Bir gerçeği kabullenmenin zamanı geldi. 31 Mart seçimleri Kürt oylarının öneminin ortaya çıktığı bir dönemeç oldu.

1990'lar ve 2000'lerin ilk yarısı kimlik talepli Kürt oyları yaklaşık % 5-6 civarındaydı.2010'da bu oylar bir sıçrama yaptı ve % 10-11 civarına oturdu. Bu Kürt nüfusun Türk nüfustan hızla artması gibi demografik bir eğilimin doğal sonucuydu.

% 10-11'lik bir kemikleşmiş oy tabanı uygun koşullarda % 15'i aşmayı mümkün kılıyor. 2020'lerde ise kemikleşmiş oyun % 15-'lere gelmesi ve uygun atmosferde % 20'leri zorlaması işten bile değildir.

Bu durum şimdiden politik partilerimizin Kürt oylarına göz kırpma anlamına gelecek adımlara teşvik etmektedir. 8 yıldır kimseyle görüştürülmeyen Öcalan'a AKP tarafından çözüm süreci dönemindeki gibi kamuoyuna mesaj verme imkanı sağlandı. Mitinglerde idam ipi fırlatan Bahçeli bile "Öcalan avukatlarıyla görüşsün" demeye başladı. Bu gelişmeler tekraren yapılan İstanbul seçimiyle de yakından ilgilidir. AKP kendisine küstüğünü düşündüğü Kürt oylarına göz kırpmakta beis görmemekte, Bahçeli de bu gelişmelere göz yummaktadır.

Bu çerçeve içinde CHP'nin de boş durması beklenemezdi elbet. Onlar da Kürtçe'nin önünü açacak yasal çerçeve talebiyle AKP'nin Kürt açılımının samimiyetini sorgulamaya açmış bulunuyorlar. Aktrole bakmayın, daha merkezden bir talimat gelmediği için son bir kaç yılın refleksiye erken ötüyor.

Şimdi AKP CHP'nin bu açılımına bizim trol gibi sert bir tepki gösterirse Öcalan'a tanınan konuşma imkanının bütün artılarının silinme ihtimali var. Dikkatinden kaçanlara hatırlatırım, Saadet Partisi son dönemde Güneydoğu'da Kürtçe'ye statü sözüyle AKP'nin hareket alanını daraltmaya başlamıştı.