Anket Sonuçlarını Gör: Her güne bir aperatif şeklindeki bölümlerin ve kitapların devamını

Oylayan
15. Bu anket için oy kullanamazsınız
  • Bu şekilde forumdan okumak güzel

    4 26.67%
  • Pdf'ini indirip okumayı tercih ediyorum

    2 13.33%
  • Kitabı gidip almak daha mantıklı

    1 6.67%
  • Bunlar boş işler

    0 0%
  • Sen bi tanesin

    8 53.33%
Sayfa 2/5 İlkİlk 1234 ... SonSon
Arama sonucu : 40 madde; 9 - 16 arası.

Konu: At Gözlüğü'nün Dışındakiler

  1. #9
    kuzu_fan Guest

    Esas

    Nefis bir girisim, emeginize saglik...Merakla bekleyecegim devamini, kitabi indirmeden...

    PS: Bu forum her gecen gün daha cok sasirtiyor beni. Müthis bir ortam. Düzey, paylasim, birikim... Cok gec tanistim bu forumla

  2. #10
    kuzu_fan Guest

    Esas

     Alıntı Originally Posted by ON4 dk Yazıyı Oku
    Bugün aynı fonların değeri 3 trilyon doları aşıyor ve bunun 2 trilyonu, yani yaklaşık yüzde 10'u hanelerin elinde bulunuyor ve bu oran giderek yükseliyor.
    Buradaki hesapta bir hata var sanki

  3. #11
    Duhul
    Feb 2005
    İkamet
    Ankara
    Yaş
    49
    Gönderi
    901

    Esas

    BÖLÜM 4

    MİKROÇİP BAĞIŞIKLIK SİSTEMİ BOZUKLUĞU

    Şimdi bazıları diyecek ki, “Pekala Friedman” insanların iletişim kurma, yatırım yapma ve dünyayı görme biçimlerindeki bu değişimler küreselleşmeyi mümkün kıldı diyorsun. Gelişmiş ülkeler için bunların hepsi muhtemelen iyi güzel de, dünyanın geri kalanı için ne diyeceksin? İnsanlığın ezici çoğunluğu hala telefonsuz köylerde yaşarken ve hayatında ne bir bilgisayara dokunmuş ne de bir e-posta mesajı göndermişken, küreselleşmenin küresel nitelik kazandığını nasıl ileri sürersin?.

    Bugün neredeyse herkesin teknoloji, finans ve enformasyonun demokratikleşmesine, yani küreselleşme sisteminin ana unsurlarına ayak uydurma yönündeki baskıyı, bunun yol açtığı sıkıntıları ve sağladığı fırsatları-dolaylı ya da dolaysız olarak-hissettiği göz önüne alınırsa, küreselleşme aslında küresel nitelik taşıyor. Çin Merkez Bankası Genel Müdür Yardımcısı Chen Yuan’ın bir gün bana söylediği gibi: "Her ülkenin içinde daha az gelişmiş bir bölge vardır. ABD'de bile, Washington’dan güneye, Virginia’ya doğru gittiğinizde, hala dağlık bölgelere kurulmuş küçük köylere rastlayabilirsiniz. Ama o bölgenin küreselleşme sisteminin dışında olduğunu söyleyemezsiniz. Çin için de aynı şey geçerli".

    Politika her zaman yerel olmak zorunda değil - artık değil. Politika şimdi baştan aşağı küresel. Her ülke kendini küreselleşme sisteminin bir parçası saymayabilir, ama her ülke dolaylı ya da dolaysız olarak küreselleşiyor ve bu sistem tarafından biçimlendiriliyor.

    Yukarıdakilerin hepsi, Berlin Duvarı’nı ve Soğuk Savaş'ı tanımlayıcı bütün diğer duvarları çökerten aynı temel hastalığa yakalanmıştı. Benim Mikroçip Bağışıklık Sistemi Bozukluğu ya da MBSB dediğim hastalık. MBSB, küreselleşme çağının tanımlayıcı politik hastalığı. Küçük-büyük, doğulu-batılı, kuzeyli-güneyli bütün ülkeler ve bütün şirketler bu hastalığın pençesine düşebilir. Bir tıp sözlüğündeki Mikroçip bağışıklık Sistemi Bozukluğu maddesini ben yazacak olsaydım, şunları yazardım:

    "MBSB: Soğuk Savaş sonrası dönemde, hazım sorunu ve doku sertleşmesi olan aşırı kilolu her sistemi etkileyebilen bir hastalık. Mikroçip bağışıklık sistemi Bozukluğu genellikle teknoloji, finans ve enformasyonun demokratikleşmesinin ve mikroçipin ortaya çıkardığı değişimlere karşı bağışıklık sistemlerini hazırlayamayan ülke ve şirketlerde görülür. Bu değişimler yepyeni olanaklar sağlayan çok daha hızlı, daha açık ve daha karmaşık bir Pazar yaratmıştır. Mikroçip bağışıklık Sistemi bozukluğu, ülkenizin ya da şirketinizin, ücretleri, verimlilik düzeyini, yaşam standartlarını, bilgi kullanımını ve rekabet gücünü arttırmada sürekli başarısız olması ve Hızlı Dünya’nın gereklerine ayak uydurmada çok yavaş davranması biçiminde kendini gösterir. Soğuk Savaş'tan kalma şirket yönetimi modellerine göre yönetilen, tepedeki birkaç kişinin bütün enformasyonu elinde bulundurduğu ve bütün kararları verdiği, ara ve alt kademelerdeki insanların da bu kararları yürürlüğe koymakla yetinerek sadece kendi işlerini yapmaları için gerekli enformasyonu kullandığı ülke ve şirketlerde MBSB çok daha sık görülür. MBSB'li ülke ve şirketlere uygulanabilecek tek tedavi biçimi "dördüncü demokratikleşme"dir. Bu da karar sürecinin ve enformasyon akışının demokratikleştirilmesi ve ülkenizdeki ya da şirketinizdeki insanların bilgiyi daha çok paylaşmasını, deneylere girişmesini ve yeniliklere daha hızlı ulaşmasını sağlayacak biçimde iktidarın merkezden çevreye doğru dağıtılması demektir. Böylece insanlar, tüketicilerin özel olarak kendi ihtiyaçlarına göre hazırlanmış ürünleri her gün biraz daha ucuza talep ettikleri bir pazara ayak uydurma yeteneği kazanırlar."

    20 yıl kadar önce bilgisayar üretimi gibi karmaşık bir alana girmek için aşılması gereken engellerin devasa boyutlarda olduğu, bu yüzden büyük ve hantal şirketlerin hatalardan, hatta başarısızlıklardan zarar görmediği uzun bir süre boyunca, IBM güvendeydi. Ve Sovyetler birliği de enformasyona ulaşmak için aşılması gereken engellerin çok büyük, kendi halkının başka yaşam biçimlerine ilişkin bilgisinin çok düşük olduğu, bu yüzden Kremlin’in de hatalardan ve hatta başarısızlıklardan zarar görmediği uzun bir süre boyunca güvende kaldı.

    ... Ve sonra 1980'ler geldi.

    Teknoloji, finans ve enformasyon alanlarındaki demokratikleşme, 1980’lerin sonlarında hem şirketler hem devletler düzeyinde tek bir mecrada birleşmeye başladı ve piyasada inanılmaz verimlilikler ve ölçek ekonomileri yarattı. Aynı zamanda siberuzay denen yepyeni bir iş zemininin ortaya çıkmasını sağladı. Şimdi Enformasyon Devrimi olarak andığımız bu köklü dönüşüm, daha ileride, her yüz yılda bir ortaya çıkan büyük teknolojik sıçramalardan biri olarak görülecektir; tıpkı bir önceki çağdan çarpıcı biçimde kopmamıza yol açan elektriğin icadı gibi.

    Ama bana sorarsanız, bunun özünde iki basit kavram yatıyor: Bu kuvvetler bir iş alanına girmeyi zorlaştıran engellerin neredeyse hepsini ciddi biçimde küçülttü. Böylece rekabetin olağanüstü şiddetlenmesine yol açtı ve bir buluş olmaktan çıkıp bir meta olmaya giden yolda ürünlerin çok daha hızlı hareket edebilmesini sağladı.

    Açıklamaya çalışayım. Bu kuvvetler iş alanlarına girmeyi zorlaştıran engelleri küçülttü; çünkü tek bir kişisel bilgisayarı, kredi kartı, telefonu, modemi, renkli yazıcısı, internet bağlantısı, web sitesi ve Federal Express aboneliği olan herkes, evinin bodrum katında bilgisayarın başına geçip istediği işi yapabilir: Yayımcılık, perakendecilik, katalog tasarımı, küresel tasarım veya danışmanlık, gazetecilik, reklamcılık, dağıtımcılık, borsacılık, kumarhane işletmeciliği, videoculuk, bankacılık, kitapçılık, araba satıcılığı ya da giyim mağazacılığı. Bunu bir gecede çok düşük bir maliyetle yapabilir ve kurduğu şirket ertesi sabah küresel rekabet içindeki yerini alabilir. Evinize iki yüz metre mesafe içinde üç kitapevi birden-Barnes & Noble, Crown Books ve Borderless Books- olabilir ve siz bir gecede siberuzayda Amazon.com adıyla bir "Sınırsız Kitaplar" sitesi yaratarak hepsinin tozunu atabilirsiniz. Amazon.com teknolojinin demokratikleşmesinin (her eve bir bilgisayar), finansın demokratikleşmesinin (herkese bir kredi kartı) ve enformasyonun demokratikleşmesinin (herkese internet) bir sonucudur. Sadece semtinizdeki insanlara özgü satın alma alışkanlıklarına göre düzenlenmiş bir mahalli kitapevi olarak değil, yirmi dört saat açık olan, istediğiniz zaman alışveriş edebildiğiniz ve bütün mağazanın sadece size hizmet ettiği bir kitapevi olarak yaratılmıştır.

    Amerikan ekonomisinde ve dünyanın her yerinde bu gibi şeylerin ortaya çıkmaya başlaması şu anlama geliyordu: Artık her türlü ürün ve hizmet, bir buluş olmaktan - sadece bir - iki oyuncunun yaratabildiği, yüksek bir katma değer boyutu ve yüksek kar marjları içeren bir şey olmaktan-çıkıp bir meta olmaya giden yolu çok daha hızlı kat edebilirdi. Meta çok sayıda şirketin üretebileceği herhangi bir değer, hizmet ya da süreçtir; bu şirketler arasındaki tek ayırıcı fark, hangisinin o metayı daha ucuza üretebildiğidir. Elinizdeki ürün ya da hizmetin metaya dönüşmesi pek keyif verici bir durum değildir; çünkü kar marjınızın bıçak sırtında gideceği ve karşınıza düzinelerce rakibin çıkacağı anlamına gelir. Sizin yapabileceğiniz tek şey, söz konusu ürün ya da hizmeti her gün biraz daha ucuz hale getirerek komşu mağazadan daha çok satış yapmak ya da ölmektir.

