yukselc

Köy Enstitüsü

Rating: 2 votes, 5.00 average.
Rahmetli babam Savaştepe Köy Enstitüsü mezunu. İlkokul öğretmeni. Babasının tüm ısrarlarına rağmen öğretmen olmayı seçmiş, sınavlara girmiş, okulu bitirerek öğretmen olmuş. Babamın babası, yani dedem sekiz kez evlenmiş, evlendiği yedi eşini de hacca götürmüş, boşadığı eşlerine farklı köylerden ev ve arazi satın alarak bağışlamış, boşadığı her eşini her ay ziyaret edip aylık geçimini sağlayacak şekilde altın veren birisi. O zamana göre varlıklı birisi yani.
Zaman zaman babamla birlikte sınıfa girer, ders dinlerdim. Üçüncü yaşımın sonunda okur yazar olmuştum.
Çocukluğumun beşinci yaşına kadar dedemi tanıma fırsatım olmadı. Nasıl olsun ki, babamın askerliği gelip çatmış, yedek subay olarak Hatay, İskenderun’a ailece hep birlikte askerlik yapmaya gitmişiz. Balıkesir ili Susurluk ilçesine dönüp yerleştiğimizde beş yaşını doldurmuştum. Gayet net hatırlıyorum. Yıl 1960. Asker yönetime el koymuş. Dedem çıkageldi. Tanıştım rahmetliyle. Meğer yedinci eşini de boşamış, sekizincisiyle evlenecek. Babama söylemeye gelmiş. Oğulları, kızları ne derse sanki dinleyecek. Sekizinci kez evlendi dedem. Sekizinci eşini de hacca götürecekken vefat etti.
Yedi yaşımda Susurluk İnebey İlkokulunda okula başladım. Okur yazardım. Dersler sıkıcı geliyordu. Fırsat buldukça gazete okur, bulmaca çözmeye çalışırdım. Masal, hikaye kitabı okumak mı? Basit geliyordu. Fırsat buldukça kütüphaneye gider o yaşta ansiklopedi karıştırırdım.
İlkokul dördüncü sınıfa geldiğimizde dediler ki, müfredat değişti. İlkokul 4 ve 5. Sınıflar sosyal bilgiler, fen bilgisi dersi de görecekler. Meğer okulumuz deneme okulu olmuşta yeni uygulanacak Milli Eğitim Sistemi bizim üzerimizde deneniyormuş. Neler olmadı ki. Amerika’dan gelen süt tozlarından yapılan sütleri de içtik, beslenme için verilen aralarda sapsarı Amerikan peynirleri de yedik. Bereket yılda bir kez de olsa Yerli Malı haftası yapılıyordu da yerli mallarımızı daha yakın tanıma fırsatımız oluyordu. İlkokulda okuduğum beş yıllık zaman zarfında her yıl farklı bir sosyal kolda görev yaptım.Fen dersi en çok ilgimi çeken dersti, Ne deneyler yaptık o yaşlarda bir bilseniz.
Beşinci sınıfı bitirdikten sonra askeri okulun, öğretmen okulunun vb. okulların giriş sınavları yapılıyordu. Babam öğretmen okulu sınavı dışında hiçbir okulun sınavına girmeme izin vermedi. Savaştepe Öğretmen Okulu sınavını kazanmıştım. Kaydımızı yaptırdık, taahhahütname de imzaladık. Altı yıl yatılı olarak okuyacağız. Mezun olunca öğretmenlik yapacağız, devlete çalışacağız, istifa etmeyeceğiz yani. Eğer yüksek tahsile devam edersek? O soruyu yöneltiyordum. Babam susturdu. Kendisinin mezun olduğu okuldaydı. Bazı devre arkadaşları mezun olduğu okula yüksek tahsillerini yaparak öğretmen olarak dönmüşlerdi. Beni kendi döneminin devre arkadaşlarıyla tanıştırdı. Yani bana öğretmenlik yapacak öğretmenlerle.
Yazıldığım şubedeki öğrenciler pırıl pırıl insanlar. Bu arada okulumuz karma eğitim öğretim veren bir okuldur.Her biri ayrı bir cevher. Farklı yetenekler var. Hepsiyle can ciğer olduk. Mezun oluncaya kadar her birimiz diğerimizin öğretmenliğini yaptı. İnanır mısınız bilmem ama biz sınıfımızda farklı bir uygulama yapıyorduk. Anlamadan,anlatmadan hiçbir konuyu geçmiyorduk. Herkes başarılı olduğu ders/derslerde diğer arkadaşımızı yetiştiriyordu. Aldığımız notlar bir çok öğretmenin dikkatinden kaçmamış. Merak etmişler. Dördüncü sınıfa gelinceye kadar ayni şubemiz firesiz devam etti.
Dördüncü sınıfı okumak için okula döndüğümüzde, dediler ki, öğretmen okulları 7 yıl oldu. Fen bölümü, sosyal bölümü diye iki bölüme ayrıldı, almanca ve İngilizce yabancı dil olarak derslere eklendi. Seçin bakalım. Dördüncü sınıf değişiklikleri kader mi olmuştu? İlkokul da ayni durum başıma gelmişti. Hani biz altı yıl okuyacaktık? Altı yıl üzerinden taahhahütname de imzalamıştık.
İlgi alanım içinde fen bilimleri yabancı dil olarak ta almanca bulunuyordu. Almancayı seçme nedenlerimden birisi de, o yıllarda Almanya ya çalışmaya giden işçi sayımız çoğunluktaydı. Olur ya yüksek öğrenime devam edersem almanca bölümünü seçer, belki Almanya da öğretmen olarak görev alabilirdim. Almanca tercihim o zamana göre belki doğru seçim gibi durmaktaydı. İngilizceyi yabancı dil olarak seçseymişim daha doğru bir seçim yapmış olacaktım. 3 yıl okulda yabancı dil olarak almanca okudum,yazdım. Kelime dağarcığımız öylesine gelişmişti ki, sinemaya grup olarak gittiğimizde yada yolda aramızda almanca konuşur, biraz da çevreye hava atardık.Yazılı sınavda 9 alırsam itiraz eder, branş öğretmenizle sınav kağıdını birlikte okur, tekrar not değerlendirmesi yapardık.Atlayıp vermediği puanı alırdım. İngilizceyi okumak, yazmak çok sonraki yıllarda üniversitede nasip oldu. Hem öğretmenlik yaptım hem de açık öğretimde okudum. Branşımda diplomamı aldım. Yetmedi lisans ta yaptım.
Babamdan gizli üniversite sınavına katıldım. Yazın sonuçları aldım. İstanbul’ da Dil ve Edebiyat Fakültesi Almanca Öğretmenliği bölümünü kazanmıştım. Sonucu babama açıkladığımda tayinin çıksın, kararnameni al, git göreve başla, köyü tanı, köylüyü tanı, milleti tanı ki millet olasın. Milletine sahip çık, sahip çık ki milletinde sana sahip çıksın. Devleti tanı, devlette görev yapanları tanı ki devletine sahip çıkasın. Devleti tanı ki devlette sana sahip çıksın. Benim okuduğum okulda boşuna mı okudun dedi. Kıramadım. Babam çünkü. Evlat babanın sırdaşıymış, babada evladının sırdaşı. Vazgeçtim, kayıt yaptırmaktan. Zonguldak il emrine tayinim çıkmıştı. Gittim.
Her öğrenci nöbetleşe farklı kollarda görev alıyorduk. Okulumuz öyle genişti ki, bir çok dersliği, atölyeleri, müzik odaları, fen laboratuvarı, biyoloji laboratuvarı, kütüphanesi,hamamı, çamaşırhanesi, reviri, kooperatifi,kütüphanesi,sinema salonu,lokalleri,çamaşırhanesi, fotoğrafhanesi, yemekhanesi,kız erkek ayrı ayrı farklı uzaklıklarda yatakhaneleri,futbol sahası,barfiksler,beden eğitimi salonu, çok geniş erzak deposu,fırını,terzihanesi,hatta meşhur çınar altına yakın bir yüzme havuzu,her ders için ayrı ayrı sınıflar.
Öğrenciler olarak biz sınıfları,atölyeleri, vb bölümleri dolaşırdık. Branş öğretmenlerimiz kendi sınıflarında derslerine girerlerdi. Ayrıca çok geniş bir çiftliği bulunuyordu. Büyükbaş, küçük baş, kümes hayvanları,arıcılık, geniş uygulama tarım alanları,çeşit çeşit meyve ağaçları, hatta orman arazisi bulunmaktaydı. Çomaklı çiftliği yörede tanınır, bilinirdi. Özetle her şeyi yetiştiriyorduk. Elbise dikmesini de, ekmek yapmasını da, yemekhanede nöbetçilik yaparak arkadaşlarımıza hizmet etmesini, en alasından yemek yapmanın inceliklerini, elektrik,su tesisatçılığı, marangozluk, araç onarımı hasılı fırsat eğitimciliği vardı. Hayatta neler gerekli olacak ise bir çoğu öğretildi. Yaparak, yaşayarak,yaşatılarak öğretildi. Okulda okurken Türkiye’ deki tüm elçiliklere mektuplar yazdım. Ülkeleriyle ilgilendiğimi, ülkelerini tanıtan, kitap, broşür, dergi ne varsa istedim. İnanın o yıllarda elçiliklerden şahsıma o kadar çok ülkeleriyle ilgili, kitap, dergi, broşür geldi ki şaşırırsınız. Faydası ne mi oldu. Japonya elçiliği o yıllarda okulumuza bir görevli gönderdi, depremle ilgili bir çok bilgi sahibi yaptı okulumuzdaki öğrencileri. Tatbikatlar yaptırdı. Gecenin bir vaktinde alarmlar çaldırdı, en kısa zamanda yatakhaneleri terk etmeyi, çıkamayanların nerelere saklanması gerektiğini öğretti. Daha ileri giderek yangın tatbikatları da yaptırdı,bizler uykulu uykulu iken. Öğretmenliğim sırasında Japonya elçiliğinden görev yaptığım okula bağışlar kazandırdım, ayrı bir konu.
