1- Başbakan Bülent Ecevit, Mazıdağı'nda yeni fosfat üretimi projesini inceledi ve Bitlis Sigara Fabrikasının temelini attı. Ecevit Mazıdağı'nda yaptığı konuşmada, ülkemizde bol miktarda fosfat yataklarının bulunduğunu bildirdi ve fosfat dışalımının sona erdirilmesi halinde, Türkiye'nin 40 milyon dolar döviz sağlayacağını belirtti. Ecevit,Bitlis Sigara Fabrikasının temelini atarken yaptığı konuşmada ise, fabrikanın yılda 4 bin 200 ton sigara üreteceğini ve 1200 kişiye iş olanağını yaratacağını bildirerek, kuruluşun yatırım tutarının 1 milyar 50milyon lira olacağını, ekonomiye yılda 1 milyon 750 milyon lira katkıda bulunacağını söyledi.
2- AP Genel Başkanı Süleyman Demirel, TRT Genel Müdürlüğüne yeni bir yazı göndererek «Cumhuriyet Senatosu üçte bir yenilemeve Milletvekili ara seçimlerine yaklaşıldığı şu günlerde, sizi bir defadafa uyarır, TRT'yi hiç değilse seçim döneminde doğru dürüst hizmetyapabilmeye davet ederim» dedi.
3- IMF'ye verilen «Niyet Mektubu»nun Milliyet Gazetesine açıklanmasından sonra, kendisine bu konudaki görüşlerini soran gazetecilere, AP Genel Başkanı Süleyman Demirel, «Ben şimdi tetkik ediyorum,önce bir bakıp içini görelim. Ne var ne yok görelim» dedi.
4- AP Genel Başkan Yardımcısı Sadettin Bilgiç, Ankara'da yazılı olarak verdiği demeçte, «Ecevit'in temel atma töreni adı altındagösteriler yaptığını öne sürdü ve «Hükümet sorumluluğu taşıyanlar budenli şuursuz ve âr-ü hayadan mahrum olamazlar» dedi.
5- MSP Genel Başkan Yardımcısı Recai Kutan, Ankara'da basına yaptığı yazılı açıklamada, «AP'nin yayın organı gibi faaliyet gösterenbir gazetede, MSP ile CHP'nin arasında koalisyon hükümeti kurmaküzere çalışmalar yapıldığı haberi yayınlanmıştır. Bu haber tümüyle hayal mahsulüdür ve yalandır» dedi.
6- Ferhat Nuri Yıldırım'dan boşalan AP Ankara İl BaşkanlığınaBülent Şimşek özçelik getirildi.
7- ANKA Ajansının bir haberine göre, Mersin'deki ATAŞ Rafinerisine Dörtyol'daki petrol depolarından içinde bulunduğumuz Temmuzayı içinde 6 parti halinde toplam 99 bin ton 600 ton ham petrol geldi.
8- Türkiye Ticaret Odaları, Sanayi ve Ticaret Borsaları BirliğiBaşkanı Mehmet Yazar, Başbakan Bülent Ecevit'e bir telgraf çekerek,«24 Temmuzda İstanbul'da 7 işyerinin basılması olaylarını kınadı vesuçluların yakalanmasını» istedi.
9- Yarımca bölgesinde kurulu tüpgaz üretimi yapan Gaz AletleriAnonim Şirketi GAZAL işyerinde 550 işçi, dünden itibaren grev uygulamasına başladı.
10- Milli Türk Talebe Birliği'nin 56. Genel Kurul toplantısı İstanbul'da yapıldı ve Genel Başkanlığa Haşmet Oğuzalp seçildi.
11- İstanbul'da meydana gelen olaylarda, Ortaköy Eğitim Enstitüsû öğrencisi Selahattin Çevik ile Metin Aytaç adlı gençler; Adana'daise Şinasi Top adlı kişi öldürüldü.
12- Altunizade'deki evinden 17 Temmuz günü kaçırıldıktan sonra,dün gece düzenlenen bir operasyonla sağ olarak kurtarılan HüseyinUğurlu, kaldırıldığı Nişantaşı'ndaki Teşviki ye Sağlık Evi Hastanesi'nde;bir yakını tarafından basına okunan açıklamasında, «Ben ne Mafia lideriyim, ne de yeraltı dünyasının reisiyim. Kaçakçılıkla da hiçbir ilişiğim yoktur» dedi.
13- Mısır Büyükelçiliği'ni basarak görevli iki güvenlik mensulnü öldüren ve içeride bulunanları 45 saat rehin alan Filistinli dört gerilla Mervan Sebanu, Hüseyin Süleyman Abdullah, Muhammed BinEbuzerad ve Mustafa Beseyşiy, Sıkıyönetim Komutanlığı Askeri Mahkemesinde yapılan sorgularından sonra tutuklandılar. Sanıkların idamistemiyle yargılanmaları istendi.
14- Sendikalar Yasası'na aykırı davrandıkları, silahlı cemiyet kurdukları ve cemiyete silah sağladıkları gerekçesiyle gözaltında bulunan5'i MİSK Yürütme Kurulu Üyesi 8 kişi Sıkıyönetim Komutanlığı AskeriMahkemesinde yapılan sorgularından sonra tutuklandılar.
15- Erzincan ve Sivas İlleri Sıkıyönetim Komutanlığı, bir açıklama yaparak, Sıkıyönetim Mahkemesindeki bazı davaların sonuçlandığıve Komutanlık Askeri Savcılığı'nca «Sivas Ülkücü Memurlar Derneğiile Ülkü Ocakları Derneği yönetici ve mensuplarından 338 kişi hakkında teşvik, ızrar, güvenlik kuvvetlerine saldırı gibi suçlardan cezalandırılmaları istemiyle iddianame tanzim edildiği» bildirildi.
16- Hollanda Hükümeti tarafından 1967 depremi nedeniyle Adapazarı'na gönderilen 70 bin paket, birer kiloluk tereyağı, 12 yıl sonraİl İmar Müdürlüğü depolarında bulundu. Yetkililerce unutulduğu ilerisürülen 70 ton tutarındaki tereyağlarma Sakarya Valiliği ve AdapazarıBelediye Baskanlığı'nca el konuldu.
17- Maraş'ın Antalyalılar bölgesinde bir konuşma yapan KTFDBaşkanı Rauf Denktaş, «Biz Anavatandan kopmayacağız. Sabırla bekleyeceğiz. Bizim istediğimiz barış, ecdadımıza, şehitlerimize yaraşan birbarıştır. Rum'un barış dediği, içimize girmektir. Biz buna barış diyemeyiz, bunun adı esarettir. Bize ekmek vaad ediyorlar, ama o ekmeğiniçinde kelepçe varsa, Türk aç kalır, o ekmeği yemez. Rum tarafı anlaşma olmazsa patlayacakmış patlayacaksa patlasın» dedi.
18- Pakistan Devlet Başkanı Ziya Ül Hak, Pakistan televizyon veradyosundan yayınlanan demecinde, uluslararası baskıya karşın barışçı amaçlarla, nükleer enerji çalışmalarını sürdüreceklerini söyledi.
19- İsrail Dışişleri Bakanı Moşe Dayan, Lahey'de yaptığı basıntoplantısında, İran Silahlı Kuvvetleri'nin Lübnan'daki gerilla üsleri yerine bazen «suçsuz Lübnan halkını» hedef aldıklarını kabul etti. Dayan,FKÖ'nün «Yahudi topraklarına» yaptığı saldırılara son vermediği sürece İsrail'in de karşı saldırılara devam edeceğini belirtti.
20- AP Ajansının Washington mahreçli haberine göre; ABD Başkanı Jimmy Carter, boş olan Ulaştırma Bakanlığı ile Mesken ve ŞehirKalkınma Bakanlıklarına yaptığı yeni tayinlerle, kabinesindeki değişiklikleri tamamladı. Carter, eski New Orleans Belediye Başkanı MoonLandrieu'yu Mesken ve Şehir Kalkınma Bakanlığına, Portland BelediyeBaşkanı Neil Goldschimidt'i de Ulaştırma Bakanlığına getirdi.
21- İran'ın Kürt bölgesi Marivan'da, hükümet kuvvetleri ve Kürtlerin çarpışması sonucu 20 kişinin öldüğü, 30 kişinin de yaralandığı,yabancı ajanslar tarafından bildirildi.
22- Hindistan'da hükümeti kurmakla görevlendirilen CharanSingh, ülkenin 5. Başbakanı olarak yemin ederken, eski Başbakan Morarji Desai, Janata Partisi liderliğinden de istifa ederek, siyasetten çekildiğini açıkladı.
23- Irak Haber Ajansı'nın bildirdiğine göre, Irak'ta iktidardakiIrak Devrim Konseyi ve Baas Partisinin bazı üyeleri, parti ve devrimaleyhinde bazı gizli çalışmalarda bulundukları iddiasıyla tutuklandılar.
Aynı çember üzerindeyiz ama başkasının ölçüsünü kullanıyoruz !
analiz: http://www.sporx.com/basketbol
http://kantitatif.blogspot.com/
1- 147. dönem yedek subayların erken terhislerine ilişkin kararname Cumhurbaşkanı Fahri Korutürk tarafından imzalandı.
2- Sağlık ve Sosyal Yardım Bakanlığınca hazırlanan bir genelgeyegöre, Tam Gün Tazminat avansları belli oldu.
Başbakan Bülent Ecevit konu ile ilgili yaptığı açıklamada, TamSüre Çalışma Yasasıyla ilgili sözlerine karşılık yapılan eleştirileri yanıtladı.
3- Devlet Bakanı Enver Akova Ankara'da verdiği demeçte, 1617sayılı Toprak ve Tarım Reformu Ön Tedbirler Yasasına dayanarak Bakanlar Kurulunca alınan bir karar uyarınca Toprak ve Tarım Müsteşarlığıemrinde bulunan tarım arazilerinin topraksız ve az topraklı çiftçi ailelerine kiraya verileceğini açıkladı. Devlet Bakanı Akova ayrıca, «Hazine arazilerinin ve Vakıfların elindeki toprakları da kiraya vermek için hazırlıklar başladı» dedi.
4- Yurdışı İşçi Sorunları Koordinasyon Kurulu, Devlet BakanıHikmet Çetin'in başkanlığında toplandı. Kurulun amacının yurt dışındabulunan yurttaşların ekonomik, sosyal, kültürel sorunların çözümüneyardımcı olmak ve uygulamayı yakından izlemek olduğu bildirildi.
5- Ticaret Bakanı Teoman Köprülüler, fındık taban fiyatını 21ura 50 kuruş olarah ilan ederek, «Yeni fiyatın geçen yıla göre 5 lira:azla olduğunu ve yüzde 30 - 33 arasında artış getirdiğini» söyledi.
6- Millî Eğitim Bakanı Necdet Uğur düzenlediği basın toplantısında, «Teknik okullara ağırlık verilecektir» dedi.
7- Sanayi ve Teknoloji Bakanı Orhan Alp ilgililere verdiği talimat uyarınca sanayicilerden acil ihtiyaçlarını Bakanlığa bildirmeleriniistedi.
8- Başbakan Yardımcısı Sağlık ve Sosyal Yardım Bakanı VekiliFaruk Sükan ANKA Ajansına verdiği demeçte, «İlaca zam düşünmüyoruz» dedi.
9- Türk Sanayicileri ve İşadamları Derneği Yönetim Kurulu Başkanı Feyyaz Berker, ekonomimizin içinde bulunduğu durumla ilgili olarak yaptığı basın toplantısında, «Ekonomimiz halen ciddi bir bunalımiçindedir» dedi.
10- Elazığ'ın Kırklar semtinde Sivrice Azot Fabrikası İşçilerindenSanayi Tan bir grup tarafından açılan ateş sonucu öldü.
Anarşik olaylar Manisa, Edirne, Bingöl, Urfa, Sakarya, İzmit, Orduve Giresun'da da devam etti.
11- Kıbrıs Rum Yönetimi Başkanı Kipriyanu BM Özel TemsilcisiGalindo Pohl ile yaptığı görüşmede, KTFD Başkanı Rauf Denktaş'ınMaraş'la ilgili son önerilerini reddetti.
12- Amerikan Senatosunun Türkiye'ye uygulanan Silâh Ambargosunu kaldırma kararına karsı çıkan Rumlar Lefkoşa'nın Rum kesimindeAmerika aleyhinde gösteri düzenledi.
13- Birleşmiş Milletler Güvenlik Konseyi, ırkçı Güney Afrika yönetiminin işgali altındaki Namibya'nın bağımsızlığının tanınması amacıylabeş Batılı ülkenin verdiği önergeyi kabul etti.
14- Mısır'da bulunan İsrail askeri uzmanlarının bu ülkeyi terketmeleri ve Kahire ile Kudüs arasındaki özel telefon bağlantısının kesilmesisonunda İsrail ile Mısır arasındaki son direkt diyalog sona erdi.
Mısır Devlet Başkanı Enver Sedat İskenderiye Üniversitesinde yaptığı konuşmada, yeni bir savaş olasılığından bahsetti.
15- Birleşik Amerika Hükümeti, Lübnan'da yerleşmiş bulunan vatandaşlarına bir çağrıda bulunarak geri dönmelerini istedi.
Aynı çember üzerindeyiz ama başkasının ölçüsünü kullanıyoruz !
analiz: http://www.sporx.com/basketbol
http://kantitatif.blogspot.com/
2004
# SARK: TÜRKİYE BAŞBAKANI TAHRAN'DA
# BAZTAB:ERDOĞAN İRAN'DAN AYRICALIK ELDE ETME PEŞİNDE
# FRANKFURTER ALLGEMEINE ZEITUNG:ÖN PLANDA TİCARET OLACAK
# KOLNER STADT-ANZEIGER:TÜRKİYE... AVRUPA İÇİN BİR SINAV
# FRANKFURTER ALLGEMEINE ZEITUNG:AVRUPA İÇİN UÇAKLAR
# BERLINER ZEITUNG: CDU, TÜRKİYE KONUSUNDA VERHEUGEN'E YÜKLENİYOR
# DIE WELT: AVRUPA BU YÜZYILIN SONUNDA İSLAMİLEŞECEK
# ALITHIA: VETO TEHDİDİYLE ÖNLEMLERİ İLERİ GÖTÜRÜYORLAR... HÜKÜMET, LARNAKA LİMANI'NIN KIBRISLI TÜRKLER TARAFINDAN KULLANILMASINI ÖNERİYOR...
# AS SAFIR:KÜRTLER İLE İSRAİL ARASINDA İTTİFAK... SURİYE, İRAN VE TÜRKİYE'NİN KAYGISI
SARK:
TÜRKİYE BAŞBAKANI TAHRAN'DA
ANKARA, 28/07(BYE)--- İran'da yayımlanan Şark gazetesinin 28 Temmuz 2004 tarihli sayısında, Ferşad Mahmudi imzasıyla ve yukarıdaki başlık altında bir yorum yer almıştır. İnternetten sağlanan yorumun çevirisi şöyledir:
Türkiye Başbakanı'nın Tahran ziyareti, Irak'ta koalisyon güçlerinin iktidarı geçici hükümete devretmesinden yaklaşık bir ay sonraya rastlıyor. İkili görüşmelerin dışında müzakerelerin en önemli konusunu Irak'ın oluşturacağı sanılıyor.
İki ülke tarafından yapılan basın açıklamalarına göre, bu ziyaret, iki ülke ilişkilerinin gelişmesiyle Ankara ile Tahran arasındaki düzenli diyaloglar çerçevesinde yapılıyor.
İran ve Türk yetkililerinin son görüşmeleri, bu sene haziran ayında İstanbul'da yapılan İKÖ üyesi ülkelerin dışişleri bakanları toplantıda gerçekleşmişti. İran Dışişleri Bakanı, toplantının başkanlık görevini Türk meslektaşına devretmişti.
Şu anda Türkiye Dışişleri Bakanı olan Abdullah Gül, yaklaşık iki yıl önce yapılan seçimlerde AKP'nin kazanmasıyla Başbakanlık görevini üstlendiğinde İran'ı ziyaret etti. Abdullah Gül'ün İran ziyareti, ABD liderliğindeki koalisyon güçlerinin Irak'a saldırma ihtimalinin gölgesinde geçti.
Irak saldırısından birkaç ay önce gerçekleşen kısa Tahran ziyaretinde Gül, Ankara'nın da Tahran gibi, Irak'ın toprak bütünlüğünün korunmasını ve meselenin BM aracılığıyla çözümlenmesini istediğini açıkladı.
O dönemde ABD, Irak saldırısında İncirlik Üssünün kullanılması için Ankara'ya çok baskı yapmasına rağmen, Türkiye'nin yeni hükümeti bu baskılara karşı durdu ve Irak'a yönelik saldırıda üslerinin kullanılmasına kesinlikle izin vermedi.
Washington ve Ankara ilişkileri bu dönemde biraz gerginleşti, ancak Irak'ta savaşın şiddetinin azalmasından sonra, ABD ve Türkiye Dışişleri Bakanlarının Washington ve Ankara ziyaretleriyle ilişkilerdeki gerginlik azaldı.
İKÖ dışişleri bakanları toplantısından bir hafta sonra İstanbul'da yapılan NATO Zirvesinin Türkiye ve ABD ilişkilerini ısıttığı görüldü. Öyle ki ABD Başkanı Bush, Türkiye'nin AB üyeliğini destekledi. Ancak bu destek, AB yetkilileri tarafından pek hoş karşılanmadı ve ABD, "kendisini ilgilendirmeyen işlere karışmakla" suçlandı.
Erdoğan, AKP'nin zafer kazanmasından sonra, siyasi yasaklı olmasından ötürü anayasa gereğince Başbakanlık görevini üstlenemedi. Ancak AKP'nin çoğunluğa sahip olduğu parlamento tarafından anayasanın düzeltilmesinden sonra Erdoğan nihayetinde Başbakanlık görevine geldi. Bu makam, Cumhurbaşkanlığından sonra geliyor, ancak anayasa gereği yürütme işlerinin sorumluluğu Başbakandadır.
Erdoğan Başbakanlık görevini aldıktan sonra, iktidarın ilk günlerinde Irak sorunuyla uğraşan Abdullah Gül, Dışişleri Bakanlığı görevine getirildi. Ondan sonra da iki kez İran'ı ziyaret etti. Bir kez İKÖ üyesi ülkelerin dışişleri bakanları -bu arada Irak'a komşu ülkelerin dışişleri bakanları toplantısı da yapıldı- toplantısına, ikinci kez de geçen kış, sınırlarında olup bitenler hakkında görüş alış verişinde bulunmak için Kemal Harrazi'nin misafiri olarak İran'a geldi.
Tabii Irak'a komşu ülkelerin dışişleri bakanlarının toplantısında bir araya gelen iki ülke dışişleri bakanları daha sonra İstanbul'da görüştüler. Bundan sonraki ikili görüşme şubat ayında Tahran'da yapılacak.
Türkiye Başbakanı'nın iki kez ertelenen Tahran ziyaretinde iki ülke, birçok konuyu değerlendirecek. Diğer bölgesel konular arasında İslam dünyasındaki ve özellikle Filistin'deki gelişmeler yer alıyor. Ankara ile Tahran arasındaki ikili konuları ise, İmam Havaalanı ile cep telefonu operatörü gibi ekonomi projeleri oluşturuyor.
Tahran ziyaretinde Erdoğan'a bir grup işadamı, bakanlar ve 40 kadar basın mensubu eşlik ediyor. Türk yetkililer bu ziyaretten önce yaptıkları açıklamalarda, Ankara'nın, İran sınırları yakınında ve Kuzey Irak'ta konuşlanan Kürdistan İşçi Partisi (PKK) unsurlarına karşı Tahran'ın işbirliğini artırmasını isteyeceğini belirttiler.
Suriye Başbakanı'nın Türkiye ziyaretinden birkaç gün sonra ve Suriye Cumhurbaşkanı'nın İran ziyaretinden önce gerçekleşen bu ziyaretin zaman açısından önemine değinen Ankara, gündeme gelecek bazı politikalarda iki ülke yetkililerinin görüşlerinin aynı olması durumunda, bu ziyaretin, Ankara ile Tahran ilişkilerinde yeni ve stratejik bir sayfa açacağını tahmin ediyor.
Erdoğan başbakan olmadan önce yapılması planlanan ziyaret, dün akşam gerçekleşti ve Başbakan Erdoğan, Türkiye'nin üçüncü İslamcı üst düzey yetkilisi olarak Tahran'a geldi. Daha önce Refah Partisi lideri olan ve İran ziyaretinden kısa bir süre sonra iktidarı laik Bülent Ecevit'e teslim eden Erbakan ile Başbakanlık görevini bir süreliğine üstlenen Abdullah Gül İran'a geldiler ve şimdi de İslamcı Erdoğan İran'da.
BAZTAB:
ERDOĞAN İRAN'DAN AYRICALIK ELDE ETME PEŞİNDE
ANKARA, 28/07(BYE)--- İran'ın Baztab adlı haber portalında 28 Temmuz 2004 tarihinde yukarıdaki başlık altında yer alan Farsça haberin çevirisi şöyledir:
Türkiye Başbakanı Recep Tayyip Erdoğan bu sabah erken saatlerde üç günlük bir ziyaret için üst düzey bir siyasi heyetle Tahran'a geldi. Erdoğan Mehrabad Havaalanında İran Ulaştırma Bakanı Ahmed Hürrem tarafından karşılandı.
Fars Haber Ajansı'na göre, Türkiye her zaman büyük anlaşmalarla İran'da ayrıcalık kazanma peşinde olmuştur. Ancak İran şimdiye kadar bu ülkeye özel ayrıcalık kazandıracak bir anlaşma gerçekleştirememiştir. Türkiye ile İran arasında, İran'ın Türkiye üzerinden Avrupa'ya doğalgaz ihracına ilişkin müzakereler hala bir sonuca kavuşmadı. Türkiye'ye ihraç edilen doğalgaz fiyatının düşürülmesi konusu da bu gezi programında yer almaktadır. Doğalgaz satış anlaşması yıllar önce imzalanmasına rağmen Türkiye, alım sürecinde kopukluk ve aksaklık yaratmıştır.
İran Cumhurbaşkanı Birinci Yardımcısı Muhammed Rıza Arif, İran'ın dış politika önceliğinin çeşitli ülkelerle ilişkileri geliştirmek olduğunu söyleyerek bu hususta Türkiye'nin özel bir konuma sahip olduğunu ifade etti. Arif, son yıllarda Tahran-Ankara ilişkilerinin iyileşmeye doğru yol aldığını, şu anda da siyasi ilişkilerin ve iki ülke arasındaki güvenlik işbirliğinin iyi durumda olduğunu söyledi.
Arif, iki ülkenin iradesiyle ekonomik ilişkilerin geliştirilerek beş milyar dolar düzeyine ulaşması ve mevcut ekonomik işbirliğinin gelişmesiyle iki ülke arasında gelişme ve kalkınmaya tanık olunacağı yönünde ümit verdi. Arif, Erdoğan'ın Tahran gezisi sırasında iki ülke yetkilileri arasında yeni anlaşmalar imzalayarak ekonomik ilişkilerin gelişmesinde uygun adımların atılacağını bildirdi. Arif, iki ülkenin üst düzey heyetleri arasındaki görüşmelerde, enerji, bayındırlık, yabancı yatırım ve haberleşme alanlarında işbirliği konusunda fikir alışverişinde bulunulacağını ifade etti.
Arif, bölgenin önemli sorunlarına dikkat çekerek Irak krizi ve Afganistan hakkında, "İran ve Türkiye, Irak ve Afganistan hususunda sürekli girişimlerde bulunmuşlardır ve iki ülke de bu hususta çok yakın görüşe sahiptir. Bu ziyaret sırasında da Filistin sorunu hakkında fikir alışverişinde bulunacağız." dedi.
Bir Türk gazetecinin, "Türkiye ile İran yetkilileri arasındaki görüşmelerde Kuzey Irak'ta Kürt devletinin kurulması ve PKK'nın faaliyetleri gibi konular da görüşülecek mi?" sorusuna Arif şöyle yanıt verdi: "Biz bu zeminlerde ve ilgili konularda da müzakerelerde bulunacağız ve olumlu sonuçlar elde edeceğimize inanıyorum."
FRANKFURTER ALLGEMEINE ZEITUNG:
ÖN PLANDA TİCARET OLACAK
BERLİN, 28/07(BYE)--- Tirajı günde 414 bin olan muhafazakar eğilimli Frankfurter Allgemeine Zeitung'un 28 Temmuz 2004 tarihli sayısında, Rainer Hermann imzasıyla ve yukarıdaki başlık altında yayımlanan, İstanbul çıkışlı yazının çevirisi şöyledir:
--Erdoğan, Tahran Ziyaretini Gecikmeli Olarak Gerçekleştiriyor--
Türkiye Başbakanı Recep Tayyip Erdoğan, daha geçtiğimiz yıl İran'a gitmek istemişti. Ancak, Washington'un bu geziye karşı oluşu ve İran'ın da Kürt PKK/KONGRA-GEL'i terör örgütü listesine dahil etmeye hazır olmayışı nedeniyle, Erdoğan ziyaretini belirsiz bir tarihe ertelemişti. Başbakan Erdoğan salı günü, İran'ı da New York ve Washington'un kitle katillerine yardım etmekle suçlayan "11 Eylül"e ilişkin Amerikan raporunun açıklanmasından birkaç gün sonra, büyük bir heyetle Tahran'a doğru yola çıktı.
Türklerin İran'a yönelik isteklerinin oldukça fazlalaşması nedeniyle, Erdoğan ziyaretini bir kez daha ertelemek istemedi. Erdoğan öncelikle İran'ın Türkiye'ye sattığı doğalgazın fiyatı konusunda yeniden pazarlık yapmak istiyor. Türkiye, enerji santralleri ve sivillerin ihtiyacını karşılamak için pek çok ülkeden doğalgaz alıyor. İran'dan gelen gaz en pahalısı. Bu ülkeden Türkiye'ye 2002 yılından beri gaz pompalanıyor. 1996 yılında, İslamcı Başbakan Necmettin Erbakan döneminde imzalanan anlaşma, 23 yıl için geçerli olup 20 milyar dolarlık bir hacme sahip. Erdoğan, ticari amaçlı ziyaretinde, halihazırda beş milyar dolar olan ikili ticaret hacmini, İran'ın Türkiye'den daha fazla mal alması ve Tahran'daki yeni İmam Humeyni hava alanının işletme lisansının, İstanbul'daki Atatürk hava alanını işleten özel firmaya verilmesi yoluyla iki katına çıkarmak için de görüşmelerde bulunmak istiyor.
İran'ın, PKK/KONGRA-GEL'i terör örgütü listesine dahil etmesinin ardından Erdoğan, bugün (Çarşamba) başlayıp iki gün sürecek olan ziyareti esnasında, İran hükümetiyle, PKK ile mücadele için ortak önlem alınması konusunda da uzlaşmaya varmak istiyor. Bununla ilgili olarak bir anlaşma imzalanması öngörülüyor. Binlerce PKK savaşçısı, İran-Irak sınırının iki tarafındaki dağlık bölgede kalıyorlar. Türkiye ile İran arasında, Irak'ın bugünkü sınırlarının kalıcı olması ve bir Kürt devletinin ilan edilmesinin engellenmesi konusunda ise, tam bir mutabakat hakim. Erdoğan, aralarında Cumhurbaşkanı Hatemi ve Dışişleri Bakanı Harrazi'nin de olduğu muhataplarıyla yapacağı görüşmelerde, bu konuda ortak bir çizgi bulmaya çalışacak.
Erdoğan, Tahran'a planlanan ziyaretini erteleyen ilk Türk politikacı değil. 2000 yılında Cumhurbaşkanı Sezer de, İran'ın altı Türk aydının öldürülmesiyle ilgisi olduğunun duyulmasından sonra, Tahran'ın davetini geri çevirmişti. Sezer 2002 yılının Haziran ayında, ılımlı bir havada Hatemi ile Afganistan ve muhtemel Irak savaşı (Sezer'in tavsip etmediği) ile ekonomik meseleleri konuşmak amacıyla, bu ziyaretini telafi etti. Irak konusunda iki ülke arasında tam bir mutabakat hakimken, Afganistan konusunda böyle değil. İran Dışişleri Bakanı Kasım 2001'de Ankara'da, Afganistan'a birlik gönderilmesine karşı çıkarken, dönemin Türkiye Dışişleri Bakanı İsmail Cem, Türk askerlerinin gönderilmesine, Afgan halkının terörden korunmak istemesini gerekçe göstermişti.
Türkiye ile İran arasındaki sınır, bölgenin en istikrarlısı. 1639 yılında çekilen sınır, iki ülkenin birbirlerine genelde düşmancıl tavır sergilemelerine karşılık, kalıcı oldu. Pehlevi Şahları, Atatürk'ü örnek alırken, Humeyni döneminde sıfıra inecek kadar soğuyan ilişkiler, ancak Cumhurbaşkanı Hatemi'nin döneminde düzeldi. Türkiye'nin acilen ihtiyaç duyduğu gaz için, Rusya ve Cezayir dışında alternatif kaynak aramak zorunda olduğunu ve bu ihtiyacını yanıbaşındaki İran'dan temin edebileceğini farketmesi de ilişkilerin düzelmesinde etkili oldu.
KOLNER STADT-ANZEIGER:
TÜRKİYE... AVRUPA İÇİN BİR SINAV
ANKARA, 28/07(BYE)--- Almanya'da yayımlanan Kölner Stadt-Anzeiger gazetesinin 28 Temmuz 2004 tarihli sayısında, Joachim Frank imzasıyla ve yukarıdaki başlık altında bir yazı yer almıştır. İnternetten sağlanan yazının çevirisi şöyledir:
"A" diyen hiçbir zaman "B" diyemez. Fransa Hükümeti’nin, Fransız halkının AB Anayasası hakkında oyunu kullanmasını isteme kararı, AB'nin alacağı en önemli kararları etkileyecek: AB, Türkiye'yle müzakerelerini başlatmalı mı? Chirac, aralık ayında yapılacak AB zirvesinde bu soruyu "evet" ile cevaplandırmaktan kaçınacak; çünkü Chirac, Fransızların çoğu Türkiye'nin AB'ye alınmasını reddettikleri için referandumunu riske sokmuş olur.
AB üyelerinden tek bir veto, Türkiye'yle AB müzakerelerinin başlamasına engel olacak. Bu sefer AB, Türkleri, Türk halkını incitmeden, tekrar nasıl bekletebileceklerini iyi düşünmeli. Bu bekletme, Avrupa'nın 41 senelik bir oyalama taktiğinden sonra, çok da kolay olmamalı.
Yine de, AB'nin müzakereleri başlatmasıyla ortaya çıkan öz devinimi durdurmak gerek. Avrupa seçimlerinde görülen berbat işbirliği, Avrupa'ya olan siyasi ve duygusal bağlılığın ne kadar dayanıksız olduğunu açığa çıkardı. Özellikle de yeni AB üyeleri, Türkiye'nin 26'ncı üye olarak AB'ye katılmasına karşı çıkıyorlar.
Çok hassas olan Türkiye konusunu, Brüksel'de bürokratik düzeyde, AB vatandaşına fazla sezdirmeden halletmeye çalışmak zaten alevlenmiş olan "Avrupa fikri" için de korkunç olur. Ayrıca Almanya'da, AB Anayasası hakkında bir halk oylaması yapmak, fakat Türkiye'nin AB üyeliği hakkında demokratik bir halk oylaması yapmamak anlamsız olur. Bunu Federal Almanya hükümeti de biliyor. Almanya'da "referandum" ve "Türkiye" konuları birbirini etkilediği halde, bu etkilenme şimdiye kadar açığa vurulmadı.
AET Komisyonu Başkanı Walter Hallstein "Türkiye'nin Avrupa'ya ait olduğunu" söylüyor. Ayrıca Almanya'da 3 milyon Türk’ün yaşadığını ve bunların 650 bininin Alman pasaportu taşıdığını belirtiyor.
Türkiye Araştırmalar Merkezi tarafından yapılan en son araştırmalara göre, Almanya'ya göç eden Türklerin yüzde 10'unun, Almanlarla hiçbir diyalog kurmadan yaşadığı biliniyor. Türklerin "eski vatanlarına" "yeni vatanlarından" daha çok bağlı oldukları gözlemleniyor. Ayrıca, Türklerin yüzde 80'i kendini dışlanmış hissediyor. Türkiye'nin AB üyeliği için bunlar aşılmalı.
Türklerin ve Almanların birarada yaşayabilmeleri Avrupa için gerçekten de bir imtihan. Bu imtihanın geçilebilmesi, Almanya'da yaşayan Türk asıllı vatandaşlara -ve onların ilgisine- bağlı: Almanya'ya daha iyi entegre olarak Almanya'daki yaşama zenginlik katıp Avrupa'yı Türkiye'ye doğru yönlendirebilirler.
FRANKFURTER ALLGEMEINE ZEITUNG:
AVRUPA İÇİN UÇAKLAR
BERLİN, 28/07(BYE)--- Tirajı günde 414 bin olan muhafazakar eğilimli Frankfurter Allgemeine Zeitung'un 28 Temmuz 2004 tarihli sayısında, Michaela Wiegel imzasıyla ve yukarıdaki başlık altında yayımlanan, İstanbul çıkışlı yazının çevirisi şöyledir:
--Fransa ve Türkiye'nin AB Üyeliği Perspektifi--
Fransa gibi bir ülkenin düşüncesini değiştirmek için 26 Airbus uçağı siparişi yeterli olur mu? Ekonomiye ilişkin konularda vatansever çizgi izleyen medya, Türkiye Başbakanı Erdoğan'ın Türk Hava Yolları'nın gelecekte uçaklarını, Boeing yerine Avrupa konsorsiyumu Airbus'tan almak istediğini taahhüt etmesini sevinçle karşıladı. Çok öncesinden planlanan bu ticaret, Türk Başbakanı'nın üç günlük Fransa ziyaretinin en önemli bölümünü oluşturmalıydı. Ancak Erdoğan'ın ziyareti, Fransızların çoğunluğunun Türkiye'nin AB üyeliğine karşı tutumunda herhangi bir değişikliğe neden olmayacak. Erdoğan'ın tatil döneminde, halkla herhangi bir temas kurmaksızın gerçekleştirmiş olduğu ziyaret daha ziyade, kendi saflarındaki şiddetli protestolara rağmen Türkiye'nin AB üyeliğine yönelik politikasını sürdüren Cumhurbaşkanı Chirac'a bir teşekkür olarak düşünülmüştü.
Chirac, bundan sonra da 25 AB devlet ve hükümet başkanın dahil olduğu çevrede, Türkiye ile katılım müzakerelerinin başlatılmasına engel çıkarmayanlar arasında olmaya devam edeceğini teyit etti. Ancak partisi UMP, Avrupa Parlamentosu seçimleri kampanyasında, Avrupa Parlamentosu'nda (AP) Türkiye ile katılım müzakerelerinin başlatılmasına karşı oy kullanmak istediğini söylemişti. UMP bu tutumuyla, AP'de CDU/CSU milletvekillerinin dahil olduğu EVP grubuyla aynı çizgide yer alıyor. Chirac, eski Başbakanı Alain Juppe'nin savunduğu Türkiye'ye "imtiyazlı ortaklık" verilmesi şeklindeki görüşe sıcak bakmıyor. Fransa Cumhurbaşkanı, AB Komisyonu'nun raporunun olumlu olması halinde, AP'nin, katılım müzakerelerinin başlatılmasını engelleyemeyeceğini düşünüyor. Chirac bu nedenle partisindeki tutum değişikliğini, karar verecek kişinin kendisi olduğu bilinci içerisinde soğukkanlılıkla karşıladı. Chirac, pazarların açılmasından yana girişimde bulunan ekonomik önderlerin kendi yanında yer alan en güvenilir müttefikler olduklarından gayet emin. İşadamları Derneği (Medef) Başkanı Ernest-Antoine Seilliere, Erdoğan'la görüşmesi sonrası yaptığı açıklamada, "Türkiye Avrupa Birliği'ne, başta müthiş bir gelişim potansiyeli olmak üzere çok olumlu şeyler getirecektir." diyerek övgü dolu tahminlerini açıklamaktan kaçınmadı. İstanbul'daki Fransız Ekonomi Temsilciliği Direktörü de ticaret hacminin 2003 yılında "patlayarak" 6.1 milyar euroya ulaştığını ve eğilimin artış yönünde olduğunu belirtti.
