Sayfa 966/992 İlkİlk ... 466866916956964965966967968976 ... SonSon
Arama sonucu : 7935 madde; 7,721 - 7,728 arası.

Konu: Viop - XVIII

  1. #7721
    Duhul
    Feb 2017
    İkamet
    Kutsal şehir İstanbul
    Gönderi
    1,007
     Alıntı Originally Posted by ALPER Yazıyı Oku
    Abiler ben bu altında valör işleminden bir şey anlamadım. Amaç ne olabilir ki? Millet bankadan almasın fiziki alsın mı?
    Büyük bankalar gram altın alım ve satımı arasındaki farktan/makastan ciddi paralar elde ediyorlardı.

    Şöyleki gram altında diyelim 374,00 alış-380,50 satış ise 6,50/374=%1,73 gibi kur farkı geliri vardı.(bir müşteriden alıp başka bir müşteriye sattığında) Sadece 100 gram al ve sat arası farkın sanal karı:650TL düşünün artık..

    Üstelikte müşterisi fazlasıyla bol bir yatırım aracı olduğu için makas açıldıkca kar da o ölçüde artıyordu.

    Yeni düzenlemenin asıl hedefinin büyük bankaların buradan elde ettikleri tatlı karı tırpanlamak olduğu kanaatindeyim.

    Bu tarz işlemler valörden dolayı azalacağı için bankalar aracılığı ile yapılan işlemlerin bir kısmı zamanlar viop vadeli gram/ons altına kayabilir.

  2. Sabaha gap gup varmi baylar?

    SM-G925F cihazımdan Tapatalk kullanılarak gönderildi

  3. #7723
    Ne bereketli topikmis. 1 ay olacak neredeyse hala kapanmadi

  4.  Alıntı Originally Posted by alenichev Yazıyı Oku
    Ne bereketli topikmis. 1 ay olacak neredeyse hala kapanmadi
    Sakın millete gözükme dostum seni yakaladıkları yerde gıdıklayacaklar haberin olsun.

  5. Geçen gümrük artırımı olunca google'dan G.T.İ.P. bakmıştım. Binlerce mal var. Her ürünün dünyada ticareti ne kadar biliniyordur.

    Türkiye'de elektronik faturada bu kod konulması gerekir. Yani bu bilgi ile Türkiye'de ne kadar üretiliyor, içe ve dışa satılıyor, ne kadar ithal ediliyor bilinir. Bazıları ham madde veya yarı mamul bazıları bitmiş ürün.

    Tekstil ülkesiyiz, fermuar, düğme vs Türkiye'de üretilebilmeli. Yine makina yapacaksan rulman, civata, keçe, kaynak malzemesi, yağ vs üretilebilmeli.

    TV'de konuklar konuşuyor biri mobilyacı sünger dışarıdan geliyor diyor, diğeri kozmetikçi fısfıs dünyada zaten iki üretici var diyor.
    Bazı ürünlerde tekel oluşmuş sonradan girmek zor ama tekel olmayan alanlar bulunabilir. Fabrika yapıp işletmeciye satacağız denince o şekilde düşündüm ama olmadı. Geçen bir video vardı Türkmenistan'da anahtar teslimi düzcam ve cam ambalaj fabrikası yapılmış deneme üretimi de yapılıp anahtar teslimi devlete verilmiş.

    Daha iyisi üretim teknolojisi üretilmeli, bir Türk şirketi robot kol üretiyor deniyordu artık robot, optik inceleme cihazları çok önemli, bir video vardı prinçlerin içindeki yabancı maddeleri optik gözler ve otomasyon sistemleri ayıklıyor, elle gözle yapmak mümkün değil, aynısını domatesler vs için de yapıyorlar. ABB, KUKA vs robotları videolarda çok görüyorum.

