Artan
Azalan
Ýþlem
BIST 30
BIST 50
BIST 100
NASDAQ 100
Hisse Fiyat Fark% Hacim (TL) Düþük / Yüksek
33,00 10% 1,33 Mr 29,80 / 33,00
1.210,00 10% 272,14 Mn 1.040,00 / 1.210,00
104,50 10% 141,50 Mn 93,00 / 104,50
9,13 10% 17,48 Mn 7,76 / 9,13
12,65 10% 504,89 Mn 11,44 / 12,65
Hisse Fiyat Fark% Hacim (TL) Düþük / Yüksek
15,80 -9.97% 1,28 Mr 15,80 / 16,50
132,90 -9.96% 49,37 Mn 132,90 / 132,90
5,43 -9.95% 701,85 Mn 5,43 / 6,40
12,99 -9.48% 816,02 Mn 12,92 / 13,99
109,70 -8.51% 354,73 Mn 108,00 / 118,90
Hisse Fiyat Fark% Hacim (TL) Düþük / Yüksek
63,60 2.25% 25,59 Mr 60,65 / 64,45
288,00 5.11% 17,74 Mr 271,50 / 290,25
32,86 2.3% 14,70 Mr 30,42 / 33,34
2,65 4.74% 11,40 Mr 2,44 / 2,67
410,00 8.54% 11,19 Mr 370,50 / 412,00
Hisse Fiyat Fark% Hacim (TL) Düþük / Yüksek
19,28 3.77% 1,00 Mr 17,98 / 19,53
63,60 2.25% 25,59 Mr 60,65 / 64,45
410,00 8.54% 11,19 Mr 370,50 / 412,00
345,00 9.96% 10,54 Mr 313,25 / 345,00
392,75 4.32% 4,79 Mr 372,00 / 395,50
Hisse Fiyat Fark% Hacim (TL) Düþük / Yüksek
19,28 3.77% 1,00 Mr 17,98 / 19,53
63,60 2.25% 25,59 Mr 60,65 / 64,45
96,30 6.17% 693,08 Mn 88,00 / 96,70
104,10 2.06% 466,50 Mn 100,40 / 105,40
410,00 8.54% 11,19 Mr 370,50 / 412,00
Hisse Fiyat Fark% Hacim (TL) Düþük / Yüksek
19,28 3.77% 1,00 Mr 17,98 / 19,53
34,14 5.96% 131,65 Mn 31,92 / 34,56
63,60 2.25% 25,59 Mr 60,65 / 64,45
10,56 3.53% 461,84 Mn 9,99 / 10,63
77,70 5.71% 651,96 Mn 70,05 / 78,05

Masrafsýz Bankacýlýk + 1.000 TL Nakit! Enpara’dan Çifte Avantaj

Masrafsýz Bankacýlýk + 1.000 TL Nakit! Enpara’dan Çifte Avantaj
Sayfa 4/6 ÝlkÝlk ... 23456 SonSon
Arama sonucu : 45 madde; 25 - 32 arasý.

Konu: Serdar Yýldýrým Hikayeleri

  1. KELOÐLAN DEV FARE
    Bir varmýþ, bir yokmuþ. Bir dev fare varmýþ. Aha manda kadarmýþ.
    Fare, fare, dev fare, nasýl geldin bu hale?
    Ne yedin de böyle oldun, bir göründün, bir kayboldun.
    " Daðda, bayýrda gezerim, ne bulursam onu yerim.
    Kedilerin düþmanýyým, yakalarsam kedi de yerim. "

    Aman fare, yaman fare, baþý büyük, kocaman fare.
    Sakýn kasabaya gitmeyesin, insanlarý üzmeyesin.

    " Aman insan, yaman insan, baþý küçük, kösemen insan.
    Kasabaya gidiyorum, insanlarý üzüyorum. "

    Dev fare arkasýnda yüzlerce normal fare olduðu halde kasabaya giriþ yapmýþ. Þarkýlar söyleyerek sokaklarda gezmiþler. Ortalýkta ne bir insan, ne bir kedi görünmüyormuþ. Dev fare ve arkadaþlarý, bu kasabada günlerce kalmýþlar. Kilerlerde, ambarlarda ne varsa yiyip bitirmiþler.

    Bir gün kasaba dýþýndaki yolda nöbet bekleyen fareler, ileriden gelen kel kafalý bir genci görmüþler. Durumu dev fareye bildirmiþler.
    Dev fare: " Sakýn bu Keloðlan olmasýn? Adýný çok duydum ama kendisini hiç görmedim. Gidin sorun bakalým kimmiþ, neyin nesiymiþ? Eðer bu Keloðlan ise, yandýðýmýzýn resmidir. Bizi bir dakika bu kasabada tutmaz, bilmiþ olasýnýz. "
    Bunun üzerine oradaki farelerden biri: " Aman efendim, siz neler söylüyorsunuz? Gelen Keloðlan olsa ne olacak? Bize ne yapabilir ki? Ýzin verin onu geldiði yere kadar kovalayalým. "
    Dev fare: " Kimi kovalýyorsun? Keloðlan senden, benden kaçar mý sanýyorsun? O korkmaz, korkutur. Yenilmez, yener, ezilmez, ezer. Kaybettiði görülmemiþtir. "
    Farelerden biri gitmiþ ve az sonra geri dönmüþ. Gelen genç Keloðlan'mýþ. Dev fare Keloðlan'ýn karþýsýna çýkmýþ. Onu saygýyla selamlamýþ. Hoþ geldiniz, demiþ.