Seilliere ile gerçekleştirdiği görüşme, Erdoğan için çoşkunun hissedildiği tek görüşme olsa gerek. Resmi olarak katılım perspektifini desteklediğini söyleyen, ancak gerçekte bu konuda ikiye bölünmüş olan Sosyalist Parti'nin Genel Başkanı François Hollande ise, 1915 yılında Ermeniler'e karşı gerçekleştirilen soykırımın Türk devleti tarafından tanınmasını istediğini söyledi. Ermeniler Fransa'da çok iyi örgütlenmiş bir lobiye sahipler ve bu lobinin hem sol hem de sağ çevreler üzerinde büyük etkisi var. Fransa Parlamentosu 2001 yılın başında, Ermenilere yönelik soykırımının resmen tanınması için bir yasa çıkardı. Ankara buna kontrolsüz tehdit ve protesto ile tepki gösterdi. Erdoğan artık daha temkinli davranıyor. Hollande'ye, konuyla ilgileneceğini ve soykırım tartışmasını "tarihçilerden oluşan bir komisyona" havale edeceğini söylemiş. Soykırımın tanınmamasını Ankara ile sorun haline getirmek istemeyen Chirac ise, bunun Türklerle Ermeniler arasında açıklığa kavuşturulması gereken bir konu olduğunu düşünüyor.
Erdoğan Paris'te, liberal parti UDF'nin Genel Başkanı François Bayrou ile de görüştü. Bayrou, savunduğu Avrupa federalizmi görüşü ve Hristiyanlık inancı dolayısıyla, Türkiye ile sıkı ilişkiler kurulmasını savunmasına rağmen tam üyeliği engellemek istiyor. Bayrou, "Türkiye'nin Avrupai bir toplum olduğunu ciddi bir şekilde iddia etmek mümkün değildir. Avrupa'yı sürekli olarak daha fazla genişletir ve başka bir kıtada başka bir kültür çevresine ait olan ülkeleri de buna dahil edersek çok zayıf bir Avrupa'ya sahip oluruz" diyor. Valery Giscard d'Estaing'de daha önce benzer argümanlar ileri sürmüştü. UMP Genel Başkanlığı'ndan ayrılan Alain Juppe ise, Erdoğan'la görüşmesi hakkında herhangi bir açıklama yapmadı. UMP'nin Kasım ayı sonunda seçilecek olan yeni genel başkanını, partinin Türkiye konusundaki tutumunun belirlenmesi gibi büyük bir sorun bekliyor. Elysee Sarayı'nda ise bu konuda Cumhurbaşkanı'nın çizgisine geri dönülmesi umuluyor hala.
BERLINER ZEITUNG:
CDU, TÜRKİYE KONUSUNDA VERHEUGEN'E YÜKLENİYOR
BERLİN, 28/07(BYE)--- Tirajı günde 205 bin olan liberal eğilimli Berliner Zeitung'un 28 Temmuz 2004 tarihli sayısında, Damir Fras imzasıyla ve yukarıdaki başlık altında yayımlanan Berlin çıkışlı yazının çevirisi şöyledir:
--Brok: AB Komiseri Şimdiden Kararını Belirledi--
CDU'nun önde gelen politikacıları, Türkiye ile katılım müzakerelerinin başlatılması kararının ertelenerek, AB'nin yeni Komisyonu'na bırakılmasını istediler. Buna neden olarak, halen bu görevdeki AB'nin genişlemeden sorumlu Komiseri Günter Verheugen'in şimdiden müzakerelerin başlatılması yönünde karar vermiş olması gösterildi. Avrupa Parlamentosu Dış ilişkiler Komisyonu Başkanı Elmar Brok, salı günü Berlin'de yaptığı açıklamada, bu nedenle AB Komisyonu'ndan muhtemelen adil bir rapor çıkmasının beklenemeyeceğini belirtti ve "Aldığım bilgilere göre, Verheugen geçtiğimiz hafta sözlü olarak fikrini kesinleştirmiş." dedi. Brok, bunun doğrulanması durumunda şu an görevde bulunan Komisyon'un kasımda görev süresi bitmeden hemen önce Türkiye konusunda karar vermesine izin verilmemesi gerektiğini belirtti. Brok, "Bu durumda bunun ertelenmesi gerekir." dedi. Ayrıca Brok, muhtemelen Schröder'in hoşuna gidecek "ısmarlama bir rapor" değil, Türkiye'nin, AB standartlarına uyum sağlama sürecinde kaydettiği ilerleme ve eksiklerin belirtildiği dengeli bir rapor beklediğini belirtti.
Aynı Brok gibi CDU'lu Federal Parlamento Avrupa Komisyonu Başkanı Matthias Wissmann da yeniden Türkiye'nin tam üyeliğine karşı çıkarak, Türkiye'ye bunun yerine "öncelikli ortaklık" önerilmesini istedi. Wissmann, Türkiye'nin, örneğin yasaların modernleştirilmesi gibi konularda kayda değer ilerlemeler göstermekle birlikte, halen insan hakları ihlalleriyle ilgili haberler çıktığına işaret etti. Brok da, Doğu Anadolu'daki hakimlerin de yeni yasaları uygulamaları gerektiğini ancak bu konuda hala şüphelerin bulunduğunu belirtti.
DIE WELT:
AVRUPA BU YÜZYILIN SONUNDA İSLAMİLEŞECEK
BERLİN, 28/07(BYE)--- Tirajı günde 227 bin olan muhafazakar Die Welt gazetesinin 28 Temmuz 2004 tarihli sayısında, Wolfgang G. Schwanitz imzasıyla ve yukardaki başlık altında yayımlanan, İslam Bilimleri Araştırmacısı Bernard Lewis ile yapılan Princeton çıkışlı mülakatın ilgili bölümünün çevirisi şöyledir:
--İslam Bilimcisi Bernard Lewis İle, Arap Dünyasının Durumu ve Hakim Güçlerin Şimşekleri Başka Yere Yönlendirmek İçin Neden İsrail'e İhtiyaç Duydukları Üzerine--
SORU: En son çıkan "Atatürk'ün Paradoksu" başlıklı kitabınızda, Atatürk'ün kaybedilen savaş sonucunda Türkiye'yi kurduğunu ve Batı'ya karşı koyduğunu, ancak Batı medeniyetinin meziyetlerini örnek alma yolunu seçtiğini anlatıyorsunuz. Irak'ta da böyle bir şey mi söz konusu?
LEWİS: Tam olarak değil, çünkü Atatürk işgalcileri geri püskürttü ve yeni bir Cumhuriyet kurdu. Bunları yaptıktan sonra Batı'ya yöneldi. Irak'ta ise diktatörlük dışarıdan müdahaleyle kaldırıldı. Ancak diktatörlük, gelirken de dışarıdan dikte edilmişti. Saddam Hüseyin'in gücünün kaynağı Arap ve İslam kültüründe değil, bir Avrupa modeli olan Nazi kültüründe yatmaktadır. (...)
SORU: Eğitim konusunda hangi ülke örnek teşkil edebilir? Irak mı, Filistin mi, Mısır mı yoksa Türkiye mi?
LEWİS: Yıllar önce olsa Tunus derdim, fakat orada durum kötüye gidiyor. Hükümetin liberalliği azalıp daha çok otokrat bir hal alıyor. Tunus bir zamanlar açık görüşlülük, eğitim ve kadın hakları konularında bir öncü olarak görülüyordu. Şimdi Fas'a karşın orada geriye dönüş söz konusu. (...)
SORU: AB, Amerika karşısında global bir karşı denge oluşturabilir mi?
LEWİS: Hayır. Amerika Birleşik Devletleri'nin yanında geleceğin "global oyuncu"ları Çin, Hindistan ve muhtemelen de toparlandığı taktirde Rusya olacaktır. Hiç kimse Moskova'daki yönetim şeklinin nasıl olacağını tam olarak olarak bilmese de, bu kesinlikle komünist bir rejim olmayacaktır. Avrupa, Arap dünyasının batısı olan Magreb'in bir parçası olacaktır. Bunu, göç ve demografi göstermektedir. Avrupalılar geç evleniyorlar ve çocuk yapmıyorlar ya da az çocukları oluyor. Fakat büyük bir göç söz konusu; Almanya'da Türkler, Fransa'da Araplar, İngiltere'de de Pakistanlılar var. Bunlar erken evlenip çok çocuk yapıyorlar. Bugünkü eğilime bakılırsa, en geç 21'inci yüzyılın sonunda Avrupa'nın nüfusunda Müslümanlar çoğunlukta olacaktır.
ALITHIA:
VETO TEHDİDİYLE ÖNLEMLERİ İLERİ GÖTÜRÜYORLAR... HÜKÜMET,
LARNAKA LİMANI'NIN KIBRISLI TÜRKLER TARAFINDAN
KULLANILMASINI ÖNERİYOR...
LEFKOŞA, 28/07(BYE)--- Tirajı günde 11.000 olan, DİSİ eğilimli Alithia gazetesinin 28 Temmuz 2004 tarihli sayısında, yukarıdaki başlık altında yayımlanan haberin çevirisi şöyledir:
Kıbrıs Hükümeti’nin, AB'nin Kıbrıslı Türklere yönelik kararlarıyla ilgili tüzükleri karşısında bir elinde veto tehdidi ile kendi önlemlerini ileri götürmeye çalıştığı, Maraş önerisine karşılık, Larnaka Limanı'nı da Kıbrıslı Türk işadamlarının kullanımına sunduğu bildirildi.
Dışişleri Bakanı Yorgo Yakovu; AB'nin Kıbrıslı Türklerin ekonomik açıdan güçlendirilmesine yönelik finansman tüzüğünün ve işgal bölgeleriyle direkt ticaret tüzüğünün Kıbrıs Cumhuriyeti'nin rızasını gerektirdiğini söyleyerek, veto kullanma tehdidini yineledi ve buna paralel olarak; hükümet rıza gösterene kadar büyük bir uçurum olduğuna işaret etti.
Yakovu, hükümetin AB'ye; bazı yeni önerilerden -ki bazıları tek taraflı olarak uygulanacak- söz ettiğini, bunların AB'ye resmi olarak da sunulacağını ve bazı ayrıntılar tamamlanır tamamlanmaz bunların açıklanacağını söyledi.
Yakovu'nun söylediğine göre ağustos ayında verilen ara, ne yapılması gerektiği konusunda Avrupalı ortaklarımızla uzlaşmamız için bir fırsat penceresidir. Yakovu, bu nedenle dün Hollanda'nın Kıbrıs'taki Büyükelçisi'yle görüştü. Yakovu'nun söylediğine göre, "Daimi Temsilciler Komitesi 3 Eylül'de toplanacak ve biz de bu arada geniş bir temas turunu tamamlayacağız, Maraş'ın açılması, Magosa Limanı'nın işletme yöntemlerini ve Larnaka Limanı'nın Kıbrıslı Türk işadamları tarafından kullanılmasına yönelik alternatif önerimizi ilan edeceğiz. AB Genel Konular ve Dış İlişkiler Konseyi'nin toplanacağı 13 Eylül'e kadar uzlaşı çözümleri olmasını umuyorum."
Açıklanacak yeni önlemlerin bazılarına değinen Yorgo Yakovu, kamyonların, sahipleri tarafından üretilen ürünleri taşıyabileceklerini, şirketlere veya başka kişilere ait kamyonların para karşılığı yük taşıyabileceklerini, turistik otobüslerin turistleri veya Kıbrıslı Türkleri devletin kontrolü altındaki bölgeye taşıyabileceklerini ve Kıbrıslı Türklere ait taksilerin hükümetin kontrolü altında olmayan bölgelerden hükümetin kontrolü altındaki bölgelere yolcu taşıyabileceklerini söyledi.
Yakovu bir soru üzerine "Biz, AB'nin dayattığı kontrolleri çok katı, aşılamaz ve ticari faaliyeti kolaylaştıramayacak nitelikte buluyoruz. Çok daha basit yöntemler bulunmalı." dedi.
Bitki sağlık belgesi konusunda ise Yakovu; "Bu konu, üretilen ürünlerin bütün ürün sağlık kurallarına uygunluğunu belirlemek üzere gelecek olan AB yetkilileri aracılığıyla çözüldü. Hayvan ürünleri konusunda mevcut sorunlar aşılamaz. Bu nedenle ne Kıbrıs devletinin denetimindeki bölgeye ne de yurtdışına hayvan ürünleri ticareti yapılamaz." dedi.
Hükümetin bu önlemlerinin AB'ye resmen sunulup sunulmadığının sorulması üzerine ise Dışişleri Bakanı; dün sabah AB'nin Kıbrıs'taki Temsilcisi Adriaan Van Der Meer'le görüştüğünü, ona önlemlerden söz ettiğini ancak bu önlemlerin resmi sunumunun bütün ayrıntılar tamamlandıktan sonra yapılacağını söyledi.
AS SAFIR:
KÜRTLER İLE İSRAİL ARASINDA İTTİFAK... SURİYE, İRAN VE TÜRKİYE'NİN KAYGISI
BEYRUT, 28/07(BYE)--- Tirajı günde 30 bin olan As Safir gazetesinin 27 Temmuz 2004 tarihli sayısında, Ziad Haydar imzasıyla ve yukarıdaki başlık altında yer alan yorumun çevirisi şöyledir:
Suriyeli yetkililer, Amerikalı gazeteci Seymour Hersh'in, New Yorker dergisinde birkaç hafta önce yayımlanan, Kuzey Irak'ta İsrail'in rolü ve İsrail makamlarının alternatif planına (B planı) ilişkin haberiyle yakından ilgilenmişlerdir. İsrail'in bazı Kürt çevrelerle ilişkisi bulunduğuna dair bilgiler -geçtiğimiz yüzyılın ortalarına dayanmaktadır- yeni olmamakla birlikte, bu ilişki halihazırdaki koşullar itibariyle özellikle Suriye, İran ve Türkiye'deki yetkililerin kaygılanmasına neden olmaktadır. Suriyeli, Kürt ve Iraklı yetkililer ile aralarında diplomatların da bulunduğu İran ve Türk kaynakları ile yapılan görüşmelerde edinilen izlenim, bu konunun "iyi niyet" açıklamaları veya basın haberleri ile sona ermeyeceği şeklindedir. Güven bunalımı çok büyüktür. Irak'a yönelik Amerikan saldırısı neticesinde başta "Kürdistan" ve Irak'ın bütünlüğünün geleceği olmak üzere, hesapta olmayan konular, tehdidin günlük olarak hissedilmesinin temelini oluşturmuştur.
--İran, Suriye ve Türkiye--
Irak krizi başladığı andan itibaren başta Irak'ın bölünmesi tehlikesi olmak üzere üç ülkeyi ortak korkular birleştirmiştir. Dolayısıyla bu üç ülke, Kürt grupların Kuzey Irak'taki faaliyetlerini çok dikkatli bir şekilde takip etmiştir. İsrail ile Kuzey Irak'taki Kürtler arasında stratejik bir bağ kurulmaya başlandığı konusunda yayımlanan basın haberleri ve güvenlik raporları olmasaydı, son dönemde taraflar arasındaki ilişkide "rahat bir nefes alınacağını" söylemek mümkün olacaktı. Anılan ülkeler, son bir buçuk yıl içinde güvenlik bilgilerini topladı ve bir daha tekrarlanmayan üçlü bir güvenlik buluşması gerçekleştirildi. Daha sonra üçlü buluşma hayata geçirilmese de özellikle Türkiye-Suriye ekseninde ikili buluşmalar yapılmıştır. Başta Kamışlı'da yaşananlar olmak üzere birçok olay, bu ekseni canlı kılmıştır.
Kamışlı olayları soruşturması, iki mecrada akan bazı gerçekleri ortaya çıkarmıştır. Birincisi Kürt tıkanıklığıdır ki bu, ikinci mecradaki hareketliliğin güçlenmesinde verimli bir ortam teşkil etmiştir. İkinci mecra, Irak'ta Kürtlerin durumuyla irtibatlıdır. Başlangıçta "hangisi, diğerini besliyor?" sorusunu sormak gerekmiştir. O dönemde Şam'daki yetkili kaynaklara göre şiddet olaylarına birkaç kilometre mesafede bulunan Amerikan işgal mevcudiyeti ile temsil edilen dış etken ile ilk işaret verilmiştir. Özellikle Irak'ta askeri operasyonların sona erdiği açıklamalarının ardından o bölgeye Amerikan sızmaları olmuş ve bu durum, Suriye hükümeti tarafından da resmen protesto edilmiştir.
Yine o dönemde Batılı diplomatik kaynaklar da Türkiye'nin Suriye sınırı yakınında vuku bulan olaylardan kaygı duyduklarına işaret etmişler ve As Safir'e yaptıkları açıklamada, nedenleri muhtelif olsa da birbirine yakın tarihlerde İran ve Türkiye'de buna benzer (Kamışlı) olayların vuku bulması nedeniyle Türklerin durumu yakından takip ettiklerini söylemişlerdir. Kaynaklar o sıra Türklerin, özellikle organize gibi görünen Suriye'deki olayların hızla yayılması ardından Irak'taki durumun, komşu ülkelerin istikrarını etkilemesinden kaygı duyduklarını belirtmişlerdir.
Bilindiği gibi birkaç gün süren soruşturmanın ardından resmi makamlar, Kamışlı olaylarının arkasında provokatif unsurlar bulunduğunu açıklamışlardı.
Türk basınına sızdırılan güvenlik soruşturmalarına göre Türkiye-Suriye işbirliği, içlerinde Türkiyeli Kürtlerin de bulunduğu "çok sayıda kişinin", Suriye'nin kuzeyine girdiğini ve olayları kışkırttığını ortaya çıkarmıştır. Tabii ki MOSSAD'ın olaylarda parmağı olduğu ve kuzeydeki Kürt makamlarının bundan haberdar olduğu uzak bir ihtimal değildir. Bir Iraklı bakanın, As Safir gazetesine, "Yıkıcı düşünce sahipleri" olarak nitelendirdiği kişilerin Irak'tan Suriye'ye sızdıklarını söylemesi buna işaret etmektedir. Yine daha sonra Suriye'de Kürt olmayan muhalefet kaynaklarının As Safir'e yaptıkları açıklamada, Suriye Kürt partisi liderlerinin Kuzey Irak'ı birçok kez ziyaret ettiğini belirtmeleri, görüntüyü daha karmaşık hale getirmiştir.
Bir Türk kaynağı, gerçek anlamda kaygı duyulmasını gerektiren birçok neden bulunduğunu, bunlar arasında, etnik ve dini temele dayalı şekilde Irak'ın bölünmesinden söz eden projelerin daha önce olduğu gibi bugün de İsrail'den geldiğini belirterek, Kürtlerin politikalarındaki "belirsizlik" ve Kürtlerle İsraillilerin yalanlamalarına rağmen taraflar (İsrail-Kürt) arasındaki tarihi ilişkilerin bunda etkisi olduğunu ifade etmektedir.
Türkler, İsrail ve Kürtlere "tehditkar" bir üslupla yaklaşmış ve tehdit, Kuzey Irak'a askeri müdahale ve Tel Aviv ile ilişkileri "sarsma" şeklinde zımni bir yolla olmuştur.
Bir başka Türk kaynağı, bu konuda Türklerin ne denli ciddi olduğunu şu sözlerle dile getirmektedir: "İsrailliler, Genelkurmay Başkanlığı'nın, İslamcı Refah Partisi lideri Necmettin Erbakan'a, Başbakan iken 1996 yılında İsrail ile güvenlik ve askeri işbirliği anlaşması imzalamaması durumunda istifa etmesi için baskı yapışını hatırlatmaktadırlar. Bu anlaşma o dönemde taraflar arasında ittifak kapılarını geniş bir şekilde açmış ve Suriye bu durumdan korkmuştu. Ancak son birkaç ay içinde böyle bir şey vuku bulmamıştır".
İranlılar, Türklerin kaygılarına aynı şekilde katılmaktadırlar. Bu kaygıların birçok nedeni bulunmaktadır. İran'a yönelik İsrail-Amerikan düşmanlığı başı çekmektedir. Ardından İran sınırının zaten gergin olması gelmektedir. Sınır, 1960 ve 1970'li yıllarda Kürtlerin iki yönde göç ve kaçakçılığına, aynı zamanda da Kürt isyanı öncesinde KDP lideri Mustafa Barzani kuvvetlerine ait silahların geçişine sahne olmuştur. Adının açıklanması istemeyen güvenilir bir İran kaynağı, Kuzey Irak'ta İsraillilerin bulunduğu haberlerinin, özellikle de bu ülkenin parçalanması gerektiği şeklindeki bilgilerin sızdırılmasının son derece kaygı verici olduğunu söylemektedir. Bu kaynak, İsrail'in bir yandan psikolojik savaş başlatmayı diğer yandan Arap-İslam kanadını zayıflatmayı amaçladığını düşünmektedir. İsrail'in ayrıca Fırat kıyılarına egemen olmak istediğine inanan İranlı kaynak, "Irak yalanlamasının" doğru olmasını temenni ederek, Iraklı makamlara bu raporlarla ilgili gerçeği ortaya çıkarmak için acil işbirliği çağrısında bulunmaktadır. Yine bir İran görüşüne göre Kürtler, devlet kurmak için fırsatın uygun olduğuna ve bu fırsatı kullanmamaları halinde bu şansın bir daha tekrarlanmayacağına inanmaktadırlar. Söz konusu kaynak, bu duruma en iyi yaklaşımın, konunun yakından takip edilerek Irak'a komşu ülkelerle görüş ve bilgi alışverişinde bulunulması ve İran, Suriye, Türkiye gibi komşu ülkeler ile Iraklı yetkililer arasında işbirliği olması gerektiğini eklemektedir.
Şam'da ise Suriyeli üst düzey bir diplomatik kaynak, yine üst düzey bir Kürt yetkilinin, özellikle Türkiye, İran ve Suriye üçlüsünün reddettiği bir ortamda Kuzey Irak'ta bir Kürt devleti kurulması düşüncesinin gerçekçi bir düşünce olmadığı şeklindeki sözlerini aktarmaktadır. Ancak kaynak şuna da dikkat çekmektedir: "Bu gerçeğin, Kürt devletinin kurulmasına dair arzu ve planları yansıtıp yansıtmadığı ise bir başka konudur". Şu anda Suriye siyasi çevrelerinde, Kürtlerin Amerikalılara ulaşmak için Kuzey Irak'ta İsrail'i kullanma imkanları teorisinden söz edilmektedir. Suriyeli güvenilir bir kaynak, İsrail aracılığıyla bu düşüncenin hayata geçirilmesinin şu ana kadar kapalı olan Amerikan kapısının Kürtlerin Kuzey Irak'taki emellerine açılacağını düşünmektedir. Aynı kaynak şunu da eklemektedir: "Irak'ın her plana açık bir alan olması, bu planın gerçekleşmesi imkanını mümkün hale getirecektir". Bu bağlamda üst düzey Suriyeli bir yetkili, önümüzdeki yıllarda, bölge için kara bir tablo çizmektedir.
Yine benzer kaynaklara göre İsrail-Kürt ilişkisi ve bu ilişkinin yüksek eşgüdüm ve gizlilik düzeyi, şu anda Suriyeli kurmaylar tarafından doğruluğu hiçbir kuşkuya yer kalmadan kabul edilen bir durumdur. Bir başka yetkiliye göre de Kuzey Irak'taki İsrail sızması, Esad'ın son Tahran ziyaretinde yapılan görüşmelerin en önemli maddesini oluşturmuştur.
Suriyeli bir yetkili, bu "hastalığın" birkaç yolla tedavi edilmesi gerektiğini ifade etmektedir: "İlk önce Irak'ın, bütün komşu ülkelerin yumuşak karnını oluşturduğunu kabul etmek gerekir. Ayrıca her türlü istihbarat taarruzu, ne Irak ne de Irak halkının çıkarınadır. Irak öncelikle kendine yardım etmelidir". Suriyeliler, İsraillilerin Kuzey Irak'taki birinci görevlerinin, İran'ın nükleer santrallerini vurmak, başka Arap ülkelerine gitmesin diye Irak'ın bilimsel gücünü yok etmek, Suriye'de kargaşa yaratmak ve buna ilaveten Kürt varlığı projesini hayata geçirmek olduğunu düşünmektedirler. Ancak Iraklı bir yetkili, Iraklıların böyle bir anlaşmadan haberdar olduğunu yalanlamakta, lakin şunu söylemektedir: "Taraflar arasında gizli bir anlaşma varsa, onu bilemem". Ancak Irak Geçici Hükümeti, İsrail ile ilişkilere henüz hiç değinmemiştir. Geçici Hükümet Başbakan Yardımcısı Berham Salih de, Irak'ın, dış politikasında Arap Birliği kararlarına uymakla yükümlü olduğunu hatırlatmıştır.
Tabii ki Suriye'de, işgale karşı direnişte özgün tavırlar sergileyen ve hükümette yer alan Kürtler ile kendilerini başka yönlere götüren emelleri bulunan Kürtler arasında ayırım yapılmaktadır.
Aynı çember üzerindeyiz ama başkasının ölçüsünü kullanıyoruz !
analiz: http://www.sporx.com/basketbol
http://kantitatif.blogspot.com/
2003
# TIME İŞ HAYATI HER ZAMANKİ GİBİ DEĞİL
# LOS ANGELES TIMES ESKİ BİR DOSTLUK İÇİN YENİ BİR TEMEL
# DER TAGESSPIEGEL ABD, NATO'YU IRAK'TA GÖREVLENDİRMEK İSTİYOR
# AL-BAYRAK WASHİNGTON, TÜRKİYE'DEKİ İSLAMİ AKIMI DİKKATLE İZLİYOR
# DW-ALBANIAN TÜRK HÜKÜMETİ REFORM AZMİNİ SÜRDÜRÜYOR
# THRAKIKI AGORA LOZAN ANTLAŞMASI'NIN YILDÖNÜMÜ
# L'ECHO LEFKOŞA-ANKARA-ATİNA: KIBRIS'IN BERMUDA ŞEYTAN ÜÇGENİ
# L'ECHO NEREYE GİTTİĞİNİ BİLMEYEN KIBRIS TÜRK EKONOMİSİ, TURİZMİ BİR CANKURTARAN OLARAK GÖRÜYOR
# LA STAMPA/SPECCHIO YENİ ZENGİNLERİN GÖZDEN IRAK VE SAKİN KÖŞESİNDE
TIME
İŞ HAYATI HER ZAMANKİ GİBİ DEĞİL
ANKARA, 28/07(BYE)--- Time dergisinin 04 Ağustos 2003 tarihli sayısında, Andrew Purvis imzasıyla Ankara mahreçli ve yukarıdaki başlık altında bir yorum yer almıştır. İnternetten sağlanan yorumun çevirisi şöyledir:
Cem Uzan önemli Batı şirketlerini dolandırmaktan, bankacılık kanunlarını çiğnemekten ve Başbakan Tayyip Erdoğan'a hakaret etmekten suçlanıyor. Cem Uzan'ın başındaki bu dertler aslında Türkiye'nin son zamanlardaki durumunun da bir özeti gibi.
Genç Parti lideri olan Cem Uzan, aynı zamanda Türkiye'nin en zengin aile şirketlerinden birine ve bir anlamda bir krallığa sahip. Fakat, Uzan ailesinin işlerinin son günlerde pek de iyi gittiği söylenemez. Haziran ayında Tayyip Erdoğan hükümeti, Uzanlar'ın güneydoğuda sahip olduğu iki enerji tesisine kanun ve kurallara uymadığı gerekçesiyle el koydu. Temmuz ayında ise BDDK, yine Uzanlar'ın sahibi olduğu İmar Bankası'na el koyarak faaliyetlerini durdurdu. Uzan ailesine ait beş televizyon kanalının ise, kendi politik çıkarları doğrultusunda yanlı yayın yaptığı gerekçesiyle bir süreliğine kapatılmasına karar verildi. Bütün bunlara ek olarak Cem Uzan'ın ülke dışına çıkması yasaklandı.
Doğan Grubu yayını olan Radikal gazetesi köşe yazarlarından İsmet Berkan, Uzanlar'ın dokunulmazlığının artık sonuna gelindiğini ve Uzan imparatorluğunun çözülmeye başladığını belirtti. Telsim-Motorola davası ve beraberinde getirdiği problemler ise hala çözüme kavuşmuş durumda değil. Uzanlar'ın Motorola'ya ödemesi gereken borçlarını ödememekte direnmesi üzerine, Uzanlar'ın yurtdışındaki yüzlerce milyon dolarlık mal varlıklıkları donduruldu.
Eğer alınan önlemler başarılı olursa, hükümet Türkiye'de iş dünyasının alışalıgelmiş işleyişine karşı mücadelesinde büyük bir zafer elde etmiş olacak. Avrupa Birliği'nin reform istekleri de bir anlamda karşılanmış olacak. Washington, Motorola'dan yana tavır sergilerken, Irak Savaşı sonrasında bozulan ilişkilerin düzelmesi açısından Türkiye'nin Telsim-Motorola davasında izleyeceği yol önemli. Öte yandan, bu konuda bir başarısızlık, Uzanlar'ın siyasi olarak hiç olmadıkları kadar güçlü bir hale gelmelerine yol açabilir.
Cem Uzan, Motorola davası ile ilgili olarak Avrupa İnsan Hakları Mahkemesi'ne başvuracağını, çünkü Türk Hükümetinin tavrını yanlış bulduğunu söyledi. Cem Uzan, "Erdoğan, Uzan ailesinin servetini yok etmek istiyor. Genç Parti'nin benim kaynaklarım olmadan başarıya ulaşamayacağını düşünüyor, ve bu yolla benim politikadan çekilmemi istiyor" dedi. Politik düşmanları yüzünden hayatının tehlikede bile olabileceğini düşünen Cem Uzan, konuşmalarında, "Erdoğan, demokrasiye ne oldu? Avrupa Birliği ve özgürlük nerede? gibi ifadeler kulanıyor.
Cem Uzan zehrinin büyük bölümünü, İslami prensipler üzerine kurulu Adalet ve Kalkınma Partisi'nin lideri Başbakan Tayyip Erdoğan'a saklıyor. Bursa'da yaptığı ve kendi televizyon kanalından canlı yayımlanan konuşmasında Cem Uzan, Erdoğan'ı çok ağır bir dille eleştirdi. Erdoğan için "kafir" sıfatını kullanan Uzan aleyhinde, hükümete hakaret suçundan dava açıldı. Türk kanunlarına göre Cem Uzan, 6 yıl hapis cezasına çarptırılabilir. Time ile yaptığı röportajda Türkçe sözlüğü açıp "kafir" kelimesinin anlamını okuyan Uzan bu kelimenin "acımasız, bilinçsiz" anlamına da geldiğini ve şimdi olsa yine söyleyeceğini belirtti.
Erdoğan, Uzanlarla ilgili olarak hiçbir kişisel problemlerinin olmadığını, fakat ülkesinin ve insanlarının haklarını korumakla görevli olduğunu ve haksız kazanç sağlayan Uzan ailesine dur diyeceklerini söyledi. Analizciler ise, Genç Parti'nin politik bir tehdit unsuru olarak görülme ihtimalinin yüksek olduğunu düşünüyor. Geçtiğimiz 8 ay içinde Genç Parti'nin oy oranı yüzde 7'den 17'ye yükseldi. Cem Uzan birçokları tarafından, başarılı bir girişimci olarak tanınan Silvio Berlusconi'nin Türk versiyonu olarak görülüyor. Berlusconi gibi Uzan'ın da medya konusunda endişe etmesine gerek yok. Sahip olduğu sekiz televizyon ve radyo istasyonu ve iki gazetesiyle Uzan, istediği mesajı hiç bir eleştiriye maruz kalmaksızın verebiliyor.
Geçen hafta Uzanlar'ın sahip olduğu medya araçlarında, Başbakan Erdoğan'ın genç bir delikanlı iken, sakallı bir Afgan'ın önünde diz çökmüş bir şekilde görüldüğü fotoğrafları yayınlandı. Uzanlar'ın medya araçları mezkur şahsı, "Taliban teröristi" olarak göstermeye çalışsa da, Erdoğan bu olayı "önemsiz" olarak nitelendirdi. Cem Uzan politikayı, ancak Türk halkı artık onu istemezse bırakacağını söylüyor. Veya muhtemelen Uzanlar'ın serveti bittiğinde.
LOS ANGELES TIMES
ESKİ BİR DOSTLUK İÇİN YENİ BİR TEMEL
BEYTÜLLAHİM, 28/07(BYE)--- Los Angeles Times gazetesinin 27 Temmuz 2003 tarihli sayısında Henri J. Barkey imzasıyla yer alan yazının çevirisi şöyledir:
Türk-Amerikan ilişkileri yeni bir boyuta ulaştı ve bunun asıl nedeni, Irak savaşının Washington'un Türkiye hakkındaki fikirlerini değiştirmiş olması.
Birincisi, Türkiye'nin, Irak'a karşı yürütülen savaşta görmezden gelinemeyecek kadar mühim bir müttefik olduğuydu. ABD'nin Saddam Hüseyin'i kontrol altında tutmaktaki dayanağı, ABD-İngiliz güçlerinin İncirlik'teki Türk üssünden yürütükleri Kuzey Irak'taki uçuş yasağıydı. Irak'taki işgal öncesinde Pentagon ilişki kurmak için çaba sarfetti. Pentagon, ikinci bir cephe açmak maksadıyla Türkiye'nin topraklarını ABD güçlerine açmasını istemişti. Türkiye olmadan ABD'nin savaşa kalkışamayacağına inanan Ankara önce pazarlığa girişti, sonra talebi reddetti. Irak'ın kolayca yenilmesi ve Kuzey Irak'ta Kürtlerin ABD güçlerini sıcak karşılaması, Ankara'nın öneminin sınırlı olduğunu yönetime ispatladı.
Savaşla birlikte sönen ikinci efsane ise, iki ülke orduları arasındaki ilişkilerin üstünlüğüydü. Pentagon, geleneksel olarak ABD kurumları arasında en çok Türkiye yanlısı olan ve Türk ordusuyla özel ilişkilerini titizlikle savunan bir kurumdu. Ancak savaş öncesinde ve savaş sırasında Türkiye'deki üslere erişimin görüşüldüğü toplantılarda Türkiye pek de yardımcı olmadı. Savunma Bakan Yardımcısı Paul Wolfowitz'in, ABD'nin ikinci bir cephe açma talebinin reddinden dolayı yeni İslamcı hükümeti değil Türk ordusunu suçladığı söyleniyordu. Daha sonra savaş sırasında, Türk ordusu birkaç kez zor durumdaki ABD güçlerinin kurtarılması için Türkiye'den başlatılacak ABD harekatlarına izin vermedi ki bu, Pentagonu çok öfkelendirdi.
Geçtiğimiz günlerde Kuzey Irak'taki Türk güçlerinin karargahlarına yapılan ABD baskını iki ordunun arasını açtı. 4 Temmuz'da gözaltına alınan 11 Türk askerinin Kerkük'ün Kürt valisine suikast düzenlemeye hazırlandıklarından şüpheleniliyordu. Askerlerden hiçbiri, iki ülke arasındaki anlaşmaların gerektirdiği şekilde üniformalı değildi ve herhangi bir kimlik taşımıyorlardı. Yönetimin Kürt valiye suikast operasyonuna ne Ankara'nın ne de Türk ordusunun liderlerinin komuta etmediğine, hatta böyle bir operasyondan haberdar olmadıklarına inanmasına rağmen, olay, Pentagon'un Türkiye'nin maksatları konusundaki kuşkularını derinleştirdi.
Türk ordusu da, Kürt azınlığın yarı özerkliğine yönelik ABD planlarından kuşkulu. Ankara'nın ikinci cephe açılmasını reddinin ardından, Washington da, 1500 Türk askerinin bulunduğu Kuzey Irak'a daha fazla Türk askerinin girişine izin vermedi. Türk askerleri bölgedeki Türkmen müttefiklerine yardımda bulunmaya, daha da önemlisi bölgedeki Iraklı Kürtleri kontrol altında tutmaya istekli. Uzun süre sınırları içerisindeki Kürt ayrılıkçılarla savaşan Ankara, Irak'taki bir Kürt özerkliğinin kendi içerisindeki Kürt halkını bir özerklik hatta bağımsızlık yönünde kışkırtabileceğinden endişe duyuyor. Washington'un, Irak'taki barışın kısmen Iraklı Kürtleri bölgedeki federal hükümetin bir parçası olarak tanımaya bağlı olduğu yönündeki fikri de Türk ordusunu endişelendiriyor.
Buna ek olarak, Türk askerlerinin gözaltına alınmaları Türklerin gururunu zedeledi ve sonrasında Amerikan karşıtlığını harekete geçirdi.
