Sayfa 1/8 123 ... SonSon
Arama sonucu : 89 madde; 1 - 12 arası.

Konu: Yanlış anlama-anlaşılma ve anlaşmalar

  1. #1

    Esas Yanlış anlama-anlaşılma ve anlaşmalar

    Ne çok yakınıyoruzdur:


    -Beni kimse anlamıyor-anlamadı.
    -Beni bir sen anladın o da yanlış anladın.
    -Öyle demek istememiştim(tin)
    -Peh artık anlaşılma kaygısı taşımadan yaşıyorum.
    -Anlamazsan anlama umurumda değil.
    -Ne kadar anlatırsan anlat karşındakinin algılama kapasitesi kadar anlaşılırsın.


    Hep yanlış anlamalar, anlaşılmalar sonucunda yanlış anlaşmalarla oluşan iletişim kopukluklarından yakınırız.

    Bazen, iyi niyetliyizdir gerçekten ama eksiklikler vardır. Yetemiyordur ifade gücümüz.

    Ya da farkında olarak veya farkında olmadan dolaylı imalarla iletiriz mesajlarımızı.

    Kimi zaman da gardımızı almayı sezinlettirecek eksik ifade edilen ve ya niyet çarpıklıkları karşılığında;
    hani bazen anlarız da, -aptala yatarız - anlamamazlıktan geldiğimiz de olur. Kandırıldığımızı düşünmesine izin veririz, aslında aklımızdaki bildiğimizi düşünür, uygularız.


    Bu başlıkda anlaşamamamıza, kırgınlıklara, kızgınlıklara neden alan deyişleri ve esasında neyi anladığımızı ve ya altında yatan düşünceleri nedenleri ile yoruma açalım, derim.


    Bireysel olabileceği gibi sosyolojik olarak etkileşimi yönlendiren tarzlar-yaklaşım örnekleri olabilir tabii.
    Hiçlikten ne öncesini, ne sonrasını biliyoruz. Ömrümüzün kolları iki yanda açık sonsuzlukta, belirleyemediğimiz...

  2. #2

    Esas

    İnsan davranışlarında anlaşılmamaya, beraberinde anlaşmazlıklara yol açan ne çok örneklemeler yaşar ve yaşatırız.

    Sanırım daha çocuklukta başlar bu sorunlar. Ki çocuklar safiyane, düz, açık, dolaysız tavırları ile yaşama başlarlar esasında. Ne yazık ki aile ilişkileri ile başlayan sosyallikleri, biraz da insan doğasındaki savunma mekanizmaları, duygulanım döngüleri, zeka kapasiteleri, yoğrularak biçimlenme tarzları karakteristik özellikler bütününde ortaya çıkmaya başlar; ifade tarzları ve davranışları...

    Bireysel tarzlar toplumsal yapımızı da etkinleştirir. Toplumsallık da bireyleri. (Yumurta-tavuk hadisesi) Ve tabii ki geldiğimiz aşamada ülke toplumları da tüm dünyayı.
    Hatta siyasi yönetim erk kültürlerinin biçimlenmesinde yansımalarını ayrımsamak olanaklı.

    Dallanıp budaklandırarak ele almak biraz konunun özünden kopmamıza neden olabileceği kaygısını taşıdığımdan başlangıçta akla ilk gelebileceklerle aralasak başlığımızı iyi olur düşüncesindeyim.


    Sade, sıradan karşılaşabileceğimiz bir örnek ile başlayayım:

    "bana güvenme derken, aslında kendine bu kadar güvenme demek istemiştim.. anlatamadım.. anlayamadın.."

    Ne dersiniz; nasıl açılım sağlayabiliriz?
    Hiçlikten ne öncesini, ne sonrasını biliyoruz. Ömrümüzün kolları iki yanda açık sonsuzlukta, belirleyemediğimiz...

  3. #3

    Esas

    Göz gezdirdiğim çeşitli paylaşım alanlarından birinde;

    "bana güvenme derken, aslında kendine bu kadar güvenme demek istemiştim.. anlatamadım.. anlayamadın.."

    yazıyordu.

    İlgimi çekmişti. Belli ki içte kırgınlık vardı. Anlaşılamanın sonucunda anlaşmazlık!..