Sonra okulun adı Savaştepe Anadolu Öğretmen Lisesi olarak değiştirildi. Okulumuzun mezunları her yıl okulda buluşurlar, hasret giderirler. Okulu birkaç kez bende ziyaret ettim. Ancak mezunlar buluşmalarına katılmak kısmet olmadı.
Dördüncü, beşinci ve altıncı sınıfları geçtiğimizde hemen evlerimize dönmüyorduk. Bir ay kadar okulda kalıyor, okulun yıpranmış yerlerini, demirbaşlarını onarıyor, gerekiyorsa boya badana işlerini yapıyor gelecek seneye hazırlıyorduk. Şu anda dahi kullanılan beton yollarını,basketbol sahalarını bizler yaptık. Anıttepeye fıstık çamlarını bizler diktik. Yöre halkı için bir geçim kaynağı oldu.
Sonrasında bir ay deniz kenarında izci liderleri ve öğretmenlerimiz eşliğinde kamp yapardık.
Okuldan mezun olurken o yıl okuduğumuz 26 dersten yazılı, bazılarından sözlü sınav verdikte öyle mezun olduk. Yok öyle borçlu geçmek, Ya geçersin ya da kalırsın.
Müzik derslerinde mutlaka ya flüt yada mandolin gibi bir enstrüman çalacaksın. Okulda kemanlar, kuyruklu piyano, farklı sazlar bulunuyor. Ancak öğrenciler flüt yada mandolin çalacaklar. Ben ne anlarım porteden, sol anahtarından, fa anahtarından, bemol müş, diyez miş, bir dörtlük,iki dörtlük,dört dörtlük, sekizlik,on altılık,altmışdörtlük değerlerden. İlk okulda müzik derslerinde şarkı, türkü söylemişiz. Nota mı görmüşüz? Ya da bir müzik aletimi kullanmışız. Nerde? Daha ilk derste müzik defterimize tahtada yazılı notaları baka baka yazdık hepimiz. Öğretmenimiz Almanya’daki okullarda dersler vermiş birisi.
Müzik öğretmenimiz iyi çalışın haftaya derste çalacaksınız. Dinleyeceğim demez mi? Resmen sözlü yapacak. Hiç birimiz portedeki notaların yerlerini bırak değerlerini dahi bilmiyoruz. Mandolin elimize yabancı, elimiz mandoline.
Pena tutmasını bile kıra kıra zar zor öğrenmişiz. Bir de sözlü olacağız. Her arkadaş farklı çözümler üretti. Güzelde çalıyorlar.
Bu arada hafta içinde ders öncesi sabah bir saat, son dersten sonra bir saat, akşam yemeğinden sonra bir saat etüt çalışmaları var. Cumartesi öğlene kadar ders yapıyorduk. Bir zilimiz var, kısa tren rayı, çam ağacına asılı, zil nöbetçisi zamana göre kalın demirle raya vurur, çıkardığı ses ilçeden duyulurdu.

Submit "Köy Enstitüsü" to Google Submit "Köy Enstitüsü" to Facebook Submit "Köy Enstitüsü" to Twitter

Etiketler: Yok Etiketleri Değiştir
Kategoriler
Uncategorized

Comments

  1.  Avatarı
    Cumartesi ya da Pazar günü dönüşümlü olarak kızlar/erkekler çarşı iznimiz vardı. İlçeye gider alış veriş yapar, sinemaya ya da tren istasyonuna iner şiş ekmek, köfte ekmek, sucuk ekmek yerdik. İstasyondaki çay bahçesinde dinlenir, çay içer sohbetler yapardık.
    Bende aralarda notalara çalışıyorum. Nihayet müzik dersi geldi çattı. Numara sırasıyla öğretmenimiz arkadaşları çağırmaya başladı. Çalışlarına göre not vermeye başladı. Sıra bana geldiğinde bende çıktım, Notalar değerlerine göre kusursuz çaldım. Otur on dedi. Oturalım da. Heyecandan müzik defterimi orada bırakmışım. Göz ucuyla müzik defterini incelemiş. Gel bakalım buraya, bunlar ne? Sıfır demez mi? Nota isimlerini değerlerini de yazmıştım. Ben hayatımda bırakın sıfırı zayıf not almamışım. Öyle bir dokundu ki.
    Hırs yaptım. Haftaya bir müzik dersinde öğretmenimden izin isteyerek parçayı onun istediği gibi, bu kez defterime bakarak değil, tahtadaki porteye notaları ezbere ve değerleriyle yazdım ve tahtadaki yazdığım notalara bakarak çaldım. Tamam şimdi oldu. On dedi. Sonraki zamanlarda radyoda bir parça dinlesem mandolinle çalmaya başladım. Bir filme gidiyorduk. Film müziği beynime işliyordu. Okula döndüğümde duyduğum müzik parçasını çalmaya başlıyordum. Bir müzik kulağı oluşmuştu. Duyduğum parçanın notalarını da müzik defterime yazmaya başladım.
    Beşinci,altıncı ve yedinci sınıfta okurken okulun üç yıl boyunca müzik kolu başkanlığını yaptım. Müzik odamız vardı. Buradan tenefüs aralarında radyo yayınları yapardık. Güncel müzik parçalarını plaklardan çalar, okula dinletirdik. Bazen bizde okula kendimiz güncel parçalar çalarak yayın yapardık.
    Aramızda öyle yetenekli arkadaşlar vardı ki, kimisi öğrenci fotoğrafı çeker,karanlık odada film banyosunu kendisi yapar, fotoğraf kağıdına kendisi basardı. Ekstra bir gelir kaynağı idi bu kolda çalışanlar için. Bir ara ben de karanlık odaya girdim. Kendi negatif film banyolarını hazırladım, yaptım, fotoğraf kağıdına bastım, sabit pozitif banyolarını yaparak fotoğraf kağıtlarını kuruttum. Arkadaşlara katkıda bulundum, yardımcı oldum. Amacım da işi öğrenmekti. İlerleyen yıllarda kendi fotoğraflı düğün davetiyemi hazırlamama yardımcı oldu. Yıl 1977 evleniyorum. Düşünün. Fotoğraflı düğün davetiyesi. Kimisi radyo alıcısı vericisi yapar, sınıflar arası haberleşme yapardık. Daha neler neler, kimya dersinde rakı yaptığımızı hatırlarım.
    Flüt,mandolin, keman, saz,gitar ve piyano çalıyor, piyano ne ki mandolinde, gitarda değişik perdelerde akor basıyordum. Konserler hazırlıyor, çevre ilçelere köylere konser vermeye gidiyorduk. Sadece müzik değil elbet, halk oyunları, tiyatro gösterilerimizde oluyordu. Bayram törenlerinde kullanılan tüm müzik parçalarını benim oluşturduğum grup çalıyor, kullanacağımız parçaları elbette müzik öğretmenlerimiz seçiyordu.
    Yaptığımız bir aylık tatilde mahalledeki arkadaşlara müzik dersi vermeye başladım. Biraz göz kusuru bulunan bir arkadaşım var, kardeşiyle buna dersler verdim. İkisinde de bizim müzik kulağı dediğimiz yetenek bulunuyordu. Babası birisine solo gitar, birisine son model org aldı. Biz başladık çalışmaya. Güncel parçalar çalıyorduk. Yanımıza gelenler içinden bas gitarist, davulcu yani baterist, hatta sonraki zamanlarda saksafon çalan bir arkadaş ta dahil oldu gruba. Bir de solist bulduk. Mahallemizin kızlarından. Bir orkestra kuruluyordu. Ama orkestra demek için daha çok çalışma yaptık. En sonunda bir isimde bulduk. Orkestranın adı Asiller oldu. Grup içinde düğünlerde, eğlencelerde,kokteyl ve defilelerde hiç çalmadım. Sadece grubu izledim, dinledim, hatalarını, güzelliklerini not aldım. Sonraki günlerde onlarla hepsini paylaştım. Asiller orkestrası hala var ve hala çalıyorlar, çalıştırıyorlar, ders veriyorlar. Grubun solo gitaristi arkadaşım öyle bir seviyeye gelmişti ki. Kenan Doğulu’nun rahmetli babası Yurdaer Doğulu ayarındaydı. Hatta şimdi çok daha üstün bir seviyede bulunuyor.
    Bir gün Öğretmen Okulumuzdaki Biyoloji profesörünün oğlunun düğününün olacağını öğrendim. Öğretmenimize söyledim. Şöyle bir orkestra var. Beyaz Kelebekler ayarında. Konuşayım. Ücrette anlaşırsanız Susurluk’tan gelip oğlunuzun düğününde çalsınlar dedim. O zamana kadar Savaştepe orkestra mı görmüş. Elbette hayır. Konuştum. Görüştürdüm. Anlaştırdım. Arkadaşlarım gelip düğünde çaldılar, söylediler. O gece ilk kez bir düğünde bas gitar çaldım. Nede olsa öğretmenimizin oğluydu, birde kız kardeşi bizim sınıf arkadaşımızdı.Öğretmenlerimiz içinden meraklılardan bazıları org çaldı, bizimkiler eşlik etti, öyle bir düğün oldu ki dillere destan oldu.
    Halk Eğitimi Müdiresi o akşam yanıma gelip, Savaştepe deki ilçe sinemasında halk eğitim kursiyerlerinin hazırladığı, kendi diktikleri elbiselerin giyileceği bir defile yapmak istiyorum. Orkestra bu defilede çalar mı? Sorusunu yöneltti. Hiç kimseye sormadan elbette çalarlar dedim. Siz yapacağınız ödemede ve tarihte anlaşın yeter dedim. Arkadaşlar ile görüştüm. O gece onlara bir defile işi de bağladım. Anlaştıkları günde tekrar Savaştepe’ ye gelip defilede çaldılar. İlk kez bir defilede çalıyorlardı. Ben de yanlarındaydım.
