Sayfa 1/82 1231151 ... SonSon
Arama sonucu : 656 madde; 1 - 8 arası.

Konu: Sağlık Haberleri

  1. #1

    Lightbulb Sağlık Haberleri

    Unutkanlıktan Nasıl Kurtuluruz?
    Teknoloji geliştikçe, yaşımız ilerledikçe daha çok unutuyoruz. Peki çağımızın hastalığı haline gelen unutkanlık nelerden kaynaklanıyor, nasıl önlenebilir?

    Özellikle 20-50 yaş arasındaki unutkanlığın çoğunluğu stres, iş veya ders yoğunluğu, özel yaşamlarda oluşan değişimler gibi zorlandığımız anlarda ortaya çıkıyor ve daha çok dikkat eksikliği, konsantrasyon güçlüğü, depresyon gibi sebeplere bağlı oluyor.

    Anadolu Sağlık Merkezi’nden Doç.Dr.Betül Yalçıner unutkanlık ile ilgili sorularımızı cevaplandırdı.

    NEDEN UNUTURUZ?
    İnsanda beyin gelişimi, hem belli bir yaşa kadar (ortalama 18-20 yaş civarı) beyin hücrelerinin sayısının artmasıyla beynin hacim olarak büyümesi şeklinde hem de varolan beyin hücrelerinin kullanılmasıyla hücreler arası bağlantıların oluşmasıyla sağlanmaktadır. Hepimiz 20’li yaşlarımıza kadar ne kadar hızlı öğrendiğimizi ve kolay unutmadığımızı biliriz. İşte bu hızlı kavrama beynimiz iki türlü gelişme gösterdiği için olmaktadır. Yirmili yaşlardan sonra ise beynimiz sadece varolan beyin hücreleri arasındaki bağlantıları arttırarak gelişir ve diğer yandan da yavaş yavaş hücre ölümü başlar. Biz ne kadar çok farklı alanlarla ilgilenir ve entelektüel seviyemizi geliştirmeye çalışırsak beynimizde kendisini o ölçüde geliştirir.

    Fakat yaşlanmayla birlikte ortaya çıkan hücre ölümü nedeniyle giderek kullanmakta olduğumuz hücre havuzu azalmaktadır. Bu nedenle bir süre sonra beyin yeni bir şeyler öğrenirken bazı tasarruflar yapar ve aslında çok da kullanılmayan bazı bilgileri siler. Öğrenme artık en eskilerin silinip yenilerin kaydedilmesi şeklini almıştır. Dolayısıyla zamanla ortaya çıkan doğal bir unutma süreci yaşarız.

    Öte yandan özellikle 20-50 yaş arasındaki “unutkanlık” şeklindeki yakınmaların çoğunluğu stres, iş veya ders yoğunluğu, özel yaşamlarda oluşan değişimler (evlenme, boşanma, eşlerden birinin yada aileden birinin kaybı gibi) şeklinde yaşam süresince zaman zaman zorlandığımız anlarda ortaya çıkan, daha çok dikkat eksikliği, konsantrasyon güçlüğü, depresyon gibi sebeplere bağlı olmaktadır.

    SON YILLARDA UNUTKANLIK GÖRÜLME ORANI ARTTI MI?
    Son yıllarda unutkanlığın görülme oranının artmasından önce tüm dünyada değişen bazı değerler ve gelişmelerden söz etmek sanırım anlamlı olur. İnsanlar çok uzak olmayan geçmişte bilgi ve haberlere tv, gazete, dergi, radyo, sinema, kütüphane gibi klasik yöntemlerle ulaşmaktaydı. TV bunların içerisinde en kolay ulaşılan yoldu, ancak o da kısa süre öncesine göre birkaç kanaldan ibaretti. Şimdi 10’ları bulan yerel kanallar, özel tv kanalları yanı sıra internet denen bir yol bulunmakta. İnternet denen bilgi ağı içinde her konuya en iyiden en kötüye her zaman hemen her yerde ulaşmak mümkün. Yeni denen bir şeyi öğrendiğimiz anda o bilgi eskimiş oluyor. Dolayısıyla bilgi çok çabuk eskiyor. Hiç bilmediğimiz hiç gitmediğimiz ülkelerde yaşayan insanlarla bir “tık” la konuşmaya başlıyoruz. Biz bu kadar hızlı değişen bir ortama koşarak, çok çalışarak vs. uyum sağlamaya çalışıyoruz. Beynimiz de bilgileri hızla alıp aynı hızla yenileri geldiği için hızla bazı şeyleri siliyor.

    Ayrıca genel olarak tüm dünyada yaşam daha rahat ve stressiz bir hal almıyor. Aksine çoğu yerde giderek stres ve yoğunluk artıyor. Dolayısıyla hem bir şeylerden geri kalmama çabası hem de artan stres ve hızlı bilgi giriş çıkışlarıyla ortaya çıkan unutkanlık için bazı yayınlarda “çağın hastalığı” deyimi bile kullanıyor. Depresyon gibi psikolojik problemlerde de benzer bir artış da unutkanlığın artan sebeplerinden olabilir. Tüm gelişmeleri biz insanlar oluşturuyoruz, fakat beynimiz internet gibi değil, geliştikçe gelişen durmadan büyüyen ve sonsuz bilgiye sahip canlılar olmamız en azından şu anda mümkün değil.