    Bana göre; öncelikle iletişime geçilen zeminde karşılıklı isteklerin, niyetlerin, içtenliklerin net olması gerekiyor.

    Eksik anlaşılmalarda bazen haklılık-haksızlık bir karmaşa hali oluşturabiliyor ve ya bir karmaşa durumu karşılıklı anlaşılamamaları beraberinde yaratabiliyor.

    Tarafların iyi niyet ve ya art niyetli olup olmamaları nedenlerden biri olabilir tabii.

    Ama; güven kriterinin göstergelerinde, referans dayanaklarında uyumlu olabilmek, aynı ölçülere sahip olmak, çok kolay da olmayabiliyor. Fedakarlık-hoşgörünün, güven duygusunun harmanında olması gerektiği ağırlık kazanabiliyor.

    Veya, taraflardan birinin; yoğun beklentisinin gerçekleşebilme ihtimalinin, zorluğunun nedenlerini ayrıca göğüslenmesi gerekenlerde, kendisine düşen payın ağırlığını göremediğinden-görmek istemediğinden sorun çıkabiliyor. O sorumluluğu taşımak niyeti hafife alınıyor bazen.

    Nedense fiiliyatta karşılıklı ilişkilerde, beklentilerin yoğunluğunda, hep karşıdan güven ispatı istenerek tek taraflı hesap yapılır.

    Amaç bir güven köprüsü oluşturmaksa,(tek taraflı üstlenilecek bir olgu olamaz. güven isteyen verebilmek zorundadır aynı zamanda) güven duygusunu somut davranışlarla pekiştirmek öyle dil ucuyla gerçekleşmez.

    Devam edeceğim.
    Son düzenleme : Sesil; 27-07-2009 saat: 01:14.
    Hiçlikten ne öncesini, ne sonrasını biliyoruz. Ömrümüzün kolları iki yanda açık sonsuzlukta, belirleyemediğimiz...

  4. #4
    Duhul
    Oct 2005
    İkamet
    İstanbul.
    Gönderi
    3,200
    Blog Yazıları
    5

    Esas

    Güzel bir konu..
    Aklıma gelen bazı tespitlerimi yazayım..
    -Yanlış anlayan yanlış yapar....
    -Doğru anladığını zannederken aslında yanlış anladığını farkedemeyen de yanlış yapar...
    -Kendi doğrularını dikte ettirmeye çalışarak bilerek/bilmeyerek yanlış yapanlarda vardır.
    -Yanlış yaptığı halde..ve yanlış yaptığını anladığı halde geri adım atamayıp yanlışı devam ettirenlerde vardır...
    -İki yanlış bir doğru yapar diye düşünenlerde vardır.

    Devam ederim...
    Selamlarımla......REST
    •Bence tabiiiii..>>>®''Trademark''

  5. #5

    Esas

    Sn Rest, gelin arkadaş buralardayız hep beraberiz nasıl olsa..

    Sizin yazı uslubunuzda renkli-pratik bir zeka tarzını farkederim.

    Zaten, yanlız kalırsam otorite edası ile hava atarak boş boş ahkam kestiğimi hissedeceğim.

    Evet, çok yönlü çözümlemelere ihtiyaç duyan bir konu. Bireysel ve sosyal olarak hepimizin mutlaka yaşadığı yaşatıldığı sorunlar yumağı. İlginçtir, herkes şikayetçidir de nereden kaynaklanır çok da kafa yorulmaz, sanki mevcut durum kaderimizmiş gibi, üstelik bizzat bilerek bilmeyerek kendimizce haklılık kılıfları uydurulur ve sebeplerin rollerini taşıdığımız da olur.

    Onaylanma, kabul görme, takdir edilme, kaybetmeme, kırmama adına muğlak-kaçak-kapalı duruşlar sergilenebilir kimi zaman. Niyetin amacı iyi de olsa, kötü de olsa.
    Son düzenleme : Sesil; 28-07-2009 saat: 02:01.
    Hiçlikten ne öncesini, ne sonrasını biliyoruz. Ömrümüzün kolları iki yanda açık sonsuzlukta, belirleyemediğimiz...

