0101 tespiti çok yakışmış. Adanalısın herhalde, yakışır.
Printable View
Kasırgalara karşı yapılması gereken şey onları bypass etmektir tabi mümkün ise. Yok mümkün değil ise "fırtınalı ortamda emniyetli seyir" için ne gerekiyorsa onu yerine getireceğiz. Okyanuslardaki büyük kasırgalar genellikle döngüsel oluyor ve önceden zamanı ve yeri tahmin edilebiliyor.
Yine İşbankasına döneyim. İSKUR hisseleri sermayede pay sahibi değildir, onlar intifa senedidir, sadece şirketin karından belirli oranda kar payı almayı ifade eder (hisse senetlerinden farklı olarak sahibine sadece yararlanma imkanı sunar). Ancak bunların banka tarafından geri alınması her zaman mümkündür. İSKUR'un %28.8 lik bir halka açıklık oranı var ve borsada işlem gören İSKUR sayısı 2,458x0.288=708 adettir. Piyasada işlem gören İSATR hisse sayısı 1,000x0.24=240 adettir. Piyasada işlem gören İSBTR sayısı 29,000x0.2578=7,476 adettir. Bunların banka tarafından geri alımı sorun teşkil etmez. Banka kurucu hisseler dahil tüm yan hisseler için çağrı yapabilir, bunların fiyatları şişik olduğu için sulandırabilir veya da belirli bir oran üzerinden hepsini İSCTR'ye dönüştürme kararı alabilir. Sonuç olarak tüm hisse yapısı tek bir hisseye dönüşmüş olacak yani İSCTR'ye. Borsada işlem gören İSKUR İSATR İSBTR'lerin geri alımında / dönüştürülmesinde kullanmak için özellikle ISCTR düşük fiyatlarda seyrederken hisse geri alımı yapıp bunlar depoya atılabilir.
Şu gerçeğin tekrar altını çizeyim:
BİST ortamında ne bilançolar dikkate alınır ne de şirketlerin faaliyet raporları. Borsaya kote şirketler zaten azınlık hissedarların menfaatlerini ön planda tutmadıkları gibi makul oranda temettü ödeme gibi bir niyetleri de yoktur. Kamikaze türü yatırımların yapıldığı, kumarbazların at koşturduğu, herkesin birbirinin cebini boşaltma peşinde koştuğu, sürü psikolojisinin hüküm sürdüğü, güniçi alsatlarla robotların tahtalara yön verdiği ve hakim güç konumunda olduğu bir piyasadır burası. BİST'teki katılımcıların %99'unun "bilinçsiz" türden olduğuna inanıyorum. BİST'te 8 milyon katılımcı var, bunların 7 milyon 900 bini bu sınıfa giriyor (şahsi görüşümdür). 8 milyonun içinde bilinçli türden olanlar olsa olsa en fazla 100 bin katılımcıdır.
Aslında SPK ve BDDK mevzuatlarıyla 6102 sayılı Türk Ticaret Kanunu (TTK) gayet yerinde hüküm ve yaptırımlar içeriyor. Sorun bunların uygulanmasında. Keyfe keder uygulamalara son verilip kanunun dediği uygulanmak zorundadır. Ayrıca SPK bir an önce acilen yukarıda verdiğim türden reformları hayat geçirmelidir mesela her tahtaya 5 ila 25 adet arası resmi piyasa yapıcısı atanmalı, imtiyazlı hisseler imha edilmeli, bunu kabul etmeyenler kotasyondan çıkarılmalıdır, ayni şirkete ait birden fazla hisse türünün (A tipi B tipi C tipi gibi) kotasyona alınmasına müsaade edilmemeli, halka açıklık oranı asgari %25 olmalı hatta %50'yi aşacak şekilde düzenlenmeli, sermayelerini yitirmiş şirketlere 12 ay süre tanınıp durumlarını bedelli veya tahsisli veya blok hisse satışı yoluyla düzeltmeleri talep edilmeli aksi halde kotasyondan çıkarılmalı, gözaltı pazarında da aynisi yapılmalı ve bu pazar kapatılmalı, borsada suç işleyenlere ciddi yaptırımlar uygulanmalı örneğin yurtdışında 25 yıl hapis cezası verilen bir suça siz 100.000 TL mali ceza veremezsiniz. Bu reformlar acilen yapılmadığı taktirde BİST rakip borsaların bir kaç jenerasyon gerisinden gelmeye devam eder ve gerçek yatırımcılar buraya uğramaz.
