Kocabey'i' diyerek gösteren Varlık Özmenek, Ruhi Su Dostlar Korosu'nun ilk üyelerinden ve Ruhi Su'nun öğrencisi Karabey Aydığan ve eski dostlarından Cengiz Bektaş ustayı doğumunun 100'üncü yılında İzmirlilere anlattı. Düzenlenen söyleşinin yönetmenliğini ise Köy Enstitülüler Derneği Başkanı Prof. Dr. Kemal Kocabaş üstlendi.

Belgeselinde, 'Türkü söylememek benim için bitmek gibi bir şey. Türkü söylemeden yapamam' diyen Ruhi Su, pek çok sanatçıya duruşuyla, seçtiği türkülerle örnek olmuş, türkü söylemeyi öğretmiş, hatta türküleriyle aydın kesimi bile etkilemiş bir isim.

Yakın dostları Ruhi Su ile olan anılarını anlatırken kendisinin ne kadar Cumhuriyetçi ve aydın bir kişiliğe sahip olduğunu vurguladılar. Hasanoğlan Köy Enstitüsü`nde müzik öğretmenliği yaptığı hatırlatılan Su'nun mesleğine aşık, titiz ve söylediği türkülerde secici olduğu anlatıldı. Ruhi Su'nun Cumhuriyet'in yetiştirdiği büyük bir isim' diyen dostları büyük ustanın bir ekol olduğunu da dile getirdiler.

denizci
15-10-2012, 16:58
Sürpriz keşif

http://666kb.com/i/c84iykpcbwa6n23is.jpg

2300 yıl önce tanrılar...


Muğla'nın Yatağan ilçesindeki Stratonikeia Antik Kenti'ndeki kazı çalışmalarında 2 bin 300 yıllık olduğu tahmin edilen ve o dönemdeki mitoloji tanrılarının mermer bloklarına işlendiği 15 mask gün yüzüne çıkarıldı.

Stratonikeia Antik Kenti Kazı Başkanı Doç. Dr. Bilal Söğüt, yaptığı açıklamada, tiyatroların antik dönemin en önemli eğitim ve kültür mekanları olduğunu söyledi.

Eski dönemlerde antik tiyatrolarda gösteriler yapıldığını ve Stratonikeia'daki antik tiyatroda bulunan yazıtlardan trajedi, komedi gibi oyunların oynandığıyla ilgili bilgiler aldıklarını anlatan Söğüt, Stratonikeia Antik Kenti'ndeki kazı çalışmalarında 2 bin 300 yıllık olduğu tahmin edilen ve o dönemdeki mitoloji tanrılarının mermer bloklarına işlendiği 15 mask gün yüzüne çıkardıklarını kaydetti.

Buldukları masklarla yazılı belgeleri desteklediklerini vurgulayan Söğüt, ''Maskların yaklaşık 5 metrelik sütunların üzerinde görünen üst yapıya ait elemanlar olduğunu tahmin ediyoruz. Bunların özelliği, trajedi ve komediyle ilgili farklı tanrı, tanrıça ve antik dönemin töresiyle ilgili olmaları. Bulunan maskların arasında Dionysos, tanrı Men, Apollon, Artemis ve Dionysos'un alayında yer alan Satyr ve Silenos var'' dedi.

Masklarda farklı kültürlere ait betimlemelerin yer aldığını anlatan Söğüt, ''O dönemde Anadolu'dan tanrı Men ile ilgili oyun sergilenmek istenildiğinde tanrı Men'in pişmiş topraktan yapılmış maskı takılıyordu. Tanrı Dionysos'u canlandıran bir oyun sergileneceği zaman ise Dionysos'un maskı takılıyordu. Kazı çalışmalarımızda o dönemdeki sosyal hayatın ve kültürel faaliyetin taşa yansıyan, değişmeyen izlerini bulduk'' diye konuştu.

Bilal Söğüt, antik kentin sosyal yaşamı kadar mimari özelliğinin de önemli olduğunu, bulunan eserler sayesinde yaklaşık 2 bin 300 yıl önce bir mimarın düzenlemesini de kesin olarak tespit ettiklerini belirtti.

Önceki kazılarda maskların pişmiş topraktan yapılmış küçük figürlerini bulduklarını anımsatan Söğüt, şöyle devam etti:

''Onlar oyun sırasında kullanılan masklardı. Ama son bulduğumuz bu masklar tiyatro gösterilerinde kullanılan maskların kabartmaları. O dönemin heykel sanatını, mimarisini ve kültürünü bize açık bir şekilde gösteriyor. Bu eserler konservasyon ve restorasyon süreçleri tamamlandıktan sonra tiyatrodaki yerlerine konulacaklar. Bu uzun bir süreç olduğu için antik kenti ziyarete gelen vatandaşlarımıza bu maskları uygun bir yerde gösteriyoruz.''



ANTİK TİYATRO AYAĞA KALDIRILIYOR


Stratonikeia'nın diğer kentlerden farklı, yaşayan bir arkeoloji kenti ve yerin altıyla üstünün barışık bir kent olduğunu vurgulayan Söğüt, bu barışıklılığı devam ettirmek istediklerini kaydetti.

Söğüt, antik tiyatronun basamaklarının geçmiş yıllarda yaşanan depremler ve yağışlar nedeniyle zamanla kaydığını da anlatarak, şöyle konuştu:

''Çok büyük depremler olmasa antik kentler çok hasar görmez. Bu depremler sırasında oynamalar oluyor, oynamalara bağlı olarak yağmur suları toprağı kaygan hale getiriyor ve taşları yerinden oynatıyor. Biz de burada kaygan toprakları düzenleyerek blokları vinç yardımıyla yeniden yerlerine yerleştiriyoruz.''



AA

merdem
15-10-2012, 17:46
Herkese iyi akşamlar, Nazım hikmetten bir dörtlük paylaşayım içimden geldi.
Yıllardır çok sevdiğim ve ezberimden olan satırlar.. :)

Öptü beni : «— Bunlar, kâinat gibi gerçek dudaklardır,» — dedi.
«Bu ıtır senin icâdın değil, saçlarımdan uçan bahardır,» — dedi.
«İster gökyüzünde seyret, ister gözlerimde :
«körler onları görmese de, yıldızlar vardır,» — dedi...

denizci
16-10-2012, 09:37
hay yaşa sv merdem :super:



Herkese iyi akşamlar, Nazım hikmetten bir dörtlük paylaşayım içimden geldi.
Yıllardır çok sevdiğim ve ezberimden olan satırlar.. :)

Öptü beni : «— Bunlar, kâinat gibi gerçek dudaklardır,» — dedi.
«Bu ıtır senin icâdın değil, saçlarımdan uçan bahardır,» — dedi.
«İster gökyüzünde seyret, ister gözlerimde :
«körler onları görmese de, yıldızlar vardır,» — dedi...

denizci
16-10-2012, 16:53
Orhan Kemal 'in kaleminden Nazım'ı okuyacaklar

Türk edebiyatının önemli kalemlerinden Orhan Kemal 'in “ Nazım Hikmet 'le 3,5 Yıl” anı kitabı, Pakistan'da yayımlandı

http://666kb.com/i/c85j9whevl6fzfm7y.jpg

Farrukh Sohail Goindi'nin yönettiği Jumhoori Yayınevi'nde, ''Orhan Kemal, Nazim Hikmet Ke Saath Jail'' adıyla Pakistanlı okurların beğenisine sunan Goindi, AA muhabirine yaptığı açıklamada, ''Orhan Kemal'in edebiyatı, kendisinin olduğu kadar Türk halkının da yaşamının gerçek bir yansıması. Onun güçlü ve akıcı kalemi, önemi zamanla artan bir edebiyat üretiyor. Bu yüzlerce yıl kıtaları yöneten ve şimdi ışığıyla üçüncü dünya ülkelerini aydınlatan bir medeniyetin edebiyatıdır'' dedi.

Ejaz Ahmed Rana'nın Urdu diline çevirdiği ''Orhan Kemal, Nazim Hikmet Ke Saath Jail'', 1940-1943 yılları arasında Bursa Cezaevi'nde aynı koğuşu paylaşan Nazım Hikmet ile Orhan Kemal'in hapishane yaşamını, dostluklarını, insan sevgilerini anlatıyor. Eser, ''Orhan Kemal ve Nazım Hikmet: Mahkemedeki Yazarlar, Orhan Kemal'in Babası Abdülkadir Kemali Bey, Şairlikten Romancılığa, Nazım Hikmet'le 3,5 Yıl, Orhan Kemal'in Hapishane Notları, Nazım Hikmet'ten Orhan Kemal'e Mektuplar'' gibi bölümlerden oluşuyor.


"TÜRK EDEBİYATI BİR HAZİNE"


Türk edebiyatını yakından takip eden ve Orhan Kemal'in ''Baba Evi'', ''Avare Yıllar'', ''Cemile'' ve ''72. Koğuş'' adlı eserleri de geçtiğimiz yıllarda kitapseverlere kazandıran yayınevi sahibi Goindi, ''Orhan Kemal'in eserleri, Pakistanlılar için henüz yeni olmasına rağmen bizim yazarlarımızı, entelektüellerimizi, fikir adamlarımızı, bizimle tamamen benzer konulardan ötürü çekiyor'' dedi.

Goindi, ''Türk medeniyeti bölgedeki diğer kültürler üzerinde büyük bir etki bırakan muhteşem bir medeniyet. Türk yazarları da unutulmaz klasik edebiyat ürettiler ve kuvvetle inanıyorum ki bu hazine açığa çıkarılmalı ve diğer kültürlere de tanıtılmalı'' diye konuştu.

Pakistan'da Orhan Pamuk, Adalet Ağaoğlu, Yaşar Kemal, Elif Şafak gibi diğer Türk yazarların da çevirilerinde yapıldığını ifade eden Goindi, özellikle Orhan Kemal eserlerine duyduğu ilgiyi şu sözlerle ifade etti:

''Orhan Kemal'in edebiyatı, kendisinin olduğu kadar Türk halkının da yaşamının gerçek bir yansıması. O toplumun alt ve üst kesimi arasındaki dinamikler ile ifadesine güç veren ilerici bir yazar. O toplumunun kaba ve trajik yanını ortaya koyuyor. Onun güçlü ve akıcı kalemi, önemi zamanla artan bir edebiyat üretiyor. Bu yüzlerce yıl kıtaları yöneten ve şimdi ışığıyla üçüncü dünya ülkelerini aydınlatan bir medeniyetin edebiyatıdır''

Kitabın çevirmeni Rana ise Orhan Kemal'in yazı üslubunun etkileyici bir sadelikte olduğunu, ancak Nazım Hikmet'in mektup ve şiirlerini çevirirken zorlandığını belirtti.

Rana, ''Yazarın, büyük bir şair, büyük bir deha olan Nazım Hikmet ile olan olan yaşantısını değil, çilek yemekten ve arkadaşından hediye tavşan almaktan heyecan duyan bir insan olması, kitabın en ilgi çekici tarafıdır'' görüşünü dile getirdi.

merdem
16-10-2012, 17:19
Bende Nazım Hikmet'in hayatını Zekeriya Sertel'in Mavi Gözlü Dev kitabından okumuştum. Muazzam bir kitaptı ve soluksuz okudum. Çok eski bu kitabı bir arkadaşın kolleksiyonundan bulmuştum.

Bulabilen olursa kaçırmasın derim..

mamiabi
16-10-2012, 19:34
Eco'nun pek çok kitabını (roman, deneme vs) okudum...
Ne zamandır uzak kalmışım.
Harika bi haber bu :)
Teşekkürler

Umberto Eco 'dan yeni kitap


http://666kb.com/i/c7t8ctvxi316ig2t3.jpg


Dünyaca ünlü İtalyan yazar ve düşünür Umberto Eco’nun Yengeç Adımlarıyla adlı yeni kitabı, günümüz dünyasıyla ilgili önemli soruları gündeme taşıyor

Eco’nun 2000-2005 yılları arasında yazdığı bazı makale ve konferans metinlerinden oluşan kitap, özellikle “sıcak savaşlara geri dönüş” ve “medyatik popülizm” konuları üzerinde yoğunlaşıyor.

Eco’ya göre, içinde bulunduğumuz “yazgısal boyutlu” bir dönem. Yeni binyıla duyulan kaygılarla açılan bu dönem, 11 Eylül saldırısı, Afganistan ve Irak savaşlarıyla devam ediyor; İtalya’da ise Silvio Berlusconi’nin yükselişi görülüyor.

Eco, özellikle tarih ve iletişim alanlarındaki “ilerleme”nin “yengeç adımlarıyla” yani geriye dönük olduğunu söylüyor. Başlıca örnekleri, Soğuk Savaş’ın ardından “Yeni Savaş” adını verdiği bölgesel sıcak savaşların gündeme gelmesi, 11 Eylül saldırılarının yol açtığı İslamofobinin nerdeyse yeni bir Haçlı Seferi’ne dönüşmesi; “evrim” karşıtı görüşlerin güçlenmesiyle Hıristiyan köktendinciliğinin yeniden ortaya çıkışı; Çin’in gelişmesiyle birlikte “Sarı Tehlike” hayaletinin canlanması; Yahudi düşmanlığının geri dönüşü; İtalya’da Silvio Berlusconi’nin “medyatik popülizm”inin yükselişi; “ağır iletişim”den (televizyon) “hafif iletişim”e (internet ve devamı) geçiş sonucu medyanın kimlik değiştirmesi. Eco’nun düşündürürken eğlendiren kaleminden, savaş, iletişim, medya, dinbilim, Latince, televizyon, Ortaçağ, internet gibi pek çok konuyla ilgili okurlar için, kısacası
herkes için bir kitap.

http://666kb.com/i/c7t8dyoviozlgggmv.jpg


Yazar hakkında
Umberto Eco (1932), bilim adamı, yazar, edebiyatçı, eleştirmen ve düşünür kimliğiyle 20. yüzyılın en önemli düşünce adamlarından biridir. Dünya kamuoyunun gündemine 1980’de çıkan ilk romanı Gülün Adı ile giren Eco’nun romanlarının ve bilimsel kitaplarının pek çoğu Türkçede de yayımlandı. Baudolino (2003), Kraliçe Loana’nın Gizemli Alevi (2005) ve Prag Mezarlığı (2011) adlı romanları ile Güzelliğin Tarihi (2006) ve Çirkinliğin Tarihi (2009) adlı incelemeleri de Doğan Kitap yayınları arasında çıktı.

denizci
17-10-2012, 08:00
Modern Türkçe Edebiyat Sempozyumları 2

http://666kb.com/i/c86682wp3k84gwmto.jpg

Kadir Has Üniversitesi Amerikan Kültür ve Edebiyatı Bölümü ve Türk Dili Ders Koordinatörlüğü’nün ortaklaşa düzenlediği Yusuf Atılgan Sempozyumu, eleştirmen-yazar Doğan Hızlan’ın açılış konuşmasıyla Cibali Kampüsü’nde 18-19 Ekim 2012’de gerçekleşecek.
… “Görürsünüz adam olmayacak bu çocuk” derdi. Konuşmazdım. Sevinirdim. Babam adamsa ben olmayacaktım…
… Birden kaldırımlardan taşan kalabalıkta onun da olabileceği aklıma geldi. İçimdeki sıkıntı eridi…
Aylak Adam romandan ödünç aldığımız bu iki cümle yazar Yusuf Atılgan’ın kaleminden dökülmüştü. Eserlerinden psikolojik yabancılaşma ve yalnızlık temasını başarıyla işleyen Türk roman ve öykü yazarı Atılgan 1989’da bu dünyadan göçüp gitti.

Modern Türk edebiyatının köşe taşı olmuş ancak yeterli akademik ilgiyi görememiş yazarlarına odaklanmayı amaçlayan Modern Türk Edebiyatı Konferansları dizisinin ilkini geçtiğimiz yıl yazar Tezer Özlü’ye adayan Kadir Has Üniversitesi, bu yılki diziyi Yusuf Atılgan’a adadı.

Kadir Has Üniversitesi Amerikan Kültür ve Edebiyatı Bölümü ve Türk Dili Ders Koordinatörlüğü’nün ortaklaşa düzenlediği sempozyumla ile modern Türk edebiyatının önde gelen ustalarından Yusuf Atılgan’ın eserleri 18-19 Ekim 2012 tarihlerinde tüm yönleriyle incelenecek.

1959’da yayımlanan ‘Aylak Adam’la Türkçe edebiyattaki en belirgin ‘flaneur’ tiplemesini yaratıp, varoluşçu bir perspektif sunan, 1973 yılında yayımlanan ‘Anayurt Oteli’ ile de deneysel psikolojik romanın en çarpıcı örneklerinden birini yaratan Yusuf Atılgan’ın eserleri karşılaştırmalı okumalar, varoluşçuluk, flaneur edebiyatı, modernleşme, psikanaliz, toplumsal cinsiyet, kent-taşra ikiliği, edebiyat-sinema ilişkisi, toplumsal cinsiyet, minör edebiyat ve siyaset-edebiyat ilişkisi gibi birçok bağlamda tartışılacak.

Açılış konuşmasını eleştirmen-yazar Doğan Hızlan’ın yapacağı sempozyuma, Fatih Özgüven ve Zahit Atam gibi sinema eleştirmenleri de konuşmalarıyla katkıda bulunacak. Toplam 18 konuşmacının sunum yapacağı sempozyumun kapanış konuşmasını ise Yusuf Atılgan’a dair ‘içeriden’ bir yorum sunacak olan eşi Serpil Atılgan ve oğlu Mehmet Atılgan yapacak.

Modern Türkçe edebiyata dair akademik çalışmalarda önemli bir boşluğu dolduracak olan bu sempozyum bütün izleyicilere açık olarak düzenleniyor.

http://666kb.com/i/c86691b3kqh057xqk.jpg


Sempozyum 18 ve 19 Ekim'de Kadir Has Üniversitesi, Cibali Kampüsü, Galata Salonu'nda.

Düzenleme Komitesi
Selhan S. Endres
Şehnaz Şişmanoğlu Şimşek
Ahmet Ergenç
Özge Ercan
Bülent Eken

Program
18 Ekim, Perşembe
09:30 -10:00 Kayıt
10:00 -10:30 Açılış Konuşması: Doğan Hızlan
10:30 -11:20 I. Oturum
Moderatör: Bülent Eken
“Atılgan’da Asılanlar” Hilmi Tezgör (Yeditepe Üniversitesi)
“Aşk ve Profanlaşma: Bir Anayurt Oteli Konaklaması” Yüce Aydoğan (Boğaziçi Üniversitesi)
11:20 -11:40 Çay-kahve arası
11:40 - 12:30 II. Oturum
Moderatör: Şehnaz Şişmanoğlu Şimşek
“Üç Roman-Üç Film: Kafka, Perec ve Atılgan Uyarlamalarına Karşılaştırmalı Bir Bakış” Sedat Gencer ve Tülay Gencer (Süleyman Demirel Üniversitesi, Eren Üniversitesi)
“Aylak Adam ve Tuhaf Bir Kadın Caddelerde Gezinirken: Aynı Caddeler, Ayrı Deneyimler “ Nihal Bozok ve Meral Akbaş (Orta Doğu Teknik Üniversitesi)
12:30 -13:30 Öğle yemeği
13:30-14:10 Davetli Konuşmacı: Fatih Özgüven
14:10-14:30 Çay-kahve arası
14:30 -15:20 III. Oturum
Moderatör: Hilmi Tezgör
“Aylak Adam ve Minör Edebiyat” Senem Timuroğlu (Özyeğin Üniversitesi)
“Yeraltının İki Yüzü: Zebercet ve C” Ahmet Ergenç (Kadir Has Üniversitesi)
15:20 -15:40 Çay-kahve arası
15:40 -16:30 IV. Oturum
Moderatör: Yüce Aydoğan
“Aylak Adam’ın Anti-Kahraman C.’nin Toplumsal Rollerle İlişkisi” Evşen Mercan Çerkesli (İstanbul Kavram Meslek Yüksekokulu)
“Bataklığın Aynasında ‘Görülen”’ Aslan Erdem (Yeditepe Üniversitesi)

19 Ekim, Cuma
10:30 -12:00 V. Oturum
Moderatör: Talat Parman
“Aylak Adam: Tekinsiz ve Tutamaksız” Seçil Ürkmez (İstanbul Üniversitesi)
“Kayıp Cennetin İzinde Bir ‘Aylak’ Adam” Nazlıhan Aktaş (İstanbul Üniversitesi)
“Bekleyen Bir Karakter Olarak Zebercet: Dürtü Kuramından Perversiyona Bakış” Seval Birdal (İstanbul Üniversitesi)
“‘Çekirdeksiz’lik Hali: Zebercet’in Ruhsal İşleyişinin Ödip Öncesi Dönem Bağlamında Değerlendirilmesi” Sedef Tarçın Şakır (İstanbul Üniversitesi)
12:00 -13:00 Öğle yemeği
13:00 -13:50 VI. Oturum
Moderatör: Aydın Çam
“Sahibini Arayan ‘Defo’” Fatma Damak (Boğaziçi Üniversitesi)
“Yusuf Atılgan ve Haldun Taner’de Ayarsızlar: Tıkırındaki Düzene Eleştirel Bir Bakış” Kabil Demirkıran (Boğaziçi Üniversitesi)
13:50 -14:10 Çay-kahve arası
14:10 -15:00 VII. Oturum
Moderatör: Ahmet Ergenç
“Canistan’da İktidarın Hem Ödülü Hem Bedeli Olarak ‘Erkeklik’” Pelin Aslan (Boğaziçi Üniversitesi)
“Aylak Adama Arkadan Yaklaşmak: Queer Bir Okuma Mümkün mü?” Özge Karlık (Orta Doğu Teknik Üniversitesi)
15:00 -15:20 Çay-kahve arası
15:30 -16:40 VIII. Oturum
Moderatör: Pelin Aslan
“Aylak Adam Neden Issız Adam Değildir” Şenay Tanrıvermiş (Kadir Has Üniversitesi)
“Aylak Adam ve Beyoğlu Sinemaları” Aydın Çam (Doğuş Üniversitesi)
“Aylak Adam’ın İstanbul’u” Elif Şafak (Mimar Sinan Üniversitesi)
16:50 -17:30 Davetli Konuşmacılar
Zahit Atam, Murat Akser
17:30 -18:30 Kapanış Konuşması
Serpil Atılgan, Mehmet Atılgan, Ahmet Ergenç
18:30 -19:30 Kokteyl

denizci
17-10-2012, 11:35
Müzede büyük soygun

http://666kb.com/i/c86bpewoujgr9t098.jpg

Aralarında Picasso, Monet, Matisse ve Gauguin’in eserlerinin de bulunduğu 7 parça Hollanda’daki bir müzeden çalındı.

New York Times’ın haberine göre, geçtiğimiz gün Hollanda’da 20’inci yaş gününü kutlayan bir sanat müzesinden Picasso, Monet, Gauguin, Matisee ve Lucian Freud’un eserlerinin bulunduğu 7 parça çalındı.

Sanat dünyasına bomba gibi düşen hırsızlık olayında, Rotterdam kentindeki Kunsthal müzesinden çalınan tablolar şunlar: 1890 tarihli “Self-Portrait” (Meyer de Haan); 1898 tarihli “Girl in Front of Open Window” (Paul Gauguin); ikiside 1901 tarihli “Waterloo Bridge, London” ve “Charing Cross Bridge, London” (Monet); 1919 tarihli “Reading Girl in White and Yellow” (Matisse); 1971 tarihli “Harlequin Head” (Picasso); ve 2002 tarihli “Woman With Eyes Closed” (Lucian Freud).

2010 yılında da aralarında Picasso ve Matisse tablolarının bulunduğu 5 eser Fransa’daki Modern Sanat Müzesi’nden çalınmıştı. Çalınan eserlerin hala bulunamadığı belirtiliyor.

Çaılnan tablolar:

http://666kb.com/i/c86bn97peu7qyu170.jpg

denizci
17-10-2012, 16:03
300 milyon dolarlık soygun

üstelik hollanda gibi ciddi müzecilik bilen bir ülkede :düsün:

amsterdam daki 3-5 müzeyi gezmiştim 20 sene önce

bizdeki gibi sabit bekleyen bi bekçiyle değil ,sürekli hareket halinde ilginç dinamik

bi koruma sistemi vardı ... van gogh , rijks museum ve diğerlerinde

üstelik şimdiki gibi elektronik sistemler çok gelişmiş değildi

ayrıntılar bakalım nasıl gelecek ...

denizci
17-10-2012, 21:15
Damien Hirst'ten sansasyonel bir iş daha

http://666kb.com/i/c86qen8atsdzufsib.jpg

Damien Hirst bu sefer de çıplak hamile heykeliyle gündemde

Sanat dünyasında kural tanımaz tavırlarıyla en yaramaz ve en çok tartışılan sanatçılarından olan İngiliz sanatçı Damien Hirst ses getirecek bir yapıta daha imza attı. 47 yaşındaki Hirst karnının bir kısmında ana rahmindeki bebeğin de görüldüğü, elinde kılıç tutan çıplak bir hamile heykeli yaptı. 20.5 metre yüksekliğindeki heykel, sanatçının evinin ve bir restoranının olduğu Devon'da, denize
bakan bir tepeye konuldu. Hirst'ün 20 yıllığında yerel yönetime verdiği "Verity" adlı bronz heykeli kimileri kamu içinde sergilenmek için uygunsuz buldu, kimileri ise "Güzel ama martıların hedefi olacağı kesin" dedi.

Belediyeye heykele karşı çıkan 100 kişi "itiraz mektubu" gönderildi. Yerel yöneticiler ise heykelin turizme katkısı olacağını düşündüklerini söyledi.

denizci
18-10-2012, 09:11
trt TÜRK iyi işler çıkartıyor :super:


'Türkiye'den Altı Yazar Portresi' belgeseli basına tanıtıldı

http://666kb.com/i/c878jgl41qezj9aof.jpg

Belgesel Avrupa televizyon kanallarında yayınlandı, Almanya da ise ders ve seminer konusu olarak okutuluyor

T24

Nazım Hikmet, Yaşar Kemal, Orhan Pamuk, Murathan Mungan, Elif Şafak ve Aslı Erdoğan'ın yaşam öyküleri ve eserlerinin ele alındığı "İnsan Manzaraları-Türkiye'den Altı Yazar Portresi" belgeseli basına tanıtıldı.

Belgeselin TRT-Türk'te yayına girecek olması dolayısıyla Almanya'nın Ankara Büyükelçiliği'nin Tarabya'daki tarihi yazlık rezidansında düzenlenen tanıtım toplantısına, Büyükelçi Eberhard Pohl, edebiyatçılar Yaşar Kemal, Murathan Mungan, Nazlı Eray, edebiyat eleştirmeni Doğan Hızlan, fotoğrafçı Ara Güler, belgeselin yapımında rol alan Alman WDR kanalının redaktörlerinden Birgit Keller-Reddemann, belgeselin yazarı ve yönetmeni Osman Okkan ile TRT- Türk Genel Müdürü Ümit Sezgin'in yanı sıra edebiyat ve basın camiasından çok sayıda davetli katıldı.

Toplantının açılış konuşmasını yapan Almanya'nın Ankara Büyükelçi Pohl, iki ülke arasındaki ilişkilerde edebiyatın önemli bir rolü olduğunu belirterek, “Orhan Pamuk, Zülfü Livaneli ve Yaşar Kemal gibi yazarlar, Türk insanını Almanya'da çok yönlü ve bütün giriftliğiyle tanıttı” dedi.

Tanıtımı yapılan belgeselin de Türk yazarları hem Türk hem de Alman perspektiflerini birleştirerek anlatmayı başardığını kaydeden Pohl, “İnsan Manzaraları”nı heyecan verici diye niteledi.



'Okullarda ders oldu'



Yönetmen Osman Okkan da belgeselin ilk bölümünü teşkil eden Nazım Hikmet portresini 1992'de çekmeye başladıklarını, 6 portrenin 20 yılda tamamlandığını söyledi.

Belgeselin bugüne kadar WDR ve ARTE gibi Avrupa televizyon kanallarında yayınlandığını aktaran Okkan, ayrıca Almanya'da okullarda ders ve seminer konusu olarak ele alındığını kaydetti.

Okkan, belgeselin TRT-Türk tarafından yayınlanacağı duyulduğundan beri Türkiye'deki üniversitelerden de istekler aldığını dile getirerek, “Bu filmler hiçbir zaman kitapların, romanların, şiirlerin yerini tutmuyor. Ama edebiyata ilgisi olan insanlar zaten bu yazarları tanıyorlar. Önemli olan, şimdiye kadar bu ilişkiyi kuramamış insanları da bu yazarların dünyalarına çekebilmek. Bu büyük bir mutluluk” diye konuştu.

Sunuş konuşmalarının ardından Doğan Hızlan'ın moderatörlüğünde, yazar Murathan Mungan, redaktör Birgit Keller- Reddemann, TRT-Türk Genel Müdürü Ümit Sezgin ve yönetmen Osman Okkan'ın katıldığı kısa bir söyleşi gerçekleştirildi.

Eleştirmen Doğan Hızlan, günümüzde yazarların sadece kitaplarla değil, görsel malzemeyle de okurla aralarında bağlantı kurmaları gerektiğini belirterek, Osman Okkan'ın belgeseliyle bunu başardığını vurguladı.

Yazar Murathan Mungan ise “Şimdiki aklım olsaydı, tamamen takma bir isimle, hiç yüzümü göstermeden yazar ve yaşardım” dedi.

Bu düşünceye, büyük ölçüde tanındıktan sonra vardığını kabul ettiğini vurgulayan Mungan, “Vardığım yerde insan olarak ve yazar olarak en çok ihtiyacını hissettiğim şey, anonim bir kimlik, görünmez olmak” diye konuştu.

Mungan, bununla birlikte, tanıtımı yapılan belgeseldeki gibi, göründüğü ve kendini anlatmak zorunda kaldığı durumlarda da başlıca kaygısının, okuruna kendisi ve eserleri hakkında “doğru ip uçlarını” vermek olduğunu ifade etti.



'Kültür, haberden daha çok ilgi çekiyor'



TRT-Türk Genel Müdürü Ümit Sezgin de kanallarının haber ve kültür ağırlıklı bir yayın politikası olduğunu ancak zaman içinde kültür alanındaki yayınların haber yayınlarına oranla daha büyük ilgi gördüğünü tespit ettiklerini anlattı.

Sezgin, “Artık izleyicide haber izlemek konusunda bir isteksizlik var ama ciddi kültürel yayıncılığa ihtiyaç var” dedi.

Sezgin, toplantının onur konuğu olan Yaşar Kemal'le aynı mekanda olmanın kendisi için büyük mutluluk olduğunu vurgulayarak, “Onun hakkında 10 belgesel olsa 10'unu da yayınlamaya çalışım” diye konuştu.

Söyleşinin ardından belgeselin Yaşar Kemal'le ilgili bölümünden 30 dakikalık bir kısım davetlilere izletildi.

“İnsan Manzaraları-Türkiye'den Altı Yazar Portresi” belgeseli, 21 Ekim'den itibaren TRT-Türk kanalında yayınlanacak. Belgesel 6 hafta boyunca pazar günleri saat 19.30'da izleyiciyle buluşacak. Alman Goethe Enstitüsü ile TRT-Türk işbirliğiyle belgeselin Türk üniversitelerinde gösterilmesi ve hakkında söyleşiler düzenlenmesi de planlanıyor.

Halil64
18-10-2012, 11:25
Gerçekten güzel belgeseller, devamı dileklerimle...

Selam ve saygılar Denizci abi. :)

denizci
18-10-2012, 16:33
Safiye Ayla ve Zeki Müren Ses Yarışması

Safiye Ayla ve Zeki Müren Ses Yarışması ile Türk Sanat Müziği’nin yeni altın sesleri seçilecek.

http://666kb.com/i/c87jpo1tlh0crdcpi.jpg


Türk Eğitim Vakfı (TEV) ve TSK Mehmetçik Vakfı Türk Sanat Müziği’nin iki önemli isminin anısına düzenlenecek ses yarışması ile geleceğin yıldızlarına yeni bir dünyanın kapılarını açacak. TEV ve Mehmetçik Vakfı’nın Safiye Ayla ve Zeki Müren adına üç yılda bir düzenledikleri ses yarışması bu yıl Lütfi Kırdar Sergi ve Kongre Sarayı’nda 8 Aralık 2012 Cumartesi günü gerçekleştirilecek. TRT Müzik kanalından canlı olarak yayınlanacak 4. Zeki Müren ve Safiye Ayla Ses Yarışması’na başvurmak isteyen adayların ses kayıtlarını CD ile birlikte 12 Kasım 2012 tarihine kadar TEV’e iletmeleri gerekiyor.



Safiye Ayla ve Zeki Müren’in anısına gerçekleştirilecek olan ve yeni sesleri topluma tanıtma amacı ile üç yılda bir yapılarak geleneksel hale getirilen ses yarışmasına katılacak adaylar, Safiye Ayla ve Zeki Müren adına ayrı dalda yarışacaklar. Yarışma sonucunda birincilere 10.000 TL, ikincilere 7.000 TL, üçüncülere 5.000 TL ve dördüncü, beşinci, altıncılara ise 2,000TL ve plaket ödül olarak verilecek.



Safiye Ayla ve Zeki Müren Ses Yarışması’na başvuracak adayların 31.12.1977 - 01.01.1994 tarihleri arasında doğmuş olmaları gerekiyor. TRT ve Devlet Koroları’nın kadrolu sanatçıları ile piyasada ticari çalışmalar yapan profesyonel sanatçıların katılamayacağı yarışma için adaylar,CD’ye kaydettikleri eser ile özgeçmişlerini, son altı ay içerisinde çekilmiş olan 4 adet vesikalık fotoğraflarını, eserlerin yedişer adet notasını ve noterden tasdikli imza örneklerini, açık adres, e-posta adresi ve telefon bilgileriyle birlikte 12 Kasım 2012 tarihine kadar TEV’e iletmeleri gerekiyor.



Başarılı ve ihtiyaç sahibi Türk gençlerine eğitim imkânı sağlayan TEV ile şehit ve gazi çocuklarına, yakınlarına destek veren TSK Mehmetçik Vakfı’na bağışlarıyla büyük katkıları olan Safiye Ayla ve Zeki Müren’i anma ve onların anısına yeni sesleri topluma tanıtma amacı ile üç yılda bir yapılarak geleneksel hale getirilen ses yarışmasının bu yıl 4.sü gerçekleştirilecek. TRT Müzik’in medya sponsorluğunda gerçekleşecek olan yarışma TRT Müzik kanalından canlı olarak da yayınlanacak.

Tüm başvuru ve değerlendirme süreci ile ilgili daha detaylı bilgiye www.tev.org.tr adresinden ulaşabilirsiniz.

TEV (Türk Eğitim Vakfı) Hakkında:

TEV, 4 Mayıs 1967 tarihinde Merhum Vehbi Koç'un önderliğinde eğitime gönül vermiş 205 Türk aydını tarafından kurulmuştur. Misyonu; başarılı, fakat maddi desteğe ihtiyacı olan, ülkemize ve insanlığa katkılar sağlayacak öncü gençleri ve onların yetişecekleri eğitim sistemini desteklemektir.

Türk Eğitim Vakfı kuruluşundan bugüne kadar, yurt içinde Atatürk İlke ve Devrimlerine bağlı, başarılı ve maddi desteğe ihtiyacı olan 195,000, yurt dışında ise yüksek lisans öğrenimi için 1.400 üstün başarılı gence yüksek lisans ve üst ihtisas eğitimi için burs vermiş, ayrıca 25 eğitim kurumu yaptırarak Türk Milli Eğitiminin hizmetine sunmuştur. Sadece 2012-2013 öğretim yılında yurt içinde 9500, yurt dışında ise 129 gence yüksek lisans bursu verecektir.

TSK Mehmetçik Vakfı Hakkında:

TSK Mehmetçik Vakfı, Türk Silahlı Kuvvetlerinde yaptığı vatan hizmeti esnasında; şehit olan veya herhangi bir nedenle hayatını kaybeden Mehmetçiklerin bakmakla yükümlü oldukları yakınlarına, malul olan gazi ve engelli Mehmetçiklere, söz konusu Mehmetçiklerin çocuklarına, yardım planı dahilinde maddi yardımda bulunur ve sosyal destek sağlar.

TSK Mehmetçik Vakfı, kuruluşundan bugüne kadar; 16.024 şehit olan veya herhangi bir nedenle hayatını kaybeden Mehmetçiklerimizin ailelerine ölüm yardımı, 9.281 malul gazi ve engelli Mehmetçik’e maluliyet yardımı,

3.644 gazi ve engelli Mehmetçik’e sürekli bakım yardımı, 3.279 Mehmetçik çocuğuna bakım ve öğrenim yardımı, 237 Mehmetçik çocuğu için doğum yardımı, 174 gazi/engelli-çocuk için ölüm yardımı olmak üzere 38.238 kişiye nakdi yardımda bulunmuştur. Bu yardımların bugünkü değeri yaklaşık 322.742.994,38 TL’dir.

BUR-KAY
18-10-2012, 18:38
'Şimdiki aklım olsa takma isimle yazardım'
'İnsan Manzaraları-Türkiye'den Altı Yazar Portresi' belgeselinin tanıtımında konuşan Murathan Mungan, ''Şimdiki aklım olsaydı, tamamen takma bir isimle, hiç yüzümü göstermeden yazar ve yaşardım'' dedi.

İlişkili fotoğrafları göster

AA
Güncelleme: 10:18 TSİ 17 Ekim. 2012 Çarşamba
İSTANBUL - Nazım Hikmet, Yaşar Kemal, Orhan Pamuk, Murathan Mungan, Elif Şafak ve Aslı Erdoğan'ın yaşam öyküleri ve eserlerinin ele alındığı ''İnsan Manzaraları-Türkiye'den Altı Yazar Portresi'' belgeseli basına tanıtıldı.

Almanya'nın Ankara Büyükelçiliği'nin Tarabya'daki tarihi yazlık rezidansında düzenlenen tanıtım toplantısına, Büyükelçi Eberhard Pohl, edebiyatçılar Yaşar Kemal, Murathan Mungan, Nazlı Eray, edebiyat eleştirmeni Doğan Hızlan, foto muhabir Ara Güler, belgeselin yapımında rol alan Alman WDR kanalının redaktörlerinden Birgit Keller-Reddemann, belgeselin yazarı ve yönetmeni Osman Okkan'ın yanı sıra edebiyat ve basın camiasından çok sayıda davetli katıldı.