İki ordu arasında yaşanan bu sürtüşme, Türkiye'deki siyasi reformlara destek sağlayabilir. Geçtiğimiz kasım ayında iktidarı devralan Adalet ve Kalkınma Partisi, daha fazla demokrasi ve Türkiye'yi kökten değiştirmenin en hızlı ve en etkili yolu olan Avrupa Birliği üyeliği vaadinde bulunmuştu. Ancak ülkenin laik ordusu ve sivil kurumları partiye ve lideri Recep Tayyip Erdoğan'a İslamcı köklerinden dolayı itimat etmiyor. Evet parti Batı karşıtı, İslamcı ve yabancı düşmanlığı söylemine sahip unsurları beslemeye devam ediyor ve laik Türkleri kızdırmaya yönelik hatalar yapmaya meyilli gözüküyor. Ancak parti merkeze doğru inkar edilemez atılımlar gerçekleştirdi. Örneğin hükümet, konuşma özgürlüğünün kısıtlanmasını ortadan kaldırma hazırlıkları ve azınlıkların dilleri ve kültürleri üzerindeki kısıtlamaları azaltma yönündeki çalışmaları da içeren Avrupa Birliği'ne uyum paketini parlementoya sundu. Hükümet bunu subayların tercihlerini yansıtan Milli Güvenlik Kurulu'na gitmeksizin başardı. Hükümet şu anda kişisel özgürlükleri genişleten ve askeri reformu öngören bir paket ortaya koymayı düşünüyor.
Tüm bunlar orduyu derinden endişelendiriyor; çünkü Türkiye'nin AB adaylığının gerçekleşmesi ordu tarafından siyasetten uzak durma sözü verilmesini gerekli kılabilir. Bir sonraki adım ise, ordunun, hükümetin BM Genel SekreteriAnnan tarafından sunulan bir barış planı doğrultusunda hareket etmesini engellediği bölünmüş ada Kıbrıs'a yönelik olacak.
Türk Hükümetinin son manevraları gösteriyor ki, hükümetin reform gündemine ilişkin vaatleri, haleflerinin verdiği sözlere oranla çok daha ciddi. Bu yüzden Türk Hükümeti Washington'un desteğini arzu ediyor. Dışişleri Bakanı Abdullah Gül'ün geçen haftaki ziyareti, Türkiye'nin demokratik hedefleri ve bu doğrultuda iki ülke arasındaki ilişkilerde oluşturulacak yeni temellerin anlatılması için Erdoğan tarafından Washington'a yapılacak bir ziyaretin yolunu açmış olmalı. ABD yönetiminin Türk ordusuna Irak'taki barış gücüne katılması yönündeki çağrısı, akıllara iki ülkenin aralarındaki anlaşmazlıkları geride bıraktıklarını getiriyor. ABD yönetimi ek bir adım atmalı ve Türk özel sektörünün ikinci yeniden yapılandırma sözleşmelerine katılımını ve Türkiye'den sivil toplum örgütlerinin Irak'ın sivil toplumunu yeniden yapılandırmak üzere bölgeye gönderilmesini sağlayarak Ankara'ya, Irak'ın geleceğinde bir pay vermelidir.
Ankara ve özellikle Türk ordusu, Irak'a Kürt konusu gibi dar bir perspektif ile bakmaya ne kadar çabuk son verirse, Türk-Amerikan ilişkileri o kadar çabuk gelişecektir.
DER TAGESSPIEGEL
ABD, NATO'YU IRAK'TA GÖREVLENDİRMEK İSTİYOR
BERLİN, 28/07(BYE)---Tirajı 147 bin olan Der Tagesspiegel gazetesinin 26 Temmuz 2003 tarihli sayısında, Thomas Seibert imzasıyla yayımlanan İstanbul çıkışlı yazının çevirisi şöyledir:
Amerikan Dışişleri Bakanı Colin Powell, Türk mevkidaşı ile görüşmesinde, NATO'nun Irak'ta anahtar rol üstlenmesini arzu ettiğini vurguladı. Bu haber, Türk Dışişleri Bakanı Abdullah Gül'ün Washington ziyaretine işaret eden Türk medyası tarafından duyuruldu. Gül ise, Powell ile gerçekleştirdiği görüşme sonrası yaptığı açıklamada, NATO'nun Irak'ta görev alacak uluslararası birlikte rol üstlenmesinin Türk Hükümetinin "işini kolaylaştıracağını" söyledi. Washington, Irak'ın istikrara kavuşması için Ankara'dan yaklaşık 12 bin asker göndermesini istemişti. Ancak uluslararası bir karar olmadan, Türk Meclisi'nin Irak birliği için onay vermesi zor gözüküyor.
"Yeni Şafak" gazetesi diplomatik kaynaklara dayandırdığı haberinde, NATO modelinin ilk kez geçen hafta, Amerikan üst düzey askeri yetkililerin Ankara ziyaretinde dile getirildiğini yazdı. Buna göre ABD, Irak için oluşturulacak birliğin NATO şemsiyesi altında görev yapması için çaba harcamak istiyor. Almanya ile Fransa'nın ise, bu modele en azından İttifak içindeki vetolarıyla engel olmayacak şekilde hareket etmelerine çalışılacak. Şimdiye dek sadece az sayıda NATO devleti, olası Irak birliğine katılmaya ilgi gösterdiler, bunun bir nedeni de, işgal güçlerinin Irak misyonu için BM kararı çıkarmaya yanaşmaması.
Powell, Türkiye'nin kısa süre içinde birlik gönderilmesi konusunda karar vermesini beklediğini söyledi. Gül'ün, Başkan Yardımcısı Dick Cheney, Amerikan Güvenlik Danışmanı Condoleezza Rice ve Savunma Bakanı Donald Rumsfeld ile de randevuları vardı. Konuk Bakan Washigton Post gazetesine verdiği demeçte, Türk birliklerinin hangi şartlar altında görevlendirilebileceğini açıkladı. Bunlar arasında Türk firmalarının yeniden yapılanmada verilecek ihalelerde dikkate alınması ve Irak'taki Amerikan Yöneticisi Paul Bremer'e bir Türk yardımcı verilmesi de yer alıyor. Türkler, Kürtlerin özerkleşme çabalarının frenlenmesi için de zorluyorlar.
AL-BAYRAK
WASHİNGTON, TÜRKİYE'DEKİ İSLAMİ AKIMI DİKKATLE İZLİYOR
BEYRUT, 28/07(BYE)---Tirajı günde 10 bin olan Al-Bayrak gazetesinin 25 Temmuz 2003 tarihli sayısında, "Ünlü bir Arap Gazeteci" imzasıyla yer alan yorumun çevirisi şöyledir:
Türk-Amerikan ilişkileri, ülkelerarası münasebetlerde süreklilik ve istikrarın örneğidir. Son dönemde Kuzey Irak'ta iki ülke askeri güçleri arasında bazı olaylar yaşanmış olsa da, gelen haberler Ankara ile Washington'un sorunu aşabileceklerini göstermektedir.
11 Türk askerinin Kuzey Irak'ta gözaltına alınmasının ardından, ABD askerlerine yönelik saldırıların artması Irak'ın yönetiminden sorumlu Amerikalı Paul Bremer'i ülkesinin Türkiye ile güvenlik alanında işbirliği yapmak istediği şeklinde açıklamalar yapmaya sevketmiştir.
AKP Türkiye'de iktidara geldiğinden bu yana ABD, Türkiye'deki İslamcıların icraatlerini yakından izlemektedir. Türkiye'nin artık, Araplarla dayanışmayı ortadan kaldırmış Mustafa Kemal Atatürk'ün laikliğine geri dönme şansı zayıftır. Buna karşın Mustafa Kemal Atatürk'ün görüşlerini savunan kesimler ve askerlerden farklı dünya görüşüne sahip AKP ile nasıl iş yapılacağı da ABD'nin yanıt aradığı sorudur.
Türkiye'nin gerek ABD, gerek Avrupa ile ticari, ekonomik ve siyasi ilişkileri yoğundur. Bu durum Türk siyasetini etkilemektedir. Buna karşın köktedinci akımlar, Türkiye de dahil olmak üzere bölgede süratle gelişmekte ve destekçilerinin sayısı her geçen gün artmaktadır.
Gerek Batı'da, gerek Doğu'da birçok ülke Türkiye'deki AKP iktidarını izlemektedir. Türkiye, Batı değerleri ile İslami düşüncenin sentezi formülünü denemektedir. Eğer ABD Türkiye'ye karşı samimi ise bu ülkedeki gelişmelere saygı duymak zorundadır.
Recep Tayyip Erdoğan'ın başarısını sadece İslam ülkeleri değil, ABD de takdir etmektedir. Günümüzde Orta Asya'yı da hesaba katarsak Türkçe konuşanların sayısı Kur'an dili Arapçayı konuşanlardan az değildir. Birçok islami akım Halifelik kurumunun Osmanlı İmparatorluğu ile birlikte ortadan kalkmasını islam dini için felaket olarak tanımlamaktadır.
Türkiye'de son dönemde yaşanan gelişmeler dünya ülkelerinin dikkatlerini Ankara'ya çevirmiştir. AKP Türkiye'de siyasi istikrarı sağlamıştır. Başbakan Erdoğan modern, demokratik ülkede islami formüllerin işleyebileceğinin güzel bir örneğini oluşturmaktadır.
Türkiye, Müslüman ülkeler için model teşkil etmektedir. Ulema, Türk Hükümetinin başarılarını takdir ediyor.Türkiye islamcılarla laiklerin birlikte yaşayabilmelerine güzel bir örnektir.
Türkiye bence geçmişi ile övünmesi gereken laik ve Müslüman bir ülkedir. Batı'nın dostu ancak kölesi değildir. Yaptıkları ile bütün dünyayı şaşırtmaktadır. Kendine özgü değerleri ve gelenekleri vardır.
Günümüz Türkiyesini en iyi Arapların anlaması gerekmektedir. Bilindiği gibi, geçmişte Arap yönetici sınıfından erkekler Türk hanımlarla evlenirler ve Osmanlı ile akraba oldukları için de övünürlerdi. Türkiye Arap dünyasının büyük kısmını uzun zaman yönetmiştir. Türk kadınları da Arap aile yapısına karışmışlardır.
Ben, siyasi yönü olan bir Arap ailesine mensubum ve annem Türktür. Annemin dedesi Derviş Paşa, o tarihte Şam'da bulunan Dördüncü Osmanlı Ordusu'nda Mareşal idi. Annemin dedesi iki kez Arap ülkelerine görevli olarak gönderilmiştir. Birinci görevi Mısır'da Al Hidiyawi Abbas'a yardım, ikinci misyonu ise, Yusuf Karam isimli Lübnanlı lideri takip etmekti. Her iki görevinde de başarılı olan Derviş Paşa'ya Lübnan'ın Bekaa Vadisinde büyük bir toprak verilmişti.
Türklerle ilişkisi olan bir Arap olarak bu ülkede yaşanan olayları yakından izliyorum. Annem bana siyasetin ve zaferlerin her şey demek olmadığını, iyi bir yazar, doktor, mühendisin de siyasetçiler kadar önemli olduğunu söylerdi.
Osmanlı İmparatorluğu'nu İttihat ve Terakki Cemiyeti'nin reform hareketleri çökertmiştir. Osmanlı artık çökmüştür, ancak geride bıraktığı korku sürmektedir.
DW-ALBANIAN
TÜRK HÜKÜMETİ REFORM AZMİNİ SÜRDÜRÜYOR
ANKARA, 28/07(BYE)---Arnavutluk'ta yayımlanan DW-Albanian gazetesinin 24 Temmuz 2003 tarihli sayısında, Rainer Sollich imzasıyla ve yukarıdaki başlık altında bir yazı yer almıştır. İnternetten sağlanan yazının çevirisi şöyledir:
Türk Hükümeti son zamanlarda reform yolunda azimli adımlar atıyor. İdam cezası bazı sınırlamalarla da olsa kaldırıldı. Kürtlere daha fazla hak tanındı. Şimdi de ordunun siyaset üzerindeki büyük nüfuzunu azaltma yolunda yeni bir adım daha atılıyor. 7. AB Uyum Paketi henüz Meclis'ten geçmedi. Ancak bu reform gerçekleştirilirse bu, küçük bir devrim niteliği taşıyacaktır. Türkiye Cumhuriyeti'nin kurulmasından bu yana ordu, kaos ortamlarında pek çok kez siyasete müdahale etmiş, hatta darbe yoluna gitmiştir. İlginç olan, ordunun ülkeyi bu müdahalelerin ardından süratle demokrasiye yönlendirmesidir. Sürekli ordunun gözetiminde olan bir demokrasi asla güçlenemez ve sorumluluk bilincine sahip politikacılar çıkaramaz. Aslında reform sürecinde, eski başbakanlar Bülent Ecevit, Tansu Çiler, Mesut Yılmaz gibi Batı yanlısı politikacılar herkesi hüsrana uğrattı, fakat en cesur adımları Tayyip Erdoğan attı, Başbakan olduğunda ise korkulduğu gibi Ankara'nın rotasını temelden değiştirmek yerine, Türkiye'yi Avrupa'ya daha da yakınlaştırmaya çalıştı. Ordunun nüfuzunu azaltma da bu yönde atılmış önemli bir adımdır. Avrupa Birliği, Ankara ile müzakere sürecini başlatıp başlatmama konusunda karar verecek. O zamana kadar yasalaşan önemli reformlar kağıt üzerinde kalmamalı ve uygulamaya konulduğunun işareti verilmelidir.
THRAKIKI AGORA
LOZAN ANTLAŞMASI'NIN YILDÖNÜMÜ
ANKARA, 28/07(DB/BYE)--- Gümülcine'de yayımlanan, tirajı günde 2 bin olan Thrakiki Agora gazetesinin 24 Temmuz 2003 tarihli sayısında yer alan yazının çevirisi şöyledir:
Bilindiği gibi 24 Temmuz 2003, Türkiye ile Yunanistan arasındaki ilişkilere yön verici nitelikteki Lozan Antlaşması'nın imzalanmasının 80. yıldönümüdür. Konuyla ilgili olarak görüşlerini aldığımız Batı Trakya Azınlığı Yüksek Tahsilliler Derneği Başkanı Murat Yunus şunları söyledi:
"Amacımız bölgedeki Hıristiyan hemşehrilerimizle barış içinde birarada yaşamaktır. Bunu başarabilmek için hepinizin desteğine ihtiyacımız var. Seksen yıl önce imzalanmış olan Lozan Antlaşması, Yunanistan ile Türkiye arasındaki düşmanlıklara son vermiş ve iki ülkenin sınırlarını belirlemiştir. Bu antlaşma, azınlığın diğer nüfusla uyum içinde yaşamasının temelini teşkil etmektedir. Bu antlaşma sayesinde Yunanistan'la Türkiye arasında savaş nedenleri ortadan kaldırılmış ve bölgede barış ve istikrar egemen kılınmıştır. Dikkatle incelendiğinde, çok daha sonraları azınlıklara yönelik olarak düzenlenen birçok uluslararası antlaşmalarda yer verilen hususların, Lozan Antlasması’nda da eksiksiz olarak bulunduğunu görürüz. Lozan Antlaşması'nda, azınlıkların etnik kimliklerinin yer almamış olması çok önemli bir ihmal olarak değerlendirilmelidir. Bilindiği gibi bu antlaşmada azınlıklar, dini mensubiyetleri itibarıyla zikredilmişlerdir. Oysa herkes tarafından bilinmektedir ki, insanlarin dini mensubiyetlerinin yanı sıra bir de etnik kökenleri vardır. Lozan Antlaşması, azınlıklar için muhtelif hakları güvence altına almak suretiyle onların özgünlüklerini korumalarını amaçlamıştır. Bu antlaşmayla ayrıca azınlığa çeşitli alanlarda bir nevi özerklik tanınmıştır. Antlaşmanın geçerli olduğu seksen yıldır karşılaşılan sorunlar, bu antlaşmanın uygulanmamış olmasından kaynaklanmıştır. Eğer antlaşma tam olarak uygulansa, mevcut sorunlar çözümlenmiş olur. Azınlık insanı, tüm ümidini bu antlaşmanın uygulanmasına bağlanmıştır. Fakat, Atina ile azınlık arasındaki ilişkilerde çözüm bekleyen sorunların sürdüğünü görüyoruz. Örneğin; müftülerin seçimi, Müslüman Emlakını İdare Heyeti seçimleri ve azınlığın eğitimi çözüm bekleyen sorunlardır. Azınlık Yüksek Tahsillileri olarak, bölgede yaşayan azınlık ve çoğunluk nüfusu arasında katalitik bir rol oynayabileceğimize inanıyoruz. Azınlığı meşgul eden sorunlara çözüm getirilmesini teminen inisiyatifler almakta kararlıyız. Bunu yaparken, AB üyesi bir ülkede yaşadığımızı her zaman gözönünde bulunduracağız."
Murat Yunus, Rodop ilinin Kurcali (Likion) köyünde doğmuş ve Bilkent Üniversitesi Bilgisayar Programcılığı bölümünde okumuştur. Kiriakaki kardeşlerin bilgisayar işletmesinde çalışan Yunus, aynı zamanda bu şirkette hisse sahibidir. Öyle görülüyor ki, adı geçen uyumlu bir işbirliği sergilemek suretiyle, iş hayatında da Lozan Antlasması'nın işbirliği ruhuna adım uydurmaktadır.
L'ECHO
LEFKOŞA-ANKARA-ATİNA: KIBRIS'IN BERMUDA ŞEYTAN ÜÇGENİ
BRÜKSEL, 28/07(BYE)--- Tirajı günde 30 bin olan ekonomi gazetesi L'Echo'nun 26/27/28 Temmuz 2003 tarihli hafta sonu sayısında, KKTC'nin davetlisi olarak Kıbrıs'a giden muhabir Serge Vandaele imzasıyla yukarıdaki başlık altında yer alan haberin çevirisi şöyledir:
Kuzey Kıbrıs'ta Girne... Göğe doğru yükselen bir anıt olmasaydı burası da diğer tüm plajlar gibi olurdu. Atina'da iktidarda bulunan askeri cuntanın, "Enosis", yani adayı Yunanistan'a bağlamak için düzenlediği darbeye karşı, Ankara'nın askeri saldırısı 20 Temmuz 1974'te buradan başladı.
29 yıl sonra, Türk azınlığın yaşadığı Kuzey Kıbrıs'ta fazla bir şey değişmemiş bulunuyor. Rumların, Türkleri püskürtmek için kullandıkları birkaç zırhlı, Akdeniz'e karşı konuşlu duruyor. Bir tanesi müzeye dönüştürülmüş olan birkaç ev, kısa süren şiddetli çatışmaların izlerini hala taşıyor. Kuzey Kıbrıs'ta zaman, soğuk savaş döneminde durmuş gibi ve yeniden birleşme hedefine ulaşılması çok güç görünüyor.
Yıldönümü bu yıl da askeri törenlerle kutlanan Türklerin çıkarmasından bu yana, biri güneyde Tassos Papadopulos başkanlığında ve uluslararası alanda tanınan Kıbrıs Cumhuriyeti, diğeri de kuzeyde, sadece Türkiye'nin tanıdığı Rauf Denktaş başkanlığında ve "Kuzey Kıbrıs Türk Cumhuriyeti" olarak adlandırılan iki toplum birlikte yaşamaya çalışıyor. İkisi arasındaki meşhur "Atilla Hattı", yani Birleşmiş Milletler askerlerinin denetimindeki "Yeşil Hat", taraflar arasındaki düşmanlığın ve anlayışsızlığın boyutlarını sergiliyor. Çünkü çeyrek yüzyıldır bu sorun var ve hiçbir zaman Kıbrıslı Rum yetkililerle Türk meslektaşları, bölünmüş adanın geleceğini çözümlemeye hazır gibi gözükmediler. Büyük ağabeyleri, Yunanistan ve Türkiye de zaten hiçbir zaman aynı telden çalmadı. Biri, toplumlararası görüşmeleri uluslararası alana çekmek istiyor, diğeri ise ikili görüşmeleri destekliyor.
Birleşmiş Milletler gözetiminde 2002'nin ocak ayında başlayan son görüşmeler dizisi, geçtiğimiz şubat ayında bitti ve diğerlerinden daha iyi bir sona ulaşamadı. Hiçbir soruna çözüm bulmadı; ne Türk denetimine geçen toprakların geri verilmesi, ne toprakların paylaşılması, ne de Kıbrıs'ın gelecekteki statüsü konusuna.
Türk tarafına göre tüm çözümler, iki devletin egemenliğinin tanınmasından geçiyor. "1974'ten önce uzun süre ezilen bir azınlık" olarak görüldükleri için güvenliklerinin söz konusu olduğunu söylüyorlar. Rum tarafında ise, BM ve AB'nin de desteklediği iki toplumlu, iki bölgeli bir federasyon kurulması isteniyor. Bu sağırlar diyalogunun daha gerçekçi olma şansı hala var.
Yeniden birleşmesi konusunda bir çözüm bulunamadığı takdirde, adanın sadece Rum kesimi Mayıs 2004'te AB üyesi olacak. Kıbrıslı Türkler, bu tarihin yaklaşmasını adanın bölünmüşlüğüne kalıcılık getirecek bir "taksim"i ve hatta ana vatan Türkiye ile bütünleşmeyi hızlandıracak şantaj gibi görüyorlar.
Ancak bu tarihten önce, Birleşmiş Milletler'in, "uyuşmazlığını" sık sık kınadığı adanın Türk tarafında, anlaşmazlığın çözümlenmesinde etkili olabilecek genel seçimler düzenlenecek.
Kamuoyu yoklamalarının da gösterdiği gibi, Rauf Denktaş, bu seçimleri kaybedecek olursa, muhalefetin oluşturabileceği olası bir koalisyon, BM Genel Sekreteri Kofi Annan'ın hazırladığı barış planı temelinde görüşmeleri yeniden başlatabilir. Seçimler aralık ayında yapılacak. Yani, Avrupa'ya diplomatik bir çıkmazın miras kalmasından önce ve Rum kesiminin üyeliğine 4 ay kala.
L'ECHO
NEREYE GİTTİĞİNİ BİLMEYEN KIBRIS TÜRK EKONOMİSİ, TURİZMİ BİR CANKURTARAN OLARAK GÖRÜYOR
BRÜKSEL, 28/07(BYE)--- Tirajı günde 30 bin olan ekonomi gazetesi L'Echo'nun 26-27-28 Temmuz 2003 tarihli haftasonu sayısında KKTC'nin davetlisi olarak Kıbrıs'a giden muhabir Serge Vandaele imzalı olarak, yukarıdaki başlık altında yer alan haberin çevirisi şöyledir:
Adayı ikiye bölen hattın açılması ve Rum kesimiyle ticari kısıtlamaların kaldırılacağının açıklanması, 30 yıla yakın süredir ambargo altında olan ve ciddi bir krizle karşı karşıya bulunan Kuzey Kıbrıs ekonomisinde bir rahatlık yarattı ve bu ortam devam ediyor.
KKTC'nin girişimi ile sınır ötesi ilişkilerin başlamasından sonra, her gün yüzlerce Kıbrıslı Rum Türk bölgesine geçiyor ve şu anda belirlenen rakamlara göre burada harcadıkları para şimdiden milyon Euroları bulmuş durumda.
Başlıca muhalefet platformu olan "Barış ve Demokrasi Hareketi"ni yöneten Mustafa Akıncı, "ekonomi, inkar edilemeyecek olumlu bir şok yaşıyor. Şimdiye kadar yatırımlar ve maddi yardımlarla ayakta duran ekonomi, tümüyle Türkiye'nin iyi niyetine bağlıydı" diyor.
Kıbrıslı Rumlar özellikle, Kuzey Kıbrıs'ta daha ucuz olan tekstil ürünleri ile sigara ve alkollü içki satın alıyorlar. Aynı zamanda KKTC'ye geçişlerinden yararlanarak buradaki çok sayıda bulunan kumarhanelere gidiyorlar. Turizm Müsteşarı Yalçın Vehit, "kumarhaneler adanın güneyinde, Türkiye'de ve İsrail'de yasak. Bu nedenle buradaki 20 kadar kumarhaneye gelerek oynuyorlar. Bu harcamaların turizm gelirimizin yüzde 20'sini oluşturduğunu sanıyorum" açıklamasını yapıyor.
Kuzey Kıbrıs Hükümeti, olası yatırımcıları çekmek için mali teşvik önlemlerinin de gösterdiği gibi ekonomik küçülmeyi yok etmek amacıyla, turizmi geliştirmeyi bir öncelik olarak kabul ediyor. Başka iki ortakla birlikte 5 milyon Sterlin değerinde bir projeye girişen Niyazi Harmandağlı, "siyasete girmek istemiyorum, bu hiçbir zaman iş hayatında iyi bir şey olmadı. Zaten şu anda inşaatı süren 100 odalı otelim için devlet yardımlarını reddettim. Adanın kuzeyinde turizmin gelişeceğine inanmak gerek" diyor.
Ancak bu yatırımcıların sayısı hala sınırlı kalıyor. Resmi sayımlara göre Kıbrıs yılda, her yıl artmak üzere, 285 bin turisti ağırlıyor, ancak bu sayıyı değerlendirmek gerek. Akıncı, alaycı bir şekilde "bu insanların çoğunu Anadolu'dan gelen Türkler oluşturuyor. Gerçekte yılda 60 bin yabancı turist var" diyor. Oysa kitle turizminin henüz kirletmediği ve çok sayıda mimari (Kyrenia kalesi.) ve ekolojik güzellikler (kaplumbağların yumurta bıraktığı plajlar.) sunan bir ortamda "kayda değer" bir potansiyel olarak görülüyor.
Gazeteci Hasan Kahvecioğlu, "ama oteller boş. Uçakla Londra'dan Kuzey Kıbrıs'a Türkiye üzerinden gelmek zorunluluğu varsa ve Rum kesimindeki Larnaka'ya doğrudan bir uçuşla gitmek 90 Sterlin tutarken, öteki yoldan 300 Sterlin ödemek zorunda kalınıyorsa, neden daha çok turist gelsin" diyor.
Yavaş yavaş canlanmaya başlasa bile, turizmin gelişmesi, güneydeki komşu ile karşılaştırıldığında, kuzeyin geri kalmışlığını tek başına telafi edemeyecek. Kuzey Kıbrıs'ın ortalama geliri, Güney Kıbrıs'ınkinden üç kat daha az ve herkes biliyor ki, Rum kesimi gibi AB üyesi olmak için Kuzey Kıbrıs'ın elinde güzel bir kart var. Kuzey Lefkoşa Belediye Başkanı Kutlay Erk, "herhangi bir şekilde halkın yüzde 60'ını istihdam etse bile kötü bir yönetim ve bürokratik idare ile karşı karşıyayız. Kamudaki yolsuzluklar, tırmanan enflasyon, gözönünde tutmamız gereken gerçeklerdir. AB'ye girmek bizi bu hastalıklardan kurtaracaktır" değerlendirmesini yapıyor.
Ancak Cumhurbaşkanı Denktaş'ın danışmanı Tom Roche, "Kuzey Kıbrıs'ın ekonomik canlanmayı başlatmak için aşması gereken en önemli sorun, Kuzey Kıbrıs'ın yurt dışında verdiği militarist imajın değişmesidir" diyor. İlk bakışta bu görünüm, adanın bölünmüşlüğüne bir çözüm bulunduğu zaman olumlu yönde gelişecektir.
LA STAMPA/SPECCHIO
YENİ ZENGİNLERİN GÖZDEN IRAK VE SAKİN KÖŞESİNDE
ROMA, 28/07(BYE)--- Tirajı günde 530 bin olan La Stampa gazetesinin haftalık eki Specchio'nun 26 Temmuz 2003 tarihli sayısında, Terry Marocco imzasıyla ve yukarıdaki başlık altında yayımlanan makalenin özet çevirisi şöyledir:
Billur gibi bir deniz, antik tapınaklar ve "off-shore toplumu". Ruslar ve Lübnanlılar Akdeniz'de yeni bir cennet keşfettiler: Kıbrıs...
Adaya adını veren aşk ve güzellik tanrıçası Kipris'in (Afrodit, Venüs) o billur gibi denizin köpüğünden doğduğu rivayet ediliyor. 1960'lı yılların Sardunyası gibi büyüleyici, Korsika gibi vahşi, Sicilya ile karşılaşmaktan bile korkmayacak derecede gizemli ve tarih yüklü olan ada, turizm açısından yıllardır dikkatlerden uzaktı.
Birkaç bin kişinin ölümüne ve 1619 kişinin ortadan kaybolmasına yol açan ve "Yeşil Hat" olarak adlandırılan 183 kilometrelik sınırı yaratan Türklerin o şimşek istilası, son 40 yıla damgasını vurdu. BM'nin kontrolündeki tarafsız bölge tarafından ayrılan iki dünya! Bir tarafta zengin Kıbrıslı Rum çoğunluk, diğer tarafta Kıbrıslı Türk azınlık...
Akdeniz'in Berlin'i sayılan Lefkoşa, ancak geçtiğimiz nisan ayında duvarının geçirgen olduğunu görebildi: 2004 yılındaki Avrupa Birliği'ne üyelik olasılığı karşısında iki Kıbrıs'ın halkları yaklaşık 30 yıldan sonra "Yeşil Hat"ı geçebildiler. Ancak bu karanlık ve kanlı tarih, birkaç yıldır turizmin hedefi olan ve belki de denizlerimizin bozulmamış en son bölgesini kirletemedi.
Aynı çember üzerindeyiz ama başkasının ölçüsünü kullanıyoruz !
analiz: http://www.sporx.com/basketbol
http://kantitatif.blogspot.com/
KATHIMERINI : HAYNE: KIBRIS MUTLAKA AB ÜYESİ OLACAKTIR
#
VREMYA NOVOSTEY : TÜRK PAZARININ GÜÇLÜ VE ZAYIF YANLARI
#
THE TIMES : NEDEN DAHA FAZLA İNGİLİZ TÜRKİYE'YE KOŞUYOR?
DER TAGESSPIEGEL :
BAĞDAT OLACAĞINA KABİL OLSUN
BERLİN, 28/07(BYE)--- Tirajı günde 150 bin olan Der Tagesspiegel'in 27 Temmuz 2002 tarihli sayısında (clw) rumuzu ve yukarıdaki başlık altında yayımlanan yorumun çevirisi şöyledir:
Peter Struck'un sadece geçici bir Savunma Bakanı olduğu anlaşıyışı, Kabil'deki Alman birliklerini ziyareti sırasında ayrı bir anlam kazandı. Struck, kendi bakanlığı altında, Afganistan'daki Barış Gücü'nün komutasının Almanya'ya geçebileceğini söyledi. Daha haziran ayında Türkiye, Almanya'nın yerine bu görevi üstlenmek durumunda kalmıştı. Alman ordusu, Makedonya ve Afganistan'da aynı zamanda liderliği üstlenemeyeceğini düşünmüştü. Ancak Almanlar Makedonya'daki görevi devrettiler. Türkiye'nin görevi de aralık ayında bitiyor. Bunlar, Almanya'nın daha güçlü bir angajmana girmesini yeniden düşünmek için oldukça yeterli nedenler. Böylece durum, Almanların ilk kez liderliği üstlenmelerinin söz konusu olduğu yılbaşındaki konumuna geri dönmüş oldu: Amerikalılar ve İngilizler, sözgelimi Irak gibi, diğer görevlere hazır olmak için birliklerini bağlamak istemiyorlar. Afganistan'daki durum memnuniyet verici olmaktan çok uzak olsa bile, orada Almanların daha güçlü bir görev üstlenmeleri Alman siyasetini büyük sıkıntılardan kurtarabilir: Almanya, kendi ordusunun sınırlı yeteneklere sahip olduğu gerekçesiyle Saddam Hüseyin'e karşı olası bir askeri eylemde oldukça düşük katılımla yer alacağını daha önce açıklamıştı.
FRANKFURTER ALLGEMEINE ZEITUNG :
EL KAİDE SAVAŞÇILARI KUZEY IRAK'TA TOPLANIYOR
BERLİN, 28/07(BYE)--- Tirajı günde 390 bin olan muhafazakar Frankfurter Allgemeine Zeitung'un 27 Temmuz 2002 tarihli sayısında Udo Ulfkotte imzasıyla ve yukarıdaki başlık altında yayımlanan haberin özet çevirisi şöyledir:
Terör karşıtı ittifak Afganistan ve Pakistan'da oldukça düşük bir başarı oranıyla El Kaide savaşçılarını ararken, bu grubun bir bölümü Kuzey Irak'ta yeniden örgütlendi. Terör örgütünün üyeleri küçük gruplar halinde İran İslam Cumhuriyeti üzerinden Afganistan'dan Kuzey Irak'taki Kürt bölgesine gelerek burada değişik isimler altında İslamcı örgütler oluşturdular.
Bugün kendilerini Ensar El İslam olarak nitelendiriyorlar ve Saddam Hüseyin tarafından yönetilmeyen Kürt Kuzey Irak'ta oldukça ciddi bir tehlike oluşturuyorlar. Ensar El İslam'ın uzun süreden bu yana "Yahudi ve Hristiyanlara Karşı Kutsal Savaşlarında" hem Saddam Hüseyin hem de İran İslam Cumhuriyeti'nin desteğini aldığından şüphe ediliyordu. Bu konuda birçok belirti olmasına karşın delil bulunamıyordu, ancak şimdi, Celal Talabani liderliğindeki Kürdistan Yurtsever Birliği (KYB) esir aldığı 20 yaşındaki Iraklı Ebu İmam El Bağdati'yi ortaya çıkardı. Irak ajanı olduğu söylenen bu kişiye göre, Saddam Hüseyin Ensar El İslam'a silah desteğinde bulunuyor, savaşçılarını Irak askeri kamplarında yetiştiriyor ve saldırı planlarında yardımcı oluyor.
Ayrıca istihbarat örgütleri, Kürt bölgesindeki "askeri danışmanlar" aracılığıyla, Irak'ın Cumhuriyet Muhafızları mensuplarının El Ensar El İslam'a askeri eğitimin yanı sıra verdikleri havadan karaya fırlatılan füzelerle birlikte farklı silahlarla yüklü beş kamyonun, İslamcı örgütün de yerleştiği KYB ve KDP'nin kontrolü altındaki bölgede görüldüğünü belirtiyorlar. Bir zamanlar sayıları 20'yi geçmeyen takip altındaki Bin Ladin yanlılarının, Afgan, Suudi, Iraklı, Ürdünlü, Faslı, Filistinli ve Yemenlilerden oluşan yaklaşık 750 kişilik bir askeri güce ulaştığı belirtiliyor.
FRANKFURTER ALLGEMEINE ZEITUNG :
IRAK'A KARŞI; KÜRT DEVLETİNE DE KARŞI...
BERLİN, 28/07(BYE)--- Tirajı günde 390 bin olan muhafazakar Frankfurter Allgemeine Zeitung'un 27 Temmuz 2002 tarihli sayısında (wgl.) rumuzuyla ve yukarıdaki başlık altında yayımlanan yorumun çevirisi şöyledir:
Hükümet ve ordu temsilcilerinden oluşan Milli Güvenlik Kurulu'nda yapılan yoğun görüşmelerin ardından, Türk yönetimi ilk kez Irak'a karşı "sınırlı bir harekata" razı olduğunu açıkladı. Liberal sol Cumhuriyet gazetesinin cuma günü konuyla ilgili haberinde, Amerikan saldırısının hedefinin, diktatör Saddam Hüseyin ve rejimin devrilmesi olması gerektiği belirtildi.
Ancak Türkiye, rızasını, Irak yönetiminin devrilmesinden sonra bölgede bağımsız bir Kürt devleti kurulmaması koşuluna bağlıyor. Türk Genelkurmay Başkanlığı'na atıfta bulunan Milliyet gazetesi ise, böyle bir oluşumun gerçekleşmesi halinde Türkiye'nin Kuzey Irak'a gireceğini bildirdi. 1991 yılındaki Körfez Savaşı'ndan bu yana Irak için uçuşa yasak bölgeyi belirleyen ve oldukça özerk bir bölge olan 36. paralelin kuzeyinde, yaklaşık 3.5 milyon Kürt kendilerini yönetiyorlar. Siyasi yaşamın merkezi, Kürt kenti olan Erbil. Kürtler, birbirleriyle rakip de olan Mesut Barzani'nin liderliğindeki Kürdistan Demokratik Partisi (KDP) ve Celal Talabani'nin lideri olduğu Kürdistan Yurtsever Birliği (KYB) tarafından yönetiliyorlar. KYB, geçtiğimiz yıllar içerisinde Tahran rejimine oldukça yakınlaştı. Her iki parti de geçmişte Abdullah Öcalan'ın Kürdistan İşçi Partisi'ne karşı mücadele söz konusu olduğunda Ankara ile de yakın çalışma içerisinde olmuşlardı.
