Belarus Opeasyonu sonrasında esir düşen 57,000 Alman askeri Moskova'ya götürülüyor, 17 Temmuz 1944
http://i.hizliresim.com/Egymdg.png
http://i.hizliresim.com/ldbqGg.png
Printable View
Belarus Opeasyonu sonrasında esir düşen 57,000 Alman askeri Moskova'ya götürülüyor, 17 Temmuz 1944
http://i.hizliresim.com/Egymdg.png
http://i.hizliresim.com/ldbqGg.png
Yıl 1980, Uganda'da açlıktan ölmek üzere olan bir çocuk ve bir misyoner
http://i.hizliresim.com/z3Jjo4.png
Yıl 2001, Pakistan'daki kampta hayata veda eden bir Afgan mülteci çocuk cenazesi için hazırlanıyor.
http://i.hizliresim.com/ldbq5g.png
1945'te Iwo Jima bölgesine yapılan amerikan saldırısı ve bombardımanda ölen japon askerler
http://i.hizliresim.com/aL1lbg.png
http://i.hizliresim.com/NpOnRL.png
10 Mart 1945 gecesi Tokyo'ya atılan 1700 ton bomba sonucu hayatını kaybetmiş Japon siviller. Tahmini olarak 100000 kişinin öldüğü bu saldırı 2.Dünya Savaşı'nın en kanlı hava saldırısı.
http://i.hizliresim.com/Egym1v.png
Amerikan B-52 bombardıman uçağından çekilen fotoğraflardan biri. Bütün şehir adeta yanıyor.
http://i.hizliresim.com/BryajV.png
Amerikan bombardımanının Tokyo'ya verdiği büyük hasar aylar sonra çekilen bu fotoğrafta açıkça görülüyor.
Önceleri yerleşim yeri olarak kullanılan neredeyse her yer yıkılmış vaziyette.
http://i.hizliresim.com/dP7v97.png
9 ağustos 1945 Nagasaki'ye atılan 2. atom bombası sonrası.
Saldırının gerçekleştiği anda 39000 kişi yaşamını yitirdi, 25000 kişi yaralandı.
http://i.hizliresim.com/01GR9o.png
http://i.hizliresim.com/4PGjXJ.jpg
Nagasaki'de ayakta kalmayı başarmış tek göze çarpan yapı Roma-Katolik kilisesi .:(
14 Ağustos 1945'te Japonya'nın tüm koşulları kabul ettikten sonra bunu kutlamak üzere New York Times Meydanı'nda toplanmış büyük kalabalık.
http://i.hizliresim.com/oj6Xvq.png
2002'de İran'da asker ve köylüler, depremde ölen kurbanlar için mezar kazıyorlar.
Bir çocuk ise ölen babasının pantolonuna sıkı sıkı sarılmış, yanı başındaki boşluğa babasının gömülmesini bekliyor.
http://i.hizliresim.com/brLV3n.png
Çocuğuyla birlikte ABD askerlerine esir düşen baba oğlunu böyle yatıştırmaya çalışıyor. Irak, 2003
http://i.hizliresim.com/W0GqME.png
Irak savaşının sembol fotoğraflarından...:(
Kudüs yakınında Zeytin Dağı ve Scopus Dağı yamaçlarında Avustralya süvari birliklerinin kampı (1918)
http://i.hizliresim.com/YDOQzD.jpg
Cassius Marcellus Clay (Muhammed Ali) 12 yaşında
http://i.hizliresim.com/ZZOXGz.jpg
1964 Genç Cassius Clay (Muhammed Ali), ünlü boksör Sonny Liston'ı mağlup ettikten sonra Dünya Ağır siklet şampiyonu oldu.
Ertesi gün İslam dinine geçti ve Muhammed Ali adını aldı
http://i.hizliresim.com/5gGaZM.jpg
Konya - Atatürk Anıtı - 1926
http://i.hizliresim.com/QapLDA.jpg
Konya Atatürk anıtı Heinrich Krippel tarafından 1926 yılında yapılmış
Eskişehir - 1903
http://i.hizliresim.com/kbX947.jpg
Sivas Ermeni Cenazesi - 1910
http://i.hizliresim.com/ldbqJl.jpg
Devrim, Türkiye'de tasarlanan ve üretilen ilk otomobil.