  6. #6

    Esas

    YANLIŞ ANLAMAK


    1. Düşündüğünüz,

    2. Söylemek istediğiniz,

    3. Söylediğinizi sandığınız,

    4. Söylediğiniz,

    5. Karşınızdakinin duymak istediği,

    6. Duyduğu,

    7. Anlamak istediği,

    8. Anladığını sandığı,

    9. Anladığı.

    arasında farklar var.

    Dolayısıyla insanların birbirini yanlış anlaması için en az 9 ihtimal var...


    Sylviane Herpin
    Hiçbir İyilik Cezasız Kalmaz...

  7. #7
    Duhul
    Jul 2005
    Gönderi
    13,867
    Blog Yazıları
    8

    Esas

     Alıntı Originally Posted by lutas Yazıyı Oku
    YANLIŞ ANLAMAK


    1. Düşündüğünüz,

    2. Söylemek istediğiniz,

    3. Söylediğinizi sandığınız,

    4. Söylediğiniz,

    5. Karşınızdakinin duymak istediği,

    6. Duyduğu,

    7. Anlamak istediği,

    8. Anladığını sandığı,

    9. Anladığı.

    arasında farklar var.

    Dolayısıyla insanların birbirini yanlış anlaması için en az 9 ihtimal var...


    Sylviane Herpin
    Mükemmel sayın lutas, her zamanki gibi.

    - Kuralları okumak için buraya tıklayabilirsiniz.
    - Forum hakkında önemli bilgileri (konu açmak, BLOG'a yazmak, itibr puanı) burada bulabilirsiniz.
    - Forumumuzda siyasi ve dini yazılar kabul edilmiyor.
    - Yönetici olarak arkadaş ve red listemin boş olması gerekiyor. Bu nedenle arkadaşlık taleplerini üzülerek boş bırakmak zorundayım.
    - Forum hakkında Sıkça Sorulan Sorularınıza (SSS) cevapları burada bulabilirsiniz.

  8. #8

    Esas

    Aslında yanlış anlama veya yanlış anlaşılma denen kavramlar hep bizlerin anlatımıyla ilgili bence...Karşımızdaki kişiye (özellikle üzüleceği) bir şeyi anlatmaya çalışırken ezilir,büzülür,dolambaçlı yollardan anlatmaya çalışırız,net olmayız hatta biz konuyu ağzımızda gevelerken onun şıp diye tam olarak anlamasını bekleriz...Tabii ki karşıdaki kişi de ya yanlış anlar,ya anladığını anlamak istemez ya da anladığını kendi istediği gibi yorumlar...
    Bunun sebebi de millet olarak duygusal bir yapımızın olmasıdır...
    Duygu ile mantığı birbirine karıştırmadığımız vakit işler çok daha kolay olacaktır sanırım...

  9. #9

    Esas

    Evet arkadaşlar, bakın böyle güzel oluyor.

    Şu ana kadar yazdıklarımızdan,

    anlayamamak-anlaşılamamak olasılığının oldukça sık yaşanması için çoook neden var.

    Düşündüm de tersinden gitsek mevzuya.

    Şöyle desek; normaldir!

    O zaman insanların bu kadar tasalanmasına gerek de kalmaz.

    Uğraşmanın ne anlamı kalır? İnsanlar anlaşmak zorundalar mı ki?

    İşte!.. O kadar basit olabilseydi?..


    Şöyle canlandıralım;

    İnsanların, konuşma - gözlerin görme - ellerin dokunma - hareket, mimik, jest, vücut dili - kulakların duyma ve aşk, sevgi - doğayı kavrama, soyutlama, yorum yeteneği hiç ortaya çıkmamış olsun.

    İyi de, insana dair ne kalıyor geriye? Varlığımız tümden yok olur!..

    Ya da,

    bu özelliklerimiz az gelişmiş olsun. Hani yarım yamalak. Tüm ünsanlar eşit düzeyde, ama, ehhh biraz bu yanlarımızla özürlü olmuş olalım.

    Ne enteresan olurduk.

    Sarhoş muhabbeti yapanlar ve ya yetileri iyice azalmış ihtiyarlar gibi...