    Yıllar sonra Asiller Orkestrasındaki iki kardeşi İstanbul Yenikapı’da bulunan İdo’nun tam karşısındaki Kordon restoranda sahneye çıkardım. Bende o sıralar ek iş olarak restoranın kasasına bakıyordum. Ancak gelen tüm müşteriler beni restoranın sahibi sanıyorlardı.9 yıl çalıştım o restoranda. Sahneye çıkan sanatçılarla, garsonundan, komisine, aşçılarından, sıcak soğuk mezecisine,müdüründen şeflerine, rehberlere, esnaflara kadar her işiyle ilgilendim.Tüm geliri ben topluyordum,ödemeleri ben yapıyor, iş yerinin kirasıydı, çalışanların aylıkları, vergiler vs.
    Öyle kişilerle tanışma fırsatım oldu ki, Cumhur başkanları, parti liderleri, başbakanlar, milletvekilleri, siyasetçiler, iş adamları, sanatçılar,diplomatlar,elçiler,bürokratlar vb. Dünyanın her tarafından gelen turistlerle de tanıştım. Prensler, prensesler ile tanışmak bile kısmet oldu.Arkadaşlıklarım oldu. Öyle bir reklam yapıyordum ki rehberler turist kafilelerini bize getiriyorlardı. Yurt dışından gelen müşterilerle tanıştım. Sekiz Avrupa ülkesinde sayelerinde eşimle birlikte tatiller de yaptım.
    Arkadaşlarım sadece solo gitar ve org ile yemek müziği yaptılar. Üç ay kadar çalıştılar. Onları bir çok sanatçı ile tanıştırdım. Hatta kaset dahi çıkardılar. Söz ve müzikleri kendilerine ait bir çok besteleri vardı. Sadece onları dinlemek için gelen müşteriler, sanatçılar vardı. Arkadaşlarım yemek müziği yapıyorlardı. Ancak bir çok müşteri ve sanatçının defalarca işte müzik bu dediklerini duydum. Radyolarda kasetlerini kendilerinden izin alarak telif hakkı talep etmeden yayına verdim.
    Askerlik yapanlar yaptıkları birkaç aylık askerliği ömür boyu anlatırlar. Yatılı olarak okuyanların anlatacak çok şeyleri vardır anlatmazlar, yazmazlar kendi içlerinde yaşarlar. Birkaç cümle, o kadar. Varsa yoksa meslekleridir. Öyle yetişmişiz, yetiştirilmişiz.
  2.  Avatarı
    Vay be, müthiş. Ellerinize sağlık Sayın yukselc.
  3.  Avatarı
    20.Temmuz.1974. Silahlı Kuvvetlerimiz Kıbrıs Barış Harekatını düzenliyor. Evdeki tüm pencereleri gazete kağıdı, siyah perdeler ile kapatmışız. Geceleri de karartma yapılıyor. Babam gerekli olmadıkça fazla ışık açtırtmıyor. Kulağımız radyodaki haberlerde.
    Teyzemin oğlu harekata katılanlardan. 4.ana jet üs komutanlığında üst teğmen olarak görevli savaş pilotu eniştem harekatta. F-102A uçağı kullanıyor. Haberleri can kulağı ile dinlemekteyiz. Ertesi gün birkaç gazete alıyor, gelişmeleri izliyoruz. 23.Temmuz.1974. Savaş pilotu eniştem İbrahim Çınar Balıkesir Hava Meydanından kalkışı esnasında uçağının düşmesi sonucu şehit oldu. Uçağından her nedense atlayamamıştı, yada atlamamıştı.
    Öğretmenliğe atanma emrim geldi. Zonguldak İl emrine tayinim yapılmıştı. 1974 yılı Ağustos ayı içinde Zonguldak valiliğine gittim. Atanma emrimi Milli Eğitime havale ettireceğim. Doğrudan Vali beyin odasına gittim. Sekreterine odanın boş olup olmadığını sordum. Boş cevabını alınca kapıyı tıklatarak içeriye girdim. Zonguldak Valisi Nevzat Ayaz ile karşı karşıya idim. Sayın valim iliniz emrine atandım. Yazımı havale ettirmeye, sizin önerilerinizi almak için karşınızdayım, emirlerinizi bekliyorum. Dediğimde elimdeki yazıyı istedi, havale etti. İşini bitir tekrar yanıma gel dedi. Milli Eğitime gittim. Yazımı teslim ettim. Bana verilen yanıt, bir ilçe emrine atanacaksın, oradan da görev yapacağın okula. Nokta tayinin yapıldığında gelir göreve başlarsın cevabını aldım. Teşekkür edip ayrıldım.
    Doğru Zonguldak Valisi Nevzat Ayaz’ın odasına. Sekreterine Vali beyin beni çağırdığını, yanına girip giremeyeceğini sorduğumda birden kapı açıldı. Vali Bey gel evladım içeriye. Girdim. Hoş geldin otur bakalım. Oturmak istemediğimi belirttiğimde otur otur. Biraz konuşalım. Yaklaşık kırk beş, elli dakika kadar karşılıklı sohbet ettik. Özetle okul hayatımdan, yukarıda yazdığım bazı olaylardan bahsettim. Bak evladım açık ve net söylüyorum. Bu güne kadar vali olarak hiçbir öğretmen adayının yazısını havale etmedim, ilk sensin, kimse bana atama yazısını havale ettirmek için gelmedi. Vali yardımcıları benim adıma o işleri yapıyorlar zaten. Sen bana sadece yazı havale ettirmeye gelmedin. Hissettim. Onun için seni tekrar çağırdım. Benim önerilerimi almaya benden bir şeyler öğrenmeye geldiğini biliyorum. Ataman yapılıp göreve başladığında isteklerin olursa bana yaz. Elimden geldiğince yardımcı olmaya çalışacağım. Vali sözü. Bu arada bana kahve söyledi. Karşılıklı kahvelerimizi içtik. Kaç kez teşekkür ettiğimi hatırlamıyorum. On dokuz yaşında birisiyim işte o sıralarda. Yanından ayrıldım.
    Kurucaşile Aydoğmuş Köyü ilkokuluna müdür yetkili öğretmen olarak atanmıştım. Nokta tayinim yapıldığı için memlekete döndüm. Hazırlıklarımı yapıp, dönüp göreve başlayacağım. 1974 Ağustos ayı. Ayşe tatile çıksın. Kodunu alan ordumuz ikinci harekatı gerçekleştirdi.
    Olayların gelişmesi göreve başlamamı ertelememe sebep oluyordu. En sonunda tüm hazırlıklarımı yapıp yola çıktım. 10.Eylül.1974 günü göreve başlamıştım. İlçenin Kaymakamı, İlçe Müdürü ile, Askerlik şubesindeki yüzbaşı ile tanıştım. İlçedeki mutemet yirmi günlük maaş bordromu yapıp o gün ilk maaşımı da peşin ödemişti. Elime de hazırlamam gereken bir evrak verdiler. Bu ne diye sorduğumda stajyerlik dosyası hazırlayacaksın. Belirtilen kanunları, yönetmelikleri inceleyeceksin, dosya kağıdına yazacaksın. Bize getireceksin, inceleyeceğiz. Noksansız hazırlamışsan sana tekrar iade edeceğiz. Faydasını göreceksin dediler.
    Atandığım okulun lojmanı da varmış. Ev ihtiyacım yoktu. Tek öğretmen olduğumu, beş sınıfı birlikte okutacağımı öğrendim. Birleştirilmiş sınıf programı uygulayacaktım.
    Tekkeönü yada Hisarönü diye anılan mevkiden atandığım köye gidiliyormuş. Sordum şu tepenin arkasında dediler. Yol yok. Keçi yolu derler ya. Dar bir patika. Dere kenarını takip et. Aydoğmuş Köyü İlkokulu Dereköy’ de dediler. Sonradan öğreniyorum. Ben iki köyün öğretmenliğine atanmışım. İki köyün çocuklarını okutacağım.
    Muhtar Dereköy’ de. Buldum kendisini. Kendimi tanıttım. Okulun anahtarı, lojmanın anahtarı ondaymış. Birlikte gittik. Bana okulu ve lojmanı teslim etti. Bir hayli sohbet ettik.Derdini, dertlerini anlattı. Köyün durumundan söz etti. Yol yok, su yok, elektrik yok.
    Okul tek çatı altında. Bir kısmı derslik, salon, idari oda, diğer kısmı oturma odası,yatak odası,mutfak,tuvalet,banyodan oluşan lojman kısmı.Kız ve erkeler için ayrı bir binada tuvaletler. İdari kısma muhtarla birlikte girdik. Ders kitapları, meslek kitapları, okulun idari evrak klasörleri, karne kayıt,sınıf geçme,diploma defterleri, hala teslim alınmayan diplomalar, diğer demirbaşlar,okulun mühürü vb gibi malzemeleri sayarak ve tutanak yaparak teslim aldım. Duvarda geçen öğretim yılından kalma yıllık plan asılı. Sınıf bölümünde masa yerine sıralar var, tam ortasında soba kurulu. Muhtara sordum, niye hala soba kurulu, havalar sıcak değil mi? Biz sene sonunda borularını temizler,bacayı temizler sobayı yerinde bırakırız ki seneye hazır olsun.
    Benden önce okulda görev yapan öğretmen arkadaş her şeyi düzenli bir şekilde bırakmış.Öğretmen okulunda okurken bizlerde öğretim yılı başında terzihaneye gider beden ölçülerimizi verir, kitaplarımızı,yeni ayakkabılarımızı,okulun deposundan zimmetle alır,öğretim yılı sonunda da ders kitaplarımızı tekrar depoya teslim ederdik. Benzer bir sistemi bu köy okulunda da uygulamış. Bu uygulamada öğrenciler hiç değilse ders kitaplarına ücret ödemiyorlardı.
    Öğretmen okulunda okurken bizden önceki devreler çevre köylerdeki okullarda duruma göre bir ay ile üç ay arasında görevlendirildikleri okulun öğretmeninin gözetiminde köy stajı yaparlardı. Mezun olduklarında da meslek tecrübesi ile görevlerine başlarlardı. Bizim devreye köy stajı gibi bir uygulama yapılmadı. Okul altı yıldan yedi yıla çıkarılınca köy stajları kaldırılmıştı. Altıncı ve yedinci sınıfta böyle bir uygulama maalesef yapılmadı. Çok iyi bir staj biçimiydi, ancak hangi akıl bu uygulamadan rahatsız olmuşsa.