1961 yılında, dönemin Cumhurbaşkanı Cemal Gürsel'in talimatıyla, Eskişehir Demiryolu Fabrikasında, 129 günde üretildi
http://i.hizliresim.com/P0Odbd.jpg
http://i.hizliresim.com/r3J4ba.jpg
http://i.hizliresim.com/7qyJGL.jpg
Devrim Arabasının hikayesi
Projede yer alan mühendislere göre "Devrim Arabası", azmin ve birbirine inanan insanların neleri gerçekleştirebileceğini gösteren bir başarı hikayesiydi. Bu hikayede yer alan 23 mühendisten bugün hayatta sadece 3 kişi kaldı. Bunlardan biri olan yüksek makine mühendisi Kemalettin Vardar, geçmişte yaşadıklarını AA muhabirine anlattı.
"Devrim Arabası" projesine, TCDD'nin Eskişehir'deki fabrikasında çalışan genç bir mühendis iken katıldığını ifade eden Vardar, üzerinden yıllar geçmesine rağmen hala kızgın olduğunu söyledi.
Araba yolda kaldığı için dönemin Cumhurbaşkanı Celal Bayar'ın bile projeye sahip çıkmadığını aktaran Vardar, "Türkiye her şeyin en güzelini yapabilecek potansiyele sahip. Ancak 'Bizden bir şey çıkmaz, bir şeyler üretemeyiz' anlayışı nedeniyle neticeye ulaştıramıyoruz" dedi.
Ürettikleri otomobille ilgili tüm belge, bilgi ve planları 6 kalın klasör halinde evinde sakladığını söyleyen Vardar, "Eskişehir'de TCDD'nin 32 üniteden oluşan bir fabrikası vardı. Dönemin askeri yönetimi, tam yerli bir otomobil yapılmasına karar vermişti. Ancak bunun nerede yapılacağını onlar dahi bilmiyordu. 1961 yılında TCDD Eskişehir fabrikasının başında bir askeri yetkili vardı. O, bu işe talip oldu ve yerli otomobil yapımına dahil olduk" diye konuştu.
54 yıl önce yapılan otomobil hala çalışıyor
Evinde itinayla sakladığı ve koruduğu "Devrim Arabası"nın üretim aşamasındaki resimlerini göstererek anlatımını sürdüren Vardar, "Bu otomobiller özenle üretildi. Bu konuda insanımızın yanıltılmasına hiç tahammülüm yok. Devrim Arabası yüzünden ben bir ömür boyu kavga ettim. Bunu anlatabilmek için çok uğraş verdim. Bir arabanın üretimindeki safahatının, A'dan Z'ye kadar her şeyinin gösterilmesi gerekiyor. 'Yerli araba üretilmez' demiyorum. Bugüne kadar üretmemiş olmamızın nedeni de sürekli birbirimizin ayaklarına kurşun sıkmamızdır. Yapılmış bir otomobil vardı. 54 yıl önce yapılmış otomobil hala çalışıyor. O araba Eskişehir fabrikasında hala duruyor. Üstelik yüzde 100 yerlidir. Türkiye'de bir tane benzeri daha olmadı. Kimseden lisans almadan ve hiçbir firmaya ödeme yapmadan Türk mühendisleri araba yaptı" ifadelerini kullandı.
Cemal Gürsel dahil herkes bize sırtını döndü
Vardar, Devrim Arabasına sahip çıkılmamasına hala isyan ediyor. Aracın yolda kalmasının sebebini sorma ve nedenlerini araştırma konusunda kimsenin geri dönüp bakmak istemediğini dile getiren Vardar, şunları kaydetti:
"Başta Cemal Gürsel olmak üzere herkes sırtını döndü ve kaçtı. Devrim Arabası projesinde çalışan ancak daha sonra bakan (Rıfat Serdaroğlu) olan birisi anılarını anlatırken çok acıklı cümleler kurdu zamanında. O bakan, 'Eğer ben Devrim Arabası projesinde çalıştığımı söyleseydim, Süleyman Demirel, beni kabineden atardı' dedi. İnsanlar senelerce 'Devrim Arabası projesinde çalıştım' demeye korktu. Öylesine bir hücum ettiler ki neredeyse bizi vatan haini ilan edeceklerdi. Sebebi de bir milyon 400 bin Türk Lirası'nın bu projeye harcanmış olmasıydı."
