Sayfa 3/9 İlkİlk 12345 ... SonSon
Arama sonucu : 66 madde; 17 - 24 arası.

Konu: Bodrum ...

  1. #17
    Duhul
    Feb 2017
    İkamet
    İstanbul
    Gönderi
    10,312
    Blog Entries
    12



    "Hababam Sınıfı Dokuz Doğuruyor" filminin “Kıvırcık Ömer’i Talip Güran, Bodrum’da ahşap sandalye üretiyor ...

    "1982 yılında Bodrum’a taşındım. O günden beri Bodrum’da yaşıyorum. 2013 yılında Bodrum’da tahta sandalye imalatına başladım. Tahtadan sandalye tahtadan masa imal ettim. Bu yıl birde restoran açtık eski yağhaneyi restoranda çevirdik. İnsanları bu restoranda ağırlayalım istedik. Ara sıra Hababam Sınıfı'nın müziklerini de çalıyorum restoran da çok güzel oluyor. Nostalji yaşıyoruz buraya gelen insanlarla beraber"

    http://www.ntv.com.tr/galeri/yasam/h...ZkeHpRv4KfORfQ

  2. #18
    Duhul
    Feb 2017
    İkamet
    İstanbul
    Gönderi
    10,312
    Blog Entries
    12

    Selim Karadağ

    Göcek sadece İstanbul'un değil, dünyanın ünlü simalarını saklıyor, küçük ve ıssız koylarında. Tesadüfen girdiğiniz bir köy yolundan son derece ilginç hikayelerle çıkmanız mümkün. Soluklanmak için uğradığınız cafe'nin sahibi, ABD'deki parlak bankacılık kariyerini bırakıp kendine yeni bir hayat kurmuş olabilir. Göcek'e bağlı Gökçeovacık köyüne gidiyoruz, kızılçam ormanları arasında uzanan son derece bozuk ve dar bir yoldan... "Bu işadamı sadece İstanbul'dan değil hayattan da elini çekmiş" diye düşünürken, bütün işlerini tasfiye edip bu dağ köyüne yerleşen işadamı Selim Karadağ'ın evine ulaşıyoruz. Derin bir vadiye bakan yamaçta inşa ettiği evinin bahçesine gerdiği hamakta kitabını okurken buluyoruz Karadağ'ı...

    "Üniversite, 14 yıllık yurtdışı tecrübesi, ihaleler, iş takipleri, dönmeyen çekler, ödenmeyen maaşlar, şirket stratejileri, iş toplantıları, kokteyller... Yapmacık ve cafcaflı bir dünya ve herkes kendini kandırıyor" diyerek anlatmaya başlıyor: "Evim Bebek'teydi. İş yerim ise 4 km uzaklıktaki Levent'te. Sabah 6:30'da kalkıp bir saat yol gitmek zorundaydım. Deliler gibi çalışıyor, baharın geldiğini bile televizyondan görebiliyordum. 'Böyle hayat mı olur?' dedim kendime."

    30 kişinin çalıştığı şirketini tasfiye eder, Selim Karadağ. 2000 yılında İstanbul'a "dönmemek üzere" veda edip Göcek'e taşınır. Burasının giderek İstanbul'a benzeyeceği endişesiyle dağ köylerinde yerleşeceği bir yer arar. Gökçeovacık'ın yamacında bir evi satın alıp tekrar düzenler. Ulaşımı zor olan bu yeri seçmesini, "Muhteşem bir tabiat vardı. Uzaklık aklıma bile gelmedi" diye açıklıyor. Aradan geçen bir yılın sonunda yeni dostlar edinen Karadağ, kendisi gibi Göcek'ten kaçmayı düşünecekler için komşu iki evi satın alıp pansiyon haline getirir. "Böylece hem geçimimi sağladım hem de yeni dostlar edindim. İstanbul'daki yozlaşma yüzünden hem ticarete hem hayata küsmüştüm. Belki oradaki gelirimin onda birini kazanıyorum; ama bu hayatımdan çok memnunum" diyerek yeni yaşamını anlatan Karadağ, 41 yaşında, toprağı Göcek'te tanıdığını dile getiriyor. Ağustos böceklerinin sesleri, kızıl çamların kokusu eşliğinde günlerini geçiren Selim Karadağ "Keşke bunu 25 yaşında yapsaydım" diyor.