    Duvarlarla ayrılmış Soğuk Savaş sisteminde buluşçuluktan metalaşmaya giden bu süreç saatte 15 kilometre hızla işliyordu; çünkü iş alanlarına girmek için aşılması gereken engeller genel olarak çok daha büyüktü ve ülkeler kendi ekonomileri etrafına çok daha büyük engeller dikebiliyordu. Küreselleşme dünyasında, engeller artık küçültüldüğü ya da ortadan kaldırıldığı için, bu süreç saatte 175 kilometre hızla işliyor. İnternetin giderek daha belirleyici olduğu bir ekonomiye doğru ilerledikçe, buluşçuluktan metalaşmaya geçiş süreci saatte 350 kilometreye kadar çıkacak.

    Borsa komisyonculuğu işini düşünün. Borsa komisyonculuğunun yüksek katma değer içeren bir iş olduğunu, insana hatırı sayılır bir gelir sağlaması gerektiğini sanabilirsiniz. Oysa siberuzayda birdenbire elli tane borsa sitesi ortaya çıkıp bütün müşterilerinize Merrill Lynch’inkinden çok daha düşük komisyon ücretleriyle hisse alıp satma fırsatı sunduğunda ve aynı zamanda en iyi piyasa analizlerini internet üzerinden bedavaya sağladığında, borsa komisyonculuğu işiniz bir metaya dönüşmüş olur. Başkalarının iş alanınıza girmesini zorlaştıran engeller bu kadar dramatik bir şekilde yıkılmaya başlayınca, ürün ve hizmetlerini buluştan metaya dönüşme hızı bu kadar dramatik bir şekilde artınca, şirketiniz rekabet gücünü ve kar marjlarını korumak için daha hızlı koşmak, daha fazla büyümek ya da daha akıllı davranmak-tercihen üçünü birden yapmak-zorunda kalacaktır.

    Cisco'nun Başkanı John Chambers, "eğer müşterini nabzını her an elinizde tutmazsanız, fareyi tıklattığı gibi başka bir yere gidecektir. Yahut ürününüzü yanlış pazara sunarsanız, iki sene içinde şirketiniz tamamen yok olabilir ya da işiniz tamamen bir metaya dönüşebilir. Üstelik müşterinin nabzını tutmayı başarsanız bile, karar vermede yeterince hızla davranamazsanız piyasadan silinebilirsiniz".

    O halde, bu çağda Mikroçip bağışıklık Sistemi Bozukluğu'na ilk yakalananların, Sovyetler birliği ve IBM gibi ağırlığın tepede toplandığı, aşırı şişkin ve yavaş sistemler olmasına şaşmamak gerek. Bu virüsü kapan sonraki grup ise Sovyet merkezi planlama sistemine yakınlık bakımından ikinci sırada yer alanlar oldu - sıkı devlet denetimi altındaki Latin Amerika ekonomileri, Kanada ve Batı Avrupa’nın en hantal sosyal güvenlik sistemleri ve Kuzey Amerika’nın en çok merkezileşmiş, en ağır kanlı şirketleri. 1990 sonlarına gelindiğinde, MBSB virüsü Asya’ya da sıçramış ve Endonezya, Malezya, Tayland ve Çin’in devlet güdümlü ve tepede yoğunlaşmış ekonomilerini, hatta Güney Kore ve Japonya'yı bile vurmuş durumdadır.

    Hastalık sürecinin en son aşaması, şu anda içinde bulunduğumuz aşama. Küreselleşme çağında devletler ve şirketler ya kendilerini yeniden yapılandırarak söz konusu üç demokratikleşme sürecinden yararlanıyor ya da bunu başaramayarak MBSB’ye yenik düşüyorlar. Ayrıca dördüncü demokratikleşme unsurunun - iktidar ve enformasyonun merkezden çevreye yayılmasının ve karar sürecinin demokratikleşmesinin - MBSB’den korunmanın ya da onu yenmenin başlıca yöntemi olarak kullanıldığına da tanık oluyoruz.

    Bugünün en iyi genel müdürleri, kendi üstlerine düşen görevin genel şirket stratejilerini çizmek, genel şirket kültürünü oluşturmak, topları doğru raylara sokmak, daha sonra müşterilerin ve hızla değişen piyasanın en yakınında duranların bu topları kendi başlarına yönetmelerine izin vermek olduğunu bilenlerdir. Ben patron olarak genel stratejileri saptarım, herkesin aynı yol üzerinde birbiriyle temas içinde yürümesini sağlarım, topları rayına sokarım, ama enformasyonu siz çalışanlar toplar, paylaşır ve kararların olabildiğince büyük bölümünü hızla ve piyasaya yakın durarak siz verirsiniz

    Her şeyden önce insanları işe alırken farklı ölçütler kullanmanız gerekir. Artık aradığınız kişi sadece tepeden gelen emirleri uygulayabilecek biri değildir; çünkü bu neredeyse bütün işlerin giderek daha küçük bir parçasını oluşturuyor. Bunun yerine, alanın tamamını görebilecek ve şirketin en alt kademesindeki kendi ekibini yönetebilecek nitelikte birine ihtiyacınız vardır. Şirketin lideri olarak ben, yöneticilerimin bu şirketin kültürünü, değerlerin ve stratejisini iyi tanıdığına emin olmak zorundayım; öyle ki topladıkları enformasyonu değerlendirirken doğru bakış açısını kullanabilsinler ve şirketin izlediği çizgiye uygun düşüp düşmediğini saptayabilsinler. Ama bunu yapabilmeleri için o çizgiyi tanımaları ve konuda sürekli enformasyon edinmeleri gerekir. Benim görevim bunun gerçekleşmesini sağlamaktır.(devam edecek)

  4. #12
    Duhul
    Feb 2005
    İkamet
    Ankara
    Yaş
    49
    Gönderi
    901

    Esas

    BÖLÜM 5

    ALTIN DELİ GÖMLEĞİ

    Tayland krizinden sonra ünlü bir işadamı bana şöyle demişti:

    "Komünizm yürümüyor, sosyalizm yürümüyor, demek ki geriye bir tek kapitalizm kalıyor. Ormana dönmek istemiyoruz, hepimiz daha iyi yaşam standartları istiyoruz; bu yüzden kapitalizmin yürümesini sağlamak gerekir, çünkü başka şans yok. Bizler de durumumuzu düzeltmek ve dünyadaki kuralları izlemek zorundayız... Sadece rekabet gücü olanlar ayakta kalıyor. Büyük olasılıkla bir ulusal birlik hükümeti kurmamız gerekecek, çünkü yükümüz çok ağır".

    Birkaç ay sonra, Rusya’daki başarısız ekonomik reformların ve özelleştirmenin mimarı Anatoli Çubais’in Washington’da yaptığı bir konuşmayı dinledim. Çubais, Rusya’ya daha fazla yardım için IMF’ye acil bir çağrıda bulunmaya gelmişti; ama o günlerde hala komünistlerin ağırlıkta olduğu Duma, yani Rus Parlamentosu IMF’nin koşullarına direniyordu. Duma’daki kişiler aynı zamanda Rus ekonomisinin gerçek serbest piyasa ilkelerine uygun olarak radikal bir şekilde yenilenmesi yolundaki IMF taleplerine boyun eğdiği için Çubais’in bir hain ve casus olduğunu söyleyip duruyordu. Çubais’e bu eleştirileri nasıl cevapladığını sordum. Şunu söyledi: "Pekale diyorum onlara, Çubais CIA ve IMF için çalışan bir casus. Peki sizin öneriniz ne? Kafanızda işe yarar bir alternatif var mı?" Çubais hiçbir zaman anlamlı bir cevap alamadığını söyledi, çünkü komünistlerin alternatif bir görüşü yoktu.

    Birkaç ay sonra da Brezilya’daydım. Daha önce Sao Paulo hükümetinde Çevre Bakanı ve Brezilya Parlamentosu’nda federal milletvekili olarak görev yapmış Fabio Feldmann’la bir görüşme yaptım. O sırada yeniden seçilmek için seçim çalışmaları yapıyordu. Ofisi kampanya çalışanlarıyla kaynıyordu, her taraf posterlerle ve başka seçim malzemesiyle dolup taşıyordu. Bir liberal olan Feldmann’a günümüzün Brezilya’sındaki siyasi tartışmanın niteliğini sordum. Şöyle cevap verdi: “Brezilya’da (ideolojik) sol bayraksız kaldı. Federal hükümetin en önemli sorunu iş ve istihdam. Gelir yaratmak ve dağıtmak gerekiyor. Peki solun programı ne? Getirdikleri öneriler, gelir yaratmaya değil, sadece dağıtmaya yönelik”.

    Bu hikayeler bize ne anlatıyor? Sözünü ettiğimiz üç demokratikleşme süreci 1980’lerin sonlarında bir araya gelerek bütün duvarları yerle bir ettiğinde, serbest piyasa kapitalizmi dışındaki başlıca ideolojik seçenekleri de yerle bir etti. İnsanlar serbest piyasa ve küresel bütünleşme dışındaki seçeneklerden söz edebilir, başka seçenekler talep edebilir, bir “üçüncü yol” bulunması için diretebilirler; ama şimdilik böyle bir yol mevcut değil.

    Önerdikleri merkezi planlamaya dayalı, demokrasi dışı seçenekler-komünizm, sosyalizm ve faşizm-dünya sahnesinde 1917’den 1989’a kadar denemeye kondu ve böylece ilk küreselleşme çağının sonlanmasına yardımcı oldu.

    Serbest piyasa kapitalizminin Darwinci acımasızlığından hoşlanmayan insanlar, günümüzde gerçek bir ideolojik alternatiften yoksun kaldılar. Hangi sistemin yaşam standartlarını yükseltmede daha etkili olduğunu sorduğumuzda, bu tarihsel tartışmaya bir nokta koymuş oluyoruz. Cevap serbest piyasa kapitalizmidir. Diğer sistemler geliri daha etkili ve daha adil biçimde dağıtıyor olabilirler, ama hiçbiri dağıtılacak geliri yaratmada serbest piyasa kapitalizminden daha etkili olamaz.

    Ülkeniz bu gerçeği kabullendiğinde, bugünün küresel ekonomisinin serbest piyasa kurallarını kavrayarak bunlara uymaya karar verdiğinde, benim “altın deli gömleği” dediğim şeyi sırtına geçirmiş demektir. Altın deli gömleği, içinde bulunduğumuz küreselleşme çağının tanımlayıcı siyasi-ekonomik giysisidir. Soğuk Savaş’ın Mao elbisesi, Nehru ceketi, Rus kürkü vardı. Küreselleşmenin sadece altın deli gömleği var. Eğer ülkeniz bu gömlek için henüz ölçü aldırmamışsa, bunu yakında yapacaktır.

