Arama sonucu : 8 madde; 1 - 8 arası.

Konu: Güncel Makro Ekonomi

  1. #1
    Duhul
    Feb 2004
    Yaş
    57
    Gönderi
    3,801
    Blog Yazıları
    6

    Esas Güncel Makro Ekonomi

    Arkadaşlar günlük ekonomi tartışmamızı bu başlıkta devam edelim.

  2. #2

    Esas

    Arkadaşlar merhaba,

    Amatörlüğümü mazur görün lütfen. Bir sorum olacak;

    Hazine yarın 14 ay vadeli, kuponsuz devlet tahvili ihalesi düzenleyecek.

    Bu durumda Tahvil fiyatlarının düşmesini ve faiz oranlarının artmasını beklemeli miyiz?

    Teşekkürler.

  3. #3
    Duhul
    Oct 2007
    İkamet
    35,5
    Yaş
    54
    Gönderi
    1,524

    Esas

    http://kriznotlari.blogspot.com.tr/2...esel.html#more

    Pek çok noktasında doğru değerlendirme yapmış, okunası.

  4. #4

    Esas

    Dallas Fed Başkanı Richard Fisher, ABD Merkez Bankası’nın bu ay yapacağı toplantıda, faizleri kayda değer süre sıfıra yakın tutacağı yönündeki ifadeyi kaldırması gerektiğini söyledi. smart casual Dallas'ta bir etkinliğe katılan Fisher, bu ifadeyi çıkarmanın, işsizliğin düştüğü ve enflasyonun istikrarlı seyrettiği bir ortamda mantıklı olacağını kaydetti. ceo nedir Philadelphia Fed Başkanı Charles Plosser, ABD’de faizleri sıfıra yakın tutmanın riskli olduğunu söyledi. iş dünyası Plosser, enflasyonun uzun vadeli hedefin altında seyrettiğini ancak fiyat artışlarının deflasyon endişelerini körükleyecek seviyelerin de üzerinde olduğunu kaydetti.

  5. Esas

    YATIRIM, sonu yanlis giden SPEKÜLASYONDUR. EGER, zamaninda spekulasyondan cikamazsaniz
    MECBUREN yatirimci olursunuz.SOROS.
    Yorumlayabilene Teknik Analiz onden gider, haberler arkadan gelir!Para piyasalari Pazara kadar degil, Mezara kadardir. BaBo

  6. #6

    Esas

    Economy based on the political reforms which depends on candidates capability. Hence we need to choose the politicians to run very carefully. For example To watch their views see the debate for Republican candidates on october 28 on topic of Economy. Here's Everything you need to know about the upcoming October 28 CNBC Republican Debate Schedule.

  7. Esas 2017'ye Karamsar Bakış: Çin Kaynaklı Kriz Olasılıkları ve Türkiye Ekonomisi

    Türk Lirası dolar ve euro karşısında tarihi değer kaybı yaşarken, baş gündem de ekonomik kriz. AK Parti hükümeti bu düşüşün dış kaynaklı olduğu yorumlarını yaparken; Cumhurbaşkanı Recep Tayyip Erdoğan, önlem olarak vatandaşa ‘yastık altı dövizleri altın ile TL'ye dönüştürmesi ve faizlerin düşmesi’ çağrısı yapıyor.

    Rusya ve Brezilya gibi petrol fiyatının düşmesiyle ve uluslararası meta fiyatlarının gerilemesiyle ihraç geliri olan bu ülkeler ciddi bir ekonomik sorunla karşılaştı. Türkiye de petrol ithalatçısı olduğu için petrol fiyatının düşmesinden fayda sağladı ancak bu, ekonomik büyümesini yavaşlamasını engelleyemedi.

    Oysa bir siyasi iktidar önemli şey ekonomik büyüme. Çünkü ekonomik büyüme yavaşlamasının en önemli sonucu işsizliğin artması. İşsizliğin artması da pek çok siyasal sosyal yansımaları olan bir sürecin başlangıcı demek. Kısacası bu sarmal döngü Türkiye’nin sorunlarını daha da artırıyor.