Graham rasyosunu açıklarken "hissenin ederi" diye bir tanımdan bahsettim. Hissenin ederi demek; hissenin temel rasyoları (net kar, defter değeri, fiyat kazanç oranı, FAVÖK, serbest nakit akımları, dönen varlıkların kısa vadeli borca oranı vs gibi) açısından hak ettiği değer demektir.
Bu formül gerçekten de çok faydalıdır ancak BİST ortamında yaygın olarak kullanılmaz zira hem buradaki katılımcı profili hem de şirketlerin yönetim profili ve stratejisi çok farklıdır. Katılımcı profilinden kastım hisse performanslarına doğrudan etki eden dinamik faktörlerdir. Gelişmiş ülke borsaları bu formül için çok daha uygundur. Şunu unutmayalım, bu formülün bünyesindeki C sabiti subjektiftir ve kişiden kişiye değişir. C'nin tespitinde tecrübe, bilgi ve beklenti rol oynar. Bunlar kişiden kişiye farklı olduğuna göre formülün uygulanması da farklılık arz edecektir. C sabiti haricindeki diğer 2 çarpana gelince, bunlar cari yani son 12 aylık bilanço bazında olabileceği gibi proforma (geçmiş ile orantılı olarak geleceğe doğru lineer değişim içeren tahmin) bazında olabilir, ayrıca prospektif de olabilir yani önümüzdeki 12 aya ait tahmini veriler.
Hep "psikolojinin 2 ana bileşeni var, açgözlülük ve korku" diyorum ya; herkes korkudan altına ediyorken açgözlü olmalısınız, herkes açgözlü iken de korkmalısınız. Borsada çok ucuz olan hisselere temkinli yaklaşın çünkü a) ucuz olan bir hisse daha da ucuzlama eğilimindedir, b) bir hisse borsada ucuz bir fiyattan işlem görüyorsa mutlaka bunun bir nedeni vardır. Kendisinden çok üstün kuvvetlere mücadele eden bir gerilla savaşçısı gibi hareket etmek zorundasınız borsa ortamında. Şans ve şartlar ne zaman lehinize dönerse ise işte o zaman hamle yapıp saldırıya geçmelisiniz. Bu da sabır ve disiplin gerektirir. Borsada kesinlikle ve kesinlikle ters tepen, müthiş zarar veren hatta adamı batıran 2 felsefe: 1) Battı balık yan gider 2) Ya herrü ya merrü. Ne yapın edin bunlardan uzak durun. Bir de maliyet düşürme cihetine asla gitmeyin yani zararda olan bir pozisyona maliyetin altından ekleme yapmayın. Maliyet düşürme stratejisini KYlar çok sever ama bu strateji yanlıştır. Borsada ucuz gözüken hisseler daha da ucuzlama eğilimindedir, pahalı gözükenler ise daha da pahalılaşma eğiliminde.
Borsada para kazanmak için her 100 alım kararından en az 50 sinin doğru çıkması gerekir. Her 2 karardan 1 i fos çıkabilir yani zararla sonuçlanabilir, yeter ki siz disiplini ve stratejiyi elden bırakmayın ve stopunuzu çalıştırın, böylece de küçük küçük zararlar yazın ama yazdığınız karlar da büyük olsun.
Ayı piyasası içindeyken zaman zaman ortaya çıkan yukarı tepkiler yanıltıcıdır. Zaten ayı piyasasının en belirgin özelliklerinden biri de budur. Tepkiler çok sert ve ani olur. Ortaya çıkan düşüşün %50-70 ini geri alan türden yukarı tepkiler görülebilir. Çoğu borsacı bu tür tepkilere kanıp mala girer ama ters köşe olur.