    Tüm bu gelişmelerle birlikte insan ömründe giderek uzama olması toplumdaki “yaşlı” nüfus sayısını da arttırmakta. Dolayısıyla yaşlılarda görülen yaşlanmayla ilişkili unutkanlık veya demans (bunama) gibi ilerleyici ve kişiyi bakıma muhtaç hale kadar getiren, unutkalıkla başlayan süreçlerin de görülme sıklığı artmakta.

    UNUTKANLIK NE ZAMAN CİDDİ BİR HASTALIK OLARAK GÖRÜLMELİ?
    Unutkanlık, sebebi ne olursa olsun eğer normal günlük yaşamımızı, iş yaşamımızı, özel yaşamımızı etkiler hale gelirse ve unutkanlık nedeniyle bu yaşam alanlarımızda problemler yaşamaya başlarsak mutlak bir uzman tarafından değerlendirilmeyi gerektirir. Bu uzman duruma göre bir psikiyatrist ya da bir nöroloji uzmanı olabilir.

    KULLANILAN İLAÇLAR UNUTKANLIĞA SEBEP OLUR MU?
    Birçok ilaç unutkanlığa sebep olabilir. Bu konuda basit bir liste vermek çok zor. Ancak günlük yaşamda doktor olarak en çok karşılaştığımız durumlar; aynı anda birden fazla hastalığa sahip oldukları için birçok ilaç kullanmak zorunda olan yaşlılarda çoklu ilaç kullanımına bağlı, epilepsi (sara hastalığı) için kullanılan ilaçlarla, bazı ağır psikiyatrik rahatsızlığı olan hastalarda kullanmak zorunda olduğumuz özel bazı ilaçlarla unutkanlık oluşabilmekte.

    Öte yandan aşırı kronik alkol alımı ve keyif verici madde kullanımı da hem kullanıldıkları süre içinde hem de çok uzun süre kullanılırlarsa kalıcı olabilecek unutkanlık yakınmaları yapabilir.

    UNUTKANLIĞI ÖNLEMEK İÇİN ALINABİLECEK ÖNLEMLER VAR MI?
    Unutkanlığı önlemek için çok genç yaşlardan itibaren beyin gelişimimizi sağlayabilecek yöntemler kullanmalıyız. Entelektüel düzeyimizi yükseltmeye yönelik uğraşılar bulmalıyız. Yüzeysel bilginin su üstünde kalmaya mahkum yağ gibi asla derinlere inemeyeceğini ve ilk dökülen kısımla birlikte gideceğini bilmeliyiz. Mümkün olduğunca ilgilendiğimiz konularda ayrıntılarını da öğrenmeye çalışmalıyız. Ne kadar çok hücreler arası bağlantıya sahip olursak bilgileri değerlendirme şansımız o kadar artar. Normal zekada bir insan beyninin % 3-4’ünü kullanırken dünyanın en zeki insanları % 7-10 arası düzeyde beyinlerini kullanabilmekte. Aradaki 2-3 katlık farkın neleri değiştirdiği ortada…

    Genetik özelliklerimiz mutlaka önemli ama insanlar farklı vücutlarla doğup daha sonra onu istedikleri şekle getirmek için çok yoğun çabalar harcarken, maalesef “kapalı bir kutuda” yer aldığı için pek göze hitap edemeyen beyin için çok az çaba harcamaktalar! Beyin gelişimimizi olumsuz etkileyecek maddeler kullanmaktan, mümkün olduğunca da yoğun stresten kaçınmalıyız. Beslenmemize dikkat etmeliyiz.

    DEPRESYON UNUTKANLIĞI ARTTIRIYOR MU?
    Depresyon unutkanlığı arttırmaktan ziyade çoğu zaman unutkanlığın sebebi olurken, depresyonda görülen unutkanlık genellikle konsantrasyon güçlüğü, dikkat bozukluğu, isteksizlik gibi çok daha farklı sebeplerden kaynaklanıyor

  2. #2

    Esas

    KADINLARIN YAPTIRMASI GEREKEN 10 TESTGünümüzde ölümcül hastalıkların tedavisi bile mümkün. Ancak bunun için erken tanı şart. Erken tanıya giden yol ise, yaşamsal önem taşıyan testlerden geçiyor. İşte her kadın için hayati önem taşıyan ve yaşam boyu yaptırılması gereken testler...

    Memorial Hastanesi Dahiliye Uzmanı Dr. Soner Dileklen, her kadının mutlaka yaptırması gereken 10 test ve tanı yöntemleri hakkında bilgi verdi.