    Dev fareyi görünce Keloðlan'ýn aklý baþýndan gitmiþ. Çok korkmuþ, bir aðacýn arkasýna saklanmýþ: " Uy anam, o neydi öyle? Kocaman, öküz kadar! Etraf fare dolu. Bu onlarýn babasý olsa gerek. Öküz faresi mi desem, fare öküzü mü desem? Beni yakalarsa yer bu ya. Yandým ki hem ne yandým. " diye söylenirken, dev farenin sesini duymuþ:
    " Keloðlan Bey, saygýdeðer Keloðlan Bey, nasýlsýnýz, iyi misiniz? "

    Bunun üzerine Keloðlan önce saklandýðý aðacýn arkasýndan baþýný çýkarmýþ, durum vaziyetini kontrol etmiþ, ortamýn müsait olduðunu görünce ortaya çýkmýþ. Bakmýþ dev fare karþýsýnda el pençe, divan duruyor: " Seni gidi minik, beni niye korkuttun bakayým? Gel buraya kulaklarýný çekeyim. "
    " Aman efendim, ben kim, sizi korkutmak kim? Asýl ben sizden çok korkuyorum. "
    " Yapma ya..! Minik, benden niye korkuyorsun çabuk söyle bakalým? "
    " Sizi tanýmayan, Keloðlan adýný bilmeyen yoktur. Ben daðdan geldim. Oralarda herkes sizin baþýnýzdan geçen olaylarý anlatýyor. Ýnanýn sizin hikayelerinizi dinleyerek büyüdüm. "
    " Büyümüþsün ama fazla büyümüþsün. Bundan sonra benim hikayelerimi az dinle. "
    " Hani siz iyisiniz ama rakipleriniz kötüdür. Ben sizin tarafýnýzdan olmak istiyorum. Bugün burada olanlarý duyanlar beni kötü bilmesinler. Kasabalýlarýn biraz yiyeceðini yediydik. Þu iki çuval altýn zararý karþýlar. Ben bu altýnlarý daðda sebze, meyve satarak kazandým. Ayrýca kasabalýlardan özür diliyorum. Þimdi daðlara dönüyorum ve bir daha daðdan inmem. "
    " Yolun açýk olsun, güle güle git. Kimse seni kötü bilmez, merak etme. "

    Daha sonra dev fare ve öbür fareler þarkýlar söyleyerek kasabayý terk etmiþler. Altýnlar kasabalýnýn zararýný karþýlamýþ. Kasabalýlar, Keloðlan için, eðlenceler düzenlemiþler, ziyafetler vermiþler. Böylece Keloðlan kasabalýlarý farelerden kurtarmýþ olmuþ.

    SON

  2. KELOÐLAN DÜDÜK HELVA
    Bir varmýþ, bir yokmuþ. Bir iþte çalýþmayan, gezip dolaþmayý seven bir Keloðlan varmýþ. Bu Keloðlan komþu kasabada gezerken, tellanýn sesini duymuþ: " Ey ahali, duyduk duymadýk demen, yola çýkýverin hemen, menekþe sokaðýnda, yengenin konaðýnda helva günü yapýlýyor. Buyrun davetlisiniz, gelin helva yersiniz. "
    Tellalýn söylediklerini duyan Keloðlan soluðu yengenin konaðýnda almýþ. Konaðýn bahçesinde ateþler yakýlmýþ, kazanlar kaynýyormuýþ. Yengenin kocasý, konaðýn dayýsý bir seçici kurul oluþturmuþ. Dayý, on kiþilik seçici kuruldan en akýllý gördüðü Keloðlan'ý kurul baþkaný seçmiþ.

    Dört kazan baþýnda dört yarýþmacý varmýþ. Bunlardan ikisi adam, ikisi kadýnmýþ. Helvalar piþtikten sonra tabaklar dolusu helva daðýtýlmýþ. Keloðlan her birinden birer tabak olmak üzere dört tabak helva yemiþ. Üstüne iki bardak su içmiþ. Ýnsanoðlu açken dünyaya karamsar, tokken gülümser bakarmýþ. Keþke haftanýn yedi günü, yedi konakta böyle ziyafet verilse. Bugün burada helva, yarýn baþka yerde dolma, öbür günler köfte, pilav, börek, çörek, kek. Karným tok olduktan sonra neden çalýþayým. Yer, içer, yatar, keyfime bakarým, demiþ Keloðlan, anlatmýþ, durmuþ.
    Sonunda karar aný gelmiþ. Seçici kurul toplanmýþ. Konak sahibi yenge dokuz oy almýþ. Keloðlan, hepsi güzeldi ama hocanýn helvasý bir baþka güzeldi diyerek, Nasreddin Hoca'ya oy vermiþ. Hey gidi Nasreddin Hoca, hey! Senin yaptýðýn helvayý yerken tahta kaþýðýný kýranlardan oy alamadýn. Fakirsin ya, aðzýnla kuþ, elinle balýk tutsan yaranamazsýn.

    Keloðlan, Nasreddin Hoca'ya oy vermiþ ama dayý araya girmiþ: " Olmaz Keloðlan, Nasreddin Hoca'ya oy versen ne olacak? Bugün buradan oylarýn tamamýný alan bir birinci çýkacak. Nasreddin Hoca'ya boþ ver, yengeye oy ver. "
    Keloðlan'ýn kararlý olduðunu gören dayý: " O zaman seçici kurulla birlikte Dað Dede'ye gidelim. Dað Dede'nin oyu yarýþmayý sonlandýrsýn. " demiþ ve Dað Dede'nin yaþadýðý maðaraya gidilmiþ. Dað Dede, dayýnýn dedesiymiþ. Yüz dört yaþýndaymýþ ama uzun saçý ve bir metrelik sakalý karaymýþ. Hani derler ya, ak sakallý dede, öyle deðilmiþ. Onun saçýný ve sakalýný odun kömürüyle boyadýðý rivayet edilirmiþ.
    Dað Dede dört tabak helva yemiþ ve üstüne dört bardak su içmiþ. Dayýnýn hanýmýný iþaret edip yenge demiþ. Dayý, oradakilere otuz iki diþini göstermiþ. Konak sahibi yenge oylarýn hepsini alarak birinci ilan edilmiþ. Konaðýn bahçesine gelince, karar, alkýþlarla, doðrusu buydu, sözleriyle karþýlanmýþ.
    Keloðlan bu can sýkýcý ortamda daha fazla kalamayacaðýný anlayýp konaktan ayrýldýktan sonra toprak yolda uzun süre yürümüþ: " Ben istesem de bu düzene ayak uyduramazdým, diye düþünmüþ. Konduðu tasýn þeklini alan su gibi, girdiði ortamda renk deðiþtirip bukelemunlaþan insanlarý sevmiyorum. Yalvarsalar da bir daha bu konaða gelmem.