Korkutma ve yanıltma
Bir grup mühendisin 129 günde tamamı yerli 4 otomobil ürettiğine dikkati çeken Vardar, "Türkiye otomobil üretebilir. 'Yapılmasın' demiyorum. Ama adam gibi yapmalıdırlar. Bir ülkenin otomobil yapması, yöneticileri için prestij projesidir. Niye kendimizi sınırlandırıyoruz? Türk tekniği, mühendisi ve kafasının bir otomobil yapamayacağını dillendirmek, bir korkutmanın, yönlendirmenin ve yanıltmanın sonucudur. Bu bir yanlış nesil yetiştirmenin sonucudur. Yapamayacağını savunan başbakan ve cumhurbaşkanı bile gördüm. Ancak bu görüşte olanlar fena halde yanılıyorlar. Basit bir otomobil üretiminden bahsediyoruz. Peki neden 430 tane elektrikli dizel lokomotif üretiminden kimse bahsetmiyor."
"Senelerce haftada bir lokomotif üretti bu memleket" diyen Vardar, "Bir lokomotifin teknik ve mali yükü, ortada dolaşan 100 otomobilden daha fazladır. Ama Eskişehir'deki fabrikada lokomotif de üretildi. Hiç dillendirilmedi. Çünkü onun hiç sansasyonel tarafı yok. Araba üretiminde pençelerini yukarı kaldırıp bekleyen bir sürü akbaba var. Lokomotif üretiminde Türkiye çok iyiydi. Sonra 4 kişi gidip Yugoslavya'dan lokomotif kiraladı. Bu ülkedeki kapasite çok şeyi yapmaya yeterlidir. Ama bunu doğru ve istismar etmeden kullanmak önemlidir. O fabrikada çeşitli tiplerde üretilen lokomotif sayısı 778'dir. 1971-1984 yılları arasında ise aynı tip 410 lokomotif üretildi" değerlendirmesinde bulundu.
"Bunu yapmış bir fabrikada üretim niye durdurulur?" diye soran Vardar, cevabını da dönemin yetkilileriyle yaşadığı bir anısını anlatarak şu sözlerle verdi:
"Biz kendi kendimizi kötülemekten, zavallı gibi göstermekten başka bir şey yapmıyoruz. 'Amerikalılar, Japonlar var' diyerek işi yabancılara havale ediyoruz. Bu lokomotifi üretirken anam ağlamıştı. Çünkü o zaman bu fabrikanın müdürüydüm. Lokomotif üretip rayların üzerine çıkardığımız bir dönemde Ankara'da bir toplantıya çağrıldım. Devlet Planlama Teşkilatı Müsteşarı, ki sonra başbakan ve cumhurbaşkanı oldu. Önümüze bir kağıt koydu. Beş bin beygirlik lokomotif üretemeyeceğimizi, dolayısıyla ithal etmemiz gerektiğini söyleyerek önümüze konulan kağıdı imzalamamızı istedi. Ben de üretebileceğimizi ifade ederek itiraz ettim. 'Bu da kim?' dedi. Fabrika müdürü olduğumu söylediler. Bunun üzerine 'Bunu niye çağırdınız. Tabii ki karşı çıkacak' diyerek çıktı gitti. Bu fabrikada üretim yapılırken 4 bin 700 işçi çalışıyordu. Şimdi 700 işçiye iş bulamıyoruz."
Yerli yani Türk malı arabanın tarifinin yapılması gerektiğine dikkati çeken Vardar, sözlerini şöyle tamamladı:
"Birtakım firmaların parça ve dizaynlarıyla, bir şeyleri apartarak bir toplama yapmakla yerli üretim yapılamaz. Bu şekilde araç üreten sanayi sitelerinde yüzlerce kişi var. Yerli demek, hiçbir yabancı lisansa ihtiyaç duymaksızın bir imalatı gerçekleştirmektir. Başka bir yabancının projesi üzerinde yapılacak üretim yerli olmaz."
10 Ağustos 1920 Sevr Antlaşması
ÖNEMLİ NOT: Bir çoğumuz bu anlaşmanın çok kötü şartlar taşıdığını bilir ama maddeleri okumamıştır.
Lütfen 1 dakikanızı ayırıp en önemli 12 maddeyi okuyunuz.
http://i.hizliresim.com/vbjXmz.jpg
I. Dünya Savaşı sonrasında İtilâf Devletleri ile Osmanlı İmparatorluğu hükümeti arasında 10 Ağustos 1920'de Fransa'nın başkenti Paris'in 3 km batısındaki Sevr (Sèvres) banliyösünde bulunan Seramik Müzesi'nde (Musée National de Céramique) imzalanmış antlaşmadır.
Antlaşma imzalandığı dönemde devam eden Türk Kurtuluş Savaşı'nın sonucunda Türklerin galibiyetiyle, bu antlaşma yerine 24 Temmuz 1923'te Lozan Antlaşması imzalanıp, uygulamaya konduğundan Sevr Antlaşması geçerliliğini kaybetmiştir.