    Yedinci sınıfta şöyle bir şans yakaladım. Matematik derslerimize giren okulumuz müdür yardımcısının eşi Savaştepe’deki ilkokulda öğretmendi. Rahatsızlanmış ve iki haftalık rapor almış.Müdür yardımcımız meslek dersleri öğretmenimize ricada bulunmuş. İki haftalığına müdür yardımcımızın eşinin sınıfında ders vermek için görevlendirilmiştim. İki hafta 4. Sınıfta derslere girdim. Sınıf öğretmeninin bıraktığı deftere, günlük planlar, ünite planı da yaptım, girdiğim her dersin ders defterini de doldurdum imzaladım o günlerde.Görevlendirildiğim okuldaki müdür ve müdür yardımcıları din derslerine giriyorlardı.Sınıfın din dersi olduğunda ben boşa çıkardım. Ancak başka bir şey yapmıştım. Görevlendirildiğim okula giderken mandolinimi de götürmüştüm. Müzik dersinde mandolin çalar, öğrencilere şarkılar, türküler, marşlar öğretirdim. Okuldaki diğer öğretmenler müzik dersime de gelip ders verişimi izlemişlerdi. Birden kıymete mi binmiştim. Boşa çıktığım derslerde diğer öğretmenlerin sınıflarına girip müzik dersleri verirken buldum kendimi. Cumartesi günleri üç ders yapardık.Diğer günler beş ders. Okul hafta sonu tatiline girerken tüm öğrenciler bahçede sıra olur, İstiklal Marşımız söylenirdi. İki hafta İstiklal Marşımızı ben söylettim, idare ettim.
  4.  Avatarı
    İki hafta. Çabuk geçti. Son dersimizi yapıp vedalaşırken derslerine girdiğim öğrenciler ve öğretmenler, okulun müdürü ve müdür yardımcıları tarafından teşekkürlerle, alkışlarla uğurlandım. İz bırakmışım. Neyle biliyor musunuz? Evrensel dil. Müzikle. Okula döndüğümde tekrar öğrenciyim. Tekrar derslere başlamışız. Meslek dersleri öğretmenimiz, müdür yardımcısı odasında beni bekliyormuş. Nöbetçi öğrenci gelip haber verdi. Gittim. Matematik öğretmenimiz ve meslek dersleri öğretmenimiz odada. Girdim. Oğlum sen ne yapmışsın. Görevlendirildiğin okuldaki herkes senden söz ediyor olmuş. Takdir toplamışsın. Sağ ol. Yüzümüzü kara çıkartmadın. Teşekkür etmek için çağırmıştık. Bende beni layık gördükleri için teşekkür edip ayrıldım.
    Muhtarla okul ve lojmandaki işlerimizi bitirdik, Eşyalarımı lojmana bıraktım. Anahtarları teslim almışım ya. Artık her şeyden ben sorumluyum. Okulun eğitim öğretime açılmasına daha bir hayli gün var. Hadi gel. Tekke önüne gidelim. İhtiyaçlarını oradan alalım. Hazırlıklarını yap. Dedi muhtarımız. İhtiyaçlarının çoğunu oradan alırız, bulamadıklarını da Kurucaşile'ye gider alırız. Yola çıktık muhtarla.
    İnsan insanı alışverişte, yemek yerken, uzun yolda tanırmış ya. Bizde muhtarla biri birimizi kırk beş elli dakikalık yol yürüyüşümüzde tanıdık. Köydekilerin bir kısmının yaza doğru İstanbul'a tuğla fabrikasında çalışmaya, bir kısmının Zonguldak' ta ki kömür madenlerinde çalışmaya gittiklerini, kömür madeninde çalışanların bir ay çalışıp bir ay dinlendiklerini, ahalinin geçim kaynaklarının fındık, kestane,mısır, tahıl, bahçe tarımı, arıcılık olduğunu o yürüyüş sohbetinde öğrendim. Tekke önünde şimdiki adı Hisarköy, acil ihtiyaçlarımızı aldık. Aydınlatma için küçük tüp, lüks lambası ve aparatları, yemek pişirmek için bir küçük tüp daha ve aparatları, el feneri, büyük boy piller, kırtasiye malzemeleri, plan yapmak için kartonlar, defterler, kalemler, mürekkepler, vb. Benim unuttuklarımı da muhtar hatırlatıyordu. Nede olsa gün görmüş gün geçirmiş. Nelere ihtiyaç duyacağımı benden iyi biliyor. Çayı, şekeri, yiyecek malzemeleri, tencere, tava, bardaklar, çatal, bıçak, su kapları, vs.
    Aldıklarımızı iki kişinin taşıması mümkün değil. Yayan kırk beş elli dakikalık geri dönüş yolu. Keçi yollundan, dar patikadan, dere kenarından. Yeterli dedim. Değil dedi. Daha başka şeylerde aldık. Nasıl götüreceğiz. Vasıta yok. Yayan döneceğimizi biliyorsun dedim. Sıkma canını dedi. Aldıklarımızı bir dükkana götürdük. Emanet bıraktık. Gel kahveye gidelim. Olmaz gel önce lokantaya gidelim. Karnımızı doyuralım, sonra gideriz dedim. Lokantada yemek yerken Aydoğmuş köyünden her gün birkaç kişinin Tekke önüne indiğini, akşam üzeri köye geri döndüklerini yemek yerken yaptığımız konuşmada anlattı. Her gün sadece kahveye kağıt, tavla oynamaya geldiklerini söyledi.Hatta içlerinde biri var ki, barbut zarını sallar, arkasına atar kaç kaç geldiğini söyler. Şaşırırsın dedi. Meraklandırmıştı. Barbut zarı öyle köşeli bir zar değil, köşeleri yuvarlatılmış zar. Öyle arkana atacaksın, kaç kaç geldiğini söyleyeceksin. Mümkün değil dedim. Kim biliyor musun? Bizim köyün ihtiyar heyeti azalarından. Bazen kağıt oyunlarını, tavlayı parasına da oynadıkları da anlattı. Nasıl vakit geçirecekler? Sırf vakit geçirmek için buraya geliyorlar, can sıkıntısından.
    Yemek sonrası kahveye gittik. Tanıştık köylülerimizle, Çaylarımızı içtik. Fırsat buldukça oradan buradan sohbetler yaptık. Akşama kadar o kadar çok çay içmişiz ki. Bir haftada içeceğim çayı içmiştim o gün. Akşam üzeri hep birlikte eşyalarımızı da alıp köyün yolunu tuttuk. Birkaç kişi olacağımızı sanıyordum. Geri dönüşte benimle birlikte sekiz kişiydik. Aldıklarımızı lojmana bıraktık. Hepsine tek tek teşekkür ettim. Muhtar hadi gel bize gidelim. Köy odasına gideriz. Arkadaşlarda gelsinler. Akşam yemeğini birlikte yeriz. Sonra ayrılırsınız. Teklif güzeldi. Hep birlikte tekrar geri döndük. Muhtarın evi ve köy odası yaklaşık beş dakikalık yoldaydı. Hanımıyla çocuklarıyla tanıştık. Muhtar hanımına akşam yemeği hazırlamasını söyledi. Köy odasına geçtik. Genelde evler tahtadan yapılmış. Hemen hemen hepsi iki katlı. Alt katlar kiler, hayvan barınağı, depo olarak kullanılıyor. Bir çok evin bahçesinde arı kovanı var. Akşam yemeğini birlikte yedik. Hepsi biri birinden güzel yemeklerdi. En çok mısır ekmeğini beğendim. Yemek sonrası olmasa olmazı çaylar üst üste içilmeye başlandı. Sohbet aldı yürüdü. Ben onları, onlar beni tanımak istiyorlardı. Gece ilerlemişti. Muhtar lojmana gitme. Bu gece köy odasında kal. Biz köyümüze gelen misafirleri köy odamızda ağırlarız. Yat uyu. Dinlen. Sabah kahvaltıyı da birlikte yaparız. Sonra işlerine bakarsın. O gece köy odasında misafir olarak kaldım. Sabah kahvaltısından sonra lojmana gittim, Aldıklarımızı mutfağa, kullanacağım yerlere, dolaplara yerleştirdim. Sonra doğru Çayaltı Köyüne.
    Çayaltı Köyünde görevli öğretmenle tanıştım. Aydın Nazilli ilçesinden bir arkadaş. Üç yıllık öğretmen.Bana göre kıdemli yani, Tecrübeli. İnsanları tanımış,dertlerini biliyor. Garip gelecek ancak köyün okulu köy mezarlığının içinde. Çam ağaçlarının içinde. Okulu açtı. Sınıfı gösterdi, İdari kısmı gezdirdi.Kaynak açısından kütüphanesi zengin bir arkadaşımız. Neler yaptıklarını konuştuk. O da benim gibi. Köy okulunda tek öğretmen. Birleştirilmiş sınıfları okutuyor. Stajyerlik dosyasını gündeme getirdim. Bende hazırladım. Benim hazırlıklarımı vereyim oradan yararlanırsın, noksanlarını da sen tamamlarsın dedi. Yüreğime su serpti derler ya aynen öyle oldu. Sonra öğretmen arkadaşın evine gittik. İki katlı bir ev, Tahtadan yapılmış o da. Ben ona göre daha şanslıydım. Lojmanım vardı. Yıllık planlarından, ünite planlarından da yararlandım sonraki günlerde.