  3. #19
    Duhul
    Feb 2017
    İkamet
    İstanbul
    Gönderi
    10,312
    Blog Entries
    12

    Merve İldeniz

    Bodrum'da saat gece yarısını gösterdiği halde yoğun bir trafik vardır sokaklarda. Her yerden müzik sesleri yükselir, modifiye edilmiş araçlar zikzak çizer. Bodrum limanı ve çevresi Mahmutpaşa'daki bayram alışverişi manzarasından farklı değildir. İnsanlar tatil yapmak, şehir stresinden uzaklaşmak için gelmişlerdir; ama Bodrum bile çoktan "kaçılası" bir yer olup çıkmıştır. Yanılmadığımızı ertesi gün görüyoruz. Büyük şehiri ve kariyerini geride bırakan eski manken Merve İldeniz, Bodrum'dan da kaçıp ulaşımı zor bir yere yerleşmiş.

    Bir dönem ismi gündemden hiç düşmeyen mankenlerden biriydi Merve İldeniz. Uluslararası arenada da kendine yer bulmuştu. Kariyerinin zirvesindeyken 1999 yılında her şeyini bırakıp ortadan kayboldu ve kendisinden aylar sonra haber alındı. Merve İldeniz, doğup büyüdüğü Nişantaşı'nı, genç yaşta adım attığı ve 15 yıl hizmet ettiği mankenlik camiasını geride bırakıp gitmişti. İki buçuk yaşındaki kızı Leyla ile Bodrum yakınlarında, Bitez'de, çeşit çeşit bitki ve ağacın süslediği bahçesinde kedi ve köpeklerin oynaştığı bir evde yaşıyor. "Artık Bodrum'a bile inmiyorum" diyor Merve İldeniz. Günlerini bahçeyle ve küçük kızıyla ilgilenerek geçiriyor. Ne toprakla dolmuş tırnaklarına ne de aklar düşmüş saçlarına aldırıyor.

    Merve İldeniz'deki değişim, sadece yaşadığı şehri değiştirmekten ibaret değil. Artık hayata bakışını, yaşam tarzını değiştirmiş. Hayattaki en büyük önceliği, "kızını yetiştirmek ve yeni dünyalar keşfetmek" olmuş: "Kariyerden ne anladığınız çok önemli. Parlak bir CV ve herkesin gözü önünde bir yaşam tarzı mı, yoksa çocuğuna vakit ayırıp yaşamı yeniden keşfetmek mi? Ben yine kariyer yapıyorum ama kendimi, çocuğumu ve doğayı tanıma kariyeri." Çiçek açan bir ağacı ya da meyve veren bir sebzeyi ilk kez 21 yaşında gördüğünden, yeni hayatındaki her şey onu fazlasıyla heyecanlandırmış. Eline kazma kürek alıp bahçesini ağaçlandırmış. "Cennetin ortasında yaşıyorum" diyor Bitez'deki evini anlatırken.

    'Kadının meta olarak görülmesine, başkaları için giyinip vücudunu sergilemesi'ne daha fazla dayanamadığını söylüyor. Yılda bir ya da iki kez İstanbul'a geliyor; o da ailesi için özel anlam ifade eden günlerde. Eşi Serdar Önal, İstanbul'daki işleri nedeniyle ayda birkaç kez gelebiliyor Bitez'e. Çocuğunu Bitez'deki köy okulunda okutmayı düşünen Merve, 'küçük kedim' dediği kızına televizyon izletmiyor, yalnızca faydalı bulduğu CD'leri izlemesine müsaade ediyor. Bundan sonraki hedefi, bir dağ köyünde satın aldığı 22 dönümlük arazide kendine yeni bir hayat kurmak. İçinde atların, eşeklerin olacağı bir çiftlik kurmayı planlayan Merve İldeniz, hiçbir şekilde büyük şehirlere dönmeyeceğini, hayatını böyle yaşamaktan çok memnun olduğunu söylüyor.