Toplantının açılış konuşmasını yapan Almanya'nın Ankara Büyükelçi Pohl, iki ülke arasındaki ilişkilerde edebiyatın önemli bir rolü olduğunu belirterek, ''Orhan Pamuk, Zülfü Livaneli ve Yaşar Kemal gibi yazarlar, Türk insanını Almanya'da çok yönlü ve bütün giriftliğiyle tanıttı'' dedi

Tanıtımı yapılan belgeselin de Türk yazarları hem Türk hem de Alman perspektiflerini birleştirerek anlatmayı başardığını kaydeden Pohl, ''İnsan Manzaraları''nı heyecan verici diye niteledi.
'ŞİMDİKİ AKLIM OLSAYDI...'
Yazar Murathan Mungan ise ''Şimdiki aklım olsaydı, tamamen takma bir isimle, hiç yüzümü göstermeden yazar ve yaşardım'' dedi.




Bu düşünceye, büyük ölçüde tanındıktan sonra vardığını kabul ettiğini vurgulayan Mungan, ''Vardığım yerde insan olarak ve yazar olarak en çok ihtiyacını hissettiğim şey, anonim bir kimlik, görünmez olmak'' diye konuştu. Mungan, bununla birlikte, tanıtımı yapılan belgeseldeki gibi, göründüğü ve kendini anlatmak zorunda kaldığı durumlarda da başlıca kaygısının, okuruna kendisi ve eserleri hakkında ''doğru ip uçlarını'' vermek olduğunu ifade etti.

SON DERECE İLGİNÇ BİR AÇIKLAMA

Günümüz dünyasında çoğunluk şan-şöhret sahibi insanlar kendisini reklam edip her fırsatta yüzünü göstermeye çalışırken, değerli yazarımız Murathan MUNGAN'ın ifadeleri bana çok ilginç geldi..

BUR-KAY
18-10-2012, 19:16
İnanç insanoğluna neler yaptırıyor!

http://www.aksam.com.tr/asirlardir-kilicla-hutbe-okunan-cami--144371h.html

BUR-KAY
18-10-2012, 19:28
http://www.cumhuriyet.com.tr/?hn=372544

Özellikle gençlerimizin bu filmi izleyip dersler alacağı çok şeyler olmalı diye düşünüyorum...

denizci
19-10-2012, 08:48
batsın bu dünya mı

hatasız kul olmaz mı :düsün: :super:


'Korsan olmasaydı satış rakamı 30 milyonu bulurdu'

http://666kb.com/i/c888gy0svik2bhfi7.jpg


Orhan Gencebay: 400'e yakın eser yayınlanmadı ya da tamamlanmadı

T24

Müzikteki 60.yılı nedeniyle adına "Orhan Gencebay ile Bir Ömür" isimli bir albüm hazırlanan Orhan Gencebay, Kral TV'de Gezegen Mehmet'in sorularını yanıtladı. Albümü ile ilgili soruları cevaplayan Gencebay,"Korsan veya internetten kanunsuz indirmek olmasaydı satış rakamı 30 milyonu bulurdu" dedi.

ntvmsnbc.com.tr 'nin haberine göre; Gezegen Mehmet'in "Albümün satış rakamlarını nasıl değerlendiriyorsunuz" sorusuna Gencebay "Eğer korsan veya internetten kanunsuz indirmek olmasaydı satış rakamı 10-15 milyon, iki ile çarparsan 30 milyona ulaşırdı. Dünya çapında bir satış olurdu. Ama bize bunun manevi hazzı yetiyor" yanıtını verdi.

Gencebay sözlerini şöyle sürdürdü:

"Sürekli dinliyoruz albümü, arabada evde, büromda dinliyoruz. Çok duygulanıyorum bunları ben mi yaptım diyorum. Yeni yorumlarla sanki yeni bir esermiş gibi hissettiriyor kendisini. Kendimi eleştiriyorum müzikal olarak. Ben müziğe çok emek verdim; çok severek çalıştım. Yaşamı anlamaya ve anlatmaya çalıştım, tercümanlık yapıyorum. Ben objektif olmaya çalışarak varlığımı sürdürdüm; görevimi yapıyorum. Siyaset düşünmedim ama saygı duyuyorum. Halka hizmet etmek kutsal görevlerdir, bunu iyi yapana teşekkür ederim. Ben insan ayrımı yapmam ve siyasi anlayışı insanın önüne koymam. İnsan ve bilgi öndedir siyaset sonra gelir. Siyaseti öne koyanlar da oluyor tabii. Siyasi görüşler değişiyor ama insan aynı kalıyor. Diyorum ki; bu vatanın çatısı yaşam kadar kutsaldır, yaradanım yaratmış dünya ana vatandır. Bana Orhan diyorlar asıl adım insandır. Ben bu felsefeyi benimsedim ve bunu anlatmaya çalışıyorum."

'Keşke Bülent Ersoy da olsaydı'

Gencebay, albümde yer alamadığı için sitem eden başta Bülent Ersoy gibi sanatçılarla ilgili ise şunları söyledi: "Çok üzüldüm keşke onlar da olsaydı diye düşünüyorum. O kadar çok kişi var ki, yetişmek de kolay olmuyor. Müzik üretim perspektifim oldukça geniştir. Rock, jazz, halk müziği gibi kategorilerle çocukluğumdan beri ilgilendim."

Yayınlanmamış 400'e yakın beste

Gencebay, sanat yaşamı hayatı boyunca 1000'in üzerinde beste yaptığını ancak bunların sadece 600'e yakınının hayata geçirildiğini belirtti: "400'e yakını yayınlanmadı ya da tamamlanmadı.

Albümün başarısıyla gurur duyduğunu ifade eden Gencebay, yeni bir çalışmayla ilgili ise olumlu konuşmadı: "Bunun sonrası gelmeyecek gibi. Tadında bırakmak lazım."

Gezegen Mehmet'in "Haksızlığa uğradığını düşürdüğünüz veya popüler olmayan parçanız var mı" sorusuna ise "Çok var böyle. Belki ben popüler olması için elimden geleni yapmadım. Zaman içinde belkide yeniden ele alınır" yanıtını verdi.

denizci
19-10-2012, 12:54
Bu hafta hangi filmler vizyona girdi

http://666kb.com/i/c88epft662t7qshfy.jpg

Bu hafta 3'ü komedi içerikli 6 yeni film vizyona giriyor. Filmlerden 2’si yerli yapım

T24

İşte o filmler:



Çanakkale 1915



Yeşim Sezgin’in yönettiği ve Şevket Çoruh, Barış Çakmak, Serkan Acar ile Rıza Akın’ın oynadığı Çanakkale 1915, Balkan Savaşı’nda hezimete uğrayan bir milletin dirilişinin hikâyesi.

Rusya’ya yardım etmek ve İstanbul’u işgâl etmek amacıyla Çanakkale’ye tarihin gördüğü en büyük donanmalardan biriyle saldıran Müttefik Kuvvetler’in hiç bir silâhın yurt sevgisinden daha güçlü olmadığını anladıkları, bir çok isimsiz kahramanın destansı hikâyeleriyle ulaşılan zaferin öyküsü.



Oğlum Bak Git



Yönetmenliğini Kamil Çetin'in üstlendiği bol komedili filmde, başrol Yavuz Seçkin'in yanı sıra Esra Sönmezer, Metin Yıldız, Veysel Diker, Orhan Aydın ve Selahattin Taşdöğen yer alıyor. İnternette izlenme rekorları kıran, “Oğlum Bak Git” videosundan yola çıkılarak çekilen filmin konusu şöyle:

“Taksici Orhan'ın ömrü boyunca başına sürekli aksilikler, terslikler gelmiştir. Hayatta her şey onun aleyhine işler, tam yoluna girdi derken son anda bir şanssızlık yine onu bulur. Orhan hiç ummadığı hesapların ve en trajikomik olayların içinde kalacaktır.”



Paranorman



Yönetmenliğini Sam Fell ve Chris Butler'ın yaptığı 3 boyutlu çizgi film “Paranorman”, bu hafta minik izleyicilerle buluşacak.

Başrollerini Kodi Smit-McPhee, Tucker Albrizzi, Anna Kendrick'in paylaştığı film, ölülerin ruhlarını görebilen Norman'ın, kasabayı basan zombileri kovmak için içine düştüğü mücadeleyi konu ediniyor.



Paranormal Activity 4



Paranormal Activity serisinin dördüncü filminin yönetmenliğini Ariel Schulman ve Henry Joost üstleniyor. Katie Featherston ve Dianna Agron'ın başrollerini paylaştığı, korku-gerilim yapımı filmin konusu şöyle:

“Kaite ve Hunter'ın ikinci filmden sonra başladığı yeni hayatta, taşındıkları yeni evde lanetli geçmişleri peşlerini bırakmaz. Kaite ve Hunter'ı ziyaret eden yeni komşuları da bu evde yaşanan kimi gerçeküstü olaylardan nasiplerini almaya başlarlar.”



Meleklerin Payı

Dram ve komedi filmi “Meleklerin Payı”nın yönetmenliğini Ken Loach yapıyor. Başrollerini, Paul Brannigan, John Henshaw, Gary Maitland'ın paylaştığı filmin konusu şöyle:

“Kız arkadaşı Leonie doğum yaptıktan sonra, oğlu Luke'u kucağına alan Robbie, ona kendisiyle aynı kaderi paylaşmayacağının sözünü verir. Zira hapse atılmaktan kıl payı kurtulmuştur ama bir kamu hizmetinde çalışması gerekmektedir. Robbie, bu görevi yerine getirirken kendisi gibi iş bulamayan tanıştığı eski hükümlülerle fabrika soygunu planı içinde bulur kendisini.”



Mutlu Et Beni

2011 İngiliz yapımı “Mutlu Et Beni” filmi, yönetmen Tanya Wexler'in imzasını taşıyor.

Başrollerinde Maggie Gyllenhaal, Hugh Dancy ve Jonathan Pryce'in görev aldığı filmde, 1880'lerde meslektaşlarının ortaçağ zihniyetinden kalma uygulamaları karşısında şaşkınlık yaşayan doktorun kendi muayenehanesini açması ve iki aşk arasındaki çıkmaz konu ediliyor. Filmde, dünyanın ilk vibratörünün nasıl icat edildiği anlatılıyor.

denizci
19-10-2012, 14:55
İbrahim Çallı'nın tablosu gün yüzüne çıktı

http://666kb.com/i/c88hrc7vtdefcmmns.jpg

Çallı'nın terk edilmiş bir evde uzun yıllar rulo halinde tutulan eseri ortaya çıktı

İbrahim Çallı'nın terk edilmiş bir evde uzun yıllar rulo halinde tutulan en büyük ve mitolojik tablosu ''Kayalıklarda Yıkanan Çıplaklar'' eseri, 80 yılın ardından gün yüzüne çıktı. Restore edilen tablo, 4 Kasım'da, Anadolu yakasının ilk müzayedesi ''Karşı Müzayede''de satışa sunulacak.

Müzayedede İbrahim Çallı'nın 3 metre boyundaki ''en büyük ve mitolojik'' tablosu olarak bilinen ''Kayalıklarda Yıkanan Çıplaklar'' eserinin de satışa sunulacağı müzayedede, İbrahim Safi, Nazmi Ziya, Sabri Berkel, Avni Arbaş, Nuri Abaç, Fikret Mualla, Adnan Çoker, Abidin Dino ve Bedri Rahmi Eyüboğlu gibi bir çok sanatçının özel koleksiyonlarından toplanan eserler de yer alacak.

Çallı'nın bu eserinin ilk defa müzayedede gün yüzüne çıkacağını ve müzayedenin başyapıtı olma özelliği taşıdığını ifade eden Internetional Art Center (IAC) İstanbul'un kurucusu Hafize Uncuoğlu, tablonun hikayesini şöyle anlattı:

''Bu resmin özelliği gün yüzüne hiç çıkmamış ve tamamen aileden bize gelen bir resim olması. Hikayesi de bizi çok etkiledi. 1930'lu yıllarda Mustafa Kemal Atatürk, İbrahim Çallı'ya Kaşık Adası'nda çalışması için bir yer tahsis eder. O yıllarda Burgazada'da İbrahim Çallı'nın doktoru Mehmet Medeni Akman yaşamaktadır. Çallı ve Akman'ın dostluğu, uzun yıllar devam eder. Çallı, 'Kayalıklarda Yıkanan Çıplaklar' adlı eserini Dr. Mehmet Medeni Bey için yapar. O zaman bu kadar büyük tuval olmadığı için 2 tuvali birleştirerek yaptığı 2.98 X 2.18 boyutlarında bir eser. Tablo, Medeni Bey'in Burgazada'daki yalısında uzun yıllar asılı kalır. Mehmet Medeni Bey'in ölümünden sonra resmin boyutundan dolayı uzun süre bakımsız kalan tablo, Bayram Karşıt'ın gözetimine geçerek restore edilir ve İbrahim Çallı'ya ait olduğu belgelenir. Ayrıca Bayram Karşıt tarafından sertifikası da verilir. Ancak eser rulo şeklinde saklandığı için Çallı'nın imzası dökülmüştür. Son olarak restorasyon işleri, Prof. Dr. Süleyman Saim Tekcan tarafından denetlenir ve korumaya alınır. Eserin, takriben 1930'lu yıllarda yapıldığı tahmin ediliyor.''

AA

denizci
19-10-2012, 16:43
Gerçekten güzel belgeseller, devamı dileklerimle...

Selam ve saygılar Denizci abi. :)



ödülün alt kısmı değerli değildi inşallah:)


öyle selam verip kaçmak yok :)

engin ve zengin sanat bilgilerinizden paylaşımlarınızı bekliyorum :super:

konular bol ve çeşitli

edebiyat...şiir...müzik...sinema...sergiler...fest ivaller... ve her türlü sanat :cool:

denizci
19-10-2012, 21:49
Cezaevinde ilk senfonik konser

http://666kb.com/i/c88s9qr3kc39ycrlk.jpg


Çukurova Devlet Senfoni Orkestrası (ÇDSO), Pozantı M Tipi Cezaevi’nde konser verdi


Çukurova Devlet Senfoni Orkestrası (ÇDSO), hükümlü ve tutuklu çocuklara tecavüz, taciz ve işkence iddialarıyla gündeme gelen Pozantı M Tipi Cezaevi’nde konser verdi.

Çocukların başka illerdeki cezaevlerine nakledilmesinin ardından kısa süreli kapalı kalan ve daha sonra 18 yaşından büyüklerin konulduğu Pozantı M Tipi Cezaevi’ne 18 kişilik kadroyla giden ve Türkiye’deki ilk cezaevi konserini gerçekleştiren ÇDSO, “Güzel Aşık Cevrimizi”, “Sarı Gelin”, “Gülnihal”, “Ah Bir Ateş Ve r”, “10. Yıl Marşı ” ve türkülerin yanı sıra Mozart ve Beethoven’dan eserler seslendirdi.

DHA

denizci
20-10-2012, 09:28
İstanbul'da Scorpions rüzgarı esti

http://666kb.com/i/c899yzigwj7fbvwg9.jpg

Tüm dünyada 100 milyondan fazla albüm satan ve birçok ödüle layık görülen efsane Rock grubu SCORPIONS, UNILIFE organizasyonuyla İstanbullu müzikseverler ile buluştu.

'Send Me An Angel', 'Still Loving You', 'Hurricane', 'Always Somewhere', 'Humanity' gibi birçok şarkı ile tüm dünyada 100 milyondan fazla albüm satan ve birçok ödüle layık görülen efsane Rock grubu SCORPIONS, İstanbullu müzikseverler ile buluştu.

Maçka Küçükçiftlik Park'ta dünyaca ünlü sanatçı ve grupları Türkiye'ye getirmesiyle tanınan UNILIFE organizasyonu ile sahne alan grubun hayranları, konserden saatler önce alana gelerek uzun kuyruklar oluşturdu. Her jenerasyondan dinleyici kitlesinin katıldığı konserde yaklaşık 12 bin kişi, SCORPIONS'ın sahneye çıkması ile tek bir yürek oldu. Konser öncesinde geçtiğimiz sene ilk albümü ile Türk rock dünyasına hızlı bir giriş yapan Ayşe Saran sahne aldı.

Son olarak 2010'da yine bir UNILIFE organizasyonu ile Türkiye'deki 10 bini aşkın hayranıyla buluşan SCORPIONS'ın, İstanbul konseri uzun sure hafızalardan silinmeyecek

2010 yılında başlayan ve hala devam eden 'Farewell' dünya turnesi sonrasında 46 yıllık müzik serüvenlerini sonlandıracağını açıklayan SCORPIONS, aynı yıl çıkan 'Sting in the Tail' albümlerinin başarısının ardından kariyerlerine devam etme kararı aldı.

Yıllardır kendilerini gönülden destekleyen hayranlarına ve The Beatles, The Rolling Stones gibi gruba müzik kariyerlerinde ilham veren efsanevi isimlere bir teşekkür niteliğinde olan 'Comeblack' albümünde, 'Rock You Like A Hurricane', 'Wind Of Change' ve 'Still Loving You' gibi ölümsüz şarkılar, Klaus Meine, Rudolf Schenker ve Jabs & co.'nun eşliğinde teknolojik imkanlarla yeniden kaydedildi. Konserde bu şarkılara da yer verildi.

denizci
20-10-2012, 11:39
II. Abdülhamit 'in odası ziyarete açıldı


http://666kb.com/i/c89dajlrnbrrz29bh.jpg

Sultan II. Abdülhamit'in Beylerbeyi Sarayı'nda son günlerini geçirdiği odası, restorasyon çalışmalarının ardından yeniden ziyarete açıldı


TBMM Milli Saraylar'a bağlı Beylerbeyi Sarayı'nda, Temmuz 2011'den bu yana yürütülen çalışmayla restorasyonu süren diğer bölümler de ziyarete açıldı.

Osmanlı Padişahı Abdülaziz Han tarafından 1861–1865 yılları arasında Ermeni mimar Sarkis Balyan'a yaptırılan saray, yabancı devlet liderlerinin karşılandığı ilk saray olması sebebiyle ayrı bir önem taşıyor.

AA

denizci
20-10-2012, 11:58
Bazen...

http://666kb.com/i/c89dse4uha48obs19.jpg

TUNCAY YILMAZ

Yıldızları süpürürsün farkında olmadan... Güneş kucağındadır... Bilemezsin... Bir çocuk gözlerine bakar... Arkan dönüktür... Yüreğinde kuruludur orkestra... Duymazsın... Koca bir sevdadır yaşamakta olduğun... Anlamazsın... Uçar gider... Koşsan da tutamazsın!...
W.Shakespeare

Yıllardır Jascha Heifetz‘in kemandan çıkardığı ses üzerinde düşünüyorum. Nedir onda başka olan, onun keman sesini ve rengini farklı kılan şey? Kendi iç sesimi oldukça dinlediğim bugünlerde, Heifetz yorumları beni düşündürüyor. Tam olarak henüz anlayabilmiş değilim ama yüreğimin derinliklerindeki ses, onu kesinlikle çok sevdiğimi söylüyor...

Beethoven keman konçertosunu Yehudi Menuhin‘den hiç dinlemiş miydiniz? İlginçtir. Çünkü onun kemanının sesindeki derinlik ve özellikle bu eserde ortaya çıkardığı ton farkı ve “dolce”yi hayatımda çok az duyduğumu söyleyebilirim. Öyle uzun arşeler kullanarak kilometrelerce uzunlukta ve hiç bitmeyeceği hissini veren arşesiyle öyle tatlı bir tonla şarkısını söylüyor ki...

Son olarak Berlin’de satın aldığım bir ‘arşiv’ CD’de ise, yine büyük klasik yorumculardan biri olan kemancı David Oistrach, kendisi gibi çok değerli piyanist Lev Oborin ve viyolonselist Sviatoslav Knushevitsky ile birlikte “Oistrach Trio” adı altında, Çaykovksi, Korsakov, Shebalin, Smetana gibi Rus bestecilerin yanında Beethoven, Haydn, Schubert gibi klasiklerin de aralarında bulunduğu ünlü piyanolu trioları seslendiriyorlar. Her bir eser, son derece özenle hazırlanarak büyük ustalıkla yorumlanmış. Bu mücevher CD’leri edinmenizi salık veririm.

Bugünlerde en fazla ve özellikle Schubert‘in müziğini dinliyorum.. Çünkü onu her gün biraz daha yakından keşfetmenin ve tanımanın hazzı yanında, Schubert’in müziğindeki yaşama sevinci ve hayata bağlılığını da çok içten ve yalın buluyorum. Sonsuz melodi zenginliğine ve armoni derinliğine sahip bestecinin ozansı şiirselliği ve anlatım gücü onu öyle mükemmel anlatıyor ki yazarak anlatabilmek imkânsız. Özellikle oda müziği repertuvarındaki eserlerinin her biri “başyapıt” olarak gösterilen olağanüstü besteciden, dilerseniz 1 numaralı piyanolu triosunu hemen dinlemenizi tavsiye edebilirim. Schubert, başlı başına gerçek bir hazinedir!...

denizci
20-10-2012, 12:05
önceki sayfalarda kitap hakkında ayrıntılı bilgi vermiştim :)

tek kitap 40 milyon satıyor :düsün: .... bizim 10 yılda satılan tüm kitapların sayısından fazladır


Grinin 50 Tonu romanı Harry Potter'ı solladı

Dünyada 40 milyondan fazla satan "Grinin 50 Tonu" (Fifty Shades of Grey) kitabı Fransa'da yeni bir rekora imza attı. Fransa'da düzenlenen, kitabın yazarı E.L James'in katıldığı imza gününde kitap 40 bin kopya sattı. İmza gününün ertesinde ise kitap Fransa'da 15 bin satarak Harry Potter üçlemesinin son kitabının rekorunu kırdı. Dünyada 37 dile çevrilen kitap, ilk önce elektronik ortamda yayımlanmış, ardından gördüğü ilgi üzerine basılı olarak da piyasaya çıkmıştı. Yazar Erika Mitchell'in E.L James takma ismiyle yazdığı kitap, Christian Shade isimli zengin bir işadamıyla bir üniversite öğrencisi arasındaki ilişkiyi anlatıyor.

denizci
20-10-2012, 13:59
çok etkileyici :super:


Alacahöyük bilinenden daha eski çıktı 9000 yıllık üç seramik kap bulundu!

http://666kb.com/i/c89gtwtp1fohoberz.jpg

Aykut Çınaroğlu , Alacahöyük 'teki kazı çalışmalarında tarihe ışık tutacak bir gelişme yaşandığını belirtti

T24

Hitit Uygarlığı'na başkentlik yapan Çorum'un tarihi ören yeri Alacahöyük'teki kazı çalışmalarında, bölgedeki yerleşimin bilinenden 1500 yıl daha eskiden başladığını kanıtlayan üç ayrı seramik kaba ait parçalar bulundu.

Ankara Üniversitesi Dil ve Tarih-Coğrafya Fakültesi Arkeoloji Bölümü öğretim üyesi, Alacahöyük Kazı Alanı Başkanı Prof. Dr. Aykut Çınaroğlu, Alacahöyük'teki kazı çalışmalarında tarihe ışık tutacak bir gelişme yaşandığını belirtti.

Çınaroğlu, bölgede yerleşimin bilinenden 1500 yıl daha eskiden başladığını kanıtlayan üç ayrı seramik kaba ait parçalar bulduklarını, bu bulguların höyüğün geçmişinin Geç Neolitik Çağ'a kadar dayandığını ortaya çıkardığını ifade etti.

Kazı çalışmalarıyla 2006'da Anadolu'nun bilinen en eski sulama barajı ''Alacahöyük Hitit Barajı''nın yeniden su tutmaya başlayarak, yöre halkının tarımsal sulama amaçlı kullanımına açıldığını hatırlatan Çınaroğlu, şunları kaydetti:

''Kazı çalışmaları sonucunda bölgedeki ilk yerleşimin 7000-7500 yıl öncesine giden Kalkolitik Çağ'a dayandığı biliniyordu. Bu yıl yapılan kazı çalışmalarında bulunan üç yeni parçanın ise yapım tekniği, kaba işçiliği, hamuruna iri kum taneciklerinin karıştırılmış olması ve iyi fırınlanmamış haliyle, günümüzden 8000-9000 yıl öncesi Anadolu Neolitik Dönem seramik repertuvarı özelliklerini yansıttığı anlaşıldı. Böylece Alacahöyük'ün tarihi 1000-1500 yıl kadar geriye taşındı.

Kazı çalışmalarımızda bulunan bu parçalar, Urfa Göbeklitepe taş blokları üzerinde ve Burdur Kuruçay Höyük'teki tam benzerleri gibi Neolitik Dönem seramik repertuvarını yansıtmaktadır. Böylece Alacahöyük'teki ilk iskanın, Geç Neolitik Çağ'a kadar uzandığını anlamış olduk. Alacahöyük'ün geçmişinin günümüzden 8000-9000 yıl önceye dayandığının anlaşılması sadece bu bölge için değil, Orta Anadolu'nun iskan tarihi açısından da son derece önemlidir. Kazı çalışmalarında önümüzdeki dönemlerde de Anadolu'nun eski tarihine yenilik getirecek eserlerin bulunacağı kesin gözüküyor.''


Anadolu'nun en eski sulama barajı


Anadolu'nun bilinen en eski sulama barajı Alacahöyük Hitit Barajı, MÖ 1249'da Anadolu'da yaşanan büyük kuraklığın ardından Hitit Kralları tarafından yaptırılan barajlardan biri.

Bu barajlardan Alacahöyük dışındakiler işlevini yitirdi. Alacahöyük Hitit Barajı ise kaynak suyu gövdesi içinden çıktığı için günümüze kadar akmaya devam etti. Bu barajın, bulunan hiyeroglif kitabeden Kral 3. Hattuşili'nin eşi Pudu-Hepa tarafından Tanrıça Hepat'a atfen yaptırıldığı anlaşıldı.

Genişliği 15 metre, uzunluğu 135 metre olan barajın gövdesindeki kaya dolgusunun kille kaplandığı, taş dolgu seti inşaat tekniğinin ise bugünkü baraj inşaat tekniğiyle aynı olduğu belirlendi. Ancak Hititler'in çimento yerine kil kullandığı tespit edildi. Baraj tam dolduğu zaman 15 bin metre küp su aldığı tahmin ediliyor.

denizci
20-10-2012, 16:34
hey gidi günler :) 30 yıl önce okyanusu geçerken okumuştum ilk kez bu kitabı

zaman uçup gidiyor ... politize olunmuş zamanlardı ...

bir militan ın aşk hikayesi de vardı kitapta :)



Orhan Pamuk'un 'Sessiz Ev'i New York Times'da

http://666kb.com/i/c89krijqvuhr9m93f.jpg

Francine Prose , Orhan Pamuk 'un ' Sessiz Ev ' isimli kitabı için, 'büyük zevk veren bir okuma deneyimi' ifadesini kullandı

T24

ABD'de yayımlanan New York Times, Nobel ödüllü yazar Orhan Pamuk'un İngilizce'ye çevirilen "Sessiz Ev" isimli kitabına bir sayfa yer verdi.

ABD'li roman yazarı Francine Prose, "Dertli Vatan" başlıklı yazısında, Pamuk'un 1983 yılında yazmış olduğu "Sessiz Ev" kitabından "büyük zevk veren bir okuma deneyimi" diye bahsetti.

Kitap hakkındaki yazısında kitabın, bastırılmış ve öfkeli ihtiyar kahramanlarının sesleri ve tozlu hüznü yanında genç kahramanlarının sarsıcı hareketliliğine dikkati çeken Prose, sivri dilli ve esprili konuşmalara karşın romanın korkutucu gotik özelliklerinden, yoğunluğundan ve tuhaflığından taviz verilmeden zamanla okurun çevresindeki oksijeni azaltarak yoğunlaştığını ifade etti.

Prose, “tarih, din, hafıza, sınıf ve politika ile ilgili fikirlerle yoğrulmuş bir kitap” olarak tanımladığı “Sessiz Ev”deki karakterlerle ilgili de “Günümüzde ve geçmişte, tarihin sayfalarında ve günlük gerçeklikte, sınırsız ve daralmış zihinlerin dünyalarında aynı anda yaşayan bu ilginç aile ve komşularıyla tanışmak için Türkiye'nin bu kıyı kasabasına gitmek beni çok mutlu ederdi” ifadesini kullandı.

Kitabın çevirmeni Robert Finn'in çeviri dilinin zarif ve yumuşak olduğunu belirten Prose, çevirmenin okuyucuya dil farklılığını hissettirmeden, özenli kelime ve söz dizinleri seçerek, seslerin ayrımını fark ettiren bir okuma deneyimi yaşattığını kaydetti.

İstanbul yakınlarındaki Cennethisar kasabasındaki evlerinde 3 farklı karaktere sahip olan torununun babannelerini ziyaret etmesini anlatan Orhan Pamuk'u ikinci romanı "Sessiz Ev",bir çok dile çevrildi ve ödüller kazandı.

denizci
20-10-2012, 20:18
bu amcam da halâ piyasada ... mick jagger(rolling stones) bile 50. yıl konserleri veriyor


Sting konser mekanını değiştirdi

http://666kb.com/i/c89qgb878ng1ydhdw.jpg


İngiliz şarkıcı Sting, çevrecilerin şikayeti üzerine konser mekanını değiştirdi


İngiliz şarkıcı Sting, Filipinler'de ''Back to Bass'' turnesi çerçevesinde vereceği konserin mekanını, çevrecilerin şikayeti üzerine başka bir yere taşıdı.

Ünlü şarkıcının, Filipinli çevrecilerin, orijinal gösteri merkezinin, ülkenin kuzeyindeki Baguio'da alışveriş merkezi alanının genişletilmesi ve park yeri inşaatı için 182 ağacı sökmeyi planlayan holdinglere ait olduğu bilgisini veren dilekçeleri üzerine mekanı değiştirme kararı aldığı bildirildi.

Çevreciler, dilekçede, Sting'in bir çevre şampiyonu olarak hem yağmur ormanlarını kurtarıp hem de bu holdinglerin çevreye zarar vermesine olanak sağlayamayacağını belirttiler.

SM Prime Holdingleri'ne ait SM Mall of Asia Arena, konuyla ilgili olarak yaptığı açıklamada, 9 Aralık'taki konser mekanını değiştirme kararının sanatçıya ait olduğunu belirterek, ''Anlaşıldığı kadarıyla, SM'nin temsilcilerinin çağrılarına rağmen çevre savunucusu olarak bilinen sanatçının başka seçeneği kalmadı'' ifadesi kullanıldı.

Manila Körfezi'nde SM alışveriş merkezleri ve arenayı işleten SM Prime Holdingleri'nin sahibi, ülkenin en zengin adamı, alışveriş merkezi imparatoru Henry Sy.

Sting ve eşi Trudie Styler, 1989 yılında tropik ormanları ve buralarda yaşayan insanları korumak amacıyla Yağmur Ormanları Vakfı'nı kurmuşlardı.

Filipinler'de yerel bir mahkeme, Baguio'da alışveriş merkezi alanının genişletilmesi planlarını geçici süreliğine durdurmuştu.

AA

denizci
21-10-2012, 06:20
sabah sabah okuyordum ... hoşuma gitti , paylaşayım dedim :)



Arada kalmanın basit hikâyeleri

http://666kb.com/i/c8a5rf9joektpehta.jpg


Yasemin Çongar , ABD'li yazar Junot Diaz 'ın edebiyat anlayışını Sandra Cisneros 'a benzetti

T24

Yasemin Çongar

Arada kalmanın basit hikâyeleri

Gözlerimin önünde, diliyle kimliğiyle karman çorman bir çocuk yetişiyor işte ve koca koca adamların “tek” olma, “bir” olma sevdası nasıl kesif bir evham veriyorsa bana, bir çocuğun hercai hallerine bakarak aidiyet duygusunun çoğul, gevşek ve nihayetinde zayıf olma ihtimalini hatırlamak da öyle huzurlu bir nefes aldırıyor.

İçine doğduğu arafın adını niye koyar ki insan? Niye ilk iş, tarafını seçer? Âlemin ona reva gördüğü tarife niye ve nasıl sığar?

Biliyorum; bir kimlik, bir dil uğruna; anasından süt emerken işittiği o ilk kelimelerin, hançeresini doğar doğmaz şekillendirmeye başlamış o derin sesli harflerin hürriyeti uğruna, bugün hâlâ kanayan —ve hâlâ kanatan— insanların memleketinde, kimliğin ve hattâ dilin duyguyu hapseden duvarlarından dem vurup, o duvarların ötesini düşlemenin “vakitsiz” bir yanı var.

Hikâyeler de vakitsizdir ama; şiir vakitsizdir.

Sevdiğim bir yazarın yeni hikâyeleri, sevdiğim bir başka yazarın eski şiirlerine döndürdü beni. Sahipsizliğin kader kadar karar da olabileceğini, aradakalmışlığın bir değil birkaç ömür sürebildiğini hatırlayarak okudum.


İkidilli yazarların yazı dili

1954 Chicago doğumlu Sandra Cisneros, “Chicano” edebiyatının en kudretli yazarlarından biri. ABD’de yaşayan Meksika kökenli yazarların İngilizce, İspanyolca ya da ikisini birlikte yoğuran o çok tuhaf, aynı zamanda çok sahici “Spanglish” dilinde ürettikleri edebiyatın, sadece “eril” adı“Chicano” ile değil, “Chicana” olan “dişil” adıyla da anılmaya başlaması Cisneros’un etkisiyle oldu. Büyükbabası, Meksika Devrimi’nin neferlerinden olan yazar, 1984’te yayımlanan The House on Mango Street (Mango Sokağı’ndaki Ev) kitabıyla büyük gürültü kopardı ve kitap Amerika’daki liselerde taze taze okutuldu. Benim, romana da, hikâye kitabına da, uzun bir şiire de benzeyen, hepsi ve hiçbiri olan, bu kitapla tanışmam da aynı yıl ve “ders” icabı olmuştu. Ama Cisneros’un, Chicago’da bir“Latina” olarak büyüyen Esperanza’nın çocukluktan kadınlığa uzanan iki dilli, iki ruhlu serüvenini bir iç konuşmanın kırık cümleleriyle kurulmuş lirik hikâyecikler halinde anlatmasından öyle canlı vinyetler ve öyle güçlü bir “ev” duygusu kalmış ki hafızamda, kitabın nihayet bu yıl Türkçede (Selin Yurdakul’un çevirisi, Olimpos) yayımlandığını bu yazı vesilesiyle fark edince, liseli —ya da ruhen liseli— okurlara tavsiye etmek istedim doğrusu.

Cisneros’un “ikidilli” anlatımını hatırlatan bir karmaşayla yazıyor Junot Díaz; birbirine bağlı hikâyelerden oluşan This is How You Lose Her’ün (Onu İşte Böyle Kaybedersin) Cisneros’la ilişkisi ise sadece bu dil benzerliği ve iki yazarın da Amerikan edebiyatının giderek daha güçlü bir bileşenine dönüşen “Latino” ruhunu paylaşması değil. Díaz, öyle meseleyi arka planda tutmak, bir gösterip bir kaybettirmek, başka konuların içinden süzüp damıtmak gibi oyunlara hiç girişmeksizin, gözlerini ejderhanın gözlerine dikerek, “aşk ve aldatmak” üzerine yazmış bu kitabı; hayatlarımızın alevini, korunu, külünü tam da hikâyelerin başkarakteri Yunior’dan beklenebilecek lakayıt bir tonla, ama o tonun gizleyemediği ve, son tahlilde, kim olduğumuzu, nereden geldiğimizi ilgilendiren yaralara da dokunarak anlatmış.

Kitabın, Cisneros’un Amerika’da çok meşhur olan “One Last Poem for Richard” (Richard için son bir şiir) şiirinden dizelerle açılmasını ise, Díaz’ın “Latin kökenli Amerikalı” yazarların bir önceki kuşağına yaptığı reverans kadar, iki yazar arasındaki sessiz sözleşmenin işareti de saydım ben. Cisneros ile Diaz, hem “ateşi” anlatmaktan bıkmamak hem de en sıcak konunun bile sükûnet ve mizahla anlatılabileceğini göstermek hususunda suç ortaklığı yapmışlar sanki.

Cisneros, defalarca tekrarlananın aksine bu kez birbirlerine ayakkabı fırlatmadan, kapıları öfkeyle çarpmadan, “kıyafetlerimizi katladık ve ayrı yollarımıza gittik” diye başlayan ve hakikaten “son” olduğunu biraz da bu sükûnetiyle hissettiren ayrılığın ardından “eski sevgilisi” Richard’a şöyle sesleniyor o son şiirde ve Díaz, tam da bu sözlerle başlamasını istiyor kendi hikâyelerinin:

Tamam, tıkır tıkır işlemiyorduk biz ve bütün / hatıralarımız da iyi değil doğrusu. / Ama bazı iyi zamanlarımız oldu. / Aşk iyiydi. Yanımda kıvrılıp uyumanı / çok severdim ve hiç ürkek değildi düşlerim. / Bizimki gibi muazzam savaşların bir nişanı olmalı.


Barriodan çıkıp gettoya varmak…

Barrio, İspanyolca mahalle, kullanım itibariyle de daha ziyade, dış mahalle, yoksul mahalle demek. Junot Díaz’ın 31 Aralık 1968’de dünyaya gözlerini açtığı, Dominik Cumhuriyeti’nin başkenti Santo Domingo’nun Villa Juana bölgesi bu anlamda tam bir barrio. Altı yaşında, ailesiyle birlikte ABD’ye göç ediyor ve New Jersey eyaletinde, Karayib kökenlilerin yoğun olduğu, Díaz’ın sonradan “çok siyah, çok Puerto Rikolu ve çok yoksul” diye tarif edeceği bir yerde yaşamaya başlıyor.

Birkaç yıl önce Independent gazetesinin kendisiyle yaptığı söyleşide, “barrio” ile “getto” arasında şekillenen kimliğini anlatırken, Díaz’a kelimelerin yetmemesi şaşırtıcı değil: “Afrika diasporasından, göçmen, Karayibli, Dominikli, Jersey delikanlısı—bunlar benim yapıtaşlarım. Tek bir noktadan ziyade birbirine geçmiş halkalar…” Aynı söyleşinin başka bir yerinde, “Göç etmek”demiş, “insanın evinin içindeki her şeyle birlikte yanmasına ve yaşananlardan geriye sadece bir fısıltının kalmasına benziyor…”

Bu metafora, Díaz’ın babasının, ülkeyi otuz yıldan fazla yöneten “El Jefe” (Şef) lakaplı Dominik diktatörü Rafael Trujillo’nun emrindeki askerî polislerden biri olduğu, ABD’ye yerleştikten sonra ise“üç karılı” bir hayat sürüp, üç ayrı aileyi geçindirdiği bilgisini ekleyin. “Yoksul olmadığımız hiçbir dönem olmadı” diye anlatıyor Díaz; on iki yaşına geldiğinde babası onları hepten terk edince, bu yoksulluk büsbütün derinleşmiş.