    Ne yengenin helvasýný yerim ne dayýnýn yüzünü görürüm.
    Ne kimsenin önünde eðilirim ne de zoraki alkýþlarým.
    Ben buyum iþte, benim adým Keloðlan.
    Kendisine efendi dememi isteyen dayýya güler geçerim.

    Ýnsan büyük, yüce, görkemli bir varlýktýr.
    Bütün insanlar eþittir, insanlar arasýnda fark yoktur.
    Ne demek öyle efendimiz, kim kimin efendisi.
    Ýnsan baþkasýnýn deðil, kendi kendisinin efendisi olmalý. "

    SON

  3. KELOÐLAN VE PÝNOKYO
    Bir varmýþ, iki varmýþ. Üç varmýþ, beþ varmýþ. Dört yokmuþ. Dört kere dört yirmi dört eder desem burnum uzar mý? Yalan söyledim diye okuyucu bana kýzar mý?
    Keloðlan bir gün Pinokyo ile karþýlaþmýþ. Pinokyo çok hareketliymiþ, hemen atýlmýþ. Keloðlan'ýn elini sýkmýþ: " Vay Keloðlan, nasýlsýn? " diye sormuþ.
    Keloðlan: " Ýyiyim, sað ol arkadaþ. " demiþ. " Beni nasýl tanýdýn, adýmý nereden biliyorsun? "
    Bunun üzerine Pinokyo: " Seni tanýmayan, adýný bilmeyen mi var? Avrupa'yý gezdim, dolaþtým. Gittiðim her yerde Keloðlan adýný duydum. Amerika'yý keþfeden Kristof Kolomb ve dünyayý dolaþan Ferdinand Macellan gittikleri yerlerde Keloðlan adýný duyduklarýný bana söylediler. "
    Keloðlan'ýn sað gözü seðirmeye baþlamýþ. Kuru fasulye nohut arasý barbunya durumlarý olduðunu anlamýþ. Pinokyo'nun burnu konuþtukça uzuyormuþ. Yalandan çorba yarýþmasý düzenlense Pinokyo'nun birinci olacaðýna eminmiþ. Kafa saatinde zamaný kurmuþ. Gong çaldýðýnda dünya denizlerindeki dalga sona erermiþ. Bol dalgalý Pinokyo denizinde az acýlý Keloðlan kebabý ayranla iyi gidermiþ.

    Keloðlan Pinokyo'nun dalga geçtiðini düþünüyormuþ. Onun yalanlarýna daha fazla yalanla karþýlýk vererek galip gelip, Pinokyo'yu yalan söylemekten vazgeçirecekmiþ:
    " Doðru söylüyorsun, Pinokyo. Benim adýmý dünyada duymayan yoktur. En ücra köþelerde bile adým saygýyla anýlýr. Ben bunu yerinde gördüm, yaþadým. Dünyayý dolaþtým. Büyük Okyanus' taki adalarda, Amazonlarda, Afrika'nýn balta girmemiþ ormanlarýnda beni tanýdýlar. Keloðlan gelmiþ, hoþ gelmiþ, deyip etrafýmý sardýlar. Yedirdiler, içirdiler. Benim gittiðim yerleri Piri Reis haritasýnda meyve, sebze resimleri yaparak iþaretledi. Kuzey ve güney kutup noktasýna Keloðlan bayraðýný diktim. "
    Keloðlan anlattýkça, yalan söyledikçe burnu uzamýþ. Pinokyo'nun iki karýþ burnu yanýnda Keloðlan'ýn burnu Uludað'ýn zirvesine ulaþmýþ. Bu durumdan Uludað rahatsýz olmuþ: "Keloðlan, lütfen yalaný keser misin? Rahatsýz oluyorum. "
    Keloðlan cevap vermiþ: " Özür dilerim, Uludað! Seni rahatsýz etmek deðil, Pinokyo'ya dersini vermek istemiþtim. "
    " Pinokyo yalan söylemekten vazgeçmez, senin doðru söylemekten vazgeçmeyeceðin gibi. "
    Pinokyo Uludað'ýn sözlerinden hoþlanmamýþ. Keloðlan'dan yana dönmüþ: " Dersimi aldým Keloðlan. Bundan sonra yalan söylediðimi duymayacaksýn. Haydi, hoþça kal. " demiþ ve yürüyüp gitmiþ.
    Uludað: " Bu nereye gidiyor böyle? " diye sormuþ.
    Keloðlan: " Pinokyo'nun dönüp dolaþacaðý yer Ýtalya'dýr. "
    Uludað: " Dersimi aldým, dedi. Gerçekten almýþ mýdýr? "
    Keloðlan: " Almýþtýr da, son cümleyi söyledikten sonra burnu niye uzadý, onu anlamadým.

    Doðru sözlü ol, dokuz köyde misafir ol.
    Onuncu köyün adý, Doðrular Köyü.
    Doðru sözlü olun, yalandan kaçýn.
    Yalan söylemeyin, doðruluk saçýn.