    Altın deli gömleği ilk kez, 1979’dan itibaren İngiltere’de, Margaret Thatcher tarafından dikilmeye ve popülerleştirilmeye başladı. 1980’lerde ABD’de Ronald Reagan’dan gelen destekle, deli gömleği ve giyim kuralları ciddi bir ağırlık kazandı.

    Bir ülkenin altın deli gömleğinin içine sığabilmesi şu altın kuralları benimsemesi ya da bunlara doğru yol almakta olduğunu göstermesi gerekir:

    Özel sektörü ekonomik büyümenin temel motoru haline getirmek, enflasyon oranını düşük tutmak ve fiyat istikrarı sağlamak, devlet bürokrasisini küçültmek, bütçe fazlası sağlamasa bile olabildiğince dengeli bir bütçe yürütmek, ithal ürünler üzerindeki gümrük tarifelerini kaldırmak veya düşürmek, kotalardan ve yerel tekellerden kurtulmak, ihracatı artırmak, devlete ait sanayi kuruluşlarını ve kamu iktisadi teşebbüslerini özelleştirmek, sermaye piyasalarını serbestleştirmek, para birimini konvertibl hale getirmek, ülkedeki sektörleri, hisse senedi ve tahvil piyasalarını doğrudan yabancı mülkiyete ve yatırıma açmak, ülke içindeki rekabeti olabildiğince artırmak üzere ekonomiyi devlet düzenlemelerinden arındırmak, kamusal yolsuzlukları, sübvansiyonları ve rüşveti olabildiğince azaltmak, bankacılık ve telekomünikasyon sistemlerini özel mülkiyete ve rekabete açmak, yurttaşlara yerel ve yabancı emeklilik fonları ve yatırım fonları arasından seçim yapma fırsatını vermek. Bu parçaların hepsini birbirine eklediğinizde, altın deli gömleğiniz hazırdır.

    Ne yazık ki bu gömlek aşağı yukarı “tek boy” olarak hazırlanır. Bu yüzden bazılarına batar, bazılarına ise dar gelir ve ekonomi kurumlarına daha akıcı bir işleyiş kazandırmak ve performans düzeyini yükseltmek açısından bütün toplumu sürekli baskı altında tutar. Onu sırtından çıkarıp atanları göz açıp kapayana kadar gerilere atar, ama onu doğru taşımayı bilenlerin de büyük bir hızla ilerlemesine yardımcı olur. Her zaman güzel, kibar ve rahat olmayabilir, ama içinden geçtiğimiz tarihsel sezonda raflarda bulunan tek model odur.

    Ülkeniz altın deli gömleğini sırtına geçirirken genellikle iki şey olur: Ekonominiz büyür politikanız küçülür. Yani, ekonomi cephesinde altın deli gömleği genellikle büyümeyi destekler ortalama gelir düzeyinin yükselmesini sağlar-dış ticaretin, yabancı yatırımların ve özelleştirmenin artması ve küresel rekabet baskısı altında kaynakların daha verimli kullanılması sayesinde. Ama politik cephede, iktidar sahiplerinin politik ve ekonomik tedbir seçeneklerini daraltarak onları daha kısıtlı parametrelerle çalışmaya zorlar. Altın deli gömleğini giymiş ülkelerde iktidar ve muhalefet partileri arasında gerçek farklar bulmanın giderek güçleşmesi bu yüzdendir. Ülkeniz altın deli gömleğini bir kez giydi mi, politik seçenekleri Pepsi ya da Coke düzeyine iner-lezzete ve siyasette belli belirsiz farklar, yerel geleneklere bağlı olarak küçük tasarım değişiklikleri, ötede beride bazı gevşemeler olabilir, ama temel altın kurallardan önemli bir sapma olamaz. Temel kurallardan fazla uzaklaşan hükümetler-Demokrat, Cumhuriyetçi, Muhafazakar, İşçi Yanlısı de Gaulle’cü, Sosyalist, Hıristiyan Demokrat ya da Sosyal Demokrat-yatırımcılarının arkalarını dönüp akın akın kaçmasına, faiz oranlarının yükselmesine ve piyasa değerlendirmelerinin düşmesine şahit olurlar. Altın deli gömleği içinde daha rahat hareket etmenin tek yolu onu genişletmektir ve onu genişletmenin tek yolu da üzerinize sıkı sıkı oturmasını sağlamaktır. Bu gömleğin en güzel yanı budur: Üzerinize ne kadar sıkı oturursa, o kadar çok altın üretir; o zaman da sıkan yerlerini yumuşak yastıklarla besleyerek toplumunuzu o kadar rahatlatırsınız.

    Eskiden “tarihsel koşullar” böyle gerektirdi derdik. Şimdi “piyasa kuvvetleri” böyle gerektirdi diyoruz ve bu kuvvetlere göre yaşamak zorundayız. Neler olduğunu anlamamız zaman aldı. Bugün ülkelerin önündeki büyük kararlar, demokrasi yolunu izleyip izlememek ve açık bir ekonomi yürütüp yürütmemektir. Bunlar en önemli tercihlerdir. Ama bu tercihi ilk kez yaptıktan sonra politika, bu sistemin size sağladığı kısıtlı hareket alanı içinde kararları yürürlüğe koymaya yarayan bir siyaset mühendisliği düzeyine iner.

    Her ülke altın deli gömleğini sonuna kadar giymez-kimisi sadece yarım yamalak giyer ya da yavaş yavaş üstüne geçirir (Hindistan, Mısır). Kimisi bir giyip bir çıkarır (Malezya, Rusya). Kimisi onu kendi kültürüne uydurmaya çalışır ve düğmelerin bir kaçını açık bırakır (Almanya, Japonya ve Fransa). Kimisi petrol gibi bir doğal kaynağa sahip olduğu için bu cendereye girmekten tamamen kurtulabileceğini düşünür (İran, Suudi Arabistan). Ve kimisi de o kadar yoksul ve tecrit edilmiş durumdadır ki, halkı yoksulluğa kabullenmeye zorlayan bir devlet yapısı sayesinde, yurttaşlarına altın deli gömleğini değil bildiğimiz sıradan bir deli gömleğini giydirebilir (kuzey Kore, Sudan, Afganistan).

    Ama zaman geçtikçe, ülkelerin altın deli gömleğini giymekten kaçınmaları giderek zorlaşıyor. Konuşmalarımda ne zaman bu noktayı vurgulasam, özellikle Amerikalı olmayan dinleyici gruplarından şuna benzer bir tepki alıyorum: “Altın deli gömleğini giymek ve küresel piyasalarla bağlantıya girmek zorunda olduğumuzu söyleyemezsiniz. Bizim kendi kültürümüz, kendi değerlerimiz var ve bu işi kendi yöntemimizle, kendi hızımızla yapacağız. Teziniz aşırı determinist. Hepimiz bir araya gelip bu kadar kısıtlayıcı olmayan başka bir model üzerinde anlaşmaya niçin varmayalım?”

    Ben de onlara şu cevabı veriyorum: “Altın deli gömleğini giymek zorunda olduğunuzu söylemiyorum. Ve eğer kültürünüz, toplumsal gelenekleriniz bu gömleğin temsil ettiği değerlerle çelişiyorsa, bunu kesinlikle anlayışla karşılıyorum. Ama benim söylediğim şu: Günümüzün küresel piyasa sistemi, yani Hızlı Dünya ve altın deli gömleği aslında iletişim kurma, yatırım yapma ve dünyayı görme biçimimizi kökünden değiştiren büyük tarihi kuvvetlerin ürünüdür. Bu değişimlere direnmek istiyorsanız, bu sizin bileceğiniz iştir. Bu kimseyi ilgilendirmemeli. Ama eğer giderek artan bir bedel ödemeden ya da giderek yükselen bir duvar inşa etmeden bu değişimlere karşı koyabileceğinizi sanıyorsanız, kendinizi kandırıyorsunuz”.

    Nedenini açıklayayım: Finansın, teknolojinin ve enformasyonun demokratikleşmesi sadece alternatif sistemleri koruyan duvarları-Mao’nun Kızıl Kitabı’ndan Komünist Manifesto’ya, doğu Avrupa’nın sosyal devletlerinden Güneydoğu Asya’nın ahbap çavuş kapitalizmine kadar-yerle bir etmekle kalmadı. Bu üç demokratikleşme süreci aynı zamanda dünyada yeni bir güç kaynağının doğmasına neden oldu. Ben buna “elektronik sürü” diyorum.

    Elektronik sürü, dünyanın her köşesinde bilgisayar ekranlarının başında oturup farenin düğmesine bir kez basarak paralarını yatırım fonlarından emeklilik fonlarına, emeklilik fonlarından yükselen piyasa fonlarına taşıyan ya da evlerinin bodrum katında internet üzerinden işlem yapan bütün o isimsiz hisse senedi, tahvil ve döviz takasçılarından oluşuyor. Bunun yanı sıra, fabrikalarını artık dünyanın her yanına yayan, sürekli en verimli, en düşük maliyetli üretici ülkelere kaydıran çokuluslu şirketleri de içine alıyor.

    Finans, teknoloji ve enformasyonun demokratikleşmesi sayesinde bu sürü giderek artan bir hızla genişliyor-o kadar ki bugün gerek ülkeler gerek şirketler açısından büyümeyi sağlayan asli sermaye kaynağı olarak devletlerin yerini almaya başlıyor. Günümüzün küreselleşme sisteminde öne çıkmak isteyen ülkeler sadece altın deli gömleğini giymekle kalmayıp aynı zamanda bu elektronik sürüyle bağlantı kurmak zorunda. Elektronik sürü altın deli gömleğine bayılır; çünkü bir ülkede görmek istediği bütün liberal serbest piyasa kurallarını temsil eder. Bu gömleği giyen ve üzerinde tutan ülkeler, sürü tarafından büyümelerini sağlayacak yatırım sermayesiyle ödüllendirilir. Onu giymeyen ülkeler ise sürü tarafından cezalandırılır-elektronik sürü o ülkeden uzak durur ya da parasını o ülkeden dışarı çıkarır.

    Moody’s Investors Service and Standart & Poor’s elektronik sürünün çoban köpekleridir. Bu kredi notu kurumları dünyanın her köşesinde gizli gizli dolaşır, ülkeleri koklayıp dururlar. Altın deli gömleğini üzerinden atmaya çalışan bir ülke gördüklerinde gürültüyle havlamakla görevlidirler (gerçi bazen, Güneydoğu Asya’da olduğu gibi, Moody’s ve S&P’de kokuyu kaybedebilir veya aşırı bir neşeye kapılarak iş işten geçinceye kadar havlamayabilir).