KYların bayıldığı maliyet düşürme stratejisini biraz daha açayım:
Düşen bir hissede kafasına göre maliyet düşüren biri borsayı bilmiyor demektir. Alım yaptıktan sonra düşmüş olan bir hissede maliyet düşürmek prensip olarak yanlıştır. Sizlerin bildiği ve KY'nın her fırsatta dillendirdiği maliyet düşürme tekniği ayrıca çok tehlikelidir. Borsada maliyet düşürülmemelidir, tam tersine artırılmalıdır yani alım yaptığınız hisse tam da sizin tahmininize uygun bir performans göstermeli ve çıkışını sürdürmelidir. Ancak böyle olursa ek alım yaparak maliyet yükseltilebilir. Bunun tam tersini uygulamak, alım yaptıktan bir süre sonra zaten düşmüş olan bir hissede ek alım yaparak klasik maliyet düşürme tekniğini uygulamak doğru değildir. Maliyet düşürme tekniği adamı batırabilir de, böyle bir potansiyele sahiptir.
Maliyet düşüren biri zarardadır demektir. Beklentisi gerçekleşmemiştir hatta tam tersi ortaya çıkmıştır, çıkmasını beklediği hisse düşmüştür. Öte yandan maliyet artıran biri kârdadır, beklentisi gerçekleşmiştir, alım yaptığı hisse prim yapmaktadır. Beklentisi gerçekleşmeyen, aldığı hisse düşen, buna karşılık ek alıma gidip maliyet düşüren biri tanım itibariyle yanlış yoldadır. Beklentisi gerçekleşen, aldığı hisse primlenen, ek alım yaparak maliyet artıran ise doğru yoldadır. Tabi maliyet artırma cihetine giden biri "kovalayan türden stoploss" u devreye sokmak zorundadır. Yani başlangıç stoplsossunuzu hisse primlendikçe yukarıya çekeceksiniz, aksi taktirde elde ettiğiniz pirimi geri verme hatta zarara dönme riski taşıyorsunuz demektir.
Beklentinizin gerçekleşmediği, çıkmasını beklerken düşmüş olan bir hissede ek alım cihetine gitmek zaten mantığa da terstir. Böyle yapmak yerine makul bir zararla pozisyonu kapatmak en doğru harekettir. Kovalayan türden bir stoploss uygulamak icap eder. Bu stoploss'un oranı da sizin tecrübeniz, risk iştahınız, beklentileriniz, portföy büyüklüğünüz, trade yapma sıklığınız, işlem yapılan hissenin volatilitesi ve betası ile orantılıdır. Gün içi trade yapan birinin %1'i aşmayan bir stoploss uygulaması gerekirken, orta vade takılan biri %5-10 arası bir stop uygulamalıdır.
Yukarıda beta dedim. Alfa ile betayı karıştırmayın. Alfa'yı belirleyen sizin kendi performansınız, bilgi ve beceriniz, tecrübenizdir. Kıısaca endekse oranla göreceli kâr veya zararınız alfayı belirler. Beta ise tamamen söz konusu hissenin özellikleriyle orantılıdır. Endekse orantılı olarak bir hissenin volatilitesi betayı belirler. Alfa ile Beta artı da olabilir eksi de. Büyüyen şirketler genellikle yüksek ve de pozitif betaya sahip olur. Alfa sıfır ise endeks ile paralel bir getiri sağlamışsınız demektir. Alfa %1 ise endekse oranla %1 daha fazla kâr elde etmişsinizdir.
Yapılan yorumları mantık süzgecinden geçirip tecrübe ve bilginiz kapsamında değerlendirmelisiniz. Borsada herkes kendi bacağından asılır unutmayın. Yaptığınız hataların bedelini siz kendiniz ödersiniz. Eğer doğru yolda iseniz bunun mükafatını da siz kendiniz alırsınız.
Alım-Satım yaparken haklı nedenlerinizin olması gerekir. Neden belirli bir seviyede alım veya satım yapmak istediğinizi, o seviyeyi nasıl belirlediğinizi veri ve gelişmelere bağlı olarak kanıtlamalısınız. Öyle içimden buradan alım yapmak (veya satış yapmak) geldi demek olmaz. Mesela yakın bir vadede bir ışık mı görüyorsunuz? Bu ışığın sebebi nedir? Piyasa aşırı olumsuzluk mu pompalıyor? Ayı - Boğa rasyosu 80-20 yi aşmış mı? Stopumuz ihlal mı edildi? Önceden belirlenen alım seviyesine mi gelindi? Dürtüsel icraatlar genelde ters teper.
