Sayfa 5/5 İlkİlk ... 345
Arama sonucu : 40 madde; 33 - 40 arası.

Konu: Tarım Haberleri

  1. #33
    BİR ÇÖL HİKÂYESİ...








    1867de Mark Twain Filistin’i ziyaret eder. İzlenimlerini yazar. O zamanlar bölgede bir ağaca bile rastlamak zordur. Bölge çöldür. Ya da kayalıktır. Her taraf taşlarla kaplıdır. Sahiller ise bataklık halindedir. Yabani otlar bölgeyi ele geçirmişlerdir. Hayat olmayan bir yer. Filistin küllerin üstünde oturuyordu.

    İlk Siyonistler 1900lerin başlarında Filistin’e geldiklerinde “süt ve bal” ülkesinin durumu buydu. Onlar İsrael’in en önemli yapı taşları olan kolektif köyleri, kibutzları ve moşavları kurdular. Modern İsrael kibutzlarda doğmuştur. Eşit ve kolektif.

    Elbette ki bu köylerde tarım yapılacaktı. Kurulması hayal edilen ülkenin en hayati konularından biri tarımdı. Tarım yapılmayan bir ülke olabilir miydi? Ancak nasıl? Dünyanın pek çok ülkesinde zoraki misafir olan Yahudiler’in toprak sahibi olması ya da tarımla uğraşması yasaktı. Yahudiler topraktan, tarımdan anlamazdı. Ancak Rusya’da az miktarda çiftçiler vardı. Geldiler. Yavaş yavaş “vaat edilen topraklarına” döndüler. Yürüyerek bile gelenler vardı. Ne yazık ki geldiklerinde bal ve süt bulamadılar.












    Gelenler, İsrael daha kurulmadan evvel, belki de kurulmasına mani olabilecek müthiş bir düşmanla karşılaştı. Sivrisinek. Malarya mikrobu taşıyan sivrisinekler. O dönemde tüm İsrael’de yaşayan Yahudiler’in üçte bir malaryaya yakalandı.

    Sivrisineklerden kurtulmaları için bataklıkları kurutmaları lazımdı. Neredeyse tüm sahil kesimi bataklıktı. Bataklıkları kurutmak için su kanalları açtılar. Akıntıların yönünü değiştirdiler. Bünyesinde çok su tutabilen okaliptüs ağaçları ektiler. Senelerce uğraştılar. Sonunda kuruttular. Sivrisineklerden kurtuldular.

    Taşlık arazilerde tek tek taşları topladılar. Büyük taşları kırdılar. Arazileri kayalardan yabani otlardan temizlediler. Elleriyle… Tarım alanları açtılar.

    Bataklıklar, taşlı araziler yeşermeye başlamıştı. Her yerde portakal ağaçları boy veriyordu. Negev çölü üzüm bağları ile rengârenkti. Özellikle Ürdün vadisi ekmek teknesi olmuştu. Boydan boya yemyeşil tarlalarla dolmuştu. Her yerde çiçekler açıyordu. Bir ülke doğuyordu. Bugün kendi ihtiyacının % 95ini üretebilen, milyarlarca dolarlık tarım ürünü ihraç edebilen bir ülke. Tarım teknolojisinde dünya lideri olan bir ülke.

    İsrael devleti kuruluşunun ilk yirmi yılında bunu başarmıştı. Müthiş bir başarı idi. Ve gelişerek devam etti. İsrael’li çiftçiler ilk yıllardan sonra bu başarılarla hayat standartlarını ikiye katladılar. Dış ülkelerden nasıl yapıldığını yerinde görüp öğrenmek isteyen insanlar geliyorlardı.

    1970lerde İsrael bugün tarım teknolojisinin en büyük buluşu olan damlama sistemini yarattı. Vahşi sulama yerine her bitkini kökünün damla damla sulandığı %70 su tasarrufunun sağlandığı teknoloji. Zamanla geliştirildi. Artık toprağın sıcaklığı bu sayede kontrol edilebiliyor her bitkinin ihtiyacı olan besinler bilgisayarlarla denetlenerek bitkinin köküne damla damla verilebiliyordu. 12 ay sürekli ürün alınmaya başlandı.










    İsrael ihtiyacı olan ülkelere yardım etmeye başlamıştı. Negev Ben-Gurion Üniversitesi, Bostwana üniversitesi ile işbirliği yaptı. Bu sayede damla sulama teknolojisi Afrika’ya yayılmaya başlamıştı.