Sevr Antlaşması toplam 433 maddeden oluşmaktaydı.
Önemli Maddeleri
1.Sınırlar (madde 27-36): Edirne ve Kırklareli dahil olmak üzere Trakya'nın büyük bölümü Yunanistan'a, Ceyhan, Antep, Urfa, Mardin ve Cizre kent merkezleri Suriye'ye bırakılacak, İstanbul Osmanlı Devleti'nin başkenti olarak kalacak
2.Boğazlar (madde 37-61): İstanbul ve Çanakkale Boğazları ile Marmara Denizi silahtan arındırılacak, savaş ve barış zamanında bütün devletlerin gemilerine açık olacak; Boğazlar'da deniz trafiği on ülkeden oluşan uluslararası bir komisyon tarafından yönetilecek; komisyon gerekli gördüğü zaman Müttefik Devletler'in donanmalarını yardıma çağırabilecek
3.Kürt Bölgesi (madde 62-64): İngiliz, Fransız ve İtalyan temsilcilerinden oluşan bir komisyon Fırat'ın doğusundaki Kürt vilayetlerinde bir yerel yönetim düzeni kuracak; bir yıl sonra Kürtler dilerse Milletler Cemiyeti'ne bağımsızlık için başvurabilecek
4.İzmir (madde 65-83): Yaklaşık olarak bugünkü İzmir ili ile sınırlı alanda Osmanlı İmparatorluğu egemenlik haklarının kullanımını beş yıl süre ile Yunanistan'a bırakacak; bu sürenin sonunda bölgenin Osmanlı veya Yunanistan'a katılması için plebisit yapılacak
5.Ermenistan (madde 88-93): Osmanlı, Ermenistan Cumhuriyeti'ni tanıyacak; Türk-Ermeni sınırını hakem sıfatıyla ABD Başkanı belirleyecek (Başkan Wilson 22 Kasım 1920'de verdiği kararla Trabzon, Erzurum, Van ve Bitlis illerini Ermenistan'a verdi.)
6.Arap ülkeleri ve Adalar (madde 94-122): Osmanlı savaşta veya daha önce kaybettiği Arap ülkeleri, Kıbrıs ve Ege Adaları üzerinde hiçbir hak iddia etmeyecek
7.Azınlık Hakları (madde 140-151): Osmanlı din ve dil ayrımı gözetmeksizin tüm vatandaşlarına eşit haklar verecek, tehcir edilen gayrimüslimlerin malları iade edilecek, azınlıklar her seviyede okul ve dini kurumlar kurmakta serbest olacak, Osmanlı'nın bu konulardaki uygulamaları gerekirse Müttefik Devletler tarafından denetlenecek
8.Askeri Konular (madde 152-207): Osmanlı İmparatorluğu'nun askeri kuvveti, jandarma dahil 50.700 kişiyle sınırlı olacak ve ağır silahları bulunmayacaktı.[1][4] Türk donanması tasfiye edilecek, Marmara Bölgesi'nde askeri tesis bulunduramayacak, askerlik gönüllü ve paralı olacak, azınlıklar orduya katılabilecek, ordu ve jandarma Müttefik Kontrol Komisyonu tarafından denetlenecek
9.Savaş Suçları (madde 226-230): Savaş döneminde katliam ve tehcir suçları işlemekle suçlananlar yargılanacak
10.Borçlar ve Savaş Tazminatı (madde 231-260): Osmanlı İmparatorluğu'nun mali durumundan ötürü savaş tazminatı istenmeyecek, Türkiye'nin Almanya ve müttefiklerine olan borçları silinecek; ancak Türk maliyesi müttefiklerarası mali komisyonun denetimine alınacak
11.Kapitülasyonlar (madde 260-268): Osmanlı'nın 1914'te tek taraflı olarak fesh ettiği kapitülasyonlar müttefik devletler vatandaşları lehine yeniden kurulacak
12.Ticaret ve Özel Hukuk (madde 269-414): Türk hukuku ve idari düzeni hemen her alanda Müttefikler tarafından belirlenen kurallara uygun hale getirilecek; sivil deniz ve demiryolu trafiği Müttefik devletler arasında yapılan işbölümü çerçevesinde yönetilecek; iş ve işçi hakları düzenlenecektir..