  5.  Avatarı
    Birinci sınıfa dört öğrenci kayıt yaptırdı. Köylerde doğum oranı düşük. Sınıf geçme defterinden ikinci,üçüncü,dördüncü ve beşinci sınıfa geçenlerin isimleri tek tek çıkarttım. Sınıf listelerini oluşturdum. Toplamda 44 kişilik bir grup olmuştu. Yani beşi bir yerde. Yıllık, ünite ve günlük planımı yapmış eğitim öğretim için hazırlanmıştım. Fakat hala okulun resmen açılmasına daha günler vardı. Kavaklı köyüne gitmeye karar verdim. Dağ, tepe aşarak Kavaklı köyüne gittim. O köyün muhtarını, öğretmenini buldum. Kendimi tanıttım. Onlarla tanıştım. Onların problemlerini dinledim. Aşağı yukarı dertler ayni. Yol, su, elektrik. Fakat gariptir hiçbir girişimleri olmamış. Zonguldak Valisi Nevzat Ayaz ile yaptığım görüşmeyi aktardım. Şaşırdılar. Görüştün mü? Gerçekten Tanıştın mı? Evet. Ne var bunda dedim. O gün köyleri yol ile birleştirme konusunu gündeme getirdim. Fikirlerini aldım. Köylünün nasıl tepki vereceğini, yol arazilerinden, bahçelerinden geçerse nasıl karşılayacaklarını öğrenmeye çalıştım. Öğretmen arkadaşımız herkes razı olur, muhtar hepsi seve seve kabul eder cevabını verdi. Sohbet ilerledikçe ilerledi. Hava karardı kararacak. Artık bana izin verin kalkayım. Yok olmaz bu gece misafirimizsin, köy kahvesine gideriz, köylümüzle tanışırsın, hazır gelmişsin kahveye gelenlerinde fikirlerini alırız. Kabul ettim. Öğretmen arkadaşım, bir şeyler hazırlayayım, atıştıralım, öyle gideriz dediğinde muhtar yok öyle, ben hazırlatırım. Köy kahvesinde birlikte yeriz. Siz biraz oyalanın sonra kahveye gelin dedi. Ayrıldı.
    Öğretmen arkadaşla meslek sohbetine başladık. O arkadaşım da İzmir den. Birleştirilmiş sınıf okutuyor. Staj dosyasından bahsettim. O da bende hazırladım. Sana vereyim, bak. Dediğinde Çayaltı Köyü öğretmeninden stajyerlik dosyası aldığımı söyledim. Olsun benim hazırladığım stajyerlik dosyasını da al. Karşılaştır. Çalışmanı ona göre yaparsın dediğinde hoşuma gitti. Yardım severdi. İyi anlaşacaktık.
    Kavaklı köyünün korucusu geldi okula. Muhtar her şeyi hazırlatmış. Köy kahvesinde bizleri beklermiş. Gittik. Köy kahvesine girdiğimizde selam verip oturduk. Masalar birleştirilmiş, yemekler hazırlanmış, mısır ekmekleri konulmuş. Rakı da var. Muhtar beni kahvede bulunanlara tanıttı. Yol sohbetimizi onlara anlattı. Tepkilerini ölçtü. Hiç mi aykırı bir ses çıkmaz. Hepsi olumlu karşıladı. Yeter ki köy yola kavuşsun.
    Tabaklara yemekler köy korucusu tarafından konuldu. Herkesin önünde iki çay bardağı. Çay bardaklarına rakı doldurulmaya başlandı. Benim bardağıma da dolduruyorlardı ki, ben içmem dediğimde insanların yüz ifadelerinin değiştiğini gördüm. Anlam veremedim. Öğretmen arkadaşım, burada kendisi dahil herkesin içtiğini, benim de ortama uymamın doğru olacağını söyledi. Kabul ettim. Çay bardağının yarısına kadar yeni rakıyı doldurdular, su ekleyecekler. Ben susuz içerim dedim. Sevindiler. Niyetim başka. Öğretmen arkadaşımla bardağı değiştirmek maksadım. Öyle de yaptım. Öğretmen arkadaşımda hiç sesini çıkarmadı. Birkaç tur böyle devam etti. Ancak ne olduysa içlerinden biri benim bardak değiştirdiğimi, bir bardakta su diğer bardakta su içtiğimi fark etmiş. İtiraz etti. Bende şu ana kadar siz ne kadar içtiniz diye sorduğumda otuz beşliğin yarısına yakın içmişizdir dedi. Aç bakalım bir otuz beşlik. Bak bakalım rakı mı? Evet dedi. Ver dedim. Aldım otuz beşlik rakı şişesini. Herkesin gözü önünde lıkır lıkır susuz olarak son damlasına kadar içtim. Rakı şişesini bıraktım. Hadi bakalım şimdi ben öndeyim, siz bana yetişin dedim. Bir hoşlarına gitti. Birden kendilerine yakın buldular beni. Sohbet mi? Derler ya. Gırla gidiyor. Herkes anlatıyor. Bende dinliyorum. Bana yetişmelerini bekliyorum. Yedik, içtik. Kavaklı Köyü İlkokulunun lojmanında kaldım o gece. Gece karanlığında beni bırakmak istemedi öğretmen arkadaşım. Lojmandaki sohbet esnasında Zonguldak Valisi Nevzat Ayaz konusunu tekrar açtı. Anlattıklarımı bir de alkollü benden tekrar dinledi. Alkollü insanda sır olmaz. Bende neden tek öğretmensin? Çayaltı köyü tek öğretmen, Aydoğmuş köyü tek öğretmen, Kavaklı köyü tek öğretmen. Neden öğretmen istemediniz. İki kişi olsanız daha iyi olmaz mı? İstemedik mi sanıyorsun? Bir türlü atama yapmıyorlar. Vali beye bir mektup yazacağımı, durumu belirteceğimi söyledim. Hadi ordan dedi. Ertesi sabah kahvaltımızı Kavaklı köyü öğretmeniyle yaptık. Teşekkür edip ayrıldım. Dere köye lojmana geldiğimde ilk işim oturup vali beye mektup yazmak oldu. Köylerin durumunu, dört köy halkıyla yaptığım konuşmaları, okulların tek öğretmenli olduğunu, yolun, suyun, elektriğin olmadığını detaylı bir biçimde anlattım. İlçeye gidip mektubu postaya verdim. Dönüşte Çayaltı köyü öğretmeninin yanına uğradım, dün Kavaklı köyüne gittiğimi, öğretmeniyle, muhtarıyla tanıştığımı, köy kahvesinde yediğimiz yemeği, içtiğimiz içki olayını, Vali beye yazdığım mektup olayını anlattım. Kendisinin üç yıldır burada olduğunu, ancak Kavaklı Köyüne gidemediğini, bir türlü nasip olmadığını söyledi. Yol konusunu açtığımda Çayaltı köyünden de herhangi bir itirazın olmayacağını söyledi.Hazır gelmişim, gel beni muhtarınızla tanıştır, onun da fikirlerini alayım. Gittik tanıştık muhtarla. Konuyu açtığımda keşke köyümüze yol gelse dedi. Olumlu yaklaştı. Eğer böyle bir şey gerçekleşirse köylünün arazisinden yol geçebilir, sorun yaşamaz mıyız? Dediğimde biz hallederiz. Dedi.
    Eğitim öğretime başladık. 1974/1975 öğretim yılı. Öğrencilerimizle tanıştık. Birleştirilmiş sınıf. Bir,iki,üç ödevli, dört, beş öğretmenli. Sonra bir,iki üç öğretmenli, dört, beş ödevli. Dersler böyle sürüp gidiyor. Zor olacağını sanmıştım. Ancak hem kolay geldi, hem de yaptığım iş hoşuma gitmeye başladı. Aralık ayının ortalarındayız. Çayaltı Köyüne bir bayan öğretmen atandığını duydum. Ayni şekilde Kavaklı Köyüne ve benim çalıştığım Dereköye de bir öğretmen atanmıştı. Güz dönemi mezunlarından atamaların yapıldığını sonradan atanan öğretmenlerden öğrendik.
    Hafta sonu Kavaklı Köyü öğretmeni yanıma geldi, birlikte çay içip sohbet ettik. Sonra doğru Çayaltı köyü öğretmeninin yanına. Kavaklı köyü öğretmeni ile Dereköy öğretmeni o gün tanıştılar. Bana her ikisi de teşekkür ediyorlar. Bu iş senin yazdığın mektuptan sonra oldu diye.
    Çayaltı köyüne atanan bayan öğretmen arkadaşımız, Kastamonu Cide ilçesinden. Kavaklı Köyüne atanan arkadaşımız erkek ve Balıkesir li. Yani hemşerim. Dereköye atanan erkek öğretmen arkadaşımız Zonguldak lı. Her üçü de gelip göreve başladılar. Yanıma atanan arkadaşa lojmanın bir odasını verdim. Oraya yerleşti. Öğretmenliğin yanı sıra o da kendisini sağlık alanında geliştirmiş. Kurslara katılmış. İğne vuruyor. Bir çok ilacın ismini ezbere biliyor. İlerleyen günlerde köyde doğum yapacak birine ebelik bile yaptı. Yanıma gelen arkadaşa dört ve beşleri verdim. Sabahçı, öğlenci olduk. Planlarımı verdim. Günlük planın nasıl yapılacağını, ünite planının nasıl olacağını anlattım. Yıllık planı zaten yapmışım. Duvarda asılı. Stajyerlik dosyası konusunda yardımcı olacağımı, elimde iki tane düzenlenmiş dosya olduğunu söyledim.
  6.  Avatarı
    Kavaklı köyüne atanan Balıkesir li hemşerimde Savaştepe Öğretmen Okulu mezunu. Ayni hamurla yoğrulmuşuz yani. Fakat kendisiyle tanıştığımda içine kapanık biri olduğunu, atak olmadığını gözlemledim. Sonraki günlerde o da bize uyum sağladı.
    Bir hafta sonu altı öğretmen Çayaltı köyü öğretmeninin evinde buluştuk. Her öğretmen biribirini sohbetlerle tanıdı. Artık hafta sonları, ya Dereköyde, ya Kavaklı Köyünde yada Çayaltı Köyünde buluşur olmuştuk. Gözlerinde büyüttükleri yollar kısalmıştı.