    Eskiden kamu şirketlere ortak olmuş sonradan borsa kurulunca devlet borsada elindeki hisseleri satmış, mesela Tofaş, Arçelik, Pınar Et vs o şekilde halka açıldı diye hatırlıyorum. Büyük girişimleri mevcut zenginler dışında yapabilecek kimse yok, onlardan da iktidara yakın olmayanlar daha çok yurt dışına açılıyor olabilir. Memlekette bir şekilde kilitlenme var gibi.
    Tüm yorumlarım asla/zinhar alım veya satım tavsiyesi değildir.
    "Zayif devamli adalet ister, halbuki bu kuvvetlinin umurunda bile değildir."

  6.  Alıntı Originally Posted by Hermesj Yazıyı Oku
    En büyük mutluluk cehalettir diye bir söz var.
    Kötü olmak zeka gerektirir. Çünkü beyin devamlı çalışır vaziyettedir. İyi de ise, beyin çalışma gereksinimi duymaz. Sosyolojisini araştırabilirsiniz.
    Mitoloji de, dinlerde de bu böyledir.
    Mesela şeytan devamlı kötülük peşindedir, elma yedirir, olmadık günahlar işletir.
    Mitoloji de de hera kötüdür, zeus a yanaşan tanrıçalara devamlı değişik tuzaklar kurar.
    Bu hep böyledir.


    ODTÜ Felsefe bölümü başkanı Prof. Dr. Ahmet İNAM

    MUTSUZLUK AHLAKSIZLIKTIR YAZISI ÜSTÜNE BİR RÖPORTAJ



    1- Yazınıza göre, ahlaksızlar ordusunun mensupları gün geçtikçe çoğalıyor. Buna dur demenin yolu yok mu?

    Farklı yolları vardır. Yüz yıllardan beri,Doğu bilgeliğinde, Batı ahlak düşüncesinde sürekli olarak gündeme getiriliyor. İnsan düşünce, kural olarak nasıl ahlaklı olacağını kuramsal olarak biliyor; doğrusu bildiğini savunuyor. Uygulayamıyor. Ahlak eylemlerle sonuçlanıyor, kuramsal olarak ne denli bilgili olursanız olun, bilginizi yaşayamadıkça, eyleme dönüştüremedikçe, ahlaklı olamıyorsunuz. İşin ilginç yanı,ahlaklı görünen her eylemin de ardında onu destekleyen bir iç dünya olmadıkça,ahlaklı olunmadığını söyleyebiliriz. Ahlaklı olmak, eylem ahlaklılığının yanı sıra iç dünyanızın da ahlaklı olmasını gerektiriyor. İstemeye istemeye ahlaklı olunamaz çünkü. İç dünyanızın ahlaklı olması ne demek? Karekterinizin ahlaklı olması demek. Düşüncelerinizde, tasarılarınızda, niyetlerinizde; açıkca, kimse sizi görmediği zamanlarda ahlaklı olmak demek. Ahlaklı olmak, bir "show", bir rol değildir. Reçetelerle, vaazlarla, akış diyagramlarıyla, "on derste ahlaklı olma" kitaplarıyla ahlaklı olunmaz.

    Ahlaksızlığın önlenmesi, ahlaka bakışımızın, insan ve hayat anlayışımızın kökten dönüşmesiyle olanaklıdır.

    2- Her şeye rağmen; etrafındaki sorunlara, yaşamın zorluğuna, hayatın ve insanların kazıklarına rağmen, kendi içindeki mutluluğu muhafaza etmeyi bilen insanlar var çevremizde. Sizin de vardır mutlaka. Sizce bu insanların sırrı nedir?

    Kendisiyle barışık olmayı bilen kişilerdir bunlar. Belki nice acılardan geçmişlerdir. İçlerinin sağlamlığı,paylaşmayı bilmelerinden, insana, hayata saygı duymayı bilmelerindendir.İçlerinde bir çok dünya barındırırlar. "Mangal gibi" yürekleri vardır, halkımızın deyişiyle;içlerinde dünyalar yıkılır, dünyalar kurulur. Dünyaların sığdığı dünyalarıyla fırtınalar ve felaketler karşısında sarsılsalar da yıkılmazlar. İşte bu insanlardır mutlu insanlar. Mutluluk bir ruh hali değil bir karekterdir.Bir karekter yapımı, inşasıdır.