Türk askerleri ve siyasileri, Kuzey Irak'ta yaşayan Türk azınlığı da gözönünde bulunduruyorlar. Yüzyıllardan bu yana Türkmen aşiretlerinin devamı olarak, aynı zamanda Osmanlı hükümranlığı altında da bu bölgede yaşamış olan yaklaşık 300 bin Türkmen, sürekli olarak Türk milliyetçilerinin ilgisini çekiyor. Ankara kendisini, Türkçe konuşan bu azınlığın koruyucu gücü olarak da görüyor.
OBERÖSTERREICHISCHE NACHRICHTEN :
BÜYÜK ZAFER
VİYANA, 26/07(BYE)--- Tirajı günde 132 bin olan Oberösterreichische Nachrichten gazetesinin 26 Temmuz 2002 tarihli sayısında, Michael Wrase imzasıyla ve yukarıdaki başlık altında yayımlanan yorumun çevirisi şöyledir:
Saddam Hüseyin'in devrilmesine kesin gözüyle bakılıyor. ABD hükümeti Irak'a saldırının bir "kendini savunma eylemi" olduğunu açıkladı. Savunma Bakanı Donald Rumsfeld, "Pearl Harbor'da olduğu gibi beklemek yerine, daha önce saldırmak gerektiğini" söyledi. Pearl Harbor'un neticeleri herkesçe biliniyor.
Irak'ta da nükleer silahların kullanılması ihtimal dahilinde. Öncelikle de Irak'ın biyolojik ya da kimyasal silahlar kullanması ya da Körfez'de, Türkiye'de ya da Ürdün'de harekata hazırlanan ABD askerlerinin "terörist operasyonların" kurbanı olmaları halinde. Saddam Hüseyin ise "en büyük savaşın" son safhasında, vadedilen "büyük zaferi" kazanabilmek için elinden gelen herşeyi kesinlikle yapacaktır.
ABD gerçi Irak'ınkinden çok daha üstün olan teknolojisini kullanabilir. Ama ABD'nin Orta Doğu'da, İsrail hariç, başka gerçek müttefiki yok. Irak muhalefeti, ABD ordusunun Şubat 1991'de Saddam'ın cumhuriyetçi muhafız kıtasının Şii ve Kürt ayaklanmalarını nasıl acımasızca bastırdığına seyirci kaldıklarını unutmamış olsa gerek. Yaşlı George Bush o zaman Irak'ın üçe bölünmesinden korkmuştu ve bu yüzden diktatöre dokunmadı.
Buna karşın Genç Bush'un danışmanlar grubu, Orta Doğu'nun Balkanlar'a benzemesi yolundaki endişelerine kulak asmıyor. Saddam Hüseyin'in biyografisini yazan Said Aburiche geçenlerde, "Bush'un adamları, gerçek bir büyük zafer istiyor. Afganistan'daki başarılar onlara yetmiyor" demişti.
FINANCIAL TIMES :
CEM, YENİ TÜRKİYE'NİN BİRİNCİ PARTİ OLACAĞINI DÜŞÜNÜYOR
LONDRA, 26/07(BYE)--- Tirajı günde 655 bin olan Financial Times gazetesinin 26 Temmuz 2002 tarihli sayısında Leyla Boulton imzasıyla ve yukarıdaki başlık altında yayımlanan Ankara çıkışlı haberin çevirisi şöyledir:
Türkiye'nin eski Dışişleri Bakanı İsmail Cem, dün, partisi Yeni Türkiye'nin erken seçimden birinci parti olarak çıkmasını beklediğini söyledi. Cem, Financial Times gazetesine, "Amacımız birinci parti olmak ve bu gerçekçi bir iddia" dedi.
Cem, yenilikçi partisini pazartesi günü, "Türk yaşantısını her anlamda yenilemek" sloganıyla kurmuştu. Başbakan Bülent Ecevit'in Demokratik Sol Parti'sinden ayrılan 62 milletvekilinin desteğiyle parti, meclisin beşinci büyük grubunu oluşturuyor.
Cem'in sayısal üstünlük hedefi, son on yıldır hiçbir partinin tek başına yüzde 25'ten fazla oy alamadığı dağınık bir siyasi ortamda fazla zor değil. Yüzde 10 barajını aşan partiler, mecliste çok sayıda sandalyeye sahip olabiliyorlar.
Ancak siyasi gözlemcilerin çoğu, Yeni Türkiye'nin başarısının büyük ölçüde, şu anda ABD'de tatilde olan Ekonomi Bakanı Kemal Derviş'i saflarına katabilmesine bağlı olduğunu ifade ediyorlar.
Dünya Bankası'nın bu eski yetkilisine, temiz imajını ve ekonomideki güvenilirliğini kullanabilmek için, merkez sağ ve merkez sol partiler kur yapıyor.
Derviş, Cem'e desteğini, iki hafta önce dışişleri eski bakanıyla aynı gün istifa ederek göstermişti. Ancak, IMF'nin 16.3 milyar dolarlık bir krediyle destek verdiği büyük çaplı ekonomik istikrar programının korunabilmesi için kabinede kalma konusunda ikna edilmişti.
Eğer erken seçimler 3 Kasım'da gerçekleşirse, Derviş'in adaylığını ilan etmesi için 15 Eylül'e dek vakti var.
Son kamuoyu araştırmaları, İstanbul eski belediye e başkanı Recep Tayyip Erdoğan'ın AK Partisi'nin yüzde 20'lik destekle önde gittiğini gösteriyor. Ancak Yeni Türkiye kurulmadan yapılan anketler, seçmen kitlesinin yüzde 40'ının henüz karar vermediğini veya geçersiz oy kullanacağını gösteriyordu.
Türk siyasetinde ortadaki oyların aşırı sağ veya dinci kesimlere yarar sağlayacak bir şekilde bölünmemesi için Derviş, bir liberal-sosyal ittifak öneriyor. Ancak, Türkiye'de seçim öncesinde ittifak oluşturma yasak olduğundan, benzer görüşteki reformcular kısıtlı seçeneklere sahip: Ya partilerini birleştirecekler, ya daha büyük bir partinin listesinden meclise girdikten sonra kendi partilerine geri dönecekler ya da koalisyon hükümeti kuracaklar.
LE FIGARO :
BİRLİK İÇİN SAATLİ BOMBA
PARİS, 27/07(BYE)--- Tirajı günde 370 bin olan Le Figaro gazetesinin 26 Temmuz 2002 tarihli sayısında Pierre Bocev imzasıyla yayımlanan Brüksel çıkışlı haberin çevirisi şöyledir:
Avrupa Birliği ile ilişkileri açısından olası tüm gelişmeler, sadece ve sadece Türkiye'ye bağlı. Bir ay önce Sevilla Zirvesinde 15'lerin devlet ve hükümet başkanları, önümüzdeki aralıkta Danimarka başkanlığında gerçekleşecek buluşma için ne olumsuz ne de olumlu söz verdiler: "Sevilla ve Kopenhag AB konseyleri arasındaki dönemde kaydedilecek gelişmelere göre Kopenhag'da Türkiye'nin adaylığının bir sonraki aşaması konusunda yeni kararlar alınabilir."
Elbette gerçekler, Avrupa zirvelerinde edilen boş laflarla inandırılmak istendiği kadar basit değil. Çünkü Fransa gibi bazı üye ülkeler, Türkiye'nin uzun vadede de olsa adaylığına olumlu bakmakla birlikte, Almanya gibi başka üye ülkeler, Birliğin gelecekteki sınırının Irak olabileceğini tasavvur edemiyorlar.
Aralık 1999'da ülkesi Helsinki Zirvesinde "aday" statüsü aldığı vakit Başbakan olan Bülent Ecevit, önceden haber vermişti: "Kaçınılmaz olarak Avrupa'nın sınırları daha doğuya, Kafkasya'ya, Orta Asya ve Asya'nın tamamına kadar gidecektir." Bu durum, o dönemde Jacques Chirac'ın, Türkiye'nin "tarihi, coğrafyası ve hedefleri" açısından Avrupalı istidadı olduğunu kabul etmesini engellemedi.
İki buçuk yıl sonra ise, meseleler aciliyet arz ediyor. Avrupalıların, NATO'nun planlama imkanlarına giriş şartları konusundaki Türk-Yunan anlaşmazlığı halen çözümlenmedi. Oysa 15'ler, sonbaharda Makedonya'da NATO'dan görevi devralmak istiyor. Özellikle de Kıbrıs'ın Birliğe üyelik perspektifi neredeyse kapıda. Bu da gerçek bir saatli bomba. Zira Bülent Ecevit, adanın sadece güneyinin 15'lerin arasına katılması halinde kuzeyi "ilhak etme" tehditinde bulundu.
Türkiye'de önümüzdeki kasım ayında erken seçime gidilmesi olasılığı ise meseleleri iyice karmaşık hale sokuyor. Zira, Avrupa tarafından istenen, ölüm cezasının kaldırılması veya Kürtlerin özel durumunun kabul edilmesi gibi reformların hızla gerçekleştirilmesini nerdeyse imkansız kılıyor.
Oysa Ankara, Sevilla Zirvesinden hareketle, Kopenhag Zirvesinde "üyelik takviminin" belirlenmesini ümit ediyor.
IL SOLE 24 ORE :
TÜRKİYE... ESKİ BAŞBAKAN ÇİLLER REFORMLAR KONUSUNDA ECEVİT'E AÇILIYOR
ROMA, 26/07(BYE)--- Tirajı günde 513 bin olan ekonomi gazetesi Il Sole 24 Ore'nin 24 Temmuz 2002 tarihli sayısında yukarıdaki başlık altında yayımlanan Ankara çıkışlı yorumun çevirisi şöyledir:
29 Temmuz tarihinde mecliste yapılacak toplantıyı bekleyen Başbakan Bülent Ecevit'e beklenmedik bir kişi el uzatabilir: 1993-1996 yılları arasında başbakanlık yapmış olan DYP Lideri Tansu Çiller.
Ecevit ile Çiller arasında dün yapılan toplantının sonunda Çiller ilk kez Başbakan'ın istifasını istemedi, ancak seçim tarihinin 3 Kasım 2002 olarak saptanması karşılığında bu geçiş döneminde ona destek vermeye hazır olduğunu bildirdi. DYP, AB müzakerelerinin başlatılmasını sağlayacak reform paketini onaylamak amacıyla, halen Başbakan'a sadık olan çoğunluk partileriyle beraber oy kullanabilir. Çiller'in teklifini takdir eden Ecevit, kesinlikle istifa etmek istemediğini tekrarladı ve şunları söyledi: "Artık partim açısından seçimlere karşı gelmenin hiçbir anlamı yok, ancak istifamı isteyen açıklamaların hepsi tamamiyle asılsız." İslami partilerin başarılı olmasını daha zor kılacak seçim yasası değişiklikleri konusunda iki lider arasında henüz bir anlaşma yok. Hapishanedeki terorist Abdullah Öcalan'a yakın partilerin büyümesinden endişe duyduğunu defalarca ifade etmesine ve bazı sondajların partisini yüzde 10 barajının altında göstermesine rağmen Ecevit, Çiller'in aksine söz konusu değişikliklerin aleyhinde. Ne olursa olsun, gerçek maç seçim tarihi üzerinde oynanıyor gibi görünüyor.
TBMM, miletvekillerine iki önerge sunulmak üzere 29 Temmuz tarihinde toplantıya çağırıldı. Bunlardan birincisi, İsmail Cem'in liderliğini yaptığı "Yeni Türkiye" tarafından desteklenen ve seçim tarihi, AB'ye katılmak için gereken reformlar ve seçim yasası konularını içeren DYP'nin hazırladığı önerge. Diğeri ise, 3 Kasım tarihi üzerinde ısrar ederek sadece seçim tarihi konusunun ele alınmasını isteyen MHP'nin önergesi. Seçim bu tarihte yapılmazsa, meclisteki en büyük parti konumunda olan MHP hükümete verdiği desteği ansızın geri çekebilir.
Bu krizin ortasında Türkiye, yaklaşık 75 milyar dolara yükselmiş olan olağandışı kamu borcu konusunu da göğüslemek durumunda. Bahçeli tarafından dün bir kez daha tekrarlanan rahatlatıcı sözlere rağmen erken seçimler yasama faaliyetlerini ve dolayısıyla IMF'nin talep ettiği reformların gerçekleştirilmesini yavaşlatabilir. IMF şimdilik Türkiye'nin, 16 milyar dolarlık krediden yararlanmak için gerekli hedeflerle aynı çizgide bulunduğunu düşünüyor. Herhangi bir yeni siyasi yönetim, en azından ekonomik bakımdan, bu vazgeçilmez süper krediyi kaybetme riskini göze almamak için dar bir hareket alanına sahip olacaktır.
ELEFTEROTIPIA :
KAMUOYU YOKLAMALARI ERDOĞAN'I GÖSTERİYOR
ATİNA, 26/07(BYE)--- Tirajı günde 77 bin olan Elefterotipia gazetesinin 26 Temmuz 2002 tarihli sayısında, Aris Abatzis imzasıyla ve yukarıdaki başlık altında yayımlanan Ankara çıkışlı yorumun çevirisi şöyledir:
Eski İslamcı, şimdi "merkez-sağcı" yarın da ne olacağı yalnız "Allah tarafından bilinen" Recep Tayyip Erdoğan, bütün kamuoyu yoklamalarında "birinciliği" elde etmiş bulunuyor. Öte yandan, Dışişleri eski Bakanı İsmail Cem'in "sorunlarla" karşılaşacağı belirtileri var; partisi, diğer partiler gibi meclise girmek için gerekli olan yüzde 10 barajına ulaşmaktan çok uzakta bulunuyor.
Erdoğan'ın Adalet ve Kalkınma Partisi'nin seçimlerde birinciliği elde edeceği kesindir, Türk siyasi dünyasını uğraştıran konu da, bu birinciliği seçimlerde hangi oranla elde edeceğidir.
Fokus şirketi tarafından, bütün Türkiye'den üç bin 500 kişiyi örnek alarak yapılan kamuoyu yoklaması, Erdoğan'ı yüzde 18,7 ile birinci, Deniz Baykal'ın CHP'sini 14,6 ile ikinci, Tansu Çiller'in DYP'sini 8,8 ile üçüncü gösteriyor.
Diğer partiler şu oranları elde ettiler: MHP (Bahçeli) 8,8; HADEP (Kürtler) 7,9; YP (işadamı Cem Uzan'ın yeni kurulan partisi) 6,5; YTP (İsmail Cem) 5,7; ANAP (Yılmaz) 4,83; SP (Kutan) 2,6; DSP (Ecevit) 1,4. İsmail Cem'in karşılaştığı "sorunlar" dışında ilgi çekici olan bir gelişme de, Kürt yanlısı HADEP'in baraja ulaşma yönünde mücadelesidir.
Kısa bir süre önce, TÜSİAD adına yapılan bir kamuoyu yoklamasında, yüzde 10 barajını aşmış olarak gösterilen Yılmaz'ın ANAP'ı dışında diğer partiler, Fokus'un elde ettiği sonuçların aynısı olan bir sırada gösteriliyordu.
Cem'in Yeni Türkiye'sine gelince, belirtilere göre, Yılmaz'ın AB-Türkiye konularına ilişkin sert eleştirileri, yeni kurulan partiye pahalıya mal oldu.
Partinin Parlamento Sözcüsü Gaffar Yakın, ANAP tarafından TBMM'ye getirilen AB-Türkiye konularına ilişkin yasa önerisinin onaylanmasının "gizli" olması gerektiğini vurguladı.
Yakın, seçildiği il olan Afyon'da, PKK ile mücadelede çocuklarını kaybeden birçok ailenin varolduğunu, doğrudan Abdullah Öcalan'ın idam cezasını iptal edecek olan ölüm cezasını kaldırmaya ilişkin kararın açık oylamayla alınması halinde Afyon'a gitmesinin çok zor olacağını söyledi.
Şimdilik, Türkiye'nin AB ile ilişkileriyle ilgili tüm yükümlülüklerini yerine getirmesinden yana olan tek parti Mesut Yılmaz'ın partisidir.
ATİNA, 27/07(BYE)--- Tirajı günde 81.500 olan Ta Nea gazetesinin 27 Temmuz 2002 tarihli sayısında, İrini Karanasopoulou imzasıyla ve yukarıdaki başlık altında yayımlanan yorumun çevirisi şöyledir:
Ankara'nın AB taleplerinden hiçbiri yerine getirilmeden Kıbrıs'ın güney kısmının AB üyesi olması halinde Türk-Yunan ilişkilerinde ciddi bir krizin yaşanması kaygısı içinde olan Yunan hükümeti, AB içinde Türkiye'nin "avukatı" rolünü üslenmeye hazırlanıyor. Dışişleri Bakanı Papandreu'nun danışmanları, kendisine, "14"lerle Ankara arasında arabulucu rolü üslenmesi için öneri götürdüler. Bir yandan, Türkiye içinde yaşanan siyasi istikrarsızlık, diğer yandan, AB üyesi ülkelerin Türkiye'ye üyelik müzakerelerinin başlaması için tarih belirlemeye yanaşmamaları, Papandreu'nun danışmanlarının böyle bir öneriyi gündeme getirmelerine yol açtı.
Papandreu'nun danışmanları, Kıbrıs sorunu konusunda uzlaşma sağlanmaz ve aralık ayındaki Kopenhag AB zirvesinde, "15"ler Kıbrıs'ın AB ailesine katılması kararı alır ve bu arada, karşılığında Türkiye'nin talebi yerine gelmezse, Yunanistan ve Avrupa'nın "yaralı bir canavar" ile karşı karşıya kalacaklarını öne sürerek, böyle bir gelişme karşısında, Ankara'nın Ege ve Kıbrıs konularında nasıl tepki göstereceğinin bilinmediğini vurguluyorlar. Buna ilaveten, Ankara'da güçlü bir hükümetin de bulunmaması -bu ihtimal büyüktür- ile Türk tepkisinin kontrol dışına çıkma tehlikesinin olduğunu da belirtiyorlar.
Gelişmelere bu çerçeveden bakan danışmanlar, Yunanistan'nın söz konusu tehlikeleri AB'ye ileterek, Türkiye'ye üyelik müzakereleri konusunda itirazlarından vazgeçmelerini talep etmesi gerektiğini vurguluyorlar. Danışmanlar, aralık ayında Kopenhag'ta yapılacak AB zirvesinde, Türkiye'ye örneğin, üyelik müzakerelerinin 2003 yılının aralık ayında başlayacağı vaadinde bulunabileceklerini söylüyor. Böyle birşey Türkiye'ye moral verecektir.
Papandreu'nun danışmanları, Yunanistan'ın böyle bir rol üslenmesinin kolay olmayacağının altını da çiziyorlar. Çünkü AB üyesi ülkeler, Türkiye'ye üyelik müzakereleri için tarih vermekten kaçındıkları gibi, Denktaş Kıbrıs konusunda uzlaşmaz tutumunda ısrar ettiğinden, Yunanistan'ın AB içinde bir anlamda Türkiye'nin "avukatılığını" üslenmesi zorunluluğunu Yunan kamuoyuna kabul ettirmek de zor olacaktır.
Bu konuda Papandreu eylül ayı sonlarına doğru nihai kararını alacak. Çünkü, Papandreu o tarihe kadar "15"lerin tutumunun daha da netleşeceğini düşünüyor. (Bilindiği üzere 30 Ağustos tarihinde Danimarka'da AB dışişleri bakanları arasında gayri resmi bir toplantı yapılacak.) Türkiye'de de o tarihe kadar gelişmeler kaydedilmesi söz konusudur. Ayrıca, Papandreu o tarihe kadar, ulusal konularımız konusunda Amerikalıların da niyetlerini biliyor olacak, çünkü 12 Eylül'de New York'a giderek Powell ve Rise ile görüşecek.
KATHIMERINI :
HAYNE: KIBRIS MUTLAKA AB ÜYESİ OLACAKTIR
ATİNA, 26/07(BYE)--- Tirajı günde 40 bin olan Kathimerini gazetesinin 26 Temmuz 2002 tarihli sayısında, yukarıdaki başlık altında yayımlanan yorumun çevirisi şöyledir:
Avrupa konularında yetkili İngiliz Bakan Peter Hayne ülkemize yaptığı iki günlük resmi ziyaret sırasında bize iki önemli "hediye" verdi: Birincisi, Kleridis-Denktaş görüşmelerinin akibeti ne olursa olsun, Kıbrıs'ın aralık ayında AB üyesi olacağı yönünde Londra'nın taahhüt altına girmiş olduğunu yineledi. İkincisi ise, 17 Kasım'ı çökertme operasyonu konusunda Yunan Hükümeti'ne övgüler yağdırdı.
Hayne'in, Kıbrıs konusunda Londra'nın görüşünü net bir şekilde ortaya koymasıyla Atina rahat bir nefes aldı, çünkü adanın AB üyeliği için zaman geldiğinde, AB üyesi ülkelerin nasıl bir tavır takınacakları Yunan hükümetini kaygılandırıyor.
Hayne, Dışişleri Bakanı Papandreu ile yaptığı görüşmenin ardından açıklamalarda bulunarak, "Kıbrıs konusunda uzlaşma sağlanması amacıyla Yunan hükümeti ile temas halindeyiz. Biz Kıbrıs'ın bir bütün olarak AB ailesine katılmasını istiyoruz. Türk hükümetinin de bu yönde daha aktif hareket edeceğini ümit ediyoruz. Yunan tarafı daha aktif hareket etmektedir, ancak adadaki siyasi sorun çözümlenemezse Kıbrıs'ın bir bölümü AB'ye girecektir. Bunu herkes anlamalıdır. Fakat, Kıbrıs'ın sadece güney tarafının AB üyesi olması kötü bir çözümdür çünkü hem bölgede, hem de adada gergin ortam yaratacaktır. Kıbrıslı Türklerin sorunun bilincinde olduklarını ümit ederim" dedi.
Ekonomi Bakanı Nikos Hristodoulakis ve Yunanlı meslektaşı Tasos Yannitsis ile de temaslarda bulunan Hayne, AB'ye aday olan ülkelerden ilk grubun AB üyeliğinin, Yunanistan'ın AB Dönem Başkanlığı sırasında gerçekleşeceğine inadığını da belirtti.
VREMYA NOVOSTEY :
TÜRK PAZARININ GÜÇLÜ VE ZAYIF YANLARI
MOSKOVA, 26/07(BYE)--- Tirajı günde 51 bin olan liberal Vremya Novostey gazetesinin 26 Temmuz 2002 tarihli sayısında, Arif Üseyinov imzasıyla ve yukarıdaki başlık altında yayımlanan haberin çevirisi şöyledir:
Daha birkaç yıl önce Türk ekonomisi öylesine bir hızla gelişiyordu ki, Avrupa ile aynı sırada olmayı ümit ediyordu. Oysa şimdi, Türk ekonomisi sürekli kriz içindedir. İktidardaki koalisyonda meydana gelen bölünme ve Başbakan'ın hastalıklarından kaynaklanan siyasi istikrarsızlık, ülke ekonomisini son derece kötü bir şekilde etkilemektedir. 1999'da meydana gelen deprem felaketinden sonra daha da ağırlaşan Türk ekonomisi, bir türlü krizlerden kurtulamıyor.
Türkiye'nin sorunları, komşuları Rusya, İran ve Azerbaycan'ı son derece tedirgin etmektedir. Zira doğalgaz ihraç eden bu ülkeler, Türk pazarına büyük ümitler bağlamışlardı. 1990'lı yıllarda Türk ekonomisiyle ilgili tahminler öylesine iç açıcıydı ki, Ankara birkaç ülke ile doğalgaz alım sözleşmesi imzaladı (bunlardan en büyüğü "Mavi akım" projesidir).
Bugün ise bu eski tahminler yeniden gözden geçiriliyor: Türk BOTAŞ şirketi, gelecek yıl Türkiye'de doğalgaz tüketiminin yaklaşık yüzde 14 (yani 31,6 milyar yerine 27,3 milyar metreküp), 2004 yılında yüzde 20 ve 2005 yılında yüzde 27 oranında azalacağını açıkladı. Bu açıklama, yapılan ilk açıklama değildir. BOTAŞ bu açıklamasıyla, doğalgaz tüketiminin azalacağı yolundaki tahminlerini son sekiz ay içinde 4. kez açıklamış bulunuyor. Fakat BOTAŞ, hangi ülkenin Türkiye'ye doğalgaz teslimini azaltacağı konusuna açıklık getirmemiştir.
Türkiye'nin doğalgaz tüketimindeki düşüş, Şahdeniz projesi hissedarları arasında panik yarattı. Bir trilyon metreküp rezervi olan Şahdeniz proje operatorü BP Azerbaijan şirketi Başkanı David Woodford, konu ile ilgili olarak yaptığı açıklamada, "Hissedarlar, Türk tarafının Azerbaycan'dan doğalgaz ithalat miktarını ve karşılığının ödeneceğinin garantilemesini bekliyorlar" dedi.
Şahdeniz yatağından erken doğalgaz üretimini ve Bakü- Tiflis-Erzurum boru hattının inşaatını öngören projenin maaliyeti 3.2 milyar dolar olarak belirlenmiştir. Proje'ye göre doğalgaz ihracatına, yılda iki milyar metre küp olmak üzere 2005 yılında başlanması ve doğalgaz teslimatının 2008 yılına doğru 6,6 milyar metrekübe çıkarılması planlanıyor.
Türkiye, doğalgazın ilk teslim tarihini 2002'den 2005'e aktararak, Azeri doğalgazının ithalat sözleşmesini defalarca ihlal etti. AB uzmanları Türkiye, Azerbaycan ve Gürcistan'a hitap ederek, doğalgaz akımlarının Türkiye'ye değil, Türkiye üzerinden Yunanistan, İtalya ve Fransya'ya yönlendirilmesini teklif ettiler.
Bu arada, İran doğalgazının Avrupa'ya nakledileceği doğalgaz boru hatlarının birleştirilmesi sözleşmesi, Yunanistan ve Türkiye arasında imzalandı. Bu amaçla Aleksandrupolis ve Ankara arasında 280 kilometre uzunluğunda bir doğalgaz boru hattının inşa edilmesi planlanıyor. 280 kilometre uzunluğundaki boru hattının 80 kilometrelik bölümü Yunanistan toprakları üzerinden geçecek. İnşaatın 2003 yılında başlaması planlanıyor.
Yunanistan, doğalgaz transiti için ikinci bir güzergah daha önermektedir. Bu güzergaha göre doğalgazın, üretim arttıkça eski Yugoslavya, Slovenya ve Avusturya üzerinden Fransya'ya nakledilmesi öngörülmektedir. Adı geçen Avrupa ülkeleri, İran ve Azeri doğalgazı için istikrarlı birer pazar olabilirler.
Oldukça ucuz olan İran ve Azeri doğalgazının teslim edileceği boru hatları güzergahı, Rusya ve Norveç üzerinden nakil güzergahlarından daha kısadır. Üstelik, Rus doğalgaz yatakları giderek azalmaktadır. İran ve Azerbaycan ise, 40 yıl boyunca doğalgaz teslimini garanti etmektedir.
THE TIMES :
NEDEN DAHA FAZLA İNGİLİZ TÜRKİYE'YE KOŞUYOR?
ANKARA, 26/07(BYE)--- The Times gazetesinin 26 Temmuz 2002 tarihli sayısında, Claire Stewart imzasıyla ve yukarıdaki başlık altında bir yazı yer almıştır. Internet'ten sağlanan yazının özet çevirisi şöyledir:
Siyasi ve ekonomik kaos ve döviz kurunun karşılığının bir telefon numarası kadar uzun olması, insanların Türkiye'yi ziyaret etmekten vazgeçmesi için yeterli olabilir ama böyle olmuyor. Plajların cazibesi, tarihi zenginliği ve sevimli balıkçı köylerinin çekiciliği, ziyaretçi çekmeye devam ediyor.
Londra'daki Türk Büyükelçiliği farkına varılır bir biçimde artan emlak araştırmaları hakkında bilgi veriyor ve Türkiye, ev satın almak isteyen insanları da çekiyor. İngilizleri iklim, rahatlatıcı yaşam biçimi ve yaşam maliyetinin düşük olduğu bir yerde 20 bin pounda bir daire alınabileceği gerçeği çekiyor.
Ancak Türkiye'de yabancı alıcılar için bazı kısıtlamalar var. Askeri bölgedeyse ya da belirli bir belediyenin, ilçenin sınırları dışındaysa, kırsal alanlarda ve köylerdeki mülklerin satın alınması imkansız.
Dış alımların çoğunun odak noktası, Ege ve Akdeniz kıyıları boyunca uzanan; su sporları ve denizcilik aktiviteleriyle tanınan Bodrum, Marmaris, Kaş ve Fethiye gibi tatil yerleri ve köylerdir. Havaalanı olan Bodrum gibi yerler, diğerlerine göre daha gelişmiştir.
Türkiye'de seyahat acentaları yüzde 3 komisyon alır. Bazı acentalar gerekli olan yasal işlemleri de üstlenirler.
Aynı çember üzerindeyiz ama başkasının ölçüsünü kullanıyoruz !
analiz: http://www.sporx.com/basketbol
http://kantitatif.blogspot.com/
# To Vima
Turk F-16'lari "yaz Moratoryumunu" Yine Ihlal Ettiler
# Frankfurter Rundschau
Seffaf Olmayan Planlama...
# El Ittihad
Bagdat Ankara'yi, Siyonizm Ajanlarina Kuzey Irak'a Sizmalari Icin Izin Vermekle Sucladi
Tages Anzeiger
Buyuk Agabey Ile Kavga
Bern, 28/07(bye)--- Tiraji Gunde 280 Bin Olan Tages Anzeiger Gazetesinin 27.7.2000 Tarihli Sayisinda, Wolfgang Koydl Imzasiyla Yayimlanan Istanbul Cikisli Yorum-haberin Ozet Cevirisi Soyledir:
Kibrisli Turkler, Ankara Hukumeti Ile Bozustu. Kendilerini Vasileri Tarafindan Yolda Birakilmis Gibi Hissediyorlar.
Cenevre'de Suren Kibris Gorusmeleri, Diplomatlar Ve Politikacilar Arasinda Zitlasma, Guc Gosterisi, Zamana Ve Iyiniyete Dayali, Az Ya Da Hicbir Basarinin Elde Edilemedigi Gorusmeler Olarak Kabul Ediliyor. Bu Akdeniz Adasinda Yillardir Suregelen Sessizlikle Kiyaslandiginda, Yakindogu'daki Gorusmelerin Bile Yeni Fikir Ve Girisimleri Atesledigi Goruluyor.
Goruldugu Kadariyla Simdi Kibris'ta Kendi Icinden Kaynaklanan Bir Hareket Gelisiyor. Hem De En Az Beklenebilecek Yerde: Kibris Turkleri Ile Turkler Arasindaki Yekpare Tas Misali Birliktelikte Ince Catlaklar Ortaya Cikti. Haftalardir Ankara'daki Buyuk Agabey Aleyhine Protestolar Yapiliyor. Bu Protestolar Sali Gunu Kibris Turk Kesiminin Baskenti Lefkosa'daki (lefkose Turk Bolgesi) Parlamentonun Yuzlerce Kibris Turku Tarafindan Isgal Edilmesi Ile Doruk Noktasina Ulasti.
--sebep Bankalar Skandali--
10 Kisinin Tutuklandigi Ve 19 Kisinin Yaralandigi Son Eylemin On Plandaki Gerekcesi, Meydana Gelen Bir Banka Skandaliydi. Ocak Ayi Basinda Hukumet Alti Bankayi Devlet Kontrolu Altina Aldiginda Binlerce Kisi Mevduatlarini Kaybettiler. Devlet Tarafindan Tazmin Edilecegi Sozu Verilen Meblaglarin Temmuz Taksidi Odenmeyince, Kizgin Banka Musterileri Sokaga Dokulduler Ve Hukumetin Istifasini Istediler.
Kibris Turklerinin Ofkesi, Ayrica Bu Kucuk Cumhuriyeti Duzenli Odemelerle Destekleyen Ankara'nin Kati Bir Tasarruf Politikasini Yururluge Sokmus Oldugu Haberi Ile Daha Da Artti. Guneydeki Rum Kesimi Tarafindan Uygulanan Ambargo Nedeni Ile Zor Durumda Olan Kuzey Kibris Kesimi, Yillardir Derin Bir Ekonomik Kriz Icinde Bulunuyor. Ama Ankara Simdiye Kadar Kuzey Kibris Tarim Urunlerine Karsi Uygulanan Yuksek Ithalat Vergilerini Dusurmedi. Temmuz Ayi Basinda Kuzey Kibris Basbakan Yardimcisi Mustafa Akinci'nin Polis Ve Itfaiyenin, Gelecekte, Diger Ulkelerde De Oldugu Gibi, Icisleri Bakanligi'na Baglanmasini Talep Etmesiyle Kibris Ile Vasisi Turkiye Arasindaki Iliskiler Ilk Kez Agir Bir Krize Girdi. Bu Kurumlar Emirleri Bir Turk Generalinden Aliyorlar.
Ali Nihat Ozeyranli Adindaki Bu Subay, Garnizonlarda Bile Artik Isitilemeyecek Koloniyal Bir Sef Edasiyla, Buna Itiraz Ederek, Akinci Ve Diger Politikacilara Karsi "hain" Ifadesiyle Kizgin Sozler Soyledi. Bu Sekilde, Ozeyranli, Turk Ordusunun Harekattan Beri 26 Yildir Tadini Cikarttigi Kibris Halkinin Sempatisini Bir Anda Yitiriverdi.
Tartisma Kucuk Marksist Gazete "avrupa"nin Generale Yonelik Olarak "o Kendi Isine Baksin. Biz Onlar Kibris'a Gelmeden Once De Buradaydik Ve Onlar Gittikten Sonra Da Burada Olacagiz" Seklindeki Yazisi Ile Buyudu. Bunun Uzerine Bir Anda Sihirbazin Sapkasindan Cikmiscasina Bu Gazetenin Editorune Karsi Casusluk Suclamasi Yapildi. Bunun Uzerine 200 Bin Kisilik Kucuk Ulkenin Simdiye Kadar Yasamadigi Buyuk Gosteriler Meydana Geldi. Yaklasik 10 Bin Kisi, Ankara'nin Suregelen Vesayetini Protesto Etti.
--ecevit'in Aleyhte Tepkiden Endisesi--
Ozellikle Kotu Olan, Zamanlama Idi. Kriz, Zaman Olarak Tam Kibris Gorusmelerinin Baslamasina Ve 1974'teki Turk Askeri Harekatinin Yildonumune Denk Geldi.
Ankara'nin Bu Gelismeyi Ne Olcude Ciddiye Aldigini Kutlama Davetlileri Listesi Gosteriyor. Birlikleri Adaya Gondermis Olan Basbakan Ecevit, Ilk Kez Kutlama Gunu Icin Adaya Gitmedi. Bu Konuda Yapilan Resmi Aciklamada, Ab Komiseri Gunther Verheugen'in Bunu Tavsiye Etmemesi Gerekce Gosterildi. Gercekte Ise "kibris Kahramani" Kendi Adasinda Aleyhte Tepkilerden Korkmustu.
Basler Zeitung
Kuzey Kibris: Evin Huzuru Kacti
Bern, 28/07(bye)--- Tiraji Gunde 115.000 Olan Basler Zeitung'un 28.7.2000 Tarihli Sayisinda, Jan Keetman Imzasiyla Istanbul Cikisli Olarak Yayimlanan Haber-yorumun Ozet Cevirisi Soyledir:
Sadece Turkiye Tarafindan Taninan Kuzey Kibris'ta Dort Banka Batti. Parasiz Kalan Kizgin Kurbanlar Bu Nedenle Hafta Basinda Parlamentoyu Isgal Ettiler. Isgalcilere Oldukca Sert Davranildi, Ama Zararlari Tazmin Edilmedi. Cunku Yardimci Olabilecek Olan Ankara, Kuzey Kibris Hukumetini Kriz Konusunda Yalniz Birakti.