    Uzun yıllar boyunca Türkiye gibi gelişmekte olan ülkelerin de, dünya ekonomisin de ekonomik büyümesini tetikleyen Çin oldu. Çin, dünya piyasasına açıldığı 1992 yılından bu yana küresel şirketlere yatırım ve satış alanı sağladığı gibi sermayeye ucuz işgücü cenneti de sundu. Çin’in bu 30 yıla sığan hızlı büyümesi, artan sermaye yatırımlarıyla sermayenin organik bileşiminde de hızlı bir büyümeyi beraberinde getirdi. Bu yatırımın büyüklüğü yalnızca çimento sektörüne bakarak anlaşılabilir. ABD tüm 20 yüzyıl boyunca 4.4 milyar ton çimento tüketirken, Çin yalnızca 2011-2013 yılları arasında 6,4 milyar ton çimento tüketti. Çin bu büyümesini yaklaşık 30 Trilyon dolar kredi kullanarak finanse etti.

    Oysa Çin’in birkaç yıldır ekonomik büyümesi önceki dönemlerinin yarısına kadar düşmüş durumda. Çin %14-15 büyüme oranlarından şu anda %6'lara gerilemiş durumda. Bu yavaşlama diğer ülkeleri de peşinden sürükledi. 2012 yılından beri aralarında Türkiye'nin de olduğu gelişmekte olan ülkelerde gözlemlenen olgu, ekonomik büyümenin giderek tempo kaybetmeye başlaması. Çin’deki büyümenin yavaşlaması hammadde talebini azaltırken bu durum, hammadde ihracatçısı yükselen ekonomiler üzerinde yıkıcı etkide bulundu. Venezuela, Brezilya, Rusya gibi ülkelerde petrol ve hammadde fiyatlarının düşmesi ekonomik daralmaya yol açtı; ekonomik büyümeleri ivme kaybetti. Dünya ekonomisi için makro açıdan daha tehlikeli olan ise Çin ekonomisinin toplam borcunun 25 trilyon dolara ulaşması. Bu rakam Çin’in GSMH’sının %255’ine denk düşüyor. Birçok ünlü yatırımcı ve yatırım bankası Çin’in gittikçe büyüyen borç yığını hakkında endişelerini dile getiriyor. Ünlü yatırımcı George Soros Çin’deki durumu ABD’yi 2008 finansal krizine getiren şartlara benzetiyor: “Çok benzer bir şekilde kredi büyümesi hızlanmış ve kredilerin yaygınlığı sürdürülemez hale gelmişti.” BlackRock CEO’su Laurence Fink ise Çin’in borçları için “Hepimiz endişelenmeliyiz” diye konuşmuş fakat uzun vadede Çin ekonomisi için iyimser bir tutum aldığını eklemişti. Bu iyimserliğin nedeni ise Çin’in tasarruflarının borçlarının iki katı olması.

    1929 Krizini Anımsatmıyor Değil!

    Günümüzde dünya ekonomileri, kendi ekonomik büyümelerini tetikleyen Çin’e neredeyse göbekten bağlı. Bu durum 1929 Büyük Bunalım dönemini yaratan koşulları anıtsatmıyor değil. 1929 Ekonomik Krizi döneminde de ekonomik durumları iyi ya da kötü olsun, birçok ülkenin ekonomisi yüklü miktardaki borçlar nedeniyle Birleşik Devletler ekonomisine göbekten bağlanmıştı. Diğeri ise hepsinin ekonomik durumlarının zayıflığı. Bu nedenle, Birleşik Devletler’de başlayacak bir ekonomik bunalım, zincirleme bir reaksiyonu başlatarak diğer ülkelere sıçrayacaktı. Yani “Amerika hapşırdığında dünyanın geri kalanı nezle olacaktı.” Günümüzde ise ABD’nin yerini Çin almış durumda. ABD Hazinesini finanse eden yabancı devletler sıralamasında 1 numarada yer alan Çin, altın dahil olmak üzere sahip olduğu yaklaşık 3.2 trilyon USD’lik rezervin 1,2 trilyon USD’lik bölümünü (yaklaşık yüzde 38’ini) ABD tahvili olarak tutuyor.

    Amerika’nın da bir kaç yıl içinde yeni bir ekonomik krize girmesi mümkün. Bunun başlıca nedenlerinden biri, büyümesi ihracat temelli olan Çin’in dünya piyasalarındaki rekabet gücünü korumak için yuanın değer yitirmesine göz yumması. Bu ise ABD ve Avrupa ülkelerinde deflasyonist eğilimleri artırıyor.

    ABD 2008 ekonomik krizine yol açan CDO’ları (mortgage fonları) krizden sonra kaldırmışlardı. 2015’te farklı adla tekrar piyasaya sundular. Ders alınmamış olacak ki, yatırım firmalarının kaldıraç sınırları hala takip edilmiyor. Misal krize patlak verdiren Lehman Brothers, 1’e 30, 1’e 35 kaldıraçla işlemler yapıyordu. %3 – %5 arası bir kayıp tüm malvarlığının gitmesine neden olan bir risk taşıyordu.