    SON


    ----------------------------------------------------------


    KELOÐLAN VE DAÐCILAR
    Anadolu'da bir Keloðlan varmýþ.
    Hayatý ortadan ikiye yarmýþ.
    Bir yarýsýný Marmara'ya atmýþ.
    Diðer yarýsýný daða fýrlatmýþ.
    * * * *
    Deniz Marmara'ymýþ, dað Uludað'mýþ.
    Kýþ günü Uludað kar-buz kaplýymýþ.
    Daðdaki aç kurtlar köylere inmiþ.
    Keloðlan korkudan evine sinmiþ.
    * * * *
    Bir gün kar dinmiþ, kurtlar hemen gitmiþ.
    Keloðlan evden çýkmýþ, bir oh çekmiþ.
    Kolay deðil, bir hafta evde yatmýþ.
    Bir hafta bin hafta yerine geçmiþ.
    * * * *
    Ertesi gün köye daðcýlar gelmiþ.
    Köylüler, Keloðlan'a haber vermiþ.
    Daða çýkacak bir adam gerekmiþ.
    Baþka kimse daðcýlarla gitmemiþ.
    * * * *
    " Keloðlan demiþ, ben sizinle gelmem.
    Ne istersiniz Uludað'dan bilmem.
    Çýkýp da ne olacak zirvesine.
    Zarar verir zirvesi cümlesine. "
    * * * *
    " Býrak Keloðlan ciddi olamazsýn.
    Biz zirveye çýkarken bakamazsýn.
    Adýn önde anýlsýn, þimþek çaksýn.
    El yazmasý kitaplarda sen varsýn. "
    * * * *
    " Ben öksürsem halkýmýz sahiplenir.
    Eðer daða çýkmazsanýz sevinir.
    Daðcýyý durdurdu Keloðlan denir.
    Herkes neþelenir, þekerler yenir.
    * * * *
    Aðalar etmeyin daða gitmeyin.
    Dað çaðýrýr durur, önemsemeyin.
    El ele tutuþun, fire vermeyin.
    Hepiniz gençsiniz, erken göçmeyin. "
    * * * *
    Daðcýlar, Keloðlan'ý dinlememiþ.
    Ýleri deyip, Uludað'a çýkmýþ.
    Ama hiçbiri geri dönememiþ.
    Çýð düþmüþ, onlarý hayattan silmiþ.
    * * * *
    Daða çýkanlar, korkusuz, yiðitmiþ.
    Buz çok kayganmýþ, kar acýmasýzmýþ.
    Kaygan ortamda yiðitlik sökmezmiþ.
    Karlý daðlarda çýð bir felaketmiþ.
    * * * *
    Keloðlan bu sonuca çok üzülmüþ.
    Yazýcýya gitmiþ, ona anlatmýþ.
    Kýþýn kimse daða çýkmasýn, demiþ.
    Çýkmak isteyen yanlýþ yapar, demiþ.
    * * * *
    Serdar Yýldýrým bu masalý yazmýþ.
    Ne gerek varmýþ, kim daða çýkarmýþ.
    Zaten ortalýk buz gibi soðukmuþ.
    Nice daðcýlar daðlarda donmuþ.

    SON

  4. KELOÐLAN ELMASI
    Bir varmýþ, bir yokmuþ. Var olan varmýþ da, yok olan neymiþ? Sert bir rüzgar esmiþ, dallarý eðmiþ. Bir Keloðlan varmýþ. Fikirde, düþüncede hürmüþ. Ancak bu Keloðlan çok tembelmiþ. Evde yan gelir yatar, keyfine bakarmýþ. Anasý bir gün Keloðlan'a demiþ ki: " A oðlum, evde yatýp duracaðýna babandan kalan tarlayý bellesene. Al kazmayý, küreði, git tarlaya kaz. Tohum atarýz. Domates, biber, patlýcan yetiþtiririz. "
    Bunun üzerine Keloðlan þöyle demiþ: " Býrak ya ana, bir tarla için rahatýmý bozamam. Sen þu çorbayý karýþtýr, dibi tutmasýn. "Keloðlan'ýn bu sözleri üzerine anasý sopasýný kaptýðý gibi Keloðlan'ýn üstüne yürümüþ:" Ýþ yapmazsýn, sýrtüstü yatarsýn sonra çorba dersin. Al sana çorba."
    Keloðlan kendini dýþarý zor atmýþ. Anasý peþinden kazmayla küreði sokaða býrakmýþ: " Tarlayý bellemeden gelme. Seni içeri almam bilmiþ ol, " diye baðýrmýþ.

    Keloðlan gelip tarlanýn ortasýna sýrtüstü yatmýþ. Yanýnda getirdiði kazmayla küreðe, kaz kazmam, kaz küreðim, demiþ ama nafile, ne kazma ne kürek kýmýldamamýþ. Bu böyle olmayacak deyip, tarlanýn yanýndan geçen köylülere tarlada elmas bulduðunu söylemiþ. Bu tarlada çok elmas var. Gelin kazýn, bulduðunuz sizin olsun, deyince kazmasýný, küreðini kapan köylüler akþama kadar topraðý kazmýþlar.
    Akþam anasý tarlanýn kazýlmasýna çok sevinmiþ. Keloðlan' ý tarhana çorbasýyla beslemiþ.

    Ertesi gün kasabadan gelenler varmýþ. Adamlar, tarlanýn kenarýna kulübe yapmýþlar. Civar tarlalarý kazmýþlar, elmas aramýþlar. Bir þey bulamayýnca Keloðlan ile konuþup bulduðu elmasý satmasýný istemiþler. Keloðlan olmayan elmasýn deðerini giderek arttýrmýþ. Aðalar, bin altýn verene elmasý satarým, demiþ. Üç altýn, beþ altýn pey akçesi býrakanlar olmuþ. Bunlar, elmasý baþkasýna satma, bana sat diyenlermiþ. Böylelikle Keloðlan'ýn bir torba altýný olmuþ. Olaydan haberdar olan o ülkenin padiþahý, Keloðlan'ý saraya davet etmiþ. Sarayda, Keloðlan'ýn þerefine eðlence düzenlemiþ, ziyafet vermiþ. Keloðlan, elmasý bana satmalýsýn, demiþ. Pey akçesi olarak yüz altýn vermiþ. Zamanla dünyanýn çeþitli ülkelerinden elmasý satýn almaya gelenler olmuþ. Elmasýn talipleri giderek çoðalmýþ. Keloðlan bir gün bir kartalýn elmasý kapýp kaçtýðýný ve Kaf Daðý'nýn ardýna gittiðini söylemiþ. Elmasý satýn almak isteyenler, Kaf Daðý'nýn ardýna gitmek üzere yola çýkmýþ. Keloðlan topladýðý altýnlarla saray yaptýrmýþ. Padiþahýn kýzýyla evlenip mutlu olmuþ.

    SON


    --------------------------------------------------------


    KELOÐLAN BÝR KESE ALTIN
    Keloðlan kasabaya giderken bir kese altýn bulmuþ. Pazar yerine varýnca, yolda bir kese altýn buldum, sahibini ararým, demiþ. Herkes, kese benimdir, ben düþürdüm. Ýçi altýn doluydu, diyerek öne çýkmýþ. Bunun üzerine Keloðlan keseyi kimseye vermemiþ. Kolcubaþýna gitmiþ: "Kasabaya gelirken, içi altýn dolu bir kese buldum. Sahibi size geldi mi? " diye sormuþ.