Eğer borsa oynuyorsanız alfayı betayı volatiliteyi vs vs öğrenmek zorundasınız. VİOP ile Varantlara takılanlar ek olarak deltayı ve gamma'yı da öğrenecek. Öyle armut piş ağzıma düş taktiği borsada işlemez. Ne kadar ekmek o kadar köfte. Emek vermeden, bilmeniz gerekenleri öğrenmeden, gerekli tecrübeye sahip olmadan borsadan para kazanamazsınız. Eğer olur da şansına ve tesadüfen borsada para kazanmışsanız emin olun bu parayı er veya geç geri vereceksiniz hem de fazlasıyla. Borsada fırsatlar tükenmez, yeter ki bu fırsatlar ortaya çıktığında risk (yatırım) sermayemiz hazır olsun.
En önemli özelliklerden biri hissenin halka açıklık oranıdır. Hatta bir adım daha ileri gidelim, serbest dolaşımdaki lotların oranıdır. Halka açıklık ile serbest dolaşımdakilerin oranı farklıdır. Halka açıklık oranı her daim serbest dolaşım oranından büyüktür. Geri alımlarla alınan lotlar, uzun vadeli yatırım amacıyla alınıp depoya atılan lotlar, satışa mevzu bahis olmayan kapalı lotlar vs halka açık olan kısımdan düşülür ve böylece serbest dolaşımdaki lotlar hesaplanır. İlginç gelecek ama BİST'te pahalı ve primli kağıtlar ucuz olanlara oranla çok daha iyi performans gösterir. Bunun nedeni a) serbest dolaşımdaki lotların az olması, b) tahtadaki lotların toplanmış olmasıdır.
topiğiniz hayırlı olsun,
elinize emeğinize sağlık.
sağlık sıhhat esenlikler dilerim.
maliyet düşürme gibi bir şeyi tamamen unutmak faydalı olabilir. bazen maliyeti düşüreceğim diye elindeki fırsattan da oluyorsun. 5 liraya aldın hisseyi 4 lira olursa iki katına çıkarırım diyorsun. sonra 10 lira oluyor :) iki katına çıkaracağım derken yarısını alabiliyorsun artık ve bu insanı psikolojik olarak etkiliyor tabii. artık o noktada en baştan neden bu hisseyi aldığını sorgulaman gerekiyor. ya da demek istediğim bu hisse 10 lira olursa da alırım ben diyebilmek gerekiyor galiba. 10 lirayken almayacaksan neden 5 liradan aldın yani.
Bir bankanın ederi ya F/K sının belli bir katı (mesela 10 katı) veya defter değerinin belli bir katı (mesela 2 katı) ya da aktiflerinin belli bir yüzdesi (mesela %15 i) baz alınarak hesaplanır.
2006 yılında Citibank Akbankta %20 blok hisseyi 3.1 milyar dolara satın aldığında defter değerinin 3.5 katı kadar bir değer üzerinden para ödedi. O zaman Akbankın değerini 15.5 milyar dolar olarak (2006 doları) hesaplamışlardı. 2024 dolarına dönüştürürsek bunu 1.55 ile çarpmamız gerekir. Bugünkü dolar bazında Akbankın değeri 2006 yılında 25 milyar dolar olarak hesaplanmış. Gelgelelim aradan 18 yıl geçti, Akbankın piyasa değeri şu anda 8 milyar dolarda. Bir de banka son 18 yılda dünya kadar kar elde etmişken piyasa değeri 25 milyardan 8 milyar dolara düşmüş. Bu da bir borsa gerçeğidir.