Sadece Turkiye Tarafindan Taninan Kuzey Kibris Turk Cumhuriyeti (kktc) Hukumeti, Sonu Gorulmeyen Bir Krize Gomulmus Durumda. Dort Bankanin Batmasi Nedeniyle, Sadece 160 Bin Nufusu Olan Devlette 30 Bin Kisi Paralarini Kaybetti. Dervis Eroglu Hukumeti, Bankazedelere Taksitle Odeme Yaparak Zararlarini Telafi Etme Sozu Vermisti. Gercekten De Rauf Denktas'a Karsi Girdigi Baskanlik Secimleri Oncesinde Nisan Ayinda Bir Taksidi Odemisti. Tek Basina Bu Odeme Bile Cok Agir Gelmis Ve Bu Yuzden Devlet Memurlarinin Maaslari Odenememisti.
-sonucta Kumar Oynandi-
Dervis Eroglu'nun Herhangi Bir Gerekce Gostermeksizin Cekilmesi Uzerine Baskanlik Secimini Yine Denktas Kazandi. Simdi Hukumet, Paralarin Odenecegine Dair Verdigi Bu Sozle Kumar Oynamis Oluyor Ve Telas Icinde Ankara'dan Finansal Bir Destek Umuyor. Ancak Bu Yardim Da Baskanlik Secimleri Oncesi Verilen Sozlere Karsin Gelmiyor. Kizgin Bankazedeler Bunun Uzerine Pazartesi Gunu Parlamentoyu Isgal Ettiler. Polisin Sert Tepkisi Ve Gozyasartici Gaz Ile Tekrar Disari Puskurtulduler. Bankazedelerin Yani Sira Maaslarini Alamamis Olan Devlet Memurlari Da Hukumetten Alacaklarini Talep Ediyorlar. Hukumetin Basindaki Sorunlar Yetmiyormus Gibi Goruldugu Kadariyla Banka Krizi Iki Bankaya Daha Sicradi.
Yeniden Yapilan Yardim Cagrisini Ankara Duymazliktan Geldi. Ecevit'in Kabinesinde Kuzey Kibris'tan Sorumlu Olan Bakan Sukru Sina Gurel, Sonunda, "kktc Bagimsiz Bir Devlettir, Kriz De Onun Ic Meselesidir. Bizim Ise Durumu Gozlem Altinda Tutmamiz Yeterlidir" Dedi.
Bu Aslinda Bir Sasirtmaca; Cunku Tam Bu Sirada Eroglu'nun Koalisyon Ortagi Ve Cumhuriyetci Turk Partisi'nden Olan Mehmet Ali Talat, Adadaki Turk Birlikleri Komutanindan, Polisin, Hukumetin Emrine Verilmesini Istemisti. Komutan Ali Nihat Ozeyranli, Bagimsiz Kktc'yi Kendi Ozel Yeri Gibi Yonetmeye Devam Ediyor. Komutan, Ulkenin Asker Ve Polisini Caninin Istedigi Gibi Idare Ediyor. Elestirenleri Casusluk Suphesi Ile Tutuklattiriyor, Yakin Zamanda "avrupa" Gazetesinin Iki Mensubunun Tutuklanmasinda Oldugu Gibi. Pazartesi Gunku Parlamento Isgalinin Ardindan Onun Polisleri, Cok Sayida Kibris Turkunu, Politikaciyi Ve Sendikaciyi Tutukladi. Ankara Sadece Adanin Guvenlik Guclerini Kontrol Altinda Tutmakla Kalmiyor, Ayni Zamanda Kktc'nin Merkez Bankasi Baskanini Da Tayin Ediyor. Yani Boylece "kktc'nin Ic Islerine Hic Karismamis" Oluyor.
-- Kisisel Ihtilaftan Ote Bir Durum --
Insan Bu Problemi Istegine Gore Su Ya Da Bu Yone Cekebilir: Ankara'nin Her Seyden Once Eroglu Ve Talat Hukumeti Ile Sorunlari Var. Bu Konuda Ilkin Talat Ile Turk Komutan Ozeyranli Arasindaki Ve Kuzey Kibris Hukumeti'nin Kendi Hukumranlik Haklari Konusundaki Tartisma Yer Aliyor. En Azindan Bunun Kadar Onemli Olan Diger Bir Tartisma Ise Eroglu Ile Denktas Arasinda Olani. Yuzeysel Bakildiginda Kisisel Bir Ihtilaf Gibi Gorunuyorsa Da Bu Tartisma, Ayni Zamanda Kibrisli Turkleri Kimin Temsil Ettigi Hakkindaki Hassas Soruyu Da Etkiliyor. Anayasaya Gore Denktas'in Sadece Sembolik Bir Temsilciligi Var. Denktas Buna Ragmen Ada Turklerini, Ornegin Birlesmis Milletler Tarafindan Organize Edilen Cenevre'de Ada Rumlari Ile Yapilan Dolayli Gorusmelerde Temsil Ediyor. Denktas Bunun Yani Sira Hukumetin Baska Islerine De Karisiyor.
Ankara, Uluslararasi Alandaki Tecrubesi Ve Tabii Ki Guvenirliligi Nedeniyle Denktas'i Tercih Ediyor. Ankara, Banka Krizinde Yardimci Olmayi Reddetmekle Eroglu'na Karsi Denktas'a Destek Vermis Oluyor.
-guvenlik Mesafesi-
Denktas'in Bir Girisimle, Anayasanin Degistirilerek Abd Ornegindeki Gibi Kendisine Daha Cok Guc Getirecek Bir Baskanlik Sisteminin Yururluge Sokulmasini Gerceklestirme Imkani Var. Goruldugu Kadari Ile Bunlarin Yani Sira Ecevit De Karisan Adanin Bu Kesimine Bir Parca Guvenlik Mesafesi Koymayi Gerekli Buluyor. 1974 Yilinda Ecevit'in Emri Ile Turk Ve Rumlarin Yasadigi Adaya Yapilan Harekatin Yildonumu Kutlamasi, Ilk Kez Adada "kibris Fatihi" Olmaksizin Kutlandi.
To Vima
Turk F-16'lari "yaz Moratoryumunu" Yine Ihlal Ettiler
Atina, 28/07(bye)--- Tiraji Gunde 46 Bin Olan Sol Egilimli Hukumet Yanlisi To Vima Gazetesinin 28.7.2000 Tarihli Sayisinda Yukaridaki Baslik Altinda Ve Nikos Hasapopoulos Imzasiyla Yayimlanan Haberin Cevirisi Soyledir:
Turk Disisleri Bakanligi Sozcusu Huseyin Dirioz'un, Turk Ucaklarinin Egitim Ucuslari Icin Ege'ye Girdikleri Ve 1988'de Kararlastirilan "yaz Moratoryumunun" Pilotlarin Egitimine Iliskin Ucuslari Icermedigi Iddiasinda Bulundugu Saatlerde, Iki Cift Turk F-16 Ucagi Dun Limni Adasinin Guneyinden Atina Fir'ina Girerek Hava Trafik Kurallarini Ihlal Ettiler. Silahsiz Olarak Ucan Turk Savas Ucaklarini Hemen Kalkan Yunan F-16'lari Puskurttu.
Hava Kuvvetleri Komutanligi Ust Duzey Yetkilileri Dun, Turk "egitim" Ucuslarinin Atina Fir'i Icerisinde Yapildigini Ve Uluslararasi Hava Kurallarinin Ongordugu Sekilde Davranmayarak Ucus Plani Sunmadan Kitle Halinde Atina Fir'ina Girdiklerini, Turk Disisleri Bakanligi Sozcusu'ne Hatirlatircasina Aciklamada Bulundular. Ayni Subaylar, Yunanistan'in, Uluslararasi Hukuktan Kaynaklanan Hakki Uzerine Ulusal Egemenlik Sahasini Savundugunu Ve Ulusal Hava Sahasinin, Genellikte Turk Ucaklarinin Girmekte Oldugu 10 Deniz Mili Oldugunu Vurguladilar. "bu Nedenle De Yunanistan'in Baska Secenegi Yoktur, Turk Ucaklari 'egitim Ucusu' Yapsa Da Yapmasa Da Puskurtulmek Zorundadir" Seklinde Aciklamada Bulundular.
Disisleri Bakanligi Sozcusu Payotis Beglitis, Silahsiz Olmalarina Ragmen Turk Ucaklarinin Ucus Plani Vermeden Atina Fir'ina Girmesinin, Atina'ya Gore "yaz Moratoryumunu" Ihlal Olayi Olusturdugu Gorusunde Oldugunu Belirtti Ve Bu Konu Uzerinde Yunanistan'in Ankara Buyukelcisi Korantis'in Turk Disisleri Bakanligi'na Bir Protesto Metni Vermis Oldugunu Hatirlatti. Beglitis Ayrica Soz Konusu Moratoryumun Tum Tatbikatlari, Egitim Tatbikatlarini Bile Icerdigini Vurguladi Ve Savunma Bakanligi'nda Bulunan Kanitlardan Da Belirlendigine Gore Turklerin 10 Deniz Milini De Ihlal Etmis Olduklarini Acikladi.
Ote Yandan Savunma Bakani Yardimcisi Apostolakis De Turk Disisleri Bakanligi Sozcusune Cevaben Yaptigi Aciklamada, Ucaklarin Ucus Plani Sunmadan Atina Fir'ina Girmelerinin Uluslararasi Havacilik Yasalarina Aykiri Hareket Oldugunu Hatirlatti Ve Kucuk Capta Olsa Bile Yaz Aylarinda Yapilan Tatbikatlarla Turklerin "yaz Moratoryumunu" Ihlal Ettiklerini Acikladi.
Hukumet Sozcusu Ise Dunku Aciklamasinda, Ydp'nin "gizli Diplomasi" Konusundaki Suclamalarina Degindi. Reppas, Disisleri Bakanligi Yoneticileri Tarafindan Diger Parti Temsilcilerine Surekli Olarak Bilgi Verildigini Acikladi Ve "sozde Gizli Diplomasiye Iliskin Laflar Gecmisteki Baska Donemlerle Ilgilidir. Pasok Hukumetlerinin Davranislariyla Ilgisi Yoktur" Dedi.
-ankara: Ege'deki Ucuslar Egitim Ucusuydu-
Ankara 20 Temmuz'da F-16 Tipi Dort Turk Savas Ucaginin Yaz Moratoryumunu Ihlal Ettikleri Konusunda Yunan Basininda Yayimlanan Haberler Nedeniyle Gerginlik Yaratilmasini Istemiyor.
Gazetecilerin Soz Konusu Haberlere Iliskin Sorularini Cevaplandiran Turk Disisleri Bakanligi Sozcusu Huseyin Dirioz, "yaz Moratoryumunu Ihlal Eden Ucuslarla Ilgili Haberler Dogru Degildir" Iddiasinda Bulundu. "ankara Sogukkanli Ve Mantikli Davranmayi Arzu Ediyor" Diyen Dirioz, "bu Tur Yayinlarin Yunanistan Ile Turkiye Arasindaki Dostluk Ortamina Sorun Yarattigini" Ifade Etti.
Dirioz, "dort Savas Ucagi Ege'nin Uluslararasi Hava Sahasinda Rutin Egitim Ucuslari Gerceklestiriyordu. 1988 Moratoryumu Egitim Ucuslarini Icermiyor" Diyerek, Her Ulkenin Ucus Planlari Sunmadan Uluslararasi Hava Sahasini Kullanma Hakkina Sahip Olduklarini Sozlerine Ekledi.
Frankfurter Rundschau
Seffaf Olmayan Planlama...
Berlin, 28/07(bye)--- Tiraji Gunde 200 Bin Olan Sosyal Demokrat Egilimli Frankfurter Rundschau Gazetesinin 28.7.2000 Tarihli Sayisinda, Yukaridaki Baslik Altinda, Richard Meng Imzasi Ile Yayimlanan Berlin Cikisli Haber-yorumun Ozet Cevirisi Soyledir:
Hindistan Ve Turkiye'de Yapilacak Olan Iki Buyuk Baraja Koalisyonun Kredi Garantisi Vermesi Ihtimali Her Gecen Gun Azaliyor. Bugune Kadar Berlin Koalisyonu Net Bir Hayir Cevabi Vermekte Zorlandi. Kararin Yaz Tatili Sonrasinda Verilmesi Bekleniyor, Ancak Bu Da Sadece Bir Geciktirme Seklinde Olacak.
1998'de Hukumetin Devralinmasindan Bu Yana, Berlin Koalisyonu Cin'de (uc Bogaz Baraji), Orta Hindistan'da (maheshwar) Ve Turkiye'nin Dogusunda (ilisu Baraji) Yapilacak Olan Tartismali Uc Buyuk Baraj Projesi Ile Ugrasiyor. 1997'de Cin'deki Baraj, 250 Milyon Dolarlik Hermes Kredisi Ile Garanti Edilmisti. Berlin Koalisyonu, Verilen Sozden Geri Donulemeyecegi Icin, Bu Durumu Icten Ice Kabullenmis Durumda.
Hindistan'daki Mahsewar Ve Turkiye'deki Ilisu Barajlari, Hem Cevre Bakimindan Yaratacagi Sakincalar, Hem De Yore Halkinin Karsilasacagi Zorunlu Goc Sorunlari Bakimindan Cok Daha Fazla Gerilim Yaratiyor. Berlin Hukumeti, Her Iki Proje Icin Karar Vermekte Bocalarken, Alman Endustrisi De Hukumetin Onayini Umuyor. Siemens'in De Icinde Bulundugu Hindistan'daki Projeye 1997'de Kohl Hukumetinin Vermis Oldugu Onay, Hukumeti Yon Degisikligi Konusunda Dikkatli Davranmaya Zorluyor.
Hindistan'daki Proje Ile Ilgili Kesin Karar Hala Verilemedi. Alman Gelisme Ve Kalkinma Bakanligi, Barajin Yaratacagi Sorunlar Ile Ilgili Olarak Yeni Bir Arastirma Daha Yaptirdi Ve Sonuc Olumsuz Geldi. Bu 10 Sayfalik Rapor, Bakan Wieczorek-zeul (spd) Tarafindan Siemens'e De Ulastirildi. Burada Projenin Hindistan'daki Bolumunde Cok Onemli Belirsizlikler Bulundugu, Zorunlu Goce Tabi Tutulacaklarin Sayisinin Ne Olacagi Ve Nereye Yerlestirileceklerine Iliskin Bir Bilginin Bile Ortaya Cikarilamadigi Belirtiliyor. Spd'li Bakan, Bu Tur Projelerin Her Zaman Bolgesel Sorunlar Yarattigini Da Kaydetti. Cevre Kuruluslarina Gore Goc Ettirilecek Insan Sayisi 40 Bin Olarak Tahmin Ediliyor. Baraj Insaatini Yapanlarin Verdikleri Sayi Ise Daha Dusuk.
Siyasi Olarak Cok Daha Karisik Olan Ise, Firat Uzerinde, Suriye Ile Irak Sinirinda Kurulacak Olan Turkiye'nin Kurtlerin Yogun Yasadigi Bolgesinde Yer Alan Ilisu Barajidir. Bu Konuda Dis Politika Yetkilileri Endiselerini Ortaya Koyuyorlar. Zira Turkiye, Komsularina Barajin Doldurulmasi Surecinde Onlarin Ihtiyaci Olan 10 Milyar Metrekup Suyun Verilip Veremeyecegi Konusunda Garanti Veremiyor. Disisleri Bakanligindan, "bu Sorun Cozulmedikce, Hermes Garantisinin Verilmesinin Soz Konusu Olmadigi" Soyleniyor.
Buna Ragmen Projeye Sekiz Ayri Ulke Ile Birlikte Katilmak Isteyen Ravensburger'deki Insaat Firmasi Sulzer Hydro, 150 Milyon Marklik Bir Hermes Garantisi Icin Basvuruda Bulundu. Projenin Yuzde 16 Sini Ustlenen Isvicreli Bir Firmanin Yaz Sonuna Kadar Porjenin Desteklenebilirligi Hakkinda Bir Bilirkisi Raporu Hazirlamasi Bekleniyor.
Bu Belirsizlik Konusunda Hukumetin Onde Gelenlerinin Itiraf Ettikleri Onemli Bir Unsur Da, Basbakan'in Kendisi Hakkinda Varolan "ticaret Dusmani" Klisesinden Cekinmesidir. Hermes Kredisi Konusunda Tam Bir Red Cevabi Vermemenin Bir Sebebi De Dis Politik Nedenlerle Temellendirilmektedir: Ab Adayi Olan Bir Turkiye, Tanklardan Ve Nukleer Enerji Santrali (ankara Simdilik Vazgecse De) Konularindan Sonra Bir De Baraj Konusunda Reddedilemez. Su Siralar Enerji Ihtiyacinin Karsilanmasi Icin Ruzgar Enerjisi Projesi Onaylandi.
El Ittihad
Bagdat Ankara'yi, Siyonizm Ajanlarina Kuzey Irak'a Sizmalari Icin Izin Vermekle Sucladi
Ankara, 28/07(bye)--- Birlesik Arap Emirlikleri'nde Yayimlanan Gunluk El Ittihad Gazetesinin 28.7.2000 Tarihli Arapca Internet Sayfasinda Yukaridaki Baslik Altinda Yer Alan Bagdat Cikisli Hamza Mustafa Imzali Haberin Cevirisi Soyledir:
Irak, Bu Ulkenin Merkezi Yonetiminin Denetiminde Olmayan Kuzeyine Yeniden Girme Hazirliklari Cercevesinde Yiginak Yaptigi Soylenen Turkiye'ye Yonelik Elestirilerinin Tonunu Sertlestirdi Ve Siyonizm Ajanlarina Ulkenin Kuzeyine Sizmalari Icin Izin Vermekle Sucladi.
Irak'ta Iktidardaki Baas Partisi Adina Yayimlanan El Thawra Gazetesi, Turkiye'nin Amerikan Yonlendirmesi Ve Korumasi Altinda Bati'nin Butun Ajanlarina Yardimci Oldugunu Ve Ajanlarinin Kuzey Irak'ta Dolasmasi Icin Askeri Anlasma Yapmis Oldugu Siyonizmin Gorevini Yerine Getirmesi Icin Kolaylik Sagladigini Yazdi. Ancak Gazete Bu Gorevin Ne Oldugu Konusunda Ayrintilara Girmedi.
Gazete, "turkiye, Irak'in Guvenlik Ve Egemenlik Haklarini Yok Saymakla Buyuk Bir Tarihi Hata Islemektedir. Bu, Irak'in Haklari Konusunda Turkiye'nin Yani Sira Uluslararasi Toplum Icin Bir Hatirlatmadir. Irak, Dusmanlar Ne Kadar Kudurursa Kudursun, Allah'in Yardimiyla Kendi Topraklarini Ve Halkini Savunacak Guctedir. Basta Turkiye Olmak Uzere Artik Herkesin Bunu Anlamis Olmasi Gerekir" Sozlerine Yer Verdi.
Bu Yorum, Irak Haber Ajansi'nin, Turkiye'nin Irak Topraklarina Yeniden Girme Hazirliklari Cercevesinde Irak'in Kuzey Sinirlarina Askeri Yiginak Yaptigi Yolundaki Haberleri Ile Ayni Tarihe Denk Geldi.
Aynı çember üzerindeyiz ama başkasının ölçüsünü kullanıyoruz !
analiz: http://www.sporx.com/basketbol
http://kantitatif.blogspot.com/
# Financial Times
Islamci Refah Partisinde Bolunmeler
# Die Presse
Iranli Askerler Irak'ta Olduruldu
# Der Standard
Fischer, Turkiye'ye Tank Sevkiyatina Karsi
# Kolner Stadtanzeiger
Turkiye Ile Ihtilaf... Yunanistan Alman Savas Gemileri Satin Aliyor
# Le Monde
Iran'da Muhaliflere Yeni Tutuklamalar Ve Turkiye Ile Artan Gerilim
# Afp
Saldiri Haberlerinden Sonra Turk Subaylar Iran'da
# Tahran Times
Turk Generaller Bir Kez Daha Isbasinda
# Irna
Turkiye Ve Azerbaycan Arasindaki Gorusmeler Basarisizlikla Sonuclandi
# Tahran Radyosu
Ecevit, Ankara-tahran Arasindaki Son Ihtilaflarin Giderilmesi Yolunda Daha Fazla Caba Gosterilmesini Istedi
# Alem El Youm
Demirel'in Kahire Ziyareti Sirasinda Misir Ve Turk Firmalari Arasinda Muteahhitlik Alaninda Dort Anlasma Imzalandi
# Alem El Youm
Ankara Ve Kahire'de Karsilikli Kultur Merkezleri
Financial Times
Islamci Refah Partisinde Bolunmeler
Londra, 28/07(bye)--- Tiraji Gunde 373 Bin Olan Orta-sag Egilimli Financial Times Gazetesinin 28 Temmuz 1999 Tarihli Sayisinda Yukaridaki Baslik Altinda Leyla Boulton Imzasiyla Yayimlanan Istanbul Ikisli Haberin Cevirisi Soyledir:
Turkiye'de Islamci Refah Partisi Baskan Yardimcisi Abdullah Gul Ile Diger Uc Uyenin Baskanlik Divanindan Istifa Etmeleri, Dun Reformcular Ile Muhafazakarlar Arasindaki Hiziplesmenin Gittikce Arttigini Ortaya Koydu.
Turk Gazetelerinde Istifalar, Refah Partisi Kapatilip, Siyaset Yapmasi Yasaklanincaya Kadar Partinin Liderligini Yuruten Necmettin Erbakan'a Yakin Uc Yeni Uyenin Atanmasina Protesto Olarak Nitelendi. Nisan'da Yapilan Secimlerde Birinci Buyuk Parti Konumundan Ucuncu Parti Konumuna Dusmesinden Bu Yana Fazilet Partisi Icinde Ilimli Yeni Politikanin Gudulup Gudulmemesi Ya Da Erbakan'in Temsil Ettigi Daha Saldirgan Dini Cizginin Izlenip Izlenmemesi Konusundaki Gorus Ayriliklari Gittikce Artmaktaydi. (lobm/bi)(let)
Die Presse
Iranli Askerler Irak'ta Olduruldu
Viyana, 28/07(bye)--- Tiraji Gunde 100 Bin Olan Liberal Sag Egilimli Die Presse Gazetesinin 28 Temmuz 1999 Tarihli Sayisinda, Yukaridaki Baslik Altinda Yayimlanan Ankara Cikisli Haberin Cevirisi Soyledir:
Turkiye Ile Iran Arasinda Sinir Ihlalleri Konusundaki Karsilikli Atismalar Devam Ediyor. Turk Hava Kuvvetleri Komutani Ilhan Kilic "milliyet" Gazetesine, Kisa Sure Once Turkiye'nin Bir Hava Saldirisinda Olen Iranli Askerlerin Kendi Topraklari Uzerinde Degil, Kurdistan Isci Partisi Pkk'nin Kuzey Irak'taki Bir Kampinda Bulunduklarini Acikladi. Gazete, Kilic'in, "jetlerimiz Kuzey Irak'taki Bir Pkk Kampina Saldirdi, Iranli Askerler Oldu. Bu Bir Sanssizlik" Seklindeki Sozlerini Verdi.
Tahran, Gecen Hafta Ankara'nin Bu Olaydan Dolayi Ozur Dilemesini Istemisti. Iran, Kuzeydeki Komsusunu Son Zamanlarda Bircok Kez, Kurt Boluculerin Pesinde Iken Siniri Ihlal Etmekle Sucladi. Ankara Ise Tahran'i Pkk'ya Kucak Acmakla Sucluyor.
Ote Yandan Hassas Baska Bir Cephede Yumusama Belirtileri Goruluyor. Yunanistan Ile Turkiye'nin Temsilcileri Sali Gunu Ankara'da Kultur Ve Ekonomi Gibi "ikinci Plandaki" Konularin Ikinci Tur Gorusmelerine Basladilar. Ornegin Ankara'nin Ege'deki Egemenlik Haklari Gibi En Hassas Konular Gundem Disi Birakilmalarina Ragmen, Dogrudan Diyalog Umit Veriyor. (vibm/mm)(aao)
Der Standard
Fischer, Turkiye'ye Tank Sevkiyatina Karsi
Viyana, 28/07(bye)--- Tiraji Gunde 100 Bin Olan Liberal Sol Egilimli Der Standard Gazetesinin 28 Temmuz 1999 Tarihli Sayisinda, Yukaridaki Baslik Altinda Yayimlanan Berlin Cikisli Ve Alexandra Foderl Schmid Imzali Haberin Cevirisi Soyledir:
Insan Haklari Orgutlerinin Protestolari Almanya'daki Kirmizi-yesil Hukumeti Etkiledi. Yesillerden Olan Disisleri Bakani Joschka Fischer, Leopard Ii Tipi 100 Savas Tankinin Turkiye'ye Sevkedilmesini Engellemek Istiyor. Insan Haklari Orgutleri Fotograflarla, Alman Tanklarinin Turkiye Tarafindan Kurt Bolgelerinde Kullanildigini Belgelediler. Ancak Hukumet Henuz Resmen Bir Karar Vermis Degil.
Silah Firmasi Krauss-maffei/wegmann'in Bir Sozcusu, Toplam 15 Milyar Alman Marki Tutarindaki Satisin, Firmalarinin Uzun Vadeli Olarak Garantiye Alinmasi Acisindan Buyuk Onem Tasidigini Soyledi. Bundan Onceki Muhafazakar Liberal Hukumet, Izne Tabi Olan Silah Sevkiyatini Onaylamisti. (vibm/mm)(aao)(ay)
Kolner Stadtanzeiger
Turkiye Ile Ihtilaf... Yunanistan Alman Savas Gemileri Satin Aliyor
Bonn, 28/07(bye)--- Tiraji Gunde 290 Bin Olan Sosyal Demokrat Egilimli Kolner Stadtanzeiger Gazetesinin 28 Temmuz 1999 Tarihli Sayisinda, Yukaridaki Baslik Altinda Yayimlanan Gerd Hohler Imzali Haberin Ozet Cevirisi Soyledir:
Yunan Kabinesindeki Savunma Ve Dis Politika Komisyonu, Basbakan Kostas Simitis Baskanliginda Yaptigi Toplantida, Donanmaya Almanya'dan 3.1 Milyar Dm Maliyetle Uc Denizalti Ve Bir Tanker Alinmasini Kararlastirdi. Eu-214 Tipi Denizaltilar, Alman Howaldswerke-deutsche Werft Ag' Nin Isbirliginde Yunan Skramanga Tersanesinde Insa Edilecek.
Sozkonusu Silah Projesinin Temelinde, "ezeli Dusmanlar" Yunanistan Ve Turkiye Arasindaki Gerginlik Yatiyor. Her Iki Nato Ortagi 1996 Yili Basinda Ege'deki Iki Kayalik Nedeni Ile Bir Savasin Esiginden Donmustu. Yunanistan Halen Bir Bes Yillik Program Cercevesinde Silahli Kuvvetlerinin Modernizasyonu Icin Yaklasik 25 Milyar Euro Harcayacak. Turkiye'nin Ise, Onumuzdeki 25 Yil Icinde Silahlanma Icin Harcamayi Planladigi Miktar 150 Milyar Euro'yu Buluyor.
Ote Yandan, Ankara'da Turkiye Ve Yunanistan'dan Diplomatlar Gorusmelerinin Iki Gunluk Birinci Turunu Tamamladi. Turk Disisleri Bakanligi Tarafindan Konuya Iliskin Olarak Yapilan Aciklamada, Gorusmelerin Muzakere Atmosferinin Iyilesmesine Yonelik Olumlu Bir Adim Teskil Ettigi, Ancak Somut Sonuclar Icin Vaktin Henuz Erken Oldugu Kaydedildi. Yunan Heyeti De Gorusmelerin Samimi Bir Havada Gectigini Bildirdi. Gorusmelerin Ikinci Turu Bu Hafta Icinde Atina'damyapilacak. (bobm/ez/ua)(dg/aao)
Le Monde
Iran'da Muhaliflere Yeni Tutuklamalar Ve Turkiye Ile Artan Gerilim
Paris, 28/07(bye)--- Le Monde Gazetesinin 28 Temmuz 1999 Tarihli Sayisinda, Yukaridaki Baslik Altinda Mouna Naim Imzasiyla Yayimlanan Ve Iran'daki Ogrenci Eylemlerinin Ele Alindigi Haberin Turkiye Ile Ilgili Bolumunun Cevirisi Soyledir:
Iran'i, Pkk'ya Destek Yarisinda Bayragi Suriye'den Devralmakla Suclayan Komsu Turkiye'ye Karsi Tahran'da Ses Tonu Yukseldi. Iran Secici Konseyi'nin Baskani Olan Eski Cumhurbaskani Ali Ekber Hasimi Rafsancani, Ankara'yi Ogrenci Gosterileri Sirasinda "tahrikcileri Desteklemekle" Suclamakta Tereddut Etmedi.
Iki Ulke Arasindaki Bu Gerilimin Temelinde Iranlilarin, Turk Ucaklarinin 23 Temmuz Tarihinde Iran Topraklarini Bombaladiklari Ve Bes Kisinin Olumune Yolactiklari Yonundeki Suclamalari Bulunuyor. Ankara Bir Haftadan Beri Iran Topraklarini Hedef Alan Bir Hava Saldirisini Yalanliyor Ve Tahran'dan Ozur Talebinde Bulunuyor.
Pazartesi Gunu Turk Hava Kuvvetleri Komutani, Bombalanan Pkk Hedeflerinin Iran Topraklarinda Degil, Irak Topraklarinda Bulundugunu Ve "sayet Orada Iranlilar Olmuslerse, Bulunmamalari Gereken Bir Yerde Olduklari Icin Hayatlarini Kaybettiklerini" Iddia Etti. (pabm/ys)(dg/aao)
Afp
Saldiri Haberlerinden Sonra Turk Subaylar Iran'da
Tahran, 28/07(afp)(bye)--- Iran Devlet Radyosunun Verdigi Habere Gore, Tahran Tarafindan, Iran'in Bir Bolgesine Turkiye'den Yapildigi Ileri Surulen Saldiri Iddialarini Arastirmak Uzere Turk Askeri Yetkilileri Bugun Iran'a Geldi.
Radyo, Turk Yetkililerin Urumiye Bolgesine Geldiklerini Bildirdi. Iran, Piransehr Bolgesinde, Turkiye Sinirina Yakin Bir Yerin 18 Temmuz Gunu Turk Bombardimanina Maruz Kalmasi Sirasinda Bes Iranlinin Oldugunu Ve 10 Kisinin De Yaralandigini Ileri Surmustu.
Turk Genelkurmay Baskani Orgeneral Huseyin Kivrikoglu Sali Gunu Yaptigi Acikamlada, Bu Suclamalari Reddederek, Turk F-16 Ucaklarinin, Kuzey Irak'taki Asi Kurtlerin Kampina Saldirdigini Belirtmisti. Kivrikoglu, Bombalanan Yer, "irak Topraklarinda, Iran Topraklarinda Degil. Hicbir Hata Yapilmamistir" Demisti.
Kivrikoglu'na Gore, Bagdat'in Kontrol Edemedigi Kuzey Irak'a Sizmis Iranlilar Vurulmus Olabilir.
Turk Hava Kuvvetleri Komutani Ilhan Kilic Milliyet Gazetesine Yaptigi Aciklamada, Vurulanlarin, Pkk Kamplarindaki Iranli Subaylar Oldugunu Belirtmisti.
Iran Pazartesi Gunu Suclamalara Karsi Cikarak, Pkk Meselesinin, "bir Ic Mesele" Oldugunu Ve "iran'i Buna Karistirmanin, Iki Ulke Arasindaki Iyi Komsuluk Iliskilerine Katkida Bulunmayacagini" Bildirmisti. (yd/dg/aao)
Tahran Times
Turk Generaller Bir Kez Daha Isbasinda
Ankara, 28/07(bye)--- Tahran Times Gazetesinin 28 Temmuz 1999 Tarihli Sayisinda, Yukaridaki Baslik Altinda Yayimlanan Yazinin Cevirisi Soyledir:
Iran Hukumeti, Ulkede Islami Cumhuriyetin Kurulmasinin Ilk Gununden Bu Yana Diger Ulkelerin Icislerine Mudahale Etmeme Politikasi Izlemektedir.
Iran'in Arap Komsulari, Islam Dusmanlarinin Ve Bolgesel Isbirligi Ve Kalkinmaya Karsi Cikanlarin Baslattiklari Iftira Kampanyasindan Dolayi Iran'a Karsi Yillarca Yanli Bir Tutum Izlemislerdir. Bununla Birlikte Simdi Onlar, Bu Propagandanin Sahte Oldugunun Farkina Varmis Olup, Islam Cumhuriyeti Ile Iliskilerini Pekistirmekte Ve Isbirliklerini Artirmaktadirlar.
Ancak, Kendi Ic Sorunlarinin Sikintisini Yasayan Bazi Komsu Ulkeler, Islam Cumhuriyeti'ne Birtakim Sorunlar Yaratmak, Asilsiz Suclamalarda Bulunmak Suretiyle Kendi Halklarinin Dikkatini Ulke Sorunlarindan Baska Yere Cekmeye Calismaktadir.
Bu, Su Anda Turkiye'nin Yapmakta Oldugu Seydir. Iranlilar, Turkiye'deki Gercekleri Cok Iyi Bilmektedirler Ve Kendilerini Turkiye'deki Laik Sistemin Muhafizlari Ilan Etmis Olan Generallerin Cikarlari Ile Turk Ulusu Ve Hukumetinin Cikarlari Arasindaki Baglantiyi Kolaylikla Kurabilmektedirler.
Sorun, Turkiye'deki Gercek Guc Sahiplerinin Generaller Olmasinda Yatmaktadir. Bunun Sonucu Olarak Turk Politikacilar Iktidarda Kalabilmek Icin Her Zaman Ordunun Havasina Gore Oynamak Zorunda Kalmislardir. Hatta Bazen Politikacilar, Yalnizca Ulkedeki Askeri Yetkililerin Hoslarina Gidecek Aciklamalarda Bulunmaktadirlar.
Bunun Bir Ornegi, Basbakan Bulent Ecevit'in Kisa Sure Once Iran'a Yonelttigi Iddialardir.
Neyse Ki Cumhurbaskani Suleyman Demirel, Konuyu Kendi Kontroluna Almistir Ve Islam Cumhuriyetine Karsi Cevrilen Propaganda Silahlarini Susturmaya Calismistir. Basbakan Ecevit De, Iran'a Yonelik Tavrini Daha Sonra Duzeltmistir. Ancak, Cumhurbaskani Demirel Ve Basbakan Ecevit'in Aksine Genelkurmay Baskani Huseyin Kivrikoglu, Dun Yaptigi Aciklamada, "bizim Bombaladigimiz Yer Iran Degil, Irak'tir" Demistir.
Ankara'daki Hukumet, Bes Iranlinin Olmesi, 10'unun Da Yaralanmasiyla Sonuclanan Bombalama Olayi Ile Ilgili Incelemelerde Bulunmak Uzere Piransehir'e Bir Delil Toplama Heyeti Gondermeyi Kabul Etmistir.
Turk Generaller, Turkiye Ve Iran Halklarinin Birbirlerine Karsi Dusmanlik Beslemedigini Bilmelidirler. Turkiye Ve Iran Halklari, Iki Dost Musluman Komsu Olarak Birarada Baris Icinde Yasamak Istemektedir. (tabm)(fs/ro)
Irna
Turkiye Ve Azerbaycan Arasindaki Gorusmeler Basarisizlikla Sonuclandi
Ankara, 28/07(bye)--- Irna Ajansi'nin 27 Temmuz 1999 Tarihli Internet Sayfasinda Yeralan Baku Cikisli Haberinin Cevirisi Soyledir:
Azerbaycan Cumhuriyeti'nin Devlet Petrol Sirketi (sokar) Temsilcilerinin, Baku-ceyhan Boru Hattinin Dosenmesi Hususunda Turk Enerji Bakanligi'nin Temsilcileri Ile Gorusmeleri Basarisizlikla Sonuclandi.
Baku Baskili 525 Gazetesi, Sali Gunku Yazisinda, Bu Konuya Deginerek, Bu Gorusmelerin Devaminin Onumuzdeki Aya Ertelendigini Yazdi.
Turk Hukumet Temsilcileri Ile Sokar Yetkilileri Arasinda Gerceklesen Son Tur Gorusmelerde, Baku-ceyhan Boru Hattinin Dosenme Maliyeti 2.7 Milyar Dolar Olarak Aciklanirken, Bu Boru Hattinin Hizmete Gececegi Tarih Olarak 2004 Yili Yerine 2005 Yili Belirlendi.
Petrol Uzmanlari, Bu Guzergah Ustunde Dosenecek Boru Hatti Maliyetinin 3.7 Milyar Dolar Olacagi Gorusundedirler. Abd Ise Bu Guzergahin Maliyetini 2.6 Milyar Dolar Olarak Dusunuyor.