Böyle bir maziyi, halen Massachusetts Teknoloji Enstitüsü’nde (MIT) yaratıcı yazı hocalığı ve Boston Review dergisinin edebiyat editörlüğünü yapan, 2008’de The Brief Wondrous Life of Oscar Wao(Oscar Wao’nun Tuhaf Kısa Yaşamı; Püren Özgören’in çevirisi, Everest) ile kırk yaşında Pulitzer’i kazanarak Amerikan “yazı elitinin” parçası haline gelen Díaz’ın bugünüyle birlikte düşününce, hikâyelerine hâkim olan sızılı mizahı kavramak da kolaylaşıyor bence. “Siyah kızlar daha iyidir, sana iyi bakarlar” Oscar Wao’nun Tuhaf Kısa Yaşamı’nı okuyanlar, romanın anlatıcısı Yunior’ı hatırlayacaklardır. This is How Lose Her, Yunior’ın hayatını; çocukken ailesiyle birlikte ABD’ye göç etmesini, babasının sürekli olarak aldattığı annesiyle ilişkisini, kanserden ölmek üzereyken bile kendisinden daha önemli sayamadığı yakışıklı ve hasta ağabeyi Rafa’yla arasındaki tuhaf rekabeti, ve tabii, hepsi de aldatmayla, kalp kırıklığıyla, kıskançlık ve öfkeyle sonlanan aşklarını anlatıyor.

Kitabın en sakin ve görünüşte adı gibi “serin” de olsa bana en sıcak gelen hikâyesi “Invierno” (Kış), Yunior, Rafa ve annelerinin Santo Domingo’dan New Jersey’ye geldikten sonra, bütün gün“fabrikadaki” babalarının emriyle evin dışına hiç çıkamamalarının hikâyesi. İki oğlanın televizyon karşısında geçirdikleri sonsuz gibi görünen saatlerin; annesinin (Mami) “her şeyi en az on kez temizlemesinin”; Dominik’i onlardan çok önce terk ettiği için pek az hatırladığı babasının (Papi), Yunior’u hayalkırıklığına uğratan “ortalama boyunun, sıradan yüzünün”; Papi’nin beceriksiz Yunior’a “çok gerizekâlı tanıdım, hepsi de anasını s..tiğim ayakkabılarını bağlayabiliyor”diye bağırmasının; afro saçından kurtulması için kafası üç numaraya vurdurulunca “kocaman bir başparmağa” benzeyen Yunior’un beyaz çocuklarla bir türlü arkadaş olamamasının; bir keresinde“siyah kızlar daha iyidir, sana herkesten daha iyi bakarlar” diyen Papi’nin annesinden başka kadınlarla seviştiğinin sessiz bilgisinin ekşi bir koku gibi evin duvarlarına sinmesinin; ve sonunda, ağlayan bir Mami ile iki oğlunun, bir kar fırtınasında, yasağa rağmen hep birlikte dışarı çıkarak, hiç bilmedikleri bembeyaz bir örtünün içinde ilk kez neşelenmelerinin ve o sırada Yunior’un kazınmış kafasına takılan kar kristallerinin hikâyesi…

Bu çok basit olaylar – hatta olaysızlıklar— dizisini, olabilecek en yalın dille yazıp, yalnızlık ve yabancılaşma, aşk ve aldatma üzerine gayet dokunaklı bir hikâyeye dönüştürebiliyor Díaz. Ve siz, kitabın sonlarında yer alan “Invierno”daki karıkoca, baba-oğul ve ağabey-kardeş dinamiğine tanıklık ettiğiniz andan itibaren, önceki ve sonraki hikâyelerde Yunior’un kadınlarla niye öyle seviştiğini, onları niye aldattığını, niye kimseye bağlanamadığını ve niye kimseden vazgeçemediğini daha iyi anlıyorsunuz. Öyle ki “Miss Lora”da, içindeki iflah olmaz şehveti kavramaya başlayan yeni yetme bir Yunior’un, babasının aldattığı kadınları hatırlayıp, kendi kendine “Bu genin sana geçmemiş, bir kuşak atlamış olduğunu sanıyordun ama kendini kandırmışsın” diye söylenmesine hiç gerek kalmıyor aslında.

“The Sun, The Moon and The Stars” (Güneş, Ay ve Yıldızlar) adlı hikâyede, âşık olduğu Magdalena’yı, ondan daha iyi seviştiğini işittiği Cassandra’yla aldatan Yunior, bir gün yatakta Cassandra’nın sıcak vücudu vücuduna sarılmış halde ve her şey mükemmel görünürken, Magdalena’ya telefon edip, “Seni özledim” dediğinde pek şaşırmıyorsunuz. İflah olmayan sadece Yunior’un içindeki “şehvetin” bencil tezahürleri değil çünkü. Biliyorsunuz ki, kader olduğu kadar karar da olan bir yalnızlığı yaşamaya mahkûm o. Yoksa, aldatıldığını, bir kadından gelen ve “herşeyi, geçmişi, şimdiyi ve geleceği infilak ettiren” bir mektuptan öğrenen Magdalena’ya tam da o anda söyleyeceği üzere, Yunior da “herkes gibi” bir adam aslında, “zayıf, hatalarla dolu ve özünde iyi.”

brokerüstad
21-10-2012, 08:59
Ankara Büyükşehir Belediyesi tarafından geleneksel hale getirilen Büyük Ankara&Moskova Sirki, Kurban Bayramı'nın 2.gününden itibaren Başkentlilerle buluşacak.
http://www.haberler.com/buyuk-ankara-moskova-sirki-bayramda-gosterilerine-4030262-haberi/

brokerüstad
21-10-2012, 09:00
İtalya'nın arkeoloji alanında önde gelen dergilerinden Archeo, eylül sayısında Türkiye'nin tarihi zenginliklerinden esintileri okuyucularıyla buluşturdu.
http://www.haberler.com/archeo-dergisi-turkiye-nin-tarihi-zenginlikleri-4030401-haberi/

brokerüstad
21-10-2012, 09:02
Flamenko Ateşi Başkenti Isıtacak!
Flamenko Ankara Derneği'nin organizasyonunu üstlendiği 6. Uluslararası Flamenko Ankara Festivali'ne günler kaldı!
http://www.haberler.com/flamenko-atesi-baskenti-isitacak-4028359-haberi/

brokerüstad
21-10-2012, 09:05
‘Eserlerimde teknolojiyi kullanmayı seviyorum’
İstanbul’daki Mabeyn Gallery, Alev Gözonar’ın “Yol” başlıklı sergisine ev sahipliği yapıyor
http://www.haberturk.com/kultur-sanat/haber/786738-eserlerimde-teknolojiyi-kullanmayi-seviyorum

brokerüstad
21-10-2012, 09:07
Damien Hirst'ten sansasyonel bir iş daha!
Damien Hirst bu sefer de çıplak hamile heykeliyle gündemde
http://www.haberturk.com/kultur-sanat/haber/786174-damien-hirstten-sansasyonel-bir-is-daha

brokerüstad
21-10-2012, 09:07
Türkiye'nin Da Vinci'si
Pırıl Güleşçi Arıkonmaz, yaşadığı dönemin çok ötesinde bir duruş sergileyen usta sanatçı İlhan Koman'ı anlattı
http://www.haberturk.com/kultur-sanat/haber/784888-turkiyenin-da-vincisi

brokerüstad
21-10-2012, 09:08
İstanbul Tasarım Bienali
http://www.haberturk.com/kultur-sanat/haber/784339-istanbul-tasarim-bienali-basliyor

denizci
21-10-2012, 10:05
kanat atkaya yı severim ... hafif ekzantrik tir :)

rolling stones , mick jagger haberleri vermiştim önceki sayfalarda

bi de onun açısından bakalım ...neler demiş :düsün:




http://666kb.com/i/c8abehkovwgqag0va.gif
http://666kb.com/i/c8abffx9r7dfefzae.gif

denizci
21-10-2012, 19:18
roma :super:


Türk filmleri merak uyandırıyor

http://666kb.com/i/c8apd3kx5q386nnm6.jpg

Bu yıl ikincisi düzenlenen Roma Türk Film Festivali'nin Onursal Başkanı Ferzan Özpetek, festivalin İtalyan arasında büyük merak uyandırdığını ifade etti.

Özpetek "Festival burada çok merak uyandırdı, çok güzel bir duygu. Çok çeşitli ve güzel filmler seçtik festival için. Eğer önümüzdeki yıllarda da bu festivali gerçekleştirebilirsek bazı yönetmenlerin üzerinde retrospektif yaparak 6-7 filmini göstermek istiyoruz' dedi.

Türk komedi anlayışının İtalyan seyirci tarafından anlaşılıp anlaşılamayacağı sorununa Özpetek, "Ata Demirer, basın toplantısı sırasında karşımda oturuyordu, sadece yüz ifaleri ile bir sürü şey anlatabiliyor ve seni güldürebiliyor. Kültürler bir yerde birbirlerine çok benziyorlar, mesela benim filmim Tayvan'da ödül aldı, İtalya'da yaşayan bir Türk'ün filminden Bangkok'taki bir insan neden etkilensin? İnsanın duygularını anlattığın zaman her yerde anlaşılıyor, çünkü insan her yerde insan" cevabını verdi.

Özpetek, Türkiye'nin Avrupa Birliği üyelik süreciyle ilgili bir soruya ise, "Türkiye'nin Avrupa Birliği'ne girmesine karşı olan insanlar Türkiye haritada Avrupa'da değil tezini savunuyorlar, ancak ben de onlara diyorum ki Avrupa bir düşüncedir, harita değildir. Ben ezan sesi ve kilise çanıyla büyümüş bir çocuğum ama İtalyan arkadaşlarım sadece kilise çanı ile büyümüş. Bu da bize çok daha geniş bir bakış katıyor' açıklamasında bulundu.

"Başka ülkeleri fethetmenin tek yolu kendini tanıtmak" diyen Ferzan Özpetek tanındıkça değişen yargılardan örnekler verdi ve "Artık Türk deyince hemen ya 'mamma li turchi' ya da 'Midnight Express' filminden bahsedilmiyor. 10 yıl içinde pasaport kontrolündeki polislerin bile tavrı değişti Türk pasaportunu gördükleri zaman" şeklinde konuştu.

DEMİRER: "UMARIM FİLMLERİMİZLE BİZİ DAHA İYİ TANIRLAR"

Ata Demirer ise "Ben İtalyan sinemasını çok severim. Bende iz bırakan filmlerin yönetmenlerinin memleketine kendim bir filmle gelmiş olmak hem ürkütücü hem de sevimli bir durum. Yarın ben de kendi filmimin gösterimine gideceğim. Evet mizahın dili bir ama o tarz bir mizah yapabilmiş miyiz onu anlayacağız" açıklamasında bulundu.

"Sinema birleştirici bir silah" yorumunda bulunan Demirer, "Umarım bizim filmlerimizle bizi daha iyi tanırlar. Birçok filmimiz geldi, bunların hepsi birer renk. Umarım bu renkleri algılarlar ve güzel bir kültür alışverişi olur' dedi.

YILMAZ: "ÜLKEMİZDE SİNEMAYA VERİLEN DESTEK HALA YETERSİZ"

Türk ve İtalyan sinemasında önemli yere sahip olan oyuncu Serra Yılmaz ise, "Şu andaki konjonktür itibariyle Türkiye'ye ilgi çok arttı ve buna paralel olarak da Türk sinemasına da ilgi arttı, bu da bizi sevindiren birşey' açıklamasında bulundu.

"Sinema salonlarına yapılan yardım çok az olduğu için salonlar kapanıyor ve yapılan filmler oynatılacak yer bulamıyor. Hala bir ulusal sinema merkezimiz yok ve sinemaya verilen destek çok yetersiz. Kültür Bakanlığı'nın bütçeden aldığı pay o kadar düşükken daha fazla birşey olması da çok zor" diyerek Türk sinemasının eksikliklerine değinen Yılmaz ekonomik kriz nedeniyle Fransa gibi ulusal sinemasına çok önem veren bir ülkenin dahi sinemaya olan desteğinin azaldığını, İtalyan sinemasının ise bu nedenlerden krizde olduğunu belirterek 'Batı sinemasıyla Türk sinemasını karşılaştırdığımız zaman eskiden olduğu gibi bir uçurum yok ancak ne yazık ki bunun nedeni bizim çok iyileşmemiz değil, onların kötüleşmesi' yorumunda bulundu.

Kırmızı halı töreninde İtalyan basın mensupları tarafından "Türk Monica Bellucci'si yorumunda bulunulan Nurgül Yeşilçay "Çok iyi yönetmenlerimiz var ve çok iyi festivallerde çok iyi filmlerimiz seyrettiriliyor yabancılara. Ferzan Özpetek'in bu festivale ön ayak olması da İtalyan izleyicileri Türk sinemasına dikkat çekmeye çağırıyor" dedi.

Türkiye Cumhuriyeti Kültür ve Turizm Bakanlığı himayesinde, T.C. Avrupa Birliği Bakanlığı ve Başbakanlık Tanıtma Fonu'nun desteğiyle, T.C. Roma Büyükelçiliği işbirliğiyle düzenlenen ve SRP İstanbul tarafından gerçekleştirilen II. Roma Türk Film Festivali'nde izleyicilerle buluşacak filmer ise şöyle:

'Ustalara saygı': Nuri Bilge Ceylan
-3 Maymun
-Mayıs Sıkıntısı
-Uzak
-Kasaba
'Filmleriyle geliyorlar'
-Yeraltı (Zeki Demirkubuz)
-Babamın Sesi (Orhan Eskiköy, Zeynel Doğan)
-Gelecek Uzun Sürer (Özcan Alper)
-Nar (Ümit Ünal)
'Türkler neye gülüyor'
-Eyvah Eyvah (Hakan Algül)
-Vizontele (Yılmaz Erdoğan)
'Belgeseller'
-Anlat Bana- Dövmeler/Ağıtlar/Hikayeler (Mehmet Sait Tunç, Uğraş Salman)
-Cennetteki Çöplük (Fatih Akın)
'Kısa metraj filmler'
-Erik Zamanı (Sezen Kayhan)
-Gassal (Merve İnce)
-Sessiz (L. Rezan Yeşilbaş

denizci
21-10-2012, 22:07
Kadınları anlamak kitabının 2. cildi de çıktı… :düsün:

http://666kb.com/i/c706b7669vmskgn7b.jpg

denizci
22-10-2012, 16:18
Derin tanıtım

İmza için ilk bu balık geldi

http://666kb.com/i/c8blcivqd36x82vp0.jpg

Yazar Burak Ballı'nın "Sustum" adlı kitabının tanıtımı sualtında yapıldı.

Türkiye'de ilk defa gerçekleşen sualtında kitap tanıtımı için Ballı, dalgıçlar eşliğinde Turkuazoo Akvaryum'da basın mensupları ile bir araya geldi. Ballı, akvaryumun içine konulan bir masada kitabının tanıtımını yaparken, basın mensupları da akvaryumdaki Ballı'yı camın arkasından görüntüledi. Ballı, kitabın sayfalarını çevirirken, başının üstünden geçen vatoz balığı da kameralara yansıdı.

denizci
22-10-2012, 21:54
Floransa Maggio Musicale Orkestrası geliyor

http://666kb.com/i/c8bttmljhbvu63s8q.jpg


Şef Zubin Mehta yönetimindeki Floransa Maggio Musicale Orkestrası, Güher ve Süher Pekinel’in solist olarak katılacakları konserle İstanbul’da

İstanbul Kültür Sanat Vakfı’nın 40. yılında, çağımızın en önemli şeflerinden Zubin Mehta yönetimindeki Maggio Musicale Orkestrası, Güher ve Süher Pekinel’in solist olarak yer alacakları bir konser verecek. Maggio Musicale Orkestrası konseri 7 Aralık Cuma günü saat 20.00’de Bell Şirketler Topluluğu, Organik Holding AŞ ve Finansbank eş sponsorluğunda Haliç Kongre Merkezi’nde gerçekleştirilecek.

http://666kb.com/i/c8btvx73h3avtyz7e.jpg


Zubin Mehta yönetimindeki Maggio Musicale Orkestrası’nın programında Verdi’nin La Forza del Destino Uvertürü, Güher - Süher Pekinel piyano ikilisinin solist olduğu Bartok’un İki Piyano, Vurmalılar ve Orkestra İçin Konçerto’su ile Dvorak’ın Re Minör 7. Senfoni’si yer alacak.

http://666kb.com/i/c8btuxj0jpkm0dqka.jpg

Koray 3448
23-10-2012, 06:58
> Sidney'den Denize Nazır ... (http://fotogaleri.ntvmsnbc.com/denize-nazir-sanat.html)

Koray 3448
23-10-2012, 06:59
> Ege Mimarisinden Modern Bir Örnek (http://fotogaleri.ntvmsnbc.com/beyaz-bir-sayfa-acmak-isteyenler-icin.html)

Koray 3448
23-10-2012, 07:17
http://666kb.com/i/c8c841purib38vndj.jpg

Mick Harvey ;

25 Ekim Perşembe akşamı Bant Mag.’ın konuğu olarak Babylon’da sahne alacak. Harvey, konser öncesi Radyo Eksen’in canlı yayın konuğu olacak ...

Nick Cave and the Bad Seeds ve The Birthday Party gibi müzik tarihinin akışını değiştiren gruplarla yaptığı albümlerin yanı sıra, unutulmaz Serge Gainsbourg şarkılarını İngilizce yorumladığı Intoxicated Man ve Pink Elephants adlı solo albümleriyle de hayatımızın başköşesine yerleşen Mick Harvey, 25 Ekim Perşembe akşamı Bant Mag.’ın konuğu olarak Babylon’da sahne alacak.

Harvey, Babylon konseri öncesi saat 14:00’te Radyo Eksen’de canlı yayında Gülşah Güray’ın stüdyo konuğu olacak.

Nick Cave, Anita Lane ve PJ Harvey’nin de uzun süreli işbirlikçilerinden Mick Harvey, en son olarak geçtiğimiz yıl Sketches From The Book Of The Deadadlı solo albümünü yayınlamış ve ardından bir dolu konser vermek için yollara koyulmuştu.

25 Ekim akşamı yolu İstanbul’dan da geçecek olan Mick Harvey, sinematik bir kurguyla yazdığı şarkılarını dingin vokalleriyle bizler için de seslendirecek. Bant Mag. organizasyonuyla gerçekleşecek konserin mekanı ise Babylon ...

Koray 3448
23-10-2012, 10:40
Blues'un Yıldızları ile 23. Kez

Blues üstadı Billy Branch ve grubu The Sons of Blues, Zora Young, Cedric Burnside, Smokin’ Joe Kubek & Bnois King... Türkiye’nin ilk ve tek Blues festivali 23. kez Türkiye yollarında. Ancak, festivale 24 yaş altındakiler katılamayacak.

http://666kb.com/i/c8cdcuyp936lcalnb.jpg

(Soldan sağa) Smokin Joe Kubek - Bnois King, Billy Branch, Zora Young, Cedric Burnside ...

İSTANBUL ;

Tam 22 yıldır Türkiye'nin dört bir yanına Blues müziğini götüren Türkiye’nin ilk ve tek Blues festivali Efes Pilsen Blues Festival, bu yıl 23. kez Türkiye yollarına çıkıyor. 20 farklı şehirde, 24 konserle unutulmaz bir Blues deneyimi daha yaşatacak festival, 2 Kasım’da Antalya’da başlıyor ve 8 Aralık’ta İzmir’de son buluyor.

Efes Pilsen tarafından Pozitif Live organizasyonuyla gerçekleştirilen, ülkemizin ilk ve tek blues festivali Efes Pilsen Blues Festival, 23. yılında yine tüm Türkiye’ye unutulmaz bir Blues deneyimi yaşatacak. 2 Kasım – 8 Aralık 2012 tarihleri arasında, 20 farklı şehirde, 24 konserle gerçekleştirilecek olan Efes Pilsen Blues Festival 23, bu yıl da Blues müziğin güçlü isimlerini ağırlayacak.

Blues’un yıldızları Efes Pilsen Blues Festival 23’te ;

Grammy ve Emmy başta olmak üzere pek çok uluslararası prestijli organizasyonda ödüle layık görülmüş olan armonika Blues üstadı Billy Branch ve grubu The Sons of Blues 23. Efes Pilsen Blues Festival için ülkemize geliyor. Billy Branch’ın özel bir konuğu da olacak. Genç yaşlarda Blues ve R&B seslendirmeye başlayan, kariyerinde Junior Wells, Jimmy Dawkins, Bobby Rush, Buddy Guy, Albert King, Professor Eddie Lusk ve B.B. King gibi önemli isimlerle beraber aynı sahneyi paylaşan, Mississippili Blues sanatçısı Zora Young.

Festival kapsamında ayrıca Teksas Blues tarzının en önemli temsilcilerinden olan elektronik Blues gitaristi Smokin’ Joe Kubek & Bnois King ile 2009 Blues Müzik Ödülleri’nde “En İyi Yeni Sanatçı” ödülü, 2010 ve 2011’de “En İyi Baterist” ödülüne layık görülen, Legendary R.L. Burnside’ın torunu ve dünyanın en iyi davulcularından Cedric Burnside yer alıyor.

27808 sayılı Tütün Mamulleri ve Alkollü İçkilerin Satışına ve Sunumuna İlişkin Usul ve Esaslar Hakkındaki Yönetmelik doğrultusunda bu yıl, 24 yaş ve üzeri müzikseverlerin katılımına açık olarak gerçekleştirilecek Efes Pilsen Blues Festival 23’ün biletleri, Biletix’ten satışa sunuluyor. Bilet fiyatları; İstanbul, Ankara ve İzmir için ön satışta tam 35 TL, indirimli 25 TL (kapıda tam 40 TL, indirimli 30 TL), Adana, Mersin, Antalya, Bursa, KKTC 25 TL, Hatay, Denizli, Eskişehir, Edirne, Çanakkale,Trabzon 20 TL, Kayseri, Konya, Gaziantep, Diyarbakır, Erzurum, Balıkesir 15 TL.

Efes Pilsen Blues Festival 23 kapsamında Antalya, Denizli, Konya, Kayseri, Mersin, Adana, Hatay, KKTC, Gaziantep, Diyarbakır, Erzurum, Trabzon, Ankara, Eskişehir, Bursa, Balıkesir, İstanbul, Edirne, Çanakkale ve İzmir’de toplam 24 konser gerçekleştirilecek.

Efes Pilsen Blues Festival 23 Programı ;

· 2 Kasım Cuma Antalya Ramada Plaza Antalya
· 3 Kasım Cumartesi Denizli Richmond Pamukkale SPA Hotel
· 4 Kasım Pazar Konya Konya Dedeman Otel
· 6 Kasım Salı Kayseri Hilton Kayseri
· 8 Kasım Perşembe Mersin Mer-Yat Merada Center
· 9 Kasım Cuma Adana HiltonSA
· 11 Kasım Pazar Hatay Anemon Antakya Otel
· 13 Kasım Salı KKTC Jasmine Court Hotel - Disco
· 14 Kasım Çarşamba Gaziantep Kalender Plaza
· 16 Kasım Cuma Diyarbakır The Green Park Hotel
· 18 Kasım Pazar Erzurum Polat Renaissance Hotel
· 20 Kasım Salı Trabzon Zorlu Grand Hotel
· 22 Kasım Perşembe Ankara Bilkent Otel
· 23 Kasım Cuma Ankara Bilkent Otel
· 24 Kasım Cumartesi Ankara Bilkent Otel
· 26 Kasım Pazartesi Eskişehir 222 Park
· 27 Kasım Salı Bursa Bursa Suare
· 28 Kasım Çarşamba Balıkesir Asya Pamukçu Termal Otel
· 30 Kasım Cuma İstanbul Lütfi Kırdar Uluslararası Kongre ve Sergi Sarayı, Rumeli Salonu
· 1 Aralık Cumartesi İstanbul Lütfi Kırdar Uluslararası Kongre ve Sergi Sarayı, Rumeli Salonu
· 4 Aralık Salı Edirne RYS Otel
· 5 Aralık Çarşamba Çanakkale Kolin Hotel
· 7 Aralık Cuma İzmir İzmir Arena
· 8 Aralık Cumartesi İzmir İzmir Arena

denizci
24-10-2012, 07:02
Genç gitar virtüözü Varady Türkiye'de

http://666kb.com/i/c8d8aqyfrga34mw25.jpg


15 yaşındaki gitar virtüözü Varady, Türkiye'deki ilk konseri için Ankara'da

Sokak müzisyenliğinden başladığı müzik kariyerine dünyaca tanınan bir gitar virtüözü olarak devam eden 15 yaşındaki Andreas Varady, ''Andreas Varady Trıo'' ile 23 Kasım'da Başkentli müzikseverle buluşacak.

ATD ve Euphrates Artists organizasyonuyla ilk kez Türkiye'ye gelen genç yetenek, ODTÜ Mezunlar Derneği Vişnelik Salonu'nda sahne alacak.

Bundan önce Montreux Caz Festivali, Cork Caz Festivali, Belfast Caz Festivali gibi önemli festivallerde de yer almış olan Varady, seyircilere sahnede basit bir yetenek gösterisin ötesinde gerçek bir müzik keyfi yaşatacak.

15 yaşındaki Slovakya asıllı gitarist Andreas Varady, müziğe göçmen bir 'busker' (sokak müzisyeni) olarak başlayıp, ilk olarak BBC ve RTE radyo ve televizyonlarında gözükmeye başladı.

Başlıca caz festivallerinde gitarın önde gelen isimleri Louis Stewart, Andreas Oberg, Tommy Emmanuel ve Martin Taylor ile aynı sahneyi paylaştı. The Irish Times, Andreas'ın müzik dünyasına girişini '2010'un En İyi 50 Müzikal Anı' listesine ekledi.

AA

ayhan53
24-10-2012, 10:51
Herkesin Mübarek Kurban Bayramı ve ülkemizin kuruluşunu temsil eden 29 Ekim Cumhuriyet Bayramımız Kutlu olsun
Önce stadlarda tek düze kutlamaları kaldıracağız sokaklarda vatandaşla beraber kutlayacağız dediler
şimdide vatandaş sokakta kutlamaya kalkınca yok kardeşim yasak diyorlar
19 mayıs, 23 Nisan, 30 ağustos 29 ekim tarihlerinde akşamları havai fişek atmayı bayram kutlaması sananlara inat bu sene sokaklarda olalım
Cumhuriyetimizi bunlara inat doyasıya kutlayalım.

denizci
24-10-2012, 13:44
ORHAN PAMUK ÖDÜL TURUNA ÇIKIYOR

http://666kb.com/i/c8digyqdgqmehjia8.jpg


Nobel ödüllü yazar Orhan Pamuk, 24 Ekim tarihinden itibaren Avrupa’da bir dizi etkinliğe ve ödül törenine katılacak.



Pamuk’un alacağı ödüllerin arasında Fransa'nın en yüksek nişanı olan Legion d'honner öne çıkıyor. Legion d'honner nişanını 29 Ekim Pazartesi günü Paris’te düzenlenen devlet töreni ile alacak olan Pamuk, 27-28 Ekim tarihlerinde de Louvre Müzesi’nde etkinliklere katılacak.

Orhan Pamuk 26 Ekim Cuma günü Kopenhag’da Sonning Ödülü, 7 Kasım 2012 tarihinde ise Dublin’de Burke Madalyası alacak.

Pamuk Avrupa’da bulunduğu süre içinde İngiltere, Fransa, Almanya ve Polonya’da da etkinliklere katılarak okurlarıyla buluşma fırsatı yakalayacak.

Danimarka’dan Sonning Ödülü, İrlanda’dan Burke Madalyası

Kopenhag Üniversitesi tarafından iki senede bir Avrupa kültürüne katkı sağlayan çalışmalara verilen Sonning Ödülleri’nin bu yılki sahibi de Orhan Pamuk oldu.

Avrupa’daki kültürel sınırlara meydan okuduğu ve kültürlerin bir araya gelmesinin yaratacağı imkanları ortaya çıkardığı için bu ödüle layık görülen Pamuk, ödülünü 26 Ekim Cuma günü Kopenhag Üniversitesi’nde düzenlenecek bir törenle alacak.

Avrupa kültürüne katkıda bulunan bir yazar veya sanatçıya verilen ve 1 milyon Danimarka Kronu (yaklaşık 135 bin Avro) değerindeki Sonning Ödülü’ne, bugüne kadar layık görülen yazarlar arasında Ingmar Bergman, Günter Grass ve Simone de Beauvoir gibi isimler yer alıyor.

Orhan Pamuk 7 Kasım 2012 tarihinde ise İrlanda’nın başkenti Dublin’de Trinity College'da düzenlenecek törene katılarak, ünlü yazar, filozof, siyasetçi ve estet Edmund Burke adına verilen Burke Madalyası’nı (Burke Medal) alacak.

Louvre Müzesi 27-28 Ekim’de Orhan Pamuk’u ağırlayacak
Orhan Pamuk, 27 Ekim Cumartesi ve 28 Ekim Pazar günleri Paris'teki ünlü Louvre Müzesi’nde iki etkinliğe katılacak. 27 Ekim'deki ilk etkinlikte Pamuk, Nisan ayında İstanbul’da açılan Masumiyet Müzesi ile Fransızcaya çevrilen ve Gallimard Yayınevi tarafından yayınlanan “Şeylerin Masumiyeti” kitabını fotoğraflar eşliğinde anlatacak.
28 Ekim Pazar günü ise Louvre Müzesi’nde, Richard Peduzzi'nin “Benim Adim Kırmızı” romanından yola çıkarak hazırladığı dekor ve tasarımlar eşliğinde ünlü Fransız aktör ve yönetmen Jerome Deschamps tarafından bir gösteri gerçekleştirilecek. Gösteride romandan minyatürler de gösterilecek.

Krakov, Londra ve Marbach’ta okurlarıyla buluşuyor

Orhan Pamuk’un Avrupa’daki ilk durağı Polonya’nın Krakov şehrinde düzenlenen Conrad Festivali olacak. Dünyanın en önemli edebiyat festivallerinden biri olan Conrad Festivali İngiliz dilinin en önemli yazarlarından sayılan Joseph Conrad adına düzenliyor.

Yazarın hayranı olan Orhan Pamuk, “Kar” romanının epigraflarından biri olarak Joseph Conrad'tan bir alıntıyı kullanmıştı. Pamuk, festival kapsamında 24 Ekim Çarşamba günü yapacağı konuşmasında Conrad'in edebi kimliği, milliyetçilik, Doğu-Bati, ülkeye uzaktan bakmak gibi konulara değinecek.

denizci
24-10-2012, 14:00
Wagner ve Verdi 200 yaşında anılıyor

http://666kb.com/i/c8disjw6stvddhvtc.jpg

1813 doğumlu bestekârlar Giuseppe Verdi ve Richard Wagner’in 200’üncü doğum yılı, dünyanın önde gelen opera salonlarında sahnelenecek eserleriyle kutlanacak

Önümüzdeki yıl İtalyan besteci Giuseppe Verdi ve Alman besteci Richard Wagner’in 200’üncü doğum yılı. Dünyanın önde gelen opera ve orkestraları repertuvarlarında 1813 doğumlu olan iki bestecinin yapıtlarına ağırlık vererek anmayı planlıyor. İngiltere’nin başkenti Londra’daki Kraliyet Operası’nın direktörü Kaspar Holten’in deyişiyle “operayı Mozart’ın klasik dünyasından geleceğe, 20’nci yüzyıla götüren” iki besteci yaşamları boyunca olduğu gibi gelecek yıl da birbirleriyle rekabet edecek. Kraliyet Operası, yeni sezonda Wagner’in Yüzük Dörtlemesi’nin (Der Ring Des Nibelungen) operalarını sahneye koyacak. New York Metropolitan Operası dörtlemenin üç operası ve Parsifal’le Alman besteciye, Maskeli Balo ve Rigoletto operalarıyla ise Verdi’ye selam gönderecek.

BESTECİLER ANILACAK

Wagner’in kendi ülkesinde temelini attığı Bayreuth Festivali 2013’te Alman bestecinin Uçan Hollandalı Operası’yla açılacak. Verdi’nin ülkesi İtalya’da yıl boyunca bestecinin La Traviata, Aida, Nabucco başta olmak üzere ünlü operaları sahneye konulacak. Önümüzdeki yıl, dünyanın dört bir yanındaki konser salonlarından Holten’e göre çalkantılı “özel yaşamını yapıtlarına yansıtan Wagner” ve “yaşadığı acıları yapıtlarına yansıtmayan Verdi”nin tınıları yükselirken sanatseverlerin iki besteci arasında seçim yapması zor olacak.

denizci
24-10-2012, 15:02
Depeche Mode 3. kez geliyor

http://666kb.com/i/c8dkfhreuh3kq59zt.jpg

Ülkemizde oldukça büyük bir hayran kitlesine sahip olan Depeche Mode, 3.kez konser vermek üzere Türkiye'ye geliyor.

Depeche Mode grubu, web sitelerinnde turne programlarını açıkladılar. Buna göre İstanbul konserleri, 34 konseri kapsayan turnelerinin beşinci durağı olacak.

2001 yılında Abdi İpekçi Arena'da, 2006'da Kuruçeşme Arena'da konser veren grubun üçüncü konseri ise 17 Mayıs 2013'te İstanbul Maçka Küçükçiftlik Park'ta gerçekleşecek.

Depeche Mode'un 'Tour of the Universe' adlı turne kapsamındaki İstanbul konseri 14 Mayıs 2009 tarihinde gerçekleşmesi planlanırken, Dave Gahan'ın 12 Mayıs 2009 tarihindeki Atina konseri öncesi hastalanması sonucu iptal edilmişti.

denizci
24-10-2012, 18:10
Herkesin Mübarek Kurban Bayramı ve ülkemizin kuruluşunu temsil eden 29 Ekim Cumhuriyet Bayramımız Kutlu olsun...


bayramlarımız peşpeşe geldi ... herkese kutlu olsun :mut:

denizci
25-10-2012, 08:29
Çağdaş Türk sanatı Dubai müzayedesinde

http://666kb.com/i/c8eazgvhfxqsv4cpq.jpg


Christie’s Müzayede Evi tarafından Dubai’de bugün düzenlenecek Çağdaş Sanat Müzayedesi’nde Türk sanatçıların eserleri satışa sunulacak

Dünyanın önde gelen müzayede kuruluşu Christie’s tarafından düzenlenen Türk, Arap, İran Modern ve Çağdaş Sanat Müzayedesi, Zurich Finans Grubu sponsorluğunda gerçekleşecek. Dubai’deki Emirates Towers Hotel’de yapılacak müzayedede yer alan önemli Türk eserleri arasında Ahmet Elhan, Murat Germen, Ramazan Bayrakoğlu’na ait çalışmalar dikkat çekiyor.

Ramazan Bayrakoğlu’nun “Sandra” isimli portre çalışması müzayedenin öne çıkan eserleri arasında. Pleksiglas üzerine endüstriyel akrilik boya ile resmi fotoğrafa dönüştüren çalışmanın 30-35 bin dolar arasında bir satış değerine ulaşması bekleniyor. Bayrakoğlu’nun ağırlıklı olarak siyahbeyaz fotoğraf estetiğini kullanarak oluşturduğu kadın portrelerinde fotoğrafın insan sureti ile olan ayrılmaz ilişkisi ve güzel kadın imajının erotik çağrışımları ortaya konuyor.

‘MAVİ ODA’ 50-80 BİN DOLAR
İrfan Önürmen “Gaze” serisinden, 30-40 bin dolar arasında satışa sunulacak isimsiz eserinde içinde yaşadığımız teknoloji hâkimiyetindeki hayatın, dünyayı nasıl bulanıklaştırdığını resmediyor. Sanatçı tül ile örttüğü monokrom portrede gerçeklikten kopuşu gölgeler ardındaki mutsuz yüz ifadesiyle yansıtıyor. Murat Germen’in puslu Dubai gökyüzünü tasvir ettiği “Bir Zamanlar Dubai”de isimli çalışması da dikkat çeken eserlerden.

Müzayedenin ilgi çekici eserlerinden Ahmet Elhan’ın 2011 tarihli “Yerler” serisinden “Mavi Oda” isimli çalışmasının satış değerinin 50-80 bin dolar arasında olması bekleniyor. Müzayedenin yarın akşam gerçekleşecek ikinci bölümünde ise alt sınırı 2 bin dolardan başlayan eserler yer alacak

denizci
25-10-2012, 13:20
'Yılın Oyunu' İstanbul sahnelerinde

http://666kb.com/i/c8eic3i5zn2i47pe7.jpg

Genco Erkal ve Tülay Günal'ın rol aldığı 'Ben Bertolt Brecht' adlı oyun, yoğun turne programının ardından İstanbullu izleyicilerle buluşuyor.

İLGİ GÖRDÜ
4 Kasım Pazar günü saat 18.00'de sezonun ilk oyunu ile Kozyatağı Kültür Merkezi'nde sahnelenecek olan oyun, Kasım ayı boyunca İstanbul'un farklı sahnelerinde seyirciyle buluşacak. Sahnelendiği ilk günden bu yana büyük ilgi gören Alman yazar Bertolt Brecht imzalı oyun, Tiyatro Eleştirmenler Birliği tarafından bu yıl 'Yılın Tiyatro Oyunu' seçilmişti. Oyun programı için; dostlartiyatrosu.com

denizci
25-10-2012, 13:25
Tarih canlanıyor

http://666kb.com/i/c8eihi9m2171skbpr.jpg

Ümraniye'deki Buyaka AVM, 29 Ekim Cumhuriyet Bayramı kapsamında düzenlediği 'Canlı Heykel' etkinliği ile tarihe tanıklık etmek isteyenleri alışveriş merkezine davet ediyor. Cumhuriyet temalı canlı heykel sergisinde; Kurtuluş Savaşı'nda yer almış kahramanların temsili heykelleri yer alacak.

denizci
25-10-2012, 18:32
accık daha dişini sıksın ... bir milenyumluk yaşam :düsün:


800 yıllık dede menengici ağacı

http://666kb.com/i/c8eq87vt5ilyxfk7w.jpg


İzmir ili Menemen ilçesi çaltı köyü kuruluşu yıllar öncesine dayanan bir yörük köyüdür.Çaltı köyünde bulunan DEDE menengici nin 800 yaşında olduğu sanılıyor.Köylüler yıllardan beri ağacın bulunduğu tepeyi özenle korumuşlar,burasını mesire yeri ilan etmişlerdir.