    Özellikle Arava bölgesi sebze endüstrisinin merkezi olmuştu. Bölge deniz seviyesinin 150 metre altında. Tamamen çöl. Arava’da, yazın sıcaklık 40 dereceye varır. Kış aylarında gündüzler 25 derece geceler ise 0 derece olur. Bu yüzden yazın seralarda klimalar çalıştırılıyor. Kışın geceleri ısıtılıyor. Yer altı suları tuzlu. Tarıma elverişli değil. Ancak güneş enerjisi ile sular damıtılıyor ve kullanışlı hale getiriliyor. Bu seraların bir metrekaresi 10 bin dolara mal oluyor. Burada 30 bin dönüm arazide 7 çiftlik kurulmuş. İsrael’in sebze meyve ihtiyacının % 66sı burada üretiliyor. Ayrıca çiçekçilik de yapılıyor. Yılda bir metrekare seradan 350 gül alınabiliyor ve Avrupa’ya ihraç ediliyor.

    Moşavlardan birisinde ise okyanus ortamı hazırlanmış. Akvaryumlarda mercanlar yetiştiriliyor. Kemik tedavisinde 10 kat hızlı tedavi sağlayacak ilaç geliştiriyor.

    Hurma bahçeleri ise 5 bin dönüm arazi üzerine kurulmuş. Hurma yer altındaki tuzlu suyla sulanabilen tek bitki. Yılda tam 4 kere hasat yapılabiliyor. Avrupa’ya ve 3ncü kişiler üzerinden Müslüman Arap ülkelerine de ihracat yapılabiliyor.

    Suyu 2-3 kere kullanabilecek yöntemler yaratmışlar. Su büyük çapta deniz suyunun arıtılmasından elde ediliyor. Ayrıca Negev çölünün altında bulunan jeotermal sularla sulanan bitkilerin daha tatlı olduğu tespit edilmiş. Şimdilerde İsrael bunları ”tatlı çöl sebzeleri” olarak pazarlıyor.

    1970lerde İsrael “Chery (kiraz) domatesi” buldu. Bu domates zararlılardan daha az etkileniyordu ve raf ömrü daha uzundu.

    İsrael’li çiftçiler bir başka patates türü olan “batata” üretmeyi başardı. Normal patates şeker ihtiva eder. Batata daha tatlı olmasına rağmen şeker ihtiva etmez. Tuzlu su ile sulanabilir ve kuru çöl ikliminde üretilebilir. Bugün batata, Mısır’da, Fas’ta, Ürdün’de büyük miktarda üretiliyor.

    İsrael’li çiftçiler çekirdeksiz karpuz üretmeyi başardılar.

    Dünya bundan 10-12 sene evvel “organik tarım” ile tanışmaya başladığında İsrael’de 40 senedir organik tarım yapılıyordu.

    Neydi bu organik tarım?

    Bitkilerin bir sürü zararlıları vardır. Böcekler. Sebzelerin yapraklarını yiyen böcekler çok büyük zarar verirler. Bu zararlılarla uğraşmanın yolu tarım ilaçlarıdır. Ama bu da zararlıdır. Resmen zehirdir. Vatandaşı olmaktan gurur duyduğum İsrael, bakın buna nasıl bir çözüm bulmuş? Önce zararlı böcekleri optik cihazlarla çok yakından incelemeye başlamışlar. O böcekleri yok eden başka böcekler üretmişler. Sonra çiftçilere gidip “böcek ister misiniz?” diye sormuşlar. Adamlar “dalga mı geçiyorsunuz” demişler. Ancak sonunda ikna olup zararlıları yiyen böcekleri kullanmışlar. İkna olan yalnız onlar değilmiş. 32 başka ülkenin çiftçileri de ikna olmuşlar. Sonuç harika olmuş. Bir başka tip böceği yok etmek için akıllara zarar bir yöntem bulmuşlar. Böceklerden çiftleşemesin diye ses dalgaları göndermişler. Böcek nüfusu yok olmuş. Bir de Akdeniz meyve kurdu var ki, işte belanın büyüğü oymuş. Onu da durdurmak için erkek böcekleri hadım etmişler. Sorun çözülmüş.

    Tarla fareleri ile uğraşmışlar. Eskiden bir fare yuvası bulunduğunda oraya bir zehir bırakırlarmış. Fare de onu yiyip ölürmüş. Ancak yağmur suları ile zehir toprağa da karışırmış. Ve doğa kirlenirmiş. Fare yiyen bir çeşit baykuşu bölgede konuşlandırmışlar. Sonuç harika. Ama bir problem çıkmış. Baykuşlar Ürdün’e doğru uçtuklarında Ürdün’lüler baykuşları vuruyormuş. Çünkü baykuş Ürdün’de uğursuz kabul ediliyor. Bunun üzerine Ürdün’e gidip oralı çiftçileri davet etmişler, “gelin bakın biz burada neler yapıyoruz?” demişler. Gelmişler. Görmüşler ve ikna olmuşlar. Şimdi neredeyse yok olma tehlikesi olan baykuş yuvaları 2600 den fazla. Daha da artıyor. Sonra Filistinli Arap çiftçileri de ikna etmişler. Şimdilerde diyorlar ki “Orta Doğu’ya barış bir gün gelirse güvercin ile değil, baykuşla gelecek.”