Bu Konudaki Gorusmelerden Belirgin Sonuclar Elde Edilmezken, Azerbaycan Uluslararasi Sirketi Yaptigi Aciklamada, Bu Projenin Uygulanmasi Desteklenmedigi Takdirde Projeye Katilmaktan Vazgececegini Belirtti.
Azerbaycan Uluslararasi Sirketi Ayrildigi Takdirde Baku-ceyhan Boru Hatti Doseme Projesinde Geriye Sadece Sokar, Gurcistan Ve Turkiye Kalacak. (yt/let)
Tahran Radyosu
Ecevit, Ankara-tahran Arasindaki Son Ihtilaflarin Giderilmesi Yolunda Daha Fazla Caba Gosterilmesini Istedi
Tahran, 28/07(bye)--- Tahran Radyosu'nun 27 Temmuz 08:00 Farsca Ana Haber Bulteninden:
Olaylara Iliskin Gercekleri Istedigi Sekilde Dayatan Turkiye'nin, Iran Topraklarina Yaptigi Saldiridan Henuz Bir Hafta Dahi Gecmeden, Iki Ulke Yetkilileri Konuya Iliskin Goruslerini Aciklamaya Calismaktadir.
Turkiye Cumhurbaskani Demirel, Misir Ziyareti Oncesinde, Konu Hakkinda Yaptigi Aciklamada, Turkiye Ve Iran'in Tarihten Kaynaklanan Dostane Iliskilerine Isaret Ederek, Meydana Gelen Son Ihtilaflarin Barisci Yollardan Cozumlenmesini Istedi. Turkiye Basbakani Ecevit De, Demiral'in Aciklamasi Dogrultusunda, Eski Tutumunda Degisiklik Yapti Ve Ifade Tarzini Biraz Yumusatarak, Iki Ulke Arasindaki Son Ihtilaflarin Giderilmesi Yolunda Daha Fazla Caba Gosterilmesini Istedi.
Iki Ulke Arasindaki Anlasmazligin Muzakereler Yoluyla Cozume Baglanmasi Yonunde Gercekci Bir Dusunceye Sahip Olan Cumhurbaskani Demirel'in Aksine, Turkiye Basbakani Ecevit, Gecmiste Oldugu Gibi Iran'in Pkk'yi Destekledigi Iddiasini Tekrarladi.
Bu Iddialarin Yanlis Oldugunu Defalarca Turk Makamalarina Hatirlatan Iran Islan Cumhuriyeti Yetkilileri, Sozkonusu Turk Hukumeti Muhaliflerini Desteklemedigini Ifade Etmistir. Ayrica, Turkiye, Iki Ulke Arasindaki Ortak Guvenlik Komisyonlari Toplantilarinda Da, Iddialarini Ispatlamak Icin Hicbir Zaman Mantikli Ve Somut Bir Delil Gosterememistir. Bu Nedenle, Turkiye'nin, Iran Hava Sahasina Tecavuzunden Bir Hafta Gecmesine Ragmen, Boyle Temelsiz Iddialarda Bulunmasi, Turkiye Basbakani'na Yakismiyor. Onun, Bu Tur Suclamalari One Surmesi, Turk Savas Ucaklarinin Iran Hava Sahasini Ihlalini Izah Edemez.
Bu Nedenle, Turkiye Basbakani'nin Iki Ulke Sinirinda Meydana Gelen Gelismelerdeki Gercegi Gormesi, Turk Askerlerinin Basina Buyuruk Hareket Ettigini Kabul Etmesi Ve Iyi Komsuluk Ve Uluslararasi Kurallara Aykiri Olan Turk Askerlerinin Yaptiklarini Telefi Etmesi Beklenmektedir. Gunumuz Dunyasinda, Ic Sorunlarini Cozmede Aciz Kalan Bir Ulkenin, Kendi Sorunlarini Sinirlari Disindaki Ulkelere Baglamasi Uygun Bir Hareket Sayilmaz Ve Hicbir Ulke, Yanlis Temellere Dayanarak, Komsu Ulke Topraklarina Tecavuz Edemez.
Turk Makamlari, Temelsiz Suclamalarda Bulunmak Yerine, Daha Uygun Bir Politika Izlemek Suretiyle, Uc Asir Boyunca Istikrar Ve Dostluk Sinirlarina Sahip Olan Iki Ulke Arasinda Kurulacak Isbirligini Ornek Olarak Gosterebilir. (tabm/uraz) (sy/aao)
Alem El Youm
Demirel'in Kahire Ziyareti Sirasinda Misir Ve Turk Firmalari Arasinda Muteahhitlik Alaninda Dort Anlasma Imzalandi
Kahire, 28/07(bye)--- Tiraji Gunde 200 Bin Olan Bagimsiz Alem El Youm Gazetesinin 28 Temmuz 1999 Tarihli Sayisinda, Yukaridaki Baslik Altinda Mecdi Ubeyd Imzasiyla Yayimlanan Haberin Cevirisi Soyledir:
Turkiye Cumhurbaskani Suleyman Demirel'in, Misir'a Yaptigi Son Ziyaret Sirasinda, Misir Ve Turk Firmalari Muteahhitlik Alaninda Dort Anlasma Imzaladi.
Ticaret Bakanligi'nin Yetkili Bir Kaynagi, Misir'in Arap Muteahhitler Sirketi'nin Bu Anlasmalardan Aslan Payini Aldigini Belirterek, Turk Muteahhitlik Sirketleriyle Uc Anlasma Imzaladigini Kaydetti.
Alem El Youm'a Aciklamalarda Bulunan Sozkonusu Kaynak, Misir Muteahhitler Birliginin Turk Muteahhitler Birligi Ile Bir Anlasma Imzaladigini Belirttikten Sonra, Misir'in Dogalgazinin Turkiye'ye Ihrac Edilmesi Konusunda Nihai Bir Anlasmaya Varilmadigini Ancak, Iki Ulke Enerji Bakanliklarinin Dogalgazin Nakli Icin Bir Deniz Hattinin Kurulmasina Baslamak Amaciyla Iki Ulkeyi Durum Arastirmaya Tesvik Eden Bir Anlasma Imzalandigini Soyledi.
Serbest Ticaret Bolgesinin Kurulmasina Iliskin Anlasmanin, 2000 Yili Sonuna Dogru Tamamlanmasinin Beklendigini Belirten Kaynak, Anlasmanin Incelenmesi Icin Eylul Ayinda Gorusmeler Yapilacagini Kaydederek, Iki Ulkenin Aralarinda Serbest Ticaret Bolgesini Olusturmaya Caba Gosterecegini Ongoren Ortak Bir Deklerasyon Yayinlandigini Bildirdi.
Bilindigi Gibi Bu Ziyaret Sirasinda, Misir Ile Turkiye Arasinda Baska Anlasmalar Da Imzalandi. Imzalanan Anlasmalar, Tarim Ve Saglik Alaninda Isbirligini, Iki Ulke Disisleri Bakanligi Arasinda Karsilikli Istisarelerin Yapilmasini Ongormektedir. Iki Ulke Ayrica, Bir Guvenlik Anlasmasi Da Imzaladi. (kabm/vg)(dg/ro)
Alem El Youm
Ankara Ve Kahire'de Karsilikli Kultur Merkezleri
Kahire, 28/07(bye)--- Gunluk Tiraji 200 Bin Olan Bagimsiz Alem El Youm Gazetesinin 28 Temmuz 1999 Tarihli Sayisinda, Yukaridaki Baslik Altinda Imzasiz Olarak Yayimlanan Haberin Cevirisi Soyledir:
Misir Ve Turkiye'de Karsilikli Kultur Merkezleri Kurulmasi Icin Calismalar Halen Surmektedir. Boylece Ankara'da Bir Misir Kultur Merkezi Ve Kahire'de De Bir Turk Kultur Merkezi Kurulacaktir. Bu Yonde Atilan Adimlar, Iki Ulkenin Aralarindaki Tarihi Iliskileri Ozellikle, Kultur Ve Ekonomik Alanlarda Zenginlestirmek Arzusunu Ortaya Koymaktadir.
Misir Disisleri Bakanligi'nin Bir Yetkilisi, Kurulacak Olan Bu Iki Kultur Merkezinin Hem Misir, Hem De Turkiye'deki Koklu Kulturel Iliskilerin Cagdas Ve Uygar Yuzunun Ifadesi Olacagini Soyledi.
Ankara'daki Misir Kultur Merkezi, Duzenlenecek Kulturel Paneller, Sanat, Tiyatro Ve Sinema Etkinlikleri Yoluyla Turkiye'de Misir'in Kulturel Vitrinini Canlandiracaktir. Merkez Ayrica, Duzenleyecegi Etkinliklerle Misir Aydinlarini Turk Akranlariyla Kaynastiracaktir. (kabm/vg)(ro)
Aynı çember üzerindeyiz ama başkasının ölçüsünü kullanıyoruz !
analiz: http://www.sporx.com/basketbol
http://kantitatif.blogspot.com/
# Afp
Ankara, Theodoros Pangalos'un 'tehdit Edici Aciklamalarini Kinadi'
# Reuter
Turkiye... Depremin Ardindan Supriz Bir Sekilde Petrol Bulundu
Die Presse
Avrupa Mi, Degil Mi? Iste Asil Sorun Bu
Viyana, 28/07(bye)--- Tiraji Gunde 100 Bin Olan Liberal Sag Egilimli Die Presse Gazetesinin 28 Temmuz 1998 Tarihli Sayisinda Yukaridaki Baslik Altinda Yayimlanan Bruksel Cikisli Haberin Cevirisi Soyledir:
Gorunuse Bakilirsa Turkiye, Ab Ile Diyalogu Yeniden Canlandirmak Istiyor.
Su Gunlerde Ankara'dan, Turkiye'nin Ab Politikasina Iliskin Celiskili Sinyaller Geliyor: Basbakan Mesut Yilmaz'in Hafta Sonunda Avrupa'nin Artik Cabalarin Odak Noktasini Olusturmayacagini Bildirmesine Karsin, Simdi Yine Ab Ile Aralik'ta Kesilen Diyaloga Yeniden Baslanmasi Soz Konusu.
"agence Europe" Gazetesinin Ab Disisleri Komiseri Hans Van Den Broek Tarafindan Dogrulanmayan Bir Haberine Gore, Turkiye Cuma Gunu Avrupa Komisyonu Ile Bakanlar Konseyi'ne, Icinde Ab'ye Uyeligin "nihai Hedef" Olarak Tanimlandigi Bir Belge Sundu. Belgede, Turkiye'nin Ab Yolunun 1995'de Kararlastirilan Gumruk Birligi'nden Gececegi Ve Gumruk Birligi'nin, Turkiye Gelecekte Ab Uyesi Olmadikca Islevini Yerine Getiremeyecegi Belirtiliyor. Ab Komisyonu'nda, Gumruk Birligi'nin Uygulanmasini Konu Alan Bir Yakinlasma Stratejisi Uzerinde Calisildigina Isaret Edildi.
Stuttgarter Zeitung
Sorunlu Ortak
Bonn, 28/07(bye)--- Tiraji Gunde 274 Bin Olan Liberal Egilimli Stuttgarter Gazetesinin 28 Temmuz 1998 Tarihli Sayisinda Yukaridaki Baslik Altinda Yayimlanan Adrian Zielcke Imzali Yorumun Cevirisi Soyledir:
Hem Turkiye'de Hem De Almanya'da Uzun Yillar Dostluktan Bahsedildi. Oysa Her Iki Ulkenin Ruyadan Uyanisi Aci Oldu. Almanya'da Basbakan Yilmaz'a Umut Baglanilmisti. Ancak Ozellikle Onun Sert Cikis Ve Olcusuz Benzetmeleri Iliskileri Sikintiya Soktu. Bu, Hristiyan Demokrat Partisi Hukumet Baskanlarinin, Sozde Avrupa Birligi'nin (ab) Bir Hristiyan Klubu Oldugunu Acikca Beyan Etmelerine Gosterilen Bir Tepkiydi. Turkiye, Avrupa'da Yeri Olmadigini Anladi. Ab'nin, Turkiye'yi Tam Uyelik Muzakerelerine Davet Etmemeye Karar Verisinin Esas Nedeni Din Degil De Ulkedeki Kosullarin Kendisiydi.
Abd'nin, Stratejik Oneme Haiz Ulkenin Ab'ye Alinmasi Yonunde Israrli Tavri Karsisinda Avrupa'nin Gosterdigi Red Gerekceleri Mantiklidir. Gerci Turkiye Islam Aleminde Demokrasi Ile Yonetilen Yegane Ulke, Ancak Demokratik Yapilar Koklesmis Degil. Zira Uluslararasi Af Orgutu Raporu Acik Bir Dil Kullaniyor. Buna Gore Genelkurmay Baskanligi Hala Her Hukumetten Daha Guclu Bir Konumda. Zira Yilmaz Bunu, Generallerin Destegine Ihtiyaci Olmadigini Sandigi Anda Anlamis Oldu. Ekonomik, Sosyal Ve Toplumsal Sorunlari Olan Turkiye Gibi Bir Ulkeyi Ab'ye Almakla Toplulugun Istikrarsiz Hale Gelecegi Belirtiliyor. Bunu Turk Politikacilar Da Biliyor. Bundan Dolayi Simdi Yilmaz'in, Abd, Rusya Ve Japonya Ile Iliskilerini Gelistirmek Istedigi Sozleri Pek Fazla Ikna Edici Degil. Zira Turkler Ciddi Olarak Rus Ya Da Japon Yardimina Umit Baglayamazlar. Abd'den Ise Sadece Askeri Yardim Beklenebilir. Turkiye Icin Gercek Yardim Eskiden Oldugu Gibi Avrupa'dan Gelir.
Wiener Zeitung
Turkiye Ab Ile Yeniden Diyalog Istiyor... Ankara: 'erken Secimler Gelecek Nisan'da'
Viyana, 28/07(bye)--- Tiraji Gunde 30 Bin Olan Bagimsiz Ancak Devlet Tarafindan Cikarilan Wiener Zeitung'un 28 Temmuz 1998 Tarihli Sayisinda Yukaridaki Baslik Altinda Yayimlanan Bruksel Cikisli Haberin Cevirisi Soyledir:
Ankara, Ab Ile Gecen Aralik'ta Kestigi Diyalogu Yeniden Kurmak Istiyor. Pazartesi Gunu Ab Tarafindan Henuz Resmen Dogrulanmayan Basin Haberlerine Gore, Turkiye Cuma Gunu Avrupa Komisyonu Ve Bakanlar Konseyi'ne Bir Strateji Raporu Verdi.
Ankara, Raporda, Ab Uyeligini Yeniden Isbirliginin "nihai Hedefi" Olarak Tanimliyor. Basbakan Mesut Yilmaz, Gectigimiz Gunlerde Ab Ile Iliskilerde Bir Degisimin Olacagini, Avrupa'nin Artik "tek Basina Odak Noktasini Olusturmayacagini" Belirtmisti.
Bruksel'deki Ab Enformasyon Gazetesi "agence Europe", Raporda, Aralik 1995'de Kararlastirilan Gumruk Birligi'nin Turkiye'nin Ab Yolunu Acacaginin Ve Turkiye Gelecekte Ab Uyesi Olarak Taninmadikca Gumruk Birligi'nin De Islevini Yerine Getiremeyeceginin Belirtildigini Yazdi. Belgede, Turkiye'nin Gecen Aralik'taki Ab Zirvesinde Diger 11 Aday Icin Gecerli Olan Giris Stratejisinin Disinda Birakilmasindan Da Yakiniliyor.
Ote Yandan Turkiye'de Onumuzdeki 25 Nisan'da Erken Secimler Yapilacak. Basbakan, Cumartesi Gunu Istanbul'da Uc Partili Koalisyonun Bu Konuda Gorusbirligine Vardigini Acikladi.
The Daily Telegraph
Turkiye, Ab'ye Sirtini Donmeye Hazir
Londra, 28/07(bye)--- Tiraji Gunde Bir Milyon Olan Muhafazakar Egilimli The Daily Telegraph Gazetesinin 28 Temmuz 1998 Tarihli Sayisinda Yukaridaki Baslik Altinda Ab Muhabiri Toby Helm Imzasiyla Yayimlanan Bruksel Cikisli Yazinin Cevirisi Soyledir:
Turk Basbakani Mesut Yilmaz, Ab'ye, Ankara'yi Avrupa'da Istikbaldeki Rolu Konusunda "yillarca Kasitli Olarak Yanlis Yonlendirme" Sozleriyle Saldirinca, Turkiye Ile Ab Arasindaki Iliskiler Dun Aksam Cokme Noktasina Geldi.
Yine Yilmaz'in Turkiye'nin Ab'nin Yarattigi Hayal Kirikligi Nedeniyle Avrupa'dan Uzaklastigi Ve Abd, Rusya Ve Japonya Ile Daha Yakin Baglar Kurmaya Basladigi Seklindeki Sozleri Diplomatik Cevrelerde Panik Yaratti.
Yilmaz'in Alman Gazetesi Welt Am Sonntag'da Yayimlanan Bir Mulakatta Yeralan Bu Sozleri, Yunanistan Disisleri Bakani Theodoros Pangalos'un Abd'yi Kibris Sorununu Cozme Istegi Konusunda Yalan Soylemekle Suclamasiyla Ayni Ana Rastladi.
Pangalos'un Sozlerinin Anlami Su: Yunanistan Abd'yi Iki Eski Dusmana Yonelik Politikasinda Cok Fazla Turk Yanlisi Ve Yunan Karsiti Olarak Algiliyor.
Bu Soz Savasi Ab Yetkililerini, Aslinda Birbirleriyle Bagli Olan Ab-turkiye Iliskileri Ve Bolunmus Kibris'in Gelecegi Konularindaki Krizlerin Nasil Cozumlenecegi Konusunda Kara Kara Dusunduruyor. Cunku Her Iki Kriz De Ab'nin Onumuzdeki Yuzyilin Baslarindaki Planlanmis Genislemesini Tehdit Ediyor.
Goruldugu Kadariyla Kasitli Olarak Sarfettigi Ab Aleyhtari Sozleriyle Yilmaz Bu Hafta Sonunda, Turkiye'nin Gecen Aralik Ayinda Uyelik Adayliginin Reddedilmesinden Sonra Avrupa'nin Disina Yonelmekten Baska Bir Secenegi Kalmadigini Ifade Etti.
Yilmaz Ayrica Ingiltere'nin, Turkiye'nin Ab Uyeligi Konusunda Aday Olarak Taninmasi Yonunde Almanya Dahil Ab Uyelerini Ikna Edemedigi Cardiff Zirvesi'nin De Ankara'nin Cikarlarinin Baska Taraflarda Bulundugunu Teyid Ettigini Soyledi.
Yilmaz Soyle Dedi: "zirve, Bos Laflar Disinda Hicbir Gelisme Saglamadi. Yillardir Kasitli Olarak Yanlis Yonlendirildigimizi Artik Anlamamiz Gerekiyor."
Aralik Ayinda Ab Liderleri Turkiye'yi Ab Uyeligi Kuyrugunda Bekleyen Ulkeler Arasina Sokmayi Reddederken, Dogu Anadolu'da Ayrilikci Etnik Kurtlerle Uzun Suredir Devam Eden Ihtilafi, Insan Haklari Ihlallerini Ve Kibris Sorununu Gerekce Olarak Gostermislerdi.
Bu Arada Ne Ab'ye Girme Arzusu Ne De Kibris Uzerinde Turkiye'ye Taviz Verilmemesi Konusunda Kararli Olan Yunanistan, Baskan Clinton'u Kibris Meselesini Cozme Sozunu Yerine Getirmemekle Suclayarak Bu Konuda Esnek Davranmayacagini Gosterdi.
Atina'nin Da Destekledigi Lefkosa'daki Kibris Rum Hukumeti'ne, Bu Yil Sonuna Dogru Rus Yapimi S-300 Ucaksavar Fuzelerini Konuslandirma Planindan Vazgecmesi Icin Washington Yogun Baski Yapiyor. Atina Ise Konuslandirmanin Gerceklesecegini Acik Acik Ifade Ediyor.
Le Monde
Turkiye, Avrupa Birligi Ile Diyalogu Tekrar Baslatmak Icin Girisimde Bulunuyor
Paris, 28/07(bye)--- Le Monde Gazetesinin 28 Temmuz 1998 Tarihli Sayisinda Yukardaki Baslik Altinda Nicole Pope Imzasiyla Yayimlanan Istanbul Cikisli Haberin Cevirisi Soyledir:
Soguk Gecen Uzun Bir Donemin Ardindan Turkiye Ile Avrupa Birligi Arasindaki Buzlar Yavas Da Olsa Erimeye Basliyor. 1997 Aralik Ayinda Luksemburg'da Toplanan Avrupa Zirvesinde Avrupalilar, Kibris Da Dahil Olmak Uzere 11 Ulke Ile Uyelik Surecini Baslatma Karari Almislar, Ancak 1963 Yilindan Bu Yana Birlige Aday Olan Turkiye'yi Bu Surece Dahil Etmemislerdi. O Tarihten Bu Yana Ankara'nin Ofkesi Gecmedi Ve Turk Yetkililer Avrupa Birligi'ne Adayliklarindan Vazgecmeyi Bile Dusunduklerini Acikladilar.
Iliskiler Henuz Tam Anlamiyla Duzelmis Degil. Ancak Turkiye Birkac Gun Once Avrupa Birligi Donem Baskanligini Yuruten Avusturya Hukumeti'ne, Iliskileri Tekrar Baslatmak Ve Gelistirmek Icin Bir Oneri Raporu Sundu. Esasen, Avrupalilarin, Ankara'ya Karsi Tutumlari Konusunda Hazirladiklari Bir Oneriye Cevap Niteligi Tasiyan Bu Rapor Yapici Bir Diyalogun Tekrar Baslatilabilmesi Icin Bir Temel Teskil Edilebilir. Raporunda Turkiye, Ab-turkiye Iliskilerinin Tekrar Rayina Oturtulabilmesi Icin Iki Onemli Sart One Suruyor: Birincisi, Ankara Avrupa Birligi'nden, Gumruk Birligi Anlasmasi Cercevesinde Vaadedilen Yardimin Odenmesini Bekliyor. Yunan Vetosu Nedeniyle 400 Milyon Dolardan Fazla Tutardaki Yardim Fonu Turkiye'ye Verilemiyor. Avrupalilar Turkiye'ye Olan Borclarinin Bilincindeler. Bu Fonlarin Odenecegi Raporda Belirtiliyor, Ancak Su Ana Kadar Yunan Vetosunun Ustesinden Gelebilmek Icin Hicbir Yol Bulunamadi.
Turkler Ayni Zamanda Bir Diyalog Forumu Olan Ancak Asla Gerekli Duzen Icerisinde Ve Etkinlikte Calisamayan Ortaklik Konseyinin Cok Daha Iyi Calismasini Istiyorlar. Ankara Tarifindan One Surulen Konular Arasinda Gumruk Birliginin Uygulanmasina Iliskin Teknik Detaylar Da Bulunuyor. Turkler Turizm, Enerji Ve Cevre Gibi Degisik Alanlarda Da Mali Yardim Programina Katilabilmeyi Istiyorlar. Raporun Bir Bolumu De Avrupa Birligi Ulkelerinde Yasayan Turklere Ve Iscilerin Serbest Dolasimina Ayrilmis.
Bu Yeni Raporun Yayimlanmasi Iliskilerde Hafif Bir Yumusamanin Oldugunu Gosteren Tek Isaret Degil. Yakinlarda, Disisleri Bakani Ismail Cem, Luksemburg Zirvesinden Bu Yana Ilk Defa Avrupali Buyukelcileri Bir Yemeye Davet Etti. Avrupali Bir Buyukelci, "cardiff'de Duzenlenen Son Ab Zirvesinden Beri Ortam Daha Ilimli" Seklinde Konusuyor. Cardiff Zirvesinde Turkiye Lehine Hicbir Somut Sonuc Cikmamisti, Ancak Ingiltere Basbakani Tony Blair, Avrupalilarin Turkiye Ile Iliskileri Gelistirme Arzusunda Olduklarini Ifade Etmisti.
Son Gunlerde Avrupali Iki Konuk Turkiye'deydi. Ispanyol Basbakani Jose Aznar Ozellikle Turkiye'ye Karsi Uygulanan Uyelik Kiriterlerinin Diger Aday Ulkelere Uygulanan Kriterlerle Ayni Olmasi Gerektigini Ifade Etti. Kuzey Ulkelerinden Ziyade, Akdeniz Ulkeleri Ile Her Zaman Daha Rahat Anlasabilen Turkiye, Avrupa Birligi'ne Uyeligi Sirasinda Tarihinin Karanlik Bir Donemini Geciren Ispanya'nin Destegine Ozel Bir Hassasiyet Gosteriyor. Diger Konuk Ise Bundestag Baskani Bayan Rita Sussmuth Idi. Turklerin Gozunde Yunanistan'la Birlikte Almanya Luksemburg'ta Turkiye'nin Dislanmasinin Baslica Sorumlusuydu. Turk Basinina Gore, Insan Haklari Ve Demokrasi Konusunda Sorular Soran Bayan Sussmuth Ile Bircok Miletvekili Arasinda Sert Konusmalar Cereyan Etmisti.
Turklerin Kizginligi Hala Devam Ediyor. Turk Kamuoyuna Gore Luksemburg Bir Avrupa Hayaline Son Noktayi Koydu. Bu Ruya, Avrupali Diplomatlarin Beceriksizligi Ve Turk Yetkililerin Pek Gercekci Olmayan Beyanatlari Yuzunden Aniden Sona Erdi. Luksemburg'taki Bu Dislama Ozellikle, Turkiye'nin Avrupa Birligi Ile Entegrasyonunu Israrla Savunan Bati Yanlisi Turkleri Yaralamisti.
Turkiye Yavas Yavas Duygusalligini Yeniyor Ve Temaslara Basliyor. Yayimlanan Son Rapor, Pusulanin Hala Avrupa Birligi'ni Gosterdigini Ortaya Koyuyor. Ancak Avrupa Birligi Ile Daha Once Romantik Iliskileri Olan Turkiye'nin Bundan Boyle Bir Mantik Evliligi Yapacagi Anlasiliyor.
Reuter
Turkiye Basbakani Mesut Yilmaz, Ab Ile Ileride De Zor Gunler Yasanacagini Dusunuyor
Ankara, 28/07(reuter)(bye)--- Turkiye Basbakani Mesut Yilmaz Bugun Yaptigi Aciklamada, Ulkesinin Ab Ile Zarar Gormus Iliskilerinin Duzelmesi Icin Zaman Ve Caba Gerektigini Belirtti.
Anadolu Ajansi, Yilmaz'in, "ab Ile Iliskilerimizde Yasanan Son Gelismelere Bakarak Daha Uzun Ve Zorlu Bir Gecis Donemi Yasayacaga Benziyoruz" Dedigini Kaydetti.
Turkiye Hala, Ab'nin, Gecen Yilki Luksemburg Zirvesi'nde Uzun Suredir Beklemede Olan Uyelik Basvurusunu Rafa Kaldirmis Olmasina Cok Kizgin.
Yilmaz, "avrupa Kulturunun En Onemli Yani Kendi Hatalarini Farkedebilmesi Ve Medeni Tartismalarla Ozelestiriye Acik Olmasidir" Dedi.
Der Standard
Kuruyan Ada'ya Ozlenen Islaklik
Viyana, 28/07(bye)--- Tiraji Gunde 100 Bin Olan Liberal Sol Egilimli Der Standard Gazetesinin 28 Temmuz 1998 Tarihli Sayisinda Yukaridaki Baslik Altinda Yayimlanan Istanbul Cikisli Ve Astrid Frefel Imzali Haberin Cevirisi Soyledir:
Gectigimiz Hafta Sonu Suleyman Demirel Ile Ilk Kez Bir Turk Devlet Baskani Kuzey Kibris'i Ziyaret Etmis Oldu. Demirel, Lefkosa'daki Parlamento Onunde Sadece Ankara Tarafindan Taninan Kuzey Kibris Turk Cumhuriyeti Vatandaslarina Hitabederek Turkiye'nin Hep Yanlarinda Olacagini Soyledi. Demirel'in Yaninda Getirdigi Ise Uzun Suredir Ozlenen Seydi. Zira, Su Yetersizligi Iki Kesimdeki Insanlarin Da Gunluk Yasamini Siyasi Gerginlikten Daha Fazla Etkiliyor.
Ilk Asamada, Cumartesinden Itibaren Iki Buyuk Kuzey Kibris Kentine Anakara'daki Soguksu Nehrinden Tankerlerle Icme Suyu Getirilecek. Suyun Uzerinden Cekilebilen, 30 X 118 Metre Boyutlarindaki, Birbirine Zincirlerle Kenetlenmis Uc Tanker Ile Yilda Yedi Milyon Metrekup Su Tasinabilecek. Tasima Masraflarini Ve Dolum Istasyonlarini Devlet Su Isleri Ustlenecek.
Ancak Bu Oldukca Pahaliya Malolan Bir Ilkadim. Asil Rahatligi, Daha Planlanmakta Olan Deniz Alti Boru Hatti Getirecek. 160 Milyon Dolarlik (iki Milyar Silin) Bu Projenin Gerceklestirilmesine 1999'da Baslanacak Ve Proje 30 Ay Surecek.
Kibris Yillardan Beri Su Sikintisi Cekiyor. Mevcut Kaynaklardan Daimi Olarak Kapasitenin Ustunde Su Cekiliyor Ve Bunun Sonucu Olarak Su Seviyesi Surekli Dusuyor. Bircok Limon, Portakal Bahcesi Sulama Suyu Olmadigindan Isletilemiyor.
Su Sikintisi Ada'nin Hem Turk Hem De Rum Kesimini Etkiliyor. Simdiye Kadar Bm, Kaynaklarin Adilce Paylasilmasini Sagladi. Kibris Turklerinin Lideri Rauf Denktas, Hafta Sonunda Kibris Rumlarina Da Yeni Kaynaktan Yararlanma Teklifinde Bulundu.
Demirel, Ada'yi Ziyareti Sirasinda, Rum Kesimine Yerlestirilmesi Planlanan Rus Hava Savunma Fuzelerine Iliskin Olarak Atina'ya Sert Bir Uyarida Bulundu: Cumhurbaskani, Yunanistan'in Askeri Bir Mudahale Planladigini Iddia Ederek, Kibris Turklerini Tehdit Edenlerin, Kendilerine "bir Ders" Verilmesini Hesaba Katmak Zorunda Olduklarini Soyledi.
Liberazione
Kibris... Yunanistan-abd Polemigi
Roma, 28/07(bye)--- Komunist Yeniden Kurulus Partisi'nin Yayin Organi Olan Liberazione Gazetesinin 26 Temmuz 1998 Tarihli Sayisinda, Yukaridaki Baslik Altinda Yayimlanan Haberin Ozet Cevirisi Soyledir:
Haberde; Yunanistan Ile Amerika Arasinda Kibris Konulu Polemiklerin Devam Ettigi, Atina'daki Amerikan Buyukelcisi Nicholas Burns'un Yunan Disisleri Bakani Tarafindan Bill Clinton'a Yapilan "yalanci" Suclamalari Sebebiyle Bir Protesto Notasi Gonderdigi Ancak, Yunan Hukumet Sozcusu Reppas'in Disisleri Bakani'ni Korudugu, Gercekte De Clinton Tarafindan Verilen Sozlerin Tutulmadigini Bildirdigi; Yunanistan'in Abd'nin Turk Tarafini Tutmakta Oldugu Kanisina Varmis Oldugunu Ifade Ettigi Bildirilmektedir.
Cumhurbaskani Suleyman Demirel'in Kibris Ziyareti Sirasinda Kibris'in Bir Ikinci Girit Olmayacagini Belirttigi, 1912 Yilinda Girit'in Acik Bir Sekilde Turkiye Tarafindan Yunanistan'a "bagislanmis" Oldugunu Ifade Ettigi Kaydedilmektedir.
Atina, 28/07(bye)--- Kiryakatiki Elefterotipia Gazetesinin 26 Temmuz 1998 Tarihli Sayisinda, Stratis Liarellis Imzasi Ile Yukaridaki Baslik Altinda Yayimlanan Yorumun Cevirisi Soyledir:
Sonbaharin Ozellikle Kibris Ve Turk-yunan Iliskileri Acisindan Cok Zor Bir Donem Olacagi Anlasiliyor.
Bunun Yanisira Son Iki Gun Icinde Abd Ve Yunanistan Iliskilerinde Ortaya Cikan Durumun Yaratacagi Gelismelerin De Cok Onemli Olacagi Saniliyor. Abd Disisleri Bakanligi'nin Kibris Konusundaki Ozel Koordinatoru Miller, Pangalos Ve Tsohatsopoulos'un Aciklamalari Uzerine Atina Ziyaretini Iptal Etti. Ayni Zamanda Abd'nin Atina Buyukelcisi Burns De, Yunan Hukumeti Nezdinde Girisimde Bulundu. Abd Disisleri Bakanligi Da, Pangalos'un Aciklamalarindan Duydugu Rahatsizligi Dogrudan Yunan Tarafina Acikladi.
Atina'da Hukumet Yetkilileri, Abd'ye Karsi Bu Yondeki Politikanin Izlenecegini Vurgulayarak, Pangalos'un "amerikalilarin Suclu Tarafi Destekledigi" Yonundeki Aciklamasini Tekrarladilar. Anlasildigi Kadariyla, Pangalos'un Amerikan Aleyhtari Uslubu, Hukumetin Bu Konuda Aldigi Kararlardan Kaynaklaniyor.
Hukumet Kaynaklari, Abd-yunan Iliskilerindeki Bunalimin Gecici Oldugunu Ve Bunalimin Silahlanma Programiyla Ilgili Olmadigini Belirttiler. Abd'nin Bu Konuda Izleyecegi Tutuma Gore Atina Da "bir Nalina Bir De Mihina" Seklinde Bir Politika Izleyecek.
Kibris'ta Sicak Bir Olay Cikabilecegi Yonundeki Senaryolar Cercevesinde Bu Sonbaharin Onemli Bir Donem Olmasi Bekleniyor. Bir Diplomatik Kaynak, Sonbaharda Olumsuz Gelismeler Kaydedilmesi Halinde, Cok Kritik Olaylar Olabileceginden Sozetti.
Bu Arada Sir David Hannay, Amerikali Ve Avrupalilarin Koordineli Faaliyetler Yaptiklarini Ortaya Koyan Bazi Aciklamalar Yapti. Yeni Amerikan Girisimi Hakkinda Bilgi Verilmemesine Ragmen, Abd Asagida Vurguladigimiz Durumlara Gore Hareket Edecektir.
1. Abd, Kibris Uzerindeki Ucuslarla Ilgili Bir Moratoryuma Karsilik, S-300 Fuzelerinin Ada'ya Konuslandirilmasinin Iptal Edilmesini Onerecek. Atina Ve Lefkosa, Ucuslarla Ilgili Moratoryum Konusunda Uluslararasi Toplum Tarafindan Bir Garanti Verilmesi Yonundeki Tezlerinde Israrli Gorunuyorlar.
2. Yunan Tarafi Ayrica, Ada'da Askeri Diyalogun Yinelenmesini Arzu Ediyor Ve S-300 Fuzeleri Konusunda Asagidaki Su Uc Alternatif Senaryoyu Inceliyor.
A- S-300 Fuzeleri Kibris'a Sevkedilecek. Ancak Konuslandirilmayacak,
B- Turkiye'deki Secimlere Kadar, Fuzeler Kibris'a Gonderilmeyecek,
C- Ya Da S-300'lerin Yerine Daha Kisa Menzilli Fuzeler Siparis Edilecek.
Son Senaryonun, Abd Disisleri Bakani Albright'in Klerides'e Gonderdigi Mektuptaki Dusuncesine Cok Uygun Oldugu Goruluyor.
3. Askeri Diyalogun Yinelenmesi Yonundeki Onerinin Yanisira Ab Donem Baskani Avusturya Da Klerides'e Gonderdigi Bir Mektupta, Sahte Devlete Karsi Uygulanan Ekonomik Abargonun Kaldirilmasini Istedi. Tabii Abd De, Ab'in Bu Gorusunu Destekliyor Ve Boylelikle Kibrisli Turklerin De Uyelik Muzakerelerine Katilmalari Amaclaniyor.
