Sayfa 2/9 İlkİlk 1234 ... SonSon
Arama sonucu : 66 madde; 9 - 16 arası.

Konu: Bodrum ...

  1. #9
    Duhul
    Feb 2017
    İkamet
    İstanbul
    Gönderi
    10,285
    Blog Entries
    12
    Hatun kişi gözüyle, hatun kişilere hitaben samimi hazırlanmış bir blog
    Şubat/2014
    > 45'inden Sonra Bodruma Yerleşmek ...

  2. #10
    Duhul
    Feb 2017
    İkamet
    İstanbul
    Gönderi
    10,285
    Blog Entries
    12
    Aynı hatundan günümüz ...
    Aralık/2016
    > Bir Bodrum Masalı 2016 ...

  3. #11
    Duhul
    Feb 2017
    İkamet
    İstanbul
    Gönderi
    10,285
    Blog Entries
    12

  4. #12
    Duhul
    Feb 2017
    İkamet
    İstanbul
    Gönderi
    10,285
    Blog Entries
    12

  5. #13
    Duhul
    Feb 2017
    İkamet
    İstanbul
    Gönderi
    10,285
    Blog Entries
    12

  6. #14
    Duhul
    Feb 2017
    İkamet
    İstanbul
    Gönderi
    10,285
    Blog Entries
    12


    Bulunsunn ...



     Alıntı Originally Posted by Koray Yazıyı Oku


    Bodrum'da kaptan Şenol Özbakan'ın ölümünden sonra Belediye Hayvan Barınağı'nda bakılmaya başlanan ve 'Golden Çetesi' adıyla bilinen 'golden retriever' cinsi 12 köpek, İstanbullu bir hayvansever tarafından sahiplenildi.
    http://www.sozcu.com.tr/2017/gundem/...perde-1716516/

  7. #15
    Duhul
    Feb 2017
    İkamet
    İstanbul
    Gönderi
    10,285
    Blog Entries
    12

  8. #16
    Duhul
    Feb 2017
    İkamet
    İstanbul
    Gönderi
    10,285
    Blog Entries
    12

    Sitare Ağaoğlu

    Ünlü Ağaoğlu ailesinin bir ferdi. Türkoloji profesörü Ahmet Ağaoğlu'nun torunu, Menderes hükümetinde bakanlık yapan Samet Ağaoğlu'nun da kızı... Ağabeyi Tektaş Ağaoğlu, siyasi sebeplerle gündeme gelmiş ailenin bir diğer meşhur ismi. Arnavutköy Kız Koleji'ndeki eğitimini yarım bırakıp Londra'ya yerleşir Sitare Ağaoğlu. 4 yıllık eğitimden sonra İstanbul'a döner, ardından da Fransa'ya taşınır. Fransızca öğrenir ve Türkiye'nin Paris Büyükelçiliği'nde üç yıl çalışır.

    1973'te İstanbul'a dönen Ağaoğlu 1974'te ilk evliliğini yapar. Fakat bu evlilik bir yıl sürmüştür. Avrupa ve İstanbul'dan bunalan, 'insan ilişkilerindeki yapaylık'tan sıkılan Ağaoğlu için istikamet, kimsenin olmadığı koylara yerleşmektir. 1979'da Bodrum'un köylerine yerleşir. Bir süre sonra burasının "Yazlık İstanbul" olması yüzünden "pılı pırtısını toplayıp" Antalya'nın Demre İlçesi'ne bağlı Kaleköy'e taşınır.

    Bu dönemde kısa süreliğine İstanbul'a gelir. Doğayla baş başa yaşamayı tercih edeceğinden emin olduğu felsefeci Ali Taşpınar'ı yanına alarak tekrar Kaleköy'e döner. Arkadaşlıkları köy ortamında yanlış anlaşılacağı için "istemeden" evlenirler. Bu evlilik, Kaleköy'ün huzurlu ortamına rağmen 8 yıl sürer. Hayatı 'kaçış'larla dolu Sitare Ağaoğlu, bu köyün de bir süre sonra turizm adı altında işgal edilmesi üzerine tekrar toplanır ve kimselerin olmadığı Aperlai Koyu'na taşınır. Aslında bu bir inzivaya çekiliştir. İki odası ve bir mutfağı olan evde tek başına yaşar. İnsanlardan uzak bir hayattır bu.

    Burada, beş haneden başka bir yerleşim yoktur. Tabii yol, su, elektrik de... Üstelik evler uzun yıllar kullanılmadığı için çöplük gibidir. Evleri temizleyip yaşanılır hale getirmek yıllar sürer. Teknolojiyi de kendileri üretir. Üç aileye yetecek elektriği güneş plakaları ile elde ederler; yağmur sularını arıtarak da kullanma suyunu... "Birçok hayat yaşadım" diyen Sitare Ağaoğlu, burada, hep yapmak istediğine, resme ağırlık verir. Gündüzleri resim yapar, geceleri de yazar. Mavi pervazlı, iki katlı taş evinin etrafını düzenleyip kaktüsler, çiçekler eker. Köpeği ve Van kedileriyle ve köpeğiyle bir bütün olur. Yakınlardaki köyden dostlar edinir.

    Bugün geldiği nokta, çocukluğundan beri yapmak istediği bir şeydir aslında. Kendi deyimiyle, "büyük dünyalardan küçük dünyalara" doğru kaçmıştır hep. Gerçekten de Ağaoğlu'nun dünyası üç ev, birkaç kedi, bir köpek ve resim tuvalleri ile sınırlı. Koyun bir ucu doğuya, diğer ucu batıya bakıyor. Elleriyle koyun doğusunu gösterip "İşte buradan başlıyor" diyor; sonra eliyle bu kez batıyı gösterip "İşte şuradan batıyor benim dünyam" diye özetliyor yaşamını.

    Ailesinden "bırak gel oraları" baskısı gelse de, "Buraları ellerimle büyüttüm, benim için yeryüzü cenneti burası, nasıl bırakıp giderim?" diyor. Sigarasından derin bir nefes çekip "Biliyor musunuz, ben aslında yalnızlıktan çok korkarım" diyor. Onun hayatını bilen birisi için oldukça şaşırtıcı bir söz bu: "Ne kadar kaçarsam kaçayım, yakınlarımda birilerinin, ulaşabileceğim yerlerde bir insanın olmasını hep gözettim. Bir defasında 4-5 ay hiç aralıksız yalnız kalmak zorunda kaldım. Tam bir kabustu. Şehirlerden kaçtım ben, insanlardan kaçmadım ki!"

    Sitare Ağaoğlu ilerleyen yaşına rağmen genç bir erkeğin yapabileceği işleri yapıyor. Balık tutuyor, teknesiyle Kaş'a gidip erzak alıyor, dağlardan kışlık odun topluyor. Elektriğini kendi üretiyor; ama belediye onun için telefon hattı çekmiş. "Elektriğim yok lakin telefonum var. Trajik bir durum" diyor gülerek. Yaptığı resimleri, satın almak isteyen galerilere yolluyor. Gelen parayla da hayatını sürdürüyor. "Yaşamak için daha fazlasına ihtiyacım olmuyor zaten" diyor. En büyük korkusu, günün birinde buraların da Bodrum gibi işgal edilmesi.


Sayfa 2/9 İlkİlk 1234 ... SonSon

Gönderi Kuralları

  • Yeni konu açamazsınız
  • Konulara cevap yazamazsınız
  • Yazılara ek gönderemezsiniz
  • Yazılarınızı değiştiremezsiniz
  •