    Elektronik sürü ulus-devletler ve altın deli gömleği arasındaki bu etkileşim günümüzdeki küreselleşme sisteminin merkezini oluşturuyor. (devam edecek)

  5. #13
    Duhul
    Feb 2005
    İkamet
    Ankara
    Yaş
    49
    Gönderi
    901

    Esas

    BÖLÜM 6

    ELEKTRONİK SÜRÜ

    Günümüzün elektronik sürüsü iki temel gruba ayrılır. Birinci gruba ben "kısa boynuzlu sığırlar" diyorum. Bu grupta dünyanın her yanında hisse senedi, tahvil ve döviz alım - satımıyla uğraşan ve paralarını çok kısa dönemli olarak oradan oraya taşıyabilen - ve genellikle taşıyan-herkes yer alır. Kısa boynuzlu sığırlar döviz takasçıları, belli başlı yatırım ve emeklilik fonları, güvence fonları, sigorta şirketleri, bankaların menkul kıymet alım-satım departmanları ve bireysel yatırımcılardır. Merrill Lynch’den Crédit Suisse'e, Fuji Bank'a ve bir kişisel bilgisayar ile modemi olan herkesin kendi oturma odasından işlem yapabileceği Charles Schwab web sitesine kadar herkes bu gruba dahildir.

    İkinci gruba "uzun boynuzlu sığırlar" diyorum. Bunlar dış ülkelere doğrudan yatırımlarını her gün biraz daha artıran, dünyanın her köşesinde fabrikalar kuran ve yine dünyanın her köşesinde kendi ürünlerini üretecek ya da monte edecek fabrikalarla uzun dönemli üretim anlaşmaları ya da ittifaklar yapan çokuluslulardır - General Electricler, General Motorslar, IBMler, Inteller, Siemensler vb. Bunlara uzun boynuzlu sığırlar dememin nedeni, bir ülkeye yatırım yaptıklarında daha uzun vadeli bağlantılara girmek zorunda olmalarıdır. Ama bugün onlar bile, tıpkı bir sürü gibi, inanılmaz bir hızla koşuyorlar.

    Dünyanın süper piyasaları, mega boyutlara ulaşan Tokyo, Frankfurt, Sidney, Singapur, Şanghay, Hong Kong, Bombay, Sao Paulo, Paris, Zürih, Şikago, Londra ve Wall Street piyasalarıdır. Elektronik sürünün en iri başları buralarda toplanır, bilgi değiş tokuşunda bulunur, işlemlerini yürütür ve sürüyü beslemek için farklı şirketlere ait hisse senetleri ve tahviller çıkarırlar. Şikago Üniversitesi'nin küreselleşme uzmanı Saskia Sassen'a göre, 1997 sonuna gelindiğinde 25 süper piyasa, kurumsal yönetim altındaki bütün menkul değerlerin yüzde 83'ünü kontrol ediyor ve küresel sermayenin aşağı yukarı yarısını, yani yaklaşık 20,9 trilyon doları sağlıyordu.

    Bu elektronik sürü küreselleşme sisteminin önemli uluslararası aktörleri haline gelmiş bulunuyor. Ulus-devletler gibi savaş açma ve ülkeleri işgal etme olanakları yoksa da, birçok alanda ulus-devletlerin davranışlarını belirleme güçleri var. Soğuk Savaş sisteminin devletler arasındaki dengeye dayanmasına karşılık küreselleşme sistemi ikili dengeye dayanıyor; devletler ile devletler, devletler ile elektronik sürü.

    İlk küreselleşme çağının elektronik sürüsü fare kuyruğu gibiydi. Bugünün elektronik sürüsünün kuyruğu ise dinozor kuyruğu gibidir ve savrulduğu zaman dünyada bir takım köklü değişiklikler yaratır. Bu bölümde açıklamaya çalıştığım şey, söz konusu sürünün günümüzde karşı konulmaz bir ekonomik büyüme kaynağı haline gelirken savrulduğu zaman hükümetleri bile devirebilecek kadar ürkütücü bir kuvvete nasıl dönüştüğüdür.

    Günümüzün kısa boynuzlu sığırlarının en belirgin özelliği, beslenebildikleri finansal ürünlerin inanılmaz çeşitliliğidir. Bugün dünyanın her köşesindeki sayısız ülke ve piyasa tarafından sunulan hisse senetleri ve tahvillerin, ticaret borsası işlemlerinin, futüres ve opsiyon sözleşmelerinin ve türevlerin oluşturduğu sınırsız mönü neredeyse her şey üzerine bahis oynayabileceğiniz anlamına geliyor.

    Ortadaki şeyin ne olduğu hiç fark etmez - Mindy's’in peynirli kek satışları, konut kredisi sözleşmeleri, kredi kartı alacakları, ödenmemiş borçlar, otomobil kredileri, ticari krediler, .Titanic’in yeni yapımları, Brezilya’nın şirket borçları, Lübnan hükümetinin hazine bonoları, General Motors'un otomobil finansmanı ya da rock yıldızı David Bowie'nin gelir akışı. Ülkeler arasındaki sermaye denetimleri azaldıkça, her şeyi hisse senedi, tahvil ya da türev olarak satışa sunanların sayısı hızla artıyor.

    Yatırım araç ve fırsatlarındaki çeşitlilik hem gelişmiş ülkeler hem gelişmekte olan ülkeler hem de şirketler için Tanrı’nın bir lütfu oldu. Bu sayede bir kısmı daha önce hayal bile edilemeyen bir hızla büyüme fırsatını buldu. The Economist'te belirtildiği gibi: "artık sermaye yokluğu, büyük yatırım gereksinimleri içindeki yoksul ülkelerin elini kolunu bağlamıyor. Güvenli yatırımlar arayan yatırımcılar, kendi iç piyasalarıyla kısıtlı kalmak yerine artık dünyanın her köşesinde en yüksek gelir getiren fırsatları kovalayabiliyor".

    Böyle bir piyasada para kazanmak isteyen kısa boynuzlu sığırların o incecik rekabet çizgisini yakalamaları yetmez: Aynı zamanda yatırımlarını durmadan büyütmeleri gerekir. Bir toplu iğne başına milyarlarca dolar sıkıştırdığınızı düşünün, ne demek istediğimi anlarsınız.

    Hazine bakan Yardımcısı Larry Summers’ın sık sık söylediği gibi: "Daha iyi otoyollar yaparsanız, insanlar daha hızlı araba kullanmaya başlarlar. Ve bu yeni otoyollarda kaza yapıp ölen insanların sayısı artar; çünkü ne kadar hızlı gidebilecekleri konusunda hatalı tahminler yürütür ve çıkmamaları gereken hızlara çıkarlar".

    Örneğimize geri dönersek, First Global Insvetment Bank, Thai Farmars. Savings & Loan Bank'ı arar ve der ki:

    "Hey, Türk tahvillerini sakın kaçırmayın. Tam bu aralar çok sıkı para kazanabilirsiniz". Taylandlı bankacı cevap verir: "Türk tahvilleri yüzde 25 veriyor, öyle mi? Türkiye'de bir tahvil piyasası olduğunu bilmiyordum. Tamam, madem öyle diyorsun, alayım bari birkaç milyonluk". Ama sorun şurada: "Türk tahvil piyasası" sözünü duyduklarında, insanlar kendi kendilerine diyorlar ki, "Wall Street’in tahvil piyasası var, Frankfurt'un tahvil piyasası var, Tokyo'nun tahvil piyasası var, demek şimdi Türkiye'nin de tahvil piyasası olmuş. Aman ne güzel".

    Gelgelelim, Türk tahvil piyasası görünüşte her bakımdan bir piyasayı andırsa da, aslında Wall Street tahvil piyasasıyla hiçbir benzerlik taşımaz. Ve bu gerçeği, değer kaybeden Türk tahvillerinizi satmak istediğiniz zaman keşfedersiniz. Türk piyasası o kadar küçüktür ki büyük oyunculardan sadece birkaçı tahvillerini satmaya kalkışsa alıcı bulunmaz; aşağıya inişte likidite yoktur, dolayısıyla çıkış yoktur. Piyasaların küreselleşmesi bütün piyasaların "verimli, likit ve simetrik olduğu" ve her piyasada kusursuz enformasyon ve şeffaflık bulunduğu yanılsamasını yaratıyor. Bunun gerçekle hiç ilgisi yok. Sadece şunu düşünün: Bugün Microsoft hisselerinin toplam değeri 380 milyar dolar. Bu ABD hisse senedi tek başına, dünyanın bütün yükselen piyasalarındaki hisse senetlerinin toplamından daha büyük değer taşıyor.

    Unutmayın: elektronik sürü atağa kalktığı zaman, en öndeki boğa her zaman yerel oyunculardan biridir.

    Bu hız faktörü faydalı olduğu gibi zararlı da olabilir. Eğer sürü size uğrarsa, çok kısa sürede, ülkenizin hisse senedi ve tahvil piyasalarına ve doğrudan doğruya santral ve fabrikalarına milyarlarca dolar yağdırabilir. Bu sürüye bağlanmak için ne gerekiyorsa yapmaya hazır ülkelerin her geçen gün çoğalmasının nedeni bu. Ama politik ekonomik ya da toplumsal nedenlerle bir ülkedeki piyasalar dengesizleşir ya da zayıflarsa, elektronik sürü sert, ama sınırlı bir piyasa ayarlamasıyla savuşturulabilecek bir krizi çok daha acılı ve şiddetli bir sürece dönüştürebilir. Ayrıca dengesizliği bir piyasadan diğerine, kötü olandan iyi olana çok daha büyük bir hızla taşıyabilir.

    Bütün bunların karşısında tek bir kurtarıcı avantajımız var. Hızlı gelen hızlı gider, ama tabii sonra yine aynı hızla geri gelir. Sorunlar daha hızlı geliyor olabilir, ama aynı şey çözümler için de geçerli- ülkenizin doğru adımları atması koşuluyla. Her şey hızlandığında dünyanın hafızası zayıflar. Meksika 1995'te alacaklılarını atlattı. 1998'de yeniden uluslararası yatırımcıların gözdeleri arasına girdi. 1995'i kim hatırlıyor ki?

    Bugünlerde manşetlere çıkanlar daha çok elektronik sürünün (George Soros gibi) kısa boynuzlu sığırları olsa da, uzun boynuzlu sığırlar gittikçe önem kazanan bir rol oynuyorlar. Uzun boynuzlu sığırlar, "doğrudan yabancı sermaye" diye bilinen şeyle uğraşan çokuluslu şirketlerdir-yani, gelişmekte olan ülkelerin hisse senetlerine ya da tahvillerine yatırım yapmakla kalmaz, doğrudan doğruya fabrikalara, kamu iktisadi teşebbüslerine, enerji santrallerine ve daha bir dizi başka projeye de yatırımda bulunurlar. Bunlar uzun uzun planlanan yatırımlardır ve bir gecede geri çekilemezler. Uzun boynuzlu sığırlar Ford, Intel, Compaq ve Toyota gibi şirketlerdir. Küreselleşmenin nimetleri sayesinde şimdi bu şirketler, eskiye göre daha çeşitli yollardan daha fazla ülkeye daha büyük yatırımlar yapıyorlar.