  4. #20
    Duhul
    Feb 2017
    İkamet
    İstanbul
    Gönderi
    10,312
    Blog Entries
    12

  5. #21
    Duhul
    Feb 2017
    İkamet
    İstanbul
    Gönderi
    10,312
    Blog Entries
    12

    Suzan Boshman

    "Benimkisi biraz da mistik bir hikaye" diyerek anlatmaya başlıyor hayat hikayesini, Kütahya'nın Frig Vadisi'ndeki 300 nüfuslu Fındık köyüne yerleşmiş eski turizmci Suzan Boshman. "Anlamını yıllar sonra çözeceğim bir rüya görmüştüm. Eski bir otobüste, kucağımda kızım, yolculuk yapıyoruz. Frig Vadisi'nden geçerken bu köyü görüyorum. Kime ait olduğunu hatırlayamadığım bir ses 'Kızınla birlikte bin metrede yaşayacaksın ve çok misafirin olacak' diyor. Tabii, rüyadan pek bir şey anlamamıştım. Yıllar sonra trenle buradan geçerken rüyamdaki evi gördüm. O köy bu köydü ve tepedeki ev de o evdi. Daha sonra gelip burayı satın aldık; ama hemen gelip yerleşmedik. Yıllarca Antalya'dan, İstanbul'dan gelip gittik" şeklinde özetliyor, Almanya'da başlayıp Antalya ve İstanbul'da sürdürdüğü iş yaşamını bırakıp bu küçük köye yerleşmesine vesile olan olayı.

    Suzan Boshman, Almanya'da doğmuştur ve Türkçe'yi 15 yaşından sonra geldiği Türkiye'de öğrenir. Alman olan babası gibi sanata meraklıdır. Ancak, Almanya'da da "sanat karın doyurmaz" anlayışı hakimdir ve yapacak bir işi olması için İngiliz filolojisi okur. Üç dili iyi konuşabildiği için uzun yıllar turizm sektöründe çalışır. Bir yandan da resimler yapar. Antalya Tanıtım Vakfı Müdürlüğü gibi etkili turizm şirketleri ya da Alcatel gibi uluslararası firmalarda çalıştığından sanata çok vakit ayıramaz. Antalya, İzmir, İstanbul derken gördüğü rüyadaki evi satın alır ve hafta sonları bu köye gelmeye başlar.

    Bir gün kararını verir ve "hayata yeni bir başlangıç yapmalıyım" diyerek tüm işleriyle ilişkisini kesip 1999 yılında Fındık köyüne yerleşir. "Şimdi, bu kadar cesur olur muydum bilmiyorum; ama hiç kolay bir şey değildi. Kucağımda bir çocukla tek başıma ilk kez köy hayatıyla tanışacaktım. Benimkisi bir kaçış değil, yeniden başlangıçtı. Motorcu bir arkadaşım eve geldiği zaman kolundaki saat bin metreyi gösteriyordu. Demek ki bu bir mesajdı" diye anlatıyor, karar verdiği günleri... Satın aldığı ev eskidir, su ve elektrik tertibatı yoktur. Hepsiyle tek başına ilgilenir. Evini, yaptığı resimleri sergileyecek bir galeri şeklinde tasarlar. Köylüler, başta oldukça tuhaf bulur 'farklı komşuları'nı. Sonra aralarında büyük dostluklar oluşur.

    Suzan Boshman'nın yeni hayatında ne trafik vardır ne de takip etmesi gereken toplantılar ya da uluslararası sözleşmeler... Mali açıdan sıkıntı çektiği zamanlar olur bazen. Geçmiş kariyerini unutup pancar tarlasında ırgatlık bile yapar: "Hem tarlasında çalıştığım amcadan bir çuval un aldım hem de toprakla uğraşmaktan büyük keyif duydum." Bugün 16 yaşında olan kızı Gözde, ilk öğrenimini köy okulunda tamamlar. Ana kız hayatı yeniden tanırlar. İmece usulüyle kışlık makarnalar yapılır, şerbetler, reçeller hazırlanır. Onlar için her şey o kadar yeni ve farklıdır ki...

    Suzan Boshman ömründe ilk kez şahit olduğu bir yağmur duasını asla unutamadığını söylüyor. Kışın dış dünyayla irtibatları kesilse de, zaman zaman işlerin altından kalkamayıp bunalsa da, "Doğru yerde olduğuma inanıyorum" diyerek hayatını sürdürüyor bu küçük köyde. Aslında köydeki herkes de onu ve kızını seviyor. "Hatta bir ara evini satıp gideceğini" şaka yollu söylemesi bile olay olmuş; köylüler "Ne gerekiyorsa yapalım, gitme" demişler.