Her yıl bahar mevsimi geldiğinde köyün gençleri buraya gider burada piknik yapar aynı zamanda orada bulunan ağaçlara salıncaklar kurarlar.Bu salıncaklarda sallanırken eskiden kalma bir gelenek daha vardır onu devam ettirirler.

Eskiden kalma dediğim gelenek ise eski yıllarda gençler birbirlerine olan aşklarını ve sevdalarını buradaki salıncakta sallanırken itiraf ediyorlarmış.Bu sayede insanların birbirlerine karşı olan hislerini paylaşıyorlarmış.Bu mesire alanı en son olarak çaltı köyü halkının katkılarıyla temizlenmiş,korumaya alınmıştır. Burada bulunan bütün ağağlar budanmış daha şık bir görünüm kazanmıştır.Eskisi kadar olmasa da yine gençler her hıdır ellez zamanı geldiğinde burada toplanıyor ve eğleniyorlar

Yüzlerce yıldır sadece tabiatın güzelliklerini değil, tarihin zengin
hatıralarını da günümüze taşıyan anıt ağaçlar şöyle sıralanıyor:

Eskişehir’in Mihalıççık ilçesi Kayı köyündeki iki kokulu ardıç ağacı (645 ve 730 yaşlarında) ile aynı köydeki Kayı Ardıcı (520),

Eskişehir-İnönü ilçesi Kepez köyündeki Kepez Saçlı Meşe ağacı (475),

Eskişehir-Seyitgazi ilçesi Çürüttür köyündeki Piribaba Meşesi (350),

Seyitgazi ilçesi Arslanbeyli köyündeki Keramet Dutu (700),

Antalya-Kemer ilçesi Kuzdere köyündeki Gedelma Çınarı,

Antakya Dursunlu köyündeki Onat Çınarı (280) ve


İzmir’in Menemen ilçesi Çaltı köyündeki Dede Menengici (800).

http://www.agaclar.net/forum/anit-ve-korunmaya-deger-agaclar-korunmasi-gereken-bitkiler/296.htm

denizci
25-10-2012, 18:53
http://666kb.com/i/c8eqrzwqwxmljbspo.jpg

denizci
25-10-2012, 22:21
Lal Gece'ye Tokyo'da büyük ilgi

http://666kb.com/i/c8ew0c9632nj6pz1k.jpg

'Çocuk gelinler'in dramı Tokyo'da da yankı buldu. 25. Tokyo Uluslararası Film Festivali'nde bu akşam (perşembe) galası yapılan Lal Gece'ye izleyici büyük ilgi gösterdi.

Yönetmen Reis Çelik gösterimden sonra seyircilerin sorularını yanıtladı. Söyleşi sonrası Çelik'i bırakmayan kalabalık imza ve fotograf için kuyruğa girdi. Japonya veya Türkiye; farklılığımızın olmadığını, sorunların aslında her yerde benzer olduğunun altını çizen Çelik ise 'sanat bizi birleştiriyor' dedi.

'Ağrı'dan Fuji dağına'

Ağrı dağından getirdiğim çiçeği Fuji dağına ekiyorum, buradan aldığım çiçeği de Ağrı'ya götüreceğim' diyen Çelik, bu sorunun sadece Türkiye'de değil farklı üsluplarla her yerde varolduğunu söyledi. Bir soru üzerine filmlerinin politik olduğunu çünkü hayata da böyle baktığını belirten yönetmen, bu yıl Berlin'de Kuşaklar bölümünde yarıştığı filminin büyük ödül 'Kristal Ayı' almasının önemli olduğunu ama filminin çocuklara değil büyüklere ve onların kendi gerçeklerşyle yüzleşmesi için yapıldığını söyledi.

'İnsanın özüne yolculuk'

Sistemin insanı sıkıştırdığını ve bir takım eylemlere zorladığını söyleyen Reis Çelik, bununla birlikte insan malzemesi ve özüyle ilgilendiğini, insanın içine doğru yolculuğu ve hesaplaşmayı önemsediğini vurguladı. Lal Gece, 20-28 Ekim tarihleri arasında gerçekleşen festivalin yan bölümlerinden Asya ve Ortadoğu Rüzgarları'nda gösteriliyor. Aynı zamanda yarışmalı olan bu bölümde 10 bin dolar da para ödülü var. 25. Tokyo Film Festivali'nin ana yarıimasında ise Yeşim Ustaoğlu'nun Araf filmi yer alıyor.

denizci
26-10-2012, 07:51
“Talih, herşeyi etkiler. Oltanız daima suda dursun.

Akıntı, hiç beklemediğiniz anda size balığı getirecektir.” ♥

OVID


http://666kb.com/i/c8fai70q8z42215pd.jpg

Koray 3448
26-10-2012, 10:23
Tanrı Parçacığı Senfonisi ;

Bilim insanları, on yıllardır peşinde koştukları Tanrı Parçacığı’nın izine CERN’de yürütülen deneylerde ulaşmayı başarmış, tarihi açıklama Temmuz ayı başında açıklanmıştı. Fizikçi ve aynı zamanda besteci olan Domenico Vicinanza, evrenin sırlarını saklayan atom altı parçacığını notalara döktü.

Tanrı Parçacığı olarak adlandırılan Higgs Bozonu hakkında geçmişte besteler yapılmıştı. Ama İtalyan fizikçi bir ilke imza atarak parçacığın kendisini notalara döktü. Yeni parçacık arayışı için atom altı parçacıkların çarpıştırıldığı Büyük Hadron Çarpıştırıcı’sındaki (LHC) Avrupa Gelişmiş Ağ Teknolojisi İletimi (DANTE) laboratuvarında çalışan Vicinanza, Higgs Bozonu’nu nasıl bestelediğini ABD’nin PRI radyosuna açıkladı:


http://www.youtube.com/watch?v=0OUrgT1IPuQ

“Higgs Bozonu gibi bir atom altı parçacığı melodiye çevirebilmek için yapmamız gereken verideki her bir rakamsal değeri tek bir notaya veya puanla eşletirmek. Melodi, kesin olarak bilimsel verinin gösterdiği davranışı temsil ediyor. Piyano çalmaya başladığı zaman, çok tiz sesler duyuyorsunuz. Bu sesler Higgs Bozonu’nuna ait melodinin izleri ve CERN’de yapılan bilimsel araştırmadaki tepe noktalarına işaret ediyorlar. Gerçek veri noktaları sadece piyanoyla ilk çalışta ve yine piyano ve marimba ile yapılan ikinci tekrar da duyuluyor. Kısaca piyano yüksek notaları, marimba ise düşük notalaro çalıyor” dedi.

Bilimsel veriyle ortaya çıkan müzik, şaşırtıcı derecede güzel. ABD Enerji Bakanlığı’na bağlı olan Argonne Ulusal Laboratuvarı’ndan Peter Larsen, geçmişte Manş Tüneli’nden elde ettiği mikroniyolojik veriyi kullanarak ‘mikrobiyoljik ses’ çıkarmayı başarmıştı. Bu alandaki ilk denemelerden biri 1960’lı yıllarda yapılmış ve besteci Charles Dodge Dünya’nın güneş rüzgarından (Güneş’ten saçılan parçaların oluşturduğı akım) sonik dalgalar elde etmişti ...

denizci
26-10-2012, 14:45
http://666kb.com/i/c8faku7dxikekmkgx.jpg

denizci
26-10-2012, 18:27
Bu hafta hangi filmler vizyona girdi


http://666kb.com/i/c8fqoudcfl1sf6l3k.jpg

Bu hafta, 1'i yerli 3 yeni film gösterime girdi

T24

İşte o filmler:

Gergedan Mevsimi

“Sarhoş Atlar Zamanı”, “Kaplumbağalar da Uçar”, “Annemin Ülkesinin Şarkıları” isimli filmleriyle dikkati çeken İranlı Kürt yönetmen Bahman Ghobadi'nin merakla beklenen filmi, beyazperdeye geliyor. Monica Bellucci, Beren Saat, Yılmaz Erdoğan, Belçim Erdoğan, Caner Cindoruk, Ali Pourtash ve Behrouz Vossoughi'nin rol aldığı filmde, Bahman Ghobadi, şair Sahel'in öyküsünü anlatıyor. Filmde, 30 yıl sonra hapishaneden çıkan şair Sahel, kendisini öldü bildiği için İstanbul'a giden karısını bulmak üzere yola çıkar. Sahel'in de, eşinin de hayatlarını alt üst eden kişinin de buluştuğu ortak nokta, aşktır...

Bulut Atlası
Haftanın diğer iddialı yapımı, zengin oyuncu kadrosuyla dikkati çeken yazar David Mitchell’in romanından uyarlanan "Bulut Atlası", geçmişten günümüze, günümüzden geleceğe farklı hayatların nasıl birbirini etkilediğini anlatıyor. ABD'li yönetmen kardeşler Andy-Lana Wachowski ve Alman yönetmen Tom Tykwer imzasını taşıyan filmde, Tom Hanks, Hugo Weaving, Halle Berry, Hugh Grant, Jim Sturgess, Ben Whishaw, Susan Sarandon, Jim Broadbent, Keith David, Xun Zhou, James D'Arcy, Götz Otto, Doona Bae, Zhu Zhu, Alistair Petrie rol alıyor. Filmin öyküsü ise şöyle: “1850'de Pasifik Okyanusu'nu geçmekte olan isteksiz bir gezgin, iki savaş arasında kalan Belçika'da yaşayan, istikrarsız bir geçim kaynağı olan bir besteci, Vali Reagan'ın yönettiği California'da yaşayan yüce gönüllü bir gazeteci, yeraltı dünyasındaki alacaklılarından kaçan işe yaramaz bir yayıncı, ölüm hücresinde genetik olarak değiştirilmiş bir servis elemanı ve bilim ile medeniyetin çöküşüne tanık olan ve Pasifik Okyanusu'ndaki adaların birinde yaşayan Zachry. Cloud Atlas'ın anlatıcıları tarih koridorunda birbirlerinin sesinin yankısını duyuyorlar ve kaderleri bir şekilde mutlaka değişiyor.”

Asteriks ve Oburiks gizli görevde
Asteriks ve Oburiks'in maceraları 3 boyutlu olarak sürüyor. Yönetmen Laurent Tirard'ın “Asteriks ve Oburiks Gizli Görevde” ismini taşıyan komedi türündeki film, izleyicilerini MÖ 50 yılına götürüyor. Asteriks ve Oburiks'in ilk kez 3 boyutlu olarak izleyicilerle buluşacağı filmde, küçük bir Britanya köyünün, mükemmel lejyon ordusuyla savaşa susamış Sezar karşısındaki direnişi anlatılıyor. Asteriks ve Oburiks'i Eduard Baer ve Gerard Depardieu canlandırırken, Türkçe seslendirmesini Bay J ve Geveze yapıyor.

denizci
26-10-2012, 19:35
Hurrem Sultan kapalı gişe

http://666kb.com/i/c8fsc4bf5zohpu7o0.jpg

Osmanlı İmparatorluğu'nun en uzun süre tahtta kalan padişahı Kanuni Sultan Süleyman'ın Hurrem Sultan'a duyduğu aşkı ve o dönemi anlatan ''Muhteşem Yüzyıl'' dizisi gibi ''Hurrem Sultan''ın balesi de vatandaşlar yoğun ilgi gördü. Kadıköy Süreyya Operası'nda ekim ayında 5 temsille sanatseverlerle buluşan ''Hurrem Sultan'' balesi, mayıs ayında tekrar sahnelenecek.

İlk defa 1977'de bale sanatının duayenlerinden Oytun Turfanda'nın koreografisi ve Nevit Kodallı'nın bestesiyle Ankara Devlet Balesi tarafından sergilenen ''Hurrem Sultan'' balesi, 35 yıl aradan sonra Deniz Olgay Yamanus ve Oktay Keresteci'nin sahnelemesi ile İstanbul seyircisinin karşısına çıktı. İstanbul Devlet Opera ve Balesi, bu ay da geçen sezon ilk gösterimi yapılan, Osmanlı'nın derin ve hazin öyküsünü anlatan ''Hurrem Sultan'' balesini, Oytun Turfanda'nın 10. ölüm yıl dönümü anısına yeniden seyirciyle buluşturdu.

Oytun Turfanda'ya ''saygı duruşu'' niteliğinde sahnelenen ''Hurrem Sultan'' balesinin, bu ay Kadıköy Süreyya Operası'nda gerçekleştirilen 5 temsili de kapalı gişe oynadı.

Türk balesinin yapı taşlarından olan ''Hurrem Sultan'' balesini sahneye koyan Deniz Olgay Yamanus, AA muhabirine yaptığı açıklamada, okul arkadaşı olan ve uzun yıllar birlikte çalıştığı Oytun Turfanda'nın eserlerinin varisi olduğunu belirterek, ''Hatta bir dönem 'Hurrem Sultan' balesinde ben Kanuni'nin ilk eşi Gülbahar'ı, Oytun Turfanda da Kanuni'yi oynadı. Esere karşı böyle bir duygusallığım da var'' dedi.

''Hurrem Sultan'' balesinin, ilk defa iki perdelik, Türk koreograf tarafından sahnelenen bir eser olduğunu belirten Yamanus, bestecisi Türk olan eserin bestecisi ile birlikte yapıldığını, yani müzik var olup üzerine bale yapılmadığını anlattı.

Eserin oluşturulmasının 4 sene sürdüğünü kaydeden Yamanus, ''Şu andaki orkestra şefi de merhum Nevin Kodallı'nın oğlu. Eseri, çocukları ve arkadaşları devam ettiriyor'' dedi.


''İSTANBUL'DA İLK KEZ 1990'DA SAHNELENDİ''


Atatürk Kültür Merkezi'nin restorasyona alınmasının ardından eserleri biraz daha küçük olan Süreyya Operası'nda sahnelemeye başladıklarını anlatan Yamanus, ''Bu nedenle eserleri orkestrasız, banttan oynuyoruz. Ama bu eserin banttan oynanmasını istemedim ve ilk kez cesaret edip orkestra ile oynamaya karar verdik'' dedi.

''Bu konuda bir dizi de var, neden bu dönemde Hurrem Sultan?'' sorusu üzerine Yamanus, Oytun Turfanda'nın ölümünün 10. yılında onun anısına bir eser sahnelemek istediklerini ifade ederek, Turfanda'nın uzun yıllardır sahnelenmeyen ''Hurrem Sultan'' eserini seyirciyle buluşturmaya karar verdiklerini anlattı.

''Hurrem Sultan''ın İstanbul'da ilk 1990 yılında sahnelendiğini belirten Yamanus, eserin konusunu şöyle özetledi:

''Kanuni Sultan Süleyman'ın tahta çıkışı, ilk eşinden Mustafa'nın doğması, Mustafa'nın küçüklüğü, büyümesi, Hurrem Sultan'ın haremden seçilmesi, Kanuni'ye sunulması, birbirlerine aşık olmaları, birtakım entrikalarla Hurrem Sultan'ın çocuklarını tahta çıkarmak için Mustafa'yı öldürtmesi ve Kanuni'nin savaş kararları ve hayatının devam etmesi. Bu arada hoş bir sahne vardır. Kanuni döneminde halkın çok mutlu olduğunu anlatan büyük bir sahne var. Tamamen etnik, folklara dayalı bir sahnedir. Dansçılar tarafından bale ile karışık olarak sahnelenen bir eserdir.''


''BODRUM BALE FESTİVALİ'NDEN DAVET ALDIK''


Deniz Yamanus, bu dönemde Kanuni Sultan Süleyman dönemini konu alan ''Muhteşem Yüzyıl'' dizisinin de yayında olmasının avantajını yaşadıklarını belirterek, ''Herkesin merak ettiği bir hikaye. İlk başta diziyle aynı dönemde olmasından endişelenmiştim ama dizinin de kaliteli olmasının getirdiği bir avantaj var. Dizi çok güzel, sadece ismini yanlış buluyorum. 'Muhteşem Yüzyıl' diyorsunuz ama yüzyılı değil, saray hayatını anlatıyor, saray içindeki entrikalar anlatılıyor. Dizi çok kaliteli, çok iyi, oyuncular, senaryo, dekor, kostüm olağanüstü'' diye konuştu.

Serdar Başbuğ'un hem dizinin hem de balenin kostümlerini hazırladığını ifade eden Yamanus, ''Serdar Başbuğ ile 10 senedir tanışıyorum. Hurrem Sultan'ı 4 kez sahneledim, tüm kostümlerini Serdar Başbuğ yaptı'' dedi.

Balenin sadece Süreyya Operası'nda sahnelendiğini anlatan Yamanus, ''En büyük hayalim, balenin Topkapı Sarayı'nda oynamasıdır. Geçen sene girişimlerde bulunduk ama bazı nedenlerde oynayamadık ama bu yıl oynamayı düşünüyoruz'' ifadesini kullandı.

Bodrum Bale Festivali'nin açılışına davet edildiklerini, Aspendos Opera ve Bale Festivali'ne katılmak istediklerini dile getiren Yamanus, eserin mayıs ayında tekrar sahneleneceğini bildirdi.

BUR-KAY
28-10-2012, 12:30
SEN NE BÜYÜKSÜN ATAM! NELERE ÖNCÜLÜK ETMEDİN Kİ....

http://e1210.hizliresim.com/12/w/fchf4.jpg

Devrim Hareketi, ''Özsoy'' Operası. (19.06.1934)
Eklenme Tarihi: 23.06.2010:3
Bir Devrim Hareketi "Özsoy" Operası. "Bu, bir devrim hareketidir!" Mustafa Kemal Atatürk (işte o an) Çankaya Köşkü’nde İran Şahı Rıza Pehlevi ile birlikte. (16 Haziran 1934)



I

Bir Devrim Hareketi "Özsoy" Operası:

Türkiye’nin ilk devlet sanatçısı Ahmet Adnan Saygun, 75 bestesi, 14 kitabı, 7 çevirisiyle çoksesli müzik tarihimizin temelini oluşturan ve sözcüğün hak edilmiş anlamıyla, “Devrimci” ünvanını alan öncü bir sanatçımızdır.

Atatürk’ün isteği üzerine, bir ay gibi kısa bir sürede “Özsoy” adlı operayı besteleyen sanatçı, gece ve gündüz çalışarak tamamladığı bu çalışmasıyla “İlk Türk operasını besteleyen sanatçı” ünvanının da sahibi olmuştur.

1934 yılı, Mayıs ayı... Ankara, önemli bir konuğunu ağırlamaya hazırlanıyor. İran Şahı Rıza Pehlevi, Türkiye’ye gelecek ve pek çok merak ettiği Mustafa Kemal’in devrimlerini yerinde gözleriyle görecek, inceleyecek.

Mustafa Kemal, çok önem verdiği konuğunun ağırlanması hazırlıklarıyla yakından ilgileniyordu. Bu konuda görüşmek üzere bir akşam Çankaya Köşkü’ne davet ettiği yakın arkadaşlarına içtenlikle sordu:

“Şah Pehlevi’yi derinden etkileyecek bir program için neler yapmamızı önerirsiniz?” dedi. “Bana bu konudaki görüşlerinizi açıklamanızı istiyorum.”

Arkadaşları, birbirinden çok değişik önerilerde bulundular. İçlerinden kimi, bu önemli konuğu Orman Çiftliği’ne götürmeyi önerdi, kimi Merinos Fabrikası'nı gezdirmenin daha uygun olacağını söyledi. Mustafa Kemal, bu öneriyi ve buna benzer önerilerin hiçbirini beğenmedi:

“Bütün bunlar İran’da da var” dedi. “Onlarda olmayan öyle birşey yapmalıyız ki, farkımızı ortaya koyabilelim.” Arkadaşları, onun aklında önemli bir önerinin saklı durduğunu anladılar. Ve bu kez, onlar kendisine sordular:

“Siz nasıl birşey düşünüyorsunuz bu konuda Paşam?” dediler.

Mustafa Kemal, tüm davetlilerini büyük bir şaşkınlğa uğratan şu düşüncesini açıkladı:

“Bir Türk operası yapacağız!..” dedi.

Sofrada evsahibi dışında herkes faltaşı gibi açılmış gözleriyle birbirine bakıyor ve hiçbiri seslendirmeden; fakat hepsi içlerinden, sorular üstüne sorular soruyordu:

“Opera mı? Hem de bir Türk operası mı? Yazarımız yok, bestecimiz yok, koromuz yok, sanatçımız yok, orkestramız yok... Bir Türk operası ama, nasıl, neyle, kimle?..” Mustafa Kemal, arkadaşlarının suskunluğunu bir süre “dinledikten” sonra, önerisini değil, kararını yineledi:

“Bir Türk operası yapacağız!..” dedi.

İlk Türk operasının “doğuş” öyküsü, işte böyle başladı.

Mustafa Kemal, önemli konuğu için yazılacak ve bestelenecek operanın konusunu da kendi belirledi:

İranlılar’ın “Şeyhname”sinden esinlenerek oluşturulan bir destanın konusu, bu operanın da konusunu oluşturacaktı.

Destandaki Hakan Feridun’un ikiz oğulları Tur ile İraç’ın, doğduklarında şeytanın gazabıyla birbirlerinden ayrılmaları, ayrı yollara gidip birbirlerinden uzaklaşmaları, yüzyıllar sonra ise buluşup, kardeş olduklarını anlamaları öyküsü, iki kardeş ülke Türkiye ile İran’ın, ayrı yollara gitmelerine karşın, kardeş olduklarını bilmeleri olgusuyla eşleştirilerek işlenecekti.

Konu güzeldi de bunu, “operanın sözü” olarak adlandırlan “libretto” olarak kim kaleme alacaktı?

Aranılan yazar, iki gün sonra bulundu: Bu görev, Münir Hayri Egeli’ye verildi.

Peki, kim besteleyecekti bu librettoyu? İlk Türk operasının bestesini yapmak şerefi kime verilecekti?

“Bir çocuk vardı Paris’e gönderdiğimiz” dedi Mustafa Kemal. “Şimdi Musiki Muallim Mektebi’nde (Müzik Öğretmen Okulu) öğretmenlik yapıyor olmalı. O bu iş için yeterlidir bence...”

Çoksesli batı müziği öğrenimi yapmak üzere devlet bursuyla Paris’e gönderilen Saygun, bu öğrenimini tamamlamış, kısa bir süre önce yurda dönmüş ve şimdi de “Musiki Muallim Mektebi”nde öğretmenlik yapmaktaydı.

Mustafa Kemal’in işareti üzerine 27 yaşındaki bu genç öğretmen davet edildi ve Münir Hayri Egeli’nin librettosu verilip, kendisinden bunu bir opera olarak bestelenmesi istendi.

O anını Ahmet Adnan Saygun, yıllar sonra şöyle anlatmıştır:

Yaşamımda en çok sevinç duyduğum iki günden biri, müzik öğrenimi yapmam için devlet tarafından Paris’e gönderileceğimi öğrendiğim gün oldu, biri de benden "Özsoy" operasını bestelemem istendiği gün oldu. Birincisinde, öğreneceklerim nedeniyle çok sevinmiştim, ikincisinde ise, öğrendiklerimle ulusuma ve devletime hizmette bulunacağım nedeniyle çok sevinmiştim.”

Saygun’un o günkü sevincini, bir kuşkusu izlemiş.

“Solistimiz yok, koromuz yok, orkestramız yok” demiş. “Ben bu besteyi yapsam bile müziği çalacak orkestra nerede, oyunu oynayacak, aryaları söyleyecek solist nerede, koro nerede?”

Ona bu şerefli görevi iletenler, bu “yok”ları duymamışlar, bir “var”dan söz etmişler:

“Yalnızca bir ay zamanınız var” demişler.



Çankaya Köşkü’nün terasında İran Şahı Rıza Pehlevi ile birlikte. (16 Haziran 1934)

Adnan Saygun, o var olan bir ayın gündüzlerine gecelerini de kattı ve kendisine iki aylık bir zaman var etti. Sonra da, “işte ilk operamız” dedi.

Ortada bir opera yapıtı vardı; ama bu operayı seslendirecek solistler ve koro elemanları yoktu, bir orkestra yoktu.

Orkestranın yaylı sazlar grubu, İstanbul’dan Cemal Reşit Rey’in kurmuş olduğu yaylı sazlar orkestrası ile takviye edildi. Borulu sazlar grubu da Ankara’daki asker bandolarından sağlandı.

Koro, Ankara Kız Lisesi, İsmet Paşa Kız Enstitüsü ve Gazi Terbiye Enstitüsü Beden Terbiyesi Bölümü’nün, üstelik nota bilmeyen öğrencilerinden kuruldu. Nimet Vahit, Nurullah Taşkıran, Semiha Berksoy ve Halil Bedii Yönetken de solist olarak görev aldılar.

Provalar başladığında, Riyaseti Cumhur Orkestrası şef Zeki Üngör’ün, çalışmalarda kendinden beklenen yardımı göstermediği saptandı.

Bu durum Mustafa Kemal’e iletildiğinde, provaları kendisinin de izlemek istediğini söyledi. Türk Ocağı’ndaki locasından Zeki Bey’in genç Saygun’a çıkarttığı zorluklara bizzat tanık oldu ve kızmanın da ötesinde, öfkelendi.

Zeki Üngör bu davranış biçimi nedeniyle orkestranın başından uzaklaştırıldı, şefliğe genç müzisyen Saygun getirildi.

Oluşturulan “mucize”yi ve uykusuz geceleri Adnan Saygun, ileride şöyle yazdı: “Ah bu çalışma!.. Zaman kısa, imkanlar son derece sınırlı. (...) Ama içimiz coşkun. Yalnız benim değil, bütün görev almış arkadaşlarımın içi şevkle kaynıyor. Acaba o atılım üstüne atılım yıllarında, içimizde duyduğumuz dinmek bilmez heyecan, sönmek bilmez ateşi şimdiki kuşaklar nasıl duyuyorlardır?”

Ve “Özsoy” 19 Haziran 1934 gecesi, iki devlet adamının huzurunda sahnelendi. Mustafa Kemal, bu mucizenin yaratıcılarını o gece temsilden sonra Çankaya Köşkü’nde kutladı, ağırladı ve bu işin olamayacağına inanan kişilere duyurmak istercesine, coşkusunu salonda yüksek sesle şöyle dile getirdi:

“Bu, bir devrim hareketidir!”

Mustafa Kemal, “Özsoy” operası başarısı nedeniyle Ahmet Adnan Saygun’a özel kutlamasını ise, ondan ikinci bir opera bestelemesini isteyerek yaptı. Konu yine Mustafa Kemal’den gelmişti. İnsanın yeniden doğuşu fikri, bir büyük önderin yeni bir ulusu yaratışı, yeni cumhuriyet insanının doğuşu, Saygun’un eşsiz müziği ile ikinci Türk operası “Taşbebek”de canlandı.

Saygun’un genç yaşta ve tüm olanaksızlardan olanaklar üreterek bestelediği bu iki Türk operası, Mustafa Kemal’in müzik devriminin en somut örnekleri olarak, kültür hazinemizdeki onurlu yerlerini bugün de korumaktadırlar.

Kaynak: Dolunay Erten, Başkent Üniversitesi Kültür Yayını Bütün Dünya Dergisi, Sayı:2008/09, Sayfa:36-41



II

ATATÜRK’ÜN ANA FİKRİNİ VERDİĞİ İLK OPERA: ÖZSOY DESTANI

Giriş

“Özsoy”, Ahmet Adnan Saygun’un daha 27 yaşındayken ve 2 ay gibi akıl almaz bir sürede bestelediği Cumhuriyet tarihimizin seslendirilmiş ilk opera eseridir. Librettosu1 Münir Hayri Egeli tarafından kaleme alınmıştır. Üç perdelik, dramatik türde bir opera olarak bestelenmiş olmakla birlikte, 1982 yılında Atatürk’ün 100. doğum yıl dönümü nedeniyle, tam 48 yıl sonra tekrar sahnelenmesi gündeme geldiğinde Saygun, bu 3 perdelik operayı, bir perdelik özet hâline getirmiştir. “Özsoy”un üvertürünün başlangıç akorlarında2, bestecinin çok sağlam ve özgün müzik karakterinin şaşırtıcı olgunluktaki ilk izlerini görüyoruz. Daha ilk akorlarda eserin mistik yapısını hissetmek mümkündür. Bu sade ve yoğun anlam yüklü yapı dikkat çekicidir.

Saygun’un daha sonraki dönemlerde bestelediği eserlerde yer verdiği halk ezgilerinin yoğun ve karmaşık armonik yapısı bu eserde görülmemektedir. Buna karşılık tonal müziğin vardığı en yüksek doruk olan, Wagner’in müziğinde rastladığımız yoğun derinlik ve müzikal ifade, âdeta yıllar sonra Saygun’un müziğinde karşımıza çıkmaktadır. XIX. yüzyıl romantik akımının esası olan ve Wagner’in zirveye ulaştırdığı, dramın müzikle ifadesine (Gesamtkunstwerk), Saygun yeni bir boyut katmıştır. Doğunun duyarlılığını getirmiş, müziği Wagner’in bıraktığı yerden yeni renk ve akorlarla geliştirerek, doruğa ulaştırmıştır.

A. Özsoy’u Yazma Düşüncesi

Librettosu Münir Hayri Egeli tarafından yazılan “Özsoy”un ana fikrini bizzat Atatürk vermiştir. İran Şahı’na bir “opera” izlettirme fikri Atatürk’ün aklına nereden gelmiş olabilirdi? Ahmet Adnan Saygun’un anlatımından dinleyelim: “Öyle sanıyorum ki iki düşünce O’nu bu arzuya itmiştir. O sıralarda kendisinin İran ile yakınlaşmayı, iki devlet arasında sağlam bir dostluk kurulmasını istediği anlaşılıyordu. Biri çoğunlukla Sünnî, öteki çoğunlukla Şiî mezhebine bağlı bu iki devlet, yüzyıllar boyu düşmanca bir komşuluğu sürdüregelmişlerdi. Atatürk, işte bazen açık bazen kapalı olan bu düşmanlığı dostluğa çevirmek, bunun için de din ve mezhep konularını bir yana itip, iki milletin öz kardeşler oldukları fikrini, bir İran efsanesine dayanarak ileri sürme düşüncesine kendini kaptırmış olmalıdır. Atatürk, böyle bir fikri, Şah ile karşılıklı söyledikleri nutuklar sırasında da ortaya atabilirdi. Fakat, sahnenin hareketinden ve musıkinin gücünden yararlanarak, bu fikri bir sanat havası içinde işlemenin, heyecanla beslenen duygular üzerinde büyük etkisi olacağını düşünmüş olmalı idi. Nitekim, 19 Haziran 1934 tarihinde, Ankara Halk Evi’nde yer almış olan ilk temsilin hemen ardından iki devlet başkanı Dışişleri Bakanlığına giderek orada Türk - İran dostluğunun temelini atmışlardır.

İkinci düşünceye gelince; Atatürk her halde yine bu Türk İran dostluğu bakımından Şah’a büyük bir itibar göstermek ve onu mümkün olduğu kadar etkilemek istemiş olsa gerektir. Nitekim Şah’a elbetteki Türkiye’nin şehirlerini, o zaman var olan bir iki fabrikasını gösterebilecekti, fakat bütün bunlar İran’da da vardı veya olabilirdi. Ama bir musıkili sahne eseri Şah için yepyeni bir şey olacaktı. Gerçekte bu, kendisi için de yepyeni bir şeydi.

Daha önce tek sesli geleneksel Türk müziğinin bestecinin genellikle kendi bireysel duyarlığını, acısını, kederini dile getiren lirik yaklaşımlardan, duyarlıktan ibaret kaldığını söylemiştim. Bu da kuşkusuz bir anlatım unsuruydu. Ama öteki şiirsel unsurlar da vardı.”3 Ünlü müzik bilginimiz Cevat Memduh Altar sıralıyordu: “Yalnız Lirizm ile iş bitmez. Onun yanında hayatın her şeyiyle kendisi, hayat gerçeğinin acımasız dorukları olmanın niteliğini taşıyan: Mitoloji, mitolojik-epik, dramatik ya da trajik duyarlıkların, işlenecek konunun özelliklerine uygun oranlarda rol almaları zorunludur ve bunları tek sesli bir müziğin salt melodik yapısı içinde değerlendirmek imkânsızdır. Sanatçının eserinde, yukarıda geçen şiirsel unsurları algılayış gücü ve işleyeceği konunun karakteri gereği biçimlendirebilmesi; ancak çok sesli tekniğin oluşturabileceği, zengin olduğu kadar karmaşık da olan bir anlatım dokusu içinde mümkün olabilmektedir. Bu işler için, operaların, senfonilerin, senfonik şiirlerin, eşlikli ve eşliksiz büyük çaptaki koro eserlerinin meydana getirilmeleri gerekmektedir.”4

Atatürk’ün müzik reformundan beklediği de budur; bu sebeple kendisi “Özsoy”da olduğu gibi, bu konuda ilk ve en güzel örneklerin verilmesine ön ayak olmuştur. Atatürk’ün fikir babası olduğu “Özsoy”un, 19 Haziran 1934 günü dağıtılan broşürünün 3. ve 4. sayfasında yer alan görev dağılımı belgesel önem taşımaktadır. Bu görev dağılımını aşağıda sunuyorum:

B. Özsoy Operası

Özsoy Destanı

3 Perde 12 Tablo

Yazan ve Sahneye Koyan: Besteleyen ve Orkestra Şefi:

Münir Hayri Ahmet Adnan

Orkestra: İstanbul Konservatuvarı yaylı sazlar heyetiyle Riyaseti Cümhur Bando Heyeti

Dans ve Korografi : Selma ve Azade Selim Sırrı

Sahne : Dekor ve kostümler :

Hami Mahmut - Galip

Koro İdaresi : Muallim Halil Bedi, Mediha Adnan.

Koro: Ankara Kız lisesi, Ankara Kız ortamektebi, Ankara Beden Terbiyesi Enstitüsü talebesi

Konduit : Şevket

Suflör : Enver Necip

Rol Bölümü

Ozan ....................................... Hamdi Selçuk

Baş Şaman ................................. Salih Bey

Köse Ağa ..................................... “

Birinci Bey...................................Fethi Bey

Züppe.......................................... “

İkinci Bey.....................................Kemal Bey

Bir Zabit ...................................... “

Kaymakam.................................... “

Felekler

“...........................................N igar Hanım

“...........................................Muhsin e Hanım

“...........................................M uazze Hanım

“...........................................Y ıldız Hanım

“...........................................N üzhet Hanım

“...........................................N imet Hanım

Feridun......................................Gazi Terbiye Enstitüsü Muallimlerinden Nurullah Şevket Bey

Ses .......................................... Gazi Terbiye Enstitüsü Muallimlerinden Nurullah Şevket Bey

Hantun(UluAnne)...............Konservatuvar Muallimlerinden Nimet Vahit Hanım

Ahriman ................................................Sü leyman Bey

Ayşım........................................İstan bul Konservatuvarı Talebelerinden Semiha Hanım

Mehmet....................................... Gazi Terbiye Enstitüsü Muallimlerinden Ö.C.Bey



Bir Köylü............................................. .........Bedri Bey

Sarıklı........................................... .............. “

Politikacı........................................ ...............Hayati

Tembel

Sefih

Bedbin............................................ .........Semiha Hanım

İraç

Danslar: Selma ve Azade hanımların idaresinde Kız Lisesi ve Orta mektebi talebelerinden Perran - Leyla - Vesamet - Belkıs - Nedret - Enise - Melahat hanımlar.5

Perde açıldığında sahnede görülen ozan, ezelî Türk yüceliğini sayıp dökeceği destanına koyularak dinleyicilerin hayalini kırk bin yıl evvelki Feridun’un ülkesine çeker. Bu tiradda Atatürk’ün ulus, din, devlet konularındaki görüşlerine ışık tutulmaktadır. Arpın büyülü melodisiyle ozan tiradını seslendirmeye başlar :

“Ben ne puta tutkunum, ne de yâra vurgunum,

Elimde destanımla yalnız hakka bakarım.

Doğruyu anlatırım, gönüllere akarım.

Gönlü açık olanlar elbet beni severler.”

Dizelerinde Asya Türklerinin eski inancı, Şamanlıktan hak dinine, İslâma geçiş vurgulanmaktadır. Son bölümde ise tasavvuf felsefesinin büyük ozanı Yunus Emre ile bir bağlantı kurulmuştur. Gönül gözünün açık olması deyimi, tasavvufta, ilâhî aşkın tanımlamasıdır.

Tiradın devamında, yeni milletin kültür yapısı betimlenirken kaynakların, Batıdan veya Doğudan değil, kendi tarihimizden alınması gerekliliği vurgulanmaktadır:

“Ben, ne Homeros gibi; hayali yavuzlar,

Tanrılarla sevişen kızcağızları anlatmaktan hoşlanır.

Ne de eski Fin’lerin Kalavala’sı gibi, insanlarla cinlerin,

Döğüşünü süslerim hayal enginlerinde

Ben Firdevsi değilim,

Kendi dar anlayışımdan, güzel renkli savaşlar yaratıp,

İninde uyuyan aslanları kamçılamam.

Ben vatan yavuklusu ozanım,

Öz tarihi söylerim, olmuşu iletirim,

İşte böyle beylerim.”

Atatürk’ün görüşleri doğrultusunda yazılan bu satırlarda da görüldüğü gibi, iman ve vatan yeni milletin en temel unsurlarıdır. Toplumun ilerlemesi, çağdaşlaşması için başvuracağı kaynakların, kendi geçmişinde var olduğu ve bu geçmişten hareket edilmesi gerekliliği bakın nasıl anlatılıyor:

“Tarih diyor ki bize,

Uygarlıklar ırmağı brakisefal soyda buldu, özlü kaynağı,

Bu soy, Asya’dan çıktı, dört bir yana dağıldı,

Bu tarih, yükselişin, başlangıcı sayıldı,

Avrupa, Anadolu, İran, ve ortayayla uygarlığa girdi,

Bakın, bu büyük soyla zaman durur mu?