    Fordlar, Nike'lar ve Toyotalar-uzun boynuzlu sığırlar-sermayelerini oradan oraya taşıma açısından kısa boynuzlu sığırlar kadar hızlı olmasalar da çoğu insanın sandığından daha büyük bir hızla sermayelerini ülkeden ülkeye kaydırıyorlar. Şimdilerde uzun boynuzlu sığırların yaptığı yabancı yatırımların büyük bir kısmı artık fabrika kurmaya değil, yerel mülkiyetli fabrikalarla ittifaklar kurmaya dayanıyor. Bunlar çokulusluların bağlı şirketleri, taşeronları ve partnerleri olarak iş görüyor ve bu üretim ilişkileri en iyi vergi koşullarının ve en verimli, en ucuz işgücü kaynaklarının peşinde ülkeden ülkeye, üreticiden üreticiye giderek artan bir hızla kaydırılıyor. Uzun boynuzlu sığırlar gelişmekte olan bütün ülkeleri birbirine karşı yarıştırıyorlar. Bunların hepsi çokuluslu yatırımlara şiddetle ihtiyaç duyuyor, çünkü teknolojik sıçramalar yapmanın en çabuk yolu buradan geçiyor. Nike’ın Asya'daki üretim tesisleri başlangıçta Japonya'da kurulmuştu; ama bu çok pahalı olmaya başlayınca Nike soluğu önce Tayland'da, sonra da Çin'de Filipinler'de Endonezya'da ve Vietnam'da aldı.

    Intel’in Başkanı Craig Brett, Silikon Vadisi'nde her ay bir dizi büyükelçi ve diplomat tarafından ziyaret edildiğini boşuna söylemiyor. Bütün ziyaretçilerin tek bir mesajı var: "Fabrikanı al ve bana gel".

    1997'deki Asya ekonomik krizinin zirvesinde, Mahathir tarafından azledilmesinden önce, Malezya’nın Başbakan Yardımcısı Enver İbrahim'le konuşuyordum. Mahathir Yahudileri, Soros'u ve başka komplocuları Malezya para birimini kasten düşürmekle suçlayıp dururken, Enver ve bazı meslektaşları ellerinde bir grafikle Mahathir’in karşısına çıkmış ve ona mealen şunu söylemişlerdi: "Bak, Pazartesi günü Soros için şunu dedin ve Malezya ringgiti şu kadar düştü. Salı günü Yahudiler için şunu dedin ve ringgit şu kadar düştü".

    Internet, kitabın bu bölümünde açıkladığım küreselleşme sistemini-Hızlı Dünya'yı, elektronik sürüyü, süper piyasaları, altın deli gömleğini- içine alan ve bu sistemi hepimizin etrafında sıkıştırdıkça sıkıştıran bir mengene gibi olacak; öyle ki dünya her geçen gün biraz daha küçülecek ve biraz daha hızlanacak. (devam edecek)

  6. #14
    Duhul
    Feb 2005
    İkamet
    Ankara
    Yaş
    49
    Gönderi
    901

    Esas

    BÖLÜM 7

    DOSERMAYE 6.0

    Bugünlerde insan “kleptokrasi” diye adlandırılabilecek fenomenin pek çok görüntüsüyle karşılaşıyor. Gelişmekte olan ülkelerde her zaman, gelişmiş ülkelerde de daha az sıklıkla karşılaşabileceğiniz basit rüşvet ve yolsuzluk eylemlerinin ötesine geçen bir şey bu. Kleptokraside devlet sisteminin-vergi toplama sisteminden gümrüklere, özelleştirmeye ve piyasa mevzuatına kadar-kilit fonksiyonlarından birçoğu ya da hepsi yolsuzluğa o kadar batmıştır ki yasal işlemler normdan çok istisna haline gelmiştir. Hem göz yumulan hem de uyulması beklenen norm şudur: Her düzeydeki görevli yurttaşlardan, yatırımcılardan ve devletin kendisinden olabildiğince para koparmak için mevkiini kullanır; yurttaşlar ve yatırımcılar da karar veya hizmet elde etmenin tek yolunun birilerinin rüşvet vermek olduğu varsayımıyla hareket eder.

    Kleptokrasinin derecesi devletten devlete değişir. Bir uçta tam olgunlaşmış kleptokrasiler vardır-devletin hırsızlık etrafında örgütlendiği Nijerya gibi. Diğer uçta yolsuzluğun yaygın olduğu, hoş görüldüğü ve beklendiği, ama bir takım yasal ve demokratik normların da bunlara eşlik ettiği tomurcuk kleptokrasiler vardır- Hindistan gibi.

    Olgun kleptokrasiler ile tomurcuk kleptokrasiler arasındaki farkı ortaya koymak için, Dünya Bankası çevrelerinde anlatılan eski bir fıkrayı aktaracağım. Fıkra, karşılıklı ziyaretlerde bulunan Asyalı ve Afrikalı iki Bayındırlık Bakanıyla ilgili.

    Önce Afrikalı Bakan Asyalı Bakanı ülkesinde ziyaret eder; akşam olduğunda Asyalı Bakan Afrikalıyı evine yemeğe götürür. Asyalı Bakan saray gibi bir malikanede yaşamaktadır. Bunu gören Afrikalı Bakan meslektaşına sorar: “Vay canına, böyle bir evi maaşınla nasıl karşılayabiliyorsun?” Asyalı Bakan Afrikalıyı denize bakan büyük bir pencerenin yanına götürür ve eliyle uzaktaki bir köprüyü gösterir. “Şuradaki köprüyü görüyor musun?” diye sorar. “Evet, görüyorum” der Afrikalı. Bunun üzerine Asyalı parmağıyla kendisini işaret ederek fısıldar: “Yüzde 10”. Yani köprü maliyetinin yüzde 10’u Bakanın cebine girmiştir. Bir sene sonra bu kez Asyalı Bakan Afrikalının ülkesine ziyarete gider ve meslektaşının daha da görkemli bir evde yaşamakta olduğunu görür. “Vay canına, böyle bir evi maaşınla nasıl karşılayabiliyorsun?” diye sorar Afrikalıya. Afrikalı Bakan Asyalıyı oturma odasındaki deniz manzaralı pencerenin yanına götürür ve eliyle ufku işaret eder. “Şuradaki köprüyü görüyor musun?” diye sorar. “Hayır, orada köprü falan yok” diye cevap verir Asyalı. “Haklısın” der Afrikalı Bakan ve işaret parmağını kendisine doğrultarak .”Yüzde 100” diye ekler.

    Ülkenizin bu iki kleptokrasi türünden birine girdiğini gösteren elle tutulur işaretler nelerdir? İşte benim yıllar içinde topladığım bir kaç gösterge:

    Kleptokrasi, Sovyetler Birliği’nin dağılmasının ardından adi suçların her köşeye yayıldığı 1995 (ve 1996, 1997, 1998, 1999) yılı Moskova’sıdır.

    Kleptokrasi, Arnavutluk’ta vergi kaçakçılığının ve hırsızlığın vardığı noktadır. 1997 yılında Arnavutluk’un en çok vergi ödeyen şirketler listesinde otuz beşinci sırayı, Amerikan-Arnavutluk ortak girişimi bir pizzacı dükkanı işgal etmişti. Aynı yıl oto hırsızlığı o kadar tırmanmıştı ki, Amerikalı yetkililerin tahminine göre Arnavutluk sokaklarındaki arabaların yüzde 80’i bir Avrupa ülkesinden çalınmış araçlardı.

    Endonezya’da yolsuzluk o kadar derinlere işlemiştir ki, diye anlattı bana memurlar “ödediğin rüşvet karşılığında sana makbuz verirler” Ciddi söylüyorum.

    Kleptokrasi, Doğu Avrupa’da Rusya’ya kadar birçok ülkede gerçekleştirilen sahte özelleştirme programlarıyla kazanılan milyarlarca dolardır. Küçük oligarşik seçkin gruplar, çoğu zaman yerel mafyayla ve devlet görevlileriyle işbirliği yaparak, daha önce kamuya ait olan fabrikaları ve doğal kaynakları piyasa değerinin altındaki fiyatlarla ele geçirmeyi başarmış, böylece bir gecede milyarder olmuştur. Rusya’nın varlıklarını inanılmaz boyutlarda hortumlayan bu güç odakları ve başka dolandırıcılar sayesinde. Paris'ten Tel Aviv'e kadar birçok yerde gayrimenkul fiyatları artmıştır.

    Bütün bunların küreselleşmeyle ne ilgisi var? Bu soruya cevap vermek için, bilgisayar dünyasından bazı analojiler kullanmak istiyorum. Ülkeler ile bilgisayarların üç parçası arasında koşutluklar kuracağım. En başta elimizde makinenin kendisi, yani "donanım" var. Bu, ekonominizin etrafındaki koruyucu kasadır. Soğuk Savaş dönemi boyunca, dünyada üç çeşit donanım vardı: Serbest piyasa donanımı, komünist donanım ve her ikisinin özelliklerin birleştiren karma donanımlar.

    İkinci parça, donanımınızın "işletim sistemi"dir. Ben bunu, ülkelerin genel makro ekonomik politikalarına benzetiyorum. Komünist ülkelerdeki temel ekonomik işletim istemi merkezi planlamaydı. Serbest piyasa yoktu. Sermayenin nasıl tahsis edileceğine hükümetler karar verirdi. Ben, komünist ekonomilere özgü bu iletim sistemine DOSermaye 0.0. (Başka bir okuyuşla DOS Kapital 0.0) diyorum.

    Karma devletlerin işletim sistemleri sosyalizmin, serbest piyasanın, devletçi ekonominin ve bürokratlar, şirketler ve bankalar arasındaki içli dışlı ilişkilere dayalı ahbap çavuş kapitalizminin çeşitli bileşimlerinden oluşurdu. Ben bunlara, devletin ekonomideki rolün ve ekonominin gelişmişlik düzeyine bağlı olarak DOSermaye 1.0’dan 4.0.a kadar adlar veriyorum. Mesela Macaristan DOSermaye4.0.dır. Endonezya DOSermaye 3.0 ve Kore DOSermaye 4.0.dır.

    Son olarak, büyük endüstriyel kapitalist sistemler gelir. Bunların bir kısmı serbest piyasalara dayalı işletim sistemlerine sahiptir, ama yine de dikkate değer büyüklükte sosyal devlet bileşenleri vardır. Fransa, Almanya ve Japonya'yı içeren bu grubun işletim sistemini DOSermaye 5.0 diye adlandırıyorum. Öte yandan bir kısmı da (ABD, Hong Kong, Tayvan ve Birleşik Krallık gibi) ekonomilerini liberalleştirmiş ve altın deli gömleğini kuşanmıştır. Bunların işletim sistemi DO sermaye 6.0.dır.

    Serbest piyasanın gerektirdiği işletim sistemlerini ve yazılımları geliştirebilen ülkeler, serbest piyasa demokrasileri olma yolunda ilerleyecekler. Gerekli yazılımı ve işletim sistemlerini geliştirmeyen ya da geliştiremeyen ülkeler ise devletin esas olarak soyguncu baronların ve suç şebekelerinin eline geçtiği, kimsenin hukukun üstünlüğüyle ilgilenmediği serbest piyasa kleptokrasileri olma yolunu tutacaklar.