    Kendini dingin ve huzurlu hissettiğini söyleyen Suzan Boshman, yaptığı resimleri değişik şehirlerde sergiler. Açılış kokteylini, köyden getirdiği büyük kazanda verir. Şimdi bir yandan roman yazıyor, bir yandan da resim çalışmalarına devam ediyor. Kendisi, "Frig Vadisi'nin ressamı" olmaktan son derece memnun.

  6. #22
    Duhul
    Feb 2017
    İkamet
    İstanbul
    Gönderi
    10,312
    Blog Entries
    12

    Masako Okamoto

    Kekova Körfezi'nin nadir güzel yerlerinden biridir Kaleköy. Buraya gelenler, rastladıkları bir Japon bayanı "turist" sanabilir. Halbuki o "mukim" bir Kaleköylü. Çekik gözleri, sempatik gülüşüyle köyde herkesin tanıdığı Masako Okamoto, ABD'de doğup büyümesine, iyi üniversitelerde eğitim almasına ve parlak bir CV sahibi olmasına rağmen buraya gelip yerleşmiş. Mikrobiyoloji alanında uzman olan Masako Okamoto, Los Angeles, San Diago, Chichago, Zürih gibi büyük şehirlerde yaşamak zorunda olmasına 'isyan' eder. Bir gün tatilini geçirmek üzere Hindistan'a giderken yolu Kaş yakınlarındaki Kaleköy'e düşer. Havayı koklayıp deniz meltemini yüzünde hissettiği anda kafasında şimşekler çakar. "Tamam, burası" der ve bir daha da geriye dönmez.

    Önce birkaç pansiyona konuk olur. Ardından köyün kurulduğu dağın öbür yamacında kullanılmayan bir evi satın alarak tamir eder. Dil bilmeyen 30 yaşındaki bir bayanın tek başına, üstelik tamamen yabancı bir kültürel ortama gelip yerleşmesini "Çok mantıklı olmadığı ortada" diyerek anlatıyor, Masako Okamoto: "Hayatı yeniden sorgulamaya başlamıştım. Metal yığını şehirlerde yaşamak, kariyer peşinde koşmak tüm hayatımı işgal etmemeli diye düşünüyordum. Burayı görünce sebebini hâlâ açıklayamadığım bir gerekçeyle yerleşmeye karar verdim."

    Evinin bahçesini Japon geleneklerine göre düzenler. Türk geleneklerine ve yemeklerine alışması üç yılını alır. Hem buraya yerleşmekten hem de Türkleri tanımaktan son derece memnun: "İlk kez köyde yaşıyordum, ayaklarım ilk kez toprağa çıplak basıyordu. Ama şimdi günümün yarısı bahçede çiçeklerin ve ağaçların bakımıyla geçiyor. Ölünce de buraya gömülmeyi vasiyet ettim" diyor. Japon Masako'nun günleri kitap okuyarak, komşularından Türk geleneklerini öğrenerek geçiyor. Zaman zaman yaşadığı zorlukları gülerek, "Olur böyle şeyler" diyerek anlatıyor.

  7. #23
    Duhul
    Feb 2017
    İkamet
    İstanbul
    Gönderi
    10,312
    Blog Entries
    12


    Cevat Şakir Kabaağaçlı'nın şimdiye kadar göz önünde olmayan bebeklik ve aile albümünden seçilmiş özel fotoğrafları, yaşamından kareler, tarihi belgeler, kendi kaleminden yazıları, çizdiği resimleri ve kişisel eşyaları, Bodrum Deniz Müzesi'nde sergileniyor ...
    http://www.ntv.com.tr/sanat/halikarn...LEqgzptQYWMxPw

  8. #24
    Duhul
    Feb 2017
    İkamet
    İstanbul
    Gönderi
    10,312
    Blog Entries
    12