    MAMOGRAFİ İLE MEME KANSERİNDE ERKEN TEŞHİS
    Özellikle meme kanseri, erken tanı ile ölümcül bir hastalık olmaktan çıktı. Bunun için kadınların 20 yaşından sonra her iki memesini de ayda bir kez kontrol etmesi ve 2-3 yılda bir doktor muayenesinden geçmesi gerekli.
    Meme muayenesinin olmazsa olmazı mamografi. Uzmanlar kadınları, 40 yaşından itibaren her yıl mamografi çektirmesi ve eğer birinci derece akrabalarda meme kanseri varsa, sıkı takip altında olmaları gerektiği yönünde uyarıyor.
    Mamografide, düşük doz x-Ray, yani iyonizan radyasyon üreten bir tüp ile meme inceleniyor. İnceleme için hasta mamografi denilen röntgen cihazının önüne oturtuluyor. Meme x ışınına duyarlı bir levha üzerine yerleştirilerek sıkıştırılıyor. Ardından radyasyon verilerek, her iki memenin iç yapısının görüntüleri filmde oluşturuluyor.
    Mamografi, meme kanserini henüz ele gelen bir kitle olmadan, yani kireçlenme aşamasındayken tespit edilebiliyor. Bu sayede meme kanseri çok erken evrede tedavi edilebiliyor.

    TONOMETRE İLE KÖRLÜK ENGELLENİYOR
    Glokom, halk arasındaki adıyla ‘göz tansiyonu’, yaptığı sinir hasarı ile körlüğe neden olabilen bir göz hastalığı.
    İlaç tedavisi ve lazer ile körlüğün önüne geçiliyor ancak bu da erken teşhis ile mümkün. Körlük riskine karşı glokomun rutin muayenelerine en geç 40 yaşında başlanmalı. Ancak ailede glokom hastası varsa bu testler daha erken yaşlara alınmalı, da başlanmalı.
    Göz içi basıncında genel adı tonometre olan cihazlara başvuruluyor. Retina kontrolünde, gözün arka bölümünü görebilmek için gözbebeği damla formundaki ilaçlarla genişletiliyor. Göz içi basıncı, tonometre cihazından kontrollü bir şekilde hava püskürtülmesiyle ölçülüyor.

    EFORLA KALP SORUNLARI BELİRLENİYOR
    Uzmanlara göre 40 yaşını geçmiş her kadın senede bir kez kardiyolojik Check-up’tan geçmeli.
    Uzmanlara göre, 40 yaşını geçmiş her kadının senede bir kez kardiyolojik check-up’tan geçmesi, kalp sağlığı açısından büyük önem taşıyor. Ailede kalp krizi hikayesi bulunanlar için ise bu daha erken yaşlarda başlamalı. Efor testi, bu yaşamsal önem taşıyan check-up’ta başvurulan yöntemlerden biri.
    Test, çoğunlukla koşu bandında uygulanıyor. Yaklaşık 10 dakika süren test sırasında kalp ve kalp kapaklarının durumu ile işleyişi hakkında bilgi veren EKG sürekli izleniyor, belirli aralıklarla damar basıncı ölçülüyor.
    Efor testi egzersizi ritim ve ileti bozukluklarını araştırmak amacıyla yapılıyor. Bu sayede kalp ve dolaşım sistemi hastalıkları da ciddi boyutlara ulaşmadan tedavi edilebiliyor.

    SMEAR İLE RAHİM AĞZI KANSERİNE SON
    Uzmanlar, 18 yaşını aşmış ve aktif cinsel yaşamı olan her kadınının yılda bir kez düzenli olarak pap smear testi yaptırmalarını öneriyor.
    Çünkü bu test sayesinde jinekolojik kanserler arasında 2. sırada yer alan rahim ağzı kanseri, çok erken safhada teşhis edilebiliyor.
    Muayene sırasında, özel bir fırça yardımıyla rahim ağzı bölgesinden hücre sürüntüsü alınıyor. Bu sürüntüler patoloji laboratuarlarında inceleniyor. İnce yayma tekniğiyle, rahim ağzı kanserine yol açan Human Papilloma virüsü tespit ediliyor.

    YILDA BİR KEZ ULTRASON
    Kadın hastalılarında erken tanı için gerekli en önemli yöntemlerden biri de vajinal ultrason. Uzmanlara göre, yakınması olsun veya olmasın her kadın yılda bir kez ultrason muayenesinden geçmeli.
    Vajinal yolla yapılan ultrasonda, iç organlar çok daha net bir şekilde izleniyor. Yumurtalıkları ve rahmi daha iyi görebilmek için ince bir sonda vajinaya yerleştiriliyor. Ekranda beliren görüntü, kadının sağlığı hakkında bilgi veriyor.
    Jinekolojik ultrason ile karın organları, özellikle de rahim, yumurtalıklar ayrıntılı bir şekilde değerlendiriliyor. Rahmin yapısı, pozisyonu, büyüklüğü, rahimden kaynaklanmış tümörler, miyomlar saptanabiliyor. Bunların yanı sıra rahim içi zarı, yani endometrium değerlendirmesi de yapılıyor. Aynı şekilde yumurtalıkların yapısı, yumurta geliştirme kapasiteleri, yumurtalık kistleri saptanabiliyor.