    Kimsenin kimseyi dinlemediği, kendinden başkasını umursamadığı bir dünya...


    Peki bu kadar donanımlı olduğumuz halde nedir bunca yakınma?

    Yoksa değişen sadece;

    öncelikle kendimizin kaale alınıp anlaşılma isteği midir? Karşımızdakilerle ilgilenme isteği duymadan...

    Aynı kapıya çıktığında ne oluyor?

    Anlaşamamazlık!



    Değişik pencerelerden, açılardan bakmaya devam...
    Son düzenleme : Sesil; 29-07-2009 saat: 00:46.
    Hiçlikten ne öncesini, ne sonrasını biliyoruz. Ömrümüzün kolları iki yanda açık sonsuzlukta, belirleyemediğimiz...

  10. #10

    Esas

    Bir de şu ayrımı yaparım;

    anlamamak - anlaşılamamak

    beraberinde anlaşamamazlık çıkar sonucunda.

    Ama her anladığımızda ve ya anlaşıldığımızda

    karşılıklı anlaşma çıkmayabiliyor ortaya.

    Özellikle çok iyi anladığımızda ya da anlaşıldığımızda;

    yapılan yorum, davranış, dile getirilen, farkedilen niyetin amacı

    anlaşmazlık - uyumsuzluk - onaylamama - hak vermemek - suçlamak - suçlanmak

    karşılığına dönüşebilir.


    bir çeşit ters mutabakat...

    Sorun sadece anlayışsızlık değildir.

    Yanlış anlaşılmak ve ya anlamak gibi iletişim tarzında yıpratıcı gelebilir.

    Önlemleri, çözümleri neler olabilir?

    İrdeleyelim bakalım...

    Bu arada; anlamak ve anlaşılmak;

    tamamen aynı fikirde olmak değildir ve düşünce paylaşımında birebir örtüşmek için de yapılmaz.
    Son düzenleme : Sesil; 29-07-2009 saat: 01:13.
    Hiçlikten ne öncesini, ne sonrasını biliyoruz. Ömrümüzün kolları iki yanda açık sonsuzlukta, belirleyemediğimiz...

  11. #11
    Duhul
    Mar 2009
    İkamet
    soğuk sular
    Gönderi
    2,174

    Esas

    bende biraz farklı açıdan ele alayım yanlış anlaşılma,anlaşılmama mevzuunu...

    Çocukluğumda tarifini bilemezdim tabi de dönemin dizilerinde ve sinema filmlerinde olurdu. “Salak kadın” bir türlü söylemezdi,o herifi öpmüyordu aslında. Allahın öküzü öyle sarmalamış ki kadını…ata’mızdan yadigar, hepimizin ezbere bildiği “cebren ve hile ile” pelesenkinin “cebren” kısmıyla olmuştur olay halbukine!




    -nıhahaaa benim olacaksın

    -bırak dedim bırak alçak adam!








    Kocası girer içeri birden;






    -ooo hanım! Meşgul etmiyorum ya?!

    -bahtiyar!

    -nurten! Nurten bu ne Allah belanı versin!

    -bahtiyar! nayır nayır bahtiyar dur,göründüğü gibi değil.

    -bırak bana anlatma

    -bahtiyar dur gitme hüüüüüü!





    Bunun gibi şeyler işte… sonra o kadının önce tırnaklarını, sonradan da için için kendini yediğine şahit olurduk. Filmin sonuna kadar da “ha şimdi konuşacaklar,ha oldu,ha olmadı” diye diye biz içimizi yerdik!

    Mesela burada enterasan bir şey de vardı. Çok dikkat etmezdik ama o adamın gözünde o kadın demek ki onu aldatacak potansiyele sahipti. Dinlemez çeker giderdi.

    Ya da;

    -şırrrakkk! diye tokadı yapıştırır,

    -Yosmaaaa! Der çeker giderdi.

    “Benim eşim böyle şey yapmaz,vardır bu işte bir bit yeniği” demezdi yani.
    Kadın yanlış anlaşılmıştı ama acaba aynı zamanda da yanlış bir eş mi seçmişti acaba!