    Kolcubaþý: " Aman Keloðlan, kese benimdir. Bugün kasabaya gelirken düþürmüþtüm. " demiþ. Keloðlan kolcubaþýna inanmadýðý için, keseyi vermemiþ. Akþamüstü köye dönmüþ. Evde anasýna keseyi göstererek olanlarý anlatmýþ. Keseyi vermesi için, adamlarýn yalvardýðýný söylemiþ.
    Anasý: " Keloðlan biliyor musun? Keseyi ben düþürmüþtüm. Geçen gün kasabaya gitmiþtim ya demek ki dönerken düþürdüm. "
    Keloðlan: " Ana, kasabaya gitmiþtin ama ne geçen günü? Aradan kaç ay geçti. Sen bari böyle þeyler yapma. Yaðmur yaðdý, güneþ açtý. Kese ve altýnlar tertemizdi. "
    Anasý: " Benim güzel oðlum, altýný çamura bulasan yýkarsýn çýkar. Altýn kirlenir mi? Ýçinde altýn olan kese kirlenir mi? "
    Keloðlan: " Olmaz ana, yarýn kesenin sahibini ararým. "

    Keloðlan'ýn keseyi vermediðini gören anasý, aðlamýþ, gözyaþý dökmüþ. Kese babandan yadigardý. Ýçindeki altýnlarý baban çalýþýp biriktirmiþti. Þimdi burada olsa, keseyi anana ver oðlum, üzme ana sýný, derdi.
    Sonunda anasýna inanan Keloðlan keseyi vermiþ. Geç vakit Keloðlan uyuyunca anasý altýnlarý saymýþ. Yerde bulunan altýn bulanýn olur. Sahibini arar da bulamazsa yalanýn olur.

    SON

  5. KELOÐLAN ÝLE PAMUK PRENSES
    Ýki yürür, bir koþarým.
    Gezer, daðlar aþarým.
    Yatýp dinlenmek varken,
    Tarlada çalýþana þaþarým.

    Böyle deyip duran Keloðlan yýllardan bir yýl tarlalarda, bahçelerde çalýþmýþ, toprak kazmýþ, tohum atmýþ, sulamýþ, ürün almýþ, hasat etmiþ, satmýþ. Keloðlan'ýn kesesi altýn dolmuþ. Keseyi belindeki kuþaða baðlamýþ. Anasýna, yabancý diyarlara gidip tüccarlýk yapacaðýný söyleyip yola çýkmýþ. Gitmiþ de gitmiþ. Yürümüþ, durmuþ. Dört çarýk eskitmiþ. Sonunda, diyarlarýn en yabancýsýna varmýþ. Bir han odasý tutmuþ, bir dükkan kiralamýþ. Dükkanýn önünde oturup saða sola bakýnmaya baþlamýþ. Gelip geçen çokmuþ da selam veren yokmuþ, çünkü burada Keloðlan' ý kimse tanýmýyormuþ. Aniden genç kýzýn biri durmuþ ve Keloðlan'a adres sormuþ. Kýz pek güzelmiþ. Keloðlan kýza aþýk olmuþ. Adresi dilinin döndüðünce tarif etmiþ. Kýz, teþekkür edip gitmiþ. Keloðlan kýzýn ardýndan bakakalmýþ.

    Ertesi gün kýzý aramýþ ve bulmuþ. Aþkýný anlatmýþ. Karþýlýk beklemiþ. Kýz: " Tabii ki bana aþýk olabilirsin. " demiþ. " Geldiðin ülkede tanýnmýþ, sevilen biri olabilirsin ama ben Pamuk Prenses'im ve beyaz atlý prensimi bekliyorum, onunla evleneceðim. "
    Pamuk Prenses gittikten sonra Keloðlan kývranmaya baþlamýþ. Bir yol, bir yöntem, bir çýkýþ yolu aramýþ. Bu masalý yazmakta olan Serdar Yýldýrým bir defa daha zamanda yolculuk yapmýþ ve Keloðlan'ýn yardýmýna koþmuþ. Keloðlan, ben geldim, demiþ. Keloðlan Serdar'ýn gelmesine çok sevinmiþ. Serdar sözü fazla uzatmamýþ: " Altýnlar ne güne duruyor? Karþýda terzi var. Kendine bir prens elbisesi diktir. Bir de beyaz at satýn al. Bin ata iþte sana beyaz atlý prens. Git Pamuk Prenses'in yanýna benimle evlenir misin? diye sor. Evlenmesin seninle de göreyim. " demiþ ve gitmiþ.
    Keloðlan: " Bir göründü, bir yok oldu. Bana faydasý çok oldu. " demiþ ve soluðu terzi dükkanýnda almýþ.

    Ýki gün iki gece sonra Keloðlan yani beyaz atlý prens þehrin sokaklarýnda gezer olmuþ. Bunun üzerine þehir halký prensin geldi deyip Pamuk Prenses'i karþýsýna çýkarmýþlar. Pamuk Prenses, sevdiðim geldi, demiþ ve büyük bir törenle evlenmiþler. Uzun yýllar birlikte mutlu yaþamýþlar.

    SON


    ---------------------------------------------------------------


    KELOÐLAN DÖRT HARAMÝLER
    Bir varmýþ bir yokmuþ. Bir Keloðlan varmýþ. Anasýyla birlikte karýnca kararýnca geçinip giderlermiþ. Bir yýl hiç yaðmur yaðmamýþ, kýtlýk olmuþ. Ekinler tarlada, meyveler dalda, üzümler baðda susuzluktan kavrulmuþ. Dereler, ýrmaklar kurumuþ. Bunun üzerine anasý Keloðlan'ý iþ bulup çalýþarak para kazanmasý ve kýþlýk yiyecek almasý için kasabaya gitmeye ikna etmiþ.

    Anasýnýn hazýrladýðý yiyecekleri torbasýna koyan Keloðlan kasabaya gitmek üzere yola çýkmýþ. Hava sýcak, kasaba uzak, Keloðlan ormanda dinlenmek için, çimenlere uzanmýþ ama oracýkta uyuyakalmýþ. Neden sonra uyanmýþ, bakmýþ yiyecek torbasý yok. Üzülmüþ, dövünmüþ, söylenmiþ, etrafý aramýþ, torbayý bulamamýþ. Çaresiz durumu kabullenip kasabaya doðru yürüyüþüne devam etmiþ. Sonunda ormandan çýkýp kasaba yoluna girmiþ.