    3- Mutsuz insan ahlaksız olduğu gibi,"başarısız insan, üretemeyen insan, çalıştığını sanıp mesai saati dolduran insan" da o zaman ahlaksızdır mıdır?

    Elbette. Muslow'un deyimiyle, kendini gerçekleştiremeyen ,kendine, üreterek, severek, dünyalar yaratamayan insan mutsuzdur. Ahlaksızdır. Olacağı kadar olmaya çalışmayan insan, insanlığa en büyük kötülüğü yapmaktadır.Ahlaksızların başıdır.

    4- Yazınızda "mutluluk karakteri"nden bahsediyorsunuz. Bu karakterin temel özellikleri nelerdir?

    Sevebilen,saygı duyabilen,yüksek değerler yaşayabilen,üreten,cana,canlılığa hürmeti olan,iç dünyasındaki derinliklerde nice dünyanın saklı olduğu,ateşli, çalışkan, keyifli biridir. Yanlışlarından öğrenmye her zaman açıktır. Çirkinlikleri, eksikleriyle yüzleşmekten asla korkmaz. Hayatın ona emanet olduğunu bilir, onu geliştirmek için elinden geleni yapar.

    5- Mutlu ve mutsuz insan üzerine yaptığınız tanımlar, kendini yetiştirmek, geliştirmek üzerine kafa yoran ve bunu başaran insan tanımıyla aynı özellikleri taşıyor? O zaman mutluluğun tek anahtarı her alanda kazanılan başarı mıdır?

    Değildir. Başarı, her zaman bize bağlı değildir. Mutlu, elinden geleni yapan, kendine karşı dürüst biridir. Mutlu, başarı ya da paranın ikincil önemde olduklarını bilir. İçi fakir insanın dış zenginliği onu mutlu edemez. Sığ, dar ruhlu insan mutlu olamaz. Haz alabilir, haz dolu olabilir ama mutlu olamaz. Ancak insan gibi insan olmayı başarabilmiş insan, mutlu olmayı hak eder.

    6- Mutsuzluğun ahlaksızlık olduğunu insan deneyimleyerek nasıl öğrenir? İnsan yaşamadan hiçbir şeyi öğrenemez mi?

    Öğrenebilir elbette, enformasyon edinebilir,ama bilgi enformasyondan farklıdır.Yaşanarak,içselleştirilerek,yoğrularak öğrenilebilir.

    7- Son olarak; Ahmet İnam'ın, prof. olarak, insan olarak, eş olarak baba, arkadaş, dost olarak hayata bakış açısını sormak istiyoruz. Kendini sorgulayan bir mutsuz, bir ahlâksız bu yazıyı yazdı diyorsunuz çünkü. Hayat, insan, başarı, aşk, ilişkiler, çalışmak, proje üretmek gibi kavramları sizin için ne ifade ediyor?

    Ben henüz mutlu karekteri edinememiş, bir mutluluk yolcusuyum. Bir mutluluk projesiyim. Ömrüm yeterse, bir gün mutlu olurum belki. Çocuğum daha. Büyüyebilirsem, belki, alabilirim payımı mutluluktan.


    (Kişisel Gelişim Dergisi yönetmeni Adem Özbay'ın sorularına verilen yanıtlardır. Ekim 2004, Ankara. Sözü geçen yazı "Mutlu Olmak" başlığıyla, "on line" yayınlar arasında bu sitede bulunmaktadır)
    *Yatırım tavsiyesi değildir.