Isgal Kesimini Ziyaret Eden Turk Cumhurbaskani Demirel'in "kuzey Kibris, Ekonomik Acidan Turkiye'nin Bir Vilayetidir" Seklindeki Sozlerine De Bir Rastlanti Denemez. Demirel, Kibris'i Girit'e Benzeterek, Ankara'nin Ilerideki Planlarini Da Aciklamis Oldu. Ankara, Kibris Konusundaki Gelismelerin, Kibris'in Ab Uyeliginin Ve Turk-yunan Iliskilerinin Bir Paket Halinde Ele Alinmasini Amacliyor.
Afp
Ankara, Theodoros Pangalos'un 'tehdit Edici Aciklamalarini Kinadi'
Ankara, 28/07(afp)(bye)--- Turkiye Bugun, Yunan Disisleri Bakani Theodoros Pangalos'un, Turk Asilli Yerel Musluman Azinligin Islerine "mudahale Etmekle" Sucladigi Turkiye'nin Gumulcine Baskonsoloslugu'na Karsi "tehdit Edici Aciklamalarini Sert Bir Sekilde Kinadi.
Turkiye Disisleri Bakanligi'nin Yayinladigi Bildiride, "yunanistan Disisleri Bakani Theodoros Pangalos, Bati Trakya'ya Gerceklestirdigi Bir Gezi Sirasinda Turkiye'nin Gumulcine Baskonsoloslugu'na Karsi Tehdit Edici Aciklamalar Yapti. Pangalos'un Aciklamalarini Kiniyoruz" Denildi.
Pangalos Pazar Gunu Gumulcine'de Yaptigi Kisa Konusmada, Turkiye Konsoloslugunun "yeterince Sinirli Olan Yetkilerini Astigini" Ve Durum Bu Sekilde Devam Ettigi Surece Ve Konsolosluk Yetkililerinin Uluslararasi Normlara Uymamasi Durumunda, Ornek Bir Dersle Karasi Karsiya Kalacaklarini Belirtmisti.
Bildiride, Pangalos'un Tutumuna Atifta Bulunularak, "pangalos'un Kisiligi Gozonu Alindiginda, Bu Tur Aciklamalari Sasirtici Degil" Denildi.
Bildiride, "bununla Birlikte, Bir Disisleri Bakani'nin, Bu Bakanin Ulkesindeki Uluslararasi Anlasmalara Uygun Olarak Komsu Bir Ulkeyi Temsil Eden Baskonsolosa Karsi Bu Sekilde Sozler Sarfetmesini Kaygiyla Karsilamamak Imkansizdir" Denildi.
Reuter
Turkiye... Depremin Ardindan Supriz Bir Sekilde Petrol Bulundu
Ankara, 28/07(reuter)(bye)--- Yerel Yetkililer Tarafindan Bugun Yapilan Bir Aciklamada, Gecen Ay Turkiye'nin Guneyinde Gerceklesen Deprem Sonucunda Beklenmedik Bir Sekilde Petrol Bulundugu Kaydedildi.
Bir Ay Once Richter Olcegine Gore 6.3 Siddetinde Bir Deprem Yasanan Ceyhan Yakinlarinda Su Kuyusu Acan Koyluler, 140 Kisinin Olumu Ile Sonuclanan Depremin Ardindan Actiklari Kuyuya Donduklerinde Kuyudan Kahverengi Bir Sivi Ciktigini Kesfettiler.
Ceyhan Kaymakami Mehmet Oklu Reuter'e Yaptigi Aciklamada, "kola Gibi Kahverengi Bir Siviydi. Ne Oldugunu Merak Ettiler Ve Sonra Yanici Oldugunu Kesfettiler. Bu Nedenle Sivinin Petrol Olabilecegini Dusunduler" Dedi.
Oklu, Bir Devlet Isletmesi Olan Tpao'ya Bagli Bilimadamlarinin Sozkonusu Siviyi Incelediklerini Ve Bunun Petrol Oldugunu Teyid Ettiklerini Soyledi.
Oklu Ayrica, Arastirma Yapan Bilimadamlarinin, Sozkonusu Petrolun Irak Ham Petrolunu Turkiye'nin Ceyhan Petrol Terminaline Tasiyan Boruhattindaki Bir Kacaktan Kaynaklaniyor Olabilecegi Yonundeki Kuskulari Sona Erdirdigini Belirtti.
Aynı çember üzerindeyiz ama başkasının ölçüsünü kullanıyoruz !
analiz: http://www.sporx.com/basketbol
http://kantitatif.blogspot.com/
Yabancı basın-yayın organlarının 28 Temmuz 2004 tarihli sayılarında, birinci sayfalarında ya da haber bültenlerinde yer verdikleri haber ve gelişmelerin özet dökümü ülkelerine göre şöyledir:
ALMANYA:
-- Hükümetin iki yıl önce yüksek okulları reforme etmek amacıyla başlattığı "Genç Profesörler" projesi, Federal Anayasa Mahkemesi tarafından yasal bulunmadı. Karlsruhe, yetkinin, eyaletlerde olduğuna hükmetti.
-- SPD Genel Başkanı Müntefering, partisinin, Anayasa'nın öngörmediği referanduma karşı olduğunu açıkladı.
-- Bavyera Eyaleti Bakanlar Kurulu şiddetli eleştirilere rağmen, devlet memurlarının haftalık çalışma saatlerini 40'dan 42'ye çıkarma kararı aldı.
-- Saarland Eyaleti Eğitim Bakanı, imla reformunda değişikliğe gidilmesi için, Eğitim Bakanları Konferansı yapılmasını talep etti. İlgili dernekler, reformdan vazgeçilmesinin değişikliğe gidilmesinden daha ucuza mal olacağı görüşündeler.
-- Alman Kızıl Haç Başkanı, İçişleri Bakanı Schily'nin mülteciler için Kuzey Afrika'da kamp kurulması fikrini destekliyor.
-- Alman postanesi, ülke genelinde çok sayıda şubesini kapatma kararı aldı.
-- Uyuşturucu kullanan Alman gençlerinin sayısı son 10 yılda üç katına çıktı.
-- Almanya'da fiyatlar, euronun tedavüle girdiği Ocak 2002'den beri yüzde 3.3 arttı.
-- Konjonktürde hareketlilik. Alman ekonomisinin havası iyileşiyor. Federal Merkez Bankası, büyüme tahminini yükseltti.
-- Clinton, Bush'u Amerika'yı ikiye bölmekle suçladı. Sağ çizgiyi eleştirerek, sosyal adaletsizlikten yakınan Clinton, Kerry için destek istedi.
-- Güney Kore, Kuzey Kore'den 200 ilticacı kabul etti.
-- Arafat istediğini kabul ettirdi. Kurey, başbakan olarak kalıyor.
AVUSTURYA:
-- Başbakan Wolfgang Schüssel, Avusturya'nın AB Komisyonu'ndaki temsilcisinin işleri Bakanı Benita Ferero-Waldner olacağını açıkladı. Schüssel Fereo-Waldner'in Brüksel'de hangi görevi üstleneceğinin Komisyon Başkanı Barroso tarafından belirleneceğini söyledi.
-- Avusturya İşçi ve Memur Birliği ve Memur Sendikaları Başkanı Fritz Neugebauer'in 55 yaşın altındaki memurlara yeni emeklilik sistemine geçme konusunda seçim özgürlüğü tanınması, memurluğa yeni başlayanların ise otomatikman yeni sisteme tabi tutulmaları yolundaki önerisi, hükümet saflarınca reddedildi. Hükümet memurlara özel haklar tanınmasına karşı çıkıyor.
-- Yeni Adalet Bakanı Karin Miklautsch, hapishanelerde personel sayısının ve barındırma kapasitesinin artırılmasıyla güncel sorunların bertaraf edilebileceği görüşünde. Bakan, mahkumların cezaları dolmadan şartlı olarak serbest bırakılmalarına karşı. Hapishanelerdeki mahkum sayısı 2000 yılında 6.800 iken, bugün 8.400 civarında.
-- Filistin lideri Arafat ile Başbakan Ahmet Kurey arasındaki anlaşmazlık giderildi. Kurey, Arafat'ın güvenlik konusunda kendisine yetki vermesi üzerine, istifa talebini geri çekti. Böylece Filistin'deki hükümet krizi de sona ermiş oldu.
-- Sudan yaptırım tehditlerine kulak asmıyor. Darfur'daki katliam yüzünden Sudan'a yapılan uluslararası baskı giderek artarken, Sudan hükümeti ülkedeki zengin petrol yataklarının verdiği güvenle Avrupa'ya kafa tutuyor.
YUNANİSTAN:
-- Yunan Merkez Bankası tarafından yapılan bir araştırmaya göre, nisan ayında Atina'daki gayrimenkul fiyatlarında yüzde 2.6 oranında düşüş kaydedilirken, diğer kentlerde yüzde 6.8 artış kaydedildi.
-- Kıbrıs hükümeti, ABD Dışişleri Bakanlığı Sözcüsü'nün Attila'nın işgal kesiminde bulundurduğu ABD menşeli silahları yasallaştıran açıklamasını protesto etti.
-- ABD Dışişleri Bakanlığı Sözcüsü Adam Ereli, dün yaptığı açıklamada, Kıbrıs'ın askersizleştirilmesinden yana olduğunu belirtti ve Annan planının amacının bu olduğunu ifade etti.
-- Başbakan Kostas Karamanlis, İtalya'nın Corriera Della Sera gazetesinde yayımlanan mülakatında, Atina'nın Türkiye'nin Avrupa yönelimini ve Türk Başbakanın ülkesinin demokratikleşmesi yönünde sarf etmekte olduğu çabaları desteklediğini açıkladı.
-- "Statüko"yu korumak amacıyla ittifak; Ankara, Şam ve Tahran'ın yardımıyla, Kürt sorununun "patlamasını" engellemeye çalışıyor. Suriye ve İran ise, Türkiye'nin yardımıyla, Amerikan baskıları karşısında denge kurmaya çabalıyor.
-- Peania'da cami inşaatı konusu nedeniyle son günlerde gösterilen tepkilere ilişkin bir açıklama yapan Milli Eğitim Bakanı Marietta Yanaku, "Demokratik bir toplumda yaşıyoruz. Herkes kendi görüşüne sahip. Cami için yasa var" şeklinde kesin cevap verdi.
-- Ankara'ya 16 Temmuz'da ulaşan, bir uçak kaçırma olayının ardından karada bir hedefin vurulacağı yönündeki bilgiler üzerine, Türkiye'deki havaalanları alarma geçti.
-- Bingöl'ün dağlık bölgelerinde dün Türk güvenlik güçleri ile Kürtler arasında çıkan çetin çatışmalar sırasında iki asker ve dört jandarma şehit düştü.
-- Susurluk skandalına karışan ve 2001 yılında mahkeme tarafından altı yıl hapis cezasına çarptırılan en önemli kişilerden biri olan Korkut Eken, bugün serbest bırakılıyor.
-- Benaki Müzesi'nin Atina'nın Keramikos semtinde bulunan İslam Sanatı Bölümü'nün açılış töreni bugün Başbakan Karamanlis tarafından yapılacak.
-- ELA terör örgütü davasının dünkü duruşmasında konuşan savcı Eleftherios Patsis, ELA ve 17 Kasım terör örgütünün "bileşik kaplar" oluşturdukları teorisini benimsedi.
-- Irak'taki direnişçiler roketler ve intihar saldırılarıyla şiddet eylemlerine devam ederken, geçici hükümeti denetleyecek olan kurumun oluşması amacıyla gerçekleştirilecek Irak Ulusal Konseyi toplantısı cumartesi günü başlıyor. Bu arada, ABD Dışişleri Bakanı Colin Powell, müttefik ülkelerin şiddet eylemleri ve adam kaçırma olayları nedeniyle Irak'tan kuvvetlerini geri çekmemeleri yönünde çağrıda bulundu.
İSVİÇRE:
-- Afganistan'daki tıbbi yardım grubu, güvenlik nedeniyle ülkeyi terk ediyor.
-- 200'den fazla Kuzey Koreli, Güney Kore'ye iltica etti.
-- Costa Ricalı polis memuru görev yaptığı Şili Büyükelçiliği'nde çalışan dokuz kişiyi rehine alarak rehinelerden üçünü silahıyla vurarak öldürdü, kendisi de intihar etti.
-- Sudan, yabancı askerlerle mücadele etmeye kararlı olduğunu açıkladı.
-- Filistin Başbakanı istifasını geri aldı.
AZERBAYCAN:
-- Cumhurbaşkanı İlham Aliyev, Azerbaycan'ın yurt dışında görev yapmakta olan büyükelçileriyle bir toplantı yaptı.
-- Karabağ Azatlık Teşkilatı üyelerinin yargılanmalarına başlandı.
-- İran Cumhurbaşkanı Muhammed Hatemi, 5 Ağustos tarihinde resmi bir ziyaret için Azerbaycan'a gelecek.
-- Azerbaycan Havayolları Şirketi "AZAL", Türkiye'nin "Saka Korkmaz" şirketine karşı dava açtı.
JAPONYA:
-- Tokyo Bölge Mahkemesi, UFJ Holding ile Mitsubishi-Tokyo Finansman Grubu arasındaki birleşme görüşmelerini durdurma emri verdi.
-- LDP, Üst Meclis Başkanlığına Chikage Ogi'yi atama kararı aldı.
-- Savcılık, Japon Diş Tabipleri Birliği tarafından LDP Hashimoto hizibine verilen rüşvet olayında eski Başbakan Hashimoto'nun ifadesine başvuracak.
-- Maliye Bakanlığı 2005 yılı bütçesinde genel giderleri 48 trilyon 200 milyar olarak belirledi.
-- Hükümet, Kuzey Kore'ye vaat ettiği gıda yardımını gelecek ay gerçekleştirecek.
LÜBNAN:
-- Cumhurbaşkanının görev süresinin uzatılmasına dair polemik devam ediyor.
-- Kurey istifasını geri çekti... Arafat reform çabalarında.
-- Beyrut ve Bağdat, bağlarını sıkılaştırıyor.
-- Powell'ın ziyareti öncesinde Esad Kahire'de.
-- ABD'de Başkanlık savaşı...
-- 2 Ağustos'ta yapılacak ABD-Suriye görüşmelerinin gündeminde Lübnan var.
ÖZBEKİSTAN:
-- Mart olaylarına katılanlar, Hizbut Tahrir üyesi olmak, Pakistan'da eğitim görmek ve terör örgütleriyle ilişki kurmak suçlamalarıyla yargılanıyor.
-- Karimov-Putin Yalta görüşmesinde ağırlıklı olarak askeri-teknik işbirliği ve Özbek ordusunun modernizasyonunda Rusya'nın etkin rolü değerlendirildi.
-- Özbek Havayolları altı aylık dönemde yaklaşık 800 bin yolcu taşımacılığı ile bölgenin en büyük havayolu şirketi.
-- Ekonomi Bakanı Rustam Azimov, Tokyo temasları sırasında Başbakan Kouzumi ile görüştü.
PAKİSTAN:
-- Ulusal Ekonomik Konsey İcra Komitesi, enerji, sağlık, eğitim ulaştırma ve iletişim, sanayi vb. alanlarda 83 milyar rupilik 17 projeyi kabul etti.
-- Devlet Başkanı Müşerref, Darfur krizinin diplomatik yollarla çözülmesi amacıyla Sudan Devlet Başkanı, BM Genel Sekreteri ve ABD Dışişleri Bakanı ile telefon görüşmeleri yaptı.
-- Ulusal Meclis, Devlet Başkanı Müşerref ve Başbakan Hüseyin, Irak'ta iki Pakistanlı'yı kaçıran gruba, rehinelerin serbest bırakılması çağrısında bulundu.
-- Başbakan Shujat Hüseyin, Irak'a asker gönderilmesi konusunda, halkın güveninin kazanılmasından ve parlamentonun onayından sonra karar verileceğini söyledi.
-- Irak'ta meydana gelen son şiddet olaylarında üç Iraklı öldü, 14 Amerikan askeri yaralandı.
RUSYA:
-- Kiev artık NATO ve AB'ye katılmayı hayal etmiyor. Kuçma, Ukrayna'nın tek yönlü bir dış politika uygulayacağı konusunda Putin'e garanti verdi.
-- Erivan'dan Moskova'ya demiryolu bağlantısı kısa zamanda kurulamayacak. Gürcistan ve Ermenistan önemli konularda yine anlaşamadılar.
-- Rusya'da gazetecilerin yüzde 40'ı sansürden yana.
-- Rus Barış Gücü askerleri Gürcistan ve Moldova'dan uzaklaştırılmaya çalışılıyor.
-- Şamil buradaydı. Rus istihbarat birimleri, İnguşetya'ya düzenlenen saldırıda Çeçen savaşçıları bizzat Şamil Basayev'in yönettiğini itiraf ettiler.
TÜRKMENİSTAN:
-- Türkmenbaşı petrol rafinerisinde ocak-haziran ayları arasında 120 bin 352 ton sıvı gaz üretildi ve bunun, 117 bin 700 tonu ihraç edildi.
-- Türkiye'de düzenlenen Altın Karagöz uluslararası dans yarışmasında Türkmenistan'ın Serdara Serpay dans grubu birinciliği elde etti.
-- Türkmenistan-Özbekistan hududunda bulunan Magdanlı ilçesinde Sınır Koruma Kuvvetleri Komutanlığı yeni sınır karakolu tesis ediyor.
-- Gürcistan yönetimi, Türkmen ve Kazak petrolünün Bakü-Tiflis-Ceyhan petrol boru hattından transit geçişi için ton başına altı dolar olarak belirlenen transit geçiş ücretini beş dolara düşürdü.
KKTC:
-- Avrupa Birliği Dönem Başkanı Hollanda, Kıbrıs sorununun çözümü için Annan planı temelinde yeni bir uluslararası girişim başlatmayı planlıyor. BM ve ABD'nin dahil olacağı yeni girişimin, eylülde başlaması öngörülürken, çözüm sürecinin başarı şansının ne olacağı hesaplanmaya çalışılıyor.
-- Başbakan Mehmet Ali Talat, erken seçim konusunun perşembe günü netleşeceğini söyledi.
-- Cumhuriyet Meclisi, YÖK gündemiyle olağanüstü toplanıyor. Meclis tarihinde ilk kez, Kıbrıs konusu dışında bir konuda özel birleşim yapılmış olacak.
-- Başbakan Talat, YÖK kararının "üniversiteleşmeyi hedef seçin" diyen Türkiye yönetimleriyle ters düştüğünü söyledi.
-- YÖK'ün "ön kayıt sistemini" kaldıran kararı, KKTC üniversitelerini sıkıntıya soktu. Kararın kaldırılmasını bekleyen üniversiteler, zararın boyutunu azaltmak için de girişim başlattı.
-- Rum tarafında AKEL'in yaptırdığı kamuoyu araştırması, çarpıcı bir sonuç ortaya çıkardı: AKEL'in önerileri kabul edilseydi, Rumların yüzde 65'i "evet" diyecekti.
Aynı çember üzerindeyiz ama başkasının ölçüsünü kullanıyoruz !
analiz: http://www.sporx.com/basketbol
http://kantitatif.blogspot.com/
Yabancı basın-yayın organlarının 28 Temmuz 2003 tarihinde birinci sayfalarında ya da haber bültenlerinde yer verdikleri haber ve gelişmelerin özet dökümü ülkelere göre şöyledir:
ALMANYA:
-- Irak'ta Amerikan askerlerine yönelik saldırılar artıyor. Son 24 saat içinde beş Amerikan askeri öldürüldü.
-- Tutuklulara kötü muamele eden Amerikan askerleri, haklarında savaş suçu davası açılması tehdidiyle karşı karşıyalar.
-- Sağlık Bakanı Schmidt, üzerinde mutabakata varılan sağlık reformunun sadece 2007 yılına kadar yeterli olacağını ve en geç 2010'da kapsamlı bir reform gerektiğini açıkladı.
-- CSU Genel Başkanı Stoiber, hükümeti 2004 bütçe tasarısını veto etmekle tehdit ediyor.
-- Cumhurbaşkanı Rau, Bavyera eyaletinde yapılacak seçimlerden sonra ikinci bir dönem daha aday olup olmayacağını açıklayacak.
-- İsrail hükümeti, Başbakan Şaron'un ABD ziyareti öncesinde 100 İslamcı Filistinli tutukluyu serbest bırakma ve Batı Şeria'dan kısmen geri çekilme kararı aldı.
-- Amerika, asilerin Liberya'nın başkenti Monroviya'dan geri çekilmelerini talep ederek, tampon bölge önerdi.
-- Filipin başkenti Manila'da 300 askerin 19 saat süren isyanı, hükümet temsilcisiyle yapılan görüşmelerin ardından kan dökülmeden sona erdi.
-- Türkiye ve Japonya'da hafta sonu yaşanan depremlerde toplam 420 kişi yaralandı.
-- Küba Devlet Başkanı Fidel Castro, ABD'nin "Truva Atı" diye nitelediği AB ile bağları koparıyor. Castro gelecekte AB'den insani yardım istemiyor.
-- Arjantin'de siyasi deprem: 46 asker hakkında dikta döneminde suç işlemekten tutuklama kararı çıkarıldı.
FRANSA:
-- Fransa Bisiklet Turu: Amerikalı Lance Armstrong, Alman Jan Ullrich'le mücadeleden sonra dün, beşinci zaferine ulaştı.
-- Kuraklık Fransa'yı etkiliyor: 52 yerde su kesintisi yapılacak.
-- Filipinler'de askeri isyan günü: Üç yüz asker, yirmi saat süren isyandan sonra kışlalarına geri döndü.
-- İsrail, beş yüzden fazla Filistinli'yi serbest bırakacak: Şaron, Washington'da Bush ile biraraya gelmeden önce bir jest yapıyor.
-- Korsika: Seçimlere sekiz ay kala, 6 Temmuz'da yapılan referandum sonucu, adanın politik kartlarının yeniden dağıtılmasına neden oluyor.
-- Fransa: Amerikalı turistler azaldı. Irak savaşından sonra ortaya çıkan Fransız karşıtlığı, saldırı korkusu ve euronun güçlenmesi nedeniyle daha az sayıda Atlantik ötesi turist Fransa'ya geliyor.
İNGİLTERE:
-- ABD hükümetinin Irak savaşında "bulanık istihbarat"la hareket edildiğini açıklamasıyla, Blair'in kitle imha silahları konusundaki sıkıntıları artıyor.
-- İngiltere'nin eylülde göreve başlayacak yeni Bağdat temsilcisi Sir Jeremy Greenstock, Saddam Hüseyin'in, oğullarının aksine sağ yakalanması ve yargılanması gerektiğini söyledi.
-- İstifa eden eski Bakan Clare Short, hükümeti, David Kelly olayında yetkisini kötüye kullanmakla suçladı.
-- BBC'nin, bağımsızlıklarının ortadan kaldırılmaya çalışıldığı yönündeki suçlamasından sonra, bakanlar BBC ile hükümet arasındaki gerginliği giderme çabasındalar.
-- Maliye Bakanı Gordon Brown, vergi uygulamaları, tasarruflar ve büyüme hedefleri konularındaki taahhütlerinde başarısız olmakla suçlanıyor.
-- Saddam Hüseyin'i yakalamaya çalışan Amerikan askerleri baskını katliama dönüştürdüler.
İTALYA:
-- Saddam yakalanmaktan ancak birkaç saat farkla kurtuluyor! ABD deniz piyadeleri, içlerinden birinin daha bir gün öncesine kadar "Reis"i barındırdığı sanılan üç çiftliğe operasyon düzenledi.
-- BBC'den Blair'a sert saldırı: "Bağımsızlığımızı tehdit ediyor!"
-- "Mediaset konusundaki soruşturmanın durdurulması" yarın Senato'da tartışılacak. Adalet Bakanı Castelli: "Ultimatomları kabul etmiyorum."
-- Castro Avrupa'ya meydan okudu: "İnsan hakları konusunda Küba'ya saldıranların yardımlarını istemiyorum"
-- İsrail 100 tutukluyu serbest bırakıyor... Hamas ve İslami Cihad: "Bu yeterli değil."
YUNANİSTAN:
-- Başbakan Simitis, eylüle kadar oy pusulalarının hazır olması talimatını verdi. YDP, en geç Kasım ayında erken seçimlerin yapılacağı beklentisinde.
-- Başbakan Kostas Simitis, Yunanistan'ın, Helsinki kararlarına saygı göstermesi halinde Türkiye'nin AB yönelimine yardımcı olacağını söyledi ve Kıbrıs sorununun çözüme bağlanarak "yaranın kapanması" için ısrar edilmesi gereğini vurguladı.
-- Kıbrıs Cumhurbaşkanı Papadopulos ile Rauf Denktaş'ın "tampon bölge" ile Lefkoşa'nın etrafındaki mayın tarlalarının temizlenmesini kabul ettikleri yönündeki açıklamalarından sonra BM uzmanları müzakereler için bölgeyi ziyaret etmeye hazırlanıyorlar.
-- Kıbrıs'ın AB üyeliği, bütün Kıbrıs halkının haklarını ve özgürlüklerini talep etmesi yolunu açabilir.
-- Kıbrıslı Türklerin refahının sağlanmasının, bütün demokratik ülkelerde olduğu gibi Kıbrıs'ta da, çoğunluğun hakları aleyhinde olmayacağının güvence altına alınması gerekir.
-- Kıbrıs'ta gizli belgelerin Sağlık Bakanlığı ile Eğitim Bakanlığı'nın çöp kutularına atılmasından sonra, Savunma Bakanı Mavronikolas gizli belgelerle ilgili güvenlik önlemlerinin alınacağını açıkladı.
-- Kıbrıs Türk muhalefet liderlerinden Mehmet Ali Talat, Kıbrıs Cumhurbaşkanı Tasos Papadopulos'u Denktaş ile aynı politikayı uygulamakla suçladı ve iki politikacının birbirinin "aynası" olduğunu söyledi.
-- Kıbrıs eski Cumhurbaşkanı Glafkos Kleridis, Denktaş'ın pasaportlarla oynadığı oyuna uymanın dolaylı bir şekilde "iki devlet" iddialarının kabulünü oluşturduğu yönünde uyarılarda bulundu. Kıbrıs Hükümet Sözcüsü bu görüşü reddetti.
-- Ankara kendi karmaşık "ulusal konularına" ilişkin gelişmelerin beklentisinde, Ege'de bir "sıcak" olay olasılığına yönelik kapıyı aralık bırakıyor. Yunanistan, dinamik bir şekilde tepki göstererek ülkenin savunma stratejisini değiştirebilecek durumda olmadığı belirtileri veriyor.
-- "Washington Institute for Near East"te bir konuşma yapan Dışişleri Bakanı Abdullah Gül, Kıbrıs sorununun çözüme bağlanmasının gerekli ve her zamankinden daha fazla mümkün olduğunu söyledi ve Denktaş'ın güven arttırıcı önlemler politikasını destekledi.
-- Dışişleri Bakanı Abdullah Gül'ün Washington'u ziyareti sırasında Irak'ta istikrarı sağlayacak güce Türkiye'nin de katılmaya davet edilmesi, Irak krizi nedeniyle kısa bir süre önce yaşanan ortamın yeniden canlanmasına yol açıyor. Türkiye'de muhafazakar kurulu düzen Amerikan aleyhtarı iken siyasi İslam tarafından Amerikan yanlısı sesler yükseliyor.
-- Türkiye'de hükümet, generallerin gücünü azaltmaya ve Avrupa'ya doğru adımlar atmaya çalışıyor. Ancak, reformlara ilişkin yasalar, Cumhurbaşkanı Ahmet Necdet Sezer'in takındığı tavır nedeniyle "engelleniyor".
-- Gökçeada'daki arazilerin kadastroya kaydedilmesi, adadaki Rumlar için olumsuz gelişmelere yol açtı. Binlerce hektarlık araziler Türk devletinin eline geçiyor.
-- Irak'ta Amerikalılara karşı saldırılar devam ediyor. 89 gün içinde ölü sayısı 49'a yükseldi
-- Uday ile Kusay Hüseyin'in öldürülmesinden sonra Amerikalılar, canla başla Saddam'ı bulmaya koyuldular. Tutuklanmasının ya da öldürülmesinin, Iraklıların direnişine son verilmesi yönünde çok önemli rol oynayacağına inanıyorlar.
-- 17 Kasım terör örgütü mensuplarının davasına ilişkin son duruşmada, sanık Savvas Ksiros, ön soruşturmaların geçerli olup olmadıkları konusunu gündeme getirdi. Konu hakkında karar bugün alınacak. Bu arada, sanık Tselentis, Kondilis, Telios ve Serifis'in ifadeleri ilgiyle bekleniyor.
İSVİÇRE:
-- Eski Yugoslavya Cumhurbaşkanı Slobodan Miloseviç'in davası hasta olması nedeniyle tekrar ertelendi.
-- İsrail, Filistinli mahkumların serbest bırakılmasını onayladı.
-- Solomon adalarındaki asiler teslim olmayı önererek barış güçleriyle görüşme teklifinde bulundular.
-- ABD, Irak'ın yabancı teröristler için bir merkez haline gelmeye başladığını açıkladı.
-- İsrail Başbakanı Ariel Şaron, ABD Başkanı George Bush ile Batı Şeria hakkında görüşmek üzere ABD'ye gidiyor.
AZERBAYCAN:
-- Üniversite giriş sınavları sona erdi.
-- Kuzey Kore ABD'yi nükleer denemeler yapmakla suçluyor.
İRAN:
-- Fransa'daki bir televizyon kanalı, Bin Ladin'in İran'da olduğunu iddia etti.
-- Celal Talabani: "İran-Irak sınırının gelecek aya kadar açılmasını ümit ediyorum."
-- Necef'teki cuma namazı, Mogteda Sadr taraftarlarının şiddet yanlısı gösterilerine sahne oldu.
-- ABD güçlerine karşı direniş, Irak'ın güney bölgelerine de yayıldı.
-- Hizbullah Genel Sekreteri Seyit Hasan Nesrullah, ABD ve İsrail'e karşı direnişin güçlendirilmesini istedi.
JAPONYA:
-- Hükümet, Özsavunma Kuvvetleri'nin yurt dışına gönderilmesi konusunda kalıcı bir yasa hazırlanması kararı aldı.
-- 26 Temmuz'da Miyagi'de meydana gelen seri depremler sonucunda 5801 bina hasar gördü, 569 kişi yaralandı.
-- Kamuoyunun yüzde 36'sı Demokratik Parti ve Liberal Parti'nin birleşmesinden beklentili, birleşmeyi olumsuz karşılayanların oranı ise yüzde 52.
-- Sağlık, Çalışma ve Refah Bakanlığı hemşirelik ve hastabakıcılık hizmetlerinin kalitesini artırmak için yeni bir sistem getiriyor.
RUSYA:
-- Kardeş doğalgaz ittifakı çöktü. Rus Gazprom ve Beyaz Rus Beltransgaz şirketleri arasında ortak işletme kurulması konulu görüşmeler bu hafta sonu öncesinde başarısızlıkla sonuçlandı.
-- Rusya Maliye Bakanı Aleksey Kurdin Rus ekonomisine özel sermayenin akışının artacağını ümit ediyor.
-- Dolara dönüş... Rusya makamları değerli kağıt piyasasını sallandırmaya devam ediyor.
-- Tolstopaltsevo'dan teröristler... Rus güvenlik görevlileri Moskova varoşlarında canlı bombaların deposunu ortaya çıkardılar.
-- Dört devletin tek ekonomik mekanının beş yıl içinde oluşturulması teklif ediliyor. Rusya, Beyaz Rusya, Ukrayna ve Kazakistan'ın tek ekonomik mekanı konulu anlaşma BDT'nin Eylül zirvesine hazır olacak.
TÜRKMENİSTAN:
-- Aşkabat'ın doğu bölgesinden, şehire su temini için 15 km uzunluğunda yeni boru hattı döşeniyor.
-- Türk Norsel Şirketi tarafından işletilen Saparmurat Niyazov Entegre Tekstil Fabrikası'nda Ocak-Haziran 2003 ayları arasında 1126 ton iplik elde edilirken, bu çerçevede 1421 ton kumaş üretildi.
-- Türkmenistan'dan, Rusya'ya uzanan doğalgaz boru hattı kapasitesini artırmak için onarılacak.
MISIR:
-- Önümüzdeki saatlerde yeni Irak hükümeti ilan edilecek.
-- Irak-Suudi Arabistan yakınlarında yeni bir toplu mezar ortaya çıkarıldı.
-- Arap Atom Enerjisi Kurumu Uygulama Kurulu, toplantılarına bugün Tunus'ta başlıyor.
-- Filistin Başbakanı Mahmut Abbas: "Bush, İsrail'in kurduğu tampon duvarla ilgili sıkıntısını ortaya koymuştur."
-- İsrail Adalet Bakanı: "Tampon duvar, İsrail için bir yük haline geldi."
-- Dünya Sağlık Örgütü, Irak halkının içinde bulunduğu ruhsal çöküntüyü tartışmak üzere bugün Kahire'de toplanıyor.
-- Washington, Türk heyetinin Irak'ın kuzeyini ziyaret etmesini reddetti.
-- Arap ülkelerine yönelik yeni bir entrika: Iraklı kaynaklar ABD'nin İsrail, Türkiye ve Irak arasında serbest ticaret bölge kurulması yönündeki icraatlara bilfiil başladığını belirtiyor. Kaynaklar, bu amaçla Ankara'da önümüzdeki eylül ayında bir toplantı gerçekleştirileceğini belirtiyor.
-- Suriye Başbakanı Miro, yarın Ankara'da.
KKTC:
-- Türkiye Dışişleri Bakanı ve Başbakan Yardımcısı Abdullah Gül, Türkiye'ye döndü. Gül: "ABD'de Kıbrıs'la ilgili anlattıklarımız takdir gördü."
-- Yunanistan Başbakanı Kostas Simitis: "Kıbrıs konusu, kapatılması gereken açık bir yaradır."
-- Rum gazetesi Mahi'nin iddiası: "Denktaş, 16 Ağustos'ta kapalı Maraş'ı iade edecek."
-- Annan Planı'nda Rum'a verilmesi öngörülen bölgelerdeki cenazeler, Annan planının gündeme gelmesiyle birlikte Türk toprağı olan Lefkoşa mezarlığına kaydı. Özellikle Güzelyurt bölgesinden Lefkoşa mezarlığına büyük bir talep var.
-- Devlet Planlama Örgütü'nün polis raporlarına dayanarak hazırladığı istatistiklere göre, ülkede işlenen suçlar hızla artış gösteriyor.
Aynı çember üzerindeyiz ama başkasının ölçüsünü kullanıyoruz !
analiz: http://www.sporx.com/basketbol
http://kantitatif.blogspot.com/
Yabancı basın-yayın organlarında 28 Temmuz 2003 tarihinde yayımlanan Türkiye-AB ilişkilerine yer verilen haber ve yorumlarda şu hususlara değinilmektedir:
ALMANYA BASINI:
Stuttgarter Nachrichten gazetesinin internet sayfasında (25/07) "Türk Ordusunun Dizginleri Sıkı Tutuluyor" başlığı altında ve Thomas Seibert imzasıyla yer alan bir yazıda, Türk Hükümeti'nin orduyu siyasetten uzaklaştırmak istediği belirtilmektedir. Amaçlanan AB üyeliği için hazırlanan yeni reform paketinin, askerlerin hakimiyetindeki MGK'yı, generallerin yoğun itirazına rağmen daha alt bir kurula indirgediği ifade edilen yazıda, paketin planlandığı gibi önümüzdeki günlerde Meclis'ten geçmesi durumunda, Türkiye'nin, üyelik müzakereleri için önemli bir koşulu yerine getirmiş olacağı, ancak hükümetin boyun eğmesi durumunda Türkiye'nin AB adaylığının tehlikeye gireceği ileri sürülmektedir. Başbakan Recep Tayyip Erdoğan hükümeti ve ordunun aylardır son reform paketi taslağıyla en üst noktaya çıkan bir güç savaşı içinde oldukları kaydedilen yazıda, Türk siyasetinde ordunun nüfuzunun, Türkiye'nin üyelik başvurusu değerlendirmesinde AB'nin temel kriterlerinden biri olduğuna işaret edilmektedir. Yazıda, AKP'nin, AB reformlarını orduyu siyasi olarak devre dışı bırakmak amacıyla kullandığı şeklinde eleştirildiği, ne var ki AKP karşıtlarının bile, ordunun son sözü söylediği bir devletin AB'ye kabul edilmeyi ummaması gerektiğini itiraf etmek zorunda oldukları vurgulanmaktadır.