    Elveda, komünist-kapitalist çekişmesi. Merhaba, serbest piyasa demokratları ile serbest piyasa kleptokratlarının dünyası.

    Küreselleşme ve sınırların giderek önemini yitirmesi nedeniyle, ulus-devletlerin yok olmaya ya da önemsizleşmeye başlayacağı kaygısını taşıyanlar veya bunu öngörenler sonuna kadar yanılıyorlar. Hatta düpedüz saçmalıyorlar. Küreselleşme ve sınırların giderek açılması, devletinizin kalitesinin daha az değil, daha çok önem kazanması anlamına gelir. Çünkü devletinizin kalitesi, elektronik sürüyle ilişki kurmada kullanacağınız yazılımın ve işletim sisteminin kalitesine işaret eder. Bir ekonominin sürünün kaçınılmaz iniş-çıkışlarına ne kadar göğüs gerebileceği, büyük ölçüde hukuki ve finansal sisteminin ve ekonomiyi yönetme biçiminin kalitesine bağlıdır-bunların hepsi de hala hükümetlerin ve bürokratların kontrolünde olan şeylerdir. Şili, Tayvan, Hong Kong ve Singapur, 1990'ların krizlerine komşularından çok daha iyi dayandılar, çünkü bu ülkelerin daha kaliteli yazılımları ve işletim sistemlerini kullanan daha kaliteli devletleri vardı.

    Komünistlerle savaşmak, ülkenizin etrafındaki duvarları ayakta tutmak ve komünist olmasınlar diye bonkör bir sosyal güvence sistemiyle işçilerinizi ayartmak için büyük bir devlet gerekiyordu. Küreselleşme sisteminde önemli olan devletin kalitesidir. Devletiniz daha küçük olmalıdır, çünkü amacınız sermayeyi yavaş ve hantal hükümetin değil, serbest piyasanın dağıtmasıdır. Ama devletiniz daha iyi, daha akıllı, daha hızlı olmalı, bürokratlarınız serbest piyasayı ne boğarak ne de başıboş bırakarak düzenlemeyi bilmelidir. Bugün devlet yönetmenin sırrı, bir yandan devletin kalitesini yükseltirken bir yandan da büyüklüğünü azaltmaktır.

    Eski komünist ekonomiler ile karma ve devletçi ekonomiler için en büyük sorun, devleti (liberalleşme, piyasa düzenlemelerini gevşetme ve kamu sektörlerini özelleştirme yoluyla) küçültmeye girişirken, aynı zamanda devletin kalitesini yükseltmeyi de başarıp başaramayacaklarıdır. Çünkü küçültülmüş ama iyileştirilmemiş bir yönetim gerçekten tehlikelidir. Sadece otoyollardan oluşan, üzerinde hiç trafik lambası bulunmayan bir serbest piyasa kaos üretir. Rusya ve Arnavutluk gibi ülkelerde erken küreselleşmenin yol açtığı da bu olmuştur. Rusya hiçbir işletim istemi ve yazılımı olmaksızın elektronik sürüye bağlandı.

    Elektronik sürü 1990'larda dördüncü vitese geçip gücünü de 286 çipten Pentium II’ye çıkarınca, Güneydoğu Asya ülkelerine giderek daha çok para vermeye başladı. Çoğu neredeyse hiçbir denetim altında olmayan yerel bankalar büyük miktarlarda dolar satın almaya, bunları sabit bir kurdan yerel para birimine çevirmeye ve bu fonlar için hiçbir koruma oluşturmaksızın, sayısı gittikçe artan verimsiz yatırımlar için eşe dosta kredi olarak dağıtmaya başladılar-bilmem kaçıncı golf sahasından dünyanın en yüksek iş merkezlerine ve Güney Kore holdinglerinin bir ego manyaklığına dönüşen yayılmalarına kadar. Güneydoğu Asya ülkelerinin ellerindeki eski DOSermaye 3.0 ve 4.0.ları yenilemesi, DOSermaye 6.0'a doğru ilerlemesi gerekiyordu. Devletlerin rolünü azaltacak, kaynakları en verimli kullanımlara yönlendirmesi için piyasalara daha büyük serbestlik tanıyacak, iç rekabeti teşvik edecek ve efektif iflaslar yoluyla başarısızları ayıklayacak daha liberal işletim sistemlerine ihtiyaçları vardı. Ayrıca yönetim kalitesini artıracak, daha hızlı, daha açık bir ekonomi yaratacak, şirket yöneticilerini disiplin altına alacak, onları hissedarların incelemelerine açık hale getirecek ve elektronik sürünün dış sermayeyi ansızın büyük ölçekte geri çekmesi halinde ayakta kalacak kadar sağlam ve esnek yazılımlara ihtiyaçları vardı.

    Ne yazık ki Güneydoğu Asya ülkeleri DOSermaye 3.0.la yollarına devam ettiler. Büyük hata. DOSermaye 3.0, elektronik sürünün 286 çiplik hızla yol aldığı bi ortamda, kişi başına milli geliri 500 dolardan 5.000 dolara çıkarmak için yeterli olabilir. Ama kişi başına milli gelirinizi 5.000 dolardan 15.000 dolara çıkarmak istiyorsanız ve elektronik sürü 286 çipten Pentium II’ye geçtiği halde siz hala DOSermaye 3.0’ınızla iş görmeye çalışıyorsanız, büyük olasılıkla bilgisayarınız kilitlenecektir.

    Harvard Üniversitesi iktisatçılarından Dani Rodrik’in kendi araştırmalarıyla gösterdiği gibi, "önemli olan küreselleşip küreselleşmediğiniz değil, nasıl küreselleştiğinizdir". Gelişmiş, dürüst ve güvenilir finansal ve hukuki altyapılar oluşturan ülkeler-ki bu zaman alan bir iştir-para birimlerine yönelik spekülatif saldırıları daha kolay savuşturabilir, elektronik sürüden kaynaklanan ani sermaye kaçışlarına daha iyi dayanır ve darbeyi en aza indirecek adımlar atmada çok daha hızlı davranırlar. Evet, bazı istisnalar vardır. Sağlam bir işletim sistemi ve yazılımı olan bir ülke bile bazen sorunlarla karşılaşabilir-1992'de İsveç’in yaşadıkları ya da Amerika'daki mevduat ve kredi krizi gibi. Ama İsveç ve ABD, işletim sistemlerinin ve yazılımlarının kalitesi sayesinde hemen ayağa kalkmayı başardılar.

    Dünya Bankası Başkanı James Wolfensohn, ülkelerin refahını ölçmede kullandığımız yöntemi bütünüyle yenilememiz gerektiğini söylerken çok haklı. Neredeyse tamamen finansal istatistiklerden GSMH, GSYİH, kişi başına milli gelir-oluşan mevcut gösterge listesinin yerine, bir ülkenin sadece bir yükselen piyasa olarak değil, bir yükselen toplum olarak ne derece sağlıklı olduğunu ölçecek ‘yeni bir muhasebe formu'na geçmemiz gerektiğini söylüyor Wolfenson. Ülkeler artık yönetim yazılımlarının, hukuki sistemlerinin, uyuşmazlıkları çözme yöntemlerinin, sosyal güvenlik ağlarının, hukukun üstünlüğünün ve ekonomik işletim sistemlerinin kalitesine göre değerlendirilmeli. (devam edecek)

  7. #15
    Duhul
    Feb 2005
    İkamet
    Ankara
    Yaş
    49
    Gönderi
    901

    Esas

    BÖLÜM 8

    KÜRESEL DEVRİM

    Küresel ekonomiye katılmak ve elektronik sürüye bağlanmak, ülkenizi herkesin gözü önüne çıkarmak demektir. Bu, ülkenizi halka açık bir şirkete dönüştürmek gibidir, ama hissedarlar artık sadece kendi seçmenleriniz değildir. Onlar elektronik sürünün üyeleridir, dünyanın neresinde olurlarsa olsunlar. Ve daha önce söylediğim gibi, onlar dört yılda bir oy vermezler. Yatırım fonları, emeklilik fonları, aracı kurumlar ve daha birçok şey aracılığıyla, kendi evlerinin bodrum katında internet kanalıyla saatte bir oy verirler.

    Ya elektronik sürüye ayak uydurur ve onun kurallarıyla yaşarsın ya da kendi başına koşar ve kendi kurallarınla yaşarsın. Tek sorun, ikincisini seçmen halinde sermayeye ve teknolojiye ulaşma şansının azalacak ve nihai olarak halkının yaşama standardının daha düşük düzeyde kalacak olmasıdır.

    Ülkelerdeki ekonomik kalkınmanın, dünyanın her köşesinde, karar süreçlerine daha fazla katılımı ve çoğulcu politikaları talep eden yeni orta sınıflar yaratması önemlidir. Kişi başına yıllık milli geliri 15.000 doların üzerinde olan bütün ülkelerde liberal demokrasinin olması tesadüf değildir. Bunun tek istisnası bir şehir-devlet olan Singapur'dur ve yeni kuşağın yönetimi devralmasıyla birlikte çok büyük olasılıkla o da bir liberal demokrasiye dönüşecektir.

    Sürü demokrasiye aldırmaz. İstikrara, önceden kestirilebilirliğe, şeffaflığa, kendi özel mülkiyetini transfer edebilme ve keyfi ya da yasadışı hacizlerden koruyabilme yeteneğine değer verir. Bunlara güvence altına alabilmek için, gelişmekte olan ülkelerin daha iyi yazılımlar, işletim sistemleri ve yönetimler oluşturmalarını ister-ve bunlar da demokrasinin köşe taşlarıdır. Bugünün dünyasında, Mao’dan Merrill Lynch'e geçmek için biraz da Madison'a ihtiyacımız vardır.

    Sürünün köşe taşlarından bazılarını nasıl zorla yerine oturttuğuna bakalım:

    Şeffaflık:
    Son yıllarda elektronik sürü, genellikle ağır bedeller ödeyerek, finansal verilerde daha büyük şeffaflık talep etmeyi öğrendi. Sürüye bağlanan ülkeler de, yine ağır bedeller karşılığında, finansal veri ve işlemlerinde ne kadar şeffaf olurlarsa, sürünün ansızın sırtını dönüp gitme olasılığının o kadar azaldığını öğrendiler.

    "Şeffaf olmayan sistemlerde ciddi analizler yapamazsınız" diyor Medley. "Sürüde ülkenizle ilgili böyle iyimser bir yanılsama yaratırsanız, fiyatların tavana vurmasına neden olurlar. İyimser gözbağcılar size der ki, "Gözlerinizi kapayın ve satın alın, düştüğünüzde havuzun suyla dolu olacağından emin olabilirsiniz". Ama bu çok tehlikelidir. Çünkü iyimser gözbağcıların fiyatları aşırı ölçüde yükletmesine neden olan aynı durum, o ülkeye yönelik düşünceler değiştiği zaman, paranoyak gözbağcıların fiyatları aşırı ölçüde düşmesini de kolaylaştırır. Koşullar tersine döndüğünde, iyimser bir gözbağcı olarak kendinize anlattığınız bütün hikayeler, o ülkenin döviz rezervlerine ve ileriye dönük yükümlülüklerine ilişkin bütün varsayımlarınız çöker".