Sakın zaman durur sanma, duran düşer

İlerden başkasına inanma.”

Dağılmış Türk boylarını bir araya toplamayı başaran Hakan Feridun’un temsil ettiği kişilik, dağılmış Osmanlı İmparatorluğunu yeni bir ulusta birleştiren Atatürk’ten başkası değildir. Bu birlikteliği sağlayan ortak değerlere, Hakan Feridun, iki oğlunun dünyaya gelişinin kutlandığı gece, yapılan dualarda örnekler veriliyor. Sade fakat etkileyici armonik yapısıyla koro duasına başlıyor :

Hakan’ın yaveri yurdun dört bir yanından gelen beylere seslenmektedir.

(Hakan’ın Yaveri)

“Dört yanın, doğunun, batının, gün ortasının ve Kara

Yurdun beyleri. Bu mavi gecede Ulu Hakan Feridun’un

Çağırışına kulak verdiniz ve buraya toplandınız.”

Beylerle aralarında geçen konuşmadan sonra bir asker, Hakan Feridun’un gelmekte olduğunu müjdeler. Hakan Feridun koronun coşkuyla seslendirdiği partisyonla içeri girer :

(KORO)

“Yaşa yaşa Feridun sen başımızda var ol.

Sana mutlu dilekler getirdi bu örük kul”

Doğum için gelen beyleri selâmlar ve şan tekniği açısından çok zor olmayan aryasını söylemeye başlar :

“Derin göklerden akan yüce yavuz kartallar.

Sizi seçtiğiniz bey öz yürekten selamlar.

Atılınca karayı silecek gibi hırçın.

Kanadınızla siz en varılmaz en yalçın.

Kayaları yıkarak nur saçan beylersiniz.

Ününüz yüce olsun. Yurduma hoşgeldiniz”

Tekrar koro Hakan Feridun’a cevap verir. Burada bestecinin Wagner’in müziğinden etkilendiğini açıkça hissedebilmekteyiz :

(KORO)

“Yaşa yaşa Feridun sen başımızda var ol.

Sana mutlu dilekler getirdi bu örük kul”

(HAKAN FERİDUN)

“Size şölen hazırdır. Kurbanlar sizi bekler.

Bu saadetli günde nur getirdiniz beyler.

Hep kollar göğe kalksın yere kapansın dizler.

Benimle bir oldunuz dua ettiniz sizler.”

(KORO)

“Hep kollar göğe kalksın yere kapansın dizler.

Sizinle bir olalım dua edelim bizler.”

Hakan Feridun koro ile birlikte aşağıdaki, Tanrı’ya yakarışını içeren tiradını okumaya başlar.

“Tanrım, bu güzel geceyi,

En güzel umutlarla doldur, nurunla doldur.

Sen ey ışık kaynağı.

Dileklerin yapıcısı.

Umutlarını sana bağlayanların, koruyucusu.

Ulu Tanrı

Yüce Tanrı

Çok cahiller, seni gökte arar, yerde ister.

Sen inananların gönlündesin.

Ulusumuzu daima aydın ufuklara yönelt tanrım.”

Tanrı’ya bu yakarıştan sonra, bir haberci tarafından Feridun’a müjdeli haber iletilir ve Hakan’ın ikiz çocukları olduğu haberi verilir. Hakan Feridun’un ikiz oğulları, Tur ve İraç’ın temsil ettiği “Özsoy”, Türk ve İran halkının kardeşliğini temsil etmektedir. Feridun’un hanımı Hatun’un iki yavrusuyla gelmekte olduğu haberi gelir. Koronun Hatun’a seslenişi duyulur.

(KORO)

“Selam senindir hatun, senindir ayla güneş.

Bu ikiz tosunla sen sayılırsın göğe eş.”

Daha sonra koro karşılama seramonisini bitirdikten sonra Hatun ile Hakan Feridun arasında etkileyici aynı zamanda duygusal bir düet başlar:

(HATUN)

“Yurda armağan olsun hakanım bu çifte kurt.

Şayet bir gün görürse kara gün bu güzel yurt.

Biri arslan biri kurt olarak saldırsınlar.

Yeryüzünden kötülüğün kökünü kaldırsınlar.

Kadına annelik vatan severliktir bey”

(HAKAN FERİDUN)

“Kadın anne olunca feleğin ömrü uzar.

Yerler göğe yaklaşır. Nurlar gözleri sular.

Bugün senin ününü haykırmak istiyorum.”

Yedi feleklerin gelmekte olduğu müjdelenir. Hakan Feridun şölen hazırlanması için talimat verir. Kutlama gecesinde, yeni doğan çocuklara, kaderleri için dileklerde bulunan “felekler”, bu kardeşliği nasıl dile getiriyorlar, şimdi de buna göz atalım:

2. Felek :

- Bu yavrular ve onların özsoyu çoğalsın, boyları en eşşiz yurdu bulsun, yer yüzünün en güzel yurduna sahip olsun.

3. Felek :

- Her ne vakit elele verip tutuşsalar, yeryüzü ışık dolsun sulh, bereket ondan doğsun.

4. Felek :

- Bu çocukların, çağlar boyu sürüp gidecek soyları, hiçbir zaman unutmasınlar, kardeş olduklarını ve her zaman, yüz yılların gerisinde kalacak olan bu anı hatırlasınlar.

6. Felek :

- Bu çocuklar yaşlanacaklar elbet. Ancak ne zaman soyları, derin derin üzerlerine çökecek, karanlık bulutlardan sıyrılır ve yeni bir nur başlarsa, bunlar kaybedecek aksakallarını, yeniden genç olacaklar ve böylece kaderleri, soylarının yenilmez bahtına bağlanacak.

Atatürk’ün İran’la dostluğa ne kadar önem verdiği, bu satırlarda dile getirilmektedir. İran Şahının ziyaretine gösterdiği ilgi, 2 ay gibi kısa bir sürede opera hazırlama imkânsızlığını bildiği halde bu konuda diretmesinden belli olmaktadır. Şimdi final bölümü olan, Hakan Feridun’un çocuklarına isimlerini koyduğu bölümü inceleyelim :

“Sen ey nurtopu çocuk,

Senin adın Tur olsun.

Kutlu rengin mavi, esin ay,

Yoldaşın kurt olsun.

Sen ey sevgili çocuk,

Senin de adın Iraç olsun.

Nurun Yeşilden çıksın, güneş seninle parlasın,

Yoldaşın arslan olsun.

Ve her ikiniz de, cesaretin, erliğin rengi olan, al ile, paklığın rengi, beyaza birlikte sarılın.”

Feridun, İraç adını koyduğu oğluna, “nurun yeşilde çıksın, güneş seninle parlasın, yoldaşın arslan olsun” derken, İran’ın ortak manevî değerlerini ortaya koyuyor ve bayraklarındaki sembolleri anlatıyor. Her iki oğlunu, cesaretin, erliğin, temizliğin sembolü olan Türk bayrağında birleşmeye çağırıyor.

Çocuklarına isimlerini koyduktan sonra Feridun şenliğin başlaması için talimat verir. 1982 yılında Saygun’un 3 perdelik “Özsoy” operasını bir perde olarak kısalttığını yazımın başında belirtmiştim. Adnan Saygun “Taş Bebek” operasında yer alan “Sihir Raksı” isimli müziği bu bölüme yerleştirmiştir. Türk halk müziğimizin armonize edilmiş yansımalarını bu bölümde dinleyebiliyoruz.

Son bölümde gök gürültüsüyle orkestranın kasvetli akorları dinleyiciyi tedirgin bir ruh haline sürükler. Hatun, iki çocuğuyla birlikte kendisini Ahriman ile karşı karşıya bulur. Ahriman bir şölen olduğunu işittiğini söyler ve bu şölene çağırılmadığı için bundan şikayetçidir, çağırılmadığına çok sinirlenmiştir. Orkestranın panik hissi veren tınısı içinde Hatun, Ahriman’ın kendisinden ne istediğini sorar. Ahriman, Hatun için değil çocuklar için geldiğini söyler. Hatun ise bir anne şefkatiyle yavrularını kucaklar. Ahriman’a çocuklarını öldürüp öldürmeyeceğini sorar. Ahriman buna gücünün yetmeyecegini söyler. Yalnız bu iki genci, soyları arasında meçhul kalmaya mahkum ediyorum der ve devam eder kahkaha atarak: “Bu iki bebek elele verecek ve dünya bundan ışık bulacak ha” der. Bu dileğin amacına aykırı olduğunu vurgular. Hatun bu kötülükleri yapmaması için Ahriman’a yalvarır. Ahriman bunu reddeder. Hatun Tanrı’ya yalvarmaya başlar ve bu yakarışlar sonrasında bir ses duyulur :

(KORO)

“Hatun üzülme sakın. Annelik safası dert.

Bazı cilvesi onun görünürse bile sert.

Annenin sesi gök kubbede cevap bulur.

Annenin dilediği ne ise öyle olur.”

Ve arkasından şu ses işitilir:

Hatun merak etme sakın. Ahrimanın dilediği ancak üç defa yerini bulabilir. Senin yavruların bir dördüncü defa el ele verirlerse bir gün Ahriman çatlayacak yer yüzü nur dolacak...

Bu sözlerin ardından perde iner. Dünya müzik tarihinde, büyük bir devlet adamı ve bir sanatçının birlikte yarattığı, belki de tek operadır “Özsoy”.

Sonuç olarak bu mitolojiye göre yeryüzünde insanlar türedikten bir müddet sonra dünyada karanlıkla ışığın çarpışması başlamıştır. Karanlıkla aydınlığın bu ezeli döğüşü, bu en eski inanıştan bütün milletlerin dinî inançlarına geçmiş ve kalmıştır. Nihayet bir gün gelmiş ki, karanlık ve kötülükler insanlığı ele geçirmiş ona hükmetmeye başlamıştır. Bu, Firdevsi’nin ölmez eseri Şehname’de “Dahhak” olarak canlandırılmıştır. Bu zalimin karanlığı yüzyıllarca sürmüş nihayet bir demirci, Türk versiyonunda “Boz kurt” İran versiyonunda “Gave” ortaya çıkmış bu karanlığı dağıtmıştır.

Yeniden ışığa kavuşan insanlar başlarına bir Bey seçmişlerdir : “Feridun”.

İşte Münir Hayri, mitolojinin bu güzel noktasını eserine konu olarak almış ve XIX. yüzyıldaki Alman millî tiyatrosunun yaratıcılarının kullandığı tekniğe başvurarak Feridun hikâyesini Zendavesta, Şehname ve Efrasyap destanlarıyla Hint ve Uygur mitolojilerindeki en uygun parçalarla bağlayarak Özsoy’u meydana getirmiştir.

Asıl mitolojiye göre Feridun’un üç oğlu olmuş ve bunlardan Tur bütün Asya’ya hâkim olarak Turanîlere ata olmuş, İraç İran’da kalmış ve İranîlere ata olmuş, Selm’de Avrupa’ya giderek Avrupa Arilerine baba olmuştur.

Münir Hayri bu mitolojinin Tur ve İraç’ın doğumuna ait olan kısmını almış ve onu genişletmiştir. Bu noktada da efsaneyi bırakıp doğrudan doğruya tarihe yönelmiş ve bilim dünyasında kabul gören Brakisefal soy benzeyişine dayanarak konuyu tarihe mal etmiştir.

1 Bir operanın sözlerinin yazılı bulunduğu kitap.

2 En az 3 sesin aynı anda tınlamasından ortaya çıkan ses.

3 Ersin ONAY, Atatürk ve Müzik, Bilkent, edu. tr.

4 Ersin ONAY, Atatürk ve Müzik, s. 5.

5 “Özsoy Destanı”, Ankara, Halkevi Sahnesi, 19 Haziran 1934. (İlk temsilin program kitapçığı)

Araştırma Görevlisi Mustafa Bayık*

* Çukurova Üniversitesi Devlet Konservatuvarı Sahne Sanatları Bölümü Opera Ana Sanat Dalı

Kaynak: ATATÜRK ARAŞTIRMA MERKEZİ DERGİSİ, Sayı 52, Cilt: XVIII, Mart 2002

denizci
28-10-2012, 13:32
SEN NE BÜYÜKSÜN ATAM! NELERE ÖNCÜLÜK ETMEDİN Kİ....


hay yaşa sn Kayhan Kahveci harika bi paylaşım olmuş :super:

denizci
28-10-2012, 13:52
bunun babası da böle münafıkmış ... o da reddetmiş ödülü :)



Ünlü yazar, ödülü reddetti

http://666kb.com/i/c8hkon3f7vmnvnv8c.jpg

İspanya'da Narrativa Ulusal Ödülüne layık görülen yazar Javier Marias, ödülü reddetti

''Los enamoramientos'' (Aşıklar) adlı romanıyla Narrativa ödülüne layık görülen Marias'ın bu ödülü kabul etmeyeceğini açıklaması polemiklere yol açtı.

İspanya'da mevcut durumda sağ görüşlü, muhafazakar Halk Partisi (PP) iktidarı olmasından dolayı, Marias'ın ödülü reddetmesinin arkasında ''siyasi bir tepki'' olduğu görüşü İspanyol basınında ön plana çıktı.

Basın toplantısı düzenleyen Marias, ödülü kabul etmemesine gerekçe olarak ''Kurumsal ödüllere her zaman olumsuz yanıt veren biri olarak biliniyorum. Kabul etmiyorum, çünkü babam (Julian Marias) dahil benim hayran olduğum birçok yazar asla resmi bir ödül almadılar'' açıklamasında bulundu.

''Bu veya başka bir hükümet tarafından kayrılmış bir yazar olarak görülmek istemiyorum'' diyen Marias, kurumsal ödül almama kararının yeni bir şey olmadığını söyledi.

Bu yıl içinde, yazar olarak aldığı 15 bin avroluk başka bir ödülü bağışladığı bilinen Marias, Narrativa ödülünü kabul etseydi 20 bin avro alacaktı.

AA

denizci
28-10-2012, 14:07
Felsefeciler Pekin'de buluşuyor

http://666kb.com/i/c8hl3i1nnuqn2edb0.jpg


Pekin Üniversitesi felsefe bölümünün kuruluşunun 100. yıl dönümü münasebetiyle dünyanın ünlü felsefecilerinin bir araya geldiği bir konferans düzenleniyor

27-29 Ekim tarihinde yapılan ve dünyadaki yüze yakın üniversitelerin felsefe bölüm başkanlarının katıldığı küresel toplantının teması ise Felsefe Eğitimi ve Çağdaş Toplum. Pekin Üniversitesi'nin organize ettiği konferansta Türkiye'yi Süleyman Şah Üniversitesi'nden Prof. Dr. Adnan Aslan ile Fatih Üniversitesi'nden Prof. Dr. Şengül Çelik temsil ediyor.

Çok sayıda akademisyenin de katıldığı toplantının en ünlü ismi ise dünyada 'felsefenin yaşayan babası' olarak bilinen ABD'nin Berkeley California Üniversitesi'nden John Searle. Ünlü felsefeci, konferansta "Felsefenin bugünü ve geleceği" başlıklı bir konuşma da yapacak.

Modern Çin'de en eski felsefe enstitüsü olarak Pekin Üniversitesi felsefe bölümü bu yıl yüzüncü yılı kutlanıyor. Çin yüz yıl önce dünyaya açılmaya başlamış ve diğer ülkelerle iletişime geçmişti. 100 yıl sonra Çin şimdilerde dünyanın önemli bir ülkesi haline geldi. Bu vesileyle Pekin üniversitesi uluslararası bir konferans organize ediyor. Yapıcı diyalog oluşturmak için düzenlenen konferansta felsefe eğitiminin ve araştırmalardaki işbirliğinin geleceği tartışılacak.

Dünyanın önde gelen üniversitelerin felsefe bölüm başkanları ile filozofların katıldığı toplantıda dört panelde felsefe konuları masaya yatırılacak. Bunlar sırasıyla şöyle: "Felsefe eğitiminin problemleri ve ona karşı reaksiyonlarımız", "Disiplinler ötesi perspektiften felsefe araştırmaları", "Küreselleşme alanındaki felsefe fikir alışverişi" ve "Felsefe eğitiminde Çin felsefesi".

Panellerde bugün Prof. Dr. Aslan, "Uzun ömürlü felsefe global perspektif sağlayabilir mi?", Prof. Dr. Çelik ise "Diyalog felsefesi" başlıklı birer konuşma yaptı.

CİHAN

denizci
28-10-2012, 14:20
muhalif ise ......... verirler... :)


başka bi konudaydı , ancak işin felsefesi olarak ... bingo :super:



'Saharov Ödülü' İranlı aktivistlere gitti ... yani muhaliflere :)


http://666kb.com/i/c8hlc5jmqq94nsgd8.jpg



AP başkanı Martin Schulz: ülkelerinin geleceğini kendi geleceklerinden üstün gören ve her türlü korkutma ve yıldırmaya rağmen ezilmeyen bir kadın ve bir erkekle minnet ve dayanışma mesajıdır

T24

Avrupa Parlamentosu’nun insan hakları savunucularına verdiği "Saharov Ödülü"ne bu yıl iki İranlı aktivist olan Nesrin Sotoudeh ve Cafer Panahi layık görüldü.

AP tarafından Eylül ayında hazırlanan ilk aday listesi üzerinden yapılan eleme sonucunda, 2012 Saharov Ödülü için Sotopudeh ve Panahi'nin dışında Rus punk grubu Pussy Riot ile Belaruslu insan hakları savunucusu Ales Bialiatski finalist olarak belirlenmişti.

Pussy Riot grubu, Alman parlamenter Werner Schulz öncülüğündeki 45 kişilik AP üyesi bir grup, Ales Bialiatski ise Polonyalı parlamenter Jacek Saryusz-Wolski öncülüğündeki AP üyesi 82 parlamenter tarafından aday gösterilmişti.

AP başkanı Martin Schulz ve AP’de temsil edilen siyasi grupların başkanlarından oluşan Başkanlık Divanı bugün toplanarak finalistler arasından İranlı insan hakları aktivistlerini 2012 Saharov Ödülü’ne layık gördü. Ödülün İranlı aktivistlere verilmesi kararının AP’deki siyasi grup liderleri tarafından oy birliğiyle alındığı belirtildi.

AP başkanı Martin Schulz, karardan sonra yaptığı açıklamada, ödülün Sotoudeh ile Panahi'ye verilmesini, “ülkelerinin geleceğini kendi geleceklerinden üstün gören ve her türlü korkutma ve yıldırmaya rağmen ezilmeyen bir kadın ve bir erkekle minnet ve dayanışma mesajıdır” şeklinde konuştu.

Schulz, şu an siyasi görüşleri nedeniyle İran’da tutuklu olan Sotoudeh ve Panahi’nin, Saharov Ödüllerini alabilmek için aralık ayında Strasbourg’a gelebilmeleri temennisinde bulunduğu belirtildi.

İnsan hakları alanında uzman avukat olan Nesrin Sotoudeh, İran’da 2009 Haziranında yapılan tartışmalı başkanlık seçimleri sonrasında hapisteki muhaliflerin, ölüm cezasıyla yargılanan 18 yaşından küçüklerin, kadınların ve siyasi tutukluların savunculuğunu yapmakla biliniyor.

“Milli güvenliği tehdit edici komplo ve propaganda” ile suçlanan İranlı avukat, Eylül 2010'da tutuklanmış ve tecrit hücresine konulmuştu. İki çocuk annesi olan İranlı avukat, ailesine yönelik tacizler nedeniyle şu an açlık grevi eylemi yürütüğü belirtildi.


Zana da almıştı


Senarist ve film yönetmeni olan Panahi, 1995 yılında “Beyaz Balon” adlı filmiyle Cannes Film Festivali’nde “Altın Kamera” ödülü kazanmıştı. Filmlerinde genel olarak ülkesindeki yoksul, kadın ve çocukların durumunu işleyen Panahi, mart 2010’da tutuklanmış ve filmlerinde işlediği konular nedeniyle 6 yıl hapis ve 20 yıl film çekme yasağına mahkum edilmişti.

Panahi’nin “Bu Bir Film Değil” adlı son filmi İran’da kaçak olarak vizyona girmiş ve pasta içinde saklananan bir USB anahtarı sayesinde İran’dan çıkartılıp Cannes Film Festivali’nde gösterilmişti.
Saharov Ödülünü'nün iki İranlıya verilmesi AP’nin gelecek hafta İran’a resmi bir heyet göndermesinin hemen öncesinde gerçekleşmesi açısında da dikkat çektiği ifade edilmiş.

AP üyesi beş parlamenterden oluşan bir heyet 27 Ekim - 2 Kasım tarihleri arasında Tahran’da İran parlamentosu üyeleriyle temaslarda bulunacağı belirtildi. Söz konusu ziyaretin bir numaralı gündem maddesini ise insan hakları konusu oluşturacağı ifade edildi.

Adını 1975 Nobel Barış Ödülü sahibi Rus fizikçi Andrey Dimitriyeviç Saharov’dan alan ödül ilk olarak 1988 yılında Nelson Mandela’ya verilmişti. Ödülü bugüne kadar alanlar arasında Alexander Dubcek, Aung San Suu Kyi, Adem Demaçi, Teslime Nesrin, Wei Jingsheng, İbrahim Rugova, Basta Ya, BM adına Kofi Annan, Hu Jia gibi isim ve kuruluşlar da bulunmakla birlikte, 2011 yılında Arap Baharı aktivistlerine layık görülen ödül 1995 yılında da Leyla Zana'ya verilmişti.

Deutsche Welle Türkçe

denizci
28-10-2012, 14:34
Louvre Müzesi’nde ‘Masumiyet’i anlattı Müzesi’ni anlattı

http://666kb.com/i/c8hlnviejatn3btgc.jpg

Nobel Edebiyat ödülü sahibi yazar Orhan Pamuk, Fransız devletinin ve Fransa’nın sembolü haline gelen Louvre Müzesi’nde kendi müzesini anlattı.
Devletleri, milletleri, toplulukları temsil eden müzelerden hoşlanmadığını dile getiren Pamuk, “Tamam Louvre’a saygı duyuyoruz. Ama ben küçük ve birey olarak insanı anlatan müzelerden hoşlanıyorum” dedi. İstanbul’da kurduğu Masumiyet Müzesi’ne ait kataloğun, Gallimard yayınları tarafından “Şeylerin Masumiyeti” adıyla Fransızcaya çevrilen baskısında yer alan fotoğraflar eşliğinde konuşan Pamuk, Masumiyet Müzesi adlı romanı ile müze arasındaki bağı “Roman ve müze aynı hikâyeyi anlatıyor. Ama ne roman müzeyi ne de müze romanı anlatıyor” sözleriyle özetledi.

Dünyada başta Louvre olmak üzere önemli ulusal müzelerin bir anlamda devletlerin gücünü temsil ettiğine değinen Pamuk, kendi küçük, mütevazı müzesiyle insanların duygularını ve ruh hallerini, sergilenen objelerle daha iyi yansıtmaya çalıştığını belirtti.

İstanbul'daki henüz tamamlanmayan müzesiyle ilgili obje toplamayı sürdürdüğünü dile getiren Pamuk, ''Masumiyet Müzesi'' romanını yazmaya ve müze için obje toplamaya aynı zamanda başladığını, ancak ikisi arasında ilişki olmasına rağmen ne romanın müzeyi, ne de müzenin romanı anlattığını söyledi.

Resim yapmaya ağırlık verdiğini de belirten Pamuk, resim yaparken sadece mutlu olduğunu, roman yazarken ise entelektüel anlamda daha fazla tatmin olduğunu ifade etti.

Ünlü Louvre müzesinin konferans salonu, Pamuk'un çok satan kitaplarından birinin etkinliğine pazar günü yine sahne olacak.


Orhan Pamuk pazartesi akşamı, Fransız Kültür Bakanı Aurelie Philipetti’nin elinden, Fransa devlet nişanı “Legion d’Honneur” ödülünü alacak.

denizci
28-10-2012, 15:08
favori yönetmenlerimdendir :super:

gelsede hemen izlesek



TARANTINO 'DJANGO' İLE GERİ DÖNÜYOR

http://666kb.com/i/c8hmlrjnvq23mz2e4.jpg


Quentin Tarantino, son filmi Inglourious Basterds'tan üç yıl sonra, yeni filmi Django Unchained ile yeniden sevenleriyle buluşuyor.

ABD'de 25 Aralık'ta, ülkemizde ise 18 Ocak 2013’te vizyona girecek olan film, Western tarzında ve başrollerinde Leonardo DiCaprio, Samuel L. Jackson, Jamie Foxx ve Christoph Waltz gibi büyük oyuncular yer alıyor.

Film, esir Django'nun kelle avcısına dönüşüp karısını kurtarma hikayesini anlatıyor

denizci
28-10-2012, 19:01
hadi bakalım paylaşın düşüncenizi :)

bağrına taş basıp ... ''the show must go on'' mu ...
yoksa insani duygular mı



Yakınını kaybeden oyuncu sahneye çıkar mı?

Tiyatro dünyası 'perde asla kapanmaz' ve 'yaslarda perde kapanabilir' konularında ikiye bölünmüş durumda

http://666kb.com/i/c8hsm9jli8d5zve8i.jpg


Mehmet ÇALIŞKAN

Bir yakınını kaybedenler aynı gün sahneye çıkar mı?

TİYATRO oyuncuları bir yakınlarını kaybettikleri gün sahneye çıkmalı mı yoksa çıkmamalı mı? İngilizler'in de "Show must go on" dedikleri gibi perde asla kapanmamalı mı?
Oyuncular Sendikası Başkanı Memet Ali Alobara, geçtiğimiz günlerde Taraf Gazetesi'ne verdiği röportajda "Oyuncular yakınlarını kaybettiklerinde bile sahneye çıktıklarını övünerek anlatırlar. Sendika olarak buna bakışınız nedir?" sorusuna "Yakınını kaybedenler sahneye çıkarlar. Teamül budur" cevabını verdi. Peki meslektaşları da Alabora ile aynı düşüncede mi? Görüşlerini aldığımız tiyatrocular genelde Memet Ali Alabora ile aynı görüşte. "Perde asla kapanmamalı" diyenlerin aksini savunanlar ise oyuncuların da insan olduğu ve yaslarına saygı duyulması gerektiğini söylüyorlar.


'Ne olursa olsun, perde kapanmaz'

http://666kb.com/i/c8hsnp8y2f345113m.jpg

Can GÜRZAP:
BİZ tiyatroyu Batı'dan aldık. 'Oyuncu bir yakını öldüğünde sahneye çıkmamalı' diyenler, önce Batı'da böyle durumlarda ne yapıldığına bir baksınlar, ondan sonra konuşsunlar. Çok önemli bir ameliyatı olan bir doktor, bir yakınını kaybettiği için ameliyatını iptal edemez. Çünkü Hipokrat yemini etmiştir. Aynı durum tiyatronun geleneği söz konusu olduğunda da geçerlidir. Bizim tiyatromuzun geleneğinde böyle bir nedenden ötürü perde kapatmak yoktur. Bugüne kadar ateşler içinde yanarak ya da başım
ağrıdan çatlayarak çıktığım çok oyun oldu. Çok ilginç bir şekilde sahneye adımımı attığım anda şikayetlerim biter, oyun sona erdiğinde yeniden başlar. Sahnenin iyileştirici gücü vardır. Birçok arkadaşım, annelerini babalarını kaybettikleri gün sahneye çıktılar. Ne olursa olsun, perde kapanmaz!

'Annemin öldüğü gün sahneye çıktım'


http://666kb.com/i/c8hsp95ncmw0dxaky.jpg


Nilgün BELGÜN:
BEN annemin öldüğü akşam sahneye çıktım, üstelik komedi oynadım. Geçenlerde babam rahatsızlandı ama yine de Ali'yle (Poyrazoğlu) matine oynadık. Salon tamamen doluydu. 'Ben çıkmam' diyemezdim. Biz böyle yetiştirildik. Ben Yıldız Kenter'in öğrencisiyim. Kendisi ne kayıplar yaşadı ama her seferinde sahnede seyircisinin karşısındaydı. Aksini düşünenlere bir şey diyemem, kendi tasarruflarıdır. Ama bana göre, benim yetiştirildiğim geleneğe göre ne olursa olsun perde açılmalıdır.

'Aksini savunmak materyalist bir yaklaşımdır'

Cem DAVRAN:
BEN 'ne olursa olsun perde açılır' diyenlerdenim. Aksini savunanlar, meseleye insani bir boyuttan yaklaştıklarını söylüyorlar. 'Biz de insanız, acımızı yaşamak hakkımız' diyorlar. Bence asıl insani olan o acıya rağmen sahnede durmaktır. O insani durumu bir şekilde seyirciyle paylaşmaktır. Bu yüzden palyaçonun bir gözü ağlarken, ötekisi güler. Ayrıca bu durum sadece acılar için değil, mutluluklar için de geçerli. İlk çocuğumun doğduğu gün, arkadaşlarım eşimi evimden alıp hastaneye götürdü, ben tiyatroya gittim. Oyunumu oynadıktan sonra hastaneye koştum. Bu bir gelenektir. Aksini savunmanın insani değil, materyalist bir yaklaşım olduğunu düşünüyorum.


'Bu işin anayasası 'şov devam etmeli'

Gencay GÜRÜN:
BİR yakınımız ölünce ya da başka üzücü bir durum olunca sahneye çıkılır mı çıkılmaz mı konusu tartışılmaması gereken bir konu bence. Ben bu tartışmaya girmeyi zul sayarım. Bunu biz demiyoruz. İngilizler'in meşhur sözü var biliyorsunuz, "Show must go on" (Şov devam etmeli) Tiyatronun anayasası gibidir bu. Bizde de böyle bir oyuncu annesini kaybetse de akşam çıkar oyununu oynar. Yurtdışında da böyle bizde böyle olmalı, böyle oluyor zaten. Yani biz Avrupa'dan farklı bir toplum değiliz ki farklı standartlarımız olsun. Biz bir Avrupa ülkesiyiz.


'Bunun tartışması bile yapılmamalı'

Macide TANIR:
EN yakınlarımızın vefatında bile çıkar oynarız. Bir sanatçı anne babası öldü diye sahneye çıkmamayı aklının ucundan bile geçirmemeli. Böyle bir şey olur mu. Bunun tartışması bile yapılmamalı. Her tiyatroda birilerinin yakını ölebilir. O zaman sık sık oyunlar iptal mi olacak? Paris'te Londra'da her gün yüzlerce oyun sahneye konulur. Eğer böyle bir durumda iptal olsa o zaman her akşam bir yerlerde oyunlar sahnelenemez.



'Yasıma saygı duyulmalı'


http://666kb.com/i/c8hsq6fyc0h0cnjyq.jpg



Şebnem ÖZİNAL:
BEN yüksek ateşli hasta olduğum zamanlarda da sahneye çıktım. Ne var ki bir yakınımı kaybedersem sahneye çıkmam. İnsanların da yasıma saygı göstermesini beklerim. O kadar acı içindeyken sahneye nasıl çıkabilirim? 'Ne olursa olsun şov devam etmeli' anlayışı bana göre değil.


'İzleyici anlayışla karşılar'


Serap MATYAŞ:
YOK böyle bir şey. Bu anlayış eskide kaldı. Allah korusun bin insan annesini kaybettiği gün sahneye nasıl çıkar? Yok artık daha neler? Ben 'Gösteri devam etmeli' anlayışını hiç anlamadım, anlamak da istemiyorum. Biz tiyatrocular da insanız, duygularımız var. Elbette insanın işine saygı duyması gerekir ama istisnai durumlar vardır, işin o gün doğal olarak ikinci planda olmasını gerektirecek nedenler vardır. Bir arkadaşım yakınını kaybettiği için o gün oyunu iptal etmiştik. Oyunu iptal etmek veya ertelemek dünyanın sonu değil. Ben izleyicinin de anlayışla karşılayacağına inanıyorum. Hangi izleyici 'yakınını kaybettiysen bana ne, benim sorunum mu? Ben oyunu isterim oyunu' der.

'Perdenin kapanabileceğini savunuyorum'

Bülent ÇOLAK:
İSTİSNAİ durumlarda perdenin kapanabileceğini savunanlardan biriyim. O istisnai durum da bir oyuncunun bir yakınını kaybettiği durumdur. En yakınını kaybetmiş bir oyuncu hiçbir şey olmamış gibi sahneye çıkabilir mi? O oyuncunun ruhunu bu kadar sıkıştırmanın ne anlamı var? Perde bir günlüğüne kapanabilir. Kimsenin de buna razı gelmeyeceğini düşünmüyorum. Sonuçta perde uzun süreli kapanmıyor ki. Sadece bir oyun için kapanıyor. Kimsenin öylesine bir acı içindeyken sahneye çıkmak isteyeceğini sanmıyorum.

BUR-KAY
29-10-2012, 00:00
bunun babası da böle münafıkmış ... o da reddetmiş ödülü :)



Ünlü yazar, ödülü reddetti

http://666kb.com/i/c8hkon3f7vmnvnv8c.jpg

İspanya'da Narrativa Ulusal Ödülüne layık görülen yazar Javier Marias, ödülü reddetti

''Los enamoramientos'' (Aşıklar) adlı romanıyla Narrativa ödülüne layık görülen Marias'ın bu ödülü kabul etmeyeceğini açıklaması polemiklere yol açtı.

İspanya'da mevcut durumda sağ görüşlü, muhafazakar Halk Partisi (PP) iktidarı olmasından dolayı, Marias'ın ödülü reddetmesinin arkasında ''siyasi bir tepki'' olduğu görüşü İspanyol basınında ön plana çıktı.

Basın toplantısı düzenleyen Marias, ödülü kabul etmemesine gerekçe olarak ''Kurumsal ödüllere her zaman olumsuz yanıt veren biri olarak biliniyorum. Kabul etmiyorum, çünkü babam (Julian Marias) dahil benim hayran olduğum birçok yazar asla resmi bir ödül almadılar'' açıklamasında bulundu.

''Bu veya başka bir hükümet tarafından kayrılmış bir yazar olarak görülmek istemiyorum'' diyen Marias, kurumsal ödül almama kararının yeni bir şey olmadığını söyledi.

Bu yıl içinde, yazar olarak aldığı 15 bin avroluk başka bir ödülü bağışladığı bilinen Marias, Narrativa ödülünü kabul etseydi 20 bin avro alacaktı.

AA

Son derece anlamlı bir tavır....Bu yazarı ben kutluyorum.. İlkelerine sahip çıkması kutlanılacak bir davranış olsa gerek. Bizim ülkemizde olsa heralde paranın kokusunu alınca dört nala giderlerdi!

denizci
29-10-2012, 06:59
:super:


Neslihan'a Tokyo Film Festivali ’nden büyük ödül


http://666kb.com/i/c8iaod6ycu9i1bg2f.jpg

Altın Koza’da iki kez "Umut Veren Kadın Oyuncu" ödülünü alan Neslihan Atagül’e Tokyo’dan “En İyi Kadın Oyuncu” ödülü.
Yeşim Ustaoğlu'nun yönettiği “Araf” filmi Asya'nın en önemli festivallerinden olan Uluslararası Tokyo Film Festivali’nde ana yarışma bölümünde yer aldı. Neslihan Atagül, filmdeki performansıyla bu yıl 25.'si düzenlenen festivalde “En İyi Kadın Oyuncu” ödülüne layık görüldü.

Tokyo’dan “En İyi Kadın Oyuncu” ödülünü alan Atagül, Altın Koza Film Festivali'nden ise iki kez "Umut Veren Kadın Oyuncu" ödülünü almıştı.

Genç oyuncu, 2007 yılında Nihat Durak’ın yönettiği ‘İlk Aşk’ ve yine Araf filmindeki rolüyleriyle Altın Koza’da iki kez aynı ödülün sahibi olmuştu.

“UMUT VEREN NESLİHAN”

Atagül ayrıca Moskova 2morrow Film Festivali'nde "Şimdinin ve Geleceğin En İyi Oyuncusu" ödülünü aldı

denizci
29-10-2012, 08:44
Kenan Doğulu 'dan Cumhuriyet konseri

http://666kb.com/i/c8idcg96ihdmowgjw.jpg

Beşiktaş Belediyesi 'nin her yıl binlerce İstanbullu'yu bir araya getiren 29 Ekim Cumhuriyet Bayramı kutlamaları kapsamında bu yıl da Kenan Doğulu sahneye çıkacak. Etkinlik saat 18.30'de Balmumcu The Plaza Hotel önünden yürüyüşle başlayacak. Yürüyüş sonunda ise Barbaros Meydanı'nda Kenan Doğulu konseri gerçekleşecek. Yer: Barbaros Meydanı Saat: 20.30

denizci
29-10-2012, 10:18
bi cumhuriyet halk konseri de tuluyhan uğurlu dan


Baharatlı piyano resitali

http://666kb.com/i/c8ifq0xzs6nbv1bwe.jpg

Tarihi Mısır Çarşısı'nda Cumhuriyet'in 89'uncu kuruluş yıldönümü kutlamalarında ünlü piyanist Tuluyhan Uğurlu konser verecek. Saat 10.00'da başlayacak olan törende; Uğurlu 'Mustafa Kemal Atatürk' ve 'Güneşin Askerleri' isimli eserlerinden bölümler seslendirecek. Yer: Mısır Çarşısı Saat: 10.00

denizci
29-10-2012, 13:05
yaşasın cumhuriyet :)

denizci
29-10-2012, 17:26
Hem tatlı hem kaçık

http://666kb.com/i/c8iqouptga8iewbrz.jpg


Seyirci, performansına hayran kaldı


Nisa Serezli'nin 45 yıl önce sahnede efsaneleştirdiği 'Tatlı Kaçık' oyunu, bu defa Nurseli İdiz'in yorumuyla hayat buluyor.

Nurseli İdiz, geçen hafta prömiyeri yapılan iki perdelik komedideki performansıyla tiyatroseverlerden büyük alkış topladı.