Mevcut yönetim İşbankasındaki saklı değerlerin (bağlı ortaklıklarla iştirakler) hak ettiği değeri bulması için gerekeni yapmıyor ve fiili holding statüsünü devam ettiriyor. Her ne kadar bir yanım tasvip etmese de diğer yanım hükümetin bir kanun çıkartarak işbankasındaki Atatürk hisselerini Hazineye devretmesini istiyor, tabii bunu yapmadan önce tahtadan mal toplamalılar ki %50.1 e ulaşıp nihayetinde şirketin yönetimine sahip olsunlar, sonra da varlık fonuna devretsinler çoğunluk hisseyi. Ondan sonra da ayıkla pirincin taşını. Atatürk hisselerinin devri mahkemede bir kaç yıl sürüncemede kalır, bu arada iş Holding parçalanıp solo bankaya dönüştürülür ve saklı değerler gün yüzüne çıkarılır. Mahkeme süreci buna bir engel teşkil etmez herhalde. Kapitalist sistemde eğer bir varlık değerinin çok altından işlem görüyorsa bir girişimci kurum böyle bir çarpıklığı bir şekilde giderir. Sistemin doğasında var bu. Private equity, leveraged buyout, investment pools vs gibi fonların kuruluş amaçları zaten budur yani piyasada oluşan çarpık fiyatlamalardan istifade etmek.
6102 sayılı Türk Ticaret Kanunundaki 376 nolu Madde borca batıklık durumunu kapsar. Sermayesini ve yedek akçelerini kaybetmiş bir şirket borca batık demektir. Bunun tercümesi, özkaynakları eksiye düşmüş olan bir şirketin borca batık olduğudur. Bu durumda YK acilen toplanıp bedelliye gitme veya başka bir yöntem ile bu durumu düzeltmekle yükümlüdür, aksi taktirde iflas gündeme gelir. BİST'te bu durumda olan şirketler hangileri acaba? Borca batıklık durumunu düzeltmek için neler yapılıyor? Bu durumdaki şirketlerin hala borsaya kote olması yatırımcıları yanlış yönlendirmek olmuyor mu?
Özsermayeyi oluşturan kalemler şunlar:
ödenmiş sermaye
sermaye yedekleri
kar yedekleri
geçmiş yıllar kar ve zararları
özsermaye kalemlerine ait enflasyon farkları
Şu bilgiyi de vereyim:
Şirketin kardan alacağı pay olan yedek akçeler özsermaye içerisinde hareket eder. Başta kar içerisinde yer alarak özsermayeye dahil olan bu pay, sonrasında yedek akçelere geçerek özsermaye içerisinde yer değiştirir.
Sonuç itibariyle, özsermayesi (diğer adıyla defter değeri) eksi olan bir şirket hem ödenmiş sermayesini hem de yedek akçelerini sıfırlamış demektir ve TTK'da bu durum borca batıklık olarak tanımlanır, yönetim kurulu bu durumda acilen toplamalı ve bedelli vs yoluyla bu durumu düzeltmek zorundadır, aksi durumda iflas söz konusudur. Yatırım yapacağınız şirketin özkaynaklarına (özsermayesine, defter değerine) muhakkak bakın.
Sportif A.Ş. lerin özsermayeleri çok uzun bir süre eksideydi. Yakın geçmişte bedellilerin de etkisiyle GSRAY ile TSPOR artıya geçti ama FENER ve BJKAS ın özkaynakları hala eksidedir (BJKAS eksi 3 milyar 35 milyon TL, FENER eksi 512 milyon TL).
Bugün 20 Kasım Çarşamba büyük gün. 3.6 trilyon dolarlık piyasa değerine sahip Nvidia'nın 3Ç bilançosu açıklanacak. Kemerleri bağlayın.
benim bir yanım ise iyi kötü profesyonel bir yönetim var iken bu yönetime bilmem kimin teyzesi, bilmem kimin dayısı, kuzeni, yeğeni atansa ne olur diyor? acaba deli dumrul köprülerinde olduğu gibi bankadaki değerler maliyetinin ya da kasasında olan paraların bile altında birilerine peşkeş çekilir mi diye sorasım var? not bu sadece bu dönem için değil; geçmişte Dışbankın satışını bilenler tehlikeleri biraz abartırlar belki ama galiba tüm dönemlere şamil bir nepotizm var diyerek çok düşünülmesi lazım diye düşünüyorum.
Çok doğru. TR'de nepotizm, adam kayırma ve benim adamım diyerek liyakatsiz olanları işbaşına getirme son derece yaygın. Bunlar Türkler, Araplar ve İranlılarda yüzyıllardır toplumun parçası olmaya devam ediyor maalesef. Aslında Türklerde bu tür karakter özellikleri yoktu çok eski dönemlerde. Türkler Araplaştırılmaya başlandıktan sonra bunlar topluma yerleşti. Maalesef nepotizm, adam kayırma, liyakatsizleri işbaşına getirme durumu daha uzun bir süre daha devam edecek, yüzyılların alışkanlığını öyle hemencecik silemezsiniz. Benim tahminim bu sürecin bir kaç yüz yıl alacağı yönünde. Sizin torununuzun torununun torununun torunu bir ihtimal bunların toplumdan kalktığını görebilir. O zaman gelene kadar da bunlar toplumu hükmetmeye devam edecektir.