    YILDA BİR KEZ CİLT MUAYENESİ KANSERİ ÖNLÜYOR
    Her yıl düzenli olarak dermatoloji uzmanının kapısını çalmak da, sağlık için yaptırılması gereken testlerin bir parçası. Özellikle vücutta bulunan çok sayıda ben ve ailedeki cilt kanseri hikayeleri, muayenenin önemini daha da artırıyor. Çünkü benler, ölümcül bir kanser türü olan melanom riski taşıyor. Melanomda yen tanı yöntemi, dijital dermatoskopi. Bu yöntemde yağlanmış deri yüzeyi ışıklı bir büyütme sağlayan dermatoskop ile inceleniyor. Vücuttaki benlerin haritası oluşturularak noktasal lokalizasyonlar belirleniyor. Ardından her bir ben için dermatoskopik görüntü alınıyor ve kaydediliyor. Böylece bir sonraki kontrolde elde edilecek görüntüyle karşılaştırma şansı sağlanıyor. Bunların yanı sıra dijital dermatoskop, benlerde izlenen şüpheli değişiklikleri de gösteriyor.
    Bu test ile cilt üzerindeki değişiklikler, kanserleşmeden tespit edilebiliyor.

    KAN TAHLİLLERİ SAĞLIĞI ELE VERİYOR
    Düzenli olarak yaptırılan kan tahlilleri, genel sağlık durumu hakkında bilgi veriyor. Uzmanlara göre herhangi bir yakınma olmasa da, 35 yaşından itibaren 2 yılda bir kan tahlili yaptırılmasında yarar var.
    Damardan kan örneği alındıktan sonra laboratuarlarda alyuvar ve akyuvarların durumuna bakılıyor, lökositler inceleniyor. Testlerden alınan sonuçlara bakılarak vücutta enfeksiyon ve alerjik bir durum olup olmadığı tespit edilebiliyor. Kolesterol ve kan şeker değerleri hakkında bilgi ediniliyor.

    MENOPOZDA KEMİK YOĞUNLUĞU ÖLÇÜMÜ ÖNEMLİ
    Menopoz ile kendini gösteren kemik kırılmaları riski, osteoporoz tanısı ile konuyor. Özellikle ailede osteoporoz hastasının varlığı, kemik mineral yoğunluğu ölçümünün önemini artırıyor. Kemik mineral yoğunluk ölçümü, hiçbir hazırlık gerektirmeden, vücuda bir zarar vermeden, özel bilgisayar programı ve hassas ölçüm yapan dansitometri cihazlarıyla yapılıyor.
    Bu yöntemle vücudunuzdaki kemik yoğunluğu ölçülerek kemik erimesi riski tespit ediliyor. Erken teşhis sayesinde, ileri yaşlarda ciddi ve yaşamsal problemlere yol açan kırıkların oluşması önlenebiliyor.

    AĞIZ VE DİŞ SAĞLIĞI İÇİN TÜKÜRÜK TESTİ
    Diş ve diş eti hastalıkları, dünyada ve Türkiye’de önemli sağlık sorunları arasında yer alıyor. Dişlerde ciddi bir sorunla karşılaşmamak için her yıl düzenli olarak diş hekimi ziyaret edilmeli. Diş ve diş eti problemlerinin tespitinde, doğal bir koruyucu olan tükürüğün teste dilmesi önemli.
    Bu test için tükürüğünüzün incelenmesi yeterli. Testte tükürüğün kimyasal ve mikrobiyolojik yapılarına bakılıyor.
    Bu sayede çürüklerin önemli bir sağlık sorununa neden olması önleniyor.

    KOLON KANSERİ ÖNLENEBİLİYOR
    Kolon kanseri, en sık görülen kanser türleri arasında 3. sırada yer alıyor. Sinsi tehlike, özellikle 50 yaş ve üzerindekileri tehdit ediyor. Araştırmalar, kolon kanserinin önlenebilir olduğunu gösteriyor. Ancak bunun için 50 yaşından sonra, 2 ila 5 yılda bir düzenli olarak kolonoskopi yönteminden yararlanılmalı.
    Kolonoskopiyle kalın bağırsağın tümü incelenebiliyor. Çekim sırasında hastalar tomografi cihazına yatırılıyor ve kalın bağırsağa hava verilerek iç bölgenin görülmesi sağlanıyor. İşlem sonunda verilen hava geri alınıyor.
    Kolonoskopi yöntemiyle hekim ileride tümöre dönüşebilecek polipleri teşhis edilebiliyor. Poliplerin cerrahi yöntemlerle alınması sayesinde, kolon kanseri oluşma riski önlenmiş oluyor.

  3. #3

    Esas

    Çocuğunuzu güneşten nasıl koruyabilirsiniz?

    Cilt kanseri geç yaşta ortaya çıksa da, sebep, çocuklukta olan güneş yanıkları. Çocuğunuzu cilt kanserinden korumak için, güneşte yanmasını engelleyin. Çocukları, güneş ışınlarının en yoğun geldiği saatler olan 10:00-15:00 arasında dışarı çıkarmayın. Çocuğunuzun gözlerini de, katarakt riskine karşı güneşten koruyun. Bu sebeple çocuğunuza UV korumalı güneş gözlüğü alın. Çocuğunuz günde 30 dakikadan fazla dışarıda duracaksa, mutlaka güneşten koruyucu losyon kullanın.

    Amerikan Hastanesi Çocuk Sağlığı, Hastalıkları ve Yenidoğan Uzmanı Dr. Özlem Ekiz Yörükalp, güneş ışığının içindeki ultraviyole ışınları (UV), UV-A ve UV-B'nin, uzun süre güneşe maruz kalındığında cilt yanıklarına yol açtığını, tekrarlayan vakaların da cilt kanserine sebep olduğunu bildirdi.