  7.  Alıntı Originally Posted by yasemin5566 Yazıyı Oku
    ODTÜ Felsefe bölümü başkanı Prof. Dr. Ahmet İNAM

    MUTSUZLUK AHLAKSIZLIKTIR YAZISI ÜSTÜNE BİR RÖPORTAJ



    1- Yazınıza göre, ahlaksızlar ordusunun mensupları gün geçtikçe çoğalıyor. Buna dur demenin yolu yok mu?

    Farklı yolları vardır. Yüz yıllardan beri,Doğu bilgeliğinde, Batı ahlak düşüncesinde sürekli olarak gündeme getiriliyor. İnsan düşünce, kural olarak nasıl ahlaklı olacağını kuramsal olarak biliyor; doğrusu bildiğini savunuyor. Uygulayamıyor. Ahlak eylemlerle sonuçlanıyor, kuramsal olarak ne denli bilgili olursanız olun, bilginizi yaşayamadıkça, eyleme dönüştüremedikçe, ahlaklı olamıyorsunuz. İşin ilginç yanı,ahlaklı görünen her eylemin de ardında onu destekleyen bir iç dünya olmadıkça,ahlaklı olunmadığını söyleyebiliriz. Ahlaklı olmak, eylem ahlaklılığının yanı sıra iç dünyanızın da ahlaklı olmasını gerektiriyor. İstemeye istemeye ahlaklı olunamaz çünkü. İç dünyanızın ahlaklı olması ne demek? Karekterinizin ahlaklı olması demek. Düşüncelerinizde, tasarılarınızda, niyetlerinizde; açıkca, kimse sizi görmediği zamanlarda ahlaklı olmak demek. Ahlaklı olmak, bir "show", bir rol değildir. Reçetelerle, vaazlarla, akış diyagramlarıyla, "on derste ahlaklı olma" kitaplarıyla ahlaklı olunmaz.

    Ahlaksızlığın önlenmesi, ahlaka bakışımızın, insan ve hayat anlayışımızın kökten dönüşmesiyle olanaklıdır.

    2- Her şeye rağmen; etrafındaki sorunlara, yaşamın zorluğuna, hayatın ve insanların kazıklarına rağmen, kendi içindeki mutluluğu muhafaza etmeyi bilen insanlar var çevremizde. Sizin de vardır mutlaka. Sizce bu insanların sırrı nedir?

    Kendisiyle barışık olmayı bilen kişilerdir bunlar. Belki nice acılardan geçmişlerdir. İçlerinin sağlamlığı,paylaşmayı bilmelerinden, insana, hayata saygı duymayı bilmelerindendir.İçlerinde bir çok dünya barındırırlar. "Mangal gibi" yürekleri vardır, halkımızın deyişiyle;içlerinde dünyalar yıkılır, dünyalar kurulur. Dünyaların sığdığı dünyalarıyla fırtınalar ve felaketler karşısında sarsılsalar da yıkılmazlar. İşte bu insanlardır mutlu insanlar. Mutluluk bir ruh hali değil bir karekterdir.Bir karekter yapımı, inşasıdır.

    3- Mutsuz insan ahlaksız olduğu gibi,"başarısız insan, üretemeyen insan, çalıştığını sanıp mesai saati dolduran insan" da o zaman ahlaksızdır mıdır?

    Elbette. Muslow'un deyimiyle, kendini gerçekleştiremeyen ,kendine, üreterek, severek, dünyalar yaratamayan insan mutsuzdur. Ahlaksızdır. Olacağı kadar olmaya çalışmayan insan, insanlığa en büyük kötülüğü yapmaktadır.Ahlaksızların başıdır.

    4- Yazınızda "mutluluk karakteri"nden bahsediyorsunuz. Bu karakterin temel özellikleri nelerdir?