Beleştepe'de beleş maç izleyen taraftarlar 1971
http://i.hizliresim.com/4Pa1GY.jpg
Yeni yapılan stadyumun üstü kapalı olduğu için taraftarlar Beleştepe'ye veda etti..:)
http://i.hizliresim.com/brBkVV.jpg
MÖ 1274 Kadeş Savaşı
http://i.hizliresim.com/01E1rV.jpg
Hititler ile Mısır arasında yapılan, tarihteki en fazla savaş arabasının kullanıldığı söylenen savaştır.
Bugünkü Humus şehri yakınlarında harâbeleri bulunan antik Kadeş kenti önünde cereyan etmiştir.
Savaşın çıkış nedeni genişleme politikası güden Mısır'ın, Hitit toprakları içerisinde yer alan Amurru ve Amka gibi büyük ticaret yolları üzerindeki şehirleri ele geçirme arzusudur.
Hazırlık ve harekat
Hitit kuvvetleri Anadolu'dan Suriye'ye hareket ederek yolda kendi himayesindeki devletlerin destek kuvvetleri ile birleşti ve 3.500 savaş arabası ile 37.000 piyade ile yola devam etti.
III. Hattuşili Hitit piyadelerini ve kuzey savaş arabalarını, II. Muvatalli ise ordunun kalan kısmını komuta ediyordu.
Her biri 5.000 kişilik piyadeden oluşan Amon, Ra, Ptah, Seth adında dört bölük ve 2.000 civarı savaş arabası ile MÖ 1274 yılının nisan ayında başkent Pi-Ramesses'ten yola çıkan II. Ramses ise Hitit topraklarına doğru ilerliyordu.
Amon bölüğünün komuta eden firavun Filistin kıyısından kuzeye doğru ilerledi fakat aceleci davranarak Ptah ve Seth bölükleri ile arasını açtı.
II. Ramses yanında Ra ve kendi Amon birliği hareket ediyor, Ptah ve Seth bölükleri ise kilometrelerce geriden onları takip ediyorlardı.
Mısır ordusu mayıs ayında Kadeş'in 16 kilometre yakınına kadar ilerlemişti ancak Hitit ordusundan hala haber yoktu.
II. Ramses, Şaptuna'da Orontes Nehri'ni geçmek üzereyken Mısırlı askerler tarafından yerli iki bedevi yakalandı. Yapılan sorguda bedeviler, Hitit ordusunun Halep'in 160 kilometre kuzeyinde konuşlandığını ve II. Ramses'ten korkarak başkentleri Hattuşa'ya doğru kaçtıklarını söyledi.
Gerçekte ise Hititler, Mısır ordusuna yakınlaşmaya devam ediyordu. Hitit ordusunun kendisinden kaçmakta olduğunu zanneden firavunun güveni yerine geldi ve ertesi gün Orontes Nehri'ni geçerek ordusunu bir kez daha böldü.
II. Ramses, Amon birliği ile Kadeş'in kuzeybatısında kamp kurmuşken Ra bölüğü ise güneybatıda kalmıştı. Ptah ve Seth bölükleri ise hala çok geriden onları takip ediyordu.
II. Ramses Amon bölüğü ile Kadeş yakınlarında kamp kurmuşken iki Hitit casusu yakalandı. İşkenceyle konuşturulan casuslar Hitit ordusunun donanımlı ve hazır bir biçimde eski Kadeş'in arkasında beklediğini söyledi. Gerçekte ise Hitit ordusu, Orontes Nehri'nin güneyine geçmiş ve Ra birliğine saldırmaya hazırlanıyordu. Bedevilerin ardından casuslar tarafından da kandırılan firavun durumun farkına vardığında iki subayını onları geriden takip eden Ra birliğini uyarmak için gönderdi fakat çok geçti.
Savaş
Ra birliğini dağıtan Hitit ordusu dağılan ordudan geri kalanları kovalıyor, kalan Mısır askerleri ise firavunun karargahına doğru kaçıyorlardı.
Sonunda Amon birliği ile karşı karşıya gelen Hitit ordusu ezici bir şekilde üstün gelmiş fakat savaşın ilerleyen saatlerinde Hitit ordusundaki müttefik devlet askerleri savaşı kazandıklarını düşünerek düzenlerini bozarak firavunun karargahını yağmaya girişti.
Buna karşın II. Ramses ise ordusunun düzenini korumayı başardı. Bu sırada Kadeş'e gelen Ptah ve Seth bölükleri de Hitit ordusunun sağ kanadına saldırdı.