    Şöyle bir mana çıkarabiliriz mevzudan;

    bir insan size karşı tam itimat halinde değilse, başınıza gelebilecek olağandışı bir yanlış anlaşılma durumu olduğunda, ne yaparsanız yapın anlatamazsınız kendinizi!

    İnanın kimin dediğini bilemiyorum,o dedi bu dedi diye birkaç yerde gördüğüm için yıllardır emin olamadım;

    “beni birtek o anladı, o da yanlış anladı”

    insanın anlaşılmasının bir "lüks" olduğunu biliyorum.Demek ki insan anlaşılsa dahi yanlış anlaşılabiliyor. Zaten kendimizi anlatmakta zorluk çekerken, bir de yanlış anlaşılmak nasıl bir şeydir. tanrım, taşıyabileceğim kadar yük yüklersen çok memnun olacağım!

    Bazen yanlış anlaşılmak veya bunu istemek de önemlidir. Mesela Mehmet ali Erbil tarzı birini yanlış anlamazsanız ya katil olursunuz, ya cinayete teşebbüsten hüküm giyersiniz

    Seçim döneminde sorar mesela kıza.

    -Sen de verdin mi?

    Kahkaha kıyamet tabi. Kız “evet verdim” der

    “kime verdin” der,

    millet yarılır tabi o anda. Şimdi hakaret davası açsan savunmasında diyebilir ki “yahu seçim dönemiydi, ben de oy verdin mi dedim.yanlış anlamış!”. Yani hep kötü tarafından bakmamak lazım olaya. Arada yanlış anlamak lazım yani!

    Güreş müsabakası hayal edin, Türk ve rus güreş yapacak. Yorumunuzu soruyorlar
    “O rus bu çocuğu yener” cümlesini sesli olarak söylerseniz nasıl bir yanlış anlamanın dibine vurulur anlarsınız!

    Bu konu çok derin bir mevzu aslında. Çoook şeyler anlatabilirim ama sıkıntı vermek istemiyorum.

    Şunu söyleyim, ister teknolojide 3g'ye çıkalım, ister 29 harfe… istersek uzay çağında yaşayalım… ne kadar gelişsek de anlaşılmak için yapabileceğimiz çok bir şey yok.
    Dornbusch:`Yatırımcı; kuzunun kalbine, filin hafızasına ve ceylanın bacaklarına sahiptir`

  12. #12

    Esas

    Güzeldi kompozisyon Sn.carcharias,

    Yokkk yookk öyle "can sıkarım" kaygısına gerek yok efendim.

    Böyle bir konu insanlarımız için müptezellik arz etmekte. Az mı çekiyoruz bu beladan...

    Geçmişte Türk halkı kapalı bir toplum olarak tanınırdı. Maaşallah aştık, epey açıldık. Zamansız açan çiçekler gibi. Bu arada içten çıkardık çekingen içtenliğimizi. Bu kez de hinliklerle nasıl baş edeceğimizi karıştırıyoruz.

    Velhasıl nasıl, neler yapsak vaziyetleri arapsaçından aralayıp, hayatı omuzlarımıza düzenleyip taşımakta zorlanıyoruz yine de...

    Bir tanıdığım vardı. "Hayat çok basit esasında" derdi.

    Yahu sorun da bu galiba.

    Basitleştirenlerle hafifliğinde buluşamıyor muyuz nedir?

    Yalnız kafama başka bir acaiplik takılıyor.

    Bu başlık 5 yıldızla taçlandırılmış. Aynı bölümde Sn. Bora Yaşar'ın başlığı ise 3 yildızla sabote edilmiş.

    Anlayamadığım bu yıldızların kaçı gökyüzüne tepeye taşır bu yazıları?

    Anlayışım kıtlaşıyor arada.
    Son düzenleme : Sesil; 29-07-2009 saat: 18:45.
    Hiçlikten ne öncesini, ne sonrasını biliyoruz. Ömrümüzün kolları iki yanda açık sonsuzlukta, belirleyemediğimiz...

Sayfa 1/8 123 ... SonSon

Gönderi Kuralları

  • Yeni konu açamazsınız
  • Konulara cevap yazamazsınız
  • Yazılara ek gönderemezsiniz
  • Yazılarınızı değiştiremezsiniz
  •