    Trump'ın Ekonomi Politikası: İki Ucu Keskin Bıçak

    Çin kaynaklı tehdide karşı Trump yönetiminin uygulamayı düşündüğü dış ticaret ve büyüme politikası, ABD’de büyüme getirirken, dünyanın ikinci büyük ekonomisi olan Çin için çöküş getirebilir. Trump’ın seçilmesiyle ABD’de yatırımların ve büyümenin canlandırılması için yol, köprü, baraj ya da havaalanı yapımı gibi daha geleneksel yolların tercih edilmesi olasılığı iyice arttı. Trump yönetimi eğer ekonomik vaatlerini yerine getirebilirse, FED düzenli olarak faizleri artıracak. Ortaya çıkan sonuç ise, küresel düzeyde faizlerdeki kutuplaşmanın artması ve küresel finansal sistem için yeni gerilimlerin doğması olacaktır. ABD kamu kağıtlarının getirilerinin daha cazip hale gelmesiyle, yatırım fonları Türkiye’nin de aralarında bulunduğu “gelişen ülkeler” tabir edilen piyasaları terk edecekler. Bu durum ise Türkiye’de döviz fiyatlarının artışını daha da tetikliyor.

    Oysa Türkiye cari açığını kapatmak için döviz bulmak zorunda ve bu nedenle Türkiye için 2017 yılı 2016’yı mumla aratabilir. Türkiye bilindiği gibi, “Brezilya, Hindistan, Endonezya ve Güney Afrika” ile birlikte “kırılgan beşli” arasında yer alıyor. Merrill Lynch, 2017 için “Türkiye ile birlikte Güney Afrika ve Brezilya'yı en riskli üç gelişen piyasa arasında sıraladı.” 18 Kasım tarihli The Economist dergisine göre, tüm bu ülkeler son üç yılda yabancı kaynak girişlerine bağımlılıklarını azaltmak için cari işlemler açıklarını daralttılar. Ne var ki, Türkiye’de ekonomi daralırken, cari işlemler cephesinde de son aylarda işler yolunda gitmiyor. En son açıklanan eylül rakamlarına göre, cari işlemler 1.7 milyar dolar açık verdi. Son 12 ayın açığı ise 32.4 milyar dolarla 2015 rakamını az farkla da olsa geride bıraktı.

    Ödemeler dengesindeki bozulmayı en açık enerji faturasından izlemek mümkün. 2016 yılının ilk dokuz ayında enerji faturası 10 milyar dolar daralmasına karşın, düşen ihracat ve turizm gelirleriyle cari açık yerinde sayıyor. Türkiye’nin ihracatının büyük ölçüde ithal girdisi yüksek, düşük katma değerli ürünlerinden oluşması, TL’nin değer kaybının dahi döviz girdilerinde bir sıçrama yaratmasına izin vermiyor.

    Kısacası hem Türkiye hem dünya açısından 2017 yılının makro ekonomik dengesi son derece belirsiz ve ürkütücü.

    Kaynakça

    http://www.serenti.org/kara-persembe...nasil-basladi/
    http://www.bbc.com/turkce/haberler-dunya-37407136
    http://baslangicdergi.org/cin-devalu...-derinlesiyor/
    http://www.gazeteduvar.com.tr/yazarl...yi-aratabilir/
    https://tr.sputniknews.com/ceyda_kar...ik-kriz-dolar/
    http://www.dunyabirmasaldir.com/2017...lyi-gorebilir/


    Yeni konu açamadığım için burada paylaştım. Bu tür verileri okumak isteyenlerin umarım hoşuna gider. Moderatör arkadaşlar yeni bir başlığa taşırlarsa daha da iyi olur.

  8. #8
    Duhul
    Sep 2012
    İkamet
    İSTANBUL
    Gönderi
    522

    Esas

    Varlık fonu ile ilgili bir yazı...yeni bir problemimiz daha oldu... !!!


    İsmet ÖZKUL
    KRİTİK AÇI [email protected]

    02 Eylül 2016
    Türkiye Varlık Fonu Norveç gibi mi, Angola gibi mi olacak?

    Angola da Norveç de petrol zengini ülkeler. Her ikisinin de ulusal varlık fonları var. Norveç'in ulusal varlık fonu bu alandaki en eski örneklerden birisi. Angola ise 2008 global krizi sonrasında kurulan yeni örneklerden.