    Bir insanın tüm hayatı boyunca aldığı UV ışınlarının yarısından fazlasının çocukluk çağına ait olduğunu, çünkü dışarıda geçirdiği sürenin bu dönemde maksimum düzeyde bulunduğunu belirten Uzm. Dr. Yörükalp, "Hayatında bir kere su toplamış güneş yanığı olan bir kişinin cilt kanserine yakalanma riski, yanığı olmayanlara göre 2 kat fazladır. Her yanıkla bu risk 2 kat artar. Cilt kanserinden korunmanın en iyi yolu, cilt yanıklarını önlemektir" dedi.

    İÇİ SU DOLU KABARCIK OLUŞUMU


    Uzm. Dr. Özlem Ekiz Yörükalp, uzun süre güneşe maruz kalındığında UV ışınlarının ciltte önce kızarıklık, daha uzun süreli hasarlarda da içi su dolu baloncuklara sebep olduğunu anlatarak, "Kızarıklık, ağrı ve şişme, güneşten 2-4 saat sonra başlar, 24 saatte maksimuma ulaşır. Bu, 1. derece yanıktır. İçi su dolu kabarcıklar olduğunda, yanık artık 2. derece olmuş demektir. 3. derece yanıklarda ise kabuklanmalar olur. Güneş, 3. derece yanığa sebep olmaz" diye konuştu.


    Eğer çocuğun derisi su toplar ve bunlar patlarsa, üzerindeki ölü derinin temiz, küçük bir makasla temizlenmesi gereğine işaret eden Uzm. Dr. Yörükalp, "Sonra da antibiyotikli bir krem sürülmelidir. Merhemi günde 3 kez yıkayıp, tekrar sürmek gerekir" dedi.


    K. V. Amerikan Hastanesi Çocuk Sağlığı, Hastalıkları ve Yenidoğan Uzmanı Dr. Özlem Ekiz Yörükalp, güneş yanıklarında sık yapılan yanlışlıklardan birinin de, yanık yerine diş macunu, yoğurt veya yoğun merhemler sürmek olduğunu vurgulayarak, "Bunların hem faydası yoktur, hem de temizlenmesi zordur. Diğer bir hata da, güneşten koruyucu losyonlarla bronzlaştırıcı losyon veya yağları karıştırmak, koruyucu yerine bronzlaştırıcı kullanmaktır" diye konuştu.

    6 AYLIK ÇOCUKLAR İÇİN 'GÜNEŞ' UYARISI


    Uzm. Dr. Yörükalp, süt çocuklarının, ciltleri daha ince olduğu için güneşe karşı daha hassas olduklarını ifade ederek, bu sebeple 6 aylıktan küçük çocukların direkt güneşe çıkarılmamasını ve mümkün mertebe gölgede tutulmasını, eğer güneşe çıkacaksa mutlaka koruyucu losyon, uzun elbiseler ve kenarlıklı şapka kullanılmasını önerdi.


    Çocukların, güneş ışınlarının en yoğun geldiği 10:00-15:00 saatleri arasında dışarı çıkarılmaması gerektiğini kaydeden Uzm. Dr. Özlem Ekiz Yörükalp, "Bulutlu havalar sizi yanıltmasın; güneş ışınlarının yüzde 70'i bulutları geçer. Ayrıca güneş ışınlarının yüzde 30'u da seyrek dokumalı kıyafetlerden cilde geçer. Kum ve suyun güneş ışınlarını yansıttığını unutmayın. Gölgede bile cilt yanıkları olabilir. Şapka veya şemsiye, çocuğunuzu yansıyan ışınlardan koruyamaz" uyarısında bulundu.


    Uzm. Dr. Yörükalp, çocukların gözlerinin de güneşten korunması gereğine dikkat çekerek, "Yıllarca UV ışınlarına maruz kalmak, katarakt riskini arttırır. Çocuğunuza UV korumalı güneş gözlüğü alın. Güneşte en çok yanaklar, burun ve omuzlar yandığı için, özellikle bu bölgeleri koruyucu losyonlarla yoğun şekilde koruyun" dedi.

    GÜNEŞ YANIKLARI İÇİN RİSKLİ GRUP


    Çocukların yüzde 15'inin, asla bronzlaşmayan, fakat yanan ciltlere sahip olduğunu söyleyen Uzm. Dr. Özlem Ekiz Yörükalp, "Özellikle açık tenli çocuklar, tüm hayatları boyunca güneşe karşı dikkatli olmak zorundadır. Eğer çocuğunuz açık tenli, sarışın ya da kızıl saçlı, çilli, mavi veya yeşil gözlü, çok benli ise güneş yanıklarına karşı daha hassastır, dolayısıyla cilt kanseri açısından da riskli gruptadır. Bu çocuklar, yazın çok kısa süreli dahi olsa güneşe çıkacak olsalar, koruyucu losyon kullanmak zorundadır" diye konuştu.


    Uzm. Dr. Yörükalp, piyasada pek çok güneşten koruyucu ürün bulunduğunu hatırlatırken, özellikle hem UV-A hem de UV-B'ye karşı koruyucu bir ürün tercih edilmesini önerdi.