YUNANİSTAN BASINI:
Ethnos gazetesinde (27/07) "Helsinki'ye Saygı Gösterirse Yardım Eli Uzatacağız" başlığıyla Vasilis Skouris'in Başbakan Simitis ile yaptığı mülakatın Türkiye ile ilgili bölümüne yer verilmektedir. Başbakan Simitis'in, Türkiye'nin Kıbrıs sorunu ile Ege'de kıta sahanlığı sorununun çözüme bağlanması yönünde katkıda bulunması durumunda, Yunanistan'ın güçlü bir şekilde, ısrarla, Türkiye'nin AB yönelimini destekleyeceği yönünde güvenceler verdiği belirtilen mülakatta, "Türkiye'nin, 2004 yılında Kıbrıs sorunu ile kıta sahanlığı sorununun çözüme bağlanması yönünde katkıda bulunacağına inanıyor musunuz?" şeklindeki bir soruya, Simitis'in, "Türkiye, kritik bir dönüm noktasında bulunuyor; Türk halkının kalkınmasına ve refahına ilişkin büyük değişiklikleri yapması için bir hükümet seçildi. Bu yöndeki gelişmeler, ülkenin AB yönelimini de etkiliyor. Helsinki'nin bu iki konuya ilişkin kararları nettir. Güneydoğu Avrupa'da yeni bir gerçeğin biçimlenmesi, Türkiye'nin bu konulara yönelik katkısına bağlı. Bu gerçek, halklarımıza yalnız kazançlar sağlamayacak, yeni yeteneklere, yeni yönelimlere yol açacak. Türkiye, adaylığının yarattığı beklentilere karşılık vermeli. Kendisine büyük bir fırsat veriliyor" şeklinde cevap verdiği belirtilmektedir. Mülakatta, "Türkiye'nin bu yönde katkıda bulunması durumunda Yunanistan Türkiye'nin AB yönelimini kabul ettirebilir mi?" şeklindeki bir başka soruyu ise, Simitis'in, "Türkiye'nin katkıda bulunması durumunda, Yunanistan, Türkiye'nin AB yönelimini büyük bir güçle destekleyecek. İleriye doğru atacağı adımları daha ikna edici bir şekilde destekleyebileceğiz. Türkiye'nin Avrupa'daki gelişmelerden ve bütünleşmeden dışlanmaması gereğine inananları destekleyeceğiz. Ülkelerimizin jeopolitik önemini güçlendirecek olan yeni bir stratejinin temellerini atabileceğiz" ifadeleriyle cevapladığı kaydedilmektedir.
Elefteros Tipos gazetesinde (28/07) "Kıbrıs Meselesi ve Irak ile Gül'ün Oyunu" başlığı altında ve Yannis Nakos imzasıyla yayımlanan bir yorumda, ABD'ye dört günlük ziyaretini tamamlayan Dışişleri Bakanı Abdullah Gül'ün, daha fazla bilgi vermekten kaçınarak, Türk-Yunan ilişkilerinin olumlu yönde gelişmekte olduğunu söylediği belirtilmektedir. Gül'ün ayrıca, Türkiye'nin AB'ye üyelik arzusunun bağlı olduğuna inandığı Kıbrıs sorununun çözümlenmesinin gerekli ve de mümkün olduğunu belirttiği kaydedilen yorumda, Dışişleri Bakanı Abdullah Gül'ün, Washington'a ziyaretinin son gününde yaptığı konuşmada, Türkiye'nin AB üyeliğine kesinlikle bağlı olarak gördüğü Kıbrıs sorununun "kapsamlı çözümünden" bahsettiği ve Kuzey Irak'ta ve genel olarak Orta Doğu'da Ankara'nın ABD ile stratejik işbirliğinden yana olduğunu belirttiği kaydedilmektedir. Washington Yakın Doğu Politikası Enstitüsü'nde konuşan Gül'ün, Başbakan Recep Tayyip Erdoğan hükümetinin Avrupa'ya yönelik reformlarından söz ettiği, ayrıca Türkiye'nin AB üyeliğini, Ankara-Washington stratejik ilişkisini ve "her zamankinden daha zorunlu ve de mümkün" olarak gördüğü Kıbrıs sorununun çözüme bağlanmasını birbirine bağlı konular olarak nitelendirdiği ifade edilmektedir.
Kathimerini gazetesinde (27/07) "'Kesin Çözüm' ve Lahey" başlığı altında ve K. Angelopoulos imzasıyla yayımlanan bir yorumda, Başbakan Simitis'in, geçenlerde, partisinin Merkez Komite toplantısında yaptığı konuşmada, bir ara 2004 yılına değinerek, 2004 yılının "ulusal konular" yılı olacağını söylediği ve birkaç gün önce 22 Temmuz tarihinde Grevena bölgesini ziyareti sırasında da, "Kıbrıs'taki siyasi sorun ile Ege'deki Türk-Yunan sorunlarının kesin çözümü önümüzdedir. Muhtemelen bu sorunlar, 2004 yılı içinde çözülecektir" dediği hatırlatılmaktadır. Başbakan Simitis'in açıklamalarının, son dönemde diplomatik kulislerde söylenenler ve Kıbrıs'ta siyasi sorunun çözümlenmesi amacıyla yeni tur görüşmelerin başlaması yolunda yabancıların perde arkasında gerçekleştirdikleri girişimlerin, siyasi gözlemcilere, "Ege konularında" yakında gelişmelerin kaydedilmesinin söz konusu olduğu izlenimini verdiği, bütün bunlara paralel olarak Ankara'nın, AB üyeliğinin tam bir belirsizlik sürecine girmemesi için elinden gelen herşeyi yapmaya kararlı göründüğü kaydedilen yorumda, eğer gerçekten bahsedilen konularda gelişmelerin kaydedilmesinin, Yunan tarafı için Lahey yolunu açacak şekilde, "Ege'deki Türk-Yunan ilişkilerine" ilişkin bir diyalogun yapılması söz konusu ise hükümetin böyle bir yükü kaldırmaya ne derece hazır olduğu sorulmakta ve Yunan Hükümeti'nin şimdiye kadar, AB-Türkiye ilişkilerinde gelişmelerin kaydedilmesiyle Lahey Adalet Divanı aracılığıyla ve siyasi açıdan kayba uğramadan kıta sahanlığı ve Başbakan Simitis'in 1997 yılında Madrid Zirvesi sırasında söylediği gibi "diğer konuların da" çözülebileceği inancında olduğunu gösterdiği belirtilmektedir. Yunanistan'ın, Türkiye'ye yönelik uyguladığı yeni politika çerçevesinde, Türkiye'de katı ve güçlü "kurulu düzeni" oluşturan Türk Silahlı Kuvvetleri'ndeki Kemalizm sonrası milliyetçi liderlerin Türkiye'nin saldırganlığına yol açtığına inandığından, Atina'nın dolaylı bir şekilde "Avrupa yanlısı" olan lider Erdoğan'a destek vermenin yararlı olacağını düşündüğüne işaret edilen yorumda, Yunan Hükümeti'nin ayrıca, Erdoğan hükümetinin bir yandan "Avrupa yanlısı" tutum takınmasının diğer yandan Ege'deki tek taraflı taleplerinde ısrar etmesinin mümkün olmadığını savunduğu, ancak henüz bu görüşünü bir temele dayandıramadığının görüldüğü, buna ilaveten, AB-Türkiye ilişkilerinde önemli adımların 1998-1999 yıllarında, yani Ankara'nın Kardak krizi ile "gri bölgeler" tezini gündeme getirdikten sonra, atıldığını da Yunan Hükümeti'nin görmemezlikten geldiği ifade edilmektedir. Yunan Hükümeti'nin, zaman zaman Türk tarafının Ege'de tahrik edici hareketlerde bulunmasının AB-Türkiye ilişkilerini olumsuz yönde etkilediğini öne sürdüğü, ancak AB-Türkiye ilişkilerinde geçmişte yaşananlara göz atıldığında ve günümüzde Türk tahriklerine karşı AB tarafından tepki gelmediği dikkate alındığında, Yunan Hükümeti'nin inandırıcı olmadığının söylenebileceğine dikkat çekilen yorumda, Yunanistan'ın, Türkiye'nin AB yönelimini güçlendirmek amacıyla, zaman zaman Türk tarafına "siyasi kurslar" verme çabalarının Türk liderliği tarafından ciddiye alınmadığının açık olduğu vurgulanmaktadır.
Elefterotipia gazetesinde (27/07) "İncitmeden Sınırlama" başlığı altında ve Eleni Kohaimidou imzasıyla yayımlanan bir yorumda, Dışişleri Bakanı Abdullah Gül'ün Washington'da Irak'a Türk askerlerin gönderilmesi konusunu görüştüğü sıralarda Ankara'da hükümetin, Türkiye Cumhuriyeti tarihinin en zor sorunu ile baş etmeye çalıştığı belirtilerek, Yedinci Uyum Paketi için ülke içinde sürtüşmeler yaşandığı ve söz konusu sürtüşmelerin neticesinde, Kemalist kurulu düzenin ülkenin AB üyeliğini gerçekten isteyip istemediğinin belli olacağı ileri sürülmektedir. Erdoğan hükümetinin uygulamak istediği reformların, radikal olmayabileceği, ancak hükümetin amacını ortaya koyduğu -Milli Güvenlik Kurulu'nda alınan kararlarda askerlerin rolünü, onları incitmeden sınırlandırmak- belirtilen yorumda, Milli Güvenlik Kurulu'nun, Avrupa ülkelerine yabancı bir kurum olduğu, askerlerden ve siyasilerden oluşan karma bir kurul ve misyonunun, ülkenin güvenlik ve dış politikasının ana hatlarını belirlemek olduğu ifade edilmekte ve "Tabii ki bu değişiklikler, AB kriterlerine tam uyum sayılmaz. Ancak askeri kurulu düzenden kurtulmak amacıyla Türkiye'nin attığı küçük adımlar, Türk toplumu için uzun sürecek sancılı bir dönem anlamına geliyorsa da çoğu çevreler, bu durumdan duydukları iyimserliği saklamıyorlar." değerlendirmesi yapılmaktadır.
İRAN BASINI:
Tahran Radyosu'nun Türkçe yayınında (28/07) "Türkiye-Ermenistan İlişkileri" başlığı altında yer verilen bir haberde, Türkiye-Ermenistan ilişkileri konu edilmektedir. Amerika-Ermeni Asamblesi'nin 26 Temmuz Cumartesi günü bir bildiri yayınlayarak, Türkiye Dışişleri Bakanı Abdullah Gül'den, Ermenistan ile olan sorunların unutulmasını ve Türkiye'nin Ermenistan sınırını açmasını istediği belirtilen haberde, Ermenistan ve Türkiye sınırlarının açılmasının iki taraf için muhtelif sebeplerden dolayı önemli olduğu ifade edilmektedir. Amerikan Dışişleri Bakanlığı'na göre, Ermenistan'ın her yıl, Azerbaycan Cumhuriyeti ve Türkiye'nin yaptırımlarının devam etmesi sebebiyle, 402 milyon dolar zarara uğradığı ifade edilen haberde, Türkiye'nin, uyguladığı iktisadi yaptırım dolayısıyla Ermenistan piyasasından mahrum kaldığı gibi, sürekli olarak da bazı Batı ülkeleri ve Amerika tarafından eleştirildiği, Avrupa ülkelerinin, Türk-Ermeni ilişkilerinin düzelmesini, Türkiye'nin AB'ye üyelik sürecini kolaylaştıracak bir konu olarak değerlendirdiği kaydedilmekte ve görünen o ki, Batı ülkelerinin, Türkiye ve Ermenistan arasında resmi olarak iktisadi ilişkilerin kurulmasının yanında, bu iki ülke arasında siyasi ilişkilerin düzeltilmesine de öncelik verdiği vurgulanmaktadır.
Aynı çember üzerindeyiz ama başkasının ölçüsünü kullanıyoruz !
analiz: http://www.sporx.com/basketbol
http://kantitatif.blogspot.com/
Yabancı basın-yayın organlarında 26-27-28 Temmuz 2002 tarihinde yayımlanan, Türkiye-AB ilişkilerine yer verilen haber ve yorumlarda şu hususlara değinilmektedir:
AZERBAYCAN BASINI:
Hürriyet gazetesinin (26/07) "Ermeniler İsmail Cem'in İktidara Gelmesini İstiyorlar" başlıklı haberinde, Türk politik hayatında yaşanan olayların birçok yabancı ülkenin, bu bağlamda Güney Kafkasya ülkelerinin de dikkatle takip ettikleri temel konulardan biri olduğu belirtilmekte, Erivan resmi çevrelerinin de, Ermenistan'ın bölgedeki geleceği açısından etkili olabilecek bir ülke olan Türkiye'yi ve bu ülkede yaşanan siyasi gelişmeleri yakından izlediğine işaret edilmektedir. Bu konuda Ermenistan resmi çevrelerinin, bir süre önce Ankara ve Erivan arasında başlayan diyalogu yeniden kurmanın çok zor olduğunu ifade ettikleri, Türkiye hükümeti ile diyalog kurmama nedenlerini açıklarken, Ankara'nın yakında seçimlere gideceğini, dolayısıyla da şimdiki hükümetin geçici olduğu ve bu nedenle de diyalog kurmaya çalışmanın hiçbir anlamı bulunmadığını belirttiklerine dikkat çekilen haberde şu görüşlere yer verilmektedir: "Fakat birçok siyasi gözlemciye göre, aslında bazı noktalarda endişeleri bulunduğu için Erivan, Türkiye ile diyaloga başlamaya cesaret edemiyor. Ermenistan'ın endişe duyduğu noktalardan biri, Türkiye'de siyasi liderliği elinde bulunduran güçlerin, Ermenistan'ı, Türkiye'nin önüne koyduğu temelsiz talepler nedeniyle affetmeyecekleridir. Bu nedenle de, Ermeni toplumu ve resmi çevreleri, 3 Kasım tarihinde yapılacak olan erken seçimden sonra İsmail Cem'in lideri bulunduğu partinin iktidara gelmesini istiyorlar. Şunu hemen hatırlatalım ki, Ermenilerin Cem'in iktidara gelmesini bu kadar çok istemelerinin ardında, Cem ile Oskanyan arasında kurulmuş olan ve gelecek vadeden diyalog durmaktadır... Erivan'dakiler, milliyetçilerin iktidara gelmesiyle Türkiye'nin dış politikasında radikal adımlar atılacağından kesinlikle emin görünüyorlar. Bundan dolayı da şimdi Ermeni politikacılar ve Ermeni basını, Ecevit hükümetinin istifa etmemesi veya yeni hükümetin başına Cem'in gelmesi temennisi içindeler. Hem AB üyeliği konusunda, hem de Türkiye'nin Batı'dan kredi alabilmesi için Türkiye'nin önüne konan şartlarla ilgili olarak Bahçeli'nin sergilediği tutum ile diğer siyasi parti liderlerinin tutumları arasında kesin bir farklılık bulunuyor. Diğer taraftan da Türkiye'de yaşanan olaylar, MHP lideri Bahçeli'nin iktidara gelme şansının gün geçtikçe daha da arttığını gösteriyor."
FRANSA BASINI:
Le Figaro gazetesinde (27/07) "Başbakan Bülent Ecevit, Avrupa Birliği'ne Girme Sürecinin Erken Seçim Yüzünden Ertelenebileceği Kanısında" başlığı ve Eric Biegala imzasıyla yayımlanan haberde, Başbakan Bülent Ecevit'in yaptığı açıklamada, önümüzdeki kasım ayı için öngörülen erken seçimler yüzünden ülkesinin Avrupa Birliği'ne girme sürecini ilerletme şansını kaybettiğini ifade ettiği bildirilmektedir. Başbakan Bülent Ecevit'in, basın toplantısında, "Erken seçimlerin etkisiyle maalesef AB konusundaki çalışmalar belli bir süre için gecikecek" diyerek, "Bu elverişli durum belli bir noktaya kadar kaybedilmişe benziyor" şeklinde de eklemede bulunduğu aktarılan haberde, Avrupa yanlısı birçok çevrenin, Ankara'nın diğer adaylarla aynı anda, yani sene sonuna kadar Kopenhag Zirvesi sırasında üyelikle ilgili teknik müzakereleri başlatmak için belli bir tarih alamadığı taktirde Türkiye'nin AB'ye giriş dosyasının temelli olarak donmasından korktuğuna dikkat çekilmektedir. Son siyasi gelişmelerle birlikte "kurumsal blokaj içinde olan" Türkiye'nin, kendisini Avrupa standartlarına yaklaştıracak demokratik reformları, koalisyonun başlıca ortağının karşı çıkması nedeniyle, geçen mayıs ayı başından beri gerçekleştirmeyi başaramadığı belirtilen haberde, bu krizin temelinde, Ecevit'in DSP'sinden çok sayıdaki ayrılmalar ve dolayısıyla hükümetin parlamentoda azınlığa düşmesinin yattığı kaydedilmekte ve şöyle denilmektedir: "Seçimler ister 3 Kasım'da ister başka bir tarihte olsun, Türk Parlamento seçimleri tek bir konuya odaklanacaktır: 'Avrupa'. İslam, Türkçülük, Avrupalı olma arzusu ve Amerika ile 'stratejik' işbirliği arasında bölünmüş olan Türkiye'nin, bazen karşıtlıklar içeren zor bir denklemi çözmesi gerekiyor... Türkiye'nin hedefi, önümüzdeki aralık ayında yapılacak Avrupa zirvesinde üyelik müzakerelerinin başlaması için bir tarih elde etmekti. AB, aday ülkelerin uyması gerektiği ilkeleri tanımlayan 'Kopenhag kriterleri' yerine getirilmedikçe bunun söz konusu olamayacağı yanıtını veriyor. Bu ilkelerin arasında 'azınlıkların hakları' da var. Bu ise Türkiye'nin, rejimin başlıca tabularından birini kırarak, Kürt sorununu masanın üzerine koyması demek oluyor... Kürtler, 12 milyonluk nüfusla (toplam nüfusun beşte biri) Türkiye'nin en önemli azınlığını oluşturuyor, fakat milliyetçi resmi ideolojiyi ellerinde tutanlar onlara en ufak bir özel hak tanımaya niyetli değil. Zaten erken seçim isteyenlerin ateşini söndürmek için Başbakan, Kürt yanlısı HADEP'in yüzde 10'luk barajı geçerek Parlamento'da temsil edilebileceğine dikkat çekerek, Kürt korkuluğunu gösteriverdi. HADEP için halen bir yasaklanma prosedürü işliyor.
Başbakanın güvenlik çarkına doğru salladığı bir kırmızı mendil daha var: 'İslam'. Erken seçim halinde, bütün kamuoyu araştırmaları, Recep Tayyip Erdoğan ve liderliğindeki Adalet ve Kalkınma Partisi'nin (AKP) oyların yüzde 15 ila 19'unu alabileceğini gösteriyor, ki bu neredeyse kesinlikle bir koalisyon hükümetine girebilir anlamına geliyor... Üçüncü mesele, 'Kıbrıs'. Ada, AB'ye giriş yarışında en iyi pozisyonda olan aday, fakat adanın kuzeyinde üçte biri Ankara ordusunun 'işgalinde'. Sene başında başlatılan birleşme müzakereleri, bu müzakereleri izleyen BM temsilcilerine göre, özellikle Türkiye'nin yeterince çaba göstermemesinden dolayı yerinde sayıyor. Ankara, Kıbrıs sorununu kendi Avrupa adaylığından soyutlayabilmek isterdi, fakat adanın kuzeyinde askerlerinin bulunmasının sadece güvenlikle ilgili zorunluluklardan kaynaklandığına inandırmakta güçlük çekiyor. Türk denkleminin son bilinmezi, 'en büyük güçlü müttefik Amerika ile ilişkiler'. Washington'un, Saddam Hüseyin Irak'ının işini bitirme arzusu, Türkiye'yi tutum belirlemek zorunda bırakıyor. Ankara, Irak'a Amerikan müdahalesiyle bir bağımsız Kürdistan olasılığının filizlemesinden korkuyor. Ankara böyle bir şeyi bir savaş nedeni olarak görüyor. Bu da Avrupa'ya girme isteğiyle bağdaşmayacak tehditler oluşturuyor. Kürtlerin varlığını kabullenmek, İslamcıları siyasi oyuna almak ve en önemlisi egemenliğin, askeri tanımın ötesine gitmek... İşte Türkiye'nin Avrupa'ya girmesi için gerekli olanlar. Büyük olasılıkla önümüzdeki sonbaharda yapılacak olan seçim tartışmalarının konuları bunlar olacak."
Le Figaro gazetesinde (27/07) "Birlik İçin Saatli Bomba" başlığı ve Pierre Bocev imzasıyla yayımlanan bir diğer haberde, Avrupa Birliği ile ilişkileri açısından olası tüm gelişmelerin, sadece ve sadece Türkiye'ye bağlı olduğu ileri sürülmekte, bir ay önce Sevilla Zirvesi'nde 15'lerin devlet ve hükümet başkanlarının, önümüzdeki aralıkta Danimarka başkanlığında gerçekleşecek buluşma için, "Sevilla ve Kopenhag AB konseyleri arasındaki dönemde kaydedilecek gelişmelere göre Kopenhag'da Türkiye'nin adaylığının bir sonraki aşaması konusunda yeni kararlar alınabilir" şeklinde ne olumsuz ne de olumlu sayılabilecek bir görüş belirttikleri hatırlatılmaktadır. "Elbette gerçeklerin, Avrupa zirvelerinde edilen boş laflarla inandırılmak istendiği kadar basit olmadığı", çünkü Fransa gibi bazı üye ülkelerin, Türkiye'nin uzun vadede de olsa adaylığına olumlu bakmakla birlikte, Almanya gibi başka üye ülkelerin, Birliğin gelecekteki sınırının Irak olabileceğini tasavvur edemediklerine işaret edilen haberde, Aralık 1999'da ülkesi Helsinki Zirvesi'nde "aday" statüsü aldığı vakit Başbakan olan Bülent Ecevit'in, "Kaçınılmaz olarak Avrupa'nın sınırları daha doğuya, Kafkasya'ya, Orta Asya ve Asya'nın tamamına kadar gidecektir" dediği vurgulanmakta ve bu durumun, o dönemde Jacques Chirac'ın, Türkiye'nin "tarihi, coğrafyası ve hedefleri" açısından Avrupalı istidadı olduğunu kabul etmesini engellemediği ifade edilmektedir. İki buçuk yıl sonra ise, meselelerin aciliyet arz ettiği dile getirilen haberde, NATO'nun planlama imkanlarına giriş şartları konusundaki Türk-Yunan anlaşmazlığının halen çözümlenmediği, oysa Onbeşler'in, sonbaharda Makedonya'da NATO'dan görevi devralmak istediği, özellikle de Kıbrıs'ın Birliğe üyelik perspektifinin neredeyse kapıda olduğu, bunun da gerçek bir saatli bomba olduğu, zira Bülent Ecevit'in, adanın sadece güneyinin Onbeşler'in arasına katılması halinde kuzeyi "ilhak etme" tehdidinde bulunduğuna dikkat çekilmektedir. Türkiye'de önümüzdeki kasım ayında erken seçime gidilmesi olasılığının meseleleri iyice karmaşık hale soktuğu, zira bu durumun, Avrupa tarafından istenen, ölüm cezasının kaldırılması veya Kürtlerin özel durumunun kabul edilmesi gibi reformların hızla gerçekleştirilmesini nerdeyse imkansız kıldığı belirtilen haberde, oysa Ankara'nın, Sevilla Zirvesi'nden hareketle, Kopenhag Zirvesi'nde "üyelik takviminin" belirlenmesini ümit ettiği belirtilmektedir.
İSRAİL BASINI:
Ha'aretz gazetesinin (26/07) "Türkiye'de Havuç ve Sopa" başlıklı ve Zvi Bar'el imzalı internetten sağlanan makalesinde, Türk ordusunun Kürtleri rahat bırakmayı kabul etmiş olsa da, bu azınlığın, siyasi beklentilerini gerçekleştirmek için fazlaca şansa sahip olmadığı ifade edilmekte, onlara etnik haklar tanınmadıkça Türkiye'nin üye olamayacağını söyleyen AB'den yardım istedikleri belirtilmektedir. Kürtlerin şimdi tüm umutlarını Avrupa Birliği'ne bağlamış durumda oldukları, AB'nin, "Türkiye üye olmak istiyorsa, Kürtlere etnik haklar versin" görüşünde ısrar ettiği ifade edilen makalede, diğer bir deyişle, AB üyesi olmak için Türkiye'nin, Kürtlere kendi kültürlerini kendi dillerinde öğrenme izni vermesi gerektiği belirtilmekte, geçen seçimlerde parlamentoya girmeye yeter sayıda oy toplayamayan Kürt partisinin önde gelen bir mensubunun şöyle konuştuğu aktarılmaktadır: "Avrupa çok uzak. Avrupa Türkiye'yi istemiyor. Avrupa'nın milyonlarca Türk işçisinin kendi iş piyasasına girmesine izin vereceğini düşünebiliyor musunuz? Kürt hakları konusundaki tüm laf kalabalığı, İstanbullu işsizlerin Berlin veya Paris'e gelmesini engellemek için kurulmuş bir tezgahtır. Bunu biliyoruz ama kızmıyoruz. Eğer Avrupa'da Kürtlere gerçekten yardım etmek isteyen biri varsa, Kürt bölgelerinde sanayi tesisleri kurabilir, yolları iyileştirmeye yardımcı olabilir, okullara bilgisayar bağışlayabilir. Bunlar da insan haklarıdır. Aslında Avrupa bizi, Türkiye'nin AB üyeliğinin önünü kesmek için sarf malzemesi olarak kullandı."
İTALYA BASINI:
Il Sole 24 Ore gazetesinde (26/07) "Türkiye... Eski Başbakan Çiller Reformlar Konusunda Ecevit'e Açılıyor" başlıklı yorumunda, Başbakan Ecevit'le DYP Lideri Çiller'in görüşmesine yer verilmekte, yapılan toplantının sonunda Çiller'in ilk kez Başbakan'ın istifasını istemediği, ancak seçim tarihinin 3 Kasım 2002 olarak saptanması karşılığında bu geçiş döneminde ona destek vermeye hazır olduğunu bildirdiği aktarılmaktadır. DYP'nin, AB müzakerelerinin başlatılmasını sağlayacak reform paketini onaylamak amacıyla, halen Başbakan'a sadık olan çoğunluk partileriyle beraber oy kullanabileceğine işaret edilen yorumda, Çiller'in teklifini takdir eden Başbakan Ecevit'in, kesinlikle istifa etmek istemediğini tekrarladığı belirtilmektedir. TBMM'nin, milletvekillerini iki önerge sunulmak üzere 29 Temmuz tarihinde toplantıya çağırdığı, bunlardan birincisinin, İsmail Cem'in liderliğini yaptığı "Yeni Türkiye" tarafından desteklenen ve seçim tarihini, AB'ye katılmak için gereken reformlar ve seçim yasası konularını içeren DYP'nin hazırladığı önerge, diğerinin ise, 3 Kasım tarihi üzerinde ısrar ederek sadece seçim tarihi konusunun ele alınmasını isteyen MHP'nin önergesi olduğu ifade edilmekte, bu krizin ortasında Türkiye'nin, yaklaşık 75 milyar dolara yükselmiş olan olağandışı kamu borcu konusunu da göğüslemek durumunda olduğuna dikkat çekilmektedir.
KIBRIS RUM BASINI:
Fileleftheros gazetesinin (26/07) "Türk-Yunan İlişkileri: Sıcak Yaz mı, Serin Yaz mı?" başlıklı yorumunda, Atina Üniversitesi Uluslararası İlişkiler Profesörü ve Yunanistan Avrupa ve Dış Politika Enstitüsü Müdürü Theodoros Kulumbis'in görüşlerine yer verilmektedir. Devletlerarası ilişkilerde tahminlerde bulunmanın her zaman çok tehlikeli bir konu olduğunu dile getiren Kulumbis'in, analizcilerin tahminlerinin politikacıların davranışlarını etkilediğini belirttiği aktarılan yorumda, Yunanistan'da yayımlanan analizlerin "sıcak bir çatışmadan" söz etmesi üzerine tedirginliklerin oluştuğuna işaret ettiği kaydedilmekte ve şu açıklamaları aktarılmaktadır: "Komşudaki ekonomik kriz, sıcak bir çatışmanın Türkiye'ye turist akınını dikey şekilde azaltacağı sonucunu veriyor. Aynı zamanda siyasi kriz (Ecevit'in hastalığı, 2004 yılından önce seçim ilan edilmesi konusundaki isteksizlik, Kemal Derviş gibi eski ve yeni siyasi güçlerin rekabeti) Türk sisteminde tek istikrarlı kutbun askeri rejim olduğu sonucunu ortaya çıkarıyor. Ancak askerler, iktidarı darbe veya pronunsiamento (authoritarian declaration) vasıtasıyla üstlenmeleriyle, derin ekonomik krizin sorumluluklarını yükleneceklerini ve özellikle 'Avrupalı Türkiye' hayalinin üzerine mezar taşı yerleştirileceğini anlıyorlar... Geriye, önümüzdeki ayların ölçülmemiş etkeni olarak Kıbrıs sorunu ve büyük adanın AB'ye üye olma biçimi (çözümle veya çözümsüz) kalıyor. Mevcut aşamada Kıbrıslı Türkler, hatta Denktaş bile üyelik otobüsünün 2002 Aralığı'ndan sonra yola çıkacağını ve otobüsün dışında kalırlarsa, tarihi bir fırsatı kaçıracaklarını anlamışlardır... İstikrarlı şekilde artan bir oranla, 'Belçika modeli' (tek uluslararası şahsiyetli, tek vatandaşlı ve siyasi açıdan eşit iki federe devletin ilan edilmesi) Kıbrıs'ın AB üyeliğiyle kırılmaz şekilde bağlanması ön koşuluyla, mümkün bir seçenek olarak zemin kazanıyor. Birçok Kıbrıslı Türkün talebi, ilk önce bağımsızlıklarının tanınması ve sonra da yeni bir 'ortaklık devleti' kurulmasıdır. Kıbrıslı Rumlar için çözüm, Kıbrıs Türk toplumunun Kıbrıs Cumhuriyeti'yle bütünleşmesinden geçiyor. Yunanistan, AB üyesi bir devlet olarak, Avrupa tercihinden yana Kıbrıs rüyasını hiç çekincesiz destekliyor. Türkiye, daha eski jeo-politik bir zihniyeti muhafaza ederek, Kıbrıs'ın siyasi denetimini kaybetmekte olduğunu anlıyor ve bocalıyor. Bölgemizin 'stratejik örneğiyle' ilgili olarak hepimizin zihniyetinin değişmesinin zamanı geldi. NATO ve AB'nin paralel genişleme prosedürleri aracılığıyla, kuzeydoğu Avrupa ve kuzey Akdeniz, Karl Deutsch'in söylediği gibi 'güvenlik toplumlarına' dönüşüyor. Bu bölgelerdeki ülkeler (örneğin Kuzey Amerika, merkezi batı Avrupa) sınırlarını güçlendirmekten vazgeçiyorlar ve farklılıklarını çözmek için barışçı yöntemleri kullanıyorlar. Gelecek hakkında felsefe yapmaya geri dönersek, benim tahminim bu yıl sıcak bir yaz geçirmeyeceğimiz yönündedir. Yaz, kavurucu sıcaklara rağmen, politik açıdan serin geçecek. Ancak her zaman saldırgan tahrikleri önleyecek hazırlıkta olmalıyız. Çatışmalar konusunda açıklanan tahminler kolayca, kendi kendilerini besleyen kehanetlere dönüşebilir."
YUNANİSTAN BASINI:
Elefteros Tipos gazetesinin (27/07) "Türkiye Çıkmazda" başlıklı ve Yorgos Kirtsos imzalı yorumunda, Türkiye'de yaşanan siyasi krizin kontrol dışına çıkma ihtimalinden söz edilmekte, yapılan bütün kamuoyu araştırmalarının, yapılacak seçimlerde oyların yüzde 20'sini alarak İslamcı partinin birinci parti geleceğini gösterdiği, ayrıca, Kürtlerin desteklediği HADEP'in de yüzde 10'luk barajı aşarak Parlamento'ya girme olasılığının olduğunu gösterdiği belirtilmektedir. Başabakan Bülent Ecevit'in, İslamcıların ve Kürtlerin siyasi krizden faydalanmaya çalışacakları uyarısında bulunduğu hatırlatılan yorumda, ancak, bu görüşünün dikkate alınmadığı vurgulanmaktadır. Böylece, gerçek Türkiye'nin yine ön plana çıkacağı ve Yunanistan'ın uyguladığı yeni dış politikanın ne kadar "gülünç" olduğu görüleceğinden, Yunan hükümetinin zor anlar yaşayacağı ileri sürülen yorumda, "Gerçek şu ki, Türkiye'nin AB ile bütünleşmesi söz konusu değildir. Yunanistan, AB'nin siyasi haritasındaki değişikliklerden ve Türkiye'nin bir kez daha kalkınmamış bir ülke olduğunun görülmesinden faydalanarak, Türkiye 'arabasını' AB içine çekme çabalarından vazgeçmelidir. Türkiye ile dostluk ilişkilerine, işbirliğine ve Türkiye'nin belli alanlarda AB ile temaslarına 'evet', ancak Avrupalı olmayan bir ülkenin Avrupa ile bütünleşme hayallerine 'hayır', çünkü böyle bir şey diplomatik bir kuruntudan öte bir şey değildir" denilmektedir.
Ta Nea gazetesinin (27/07) "Yunanistan, Krizden Kaçınılması İçin AB-Türkiye İlişkilerinde Türkiye'nin 'Avukatı' Oluyor" başlıklı ve İrini Karanasopoulou imzalı yorumunda, Ankara'nın AB taleplerinden hiçbiri yerine getirilmeden Kıbrıs'ın güney kısmının AB üyesi olması halinde Türk-Yunan ilişkilerinde ciddi bir krizin yaşanması kaygısı içinde olan Yunan hükümetinin, AB içinde Türkiye'nin "avukatı" rolünü üslenmeye hazırlandığı belirtilmektedir. Dışişleri Bakanı Papandreu'nun danışmanlarının, kendisine, Ondörtler'le Ankara arasında arabulucu rolü üslenmesi için öneri götürdükleri, bir yandan, Türkiye içinde yaşanan siyasi istikrarsızlık, diğer yandan, AB üyesi ülkelerin Türkiye'ye üyelik müzakerelerinin başlaması için tarih belirlemeye yanaşmamalarının, Papandreu'nun danışmanlarının böyle bir öneriyi gündeme getirmelerine yol açtığı ifade edilen yorumda, danışmanların, Kıbrıs sorunu konusunda uzlaşma sağlanmaz ve aralık ayındaki Kopenhag AB zirvesinde, Onbeşler Kıbrıs'ın AB ailesine katılması kararı alır ve bu arada, karşılığında Türkiye'nin talebi yerine gelmezse, Yunanistan ve Avrupa'nın "yaralı bir canavar" ile karşı karşıya kalacaklarını öne sürerek, böyle bir gelişme karşısında, Ankara'nın Ege ve Kıbrıs konularında nasıl tepki göstereceğinin bilinmediğini vurguladıklarına işaret edilmektedir. Yunanistan'ın söz konusu tehlikeleri AB'ye ileterek, Türkiye'ye üyelik müzakereleri konusunda itirazlarından vazgeçmelerini talep etmesi gerektiğini vurguladıkları belirtilen yorumda, danışmanların, aralık ayında Kopenhag'da yapılacak AB Zirvesi'nde, Türkiye'ye örneğin, üyelik müzakerelerinin 2003 yılının aralık ayında başlayacağı vaadinde bulunabileceklerini söyledikleri, böyle bir şeyin Türkiye'ye moral vereceği kaydedilmektedir. Yorumda, Papandreu'nun danışmanlarının, Yunanistan'ın böyle bir rol üslenmesinin kolay olmayacağının altını da çizdikleri, çünkü AB üyesi ülkelerin, Türkiye'ye üyelik müzakereleri için tarih vermekten kaçındıkları gibi, Denktaş'ın Kıbrıs konusunda uzlaşmaz tutumunda ısrar ettiğinden, Yunanistan'ın AB içinde bir anlamda Türkiye'nin "avukatlığını" üslenmesi zorunluluğunu Yunan kamuoyuna kabul ettirmenin de zor olacağı ifade edilmektedir.
Aynı çember üzerindeyiz ama başkasının ölçüsünü kullanıyoruz !
analiz: http://www.sporx.com/basketbol
http://kantitatif.blogspot.com/