    Zonguldak valisinden şahsıma yazılmış bir mektup aldım. Öğretmenlerin gelip göreve başlayıp başlamadıklarını, yol için dört köy ihtiyar heyetinin karar alması gerektiğin, kararda yolun köylünün arazisinden geçmesi durumunda herhangi bir itirazla karşılaşılmayacağı konularının belirtilmesini, köy muhtarları ve azalarınca imzalanması gerektiğini ve bu kararların bir örneğinin kendisine ulaştırılması durumunda yardımcı olacağını belirtiyordu. Mektubu öğretmen arkadaşlara, köy muhtarlarına okuttum. Hepimiz sevinçten uçuyoruz. Bayram havasındayız. Muhtarlar köy korucularına durumu izah ettiler. Korucular durumu kendi köylerinde duyurdular. Biz müdür yetkili öğretmenler de köy kanunu gereği köylerimizdeki ihtiyar heyetlerinin tabii üyesiyiz. İmamlar da ihtiyar heyetinin tabii üyesi. Fakat hiçbir köyde imam yok. Cuma namazı için Tekke önündeki camiye gidiyorlar.Kararlar alındı. İmzalar atıldı. Mühürler basıldı. Ayrı bir dosya kağıdına aldığımız kararın aynini yazıp onu da imzaladık. Mühürledik. Üç köyün kararını bir araya getirip Zonguldak Valisi Nevzat Ayaz ın şahsına mektupla gönderdim.
    Sömestr tatiline çıktık. On beş günümü memlekette geçireceğim. Öğretmen sıfatıyla ilk tatilim. Babama anneme başımdan geçenleri anlattım. Babam öğretmen olmak işte böyle bir şey. Öğretmenin tek meselesi çocuk okutmak değil. Her şeyle ilgileneceksin. Sana okula başlarken bir şeyler demiştim. Hatırladın mı? Sözlerini kendime düstur yaptım. O sözlerin doğrultusunda davranıyorum cevabını verdim. Tatil çabuk geçti. Göreve döndüm. Eğitim öğretime devam.
    1975 yılı nisan ayının sonlarındayız. Köyümüz korucusu okula geldi. Muhtar seni çağırıyor. Hayırdır dedim. Dozer geldi. Muhtarın tarlasında, dozerci ve yağcısı ihtiyar heyeti odasındalar. Koşarcasına gittim. İhtiyar heyeti odasına selam verip girdim. Muhtarımızla dozerci sohbeti koyulaştırmışlar, yemekler yenmiş çay faslına geçilmiş. Dozerin kepçesinde iki varil, arka tarafında yağ tenekeleri bağlanmış duruyor.
    Dozerci ve yağcısı ile tanıştım. Adı Osman. Belinde bir tabanca. Yağcısı İbrahim. Muhtarımızla adaş yani. Tekke önünden işe başlayacakmış, işe başlatmamışlar. O da dere içinden dozerle Dereköye gelmiş. Hatamızı işte o anda anladım. Biz hiç Tekke önünü hesaba katmamıştık. Küçük bir toprak parçaları vardı. O arazide sadece bir kişiye ait. Bir itiraz gelmez diye düşünmüştük. Dozerci Osman da Vali Bey uyarmıştı. Her hangi bir sorunla karşılaşırsam Dereköye gitmemi, öğretmenini bulmamı söylemişti. Bende çıktım geldim Dereköye dere içinden. Çayaltı köyüne bile uğramadım dedi. Muhtarımız bak Osman ustam. Dozeri bıraktığın yer benim tarlam. İster Çayaltı Köyüne doğru, istersen Aydoğmuş köyüne, İstersen Kavaklı köyüne doğru başla. Ama benim tarlamdan başla. Ben örnek olayım ki vatandaş tepki vermesin. Dozerci Osman bugün dinlenelim, sabah ola hayır ola. Başlarız senin tarlandan. Yanımda çalışan öğretmen arkadaşta dersini bitirip yanımıza geldi. Dozerci ve yağcısı ile tanıştı.
    Ertesi sabah dozer çalışmaya başladı, istikamet Aydoğmuş köyüne doğru. Yolu tam okulun önünden geçireceğim öğretmenim. Buda benim düşüncem dedi. Saygı duyarım. Sen işini bilirsin dedim. Dozer çalışıyor artık. Mesai bitiminde köy ihtiyar heyeti odasındalar. Yemeklerini köylü aralarında paylaştı. Her hane sırasına göre yemek yapıyor. O konuyu da öyle halletmiştik. Yatacak yerleri zaten var. Haber çabuk yayıldı. Dozerin geldiğini duyan gerek Kavaklı köyü, gerek Aydoğmuş köyü gerekse Çayaltı köyünden meraklılar gelmeye, çalışmaları izlemeye başladılar. Hatta içlerinde öyle kişiler vardı günlerini Dozerci Osman ile geçiriyorlardı.
    Günler ilerliyor, yolda ilerliyordu. Yaz tatilimiz yaklaştı. Artık karne hazırlıyoruz. Karne kayıt,sınıf geçme, diploma defteri, diplomaları dolduruyoruz. Nihayetinde yaz tatiline çıktık. Muhtarımızla, Dozerci Osman ve yağcısı İbrahimle, diğer köy muhtar ve öğretmenleriyle vedalaşıp memlekete gidiyorum.
    Yaz tatilimi mahalledeki arkadaşlarımla geçiriyorum. Hemen hemen her günümüz Susurluk parkında geçiyor, dertleşiyoruz. Yaptıklarımı anlatıyorum. Hafta sonlarında düğün olursa Asiller Orkestrasındaki arkadaşlarla birlikte düğünlerdeyim. Hem hasret gideriyor, hem onları dinliyordum. Yaptıkları işi bir hayli ilerletmişlerdi. Repertuarları oldukça genişletmişler, her istek parçasını çalıyor ve söylüyorlardı artık.
    Tatilimizi bitirdik. Biletimi aldım. Annemle, babamla vedalaştım yola çıktım. İstikamet Zonguldak ili, Kurucaşile İlçesi Dereköy. 1975 / 1976 eğitim öğretim yılına başlayacağız.Dereköye geldiğimde yol Aydoğmuş ve Kavaklı köylerine ulaşmış. Dozerci Osman biz tatilde vakit geçirirken iyi çalışmış. Muhtarımız Kavaklı Köyüne yol yaparken bir kaynak bulduk. Bol suyu var demez mi. Muhtara o suyu en azından okula kadar getirelim. Sonra bir depo yapar köyün belli noktalarına çeşmeler yaparız dedim. Olur mu dedi. Olur dedim. Uzak. Bize de mi uzak dedim. Nerden baksan beş yüz metre. Gel gidip bakalım dedim muhtara. Bakalım dedi. Gittik. Kaynak suyu gürül gürül akıyor. İçtim buz gibi. Tatlımı tatlı. Kabataslak okul ile kaynak arasını adımlayarak bir mesafe tayini yaptık. Aşağı yukarı muhtarın dediği uzaklıkta.
    Ertesi günü doğru Kurucaşile Kaymakamının yanına gittim. Eylül ayının ilk günü. Kaymakama durumu anlattım. Bende duydum. Yolunuz hayırlı olsun dedi. Siz boruların döşeneceği kanalı açın söz veriyorum, boru konusunu da ben çözeceğim dedi. İşte yöneticilik bu dedim içimden. Teşekkür ettim. Ayrıldım. Köye geldiğimde muhtara durumu anlattım.
    1975/1976 eğitim öğretim yılına başladık. İki öğretmen öğrencilerimizle derslere başladık. Ben yine birinci,ikinci,üçüncü sınıfları okutuyorum. Arkadaşımda dört ve beşinci sınıfları.
    Bu arada dozerci Osman a sordum. Bir kanal açarsak yolun ne tarafına açalım, ne kadar derinlikte olsun diye. Fikrini almak istedim. Benzer bir konuyla karşılaşmış. Bana yolun uçurum tarafını seçin, en az altmış yetmiş santim derinlikte olsun dedi. Niçin dedim. Şimdi araç kullanılmıyor. Yolu Tekkeönü köyüne, yani ana yola bağladığımızda araçlar çalışmaya başlayacak. Diğer tarafa açarsanız boruların üzerinden geçecekler, borular patlayacak, uğraşacaksın, uğraşacaklar patlayan borularla. En doğrusu uçurum tarafı. Şöför o tarafa yaklaşmaz dedi. Nede olsa tecrübe konuşuyor.
    Hafta sonu Çayaltı Köyü, Kavaklı Köyü öğretmenleriyle görüşmelerimize devam ediyoruz. Bu görüşmeleri artık rutin hale getirdik. Onlarında su konusundaki düşüncelerini dinledik. En doğrusu nun Dereköy ve Aydoğmuş köyü halkıyla bir toplantı yapmak, durumu onlara izah etmek olduğu konusunda hem fikir olduk.
    Bir problem varsa o problemi çözmenin yolu, onun önündeki engelleri kaldırmaktan geçiyordu. Bir bakmışsınız problem çözülmüş, sonuca ulaşmışsınız. Boru işimiz bana göre çözülmüştü. Tek mesele kanal açmak olsun.
    Birlikte görev yaptığımız arkadaşımla, düzenleyeceğimiz toplantıda neler konuşacağımızı planladık. Muhtarımıza durumu ilettik. O da korucuyla toplantı yapacağımız gün ve saati halka duyurdu.
    Toplantıyı akşam yemeği sonrasında Aydoğmuş Köyü kahvesinde yapıyoruz. Ben konuşmamı yaptım. Öğretmen arkadaşım sağlık ile ilgili bilgilerini aktardı. Sözü aldım, konuyu beş yüz metrelik kanal açmaya getirdim. Her kes farklı farklı konuşuyor. İşe sahip çıkan birkaç kişi. Nihayetinde konuyu neticeye bağlayamadan ayrıldık.
    Stajyerliğimiz kalkmış artık asıl öğretmeniz.
