Gene o dönemlerde örgü örmeyen kadýn düþünülemezdi. Her kadýn mutlaka bir þeyler örebiliyordu ve kadýnlar bir araya geldiklerinde yanlarýnda çoðunlukla örgü þiþlerini ve yünlerini de getiriyorlar ve sohbetle geçen zaman ev içi üretimin durmasý anlamýna gelmiyordu.
Buraya kadar giyim konusunda bir gariplik yok. Asýl bundan sonrasý ilginç. Evden giysi de atýlmýyordu. Eskiyen gömleklerin yakalarý ters yüz ediliyor. Çok daha eskiyince düðmeleri sökülüp özel bir kutuya (düðme kutusu tabii ki) konuyor (Annemin düðme kutusunu hala saklýyor ve seyrek de olsa içinden kullanýyorum), kumaþý ise kenarlarý bastýrýlýp yer bezi oluyordu. Parlak kadýn giysileri de kesilip çocuk giysisi de olabildiði gibi iyice küçülen parçalardan (patchwork tarzýnda) kareler kesilip, sonra bunlar birleþtirilip yatak örtüsü ya da büyük yastýklar haline geliyorlardý. Anneannemin yakasý kürklü, iyi bir kumaþtan dikilmiþ mavi bir mantosu vardý. Öyle ucuza alýnmýþ bir giysi deðildi ama senelerce kullandý. “Moda deðiþti her þeyi yenileyelim” diye bir düþünce ortada yoktu.
Örgü konusu da ayný felsefeye tabiydi. Eskiyen kazaklar sökülüp yeniden yumak haline gelir ve büyük bir torbaya doldurulurdu. Sonra bunlardan yeni kombinasyonlar yapýlýp yeni kazaklar örülürdü. Kaliteli ve saðlam ipliklerin 4-5 tur döndüklerini görmek mümkündü. Çocukken ve ortaokul çaðlarýmda arkasý baþka, önü baþka renkten, ya da renkli çizgileri olan kazaklarýmýn olmasýnýn nedeni evde o sýrada kazaðýn bütününü yapacak kadar tek renk yün ipliði olmamasýndan kaynaklanabiliyordu. Rengi iyice azalan iplikler son aþamada ya hamam bezi oluyorlar ya da farklý ipliklerden yapýlmýþ büyük yatak örtülerine katýlýyorlardý. 1970’li yýllarda annemin ve anneannemin yaptýðý bu tür iki örtüyü hala büyük sevgi ile evde kullanýyorum.
Birden fazla çocuðu olan ailelerde ayný elbiselerin büyük yaþtakinden küçüðe doðru el deðiþtirmesi sadece doðal deðil, resmen “zorunluluktu”. Baþka türlü bir davranýþ düþünülemezdi.
Erkek çoraplarý delindikçe tamir edilirdi. Dikiþ makinesinin bir gözünde tahtadan yapýlmýþ, bir tarafýnda boydan boya bir kanalý olan, bir yumurta dururdu. Özel olarak çorap tamirinde kullanýlýrmýþ.
60’lý yýllarda kaðýt kýymetli bir malzemeydi ve henüz ýslak mendi, selpak mendil, tuvalet kaðýdý, kaðýt peçete, kaðýt havlu gibi kavramlarý hiç duymamýþtýk. Bunlarýn her birinin, tabii ki, kumaþtan yapýlmýþ bir karþýlýðý vardý. Belki þaþýracaksýnýz ama tuvalet kaðýdýnýn da karþýlýðý bulunuyordu. Adýna “Taharet mendili” denen bu kumaþýn boyutlarýnýn 35 x 35 cm gibi olduðunu ve kenarlarýnýn iðne oyasý olduðunu hatýrlýyorum. Tuvalette klozete yakýn bir yerde duvarda asýlý dururdu. Nasýl kullanýldýðýný bilmiyorum. Öðrenmem gereken yaþa geldiðimde ise artýk ortada yoktular.
Çocuk bezinin de olmadýðýný herhalde tahmin edersiniz. Yeni bebekli evler balkonlarýnda kuruyan onlarca beyaz, küçük, kare kumaþlardan anlaþýlýrdý.
Biz torunlarýn bakkala ya da yakýnlardaki bir takým dükkanlara “Koþ, kap þunu getir” mantýðý ile yollandýðýmýzý hatýrlýyorum ama çöp dökmeye gönderildiðimizi hiç hatýrlamýyorum. Günümüz mutfaklarýnýn bir köþesinde devasa boyutlarda duran (ve yazýn kötü kokabilen) çöp kutusunu da hatýrlamýyorum. Anneannemin evinin her köþesini, her eþyasýný, kendi kokularý ile hatýrlarken çöp kutusunun evde nerde durduðunu bilmemek ilginç geliyor. Mahalleye gelen sucunun arabasýný, sütçünün eþeðini, eskiciyi hatýrlarken belediyenin çöpleri nasýl topladýðý konusunda da zihnimde hiçbir kayýt yok (Bu kadar mý az çöp çýkýyordu evlerden?).
Gereksiz hiçbir lambanýn yakýlmadýðý ve çocuklarýn bu nedenle sürekli uyarýldýðý 60’lý yýllarýn dünyasýnda tutumlu olmak fakirlikten kaynaklanan bir zorunluluk deðil, doðal bir yaþam biçimiydi. 1928 doðumlu babamýn eski nüfus cüzdanýnda “Mehmet Feridun efendiye ekmek karnesi verilmiþtir” ibaresini gözümle görmüþtüm
Yer Ýmleri