    Güneş yanıkları için tehlikeli saatler olan 10:00-15:00 arası için 15 koruma faktörünün yeterli olduğunu belirten Uzm. Dr. Özlem Ekiz Yörükalp, "Açık tenli çocuklar için 30 koruma faktörü gerekli. Kısaca söylemek gerekirse, tüm çocuklar için 15 ve üzeri koruma faktörlü ürünler kullanılmalı. Koruyucu ürünleri güneşe çıkmadan 30 dakika önce sürmeli. Burun, yanaklar, kulaklar ve omuzlar özellikle iyi korunmalı. Çoğu ürün her 3-4 saatte bir tekrar sürülmeli, eğer suya girilmişse krem sürme işlemi hemen tekrarlanmalı" dedi

  4. #4

    Esas

    Zayıflamak için hangi yol seçilmeli?

    Obezite, yani şişmanlık tedavisinin günümüzde doktorları, klinikleri, diyetisyenleri, zayıflama ilaçları, şok diyetleri, diyet yiyecek ve içecekleri, aletleri, edavatı...

    ile milyar dolarlık dev bir sektör olmasına hiç de şaşırmamalı. Çünkü, dünyada hem çok fazla kilosu ve çok fazla parası olan milyonlarca insan var, hem de bu fazlalıklara göz dikmiş çok fazla akılları olan insanlar. Amaç, karında, göbekte, kalçalardakilerle beraber cüzdan ve ceplerdeki fazlalıkları uygun şekilde gidermektir. Cerrahpaşa Tıp Fakültesi Göğüs Hastalıkları Bölümü Öğretim Üyesi Prof. Dr. Ahmet Rasim Küçükusta, diyetleri Mynet okurları için yazdı.

    EN İYİSİ ŞİŞMANLAMAMAK

    Zayıflamanın türlü çeşitli yolları var. Hangisini seçelim diye soruyorsanız, en iyisi hiç şişmanlamamak derim. Esas önemli olan, her besinden yiyerek hayat boyu dengeli beslenmeyi bir alışkanlık haline getirebilmektir. Başka bir deyişle, yemek için değil, yaşamak için yemeyi öğrenmeliyiz.

    Çünkü, bir kere hem yerleşmiş yağ dokusunu kaybetmek çok zordur ve hem de kısa zamanda bin bir emekle, zahmetle verilen kilolar genellikle daha kısa zamanda üstelik de fazlasıyla geri alınır.

    TERAZİLERLE DOST OLMALI

    Kimse zorla zayıflatılamaz. Önce şişmanları, şişman olduklarına, bunun bir hastalık olduğuna ve zayıflamaları gerektiğine inandırmak gerekir. Zira, pek çok obez terazilerden hiç hoşlanmaz, fazla kilolu olduğunu da genellikle kabul etmez.

    YEDİĞİMİ ÇOCUK YEMEZ

    Şişmanların en büyük bahanelerinden biri de "Su içsem yarıyor" dur. Hiç de fazla yemedikleri halde kilo almaktan veya verememekten yakınanlar bütün yedikleri ve içtiklerini kaydederlerse, kabahatin suda olmadığını kolayca anlarlar. Bunlar, "abur-cuburları"yiyecek ve içecekten saymayanlardır.

    PAZARTESİ DİYETLERİNDEN VAZGEÇMELİ

    Birçok insan her pazartesi veya her aybaşı sabahı diyete başlar, ancak daha o akşam veya en geç ertesi gün de vazgeçer. Çünkü, insanlar çok kısa zamanda, yediklerinden fazla kısmadan 'kolayca' zayıflamayı isterler. Hatta, mümkün olsa da bir düğmeye basılıp fazla kilolar birden kaybolsa çok iyi olacaktır.

    SİHİRLİ BİR DİYET YOK

    Bir kere şuna emin olun ki, öyle birkaç haftada bilmem kaç kilo verdiren 'şok diyetler' yararsız olduğu gibi, sağlık için de çok risklidir. Belki bunlarla kısa sürede kilo verilebilir, ama diyet bırakılınca eski kilolar hemencecik fazlasıyla geri alınır. Bu tür diyetlerde kaybedilen yağ değil, kas dokusudur.

    Aç kalarak ve kendi başına yapılan diyetlerle de zayıflamak genellikle imkânsızdır. Çektiğiniz eziyet yanınıza kâr kalır.

    EN İYİ DİYET HANGİSİ

    Şişmanlarda bu fazlalıklar olduğu sürece onlara göz diken yeni birileri mutlaka çıkacaktır. En iyi diyet, bir doktor ve diyetisyen tarafından kişiye özel olarak hazırlanan diyettir. Kilo vermekte hiç aceleci olunmamalıdır. İdeal bir diyette, vücudun ihtiyacı olan her tür besin olmalı, ancak miktarı ve kalorisi düşük tutulmalıdır. Esas önemli olan verilen kiloların bir daha geri alınmamasıdır. İnsanı aç ve hâlsiz bırakan rejimlere itibar edilmemelidir.