    Şükran Akannaç

    Fethiye'nin Şükran teyzesi, 71 yaşında ve kendini "200 yıllık İstanbullu" olarak tanıtıyor. "İstanbul'un İstanbul olduğu zamanlardı" dediği çocukluk yıllarını takiben dönemin şartlarına göre çok iyi bir eğitim alır ve Güzel Sanatlar Akademisi'ne girer. Devrin ünlü ressamlarından dersler alır. Akademiden mezun olduktan sonra ailesinin "sanattan para kazanılmaz" telkiniyle memuriyete başlar. Çocukluğunun Erenköy'ünün gittikçe bozulduğunu görünce İstanbul'dan kaçmaya karar verir: "İstanbul 30 yıl öncesinden bozulmaya başlamıştı" diyor Şükran Akannaç: "200 yıllık İstanbullu bir ailenin kızıydım; fakat sokağa çıktığımda hiç kimseyle selamlaşmadan eve dönmeye başlamıştım. Artık İstanbul benim İstanbul'um olmaktan çıkmıştı".

    İstanbul'da sergiler açar, söz yazarlığı yapar. Tanju Okan'a altın plak kazandıran şarkısını verir. Fakat İstanbul'da bir şeyler ters gitmektedir. Çözüm arayışına girerek önce Karayolları Genel Müdürlüğü'ndeki teknik ressamlık görevini Bursa'da sürdürmeye karar verir. Resim çalışmalarına Bursa'nın tenha bir semtinde devam eder. 1998'de Fethiyeli akrabalarının izini sürmek için tatil planlarına güneyin bu sakin beldesini de katar. İki haftalığına geldiği Fethiye'de kalır ve bir daha da geri dönmez.

    Dedesi Fethiyelidir. Hiç görmediği akrabalarını arar bulur ve hayatı yeniden tanır; "İnsanlar beni ilk kez görüyorlardı. İstanbul'da kaybettiğim samimiyeti, dostluğu burada bulmuştum." Fethiye'nin Şükran teyzesi hayatının "üçüncü baharını" yaşıyor bugün. İlerleyen yaşına rağmen inanılmaz bir dinamizmle resim kursları düzenliyor, seramik eğitimi veriyor. Kırmızı, sarı, beyaz begovillerle dolu bahçesinde hayat deneyimini genç nesillere aktarıyor. Yazdığı şiir kitabı belediye tarafından yayınlanır. Şehrin içindeki kötü görünümlü elektrik trafolarını öğrencileriyle birlikte boyar, okulların istinat duvarlarına resimler yapar.

    Önce İstanbul'dan, sonra Bursa'dan kaçışını "emeklilik dolayısıyla hayattan çekilme" olarak tanımlamıyor: "Zaman zaman düşünüyorum. Ben hasta ve yaşlı olduğum için mi buraya yerleştim, yoksa burası benim yaşamak istediğim yer mi diye? Bedenim mi bana hükmediyor yoksa beynim mi diye bir test yaptım. Kahve içmek için İstanbul'a gitmeye karar verdim. Akşam otobüse binip sabah Harem'e indim. Vapurla Eminönü'ne geçerek Mısır Çarşısı'nı dolaştım. Şark Kahvesi'nde kahve içtim. Oradakilere sadece kahve içmek için İstanbul'a geldiğimi söyleyince bana 'deli' muamelesi yaptılar. Sonra Cağaloğlu ve Sahaflar'ı dolaştım. Beyazıt Meydanı'nda çay içip aynı günün akşamı Fethiye'ye geri döndüm. Gördüm ki bedenim beynime değil, beynim bedenime hakim."

    Şükran teyze kendini sınarken Fethiye karışır. Elinde palet ve fırçaları sokaklarda resim yapan Şükran teyzenin ortadan kaybolması ile panikleyen komşuları ve öğrencileri tüm şehri dolaşıp hocalarını arar. Otobüs şirketinden İstanbul'a gittiğini ve ertesi gün döneceğini öğrenen Fethiyeliler ellerinde çiçeklerle garajda bekler. Şükran teyze, "İşte bunu İstanbul'da bulamazdım" diye açıklıyor, doğup büyüdüğü şehri terk etme gerekçesini.

Sayfa 3/9 İlkİlk 12345 ... SonSon

Gönderi Kuralları

  • Yeni konu açamazsınız
  • Konulara cevap yazamazsınız
  • Yazılara ek gönderemezsiniz
  • Yazılarınızı değiştiremezsiniz
  •