    Ve kendinizi sürünün gözleri önüne açıklıkta serdikten sonra artık geriye dönüş yoktur, çok ağır bir bedel ödemeye razı değilseniz tabii.

    Standartlar:
    Hazine Bakan Yardımcısı Larry Summers bir gün şöyle bir saptamada bulunmuştu: "Amerikan sermaye piyasasının tarihçesini yazıyor olsaydın, sana derdim ki, sermaye piyasasını biçimlendiren en önemli yenilik, genel kabul gören muhasebe ilkeleriyle çalışma düşüncesidir. Buna uluslararası düzeyde ihtiyacımız var. Kore'de bir akşam okulunda muhasebe dersleri veren biri, kış sömestrinde normalde 22 öğrencisi olduğunu, ama bu yıl (1998) öğrenci sayısının 385'e çıktığını söyledi. IMF’in küçük ama anlamlı bir zaferidir bu. Kore'nin bunu şirketler düzeyine taşıması gerek. Hatta ulusal düzeye taşıması gerek".

    Artık her şey farklı. Dünya Bankası artık Beş Büyükler’den, kendi uluslararası muhasebe standartlarına uygun olmayan denetimlerin altına imza atmamalarını istiyor. Eğer denetim yerel yan kuruluşlardan biri tarafından gerçekleştirilmişse, sadece yerel şirket tarafından imzalanabiliyor-yatırımcılar da ona göre ayaklarını denk alıyor. BM raporunda, Asya ekonomik krizine kötü denetimin yol açmadığı, ama iyi denetimle sorunların daha önce saptanmış ve krizin hafifletilmiş olacağı belirtiliyor.

    Yolsuzluk:
    Küresel devrim, yolsuzluğa göz yuman bütün ülkeler için çok daha ağır bir fatura yaratıyor. Başka hiçbir neden olmasa bile, ortada yeterli bir neden var: Bu kadar çeşitli yatırım seçeneklerine sahip olduğunuz bir dünyada, karşınıza çıkan herkese ve bir de amcasına rüşvet vermek zorunda olduğunuz X ülkesine yatırım yapmakla neden uğraşacaksınız? Gidip yatırımınızı Y ülkesine yapar, aynı işçi ücretlerini orada da bulur ve kimseye rüşvet vermezsiniz. Sürünün gözünde yolsuzluk öngörülemezliğin bir başka adıdır, çünkü birilerinin birilerine rüşvet vermesiyle her türlü anlaşma bozulabilir; sürünün hayatta en nefret ettiği şey de budur.

    Tahvil Piyasası:
    Elektronik sürü bu tür yönetim yazılımların yanı sıra, işletim sisteminin demokratikleşmeyi teşvik eden önemli bir parçasını daha destekliyor - tahvil piyasaları ile rekabetçi yatırım fonları ve emeklilik fonları.

    Elektronik sürü tahvil piyasalarının oluşumunu öteden beri desteklemiştir, hem kendi iştahları yüzünden, hem de iyi düzenlenmiş bir tahvil piyasasının sağladığı yararlar nedeniyle. Singapur ve Hong Kong-banka tasarrufları aracılığıyla yerel sermayenin kolayca bulunabilmesine rağmen-özellikle birer tahvil piyasası kurdular; çünkü "sabırlı sermaye" denen şeyi onlara getirecek bir yerel tahvil piyasaları olmasını istiyorlardı. Bu uzun vadeli şirket kredileri sayesinde, kısa vadeli borçlar veren bankaların kaprislerine maruz kalmaktan kurtulacaklardı. Ayrıca, Singapurlu ve Hong Konglu tasarruf sahipleri, paralarını bankaların tasarruf hesaplarına yatırmak yerine, daha yüksek getirili yatırım fonları ve emeklilik fonları satın alma şansına kavuşacaktı. Ve en önemlisi, gerekli düzenlemelerle donatılmış bir tahvil piyasası açıklığı ve şeffaflığı destekler; çünkü gereğince düzenlenmiş piyasalarda tahvilleriniz için kredi notu almanın ya da hisselerinizi borsaya kote etmenin tek yolu, finansal verilerinizi raporlamaktır.

    Demokratikleşme:
    Elektronik sürü genel olarak demokratikleşme yönündeki baskıları üç kritik nedenle, esneklik, meşruluk ve sürdürülebilirlik nedeniyle yoğunlaştıracak. Açıklamaya çalışayım.

    Yönetiminiz ne kadar demokratik ve ne kadar açıksa, onu kamuoyuna hesap vermeye zorlayan mekanizmalar ne kadar sağlamsa, finansal sisteminizin sürprizlerle karşılaşma ihtimali o kadar azalır. Sürprizler ve şoklarla karşılaştığı zaman da değişen koşullara ve taleplere kendini uydurmakta daha hızlı davranabilir. Ayrıca toplumunuz ne kadar açık ve demokratik olursa, geri-iletimle ne kadar çok beslenirse, bir uçurumdan düşmeden önce yarı yolda düzeltmeler yapma ve beceriksiz yöneticileri görevden atarak yerine yenilerini getirme şansınız o kadar artar.

    1997 krizinden en az yara alanlar en temiz, en demokratik ve en açık sistemlere sahip olanlar oldu: Tayvan, Hong Kong ve Singapur. Demokratik ama çürümüş sistemlere sahip olanlar-Tayland ve Kore-bir derece daha ağır yaralar aldılar; ama demokrasiyle yönetildikleri için, büyük halk ayaklanmalarına meydan vermeden, daha iyi bir hükümet ve yazılım seçerek krize hızla cevap vermeyi başardılar.

    Tayland 1997'de elektronik sürünün tekmesini yedikten sonra, ülkenin en temiz, en demokratik partisini iktidara getirdi ve yolsuzluk karşıtı yeni ve radikal bir anayasa çakırdı. Yeni Tayland anayasasına göre, ülke tarihinde ilk kez politikacılar göreve başlarken ve görevden ayrılırken mal varlıklarını bildirmek zorunda; yolsuzluk kovuşturması açılması yönündeki bir dilekçenin 50.000’den fazla seçmence imzalanması halinde de görevden uzaklaştırılabilecekler. Bu anayasa, iktidara gelmek için oy avcılığı yapmaya ve seçildikten sonra iktidar olanaklarını kullanarak bu oyların karşılığını ödemeye dayanan Tay geleneğini sona erdirmeyi amaçlıyor. Ayrıca mahkeme emriyle kapatma kararlarına karşı basın özgürlüğünü güvence altına alıyor.

    Son olarak, bir devletin işletim sistemini ve yazılımını kağıt üzerinde iyileştirmesi tek başına yeterli değildir. Bu iyileştirmelerin sürdürülebilirliğini garanti etmenin tek yolu, bunları demokratik ya da demokratikleştirici bir sistemin içine sağlamca oturtmaktır.

    Diamond’ın söylediği gibi: "İyi yazılımla, hukukun üstünlüğüyle ve yöneticilere hesap verme sorumluluğu yükleyen mekanizmalarla sürüye bağlanmaya çalışan-ama düzenli serbest seçimler yapmayan-bir ülke, uzun vadede sürüye ayak uyduramaz. Çünkü, en başta kendisinden hesap sorulamayan, enformasyonun serbestçe akmasına, yolsuzlukların bağımsız yargı tarafından kovuşturulmasına ve yönetimin serbest seçimlerle değiştirilmesine izin vermeyen otoriter bir rejimle iyi yazılımı ayakta tutamazsınız".

    Bugün iktidarın devletler ile süper piyasalar arasında daha eşit dağıldığı küreselleşme sisteminde, karar süreçlerinin bir bölümü hiç kuşkusuz ülkelerin politik alanından çıkmış ve politik denetimin-en azından şimdilik-tek bir kişi, ülke ya da kurumun elinde olmadığı küresel piyasanın alanına kaymıştır.

    Şu tür ifadeleri ne kadar sık duyduğunuzu bir düşünün: "Piyasalar şöyle diyor", "Piyasalar şunu talep ediyor", "Piyasalar şundan memnun kalmadı" vs.

    Bu yeni küreselleşme sisteminde her şeyin kendi ülkelerinde değil, çok uzaklardan yönetildiği duygusuna kapılan yurttaşların sayısı arttıkça, o ülkelerdeki küreselcilere yönelik saldırılar da artacak.

    Piyasa kuvvetleri ve piyasa kurumları etik kaygılar taşımadığı için, aşırı adaletsizlikleri önleyecek müzakereye dayalı bir toplu anlayışa ihtiyaç var. Bu müzakere rolü, yurttaşlığın ve demokratik yönetimin özüdür; kamusal alanı ve kolektif yaşamı korur ve biçimlendirir. (devam edecek)

  8. #16
    Duhul
    Feb 2005
    İkamet
    Ankara
    Yaş
    49
    Gönderi
    901

    Esas

    BÖLÜM 9

    TAYVAN’I AL, İTALYA’YI TUT, FRANSA’YI SAT

    Yurttaşlar daha çok hissedarlar gibi, liderler daha çok şirket yöneticileri gibi ve siyasi yorumcular daha çok kredi notu değerlendirme şirketleri gibi davranıyor.

    Artık ülkeler, tıpkı şirketler gibi, zengin olmayı gittikçe daha fazla seçebiliyor. Doğal kaynaklarının, coğrafyalarının ya da tarihlerinin esiri olmak zorunda değiller. Bir ülkenin internete bağlanarak bilgi ithal edebildiği, altyapı yatırımları için dünyanın dört bir yanından hissedar bulabildiği, doğru yönetimlerle DOSermaye 6.0’a görece kısa bir sürede işlerlik kazandırabildiği, hiç hammaddesi olmasa bile otomobil ya da bilgisayar üretme teknolojisi ihraç edebildiği bir dünyada, ülkeler izledikleri politikalara bağlı olarak, zenginliği ya da yoksulluğu seçme şansına daha önce hiç olmadığı kadar sahipler.

    Bugün bir ülkeye gittiğimde, o ülkenin ekonomik gücü ve potansiyeli hakkında bir karar vermeye çalışırken, kendime önce bu sekiz soruyu soruyorum.

    Ülkenizin Bağlılık Düzeyi Nedir?
    Bağlantılık düzeyi genellikle bir ülkenin bant genişliğinin kapsamıyla ölçülür. Ülkenizde kullanılabilir bant genişliği ne kadar büyükse, ülkenizin bağlantılılık derecesi o kadar yüksektir. Bir ülkenin bağlantılılık derecesini merak ediyorsanız, "kişi başına megabit" değerini bulun: Kullanılabilir bant genişliğini potansiyel kullanıcıların sayısına bölün. Kişi başına megabit değeri, silikon evreninde gücü ölçmeye yarayan temel ölçü çubuklarından biri olarak hane başına kişisel bilgisayar sayısının yanındaki yerini almıştır.