    PAHALI DİYET ÜRÜNLERE KANMAMALI

    Diyet veya 'light' adı altında satılan çikolatalar, reçeller, kekler, bisküviler... gerçekten çok pahalıdır. Bunların yerine kalorisi düşük olan alternatifler bulmak her zaman mümkündür. Bu pahalı ürünlerin tek faydası, cebinizde yiyeceğe verecek para bırakmamam yoluyla kilo vermenize katkıda bulunmasıdır. Diyetisyenlerin vizitelerinin de çok yüksek olmasının bir nedeni de budur zaten.

    PARASI OLAN DA AÇ, OLMAYAN DA

    Bu dünya bir tuhaf.

    Gençken parası olmadığından... bulamadığından yiyemeyen insanlar, paraları pulları olduğunda ise, bu sefer de kilo almamak ya da fazla kilolarını verebilmek için aç bilaç gezmek zorunda kalıyorlar.

  5. #5

    Esas

    Stres diş döküyor
    İsveç’in Karolinska Enstitüsü’nde yapılan araştırmaya göre stres, endişe ve tasa, ağız sağlığı açısından da önemli. Bu yakınmalarla doktora başvuran hastalarda, diş dökülmesinin daha hızlı olduğu gözlendi.
    İsveç Karolinska Enstitüsü Ağız Sağlığı Uzmanı Dr. Annsofi Johannsen, insan psikolojisi ile diş sağlığı arasındaki ilişkiyi araştırdı.
    Annsofi Johannsen’in araştırmasına göre stresli, endişeli ve tasalı insanların diş etlerinde iltihaplanma daha fazla görülüyor. Bu iltahap sonucunda, hastaların dişlerinde dokülme görülüyor.

    İsveç Haber Ajansı TT’ye açıklama yapan Dr. Johannsen, İsveçliler’in yüzde 15 ile 30’unda diş dökülmesi yaşandığını kaydetti.

  6. #6
    Duhul
    Oct 2004
    İkamet
    34147
    Yaş
    88
    Gönderi
    12,907
    Blog Yazıları
    158

    Esas Alinti - Ari Sokmasi

    Bilim ve Teknik Aralik 2000 dergisinde "Ari Zehirinde
    Bilmedikleriniz "konusunu okuyunca ari sokmalarında uyguladığım bir yöntemi sizinle paylasmak istedim. Tip fakültesinde okurken simdi anımsamadığım bir dergide ari zehirinin protein yapisinda olmasi nedeniyle (enzim, peptit ve aminoasitler) 53-55 derecede denature olarak toksin özelligini kaybedecegini, derimizin bölgesel olarak 60 derece ve üstüne dayanabilmesi nedeniyle sokmanin hemen sonrasinda bölgeye yanan bir sigaranın olabildiğince yaklastirildiginde zehir'in etkisinin kaybolacagini okumustum.

    Bu uygulamayi 1983 de zorunlu hizmet sirasinda beni bir ari soktugunda
    kendimde denemistim. Sonuc mükemmeldi, 10-15 saniyede agri ve sislikten eser kalmamisti.
    O günden beri, basta gittigim kamplarda olmak üzere onlarca kisi üzerinde
    bu yöntemi uyguladim.
    Ari sokmasindan sonra yaygin olarak kullanilan, bölgeye amonyak uygulanmasi bence çok yanlis. Sokulmadan sonra kisa süre içinde olmak sartiyla, önce igneyi çıkartıp ardindan 20 saniye kadar yanan sigarayi kisinin dayanabildigi oranda degdirmeden bölgeye yaklastiriyorum. Bölgede agri ve sislik kaybolup, sadece birkac dakika icin kizariklik kaliyor.

    Kisinin alerjisi yoksa baska önleme gerek kalmiyor.

    Dr. Murat Ergin

  7. #7

    Esas

    Çocuğun sağlık giderini devlet karşılayacak
    Başbakan Erdoğan, Sosyal Güvenlik Reformu ile birlikte, 18 yaşına kadar tüm çocukların sağlık giderlerini devletin karşılayacağını söyledi. Erdoğan, "Çocuğa sigortan var mı, prim ödedin mi, sorulmayacak" dedi

    Başbakan Recep Tayyip Erdoğan, primi ödensin veya ödenmesin tüm çocukların 18 yaşına kadar sağlık giderlerinin devlet tarafından karşılanacağını söyledi.
    Erdoğan, "Buna 'hayır' demek, millete karşı olmaktır. Efendim, 'Zarara gireceğiz.' Hesabını yaptık, zarara girmeyeceğiz, kâr edeceğiz" dedi.
    Erdoğan, dün AKP grup toplantısında yaptığı konuşmada, sosyal kesimler için açtıkları her paketin 'seçim yatırımı' diye değerlendirilmesine tepki göstererek, "Ülke meseleleri üzerine kafa yormak, çözüm üretmek için illa seçim olması gerekmiyor. Böyle bir yanlışı, mantığı kabul edemeyiz" dedi.
    Erdoğan, tasarının geciktirilmesi halinde hem ülke ekonomisinin hem de devlet - toplum ilişkisinin büyük yara alacağını söyledi. Paketi "Taşın altına büyük bir cesaretle elimizi koyduk" diye savunan Erdoğan, bu reformla, herkesin "Eşit bir ülkenin vatandaşı olacağını" hissedeceğini kaydetti.
    Erdoğan, SSK'lı Bağ-Kur'lu, Emekli Sandığı ayrımcılığının ortadan kalkacağını ve tüm işlerin tek çatı altında yürütüleceğini belirtti.