Tiyatro Kedi sahnesinde Tatlı Kaçık oyunuyla tiyatroseverlerle buluşan Nurseli İdiz, oyunda Samatya'da, dededen kalma bir konakta, kedisi ve gazeteleriyle sakin, mutlu bir yaşam sürdüren gerçek bir 'İstanbul hanımefendisi' Suzan Hanım'ı canlandırıyor. Suzan Hanımın yolunun üç dolandırıcıyla kesişmesiyle gelişen entrikalar, tuzaklar ve maceraların anlatıldığı oyunda Nurseli İdize; Armağan Çağlayan, Şebnem Özinal, Celal Belgil ve Hilmi Özçiçek eşlik ediyor.

http://666kb.com/i/c8iqr4j1yz9qoh9cv.jpg


Sezon boyunca, perşembe, cumartesi ve pazar günleri Tiyatro Kedi/Black Out Sahnesi'nde perde açacak oyunda sahne almaktan büyük mutluluk duyduğunu belirten Nurseli İdiz; önümüzdeki dönemde İstanbul dışına turneler yapacaklarını da şimdiden müjdeledi.

denizci
30-10-2012, 05:56
Cumhurbaşkanlığı Selim İleri 'yi seçti

http://666kb.com/i/c8j9kg4s0qdregss9.jpg

Cumhurbaşkanlığı Kültür ve Sanat Büyük Ödülleri bu yıl, eserlerinde gelenekle yeni arasında köprü rolü üstlendiği için Selim İleri'ye, Türk tarihini evrensel bir boyuta taşıması dolayısıyla Prof. Dr. Şükrü Hanioğlu'na ve Klasik Türk ve Tasavvuf müziğini geniş kitlelere ulaştırması dolayısıyla Ahmet Hatipoğlu'na verildi. Türkiye'nin arkeoloji alanındaki zengin birikimini dünya mirasına sunulacak zenginlikte sergiledikleri için Zeugma Antik Kenti ve Müzesi de ödüle layık görüldü.

Cumhurbaşkanlığı Basın Merkezi'nden yapılan açıklamada, Cumhurbaşkanlığı Kültür ve Sanat Büyük Ödülü Yönetmeliği'nde, hizmet ve eserleri ile Türk kültür ve sanat hayatına önemli katkılarda bulunan, ülkenin kültür ve sanatının yüceltilmesine çalışan Türk vatandaşı ve yabancı uyruklu kişileri veya kurumları, devlet adına onurlandırmak ve özendirmek amacıyla Cumhurbaşkanlığı Kültür ve Sanat Büyük Ödülü verilmesi öngörüldüğü hatırlatıldı.

Cumhurbaşkanı Gül'ün, ödülün her yıl kültür ve sanatın farklı dallarında verilmesi talimatı verdiği belirtilen açıklamada, şunlar kaydedildi:

''Bu çerçevede, Değerlendirme Kurulu'nun önerisi üzerine Sayın Cumhurbaşkanımız, 2012 yılı Cumhurbaşkanlığı Kültür ve Sanat Büyük Ödülleri'nin Türkiye'nin arkeoloji alanındaki zengin birikimini akademik dünya, Kültür ve Turizm Bakanlığı ve yerel yönetimler işbirliği ile dünya mirasına sunulacak bir zenginlikte sergiledikleri için Zeugma Antik Kenti ve Müzesi'ne; edebiyat aşkını İstanbul tutkusuyla harmanlayıp kişisel anılarını şehrin geçmişiyle bir araya getirdiği eserlerinde gelenekle yeni arasında köprü rolü üstlendiği için Selim İleri'ye; güncel olayları zengin tarih birikimiyle yoğurup özgün bir tarih söylemi geliştirerek Türk tarihini evrensel bir boyuta taşıması dolayısıyla Prof. Dr. Şükrü Hanioğlu'na; Klasik Türk ve Tasavvuf müziğini kendine özgü icra tarzlarıyla zenginleştirip geniş kitlelere ulaştırması dolayısıyla Ahmet Hatipoğlu'na verilmesini uygun görmüşlerdir.''

Açıklamada, ödül töreninin daha sonra duyurulacak bir tarihte Çankaya Köşkü'nde yapılacağı kaydedildi.

denizci
30-10-2012, 09:32
tokyo film festivali :super:


http://666kb.com/i/c8ja2hq949xvixjnd.jpg


Atagül 'e Tokyo'dan büyük ödül

ESİN KÜÇÜKTEPEPINAR

Uluslararası Tokyo Film Festivali'nde "Araf"ın başrolündeki Neslihan Atagül, "En İyi Kadın Oyuncu Ödülü"ne layık görüldü

Japonya'nın başkenti Tokyo'da, 20-28 Ekim arasında gerçekleşen Uluslararası Tokyo Film Festivali'nin önceki gece yapılan kapanış töreninde iki ayrı bölümde yarışan "Lal Gece" ve "Araf" ödül kazandı. Yeşim Ustaoğlu'nun yönetmenliğini yaptığı ve festivalin ana yarışmasında yarışan "Araf"ın başrolündeki Neslihan Atagül, "En İyi Kadın" oyuncu ödülünü aldı. atv'de yayımlanan "Hayat Devam Ediyor" dizisinde de rol alan genç oyuncu, 15 ayrı filmin yer aldığı yarışmada deneyimli ve iddialı rakiplerini geride bırakmayı başardı. Atagül'ün yanı sıra Barış Hacıhan ve Özcan Deniz'in de rol aldığı "Araf," iki arada kalmış gençlerin geleceğe dair kırık hayallerini anlatıyor. Çalıştığı benzin istasyonundan ve küçük kasabasından kaçmak isteyen Zehra karakterini canlandırdığı performansıyla hayranlık uyandıran Atagül, ayrıca 5 bin dolar para ödülü aldı. Amerikalı kült yönetmen Roger Corman'ın başkanlığındaki jüri, en iyi filme verilen "Tokyo Sakura Büyük Ödülü"nü Fransız yapımı "Öteki Oğul/Le fils de l'Autre" filmine layık gördü. Filmin yönetmeni Lorraine Levy de en iyi yönetmen ödülünü aldı.

ASYA'NIN EN İYİSİ: LAL GECE
Çocuk gelinlerin trajedisini anlatarak Tokyo'da da büyük yankı uyandıran "Lal Gece," festivalin yan bölümü olan Asya ve Orta Doğu Rüzgârları'nda "En İyi Film" ödülünü kazandı. Reis Çelik'in yönettiği filmin galası büyük ilgi görmüş, gösterim sonrası yapılan söyleşi de, meşhur Japon disiplinine rağmen uzatılmıştı. Bu yıl Berlin'de kazandığı Kristal Ayı'dan sonra dünya festivallerini dolaşan Lal Gece'nin Tokyo'da kazandığı bu ödülün, 10 bin dolar da para ödülü var.

denizci
30-10-2012, 09:34
filmlerimiz japonya da ... müziğimiz çin de

uzakdoğuyu fethediyoruz :)


İdil Biret Pekin'de konser verdi

http://666kb.com/i/c8jeyjr70c3padv3m.jpg

Dünyaca ünlü piyanist ve devlet sanatçısı İdil Biret, Çin'in başkenti Pekin'de bir konser verdi.

Türkiye'nin Pekin Büyükelçiliği'nin ev sahipliğinde Çin konservatuvarında dün düzenlenen konsere birçok Çinli sanatseverin yanı sıra, Çin'de bulunan yabancı misyon temsilcileri ve Türk vatandaşları katıldı.

Konser öncesi konuşan Türkiye'nin Pekin Büyükelçisi Murat Salim Esenli, Biret'in alanının öncüsü olduğunu belirterek, düzenlenen organizasyona katıldığı için teşekkür etti.

Konserin ardından Çinliler tarafından uzun süre ayakta alkışlanan sanatçı, 2 Kasım'da Şanghay'da düzenlenecek bir yarışmada jüri üyeliği yapacak ve mini bir konser verecek.

Koray 3448
30-10-2012, 14:14
Tolkien'in Bitmemiş Öyküler'i ilk kez Türkçe'de ;

Orta-Dünya efsanesinin çok önemli bir parçasını oluşturan J.R.R. Tolkien’in Bitmemiş Öyküler'i ilk defa Türkçe olarak okuyucusuyla buluşuyor.

Yüzüklerin Efendisi, Silmarillion ve Hobbit okurlarının dikkatini çekecek 'Bitmemiş Öyküler', J.R.R. Tolkien’in yaşarken tamamlayamadığı ama oğlu Christopher Tolkien’in kendi notlarıyla sunduğu bir eser.

Bitmemiş Öyküler, Orta-Dünya’nın Birinci Çağı ile Yüzük Savaşı’nın sona erişi arasındaki zamana ait öyküleri kapsıyor. Çöküşü öncesindeki uzun çağlardan Númenor hakkında günümüze kalabilen tek öykünün yanı sıra, Palantíri ve Amroth Efsanesi de yine Bitmemiş Öyküler arasında yer alıyor.

Kitaptaki öyküler; Sauron’un yüzüğü ele geçirme macerasına dair alternatif öykülerden, Gandalf’ın Cüceleri Çıkın Çıkmazı’ndaki toplantıya gönderişine, Saruman’ın Gandalf’a duyduğu nefret ve korkunun iç yüzünden, Rohan Atlılarının askeri örgütlenme yapısının eksiksiz anlatımına dek; Orta-Dünya’nın çeşitli unsurlarını barındırıyor. Yüzüklerin Efendisi dönemini yansıtan haritanın daha kapsamlı bir tekrarıyla birlikte, J.R.R. Tolkien tarafından Númenor üzerine çizilmiş yegâne haritada da okuyuculara sunuluyor.

Bitmemiş Öyküler hem içerdiği öykülerle hem de Christopher Tolkien’in “öykülerin öykülerini” anlattığı ve babası J.R.R. Tolkien’in çeşitli dönemlerde yazdığı mektuplardan bölümlere yer verdiği önsözüyle, Orta-Dünya destanını daha da iyi anlayabilmek adına bir rehber niteliği taşıyor ...

brokerüstad
30-10-2012, 20:42
‘Ayvaz Dede’nin Rüyası’ Türkiye’de yayımlanacak
Balkanların 500 yıllık efsanesi "Ayvaz Dede'nin Rüyası" Türk okuruyla buluşacak
http://www.haberturk.com/kultur-sanat/haber/789570-ayvaz-dedenin-ruyasi-turkiyede-yayimlanacak

brokerüstad
30-10-2012, 20:43
Selim İleri'ye büyük ödül!
2012 yılı ödülleri, edebiyat dalında Selim İleri, tarih alanında Prof. Dr. Şükrü Hanioğlu ve müzik dalında Ahmet Hatipoğlu'na verildi
http://www.haberturk.com/kultur-sanat/haber/789551-selim-ileriye-buyuk-odul

denizci
31-10-2012, 07:05
''Demir Ağlar'' sergide

İnönü Vakfı ve Devlet Demiryolları işbirliğiyle düzenlenen ''Demir Ağlarla Ördük Anayurdu Dört Baştan'' konulu sergi Ankara'da ziyarete açıldı

http://666kb.com/i/c8kbto4utwnxf1vuz.jpg

Demiryollarının tarihini anlatan 70 fotoğraf ve belge ile trenlerde kullanılan çeşitli araçların yer aldığı ''Demir Ağlarla Ördük Anayurdu Dört Baştan'' sergisi açıldı.

Pembe Köşk olarak bilinen İsmet İnönü Evi'ndeki sergide, Türkiye'deki demiryollarının tarihini anlatan 70 fotoğraf ve belge ile buharlı tren fenerleri, model trenler, vagonlarda kullanılan çeşitli araçlar ve İkinci Cumhurbaşkanı İsmet İnönü'nün seyahatlerde kullandığı eşyalar yer alıyor.

İnönü'nün kızı Özden Toker, sergiye ilişkin aptığı açıklamada, Pembe Köşk'ü yılın belli zamanlarında açarak, Cumhuriyetin değişik dönemlerine ait anıları insanlarla paylaştıklarını söyledi.

Bu seferki konularının demiryolları olduğunu belirten Toker, serginin açıldığı oda hakkında bilgi verdi.

Odanın, ''bilardo odası'' olarak bilindiğini anlatan Toker, ''Bu odada bulunan masada Atatürk ile babam bilardo oynardı. Atatürk buraya çok sık gelirdi. Geldiği zaman herkesin hatırını sorar, sonra da babamla bilardo oynardı. Daha sonra yemek odasına geçip yemek yerlerdi'' dedi.

Atatürk'ün, Pembe Köşk'e manevi kızı Ülkü Adatepe ile geldiğini ifade eden Toker, şunları kaydetti:

''Atatürk yemekte masanın başına oturur, babamı sağına alırdı. Benim de birkaç defa Atatürk'le beraber orada yemek yeme fırsatım oldu Ülkü'nün sayesinde... Ülkü'yü yukarıya benim yanıma yollarlardı, bebeklerle oynardık. Yemek sırası gelince çağırırlardı, aşağı inerdik. Ülkü ile ben Atatürk'ün nasıl yemek yediğini, nasıl konuştuğunu gözlerimizle gördük, kulaklarımızla işittik. Şimdi anlıyorum ki Atatürk bizi, sizlere bunlara anlatabilmemiz için oturtmuş. Serginin açıldığı evin bu kısmında Cumhuriyetin ilk yıllarından itibaren çok güzel tartışmalar yapıldı, büyük projeler, şimdiki tabiriyle 'çılgın projeler' konuşuldu, tartışıldı ve gerçekleştirildi.''

Yetersiz imkanlarla yapılan demiryollarının, Cumhuriyetin çok büyük bir eseri olduğunu vurgulayan Toker, bu yollar sayesinde hastalara ulaşıldığını, fabrikaların açıldığını, medeniyetin götürüldüğünü söyledi.

Toker, sergideki fotoğrafların, İsmet İnönü'nün albümünden ve çeşitli kaynaklardan derlendiğini sözlerine ekledi.

Sergi, 25 Kasım'a kadar ziyaret edilebilecek.

AA

denizci
31-10-2012, 17:58
İtalyanlar'dan Türk filmlerine tam not

http://666kb.com/i/c8ksdf5xqybvelrrx.jpg


Roma'da bu yıl ikincisi düzenlenen Roma Türk Film Festivali'nin başkanı Serap Engin, festivalin gördüğü ilgiden memnun olduklarını söyledi

İtalyan başkentinde son iki senedir, ünlü yönetmen Ferzan Özpetek'in onursal başkanlığında Türk filmleri festivalini düzenleyen, aynı zamanda başkanlığını yürüten Serap Engin, festivalin ikinci yılını değerlendirdi.

"Festival gayet güzel gitti. Hakikaten çok mutlu olduk" diyen Engin, festivale ilginin geçen seneye göre artış gösterdiğini belirtti.

Festivale gösterilen büyük ilgiyi kapılarda oluşan kuyrukları örnek göstererek açıklayan Engin, "Kimilerinin (yer bulamadık) diye bize söylediği birazcık olumsuz minvaldeki sözler dahi bizi mutlu ediyor. Çünkü yer bulamamış olmaları, büyük ilginin göstergesi. O nedenle gerçekten festivalin en önemli kısmı filmlerin çok izlenmesidir" dedi.

Engin, festivale İtalyan halkının gösterdiği ilginin yanı sıra yerel basının geniş yer vermesinin kendileri açısından çok önemli olduğunun altını çizdi. Festival başkanı, İtalyan basınının La Repubblica, La Stampa, Corriere della Sera, Il Messagero gibi önemli gazetelerinin "Üç Maymun", "Eyvah Eyvah" ve "Gassal" filmlerine sayfalarca yer verdiğini, bu nedenle çok mutlu olduklarını kaydetti.


İtalyan seyircinin Nuri Bilge Ceylan farkındalığı şaşırttı

Festival boyunca en çok ilgi gören filmlerin sorulması üzerine Engin, "Üç Maymun"un en beğenilenlerden olduğunu, "Eyvah Eyvah" ve "Vizontele"nin insanları çok güldürdüğünü, Zeki Demirkubuz'un "Yeraltı" filminin çok alkış aldığını ve İtalyan basını tarafından kapak dahi yapılan "Gassal" filminin çok beğenildiğini anlattı.

Festivalin bu yılki onur ödülünü alan ve filmleri İtalya'da büyük ilgi gören Nuri Bilge Ceylan ile ilgili bir itirafta bulunan Serap Engin, "Özellikle Nuri Bilge Ceylan'ın İtalya'da bu kadar çok tanındığını, bu kadar çok sevildiğini, bu kadar çok önemsendiğini gördük. Bunu bilmiyorduk açıkçası. Uluslararası bir yönetmen, Cannes'da ödüller almış bir yönetmen ama İtalyan sinemaseverler tarafından bu kadar önemli olduğunu bilmiyorduk" diye konuştu.

Engin, bu yıl ilk kez düzenledikleri "Türkler Neye Gülüyor" başlığında gösterdikleri, "Eyvah Eyvah" ve "Vizontele"nin insanları çok güldürmüş olmasının bir başarı olduğuna işaret ederek, "Bu iki filme, İtalyanların bu kadar gülmeleri ve sonuçta alkışlarla kapatması bizim için çok önemliydi. İnsanları tabii ki, kolay kolay ağlatabilirsin ya da dediğim gibi çok evrensel konulara, yani sinemanın ortak bir dili vardır oradan yakalarsınız ama espri anlayışı farklıdır" ifadelerini kullandı.

AA

denizci
31-10-2012, 22:07
'Ahlaksız teklif aldım'

http://666kb.com/i/c8kyoe7b4asg4r9iw.jpg

Hollywood'un Oscar'lı yıldızlarından Gwyneth Paltrow, yıllar sonra ilginç bir itirafta bulundu.

Akşam'ın Elle'ye dayandırdığı habere göre 38 yaşındaki oyuncu, 'Kariyerimde hızlı adımlarla ilerlerken bir yapımcı bana ahlaksız teklifte bulundu' dedi. Paltrow, olayın devamında yaşananları ise şu sözlerle anlattı: Rol denemesi için onunla görüşmeye gittim. Ancak 'Toplantıya yatak odasında devam edelim' teklifi karşısında şoke oldum...

denizci
01-11-2012, 09:03
2012 Nobel Edebiyat Ödülü'nü kazanan Çinli yazar Guan Moye'un eserleri, Türkçe'ye çevriliyor

http://666kb.com/i/c8lfbnk4joryx1lkn.jpg

2012 Nobel Edebiyat Ödülü'nü kazanan ve eserlerinde Çince ''Konuşma'' manasına gelen ''Mo Yan'' mahlasını kullanan Çinli yazar Guan Moye'un eserleri, Can Yayınları tarafından Türkçe'ye kazandırılacak.

Bu yılın güçlü adayları Haruki Murakami ve Alice Munro'yu geride bırakıp İsveç Akademisi'nin övgüsüne layık olan ve Nobel Edebiyat Ödülü'nü alan Mo Yan'ın eserleri, Türkçe'ye çevrilecek.

Kitaplar 2013'ün ikinci yarısından itibaren yayımlanmaya başlanacak.

Guan Moye (Mo Yan), 17 Şubat 1955'te Çin'de doğdu. Gerçek adı Guan Moye olan fakat eserlerinde Çince ''Konuşma!'' manasına gelen Mo Yan mahlasını kullanan yazarın ilk eseri, 1981'de yayımlandı.

Çin'deki ''tek çocuk'' politikasını konu edinen son romanı ''Kurbağa'', geçen yıl Çin'in en önemli edebiyat ödüllerinden olan ''Mao Dun Edebiyat Ödülü''nü kazandı.

AA

denizci
03-11-2012, 12:12
iyi tatiller :super:

http://666kb.com/i/c8nl0niyettzag9lr.jpg

denizci
03-11-2012, 12:27
Sinemalarda bu hafta ...

http://666kb.com/i/c8nlgwb1nh8exmb33.jpg

Bu hafta ikisi yerli 4 yeni film vizyona giriyor

T24

"007 James Bond"un 23'üncü filmi "Skyfall" seyirciyle buluşacak. "Skyfall"un 2012 sonbaharının en güçlü gişe filmlerinden olması bekleniyor.

Senaryosunu Zoe Kazan'ın yazdığı romantik komedi türündeki "Hayalimdeki Aşk" filmi de bu hafta seyirciyle buluşacak.

Özcan Deniz'in senaryosunu yazdığı ve yönettiği "Evim Sensin" filmi, romantizmseverleri salonlara çekmeyi amaçlıyor.

Sinemaseverlerin karşısına çıkacak bir diğer yerli yapım ise "İki Dil Bir Bavul"un yönetmenleri Orhan Eskiköy ve Zeynel Doğan'ın yeni filmi "Babamın Sesi".

denizci
03-11-2012, 14:54
Jennifer Lopez 'i solladı

http://666kb.com/i/c8np6jdxi1va40cdq.jpg


Koreli şarkıcı Park Jae-Sang'in (PSY) söylediği "Gangnam Style" isimli parçanın klibi, video paylaşım sitesi Youtube'da en çok izlenen 2. video oldu.

Youtube'da 15 Temmuz'dan bu yana 620 milyon kez izlenen video, şarkıcı Jennifer Lopez'in 615 milyon kez izlenen "On the Floor" videosunu geçerek 2. sıraya yerleşti.

Sitede en çok izlenen video ise, 18 yaşındaki Kanadalı şarkıcı Justin Bieber'ın 795 milyon kez izlenen "Baby" isimli klibi oldu.

İsmini Güney Kore'nin başkenti Seul'un bir bölgesinden alan "Gangnam Style", Guiness Rekorlar kitabına "En Beğenilen Video" olarak girmişti.

yeşilsıpa
03-11-2012, 16:04
Hayırlı olsun topiğiniz.
Güzel paylaşımlara.

TheOrGiNaL
03-11-2012, 16:40
oo yeşilsıpada burdaymış :)

emrehan
03-11-2012, 17:59
Başlık yararlı olur umarım.

Saydığınız konularda haber bile forum ahalisinin yıllardır bilirim ilgisini çekmiyor.

Hele hele bu konularda sohbet bence şimdilik hayal.

Forumun alt katından buraya bu amaçla geldiyseniz...


Yanılmayı o kadar şiddetle isterim ki.:)
Saygıdeger sevgili denizci abim sizi cok takdir ediyorum. alıntı yaptıgım mesaj cok dogru... bende maalesef o gruptan bir kişiyim
1989 yılında bir japon mudurumuz vardı istanbulda toplantı arasında bir laf etmisti.eger ben bu istanbulun tozunu kirliligini pisligini cekiyorsam burda tarih kultur ve sanat ve edebiyatın guzeliklerin olmasındandır diye... biliyordum izmire geldiginde tiyatroya giderdi
diger takım brodwaye kulakları cınlasın Akia egawa bizlerden daha iyi anlatırdı turkiyemizi ben zayıfım bu konuda fakat 2 cocugumu
ozellikle resim tiyatro dans sinema konusunda artı egitim verdiriyorum kulagıma kupe olan mudurumuzun soylediklerini hic unutmam
selam ve sevgilerimle.

denizci
04-11-2012, 16:16
Saygıdeger sevgili denizci abim sizi cok takdir ediyorum. alıntı yaptıgım mesaj cok dogru... bende maalesef o gruptan bir kişiyim


aslında fena gitmiyor sanat başlığımız sv emrehan

1 ayda 20 arkadaş 200 mesaj yazmış ... 4.000 izlenme sağlamış topic :cool:

sessiz izleyicilerimiz de umarım paylaşımlarını yaparlar zaman içinde

sonuçta burası ekonomi borsa foreks vob içerikli bi forum

denizci
05-11-2012, 08:07
Hayırlı olsun topiğiniz.
Güzel paylaşımlara.


sağolasın

denizci
05-11-2012, 13:44
“Ulu Ozanlar” konseri

http://666kb.com/i/c8ppzdoxlh3wvnr6i.jpg


İstanbul Devlet Türk Halk Müziği Korosu sezonun 2. Konserini İstanbul Büyükşehir Belediyesi, Ümraniye Atakent Kültür Merkezinde gerçekleştirecek
“ULU OZANLAR” Adlı konser; 8 Kasım 2012 Perşembe günü gerçekleştirilecek. Konserde geleneksel kültürümüzün günümüze taşınmasında büyük katkıları olan ozanlarımız; Seyit Nesimi, Kul Himmet, Teslim Abdal, Pir Sultan Abdal, Dadaloğlu, Köroğlu, Karacaoğlan, Fuzuli, Yunus Emre, Sümmani, Âşık Şenlik, Âşık Ruhsatî, Bayburtlu Zihni, Erzurumlu Emrah, Âşık Veysel ve Seyrani gibi ozanlara ait deyişlere ve uzun havalara yer verilecek.


Şef Uğur Kaya yönetimindeki Koroda; Fatma Mete, Sultan Kapanoğlu, Neşe Demir, Cevat Dursun, Rahmi İbicek, Cemal Kaya, Erkan Tekci solist olarak yer alacak.

Koray 3448
05-11-2012, 16:20
80'ler :)
> Link (http://www.olimpiabeyoglu.com/default.asp?section=etkinlik-detay&id=373)

yeşilsıpa
06-11-2012, 00:03
Ankarada If Performance Hall de 6 aralık tarihinde Vega konseri var.



http://youtu.be/WpXMyBk1o_s

denizci
06-11-2012, 19:18
İstanbul Modern’de müzeler konuşuyor

İstanbul Modern, ABD’nin önemli sanat müzelerinden profesyonelleri Müzeler Konuşuyor: Konuğumuz Amerika programıyla konuk ediyor

http://666kb.com/i/c8qywwxww95jf32h0.jpg

Amerikan Büyükelçiliği işbirliğiyle düzenlenen konuşma dizisi, çağdaş müzeciliğin ve geniş anlamda müze deneyiminin ayrıntılı biçimde ele alınacağı yeni bir iletişim platformu olmayı hedefliyor. San Francisco Modern Sanat Müzesi, Guggenheim Müzesi New York, Metropolitan Müzesi, New York Modern Sanat Müzesi ve Getty Müzesi gibi müzelerin direktör, küratör ve departman yöneticilerinin ağırlanacağı konuşma dizisi 2013 yazına kadar sürecek.

Müzeler Konuşuyor: Konuğumuz Amerika programının ilk konuğu, 8 Kasım Perşembe günü San Francisco Modern Sanat Müzesi Direktörü Neal Benezra olacak. Saat 19.00’da başlayacak konuşmada, San Francisco Modern Sanat Müzesi Direktörü Neal Benezra, Birleşik Devletler'in en eski ve en itibarlı modern ve çağdaş sanat müzelerinden 1935 yılında kurulan SFMOMA’nın tarihinden ve gelecek planlarından söz edecek. Yakın zamanda dünyanın en büyük çağdaş sanat koleksiyonlarından olan Fisher Collection'ı bünyesine katacağını açıklayan SFMOMA, aynı zamanda Snøhetta mimarlık şirketi tarafından tasarlanan bir genişleme projesi başlattı. Yeni binanın 2016 yılında tamamlanması bekleniyor.

Köklü bir müzecilik geçmişine ve günümüzün müze uygulamaları üzerinde iz bırakarak tüm dünyadaki kültürel kurumların işleyişini etkileyen sanat kurumlarına sahip olan ABD’nin önde gelen müzelerinin direktör, küratör ve departman yöneticileri, bilgi ve deneyimlerini paylaşmaları için İstanbul Modern’e geliyor. Konuşmalar, müze yönetimi, küratöryel pratikler, koleksiyonlar ve arşivler, izleyici oluşturma ve halkla ilişkiler, eğitim ve sosyal programlar, etkinlik programları, yerel ve küresel pazarlama ve iletişim stratejileri, yeni teknolojiler, müze mimarisi ve müze iç alanlarının yeniden tanımlanması gibi temel konulara odaklanıyor.

Müzeler Konuşuyor: Konuğumuz Amerika programında 27 Kasım Salı saat 17.00’de Guggenheim Müzesi New York Pazarlama Direktörü Laura Miller, müzelerdeki pazarlama pratiklerinin son yıllardaki gelişimini anlatacak. Konuşma, Guggenheim Müzesi’nin yerel ve küresel izleyicilere ulaşma potansiyelini artıran interaktif web ve sosyal medya girişimlerindeki hızlı büyümeye odaklanacak. Miller, kendi içinde giderek farklılaşan bir izleyici kitlesini müzenin içinde, dışında ve online olarak müzeyle buluşturmak için geliştirilen iletişim ve pazarlama pratiklerine örneklerle değinecek.

14 Aralık Cuma saat 19.00’da Metropolitan Müzesi Dijital Medya Direktörü Erin Coburn, müze deneyimini çeşitlendirmek için kullanılan dijital medya olanaklarını değerlendirecek. Ziyaretçilerin müzelerdeki sanat çalışmalarını izleme, araştırma ve deneyimleme sürecini yeni teknolojilerin nasıl değiştirebileceğini, dijital medya ve yeni teknolojinin sunduğu fırsatların müze dışına çıkarak online ziyaretçilere hangi yollardan uzanabileceğini örneklerle anlatacak.

denizci
07-11-2012, 09:53
rap :super:


Mozart ’ın “Türk Marşı”na Ceza yorumu

http://666kb.com/i/c8rl41qnkx08zgthk.jpg

Ceza, ünlü besteci Mozart’ın “Türk Marşı”na söz yazdı. Yeni uyarlama müzikseverlerden övgü aldı.
Rap müziğin Türkiye’deki başarılı temsilcilerinden Ceza, Mozart'ın "Rondo alla Turca"sına Türkçe sözler yazarak yeniden uyarladı. Ünlü rapçi bu çalışmasına İstanbul, Mardin, Midyat ve Hasankeyf görüntülerinin yer aldığı bir de klip çekti.

Son albümünün çalışmalarına aralıksız devam eden Ceza, “Türk Marşı”na çektiği klibini hayranlarıyla paylaşarak sürpriz yaptı.

Wolfgang Amadeus Mozart’ın Mehter Marşı’ndan etkilenerek 1783 yılında bestelediği Rondo alla Turca (Türk Marşı) Ceza’nın yorumuyla tekrar gündeme geldi ve müzikseverlerin beğenisini kazandı.

Ceza yorumuyla "Türk Marşı" en çok izlenen videolardan olurken sosyal medyada da en çok konuşulan konulardan biri oldu.

brokerüstad
07-11-2012, 19:29
Londra'nın 'Odak Ülke'si Türkiye
2013 yılında gerçekleştirilecek Londra Kitap Fuarı'na Türkiye Odak Ülke olarak katılacak.
Türkiye, Londra Kitap Fuarı'na Odak Ülke (Market Focus Country) olarak katılacak. Türkiye'deki yayıncıların uluslararası alanda işbirliklerini geliştirmelerine ve sektörün daha rekabetçi bir yapıya kavuşmasına destek olmak amaçlayan kültürel etkinliklerin bir bölümü de British Council tarafından Türkiye'de gerçekleştirilecek.

http://www.haberx.com/londranin_odak_ulkesi_turkiye(17,n,11129495,332).a spx

aminoasit
07-11-2012, 23:42
bu akşam "the angel's share"i izledik ve tartışmaya çalıştık...

Loach filmlerine aşina olanlara çok rahat bir izlek sunuyor...
malum durum:
"kaybetmişler" ve 'sunulan bir şans' ile durumu düzeltme olayı...

Loach bunu meali tekrar ederse, artık izlemeye gerek yoktur derim...

-oysa filmin kendisi gayet eğlenceliydi-

.

denizci
08-11-2012, 13:17
Bu hafta 6 film vizyona girecek

http://666kb.com/i/c8sqqvd9wd5idqtla.jpg


AA

Bu hafta bilim kurgu, komedi, dram, animasyon ve biyografi türünde 6 yeni film vizyona girecek.


Müziği ve sevgi mesajlarıyla ''ikonlaşan'' efsane reggae sanatçısı Bob Marley'in yaşamı, Kevin MacDonald tarafından ''Marley'' filmiyle beyazperdeye aktarıldı.

Belgesel filmde, 1981 yılında vefat eden Bob Marley'in müziğinin yanı sıra sosyal ve politik mesajlarla nasıl bir dünya ikonu haline geldiği ve bugüne kadar çok az sayıda müzisyenin bu başarıyı elde ettiği anlatılıyor.

Bob Marley'in anısına ithaf edilen belgesel film, sanatçının ailesinin desteğiyle çekildi.



-''Sessiz Tepe: Karabasan''-



Michael J. Bassett'in yönettiği ''Sessiz Tepe: Karabasan'' filmi, bilim-kurgu ve gerilim severleri salonlara çekmeyi hedefliyor.

Sean Bean, Radha Mitchell, Malcolm McDowell, Deborah Kara Unger, Kit Harington, Martin Donovan, Adelaide Clemens, Heather Marks, Carrie, Chris Anton ve James Collins'in rol aldığı 3 boyutlu filmde, babası ile kaçak hayatı yaşayan Heather Mason'un 18. yaş gününde gördüğü ''şeytani'' rüyaların ardından babasının ortadan kaybolmasıyla yaşadıkları konu ediliyor.



-Tim Burton'un yeni filmi-



Bu haftanın 3 boyutlu çizgi film, ABD yapımı ''Frankenweenie''... Yönetmenliğini ''Alis Harikalar Diyarında'', ''Sweeney Todd: Fleet Sokağının Şeytan Berberi'' ve ''Charlie'nin Çikolata Fabrikası'' gibi filmlere imza atan Tim Burton'un üstlendiği filmin seslendirmelerini Winona Ryder, Catherine O'Hara, Charlie Tahan, Martin Landau, Martin Short, Robert Capron, Conchata Ferrell, Atticus Shaffer ve Glenn Shadix'in yaptığı 3 boyutlu animasyon filmin konusu özetle şöyle:

''Beklenmedik bir şekilde çok sevdiği köpeği Sparky'yi kaybeden genç Victor, en iyi arkadaşını tekrar hayata döndürmek için bilimin gücüne baş vuruyor, tabii birkaç küçük değişiklik yaparak... Evde yarattığı bu eserini saklamaya çalışırken Sparky, dışarı çıkınca Victor'un öğrenci arkadaşları, öğretmenleri ve kasabanın tamamı, elde edilen bu 'yeni hayat' fırsatının çok korkunç olabileceğini öğreniyor.''



-''Mükemmel Plan''-



Komedi-dram türündeki ''Mükemmel Plan'' filmini, Jennifer Westfeldt yazıp yönetti.

Megan Fox, Jon Hamm, Edward Burns, Kristen Wiig, Adam Scott, Maya Rudolph, Jennifer Westfeldt, Kelly Bishop, Owen Bento, Brian D'arcy James, Katie Foster, Peter K. Hirsch, Cotter Smith, Michael Dean ve Lee Bryant'ın izleyici karşısına çıktığı filmde, Manhattan'da aynı apartmanda oturan ve uzun süredir arkadaş olan Jason ve Julie'nin etrafında gelişen olaylar anlatılıyor.



-''Katil Joe''-



Tracy Letts'in senaryosunu yazdığı ''Katil Joe'', filminin yönetmenliğini William Friedkin üstlendi.

Dram ve gerilim severleri salonlara çekmeyi hedefleyen filmin oyuncuları arasında Matthew McConaughey, Emile Hirsch, Gina Gershon, Juno Temple, Thomas Haden Church, Marc Macaulay, Gregory C. Bachaud, Gralen Bryant Banks, Scott A. Martin, Julia Adams, Jeff Galpin ve Danny Epper yer alıyor.

Filmde, satmak için bulundurduğu uyuşturucu annesi tarafından çalınan Chris Smith'in, öldürülmemek için ihtiyacı olan 6 bin doları bulmak için babası ile yaptığı plan sonrası yaşananlar izlenebilecek

-''The Master''-

Paul Thomas Anderson'un yönetmen koltuğunda oturduğu ''The Master'' filminde, Amy Adams, Jeremy Renner, Joaquin Phoenix, Philip Seymour Hoffman, Rami Malek, Laura Dern, Madisen Beaty, Kevin J. O'connor, Lena Endre, W. Earl Brown, Jesse Plemons, Ambyr Childers, Darren Le Gallo, Joshua Close ve Fiona Dourif rol alıyor.

Filmde, eski bir donanma eri olan Freddie'nin, 1950'lerde yeni bir dinsel örgütlenme kuran Lancaster Dodd ile olan yaşananlar anlatılıyor.

brokerüstad
08-11-2012, 21:40
Ankara Cer Modern Sanatlar Merkezi'ndeki ''Van Gogh Alive Dijital Sanat Sergisi''ni 10 binin üzerinde sanatsever ziyaret etti.
http://www.haber7.com/kulturel-etkinlikler/haber/949354-sanatseverlerin-van-gogh-ilgisi

denizci
09-11-2012, 10:27
Niyaz : Barışı önce kendi içimizde sağlamalıyız

http://666kb.com/i/c8tmz8xd43ycau8br.jpg



ZEHRA ONAT

Kökleri İran’a dayanan Kanadalı müzik grubu Niyaz, bu akşam İstanbul Kongre Merkezi ’nde konser verecek. Grubun solisti Azam Ali, müzisyen eşi Loga Ramin Torkian ve iki kez Grammy müzik ödülüne aday olan besteci ve remiksçi Carmen Rizzo ile konser öncesi müzikleri ve yeni albümleri ‘Sumud’ hakkında konuştuk.




Sumud’un bir hikâyesi, bütünde vermek istediği bir mesaj var mı?

Sumud, Arapça bir kelime. Ayrıca, Filistin’de 1967 yılında doğan felsefî bir ideolojiye dayanıyor. Sumud daha derinde, barışın şiddet yoluyla gelmeyeceğine ve muhakkak bir orta yol bulunabileceğine inanan insanların başlattığı bir hareketi anlatıyor. Sumud’un taşıdığı ideolojik anlamın, geçmişte özgürlük için savaşmış ya da halen dünyanın her yerinde mücadele eden dinî ya da etnik azınlıklar için geçerli olabileceğini düşünüyorum. Kendi kültürümüze de baktığımda genelde bütün problemin Batı’dan ve dış güçlerden kaynakladığı hakkında şikâyet edip durduğumuzu görüyorum. Halbuki sorunların hepsinin içimizde olduğunu görmemiz gerekiyor. Barış istiyorsak, önce kendi içimizdeki farklı kültürlerle barışmayı öğrenmeliyiz. Ondan sonra dışarıda da barış istemeye ve beklemeye hakkımız olabilir.

Hem Sumud’un hikâyesi, hem de Niyaz’ın kelime anlamında bir başkaldırı, bir yakarış var. Sumud, Niyaz’ın bir sonucu mu?

Niyaz, çok derin bir yakarış anlamına geliyor; İngilizcede karşılığı yok. Tek kelimeyle, insan ruhunun yolculuğunu anlatmak istedik. Ne kadar yolculuk edersek o kadar farklı kültürü deneyimleme şansı bulduk. Böylece her ülkede çoğunluk ve azınlıkların kendi içlerinde ne kadar çatıştıklarına şahit olduk. İnsanların olduğu her yerde bu gerginliğin yaşandığını ve bunun bir kültüre ait bir şey değil, bir insanlık durumu olduğunu fark ettik. Bu mesajı verebileceğimiz bir albüm yapma kararı böyle ortaya çıktı. Bin yıllık önyargıları arkamızda bırakmazsak bunları aşamayacağımızı, özellikle gençlere, yeni jenerasyona anlatmak istedik.