    Keloðlan giderken yol kenarýnda oturmuþ yemek yiyen dört adama rastlamýþ. Bu adamlar, o bölgede hüküm süren, soygunlar yapan dört haramiymiþ. Keloðlan adamlara selam verip yanlarýna sokulmuþ ki, bir de ne görsün! Torba kendi torbasý, yedikleri yiyecekler de anasýnýn hazýrladýðý yiyeceklermiþ. Keloðlan torbasýný bu adamlarýn çaldýðýný anlamýþ ama bir þey yapamamýþ. Yanýnda çaký bile yokken, adamlarýn bellerine astýklarý kýlýçlara bakakalmýþ. Konuþmalarýndan onlarýn harami olduklarýný anlamýþ ama açlýk korkuyu yenmiþ: " Aðalar, karným çok açtýr. Sabahtan beri bir þey yemedim. Yanýnýza sokulsam ve iki lokma da ben yesem, he olur mu, ne dersiniz? "

    Haramiler, Keloðlan'a ters ters bakmýþlar. Haramilerden biri sormuþ: " Adýn ne senin? "
    " Adým Ýbrahim ama herkes bana Keloðlan der. "
    " Keloðlan mý? Kel kafandan belli zaten. Biz insanlarýn cebinden parasýný, aðzýndan lokmasýný alan haramileriz. Yiyecek torbaný aldýk, canýný almayalým. Var git uzaklaþ, gözüm görmesin seni. " Bunun üzerine Keloðlan oradan bir uzaklaþmýþ ki sormayýn.

    Aradan bir ay geçmiþ. Keloðlan kasabada odun kýrmýþ, yük taþýmýþ, getir-götür iþlerinde çalýþmýþ ve biraz para biriktirmiþ. Bu arada haramilerin kasabalýlara eziyet yaptýðýna þahit olmuþ. Karþý çýkan olmayýnca kasaba meydanýnda haraç vermedi diye adam dövdüklerini görmüþ.
    Keloðlan ayrýlmadan önce kasabalýlarý haramilerden kurtarmaya karar vermiþ. Padiþaha posta güverciniyle haber uçurmuþ. Padiþah haramilerin üstüne asker göndermiþ. Askerler, haramileri yakalamýþ ve zindana atmýþlar. Böylelikle Keloðlan biriktirdiði paralarla bir eþek satýn almýþ ve kýþlýk yiyecekleri bu eþeðe yükleyip, harami korkusu olmadan köyünün yolunu tutmuþ.

    SON

    Yazan: Serdar Yýldýrým

  6. KELOÐLAN ÝLE DAÐ ASLANI
    Bir varmýþ iki yokmuþ, üç varmýþ beþ yokmuþ. Evvel zamanda Keloðlan'la anasý varmýþ. Keloðlan küçükken çalýþmayý sevmezmiþ, büyüdükçe çalýþmayý sevmemeye devam etmiþ. Evde yatar uyurmuþ, tarlaya gitse uyurmuþ. Bir gün anasý Keloðlan'a kýzmýþ: " Oðlum, on koyunumuz var, bari onlarý götür otlasýnlar. Bir iþe yara. " demiþ.

    Bunun üzerine Keloðlan anasýnýn sözünü dinlemiþ, koyunlarý alýp daða çýkmýþ. Koyunlar otlarken Keloðlan uyuya kalmýþ. Koyunlar almýþ baþýný gitmiþ. Neden sonra Keloðlan uyanmýþ. Bakmýþ koyunlar yok, saða sola koþmuþ, koyunlarý aramýþ ama boþuna, çaresiz eve dönmüþ.
    Keloðlan'ýn koyunlarý kaybettiðini öðrenen anasý sopasýný eline alýp, Keloðlan'ýn üstüne yürümüþ. Keloðlan kaçmýþ, anasý kovalamýþ: " Keltoroþ seni, on koyun güdemezsin, en büyük benim dersin. Koyunlarý bulmadan eve dönme. " diyerek arkasýndan baðýrýp çaðýrmýþ.

    Keloðlan anasýndan kurtulduktan sonra uyuyup kaldýðý yere gitmiþ. Koyunlarýn izini aramýþ. Çok uzaklardan gelen bir mee sesi duymuþ. Koyun melemesi karþýki kayalýktan geliyormuþ. Kayalýða doðru yürümüþ, melemeler çoðalmýþ. Oradaki bir maðaraya girmiþ ve koyunlarý bulmuþ.

    Bu maðara bir dað aslanýnýn maðarasýymýþ. Keloðlan'ýn maðaraya girdiðini gören dað aslaný Keloðlan'ýn üstüne atýlmýþ ve onu yakalayýp koyunlarýn yanýna baðlamýþ. Keloðlan dað aslanýndan aman dilemiþ: " Ey dað aslaný, ben ettim sen etme. Seni rahatsýz ettim, kusura kalma. Bir anam var koyunlarý ister. Büyüklük göster, sal bizi, býrak yolumuza gidelim. "
    Bunun üzerine dað aslaný: " Sus, sessizce otur orada. Hem kafan kel hem de çok konuþuyorsun. Ýki günde bir koyun yesem yirmi günde koyunlar biter. Sonra sýra sana gelecek. Acaba seni nerenden yemeye baþlasam? Cevaplamam gereken zor bir soru bu. "
    Keloðlan bakmýþ olacak gibi deðil, dað aslaný laftan anlamaz. Bir kurnazlýk düþünmüþ: " Sayýn dað aslaný, siz bu daðýn kralýsýnýz ve burasý sizin sarayýnýz. Bu saray çok kirli. Ellerimi çözün sadece bir ayaðým baðlý kalsýn, her yeri silip süpüreyim. "
    Dað aslaný: " Doðru, ben bu daðýn kralýyým. Burasý beni sarayým. Saraylar kirli olmaz. "

    Dað aslaný Keloðlan'ýn ellerini çözmüþ. Keloðlan hemen temizliðe baþlamýþ. Bir saat sonra dað aslaný gidince Keloðlan ayaðýndaki ipi çözmüþ. Koyunlarla birlikte maðaradan kaçýp gitmiþ. Keloðlan'ýn koyunlarla geldiðini gören anasý onlarý coþkulu bir þekilde karþýlamýþ. Keloðlan'ý yanaklarýndan öpmüþ, koyunlarý aðýla kapamýþ. Daha sonra Keloðlan'la anasý geceyi geçirmek üzere evlerine çekilmiþler.