    Yeşil karta son
    Erdoğan, şöyle devam etti:
    "Bazı vatandaşlarımıza yeşil kart verdiler, bazılarına da maalesef kırmızı kart gösterdiler. Vatandaşın haklarını esirgeyen bu köhne düzen en kısa makul sürede son buluyor. Yeşil kart - Kırmızı kart ayrımına son vermeliyiz. İmtiyaz yerine adalet isteyen vatandaşımızın bizden talebi budur."

    Emeklilik yaşı 65
    Reform paketinin çıkmasının ardından emeklilik yaşının 68'e yükseleceğine yönelik spekülasyonlar yapıldığını belirten Erdoğan, "Emeklilik yaşının yükseltilmesi 2036'da olacak. Yükseltilme de 68 değil 65 olarak düşünülüyor" dedi.

    Tasarı 109 madde
    Bu arada, Çalışma ve Sosyal Güvenlik Bakanı Murat Başesgioğlu, tasarıya destek istemek için dün TBMM'de CHP Grup Başkan vekili Ali Topuz ile görüştü.
    Başesgioğlu, 109 maddeden oluşan tasarının mevcut yöntemle görüşülmesi halinde, ancak 5 ayda yasalaşabileceğini vurguladı.
    Topuz ise, tasarıyı iyileştirme çabası içinde olacaklarını belirtti. Bilindiği gibi tasarı, IMF'nin 3'üncü gözden geçirme çalışmaları için ön koşul niteliğinde bulunuyor.
    Tasarı ne getirecek?
    Türkiye'de ikamet eden herkes zorunlu olarak Genel Sağlık Sigortalı (GSS) olacak.
    Her çocuk 18 yaşına kadar GSS'li olacak.
    Yurtdışında yaşayan Türk vatandaşları ile yabancı ülke vatandaşları da Türkiye'de bir yıldan fazla kesintisiz kalacaklarsa GSS kapsamına girecek.
    GSS primine esas kazancın alt sınırı asgari ücret üst sınırı ise bu ücretin 6.5 katı olacak.
    Yeşil kart uygulması kalkacak. Ödeme gücü olmayan, sigortalı olarak çalışmayan ve aylık geliri asgari ücretin üçte birinden az olanların primlerini devlet ödeyecek.
    Prim borcu olanlar sağlık hizmetlerinden yararlanamayacak.

  8. #8

    Esas

    Bahar alerjisine kağıt mendil uyarısı
    Kağıt mendillerin içerdikleri kimyasallar nedeniyle bahar aylarındaki göz ve burun alerjilerini artırabileceği vurgulandı.
    Polenlere alerjisi bulunanların göz damlası kadar pamuklu mendil taşımayı da ihmal etmemesi önerildi.
    Zonguldak Karaelmas Üniversitesi Tıp Fakültesi Göz Hastalıkları Anabilim Dalı Başkanı ve Uluslararası Gözyaşı Hastalıkları Derneği Genel Sekreteri Doç. Dr. Suat Hayri Uğurbaş, ilkbahar mevsimiyle polenlerin yanı sıra çeşitli çiçek ve otlarla temas halinde bulunulmasının alerjisi olan kişilerin gözlerinde sulanma, kızarıklık, yanma ve batma hissi gibi belirtiler gösterdiğini söyledi.

    Mevsimsel alerjinin genellikle her yıl tekrarlandığından lokal anti-alerjik damlalarla tedbir alınabileceğini anlatan Doç. Dr. Suat Hayri Uğurbaş, şöyle konuştu:
    “Rahatsızlıkların tedavisinde alerjinin neden kaynaklandığını tespit etmek çok önemlidir. Kağıt mendiller, içerdikleri kimyasallar nedeniyle bahar aylarındaki göz ve burun alerjilerini artırabilmektedirler. Polenlere alerjisi bulunanlar göz damlası kadar pamuklu mendil taşımayı da ihmal etmesinler. Çünkü, kağıt mendiller gözlerdeki sulanmayı ve burundaki akıntıyı çoğaltabilmekte. Ayrıca, tedavide kullanılacak damlalar da muhakkak her yıl doktora başvurularak alınmalıdır. Alerjinin şiddetine uygun damlanın kullanılması tedavinin etkisi açısından şarttır. Halkımız, eczanelerden her damlayı satın almamalıdırlar.”

    Uğurbaş, vatandaşların belirtiler ortaya çıkmadan anti-alerjik damlaları kullanmaya başlamaları durumunda rahat edeceklerini, hava kirliliği gibi değişken çevre koşulları nedeniyle ilerleyen yaşlarda da rahatsızlığın yaşanabileceğini kaydetti.

Sayfa 1/82 1231151 ... SonSon

Gönderi Kuralları

  • Yeni konu açamazsınız
  • Konulara cevap yazamazsınız
  • Yazılara ek gönderemezsiniz
  • Yazılarınızı değiştiremezsiniz
  •