    Seralarda rüzgâr olmadığı için doğal tozlaşma olamaz. Bunun yerine arıları kullanmışlar. Hiçbir çiçeği atlamayan arılar “arı gibi” çalışmışlar ve ürün % 25 artmış. Bu gün Kaliforniya çilek üretiminin % 60ı bu yolla yapılıyor.

    Yapılan buluşlar sayesinde zararlılardan daha az etkilenen, bitkisel hastalıklara daha dayanıklı, raf ömrü daha uzun ürünler elde edildi. Tohumların saklanabilmesi de bir problemdi. Onu da çözdüler. Son derece basit bir şekilde depolamayı başardılar. Bunu başka ülkelerle de paylaştılar, mesela Afrika ülkeleri ile. Pakistan’la İsrael’in arasında hiçbir diplomatik ilişki yoktur ancak bu yöntem orada da kullanılır.

    Mucize gibi bir hikâye değil mi?.

    Bu hafta da bu kadar sevgili kardeşlerim, yeğenlerim ve dostlarım.
    Sevgiyle kalın, hoşça kalın…


    Aaron Baruch (Ankaralı)


    http://ankarali-2001.blogspot.com.tr....html?spref=fb
    Türkiye, kazığın her türlüsünü ayrı ayrı deneyimleyebilmek için mükemmel bir yer. Burada yetişen biri dünyanın başka bir yanında sıkıntı yaşamaz.
    Re-twittlediklerim katıldığım anlamına gelmez!

  2. #34
    Zafer! Macaristan Tüm Monsanto GMO Mısır Alanlarını Yok Etti






    http://www.antinews.in/victory-hunga...mo-cornfields/
    Türkiye, kazığın her türlüsünü ayrı ayrı deneyimleyebilmek için mükemmel bir yer. Burada yetişen biri dünyanın başka bir yanında sıkıntı yaşamaz.
    Re-twittlediklerim katıldığım anlamına gelmez!

  3. #35




     Alıntı Originally Posted by Pert Yazıyı Oku

    “Sen bilmezsin. O bilmez. Hiç kimse bilmez, bilemez. Hatta ben bile. Bir tek paşa gönlüm bilir.”
    Aşık Veysel Şatıroğlu

  4. #36

    “Sen bilmezsin. O bilmez. Hiç kimse bilmez, bilemez. Hatta ben bile. Bir tek paşa gönlüm bilir.”
    Aşık Veysel Şatıroğlu

  5. #37

    “Sen bilmezsin. O bilmez. Hiç kimse bilmez, bilemez. Hatta ben bile. Bir tek paşa gönlüm bilir.”
    Aşık Veysel Şatıroğlu

  6. #38
    Sonumuz karanlık.

    Bitirdiler tarım ve hayvancılığı.

    Doğayı ve tabiatı katletttiler.

    Bunu yapanların yatacak yeri yok yahu.
    NE MUTLU TÜRKÜM DİYENE
    YERLİ MALI YURDUN MALI HERKES ONU KULLANMALI

  7. #39
    2018 ilk yüzsüz arsız ve hırsız tayfası açıklanmış ş; Güzelhisar, Yiğit, Dimra, Maserya, Ustam Gurme, Kesebir, Meydan, Zeytin sepeti, Bakbu, Emirzade, Zümrüt, Ada Ekol, Umut Günay, Ekol, Olimiro, Efetat, Ege Körfez, Yeşil dere, Ayvalık, Özokirem, Hünkar Efendi, Yiğit Egenin İncisi, Geyikli hasat, Can şifa, Körfezbirlik, Emiralem Zeytindağ, Hasdağ, Semerkant markaları zeytinyağında tağşiş (hile) yapan firmalar olarak açıklandı.
    NE MUTLU TÜRKÜM DİYENE

  8. #40
    NE MUTLU TÜRKÜM DİYENE

Sayfa 5/5 İlkİlk ... 345

Yer İmleri

Yer İmleri

Gönderi Kuralları

  • Yeni konu açamazsınız
  • Konulara cevap yazamazsınız
  • Yazılara ek gönderemezsiniz
  • Yazılarınızı değiştiremezsiniz
  •