    İstihdam, bilgi kullanımı ve ekonomik büyüme, bağlantılılık derecesi en yüksek olan, en fazla iletişim ağına ve en büyük bant genişliğine salip ülkelerde yoğunlaşacaktır; çünkü tasarım ve buluşlar yapmak, mal üretmek, satmak, hizmet sunmak, iletişim kurmak, eğitmek ve eğlendirmek için gerekli bilgiyi en kolay toplayan, kullanan ve dağıtan ülkeler bunlar olacaktır. Bu dünyada iletişim ağları, ona bağlanmak için kullandığınız aygıtın kendisinden daha önemli.

    Ülkeniz Ne Kadar Hızlı?
    Büyük balığın küçük balığı yuttuğu bir dünyadan hızlı balığın yavaş balığı yuttuğu bir dünyaya geçtik.

    Böyle bir dünyada bugün bir ülkenin görevi, yurttaşlarına ve girişimcilerine hızlanma gücü kazandırmaktır. Bu bakımdan, bir ülkeye gittiğimde ilk sorduğum sorulardan biri şu oluyor: Hükümet onaylarını, işlemlerini, yatırımı ve üretimi hızlandırmak için ekonominizde hangi yapısal değişiklikleri yaptınız? Herhangi bir yurttaşınız geliştirdiği fikri evinin garajından piyasaya hangi hızla taşıyabiliyor? Çılgınca bir fikir için hangi hızla sermaye yaratabiliyorsunuz ve hangi hızla yeni fikirler üretiyorsunuz? Verimsiz firmaları iflas yoluyla ortadan kaldırmada ne kadar hızlısınız?

    Japonya'nın Berlin Duvarı’nın çöküşünden beri ekonomik gerilemeye saplanıp kalmasının nedenlerinden biri, kültürel ve politik nedenlerle Japonya'nın yeni küreselleşme sistemine ayak uyduramamış olmasıdır.

    Bazı ülke ya da bölgeler kapitalist yatırımda hızlıdır, çünkü devletleri işleri hızlandırmayı öğrenmiştir. "Eskiden İskoçya’da üretim yapan yok gibiydi. diyor Pesatori" Şimdi orada olmama şansına sahip değilsiniz. Neden? Çünkü bir altyapı oluşturdular. İskoçya'ya gittiğinizde, üretim tesisinizi olabildiğince hızlı kurmanız için her şey hazırdır-mevzuat sistemi, vergilendirme sistemi, ulaşım, telekomünikasyon.

    Diyelim ki Fransa’ya, Almanya’ya ve İtalya’ya gittin ve "Biraz mor peynir almak istiyorum" dedin. Ne olur? Fransızlar sana der ki: "Mösyö, peynir hiçbir zaman mor olmaz". Almanlar derki, "Bu sene kataloğumuzda mor peynir yok". ... Sıra İtalyanları gelince, "Morun hangi tonunu istersiniz? Patlıcan moru iyi mi?" derler.

    Ülkeniz Kaç Kilo Çekiyor?
    Şişmanın zayıfı yediği bir dünyadan zayıfın şişmanı yediği bir dünyaya doğru ilerliyoruz. Bu yüzden şimdilerde bir ülkeye gittiğimde sorduğum sorulardan biri de o ülkenin kaç kilo geldiği-daha doğrusu o ülkede ihraç mallarıyla dolu ortalama bir konteynırın kaç kilo geldiği.

    Bu sorunun önemini bana Alan Greenspan öğretti. İktisatçıların "ikame etkisi" dediği şeyle, yani ekonomik değer yaratımında büyük ağırlıkların yerini giderek fikirlerin, bilginin ve enformasyonun almasıyla ilgili bir soru bu. Bilgi ve enformasyon teknolojisiyle minyatürleştirilmiş mikroçipler gibi yeni yeni ürünler tasarladıkça ürünlerin ağırlığı giderek azalıyor, verimi giderek artıyor, satış fiyatı giderek yükseliyor ve bir ülkeyi ya da şirketi zenginleştirmeye katkısı giderek büyüyor.

    Bu bakımdan günümüzde bir ülkenin dayanıklılığının, enerjisinin ve gücünün ölçülerinden biri, GSYİH'sinin hafifliği olmak zorunda.

    Ülkenizin Açık Olma Cesareti Var mı?
    Kapalı yaşayanların kendilerini açık yaşayanların açık yaşayanlardan daha güçlü sandığı bir dünyadan, açık yaşayanların kapalı yaşayanları kat kat geride bıraktığı bir dünyaya geldik.

    Gizlilik etrafında oluşturulan kültür, daha yavaş bir dünyaya yakışan daha yavaş bir kütürdür. Bu kültürde şirketiniz daima kendi bildiklerine olduğundan fazla değer vermeye, açıkça ortada olanın değerini ise azımsamaya başlar. Shapiro'nun yaklaşımı ise şu: "Ben daha çok şöyle demeyi tercih ederim: Bak, bu sistemin işleyişi hakkında bütün bildiklerimi sana anlatacağım, ama yine de onu senden bin kat iyi işleteceğim". Çünkü gerçek şu ki tekelci enformasyona uzun süre güvenemezsiniz. Neticede önemli ve kalıcı tarafı, sonuna kadar açık bir yarışta size bir rakip olarak üstünlük kazandıran şeyin ne olduğudur. Enformasyonu yönetme ve değiş tokuş etme yönteminiz ve bir şirket olarak öğrenme yönteminiz-sürekli kılabileceğiniz avantajlar yalnız bunlardır..

    Ülkeler için de durum aynı. "Bütün söyleyebileceğim şu ki" diyor Mason, "eğer açıksanız, bildiğinizi sandığınız şeyin kurbanı olma ihtimaliniz kapalı sistemlere göre çok daha düşüktür. Japonya'nın bankacılık sektörüne bakın. Neden teknik olarak iflas etmiş durumda? Çünkü son derece kapalı, Bildiklerini sandıkları şeyin kurbanı oldular".

    Silikon Vadisi'ni benzersiz kılan şey, teknoloji firmaları arasındaki sınırların ve ayrıca bu firmalar ile girişim sermayesi topluluğu, bankacılık topluluğu, üniversitedeki araştırmacılar topluluğu ve yerel yönetim arasındaki sınırların son derece açık olmasıdır.

    Ülkeniz Dost Edinmede Ne kadar Başarılı?
    Küresel bir ekonomide, bazı sektörlerde ayakta kalabilmeniz için küresel düzeyde rekabet etmeniz şarttır ve bunun için de ittifaklar kurmanız gerekir.

    Stephen J. Kobrin, "teknoloji ölçeği öyle bir noktaya vardı ki piyasa liderleri bile rekabetçi bir Ar-Ge çalışmasını tek başına yürütecek kaynaklara sahip olmayabiliyor; çünkü olağanüstü maliyetler, belirsiz sonuçlar ve elbette, daha kısa ömürlü ürün çevrimleri söz konusu". Ayrıca, günümüzde dünyasında bazı kompleks ürünleri geliştirmek için gerekli bilimsel ve teknik bilgi o kadar kapsamlı ki birden çok firmanın kaynaklarını birleştirmesi zorunlu oluyor.

    İttifak birleşme demek değildir. İki şirketin kendi özgün kimliklerini koruması, ama son derece yakın bir ilişki içinde birlikte çalışma kararı alması demektir.

    Ama kabadayıları savuşturmak için daha çok müttefike gerek duymanın ötesinde, bugünün duvarsız dünyasında her zamankinden daha büyük tehlike oluşturan çok sayıda uluslararası sorun var. Bu sorunları etkili bir şekilde çözmenin tek yolu, devletlerin devlet-dışı aktörlere karşı el ele vermesi-ister terörizm olsun, ister Mafya, ister silahlanma yanlıları, ister El Nino.

    Ülkenizdeki Yönetimin Kafası Çalışıyor mu?
    Yönetim her zaman önemlidir, ama bu karmaşık ve hızlı tempolu sistemde yönetim ve liderlik azıcık daha önemli. Günümüzde bir ülkenin üç demokratikleşme sürecinden haberi var mı ve bunlardan yararlanmayı biliyor mu? Çünkü dünyayı göremiyorsanız ve dünyayı biçimlendiren etkileşimleri göremiyorsanız, dünyaya ilişkin stratejiler kurmanız imkansızdır.

    Ülkenizin Markası Ne Kadar Kaliteli?
    Günümüzün küreselleşmiş dünyasında, gerek güçlü küresel şirketlerin gerekse güçlü ülkelerin, tüketicileri ve yatırımcıları yanlarına çekecek ve yanlarında tutacak "güçlü" markalara ihtiyacı var. Marka nedir? "tüketiciler bir ürün ya da hizmetten sağladıkları somut ya da soyut bir dizi faydayı o ürün ya da hizmetin adıyla özdeşleştirdiğinde" diye yazıyor McKinsey ekibi, "o ad bir marka haline gelir. Bu özdeşleşme güçlendikçe tüketicilerin sadakati artar ve yüksek bir fiyata karşı direnci azalır"... Marka değeri oluşturmak için bir şirket iki şey yapmalıdır: Birincisi, ürününü pazardaki diğer ürünlerden ayırmalıdır; ikincisi, reklam ve pazarlama faaliyetlerinde ürünü hakkında söylediklerini ürünün kendisiyle bağdaştırmalıdır. Bundan sonra marka ile müşteri arasında bir ilişki gelişir... Bağdaşım güçlendikçe, marka da güçlenir..

    Bir ülke kendi markasını lekeleyebilir de. 1990'larda Malezya harika bir marka imajı geliştirmişti: Teknoloji devrimini kucaklayan ve adını enformasyon teknolojisiyle özdeşleştiren çok etnik kökenli bir İslam ülkesi imajı. Hatta Kuala Lumpur yakınlarında, Enformasyon Teknolojisi Süper Koridoru diye adlandırdığı bir ileri teknoloji parkı bile inşa etmişti. Ama 1997 yazında Uzakdoğu para birimleri çökünce ve Başbakan Mahathir Yahudileri, George Soros"u ve Başbakan Yardımcısı Enver İbrahim"i Malezya ekonomisini çökertmeye yönelik gizli tertipler çevirmekle suçlayan nutuklar atmaya girişince, Malezya AŞ markası bozuldu ve bu ülkeye duyulan uluslararası güven zedelendi. (devam edecek)

Sayfa 2/5 İlkİlk 1234 ... SonSon

Gönderi Kuralları

  • Yeni konu açamazsınız
  • Konulara cevap yazamazsınız
  • Yazılara ek gönderemezsiniz
  • Yazılarınızı değiştiremezsiniz
  •