Mısır ordusu çok ağır piyade kaybı verirken Hitit ordusu da aynı şekilde savaş arabası kaybı verdi. II. Ramses ordularını Mısır'a geri çekti, arabaları kötü durumda olan Hitit ordusu ise onları takip edemedi.
Savaşın sonucunda Hititler Amurru ve Amka topraklarını ellerinde tutarak bölgede hakimiyetini pekiştirdi.
II. Ramses ise genişleme politikasını bir kenara koydu ve ülkesinde geniş bir imar programı düzenleyerek dikkatini buraya verdi.
Mısır kraliyet kayıtlarındaki belgelerde ve Karnak, Luksor, Abidos ile Ebu Simbel'e işlenen kabartmalarda II. Ramses'in Hititleri ağır bir bozguna uğrattığı yazsa da savaşın kesin bir galibi olmadı.
Savaşın sonunda Hititler ve Mısır arasında tarihin ilk yazılı antlaşması olarak sayılan Kadeş Antlaşması imzalandı ve iki devlet uzun süreli bir barış dönemine girdi.
İlk saç kurutma makinelerinden biri 1928
http://i.hizliresim.com/ldOd6X.jpg
19. yüzyıl sonlarında İran - Şiraz'da top mermisiyle yapılan bir idam
http://i.hizliresim.com/7q6qGY.jpg
1936 Olimpiyat ateşi Berlin'e geliyor.
http://i.hizliresim.com/NpZpQX.jpg
Bu fotoğraflara göre Selfie akımı 1920 yılında başlamış...:)
http://i.hizliresim.com/nRORBV.jpg
Berlin Duvarı... Batı Berlin'de yaşayanlar, Doğu Berlin'deki akrabalarına çocuklarını gösteriyorlar. 1961
http://i.hizliresim.com/aLzL64.jpg
National Geographic fotoğrafçısı Steve McCurry'nin çektiği bir kare. Kuveyt petrol sahası Irak işgali sırasında yanıyor. 1991
http://i.hizliresim.com/kbObmq.jpg
Kuşadasını işgal eden İtalyan askerleri 1919
http://i.hizliresim.com/LybyrZ.jpg
http://i.hizliresim.com/r3O3r3.jpg
İtalya, işgal ettikleri bölgeleri sistemli olarak yarı sömürge haline getirecek politikalar izliyordu ve bu yüzden işgal ettikleri yöre halkının gönüllerini fethetmeyi ilke haline getirmişlerdi. Bu şekilde Türk halkına iyi davranmış, işgal bölgelerinin Kuva-ı Milliye birlikleri tarafından Yunanlılara karşı saldırılarda üs olarak kullanılmasına göz yummuş ve halkın her türlü ihtiyaçlarını karşılamışlardır. Bu politika da Kuşadası nda aynen uygulanmıştır.
1 Haziran 1919 tarihi itibarıyla Kuşadası İtalyan birlikleri komutanı Albay Ciano, Ağustos 1919 itibariyle 34. İtalyan Piyade alayı Kuşadasnda görevlidir ve işgal dönemi boyunca komutanlığını Teğmen Ugo Luca nın yaptığı Jandarma Birliği vardır.
İşgal dönemi boyunca İtalyanlar Kuşadasında askeri posta teşkilatı , telsiz-telgraf ve radyo istasyonları ve elektrik santrali kurmuş, banka şubeleri açarak halka kredi vermiş, ücretsiz sağlık hizmetleri vermiş ve açtıkları okullarla çocuklara ücretsiz İtalyanca öğretmeye başlamıştır.
Hükümet konağı karşısındaki bir hayvan damı kiralanıp halka ücretsiz sinema hizmeti sunulmuştur.
İtalyanlar tarafından açılan sağlık ocağında sıtma ve bel soğukluğundan muzdarip Kuşadası halkı tedavi edilmiştir.
1920 yılında Osmanlı hükümetine yapılan müracaatla Kuşadasında İtalya Banco di Roma nın şubesi açılmış ve tarım ve hayvancılık kredisi vermeye başlamıştı.
Kuşadası, batı Anadolu işgal bölgeleri ve İtalya arasında sabun, zeytin ve zeytinyağı ticareti yapmak amacıyla SOKA adı verilen İtalyan şirketi tarafından Kuşadasında zeytin rafineri fabrikası kurulmuştur.
İtalyanlar açtıkları kuruluşlar ve inşa ettikleri fabrikalar aracılığı ile Kuşadası halkına güler yüzlü emperyalizm metodu ile hakim olmaya çalışırken bu yörelerdeki Kuva-i Milliyeinin teşkilatlanmasına ve Ankara hükümetinin Avrupa ile Kuşadası aracığı ile irtibat kurmasına da imkan tanımıştır.