Bu arada bir detayda bahsedeyim: Z skoru. Benim iş yaptığım ortam Z skoru ile içli dışlıdır ama bu terim çok sık karıştırılır. Benim Z skorundan kastım Altman Z skorudur ki bir şirketin iflas etme olasılığını tahmin etmek amacıyla şirketin finansal istikrarını ölçer. Uygulanan ülkenin ekonomik gelişmişlik seviyesi ve sektöre göre birçok farklı hesaplama yöntemi olan Altman Z-Skorunda 7 adet bilanço kalemi kullanılıyor. Hesaplamanın bütünü ise bu 7 kalemden elde edilen bazı oranların önem derecelerine göre ağırlıklandırılarak toplanmasından oluşuyor. Bununla birlikte Türkiye gibi gelişmekte olan ekonomilerde faaliyet gösteren şirketler için hem kullanılan bilanço kaleminin sayısı hem de hesaplama sonucu açığa çıkan oranların ağırlıklandırılması için kullanılan oranlar farklı. E olarak ifade edilen satışlar/toplam varlıklar, gelişmekte olan piyasalarda faaliyet gösteren şirketler için kullanılmazken, A,B,C ve D hesaplamalarının toplanmasında kullanılan ağırlıklar da farklı.
A = işletme sermayesi / toplam varlıklar
B = birikmiş karlar / toplam varlıklar
C = faiz ve vergi öncesi kazanç / toplam varlıklar
D = öz sermayenin piyasa değeri / toplam yükümlülükler
E = satışlar / toplam varlıklar
Altman Z-Score = (1,2 x A) + (1,4 x B) + (3,3 x C) + (0,6 x D) + (0,99 x E)
Altman Z-Score hesaplamasında 1,8 in altında kalan şirketler, iflas riski yüksek şirketler olarak tanımlanırken, 1,8 ile 3 arasındaki değere sahip şirketler gri bölge olarak adlandırılan ve temkinli yaklaşılması gereken şirketler olarak ifade ediliyor. 3 ün üstünde değer alan işletmeler ise güvenli tarafta bulunan, iflas riski minimum olan şirketler.
Bununla birlikte Prof Altman tarafından yapılan bir açıklamaya göre, iflas riski yüksek olan şirketler, 1,8 puanın altında kalan şirketlerden ziyade, 0 a oldukça yakın olan şirketler olarak tekrar tanımlandı. Yani gri alan genişletilirken, iflas riski yüksek olan şirketler 0 a oldukça yakın işletmeler olarak ifade edilmeye başlandı.
Gelişmekte olan piyasalarda faaliyet gösteren şirketlere yönelik hesaplamalardan açığa çıkan sonuçlar ise daha farklı yorumlanıyor. Bu piyasalarda bulunan şirketler için güvenli bölge 2,6 ile 4 arasında bulunurken 1,1 ile 0 arasındaki bölge ise iflas riski yüksek olan şirketleri ifade etmek için kullanılıyor. İki bölge arasında kalan değer ise gri bölge olarak adlandırılan temkinli durumu ifade ediyor.
2007 yılında, tam 2008 krizi arifesinde, Altman Z-Skoru kullanılarak ABD deki halka açık şirketlerin iflas riski hesaplandığında ortalama değer, 1,81 olarak bulunuyordu. Hesaplanan bu oran ABD deki şirketlerin ortalama olarak iflas risklerinin arttığını ve bir krizin kapıda olduğuna dair güçlü sinyaller veriyordu. Nitekim o dönem iflas eden Lehman Brothers, Countrywide Financial, Bear Stearns gibi finansal şirketlerin Altman Z-Score oranları, kritik değer olarak ifade edilen 0 - 1,8 aralığında bulunuyordu. Lehman Brothers 0,8, Countrywide Financial 0,35 ve Bear Stearns 1,88 lik bir oran ile iflas risklerini 2007 yılında açığa çıkarmışken, bu şirketin tamamı gelecek yıllarda iflas etti. Böylece Altman, 1967 yılında geliştirdiği ve zaman zaman güncellediği formülü ile yaklaşık 40 yıl sonra gerçekleşecek olan büyük bir krizi böylece öngörebildi.