    Bir perşembe günü öğleden sonra çocuklara getirttiğimiz, çapa, kazma kürekle başladık su kanalı açmaya. Gelen geçen selam veriyor. Kolay gelsin diyorlar. Ardından çocuklarla bu iş olmaz demeye başladılar. Vatandaş geçip gittikten sonra bizler öğrencilerimizle derse başlıyorduk. Yaptığımız iş sadece göstermelikti. Onların geri dönüş zamanında da tekrar çıkıyor, kazmaya başlıyorduk. Selam veriyorlar, kolay gelsin diyorlar, hiçbir şey yapamamışsınız, biz demedik mi çocuklarla bu iş olmaz diye lafı gediğine koyup gidiyorlardı. Cuma günü, cumartesi günü ayni taktiği uyguladık.
    Sonraki hafta bir toplantı daha düzenledik. Ayni köyde, ayni kahvede ve ayni katılımcılarla. Konuya direk girdim. Sahip çıksaydınız bu iş şimdiye bitmiş olacaktı. Biraz damarlarına bastım. Gelin dedim hem piknik yapalım, hem aramızda pay edelim, herkes payına düşen kısmı kazsın. İşi iki günde bitiririz dedi birisi. Sonuç itibarıyla artık hem fikiriz. Pazar günü öğrencilerimiz, muhtarımız, azalar, korucu, köylerdeki kadınlar erkekler toplanıp ellerinde kazmalar, çapalar, küreklerle geldiler. Okulun orda toplandık. Herkese ne kadar yer düşüyorsa paylaştırdık. En az altmış santim kazmaları gerektiğini anlattık. İşe başladık. Şarkılar, türküler söylendi. Yemekler yendi. İki günlük iş dedikleri iş dört saatte bitti. Metre ile kadar kanal açmışız. Santimi santimine ölçtük. Dört yüz doksan metre.Ona göre boru isteyeceğiz.
    Kurucaşile ilçesine gittim. Kaymakam beyin yanındayım. Kanalın açıldığını, uzunluğunu söyledim. Biraz şaşırdı. Bittimi gerçekten dedi. Evet bitti, hazır dedim. Halkı nasıl çalışmaya razı ettiğimizi anlatınca helal olsun dedi. Sözümde duracağım. Boruları getirteceğim.Biraz da fazlası olacak. Hatta Tekkeönü köyüne kadar borular ve yapıştırıcılar gelecek. Haber vereceğim. Oradan köye ulaştırması da sizlere ait dedi. Kaymakam beye teşekkür edip ayrıldım.
  7.  Avatarı
    Aradan bir hafta geçmişti. Köy korucumuz boruların Tekkeönüne geldiğini haber vermeye geldi. Almak, köye getirmek artık bizim işimiz. Köy halkından yanımıza katılanlarla Tekkeönü köyüne gittik Gidişimiz elli dakika, boruları,yapıştırıcıları bırakılan yerden teslim aldık. Omuzlarımızda borularla geri dönüşümüz başladı. Yol bize uzak yükümüz ağır gelmeye başladı. Tekkeönü köyünden dönen kahve müdavimleri bize yetiştiler. Yükümüzü paylaştılar. Yaklaşık olarak dinlene dinlene bir buçuk saatte Dereköye geldik. Boruları okulun bahçesine bıraktık.
    Boruları öğretmen arkadaşım,muhtar, köy korucusu, köy halkından birkaç kişiyle döşemeye başladık. Boru döşemesi i çabuk bitirdik bitirmesine de iş, kaynağa bağlamasına, sabitlenip betonlanmasına, ve kanalın kapatılmasına kaldı. Sonraki günlerde o işi de hallettik. Okulun bahçesine güzel bir de çeşma yaptık. Öğrencilerimiz artık o suyu kullanıyor, köy halkından evleri yakın hatta uzak olanlar içme suyunu, kullanma suyunu okulun bahçesindeki çeşmeden alıyorlardı. Kavaklı köyünden, Aydoğmuş Köyünden gelenler çeşme başında konaklıyor, dinleniyor, sularını içiyor, çeşme başı sohbetler yapıyorladı. Üç köyden tanımadığımız insan kalmamıştı. İnsanlarımız biri biriyle de kaynaşmışlardı. Kaymakam beyin yanına tekrar gittim. Durumu anlattım. Yol bitsin geleceğim köyünüze dedi. Her zaman için beklediğimizi, misafir edeceğimizi söyledim. Gönderdiği borular için tekrar teşekkür ettim.
    Okulun yanında bir çayır var. Dereköye ait. Köyün ortak malı. Köylerde gençler var. Kahve köşelerinde vakit geçiriyorlar. Öğretmen arkadaşlarla yaptığımız hafta sonu görüşmelerimizin birinde bir teklif getirdim. Gelin bir futbol sahası yapalım, köy çayırına. Altı üstü altı tane direk kalesi. Birde futbol topu aldık mı maçlara başlarız gençlerle. Bir biriyle kaynaşırlar, sporda yapmış oluruz. Olur dediler. Fikir güzel. Bahar aylarında bu fikri uygulayalım diye anlaştık.
    Derslerimiz rutin şekilde devam ediyor. O iş zaten mesleğimiz. İşimizi zaten yapıyoruz. Bir problem yok. Diğer yandan Dozerci Osman rotayı Çayaltı köyüne çevirmiş. Yol açma çalışması devam etmekte. Günlerden bir gün köy korucumuz okula geldi. Çayaltı köyünde birkaç kişi dozerin önünü kesmiş, bizim muhtarımız, azalar, Çayaltı köyü muhtarı ve azaları hepsi orada toplanmışlar. Beni çağırmaya gelmiş. Dersi bıraktım. Sınıf öğrencilerine ödev verip, diğer öğretmen arkadaşa sınıfı teslim edip ayrıldım. Köy korucusu ile birlikte doğru Çayaltı köyüne.
    Dozerin yanına geldiğimde yaşlı bir kadın kepçenin önüne yatmış, bir türlü kalkmıyor. İnat mı inat. Bu yol buradan geçmeyecek, geçirtmem diyor. Başka bir şey söylemiyor. Hiç kimse ikna edememiş. Bende köy korucumuza Tekkeönünden bir dolmuşa bin, Kurucaşile ilçesine git. Jandarma karakoluna uğra, yüzbaşıya benim gönderdiğimi söyle, olayı anlat, askerini alıp tam teçhizatlı olarak buraya gelsinler. Konuyu kaymakama da anlat diyerek korucuyu gönderdim.
    Hepimiz bekliyoruz. Hiç kimsede ses seda yok. Yüzbaşımız dört askerle geldi Tekkeönü köyüne kadar araçla, oradan yürüyerek olay yerine ulaşmışlar. Yüzbaşı gelir gelmez askere tüfeklerine mermi sürmesi emrini verdi. Dozerci Osman askerin silah doldurduğunu görünce belinden tabancasını çıkardı. Dozerden indi. İşin boyutu birden değişti. Yüzbaşının yanına gittim. Bize söylemiyor. Tek söylediği yolu buradan geçirmeyeceği, Alçak bir sesle sorar mısın? Sebebi neymiş?
    Yüzbaşı kadının yanına gidip niçin böyle davrandığını öğrendi. Kadının derdi yol güzergahında sekiz tane kestane ağacı var, onların kırılmasıymış. Yoksa arazisinden yol geçmesine karşı değilmiş. Yüzbaşı orada bulunanlara durumu anlatınca gergin ortam birden yumuşadı. Dozerci Osman sakinleşti. Tabancasını beline soktu. Asker silah indirdi,mermi boşalttı.
    Dozerci Osman kadına kestane ağaçlarına zarar vermeden diplerinden sökeceğini, bizlerde sökülen ağaçları arazinin uygun yerlerine tekrar dikeceğimizi söyledik . O kadar insanız. Sekiz tane kestane ağacını dikmek ne ki.
    Gerçekten Dozerci Osman dozeri çalıştırdı, kadını dozerin önünden aldılar, ağaçların köküne zarar vermeden söküp söküp bıraktı. Köyden getirilen kazmalar, kürekler ve ipleri kullanarak kadının kestane ağaçlarını arazinin uygun yerlerine tekrar diktik. Can sularını da verdik. Yüzbaşımız konu halledildiğine göre biz artık dönelim dedi. Kendisine teşekkür ettim. Görevimiz dedi. Sağ olsun. Kadının kestane ağaçlarına sahip çıkmasına hayran kaldım. Sonraki günlerde o kestane ağaçlarının kestanelerini yemekte nasip oldu.
    Olay tüm köylerde duyulmuştu. İyi de oldu. Neden mi? Tekkeönü köyündeki arazi sahibi hiç sorun çıkartmadı. Bazen şer gibi görünen işler,olaylar hayra sebep oluyor. Dozerci Osman ve yağcısının işi bitmişti. Biri birbirimize haklarımızı helal edip vedalaştık.
    Yolumuz Tekkeönüne bağlanınca fındık tüccarı, yani toptancısı bir tüccarımız var Tekkeönü köyünde. Yanına gittim. Senin dolmuşun var, kamyonun var. Arada bizi köye kadar götür. Ücretini verelim. İşin olursa iki oğlundan birisi dolmuşu kullansın teklifini yaptım. Hem köylüyü dolmuşa bindirmeye alıştırırsın, hem para kazanırsın, fındıkları da çuval çuval kamyonunla toplarsın muhabbeti yaptık. Hatta birkaç gün ücret almadan taşı ki. Köylülerimiz alışsın rahatlığa, kısa zamanda köylerinde olmaya. Tüccar sonuçta. Kafasına yattı. Dolmuş seferleri başladı böylece. Aldıklarımızı da artık kolayca götürüyorduk.
    Halk Eğitimi müdürü ile tanıştım. Kursiyerlerini diktiklerini gördüm. Kendisine Tekkeönü köyündeki okulda bir sergi açmaları teklifini götürdüm. Vali Nevzat Ayazı davet edebileceğimizi, böylece hem de yolun açılışını yapabileceğimizi anlattım. Fikir hoşuna gitti. Hazırlanalım o zaman dedi. Fazla bir hazırlığa gerek yok. Bir sürü el işi yapmışsınız, nakışlar var, çeşit çeşit elbiseler diktirmişsiniz. Bir tarih belirleyelim. O gün için siz okulda serginizi açarsınız, ardından resmi olarak yolun açılışını yaparız dedim. Anlaştık. Haziran ayının ilk Pazar günü saat 12 de sergilerini yapacaklar. Biz de yol açılışını. Davetiyelerimizi o gün için hazırladık. Davetiyelere programı yazdık. Daha nisan ayı başlarındayız. Zonguldak Valiliğine on adet davetiye gönderdik. Kurucaşile ilçesinde bulunan tüm okullara ve resmi dairelere davetiyeleri o günden dağıttık. Zonguldak Valisi Nevzat Ayaz şahsına bir mektup daha yazdım. Durumu anlattım. Sözünü hatırlattım. Yaptıkları için mektubumda tekrar tekrar teşekkür ettim.