Mahmut Esat Bozkurt ve Yörük Ali Efe bu ortamı çok güzel kullanmışlardır. Ankara hükümetinin İtalya ve Avrupa ülkelerinden aldığı silah ve cephane İtalya denetimindeki Antalya ve Kuşadası limanlarına boşaltılıyor ve sonra Anadoluya sevk ediliyordu.
İtalya ve Ankara hükümetleri arasındaki bu diyalog üç yıl süren İtalyan işgali sırasında olumlu bir şekilde devam etmiştir.
1959'da İsveç'te donmuş suyun üzerinde oynanan maçta buz aniden kırılıyor ve oyuncular kendilerini soğuk suyun içinde buluyorlar.
http://i.hizliresim.com/QaVaDg.jpg
1895 senesinde, Alpler'in ve Avrupa'nın en yüksek dağı dağı Mont Blanc'a çıkan ve dönüşte hayatını kaybeden arkadaşlarını yanlarında getiren dağcılar
http://i.hizliresim.com/ZZ9Zrg.jpg
Öyle bir sistem ki, kim güçlüyse o alkışlanıyor.
Devir kiminse devran onun oluyor...!
http://i.hizliresim.com/ldOQXB.jpg
Halkın özgürlüğü ve barış için yapılan nato bombardımanında ölen Libyalılar toplu mezarlara defnediliyor. 2011 Trablus
http://i.hizliresim.com/m32X02.png
Tarih 1943. İkinci Dünya Savaşı devam ediyor. Arkada talim yapan öğrencilere özenen çocuklar ise askercilik oynuyor
http://i.hizliresim.com/ldO4zr.jpg
1960 Tibet 122 mülteci çocuğun ders yaptığı okul.
http://i.hizliresim.com/R0nGJY.jpg
Aileleri Inchey Manastırı yakınlarındaki kampta yaşıyor.
Vurulan evi kullanılamaz hale gelmiş. Rahmetli kocasını ve halıları güvenli bir yere taşıyor. 2000, Çeçenistan
http://i.hizliresim.com/ojOyZR.png
Hindistan'da bir sokak dişçisi yol kenarına kurduğu tezgahındaki pense takımı ve ilaçlarla hastasını tedavi ederken. 1985
http://i.hizliresim.com/M0dR1Q.png
Tel örgülere, sınırda konuşlanan tanklara, üstlerine düşen bombalara rağmen kavuşan eller. 2000, Lübnan-İsrail sınırı
http://i.hizliresim.com/ldO4NX.jpg
Kömür madeninde çalışan çocuğun görevi 10 saat boyunca bu kapıyı açıp kapatmak. Yevmiyesi yarım dolar. 1908, ABD
http://i.hizliresim.com/7q6QdY.jpg
Libya 1912 Şeyh Ahmet Sunusi ve Osmanlı idareciler bir arada
http://i.hizliresim.com/W07pAL.jpg
Türk-Libya ilişkilerinin söz konusu olduğu yerde Şeyh Ahmet Sunusi nin akla gelmemesi mümkün değildir. Türkiye-Sunusi ilişkileri, ezilen ulusların silah arkadaşlığı konusunda parlak bir örnektir.
Sunusiler Libya ve Kuzey Afrikada yaygın bir kabiledir, Sunusilik aynı zamanda bir mezhep-tarikattır. Geçen yüzyılın başında Sunusiler bütün Kuzey Afrikada geniş bir bölgede hâkim idiler.
Bu kabileden Şeyh Ahmet Sunusi ile Türkiye nin derin ilişkileri oldu. Şeyh Ahmet Sunusi, 1902 de Muhammed Mehdi nin ölümü üzerine onun yerine Sunusilerin başına geçti. Sunusiler o tarihe kadar din işleriyle meşgul olmuşlar, askeri bir faaliyet göstermemişlerdi. İtalyanların Trablusgarp ı işgali sırasında vatanlarını silahla savunmak zorunda kaldılar. Osmanlılar Libya dan çekilmek zorunda kaldıkları halde Sunusi hareketiyle bağlarını kesmemişler ve ona yardımda bulunmuşlardır. Bu yardımlaşma Birinci Dünya Savaşı yıllarında da sürdü. Sunusiler önce Orta Afrika yı işgal etmeye çalışan Fransızlara karşı çarpışarak büyük kahramanlık gösterdiler. Sonra 1911 de Libya yı işgal etmeye çalışan İtalyanlara karşı Türlerle birlikte çarpıştılar. Türk kuvvetleri bu bölgeyi terk etmek zorunda kaldı ama Sunusiler mücadelelerine devam ettiler. Ahmet Sunusi Osmanlı devleti tarafından 1915 te Trablusgarp Valisi ilan edildi.