Sizinle ilgili hemen her haberde ya da yazıda Doğu mistisizminden bahsediliyor. Nedir sizin müziğinizde Doğu mistisizminin yeri?

Bunda bir sakınca görmüyorum. Hepimizin kişisel motivasyonları var. Benim motivasyonlarım ruhanidir. Grubumuzun ismi mesela... “Niyaz” benim için gerçek bir niyazdır. Hepimiz bir şeylerin arayışındayız. Bu da benim ruhaniyetle sıkı bağları olan kişisel yolculuğum. Doğu, ruhaniyet, mistisizm... hepsi benim kültürümde iç içe geçmiş, İran’ın parçası olan şeyler. Şiirimizde, müziğimizde, sinemamızda, her şeyde bunu görebilirsiniz. Bu yüzden bunun böyle adlandırılmasını çok doğal buluyorum.

Peki, ‘Doğu mistisizmi’ etiketi, Batılıların kendinden olmayanları kabullenebilmek adına kullandığı bir ötekileştirme tanımı olabilir mi?

Bir Doğulu olarak bana göre, Batılılar bizim yaptığımız şeyle ilgileniyorlar. Yani, bir ressam, yazar ya da müzisyenseniz, sanatsal eğilimleriniz varsa, sizi ilgilendiren tek şey insanlığın kendisi oluyor. Bu şekilde bazı duvarları yıkabiliyor, kültürel ve dinî farklılıkları da başka insanlara aktarma şansı bulabiliyorsunuz. Batı ülkelerinde konser verirken, insanların müziğimizi bu kadar sevmeleri karşısında hep şaşırıyorum. Şarkılarımı anlamıyorlar çünkü, ne söylediğim hakkında hiçbir fikirleri olmuyor. Ama onlara bir şeyler hissettiriyor müziğimiz. Mistisizm, insanın kendisiyle doğrudan alakalı bir şey. Müzikte bu varsa, bütün insanların duygularını birbirine yaklaştıran, birleştiren bir şeye dönüşüyor. Bu yüzden etiketlere aldırmıyorum.

Geleneksel Doğu kültürüne ait biri olarak modern Batı’da olmayı nasıl değerlendiriyorsunuz?

Bu bir yolculuk benim için. Yola ilk çıktığımızda, sadece kendi jenerasyonumuza İranlıların hikâyesini anlatmak istiyorduk. İki kültür arasında kalmıştık. Kökenlerimizin ait olduğu İran kültürü ve yaşadığımız dünyanın kültürü. Biz genelde modernleşmeyi ve Batılılaşmayı birbirine karıştırıyoruz. Batı’ya gittiğimizde modernleşeceğimizi sanıyoruz. Hem modern olup hem de kendi köklerinle bağını devam ettirebilirsin. Bizim dinamiğimiz de buydu, hem modern olduk hem de sufi geleneğini, yöresel müzikleri, derin köklerimizi hiçbir zaman terk etmedik

brokerüstad
09-11-2012, 19:22
5 asırlık vatan 5 ayda nasıl kaybedildi?
AĞLAMA TUNA
Balkan Savaşlarının 100. yıldönümünde faciayı iki Türk ailesinin gözüyle anlatan romanda savaşların öncesi, sıcak çatışmalar sırası ve anavatana göç esnasında yaşanan acı hatıralar, Romancı Halide Alptekin'in nefis üslubuyla okura sunuluyor. Halide Alptekin, Balkan faciasını kor alev gibi sinesine çeken ailesinin yaşadıklarını kalemiyle günümüz insanına aktarıyor.

http://www.haber7.com/kitap/haber/949924-5-asirlik-vatan-5-ayda-nasil-kaybedildi

denizci
10-11-2012, 15:32
adalet ağaoğlu :super:


‘Vefanın anlamını işitiyorum’

http://666kb.com/i/c8uv47xhkke3355c5.jpg


Yazarlığının 65. yılında Adalet Ağaoğlu için Boğaziçi Üniversitesi’nde bir gece düzenlendi. Boğaziçi Üniversitesi Vakfı tarafından düzenlenen programa katılanlara teşekkür eden Ağaoğlu, “Giderayak okurlarıma borcumu ödeyememiş olduğumu hissediyorum.” dedi.




Önceki akşam Boğaziçi Üniversitesi'nin eşsiz manzarası ve tarihi atmosferinde Türk edebiyatı adına unutulmaz bir gece yaşandı. Usta romancı Adalet Ağaoğlu'nun 65. yazarlık yılı için Boğaziçi Üniversitesi Vakfı'nın verdiği davette kimi zaman eğlenceli, çoğu zaman da duygusal anlar yaşandı. Dostları, okurları, yayıncıları... Albert Long Hall'de düzenlenen gecede herkes, teker teker söz alıp Ağaoğlu'yla ilgili anılarını paylaştı. Bir okuru, Adalet Ağaoğlu bir kitabında gelinliğe ‘şişme balon' dediği için, evlenirken gelinlik giymemiş. Bir diğeri, yıllar önce imzalattığı kitabında Ağaoğlu'nun yazdığı bir cümleyi anlamlandırmak ve hayatına uygulamak için yıllarca o cümlenin peşinden koşmuş.

Adalet Ağaoğlu ne kadar aydın, aktivist ya da cumhuriyetçi yönleriyle bilinirse bilinsin, söz alan hemen her dostu onun çocuk kalan yanına değindi. Çocuksu yönünü en iyi tasvir eden dostlarından biri de ressam Balkan Naci'ydi. Yıllar evvel Ağaoğlu için bir resim yapmış Naci, sık ve gür ağaçların yer aldığı bir ormanda yalnız başına duran ve hiç oyun arkadaşı olmayan bir kız çocuğu... Ressam, o kızı tasvir ederken “Hem yaramazlığa yatkın, hem de tedirgin. Hem tehlikeyi seviyor, hem de güvenliği... Riski seven, her şeye açık ve bekleyen bir figür.” diyor. Nitekim bu resmi gördüğünde, Ağaoğlu’nun ilk tepkisi ‘İşte bu kız benim!' olmuş.

Ağaoğlu nihayet konuşmasını yapmak üzere kürsüye geldiğinde gecenin en duygusal anları da başlamış oluyordu. 83 yaşındaki yazar, düzenlenen bu gecenin kendisi için öneminden bahsediyor ve diyordu ki: “İnsan hep çirkin şeyleri hatırlar zannediyordum ama öyle değilmiş. Bu gece kendimi ağır bir hastalıktan kalkmış gibi hissediyorum. Yaşlılık insanda değişik beklentiler yaratıyor. Önümde artık fazla zaman kalmadığından olmalı, hayatımın bomboş geçip geçmediğini anlama ihtiyacına kapılmıştım...”

Salona derin bir sessizliğin çöktüğü anlardan biri de Ağaoğlu'nun şefkate dair söyledikleriyle yeniden yaşanıyordu. Kendisi için düzenlenen gecenin ne kadar anlamlı olduğunu söylüyor önce, sonra da “Demek ki yazarların yaşlandıkça şefkate ihtiyaçları derinleşiyor. İşte tam şimdi bunu böyle hissediyorum... İnanın ki yanağı okşanan çocuklardan biri olup çıktım, Balkan Naci'nin resmindeki o çocuğun duyguları içindeyim.” Boğaziçi Üniversitesi'ne ilk defa Prof. Dr. Şerif Mardin'in davetiyle gelmiş Ağaoğlu. Yayımladığı ilk romanı üzerine, Mardin'in bir dersinde bildiri sunması isteniyormuş. Nasıl bir heyecan içinde bildirisini hazırladığını ve yoluna devam cesareti bulduğunu anlatıyor ve ekliyor usta yazar: “En sonunda yazar olarak adım toplumbilimciye çıktı! Kitap kültürel anlamda okurları besler, zenginleştirir denip geçilir ya, bunun tersi de aynı derecede doğrudur. Okur da yazarları besler, onların atılımlarını zenginleştirir.”

“Halimim, Halimim, Halimcim...”

Şüphesiz hakiki bir edebiyatseverin dünya nimeti olarak göreceği şeylerden biri de usta olarak görüp bildiği, sevip saydığı bir yazarla bir araya gelmesidir. Bu her ne kadar böyle olsa da, gecede birkaç defa Adalet Ağaoğlu'nu kanlı-canlı görmenin mutluluğu üzerine edilen sözler insanın içinde ince bir hüzün bırakıyordu. Vefanın anlamını fısıl fısıl işittiğini düşünen yazarın “Giderayak okurlarıma borcumu ödeyememiş olduğumu hissediyorum.” sözleri ise bunu katlayarak artırıyordu. Hayatı boyunca yanından ayrılmayan, en zor zamanlarda desteğini esirgemeyen eşi, yol arkadaşı Halim Ağaoğlu sağlık sorunları yüzünden katılamamıştı geceye. Adalet Ağaoğlu konuşmasında eşine olan duygularını da ifade etti: “Yazarlığımı yazar hayatı gibi yaşatan, yazar hayatı gibi... yaşatan, yaşatan, yaşatan. Halimim, Halimim, Halimcim... Sağlık nedeniyle aramızda, yanı başımda olamadı ama tam içimde, şuramda...”

Ağaoğlu kitaplığı Boğaziçi'ne

Boğaziçi Üniversitesi Aptullah Kuran Kütüp-hanesi'nde, Adalet Ağaoğlu’nun kitaplarının ve fotoğraflarının bulunduğu özel bir oda bulunuyor. Yazar, yılların birikimini, kitaplığındaki tüm kitaplarını ve otuzdan fazla eserinin telif haklarını Boğaziçi Üniversitesi Vakfı'na bağışladığını da önceki gece düzenlenen etkinlikte açıkladı.

denizci
11-11-2012, 17:36
Almanya'da Fazıl Say gecesi

http://666kb.com/i/c8vyt01jx3vxya4qd.jpg


Ünlü piyanist ve besteci Fazıl Say , Almanya'nın Frankfurt kentinde "Artist in Residence Haftası" kapsamında konser verdi

Frankfurt - Hessischer Rundfunk (HR) televizyon ve radyo kanalı binasındaki salonda düzenlenen konsere ''Fazıl Say'' gecesi adı verildi. Çok sayıda Alman seyircinin de yer aldığı konserde Türkiye'nin Frankfurt Başkonsolosu İlhan Saygılı, muavin konsoloslar Özkan Durmaz ve Sevinç Dağkılıç da bulundu.

Fazıl Say'ın yeni eseri ''Universe Senfonisi'' (Uzay Senfonisi), orkestra şefi Howard Griffiths yönetimindeki HR senfoni orkestrası tarafından seslendirildi. Say'ın ''Hezarfen Ney Konçertosu'' isimli eserine ise neyzen Burcu Karadağ eşlik etti. Say'a ait ''İstanbul Senfonisi'' de izleyicilerden büyük alkış aldı.

Frankfurt'taki konserde Fazıl Say, Ludwig van Beethoven'e ait ''Piyano Sonatı'' ve ''Ay Işığı Sonatı'' ile Frederic Chopin'e ait ''Nocturne'' eserini yorumladı.


AA

denizci
11-11-2012, 18:03
Genco Erkal iki yakada


http://666kb.com/i/c8vzjfzci31rnm9h1.jpg

“Yılın Tiyatro Oyunu Ödülü”nü alan oyunu “Ben Bertolt Brecht ”; İstanbul'un iki yakasında da sahneleniyor.

Genco Erkal ’ın; Tülay Günal’la birlikte rol aldığı, sahnelendiği ilk günden beri büyük ilgi gören ve Tiyatro Eleştirmenler Birliği tarafından da “Yılın Tiyatro Oyunu Ödülü”nü alan oyunu “Ben Bertolt Brecht”;
14 Kasım 2012, Çarşamba günü saat 21:00’de Profilo Büyük Salon’da,
17 Kasım 2012, Cumartesi saat 20:30’da ise Kadıköy Halk Eğitim Merkezi’nde bir kez daha seyirci karşısına çıkıyor.



Bertolt Brecht’in şiir, şarkı ve öykülerinden uyarladığı oyunu “Ben Bertolt Brecht” oyunu için “Brecht’in dönüşü olsun” diyen Genco Erkal; Kıbrıs, Antalya, Samsun, Trabzon, Konya turnelerinin ardından yeni sezon için İstanbul’a dönüş yaptı. Genco Erkal; insanın gözünü açan, ufkunu genişleten, sorduğu sorularla kışkırtan, uyaran, baştan çıkaran Bertolt Brecht’i yeniden sahneye davet ederek “Şimdi Brecht zamanı!”dediği oyununu tüm hızıyla sahnelemeye devam ediyor.



Piyanist Yiğit Özatalay’ın canlı performansı eşliğinde sahnelenen oyuna Kurt Weill, Hans Eissler, Paul Dessau ve Sarper Özsan’ın müzikleri imza atıyor. Dünyanın düzeni, kadının konumu ve savaş gibi konularda eğlenceli bir yolculuğa çıkaran oyunun sahne tasarımını Ali Yenel, giyisilerini Özlem Kaya, ışık tasarımını Yüksel Aymaz yapıyor. Koreografisini Tan Temel, Sernaz Demirel’in üstlendiği oyunda ki Brecht’e ait şiir ve öyküleri dilimize A. Kadir, Asım Bezirci, Ali Sait, Arif Gelen, Can Yücel, Gülen Fındıklı, Hasan Kuruyazıcı, Sevgi Soysal ve Zehra İpşiroğlu çevirirken, şarkı sözlerini Genco Erkal ve Tuncay Çavdarçevirdi. Yönetmenliği tiyatro duayeni Genco Erkal’a ait oyunun müzik yönetmeni ise, aynı zamanda müzikleri düzenleyen Emin Fındıkoğlu.



Genco Erkal ve Tülay Günal’ın birlikte rol aldığı “Ben Bertolt Brecht”; 14 Kasım 2012, Çarşamba günü saat 21:00’de Profilo Büyük Salon’da, 17 Kasım 2012, Cumartesi saat 20:30’da ise Kadıköy Halk Eğitim Merkezi’nde tiyatro severlerle buluşmaya devam ediyor

Halil64
12-11-2012, 09:59
İdil Biret Enka'da!

12 Kasım 2012 - 10:04 Milliyet.com.tr

İdil Biret; piyano resitali ile “ENKA’da Tempo, Allegro!”da! Biret’in; Beethoven ve Chopin eserlerini yorumlayacağı konseri, 22 Kasım 2012, Perşembe akşamı saat 20:30’da ENKA Kültür Sanat Buluşmaları’nda.

24. Yıl ENKA Kültür Sanat Buluşmaları kapsamındaki “ENKA’da Tempo, Allegro”, dünyaca tanınmış piyanistimiz, Ídil Biret’in resitali ile devam ediyor. İdil Biret’in; Beethoven’ın, Sonata Op.10 No. 3, Presto, Largo e mesto, Menuetto:Allegro, Rondo: Allegro, Sonata Op. 109, Vivace ma non troppo –Adagio espressivo – Tempo I, Prestissimo, Andante, molto cantabile ed espressivo eserlerini ve Chopin’in, Nocturne Op. 55 no.2 ile 12 Etüd Op. 25 eserlerini seslendireceği resitalin biletleri satışta.

http://sanat.milliyet.com.tr/idil-biret-enka-da-/muzik/haberdetay/12.11.2012/1625670/default.htm


ENKA İbrahim Betil Oditoryumu’nda koltuk sayısının sınırlı ve yerlerin numarasız olması nedeniyle, önceden rezervasyon yaptırılması öneriliyor. Dileyen katılımcılar, her etkinlik öncesi saat 19:00’da Taksim – AKM önünden kalkacak ücretsiz servis ile etkinlik merkezine ulaşabiliyorlar. Etkinlik bitiminde ise, ENKA İbrahim Betil Oditoryumu’ndan kalkacak servis, konukların Taksim – AKM’ye ulaşımını sağlıyor. Servisten yararlanabilmek için etkinliklerden en az iki gün önce ENKA ile bağlantıya geçerek rezervasyon yaptırılması yeterli.

denizci
12-11-2012, 15:07
MTV Avrupa Müzik Ödülleri'ne damgasını vurdularÜnlü pop şarkıcıları Taylor Swift ve Justin Bieber MTV Avrupa Müzik Ödülleri'nde üç ödül birden kazanarak geceye damgasını vurdu.

AA

http://666kb.com/i/c8wvi54nsnb4ht12i.jpg

http://666kb.com/i/c8wvj8nij39fkf92i.jpg

Almanya'nın Frankfurt kentinde ünlü Alman model Heidi Klum'un sunuculuğunda düzenlenen ödül gecesinde Swift, ''En iyi kadın şarkıcı'', ''En iyi canlı performans'' ve ''En iyi tarz'' dallarında ödüle layık görüldü.

Kanadalı şarkıcı Bieber ise ''En iyi erkek şarkıcı'', ''En iyi pop şarkıcısı'' ve ''En iyi dünya sahnesi performansı'' dallarında üç ödül topladı.

Ödül törenine katılamayan 18 yaşındaki Bieber, üç ödül kazanması dolayısıyla çok heyecanlı olduğunu belirterek, bu ödüllerin kendisine güven verdiğini ifade etti.

Kanadalı 22 yaşındaki Swift ise hayranlarıyla paylaştığı mesajında ödül töreninin kendisi için şimdiye kadarki en heyecanlı gece olduğunu bildirdi.

Gecede, Koreli şarkıcı Park Jae-Sang'in (PSY) söylediği "Gangnam Style" isimli parçanın klibi ise ''En iyi video'' dalında ödül kazandı. Törende, geçen şubat ayında hayatını kaybeden 48 yaşındaki Amerikalı şarkıcı Whitney Houston ise ''Küresel ikon'' ödülüne layık görüldü.

MTV Müzik Ödülleri'nde geçen yıl dünyaca ünlü şarkıcı 26 yaşındaki Lady Gaga, en iyi kadın şarkıcı, "Born This Way" şarkısıyla en iyi şarkı ve en iyi video ödüllerinin yanı sıra geçen yıl kez verilen en çok hayrana sahip sanatçı ödülünü kazanmıştı.

MTV Avrupa Müzik Ödülleri'nde birçok kategorideki ödül, internet üzerinden yapılan oylama sonucu dağıtılıyor.

Törende kazanan isimler şunlar:



En iyi kadın şarkıcı: Taylor Swift

En iyi erkek şarkıcı: Justin Bieber

En iyi şarkı: "Call Me Maybe,"/Carly Rae Jepsen

En iyi pop şarkıcısı: Justin Bieber

En iyi dünya sahnesi performansı: Justin Bieber

En iyi video: "Gangnam Style," PSY

En iyi rock grubu: Linkin Park

En iyi alternatif sanatçı: Lana Del Rey

En çok hayrana sahip sanatçı: One Direction

En iyi hip-hop ödülü: Nicki Minaj

Küresel ikon ödülü: Whitney Houston

En iyi çıkış yapan şarkıcı: Carly Rae Jepsen

En iyi canlı performans: Taylor Swift

En iyi yeni şarkıcı: One Direction

En iyi tarz: Taylor Swift

denizci
12-11-2012, 15:09
hay yaşa sanatsever sv Halil64 :super:


İdil Biret Enka'da!

12 Kasım 2012 - 10:04 Milliyet.com.tr

İdil Biret; piyano resitali ile “ENKA’da Tempo, Allegro!”da! Biret’in; Beethoven ve Chopin eserlerini yorumlayacağı konseri, 22 Kasım 2012, Perşembe akşamı saat 20:30’da ENKA Kültür Sanat Buluşmaları’nda.

24. Yıl ENKA Kültür Sanat Buluşmaları kapsamındaki “ENKA’da Tempo, Allegro”, dünyaca tanınmış piyanistimiz, Ídil Biret’in resitali ile devam ediyor. İdil Biret’in; Beethoven’ın, Sonata Op.10 No. 3, Presto, Largo e mesto, Menuetto:Allegro, Rondo: Allegro, Sonata Op. 109, Vivace ma non troppo –Adagio espressivo – Tempo I, Prestissimo, Andante, molto cantabile ed espressivo eserlerini ve Chopin’in, Nocturne Op. 55 no.2 ile 12 Etüd Op. 25 eserlerini seslendireceği resitalin biletleri satışta.

http://sanat.milliyet.com.tr/idil-biret-enka-da-/muzik/haberdetay/12.11.2012/1625670/default.htm


ENKA İbrahim Betil Oditoryumu’nda koltuk sayısının sınırlı ve yerlerin numarasız olması nedeniyle, önceden rezervasyon yaptırılması öneriliyor. Dileyen katılımcılar, her etkinlik öncesi saat 19:00’da Taksim – AKM önünden kalkacak ücretsiz servis ile etkinlik merkezine ulaşabiliyorlar. Etkinlik bitiminde ise, ENKA İbrahim Betil Oditoryumu’ndan kalkacak servis, konukların Taksim – AKM’ye ulaşımını sağlıyor. Servisten yararlanabilmek için etkinliklerden en az iki gün önce ENKA ile bağlantıya geçerek rezervasyon yaptırılması yeterli.

denizci
13-11-2012, 10:52
Türk devletlerinde ikinci adamlar ilk kez araştırma konusu oldu

http://666kb.com/i/c8xpkokfb1csx9djd.jpg

İlk Türk devletinden son Türk devletine kadar geçen yaklaşık iki bin yıllık sürede ülkeleri, bölgeleri ve kıtaları yöneten ikinci adamlar, Yazar Hilmi Tutar'ın 'Hun Türklerinden Son Türklere İkinci Adamlar' adlı kitabında bir araya getirildi. İkinci adamların anlatıldığı tek çalışma özelliğini taşıyan araştırmada, bu devlet adamlarının kökenlerine de iniliyor. Buna göre, Büyük Selçuklu Devleti'nde görev yapmış 23 vezirden sadece biri Türk. Osmanlıda ise sadrazamların milliyeti 16 kökene dayanıyor.

"Hükümdarlar, kudretini ikinci adamlar vasıtasıyla göstermişlerdir." diyen, Yazar Hilmi Tutar, Ekim Yayınları'ndan çıkan kitabında biri Hun, biri Göktürk, ikisi Büyük Selçuklu, 52'si Osmanlı, ikisi de Türkiye Cumhuriyeti döneminde görev almış ikinci adamları mercek altına alıyor. Yazar, Adnan Menderes'ten sonraki ikinci adamların ise ikinci kitapta ele alınacağını söylüyor.

Araştırmada, bazı ailelerin kuşaklar boyu vezirlik yaptığına, vezirliğin padişahlık gibi babadan oğula ve toruna geçtiğine dikkat çekiliyor. İkinci adamlığa yükselmek için çevrilen entrikalar detaylarıyla ele alınıyor.

OSMANLI'DA SADRAZAMLAR 16 KÖKENDEN

Kitabın en dikkat çeken yönü ise ikinci adamların kökeni. Araştırmaya göre; Hun, Göktürk, Selçuklu ve Osmanlı imparatorluklarında yabancı asıllı vezir ve veziriazamlar çokça görülür. Öyle ki Hun imparatorluklarında Çin ve Cermen asıllı vezirleri görmek ne kadar olağan ise Büyük Selçuklu ve Türkiye Selçuklu devrinde İran, Osmanlı devrinde de Rum, Arnavut, Boşnak, Gürcü, Arap, Ermeni hatta İtalya asıllı vezirleri görmekte o kadar mümkün. Büyük Selçuklu Devleti'nde görev yapmış 23 vezirin sadece biri Türk. Osmanlı'da ise sadrazamların milliyeti 16 ayrı kökene dayanıyor ve 218 vezir ve sadrazamdan 101 tanesi Türk kabul ediliyor. Diğerleri Arnavut (32), Boşnak (12), Gürcü (11), Abazya (9), Rum (6), Çerkez (4), Hırvat (4), Ermeni (2), İtalya (2), Arap (2), Rus (1), Sırp (1), Bulgar (1) ve kökeni belli olmayan da 30 kişi bulunuyor.

PAZARLIKLA İKİNCİ ADAMLIK

Bu çalışmada, ayrıca, "Dünyayı titreten irade ile 3 yaşındaki şehzadenin, 4 yaşındaki, 6 yaşındaki, 12 yaşındaki padişahların önünde diz çöken iradenin aynı olduğu", "Devşirme sadrazamların Türk devletlerinin başına nasıl geçtiği", "Bir asırdan fazla devleti yöneten damat sadrazamların gücünün nerelere ulaştığı", "Servetleriyle ve pazarlıkla ikinci adamlığa yükselenlerin" hikâyeleri yer alıyor.

"Hadım edilmiş olarak Osmanlı'ya gelenlerin ikinci adamlık saltanatı", "Makam uğruna oğlu tarafından zehirlenen ve üç nesil padişaha ikinci ikinci adamlık yapanlar", "Babasını, ağabeyini, iki eniştesini ve kendisini sadrazam yapan padişahı tahttan indiren ve boğduran ikinci adamlar", "Damatların ikinci adam ya da ikinci adamların damat olduğu yıllar", "Osmanlı Devleti'nin sonunu getiren anlaşmalara imza koyan Arnavut asıllı ikinci adamlar", "Atatürk'ün keşfettiği Menderes'in ikinci adamlığa yükselişi ve darağacına götüren olaylar", Yazar Hilmi Tutar 'ın, 768 sayfayı bulan inceleme araştırma kitabında ele alınıyor.

denizci
14-11-2012, 06:10
Çağdaş sanatımızın en değerli imzaları müzayedede
Bugüne kadar pek çok önemli müzayedeye ev sahipliği yapan Antik AŞ, 18 Kasım Pazar günü İstanbul Swissotel’de gerçekleştireceği ‘Çağdaş Sanat Eserleri Müzayedesi’ ile kıymetli eserleri açık artırmaya çıkaracak.

Antik AŞ müzayedede çağdaş Türk sanatının önemi isimlerinden Mübin Orhon, Erol Akyavaş, Burhan Doğançay, Fahrel Nisa Zeid, Ferruh Başağa, Adnan Çoker, Orhan Peker ve Avni Arbaş imzalı eserleri satışa sunuyor. Türkiye’nin 20. yüzyılda ortaya çıkardığı en değerli sanatçıların 1940–1990 yılları arası eserlerinden oluşan müzayedede 200’ü aşkın seçilmiş eser yer alacak.

Burhan Doğançay’ın hücum serisinden 1973 tarihli ‘Özgür olmak için doğmuş’ adlı eserinin açılış fiyatı 450 bin TL;
Ferruh Başağa’nın Akdeniz serisinden 1995 tarihli tuval çalışması ‘Mavi Akdeniz’ 350 bin TL açılış fiyatı ile müzayedeye çıkıyor.

denizci
14-11-2012, 11:00
Cemal Reşit Rey 'de ücretsiz Cahit Berkay konseri

http://666kb.com/i/c8yq5huo8z58hdb58.jpg



Yaptığı film müzikleriyle tanınan Cahit Berkay, bugün 'Selvi Boylum Al Yazmalım', 'Çiçek Abbas' gibi eserlerini seslendirilecek

T24

Moğollar grubunun bağlama ustası Cahit Berkay, bugün İstanbul'da senfoni orkestrası eşliğinde film müziklerini seslendirecek.

İstanbul Büyükşehir Belediyesi Kültür Müdürlüğü tarafından ücretsiz olarak gerçekleştirilecek olan konser Cemal Reşit Rey Konser Salonu'nda saat 20.00'de başlayacak.

Konserde Cahit Berkay, ''Selvi Boylum Al Yazmalım'', ''Devlerin Aşkı'', ''Dila Hatun'', ''Çiçek Abbas'' ve ''Güler misin, ağlar mısın'' gibi eserlerini, Cem Öget yönetimindeki senfoni orkestrası eşliğinde yorumlanacak.

Bu arada konserde, misafir solist olarak Derya Petek de yer alacak.

denizci
14-11-2012, 14:02
Jennifer Lopez İstanbul'da

Lopez, bu akşam Ataköy Atletizm Arena'da hayranlarıyla buluşacak

http://666kb.com/i/c8yusgdve7tuqh6m5.jpg

Dünyaca ünlü Latin şarkıcı Jennifer Lopez, bu akşam Ataköy Atletizm Arena'da hayranlarıyla buluşacak.

Lopez'i taşıyan özel uçak, gece saatlerinde Atatürk Havalimanı'na indi.


Sponsor firma yetkililerinin karşıladığı Lopez'e, basın mensupları da yoğun ilgi gösterdi.

İstanbul'a ailesiyle birlikte gelen Lopez, daha sonra konaklayacağı otele hareket etti.

Lopez, ''Dance Again'' turnesi kapsamında bu akşam Ataköy Atletizm Arena'da, 16 ve 17 Kasım'da da Ülker Arena'da konser verecek.

AA

denizci
14-11-2012, 14:20
Leman Kültür, Avrupa yolcusu

http://666kb.com/i/c8yvbz9ognrwa77wd.jpg

18 yıl önce derginin alt katında kurulan, bugün 10 şehirdeki 12 şubesi bulunan LeMan Kültür, Avrupa’ya açılıyor.

2008'de Franchaise sistemine geçen ve yıl sonuna kadar açılacak olan 8 yeni şubesiyle sayısı 20’ye çıkacak olan LeMan Kültür’lerin öncelikli hedefi 2013 ortasına kadar 50 şubeye ulaşmak.

LeMan Dergisi'nde yer alan karikatürlerle dekore edilen LeMan Kültür’ün İngiltere, Almanya ve Moskova’da da şube açmak için mekan arayışlarına başladığını söyleyen LeMan Kültür Ceo’su Kemal Şentürk, “Yalova’dan İzmir’e, Edirne’den Samsun’a kadar günün her saati yüzde 95 dolulukla çalışan LeMan Kültür’ün eğlenceli konseptiyle turistlerin de yoğun olarak ilgisini çektiğini ve yüzde 100 bir Türk markası olarak hedeflerininbu ülkenin yemek kültürünü ve sanatını dünyaya tanıtmak olduğunu" söyledi.



Timsah bayıldı, Öküz beğendiye karşı

Menüsünde "Bezgin Bekir", "Şansımı denemek istiyorum", "Karışık ekonomik kriz tostu", "Sen de mi Brütüs Salatası", "Timsahın gözyaşları", "Yahşi Batı Texas Biftek", "Dağ bayır baharatlı antrikot" ve "Timsah bayıldı" adlı yemekleriyle dikkat çeken menülerde 135 çeşit yemek ve 185 içecek bulunuyor.

Sanatın da merkezi

LeMan Kültürlerin neredeyse her metrekaresinde yer alan eğlenceli karikatürlerin yanı sıra düzenledikleri imza günleri, söyleşiler, stand-uplar, workshop ve konserlerle insanların sadece midelerine değil ruhlarına da doygunluk kattıklarını belirten Kemal Şentürk aynı zamanda düzenleyecekleri çeşitli karikatür ve gençlik festivalleriyle de bulundukları her şehrin sosyo kültel yapısına zenginlik kattıklarını ve Güvenli, Huzurlu, Eğlenceli, Sanatsever, Çevreci, Modern ve Yenilikçi anlayışları nedeniyle bulundukları her şehrin adeta gözbebeklerinden biri haline geldiklerini söyledi.

İstanbul’da doğdu, Anadolu’da büyüdü

1994’te LeMan Dergisinin alt katında açılan ve halen o günkü dekorasyonunu koruyan Beyoğlu’ndaki nostaljik şubelerinin İstanbul’un sosyol kültürel tarihine olan katkıları nedeniyle ilk açıldığı halini bir müze edasıyla koruma devam edeceğini belirten Kemal Şentürk bunla beraber LeMan Kültürlerin yılbaşından İstanbul’a da hızlı bir geri dönüş yaparak Bağdat Caddesi, Nispetiye, Bebek ve yeni Beyoğlu şubesi başta olmak üzere 10 ayrı şubeyle hizmet vereceğini söyledi.

denizci
14-11-2012, 14:23
Ressamların gözünden Atatürk


http://666kb.com/i/c8yvedi415jo03l4t.jpg

Capitol Alışveriş Merkezi, Atatürk’ü 74’üncü ölüm yıl dönümünde anmak ve hatırlamak amacıyla, ‘Ressamların Gözünden Atatürk’ sergisi düzenledi.

Bedri Baykam , Bahri Genç , Recep Batuk , Vedat Örs , Murat Havan , Gazi Sansoy , Deniz Gökduman ve Adil Salih ’in fırçasından çıkan Atatürk tabloları, 15 Kasım tarihine dek Capitol Alışveriş Merkezi ’nde görülebilir.

denizci
14-11-2012, 18:29
Candan Erçetin yeniden Bostancı'da

Bostancı Gösteri Merkezi'nin vazgeçilmez ismi, Candan Erçetin, 17 Kasım'da yeniden izleyicileriyle buluşuyor

http://666kb.com/i/c8z1ndwhd9wkozfe2.jpg

Kendi albümlerinde yer alan şarkıların yanı sıra, hayatında önemli etkiler bırakmış yerli ve yabancı şarkılara da repertuarında yer verecek olan sanatçı; güçlü sesi, muhteşem yorumu ve büyüleyici sahne performansıyla 17 Kasım gecesini hafızalara kazıyacak.

denizci
14-11-2012, 20:38
3. İstanbul Dünya Müzikleri Festivali 15 Kasım'da başlıyor

AA


http://666kb.com/i/c8z4wdjnw8f8oh4xh.jpg

İstanbul Büyükşehir Belediyesi Kültür Müdürlüğü'nün himayesinde ''Pi Production'' organizasyonuyla gerçekleştirilecek festivalin sanat yönetmenliğini Özdem Petek üstleniyor.

Portekiz'in önde gelen fado yorumcularından Carla Pires, yarın akşam Salon İstanbul Kültür Sanat Vakfı'nda düzenlenecek festivalin açılış konserinde, etkileyici alto sesi ve güçlü sahne performansıyla dinleyicilere coşkulu bir ''fado'' gecesi sunucak.

''Dünya Flamenco Günü'', Manuel ve Işıl Reina'nın kurduea Flamenco Reina Grubu'nun sıcak, neşeli, dramatik repertuvarıyla 16 Kasım'da kutlanacak. İspanya'nın sıcak Endülüs rüzgarlarını Türkiye topraklarına taşıyarak, Flamenco Sanatı'na başka bir boyut kazandıran topluluğun konseri, İstanbul Büyükşehir Belediyesi Bakırköy Cem Karaca Kültür Merkezi'nde dinlenebilecek.

Repertuvarlarında Arnavut, Türk, Boşnak, Kosova, Makedon, Hırvat, Bulgar, Yunan müziklerini kucaklayan Kosova Grubu Kuarteti Pentagram'ın, Funk-jazz, klasik ve pop tarzında yorumladıkları eserleri, Anita Ahmeti'nin vokali eşliğinde, 21 Kasım'da İstanbul Büyükşehir Belediyesi Bülent Ecevit Kültür Merkezi'nde izlenebilecek.

Dhoad Gypsy Band, Rajastan'ın benzersiz ritmik hızı ve karmaşıklığı içinde, seyirciyi ve sanatçıyı bir trans halinde buluşturan müziğiyle, tutkulu ve unutulmaz bir deneyim yaşatacak. Konser, 27 Kasım İstanbul Büyükşehir Belediyesi Kartal Bülent Ecevit Kültür Merkezi'nde verilecek.

Eşsiz bir yorum ve ses rengine sahip olan Mahsa ve Marjan Vahdat, 28 Kasım'da İstanbul Büyükşehir Belediyesi Bakırköy Cem Karaca Kültür Merkezi'ndeki konserlerinde dinleyicilerine mükemmel bir gece yaşatacak.

Fransız, Türk ve İranlı üç müzisyenin birlikteliğinden ''Forabandit'' grubunun konseri, 29 Kasım'da Fransız Kültür Merkezi'nde dinlenebilecek. Konser öncesi saat 19.00'da sanatçıların katılacağı ''Trubadur ve Aşıkların Dünyasında Şiir ve Müzik'' konulu söyleşi gerçekleştirilecek.

Festival kapsamında Carla Pires ve Forabandit konserleri dışındaki tüm konserler, ücretsiz dinlenebilecek.

denizci
15-11-2012, 09:31
Dostlar Tiyatrosu evsiz kaldı

http://666kb.com/i/c8zofpnupx30ark9e.jpg



İstanbul'un Ses Tiyatrosu'ndan sonra en eski ikinci tiyatro salonu olan Muammer Karaca Tiyatrosu, Beyoğlu Belediyesi'nce kapatıldı

T24

Türkiye'nin en uzun soluklu tiyatrolarından biri Dostlar Tiyatrosu; tam 43 yıllık bir maziye sahip... Ve tam 23 yıldır da aynı mekanda, Muammer Karaca Tiyatrosu'nda oyunlarını izleyiciyle buluşturuyordu. Fakat artık Dostlar Tiyatrosu evsiz kaldı. Çünkü, İstanbul'un Ses Tiyatrosu'ndan sonra en eski ikinci tiyatro salonu olan Muammer Karaca Tiyatrosu, Beyoğlu Belediyesi'nce kapatıldı.

Beyoğlu Belediyesi'nden yapılan yazılı açıklamada, Muammer Karaca Tiyatrosu'nun statik ölçümlerini yapan Boğaziçi İnşaat Müşavirlik A.Ş.'den (BİMTAŞ), binanın statik açıdan ciddi olumsuzluklar taşıdığını ve kullanılmaması, tahliye edilmesi gerektiğine dair bir ön rapor sunduğunu belirtiliyor. Dolayısıyla da 2012-2013 tiyatro sezonunda kapatıldığı, BİMTAŞ'tan gönderilecek resmi raporun beklendiği; tiyatronun tadilat ve tamiratı ile ilgili çalışmaların mülk sahibi olan İstanbul Büyükşehir Belediyesi tarafından planlanacağı ve uygulanacağı vurgulanıyor.

Dostlar Tiyatrosu'nun kurucusu Genco Erkal ise bu durumu 15 gün önce öğrendiklerini söylüyor: "Bize sadece idari ve teknik nedenlerle Muammer Karaca Tiyatrosu'nun hizmet veremeyeceği bildirildi, ayrıntılı bir açıklama yapılmadı."