    Afrika'nın ikinci büyük petrol üreticisi olan Angola, 2008 krizi sonrasında petrol fiyatlarında yaşanan düşüş sonrasında ekonomisinin girdiği sıkıntılara karşı bir çözüm olarak petrol gelirlerine dayalı bir varlık fonu kurmaya karar verdi. Hazırlıklar, IMF gözetimi ve yönlendirmesi altında yapıldı.

    5 milyar dolar sermaye ile kurulan fonun birinci işlevi bir istikrar fonu olmaktı. Ekonomi kötüye gittiğinde varlık fonunun kaynakları devreye girecek ve böylece yatırımlar aksamayacak, ekonomik krizin etkileri yumuşatılacaktı. İkinci amaç ise kalkınmaya yönelik altyapı yatırımları olacaktı.

    IMF gözetiminde kurulan fon, kağıt üzerinde başta IMF ve OECD önderliğinde oluşturulan Santiago İlkeleri dahil ulusal varlık fonları konusundaki uluslararası standartlara da uygundu.
    Petrolden elde edilen fonları uluslararası yatırımlara yönlendirme yetkisine de sahip olmasına karşın Angola fonu, ülke içindeki yatırımları tercih etti. Sahra-altı Afrika'daki altyapı yatırımlarının finansmanı ile otelcilik yatırımları ilk el atılanlar oldu. Ancak yatırım analizleri nasıl yapıldığı hatta yapılıp yapılmadığı belli olmayan otel yatırımları, fonun bir sektörün sübvanse edilmesinin aracı haline gelmesine yol açtı.

    Daha ilginci Angola fonunun yönetiminde Devlet Başkanı José Eduardo dos Santos'un oğlu vardı ve fon daha çok Devlet Başkanı'nın oğlunun ekonomik gücünün artırılmasına hizmet ediyordu. Nitekim Angola Ulusal Varlık Fonu'nun Londra'nın Mayfair bölgesinde pahalı bir malikane yatırımı yaptığı açığa çıktı.

    Don Santos'un oğlunun bu eleştirilere verdiği yanıt ise "Ben bu konuda sadece Devlet Başkanı'na hesap veririm, parlamentoya değil" oldu.

    Diğer örnek Norveç ise bu alanda örnek bir yapıya ve sicile sahip. Fonun sahipliği ile yönetimi birbirinden ayrı ve her iki taraf da fonun faaliyetlerinin tüm alanlarında stratejilerini, kararlarını, uygulamalarını, mali sonuçlarını aylık, üç aylık ve yıllık raporlar halinde tüm kamuoyuna açıklıyorlar. Fon hem iç hem de uluslararası standartta bağımsız dış denetime tabi. Bu raporlar herkesin erişimine açık. Fon her alanda tam anlamıyla parlamento denetimine tabi. Sadece geçmişte yapılan faaliyetler ve sonuçları değil parlamento denetimine açık olan. Fonun geleceğe ilişkin stratejik kararları da parlamentoya sunulmak ve onay almak zorunda.
    Dolayısıyla ulusal varlık fonunun bütçeye ne zaman ne kadar para aktaracağı, bu paranın nasıl kullanılacağı, fonun portföy yapısı, nelere yatırım yaptığı, ne getiri elde ettiği, yatırım ve risk politikasının ne olacağı, yatırım yaparken uyacağı etik ilkelerin neler olduğu hem kamuoyu tarafından hem de parlamento tarafından biliniyor ve denetleniyor.

    Kalkınma, refah, yatırım ve istikrar için güzel bir formül olarak sunulan ulusal varlık fonları içinde Angola benzeri fonların sayısı, Norveç benzeri fonlardan daha fazla. Ülkelerin yönetimi ne kadar demokratikse fonlarının karakteri Norveç'e o kadar yakın, ülkelerin yönetimi ne kadar otokratik ise fonlarının karakteri Angola'nınkini o kadar yakın oluyor.

    Fonların Angola benzeri olmamasını önlemek için fonun stratejisinden faaliyetlerine her alanda alabildiğine şeffaf olması, kamuoyu ve parlamento denetimine tabi olması, yatırım politikasının net olması, yönetiminin politik etkilerden arınmış ve liyakate dayalı olması şart.

    Çıkan yasaya göre Türkiye Varlık Fonu'nun bu alanda gerekli standartları garanti altına aldığını söylemek ne yazık ki mümkün değil.

Gönderi Kuralları

  • Yeni konu açamazsınız
  • Konulara cevap yazamazsınız
  • Yazılara ek gönderemezsiniz
  • Yazılarınızı değiştiremezsiniz
  •