    Dereköyde futbol için kalelerimizi hazırladık. İlçeden kendi paramla iki adet futbol topu, iki adet voleybol topu ve voleybol ağı aldım. Futbol topu aldığımı öğretmen arkadaşlara söyledim. Voleybo l konusu sürpriz.
    Futbol sahasının yanına yanımdaki öğretmen arkadaşla voleybol sahasını da hazırladık. Direklerini diktik. Ağını da gerdik boş vakitlerimizde.
    İş takım kurmaya, oyun oynamaya kalmıştı. Çayaltı köyü öğretmenlerini ve gençlerini, Kavaklı köyü öğretmenlerini ve gençlerini, Aydoğmuş köyü Dereköy gençlerini Pazar günü için top oynamaya davet ettik. Geldiler. Futbolda oynadık voleybolda. Spor bu insanları biri birine yaklaştırıyor. Artık Pazar günleri sahamız gençlerle dolu. Futbolda oynuyorlar, voleybolda.
    Sene sonu yaklaşıyor. Sene sonu hazırlıklarımıza başladık bir taraftan. Yani karne, karne kayıt defteri,sınıf geçme defteri,diploma defteri dolduruyor, diplomaları yazıyoruz. Vali beyden bir mektup aldım. Geleceğini belirtiyor, ayrıca o gün için bir de sürprizi olacağını belirtiyordu.
    İlçeye gittim. Mektubu Halk eğitim müdürüne ve kaymakama, milli eğitim müdürümüze okuttum. Dönüşte de Tekkeönü köyündeki okula uğrayıp mektubu okul müdürüne de okuttum. Herkesi bilgilendirdim özetle.
    Haziran ayının ilk pazarı. Sabah erkenden kalktık. Doğru Tekkeönü köyüne. Okula gittiğimizde okul müdürü her şeyin hazır olduğunu, Halk eğitim müdürünün cumartesi günü öğleden sonra gelip kursiyerleriyle sınıflarda sergilerini yaptıklarını anlattı. Hatta yapılacak ikramlar dahi hazırlanmış, çeşit çeşit içecekler, kuru pastalar, börekler, yaş pastalar. Kursiyer kızlar ve anneleri maharetlerini göstermişler .
  8.  Avatarı
    Hepimiz hazırız. İlçedeki tüm protokol, okulların müdür ve öğretmenleri, ilçedeki iş adamları, esnaflar. Yüzbaşımız askerleriyle orada. Köylümüz, köylülerimiz. Çok büyük bir kalabalık. Vali beyi ve ilden gelecek olanları beklemekteyiz. Nihayetinde Vali Nevzat Ayaz geldi. Onun mahiyeti de bir hayli kalabalık. Korumalar, daire müdürleri. Karşıladık. Tek sıra halindeyiz. Protokol sırasındayız. Sıradaki herkesle tek tek tokalaşarak bana kadar geldi. Oğlum saçların çok uzamış farkında değil misin? Demez mi. Yerin dibine gireceğin. Sıradan hemen çıktım. Tekkeönü köyündeki berberi buldum. Dükkanını açtırdım ve saç traşımı oldum. Saçımı yıkatıp doğru Vali Beyin yanına. Olmuş mu sayın Valim dedim. Tamam şimdi bir kere daha gözüme girdin. Güzel bir hatıra oldu. Dedi. Açılışı bekliyoruz. Ancak valimiz oyalanıyor. O da beklemede.
    Okulun önünde bir araç durdu. İçinden iki kişi çıktı. Valimiz biraz heyecanlanır gibi oldu fakat heyecan sonra sanki şaşkınlığa döndü. Beni yanına çağırdı. Arabadan Bülent Ecevit in çıkmasını bekliyordum. Her halde gelmeyecek. Arabanın yanına gittim. Şöföre ve koruması olduğunu sonradan öğrendiğim kişilere sordum. Yolda indiler. Rahşan Hanımla. Yürüyerek geliyorlar. Temiz havayı, Karadeniz havasını özlemişler demez mi koruması. Vali Beyin yanına gidip durumu anlattım. Sürpriz buydu işte. Olsun. Böyle olsun. Onlarda bana sürpriz yaptılar. Yola çıktım. Bülent Ecevit ve eşi Rahşan Ecevit el ele tutuşmuşlar geliyorlar. Başbakanlık yapmış birisi sonuçta. Ancak o da insan, doğaya tutkun, şair biri. Protokol sırasına girdik tekrar, en başta valimiz,ildeki daire müdürleri, ilçedeki normal protokol sırası, kaymakam, yüzbaşımız ve daire müdürleri,okul müdürleri ,öğretmenler olarak bizler,iş adamları,esnaf ,halkımız. Sırayla hepimizle hem Bülent Ecevit hem de eşi Rahşan Ecevit tokalaştı.
    Sonuçta sergiyi de açtık yolunda resmi açılışını yaptık. İkram faslı bittikten sonra vedalaşırken Valimiz herkese teşekkürlerini iletti. Bülent Ecevit ve eşi Rahşan Eceviti, Valimizi ve il protokolünü, kaymakamımızı ve daire müdürlerini , Yüzbaşımızı uğurladık. Tekrar görüşmek üzere vedalaştık. Her kes memnun. Halk Eğitim müdürümüz bir gururlu ki sormayın. Bana iyi ki böyle bir şey düzenledik. Hepsi bana teşekkür etti. Çok sevindim. Ama çok sevindim. Hoşuma gitti. Gururlandım dedi.
    1975/1976 öğretim yılının sonu. Karnelerimizi dağıttık. Mezun olanların diplomalarını verdik. Artık yaz tatili havasındayız. Bizlerde arkadaşlarımızla, köy muhtarımızla vedalaşıp okulu kapattık. Ardından memlekete.
  9.  Avatarı
     Alıntı Originally Posted by yukselc
    Hepimiz hazırız. İlçedeki tüm protokol, okulların müdür ve öğretmenleri, ilçedeki iş adamları, esnaflar. Yüzbaşımız askerleriyle orada. Köylümüz, köylülerimiz. Çok büyük bir kalabalık. Vali beyi ve ilden gelecek olanları beklemekteyiz. Nihayetinde Vali Nevzat Ayaz geldi. Onun mahiyeti de bir hayli kalabalık. Korumalar, daire müdürleri. Karşıladık. Tek sıra halindeyiz. Protokol sırasındayız. Sıradaki herkesle tek tek tokalaşarak bana kadar geldi. Oğlum saçların çok uzamış farkında değil misin? Demez mi. Yerin dibine gireceğin. Sıradan hemen çıktım. Tekkeönü köyündeki berberi buldum. Dükkanını açtırdım ve saç traşımı oldum. Saçımı yıkatıp doğru Vali Beyin yanına. Olmuş mu sayın Valim dedim. Tamam şimdi bir kere daha gözüme girdin. Güzel bir hatıra oldu. Dedi. Açılışı bekliyoruz. Ancak valimiz oyalanıyor. O da beklemede.
    Okulun önünde bir araç durdu. İçinden iki kişi çıktı. Valimiz biraz heyecanlanır gibi oldu fakat heyecan sonra sanki şaşkınlığa döndü. Beni yanına çağırdı. Arabadan Bülent Ecevit in çıkmasını bekliyordum. Her halde gelmeyecek. Arabanın yanına gittim. Şöföre ve koruması olduğunu sonradan öğrendiğim kişilere sordum. Yolda indiler. Rahşan Hanımla. Yürüyerek geliyorlar. Temiz havayı, Karadeniz havasını özlemişler demez mi koruması. Vali Beyin yanına gidip durumu anlattım. Sürpriz buydu işte. Olsun. Böyle olsun. Onlarda bana sürpriz yaptılar. Yola çıktım. Bülent Ecevit ve eşi Rahşan Ecevit el ele tutuşmuşlar geliyorlar. Başbakanlık yapmış birisi sonuçta. Ancak o da insan, doğaya tutkun, şair biri. Protokol sırasına girdik tekrar, en başta valimiz,ildeki daire müdürleri, ilçedeki normal protokol sırası, kaymakam, yüzbaşımız ve daire müdürleri,okul müdürleri ,öğretmenler olarak bizler,iş adamları,esnaf ,halkımız. Sırayla hepimizle hem Bülent Ecevit hem de eşi Rahşan Ecevit tokalaştı.
    Sonuçta sergiyi de açtık yolunda resmi açılışını yaptık. İkram faslı bittikten sonra vedalaşırken Valimiz herkese teşekkürlerini iletti. Bülent Ecevit ve eşi Rahşan Eceviti, Valimizi ve il protokolünü, kaymakamımızı ve daire müdürlerini , Yüzbaşımızı uğurladık. Tekrar görüşmek üzere vedalaştık. Her kes memnun. Halk Eğitim müdürümüz bir gururlu ki sormayın. Bana iyi ki böyle bir şey düzenledik. Hepsi bana teşekkür etti. Çok sevindim. Ama çok sevindim. Hoşuma gitti. Gururlandım dedi.
    1975/1976 öğretim yılının sonu. Karnelerimizi dağıttık. Mezun olanların diplomalarını verdik. Artık yaz tatili havasındayız. Bizlerde arkadaşlarımızla, köy muhtarımızla vedalaşıp okulu kapattık. Ardından memlekete.
    Baştan sona bir solukta okudum.
  10.  Avatarı
    Ellerinize sağlık, gurur duyulacak işler yapmışsınız.