Öte yandan Erkal, 6 ay önce, her sezon öncesinde olduğu gibi belediyeye Muammer Karaca Tiyatrosu'nu kullanmak için başvuruda bulunduklarını ama bir türlü cevap alamadıklarını vurguluyor: "Önümüzdeki sezon da tiyatroyu kullanmak istiyoruz ve şu günlerde şu seansları talep ediyoruz diye bildirdik. Bir türlü cevap vermediler, bizi ertelediler. Bizden sonra başvuruda bulunan diğer tiyatro topluluklarının da başvurularını almadılar. Kararsızdılar, ne yapacaklarını bilmiyor havasındaydılar, binayı Büyükşehir Belediyesi'ne iade ederiz gibi konuşmalar oldu... Hep bir erteleme havası vardı. Bu sene anlaşma yapmaktan kaçındılar. Demek ki niyetleri böyle bir şeymiş. Sanki alıştıra alıştıra, fazla tepki uyandırmadan burayı bir şekilde kapatma gibi bir girişim var. Tüm bu süre boyunca, boşken, yaz sezonunda, bu bina düzeltilip tamir edilebilir ve yeni sezona yetiştirilebilinirdi oysa."

Dostlar Tiyatrosu'nun 43. yılında artık bir 'gezici tiyatro' olduğunu dile getiriyor Erkal ve ekliyor: "Son yıllarda Muammer Karaca'da fazla oynamayamıyorduk; en son yıl haftada bire inmişti oyunlarımız. Ama devamlı bir yerimiz vardı; bir telefonumuz, gişemiz. Şu anda tamamen sokakta kaldık gibi bir durum söz konusu. Bugün Ataköy'de yarın Caddebostan'dayız... 43 yıldır ayakta durmaya çalışan bir tiyatro için zor bir durum."



Kapanan Muammer Karaca tiyatrosu



Muammer Karaca Tiyatrosu'nu sadece Dostlar Tiyatrosu değil başka topluluklar da kullanıyordu. Erkal bu durumla ilgili olarak ise şunları söylüyor: "İstanbul'da büyük bir salon sıkıntısı var. Caddebostan Kültür Merkezi'nde mesela ayda bir defa oyun oynayabiliyoruz; o kadar çok talep var. Durum böyleyken keyfi bir kararla Muammer Karaca'yı kullanıma kapatmaları sadece bize değil bütün tiyatro topluluklarına darbe vurdu kanısındayım. Bunu tiyatromuz ve kültür hayatımız için sorumsuzluk olarak görüyorum. Bu binanın hayati önemde olduğunu düşünüyorum. Alıştıra alıştıra Muammer Karaca Tiyatrosu'nu silmek istiyorlar; eskiden beri zaten burayı yıkıp yerine daha rant getiren başka tür bir yapıya dönüştürme projeleri olduğu şeklinde söylentiler vardı."

Milliyet Sanat / Yasemin Bay

denizci
15-11-2012, 09:36
Galeriler güçlerini birleştirdi

http://666kb.com/i/c8zomh0vfy448ti6q.jpg


Sanat eleştirmeni ve küratör Hasan Bülent Kahraman 'ın deyişiyle bir araya gelmeyi ve ortak iş yapmayı hiç sevmesek de sonunda başardık! Bir haftalığına da olsa… Bu yıl ilk defa gerçekleşecek Art İstanbul Sanat Haftası, 19-25 Kasım tarihleri arasında İstanbul'daki galerileri, müzeleri, kültür ve sanat kurumlarını bir araya getiriyor.




İstanbul'a gelen sanatseverin sayısını artırmayı ve burada üretilen çağdaş sanatı daha geniş bir coğrafyada duyurmayı amaçlayan Art İstanbul Sanat Haftası; sanat kurumları, müzeler, galeriler ve kültür merkezlerinin etkinliklerini bir araya getirmeyi hedefliyor. Sanat Haftası'nın bir akşamı, 23 Kasım Cuma, uzun gece olarak planlandı. O gece tüm kurumlar saat 24.00'e dek kapılarını açık tutacak.

Art İstanbul Sanat Haftası dün Nişantaşı Sofa Hotel'de düzenlenen basın toplantısında detaylıca anlatıldı. Contemporary İstanbul Yönetim Kurulu Başkanı Ali Güreli, Akbank Sanat Direktörü Derya Bigalı, İKSV Genel Müdürü Görgün Taner, Galeri Nev İstanbul'un kurucusu Haldun Dostoğlu, Suna ve İnan Kıraç Vakfı Kültür ve Sanat İşletmesi Genel Müdürü M. Özalp Birol ve Contemporary İstanbul Genel Koordinatörü Prof. Dr. Hasan Bülent Kahraman'ın katıldığı toplantıya Kahraman'ın tespitleri damga vurdu.

İstanbul'un küreselleşen, markalaşan şehirlerden biri olduğunu söyleyen Kahraman, kentsel dönüşümün gerekliliğini açıklayarak konuşmasına başladı: “İstanbul bir kentsel dönüşüm olgusuyla karşı karşıya. Ama bu kendiliğinden olmuyor; gelen kapitalle, uluslararası sermaye basıncıyla ilgili. Şehre körfezden de Avrupa'dan da para geliyor. Gelen sermayenin karşısına İstanbul'u bir kültür-sanat şehri olarak çıkarmak durumundayız. Altyapı, tarih ya da tabiatla yetinemez İstanbul. Anadolu yapabilir bunu ama İstanbul yapamaz. Şehrin dünyada üretilen kültürel dokuyla iç içe geçmesi şart. Altyapı dönüşümünü hazırlayan küresel sermaye karşısına entelektüel kapitali çıkarmak zorundayız.”

Kahraman'a göre bu konuda çok da iyi bir noktadayız çünkü Türkiye'de üretilen sanat belki de tarihimizde ilk defa dünyayla eşzamanlı: “Uzun tarihimiz boyunca Batı sanatını belli bir gecikmeyle izledik. Bugünse eşzamanlılık söz konusu. Nitelik düzeyinde tartışılmaz bir eşleşme var. Çok hızlı giden bir trene dışarıdan tutunduk belki ama şu anda o trenin içindeyiz. Şimdi yapmamız gereken entelektüel sermayeyi birleştirmek. Bir hafta boyunca tam da bunu yapacağız, güçlerimizi birleştireceğiz. Bu çok önemli bir gelişme. Özellikle de bizim gibi bir araya gelmeyi ve ortak iş yapmayı sevmeyen bir topluluk için… Bu aynı zamanda entelektüel sermayenin ekonomik sermayeyle de ilk defa eşitlenmesi anlamına geliyor.”

Tüm bunlar olurken şanslı olduğumuz bir şey var. Ali Güreli'ye göre bu, Türkiye ekonomisinin dünyada dikkat çektiği bir dönemde olmamız. Görgün Taner ve Özalp Birol'e göre ise bakanlık ve yerel yönetimin işin içinde olmaması en büyük şanssızlık. Onlara göre kamunun kâr amacı gütmeyen kültür sanat faaliyetlerini fonlamanın bir yolunu acilen bulması gerekiyor.

Art İstanbul kültür-sanat kurumları ve inisiyatifleri

İKSV, İstanbul Tasarım Bienali, Akbank Sanat, Arter, Borusan Contemporary, Fransız Kültür Merkezi, Hollanda Kraliyeti Başkonsolosluğu, İstanbul Modern, Masumiyet Müzesi, Pera Müzesi, Proje 4L – Elgiz Müzesi, SALT, 5533, AmberPlatform, Collectorspace, Full Art Prize, Kat1, Near East, Pasajist ve Spot.

Art İstanbul Sanat Fuarı ve galerileri

Contemporary İstanbul, Alan İstanbul, art On İstanbul, Art-core Space, artSümer, Asfalt Art Gallery, C.A.M Galeri, Cda-Projects, Çağla Cabaoğlu Gallery, Daire Galeri, Dirimart, Egeran Galeri, Ekavart Gallery, Elipsis Gallery, Galeri Apel, Galeri Artist, Galeri Artist Çukurcuma, Galeri İlayda, Galeri Linart, Galeri Mana, Galeri Nev İstanbul, Galeri NON, Galeri Selvin, Galerist, Galeri Zilberman, Istanbul'74, Kare Art Gallery, Merkur, Mim Art Gallery, Mixer, Pg Art Gallery, Pi Artworks, Pilot Galeri, Piramid Sanat, Rampa, Sanatorium, Soda, The Empire Project ve x-ist.

denizci
15-11-2012, 11:00
beşiktaş :super:



http://666kb.com/i/c8zqp2483u3sxtgeq.jpg

Vizyonda izleyemeyenler için

“Her Cuma Yeni Sinema” sloganıyla Yeni Sinema Hareketi ve Beşiktaş Belediyesi tarafından düzenlenen film programında ikinci hafta ‘Atlıkarınca’ filmi gösterilecek.

Levent Kültür Merkezi’nde gerçekleşecek etkinlikte İlksen Başarır’ın yönettiği, Mert Fırat ile Nergis Öztürk’ün başlıca rollerini paylaştığı film seyirciyle buluşacak. ‘Yeni Sinema’ gösterimleri geçtiğimiz hafta Serkan Acar’ın yönettiği ‘Aşk ve Devrim’ filmiyle başlamış ve gösterime aralarında Derviş Zaim, Pelin Esmer, Melik Saraçoğlu’nun da bulunduğu çok sayıda yönetmen ve yapımcı katılmıştı.

Bu haftanın programındaki ‘Atlıkarınca’ her gün 14.00 ve 16.30 seanslarında Levent Kültür Merkezi’nde izlenebilir.

Gösterimler ücretsiz yapılıyor.

denizci
15-11-2012, 15:23
Hayatın en acılı durakları

Ümran Avcı haftanın yeni çıkan kitaplarını tanıtmaya devam ediyor

http://666kb.com/i/c8zxdh2bi1n7ym88j.jpg

Bazen okuduğunuz kitap kadar, kitabın kime ithaf edildiği de vurabiliyor okuru. Tam da Ahmet Büke’nin kitaplarında olduğu gibi… Bir önceki öykü kitabı “Kumru’nun Gördüğü”nü geride “çok acı var” diyerek yaşamını kendi eliyle sonlandıran Sabancı Üniversitesi öğretim üyesi Dicle Koğacığlu'na ithaf etmişti. Yakın zamanda okurla buluşan “Cazibe İstasyonu”nu ise “iş cinayetlerinde kaybettiklerimize” ithaf etti…

“Cazibe İstasyonu” görmeyenler görsün, duymayanlar duysun diye ülkenin en acılı bölgelerine bilinçli olarak kurulmuş bir istasyon gibi… Okur; yazarı tarafından hayatın cezbetmeyen olaylarının yaşandığı istasyonlarda indirilip, acıların yaşandığı yerlere götürülüyor. Her ne kadar gazetelerde, ana haber bültenlerinde ve dahi haber kanallarında gösterilse de görmezden duymazdan gelinenlere tanık ediyor… Ahmet Büke öykülerle başarıyor bunu, unuttuğumuz insanlığı hatırlatmak için edebiyatın gücünden faydalanıyor… Ve okur, uzaktaki bir evde kopan çığlığı böylece duyuyor; o çığlığı atan da her ne şekilde olursa olsun sesini duyurabildiği için, omzunda bir el hissediyor, kim bilir?

Şimdi gelin “Cazibe İstasyonu”na inip, öykülerin izinden hayatın arka bahçelerinde olanlara bakalım…

“…Hayat nasıl bir şey, biliyor musun?” dedi adam. “Mesela toprağı belledin bekliyorsun ya. Eğer hiçbir şey değişmiyorsa. Yani bahçe aynı kalıyorsa, tezek, böcek, taş aynen senin değdiğin gibi bekliyorsa o hayat işte. Ama değişiyorsa. Çiçek çıkıyor, ot büyüyor, arı geliyor, güneş çıkıyorsa o ‘zaman’ oluyor. Bir şeyler değişiyorsa o ölüm işte. Her şey değişince ölüyor insan.” “Ağır” Zamanlar öyküsünde hayatı ve ölümü böyle anlatıyor acının bilgeleştirdiği bir baba… Oğlu Piyade Asteğmen Zeki Uysal’ın ölüm haberiyle hayatı ve ölümü anlamlandırmaya çalışan baba… Aynı hikayede Mahire annenin, oğlunun hala o evdeymiş gibi yaşama(ma)sına tanık oluyoruz… Sofraya bir tabak da onun için konuluyor mutlaka… Zeki’nin üniversite yıllarından ev arkadaşı Ergun, aileyi ziyarete geldiğinde, anne - baba Ergun’u, ‘Zeki’leştiriyor… “Zeki, oğlum niye yemiyorsun sen?” diye söylenen anneye, baba “Ne olacak, yine dışarıda yemiştir” diye yanıt veriyor. Yemek sofrasında dönen kısa konuşmayı okuyunca, o lokma okurun boğazında düğümleniyor…


http://666kb.com/i/c8zxf1uzealde3f3n.jpg

Cazibe İstasyonu, Ahmet Büke, / Can Yayınları / 88 sf. 8 TL

Yazının çok güçlü bir etkisi var gerçekten. Bazen bir öykü okursunuz, arka fonda bir şarkı çalar kendiliğinden. “Gelen Evrak” öyküsünde hissettiğim gibi… O öyküyü okurken, Bandista’nın “Benim Annem Cumartesi”si çaldı durmadan… Çok uzakta, bir kadının beyaz yaşmağını arkasına atıp uzattığı dilekçeyi memur kaydederken başladı müzik. “Gelen evrak”a eklensin diye kadının koynundan çıkardığı fotoğrafın arkasına devlet numarasını kurşun kalemiyle yazarken sesi daha da yükseldi müziğin… Bu kez sözler eklendi müziğe: “Anne bul beni” diye yakaran oğlanın sesi… Ve öykünün son cümlesinden sonra başa aldım öyküyü yeniden. Şu satırlarda takıldı kaldı gözüm:

“Ben aradığım için mi annem hayatta”, dedim.“Yok,” dedi. “Annen seni arıyor aslında. Durmadan hem de. Her yerde kayıp oğlunu soruyor. Her kapıya gidiyor. Ahmet’in anası ya öldü, ya da vazgeçti. Umudu kalmadı. O yüzden Ahmet başını koyduğu yerde uyuyor. Tıpkı ötekiler gibi.”

Ahmet Büke, Cazibe İstasyonu’nu “Herkes Ana Kuzusu”nda Dersim olaylarını yaşayan iki küçük çocuğun hikayesinin tam ortasına kuruyor… Doğanın çığlığını dinletiyor okura. Babası bir taksiyle götürüldüğü kalede gözleri bağlanarak sorgulanan çocuğa ve o babadan geri kalanlara götürüyor. Kemiklerine, adamın kocasına, acılarına… Başta da dedim ya, bu öykülerle uzaktaki bir evde kopan çığlığı duyuyor okur. O çığlığı atanlar mı? Her ne şekilde olursa olsun sesini duyurabildiği için, omzunda bir el hissediyor… Kim bilir?

YENİ ÇIKAN KİTAPLAR

http://666kb.com/i/c8zxh3q66facreipf.jpg

Genç Bir Romancıya Mektuplar, Mario Vargas Llosa / Can Yayınları 128 sf, 10 TL

Llosa Genç Bir Romancıya Mektuplar’da roman sanatı hakkındaki düşüncelerini aktarıyor. Konu, biçim, üslup, zaman, mekân, anlatıcı, karakter, gerçeklik gibi unsurları kapsamlı ve çarpıcı örneklerle incelemekle kalmıyor, yazım sanatıyla yaşam arasındaki ilişkiyi de sorguluyor.

http://666kb.com/i/c8zxipq9x9bfg5ann.jpg

Siyah Giyen Adamlar, John Harvey / Yapı Kredi Yayınları / 372 Sayfa, 25 TL

Ortaçağ’dan bu yana erkek giyiminde giderek artan önemini inceleyen Siyah Giyen Adamlar kitabı, siyah rengin özellikle Batı Avrupa sanat ve politikası ile bunların “siyah giyim” ile karşılıklı etkileşimini inceliyor. John Harvey, uzmanı olduğu bu dönem ile erkeklerin siyah giymesi arasındaki kolay kolay fark edilmeyen paralellikleri gözler önüne sererken, okuyucu için yepyeni ufuklar açıyor.

http://666kb.com/i/c8zxkf85vbwoen3ub.jpg

Coşkuyla Ölmek, Şule Gürbüz, İletişim Yayınları, 191 sayfa, 15,50 TL


Şule Gürbüz, 2012 Oğut Atay Öykü Ödülü'nü alan Zamanın Farkında'nın ardından dört yeni öyküyle okurla buluşuyor. Her bir öykü, konuları ve kahramanlarıyla birbirine göz kırparken gençliğin, ölümün ve zamanın etrafında dolanıyorlar. Coşkuyla Ölmek, insanlık halleri üzerine derin bir metin .

“Beklemek, bir şeyin yoluna ve haline girmesini beklemek, beklerken olacak olanın olması için gereken her türlü başka hale geçişlere, kalışlara tahammül etmek ne zor şeydi. Başı da, ortayı da, sonu da bilip beklemek ne tahammülü güç şeydi. Tanrı’nın da yaptığı bu muydu? Baş, orta, son belli, helak kaçınılmaz, ancak önemli olan o zamanı geçirmek, o zamandan geçmek. Ve geldiğinde gelmemiş gibi, bilmemiş gibi, yaşamamış gibi gelmek, rüyayı görüp uyanmak ve ‘Neyse rüyaymış,’ demek ve aynı yerden uyumaya devam etmek. Yaşamaya da, ölmeye de yazık. Bu ölüm için yaşamaya, bu yaşamak için ölmeye yazık…”

denizci
15-11-2012, 18:04
Jartiyerli Monroe 'ya 16 bin dolar

http://666kb.com/i/c901drnap9e7hv0re.jpg

Marilyn Monroe ’nun fotoğrafları müzayedede satışa çıktı

1962’de hayatını kaybeden ABD’li ünlü film yıldızı Marilyn Monroe’nun 238 fotoğrafı Polonya’nın başkenti Varşova’da düzenlenen müzayedede satışa sunuldu. Monroe’nun jartiyerli fotoğrafı 16 bin dolara (yaklaşık 28 bin 800 TL) alıcı buldu.

denizci
15-11-2012, 22:28
İlk Art İstanbul başlıyor!

Contemporary İstanbul’u da kapsayacak Art İstanbul Sanat Haftası, ilk kez bu yıl 19-25 Kasım tarihleri arasında gerçekleştirilecek

http://666kb.com/i/c9085zcbbr15lpgy3.jpg

İlki bu yıl gerçekleşecek olan Art İstanbul Sanat Haftası'nı kamuoyuna tanıtmak amacıyla The Sofa Hotel'de basın toplantısı düzenlendi. Toplantıya Contemporary Istanbul Yönetim Kurulu Başkanı Ali Güreli ve Genel Koordinatörü Prof. Dr. Hasan Bülent Kahraman, Akbank Sanat Direktörü Derya Bigalı, İKSV Genel Müdürü Görgün Taner, Galeri Nev Istanbul kurucusu Haldun Dostoğlu, Suna ve İnan Kıraç Vakfı Kültür Sanat İşleri Genel Müdürü Özalp Birol katıldı.

http://666kb.com/i/c9084374259bckzyj.jpg


30 YABANCI GALERİ GELİYOR
Toplantıda konuşan Ali Güreli, Art Istanbul projesinin önemini vurgulayarak, Türkiye'nin ekonomisindeki gelişimin, bir çok galeri ve koleksiyonerlerin İstanbul'a gelmesine yol açtığını vurguladı ve 30'un üzerinde galerinin ''Art İstanbul''u izlemeye geleceğini, bunu çok önemsediklerini dile getirdi.

Güreli, bütün öne çıkan sanat kurumları, sanat eğitimi öne çıkan üniversitelerle bu projeyi her yıl devam ettirmek istediklerini ifade ederek, dünya şehirlerinin etkinlikleriyle birbirleriyle yarıştığı bir dönemde İstanbul'da bu tür bir organizasyon düzenlemenin çok önemli olduğunu kaydetti.

Bu sene ilk defa düzenlenecek ''Art İstanbul'' kapsamında, 19-25 Kasım arasında İstanbul'daki sanat kurumları, galeriler, müzeler ve kültür kurumlarının düzenlediği etkinlikler ortak bir yapı içinde yerli ve yabancı ziyaretçilerin beğenisine sunulacak. Etkinlik, sergi ve gösterilerin sunulacağı yerler arasında Firamid Sanat, Fransız Kültür Merkezi, İstanbul Moderm, Galata Rum Okulu, Masumiyet Müzesi, Pera Müzesi, Galeri Nev İstanbul, GAleri Apel, Galeri Artist gibi mekanlar bulunuyor

Koray 3448
16-11-2012, 07:17
Roger Waters İstanbul'a geliyor

İSTANBUL - Pink Floyd'un efsanevi ismi Roger Waters, 3 Ağustos 2013'te İstanbul'da konser verecek.

Waters, resmi internet sitesinde bulunan, 2013 turnesi kapsamında konser vereceği kentlerin listesini güncelledi. Listede İstanbul'daki İstanbul Teknik Üniversitesi (İTÜ) Stadyumu da var.

Son olarak 20 Haziran 2006′da İstanbul’da The Dark Side of the Moon temalı konser veren Roger Waters'ın turnesi 20 Temmuz 2013'te başlayıp, 18 Eylül 2013'te sona erecek ...

denizci
16-11-2012, 17:40
"Hoşçakal sevgili ülkem"

http://666kb.com/i/c911ejvhlm9rqt0ck.jpg

Ahmet Kaya, 12 yıl önce bugün kalp krizi geçirerek hayata veda etti. Mezarı, ne yazık ki Türkiye'de değil. Paris'teki Pére- Lachaise'de...
Tıpkı Yılmaz Güney gibi, Türkiye'yi terk etmek zorunda kalan ve yerleştiği Paris'te yaşamını yitiren Kaya'nın mezarını, bir gün yolunuz oralara düşer de ziyaret etmek isterseniz güçlükle bulacaksınız.
Çünkü mezarlığın girişinde bulunan ve Jim Morrison, Edith Piaf, Frederic Chopin, Oscar Wilde gibi sanatçıları bulmak konusunda size yardımı dokunacak olan levhada, Ahmet Kaya ve Yılmaz Güney'in mezarları işaretli değil.

denizci
16-11-2012, 17:43
Bu hafta 3'ü yerli, 5 yeni film vizyona girecek

T24

http://666kb.com/i/c911iugpmx0lwsuf8.jpg


Alacakaranlık roman serisinin son filmi olan ''Alacakaranlık Efsanesi: Şafak Vakti Bölüm 2'' sinemaseverlerle buluşacak.

Stephenie Meyer'ın milyonlarca satan Alacakaranlık roman serisinin son filmi, bu hafta sinemaseverlerle buluşacak. Filmin yönetmen koltuğunda, serinin ilk bölümünü de çeken Bill Condon oturdu.

Kristen Stewart, Robert Pattinson ve Taylor Lautner üçlüsünün başrollerde son kez beraber izleneceği filmin konusu şöyle:

''Bella ve Edward'ın kızı olan Renesmee'nin doğumundan sonra Bella ölüm riski atlatmıştır, Edward bunun üzerine Bella'yı vampire dönüştürür. Cullen'ler bu olay üzerine diğer vampir klanlarını bir araya getirmek için, harekete geçer.''

Emir Kusturica bu kez oyuncu olarak beyaz perdede

Sinemaseverler ''Havana'da 7 gün'' filminde ünlü oyuncu Benicio Del Toro'yu yönetmen koltuğunda, ünlü yönetmen Emir Kusturica'yı da oyuncular arasında görecek.

Gaspar Noe, Julio Medem, Laurent Cantet, Benico Del Toro, Pablo Trapero, Elia Suleiman ve Juan Carlos Tabio'nun yönettiği filmde, Josh Hutcherson, Vladimir Cruz ve Emir Kusturica rol alıyor.


İki askerin hikayesini anlatan film: ''Dağ''


Alper Çağlar'ın yönettiği ''Dağ'' 140'tan fazla kopyayla sinemaseverlerin beğenisine sunulacak.

Aksiyon ve dramın bir arada izleneceği filmin başrollerinde, Ufuk Bayraktar, Fırat Doğruoğlu, Mesut Akusta, Cengiz Coşkun ve Çağlar Ertuğrul yer alıyor.


Gözetleme Kulesi


Pelin Esmer'in yönettiği ''Gözetleme Kulesi''nin başrollerinde Olgun Şimşek ve Nilay Erdönmez yer alıyor.
Dram türündeki film, yönetmenin ikinci uzun metrajlı yapımı olarak sinemaseverlerle buluşacak.

Kastamonu'nun Tosya ilçesinde çekilen filmde, ormanın tepesinde bir yangın gözetleme kulesinde bekçi olarak görev yapan Nihat (Olgun Şimşek) ve yolu Tosya'da otoyol kenarında küçük bir otogara düşen Seher'in (Nilay Erdönmez) hayata ve insanlara karşı verdikleri mücadele anlatılıyor.


Van Gölü Canavarları


Haftanın üçüncü yerli yapımı olan ''Van Gölü Canavarı''nın yönetmen koltuğunda Mehmet Bükülmez oturuyor.

Sürülerini kaybetmelerinin ardından köyden kovulan ve Van Gölü sahilinde yaptıkları sahte canavarla para kazanmaya başlayan üç çobanın hikayesinin konu edildiği filmin başrollerinde Turgay Tanülkü, Selahattin Taşdöğen, Naci Taşdöğen, Yakup Yavru ve Levent Aras bulunuyor.

denizci
16-11-2012, 18:05
malatya ... kristal kayısı :super:


En iyi film Tepenin Ardı


http://666kb.com/i/c9120d7shlp5nnpqc.jpg


3. Malatya Film Festivali'nde Kristal kayısı ödülleri sahiplerini buldu

Bu yılki teması ''Ortadoğu ve Barış'' olarak belirlenen Malatya Uluslararası Film Festivali'nde ödül kazanan filmler belli oldu.

Ulusal uzun metrajda en iyi film, ''Tepenin Ardı'', en iyi yönetmen ''Lal Gece'' filminin yönetmeni Reis Çelik, en iyi kadın oyuncu ''Zerre'' filmindeki performansı ile Jale Arıkan seçildi. En iyi erkek oyuncu ödülünü ''Tepenin Ardı'' isimli filmde oynayan Tamer Levent, Reha Özcan, Mehmet Özgür, Berk Hakman, Furkan Berk Kiran, Mehmet Okur isimli oyuncular paylaştı.

denizci
16-11-2012, 18:26
"İSTANBUL'DA YAŞAMAK İSTİYORUM!"

http://666kb.com/i/c912kd2ajco0wt4p0.jpg

LOPEZ İSTANBUL'A HAYRAN KALDI!
Dünya turnesi kapsamında İstanbul'da 3 gün konser verecek olan JLO İstanbul'a hayran kaldı.
Jennifer Lopez, İstanbul'un büyüleyici atmosferi karşısında öyle hayran kaldı ki, burada yaşamak istediğini söyledi. Normalde konserleri sonrası Türkiye'den ayrılacak olan Jennifer Lopez Sofya konseri sonrası tekrar Türkiye'ye gelecek.

İSTANBUL'DA DAİRE ALMAK İÇİN BİLGİ ALDI
Dünyaca ünlü şarkıcı Jennıfer Lopez, İstanbul'un güzelliği karşısında burada yaşamak istediğini söyledi. Lopez birde Boğaz ve Adalar manzaralı bir daire için yetkililerden bilgi aldığı belirtildi. Gece Reina'da After Party'e katılan ünlü şarkıcı Jennifer Lopez, dün öğlene kadar konakladığı Les Ottoman's Hotel'deydi. Lopez, öğleden sonra çocuklarıyla otelin yanında bulunan parka gitti. Lopez, ikizleri Max ve Emme ile tahterevalliye bindi. Ortaköy trafiğinde yarım saat kalan Lopez'in 2. durağı Akmerkez'di. Akmerkez'de gezen ünlü şarkıcı, izdiham yarattı. Girdiği bir ayakkabı mağzasından kendine bir çizme alan Jennifer Lopez, akşam yeniden oteline döndü.

denizci
16-11-2012, 18:36
Yapı Kredi Yayınları'ndan taze çıktılar :)

http://666kb.com/i/c912tm9tp05ftcxdw.jpg


İşte Yapı Kredi Yayınları'nın en yeni kitapları...

Siyah Giyen Adamlar

Ortaçağ’dan bu yana erkek giyiminde giderek artan önemini inceleyen Yapı Kredi Yayınları’ndan çıkan Siyah Giyen Adamlar kitabı, siyah rengin özellikle Batı Avrupa sanat ve politikası ile bunların “siyah giyim” ile karşılıklı etkileşimini inceliyor. John Harvey, uzmanı olduğu bu dönem ile erkeklerin siyah giymesi arasındaki kolay kolay fark edilmeyen paralellikleri gözler önüne sererken, okuyucu için yepyeni ufuklar açıyor.



“19. ve 20. yüzyıllardaki İngiliz toplumunun rahatsızlıkları üzerine zekice ve ustalıkla kotarılmış, aydınlatıcı bir inceleme – kadın ya da erkek, cinsiyetiniz ne olursa olsun, artık okuduklarınız zihninizde yankılanmaktan muhtemelen üzerinize asla siyah bir kıyafet giymeyeceksiniz.”

“Muhtemelen, kıyafetlerin anlamları ve renkleri üzerine giderek büyüyen araştırma literatürüne yapılan en iyi katkı.”

Siyah Giyen Adamlar

John Harvey

Çeviren: Erhun Yücesoy

372 Sayfa, 25 TL

Yapı Kredi Yayınları



Hepinize Etkin Okumalar Dilerim





Eleştirel denemeleriyle günümüz edebiyatına derin bakışlar getiren, inceleyip yorumladığı yazarlarla kendi kanonunu oluşturan Oğuz Demiralp, Yapı Kredi Yayınları’ndan çıkan Hepinize Etkin Okumalar Dilerim kitabında bu kez birbirinden bağımsız yazılarını ve “metin değeri” taşıyan soruşturma yanıtlarını bir araya getiriyor.



Edebiyata geniş bir kültürel ufukla ve keskin bir uygarlık bilinciyle yaklaşan, kendi dilini ve estetik dünyasını oluşturmuş üslûpçu bir kalemin verimleri var bu kitapta. Demiralp, hepimize etkin okumalar dilediği kitabına bir “Uyarı” ile başlıyor: “Dikkat! Bu kitap eklektiktir. Herhangi bir konu ya da izlek bütünlüğü amaçlanmamıştır. Yazın ve kültür alanlarıyla ilgili olarak çeşitli vesilelerle kaleme alınmış yazıların, tarih sırasına göre bir araya getirilmesiyle oluşmuştur. Yazıların çoğu çeşitli yerlerde daha önce yayımlanmıştır. Kitaba girmeden önce bir kez daha gözden geçirilmişler, bayramlıklarını giymişlerdir. Yazılı soruşturmalara verilen yazılı yanıtlar da metin değeri taşıdıkları düşüncesiyle kitaba katılmıştır. Ortaya çıkan toplam(an)ın anlamı nedir? Orada burada dağınık kalacakları yerde bir kitabın çatısı altına alarak hayat rüzgârına karşı daha dayanıklı kılınmaları istenmiştir. Yazın eleştirisinden alışveriş merkezlerine; küreselleşmeden, ulusallıktan insan doğasındaki şiddete; düşlerden, polisiye romanlardan ahlak yitimine kadar birbiriyle bağlantısız görünen bir sürü konuya yönelen yazılar aynı kitabın içine koşa koşa gelip sığınmışlardır. Ortak yönleri okuma ve yazma sevgisinin ürünleri olmalarıdır. Gittikçe daha az sayıda insan için okuma-yazma sevgisi, içlerinde taşıdıkları barınaktır, hayat rüzgârına karşı. Orada direnç kazanırlar, oradan güç alarak rüzgâra çıkarlar, çekinmeden. Çünkü bilirler ki, her şeyin gelip geçici olduğu şu yıldız tozu dünyada hayat insan ile barışmak istemektedir. Bu kitap o insanlara adanmıştır.”



Hepinize Etkin Okumalar Dilerim

Oğuz Demiralp

293 Sayfa, 19 TL

Yapı Kredi Yayınları





Son Bakışta Sanat



Sanatın ve sanat eserlerinin hayatımızda ne kadar yeri var? Sanata nasıl bakıyoruz? Sanat bizim için ne ifade ediyor? Ya da ediyor mu? Bu sorulara yanıt vermeden önce şöyle bir düşünelim. Kendimizle, iç dünyamızla olan bütünlüğümüzü kaybettikçe aklımız da duyular dünyasına yabancılaşmaya başlamıyor mu? Maddi sınırlar içine sıkışıp kalan aklımız, nedensel bağlardan uzaklaşıp bizi ne kadar zenginleştirebiliyor?

Görünen o ki doğadan kopan insana akıl şekil vermeye başladıkça duyular köreliyor. Akıl her şeyi belirler olduğunda bilgi, bilim de uzmanlaşarak bütünselliğini yitiriyor. Uzmanlaşan insan da bütünsel bakış geliştirmekten uzaklaşıyor. Bir alanda uzmanlaşırken birçok alandaki yetilerimiz körelmeye başlıyor. Ve ne yazık ki gelişmenin yegâne yolu da bu olarak görülüyor. Dolayısıyla çoğumuz için biçim içerikten daha önemli bir hale geliyor. Çünkü akıl biçimi meşrulaştırıyor içeriği değil. İşte tam da bu noktada, bu kısırdöngüden çıkabilmek için yukarıdaki soruları sormak önem kazanıyor.

Taylan Altuğ, Yapı Kredi Yayınları’ndan çıkan kitabının adına Son Bakışta Sanat demiş. Buradaki “Son Bakış”, kendi ifadesiyle ilk elde, felsefi estetiğin sanata ve sanat eserlerine bakışını ima ediyor. Yazar, felsefi estetiğin sonda gelen, sonradan gelen bir son-görü olarak, sanatla olan zorunlu bağına, etkileşimine ve karşılıklı bağımlılığına bir telmihte bulunuyor; bunu yaparken “… zamanımızda salt duyumda duyulara hoş gelen şeyle eyleşip duran postmodern yüzey estetiği içinde ölüp gitmekte olan sanatın” yeniden kazanılıp kazanılamayacağını irdeliyor. Bir umut arayışının: Felsefi estetik çerçevesinde, sanatın bir şeyi ifade ederken aynı zamanda onu gizleyen özelliğinin peşine düşüyor.



Son Bakışta Sanat

Taylan Altuğ

318 Sayfa, 24 TL

Yapı Kredi Yayınları









Diyalektik Düşüncenin Tarihi



Selahattin Hilav, Yapı Kredi Yayınları’ndan çıkan Diyalektik Düşüncenin Tarihi adlı dikkat çekici çalışmasında diyalektik düşünceyi, Doğu düşüncesi ve Antik Yunan felsefesindeki kökenlerinden alarak, Alman idealizminin ve özellikle Hegel’in bir miras gibi devralıp geliştirdiği ve Marxçılık içinde daha da somutlaşan, bilimselleşen ve zenginleşen bir varlık görüşü, düşünce biçimi ve yöntemi olarak tarihsel gelişimi içinde irdeliyor.

“Böylece gerçek diyalektik düşüncenin evreni olmuş bitmiş, değişmeyen, sonlu ve birbiriyle ilintisiz nesnelerin yığışımı olarak gören duruk ve çözümleyici görüşlerin ve felsefelerin karşıtı olduğunu belirtmeye yöneldik. Başka bir deyişle, gerçekliği sürekli bir oluş ve değişme, etkileşim ve nitel farklılıklar yaşıyan yeni ve daha yüksek düzeylerin ve bütünlerin çelişkilerinden geçerek ortaya çıkışı olarak, yani bir dinamik süreç olarak ele alan görüşler ve felsefeler üzerinde durduk.”

Diyalektik Düşüncenin Tarihi

Selahattin Hilav

254 Sayfa, 18 TL

Yapı Kredi Yayınları





2012 Kasım-Aralık / Kitap-lık 164 bülteni

Italo Svevo ve Yasadışı Amerikan Şiiri

Yapı Kredi Yayınları’nın iki aylık edebiyat dergisi Kitap-lık yeni sayısında iki dosya birden sunuyor. Modern romanın öncülerinden Italo Svevo derginin ilk dosya konusu: Svevo çevirmeni Gül Işık, Fabio Salomoni, Bruno Longo, Maria Grazia Negro yazarın roman dünyasını, yaşadığı Trieste kentini, dönemini ve kaynaklarını ortaya koyuyorlar. Şenol Erdoğan’ın hazırladığı Yasadışı Amerikan Şiiri dosyasında ise bir şiir seçkisi de yer alıyor.

Demir Özlü, Ahmet Sait Akçay, Şenay Eroğlu Aksoy, Emrah Öztürk, Engin Özkol, Bilgehan Tufan, T. Mehreliyev öyküleriyle, Sefa Kaplan, Ömer Erdem, Osman Çakmakçı, Elif Sofya, Sinan Özdemir şiirleriyle, Hüseyin Ferhad ile Mehmet Müfit “Şiirsel” bölümündeki poetik yazılarıyla Kitap-lık’talar. Dergide Nedim Gürsel “Proust Venedik’te” başlıklı yazısıyla, Denis Roche ise ilginç bir denemesiyle öne çıkıyor. Babil Kulesi’nde Barış Acar söyleşisi, Hasan Uygun, Hüseyin Kıran, Can Gürses ve “Güzel Sayfa”da Mehmet Can Doğan’ın yazıları yer alıyor.

Kitapları sevenlerin dergisi Kitap-lık, iyi edebiyatın ve nitelikli okurun adresi olmayı sürdürüyor.



Kitap-lık 164 (Kasım-Aralık 2012)

160 sayfa, 9 TL

Yapı Kredi Yayınları

denizci
16-11-2012, 18:41
ELVEDA MEYHANECİ KEREM GÜNEY 'İ KAYBETTİK

http://666kb.com/i/c912xvicmme9aut50.jpg


Unutulmaz besteleriyle 70’li ve 80’li yıllara damgasını vuran besteci Kerem Güney Bodrum’da hayatını kaybetti. Elveda Meyhaneci, Aldırma Gönül, Yarım Kalan Aşk gibi hafızalara kazınan şarkılara imza atan Gönül’ün kalp yetmezliği nedeniyle yaşamını yitirdiği öğrenildi.

Sanatçı yarın Bodrum’da düzenlenecek törenin ardından son yolculuğuna uğurlanacak.