    SON

    Yazan: Serdar Yýldýrým

    Esra Þaþmaz Ýle Masal Zamaný: Keloðlan ile Dað Aslaný - Habertürk TV Programýnda okundu.


    --------------------------------------------------------


    KELOÐLAN PADÝÞAHIN OYUNU
    Bir varmýþ, bir yokmuþ. Evvel zaman içinde, kalbur saman içinde. Tilkilerin kümeslerden uzak durduðu, farelerin kedilerden korkmadýðý bir devirde yaman mý yaman bir Keloðlan yaþarmýþ. Bu Keloðlan dað-taþ gezermiþ, soðuk sulardan içermiþ. Anasýyla birlikte karýnca kararýnca yaþayýp giderlermiþ.

    Bir öðle vakti Keloðlan evde anasýyla konuþurken, kapý çalýnmýþ. Keloðlanýn anasý kapýyý açmýþ. Gelenler, ak sakallý, yaþlýca bir adam ile dünya güzeli bir kýzmýþ. Anasý misafirleri eve buyur etmiþ. Keloðlan'ýn kýzý görünce aklý baþýndan gitmiþ. Kýza aþýk olmuþ. Anasý öbür odaya geçince, ana bu kýzý bana istesene, demiþ. Anasý, kimdirler, nedirler bilmeyiz, nasýl olup da eve gelen misafirden kýzýný isteriz, dediyse de Keloðlan'ýn ýsrarý karþýsýnda kýzý babasýndan istemiþ. Meðersem bunlar tebdil kýyafet gezen o ülkenin padiþahý ve kýzýymýþ.

    Padiþah: " Ýyi de Keloðlan, kýzýmý nerede yaþatacaksýn, nasýl geçineceksiniz? Anlat da bilelim. " demiþ.
    Keloðlan: " Ondan kolay ne var caným. Onu sarayýmda yaþatýrým, pek de güzel geçindiririm. " demiþ.
    Padiþah: " Saray mý? Ne sarayý? Senin sarayýn mý var, Keloðlan? " diye sormuþ.
    Keloðlan: " Tabi caným. Þu daðýn ardýnda kalan saray benimdir. " demiþ.
    Padiþah, Keloðlan'ýn dediði sarayý hemen bilmiþ. Çünkü o saray kendi sarayýymýþ. Keloðlan'ýn oyun ettiðini anlamýþ. Onun oyununa karþýlýk kendi de bir oyun oynamak istemiþ: " Bak sen. Bravo sana Keloðlan, demek senin bir sarayýn var. Hem tanýnmýþ birisin hem de zenginsin. Kýzýmý senden daha iyi birisine mi vereceðim? Þimdi biz gidelim. Haftaya bugün sarayýna misafir oluruz. Haydi kal saðlýcakla. " demiþ ve kýzýyla birlikte çýkýp gitmiþ.

    Padiþahla kýzý gidince Keloðlan'ý bir düþüncedir almýþ. Demediðini býrakmayan anasýndan kurtulmak için dýþarý kaçmýþ. Durum buymuþ ve bir hal çaresi lazýmmýþ. Þöyle mi yapsam, böyle mi etsem derken, sonunda kararýný vermiþ. Olanlarý padiþaha anlatýp yardýmýný isteyecekmiþ. Padiþah ise, Keloðlan'ýn saraya geleceðini tahmin ediyormuþ. Keloðlan'ý görüþme odasýna aldýrmýþ ve araya gerili perdenin arkasýndan Keloðlan'la konuþmuþ. Keloðlan'ýn dediklerini kabul edip, sarayý Keloðlan'ýn emrine býrakmýþ ve kýzýyla birlikte yakýndaki konakta kalmaya baþlamýþ.

    Keloðlan saray görevlilerinden hazýrlýklarýn bir an önce tamamlanmasýný istemiþ. Padiþah ve kýzý söz verdikleri günde misafirliðe gelmiþler. Görevliler, durumdan haberdar olduklarý için, padiþah ve kýzýna misafirmiþ gibi davranmýþlar. Yemekler yenmiþ, ayranlar içilmiþ. Sohbet giderek koyulaþmýþ ve geç vakitler padiþah ve kýzý giderken Keloðlan ve anasýný konaða davet etmiþler.

    Konakta anasý padiþahtan kýzýný Keloðlan'a istemiþ. Kýzýnýn olurunu aldýktan sonra padiþah evet demiþ ve kýzýný Keloðlan' a vermiþ. Sarayda yapýlan düðüne padiþah, padiþah kýyafetiyle, kýzý Aysel de prenses kýyafetiyle katýlýp kimliklerini belli etmiþler. Ýlk anda çok þaþýran Keloðlan ve anasý zamanla buna alýþmýþlar. Saray görevlileri padiþahýn oyununu konuþmuþlar. Keloðlan ve Aysel evlenip mutlu olmuþlar.

    SON

  7. KELOÐLAN ÝLE BULUT
    Bir zamanlar Anadolu'da bir garip Keloðlan yaþarmýþ. Çalýþmayý sevmezmiþ ama bizim tarladan ürün toplanacak, gel bir el atýver Keloðlan, diyen konu komþunun yardýmýna koþarmýþ. Domates, biber, patlýcan toplarmýþ. Ýþ bitince para veren olmaz, sadece öðle yemeði tarhana çorbasý. Eh, öðlenleri evde anam zaten tarhana çorbasý piþiriyor, neden çalýþýp yorulayým der ve yan gelip yatarmýþ.