    Sevebilen,saygı duyabilen,yüksek değerler yaşayabilen,üreten,cana,canlılığa hürmeti olan,iç dünyasındaki derinliklerde nice dünyanın saklı olduğu,ateşli, çalışkan, keyifli biridir. Yanlışlarından öğrenmye her zaman açıktır. Çirkinlikleri, eksikleriyle yüzleşmekten asla korkmaz. Hayatın ona emanet olduğunu bilir, onu geliştirmek için elinden geleni yapar.

    5- Mutlu ve mutsuz insan üzerine yaptığınız tanımlar, kendini yetiştirmek, geliştirmek üzerine kafa yoran ve bunu başaran insan tanımıyla aynı özellikleri taşıyor? O zaman mutluluğun tek anahtarı her alanda kazanılan başarı mıdır?

    Değildir. Başarı, her zaman bize bağlı değildir. Mutlu, elinden geleni yapan, kendine karşı dürüst biridir. Mutlu, başarı ya da paranın ikincil önemde olduklarını bilir. İçi fakir insanın dış zenginliği onu mutlu edemez. Sığ, dar ruhlu insan mutlu olamaz. Haz alabilir, haz dolu olabilir ama mutlu olamaz. Ancak insan gibi insan olmayı başarabilmiş insan, mutlu olmayı hak eder.

    6- Mutsuzluğun ahlaksızlık olduğunu insan deneyimleyerek nasıl öğrenir? İnsan yaşamadan hiçbir şeyi öğrenemez mi?

    Öğrenebilir elbette, enformasyon edinebilir,ama bilgi enformasyondan farklıdır.Yaşanarak,içselleştirilerek,yoğrularak öğrenilebilir.

    7- Son olarak; Ahmet İnam'ın, prof. olarak, insan olarak, eş olarak baba, arkadaş, dost olarak hayata bakış açısını sormak istiyoruz. Kendini sorgulayan bir mutsuz, bir ahlâksız bu yazıyı yazdı diyorsunuz çünkü. Hayat, insan, başarı, aşk, ilişkiler, çalışmak, proje üretmek gibi kavramları sizin için ne ifade ediyor?

    Ben henüz mutlu karekteri edinememiş, bir mutluluk yolcusuyum. Bir mutluluk projesiyim. Ömrüm yeterse, bir gün mutlu olurum belki. Çocuğum daha. Büyüyebilirsem, belki, alabilirim payımı mutluluktan.


    (Kişisel Gelişim Dergisi yönetmeni Adem Özbay'ın sorularına verilen yanıtlardır. Ekim 2004, Ankara. Sözü geçen yazı "Mutlu Olmak" başlığıyla, "on line" yayınlar arasında bu sitede bulunmaktadır)
    Bu gönderdiğiniz yazının “zekilik” perspektifiyle alakası yok. Makalede mutluluk tarifi verilmiş. Ana başlığı zaten “kişisel gelişim”. Yazı sosyolojiyle alakası olmadığı gibi konuyla alakası bile yok. Sanırım anlatmak istediğimizi doğru anlamda anlamamışsınız.
    Borsa işini bıraktım. Foruma öylesine yazıyorum, sakın kaale almayın.

  8.  Alıntı Originally Posted by Hermesj Yazıyı Oku
    Bu gönderdiğiniz yazının “zekilik” perspektifiyle alakası yok. Makalede mutluluk tarifi verilmiş. Ana başlığı zaten “kişisel gelişim”. Yazı sosyolojiyle alakası olmadığı gibi konuyla alakası bile yok. Sanırım anlatmak istediğimizi doğru anlamda anlamamışsınız.
    konuştuğumuz şey sosyolojik değil zaten, kişisel
    *Yatırım tavsiyesi değildir.

Sayfa 966/992 İlkİlk ... 466866916956964965966967968976 ... SonSon

Yer İmleri

Yer İmleri

Gönderi Kuralları

  • Yeni konu açamazsınız
  • Konulara cevap yazamazsınız
  • Yazılara ek gönderemezsiniz
  • Yazılarınızı değiştiremezsiniz
  •