Savaşın son yılı olan 1918 başında Sultan Reşat tarafından İstanbul a davet edilen Şeyh Ahmet Sunusi den İslam ülkelerini dolaşıp İslam halklarının bağlılığını sağlaması istendi ama o bu seyahate çıkacağı zaman Sultan Reşat öldü. Sunusi, Vahdettin in tahta çıkarılmasında hazır bulundu, ona kılıç kuşandırdı. Çok geçmeden de mütareke imzalandı.
Şeyh Ahmet Sunusi, 20 Ekim 1919 da İstanbul dan Bursa ya gitti. Yunanlılar ileri harekâta geçip İstanbul hükümeti Kuvayı Milliyeciler hakkında ölüm fermanları çıkardığı bir dönemde 21 Nisan 1920 de Ali Fuat Paşa ve Bekir Sami Bey, Bursa da 70-80 kadar din adamını toplayarak onlardan esaret altında imzalanmış İstanbul fetvasına uymayacakları sözünü ve imzasını aldılar. Şeyh Sunusi de Bekir Sami Beye Kuvayı Milliye ye yardım etmeye söz verdi.
1912 Libya - İtalyan kuvvetlerine karşı pusu kurmakla suçlanıp idama mahkum edilen 12 direnişçi sokak ortasında infaz ediliyor.
http://i.hizliresim.com/LybRbb.jpg
İngiltere'de 1910-1970 yılları arasında habercilik alanında faaliyet gösteren "Pathe News"in arşivinden bazı infaz görüntüleri ilk defa yayınlandı.
İngiliz Daily Mail gazetesindeki infaz fotoğraflarında, 1911-12 yıllarında Osmanlı İmparatorluğu ile İtalya arasında meydana gelen Trablusgarp Savaşı'ndaki bir görüntüye de yer verildi.
Fotoğraf, Libya'da işgalci İtalyan askerlerinin sokak ortasında, tek suçları vatanlarını savunmak olan 12 kişiyi asarak idam etmesinin hemen ardından çekilmiş.
Silah ve teçhizat olarak kendilerinden kat kat üstün olan İtalyan askerlerine karşı kahramanca direnen Libyalı milisler halkın gözü önünde asılarak günlerce darağacında sergilenmiş.
1911'de İtalyan işgali sonrası Libya halkı etrafı dikenli tellerle çevrili toplama kamplarına götürüldü.
Libyalı çiftçilerin elindeki topraklara zorla el konarak buralara İtalya'dan getirilen binlerce çiftçi yerleştirildi.?
Halkı toplu infazlar ve işkencelerle sindiren İtalyan güçleri Birinci Dünya Savaşı'ndaki müttefikleri İngiltere ve Fransa'nın da desteğiyle Libyalıları kendi ülkelerinde köle haline getirdi.
Bu dönemde İtalyan sömürgeciliğine karşı Ömer Muhtar tarafından başlatılan direniş hareketi ise Muhtar'ın yakalanarak idam edilmesi neticesinde sekteye uğradı.
İkinci Dünya Savaşı'ndan sonra bölge Fransa ve İngiltere'ye bırakıldı. Birleşmiş Milletler 1949'da Libya'nın bağımsız bir ülke olması gerektiği kararını aldı. 1951'de Libya?Birleşmiş Milletler aracılığıyla bağımsızlığa kavuşan ilk ülke oldu.
Osmanlı'nın 35. Padişahı Sultan Mehmet Reşat'ın 1900'lü yılların başında çekilmiş bir fotoğrafı
http://i.hizliresim.com/4Pa3kA.jpg
Amerika yerlileri ya da kısaca Yerliler: Amerika Birleşik Devletleri'nde Native Americans (Yerli Amerikalılar), American Indians (Amerikalı Hintler) ya da yaygın biçimde kısaca Indians (Hintler) olarak adlandırılır
Indian (Hint) sözcüğünün kullanılması, kâşif Kristof Kolomb'un Amerika'nın doğu sahiline ulaştığında burayı Hindistan sanmasından kaynaklanır
http://i.hizliresim.com/ojOaDR.jpg