Gelişmekte olan piyasalar için uygun görülen yöntemle BİST100 şirketlerinde Z Skor analizi yaptığımızda çıkan sonuçlar, yüksek enflasyonist döneme rağmen, finansal ve finansal olmayan şirketlerin büyük çoğunluğunun borç ödeme kapasitelerinin güçlü olduğu yönündedir yani iflas riski oldukça düşük çıkıyor.
Altman Z Skoru ile karıştırılan diğer Z Skoru ise bir hissenin medyan fiyattan uzaklığını ölçen istatistiksel bir ölçüdür, değerlerin ortalamadan ne kadar saptığını ortaya koymak için yapılan bir standartlaştırma işlemidir ve standart sapma cinsinden bir sonuç verir. Profesyonel Al-satçılar ve Robotlar al / sat kararları verirken bunu da kullanırlar. Ben şahsen istatistiksel Z Skorunu kullanmıyorum, bunun yerine Bollinger Çizgilerini ikame ediyorum.
Altman değil de istatistiksel Z Skoru, belirli bir veri noktasının ortalamadan ne kadar standart sapmada olduğunu gösterir. Bu nedenle, ilk önce standart sapmanın hesaplanması gerekir. Z Skoru ne kadar yüksek (veya düşükse), ortalamadan o kadar uzaktasınız demektir. Bu, iyi ya da kötü anlamına gelmez; yalnızca verilerin normal olarak dağıtılmış bir örnekte nerede bulunduğunuzu gösterir, dolayısıyla da bir yatırımı veya alım / satım fırsatını değerlendirmede yardımcı olur. Genellikle -3,0 ile 3,0 arasında bir Z Skoru aralığı kullanılır (bunlar standart sapmadır) çünkü 3 standart sapma durumunda normal dağılıma sahip verilerin %99,7'si bu aralığa girer. Bazıları ise ortalamaya yakın puanları tercih ettikleri için -1,5 ile 1,5 arasında bir değer kullanır. Z Skoru treyderler için önemlidir çünkü verilerinizin veri dağılımının neresinde olduğunu gösterir. Örneğin Z Skoru 1,5 ise ortalamadan 1,5 standart sapma uzaktasınız demektir.
Başkan Trump; verimsiz bir şirketi düşmanca ele geçirip nihayetinde çalışanları değiştirerek, maliyetleri düşürerek, şirkete yeni vizyonlar aşılayarak büyük reformlar gerçekleştiren kurumsal baskıncıların yolundan giderek ABD'yi baştan aşağı reforme edecek, bu gidişat artık belli oldu. 1987 yapımı Wall Street filmindeki baş karakter Gordon Gekko'yu ve onun "açgözlülük iyidir" konuşmasındaki bakış açısını hatırlayın; bu yaklaşımı artık Trump'ın da benimsediği gayet açık ve net.
2 hafta önce bu başlığı açtığımda ilk yorumum şöyle idi:
"BİST ile alakalı 2 olumlu gelişme yolda. İlki TCMB'nin faiz indirimi döngüsü yakında başlayacak. Bankalar bu yüzden ön planda. Daha da önemlisi Yen Carry Trade yeniden devreye girip 1 TRİLYON dolar civarında küresel bir yatırım fonu ortaya çıkacak. Bu fonun %2 si gibi bir oranı TR'ye gelir, yuvarlak olarak 20 milyar dolar. Faiz döngüsü aşağı yönde olacağı için bu meblağın yarısı borsaya BİST30 şirketlerine gider ve borsa için 10 milyar dolarlık yeni bir kaynak ortaya çıkar. Sonuç itibariyle bankalar ve holdingler öncülüğünde borsada bir çıkış başlayacaktır."
Aynen bu çizgide gidiyoruz. Uzun süredir kenarda bekleyen yabancı yatırımcılar da artık pızisyon almaya başladı özellikle de bankalarda.