    Bir sabah vakti gökyüzünde bulutlar toplanmýþ, ortalýk kararmýþ ve þiddetli bir yaðmur baþlamýþ. Yaðdýkça yaðmýþ ve sonunda yaðmur damlalarý birleþip sel olmuþ. Çevrede ne ev býrakmýþ, ne ahýr, ne tarla, ne bahçe. Hepsini silip süpürmüþ, alýp götürmüþ. Keloðlan ile anasý bir aðaca çýkýp selden kurtulmuþ.

    Yaðmur yarým saatte dinmiþ. Keloðlan ile anasý aðaçtan inmiþ. Keloðlan yaðmura çok kýzgýnmýþ. Yaðmuru yaðdýran buluta seslenmiþ:
    " Ey bulut, koca bulut, artýk sen iyiyi unut.
    Nedir derdin çabuk söyle, bakma yüzüme öyle.
    Bir evi olanýn evini yýktýn, neden onlarý evsiz býraktýn?
    Anamla ben de evsiz olduk, dipsiz kuyularda dertlendik kaldýk. "

    Keloðlan'ýn sitem dolu sözleri üzerine bulut dile gelmiþ:
    " Keloðlan, Keloðlan, utanýyorum, senin yüzüne bakamýyorum.
    Ben nedensiz sinirlenirim, bolca yaðar geçer giderim.
    Düþünmem insanlar sað mý kalýr, hayvanlar ne olur?
    Tarlalarý, bahçeleri talan eder geçerim. "
    Keloðlan'ýn isteði üzerine bulut zamaný yirmi dört saat önceye almýþ. Ertesi gün yine o bölgeye yaðmur yaðmýþ ama azar azar, beþ saatte yaðmýþ ve hiçbir yeri su basmamýþ, sel gelmemiþ. Böylece bulut meselelerin akýlcý çözümlerle baþarýlý olabileceðini öðrenmiþ olmuþ.

    SON

  8. KELOÐLAN CENGÝZ HAN'IN HAZÝNESÝ
    Bir varmýþ, bir yokmuþ. Bir Keloðlan varmýþ. Ýþ bulup çalýþmaz, gezer dururmuþ. Yolda gördüðü kedileri, köpekleri kovalarmýþ. Sincaplara taþ atar, ördeklerin peþinden baðýrýr, onlarýn kaçýþlarýna bakarak eðlenirmiþ. Keloðlan bir gün methini çok duyduðu Cengiz Han'ýn Hazinesi'ni bulmak üzere yola çýkmýþ. Eþek sýrtýnda Konya'ya gelmiþ. Oradan bir kervana katýlarak, Ýran üzerinden Moðolistan'a gitmiþ. Cengiz Han hazinesini bir nehrin altýna gömdürmüþ. Önce nehrin yataðý deðiþtirilmiþ. Hazine gömülmüþ. Sonra nehir eski yataðýna döndürülmüþ.

    Keloðlan sormuþ, soruþturmuþ, hazine hakkýnda bilgi toplamaya çalýþmýþ ama boþunaymýþ. Tek bilinen þey, hazinenin bu nehrin altýnda olduðuymuþ. Nehir dediðin de uzunluðuna çok uzun, geniþliðine çok geniþmiþ. Moðollar, yerini bilsek hazineyi biz çýkarýrdýk, demiþler.

    O yaz hiç olmadýk bir olay olmuþ. Havalar kurak gittiði için, nehir kurumuþ. Bu durum Keloðlan için büyük þans olmuþ ama hazinenin yerini bulmak imkansýz gibi bir þeymiþ. Keloðlan talihine güveniyormuþ. Daðlara, tepelere çýkmýþ, kuru nehir yataðýný seyretmiþ. Nehir yataðýnda gezmiþ, günlerce yürümüþ. Kafasýný þu düþünce kurcalýyormuþ: Ben Cengiz Han'ýn yerinde olsaydým, hazineyi nereye gömerdim?

    Sonunda dere yataðýndaki bir kayanýn dibindeki oyuktan çýkan maymunun elinde altýn olduðunu görmüþ. Oyuðu geniþleten Keloðlan önüne çýkan merdivenlerden aþaðý inmiþ ve demir kapýyý açýnca hazine odasýna girmiþ. Cengiz Han'ýn Hazinesi iþte buradaymýþ. Altýnlar, elmaslar, zümrütler, yakutlar pek çokmuþ. Altýndan kral taçlarý bile varmýþ. Bunlardan birazýný yanýndaki çuvala doldurmuþ, yakýndaki þehirden yiyecek, içecek ve yük taþýmak için deve satýn almýþ. Birkaç gün sonra Keloðlan giriþi kaya parçasýyla kapatmýþ ve tam 54 deve yükü hazineyle yola çýkmýþ. Keloðlan hazinenin kalanýný orada býrakmýþ. Þehirdeki develer o kadarmýþ ve daha deve bulabilse hazinenin hepsini alýrmýþ.

    Keloðlan aylar sonra köyüne varmýþ. 54 deve yükü hazineyle gelmesine anasý çok sevinmiþ. Keloðlan anasýna 2 deve yükü hazine hediye etmiþ.

    Keloðlan ertesi gün çevrede ne kadar tarla, bað, bahçe varsa satýn almýþ ama eski sahiplerinin buralarý ekip biçmesine ve ürünleri kullanmasýna izin vermiþ. Birkaç hafta içinde Anadolu'yu, birkaç sene içinde devletleri, krallýklarý, imparatorluklarý satýn alarak dünyanýn sahibi olmuþ. Dünya kurulalý beri savaþarak hiçbir hakanýn baþaramadýðý iþi, Keloðlan savaþmadan, kan dökmeden baþarmýþ. Geçtiði yerlerde taþ üstünde taþ, gövde üstünde baþ býrakmayan bir dünya imparatorluðu sevdalýsý Cengiz Han'ýn Hazinesi'yle bunu gerçekleþtirmiþ.

    SON

    Yazan: Serdar Yýldýrým

Sayfa 4/6 ÝlkÝlk ... 23456 SonSon

Yer Ýmleri

Yer Ýmleri

Gönderi Kurallarý

  • Yeni konu açamazsýnýz
  • Konulara cevap yazamazsýnýz
  • Yazýlara ek gönderemezsiniz
  • Yazýlarýnýzý deðiþtiremezsiniz
  •